NİSANUR YILDIRIM
(ANKARA) – Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, enflasyondaki artışa asgari ücrete gelen zamların etkisinin ne olduğuna ilişkin soruya, “Şu anda ücretlerin yüksek enflasyondan dolayı erimesi söz konusu. Bizim birinci yapmamız gereken şey kalıcı bir şekilde fiyat istikrarını sağlamak. Biz enflasyonu öngörülerimiz çerçevesinde düşürürsek ki bunda kararlıyız, kararlı duruşumuzu da yaptığımız işlerde gösteriyoruz. Bunu yapabilirsek zaten kalıcı refah artışı olacaktır. Ücretler enflasyonist olmayacak şekilde artmaya devam edecektir” diye yanıt verdi. Karahan, 500 ve 1000 TL’lik banknotların ihtiyaç görülürse dolaşıma girmesi için adımların atılacağını belirtti. Karahan, KKM’nin toplam bakiyesinin 70 milyar dolar civarına indiğini açıkladı.
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, yılın ikinci enflasyon raporunu sunmasının ardından gazetecilerin sorularını cevapladı.
Karahan, bir gazetecinin “Enflasyonda istenen tablonun oluşması için iç talebi yavaşlatmak adına maliye politikasında atılması gereken ilave adımlar olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusunu, şöyle yanıtladı:
“Talebi dengeleyerek enflasyonu düşürmek istiyoruz. Bu noktada sıkı bir para politika duruşumuz var. Bunu sözde bırakmadık, aksiyonlarla da gösterdik. Bundan sonra da ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. Kamu maliyesi tarafından gelecek destek önemlidir. Harcamalar için bir tasarruf tedbiri çalışılıyor. Bu konuda gerekli detaylar yetkili merciler tarafından zamanı geldiğinde açıklanacaktır. Biz ikinci devrede ve 2025 yılı için de dezenflasyon sürecinde destek alacağımızı düşünüyoruz.”
Karahan, bir gazetecinin “Mevcut parasal sıkılıkla bu enflasyon hedeflerine ulaşabilecek miyiz” sorusuna, şu cevabı verdi:
“ENFLASYONUN ANA EĞİLİM SEVİYESİNDEN DOLAYI YÜZDE 36 HEDEFİNİ KORUMAYI DOĞRU BULMADIK”
“İhtiyatlı duruşumuzu koruyarak 36 hedefimize ulaşacağımızı düşünüyorduk. Fakat talep daha güçlü gerçekleşti, hatta bir ivmelenme oldu bizim tahminimizin aksine. Çeşitli sebepler var. İlk dört ayda 4 puana yakın bir ilave enflasyon gerçekleşti. Bizim tahminlerimizin 4 puan üzerinde. Piyasa tahminlerine de baktığımızda 4 puanlık bir bozulma söz konusu. Bunu tamamen telafi etmek ek sıkılaşmayla dahi çok kolay gözükmüyor. Yıl sonunda enflasyon yüzde 36 yine olabilir. Fakat baz senaryo olarak ek sıkılaştırma yapılsa dahi bunun ana eğilimindeki artışı telafi edeceğini görüyoruz. Hatta bir önce öngördüğümüz seviyenin bir miktar altına çekeceğini öngörüyoruz. Fakat bu 4 puanlık artışın tamamının telafi etmesini çok kolay olmadığını değerlendiriyoruz. 36’dan 38’e yapılan ayarlama tamamen bu sebepledir. Yüzde 36 hala bandın içinde. Yukarı yönlü riskler var ve biraz daha belirgin. Bu doğru. İlk 4 ay gerçekleşmesine, talep koşullarına ve enflasyonun ana eğiliminin seviyesine baktığımızda yüzde 36 hedefini baz senaryo olarak korumayı doğru bulmadık. Enflasyon görünümünde herhangi bir bozulma olmasında halinde ek sıkılaşma yapmaya hazırız.”
Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Osman Cevdet Akçay, bir gazetecinin enflasyon tahminleri hakkında hangi sapma miktarı ya da aralığının endişe duyulabilecek noktayı temsil ettiği ve ne kadarlık bir sapmanın müdahale gereksinimi doğuracağına ilişkin sorusunu, şöyle yanıtladı:
“ENDİŞE SEKTÖRÜNDEYİZ. BİZİM İŞİMİZ ASLINDA ENDİŞE ETMEK”
“38’e, yukarıya kayış çok önemli bir kayış değil. 36’nın da tutturulması hala mümkün. Talebin nasıl daralmaya başlayacağı önemli. Biz sadece politika faizini arttırmadık. Miktarsal kısıtlar da getirdik. Bunların bir tanesi tek başına birden ufak olurdu. Ama 1+1 ikisi beraber 2’den fazla bir sıkılaşmaya tekabül ediyor. Bunun devreye gireceği kanaatindeyiz. Orta noktayı 38’e çektik. Bandın üst tarafını kesinlikle aşacağımız kanaatinde değiliz. 42’nin içinde kalma ihtimalimizin çok çok yüksek olduğunu düşünüyoruz. Endişe sektöründeyiz. Bizim işimiz aslında endişe etmek. Sapmamız endişe tarafında. Verdiğimiz bantla ilgili hiçbir sıkıntımız yok. Sert inişin zorunlu olduğu bir durum vardı. O da şu, aktarım mekanizmasının zayıflığı. Aktarım mekanizmanız zayıfsa sert inişiniz kaçınılmaz. Bizim yapmaya çalıştığımız bu mekanizmayı güçlendirmek. Kanatimiz, mart ayından itibaren biz bu mekanizmayı güçlendirdik.”
Karahan, ekonomist Uğur Gürses’in “TÜİK’in enflasyon madde sepeti fiyatlarını yayınlamamasına ve KKM’nin döviz karşılığına” ilişkin sorusunu şu yanıtı verdi:
“KKM’NİN TOPLAM BAKİYESİ 70 MİLYAR DOLAR CİVARINA İNDİ”
“TÜİK’İn kendi tercihidir. O konuda benim fikir belirtmem doğru olmaz. Enflasyon düştükçe beklentiler de olumlu yönde ilerleyecektir. KKM’nin toplam bakiyesi, ağustos itibarıyla 140 milyar dolar. Şu anda geldiğimiz noktada 70 milyar dolar civarına indi.
“HER ZAMAN İHTİYATI ÖN PLANA ÇIKARMAYI DOĞRU BULUYORUZ”
Eski bir Merkez Bankacı’nın çok sevdiğim bir lafı var. ‘Merkez Bankacı’nın görevi endişe duymaktır.’ Özellikle enflasyonun yüksek olduğu seviyelerde, her zaman ihtiyatlı duruş önemlidir. Aşağı-yukarı yönlü riskler var. Ama biz yukarı yölü risklere daha çok önem veriyoruz. Katılığın umduğumuz gibi çözülmemesi, talepteki dengelenmenin beklediğimiz gibi olmaması halinde görünümde bir bozulmaya yol açacak olursa risk açısından ilave sıkılaşma yapacağız. Her zaman ihtiyatı ön plana çıkarmayı daha doğru buluyoruz. Endişe sektörü bunu içeriyor.”
Karahan, bir gazetecinin 500-1000 TL’lik banknotların ve yeni para sayma makinelerin satışa çıkacağı iddiasına ilişkin soruya şöyle cevapladı:
“İHTİYAÇ GÖRÜLÜRSE GEREKLİ ADIMLARI ATACAĞIZ”
“Paranın kendisi ortada yokken bunla uyumlu banknot makinesi nasıl oluyor onu bilmiyorum. Birçok faktöre bağlı. Makroekonomik ve finansal analizlere, teknik olarak yapılan değerlendirmelre göre karar veriyoruz. Bu kapsamda, tedavüldeki küpür kompozisyonunun değişimlerini dikkate alıyoruz. Bunu dikkatle takip ediyoruz. Bu yaptığımız analizler sonucunda ihtiyaç görülürse gerekli adımları atacağız.”
Bir gazetecinin “enflasyondaki artışa asgari ücrete gelen zamların etkisinin ne olduğuna” ilişkin soruyu Karahan, şöyle yanıtladı:
“HİZMET FİYATLARI ÜSTÜNDE ASGARİ ÜCRETİN ETKİSİ SÖZ KONUSU”
“Asgari ücret konusu TCMB uhdesinde bir konu değil. Biz burada karar verici de görüşmelerin tarafı da değiliz. Dolayısıyla bir tavsiye verilmesi de söz konusu değil. Biz enflasyon tahminlerimizi yaparken birtakım varsayımlarda bulunmak durumundayız. Belirlediğimiz hedefler var. Hizmet enflasyonu, emek-yoğun bir sektör olduğu için, hizmet fiyatları üstünde asgari ücretin etkisi söz konusu. Bu konuda bir varsayım yaptık. Daha önce yapılan açıklamaları gösterge olarak ele aldık. Tek asgari ücret artışı olacağı dillendirildiği için biz bunu varsaydık. Şu anda ücretlerin yüksek enflasyondan dolayı erimesi söz konusu. Bizim birinci yapmamız gereken şey kalıcı bir şekilde fiyat istikrarını sağlamak. Biz enflasyonu öngörülerimiz çerçevesinde düşürürsek ki bunda kararlıyız, kararlı duruşumuzu da yaptığımız işlerde gösteriyoruz. Bunu yapabilirsek zaten kalıcı refah artışı olacaktır. Ücretler enflasyonist olmayacak şekilde artmaya devam edecektir.”
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, bir gazetecinin “Kamu zamları biriktirilerek yapılıyor. Yaz aylarında elektrik fiyatlarına yüklü bir zam beklentisi konuşuluyor. Bu birikimli zamlar yaratacağı maliyet enflasyonu açısından risk oluşturuyor mu” sorusuna, şu yanıtı verdi:
“Bahsettiğiniz kalemler konusunda yetki mercii değiliz. Enflasyonun öncelik olduğu, dezenflasyonun sağlıklı bir şekilde tesis edilmesi gerektiğine ilişkin hükümetin çeşitli kanallarından yapılan açıklamalar var. ‘Yönetilen/yönlendirilen fiyatlar belirlenirken enflasyon hedefine riayet edileceği’ açıklamalarından dolayı biz enflasyon hedefimizi bu varsayımlar doğrultusunda oluşturduk.”
(BİTTİ)
]]>
Han İlçesi’nin Gökçekuyu Mahallesi’nde İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nce, ‘Aile Çiftçiliğinin Geliştirilmesi Programı’ ve ‘Frig Vadisi Ekolojik Köy Projesi’nin arıcılık bileşeninin hayata geçirilmesi amacıyla hazırlanan ‘Frig Vadisinin Kalbi Han Arıcılıkla Güçleniyor’ projesi çerçevesinde üreticilere verilecek ayni destekler, düzenlenen törenle teslim edilerek yine proje çerçevesinde tesis edilen Arıcılık Mesleğini Öğrenme ve İcra Etme Eğitim Alanı’nın açılışı gerçekleştirildi. Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, Han Kaymakamı Osman Türk, Han Belediye Başkanı Bekir Belceli, İl Tarım ve Orman Müdürü Ender Muhammed Gümüş, İl Milli Eğitim Müdürü Sinan Aydın, Eskişehir DSİ 3’üncü Bölge Müdürü Kağan Şan, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, mahalle muhtarları ve çiftçilerin katılımıyla düzenlenen törende 19 arıcı adayına 125 adet Çift Katlı Arılı Hibe Kovan teslim edildi. Ayrıca Arıcılık Mesleğini Öğrenme ve İcra Etme Eğitim Alanı’nın açılışı yapıldı.
Kırsal yaşam alanı oluşturmak amaçlanıyor
‘Frig Vadisinin Kalbi Han Arıcılıkla Güçleniyor Projesi’, ‘Frig Vadisi Ekolojik Köy Projesi’nin bir bileşeni olan arıcılık faaliyetlerinin desteklenerek hedef bölgede yaygınlaştırılması, doğal kaynakların doğru yönetilmesi, genetik kaynakların, biyoçeşitliliğin ve kültürel değerlerinkorunmasıvedevamlılığınınsağlanması, geçim kaynaklarının iyileştirilmesi, kadın çiftçiler ve eğitimli genç çiftçilerin üretime yönlendirilerek aile çiftçiliğinin desteklenmesi amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı’nca yürütülen Kadın Çiftçiler Tarımsal Yayım Projesi; Aile Çiftçiliğinin Geliştirilmesi Programı çerçevesinde bakanlık, Eti Maden Genel Müdürlüğü ve Baytemiz Enerji Elektrik Üretim İnşaat Sanayii ve Ticaret A.Ş. tarafından destekleniyor. Ana proje olan ‘Frig Vadisi Ekolojik Köy Projesi’ çerçevesinde ise genel olarak pilot köy olarak seçilerek yeniden dizayn edilen ve ‘Ekolojik Köy Gökçekuyu’ olarak tanımlanan Gökçekuyu Mahallesi’nde, tarım ve turizmin entegre edilip geliştirilmesi ile yöre halkının sosyoekonomik açıdan gelişmesine katkı sağlamak ve bu sayede hedef bölgede kırsal yaşamı sürdürülebilir kılarak başta Frig Vadisi’nde bulunan Han, Seyitgazi ve Çifteler İlçesi2nin kırsal mahalleleri olmak üzere, Eskişehir ve Türkiye’nin diğer kırsal yaşam alanlarına rol model olacak, refah seviyesi artmış, istihdam problemi çözülmüş, köyden kente göçün önüne geçmiş ve hatta köye tersine göçü başlatarak her açıdan gelişmiş ekolojik yaşamaya imkan sağlayan bir kırsal yaşam alanı oluşturmak amaçlanıyor.
Projede 5 yıllık süre içerisinde 60 milyon TL yatırım yapılması hedefleniyor
21 adet kamu-özel kurumu ve kuruluşunca desteklenen ve 9 milyon TL yatırım yapılarak hayata geçirilen projede 5 yıllık süre içerisinde 60 milyon TL yatırım yapılması hedefleniyor. Projede an itibariyle 590 bin adet yüzde 100 hibe fide desteği ile çiftçi elinde 590 dekar lavanta bahçesi oluşturuldu. Çiftlik Hayvanı Ziyaret Durakları (Mutlu Buzağı Kampı, Arkadaşım Eşek Diyarı, İnatçı Arkadaşlardan Süt İkram Noktası, Yaramaz Oğlakların Seyir Tepesi, Frig Kuzu Kreşi, Koyun Kuzu Kavuşma Alanı, Midas Tavuk Krallığı), Dört Mevsim Çilek Serası, Frig Cafe (Yörük Çadırı), Gözleme Evi ve Frig Standı tesis edildi. Yönlendirme ve Tanıtım tabelaları yerleştirildi. Proje uygulama alanı olarak kullanılan eski köy okulunun İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden tahsisi yapılarak tadilatı gerçekleştirildi. 1-3 Yıl içerisinde Frig Vadisi Tur Otobüsü Temini, Frig Evleri Konaklama Tesisleri, Kulapa Mandırası Tesisi ve Lavanta Yağı Distilasyon Tesisi’nin kurulması planlanıyor. – ESKİŞEHİR
]]>ERKAN KARACA
(ÇORUM) – Çorum’un Dodurga ilçesinde bulunan Alpagut Linyit Kömür işletmelerinde çalışan işçiler, madende toprak kayması olduğu iddiasıyla işletme yönetimi tarafından 6 ay ücretsiz izne çıkarıldı. İşçiler adına konuşan Hakkı Kılıç, “Herkes buraya 7 yıldır emek veriyor. Hepimiz bu yörenin çocuğuyuz. Biz dayatmalara karşı duruyoruz abi şu an. Bunun sendikadan olduğunu sendikal haklardan dolayı olduğunu aylardır bize söylediklerini bu söylemlerin de bugün eyleme dönüştüğünü gördük. Haklı bir davanın peşindeyiz” dedi.
Çorum’un Dodurga ilçesi’ndeki Alpagut Linyit Kömür işletmelerinde toprak kayması olduğu gerekçesiyle 6 ay süreli ücretsiz izne çıkarılan yaklaşık 220 işçi maden önünde eyleme başladı. CHP Dodurga İl Genel Meclisi Üyesi ve Grup Başkanvekili Saadettin Akgül ise konuyu İl Genel Meclisinin gündemine taşıdı.
İşçiler adına açıklamada bulunan maden işçisi Hakkı Kılıç, şunları söyledi:
“Sendikalıları işten çıkaracağız. Ocağı kapatacağız. Şöyle yapacağız. Böyle yapacağız.’ dedikleri gün nihayet geldi çattı. Sabah topladılar gördünüz işte müdür bey teknik konulardan bahsetti bize ‘tasman’ dedi. Tasman denen olayı biz yeni duyduk. Doğru mudur? Hepimizin yabancı olduğu bir kelimeydi. Az önce sendika başkanıyla görüştük. Tasmanın en üstündeki çatlak olduğunu bunun yer altını kapatmakla alakalı bir şey olmadığını giderilebilecek sorunlar, nedir binada çatlak varsa binayı başka yere taşıyabilirsin gibi yer altını kapatma sebebi değildir. Mevcut işçiyle bu arızaları giderip çalışmaya devam edebilirsiniz diye uzmanların bir görüşü varmış. O yüzden tasman bir kapatma sebebi değil. Tasman olsa bile sizi çalıştırıp bu arızaları gidermek zorunda ve işçinin ücretini de ödemek zorunda.”
“DAYATMALARA KARŞI DURUYORUZ”
Bunların dediği gibi ‘biz sizi 6 ay ücretsiz izine ayırıyoruz. Beğenmeyen istifa etsin’ gibi bir şey yok. Herkes buraya 7 yıldır emek veriyor. Hepimiz bu yörenin çocuğuyuz. Biz dayatmalara karşı duruyoruz abi şu an. Bunun sendikadan olduğunu sendikal haklardan dolayı olduğunu aylardır bize söylediklerini bu söylemlerin de bugün eyleme dönüştüğünü gördük. Adamlar açık açık bize sendikalı olursanız biz burayı çalıştırmayız. Sizi de böyle işten çıkarırız. Eliniz bağrınızda sizi de mağdur ederiz. Mahsun bırakırız. Mevzu bu. O yüzden buradayız. Bir yere de gitmiyoruz. Kaymakam ise kaymakamı gelir. Karakol ise karakolu gelir. Biz haklı bir davanın peşindeyiz. Haksızlıkla bir işimiz yok. Mücadelemiz de tamamen ekmekle alakalı bu kadar kişi bir kelime ile mağdur edilecekse bu yörenin çocukları kusura bakmasın misafirlik 3 gün. 3 günden sonrası sıkıntıya düşüyor demekki. Şimdilik bu kadar arkadaşlar beklemeye devam ediyoruz.
“1942’DEN BERİ ÇALIŞAN DODURGA ALPAGUT LİNYİT KÖMÜRÜ MADEN OCAĞI KAPATILDI”
Dodurga Alpagut Linyit Kömürü maden ocağının kapatılmasını, CHP Dodurga İl Genel Meclisi Üyesi ve Grup Başkanvekili Saadettin Akgül, İl Genel Meclisinin gündemine taşıdı. Akgül, şunları ifade etti:
“Alpagut-Dodurga Linyit işletmesi var Dodurga’da. 1942’den beri üretim yapılmakta Dodurga, Osmancık, Oğuzlar, Çorum Merkez ve Laçin ilçelerimizde 6-7 neslini emekli eden bir işletme. Bu işletme de Çorum’da şeker ve çimento fabrikalarının olduğu dönemde bile her yıl kurumlar vergisi rekortmeni. Şu anda bu işletme de 220 civarında işçi çalışmakta ve bu işçiler şu an da yeni direnişe başladılar. İşletme yönetimi bir açıklama yaptı ellerinde Erciyes Üniversitesi’nden alınan raporlar var. Toprak kayması ve kabarma olduğu, ölümlü bir kazaya neden olunabileceği raporu var. Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri gelip inceleme yapmışlar o raporlar var ellerinde dolayısıyla şu an itibariyle bütün işçiye 6 ay ücretsiz izin vermişler 5-10 dakika önce oldu bu da. Bunu meclisin bilgilerine sunduk. Dün de bunun ayak sesleri geliyordu. Vali Beye iletmiştik biz. Böyle bir rahatsızlık orada diye. 1942’den beri bütün bölgenin yakacak ihtiyacını karşılayan bir işletme bu. Meclisi bilgilendirmek istedim.”
]]>
Yeşilyurt ilçesine bağlı Yaka Mahallesi’nde bulunan Recep Tayyip Erdoğan Dünya Kayısı Ticaret Merkezi’ni basın mensuplarına tanıtan Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan, AB Coğrafi İşaret Tescil belgeli olan kayısı için burasının önemli bir ihtiyaç olduğunu dile getirerek, “2021 yılında başlanıldı buranın yapılına ve şimdi sonuna geldik” dedi.
Malatya olarak yıllık 500 milyon dolar kayısı ihracatı hedefine ulaştıklarını ve bundan sonraki hedeflerinin 750 milyon olarak olduğunu da ifade eden Özcan, artık yeni ticaret merkezi ile üretici ve tüccarın daha sağlıklı ve hijyenik bir ortamda alışverişlerini yapacağını söyledi.
Sarıcıoğlu Mahallesi’nde bulunan şire pazarının fiziki şartlar başla olmak üzere ne kadar yetersiz olduğunu birçok kez dile getirildiğini de aktaran Özcan, yeni yeri seçerken de özellikle ilçelerden gelecek üreticilerin de daha rahat ulaşması adına lokasyonu belirlediklerini ifade etti.
Artık toptan kayısı ticareti satışını eski alanda sonlandırdıklarını ifade eden Ramazan Özcan, Ticaret Borsası olarak Recep Tayyip Erdoğan Kayısı Ticaret Merkezi başta olmak üzere Yazıhan Hayvancılık OSB ve Süt Toplama merkezinde de önemli bir paydaş durumunda olduklarını söyledi.
Başkan Özcan, “AB Coğrafi İşaret Belgesini uzun zamandır elimizde tuttuğumuz ve dünyadaki üretimin yüzde 70-80’ini yaptığımızı iddia ettiğimiz kuru kayısının üreticiyle ihracatçının buluşma noktası oldu. Daha önce faaliyette bulunduğumuz şire pazarının fiziki, ulaşım ve sağlık açısından ne kadar yetersiz olduğunu biliyoruz. Malatya’nın kesinlikle yeni bir şire pazarına ihtiyacı vardı. Lokasyon olarak şehrin hem yakınında hem de uzağında oluşturuldu. Bu alanda işlerin başlaması hususunda düğmeye bastık. Artık üretici ürününün satışını gerçekleştireceği; tacir, tüccar ve ihracatçıyla buluşma noktası burasıdır. Kamuoyu ve üretici bilmelidir ki artık toptan kayısı ticareti, merkezde bulunan alanda sonlandırıldı. Artık kayısı ticaretinin başlama noktası burasıdır. Bundan sonra ticaret burada yapılacak” ifadelerini kullandı.
Yeni merkezin 300 bin metrekare alanda inşa edildiğini ve 650 iş yerinin olduğunu ifade eden Özcan, Buğday Pazarı ile birlikte 900 dükkanın ticaret merkezinde faaliyette bulunacağını dile getirdi. Temmuz ayında yeni sezonun başlayacağını da aktaran Başkan Özcan, “Bu sezon miktar olarak mahsulün ne kadar olduğunu çok bilmiyoruz ama hayırlı bir sezon olmasını temenni ediyoruz. Kayısımız istediğimiz değerde, üreticinin de mutlu olduğu, bizim de yüksek miktarda ihracat yaptığımız bir sezon olmasını diliyoruz. Yurt dışından gelen misafirlerimizi rahatlıkla gezdirip, ürünün ne kadar sağlıklı ortamlarda hazırlandığını görebilecekler” dedi.
Başkan Özcan, yeni kayısı ticaret merkezinin Kuzey Çevreyolu’nun yanı başında olduğunu da belirterek, bağlantı yolları ile üreticilerin şehrin trafiğine takılmadan rahatlıkla ürünlerini pazara getirebileceklerini söyledi.
Artık kayısı da rakiplerinin de ifade eden Başkan Ramazan Özcan, pazarları koruma açısından kaliteli üretimin ön plana çıkarılmasının önemli olduğunu söyledi. Orta Asya’daki kayısının, kalite açısından Malatya kayısısına asla rakip olamayacağını da belirten Özcan, “Bize rakip olduğu tek alan fiyattır. Bizim ürünümüzün Avrupa ve dünyadaki karşılığı önemli ve bu konuda herhangi tereddüt olamaz” diye konuştu. – MALATYA
]]>NİSANUR YILDIRIM
(ANKARA) – Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, yılın 2. Enflasyon Raporu toplantısında; “25 m3 bedelsiz doğal gaz kullanımı düzenlemesinin sona ermesi, mayıs ayında aylık enflasyonu 0,7 puan yukarı yönlü etkileyecektir. Bunun yanı sıra, olumsuz baz etkisiyle enflasyon mayıs ayında zirveye ulaşacaktır. Böylece, geçiş döneminin sonuna gelmiş olacağız” dedi. Karahan, “Başta kırmızı et olmak üzere, gıda fiyatlarında süregelen yüksek artışlar da lokanta-otel fiyatlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu doğrultuda, hizmet enflasyonu aylık bazda yavaşlamakla birlikte, yüksek bir seyir izlemektedir” diye konuştu.
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, yılın 2. Enflasyon Raporu’nu bugün Ankara’da açıkladı. Buna göre; Merkez Bankası, 2024 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 36’dan yüzde 38’e çıkardı. Merkez Bankası, 2025 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 14, 2026 yıl sonu enflasyon tahminini ise yüzde 9’da sabit tuttu.
Karahan’ın konuşmasından satır başları şöyle:
“Sıkı para politikamız talebi dengeleyecek, tasarrufları teşvik edecektir. Bunun sonucunda negatif düzeylere düşecek olan çıktı açığı, dezenflasyon sürecinin önemli bir bileşeni olacaktır. 2023 yılının ikinci yarısında reel olarak ihracat artarken, ithalat azalmış, dış ticaret dengesi iyileşmiştir. Bu dengelenmenin 2024 yılının ilk çeyreğinde devam ettiğini ve cari açığın milli gelire oranının yüzde 3’ün altına gerilediğini tahmin ediyoruz. 2024 yılı ikinci yarısında, parasal aktarımın gecikmeli etkisiyle, iç talepte zayıflama olacağını ve bu sayede cari dengedeki iyileşmenin devam edeceğini öngörüyoruz.
“SON ÜÇ AYDA ENFLASYON YÜKSEK BİR SEYİR İZLİYOR”
Tüketici enflasyonu, 2023 yılı son çeyreğinde ve 2024 yılı ocak ayında tahmin aralığının orta noktasına yakın seyretmişti. Yıllık enflasyon, son dönemde yukarı yönlü bir seyir izlemiştir. Enflasyonun, 2024 yılının ilk yarısına kadar artmasını öngördüğümüzü tüm politika metinlerimizde, sunumlarımızda ve Enflasyon Raporlarımızda sizlerle paylaşmıştık. Ancak, son üç ayda, enflasyonun öngörülerimizden de yüksek bir seyir izlediğini görüyoruz. Nitekim, tüketici enflasyonu nisan ayını yüzde 69,8 ile bir önceki Enflasyon Raporu’nda sunduğumuz tahmin aralığının 0,9 puan üzerinde tamamlamıştır. Daha önceki iletişimimizde enflasyon gelişmelerini takip ederken sadece yıllık göstergeleri değil, aylık enflasyonun ana eğilimini de yakından takip ettiğimizi vurgulamıştım.
“SON 3 AYDA GIDA FİYATLARI ARTTI, ÖZELLİKLE KIRMIZI ET”
Son üç aylık dönemde gıda fiyatlarında güçlü artışlar gerçekleşmiş, özellikle kırmızı et fiyatları bu gelişmede öne çıkmıştır. 12 ve 24 ay sonrası enflasyon beklentileri gerilerken, yıl sonu beklentileri, Enflasyon Raporu tahminlerimizin üzerinde seyretmiştir. Öngörülerimizin aksine, yılın ilk çeyreğinde toplam talep koşulları güçlü seyretmiş, kredi kullanımında artış gerçekleşmiştir. Reel ücretlerdeki artış yurt içi talep koşullarını destekleyen bir unsur olmuştur.
“YILLIK ENFLASYON TEMEL MAL GRUBUNDA YÜZDE 97”
Ana gruplar bazında incelediğimizde, son dönemde hizmetler grubundaki fiyat artışlarının, diğer gruplara kıyasla daha güçlü olduğunu görüyoruz. Nisan ayı itibarıyla yıllık enflasyon temel mal grubunda yüzde 57 civarındayken, hizmet grubunda yüzde 97’dir. Hizmet sektörüne ait yayılım endeksi tarihsel eğiliminin üzerinde seyrederek, fiyat artışlarının sektör geneline yayılmaya devam ettiğine işaret etmektedir.
“GIDADAKİ YÜKSEK ARTIŞ LOKANTA-OTEL FİYATLARINI OLUMSUZ ETKİLİYOR”
Sektörün emek-yoğun yapısı kısmen bu gelişmeyi açıklarken, geçmiş enflasyona endeksleme davranışının etkisi, özellikle yönetilen-yönlendirilen kalemler, kira, sağlık ve eğitim hizmetleri üzerinde hissedilmiştir. Bu hizmet kalemleri, şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin uzun bir süreye yayılmasına neden olmaktadır. Ayrıca, başta kırmızı et olmak üzere, gıda fiyatlarında süregelen yüksek artışlar da lokanta-otel fiyatlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu doğrultuda, hizmet enflasyonu aylık bazda yavaşlamakla birlikte, yüksek bir seyir izlemektedir.
“KONUT FİYATLARINDAKİ ARTIŞ YAVAŞLADI”
Enflasyondan korunma saiki ile artan talep ve depremin yol açtığı arz-talep dengesizlikleri konut fiyatlarında yüksek oranlı artışlara sebep olmuştu. Söz konusu gelişmelerin etkileri, kiralara gecikmeli ve belirgin bir şekilde yansımaktadır. Parasal sıkılaştırma sonrasında ise, konut fiyatlarındaki artış hızı önemli ölçüde yavaşlamıştır. Konut fiyatlarının artış eğilimi tüketici enflasyonundaki eğilimin altında seyretmektedir. TCMB bünyesinde yapılan çalışmalar, diğer unsurların yanı sıra konut fiyatları değişiminin, kira enflasyonunu aynı yönde etkilediğine işaret etmektedir. Dolayısıyla, konut fiyatlarındaki yavaşlamanın, ilerleyen dönemde gecikmeli olarak kira artışını sınırlayabileceğini değerlendiriyoruz.
“PİYASA BEKLENTİLERİYLE ARA HEDEFLERİMİZ ARASINDAKİ FARK KAPANACAK”
Enflasyonda yaşanan yukarı yönlü sürprizlerin de etkisiyle beklenti eğrisinin şubat ve mart aylarında yukarıya kaydığı gözlenmiştir. Mart ayındaki parasal sıkılaştırma sonrasında ise bu eğilim sona ermiştir. Birinci çeyrekte anket katılımcıları 3,8 puanlık yukarı yönlü enflasyon sürprizi yaşamış, ancak yıl sonu enflasyon beklentilerini 2,1 puan ile daha sınırlı bir oranda güncellemiştir. Mevcut durumda, beklentiler, bir önceki Enflasyon Raporundaki yıl sonu enflasyon tahminimize üç ay gecikmeyle gelineceğine işaret etmektedir. Ayrıca tüketici eğilim anketi mikro verileri, tüketicilerin enflasyon beklentilerinin de seviyesi yüksek olmakla birlikte, son dönemde bir miktar düşüş kaydettiğini göstermektedir. Kararlarımızın enflasyon beklentilerinde iyileşme sağlayacağını ve piyasa beklentileriyle ara hedeflerimiz arasındaki farkın kapanacağını öngörüyoruz.
“PİYASADAN 1 TRİLYON TL’DEN FAZLA LİKİDİTE ÇEKTİK”
KKM kur farkı ödemelerinin ve 2023 son çeyreğinde artan TCMB taraflı swap bakiyesinin yol açtığı likidite fazlasını sterilize ettik. Zorunlu karşılıklarda yaptığımız artışlarla piyasadan 1 trilyon TL’den fazla likidite çektik. Likidite fazlasının sterilizasyonu için aralık ayında TL depo alım ihalelerine başladık. Sistemde ortaya çıkan geçici likidite fazlasını depo alım işlemleriyle sterilize ediyoruz. Likidite gelişmelerini yakından takip ederek, sterilizasyon araçlarını gerektiğinde etkin bir şekilde kullanacağız. Parasal sıkılaştırmamız finansal piyasalara hızlı ve güçlü şekilde yansımaktadır.
“KKM PAYI YÜZDE 26’DAN YÜZDE 14’E GERİLEDİ”
Nisan ayında TL mevduat 539 milyar TL artarken, parite etkisinden arındırılmış yabancı para mevduat ve kur korumalı mevduat, sırasıyla 6,2 milyar dolar ve 19 milyar TL azalmıştır. Böylece, son 8 ayda, Türk lirası mevduat payı yaklaşık yüzde 32’den yüzde 44’e yükselirken, Kur Korumalı Mevduatın payı yüzde 26’dan yüzde 14’e gerilemiştir. Para politikası duruşumuz ve uygulamakta olduğumuz makroihtiyati çerçeve, TL mevduata geçiş eğilimine katkı vermeye devam edecektir.
“GIDA FİYATLARINI 1 PUAN, ENFLASYON TAHMİNİNİ 2 PUAN ARTIRDIK”
Dış talebe ilişkin varsayımlarımızı 2024 yılı için sınırlı bir miktar yukarı yönlü güncelledik, 2025 yılı için ise sabit tuttuk. Petrol ve emtia fiyatlarındaki görünüm çerçevesinde, 2024 ve 2025 yıllarına ilişkin ham petrol ve ithalat fiyatları varsayımımızı yukarı yönlü güncelledik. Son dönemde gıda fiyatlarındaki görünümü göz önünde bulundurarak, gıda fiyatları varsayımımızı 2024 yılı için yaklaşık 1 puan artırdık. Orta vadeli tahminler oluşturulurken, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar, para politikasındaki sıkı duruşun sürdürüleceği ve ekonomi politikalarındaki eşgüdümün korunacağı bir görünüm esas alınmıştır. Bu çerçevede, 2024 yıl sonu enflasyon tahminini 2 puan yukarı güncelleyerek yüzde 38’e çektik. 2025 ve 2026 tahminlerini sırasıyla yüzde 14 ve yüzde 9 seviyesinde koruduk. Orta vadede ise enflasyonun yüzde 5’te istikrar kazanmasını hedefliyoruz. Tahmin aralıklarının alt ve üst noktaları da 2024 yılı için yüzde 34 ve 42, 2025 yılı için ise yüzde 7 ve 21’e tekabül etmektedir.
“DOĞAL GAZ DÜZENLEMESİ MAYIS ENFLASYONUNU 0,7 PUAN ETKİLEYECEK”
25 m3 bedelsiz doğal gaz kullanımı düzenlemesinin sona ermesi, mayıs ayında aylık enflasyonu 0,7 puan yukarı yönlü etkileyecektir. Bunun yanı sıra, olumsuz baz etkisiyle enflasyon mayıs ayında zirveye ulaşacaktır. Böylece, politika iletişiminde sıklıkla vurguladığımız geçiş döneminin sonuna gelmiş olacağız. Para politikasındaki kararlı duruşumuz, yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerindeki düzelme vasıtasıyla aylık enflasyonun ana eğilimini düşürecektir. Böylelikle, yılın geri kalanında enflasyonun istikrarlı olarak gerileyeceği dezenflasyon dönemine gireceğiz.
“TALEP KOŞULLARI DİRENÇLİ SEYREDİYOR”
Bu dönemde, olumlu yöndeki baz etkileri ve daha önemlisi enflasyonun ana eğilimindeki düşüşün devamı etkili olacaktır. Mevsimsellikten arındırılmış ortalama aylık enflasyonun yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 2,5 civarına, son çeyrekte ise yüzde 1,5’in bir miktar altına gerileyeceğini öngörüyoruz. Sıkı parasal duruşun sürdürülmesi ve hizmet enflasyonundaki katılığın zayıflamasıyla, enflasyonun ana eğiliminde gerileme 2025 yılında da devam edecektir. 2024 yılı tahmin güncellemesinin nedenlerine bakacak olursak, yılın ilk çeyreğindeki makroekonomik gelişmelerin belirleyici olduğunu görüyoruz. Dirençli seyreden talep koşulları nedeniyle yılın ilk yarısında çıktı açığının önceki rapor öngörülerine göre daha yukarıda olacağını tahmin ediyoruz. Sıkı para politikası ve maliye politikasının eşgüdümünün katkısıyla, iç talepteki dengelenme süreci devam edecektir. Bu görünüm altında, çıktı açığı tahmini güncellememiz 2024 yılı enflasyon tahminimizi 0,4 puan artırıcı yönde etkilemiştir.
“ENFLASYONUN ANA EĞİLİMİ ÖNGÖRÜLERİMİZDEN YÜKSEK”
Türk lirası cinsi ithalat fiyatları, gıda enflasyonu ve yönetilen yönlendirilen fiyat varsayımlarımızdan gelen toplam etkiyi -0,2 puan olarak hesaplıyoruz. Son dönemde, enflasyonun ana eğilimi öngörülerimizden daha yüksek gerçekleşmiştir. Sıkı para politikası duruşu ve politika eşgüdümü başlangıç koşullarındaki bu bozulmayı kısmen telafi edecektir. Bu sayede, ana eğilimin yıl sonu enflasyonuna etkisinin 1,8 puan ile sınırlı kalacağını tahmin ediyoruz.
“MART AYINDA ATTIĞIMIZ ADIMLAR TALEBİ ZAYIFLATACAK”
Para politikasındaki sıkı duruşumuzu fiyat istikrarı sağlanana kadar kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu süreçte iki ana koşul gözeteceğiz. Birincisi, aylık enflasyonun ana eğiliminin, belirgin ve kalıcı bir düşüş göstermesidir. Bu kapsamda, ana eğilim, iç talep, ithalat ve finansal koşullara ilişkin göstergeleri yakından izliyoruz. İkincisi ise, enflasyon beklentilerinin öngörülen tahmin aralığına yakınsamasıdır. Bu çerçevede, geniş kapsamlı enflasyon beklentisi göstergelerini takip ediyoruz. Mart ayında attığımız adımların etkisiyle finansal koşullar önemli ölçüde sıkılaşmıştır. Bu durumun etkisini krediler üzerinde görmekteyiz. Önümüzdeki dönemde bunun talebi zayıflatacağını, fiyatlama davranışlarına olumlu yansıyacağını ve dezenflasyon sürecini güçlendireceğini öngörüyoruz. Bu süreçte, maliye politikalarının katkısı ve yönetilen-yönlendirilen fiyatların eşgüdüm halinde belirlenecek olması, dezenflasyon sürecini destekleyecektir.
“ENFLASYONU DÜŞÜRMEK İÇİN NE GEREKİYORSA YAPACAĞIZ”
Aylık enflasyonun ana eğiliminde, belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri, öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşumuzu sürdüreceğiz. Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise, para politikası duruşumuzu sıkılaştıracağız. Haziran’dan itibaren yaşayacağımız dezenflasyon sürecinde, enflasyonu, belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz.”
(SÜRECEK)
]]>
Güney Ege Kalkınma Ajansı (GEKA) 2023 yılı Teknik Destek Programı kapsamında Muğla Valiliğinin koordinesinde GastroMuğla proje tanıtım toplantısı yapıldı. MUTSO salonunda gerçekleştirilen toplantıya; Muğla Valisi İdris Akbıyık’ın eşi Sevim Akbıyık, GEKA Genel Sekreteri Özgür Akdoğan, MUTSO Yönetim Kurulu Başkanı ve GEKA Yönetim Kurulu Üyesi Bülent Karakuş, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanları, kooperatifler, tarımsal birlikler ve üretici kadınlar katıldı.
Muğla Ticaret ve Sanayi Odası salonunda 9-10 Mayıs tarihlerinde devam edecek olan GastroMuğla proje tanıtım toplantısında, Coğrafi İşaret: Temel Kavramlar, Başvuru, Tescil ve Denetim Süreçleri, Muğla İlindeki Coğrafi İşaretli ve Başvuru Süreci Devam Eden Ürünler, Coğrafi İşaretli Ürünlerin Markalaşması ve Tanıtımı, Coğrafi İşaretli Ürünlerde Başarılı Uygulama Örnekleri, Gastronomi Turizmi Nedir? İyi Uygulama Örnekleri, Gastronomi Turizmi Pazarının Analizi, Eğilimler ve Pazarlama Yaklaşımları, Coğrafi İşaret ve Gastronomi Turizmi Entegrasyonu, Bölgesel İşbirlikleri ve Ortaklıklar, Coğrafi İşaretli Ürünlerle Birlikte Gastronomi Turizmi Etkinlikleri Geliştirme eğitimleri verilecek.
Hedef Muğla mutfağının tanıtılması
Muğla’da gastronomik unsurların oldukça fazla olduğu, bölgeye gelen turistlerin ilgisini çektiği ve gastronomi turizminin kolay bir şekilde diğer alternatif turizm türleriyle entegre edilebileceği ortaya çıktığı belirten MUTSO Başkanı Bülent Karakuş, “Bu çerçevede, sürdürülebilir bir yönetim anlayışı ile Muğla ilinin tüm ilçelerinde Antik Çağdan Günümüze Muğla Mutfağı’nın tanıtımı ve markalaşmasına katkı sunulması, bölgede gastronomi turizminin canlandırılması adına çalışmalar yapılması, coğrafi işaretli ürünlerin satış ve pazarlamasının gerçekleştirilmesi, gastronomi turisti sayısının artırılması hedeflenmektedir. Bu doğrultuda, Ticaret İl Müdürlüğüne bağlı kadın kooperatif üyelerine ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne bağlı seyahat acenteleri ve turist rehberlerine, coğrafi işaret almış sanayi odaları, belediyeler ve birlik yetkilileri ve yöneticilerine eğitim ve danışmanlık hizmeti verilecektir. Böylece gastronomi turizmi konusunda farkındalığın arttırılması, yöresel ürünlerin ve coğrafi işaretli ürünlerin satış ve pazarlanmasına yönelik vizyonun kazandırılması hedeflenmektedir” dedi.
Muğla’nın coğrafi işaretleri ürünleri
Coğrafi işaretlerin dünya pazar büyüklüğü 200 milyar dolar, Avrupa Birliği pazar büyüklüğü 77,1 milyar avroluk bir bütçeyi oluşturuyor. Muğla’nın Avrupa Birliği Coğrafi işaret tescili alan Milas zeytinyağı ve Milas Çekişke zeytini 2 ürünü bulunuyor. Proje konusu hakkında yapılan araştırmalar neticesinde, Muğla iline özgü çok çeşitli gastronomik ürün olduğu, Bodrum mandalini, Fethiye kaya inciri, Fethiye tahini, Kavaklıdere cevizi, Köyceğiz portakalı, Marmaris yer fıstığı, Marmaris çam balı, Milas ekşili köftesi, Milas kanlı kavurması, Milas tepsi böreği, Milas vekilharcı, Milas yağlı zeytini, Milas çaykaması, Milas Çekişke zeytini, Milas zeytinyağı, Muğla Göce tarhanası, Muğla köftesi, Muğla saraylısı, Muğla sulu kebabı, Muğla çam balı belirlendi. – MUĞLA
]]>ZBEÜ Sezai Karakoç Kültür Merkezi’nde saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan kongrenin açılış konuşmasını yapan İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Ferda Çakmak, 137 bildirinin sunulacağı kongreye 55’ten fazla üniversiteden katılım olduğunu söyledi. Çakmak, “Güncel akademik dünyada uluslararası platformda var olabilmenin en önemli kriterlerinden biri olan kolaborasyon felsefesiyle oluşturduğumuz ekip ruhlu vizyonumuzun en önemli katılımı olan Uluslararası Yönetim, İktisat ve İşletme Kongremizde iktisat, yönetim, pazarlama, finans, muhasebe, mali, çalışma ekonomisi, endüstriyel ilişkiler, siyaset bilimi ve kamu yönetimi bilim alanlarında mentor konumunda akademisyenlerin yer aldığı multidisipliner çok sayıda oturum gerçekleştirmeyi planladık. Kongremizde 32’si yüz yüze, 105’i çevrim içi olmak üzere 137 bildiri bulunmaktadır. Bu bildirilere yazar olarak katılan toplam kişi sayısı 183 olup, kongremize 55’ten fazla üniversiteden, Ticaret Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın teveccühü ile farklı kurumlardan katılım sağlanmıştır. Kabul edilen 137 bildirinin 36’sının üniversitemizden olması ayrıca kongremizin üniversitemiz bazlı ne denli sahiplenildiğinin kanıtıdır” dedi.
ZBEÜ Rektör Vekili Hakan Kutoğlu da üniversitede son dönemde çok sayıda kongre düzenlendiğini, Zonguldak’ta adeta bir kongre turizmi yaşandığına dikkat çekti. Kutoğlu, “Üniversitemiz rektörümüz göreve geldikten bu yana sayısız kongre gerçekleştirdi. Bugün İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin düzenlemiş olduğu kongrede birlikteyiz. Zonguldak adeta bir kongre turizmi yaşıyor bu dönemde. Çok sayıda kongre gerçekleştirildi. Bu kongreleri gerçekleştiren dekanlarımıza, yüksekokul müdürlerimize, kongrelerde görev alan tüm arkadaşlarımız ve öğrencilerimize içten teşekkürlerimizi sunuyoruz” diye konuştu.
Ekonomistlerin İkinci Dünya Savaşı sonrasında türev ürünleri çıkarttığını, bu sürecin aynı zamanda bir canavar oluşturduğunu ve canavarın sürekli büyümek istediğine vurgu yapan Kutoğlu, dünyayı aslında ekonomistlerin yönettiğini söyledi. Plastiklerin geri dönüşümü gibi döngüsel ekonomi yöntemlerinin konuşulduğuna vurgu yapan Kutoğlu, “Lütfen bu canavarı dizginleyin. Yoksa torunlarımıza bırakabileceğimiz bir dünya kalmayacak” dedi. Kutoğlu şöyle devam etti:
“İnsanlıkta çeşitli dönemlerden bahsedilir. Çeşitli devrimlerden bahsedilir. Sanayi devrimi, teknoloji devrimi, internet devrimi gibi. Ama ben kendi okumalarımdan son dönemleri şu şekilde özetlemeyi tercih ediyorum. Sanayi ve ekonomi devrimi diye özetlemeyi düşünüyorum. Sanayi devrimini mühendisler, ekonomi devrimini de ekonomistler yaptı. Sanayi devrimi için çok fazla finansman gerekliydi ama finansman kısıtlıydı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ekonomistler çok zekice bir şekilde türev ürünleri çıkarttılar. Para piyasalarını oluşturdular. Şu anda dünyada karşılığı olmayan bir sürü türev ürünü var. Bir ürün elli defa satılıyor. Tabii bu bir canavar oluşturdu. Hakikaten büyük ilerlemeler, yatırımlar sağladı. Ama aynı zamanda da bir canavar oluşturdu. Bu canavar sürekli büyümek istiyor. Ama dünyadaki kaynaklar kısıtlı. Eğer siz sürekli büyürseniz sonunuza çok daha hızlı erişirsiniz. İnsanlık tarihi yüz binlerce yıl. Son yüzyılda doğal kaynaklar noktasında, iklim krizi gibi çevre krizleri yaşamaya başladık. Bunun farkındayız. Yeni birtakım öneriler ortaya atılıyor. Döngüsel ekonomi gibi öneriler ortaya atılıyor. Ama maalesef kanımıza girmiş bir şey var, alışkanlıklarımız var. Bunların hiçbiri bugüne kadar işe yaramış değil. Mesela döngüsel ekonomi diyoruz. Dünyada dönüştürmek amacıyla toplanan plastiklerin sadece yüzde 9’u dönüştürülebiliyormuş. Şimdi tıpçılar, mühendisler çok havalıdır. Dünyayı kendileri yönetiyor zannediyorlar ama aslında dünyayı ekonomistler yönetiyor, onlar idare ediyor. Çıkarttıkları finansal araçlarla dünya sizin parmaklarınızın ucunda. Bu canavarı siz ürettiniz, bu canavarı siz dizginlemek, yeni metotlar, yeni ekonomik modeller bulmak sizin göreviniz. Lütfen bu canavarı dizginleyin. Yoksa torunlarımıza bırakabileceğimiz bir dünya kalmayacak. İnşallah bu kongremizde yeni arayışlara, alışkanlıklarımızı değiştirecek dünyada sürdürülebilir bir ekonomi üretebilecek yeni yöntemler geliştirirsiniz. Çünkü dünyayı siz yönetiyorsunuz.”
Kongrenin açılış töreni Prof. Dr. Kemal Yıldırım’ın “Tarihsel Gelişim Süreci İçerisinde Makro Ekonomik Modeller”, Prof. Dr. Mehmet Erçek’in “Türkiye’de İnovasyon ve Girişimcilik Ekosistemi: Durum Tespiti ve Öneriler” konulu sunumlarıyla devam etti. – ZONGULDAK
]]>Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Gölmarmara ilçesine bağlı Hıroğlu Mahallesi’ndeki Arıcılık Eğitim ve Ana Arı Üretim Merkezi, içerisindeki yüzlerce kovanda üretilen ana arıları yetiştirerek vatandaşların hizmetine sunuyor. Merkezde üretilen ana arılar, üreticilerin bal üretiminin yoğun olduğu bahar ve yaz sezonunu daha verimli geçirmesi için arıcılık yapan vatandaşlara teslim edildi. Önümüzdeki arıcılık sezonunda, Manisa Büyükşehir Belediyesi Arıcılık Eğitim ve Ana Arı Üretim Merkezi’nde yetiştirilen ana arılar, il genelindeki arıcıların kovanlarında çalışarak bal veriminin artmasına katkı sağlayacak. Bu kapsamda Manisalı 21 arıcıya 210 adet ana arı dağıtımı yapıldı. Arıcılık Eğitim ve Ana Arı Üretim Merkezi’nde düzenlenen dağıtım programında Gölmarmara İlçe Belediye Başkanı Cem Aykan, Manisa Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı heyeti, Gölmarmara İlçe Jandarma Komutanı, Merkez’deki görevliler ile birlikte ana arı desteğinden faydalanan Manisalı arıcı vatandaşlar yer aldı.
“1500 adet ana arı teslim edilecek”
Ana arı desteklemelerinin 2024 yılı arıcılık sezonunun bitimine kadar devam edeceği ifade edildi. Sezon sonunda 1500 adet ana arının yetiştirilip arıcılara teslim edilmesi hedefleniyor. 2024 yılı arıcılık sezonunda yapılacak ana arı desteğinden yararlanmak isteyen Manisalı arıcıların, ilçelerinde bulunan Manisa Büyükşehir Belediyesi ilçe koordinatörlüklerine başvurabileceği belirtildi. Başvuru yapacak arıcıların en az 30 ve en fazla 200 aktif kovana sahip olması ana arı desteği almak için aranan şartlar arasında yer alıyor. Aynı zamanda destekten faydalanmak isteyen arıcıların, Manisa il sınırları içerisinde ikamet ediyor olması ve Arıcılık Kayıt Sistemi’ne (AKS) de kayıtlı olması gerekiyor.
“Ana arıların kovana nasıl alıştırılacağı anlatıldı”
Arıcılık Merkezi Teknikeri ve Merkez Sorumlusu Hüseyin Balkaya, arıcılara yaptığı konuşmada ana arılardan aldıkları verimle ilgili geri dönüş yapmalarının Merkez’deki çalışmaların geliştirilmesi adına çok önemli olduğunu belirtirken, “Öncelikle ana arıyı koyacağımız kovan dört gün anasız olmak zorunda. Ana arısız kalan kovan kendisi ana arı üretmeye başlar. Buna izin vermeyerek kovanın ürettiği ana arıları imha ediyoruz. Bizim verdiğimiz ana arıları iki çerçeve arasına sıkıştırarak, dört gün boyunca da kovanı hiç ellemeyerek kovanın ana arıya alışmasını kabul etmesini sağlıyoruz. Verdiğimiz kitlerde ana arı 10 gün boyunca yaşayabiliyor kitin içine ana arıya baksın diye işçi arılar da koyarak ana arının yaşamasını sağlıyoruz. Sizlerden en büyük isteğimiz ürettiğimiz ana arı ile ilgili bize olumlu veya olumsuz geri dönüşleriniz. Sizlerden aldığımız geri dönüşler sayesinde kendimizi geliştirerek daha iyi ana arı üreterek sizlere daha iyi hizmet vermiş oluruz” dedi.
Başkan Aykan: “İlçemize katma değer sağlayabilecek bir tesis”
Gölmarmara Belediye Başkanı Cem Aykan da ana arı dağıtım programında vatandaşlarla bir araya gelerek, “Burasını biraz daha geliştirip dışarıdan gelenler için daha büyük bir tesis yapabiliriz. Gerekli adımlar atılarak geliştirildiği takdirde Gölmarmara’mıza katma değer sağlayabilir. Arıcılık Eğitim ve Ana Arı Üretim Merkezi hem Gölmarmara’mızın bilinirliği için fayda sağlayabilir hem de Merkez’de verilen eğitimlerle gerçekten bu bölgede yaşayanlar için, arıcılık faaliyetleri ile uğraşanlar için büyük bir şans olur. Siz anlatırken biraz düşündüm, burasının gelişmesine katkı sağlandığında çok güzel bir yere dönüşeceği hayalimde canlandı. Bu tesis için gerekli geliştirme çalışmaları yapılarak hem Manisa’mızın hem de Gölmarmara’mızın kalkınmasına katkı sağlayacak bir yer olabilir Biz de Gölmarmara Belediyesi olarak inşallah bu tesisin daha güzel bir hal alması için elimizden gelen çalışmaları ortaya koyacağız” diye konuştu.
“7’den 70’e herkesin faydalandığı bir tesis”
Ana arı dağıtımından yararlanan arıcı vatandaşlarda hem projeye ilişkin hem de Arıcılık Eğitim ve Ana Arı Üretim Merkezi’nin bölgeye olan etkisini ilişkin düşüncelerini paylaştı. Bal üreticisi Hüseyin Yıldız, Merkez’den 7’den 70’e her vatandaşın yararlanabildiğinin altını çizerek, “Geçen sene haberimiz oldu. Başvurduk, sıramız yetişmedi. Bu sene erkenden sıra geldi. Bizden sonraki guruplara da parti parti dağıtılacak. Okuldaki çocuklardan 70 yaşındaki kişiye kadar bu merkezde herkese eğitim veriliyormuş, ne kadar güzel bir durum. Yapılan bu yatırımlardan çok memnunuz. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Şuan bana verdikleri bu ana arılar 3 bin TL para tutuyor. Ben şimdi bunu bedavan alıp evime gideceğim kovanlarımı çoğaltacağım” dedi.
“Vatandaşlardan büyükşehire teşekkür”
Merkez’in bulunduğu Hıroğlu Mahallesi sakinlerinden Hüseyin Hıroğlu da, “Buradaki arıcılar, biraz meraklı biraz da emekli insanlar katılıyor. Emeklilerin katılma sebepleri de kendilerine ekonomik katkılar sağlamak. Bu köy çok doğal, arkamız çam, suyumuz bol, altımız dere, her şeyi var, doğal yetiştiriyoruz. Küçük çiftçiler kendi başına bir şey yapamıyor. Ama devlet destekledi mi çiftçiler kazanıyor ve üretiyor. Toplum da devlet de bundan faydalanıyor. Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin ve devletin yaptığı destekler bölgenin kalkınmasına yardımcı oluyor. Bu desteklerden çok memnunuz, kendilerine teşekkür ediyoruz” şeklinde konuşup yapılan çalışmalardan duyduğu memnuniyeti anlattı. – MANİSA
]]>Bakan Kacır, Okan Üniversitesi, Bekir Okan Sanat Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen Açık İnovasyon Otonom Araç Geliştirme ve Test Platformu (OPINA) Açılış Töreni’nde yaptığı konuşmada, küresel otomotiv sektörünün büyük bir değişim ve dönüşüm içerisinde olduğunu söyledi.
Sektörde, araç ve yedek parça satışları, satış sonrası ve sigorta hizmetleri gibi geleneksel kar başlıklarının yerini, elektrikli ve otonom araçlara ve paylaşımlı hizmetlere dayalı iş modellerine bıraktığını dile getiren Kacır, Türk otomotiv sanayisinin 35 milyar 700 milyon dolar ihracatı olduğunu, 500 bine yakın kişiyi istihdam ettiğini belirtti.
Türk otomotiv sanayisinin güçlü AR-GE ve inovasyon ekosistemiyle, nitelikli insan kaynağıyla, ana sanayi ve yan sanayisiyle bu dönüşümü göğüslediğini vurgulayan Kacır, 2022’de açıkladıkları Mobilite Araç ve Teknolojileri Stratejisi Yol Haritası ile Türkiye ve dünyadaki mevcut durumu analiz ederek, ihtiyaçlarını ortaya koyduklarını kaydetti.
Mobilitedeki dönüşüme Türkiye’nin uyumunu kolaylaştırmak amacıyla stratejik hedefleri, kritik politika ve projeleri belirlediklerini ifade eden Kacır, “Elektrikli araç ve batarya üretiminden şarj istasyonlarına, sürücüsüz araç geliştirmeden test merkezlerine birçok stratejik alanda somut hedefler tespit ettik.” dedi.
Bakan Kacır, konuşmasına şöyle devam etti:
“2030’da, elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araçların Türkiye’deki pazar payının yüzde 35’e, bu araçlarda yerlilik oranının yüzde 75’e çıkmasını amaçlıyoruz. Elektrikli, bağlantılı ve otonom hafif ve ağır ticari araç üretiminde Avrupa’da lider ve dünyada ilk 5’te olacağız. Batarya modül ve alt komponent yatırımlarıyla ülkemizi bölgesel Batarya Üretim Merkezleri’nden, üslerinden biri haline getireceğiz. Siber güvenlik, sürüş güvenliği ve sürücü davranışlarının modellenmesi yazılımları başta olmak üzere, bağlantılı ve otonom araç yazılımları geliştirip, bunların ihracatını yapan ilk 10 ülke arasında yer alacağız. Yeni yaklaşımımızın en önemli izlerinden biri kuruluşundan sadece 4 yıl sonra, 29 Ekim 2022’de tanıtımını gerçekleştirdiğimiz elektrikli ve akıllı aracımız Togg. Bugün 27 binden fazla Togg akıllı aracı Türkiye yollarında. Togg, mobilitede Türk mühendislerin ve teknisyenlerin neleri başarabildiğinin ispatıdır.”
Togg ile yeni mobilite ekosisteminde Türkiye olarak “Biz de varız” dediklerini, çalışmalarda vites yükselttikleri bir döneme girdiklerini vurgulayan Kacır, “Bakanlığımız ve bağlı kuruluşlarımızla Türkiye’yi elektrikli, bağlantılı, otonom araç ve teknolojilerin üretiminde küresel bir cazibe merkezi haline getirmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam ediyoruz.” dedi.
Bakan Kacır, “Türkiye’de yüksek teknolojili ürünlerin geliştirilmesine ve üretilmesine odaklanan Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı ile bu sektörde akıllı şehir içi elektrikli toplu taşıma araçlarının geliştirilmesi ve seri üretimden ileri seviye sürüş destek sistemlerine, otonom araçlarda kullanılacak akıllı kamera sistemlerinin geliştirilmesinden elektrikli araçlar için şarj ekosistemi yatırımlarına, toplam büyüklüğü 32 milyar lirayı aşan 38 yatırım projesini destekliyoruz.” şeklinde konuştu.
“Elektrikli araç ve mobilite alanlarında hızlandırma programı düzenliyoruz”
Kacır, Türkiye’de yeni mobilite ekosisteminin merkezi Bilişim Vadisi ve TOGG işbirliğinde, elektrikli araç ve mobilite alanlarında yenilikçi girişimler için hızlandırma programı düzenlediklerini belirtti.
Bu sektörde yenilikçi fikirlere ivme kazandırmayı hedefleyen programa bugüne kadar binden fazla girişimin başvuru yaptığını anlatan Kacır, 120’den fazla girişimin, OEM’ler, tedarikçiler ve Türkiye Mobilite Kümelenmesi’ne dahil kuruluşlarla işbirliği fırsatı yakaladığını söyledi.
Kacır, otomotiv sektöründe güçlü bir üretim altyapısının olmazsa olmazının AR-GE ve inovasyon yetkinliği olduğunu vurgulayarak, mobilite araç ve teknolojilerinde gelecek dönemde nitelikli AR-GE çalışmalarına imza atarak yeni çözümler geliştirmek için üniversitelerin akademik potansiyelini, insan kaynağı ve altyapısını girişimcilik kültürüyle buluşturmayı önemsediklerini kaydetti.
Sanayi ve üniversite işbirliğini güçlendirici adımlar attıklarını dile getiren Kacır, bugüne kadar teknoparklarda 234 teknoloji girişiminin mobilite araç teknolojileri alanındaki 284 AR-GE projesini desteklediklerini bildirdi.
Kacır, TÜBİTAK burs ve destek programlarıyla da son 22 yıl içinde bu sektörde 1129 proje ve 2 bin 806 akademisyeni toplamda 5 milyar 600 milyon lirayla desteklediklerine işaret ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bugün açılışını yaptığımız ve Avrupa Birliği (AB) destekli Bakanlığımız Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında 5 milyon avro bütçe ile hayata geçirilen projeyle mobilite ekosistemimizin geliştirdiği ürün ve hizmetler için ihtiyaç duyulan test, entegrasyon ve sertifikasyon altyapısını sağlayan bir merkezi açmış olduk. Yazılımları sanal simülasyonlarla test eden, herkese açık bir inovasyon platformu sunan merkezimizin uluslararası akreditasyon alarak regülasyon testlerinin ülkemizde yapılması amacıyla gerekli çalışmaları da hızla gerçekleştiriyoruz.
OPINA ile önümüzdeki dönemde ülkemizdeki otonom ve bağlantılı araçların fiziki testlerine yönelik akıllı test pistini de devreye alacağız. İnanıyorum ki bu merkez ülkemizin mobilite ekosisteminin dönüşümüne ve rekabetçiliğine çok önemli katkılar sağlayacak. Ülkemizden bu alanda başarılı girişimlerin, Turcornların çıkmasına vesile olacak.”
]]>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, enflasyon hedefleriyle ilgili değerlendirmede bulundu. İstanbul Ticaret Odası’ndan (İTO) yapılan yazılı açıklamaya göre Avdagiç, TCMB’nin 2024 yıl sonu TÜFE tahminini yüzde 36’dan yüzde 38’e çıkarmasını, “Merkez Bankası’nın yaptığı bu yukarı yönlü güncelleme ekonomik programın başarısına gölge düşürecek boyutta değildir. Bilakis, cari piyasa koşullarını eş zamanlı olarak programa ve hedeflere yansıtan bu dinamik ve tutarlı yaklaşım hem yurtiçi hem de uluslararası piyasada ekonomi programına olan güveni pekiştirecektir. Enflasyonun temmuz ayı ile birlikte baz etkisinin de desteğiyle zirve seviyesinden hızla geri çekilmesini bekliyoruz. Böylece Türkiye dezenflasyonist sürece girmiş olacaktır.” diye konuştu.
“Yeni ekonomi programını yeni bir kalkınma hikayesine dönüştürmeliyiz”
Enflasyonla mücadeleye dikkati çeken Avdagiç, enflasyonun baz etkisi ile yıllık bazda düşüyor olmasının önemli olmakla beraber, asıl takip edilmesi gereken verinin aylık enflasyon oranları olduğunu vurguladı. Avdagiç, “Önemle üzerinde durduğumuz bir husus da, daha evvel de ifade ettiğimiz gibi döviz kuru ile enflasyon arasındaki korelasyonun bozulmaması gerektiğidir. Enflasyonla mücadele çok önemli. Bu süreçte aynı zamanda ihracatçının rekabetçiliğini zora sokacak ve ithalatın cazibesini artıracak kur politikasının oluşturduğu riskleri de yakından takip etmek ve bu konuda da gerekli tedbirleri almak çok önemlidir.” değerlendirmesini yaptı.
“Yeni ekonomi programını yeni bir kalkınma hikayesine dönüştürmeliyiz” diyen Şekib Avdagiç, sürdürülebilir büyümeyi gerçekleştirmek için, ‘yüksek teknolojiye dayalı üretim ve ihracat stratejileri geliştirmemizin’ zorunlu hale geldiğini kaydetti.
“Son gelişmeler de iyimser beklentilerimizi artırıyor”
Avdagiç, “Biz Türkiye’nin, sadece rakamsal büyümeyi değil, gerçek refahı tesis edecek kalkınma hikayesini yazacağına inanıyoruz” dedi.
Bu hikayenin iki temel unsurunun, ‘iyi yönetişim’ ile ‘kaynak-harcama dengesi’ olduğuna inandıklarını kaydeden Şekib Avdagiç, “Bu kapsamda yatırım ortamını iyileştirecek iklimin tesisi, eğitim sisteminin yüksek teknolojili üretimi ve mesleki eğitimi güçlendirecek şekilde yeniden kurgulanması, rekabetçi üretimin desteklenmesi, denk bütçe ve hukuksal reformlar da son derece önemli başlıklar” diye konuştu.
Avdagiç, mevcut ekonomi programının iyi çalışmasının gelecek için iş dünyasını ümitlendirdiğini kaydetti. Avdagiç, “Son gelişmeler de iyimser beklentilerimizi artırıyor. Ayrıca uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından gelen not artışları, enflasyonla mücadele ve finansal istikrar programına güveni teyit ediyor. Fitch Ratings’in ardından S&P de Türkiye’nin kredi notunu yükseltti. İlave olarak her iki kuruluşun değerlendirmesinde de görünümün “pozitif” olması, bir sonraki notun potansiyel olarak artışa işaret etmesi bakımından ayrıca önem taşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Temmuz ayı ile Türkiye dezenflasyonist sürece girmiş olacaktır”
Avdagiç, hem IMF hem de Dünya Bankası yetkililerinin “Türkiye’nin doğru yolda ilerlediği” yönündeki beyanlarının, programın uluslararası alanda da kabul gördüğünü ortaya koyduğunu belirtti. Avdagiç, şunları söyledi: “Bunları çok önemsiyoruz. Çünkü bize iki fayda sağlıyor: Birincisi Türkiye’nin ve Türk şirketlerin yurtdışı borçlanma maliyetini aşağı çekiyor. İkincisi de yabancı yatırımcı girişinde önemli bir katalizör işlevi görüyor. Bunlar bileşik kaplar gibi birbiriyle bağlantılı. Gerek yabancı sermaye girişi, gerekse dış kaynak maliyetindeki ucuzlama döviz kurundaki oynaklıkları da azaltacaktır.” – İSTANBUL
]]>Yurt içi ve yurt dışı fuar etkinliklerine dünyanın en büyük savunma sanayi buluşmalarından birisi olan IDEF’in organizasyonunu üstlenerek yeni bir boyut kazandıran KFA Fuarcılık, tanıtım çalışmaları kapsamında Malezya’da bu yıl 18. kez düzenlenen DSA 2024 Fuarı’na katıldı. KFA Fuarcılık, sadece sektör profesyonellerinin ziyaretine açık olan DSA 2024’te uluslararası nitelikteki işbirliklerini güçlendirmeyi amaçlıyor.
DSA 2024 Fuarı, 60 ülkeden bin 200 şirket ve 45 ülkeden 400’ün üzerinde delegasyonun katılımıyla gerçekleştirildi. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Türkiye’nin yerli ve milli teknolojilerle geliştirip fuarda sergilediği ürünlerin bulunduğu stantları ziyaret etti. IDEF 2025’te de yer alacak firmalarla bir araya gelen Başkan Burkay fuarda Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ömer Cihad Vardan, TUSAŞ Genel Müdürü Prof. Dr. Temel Kotil ile uzay savunma ve havacılık sektöründe faaliyet gösteren kuruluşların üst düzey yöneticileriyle bir araya geldi.
BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Malezya temasları kapsamında ayrıca Kuala Lumpur’da araştırma ve geliştirme merkezi olarak R&D Center’da TUSAŞ’ın teknoloji merkezini de ziyaret etti. TUSAŞ’ın ilk mühendislik ofisi olmasının yanı sıra 120 uzman ve mühendisin istihdam edildiği merkezi inceleyen Başkan Burkay, dünya genelinde farklı coğrafyalarda teknoloji ofisi bulunan TUSAŞ’ın Malezya’daki ofisinin iki ülke arasında uzun yıllara dayanan yakın ilişkileri savunma ve havacılık alanında pekiştirdiğini ifade etti. Başkan Burkay, “Gerçekleştirdiği projelerle sadece ülkemizin değil, dünya havacılık sektörünün de öncü kuruluşları arasında yer almayı başaran TUSAŞ’ın Malezya’daki ofisi ülkedeki ulusal savunma sanayinin yanı sıra havacılık ve uzay sanayinin de güçlenmesine katkı sağlıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve TUSAŞ gibi öncü kuruluşlarla ülkemizin uzay, savunma ve havacılık sanayinde ulaştığı yetkinlik seviyesi ve yakaladığı başarılarla bir kez daha gururlandık. TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sayın Ömer Cihad Vardan ve TUSAŞ Genel Müdürü Sayın Prof. Dr. Temel Kotil başta olmak üzere, ülkemizin bayrağını yüksek teknoloji alanında da dalgalandıran tüm TUSAŞ yetkililerine şükranlarımı sunuyorum” dedi.
BTSO Başkanı İbrahim Burkay, bugüne kadar yurt içi ve yurt dışındaki fuar organizasyonlarına imza atan KFA Fuarcılık’ın başarı çıtasını her geçen gün artırdığını ifade etti. Başkan Burkay, yurt içi fuar organizasyonlarıyla faaliyet alanını genişleten KFA Fuarcılık’ın Bursa Food Point Fuarı’ndan Junioshow’a, Bursa Textile Show’dan ev tekstili sektörüne yönelik dünyanın en büyük iki fuarından biri olan HOMETEX fuarlarını gerçekleştirme becerisine sahip olduğunu vurguladı. İbrahim Burkay, “Bilgi ve birikimini firmalar için yüksek değer üreten bir yapıya kavuşturan KFA Fuarcılık, Ticaret Bakanlığı’ndan ‘Yurt Dışı Fuar Düzenleme Yetki Belgesi’ alırken, Türkiye adına yurt dışı fuarlara milli katılım organizasyonları ve alım heyetleri düzenleyerek firmalarımızı uluslararası alıcılarla buluşturuyor” diye konuştu.
KFA Fuarcılık’ın dünyanın en büyük savunma sanayi fuarlarından birisi olan IDEF 2025’in tanıtımını DSA-2024’te gerçekleştirdiklerini ifade eden Başkan Burkay, “IDEF, hem Türk savunma sanayisi şirketlerinin hem de küresel şirketlerin son teknoloji barındıran platform ve sistemlerinin görücüye çıktığı önemli bir organizasyon olma özelliği taşıyor. KFA Fuarcılık olarak paydaşlarımızın katkısıyla, yerli ve milli savunma sanayimizin gücüne ve büyüklüğüne yakışan bir fuar organize etmeyi hedefliyoruz. İnşallah IDEF 2025 yeni işbirliklerinin temellerinin atıldığı bir fuar olacak” dedi.
IDEF’25 17’nci Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı T.C. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, T.C. Milli Savunma Bakanlığı ev sahipliğinde, T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı destekleriyle, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı yönetim ve sorumluluğunda, KFA Fuarcılık A.Ş. organizatörlüğünde 22-27 Temmuz 2025 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek. Dünyanın farklı coğrafyalarından katılımcı ve ziyaretçileri İstanbul’da buluşturacak olan IDEF 2025, KFA Fuarcılık organizatörlüğünde yeni konseptiyle birçok organizasyona da ev sahipliği yapacak ve yeni işbirliklerinin sağlanmasına imkan sunacak. – BURSA
]]>Bursa Afyonkarahisarlı Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (Bursa AFSİAD) Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Donmaz, enerji verimliliği hakkında önemli bilgiler verdi. Bursa AFSİAD olarak enerji verimliliğinin Bursa ve ülke ekonomisi açısından kaçınılmaz bir gerçek olduğuna inandıklarını belirten Donmaz, bu konuda çalışmalar yürüteceklerini ifade etti. Enerji verimliliğinin sağlanması adına bilgiler veren Donmaz, “Eğer ekonomimizde sürdürülebilir bir gelişme istiyorsak, bunun yolu enerji verimliliğinden geçiyor. Enerji verimliliğinin tanımını yapmak gerekirse, binalarda hayat ve hizmet kalitesinin, endüstriyel işletmelerde ise üretim kalitesi ve miktarını düşürmeden, enerji tüketiminin azaltılmasının sağlanmasıdır. Kabul etmek gerekirse, günümüzde ülke ekonomilerinin gelişebilmesi ve ileriye dönük de bunu sağlayabilmesi için ihtiyaç duyulan enerjinin yeterli miktarda, en düşük maliyetle, güvenli ve çevreye en az zararı verecek şekilde sağlanması büyük önem arz etmektedir. Enerji verimliliğinin, ekonomik büyüme ve sosyal kalkınmaya direk etkisi bulunmaktadır. Ayrıca dünyamızın son dönemdeki en büyük gündem maddesi olan sera gazı salınımlarının azaltılması açısından konuya bakarsak, enerji verimliliği hayati önem taşımaktadır” dedi.
Günümüzde enerjinin en verimli şekilde kullanılması için pek çok çalışmanın yapıldığına dikkat çeken Donmaz, “Enerji tüketiminin verimli bir şekilde gerçekleşmesi için uygulanan çalışmalardan biri enerji etüdüdür. Şayet doğru uygulanırsa, önemli ölçüde enerji tasarrufu sağlanır. Bu sebeple de, enerji sisteminin düzenli şekilde incelenmesini sağlayan enerji etüdünün avantajlarından pek çok işletme ve kurum faydalanmaktadır. Etkili bir enerji etüdü hem maliyetin düşmesini sağlar, hem de enerjinin en verimli şekilde kullanılmasına imkan tanır. Enerji etüdünden başarılı sonuçlar elde etmek için öncelikle binanın veya tesisin tam kapsamlı incelenmesi ve ardından ortaya çıkan sonucun doğru bir şekilde raporlanması gerekir” ifadelerini kullandı.
Enerji etüdü sonucu çıkan tablonun yol göstermesiyle, verimliliği arttırıcı projeler hazırlanması gerektiğini belirten Donmaz, “Bu tabloya dayanarak hazırlanacak projelerle atık enerjinin geri kazanımı ve yenilenebilir kaynaklara dayalı enerji üretim potansiyelini arttırma amaçlı çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışma sonucu enerji maliyetleri önemli ölçüde düşecektir. Ayrıca alanında uzman ekiplerin yapacağı çalışmalarla, verimliliği arttıracak seçenekler incelenmelidir. Hazırlanacak raporlardan en uygulanabilir olanlarıyla işe başlanması da zaman ve maliyet açısından önemlidir” dedi.
Etkin enerji yönetiminin kuruluşlar için günümüzde bir gereklilik olduğuna vurgu yapan Donmaz, “Enerji yönetimini sağlamanın en iyi yolu ISO 50001 Belgesi’dir. ISO 50001 standardının doğrudan yararları dikkate alınmalıdır. Bu yararlar; enerji maliyeti tasarrufları, daha az sera gazı emisyonu, değişen enerji fiyatlarından daha az etkilenme daha az karbon ayak iz, ithal yakıtlara bağımlılığın azaltılmasıyla arz güvenliğinin artmasıdır. Diğer taraftan dolaylı yararları arasında da kurumsal imaj, işletme verimliliği ve güvenlik avantajlarını sayabiliriz. Ülkemizde ISO 50001 alma sorumluluğu olan kurumlardan bahsetmek gerekirse; kamu binalarında 10 bin metrekare alana sahip olan ya da 250 TEP enerji tüketimini geçen, ticari hizmet binalarında toplam inşaat alanı 20 bin metrekare ve üzeri veya yıllık enerji tüketimi 500 TEP ve üzeri olan binalar ile yıllık enerji tüketimi 1000 TEP ve üzeri olan endüstriyel işletmelerdir” diye konuştu. – BURSA
]]>Kahramanmaraş merkezli şiddetli depremlerden etkilenen illerden biri olan Gazi şehirde yeniden imar, mevcut yapı stoklarının yenilenmesi, yürütülecek çalışmalar, deprem eksenli yeni yasal düzenlemeler hakkında fikir alışverişi yapılması amacıyla Büyükşehir Belediyesi Meclis Salonu’nda düzenlenen çalıştaya kamu kurumları temsilcileri, ilgili odalar ve sektör temsilcileri katıldı.
İlgili odalar, kurumlar ve sektör temsilcilerinin konuşmaları ve fikir beyanlarının ardından Gaziantep Valiliği öncülüğünde bütün çalıştan katılımcılarının temsilcileriyle oluşacak çalışma gurubuyla ortak bir iş birliği protokolü için karar kılındı. Protokol ile kentsel dönüşüm ve dirençli şehir için yapılacak çalışmalar hakkında ortak akılla çalışma yürütülecek.
Genel Sekreter Cihan, çalıştay katılımcılarını bilgilendirdi
Çalıştayda Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Sezer Cihan dirençli şehirler konu başlığında sunum yaptı. Sunumda Gaziantep’in ekonomi, yönetişim, toplum, çevre ve güvenli şehir ana başlığında durumu ve Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı çalışmalar hakkında bilgi veren Genel Sekreter Cihan, çalışmalar hakkında konuştu. Güçlü yerel ekonomi, doğal afetlere hazırlık gibi konularda yapılacaklara değinen Sezer Cihan, sunumun devamında kentti ilgilendiren eylem planları olmak üzere Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı master planlarını aktardı.
Çalıştayın hedefi fikir birliği
Çalıştay ile katılımcıların ortak fikirleri alınarak yeniden imar edilecek İslahiye ve Nurdağı’nda yapılacak çalışmalar, kent merkezinde yürütülecek projeler ve vatandaşlardan gelen taleplerin değerlendirilerek atılacak adımlar hakkında fikir birliği yapılması planlanıyor.
“Yaşanan sorunlara karşı çözme kapasitesini arttırmak gerekiyor”
Programda konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ise katılımcılık ve kapsayıcılığın Büyükşehir Belediyesi için önemine vurgu yaparak, “İyi bir planlama, iyi bir sonuca gitme ve günün sonunda vatandaş memnuniyetini kazanarak şehrin yaşam kalitesini iyileştirirken, yaşanan sorunlara karşı çözme kapasitesini arttırmak gerekiyor. OECD Şampiyon Şehir olurken katılım ve kapsayıcılıkla baktık. Kimseyi geride bırakmadan kim ne söylüyor, kim ne söylemek istiyorsa bunu dinleyerek şehir için doğru yöntemle en kısa sürede şehrin sorunlarının çözümünü ve sorun çözme kapasitesini arttırmamız gerekiyor” dedi.
“Vatandaşında rızasını aldığımızda bu dönüşüm toplumsal ve zihinsel dönüşüme geçecek”
Başkan Fatma Şahin, çalıştayın sonundaki konuşmasında sonuçların 3 başlıkta toplandığını belirterek, “Burada denetleme sistemi çok mühim. Bugün konuşulanları hızlı bir şekilde taslak haline oluşturup, olabilirleri tamamlayıp meclisimize getireceğiz. Bu genel görüş ve önerileri değerlendireceğiz. Bu bir süreç. Çalışan sistemi daha da hızlandırdığımızda, üzerine yeniden konuştuğumuzda bu hızlandıracak. Burada konuşulanların hayata geçirilmesi için oluşturulacak komisyonla hemen harekete geçerek yapılacak protokolün altlığını oluşturalım. Valimizin başkanlığında hızlıca hareket ederek kimin ne yapacağını belirleyip, yapı stokumuzdaki riskli alanları belirleyip bu kısımda da tamamlamaları halledeceğiz. Vatandaşında rızasını aldığımızda bu dönüşüm toplumsal ve zihinsel dönüşüme geçecek. Çıkan çıktılarla çalışmalarımızı yapıp, çalıştayımızın sonuçlarını alalım ve buna göre hareket edelim” ifadelerini kullandı.
Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz ise konuşmasında afetlerden ders çıkarmak gerektiğini, hızlı hareket karar alınmanın önemine vurgu yaparak, “Buradan çıkacak güzel fikirlerin icraate dökülmesi gerek. Cumhurbaşkanı’nın da çok sevdiğim ve önemsediğim bir lafı var. ‘Yatay mimariden yana olduk’ diyor. Bende yatay mimariden ve emsal artışının çok fazla yararlı olmadığına bir hukukçu gözüyle bakıyorum” ifadelerine yer verdi.
Şahinbey Belediyesi Başkan Yardımcısı Cuma Güzel’de konuşmasında her bilgiyi değerlendirdiklerini aktararak, “Odalardan gelen fikirleri değerlendirmeme şansımız yok. Bu depremi hepimiz yaşadık. Akla gelmeyecek bir afet yaşadık ve birlikte büyük bir mücadele ve hizmet verdik” diye konuştu.
Gaziantep Mimarlar Odası Başkanı Mustafa Büyükuncu yaptığı sunumda mimari anlamda yapılması gerekenler, deprem sonrası görünen olumsuzluklar ve yapılacak yeni çalışmalar hakkında konuştu. Konuşmasında ayrıca Başkan Büyükuncu yeni imar yolları için Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ve ekibine teşekkür etti.
Gaziantep İnşaat Mühendisleri Odası Gaziantep Şube Başkanı Burkay Güçyetmez ise, söz alarak sektör bazında yaşanan sıkıntılara değindi. Konuşmasında yeni yapılacak çalışmalar hakkında görüş belirtirken ortak çalışmalara destek verilebileceğini iletti. – GAZİANTEP
]]>Her yıl sektörün nabzını tutmakla kalmayan, aynı zamanda geleceğin rotasını belirlemek için kritik bir platform olan YZB’nin yereldeki ilk rotası olan Ankara’da gerçekleşti.
Ankara Perakendeciler Derneği (PERDER) ev sahipliğinde iki gün sürecek etkinlikte katılımcı ve sponsor firmalar önümüzdeki dönemde market raflarında yer alacak ürünlerini sergilerken, sektörün onlarca duayen ismi, gıda perakendesinin yarınına şekil vermek için YZB Ankara’da buluştu.
Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF) tarafından düzenlenen organize gıda perakende sektörünün öncü organizasyonu YZB, bu kez kapılarını Ankara’da açtı. Ankara PERDER ev sahipliğinde iki gün sürecek etkinliğin açılışına Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, Ankara Ticaret Borsası Başkanı Faik Yavuz, Yenimahalle Belediye Başkan Yardımcısı Yaşar Neslihanoğlu, Et Süt Kurumu Genel Müdürü Mustafa Kayhan, Türk Şeker Genel Müdürü Muhittin Şahin, Tarım İl Müdürü Bülent Korkmaz, Ticaret İl Müdürü Elif Tan, Ankara PERDER Başkanı Ramazan Gülhan, Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı Ömer Düzgün ve Türkiye Halciler Federasyonu Başkanı Yüksel Tavşan’ın katılımıyla kapılarını araladı.
YZB Ankara’nın açılışında konuşan Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, Ankara’nın Türkiye’nin ekonomik hedeflerine ulaşmasında çok önemli bir yere sahip olduğunu belirterek; “Bu kapsamda Ankara’da faaliyet gösteren yerel zincir marketlerimizi buluşturan bu önemli organizasyonun sektöre katma değer sağlayacağına yürekten inanıyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye yüz yılı vizyonuyla yoluna devam eden ülkemizin hedeflerine ulaşmasında bakanlığımız olarak sürdürülebilir ihracat artışı ve dış ticaret dengesi, adil rekabetçi istikrarlı bir iç ticaret ortamı, etkin, hızlı, güvenli bir ilkelerimiz ışığında var gücümüzle çalışıyoruz. Küresel piyasalarda yaşanan olumsuz gelişmelere rağmen Türkiye ekonomisi yatırıma, üretime, istihdama ve ihracata devam ediyor. Son 14 çeyrektir, büyümesini sürdüren bir ekonomimiz var” dedi.
İç piyasada istikrarlı bir ticaret ortamı tesis etmenin bakanlığın en temel hedefi olduğunu belirten Mahmut Gürcan şöyle konuştu: “Sektörde yaşanan sorunları aldık. Mevcutta olan Perakende Yasası’na bazı dokunuşlar yaparak sizlerin haklı sorunlarınızı hayata geçirebiliriz. Şu anda bakanlığımızın Torba Yasası var mecliste. Orada da bazı adımlar atıyoruz. Önümüzdeki süreçte sizlerin talep ettiği çalışma süreleri, açılış-kapanış saatleri, zincir market açılışları veya nüfusa dayalı olarak yapılmasıyla ilgili mevcut yasamızla beraber çalışmalarımız var. Sektör temsilcilerimizle en kısa sürede bir araya gelerek, bunları hayata geçirmeye gayret edeceğiz.”
“Gelin güçlerimizi birleştirelim”
Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, YZB Ankara’nın markaları ve katılımcı taraflarıyla kıymetli bir organizasyon olduğunu belirterek; “Bugün sektörün tüm tarafları bir arada. Başta Ticaret Bakanlığımız olmak üzere ilgili tüm bakanlıklarımız ve kurumlarımızın başındaki sorumlulara ticaret dünyasına karşı gösterdikleri yakınlık ve sıcaklık için teşekkür ediyorum. Perakende sektörü sağladığı istihdam, ticaret hacmi, tüketicilere sunduğu faydayla dünyada olduğu gibi Türkiye’de de lokomotif sektörlerin başında geliyor. Gıda perakendesinde geçmişten gelen bazı problemler var. Yerel zincirler marketler, yereli canlı tutuyor, kadınlar başta olmak üzere yerel istihdamı sağlıyor, kıymetli işler yapıyorlar. Desteklenmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bir taraftan ülkemizin nüfusu artıyor, ülke genelindeki zincir marketlerin sayısı artıyor. Son 10 yıla baktığımızda yerel zincirlerimizin oranı yüzde 23’ten yüzde 9’a düşmüş. Burada ciddi bir sıkıntı, haksız bir rekabet var. Sektör temsilcileri olarak hep beraber bugün bunları konuşmak için bir araya geldik. Bildiğiniz üzere Perakende Yasamız meclisimizde bekliyor. Yapılacak düzenlemelerle Perakende Yasamız sektörü rahatlatacak” açıklamasını yaptı. Sektör temsilcilerine çağrıda bulunan Gürsel Baran, “Karşınızdaki yapılanmaya karşı, gelin güçlerimizi birleştirelim. Bu iş çok kıymeti, çok önemli. Gelin güçlerimizi birleştirerek daha güçlü yapılarla günümüz dünyasında, günümüz Türkiye’sinde daha iyi yerlerde olalım. Hep birlikte geleceğimizi planlayıp, güçlerimizi birleştirelim” açıklamasını yaptı.
“Masada tüm taraflar yer almalı”
Organizasyona katılım gösteren 50’yi aşkın markayı, sektörün tüm taraflarını bir araya getiren Ankara YZB’de emeği geçen herkese teşekkür eden Ankara Ticaret Borsası Başkanı Faik Yavuz, katılımcı olan tüm markaların ortak paydasının Ankara olduğuna dikkat çekti. Perakende sektöründe yaşanan problemlere de değinen Yavuz, Perakende Yasası’nda gerçekleştirilecek iyileştirmelerde masada tüm tarafların yer alması gerektiğini belirtti. Ankara’nın Gayrisafi Yurt İçi Hasılada ortalama 1,3 trilyon olduğunu belirten Faik Yavuz; “Ankara büyüyor, zenginleşiyor. Ankara’da alışveriş var, ticaret var, sanayi var, tarım var. Bugün bu organizasyonda yer alan markalarımızı bizler yeşerteceğiz, büyüteceğiz, destek olacağız. İleride ulusal birer marka olabilmeleri için şimdiden bizler destek vereceğiz” dedi.
“Rekabeti mağaza sayılarıyla değil, sunduğumuz değerlerle yapalım”
TPF Başkanı Ömer Düzgün organizasyonun açılış konuşmasında, küresel ekonomik çalkantılar, iklim değişikliği ve çevresel sorunlar gibi zorluklara işaret ederek sektörün birlikte hareket etme ve dayanışma göstermesi gerektiğini vurguladı. Rekabetin rakamsal mağaza sayılarıyla değil, sunulan değerle sağlanması gerektiğini belirten Düzgün, YZB’nin yerel ve yerli üreticileri, tedarikçileri ve yeni ürünleri market işletmecileriyle buluşturarak sektör sorunlarına ve yarınına ışık tutmak için yeni bir açılım yaptığını ifade etti.
YZB’nin yerel ve yerli üreticileri, tedarikçileri, yeni ürünleri, market işletmecileriyle buluşturup, sektör sorunlarına ve yarınına ışık tutmak için yeni bir açılım yaptıklarını belirten Düzgün; “Federasyonumuzun kuruluşunun gerçekleştiği Ankara’dan başladığımız YZB açılımını önümüzdeki süreçte farklı illerde de düzenleyeceğiz. Üreticilerimizin kıymetli ürünlerini ve yerel lezzetleri Türkiye’deki yerel zincirlerin raflarına taşımak, üretici ve tedarikçilerimiz için yeni kapılar aralamak için kararlıyız. İstanbul’daki organizasyondan farklı olarak yerelde düzenleyeceğimiz etkinliklerde üyelerimiz ve meslektaşlarımızın sorunlarını masaya yatıracağız, düzenleyeceğimiz çalıştaylarla bölgelere özel stratejiler geliştireceğiz. Yerel zincirler olarak ülkemize, sektörümüze ve vatandaşlarımıza sunduğumuz katma değeri artırarak daha da gelişmesine katkıda bulunacağız” dedi.
“Kuralsız açılışlar, tüm taraflara zarar veriyor”
Konuşmasında sektörün sorunlarına da değinen Ömer Düzgün; “Yerel zincirler olarak bizler nasıl daha fazla katma değer oluştururuz diye çalışıp, projelerimizi hayata geçirirken, sektörde köşe kapmaca yarışları devam etti. Alt alta, üst üste mağaza açılışları devam ediyor. Market mağaza enflasyonu rekora doğru gidiyor. Türkiye’nin dört bir yanında 50 binin üzerinde market mağazası var. Bu kuralsız açılışlar, sadece sektöre değil, genel ekonomiye ve vatandaşlarımıza da zarar veriyor. Sürecin tekelleşmeye doğru evrildiği günümüzde, ne yazık ki, fiyatla, gramajla, markalaşmanın önünü kesmeye kadar giden bir süreç yaşıyoruz” açıklamasını yaptı.
“Rekabet avantajı getirecek”
Yerel zincirlerin rekabete karşı olmadıklarını, haksız rekabete karşı olduklarını belirten TPF Başkanı, “Perakende Yasası’ndaki eksik ayakların giderilmesi sektörün tüm taraflarına rekabet avantajı getirecek, mutlu edecek. Mağaza açılışlarının kuralla gerçekleşmesi, private label ürünlerle birlikte düşük gramajlı ürünlerin raflarda aynı fiyata satılması gibi alınacak hızlı önlemler hem sektöre hem de vatandaşlarımıza nefes aldıracak” dedi.
“Birlik olma, tek yürek hareket etme zamanı”
Ekonomik koşullar nedeniyle vatandaşların satın almak istedikleri ürünleri araştırıp, fiyatları karşılaştırıp, ihtiyaçlarını 5-6 noktadan karşıladıklarını belirten Ömer Düzgün gıda ve gıda perakendesinde birlik olmanın ve tek yürek hareket etmenin zamanının geldiğine vurgu yaparak şöyle konuştu: “Zor bir dönemden geçiyoruz. Önceki yıllarda yüzde 60 olan kartlı alışveriş oranı bu yıl yüzde 80’i aşmış durumda. Böylesi bir ortamda masanın tüm tarafları elimizi taşın altına koymalıyız. Yereller olarak biz rekabete karşı değiliz. Herkesi kucaklayacak, sektörümüzü güçlendirecek adımların atılması için önerilerimizi gündeme getiriyoruz. Örneğin discount mağazalarda vatandaşlarımızın karşılaştıkları, ‘daha ucuz’ algılatılmaya çalışan private label ürünlerin yanında markalı muadil ürünler de yer almasını talep ediyoruz. Düşük gramajlı ürünlerin marka ürünlerle aynı fiyata satıldığı o raflarda tek bir düzen olması gerektiğine dikkat çekiyoruz. Çalışanlarımıza gelişim imkanı sunmak ve sevdikleriyle daha fazla vakit geçirmelerini sağlamak için çalışma saatlerinde düzenlemeye gidilmesi gerektiğini gündeme getiriyoruz. Sektör olarak ortak hedeflere yürümezsek, sorunları görmezden gelirsek, tüketicilere alınması gereken tedbirleri aktarmazsak, onlara kusursuz bir deneyim sunmazsak, sektör olarak şeffaf olmazsak belirlenen hedeflere ulaşmak bir hayal olacak.”
“Hizmet, ürün çeşitliliği ve müşteri memnuniyetinde üstün konumdayız”
Ankara PERDER Başkanı Ramazan Gülhan, organizasyonun ev sahipliğini üstlendiği etkinlikte yaptığı konuşmada, yerel perakendeciler arasında iş birliği ve dayanışmayı sağlamak, sektörde ortaya çıkabilecek problemleri çözmek amacıyla 2001 yılında 23 yerel perakendeci tarafından kurulan Ankara PERDER’in 23. yılında 33 bine yakın personel ve 657 şubede hizmet verdiğini belirtti.
Ankara’da tek yürek halinde hareket eden yerel zincirlerin, discount ve ulusal zincirlere kıyasla ürün çeşitliliği, hizmet kalitesi ve müşteri memnuniyeti alanlarında daha üstün bir konumda olduğunu dile getiren Gülhan, ‘Yerel zincirler olarak sektöre katma değer oluşturmaya devam ediyoruz. Bugün ilkini düzenlediğimiz YZB Ankara ile yeni bir dönemin kapısını aralayacağız. Sektördeki güncel durumu ele alarak, tüm iş ortaklarımızla bağlarımızı kuvvetlendireceğiz. Tüm sektörlerde olduğu gibi perakende sektörü de hızla değişiyor, gelişiyor. Tüketici talepleri, alışkanlıkları evriliyor. Yerel zincirler olarak bizler de bu değişime uyum sağlamak için var gücümüzle çalışacağız. YZB Ankara, önümüzdeki dönemde daha büyük ve sürdürülebilir başarılar elde etmek için yeni bir başlangıç olacak. Hedeflerimize ulaşmak için sektörün tüm taraflarının katkısı çok önemli. Birlikte çalışarak, perakende sektörünü daha güçlü bir konuma getireceğiz. YZB Ankara’da bizleri yalnız bırakmayan tüm sponsorlarımıza, katılımcılarımıza, tedarikçi firmalarımıza teşekkür ederiz” dedi.
İlk olarak düzenlendiği 2009 yılından bu yana insan kaynakları, markalaşma stratejileri, teknolojik dönüşüm, verimlilik artışı, çevresel sürdürülebilirlik ve yerel üretim gibi sektörün geleceğini şekillendirecek önemli konu başlıkların ele alındığı YZB’nin Ankara ayağında, katılımcı ve sponsor firmalar, temsil ettiği yüzlerce markanın yeni ürün ve hizmetlerini sektör profesyonellerine tanıttı. – ERZURUM
]]>Antalya Büyükşehir Belediyesi himayesinde 8-10 Mayıs 2024 tarihleri arasında düzenlenen 27’nci Hasyurt Tarım Fuarı bugün törenle başladı. Finike Hasyurt Fuar Alanı içerisinde düzenlenen açılış törenine Antalya Valisi Hulusi Şahin, Başkan Böcek, Finike Belediye Başkanı Mustafa Geyikçi, ATB Başkanı Ali Çandır, siyasi partilerin temsilcileri, ilçe belediye başkanları, meclis üyeleri, muhtarlar, oda başkanları, STK temsilcileri, tarım sektörü temsilcileri, çiftçiler, üreticiler ve vatandaşlar katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan törende açılış konuşmasını yapan Başkan Böcek, yerelden kalkınma hedefi ile planlı ve sürdürülebilir bir tarım için bıkmadan, yorulmadan Antalya’nın 19 ilçesinde çiftçilerle, tarım sektörünün emekçileriyle iş birliği içerisinde çalışmaya devam ettiklerini söyledi.
Tarımın Antalya hatta Türkiye için en önemli sektörlerden biri olduğu bilinciyle hareket ettiklerini belirten Başkan Böcek, şunları dile getirdi:
“Tarımın her aşamasında tüm imkanlarımızı sunuyoruz. Akıllı tarım uygulamaları, kapalı devre sulama sistemleri, sulamada enerji desteği, ekipman ve alternatif ürün destekleriyle hem üretimde verimin artmasını hem de üreticilerimizin gelirinin artmasını sağladık. Tüm bu desteklere çoğaltarak devam edeceğiz. Kumluca Beykent Hali’nde yaş sebze meyve paketleme tesisi ve ayrıca kurutma tesisini hayata geçiriyoruz. Çevre Dostu Çiftçi Kart projemizle zirai ilaç ambalaj atıkları sorununa çözüm bulduk. Sera atıklarını toplayarak çevre kirliliğinin önüne geçiyoruz. Batı Antalya Bölgesinde hayata geçireceğimiz Kaş Gıda İhtisas Organize Sanayi, tarımın güneş enerji sistemleri ile desteklenmesi, organik fermente gübre desteği, soğuk hava depoları, Biyoçeşitlilik Gözlem Evi, tarım danışmanlığı hizmeti gibi yeni projelerimizle de bölge tarımın gelişmesi, çiftçimizin, üreticimizin kalkınması için çok daha büyük işler başaracağız.”
“ANTALYA’DA TARIM HEP DEVAM EDECEK”
Antalya Valisi Hulusi Şahin de 7 yıl ara verilen fuarın yeniden düzenlenmesinin son derece önemli olduğunu belirtti. Vali Şahin, “Büyükşehir Belediye Başkanı’mız, Finike Belediye Başkanımız ve Ticaret Borsa Başkanı’mıza bu fuara sahip çıktıkları için teşekkür ederim. Çiftçilerimiz olduğu müddetçe, bu coğrafya olduğu müddetçe Türkiye’de tarım Antalya’da tarım devam ettiği müddetçe bu fuar devam edecektir” diye konuştu.
Finike Belediye Başkanı Mustafa Geyikçi, tarımsal üretimin ve üreticinin artan girdi maliyetleri karşısında zor günler geçirdiği bir dönemde düzenlenen Hasyurt Tarım Fuarı’nın önemine dikkati çekti. Başkan Geyikçi, “Başkanımız Muhittin Böcek üreticimize, hal esnafımıza sağolsun desteğini hiçbir zaman eksik etmiyor. Her zaman güçlerini yanımızda hissediyor, her ihtiyacımıza da cevap alıyoruz” dedi.
ATB BAŞKANI ÇANDIR’DAN KAPSAMLI FUAR TALEBİ
Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali çandır ise sektördeki yenilikleri, teknolojik gelişmeleri ve en son tarım uygulamaların tanıtılmasının amaçlandığı Hasyurt Tarım Fuarı’nın tarım sektöründe her alandan katılımcıya geniş bir yelpazede ürün ve hizmetleri sergileme imkanı sunduğunu belirterek, fuarın Batı Antalya’yı kapsayacak şekilde düzenlenmesi talebini iletti.
KATILIMCILAR FUARI GEZDİ
Konuşmaların ardından Finike Belediye Başkanı Mustafa Geyikçi, Başkan Böcek’e teşekkür plaketi verdi. Başkan Böcek de fuarın düzenlenmesinde emeği geçen paydaşlara plaket sundu. Daha sonra Hasyurt Tarım Fuarı’nın açılış kurdelesi kesildi. Başkan Böcek ve katılımcılar fuarı gezdi.
Hasyurt Tarım Fuarı’nda tohum, fide, gübre ve seracılık alanında değer üreten yaklaşık 100 firma 3 gün boyunca tek çatı altında ziyaretçilerle birlikte olacak. Konusundaki uzmanlar, akademisyenler ve tüm paydaşlarla bilgi ve deneyimleri paylaşacak. Çiftçiler yeni hizmet ve ürünleri tanıyacak, tarımsal teknolojilerle tanışma ve kullandıkları ekipmanları kıyaslama fırsatı bulacak.
]]>Her yaş grubundan müşterimiz için özel ayrıcalıklar sunuyoruz. Odaklandığımız bazı müşteri segmentleri var; iletişim ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek, kontrollü harcama yapan Faturalı ve Faturasız “Bütçe Dostu” tarife kullanıcıları; 26 yaş altı gençlerin dahil olduğu “FreeZone” kullanıcıları; 16 yaş altında ilk telefonu ile birlikte hattını alacak “FreeZone-İlk Hattım” kullanıcıları; yüksek internet ihtiyacı olan, dijital müşterilerimiz “Red” tarife kullanıcıları gibi. Bu segmentlerin her birinde müşteri ihtiyaçlarına uygun marka indirimleri ve kampanyalarımız mevcut. Bütçe Dostu tarifelerimizle birlikte müşterilerimizin fatura ödeme veya ulaşım gibi günlük harcamalarına destek olacak Vpay’lerine 6 ay boyunca 100 TL yatırıyoruz. Genç müşterilerimizin sosyalleşmeleri için harcamalarına destek olacak sinema, yeme içme, otobüs bileti indirimleri gibi faydalar sunuyoruz. 16 yaş altında ilk hattını kullanacak müşterilerimiz ve onların ebeveynleri için kırtasiye, çocuk giyim veya çocuk menüsü indirimleri gibi faydalar sunuyoruz.

Özellikle Red ayrıcalıklarınız dikkat çekiyor. Bu ayrıcalıkların arka planını açıklar mısınız? Nasıl yola çıktınız?
Yaptığımız araştırmalara göre, müşteriler kendilerini daha “değerli” hissetmek ve kullandıkları markanın yanlarında olduğunu bilmek istiyor. Özellikle birey ve hanelerin ekonomik anlamda zorluklar yaşadığı bu dönemde “akıllı harcama” yaptığını bilmek müşteriler için çok önemli. Markaların bireylerin günlük ihtiyaç alanlarını adresleyen faydalar ve anlık kazanımlar sunması önem kazanıyor. Bu doğrultuda biz de Vodafone Red olarak, müşterilerimizin uçtan uca iletişim ihtiyaçlarını karşılarken, onlara seyahatten ulaşıma, eğlenceden yeme içmeye kadar pek çok alanda birçok ayrıcalık sunuyoruz. Marketten akaryakıta, restorandan seyahate, hayatı dolu dolu yaşayan müşterilerimizin her anında öncü firmalarla yaptığımız indirim anlaşmaları ve ücretsiz kullanım hakları ile “Red’liler ayrıcalıklıdır” diyoruz. Bununla beraber, dijital içerik servislerinde Premium üyelikleri de Red’lilere ilk 3 ay hediye ediyoruz. Böylece Red’liler, en çok kullanılan platformlardan biri olan YouTube’da reklamsız izleme ve indirme gibi özellikler sunan Premium üyelikten faydalanarak mobil internet kullanımı deneyimlerini iyileştirme imkânı buluyor.
Red çatısı altında bazı yeni ortaklıklarınız oldu. Bunları paylaşır mısınız?
“Red dolu dolu” çatısı altında hem Red’e yeni gelen müşterilerimiz hem de halihazırda Vodafone müşterisi olup tarifesini Red ile yenileyen müşterilerimiz için kendilerini özel ve öncelikli hissedecekleri marka ortaklıkları ve fırsatlar sunuyoruz. Red’e yeni gelen ve mevcutta Vodafone’lu olup tarifesini Red ile yenileyen müşteriler için Migros’ta 500 TL’ye ve üzerine 100 Money hediye, Les Benjamins’te 5.000 TL ve üzerine 1.000 TL indirim, SushiCo’da 800 TL ve üzerine 100 TL indirim, BigChefs’te 1.000 TL ve üzerine 100 TL indirim, Opet’te 750 TL ve üzerine 100 TL Opet Yakıt Puan hediye sunuyoruz. Tüm Red müşterileri için ise İstanbul Havaalanı ve Sabiha Gökçe Havaalanı’na Havaist ile transferde %50 indirim, İSPARK otoparklarında 2-4 saate kadar ücretsiz otopark hakkı, Seyahat Yanımda’da yurtiçi uçak biletinde 300 TL, yurtdışı uçak biletinde 500 TL indirim sunuyoruz.
Bu ayrıcalıklardan kaç müşterinizin faydalanmasını ve ne kadarlık bir fayda sunmayı bekliyorsunuz?
Yeni dönemde, faturalı müşterilerimiz içinde %50’den fazlasının Red’li olmasını ve müşterilerimize toplamda 100 milyon TL’nin üzerinde değer yaratmayı hedefliyoruz.
Red müşterileriniz bu ayrıcalıklardan nasıl yararlanıyor?
Kampanyalarımızdan faydalanmak için, Vodafone Yanımda uygulamamızın içindeki Fırsatlar Dünyası’ndan ilgili kampanya sayfasına girilmesi ve ilgili sayfada “Fırsatı Kullan” butonuna tıklanarak kod alınması yeterli oluyor. Marka ayrıcalıklarında kullanım hakları, sahip olunan tarifeye göre yılda 1 ile yılda 6 arasında değişiyor.
]]>AXA Türkiye, 2024 sürdürülebilir gelişim ve büyüme hedeflerini acenteleriyle paylaşmak üzere “Farklıyız, Fark Yaratmakta Kararlıyız” mottosuyla çıktığı etkinlik serisinin Karadeniz Bölgesi ayağının ilkini Samsun’da ikincisini Trabzon’da gerçekleştirdi. Trabzon ve çevre illerden gelen AXA Acenteleri’nin katılımıyla gerçekleşen toplantıda, bölgeye ilişkin önemli veriler paylaşıldı. Trabzon ve 25 ili içine alan bölgede 2023’de önemli bir büyüme yakalayan AXA Türkiye, yine aynı bölgede 2024 için ticari ve bireysel sigortalar dahil yüzde 80 büyüme hedefi koydu. Sunumunda AXA Türkiye’nin 2024 yılı için hedef ve stratejilerini paylaşan AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken, 2023 yılının Türk Sigortacılığı için çok zor bir yıl olduğunu dile getirerek, “Kahramanmaraş depremleriyle başlayan bir yolculuk ve o yolculukta özellikle Haziran ayına kadar çok ciddi anlamda deprem bölgesinde çalışmak durumunda kaldık. Türk Sigortacılığı adına bugüne kadar karşılaşmadığımız kadar büyük bir hasar kümesiyle karşı karşıyaydık. AXA Türkiye olarak da yaklaşık dört ayda 6 bin 500’ün üzerinde sigorta hasar tazminatı ödeme görevimizi yerine getirdik. 10 milyarı aşan bir hasar ödemesi gerçekleştirdik. Tabii sadece depremle ilişkili değil doğal afetlerin aktif olduğu bir yıl. 2022-2023’e baktığımızda deprem dışında diğer doğal afetlerin, fırtınanın, sellerin, kasırgaların ve hatta Ege bölgesinde doğa olaylarının yol açtığı hasarlar önceki yılların 5 misli. Dolayısıyla hem AXA Türkiye olarak hem de Türk Sigortacıları olarak doğal afetlerin risklerinin arttığını gördüğümüz bunun maalesef pekiştiğini gördüğümüz bir yıldı. Bu manada da açıkçası sigortalılarımıza olan tazminat bütünlüklerimizi süratle kapattığımız bir dönemi yaşadık. AXA ailesi olarak bizim biraz daha farklı ödevlerimiz vardı. Türkiye’de AXA Grubu’nun varlığı 130 yılı aşkındır sürüyor ve burada yatırımlarına da devam etme kararı aldı. 2023 yılında bir satın alma gerçekleştirdik. Bu satın alma sayesinde pazar payımız yüzde 8.4’e çıktı. 35 milyarlık bir ciroya ulaştık. Bu satın alma tabii aynı zamanda farklı iş alanlarında; sağlık sigortacılığında, otomobil sigortacılığında, tarım sigortacılığında, kurumsal sigortacılıkta bize çok destek verdi. Acente sayımızı 4 binin üzerine taşıdığımız toplamda 6 bine ulaşan çok güçlü bir organizasyona dönüştük. Bölge teşkilatlanmamızı daha da güçlendirdik. 2023 yılında yine AXA Grubu’nun Türkiye’ye olan güvenini göstermesi açısından önemli bazı gelişmeler de oldu. Hem şirketimizin büyüme tutkusu hem finansal gücü hem sermaye yeterlilik oranının güçlü halde kalması için sene sonunda 4 milyarlık bir sermaye artışı gerçekleşti. Diğer bir açıdan bakarsak müşteri, acente ve çalışanlarımızın hayatını kolaylaştırmak, sadeleştirmek için inovasyon ve teknolojiye yatırım yaptığımız bir yıl oldu. Hasar maliyetleri için yapay zekayı, büyük veriyi kullanıyoruz. Sahte hasar tespitinde mutlaka yapay zekadan istifade ediyoruz. Sağlık sigortacılığında dijital sağlık ürününü ortaya koyduk. Acentelerimizin çok kolay hayatlarını sürdürebilmesi için bir dijital acente platformu geliştirdik. Onun üzerine yatırımlarımız sürüyor. 2023 açıkçası geride kaldı. Ülke olarak çok zorlu dünya olarak çok zorlu bir yılda damağımızda tat çok az kaldı. Ama sigortacı olarak biz AXA Türkiye olarak 2024-2026 yolculuğunu çok güçlü temeller kurduğumuz, geleceğe güvenle bakabildiğimiz bir yılı kapattık diyebilirim” dedi.
“Sahada olduğumuz müddetçe sigortalanma oranının yukarı çıkacağını düşünüyorum”
Karadeniz Bölgesi’nde bireysel emeklilik ve hayat sigortacılığı açısından çok güzel tohumların atıldığını gördüğünü kaydeden Ölken, “Karadeniz Bölgesi’nde bizim 25 ilimiz var. Kastamonu’dan Hakkari’ye büyük bir üçgen. Türkiye coğrafyasının yüzde 30’u. Çeşitli özellikleri var bu illerin ama şöyle baktığımızda Türkiye’deki ortalama sigortalılık oranlarının bir miktar altında. Ön plana çıkan sigortalar otomobil sigortaları, sağlık sigortaları, konut sigortaları yani bireysel farkındalık biraz daha yukarıda. Ama KOBİ ve ticari sigortacılığın biraz daha gelişim alanı olduğunu görüyoruz. Bireysel emeklilik ve hayat sigortacılığı açısından baktığınızda da çok güzel tohumların atıldığını görüyoruz. Özellikle tasarrufa yönelen halkın bireysel emeklilikten istifade etmek noktasında Karadeniz Bölgesi’nde yani Trabzon civarındaki tüm iller Doğu Anadolu’da da illerimiz var Samsun’un batısında da illerimiz var. Tüm bu illere baktığımızda adım adım geldiğini görüyoruz. Açıkçası farkındalığı arttırmak için bizim görevimiz çok. AXA Türkiye olarak, çok güçlü bir bölge teşkilatlanmamız var. Samsun’da Trabzon’da, Erzurum’da, Van’da temsilciliğimiz var. Mutlak suretle acente ve sigortaların yanında olup gelişen riskler bunları nasıl sigortayla önleyebiliriz bunları öğretmeye, anlatmaya çalışıyoruz. Sahada olduğumuz müddetçe de ben sigortalanma oranının yukarı çıkacağını düşünüyorum. Zorunlu deprem sigortası konut ikilisini, trafik kasko ikilisini, sağlık konut ikilisini, ticari paket sigortalarıyla, KOBİ sağlık ürünlerinin bir arada hızlı gelişebileceği bir ortam var. Yeni nesil ürünlere de çok ilgi duyuyor bu coğrafya. Dijital sağlık sigortamızı çıkardık. Açıkçası uzaktan muayene, reçete yazılması gibi çok önemli tam teşekküllü bir sağlık sigortası hizmetini uzaktan yapay zekayla veya doktor görüşmeleriyle sağlıyoruz. Bu anlamda bu bölgede satışlarımız arttı. Geleceğe de umutla baktığımız bir bölge. O yüzden de daha fazla burada olmaya gayret ediyoruz” şeklinde konuştu.
“Pazar payı olarak sektörün yüzde 8,5 tarafını temsil ediyoruz”
AXA Türkiye’nin 130 yılı aşkındır faaliyet gösterdiğini vurgulayan Ölken, “Pazar payı olarak sektörün yüzde 8,5 tarafını temsil ediyoruz. Çok güçlü bir sermaye yapımız var. Çok güçlü bir teknoloji yapımız var. 9 bölge teşkilatımızda birer genel müdürlük hüviyetinde teşkilatlandırdığımızı, organize ettiğimiz bölge yapılanmamız var. Satış teşkilatımız da bu bölgelerde ama teknik hasar, tahsilat gibi diğer unsurlarda bölgelerde çalışıyor. İnovasyon ve teknolojisine çok yatırım yapan bir grubuz ve en önemli özelliğimiz de şirketimizin değerleri arasında müşteri var. Müşterisini ve acentesini çok yakın dinleyen, anlamak için dinleyen, müşterinin acı noktalarında veya ihtiyaç olduğu anda çözüm ortağına dönüşüm sloganıyla hep yanında olan bir grubuz ve hedefimiz sürdürülebilir olmak. Sürdürülebilirlik sigortacılık da çok önemli. Bir günlük iş yapmıyoruz. Bugün yaptığımız poliçenin sorumluluğunu bir yıl taşımakla beraber müşteriyle yaptığınız sözleşmenin çok uzun yıllar beraber yürüdüğünü unutmayalım. Bu manada da kalıcı olmak adına önce finansal tarafımızı çok güçlü kılıyoruz. Acente teşkilatımıza ve teknolojiye yatırım yapmaya dolayısıyla müşterinin ihtiyaçlarını çözmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“Sigortacılıkta elektrik, hibrit ve rüzgar enerjileri sektörleri 2024-2026 yolculuğunda mutlaka girişim alanları olacak”
Türkiye’de yaklaşık 5,5 milyon civarında sağlık sigortalısının olduğuna dikkat çeken Ölken, “Türkiye’de otomobil sigortacılığında yani kasko sigortacılığında daha halen sigortalanma oranı yüzde 30. Zorunlu deprem sigortasında yüzde 50-55. Konut sigortalarında yüzde 30-35. KOBİ yüzde 25-30. Yani nereden bakarsanız bireysel yatırımın da ticari yatırımın da sadece üçte biri sigortalı. Bireysel emeklilik tarafına göz atarsak bugün 15-16 milyon sözleşme var sektörde ama bunların gelişmesi imkanı var. Sağlık sigortacılığında büyük potansiyel var. Tabii ki ülkede sağlık hizmetleri çok gelişerek ve genişleyerek verilmeye devam ediyor ama tamamlayıcı sağlık, özel sağlık gibi iki ürünümüzle bütün sigorta sektöründe ciddi fırsat olduğunu düşünüyoruz. Yani şöyle ki Türkiye’de yaklaşık 5,5 milyon civarında sağlık sigortalısı var. Bunun yarısı bireysel yarısı da kurumların satın aldığı poliçeler. Bu manada önemli fırsat alanları var. Tabii sonraki yıllar için yeşil dönüşümle beraber yeşil prim diyeceğimiz, elektrikli araçlar, hibrit araçlar, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ve değişen risklere karşı kurguladığımız siber sigortalar, parametrik sigortalar bu 2024-2026 yolculuğunda girişim alanları olacak mutlaka” ifadelerini kullandı.
“Doğal afetler, depremlerden sonraki ilk 3-4 ay sigortalanma oranları yukarı çıkar”
Çok güçlü bir sigorta birliğinin olduğunu belirten Ölken, “Yani Türkiye Sigorta Birliği çatısında barındırdığı hayat, hayat dışı şirketleriyle beraber güçlü bir yönetim politikasına sahip ve sigortacılığın gelişmesi adına bu bir sosyal sorumluluk bir taraftan da hem sigorta emeklilik düzenleme ve denetleme kurumuyla hem diğer tüm şirketler veya paydaşlarla eylem planlarıyla ve stratejik planlarıyla çalışıyoruz. Diğer taraftan acentelerimizin eğitimi çok önemli. Çünkü sigortacılığı, sigortayı müşteriye anlatacak en önemli isim acenteler. Öncelikle burada AXA olarak bizim yatırımımız var. Sektörde de birçok şirkette bizim arkamızdan yatırımların geldiğini görmekten mutlu oluyoruz. Gelecek fakültesini biz kurmuş durumdayız. AXA Acentem kampüsü kurmuş durumdayız. Hem online hem fiziksel yıl içinde çok ciddi sayıda eğitim veriyoruz. Acenteler geliştikçe ben tabana yayılmanın daha kolay olacağını düşünüyorum. Aynı zamanda özellikle şu anda eksik olan kanuni düzenlemelere ihtiyaçlarımız var. Bu konuda sigorta şirketleri birliği çatısında çalışıyoruz. Hem sigortacılık çatı kanununun oluşması hem de eğitim sistemimizin içinde sigorta konusunun bir başlık olarak girmesi bence sigortalanma açısından farkındalık açısından önemli olacak. Maalesef şöyle bir bilgi de vermek isterim. Büyük yaşanan doğal afetler, depremlerden sonraki ilk 3-4 ay sigortalanma oranları yukarı çıkar. Sonra onlar yenilenmez. Bizim en büyük konumuz o dur. Başımıza geldiğinde değil aslında gelecekmiş gibi mutlaka bireylerin, kurumların bütçelerini ayarlamaları ve risk yönetimine odaklanmalarını tavsiye ediyoruz” dedi. – TRABZON
]]>Mersin’de Tarım ve Orman Bakanlığının himaye ve destekleri ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinasyonunda, AKİB, MTSO, Mersin Ticaret Borsası ve Ulusal Turunçgil Konseyi’nin iş birliğinde, ‘Üretim Planlamasında Turunçgil Yol Haritası’ temalı ‘Turunçgil Çalıştayı’ düzenlendi.
Programda konuşan Mersin Valisi Ali Hamza Pehlivan, toplantıda narenciye ürünlerinin üretim planlaması, ihracat imkanlarının genişletilmesi, katma değerinin artırılması, pazara uygun tür ve çeşit kompozisyonun oluşturulması, turunçgillerde ıslah, yeni çeşitler, iklim değişikliği, sürdürülebilir üretim, iyi tarım uygulamaları, üretimde kayıtlılık ve izlenebilirlik, tüketim alışkanlıkları ve geliştirilmesi, işleme sanayi, lojistik ve soğuk zincir uygulamaları, markalaşma ve tanıtım gibi pek çok hususun değerlendirileceğini söyledi.
“Tarım, insanlık tarihi kadar eski ve geleceği kadar da baki olacak bir sektör”
Konuşmasında tarımın insan hayatı için önemini vurgulayan Vali Pehlivan, “Tarım, her günümüzde, her anımızda var olan, var olması gereken bir olgudur. Hayat devam ettiği sürece, dünyada yaşam devam ettiği sürece de var olacaktır. Tarım, insanlık tarihi kadar eski ve geleceği kadar da baki olacak bir sektör. Tabii bu sektörün önemini ifade etmek, bunun farkında olmak işin bir boyutu. Bununla birlikte önemine uygun adımları atmak, bu öneme uygun şekilde geleceği planlamak da bir diğer önemli husustur. Tarımda insanoğlu, ilk insandan bugüne kadar özellikle de geleneksel metotlarla bu sektörü bir şekilde ayakta tutmuştur. Geleneksel tarımda belli başlı hususlardan bahsederken artık çok daha değişik alt başlıklardan bahsediyoruz. Tarımda artık yapay zekadan, akıllı, iyi tarım uygulamalarından, Ar-Ge ve dijitalleşmeden bahsediyoruz. Bir dönem ekstansif tarımdan entansif tarıma geçişten bahsederken, artık bilgisayar teknolojilerinden, bilişim teknolojisi üzerinden tarımda nasıl faydalanırız bundan bahsediyoruz. Tarım sektörüne birçok yeni kavram dahil olmuştur” diye konuştu.
“Son 21 yılda dünya genelinde 86 milyon hektar tarım arazisi azalmıştır”
Tarımda iki temel unsur olan ‘insan ve toprak’ kavramlarının hiçbir zaman değişmediğini ve değişmeyeceğini kaydeden Vali Pehlivan, “Toprak, Aşık Veysel’in ifade ettiği gibi, ‘Dost dost diye nicesine sarıldım, benim sadık yarim kara topraktır’ dizelerinde değindiği gibi işte o sadık yarimiz olan toprak ve onu işleyen insan. Onu işlemek, ekmek, biçmek suretiyle ürüne dönüştüren insan, yani emektar üreticimiz ve çiftçimizdir. Odağında toprak, odağında insan olan bir sektörden bahsediyoruz. Bu sektör her geçen gün büyüyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün rakamlarına baktığımız zaman, son 21 yılda dünya genelinde 86 milyon hektar tarım arazisi azalmıştır. 104 milyon hektar da orman arazisi azalmıştır. Ama tarımsal üretim değeri 2000 yılından 2021 yılına kadar 21 yıllık süre içerisinde 2 trilyon dolardan, yüzde 84 artışla 3.7 trilyon dolara ulaşmıştır. Aynı dönemde ülkemizde de 40 milyar dolardan 70 milyar dolara ulaşmıştır. Alan azalsa da talep arttığı için, nüfus arttığı için üretim değeriyle ilgili artışlar söz konusu olmuştur. Dolayısıyla kısıtlı sayılabilecek alanlarda tarımın ve tarım faaliyetlerinin en verimli ve kaliteli şekilde ürün üretiminin sağlanması konusu elbette ki ön plana çıkmaktadır” ifadelerini kullandı.
“Türkiye yaklaşık 1.9 milyon ton ihracat ile dünya narenciye ihracatında ikinci sıradadır”
Mersin’in yüzölçümünün 1 milyon 585 bin 300 hektar olduğunu ve 328 bin 401 hektarlık tarım alanı bulunduğunu vurgulayan Vali Pehlivan, şöyle devam etti:
“Türkiye yaklaşık 1.9 milyon ton ihracat ile dünya narenciye ihracatında ikinci sıradadır. İlimiz, toplam 1 milyon 661 bin 486 ton narenciye üretimi ile Türkiye’de 2. sıradadır. Muz, çilek, limon, yenidünya, erik, nektarin, şeftali, kabak, taze bakla üretiminde Mersin 1. sırada yer almaktadır. Badem, keçiboynuzu, patlıcan, salatalık, greyfurt, kayısı, avokado, nar, üzüm, pırasa, soya fasulyesi üretiminde de 2. sırada yer almaktadır. Mersin’in, tarım sektörünün gayri safi milli hasılaya katkısı 2004 yılında 2,7 milyar TL iken, 2023 yılında 88,2 milyar TL’ye yükselmiştir. 2023 yıl sonu itibarıyla ilimizin bitkisel üretim değeri 76,3 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. 2023 yıl sonu itibariyle ilimizin hayvansal üretim değeri 11,8 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. 2023 yıl sonu itibariyle su ürünleri üretim değeri 29,6 milyon TL olarak gerçekleşmiştir.”
Düzenlenen bu çalıştay ile ‘Turunçgil Yol Haritasını Çizme’ özel başlığında tarımın genel anlamda değerlendirilmesinin yapılacağını dile getiren Vali Pehlivan, “Bu bağlamda sormamız gereken sorular, ‘ne üretiyoruz, nerede üretiyoruz, nasıl üretiyoruz, ne kadar üretiyoruz?’ Devamında da yarınlara bir projeksiyon sunmak adına da ‘neyi üreteceğiz, nerede üreteceğiz, nasıl üreteceğiz ve ne kadar üreteceğiz’ sorularını sorup, bu soruların cevabını hep birlikte vereceğiz. Özellikle de bu işe emek vermiş, gönül vermiş başta akademisyenlerimiz olmak üzere sahada ter döken, gerek tarlada, gerek işin ticaret tarafında ter döken, emek ortaya koyan bütün paydaşlarımızla, Tarım ve Orman Bakanlığımızın himayesinde geleceği inşallah planlamış olacağız. Cumhurbaşkanlığımızın himayelerinde hazırlanan, Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla da yürürlüğe konulan ’12. Kalkınma Planı’nda, tarım çok önemli bir başlık teşkil ediyor. ‘Geleceğin etkin şekilde planlanması vurgusu’ yapılıyor. Bu hedefe, bu gayeye hep birlikte ortak olmalıyız. Tespit bağlamında da yapılacak işler, atılacak adımlar bağlamında da üzerimize düşen katkıyı vermek, fikir bazında vermek ama fikir bazında vermekle de kalmayıp bunu uygulamaya muhakkak şamil kılmak, uygulamaya yansıtmak ve takibini gerçekleştirmek durumundayız” şeklinde konuştu.
Mersin’in, Çukurova’nın bereketli topraklarına sahip bir bölgesi olduğunu belirten Vali Pehlivan, şöyle devam etti:
“Şu anda içinde bulunduğumuz Mersin, yanı başında Adana, Çukurova’mız dünyanın en verimli topraklarına sahiptir. Burada yetişmeyen ürün yok. Bu bir avantajdır evet ama bu her yetişen ürünü planlı bir şekilde yetiştirmeliyiz ki yıldan yıla veya arz-talep dengesini sağlama, ‘ne oldu ne olacak’ telaşı içerisine girmeyelim. Bu çalıştaydaki oturumlarda ortaya konulacak fikirler ve sonucunda yapılacak, yayınlanacak olan bildirgenin önemli, faydalı neticelere vesile olacağına inanıyoruz.”
Çalıştayda; Tarım ve Orman Bakanlığı Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Gümen, İl Tarım ve Orman Müdürü Erdem Karadağ, Ulusal Turunçgil Konseyi Başkanı Kemal Kaçmaz, Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, Mersin Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Özdemir, Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ferhat Gürüz, Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kavak, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, Bitkisel Üretim Genel Müdür Yardımcısı İhsan Emiralioğlu da birer konuşma gerçekleştirdi. – MERSİN
]]>Türkiye genelinde tarımsal sulama için kullanılan elektriğin yaklaşık yarısı, Dicle Elektrik’in sorumluluk sahasına tüketiliyor. Bölgede elektrik tüketiminin en yüksek olduğu yer ise Şanlıurfa olarak kaydediliyor. Dicle Elektrik tarafından yapılan ölçümlere göre, Şanlıurfa’daki tarımsal alanlarda 1 Nisan’da günlük 11 milyon 505 kWh elektrik tüketilirken, Nisan ayı sonunda bu rakam yaklaşık üç katına çıkarak 30 milyon 743 kWh’ye ulaştı. Ayrıca, 2023 yılının Nisan ayında tarımsal alanlardaki toplam elektrik tüketimi 506 milyon 83 bin kWh iken, bu yıl aynı dönemde yüzde 30’dan fazla bir artışla 694 milyon 911 bin kWh olarak gerçekleşti.
351 adet kayıt dışı trafo tespit edildi
Dağıtım bölgesindeki faaliyetlerini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın gözetiminde ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri ve Hizmet Kalitesi Yönetmelikleri çerçevesinde sürdüren Dicle Elektrik, abonelerine kesintisiz enerji tedarik edebilmek için çalışmalarını sürdürürken, enerji hırsızları tarafından ciddi bir şekilde engelleniyor. Şanlıurfa’da tarımsal sulama sahalarında olağanüstü boyutta artan tüketimi mercek altına alan Dicle Elektrik yetkilileri, söz konusu artışın kayıt dışı enerji kullanımından kaynakladığını duyurdu. Dicle Elektrik Şanlıurfa İl Müdürlüğüne bağlı saha ekiplerinin sadece Nisan ayında yaptığı kaçak denetimleri sonucunda 100 bin nüfuslu bir şehre yetecek güçteki 351 adet kayıt dışı trafo tespit edilmiş, el konulabilmesi için savcılığa başvuruda bulunulmuştu. Bahse konu kayıt dışı trafoların ele geçirilebilmesi için ise hukuki süreç devam ediyor.
“Bu durum ne kabul edilebilir ne de sürdürülebilir”
Dicle Elektrik yetkilileri, sahadaki yatırımların ve fiziki takibin yanı sıra teknolojik imkanları da kullanarak kayıt dışı elektrik kullanımını önleme çabalarını dile getirdi. Tarımsal sulama alanlarında bir ay içinde elektrik tüketiminin üç katına çıkmasının kayıt dışı kullanımdan kaynaklandığını belirten yetkililer, plansız ve kabul edilemez boyuttaki kayıt dışı tüketimle mücadele için ekiplerin havadan ve karadan 7/24 kaçak kontrolü yaptığını açıkladı. Yapılan açıklamada, “Kısa sürede yaşanan keskin tüketim artışlarını öngörmek zor. Bu durum, alınan tüm tedbirlere rağmen enerji dalgalanmalarına, istenmeyen arızalara ve sonuç olarak kesintilere yol açıyor. Bu durum ne kabul edilebilir ne de sürdürülebilir. Şirket olarak kaçak tüketimi önlemek ve kayıt altına almak konusunda olduğumuz kadar bu yıl gecikmiş borçlarını ödemeyenlere elektrik vermemekte kararlıyız. Bunun yanında borcunu zamanında ve düzenli ödeyenlerin mağdur olmaması için de tedarik ettiğimiz 1.000 adet jeneratörle gerekli tüm desteği sağlayacağız” ifadelerine yer verildi.
Ödenmemiş fatura tutarı 16 milyar TL
Yetkililer tarafından bölgedeki tarımsal sulama abonelerinin, uzun yıllardır biriken ve halen ödenmemiş olan 16 milyar TL tutarındaki vadesi geçmiş elektrik borcu olduğu açıklandı, toplam 17 bin 415 tarımsal sulama abonesinden 13 bininin bu borcu taşıdığı belirtildi. Özellikle Viranşehir ve Siverek’ten sonra borç miktarıyla dikkat çeken Harran ilçesinde, tarımsal sulama abonelerinin borcunun 2 milyar TL’ye ulaşmasına dikkat çekildi. Ayrıca, tarımsal sulamanın yoğun yapıldığı Demirli fiderinde kayıtlı 168 sulama trafosunun bulunduğu ve söz konusu fiderden elektrik tedarik eden abonelerin 286 milyon lira vadesi geçmiş borcu olmasına rağmen neredeyse hiç ödeme yapılmadığı tespit edildi. Yine Harran’daki Damlasu fiderinden enerji alan abonelerin 178 milyon TL’ye ulaşan elektrik borçlarına ilişkin ödeme oranının yüzde 5 olduğu tespit edildi.
Şirket yetkilileri, enerji dalgalanmalarına, arızalara ve kesintilere neden olan bu durumları önlemek için gerekli tüm adımların atılmakta olduğunu duyurdu. – ŞANLIURFA
]]>Doğu Karadeniz Bölgesinde yaklaşık 200 bin üretici 800 bin dekar alanda çay hasadını sürdürüyor. Bir çok üretici çay hasadında çalışacak işçilerin de maliyetlerin artması nedeniyle çay kesme motorlarını yoğun olarak kullanmaya başladı. İlk olarak benzinli olarak üretilen çay motorları Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR) tarafından çayın üzerinde egzoz kalıntıları bıraktığı gerekçesiyle yasaklandı. Bu kez benzinli çay motorları yerini elektrikle şarj olan ve aküler ile çalışan çay toplama motorlarına bıraktı. İlk etapta aküleri sırtta taşınan ve kablo vasıtası ile eldeki ay toplama kısmına elektrik verilen motorlar şimdilerde yerini daha kullanışlı çay motorlarına bıraktı. Giderek küçülen ve üreticileri çay makası derdinden kurtaran makineler Artvin, Rize ve Trabzon illerinde giderek yaygınlaşmaya başladı. Geleneksel yöntem olan çay makasları da kimi üreticiler tarafından rafa kaldırıldı.
“İşçiye gerek duymuyoruz”
Çay toplama motorlarının yaygınlaşmasıyla işçilere olan ihtiyacın giderek azaldığını ifade eden çay müstahsili Ayşe Kutlu, “Sezonumuz başladı. Biz de ‘Bismillah’ diyerek çaylıklara girmeye başladık. Çayın gelişi şuan güzel gözüküyor. İnşallah böyle devam eder. Tekrar böyle giderse güzel bir verim alırız. Çay toplama motorları ile toplama yapıyoruz. Bu benim için rahatlık, daha kolay oluyor. Elimde fazla yorulmuyor. Çay üreticileri yabancı işçilerin istediği fiyatı veremiyor. Herkes almıyor ama alan da oluyor. Çay toplama motorları ile çay toplamak benim için artık çok kolaylaştı. Herkes için kolaylaştı. Rahat topluyoruz çok yorulmuyoruz ve işçiye de gerek duymuyoruz. Yabancı işçiler de Türkiye’ye girmez. Paramız da bizde kalır” ifadelerini kullandı.
“Herkes kendi işini kendi yapıyor”
Makinelerle çay toplamanın eski makaslara göre daha kolay olduğunu söyleyen Murat Kutlu, “Havaların güzel gitmesi, iklim şartları ve 10 günde yağan yağmurla birlikte güzel bir çay sezonu bekliyoruz. Normalde biz sezonu ay sonu bekliyorduk. Havaların güzel olmasıyla çay erken geldi. Güzel de bir fiyat açıklanırsa, bizim içinde güzel bir sezon geçer. Çay makasları daha zor oluyor. Makinelerle çay toplamak daha kolay. Yorucu olmuyor. Bizim fazla bir çayımız olmadığı için biz makasla kendi kendimize zaman geçiriyoruz. Herkes kendi işini kendi yapıyor. İmece usulü oluyor. Bence yabancı işçiler gelmesinler. Doların ülkemizde çok yüksek olması nedeniyle işçilerin beklediği fiyatı veremiyoruz. Onlar da artık bizi tercih etmiyor” dedi.
“Çay toplayıcıları için bu makineler velinimet”
Çay motoru satışı ve tamiri gerçekleştiren Rizeli esnaf Musa Uzun ise vatandaşların çaylarını makas yerine artık motorlarla kesmeye başladığına vurgu yaparak “Vatandaşlar çay toplamak için acele ettiği için eski tip makasları umursamıyor. Teknolojiye de ayak uyduruyor. Bu yeni tip makinelerle çay toplamak çok kolay oluyor. Vatandaş da iş yükünü azaltarak hızlı hızlı çayını topluyor. İlk başta acemilik yaşıyorlar ama biraz daha eli alıştığı zaman makasla 250-300 kilo toplayacaksa makineyle beraber 500-600 kilo topluyor. Vatandaşın iş yükü düşüyor, yoğun rağbet var” diye konuştu.
Çay motoru çıkınca ‘torba sektörü’ oluştu
Çay toplama motorlarının yaygınlaşmasıyla toplanan çayın konulduğu bez torbalar için de ayrıca bir sektör oluştu. Çay makaslarına takılı olan torbalar elektrikli çay motorlarına entegre edilemeyince tek elle kullanıldığı için ağırlık olmaması nedeniyle basit bir hazne ile çaylar bir torbada toplanıyor. Plastik su boruları ile basit bir şekilde yapılan kasnağa dikilen bez torbalar üreticilerin çay toplama sırasında işinin kolaylaşmasına imkan sağlıyor.
Teknolojinin ilerlemesiyle yeni ürünlerin ortaya çıktığını dile getiren Rizeli esnaf Ebubekir Daloğlu “Şuanda 1-2 senedir piyasaya giren bir torbadır. Motor için çok kullanışlıdır. Şu anda rağbet bunlarda. En iyi şekilde tasarlanıp hizmet veriyoruz. Yeni torbalar piyasaya çıktı. Artık bezi su borusuyla Rize usulü teknolojiyle yeni bir torba ürettik” dedi.
“Makas her zaman makastır”
Makasların vatandaşlar için vazgeçilmez olduğunu da sözlerine ekleyen Daloğlu, “Makassız da olmaz. Motorun peşinden makas geliyor. Vatandaş ikisine de rağbet gösteriyor. Genellikle motor daha önde. Yaşlılar motoru tercih ediyor. Bir sete girdiği zaman 15 dakikada seti bitirebiliyor. Makasla daha uzun sürüyor. Makas her zaman makastır. Motor biter makas bitmez. Şu an 350 TL’den 600 TL’ye kadar makas var” ifadelerini kullandı. – RİZE
]]>Bu kapsamda, Özakalın’ın başkanlığındaki bir heyet, bölge Oda ve Borsaları kapsayan iki günlük bir ziyaret programı gerçekleştirdi.
Ziyaretler, Pasinler Ticaret ve Sanayi Odası (PTSO) ile başladı. Pasinler TSO Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Taşbaşı’nı ziyaret eden Özakalın başkanlığındaki ETSO heyeti daha sonra sırasıyla Oltu Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Karaca, Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Demirci, Kars Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Musa Metin Durmuş ile Kars Ticaret ve Sanayi Odası (KATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Bozan’ı ziyaret etti.
Oda ve Borsa başkanlarına TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun selamını ileten Başkan Özakalın, ziyaretin anısına üzerinde nazar boncuğu bulunan bir şilt ve Erzurum’un coğrafi tescilli ürünlerinden Oltu taşı tespih hediye etti. Ardahan ziyaretinde ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Demirci Başkan Özakalın’a, Ardahan’ın sorunları ve çözüm önerilerini kaleme aldığı bir kitap ve şilt takdim etti. Kars TSO Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Bozan da Başkan Özakalın’a porselen bir tabak hediye etti.
ETSO heyeti ilk günkü ziyaret programının son durağı olan KATSO’da düzenlenen geniş katılımlı bir toplantıda, Yönetim Kurulu ve Meclis üyeleriyle bir araya geldi.
Toplantının açış konuşmasını, KATSO Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Bozan yaptı. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Bozan, bölge illerinin sorunlarının iş dünyasının çatı kuruluşu olan TOBB’un gündemine taşınmasının önemine dikkati çekerek, Başkan Özakalın’a özverili çabalarından dolayı teşekkür etti.
Başkan Özakalın; “Birlikte hareket edip, daha güçlü olacağız”
Toplantıda, bölge Oda ve Borsalara yaptığı ziyaretler hakkında bilgi veren Başkan Özakalın, bölgede iş dünyasının başta finansmana erişim ve teşvik uygulamaları olmak üzere benzer sorunlar yaşadığını belirterek, meselelerin çözümü için ortak akıl ve istişareye önem verdiklerinin altını çizdi.
Bölge illerinin sorunlarını TOBB Yönetim Kurulu’nda gündeme getirmek üzere bölge gezisi düzenlediklerini ifade eden Özakalın, ancak bu şekilde bölge illerinin ekonomik ve sosyal anlamda yaşadıkları sorunlara çözüm bulunabileceğine belirtti. Özakalın şunları söyledi; “TOBB yönetimini temsilen bölge oda ve borsalara ziyaretlerimizi daha da sıklaştırıp, irtibatımızı daha etkin bir hale getirerek, sorunlarımızın ve taleplerimizin takipçisi olacağız. Yaptığımız görüşmeler ve toplantılar sonucunda elde ettiğimiz verilerle hazırlanacak ve bölge illerimizin sorunları ve çözüm önerilerini içeren bir raporu, TOBB Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu ile paylaşacağız. Bizler, bölgesel kalkınmanın önündeki engellerin kaldırılması ve diğer bölgelerle aramızdaki gelişmişlik seviyesinin minimuma düşürülmesi adına; bölgedeki Oda ve Borsalarımızla birlikte şehirlerimize ekonomik ve sosyal alanlarda katma değer sağlayacak, yaşadığımız kentleri bir adım daha ileriye taşıyacak her türlü çalışmanın içerisinde olmaya çaba gösteriyoruz. Görüştüğümüz Oda ve Borsaların değerli Yönetim Kurulu Başkanları da bölgesel güç birliği için aynı heyecanı taşıyor. Artık kaybedecek zamanımız yok. Şehirlerimizin ve bölge iş dünyamızın geleceği adına motivasyonumuzu ve gücümüzü aynı hedefe yönlendirmek zorundayız. Birlikte hareket edip, daha güçlü olacağız.”
Toplantıda KATSO Yönetim Kurulu ve Meclis üyeleri de iş dünyası olarak yaşanan sorunlarla ilgili düşüncelerini TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Özakalın’la paylaştı.
KATSO Yönetimi toplantının ardından Başkan Özakalın ve ETSO heyetini akşam yemeğinde ağırladı. – ERZURUM
]]>Gümüşhane Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nafiz Maden, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar tarafından Sinop, Trabzon ve Rize açıklarında petrol olduğu düşünülen alanlarda çalışma yapılması için bir takvim oluşturulduğu açıklamalarının ardından değerlendirmelerde bulundu. Bölgede yaptıkları çalışmalarda bu sızıntıları ve bölgenin potansiyel petrol ve doğalgaz rezervlerini ortaya koyduklarını ifade eden Prof. Dr. Maden, bu haberleri seçim vaadi olarak değerlendirenlerin yanıldıklarını söyledi.
Bölgede yapılacak çalışmaları olumlu ama geç kalınmış bir işlem olduğunu ifade eden Prof. Dr. Maden, bölgede 1900’lü yılların başından itibaren çalışmaların yürütüldüğünü belirtti. Ayrıca Rize’nin Çayeli açıklarındaki petrol sızıntısının günlük 1 tona ulaştığının altını çizen Prof. Dr. Maden, sondaj yapılacak alanlardan petrol çıkacağına inancının tam olduğunu kaydetti.
“Petrol haberlerini herkes seçim yatırımı olarak gördü, seçim bitti ama petrol denize sızmaya devam ediyor”
Prof. Dr. Nafiz Maden, “Geçtiğimiz günlerde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Karadeniz’de 3 noktada sondaja başlanacağını duyurdu. Biz bunu destekliyoruz ancak geç kalınmış bir adım olarak görüyoruz. Çünkü geçtiğimiz yıllarda Barbaros Hayrettin Paşa Gemisi Trabzon’a gelmişti ve çıkan haberlerde petrol aranacağına dair beyanlarda bulunmuştu. 2024 yılında ise gemi Sinop açıklarında sismik araştırma yapmış ve bu da Rize halkında bir umutsuzluğa neden olmuştu. Ancak kendilerine tavsiyem şudur ki hiç umutsuzluğa kapılmasınlar, TPAO Genel Müdürü Rize Çayeli’ne gelecektir. Ardından bakanımız Rize Çayeli’ne gelecektir hiç endişeniz olmasın. Kendilerinin yaptığı bu çalışmayı çok olumlu buluyorum. Geçtiğimiz yıllarda hem batı hem doğu Karadeniz’de yaptığımız çalışmalarda Karadeniz’in özellikle zengin doğalgaz ve petrol rezervlerinin olduğunu ortaya koymuştuk. Bunu uydu verileriyle ortaya koyduk. Rize Çayeli açıklarındaki petrol sızıntısının günde 1 ton Rize’ye sızdığından bahsetmiştik. Bizim bu söylemimize kimse inanmadı, hatta bazı Rizeliler de bana inanmamıştı, bunun bir seçim yatırımı olarak seçim öncesinde sızdığını söylemişlerdi ancak seçim oldu bitti herkes aldı alacağını şimdi o petrol sızıntısı hala devam ediyor” diye konuştu.
“Karadeniz artık hamsi ve balığın olduğu bir yer değil, petrolün de çıktığı bir deniz olsun”
Bölgede 1900’lü yılların başından bu yana petrol ve doğalgaz ile ilgili çalışmaların yürütüldüğünü dile getiren Gümüşhane Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nafiz Maden, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Sadece Rize Çayeli’nde günde 1 ton sızmıyor, ayrıca Ünye açıklarındaki petrol sızıntısı da sızmaya devam ediyor, burada seçimlerle alakalı bir durum yok. Bunlar sadece bizim söylemimiz değil geçmişte de bu tür araştırmaların olduğuna yönelik elimizde gazete arşivleri var. Bu sızıntıların doğal kökenli olduğu biliniyor. Bu nedenle Barbaros Hayrettin Paşa Gemisinin Doğu Karadeniz’e gelerek daha önce yapılan sismik çalışmaların yeni bir anlayışla birlikte değerlendirilerek, petrolün bulunduğu rezervin tespit edilip sondajlarla çıkarılması gerekiyor. Geçmişte yapılan yine bir haber var Ali ve Hüseyin Karahan isimli Rize Çayeli’ndeki vatandaşlarımızın söylediği şöyle bir söylem var. Karadeniz artık hamsi ve balığın olduğu bir yer değil petrolün de çıktığı bir deniz olsun diye söylemleri var biz bu söylemi tekrar ediyoruz. Bakanımıza, TPAO Genel Müdürüne ve Cumhurbaşkanımıza buradan sesleniyoruz. Rize Çayeli’nde petrol sızıntısı var hatta Sürmene’den Hopa’ya kadar olan bölge petrol açısından uygun rezervlere sahip bu bölgelerin araştırılıp uygun alana sondaj yapılırsa petrol çıkacağına gönülden inanıyorum.” – GÜMÜŞHANE
]]>Hazine ve Maliye Bakanlığı, KDV oranlarının artırılacağı iddialarına ilişkin basın açıklaması yayımladı. KDV oranlarının artırılmasına yönelik bir çalışmanın olmadığının belirtildiği açıklama şöyle:
“Son günlerde KDV ile ilgili yaptığımız Tebliğ düzenlemesinden hareketle KDV oran artışı yapıldığı, mal ve hizmetler itibarıyla KDV oranlarının belirlendiği listeler arasında kaydırmalarla oran artışları yapılacağı yönünde haberler görülmektedir. Vatandaşlarımızın doğru bilgilendirilmesi açısından aşağıdaki açıklama gerekli görülmüştür.
KDV ORANLARI NASIL BELİRLENMEKTEDİR?
KDV Kanununun verdiği yetki çerçevesinde KDV oranları günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmektedir. Mal ve hizmetler itibarıyla halihazırda 3 farklı oran uygulanmaktadır.
Temel gıda maddelerinin yer aldığı 1 sayılı Listedeki mallar için oran %1’dir. Yeme-içme, sağlık, eğitim, tekstil, konaklama gibi bazı mal ve hizmetlerin yer aldığı 2 sayılı Listedeki mallar için oran %10’dur. Bu iki listede yer almayan mal ve hizmetler ise genel oran olan %20 oranına tabiidir.
KDV TEBLİĞ DÜZENLEMESİNE NEDEN İHTİYAÇ DUYULDU?
Yeme içme sektöründe bulunan bazı lokanta ve kafeler ile ilaç dışında çeşitli ürünleri satan eczanelerin, oran farklılığını istismar ettiği ve rekabet eşitliğini bozduğu tespit edildi.
Fiyatları KDV dahil olarak belirlenen ve ilan edilen lokanta veya kafelerde, yeme içme hizmeti karşılığında %10 KDV hesaplaması gerekirken, bu hizmet yerine tıpkı bir market gibi et, su, meyve suyu ve benzeri ürünleri tek tek satmış gibi göstererek %1 oranında KDV hesaplandığı, vatandaştan aldığı %10 oranındaki KDV tutarını fiş veya faturada %1 olarak gösterdikleri görüldü.
Aynı şekilde KDV oranı %10 olan ilaç ve benzeri tıbbi ürünlerin yanında KDV oranı %1 olan gida takviyesi içeren ürünleri satan eczanelerin, KDV dahil belirlenmiş fiyatlar üzerinden satış yaptıkları halde tüm satışlarını gıda takviyesi içeren ürün gibi göstermek suretiyle yine vatandaştan aldığı %10 KDV’yi Devlete vermedikleri görüldü. Bu örneklerin sürekli arttığı dikkate alınarak istismarın önüne geçmek ve bu konudaki tereddütleri gidermek maksadıyla konuya açıklık getiren Tebliğ hazırlandı.
TEBLİĞ İLE KDV ORANLARI ARTIRILDI MI?
KDV oranlarını artırma konusunda Cumhurbaşkanı yetkilidir. Tebliğ ile KDV oran artışı yapılması mümkün değildir. Dolayısıyla Tebliğ ile herhangi bir oran artışı yapılmamıştır. Yeme içme hizmeti sunan işletmeler, gıda maddelerini olduğu gibi satmamakta, bu ürünlerden hazırlanmış bir yemeği veya içeceği hizmet şeklinde müşterilerine sunmaktadır. Bu hizmetle beraber sunulan tuzun, karabiberin, peçetenin, ıslak mendilin veya ikram edilen çay ya da kahvenin ayrı fiyatlandırması söz konusu değildir. Tüm bunlar yeme içme hizmetinin bir parçasıdır ve bu nedenle hizmet bedeli tüm maliyetler dikkate alınarak belirlenir ve KDV oranı da %10’dur.
Müşteriye sundukları menülerde KDV dahil fiyatlar yer alır ve müşterilerinden menüde yer alan tutarın içindeki %10 KDV’yi tahsil ederler.
Düzenledikleri fiş veya faturada doğru KDV oranı belirtildiği takdirde vatandaşın ödediği vergi Hazine’ye intikal eder. Aksi halde ise işletmenin kasasında kalır. Yukarıda da belirtildiği gibi KDV oranlarında suistimalin önüne geçilmesi amacıyla yayınlanan Tebliğ ile;
Yeme içme hizmeti sunan lokanta, kafe, pastane gibi işletmelerin, kendilerinin hazırlayıp sundukları yiyecek ve içecekler ile dışarıdan temin ederek buralarda sattıkları ürünler için %10 oranında KDV hesaplayacakları hususu açıkça belirtilmiştir.”
]]>Kentte görev yapan ulusal ve yerel medya temsilcilerinin katılım sağladığı toplantıda, DSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları Mehmet Serter ve Osman Uğurlu, Yönetim Kurulu Üyeleri Levent Çaputçu ve Orçun Alptekin ile DSO personeli yer aldı. Basın toplantısında DSO’nun çalışma ortamını nasıl geliştirdiğine dair bilgiler de verildi. Daha sonra DSO personeli basın mensuplarının iş yerindeki çalışma ortamı ile ilgili sorularını da yanıtladı.
Başkan Kasapoğlu, Happy Place to Work tarafından bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen “Türkiye’nin En Mutlu İş Yerleri” araştırması sonucunda açıklanan listede ilk kez bir Sivil Toplum Kuruluşu’nun yer almasının önemli bir kazanım olduğunun altını çizdi. DSO’nun bu başarısının Denizli ve Türkiye için de bir gurur kaynağı olduğunu ifade eden Kasapoğlu, “Denizli Sanayi Odası olarak mutlu çalışanların başarı için kritik bir faktör olduğuna inancımızı her zaman yüksek tuttuk. Başarılı bir işletme için sadece rakamlar ve grafikler yeterli değil. Başarımızın sırrı, insan odaklı yaklaşımda yatıyor. İş yerindeki her bir çalışanımızın sosyal, kişisel ve mesleki gelişimine önem veriyoruz. Çalışanlarımızın mutluluğunu artırmak için çeşitli programlar ve faaliyetler düzenliyoruz. Şeffaf iletişim ve adil bir çalışma ortamı oluşturmak, öncelikli hedeflerimiz arasında” dedi.
DSO’nun bu yıl ilk kez katıldığı “Türkiye’nin En Mutlu İş Yerleri” araştırmasında yer alarak büyük bir başarı elde ettiğini belirten Kasapoğlu, “Denizli Sanayi Odası olarak ‘Türkiye’nin En Mutlu İş Yerleri’ listesinde yer almanın gururunu yaşıyoruz. Bu başarı, tüm çalışanlarımızın özverili çalışmaları ve emeklerinin sonucudur. Çalışanlarımızın mutluluğu ve refahı bizim için her zaman öncelik olmuştur. Bu nedenle, çalışma ortamımızı sürekli geliştirmek ve iyileştirmek için çaba gösteriyoruz.” diye konuştu.
DSO’nun bu başarısının Denizli ve Türkiye için de bir gurur kaynağı olduğunu ifade eden Kasapoğlu, “Bu vesileyle tüm çalışanlarımıza huzurunuzda bir kez daha teşekkürlerimizi sunuyoruz” dedi.
DSO Meclis Başkanı İ. Okan Konyalıoğlu da “Sanayi ve Ticaret Odaları içerisinde bir ilki gerçekleştiriyoruz. Emeği geçen mesai arkadaşlarımıza ve Yönetim Kurulu’na elde edilen bu başarıdan dolayı çok teşekkür ediyorum. Sürdürebilir olması için insanların bulunduğu ortamdan mutluluk duyması gerekiyor. Zorla yapılan organizasyonların sürdürebilir olma ihtimali yok. Bu başarının birçok organizasyona örnek olacağını düşünüyorum” diye konuştu.
DSO Sürdürülebilirlik ve Yeşil Dönüşüm Müdürü Cansun Özdülger ise “Denizli Sanayi Odası, ortak değer oluşturabilmek için çalışanlarının fikirlerini özgürce ifade edebilmelerini destekliyor. Kapsayıcı ve yenilikçi işlere verdiği önem ile kişisel ve profesyonel gelişimim için fırsat sunuyor” dedi.
DSO Yazı İşleri ve Yönetim Asistanı Serpil Cengiz de “Üyelerine ve biz çalışanlarına verdiği yüksek değere nispetle, ayrıcalıklı hissetmemizi sağlayan elit yönetim anlayışı ile bireysel katkılarımızı sunmamıza fırsat veren bu kurumda çalışmaktan gurur duyuyorum” dedi.
DSO İhracat İşlemleri ve Teşvikler Uzmanı Burcu Özcan Tarhan ise “Denizli Sanayi Odası bir ailedir. Ben bu ailede büyüdüm ve yetiştim. Ailenin her ferdine değerli ve kıymetli olduğunu göstermesi; başarılarını destekleyip, güçlükleri hep beraber göğüslenmesi, DSO’ nun birlikte güzel işlere imza atan, büyük hedefler koyabilen güçlü bir kurum olduğunun göstergesidir” dedi.
DSO Kalite Yönetim Sistemleri Uzmanı Nurcihan Çakır da, açıklamasında şunları kaydetti:
“Denizli Sanayi Odası’nda muhteşem ekiple birlikte çalışmak, iş birliği ve dayanışmanın gücünü her gün hissetmek benim için gerçekten gurur verici. Stephen Covey’in dediği gibi, alite, bizi başkalarından ayıran detaylardır” – DENİZLİ
]]>Temmuz ayında emekli aylıkları için enflasyona endeksli artış beklenirken çalışma ekonomisi uzmanı Prof. Dr. Aziz Çelik, “Emeklileri temmuzda bekleyen iki önemli tehlike” uyarısında bulundu. Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kök aylık nedeniyle, Temmuz ayında emeklilerin bir bölümünün maaşlarında artış olmayacağını kaydetti.
Prof. Dr. Çelik, açıklamasında şunları ifade etti:
“Dört aylık resmi enflasyon yüzde 18,7 olarak açıklandı. 6 aylık resmi enflasyon en az yüzde 25 olacak. Temmuz ayı, emeklinin zam ayı ancak emeklileri bekleyen iki önemli tehlike var. İşçi ve Bağ-Kur emeklileri için kök aylık tehlikesi… İşçi ve Bağ-Kur emeklileri yasa gereği temmuz ayında geçmiş 6 aylık resmi enflasyonu (TÜFE) oranında zam alacaklar ancak zam emeklilerin kök aylıklarına yapılacak. Halen kök aylıkları 10 bin TL’nin altında olan emeklilerin (dosya bazında) aylıkları 10 bin TL’ye tamamlanıyor. Aradaki farkı Hazine ödüyor. Eğer yeni bir yasal düzenleme yapılıp tamamlanan en düşük aylık enflasyon kadar artmazsa emeklilerin önemli bir bölümü ya sıfır zam veya resmi enflasyondan bile düşük zam alacak. Örneğin kök aylığı 8 bin TL olan bir emekli yüzde 25 zam alırsa 10 bin TL alacak. Zaten aylığı 10 bin TL olduğu için sıfır zam alacak. Bu işin kazananı Hazine olacak. Hazine, bu emekli için SGK’ye ödeme yapmayacak ancak emekli sıfır zam alabilecek. İşçi ve Bağ-Kur emeklilerinin önemli bir bölümünün sıfır zam tehlikesi var. Bunu önlemek için temmuz ayından önce yasal düzenleme yapılması ve tamamlanan en düşük aylığın en az enflasyon kadar artması gerekir. Olması gereken en düşük aylığın asgari ücret düzeyine çekilmesi. Bırakın asgari ücreti düzeyini, en düşük aylık enflasyon kadar artar mı? En düşük aylık 12 bin 500 veya 13 bin olur mu? Zor görünüyor. Emekliler yine 10 bin liralık utanç aylığına mahkum edilebilir. Ekonomi yönetimi ve kemer sıkma programı bunun için umut vermiyor ama emeklilerin tepkisi hükümete geri attırabilir.”
“MEMURLAR VE MEMUR EMEKLİLERİ TARTIŞMALI TÜİK ENFLASYONU KADAR BİLE ZAM ALAMAYACAK”
Memur emeklilerini bekleyen tehlikeye de işaret eden Çelik, “Memur emeklileri için enflasyonun altında zam… Memurlar ve memur emeklileri temmuz ayında enflasyonun altında zam alacaklar. Memurlar ve memur emeklileri resmi enflasyona göre değil, toplu sözleşmeye göre zam alıyorlar” dedi.
Çelik uyarılarına şöyle devam etti:
“Hakem Kurulu tarafından bağıtlanan ve Memur-Sen’in ciddi bir itirazının olmadığı 7. dönem toplu sözleşmesine göre memurlar ve memur emeklileri temmuz ayında enflasyon farkı ve yüzde 10 zam alacaklar ancak ocak ayında aldıkları yüzde 15 zam 6 aylık resmi enflasyondan düşülecek. Böylece temmuz ayında resmi enflasyonun (eğer enflasyon yüzde 25 olursa) yaklaşık 5,5 puan altında zam alacaklar. Bu durum sonraki 6 aylarda da devam edecek. Diğer bir ifade ile memurlar ve memur emeklileri tartışmalı TÜİK enflasyonu kadar bile zam alamayacak. Öte yandan memurlara yapılan ilave ödeme memur emekli aylıklarına yansıtılmadığı için memur maaşları ile memur emekli aylıkları arasındaki uçurum daha da artacak.? Bunların çözümü var mı? Elbette var. Hükümet yasal düzenleme yoluyla bunun önüne geçebilir ve memurlar ile memur emeklilerinin resmi enflasyonun altında kalmasını engelleyebilir. İlave ödemeyi emekli aylıklarına yansıtabilir. Yaparlar mı? Sanmam. Kemer sıkma politikası buna pek müsait değil. Erken uyarı yapmış olayım. Kısacası temmuz ayında emekliler iyi haberler beklemiyor.”
]]>
Kacır, Türkiye’nin astronotları Alper Gezeravcı ve Atasever ile Bakanlık’ta, “Türk Uzay Bilim Misyonu Yörünge Altı Araştırma Uçuşu” konulu basın toplantısı düzenledi.
“Türk Astronot ve Bilim Misyonu” ile ülkenin uzay yolculuğunda yeni bir sayfa açtıklarına işaret eden Kacır, “Geride bıraktığımız 22 yılda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde en büyük yatırımı insan kaynağımıza yaparak, AR-GE ve inovasyon altyapımızı güçlendirdik. Teknolojide paradigma değişimlerine odaklanarak, araştırma, geliştirme ve üretim kabiliyetimizi yükselttik, birçok alanda asırlık kalıcı kazanımlar elde ettik. İnşa ettiğimiz teknoloji ekosistemiyle uzayın sunduğu sınırsız fırsatlardan yararlanmaya fazlasıyla hazır durumdayız.” dedi.
Kacır, Türkiye’nin artık kendi uydusunu geliştirebilen, üretebilen ve test edebilen bir ülke konumunda olduğunu bildirerek, ilk yılını tamamlayan İMECE uydusuyla, dünyanın her yerinden hiçbir kısıt olmadan görüntü alınabildiğini söyledi.
Yerli ve milli haberleşme uydusu TÜRKSAT-6A’yı 8 Temmuz haftasında uzaya göndereceklerini anımsatan Kacır, “TÜRKSAT-6A ile haberleşme uydusu geliştirme ve üretme kabiliyetine sahip 11 ülkeden biri olacağız.” diye konuştu.
Kacır, uzay teknolojilerinin uydularla sınırlı olmadığına işaret ederek, ülkenin uzaydaki hak ve menfaatlerini koruyabilmek, küresel uzay yarışında önemli bir oyuncu olabilmek için Milli Uzay Programı’nı ilan ettiklerini aktardı.
Program kapsamında 10 hedef belirlediklerini belirten Kacır, “Bu hedeflerden biri de ‘Türk Astronot ve Bilim Misyonu’dur. Türkiye’nin insanlı ilk uzay misyonu kapsamında önce Alper Gezeravcı’nın uzay göreviyle ortak gururun zirveye yükseldiği zamanları yaşadık. Genetikten biyolojiye, fizyolojiden bağışıklık sistemine kadar gerçekleştirilen 13 deneyle bilim camiasına büyük katkılar sunan bu bilim misyonu, ufka bakan gençlerimize ilham kaynağı oldu.” ifadelerini kullandı.
Kacır, gerçekleştirilen uzay misyonunun bilim toplumu olma istikametindeki Türkiye için yeni bir başlangıç olduğunu bildirdi.
“Atasever 7 deney icra edecek”
Türkiye için uzay bilimi ve teknolojilerinde yeni bir dönem başladığına dikkati çeken Kacır, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sırada diğer astronotumuz Tuva Cihangir Atasever’in yörünge altı araştırma uçuşu bulunuyor. Nasıl ki Alper Gezeravcı’nın tarihi uzay yolculuğu ile gururlandıysak, Atasever’in yörünge altı araştırma uçuşu için de oldukça heyecanlıyız. Astronotumuz Atasever’in yörünge altı araştırma uçuşu, 8 Haziran 2024’te Virgin Galactic’in ABD’nin New Mexico eyaletinde bulunan Spaceport tesislerinden gerçekleşecek. Yaklaşık 1,5 saatlik bir sürede gerçekleşmesi planlanan bu uçuşta astronotumuzu taşıyacak ‘VSS Unity’ yörünge altı aracı önce bir taşıyıcı uçak aracılığıyla yaklaşık 45 bin fitlik yüksekliğe erişecek, ardından hibrit yakıtlı roket motorunu ateşleyerek yaklaşık 90 kilometre irtifaya ulaşacak. Yaklaşık 3 dakikalık serbest düşme fazında mikro yerçekimi ortamında, biyolojik moleküllerden gen analizlerine, metabolizma değişimlerinden baskılayıcı hücrelere, insülin kaleminden radyasyon analizine kadar 7 deney icra etmek de mümkün olacak.”
“Atasever ilave bir maliyet oluşturmayacak”
Kacır, Atasever’in birbirinden farklı disiplinlerde gerçekleştireceği deneylerin, bilim insanlarının yürüttükleri araştırmalara önemli kazanımlar sağlayacağını belirtti.
Her iki astronotun da Axiom Space, Space X ve NASA tarafından verilen temel astronot eğitimi ile yaşam ve güvenlik prosedürleri, modül ve deney ekipmanları kullanımı, hayatta kalma eğitimlerini aldığını anımsatan Kacır, “Alper Gezeravcı’nın görevi icra etmesine mani bir durum ortaya çıkmadı. Gezeravcı, insanlı ilk uzay bilim misyonumuzu başarıyla tamamladı. Bu da en başından proje anlaşmalarında kararlaştırdığımız üzere, ilave bir maliyet oluşturmaksızın ikinci astronotumuz Atasever’in yörünge altı araştırma uçuşu yaparak uzay deneyimi gerçekleştirmesi imkanını ortaya çıkardı. Böylelikle uzay sınırını geçen ve mikro yerçekimi ortamında bilimsel çalışmalara katkı sunan ikinci vatandaşımız Atasever olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
“Axiom-3 görev ekibi ülkemizde bir araya gelecek”
Kacır, hayata geçirdikleri her bir yatırım ve projenin, ülkeye ve vatandaşlara en ileri düzeyde fayda sunması için titizlikle çalışmaya devam ettiklerini söyledi.
Yörünge altı araştırma uçuşunun ardından Milli Uzay Programı kapsamındaki hedeflere yönelik çalışmaları sürdüreceklerini bildiren Kacır, “Barışın ve ortak çalışma ruhunun sembolü uzayda, önümüzdeki dönemde de uluslararası işbirliklerine devam edeceğiz. Uluslararası işbirliğinin bir yansıması olarak Axiom-3 görev ekibi haziran ayının başında ülkemizde bir araya gelecek. Uzay alanındaki tecrübelerini ve gelecek döneme ilişkin projelerini üniversitelerimizde gençlerimizle paylaşacak.” dedi.
Kacır, program kapsamında, Ankara’da uzay teknoloji geliştirme bölgesi kuracaklarını, uzay sanayini geliştireceklerini aktararak, 2035’te yılda 1,8 trilyon dolara erişmesi tahmin edilen küresel uzay ekonomisinden daha fazla pay alınacağını belirtti.
Uzaya bağımsız erişim programını da sürdüreceklerine işaret eden Kacır, şu değerlendirmede bulundu:
“Fırlatma roketleri geliştirmeye yönelik projelerimize devam edeceğiz ve 2030’a kadar uluslararası işbirlikleriyle bir uzay limanı kuracağız. Bu süreçte Ay Programı’mızı gerçekleştireceğiz. Milli imkanlarla geliştirdiğimiz itki sistemine sahip, kendi mühendislerimizin ve bilim insanlarımızın tasarladığı ve ürettiği uzay aracıyla aya erişeceğiz. Geliştirdiğimiz yenilikçi teknolojileri zorlu uzay koşullarında kullanma ve sonraki zamanlarda ticarileştirme imkanı da bulacağız. Türkiye Ulusal Gözlemevleri çatısı altında, ileri seviyede uzay gözlemleri için kurmakta olduğumuz Doğu Anadolu Gözlemevi Projesi’ni tamamlayarak, bölgemizin en gelişmiş teleskopuna sahip olacağız. İnsanlı uzay araştırma programlarında yeni uluslararası işbirliklerine dahil olacak, Uluslararası Uzay İstasyonu’nun yenilenmesi gibi projelerde Türk sanayisinin rol alması için gayret göstereceğiz.”
Kacır, dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST’i düzenlemeye devam edeceklerini, roket ve uydu yarışmalarıyla, eğitim ve girişimci destek programlarıyla uzay bilimi ve teknolojilerinde insan kaynağını güçlendirerek, uzaya yönelik toplumsal ilgiyi artırmaya devam edeceklerini anlattı.
Süper Lig’de şampiyon olacak futbol takımının, bayrağını uzaya gönderme talebi olması halinde nasıl bir yol izleneceğine ilişkin soruya da yanıt veren Kacır, “Spor camiasından ittifakla talep gelirse milletimiz adına bunu karşılamak için gayret ederiz. Ancak tüm takımları en mutlu edecek şey, ay yıldızlı bayrağımızı uzayda görmek olacaktır.” dedi.
]]>Mersin, Tarsus, Erdemli, Silifke, Anamur ve Mut’ta oda borsa başkanları ile yapılan görüşmelerde, sektör temsilcilerinin talep ve beklentileri TOBB nezdinde değerlendirilmek üzere ele alındı. Sektör temsilcilerinin TOBB’dan talep ve beklentilerini öğrenmek, sektörlerine yönelik sorunları ve çözüm önerileri değerlendirmek üzere gerçekleştirilen ziyaretlerde, Lokmanoğlu’na MDTO Sekreteryası ve TOBB Odalar Müdürlüğünden katılım sağlandı.
Mersin’in merkezinde ve ilçelerde faaliyet gösteren oda ve borsaları ziyaret eden Lokmanoğlu, TOBB’un reel sektörün sorunlarına duyarlı olduğunu ve kendisine aktarılan sorun ve taleplerin TOBB’un ilgili meclislerine taşınacağını kaydetti.
Lokmanoğlu, istişare programı ziyaretlerine Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) ile başladı. MTSO Başkanı Hakan Sefa Çakır ve yönetim kurulu üyelerinin katıldığı görüşmede, fuarlar konusu gündeme geldi, her il ve ilçede aynı sektörle ilgili fuarlar düzenlenmesi yerine TOBB Fuar Takvimi oluşturulurken hangi sektörün, hangi ilde daha güçlüyse o illerin tespit edilip uluslararası katılımın artırılacağı daha nitelikli fuarlar düzenlenmesi talep edildi. Görüşmede ayrıca Mersin’de yapımı tamamlanmak üzere olan Çukurova Bölgesel Havalimanı çevresinde büyük bir fuar merkezi yatırımı yapılabileceği önerisi dile getirildi. Böylelikle Mersin, Adana, Gaziantep, Konya ve Ankara’ya kadar tüm illeri kapsayacak bir oluşuma gidilebileceği değerlendirildi. Ziyarette Mersin Ana Konteyner Limanına duyulan ihtiyaç ve Kıbrıs ile Mersin arasında deniz uçak seferleri başlatılması konuları da ele alındı.
Oda/borsa istişare programı kapsamında Mersin Ticaret Borsası’nı ziyaret eden Lokmanoğlu, Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Özdemir ile görüştü. Özdemir ile ihracatta tescil işlemlerinde yaşanan sorunlar değerlendirildi. Lokmanoğlu’nun bir sonraki durağı Tarsus Ticaret ve Sanayi Odası oldu. Meclis Başkanı Hüsnü Yağcı ile Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları Fuat Togo ve Ferit Çetiner’in bulunduğu ziyarette inşaat, tekstil, akaryakıt, sigorta ve tarım sektörünün sorunları değerlendirildi.
Tarsus TSO yönetimi görüşmede inşaat sektöründe girdi maliyetlerinin yüksekliğinden kaynaklanan sorunların yanı sıra finansa erişimde yaşanan sıkıntıları ve akaryakıt sektörünün artan finansman maliyetlerini dile getirdi, tarımda devlet teşviklerinin katma değeri az ürünler yerine soya ve pamuk gibi üretimi yüksek ürünlere verilmesi önerisinde bulundu.
Lokmanoğlu, Erdemli Ticaret ve Sanayi Odası’nı ziyaretinde, Erdemli TSO Meclis Başkanı İsmet Topçu ve Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Sarı ile görüştü. Görüşmede Lokmanoğlu’na son yıllarda narenciye sektörünün yaşadığı sorunlar aktarıldı. Artan maliyetler nedeniyle çiftçilerin yaşadığı sıkıntıları dile getiren Erdemli TSO yöneticileri, hayvan ithalatına harcanan maddi kaynağın yereldeki hayvancılığı geliştirmeye yönelik Ar-Ge yatırımlarına aktarılmasının daha faydalı olacağını ve planlı tarım politikalarının uygulanmasına ihtiyaç olduğunu belirtti.
Tarsus Ticaret Borsası’nda Mustafa Teke ve yönetim kurulu üyeleri tarafından karşılanan Lokmanoğlu’na borsalar tarafından stopaj kapsamında alınan teminat mektuplarındaki komisyon oranının düşürülmesi ve oda/borsa meclis üyeleri için vize muafiyeti sağlanması talepleri iletildi.
Silifke Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Nurettin Kaynar ise narenciye sektörünün sorunları ile tarım işçisi bulmakta yaşanan sıkıntıları dile getirdi. Döviz kurlarındaki mali politikanın yaş sebze ve meyve ihracatını etkilediği ifade eden Kaynar, Çeşmeli-Taşucu Otoyol yatırımının da yavaşladığını kaydetti.
Mut Ticaret ve Sanayi Odası’na gerçekleştirilen ziyarette ise OSB kurulum süreci değerlendirildi. Bakanlıktan yatırım onayının alındığı ve ihale aşamasına geçildiği bilgisini veren Mut TSO Yönetim Kurulu Başkanı Şahin Sezer, Silifke-Mut Otoyolu projesine değindi.
Oda borsa istişare ziyaretleri kapsamında Anamur Ticaret ve Sanayi Odası (ANTSO) da ziyaret edildi. ANTSO Meclis Başkanı İbrahim Çetinkaya, Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Tuna ve diğer temsilcilerle görüşen Lokmanoğlu, Anamur ilçesi özelinde gündemdeki sorun ve talepleri dinledi. Görüşmede balıkçı barınağı ve yat limanı için destek istendi. – MERSİN
]]>İmar kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi, TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nda değerlendirilecek. Kanun teklifine ilişkin olarak değerlendirmelerde bulunan Altın Emlak Global Genel Müdürü Mustafa Hakan Özelmacıklı, “Teklif kişinin kendi arazisine 31.12.2023 tarihinden önce yapmış olduğu ruhsatsız ve ruhsata aykırı yapılar için afet risklerine dayanıklılık şartıyla Yapı Kayıt Belgesi verilmesini ve Hazineye ait taşınmazlar üzerine yapılmış belgeli yapıların satış süresinin uzatılmasını öngörüyor. Kanun teklifi gerekçelerinde ise özellikle güncel olmayan uydu görüntüleri ile mağduriyetler oluştuğu, köylerin mahalle statüsüne geçmesi nedeniyle de bu yapıların ruhsatsız duruma düştüğü değerlendiriliyor. Teklif özellikle yapının depreme dayanıklılığını belirli şartları karşılayan yapıların kapsamına alınması hedefliyor. Bu şartlar arasında zemin etüt raporları, fay hattı araştırmaları, depreme dayanıklılık raporları ve ilave kat yapılmışsa teknik rapor alınması gibi koşullar bulunuyor” dedi.
“Uydu görüntülerinde eksikler ve uygulamada farklıklar yaşanmış”
Daha önce çıkartılan İmar barışından faydalanmanın ilk şartının yapının 31.12.2017 tarihinden önce yapılmış olması olduğunu hatırlatan Özelmacıklı, “Bazı raporlarda İmar barışı sürecinde uydu, ortofoto veya çeşitli programlarla sağlanmış görüntülerin doğru sonuç vermediği belirlenmişti. Özellikle kırsal bölgelerde uydu verilerinin güncelliği ve tam doğruluğu da sağlanamamıştı. Ayrıca esaslarda Yapı Kayıt Belgesi verilmesine ilişkin iş ve işlemlerin Bakanlık tarafından denetleneceği hüküm altına alınsa da, bu denetlemenin nasıl ve ne zaman yapılacağı da açıklanmamıştı. Bu konularda da uygulama farklıkları nedeniyle yaşanan mağduriyetler olmuş, Yapı Kayıt Belgesi iptali nedeniyle açılan davaların kaybedilmesi sonucunda mahkeme giderlerinin oluştuğu ve bu giderlerin bakanlık bütçesinden karşılandığı çeşitli raporlarda yer almıştı” şeklinde konuştu.
“Mağduriyetler çözülmeli lakin sağlıksız yapılaşmaya fırsat vermemeli”
İmar barışlarının şehirlerimizin afetlere karşı savunmasız ve sağlıksız bir şekilde büyümesine neden olduğuna dikkat çeken Özelmacıklı, “İmar barışı, kaçak yapılaşmayı teşvik ediyor, kentsel dönüşüme engel oluyor. Kanunlara uygun şekilde yapı inşa edenler cezalandırılırken, kanunsuz faaliyetlerde bulunanlar ödüllendiriliyor. Bu konuda yasal düzenlemeler net olmalı” diye konuştu.
Belediyeler Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamında hareket etmeli
Özellikle bazı belediyeler tarafından tarım arazilerine tarım dışı amaçla kullanım izinleri verildiğini ifade eden Özelmacıklı, “5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunun 13. maddesine göre, imar planlarında tarımsal niteliği korunacak alan olarak belirlenen ve kamu yararı gözetilerek tarım dışı amaçlarla kullanım izni verilen yerler, bu amaç dışında kullanılamaz veya planlanamaz hükmü bulunmaktadır. Bu konuda bazı belediyeler tarafından verilen izin, ruhsat ve imar durumlarına ilişkin kararlarda, tarımsal niteliği korunacak alanlar üzerinde Bakanlık görüşü alınmadan da işlemler yapılabiliyor. Bu konuya da dikkat edilmeli” dedi. – İSTANBUL
]]>MUHAMMET FATİH BAŞCI
(BURDUR) -Burdur Veteriner Hekimleri Odası Başkanı Kazım Üstüner, “Çözüm ithalat degˆil üretim demis¸tik. Üreticilerimize verilebilecek en büyük destek hayvan ve hayvansal ürün ithalat baskısından kurtarmak olmalıdır demis¸tik. Bakandan bakana degˆis¸en tarım hayvancılık politikalarıyla bir yere varılamaz. Bir taraftan kuraklıgˆın digˆer taraftan tarım hayvancılıkta yanlıs¸ uygulamaların yanlıs¸ faturası ile kars¸ı kars¸ıyayız. Köylerimiz bos¸alıyor, tarlalarını satan satana, kimin aldıgˆı belli degˆil” dedi.
Burdur Veteriner Hekimleri Odası Başkanı Kazım Üstüner, Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan, Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp ile basın toplantısı düzenledi.
“SURİYE VE AFGANLILAR OLMASA TARIM VE HAYVANCILIKTA ÇALIŞACAK NÜFUS KALMADI”
Kazım Üstüner, açıklamasında şunları söyledi:
“Elden gelen ögˆün olmaz. Çözüm ithalat degˆil üretim demis¸tik. Üreticilerimize verilebilecek en büyük destek hayvan ve hayvansal ürün ithalat baskısından kurtarmak olmalıdır demis¸tik. Bakandan bakana degˆis¸en tarım hayvancılık politikalarıyla bir yere varılamaz, ülkemiz gıda açısından da bagˆımlı hale geliyor tespitini yapmıs¸tık. Üretici hakları savunulmadan tüketici hakları savunulamaz vurgusunu yapmıs¸tık. Kes¸ke yanılsaydık. Bir taraftan kuraklıgˆın digˆer taraftan tarım hayvancılıkta yanlıs¸ uygulamaların yanlıs¸ faturası ile kars¸ı kars¸ıyayız. Köylerimiz bos¸alıyor, tarlalarını satan satana kimin aldıgˆı belli degˆil. Kim 5 lira fazla verirse toprak onun oluyor. Bugün için Burdur’da 10 binlerce dönüm toprak el degˆis¸tirdi. Satan belli ama alanın arkasında kim var bilen yok. Daha önemlisi üretim kültürü bitiyor. Kırsalda yas¸ayan nüfusun gençleri s¸ehire, yas¸lılar öbür dünyaya göçüyor. Yas¸ ortalaması 60’a yaklas¸tı. Suriye ve Afganlılar olmasa neredeyse tarım hayvancılıkta çalıs¸acak nüfus kalmadı. 1 kilo kıymanın fiyatı 560-600 TL’yi geçti. Halkımız et almakta hayvansal proteine ulas¸makta büyük zorluk çekiyor.
“KESTİRECEK YETERLİ BESİ HAYVANI BULAMIYORUZ”
3-4 yıl önce üreticimizin hayvanını kestirecek mezbaha bulmakta sıkıntı çekiyordu. O dönemin tarım bakanından yardım istemis¸tik Burdur ziyaretinde. S¸imdi yeterli besi hayvanı bulamıyoruz kestirecek. O kadar oransız ve ayarsız et ithalatı yapıldı ki o günlerde elimizde 50 bin ton dondurulmuş¸ ithal eti 25 TL’den I·ran’a satmak istedik. I·ran 20 TL verince elimizde kaldı. Bozulmaya yüz tutan 50 bin ton eti I·stanbul ağırlıklı tükettik. 50 bin ton et deyince 1974 yılında Erzurum et balık kombinasından Rusya’ya ihraç edilen 50 bin ton koyun eti akla geliyor. Dolayısıyla 1974 nere 2024 nere. Nereden nereye gelmişiz diyesi geliyor. Ama umutsuz değiliz. Biz veteriner hekimler olarak dertlere derman sorunlara çözüm bulma noktasında katkı vermeye devam edeceğiz. Yanlışları da dile getirmek boynumuzun borcu.”
“TARİHİMİZDE MESLEK BÜYÜKLERİMİZİN SÖYLEDİKLERİNE BAKTIĞIMIZDA BİZİ UYARMIŞLAR”
Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan, ise şöyle konuştu:
“Biz hep verimlilik diyoruz. Verimlilik deyince de şunu anlamışız, en yüksek verimli inek ırkını buraya getirelim, onu bu şartlara uygun bir hale getirince en yüksek verimi alacağımızı düşünmüşüz. Soya demişiz sanki soya olmadan biz hayvan beslemeyecekmişiz gibi bir kanıya kapılmışız, onu dayatmışlar bize. Aslında tarihimize baktığımızda özellikle veteriner hekimler bununla ilgili uyarılarda bulunmuşlar. Bizim burada yüzyıllardır yaptığımız üretime, dışarıdan kayıtsız şartsız sadece oradaki şartlara ve verimliliğe göre hesaplayıp, buraya bazı ürünleri, bazı canlıları getirirseniz aynı verimi alamazsınız sağlık açısından da ileride problem yaşarsınız demiş meslektaşlarımız, büyüklerimiz.
“DÜNYANIN SORUNLARI BİZE BİR ŞEYLER DAYATIYOR”
Biz istemesek de bu toplum istemese de ya da farkında olmasak da dünyanın sorunları bizi bir yere götürüyor, bir şeyler dayatıyor. Bazı meslekleri dayatıyor. O mesleklere artık önem vermek gerekiyor ve bunlardan en önemlisi veteriner hekimliktir. Bugün gıda kıtlığı, gelecekle ilgili antibiyotik dirençliği ve benzeri sorunları alt alta dizdiğinizde ilk 10 soru içerisinde bizim mesleğimizin ilgili olmadığı neredeyse bir sorun yok. Dolayısıyla çözüm noktasında da veteriner hekimliğin bu ülkede de yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Eğitimi, istihdamı, bilimsel niteliği, üniversiteye girerken öğrencilerin niteliği ile çok ayrı bir yere koymak lazım. Çünkü bu mesleğin yaygın etkileri var. Şöyle bir örnek vereyim, cümlelerimi de dikkatli kullanmak istiyorum. Mühendis bir teknik hata yaptığı zaman belki o cihazla ilgili bir konu ama o teknik hata bir uçakta yapılıyorsa yaygın etkisi vardır. Veteriner hekimin yaptığı bir hata, veteriner hekimin yeterli olmadığı, veteriner hekimin nitelikli olmadığı bir noktada da örneğin salgınlar oluşuyor. Eğer siz veteriner hekimleri yeterli miktarda donatmazsanız, onunla ilgili altyapı ve imkanları sağlamazsanız, hayvancılığınız bitiyor. Toplum sağlığı zora giriyor. Dolayısıyla bizim gerek devlet içerisindeki Bakanlık içindeki yapılanma, gerekse taşrada en ücra köşedeki veteriner hekimlerin birbiri ile iletişim halinde dinamik hareket edebileceği bir yapı mutlaka bu ülkede gereklidir.”
]]>Denizli Sanayi Odası (DSO) Meclisi Mayıs Ayı Olağan Toplantısı, DSO Müjdat Keçeci Meclis Salonu’nda yapıldı. Toplantı, Meclis Başkanı Okan Konyalıoğlu’nun oturumu açmasıyla başladı. Mayıs Ayı Olağan Meclis Toplantısı, ilk kez TBMM’deki meclis modelinin örnek alındığı yeni meclis düzeni ile gerçekleştirildi. DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, yeni meclis düzeninin hayırlı olmasını diledi. Meclisin daha aktif olması ve Denizli Sanayi Odası birimlerinin de bu sürece dahil olması için çalıştıklarını kaydeden Kasapoğlu, gündemde yer alan önemli konu başlıkları, güncel ekonomik veriler, Nisan Ayı Oda Faaliyetleri ve gelecek ay yapılması planlanan çalışmalar hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi.
“Yeni müfredat düzenlemelerinde STK’ların görüşleri de dikkate alınmalı”
Konuşmasının önemli bir kısmını Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredat taslağına ayıran Başkan Kasapoğlu, “Dünyada değişen dengeler ve ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenebilecek şekilde esnek bir yapıyı benimsemesini arzu ettiğimiz yeni müfredat ile ilgili bizim de iş dünyası olarak bazı beklentilerimiz var. Milli bilince sahip, ahlaklı, erdemli, milleti ve insanlık için faydalı olanı yapmayı ideal edinmiş; beden, zihin, kalp ve ruh bütünlüğüne sahip nesiller yetiştirilebilmesi için eğitim toplumumuzun en önemli mihenk taşıdır. 84 milyonluk ülkemizin 26 milyonu eğitim sisteminin bir parçası. Bu nedenle görüş almak için kamuoyuna tanınan sürenin değerlendirmeye yetmeyecek kadar kısa olmasının çok ciddi sonuçlar doğuracağı kanaatindeyim. Bu kısa zaman zarfında müfredatın mevcut eğitim sistemi içindeki eksikliklerle uyumlu bir şekilde münazara edilemeyeceği görüşündeyim” ifadelerini kullandı.
Yeni Müfredat Taslağı ile ilgili beklentileri aktaran Kasapoğlu, “Toplumumuzdaki temel beklenti, eğitim içeriklerinin dünyanın değişen şartlarına uygun bir biçimde iyileştirilmesi, düzenlemelerin mevcut sorunların çözümüne odaklanması, eğitimde istikrarı sağlayarak kalıcı bir devlet politikası oluşturulması yönünde. Eğitim Müfredatı belirlenirken; iş dünyası olarak, ülkemizi geleceğe taşıyacak nesillerin yetiştirilmesinde etkin bir rol oynamaya hazırız. Ayrıca, meslek liselerinin güçlendirilmesi ve eğitim süreçlerinin iyileştirilmesi anlamında bu çalışmayı önemli buluyoruz. Eğitim sistemimizin ve müfredatımızın belirlenmesinde her türlü iş birliğine ve katkıya açık olduğumuzu da bir kez daha vurgulamak istiyorum” diye konuştu.
“DSO’nun bu öncü rolü, diğer sivil toplum kuruluşlarına da ilham verecektir”
Türkiye’deki En Mutlu İş Yerleri Listesi’nde Denizli Sanayi Odası’nın da yer almasıyla ilgili meclis üyelerini bilgilendiren Başkan Kasapoğlu, Bu ödülün beraberinde kaliteli hizmet ve daha pek çok başarıyı getireceğini de sözlerine ekledi. Başkan Kasapoğlu, “Denizli Sanayi Odası’nın bu öncü rolü, diğer sivil toplum kuruluşlarına da ilham kaynağı olarak faaliyetlerini geliştirmeleri ve çalışanlarına daha iyi bir iş deneyimi sunmaları için teşvik edici olabilir. Bu sonucun, tüm iş dünyası için bir örnek teşkil ederek, Türkiye’de daha mutlu ve üretken iş yerlerinin oluşmasına katkıda bulunacağına yürekten inanıyoruz” dedi.
Başkan Kasapoğlu, Nisan Ayı içerisinde gerçekleştirilen faaliyetler, çalışmalar ve verilerle ilgili meclis üyelerini bilgilendirdi. Başkan Kasapoğlu’nun konuşmasından sonra toplantı, 14-29 Nisan 2024 tarihinde gerçekleştirilen ve DSO Meclis Başkanı Okan Konyalıoğlu’nun da katıldığı Çin Seyahati ile ilgili yapılan sunum ile devam etti. Bu sunumda Çin seyahatindeki gözlem, tespit ve öneriler ele alındı. – DENİZLİ
]]>Sönmez, Kuveyt Emiri Şeyh Mişal El-Ahmed El-Cabir Es-Sabah’ın bugün Türkiye’ye yapacağı ziyarete ve Türkiye ile Kuveyt arasındaki ilişkilere dair AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Kuveyt Emiri Şeyh Mişal’ın ziyaretinin “tarihi” olduğunu vurgulayan Sönmez, Emir’in göreve yeni geldiğini, ilk önce Suudi Arabistan gibi komşu Körfez ülkeleriyle başlayan nezaket ziyaretlerinde bulunduğunu ifade etti.
Sönmez, Emir Şeyh Mişal’in Arap ülkeleri haricinde ilk ziyaretini Türkiye’ye yapacağına dikkati çekerek “Bu (ziyaret) hem bizim için hem bölgeye hem dünyaya küçük bir mesaj. Bu yıl 60. yıl dönümünü kutladığımız Kuveyt ile Türkiye arasındaki ilişkilerin ne kadar köklü, güçlü, muazzam ve gelecek vadeden bir zeminde olduğunu gösteriyor.” diye konuştu.
Tarihi olarak Kuveyt’le hem devlet düzeyinde ilişkilerin hem de halklar arası dostluk ve işbirliğinin muazzam seviyede ilerlediğine işaret eden Sönmez, bu noktada iki ülke liderliğinin kilit rol oynadığını belirtti.
Sönmez, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kuveyt Emiri Sabah’ın liderlikleriyle ülke ilişkilerine bulunduğu katkının iki ülke arasındaki köprüleri güçlendirdiğini belirterek tarihsel olarak var olan ilişkiler ve köprülerin liderlerin güçlü iradesiyle daha da derinleşmiş olduğunu dile getirdi.
Türk dizilerinin bölgede ve tüm dünyada kültürel anlamda etkili olduğunu ancak bilhassa Körfez’de büyük bir etkisi ve hayran kitlesi bulunduğunu aktaran Sönmez, Türk kültürü, dili ve geleneklerinin merak edilip araştırıldığını söyledi.
Sönmez, hem akademik düzeyde üniversitelerden hem de hobi olarak bireylerden araştırmaya yönelik talepler geldiğini belirterek Türk dili için Büyükelçilik olarak girişimlerde bulunduklarını ve Türk dili merkeziyle Yunus Emre Kültür Merkezi açılması için beklentileri olduğunu anlattı.
Bu ziyaret kapsamında çeşitli anlaşmalar yapılacağını ve bunlar arasında kültüre katkıda bulunan belgelerin de olacağını aktaran Sönmez, “Asıl önemli beklentimiz ticaret hacmini artırabilmek. İki ülke arasında halihazırda güzel bir rakam (yaklaşık 700 milyon dolar) olmakla beraber potansiyelin beklentinin altında kaldığını düşünüyoruz. O yüzden de ticaret hacminin gelişmesi için bu ziyaretin anlamlı bir katkısı olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Turizm ilişkilerdeki en önemli alanlardan biri
Sönmez, turizmin de iki ülke arasındaki ilişkilerde güçlü temellerden biri olduğuna işaret ederek ülkelerin ve insanların, birbirlerini ziyaret ederek tanıdığını ve iş ilişkilerine girdiğini söyledi.
İki ülke arasında hem kültür hem de sağlık turizmi bulunduğunu anlatan Sönmez, şöyle devam etti:
“Kuveyt’ten Türkiye’ye geçen yıl 400 bin civarında turist geldi. Sağlık sektörümüzle Kovid-19’dan beri tüm dünyaya ispatlanmış haklı bir şöhretimiz var. Devlet olarak bu alanda çok güzel yatırımlar yaptık, örnek projelere imza atıldı. Kuveyt’ten de diğer Orta Doğu ve Körfez ülkelerinden olduğu gibi güvenle tedavilerini olmak amacıyla ülkemize gelen sağlık turizmi alanında vatandaşlar var.”
Savunma sanayisi, işbirliği alanlarından biri
Ticaret, kültür, sosyal ve ekonomik ilişkilerin her alanda artmaya devam edeceğini söyleyen Sönmez, “Bu ziyaretle beraber iki taraftan da savunma sanayisi işbirliğimizi artırmayı amaçlıyoruz. Kuveyt, geçen yıl Bayraktar TB2 insansız hava araçlarını satın aldı. Bu bizim için bu alanda Kuveyt’le yapılmış çok önemli bir adım oldu. Eminim de devamı gelecektir çünkü haklı bir şöhreti var savunma sanayimizin, ülkemiz bu alanda çok büyük hızlı ilerlemeler kaydetti. Kuveyt de çok yakından takip ediyor bu gelişmeleri, bu konu da bu ziyarette ele alınacak.” ifadelerini kullandı.
Sönmez, yatırım alanında karşılıklı ilişkileri geliştirmek istediklerini ve ziyarette yatırım işbirliği konularının da ele alınacağını belirterek şunları kaydetti:
“Ticaret hacminin artırılması, ticaret alanlarının çeşitlendirilmesi gündemimizde. Kuveyt pek çok alanda dışardan ürün tedarik etmek zorunda olan bir ülke. Türkiye, hem güvenilirliğiyle hem ürünlerinin kalitesiyle hem firmalarının profesyonelliğiyle tercih edilen ülkelerin başında geliyor. Altyapı, inşaat şirketlerinin çoğu da Türk şirketleri. Orada yapılan şu anda büyük bir havaalanı binası var, bu binayı da Türk şirket inşa ediyor. Bu anlamda bizim firmalarımıza güvenimiz tam. Türk şirketlerinin kalitesine olan inancımız, güvenimiz tam. Daha da ilerlemek istiyoruz hala potansiyelin çok altında kalan bir ticari işbirliğimiz var. Bu rakamların artması iki tarafın da kazanarak ilerlemesi.”
Sönmez, Türkiye’nin endüstriyel kapasitesi ve bilgi birikimiyle Kuveyt’in finansal uzmanlığı birleştiği zaman güzel bir ürün ortaya çıkacağına işaret ederek iki ülkenin örnek bir ilişki modeli oluşturacağını ifade etti.
Türkiye ve Kuveyt ilişkilerinin ve bu ziyaretin bölgesel anlamda güvenlik ve istikrara katkıda bulunacağına işaret eden Sönmez, son zamanlarda özellikle İsrail’in Gazze’ye saldırıları sonrasında Orta Doğu’da tedirginlik ve huzursuzluk hakim olduğunu belirtti.
Sönmez, Türkiye ve Kuveyt’in bölgedeki etkisine ilişkin, “Bölgesinde iki önemli aktör olan Türkiye ve Kuveyt’in işbirliğini artırması aynı zamanda bölgesel ve küresel güvenlik ile istikrara da katkıda bulunacaktır.” dedi.
Kuveytliler Türkiye’yi seviyor
Sönmez, Kuveytlilerin Türkiye’yi sevdiğini ve çok iyi tanıdığını belirterek yaklaşık 5-10 yıldır Kuveytlilerin tatillerini Türkiye’de geçirdiğini, bazılarının mülk sahibi olduğunu ve sadece turist olarak değil, düzenli gelerek de dost ve komşu haline geldiklerini söyledi.
Kuveytlilerin Türkiye’yi daha yakından tanıdıkça daha çok sevdiklerini aktaran Sönmez, bu halklar arasındaki muhabbetin, güçlü bağın ve sevginin diğer alanlara da yansıyor olabileceğini ve iki devleti de diğer kurumları da daha çok işbirliğine sevk edebileceğini dile getirdi.
Sönmez, Kuveytlilere dair, “(Kuveytliler) Barışçıl, siyasi kültür anlamında da sosyal yaşamdaki kültür anlamında da itidalli, konuşmadan uzlaşmadan yana. Arabuluculuk rollerini üstleniyor hem bölgede hem uluslararası siyasette. Uluslararası normlara, kanunlara, kural ve kaidelere çok hürmet eden, özellikle uluslararası organizasyonlarda, Birlemiş Milletlerde birçok konuda ortak hareket ettiğimiz, aynı sayfada durduğumuz, benzer savları savunduğumuz bir ülke. Filistin’de, Gazze’de yaşanan insanlık dramında Türkiye ve Kuveyt ilk harekete geçen, ilk seslerini yükselten, aynı zamanda yardım kampanyalarında da öncü olan ülkelerden. Kendi ülkemizle gurur duyduğumuz kadar Türkiye’nin Kuveyt Büyükelçisi olarak diyebilirim ki yakından gözlemlediğimiz kadarıyla Kuveyt de insani yardım konusunda başa baş gittiğimiz ülkelerden bir tanesi.” değerlendirmesini yaptı.
6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde ilk yardıma koşan dost ülkelerden birinin Kuveyt olduğunu aktaran Sönmez, kendisinin de Kuveyt Sosyal Hizmetler Bakanı ile birlikte askeri yardım uçağıyla deprem bölgesine giderek yerinde gözlem yapabilme imkanı bulduğunu söyledi.
Sönmez, Kuveyt’in o dönemde ciddi miktarda maddi yardım da yaptığını hatırlatarak “Zor zamanda birbirinin yanında olan iki ülke Kuveyt ve Türkiye. Umarım güzel işbirliğimiz hiç bozulmaz ve artarak devam eder.” dedi.
“Barış limanı Kuveyt”
Kuveyt’in bölgesinde bir barış limanı olarak bilindiğinin altını çizen Sönmez, kendi yakın tarihinde işgal gibi acı olaylar yaşadıklarını ve hala bu acının taze olduğunu söyledi.
Sönmez, o nedenle Kuveyt’in, siyaseten çok hassas hareket ettiğine işaret ederek uluslararası hukukun ve uluslararası ittifakın gücüne inanan bir ülke olduğunu vurguladı.
Kuveyt’in insan hakları, Müslüman karşıtlığıyla (İslamofobi) mücadele ve sosyal adalet gibi birçok konuda Türkiye’nin ittifak halinde olduğu, uluslararası organizasyonlarda, BM’de oydaş olduğu bir ülke olarak nitelendirilebileceğini kaydeden Sönmez, sözlerini şöyle tamamladı:
“(Kuveyt) Türkiye ile de şu ana kadar muazzam derecede olumlu seyreden bir ilişkisi var. Elbette başta ticaret ve karşılıklı yatırımlar olmak üzere işbirliğimizi ilerletebileceğimiz, gerçek potansiyelimizi hayata geçirebileceğimiz birçok alan bulunmakta. Bölgesel bağlamda ise maruz kaldığımız yeni sınamalar karşısında barış ve istikrar noktasında ortak vizyona sahip ülkelerimiz arasındaki dostluk bağını güçlendirmemiz büyük önem taşımakta. Kuveyt ile Türkiye arasındaki bu örnek ilişkinin pek çok ülkeye de bir rol model teşkil edeceği kanaatindeyim.”
]]>(ELAZIĞ) -İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu (İMKON) Yönetim Kurulu Osman Avcıl, depremlerle birlikte yıpranan bina sayısındaki artışa dikkat çekti. Avcıl, “Deprem kuşağında olan ülkemizde çok acilen bir dönüşüme gidilmesi gerekiyor. 4-4,5 milyon civarında bir çürük stokumuz var. Ancak Türkiye enflasyon, faiz anlamında ciddi problemler yaşıyor. Bir an önce ekonominin düzelmesi, faiz dengesinin sağlanması lazım. Böyle bir ülkede kentsel dönüşüm olamaz. Hükümet bile bunun altından kalkamaz” dedi.
İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu (İMKON) Yönetim Kurulu üyesi ve kentsel dönüşüm uzmanı avukat Osman Avcıl, kentsel dönüşümde yaşanan sıkıntılarla ilgili açıklama yaptı. Mevcut koşullarda kentsel dönüşüm yükünün çok büyük olduğunu ve devletin bile bu yükü kaldırmakta zorlanacağını belirten Avcıl, özellikle İstanbul’da büyük bir depremin beklendiğini hatırlatarak bir an önce çürük yapı stokunun yenilenmesi gerektiğini ifade etti.
“BÖYLE BİR ÜLKEDE KENTSEL DÖNÜŞÜM OLAMAZ. HÜKÜMET BİLE BUNUN ALTINDAN KALKAMAZ”
Ülkede faiz ve enflasyon politikaları anlamında büyük problemler yaşandığını belirten Avcıl, şunları söyledi:
“Deprem kuşağında olan ülkemizde çok acilen bir dönüşüme gidilmesi gerekiyor. Her ilin, ilçenin kendi özelinde, özellikle de İstanbul’un acilen kentsel dönüşüm anlamında ciddi adımların atılması lazım. Ülkemizde 7 milyon civarında çürük yapı stoku vardı. 15-20 yıllık süreçte bunun yaklaşık 3-3,5 milyonu dönüştürüldü. 4-4,5 milyon civarında bir çürük stokumuz var. Bunun acilen dönüşüme alınması lazım. Ancak geldiğimiz noktada dünyanın ve Türkiye enflasyon, faiz anlamında ciddi problemler yaşıyor. Bu enflasyon, bu faizin döviz ve altının belirsiz olduğu bu zamanda, ekonominin dalgalı olduğu böyle bir zamanda; müteahhitler de vatandaşlar da böyle büyük maliyetlerin altından kalkamaz. Kesinlikle kentsel dönüşüme en büyük bir darbeyi vurur. Bir an önce ekonominin düzelmesi, faiz dengesinin sağlanması lazım. Faizin gündemimizden kalkması gerektiği aşikardır. Böyle bir ülkede kentsel dönüşüm olamaz. Hükümet bile bunun altından kalkamaz. Böyle bir yapıda kentsel dönüşüm bir hayal olur. Bu enflasyon ve ekonomik yapıyla giderse, en büyük ihanet böyle yapılmış olur ülkeye. Vatandaşlar çürük evlerde oturmak zorunda kalır, en ufak bir depremde can ve mal emniyetini kaybetmiş olur. Bir an evvel ekonomi düzelmeli. Hükümetin bazı destekleri vereceği söyleniyor. Ama bunun altından devlet de kalkamaz. Böyle bir enflasyon ve faiz yapısı altında devlet de çöker, çok zor ilerler.”
“MÜTEAHHİTLERİN NEREDEYSE YÜZDE 80’İ SAHADAN ÇEKİLDİ”
Avcıl, müteahhitlere verilecek hibelerin eşit bir şekilde dağıtımının yapılmayacağını belirterek şunları söyledi:
“Bazı güzel işler var, hibeler, faiz destekleri var. Ama bunun her tarafa eşit ve sıcak bir şekilde erişebileceğini ben düşünmüyorum. Özel müteahhitler yap-satçı dediğimiz müteahhitlerin neredeyse yüzde 80’i sahadan çekildi. Şu anda doğru dürüst müteahhit de kalmadı. Olanlarda zaten köklü, ekonomik dengesi köklü yapıdan gelen, geçmiş birikimiyle gelen müteahhitler. Ama ekonomi bu şekilde giderse bu müteahhitler de sahadan çekilir. ve vatandaşlarımız çürük yapı stoku ile baş başa kalmış olur. Bu konuda hükümeti ve yetkilileri acilen göreve davet ediyoruz. Müteahhitler denetlenemediği için de dönüşümler yapılamıyor. Müteahhitlik mesleğinin bir tanımı yok. Ceza hukuku kapsamında bir yaptırımı yok. Bir odası yok. Ekonominin lokomotifi olan bu kadar önemli bir sektörde, ülkenin ekonomisinin çoğunu yönlendiren müteahhitlik sektöründe oda yok. Biz Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne bağlı herhangi bir meslek örgütü gibi oraya üyeyiz. Halbuki KKTC’de dahi daha önceden açılmış. Orada Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği yıllar öncesinden var. Oraya üye olmayan müteahhitler iş yapamıyor. Müteahhitlik yapmak isteyen bir yatırımcı oraya gidip önce oraya üye bir müteahhitle anlaşıp kendisi yatırımcı statüsü ile ancak yapabilir. Bu kadar ciddi bir yapı var.
“MÜTEAHHİTLERİN MESLEKİ DİSİPLİN ALTINA GİRMESİ GEREKİYOR”
Türkiye’de şu anda 350 bin müteahhit olduğunu öngördük. Son iki yılda bazı yaptırımlarla bu sayı 50 bine düştü. Ama Avrupa’nın belki 10 katıyız. Tüm Avrupa’da 50 bin civarında müteahhit varken bu bizde 350 bin idi. 2019 yılında müteahhitlerin sınıflandırılmasıyla birlikte bu 50 binin altına düştü. Ama yine de Avrupa ortalamasının kat kat üzerindeyiz. Bizim bir an evvel müteahhitler odası ile beraber mesleki disiplin altına girmemiz lazım. Bu mesleği gerçekten yapan köklü firmalar ve asıl bu şekilde gerçekten ticari faaliyetlerini yürütmesi gereken müteahhitlerin önünü açılması gerekir. Müteahhitlere, asıl işi bu olan köklü firmalara, bu işi gerçekten yapmak isteyen dürüst meslektaşlarımıza da devlet yapısı ile ciddi kredi, hibe ve desteklerin verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.”
“MÜTEAHHİTLER ODASININ KURULMASINI İSTEMEYEN ÇIKAR ÇEVRELERİ VAR”
Müteahhitlik mesleğine bir nitelik kazandırmak gerektiğini ifade eden Osman Avcıl, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Müteahhitler odasının kurulmamasının sebebini biz şöyle öngörüyoruz. 1960 yılından beri müteahhitler odası kurulmalı diye meclise hep teklifler verilmiş. Ancak her seferinde reddedilmiş. Bunun en büyük sebebi hükümetlerin şimdiye kadar müteahhitlerle işbirliği yapıp kendilerine bu anlamda çıkar sağladıklarını düşünüyoruz. Bu maalesef 50 – 60 yıldan beri gelen yanlış bir bakış açısı. Müteahhitlerle işbirliği yapıp menfaat içerisine giren hükümet yetkilileri, müteahhitler odasının kurulmasını istemiyorlar diye düşünüyoruz. Başka bir sebep yok. En başta Odalar ve Borsalar Birliği’ne bağlı bir yapı olalım. Türkiye’de nasıl odalar, borsalar birliği varsa, Türkiye Odalar ve Borsalar’a Müteahhitler Birliği eklensin. Sonra da duruma göre müteahhitler odası olsun. Nasıl ki Ticaret Odası, Sanayi Odası ayrı ise müteahhitler odası da ayrı olsun. Bunun altyapısı kurulmalı ki 7 – 8 yıl önce İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu öncülüğünde, Tahir Tellioğlu Genel Başkanımızla o zamanki Çevre ve Şehircilik Bakanı müteahhitler yasasını yazdılar aslında. Epey yol da kat edildi. Sonrasında ilerletilemedi.”
]]>
Bölgenin en hareketli ve rağbet gören hayvan pazarlarından biri olan İnegöl Belediyesi Hayvan Pazarının Kurban Bayramı öncesi kotra kiralama ihalesi Pazartesi günü gerçekleştirildi. İnegöl Hayvan Pazarında kurbanlık hayvan satış yeri kiralama işlemi, saat 10.00’da Beşinci Mevsim Kültür Sanat Merkezi salonunda yapıldı. Hayvan üreticilerinin kotra kiralamak üzere hazır bulunduğu salonda, 60 metrekarelik 115 adet büyükbaş hayvan kotrası, 18 adet 25 metrekare küçükbaş hayvan kotrası, 18 adet 12,5 metrekare küçükbaş hayvan kotrası ile 8 adet kurban kesim yeri ihaleye çıkarıldı. Açık arttırma usulü ile yapılan kiralamalar sonucunda 46 adet büyükbaş ve 26 adet küçükbaş hayvan kotrasının satışı gerçekleştirildi.
Hayvan pazarı Kurban Bayramı’na hazır
Belediye Başkan Yardımcısı Hasan Aydın’ın Başkanlığında gerçekleştiren kotra kiralamalarında, Başkan Yardımcısı Emin Dündar, İnegöl Belediyesi Meclis Üyesi ve Tarım Komisyonu Başkanı Selahattin Külcü ile Veteriner İşleri Müdürlüğü personeli de hazır bulundu. Kotra ihalesi öncesi katılımcılara yönelik bir konuşma yapan Belediye Başkan Yardımcısı Hasan Aydın, “Kurban Bayramı’na 2 aydan az bir süre kaldı. Hem hayvan üreticilerinin hem de kurbanlık almak isteyen vatandaşların bölgemizde en çok tercih ettiği hayvan pazarlarından biri İnegöl Belediyesi Hayvan Pazarıdır. Bu sorumluluğun şuurunda olarak 2021 yılında şehrimizde tüm imkanlarıyla hem alıcıları hem satıcıları memnun eden modern bir hayvan pazarı kazandırdık. İnegöl Belediyesi Modern Hayvan Pazarımız; idari binalarımızla, hayvan satıcılarının konaklaması için prefabrik yatakhanelerimizle, tuvalet ve duş alanlarıyla, mescit, yeme içme alanları ve sosyal alanlarla, karantina binasıyla, yem deposu ve veteriner noktasıyla hizmet veriyor. Hayvan pazarımızda Kurban Bayramı hazırlıklarımız da başladı. 3 yıldır kullandığımız hayvan pazarımızda bu yıl da yine Kurban Bayramı öncesi hazırlıklarımızı tamamlayıp kotra ihalesi aşamasına geldik. Üreticilerimizin ve kurbanlık alacak vatandaşlarımızın konforu için tüm detayları düşünerek oluşturduğumuz hayvan pazarımız bayram sürecine hazır” dedi.
Kotra fiyatları
Aydın, kotra fiyatlarının açık artırma ile belirleneceğini de kaydederek şöyle devam etti: “2024 yılı açılış fiyatları ise şöyle; 60 metrekare büyükbaş hayvan kotraları 30 bin lira, 25 metrekare küçükbaş kotraları 10 bin lira, 12,5 metrekare küçükbaş kotraları 5 bin lira ve büyükbaş hayvan kesim alanları 6 bin lira olarak belirlendi. Satış işlemlerinden sonra kalan kotralardan yer almak isteyenler için; büyükbaş 60 metrekare kotralar 35 bin lira, küçükbaş 25 metrekare kotralar 12 bin lira, küçükbaş 12,5 metrekare kotralar 6 bin lira, kesim yerleri ise 7 bin liradan satılacaktır. Bu yıl da yine kotra sahibi kiralamış olduğu kotrayı bir sonraki yıl için 28 Haziran 2024 tarihine kadar parasını peşin ödeyerek tekrar kiralayabilir. Hayvan pazarına girişler ise 27 Mayıs 2024 tarihinde başlayacak, 19 Haziran 2024 tarihinde ise pazar boşaltılarak idaremize teslim edilecektir”
Açıklamanın ardından kotra kiralama işlemine geçildi. Küçükbaş kurbanlık hayvanların bulunacağı kotraların satışıyla başlayan kiralamalar, daha sonra büyükbaş hayvanlar için ayrılan bölüme geçildi. 36 adet küçükbaş hayvan kotrasının 26 tanesi satıldı. 115 adet büyükbaş kotranın ise 46 tanesinin satışı yapıldı. Toplamda 72 kotranın kiralaması yapıldı. 8 adet kurban kesim yerinin ise tamamı kiralandı. Yapılan kotra kiralamalarından İnegöl Belediyesi 1 milyon 684 bin TL gelir elde etti. – BURSA
]]>(İZMİR)- İzmir Otogar’a yolculuk yapmak ya da bilet almak için gelen vatandaşlar otobüs fiyatlarının yüksek olmasından yakındı. Bir öğrenci, “Gün geçtikçe daha çok fiyatlar artıyor ve öğrenciler olarak çok şikayetçiyiz. Ankara’ya yılda 2-3 kez ailemi gidip görebiliyorum” dedi. Bir diğer yurttaş ise “2 kişi geliş gidiş yol parasına neredeyse asgari ücretin yarısını veriyoruz” diye konuştu.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) nisan ayı enflasyon rakamları açıklandı. Nisan ayında bir önceki aya göre fiyatı en fazla artan temel başlık, yüzde 34,24 oranla karayolu ile şehirlerarası yolcu taşımacılığı oldu. İzmir Otogar’da yolcular, ANKA Haber Ajansı’na bilet fiyatlarını değerlendirdi.
“ÇOCUĞUM BAYRAM TATİLİNDE MEMLEKETİNE GELMESİN Mİ?
3 çocuk annesi bir yurttaş, “10 bin TL emekli maaşı ile geçiniyoruz. Şimdi cenazemiz var. Bin lira yol parası veriyoruz. Biz bir ay ondan sonra nasıl geçineceğiz? Üniversitede 2 tane çocuğumuz okuyor. Lisede çocuğum okuyor. Evimiz kendimizin ama nasıl idare edeceğiz? Ben rahatsızım çalışamıyorum. 10 bin lirayla nasıl geçinebileceğiz? Mesela gezmeye gitmiş olsaydık 500 liradan 4 kişi 2 bin lira yol parası yapıyor. 2 bin TL gidiş geliş, 4 bin lira. Kalan 6 bin lirayla bir ay nasıl geçineceğiz? Kızım bayramda geldi gitti 650 liraya bilet aldık. Onun da en ucuzunu aldık. Çocuk gelmesin mi bayramda okuyor diye. Onun için bilet fiyatlarından çok şikayetçiyiz” dedi.
“10 BİN LİRAYI BİR GÜNDE VERİRSEN KALAN 29 GÜNDE NE YAPACAK O İNSAN?”
Emekli 3 çocuk babası bir vatandaş, “Bugün düğünümüz vardı. Eşimin dayısı vefat etmiş. Buradan yol parası veriyorsun, 4 bin TL gitti. Oradan dönerken de 4 bin TL veriyorsun. 8 bin lira gitti. Kalan 2 bin lirayla ben çocuğa harçlık mı vereceğim? Kızım üniversitede okuyor. Oğlum okuyor. Ne diyeceğim oğluma? Kusura bakma. Param yoksa yaya mı git diyeceğim? Bankaya gidiyorsun. Bankaya da borcum harcım var. Gereken yapılsın. 10 bin lirayı bir günde verirsen kalan 29 gün ne yapacak o insan? Eşini alıp da bir yere gidemiyorsun, bir şey yapamıyorsun. Gereken neyse o yapılsın. Bu şekilde bu olmaz. Gitmez böyle” diye konuştu.
“2 KİŞİ GELİŞ GİDİŞ YOL PARASINA NEREDEYSE ASGARİ ÜCRETİN YARISINI VERİYORUZ”
Asgari ücretle geçinen bir yurttaş ise “Ben her sene İzmir’e geliyorum. Tanıdıklarım da var. Geçen sene 200 liraya geldiğim yol bileti bu sene 600 liraya geldi. Onu da indirimde bilet arayarak aldık 2-3 hafta önceden. Bilet fiyatları çok yüksek olduğu için hem ziyaret yapamıyoruz hem akrabalarımızı falan da göremiyoruz. İlk önce paramızı ayarlamamız gerekiyor. Biraz sıkıntılı. Ben Konya’dan geliyorum. Konya’yla İzmir arasında ne kadar saat var ki? Siz 600 lira alıyorsunuz. Tamam benzin fiyatları diyorlar ama devletin bu konuya biraz el atması gerekiyor. Çünkü yakında Kurban Bayramı var biliyorsunuz. Herkes memleketine gidecek. Yazık insanlara. O parayı vermeleri çok zor. Çünkü 2 kişi geliş gidiş neredeyse asgari ücretin yarısını veriyoruz yol parasına. Bunların ilçeleri var. İlçeler daha yüksek fiyat alıyor o da garip. 800 TL” şeklinde konuştu.
“8 AYDIR GİDEMİYORUM”
Emekli maaşıyla geçindiğini söyleyen bir diğer yurttaş da “Hani şimdi mecburiyetten gidiyoruz sağlık söz konusu. Ama normalde gidip geliyorduk senede 3-5 kez İstanbul’a. En son 10’uncu ayda gitmiştim geçen sene. Yani kaç ay oldu? 8 aydır gidemiyorum hep fiyatlar yüzünden. Bir emekli maaşıyla olmuyor” ifadelerini kullandı.
“FİYATLAR YÜZÜNDEN ANKARA’YA AİLEMİN YANINA YILDA 2-3 KEZ GİDEBİLİYORUM”
Ankara’ya ailesinin yanına giden bir öğrenci ise “Bence bilet fiyatları öğrenciler açısından çok uçuk fiyatlarda. Mesela geçen yıl daha uygun fiyatlarda daha kolay gidip gelebiliyorduk. Şimdi daha az maalesef. Yani bir indirim olsa süper olur aslında. Ankara’ya cenazeye gidiyorum. Ben burada öğrenciyim. Tek başıma burada yaşamaya çalışıyorum ve yine zor şartlarda. Otobüs dışında market fiyatları olsun her şey çok pahalı maalesef. Gün geçtikçe daha çok fiyatları artıyor ve öğrenciler olarak çok şikayetçiyiz bu durumlardan. Yılda 2-3 kez gidip görebiliyorum. Yani çünkü fiyatlar yüzünden” dedi.
Bir diğer vatandaş da “Fiyatlar bayağı pahalı kızım. Ama yapacak bir şey yok. Gitmek zorundayız, gidiyoruz” diye konuştu.
]]>YALOVA – Yalova İl Özel İdaresi tarafından düzenlenen Makine Parkı Araç Teslim Töreni’nde 4 araç Özel İdare, 1 araç ise İl Sağlık Müdürlüğü’ne teslim edildi.
Araç teslim töreni Yalova’nın Çiftlikköy ilçesinde bağlı Taşköprü beldesinde bulunan ve önümüzdeki haftalarda resmi açılışı yapılacak İl Özel İdaresi Asfalt Plent Şantiyesi’nde gerçekleştirildi. Törende yeni 30 tonluk ekskavatör ile vidanjörün yanı sıra modernizasyon edilen mobil vinç ve arazöz İl Özel İdaresi araç filosuna katıldı. Modernize edilen 1 mobil komuta aracı ise İl Sağlık Müdürlüğü’ne verildi.
Törende konuşan Vali Hülya Kaya, İl Özel İdaresi’nin bütçesi ve bütçe yönetimiyle diğer yerel yönetimlere örnek teşkil edebilecek bir noktada olduğunu ifade etti. İl Özel İdare’nin borcu olmadığına dikkati çeken Kaya, “Gördüğünüz gibi makine ekipmanımıza her geçen gün yeni araçlar ekliyoruz. Dolayısıyla diğer belediyelerimize de örnek teşkil edecek güzel yatırımlar yapıyoruz. Yolların yapılmasından tutun da köy konaklarının yapılması, kültürel değerlerimizin ortaya çıkarılması, yani yaptığımız her bir eser aslında geride iz bıraktığımız güzel işler olarak yer alıyor. Kamu kaynaklarının etkin kullanılması bu dar zamanda o kadar büyük önem arz ediyor ki, yaptığımız her harcamada, her adımda buna daha çok dikkat etmeliyiz. Bugün yapmış olduğumuz yatırımlar inşallah hizmet olarak geri dönecek. Bu makine ve ekipmanı da kullanabilecek, profesyonel, işinin ehli inşalarımızı da en kısa zamanda alımlarını da gerçekleştireceğiz. Sahada 7 gün 24 saat bu ekipmanları çalıştıracağız. Kesinlikle yatmak yok. Bütün yaz boyunca bunun takipçisi olacağız. Bunların her birisi sahada tek tek çalışacak” dedi.
AK Parti Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş ise ekipmanların modernizasyonunda desteğinden dolayı Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na teşekkür etti. İçinde bulundukları tesisin önemine de değinen Büyükgümüş, “Burada hem asfalt noktasında hem de beton hususunda şehrimizde önemli bir hizmeti inşallah birkaç hafta içinde devreye almış olacağız” ifadesini kullandı.
AK Parti Yalova Milletvekili Meliha Akyol ise Ankara ayağında büyüyen ve gelişen Yalova için çalışacaklarını belirtti. İl Genel Meclis Başkanı Hasan Soygüzel ise İl Özel İdaresi’nin araç parkurunun modernizasyonu anlamında çok ciddi adımlar attıklarını söyledi. Yeni araçları İl Özel İdaresi hizmet gücüne güç katacağını belirten Soygüzel, “Bu güne kadar 2 noktada gerçekleştirebildiğimiz hizmetleri artık 3 noktada gerçekleştirebiliyor olacağız. Artık Yalova İl Özel İdaresi’nin ekiplerine daha fazla sahada görebileceğiz. 2024 yılını dolayısıyla yol yılı ilan ediyoruz.2024 yılında yaklaşık 55 kilometre sathi kaplama,12 kilometre sıcak asfalt, 250 kilometre de arazi yolu yapacak bu araçlar” diye konuştu.
İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Ümit Yılmaz ise proje çerçevesinde geçtiğimiz yıl 2 kez düzenlenen anahtar teslim töreninde 11 aracı teslim aldıklarını anlattı. Yılmaz, bu zamana kadar gerçekleştirilen araç alımlarıyla beraber yaklaşık 63 milyon lira değerinde bir yatırımı hayata geçireceklerini belirterek, “Önümüzdeki haftalarda şuan tedarik sürecinde devam ettiğimiz 7 tane daha aracımız mevcut. Bugünkülerle beraber yaklaşık 23 milyon lira idaremiz bütçesinden, 9 milyon lirası da Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’mızdan hibe olmak üzere araçlarımızı kazandırdık” dedi.
Yılmaz, 4,5 milyon lira da KDV muafiyetinden yararlandıklarını sözlerine ekledi.
Konuşmaların ardından araçların anahtarları teslim edildi. Törene Çiftlikköy Kaymakamı Ömer Bilgin, İl Sağlık Müdürü Osman Karakuş ve İl Genel Meclis üyeleri de katıldı. Anahtar teslimin ardından tesis gezildi.
]]>Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi, Orman Mühendisliği Bölümü Entomolojisi ve Koruma Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Temel Göktürk, kahverengi kokarca tehlikesine dikkat çekerek “Bu böceğe önlem alınmazsa üç sene sonra Trabzon, Rize, Giresun ve Ordu bölgesinde fındık alanlarında fındık para etmeyecek. Yani üreticimiz fındığını satamayacak. Şu anda insanlarımız bu böceğin kışın evleri tercih ettiği için evlerde kışı geçirdiği için psikolojik zararını görmüş. Fakat asıl zarar 2024 yılında başlayacak ve böceğin bitkilerdeki zararını göreceğiz” dedi.
Ziraat Mühendisleri Odası tarafından düzenlenen “Kahverengi Kokarca hakkında her şey ve son durum” konulu panel Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi’nde yapıldı. Panelde söz alan Ziraat Mühendisleri Odası Trabzon Şube Başkanı Cemil Pehlevan, Kahverengi kokarcaya karşı hazırlıklı olmamamız gerektiğine dikkat çekti. Pehlevan “Halyomorpha halys (Kahverengi Kokarca), hem doğal hem de tarımsal ekosistemler üzerinde çok sayıda olumsuz etkiye neden olmakta, ciddi ekonomik kayıplara ve olumsuz çevresel etkilere yol açmaktadır. Aynı zamanda yaşam alanlarımıza girerek yaşam kalitemizi etkilemektedir. Bölgenin ve ülkemizin korkulu rüyası olmasını istemiyorsak önümüzdeki yıllarda karşımıza çıkarabilecek olumsuzluklara karşı hazırlıklı olmalıyız. Mücadelesi çok kolay olmayan fakat her ne pahasına olursa olsun bu zararlıların mutlaka ve mutlaka kontrol altına alınması gerekir. Bir an önce eylem planının hazırlanarak mücadele yöntem ve stratejileri belirlenmeli. Mücadele sadece kullanılacak tek bir metot ile değil, birden fazla mücadele yönteminin birlikte kullanılması ile başarılı olabilir. Yapılacak bireysel mücadeleler yerine toplu olarak mücadelenin teşvik edilmedi gerekmektedir. Üniversiteler, Araştırma kuruluşları, Kamu, STK, Çiftçi örgütleri, çiftçiler ve hatta toplumun her bireyi bu sistemin içerisinde olmalıdır. Kahverengi Kokarca Böceği ile mücadelenin Milli sorumluluk olduğunu, sadece Trabzon’un değil bütün Ülke kurum ve kuruluşları ve Sivil Toplum Örgütleri olarak bu böcekle hep birlikte hızlı ve etkin bir şekilde mücadele ederek diğer bölgelere yayılmasının engellenmesi gerekir. Kısaca böceğin bütün ağaçlar yaşam alanı olduğuna göre bu böcekle mücadele etmenin ne denli zor hatta imkansız olacağı ortada. Üzerinde titizlikle çalışılması gereken bir konu. Düşünmek bile istemiyorum, aksi bir durumda arzu etmesek te sivrisineklerle nasıl ki yaşam alanlarımızı paylaşıyorsak bu böcekle de maalesef yaşam alanlarımızı paylaşmak zorunda kalabiliriz” diye konuştu.
“Dünya literatüründe ismi ‘baş belası böcek’ olarak geçiyor”
Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Entomolojisi ve Koruma Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Temel Göktürk, böceğin dünya literatüründe isminin baş belası böcek olarak geçtiğini ifade ederek “Bu zararlı böcek baş belası bir böcek. Zaten dünyanın bütün literatürlerinde bunu kahverengi kokarca olarak bahsederken ‘baş belası böcek’ olarak ifade ediliyor. Gereçse de şu; yemediği suyunu emmediği bitki yok. Sadece reçineli bitkiler hariç yeryüzündeki bütün bitkilerin öz sularını emerek beraber zarar veriyor. Ama fındıktaki en büyük tehlike şu; fındığın suyunu emme esnasında salgılamış olduğu bir madde fındığı acılaşmasına neden oluyor. Randıman düşüklüğünden ziyade fındıktaki bu acılaşma fındığın kullanım değerlerini ortadan kaldırıyor ve fındık sadece fındık yağı olarak kullanılabiliyor. Buradaki mücadele vatandaşa bırakılacak kadar kolay bir konu değil. Dolayısıyla vurgulamak istediğimiz konuda eylem planında çiftçiyi de bu mücadeleye katacak projeler üretmek. Örnek verecek olursak tuzağın benden kampanyasıyla beraber bunu yakalayacak olan tuzakları çiftçiye verilebilir çiftçi bu tuzaklarla beraber bu böcekleri yakalayabilir. İlacın benden kampanyasıyla beraber özellikle buna karşı atılacak olan ilaçları bir şekilde Tarım Bakanlığı kendi bünyesinde düzenleyip bir sınırlama koymalı. Yoksa ilaçlı mücadelede çözüm değil. Çünkü Doğu Karadeniz Bölgesinin yapı itibariyle atılan ilaçların denize ulaşması çok kolay. Bir de bölgede arıcılıkta söz konusu. Buna ilave olarakta birçok canlının doğal düşmanı da alanda mevcut bunlarında ölümüne neden olabiliriz. Buna karşı birden fazla mücadele yöntemlerinin aynı anda ve seferberlik olarak kullanılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“Önlem alınmazsa fındık para etmeyecek”
Böcekle ilgili önlem alınmadığı takdirde fındığın para etmeyeceğine dikkat çeken Göktürk, “Bu böcek üç sene sonra eğer önlem alınmazsa Trabzon, Rize, Giresun ve Ordu bölgesinde fındık alanlarında fındık para etmeyecek. Yani üreticimiz fındığını satamayacak. Şayet bu böcekle beraber mümkün olduğu kadar erken bir zamanda ve uygun olan yöntemlerle mücadeleye başlamak zorundayız. Şu anda böceğimiz kışlak dediğimiz kışı geçirdiği yerlerden havaların ısınmasıyla beraber çıktı artık yavaş yavaş yeşil alanlara doğru geldi. Öncelikle meyve bahçelerinin içerisinde henüz meyve olmadığı için yabancı otların sularını emiyor zaman ilerleyince şuan fındığa yeni yeni gitmeye başladı. Fındık için erken fındık nohut büyüklüğüne ulaştığı zaman artık fındığa zarar vermeye başlayacak. Doğu Karadeniz Bölgesinde özellikle Artvin, Rize, Trabzon bölgesinde bitki çeşitliliği çok fazla olduğu için henüz tam olarak fındıkta zararını hissetmedik. Fakat son dönemlerde özellikle Giresun’da ve Ordu’da popülasyon yoğunluğu çok fazla bir duruma eriştiği için 2023 yılındaki popülasyonun çok olması 2024 yılında bu böceğin artık gerçekten fındığa zarar vereceği anlamına geliyor. Ama biz fındıktaki zararını fındık nohut büyüklüğüne ulaştığı zaman göreceğiz” şeklinde konuştu.
“Vatandaş şuan sadece psikolojik zararını gördü, ekonomik zararını yeni görecek”
“Şu anda insanlarımız bu böceğin kışın evleri tercih ettiği için evlerde kışı geçirdiği için psikolojik zararını görmüş” diyen Göktürk, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Böceğin tarihine bakacak olursak 2018 yıllarında Artvin bölgesinden uçarak doğal yollarla yani her hangi bir taşınma ile değil böcek giriş yaptı. Şu anda Artvin’den 2018 yılında girdikten sonra da kendi imkanlarıyla beraber yılda 70-80 kilometrelik mesafeyi uçarak oradan Rize’ye, Rize’den Trabzon’a, Trabzon’dan Giresun’a, Ordu’ya, Samsun’a aynı şekilde şu anda böcek Doğu Karadeniz Bölgesinde bulunmadığı il yok diyebiliriz. Kastamonu, Sinop o bölgeden de devam ederek şuan Marmara bölgesinde bile bu böceği görmemiz mümkün. Şu anda insanlarımız bu böceğin kışın evleri tercih ettiği için evlerde kışı geçirdiği için psikolojik zararını görmüş. Fakat asıl zarar 2024 yılında başlayacak ve böceğin bitkilerdeki zararını göreceğiz.” – TRABZON
]]>Manisa Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen kanadı noktalı sirke sineği ile biyoteknik mücadele çalışması kapsamında Manisa’da kiraz üretiminin yoğun olarak yapıldığı Akhisar, Demirci, Gördes, Salihli, Selendi, Turgutlu, Şehzadeler ve Yunusemre ilçelerinde şişe tuzaklı kükürtsüz elma sirkesi dağıtımı gerçekleştirildi. İlçelerde gerçekleştirilen dağıtım programlarına Manisa Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, ilçe belediye başkanları, ilçe belediye başkan yardımcıları, ilçe tarım ve orman müdürleri, şube müdürleri, CHP ilçe başkanları ve belediye meclis üyeleri ile birlikte çok sayıda vatandaş katıldı.
85 mahallede 3 bin 220 üretici destekten faydalandı
Destekten 85 mahallede, 9 bin 500 dekarlık tarım arazisinde kiraz üretimine devam eden 3 bin 220 üretici faydalandı. Yüzde yüz hibe destekli olarak çiftçilere verilen 250 mililitrelik şişe tuzaklı kükürtsüz elma sirkeleri 1’er litrelik pet şişeler halinde ilçelerin mahalle muhtarlıklarına teslim edildi. Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı çiftçiler, elma sirkelerini mahalle muhtarlıklarından temin edebilecek. Tarım ve Orman Müdürlüğü’nce görevlendirilen alanında uzman personeller tarafından, mahalle muhtarlarına tuzaklı kükürtsüz elma sirkelerinin arazide nasıl kullanılacağının bilgisi aktarıldı.
“96 bin 580 şişe dağıtıldı”
Demirci ilçesinde 31 bin 752 şişe, Turgutlu’da 12 bin 960 şişe, Gördes’te 9 bin 72 şişe, Selendi’de 14 bin 904 şişe, Salihli’de 18 bin 792 şişe, Akhisar’da 3 bin 888 şişe, Şehzadeler’de 2 bin 592 şişe ve Yunusemre ilçesinde de 2 bin 620 şişe sirke olmak üzere toplamda 96 bin 580 şişe elma sirkesinin dağıtımı gerçekleştirildi.
“Vatandaşlarımız memnun, doğal bir ürün”
Yukarıtepe Mahalle Muhtarı Faruk Yılmaz, ürünün doğal olduğu için sağlık açısından da çok iyi olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Bu girişime öncü olan Başkanlarımıza teşekkür ediyorum. Geçtiğimiz yıllarda bu sinek gözüktü. Vatandaşlarımız kullanıp gayet memnun kaldı. Çünkü doğal bir ürün. Kimyasal kullanmadan zararlılarla başa çıkmak, sağlık açısından çok daha iyi. Desteklerin önümüzdeki yıllarda artmasını temenni ederiz. Vatandaşlarımız memnun, biz memnunuz başkanlarımıza teşekkür ederiz.”
Hacılar Mahalle Muhtarı İsmail Karaman da: “Ağaçlara astığımız şişelerde hep sinek doluydu. Halkımızın çoğu bu hizmetten memnun neden memnun olmasın ki ayaklarına kadar hizmet gelmiş Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür ederim.” şeklinde konuşurken, Salihli Çamurhamamı Mahalle Muhtarı Atakan Oğuz şunları söyledi: “Bu sene Büyükşehir Belediyesi tarafından çiftçilerimize Akdeniz Sineğine karşı sirke dağıtıldı. Bu sirke sayesinde kirazlarda oluşabilecek hasarlar engellenerek olabilecek bir zarar önlenecek. Bahçelerimizi sineklerden koruduğu için vatandaşlarımız da projeye olumlu bakıyor. Bu sene de söylentilere göre sinek çok, hasat az olacak. Bundan dolayı biz de mücadelemizi yapacağız. Dağıtılan sirkelerin, sineğe karşı bayağı etkili olduğu söyleniyor. Büyükşehir Belediyesi’nin sirke desteğini değerlendirip sinekler için bu doğal ilaçlama yöntemini kullanacağız.”
“Vatandaşlardan talep vardı”
Tepeeynihan Mahalle Muhtarı Rasim Eryılmaz da mahallesindeki kiraz üreticilerinin şişe tuzaklı sirkelerden çok faydalandığını söyleyerek, “İki dönemdir bizim üreticilerimiz bunu kullanıyor. Ben bu dönem muhtar olarak seçildim. Tarım İlçe Müdürlüğü’nden beni arayıp da dağıtım yapacaklarını söyleyince bende üreticilere sordum. Bundan faydalanıyor musunuz, gelsin mi? Dediler ki, mutlaka faydası var, ağaçlara astığımızda içine sineklerin dolduğunu onun için kesinlikle fayda sağlayacağını ifade ettiler. Belediyemiz, devletimiz bu imkanı verdiyse neden faydalanılmasın, herkes faydalansın” dedi.
Pınarlar Mahalle Muhtarı Adem Zeyrek ise “Daha önce kullandığımızda gerçekten faydasını gördük, çok memnun kaldık. Sirke sinekleri tek tük görülmeye başlandı. Malum, geçen sene de görülmüştü. Geçtiğimiz senelerde kullananlar yararını gördü, kullanmayanların ise hasadında zarar oldu. Bu yıl da Büyükşehir Belediyemiz dağıttı. Büyükşehir Belediyemize destekleri için teşekkür ederiz” diye konuştu. – MANİSA
]]>Ankara Sanayi Odası (ASO), 2024 yılı 1’inci Meslek Komiteleri Ortak Toplantısını üyelerinin ve sektör temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirdi. Antalya’da bir otelde gerçekleştiren toplantıda, dünyada ve Türkiye’de yaşanan sanayi gelişmelerinin yanı sıra sanayinin dönüşümü girişimcilik ve e-ticaret konuları ele alındı.
Program çerçevesinde bir açılış konuşması gerçekleştiren ASO Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, sanayi sektörünün dijitalleşme ile birlikte 4’üncü Sanayi devrimine girdiğini ve insan merkezli Toplum 5.0’a adım atıldığını belirtti. Yaşanan sanayi devrimlerinin sadece teknolojik bir geçişi değil, aynı zamanda bir zihniyet değişimini temsil ettiğini vurgulayan Ardıç, “Güncel bir araştırmanın sonuçları, ülkemizde firmaların yalnızca yüzde 22’sinin akıllı üretim sistemleri konusunda kapsamlı bilgiye sahip olduğunu gösteriyor. Dijital dönüşüme yatırım yapmayı planlayan firmaların oranı maalesef arzu ettiğimiz düzeylerden çok uzak. Dijitalleşmeyi konuşuyoruz ama konuşmaktan daha fazlasını yapamıyoruz. Ülkemiz, 2023 Dünya Dijital Rekabet Gücü sıralamasında 64 ülke arasında 53’üncü oldu. 2020 yılında 63 ülke arasında 44’üncü sıradaydı. İlerlememiz gereken bir alanda maalesef 3 yılda 9 sıra daha geriye düşmüşüz. Endüstri 4.0 ve Toplum 5.0 kavramlarından sıkça söz ediyoruz. Fakat üretim süreçlerinde kullanamıyoruz. Makineler arası iletişim, yapay zeka, büyük veri, akıllı sensörler, eklemeli imalat ve nesnelerin interneti gibi anahtar teknolojilerin Türkiye’de geliştirilmesi ve kullanımı Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü OECD’deki en düşükler arasında” değerlendirmesinde bulundu.
“Yapay zeka hayatımızın her alanına girmeye başladı”
Dünyada rekabetçiliğin hızla değiştiği bir ortamda Türkiye olarak ikiz dönüşüm ve verimliliğe odaklanmaları ve üretken yapay zeka seferberliğini de ortaya koymaları gerektiğine dikkati çeken Ardıç, “Yapay zeka inanılmaz bir hızla hayatımızın her alanına girmeye başladı. Üretken yapay zeka yatırımları 2022’ye göre neredeyse sekiz kat artarak 25,2 milyar dolara ulaştı. McKinsey anketine göre, katılan kuruluşların yüzde 42’sinin yapay zeka uygulanmasının maliyetleri azalttığını, yüzde 59’unun ise gelir artışı bildirdiğini ortaya koyuyor. Bu veriler yapay zekanın iş verimliliğinde önemli kazanımlar sağladığını gösteriyor” ifadelerine yer verdi.
Ardıç, yapılan çalışmalar sonucunda yapay zekanın, çalışanları daha üretken hale getirdiğini ve daha kaliteli işlere imkan sağladığını da sözlerine ekledi.
“Verimliliği artırmak, pazara yenilikçi ve rekabetçi ürünler sunmak zorundayız”
Türkiye’deki makroekonomik gelişmelere ve iş dünyasının yaşadığı sorunlara da değinen Ardıç, 2023 yılı itibarıyla ülke olarak 1 trilyon dolar milli gelire ulaşıldığını ve kişi başına gelirin 13 bin 110 dolara yükseldiğini hatırlattı. Dünya Bankasınca 13 bin 846 dolar ve üzeri olarak tanımlanan yüksek gelirli ülkeler seviyesine çıkmak için ise daha etkin politikalar uygulamanın şart olduğunu söyleyen Ardıç, “Ne üretiyorsak geleneksel veya teknolojik ürün fark etmeksizin verimliliği artırmak, pazara yenilikçi ve rekabetçi ürünler sunmak zorundayız. Artık ne pahasına olursa olsun ihracat değil, daha yüksek katma değerli ve daha fazla döviz kazancı sağlayacak süreçlere ve iş birliklerine odaklanmalıyız. 2023 yılında yaklaşık 25 trilyon dolar olan dünya ihracatından yüzde 1’ler civarında olan payımızı artırmanın zamanı gelmiştir” diye konuştu.
“İlaç ve tıbbi cihaz, biyo-teknoloji gibi yüksek katma değerli ülkemize döviz kazandırabiliriz”
Ardıç, yüksek döviz kazancını sağlayacak sektörlerden birisinin de ilaç, tıbbi cihaz ve biyo-teknolojide yer alan ürünlerin üretimi ve ihracatı olduğunu dile getirerek, “İlaç ve tıbbi cihaz, biyo-teknoloji gibi yüksek katma değerli alanlarda ortaya koyacağımız performansla ülkemize döviz kazandırabilir hem de ithal edeceğimiz ürünleri azaltarak dövizin ülkemizde kalmasını sağlayabiliriz. OECD sınıflamasına göre yüksek teknoloji grubunda yer alan bu ürünlerin gerek yurt içi gerekse yurt dışı pazarlarının geliştirilmesinde kamu alımları bir kaldıraç etkisi oluşturabilir” açıklamasında bulundu.
Program, ASO Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç’ın açılış konuşmasının ardından yine Ardıç’ın moderatörlüğünü yaptığı; dünyada ve Türkiye’deki gelişmeler, sanayinin dönüşümü, girişimcilik ve e-ticaret konularının ele alındığı panel ile devam etti. Sanayi sektöründe yapay zekanın kullanımının yeterli olmadığı vurgusu yapılan panelde, yapay zekanın kullanıldığı takdirde sanayilerde üretimin artacağı ve maliyetlerin ise azalacağı dikkati çekildi. Panelde, sanayi ve e-ticaret ilişkisi de ele alınarak e-ticaretin verimliliği arttırabileceği ve müşteriye daha kolay ulaşılması bakımından kolaylık sağlayacağı ifade edildi.
Öte yandan, programda Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürlüğü Markalaşma ve Tasarım Destekleri Daire Başkanı Ebru Gülsoy Rojas Atencıo, Bakanlığın sanayi sektöründe sağladığı destekleri anlattığı bir sunum gerçekleştirdi. – ANTALYA
]]>Trabzon’un şehir içi ve transit trafiğini düzenlemek amacıyla projelendirilen Güney Çevre Yolu’nda çalışmalar sürüyor
Toplam 43,8 kilometre uzunluğu ile kentin mega projelerinden biri olan Güney Çevre Yolu üç kısım halinde hayata geçirilecek
İlk 4 kilometresinde kazı ve tünel çalışmaları süren projenin 35,8 kilometresinin 15 adet tünel ile 2,1 kilometresinin ise 14 adet viyadük ile geçilmesi planlanıyor
TRABZON – Trabzon’un şehir içi ve transit trafiğini düzenlemek amacıyla projelendirilen ve 1 Mayıs 2023 tarihinde temeli atılan Güney Çevre Yolu’nda çalışmalar sürüyor. Toplam 43,8 kilometre uzunluğu ile kentin mega projelerinden biri olan Güney Çevre Yolu üç kısım halinde hayata geçirilecek. İlk 4 kilometresinde kazı ve tünel çalışmaları süren projenin 35,8 kilometresinin 15 adet tünel ile 2,1 kilometresinin ise 14 adet viyadük ile geçilmesi planlanıyor.
Trabzon’un Akçaabat ilçesindeki Mersin mahallesinde 1 Mayıs 2023 tarihinde temeli atılan Güney Çevre Yolu’nda çalışmalar sürüyor. Kentin mega projelerinden biri olan ve toplam 43,8 kilometre uzunluğu ile özellikle Karadeniz Sahil Yolu’ndaki transit trafiğini düzenlemek amacıyla projelendirilen Güney Çevre Yolu üç kısım halinde hayata geçirilecek. Çevre Yolu’nun Karadeniz Sahil Yolu’ndan ayrıldığı proje başında T-1 tünelinin ilk 4 kilometresinde kazı ve tünel çalışmaları süren projenin 16,5 kilometre uzunluğundaki birinci kısmında 31 metre genişliğindeki 3 gidiş 3 geliş şeritli yolda 7 tünel ve 7 viyadük yer alacak. 35,8 kilometresinin 15 adet tünel ile 2,1 kilometresinin ise 14 adet viyadük ile geçilmesi hedeflenen proje Arsin ilçesinde tamamlanacak.
Ahmet Metin Genç: “Ciddi bir kamu yatırımı”
Güney Çevre Yolu’nda devam eden çalışmalar ile ilgili bilgiler veren Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, projenin ilk 4 kilometresinde kazı ve tünel çalışmalarının sürdüğünü söyledi. Başkan Genç, “Güney Çevre Yolumuz epeydir şehrimizde konuşulan bir proje. Hem bir taraftan sahil yoluna alternatif bir transit geçiş güzergahı ama diğer yandan da bizi daha çok yönüyle ilgilendirdiği şekliyle arz etmek isterim şehircilik açısından da Trabzon’umuzun biliyorsunuz şehir sahil bandına sıkışmış bir şekilde şehrimizin güneye taşınabilmesi, güneye doğru açılabilmesi, şehirleşmesi, yeni yaşam alanlarının, kamu alanlarını, sosyal yaşam alanlarını, diğer ünitelerimizin oluşabileceği bir alan olması hasebiyle de çok önemli. Tabii bunun geçtiğimiz yıl özellikle ben o dönemki Ulaştırma Bakanımız Adil Karaismailoğlu sonra ondan görevi devralan Abdülkadir Uraloğlu Bakanımıza çok teşekkür etmek istiyorum. Tabii kıymetli Cumhurbaşkanımızın iradesi, kararı, kararlılığı bu bölgeye olan hassasiyeti bütün bunlardan dolayı kendilerine müteşekkiriz. Bölgemizin çok önemli kazanımları oldu. Ama bu yolun startını vermiş olması başlı başına bizim için önemli bir hadise. Şu an itibariyle ilk 4 kilometresinde kazı ve tünel çalışmaları başladı. Bizde süratle takip ediyoruz. Birinci etabımız yani giriş Akçakale’yle Akyazı arasında düşünülen etap Ortahisar’ımızın Karşıyakası ile birleşti. Dolayısıyla 16 kilometrelik ilk etabın birinci dilimini şu anda çalışıyoruz. Bizde yakın takip ediyoruz. Tabii bu ciddi bir kamu yatırımı. Ama hükümetimizin hal ve şart ne olursa olsun bunu Trabzon’umuza kazandırma konusundaki desteklerine tekrar Cumhurbaşkanımız nezdinde bütün bakanlarımıza, milletvekillerimize şükranlarımızı sunuyoruz. İyi bir tahkibat ile beraber bir de büyükşehir olarak özellikle geçiş ve bağlantı biraz evvel söylemeye çalıştığım şehir bağlantıları noktasındaki çalışmalarda biz de elimizden geldiği kadar katkılarımızı yapıp imar konusundaki düzenlemelerimizi yapıp bu büyük yatırımı şehrimize bir an önce kazandırmanın gayreti içerisinde olacağız” ifadelerini kullandı.
Kamulaştırma sürüyor
1 Mayıs 2023 tarihinde temeli atılan Güney Çevre Yolu’nun Akçaabat Geçişi projesi kapsamında Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırma çalışmaları da sürüyor. Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı ise geçtiğimiz aylarda Resmi Gazete’de yayımlandı. Karar ile Trabzon Güney Çevre Yolu Akçaabat girişi (Darıca-Yıldızlı) arası yolu projesi kapsamında, Özmersin, Akçakale, Salacık, Yeniköy, Darıca, Kavaklı, Çolaklı, Nefsipulathane, Ortamahalle, Yenimahalle, Demirci, Dürbinar, Kaleönü, Sarıtaş, Kayalar, Yaylacık, Osmanbaba, Söğütlü ve Yıldızlı mahalleleri sınırları içerisinde bulunan bazı taşınmazların Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırılması yapıldı.
]]>Yönetim Kurulu Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya; ETSO Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Üyesi Saim Özakalın, ETSO Meclis Başkanı Gökhan Yılmaz, Pasinler Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Taşbaşı, Erzurum Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Zafer Aynalı, ETSO Yönetim Kurulu Üyeleri, TOBB Genç ve Kadın Girişimciler Kurullarının Başkanları ile ilgili meslek komitelerinin başkan ve üyeleri katıldı.
Özakalın, “Şehrimizin tanınırlığı için büyük bir fırsat”
Toplantının açış konuşmasını yapan ETSO Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Saim Özakalın, Erzurum’un EİT 2025 Turizm Başkenti seçilmesinin önemini vurgulayarak, “Şehrimizin EİT Turizm Başkenti olarak seçilmesi bizim için büyük bir onur ve gurur kaynağıdır. Bu kapsamda ilimizde yapılacak her türlü organizasyon ve program şehrimizin, tarihi, kültürü, yaz ve kış turizmi potansiyeli, doğal güzellikleri, milli ve manevi kıymetleri gibi sahip olduğu tüm değerleri uluslararası anlamda tanıtımına ve tanınırlığına büyük katkı sağlayacaktır” dedi.
“En üst seviyede çaba göstereceğiz”
‘EİT 2025 Yılı Turizm Başkenti’ çerçevesinde gerçekleştirilmesi planlanan bütün etkinliklerin, son dönemde bir çekim merkezi haline gelen Erzurum’un gerçek gücü ve cazibesinin ortaya çıkması için önemli bir fırsat olduğunu dile getiren Başkan Özakalın, ETSO olarak bu fırsatları değerlendirmek adına en üst seviyede çaba göstereceklerinin altını çizdi.
Toplantıda daha sonra EİT 2025 Erzurum Turizm Başkenti Koordinatörü Muharrem Çığlık bir konuşma yaptı. 2025 yılında Erzurum’da Cumhurbaşkanlığının himayesinde yapılacak geniş kapsamlı programlar ve öncesindeki hazırlık süreçleriyle ilgili katılımcıları bilgilendiren Çığlık, düzenlenecek olan belli başlı programlara yönelik yürütülen çalışmaları aktardı.
Erzurum’un, kış turizmi ve kış sporları alanındaki potansiyelini ön plana çıkaracak ve şehrin bu anlamda cazibesini artıracak ‘Erzurum Kış Oyunları’ organizasyonu gerçekleştirmek amacıyla çalışmalara başladıklarını anlatan Çığlık, her yıl 6-12 Ocak tarihleri arasında gerçekleştirilmesi planlanan kış oyunlarıyla ilgili faaliyetlerin Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın koordinasyonunda yürütüleceğini söyledi.
“Palandöken ekonomik forumu, Davos benzeri bir organizasyon olacak”
Konuşmasında, etkinlikler kapsamında düzenlenecek olan ve iş dünyasını yakından ilgilendiren en önemli çalışmaların başında, 2025 Yılı Şubat ayında gerçekleştirilmesi planlanan, ‘Palandöken Ekonomik Forumu’nun (PEF)’ geldiğini ifade eden Koordinatör Muharrem Çığlık, Davos benzeri bir organizasyon olacak Palandöken Ekonomi Forumu’nun hazırlık çalışmalarına başladıklarını belirtti. Çığlık, “Ülkemizde gerçekleştirilecek ve uluslararası anlamda ses getirecek en önemli forumlardan birisi olacak bu etkinliğin, ülkemize ve Erzurum’a büyük değer katacağına inanıyoruz. Bu konuda, TOBB Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanımız Sayın Nail Olpak ve iş dünyamız bize büyük destek veriyor. Erzurum’da da ETSO Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Saim Özakalın zaten bizzat bu oluşumun içerisinde yer alacak ve bu forumu başarıyla gerçekleştirmek için birlikte çalışacağız” dedi.
Koordinatör Çığlık ayrıca, EİT 2025 Erzurum Turizm Başkenti etkinlikleri kapsamında Mayıs 2025’te, ‘EİT Liderler Zirvesi’ ve ‘Uluslararası Gastronomi Fuarı’ gibi önemli etkinliklerin de hazırlık çalışmalarının sürdürüldüğünü sözlerine ekledi. – ERZURUM
]]>Trabzon’un Akçaabat ilçesindeki Mersin mahallesinde 1 Mayıs 2023 tarihinde temeli atılan Güney Çevre Yolu’nda çalışmalar sürüyor. Kentin mega projelerinden biri olan ve toplam 43,8 kilometre uzunluğu ile özellikle Karadeniz Sahil Yolu’ndaki transit trafiğini düzenlemek amacıyla projelendirilen Güney Çevre Yolu üç kısım halinde hayata geçirilecek. Çevre Yolu’nun Karadeniz Sahil Yolu’ndan ayrıldığı proje başında T-1 tünelinin ilk 4 kilometresinde kazı ve tünel çalışmaları süren projenin 16,5 kilometre uzunluğundaki birinci kısmında 31 metre genişliğindeki 3 gidiş 3 geliş şeritli yolda 7 tünel ve 7 viyadük yer alacak. 35,8 kilometresinin 15 adet tünel ile 2,1 kilometresinin ise 14 adet viyadük ile geçilmesi hedeflenen proje Arsin ilçesinde tamamlanacak.
Ahmet Metin Genç: “Ciddi bir kamu yatırımı”
Güney Çevre Yolu’nda devam eden çalışmalar ile ilgili bilgiler veren Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, projenin ilk 4 kilometresinde kazı ve tünel çalışmalarının sürdüğünü söyledi. Başkan Genç, “Güney Çevre Yolumuz epeydir şehrimizde konuşulan bir proje. Hem bir taraftan sahil yoluna alternatif bir transit geçiş güzergahı ama diğer yandan da bizi daha çok yönüyle ilgilendirdiği şekliyle arz etmek isterim şehircilik açısından da Trabzon’umuzun biliyorsunuz şehir sahil bandına sıkışmış bir şekilde şehrimizin güneye taşınabilmesi, güneye doğru açılabilmesi, şehirleşmesi, yeni yaşam alanlarının, kamu alanlarını, sosyal yaşam alanlarını, diğer ünitelerimizin oluşabileceği bir alan olması hasebiyle de çok önemli. Cumhurbaşkanımızın iradesi, kararı, kararlılığı bu bölgeye olan hassasiyeti bütün bunlardan dolayı kendilerine müteşekkiriz. Bölgemizin çok önemli kazanımları oldu. Ama bu yolun startını vermiş olması başlı başına bizim için önemli bir hadise. Şu an itibariyle ilk 4 kilometresinde kazı ve tünel çalışmaları başladı. Biz de süratle takip ediyoruz. Birinci etabımız yani giriş Akçakale’yle Akyazı arasında düşünülen etap Ortahisar’ımızın Karşıyakası ile birleşti. Dolayısıyla 16 kilometrelik ilk etabın birinci dilimini şu anda çalışıyoruz. Bizde yakın takip ediyoruz. Tabii bu ciddi bir kamu yatırımı. Ama hükümetimizin hal ve şart ne olursa olsun bunu Trabzon’umuza kazandırma konusundaki desteklerine tekrar Cumhurbaşkanımız nezdinde bütün bakanlarımıza, milletvekillerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Şehir bağlantıları noktasındaki çalışmalarda biz de elimizden geldiği kadar katkılarımızı yapıp imar konusundaki düzenlemelerimizi yapıp bu büyük yatırımı şehrimize bir an önce kazandırmanın gayreti içerisinde olacağız” ifadelerini kullandı.
Kamulaştırma sürüyor
1 Mayıs 2023 tarihinde temeli atılan Güney Çevre Yolu’nun Akçaabat Geçişi projesi kapsamında Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırma çalışmaları da sürüyor. Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı ise geçtiğimiz aylarda Resmi Gazete’de yayımlandı. Karar ile Trabzon Güney Çevre Yolu Akçaabat girişi (Darıca-Yıldızlı) arası yolu projesi kapsamında, Özmersin, Akçakale, Salacık, Yeniköy, Darıca, Kavaklı, Çolaklı, Nefsipulathane, Ortamahalle, Yenimahalle, Demirci, Dürbinar, Kaleönü, Sarıtaş, Kayalar, Yaylacık, Osmanbaba, Söğütlü ve Yıldızlı mahalleleri sınırları içerisinde bulunan bazı taşınmazların Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırılması yapıldı. – TRABZON
]]>Başkente yakın Lidingö Adası’nın kayalık tepeleri, kırmızı ve sarı renkte büyük ahşap villalar ve tavandan tabana pencereli beyaz minimalist konaklarla dolu.
Stockholm şehir merkezine yarım saat araba mesafesindeki bu bölge İsveç’in en zengin mahallelerinden biridir.
Burada evi olan girişimci Konrad Bergström, 3 bin şaraplık mahsenini gösterirken yüzüne parlak bir gülümseme geliyor, “Fransız Bordeaux’sunu seviyorum” diyor.
Ev sınırları içinde bir açık yüzme havuzu, ren geyiği derisi döşemeli aletlerden oluşan bir spor salonu ve ile gece kulübü olarak da hizmet verebilen bir çalışma alanı bulunuyor.
Bergström, “Çok sayıda müzisyen arkadaşım var ve dolayısıyla çok fazla müzik yapıyoruz” diye bu odayı anlatıyor.
Servetini, kulaklık ve bluetooth hoparlör üreten müzik teknolojileri şirketi üzerinden elde eden İsveçli iş insanının, İspanya ve ülkesinde benzer dört evi daha bulunuyor.
Bu başarılı bir girişimci için şaşırtıcı bir yaşam tarzı değil. Ancak İsveç’i izleyen birçokları için şaşırtıcı olan, uzun süredir sol siyasetin yönettiği bu ülkede nasıl bu kadar zengin ortaya çıktığı.
İsveç’te her ne kadar sağcı bir koalisyon şu anda iktidarda olsa da, ülke geçen yüzyılın büyük bir bölümünde Sosyal Demokrat hükümetler tarafından yönetildi.
Halka, gelir dağılımının eşit olacağı sözü verilirken, vergiler sosyal devleti finanse edecek şekilde planlandı.
Ancak İsveç son otuz yılda, süper zenginlerinin sayısında bir patlama yaşadı.
Veckans Affärer isimli eski bir ekonomi dergisinin 1996 tarihli listesinde, ülkede o yıl net serveti 100 milyon dolar civarında yalnızca 28 kişi vardı. Kron milyarderi listesindeki kişilerin çoğunun serveti aileden geliyordu.
İsveç’in en çok okunan gazetelerinden Aftonbladet gazetesinin 2021 yılına ait listesinde kron milyarderlerinin sayısı 542 olarak gösteriliyor.
Bu yeni zenginlerin servetleri, ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 70’ine karşılık geliyor.
‘Avrupa’nın Silikon Vadisi’
10 milyonluk nüfusuyla İsveç aynı zamanda “kişi başına düşen dolar milyarderi” oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri.
Forbes’un 2024 zenginler listesinde 1 milyar dolar veya daha fazla serveti olan İsveçli sayısı 43 olarak gösterildi.
Bu, milyon kişi başına yaklaşık 4 dolar milyarderi demek. ABD’de dolar milyarderi sayısı ise milyon kişide iki olarak görünüyor. 342 milyon kişinin yaşadığı Amerika’da 813 dolar milyarderi var.
İsveç’in süper zenginlerinin yükselişine odaklanan Greedy (Açgözlü) isimli kitabın yazarı Andreas Cervenka, bu zenginleşmenin gözlerden uzak yaşandığını söylüyor ve “Barizleşene kadar fark edilmedi” diyor.
Aftonbladet’te çalışan gazeteci, başkent Stockholm’de zenginle yoksul arasındaki farkın görünür olduğunun altını çiziyor.
İsveç’in yeni süper zenginlerinin sayısındaki artışın bir nedeni ülkenin başarılı teknoloji girişimleri.
Ülkede son yirmi yılda 40’tan fazla ‘unicorn’ olarak tanımlanan yani değeri milyar dolar ve üzeri start-up kuruldu. Bu nedenle ülke Avrupa’nın Silikon Vadisi olarak biliniyor.
Online video görüşme uygulaması Skype ile dünyanın en büyük online müzik ve podcast dinleme platformu Spotify İsveçli girişimciler tarafından kuruldu.
King ve Mojang gibi oyun devleri de burada yaratıldı. Daha yakın zamanda kurulan dikkat çekici girişimler arasında Visa’nın 2 milyar dolara satın aldığı finansal teknoloji start-up’ı Tink, elektrikli scooter şirketi Voi yer alıyor.
Deneyimli girişimci Ola Ahlvarsson, ülkenin teknoloji girişimlerindeki başarısını, 1990’larda kişisel bilgisayarların vergi indirimleriyle halka sağlanmasına bağlıyor.
Ahlvarsson, bu indirimler sayesinde teknoloji meraklılarının “diğer ülkelerden çok daha hızlı bir şekilde birbirine bağlandığını” söylüyor.
Birçok şirketin kurucu ortağı olan Ahlvarsson, bir dayanışma kültürünün varlığını da öne çıkarıyor. Başarılı girişimcilerin rol modeli olmanın yanında yeni nesil girişimcilere de yatırımcı olarak destek verdiğini anlatıyor.
Zenginler lehine neler değişti?
Ola Ahlvarsson, ülkenin çeşitli teknoloji ürünlerinin test edilebilmesi için de ideal bir büyüklüğünün olduğunu söylüyor:
“Daha büyük bir pazarda ürününüzün işe yarayıp yaramayacağını görmek istiyorsanız, sınırlı maliyetle, çok fazla risk almadan, burada bazı şeyleri deneyebilirsiniz”
Ancak gazeteci Cervenka, süper zenginlerin artışında başka nedenler olduğunu da savunuyor ve değişen para politikasını işaret ediyor.
İsveç’te 2010’lardan, birkaç yıl öncesine kadar faiz oranları çok düşük seyretti. Borçlanmayı ucuz olduğu bu düşük faiz ortamında birçok İsveçli parasını gayri menkulün yanında, çok değerlenecek teknoloji start-up’larına yatırmayı tercih etti.
Cervenka, “Milyarder sayısındaki bu büyük artışın ardındaki en büyük faktörlerden biri, varlıkların değerinde son yıllarda yaşanan büyük artış” diyor.
Ülkede en çok kazananların gelirlerinin yüzde 50’sinden fazlası vergilendirse de Cervenka’ya göre hem sağ hem de sol siyasetten hükümetler vergileri zenginlerin lehine olacak şekilde ayarlıyor.
İsveç 2000’li yıllarda veraset vergisini kaldırdı. Hisse senetlerinden elde edilen gelir ve şirket hissedarlarına yapılan ödemelerden alınan vergi, maaşlara uygulanan vergilerden çok daha düşük.
Kurumlar vergisi oranı da 1990’larda yaklaşık %30’dan %20 civarına düşürüldü. Bu Avrupa ortalamasının biraz altına karşılık geliyor.
Cervenka, “Bugün bir milyarderseniz İsveç’ten taşınmanıza gerek yok. Artık yabancı milyarderler buraya taşınıyor” diyor.
Lidingö Adası’ndaki evinde konuştuğumuz Konrad Bergström, İsveç’in girişimciler için uygun bir vergi sistemi olduğunu kabul ediyor.
Ancak elde ettiği servetin, topluma olumlu bir etkisi olduğunu, bu gelirle başkalarına istihdam sağlandığını savunuyor:
“Bir dadımız var, bir bahçıvanımız ve temizlikçimiz var… İş olanakları sağlıyoruz. Dolayısıyla topluma ne kadar katkı sağladığımızı es geçmemeliyiz”
Bergström, zengin İsveçli girişimcilerin, giderek daha fazla oranda çevre odaklı start-up’lara yatırım yaptığına dikkat çekiyor.
2023’te İsveç merkezli start-up’lara yapılan yatırımların yüzde 74’ünü çevre odaklı start-up’lar aldı.
Start-up’lara ilişkin yatırım verilerini takip eden Dealroom’a göre bu, yüzde 35’lik Avrupa ortalamasının çok üzerinde.
Ödeme platformu Klarna’nın kurucularından olan Niklas Adelberth, 2017’de servetinin 130 milyon dolarını, bu tür girişimcileri desteklemek için kurulan Norrsken Vakfı’na yatırdı.
Adelberth, yatların, özel jetlerin veya benzer lüksler gibi “milyarder alışkanlıkları” olmadığını söylüyor ve “Benim mutluluk reçetem bu yatırımlar” diyor.
Ancak diğerleri, girişimcilerin servetlerini nasıl harcadıklarına ilişkin iyi-kötü ikileminin ötesinde, İsveç’in milyarderlerin servetiyle ilgili incelikli bir kamusal tartışmayı kaçırdığını savunuyor.
Örebro Üniversitesi’nin son araştırması, İsveçli milyarderlerin medyadaki imajlarının genellikle olumlu olduğunu gösterdi.
Medya araştırmacısı Axel Vikström, “Süper zenginler, sıkı çalışma, risk alma ve girişimci ruhu gibi neoliberal idealleri temsil ettiği sürece bu zenginliğin ardındaki eşitsizlik sorgulanmıyor” diyor.
Gazeteci yazar Cervenka, İsveç’te süper zenginlerden alınacak vergilere ilişkin tartışmaların, ABD ve diğer birçok batı ülkesindeki kadar belirgin olmadığını savunuyor:
“Bu bir tür paradoks. Çünkü sosyalist bir ülke olarak algılanmamıza neden olan geçmişimiz göz önüne alındığında, ilk akla gelecek şey bu olması beklenir.
“Sanırım biz daha çok, kazanan her şeyi alır toplumuna dönüşüyoruz. ‘Eğer kartlarınızı doğru oynarsanız siz de milyarder olabilirsiniz.’ Bence bu, İsveçlilerin zihniyetinde oldukça önemli bir değişime işaret ediyor.”
İsveç’in zenginler listesi, ülkenin büyük göçmen nüfusuna ve onlarca yıldır toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan politikalarına rağmen, ülkenin zenginliğinin büyük ölçüde beyaz erkeklerin elinde yoğunlaştığını da ortaya koyuyor.
Nijeryalı-İsveçli romancı ve girişimci Lola Akinmade de bu noktaya dikkat çekiyor:
“Evet, burası insanların farklı alanlarda para yapabileceği, zenginleşebileceği bir yer ama kimin fon alacağı konusunda çifte standartlar halen var.
“İsveç, birçok başlıkta dünya lideri olan inanılmaz bir ülke, ancak hâlâ sistemin dışında bırakılan birçok insan var.”
]]>1 MAYIS-1 HAZİRAN ARASINDA YAYLALARA GİRİŞ YASAKLANDI
Yaz aylarının gelmesiyle hayvancılıkla geçinen aileler ile çiftçiler, yayla ve meraların yolunu tutmaya hazırlanıyor. Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mahmut Sezer, hayvan yetiştiricilerinin, 1 Mayıs ve 1 Haziran arasında çevre illerdeki mera ve yaylalara yaya gidilmesinin valilik kararıyla yasaklandığını belirterek, “Küçükbaş hayvancılık içeride olmaz. Elazığ Valiliği’nin yayınlamış olduğu bir kararname var, ‘Küçükbaş hayvanlar yaylaya yaya gitmeyecek’ diye. Biz göçer hayvancılık yaptığımız için mecburen dışarıya yaya gitmek zorundayız. Gittiğimiz yaylalar da 1 ay sonra açılacak. 1 ay bizim için büyük bir zamandır. Bu 1 ayı yolda geçirerek yaya gitmemiz lazım. Bunun da önünü kapatmışlar. Elazığ, Tunceli, Bingöl, Muş ve Erzurum’a yaya gidişlerini kapattıkları için zor durumdayız. 1 Mayıs’tan 1 Haziran’a kadar küçükbaş hayvanlar, Elazığ’da iklimsel şartlardan dolayı kalamıyor” dedi.

MÜLTECİLER İÇİN ÇAĞRI
Hayvancılığın bitme noktasına geldiğini belirten Sezer, “Şu an çoban bulamıyoruz, daha doğrusu yetişen bir eleman bile bulamıyoruz. Gerekirse mültecilerin de Tarım ve Orman İl Müdürlüğü bünyesinde yetiştirilip, tarım ve hayvancılığa eleman olması için devletimize çağrıda bulunuyoruz. Çoban olmayınca hayvancılık yapamayız. Şu an hayvancılık zor durumda, bitme noktasındadır.
Sağım hayvan çobanını 100 bin liraya kadar bulamıyoruz. Vasıfsız birisi bile 60 bin liradan başlayıp 100 bin liraya kadar kazanır ancak bulamıyoruz. Bu da bizi zor durumda bırakıyor. Hayvancılığı bırakma noktasına geldik. Devletimizin bu sektöre bir el atması lazım, kırsalda insanları tutmamız lazım. Kırsaldaki insanı tutmazsanız, ülke zor durumda kalır. Şu an çoğu hayvanlarımızı sattık, bitme noktasına geldi. Böyle giderse büyükbaşta şu anda nasıl ki dışarıya bağlı kaldıysak, küçükbaşta da dışarıya bağlı kalacağız. Bunların başlıca sebeplerinden biri çoban, biri de mera sorunudur. Meralar bize kullandırılmıyor. Meralarımız var ama kullanamıyoruz” diye konuştu.
“HERKES ŞEHRE ÖZENİYOR, KİMSE KIRSALDA KALMADI”
Hayvanlarının otlatılabilmesi için meralara da ihtiyaç duyulduğunu belirten Sezer, “Buradan cumhurbaşkanımıza, bakanımıza, ilimiz siyasilerine, yetkililere sesleniyorum. Biz zor durumdayız. Yasaklarla hiçbir yere varamayız. Gençlerimiz zaten bu işe hevesli değil. Hayvancılığı sevdirmemiz için bir güzergah belirleyip, gerekirse dışarıdan da çoban getirip onu eğiterek üreticiye vermek gerekiyor. Şehir merkezinden dışarıya kimse gitmiyor. Biz kırsalda insanları nasıl tutarız, onun hesabını yapmamız lazım. Şu an biz kırsala et ve sütü şehirden götürüyoruz. Eskiden köyden şehre bir akrabamızın yanına gelirken, bir bidon süt ya da bir kova yoğurt ile gelirdik. Maalesef şu an biz köylere yoğurt ve süt götürüyoruz. Kimse kırsalda kalmadı. Herkes şehre özentilik yaptı. Devletimizden yetiştiriciler olarak hayvanlarımızı otlatacak mera, çalışan eleman istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından, üreticilerin çevre dostu tarım uygulamalarını benimsemesi ve teşviki için 3 yıl önce başlatmış olduğu ‘organik tarım’ projesi sürüyor. Projeden faydalanan Yel ailesi de bunlardan bir tanesi. Silifke ilçesine bağlı Gündüzler Mahallesi’nde yaşayan ve çiftçilikle uğraşan Yel ailesi, öğrendikleri bilgiler ışığında hasatlarını yapmanın mutluluğunu yaşıyor.
Kimyasal herhangi bir girdi kullanılmadan, üretimden tüketime kadar her aşamasında kontrollü ve sertifikalı üretim biçiminin yaygınlaştırıldığı proje ile Büyükşehir Belediyesi, sürdürülebilir tarımın önünün açılmasını kolaylaştırıyor. Tüketicilerin daha sağlıklı ve organik ürünlere erişim sağladığı, üreticilerin de daha kaliteli ve verimli ürünler sayesinde katma değer elde ettiği proje, hem üreticinin hem de tüketicinin yüzünü güldürüyor.
Proje kapsamında organik tarımın yetiştirilmesi, toplanması, hasadı, kesim ve işleme, ambalaj ve muhafaza gibi adımları ve nasıl yapılacağını öğrenen üreticiler, eğitim sonunda sertifikalı bir şekilde üretimlerini yapabiliyor. Dışarıda oldukça maliyetli olan sertifikasyon aşamasını Büyükşehir Belediyesi ile ücretsiz bir şekilde aşan üreticiler; hem ilaç, gübre gibi girdi maliyetlerini azaltmaktan hem de doğa dostu uygulamadan oldukça memnun kalıyor. Organik tarım sertifikası almak için daha önce dolandırıcılara para kaptıran aile, belediyenin desteklerini fazlasıyla hissettiklerini ve Başkan Vahap Seçer ile birlikte, belediyecilik anlayışının halk adına nasıl yapıldığını gördüklerini ifade ettiler.
“Projemizde hem üreticileri, hem de tüketicileri düşündük”
Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığında ziraat mühendisi olarak görev yapan Emine Sevgül Şahman, 2021 yılında başlattıkları ‘organik tarım’ projesini, 2022 ve 2023 yılında devam ettirerek tamamladıklarını ifade etti. Üreticileri, sertifikalı organik tarıma teşvik etmek için projeyi hayata geçirdiklerini kaydeden Şahman, “Projemizi 2021 yılında 100, 2022 yılında 99 ve 2023 yılında 98 üreticimizle tamamladık. Tüm üreticilerimiz sertifika alma hakkını kazandı. Ürün yelpazemizde ise üzüm, badem, buğday, zeytin ve çeşitli sebzeler yer alıyor” dedi.
Organik tarım projesi ile hem üreticileri de hem tüketicileri düşündüklerini söyleyen Şahman, “Üreticilerimiz bu sayede, kimyasal madde içermeyen ürün üretiyorlar. Bu süreçte üreticilerimize organik tarım üretimi ile ilgili eğitimler verdik. 3 sene boyunca organik gübre desteği sağladık. Üreticilerimizin daha çok verim almalarını sağlayıp, ekonomilerine katkı
sunduk. Bu sayede yerelde üretimin artmasını da sağlamış olduk. Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak üreticilerimize tarımsal desteklerimizi daha güçlü bir şekilde sunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
“Büyükşehir sayesinde maliyeti düşürdük”
Badem üreticisi Abdullah Yel, belediyelerin son yıllarda tarımsal destekleri artırdığını kaydederek, “Bunların başında Mersin Büyükşehir Belediyesini sayabiliriz. Küçükbaş hayvan, sulama borusu, gübre, fide fidan, hamur yoğurma, üzüm sıkma makinası verildi. Hepsinden çok memnunuz. Geçen sene ürünlerimiz güzel para etti. Geçen yıla kadar sattığımız ürünler, yaptığımız masrafı karşılamıyordu. Aldığımız para ilaca, gübreye gidiyordu. Büyükşehir sayesinde ilaç ve gübre masrafını ve maliyeti de düşürdük” ifadelerini kullandı.
“Ürünlerden şimdi daha çok verim alıyoruz”
Üzüm üreticisi Nurten Yel de organik tarım sayesinde ürünlerden daha çok verim aldıklarını belirterek, “Bu destek ve eğitimden sonra çok şey öğrendik. Daha önce ektiğimiz yerden az kazanıyorduk. Şu anda daha çok verim alıyoruz. Önceden bildiğimiz çok yanlış varmış” şeklinde konuştu. – MERSİN
]]>CHP Tarım Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, Ticaret Bakanlığı’nın 1 Mayıs 2024 – 31 Aralık 2024 tarihleri arasında beyaz et ihracatının aylık en fazla 10 bin ton, yıl sonuna kadar ise toplamda en fazla 80 bin ton olacak şekilde kısıtlanması kararına tepki gösterdi. Adem’in konuya ilişkin yazılı açıklaması şöyle:
“Beyaz et sektörümüz, 2000’li yıllardan bugüne yapılan büyük yatırımlarla yıllık 600 bin ton üretimden, 2022 yılında 2.4 milyon tona çıkmıştır. Hem iç pazarda hem de dış pazarda söz sahibi olan beyaz et sektörümüz, 2023 yılında yüzde 4’lük bir daralma yaşamıştır. Bu daralmanın en önemli sebeplerinden biri, geçtiğimiz Mayıs ayında beyaz etin ‘ihracı kayda bağlı mallar listesinde’ ilan edilmesidir. 2022 yılında 604 bin ton tavuk eti ihracatı gerçekleştiren Türkiye, 2023 Mayıs ayında alınan karar nedeniyle ihracatını yüzde 30 oranında düşürerek 425 bin ton tavuk eti ihracatı yapabilmiştir. 2024 yılı sonuna kadar getirilen 80 bin ton ihracat sınırlaması ise toplam ihracatımızın ancak 220 bin ton olacağı anlamına gelmektedir. Bu da ihracat hacmimizin yüzde 64’e yakın bir düşüş yaşayacağı anlamına gelmektedir.
“BU HAMLE, SEKTÖRÜN DURMASINA SEBEP OLACAKTIR”
Beyaz et ihracat sektörü ekonomik olarak yaklaşık 1 milyar dolarlık bir değere sahiptir ve bu hamle sektörün durmasına sebep olacaktır. Orta Doğu ve dünyada önemli bir yer edinen ve her yıl büyüyen beyaz et sektörümüz, son 2 yıldır devlet tarafından sistematik bir biçimde küçültülmektedir. Sektörde söz sahibi olan firmaların, 25 yıldır edindikleri kazanımı bir çırpıda yok sayarak, faturayı sektöre kesmek doğru bir yaklaşım değildir. Bu durum, üreticilerin, ihracatçıların, binlerce işçinin çalıştığı firmaların, on binlerce emekçinin perakende sektöründe çalışanların ve en önemlisi tüketicilerin haklarının gasp edilmesi anlamına gelmektedir.
Geçmiş yıllarda yaşanan örnekler göstermektedir ki, üretim ve ihracat artışıyla birlikte beyaz et tüketimi de artmaktadır. Beyaz et tüketiminin düşmesinin sebebi ihracat değil, yanlış yönetim ve ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıntılardır. Tavuk eti fiyatlarının artması, yem fiyatlarının yükselmesi, nakliye ücretlerinin artışı ve enerji maliyetlerinin yükselmesi gibi birçok faktöre bağlı olarak iç pazardaki tüketim düşmektedir. İhracatçıları sadece suçlamak doğru bir politika değildir. Bu durumun altında başka sebepler araştırılmalıdır.
“SEKTÖRDE İSTİKRARSIZLIK VE GELECEĞE DAİR GÜVENSİZLİK OLUŞABİLİR”
Tavuk eti üreticileri yıllık üretim periyodlarını altı aylık planlarla yönetmektedir. Üreticimizin planlamaları ve yatırımları, ihracat yasağı gibi ani ve sınırlayıcı önlemlerle altüst olmaktadır. Bu durum, sektörde istikrarsızlık yaratacak ve geleceğe dair güvensizlik oluşturacaktır.
“BEYAZ ET SINIRLAMASI GÖZDEN GEÇİRİLMELİDİR”
Ayrıca, beyaz et ihracatındaki bu sınırlama, ülke ekonomisine de olumsuz etki yapacaktır. Beyaz et sektörü, istihdam yaratması, döviz getirisi sağlaması ve tarım sektörümüzün dış ticaret dengesine olumlu katkıda bulunması açısından önemlidir. İhracatın kısıtlanmasıyla birlikte sektördeki işletmelerin zarar görmesi, işçi çıkarmaları ve ekonomik sıkıntılar yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenlerle, beyaz et ihracatına getirilen sınırlamaların gözden geçirilerek yanlıştan dönülmesi gerekmektedir.
Hükümeti, beyaz et ihracatına getirilen sınırlamaların gözden geçirilmesi konusunda acil adımlar atmaya ve sektöre destek olmaya çağırıyoruz.”
]]>Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı: “Türkiye arıcılık haritamıza yeni coğrafi işaret alan ballarımız ile damızlık ana arı üreten illerimiz de eklendi”
“2022 yılında 750 olan bal ormanı sayımız, 2023 yılında 796’ya ulaştı”
“Ülkemizde coğrafi işaret alan 29 adet tescilli bal çeşidi bulunurken, 27 bal da başvuru aşamasında tescil almayı bekliyor”
ANKARA – Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, ülkenin arıcılık ile ilgili bilgilerinin yer aldığı Türkiye Arıcılık Haritası’nın 2023 verileri ile güncellendiğini belirterek, “Türkiye Arıcılık Haritamıza yeni coğrafi işaret alan ballarımız ile damızlık ana arı üreten illerimiz de eklendi” dedi.
Bakan Yumaklı, sahip olduğu coğrafi konum ve biyoçeşitlilik dolayısıyla dünya ballı bitkiler florasının yüzde 75’ine sahip olan Türkiye’nin, bal üretiminde dünyada ikinci sırada bulunduğuna dikkati çekerek, dünyadaki çam balı üretiminin yüzde 90’ının da Türkiye’de gerçekleştiğinin altını çizdi.
Son 22 yılda arıcılığın geliştirilmesi ve bal üretiminin artırılması amacıyla çok sayıda projenin hayata geçirildiğini anımsatan Yumaklı, bu kapsamda, Bakanlığa bağlı Hayvancılık Genel Müdürlüğü’nün hizmete sunduğu Türkiye Arıcılık Haritası internet sitesinin üreticiler için önemli bir dijital rehber olduğunu vurguladı.
Bakan Yumaklı, “TarımCebimde” mobil uygulamasından da ulaşılabilen Türkiye Arıcılık Haritası internet sitesinde arıcılıkla ilgili birçok veri ve istatistiki bilgi bulunduğuna işaret ederek, “Ülkemiz geneli ve illere göre ayrı ayrı hazırlanan haritamız, renk skalası ile belirtilmiş üretici sayısı, kovan sayısı, bal üretimi ve kovan başı bal verimi gibi bilgiler içeriyor. Haritada ayrıca, ülkemiz genelinde üretimi yapılan bal çeşitleri ve bu balların illere göre dağılımı, illerde en çok üretimi yapılan bal çeşitleri, tescil edilmiş coğrafi işaretli ballar, damızlık ana arı üreten iller ve kapasiteleri, damızlık ana arıların ırk özellikleri ve tescilleri, bombus arısı üreten iller ve kapasiteleri de yer alıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Zaman zaman yeni bilgiler eklenen Türkiye Arıcılık Haritası’nın 2023 verileri ile güncellendiğini bildiren Yumaklı, şu bilgileri aktardı:
“2023 TÜİK verilerine göre 9,2 milyon adet kovan varlığına sahip olan ülkemizde yıllık bal üretimi 115 bin ton, ortalama kovan başı verim ise 12,5 kilogram düzeyinde bulunuyor. 2002 yılında 74 bin ton olan bal üretimimiz, Bakanlığımızın çalışmaları sonucu 2023 yılında yüzde 54 artışla 115 bin tona, 4,1 milyon olan arılı kovan sayımız ise yüzde 122 artışla 9,2 milyona yükseldi. Muğla, Ordu, Adana, Mersin ve İzmir en fazla kovana sahip illerimiz arasında yer alıyor. Kovan başına en fazla verim Ordu’da gerçekleştirilirken, bu ilimizi Adana, Çanakkale, Sivas ve Kars takip ediyor. En fazla bal üretimi Ordu, Adana, Muğla, Sivas ve İzmir illerimizde yapılıyor. Muğla, Sivas, Antalya, İzmir ve Ordu en fazla arıcılık işletme sayısına sahip illerimiz olarak ön plana çıkıyor. “
Türkiye Arıcılık Haritası’nda güncellenen verilerden birinin de bal ormanı sayısı olduğunu vurgulayan Yumaklı, “2022 yılında 750 olan bal ormanı sayımız, 2023 yılında 796’ya ulaştı. Buna göre, ülkemiz genelinde toplam 1 milyon 6 bin 183 kovan kapasitesine sahip 95 bin 283 hektarlık alanı kaplayan 796 adet bal ormanımız bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Bakan Yumaklı, yapılan güncelleme ile Türkiye Arıcılık Haritası’na yeni coğrafi işaret alan ballar ile damızlık ana arı üreten illerin de eklendiğini belirterek, “Ülkemizde coğrafi işaret alan 29 adet tescilli bal çeşidi bulunurken, 27 bal da başvuru aşamasında tescil almayı bekliyor. Ardahan, Ankara, Çorum, Artvin, Muğla, Ordu, Ankara, İzmir, Mersin ve Düzce illerimizde de damızlık ana arı üretimi yapılıyor” bilgisini verdi.
“Bal üreticilerimize desteklerimiz sürecek”
Tüm bu çalışmaları, arıcılık ile uğraşan üreticilerin ülkenin sahip olduğu kapasiteyi daha yakından tanıyarak bilgi sahibi olmaları amacıyla yürüttüklerini vurgulayan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bal ve diğer arı ürünlerinin üretiminde verimliliğimizi daha da ileriye taşımaya yönelik projeler geliştirmeye, desteklerimizi artırmaya devam edeceğiz. 2023 yılında 80 bin 479 arıcımıza 473 milyon 22 bin TL destekleme ödemesinde bulunduk. Bu minvalde, güncellenen Türkiye Arıcılık Haritamızın üreticilerimiz için her yönden yol gösterici olmasını ve üretimlerine güç katmasını temenni ediyorum.
]]>(iZMİR) İzmir Balçova Pazar Yeri’nde yurttaş fiyatlardan dert yandı. Bir vatandaş, “Hayat çekilecek gibi değil. Bir emekli maaşıyla ne yapabilirsin? Esnaf da ağlıyor. Üretici de tüketici de herkes ağlıyor. Bunun sonu nereye gidecek?” diye isyan etti.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) nisan ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. TÜİK’e göre enflasyon nisan ayında yüzde 69,80’e yükselirken, aylık enflasyon ise yüzde 3,18 oldu. Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise nisanda enflasyonu aylık yüzde 5,02, yıllık yüzde 124,35 olarak hesapladı.
İzmir Balçova Pazar Yeri’nde ise vatandaşlar fiyatlara tepki gösterdi. ANKA Haber Ajansı’na konuşan vatandaş, “Hayat yani çekilecek gibi değil. Bir emekli maaşıyla ne yapabilirsin? Bu kadar halk, bu kadar millet, bu kadar esnaf… Esnaf da ağlıyor. Üretici de tüketici de herkes ağlıyor. Bunun sonu nereye gidecek? Ne olacak? Meçhul” dedi.
“ALDIĞIMIZ 10 BİN LİRA MAAŞLA GEÇİNMEYE GÜCÜMÜZ YETMİYOR”
Bir diğer vatandaş ise “Pahalı, hem de aşırı pahalı. Güç yetmiyor aldığımız 10 bin lira parayla, kiraya mı, yemeğe mi çoluk çocuğa mı alışverişe mi yetirelim. Allah yardımcımız olsun” şeklinde konuştu.
Başka bir vatandaş da “Fiyatlara yetişilecek gibi değil. Ne alırsan 50 lira. 50 lira burada para değil. Hani nerede bu hükümet? Hükümet gelmiyor pazarı yoklamaya. O da yok. Cebine koyuyorsun 500 lira bir şey alamıyorsun işte. 500 lira gitti. Ne var burada? Domates, limon, salatalık, bir de çilek, marul alabildik. Başka bir şey yok. İşte bitti. Vallahi gitti işte 500 lira para. Bir kayısı alamadık” dedi.
“ASGARİ ÜCRETLİ NE ALABİLİR?”
Pazar esnafı ise “Ne almaya kalkarsan 30 TL, 40 TL, 50 TL, 70 TL fiyatlar. İnsanlar alamıyor. Biz de esnaf olarak satamıyoruz. 3 kilo domates koyduk tezgaha 50 TL. Kilosu 15 TL, 12 buçuk TL diyoruz, malı satamıyoruz. İnsanlar yüksek diyorlar. Alım gücü yok diyorlar. ya asgari ücretle çalışıyor adam diyor ben geçinemiyorum. E tabii ki buna göre de halk alışveriş yapamıyor. Herkes mağdur. İş olmuyor. Ondan sonra hiç satış olmuyor. Millet rahatça alışveriş yapamıyor. Elini uzattığı zaman ateş pahası, ‘alamıyoruz, fiyatlar çok yüksek, alım gücümüz yok’ diyor. Millet geçinemiyor. Gerçekten akşamüstü görürseniz insanlar ezik çürük ürünleri topluyor. O durumdalar. Ne alırsan al bir kilosunu 30 TL’nin aşağısından bir şey alamıyorsun. Biz peynirini, zeytini karıştıramıyoruz Sadece meyve sebze için konuşuyoruz. En ucuz olan şey 25 TL. E ne alabilir gariban adam? Asgari ücretli ne alabilir ki? Yani bir pazara gelmesi için, alışveriş yapması için en azından bin 500 – 2 bin TL haftalık gelip pazar masrafı için ayarlaması lazım. O da yok. İnsanlarda o güç yok yani” ifadelerini kullandı.
“VATANDAŞ DA ALIM GÜCÜ KALMADI”
Bir diğer pazarcı ise “Vatandaş da alım gücü kalmadı. Bazıları bir tane iki tane limon alıyor. Bu pazara gelen vatandaşlar çoğunlukla emekli. Dolaşıyorlar, belki pazarda iki tur atıyor ondan sonra alışveriş yapıyor insanlarımız. Yani onlara da hak vermek gerekir” diye konuştu.
Pazar esnafı da “Çoğunlukla patates soğan gidiyor ama yani hep hüsran. Milletle alışveriş yapamıyor. ya da istediği kadar alamıyor. 5 kilo alan artık 1 kilo alıyor, 1 buçuk 2 kilo alıyor” şeklinde konuştu.
“BOŞ YARIM PAZAR ARABASIYLA DÖNÜYORUZ”
Bir yurttaş ise “İşte gördüğünüz gibi 70 lira taze fasulye. Ne yemek pişireceğiz, ne yiyeceğiz bilmiyoruz. Alabildiğimizi alabiliyoruz. Alamadığımızı boş yarım pazar arabası gidiyoruz. Söylememize gerek yok anca geçinebiliyoruz. Bir hafta geliyorsak bir hafta gelemiyoruz. Evden idare ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“HER ŞEY PAHALI”
Bir diğer yurttaş ise “Yani her şey pahalı, para yetmiyor. 10 bin lirayla emekli maaşıyla nereye? Ev kirası, çoluk çocuk var. Yani bunları düşünmek lazım değil mi? Allah sonumuzu hayır etsin. Gittikçe de kötü mü olacak? Onu da bilemiyoruz. Hayat şartları çok zor” dedi.
“BUGÜN HİÇBİR ŞEY ALAMADIM”
Bir diğer vatandaş “Bugün hiçbir şey alamadım. Akşamüstünü bekleyeceğim. Yaprak alayım dedim. 100 lira. Patatesin kilosu 20 lira. Limonun kilosu 20 lira. Akşamüstü saat 6’dan sonra geleceğim. Ne emeklim var ne bir şey. Allah herkese yardım etsin. Devletimiz bizim gibi insanlara böyle yardım etsin. Benim emeklim yok, bir şeyim yok. Allah herkese yardım etsin” dedi.
Almanya’da yaşadığını söyleyen bir vatandaş da “Yurt dışından geliyorum. Burada yaşamıyorum. Ama gördüğüm fiyatlar yüksek. Almanya ile kıyasladığımız zaman Almanya’dan daha yüksek diyebilirim. Allah buradakilere yardım etsin” diye konuştu.
]]>Otobüs yolculuğu ile 13 saat 50 dakika süren İstanbul- Sivas arası, aktarmasız ekspres Yüksek Hızlı Tren Hattı’nın açılması ile 7 saat 8 dakikaya düştü. Sabah 08.40’ta başlayan ilk sefer, Söğütlüçeşme İstasyonu’ndan kalkan trenle yapıldı. Yolcuların ilgisi ise daha ilk günden yoğundu.
Seferlerin başlaması dolayısıyla düzenlenen törene, Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Osman Boyraz, TCDD Taşımacılık AŞ Genel Müdürü Ufuk Yalçın ve AK Parti Grup Başkanı ve Sivas Milletvekili Abdullah Güler’in yanı sıra bazı AK Parti milletvekilleri de katıldı.
Boyraz, törende yaptığı konuşmada, demir yollarının Türkiye için ekonomik ve sosyal hayatının ötesinde tarihi ve stratejik bir öneme sahip olduğunu belirterek, Asya ile Avrupa arasında Çin’den Londra’ya kadar ulaşan Demir İpek Yolu’nun orta koridorunda yer alan Türkiye’nin, uluslararası yük ve yolcu taşımacılığında stratejik öneminin büyük olduğunu söyledi.

İSTANBUL- SİVAS SEFERİNE YOĞUN İLGİ
Boyraz, “Şimdi İstanbul seferlerinde de bu sayıyı daha da artırmaya başlayacağız. Bugün hareket edecek trenlerle ilgili bilgileri aldığımızda toplam 803 yolcumuza biletleme yapılmış. Bunun 370’i İstanbul’dan direkt Sivas’a giden Sivaslı yolcular oluyor. Dolayısıyla büyük bir talebin de olduğunu görüyoruz.” bilgisini verdi.

YOLCULUK 7 SAAT SÜRECEK
TCDD Taşımacılık AŞ Genel Müdürü Yalçın, Ankara-Sivas yüksek hızlı treninden bugüne kadar bir milyonun üzerinde kişinin yararlandığını dile getirerek, müşteri odaklı yaklaşımlarıyla gerçekleştirdikleri faaliyetlerde tüm yolcuların taleplerini takip ettiklerini söyledi.
Yalçın, “Bu kapsamda da müşterilerimizden gelen aktarmasız Sivas-İstanbul sefer talepleri değerlendirilmiş, şirketimizin müşteri memnuniyetini en üst seviyesine çıkarma hedefleri doğrultusunda çalışmalarımız tamamlanmıştır. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı’mız Abdulkadir Uraloğlu’nun destekleriyle hayata geçirdiğimiz, bugün ilk seferine uğurlayacağımız İstanbul-Sivas yüksek hızlı trenimiz, İstanbul-Sivas hattını 7 saat 18 dakikada, Sivas-İstanbul hattını da 7 saat 8 dakikada katedecek.” ifadelerini kullandı.

İSTANBUL- SİVAS YHT HATTI HAKKINDA
İstanbul-Sivas Yüksek Hızlı Tren Hattı, 483 yolcu kapasitesine sahip setler kullanılarak işletilecek. Ekspres aktarmasız yüksek hızlı tren, İstanbul’dan 08.40’ta hareket etti ve Sivas’a 15.58’de varacak. Sivas’tan 13.00’te hareket edecek ekspres yüksek hızlı trenler ise İstanbul’a 20.08’de ulaşacak. İstanbul-Sivas seferi 7 saat 18 dakika, Sivas-İstanbul seferi ise 7 saat 8 dakika sürecek. Ekspres yüksek hızlı trenler, Sivas-İstanbul arasında Yozgat, Kırıkkale, Ankara, Eskişehir, Arifiye ve Pendik’te duracak.
“DÜNYADA 8, AVRUPA’DA 6’NCI HIZLI TREN İŞLETMECİLİĞİ YAPTIK”
2002’den beri demir yollarının devlet politikası olarak ele alındığını aktaran Boyraz, şu ifadeleri kullandı:
“2002-2023 yılları arasında ülkemizde demir yollarında ciddi yatırımlar, iyileştirme, yenileme ve kalkınma hamlelerini gerçekleştirdik. Ana yurdumuzun demir ağlarla örülmesi vizyonuna sahip çıktık. 22 yıl içinde demir yollarına 57 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdik. Demir yollarımızı tamamen elden geçirdik ve yeniledik. 2002’de 10 bin 948 kilometre olan hat uzunluğumuzu 13 bin 919 kilometreye yükselttik, 2 bin 251 kilometre hızlı tren hattı inşa ettik. Ülkemizi yarım asırlık hayalimiz olan yüksek hızlı tren işletmeciliğiyle tanıştırdık ve Avrupa’da 6’ncı, dünyada da 8’inci hızlı tren işletmeciliği yaptık.”

“2009’DAN BUGÜNE KADAR 85 MİLYON YOLCU TAŞIDIK”
Boyraz, ilk olarak 2009’da faaliyete geçirdikleri Ankara-Eskişehir Yüksek Hızlı Tren Hattı’nı Ankara- Konya, Ankara-İstanbul hatlarının takip ettiğini hatırlatarak, son olarak 26 Nisan 2023’te Ankara-Sivas Yüksek Hızlı Tren Hattı’nı açtıklarını kaydetti.
Ankara-Sivas Yüksek Hızlı Tren Hattı ile Ankara-Sivas arasındaki mesafeyi 603 kilometreden 405 kilometreye, 12 saatlik yolu 2 saate indirdiklerini anlatan Boyraz, Kırıkkale, Yozgat, Sivas illerinin Ankara merkezli hızlı tren ana ağına bağlanmasıyla bu illerde yaşayan yaklaşık 1,3 milyon vatandaşın hızlı trenle seyahat ettiğini dile getirdi.
Boyraz, “Sivas ve Ankara’dan yüksek hızlı trenlerle seyahat eden yolcularımızdan gelen aktarmasız Sivas-İstanbul seferleri talepleri doğrultusunda artık bu seferlerden biri İstanbul’a devam edecek şekilde planlanmıştır. Söğütlüçeşme İstasyonu’ndan uğurlayacağımız tren gibi Sivas’tan da saat 13.00’te hareket eden yüksek hızlı tren seferi bugünden itibaren aktarmasız olarak İstanbul’a devam edecek.” diye konuştu. Türkiye’nin yüksek hızlı tren geçmişine değinen Boyraz, yüksek hızlı trenle 2009’dan bugüne kadar 85 milyon yolcu taşıdıklarını vurguladı.

(İZMİR) – İzmir’in kiraz üretim merkezlerinden olan Kemalpaşa ilçesinde Ziraat Odası Başkanı Bülent Oray ile üreticiler sorunlarını ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Artan maliyetlerin ve bahçe ile market arasındaki fiyat farkının üreticiyi olumsuz etkilediğini belirten Kemalpaşa Ziraat Odası Başkanı Bülent Oray, “Bugün bir toplama maliyeti 30-35 lira kiloda. Pazara götürdüğünüzde en iyi kirazı 50 liraya satarsanız en düşük, kiraz 20 lira olursa bu işin içinden nasıl çıkılır? Yani bu insanlar ne yapacak? Bu sene 70, 80 liranın altında kiraz satılırsa üretici bu işin altından kalkamaz. Biz bundan sonraki nesillere artık bu kirazı belki fotoğraflarda gösterecek seviyelere geleceğiz. 5-10 seneye kalmaz kirazı da yurt dışından ithal edersek şaşırmam” dedi.
Üreticinin sesinin duyulmadığını belirten Kemalpaşa Ziraat Odası Başkanı Bülent Oray, kiraz fiyatlarının düşüklüğünden yakındı. “Bugün baktığımızda ürünlerimizde bir zirai kalıntı yok. Pazarımızı etkileyecek olumsuzluklar yok. Bu işi ticaretine yapanlar yurt içinde hadi ekonomiye bağlıyor ama yurt dışında dolarla satıldığı için dolar çok yüksek. Niye hala bu fiyatlar yerlerde? Biz anlamış değiliz, anlam vermiş değiliz. Dilimizin döndüğünce yıllardır bunun mücadelesini veririz. Bunun söylemlerini söylüyoruz ama üreticinin sesini duyan yok. Ama bu vurdum duymazlık Kemalpaşa’daki üreticilerimizin kiraz üretiminin sonu olacaktır” diye konuştu.
TARLADA 70, MARKETTE 1200 LİRA
“Biz bundan sonraki nesillere artık bu kirazı belki fotoğraflarda gösterecek seviyelere geleceğiz” diyerek açıklamalarını sürdüren Oray, şunları ifade etti:
“Üretici gerçekten çok haklı. Daldaki kiraz el ile oraya konulmuyor. Bir emek sarf ediliyor, bir alın teri dökülüyor. Yani bugün bir toplama maliyeti 30-35 lira kiloda. Pazara götürdüğünüzde en iyi kirazı 50 liraya satarsanız en düşük kiraz 20 lira olursa bu işin içinden nasıl çıkılır? Yani bu insanlar ne yapacak? Yani tabii ki haklı olarak biz üreticinin temsilcisiyim ve dilimin döndüğü kadar bunları anlatmak için mücadele veriyorum ama belli yerlerden de belli tepkileri de alıyoruz. Bir kıyaslama yapmak lazım. Yani bunu ben vekillerimize söyledim. Marketteki raftaki fiyattan geriye doğru bir bakılsın. Yani bu işin ticaretini, nakliyesini, ambalaj işini yapan ve üretici ayağına kadar gelsin bu. O aradaki makasta para dağılımına bir bakalım. 10 kilometre ilerimizde büyük bir market var. 250 gram kiraz 295 lira. Bunun kilograma vurduğunuzda 1200 lira. Ama üreticinin cebine giren o kirazın parası 70 lira. Anlam verecek bir durum yok. Yani bunu siz birebir maliyette yapıyorsunuz. Masraf koysanız kar koysanız, döküldüğünü koysanız o rakamlara ulaşamaz. Yazık günahtır yani bu üreticilerin yani bu şekilde bir durumun içine sokulması.
“ÇİFTÇİLER ÜRETMEZSE BU İNSANLAR NE YİYECEK?”
Bugün çiftçiler üretmezse bu insanlar ne yiyecek? Yani bugün bir ayakkabıyla idare edebiliriz ama yemek yemek zorundayız. Nasıl bir kiraz üreticisi böyleyse domates, biber de aynı şekilde. Sadece kirazın toplama maliyeti 35 lira. Bunun bir o kadar da yıl içindeki masrafları var. İlaç var, gübre var. Bugün bu bahçeyi nisan ayında başlıyoruz biz sulamaya. Yağmur yağana kadar. Ekim, kasım ayına kadar suluyoruz. Bugün bir saat suyun maliyeti 250 lira. Kirazı topladık mı bizim işimiz bitmiyor. Yıl boyunca biz bu mücadeleyi yine yapıyoruz. İlaçlama yine yapılıyor. Araziyi işlemek için mazot yine kullanılıyor. Bu sene 70, 80 liranın altında bu kiraz satılırsa üretici bu işin altından kalkamaz.”
“ÜRETENLE ÜRETMEYEN ARASINDA BİR FARK YOK”
Oray, tarımsal desteklerin üretene verilmesi gerektiğini de belirterek, “Devlet tarafından mazot, gübre desteği veriliyor. Üretene de aynı parayı alıyor, boş tarlası olan da. Yani üretenle üretmeyen arasında bir fark yok. Yani kayıt altına alınacaksa alsın. Bütün masrafları aynı bir esnaf gibi düşünülsün. Ne kadar masrafı varsa yazsın ondan sonra da karından sonra devlet vergi alsın. Şunu anladım; Kemalpaşa için ilerleyen yıllarda tarım düşünülmüyor. İşte imara açılsın, sanayi bölgesi olsun, liman yakın, İzmir yakın, potansiyel olarak rant güzel. Bunun savaşıyla işte insanlar bu fiyat dar boğazından dolayı bu üretimsel taraftan çıksın isteniyor” ifadelerini kullandı.
“ÜRETİCİ ÇILDIRMIŞ VAZİYETTE”
Kemalpaşa’da bir kiraz üreticisinin para etmediği gerekçesiyle kirazlarını hayvanların yemesi için boş araziye döktüğü sosyal medyadaki görüntülerle ilgili de açıklamalarda bulunan Oray, şunları kaydetti:
“Bununla ilgili tüketiciler tarafından da çok olumsuz bir şekilde tepki verildi ama ben orada üreticiyi haklı buluyorum. Yani tabiri caizse üretici çıldırmış vaziyette. Niye? Bir beklentisi var. Yılda bir sefer bu ürün alma şansı var. İyi bir şekilde değerlendirmek zorundasınız. Ona göre geçimini sağlıyor. Şark kurnazlığı yapıp buradan ucuza alıp da tüketiciye pahalı vermenin anlamı yok. O 20 lira olan kirazı bugün en yakınımızdaki İzmir’deki pazar yerlerine gittiğimizde 100 liradan aşağı bulamıyorsunuz. İşçilik diye bir şey yok. Sadece kasayla alıp götürüyor, kiloyla satıyor. Yani o bile aldığı maliyetin üzerine bir kar koyup da satıyor. Ama burada ‘üretici senin maliyeti kaç para?’ denilmiyor. Yani bu sene üretici yıl içinde yapmış olduğu masraflarını alabilse karlı. İmkanı yoksa, kredi çekemiyorsa ne yapacak? Borcu varsa nasıl ödeyecek? En kötü ihtimal buradaki araziler satılıp gidecek. Bugün nasıl uzak doğu meyveleri yurt dışından geliyorsa 5-10 seneye kalmaz kirazı da yurt dışından ithal edersek şaşırmam. O üreticinin veryansını, sıkıntısı bu.”
“BÖYLE GİDERSE KÜÇÜK ÇİFTÇİ KALMAZ”
Maliyetlerin çok ağır olduğunu dile getiren kiraz üreticisi Hasan Ali Oray ise “Masraflarımız ağır, gübre pahalı, elektrikli pahalı. Devlet Su İşleri’nin kuyuları var. Oradan sulama yapıyoruz. Elektrik zamlandığı zaman bu sefer sulama maliyetleri de artıyor. Kiraz bitince bizim işimiz bitmiyor. Mücadelemiz yine devam ediyor. İlaçlamasıdır, sulamasıdır, gübrelemesidir. Yani düşündürüyor. Bugün kızımı okula göndermedim, kova çekiyor bugün burada. Yani biraz maliyetleri düşürebilir miyiz? Eşim, annem seçiyor. Yani zararın neresinden dönersek kardır gibi düşünüyoruz. Böyle giderse benim 50-60 dönüm arazim var. 5 dönüm yerimi satarım. İki, üç sene daha gider ama çocuklarım için çok zor yani. Bu işi yapamazlar böyle giderse. Küçük çiftçi kalmaz. Bu sene adamın sade kirazı varsa ne düğün yapabilir, ne o çocuğunu okula gönderebilir, ne doğru düzgün harcama yapabilir. Hiç bir şey yapamaz. Şu andaki amacımız şimdiye kadar bahçenin içine döktüğümüz masrafı almak. Başka bir şey düşünmüyoruz” diye konuştu.
“KENDİ BAHÇEMİZİN İÇERİSİNDE İŞÇİDEN DAHA AZ PARA KAZANIYORUZ”
Kiraz üreticisi Mehmet Murat Akgün de “Bu sene kirazda rekoltemiz çok düşük. Benim üç tane çocuğum var. Birisi liseye gidiyor. Bulunduğumuz bölgede lise yok. Ben çocuğumu nasıl liseye göndereceğim onu düşünüyorum. Buradan artık siz pay biçin. İnsanlarımız pay biçsin. Rekoltemiz çok düşük. İşçi maliyetlerimiz yarı yarıya. Ben üç, dört günden bu yana kiraz topluyorum. Topladığım kirazın ücretinin yarısını işçiye veriyorum, yarısını da kendim alıyorum. Kendi bahçemizin içerisinde işçiden daha az para kazanıyoruz şu an için. Sulama maliyetleri bir dahaki dönemdeki hastalık maliyetleri bunlar hariç. İşimiz bu sene çok zor. Yetkililerden beklediğimiz işte kredilerdir. Faiz ertelemesidir. ‘Ben yılı nasıl tamamlayacağım?’ onun düşüncesindeyim. Tek sıkıntım bu” dedi.
]]>ERDOĞAN, MÜSİAD YÖNETİM KURULU’NU KABUL ETTİ
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MÜSİAD Yönetim Kurulu’nu kabul etti. Kabulün ardından açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’le ticaretin tamamen durdurulmasına yönelik konuştu. İş dünyasına seslenen Erdoğan, bu sürecin iş birliği içinde yürütüleceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünden itibaren İsrail’le tüm ürünleri kapsayacak şekilde İsrail ile ihracat ve ithalat işlemlerini durdurduk. Attığımız bu adımın ortaya çıkaracağı sonuçları iş dünyamızla eş güdüm ve istişare ile yürüteceğiz.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:
“MÜSİAD 6 Şubat depremlerinden sonra da milletimiz için seferber olmuştur. Depremin ilk anından itibaren afetzedelerimizin sıkıntıların giderilmesi ve yeniden ihya noktasında sergiledikleri dayanışmayı takdirle karşılıyorum. Toplam tutarı 104 milyar doları aşan devasa bir fatura ile karşılaşmıştık. Toplam 850 bin bağımsız bölüm ağır hasar alarak kullanılamaz hale geldi. Böyle bir yükün altından kalkmanın kolay olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. MÜSİAD gibi sorumluluk duygusuyla hareket eden kuruluşlarımızın desteğiyle yaralılarımızı süratle sarıyoruz.
“SONUÇLARI İŞ DÜNYAMIZLA EŞ GÜDÜM VE İSTİŞARE İLE YÜRÜTECEĞİZ”
Dünden itibaren İsrail’le tüm ürünleri kapsayacak şekilde İsrail ile ihracat ve ithalat işlemlerini durdurduk. Attığımız bu adımın ortaya çıkaracağı sonuçları iş dünyamızla eş güdüm ve istişare ile yürüteceğiz. Biz bölgemizde hiçbir ülkeyle düşmanlık ve kavga peşinde değiliz.
“COĞRAFYAMIZDA ÇATIŞMA, KAN VE GÖZYAŞI İSTEMİYORUZ”
Biz coğrafyamızda çatışma, kan ve gözyaşı istemiyoruz. Hep birlikte barış ve refah içinde yaşamak istiyoruz. Aldığımız bu kararla Batı’nın üzerimize nasıl saldıracağını çok iyi biliyoruz. Dik duracağız, dikleşmeyeceğiz ve bileceğiz ki, önümüzdeki yol mazlumların yanında yer alma yoludur. Dolayısıyla da sözümüz nedir alma mazlumun ahıdır çıkar aheste aheste! Biz de mazlumların yanında yer almak suretiyle 40 bini aşan öldürülmüş insanların ahını hiçbir güç, Allah’tan başka, kaldıramaz.
“AMACIMIZ NETANYAHU HÜKÜMETİNİ ATEŞKESE ZORLAMAK”
Zaman zaman bana da geliyor. ‘Bu bazı sıkıntılara neden olabilir’ diyorlar. Ben de diyorum ki, ‘Bütün sıkıntıları gidecek tek gücün Allah olduğuna inanıyoruz ve doğru olanı yaptığımızın şu anda farkındayız’. Bugün bu insanların yanında yer almazsak, yarın benzer şeyler başımıza geldiğinde yanımızda kim yer alacak? Batı’nın koşulsuz desteği ile yoldan çıkan Netanyahu’yu ateşe zorlamaktır bizim görevimiz. Türkiye’nin bu hamlesi mevcut tablodan rahatsız olan diğer ülkelere de örnek teşkil edecektir. Türkiye’nin İsrail ile ticareti durdurmasının amacı Netanyahu hükümetini ateşkese zorlamaktır.
Deprem ve bölgesel çatışmalar yanında son 1 yılda ülkemiz ekonomisini zorlayan üst üste 3 seçim yaşadık. 14-28 Mayıs seçimlerinde dirayetli tavrıyla milletimiz istikrar ve güvenin ortamının bozulmasına izin vermedi. 31 Mart seçimlerini Türkiye demokrasisine yakışır bir olgunlukla tamamladık. Bu seçim sonuçlarının hayra tebdil olacağına inanıyoruz. 1 Nisan sabahı itibariyle seçim gündemini tamamen geride bırakmış olduk.
“ÖNÜMÜZDE 4 YILLIK HAZİNE DEĞERİNDE SEÇİMSİZ BİR SÜRE VAR”
Türkiye’nin önünde 4 yıllık hazine değerinde seçimsiz bir süre var. 85 milyon olarak bu dönemi çok iyi değerlendirmemiz, gerilim siyaseti, popülist dayatmalarla heba etmemiz gerekiyor. 4 yıllık sürede inşallah ekonomi başta olmak üzere asıl gündemimize odaklanabileceğiz.
“ENFLASYONU DÜŞÜRMEYE YÖNELİK KARARLI ADIMLAR ATIYORUZ”
Orta vadeli programı ve 12. Kalkınma Planı’nı geçen sene kamuoyuyla paylaşmıştık. Günü kurtarmanın değil, emanetini taşıdığımız 85 milyon vatandaşımızın istikbalini sağlam temeller üzerine yükseltmenin gayreti içindeyiz. Önceliğimiz olan enflasyonu düşürmeye yönelik kararlı adımlar atıyoruz.
“YILIN İKİNCİ YARISINDAN İTİBAREN DAHA ÜMİT VERİCİ RAKAMLARI GÖRECEĞİZ”
Nisan ayı enflasyon ve dış ticaret verileri orta vadeli program beklentilerimizle uyumludur. Enflasyonda yılın ikinci yarısından itibaren inşallah daha ümit verici rakamları göreceğiz. Hayat pahalılığı meselesini sorunu ötelemek yerine enflasyonu düşürüp, kalıcı refah artışı sağlayarak çözüme kavuşturacağız.”
]]>Eskişehir Vali Yardımcısı Ali Çetin Başkanlığında düzenlenen ve Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdür Yardımcısı İhsan Emiralioğlu’nun da katılım sağladığı toplantıda Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürü Ender Muhammed Gümüş ile ilgili kurum ve kuruluşların temsilcilerinden oluşan teknik komite üyelerinin tamamı hazır bulundu. Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdür Yardımcısı İhsan Emiralioğlu’nun açılış konuşmasını yaptığı ve Eskişehir’in 2025-2027 yıllarının bitkisel üretimi hakkında değerlendirmelerin yapıldığı toplantıda tarımsal üretim planlanmasının gerekliliği, önemi ve bugüne kadar Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bu konuda yapmış olduğu ve yapacağı çalışmalar hakkında bilgi verildi. Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürü Nizamettin Çetiner tarafından teknik komite üyelerine bitkisel üretim planı hakkında sunumun gerçekleştirildiği söz konusu toplantı çerçevesinde, Eskişehir’in 2025-2027 yılları arasında havza bazlı münavebe desenleri, yetiştirilen ürünlerin üretim hedefleri ve yönetmelik doğrultusunda gerçekleştirilecek olan çalışmalar hakkında değerlendirmeler yapılarak bitkisel üretim planının onaylanmasına karar verildi.
“Tüketicilerin de artan refahtan pay almasını sağlamak hedeflenmektedir”
Konuyla ilgili yapılan açıklamada, “Ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan yaşanan gelişmeler ile küresel iklim değişikliği ve su kısıtı tarımsal üretimi önemli ölçüde etkilemektedir. Diğer taraftan artan nüfus ve gelir seviyesi ile kentleşme sonucunda gıdaya olan talep artışı, doğal kaynakların etkin bir şekilde kullanılmasına imkan sağlayacak planlamaları zorunlu hale getirmektedir. Bununla birlikte yaşanan pandemiyle gıda milliyetçiliğinin öne çıkması, coğrafyamıza komşu alanlardaki savaşlar, gıda güvencesi ve güvenliğini temin etmek için tarımsal üretim planlamasının önemini daha da arttırmıştır. Bu çerçevede Anayasa’nın 45’inci maddesinde belirtilen ‘Tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak’ amacıyla Tarım Kanunu’nda yapılan değişiklikle tarımsal üretimin planlanmasında Tarım ve Orman Bakanlığı yetkili kılınmıştır. Tarım Kanunu’nun 7’nci maddesinde yapılan bu değişikliğe istinaden de ‘Tarımsal Üretimin Planlanması Hakkında Yönetmelik’ 14 Eylül 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Düzenlemeyle ürünlerin arz ve talep miktarı dikkate alınarak tarım havzası veya işletme bazında hangi ürün veya ürün gruplarının üretileceğinin belirlenmesi, stratejik ürünlerde arz güvenliğinin korunması, ülke ihtiyacına göre asgari ve azami üretim miktarlarının tespit edilerek ürün fazlası veya eksikliğinin oluşmasının önüne geçilmesi beklenmektedir. Stratejik ürünlerin, en uygun yerde üretilmesi/yetiştirilmesiyle birlikte, kaynak kullanımında optimizasyon, verimlilik ve tarımsal hasılada artış sağlanması, hasat döneminde üreticilerin pazarlama sorunu yaşamalarının önüne geçilmesi, refah düzeylerinin yükselmesine katkı sağlanması ve iklim değişikliği dikkate alınarak doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı temin edilerek suyu merkeze alan bir üretim planlaması amaçlanmıştır. Böylece üreticileri koruyup güçlendirirken, tüketicilerin de artan refahtan pay almasını sağlamak hedeflenmektedir” ifadelerine yer verildi. – ESKİŞEHİR
]]>Bursa Yemek Sanayicileri Derneği (BUYSAD) Başkanı Coşkun Dönmez, kırmızı ve beyaz ette hızla yükselen fiyatların sadece arz-talep dengesizliği, girdi maliyetlerinin yüksekliği ile açıklanamayacağını, her yıl Ramazan ayı öncesinde başlayıp kurban bayramına kadar süren spekülatif etkileri göz ardı edilemeyeceğini vurguladı. Dana etinin 560 lira bütün tavuğun da 120 liraya yükseldiğini ve artışın durmadığını ifade eden Dönmez, “Bu fiyatlarla vatandaş evine ne kırmızı ne de beyaz et alamaz. Endüstriyel yemek sektörü de bu fiyatlarla ilke menü fiyatlarını sabit tutamaz. Daha fazla dayanacak gücümüz kalmadı. Çok acil önlemler bekliyoruz” dedi.
Ticaret Bakanlığı’nın önceki gün aldığı kararla 1 Mayıs 2024 tarihinden 31 Aralık 2024 tarihine kadar, aylık bazda azami 10 bin ton, toplamda ise bu yılsonuna kadar 80 bin ton olacak şekilde beyaz et ihracatına kısıtlama getirmesini olumlu bir adım olarak gördüklerini söyleyen Coşkun Dönmez, 2024 yılının ilk aylarıyla birlikte tavuk eti fiyatlarındaki artış hızının enflasyonun, yem ve enerji gibi maliyet kalemleri ile döviz kurundaki aylık fiyat değişimlerinin çok ötesine geçtiğine dikkat çekerek, “Kırmızı et fiyatları yükselince beyaz ete olan talep arttı. Bunun üzerine beyaz et fiyatları da anormal artmaya başladı. İthalat kısıtlaması olumlu ama kırmızı et içinde önlem gerekiyor” dedi.
Başkan Dönmez, Türkiye’de tarımsal üretimin zaten istikrarsız bir çizgide olduğunu, hem dünyada hem Türkiye’deki olumsuz gelişmelerin kırmızı et fiyatlarını sürekli artırdığını kaydetti. Fiyat artışlarının herhangi bir maliyet artışına dayanmadan özellikle Ramazan ayı öncesinde başlayarak Kurban Bayramına kadar devam etmesin fırsatçılık olarak nitelendiren Başkan Dönmez, spekülatörlere karşı devletin daha ciddi önlemler alması gerektiğini söyledi. Dönmez, artan fiyatlar karşısında canlı hayvan ve kırmızı et ithalatının acil olarak başlatılmasını, ayrıca Et ve Süt Kurumu’nun da piyasayı dengeleyecek adımlar atmasını istedi. Dönmez Endüstriyel yemek sektörüne Et ve Süt Kurumu tarafından uygun fiyatlı et, süt ve süt ürünleri vermesi gerektiğini de belirterek, “Maalesef artan fiyatlar yüzünden çok yakında kırmızı ve beyaz etli menülere veda etmek zorunda kalabiliriz. Bunu önlemenin yolu endüstriyel yemek sektörünün kırmızı ve beyaz ette desteklenmesinden geçiyor. Bu konuda hızlı bir çözüme ihtiyaç var” diye konuştu.
Kırmızı et fiyatlarındaki yükselişin birçok nedeni olduğunu, maliyet artışları, pandemi ve dünyadaki savaşların etkisini görmezden gelmediklerini kaydeden Başkan Coşkun Dönmez, “Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, Ramazan ayı ve Kurban Bayramı bahane ederek fırsatçılık yapanlara hoşgörüyle yaklaşmamamız mümkün değil. Endüstriyel yemek sektörü olarak zaten tarımsal gıda fiyatlarındaki artıştan en çok etkilenen sektörüz. Kırmızı ve beyaz et de bizim en önemli hammaddemiz. Durup dururken fırsatçıların fiyatları yükseltmesiyle bizim de maliyetlerimiz değişiyor. Müşterilerimize karşı sorumluluklarımız var. Ama bu artışları biz de fiyatlara ansıtmak zorunda kalıyoruz” şeklinde konuştu. – BURSA
]]>TİM tarafından açıklanan ihracat rakamlarına göre Türkiye ihracatı yüzde 0,1 artışla 19 milyar 270 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yine TİM verilerine göre Denizli ihracatı yüzde 1 azalışla 306 milyon dolar seviyesinde seyrederken, Denizli İhracatçılar Birliği’nce kayda alınan ihracat yüzde 1,4 artışla 246 milyon dolar oldu. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan DENİB Başkanı Hüseyin Memişoğlu, “Ocak-Nisan döneminde ise Denizli ihracatı yüzde 0,6 oranında artışla 1 milyar 380 milyon dolar seviyesinde kaydedildi. Küresel ticarette yaşanan jeopolitik gerilimler ve hala süregelen yüksek enflasyon, ihracatımız üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. Ancak geçen senenin aynı dönemine kıyasla başa baş noktasındayız, hatta az da olsa artıdayız” dedi.
“5 Nisan’da Denizli’den günlük 40 milyon dolar değerinde ihracat”
Mart ayında dikkat çeken bir veri ile karşılaştıklarını ifade eden Başkan Memişoğlu, “Mart ayında dikkate değer bir veri karşımıza çıkmıştı. 29 Mart 2024 Cuma günü, Denizli’den 37,6 milyon dolarlık ihracat yapıldığını, bu değerin 2024 yılının en yüksek günlük değeri olduğunu ve 23 Haziran 2023’ten bu yana ulaşılan en yüksek değer olarak kayıtlara geçtiğini ifade etmiştim. Bu defa, 5 Nisan Cuma günü Denizli’den bir günde tam 40 milyon dolarlık ihracata imza atıldı. Nisan ayında Denizli ihracatını sektörel olarak değerlendirdiğimizde; tekstil-konfeksiyon ihracatının yüzde 9,4 azalışla 101 milyon dolar, elektrik-elektronik ihracatının yüzde 3,8 artışla 57 milyon dolar, demir-demir dışı metaller ihracatının yüzde 8,2 azalışla 44 milyon dolar, tarım ihracatının yüzde 7,4 artışla 28 milyon dolar, madencilik ihracatının ise yüzde 9 azalışla 18 milyon dolar olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Denizli makine ve aksamları sektörü sürdürülebilir ihracat artışıyla Denizli’nin ekonomisine katkı sağlamaya devam ediyor. Nisan ayında sektör ihracatı yüzde 25 artışla 7 milyon dolar, Ocak-Nisan döneminde ise yüzde 27 artışla 30 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Zirvedeki ülke değişmedi
Denizli’nin en fazla ihracat yaptığı ülke olan İngiltere’nin değişmediğini ifade eden Memişoğlu, “Denizli’nin nisan ayı ihracatını ülke bazında değerlendirdiğimizde zirvede bulunan İngiltere’ye ihracatımız yüzde 11,5 artışla 40 milyon dolar olarak kaydedildi. Ardından gelen Almanya’ya ihracatımız yüzde 0,1 artışla 30 milyon dolar, ABD’ye ihracatımız yüzde 3,3 azalışla 23 milyon dolar olarak gerçekleşti. Nisan ayında Denizli’den Fas’a yapılan ihracat yüzde 126, İspanya’ya yapılan ihracat yüzde 41 oranında artışla dikkat çekti” şeklinde konuştu.
“21-25 Mayısta Hometex Fuarı’nda yerimizi alacağız”
Hometex Fuarı’nda bu yılda yer alacaklarını vurgulayan Başkan Memişoğlu, “Bilindiği gibi, Hometex Fuarı dünyanın en önemli ev tekstili organizasyonlarından biri olarak kabul ediliyor. Denizli’den de 100’ün üzerinde firma fuarda katılımcı olarak yer alarak ürünlerini alıcıların beğenisine sunuyor. Biz de Denizli İhracatçılar Birliği olarak Hometex Fuarı’nda 60 metrekarelik stant alanımızla yer alacağız. Üyelerimiz toplantı organizasyonlarını standımızda gerçekleştirebilirler. Ev tekstili sektörünün bütün paydaşlarına şimdiden başarılı ve bereketli bir fuar dönemi diliyorum” dedi.
“Metamorphosis Projesi’nin bilgilendirme toplantısına ev sahipliği yapacağız”
“Metamorphosis Projesi hakkında bilgiler veren Memişoğlu, “Metamorphosis dijital dönüşüm, uluslararası uygulamalara uyum ve çevre dostu çözümler önererek Türkiye’deki hazır giyim ve tekstil sektörlerinde faaliyet gösteren KOBİ’lerin rekabet gücünü artırmayı hedefleyen ve 2022 yılından bu yana devam eden önemli bir proje. “Tasarımdan Üretime: Türkiye’de Hazır Giyim Sektöründe Dijital Dönüşüm” temasıyla yürütülen proje kapsamında 9 Mayıs 2024 Perşembe günü Denizli İhracatçılar Birliği Hizmet Binasında bilgilendirme toplantısına ev sahipliği yapacağız. Özellikle dijital dönüşüm konusunun her geçen gün daha da önem kazandığı son dönemde, bu toplantıyı önemli gördüğümüzü ve sektör oyuncularımızı bu toplantıya davet etmek istediğimizi belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı. – DENİZLİ
]]>(ANKARA)- Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, (DİSK) açıkladığı düşük enflasyon rakamlarına tepki göstermek için Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) önünde basın açıklaması yaptı. DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “TÜİK sürekli olarak enflasyonu düşük belirleyerek her gün ama her gün soframızdaki ekmeğin daha fazla küçülmesine yol açıyor. TÜİK, İşçinin, emekçinin sofrasından bir dilim ekmeği daha çalıyor” dedi.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) önünde “TÜİK’i yargı kararlarına uymaya, ekmeğimizle oynamamaya, gerçekleri açıklamaya çağırıyoruz” çağrısıyla basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
DİSK üyeleri “Gerçekleri açıkla ekmeğimle oynama”, “TÜİK elini cebinizden çek”, “Sefalete teslim olmayacağız”, “İnsanca yaşamak istiyoruz” sloganları attı.
“TAKSİM’E SAHİP ÇIKTIĞIMIZ GİBİ EKMEĞİMİZE SAHİP ÇIKMAK İÇİN MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ”
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, yaptığı açıklamada, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda işçilerin Taksim’e çıkışının engellendiğini hatırlatarak, “Bizlerin Taksim’de olmamızı engellemek demek milyonlarca emekliyi on bin lira emekli aylığıyla yaşamaya mahkum etmek demektir. Bizlerin Taksim’de olmasını engellemek adaletsiz vergi sistemiyle krizin bütün yükünü işçiye emekçiye yüklemek demektir. Bizler 1 Mayıs’a ve Taksim’e sahip çıktığımız gibi emeğimize, ekmeğimizi sahip çıkmak için mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.
“HER GÜN DAHA FAZLA YOKSULLAŞTIĞIMIZ BİR DÖNEMİ YAŞIYORUZ”
TÜİK tarafından bugün açıklanan Nisan ayı enflasyon verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çerkezoğlu, “Enflasyon 3,18 yıllık enflasyon ise 70’ye dayanmış. Geçen yıl nisan ayında enflasyon yüzde 43,6 idi. TÜİK’in baskılanmış rakamlarıyla bile tablo ortada. Dört aylık enflasyonu hesapladığımızda yüzde 18,72 gıda enflasyonu yüzde 70’e dayanmış, ama bizim araştırma dairemizin gelir gruplarına göre hesapladığı gıda enflasyonuna baktığımızda örneğin emeklinin gıda enflasyonu yüzde 84, en düşük gelirli grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 107. TÜİK rakamlarıyla bile baktığımızda çok yüksek bir enflasyon karşısında her gün daha fazla yoksullaştığımız bir dönemi yaşıyoruz” diye konuştu.
“GERÇEK ENFLASYONUN NE KADAR OLDUĞUNU YAŞAYARAK GÖRÜYORUZ”
TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerinin uzun bir süredir tartışma konusu olduğunu, rakamların gerçekle ilgisinin olmadığını ve vatandaşların bu rakamların yanlış olduğunu yaşayarak gördüğünü söyleyen Çerkezoğlu, “Her gün hepimiz çarşıya, pazara, manava gittiğimizde, evimize elektrik, su faturası geldiğinde gerçek enflasyonun ne kadar olduğunu yaşayarak görüyoruz. TÜİK sürekli olarak enflasyonu düşük belirleyerek her gün ama her gün soframızdaki ekmeği daha fazla küçülmesine yol açıyor. TÜİK, İşçinin, emekçinin sofrasından bir dilim ekmeği daha çalıyor.”
“TÜİK, VERİLERİ KARARTMAYA DEVAM EDİYOR”
TÜİK’in gerçekleri açıklamadığını ve verileri kararttığını ifade eden Çerkezoğlu, TÜİK’in 20 yıl boyunca açıkladığı enflasyon sepetini iki yıldır açıklamadığını ve bunun için TÜİK’e yaptıkları başvurunun reddedildiğini söyledi. Çerkezoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz DİSK olarak bu listenin açıklanması için TÜİK’e bir başvuru yaptık. TÜİK, bu başvurumuzu reddetti. Arkasından CİMER üzerinden TÜİK’den bu listeyi istedik. TÜİK, ikinci kez reddetti. Adalet Bakanlığı bünyesindeki Bilgi Edinme Kurulu’na başvurduk. Biz işçi örgütüyüz, emekçi örgütüyüz. Milyonlar emekçinin ücreti bu rakam üzerinden belirleniyor. Bu rakamı neye belirlediğinizi görmek, bizim ve Türkiye’nin hakkıdır dedik. Kurul, başvuruyu reddetti. Ondan sonra bu süreci yargıya taşıdık. Ankara 6. İdare Mahkemesi, oy birliğiyle verdiği kararda bu verilerin TÜİK’in elinde olduğu ve bunu bütün kamuoyu ile ve DİSK ile paylaşmasının görevi gereği olduğunu söyledi. Ama TÜİK, buna rağmen verileri bizlerle paylaşmamaya devam ediyor. Yargı kararlarına uymayan TÜİK, verileri karartmaya devam etti. TÜİK’in Danıştay’a yaptığı başvurusu reddedildi. TÜİK’in verileri açıklamamak için denediği bütün yollar tükendi.
“TÜİK BAŞKANLIĞINI İŞÇİNİN EKMEĞİYLE OYNAMAKTAN VAZGEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ”
TÜİK’e Anayasa’nın 138. maddesini hatırlatıyoruz. Yasama, yürütme, yargı arasındaki idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Mahkeme kararlarını değiştiremez ve yerine getirilmesini geciktiremez. TÜİK başkanı, yargı kararlarına uymayarak açıkça suç işlemektedir. Ceza hukuku açısından ciddi suçtur. Kararı geciktirenler kişisel olarak da suçludur. Yargı kararlarına uymayarak milyonları mağdur edenlerin yarattığı hukuksuzluk ve haksızlıkla sonuna kadar mücadele edeceğiz. TÜİK başkanlığını görevini yapmaya çağırıyoruz. Gerçekleri saklamaktan vazgeçmeye çağırıyoruz. TÜİK başkanlığını işçinin, emekçinin ekmeğiyle oynamaktan vazgeçmeye çağırıyoruz.
“BU KOCAMAN BİR YALAN”
Bu enflasyon rakamlarıyla bile her gün daha fazla yoksullaştığımız bu süreçte herkes bilsin ki yargı ve hukuk tanımaz düzenle sonuna kadar mücadele edeceğiz. Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönen bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. İktidar yöneticilerinin kemer sıkma politikaları adı altında, enflasyonla mücadele adı altında ücretleri baskılayan politikaları karşısında DİSK olarak mücadele edeceğiz. İktidar, enflasyonun sebebi ücretlerdeki artış diyor. Bu kocaman bir yalan.”
]]>
Nisan ayı dış ticaret rakamları Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri’nin yaptığı basın açıklaması ile kamuoyuyla paylaşıldı. 9 günlük bayram tatilinin ihracat rakamlarına etki ettiği Nisan ayında Bölge ihracatı 825,6 milyon dolar, Gaziantep’in ihracatı ise 714,2 milyon dolar oldu. Bu sonuçlarla bölgenin ihracat üssü Gaziantep Nisan ayında en çok ihracat yapan 6. il oldu. Bölgenin ihracatında Orta Doğu Ülkeleri yüzde 41,6 pay ile ilk sırada yer alırken, AB Ülkeleri yüzde 16,3 pay ile ikinci ve Amerika Ülkeleri yüzde 13 pay ile üçüncü sırada yer aldı. Bu dönemde toplam 191 ülkeye ihracat gerçekleştirilen bölgede ihracatta ilk 5 ülke şu şekilde oldu: Irak, ABD, Suriye, İngiltere ve Suudi Arabistan. Bölgedeki diğer illerin Nisan ayı ihracat performansı ise şöyle: Kahramanmaraş 82,3 milyon dolar, Mardin 64,6 milyon dolar, Malatya 24,4 milyon dolar, Şanlıurfa 22,9 milyon dolar, Diyarbakır 16 milyon dolar, Kilis 6,7 milyon dolar, Adıyaman 3,6 milyon dolar.
Nisan ayı ihracat rakamlarını değerlendiren GAİB Koordinatör Başkanı Fikret Kileci “Nisan ayında 40. yılımızı kutladık. 40 yıldır aralıksız şekilde hizmet ettiğimiz cennet vatanımıza nice 40 yıllarda hizmete devam edeceğiz. 20 Nisan 1984 tarihinde başlayan serüvenimiz bugün bünyesinde barındırdığı dört Birliği ve 12 Milyar dolara yaklaşan yıllık ihracat hacmiyle dev bir aileye dönüşmüştür. Nisan ayında verilen 9 günlük bayram tatili ihracat rakamlarımızdaki azalışın en temel sebebi olarak göze çarpıyor. Bununla birlikte küresel piyasalardaki talep daralması da son dönemde ihracatçılarımızı zorlamaktadır. Henüz 2022’deki zirve seviyelerimize ulaşmış durumda değiliz. Alternatif pazar ve müşteri arayışımızı sürdürüyoruz. Umuyorum gelecek dönemlerde küresel belirsizlik ve istikrarsızlıkların azaldığı ve uluslararası ticaretin rayına oturduğu günleri görebiliriz” şeklinde konuştu.
Açıklamalarının devamında Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birliklerinin Nisan ayı faaliyetlerine değinen Kileci, “İhracatçılarımız problem çözmek konusunda kabiliyetlidir. Nisan ayında ihracatçılarımızla gereken özveriyi ve çabayı göstererek faaliyetlerimizi gerçekleştirdik. Ticaret Bakanlığımız ve Birliğimiz iş birliğiyle 16-17-18-19 Nisan 2024 tarihlerinde Ticaret Bakanlığı İhracat Süreçleri ve Devlet Destekleri Eğitim Programı eğitimini düzenleyerek katılımcı üyelerimizin günümüz dış ticaretinin en önemli konularında deneyimli Bakanlık uzmanlarımızın sunumlarını izleme, bu konularda bilgilerini geliştirme ve uygulamada karşılaşılan sorunlara yanıt alma olanağı bulmasına vesile olduk. 40. yıl kutlamalarımız kapsamında Prof. Dr. Emre Alkin’i Birlik hizmet binamızda konuk ederek ekonomide güncel gelişmeler üzerine söyleşi gerçekleştirdik. Brüksel’de düzenlenen WCEF 2024 World Circular Economy Forumu’nda farklı ülkelerden temsilcilerin de katılımıyla Türk tekstil sektörüne sürdürülebilirlik anlamında büyük fayda sağlayacak çeşitli forum ve çalıştaylarda yer aldık. Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliğimizin Başkan Yardımcıları ile Yönetim Kurulu Üyeleri 23-26 Nisan 2024 tarihlerinde Frankurt’ta düzenlenen TECHTEXTIL fuarına Birliğimizi temsilen katılım sağladı. GATHİB heyetimiz fuarda stant açan Türk firmaları ziyaret ederek kendilerine başarı dilediler. Hububat Birliğimiz Singapur’da düzenlenen prestijli fuarlardan FHA Food and Beverage fuarına katılarak Asya pazarında Bölge ihracatçılarımızın payını artırmayı hedefliyor. Ticaret Bakanlığı desteği ile Batı Afrika’da yeni pazar arayışlarını sürdüren Halı İhracatçıları Birliğimiz, Moritanya ve Senegal’e yönelik Sektörel Ticaret Heyeti düzenledi. Kuru Meyve Birliğimizin Ur-Ge projesinde de ilk eğitimimizi geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdik. Görüleceği üzere Birliklerimiz sahada özveriyle çalışıyor. Önümüzdeki dönemde dış ticaret rakamlarımızı daha da yukarı taşımak için üzerimize düşeni yapacağız” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Nisan ayına ilişkin dış ticaret rakamlarını açıkladı. 2024 Nisan ayı ihracatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,13 oranında artarak, 19 milyar 271 milyon dolar olarak gerçekleşti. İthalat ise, Nisan ayında yıllık bazda yüzde 4,2 oranında artarak, 29 milyar 171 milyon dolar olarak gerçekleşti. 2024 Nisan ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre, yüzde 13,3 oranında artışla 9,9 milyar dolar oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 2,7 yüzde puan azalışla yüzde 66,1 olarak gerçekleşti.
“Kalıcı ateşkes sağlanıncaya kadar İsrail ile olan tüm ticaret durduruldu”
Dış ticaret rakamlarını açıklamadan önce konuşmasına İsrail ile olan ticaretin durdurulmasına ilişkin bilgi vererek başlayan Bakan Bolat, “Gazze’de 7 aydan bu yana devam eden katliam ve soykırım karşısında İsrail ile ekonomik ilişkilerde yeni bir aşamaya geçme kararı alındı. Baştan bu yana ikili ve çok taraflı diplomasi ile ateşkesi sağlama ve oradaki masum sivil halkın, yerleşim yerlerinin böylesine acı ve yıkıcı tablo ile karşılaşmaması için Türkiye olarak elimizden gelenin fazlasını yaptık. Dünyada bu konuda en çok gayret gösteren ülkelerin başında geliyoruz. İsrail’in kalıcı bir ateşkes yapmaması ve refah bölgesindeki insanlarının durumunun kötüleşmesi karşısında, devletimizin aldığı karar gereği dün itibariyle kalıcı ateşkes sağlanıncaya kadar İsrail ile olan tüm ticaret durduruldu” dedi.
“2024 Nisan ayındaki ihracatımız, tarihsel olarak en yüksek ikinci Nisan ayı ihracatı oldu”
Bakan Bolat, “2024 Nisan ayı dış ticaret rakamlarına gelince, ihracatımız 2023 yılının aynı ayına göre yüzde 0,13 oranında artarak, 19 milyar 271 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yıllık bazdaki artış hızının yavaşlamasının en önemli sebebi, Nisan ayındaki 1 haftalık Ramazan Bayramı tatilinin neden olduğu takvim etkisidir. Hafta içinde, hafta sonlarına göre daha çok ihracat yapılmakta olup, Ramazan Bayram tatili ve 23 Nisan resmi tatilinin hafta içine denk gelmesi sebebiyle, yıllık bazda sınırlı bir artış kaydedildi. Bununla birlikte, 2024 Nisan ayındaki ihracatımız, tarihsel olarak en yüksek ikinci Nisan ayı ihracatı oldu” ifadelerini kullandı.
İthalatın ise, Nisan ayında yıllık bazda yüzde 4,2 oranında artarak, 29 milyar 171 milyon dolar olarak gerçekleştiğini söyleyen Bakan Bolat, “Küresel fiyatlardaki artıştan kaynaklanan enerji ve kıymetli metal ithalatındaki yükseliş, Nisan ayı ithalat artışında etkili oldu. 1 haftalık Ramazan Bayramı ve 23 Nisan tatili nedeniyle, takvim etkisi de ithalattaki sınırlı artış üzerinde de etkili oldu. Böylelikle, 2024 Nisan ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre, yüzde 13,3 oranında artışla 9,9 milyar dolar oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 2,7 yüzde puan azalışla yüzde 66,1 olarak gerçekleşti” açıklamalarında bulundu.
“İthalatta ise aşağı yönlü seyrin devam ettiği görülmektedir”
Bakan Bolat, ihracatta 2023 yılı ikinci yarısından itibaren görülen olumlu seyirin 2024 yılında da devam ettiğinin altını çizerek, “2024 yılının ilk dört ayında ihracat, 2023 yılının aynı dönemine kıyasla yüzde 2,7 oranında artışla 82 milyar 873 milyon dolara yükseldi. İthalatta ise aşağı yönlü seyrin devam ettiği görülmektedir. 2024 yılının ilk dört ayında ithalat, 2023 yılının aynı dönemine göre yüzde 8,9 oranında azalışla, 113 milyar 117 milyon dolara geriledi” diye konuştu.
“Dış ticaret açığı Ocak-Nisan döneminde yüzde 30,5 azalarak 30,2 milyar dolara geriledi”
2023 Nisan ayında dış ticaret açığının 8,7 milyar dolar, 2024 yılı Nisan ayında ise 9,9 milyar dolar olduğunu belirten Bakan Bolat, “2023 yılı Ocak-Nisan döneminde dış ticaret açığı 43,5 milyar dolar iken, 2024 yılı Ocak-Nisan döneminde yüzde 30,5 azalarak 30,2 milyar dolara geriledi. 2023 yılı Ocak-Nisan döneminde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 65,0 iken, 2024 yılı Ocak-Nisan döneminde yüzde 73,3’e yükseldi” şeklinde konuştu.
Bakan Bolat, 2024 yılının Nisan ayında yıllıklandırılmış ihracatın 257,6 milyar dolar olduğunu ifade ederek, “2023 yılının tamamında ihracatımız 255,4 milyar dolar olmuştu. Dolayısıyla, Nisan ayında negatif takvim etkisine rağmen, yıllıklandırılmış bazda ihracatımızdaki artış trendinin devam ettiği görülmektedir. İthalat düşüşündeki eğilim 2024 yılı Nisan ayında da devam etmiş, yıllıklandırılmış ithalatımız 350,7 milyar dolar olmuştur. 2023 yılının tamamında ithalatımız 361,8 milyar dolar olmuştu” dedi. – İSTANBUL
]]>Ercoşkun, numune aldığı il genelindeki doğal kaynak suları üzerine çalışma gerçekleştirdi.
Çalışması sonucunda özellikle Tuz Mağarası’nın bulunduğu kentin doğu bölgesindeki 50’den fazla doğal kaynak suyunun yoğun tuz barındırdığını tespit eden ve numune aldığı kaynak sularından sadece güneş altında bırakarak tuz elde eden Ercoşkun, laboratuvarda yaptığı incelemede, bu tuzun kaya tuzundan daha saf olduğunu belirledi.
Ercoşkun, AA muhabirine, Çankırı’da, yüzeyin yaklaşık 400 ile 1000 metre altının tuz katmanına sahip olduğunu söyledi.
Kentte oluşmaya 50 milyon yıl önce başlayıp 35 milyon yıl önce bugünkü haline ulaşmış tuz madenleri de bulunduğunu belirten Ercoşkun, “Bu kadar büyük tuz madeninin oluşu, özellikle sonbaharda ve ilkbaharda yağan yağışlarla suyun yer altına ulaşması, yer altındaki tuzu çözüp yer üstüne çıkmasına neden oluyor. Bu şekilde Çankırı kaya tuzu madenlerinden kaynaklanan 50’den fazla tuzlu akan pınarımız, deremiz var.” dedi.
Boşa akan tuzlu doğal kaynak sularının toprağı tuzlulaştırdığına, bunun tarımı olumsuz etkilediğine işaret eden Ercoşkun, “Bu açıdan bu suyun tuz üretiminde kullanılması önem taşıyor. Hem kırsal alanda yeni bir ekonomik faaliyet oluşturulması hem de toprağın kondisyonunun, tuz içeriğinin azaltılması için çalışıyoruz. Her bir kaynaktan numune alıp, tuzu kaya tuzu haline getiriyoruz. Ürettiğimiz bu yeni kaya tuzunun özelliklerine bakarak hangi tuzlu su kaynaklarından hangi özelliklerde tuz üretebiliriz diye çalışıyoruz.” diye konuştu.
“Pınar tuzu olarak isimlendirilebilecek yeni bir tuzumuz daha var”
Çankırı’da çok miktarda tuzlu su olması sebebiyle kurumların bu konuda önayak olması gerektiğini vurgulayan Erçoşkun, “Çiftçilerimiz, kuracakları kooperatif kanalıyla ürettikleri gerçek Çankırı tuzunu pazarlayabilir. Bu da çiftçiye rutin bir gelir kaynağı sağlayacaktır. Dolayısıyla bir metrekareden 3 günde birkaç kilo tuz üretmek mümkün. Kaya tuzunun fiyatı ortalama 60 lira civarında. Bizim sudan üreteceğimiz tuzun kalitesi yaklaşık 60 liralık getiriye sahip. Çankırı tuzuyla meşhur bir şehrimiz. Sadece kaya tuzu değil, akarsu, ‘kaynak veya pınar tuzu’ olarak isimlendirilebilecek yeni bir tuzumuz daha var.” ifadesini kullandı.
Ercoşkun, tuzda gıda güvenliği riskinin son yıllarda üzerinde çokça bilimsel makale yazılan bir konu olduğunu, tuzda ağır metal, mikroplastik ve radyoaktivite bulunabildiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Dünya hızla kirleniyor, insan nüfusu artıyor. Bu kirlilikten en fazla maalesef denizler nasibini alıyor. Son yıllarda yapılan çalışmalarda görüyoruz ki dünyanın neresinde olursa olsun, içinde bir lityum kirliliği olmayan tuz üretmek mümkün değil. Yine aynı şekilde dünyanın neresinde olursa olsun, deniz tuzunu mikroplastikten ari şekilde üretmek de mümkün değil. Deniz tuzu gerek mikroplastik gerek ağır metal kirliliği taşıyabilme riskine sahiptir. Kaya tuzunda mikroplastik bulunmamakla birlikte ağır metal riski bulunabiliyor. Birçok tuz madeninde kurşun, arsenik, civa tespit edilebiliyor. Radyoaktif kirlilik de söz konusu ancak Çankırı tuzunda yaptığımız çalışmalarda gördük ki ağır metal ve radyoaktivite ile ilgili bir kirlilik söz konusu değil. Çankırı kaya tuzundan üretilecek su tuzu, kaynak tuzu, gerek ağır metal gerek mikroplastik gerekse radyoaktivite kirliliği bakımından dünyanın en temiz tuzlarından birisi olarak karşımıza çıkıyor.”
]]>Bolat, TİM Dış Ticaret Kompleksi’nde düzenlenen toplantıda nisan ayı ihracat verilerini açıkladı.
Konuşmasına dün gece duyurulan İsrail’le ticaretin durdurulması kararını anımsatarak başlayan Bolat, Gazze’de devam eden katliam ve soykırım karşısında İsrail ile ekonomik ilişkilerde yeni bir aşamaya geçme kararı alındığını söyledi.
Bolat, baştan bu yana ikili ve çok taraflı diplomasi ile ateşkesi sağlama, masum sivil halkın ve yerleşim yerlerinin acı ve yıkıcı tabloyla karşılaşmaması için Türkiye’nin elinden gelenin fazlasını yaptığına işaret ederek, şunları kaydetti:
“Dünyada bu konuda en çok gayret gösteren ülkelerin başında geliyoruz. İnsani yardımlar konusunda da baştan bu yana büyük bir duyarlılık gösterdik ve dünyada en çok yardım eden ülke konumuna ulaştık. İsrail’in aradan geçen sürede kalıcı ateşkes ve sıkışmış çok zor durumda olan kardeşlerimizin yardımlara ulaşması ile imar çalışmaları noktasındaki uzlaşmaz tutumunun devamı üzerine 9 Nisan’da hükümetimizin aldığı karar gereği 54 ürün grubunda 1019 üründe Türkiye’den ihracatın durdurulması, gümrük işlemlerinin yapılmaması kararı uygulanmaya başlanmıştı.
Aradan geçen bu süre zarfında ateşkes olması beklenirken tam tersine olmaması, uzlaşmaz tutumun devamı ve Refah bölgesindeki insanların durumunun ağırlaşması karşısında devletimizin ilgili kurumlarının aldığı karar gereği dün itibarıyla ihracatta ve ithalatta İsrail’e yönelik, kalıcı ateşkes sağlanıncaya ve Gazze’ye yardımların kesintisiz şekilde ulaşılması serbest bırakılıncaya kadar uygulanacak. Filistinli kardeşlerimizin bu karardan etkilenmemesi noktasında da kendileriyle alternatif düzenlemeler konusunda teknik görüşmeleri yürütüyoruz, onlarla bu konuda mutabıkız.”
“İthalatımız 29 milyar 171 milyon dolarda kaldı, onu da 30 milyar dolar bandının altında tutmayı başardık”
Küresel ölçekteki ekonomik gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulunan Bolat, 2023 yılının dünya ekonomisi için çok zor geçtiğini anımsattı. Bolat, Türkiye’nin dünyadaki rakipleri arasında olumlu yönde ayrıştığına dikkati çekerek, Türkiye’nin 2023 verileri hakkında bilgi verdi.
Bakan Bolat, nisan ayı ihracat verilerine ilişkin şunları söyledi:
“Nisan ayında ihracatımız 19 milyar 271 milyon dolara yükseldi, bu yüzde 0,13’lük artışa tekabül ediyor. Sınırlı artışın en önemli nedeni, nisan ayının ilk yarısı içindeki yaklaşık 1 haftalık Ramazan Bayramı tatilinde fabrikaların kapalı olması. İthalatta yüzde 4,24’lük artış gerçekleşti. İthalatımız 29 milyar 171 milyon dolarda kaldı, onu da 30 milyar dolar bandının altında tutmayı başardık. 9,9 milyar dolarlık bir dış ticaret açığımız oluştu, ihracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 66,06 seviyesinde kaldı. 1 haftalık kayıp olmasaydı 22-23 milyar doların üzerinde bir ihracatı yakalayabilirdik. 2024 yılının ilk dört ayını 2023 yılının aynı dönemi ile mukayese ettiğimizde Türkiye’nin mal ihracatı yüzde 2,74 arttı ve 82 milyar 373 milyon dolara yükseldi.
Geçen yıla göre yaklaşık 2 milyar dolarlık bir fazlalık söz konusu, ithalatımızda ise 11 milyar dolar azalış sağladık. 2024 yılının ilk dört ayında ithalat, 2023 yılının aynı dönemine göre yüzde 8,9 oranında azalışla 113 milyar 117 milyon dolara geriledi. Bunun anlamı şu; Türkiye’nin dış ticaret dengesi 4 ayda yaklaşık 30 milyar dolar seviyesine geriledi. 2023 yılı Ocak-Nisan döneminde dış ticaret açığı 43,5 milyar dolardı. 2023 yılı Ocak-Nisan döneminde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 65 seviyesindeydi bu yıl aynı dönemde yüze 73,26’ya yükseldi. Bu da Türkiye’nin döviz yeterliliği açısından, dış ticaret açıklarını azaltıp dış ticarette istikrarlı bir sürece girmesi anlamında olumlu bir gelişme. Dış ticaret açığımızdaki azalış oranı yüzde 30,5 olarak gerçekleşmiştir, ihracatçılarımıza teşekkür ediyoruz. 267 milyar dolarlık OVP hedefini gerçekleştirme inancımızı koruyoruz.”
“2024 yılı Nisan ayında yıllıklandırılmış dış ticaret açığı 93 milyar dolara geriledi”
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, yıllık bazda ihracatın ilk dört ay sonunda,12 aylık toplamda 257,6 milyar dolara yükseldiğini, ithalatın da yıllıklandırılmış olarak 350,7 milyar dolara indirilmesinin başarıldığını aktardı.
2024 yılı Nisan ayında yıllıklandırılmış dış ticaret açığının 93 milyar dolara gerilediğini dile getiren Bolat, önemli fasıllarda ihracat performansının gücünü koruduğunu söyledi.
Bolat, “2024 yılı Ocak-Nisan döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre, makine ihracatı yüzde 0,4 artarak 13,1 milyar dolar, motorlu kara taşıtları ihracatı yüzde 4,6 artarak 10,3 milyar dolar ve enerji ihracatı yüzde 35,6 artarak 6 milyar dolar olarak gerçekleşti.” dedi.
2024 Ocak-Nisan döneminde Avrupa Birliği’ne (AB) ihracatın 35 milyar dolar ile toplam ihracatın yüzde 42,3’ünü oluşturduğunu bildiren Bolat, AB’de Ocak-Şubat döneminde toplam ithalatın yüzde 14,2 azaldığı düşünüldüğünde ihracattaki artışın önemli olduğunu dile getirdi.
Bolat, “Yakın ve Orta Doğu’ya ihracatımızda önemli bir sıçrama var. 2024 Ocak-Nisan döneminde yüzde 17,3 artışla 14,4 milyar dolar olmuştur. Aynı dönemde, İslam İşbirliği Teşkilatı üye ülkelerine ihracatımız ise yaklaşık yüzde 9,5 artışla 21,2 milyar dolara yükseldi. En fazla ihracat yaptığımız ilk beş ülke ise sırasıyla Almanya, ABD, İngiltere, İtalya ve Irak oldu.” bilgisini verdi.
“İthalatımızda ilk grup ülkeler Rusya, Çin, Almanya, İtalya ve ABD”
Bolat, Ocak-Nisan 2024 döneminde altın ithalatının, alınan tedbirlerin etkisiyle geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 55 azalarak 5,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini, enerji ithalatının ise yüzde 12,5 azalışla 23 milyar dolar olduğunu söyledi.
Diğer bir sevindirici hususun ise TL ile yapılan ithalattaki artış olduğunu dile getiren Bolat, Ocak-Nisan döneminde TL ile ithalatın toplam ithalat içindeki payının yüzde 7 olduğunu aktardı.
Bolat, “İthalatımızda da ilk grup ülkeler Rusya, Çin, Almanya, İtalya ve ABD oldu.” dedi.
“Yıllıklandırılmış cari işlemler açığımız şubat itibarıyla 31,8 milyar dolara geriledi”
Bolat, “Türkiye’de 52 milyar dolar dış ticaret fazlası verilen hizmetler ticaretinde geçen yıl 100 milyar doları devirdik, bu yıl, 110 milyar dolara ulaşmayı hedefliyoruz. Yılın ilk dört ayında iyi başladık, ilk 2 aylık veriler ortaya çıktı, 2024 yılı Ocak-Şubat döneminde hizmetler ihracatımız, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10’luk artış göstererek 13 milyar dolar seviyesine çıkmıştır.” diye konuştu.
Mal ve hizmet ticaretindeki tüm bu olumlu gelişmelerle, 2023 yılı Mayıs ayında 60,1 milyar dolar olarak gerçekleşen yıllıklandırılmış cari işlemler açığının, sonraki aylarda 28,3 milyar dolar azalarak şubat ayı itibarıyla 31,8 milyar dolara gerilediğini söyledi.
Bolat, “Biz Bakanlık olarak ihracatçılarımızın yanındayız, yanınızda olmaya devam edeceğiz.” dedi.
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan ayı Tüketici Fiyat Endeksi’ni açıkladı. Buna göre, TÜFE’deki değişim 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3,18, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 18,72, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 69,80 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 59,64 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 51,20 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 103,86 ile eğitim oldu.
Ana harcama grupları itibarıyla 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre en az artış gösteren ana grup yüzde 1,03 ile sağlık oldu. Buna karşılık, 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 9,56 ile alkollü içecekler ve tütün oldu.
Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5’li Düzey) 2024 yılı Nisan ayı itibarıyla, 13 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 7 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 123 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.
Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B) yıllık yüzde 72,72, aylık yüzde 3,24 oldu
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3,24, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 18,58, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 72,72 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 64,57 olarak gerçekleşti.
Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık yüzde 55,66 arttı, aylık yüzde 3,60 arttı
2024 yılı Nisan ayında Yİ-ÜFE bir önceki aya göre yüzde 3,60 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 15,61 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 55,66 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 45,83 artış gösterdi.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık yüzde 60,03 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 74,68 artış, imalatta yüzde 60,03 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 4,79 artış ve su temininde yüzde 66,71 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 54,88 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 65,83 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 66,35 artış, enerjide yüzde 29,84 artış ve sermaye mallarında yüzde 66,33 artış olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık yüzde 3,26 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 4,51 artış, imalatta yüzde 3,26 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 7,30 artış ve su temininde yüzde 1,93 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 2,95 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 3,63 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 4,77 artış, enerjide yüzde 5,08 artış ve sermaye mallarında yüzde 1,98 artış olarak gerçekleşti. – BAYBURT
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan ayı Tüketici Fiyat Endeksi’ni açıkladı. Buna göre, TÜFE’deki değişim 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3,18, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 18,72, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 69,80 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 59,64 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 51,20 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 103,86 ile eğitim oldu.
Ana harcama grupları itibarıyla 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre en az artış gösteren ana grup yüzde 1,03 ile sağlık oldu. Buna karşılık, 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 9,56 ile alkollü içecekler ve tütün oldu.
Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5’li Düzey) 2024 yılı Nisan ayı itibarıyla, 13 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 7 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 123 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.
Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B) yıllık yüzde 72,72, aylık yüzde 3,24 oldu
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3,24, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 18,58, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 72,72 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 64,57 olarak gerçekleşti.
Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık yüzde 55,66 arttı, aylık yüzde 3,60 arttı
2024 yılı Nisan ayında Yİ-ÜFE bir önceki aya göre yüzde 3,60 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 15,61 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 55,66 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 45,83 artış gösterdi.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık yüzde 60,03 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 74,68 artış, imalatta yüzde 60,03 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 4,79 artış ve su temininde yüzde 66,71 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 54,88 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 65,83 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 66,35 artış, enerjide yüzde 29,84 artış ve sermaye mallarında yüzde 66,33 artış olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık yüzde 3,26 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 4,51 artış, imalatta yüzde 3,26 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 7,30 artış ve su temininde yüzde 1,93 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 2,95 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 3,63 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 4,77 artış, enerjide yüzde 5,08 artış ve sermaye mallarında yüzde 1,98 artış olarak gerçekleşti. – ERZİNCAN
]]>Yeni girişimcileri desteklemek, girişimcilik kültürünü yaygınlaştırmak ve KOBİ’lere destek olarak bulunduğu bölgeye ekonomik bir değer katmak için kurulan Sorgun İş Geliştirme Merkezi (İŞGEM), kurulduğu 2018 yılından itibaren bölgeye milyon avroluk katma değer sağlıyor. Yüzde yüz hissesi Sorgun Belediyesi’ne ait olan ve Eski Buğday Pazarı arkasında 5 bin 700 metrekare kapalı alana kurulan İŞGEM 34 iş yeri ile girişimcileri ve yeni kurulan iş yerlerini destekliyor. Tekstil ve giyim, mobilya, gıda sanayileri ile kimyasal ve metal sektörleri gibi farkı sektörlerde faaliyet gösteren 21 firmanın bulunduğu Sorgun İŞGEM’de şu ana kadar 20 mezun verilirken binin üzerinde firmaya ise danışmanlık desteği verildi. Sorgun İŞGEM’in, resmi olarak faaliyete başladığı 2018 yılından bu yana oluşturmuş olduğu katma değer 2023 yılı sonu itibariyle 7 milyon avroya ulaşırken 1 milyon 100 bin avroluk kısmını da ihracat rakamları oluşturdu.
“Firmalar 3 yıl da mezun oluyor”
İŞGEM Şirket Müdürü ve Şirket Yasal Temsilcisi Yusuf Yılgın yaptığı açıklamada Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Avrupa Birliği tarafından sağlanan 4 milyon 258 bin avro destekle 2018 yılında Sorgun İŞGEM’in faaliyetine başladığını söyleyerek, “Şirketimiz yüzde yüz hibe desteğiyle kurulan bir projedir. Yüzde yüz hissesi de Sorgun Belediyemize aittir. Bizim burada amacımız İŞGEM’i organize sanayi bölgelerinin alt yapısı olarak düşündük. OSB’lere geçmede burayı sıçrama tahtası olarak kullanıyoruz. Burada gelişen firmalar 3 yıl içerisinde mezun oluyor eğer mezun olamazsa 2 yıl uzatma veriyoruz ve 5 yıl içerisinde firmalarımız büyüyerek OSB’lere geçme imkanı buluyor. İŞGEM, ortak kullanım alanlarının olması ve girdilerin az maliyetle olması dolayısıyla rekabette emsallerinden bir adım daha önde yer alıyor” dedi.
“34 iş yeri bulunuyor, 200 kişiye istihdam sağlanıyor”
İŞGEM’de şuan da 26 ana bina dışında, 8’de ana bina içinde olmak üzere toplam 34 tane iş yerinin bulunduğunu da belirten Yılgın, “Burada 200’ün üzerinde istihdam sağlamaktayız. 2018 yılından itibaren faaliyet gösteren firmamızdan 20’ye yakın mezun verdik. Mezun verdiğimiz firmalar büyüme ihtiyacı hasıl olduğundan dolayı daha büyük mekanlara taşındı. 4 milyon 258 bin avroluk bir yatırımın Sorgun’a gelmesi çok güzel. 2018 yılından 2023 yılına kadar Sorgun İŞGEM’de 7 milyon avroluk bir katma değer sağlandı. Bu yıllar arasında firmalarımız 1 milyon 100 bin avro civarında da dış ticaret gerçekleştirdi” şeklinde konuştu.
“Yurt dışına da sevkiyat düşünüyoruz”
Sorgun İŞGEM’de duşakabin imalatı üzerine faaliyet gösterdiklerini söyleyen Emin Esmek, “Ürettiğimiz duş akabinleri esnaflara yönelik de monte olarak teslimat yapıyoruz. Bir sene önce kurulmuş bir firmayız. Bundan önce Yozgat’ta duş akabin imalatı noktasında kurulan bir firma yoktu. Şu an çevre illere olduğu gibi gibi yurt dışına da sevkiyatla ilgili planlarımız bulunuyor” ifadelerine yer verdi.
“2 ton kuruyemiş üretiyorum”
Kuruyemiş imalatı yapan Adem Kaya ise İç Anadolu Bölgesinde yetişen nohutlar ile beyaz ve çıtır leblebi yaptıklarını söyleyerek, “Günlük çıtır ve beyaz leblebi olmak üzere 2 ton üretim yapıyorum. Ankara, Kayseri ve Çorum gibi çevre illere bunu gönderiyorum” diye konuştu.
“Türkiye’nin dört bir yanına gönderiyoruz”
3 D yazıcılarla ev dekorasyonu ve oyuncak yaptıklarını belirten Feyyaz Buğra Çelik, “3 D yazıcılarla üretim yapıp online platformlarda satışını yapıyoruz. Burada oyuncak ev dekarosyonu ürünleri yapıyoruz. Türkiye’nin dört bir yanına gönderiyoruz. Henüz yeni bir oluşum olmamıza rağmen böyle bir fırsat geldi elimize, biz de bunu çok iyi değerlendirildiğimizi düşünüyoruz” dedi. – YOZGAT
]]>İzmir Ticaret Odasında düzenlenen Tunus Cumhuriyeti ülke tanıtım toplantısı; İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, Tunus Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Ahmed Ben Sghaier ile Tunus Cumhuriyeti İzmir Fahri Konsolosu Sabuhi Attar’ın açılış konuşmalarıyla başladı. Toplantıya, İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyeleri Abdullah Salkım, Mehmet Şahin Çakan, Serdar Gökhan Arıkan, İzmir Ticaret Odası Meclis Başkan Yardımcıları Mehmet Tahir Özdemir ve Nevzat Artkıy, katip üyesi Ali Yaramışlı, meclis ve komite üyeleri katıldı.
Konuşmasında Tunus’un dün olduğu gibi bugün de İzmir’in geleneksel ticaret partnerlerinin başında geldiğini ifade eden İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “Yabancı yatırımların, ülkemiz ve kentimiz ekonomisinin kalkınmasında büyük önem taşıdığını görüyoruz. Türkiye’de 2023 yılı itibariyle 221 adet Tunus sermayeli ‘rma faaliyet göstermekte. Ülkemiz-Tunus ticari ilişkilerinin güçlendirilmesi, kentimiz ticaretine de pozitif yansıyor. Bildiğiniz üzere İzmir, net ihracatçı bir şehir konumunda. Tunus’a 87 milyon dolar ihracat gerçekleştirirken 20 milyon dolara yakın ithalat ile 67 milyon doları aşkın bir ticaret fazlasına sahibiz. Ülkemizden Tunus’a yapılan toplam ihracatın yüzde 7’sini İzmir gerçekleştiriyor” dedi.
Özgener, Tunus ile iş birliği önerilerini sıraladı
Tunus ile ihracat kalemlerinin çeşitlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Özgener, Akdeniz havzasındaki aşırı ısınmayı önlemek ve bölgenin artan enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla Tunus ile birçok ortak projenin hayata geçirebileceği vurguladı.
Özgener sözlerini şöyle sürdürdü:
“Akdeniz’deki tüm paydaşları bir araya getirecek, yenilenebilir enerji projeleri ile çevre koruma, temiz su temini ve yeşil altyapı gibi alanlarda bilgi ve teknoloji paylaşımı sağlayacak Akdeniz’de Sürdürülebilirlik Sempozyumunu kentimizde düzenleyebiliriz. Tunus’un tarım potansiyeli ile İzmir’in ileri teknoloji uygulamalarıyla birleşen üretim deneyimini içeren ortaklıklar kurabileceğimize inanıyoruz. Yanı sıra; odamız ve Tunus Ticaret ve Sanayi Odaları Avrupa Birliği tarafından sürdürülen INTERREG NEXT MED Programı kapsamında bir projede yer alıyor. Akdeniz limanlarında Akdeniz Dijital Inovasyon Merkezlerinin kurulmasını hedefleyen proje kapsamında İzmir Alsancak Limanı ve Tunus Goulette Limanı’nın iştirakçi olarak yer almasının her iki ülke arasında kruvaziyer turizmi, ekonomi ve kültürel konulara ilişkin bağları daha da güçlendireceği kanaatindeyiz.”
Tunus Ankara Büyükelçisi Ahmed Ben Sghaier, toplantıda gerçekleştirdiği bilgilendirme sunumunda, Tunus’un Avrupa, Afrika ve Orta Doğu arasında köprü niteliğine sahip stratejik bir pozisyonda bulunduğunu vurguladı. Ülkede bulunan; 9 uluslararası havalimanı, 7 ticari liman, 2 bin kilometrenin üzerinde demir yolu hattının güçlü bir lojistik altyapı sunduğunu belirten Sghaier, Tunus’un Kuzey Afrika bölgesinde yetenek rekabeti, girişimcilik ekosistemi, yenilik, rekabetçi endüstriyel performans, bilgi ve iletişim teknolojileri geliştirme, e-ticarete geçiş alanlarında ilk sırada yer aldığını; ayrıca çok verimli topraklara sahip olduğunu söyledi.
Sghaier konuşmasında şunları kaydetti:
“Tunus ve Türkiye iki kardeş ülke ve halkları arasındaki tarihi bağlar, kültür ve medeniyet ortaklıkları, güçlü iş birliği ilişkilerinin kurulması için sağlam temel ve uygun zemin teşkil ediyor, özellikle de zengin ve çeşitli yasal çerçeveye dayanan ekonomik alanlarda. Kuşkusuz ülkelerimizin sahip oldukları muazzam imkanlar, her iki taraf için de kazan-kazan ortaklığı çerçevesinde bu ilişkileri güçlendirmek ve tabanını genişletmek için bizleri birlikte daha fazla çalışmaya motive ediyor.” – İZMİR
]]>Turkcell’in 2 Mayıs 2024’te gerçekleştirilen Olağan Genel Kurul toplantısının ardından yeni yönetim kurulu belirlendi. Kamuoyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan açıklamaya göre Turkcell Yönetim Kurulu Üyesi Sir Julian Horn-Smith ile Bağımsız Yönetim Kurulu Üyeleri Afif Demirkıran ve Hüseyin Arslan görevinden ayrıldı. Bu isimlerin yerlerine Arda Ermut Turkcell Yönetim Kurulu Üyesi olurken, Prof. Dr. Mehmet Naci İnci ve Prof. Dr. İdris Sarısoy Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi olarak atandı.
Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi eski Başkanı olan Ermut, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olduktan sonra 2005 yılında Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri olarak göreve başladı. 2005’te Uzman olarak katıldığı Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı’nda çeşitli yöneticilik görevlerinin ardından 2015’te Kurum Başkanlığına atandı. Ermut, 2015-2019 yılları arasında Viyana Ekonomik Forumu ve SunExpress Yönetim Kurulu Üyeliği, 2019-2021 yılları arasında Türkiye Basketbol Federasyonu Asbaşkanlığı ve dört yıl boyunca Dünya Yatırım Ajansları Birliği’nde (WAIPA) Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulundu. 2019-2021 yılları arasında Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Üyesi ve Türk Hava Yolları İcra Kurulu’nda da üç üyeden biri olarak görev yaptı. Arda Ermut, 2018-2020 yılları arasında Türkiye Varlık Fonu (TVF) Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmış olup, Mart 2021 itibariyle Türkiye Varlık Fonu Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak atandı. Ermut, çoğunluk hisselerinin Türkiye Varlık Fonu tarafından satın alınması sonrasında Türk Telekom’da 2022-2024 yılları arasında Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.
Yeni Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Naci İnci, lisans eğitimini 1987 yılında Marmara Üniversitesi Fizik Bölümü’nde, doktora eğitimini ise 1992 yılında fiber optik sensörler alanında İngiltere’deki Heriot-Watt Üniversitesi’de tamamladı. Stanford Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nde 1993-1994 yılları arasında optik haberleşme alanında doktora sonrası çalışmalar yapan İnci; 1994 senesinde Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nde yardımcı doçent, 1996’da ise doçent oldu. 1999-2005 yılları arasında Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapan Mehmet Naci İnci, üniversitenin diğer lisans ve lisansüstü programlarının kurulmasında çeşitli görevler üstlendi. 2005 yılında Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nde profesör olan İnci, 2013-2020 yılları arasında Bölüm Başkanlığı yaptı. Prof. Dr. Mehmet Naci İnci 2021 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmaktadır. Araştırma alanları arasında endu”striye yo”nelik uygulamalı optik, quantum optigˆi, dogˆrusal olmayan optik, kuantum bilis¸imi, optoelektronik, fiber optik senso”rler, fiber optik telekomu”nikasyon, katıhal fizigˆi, optik profilometri, fotonik kristaller ve nano-yapıların fotonigˆi öne çıkmaktadır.
Yeni Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi I·dris Sarısoy ise, Erciyes U”niversitesi I·ktisadi ve I·dari Bilimler Faku”ltesi Maliye Bo”lu”mu”‘nden 1998 yılında mezun oldu. Aynı yıl I·stanbul U”niversitesi Sosyal Bilimler Enstitu”su” Maliye Anabilim Dalı’nda bas¸ladıgˆı yu”ksek lisans egˆitimini “Tu”rkiye’de Kamu Kesimi Ac¸ıkları ve Finansman Politikaları” bas¸lıklı teziyle 2000 yılında tamamladı. 2001’de Marmara U”niversitesi Sosyal Bilimler Enstitu”su” Maliye Anabilim Dalı’nda bas¸ladıgˆı doktora egˆitimini hazırladıgˆı “Ku”c¸u”k ve Orta O”lc¸ekli I·s¸letmelere Sagˆlanan Vergi Tes¸vikleri ve Tu”rkiye Uygulaması” adlı doktora tezi ile 2006 yılında bitirdi. 2002’de Zonguldak Bu”lent Ecevit U”niversitesi I·ktisadi ve I·dari Bilimler Faku”ltesi Maliye Bo”lu”mu”‘nde bas¸ladıgˆı akademik kariyerine 2003’te Marmara U”niversitesi I·ktisadi ve I·dari Bilimler Faku”ltesi Maliye Bo”lu”mü’nde devam etti. 2007-2014 yılları arasında Bu”lent Ecevit U”niversitesi I·ktisadi ve I·dari Bilimler Faku”ltesi Maliye Bo”lu”mu”‘nde Doktor O”gˆretim Üyesi olarak c¸alıs¸tı. 2014’ten itibaren Marmara U”niversitesi Siyasal Bilgiler Faku”ltesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yo”netimi Bo”lu”mu”‘nde Doc¸ent Doktor olarak c¸alıs¸maya bas¸layan Sarısoy, 2020’den bu yana Profeso”r Doktor olarak aynı bo”lu”mde go”revine devam etmektedir. Hazine ve Maliye Bakanlıgˆı Vergi Konseyi Üyesi de olan Sarısoy, agˆırlıklı olarak vergi konularında olmak u”zere, yoksulluk, yabancı sermaye yatırımları, sec¸im beyannameleri ve sagˆlık ekonomisi alanlarında akademik aras¸tırmalar yu”ru”tmektedir.
Yeni yönetim kuruluyla ilgili açıklamalarda bulunan Turkcell Yönetim Kurulu Başkanı Şenol Kazancı, “Türkiye’nin Turkcell’i olarak 30 yıldır en yeni teknolojileri vatandaşlarımızla buluşturmanın ve ülkemiz için çalışmanın gururunu yaşıyoruz. Türkiye Yüzyılı’nı Dijitalin Yüzyılı yapma hedefimizi gerçekleştirmek için yeni yönetim kurulumuzla çalışacağız. Bu vesileyle, görev süreleri sona eren yönetim kurulu üyelerimize özverili çalışmaları ve emekleri için teşekkürlerimi sunuyorum. Yönetim kurulumuza yeni katılan üyelerimize görevlerinin hayırlar getirmesini diliyorum. Daha da güçlü bir takım olarak, üretmeye ve ülkemiz için yatırım yapmaya devam edeceğiz” dedi. – İSTANBUL
]]>Hem kişisel bakım hem de ev temizliği gibi kategorilerde sunulan indirimli ürünlerden yararlanarak maksimum fayda almak mümkün olur. Ev ekonomisi açısından değerlendirildiğinde market broşürleri tasarruf sağlar. Haftalık ve aylık hazırlanan alışveriş bütçelerinden tasarruf etmeyi mümkün kılan broşürler sayesinde aynı bütçeyle farklı ihtiyaçlara odaklanma imkanı doğar.
İndirimli ürünler ve marketlerin belirli ürünlerde uyguladığı özel fiyatlar çerçevesinde alışveriş işlemleri şekillendirildiğinde çok yönlü bir deneyim elde edilir. Temel gıda maddelerinden pratik mutfak gereçlerine kadar pek çok alanda sunulan indirim fırsatları sayesinde maksimum fayda alınır. Market broşürleri özellikle aktüel ürünlerde ön plandadır.
BİM cuma kataloğu gibi marka ve hafta özelinde gerçekleşen fırsatları takip ederek maksimum deneyim alabilirsiniz. O hafta içerisinde gerçekleşecek indirimleri ve kampanyaları görüntüleyerek ihtiyaç dahilinde ürün olup olmadığını kontrol edebilirsiniz.
Pratik ve konforlu alışveriş için market broşürleri
Market broşürleri hem pratiklik hem de bütçe tasarrufu sağlama açısından oldukça önemlidir. Market broşürlerini takip ederek planlama ve bütçeleme noktasında önemli avantajlar elde edilir. Market broşürlerinin ev ekonomisine katkısı aşağıdaki gibi sıralanabilir.
Kullanıcılar alışveriş yapmadan önce marketlerin broşürlerini inceleyerek seçenekler arasında değerlendirme yapabilir, bütçe planını bu doğrultuda hazırlayabilirsiniz. Planlama ve bütçeleme bakımından avantaj sağlayan market broşürleri ihtiyaçlar için gerekli olan maddi kaynağın doğru şekilde değerlendirilmesini sağlar.
İndirimli ürünleri ve ürün özelinde gerçekleşen kampanyaları inceleyerek ev ihtiyaçlarınızı belirleyebilirsiniz. Ev ihtiyaçları çerçevesinde indirimli ürünlerden oluşan alışveriş listeleri hazırlayarak kısa sürede çok yönlü bir market alışverişi gerçekleştirebilirsiniz.
Market broşürleri çeşitlilik sunma açısından da oldukça önemlidir. Farklı marketlerin indirim ve kampanyalarını görüntüleme imkanı tanıyan broşürler seçenekler arasında karşılaştırma yapmayı kolaylaştırır.
Tüketiciler ihtiyaçlarına uygun ürünü farklı market broşürleri üzerinden analiz ederek maksimum fayda sağlayabilir. A101 aktüel market broşürleri üzerinden A101 markasının sunmuş olduğu haftalık ve aylık fırsatları kontrol etmek kolaylaşır.
Farklı marketlerin fiyatlarını ve aynı üründe uygulanan indirim oranlarını karşılaştırma imkanı bulan kullanıcılar daha iyi adımlar atabilir. Daha düşük maliyetle ev ekonomisine katkı sağlamayı mümkün kılan market broşürleri pek çok noktada avantaj sağlar. Ev bütçesini doğru ve etkili bir şekilde yönetmek isteyenler market broşürlerinin sunmuş olduğu fırsatları değerlendirebilir.
Yukarıdaki seçeneklerin birçoğu bütçesini doğru şekilde yöneterek ihtiyaçlarını karşılamak isteyenler için değerlendirilebilir.
Market broşürü incelerken dikkat edilmesi gerekenler
Market broşürleri marketlerin belirli ürünlerde gerçekleştirdiği indirimleri görmenin en etkili yoludur. Broşürleri incelemeden önce ihtiyaçları belirlemek marketler arasında karşılaştırma yapmayı kolaylaştırır. Bundan dolayı broşürdeki ürünler arasında ihtiyaca göre hareket etmek gerekir.
İhtiyaçlara yönelik indirimli ürünlerden faydalanarak daha iyi bir ön araştırma deneyimi elde edilebilir. Broşürler arasında fiyat karşılaştırması yapmak gerekir. Fiyat karşılaştırmaları indirim oranları ve ürün bazında değerlendirmek daha etkili sonuçlar almayı mümkün kılar.
Bim broşür seçenekleri içerisinde Bim çatısı altında sunulan ürünler bir arada görülebilir. Bu sayede fiyat karşılaştırması yapmak daha da kolaylaşır. Marka tarafından sunulan indirimleri rahatça görebilmek mümkün olduğundan avantajlar artar.
Ürünlerde gerçekleşen gerçek indirimleri ve kampanyaları takip etmenin en önemli yolu karşılaştırma yapmaktır. Markaların sunmuş olduğu avantajları fiyat karşılaştırmalarıyla rahatça bulabilirsiniz.
]]>Her yaş grubundan müşterimiz için özel ayrıcalıklar sunuyoruz. Odaklandığımız bazı müşteri segmentleri var; iletişim ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek, kontrollü harcama yapan Faturalı ve Faturasız “Bütçe Dostu” tarife kullanıcıları; 26 yaş altı gençlerin dahil olduğu “FreeZone” kullanıcıları; 16 yaş altında ilk telefonu ile birlikte hattını alacak “FreeZone-İlk Hattım” kullanıcıları; yüksek internet ihtiyacı olan, dijital müşterilerimiz “Red” tarife kullanıcıları gibi. Bu segmentlerin her birinde müşteri ihtiyaçlarına uygun marka indirimleri ve kampanyalarımız mevcut. Bütçe Dostu tarifelerimizle birlikte müşterilerimizin fatura ödeme veya ulaşım gibi günlük harcamalarına destek olacak Vpay’lerine 6 ay boyunca 100 TL yatırıyoruz. Genç müşterilerimizin sosyalleşmeleri için harcamalarına destek olacak sinema, yeme içme, otobüs bileti indirimleri gibi faydalar sunuyoruz. 16 yaş altında ilk hattını kullanacak müşterilerimiz ve onların ebeveynleri için kırtasiye, çocuk giyim veya çocuk menüsü indirimleri gibi faydalar sunuyoruz.

Özellikle Red ayrıcalıklarınız dikkat çekiyor. Bu ayrıcalıkların arka planını açıklar mısınız? Nasıl yola çıktınız?
Yaptığımız araştırmalara göre, müşteriler kendilerini daha “değerli” hissetmek ve kullandıkları markanın yanlarında olduğunu bilmek istiyor. Özellikle birey ve hanelerin ekonomik anlamda zorluklar yaşadığı bu dönemde “akıllı harcama” yaptığını bilmek müşteriler için çok önemli. Markaların bireylerin günlük ihtiyaç alanlarını adresleyen faydalar ve anlık kazanımlar sunması önem kazanıyor. Bu doğrultuda biz de Vodafone Red olarak, müşterilerimizin uçtan uca iletişim ihtiyaçlarını karşılarken, onlara seyahatten ulaşıma, eğlenceden yeme içmeye kadar pek çok alanda birçok ayrıcalık sunuyoruz. Marketten akaryakıta, restorandan seyahate, hayatı dolu dolu yaşayan müşterilerimizin her anında öncü firmalarla yaptığımız indirim anlaşmaları ve ücretsiz kullanım hakları ile “Red’liler ayrıcalıklıdır” diyoruz. Bununla beraber, dijital içerik servislerinde Premium üyelikleri de Red’lilere ilk 3 ay hediye ediyoruz. Böylece Red’liler, en çok kullanılan platformlardan biri olan YouTube’da reklamsız izleme ve indirme gibi özellikler sunan Premium üyelikten faydalanarak mobil internet kullanımı deneyimlerini iyileştirme imkânı buluyor.
Red çatısı altında bazı yeni ortaklıklarınız oldu. Bunları paylaşır mısınız?
“Red dolu dolu” çatısı altında hem Red’e yeni gelen müşterilerimiz hem de halihazırda Vodafone müşterisi olup tarifesini Red ile yenileyen müşterilerimiz için kendilerini özel ve öncelikli hissedecekleri marka ortaklıkları ve fırsatlar sunuyoruz. Red’e yeni gelen ve mevcutta Vodafone’lu olup tarifesini Red ile yenileyen müşteriler için Migros’ta 500 TL’ye ve üzerine 100 Money hediye, Les Benjamins’te 5.000 TL ve üzerine 1.000 TL indirim, SushiCo’da 800 TL ve üzerine 100 TL indirim, BigChefs’te 750 TL ve üzerine 100 TL indirim, Opet’te 750 TL ve üzerine 100 TL Opet Yakıt Puan hediye sunuyoruz. Tüm Red müşterileri için ise İstanbul Havaalanı ve Sabiha Gökçe Havaalanı’na Havaist ile transferde %50 indirim, İSPARK otoparklarında 2-4 saate kadar ücretsiz otopark hakkı, Seyahat Yanımda’da yurtiçi uçak biletinde 300 TL, yurtdışı uçak biletinde 500 TL indirim sunuyoruz.
Bu ayrıcalıklardan kaç müşterinizin faydalanmasını ve ne kadarlık bir fayda sunmayı bekliyorsunuz?
Yeni dönemde, faturalı müşterilerimiz içinde %50’den fazlasının Red’li olmasını ve müşterilerimize toplamda 100 milyon TL’nin üzerinde değer yaratmayı hedefliyoruz.
Red müşterileriniz bu ayrıcalıklardan nasıl yararlanıyor?
Kampanyalarımızdan faydalanmak için, Vodafone Yanımda uygulamamızın içindeki Fırsatlar Dünyası’ndan ilgili kampanya sayfasına girilmesi ve ilgili sayfada “Fırsatı Kullan” butonuna tıklanarak kod alınması yeterli oluyor. Marka ayrıcalıklarında kullanım hakları, sahip olunan tarifeye göre yılda 1 ile yılda 6 arasında değişiyor.
]]>SAMSUN – Samsun İnşaat Fuarı düzenlenen törenle açıldı. Törende konuşan Samsun Valisi Orhan Tavlı, “İnşaat ve yapı malzemeleri deyince güvenli ve standardı yüksek yapı malzemelerinin ülkemizde üretilmesi ve dünya çapında marka firmalarının ülkemizde üretim yapması bu sektör açısından son derece anlamlı” dedi.
8’inci Yapı, İnşaat Malzemeleri, Asansör, Tesisat, Isıtma, Soğutma, Havalandırma, Doğalgaz ve Teknolojileri Fuarı, Samsun Fuar Merkezinde düzenlenen törenle kapılarını ziyaretçilerine açtı. Birçok üretici ve ihracatçı firmanın yer aldığı fuarın açılışında konuşan Vali Tavlı, “İnşaat ve yapı malzemeleri deyince güvenli ve standardı yüksek yapı malzemelerinin ülkemizde üretilmesi ve dünya çapında marka firmalarının ülkemizde üretim yapması bu sektör açısından son derece anlamlı. Samsun başta olmak üzere güvenli şehirler oluşturan, güvenli yapı malzemeleri, konutlar, inşaat yapıları oluşturan Türk müteahhitlik firmaları da yapı malzemesi üreten firmalara öncelikle teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. İnşaat sektöründe teknoloji geliştikçe yapıların hem güvenli olması hem de standardın yüksek olması aynı zamanda estetik ve konforu da yüksek yapı malzemelerinin talep edildiğini günümüzde görmekteyiz” diye konuştu.
“Dirençli şehirler noktasında, kentsel dönüşümle ilgili yapacağımız işler var”
Açılışta konuşan Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, “İnşaat, diğer sektörleri de içinde barından, ekonominin gidişatı ile önemli olan bir sektördür. İnsanların evine ekmek götürmelerinin en baş aktörlerinden biri de inşaat sektörüdür. Samsun’la ilgili yapacaklarımız var. Dirençli şehirler noktasında, kentsel dönüşümle ilgili yapacağımız işler var. İnşaat firmalarımızla el ele vererek bu süreci biran evvel birlikte yapma arzusu ile hareket edeceğiz. Birlikteliğimize çok ihtiyacımız olan günleri yaşayacağız. İnşaat sektörünün hem Samsun’da önemli bir etkinlik alanın oluşması hem de kentsel dönüşümle alakalı bizlerin yapacağı işlere katkı vermesi Samsun’daki inşaat sektörünün hızlıca ayağa kalkmasını daha ileriye gitmesine de önemli bir faktör olacaktır. Önemli bir yol alacağımızı buradan ilan etmek istiyorum. İnşallah bundan sonraki yapacağımız birlikte işlerle fuar merkezi ve buna ilave olarak oluşturacağımız kongre merkezi ile Samsun’u fuar ve kongre merkezi haline getirmek, bu konuda Karadeniz Bölgesi’nin üssü haline getirmek, Karadeniz’e kıyısı olan şehirlerinde bundan istifade edeceği, diğer ülkelerinde burada katılımcı olarak yer alacağı önemli günlere inşallah birlikte ev sahipli yapma arzusundayız” şeklinde konuştu.
“İnşaat fuarını çok önemsiyoruz”
Samsun Ticaret ve Sanayi OdasıYönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Süleyman Hızır, “İstihdam, üretim, imalatla birlikte oluşturduğu ekonomi döngü ile bununda bir adım ilerisinde yaşam kalitesini arttırmaya ve çevresel sürdürebilirliğe yönelik faaliyetlerin hepsi bir bütündür. İnşaat meselesi betonarmeden bir bina üretmekten daha çok bir bilim dalı olması dolayısıyla inşaat sektörü insani ihtiyaçlar, çevresel dengeler ve sürdürebilirlik ekseninde değerlendirilmesi gerektiğimin bilinci ile doğal afetlerle yüzleştiğimizde idrak edebiliyoruz. Bu anlamda bilgi, deneyim, paylaşımı sektörde yenilikleri takip etme anlamında inşaat fuarını çok önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.
Açılışın ardından protokol üyeleri stantları gezdi. Fuar 5 Mayıs’ta sona erecek.
]]>8’inci Yapı, İnşaat Malzemeleri, Asansör, Tesisat, Isıtma, Soğutma, Havalandırma, Doğalgaz ve Teknolojileri Fuarı, Samsun Fuar Merkezinde düzenlenen törenle kapılarını ziyaretçilerine açtı. Birçok üretici ve ihracatçı firmanın yer aldığı fuarın açılışında konuşan Vali Tavlı, “İnşaat ve yapı malzemeleri deyince güvenli ve standardı yüksek yapı malzemelerinin ülkemizde üretilmesi ve dünya çapında marka firmalarının ülkemizde üretim yapması bu sektör açısından son derece anlamlı. Samsun başta olmak üzere güvenli şehirler oluşturan, güvenli yapı malzemeleri, konutlar, inşaat yapıları oluşturan Türk müteahhitlik firmaları da yapı malzemesi üreten firmalara öncelikle teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. İnşaat sektöründe teknoloji geliştikçe yapıların hem güvenli olması hem de standardın yüksek olması aynı zamanda estetik ve konforu da yüksek yapı malzemelerinin talep edildiğini günümüzde görmekteyiz” diye konuştu.
“Dirençli şehirler noktasında, kentsel dönüşümle ilgili yapacağımız işler var”
Açılışta konuşan Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, “İnşaat, diğer sektörleri de içinde barından, ekonominin gidişatı ile önemli olan bir sektördür. İnsanların evine ekmek götürmelerinin en baş aktörlerinden biri de inşaat sektörüdür. Samsun’la ilgili yapacaklarımız var. Dirençli şehirler noktasında, kentsel dönüşümle ilgili yapacağımız işler var. İnşaat firmalarımızla el ele vererek bu süreci biran evvel birlikte yapma arzusu ile hareket edeceğiz. Birlikteliğimize çok ihtiyacımız olan günleri yaşayacağız. İnşaat sektörünün hem Samsun’da önemli bir etkinlik alanın oluşması hem de kentsel dönüşümle alakalı bizlerin yapacağı işlere katkı vermesi Samsun’daki inşaat sektörünün hızlıca ayağa kalkmasını daha ileriye gitmesine de önemli bir faktör olacaktır. Önemli bir yol alacağımızı buradan ilan etmek istiyorum. İnşallah bundan sonraki yapacağımız birlikte işlerle fuar merkezi ve buna ilave olarak oluşturacağımız kongre merkezi ile Samsun’u fuar ve kongre merkezi haline getirmek, bu konuda Karadeniz Bölgesi’nin üssü haline getirmek, Karadeniz’e kıyısı olan şehirlerinde bundan istifade edeceği, diğer ülkelerinde burada katılımcı olarak yer alacağı önemli günlere inşallah birlikte ev sahipli yapma arzusundayız” şeklinde konuştu.
“İnşaat fuarını çok önemsiyoruz”
Samsun Ticaret ve Sanayi Odası(TSO) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Süleyman Hızır, “İstihdam, üretim, imalatla birlikte oluşturduğu ekonomi döngü ile bununda bir adım ilerisinde yaşam kalitesini arttırmaya ve çevresel sürdürebilirliğe yönelik faaliyetlerin hepsi bir bütündür. İnşaat meselesi betonarmeden bir bina üretmekten daha çok bir bilim dalı olması dolayısıyla inşaat sektörü insani ihtiyaçlar, çevresel dengeler ve sürdürebilirlik ekseninde değerlendirilmesi gerektiğimin bilinci ile doğal afetlerle yüzleştiğimizde idrak edebiliyoruz. Bu anlamda bilgi, deneyim, paylaşımı sektörde yenilikleri takip etme anlamında inşaat fuarını çok önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.
Açılışın ardından protokol üyeleri stantları gezdi. Fuar 5 Mayıs’ta sona erecek. – SAMSUN
]]>KÜTAHYA – Kütahya 30 Ağustos Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mahmut Öztaş, 30 Ağustos OSB’nin en karlı sanayi kentlerinden birisi olacağını ifade etti. Öztaş, 30 Ağustos OSB’nin son durumuyla alakalı bilgiler verdi.
Yatırımcıları Kütahya’ya davet eden Mahmut Öztaş, “Kütahya’nın ihtiyacı olan Bereket Sanayi Sitesi gibi bir kooperatifin Kütahya’da kurulması yani Gıdacılar Kooperatifi gibi bir kooperatifin kurulması. Tabi orada devlet ve belediyeler buranın altyapılarını ve arsa bedellerini çok cüzi şartlarda verebilir. Bir de az önceki senin söylediğin şey de doğru 5 bin metrekarelik bir yer alacaksın ki bin 500 metrekare civarında bir tapulu mülk yapacaksın. Bir de genel giderleri var, en önemli şey organize uygulama yönetmelerinde depolama yapamıyorsun. farklı üretimler yapamıyorsun. Bunlar izine bağlı, devir yapamıyorsun. Biz burada sadece hepimizden alınan bedel, altyapı katılım bedeli. Biz arsa satmıyoruz, devlet bu arsaları bize bedava veriyor veyahut da kamulaştırma bedelleri dışında olanları bedava alabiliyoruz. Biz diğer ulusal OSB’lere göre baktığımız zaman, bir girişimiz var inşallah yapabilirsek bir de çıkışımız olacak, biz bunu hem belediye meclisinde hem burada ciddi anlamda özveri göstererek yapıyoruz. Hızlanma şeridimiz yapıldı. Çok şükür Kütahya Bölge tarafına gidenler beklemeden çıkıyor yani TOKİ şehir bağlantısını da yaptırabilirsek en popüler organize sanayilerden biri olacağız. Bunu tabii küçük sanayilerin de etrafını şenlendirebilirsek Kütahya 30 Ağustos Organize Sanayi Bölgesi hem yatırımcısına hem de çevresine en iyi vergi verecek, geliri sağlayabilecek OSB olacak. Bunun için gönül ister devletimiz de o yatırımları bize bedavaya yapsa bizde kredi kullanmasak, biliyorsunuz hepimizin iş yerlerinde trafolar var. Bir şalter aldığımız zaman dumanımız çıkıyor. Hepimiz yatırımcıyız, bir kablo aldığımız zaman, bir yerden bir yere makine taşıdığımız zaman ciddi bedeller ödüyoruz, inanın maliyetlerde herhangi bir kar konulmadı hatta birkaç defa inceledik. Çevre OSB’lerden yatırım bedelleri aldık. Çıkarttığımız şey en uygunu olduğunu düşünerek çıkarttık. İnşallah gelişen özellikle TOKİ bağlantısı ile de halk otobüsleri ve ulaşımla ilgili sorunları çözebilirsek önümüzdeki dönemde bizim servis giderlerimiz belki daha azalacak, daha rahat şehire ulaşım olacak. Bu bir ivme, dediğimiz gibi Eskişehir’deki metrekare fiyatlarını Bursa’daki metrekare fiyatlarını gördüğümüz zaman insanlar oraya gidiyor, bu sadece bizim OSB’mizin sağlayacağı değerlerle değil. Kütahya önümüzdeki 10 yılın en iyisi sanayi kentlerinden birisi olacak. Biz ne kadar beğensek de beğenmesek de iyi noktaya doğru gidiyoruz. Zekeriya abi buradaki ilklerden birisi, çektiği sıkıntıları duyduğumuz zaman diyoruz ki, sağ olsun devletimiz her zaman yanımızda oldu. Sıkıştığımız zaman desteklerini verdi ama bundan sonrası, biz kendi sorunlarımızı kendimiz çözer hale geldik ve bundan sonra da iyi noktaya doğru gidiyoruz” diye konuştu.
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, uluslararası danışmanlık, denetim ve vergi hizmetleri şirketi EY tarafından küresel çapta 55’ten fazla ülkede gerçekleştirilen ve 1000’den fazla başarılı kadın girişimciyi ağında barındıran EY Girişimci Kadın Liderler Programı (EY Entrepreneurial Winning Women Program), işini büyütme hedefi, tutkusu ve potansiyeli olan girişimci kadınları bir araya getirerek uluslararası pazarlara açılma, rekabet avantajı sağlama ve uzun vadeli değer yaratma gibi konularda destek olmayı amaçlıyor.
Programa katılanlara eğitim, mentörlük, koçluk ve danışmanlık hizmeti verilmesinin yanı sıra küresel bir girişimcilik ağına katılmalarına imkan sağlanıyor. Türkiye’de 7 yıldır yürütülen programa, bugüne kadar 70 başarılı Türk kadın girişimci dahil oldu.
Program kapsamında her yıl farklı bir ülkede düzenlenen konferansa bu yıl ilk kez İstanbul ev sahipliği yaptı.
Programa, Fark Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Arya Kadın Yatırım Platformu Kurucusu Ahu Serter, Turkven Direktörü Selin Dilmener, Reeder Kurucu Ortağı Sezen Sungur Saral, Burpol Polimer Genel Müdürü İlkay Yıldırım, Mako Kids Kurucu Ortağı Irmak Atabek ve Sosyal Gastronomi Şefi Ebru Baybara Demir konuk konuşmacılar arasında yer aldı.
Konuşmacıların yanı sıra EY EMEIA Private Lideri Suwin Lee, EY Türkiye Ülke Başkanı Metin Canoğulları, EY Türkiye Strateji ve Kurumsal Finansman Bölüm Başkanı Özge Gürsoy Büyükavşar ve EY Türkiye İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Hizmetleri Lideri Ece Sevin, iş dünyasına yönelik değerlendirmelerini paylaştı.
Açıklamada görüşlerine yer verilen EY Türkiye Girişimci Kadın Liderler Programı Lideri Müge Tan Belviso, dünyanın birçok ülkesinden gelen girişimci kadınları İstanbul’da ağırlamaktan, Türkiye’deki girişimci kadınlarla bir araya getirmekten ve yatırım fırsatlarıyla tanıştırmaktan çok mutlu ve gururlu olduklarını belirtti.
Girişimci kadınların dünyanın her yerinde çeşitli zorluklarla karşılaşabildiğine ve potansiyellerini ortaya çıkarmak için yeterli desteği bulmakta güçlük yaşayabildiğine değinen Belviso, “Bu noktada, kadınların doğru kişilere ve kaynaklara ulaşması, ağını genişletmesi ve geleceğe yönelik değer yaratan bir yol haritası çizmesi çok önemli.
EY Girişimci Kadın Liderler Programımız ile kadın girişimcilerin liderlik becerilerini ve vizyonlarını geliştirmelerine destek oluyor, işlerini büyütürken yanlarında oluyoruz. Önümüzdeki aylarda Türkiye’de programın 8’inci dönemini başlatmak için de sabırsızlanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
EY EMEIA Girişimci Kadın Liderler Programı Lideri Natasa Nikolic de kadınların, önce aileden başlayarak toplumu ve iş dünyasını şekillendirdiğini, dolayısıyla eşitliğin sağlanması ve daha iyi bir dünya oluşmasında kilit bir rol üstlendiğini kaydetti.
Nikolic, “Biz de EY Girişimci Kadın Liderler Programımızla eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılık anlayışımız doğrultusunda, kadın girişimcileri iş dünyasında daha da cesaretlendirerek toplumların sosyo-ekonomik olarak kalkınmasına destek oluyoruz. Bunun yanı sıra, kadınların hayatın her alanındaki temsilinin çok önemli olduğuna inanıyor, işlerini büyütmelerini destekleyerek milyonlarca iş fırsatı yaratılmasını ve istihdamın artırılmasını hedefliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
EY EMEIA Strateji ve Kurumsal Finansman Lideri Julie Hood da kadınların doğaları gereği güçlü bir bağlayıcı olduğunu, içinde bulunduğu ekosistemlerde iş başarısı için kritik öneme sahip destek ve danışmanlık ağlarını oluşturmada uzmanlığı bulunduğundan bahsetti.
EY Girişimci Kadın Liderler Programı kapsamında Türkiye’de yeni dönem başvuruları ve detaylı bilgiler EY web sitesinde yayınlandı.
]]>Antalya Büyükşehir Belediyesi himayesinde bu yıl 8-10 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek 27. Hasyurt Tarım Fuarı’nın basın tanıtımı, Antalya Büyükşehir Belediyesi toplantı salonunda yapıldı. Toplantıya; Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Finike Belediye Başkanı Mustafa Geyikçi, Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Fahri Özen ve Kumluca Ticaret Borsası Meclis Başkanı Mehmet Özçetinkaya katıldı.
Tarım sektörü Finike’de bir araya gelecek
Açılış konuşmasını yapan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Hasyurt Tarım Fuarı’nın 2014 yılında 24’üncü kez düzenlenmesinin ardından, 7 yıl gerçekleştirilmediğini, 25’incisinin 2022’de yapıldığını aktardı. Böcek, “Geçen yıl 26’ncısını, şimdi de 8-10 mayıs tarihleri arasında 27’ncisini Antalya Büyükşehir Belediyemizin himayesinde Finike Belediyesi, Antalya Tarım Konseyi, Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası, Kumluca Ticaret Borsası iş birliğiyle düzenliyoruz. Tüm paydaşlarımızla beraber tarım sektörünü Finike’de tekrar bir araya getireceğiz” diye konuştu.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, göreve geldiği 2019 yılından itibaren, tarım sektöründe belediyenin yaptığı çalışmalara değinerek, şöyle devam etti:
“Tarımın başkenti Antalya’mızda, Büyükşehir Belediyesi olarak göreve geldiğimiz 2019 yılından bu güne kadar, yerelden kalkınma projelerimiz ile çiftçinin, üreticinin her daim yanında olduk. Kapalı devre sulama sistemleri, ekipman destekleri, tohum fide fidan destekleri, sulama kooperatiflerine enerji desteği, akıllı tarım uygulamaları gibi birçok projemizle Türkiye’deki belediyelere öncü olduk. Planlı ve sürdürülebilir bir tarım için Antalya’mızın 19 ilçesinde üreticimizle, çiftçimizle işbirliği içerisinde çalıştık, çalışmaya da devam ediyoruz. Tarım sektöründeki paydaşların bir araya geldiği, tarımın kalkınmasına ivme kazandıran fuarlarımızdan biri olan Türkiye’nin ilk tarım fuarı Hasyurt Tarım Fuarı’na da bu nedenle önem veriyoruz.”
Batı Antalya’da yılda 2,5 milyon ton yaş meyve ve sebze üretiliyor
Başkan Muhittin Böcek, Kumluca, Finike, Demre ve Kaş ilçelerini kapsayan Batı Antalya bölgesinin, tüm Türkiye’nin yaş meyve sebze ihtiyacını karşıladığına dikkat çekerek, Antalya’nın ülkenin gıda deposu olduğunu dile getirdi.
Böcek, şu ifadelere yer verdi:
“Fuarın yapılacağı Finike ilçemizin yanı sıra Kumluca, Demre ve Kaş ilçelerinin de yer aldığı Batı Antalya kuşağında, yılda yaklaşık 2,5 milyon ton yaş meyve ve sebze üretimi yapılmaktadır. Batı Antalya bölgesinin ekonomik anlamda en büyük kaynağı olan tarım, bölgeye sağladığı istihdama ilave olarak, özellikle kış aylarında tüm Türkiye’nin yaş meyve ve sebze ihtiyacının karşılanmasında da önemli bir paya sahiptir. Örtü altında, bahçe ve açık alanda yapılan üretim çeşitliliğine bağlı olarak yılın 12 ayı devam eden, üretim ve yetiştiricilik yapılmaktadır. Yapılan üretimin sürekliliği bölge tarımının yılın 12 ayı dinamik kalmasını sağlamaktadır. Ülkemizin örtü altı tarımının yaklaşık yarısını gerçekleştiren Antalya’mız, bitkisel üretim değeriyle 1’inci sırada yer almaktadır. 217 bin 326 kayıtlı çiftçimizle Antalya’mız, Türkiye’nin gıda deposu ve tarımının başkentidir.”
50 binin üzerinde ziyaretçi bekleniyor
Başkan Muhittin Böcek, her geçen yıl Hasyurt Tarım Fuarı’nın marka değerini geliştirdiklerine vurgu yaptı. Geçtiğimiz yıl fuarda 87 firmanın bulunduğunu söyleyen Böcek, bu yıl 50 binin üzerinde ziyaretçi beklediklerini dile getirdi. Böcek, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı:
“Geçtiğimiz yıl Hasyurt Tarım Fuarı’mızda 87 firma yer almış ve 24 bin 352 ziyaretçi katılım sağlamıştı. Bu yıl ise 100 civarında firmanın katılımı ile 50 binin üzerinde ziyaretçi bekliyoruz. Organize edeceğimiz bu büyük tarım buluşmasında sektörün tüm paydaşlarının yerlerini almalarını bekliyor, tüm üreticilerimizi ve misafirlerimizi 8 Mayıs’ta açılışını yapacağımız fuarımıza davet ediyorum.”
Fuar, panellere ve etkinliklere ev sahipliği yapacak
Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ise Hasyurt Tarım Fuarı programını ve fuar kapsamında düzenlenecek etkinlikleri aktardı.
Fuarın, tarım sektöründe her alandan katılımcıya geniş bir yelpazede ürün ve hizmetleri sergileme imkanı sunacağını kaydederek şu şekilde devam etti:
“Hasyurt Tarım Fuarı, tarım sektöründe iş birliklerini artırmak, yeni iş fırsatları oluşturmak ve sektördeki yenilikleri desteklemek için önemli bir fırsat sunmaktadır. Yeni çeşitler, gübreler, sulama sistemleri ile makine ve ekipmanlar sergilenecek, alışveriş gerçekleşecek. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, bu yıl da fuar alanında panel ve etkinlikler düzenlenecek. Birinci gün, 8 Mayıs Çarşamba günü, saat 14.00’te Nasıl Bir Ekonomi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım’ın moderatörlüğünde ‘Söz Çiftçide Programı’, 9 Mayıs Perşembe günü, saat 11.00’de BATEM ‘Narenciye Yetiştiriciliği’ paneli, saat 14.00’te ATB Basın Danışmanı Vahide Emel Yanık’ın moderatörlüğünde bölgedeki ziraat odası başkanlarının katılımıyla ‘Batı Antalya Tarımı’ paneli, 10 Mayıs Cuma günü saat 11.00’de de Antalya Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanı Seda Özel’in moderatörlüğünde ‘TARIM-GES Uygulamaları’ paneli düzenlenecek.”
Finike Portakalı dalında kaldı
Finike Belediye Başkanı Mustafa Geyikçi ise bu yıl yurt içinden 20 binin üzerinde, yurt dışından da binin üzerinde sektör profesyoneli ziyaretçiyi Finike’de ağırlamayı hedeflediklerini kaydetti. Başkan Geyikçi, ayrıca coğrafi işaretli Finike portakalının bu yıl beklediği değeri göremediğine dikkat çekerek şöyle devam etti:
“İlçemiz dünyaca ünlü bir tarım ürünü olan Finike portakalının anavatanıdır. Bu sene çok değerli portakalımız hak ettiği karşılığı alamamış ve ne yazık ki dalında kalmıştır. Bu fuarda en önemli amaçlarımızdan biri de Finike portakalımızın hak ettiği karşılığı bulmasını sağlamaktır. Bunun için fuarımızda üreticilerimizi yeni teknolojilerle buluşturarak, Finike portakalımızı katma değerli bir ürüne dönüşmesini sağlamak istiyoruz. Hasyurt Tarım Fuarı, bu anlamda ülkemizin dört bir yanından bu fuara katılan katılımcıların yanı sıra bölgemizdeki üreticiler için de çok önemli bir görevi üstlenmiş durumdadır.” – ANTALYA
]]>Kuraklığın ve ilaçların etkisiyle yaylalarda bitki çeşitliliğinin azalması sonucu arıların yeteri kadar nektar alamaması, toplu arı ölümlerine ve koloni kayıplarına yol açıyor.
Hayvansal üretim (zootekni) üzerine araştırmalar yapan Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayhan Yılmaz, AA muhabirine, arıcılık açısından önemli potansiyele sahip Bitlis’in son yıllarda küresel ısınmaya bağlı kuraklıktan etkilendiğini söyledi.
Arıcılığın biyoçeşitliliğe bağlı olduğunu anlatan Yılmaz, “Arıcılık tamamen bitkiyle tanımlanan bir hayvansal üretim kolu. Bütün canlı organizmalar gibi böcekler de gezegenimizin çok önemli bir parçası. İklim değişikliği, onların da yaşam döngülerinde ciddi değişikliklere yol açabiliyor.” dedi.
“Kuraklık, arıcılıkta çok büyük bir kayba yol açar”
İklim değişikliğine ve kuraklığa bağlı olarak bitki gelişimindeki düzensizliklerin doğrudan arının nektar kaynağında düzensizliklere yol açabildiğini belirten Yılmaz, yeterli nektar kaynağı oluşmadığında arı ailesinin rekabeti bırakarak kendilerini imha ettikleri yönünde bilimsel bulguların olduğunu kaydetti.
Ekolojik sistemde bütün canlı organizmaların birbirleriyle ilişkili olduğunu vurgulayan Yılmaz, şu değerlendirmede bulundu:
“İklim değişikliği ve kuraklık gibi oluşumlar meydana geldiğinde bu durum düzenin bozulmasına yol açar ve kuraklık arıcılıkta çok büyük bir kayba yol açar. Yeterince güçlenememeleri, nektar kaynağının yeterli olmaması kolonilerin yok olmasına yol açıyor. Son yıllarda özellikle kimyasal tarım teknolojilerindeki gelişmeler de arı ekolojisinde çok büyük etkiler oluşturmakta. Özellikle yoğun ilaç kullanımı arının birçok özelliğinde aksamalara yol açıyor. Uzun vadede kuraklık veya küresel ısınma gibi başka iklimsel olaylar ile insanlardan kaynaklı nedenlerin birçok canlı organizmanın ekolojisini etkileyeceğini düşünüyoruz.”
Bu durumun kaçınılmaz bir olgu olarak karşılarında durduğunu ifade eden Yılmaz, “Kuraklığın tarımsal boyutu bitkiler açısından su kıtlığıdır. Bitkinin gelişememesi, arının bitkiye girememesi demek. Kontrolsüz ilaç kullanımının özellikle arılıklara yakın yerlerde yapılması da arıcılığımız açısından çok tehlikeli bir durum. Mutlaka bunun önüne geçilmesi gerekiyor. Bu kimyasalların arıya etkisini tespit edecek mekanizmalarımız yok ama arılıklara yakın yerlerde kullanılan bu kimyasalların yayılmasının kaçınılmaz olduğunu biliyoruz. Bu kimyasallar rüzgarla, suyla veya herhangi bir şekilde arıya geçer.” diye konuştu.
“Kimyasal ilaçlamalar 3 kilometreden daha yakın ise arılara zarar veriyor”
Hizan ilçesinde arıcılık yapan Abdurrahman Yaldız da son 3 yıldır etkili olan kuraklığın arıların sayısının ve verimin azalmasına neden olduğunu belirtti.
Kuraklık nedeniyle bitkilerin gelişmediğini aktaran Yaldız, “Bitkiler gelişmeyince arılar yeterli nektar alamıyor. Bu arıların zayıflamasına ve ölmelerine neden oluyor. Çünkü yeterince beslenemiyor. Kimyasal ilaçlamalar da 3 kilometreden daha yakın ise arılara zarar veriyor.” diye konuştu.
Arıcı Şevket Yaldız da “Kuraklık nedeniyle arılarda azalma yaşanıyor. Kuraklık olunca polen ve yavru olmuyor. Zayıflayan arılar da ölüyor ama bu yıl inşallah kuraklık görünmüyor. Polen de var. Bu yıl verim alacağımıza inanıyorum.” dedi.
]]>Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, aynı zamanda Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı olan Güneydoğu Anadolu Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Fikret Kileci ile Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Çıkmaz ve yönetim kurulu üyelerine ziyaretlerinden dolayı teşekkür etti.
GAİB heyetinin Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’i ziyareti sırasında, ekonominin genel durumu, GAİB’in çalışmaları, OSB’deki üretimin sürekliliğinin önemi, şehirdeki konut sorunu ve Gaziantep’in akıllı şehre dönüşümü gibi konularda fikir alışverişinde bulunuldu.
“Yapıyı eğitim üzerine kuruyoruz”
GAİB Koordinatör Başkanı Ahmet Fikret Kileci, ziyaret sırasında GAİB’in çalışmaları hakkında bilgi verdi. Başkan Kileci, yeni dönemde yapıyı, kurguyu eğitim üzerine kurduklarını belirterek, “İnsanları, firmalarımızı geleceğe hazırlamak adına sürekli eğitimler veriyoruz. Dünyadaki değişimi, dönüşümü, dijitalleşmeyi, yenilikleri anlatarak yeni döneme hazırlıyoruz. Mesela eğitimcilerin eğitimi yaptığımız en önemli etkinliklerden birisidir” dedi.
“Günümüzde en önemli şey data”
Kileci ayrıca, verilerin doğru bir şekilde toplanarak analiz edilmesinin de önemine dikkat çekerken, “Şu an en önemli şey data. Yani veri. Datayı toplayıp, düzgün analiz ederseniz kesinlikle iyi şeyler çıkıyor. Bu arada en iyi yapmamız gereken şeylerden birisi, ne yayıp yapamayacağımızı bilmemiz gerek. Yani yeteneklerimizi, imkanlarımızı, coğrafi şartlarımızı, insan kaynaklarımızı çok iyi bilmemiz gerek. Kısacası zayıf ve güçlü yönlerimizi bilmemiz gerek. Rakamlarla konuşmamız, rakamlarla hareket etmemiz gerek. Yapamayacağımız işin üzerine de çok gitmemek lazım” şeklinde konuştu.
“21. yüzyıl veri yüzyılı”
Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de, Büyükşehir Belediyesinde yaşanan değişim ve dönüşüm hakkında bilgilendirmede bulunduktan sonra, konut sorununa dikkat çekti. Başkan Şahin, “Yenilenmezsek yeniliriz. Biz de kendi bünyemizde, 10 hoca ile 3 aydır çalışıyoruz. Akıllı şehir diyoruz. Şehrin akıllı olmasını istiyorsanız önce belediye akıllı olacak. Belediyenin akıllı olması için yalınlaşması lazım. Yalınlaşmadan akıllı olunmuyor. Şu an bünyede norm kadro, verimlilik, ölçülebilirlik, koordinasyon gibi alanlarda büyük değişimler yaşanıyor. Takip ediyorsunuz. Bünyeyi tazeliyoruz. Küçülüyoruz. Bunun adına küçülerek büyüme diyorlar. Açık veriye geçtik. 21. yüzyıl veri yüzyılı. Açık veri ile bir uygulamaya bakıp şehrin bütün şikayetlerini görebiliyorum” ifadelerini kullandı.
“Konut sorunu başka sorunlara da yol açıyor”
Şahin, “Sanayicilerimizin şehrimize, ülkemize katkısı sadece ekonomi alanında değildir. Sosyal barışa, huzura da büyük katkı sağlıyorlar. Bunun için OSB’deki üretimin kesintiye uğramaması gerek. Üretimi durdurursak başka sorunlar ortaya çıkmaya başlar. Bu anlamda iş sağlığı, iş barışı ve iş güvenli çok önemli. Şehrimizin en önemli sorunlarının başında konut ihtiyacı geliyor. Bugün OSB’de 300 bin kişi çalışıyor. Bunların yüzde 70’i de Şahinbey’den geliyor. Çalışanların konut sorunu için OSB ile önemli bir protokol imzaladık. OSB’ye yakın yerde onların ev sahibi olması için çalışmalar sürüyor. Burada aslında yeni bir modele geçiyoruz. Üretim nerede ise oraya konutu, yaşam alanını koyuyoruz. Buna Mercedes modeli diyorlar. En kısa sürede 50 bin konut yapılmalı. Buna göre proje üretip, sorunu çözmek için çalışıyoruz. Odalar, STK’lar, meslek grupları bir araya gelsinler, kooperatif kursunlar biz de onların üyelerinin konut sahibi olması için destek olalım. Bizim işimiz size lojistik destek sağlamak. Altyapı getirmek, meclisten karar çıkartmaktır” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>BARTIN – Kruvaziyer yolcu taşımacılığı ile 2022 yılının Ağustos ayında ilk kez tanışan Bartın’ın Amasra ilçesine gelen turist sayısı toplam 39 seferde 44 bin 319 kişiye ulaştı. 2022 yılında 9 bin 23 olan kişi sayısı 20 ayda 4.9 kat arttı.
Bartın’ın Amasra ilçesinde 2022 yılı Ağustos ayında Amasra seferlerine başlayan Astoria grande gemisi, 20 ayda yaptığı 39 seferde 17 bin 43’ü personel, 27 bin 276 yolcu olmak üzere toplam 44 bin 319 kişiyi ilçeye getirdi. Karadeniz’in en gözde kruvaziyer taşıma yapan gemilerinden olan ve 193 metre uzunluk, 30 metre genişlikteki 11 katlı Astoria Grande’nin Amasra’ya getirdiği yolcu sayısı katlanarak arttı.
2022 yılı Ağustos ayında başlayan ve yıl sonuna kadar gerçekleşen 9 seferde 3 bin 933 personel, 5 bin 90 yolcu olmak üzere toplam 9 bin 23 kişi getiren geminin 2023 yılında sefer sayısı 24’e çıkarken, yıl boyunca ilçeye getirdiği yolcu ve personel sayısı toplamda 27 bin 248’e ulaştı. Geçtiğimiz yıl taşıdığı yolcu ve personel sayısı bir önceki yıla göre 3 kat artan geminin toplamdaki yolcu sayısı ise ilk sefere başladığı 2022 yılına göre ise 4.9 kat arttı.
Bu yılın ilk 4 ayında gerçekleşen 6 seferde 8 bin 48 turisti Amasra ilçesine getiren gemi, bu seferlerden 3’nü Ocak ayında, 2’sini Nisan ayında birini de Mayıs ayında gerçekleştirdi.
Kruvaziyer Gemi ile yolcu taşımacılığında 2023-2024 sezonunun son seferinde 17 Ocak’ta gerçekleştiren gemi, yaklaşık 75 günlük bakım ve onarımın ardından ise 4 Nisan’da 2024-2025 sezonun ilk seferini gerçekleştirdi.
60 bin yolcu hedefi
Gemide yapılan anketlerde en çok beğenilen durak ve turizm şirketlerinin sunduğu gezi paketlerinde en çok talep edilen yerler arasında yer alan Amasra’da, bir önceki yılda kırılan turist sayısı rekorlarının 2024 yılında da kırılması hedefleniyor. Astoria Grande gemisi ile yıl boyunca yapılması planlanan toplam 26 seferde 40 bin turistin Amasra’ya getirilmesi planlanırken, ilçeye gelen gemi sayısının da arttırılması için çalışmalar yürütülüyor. Bölgeye yabancı turistleri getiren gemi sayısını 2 ve daha üstüne çıkartılması ile de yolcu sayısının 60 bine çıkarılması planlanıyor.
Yolcu sayısı her yıl katlanarak arttı
Bartın Belediye Başkanı Recai Çakır, kruvaziyer turizminde Amasra’nın ağırladığı turist sayısının artarak devam ettiğini kaydetti. 2024 yılında bölgeye yapılan sefer sayısını ve bölgeye gelen gemi sayısını arttırmak için çalışmalar yürüttüklerini de hatırlatan Çakır, “Başladığı günlerde oldukça az olan yolcu sayısı giderek artıyor. Bugün 878 yolcu 437 personelle Amasra’mızdalar, bu sene için 26 sefer ve Karadeniz’de yine birinci olma hedefi ile Liman işletme faaliyetimize devam ediyoruz. Sefer sayısının yanı sıra gemi sayısının artması için de, tüm paydaşlarımızla için de çalışmaya devam ediyoruz” diye konuştu.
39. seferde 878 yolcu getirdi
39. seferini 1 Mayıs’ta gerçekleştiren gemi, son seferinde 878 yolcu, 437 mürettebat ile Amasra Limanı’na yanaştı. Rusya’nın Soçi kentinden yola çıkan ve Karadeniz turu yapan geminin sabah saatlerinde geldiği Amasra ilçesinde yaklaşık 10 saat yolculuğa ara veren gemideki turistler, gün boyu Bartın ve Amasra ilçesinin, doğal, tarihi ve turistik yerlerini gezme fırsatı buldu.
Rus turistler sakin ve otantik buluyor
Denizin ve doğanın keyfini çıkaran Rus turistler, ilk kez geldikleri Amasra’yı çok beğendiklerini ifade etti. Rus turistler, Amasra’nın doğası ve denizini muhteşem olarak değerlendirirken, ilçeyi sessiz, sakin ve otantik bulduklarını ifade etti. Rus turistler, ilçenin meşhur balığının yanı sıra bölge insanlarını da çok sevdiklerini kaydederek, tekrar gelmeyi düşündüklerini söyledi.
]]>Bartın’ın Amasra ilçesine 2022 yılı Ağustos ayında seferlerine başlayan Astoria Grande gemisi, 20 ayda yaptığı 39 seferde 17 bin 43’ü personel, 27 bin 276’sı yolcu olmak üzere toplam 44 bin 319 kişiyi ilçeye getirdi. 193 metre uzunluğunda ve 30 metre genişliğindeki 11 katlı Astoria Grande’nin Amasra’ya getirdiği yolcu sayısı katlanarak arttı. 2022 yılı Ağustos ayında başlayan ve yıl sonuna kadar gerçekleşen 9 seferde 3 bin 933 personel, 5 bin 90 yolcu olmak üzere toplam 9 bin 23 kişi getiren geminin 2023 yılında sefer sayısı 24’e çıkarken, yıl boyunca ilçeye getirdiği yolcu ve personel sayısı toplamda 27 bin 248’e ulaştı. Geçtiğimiz yıl taşıdığı yolcu ve personel sayısı bir önceki yıla göre 3 kat artan geminin toplamdaki yolcu sayısı ise ilk sefere başladığı 2022 yılına göre ise 4.9 kat arttı. Bu yılın ilk 4 ayında gerçekleşen 6 seferde 8 bin 48 turisti Amasra ilçesine getiren gemi, bu seferlerden 3’nü ocak ayında, 2’sini nisan ayında, birini de mayıs ayında gerçekleştirdi. Yolcu taşımacılığında 2023-2024 sezonunun son seferinde 17 Ocak’ta gerçekleştiren gemi, yaklaşık 75 günlük bakım ve onarımın ardından 4 Nisan’da 2024-2025 sezonun ilk seferini gerçekleştirdi.
60 bin yolcu hedefi
Gemide yapılan anketlerde en çok beğenilen durak ve turizm şirketlerinin sunduğu gezi paketlerinde en çok talep edilen yerler arasında yer alan Amasra’da bir önceki yılda kırılan turist sayısı rekorlarının 2024 yılında da kırılması hedefleniyor. Astoria Grande gemisi ile yıl boyunca yapılması planlanan toplam 26 seferde 40 bin turistin Amasra’ya getirilmesi planlanırken, ilçeye gelen gemi sayısının da arttırılması için çalışmalar yürütülüyor. Bölgeye yabancı turistleri getiren gemi sayısının iki ve daha üstüne çıkartılması ile yolcu sayısının 60 bine çıkarılması planlanıyor.
Yolcu sayısı her yıl katlanarak arttı
Bartın Belediye Başkanı Recai Çakır, kruvaziyer turizminde Amasra’nın ağırladığı turist sayısının artarak devam ettiğini kaydetti. 2024 yılında bölgeye yapılan sefer sayısını ve bölgeye gelen gemi sayısını arttırmak için çalışmalar yürüttüklerini hatırlatan Çakır, “Başladığı günlerde oldukça az olan yolcu sayısı giderek artıyor. Bugün 878 yolcu, 437 personelle Amasra’mızdalar. Bu sene için 26 sefer ve Karadeniz’de yine birinci olma hedefi ile liman işletme faaliyetimize devam ediyoruz. Sefer sayısının yanı sıra gemi sayısının artması için de tüm paydaşlarımızla çalışmaya devam ediyoruz” diye konuştu.
39. seferde 878 yolcu getirdi
39. seferini 1 Mayıs’ta gerçekleştiren gemi, son seferinde 878 yolcu ve 437 mürettebat ile Amasra Limanı’na yanaştı. Rusya’nın Soçi kentinden yola çıkan ve Karadeniz turu yapan geminin sabah saatlerinde geldiği Amasra ilçesinde yaklaşık 10 saat yolculuğa ara veren turistler, gün boyu Bartın ve Amasra ilçesinin doğal, tarihi ve turistik yerlerini gezme fırsatı buldu.
Rus turistler sakin ve otantik buluyor
Denizin ve doğanın keyfini çıkaran Rus turistler, ilk kez geldikleri Amasra’yı çok beğendiklerini ifade ettiler. Rus turistler, Amasra’nın doğası ve denizini muhteşem olarak değerlendirirken, ilçeyi sessiz, sakin ve otantik bulduklarını ifade ettiler. Rus turistler, ilçenin meşhur balığının yanı sıra bölge insanlarını da çok sevdiklerini kaydederek, tekrar gelmeyi düşündüklerini söylediler. – BARTIN
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve ED Fuarcılık ortaklığında bu yıl ikinci kez düzenlen MAST İzmir Boat Show – Tekne, Tekne Ekipmanları ve Deniz Aksesuarları Fuarı, Fuar İzmir’de kapılarını açtı. Tarihi liman ve denizcilik kenti İzmir’de, dünyaca ünlü tekne markaları, sektörün büyük yerli üretici tekne, ekipman ve aksesuar firmalarını buluşturan MAST İzmir Boat Show, 5 Mayıs 2024 tarihine kadar ziyaretçilerini ağırlayacak. MAST İzmir Boat Show’un açılış törenine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit, Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı (EBSO) Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Odası (İZTO) Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şube Başkanı Yusuf Öztürk, Yat ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED) Başkan Vekili Cem Hüroğlu, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, sektör profesyonelleri ve çok sayıda ziyaretçi katıldı.
“Bu fuar çok daha fazla ilgiyi hak ettiğini gösterdi”
Açılış konuşmasında MAST İzmir Boat Show’un Marble Mermer Fuarı gibi dünya çapında başarı potansiyelinin olduğunu ifade eden Başkan Tugay, “İZFAŞ’ın ev sahipliği yaptığı tüm fuarları dikkatle takip ediyorum. Her birinden kendimize ödev çıkartıp, gelecekte çalışma yapacağımız alanlara yoğunlaşıyorum. Geçtiğimiz günlerde mermer fuarımızı 39. kez açtık. İlk fuardan bugüne, kat ettiğimiz yolu ve fuarın dünyadaki prestijini konuştuğumuzda inandığımız yolda neleri başarabileceğimizi hissettik. Bugün ikincisini düzenlediğimiz MAST İzmir Boat Show, gördüğü ilgi ve katılımcı sayısıyla ve paydaşlarının vizyonuyla çok daha fazla ilgiyi, yatırımı ve çabayı kesinlikle hak ediyor” dedi.
Ortak akıl vurgusu
Konuşmasında ortak akıl vurgusu yapan Başkan Tugay, “İzmir bir deniz ticaret kentidir. Bu alanda çalışan insanları desteklemeli, yenilikçi anlayışı, vizyoner bakışı, açık görüşlülüğü ortaya koymamız gereklidir. İzmir’in gerçekten pek çok alanda önemli bir potansiyeli var. Cumhuriyet döneminde üzerimize düşeni yaptık mı, daha fazlasını yapabilir miydik? Bundan sonrası için neler yapmalıyız? Burada konuyu bilen, bize yol gösterecek insanları dinlemenin, kurumlar arası iş birliğini artırmanın önemine inanıyorum. Hep birlikte şehrimizin kalkınması için üzerimize ne düşüyorsa onu yapmamız gerektiğini düşünüyorum. İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlık görevimde bu anlayışla hareket edeceğim” diye konuştu.
“Körfez temizliği ve marina vaadim geçerli”
İzmir’in büyümesi, kalkınması ve zenginleşmesi için çalışacaklarını kaydeden Başkan Tugay, kentte yaşayan insanların mutluluğu ve refahı için bunun çok önemli olduğuna dikkat çekti. Bu fuarı daha da geliştirmek için çalışacaklarını kaydeden Başkan Tugay, “Başkanlığım döneminde Körfez’in temizliğini ve Körfez etrafında birkaç tane marina yapılmasını vadettim. Bu geçerlidir. Ben bu güzel şehrin insanlarına, potansiyeline inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“İzmir’de üretim yapabiliriz”
EBSO Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı (TOBB) Ender Yorgancılar, fuarın tüm holleri dolduracak potansiyele sahip olduğunu ve daha geniş bir alanda yapılabileceğini söyledi. Dünyada şehirlerin yarıştığına dikkat çeken Yorgancılar, “Bu fuar geliştikçe alanında dünyadaki önemli fuarlarla yarışacaktır. Üç tarafı denizle çevrili olan bir ülkede yaşıyoruz. Sektör çok büyüyor. Alacağımız daha çok yol var. Mega yatlar ve küçük boyutlu tekneleri İzmir’de yapabilecek imkanımız var; hepsini İzmir’de üretebilme kapasitesine sahibiz” şeklinde konuştu.
“Önümüzdeki yıllarda kabına sığmayacak”
İZTO Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, fuarın ilk yıla göre güzel bir ilerleme kaydettiğini belirterek, “Bu hepimiz için gurur verici. Düzenlendiği ilk yıl 73 katılımcıyı ağırlayan fuar bu yıl 113 katılımcıya ev sahipliği yapıyor. Katılımcı sayısındaki yüzde 50 üzerindeki bu artışı, önümüzdeki yıllarda kabına sığmayacak uluslararası bir etkinliğin habercisi olarak görüyoruz. Sektör kapsamında ülkemizin 2023 yılındaki yat ihracatı 2022’ye kıyasla yüzde 33 artarak 1,5 milyar dolardan 1 milyar 900 bin dolara yükseldi. 2023 yılındaki gemi, yat ve hizmetlerin ihracatı ise yüzde 100 artış kaydederek, 129 milyon dolardan yaklaşık 260 milyon dolara ulaştı. Bu yıl ise toplam ihracatın yaklaşık 3 milyar Euro civarında olması bekleniyor” ifadelerini kullandı.
“Turizm gelirinin 4’te 1’ini deniz turizminden elde ediyoruz”
Deniz Ticaret Odası İzmir Şube Başkanı Yusuf Öztürk, “İlk Türk denizcisi Çaka Bey’in vatanı olan İzmir, yakın tarihimize kadar Türkiye’nin en önemli gemi imalat noktalarından biri olmuştur. Türkiye birbirinden güzel koyları ve 20 bin yat bağlama kapasitesine sahip marinalarıyla önemli bir deniz turizmi kapasitesine sahiptir. Türkiye’deki turizm gelirinin 4’te 1’ini deniz turizminden elde ediyoruz. 2028 yılındaki turizm hedefimizin 100 milyar dolar olduğunu var sayarsak bunun 25 milyar doları deniz turizminden sağlanacaktır. Deniz araçlarımızla kaliteli hizmet vermeliyiz. İzmir deniz turizminin göz bebeğidir. Daha iddialı duruma gelebilmemiz için koylarımızı gözümüz gibi korumalıyız. Marinalardaki bağlama kapasitesini yükseltmeliyiz” şeklinde konuştu.
“Türkiye’de 750 kişiye bir tekne düşüyor”
Yat ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED) Başkan Vekili Cem Hüroğlu, “Bu fuarın arkasında büyük bir emek olduğunu biliyoruz. YATED, 300 üyesiyle Türkiye’nin en büyük seslerinden birindir. Bu fuar sadece bot ve teknelerin değil, bir kültürün fuarıdır. 50 bin metrekarelik alanda 30 bine aşkın ziyaretçi beklentisiyle bu fuara giriyoruz. Denizcilik bir tutkudur. Biz denizlerle çevreli bir ülke olsak da, deniz turizminde maalesef lider bir ülke olamadık. Bugün Norveç’te 13 kişiye 1 tekne düşerken Türkiye’de 750 kişiye bir tekne düşmektedir. YATED olarak Türkiye’de denizciliğin gelişimi için tüm paydaşlarla çalışmalarımıza devam ediyoruz” dedi.
“Önümüzdeki yıllarda 4 holde bu fuarı yapmak isteriz”
ED Fuarcılık Kurucu Ortağı Dilek Günaydın ise, “İkinci kez bu fuarı düzenliyoruz. Geçen yıl 25 bin metrekarede 100 katılımcı ile yapmıştık. Bu yıl 50 bin metrekare ile 150 katılımcı ve 300 tekne ile fuarı yapıyoruz. Önümüzdeki yıllarda 4 holde bu fuarı yapmak isteriz. İzmir’de Türkiye’nin karada yapılan en büyük tekne fuarını yapabiliriz” diye konuştu.
Dev tekneler, yenilikçi su ekipmanları
Açılış töreninin ardından Başkan Tugay, protokol eşliğinde B ve C holünde sergilenen MAST İzmir Boat Show’u gezdi. İnsan gücüyle çalışan su motorlarından elektrikli sörf tahtalarına, sürat teknelerinden boyutu 16 metreleri bulan dev tekneleri ve sektörün gelişimi için tasarlanan inovatif ürünleri inceleyen Başkan Tugay, tasarımcılardan, firma yetkililerinden bilgi aldı. Başkan Tugay ile fuarda karşılaşan ziyaretçiler hatıra fotoğrafı çekildi. Fuar turu sırasında Türkiye Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) standını ziyaret eden Başkan Tugay’a GSBİR Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Orhan Torlak ise plaket takdim etti.
Sanat ve Antika Fuarı ile eş zamanlı
Başkan Tugay, turun ardından MAST İzmir Boat Show ile eş zamanlı kapılarını açan İzmir Sanat ve Antika Fuarı’nı ziyaret etti. İstanbul ve Bodrum’dan sonra Fuar İzmir A Holü’nde kapılarını açan fuarda resim, heykel, rölyef, cam sanatı gibi çok sayıda eser ve birbirinden değerli antika eserler sergileniyor. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dev portresinin de yer aldığı fuarda Başkan Tugay eserlerin sahibi sanatçıları tebrik etti. 15 bin metrekarelik alanda kurulan fuarda 125 galeri, bin 500 sanatçı, 100 antikacının yer aldığı fuarda binlerce resim ve obje 5 Mayıs’a kadar İzmirlilerle buluşacak.
Sektörün profesyonelleri bir arada
MAST İzmir Boat Show, dünyaca ünlü tekne markaları, sektörün büyük yerli üretici tekne, ekipman ve aksesuar firmalarını bir araya getiriyor. Sektöre yön veren bir platform olma özelliğini taşıyan fuar, son trendleri ve yenilikleri yakından takip eden deniz tutkunları için de bir buluşma noktası olma niteliği taşıyor. Geçen yıl Almanya’dan Körfez ülkelerine, İtalya’dan Macaristan’a kadar birçok ülkeden ve Türkiye’nin dört bir yanından yerli ve yabancı toplam 20 bin 540 kişinin ziyaret ettiği MAST İzmir Boat Show’u, bu yıl 30 binden fazla kişinin ziyaret etmesi bekleniyor.
300’den fazla tekne sergileniyor
Fuar alanı geçen yıla göre metrekare bazında yüzde 50 büyüdü. Fuarda; boyları 3 metreden 16 metreye kadar değişen motoryat, yelkenli, trawler, sürat tekneleri, son teknoloji botlar ile ekipman ve aksesuarları yer alacak. 300’den fazla teknenin sergileneceği, tekne ve yat sektörünün birçok anlaşmaya imza atacağı fuar, hem sektöre hem de şehrin ekonomisine katkı sağlayacak. Üretimde dünyada ilk üç ülke arasında yer alan, kaliteli üretimiyle dünyanın birçok noktasından talep gören Türkiye’nin, fuarla birlikte sektördeki iş hacminin artması da hedefleniyor. Fuar İzmir B ve C hollerinde düzenlenen MAST İzmir Boat Show, 10.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.
MAST İzmir Boat Show; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB), İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), İMEAK Deniz Ticaret Odası (DTO), Türkiye Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR), Yat ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED), İzmir Tekne İmalatçıları ve Tedarikçileri Dayanışma Derneği (TEKİMDER), TMMOB Gemi Mühendisleri Odası (GMO) tarafından destekleniyor. – İZMİR
]]>BTSO Nisan Ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Ali Uğur Başkanlığında Oda Hizmet Binası’nda düzenlendi. Meclis toplantısında konuşan BTSO Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, “Bugüne kadar dünyanın dört bir yanında düzenlenen 200’den fazla yurt dışı iş gezisine 7 bin 500’ü aşkın üyemizi taşıyan KFA Fuarcılık firmamız, başarısını milli katılım düzenleme yetkisiyle de taçlandırdı. Yurt içi fuar organizasyonlarıyla faaliyet alanını genişleten KFA Fuarcılık firmamız, bugün gıda sektöründe food point, bebe-çocuk konfeksiyonu sektöründe Junioshow, tekstil sektöründe Bursa Textile Show ve ev tekstili sektöründe dünyanın en büyük buluşmalarından biri olan HOMETEX fuarlarını başarıyla gerçekleştiriyor” dedi.
Bu yıl 21-25 Mayıs tarihleri arasında on binlerce ziyaretçinin katılımıyla İstanbul’da düzenlenecek olan HOMETEX fuarının da yine KFA Fuarcılık organizasyonuyla yapılacağını ifade eden İsmail Kuş, “Yurt dışı iş gezileriyle binlerce iş insanımıza ihracatın kapılarını açan, on binlerce yabancı alıcıyı sektörlerimizle buluşturan KFA Fuarcılık, başarılarına bir yenisini daha ekledi. Sadece ülkemizin değil, dünyanın da en büyük savunma sanayi fuarı olan IDEF, artık KFA Fuarcılık organizasyonuyla İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek” diye konuştu.
“Bursa ve Türkiye için değer üretmeyi sürdüreceğiz”
BTSO Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, yerel seçimlerin geride kalmasıyla birlikte 4 yıllık seçimsiz bir dönemin başladığını ifade etti. Bu dönemi, enflasyonu kontrol altına almış, sürdürülebilir büyüme ve nitelikli dönüşüm hamleleriyle hedeflerine odaklanan bir ekonominin yeniden inşa edilmesi adına büyük bir fırsat olarak gördüklerini söyleyen Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, “Özellikle keskin virajlardan geçtiğimiz bir dönemde üretim gücümüzün korunması ve firmalarımızın ayakta kalması kritik öneme sahip. Aynı şekilde katma değeri yüksek yatırımlar için gerekli altyapının hazırlanması, yeşil ve dijital dönüşümün hızlandırılması da iş dünyamızın öncelikli beklentileri arasında bulunuyor. Üretimin ve ihracatın akılcı politikalarla desteklendiği, yeşil ve dijital dönüşümün gerçekleştiği, katma değerli üretimin ve nitelikli istihdamın sağlandığı bir ekonomi modeli için kararlılıkla çalışmak zorundayız. Bizler de iş dünyası temsilcileri olarak ölçek ekonomisine uygun yatırım alanlarımız, organize ve serbest ticaret bölgelerimiz, lojistik merkezlerimiz ve nitelikli insan kaynağımızı geliştirerek Bursa’mız ve ülkemiz için değer üretmeyi sürdüreceğiz” dedi.
BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, Bursa’nın, Avrupa’ya olan yakınlığı, imalat sanayisindeki tecrübesi ve nitelikli insan kaynağı ile çok büyük bir potansiyele sahip olduğunu belirtti. Son yıllarda küresel tedarik zincirlerinin yakın coğrafyalara kaymasıyla daha da güçlenen bu potansiyelin harekete geçirilmesini hedeflediklerini söyleyen Meclis Başkanı Uğur, “Bu kapsamda özellikle üretim merkezi konumundaki Bursa’da pazarlama anlamında kat etmemiz gereken daha çok mesafe olduğunun farkındayız. Odamızın fuarcılık vizyonu doğrultusunda yapılan çalışmalar da bu yönde atılan en güçlü adımlardır. Odamızın iştiraki olarak faaliyetlerini sürdüren KFA Fuarcılık bu anlamda çok değerli çalışmalar gerçekleştiriyor. Sektörleri harekete geçiren ve ekonomiyi canlandıran uluslararası düzeydeki organizasyonlar, Bursamızın ve ülkemizin tanıtımında da kritik önem taşıyor. Fuarcılık alanında her yıl biraz daha yukarı taşıdığımız başarı çıtasını inşallah sizlerin ve sektörlerimizin destekleri sayesinde çok daha yüksek bir noktaya yükselteceğimize inanıyorum” diye konuştu. – BURSA
]]>Toplantının açılış konuşmasını yapan KAYSO Meclis Başkanı Abidin Özkaya, İncesu OSB demiryolu iltisak hattına Lojistik Koordinasyon Kurulu tarafından onay çıktığını belirterek, başta Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı olmak üzere tüm emeği geçenlere teşekkür etti.
Vize problemlerinin artarak devam ettiğin ve krediye ulaşım ve faiz oranlarının sanayiciyi zorladığını ifade eden Özkaya, ticari kredi kartlarına getirilen limit ve taksit sınırlandırılmasının üretimi engelleyici bir şekle dönüştürülmemesi gerektiğini ifade etti.
Son olarak Özkaya, sosyal yardımlarda daha seçici olunması ve çalışabilir yaş aralığında sosyal yardım alanların yeniden değerlendirilerek ekonomiye katkı sağlamalarının özendirilmesi gerektiğini belirterek konuşmasını tamamladı.
KAYSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci, yerel seçim sonuçlarının ülkemize hayırlı olması temennisinde bulunarak, başta Kayseri belediye başkanları olmak üzere, seçimi kazanan tüm başkanları tebrik edip başarılı bir dönem diledi.
Önümüzde seçimsiz geçecek 4 yıllın çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Başkan Büyüksimitci, “Bu süre zarfında orta vadeli programı eksiksiz bir şekilde uygulayarak, ekonomiye odaklanmamız gerekiyor. Enflasyon başta olmak üzere yapısal reformlar konusunda etkin ve kararlı adımlar atmalıyız. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında her alanda dünya liginde daha üst sıralara yükselmek adına, istihdam politikaları, mesleki eğitim, vergi reformu, şehirlerimizin deprem direncinin artırılması, yeni sanayi havzalarının oluşturulması, ülkemizin yeşil ve dijital dönüşüme hazırlanması gibi birçok alanda reformlar bizi bekliyor” dedi.
Bu manada ekonomi yönetimine güvendiklerini belirten Başkan Büyüksimitci, alınan tedbirlerle birlikte enflasyondaki ivme kaybının etkilerinin özellikle yılın ikinci yarısında daha net hissedileceğini, en kısa zamanda tüm olumsuzlukların bertaraf edilerek, ekonomimizin yeniden istikrara kavuşacağına inançlarının tam olduğunu söyledi.
Kamu tarafında tasarrufla ilgili yapılan çalışmaların memnuniyet verici olduğunu ifade eden Büyüksimitci, iş dünyası olarak, kendilerinin de üzerlerine düşen sorumluluğun bilincinde olduklarını, var güçleri ile yatırıma, üretime, ihracata ve istihdama devam edeceklerini söyledi.
Sanayicilerin yeşil dönüşüm sürecine çok iyi hazırlanmaları gerektiğinin altını çizen Başkan Büyüksimitci, “Avrupa Yeşil Mutabakatı politikasının bir parçası olarak gündeme gelen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nda 1 Ocak 2026’da asıl uygulama dönemi başlayacak ve mali yükümlülükler devreye girecek. Demir çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik sektöründe başlayan bu süreç ilerde tüm sektörleri etkileyecek. Ülke olarak toplam ihracatımızın yüzde 40’ını, Kayseri olarak ise yaklaşık yüzde 50’sini AB ülkelerine yapıyoruz. Bu nedenle geçiş dönemini çok iyi değerlendirip, işletmelerimizi 2025 sonuna kadar sürece hazır hale getirmeliyiz” dedi.
Başkan Büyüksimitci, bu konuda Sanayi Odası olarak, Bakanlıklarla ve ilgili kurumlarla çok yakın çalıştıklarını ve bu güne kadar birçok eğitim ve seminer düzenlediklerini belirterek, bu konuda da üyelerine ellerinden gelen her türlü desteğe hazır olduklarını söyledi.
Firmaları yakından ilgilendiren kurumsal sürdürülebilirlikle ilgili üyelerine yönelik bir takım çalışmalar yürüttüklerini açıklayan Büyüksimitci, “Bu konuda ORAN 2024 Yılı İmalat Sanayi Teknik Destek Programı’na, “Kurumsal Sürdürülebilirlik ve Raporlaması (TSRS) Eğitimi” için proje başvurusu yaptık. Proje başvuru sonucuna sizleri bilgilendireceğiz. Sürdürülebilirlik konusunda da üyelerimize eğitimler vererek farkındalık düzeyini artırmaya devam edeceğiz. İnşallah bu süreçlere en güzel şekilde hazırlanabilirsek, hem firmalarımızı ilave mali yükümlülüklerden kurtarmış oluruz hem de rekabette avantajlı konuma getirmiş oluruz” diye konuştu.
Son olarak firmaların dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırmalarının küresel pazarda rekabet güçlerini artıracağına dikkat çeken Başkan Büyüksimitci, “Firmalarımızın dijital dönüşümü artık bir seçenek değil, bir zorunluluktur. Bu nedenle, işletmelerin dijital dönüşüme yatırım yapmalarının ve bu dönüşüm sürecine aktif olarak katılmalarının son derece önemli olduğunu vurgulamak isterim” dedi.
Türkiye’nin dijital dönüşüm seferberliği kapsamında, TOBB bünyesinde hayata geçirilen Akıllı KOBİ Platformunun dijitalleşme kapsamında KOBİ’lerin tüm ihtiyaçlarını karşıladığını açıklayan Başkan Büyüksimitci, firmaların akillikobi.org.tr adresine ücretsiz bir şekilde kayıt yaptırarak, aradıkları ürün ve hizmetleri burada tek çatı alında bulabileceklerini belirtti.
Başkan Büyüksimitci, Akıllı KOBİ Platformu’nun hayata geçmesine vesilen olan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na teşekkür ederek konuşmasını tamamladı. – KAYSERİ
]]>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın (ATSO) Nisan ayı olağan meclis toplantısı Meclis Başkanı Ahmet Öztürk başkanlığında, Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, yönetim kurulu ve meclis üyelerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Yönetim Kurulu Başkanımız Ali Bahar, geçtiğimiz günlerde yaşanan teleferik kazasında hayatını kaybeden vatandaşımızın yakınlarına baş sağlığı diledi. Geride bıraktığımız Ramazan Bayramı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayarak sözlerini sürdüren Başkan Bahar, yerel seçimler, enflasyon ile mücadele, kamuda tasarruf, kıdem tazminatı, Antalya ekonomisi ve ATSO gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası meclisinde görev yapan ve 10’uncu yılını dolduran meclis üyelerine teşekkür plaketi ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar tarafından Meclis Başkanı Ahmet Öztürk, Meclis Üyeleri Güray Parlak ve Ali Demir’e takdim edildi. Başkan Ali Bahar, “10 yıl ve üzeri meclisimize, kentimize hizmet veren arkadaşlarımı kutluyorum” dedi.
Dev bir ekosistemi kontrol ediyoruz
ATSO’nun 142. yılını tamamlamanın gururunu yaşadıklarını kaydeden Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, “Bugün bu çatı altında 142 yıllık bir kurumun mensupları olarak toplandık. 1882 yılında 100 üye ile faaliyete başlayan odamız, bugün pek çok ulusal ve uluslararası organizasyona ev sahipliği yapan, bölge ve ülke ekonomisine yön veren, 65 bin üyeli bir çınar haline geldi. 50 yıllık kurumların, şirketlerin tarihi sayıldığı ülkemizde, 142 yıllık bir sivil toplum örgütü olmanın, böyle bir çınarın gölgesi altında toplanmanın gururu, bizim için tarif edilemez bir duygudur” dedi. Dev bir ekosistemi temsil ettiklerini dile getiren Başkan Bahar, “Bu gurur ve sorumlukla, tüm bunları çevreleyen bir gelecek vizyonu ile çalışmalarımıza devam edeceğiz. Biz alelade bir STK değiliz. Birbirini seven, işini aşkla yapan, sadece kendini değil sektördeki diğer firmaların çıkarlarını da düşünen, Antalya’ya ve Türkiye’ye değer katmak için çalışan, yarını değil 20 yıl sonrasını planlayan, iş insanlarının temsil edildiği, siz değerli meclis ve komitelerimizle bütünleşmiş bir camiayız. Bu düşünceler ile 142. yılımızı kutluyor, ATSO’ya ve üyelerimize nice başarılı yıllar diliyorum” diye konuştu.
Kıdem tazminatı konusunda iş dünyasının ciddi sorunlar yaşadığını anlatan Başkan Ali Bahar, iş dünyası üzerindeki bu yükü alacak şekilde bir sistemin ivedilikle kurulması gerektiğini belirtti. 2016 yılından bu yana kıdem tazminatı konusunu gündeme getirdiklerini, o dönemde yapılan çalışmaları ve medyanın haber kupürlerinden oluşan “Kıdem Tazminatı Fonu Mücadelemiz” başlıklı raporunu meclise sunan Başkan Bahar, işçi haklarının devlet garantisi altına alınmasının hak kayıplarını ve mağduriyetleri sona erdireceğini söyledi. Kıdem tazminatı konusunun Türkiye’nin önünde duran büyük bir sorun olduğunu hatırlatan Başkan Ali Bahar, sözlerini şöyle sürdürdü;
“Belki şu anda 2016’dan beri değişen çok şey yok ama bugün emek yoğun işlerde çalışan firmalarımızda, işçilerin tazminatını ödeyemeyecek durumda olan fabrikalarımız, sanayi işletmelerimiz bulunmaktadır. Kıdem tazminatında, en başta işçilerin hakkını koruyarak, çalışanların hakkının hiçbir şekilde heba olmaması suretiyle muhakkak bir çözüm getirilmelidir. Biz bunu 2016 yılında tespit etmişiz, çalışmaya başlamışız. Bakın yıl 2024, sekiz yıl geçmiş bugün tekrar konuşuluyor. İşletmelerimizin üzerindeki kıdem tazminatı bir şekilde üzerimizden yük olarak alınmalıdır. Bu alınırken işçilerimizin, çalışanlarımızın haklarına en ufak bir halel de gelmemelidir, bunu çok açık ifade ediyorum.”
“Proje köprüsü, barış elçisi, birlik beraberliğin teminatıyız”
Yerel seçim gündemini geride bıraktıklarını sözlerine ekleyen Başkan Bahar, “Milletimiz demokratik tercihlerini her zamanki gibi sağduyu ile yaptı ve önümüzdeki dönemde hizmet edecek mahalli idarelerimizi belirledi. Sonucun, Antalya’ya, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Seçim öncesi süreçte, bu kürsüden defalarca dile getirdiğim gibi, proje köprüsü, barış elçisi, birlik ve beraberliğin teminatı olma sözümüzün arkasındayız. Şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da belediyelerimizin hizmetlerini yakından izleyeceğiz. İş dünyamızın talep ve beklentilerini dile getireceğiz” dedi. Antalya’da 2 milyon 700 bin vatandaşların, yerli ve yabancı turistler ile üyelerin en iyi hizmeti alması için mücadele edeceklerini kaydeden Başkan Ali Bahar, “Diğer taraftan Ankara’da iktidar ve muhalefet arasında son haftalarda oluşan siyasi iklimi büyük memnuniyetle izlediğimizi de belirtmek istiyorum. Öyle düşünüyorum ki; gerek bu salondakiler, gerek milletimiz yıllardır özlemle beklediği bu tabloyu görmekten dolayı son derece memnunuz” dedi.
Sıra seçim sonrası enflasyonla mücadelede
İş dünyası olarak ekonominin normalleşmesinin en büyük beklentileri olduğunu dile getiren Başkan Ali Bahar sözlerini şöyle sürdürdü; “Seçim gecesi Cumhurbaşkanının, hemen arkasından Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Hazine ve Maliye Bakanının ekonomimize dönük olarak dile getirdikleri düşüncelerinden ötürü memnuniyet duyduk. Enflasyon ve hayat pahalılığı ile mücadelenin, Türkiye için bir gereklilik değil zaruriyet olduğuna inanıyoruz. Son zamanlarda şöyle şikayetler duyuyoruz: “Faiz yüzde 50’ye çıktı ama enflasyon düşmüyor”, “Faiz yüzde 50’ye çıktı ama yabancı sermaye gelmiyor”, “Faiz yüzde 50’ye çıktı ama değişen bir şey yok.” Arkadaşlar, öncelikle şu tespiti yapalım: En büyük sorunumuz nedir? Enflasyon! Bu sorunu nasıl çözeriz? Sadece enflasyonu oluşturan sebepleri ortadan kaldırarak çözebiliriz. Enflasyona sebep olan neydi? 2021’in Eylül’ünde başlayan negatif reel faiz politikası idi. Dikkat edin, faiz indirimi demiyorum. Faizi enflasyonun altına çekmek ve buna ısrarla devam etmekten bahsediyorum. Bu yanlış tercihin ülkemize ve milletimize nelere mal olduğuna değinip vaktinizi almak istemiyorum. Demek ki; bu sorundan çıkmanın yolu, enflasyonla eşdeğer fiyatlama ve politika faizine ulaşmaktır.”
Ekonomi yönetiminin genel seçimlerin ardından bir anda faizi artırmadığına işaret eden Başkan Bahar, “Kademeli bir şekilde yüzde 50’ye geldik. Hatta biz de bunu defalarca dile getirdik. “Aman bir anda şok faiz artışları ile reel ekonomiyi durdurmayın, iş dünyasını zora sokmayın” dedik. Yani iş dünyası da hükümet kanadı da, sorunun muhtemel yan etkilerinden kaçınmak için zamana yayılan bir çözüm istedi. O yüzden, “Faiz yükseldi, neden enflasyon düşmüyor” maalesef diyemeyiz. Enflasyonla mücadele ederken uygulanan para politikası araçlarının etkileri, gecikmeli olarak hissedilir” dedi. Dünyanın her yerinde faiz politikasının aynı olduğunu belirten Bahar, “Bakın mevcut faiz düzeyi daha birkaç aydır, beklenen enflasyon düzeyinin üzerine çıkmış durumdadır. Şirketler de, insanlar da yavaş yavaş TL varlıklara, geçmeye başladı. Yabancı yatırımcılar kademeli olarak TL repo, TL tahvil ve hisse senetlerine yatırıma dönüyorlar. Önümüzde iki-üç ay kaldı. Temmuz-Ağustos toplantılarımızda enflasyonun hızla düşmeye başladığını, hep birlikte göreceğiz. Enflasyonu yenmek için ihtiyacımız olan üç şey sabır, disiplin ve tüm tarafların yükü paylaştığı bir dezenflasyon sürecidir” diye konuştu.
Kamuda tasarruf ile birlikte verimlilik artacak
Sonbahar sonuna kadar enflasyonla mücadelede önemli bir yol kat edileceğini, iş dünyasının ve vatandaşların üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceğini dile getiren Başkan Ali Bahar, “Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz’ın önceki gün yaptığı “Kamuda Tasarruf Yasasına” yönelik açıklamaları, devletimizin enflasyon konusunu ne derece de önemsediğini fazlasıyla, göstermektedir. Para ve maliye politikalarının asla tek başına yeterli olmadığını ve mutlaka yapısal reformlar ile desteklenmesi gerektiğini çok defa dile getirdik. Kamuda tasarruf ile birlikte verimliliğin artırılmasına yönelik çalışmalarında, kısa sürede tamamlanması ve bir an önce uygulamaya koyulması büyük önem arz etmektedir. Ancak tek başına kamu harcamalarının azaltılması yeterli olmayacaktır, bunun yanı sıra doğru kaynağın doğru alanlara sevk edilmesi de yerinde bir karar olacaktır. Çünkü tasarruf yalnızca kaynağı azaltmakla değil, verimin de artırılması ile anlam kazanacaktır. Şimdi görüyoruz ki, bu sabrımızın meyvelerini yakın vadede almaya başlayacağımız, istikrarın ve ülkemizin tüm dinamiklerinin uyum içinde çalıştığı bir döneme doğru ilerliyoruz. Bu kararlılık ve azimle 2024 yılını, beklentilerin de üzerinde iyi bir noktada tamamlayacağımıza inancımız tamdır” dedi.
Türkiye’nin önünde 4 yıl seçimsiz bir süreç olduğunu kaydeden Başkan Bahar, her konuda atılım yapmak için yeterli bir süre olduğuna işaret etti. On yıl önce Türkiye ile eşdeğer görülen ülkelerle farkın giderek açıldığını belirten Bahar, “Bu farkı kapatmak için hükümetimizden beklentimiz, eğitimin kalitesinden, özel okul fiyatlarına, demokratikleşmeden, anayasal haklara, vize sorunundan, Avrupa Birliği ile ilişkilere, enflasyondan cari dengeye, hayat pahalılığından, sosyal yardımlara, adalet sisteminden, kurumların bağımsızlığına, vergi sisteminden, mesleki eğitime kadar pek çok alanda bir reform süreci başlatmasını, dile getirdik, düşüncelerimizi paylaştık, gereğini bekliyoruz. İş dünyası olarak bu alanlarda bizi ileriye taşıyacak her adımın destekçisi olacağız” ifadelerini kullandı.
2024, tarımdan turizme Antalya’nın yılı olacak
Antalya, Türkiye’nin en hızlı büyüyen illeri arasında ilk sıralarda olduğunu kaydeden ATSO Başkanı Ali Bahar sözlerini şöyle sürdürdü: “Özellikle ekonomimizin tüketimle değil de üretimle büyüdüğü yıllarda ilimizin performansı daha da artıyor. Biz bu yıl Antalya’nın en hızlı büyüyen il olmasını bekliyoruz. Yılın ilk çeyreğinde ülke genelinde iç talepte belirgin bir yavaşlama yok. Kredi kartı harcamaları, perakende satışlar ve tüketici güven endeksi, tüketimin hala canlı olduğunu gösteriyor. Ancak Mayıs ayından itibaren, talepteki yavaşlamanın kendisini net bir biçimde hissettirmesini ve yılın ikinci yarısında ihracat ithalat performansının, ihracat lehine açılmasını bekliyoruz. 2022 ve 2023 Türkiye’nin yüksek iç taleple büyüdüğü yıllar oldu. 2024 ise net ihracatın büyümeye ciddi katkı verdiği bir yıl olacaktır. Net ihracatın büyümeye katkısındaki en önemli kalem ise, bu yıl artmasını beklediğimiz turizm gelirleridir. Antalya geçen yıl, 16 milyonu aşan yabancı ziyaretçi sayısı ile dünyanın en fazla ziyaretçi alan dördüncü şehri olmuştu. Bu yıl bunu daha da yukarı taşıyacağız. Elbette bunu sadece turizm sektörü ile yapmayacağız. Biz sadece turizmde değil, tarımda, ticarette, sanayi de ve son olarak teknoloji alanında da güçlenen bir iliz. Bunu desteklemek amacıyla 23 Mayıs’ta çok önemli bir etkinlik gerçekleştiriyoruz.” – ANTALYA
]]>Geçen yıl bal üretiminde iklimsel değişiklikler nedeniyle rekoltede düşüş yaşayan Bingöl’deki üreticileri bu yıl ılıman ve yağışlı geçen hava şartları ümitlendirdi.
Hava sıcaklığının ve yağışların mayıs-haziran aylarında beklenen düzeyde seyretmesi halinde üreticiler, bu yıl rekoltenin artacağını öngörüyor.
Tescili için yapılan başvuru AB Komisyonunca 12 Mart’ta uygun bulunan Bingöl balının 3 aylık itiraz süresinin dolmasının ardından tescillenmesi bekleniyor.
“Geçen yıla göre kat kat güzel verim elde etmiş olacağız”
Bingöl Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mehmet Ali Aba, AA muhabirine, bal üretimde bitkilerden çok hava şartlarının etkili olduğunu söyledi.
Ilık ve nemli havada arının çok iyi çalıştığını anlatan Aba, mayıs ve haziran aylarında hava şartlarının olumlu geçmesi halinde güzel sonuçlar almayı beklediklerini belirtti.
Aba, şöyle devam etti:
“Geçen sene hava bir yağışlı bir soğuk derken arılar stres yaptı, rekoltede düşüş yaşamıştık, 1400 ton bal elde etmiştik. Bu yıl 2 bin tonun üzerinde ürün bekliyoruz. Hava şartları şu şekilde devam ederse geçen yıla göre kat kat güzel verim elde etmiş olacağız. Geçen yıla göre bu yıl daha umutluyuz.”
Bingöl balının AB coğrafi işaret tescili alması halinde bunun markalaşma ve Avrupa’ya ihracatta da önemli bir gelişme sağlayacağını dile getiren Aba, üniversite ve kentte çalışma yürüttükleri kurumların da arıcılığa bu yönde hep ön açıcı destek sağladıklarını kaydetti.
Arıcılardan Fatma Erdoğan, 2012 yılından bu yana üretimi sürdürdüklerini belirterek, geçen yıl iklimsel değişikliklerin bal üretimini olumsuz etkilediğini söyledi.
Erdoğan, “Bu yıl ümit varız. İnşallah beklediğimiz miktarda yağmur yağarsa bal verimimiz yükselecek. Bu hem ticaretimize hem de balımızın kalitesine yansıyacak. Bu yıl floradan çok umutluyuz.” ifadelerini kullandı.
Havanın ısınmasıyla çiçeklerin de kendisini göstermeye başladığını dile getiren Erdoğan, ne kadar çok nektar olursa arıların o kadar doğal besleneceğini belirtti.
“İklim verimin yüksek olmasında etkili”
Arı ve arı ürünleri alanında pilot üniversite olan Bingöl Üniversitesi de kentte arıcılığın gelişmesi, bal üretiminin ve ürünün ekonomik değerinin artırılması için çalışmalar yürütüyor.
Bingöl Üniversitesinin Ormanardı köyü mevkisindeki Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezinde bulunan arı kolonisinde incelemeler yapan uzman akademisyenler, iklim değişikliği gibi çeşitli etkenlerin üretime etkilerini takip ederek rapor hazırlıyor.
Bingöl Üniversitesi Gıda Tarım Hayvancılık Meslek Yüksekokulu Arıcılık Programında görevli Dr. Öğretim Üyesi Münire Turhan da arıcılarla sürekli işbirliği halinde olduklarını, bilgi alışverişinde bulunduklarını, bu sayede arıcılıkta başarının giderek artacağını düşündüklerini belirtti.
Turhan, Bingöl balının kentin kendine has doğası, florası ve yaylalarındaki bitki çeşitliliği bakımından farklı olduğuna işaret ederek, özellikle geven kekik türleri ve ballıbabagiller familyasına ait çeşitli ballı bitkilerin çok yaygın bir şekilde bulunduğunu söyledi.
Arılarda genetik yapının önemine dikkati çeken Turhan, “Genetik pay yüzde 25 ise çevre etkisi yüzde 75 olması gerekiyor. Çevrenin etkisi nedir? Arının aktif uçuş zamanlarında nektar toplayabileceği nektarlı, polenli bitkilerin olması gerekmektedir. Dolayısıyla çok yağmur yağdığında ya da iklim koşulları kötü gittiğinde çiçekli bir tarla bile olsa arılar kullanamadığı zaman çok da o nektarın bir önemi olmuyor. Onun için iklimin, hava koşullarının iyi olması da arının bal üretmesi ve verimin yüksek olmasında oldukça etkili.” diye konuştu.
Turhan, ana arı üretiminin de yavru popülasyondaki artışın da iklime bağlı olduğunu dile getirerek, her şey yolunda giderse bu yıl verim ve kalitenin, popülasyon artışının pozitif yönde olacağını belirtti.
“Bingöl’de kışın kısa sürmesi, hava sıcaklığının birden artması arılar için olumsuz bir şey teşkil etmedi ama kar uzun sürseydi, don olsaydı gündüz gece sıcaklık farkı nedeniyle arı ölümleri olabilirdi.” diyen Turhan, nisan ayında havaların ısınmasıyla arıların güzel çalıştığını kaydetti.
Turhan, şunları söyledi:
“Arıları kontrol ettiğimizde gayet güzel polen bal gelmiş. İklim bu yıl bizi olumsuz etkilemedi. Mayıs ayı da hafif yağışlı geçerse, haziran döneminde çiçekli bitkilerden arılar yoğun şekilde faydalanacaktır. Bu koşullar yaylaya da yansırsa verim güzel olacaktır. Umudumuz verimli bir yıl geçirmek, geçen seneden daha fazla bal, polen üretimi sağlamaktır.”
]]>İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) verilerine göre, geçen yıl 1 Mayıs’ta yüzde 48,71 olan barajlardaki doluluk oranı, bu yıl son dönemde artan yağışların etkisiyle yükselişe geçti.
Buna göre, barajlardaki doluluk geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 70 artış göstererek, bugün itibarıyla yüzde 82,81 ölçüldü.
Su miktarı Istrancalar’da yüzde 73,83, Terkos’ta yüzde 91,87, Sazlıdere’de yüzde 61,77, Alibey’de yüzde 64,13, Büyükçekmece’de yüzde 77,72, Ömerli’de yüzde 92,15, Darlık’ta yüzde 83,05, Elmalı’da yüzde 88,29, Pabuçdere’de yüzde 76,78 ve Kazandere’de yüzde 78,34 olarak ölçüldü.
Kente su sağlayan ve azami 868 milyon 683 bin metreküp biriktirme hacmine sahip baraj ve göletlerdeki su miktarı ise 719 milyon 33 bin metreküp seviyesinde bulunuyor.
Son 9 yılın doluluk oranları
İSKİ istatistiklerine göre, 1 Mayıs tarihli baraj doluluk oranları 2016’da yüzde 84,02, 2017’de yüzde 86,58, 2018’de yüzde 88,58, 2019’da yüzde 91,07, 2020’de yüzde 68,57, 2021’de yüzde 80,64, 2022’de yüzde 87,69, 2023’te yüzde 48,71, bugünkü oran yüzde 82,81 olarak kayıtlara geçti.
Melen ve Yeşilçay’dan bu yıl 215,22 milyon metreküp su alındı. İçme suyu arıtma tesislerinden bu yıl kente verilen su miktarı ise 359 milyon 85 bin metreküp olarak hesaplandı.
“Suyumuz bol diye bol bol harcamayalım”
İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Deniz ve İçsu Kaynakları Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meriç Albay, AA muhabirine, İstanbul’un büyük bir şehir olduğunu, kentte günde 3 milyon metreküpün üzerinde su tüketildiğini söyledi.
Geçen yıl İstanbul’un su ihtiyacı bakımından büyük bir tehlike atlattığını belirten Albay, “Barajlarda yüzde 20’nin altına düşen bir su varlığımız vardı. Kuşkusuz Melen Çayı ile bunlar destekleniyor ama nüfus çok yoğun olduğu için aşırı su tüketimiyle beraber yağışların olmaması büyük bir sıkıntı yaratmıştı.” diye konuştu.
Prof. Dr. Albay, bu yıl yağışların iyi olduğunu kaydederek, “Kış aylarını iyi geçirdik, ilkbahar iyi geçiyor gibi. Nisan ayını da iyi geçirdik sayılır. Mayıs ayında da eğer yağışlar gelirse yaz aylarında hiçbir sıkıntı yaşanmayacak. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Hatta sonbaharda bile ben büyük bir tehlike görmüyorum.” ifadelerini kullandı.
Bu duruma rağmen su kullanımına özen gösterilmesi gerektiğinin altını çizen Albay, şöyle devam etti:
“İstanbul devasa bir şehir olduğu için insanlar suyu tüketirken çok dikkatli olmalılar. İstanbul’daki yağışlar şu anda barajların yüzde 82’nin üzerinde bir doluluk oranına gelmesine neden oldu. Biraz daha yağarsa bu yüzde 85’lere doğru yükselecek gibi gözüküyor. En azından 2024 yılını rahat geçireceğiz. Bu durum bizi rahatlatmasın. Suyumuz bol diye bol bol harcamayalım, her yerde tüketirken azami dikkati gösterelim. Mutfakta, banyoda, araba yıkarken, tarımda nerede kullanıyorsak suyu gerçekten dikkatlice kullanalım. Bu bizim için bir ev ödevi olmalı.”
“Havzalarımızı korumamız lazım”
Prof. Dr. Albay, geçmişte birçok bölgede üst üste kuraklık yaşandığını hatırlattı.
Böyle bir durumun olması durumunda İstanbul’un büyük sıkıntı yaşayabileceğini dile getiren Albay, bu nedenle su bütçesi ile insan popülasyonunun birlikte düşünülmesinin önemli olduğunun altını çizdi.
Albay, barajların etrafında yapılaşmaya izin verilmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Zaman zaman insanlar barajların kenarına pikniğe de gidiyor, oralarda atıklar bırakıyorlar, bu doğru değil. Havzalarımızı korumamız lazım.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Konuyla ilgili açıklama yapan Trabzon Otelciler Birliği Başkanı Mustafa Aksu, 3 yıldır turizmde kayıt dışılığı önlemek amacıyla çalışma yaptıklarını ve büyük bir liste hazırladıklarını belirterek “Elimizde şu anda Trabzon’da hangi adreste, hangi odada, hangi binanın kaçıncı katında kayıt dışı konaklama yapılıyor, her şey elimizde var, hepsini tespit ettik” dedi.
Karadeniz Bölgesi’nin turizm merkezi olma yolunda ilerleyen Trabzon, yaklaşan turizm sezonunda Körfez ülkelerinden gelecek misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyor. Haziran ayından itibaren turizm yoğunluğunun başlayacağı kente gelen turistler özellikle yüksek kesimlerdeki yaylaları tercih ederken, doğal güzellikleri ile ünlü Uzungöl turistlerin konaklama listesinde ilk sırada yer alıyor. Son yıllarda artan turizm hareketliliği kayıt dışı turizm sorununu da beraberinde getiriyor. Bölgeye gelen Arap turistlerin özellikle konaklama için ev ve apartları tercih etmesi bunda önemli rol oynuyor. Her yıl 2-3 milyon turistin geldiği belirtilen Trabzon’da 280’e yakın resmi otel işletmesi bulunurken, 480’e yakın da gayri resmi otel bulunduğu tespit edildi. Günübirlik kiraya verilen evlerde birlikte bu sayının 2 bin 800’e çıktığı belirtilirken, turizmciler yaklaşan turizm sezonu öncesi kentte denetleme yapılmasını istiyor.
“Kayıt dışı turizm işletmeciliği yapanların büyük çoğunluğu yabancı uyruklu”
Turizmde yaşanan kayıt dışı tehlikesinde önlem alınması gerektiğini belirten Trabzon Otelciler Birliği Başkanı Mustafa Aksu, yabancı uyruklu kişilerinde kentte kayıt dışı işletmecilik yaptığını da belirtti. Aksu, “Artan turizm sektöründe sayı değerleri olarak yıllarca yanlış bilgiler verildi. Yani şehrimize 2-3 milyon turist gelmiyor. Zaten bu şehir onu kaldıramaz. Vergi sistemine baktığımız zaman kayıt dışının yaklaşık 400 milyon dolarlara kadar çıkan bir para döndüğü görülüyor. Birincisi şehir kaybediyor. Çünkü vergi vermediği sürece sektör olarak da gerekli yatırımı alamıyoruz. Ikincisi de gelen misafirlerimizin memnuniyeti. Eğer bir insan evimize geliyorsa bir daha gelmek istemiyorsa bir sorun var. Bizler resmi oteller, kanunun el verdiği her şeyi yapmaktayız. Ama bakıldığı zaman bizler bu kadar kanunun üzerinden ve kanuni çalışırken, bu kadar bizim iki katımız, üç katımız olan kayıt dışlarını yaptıkları ve bu vergi sistemine verdikleri üzere büyük bir zarar. Biz bu konuda sadece Trabzon’a özel demiyoruz. Kanun bir kere 1 Ocak itibarıyla çıktı. Evrağın, işletme belgen, ruhsatın olmadan bu turizmi yapamazsınız. Biz her yer kapansın, oteller kapansın insanlar sokakta kalsın mantığında değiliz. Resmi olabilecek, vergisini veren biz ciromuzun binde 75’ini TGA vergisi olarak veriyoruz. Konaklama vergisi olarak da dünyanın parasını veriyoruz. Ama bu verdiğimiz vergi sistemde baktığımız zaman, gelen misafir ya da sayı olarak çok düşüklerde kalıyor. Bizler daha iyi hizmet vermek istiyoruz. Resmi olarak devletimize vergimizi vermek istiyoruz ve eşit olmak istiyoruz. Şimdi bakıldığı zaman bizlerin maliyeti, resmiyete bakma vergilerle inanılmaz büyük bir mevla geliyor. Mevduat hesaplarına bakılsa insanlarımız hiçbir mal varlığı üzerinde yokken inanılmaz mevduat hesapları var. ve bu kesinlikle bu şehre zarar veren bir şeydir. Para geliyor, şehir kullanıyor diye bir şey yok. Bakıldığı zaman kayıt dışı olanların da birçoğunun da yabancı uyruklu insanların olduğu” dedi.
“Kayıt dışı tesislerin listesini tuttuk, gerekli mercilere verdik”
3 yıldır çalışma yaptıkları ve büyük bir liste oluşturduklarını kaydeden Aksu, “Aşağı yukarı yaklaşık 280’e yakın resmi bir işletme var Trabzon’da. Yaklaşık 480’e yakın da gayri resmi oteller var. Evlerle beraber 2 bin 800’e yakın kayıt dışı işletme var. Hiçbir kontrollleri yok. Onlar şikayet edildiği zaman biz denetleniyoruz. Ama bir Ocak’ta çıkan kanun bizi ümitlendirdi. Çünkü artık kanun diyor ki belgen olmadan hiçbir turizm sektöründe hizmet edemezsin. Yüzde 17 memnuniyet oranı inanılmaz büyük bir zarar. Yani evinize gelen 100 kişinin sadece 17 kişisi memnun kalmış ve ‘Bir daha gelmeyeceğim’ diyor. Yani 83 kişi gelmeyeceğini beyan ediyor. Bu şehre zarar. Şehir merkezi bile turizm sektörüyle ayakta kalabiliyor. Kasım ve Aralık ayında gerçekten kötü durumda oluyoruz. 1,5 ay çalış 10 ay bu çalıştığından yaşa bu olmaması gereken bir şey. 3 yıldır çalışma yapıyoruz. Tüm arkadaşlarımız sağ olsun ve büyük bir liste topladık. Bunları üçlü çapraz sorgulamayla online kanallardan ve hepsinin adresi hepsi elimizde. Biz de bunları gerekli mercilere de verdik. Yani biz şu anda devletin vergisinin peşindeyiz. Devletin parasının peşindeyiz. Bizde şu anda Trabzon’da hangi adreste, hangi odada, hangi binanın kaçıncı katında konaklama yapılıyor her şey elimizde var. Bu konuda bütün çalışmalarımız yaptık” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Kathy Zhuo ve kocasının maaşları koronavirüs pandemisi sırasında yarı yarıya kesildi. Zhuo için bu çok büyük bir darbe oldu çünkü beş yıl önce kanser teşhisi konulan annesine de bakmak zorundaydı.
Çin’in güneyindeki Fujian kentinde yaşayan 36 yaşındaki iki çocuk annesi kadının yaşadığı şok, onu internette benzer ilgi alanlarına sahip eşler (‘da zi’) arayan Çinli gençlere katılmaya yöneltti.
Birlikte seyahat etmek veya egzersiz yapmak yerine para biriktirmek isteyen gençlerin grubuna katılmıştı.
“Tasarruf yapan da zi” etiketi Çin’in Instagram’ı Xiaohongshu’da ilk olarak Şubat 2023’te ortaya çıktı. Veri analiz firması Newsrank’a göre şu ana kadar 1,7 milyon kez görüntülendi. Çin’in Twitter’ı Weibo’da tasarruf ortaklarıyla ilgili konular milyonlarca kez görüntülendi.
Singapur Ulusal Üniversitesi’nde Kamu Politikası Profesörü Lu Xi, bu eğilimin “ekonominin geleceğine duyulan güvenin düşük olduğunu” gösterdiğini söylüyor.
Çin ekonomisi bu yılın ilk mali çeyreğinde beklenenden daha hızlı büyümesine rağmen hâlâ derinleşen bir emlak krizi, düşen yabancı yatırım ve artan yerel yönetim borçlarıyla karşı karşıya.
Zhuo, geçen yıl ülkenin ekonomik büyümesine yaklaşık yüzde 40 katkıda bulunduğu tahmin edilen yeşil enerji sektöründe çalıştığı için kendini şanslı hissediyor.
Ancak pek çok arkadaşı ve ailesi işini kaybettiği için “tehlikeye hazırlanmaya” mecbur hissediyor.
‘Bir kişiyle eşleştikten bir ay sonra harcamalarım yüzde 40 oranında azaldı’
Zhuo, Şubat ayında üyelerinin çoğunu 20 ila 40 yaşlarındaki kadınların oluşturduğu çeşitli çevrimiçi tasarruf gruplarına katıldı.
Bu gruplardaki kadınlar günlük bütçelerini ve harcamalarını kaydediyorlar. Ayrıca birbirlerinin anlık alışverişler yapmasını engellemeye de yardımcı oluyorlar.
Zhuo, bu gruplardan bir üyenin 5 bin yuan’lık (690 dolar) lüks bir çanta satın almak istediğini ancak gruptaki diğer kadınlarla konuştuktan sonra çok daha ucuz, ikinci el bir çantaya karar verdiğini söyledi.
Pek çok kişinin aynı şeyi yapmasına şaşırıyor ve tasarruf ortaklarıyla bir yoldaşlık hissettiğini söylüyor.
Bir kişiyle eşleştikten sadece bir ay sonra harcamalarının yüzde 40 oranında azaldığını söylüyor. Bu yıl 100 bin yuan tasarruf etmeyi hedefliyor.
30 yaşındaki ilkokul öğretmeni Wen Zhong, tasarruf eşinin yardımıyla internetten alışverişi yapmayı azalttığını söylüyor.
Bunun yerine artık okumaya ve örgüye daha fazla zaman ayırıyor. El yapımı ürünlerini pazarda satmaya başlamış ve bu da ona ekstra gelir kazandırıyor.
Wen, eşleşmenin, özendiği minimalist bir yaşam tarzına geçiş yapmasına da yardımcı olduğunu söylüyor.
Çin halihazırda en yüksek tasarruf oranlarına sahip ülkelerden biri. Resmi verilere göre, 2023 yılında ülkedeki hanelerin bankalardaki tasarrufları yaklaşık 138 trilyon yuandı; bu, bir önceki yıla göre neredeyse yüzde 14 artış anlamına geliyor.
Ancak Dr Lu, yüksek tasarruf oranının Çin hükümeti için büyük bir sorun olabileceğini söylüyor.
Çin Merkez Bankası, faiz oranlarını düşürerek tasarrufları daha az çekici hale getirip ekonominin canlanmasına yardımcı olabilir. Ancak insanlar paralarını harcamaktan çekinmeye ve biriktirmeye devam ederse, bankanın ekonomiyi etkileme gücü azalabilir.
Birikimlerini evlerinde tutmak gibi daha geleneksel tasarruf yöntemini tercih eden kadınlar da var. Çin’de nüfusun çoğu Alipay ve WeChat Pay gibi ödeme uygulamalarını kullandığı için toplum büyük ölçüde nakitsiz. Bu neden bu alışılmadık bir durum.
Henan eyaletinde bir güzellik salonu işleten ve adını açıklamak istemeyen 32 yaşındaki Chen takma adlı kadın, gelirinin çoğunu her ay bankadan çekip bir kutuya koyduğunu söylüyor.
50 bin yuan’a ulaştığında bunu bankaya sabit vadeli mevduat olarak iade etmeyi planlıyor.
“Geçmişte herhangi bir tasarruf planım yoktu ama biraz param kalmıştı. Artık tasarruf etmek daha zor hale geldi” diyor.
Çin’deki ekonomik yavaşlama, güzellik salonunun belirgin biçimde müşteri kaybetmesine ve sürekli gelen müşterilerinin çoğunun harcamalarını azaltmasına neden oldu.
Chen ve kocası ailelerinin tek çocukları, bu da onların yaşlı ebeveynlerine bakmaları gerektiği anlamına geliyor.
Çiftin ayrıca iki oğlu var ve Chen, onlara ev almaya yetecek kadar para biriktirme konusunda endişeli görünüyor. Çin’de oğlu evlenen ebeveynler genellikle çocuklarına bir ev satın alıyor.
Tahminine göre Chen ve kocasının en az 5 milyon yuan’lık birikime ihtiyacı var. Ama yeniden hamile olduğu için bunun bile muhtemelen yeterli olmayacağını düşünüyor.
“Elimde nakit olması beni daha az kaygılı hissettiriyor. Banknot yığınlarının gittikçe kalınlaştığını görünce kendimi güvende ve tatmin olmuş hissediyorum.”
]]>“Emeğin, Sendikal Örgütlenmenin ve İstihdamın Geleceği” temasıyla düzenlenen 13’üncü Çalışma Meclisi, 29-30 Nisan tarihlerinde gerçekleşti. 4 oturumda düzenlenen Çalışma Meclisi’nde “Çalışma Hayatında İnsana Yakışır İş, Yeşil ve Dijital Dönüşümün İşgücü Piyasasına Etkileri ve Adil Geçiş, Sendikal Örgütlenmede Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Toplu Pazarlık Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Yolları” başlıkları ele alındı.
İki gün boyunca devam eden programda, işçi, kamu görevlileri ve işveren sendika konfederasyonlarının başkanları, oda ve borsa birliklerinin başkanları, sivil toplum kuruluşlularının başkanları ile akademisyenlerin katılımıyla çalışma hayatına ilişkin istişarelerde ve çözüm önerilerinde bulunuldu. İkinci gününde de devam eden program, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle düzenlenen yemekle sona erdi.
Burada konuşma yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, çalışma hayatında; sosyal diyalog mekanizmalarının etkin bir biçimde işletilmesinin Bakanlık açısından çok önemli ve faydalı gördüklerine vurgu yaparak, “Geçtiğimiz yıl içerisinde çalışma hayatında katılımcı sosyal diyalog anlayışının en önemli temsil mekanizmalarından olan; Üçlü Danışma Kurulu’nu, Kamu Personeli Danışma Kurulu’nu ve Ortak Paylaşım Platformu’nu gerçekleştirdik. Çalışma Meclisi ise bu platformlar arasında, en kapsamlı ve en kritik öneme sahip istişare mekanizmalarından biridir. Bu çerçevede; ilgili bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, işçi, işveren, ve kamu görevlileri sendikaları/konfederasyonları, akademisyenler, iş dünyası, uluslararası ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan geniş katılımlı yapısı ile; Çalışma Meclisi toplantılarımızı, sosyal diyalogun hayata geçirilmesi vizyonuyla gerçekleştirmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“İşçi, işveren ve kamu ilişkilerinin düzenlenmesi noktasında; ortak çözüm önerilerinin geliştirilmesi, çalışma meclislerinin en önemli hedefleridir”
Işıkhan, Türkiye Yüzyılı’nın ilk Çalışma Meclisi olan bu seneki programın ‘Türkiye Yüzyılı’nda Çalışma Hayatı: Emeğin, Sendikal Örgütlenmenin ve İstihdamın Geleceği’ temasıyla gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadıklarına dikkati çekerek, “İşçi, işveren ve kamu ilişkilerinin düzenlenmesi noktasında; ortak işbirliği alanının oluşturulması, mevcut durum hakkındaki değerlendirmelerin yapılması, sorunların karşılıklı olarak, tartışılarak, ortak çözüm önerilerinin geliştirilmesi, Çalışma Meclislerinin en önemli hedefleridir. Dün ve bugün gerçekleştirilen toplantı ve panellerimiz ile çalışma hayatına dair güncel konular yanında, geleceğe dair fırsatlar ve zorluklarla ilgili istişarelerde bulunduk. İki gün boyunca gerçekleştirilen panelde; çalışma hayatının geleceği, insana yakışır iş, ikiz dönüşüm ve adil geçiş konuları yanında; sendikal örgütlenmede ve toplu pazarlık süreçlerinde yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerini kapsamlı olarak ele aldık” diye konuştu.
“Temel hedefimiz, refahtan herkesin pay alabildiği, insanı merkeze alarak büyüyen bir Türkiye’dir”
Bakanlıkların, sosyal tarafların, sivil toplum kuruluşlarının ve uluslararası kuruluşların temsilcileri ile akademisyenlerin katkıları doğrultusunda etkin ve verimli bir Çalışma Meclisi toplantısını gerçekleştirdiklerini aktaran Bakan Işıkhan, şu ifadelere yer verdi:
“Temel hedefimiz, sadece üreterek büyüyen ve istihdamı arttıran bir Türkiye değil; aynı zamanda; ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ temel değeriyle; refahtan herkesin pay alabildiği, hakkın ve adaletin korunduğu, insanı merkeze alarak büyüyen bir Türkiye’dir. Bu noktada; Çalışma Meclisi gibi çözüm odaklı platformlar; çalışma hayatının hem yapısal hem de fonksiyonel sorunlarının çözüme kavuşturulabilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu meclisin çıktıları, özellikle; kayıt dışı istihdam ve kayıt dışı ücret, çalışma koşulları, iş sağlığı ve güvenliği gibi çalışma hayatının öncelikli sorun alanlarının kalıcı olarak çözüme kavuşturulması için bizlere, geleceğe ait önemli fırsatlar sunacaktır.”
“Emeğe ve onun müdafaasına verdiğimiz değerin en net kanıtı yarın kutlayacağımız 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’dür”
Işıkhan, Türkiye’nin 21 yılda sosyal güvenlikten sendikal örgütlenmeye kadar çalışma hayatını ilgilendiren her alanda çok büyük mesafeler kat edildiğini belirterek, “Geçmişte; hak ettiği ilgiyi göremeyen sendikacılık ile işçi, memur ve işveren ilişkilerini düzenleyen sosyal diyalog mekanizmaları son 21 yılda etkin bir şekilde işletilmiştir. Özellikle; örgütlü emek mücadelesinin kendine en rahat yaşam alanı bulduğu dönem, hükümetlerimiz, dönemidir. Çünkü; emek ve alın teri bizim hem maddi hem de manevi dünyamızda derin karşılıkları olan kavramlardır. Emeğe ve onun müdafaasına verdiğimiz değerin en net kanıtı yarın kutlayacağımız 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’dür. Daha önce kanlı olaylarla anılan ve toplumda büyük endişelere yol açan 1 Mayıs; Başbakanlığı döneminde; Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından 2009 yılında resmi tatil ilan edilmiştir. 1 Mayıs resmi tatil yapıldıktan sonra hem kutlamalar tüm Türkiye’ye yayılmış; hem de toplumun tüm kesimlerince kutlanmaya başlanmıştır” dedi.
Işıkhan, Türkiye’nin her yerinde 1 Mayıs’ın barışçıl gösterilerle, anlamına uygun olarak kutlandığını söyleyerek, “Daha önce belli başlı marjinal gruplar tarafından sahip çıkılan 1 Mayıs; günümüz itibariyle tüm emekçilerimize bir bayram olarak teslim edilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde; işçimizin, memurumuzun ve tüm emekçilerimizin hakkının korunması, her zaman öncelikli meselemiz olmaya devam edecektir” değerlendirmesinde bulundu.
Programda Jandarma Genel Komutanlığı’nda temizlik işçisi olarak çalışan evli ve iki çocuk sahibi Saadet Tom da bir konuşma yaptı. Tom, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlayarak, “Bugün burada, 2018 yılında taşeron işçi olarak çalışırken kadroya geçirilmiş bir kardeşiniz olarak bulunuyorum. Hepiniz çok iyi biliyoruz ki Sayın Cumhurbaşkanımız bizlere kadro verdi. Emekçiler olarak istediğimiz hastanelere gidemediğimiz günlerden, SSK hastanelerinde ilaç kuyruklarında beklemekten bugün istediğimiz hastanelerde muayene olacak bir sosyal güvenlik sistemine sayenizde sahip olduk. Çocuklarının ve ailesinin geleceği adına büyük kaygılar içerisinde evine helal lokma götürebilmenin telaşı içerisinde olan biz emekçiler olarak sizlere teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>Bakan Bayraktar, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) sosyal tesislerinde gerçekleştirilen Türkiye Madencilik Meclisi Toplantısı’nda, madenciliğin çevre karşıtı değil, çevreyle beraber bütüncül bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Madencilik sektörünün mevcut durumu, sektörün içinde bulunduğu ve yaşadığı sıkıntılar ve potansiyel çözüm önerilerinin konuşulduğu toplantıda Bayraktar, madencilik sektörünün ulusal ve uluslararası arenada önemli bir ilgi odağı haline geldiğini kaydetti.
Bayraktar, milli enerji ve maden politikası çerçevesinde madenlerden yüksek katma değer sağlamak amacıyla ara ve uç ürün üretiminin hedeflendiğini aktardı.
Sektörün son 15 yılda ortalama 136 bin kişiye doğrudan istihdam sağladığını ifade eden Bayraktar, “Bu kadar kaynak zengini bir ülkenin çok daha ileri gidebilmesi söz konusudur. Bu anlamda da istihdam katkısını çok daha ileri götürebiliriz.” dedi.
Bayraktar, Türkiye’de son 10 yılda yıllık ortalama 758 milyon ton maden üretimi yapıldığını belirterek, “Önceliğimiz sanayimizin ihtiyaç duyduğu madenleri mümkün olan en üst seviyede kendi imkanlarımızla, yerli kaynaklarımızla karşılamak, öz kaynaklarımızı çıkarmak, ekonomiye bunları kazandırmak.” diye konuştu.
“Nadir toprak elementleri stratejik açıdan büyük öneme sahip”
Bayraktar, maden sektörüne olan yatımların artarak devam edeceğini ifade ederek, çevreci madencilik anlayışının uluslararası boyutları olan bir sorumluluk olduğunu dile getirdi.
Sorumlu madencilik anlayışıyla üretim planlamaları yapıldığına işaret eden Bayraktar, “Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün (MAPEG) yürütmüş olduğu bir Türkiye geneli rehabilite edilmiş maden sahaları ile madencilik, sosyal sorumluluk çalışmalarının tespiti projesi var. Bu anlamda bugüne kadar yapılan üretim faaliyetlerinde 6 bin 600 hektarlık alanın yeniden rehabilite edildiğini ve bu alanlara 18 milyondan fazla ağacın tekrar dikildiğini tespit etmiş durumdayız.” diye konuştu.
Madencilik sektöründe temel sıkıntılar arasında çevresel etki değerlendirme, orman izinleri ve orman izinlerinde ödenen bedeller olduğunu anlatan Bayraktar, “Bu alanda önce insan sonra çevre, sonra katma değerli madencilik prensibinden vazgeçmeden bu süreçleri iyileştirmeyle alakalı çalışmalarımızı yapıyoruz.” dedi.
Madencilik alanında nadir toprak elementlerinin de ekonomik, iktisadi değerden ziyade stratejik açıdan büyük öneme sahip olduğunu belirten Bayraktar, “Ülkemizi dünya liginde çok üst yere taşıyacak bu alanda çok hızlı bir şekilde bu yatırımları gerçekleştirebilmemiz lazım.” ifadesini kullandı.
“Yeni bir madencilik stratejisine ihtiyaç var”
TOBB Madencilik Meclisi Başkanı İbrahim Halil Kırşan da ülkede kalkınmanın sağlanması için sürdürülebilir madencilik faaliyetlerinin planlanmasının kaçınılmaz olduğunu vurgulayarak, “Madenciliğimizin büyümesi için yeni bir anlayışa ve yatırımcı dostu ortamların oluşturulmasına imkan tanıyacak yeni bir madencilik stratejisine ihtiyacı bulunmaktadır.” dedi.
Kırşan, madencilik sektörünün en önemli sorunlarının orman mevzuatı uygulamalarından kaynaklandığını ifade ederek, Tarım ve Orman Bakanlığı nezdinde madencilik girişimlerinin olumlu sonuçlandırılmasının en büyük beklentileri olduğunu dile getirdi.
]]>Samsun TSO Yönetimi, Macaristan’la karşılıklı işbirliği ve ticareti artırmak, yeni iş imkanları sağlamak amacıyla Budapeşte’de iş forumu organize etti. Koordinatörlüğünü Samsun TSO’nun yürüttüğü Avrupa İşletmeler Ağı Karadeniz Projesi kapsamında, Macaristan’da bu projeyi yürüten HEPA iş birliği ile düzenlenen iş forumunda, Macaristan ve Samsun arasındaki yatırım ve işbirliği fırsatları masaya yatırıldı. Samsun TSO Yönetim Kurulu Başkanı Salih Zeki Murzioğlu başkanlığında, Meclis Başkanı Haluk Akyüz, Yönetim Kurulu Meclis Üyeleri ile meclis üyelerinden oluşan heyet ayrıca program kapsamında, çeşitli ziyaretlerde de bulunarak, Samsun’u tanıttı.
Samsun’u anlattı
Macar iş insanlarının büyük ilgi gösterdiği Samsun-Budapeşte İş Forumu’nun açılışında konuşan Samsun TSO Yönetim Kurulu Başkanı Salih Zeki Murzioğlu, Samsun’un ekonomi, sanayi ve ihracat potansiyelinin yanısıra öne çıkan sektörlerini katılımcılarla paylaştı. Konuşmasında, geçmişten bugüne Türkiye ve Macaristan arasındaki ilişkilerin dostluk, iş birliği ve karşılıklı çıkarlar temelinde gelişmekte ve derinleşmekte olduğuna vurgu yapan Başkan Murzioğlu, “Bizler de bugün burada Atatürk’ün şehri Samsun’un iş camiasının temsilcileri olarak dost ülke Macaristan’da yüzyılı aşkın köklü bağların üzerine iş birliğimizi güçlendirmek, yeni işbirlikleri tesis etmek adına buradayız. Samsun, Türkiye’nin kuzey kıyısında alternatifli üretim ve hizmet altyapısına sahip, yaşamaya değer unsurlarla örülü ülkemizin parlayan şehirlerinden bir tanesi, Karadeniz Bölgesi’nin lokomotif şehridir. Samsun dört ulaşım aksının bir arada olduğu alternatifli depolama alanlarıyla birlikte önemli bir lojistik şehridir. Organize sanayi alanları ve buradan dünyanın dört bir yanına gönderdiği ürün çeşitliliğiyle sanayi şehridir. Samsun konumuyla, hizmet ağıyla, serbest bölgesiyle, limanlarıyla ve fuar merkeziyle bir ticaret merkezidir. Sosyal ve kültürel alanları, doğasıyla, konaklama alternatifleriyle görülmeye değer bir turizm kentidir. Gelişmiş insan kaynağı, iklimi, coğrafi koşulları, kültürel imkanları, eğitim olanakları ve sağlık hizmetleri ile yaşamaya değer bir cazibe merkezidir” dedi.
Murzioğlu: “Birlikte iş yapmak için çok sebebimiz var”
Samsun’u hem yaşamak için hem de iş yapmak için pek çok fırsatı bir arada sunan bir şehir olarak tanımlayan Başkan Murzioğlu, “Samsun’da tekstilden, ana metal sanayiye, tarımsal ürünlerden, su ürünlerine, mobilyadan otomotiv yedek parçaya, ilaç sanayiye kadar pek çok ürün üretiyoruz. Her iki ülkenin karşılıklı dış ticaretini incelediğimizde birbirine rakip bir yapıdan çok tamamlayıcı bir halde olduğumuzu görüyoruz. Dolayısıyla birlikte iş yapmak için çok sebebimiz var. Dış ticaret rakamlarımız da bunu doğruluyor. Samsun’dan dost ülke Macaristan’la yapmış olduğumuz alışverişte 2021 yılından bu yana anlamlı bir artış olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte çok daha büyük bir potansiyelin varlığına inanıyoruz. Bu bağlamda uluslararası hedefleri olan KOBİ’lere yönelik dünyanın en büyük destek ağı olan Avrupa Birliği Tek Pazar Programı kapsamında dünyada 40’tan fazla ülkede ve 450’den fazla kurum tarafından yürütülen Avrupa İşletmeler Ağı projesi çok önemli bir araçtır. Proje ortağımız KOSGEB Samsun Müdürlüğü’nün de destek verdiği bugünkü buluşmada, Samsun ve Macaristan arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmek ve işbirliği fırsatlarını arttırmayı hedefliyoruz. Bu vesileyle 1923’te imzalanan Türk-Macar Dostluk Anlaşması’nın 100. yıl dönümü olması dolayısıyla ilan edilen 2024 yılı Türkiye ve Macaristan Kültür Yılını kutluyor, ekonomik anlamda işbirliğimizin de dostluk temelinde güçlenerek artmasını temenni ediyorum” şeklinde konuştu.
2 ülke arasındaki ilişkiler masaya yatırıldı
Ardından konuşma yapan, Türkiye Cumhuriyeti Macaristan Büyükelçisi 1. Müsteşarı Özkan Duman, Samsun TSO tarafından gerçekleştirilen iş forumu ve ikili iş görüşmeleri organizasyonundan duyduğu memnuniyeti ifade etti. Macaristan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmekte olduğunu belirten Duman, 2024 senesinin Türk-Macar Dostluk Anlaşması’nın 100. yıl dönümü kapsamında büyükelçilik olarak birçok etkinlik yapıldığını söyledi. Duman, düzenlenen iş forumunun iki ülke liderleri tarafından belirlenen 6 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine de katkı sağlayacağını söyledi.
Daha sonra da Avrupa İşletmeler Ağı projesinin Macaristan’daki temsilcisi Macaristan İhracatı Destekleme Ajansı (HEPA) Genel Müdür Yardımcısı Andrea Nestor söz alarak, ajansın sunduğu hizmetleri kapsayan bir sunum gerçekleştirdi. Türk Macar Ticaret Odası/Türk Macar Ticaret Odası ve Türkiye Macaristan İş Konseyi Başkanı G.Suat Karakuş da yaptığı konuşmada, Macaristan ve Türkiye’nin ticari ve ekonomik işbirliğinin gelişmesi açısından forumun son derece faydalı bir etkinlik olduğundan bahsetti. Daha sonra söz alan Macaristan Ticaret ve Sanayi Odası ve Macar Türk Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi Gbor Kiss ise Macar-Türk Komitesi ve faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Son olarak kürsüye gelen T.C. Macaristan Ticaret Müşaviri Sedat Karaoğlu, Türkiye ve Macaristan Arasındaki Ekonomik İlişkiler konulu bir sunum yaptı. Samsun-Budapeşte İş Forumu, anı takdimi ile sona erdi.
70’e yakın ikili iş görüşmesi yapıldı
İş Forumu kapsamında ardından 35’e yakın Macar iş insanının katılımıyla, Samsunlu heyet arasında medikal, inşaat ve yapı malzemeleri, tekstil, gayrimenkul, mobilya, cam sanayi ve plastik sanayi sektörlerinde 70’e yakın ikili iş görüşmesi gerçekleştirildi. Heyet, üç gün süren program kapsamında Budapeşte Ticaret ve Sanayi Odası’nı ziyaret etti. Heyeti Macaristan Ticaret ve Sanayi Odası ve Macar-Türk Komitesi Başkanı Andrs Rev ve Macaristan Ticaret ve Sanayi Odası Macar-Türk Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi Gabor Kiss ve beraberindeki heyet karşıladı. Toplantıda odalar ve bölgeler arası işbirliği imkanları görüşüldü. Heyet son olarak, Türkiye Cumhuriyeti Macaristan Büyükelçisi C. Gülşen Karanis Ekşioğlu’nu ziyaret ederek, karşılıklı iş birliği fırsatlarını görüştü. Ekşioğlu yaptığı konuşmada, Türkiye ile Macaristan arasından ticaret hacminin gelişmesi için Samsun TSO’nun yaptığı programın önemine işaret ederek, teşekkür etti. Oldukça yoğun geçen program, Büyükelçi C. Gülşen Karanis Ekşioğlu’nun büyükelçilik konutunda Samsun TSO heyeti onuruna verdiği akşam yemeği ile sona erdi. – SAMSUN
]]>Konya Ticaret Odası’nın, Nisan Ayı Olağan Meclis Toplantısı gerçekleştirildi. KTO Meclis Salonu’nda düzenlenen toplantı, Meclis Başkan Vekili Ömer Faruk Okka tarafından açıldı. Gündemdeki maddelerin görüşülmesinin ardından, konuşmasını gerçekleştirmek üzere Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk kürsüye geldi. Yapay zeka teknolojisinin iş alemine etkileri ile ilgili konuşan Başkan Öztürk, yapay zekanın iş yapma alışkanlıklarını kökten değiştireceğini ve bu sürece hızlı bir şekilde uyum sağlamanın işletmeler için verimlilik, düşük maliyet ve rekabet avantajı sağlayacağını vurguladı. Ayrıca, Konya Ticaret Odası Meclisi’nin bu konuda öncü olmasını ve üyelere bu dönüşüm sürecini aktarmasını istedi.
Öztürk, “Konya üretimde ve ticarette çok kısa sürede çok hızlı bir atılım gerçekleştirmiştir. Ancak şu an bulunduğumuz noktanın şehrimizin gücünü yansıtmadığını, Konya’nın çok daha ileri seviyelerde olması gerektiğini biliyoruz. Konya Ticaret Odası olarak kurduğumuz ekosistemle firmalarımıza istihdam, ihracat, verimli ve nitelikli üretim konularında öncülük eden, yol gösteren bir modeli hayata geçirdik. Bunun yanı sıra, çağımızın üretim ve ticaret anlayışında yenilik ve değişim sürecinde firmalarımızla yol arkadaşlığı yapmakta; teknolojik dönüşüme şehrimiz reel sektörünün en hızlı şekilde uyum sağlaması, hatta firmalarımızın bu konuda öncü olması için politikalar geliştirmekte, projeler yürütmekteyiz. İnternet ve akıllı telefonların ticaret ve üretim anlayışının değişiminde üstlendiği rol tartışılmazdır. Bugün, Yapay Zeka teknolojinin ilerlemesi ile daha büyük bir değişimle karşı karşıyayız. Tüm sektörlerimizin kökten etkileneceği bu süreçte iş yapma alışkanlıklarımız tamamen değişecektir. İşletmelerimizde verimlilik, düşük maliyet ve rekabet avantajı elde etmenin yolu bu sürece en hızlı şekilde uyum sağlamaktan geçmektedir. Konya Ticaret Odası Meclisi’nin bu konuda öncü olmasını ve tüm üyelerimize iletmelerini istiyoruz. Konya’nın ekonomik potansiyelini daha ileri seviyeye getirmesi için bu dönüşüm sürecinde öncü olması gerekmektedir” dedi.
Konuşmasına Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ve beklentiler konulu sunumla devam eden Öztürk, “Yerel seçimlerin ardından, iş alemi olarak artık beklentimiz ekonominin gündemin ilk sırasında yer almasıdır. Önümüzde 2028’e kadar seçimsiz bir dört yıl bulunmaktadır. Ülkemizin üretim gücünün korunması ve firmalarımızın sürdürülebilirliğinin devamı için bu dört yıllık zaman dilimini hep birlikte çok iyi değerlendirmeliyiz. Yatırımların devamı için, beklentilerin etkin bir şekilde yönetilmesi, güvenin yeniden tesis edilmesi ve öngörülebilirliğin sağlanması gerekiyor” dedi.
Başkan Öztürk, Konya Ticaret Odası, KTO Karatay Üniversitesi ve KTOTEK’in faaliyetleri ile ilgili sunum yaparak konuşmasını tamamladı. Toplantıda söz alan Meclis Üyeleri de görüş ve önerilerini paylaşarak katkıda bulundu. Meclis Üyeleri Naim Gökbaş ve Mustafa Bozdam gündemdeki konularla ilgili düşüncelerini dile getirdi. – KONYA
]]>Bakan Özhaseki, İller Bankası Sosyal Tesisleri’nde düzenlenen Türkiye Karbon Piyasası Geliştirme Projesi açılış etkinliğinde yaptığı konuşmada, 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden 14 ay geçtiğini, bu süre zarfında gece gündüz demeden çalıştıklarını belirtti.
Bugüne kadar yapımı tamamlanan 76 bin konut ve köy evinin anahtarlarının hak sahiplerine teslim edildiğini hatırlatan Özhaseki, sene sonuna kadar 200 bin konutun teslimatını yapacaklarını, her ay 10-15 bin konutu teslim etmeyi sürdüreceklerini söyledi.
Şu anda 1240 yerde şantiyenin bulunduğunu ve 110 bin kişinin çalıştığını dile getiren Özhaseki, 4 bin 333 köyde depreme dayanıklı ev yaptıklarını aktardı.
Şehirleri ve meydanları bölgenin mimarisine uygun şekilde inşa etmeye çalıştıklarını anlatan Özhaseki, “Şehirlerimizin altyapısı için Dünya Bankasının da içinde olduğu, Avrupa İmar Kalkınma Bankası, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı gibi kuruluşlardan temin ettiğimiz 64 milyar liralık altyapı bedelini de o şehirlerimiz ve hasar gören ilçe, beldelerimiz için hibe olarak veriyoruz. Oralardaki altyapıyı baştan sona inşa ediyoruz.” diye konuştu.
Türkiye’yi iklim değişikliğinin meydana getireceği hasarlardan korumak için gayret ettiklerini vurgulayan Özhaseki, “Son 1-2 yılda Karadeniz’de meydana gelen seller, ülkemizin güneyinde, batısında meydana gelen yangınlar, heyelan tehlikesi, kuraklık gibi benzer iklim değişikliğinin meydana getirdiği hasarları hep birlikte izliyoruz.” dedi.
Özhaseki, Birleşmiş Milletler raporlarına göre 2050’de 216 milyon insanın göç edeceğinin söylendiğine dikkati çekerek, bu değişikliğin devam etmesi durumunda belli bölgelerde gıda krizlerinin başlayacağını ifade etti.
Türkiye’nin dünya kirliliğine etkisinin az olduğuna işaret eden Özhaseki, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu kirletmede payı olan ülkeler ise lakayıt şekilde davranmaya devam ediyor. Karbon emisyonlarını dikkate almadan aşırı şekilde üretmeye, vahşi şekilde piyasada satmaya, kendi ekonomilerini düzeltebilmek adına bütün dünyayı tahrip etmeye pervasızca devam ediyorlar. İklim değişikliği neticesinde meydana gelebilecek kötülüklerden korunabilmek amacıyla yapılan bütün mücadeleyi, bir taraftan kanuni yükümlülüklerle görev olarak görüyoruz ama bir taraftan da severek, isteyerek, adeta ibadet gibi yapıyoruz.”
“Sıfır Atık’tan elde ettiğimiz finansman 185 milyar lira civarında”
Bakan Özhaseki, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’na taraf olduğunu, 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi’nin ortaya konulduğunu anımsatarak, yeşil dönüşüm için iklim kanunu önerisini ve 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi için yürütülen çalışmaları Meclis’e getireceklerini ve bunu kanuna dönüştürmek istediklerini söyledi.
Yeşil alan miktarını artırdıklarını da anlatan Özhaseki, iktidarları döneminde 7 milyardan fazla ağacı toprakla buluşturduklarını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 513 yerde Millet Bahçesi projesine başladıklarını belirten Özhaseki, kişi başına düşen yeşil alanın 14 metrekareyi geçtiğini, bunu artırmak için çalışmalarını sürdürdüklerini vurguladı.
Sıfır Atık konusunda yürütülen çalışmalara da değinen Özhaseki, bu mücadelenin Türkiye sloganı olmaktan çıktığını, dünya markası haline geldiğini vurguladı.
Bakan Özhaseki, Sıfır Atık’ın döngüsel ekonomi olduğunu dile getirerek, “Sıfır Atık’tan son birkaç sene içerisinde elde ettiğimiz finansman 185 milyar lira civarında. Bu verdiğimiz mücadelede geri kazanımlarımızla tam 498 milyon ağaç kesilmekten kurtuldu. 127 milyon varil petrolden de iktisat etmiş olduk.” şeklinde konuştu
Bugünkü projeyle yeşil dönüşüm hamlesinin de başlatıldığını anlatan Özhaseki, “Dünyada ilk örneği olacak. Bugün burada başlatacağımız bu projenin 12. Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program’da yer alan yeşil dönüşüm hedefine uyumlu gerçekleştirileceğini de biliyoruz. Bu kapsamda piyasa temelli mekanizmalarla, yenilikçi yeşil teknolojinin kullanımının teşvik edilmesi, daha düşük karbonlu üretim yapan işletmelerin ön plana çıkarılması ve desteklenmesi gibi ana hedeflerimiz var.” ifadelerini kullandı.
“Düşük karbonlu kalkınma çabalarımızı destekleyecek nitelikte”
İklim Değişikliği Başkanı Halil Hasar da Türkiye’de karbon fiyatlandırma çalışmalarının 2013’te Karbon Piyasalarına Hazırlık Ortaklığı Projesiyle başladığını anımsattı.
Projenin amacının, 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine ulaşılmasına katkı sağlamak olduğunu belirten Hasar, “Proje çıktıları, ülkemizin Orta Vadeli Program’da yer alan yeşil dönüşüm hedefi doğrultusunda ulusal karbon fiyatlandırma araçları ve uluslararası karbon piyasalarına katılım yoluyla düşük karbonlu kalkınma çabalarımızı destekleyecek niteliktedir.” diye konuştu.
]]>Turist rehberleri ve seyahat acentelerine ilişkin düzenlemeleri içeren Turist Rehberliği Meslek Kanunu ile Seyahat Acenteleri ve Seyahat Acenteleri Birliği Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Buna göre mesleğe kabul şartlarını yerine getiren adaylar, yabancı dil yeterlilik belgesi olmasa bile Türkçe turist rehberliği yapabilecek.
Turistlerin bilgisi dışında yapılan yönlendirmeye ceza
Yasalaşan ve Resmi Gazete’de yayınlanan kanun teklifinde, düzenlenen bazı maddeler şu şekilde özetleniyor:
“Yabancı dil şartını sağlayamadığı için rehber olamayanların mağduriyetini gidermek ve iç turizmde artan Türkçe rehber ihtiyacını karşılamak için Türkçe rehberliğe ilişkin düzenleme yapılacak. Kültür ve turizm politikaları ile uyumlu biçimde mevcut rehber sayısını artırmak amacıyla Uzakdoğu dillerindeki rehber adaylarını teşvik edici düzenlemeye gidilecek. Üniversitelerin sanat tarihi ve arkeoloji bölümlerinden lisans düzeyinde mezun ve yabancı dil yeterliliğine sahip olanların turist rehberi olmaları kolaylaştırılacak. Turist rehberlerinin, turist rehberliği hizmetinin verilmesi sırasında ve bu hizmeti alanların bilgisi ve onayı dışında alışveriş amaçlı belirli bir işletmeye gönderilmeleri karşılığında kendisine veya yönlendireceği kişiye herhangi bir menfaat temin etmeleri halinde 25 bin TL’den 100 bin TL’ye kadar idari para cezası yaptırımı uygulanması yönünde düzenleme yapılacak. Seyahat acentelerinin, müşterilerine verdikleri hizmetler sırasında müşterilerin bilgisi ve onayı dışında alışveriş amaçlı belirli bir işletmeye gönderilmeleri karşılığında kendisine veya yönlendireceği kişiye herhangi bir menfaat temin etmeleri halinde belgelerinin bakanlıkça iptal edileceği ve bunların beş yıl süreyle seyahat acenteliği yapamayacağı yönünde düzenleme yapılacak.”
Turizm rehberliği mezunlarına iş bulma kolaylığı
Türkçe turist rehberliği düzenlemesine olumlu yaklaşan SAYD Başkanı Mehmet Gem, yapılan düzenlemenin turizm rehberliğinden yeni mezun olmuş öğrencilere faydalı olacağını ifade etti. Gem, “Türkçe rehberliğe ilişkin düzenlemeye dair, üniversitelerin rehberlik bölümünden mezun olmuş gençler, Turist Rehberleri Odaları Birliği (TUREB) veya Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın açmış olduğu sınavlarda yeterli dil puanına ulaşamadıkları takdirde maalesef rehber olamıyorlardı. Şimdi bu konuyla ilgili değişen, özellikle kültür pazarına istinaden gelişen rehber talebine, TUREB de maalesef yeterli cevap veremiyordu. Çünkü, yüksek sezonların olduğu dönemlerde ağırlıklı yabancı dil bilen rehberler turizm bölgelerinin yoğun olduğu yerlerde konuşlanıp, buna göre işe gitmek istiyorlardı. Dolayısıyla bu Türkçe rehberlik için olumlu bir durum, rehberlik bölümünden mezun olacak gençlere de belirli bir sürede iş bulma anlamında destekleyici bir durum” diye konuştu.
“Kanun maddesi çok ağır”
SAYD Başkanı Mehmet Gem, Seyahat acentelerinin, müşterilerine verdikleri hizmetler sırasında, müşterilerin bilgisi dışında, işletmeye gönderilmeleri karşılığında, herhangi bir menfaat temin etmeleri halinde, belgelerinin bakanlıkça iptal edileceği ve bunların beş yıl süreyle seyahat acenteliği yapamayacağı yönünde yapılan düzenlemeyi de değerlendirdi. Gem, seyahat acenteleriyle ilgili düzenlemenin ardından, alacakları önlemleri şu şekilde aktardı:
“Bu maddeyi uygulamada göreceğiz. Çünkü normalde seyahat acenteleri tur satarken, tur programının tamamını müşteriye iletiyor. Burada biraz daha hanutçuluk faaliyetiyle ilgili, rehberlerin bazen istemeyerek de olsa anlaştığı, seyahat acentelerinin bilgisi dışında olan harici yerlere girip, satışlar yaptırdığı hepimizin bilgisi dahilinde. Bu aslında biraz daha piyasayı kontrol altına almak adına alınmış bir karar. Biz artık rehberlerle de sözleşmeyi yaparken; bu maddeye istinaden, herhangi bir şekilde tur haricinde hiçbir noktaya uğranılmamasıyla ilgili olarak da rehberle bir sözleşme mecburiyetimiz olacak. veya yaptığımız sözleşmeye ilave bir madde koyacağız. Çünkü kanun maddesi cidden çok ağır, 5 yıl seyahat acentesi belgesinin iptal olması ve o kişinin 5 yıl seyahat acenteliği yapamaması çok ciddi bir durum.”
“Sahadaki yanıtını görmemiz gerekiyor”
Antalya Rehberler Odası Başkanı Mustafa Yalçın Yalçınkaya ise Türkçe rehberliğe ilişkin düzenlemenin olumlu ve olumsuz yanlarına dikkat çekti. Yalçınkaya, kanun teklifiyle birlikte aynı zamanda; odalara ve oda yöneticilerine denetim mekanizmasının güçlendirildiğini ve de herhangi bir durum olursa, kamu çalışanı gibi yargılanması hususunun gündeme geldiğini dile getirdi.
Yalçınkaya, “Son yıllarda ülkemizde hava yolu ve demir yolu ulaşımının artmasıyla beraber taşımacı şirketlerin seyahat acentesi açtığını sıklıkla görmekteyiz. Taşımacılıktan seyahat acentesine evrilmiş olup, seyahat acentesi sahibi olanların, rehberi külfet olarak görme tarzında ki söylemlerine şahit olduk. Bu kesimin oluşturmuş olduğu mobbing çalışmalarının bazı yerlerde yanıt bulduğunu üzülerek görmekteyiz. Bundan önceki turizm şuralarında yabancı dil bilmeden rehber olma konusu gündeme geliyordu fakat gerek akademik çevrelerden gerekse de rehberler odaları ve birliği tarafından, bu konunun olmaması gerektiği sıklıkla dile getiriliyordu. İhtiyaç vardı ki oldu, uygulamasına bakmamız gerekiyor. Sektöre yıllık yabancı dil bilmeden ne kadar rehber temin edileceği konusunda bakanlığımız nasıl bir insiyatif kullanacak, sahadaki yanıtını görmemiz gerekiyor. Bizim açımızdan grup liderleri ile tura çıkmış olan şahıs, şayet sadece Türkçe biliyorsa; bu durumda yanındaki rehberle yabancı dil bilmeden grup turuna çıkarsa, bu camiada ve sektörde çok ciddi krize sebep olur” dedi. – ANTALYA
]]>Kayseri, Mart ayında gerçekleştirdiği 323 milyon 447 bin dolarlık ihracatla birlikte yılın ilk çeyreğini 924 milyon 852 bin dolarlık ihracatla kapattı. TÜİK verilerine göre 2024 yılı Mart ayı ihracat rakamlarını değerlendiren KTO Başkanı Ömer Gülsoy, “Mart ayı ihracat rakamlarına göre 323 milyon 447 bin dolar ihracat gerçekleştirdik. Geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,37 azalış bir önceki aya kıyasla yüzde 3,06 oranında artış yaşanmıştır. Kayseri olarak İthalatımız ise 120 milyon 789 bin dolar olmuştur. Geçen yılın aynı ayına oranla yüzde 21,32 azalış gerçekleşmiştir. İlk 3 ay toplam ihracatımız 924 milyon 852 bin dolardır. Geçen yılın ilk çeyreğine oranla yüzde 4,16 oranında artış yaşandı.” diye konuştu. Kayseri’den 159 ülkeye ihracat gerçekleştirildiğinin altını çizen Gülsoy; “İhracat pazarlarımız; Irak, Almanya, Avusturya, ABD, İtalya, Birleşik Krallık, Fransa, Fas, Romanya ve Polonya’dır.” ifadelerini kullandı. Kayseri ihracatının sektörler bazında analizini de yapan Başkan Gülsoy; “Türkiye İstatistik Kurumu’nun belirlediği sektörlerden; Elektrik ve Elektronik, Çelik, Kimyevi Maddeler ve Mamulleri, İklimlendirme Sanayii, Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri gibi sektörlerde artış yaşanırken Demir ve Demir Dışı Metaller, Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri, Tekstil ve Hammaddeleri, Makine ve Aksamları gibi sektörlerde azalış gerçekleşmiştir” dedi.
Açıklamasında 31 Mart yerel seçimlerinin tamamlanmasıyla birlikte ana gündem maddesinin ekonomi ve ihracat olması gerektiğini belirten Gülsoy; “Genel ve yerel seçimlerle uzun soluklu bir seçim atmosferi yaşadık. Bu süreçte de ülkemizin ana gündem maddesi seçimler oldu. Önümüzde 4 yıl gibi bir seçimsiz sürece girdik. Bunu ülkemiz adına önemli bir fırsattır. Ekonomide atılacak çok adım, yapılacak çok iş var. Şimdi çalışma zamanı. Ana odak noktamız ekonomi olmalı, ihracat olmalı. İhracatımızı nasıl artırır, iş insanlarımızın önündeki engelleri nasıl kaldırır, ülke ekonomisine soluk aldıracak, üyelerimizin derdine derman olacak çalışmaları nasıl yaparız bunları düşünme zamanı” dedi.
“Fiyat istikrarını sağlamak durumundayız”
Ekonomik programdan taviz vermeden yüksek enflasyonun önüne geçmek ve bir an önce fiyat istikrarını sağlamak durumunda olduğumuzun altını çizen Gülsoy, şöyle devam etti;
“Bunları başardığımızda güven ve yatırım ortamının tesis edilmesiyle oluşacak yeni bir motivasyonla piyasalarda olumlu bir hava esecektir. Üretim ve ihracat ülkemiz kalkınmasının ve büyümesinin temel unsurlarıdır. Bugünkü sorunların çözümü de daha fazla üretim ve daha fazla ihracat ile mümkündür. Bu yönüyle atılacak yeni adımlar ve yapılacak reformlarla üretimden ihracata her alanda katma değeri artırabiliriz. Ülke olarak en büyük sorunlarımızdan olan cari açığı azaltmak ve buna bağlı olarak döviz girdisini artırmak için ihracatımızı büyütmek ve bunun için de teknoloji, yeşil dönüşüm, markalaşma gibi etkenlerle ihracatımızı daha nitelikli hale getirmek zorundayız. Bu zorlu dönemde özverili çalışmaları ile bu başarıda imzası olan tüm ihracatçı üyelerimizi ve ekiplerini yürekten kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.” – KAYSERİ
]]>Genel Kurul Toplantısı’na Kayseri İl Tarım ve Orman Müdürü Bülent Saklav, Damızlık Sığır Yetiştiricileri Türkiye Merkez Birliği Başkanı Kamil Özcan, TARGEM önceki dönem Genel Müdürü Özkan Kayacan, Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Türkiye Genel Sekreteri İbrahim Akkoyunlu, Develi Süt Üreticileri Birlik Başkanı Nuh Güllü, Köyün Yetiştiricileri Birliği Başkanı Ali Yücel ve birlik üyeleri katıldı.
Kayseri Tarım ve Orman İl Müdürü Bülent Saklav Genel Kurulda yaptığı olduğu açıklamada Kayseri’de gelişen Tarım ve Hayvancılık sektörünün önemine dikkat çekerek Kayseri’de 400 bin büyükbaş 1 milyon küçükbaş hayvanın bulunduğunu, bu gelişmede Kayseri Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği’nin katkısının büyük olduğuna dikkat çekerek Kayseri Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği tarafından oluşturulan Hunat markasında kendilerinin katkılarının olduğunu ve sahip çıkılması gerektiğine dikkat çekti.
TARGEM önceki dönem Genel Müdürü Özkan Kayacan da ülkenin ve dünyanın zor günlerden geçtiğine dikkat çekerek gelişen dünyada gıda ve tarımı duyulan önemin her geçen gün arttığını belirtti. Kayacan, bunun en önemli belirtisinin de covid süresince anlaşıldığını söyledi. Özkan Kayacan Kayseri’de bulunduğu süre içerisinde sanayicilere tarıma teşvik için çok mücadele verdiğine belirtilerek bu günlerde görüyoruz ki Sanayiciler tarıma yatırım yapmak için arazi arayışındalar bu güzel bir gelişmedir dedi. Özkan Kayacan Ayrıca Kayseri damızlık sığır yetiştirilir birliğinin Türkiye genelinde marka Bir birlik haline geldiğini söyledi.
Damızlık sığır yetiştiricileri Türkiye Merkez Birliği Başkanı Kamil Özcan ise, Türkiye’de et fiyatları ile süt fiyatlarının aynı anda değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti ve salonda bulunan kadın üreticilerin genel kurula katılımlarından dolayı tebrik etti.
Kayseri Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Günay Çakı da konuşmasında Kayseri’ye bağlı 16 ilçe ve 400 köyde, bin çiftlik ve bireysel işletmeye hizmet verdiklerini belirtti. Çakı konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Birliğimizin 2001 yılında kuruluşunda ve bugüne kadar emeği geçen tüm yöneticilerimize ve çalışanlarımıza katkılarından dolayı teşekkür ederiz. Birliğimizi, Yönetim Kurulu üyelerimiz, sizlerin destekleri yanı sıra canla başla gece Gündüz demeden çalışan değerli personellerimizin gayretleri sayesinde 23 yıl içerisinde Zooteknist Ziraat Mühendisi, 2 Veteriner Hekim, Gıda Mühendisi, Gıda Teknikeri, Veteriner Sağlık Teknisyeni, Elektrik teknisyeni, Laborant,Malı müşavir dahil 62 Personel ve 37 araç ile 65 bin büyükbaş hayvanın; Suni tohumlama, Küpeleme, Tırnak bakım, Süt verim ve ölçüm, Kaba ve Kesif Yem Bitkileri temini, Ultrason, Hayvan yetiştirme besleme ve teknik servis hizmetleri yanısıra Süt toplama alanında da hizmet ağını her geçen gün genişleterek günlük 150 ton da süt toplayıp transfer etme yanında Kayseri İli Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği olarak üreticilerinden topladığımız doğal sütlerden kendi işletmemizde elde ettiğimiz ürünlerimizi de Hunat ismi ile markalaştırma seviyelerine getirmiş bulunmaktayız. Elde ettiğimiz ürünlerden, Süt, Peynir, Ayran, Yoğurt, Tereyağı, Kaymak gibi 15 çeşit ürün ile tüketici ile buluşturulmaktadır.”
Kayseri damızlık sığır yetiştiricileri Birliği 7. Olağan Genel Kurulu’nda Yönetim Kurulu’na Günay Çakı, Talip Akçakaya, Hadi Yaşar Eroğlu, Mehmet Emin Akşehirli, Yusuf Medeni, Mehmet Bülbül ve Mustafa Coşkun seçildi. – KAYSERİ
]]>DTO Meclis Salonu’ndaki “Dondurarak kurutma, bahçe ürünlerinin muhafazası ile meyve ve sebzelerinin ulusal ve uluslararası pazarlanması” konulu konferansın açış konuşmasını DTO Başkanı Uğur Erdoğan yaptı. Ülkenin 9’uncu ihracatçı sanayi şehri olan Denizli’nin gıda, tarım ve hayvancılık sektöründe de söz sahibi olduğuna dikkat çeken Başkan Erdoğan, “Denizli’miz, her ne kadar ülkemizin en büyük ihracatçı sanayi şehirlerinden biri olarak tanınsa ve anılsa da tarım sektöründeki varlığı ve yatırımlarıyla da adından sıkça söz ettiren bir şehirdir. Gıda, tarım ve hayvancılık sektöründeki potansiyelimizin yanında girişimlerimiz, yatırımlarımız ve başardıklarımızla da biliniyor ve takdir ediliyoruz. Ege Bölgesi’nde tarımın merkeziyiz… Son teknoloji seralarımız ile işletmelerimizin bulunduğu tarım ve hayvancılık sektörümüzün yanı sıra kuruyemiş sektöründeki yatırımlarımızla ve tüm Türkiye’ye de satışını yaptığımız kuruyemiş işleme makinaları ihracatımızla, bölgemizde öncü bir iliz. Ticarete konu 130’un üzerinde tarım ürünü yetiştiriyoruz. Bunlardan 70 çeşidini, ihracat olarak 76 farklı ülkeye göndermekteyiz. En çok kekik, üzüm, kiraz, elma ve nar üreten şehrimiz, bazı ürünlerde Türkiye’nin ihtiyacının neredeyse tamamını karşılamaktadır. Tüm dünyada üretilen kekiğin yüzde 75’i, Türkiye’mizdeki üretimin ise yüzde 90’ı, Denizli’mizdendir. Ayrıca ülkemizdeki leblebi üretiminin yüzde 85’ini Denizli’miz karşılamaktadır. Aynı zamanda lavanta üreten ve bunu sanayileştiren bir şehiriz. Bunların yanında Avrupa’nın en büyük çiğ süt ve damızlık üreticisi, Türkiye’nin en büyük yem fabrikası ile en büyük süt ve süt ürünleri markalarından 1’i, Denizli’mizdedir. Su ürünleri ile arıcılıkta da önemli bir yerdeyiz. Denizli’miz 26 farklı sektörde, 2 bin 905 ürün grubunda 185 ülkeye ihracat yapan önemli bir değerdir. 333 milyon dolarlık bir tarım ihracatı var. Denizli’de 2 bin 940 çeşit bitki yetişiyor; bunlardan 50’si sadece bize özgü. Bunun kıymetini iyi bilmeli” dedi.
“Meyve ve sebze ihracatımızı, artırmak istiyoruz”
4 yıl önce Sarayköy Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde bitki üretim tesisi kurulması amacıyla yatırımcı kuruluşlara arsa tahsis belgelerini dağıttıklarını ve seracılık faaliyetlerini desteklediklerini de belirten Başkan Erdoğan, “Onlar artık işinin başındalar ve işletmeleri her geçen gün daha da büyüyor. Şimdi yeni yatırımların önünü açmak için çaba harcıyoruz. Dondurarak kurutma, bahçe ürünlerinin muhafazası ile meyve ve sebzelerinin ulusal ve uluslararası pazarlanmasını canlandırmak ve bu alandaki ihracatımızı artırmak istiyoruz. Bugünkü konferansımızın ana amacı da budur. Emek veren, katkı sağlayan herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.
“Savaşlar, bundan sonra petrol ve değerli madenler için değil su ve gıda için olacak”
Günümüzde gıda ve sağlıklı beslenmenin ne derece değerli olduğunu ve stratejik bir hale geldiğini herkesin gördüğünü de ifade ederek Erdoğan, “İnsanoğlu, bir zamanlar topraklarını genişletmek için, hemen ardından petrol ve değerli madenler için, geçen yüzyıldan itibaren de su için özellikle de temiz su kaynakları için savaştı. Bu yüzyılda ve gelecekte ise savaşlar gıda güvenliği için olacaktır! Onun için dünyanın en büyük ülkeleri ile ekonomileri, en büyük kaynakları kullanarak en geniş kadroları kurdular; ülkelerinin hiçbir yere bağımlı kalmadan gıda ihtiyacını karşılayabilecek son sistem teknolojiler ortaya çıkarmak ve geliştirmek için durmaksızın çalışıyorlar. Türkiye de büyük bir ülke olmak istiyorsa bu alanda da yerini almalı” şeklinde konuştu.
“Denizli’deki tarım faaliyetlerini önemsiyoruz”
PAÜ Ziraat Fakültesi’nin hem şehire hem de sektöre çok büyük katkılar sağlayacağını dile getiren. Rektör Kutluhan, “Denizli sanayi ve turizm şehridir ama aynı zamanda önemli bir tarım şehridir. Denizli’de okuyup bugünlerde ülke yönetimine katkı sağlayanların ayağı, mutlaka tarla bahçeye değmiştir. Dolayısıyla, tarım hayati bir kaynaktır ve çok önemlidir. Düne kadar tarıma önemsemeyen ülkeler, bugün artık stratejik planlarında yer veriyorlar. Üniversitemizdeki Ziraat Fakültemiz, açıldıktan sonra çok büyük işler yaptı, yapıyor. İlçe ilçe Denizli tarımını ele alıyoruz. Nasıl kolay yetiştirebiliriz? Nasıl bunu sunabiliriz? Bunların araştırmalarını ve çalışmalarını yapıyoruz. Diğer taraftan Çal, Çameli ve Acıpayam’daki arazilerimizde de üretimler yaparak Denizli’mize katkı sağlıyoruz. Tarımda çok emek harcayarak ürettiğimiz ürünlerin maalesef karşılığını alamıyoruz. Bu toplantı, ürünlerin değerlendirilmesi noktasında hepimize ışık tutacak ve yeni bir yaklaşımla bu işlere yön verecektir. Denizli’nin tarımsal ürün çeşitliliği çok büyük, hatta Denizli bu anlamda bir cennettir. Tarıma daha fazla önem vermemiz gerekiyor. Biz de üniversite olarak üzerimize düşeni yapmak istiyoruz. Bu konferans için başta Denizli Ticaret Odamız ve Başkanımız Uğur Erdoğan olmak üzere ilgili dernek ve kurumlarımıza teşekkür ediyorum” dedi.
“Ürünlerimizi, pazarlara ulaştırmak zorundayız”
Soğutma, Muhafaza, Taşıma Bilimleri ve Sanayicileri Derneği (SOMTAD) Başkanı, Bursa Uludağ Üniversitesi’nin Bahçe Bitkileri Bölümü’nden Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rahmi Türk de ürünlerin tüketicilere ulaşıncaya kadar çok ciddi kayıplar yaşandığına, bu konuda çeşitli önlemler alınması gerektiğine işaret etti. Türk, “Denizli tarımı, üniversitenin desteği ile daha da geliştirecektir. Bizler SOMTAD olarak Denizli tarımını bir adım daha ileriye götürmek, sizleri yeni teknolojilerle tanıştırmak için buradayız. Bilim, tarım ve teknolojiyi birlikte ele alarak gıdanın korunması ve daha iyi sunulması için ülkemize ve dünyamıza katkı sağlamak istiyoruz. Dünya nüfusunun 2050 yılında 12 milyara ulaşacağına dair öngörüler var. Bu sebeple gıdamızı yüzde 60 artırmamız gerekiyor. Su kaynaklarını da yüzde 20 daha az kullanmak zorundayız. Araştırmacılar, bu konuda ciddi anlamda çalışmalar yapıyor. Acil önlem almamız gereken konulardan biri de üretilen ürünlerin tedarik zincirinde kaybolmasıdır. Dünyada 1,3 milyar ton ürün israf ediliyor. Türkiye’de ise 60 milyon ton üretim var. Bunun yüzde 25’i yani 15 milyon tonu israf oluyor. Sebze ve meyveyi hızla yurt içi ve yurt pazarlara ulaştırma anlamında ciddi önlemeler alıp hasattan sofraya ürünlerimizi iyi bir şekilde ulaştırmamız gerekmektedir. Dernek olarak hasat muhafaza çalışmalarımız var, bunları sizlerle de paylaşmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’den Avrupa Birliği’ne ihraç edilen ilk süt ürünü Denizli’den”
İl Tarım ve Ormancılık Müdür Yardımcısı Şehla Akpınar ise pandemi, savaşlar ve iklim krizlerinin güvenli üretimin ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkardığını ifade etti. Akpınar, “Bakanlığımız; tarladan sofraya, çiftlikten çatala güvenli ve sürdürülebilir gıda temini için çalışmaktadır ve çeşitli projeler üretmektedir. Ancak bu sadece kamunun tek başına mücadelesiyle başarılı olabileceği bir konu değildir. İş birliğine ihtiyaç vardır. Bakanlığımız, Tarımsal Üretim Planlaması ile ilgili vizyon bir projeyi de hayata geçirdi. Bu kapsamda, iklim değişiklikleri göz önüne alınarak tarımsal üretim, bitkisel ve hayvansal üretimle ilgili planlamalar yapılması, üretimin bu planlamalar çerçevesinde sürdürülmesi ve ürünlerden katma değer elde edilmesi hedeflenmektedir. Diğer taraftan Denizli’nin tarım ve hayvancılık olarak ülkemize çok ciddi katkıları vardır. Sanayiye arz edilen çiğ süt sıralamasında Denizli, tüm Türkiye’de beşinci sıradadır. Avrupa Birliği’ne ihraç edilen ilk süt ürünün Denizli’den olması da gurur vericidir. Gıda takviyesi ihracatında ise Türkiye 2.’siyiz. Denizli hem bitkisel ve hayvansal üretimde hem de ürünlerin işlenerek katma değer elde edilmesinde, çok önemli bir şehirdir. O nedenle, bu tür bir organizasyonun da Denizli’de olması çok değerlidir. Emeği olanlara teşekkür ederiz” diye konuştu.
8 farklı sunumda, A’dan Z’ye sektördeki yenilikleri anlattılar
Büyük ilgi gösterilen Dondurarak Kurutma, Bahçe Ürünlerinin Muhafazası ile Meyve ve Sebzelerinin Ulusal ve Uluslararası Pazarlanması Konferansımızın öğleden önceki ilk bölümünde, öncelikle Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu İl Koordinatör Vekili Bilal Taştepe, sektöre yönelik devlet destekleriyle ilgili IPARD Programı Destekleri hakkında bir bilgilendirmede bulundu. Sonrasında konferansın Gıdaların Korunmasında Yeni Teknolojik Gelişmeler kısmına geçildi. Arda Sökmen ile Serkan Kılıç Dondurarak Kurutma Teknolojileri, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Ziraat Fakültesi’nden Dr. Burak Erdem Algül ise Bahçe Ürünlerinin Muhafazasında Yeni Teknolojik Gelişmeler, ADÜ Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü’nden Prof. Dr. Renan Tunalıoğlu Ülkemiz Meyve ve Sebzelerinin Ulusal/Uluslararası Pazarlanması ve Geleceği, T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Aydın İncirliova İncir Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nden Ziraat Yüksek Mühendisi Duygu Çıtak Birol da Yeşil Mutabakat ve Karbon Ayak İzi konulu birer sunumda bulundular. – DENİZLİ
]]>Pandeminin ardından devam eden ekonomik sıkıntılardan sonra Türkiye’de hayat pahalılığının her geçen gün daha da arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Özgöker özellikle zincir marketlerin açık ve gizli anlaşmalar yaparak tüketiciyi mağdur ettiğini belirtti. Aynı zamanda Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Derneği Başkanı olan İstanbul Arel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Özgöker açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı;
“Bilindiği üzere bütün dünyayı derinden etkileyen Covid-19 Pandemisi sonrasında ülkemizde tüketicileri doğrudan ilgilendiren, hayati mal ve hizmet fiyatlarında ekonominin normal gereklerinin çok ötesinde fahiş zamlar yapılmaktadır. Ayrıca piyasada pandemi sonrası tekrar canlanan talep nedeniyle bazı mal ve hizmetler tedarik edilememekte, karaborsada satılmakta, normal karların bazı mallarda piyasa fiyatının 10 katı kadar ahlaksız, iktisadi realiteden çok uzak zamlar yapılmaktadır. Özellikle zincir marketler aralarında açık veya gizli anlaşmalar yaparak (Kartel oluşturarak) ya da piyasada hakim durumda olan teşebbüsler bu hakimiyetlerini mevcut ve potansiyel rakipleri ile tüketiciler aleyhine istismar ederek (tekel/monopol haline gelerek) piyasayı bozmakta, serbest rekabeti ihlal etmekte ve özellikle de bireysel tüketicileri mağdur etmektedirler.”
“4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un değişmesi elzemdir”
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da bazı değişikliklerin şart olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Uğur Özgöker, “Piyasa dengelerinin bozularak serbest rekabetin kısıtlanması ya da tamamen engellenmesi, ücretli çalışan ve emeklilerin hayatlarının çok zorlaştırılması, geçim sıkıntısı çekmeleri ve zaruri tüketim mallarını bile tedarik etmekte çok zorlanmaları ve nihai olarak bu enflasyonist ortamı bahane eden kötü niyetli dış güçler ve işbirlikçileri bazı iç siyasilerin bunu istismar ederek ülkemizin istikrarını bozarak siyasi ve ekonomik kaosa sokmak çabalarını önlemek için Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da bazı değişiklikler elzem olmuştur” şeklinde konuştu.
“Yeni kanunda hapis cezaları ve çok yüksek para cezaları verme hükümleri de eklenmelidir”
Prof. Dr. Uğur Özgöker sözlerine şöyle devam etti:
“Her ne kadar Anayasa’nın 172. maddesi uyarınca ‘Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder’ ile piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi ile ilgili 167. Maddesi uyarınca ‘Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler’; hükümleri devlete görev vermesine rağmen; 13 Aralık 1994 tarihinde yürürlüğe giren RKHK ‘ da mevcut haliyle rekabeti en fazla bozan Devlet Yardımlarının Düzenlenmesi ve Denetlenmesi’ ne ilişkin (Teşvikler) ve doğrudan tüketiciyi koruyan hükümler yoktur. Mevcut kanunun hükümlerinde rekabeti ihlal eden teşebbüslere bir önceki yılın cirosu üzerinden yüzde 10 gibi sembolik bir oranda para cezası verilmesi yetkisi çok yetersiz kalmaktadır. Rekabeti ihlal ederek yüzde 500-1000 gibi fahiş oranlarında haksız kazanç sağlayan teşebbüsler çok cüzi cezalar karşısında rekabeti ihlal etme ve tüketiciyi istismar etmeyi sürdürmektedirler. Yeni kanunda ABD Rekabet Kanunun’da olduğu gibi hapis cezaları ve çok yüksek para cezaları verme hükümleri de eklenmelidir.”
“Rekabet Kurumu bünyesinde Tüketici ve Rekabet Akademisi kurulmalıdır”
Prof. Dr. Özgöker ayrıca Rekabet Akademisi önerisi ile ilgili de, “Ayrıca 4054 sayılı kanunun kuruma görev olarak verdiği ‘Rekabet Savunuculuğu’nu yürütecek yani ‘Rekabet’ kavramı ilgililere ve kamuoyuna anlatacak, bilgilendirecek, eğitecek ve sertifikalandıracak bir birim de kurum organizasyon yapısında öngörülmemiştir. Türk vatandaşlarının yaşam standartlarının ve refah seviyelerinin artırılması için RK bünyesinde ekonominin kalbi İstanbul’da Rekabet Kurumu İstanbul Temsilciliği binasında mukim bir “Tüketici ve Rekabet Akademisi” kurulmalıdır. İstanbul merkezli bu akademi: Anayasamızda da yer alan devletin hem ‘Tüketiciyi Koruma’ hem de mal ve hizmet piyasalarında; ‘Rekabeti Koruma’ fonksiyonlarını birlikte yürüterek ekonomimizi geliştirecek, uluslararası rekabet gücümüzü artıracak ve vatandaşlarımız için eğitim, bilgilendirme, uluslararası sertifikasyon faaliyetlerini ifa edecektir. Bunların yanı sıra; Rekabetin ve Tüketicilerin Korunması, Haksız Rekabet, Damping, Sübvansiyon, Patent ve Fikri Mülkiyet Hakları, Kalite ve Standardizasyon gibi Uluslararası Ticaret Kurallarını ihlal eden ve ticari ahlaktan yoksun, teşebbüsleri tespit edecek, uyaracak ve gerekirse cezalandırılmaları için Rekabet Kurumu ve adli makamlara doğrudan sevk edebilecek yetkilerle donatılmalıdır” dedi.
Son olarak tavsiylerini devam ettiren Özgöker sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Bu üç hususla ilgili maddeler yeni Rekabetin Korunması Hakkında Kanun tasarısına derç edilmelidir. Yeni Kanun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla kanunu uygulamayla görevli mevcut ‘Rekabet Kurulu Üyeleri’nin görevleri sona erer ve yeni üyeler atanır maddesi de eklenmelidir. Konunun çok önemli milli bir mesele olması hasebiyle de yeni rekabet kurulu üyeleri de hemşerilik, akrabalık veya başka siyasi mülahazalarla değil tamamıyla liyakat esasına göre konunun uzmanları arasından belirlenip atanmalıdırlar.” – İSTANBUL
]]>Tavuk ihracatının yıl sonuna kadar kısıtlanması ve son günlerde medyada yer alan tavuk fiyatlarının yüzde 200 arttığına dair haberler üzerine, HasTavuk Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Müjdat Sezer, İHA’ya açıklamalarda bulundu.
Fiyat artışından tavuk ihracatına, kümes sorunundan yumurta piyasasına kadar sektör ile ilgili geniş değerlendirmelerde bulunan Sezer, bir yıl içerisinde de yüzde 74,4 zam geldiğinin altını çizdi. Türkiye’deki yıllık tavuk üretimi, iç piyasa ve ihracata giden ürünler hakkında da konuşan Sezer, Türkiye’de tüketilmeyen birçok ürünün yurt dışına gittiğini, ihracatın durdurulmasının bu açıdan da doğru olmayacağının altını çizdi.
“Fiyatlara yüzde 200 zam haberi yalan”
Türkiye’de her şeyin enflasyon kadar fiyatının yükseldiğini belirten Müjdat Sezer, “Son zamanlarda gündeme gelen beyaz etin neden daha çok yükseldiği, olması gerekenden daha fazla yükseldiği gibi konuşmalar var. 1 Ocak 2023 tarihinde bütün tavuğun fiyatı 36 lira 40 kuruştu. 14 Mart 2024’te tarihindeki fiyatı 70 lira 30 kuruştur. Bunlar bizim marketlere, bayilerimize nakliye dahil teslim ettiğimiz fiyatlardır. Niye bütün tavuk üzerinden gidiyorum. Bunun çıkış noktası bütün tavuktur. Alt kırılım ve lüks ürünlere kadar fiyatlar değişebiliyor. ‘Sene içerisinde yüzde 200 zam yapıldı’ haberleri asılsızdır. Bu rakamlar bizim faturalandırdığımız rakamlar. Kim istiyorsa gelip, her türlü şirketimizde bunu basitçe ispat edebiliriz. 36 lira 40 kuruştan 70 lira 30 kuruşa gelmesinin manası da şu; 15 aylık yüzde 93, bu da yıllık yüzde 74,4 fiyat artışı demektir. Nerede yüzde 200 fiyat artışı? Bu haberler doğru değil, yalan” diye konuştu.
“Kırmızı et alımlarında düşüş yaşandı”
“Neden fiyatlar yükseliyor kısmına gelecek olursak, insanların alım gücünde bir azalma oldu. Enflasyonun yüksek olmasından kaynaklanan bir şey” diyerek sözlerini sürdüren Sezer, “Bunun dışında Türkiye’ye özel bir durum var. Dünyanın her yerinde kırmızı et bu kadar pahalı değil. Kırmızı et alımında düşüşler yaşandı. İnsanlar da hayvansal protein ihtiyacını karşılamak için ya balık ya da tavuk yiyecekler. Kırmızı et fiyatlarıyla karşılaştırdığınız da tavuk fiyatları uygun kaldı ve talep arttı. Biz hiçbir zaman talep arttı diye fiyat artışı yapmadık. Kırmızı etin 600-800 lira olan bir yerde, bizim teslim fiyatımızın 70 lira olan tavuğun market üstüne fiyat koyuyor. Her marketin fiyatları farklı, biz ona karışamıyoruz. Diyelim ki markette bütün tavuk kilosu 80-90 lira oldu, bu bile alım gücü açısından tercih edilen bir ürün haline geldi” ifadelerini kullandı.
“Biz üretimi kısmadık, ihtiyacın üstünde ürettik”
Türkiye’nin 2020 yılında 2 milyon 136 bin 263 ton tavuk eti ürettiğinin altını çizen Sezer, “2021 yılında artarak, 2 milyon 245 ton oldu. 2022’de 2 milyon 400 tona ulaştı. Buraya kadar istikrarlı bir üretim artışımız var. Sektör, olması gereken şekilde insanların talebini sağlamak için gerekli artışını yapmış. Sonra bakıyoruz, 2023 yılında 2 milyon 328 tona düşmüşüz. 100 bin ton düşüş var. Bu da alım gücünün düşmesinden kaynaklanıyor. 2022 yılında üretim fazlaca artınca, sektör o yıl zarar ediyor. Zarar edince, ürettiğiniz malı biraz az üretirsiniz. Ekonomik bir karardır. Gelelim en son duruma, 2023’ün ilk 2 ayında 367 bin 460 ton beyaz et üreten sektör, 2024’ün ilk 2 ayında 404 bin 744 ton üretim yapmış. Biz üretimi kısmamışız. İhtiyacın daha da üstünde üretmişiz. Burada sektörün doğru kararlar aldığı ve tüketiciyi düşünerek işler yaptığını ispat edebiliyoruz” şeklinde konuştu.
“Yeteri kadar arzımız var”
Ürünlere ulaşımla ilgili aksaklıkların yaşandığına dair çıkan söylentileri de yalanlayan Müjdat Sezer, “Ürünlere ulaşım ile ilgili en ufak bir sıkıntı yok. Kırmızı et için kuyruklarda insanlar bekliyor. Siz nereye giderseniz gidin, parasını verirsiniz, beyaz etinizi alır, filenize koyar ve evinize gidersiniz. Ben hiçbir zaman beyaz et konusunda şunu bulamıyorum diyen bir tane tüketici duymadım, görmedim. Yeteri kadar arzımız var” dedi.
“İç piyasaya daha fazla ürün verilmiş”
İhracat konusunun da medyada biraz şişirildiğini dile getiren Sezer, “Olması gerekenin üstünde fiyatlar söylendi. Onların gerçek olmadığını söyledim. Buna bağlı olarak ihracat kapatılır, ya da azaltırsak ne olacağını anlatayım. 2022 yılında Türkiye’nin beyaz et ihracatı 620 bin ton, 2023 yılında 505 bin ton olarak gerçekleşiyor. Zaten düşmüş, yani iç piyasaya daha fazla ürün verilmiş. 2024 şubat ayında 38 bin 793 bin ton, mart ayında da 41 bin 552 ton ihracat yapılmış. İhracata çok gitti de iç piyasada mağduriyet var gibi bir şey de söz konusu değil. Bizim yaklaşık ihracat oranımız son 2 ayda yüzde 20’lere düşmüş. Eskiden yüzde 30 olan oran, iç piyasaya daha fazla mal verdiği için ihracat düşmüş” ifadelerini kullandı.
“İhracatı yasaklamak doğru değil”
Türkiye’de tüketilmeyen tavuk ürünlerinin ihracatının yapıldığını hatırlatan Sezer, “İç piyasada satılamayan tavuk ayağı, tavuk konservesi, kanat ucu, tavuk derisi, yumurtacı tavuğun kesildikten sonra kalan özellikle Afrika’ya giden ürünleri içine alan bir paket daha var. İç piyasada ne yaparsanız yapın, satamayacağınız ürünlerin miktarı bizim ihracatımızın yarısıdır. İhracat yasaklanınca bunlar, atık ürün işlemeye gidecek. Orada büyük bir ekonomik kayıp olacak. Biz 1-2 lira daha iç pazara sattığımız ürünü daha pahalıya mal edeceğiz, bu da tüketici fiyatlarına aks edecek. Türkiye’de göğüs ürünü pahalı ve halkımız pek sevmediği için daha çok yurt dışına gidiyor. Bunun fiyatı daha da pahalı. Dışarıda da göğüs ürünlerine talep daha fazla. İçeride kullanılan ürünle, dışarıda tüketilen ürün farklı oluyor. Bunu da durdurursanız, yine sıkıntı olacak. İhracatta ikincisi durum da finansman. Peşin parayı alırız, malı göndeririz. İhracat durursa, az da olsa finansmanda da sıkıntı çıkacaktır. İhracat yasaklanması doğru bir mantık değil, yasaklanırsa içeriye girecek ürün aylık 20 bin ton, zaten bizim dişimizin kavuğuna bile girmez. Fiyatları da çok etkilemez. Etkilese de bu kadar gürültü çıkartılacak bir konu da değil. Ama ihracatı yasaklarsanız, Türkiye güvenilir ihracatçı olmaktan çıkar. Bir sürü ticari anlaşma yapanlar var. Bugün var, yarın yok. Karşınızda sizin keyfinizle hareket edecek bir müşteri tarzı yok. Brezilya gelir, sizin açığınızı kapatır. Türkiye’ye döviz lazım diyoruz. Karınca kararınca ona da bir desteğimiz var” diye konuştu.
“Canlı hayvan üretimi diğer üretimlere benzemez”
Yumurta konusuna da değinen Sezer, “Bir dönem aynı gürültü yumurta için de çıkarıldı. Canlı hayvandan üretilen ürünlerden söz ediyoruz. Canlı hayvan üretimi, tekstil, otomotiv üretimine benzemez. Hayvan canlı olduğu için yer, içer, yumurtlar. Arkadan eti gelir. Makine değil, dokuma tezgahı değil bu. Düğmeye basalım, kapansın. Yumurtlama, yem yeme, büyüme deme şansı yok. Arz-talep dengesini biraz kurcaladığınızda fiyatlar düşer. Bu tersi için de geçerlidir. Olmazsa da fiyatlar yükselir. Canlı hayvan üretimi, diğer üretimlere benzemez. Uzun vadeli planlamalar yapmak lazım” dedi.
“Dünyada beyaz et tüketimi fiyata bakmadan artıyor”
Sektör olarak ne yaptıklarını bildiklerini ve dünyayı takip ettiklerini anlatan Sezer, sözlerine şöyle devam etti; “Bundan sonra ne yapmalıyız? Buradan bütün yetkililere sesleneyim. Biz sektör olarak işimizi bilen bir sektörüz. Dünyayı da takip ediyoruz. Beyaz et dünyada şöyle; eskiden dünyada en çok domuz yenirdi. Sonra sığır oldu. Beyaz et tüketimi dünyada da ucuzluğuna pahalılığına bakmadan artıyor. 2030 yıllarında beklenen insan başına beyaz et tüketimi dünyada 50 kilogram ön görülüyor. Bunun sebepleri şu; tartışmasız beyaz et daha sağlıklı. Daha kolay bulunabiliyor. Daha çabuk üretim arttırılıp, azaltılabiliyor. Bir diğer konu da karbon salınımı diye bir şey var. Günün birinde dünya kirlendi. Bizim çocuklar, torunlar ne yapacak. Onları da düşünerek bir şeyler yapmamız gerekiyor. Karbon salınımı en az et ve yumurta tavuğunda meydana geliyor. Sığırla karşılaştırdığınızda, sığır üretimde 4 misli diyebiliriz. Süt ineği ile karşılaştırdığınızda 3 katı fark var. Büyük bir oran bu. Siz karbon salınımını yabana atamazsınız. İkincisi su sorunudur. İklim değişimi diyoruz, dolayısıyla suyu az tüketerek üretim yapmamız lazım. Sığır etini üretmek için 20 litre, tavuk etini üretmek için ise 2 litre suya ihtiyacınız var. Türkiye olarak şimdiden tedbirleri almazsak vay halimize”
“Kümes açığı kapatılmalı”
Müjdat Sezer sözlerini şöyle tamamladı; “Tüketim artacak, avantajları var diyoruz. Bizim üretmemiz lazım. Sektör güçlü, kaliteli, bilgili. Fabrikaları var, açık kapasiteleri var. İşçi de biraz zorlanıyoruz ama bir şekilde bulunacak. Gel gelelim kümes yok. Şimdiden biz kümes açığını kapatmamız için makro planlamalar yaparak kararlar vermeliyiz. Avrupa fonları bu tarafa daha çok aktarılabilir. Kümes yatırımı çok büyük. Firmaların tek başına bunu yapması mümkün değil. 1 lira o iş için lazımsa, kümes için 3 lira lazım. Oraya da devletin bir şeyler düşünmesi lazım. Uygun kredilerle desteklenebilir. Bu gün bu tedbirleri almazsak, kırmızı et için ne konuşuyorsak, yarın beyaz et için onları konuşacağız. Şimdiden bildiğim kadarıyla ikaz etmiş olayım” – BURSA
]]>Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2024 yılı Mart ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,1 azalarak 22 milyar 571 milyon dolar, ithalat yüzde 6,3 azalarak 29 milyar 912 milyon dolar olarak gerçekleşti.
OCAK-MART DÖNEMİNDE İHRACAT YÜZDE 3,6 ARTTI, İTHALAT YÜZDE 12,8 AZALDI
Genel ticaret sistemine göre ihracat 2024 yılı Ocak-Mart döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,6 artarak 63 milyar 603 milyon dolar, ithalat yüzde 12,8 azalarak 83 milyar 945 milyon dolar olarak gerçekleşti.
ENERJİ ÜRÜNLERİ VE ALTIN HARİÇ İHRACAT YÜZDE 5,1, İTHALAT YÜZDE 6,7 AZALDI
Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, 2024 Mart ayında yüzde 5,1 azalarak 21 milyar 915 milyon dolardan, 20 milyar 789 milyon dolara geriledi. Mart ayında enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat yüzde 6,7 azalarak 24 milyar 452 milyon dolardan, 22 milyar 805 milyon dolara geriledi. Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı Mart ayında 2 milyar 16 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi yüzde 6,0 azalarak 43 milyar 594 milyon dolar olarak gerçekleşti. Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 91,2 oldu.
DIŞ TİCARET AÇIĞI MART AYINDA YÜZDE 12,4 AZALDI
Mart ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 12,4 azalarak 8 milyar 379 milyon dolardan, 7 milyar 341 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Mart ayında yüzde 73,8 iken, 2024 Mart ayında yüzde 75,5’e yükseldi.
DIŞ TİCARET OCAK-MART DÖNEMİNDE YÜZDE 41,5 AZALDI
Ocak-Mart döneminde dış ticaret açığı yüzde 41,5 azalarak 34 milyar 799 milyon dolardan, 20 milyar 343 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Mart döneminde yüzde 63,8 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 75,8’e yükseldi. Ekonomik faaliyetlere göre ihracatta, 2024 Mart ayında imalat sanayinin payı yüzde 94,6, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,5, madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,5 oldu. Ocak-Mart döneminde ekonomik faaliyetlere göre ihracatta imalat sanayinin payı yüzde 93,9, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 4,1, madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,5 olarak gerçekleşti.
MART AYINDA EN FAZLA İHRACAT YAPILAN ÜLKE ALMANYA OLDU
Mart ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 749 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 288 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 265 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 189 milyon dolar ile Irak, 1 milyar 172 milyon dolar ile Birleşik Krallık takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,5’ini oluşturdu.
Ocak-Mart döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 5 milyar 232 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 804 milyon dolar ile ABD, 3 milyar 449 milyon dolar ile İtalya, 3 milyar 357 milyon dolar ile Irak ve 3 milyar 256 milyon dolar ile Birleşik Krallık takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 30,0’unu oluşturdu.
İTHALATTA İLK SIRAYI ÇİN ALDI
Mart ayında ithalatta Çin ilk sırayı aldı. Mart ayında Çin’den yapılan ithalat 3 milyar 900 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 632 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 2 milyar 146 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 902 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 407 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 43,4’ünü oluşturdu.
Ocak-Mart döneminde ise ithalatta ilk sırayı Rusya aldı. Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 11 milyar 984 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 10 milyar 227 milyon dolar ile Çin, 6 milyar 282 milyon dolar ile Almanya, 4 milyar 632 milyon dolar ile İtalya, 4 milyar 146 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 44,4’ünü oluşturdu.
MEVSİMDEN ARINDIRILMIŞ İHRACAT YÜZDE 0,8 ARTTI
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; 2024 Mart ayında bir önceki aya göre ihracat yüzde 0,8, ithalat yüzde 3,9 arttı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; 2024 yılı Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 1,1, ithalat yüzde 0,8 arttı.
ÖZEL TİCARET SİSTEMİNE GÖRE İHRACAT 20 MİLYAR 663 MİLYON DOLAR
Özel ticaret sistemine göre, 2024 yılı Mart ayında, ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,1 azalarak 20 milyar 663 milyon dolar, ithalat yüzde 7,6 azalarak 28 milyar 5 milyon dolar olarak gerçekleşti. Mart ayında dış ticaret açığı yüzde 16,2 azalarak 8 milyar 758 milyon dolardan, 7 milyar 341 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Mart ayında yüzde 71,1 iken, 2024 Mart ayında yüzde73,8’e yükseldi.
İHRACAT 2024 YILI OCAK MART DÖNEMİNDE 57 MİLYAR 794 MİLYON DOLAR OLDU
Özel ticaret sistemine göre ihracat, 2024 yılı Ocak-Mart döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,1 artarak 57 milyar 794 milyon dolar, ithalat yüzde 13,1 azalarak 79 milyar 74 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ocak-Mart döneminde dış ticaret açığı yüzde 39,2 azalarak 34 milyar 998 milyon dolardan, 21 milyar 280 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Mart döneminde yüzde 61,6 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 73,1’e yükseldi
]]>“ALINAN ÜCRET MİSAFİRE İADE EDİLDİ”
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın inceleme başlattığı otelle ilgili açıklama yapan Bakan Osman Nuri Ersoy, “Milliyet farkı ile haksız gerekçeyle ücret alınması nedeniyle firmaya 54 bin lira ceza verildi, alınan ücret farkı misafire iade edildi” ifadelerini kullandı.

OTELE KESİLEN CEZA TEPKİ ÇEKTİ
Antalya’daki lüks otele verilen 54 bin 694 TL’lik cezanın otelin bir haftalık konaklama ücretinden bile daha az olması sosyal medyada tartışma konusu oldu. Otelin rezervasyon sayfasına girildiğinde 6 gecelik standart bir oda için 92 bin 400 TL istendiği görülüyor.

BAKAN ERSOY’DAN DİKKAT ÇEKEN AÇIKLAMALAR
Türkiye’de 2024 yılının ilk çeyreğine ilişkin turizm verileri açıklayan Kültür ve Turizm Bakanı Osman Nuri Ersoy’un sözlerinden satır başları şu şekilde; “Turizm geliri Ocak, Şubat ve Mart aylarından oluşan I. çeyrekte bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %5,4 artarak 8 milyar 784 milyon 800 bin dolar oldu. Turizm gelirinin %21’i ülkemizi ziyaret eden yurt dışı ikametli vatandaşlardan elde edildi. Ziyaretçiler, seyahatlerini kişisel veya paket tur ile organize etmektedirler. Bu çeyrekte yapılan harcamaların 7 milyar 775 milyon 627 bin dolarını kişisel harcamalar, 1 milyar 9 milyon 174 bin dolarını ise paket tur harcamaları oluşturdu.
ZİYARETÇİ SAYISI GEÇEN YILIN AYNI ÇEYREĞİNE GÖRE %10,1 ARTTI
Ülkemizden çıkış yapan ziyaretçi sayısı 2024 yılı I. çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %10,1 artarak 9 milyon 10 bin 90 kişi oldu. Ziyaretçilerin %21,6’sını 1 milyon 942 bin 94 kişi ile yurt dışında ikamet eden vatandaşlar oluşturdu. Bu çeyrekte ülkemizden çıkış yapan ziyaretçilerin gecelik ortalama harcaması 93 dolar oldu. Yurt dışında ikamet eden vatandaşların gecelik ortalama harcaması ise 64 dolar oldu. Bu çeyrekte turizm geliri içerisindeki yeme içme harcamalarının payı %22,6, uluslararası ulaştırma harcamalarının payı %16,7, paket tur harcamalarının payı ise %11,5 oldu. Bir önceki yılın aynı dönemine göre yeme içme harcamaları %2,8, uluslararası ulaştırma harcamaları %11,8 ve paket tur harcamaları %19,4 arttı. İkinci sırada %31,3 ile “akraba ve arkadaş ziyareti”, üçüncü sırada ise %9,6 ile “alışveriş” yer aldı. Yurt dışı ikametli vatandaşlar ise ülkemize %73,6 ile en çok “akraba ve arkadaş ziyareti” amacıyla geldi.
TURİZM GİDERİ GEÇEN YILIN AYNI ÇEYREĞİNE GÖRE %11,3 ARTTI
Yurt içinde ikamet edip başka ülkeleri ziyaret eden vatandaşlarımızın harcamalarından oluşan turizm gideri, geçen yılın aynı çeyreğine göre %11,3 artarak 1 milyar 779 milyon 649 bin dolar oldu. Bunun 1 milyar 444 milyon 620 bin dolarını kişisel harcamalar, 335 milyon 30 bin dolarını ise paket tur harcamaları oluşturdu.
Kültür ve Turizm Bakanı Osman Nuri Ersoy.YURT DIŞINI ZİYARET EDEN VATANDAŞLAR 2023 YILI I. ÇEYREĞİNE GÖRE %18,4 ARTTI
Bu çeyrekte yurt dışını ziyaret eden vatandaş sayısı bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %18,4 artarak 2 milyon 449 bin 225 kişi oldu. Bunların kişi başı ortalama harcaması 727 dolar olarak gerçekleşti.
BAKAN ERSOY: REKOR TURİZM GELİRİ ELDE ETTİK
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy “Tarihimizdeki en yüksek ilk çeyrek turizm gelirini elde ettik. 2024 yılı ilk çeyreğinde ziyaretçi sayısı geçen seneye göre yüzde 16,7 artarak 9 milyon 68 bin oldu. Yılsonu hedefi olan 60 milyon ziyaretçi hedefine uyumlu şekilde ilerliyoruz” dedi.
MİLLİYET FARKI ÜCRETİ
Milliyet farkı ile haksız gerekçeyle ücret alınması nedeniyle firmaya 54 bin lira ceza verildi, alınan ücret farkı misafire iade edildi.”
]]>Ticaret Bakanlığı tarafından sosyal medya hesabından açıklama yapıldı.
Türkiye’nin, kümes hayvancılığı ve beyaz et sektöründe dünyanın en önemli üretici ve ihracatçı ülkeleri arasında yer aldığı belirtilen açıklamada, son yıllarda yaşanan bölgesel ve küresel risklerin, küresel gıda fiyat endeksi üzerinde yukarı yönlü bir eğilim oluşturduğu ve özellikle temel tarım ürünlerinde ülkelerin iç piyasa arzını koruma faaliyetlerini ortaya çıkardığı kaydedildi.
“OLAĞAN FİYATLAMA DAVRANIŞLARI BOZULDU”
Buna bağlı olarak, Türkiye’de muhtelif ürünler ile birlikte kümes hayvancılığı ürünlerinin de 2023 Mayıs ayında İhracı Kayda Bağlı Mallar Listesi’e alındığı hatırlatılan açıklamada, “Bununla beraber, 2024 yılının ilk aylarında tavuk eti fiyatlarındaki artış hızının genel enflasyonun, yem ve enerji gibi maliyet kalemleri ile döviz kurundaki aylık fiyat değişimlerinin çok üzerine çıktığı gözlemlenmiştir. Bu durum, söz konusu ürün grubunda olağan piyasa şartlarının dışına çıkıldığını ve olağan fiyatlama davranışlarının bozulduğunu göstermiştir.” ifadeleri kullanıldı.
Fiyat oluşumları izlenirken üretim ve ihracat gelişimlerinin analiz, iç ve dış talepte muhtemel senaryoların titizlikle tetkik edildiği belirtilen açıklamada, ilgili kamu kurumları ve sektörel kuruluşlar ile istişareler gerçekleştirilerildiği anlatıldı. Bu çerçevede üretim, tüketim, dış ticaret ve fiyat oluşumları kapsamında detaylı bir çalışma yapıldığı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Tüketim alışkanlıklarındaki ve iç talepte yaşanan değişimlerin, spekülatif fiyat yükselişlerini beraberinde getirdiği görülmüştür. Yapılan analizler iç piyasada tüketici refahının korunabilmesi için arz yönlü sıkıntılara mahal verilmemesini teminen, söz konusu ürün ihracatına yönelik bir takım düzenlemeler yapılması gerekliliğini ispat etmiştir. Bununla birlikte, sektörde ölçek ekonomisinin sürdürülebilmesi, iç talepte yaşanabilecek dalgalanmaların üretim kaybına sebebiyet vermemesi ve yoğun çabalar ile kazanılan ihracat pazarlarının korunabilmesinin de ülkemizin ekonomik menfaatleri açısından önemli olduğu değerlendirilmiştir.”
Açıklamada, başta Tarım ve Orman Bakanlığı, ilgili resmi ve sektörel kuruluşlar ile yapılan istişareler ve çalışmalar sonucunda, bütün ve parça dahil olmak üzere, tavuk eti ihracatının 1 Mayıs 2024 tarihinden 31 Aralık 2024 tarihine kadar, aylık bazda azami 10 bin ton, toplamda ise bu yıl sonuna kadar 80 bin ton olacak şekilde sınırlandırılmasına karar verildiği bildirildi.
Diğer taraftan, tavuk eti ürünleri satışlarındaki fiyat artışlarının 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında incelenmek üzere 1 Ekim 2022 – 31 Ekim 2023 tarihleri dönemini kapsayacak şekilde 16 üretici firmaya Ticaret Bakanlığı müfettişlerince denetimler gerçekleştirildiği ifade edilen açıklamada, söz konusu denetimler sonucunda Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu tarafından aykırılık yaptığı tespit edilen 8 firma hakkında idari para cezaları verildiği kaydedildi.
“KARARLILIKLA DENETİM ARAÇLARINA BAŞVURACAK”
Açıklamada, şöyle denildi:
“Ancak, son dönemde tavukçuluk sektöründe fahiş fiyat artışı yapıldığına ilişkin şikayet başvuruları sebebiyle, tavukçuluk sektöründe faaliyet gösteren 16 firma hakkında Ticaret Bakanlığımız müfettişlerince denetimlere geçtiğimiz günlerde yeniden başlanmıştır. Ayrıca, Rekabet Kurumu tarafından da 4 Ocak 2024 tarihinde beyaz et sektöründe faaliyet gösteren bazı firmalar hakkında açılan soruşturmanın gerekli idari para cezaları ile sonuçlandırıldığı ve ilgili firmalara 26 Nisan 2024 tarihinde tebliğ edildiği öğrenilmiştir.
Bu çerçevede, Tarım ve Orman Bakanlığımız başta olmak üzere ilgili resmi kuruluşlar ve sektörel kuruluşlar ile koordinasyon halinde çalışarak, ülkemizin tarım ürünleri politikaları ve muhtelif gıda ürünlerinin iç ve dış ticaretinde yapılan düzenlemelerin temel amaçları; dünyada ortaya çıkan yeni eğilimler de dikkate alınarak, yurt içi üretim ve tüketim dengesinin korunması; önceliğimiz olarak yurt içi tüketimin vatandaşlarımız için makul fiyatlarla karşılanması, gıda arz güvenliğinin önündeki tehditlerin bertaraf edilerek ülkemizde sürdürülebilir gıda arzının sağlanmasıdır.
Önümüzdeki dönemde de, Ticaret Bakanlığımızca, başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere, ilgili devlet kuruluşları ve ilgili özel sektör kuruluşları ile güçlü bir işbirliği yapılarak, gıda arzının ve güvenliğinin korunması, halkımızın gıdaya makul fiyatlarla ulaşımının kolaylaştırılması ve gıda piyasalarında oluşabilecek spekülasyonların önlenmesine yönelik olarak görev ve yetki alanımızda bulunan bütün politika ve denetim araçlarına kararlılıkla başvurulacaktır.”
]]>Madencilik yayınlarına, kurumsal, hükümet ve basın kaynaklarına göre, Çin son on yılda dünya çapında pek çok yeni madencilik yatırımı yaptı.
BBC, hisselerine göre Çinli şirketlerin bugün lityumu üreten veya minerali üretmek için yapım aşamasında olan projelerin yüzde 33’ünü kontrol ettiğini hesapladı.
Ancak Çinli işletmeler büyüdükçe, diğer uluslararası madencilik devlerine sıklıkla yöneltilen suiistimallere benzer suçlamalarla karşı karşıya kaldılar.
BBC Küresel Çin Birimi, dünya çapında Çinli şirketlerin de hisse sahibi olduğu, kobalt, nikel ve manganez minerallerinden birini çıkarmak için tasarlanmış en az 62 madencilik projesi belirledi.
Bunların tümü, elektrikli araçlarda kullanılan lityum iyon pillerin yapımında kullanılıyor; bu piller, güneş panelleriyle birlikte artık Çin için yüksek endüstriyel öncelikler arasında yer alıyor. Çin’in pay sahibi olduğu bazı projeler bu minerallerin dünyadaki en büyük üreticileri arasında yer alıyor.
2023 yılında dünya çapında satılan elektrikli araçların yarısından fazlasını üretti
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’a göre Çin, lityum ve kobaltın damıtılmasında uzun süredir lider konumunda ve küresel tedarikteki payı 2022’de her bir mineral için sırasıyla yüzde 72 ve yüzde 68’e ulaşıyordu.
Bunları ve diğer kritik mineralleri damıtma kapasitesi, ülkenin 2023 yılında dünya çapında satılan elektrikli araçların yarısından fazlasını ürettiği, küresel rüzgar türbini üretim kapasitesinin yüzde 60’ına sahip olduğu ve güneş paneli tedarik zincirindeki her aşamanın yüzde 80’ini kontrol ettiği bir seviyeye ulaşmasına yardımcı oldu.
Çin’in sektördeki rolü bu ürünleri dünya çapında daha ucuz ve daha erişilebilir hale getirdi.
Ancak yeşil ekonomi için gerekli olan mineralleri çıkarması ve işlemesi gereken tek ülke Çin değil. BM, dünyanın 2050 yılına kadar net sıfır sera gazı salımı hedefine ulaşması için, minerallerin kullanımının 2040 yılına kadar altı kat artması gerektiğini söylüyor.
Diğer yandan ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği de Çin kaynaklarına olan bağımlılıklarını azaltmak için stratejiler geliştirdiler.
Çinli şirketlerin denizaşırı madencilik faaliyetlerini artırmasıyla birlikte bu projelerinden kaynaklanabilecek sorunlara ilişkin suçlamalar da giderek arttı.
İş ve İnsan Hakları Kaynak Merkezi adlı bir STK, bu tür sorunların “Çin’in madenciliğine özgü olmadığını” söylüyor. Buna karşın geçen yıl kuruluş, kritik minerallerin çıkarılmasında çalışan Çinli şirketlere karşı, yerel halkın haklarının ihlal edilmesinden ekosistemlere zarar verilmesi ve güvensiz çalışma koşullarına kadar 102 suçlamanın listelendiği bir rapor yayınladı.
Bu suçlamalar 2021 ve 2022 yıllarına aitti. BBC, 2023 yılında STK raporlarında veya basında bildirilen 40’tan fazla suçlama daha tespit etti.
Dünyanın karşıt iki tarafındaki iki ülkeden insanlar bize hikayelerini anlattılar.
‘Nehrin suyu artık içilemez durumda’
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin en güneyindeki Lubumbashi’nin eteklerinde Christophe Kabwita, 2011’den bu yana Jinchuan Grubu’na ait olan Ruashi kobalt madenine karşı ayaklanmaya liderlik ediyor.
Kapısının 500 metre uzağında bulunan açık maden ocağının, kayaları haftada iki veya üç kez patlatmak için patlayıcılar kullanarak hayatlarını mahvettiğini söylüyor. Patlama başlamak üzereyken sirenler, herkese elindeki işi bırakıp siper almaları için bir işaret olarak çalıyor.
“Sıcaklık ne olursa olsun, ister yağmur yağsın ister fırtına essin, evlerimizden çıkıp madenin yakınındaki bir sığınağa gitmek zorundayız” diyor.
Bunun herkes için geçerli olduğunu, hastalar ve yeni doğum yapmış kadınlar da dahil olmak üzere başka hiçbir yerin güvenli olmadığını ekliyor.
2017 yılında Katty Kabazo adlı genç bir kızın okuldan eve giderken bir kayanın çarpması sonucu öldüğü bildirilirken, diğer kayaların da çevredeki evlerin duvarlarına ve çatılarına delikler açtığı söyleniyor.
Ruashi madeni Sözcüsü Elisa Kalasa, “o bölgede küçük bir çocuğun bulunduğunu, kızın orada olmaması gerektiğini ve saçılan kayalardan etkilendiğini” kabul etti.
Kalasa, o günden bu yana, “teknolojiyi geliştirdik ve artık uçan kayaların olmadığı bir patlatma yöntemine sahibiz” dedi.
Ancak BBC’nin İşleme Müdürü Patrick Tshisand farklı bir tablo çizdi: “Madencilik yapıyorsak patlayıcı kullanırız. Patlayıcılar kayaların fırlamasına neden olabilir, halkın madene çok yakın olması nedeniyle onların içine düşebilir… bu yüzden buna benzer çok sayıda kaza yaşadık.”
Kalasa ayrıca 2006 ile 2012 yılları arasında şirketin 300’den fazla aileye madenden daha uzağa taşınmaları için tazminat ödediğini söyledi.
Endonezya’nın uzak Obi Adası’nda, Çinli bir şirket olan Lygend Resources and Technology ile Endonezyalı madencilik devi Harita Group’un ortak olduğu bir maden, Kawasi köyünün çevresindeki ormanları hızla yuttu.
Yerel madenleri izleyen Jatam, köylülerin taşınmaları ve devlet tazminatını kabul etmeleri konusunda baskı altında olduklarını söylüyor. Onlarca aile, teklifleri yetersiz bularak taşınmayı reddetmiş.
Bazıları, ulusal stratejik öneme sahip bir projeyi aksattıkları iddiasıyla yasal işlem başlatılmasıyla tehdit edildiklerini söylüyor.
Jatam, madene yer açmak için kadim ormanların kesildiğini; nehirlerin ve okyanusların tortuyla dolduğunu ve bir zamanlar el değmemiş deniz ortamını kirlettiğini belgelediklerini söylüyor.
Kawasi köyünde yaşayan öğretmen Nur Hayati, “Nehrin suyu artık içilemez durumda, çok kirli ve genellikle berrak mavi olan deniz, yağmur yağdığında kırmızıya dönüyor” diyor.
Madeni korumak için adaya Endonezya askerleri konuşlandırıldı ve BBC burayı yakın zamanda ziyaret ettiğinde, askeri varlığın gözle görülür şekilde arttığını tespit etti.
Nur, madenin etkisini protesto etmek için Haziran 2018’de Endonezya’nın başkenti Cakarta’ya giden bir grup köylü arasındaydı. Ancak yerel yönetim temsilcisi Samsu Abubakar, BBC’ye halktan çevreye zarar konusunda herhangi bir şikayet gelmediğini söyledi.
Ayrıca Harita Group’un “çevre yönetimi ve izleme yükümlülüklerine uyduğu” sonucuna varan resmi bir raporu da paylaştı.
Harita Group da bize yaptığı açıklamada, “etik iş uygulamalarına ve yerel yasalara sıkı sıkıya bağlı kaldığını” ve “her türlü olumsuz etkiyi gidermek ve azaltmak için sürekli çalıştığını” söyledi.
Ormansızlaşma ve suların kirletildiği iddialarını yalanlayan şirket bağımsız testlerin suyun hükümetin kalite standartlarını karşıladığını gösterdiğini belirtti.
Çin’in payı daha da artabilir
Bir yıl önce, CCCMC olarak bilinen Çin Madencilik Ticaret Odası Çin’in sahip olduğu madencilik projelerine karşı yapılan şikayetleri çözmeyi amaçlayan bir şikayet mekanizması kurmaya başladı.
Odanın Sözcüsü Lelia Li, şirketlerin yerel topluluklarla veya STK’larla etkileşimde bulunma konusunda “hem kültürel hem de linguistik yetenekten yoksun” olduğunu söylüyor.
Ancak mekanizma henüz tam olarak çalışmıyor.
Çin’in yabancı madencilik faaliyetlerine katılımının artacağı kesin görünüyor.
Birleşik Krallık merkezli iklim odaklı düşünce kuruluşu Ember’in Asya Program Direktörü Aditya Lolla, bunun sadece kilit bir pazarı kontrol etmeye yönelik bir “jeopolitik oyun” olmadığını, aynı zamanda iş perspektifinden de mantıklı olduğunu söylüyor.
“Satın almalar Çinli şirketler tarafından yapılıyor çünkü onlar için her şey kârla alakalı” diyor.
Sonuç olarak Çinli işçiler dünya çapındaki madencilik projelerine gönderilmeye devam edecek. Bu projeler onlar için çoğunlukla iyi para kazanma şansı sunuyor.
Kongo’da Çin’e ait kobalt madenlerinde 10 yıl boyunca çalışan Wang Gang bunlardan biri. 48 yaşındaki işçi, şirketin sağladığı yerde kalıyor, personel kantininde yemek yiyor, haftada yedi gün, günde 10 saat çalışıyor ve ayda dört gün izin alıyor.
Çin’in Hubei eyaletindeki ailesinden ayrılmayı kabul ediyor çünkü orada kazanabileceğinden daha fazlasını kazanıyor. Ayrıca Kongo’nun berrak gökyüzünün ve yüksek ormanlarının tadını çıkarıyor.
Yerel maden işçileriyle Fransızca, Svahili ve İngilizce karışımı bir dille iletişim kuruyor ancak şunu söylüyor: “İşle ilgili konular dışında nadiren sohbet ediyoruz.”
Wang Gang kişiyi korumak için kullanılan takma adı.
Emery Makumeno, Byobe Malenga, Lucien Kahozy’nin katkılarıyla hazırlandı.
]]>Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda iki gün süren TECH’24 Mühendislik ve Teknoloji Zirvesi, Üsküdar Üniversitesi Teknoloji ve İnavasyon Kulübü Başkanı Sevde Ergün, Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın açılış konuşmalarıyla başladı.
Açıklamada, etkinlikteki görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Tarhan, teknoloji girişiminin 21. yüzyıldaki önemine vurgu yaparak, “Bu yüzyıldaki becerileri edinmeden bilgi ve teknolojiyi yakalamak ve geçmek çok zor. Her yüzyılın doğrusu farklı. Yeni sorulara yeni cevaplar vermek gerek. 21. yüzyıl becerilerinden ilki, takım çalışması yapabilmek. Bireysel zekalar grup zekasının önüne geçemiyor. O nedenle takım çalışması yapabilenler, farkı oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
“Gelişmiş ülkelerde farklı, aykırı düşünenlere ödül veriliyor”
Farklı mizaçtaki, hayat görüşündeki insanların aynı amaç için benzer şekilde hareket etmesi gerektiğini kaydeden Tarhan, “Bu çağ, ‘Değiş de gel, benim gibi düşün, benim gibi anla, benim gibi kavra.’ anlayışını kaldırmıyor. Gelişmiş ülkelerde farklı, aykırı düşünenlere ödül veriliyor ama gelişmemiş ülkelerde aykırı düşünenlere ‘İcat çıkarma.’ deniyor. Zihinsel dönüşüm olmadan teknik dönüşüm olmuyor. Sosyal dönüşüm, zihinsel dönüşümden sonra geliyor. Bu nedenle zihinlerdeki dönüşüm çok önemli.” değerlendirmesinde bulundu.
Doğu toplumlarını etkileyen olumsuzluklardan birinin ‘ümitsizlik’ olduğuna işaret eden Tarhan, şunları kaydetti:
“Hemen ümitsizliğe karamsarlığa düşüyoruz. Son yıllarda yapılan nörobilim çalışmalarında ümit duygusu ve iyileşme beklentisinin insan beyninde yüzde 40 oranında iç eczaneyi harekete geçirdiği görüldü. Bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor, hastalıkları yenmeyi kolaylaştırıyor. Aynı şekilde iç motivasyon da sağlıyor. Dış motivasyon, rüzgarla giden gemiye, iç motivasyon da buharlı gemiye benzer. Özellikle gençlerin kendi kendilerini harekete geçirmeleri, hayal kurmaları çok önemli.”
İnsanların hedef koyması gerektiğini ve kendisini başkalarıyla karşılaştırmanın motivasyonu düşürdüğünü belirten Tarhan, 21. yüzyıl becerilerinden bir diğerinin de pozitif iletişim olduğunu belirtti.
Prof. Dr. Osman Çerezci ise üniversite müfredatına araştırmaya ve bilimin gelişmesine yönelik dersler koyulduğunu ve bu derslerin, öğrencilerin proje geliştirme ve uygulama becerilerinin artmasına imkan sağladığına işaret etti.
Zirvenin ilk oturumunu, T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayisi Başkanlığı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hakan Karataş gerçekleştirdi.
Yaptığı sunumda “Savunma sanayisi perspektifinden bugünkü Türkiye’ye ve yeteneğe nasıl bakıyoruz?’ sorularının cevaplarını aktaran Prof. Dr. Karataş, mühendisliğe insan perspektifinden bakıp hangi amaçla hangi yola çıkılırsa, başarının elde edileceğini anlattı.
Savunma sanayisinde yetenek yönetimine verilen önemi vurgulayan Karataş, “Biz, savunma sanayisi olarak, ürettiğimiz platformlara bakarken teknolojiye hayranlık duymuyoruz, hayranlık duymamız gereken unsur teknolojinin mucidi insan. İnsan ikna olursa, bunları yapıyor. Bizim tek sorumuz şu, ‘İnsan nasıl ikna oluyor da bu zihinsel güce ulaşabiliyor?’ Çünkü bir insanı ikna etmek kolay değil, bir yolculuğa çıkarmak, bir işe ortak etmek çok zor. Ama bir insan inandığında, konuyu hayatının merkezine aldığında, anlamı ve amacı doğru oturttuğunda böyle büyük sistemler oluşturabiliyor.” şeklinde görüş belirtti.
“Gençleri anlamak zorundayız”
Savunma sanayisinde yeteneğin çok kıymetli olduğunu ve doğru yetkinliklerle inşa edilmesi gerektiğine işaret eden Karataş, yetenekte doğru yetkinliklerin, anlam, amaç ve tutkunun olmadığı durumlarda şirketlerin çok büyük efor ve kaynak harcamak zorunda kaldıklarından bahsetti.
Prof. Dr. Karataş, gençlerin iş hayatında isteklerine önem verilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Genç bir nüfus geliyor, onları anlamak zorundayız. ‘Zaman değişti, gençler kötüye gidiyor.’ demek kolay olur. Gençler kötüye gitmiyor, yetişkinlerle uyumda problem yaşıyor. Uyumda problem yaşayanlar huysuzluk yapar.” ifadelerini kullandı.
Diğer oturumlarda Üsküdar Üniversitesi TRGENMER Direktörü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, Microsoft Uygulama İnovasyonu Teknoloji Lideri Daron Yöndem ve TÜBİTAK Uzay Proje Yöneticisi Ömer Ataş, Co-Print Kurucusu Fatih Kazım Duymaz, Savunma Sanayi Başkanlığı Kaan Aviyonik, Görev ve Silah Sistemleri & HÜRJET Program Müdürü Muhammed Ali Yiğit, Bilişim Vadisi Genel Müdürü Erkam Tüzgen, Trendyol Teknoloji Lideri Emre Savcı ve TurkishTechnology AI Ürün Sahibi Ramazan Sarı, günümüz teknolojilerine ait bilgiler paylaştı.
]]>MUSTAFA USTA
(SİNOP) – Sinop Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler (SMMM) Odası Başkanı Ahmet Mahmut Buruk, “Biz devletimize hizmet etmek için, vergi toplamak için çalışan mükellefle devlet arasında bir köprüyüz. Sırtımızdaki bu yük artık dayanılmaz hale geldi. Geçenlerde bir arkadaşımızı, bir meslektaşımızı mesleği başında kaybettik. Bu nedenle de Türkiye genelinde bir infial oldu. İnanın 7 gün 24 saat çalışıyoruz. Bürolarımızdaki ışıklarımız gece kapanmaz oldu” dedi.
Sinop Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler (SMMM) Odası Başkanı Ahmet Mahmut Buruk, mali müşavirlerin işlerini daha sağlıklı şekilde yapabilmesi için haklı taleplerinin hayata geçirilmesini beklediklerini söyledi. Buruk, şöyle konuştu:
“VERGİ DAİRESİ ARTIK KENDİ MEMURLARINI BIRAKTI, BÜTÜN İŞLERİ BİZE YAPTIRMAYA BAŞLADI”
“Bizim Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’ndan taleplerimiz var. Biz devletimize hizmet etmek için, vergi toplamak için çalışan mükellefle devlet arasında bir köprüyüz. Fakat bizim yükümüz çok ağırlaşmaya başladı. Devletin bizde istedikleri çok çok fazla olmaya başladı. Sırtımızdaki bu yük artık dayanılmaz hale geldi. Geçenlerde bir arkadaşımızı, bir meslektaşımızı mesleği başında kaybettik. Bu nedenle de Türkiye genelinde bir infial oldu. İnanın 7 gün 24 saat çalışıyoruz. Bürolarımızdaki ışıklarımız gece kapanmaz oldu. Görünüşte vergi dairesi, gelir dairesi biz sizden istemiyoruz, biz mükelleften istiyoruz diyorlar. Ama bunu mükellef vermiyor. Sonuçta biz veriyoruz. Evraklar bizim aracılığımızla toplanıyor ve veri haline dönüşüyor, daha sonra da vergi dairesi başkanlığına aktarılıyor. Mesela Nisan ayında vereceğimiz bildirim sayısı 56 tane. 1 ayda değişik bildirimler veriyoruz. Bu bildirimler de artık dayanılmaz hale geldi. Sürekli iş yükümüz artıyor. Ben 37 seneden beri mali müşavirim. Mesleğe başladığım zaman vergi dairesinde çalışan sayımız 70 kişiydi. Bizde çalışan sayısı 4 kişiydi. Şuan da vergi dairesinde çalışan sayısı örnek veriyorum 25 kişi, bizde çalışan personel sayısı 20 kişi.
Vergi dairesi artık kendi memurlarını bıraktı, bütün işleri bize yaptırmaya başladı. Biz Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan süre de istemiyoruz. Vergi dairesi vergi toplamak için kendi almış olduğu beyannameleri alamıyor. Elektronik sistemi buna uygun değil ve her ay çöküyor. Kuyrukta ekmek dönemi gibi kuyrukta beyanname dönemi başladı. Beyannameler kuyrukta bekliyor. Artık saat gece 00: 00’da 01: 00’de bilgisayarları açık bırakıyoruz, gidiyoruz. Artık sabaha kadar onaylanırsa onaylanıyor, onaylanmazsa onaylanmıyor. Bunlar bizi strese sokuyor. İster istemez meslektaşlarımız sinir krizleri geçirmeye başladı. Biz bütün verileri maliye bakanlığı, gelir dairesine veriyoruz. Eskiden kağıt ortamda veriyorduk, şimdi elektronik ortamda veriyoruz. Maliye Bakanlığı bu verileri devletin diğer kamu ve kuruluşlarıyla paylaşabilir ama paylaşmıyor. Biz onlara da ayrıca veriyoruz. Yani aynı verileri değişik değişik kurumlara aynı şekilde veriyoruz.
“MESLEKTAŞLARIMIZIN BEDEN VE RUH SAĞLIĞI BUNU ARTIK TAŞIYAMAZ HALE GELDİ”
Şu anda meslek camiası infial durumuna geçti. Bunun sebeplerinden birisi de enflasyon muhasebesi. Biliyorsunuz, ülkede bir enflasyon var ve yıllardır kalıcı hale geldi. Enflasyonun yüksek olmasının sebebi hiçbir zaman muhasebeciler olmadı ama bütün yükü biz çekiyoruz. Nedir bu yük derseniz. 2023 yılı sonu itibarıyla artık enflasyon muhasebesine geçildi. Sebep nedir? 3 yılın ortalaması yüzde 100’ü aştığı için son yılın enflasyonu da 110’u aştığı için yasa gereği enflasyon muhasebesine geçilmek zorunda kalındı. Ona da kabul. Enflasyon muhasebesi ne zaman yapılır? Bilanço çıkarılarak yapılır. Biz bilançoyu normal şartlarda her yılın sonunda çıkarıyoruz. Bizim her yıl sonu bilanço çıkarmamız gerekirken, gelir dairesi 3 ayda bir çıkarmamızı söylüyor. 3 ayda bir bilanço çıkmadan zaten enflasyon muhasebesi olmuyor. O nedenle biz gelir dairesine diyoruz ki, eğer bizim düzgün enflasyon muhasebesi yapmamızı istiyorsanız bize eskiden olduğu gibi yıllık bilançoları yıllık isteyin. Biz bu iş yükü altında eziliyoruz. Artık dayanılmaz bir seviyeye geldi. Meslektaşlarımızın beden ve ruh sağlığı bunu artık taşıyamaz hale geldi. Bizim sesimize kulak verin. Biz artık bu mesleği yapacak halde değiliz.”
]]>Bu koyun ırkı, kârlılığı ve iklim değişikliğine uyumuyla öne çıkıyor. Et üretimi ve uygun mera alanlarının azalması sorunlarıyla karşı karşıya olan bu Orta Asya ülkesindeki en gözde besi hayvanlarından.
18 yaşındaki Şapirov “Çok az su ve yayılma alanı olsa bile hızla kilo alıyorlar” diyor.
Hisar koyunu, yıllar süren aşırı otlatma ve küresel ısınma nedeniyle, tarım ve hayvancılığa uygun toprakların daralmasıyla yüzleşen Tacikistan’daki çiftçiler için potansiyel bir nimet ve tüketiciler için de bol bir koyun eti kaynağı.
Arkalarındaki iki yağ kütlesiyle kolayca ayırt edilebilen koyun ırkından 250 civarında hayvan, baharın ilk güneşli günlerinde Şapirov’un gözetiminde yayılıyor.
Şapirov “Bu koyunlar ortalama 135 kilo oluyorlar. Şu an kış sonu, şimdi o kadar ağır değiller ama hızla kilo alacaklar” diyor.
Neredeyse koyunlar kadar büyük bir beyaz Orta Asya çoban köpeği sürüye sahip çıkıyor.
Hisar koyununun en büyüklerinin ağırlığı 210 kiloya çıkabiliyor.
Hisar koyunları, toplam ağırlığının üçte ikisi kadar et ve yağ üretebiliyor. Bu oran, diğer birçok ırktan daha fazla. Bu özelliğiyle çiftçiler açısından çok kârlı bir seçenek olabiliyorlar.
Tacik Tarım Bilimleri Akademisi üyesi Şarafzon Rahimov “Hisarlar benzersiz bir ırk. Öncelikle ağırlıkları nedeniyle. Ayrıca bu koyunlar asla aynı yerde yayılmaz, dolayısıyla toprağın ekosistemini de geliştirirler” diyor.
Mera ararken 500 kilometre dolaşabiliyorlar ve bu sayede farklı mera alanları kendisini yenileyebiliyor.
Birleşmiş Milletler raporuna göre ülke topraklarının % 20’sinden fazlası tarım ve hayvancılık arazisi özelliğini kaybetti ve bu durum 18 milyon kişiyi etkiliyor.
800 bin kilometrekarelik alan, aşağı yukarı Türkiye’yle eşit.
Kurak topraklardan yükselen koz, kalp ve solunum hastalıklarına da yol açıyor.
Toprakları daha verimsiz hale gelirken, geçim kaynaklarını kaybeden çok sayıda çiftçi, ülke dışına göç ediyor.
Zorlu koşullarda yetiştirilebilen Hisar koyunları bu ortamda Tacikistan’da halkın büyük ilgisini çekiyor.
Irka adını veren Hisar Vadisi’ne uzanan yolun etrafındaki Tacik Cumhurbaşkanı Emomali Rahman’ı öven onlarca poster arasında, Hisar koyunlarının üç çeşidine ait altın renkli bir heykel var.
Bilim insanı ve yetiştirici İbrokhim Bobokalonov, başkent yakınlarındaki biyoteknoloji merkezinde, en büyük ve en kârlı koyunu yetiştirme umuduyla, en iyi genetik örnekleri topluyor.
Bobokalonov “Hisar koyununa talep sadece Tacikistan’da değil, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye, Azerbaycan, Çin ve ABD’de de büyüyor” diyor.
Hatta Hisar ırkı, bölgesel bir rekabeti de tetikledi.
Tacikistan, geçtiğimiz günlerde komşularını ırkı bozmakla ve daha da ağır koyunlar yetiştirmek için diğer yerel türlerle çiftleştirmekle suçladı.
Geçen yıl Kazakistan’daki bir tarım festivalinde 230 kiloluk bir Hisar koyunu Guiness Rekorlar Kitabı’na girdi.
Kırgızistan’da da 210 kiloyu aşan koyunlar görüldü. Tacik yetiştiricilerse, yarışta öne geçmeye kararlı.
Bobokalanov, bacakları bağlı halde önündeki tartıda yatan koyunun önünde duruyor ve “Bu Mişa. Şu anda 152 kilo ve 15 bin dolar değerinde” diyor.
15 bin dolar Tacikistan’daki ortalama ücretle altı yılda kazanılabiliyor. Bobokalonov Mişa’yı önümdeki aylarda satmayı planlıyor.
“Umarım bu yazki yarışmaya kadar 220-230 kilo olacak. Sadece doğal ürünlerle, dopingsiz günde 800 gram alabilir” diyor.
2021’de Kazakistan’da bir Hisar koyunu 40 bin dolara satılmıştı.
Çiftçiler için Hisar ırkının kârlılığı çekici ama koyun aynı zamanda etinin tadı için de tercih ediliyor.
Koyun eti, Orta Asya mutfağının olmazsa olmazlarından.
Pazarda alışveriş yapan Umedjon Yuldaçev katılıyor.
“Bu koyun etiyle aklınıza gelen her türlü milli Tacik yemeğini yapabilirsiniz” diyor.
]]>Bu yıl 4. kez düzenlenen çalıştay, aziz şehitler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başladı. Sektöre engel teşkil eden bazı sorunların izole edilmesine katkı sağlamak adına düzenlenen çalıştayın başarılı ve verimli geçmesini dilekleri ile konuşmasına başlayan İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Kıran, “En temel sorunlarımızın içerisinde yer alan deniz turizmi araç sayımızın bugün beş bine ulaşmasıyla ilgili İstanbul’dan Alanya’ya kadar tüm kıyı şeridimizdeki araçların bağlama, yolcu indir bindir yerleri ile bu araçların tamir bakım ihtiyaçlarının giderilmesi yönünde, sektörün faaliyetini yapacağı araçlar ile faaliyetin türüne göre kullanılacak deniz araçların niteliği ve mevzuatlarının birbirine uyumlu hale getirilerek uygulama kaynaklı soruların giderilmesi yer alıyor. Sektörün 12 ay faaliyet yapmasına ilişkin dalış turizmi, kurvaziyer turizmi gibi alt branşların desteklenmesi ile uluslararası rekabet gücünün arttırılması, bugün tüm dünyaya tanıttığımız Mavi Yolculuğun temelini oluşturan koylarımızın marka değerinin arttırılmasıdır. İlgili kamu kurumlarının mevzuat uygulamaları ve sektörün gelişim sürecinde bölgesel uygulama kaynaklı sorunlarının giderilmesine yönelik sonuçlar elde edilmiştir” dedi.
“Marmaris’in bir deniz kenti olduğunu ve denize önem verilmesi gerektiğini unutmamalıyız”
Çalıştayda kürsüye çıkarak konuşan Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, denizin Marmaris için önemine değinerek, “Marmaris’ten denizi çektiğiniz anda normal Anadolu kasabası olması noktasına geliyor. Bütün deniz kentleri böyle ama üzerine denizi koyduğunuzda kültüründen tarihine, ticaretinden ekonomisine kadar birçok alanda yeni ufuklar açan bir durum söz konusu. Bu sebeple denizin Marmaris için ve bütün kıyı kentleri için önemi büyük, üzerinde hassasiyetle durulması, alanlarının düzenlenmesi gerektiği çok açık bir şekilde ortada. Marmaris özelinde baktığımızda Cruise turizminden daha fazla gelir elde etmeyi bekleyen. Deniz araçlarının fazlalığıyla oluşan kirliliğin doğa tahribatının en aza indirilmesi için önlemlerin ve düzenlemelerin yapılması gerektiği konusunda çalışmaların yapılacağı bir toplantı bekliyoruz. Aynı zamanda geçmiş zamanlarda yaşadığımız yangın felaketlerinin ardından oluşan deniz dolgusunun Marmaris turizmine etkisi olduğu gibi ilçenin liman temizliğine ve doğal yaşamına önemli olumsuzlukları olduğunun da bilincindeyiz” sözleri ile üzerlerine düşen tüm görevleri yapmaya hazır olduğunu iletti.
“Yerel yönetimler olarak üzerimize düşen ne varsa elimizi taşın altına koymaya hazırız”
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras da Bodrum Belediye Başkanlığı yaptığı son 5 yılda denizcilik faaliyetlerine önem verdiklerini belirterek, “Sektörün sorunlarını çok açık bir şekilde biliyoruz. Özellikle son dönemde bağlama konusunda çok ciddi sıkıntılar var. Transferler konusunda çok ciddi problemler var. Limanlarımızın işletilmesinin yöntemi konusunda sektörün yöneticileriyle sık sık görüşüyoruz. Hem sektörümüzle hem de ilçe belediyelerimizle birlikte yürütüyoruz. Bir denizcilik iştiraki kurarak limanların ve barınakların, iskelelerin kontrolünü tamamen sektörün kontrolüne bırakacağım. Bununla ilgili duyuruları zaten yapmıştık, şimdi ise hazırlık aşamasındayız. Burada yat imalat, bakım, onarım sektörünün de değerini biliyoruz. Ören’deki yapılan organize sanayinin de farkındayız oraya da her zaman destek vermeye hazırız. Yine bütün Muğla’nın bin 480 kilometre kıyı uzunluğunun her bir bölgesinde denizcilikle ilgili her bir faaliyette biz de yerel yönetim olarak sektörümüzün yanında onları geliştirecek her türlü kararı almaya hazırız. Çok kıymetli Turizm Bakanlığımız, Ulaştırma Bakanlığımızla da yine ortak çalışmaya her zaman hazırız. Körfezlerimizin yapılaşmadan mümkün olduğunca korunması için ve deniz turizminin faaliyetlerinin engellenmemesi için her körfezimizde böyle olmak zorundayız. Deniz toplu taşıma meselesi malum bin 480 kilometre kıyımız var ancak nitelikli deniz trafiğini özellikle toplu taşıma açısından oluşturamamışız. Bunun için Datça ve Bodrum arasındaki feribot gibi Fethiye’den Marmaris’e oradan Datça’ya, Datça’dan Bodruma, oradan Milas’a, Didim’e kadar deniz trafik güzergahı çalışmasını başlattık, bunu yapıyoruz. Bu hareketin ciddi olumlu etkileri olacağını biliyorum, tabii ki temsilcilerle yapacağımız toplantılarla masaya yatırarak daha doğru ilerleyeceğimizi düşünüyorum” şeklinde konuştu.
“Bu çalıştay turizme katkı sağlayacaktır”
Muğla’nın ülkenin en önemli turizm destinasyonlarından biri olan “Yeryüzü Cenneti” olduğu sözleri ile konuşmasına başlayan Muğla Valisi İdris Akbıyık, “Günümüzde turizm endüstrisinin en önemli sektörlerinden biri olarak gösterilen deniz turizmi, Türkiye’nin turizm faaliyetlerinin de lokomotifi konumundadır. Bu nedenle ülkemizin katma değerli turizm faaliyetleri oluşturma doğrultusundaki arayışlarında, üzerinde önemle durulması gereken turizm branşları arasında gösterilmektedir. Muğla ilimiz, yemyeşil çam ormanlarıyla turkuaz suların iç içe olduğu, birbirinden eşsiz koyları, kumsalları, huzur veren doğal ve tarihi güzellikleriyle, her yıl milyonlarca misafire ev sahipliği yapmaktadır. Bin 484 kilometrelik kıyı bandımız ve bu kıyı bandının çevrelediği tarihi ve doğal güzelliklerle dolu eşsiz coğrafya, Muğla’nın ülkemizin deniz turizmi faaliyetlerinin büyük bir kısmının gerçekleştirildiği cazibe merkezi haline gelmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Muğla’daki deniz turizmi kapasitesini rakamsal olarak ifade edecek olursak, 7 bin 93 yat kapasiteli 28 marina, 15 bin 743 yatak kapasiteli bin 512 ticari yat, 36 bin 500 yolcu kapasiteli 742 günübirlik tekne faaliyet göstermektedir. İlimiz genelinde 137 adet mavi bayraklı işletme bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıl, 76 bin 910 yolcu kapasitesine sahip 92 adet kurvaziyer limanlarımızı ziyaret etmiştir. Ayrıca ilimizde 2 tane uluslararası havaalanının bulunması ve buralardan yat limanlarına karayolu ile ulaşımın kolaylıkla sağlanabilmesi, deniz turizmi için büyük bir avantaj sağlamaktadır” açıklamasında bulundu.
“Muğla deniz turizmi dünya ile rekabet edebilir durumda”
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan ise konuşmasında, “Ülkemizin turizmdeki potansiyelini görerek büyük bir ileri görüşlülük ve vizyonla sıfır mesafesinden bugün dünyanın en önemli turizm ülkelerinden birisi olmamızın yolunu açmıştır. Deniz turizmiyle Muğla turizmde en avantajlı rekabet edilebilir bir konumda. Deniz turizmimizi geliştirmeye devam edeceğiz. Çalıştayımızda tüm imkanlar, tüm yapılabilecekler enine boyuna görüşülecek. Biz de Bakanlık olarak hem katkılarımızı hem de buradan çıkan sonuçları çok dikkatle değerlendirerek tüm paydaşlarımızla gerekli adımları atacağız” ifadelerini kullandı.
Marmaris’e bağlı İçmeler Mahallesi’nde düzenlenen, bölgesel deniz turizmi faaliyetlerinin değerlendirileceği çalıştaya; Muğla Valisi Dr. İdris Akbıyık, Kültür ve Turizm Bakanlığı Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürü Ünal Baylan, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Marmaris Kaymakamı Nurullah Kaya, Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, Oda başkanları, STK temsilcileri ve liman başkanları katıldı.
Bu sabah başlayan ve iki oturumdan oluşan çalıştay bu akşam sona erecek. – MUĞLA
]]>BTSO Ana Hizmet Binası’nda gerçekleştirilen Kuzey Makedonya İş Forumu’nun açılış konuşmasını BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cüneyt Şener gerçekleştirdi. Başkan Yardımcısı Şener, Türkiye’nin Balkan ülkelerinin tamamı ile ortak tarihi, kültürel ve toplumsal geçmişi olduğuna dikkati çekerek, “Türkiye ile Kuzey Makedonya, yüzyıllardan günümüze ulaşan ortak tarih, kültür ve medeniyet bağlarına sahip. Ancak bu ilişkilerimizi yalnızca kültürel ve tarihi bir yaklaşımla ele alamayız. Kuzey Makedonya’nın da içinde yer aldığı Balkan coğrafyası, ticaret hacmi ve barındırdığı fırsatlar itibariyle ülkemiz için stratejik bir bölge. Türkiye için Avrupa’ya ve dünyaya açılan bir kapı niteliğinde olan Balkan coğrafyası, uluslararası rekabette söz sahibi olmak isteyen firmalarımız için adeta bir sıçrama tahtasıdır” dedi.
“Kuzey Makedonya önemli bir çekim merkezi”
Türkiye ekonomisinin lokomotif şehirleri arasında bulunan Bursa’nın bugünkü güçlü konumuna ulaşmasında Balkan kökenli iş insanlarının büyük payı olduğunu ifade eden BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cüneyt Şener, “Bursa Ticaret ve Sanayi Odası olarak bizler de Balkan ülkeleriyle ticaret potansiyelini geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu noktada Kuzey Makedonya, Avrupa ortalamasının üzerinde bir büyüme oranı ve gelişmeye açık ekonomik yapısıyla, firmalarımız için önemli bir çekim merkezi olarak öne çıkıyor. Bursa’dan Kuzey Makedonya’ya ihracat yapan 169 firmamız bulunuyor. Geçen yıl Bursa’dan Kuzey Makedonya’ya gerçekleştirdiğimiz ihracat 50 milyon dolara ulaştı. Ülkelerimiz arasında yatırım ve ticari potansiyel çok yüksek. Biz bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirmek istiyoruz. Bugünkü toplantımızın da Bursa ve Kuzey Makedonya arasındaki ilişkileri canlandırmak ve daha da ileriye taşımak için önemli bir fırsat oluşturduğuna inanıyorum” diye konuştu.
“Bursa ile Ticaret hacmi 55 milyon dolar”
Kuzey Makedonya Türkiye Büyükelçisi Jovan Manasijevski de karşılıklı üst düzey ziyaretler ile Türk şirketlerinin Makedonya’da stratejik altyapı ve sermaye projeleri alanında önemli projeleri üstlendiklerini söyledi. Manasijevski, “İki ülke arasındaki yakın ilişkiler, ikili işbirliğinin genel olarak sürdürülmesine ve geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Türkiye, Makedonya’nın 7. büyük ticaret ortağı. Türk firmaları, Makedonyalı üretici firmaların ana tedarikçileri arasında. Ülkelerimiz arasındaki toplam ticaret hacmi ise 1 milyar dolara ulaştı. Kuzey Makedonya’da kayıtlı 2 bine yakın Türk şirketi farklı sektörlerde faaliyet göstermekte. Ülkemizdeki toplam kayıtlı yabancı şirketler arasında yüzde 25 oranla Türkiye birinci sıraya yerleşti. Bursa ile Makedonya arasındaki toplam ticaret hacmi ise 2023 yılında önemli bir artış ile 55 milyon dolar oldu. Bizler bu rakamları çok daha yüksek bir düzeye çıkaracağımıza inanıyoruz” dedi.
Açılış konuşmalarının ardından Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Teknolojik Endüstriyel Geliştirme Bölgeleri Müdürlüğü Direktörü Jovan Despotovski, katılımcılara Kuzey Makedonya’daki iş fırsatları sunumu gerçekleştirdi. İş forumu, Şahterm CEO’su Faruk Şahin ve Pürplast Genel Müdürü Mehmet Şişmanoğlu’nun Kuzey Makedonya’daki başarılı iş hikayelerine ilişkin sunumlarıyla sona erdi. – BURSA
]]>Erzurum Mart 2024
TOBB verilerine göre Erzurum’da ay içinde 25 şirket, 2 kooperatif ve 7 gerçek kişi ticari işletmesi kurulumu gerçekleşti. Dönemde 4 şirket, 1 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 6 kooperatif ve 10 gerçek kişi ticari işletmesi ise faaliyetine son verdi.
Erzurum Mart 2023
Erzurum’da 2023 Mart ayında 28 şirket, 3 kooperatif, 7 gerçek kişi ticari işletmesi kurulumu gerçekleşmiş, dönemde 4 şirket, 3 kooperatif tasfiye işlemi görmüştü. 2023 Mart ayı kaydında 17 şirket ve 12 gerçek kişi ticari işletmesi ise kapanmıştı.
Kudaka Bölgesi
Erzurum, Erzincan ve Bayburt illerini kapsayan KUDAKA İstatistik Bölgesinde ay içinde 35 şirket, 2 kooperatif ve 8 gerçek kişi ticari işletmesi faaliyete geçti. Mart ayı düzeyinde 8 şirket ve 1 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 2 şirket, 6 kooperatif ve 12 gerçek kişi ticari işletmesi ekonomi dünyasından çekildi.
Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi
Ağrı, Kars, Ardahan, Iğdır, Erzurum, Erzincan ve Bayburt illerini kapsayan Kuzeydoğu Anadolu İstatistik Bölgesinde Mart ayında 56 şirket, 3 kooperatif ve 28 gerçek kişi ticari işletmesi kurulumu kaydedildi. Mart ayı düzeyinde 15 şirket ve 1 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 6 şirket, 6 kooperatif ve 23 gerçek kişi ticari işletmesi kapandı.
Doğu Anadolu Bölgesi
14 ilin yer aldığı Doğu Anadolu Bölgesinde Mart ayında 195 şirket, 11 kooperatif ve 71 gerçek kişi ticari işletmesi kurulumu kaydedildi. Mart ayı düzeyinde 28 şirket ve 2 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 25 şirket, 11 kooperatif ve 47gerçek kişi ticari işletmesi faaliyetini sonlandırdı.
Erzurum’un Kurulan Şirket Sayısı Payı
DOSİAD’ın TOBB verileri kaydında yaptığı hesaplamalara göre, Erzurum’un aylık düzeyde kurulan şirket sayısı KUDAKA İstatistik Bölgesi illeri toplamında yüzde 71,4, Kuzeydoğu Anadolu istatistik Bölgesi illeri toplamında yüzde 44,64, Doğu Anadolu Bölgesi illeri toplamında ise yüzde 12,82’lik dilim oluşturdu.
Bölge İlleri Kurulan Şirket Sayısı Dağılımı
Erzurum Mart ayı düzeyinde Bölgede kurulan şirket sayısı bakımından 3’üncü sırada yer buldu. Bir aylık ölçütte Ağrı’da 11, Bingöl’de 7, Bitlis’te 9, Elazığ’da 24, Erzincan’da 9, Erzurum’da 25, Hakkari’de 6, Kars’ta 4, Malatya’da 39, Muş’ta 12, Van’da 40, Iğdır’da 6, Tunceli’de 3 şirket kuruldu. Ardahan’da kurulum kaydedilmedi.
Erzurum 31’inci Sırada
Türkiye’de Mart ayında en fazla sayıda şirket kurulumunun kaydedildiği iller; Adana, İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Mersin, Konya, Kocaeli, Gaziantep, Muğla, Diyarbakır, Hatay, Kayseri, Denizli, Manisa, Tekirdağ, Ş.Urfa, Sakarya, Balıkesir, K.Maraş, Samsun, Aydın, Eskişehir, Çanakkale, Van, Malatya, Mardin, Nevşehir, Afyonkarahisar, Trabzon, Ordu, Aksaray, Batman, Düzce, Adıyaman, Edirne, Yalova, Şırnak, Erzurum olarak açıklandı. – ERZURUM
]]>Yeşim Grup’un “Biz Bize Söyleşiler” etkinliğinin konuğu, Yönetim Kurulu Üyesi Agah Uğur oldu. Etkinliğe, Yeşim Grup CEO’su Şenol Şankaya, Co-CEO’su Selim Şankaya, üst düzey yöneticiler ve çok sayıda Yeşimli katıldı.
Yeşim Grup Kurumsal İletişim Direktörü Dilek Cesur moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşide iş hayatındaki tecrübelerini paylaşan Agah Uğur, eğitiminin ardından 1985 yılında Türkiye’ye döndüğünü ve önce bankacılık sektöründe yer aldığını söyledi.
2018 yılında emekli olmasının ardından hayatında “İkinci Perde” olarak adlandırdığı yeni bir döneme başladığını dile getiren Uğur, Yeşim Grup gibi birçok itibarlı şirkette icracı olmayan rollerde görevler aldığını ve bunun yanı sıra melek yatırımcılık yaptığını da söyledi.
Köklü geçmişten gelen sağlam yapı
Yeşim Grup’ta Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev alan Agah Uğur, şirketteki gözlemlerini şu şekilde aktardı: “Yeşim’de köklü bir geçmişten gelen sağlam bir yapı ve değerlerini öne çıkaran kurumsal bir kültür var, bu çok net hissediliyor. Ayrıca kararlı, hızlı ve cesaretli karar alabilen bir liderlik ekibi var”.
Uğur, Yeşim’in kurumsallaşmasını ve sistemsel başarısının sürdürülebilmesi için güçlü yönlerini kaybetmeden, insan odaklı yaklaşımını ve hızlı hareket etme yeteneğini koruyarak sistematik bir çalışma şekli oluşturması gerektiğini sözlerine ekledi.
Yeşim’in önümüzdeki yıllarda daha da büyüyerek daha büyük başarılara imza atacağına inandığını vurgulayan Uğur, “Şirketin güçlü yönlerini koruması ve geliştirmeye devam etmesi halinde, Yeşim’in geleceği çok parlak” dedi.
“İş hayatında en önemli unsur insan”
Uğur, Yeşim’in “Önce İnsan” felsefesinin çalışan mutluluğu ve şirket başarısı için çok önemli olduğuna inandığını söyledi. İş hayatındaki en önemli unsurun insan olduğunun altını çizen Agah Uğur, “Çalışanların kendilerini değerli hissetmesi, görev alması, sorumluluk üstlenmesi, başarılı olması ve takdir görmesi gerekiyor. Bu sayede çalışanlar mutlu olurken şirketin de performansı artıyor. Bu nedenle merhum Şükrü Şankaya’nın ‘Önce İnsan’ felsefesi benim için çok kritik. Yeşim’in kuruluşundan bu yana gelen kurumsal bir kültürün parçası olarak farkını da ortaya koyuyor” diye konuştu.
Değerlerin şirket kültürü ve davranış kodları için çok önemli olduğunu belirten Uğur, Yeşim’in performans odaklı olmak, sürdürülebilir olmak, müşteriyle beraber yürümek, “Önce İnsan” diyebilmek ve beraber çalışabilmek gibi değerlerinin yaşatılması gerektiğini vurguladı. Uğur, bu değerlerin tüm çalışanlar tarafından benimsenmesi ve örnek alınması gerektiğine de sözlerine ekledi.
Söyleşinin ardından konuşma yapan Yeşim Grup CEO’su Şenol Şankaya, Agah Uğur’u uzun yıllardır takdirle takip ettiğini belirtti. Yeşim’in değişim ve dönüşümünde, global bir şirket olma hedefi doğrultusunda Uğur’un önemli desteklerinin olacağını dile getiren Şenol Şankaya, bağımsız yönetim kurulu üyeleriyle bu dönüşümü destekleyeceklerini sözlerine ekledi.
Konuşmaların ardından Yeşim Grup’ta 1. yılını dolduran Agah Uğur’a Şenol Şankaya ve Selim Şankaya tarafından plaket takdim edildi. – BURSA
]]>Van Ticaret Borsası’nın paydaşı olduğu 14. Van Doğu Anadolu Tarım Hayvancılık ve Gıda Fuarı, Van Expo Fuar ve Kongre Merkezi’nde 25-28 Nisan 2024 tarihleri arasında gerçekleştirildi. VANTB Başkanı Nayif Süer, İpekyolu Expo Fuarcılık A.Ş. tarafından düzenlenen fuarın verimli geçtiğini söyledi. Firmaların tanıtımlara imza attığını ve önemli sayıda satışların gerçekleştiğini belirten Başkan Süer, “Bu fuar; il için, bölge için önemli bir fuardır. İlimiz hem tarım hem hayvancılık bölgesi olduğu için bu bizim için büyük bir ihtiyaçtır ve bu ihtiyaçların büyük kısmını karşılayacak firmalar da katılmış. Bu da bizi sevindiriyor. Başka illerdeki fuarlara gittiğimizde daha çok katılımcı görüyoruz. Bu yüzden tüm kamu kurumlarından daha güçlü destek bekliyoruz. Bu fuar, yatırım düşüncesi olan çiftçilerimiz için en azından bir ön çalışma mahiyetindir” dedi.
20’si il dışından olmak üzere 85 katılımcının yer aldığı fuarda, firmaların tanıtımlarını yaptığını söyleyen Süer, “Traktör, tarım makineleri ve çeşitli ekipmanlar noktasında önemli sayıda satışlar da gerçekleşmiştir. İkili ilişkiler kurulmuş ve fuar vesilesiyle bağlantılar sağlanmıştır. Borsa olarak açılışına katıldığımız fuara destek verdik. Fuarın ilk gününden son gününe kadar standımız büyük ilgi gördü. Açılışın ardından VANTB standını: protokol üyeleri, Van Büyükşehir Belediyesi heyeti, çeşitli kurum amirleri, Van İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Görentaş, Ağrı İl Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Hüseyinoğlu ve heyeti, Tuşba Ziraat Odası Başkanı Hasan Özgökçe, Klinik 65 Tarım Gıda ve Hayvancılık Ticaret Limited Şirketi Sahibi Hakan Emekçi ve heyeti, Vanet Bölge Müdürlüğü yetkilileri, satış sorumluları ve bayileri, toplum destekli polisler, çiftçilerimiz, üyelerimiz, basın mensupları ve vatandaşlar ziyaret etti. Tüm ziyaretler, VANTB sosyal medya hesaplarımızdan paylaşıldı” diye konuştu.
VANTB standının, fuarın en renkli standı olmasının kendilerini gururlandırdığını ifade eden Süer, “Bizler de borsa heyeti olarak fuarda stant açan üyelerimizi ve firmalarımızı ziyaret ettik. İpekyolu İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ve jandarma standının yanı sıra çeşitli gıda stantlarını da ziyaret ettik. Kurumsal tanıtımlarımızı yaptık ve gerekli bilgileri aldık. İstişarelerimizi gerçekleştirdik. Çeşitli ikramlarda bulunduğumuz VANTB standında ayrıca misafirlerimize fuar boyunca borsamızı anlattık. Soğuk Süt Zinciri Projesi kapsamında toplanan doğal süt, Bal Paketleme Projesi ve Canlı Hayvan Borsası projelerimizi tanıttık. Van ilinin tarım ve hayvancılık potansiyelini dile getirdik. Düzenlenen fuarların üretici ve tüketici buluşması olduğunu belirttik. Van hayvan varlığının özellikle de küçükbaş hayvancılığında Türkiye birincisi olduğumuzu hatırlattık. Devlet görevlileri, belediye başkanları, meslek odaları başkanları ve tüm ziyaretçiler ile önemli lobicilik faaliyetlerinde bulunduk. Hayata geçirilebilecek yeni projeler konusunda bilgi alışverişinde bulunduk. Üreticilere ve tüketicilere yönelik bilinçlendirme çalışması yaptık. Van ve bölge tarım ve hayvancılığına katkı sunmak için çalışmalarımız sürdüreceğimizi belirttik” diye konuştu.
Van’da yerel ve ulusal basında görev yapan basın mensupları aracılığıyla seslerini de duyurduklarını belirten Süer, “VANTB’nin Soğuk Süt Zinciri Projesi, Bal Paketleme Projesi ve Canlı Hayvan Borsası Projesi tanıtım videoları ile projelerimizi tanıttık. Borsanın tanıtımının ve projelerinin yer aldığı videolar, fuar boyunca büyük ekran TV aracılığıyla gösterildi. Üyelerimize verdiğimiz hizmetlerin dijitalleşme çalışmalarını da anlattık. Fuara katılan çiftçiler, projelerimizin sürdürülmesini istemiştir” şeklinde konuştu.
14. Van Doğu Anadolu Tarım Hayvancılık ve Gıda Fuarı’na sunduğu katkı nedeniyle İpekyolu Expo Fuarcılık A.Ş.’den Veysi Uygun tarafından Başkan Süer’e plaket takdimi de yapıldı. Fuarda; VANTB Başkanı Nayif Süer, Başkan Yardımcısı Muzaffer Bilen, Meclis Başkan Yardımcısı Metin Şevgin, Meclis Üyesi Meral Ayhan ve Yönetim Kurulu Üyesi Türkay Özbek de yer aldı. – VAN
]]>Eskişehir Tren İstasyonu’nun otoparkında asılı olan tabelada Ankara Demirspor’a ait olduğuna dair ibareler, kent genelinde kafalarda soru işaretlerine neden olmuştu. Eskişehir’deki otoparkın gelirlinin Ankara Demirspor’un kasasına girmesi konusunda Eskişehir Demirspor Kulüp Başkanı Mehmet Ali Hünerliel konuştu. Ankara Demirspor’un otoparkın gelirini ihale yoluyla elde ettiğini belirten Başkan Mehmet Ali Hünerliel, durumda bir usulsüzlüğün olmadığını belirtti. Başkan Hünerliel, 1930 yılında kurulan Eskişehir Demirspor’un da benzer bir girişimi olduğunu ve bu yolla kulübe gelir elde etek istediklerinin altını çizdi.
“Büyük alanlı garlarda alanların bir kısmını ihale usulü kendi üzerine almış görünüyor”
Konuyla alakalı Eskişehir Demirspor Kulüp Başkanı Mehmet Ali Hünerliel, “O pankartta ‘Bu alan bot Ankara Demirspor Kulübü’ne aittir’ diye yazıyor. Yani gerileri kulübe ait olarak kullanılıyor. ve gelirleri Ankara Demirspor’a gidiyor. Şimdi bu işin aslı astarı şu; Ankara Demirspor şirketleşmiş bir kulüp. Yeni yani kendine ilave olarak bir şirket kurmuş. Bu şirketi kendi demiryolları arazileri üzerinden veya dış işlerde bu şirket üzerinden ihaleyle kendine mal edindirme gibi olay için kullandığı bir şirket üzerinden yapıyor. Bunu da daha önce işte Ankara, İstanbul, Eskişehir, İzmir gibi büyük alanlı garlarda alanların bir kısmını ihale usulü kendi üzerine almış görünüyor. Bu gelirler ihaleli olduğu için yani diğer kulüplerin ya da üçüncü şahısların alması gibi bir olay söz konusu değil. Onun dışında biz de kendi ait bir otopark edinelim diye uğraştık. Bu konuda sağ olsun siyasilerimizden destekleriyle beraber yakın zamanda işte bir alanı Eskişehir Demirspor’a kazandıracağız inşallah. Bir otopark sahibi olacağız inşallah” dedi.
“Biz de kendimize gelir kaynağı elde etmeye çalışan bir kulübüz”
Eskişehir Demirspor’un tek gelir kaynağının bir halı saha olduğunu hatırlatarak benzer bir proje üzerlerinde çalıştığını belirten Başkan Hünerliel şöyle devam etti:
“Biz işte maddi imkanlarımızın kısıtlı olmasından dolayı şikayetlerimizi, serzenişlerimizi söyledikçe insanlar sanki buranın işte Eskişehir Demirspor dururken Ankara Demirspor’a otopark gelirlerinin gittiği konusunda spekülasyon yaptılar. Bunu da işte insanlar kendileri bizleri düşünerek değil, kendilerini düşünerek yapılan bir spekülasyonlardı bunlar. Bundan dolayı kimi insanlar bilmeden etmeden ulu ortağı her türlü lafı kullanıyor. Yani biz Eskişehir Demirspor olarak Ankara Demirspor’a giden paraların derdinde değiliz. Biz de kendimize gelir kaynağı elde etmeye çalışan bir kulübüz. Biliyorsunuz kulüplerin ayakta kalabilmelerinin tek sebebi maddiyattır. Bu maddiyatı nerelerden temin edebiliriz? Nasıl yapabiliriz? diye uğraşıyoruz. İşte son 2023’ün Nisan ayının 7’sinde 13 ay uğraşmamız ve gayretimizden sonra Basın Şehitler Caddesi üzerindeki halı sahayı Eskişehir Demirspor’a kazandırdık. Onun dışında da başka bir gelirimiz yok. Tabii ki bu gelirle yani ahım şahım bir gelir beraber ne diyecektim işte başka imkanlarda kulübümüze yönlendirebilirsek ayakta kalmanın hesabını yapıyoruz yani.” – ESKİŞEHİR
]]>(İZMİR)- Lokanta, kafe ve pastane gibi işletmelerde yüzde 8 olarak uygulanan KDV oranının yüzde 10’a, yüzde 18 olarak uygulanan KDV oranının yüzde 20’ye çıkarılmasına İzmir’de esnaf ve vatandaşlar tepki gösterdi. Bir işletmeci, “Bugün devletin vergi toplaması gereken yer en üst kademelerdir. Bugün nasıl zenginleştiği belli olmayan zenginlerdir. Halkın eli değildir” dedi.
Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın hazırladığı “Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ” Resmi Gazete’de yayımlandı. Tebliğe göre, lokanta, kafe, pastane gibi işletmelerde imal edilen veya bu işletmelerin dışarıdan temin ettiği gıda maddelerinin satışında uygulanan KDV oranı, yüzde 8’den yüzde 10’a çıkarıldı. Alkollü içecekler için ise bu oran yüzde 18’den yüzde 20’ye yükseltildi. Tebliğ, mayıs başından itibaren yürürlüğe girecek.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise “Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği”nde yapılan değişikliği, sosyal medya hesabından değerlendirerek, şu ifadelere yer verdi:
“KDV artışı yapılmadı. İşletmelerin vatandaştan aldığı KDV’nin doğru belgelendirilmesi için düzenleme yapıldı. Bu konuda hassasiyet gösteren ve bizlere bilgi veren vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz.”
“DEVLETİN VERGİ TOPLAMASI GEREKEN YER EN ÜST KADEMELERDİR”
İzmir’de ise ANKA Haber Ajansı’na konuşan esnaf ve vatandaşlar karara tepki gösterdi. Bir işletmeci “Bugün hükümetin yaptığı Türk esnafına yapılan bir darbedir. Gelirine karşı yapılmış yanlış bir düzenlemedir. Bugün devletin vergi toplaması gereken yer en üst kademelerdir. Bugün nasıl zenginleştiği belli olmayan zenginlerdir. Halkın eli değildir. Halktan uzak durulması gereklidir. Bu ekonomi politikaları yanlıştır” dedi.
“DEVLET BİZİ DE GÖRMELİ”
Döner işletmecisi Levent Şahin şunları söyledi:
“KDV’ler yüzde 10’a çıkarılınca tabi bu bizim için eksi yönlü bir zarar oluyor. Çünkü bizim aldığımız çoğu ürünlerin hepsi yüzde 1. Biz onlarla çalışınca faturalar da geri iadesinde yüzde dokuzluk bir kayıp yaşıyoruz. Yüzde 10’luk KDV’yi ödeyebilmek için de daha fazla zam gerekiyor bu sonuçta biz kasap ya da tavukçularla çalıştığımız için onlar yüzde 1 işletiyor. Ama biz de onu kurtarabilmek için o farkı kapatabilmek için yani hatır sayılır bayağı bir zam geliyor. Bizim için kötü. Yani bunu bir yüzde 5 oranında gibi sabit tutsa ya da marketlerde yüzde 5 gibi yapsa o zaman belki iyi olur ama KDV bizim için yüksek. Zam olarak geri dönüş yapacak. Sonuçta işveren de sonuçta aradaki karını korumak zorunda, çalıştırdığı insanlar için ödemeler var giderler var. O aradaki karı tutabilirse bu dükkan ayakta kalabilir. Yoksa iflasa sürüklenir. Sonuçta günümüzde her ay kaç bin adet şirket iflas ediyor? Bu KDV farkının etkileri bunlar. Bize direkt olarak zam yansıyınca biz ertesi gün fiyatları uygulamak zorundayız. Bu da müşteriyi azaltıyor. Sonuçta müşteri de haklı. Asgarinin 17 bin gibi bir değer olduğu yerde yemeklerin fiyatının yükselmesi onun 7-8 binlere varan giderler oluşuyor. Düzenleme şart. Çünkü markette bile yüzde 1 çoğu üründe. İşlenik gıdada bile yüzde 1. Bizim aldığımız ürünlerde bizzat ben kendim yapıyorum KDV işlemlerini. Ama hala yüzde 1 çoğu yerde ve ona rağmen marketler aşırı fahiş fiyatlarda zam yapıyorlar ve daha çok kazanıyorlar. Yani bizi de görmeli devlet. Bizim paramızla onlar daha çok kazanıyor.”
“YÜZDE 1 KDV İLE ALDIĞIM ÜRÜNDE YÜZDE 10 KDV UYGULAMASI. YANİ YÜZDE 9’U ZATEN BANA YÜKLEMİŞ OLUYORLAR”
Bir diğer esnaf ise “Şimdi vatandaş zaten maaşını alırken KDV’si kesilerek alıyor. Ama gidip ekmek aldığında yine kesiliyor. Çalışan da öyle. Gelelim esnafa yüzde 1 KDV ile meyve alıyorum. Yüzde 10’la çıkıyorum. Dünyanın başka bir yerinde böyle bir şey var mı? Yüzde 1 KDV ile aldığım üründe yüzde 10 KDV uygulanıyor. Yani yüzde 9’u zaten bana yüklemiş oluyorlar. Bu durum aslında yöneticilerimiz biliyor ne olduğunu. Yöneticilerimiz sağ olsun bizi çok güzel kullanıyorlar. Kaç sene oldu. Dünyada hiçbir ülkede bu eziyet yok. Gelen müşteri profiline göre de söyleyelim. Yabancılar çok rahat. Para harcarken rahatlar. Bir şey alırken rahatlar. Ama biz buradan Manisa’ya giderken zorlanıyoruz. Bunların zaten klasik söyledikleri düzeltme, ayarlama. Onlar kendince yapıyor ama sıkıntısını biz çekiyoruz. Söyleyebilirim hep bizden çıkıyor yani. Onların da bir düzenleme yapacağı bizi düşüneceği yok” ifadelerini kullandı.
Fırıncı Muzaffer Özcan ise “Bunlar hep düzenleme yapıyorlar zaten. Artış yapmadılar bugüne kadar. Her şeyi düzenlediler. Benzin fiyatlarını da düzenliyorlar. O yüzden biz alıştık düzenlenmeye. Gerçekten bu son 20 yıldır insanları alıştırdılar bu konuya. Yani yüzde 1, yüzde 2, yüzde 5, kimse hiçbir şey ses de çıkartmıyor. Kaç para diyor, sadece soruyor, ödüyor” diye konuştu.
“TAHSİLAT VATANDAŞTAN VERGİ YOLU İLE YAPILIYOR”
Bir vatandaş da “Tahsilat vatandaştan vergi yolu ile yapılıyor. Buna da şaşırmadım çünkü cebinizdeki bütün parayı almak için her türlü çaba sarf ediliyor şu anda. Çünkü kasada para yok. Devlette para yok lüzumsuz harcamalardan dolayı. Gereksiz masraflardan dolayı para yok. Onun yerine bir şeyler koymak zorunda. İşte sonuç da bu oluyor” dedi.
]]>
(ANKARA)- Son veriler artık para politikasının rayına oturmaya başladığını gösteriyor. Şimdi sıra bütçede gelirleri artırıp, harcamaları kısacak tedbirlere geldi. Mayıs ayından itibaren bütçe tedbirlerinin aşamalı olarak kamuoyuna duyurulması bekleniyor.
Seçimlerden sonra araya giren uzun bayram tatili, ardından İsrail-İran gerginliği derken, biraz geciken para politikasındaki normalleşme geçen hafta başladı diyebiliriz. Bunun bir sonucu olarak kısa vadeli yabancı sermaye girişinin yeniden hızlandığını gördük. Hisse senedi ve tahvile yatırım için gelen yabancı fon akımlarının önümüzdeki dönem süreceği tahmin ediliyor.
Merkez Bankası geçtiğimiz hafta yüzde 50 olan politika faizini sabit tutma kararı aldı. Merkez Bankası, beklentiler ve iç talepte hala sıkıntı yaşandığını ancak alınan tedbirlerin gecikmeli etkilerini görmek için bir süre bekleyeceğini açıkladı. Bunun ardından açıklama yapan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de kamu harcamalarında tasarruf öngören tedbirlerin hazırlandığını, yılın ikinci yarısından itibaren kuvvetle uygulamaya gireceğini söyledi. Dolayısıyla ekonomide hazırlanan oyun planının; parasal sıkılaşma devam ederken yılın ikinci yarısında düşmeye başlayacak yıllık enflasyon oranlarıyla birlikte, bütçeyi kısarak enflasyonla mücadeleye yeni bir ivme vermek olarak hazırlandığını tahmin edebiliriz.
Merkez Bankası’nın seçim nedeniyle gevşeyen para politikası ve enflasyon beklentilerini değiştirmek için attığı en kuvvetli adımın, seçimin hemen öncesinde politika faizinde yapılan 5 puanlık faiz artış kararı olduğu açık. Bu kararla Mart ayındaki dövize hücum frenlenirken, seçim sonrası başlayan yabancı sermaye girişinin de geçtiğimiz hafta hızlandığını gördük. Resmi veriler açıklanmasa da, geçtiğimiz hafta yabancı sermaye girişiyle birlikte net döviz rezervlerinde 5 milyar dolarlık giriş saptandı. Seçimden sonra net rezervlerde görülen artışın 16-17 milyar doları bulduğu tahmin ediliyor.
Merkez Bankası rezerv artırırken, bankalarla yaptığı swap miktarını azaltarak, piyasadaki TL likiditesini de çekmeyi sürdürüyor. Seçimden bu yana swap hacmindeki daralma 20 milyar doları bulmuş gözüküyor. Swaplar kanalıyla likiditeyi azaltan Merkez Bankası bu sayede bankaların TL mevduat faizlerini artırmayı başardı. Merkez Bankası faiz kararının ardından, bankalara TL mevduat için tuttukları zorunlu karşılıklara ödediği faiz oranını artırdı. Böylece TL mevduat faizlerinde yüksek seyri korumak istediğini gösterdi.
BÜTÇE TEDBİRLERİ GELİYOR
Rezervler artarken, döviz kurlarındaki artışın da çok yavaşladığını gördük. Mart ayındaki panik nedeniyle sepet bazında Mart’ta yüzde 4 oranında artan kurlar, Nisan’da, geçtiğimiz Cuma günü itibariyle, ancak yüzde 1.2 oranında arttı. Merkez Bankası’nın enflasyon beklentilerini düzeltmek için, bundan sonra kur artış hızını düşük tutması bekleniyor. Yaz aylarıyla birlikte cari açık azalacağı için, bu konuda bir sıkıntı yaşamayacağı tahmin ediliyor.
2023 yılı Mayıs seçimlerinden sonra göreve gelen Bakan Şimşek ve ekibinin uygulamaya başladığı tedbirlerin, ancak yaklaşık 1 yıl sonra para politikasını rayına oturttuğunu söyleyebiliriz. Bunun yanında hala yüksek olan enflasyon beklentilerinin düşürülebilmesi için, mali tedbirlerin de biran önce devreye girmesi gerekecek. Bakan Şimşek, geçtiğimiz Cuma günkü konuşmasında, yılın ikinci yarısında açıklanacak tasarruf tedbirlerinin sert biçimde uygulanacağını söyledi. Son günlerde sürekli gündemde olan kamudaki lüks makam otomobil filolarına ilişkin görüntüler, bu alanda ciddi tasarruf gerektiğin ortaya koyuyordu. Bunun yanında kamunun tasarruf tedbirleri içinde davetler, toplantılar, yurt dışı temsillerle ilgili önemli tasarruflar yapılması, kırtasiye giderlerinin kısılması da gündeme gelecek. Bu arada yatırım harcamalarında önemli durdurma ve kısıntıların da devreye girmesi gerekecek.
Bakan Şimşek, bu yıl için belirlenen yüzde 6.4 oranındaki bütçe açığının milli gelire oranının, yüzde 5’in altına çekileceğini söyledi. Bu çok önemli miktarda tasarruf veya gelir artışı sağlanacağı anlamına geliyor. Bununla birlikte 2025 yılından itibaren de, bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 3’ü geçmeyecek biçimde belirleneceği kaydedildi.
Enflasyonla mücadele kapsamında yapılanlar ve açıklamalar, iktidarın ekonomide frene yavaş ve aşamalı basıp, sert frenden kaçındığını bir kez daha ortaya koydu. Bakan Şimşek, bu süreç içinde gelirler politikasının uygulanacağını söyleyerek, ücretliler ve emeklilere hedeflenen enflasyon üzerinde zam yapılmayacağını da ima etmiş oldu. Buna karşılık Cumhurbaşkanlığı Sarayı gibi kamu kesimi tasarruf içine alınmaz, varlıklı kesimden daha fazla gelir sağlanamazsa, huzursuzluk olacağı kesin.
Uzayacak süreç yoksullaşan kesimlerin mağduriyetinin ağırlaşarak uzaması anlamına geliyor. Sürecin uzamasının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu kadar uzun süre sıkı ekonomi politikaları ve düşük büyümeye dayanma ihtimalini zora sokuyor. Bu konuda piyasalarda tedirginlik olduğu söylenebilir.
Cumhurbaşkanı’nın sabrının yetmemesi ve toplumsal tepkilerin büyümesi nedeniyle, “enflasyonla mücadele tamamlanmadan olası bir erken seçim kararıyla işlerin yeniden bozulabileceği korkusu” başladığını da söylemeliyiz.
]]>Öncelik iç piyasa olmalı
Ticaret Bakanlığı’nın, tavuk ihracatına yasak getirmeyi de kapsayan bir dizi tedbir üzerinde çalıştığı yönünde çıkan haberler üzerine, Türkiye Kasaplar Federasyonu Başkanı Osman Yardımcı açıklamalarda bulundu. Başkan Osman Yardımcı, alınan kararı desteklediğini ifade ederek, şu sözlere yer verdi: “Güzel bir karar, neden güzel bir karar? Önce iç piyasayı doyuralım, sonra dışarıya ihracat yapalım. Eğer iç piyasaya yeterli mamul veremiyorsak, bu zammın gelmesi de alınacak olan kararın bir bağlantısıdır. Biz önce iç piyasayı doğru doyuralım, sonra dışarıya ihraç edelim. Zaten iç piyasaya da ucuz vermiyorlar ki, her gün plasiyer gelip ürünü indirdiğinde rakamı faturada görüyorsun. Kısaca, size bir gün iki gün evvel fiyat geliyor, zam var diye bir söyleyen olmuyor. Bundan dolayı güzel bir karar”.
” Ramazan Bayramı’nda tavuk satamadık”
Tavuk fiyatlarına son aylarda art arda gelen zamları girdi maliyetlerinin artmasına bağlayan Başkan Osman Yardımcı, üreticilerin karşılaştığı zorluklara değindi. Yardımcı, “Fırsatçılık demeyelim de çünkü onların da girdileri var. Elektriğe yeni artış yapıldı, tavuklar ısıtma sistemiyle besleniyor. Tabii ki şu an Yaz mevsimine yaklaştığımız için daha rahat edecekler ama yem var bakım var, bir civciv yetiştirmek öyle kolay değil. Tavukçuluk da zor ama fırsatçılık daha kolay, son zamanlarda karşılaştığımız en büyük olay; Ramazan Bayramı’nda tavuk satamadık. Beş kasa istiyorsak bir kasa verdiler, piyasadan mallarını çekince esnaf zor durumda kaldı. Bayram tatilinde millet pikniğe gidecek, biz mal satamadık” dedi.
“Tavuk ucuzlarsa et de ucuzlar”
Tavuk ihracatına sınırlama getirilirse kırmızı et fiyatını da etkileyeceğine dikkat çeken Türkiye Kasaplar Federasyonu Başkanı Osman Yardımcı, Türkiye’de temel gıda maddeleri içinde en az zammın kırmızı ete geldiğini fakat vatandaşın alım gücü olmaması nedeniyle pahalı geldiğini açıkladı. Yardımcı, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: “Pandemide zam yapmayan kesim et kesimidir, her ne olduysa bir sene zarfında böyle oldu. En geriden gelen etti, şimdi de hesaplasalar Türkiye’de temel gıda maddelerinin içinde en az zam gelen yine et. Pahalı mı pahalı mı, çünkü alım gücü yok. İhracata yasak geldiğinde mamul elde çok olursa ve tavuk ucuzlarsa et dengelenir. Tavuk fiyatı ucuz olursa vatandaş tavuğa yönelir, tezgahta eti satamazsan üreticiden de aracıdan da almazsın. Etin, üreticinin ahırında beklemesi işine gelmez, tabii et fiyatlarında da düşme olur. Tavuk ucuzlarsa et de ucuzlar.” – ANTALYA
]]>Aselsan Konya öncülüğünde başlatılan Gücümüzü Artırma Projesi (GAP) kapsamında gerçekleştirilen ve ana amacı olan Konyalı sanayicilerin savunma sanayi ekosistemine adaptasyonunu hızlandırmak, geliştirmek ve bu sayede Konya’daki yan sanayi yüklenici sayısını belirli bir seviyeye getirmek için sürdürülen çalışmalara, Mevlana Kalkınma Ajansı ev sahipliğinde düzenlenen eğitim programı ile devam edildi. İki gün süren eğitim programı boyunca Konyalı sanayicilerden oluşan katılımcılara, tedarik süreci, kalite gerekleri, temel kalite kuralları, FAI (First Article Inspection), ölçüm sistemleri analizi ve ölçme teknikleri, teknik resim okuma ve geometrik ölçülendirme, hassas unsurların işlenmesi, Helicoil uygulaması, alüminyum malzeme işleme, kaplama-boyama teknolojileri gibi çeşitli alanlarda eğitimler verildi.
“Aselsan Konya yatırımı, Konya için bir dönüm noktası niteliğindedir”
Gerçekleştirilen eğitimlerin ardından değerlendirmelerde bulunan Mevlana Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. İhsan Bostancı, “Hepimizin yakından takip ettiği üzere ülkelerin savunma stratejileri iki önemli unsurdan oluşmaktadır; bunlardan birincisi, sahip olunan asker gücü, diğeri ise sanayi ve teknoloji gücüdür. Askeri ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak kartların yeniden dağıtıldığı ve küresel dengelerin yeniden kurulmaya zorlandığı günümüzde, ülkeler, ordularının operasyonel yetkinliklerini artırmak ve bölgelerinde caydırıcı güç olabilmek adına savunma harcamalarına, özellikle teknoloji yatırımlarına bütçelerinden önemli paylar ayırmaktadır. Bu noktada, bulunduğu coğrafi konumu itibarı ile jeopolitik ve jeostratejik açıdan büyük öneme sahip olan ülkemizde de bölge istikrarını sağlamak, her türlü tehdide karşı caydırıcı bir güç oluşturabilmek modern ve güçlü bir silahlı kuvvetlere sahip olmak için özellikle son yıllarda önemli üretim hamleleri gerçekleştirilmektedir. Yürütülen bu çalışmaların bir sonucu olarak Türk Savunma Sanayii, işbirliği içerisinde olduğu yan sektörlerle beraber güçlü bir yapılanmaya girmiş, kamu eliyle başlatılan kazanımlar özel sektörün inisiyatif almasıyla daha da güçlenmiş, savunma sanayii alanında kullanılan ürünlerin yerlilik oranlarını yüzde 80’lere çıkartarak kendine bu alanda yeni hedefler belirlemiştir. Bu süreçte, ülkemiz savunma sanayisinin gurur kaynağı kurumlarından olan, ürettiği yenilikçi teknolojiler ile ordumuza güç katan ve ihracat anlamında da ülkemiz ekonomisine büyük katkılar sunan Aselsan’ın şehrimiz sanayicilerinin de ortak olduğu bir sistemle şehrimizde gerçekleştirmiş olduğu Aselsan Konya yatırımı, Konya için bir dönüm noktası niteliğindedir” dedi.
MEVKA Genel Sekreteri Bostancı, “Sivil amaçlı sanayiye nazaran kendine has yapısıyla, ekonomik dinamiklerinden çok, stratejik boyutları ağır basan ve diğer bütün sektörleri katalize etme özelliğine de sahip olan savunma sanayii alanında yürütülen çalışmalara katkıda bulunmak amacıyla ajans olarak bizler de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İlk olarak, savunma sanayisinde özellikle av tüfeği üretimi alanında büyük bir öneme sahip olan Beyşehir ilçesine bağlı Huğlu ve Üzümlü çevresinde silah sanayi potansiyelini ortaya çıkarmak amacıyla hazırlanan iki ayrı raporla başlayan ajansımız savunma sanayii çalışmaları, gelinen noktada büyük bir ivme kazanmış ve ajansımız tarafından bugüne kadar 43 projeye güncel rakamlarla yaklaşık 215 milyon lira destek verilmiştir. Ayrıca, ajansımız tarafından 2023 yılında ilan edilen Finansman Desteği Mali Destek Programı kapsamında Aselsan Konya Fabrikası tarafından başvurusu yapılan ve başarılı ilan edilen Teknolojiye ve Gençlere Yatırım ile Savunma Sanayimiz Güçleniyor Projesi’ne 15 milyon lira kaynak ayrılmış ve proje devam etmektedir. Ajansımız tarafından bu alanda yürütülen çalışmalar kapsamında son olarak, ülkemizin savunma sanayii çalışmalarına Konya ve Karaman olarak katkı sunmak, ekosistem ve firmalarımızın kabiliyet ve yeteneklerini tespit ederek, destekleyip yönlendirmek, firmalarımız tarafından savunma sanayi gerekliliklerini yerine getirmek suretiyle kazanılacak yeni yetenek ve yeterliliklerle ihracatı artırmak ve korumak gibi amaçlarla Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş. işbirliği ile hayata geçirilen Savunma Sanayi Sektörü Kabiliyet Atlası Projesi tamamlanmıştır. Proje kapsamında, Konya’dan 30 ve Karaman’dan 10 olmak üzere toplamda 40 firmaya STM uzmanları tarafından; ajans tarafından yürütülen çalışmalar çerçevesinde, firmaların mevcut kurumsal yapıları, üretim altyapıları, ürün/teknoloji yetenekleri değerlendirilmiş ve bu temelde katma değeri daha yüksek ürün/teknolojilerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu çerçevede, firmaların yapabilecekleri en uygun destek türleri ve izleme süreçleri belirlenerek bir destek modeli önerisi geliştirilmiştir. Sonuç olarak, Konya ve Karaman illeri için savunma sektörü kabiliyetlerini belirleyen ayrı ayrı kabiliyet atlasları oluşturulmuştur. Kurum olarak, ülkemizin savunma sanayi alanında yakaladığı ivmenin artarak devam etmesi adına bölgemiz savunma sanayii ekosisteminde yer alan tüm paydaşlarımıza yönelik çalışmalarımızın devam edeceğini özellikle ifade ederek; ilimizdeki savuma sanayisinin güçlenmesi ve daha ileriye gitmesi için yaptığımız çalışmalarda en önemli paydaşlarımızdan birisi olan, gerçekleştirdikleri üretimin yerlileştirilmesi, millileştirilmesi çalışmalarının yanı sıra Konyalılaştırılması adına ortaya önemli bir irade koyan Aselsan Konya’ya teşekkür ediyor, düzenlenen eğitim programının hayırlara vesile olmasını diliyorum” şeklinde konuştu. – KONYA
]]>DENETİMLERE GELİR UZMANLARI KATILDI
Yüksek oranlı ürün teslim ettiği halde düşük oranlı KDV kesen işletmelere yönelik Beşiktaş, Şişli, Fatih, Beyoğlu ve Kadıköy’de gerçekleştirilen saha denetimlerine 200 gelir uzmanı katıldı. Denetimlerde yaklaşık 1600 mükellef denetlendi.

İstanbul Vergi Dairesi Başkanı Rıza Bilgiç, restoran, pastane, fırın, kafe ve eczane işletmek suretiyle faaliyet gösteren mükelleflere yönelik vergi denetimlerinin gerçekleştirildiğini söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu kapsamda KDV oranlarına ilişkin denetim, ödeme kaydedici cihaz ve pos cihazı denetimi, kira ödemeleri, iş yeri kiralıksa ödemelerin bankadan mı elden mi yapıldığına ilişkin tespit, bankadan yapılıyorsa banka dekontlarının tespiti, pos cihazları işletmeye ait mi değil mi işletmeye ait olmayan pos cihazları kullanıyorsa bunların tespiti, kayıt dışı istihdam bulunması durumunda bunun tespiti ve IBAN numarasına hesaben ödeme alan işletmeler varsa bu IBAN numaralarının tespiti işletmeye ait olup olmadıkları konularının tespitiyle alakalı vergi denetimi gerçekleştireceğiz.”
“AMACIMIZ KAYIT DIŞILIĞI ENGELLEMEK”
Bilgiç, en önemli amaçlarının “kayıt dışılığı ve kayıt dışı faaliyetleri engellemek” olduğunun altını çizerek, “Bu kapsamda özellikle KDV oranlarını yanlış uygulamak suretiyle yüksek oranlı ürün teslim ettiği halde, düşük oranlı KDV kesen ve belge düzenleyen mükelleflerle alakalı denetimlerimiz artarak devam edecek.” diye konuştu.
Denetimlerde hem mükelleflere hem de vatandaşlara vergi konusunda rehberlik etmeye çalıştıklarını da anlatan Bilgiç, uyumlu olmayan mükelleflere cezai müeyyideleri uygulamak suretiyle kayıt dışılığı önlemek için çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.

VATANDAŞLARA “KDV ORANINI KONTROL EDİN” ÇAĞRISI
İstanbul Vergi Dairesi Başkanı Bilgiç, son günlerde özellikle KDV oranlarını yanlış ve hatalı uygulayan işletmeler ve mükelleflerle ilgili denetimlerin artarak devam ettiğini kaydederek, şu ifadeleri kullandı:
“Vatandaşlarımızdan yaptıkları alışverişlerde aldıkları ürün ve hizmetin belgeye intikal edip etmediğini tespit etmelerini ve bunu kontrol etmelerini istiyoruz. Aksi bir durumda karşılaşmaları halinde de gerek CİMER gerek VİMER vasıtasıyla bunları bizlere, Gelir İdaresi Başkanlığımıza intikal ettirmeleri durumunda gerekli incelemeler ivedilikle yapılacaktır. Hem vatandaşlarımıza hem de kurum olarak mükelleflerimize şu ana kadar yaptıkları olumlu faaliyetlerden ve katkılardan ötürü teşekkür ediyorum. Amacımız; vergi bilincini topluma yaymaya çalışmak ve kayıt dışılığı önlemektir. Kayıt dışılığı önlemek birinci vazifemizdir.”
KESİLMEYEN HER BİR FİŞ İÇİN 3 BİN 400 LİRA CEZA
Rıza Bilgiç, gerek fiş ya da fatura düzenlemeyen gerekse de KDV oranlarını hatalı olarak uygulayan mükelleflere ceza kesileceğini belirterek, vergi mevzuatı uyarınca fiş vermeyen işletmelere her bir fiş için 3 bin 400 lira, fatura vermeyen işletmelere ise her fatura için 3 bin 400 liradan az olmamak üzere belgede yer alması gereken tutarın yüzde 10’u oranında özel usulsüzlük cezası kesildiğini anlattı.
Yapılan denetimlerde yeni nesil ödeme kaydedici cihaz kullanması gereken mükelleflerin bu cihazları kullanıp kullanmadığını ve bu cihazlarla satış yazılımları arasında entegrasyon yapılıp yapılmadığının da kontrol ettiklerini dile getiren Bilgiç, şu bilgileri verdi:
“Yeni nesil ödeme kaydedici cihaz kullanması gerektiği halde kullanmayan işletmelerle, bu cihazlarla satış yazılımları arasında entegrasyon sağlamayan işletmelere 11 bin 800 lira özel usulsüzlük cezası kesiliyor. Ayrıca denetlenen iş yerlerinde kayıt dışı işçi çalışıp çalışmadığı da kontrol edilen konular arasında yer alıyor. Kayıt dışı çalıştığı tespit edilenlere ilişkin bilgiler Sosyal Güvenlik Kurumu ile paylaşılacak. Bu denetimler önümüzdeki günlerde diğer illerde de artırılarak devam edecek.” şeklinde konuştu.

Bu yıl KDV oranlarına yönelik yapılanlar dahil olmak üzere belge düzenine yönelik 33 bin 360 denetim yapıldığını kaydeden Bilgiç, 2024 yılında yapılan saha denetimlerinde uyumsuzluk gösteren mükelleflere yaklaşık 1,5 milyar lira ceza kesildiği bilgisini verdi.
Bilgiç, belge düzenine uymayan işletmeler ile ilgili bu yıl alınan ihbar sayısının 9 bin 546 olduğunu ve bu ihbarlar hakkında gerekli işlemlerin yapıldığını belirterek, kayıt dışılıkla mücadele kapsamında gerek saha denetimlerinin gerekse risk analizine dayalı denetimlerin artarak devam edeceğini ve saha denetimlerinin konu bazlı sürekli değişebileceğini sözlerine ekledi.


GENÇAĞA KARAFAZLI
(RİZE) – Rize’nin Pazar ilçesinde kurulmak istenen balık çiftliğine bölgedeki balıkçılar tepki gösterdi. Pazar Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı İsmail Hakkı Kambay, “Bu konuda 4 kooperatif olarak biz karar vermiş durumdayız. Büyük teknelerimiz var 10- 12 tane. Eğer o kafesleri yerleştirmeye kalkışırlarsa takacağız kancayı onları sahile çekeceğiz” dedi.
‘nin Pazar ilçesinde yapılmak istenen Günvak Gıda Tarım ve Endüstriyel Temizlik Pazarlama Sanayi Ticaret Anonim Şirketi’nin açmak istediği Su Ürünleri Yetiştiriciliği Tesisine tepkiler devam ediyor. Havaalanına giden güzergahta böyle bir tesisin yapılmasının balıkçılığı etkilediği kadar havacılık sektörünü de etkileyeceğini belirten bölge halkı, projeye karşı olduklarını belirtti.
“BALIKÇILAR BURAYI TERK ETMEK ZORUNDA KALACAK”
Pazar Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı ve Balıkçı köyü muhtarı İsmail Hakkı Kambay şunları söyledi:
“Bizim bu kafes balıkçılığına karşı olmamızın nedeni şudur; bir tarlayı düşünün ekip biçilen bir yer vatandaşlar buradan faydalanıyor. 30 ile 52 metre arasında bu kafesler yapıldığı zaman herhangi ne kıyı balıkçısı ne gırgır ne de avlama balıkçıları burayı tamamıyla terk etmek zorunda kalacaklar.
Bütün balığın geçiş yerleri buraları, avlanma sahaları, tüm balıkçılar buradan etkileniyor. Sayın valimiz olumlu bir yaklaşımda bulundu daha sonra yüz yüze görüştüğümüzde da aynı şekilde dile getirdim dedi ki o zaman, ‘ne sizi yok sayarım ne de onları. Onlar da bir istihdam yaratıyor’ dedi. Şöyle ki, 400 kişi bayan eleman çalışıyor. O zaman dedim ki ‘sayın valim, ‘burada üç firma faydalanıyor ama 2 bin tondan gırgır başına sade kurumlara fabrikalara gidecek hamsinin miktarı 40 bin ton.’ Burada çalışan her gemide 40 kişi, gemici 30 kişi arabalar peşinde dolaşıyor. Belki de dedim bin 500 kişi 2 bin kişi istihdamdan faydalanıyor. En son olarak da havaalanı müdürüne biz gittik. Havaalanı müdürü Fikret Bey olmamasından yana tavır koymuştu bütün dilekçelerim orada mevcut vaziyette. Sayın Milletvekilimiz (Tahsin Ocaklı) bu konuyu da dile getirmiş Meclis’te.
“KAFESLERİ YERLEŞTİRİRLERSE SAHİLE ÇEKECEĞİZ”
En son dilekçemde ‘bir martı pervaneye girdiği zaman 200 kişi yolcu yok olacak, ölümle karşı karşıya gelecek’ dedim. Uçağın da yok olacağını düşünürsek, maddi ve manevi zararını kim karşılayacak? Burada olacak bir olayın dedim sorumluluğunu kim alacak? Kuzuoğlu şirketi mi alacak? Günvak 1, Günvak 2 şirketi mi alacak, yoksa Tarım İl Müdürlüğü mü ve Çevre İl Müdürlüğü mü alacak? Eğer buraya bu insanlar bu şirket sahipleri gelmeye kalkışırsa biz bütün köy halkı olarak, mevcut komşu köylerle birlikte bin kişiyi bu limana yığıp karşı geleceğimizi şu andan itibaren söylemek istiyorum. Herhangi bir olaya sebebiyet vermeden biz kendi basın açıklamamızı yapmayı düşünüyoruz, bütün bu konuda 4 kooperatif olarak biz karar vermiş durumdayız. Büyük teknelerimiz var 10- 12 tane. Eğer o kafesleri yerleştirmeye kalkışırlarsa takacağız kancayı onları sahile çekeceğiz.”
“SONUNA KADAR DİRENECEĞİZ, BOŞUNA UĞRAŞMASINLAR”
Balıkçı Kemal Kambay da “Balıkçı köyündenim 69 yaşındayım doğduğumdan beri buradayım. En küçük balıkçılıktan 50 metreye kadar balıkçılık yaptım. Yüze yakın burada balıkçı var, burada kafes yapılmasını kesinlikle hiçbiri istemiyor çünkü 500 seneden beri buranın balıkçısı buradan geçimini sağlıyor. Onun için burada kesinlikle yapılmasını istemiyoruz eğer buraya direnirlerse biz de burada direneceğiz. Sonuna kadar mücadele yapacağız yürüyüş yapacağız yaptırmayacağız yalandan boşuna uğraşmasın” dedi.
]]>
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, Ar-Ge birimi KAMU-AR’ın dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için tüketmesi gereken gıda ile beslenmenin yanı sıra diğer ihtiyaçlarını da insan onuruna yaraşır bir şekilde ve yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken harcamaları dikkate alarak hesapladığı açlık-yoksulluk sınırı araştırmasının Nisan 2024 sonuçlarını açıkladı.
Birleşik Kamu İş Konfederasyonu’nun paylaştığı araştırma sonuçları şöyle:
“Açlık sınırı nisanda bir önceki aya göre 208 lira azalırken, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 1.134 liralık artışla 38 bin 316 liraya çıktı. Her ikisinin toplamından oluşan yoksulluk sınırı ise önceki aya göre 925 lira arttı. Son bir yıllık dönemde ise açlık sınırı 8 bin 258 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 19 bin 318 lira ve yoksulluk sınırı ise 27 bin 575 liralık artış kaydetti.
AÇLIK SINIRI
Ankara’da en fazla alış-veriş yapılan marketlerden derlenen fiyatlara göre, dengeli beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar nisanda bir önceki aya göre 257 lira, yıllık olarak ise 2 bin 532 lira artarak 5 bin 997 lira oldu.
Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre 11 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 173 liralık artışla 422 liraya yükseldi.
Bir önceki aya göre 79 lira artarak 4 bin 385 liraya yükselen süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcamada son bir yılda ise 1.618 liralık artış oldu. Meyve için harcanması gereken para nisanda 281 lira azalarak, geçen yılın aynı ayına göre ise 1.088 lira artarak 1.886 lira, sebze harcaması ise önceki aya göre 350 lira azalarak, geçen yılın aynı ayına göre ise 908 lira artarak 2 bin 447 lira oldu.
Ekmek-un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama nisanda 43 lira artarak 1.541 liraya yükselirken, pirinç ve bulgur harcamaları 21 lira artarak 826 liraya çıktı. Yağ için yapılması gereken harcama ise 30 lira artarak 552 lirayı buldu.
Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama nisanda önceki aya göre 45 lira azalarak 1.247 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise 27 lira artarak 586 liraya çıktı.
Yetişkin erkek için 2.800, kadın için 2.200, genç için 3.000 ve çocuk için de 1.600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre nisan ayında açlık sınırı yetişkin erkek için 5 bin 807 lira, yetişkin kadın için 4 bin 599 lira, çocuk için 3 bin 310 lira ve genç için de 6 bin 214 lira oldu.
Açlık sınırı bu yılın ilk dört aylık döneminde ise toplam 3 bin 407 lira artış kaydetti.
GIDA DIŞI HARCAMALAR
Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat değişimleri de esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini ‘yoksunluk hissi duymadan’ karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da nisanda 38 bin 316 liraya kadar yükseldi.
Nisanda dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları 1.707 liraya, barınma (kira dahil) harcamaları 8 bin 756 liraya çıktı. Ev eşyası harcamaları 4 bin 906 lira, sağlık harcamaları 1.629 lira oldu. Ulaştırma harcamaları 11 bin 986 liraya yükseldi. Haberleşme harcamaları 1.232 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 1.182 liraya, eğitim harcamaları 815 liraya, tatil-otel harcamaları 4 bin 12 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar da 2 bin 92 liraya çıktı.
Gıda dışı harcamalar bu yılın dört aylık dönemde ise 7 bin 962 lira artış gösterdi.
YOKSULLUK SINIRI
Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise nisanda 925 lira daha artarak 58 bin 205 liraya yükseldi. Yoksulluk sınırında yılın ilk dört ayındaki artış ise 11 bin 368 lira oldu. Yoksulluk sınırında, son bir yıllık dönemdeki artış ise 27 bin 575 lira olarak gerçekleşti.”
]]>ATO Başkanı Gürsel Baran, Oniki Platformu’nun hibrit ve yapay zeka konseptiyle Ankara’da düzenlediği “E-Ticaret ve E-İhracat Konferansı”na katıldı. Ankara Ticaret Odası’nın da desteklediği, Crowne Plaza Ankara’da gerçekleşen etkinlik, başkentteki üreticiler ve markalar ile e-ticaret ve e-ihracat alanındaki satıcılar ve ekosisteme çeşitli çözümler sunan hizmet ve servis sağlayıcı firmaları bir araya getirdi.
ATO Başkanı Baran, açılışta yaptığı konuşmada markalaşma ve katma değerli üretimin önemine dikkat çekerek, ihracat gelirlerine ve cari dengeye olumlu katkısının altını çizdi.
Markalaşmanın dünya ticaretindeki önemini örneklerle anlatan ATO Başkanı Gürsel Baran, Ankara Ticaret Odası’nın bu konudaki çalışmaları ve Uluslararası Marka Buluşmaları adı altında gerçekleştirdiği etkinlik hakkında da bilgi verdi.
E-ticaret ve e-ihracatın pandemiyle birlikte hızla geliştiğini hatırlatan Baran, ticarette gelişmek isteyen firmaların değişim ve dönüşüme uyum sağlaması gerektiğine dikkat çekerek, şöyle konuştu:
“Pandemi ile birlikte hızla gelişen e-ticaret ve e-ihracat ülkemizde de ilerleme kaydetti. Türkiye 2023 yılında, bir önceki yıla göre yüzde 100 artışla 1.6 trilyon liralık e-ticaret rakamına ulaştı. 2024 yılı sonunda ulaşmayı hedeflediğimiz rakam ise 3.3 trilyon lira. Bu rakama çok rahat ulaşılabileceğini düşünüyorum. Ticaretimizin içinde de e-ticaret yüzde 20’lik bir paya sahip. Yani her 5 alışverişten biri artık e-ticaret kanalıyla yapılıyor. Bu oranın da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Dünya ticaretinde yaşanan bu gelişmelere firmalarımızın uyum sağlayarak e-ihracatını geliştirmesini, şehrimizin ve ülkemizin e-ihracat ile dünya ticaretinden daha fazla pay almasını hedefliyoruz.”
Dünya e-ticaret pazar büyüklüğünün 6 trilyon dolara ulaştığını aktaran Baran, e-ticaretin gelişiminde lojistik ve depolamanın önemine de vurgulayarak, şu ifadelere yer verdi:
“E ticaretle birlikte depolama alanları ihtiyacı artmış ve buna paralel depolama maliyetleri yükselmişti. Sorun çözümüyle birlikte geldi. Konaklama alanında kullanılan iş modeli AirBnb modeli depolama sektöründe de dijital olarak kullanılmaya başlandı. Yeni dijital platformlar, dünyanın herhangi bir yerinde depo kiralamak isteyeni, dünyanın herhangi bir yerinde deposunu kiraya vermek isteyenle buluşturarak hızlı çözümler ortaya koydu. Böylece gerek ülkemizde gerekse dünyanın başka yerlerinde işletmeler uygun şartlarda depolama yapabilir hale geldi. Aynı şekilde lojistik konusu da beraberinde gelişti ve değişti. Ürünlerin tedarik edilmesi, depolanması ve müşteriye ulaştırılması e-ticaretin başarısını etkileyen bir faktör. E-ticaret işletmeleri, ürünlerin müşterilere hızlı bir şekilde ulaştırılması için güvenilir ve verimli bir lojistik ağına sahip olmak durumunda. Ürünlerin tedarik edilmesi, depolanması ve sevkiyatı, işletmenin verimliliğini ve müşteri memnuniyetini doğrudan etkiliyor.”
“Ülkemizin ihracatında, e-ihracat yüzde 1,5’luk paya sahip”
Türkiye’nin genel ihracatında da e-ihracatın önemli mesafeler kaydettiğini bildiren Baran, “2023 yılı sonu itibarıyla ihracatımız 260 milyar dolara yaklaştı. Ülkemizin ihracatında, e-ihracat yaklaşık yüzde 1,5’luk bir paya sahip. 2028 yılı itibarıyla da ülkemizin hedefi bu rakamı yüzde 10’lar seviyesine ulaştırmak. İnanıyorum ki e-ihracatımızı bu rakamlara taşıyarak bu alanda dünyada önde gelen ülkelerden biri olacağız” dedi.
Ankara Ticaret Odası olarak e-ticaret ve e-ihracatı geliştirme konularında yaptıkları çalışmalar hakkında da bilgi veren Baran, “Ankara’mızda pandemi öncesinde yaklaşık 6 bin e-ticaret yapan firma sayısı varken, yıl sonu itibarıyla 44 binlere ulaştık. Tahmin ediyorum ki bugün rakamlar 50 bini aşmıştır” diye konuştu.
ATO Başkanı Gürsel Baran’ın yanı sıra Oniki Platformu Kurucu Ortak/CEO Ziya Kızıltan ve Ekonomi Yazarı Sami Altınkaya da açılışta birer konuşma yaptı. – ANKARA
]]>ÇALIŞTIKLARI YERLERDE PREFABRİK YAPILAR KURULACAK
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasını taşıyan “Mevsimlik Tarım İşçileri ile İlgili 2024/5 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi” ile mevsimlik tarım işçilerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik yeni düzenlemeler getirildi. Genelge kapsamında, mevsimlik tarım işçileri ve aileleri için geçici yerleşim alanları oluşturulacak ve bu alanlarda eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal hizmetler sunulacak.
Genelgeye göre, valilikler tarafından mevsimlik tarım işçilerinin yoğun olarak çalıştığı yerlerde iklim şartlarına uygun, emniyetli ve estetik prefabrik yapılar kullanılarak geçici yerleşim alanları kurulacak. Bu alanlar sel, su baskını gibi doğal afetlere karşı güvenli lokasyonlarda planlanacak ve yerleşim yerlerine elektrik, su ve kanalizasyon hizmetleri sağlanacak. Valiliklerce hazırlanan eylem planlarında belirlenen alanlara ilişkin tahsis veya protokol belgesi Mevsimlik Tarım İşçileri Bilgi Sistemi’ne (e-METİP) aktarılacak.
SAĞLIK HİZMETİ VERİLECEK
Genelgede sağlık hizmetleri kapsamında, il sağlık müdürlükleri tarafından mevsimlik tarım işçileri ve ailelerine yönelik aşılama, kronik hastalık taramaları ve mobil sağlık ekipleri ile sağlık hizmetleri sunulacak. İl sağlık müdürlüklerince mevsimlik tarım işçiliğinin yoğun olduğu bölgelerde yeterli sayıda personelinin istihdamının sağlanacağı belirtilen genelgede, “İl sağlık müdürlüklerince mevsimlik tarım işçiliğinin yoğun olduğu bölgelerde yeterli sayıda sağlık personelinin istihdamı sağlanacak ve hizmet ihtiyacına göre personelin çalışma saatleri düzenlenecektir. Çalışan sağlığının korunması ve geliştirilmesi kapsamında il sağlık müdürlüklerince gerekli bilgilendirme faaliyetleri yapılacaktır” ifadelerine yer verildi.
ÇOCUKLAR İÇİN EĞİTİM MERKEZLERİ KURULACAK
Genelgeye göre çocukların eğitimi için geçici yerleşim alanlarında eğitim merkezleri oluşturulacak ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından eğitim hizmetleri koordine edilecek. İl milli Eğitim Müdürlüklerince; geçici yerleşim alanlarında eğitim ve sosyal faaliyetler için oluşturulan merkezin, öncelikle çocuklar için etkin bir eğitim merkezi olarak kullanılmasının sağlanacağına dikkati çekilen genelgede şu ifadelere yer verildi:
“Çocukların eğitimi için geçici yerleşim alanlarında eğitim merkezleri oluşturulacak ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından eğitim hizmetleri koordine edilecek. Mevsimlik tarım işçilerinin zorunlu eğitim çağındaki çocuklarının eğitimlerini devam ettirmek üzere konu hakkında Milli Eğitim Bakanlığının ilgili yönerge/genelge hükümleri uygulanacaktır. Bu hususta şartlı nakit transferi gibi özendirici tedbirler etkin şekilde uygulanacak, çocukların okul kıyafetleri ve malzemeleri valiliklerce sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları aracılığıyla temin edilecektir. İl milli eğitim müdürlüklerince; mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarının daimi ikametgahlarındaki okullarına döndüklerinde öğrenme kayıplarına yönelik telafi/yetiştirme eğitimleri yapılacaktır.
Mevsimlik tarım işçileri, daimi ikamet ettikleri illere geri döndüklerinde çalışma ve iş kurumu il müdürlükleri, halk eğitimi merkezleri ve mesleki eğitim merkezlerince; işçiler arasında yaygın eğitim ihtiyacı olanlar tespit edilerek eğitim ihtiyaçları karşılanacak, yetişkinlere okuma-yazma ve/veya meslek edindirme kursları, iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri ile sosyal-kültürel faaliyetler düzenlenecektir.
Özel eğitim ihtiyacı bulunan çocuklar rehberlik araştırma merkezi müdürlükleri tarafından eğitim imkanlarından faydalandırılacaktır. Mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocuklarının eğitime erişimlerinin sağlanması amacıyla il/ilçe milli eğitim müdürlükleri bünyesinde kurulan ekiplerin görevleri süresince ulaşım ihtiyaçlarının giderilmesi için gerekli tedbirler Valiliklerce alınacaktır.”
Genelgeye göre, İçişleri Bakanlığı, mevsimlik tarım işçilerinin güvenli bir şekilde seyahat etmeleri için gerekli trafik denetimlerini artıracak ve gece saatlerinde yolculuk yapmamaları sağlanacak. Geçici yerleşim alanlarının korunması ve asayişin sağlanması için kolluk kuvvetleri tarafından düzenli devriyeler yapılacak.
SOSYAL HİZMETLER
Aile ve sosyal hizmetler il müdürlüklerince sosyal hizmetler kapsamında, mevsimlik tarım işçileri ve ailelerinin bilgilendirilmesi sağlanacağı kaydedilen genelgede kadın, çocuk, engelli ve yaşlıların sunulan hizmetlerden yararlanacağı vurgulandı. Okul çağına gelmemiş çocuklar için ise aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri ve İl Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından geçici yerleşim alanlarında eğitim ve bakım hizmetleri için personel görevlendirilebilecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından sunulan gezici kütüphane, gezici müze ve benzeri hizmetlerin geçici yerleşim alanlarında faaliyet göstermesi amacıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile koordineli çalışmalar yürütüleceği aktarılan genelgede şunlar yer aldı:
“Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocuklarına yönelik sosyal ve sportif faaliyetler yürütülecektir. İl Müftülüklerince mevsimlik tarım işçilerinin ve ailelerinin inanç ve ibadet ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli tüm tedbirler alınacak; çocuk işçiliğinin önlenmesine ve çocukların zorunlu eğitime devam etmelerinin sağlanmasına ilişkin olarak ailelerin bilgilendirilmesine yönelik çalışmalara destek verilecektir.”
KİMLİK BİLDİRİMLERİ KOLLUK KUVVETLERİNCE ALINACAK
Mevsimlik tarım işçisi olarak daimi ikametgahı dışında bir başka ilde çalışmak amacıyla geçici olarak yer değiştirenlerin ve ailelerinin kimlik bildirimleri, bu kişilerin yaşadıkları geçici yerleşim alanlarındaki kolluk kuvvetlerince alınacağı vurgulanan genelge şu şekilde devam etti:
“Bu bildirimler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile elektronik ortamda paylaşılacaktır. Bu bilgilerin e-METİP’e sürekli ve eksiksiz şekilde aktarılması için teknik altyapıya yönelik gerekli her türlü düzenleme Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı tarafından yapılacaktır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığına e-METİP’e kayıtlı olan mevsimlik tarım işçilerinin ve aile bireylerinin kimlik numaralarını bildirecektir. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kullanılmakta olan Milli Eğitim Bakanlığı e-Okul Yönetim Bilgi Sistemi’nde yer alan mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarına ilişkin kayıtlar e-METİP’e aktarılacaktır. Bu bilgilerin e-METİP’e sürekli ve eksiksiz şekilde aktarılması için altyapıya yönelik gerekli her türlü düzenleme Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılacaktır. Mevsimlik tarım işçilerinin ve ailelerinin kimlik numaraları her sağlık hizmeti sunumunda alınarak, sunulan hizmetlere ilişkin bilgiler kişisel verileri içermeyecek şekilde e-METİP’e aktarılacaktır. Bu bilgilerin e-METİP’e sürekli ve eksiksiz şekilde aktarılması için altyapıya yönelik gerekli her türlü düzenleme Sağlık Bakanlığı tarafından yapılacaktır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı gerekli gördüğü takdirde e-METİP’in etkinliğinin artırılması amacıyla diğer kamu kurum ve kuruluşlarından protokole gerek duymadan kişisel verileri içermeyecek şekilde veri talebinde bulunabilecektir. Tarım alanlarının geniş bölgelere yayılması nedeniyle mevsimlik tarım işçilerinin kayıt altına alınması sürecinde kolluk kuvvetlerine kolaylık sağlamak amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı taşra teşkilatı başta olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşları, muhtarlar ile ziraat odaları birlikleri ve mevsimlik tarım işçisi çalıştıran tarla veya bahçe sahipleri/işleticileri ve işverenler tespit ettikleri/çalıştırdıkları mevsimlik tarım işçilerini kolluk kuvvetlerine bildirecektir. “
]]>UBS Sigorta, trafikteki risklere karşı etkili koruma sağlamak amacıyla sunduğu zorunlu trafik sigortası çözümlerini geliştirmeye devam ediyor. Bu sigorta türü, hem bireysel araç sahipleri hem de kurumsal müşteriler için kapsamlı koruma sunarak, olası kazalar ve hasarlar karşısında finansal güvence sağlıyor.
Zorunlu Trafik Sigortası: Türkiye'de araç sahiplerinin yasal olarak almak zorunda olduğu zorunlu trafik sigortası, üçüncü şahıslara verilen zararları karşılamak için tasarlanmıştır. UBS Sigorta'nın zorunlu trafik sigortası poliçeleri, yasal yükümlülüklerinizi yerine getirirken aynı zamanda geniş kapsamlı teminatlar sunarak sizlere ekstra güvence sağlamaktadır. UBS Sigorta'nın sunduğu trafik sigortası poliçeleri, geniş teminat seçenekleri ile müşterilerinin ihtiyaçlarına en uygun çözümleri sunmaktadır.
UBS Sigorta Genel Müdürü , "Trafik sigortası konusundaki yeniliklerimizle müşterilerimize hem güvenli hem de konforlu bir araç kullanım deneyimi sunmayı amaçlıyoruz. Müşterilerimizin ihtiyaçlarına en uygun sigorta çözümlerini sunarak, trafik güvenliğine katkıda bulunmayı hedefliyoruz," şeklinde konuştu.
Daha fazla bilgi ve poliçe seçenekleri için UBS Sigorta'nın web sitesini ziyaret edebilir veya müşteri hizmetleri ile iletişime geçebilirsiniz.
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
(YOZGAT) Yurt genelinde olduğu gibi Yozgat’ta da yeterli yağış olmaması ekili alanlarda etkisini göstermeye başladı. Yozgat Bozok Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güngör Yılmaz, “Kuraklıktan ciddi anlamda olumsuz etkilenen illerden bir tanesiyiz” dedi.
Son yıllarda kuraklığın etkisinin daha çok hissedilmeye başladığı Yozgat’ta önceki yıllara oranla bu yıl beklenilen yağışların düşmemesi, hububat ekili alanlarda bitki gelişiminin düşmesine, kurumalarına neden oldu. Kuraklığın etkili olduğunu dile getiren Yozgat Bozok Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güngör Yılmaz, bu yıl mevsim normallerinde yağışın olmamasının toprağın kurumasına neden olduğunu bildirdi.
Prof. Dr. Güngör Yılmaz şöyle konuştu:
“Kuraklıktan ciddi anlamda olumsuz etkilenen illerden bir tanesiyiz, Yozgat olarak. Zira çok geniş alanlarda tahıl ekimi yapılıyor bizim ilimizde. Hemen hemen üretim alanlarının yüzde 80’ine yakınında tahıl ekimi vardı, kışlık ekimler içerisinde. Doğrusu kış ekimleri kışlık ekimler iyi yapıldı. Çıkışlar da gayet iyiydi. Biz bitki standı deriz, birim alanında bitki sayısı ve daha sonra onu takip eden dönemdeki kardeşlenme genellikle yeterli, uygun olmasına rağmen daha sonraki dönemlerde meydana gelen yağış eksikliği, kuraklık etkisi, bariz bir şekilde kendisini gösterdi. Yozgat Bozok Üniversitesi’nin bir araştırma alanındayız. Tarımsal araştırmaları, tarımsal uygulamaları yaptığımız Uygulama Araştırma Merkezimize ait Yerköy istasyonundayız. Burada çok belirgin bir şekilde kuraklığın etkisini görüyoruz. Şu an itibarıyla bitkiler kök bölgesinde su bulamıyor. Bundan dolayı da susuzluktan adeta halk arasında işte ‘ürün yandı, yok oldu’ dediğimiz durum ortaya çıktı. Gerçekten şu an itibarıyla toprak biraz da hafif bünyeliyse suyu çok iyi tutmayan bir topraksa hızlı bir şekilde suyunu kaybetmiş. Suyu tutamadığı için de kök bölgesinde su olmadığı için büyük ölçüde canlılığını kaybettiğini görüyoruz. Kardeşlerden itibaren ana gövdeye doğru ölümlerin hızlı bir şekilde yaygınlaştığını çok net bir şekilde görüyoruz.
“BU PARSELİN TOPARLANMA ŞANSI YOK”
Toprağa da bakacak olursak toprağın bitkilerin olduğu kök bölgesinde su yok, tamamen kuru. Derinleri de yine aynı şekilde kuru. Tamamen köklerin olduğu bölge kurumuş çok net bir şekilde görüyoruz. Kılcal köklerin topraktan su alma şansı yok. Kozmetik basınç oldukça yüksek yani toprak kendi bünyesinde var olan, azıcık da olsa nemi tutar. Bitkiye onu vermez. Bitki de alamayınca işte burada gördüğünüz gibi yapraklar itibaren kurumalar başlar. Ondan sonra ana köke doğru devam eder. Şu anda bu parselin yeniden toparlanma şansı hemen hemen yok. Dolayısıyla yağış eksikliği, sulama suyunuzda yoksa işte tarlaların kaderi bu şekilde. Erken ilkbaharda şu an belki başaklanmaya başlaması gereken bitkilerin gördüğümüz gibi kardeşlenme döneminde kuruyup yok olmuş. İlerleyen dönemde su da olsa bu darbeyi aldıktan sonra buranın yeniden bir ürüne dönüşmesi, bir verim yani tatminkar bir verim şansı yok. Ama su olduğu için daha önce sulama fırsatı bulunan yerlerde orada elbette ki ürüne dönüşüm veya tatminkar verim alma şansınız var.”
]]>İlk günüde 15 bin 700 kişi 5’er euro ücret ödeyerek kente girebildi.
Nüfusu 50 bin civarına düşen Venedik’e yılda 30 milyona yakın turistin gittiği hesaplanıyor. Bunların büyük kısmının günübirlik ziyaretçi olması ve yoğun tatil dönemlerinde kentin kitlesel turizmin olumsuz etkilerine maruz kalması sebebiyle yıllardır kente girişlerin ücrete tabi olması önerisi konuşuluyordu.
Pandemi nedeniyle birkaç yıl ertelenen uygulama sonunda dün başladı. İtalya’da Kurtuluş Bayramı nedeniyle tatil olan 25 Nisan’dan Temmuz ortasına kadar, hafta sonları gibi yoğun olması beklenen 29 günde kente günübirlik girişler için 5 euro ödemek gerekecek.
Bu tarihler arasında kenti ziyaret etmek isteyenler Venedik Belediyesi’nin internet sitesi üzerinden kayıt yaptıracak ve ücrete tabiyse ödeme yaparak bir QR kodu alacak.
Kentteki turistik tesislerde konaklayanlar zaten belediyeye günlük bir vergi ödediği için giriş ücretinden muaf olacak. Bölge sakinleri, kentte çalışan ve eğitim alanlar ile 14 yaş altı çocuklar da ücret ödemeden Venedik’e girebilecek.
Giriş ücreti, saat 08.30 ile 16.00 arasında geçerli olacak.
Yerel halka vergi kesintisi
Uygulamanın başladığı Perşembe günü 15 bin 700 kişi 5 euro’luk katkı payını ödedi. Belediye Başkanı Luigi Brugnaro, uygulamanın gelir elde etmek amacıyla yapılmadığını ancak başarılı olması halinde kent sakinleri için yerel vergilerde kesintiye gitmeyi düşündüklerini söyledi.
Öte yandan uygulamanın, yoğun günlerde turist sayısını düşürme amacının şimdilik gerçekleşmediği yorumu yapılıyor.
Belediyenin kayıt platformunda 113 bin kişinin rezervasyon yaptırdığı, bunların büyük kısmının kentte evleri olanlar ve yakınları, öğrenciler, işçiler ve otel müşterileri olduğu bilgisi paylaşıldı. Ancak giriş ücretinden muaf olanların da kayıt yaptırması şartı kafa karışıklığı yarattı ve şikayet sebebi oldu.
Protestolarla başladı
Santa Lucia Tren İstasyonu gibi Venedik’e başlıca giriş noktalarında dün kontrol noktaları kuruldu. İnternet üzerinden ödeme yapmamış olanlar bu noktalardan da ‘bilet’ alabildi. Giriş noktalarında 60, kentin geri kalanında da 75 görevli binlerce kişiye kontrol yaptı.
İlk günde kural ihlali gerekçesiyle para cezası kesildiğine dair bir haber gelmedi. Ancak ihlallere 50 ila 300 euro arası cezalar öngörülüyor.
Uygulamanın ilk günü, kent sakinleri ve derneklerin organize ettiği protesto eylemlerine de sahne oldu. Venessia.com, Ev için Sosyal Meclis (ASC) gibi grupların protestosunda, giriş ücretiyle kentin eğlence parkına dönüşümünün tasdik edildiği savunuldu. Göstericiler bu gibi uygulamaların kent sakinlerinin barınma gibi sorunlarını çözmekten uzak olduğunu, ayrıca kentin imajını olumsuz etkilediğini vurguladı.
Yıllardır tartışılan giriş ücreti projesine, insanların serbest dolaşım hakkına aykırı olduğu gerekçesiyle de itirazlar var. Venedik’in eski belediye başkanlarından Massimo Cacciari de giriş biletini “tam bir delilik, tamamen gayri meşru, anayasaya aykırı” bir uygulama olarak tanımladı.
Turistik yatak sayısı nüfustan fazla
Venedik merkezinde kitlesel turizmle de bağlantılı olarak yaşanan nüfus kaybı, yerel halk ve siyasetçilerin yanı sıra Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) gibi kurumların da uyarılarına neden oluyor.
Kentin nüfusu 70 yıl önce 175 bin civarındayken bugün 50 binin altına inmiş durumda. Geçen yıl da Venedik’teki turistik konaklama amaçlı yatak sayısının (49 bin 693) sabit nüfusu (49 bin 304) geçtiği açıklanmıştı. Henüz 15 yıl önce kent nüfusu 60 binken, 12 bin turistik yatak kapasitesi vardı.
Venedik’teki Ca’ Foscari Üniversitesi tarafından 2018’de yayımlanan bir araştırma, kentin kaldırabileceği turist sayısının yılda 19 milyon ile sınırlı olduğunu ancak mevcut sayının 28 milyon civarında olduğunu göstermişti.
Gelecek Haziran ayından itibaren de 25 kişinin üzerindeki turist gruplarının kente girişinin yasaklanması planlanıyor.
]]>Konya Ticaret Odası (KTO), Elektrik Mühendisleri Odası Konya Temsilciliği ve Kalkınma Odaklı Stratejik Araştırmalar Merkezi (KOSAM) işbirliği ile düzenlenen “Yapay Zeka ve İş Dünyasına Yansımaları” bilgilendirme semineri Konya Ticaret Odası Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Seminerin açılışında konuşan KTO Başkan Yardımcısı Lütfi Can Başaran, sözlerinin başında konuşmasını yapay zeka teknolojisini kullanarak hazırladıklarını ifade etti. Başaran, “İş hayatımızda internet ve akıllı telefon gibi teknolojiler, dijital dönüşümü hızlandırmış ve iş yapma şeklimizi değiştirmiştir. Ancak yapay zeka, bu dijital dönüşümü daha da ileriye taşıyan bir sonraki daha büyük adımı temsil etmekte, deyim yerindeyse bir devrim gerçekleştirmektedir. Özellikle ifade etmeliyiz ki yapay zekanın sektörlerimizi ve işlerimizi elimizden alacağına dair oluşan yanlış algıyı düzeltmeliyiz. Bu yanlış algı, gelişen yapay zeka teknolojisinin aslında birçok fırsatı beraberinde getirdiği gerçeğini göz ardı etmektedir. Bu yenilikçi teknoloji, iş dünyasında köklü değişikliklere yol açarak verimlilik, etkinlik ve inovasyon alanlarında yeni ufuklar açacaktır. Bu teknolojiyi daha iyi kullanan işletmeler rekabet avantajı elde edecek ve sürdürülebilir başarıya ulaşacaktır. Artık günümüzde teknolojik gelişmeleri ve dönüşümleri uzaktan izleme gibi bir seçeneğimiz bulunmamaktadır. Dönüşüme ayak uyduramayan firmaların faaliyetlerine devam etmesinin imkansız hale geleceği bilinciyle, bunun bir zorunluluk haline geldiğini görüyoruz. Çok açık ifade ediyorum; yapay zeka ile entegre olmayan her sistem bu yolda mutlaka kaybedecektir. Bu nedenle, yapay zeka teknolojisini sadece takip etmekle kalmayıp, aynı zamanda bu dönüşümün öncüsü olmalıyız. Konyalı firmalarımızda farkındalık oluşturmak hem de yapay zekanın getireceği yeni iş ve uzmanlık alanları ile ilgili iş gücümüze yol gösterici olmak amacıyla Konya Ticaret Odası ve KOSAM olarak bir dizi etkinlik gerçekleştireceğiz. Bizler, iş dünyası temsilcileri olarak çağımızdaki değişimin ve yeniliğin farkındayız. Konya’nın ve ülkemizin yapay zeka ve teknolojik inovasyon yolculuğundaki yerini önemsiyoruz. Konya’nın kültürel mirasını ve yenilikçi ruhunu birleştirerek yapay zeka ile iş dünyasında yeni bir çağ başlatabileceğimize inanıyor ve hepinizin bu yolculukta bizimle birlikte olmasını umuyorum. Bu seminerin hepimize yeni fikirler ve ilham getirmesini diliyorum” şeklinde konuştu.
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Konya Temsilcisi Özkan Keskin de “Bugün düzenlediğimiz seminer ile yapay zeka konusunda Konya’da bir başlangıç yapmış oluyoruz. Konya, sanayi ve tarımda ülkemizde önemli yer tutan bir şehrimizdir. Sektörlerimizde yapay zekanın kullanılmasına öncülük etmek önemlidir. Yapay zeka konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla İl Temsilciliğimizle işbirliği içinde düzenledikleri program dolayısıyla Konya Ticaret Odası’na ve KOSAM’a teşekkür ediyorum” dedi.
Açılış konuşmalarının ardından başlayan panelin moderatörlüğünü Konya Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Hakkı Karaca yaptı. Düzenlen panelde Gazi Üniversitesi Yapay Zeka Merkezi Direktörü Prof. Dr. Şeref SAĞIROĞLU “Üretken Yapay Zekanın İş Dünyasına Etkileri”, Anadolu Ajansı Teknoloji ve İnovasyon Direktörü Yakup Şıvka “Medyada Yapay Zeka Kullanımı” ve DeepZeka Genel Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Saadin Oyucu “Yapay Zeka ve Girişimcilikte Yeni Ufuklar” konularında sunum gerçekleştirdi. – KONYA
]]>25 Nisan 1974 yılında kurulan Konya Sanayi Odası’nın Nisan Ayı Meclis Toplantısı, odanın kuruluşunun 50. yılına özel olarak gerçekleştirildi. Toplantıda, Konya Sanayi Odası Başkanı Mustafa Büyükeğen, Meclis Başkanı Memiş Kütükcü, meclis ve meslek komitesi üyelerinin katılımı ile 50. yıl pastası kesildi. Meclis toplantısında konuşan Konya Sanayi Odası Bakanı Mustafa Büyükeğen, 50 yıl önce, 8 meslek komitesi ve 165 sanayici ile kurulan KSO’nun, bugün 24 meslek komitesinde 2 bin 345 üye sayısına ulaştığını vurguladı. Konya Sanayi Odası’nın sanayicilere kurumsal hizmet üretme kapasitesinin ve üye yapısının her geçen gün gelişmeye devam ettiğini belirten Büyükeğen, “Sektörlerimiz ile ilgili yaptığımız çalışmalar, bölgemizin AR-GE inovasyon kapasitesini artırmaya odaklanan Innopark Teknoloji Geliştirme Bölgemiz, Enerji Verimliliği Etüt Merkezimiz, Ahitürk Mesleki Yeterlilik Belgelendirme Merkezimiz, kümelenme faaliyetlerimiz ve diğer projelerimiz ile şehrimizin ve ülkemizin kalkınmasına destek veriyoruz. Bu çalışmalarımızın hepsi birbirinden kıymetli. Bu projelere emek veren tüm sanayicilerimize teşekkür ediyorum. İnşallah 50. yılımızı tüm üyelerimizin katılımı ile düzenleyeceğimiz bir Konya Sanayi Gecesi ile de kutlayacağız” şeklinde konuştu.
Başkan Büyükeğen, Konya Sanayi Odası’nın kuruluşundan bu yana hizmet eden meslek komitesi ve meclis üyelerine, meclis başkanlarına, yönetim kurulu başkanlarına, üyelerine ve profesyonel çalışanlara teşekkür ederken, ahirete irtihal edenlere de Allah’tan rahmet diledi.
Konya, Marmara Bölgesi’ndeki yüksek katma değerli yatırımlara talip
Konuşmasında, Konya’nın yeni dönemde Marmara bölgesindeki yüksek katma değer içeren stratejik yatırımlara talip olduğunu vurgulayan Başkan Büyükeğen, şöyle devam etti: “Ülkemizde olası İstanbul merkezli Marmara Depremi, büyük can kayıplarına sebep olacağı gibi, ülkemizin ekonomi güvenliğini de tehdit edecek bir boyuta ulaşma potansiyeline sahip. Biz Konya Sanayi Odası olarak her zaman, bu riskin dağıtılması gerektiğini savunarak, Konya’nın Marmara Bölgesi’ne alternatif bir sanayi şehri olduğunu ifade ettik ve büyük ölçekli, özellikle de yüksek katma değer içeren stratejik yatırımlara talip olduk. TEPAV ile yaptığımız ‘Konya İçin Yeni Bir Kalkınma Stratejisi’ başlıklı çalışmamız, bu iddiamıza ışık tutacak. Bu çalışma sadece avantajlarımızı ve güçlü kaslarımızı değil, aynı zamanda geliştirmemiz gereken alanları da içeriyor.”
Konya, İstanbul’dan kayacak yatırımlar için ideal bir aday
Meclis toplantısına konuk olan Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Direktörü Prof. Dr. Güven Sak da, “21 Yüzyılda Türkiye ve Konya’nın Fırsatları” başlıklı bir sunum yaparak, önümüzdeki dönemin fırsatlarını değerlendirdi. Orta ve yüksek beceri gerektiren sektörlerin Konya’nın ihracatındaki payının Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunun altını çizen Sak, Konya’nın İstanbul’dan kayacak yatırımlar için ideal bir aday olduğunu ifade etti. Sak, “Konya, 219 rekabetçi sektörle Türkiye’nin en fazla rekabetçi sektöre sahip 8. ili. 83 rekabetçi imalat sektörüyle de Türkiye’de 6. sırada. Bölge son 30 yıldır önemli gelişme kaydetti. Ayrıca Konya, katma değeri yüksek bir ihracat sepetine sahip. Makine sektörü ve motorlu kara taşıtı ihracatı Konya’nın toplam ihracatının neredeyse yarısını oluşturuyor. Dolayısıyla Konya ve Konya-Ankara bölgesi İstanbul’dan kayacak yatırımlar için ideal adaylar” dedi.
Sunumunda yeni dönemde Konya’nın ve Orta Anadolu Bölgesi’nin yeni sanayi bölgesi olma kabiliyeti olduğunu vurgulayan Sak, şunları ifade etti: “İstanbul’daki şirketler yer arayış sürecine girdi. Konya ile birlikte Ankara’ya bakınca, İstanbul’la benzerlikler dikkat çekiyor. Konya’nın katma değeri yüksek ihracat sepetine sahip olması, Konya’nın avantajını gösteriyor.”
Sunumunda yeşil dönüşüm sürecine de değinen Sak, Türkiye’nin sürecin dışında kalma şansı olmadığını sözlerine ekledi. – KONYA
]]>Av sezonunun sona ermesiyle birlikte gözler, yılın 12 ayı serbest avcılık yapan ‘kıyı balıkçılığına’ çevrildi. İzmir’de ise teknelerle gece saatlerinde denize açılan balıkçılar, avladıkları balıkları sabahın ilk ışıklarıyla Karşıyaka ilçesinde bulunan Şemikler Su Ürünleri Kooperatifi Balık Satış Yeri’ne getiriyor. Ağ ile avlanan balıklar burada açık artırma usulüyle satışa sunuluyor. Mezatta her gün saat 09.00’da başlayan satış, günlük tutulan balıkları alıcılarla buluşturuyor.
“Fiyatlar piyasaya göre uygun”
Mezat hakkında bilgi veren Şemikler Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Olcay Bülbül, “İlk önce arkada toptan, ön tarafta da perakende olarak halka, en taze, en temiz balıkları yedirme adına satış yapıyoruz. Fiyatlar piyasaya göre çok uygun. Vatandaşların çok daha taze yiyebilecekleri balıklar burada satılıyor. Katılım yüksek, halktan, esnaftan restoran işletmecisinden her kesimden vatandaş geliyor” ifadelerine yer verdi.
Kooperatifte balıkçıların ‘kıyı balıkçılığı’ diye tabir edilen avlanma türüyle, denize zarar vermeyen takımlarla çalıştıklarını kaydeden Bülbül, “Balıkçılar ağın göz açıklığı boyutunda balıkları tutar. Bu sayede daha küçük balıklar avlanmaz” şeklinde konuştu.
“Balık bolluğu güzel”
Mezata gelen balık çeşitliliğinden de bahseden Bülbül, şunları kaydetti:
“Lidaki, çupra, levrek, istavrit, mırmır, isparoz, karagöz gibi her çeşit balık bulunuyor. Balık bolluğu güzel. Biz memnunuz. Denizimiz ve körfezimiz bereketli. Balıkçılarımız adına her şey güzel.”
Havalar müsaade ettikçe balığa çıktıklarını vurgulayan 52 yıllık balıkçı Murat Ceylan da şunları söyledi:
“Deniz kaplumbağası, vatoz ve pislik gibi bazı problemlerimiz oluyor. Bunlar bizi bıktırıyor. Tuttuğumuz balıkların bir kısmını kooperatifimize veriyoruz, bir kısmını da pazarlara satıyoruz.”
Mezata balık almaya gelen Ahmet Gül, “Burada ihale yöntemiyle satış olduğu için balığın ilk olarak açılış fiyatı oluyor. Mezatçımız fiyatı belirler ve daha sonra fiyatta artırıma gidilir. Buranın güzel tarafı da budur” diye konuştu.
“Taleplerden memnunuz”
Satış esnasında en yüksek parayı veren kişinin balığı aldığını kaydeden mezat çalışanı Necmettin Çakıroğlu, gelen taleplerden memnun olduğunu dile getirdi.
Fiyatların uygun ve balıkların taze olması sebebiyle mezata balık almaya gelen Önder Batur ise balıkları kendi evine aldığını söyledi. Satışları takip ettiğini de vurgulayan Çakıroğlu, sürekli mezata gelip balık aldığını aktardı.
“Kızım balığı çok seviyor. Buradaki balık daha taze ve balık alması zevkli oluyor” diyen alıcı Arzu Batur, “İstediğimiz balık türünü burada buluyoruz. Genelde kefal alıyorum. Tavsiye ediyoruz” ifadelerini aktardı.
“Bazen fiyatı çok artırıyorlar ve balık alamıyorum”
İlk başta balığı alamadığını fakat bir sonraki açık artırmada alabildiğini belirten Yüksel Yılmaz da şu sözlere yer verdi.
“Buraya sık sık geliyorum. Açık artırmalara katılıp balık almaya çalışıyorum. Bazen balık alamıyorum çünkü diğer arkadaşla fiyatı çok artırıyor. Bugün 325 liraya çupra aldım.” – İZMİR
]]>ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, Ankara Ticaret Odası’nın Nisan Ayı Olağan Meclis Toplantısı’nda Meclis üyelerine hitaben yaptığı konuşmada Başkent’ten yurt dışına direkt uçuşlar konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ankara Ticaret Odası’nda yönetime geldikleri günden bu yana Başkent’ten yurt dışına direkt uçuşların artmasına yönelik çalışmalar yaptıklarını dile getiren Baran, konuyu ilgili mercilere taşıdıklarını ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın destekleriyle pandemi öncesinde bu konuda ilerleme kaydedildiğini söyledi. Başkent’in gelişimi açısından yurt dışına direkt uçuşların önemine dikkat çeken Baran, “Ankara’nın ticaret, ihracat ve turizm başta olmak üzere hangi alanda gelişmesi söz konusu olursa olsun konu daima yurt dışına direkt uçuşlara geliyor. Sizin de yakından bildiğiniz gibi göreve başladığımız günden bu yana, bu konu bizim gündemimizin ilk sıralarında yer aldı. 2020 yılına kadar şehrimizden yurt dışına direkt uçuşlar konusunda bir ivme yakalamıştık ancak bu süreçte başlayan pandemi tüm gelişmeleri tersine çevirdi. Türk Hava Yolları’nın iştiraki olan AnadoluJet’in merkezinin Ankara yapılacağı söylendi ancak sonradan bundan vazgeçildi. Sonra AnadoluJet’in adı da değiştirilerek AJet adında yeni bir marka oluşturuldu. Geldiğimiz noktada, İstanbul Havalimanı’ndan 120 ülke 280 destinasyona, Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan 51 ülke ve 154 destinasyona uçuş gerçekleştiriliyorken, Esenboğa’dan sadece 25 ülke 41 destinasyona uçulabiliyor. İstanbul Havalimanı’ndan haftalık yurt dışı uçuş sayısı 4 bin iken, Esenboğa Havalimanı’ndan sadece 160 uçuş gerçekleştirildiği görülüyor. Diğer yandan yeni düzenleme neticesinde AJet Yolcuları CIP hizmetlerden yararlanamadığı gibi uçak içi ikram da alamıyor” dedi.
Direkt uçuşlarda THY talebi
Baran, Ankara’dan direkt uçuşların sadece AJet ile yapılabildiğini, Türk Hava Yolları ile yolculuk yapmak isteyenlerin İstanbul aktarmalı seyahat edebildiğini belirterek, “Ankara’dan yoğun talep gören hatlarda, direkt uçuşların Türk Hava Yolu ile de gerçekleştirilmesi sağlanmalı. Yolculuk yapmak isteyenlere seçenek sunulmalı” diye konuştu.
“16 destinasyona direkt uçuş talebimizi Bolat’a ilettik”
ATO Başkanı Gürsel Baran, geçtiğimiz haftalarda ATO Başkan Yardımcısı Temel Aktay ve Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ömer Çağlar Yılmaz ile birlikte Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Ahmet Bolat’ı ziyaret ederek, konuya ilişkin hazırladıkları detaylı bir dosya ilettiklerini söyledi. Baran, “Ticaret ve yatırım ilişkileri gibi gerekçelerle Ankara’dan aktarmalı uçulan, Brüksel, Roma, Barselona, Zürih, Aşkabat ve Saraybosna’nın da aralarında bulunduğu 16 destinasyona direkt uçuş konulmasına ilişkin taleplerimizi Sayın Bolat’a ilettik. Ankara Ticaret Odası olarak bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da Ankaramızın ve ülkemizin gelişimi ve ilerlemesi için iş dünyası olarak üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceğiz” diye konuştu. – ANKARA
]]>Coca-Cola Türkiye’nin kadınların sosyal ve ekonomik hayata katılımlarına destek olmak amacıyla 2015 yılından bu yana yürüttüğü Kız Kardeşim Projesi kapsamındaki Yıldızlar Karması Programı ödül töreni 25 Nisan 2024 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Coca-Cola Türkiye Genel Müdürü Gaye Sunerli’nin açılış konuşmasını yaptığı ödül törenine, Ahbap Derneği Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, Özel Sektör Gönüllüleri Derneği (ÖSGD) Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Ilgaz, Türk Eğitim Vakfı (TEV) Genel Müdürü Banu Taşkın, Ahbap Derneği Genel Sekreteri Aytül Anlar ve Coca-Cola Avrasya ve Ortadoğu Kurumsal İlişkiler, İletişim ve Sürdürülebilirlikten Sorumlu Başkan Yardımcısı Sinan Cem Şahin katıldı. Düzenlenen törende, Yıldızlar Karması Programı jüri üyelerinden Ahbap Derneği Kurucusu ve Genel Başkanı Haluk Levent ve tiyatro oyuncusu ve sunucu Ali Sunal video mesajları ile kazananlara tebriklerini iletti.
Kız Kardeşim Projesi Yıldızlar Karması Programı, Ahbap Derneği, Coca-Cola Türkiye ve Özel Sektör Gönüllüleri Derneği’nin iş birliği ile hayata geçirildi. Program ile sanat, spor ve toplumsal fayda alanlarında başarılı genç kadınların projelerine maddi destek sağlanıyor.
Kız Kardeşim Projesi kapsamında Burs Programı, Güçlenme Programı ve Yıldızlar Karması Programı yürütülüyor. Burs Programı kapsamında 2023 yılında deprem bölgesinden 300 genç kadına burs imkanı sunulurken, bu yıl 64 şehirde 92 üniversiteden 410 üniversiteli genç kadına burs desteği sağlanıyor. Güçlenme Programı ise 39 farklı şirketten 228 alanında uzman mentor aracılığıyla 217 genç kadına kariyer ve kişisel gelişim konularında destek veriyor. Davranış Bilimleri Enstitüsü iş birliğinde, 10 bin genç kadına potansiyellerini keşfetmeleri ve kariyer yolculuklarında başarılı olmaları amacıyla “Kişilik Envanteri Testi” ve “Dayanaklılık Envanteri Testi” sunuluyor. Ayrıca, “Gücüm Kız Kardeşimden” seminerleriyle genç kadınlar kişisel gelişim ve kariyer hedeflerini destekleyen bilgiler veriliyor.
Yıldızlar Karması Programı’nın jürisinde Coca-Cola Avrasya ve Ortadoğu Kurumsal İlişkiler, İletişim ve Sürdürülebilirlikten Sorumlu Başkan Yardımcısı Sinan Cem Şahin, Özel Sektör Gönüllüleri Derneği (ÖSGD) Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Ilgaz, Ahbap Derneği Kurucusu ve Genel Başkanı Haluk Levent, Milli Voleybolcu Zehra Güneş, tiyatro oyuncusu ve sunucu Ali Sunal, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü ve Ahbap Derneği Genel Sekreteri Aytül Anlar yer aldı.
“Genç kadınların hayallerine ulaşmalarına destek veriyoruz”
Coca-Cola Türkiye Genel Müdürü Gaye Sunerli, törende yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Kadınların kariyerlerine adım atmalarını kolaylaştırmak, güçlenmelerine ve hayallerine ulaşmalarına destek olma amacıyla Kız Kardeşim Projesi’ni 9 yıldır sürdürüyoruz. Kız Kardeşim Projesi’nin etkisi her geçen gün daha da artıyor. Geçtiğimiz yıl, burs programı, güçlenme programı ve kişisel ve kariyer hedeflerini destekleyen seminer ve online eğitimlerle 50 bine yakın genç kadına ulaştık. Yıldızlar Karması Programı ile de amacımız genç kadınların hayallerine ulaşmalarına destek vermek, başka kadınlara ilham ve umut olmalarını sağlamak. Program sayesinde genç kadınlar sporda, sanatta ve toplumsal fayda alanlarında kendilerini ifade edebilme, hayallerini gerçeğe dönüştürme ve kız kardeşlerine ilham olma şansı buldular. Ödül alan yıldızlarımız, hayalleri için cesaretle yola çıkan, pes etmeyen ve ilham veren kahramanlarımız olacaklar.”
“Ülkemizin geleceğinin parlak yıldızları”
Ahbap Derneği Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Çağatay Öztürk ise törene yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Ahbap Derneği olarak Kız Kardeşim Projesi’nin bir parçası olmaktan büyük gurur duyuyoruz. Yıldızlar Karması Programı ile genç kadınların hayallerine ulaşmalarını desteklemek, onlara ilham kaynağı olmak ve bu süreçte yanlarında olmak bizim için çok değerli. Yıldızlar Karması Programı kapsamında ödül alan genç kadınları yürekten kutluyorum. Her bir ödül sahibi, hayallerinin peşinden giderek sadece kendini değil, çevresindekileri de yükseltiyor. İşte bu yüzden, bu projenin bir parçası olmak, bize her zaman için büyük bir heyecan ve mutluluk veriyor. Ödül alan tüm genç kadınları bir kez daha gönülden tebrik ediyor, onların başarı hikayelerinin daha da genişleyerek ülkemizin dört bir yanına yayılmasını diliyorum.”
Mevcut ve yeni programlarla genç kadınlara destek sürdürülecek
Proje, yeni döneminde de Burs, Güçlenme ve Yıldızlar Karması Programları ile devam edecek. 2024 yılı itibarıyla projeye eklenen Kız Kardeşim Kampüs Programı ile de, genç kadınların kariyerleri yolculuklarında desteklenmesi sağlanacak. Proje, mevcut programlarına yenilerini ekleyerek genç kadınların hayal ettikleri kariyerlere ulaşmalarını desteklemeyi sürdürecek. – İSTANBUL
]]>YÜKSEK KAZANÇ VAADİYLE KİRALIYORLAR
Bakanlık açıklamasında dolandırıcıların, çeşitli platformlar üzerinden tüketicilere ulaşarak, “banka hesabının kiralanması ya da kullandırılması karşılığında yüksek kazanç” vaadiyle yasa dışı kanallardan edinilen paranın transferini bu hesaplar üzerinden gerçekleştirdiği aktarıldı.
ÖĞRENCİ-EV HANIMI GİBİ KESİMLERİ HEDEF ALIYORLAR
Dolandırıcıların, hedef olarak belirledikleri kişilere çeşitli yöntem ve vaatlerle ulaşmaya çalıştığına işaret edildiği açıklamada araç ya da ikinci el ürün alım satım siteleri, sosyal medya platformları, yatırım tavsiyesi veren platformlar gibi sıkça kullanılan kanallar üzerinden tüketicilerin karşısına çıkan dolandırıcıların, öğrenci, ev hanımı gibi gelir kaynağı görece kısıtlı olan veya yaşlı, engelli gibi daha hassas tüketicileri hedef aldığı bildirildi.
Dolandırıcıların, vatandaşların bilgisizliğinden, hatalarından, zaaflarından ya da belli markalara olan güveninden faydalandığı belirtilen açıklamada, tüketici mağduriyetlerinin önüne geçilmesi, dürüst, güvenilir markaların ve işletmelerin bu yolla itibar kaybına uğramaması, kayıt dışı ekonomiyle mücadelenin güçlenmesi ve ülke kaynaklarının yasa dışı yollarla sınırların dışına transfer edilmesinin önüne geçilmesinin amaçlandığı aktarıldı.
NORMALİN DIŞINDA CAZİP TEKLİFLERE DİKKAT
Vatandaşların bu konuda dikkat etmesi gereken hususlar konusunda şu uyarılarda bulunuldu:
“Vatandaşlarımızın, bir ürüne veya kazanca dair arzu ve meraklarını uyandırmak suretiyle onları tuzağa düşürmek için sahte ya da kendilerine ait olmayan isim, adres, hesap bilgisi kullanan dolandırıcıların aramalarına, gönderdikleri e-posta, kısa mesaj gibi içeriklere, sosyal medya kanalları üzerinden aldıkları reklam ve mesajlara karşı daha temkinli olmaları gerekmektedir.
Bu noktada özellikle kimlik, hesap bilgileri, kişiye özel şifre ya da parola gibi hassas bilgiler paylaşılırken dikkatli olunması, gönderilen her bağlantının tıklanmaması, elektronik cihazların virüslere karşı korunması, aldatıcı tekliflere, özellikle de normalin dışında cazip olanlara karşı tedbiri elden bırakmaması gerekmektedir. Son dönemde popüler bir dolandırıcılık yöntemi olarak kullanılan IBAN kiralama ilanları konusunda da benzer hassasiyetin gösterilmesi elzemdir.
Bir banka hesabının maddi menfaat karşılığında başka kişiler tarafından kullanılmasına izin vermek, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Kanunu’na göre suç teşkil ediyor. Hesap sahibi, hesabının başkası tarafından kullanıldığını bankaya bildirmezse, 6 aydan bir yıla kadar hapis cezası riskiyle karşı karşıya kalabilecektir.”
SORUMLU DOĞRUDAN HESAP SAHİBİ
Açıklamada, hesapta gerçekleşen işlemlerle ilgili sorumluluğun doğrudan hesap sahibine ait olduğuna dikkat çekilerek, bu tür durumlarla karşılaşıldığında, ödeme dahil her türlü hesap işlemini gerçekleştirmeden önce kontrol ve teyit etmenin önemli olduğu bildirildi.
Tüketicilerin, ekonomik çıkarlarını, haklarını, satın aldıkları mal ve hizmetlerle ilgili güvenliğini ve sağlığını korumaya ilişkin faaliyetlerin Bakanlıkça hassasiyetle sürdürüldüğüne işaret edilen açıklamada, sosyal mühendislik dolandırıcılığından kaynaklanan mevcut ve potansiyel mağduriyetlerin ortadan kaldırılmasına yönelik uygulamalar hakkında inceleme ve değerlendirmelerin devam edeceği kaydedildi.
]]>(ANKARA) – Hollanda’nın milli günü olan “Kral Günü” Ankara’da kutlandı. Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği Rezidansı’ndaki resepsiyona katılan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Hollanda’nın Türkiye’de bir numaralı doğrudan yabancı yatırımcı olduğunu biliyoruz” ifadelerini kullanırken, Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Joep Wijnands iHollanda Başbakanı Mark Rutte’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yarın yapacağı görüşmeye değinerek, “Bu temaslar, özellikle Türkiye’nin mevcut jeopolitik zorluklarla mücadelede oynadığı önemli rol ve NATO müttefikleri olarak iş birliğimizin önemi göz önüne alındığında yaşamsal önem taşıyor” diye konuştu.
Hollanda’nın milli günü olan “Kral Günü” dolayısıyla Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği Rezidansı’nda resepsiyon verildi. Çok sayıda yabancı misyon temsilcisinin yanı sıra Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da resepsiyona katıldı.
Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Joep Wijnands, konukları kapıda karşıladı. Karşılamanın ardından iki ülkenin milli marşları okundu. Daha sonra konuşma yapan Büyükelçi Wijnands, “Dostluğumuz özellikle bu günlerde daha da yeşeriyor çünkü bu yıl, 1924 yılında Dostluk Anlaşması’nın imzalanmasının 100’üncü yıl dönümünü kutluyoruz” dedi.
Türkiye ile Hollanda’nın birçok alanda yakın ortak olduğunu söyleyen Büyükelçi Wijnands, şöyle devam etti:
“İki ülkenin de genlerinde ticaret var. Hollanda, burada faaliyet gösteren 3 binden fazla Hollandalı şirketle bir numaralı doğrudan yatırımcıdır. Ülkelerimiz arasındaki iş ilişkilerini güçlendirmek için iş birliğini daha da arttırmayı umuyoruz. Ayrıca kişisel ve ailevi pek çok bağ paylaşıyoruz. Bu gece burada bulunan pek çok konuk dahil Hollanda’da yarım milyondan fazla Türkiye kökenli yurttaş yaşıyor.
Geçen hafta Sayın Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Lahey’i ziyaret etti. Ben de bu resepsiyonun ardından, yarın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşecek Başbakanımıza eşlik etmek üzere İstanbul’a gideceğim. Bu temaslar, özellikle Türkiye’nin mevcut jeopolitik zorluklarla mücadelede oynadığı önemli rol ve NATO müttefikleri olarak iş birliğimizin önemi göz önüne alındığında yaşamsal önem taşıyor. Geçtiğimiz yıl Türkiye’yi sarsan depremler sonrasında Kral Günü kutlamamızı iptal etmiş, onun yerine Kahramanmaraş’ta Lale Eğitim Merkezi’nin açılışını yapmıştık. Bu merkez, depremden etkilenen kadın ve çocuklara destek sağlayan bir yer.”
ŞİMŞEK: İKİ ÜLKE ARASINDA GÜÇLÜ KÖPRÜLER VAR
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de yaptığı konuşmada şunları kaydetti:
“Sayın Büyükelçinin de belirttiği üzere bu yıl Türkiye ile Hollanda arasındaki Dostluk Anlaşması’nın yüzüncü yıl dönümünü kutluyoruz. Aynı zamanda İşgücü Anlaşması’nın 60’ıncı yıl dönümünü de anıyoruz. Bu anlaşma, bugün Hollanda’da yarım milyona yaklaşan ve Hollanda yaşamının her alanında, ekonomide, siyasette, bilimde önemli bir rol oynayan Türk-Hollanda toplumunun temeliydi.
İki ülke arasında çok güçlü köprüler var. Bu vesileyle, geçen yıl yaşanan deprem felaketinde gösterdikleri dayanışma için Hollanda halkına, Büyükelçi’ye teşekkür etmek istiyorum. Arama-kurtarma ve yardım çalışmalarındaki dostluğunuza minnettarız.
Türkiye ile Hollanda arasındaki ticaret hacmi 5,5 kat artmıştır. Bu oldukça büyük bir sıçrama ve 12,5 milyar ABD dolarına ulaştı. Hollanda’nın Türkiye’de bir numaralı doğrudan yabancı yatırımcı olduğunu biliyoruz. Hollandalı işletmeleri, Hollandalı girişimcileri, yenilikçileri memnuniyetle karşılıyoruz.
Geçen yıl 1,2 milyon Hollandalı turisti ağırladık ve bu da onları yedinci en büyük turist grubu yapıyor. Geçen yıl Türkiye, küresel turizmde dördüncü en büyük destinasyon oldu. Dolayısıyla çok daha fazla sayıda Hollandalının ülkemizi ziyaret ederek bağlarımızı ve dostluğumuzu güçlendireceğini umuyoruz.”
“GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN GÜNCELLENMESİ HER İKİ TARAFIN DA YARARINA”
Mehmet Şimşek, “Ortaklığımızı güçlendirmek, bağlarımızı derinleştirmek, ticaret ve yatırımı arttırmak istiyoruz. Hollandalı dostlarımızın biraz daha yapıcı ve liderlik rolü oynamasını umduğumuz bir alan da Türkiye- Avrupa Birliği (AB) ilişkileridir. Bazı siyasi zorlukların üstesinden gelmek için Hollandalıların akılcılığına güveniyoruz. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi her iki tarafın da yararınadır. Gümrük Birliği’nin modernize edilerek güncellenmesinin Türkiye ve AB menfaatine olduğunu söyleyen 2015 tarihli bir Avrupa Komisyonu Raporu var. Dolayısıyla ilerlememiz gerektiğini düşünüyorum ve umuyorum ki Hollandalı dostlarımız burada daha güçlü bir rol oynayacaklardır.” ifadelerini kullandı.
]]>Yılmaz, resmi ziyarette bulunmak üzere Romanya’nın başkenti Bükreş’e geldi. Bükreş Henri Coanda Havalimanı’nda, Türkiye’nin Bükreş Büyükelçisi Özgür Kıvanç Altan ve diğer ilgililerce karşılanan Yılmaz, daha sonra Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Dünya Türk İş Konseyi (DTİK) tarafından düzenlenen Türk İş Dünyası Yuvarlak Masa Toplantısı’na katıldı.
Burada konuşan Yılmaz, Romanya’nın Türkiye için çok kıymetli bir ülke olduğunu belirterek, iki ülke arasındaki ilişkilerin son derece iyi ve olumlu olduğunu, ittifak ve stratejik ortaklık temelinde ilişkileri geliştirdiklerini söyledi.
Romanya’nın, Avrupa ve Balkanlar’da, Türkiye’nin siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel ilişkilerinin en üst düzeyde bulunduğu ülkelerden biri olduğuna işaret eden Yılmaz, 2023 yılında Romanya’nın, AB ülkeleri içinde Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı 6. ülke konumunda yer aldığını ifade etti.
Yılmaz, Türkiye’nin, Romanya’ya geçen yıl 6,9 milyar dolar ihracat gerçekleştirdiğini, ithalatın ise 3,6 milyar dolar olduğunu aktararak, toplam ticaret hacminin 10,6 milyar dolara yükseldiğini kaydetti.
Romanya’nın, AB ülkeleri arasında Türkiye’nin dış ticaret hacmi açısından Almanya, İtalya, Fransa, İspanya, Hollanda ve Polonya’dan sonra 7. sırada yer aldığını aktaran Yılmaz, şöyle devam etti:
“Bu yılın ilk üç ayındaki rakamlar, bu yıl çok ciddi bir artış gerçekleşeceğine işaret ediyor. İnşallah 13 milyar dolarları yakalarız ama daha orta uzun vadede çok daha yüksek bir ticaret hacmini hedefliyoruz. İkili ticaret hacmimiz Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği gibi 10 milyar dolar seviyesini aşmış durumda ve bundan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bu ivmenin de devam edeceğine inancımız tamdır. Doğrudan yatırımlar açısından Romanya, AB ülkeleri arasında Türk şirketlerinin yatırım yaptığı ilk 10 ülke arasında, müteahhitlik sektöründe ise Avrupa’da birinci sırada gelen bir ülke. 5 bine yakın firmamız faal, kayıtlı firma sayısı çok daha yüksek elbette. Ülkede elektronik ürünlerden gıda sektörüne, bilgi iletişim sektöründen mobilya sektörüne kadar önemli yatırımlarımız bulunmaktadır. Ülkemiz insanlarının üçüncü ülkelerden gelen yatırımları da dahil edildiğinde Romanya’daki doğrudan yatırımlarımız, 7,5 milyar dolar gibi oldukça yüksek bir seviyeye ulaşmış durumdadır. Bu firmalar genel olarak imalat, metal sanayi, gıda, inşaat ve sağlık alanında faaliyet göstermektedirler.”
Yılmaz, Türkiye’de ise Romanya sermayeli firma sayısının 293 olduğunu, özellikle motorlu taşıtlar, ulaştırma ve turizm sektörlerinde bu firmaların faaliyet gösterdiğini dile getirerek, “Amacımız, Romanya ile karşılıklı menfaatler çerçevesinde, kazan-kazan anlayışı temelinde bu yatırımları daha da arttırmaktır.” diye konuştu.
“Müteahhitlik firmalarımız bugüne kadar 211 projeyi üstlenmiş durumdalar”
Dünyanın en büyük 250 müteahhitliği 2023 yılı listesinde, Türkiye’den 40 firmanın yer aldığını vurgulayan Yılmaz, bu sayıyla Türkiye’nin Çin’den sonra ikinci sırada bulunduğunu, Türk müteahhitlerin dünyanın birçok yerinde çok başarılı projelere, birçok ülkede sembol projelere imza attığını söyledi.
“Romanya’nın ülkemize coğrafi yakınlığı, mevcut ulaşım imkanları, burada faaliyet gösteren iş insanları ve müteahhitlerimizin varlığı, iki ülke arasındaki ticaret ve işbirliği potansiyelini de arttırmaktadır. Müteahhitlik firmalarımız bugüne kadar 211 projeyi üstlenmiş durumdalar Romanya’da ve bunun toplam değeri 11 milyar dolar mertebesine ulaşmış durumda.” diyen Yılmaz, müteahhitlik firmalarının, alt ve üst yapı projeleri kapsamında özellikle kara yolu, tünel, köprü, ticaret merkezi ve konut alanlarında uluslararası tecrübelerini Romanya ile paylaşmalarından büyük bir memnuniyet duyduklarını kaydetti.
“Romanya’dan da üst düzey bir ziyaret gerçekleşecek Türkiye’ye”
Yılmaz, Romanya ile vize işlemlerinin daha hızlı ve kolay gerçekleşmesini arzu ettiklerini belirterek, bunun, Romanya’daki Türk firmalarının daha etkili çalışmaları hem de Romanya’ya daha büyük katkılar sunmaları bakımından önemli olduğunu ifade etti.
Bu çerçevede Romanya ile karşılıklı adımları devam ettireceklerini dile getiren Yılmaz, şöyle konuştu:
“Sayın Dışişleri Bakanımız ile gelmeden bir konuştum. Özellikle Romanya’dan Türkiye’ye gelenlerin çok daha kolay bir şekilde işlemlerinin gerçekleşmesi yönünde bir karar süreci başlatılmış durumda. Henüz imzadan çıkmadığı için detay vermek istemiyorum ama güzel bir gelişme sağlanıyor bu anlamda, onu söyleyebilirim. Yine önümüzdeki dönemde, yakın bir gelecekte Romanya’dan da üst düzey bir ziyaret gerçekleşecek Türkiye’ye. Bu da ilişkilerimiz açısından yine önemli bir kilometre taşı olacak diye inanıyorum. Üst düzey ziyaretlerin karşılıklı olarak yapılması şüphesiz ticari, ekonomik ilişkilerimize de yansıyor. Siyasi alanda, diğer alanlardaki ilişkilerimizin yanı sıra ekonomik ilişkilerimiz açısından da çeşitli faydalar oluşturduğunu ifade etmek isterim.”
]]>İSO, Avrupa Komisyonu ortaklığında düzenlediği “AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması: İklim Politikası Çerçevesi ve Türkiye’deki Firmalara Etkileri” başlıklı etkinlikte konuya ilişkin paydaşları bir araya getirdi.
İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte konuk konuşmacı olarak Avrupa Komisyonu Vergilendirme ve Gümrük Birliği Genel Müdürü Gerassimos Thomas da yer aldı.
Bahçıvan, son yıllarda, küresel ticaretin karşılaştığı pek çok riskin iklim değişikliğinin artan etkisi ile ilişkili olduğunu belirtti.
Avrupa Birliği’nin (AB) bu konuda uluslararası düzeyde liderlik rolünü üstlenmiş olmasının yeşil dönüşümün başarıya ulaşabilmesi için önem arz ettiğinin altını çizen Bahçıvan, AB’nin, sanayiden ulaştırmaya, enerjiden tarıma kadar birçok boyutta stratejik düzenlemeyi içeren Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) ile yeşil dönüşümü bütüncül bir bakış açısı ile ele aldığını kaydetti.
Bu kapsamda gündeme gelen SKDM’nin ise AB ile ticaret ilişkisi olan ülkelerdeki üreticiler üzerinde doğrudan ve dolaylı etkileri olacağını anlatan Bahçıvan, şöyle devam etti:
“1 Ekim 2023 itibarıyla başlayan SKDM geçiş döneminde demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen sektörlerinde Uygulama Tüzüğü’nde belirtilen ürünlerde raporlama yükümlülüğü getirildi. AB’nin ihracatımızdaki payının yaklaşık yüzde 40 olduğunu dikkate aldığımızda, SKDM’nin, ülkemiz açısından kritik bir süreç olduğu çok açık. Bu nedenle geçiş dönemine hazırlık için gerekli adımların atılması ve 2025 sonuna kadar devam edecek geçiş dönemindeki her gelişmenin yakından izlenmesi önemlidir. SKDM, geçiş dönemindeki düzenlemelere Türkiye’deki üretici firmaların uyumunu kolaylaştırmak üzere AB tarafından sağlanacak her türlü destek ve teşvik küresel tedarik zincirlerinin güvenli bir şekilde devamlılığı açısından da büyük önem taşımaktadır.”
Bahçıvan, Türkiye’de gerekli politikaların oluşturulmasında mevzuat ve tüzüklerin hazırlanması ile ilgili olarak ilgili bakanlıklar tarafından yoğun bir çalışma yürütüldüğünü de söyledi. Yeşil dönüşüm için ihtiyaç duyulan finansmana erişimin önemli bir unsur olarak ön plana çıktığını belirten Bahçıvan, şu ifadeleri kullandı:
“Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın Dünya Bankası ile hayata geçirdiği ‘Türkiye Yeşil Sanayi Projesi’ ile 450 milyon dolarlık finansmanın sanayicilerimize sunulmasını çok kıymetli buluyoruz. Ülkemiz ekonomisinin de itici gücü olan KOBİ’lerimiz, İSO üyelerinin de büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Bu kapsamda, KOBİ’lerimizin sürdürülebilir ve verimli yeşil dönüşümü için de destekler içeren bu gibi projelerin, karbonsuzlaşma çabalarının yoğunlaştırılması, teknik kapasitenin geliştirilmesi ve ihracattaki rekabet gücünün artırılmasına önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.”
Avrupa Komisyonu Vergilendirme ve Gümrük Birliği Genel Müdürü Gerassimos Thomas ise “Türkiye, AB’nin ithalatında en önemli partnerlerden biri ve çok kilit bir role sahip. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığıyla birlikte özellikle iklim ve enerji geçiş planları için çalışmalar yapıyoruz. Kimyasallar üzerinde de SKDM kapsamında çalışmalarımız devam ediyor.” diye konuştu.
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, TAV Havalimanları yılın ilk üç ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22 artışla 17,1 milyon yolcuya hizmet verdi. TAV’ın işlettiği havalimanlarında dış hat trafiği geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 27 arttı.
Açıklamada görüşlerine yer verilen TAV Havalimanları İcra Kurulu Başkanı Serkan Kaptan, kış döneminde yolcu trafiklerinin uzayan turizm sezonu ve havalimanlarına uçan havayollarının yürütmekte olduğu filo genişletme stratejilerinden olumlu etkilendiğini belirtti.
Kaptan, “Böylece birinci çeyrekte, geçen seneye göre dış hat yolcumuz yüzde 27, toplam yolcumuz da yüzde 22 büyüdü. Gerek İzmir, gerekse Ankara havalimanlarımız iç hattan dış hata transfer stratejisine odaklanan AJet, Pegasus ve SunExpress’in filo büyümesinden olumlu etkileniyor.” ifadelerini kullandı.
Faaliyetlerindeki başarının tamamını finansal sonuçlarına da yansıtmayı başardıklarını belirterek, “Ciromuz yüzde 28 artarak 321 milyon avroya ve FAVÖK de yüzde 97 artarak 86 milyon avroya ulaştı. Düşük sezonda olmamıza rağmen net kar da pozitife döndü ve 9 milyon avro oldu.” değerlendirmesinde bulundu.
“Havalimanı ve hizmet şirketlerimize yatırım yapıyoruz”
İyi bir başlangıç yaptıkları 2024’ün yüksek sezonu olan yaz aylarında da canlı bir trafik beklemeye devam ettiklerinin altını çizen Kaptan, şu açıklamalarda bulundu:
“Erken rezervasyonlar da bize bu yönde olumlu sinyaller veriyor. Tarihi ölçekteki büyük yatırım programımız planladığımız takvime uygun bir şekilde ilerliyor. Bu program doğrultusunda Antalya, Almatı ve Ankara Esenboğa havalimanlarımızla birlikte diğer havalimanı ve hizmet şirketlerimize yatırım yapıyoruz. Almatı yatırımımız yüzde 94 oranında tamamlandı ve Haziran 2024’te yeni dış hat terminalinin açılışını yapmaya hazırlanıyoruz. Yeni terminalin Almatı yolcusu için hizmet kalitesi ve seyahat tecrübesinde iyileşme yaratmasını bekliyoruz. Yüzde 77 oranında tamamlanan Antalya yatırımımızı 2025’in ilk çeyreğinde ve yüzde 42 oranında tamamlanan Ankara yatırımımızı da 2025’in son çeyreğinde bitirmiş olmayı planlıyoruz. Bu yatırımlarımıza ek olarak, Medine Havalimanı’nın kapasitesini yıllık 8 milyon yolcudan 18 milyon yolcuya çıkaracak ve iki etap halinde yapılacak olan ek yatırımlara da katılma kararı aldık.”
Kaptan, büyük yatırım programları sonucunda 2020 yılında 8 sene olan ortalama işletme sürelerini 2024’te 29 yıla çıkardıklarına dikkati çekti.
“2024’te 430-490 milyon avro arasında FAVÖK bekliyoruz”
Satın alma bedelleri ve kira peşinatlarını dahil ettiklerinde 2025’e kadar toplam yaklaşık 2,5 milyar avro yatırım büyüklüğüne ulaşmış olacaklarını vurgulayan Kaptan, şunları kaydetti:
“Bu büyüklük sektörümüzün geleceğine olan güvenimizin en önemli göstergesidir. Programımızda mesafe kaydettikçe yatırımlarımızın meyvelerini de almaya başlıyoruz. Bu kapsamda, 2024 yılı için 430 milyon ile 490 milyon avro arasında FAVÖK beklemeye devam ediyoruz. İlerleyen senelerde yatırımlarımızdan daha da artan geri dönüşler bekliyoruz ve kendimize orta vadede 2018 yılında yakaladığımız tarihi en yüksek FAVÖK seviyesi olan 573 milyon avroyu geçme hedefi koyuyoruz. Bu hedef artık kısa zamanda ulaşılabilir bir mesafede duruyor. Çalışanlarımızın büyük gayretleri ve hissedarlarımızla iş ortaklarımızın destekleri sayesinde TAV Havalimanlarını bir dünya markası haline getirmeyi başardık. Orta vadeli hedefimiz olan tüm zamanların en yüksek FAVÖK rakamına ulaşmak hedefimizi de yakın zamanda birlikte gerçekleştireceğimize olan inancım tam.”
]]>BBC Türkçe‘nin öğrendiğine göre Getir, uzun vadede kârlılığını sürdürülebilir hale getirme konusunda sorunlar yaşıyor. Girişim bazı yurt dışı operasyonlarını kapatmayı değerlendiriyor olabilir ancak hangi ülkelerin kapatılacağı henüz net değil.
Reuters’ın ismi açıklanmayan iki kaynağa dayandırdığı habere göre, yatırımcılarıyla yeni bir yol haritası üzerinde çalışan girişim, farklı seçenekleri değerlendiriyor.
Getir 2022’de kısmen aldığı n11’in tüm hisselerini geçen sene satın almıştı.
Reuters’a konuşan kaynaklardan birinin, “Masada yatırımcılarla tartışılan çok sayıda seçenek var. Tartışılan her bir seçeneğin gerçekleşeceğini söyleyemeyiz. Bunlardan biri de n11’in satışı” ifadelerini kullandığı belirtiliyor.
Getir, Reuters tarafından iletilen yorum talebine yanıt vermedi.
Haber ajansına konuşan ikinci kaynağın, değerlendirilen seçeneklerden birinin n11 olduğunu ancak son kararın belirsizliğini koruduğunu söylediği belirtiliyor.
Getir, n11’e 2022’nin başında ortak olmasının ardından geçen sene şirketin kalan tüm hisselerini Doğuş Grubu ve Güney Koreli SK Holdings’ten satın almıştı.
Reuters’a konuşan konuya yakın üçüncü bir kaynak da son haftalardaki küçülmeye ve işten çıkarmalara paralel olarak n11 ofislerinin Getir ile birleştirildiğini söyledi.
Kaynağın, “Bunun ardından bir satış da olabilir ya da böyle devam edebilirler” dediği belirtiliyor.
Getir, geçen Ağustos’ta küresel olarak yeniden yapılanmaya giderek faaliyet gösterdiği beş ülkede, toplam işgücünün yüzde 10,9’una denk gelen 2 bin 500 işe son vereceğini açıklamıştı.
Şirket geçen yaz İspanya, İtalya, Portekiz ve Fransa pazarlarından çekildiğini açıklamıştı.
Türkiye, İngiltere, Almanya, Hollanda ve ABD’de faaliyetlerine devam eden Getir’in Türkiye hariç tüm bu pazarlardan çekileceği yönünde haberler var.
İngiltere merkezli Sky News, Getir ile ilgili son dönemde yaptığı haberlerde şirketin Avrupa’dan çekileceğini yazdı.
Amerikan Bloomberg yayını da geçen hafta Getir’in varlık satışlarını ve kilit görülmeyen pazarlardan olası çıkışları değerlendirdiğini bildirmişti. Habere göre girişim zararlarını azaltması için yatırımcıların baskısı altında.
Sky News ise Salı günü yayımladığı özel haberde Getir’in Avrupa’dan çıkışını yeni bir yatırım turuyla finanse edeceğini iddia etti.
Getir Nisan 2023’te son yatırım turunda 550 milyon doların üzerinde fon topladığını ve değerlemesinin 7,5 milyar doları geçtiğini açıklamıştı.
Gelirin Getir’in ABD’deki genişlemesini hızlandırmak için kullanılacağı belirtilmişti.
Reuters’a konuşan ilk kaynak şirketin ABD’den çekilmeyi düşünebileceğini de belirtti. New York ve Chicago’da faaliyet gösteren Getir, geçen sene FreshDirect’i satın almıştı; ancak şirketin bu pazardaki genişleme hedeflerini gerçekleştiremediği iddia ediliyor.
Getir, Reuters’ın bu konudaki sorusuna da yanıt vermedi.
Almanca yayın yapan WirtschaftsWoche iş haberleri yayını da Çarşamba günü Getir’in 15 Mayıs’tan itibaren bu pazardaki faaliyetlerini durduracağını yazdı.
Haberde Getir’in Almanya’daki 1800’den fazla çalışanın bir bölümünü zaten işten çıkardığı iddia ediliyor.
Getir 2022 sonunda Alman rakibi Gorillas’ı 1,2 milyar dolara satın almıştı. Böylece Getir’in toplam değerlemesinin 10 milyar dolara yükseldiği bildirilmişti.
Yatırım bolluğunun ve pandeminin sona ermesiyle birlikte, hızlı ticaret piyasasında bir tür düzeltme olacağı ön görülüyordu.
Bu alandaki girişimlerin artan maliyetlerle birlikte kârlılıklarını sürdürmesi oldukça zorlaşmıştı.
]]>Başkan Özer, Esenyurt Üniversitesi’nin Esenyurt Kültür Merkezi’nde düzenlediği Lojistik Zirvesi Çalıştayı’na katıldı. Programa Başkan Özer’in yanı sıra İlçe Kaymakamı Fatih Çobanoğlu, Esenyurt Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Orhan Özyurt, İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Dekanı Dinçer Atlı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Lojistik Yönetimi ve Terminaller Müdürlüğü (LOTEM) Müdür Yardımcısı Serdar İbrahimoğlu ve çok sayıda öğrenci katıldı.
Programda yaptığı konuşmada Esenyurt’u ileriye taşımanın yollarından birinin lojistik olduğunu vurgulayan Başkan Özer, şunları kaydetti:
“BİLGİNİN, BİLİMİN, ÖZGÜR AKADEMİNİN ÖZERK OLMASI LAZIM”
“Bana göre Esenyurt lojistiğin başkenti. Bildiğiniz üzere çağımız bir kalkınma çağı. Kalkınmanın da en temel unsuru insan kaynağıdır. İnsanı değiştirip dönüştürmenin bugüne kadar bulunmuş en etkili yolu ise eğitimdir. Eğitimin de en üst seviyesi üniversite eğitimidir. Bir üniversitenin bu anlamda üç tane işlevi vardır. Bu işlevlerini yerine getiren üniversite iyi üniversitedir. Bu üç işlevden ilki araştırma yapmak yoluyla bilgi üretmektir. Belki de Esenyurt’un en çok buna ihtiyacı var. Çünkü bizim Esenyurt’un röntgenini çekmeye ihtiyacımız var. Bunu da bilimsel bir anlayışla yapmamız lazım. İkinci işlev ise nitelikli öğrenci yetiştirmek. Bir üniversitenin üçüncü temel işlevi ise o üniversitenin halkla, sanayiyle, ticaretle, yerel yönetimle kurmuş olduğu ilişkilerin niteliği, düzeyi, verimi ve üretimidir. İşte lojistik zirvesinin bugün burada yapılması bunun bir örneği sayılabilir. Mutlak suretle bilginin, bilimin, özgür akademinin özerk olması lazım.
“İLÇEMİZİN EN BÜYÜK PROBLEMİ EKONOMİK OLARAK KİMLİĞİNİ BULAMAMIŞ OLMASI”
İlçemizin büyük bir problemi de ekonomik olarak kimliğini bulamamış olmasıdır. Burada 3 bin civarında orta ve orta üstü işletmemiz olmasına rağmen biz bununla anılmıyoruz, kötü olaylarla anılıyoruz. Bu Esenyurt’un hak etmediği bir durum. Bakıldığı zaman Türkiye’nin hiçbir ilçesinde ve yetmiş ilinde buradaki kadar işletme, fabrika yok. Ama bugüne kadar Esenyurt’u bu anlamda bilen, anan yok. Esenyurt Türkiye’nin gayri safi milli hasılasının yüzde altısını, İstanbul sanayi üretimin de dörtte birini omuzlamış bir ilçe. Biz bunu mutlaka daha ileri götürmek, katma değeri yüksek bir üretime ulaştırmak durumundayız. Üçüncü noktada karşılaştığımız bir diğer sorun ise Esenyurt’ta sosyo-kültürel değişim meydana gelmemiş. Esenyurt, çarpık kentleşmenin olduğu bir şehir. Hatta biz buna literatürde belki vahşi kentleşme diyebiliriz. Birileri için iyi olabilir ama ben baktığımda bu beton yığınının iyi bir şey olmadığını görüyorum. Çünkü beton yenmez. Beton olduğu zaman insan ikinci plana itilir. Bizim insanı odaklayacak bir anlayışa ihtiyacımız var.
“BİR ÜLKENİN EN BÜYÜK ŞANSI DA ŞANSSIZLIĞI DA ORANIN YÖNETİCİLERİDİR”
Bizim birçok imar planımız bu bağlamda yanlış inşa edildiği ve planlandığı için iptal durumda. Müteahhit zararda, ev almak isteyen zararda, arsa sahibi zararda, Belediye de zararda ve bu durum yıllardır böyle. Kimse de bu sorunu çözmek için bugüne kadar bir şey yapmamış. Yazık günah! Bir ülkenin, bir şehrin en büyük nimeti de en büyük külfeti de en büyük şansı da en büyük şanssızlığı da oranın yöneticileridir. Yönetenler iyi olursa şehir iyi olur, ülke iyi olur. Yönetenler kötü olursa şehir kötü olur, ülke kötü olur. O nedenle demokrasinin gereği faziletli yönetenlerimizi seçmeye dikkat edelim.
“ESENYURT’U BİR ÜS HALİNE GETİREBİLİRİZ”
Biz Esenyurt’u katma değeri yüksek ürünlerin olduğu ve ihracatın olduğu bir üs haline getirebiliriz. Lojistik ve ona bağlı ticareti geliştirerek burada zenginliği yaratabiliriz. Bu anlamda bu lojistik zirvesi önemli ve bundan sonra da devamının gelmesini diliyorum. Biz de belediye olarak bu alanlara katkı vereceğiz. El birliğiyle Esenyurt’un daha ileri gidebilmesi için hangi alan bizim için gerekli, hangi kaslarımızı güçlendirmemiz gerekir, onun üzerinde çalışarak Esenyurt’u 21. yüzyıla yakışır bir şehir haline getireceğiz. En büyük idealimiz, hayalimiz bu olmalı.”
]]>Karabük’e gelen Başkan Değirmenci, kentte bir dizi ziyaretler gerçekleştirdi.
Değirmenci daha sonra Özçelik-İş Sendikası Karabük şube yöneticileri ve işyeri temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen Temsilciler Meclis’i toplantısına da katıldı.
Değirmenci ve Şube Başkanı Kenan Yılmaz, toplantıda sendikanın dünü, bugünü ve yarınına ilişkin sendikanın Karabük teşkilatına kritik mesajlar verdi.
Toplantıda “Karabük ve buradaki teşkilatımın, sendikam ve şahsım için ne kadar kıymetli ve önemli olduğunu hepiniz biliyorsunuz” diyerek sözlerine başlayan Değirmenci, “Karabük’teki sendikal kültür, geçmişten bugüne Karabük’ün sendikal mücadelesi takdire şayandır. Karabük’ü hiçbir zaman, ne sendikamızdan ne de kendimizden ayrı düşünmedik, düşünemeyiz.” ifadelerini kullandı.
Değirmenci, “Bu nedenle sendikamızın geleceğe güvenli yürümesinde, sevk ve idaresinde, sizlere her zamankinden daha fazla ihtiyacım vardır. Sizlerin ve sendikamın da şahsıma ihtiyacı olduğu müddetçe, ben de sizin önünüzde yürümeye, genel başkanlığın yanında ağabeylik yapmaya, yol gösterici olmaya devam edeceğim. Geçmişte ödediğimiz bedelleri, bugün de yarın da ödemeye hazır bir şekilde, liderliğinizi yapmaktan şeref ve onur duyarak, bir elimde HAK-İŞ, bir elimde Özçelik-İş, göğsümüzde Türk bayrağıyla, aklımızda emekçilerle, alnımızda da secde iziyle sizlerle yol yürümeye devam edeceğim. Gözümü budaktan sakınmadan, bir lidere yakışır şekilde, teşkilatımı o’cu, bu’cu diye ayırmadan, herkesi kucaklayarak yol yürüyeceğim. Sizlerin desteği ve dualarıyla daha gidecek çok yolumuz, söyleyecek çok sözümüz var.” diye konuştu.
KARDEMİR, KARDÖKMAK VE KARÇEL’deki üyeleri yakından ilgilendiren ‘Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’ uygulamasının hayata geçirilmesinin de büyük başarı olduğunu ifade eden Değirmenci, “Üyelerimizin anlaşmalı özel hastanelerde muayene ve tedavi olabilmeleri için bu uygulamanın bir an evvel hayata geçirilmesi istiyorduk. Karabük’e yaptığımız ziyaretler kapsamında görüştüğümüz KARDEMİR Yönetimiyle ile üyelerimizin Tamamlayıcı Sağlık Sigortası kapsamına alınması konusunda anlaşmaya vardık. Üyelerimize büyük fayda sağlayacak olan ve KARDEMİR ve bağlı kuruluşlarında tarihi bir kazanım olan bu uygulamanın başta üyelerimiz olmak üzere işyerimize, sendikamıza hayırlı olsun” dedi.
Sendikada bir hedefi, hayali ve ideali olduğunu anlatan Değirmenci şunları söyledi: “Bu sendikada bir hedefim, bir hayalim, bir idealim var. Bugün geldiğimiz noktada, sendikamızın tarihinde, adeta kendimizle yarışıyoruz. Sendikamız, bugün kurulduğu günden bu yana, üyesi sayısı bakımından olsun, maddi imkanları açısından olsun, en zirve noktaya ulaşmış olsa da, tek başıma kalsam da, bu sendikayı Türkiye’nin en büyük sendikaları arasına taşıma mücadelem devam edecektir. Bugünkü zirvenin, bugünkü başarımızın bana yetmediğini söylemek istiyorum. Ben başarıya doymayan bir adamım. Üyelerimiz için, sendikamız için en iyisi, en güzeli olsun istiyorum. Bunun yapmak için de gerekirse gövdemi ortaya koyarım. Kanımın son damlasına kadar mücadelemi veririm.”
Toplantıda konuşma yapan bir diğer isim olan Özçelik-İş Sendikası Karabük Şube Başkanı Kenan Yılmaz ise, şube olarak yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Temsilcilerin de söz alarak görüşlerini dile getirmesinin ardından toplu fotoğraf çekimiyle toplantı sona erdi. – KARABÜK
]]>(ANKARA) – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), “Mart ayında atılan adımların etkisiyle finansal koşullar önemli ölçüde sıkılaşmıştır. Parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Kurul, parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de göz önünde bulundurarak politika faizinin sabit tutulmasına karar vermekle birlikte, enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu yinelemiştir. Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşu sürdürülecektir” açıklamasını yaptı.
TCMB Para Politikaları Kurulu (PPK), yüzde 50 olan politika faizini sabit tuttu. TCMB PPK toplantısının ardından karara ilişkin şu açıklama yapıldı:
“GIDA FİYATLARI ENFLASYONİST BASKILARI CANLI TUTMAKTADIR”
“Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 50 düzeyinde sabit tutulmasına karar vermiştir. Mart ayında aylık enflasyonun ana eğilimi, devam eden zayıflamaya rağmen öngörülenden yüksek gerçekleşmiştir. Tüketim malı ve altın ithalatındaki seyir cari dengedeki iyileşmeye katkı verirken, yakın döneme ilişkin diğer göstergeler yurt içi talepte direncin sürdüğüne işaret etmektedir. Hizmet enflasyonundaki yüksek seyir ve katılık, enflasyon beklentileri, jeopolitik riskler ve gıda fiyatları enflasyonist baskıları canlı tutmaktadır. Kurul, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının öngörüler ile uyumunu yakından takip etmektedir.
“ENFLASYON ÜZERİNDEKİ YUKARI YÖNLÜ RİSKLERE KARŞI İHTİYATLI DURUŞUNU YİNELEMİŞTİR”
Mart ayında atılan adımların etkisiyle finansal koşullar önemli ölçüde sıkılaşmıştır. Parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Kurul, parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de göz önünde bulundurarak politika faizinin sabit tutulmasına karar vermekle birlikte, enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu yinelemiştir. Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşu sürdürülecektir. Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Para politikasındaki kararlı duruş; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinde düzelme vasıtası ile aylık enflasyonun ana eğilimini düşürecek ve dezenflasyon 2024 yılının ikinci yarısında tesis edilecektir.
“PARASAL AKTARIM MEKANİZMASI DESTEKLENMEYE DEVAM EDİLECEKTİR”
Kurul; makroihtiyati politikaları, piyasa mekanizmasının işlevselliğini ve makro finansal istikrarı koruyacak nitelikte uygulamayı sürdürmektedir. Bu çerçevede, kredi büyümesi ve mevduat faizinde öngörülenin dışında gelişmeler olması durumunda parasal aktarım mekanizması desteklenmeye devam edilecektir. Likidite gelişmeleri yakından takip edilerek, gerektiğinde sterilizasyon araçlarının etkin şekilde kullanılması sürdürülecektir. Kurul, politika kararlarını parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de dikkate alarak, enflasyonun ana eğilimini geriletecek ve enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Enflasyon ve enflasyonun ana eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve Kurul, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanacaktır. Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır.”
]]>
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) binasında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Kazakistan Başbakanı Olzhas Bektenov, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak ve iş adamlarının katılımıyla Türkiye-Kazakistan İş Forumu düzenlendi. Forumda Türkiye ve Kazakistan arasında geçmişte yapılan ve gelecekte yapılması planlanan iş birlikleri ve ortaklık anlaşmaları ele alındı. Forumda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Türkiye ekonomisi küresel ve bölgesel zorluklara rağmen olumsuzlukların üstesinden gelmiş ve gelmeye devam etmektedir. Geçtiğimiz yıl Türkiye ekonomisinde ilk defa 1 trilyon dolar eşiği aşıldı ve Gayrisafi Yurt İçi Hasıla tarihte ilk kez 1,1 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Kişi başına düşen gelirimiz ise 13 bin dolar seviyesini geçti. Kazakistan’ın milli geliri ile bizim milli gelirimizi topladığımızda 1,4 trilyon dolarlık bir büyüklükten bahsediyoruz. Bu da hepimizi gururlandırıyor” diye konuştu.
“Türkiye ve Kazakistan’ın gösterdiği büyüme performansı takdire şayan”
Yılmaz, “Önümüzdeki dönem bir taraftan iki kardeş ülke olarak büyümeye devam edeceğiz. Diğer taraftan da aramızdaki ekonomik ilişkileri büyüteceğiz. 2023 yılında Orta Vadeli Programımız çerçevesinde az da olsa hedefimizin üstünde büyüdük. 4,5 oranında bir büyüme kaydettik. Kazakistan’da geçen yıl yanlış hatırlamıyorsam yüzde 5 oranında bir büyüme kaydetti. Dünyanın bu zor şartlarına rağmen Türkiye ve Kazakistan’ın gösterdiği büyüme performansı takdire şayan. Böylece 14 çeyrektir aralıksız büyümeyi sürdürüyoruz. Büyüme performansı açısından ülkemiz 2023 yılında Avrupa Birliği ülkeleri ve OECD ülkeleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Dış ticaretimiz de yukarı yönlü ivmesini sürdürmektedir. Geçen yıl ihracatımız 256 miyar dolarla rekor bir seviyeye ulaştı. Bu yılki hedefimiz 267 milyar dolara ulaşmak. 2026 hedefimiz ise 300 milyar doları aşan bir ihracat performansı sergilemek” şeklinde konuştu.
“Türk ve Kazak iş dünyasını tebrik ediyorum”
Ticaret ve ekonomide yakaladıkları pozitif atmosferin dost ve kardeş ülke Kazakistan ile ikili ticaretlerine de olumlu yansıdığını gördüklerini belirten Yılmaz, “Sayın cumhurbaşkanlarımız geçmişte 10 milyar dolar ticaret hedefi koymuşlardı. 2023 yılında bu hedefi aşmış durumdayız. Artık yeni hedefler belirleme zamanı. Bir önceki yıla kıyasla yüzde 20 civarında bir atış oldu ticaretimizde. Bu konu da iş dünyamızın, ihracatçılarımızın, yatırımcılarımızın büyük bir katkısı var. Ben sizlerin huzurunda Türk ve Kazak iş dünyasını tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.
TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ise yaptığı konuşmada, “Biz Kazakistan ile ilişkilerimize tek millet iki devlet olarak bakıyoruz. Kazakistan’ın güçlü oluşu, zenginliği ve uluslararası arenadaki saygınlığı bize hep gurur vermiştir” değerlendirmesini yaptı.
“Türkiye ile Kazakistan ikili ve transit taşımacılık geçiş belgesi sayısı ihtiyaca cevap verecek düzeye mutlaka çıkarılmalıdır”
Hisarcıklıoğlu, “Biz TOBB ve Türk iş dünyası olarak ata yurdumuz Kazakistan’a daha fazla yatırım yapmaları için desteğimizi sürdüreceğiz. Rusya-Ukrayna savaşından sonra aslında Kazakistan enerji kaynaklarının daha iyi değerlendirilmesi için ciddi fırsatlar da ortaya çıkmıştır. Türkiye ile Kazakistan ikili ve transit taşımacılık geçiş belgesi sayısı ihtiyaca cevap verecek düzeye mutlaka çıkarılmalıdır” ifadelerini kullandı.
Yatırım çekme konusunda Kazak yetkililerin çok iyi çalıştığını belirten Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:
“Enerji dışı yatırımlarda Türkiye, Kazakistan’da 5 milyar doları bulan doğrudan yatırım sağladı şu ana kadar. Neredeyse her hafta bir firmamızdan Kazakistan’da yatırım haberleri alıyoruz. Ayrıca kurulan şirketler sıralamasında Kazakistan’da iki numaraya yükseldik. Kazakistan’da 5 bine yakın kurulu şirketimiz var. Kazak firmalarını da ülkemize sanayii üretimi dahil büyük ölçeklerde yatırım yapmaya davet ediyoruz.” – ANKARA
]]>Mesleki ve teknik eğitimle çeşitli meslek alanlarında sanayinin ve hizmet sektörlerinin talepleri ve ihtiyaçlarına göre mesleki bilgi, beceri, tavır ve davranış yeterliklerine sahip insan gücünün yetiştirilmesi ve istihdamı sağlanarak ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkıda bulunmak amacıyla düzenlenecek Mesleki Eğitim İstihdam Fuarı çerçevesinde Konya’daki meslek lisesi öğrencileri ve mezunları, Konyalı sanayiciler ile bir araya gelerek hem iş hem de staj imkanı elde edecek. 15-16 Mayıs tarihlerinde Konya Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Mehmet Tuza Pakpen Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilecek Mesleki Eğitim İstihdam Fuarı’nın protokolü, Konya Valisi Vahdettin Özkan, Konya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mustafa Uzbaş, Konya Sanayi Odası Başkanı Mustafa Büyükeğen, Konya Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Faruk İyibildiren ve Milli Eğitim Müdürü Murat Yiğit tarafından imzalandı.
“Mesleki ve teknik eğitimin önemi giderek artıyor”
Protokol imza töreninde konuşan Vali Vahdettin Özkan, küreselleşme sürecinde artan rekabet şartları ve teknolojik gelişmeler, özellikle sanayi sektöründe işgücü piyasasının ihtiyaç duyduğu vasıfları çeşitlendirdiğini, bu sebeple vasıflı ara elemanı ihtiyacı arttığını, bu ihtiyacın da mesleki ve teknik eğitimin önemini artırdığını ve sistemin ihtiyaçlar doğrultusunda sürekli geliştirilmesi ihtiyacının aşikar olduğunu belirtti. Bilim ve teknoloji alanında meydana gelen hızlı değişimlerin, ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişimlerini önemli ölçüde etkilediğine değinen Vali Özkan “Mesleki ve teknik eğitim, bir yandan emek gücünün vasıflı hale gelmesine katkı sunarken, diğer taraftan emeğin, emek süreçlerindeki konumlanışına uygun vasıfları öğrencilere kazandırarak işgücünün yeniden yapılandırılmasına yardımcı olmaktadır. Türkiye gibi genç nüfusun yoğun olduğu gelişmekte olan ülkelerde mesleki ve teknik eğitimin önemi giderek artmakta olup, beklentiler vasıflı insan gücü yetiştirmenin ötesine geçmiş ve sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal dayanışma, uluslararası iş birliği, iş kurma, istihdam, istihdamın sürekliliği ve yeniden istihdam edilebilme gibi amaçları da içerisine alacak şekilde genişlemiştir” dedi.
Mesleki eğitime verdiği katkılar için Konya Büyükşehir Belediyesi, Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Konya Sanayi Odası, Konya Organize Sanayi Bölgesi yönetimine ve emeği geçen herkese teşekkür eden Vali Özkan, Türkiye’de bir ilk olan Konya İstihdam Fuarı buluşmasının örneklik teşkil ederek ülke geneline yayılmasına, protokolün hayra, berekete, ekonomik gelişime ve istihdama vesile olmasını diledi.
Konya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mustafa Uzbaş da, belediye olarak her zaman öğrencilerin yanında olduklarını belirterek, “Büyükşehir Belediyesi olarak her daim öğrencilerimizin yanında olduk, bunların da en başında mesleki eğitim öğrencilerimiz geliyor. Sanayimizin sürdürülebilirliği açısından bu konuyu çok önemli buluyoruz” dedi.
Konya Sanayi Odası (KSO) Başkanı Mustafa Büyükeğen, Konya’da başlattıkları Mesleki Eğitim İstihdam Seferberliği kapsamında düzenlenecek Mesleki Eğitim İstihdam Fuarı’nın Türkiye’nin mesleki eğitim odaklı ilk “Mesleki Eğitim İstihdam Fuarı” olacağını söyledi. Fuarda meslek lisesi öğrencilerinin sanayiciler ile bir araya gelerek iş ve staj imkanı elde edeceklerini belirten Başkan Büyükeğen, “Meslek lisesi mezunlarımızı istihdam piyasasına kazandırmak ve Konya sanayisinin insan kaynağı ihtiyacını karşılamak amacıyla düzenleyeceğimiz fuara, sanayicilerimiz stantları ile katılırken, meslek liselerinde eğitim gören öğrencilerimiz veya mezunlarımız da CV’leri ile katılarak sanayicilerle tanışacak, iş hayatına atılma fırsatı bulacaklar. Öğrencilerimiz Konya Mesleki Eğitim İstihdam Fuarı’nda iş görüşmesinin yanı sıra, staj görüşmesi de yapabilecekler. Burada İş Var, Burada İstihdam Var mottosuyla gerçekleştireceğimiz Mesleki Eğitim İstihdam Fuarı’na tüm sanayicilerimizi ve öğrencilerimizi katılmaya davet ediyorum” diye konuştu.
Konya Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Faruk İyibildiren de, Konya Organize Sanayi Bölgesi olarak, fuara ev sahipliği yapmaktan memnun olduklarını belirterek, mesleki eğitime yönelik yaptıkları çalışmalar hakkında bilgiler verdi.
İl Milli Eğitim Müdürü Murat Yiğit ise mesleki eğitimin Milli Eğitim Bakanlığı’nın da en temel uğraş alanlarından biri olduğunu dile getirdi. Konya’nın mesleki eğitim alanında gelişmiş bir şehir olduğunu belirten Yiğit, Mesleki Eğitim İstihdam Fuarı ile birlikte, öğrencileri sanayiciler ile bir araya getireceklerini ifade etti.
Meslek liseleri ile sanayicilerin buluşturulduğu fuar Türkiye’de bir ilki temsil ediyor
Konya İstihdam Fuarı ile merkez Selçuklu, Karatay ve Meram ilçelerinde bulunan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi 11. sınıf bin 900 öğrencinin beceri ve staj süreçlerine tabi olmaları, 12. sınıfta olup mezun durumda 2 bin öğrencinin de Konya’da faaliyet gösteren büyük işletmelerle buluşturulmasının sağlanarak aranan eleman sıkıntısının en aza indirilmesi, öğrencilerin kurumsal firmalarda iyi şartlarda ve alanlarında istihdamlarının sağlanması hedefleniyor. Mezun durumda olan öğrenciler için anında istihdam ve işbaşı görüşmeleri de fuarda gerçekleştirilebilecek. Meslek liseleri ile sanayicilerin buluşturulduğu bu fuar Türkiye’de bir ilki temsil ediyor. – KONYA
]]>HIS Fuarcılık Hizmetleri (ExpoHIS) tarafından; Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi (HTK) ve Türkiye Ödeme ve Elektronik Para Kuruluşları Birliği (TÖDEB) stratejik ortaklığı ve Hizmet İhracatçıları Birliği (HİB) desteğiyle düzenlenen 4. Mobilefest Teknoloji Fuarı ve Kongresi, İstanbul Kongre Merkezi’nde kapılarını açtı.
Programın açılışında konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Sayan, küreselleşen dünyanın geçirdiği hızlı değişimin en büyük öznesinin mobil teknolojiler olduğunu söyledi.
Sayan, mobil cihazların 24 saat insanların yanında olduğunu ve bir ortama gidildiğinde cihazı yanında bulunmayan herhangi bir kimseye rastlanılmadığını anlattı.
Mobil teknolojileri vatandaşla buluşturan operatörlerin, üreticilerin ve bu hizmeti sağlayanların Mobilefest Teknoloji Fuarı ve Kongresi’nde bir araya geldiğini dile getiren Sayan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Vatandaşımızın mobil teknolojilerle daha ileri nasıl gideceğine yönelik hep birlikte sektör olarak çalışıyoruz. Birbirine bağlı cihazlar önümüzdeki dönemi şekillendirecek. Bütün bu teknolojiler ses, veri ve görüntü iletimi gibi iletişim imkanları sunarak haberleşme ve yeni kullanım alanlarıyla hayatımızı kolaylaştıracak ve toplumların daha bütünleşik hale gelmesini, adeta fiziksel sınırların da ortadan kalkmasına neden olacak.”
?”Türksat 6A’yı haziran-temmuz gibi yörüngeye fırlatacağız”
Bakan Yardımcısı Sayan, Mobilefest aracılığıyla özellikle yerliliğin ve milliliğin ne olduğunu dünyaya gösterdiklerini belirterek, Türkiye genelindeki şebekelerde yerli ürün kullanım oranının yüzde 51 olduğunu, 5G’de ortak altyapıya sahip sistemlerle yerli kullanım oranının artacağını anlattı.
Türksat 6A uydusuna değinen Sayan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Tamamen yerli milli imkanlarla ürettiğimiz uydumuz Türksat 6A’nın da şu anda son testi yapılıyor. Haziran-temmuz gibi yörüngeye fırlatacağız. Orada çok ciddi işbirliği var. İnşallah 6A ile tamamıyla uzay ile ilgili bir gündemimiz olacak ve ihracata başlayacağız. Mobilefest’e bu sene Orta Doğu’dan, Balkanlar’dan birçok firmanın katıldığını görüyorum. ‘Öncelikle kendi operatörlerimizi kullanacağız ve ihraç edeceğiz’ diyoruz. Şu anda en önemli, en çok ihtiyaç duyduğumuz alanlardan birisi ihracatımızın artması.”
Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Osman Boyraz da bilişimin, teknolojinin ve internetin yaygınlaştığı bir ortamda bu gelişmelere kayıtsız kalma şansının olmadığını söyledi.
Boyraz, yerli ve milli yazılımları önemsediklerinin altını çizerek, Bakanlık olarak bu alanda her türlü desteği vermeye devam edeceklerini vurguladı.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı ÖmerAbdullah Karagözoğlu ise dijital dönüşümün önemli yapı taşlarından birini mobil teknolojilerdeki gelişimlerin oluşturduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“BM verilerine göre, 2023 Temmuz’da 8 milyarı aşan dünya nüfusunun 7 milyara yakını akıllı telefon sahibi. Bu rakam dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 86’sına tekabül ediyor. Toplam nüfusun yüzde 66’sına karşılık gelen yaklaşık 5,5 milyar kişi ise internetten faydalanıyor. Ülkemizde de internet kullanan bireylerin oranı toplam nüfusun yüzde 87’sini aşmış durumda. Bu rakamlar internetin ne kadar önemli ve hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.”
Karagözoğlu, internet ve haberleşme alanında yaptıkları çalışmaların en önemli sac ayaklarından birisini 5G’nin oluşturduğunu kaydederek, “Çünkü her türlü akıllı teknolojinin birbiriyle bağlanmasının temelini 5G oluşturuyor. 5G ve ötesi teknolojilerin ne kadar önemli olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz. Tüm bu teknolojileri hayata geçirirken en önemli hedefimiz de yerli ve milli ürünler üretebilmek.” diye konuştu.
“Dünya ile eş zamanlı olarak 6G’ye geçmek adına çalışıyoruz”
BTK Başkanı Karagözoğlu, çalışmaların bir sonraki aşamasını 6G’nin oluşturduğuna değinerek, dünya ile eş zamanlı olarak 6G’ye geçmek için çalıştıklarını vurguladı.
Karagözoğlu, “Bu kapsamda 6G standartlarına yönelik patent geliştirme çalışmaları için İstanbul Medipol Üniversitesi, TÜBİTAK Bilgen ve Ulak Haberleşme arasında iş birliği protokolü imzalandı. Sektörümüz için oldukça önemli gördüğümüz bu protokol üniversitelerimiz kamu kurumlarımız ve teknolojik firmalarımız arasında ortak çalışmaların yapılması ve doğru bir ekosistem oluşturulması açısından önemli arz ediyor.” şeklinde konuştu.
HİB Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Bağören de Türk ihracatçılarının önünü açmaya çalıştıklarını belirterek, fuarların burada en önemli etken olduğunun söyledi.
Bağören, “(Mobilefest) Firmalarımızın çok daha düşük maliyetlerle uluslararası alıcılarla buluşmasını sağlıyor, daha da önemlisi Türkiye’nin bir marka olarak bilinmesini sağlıyor.” diye konuştu.
“Dünyada yer almak için kamu ve özel sektör birlikte çalışmalı”
Fuar kapsamında ayrıca eş zamanlı olarak TÖDEB işbirliği ve Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi’nin ana desteğiyle Agora Fintech alt etkinliği de gerçekleştirildi. Etkinlikte Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkanı Prof. Dr. Göksel Aşan da bir konuşma yaptı.
Aşan, Finans Ofisi’nin kuruluşundan başlamak üzere en önemli konulardan birinin fintek olduğunu vurguladı.
Göksel Aşan, “Fintek, uluslararası rekabete açık bir alan. Uluslararası rekabete açık alanlarda kamu ve özel sektörün daha stratejik davranması gerekiyor. Fintek’in, geleceği şekillendiren birkaç alandan bir tanesi ve Türkiye’nin bu alanda dünya haritasında önemli bir yeri olabilmesi için kamunun ve özel sektörün çok sıkı bir şekilde bir arada çalışması gerekiyor. Asıl aktörler sizlersiniz, bizler de destek olup büyütmeye çalışacağız.” dedi.
Avrasya bölgesinin en büyük teknoloji buluşmaları arasında yer alan ve bu yıl dördüncüsü düzenlenen Mobilefest Teknoloji Fuarı ve Kongresi, 27 Nisan’da sona erecek.
]]>“İş Dünyası 100 Yılın Zirvesi İzmir” etkinliği, İzmir Ticaret Odası (İZTO) ile Azerbaycan-Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler ve Dernekler Birliği (KOBSKA) iş birliğinde, Azerbaycan-Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin Gelişimi Ajansı (KOBİA) desteği ile düzenlendi. Etkinlikte; İZTO Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Mahmut Erkoç, KOBİA Başkanı Orhan Mammadov, KOBSKA Başkanı Nigar Alasgarova ve Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Ticaret Ofisi Temsilcisi Baş Danışmanı Cavid Abdullayev açılış konuşması yaptı.
“Ülkelerimiz arasındaki dış ticaret hacminin 4.2 milyar dolar seviyesine çıkmasından memnunuz”
Konuşmasına toplantının, Türkiye Cumhuriyetinin 100. kuruluş yılı ve Azerbaycan Cumhuriyetinin lideri Haydar Aliyev’in doğumunun 100. yıl dönümünde düzenlenmesinin derin bir anlam taşıdığını belirterek başlayan İZTO Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Mahmut Erkoç, “Dost ve kardeş ülke Azerbaycan ile tarihsel olarak çok güçlü bağlara sahibiz. Sosyal ve kültürel yakınlığımızın yanı sıra ekonomik ve ticari alanlarda da kuvvetli bir iş birliğimiz bulunuyor. 2019’da ülkelerimiz arasındaki dış ticaret hacmi 2.2 milyar dolar iken, aradan geçen 4 yılı aşkın zamanda söz konusu rakamın 4.2 milyar dolar seviyesine çıkmasından memnuniyet duyuyoruz; ancak inanıyoruz ki bu rakam, ülkelerimiz arasındaki potansiyeli tam olarak yansıtmıyor. Bu noktada, birlikte yapabileceğimiz daha çok iş, geliştirebileceğimiz birçok alan olduğu kanaatindeyiz” dedi.
KOBİA olarak, Azerbaycan-Türkiye kobileri arasındaki iş birliği potansiyelini en üst seviyeye çıkarmayı hedeflediklerini belirten KOBİA Başkanı Orhan Mammadov, “Azerbaycan-Türkiye ilişkileri en üst düzeyde ve her yöndeki iş birliği başarıyla gelişiyor. Azerbaycan’ın ana ticaret ortaklarından biri olan Türkiye ile tercihli ticaretin kolaylaştırılması için imzalanan anlaşma kapsamında bazı tarım ve gıda ürünlerinin ithalatında uygulanan gümrük vergilerinin karşılıklı olarak azaltılması sağlandı. Bu kapsamda Türkiye’den partner devlet kuruluşları, iş dünyası dernekleri, girişimciler ve yatırımcılarla yakın işbirlikleri yapılıyor. Son dönemde Türkiye’nin farklı bölgelerinden odalar Azerbaycan’a ziyaret düzenleniyor. Bu toplantılarda KOBİA olarak, iki ülke KOBİ’leri arasında B2B toplantıları düzenlenmesine özel önem veriyoruz” diye konuştu.
“Yatırımcılara geniş bir pazara erişim imkanı sağlıyoruz”
KOBSKA Başkanı Nigar Alasgarova da, iş dünyası 100 yılın zirvesinin son etkinliğinin İzmir’de gerçekleştiğini vurgulayarak, “İlişkilerin artırılması iki ülke arasındaki iktisadi güce güç katacaktır” dedi. Bu çerçevede, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ticari faaliyetlerin gelişmesi ve yatırım fırsatlarının yönlendirilmesi amacıyla KOBSKA Türkiye Temsilciliğinin faaliyete başladığı açıklayan Alasgarova, “Bu adım, iki ülke arasındaki iş birliğini güçlendirme ve ticari ilişkileri artırma hedefiyle atılmış önemli bir adımdır. Bu gelişme, Türk ve Azerbaycanlı iş insanlarının bir araya gelerek ortak projeler geliştirmesini, ticaretin artmasını ve ekonomik ilişkilerin daha da derinleşmesini destekleyebilir. KOBSKA Türkiye Temsilciliğinin kurulmasıyla birlikte, her iki ülke girişimcileri arasındaki iş birliği ve yatırım imkanları artacak, bölgesel ticaret ve ekonomik entegrasyon güçlenecek” dedi.
2023 yılının temmuz ayında İstanbul’da faaliyete geçen Azerbaycan Cumhuriyeti Ticaret Temsilciliğinin, Azerbaycan ve Türk iş insanları arasında köprü görevi gördüğüne dikkat çeken Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Ticaret Ofisi Temsilcisi Baş Danışmanı Cavid Abdullayev, “Azerbaycan olarak 10 ülke ile imzalanan Serbest Ticaret Anlaşmaları sayesinde yatırımcılara geniş bir pazara erişim imkanı sağlıyoruz. Yatırım yapmak isteyen iş insanlarına yönelik; indirimli kredi imkanları, sigorta primlerinde teşvik, su, elektrik, doğal gaz ödemelerinde teşvik veriyor, işgalden kurtulmuş bölgelere ek kaynak sağlıyoruz. Temsilciliğimiz her zaman Türk iş insanlarının yanında olacak” diye konuştu.
Açılış konuşmalarının ardından gerçekleşen ikili iş görüşmeleri bölümünde, 17 Azerbaycanlı firma ve İzmir Ekonomi Üniversitesinin stant açtı. 100’e yakın İzmirli firmanın katıldığı etkinlik kapsamında toplam 227 iş görüşmesi yapıldı. – İZMİR
]]>TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) Müdürü Mehmet Nefes, JW Marriott Otel’deki programda, TÜBİTAK UZAY’ın ülkenin uzay alanındaki ihtiyaçlarını karşılamak için kurulduğunu söyledi.
Uzay teknolojileri alanında Türkiye’deki lider kuruluş olduklarını ifade eden Nefes, bugüne kadar uzaya gönderdikleri uydular ve TÜRKSAT 6A’ya ilişkin görüntüleri paylaştı.
Nefes, uluslararası işbirliklerine büyük önem atfettiklerini belirterek, “Uzay alanında işbirlikleri bir tercih değil ihtiyaç. Uzay daha demokratik bir hale geldi ve erişimi daha kolay. Ülkeler bunun farkında olarak kendi kendilerine yetmek istiyorlar. NATO’nun da beyan ettiği üzere uzay da artık deniz, kara ve havadan sonra bağımsız bir operasyon alanı haline gelecek.” dedi.
TUA Başkanı Yusuf Kıraç da Orta Asya’nın uzay ekosistemi ve uluslararası işbirliği fırsatlarının geliştirilmesi konularının ele alındığı paneldeki konuşmasında, Orta Asyalı iki gök bilimci Fergani ve Biruni’nin modern bilimin oluşmasındaki katkılarına dikkati çekti.
Gök bilimlerini, matematik ve ölçümün olmazsa olmazları olarak gören söz konusu iki ismin Batı gök bilimlerine çok büyük etki ettiklerini dile getiren Kıraç, “Nasiruddin Tusi ve Uluğ Bey’in rasathaneleri modern ölçümlerle yapılmış. Uluğ Bey, rasathanesinde 992 yıldızın tam yerini belirlemiş. Bu isimler kendilerinden sonra gelen, başta Kopernik olmak üzere önemli isimleri de etkilemiştir.” diye konuştu.
“Tecrübelerimizi Türk ülkelerle paylaşalım”
Türksat Genel Müdürü Hasan Hüseyin Ertok da uydu operatörleriyle yapılacak işbirliğinin önemine işaret etti.
Uzaydaki önemli gelişmelerin insanlığın faydasına kullanılması gerektiğini belirten Ertok, şunları söyledi:
“Kabiliyetlerimizi geliştirmek ve gelişmekte olan uydu ve uzay teknolojilerini tartışma fırsatı buluyoruz. Tarımdaki gelişmeler uzay çalışmalarıyla birlikte sürdürülebilir kalkınmaya imkan tanımaktadır. Gelişmekte olan teknolojiler sabır ve sıkı bir çalışma gerektiriyor. Çok önemli bir potansiyele sahibiz. Biz 5 iletişim uydusunu opere ediyoruz. Bu uydular kendi zamanının en üstün teknolojilerini kullanıyor. Geniş bantlı iletişim ağının daha yaygın hale getirilmesi için bu bilgilerden yararlanıyoruz. Biz hem uydu hem de uzay ekosistemini oluşturmaya çalışıyoruz. Bu çalışmalar kabiliyetleri geliştirmekle birlikte milli teknolojileri de hayata geçiriyoruz. Ümit ediyorum tecrübelerimizi bütün Türk ülkelerle paylaşabiliriz.”
“Avrasya ülkeleri için ortak çaba gerekiyor”
Azerbaycan Uzay Ajansı (Azercosmos) Başkanı Sameddin Asadov da yeni uydu projelerine yatırım yapacaklarını, Azersky-2’nin bunlardan biri olduğunu dile getirdi.
Gelecekteki potansiyel müşteriler için uydu tasarım ve entegrasyon merkezi üzerine çalıştıklarını belirten Asadov, şunları ifade etti:
“Küresel zorluklardan biri iklim değişikliği. Bu yıl Azercosmos, bölgemizdeki iklim değişikliği konusunda kapsamlı araştırma yürütmek istiyor. Kuraklık, buzullar, deniz seviyesindeki değişimler ve toprak tuzluğu dahil birçok konuda veri sağlamak amacıyla iklim raporu platformunu kamuoyuna duyurduk. STC 2025 Bakü’de düzenlenecek. Avrasya ülkeleri için ortak çaba gerekiyor. Biz bölgesel işbirliğini teşvik etmek istiyoruz.”
“Uzay alanına yatırımlar yeniliği teşvik ediyor”
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Uzay Ajansı Genel Müdürü Salem Butti Salem Al Qubaisi de “uzay teknolojisinin sürdürülebilir kalkınmanın anahtarını elinde tuttuğunu” söyledi.
Ortaklıklar kurarak ve bilgi paylaşarak ülkelerin inovasyonu daha ileri taşımak için bir araya geldiklerini vurgulayan Qubaisi, şunları kaydetti:
“Bu işbirliği daha parlak ve sürdürülebilir bir geleceğin temelini oluşturuyor. Ülkelerle yaptığımız ortaklıklar, uluslararası işbirliğine olan sarsılmaz bağlılığımızın göstergesidir. Bu ortaklıklar, ortak keşifleri kolaylaştırmanın yanı sıra bilgi alışverişini teşvik ederek uzay bilimi ve teknolojisindeki ilerlemeleri de destekliyor. Temmuz 2023’te Türkiye ile TUA ve BAE Uzay Ajansı arasında ticari amaçlarla ortak fırlatma aracı yetenekleri geliştirmek için anlaştık. Uzay alanına olan yatırımlar yeniliği teşvik ediyor ve BAE’yi küresel ölçekte araştırmaların ön saflarına taşıyor. Dünya çapında ülkelerle kurduğumuz stratejik ortaklıklar ve işbirlikleri sayesinde ileri uzay bilimleri alanında araştırma faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Birlikte olasılıkların sınırsız olduğu ve herkesin fayda sağladığı bir geleceği birlikte inşa edebiliriz.”
“Uzay teknolojilerini geliştirelim”
Pakistan Uzay ve Üst Atmosfer Araştırma Komisyonu (SUPARCO) Başkanı Mohammed Yousuf Khan da önceliklerinin, tasarım, geliştirme, iletişim ve dünya gözlem uydularının geliştirilmesi olduğunu ifade etti.
Kendi uzay üslerinde çeşitli fırlatma kabiliyetlerinin geliştirilmesini hedeflediklerini belirten Khan, SUPARCO’nun stratejik hedefleri doğrultusunda işbirliği projeleri gerçekleştirdiklerini dile getirdi.
Khan, konferansın ülkelere birlikte çalışma fırsatı sunacağını vurgulayarak, “Çok daha parlak ve herkesi içine alan bir gelecek inşa edip uzay teknolojilerini geliştirelim.” diye konuştu.
Özbekistan Uzay Ajansı Direktörü Shukhrat Kadirov da uzay teknolojisindeki küresel ilerlemelere ayak uydurmaya çalıştıklarını, 2023’te Devlet Uzay İzleme Programı’nı başlattıklarını söyledi.
Uzay konusunun popülerleştirilmesi, gençlerin bu alana ilgilerinin artırılması, telekomünikasyon, standartların güncellenmesi gibi konularda çalışmalar yaptıklarını anlatan Kadirov, deneyimlerini uluslararası toplumla paylaşmak istediklerini de sözlerine ekledi.
]]>BAKANLIĞA BAĞLI EKİPLER 5 İLDE HAREKETE GEÇTİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleri sonrası harekete geçen Ticaret Bakanlığı ekipleri, 5 ilde restoran ve kafelerde, tarife ve fiyat listelerinin görünür şekilde işletmenin önüne ve masaların üzerine konulması uygulamasına ilişkin denetim yaptı. Bakanlık ekipleri, İstanbul, Samsun, Antalya, Gaziantep ve Çanakkale’de gerçekleştirdikleri denetimlerde, fiyat tarifelerinin, söz konusu iş yerlerinin giriş kapısının önüne ve hizmet sunulan masaların üzerine tüketiciler tarafından kolaylıkla görülebilir ve okunabilir şekilde konulup konulmadığı incelendi.
ÜSKÜDAR’DA DENETLEME GERÇEKLEŞTİRİLDİ
İstanbul Ticaret İl Müdürü İsmail Menteşe ve beraberindeki ekip, Üsküdar’da yiyecek ve içecek hizmeti sunan iş yerlerinin yanı sıra marketleri denetledi. Menteşe, denetimler sırasında AA muhabirine yaptığı açıklamada, Fiyat Etiketi Yönetmeliği’nde yapılan değişikliğe işaret ederek, “Bu değişiklikle restoran, lokanta ve kafe gibi yemek ve içecek servisi sunan işletmelerde kapı önünde ve hizmet sunumu şekline göre masa üstlerinde veya sipariş verilen yerlerde fiyat etiketlerinin asılı bulunması zorunluluğu oluştu.” dedi.
İlk aşamada hem sektör temsilcilerini hem de esnafı ziyaret ederek bilgilendirme yaptıklarını dile getiren Menteşe, “Peşinden denetimlerimize başladık. Ocaktan bugüne 3 bin 101 civarında işletmemizi denetledik. Buradan kaynaklı yaklaşık 6 bin 700 aykırılık tespit ettik. İdari yaptırımlar uyguladık, uygulamaya devam ediyoruz.” diye konuştu. Menteşe, bütün illerde olduğu gibi İstanbul’da da marketlerdeki temel gıda ürünleri başta olmak üzere bütün ürünlerin etiketlerini kontrol ettiklerini, vatandaşlardan kendilerine gelen şikayetleri de değerlendiklerini söyledi. İsmail Menteşe, yıl başından bugüne kadar İstanbul’da fiyat etiketi uygulamasındaki eksiklikler dahil olmak üzere karşılaştıkları aykırılıklar dolayısıyla 22-23 milyon lira civarında idari para cezası uygulandığını ifade etti.
BİR DENETLEME DE ÇANAKKALE’DE
Çanakkale’de de zincir marketlerde fiyat etiketleri incelendi. Çanakkale Ticaret İl Müdürü Hakan Tuncerli, 6502 sayılı kanun kapsamında ve Fiyat Etiketi Yönetmeliği çerçevesinde satışa arz edilen mallar üzerinde fiyat etiketi bulundurma zorunluluğu bulunduğunu söyledi. Bu etiketin ambalajların, kutuların üzerinde olabileceğini dile getiren Tuncerli, şunları ifade etti; “Ama bunların bulundurulması zorunlu. Bunlar için asgari bilgilerin olması yeterli. Bizim için asgari bilgiler nelerdir? Ürünün satışa sunulan fiyatı, birim fiyatı gibi bilgilerin olması gerekiyor. Yerli üretim olup olmadığı, Bakanlıkça belirlenmiş logo gibi unsurları içermesi gerekiyor. Bunun haricinde son dönemlerde sıklıkla lokanta, kafe ve restoranlarda da denetimlerimiz devam ediyor. Bu denetimlerde de fiyat tarifesi ve listelerini kontrol ediyoruz. Son yapılan değişiklikle fiyat tarifelerinin lokanta, restoran, kafe ve benzeri işletmelerin giriş kısmında müşterilerin rahatlıkla görebileceği ve okuyabileceği bir yerde bulundurulması zorunlu.”
SAMSUN’DA TÜKETİCİ MAĞDURİYETLERİNİN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN ÇALIŞMA BAŞLATILDI
Samsun’da da Ticaret Bakanlığı ekipleri, İlkadım ilçesinde kafe, restoran, pastane ve benzeri işletmelerde denetim yaptı. Samsun Ticaret İl Müdürü Kürşat Turpçu, fiyat etiketlerinin bulunup bulunmadığını, etiket ile kasa arasında fiyat farkı olup olmadığını kontrol ettiklerini belirterek, aldatıcı indirimlerin neden olduğu tüketici mağduriyetlerinin önüne geçmeye çalıştıklarını söyledi. İşletmelerde fahiş fiyat artışı olup olmadığını ve ürünlere ait raflarda fiyat etiketlerinin bulunup bulunmadığını incelediklerini dile getiren Turpçu, fiyat listelerinin iş yerlerinin girişinde ve hizmet sunulan masaların üstünde tüketiciler tarafından kolaylıkla görünebilir ve okunabilir şekilde listelenmiş olmasının önemli olduğunu vurguladı. Turpçu, “servis ücreti” adı altında ücret alınıp alınmadığını da kontrol ettiklerini bildirdi.
“FİYAT LİSTELERİNİN OLUP OLMADIĞINI KONTROL ETTİK”
Gaziantep’te de Ticaret İl Müdürlüğüne bağlı ekipler, Kemal Köker Caddesi’nde faaliyet gösteren restoranları denetledi. Gaziantep Ticaret İl Müdürü İsmail İncesoy, denetimlerin Bakanlık koordinasyonunda eş zamanlı olarak 5 ilde yapıldığını söyledi. Denetimlerin devam edeceğini belirten İncesoy, “Özellikle fiyat listelerin olup olmadığını kontrol ettik. Bu uygulama 1 Ocak’ta başlamıştı. O zamandan beri yapılan denetimlerde bunu önemsiyoruz. Halkın mutlaka görebileceği yerde ve okunur olması lazım etiketlerin. Bakanlığımız bu konu üzerinde hassasiyetle duruyor.” diye konuştu. Vatandaşlardan Barış Çakmak da bu denetimler sayesinde daha güvenli gıdalar yediklerini dile getirdi. Denetimlerin daha sık yapılmasını isteyen Çakmak, “Bu denetimlere gerçekten ihtiyacımız var. Zaten devletimiz gereğini yapıyor. İnşallah daha iyi olacak. Herkes kafasına göre fiyat yazıyor. Bunun önüne geçilmesi lazım. Devletimize güveniyoruz.” ifadesini kullandı.
ÇALIŞMALAR TİTİZLİKLE SÜRDÜRÜLÜYOR
Antalya’da Konyaaltı ilçesinde Ticaret İl Müdürü Halil Özşahan’ın da katıldığı denetimlerde, sahil bölgesindeki restoran ve kafelerin giriş kapısı önünde ve masalarda menü olup olmadığı incelendi. Ekipler, restoran ve kafelerde menü fiyatlarındaki tutarlılık ile servis ücretleri gibi uygulamalara yönelik denetlemelerde bulundu. Özşahan, il genelinde çok sayıda ekiple denetim yaptıklarını belirterek, incelemelerin tüketicinin ekonomik menfaatlerinin korunması açısından kritik öneme sahip olduğunu ifade etti. Özşahan, vatandaşların mağduriyet yaşamaması için çalışmaların titizlikle sürdürüldüğünü kaydetti.
]]>Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmet Başer, AA muhabirine, son yağışların buğday ve kanolanın gelişimine katkıda bulunduğunu ve üreticileri sevindirdiğini söyledi.
Kanola ve buğday gelişimindeki olumsuzlukların yağışlarla ortadan kalktığını belirten Başer, “Buğdayın gelişimi gerçekten iyi gidiyor. Sadece son yağışlarda sık ekilen yerlerde ve rüzgarın fazla alındığı arazilerde buğdayda yatma problemi var. Orada üreticilerimiz dikkat etsin. Çok büyük bir sorun değil, buğday kendini toparlayacaktır. Şu anda buğday gelişiminde önemli bir sorun gözükmüyor, oldukça iyi gidiyor. Bu sene çıkış yapan kanolalarımızın gelişimi özellikle son yağmurlardan sonra oldukça iyi. Bundan sonra da çok büyük bir risk oluşacağını sanmıyorum.” diye konuştu.
Başer, bundan sonraki süreçte üreticilere arazilerini sık sık kontrol etmeleri tavsiyesinde bulundu.
Trakya’da geçen senelere kıyasla bu yıl daha yüksek verim elde edileceğini dile getiren Başer, “Geçen yıla kıyasla hem buğday hem kanolada ortalama verimin üstünde olacak hatta ben bazı alanlarda rekor verimler bekliyorum. Verimimiz geçen yılın üstünde olacak.” dedi.
“Çiftçi yağışa sevinir”
Tekirdağ Ziraat Odası Başkanı İmdat Saygı da bu yıl ekili arazilerin güzel yağış aldığını ifade etti.
Kanola ve buğday gelişiminin son derece güzel olduğunu anlatan Saygı, üreticilerin yüzünün son yağışlarla güldüğünü belirtti.
Saygı, “Şu an kanola, buğday, arpa gibi bitkilerin hepsi yağışlardan nasibini aldı. Nisan yağmurları üreticiler için çok önemli. Bu yağışlarla bitki taneyi besleyecek ve verimlerde artış olacak. Çiftçinin zaten olmazsa olmazı yağış. Yağış olduğu zaman çiftçi her zaman mutlu olur. Şu anda bir sıkıntı gözükmüyor.” diye konuştu.
“Uzun zamandır böyle güzel yağışları bekliyorduk”
Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı ise buğday ve kanolanın gelişimine katkı sağlayacak güzel yağışlar olduğunu söyledi.
Kurak geçen kışın ardından üreticilerin endişe yaşadığını belirten Arabacı, son yağışların yüzleri güldürdüğünü dile getirdi.
Yağmurun zamanında geldiğini belirten Arabacı, “Uzun zamandır böyle güzel yağışları bekliyorduk. Yağışlar başak dönemindeki buğdayın gelişimi açısından son derece faydalı oldu. Aynı zamanda çiçek açan kanolaya da büyük katkısı olacak. Kuraklık stresi azalmış oldu. Bu yağışlar inşallah verimi artıracaktır. Üreticilerimize bol ve bereketli bir tarım sezonu diliyorum.” diye konuştu.
“Yağışlar ekili alanlarımıza çok iyi geldi”
Kırklareli Ziraat Odası Başkanı Ekrem Şaylan da son yağışların özellikle buğday, ayçiçeği, mısır ve kanola gibi ekili alanlara katkı sağladığını belirtti.
Bahar yağışlarıyla çiftçinin rahat bir nefes aldığını söyleyen Şaylan, “Allah’a şükür yağış zamanında geldi. Buğday ve kanola gelişim döneminde ayçiçeği ise topraktan çıkmaya çalışıyor. Bu yağışlar ekili alanlarımıza çok iyi geldi.” ifadelerini kullandı.
Üreticiler umutlu
Tekirdağlı kanola üreticisi Salih Can Dinçer de son yağışlarla verim kaybı korkusundan kurtulduklarını ifade etti.
Son yağışlarla derin nefes aldıklarını belirten Dinçer, geçen seneye göre daha fazla verim beklediklerini dile getirdi.
Kırklarelili buğday üreticisi Tuncay Özalatur ise bu yıl buğdayda kalite ve verimde artış beklediklerini söyledi.
Kasım ayında buğday ekimini gerçekleştirdiklerini anımsatan Özalatur, yağışların etkisiyle çimlenme sürecinin güzel olduğunu belirtti.
Haziran sonlarında hasadın gerçekleşeceğini ifade eden Özalatur, “Geçen yıla göre bu yıl daha fazla verim alacağımızı ümit ediyoruz. İlk çıkış ve çimlenme çok güzel olmuştu.” diye konuştu.
]]>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Nisan Ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu başkanlığında gerçekleştirildi. GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Yönetim Kurulu, Meclis Başkanlık Divanı, Meclis, Danışma Kurulu, Yeni Nesil Sanayici Platformu Üyeleri ve TOBB Gaziantep Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Ayşen Ahi’nin katılımıyla gerçekleştirilen meclis toplantısında, yürütülen çalışmalar, projeler, güncel ekonomik gelişmeler ile firmaların talep ve beklentileri değerlendirildi.
Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren GSO Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu, Gaziantep’in küresel ölçekteki sıkıntılara ve gelgitlere rağmen sanayisi ve ihracatı ile ülkemize değer katmaya, ekonomiye katkı sağlamaya devam ettiğini söyledi. “Bunda emeği olan sanayicilerimize, ihracatçılarımıza ve çalışanlarımıza teşekkür ediyorum” diyen Konukoğlu, “Ancak bu başarı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sürdürülebilir olmalı. Bu noktada firmalarımızın geleceğini ve ihracatımızı yakından ilgilendiren yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm, e-ticaret konularına her zamankinden daha fazla ağırlık vermeli, her birimiz üzerimize düşenin fazlasını yapmalıyız. Unutmayalım, başarının en önemli anahtarı yenilikçi fikirler üretmek ve yenilikçi olmaktır. Bunu tüm zorluklara rağmen canla başla üretmeye, sanayinin çarklarını döndürmeye devam eden sanayicilerimiz ve iş dünyamız ile birlikte başarabileceğimize inanıyorum. Meclis toplantımızın hayırlı olmasını diliyor, tüm katılımcılara teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi de konuşmasında, ekonomi yönetiminin sıkılaştırma politikaları doğrultusunda her geçen gün tedbirlerin artırıldığını ifade ederek, “Ülke olarak adeta bir rampa çıkıyoruz ve bu süreç topyekün bir mücadele ve fedakarlık gerektiriyor. Kamu tarafında da beklentimiz olan tasarruf tedbirlerinin artırılması yönündeki adımları olumlu buluyoruz. Gaziantep Sanayi Odamız da sanayicilerimizden gelen talepler doğrultusunda iş dünyamızın ve firmalarımızın sorunlarına ve beklentilerine yönelik kararların alınmasında etkin rol oynuyor” dedi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in rekabetçiliğin ve üretkenliğin artırılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi, iklim değişikliği ile mücadele, yeşil ve dijital dönüşüm gibi alanlara yönelik kapsamlı bir yapısal reform programlarının olduğunu açıkladığını hatırlatan Ünverdi, “Biz de sürekli dijital ve yeşil dönüşümün altını çiziyor bu yönde somut çalışmalar yürütüyoruz. Bu dönüşümü birlikte başaracağımıza da yürekten inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Ayakkabı İhtisas OSB’de ikinci etap için olur geldi”
Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi hakkında da meclis üyelerine bilgiler veren GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, “Bölgemizin Cumhurbaşkanlığı kararı ile genişleme alanı olarak belirlenen yaklaşık 83 hektarlık ikinci etap kısmının da Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız tarafından oluru gelmiştir. Burada bulunan parsellerin satın alınması için Milli Emlak Genel Müdürlüğü’ne başvurumuzu yaptık. Ayrıca tüm OSB alanında bulunan özel mülkiyete konu yaklaşık 62 bin metrekare alanın kamulaştırma süreci de devam etmektedir. Bölgemizdeki altyapı konusunda yolların açılması için inşaat çalışmalarına da başlamış durumdayız. Bu konuda Sayın Ali Özpolat’a, ekibine ve emeği olan herkese teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
“Enflasyon muhasebesinde yeni bir düzenlemeye ihtiyaç var”
Toplantının sön bölümünde enflasyon muhasebesi gündeme gelirken, meclis üyeleri enflasyon muhasebesinin işletmelere yönelik etkilerini, öneri ve görüşlerini paylaştı. Konuyla ilgili açıklama yapan GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, enflasyon muhasebesi ile ilgili yeni bir düzenleme yapılması gerektiğini belirterek, “Yetersiz öz kaynakları nedeniyle geçmişte ve gelecekte yatırımlarını büyük oranda yabancı kaynaklar ile finanse eden yatırımcıların 2024 ve takip eden dönemlerde enflasyon endekslemesi sonucu pasiflerini değerlemeye tabi tutabileceği yeteri kadar özkaynaklara sahip olmamaları nedeniyle her hal ve takdirde vergi etkisi altında kalacakları açıktır. Enflasyon muhasebesi, öz kaynağı yetersiz olan işletmelerin büyük kısmı olduğu bizim gibi ülkelerde mükelleflerin aleyhine sonuç doğurmakta, faaliyet/kazanç olmadığı halde, mükelleflerin vergi ödemesine, yetersiz olan öz kaynaklarının daha da yetersiz hale gelmesine neden olmaktadır. Bu nedenlerle ivedilikle 2024 yılı geçici vergi dönemlerinde enflasyon düzeltmesi yapılmaması hususunda Maliye Bakanlığı’nın yasadan gelen yetkisini kullanması, buna bağlı olarak mükelleflerin enflasyon muhasebesinin gerektirdiği altyapıyı oluşturması, gerekiyorsa bu konuda yetişmiş personel istihdam edilmesi ya da mevcut personellerin eğitilmesi ve enflasyon muhasebesinin mükellefler üzerindeki etkilerinin tespit edilmesi sağlanacaktır. Odamızın bu konudaki görüş ve önerileri Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne (TOBB) sunulmuştur” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Basın açıklaması sırasında konuşan İSMMMO Başkanı Erol Demirel, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na seslenerek, “Yazılı ve sözlü başvurularımızı dikkate almanız için meslektaşlarımızın masa başında ölmesi mi gerekli!” diye sordu. Demirel, mali müşavirlerin sırtındaki yükün dayanılmaz bir boyuta ulaştığını, dünyada haftalık çalışma gününün 4 güne indirilmesi tartışılırken, mali müşavirlerin adeta 7/24 çalışmak zorunda kaldığına dikkat çekti. Görünürde mükellef veya işverenlerden istenilen, iktisadi ve sosyal hayata ilişkin hemen her verinin mali müşavirler aracılığıyla toplanılır hale gelmesini eleştiren Demirel, konuşmasına şöyle devam etti:
“Bu durum meslek mensuplarının çok ağır bir iş yükü altında ezilmelerine neden olurken, bir de beyan ve bildirimleri almak için kullanılan sistemlerin sağlıklı çalışmaması, yoğunluk dönemlerinde tıkanması, zamanla yarışan meslektaşlarımızın streslerini katbekat artırmaktadır. Meslektaşlarımız, rutin dönemlerde dahi beyan ve bildirimleri hazırlayamaz hale gelmiştir.”
“BU ORTAMDA ENFLASYON MUHASEBESİ MÜMKÜN DEĞİL”
55 bin, ülke genelinde ise 130 bin mali müşavir için zorlu bir ay yaşandığının da altını çizen Demirel, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın vergi takviminde sadece Nisan ayında toplam 56 beyan ve bildirimin verileceğine vurgu yaptı. Demirel, “Bu beyan ve bildirimlerin yanında bir de en son 20 yıl önce uygulanan, genel tebliği ile sirküleri henüz 2.5 ay önce yayımlanan, hala uygulamada birçok tereddütü barındıran enflasyon düzeltme işlemlerini de aynı takvimde tamamlanmak zorunda bırakılmayı adil ve uygulanabilir bulmuyoruz. Üstelik Nisan ayında, Ramazan Bayramı, 23 Nisan, idari ve hafta sonu tatilleriyle birlikte sadece 18 çalışma günü bulunuyor. Bu kadar kısa sürede bu kadar beyan ve bildirimin sağlıklı bir şekilde verilmesine olanak yoktur. Mükelleflerden bilgi ve belgenin toplanamaması sebebiyle, kurumlar vergi beyannamelerinin süresinde sağlıklı bir şekilde hazırlanabilmesi mümkün değildir” diye konuştu.
Demirel, “Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Gelir İdaresi Başkanlığı’na, 2024 yılının geçiş dönemi olması, ikincil mevzuatın geç yayımlanması ve aşırı yoğunluk nedeniyle, bu yıl geçici vergi dönemlerinde enflasyon düzeltmesi işlemlerinin yapılmaması için yaptığımız müracaatımıza olumlu yanıt verilmesini istiyoruz. Aynı şekilde Nisan ayındaki resmi tatil sürelerinin uzun olması nedeniyle, 2023 yılına ilişkin Kurumlar Vergisi Beyannameleri’nin ve Elektronik Defter Beratlarının yüklenmelerinin zamanında yapılması mümkün değildir. Geçici vergi beyan süresi mutlaka uzatılmalıdır” ifadelerini kullandı.
“YETKİLİLERİN BU ÇIĞLIĞI DUYMASI GEREKİYOR”
Meslek camiasında bir infial yaşandığını belirten Demirel, mali müşavirlerin ağır iş yükü altında ezildiğini, beden ve ruh sağlıklarının olumsuz etkilendiğini, adil olmayan ücret tarifesinin eşitsizlik yaratarak, insanca yaşam hakkına engel bir ortam yarattığını, dolayısıyla yetkililerin bu çığlığı duymaları gerektiğini söyledi. Demirel, sözlerini “Artık günlük işlerimizi bile yapamaz hale geldik ve bıçak kemiğe dayandı. Sesimize kulak verin, taleplerimizi bir an önce hayata geçirin.” çağrısıyla tamamladı.
MALİ MÜŞAVİRLERİN SİSTEMİN DÜZGÜN ÇALIŞMASINA YÖNELİK TALEPLERİ:
Başkan Demirel, ‘her ay beyan sürelerinin uzatılması’ gibi günü kurtaracak kararlar yerine, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ilettikleri öneri ve taleplerini altı madde ile özetledi:
1. Elektronik uygulamalar aracılığıyla toplanan veriler, etkin bir şekilde sınıflandırılmalı
2. Aynı verileri içeren tekrarlı beyan ve bildirim yükleri hafifletilmeli
3. Vergi beyan dönem ve süreleri, resmi tatil günleri dikkate alınarak düzenlenmeli
4. TÜİK, Merkez Bankası ve Kamu İhale Kurumu benzeri tüm kamu kurumlarla veri paylaşılmalı
5. Beyan ve bildirimler sadeleştirilmeli, bilgi sistemleri alt yapıları modernize edilmeli.
DİĞER MESLEKİ TALEPLER:
1. Belirli kıdemin üzerindeki meslek mensuplarına yeşil pasaport hakkı verilmeli
2. Uluslararası uygulamalarda olduğu gibi mali müşavirlere de arabuluculuk hakkı verilmeli
3. Mali müşavirlik ve denetim hizmetlerindeki KDV oranı indirilmeli
4. Bütün beyannamelerin mali müşavirler tarafından imzalanması zorunlu tutulmalı
5. Stajyerlerin istihdamına destek sağlanmalı, sigorta prim yükü azaltılmalı
6. Meslek mensupları KOSGEB destek programlarından ve kredilerinden yararlanabilmeli
]]>İPA, İstanbulluların ev içi günedimini araştırdı. Yapılan araştırmada İstanbullular Mart ayında ki gündemi 31 Mart yerel seçimleri ve ekonomik kriz oldu. Bin kişi ile telefonla yapılan görüşmede katılımcıların yüzde 42,7’si 31 Mart yerel seçimleri, yüzde 32,5’i ekonomik sorunları, yüzde 2’si ise ailevi sorunların konuşulduğunu belirtti.
“EKONOMİK SEBEPLERDEN DOLAYI İSTANBULLULAR BAYRAMI İSTANBUL’DA GEÇİRDİLER”
Gerçekleşen ankette, katılımcıların yüzde 70,1’i bayramı genellikle İstanbul’da geçirdiğini belirtti. Bayramı genellikle İstanbul dışında geçiren katılımcıların yüzde 20,1’i bu bayramda ekonomik sebeplerden dolayı İstanbul’da olduğunu belirtti.
“TÜRKİYE’NİN DE GÜNDEMİ YEREL SEÇİMLER”
Mart ayının Türkiye gündemi 31 Mart yerel seçimleri ve ekonomik sorunlar oldu. Katılımcıların yüzde 67’si 31 Mart yerel seçimlerinin konuşulduğundan söz etti. İkinci sırada, yüzde 22,7 ile ekonomik sorunlar, üçüncü sırada ise yüzde 4,1 ile İsrail’in Gazze’yi İşgali yer aldı.
“YÜZDE 33,9 KREDİ KARTI ASGARİ TUTARINI ÖDEYEBİLİYOR”
Kredi kartı kullananların yüzde 48’i, aylık kredi kartı borcunun tamamını, yüzde 33,9’u ise borcun asgari tutarını ödeyebildiğini belirtti. Yüzde 5,4’ü asgari tutar ile borcun tamamı arasında bir miktarda, yüzde 4,1’i asgariden az miktarda ödeme yapabildiğini belirtirken, yüzde 8,6’sı ise kredi kartı borcunu hiç ödeyemediğini ifade etti.
Mart ayında katılımcıların yüzde 47,4’ü kıt kanaat geçinebilldiğini belirtti. Mart ayında katılımcıların yüzde 17,9’u bazı ödemeleri yapamadığını ve borca girdiğini, yüzde 13,7’si aslında pek geçinemediğini, yüzde 47,4’ü kıt kanaat geçinebildiğini, yüzde 21’i ise geçinebildiğini ve kenara da para koyabildiğini belirtti.
“İNDİRİME GİREN GIDALAR TERCİH EDİLİYOR”
Katılımcıların yüzde 60,9’u satın aldığı gıda miktarının azaldığını belirtirken yüzde 58,7’si indirime giren gıdaları tercih etme sıklığının arttığını belirtti.
“YÜZDE 97,8 EKONOMİK SEBEPLERLE GIDA ÇEŞİDİNİN AZALTTIĞINI BELİRTTİ”
Katılımcıların yüzde 59,1’i geçen seneye göre satın aldığı gıda çeşidinin azaldığını belirtti. Katılımcıların yüzde 85,3’ü kırmızı et, yüzde 43,3’ü beyaz et, yüzde 33,7’si süt ve süt ürünü çeşitlerinde satın aldığı gıda çeşidinin azaldığını belirtti. Katılımcıların yüzde 36,8’i gıda alışverişlerinde ilk dikkat ettiği özelliğin ürün fiyatı olduğunu belirtti. Katılımcıların yüzde 97,8’i ekonomik sebeplerle gıda çeşidini azalttığını belirtti.
“İSTANBULLULARIN STRES SEVİYESİ 6,3 MUTLULUK SEVİYESİ 5,9”
Yapılan ankette İstanbulluların stres seviyesi 6,3 mutluluk seviyesi 5,9 olarak ölçüldü. Katılımcılara Mart ayındaki duygu halleri soruldu ve 10 üzerinden değerlendirmeleri istendi. İstanbulluların ortalama stres seviyesi 6,3 olarak ölçülürken kaygı seviyesi 5,9 olarak ölçüldü. Mart ayındaki yaşam memnuniyeti 4,8 ve mutluluk seviyesi 5,9 olarak ölçüldü.
“YÜZDE 29’U YÜKSEK SESLİ TARTIŞMAYA GİRDİ”
Katılımcıların yüzde 29’u yüksek sesli tartışmaya girdiğini belirtti. Tartışmaların yüzde 40,1’i aile arasında, yüzde 30,6’sı iş ortamında gerçekleşti.
“İSTANBUL’UN İLK ÜÇ SORUNU: ULAŞIM, İSTANBUL DEPREMİ, EKONOMİ”
Katılımcılara göre İstanbulluların ilk üç sorunu ulaşım, olası İstanbul depremi ve ekonomik sorunlar oldu. Katılımcılara göre İstanbul’un ilk üç sorunu yüzde 57,9 ile ulaşım, yüzde 49,4 ile ekonomik sorunlar ve yüzde 47,3 ile sığınmacı ve mülteciler olarak belirlendi.
]]>Manisa’nın Şehzadeler ilçesindeki bir otelin toplantı salonunda gerçekleştirilen 2024 yılı Zafer Kalkınma Ajansı İkinci Yönetim Kurulu Toplantısına Zafer Kalkınma Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Uşak Valisi Dr. Turan Ergün, Yönetim Kurulu üyeleri Kütahya Valisi Musa Işın, Manisa Valisi Enver Ünlü, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, Kütahya Belediye Başkanı Eyüp Kahveci, Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım, Afyonkarahisar İl Genel Meclis Başkanı Mehmet Siper, Kütahya İl Genel Meclis Başkanı Muammer Özcura, Uşak İl Genel Meclis Başkanı Kadir Uslu, Afyonkarahisar Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hüsnü Serteser, Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Esin Güral Argat, Uşak Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Suat Selim Kandemir ve Zafer Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Kutlu Eser katıldı.
Toplantının açılış konuşmasını yapan ev sahibi Vali Enver Ünlü, Manisa’nın Osmanlı döneminde şehzadelerin yetiştiği ve önemli kararların alındığı bir merkez olmasının yanı sıra, günümüzde zengin tarihi mirasıyla birlikte güçlü sanayisi, tarımı ve kültür şehri olarak Türkiye’nin gözde şehirleri arasında yer aldığını belirterek, “Birçok ulusal ve uluslararası firmanın üretim tesisleriyle Türkiye’nin sanayi üslerinden biri haline gelen Manisa’da sanayi alanında gösterdiğimiz bu başarı, istihdamı artırırken, bölgenin ekonomik gelişimine de katkı sağlamaktadır. Ayrıca üzüm ve zeytin üretimi başta olmak üzere, çeşitli tarım ürünlerinde lider konumda olan ilimiz, verimli tarım toprakları ile hem ülke ekonomisine katkı sağlamakta hem de geleneksel tarım kültürümüzün sürdürülmesine yardımcı olmaktadır. Lidya Krallığı’nın başkenti ve paranın ilk basıldığı yer Sardes, Türkiye’nin ilk ve tek jeoparkı Salihli-Kula Jeoparkı, Aigai Antik Kenti gibi birçok tarihi ve kültürel değere sahip olan Manisa aynı zamanda sanatsal etkinliklere ve festivallere de ev sahipliği yapmaktadır. Bu anlamda kadim bir gelenek olan ve bu yıl 484’sünü gerçekleştirecek olduğumuz UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesinde de bulunan Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali ilimizde çeşitli etkinliklerle kutlanmaya başladı. Bu vesile ile ulusal ve uluslararası katılımla 28 Nisan’da saçım etkinliğini gerçekleşeceğimiz Manisa Mesir Macunu Festivali’ne sizleri davet etmek istiyorum. Toplantımızın hem Zafer Kalkınma Ajansı’nın hem de bölgesel kalkınmanın hedeflerine ulaşması konusunda başarılı ve verimli geçmesini temenni ediyor, saygılar sunuyorum.”
Yeni başkanları tebrik etti
Toplantının basına açık kısmında yeni seçilen belediye başkanları ve il genel meclisi başkanlarını tebrik ederek başlayan Zafer Kalkınma Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Uşak Valisi Dr. Turan Ergün, “Gündemimize geçmeden önce malumunuz 31 Mart’ta gerçekleştirilen yerel seçimler neticesinde Yönetim Kurulumuzda da değişiklikler oldu. Afyonkarahisar, Kütahya, Manisa ve Uşak Belediye Başkanları ile Afyonkarahisar ve Uşak İl Genel Meclis Başkanları görevlerini devrettiler, kendilerine hem ajansımıza hem de bölgemize bugüne kadar yapmış oldukları katkılardan dolayı teşekkür ederim. Bu vesileyle aramıza katılan yeni belediye ve il genel meclisi başkanlarını tebrik eder, yeni görevlerinin hayırlara vesile olmasını dilerim.” dedi.
“2023 yılında 42 proje tamamlandı”
Konuşmasına 2023 yılı içerisinde tamamlanan ve devam eden projelere ilişkin ajans destekleri, 2024 yılında planlanan Ajans faaliyetleri ve destekleri ile son toplantıdan bugüne yapılan çalışmalardan bahseden Dr. Turan Ergün, “2023 yılı içerisinde ajansımız tarafından 42 proje başarıyla tamamlanmıştır. Ajansımız bu projelere 58,7 milyon TL destek vererek toplamda 132,7 milyon TL tutarında yatırımın hayata geçmesini sağlamıştır. Yine 2023 yılı içerisinde 38 yeni proje imzalanmış olup söz konusu projelerin toplam bütçesi 207 milyon TL’dir. Ajansımız tarafından bu projelere 73,6 milyon TL destek verilmesi ön görülmektedir. 2023 yılı içerisinde ajansımızın Yatırım Destek Ofisleri marifetiyle 1.209 firmaya danışmanlık ve tanıtım yapılmış olup 88 firma yatırım kararı almıştır. Ajansımız tarafından rehberlik ve danışmanlık desteği verilen bu yatırımlar kapsamında yaklaşık 4.847 milyar TL sabit yatırım tutarı ve 1.572 kişinin istihdam edilmesi öngörülmektedir. 2024 yılında uygulamaya başlanması planlanan ve bölgemizin de pilot bölge olarak yer aldığı Türkiye’de Sivil Toplumun Sosyal Girişimcilik Yoluyla Desteklenmesi Projesi’nin hibe bileşeni kapsamında 750 bin avroya tekabül eden yaklaşık 24,5 milyon TL’nin kadın kooperatifleri ve sivil toplum kuruluşları gibi paydaşların uygun başvuru sahibi olacağı bir destek programı ile dağıtılması planlanmaktadır. Proje kapsamında Description of Action (Eylem Açıklaması) belgesi ajansımız tarafından hazırlanıp Merkezi Finans ve İhale Birimi’ne gönderilmiş olup bu belgenin onay süreci devam etmektedir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye genelinde uygulanan Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı kapsamında bugüne kadar 44 projemiz desteklenmiş olup 2024 yılında da en az 30 milyon TL kaynağın bölgemize çekilmesi hedeflenmektedir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından uygulanan Üreten Şehirler Destek Programı kapsamında hazırlanan ve Mayıs ayı içerisinde ilan edilmesi planlanan Manisa İmalat Sanayisinde Yeşil Dönüşüm Üreten Şehirler Teknik Destek Programı kapsamında Manisa’da faaliyet gösteren özel sektör firmalarına yeşil dönüşüm konusunda teknik destek sağlanacaktır. Sağlanacak teknik desteğin toplam tutarının 6,2 milyon TL olması planlanmaktadır. Ajansımız tarafından hazırlanan ya da ortak olarak katılım sağlanan Avrupa Birliği projeleri kapsamında da bölgemize yaklaşık 1-2 milyon Avro’luk bir kaynağın getirilmesi hedeflenmektedir. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz’ın Afyonkarahisar ilimizi ziyaretlerinde işaret ettiği konu üzerine ajansımızın 27.09.2023 tarihli ve 2023-03 sayılı Yönetim Kurulu toplantısında ‘TR33 Bölgesi Sürdürülebilir Jeotermal Su Yönetim Planı’nın hazırlanmasına yönelik hizmet alımı yapılması kararı alınmıştır. 2024 yılı içerisinde tamamlanması ön görülen bu plan ile ajansımızın hizmet verdiği Afyonkarahisar, Kütahya, Manisa ve Uşak illerinden oluşan TR33 Bölgesi’nde jeotermal sahaların mevcut durum analizi, jeotermal potansiyelin dünyadaki iyi örnek uygulamalarına göre havza bazlı nasıl değerlendirileceği, yapılması gereken ilave çalışmaların ve oluşacak ekonomik faaliyetlerin belirlenmesi, il, ilçe ve saha bazlı yönetim modeli önerilerinin ortaya koyulmasına yönelik bölgedeki jeotermal kaynaklardan maksimum yararlanmayı sağlayacak ve sürdürülebilir şekilde en uygun yönetim modellerinin çıkarılması hedeflenmektedir.” diye konuştu.
“51 projenin uygulaması takip ediliyor”
Son Yönetim Kurulu toplantısından bugüne kadar geçen süreçte yapılanlardan da bahseden Turan, “Ajansımızca desteklenen proje uygulamaları yoğun bir şekilde devam etmekte olup 51 projenin uygulaması yararlanıcılarla birlikte takip edilmektedir. Bu dönemde 17 proje tamamlanarak projeler kapsamında oluşturulan altyapılar bölgenin kalkınması için hizmet vermeye başlamıştır. Ajansımız ve Türk Standartları Enstitüsü iş birliğinde Kütahya’da faaliyette olan OSB’ler başta olmak üzere ilgili kamu kurumlarının ve özel sektör temsilcilerinin katılımıyla ‘Yeşil OSB ve Yeşil Üretim Toplantısı’ düzenlenmiştir. Ajansımızın ev sahipliğinde yılın ilk Genel Sekreterler Toplantısı Afyonkarahisar’da düzenlenmiş, Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından ajansımız ‘En Kurumsal Ajans’ sertifikasına layık görülmüştür. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından Manisa’da düzenlenen ‘Devlet Teşvikleri Tanıtım Günleri’ etkinliğine Manisalı gençler yoğun ilgi göstermiştir. Ajansımızın da yer aldığı etkinlikte gençler destek, hibe, burs, fon, kredi gibi teşvik unsurları hakkında bilgi alabilme imkanı bulmuştur. Kütahya TSO, Dumlupınar Üniversitesi, Kütahya İŞKUR ve ajansımız arasında iş gücü piyasasına ihtiyaçlarına uygun nitelikli iş gücü-iş eşleşmesine destek sunmayı, işverenlerin uygun adayları bulmasını kolaylaştırmayı ve iş arayanlara kariyer gelişim fırsatları sunmayı hedefleyen Nitelikli İş Gücü Geliştirme ve Destekleme Projesi (NİGDEP) İş Birliği Protokolü imzalanmıştır. Yatırımcı çekme faaliyetleri kapsamında çok önemli hizmetler sunan ajansımız; 2023 yılı aralık ayı ile 2024 yılı ocak, şubat ve mart aylarında 268 firmaya ücretsiz danışmanlık hizmeti vermiş ve 32 firmayı ziyaret ederek devlet destekleri hakkında bilgilendirmiştir.”
Toplantının gündemi
Gerçekleştirilecek olan toplantının gündeminden de bahseden Ergün konuşmasını şöyle tamamladı: “İlk iki gündem maddemizde 2023 yılında gerçekleştirilen faaliyetlere ilişkin hazırlanan raporlara ve bütçe sonuçlarına ilişkin bilgi alacağız. Üçüncü gündemimizde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından uygulanan 2024 Yılı Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı kapsamında yapılan çalışmaları değerlendireceğiz. Dördüncü gündem maddemizde ise Türkiye’nin ilk kez katıldığı Akdeniz Sınır Ötesi İşbirliği Programının 103.6 milyon avroluk ilk teklif çağrısı olan INTERREG NEXT Akdeniz Programı kapsamında ajansımız tarafından koordine edilen çalışmalar hakkında bilgi alacağız. Diğer gündem maddelerimizde 2021 Yılı Fizibilite Desteği Programı ile Turizm Altyapısının Geliştirilmesi Mali Destek Programı’na ait Kapanış Raporları sunulacak, yararlanıcılardan gelen projelere ilişkin talepler ve projelerle ilgili gelişmeler ile iki yönetim kurulu toplantısı arasında ajansımız tarafından icra edilen önemli faaliyetleri görüşeceğiz. Toplantımızın bölgemize ve ülkemize hayırlı olması temennilerimle sözlerime son verirken; katılım sağladığınız için teşekkür ediyor, sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum.”
Zafer Kalkınma Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Uşak Valisi Dr. Turan Ergün’ün konuşmasının ardından toplantı basına kapalı olarak devam etti. – MANİSA
]]>Manisa 30. Mesir Ticaret Fuarı 484. Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali etkinlikleri kapsamında düzenlenen törenle açıldı. Katılımın yoğun olduğu fuarın açılış töreninde Şehzadeler Belediyesi Mehter Takımı bir konser verirken, yabancı öğrenciler halk oyunları gösterisi gerçekleştirdi.
Törenin açılış konuşmasını yapan SNS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Saruhan Simsaroğlu, “Manisa Mesir Fuarı bir kent fuarı ve kent panayırıdır. Fuarımızın kapılarını dile kolay 30. kez açıyoruz ama bu panayırın kültürü çok daha eskilere dayanıyor. Hatırlayanlar vardır, Mesir döneminde Laleli’de, sonrasında Ulupark’ta tezgahlar kurulurdu. Manisa Mesir Fuarı o günlerin günümüze iz düşümüdür ve görkemli saçım törenimizin ardından en köklü ve en çok hemşehrimize ulaşan etkinliliğidir” dedi.
Mesir fuarına uzun süredir hasret kaldıklarını söyleyen Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay, “Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden olan, tarihi ve kültürel dokusuyla ön plana çıkan Manisa’mızın; yerli ve yabancı turist sayısını artırmak, şehrimize kalıcı eserler bırakmak için var gücümüzle çalışacağız. Uluslararası Mesir Macunu Festivali, dünyanın en eski festivallerinden biri. Bizlere düşen görev, festival kapsamını her yıl daha da genişleterek, tüm dünyaya daha çok duyurmak. Manisa’nın festivaller kenti olarak anılması en büyük hedeflerimizden biri. Manisa’yı sadece Mesir Festivali ile değil birçok farklı festivalle buluşturmamız gerekiyor. Bunun çalışmalarına şimdiden başladık. UNESCO’nun Somut Olmayan Kültür Mirasları listesinde yer alan Mesir Festivalimiz, düzenleyeceğimiz yeni festivallerimizin lokomotifi olacak” ifadelerini kullandı.
“Bu şehrin her potansiyelini dinamiğe çevirmek için çok çalışacağız”
Mesir Fuarı sayesinde yüzlerce firma ziyaretçilerle buluşma imkanı bulduğunu söyleyen Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, “Manisa’mızda da yaklaşık 30 yıldır kesintisiz bir şekilde devam eden Mesir Sanayi ve Ticaret Fuarı, her yıl yüzlerce firmayı ve esnafı, binlerce ziyaretçisiyle buluşturuyor. Bu yıl da otomotivden beyaz eşyaya, mobilyadan ev dekorasyonuna kadar 200’ü aşkın firmayı şehrimizde ağırlıyoruz. Bu güzel fuar organizasyonunun şehrimizin tanıtımının yanında ekonomisi için de büyük önem arz ettiğini düşünüyorum. 484 yılı geride bırakan Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivalimizi, 4 yıllık bir özlemin ardından dün itibariyle coşkuyla başlattık. Pazar günü mesir saçım töreniyle coşkumuzun zirve yapacağı bu güzide festivalin her alanda daha ileriye taşınması için üzerimize düşen ne varsa fazlasıyla yapacağımızı belirtmek istiyorum. Hemşerilerimizin de festivaline sahip çıkmasıyla birlikte hem festivalimizin hem de şehrimizin tanıtımı noktasında önemli bir konumda bulunan festivalimizi şanına yakışır duruma getireceğimize inanıyorum. Manisa, medeniyetler şehri. Tarihiyle doğasıyla tarımıyla sanayisiyle turizmiyle potansiyeli olan bir şehir. Bu şehrin her potansiyelini dinamiğe çevirmek için çok çalışacağız” dedi.
Fuarın sadece bir etkinlik olmadığını geleneğin yaşatılmasına da önemli katkılar sağladığını söyleyen Manisa Valisi Enver Ünlü, “Mesir Sanayi ve Ticaret Fuarı, sadece bir etkinlik olmanın ötesinde, asırlardır süregelen bir geleneğin ve kültürel mirasın yaşatılması adına atılmış önemli bir adımdır. Gediz Ovası’nın arkasında yatan 1,5 milyon dekarlık verimli toprakları, gelişmiş sanayisi ve kültürel mirası ile Manisa’mız zengin bir kültürel ve ekonomik potansiyele sahiptir. Bu tür festivaller, kentimizin kültür, tarım ve sanayi alanındaki potansiyelini, ulusal ve uluslararası arenada tanıtma fırsatı sunarken, aynı zamanda yerel ekonomiyi canlandırma ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleme açısından da büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte fuarlar, sadece ekonomik birer platform olmanın ötesinde, kültürel ve sosyal birer buluşma noktası olarak da değerlendirilmelidir. Kadim bir medeniyetin, bereketli tarım faaliyetlerinin, gelişmiş bir sanayinin ve zengin bir turizm potansiyelinin bulunduğu Manisa’mız için bu fuarların, ilimizin tanıtımında ki etkisini daha fazlalaştırmak için elimizden geleni yapacağımıza inancım tamdır. Bu vesile ile şehrimizin marka değerini artırmak için böylesi fuarlar başta olmak üzere, her türlü etkinlik için çaba gösteren herkese teşekkür ediyorum. Manisa Mesir Sanayi ve Ticaret Fuarımızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Vali Ünlü, Başkan Zeyrek, Başkan Durbay ve protokol üyeleri açılış kurdelesini kesti. Fuarda yer alan ürünleri inceledi.
Fuara Manisa Valisi Enver Ünlü, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, Manisa Emniyet Müdürü Fahri Aktaş, Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay, Manisa’yı Mesiri Tanıtma ve Turizm Derneği Başkanı Ufuk Tanık, protokol üyeleri ve vatandaşlar katıldı. – MANİSA
]]>İSHAK KARA
(VAN) – Vanlı iş insanları, Türkiye Tebriz ve Urumiye Başkonsolosluklarını ziyaret etti. Görüşmede Türkiye ile İran arasındaki ticaret konuları ele alındı. Urumiye Başkonsolosu Adil Cüneyt Akbal, “Kapıköy sınır kapısının bittiği noktada sosyal bir tesis yapılacak (yeme-içme-vs). İran’dan Türkiye’ye karayolu ile geçecek olan turistlerin koşullarını iyileştirecek önemli bir nokta adım olacaktır” dedi.
VATSO Derneği ve Yönetim Kurulu Başkanı Zahir Kandaşoğlu ve beraberindeki heyet, 5 günlük İran ziyaretleri kapsamında Türkiye Tebriz ve Urumiye Başkonsolosluğunu ziyaret etti. 20 kişilik iş insanı heyeti ilk olarak Urumiye Başkonsolosu Adil Cüneyt Akbal ile Ticaret Ateşesi Milad Khoshnoo daha sonra Türkiye Tebriz Başkonsolosu Çetin Taner ve Ticaret Ateşesi Tahir Dingil’i makamlarında ziyaret etti. Ziyarette Türkiye ve İran arasında iş birliği noktasında önemli adımların atılabileceği konusunda fikir alışverişinde bulunuldu.
İLK ZİYARET URUMİYE BAŞKONSOLOSLUĞUNA
İş insanı Zahir Kandaşoglu ve beraberindeki heyet, Urumiye Başkonsolosu Adil Cüneyt Akbal ile Ticaret Ateşesi Milad Khoshnoo tarafından karşılandı. Yapılan görüşmede Başkonsolos Adil Cüneyt Akbay Türkiye ve İran arasında ki ticareti hakkında açıklamalarda bulunarak, şunları söyledi:
“Biz de sizinle iş birliği yapmayı bekliyoruz. Razı Khoy yolu düzeltilmediği sürece ihracatın artması gerektiği dönemlerde oradan tır geçmediği zaman bunlar yetersiz kalır. Bazı şeyler daha da hareketlenecek daha iyi olacak. 7 ayda 5-6 toplantımız oldu. Sınır illeri ekonomi işbirliği, af güvenlik toplantıları gibi karşılıklı Dışişleri Bakanlığı’nın ziyaretleri ve Cumhurbaşkanı ziyareti oldu, aslında gerçekten olumlu gelişmeler oluyor. 10 tane anlaşma imzalandı. Bundan sonraki ilk hedef karma ekonomi komisyonu toplantısı. Esendere’de gümrük geçişleri arttı, Kapıköy Razı Khoy yolunda inşaat halen tam olarak tamamlanmadı ancak İran’dan Türkiye’ye 15 yıl sonra günde 30 tane tır geçişi gerçekleşmektedir.
“KAPIKÖY SINIR KAPISINA TESİS YAPILACAK”
Bizler İran’dan Türkiye’ye gelecek turistlerle ilgileniyoruz. Van bu konuda bölgenin öncüsüdür. Kapıköy için kamulaştırma yapıldı, Kapıköy sınır kapısının bittiği noktada sosyal bir tesis yapılacak (yeme-içme-vs). Nevruz ve tatil dönemlerinde 5-6 saat insanlar kapıda bekliyor. İnşallah bu sorunun çözümü için Temmuz – Ağustos aylarında inşaata başlanacak. İran’dan Türkiye’ye karayolu ile geçecek olan turistlerin koşullarını iyileştirecek önemli bir nokta adım olacaktır.”
VAN TURİZM MASTER PLANINI HAZIRLADIK
İş İnsanı Zahir Kandaşoğlu, “Bizler 2 yıl süre içerisinde yeni bakanımız ile birlikte Van’ın turizm master planını hazırladık. Kapıköy vs tesisleşme durumu o master planında yer aldı. Bütçesi çıktı, ihalesi yapıldı. Allah nasip ederse yıl sonuna doğru tesisimiz de bitecektir. Önemli bir heyetle geldik, içimizde her farklı meslek örgütünden iş insanları var” dedi.
İKİNCİ ZİYARET İSE TEBRİZ BAŞKONSOLOSLUĞUNA GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Van’dan giden İş insanları heyetini Türkiye Tebriz Başkonsolosu Çetin Taner ve Ticaret Ateşesi Tahir Dingil karşıladı. Görüşmede, konuşan iş İnsanı Zahir Kandaşoğlu, görüşmeden dolayı başkonsolos Çetin Taner’e teşekkür etti.
Türkiye Tebriz Başkonsolosu Çetin Taner ise, “Daha önce arkadaşlarla görüştük ilk defa bu kadar ağır toplarla bir araya gelmekten dolayı memnunuz. Van müstesna bir ilimiz potansiyeli büyük bunun da farkındayız. Potansiyelini gerçekleştirmesi gereken bazı adımlar var. Gayretleriniz takdire şayandır” dedi.
]]>
(ANKARA) – Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, dördüncü çeyrekte yurt içinde ikamet eden 9 milyon 616 bin kişi seyahate çıktı. Bu yıl, yurt içindeki seyahatlerde yapılan toplam seyahat harcamaları geçen yıla göre yüzde 101 artarak 229 milyar 795 milyon 451 bin TL oldu.
TÜİK, 2023’ün dördüncü çeyreğine ilişkin hane halkı yurt içi turizm verilerini açıkladı. Buna göre, dördüncü çeyrekte yurt içinde ikamet eden 9 milyon 616 bin kişi seyahate çıktı. Seyahate çıkanların bir ve daha fazla geceleme kaydı ile ülke içinde yaptıkları toplam seyahat sayısı bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 32 artarak 11 milyon 509 bin seyahat olarak gerçekleşti. Bu çeyrekte seyahate çıkanlar 77 milyon 472 bin geceleme yaptı. Ortalama geceleme sayısı 6,7 gece oldu.
Yıllık olarak değerlendirildiğinde, 2023 yılında toplam seyahat sayısı bir önceki yıla göre yüzde 17,5 artarak 61 milyon 463 bin olarak gerçekleşti. Bu yılda seyahate çıkanların yaptıkları toplam geceleme sayısı bir önceki yıla göre yüzde 10,9 artarak 473 milyon 79 bin olarak gerçekleşti. Ortalama geceleme sayısı 7,7 gece oldu.
SEYAHATE ÇIKANLAR, 4. ÇEYREKTE 45 MİLYAR 734 MİLYON 935 BİN TL HARCADI
Yerli turistlerin, yurt içinde yaptıkları seyahat harcamaları 2023 yılının IV. çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 140 artarak 45 milyar 734 milyon 935 bin TL olarak gerçekleşti. Bu harcamaların yüzde 93’ünü 42 milyar 526 milyon 11 bin TL ile kişisel harcamalar, yüzde 7’sini ise 3 milyar 208 milyon 924 bin TL ile paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına yapılan ortalama harcama ise 3 bin 974 TL oldu.
Bu yıl, yurt içindeki seyahatlerde yapılan toplam seyahat harcamaları geçen yıla göre yüzde 101 artarak 229 milyar 795 milyon 451 bin TL oldu. Bu harcamaların yüzde 91’ini 209 milyar 128 milyon 153 bin TL ile kişisel harcamalar, yüzde 9’unu ise 20 milyar 667 milyon 298 bin TL ile paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına ortalama harcama ise 3 bin 739 TL oldu.
EN FAZLA HARCAMA YEME-İÇME
Bu çeyrekte, harcama türlerinin toplam seyahat harcamaları içerisindeki dağılım oranları incelendiğinde en fazla paya yüzde 30,2 ile yeme ve içme harcamaları, yüzde 30 ile ulaştırma harcamaları ve yüzde 11,6 ile konaklama harcamaları sahip oldu. Bu harcama türlerinin geçen yılın aynı dönemine göre değişim oranları incelendiğinde ise yeme ve içme harcamalarında yüzde 136,2, ulaştırma harcamalarında yüzde 126 ve konaklama harcamalarında ise yüzde 189,9’luk artış görüldü.
YEME İÇMEYE HARCANAN PARA GEÇEN YILA GÖRE ARTTI
Yıllık olarak harcama türlerinin seyahat harcamaları içerisindeki dağılım oranları incelendiğinde ise en fazla paya yüzde 32 ile yeme ve içme harcamaları, yüzde 26,3 ile ulaştırma harcamaları ve yüzde 17 ile konaklama harcamaları sahip oldu. Bu harcama türlerinin geçen yıla göre değişim oranları incelendiğinde ise yeme ve içme harcamalarında yüzde 111, ulaştırma harcamalarında yüzde 72 ve konaklama harcamalarında ise yüzde 164,3’lük artış görüldü.
YAKINLARI ZİYARET AMACI İLE YAPILAN SEYAHATLER YÜZDE 60,5 İLE İLK SIRADA
Bu çeyrekte, seyahate çıkış amaçlarında ikinci sırada yüzde 26,7 ile “gezi, eğlence, tatil”, üçüncü sırada ise yüzde 5,2 ile “sağlık” yer aldı. Seyahate çıkış amaçları yıllık olarak değerlendirildiğinde ise, yüzde 58,3 ile “yakınları ziyaret’ birinci sırada yer alırken, ikinci sırada yüzde 33,1 ile “gezi, eğlence, tatil”, üçüncü sırada ise yüzde 3,7 ile “sağlık” amacıyla yapılan seyahatler yer aldı.
SEYAHATE ÇIKANLAR EN ÇOK ARKADAŞ VEYA AKRABA EVİNDE KALDI
Bu çeyrekte, seyahate çıkanlar 53 milyon 619 bin geceleme sayısı ile en çok “arkadaş veya akraba evinde” kaldı. Konaklama türlerine göre geceleme sayısında ikinci sırada 11 milyon 746 bin geceleme ile “kendi evi” yer alırken, “otel” 5 milyon 941 bin geceleme sayısı ile üçüncü sırada yer aldı. Konaklama türleri yıllık olarak değerlendirildiğinde, seyahate çıkanlar 320 milyon 410 bin geceleme sayısı ile en çok “arkadaş veya akraba evinde” kaldı. İkinci sırada 72 milyon 620 bin geceleme ile “kendi evi” yer alırken, “otel” 38 milyon 263 bin geceleme sayısı ile üçüncü sırada yer aldı.
]]>
Vali Pehlivan, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Mersin İl Koordinatörlüğünce, Suphi Öner Öğretmenevi’nde düzenlenen IPART 3 tanıtım toplantısına katıldı. TKDK tanıtım videosu gösteriminin ardından konuşan Vali Pehlivan, Mersin’de hemen hemen her hafta tarım ve tarımla ilgili bir hususu ele aldıklarını söyledi. Aynı zamanda alanda tarımsal faaliyetlerin takibini ve bazı tespitleri yerinde gerçekleştirmeyi de önemsediklerini kaydeden Vali Pehlivan, bu konularda yaşanan sıkıntıları, beklentileri yerinde görerek, değerlendirmek üzere ilgili birimlerle de bir gayret içerisinde olduklarını ifade etti.
“Çiftçimiz nerede, biz de oradayız” sloganını her fırsatta dile getirdiklerini vurgulayan Vali Pehlivan, “Neden böyle söylüyoruz? Çünkü emektar çiftçilerimiz gerek tarımsal faaliyetlerde ki, buna hayvancılık faaliyetlerini, arıcılık faaliyetlerini, balıkçılık faaliyetlerini hepsini dahil ederek ifade ediyoruz. Alın teri ortaya koyuyorlar. Emek ortaya koyuyorlar. Ürün üretmek ve bu ürettikleri ürünleri kıymetlendirmeye çalışıyorlar. Bize düşen de devletimiz adına ortaya konulan bu emeğin karşılığını bulmasını sağlamak” diye konuştu.
“486 projeye, 3.6 milyar lira destek verildi”
Bu konuda devletin, devlet adına başta Tarım ve Orman Bakanlığının çok çeşitli destekleri, teşvikleri ve projeleri olduğunu söyleyen Vali Pehlivan, bunların bir bölümünün ulusal nitelikte, bir bölümünün de uluslararası iş birliği niteliğinde olan projeler olduğunu kaydetti. TKDK’nın bunlar içerisinde ayrı bir yer tuttuğunu vurgulayan Vali Pehlivan, şöyle devam etti; “Oluşumun gerçekleştiği 2011 yılından bugüne sayısız proje desteklendi. Şimdi artık adeta pergel genişletildi ve 81 ilimizde, ülkemiz genelinin tamamında TKDK projeleri uygulanacak. Bugüne kadar 25 binin üzerinde proje hayata geçirildi, binlerce kişiye istihdam sağlandı ve milyarlarca lira kaynak kullanıldı. Bu süre zarfında Mersin’de de IPARD 1 ve IPARD 2 projeleri hayata geçirildi. Bu süre zarfında toplam 486 projeye destek vermişiz. 486 proje hayata geçirilmiş. Bir kısmının işlemleri devam edenler var ama büyük ölçüde tamamına yakını hayata geçirilmiş. ve bu yatırımların toplam değeri bugünün rakamlarını ifade edecek olursak, 3.6 milyar lira. Bunun önemli bir kısmı ki, biliyorsunuz projeden projeye hibeler değişebiliyor. Yüzde 50 ile 70 arasında bir hibe desteği söz konusu. 40 yaş altı gençlerimize, kadınlarımıza ayrı ilave puanlarda verilmek suretiyle hibe destekleri de oransal olarak kadınlar ve gençler tarafından yapılan projelerde çok daha fazla. Ağırlıklı hibe temelli olmak üzere toplamda 3.6 milyarlık bir yatırım hacmi ortaya çıkmış. ve bu yatırımlarla yaklaşık 5 bin insanımızı, 5 bin vatandaşımızı istihdam etmişiz. Bu da çok önemli bir rakam. İlimiz genelinde, özellikle de bu projeler üretildiği, geliştirildiği, hayata geçirildiği noktalarda 5 bin ilave istihdam sağlamışız.”
“25 binden fazla projeye 45 milyar TL hibe desteği sağlandı”
TKDK Başkanlığı İç Denetim Koordinatörü Mesut Ekmekçi ise konuşmasında, kurum olarak 2011 yılından bugüne kadar kırsalda yaşayan insanlara, hayalini kurdukları yatırımlarda ekonomik anlamda destek vererek, gelir seviyelerini ve iş imkanlarını arttırmalarına katkı sağladıklarına söyledi. Bugüne kadar 42 ilde uygulanan IPARD programlarının, IPARD 3 dönemiyle birlikte ülkenin artık tamamında uygulanacağı bilgisini veren Ekmekçi, “Ülkemizdeki tarım ve gıda sektörlerinin sürdürülebilir kalkınması, tarımsal işletmelerimizin gıda güvenliği, gıda güvenirliliği, hayvan refahı gibi kriterlere ilişkin Avrupa Birliği standartları uyum kapsamında, 81 ilimizin tamamında yatırımcılarımıza destek olacağımızı buradan paylaşmak isterim. TKDK olarak yola çıktığımız günden bu yana IPARD destekleriyle rekabet gücü yüksek, en geniş teknolojileri kullanan, sadece yurt içinde değil, aynı zamanda ihracat için de üretim yapan işletmelere verdiğimiz hibelerle birlikte destek olduk. Bugüne kadar 25 binden fazla projeye vermiş olduğumuz 45 milyar TL hibe desteği ile ülkemize yaklaşık 100 milyar TL tutarında yatırım kazandırdık. ve bu yatırımlar sayesinde de 100 binden fazla istihdama vesile olduk” ifadelerini kullandı.
Üretimin çeşitlendirilip arttırılması gerektiğine dikkat çeken Ekmekçi, “Hayvancılık sektörümüzün geliştirilmesi ve modernizasyonu, yerelde yan sanayilerin büyümesi, istihdamın arttırılması ve kırsal nüfusun yerinde tutulması gibi pek çok parametresi olan çok yönlü bir alan olarak ele almaktayız. Bu çerçevede Tarım ve Orman Bakanlığı politikaları ile tam uyumlu olarak verimliliği, sürdürülebilirliği, kayıtlı üretimin gerçekleştirildiği bir tarım politikası ile IPARD programını, ülkemizin tamamında bakanlığımızın üretim planlaması doğrultusunda katkıda bulunacağımızı vurgulamak istiyorum. Diğer yandan da özellikle yerelde çarpan etkisi ile birçok sektörün gelişimine katkı sağlamayı sürdüreceğiz. Yaşam standartlarını yükseltmek, tarıma dayalı sanayiyi geliştirmek, yerinde üretmek ve yerinde işlemek amacıyla kırsal alanlarımızda yaşayan ve üreten insanlarımıza daha çok destek olacağız” şeklinde konuştu.
TKDK Mersin İl Koordinatörü Beytulllah Uygur’da konuşmasında, 2011 yılından bu yana yürüttükleri IPARD projeleri hakkında bilgi verdi. Uygur, Mersin’in, IPARD projelerinden en fazla faydalanan iller arasında olduğunu vurguladı.
Konuşmaların ardından IPARD kapsamında sözleşme imzalamaya hak kazanan yatırımcıları çekleri verildi. – MERSİN
]]>ASO Oda Meclisi ile 2’inci ve 3’üncü OSB Müteşebbis Heyet Müşterek toplantısı ASO meclis toplantı salonunda gerçekleştirildi. Programda konuşan ASO Başkanı Seyit Ardıç, faiz oranlarının üretici üzerinde olumsuz etki oluşturabileceğini ve enflasyonun sabit tutulması için gerekli çalışmaların yapılması gerektiğini belirtti. Vergi borçlarının ertelenmesinin sanayii esnafı açısından rahatlatıcı olabileceğini aktaran Ardıç, üretimde sermaye kadar insan kaynağının da önemli olduğunu ve sanayide çalışacak personelin de yetiştirilmesi gerektiğine dikkati çekti.
ASO Başkanı Ardıç, “Geçtiğimiz ay yapılan yerel seçim sonuçlarının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Yeniden seçilen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Mansur Yavaş’ı, İlçe Belediye Başkanlarımızı ve Belediye Meclis Üyelerimizi tebrik ediyor, görevlerinde başarılar diliyorum. Ankara Sanayi Odası olarak, yerel yönetimlerimizle iş birliğimizi daha da güçlendirerek, Başkentimizin ve ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimi için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Belediye Başkanlarımızın bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, ‘Başkentin sanayiinden sanayinin ve teknolojinin başkentine’ hedefimize ulaşmada destek olmaya devam edeceklerine gönülden inanıyorum” dedi.
“Yüksek faiz, üretici kesim açısından finansman maliyetlerinin artması anlamına gelmektedir”
Ekonomik yapıda ortaya çıkan belirsizliklerin sanayicinin üretim gücünün azalmasına neden olduğunu belirten Ardıç, “Özellikle yüksek enflasyon, belirsizliği önemli ölçüde arttırmıştır. Diğer taraftan yüksek faiz, üretici kesim açısından finansman maliyetlerinin artması anlamına gelmektedir. Makroekonomik ve finansal belirsizlikten, yüksek finansman maliyetlerinden olumsuz etkilenen üretim kesimi, enflasyonun makul seviyelere indirilmesi ve oynaklığının azaltılması hedefiyle son dönemde politika faizi artırımlarına da razı olmuştu” şeklinde konuştu.
Parasal sıkılaşma politikalarında beklenen sonuçların alınamadığını, ekonominin mevcut durumda aynı anda hem yüksek faiz hem de yüksek enflasyon kıskacında kaldığını savunan Ardıç, “Bu süreç, yurt içinde belirsizliği artırmakta, ara mallardaki yüksek fiyat artışları kanalıyla üretimde aksamalara yol açmakta ve uluslararası piyasalarda rekabet gücümüzü aşındırmaktadır. Tüm bunlar, reel sektör olarak bizlerin yaşadığı zorlukların derecesini ortaya koymaktadır” ifadelerini kullandı.
“Ticari kredi kartı limitlerinin sınırlandırılması biz sanayicileri daha da zor durumda bırakmıştır”
Başkan Ardıç, “Yüksek faiz koşullarında reel sektörün krediye ulaşma maliyetleri zorlaşırken, diğer taraftan ticari kredi kartı limitlerinin sınırlandırılması biz sanayicileri daha da zor durumda bırakmıştır. Ticari kredi kartları enflasyon arttırıcı bir etkiden daha ziyade arz tarafına katkısı olduğundan enflasyonu düşürücü bir etkiye sahiptir. Limitlerin yeniden gözden geçirilerek revize edilmesi, biz sanayicilerin nakit ihtiyacına bir nebze de olsa katkı sağlayacaktır” dedi.
Başta enflasyon olmak üzere birçok makro değişkenin dengelenmesinde ekonominin arz tarafının canlı kalması gerektiğini ifade eden Ardıç, “Krediye ulaşmanın zor olduğu bu dönemde, vergi borçlarının ertelenmesi ya da taksitlendirilmesi, reel sektörün üretime devam edebilmesi ve ayakta kalabilmesi için hayati öneme sahiptir. Ülkemizdeki birçok işletme öz kaynağı yetersiz olduğu için üretimini sürdürebilmek ve yeni yatırımlar için krediye ihtiyaç duymaktadır. Ülkemizin ekonomisine katkıda bulunmaya çalışan sanayicilerimiz, borçlanma suretiyle aktiflerinde gerçekleşen artışlar üzerinden enflasyon vergisi ödemek zorunda bırakılmaktadır. İşletme bilançolarının aktiflerindeki artış üzerinden alınacak enflasyon vergisi, özü itibariyle bir varlık vergisine dönüşecektir. Ticarete konu olmayan ancak aktifte yer alan bir varlığın, enflasyon nedeniyle artan değerinin vergilendirilmesi, biz sanayicilere ilave bir maliyet getirecektir” şeklinde konuştu.
Enflasyon düzeltme işlemlerinin, 31.12.2023 bilançolarına uygulandığı gibi 2024 yılı geçici vergi dönemlerinde de vergisiz olarak uygulanmasının, ülke ekonomisi açısından daha faydalı olacağını aktaran Ardıç, “Diğer taraftan, ülkemize yeni ihracat ve yatırım imkanları sağlamak için uğraş verirken, üretimde liderlik edenler vize kuyruklarında bekletiliyor ve birçoğumuz da maalesef vize alamıyor. Malların serbest dolaşımı için karşılıklı imza atıyoruz, malları serbest dolaştırıyoruz, ancak bunları üreten sanayicilerimiz, sınırda bekletiliyor. Bu uygulama biz sanayiciler için ‘tarife dışı engel’ halini almıştır” ifadelerini kullandı.
İşsiz sayısının 2023 yılında bir önceki yıla göre 318 bin kişi azalarak 3 milyon 264 bin kişi olduğunu, işsizlik oranının ise 1 puan azalarak yüzde 9,4 seviyesinde gerçekleştiğini dile getiren Ardıç, “İşsizliğin tek haneye gelmesi önemli, peki doğru beşeri sermaye yetiştiriyor muyuz? Ürettiğimiz beşeri sermayeyi doğru kullanıyor muyuz?” dedi.
“18 yaşına gelen her vatandaşın mutlaka üniversiteye gitmesi gerektiğine ve gitmediğinde cahil kalacağına inanan tek ülkeyiz”
Son 20 yılda üniversite sayısı 3 kat artarken, öğrenci sayısının 4,5 kat arttığını ve 208 üniversitede 7 milyon öğrencinin eğitim gördüğünü, her yıl 1 milyona yakın mezun verildiğini aktaran Başkan Ardıç, “Yükseköğretime yönelik artan talep ve hızla yükselen üniversite mezunu sayısı, işgücü piyasasında son 10 yıldır etkileri giderek daha belirgin hale gelen önemli değişimlere neden olmuştur. Enteresandır ki 18 yaşına gelen her vatandaşın mutlaka üniversiteye gitmesi gerektiğine ve gitmediğinde cahil kalacağına inanan tek ülkeyiz. Türkiye’nin nüfusu hayatta hiçbir işkolunda uzmanlaşamamış, 25-30 yaşına kadar ekonomik döngüye girememiş, üretici konumuna geçememiş milyonlarca diplomalı işsizle doludur” şeklinde konuştu.
“Üniversiteye akademik eğitime yatkınlığı olanlar gitmeli”
Her gencin üniversite mezunu olmasının şart olmadığını ama bir meslek sahibi olmasının şart olduğunu dile getiren Ardıç, “Üniversiteye akademik eğitime yatkınlığı olanlar gitmeli. Ama bizim eğitim sistemimizde, akademik hiçbir başarı vaat etmeyen gençlerimiz de üniversite okuyor, bir şekilde mezun da oluyor ve diplomalı işsizler ordusuna katılıyor. Milyonlarca genç, yanlış planlanmış bir eğitim sisteminde hayatlarının en az 4-5 yılını ziyan ediyor ve erken yaşta geçerli bir mesleğin sahibi olup üretici konumuna geçme şansını ne yazık ki kaybediyor” dedi.
“Ülkemizin ihracat katma değerini artıracak vizyon projesi ASO Ankara Teknoloji Üssü için harekete geçtik”
Başkan Ardıç, “Değerli meclis üyeleri, geçen haftalarda basının çok dikkatini çeken ve sizlerin de takdirlerine şayan olacağını düşündüğüm, ülkemizin en büyük teknoloji üssünü kurmak için ilk adımı attık. Ülkemizin ihracat katma değerini artıracak vizyon projesi ASO Ankara Teknoloji Üssü için harekete geçtik. 1,2 milyon metrekare alanda kurulması planlanan Ankara Teknoloji Üssü, sanayi ile teknoloji tabanlı girişimciliği bir araya getirecek. Ankara Teknoloji Üssü’nde Ar-Ge ve inovasyon süreçleri direkt olarak üretime yönelik yapılacak. Türkiye’nin en büyük teknoloji üssü ile ülkemizin yüksek katma değerli bir ekonomiye kavuşması için gerekli dönüşümün hızlanacağına inanıyor ve heyecanlanıyorum” ifadelerine yer verdi. – ANKARA
]]>Fındıktan sonra en önemli geçim kaynağının arıcılık olduğu Ordu’da 3 bin 500 üretici yaklaşık 600 bin kovanda bal üretiyor.
Mayısın ilk haftasından itibaren yayla yolcuğuna başlamayı planlayan arıcılar, bir yandan kovan ve çerçeveleri tamir ediyor, diğer yandan da yaylada arı bakımı için gerekli malzemeleri tedarik etmeye çalışıyor.
Ordu Arıcılar Birliği Başkanı Akın Çiftçi, AA muhabirine, kentte arıcılığın yaygın olduğunu, her yıl ortalama 20 bin ton bal üretildiğini söyledi.
Ülkenin en çok bal üreten illerinin başında Ordu’nun geldiğini belirten Çiftçi, 3 bin 500 arıcının yaklaşık 600 bin kovanda üretim yaptığını ifade etti.
Çiftçi, kovan varlığı bakımından Ordu’nun ikinci sırada olduğunu anlatarak, ” Türkiye’de en çok bal üretilen illerden birinin Ordu olmasının başlıca sebebi çok fazla gezginci arıcımızın olması. Ege, Akdeniz, Doğu, Güneydoğu ile İç Anadolu Bölgesi’nde üretim yapan arıcılarımız var.” dedi.
Ordulu arıcıların genelde çiçek balı ürettiğini dile getiren Çiftçi, ayrıca çam, kestane, ayçiçeği ve üçgül balı üretildiğini belirtti.
Çiftçi, binbir emekle arıcılık yapan üreticilerin bu günlerde yoğun bir göç hazırlığında olduğuna dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Şu anda arıcılarımız arılarına göç öncesi bahar beslemesi yapıyor. Kek ve şurup vererek arılarını göçe hazır hale getiriyorlar. Bazı arıcılarımız kovan ve çerçevelerini yeniliyor. Bazıları ise gerekli tedarikleri hazır hale getirmeye çalışıyor. Yaklaşık 2 bin gezginci arıcımız göçe hazırlanıyor. Mayıs ayı itibarıyla arıcılarımız yeni sezonun üretimine başlayacaklar.”
Kokarca zararlısı uyarısı
Bölgede sıkça görülmeye başlayan ve fındığı tehdit eden kokarca zararlısı nedeniyle birçok arıcının daha erken göç edebileceğini vurgulayan Çiftçi, “Fındık üreticileri kokarca zararlısına yönelik yoğun bir şekilde bahçelerinde ilaçlama yapıyor. Bu ilaçlar arıcılarımızı da olumsuz etkiliyor. Bundan dolayı arıcılarımızın önemli kısmı daha erken göç edebilir.” diye konuştu.
Çiftçi, Ordulu gezgin arıcıların birçok bölgeye göç ederek arıcılık faaliyetinde bulunduklarını belirterek, “Arıcılarımızın gittiği illerin başında Hakkari, Van, Erzurum, Şırnak, Siirt, Muş, Erzincan, Kars, Ağrı, Sivas ve Yozgat geliyor. Türkiye’nin hemen hemen 50 ilinde Ordulu arıcılarımızı görmek mümkün.” ifadelerini kullandı.
Üreticiler sezondan umutlu
Altınordu ilçesinde bal üreticisi Ercan Yıldız ise 250 kovanla göç hazırlığını sürdürdüğünü söyledi.
Kovanlarını Erzurum’a götüreceğini anlatan Yıldız, “Şu anda Ordu’da bahar ayı iyi geçiyor. Arılarımız iyi gelişiyor ancak göç edeceğimiz yerdeki mevsim bizim için çok daha önemli. 3,5 ay yaylalarda kalacağız. Sezondan umutluyuz, güzel bir sezon geçirmeyi diliyoruz.” dedi.
Arıcı Emin Kılıç da sezon öncesi son hazırlıkları yaptıklarını dile getirdi.
Yaklaşık 600 kovanla üretim yapan Kılıç, “Mayısın ikinci haftası itibarıyla Ordu’dan göç etmiş olacağız. Çok iyi bir sezon bekliyoruz. Mevsim şartları istediğimiz gibi giderse çok yüksek rekolte ve kalitede bal üreteceğimizi düşünüyoruz.” diye konuştu.
]]>Tek bir protokol ile Türkiye’nin en uzun raylı sisteminin yapılacağı Trabzon’da projenin 2028 yılında bitirilmesi hedefleniyor
TRABZON – Trabzon’da uzun yıllardır beklenen Trabzon Raylı Sistem Hattı’nın devir protokolü Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Trabzon Büyükşehir Belediyesi arasında imzalandı. Tek bir protokol ile Türkiye’nin en uzun raylı sisteminin yapılacağı Trabzon’da projenin 2028 yılında bitirilmesi hedefleniyor.
Trabzon’un yıllardır beklediği projelerin başında yer alan Raylı Sistem Hattı’nın devir protokolü imzalandı. Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nde düzenlenen devir protokolü törenine Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Yalçın Eyigün ile Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç katıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazetede yayınlanan kararla Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından üstlenilecek proje aynı zamanda tek bir protokol ile Türkiye’nin en uzun raylı sistemi olacak. İlk etapta 8.7 kilometresi ile başlayan ardından da 32 kilometrelik uzunluğuna sahip olacak Trabzon Raylı Sistem Hattı’nın 2028 yılında hizmete girmesi hedefleniyor.
Devir protokolünde bir konuşma yapan Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, raylı sistem çalışmalarını hızlı bir şekilde başlattıklarını belirterek, “Projemiz genel itibariyle 824 bin kişinin yaşadığı şehrimizde özellikle Akçaabat, Yomra ve Ortahisar ölçeğimizde 500 bin kişinin yaşadığı sirkülasyonun en yoğun olduğu alana hizmet etme hedefiyle beraber oluyor. Yani Akçaabat ve Yomra arası planlanıyor. Ancak projemizin başlangıç aşaması şehir hastanemizin de hizmete alınması ile beraber daha yoğun bir alan olacak etaplamanın en yoğun alanı Akyazı-Meydan olarak yani 8.7 km’lik alan itibarıyla inşallah başlayacağız. Hemen akabinde üniversitemizde yani Akyazı-Havalimanı aksıyla beraber 16 km’lik kısmını Ortahisar ölçekli olarak ele alacağız ardından da Akçaabat bağlantımız ve Yomra bağlantımız şeklinde projemize inşallah devam ettirmeyi arzu ediyoruz. Tabii ki bütün şehirlere yapılan hizmetlerin bahanesi kıymetli Cumhurbaşkanımızın ülkesine milletinden memleketine hizmet etmeye adanmış olan liderimizin Cumhurbaşkanımızın iradesi kararı kararlılığı ve hizmete aşkıdır. Hatırlarsanız bu projemizi kıymetli Cumhurbaşkanımız Trabzon’u ziyaretinde de hemşerilerle beraber buluşmasında da gündeme getirmiş paylaşmış biz de bir manada ondan sonraki süreci şehrimizde bu projeyi önceliklendirerek ve şehirdeki beklentiyi karşılamak adına bu çalışmayı hızlı bir şekilde başlattık” dedi.
Proje tek bir protokol ile imzalanan en uzun raylı sistem çalışması olacak
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Yalçın Eyigün ise yaptığı konuşmada, Türkiye’de 970 kilometre raylı sistem işletmeciliği olduğunu belirterek “Şehirler çok büyüdü onlarca yıl önce bir trafik sorunu yoktu ama artık insanların büyükşehirlerde yaşarken ilk akıllarına gelen problem trafik problemi. İkinci problem ise Karadeniz’de daha çok yaşadığımız arazi problemi. Birkaç on yıl önce baktığımızda şehirlerde toplu taşıma önemli değildi. Son 15-20 yılda daha hayati hale geldi. Şehirler büyüdükçe ulaşım ana planlarının gerektirdiği ulaşım ihtiyaçları artıyor. Trabzon’da ulaşım ana planının güncellenmesiyle bir raylı sistem ihtiyacı ortaya çıktı. 800 bini aşkın nüfus herkesin şehir merkezine gelme durumu var. Burada uzun bir planlama gerekiyordu. Bu anlamda bugün kadar Türkiye’de 970 kilometre raylı sistem işletmeciliği var. Bunun 433 kilometresini bakanlığımız gerçekleştirdi. Bugünkü protokolde de tek bir protokol ile en uzun raylı sistem çalışması Trabzon için başlıyor. İki ucuna baktığımızda 32 kilometreden bahsediyoruz. Diğer şehirlerde yapımı devam eden 61 kilometre raylı sistem hattı var. Bugün inşallah imzasını atıyorken etüdümüzün, projelerimiz, sondajlarımızın 1-1.5 yıl içerisinde tamamlanması, 2025 yılında inşallah yapım aşamasına getirmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Başkan Genç projenin 2028 yılında bitirilmesinin hedeflendiğini belirterek, “Uygulama projemizi inşallah tamamlayıp süratle 2025 programımıza yetiştiğimiz taktirde 2025 yılında fiilen başlayıp 2028 yılında bunu bitirmeyi hedefliyoruz. Bunu Bakanımız ile paylaştık. Süratli çalışacağız. Şehrimizde beklenen bir proje. Bizim önceliklerimiz arasında 3 temel projeden bir tanesi ve birincisidir” diye konuştu.
]]>Ardıç, Odanın nisan ayı meclis toplantısında yaptığı konuşmada, ara mallarındaki yüksek fiyat artışlarının üretimde aksamalara yol açtığını bildirdi.
Reel sektörün yüksek faiz koşullarında krediye ulaşmada sorun yaşadığını dile getiren Ardıç, “Diğer taraftan ticari kredi kartı limitlerinin sınırlandırılması biz sanayicileri zor durumda bırakmıştır. Limitlerin yeniden gözden geçirilerek revize edilmesi sanayicilerin nakit ihtiyacına bir nebze de olsa katkı sağlayacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Vergi borçlarının ertelenmesi ya da taksitlendirilmesinin reel sektörün üretime devam edebilmesi için hayati öneme sahip olduğunu belirten Ardıç, yaşadıkları vize sorununa da dikkati çekti.
Sanayicilerin vize kuyruklarında bekletildiğini ve birçoğunun yurt dışına çıkışta vize alamadığını söyleyen Ardıç, şöyle devam etti:
“Malların serbest dolaşımı için karşılıklı imza atıyoruz, mallarımızı serbest dolaştırıyoruz ancak bunları üreten sanayicilerimiz sınırda bekletiliyor. Bu uygulama, biz sanayiciler için ‘tarife dışı engel’ halini almıştır. Orta Vadeli Program’da 2026 yılı için 305 milyar dolar ihracat hedefi ortaya konuldu. Bizler yeni pazarlara açılamazken, fuarlarda ürünleri sergileyip pazarlayamazken bu hedefe nasıl ulaşılması bekleniyor. Artık vize sorunumuz finansman sorununun çok daha önüne geçti. Gerekirse teminat mektubu verelim, devlet garantörlük yapsın, gerekli girişimlerde bulunularak artık bu sorun nihayetlensin.”
Ardıç, özellikle doğrudan yabancı yatırımlar için güven tesisisin önem taşıdığına işaret ederek, mevcut politikanın eş güdümlü ve yapısal reformlarla da desteklenerek uygulanmasıyla Türkiye’ye dış sermaye girişlerinin hızlanacağını dile getirdi.
Üniversite mezunu sayısının ve “mavi yakalı” işçi açığının hızla arttığını belirten Ardıç, istihdam politikasının buna göre şekillendirilmesini istedi.
Ardıç, sağlıklı bir enflasyon patikasına girebilmek için kamu harcamalarının kısılması gerektiğini de ifade etti.
“Ekonomik program ‘çok yönlü’ bir yaklaşımla yeniden şekillendirilmeli”
Odanın, Türkiye’nin en büyük teknoloji üssünü kurmak için ilk adımı attığını söyleyen Ardıç, şunları kaydetti:
“Ülkemizin ihracat katma değerini artıracak vizyon projesi ‘ASO Ankara Teknoloji Üssü’ için harekete geçtik, Temelli Sanayi Havzası’nda 1,2 milyon metrekare alanda kurulması planlanan üs, sanayi ile teknoloji tabanlı girişimciliği bir araya getirecek. Burada AR-GE ve inovasyon süreçleri direkt üretime yönelik yapılacak. Türkiye’nin en büyük teknoloji üssüyle ülkemizin yüksek katma değerli bir ekonomiye kavuşması için gerekli dönüşümün hızlanacağına inanıyor ve heyecanlanıyorum.”
Ardıç, Türkiye’nin tasarruf, bütçe ve dış ticaret açığı verdiğini belirterek, “Türkiye’nin ekonomik programı, mevcut ekonomik koşullar, uluslararası faktörler ve sosyal dinamikler ile birçok etkeni dikkate alarak çok yönlü bir yaklaşımla yeniden şekillendirilmelidir. Ayrıca, bu programın uygulanması sürecinde katılımcı bir yaklaşım benimsenerek, farklı paydaşların görüşleri dikkate alınmalı ve ortak akılla toplumsal uzlaşı sağlanmalıdır.” dedi.
]]>Düzenlenen basın açıklamasına KSMMMO Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yedikaya, yönetim kurulu üyeleri ve oda üyeleri katıldı. Başkan Ali Yedikaya, yönetim kurulu üyeleri ve meslektaşları ile birlikte Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkililerine yapmış oldukları başvuruların dikkate alınması gerektiğini dile getirerek; “130 bin Mali Müşavirin işlerini daha sağlıklı bir şekilde yapabilmesi için, haklı ve insani taleplerimizin ivedilikle hayata geçirilmesi için, Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkililerine yaptığımız hem yazılı hem sözlü başvurularımızın dikkate alınması, meslektaşlarımızın masa başında ölmemesi için haklı taleplerimiz için meslektaşlarımızla bir araya gelerek bu tepkiyi göstermek zorunda kalıyoruz. Artık ekonominin can damarı olan Mali Müşavirlerin sırtındaki yük dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Meslek mensupları aracılığıyla alınan beyan ve bildirimlerin sayısı her geçen gün artmakta, bu beyan ve bildirimlerin içerikleri kolaylaşacağına daha da zorlaştırılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde iş verimini artırmak için haftalık çalışma günlerinin dört güne indirilmesi tartışılırken, biz Mali Müşavirler olarak neredeyse 7/24 ofislerimize hapsedilmeye çalışılıyoruz, Bunu kabul etmeyeceğiz” dedi.
Başkan Yedikaya, beyan ve bildirimleri almak için kullanılan sistemlerin sağlıklı çalışmadığını vurgulayarak, “Görünürde işverenlerden istenilmekte olan hemen her veri Mali Müşavirler aracılığıyla toplanılır hale gelmiştir. Bu durum meslek mensuplarının zaten çok ağır bir iş yükü altında ezilmelerine sebebiyet vermekte iken bir de beyan ve bildirimleri almak için kullanılan sistemlerin sağlıklı çalışmaması ve yoğunluk dönemlerinde tıkanması, zamanla yarışan meslektaşlarımızın streslerini katbekat artırmaktadır. Meslektaşlarımız, rutin dönemlerde dahi beyan ve bildirimleri sağlıklı bir şekilde hazırlayamaz hale gelmiştir. Bu kadar ağır iş yükü altında çalışmak zorunda bırakılan biz meslek mensupları, bir işletmenin faaliyetlerini ve işlemlerini sağlıklı bir şekilde yürütemez hale geldik. Sadece Nisan ayında GİB tarafından ilan edilen vergi takviminde toplam elli altı beyan ve bildirimin verileceği açıkça görülmektedir. Bu beyan ve bildirimlerin yanında bir de en son 20 yıl önce uygulanan ve genel tebliği ile sirküleri henüz iki üç ay önce yayımlanan, hala uygulamada birçok tereddüttü barındıran enflasyon düzeltme işlemlerine ilişkin yapılacak çalışmaları da aynı takvimde tamamlanmak zorunda bırakılmamızı adil ve uygulanabilir bulmuyoruz. Resmi, idari ve hafta sonu tatilleri Ramazan Bayramı ile birleşince toplam on iki günlük tatil nedeniyle Nisan ayında çalışma günümüz olarak sadece on sekiz gün kalmıştır. Bu kadar kısa sürede bu kadar beyan ve bildirimin sağlıklı bir şekilde verilmesine imkan yoktur” ifadelerini kullandı.
“Bilgi sistemlerinde modernisayon şart”
Başkan Yedikaya, “Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkililerine yaptığımız hem yazılı hem sözlü başvurularımızı dikkate alması için meslektaşlarımızın masa başında ölmesi mi gerekmektedir. Mali Müşavirlerin iş yükünü hafifletecek çözüm önerilerini Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkililerine hem yazılı hem de sözlü olarak birçok kez aktardık. Yaptığımız her görüşmede, Mali Müşavirlerin ağır iş yükü altında ezildiğini, omuzlarındaki yükün artık dayanılmaz bir seviyeye geldiğini, meslektaşlarımızın beden ve ruh sağlıklarının bu yükü kaldıramadığını anlamanız için, daha kaç kez dile getireceğiz. Önerilerimize yıllardır sessiz kalınması sebebiyle büyüyen bu sorunların ortadan kaldırılması için beyan ve bildirimlerin sadeleştirilmesi, bilgi sistemlerinin alt yapılarının modernizasyonu şarttır. Ölçüsüz bir iş yükü ve adil olmayan ücret tarifesi, mali müşavirlerin iş ve yaşam dengesini olumsuz etkiliyor ve insani yaşam hakkını ellerinden alıyor” dedi.
Başkan Yedikaya açıklamasında 130 bin meslek mensubunun çığlıklarına duyarsız kalınamayacağını ifade ederek, “Şu saatte tüm Türkiye deki bütün odalarımızda aynı anda,Sorunlarımıza ivedi olarak çözüm üretilmesi için haykıran 130 bin meslek mensubunun çığlıklarına duyarsız kalınamaz. Artık mevcut işlerimizi yapamaz hale geldik, bıçak kemiğe dayanmıştır, kimse bizim sabrımızı denemesin. İnsani şartlarda yaşamak biz mali müşavirlerin de anayasal hakkıdır. Hazine ve Maliye Bakanlığından her ay beyan sürelerinin uzatılmasını değil, günümüzde yapay zeka teknolojisinin kullanıldığı bir çağda, elektronik uygulamalar aracılığıyla toplanan verilerin etkin bir şekilde sınıflandırılmasını ve yasal olarak veri talep eden kurumlarla, örneğin TUİK, Merkez Bankası ve Kamu İhale Kurumu gibi tüm kamu kurumlarıyla paylaşılmasını talep ediyoruz. Aynı verilere dayalı olarak yapılan tekrarlı beyan ve bildirim yüklerinin hafifletilmesini istiyoruz. Ayrıca, vergi beyan dönem ve sürelerinin, resmi tatil günleri dikkate alınarak düzenlenmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Başkan Yedikaya,”Şu an meslek camiamızda bir infial hali mevcuttur. Meslektaşlarımız gece gündüz demeden rutin işlerinin yanında ay sonuna kadar kurumlar vergisi beyannamelerini yetiştirmek için uğraşmaktadırlar. Bayram tatili nedeniyle çalışmaların sekteye uğraması, mükelleflerden bilgi ve belgenin toplanamaması sebebiyle kurumlar vergi beyannamelerinin süresinde sağlıklı bir şekilde hazırlanabilmesi mümkün değildir. Kurumlar vergisi beyannameleri bile süresinde hazırlanıp beyan edilemeyecek durumda iken bir de bundan 17 gün sonra geçici vergi döneminde enflasyon düzeltmesi işlemlerinin yapılmasının ve beyanname ekine bilançonun eklenmesinin istenmesi, biz mali müşavirlerin adeta cinnet geçirmesine sebebiyet vermektedir. 2024 yılı geçiş dönemi olması ve ikincil mevzuatın oldukça geç yayımlanması ve aşırı yoğunluk nedeniyle 2024 yılında geçici vergi dönemlerinde enflasyon düzeltme işlemlerinin yapılmaması için dayanakları ile birlikte Hazine ve Maliye Bakanlığı ve gelir idaresi başkanlığına yaptığımız müracaatımızın hayata geçirilmesini talep ediyoruz. 2023 yılına ilişkin Kurumlar Vergisi Beyannamelerinin ve elektronik defter beratlarının yüklenmelerinin Nisan ayındaki resmi tatil sürelerinin uzun olması nedeniyle zamanında yapılması mümkün değildir. Bu nedenle kurumlar vergisi beyannameleri ile e-defter beratlarının yükleme sürelerinin ve geçici vergi beyan süresinin uzatılması talebimizin, biran önce yerine getirilmesi zorunluluktur” dedi.
Başkan Yedikaya açıklamasında meslek mensuplarının taleplerini yineleyerek, “Angaryalara Hayır diyoruz. Çalışmayan Maliye bakanlığı sistemlerini istemiyoruz. Masa başında ofislerimizde ölmek istemiyoruz. Enflasyonun sorumlusu biz değiliz, enflasyon muhasebesini yıllık istiyoruz. Saygın bir meslek için Kota istiyoruz. KDV beyannamelerinin birleştirilmesini istiyoruz. Hakkımız olan ücretimizi biz belirlemek istiyoruz” ifadelerine yer verdi. – KAYSERİ
]]>Trabzon’un yıllardır beklediği projelerin başında yer alan Raylı Sistem Hattı’nın devir protokolü imzalandı. Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nde düzenlenen devir protokolü törenine Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Yalçın Eyigün ile Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç katıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazetede yayınlanan kararla Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından üstlenilecek proje aynı zamanda tek bir protokol ile Türkiye’nin en uzun raylı sistemi olacak. İlk etapta 8.7 kilometresi ile başlayan ardından da 32 kilometrelik uzunluğuna sahip olacak Trabzon Raylı Sistem Hattı’nın 2028 yılında hizmete girmesi hedefleniyor.
Devir protokolünde bir konuşma yapan Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, raylı sistem çalışmalarını hızlı bir şekilde başlattıklarını belirterek, “Projemiz genel itibariyle 824 bin kişinin yaşadığı şehrimizde özellikle Akçaabat, Yomra ve Ortahisar ölçeğimizde 500 bin kişinin yaşadığı sirkülasyonun en yoğun olduğu alana hizmet etme hedefiyle beraber oluyor. Yani Akçaabat ve Yomra arası planlanıyor. Ancak projemizin başlangıç aşaması şehir hastanemizin de hizmete alınması ile beraber daha yoğun bir alan olacak etaplamanın en yoğun alanı Akyazı-Meydan olarak yani 8.7 km’lik alan itibarıyla inşallah başlayacağız. Hemen akabinde üniversitemizde yani Akyazı-Havalimanı aksıyla beraber 16 km’lik kısmını Ortahisar ölçekli olarak ele alacağız ardından da Akçaabat bağlantımız ve Yomra bağlantımız şeklinde projemize inşallah devam ettirmeyi arzu ediyoruz. Tabii ki bütün şehirlere yapılan hizmetlerin bahanesi kıymetli Cumhurbaşkanımızın ülkesine milletinden memleketine hizmet etmeye adanmış olan liderimizin Cumhurbaşkanımızın iradesi kararı kararlılığı ve hizmete aşkıdır. Hatırlarsanız bu projemizi kıymetli Cumhurbaşkanımız Trabzon’u ziyaretinde de hemşerilerle beraber buluşmasında da gündeme getirmiş paylaşmış biz de bir manada ondan sonraki süreci şehrimizde bu projeyi önceliklendirerek ve şehirdeki beklentiyi karşılamak adına bu çalışmayı hızlı bir şekilde başlattık” dedi.
Proje tek bir protokol ile imzalanan en uzun raylı sistem çalışması olacak
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Yalçın Eyigün ise yaptığı konuşmada, Türkiye’de 970 kilometre raylı sistem işletmeciliği olduğunu belirterek “Şehirler çok büyüdü onlarca yıl önce bir trafik sorunu yoktu ama artık insanların büyükşehirlerde yaşarken ilk akıllarına gelen problem trafik problemi. İkinci problem ise Karadeniz’de daha çok yaşadığımız arazi problemi. Birkaç on yıl önce baktığımızda şehirlerde toplu taşıma önemli değildi. Son 15-20 yılda daha hayati hale geldi. Şehirler büyüdükçe ulaşım ana planlarının gerektirdiği ulaşım ihtiyaçları artıyor. Trabzon’da ulaşım ana planının güncellenmesiyle bir raylı sistem ihtiyacı ortaya çıktı. 800 bini aşkın nüfus herkesin şehir merkezine gelme durumu var. Burada uzun bir planlama gerekiyordu. Bu anlamda bugün kadar Türkiye’de 970 kilometre raylı sistem işletmeciliği var. Bunun 433 kilometresini bakanlığımız gerçekleştirdi. Bugünkü protokolde de tek bir protokol ile en uzun raylı sistem çalışması Trabzon için başlıyor. İki ucuna baktığımızda 32 kilometreden bahsediyoruz. Diğer şehirlerde yapımı devam eden 61 kilometre raylı sistem hattı var. Bugün inşallah imzasını atıyorken etüdümüzün, projelerimiz, sondajlarımızın 1-1.5 yıl içerisinde tamamlanması, 2025 yılında inşallah yapım aşamasına getirmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Başkan Genç projenin 2028 yılında bitirilmesinin hedeflendiğini belirterek, “Uygulama projemizi inşallah tamamlayıp süratle 2025 programımıza yetiştiğimiz taktirde 2025 yılında fiilen başlayıp 2028 yılında bunu bitirmeyi hedefliyoruz. Bunu Bakanımız ile paylaştık. Süratli çalışacağız. Şehrimizde beklenen bir proje. Bizim önceliklerimiz arasında 3 temel projeden bir tanesi ve birincisidir” diye konuştu. – TRABZON
]]>(ANKARA) – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, yüzde 0,9 oranında azalışla 173,6 milyar dolar olarak oldu. Tamamı kamu bankalarından oluşan kamu sektörünün kısa vadeli borcu 2023 yıl sonuna göre yüzde 5,5 oranında artarak 36,4 milyar dolara yükseldi.
TCMB, şubat ayına ilişkin kısa vadeli dış borç istatistiklerini açıkladı. Buna göre; şubat sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stoku, 2023 yıl sonuna göre yüzde 0,9 oranında azalışla 173,6 milyar dolar oldu. Bu dönemde, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku yüzde 2,2 oranında artarak 69,9 milyar dolar olurken, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku yüzde 4,5 oranında azalarak 57,7 milyar dolara geriledi.
Bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, 2023 yıl sonuna göre yüzde 10,9 oranında artarak 13,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Banka hariç yurt dışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı yüzde 4,4 oranında azalarak 19,1 milyar dolar, yurt dışı yerleşik bankaların mevduatı da yüzde 1,9 oranında azalışla 20,3 milyar dolar olarak kayıtlara geçti. Ayrıca, yurt dışı yerleşiklerin TL cinsinden mevduatları geçen yıl sonuna göre yüzde 9,2 oranında artışla 16,5 milyar dolar düzeyinde oldu.
ÖZEL SEKTÖRÜN KISA VADELİ DIŞ BORCU 91,2 MİLYAR DOLAR
Diğer sektörler altında yer alan ithalat borçları, 2023 yıl sonuna göre yüzde 4,8 oranında azalarak 51 milyar dolar oldu. Borçlu bazında incelendiğinde, tamamı kamu bankalarından oluşan kamu sektörünün kısa vadeli borcu 2023 yıl sonuna göre yüzde 5,5 oranında artarak 36,4 milyar dolar olurken, özel sektörün kısa vadeli dış borcu yüzde 3,3 oranında azalarak 91,2 milyar dolar oldu.
Alacaklı bazında incelendiğinde, özel alacaklılar başlığı altındaki parasal kuruluşlara olan kısa vadeli borçlar yıl sonuna göre yüzde 0,2 oranında azalarak 95,4 milyar dolar, parasal olmayan kuruluşlara olan borçlar yüzde 4,2 oranında azalarak 74,4 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. 2023 yıl sonunda 1,6 milyar dolar olan kısa vadeli tahvil ihraçları, 2024 Şubat sonu itibarıyla 3,3 milyar dolar oldu. Aynı dönemde resmi alacaklılara olan kısa vadeli borçlar 500 milyon dolar olarak görüldü. 2024 Şubat sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stokunun döviz kompozisyonu yüzde 51’i dolar, yüzde 22,2’si Euro, yüzde 10,8’i TL ve yüzde 16,0’ı diğer döviz cinslerinden oluştu.
VADESİNE 1 YILDAN AZ KALAN KISA VADELİ DIŞ BORÇ STOKU 227,5 DOLAR
2024 Şubat sonu itibarıyla, orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borç verisi kullanılarak hesaplanan kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku, 227,5 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Söz konusu stokun 19,1 milyar dolarlık kısmı, Türkiye’de yerleşik bankaların ve özel sektörün yurt dışı şubeleri ile iştiraklere olan borçlarından oluştu. Borçlu bazında değerlendirildiğinde, toplam stok içinde kamu sektörünün yüzde 22, Merkez Bankası’nın yüzde 20,2, özel sektörün ise yüzde 57,8 oranında paya sahip olduğu görüldü.
]]>
(ANKARA) -Hazine ve Maliye Bakanlığı, koruyucu giyim yardımı tartışmalarıyla ilgili “Mevzuata uygun olarak söz konusu yardımların yapılmasının önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Ancak, kuruluşların ve sendikaların üst normlarla çizilen çerçeveyi genişletmesi mümkün bulunmamaktadır. Mevzuata aykırı davranan kamu görevlilerinin de ilgili mevzuat uyarınca denetlenmesi ve gerekli yaptırımlara tabi olmaları hukuk devletinin bir gereğidir. Bunun dışında yapılan yorum ve eleştiriler gerçeği yansıtmamakta olup bilinçli şekilde kamuoyu yanlış bilgilendirilmektedir” açıklamasını yaptı.
Hazine ve Maliye Bakanlığı, koruyucu giyim yardımlarına ilişkin bugün açıklama yaptı. Açıklama şöyle:
“TASARRUF TEDBİRLERİ KAPSAMINDA KESİLDİĞİ YÖNÜNDEKİ HABERLER MESNETSİZ”
“Son günlerde Bakanlığımızın 8 Mart 2024 tarihinde Genel Yatırım ve Finansman Kararları kapsamında izleme ve kontrolü altında bulunan kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kuruluşlara ‘Hizmete Özel’ olarak gönderilen yazısına atıfta bulunarak, bazı basın yayın organları ve sendikalar tarafından bilgi eksikliği kaynaklı, kamuoyunu yanıltıcı haberler ve açıklamalar yapılmaktadır. Bu kapsamda, kamuoyunda oluşan bilgi kirliliğini ortadan kaldırmak amacıyla aşağıdaki açıklamanın yapılması zaruri olmuştur. Farklı kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanan Koruyucu Giyim Yardımlarının tasarruf tedbirleri kapsamında kesildiği yönündeki haberler mesnetsiz olup hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamaktadır.
Giyim/Giyecek/Koruyucu Giyim yardımına ilişkin hususlara farklı düzenlemelerde yer verilmektedir. Bunlar arasında Hizmet Kollarına Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin Toplu Sözleşme ile Toplu İş Sözleşmeleri de yer almaktadır. Bu sözleşmeler ve diğer mevzuat düzenlemeleri koruyucu giyim yardımının belirli şartları sağlayan personele, hizmetin gereği olarak görev esnasında giyilmesi gereken giyim malzemelerinin, ayni olarak verilmesini kapsamaktadır. Bu sebeple kuruluşlar söz konusu giyim eşyasını tedarik ederek kayıtlarına almalı ve mevzuat uyarınca şartları sağlayan personele dağıtımını gerçekleştirmelidir. Bakanlığımızca kuruluşlardan temin edilen bilgi ve belgelerin tetkiki sonucunda bu konuda hatalı uygulamaların gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.
Bunlardan bazıları, kuruluşların temin etmesi ve personele ayni olarak vermesi gereken koruyucu giyim malzemesi karşılığının nakdi, hediye kartı, çek veya kupon olarak personele verilmesi, verilen yardım kapsamında personelin koruyucu giyim malzemesi alıp almadığının kontrolünün kuruluşlarca yapılmaması, mevzuatta yer alan şartları taşımayan personele de yardımın yapılması, yardım kapsamında belirlenen giyim eşyasının koruyucu giysi veya eşya vasfının olmaması ve koruyucu giyim yardımı verilen personele hizmeti gereği giymesi gereken giyim eşyasının kuruluş tarafından ayrıca da verilmesidir.
“KAMUOYU YANLIŞ BİLGİLENDİRİLMEKTEDİR”
Kuruluşlara konu hakkında gönderilen yazı Giyim/Giyecek/Koruyucu Giyim Yardımlarının kesilmesi amacıyla değil, aksine, söz konusu yardımın toplu sözleşmeler ve mevzuat ile çizilen çerçevede kamu personeline kullandırılmasını sağlamak amacıyla gönderilmiştir. Mevzuata uygun olarak söz konusu yardımların yapılmasının önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Ancak, kuruluşların ve sendikaların üst normlarla çizilen çerçeveyi genişletmesi mümkün bulunmamaktadır. Mevzuata aykırı davranan kamu görevlilerinin de ilgili mevzuat uyarınca denetlenmesi ve gerekli yaptırımlara tabi olmaları hukuk devletinin bir gereğidir. Bunun dışında yapılan yorum ve eleştiriler gerçeği yansıtmamakta olup bilinçli şekilde kamuoyu yanlış bilgilendirilmektedir.”
]]>
(ANKARA) – CHP İzmir Milletvekili Rıfat Nalbantoğlu, “Ekonomi yönetimindeki iş bilmezlerin yarattığı enflasyonun muhasebesini yapmak mali müşavirlerin işi. İktidardakilerin iş bilmezliği neden mali müşavirlere iş yükü ve angarya olarak yansıyor? Enflasyon düzeltmesi adını verdiğiniz uygulama, borçlanarak varlığını sürdürmeye çalışan işletmelere bir vergi yükü daha getirirken, işinin hakkını vermeye çalışan mali müşavirlerin kabusu haline geldi” dedi.
CHP İzmir Milletvekili Rıfat Nalbantoğlu, serbest muhasebeci mali müşavirler ile yeminli mali müşavirlerin, AKP iktidarının politikaları ve uygulamaları nedeniyle mesleklerini yerine getirmekte zorluklarla mücadele ettiklerini belirterek hükümete seslendi. “Mali müşavirleri canından bezdirdiniz” diyen Nalbantoğlu, yaptığı yazılı açıklamada şunlara değindi:
“Plansız, programsız enini sonunu düşünmeden, uygulayamaya koyduğunuz vergi, beyanname ve bildirimler mali müşavirleri gerçekten yordu. Herkes bayram yaptı, mali müşavirler ise bayramda, yıllar öncesinin sabit kıymetlerinin peşine düştü. Bayram herkese varken, mali müşavire yok. Niçin bu duruma düşüldü? Yanıt belli. Çünkü ekonomi yönetimindeki iş bilmezlerin yarattığı enflasyonun muhasebesini yapmak mali müşavirlerin işi. İktidardakilerin iş bilmezliği neden mali müşavirlere iş yükü ve angarya olarak yansıyor? Enflasyon düzeltmesi adını verdiğiniz uygulama, borçlanarak varlığını sürdürmeye çalışan işletmelere bir vergi yükü daha getirirken, işinin hakkını vermeye çalışan mali müşavirlerin kabusu haline geldi.
“3’ER AYLIK DÖNEMLERDE ENFLASYON HESAPLAYIP, BUNUN BİLANÇOSUNU, BEYANNAMESİNİ DÜZENLETMEK HANGİ KAFANIN ÜRÜNÜ ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL”
Dijital vergi, SGK, e- devlet dediniz. Güya işler kolaylaşacaktı. Mali müşavirlerimiz de bunlara güvenip, işlerini toparlayıp ailesiyle birlikte olmanın planlarını yaparken, çalışmayan beyanname, bildirim sisteminiz yüzünden ofislerinden çıkamaz oldu. Her an sistem düzelecek diye bilgisayar başında nöbet tutar hale geldi. Düzgün ve düzenli olarak çalışan bir tane sisteminizin olmadığı bir kez daha gözler önüne serildi.
“MALİ MÜŞAVİRLİK OFİSLERİNDE ÇALIŞAN STAJYERLER, BU MESLEĞİ YAPMAK İSTEMİYORLAR”
Bu kadar ayrıntıya boğmanın, bir başka kurumda olan bilginin mali müşavirler tarafından bir başka kuruma beyan ve bildirim olarak verilmesinin mantığını anlamak mümkün değil. İşletmenin bütün bir yıl çalışan sayısı SGK kurumunda, işletmenin tükettiği enerji, su, doğalgaz abonelik bilgisi, ilgili kurumlarda varken, işletmenin cirosu kurum beyannamesinde, KDV beyannamesinde varken bunu bir de yıllık işletme cetveli adı altında istemenin mantığı nedir? Diyelim ki mali müşavirler bunu yaptı, yapılır da ama sizin alt yapınız bunu karşılayacak durumda değil ki beyan süresinin son günlerinde takılmayan, düzgün çalışan bir tane sisteminizi gösterin. Beyanname gönderilmeye çalışılıyor, beyanname sistemi çalışmaz. e. defter beratlarını yapmaya çalışılır, sisteminiz çalışmaz. O çalışsa mali mührünüz çalışmaz. Yetmedi, e. defteri gönderebildiniz. Bir de 2. kopyasını vereceksiniz. Hadi buyurun bu sefer de 2. kopyaların sistemi takılır, çalışmaz. Ofislerde stajyer olarak mesleği öğrenmeye çalışanlar, yardımcılar, bütün bunları görüp bu mesleği yapmak istemiyorlar.
“İŞ BİLMİYORSUNUZ, ORGANİZASYON BİLMİYORSUNUZ”
Her kurum Nisan ayında beyan, bildirim bekler, onu da mali müşavirlerden bekler. Her ayın rutin beyannamesi (KDV, Muhtasar, Damga vergisi vs. vs) yanında Kurum beyannamesi Nisan’da da yıllık işletme cetveli Nisan’da, TÜİK istatistik bilgileri Nisan’da… Devlet kurumları için Nisan ayını bu kadar kutsallaştıran ne acaba? Bu Nisan ayının kerameti nedir? Gerçekten anlamakta zorluk çekiyoruz. Bir ayda bu kadar bilgi belge sağlıklı verilemez, bunu yıla yayalım diye düşünen yok. Yıllık işletme cetveli haziran ayında verilirse, TÜİK bildirimleri Eylül ayında verilirse devletin istatistik sistemi mi çöker? TÜİK kurumuna en doğru bilgiyi ertesi gün verseniz ne olur? Ülkenin yararına kullanması beklenebilir mi? İş bilmiyorsunuz. Organizasyon bilmiyorsunuz. Sonuçlarını hesaplayamıyorsunuz ama istiyorsunuz da istiyorsunuz.”
]]>AA, Genel Müdürlük binasının bahçesinde festival gibi bir etkinlik gerçekleştirdi.
Burada doyasıya eğlenen çocuklar, Hacivat ve Karagöz ile pandomim gösterileri izledi.
Çocuklar için en büyük sürpriz ise Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın ziyareti oldu. Gezeravcı, çocuklarla bir araya geldi, onların sorularını yanıtladı.
Gezeravcı, Milli Uzay Programı kapsamında Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) çeşitli bilimsel deneyleri gerçekleştirmek üzere uzaya gidişini anlattı.
Uzayda geçirdiği süre içinde yaptıkları en güzel işlerden birinin Muşlu öğrencilerce önerilen “Propolis” deneyi olduğunu belirten Gezeravcı, “Bugüne kadar duyduğum en güzel sorular sizin yaşlarınızdaki küçük kardeşlerimizden geldi.” dedi.
Gezeravcı, “Gezegenleri gördünüz mü?” sorusuna, “Gezegenleri gördük. Kitaplarda gezegenleri yan yana sıralanmış halde görüyoruz. Gezegenler kendi hızıyla merkezdeki güneşin etrafında tur atıyor. Aynı anda yan yana durmuyorlar. Farklı zamanlarda farklı yerlerden geçiş yapıyorlar. Biz de ISS’ye giderken gezegenleri görüyoruz ama hepsini farklı zamanlarda, farklı yerlerde görüyoruz.” yanıtını verdi.
Gezeravcı, “uzayda yaşamanın nasıl bir his olduğuna” yönelik soru üzerine, orada bilimsel çalışmalar yapmanın harika bir his olduğunu söyledi. Gezeravcı, hislerini “lunaparkta olmak gibi” şeklinde tanımladı.
Yıldırımları gözlemledi
“Uzay yolculuğunda sizi en hayrete düşüren deneyiminiz ne oldu?” sorusuna ise Gezeravcı, şu yanıtı verdi:
“Ben pilot olarak görev yapıyordum. Havada uçarken bizim en dikkat ettiğimiz, hava kütlesinin ne şekilde değişiklik gösterdiği. Yıldırımlar farklı elektrik yükleri barındıran bulutların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan hava olayları. Bu yıldırımlara tepeden bakıldığında nasıl farklı renklerde ortaya çıktığını, birbirini tetikleyerek zincirleme reaksiyonla hareket ettiğini izlemek oldu.”
Gezeravcı, vatanı kurup kendilerine emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk sayesinde ve ülkenin imkanlarıyla eğitim gördüğünün altını çizerek, “Aynı okullarda okudum. Ülkemin bana verdiği güç ve eğitimle bu başarıları elde etme imkanım oldu. Siz de bu sıralarda yetişiyorsunuz. Yarın bu yollarda yürüyecek olan da sizlersiniz. Türkiye’nin gücüyle sizlerin yapamayacağı bir iş yok. Ülkemizin size verdiği gücü yürüdüğünüz yolda hissedin.” ifadesini kullandı.
“Korkmak insanlar için çok doğal bir duygu”
Uzayda yediği yemeklerin dünyadan gönderildiğini anlatan Gezeravcı, “Oraya götürdüğümüz yemekleri listenin içinden teker teker deneyerek seçtik. Özel paketlerin içinde uzaya götürüldü. 100 kilometreden sonra yer çekimi ortadan kalktığında o yemeği yeme şekliniz değişiyor. Özel paketlerin içinde korunaklı ve yiyeceğimiz zaman bize kolaylık sağlıyordu.” dedi.
Kara deliklerle ilgili bir soruya ise Gezeravcı, “Bulunduğumuz bölgede kara deliğe rastlamadık ama bilim insanlarımız hala araştırmalarına devam ediyor.” karşılığını verdi.
Gezeravcı, “Uzayda korktun mu?” sorusu üzerine ise “Korkmak insanlar için çok doğal bir duygu. O korkuları nasıl yeneceğimizle ilgili anne babalarımız, öğretmenlerimiz bize bildiklerini aktarır. Ben de gitmeden önce benim öğretmenlerim bana pek çok şey öğretti. Onların öğrettikleri sayesinde hiç korkmadım.” diye konuştu.
Dünyada ülkeleri ayıran sınırların uzaydan görünmediğini belirten Gezeravcı, “Bugün bizlerin birbirinden farklı diyarlarda izole edilmiş şekilde yaşamamıza sebep olan sınırların hiçbiri görünmüyor.” ifadesini kullandı.
En sevdiği gezegen “Dünya”
Gezeravcı, “Uzayda en sevdiğiniz gezegen hangisi oldu?” sorusunu yanıtlarken de “Tabii ki cennet köşesi Dünya oldu. O uçsuz bucaksız derin karanlık siyah zeminin üzerinde bize gülümsüyor. Ne kadar şanslı bir yaşam alanına sahip olduğumuzu görüyoruz. İçinde bulunduğumuz nimeti ne kadar çok korumamız gerektiğini bir kez daha anlıyoruz.” dedi.
Gezeravcı, uzaya bir kez daha gitmeyi isteyip istemediğine ilişkin ise mümkün olduğu kadar Türk vatandaşının uzaya gitmesini istediğini söyledi.
Uzayda çeşitli deneyler yaptıklarını anımsatan Gezeravcı, bunların devamını çocukların getireceğini ifade etti.
Gezeravcı, “Birkaç yıla kadar ülkemiz Ay’a roket gönderecek. Uzayda farklı deneyler yaptık. Uzayda oksijen yok. Bu ortamda Ay’a göndermek istediğimiz roketin motoru nasıl yanacak diye deney yaptık. Bugün yaptığımız deneylerle yarın Ay’a ve Mars’a nasıl ulaşılacağına ilişkin dersler çıkardık.” diye konuştu.
Programın ardından AA Genel Müdür Yardımcısı Oğuz Enis Peru, Gezeravcı’ya hediye takdim etti.
]]>Hem dünyada hem de Türkiye’de elektrikli araç kullanımının yaygınlaşması, şarj istasyonu ihtiyacını artırıyor.
Bu konuda bir yandan özel sektör bir yandan da kamu kurumları çalışmalarını sürdürürken, özellikle İstanbul gibi metropollerde alternatif çözümler öne çıkıyor. Bu çözümlerden biri de büyük nüfuslara ev sahipliği yapabilen, toplu yaşam alanları olan sitelerde şarj noktası kurulması.
“Şarj istasyonunun kurulum masrafı genel kurulda tartışılmalı”
Tesis Yöneticileri Konfederasyonu Başkanı Yahya Sağır, sitelerde araç şarj istasyonu kurulmasına ilişkin merak edilenleri AA muhabirine anlattı.
Sağır, konut sitelerinde yaşayan elektrikli araç sahiplerinin, araçlarının şarj edilmesiyle ilgili olarak site yöneticileriyle ve diğer kat malikleriyle karşı karşıya gelebildiğini söyledi.
Sağır, sitelerde yapılacak işler ve demirbaş giderleri Kat Mülkiyeti Kanunu gereği lüks yatırımlar konusuna giriyorsa beşte dört çoğunluğun onayının arandığını ifade etti.
Sağır, araç şarj istasyonlarının da bu kapsamda olduğunu dile getirdi.
Araç şarj istasyonu kurmak isteyen kat maliklerinin, oturdukları sitelerin yönetim kurullarıyla görüşüp olağan veyahut da olağanüstü genel kurulda bu kararı aldırması gerektiğini belirten Sağır, şu bilgileri verdi:
“O kararın da şu şekilde olması gerekiyor; 100 bağımsız bölümlü bir site düşünün, bu sitede yaklaşık 20 bağımsız bölümün maliklerinde elektrikli araç var ve araçları için şarj istasyonu kurulmasını talep ediyorlar. Bunun masrafı ne? Araç şarj istasyonunun kurulum masrafını genel kurulda tartışmaları gerekiyor ve genel kurulda da beşte dört çoğunlukla kararın alınması gerekiyor. Genel yapılacak masrafa daha sonrasında faydalanacak ise diğer kat malikleri, kat maliklerine gelen misafirler, beşte dört çoğunlukla alacakları karar doğrultusunda herkesin katılacağı giderlerle bu paylaşım yapılabilir. Hayır, sadece 20 bağımsız bölüm kat maliki bundan faydalanacak deniyor ise yine aynı şekilde beşte dört çoğunluk gerekiyor.”
Alınan kararın tutanağa yazılması gerektiğini dile getiren Sağır, bu konuda sorun ve karışıklığın, araç şarj istasyonlarıyla ilgili durumun otopark yönetmeliği ve Kat Mülkiyeti Kanunu’nda yer almamasından kaynaklandığına işaret etti.
“Şarj istasyonu kurmak isteyenlerin EPDK onaylı firmalarla çalışması gerekiyor”
Sağır, sitelere araç şarj istasyonu kurmak isteyen yönetimlerin EPDK onaylı firmalarla çalışması gerektiğine dikkati çekti.
Site ya da binanın elektrik gücünün şarj istasyonu kurulması için yeterliliğinin de bu noktada çok önemli olduğunu söyleyen Sağır, kat maliklerinin kendi elektrik saatlerini bu iş için kullanmalarının yanlış olduğunu ifade etti.
Sağır, “Bunlar, binanın elektrik gücünün kaç kilovat olduğu bilinmediği için de çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalabiliyor. Örneğin yangın sorunuyla karşı karşıya kalabiliyorlar. Böyle bir durum olması durumunda peki yönetim ne yapıyor? Bunu eski haline getirme, söktürme yetkisi var. Çünkü hiçbir şekilde izin alınmamış. Onun için genel kuruldan mutlaka ama mutlaka beşte dörtle onay alınması gerekiyor.” diye konuştu.
Sağır, Tesis Üreticileri Konfederasyonu olarak bu sorunların büyümemesi için TBMM’ye, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığına dilekçe verdiklerini de sözlerine ekledi.
]]>Bakan Şimşek, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankasının Bahar Toplantıları ile çeşitli etkinliklere katılmak üzere yaptığı ABD ziyaretindeki temaslarını AA muhabirine değerlendirdi.
Toplantıların çok verimli geçtiğini ifade eden Şimşek, Dünya Bankası, Asya Altyapı Yatırım Bankası, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, Avrupa Yatırım Bankası gibi birçok uluslararası kuruluşla görüşmek için fırsat bulduklarını söyledi.
Şimşek, IMF ve Dünya Bankası toplantıları ile G20 toplantılarına da katıldıklarını belirterek, büyük gruplarla 20’den fazla yatırımcı toplantısı yaptıklarını ve yüzlerce yatırımcıyla bir araya geldiklerini anlattı.
“Yatırımcılara Orta Vadeli Program’ın (OVP) uygulamasını, elde edilen kazanımları ve bundan sonraki gidişatı hakkında kapsamlı sunumlar yaptık.” diyen Şimşek, şöyle devam etti:
“Türkiye’ye ilgi çok büyük. Sabah 7’den akşam 11-12’lere kadar toplantılara katıldığımız günler oldu. Cuma günü Washington’da 18 program yaptık. Dolayısıyla Türkiye’ye çok güçlü bir ilgi var. Çünkü hikayesi olan ve kredibilitesi olan nadir ülke programlarından bir tanesiyiz. Türkiye’nin hikayesi zaten güçlü, büyük, gelişen bir ekonomi. Dezenflasyonla, yapısal reformlarla, mali disiplinle makroekonomik temelleri güçlendiriyoruz ve bu çok ilgi çekiyor. Onun için yatırımcı ilgisi tek kelimeyle mükemmeldi.”
“Programa yönelik soru işaretleri ortadan kalktı”
Mehmet Şimşek, geçen yıl New York’ta düzenlenen yatırımcı konferansında, programın uygulanmasına yönelik şüpheler olduğunu anımsatarak, bu kapsamdaki soru işaretlerinin bittiğini dile getirdi.
Siyasi anlamda bu programa destek olup olmadığına yönelik soruların da bittiğini söyleyen Şimşek, “Belli ki programa olan güven de pekişti. Çok net bir şekilde mesajımız şu; maliye politikasını güçlendireceğiz, dezenflasyona destek vereceğiz, harcamaları gözden geçiriyoruz. Bu gözden geçirme bitince harcamalardan hangilerini kısacağız hangilerini donduracağız, nerelerde kesintilere gideceğiz, onlara bakacağız.” ifadesini kullandı.
Bakan Şimşek, kayıt dışılıkla mücadelenin de kendileri için en önemli konu olduğunu belirterek, o konuda da atılan önemli adımlara devam edeceklerini söyledi.
Şimşek, şöyle konuştu:
“Yani kayıt dışı faaliyetlerden, vergi ödemeyenlerden nasıl vergi toplarız yaklaşımıyla bir çerçeve çizeceğiz. Maliye politikasının ekonomi programına, dezenflasyona desteği güçlenecek. Zaten para politikasında Merkez Banka’mız çok iyi bir iş yapıyor. Cari açık öngördüğümüzden daha hızlı daralıyor. Bu bize rezerv birikimine imkan sağlayacak.”
“Yaz aylarında enflasyonun kalıcı bir şekilde düşüş trendine girdiğini göreceğiz”
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, bankaların ve reel sektörün de küresel finans sistemine erişiminin arttığına işaret ederek, sektörün geçen yıla kıyasla daha düşük faizler ve daha uzun vadede, daha fazla kaynak bulabildiğini anlattı.
Bu gibi gelişmelerin de programa olan güvenin arttığını gösterdiğine dikkati çeken Şimşek, gelecek 12 ay için enflasyon beklentilerinin de yüzde 35’e düştüğünü anımsattı.
Şimşek, ekonomide yeniden dengelenmenin de güçlü bir şekilde devam ettiğini belirterek, “Net ihracatın katkısı büyük ihtimalle ilk çeyrekte artıya döndü. İç talepte tabii ki önümüzdeki dönemde bir miktar yumuşama olacak. Bu yeniden dengeleme beraberinde cari açıkta, enflasyonda kalıcı düşüşü getirecek. Yaz aylarında sadece baz etkisinden dolayı değil, attığımız maliye ve para politikasındaki adımlarla enflasyonun nasıl kalıcı bir şekilde düşüş trendine girdiğini hep birlikte göreceğiz.” dedi.
“Ülkenin bu program etrafında kenetlenmesine ihtiyaç var”
ABD’deki açıklaması üzerinden gündeme getirilen iddialara da yanıt veren Şimşek, “yerel yatırımcılar” anlamında bir ifade kullandıklarına dikkati çekti.
Şimşek, uluslararası bir finans platformunda programa olan ilgiden bahsettiklerini, dolayısıyla yerel kelimesinin vatandaşlara yönelik olmadığını kaydetti.
Kelimenin finans jargonunda da yoğun olarak kullanıldığına işaret eden Şimşek, “Raporlarda, konuşmalarda, bunun hiçbir şekilde sosyal medyada veya şu anda muhalefetin dile getirdiği anlamda karşılığı yok. Türkiye’de uzun süre bakanlık yaptım. Milletimiz benim duruşumu bilir. Biz vatandaşımıza ve milletimize hizmetkarız. Bizim asla başkalarının iddia ettiği gibi durumumuz söz konusu olmaz.” dedi.
Şimşek, ülkenin bu program etrafında kenetlenmesine ihtiyaç olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Program sayesinde biz Türkiye’nin ekonomik geleceğini güçlü bir şekilde yeniden inşa edeceğiz. Büyüme potansiyelini arttıracağız. Makroekonomik sorunlarımızı kökten çözeceğiz. Enflasyonu tek haneye düşüreceğiz. Bütçe disiplinini sağlayacağız. Türkiye’nin cari açıklarını kalıcı bir şekilde aşağı çekeceğiz ve bunun sayesinde Türkiye’nin dış kırılganlıkları, dış şoklara karşı dayanıklılığını artıracağız. Bütün bunlar milletimizin, vatandaşımızın refahı için, Türkiye’mizin sürdürülebilir yüksek büyümeyi sağlaması içindir. Uluslararası bir finans platformunda anlamı çok net olan kelimeyi kullanmamın istismar edilmesi gerçekten bizi çok şaşırttı. Belli ki kötü niyetli çevreler var. Onun için biz programımıza odaklanacağız. Programımızı uygulayacağız, başaracağız inşallah. Bunun sayesinde milletimizin refahı artacak. Türkiye daha rekabetçi, daha güçlü olacak.”
]]>Vekalet verme işlemlerinin günümüzde çoğunlukla yanlış yapıldığı ve vekaletin, vekilin vekalet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği bir sözleşme olduğunu ifade eden Özelmacıklı “Vekalet şekli koşullara bağlı ve karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olduğundan yapılacak işlemin niteliği açıkça tanımlanmış olmalıdır. Vekaletname düzenlemeye yetkili kurum ülkemizde noterlerdir. Yurtdışında yerleşik yurttaşlarımız için Türk Elçilik ve Konsoloslukları vekaletname düzenleyebilirler. Tapu dairelerinde de sıklıkla vekaletli işlemler yapılmaktadır. Lakin bu konudaki risklere dikkat etmek gerekir” dedi.
Günümüzde birçok vekaletin hatalı verildiğine dikkat çeken Altın Emlak Global Genel Müdürü Mustafa Hakan Özelmacıklı “Vekaletnamelerin yetki sınırlarını belirtir şekilde sadece o taşınmaz için ve mümkün olduğu kadar süreli verilmelidir. Bugün bir notere gidip standart bir alım vekaleti verdiğinizde, adınıza ipotekli hatta hacizli bir taşınmaz, çok düşük bir bedel gösterilerek satın alınabilir. Verdiğiniz bir satış vekaleti ile de taşınmazınız çok yüksek bir rakama satışa konu olabilir hatta bu vekalet sınır belirtilmediyse diğer tapu dairelerinde bile kullanılabilir. Bu kadar hassas bir konuda dikkat ederek yetki verilmelidir.” dedi.
Vekaletnamede aranan hususlar
Tapu Sicil veya Kadastro Müdürlüklerinde kullanılacak vekaletlerin düzenleme şeklinde yapılmış olması gerektiği hatırlatan Özelmacıklı “Vekaleti düzenleyen noterin veya konsolosun adı, adresi ile imza ve mührünü, düzenleme yeri, tarihi ve yevmiye numarası bulunmalıdır. Vekalet verenin kimliği Nüfus hüviyet cüzdanı, Pasaport veya Avukat ise Avukatlık kimlik belgesine göre düzenlenmiş olmalı, T.C. Kimlik numarasını içermeli ve adresi belirtilmelidir. Vekalet verenin son durumunu yansıtır biçimde yeni çekilmiş, kimlik teşhisine elverişli, vesikalık fotoğrafı yapıştırılmış ve mühürlenmiş olmalıdır” dedi.
Vekaletnamelerde yetki
Vekalet konusu ana işlemin yapılabilmesi için öncelikle yapılması gereken işlemler varsa bu işlemler için ayrı bir yetki almaya gerek olmadığı bilgisini de paylaşan Özelmacıklı “Örneğin vekaletnamedeki sahibi bulunduğum taşınmazları dilediği bedel ve koşullarla satmaya ibaresi, satışa konu taşınmazın varsa öncelikle intikalini ve iştirakının feshini, basit yazım hataları ile belgelenmesi halinde isim yanlışlıklarını yine yanlışlık varsa kaydının düzeltilmesini, kamulaştırılmasını, satış ve kanuni ipotek tesisini ve kanuni ipoteğin terkinini kapsar. Yani satış için verilen ana yetkinin gerçekleştirilebilmesine yönelik olarak yapılması zorunlu olan tüm işlemleri kapsar. Vekaletnamede aksine hüküm yoksa satış yetkisi tescili ve bedeli almayı da içerir” dedi.
Vekaletin sona erme nedenleri
Özelmacıklı “Vekalet ilişkisi aksi kararlaştırılmamış ise taraflardan birinin ölümü, gaiplik hükmünün ilanı, medeni hakların kullanılabilmesi yeteneğinin kaybı, iflas, istifa, azil ve süreye bağlanmış ise sürenin dolması ile son bulur. Kanunda sayılan vekaleti sona erdiren sebeplerden herhangi birisi bulunmadığı sürece hatta düzenleme tarihinin üzerinden 10 yıl veya daha fazla zaman geçse bile o vekaletname ile işlem yapılabilir. Vekaletten azil herhangi bir şekle tabi değildir. Azil noter vasıtasıyla yapılabileceği gibi, dilekçe, mektup ve faks ile de yapılabilir” dedi. – İSTANBUL
]]>Adana Ticaret Odası’nın (ATO) yeni hizmet binasının açılışı, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun katılımıyla gerçekleştirildi. 16 bin 800 metrekare oturum alanı ile yönetim binası ve kongre merkezi olmak üzere iki bölümden oluşan hizmet binasının 550 kişilik konferans salonu, 230 kişilik meclis salonu ve 140 araçlık otopark ile hizmet vereceği açıklandı. Yeni hizmet binası önünde gerçekleşen açılış töreninde dua edilmesinin ardından kurdele kesildi.
Törende konuşan Hisarcıklıoğlu, ATO üyelerine seslenerek, “Allah her şeyi size vermiş. Yok yok. Deniz var mı? Var. Tarım var mı? Var. Sanayi var mı? Var. Ticaret var mı? Var. Her şey var. Odalar, baktığımız zaman iş dünyamızın asli temsilcileri ve merkezleridir. Şehrine değer katan, güzelleştiren, hizmet üreten yerler haline gelmeleri gerekir. Ticaret odamız da bu yeni hizmet binası ile Adana ekonomisinin gelişmesine ve zenginleşmesine daha büyük katkılar vermeye devam edecek. Bugün Adana bir ticaret, sanayi, tarım ve eğitim merkezine dönüşmüştür” şeklinde konuştu.
“Uluslararası bağımsız kuruluş Adana’da 3 odamızı 5 yıldız ile değerlendirdi”
İçlerinde Adana Ticaret Odası’nın da bulunduğu 3 odanın dünya çapında kaliteye sahip olduğunu kaydeden Hisarcıklıoğlu, akredite oda sistemini anlattı. Hisarcıklıoğlu, “Burada hizmet kalitesinin standardı için belirli bir seviyeye ulaşmak gerekiyor. Aynı otellerdeki gibi odalarımızda da dünya genelinde hizmet kalitesini ölçen akredite kuruluşları var. Bunlar da uluslararası kuruluşlar. Uluslararası bağımsız kuruluşun Adana’daki 3 odamıza da verdiği değerlendirme ne biliyor musunuz? Tam 5 yıldız. Bu şunu gösteriyor; Berlin, Londra oda ve borsaları üyelerine hangi standartta hizmet veriyorsa Adana’da aralarında Ticaret Odamızın da bulunduğu bu üç kuruluşumuz da bu standartta hizmet veriyorlar. Allah kendilerinden razı olsun” dedi.
“Türkiye’nin stratejik yatırımlarının artık bu bölgeye kaydırılması lazım”
Adana Valisi Yavuz Selim Köşger ise coğrafik olarak Adana ve çevresinin deprem güvenli bölge olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de stratejik yatırımların Adana ve çevresinde gelişme kaydedeceğini aktaran Vali Köşger, “Türkiye’nin stratejik yatırımlarının artık bu bölgeye kaydırılması lazım. Devlet aklı bunu gördü, görüyor. Bundan sonra buraya yönelik başta savunma sanayii olmak üzere sanayi yatırımları buraya yönelecek” dedi.
“Büyük Türkiye idealinin peşindeyiz”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası düzeyde önemli gelişmeler gerçekleştirdiğini de belirten Köşger, “Cumhurbaşkanımız bugün Irak’ta Bağdat’ta. Daha sonra Erbil’e geçecek. Çok önemli görüşmeler yapıyor. Bunun sıradan bir toplantı olmadığını ve sıradan bir ziyaret olmadığını Irak devlet yetkilileri söylüyor. Basra Körfezi’nden Adana’ya uzanan ekonomi yolu, hem demir yolu hem otoyol inşasıyla ilgili bir süreç devam ediyor. Adana’da konteyner limanı, kimya organize sanayi bölgesi, Ceyhan Organize Sanayi Bölgesi, Tarım OSB’leri ve turizmde yapacağımız şeyleri gerçekleştirdiğimiz zaman Adana’yı kimse tutamaz. Sadece bizim derdimiz Adana değil, bizim derdimiz Türkiye. Büyük Türkiye idealinin peşindeyiz. Büyük Türkiye için hep beraber hareket edeceğiz. Derdimiz, gücümüz, sevdamız Türkiye. Türkiye’yi hak ettiği yere getirmek, Türkiye’yi dünya milletleri arasında hak ettiği noktaya taşımak” diye konuştu.
“ATO kurulduğu günden bu yana Adana ve ülke ekonomisinin güçlenmesi için var gücüyle çalışmıştır”
Yeni hizmet binasının hayırlı olması temennisinde bulunan Adana Ticaret Odası (ATO) Başkanı Yücel Bayram da, “130 yıllık tarihe sahip olan dev çınar olan ATO, kurulduğu günden itibaren Adana ve ülkemizin ekonomisinin güçlenmesi için var gücüyle çalışmıştır, çalışmaya da devam edecektir. Attığımız her adımın tüccarımızın daha iyi bir şekilde ticaretini geliştirmesi için olduğunu ifade etmek isterim. Geçmişten aldığımız güçle odamızın üyelerini daha ileriye götürmek gayretimiz her geçen yıl daha fazlasıyla devam edecektir. Bugün yıllarca Adana’ya hizmet verecek çok modern binamızın açılışını gerçekleştiriyoruz” şeklinde konuştu.
Oda üyelerinin işlerini daha hızlı gerçekleştirmesi amacıyla birçok kurumla iş birliği içerisinde olduklarını belirten Bayram, yeni hizmet binasında Serbest Mali Müşavirler Odası irtibat ofisi, KOSGEB irtibat ofisi, İngiltere vize ofisi, Schengen vize ofisi, ihtiyaç haritası ile tarımsal destekleme ofisi kurduklarını ve en kısa sürede e-ticaret ve hibe destek bilgilendirme ofisini de hayata geçireceklerini söyledi. 1 yıldır üzerinde çalıştıkları mobil cep uygulamasını geliştirme çalışmalarının da tamamlandığını aktaran Bayram, “Türkiye’de bir ilki yapıyoruz. Artık üyelerimiz odaya gelmeden tüm işlemlerini bankada olduğu gibi cep telefonu ile yapacaklar. Yarın hizmete sunuyoruz” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından ATO Başkanı Bayram ve üyeler tarafından TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’na hediye takdim edildi. – ADANA
]]>Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, MODEF Fuar Merkezi’nde düzenlenen açılış töreninde yaptığı konuşmada, mobilyada marka olan İnegöl’ün üretimde, kalitede ve tasarımda dünya çapında kendinden söz ettirmeyi başardığını söyledi.
Mobilya sektörünün ekonomik büyüklüğünde ve ihracatta en yüksek paya sahip olmasında fuarların önemli rolünün bulunduğunu ifade eden Demirtaş, “Bu organizasyonlarla üretilen mobilyalar, vitrine çıkmakta, sektör temsilcileriyle alım heyetleri bu platformda buluşmaktadır. İnegöl Uluslararası Mobilya Fuarları hem ilçemizin hem de ilimizin birer marka değeridir.” dedi.
TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı ve AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank da bakanlık ve kalkınma ajanslarının istihdam ve sektörün ilerlemesi için bir çok destekte bulunduğunu, ilerleyen dönemde bu desteklerin süreceğini belirtti.
Mobilya sektörünün Türkiye’nin ekonomisine çok önemli katkı sağladığını vurgulayan Varank, “İhracatı, üretim kapasitesi, sağladığı istihdamı ve katma değeriyle gözbebeğimiz sektörlerden bir tanesi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, kalkınma ajansları ve devletimizin farklı kurumları her zaman bu sektörün daha ileri gitmesi, katma değerli hale gelmesi ve bu sektördeki firmaların daha sağlıklı üretim tesislerine kavuşması, tasarımın önünün açılmasıyla ilgili birçok destek sağladı. Önümüzdeki dönemde de bu destekleri vermeye devam edecek.” diye konuştu.
“2028’de hedefimiz dünya 5’incisi olmak”
İstanbul Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Ahmet Güleç ise son 20 yılda Türk mobilyasının ihracatta dünya genelinde 36’ncı sıradan 7’nci sıraya yükseldiğini aktardı.
Güleç, Türk mobilya sektörünün son 20 yılda tasarımda, kalitede, dünyada kendisinden övgüyle bahsettirdiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Dünya mobilya sıralamasında 36’ncı sıralardan 7’nci sıraya yükseldik. Bunun kolay bir mücadele olmadığını şöyle ifade edebiliriz. Çin’i dışarıda bıraktığımız vakit, dünya mobilya üretiminin yüzde 50’sini hala gelişmiş ülkeler üretiyor. Almanya üretiyor, İtalya üretiyor, ABD üretiyor, Kanada üretiyor, İsveç üretiyor, Fransa üretiyor, Hollanda üretiyor. Yani bir yandan rekabetimiz Çin, Vietnam, Endonezya, Malezya gibi ülkelerle sürerken bir yandan da gelişmiş ülkelerle de rekabet ediyoruz. İşte bu sıralamada biz 7’nci sıraya yükseldik. Tabii hedef burada durmak değil, 2028’de hedefimiz inşallah dünya 5’incisi olmak.”
İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yavuz Uğurdağ da 50’ncisini gerçekleştirdikleri fuara yaklaşık 70 ülkeden ziyaretçi beklediklerini aktardı.
İnegöl’ün geçen yıl 1 milyar 483 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiğini hatırlatan Uğurdağ, 310 milyon dolar ithalatının olduğunu, ilçenin geçen yılki dış ticaret hacminin 1 milyar 793 milyon dolara yükseldiğini söyledi.
Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ile İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban da katılımcılara hitap etti.
Fuarın açılış törenine AK Parti ve CHP Bursa milletvekilleri, İnegöl Kaymakamı Eren Arslan, iş insanları, sektör ve siyasi partilerin temsilcileriyle davetliler katıldı.
]]>Açılışa Vali Mahmut Demirtaş, İnegöl Kaymakamı Eren Arslan, AK Parti Bursa Milletvekilleri Ayhan Salman ve Mustafa Varank, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, sivil toplum kuruluşları yöneticileri, muhtarlar, yurtdışı ve yurtiçi olmak üzere bir çok üretici katıldı.
“İnegöl üretmeye, büyümeye devam edecek”
Belediye Başkanı Alper Taban, “Bugün 50.sini gerçekleştireceğimiz Uluslararası İnegöl mobilya fuarı açılışındayız. Çok uzatmak istemiyorum ancak şunu ifade etmek istiyorum. İnegöl bereketli bir şehir. Burada da mobilya üretmek heyecanıyla başlayan çok özel firmalarımız insanlarımız var. ve gerçekten her türlü teşekkürü hak ettiklerini düşünüyorum. Her gün üreterek yeni tasarımlar gerçekleştirerek bunların da ihraç etmeye çalışan firmalarımız var. Huzurlarınızla her birine teşekkür ediyorum. Tabi fuarların gerçekleşmesi de çok önemli. Mobilya fuarlarımız bizim için çok özel. Bizim yerel yönetimler olarak bilhassa mobilyacılarımızın önündeki var olan engelleri kaldırabilmek için mücadele edeceğiz. Ben bunları ifade edebiliyorum. Bildiğiniz gibi yeni dönemde burada hem ilçe belediyesinde düşen görevler var hem büyükşehir belediyemize düşen görevler var. İnşallah yeni sanayi alanlarının oluşturulması, daha nitelikli sanayi alanlarına yapılması bunları zaten İnegöl Belediyesi olarak son 5 yıldan beri gerçekleştiriyoruz. Bundan sonra da İnegöl üretmeye büyümeye devam edecek.” dedi.
“100 yılı aşkın bir geçmişi olan İnegöl mobilyası hepimizin yüz akıdır”
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, “İnegöl Uluslararası mobilya fuarı açılışında burada bulunmakta büyük bir onur, büyük bir gurur duyuyorum. 100 yılı aşkın bir geçmişi olan İnegöl mobilyası hepimizin yüz akıdır. İnegöl üretim, istihdam ve ihracatın şehridir. Mobilya sektöründe faaliyet gösteren 4 bin 500 civarında firmanın yer aldığı kentin istihdama gerçekten çok önemli katkısı vardır ve bu katkıda devam etmek gerekir. Türkiye’de mobilya ihracatında 18. sırada yer almakta. Tabii ki rakamlar sektörün her geçen gün daha iyiye gittiğini gözler önüne seriyor. Ancak her zamanda daha iyisi var elbette ama daha iyisini İnegöl mobilyacısı yapıyor ve yapacaktır da buna güveniyoruz. Bu işin kahramanları elbette ki mobilyacılardır. Emek veren ihracatçılarımızı ya da bu sektör içerisinde olan her bir firmanın ve her bir kişiyi yürekten kutluyorum. Sizlerin sayesinde İnegöl’ümüz mobilyanın başkenti olmuştur. Aynı zamanda da bu yolda dünyanın da başkenti olma yolunda önemli adımlar atmaktadır ve bu konuda da ilerlemeler kaydetmektedir” diye konuştu.
“Sektörün göz bebeği”
AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız başta çocuklarımız olmak üzere tüm milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı da kutluyorum. Hayırlı olsun diyorum. Rabbim inşallah ağız tadıyla hep birlikte birlik ve beraberlik içerisinde nice böyle güzel bayramları kutlamayı bizlere nasip etsin diyorum. Kıymetli kardeşlerim tabii benim bu kaçıncı fuarım hatırlamıyorum. Gerek bakanlığın dönemimde gerek geçmişte sayın Cumhurbaşkanımız da mesai arkadaşlığı yaparken yine İnegöl her zaman bizim gündemimizdeydi, gönlümüzdeydi. Bu ilçenin ve Bursa’nın hangi konusu varsa her zaman gündemimizde tuttuk. Şimdi rabbimiz nasip etti. Bu dönemde Bursa Milletvekili olarak da gerek ilçemizi İnegöl’ün konularıyla gerekse Bursa’mızın konularıyla birebir ilgilenmeye devam ediyoruz. Mobilya sektörü gerçekten Türkiye’nin ekonomisi alanından çok önemli bir sektör. İhracatı, üretim kapasitesi, sağladığı istihdamı ve katma değerinde göz bebeğimiz sektörlerden bir tanesi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı kalkınma ajansları ve devletimizin farklı kurumları her zaman bu sektörün daha ileriye gitmesi, daha katma değerli hale gelmesi gerek bu sektördeki yerleşme oranlarının arttırılması, gerekse burada üretim yapan firmaların daha sağlıklı, daha güzel üretim tesislerine kavuşması, tasarımın önünün açılmasıyla ilgili birçok desteği İnegöl’ümüze sağladı. Önümüzdeki dönemde de inşallah bu destekleri vermeye devam edecektir. Tabii bu sektörün göz bebeği ilçelerden bir tanesi de merkezlerden bir tanesi de İnegöl. İnegöl artık sadece Türkiye’de mobilyada tanınan, bilinen bir marka değil. Dünyanın her tarafında tanınan bilinen bir marka. Özellikle yakın coğrafyamızda gönül bağı kurduğumuz coğrafyamızda aslında İnegöl mobilyası beğenilen tercih edilen bir marka haline gelmiş durumda. İşte bugün sayın Cumhurbaşkanımız Irak’a bir gezi düzenliyor. Uzun yıllar sonra ilk defa bir gezi düzenliyor. Baktığımızda mobilya ihracatında Türkiye’nin bir numaralı ihracat rotası neresi. Irak’ta. Bizler siyasiler olarak, iktidar olarak ihracatçımızın önünü açmak, üreticimizin önünü açmak için büyük bir mücadele veriyoruz. Önümüzdeki dönemde de inşallah bu mücadeleyi vermeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
“İnegöl’ün il olabilmesi için aynı noktadayız”
CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “Ben bu ülkenin bir çocuğuyum. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve Silah Arkadaşların saygı ve minnetle anıyorum. Saygı duruşunun eksik olduğunu düşünüyorum. Evet bugün burada Dünya’ya açılmışsak, 150’den fazla ülkeye ihracat yapabiliyorsak bu ülkenin değerlerinden, cumhuriyetinden, kazanımlarından, kimseyi ayırmadan, ötekileştirmeden, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu emperyalizme karşı mücadele etmiş bize de bugünleri sağlamıştır. Değerli Dostlarım hiç komünist davranmadan sözümüzü söylüyoruz. Bir İnegöl’ün il olabilmesi için Cumhuriyet Halk Partisi olarak defalarca Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne önerimizi sunduk. Yine aynı noktadayız. Büyükşehir’i kazanmış olmamıza rağmen biz İnegöl’ün il olması için elimizden gelen bütün çabayı sarf edeceğiz. Değerli Dostlar iki şeye dikkat etmek zorundayız. Elbette para kazanacağız. Elbette istihdam sağlayacağız. Temel insanlık olan temiz çevreye dikkat edeceğiz. Uluslararası perspektiften baktığımıza nereden geldiğinize, ne şartta ürettiğimize bakacaklar. Katma değerimizi artırmamız lazım. Çok satıyoruz ama az kazanıyoruz. Enflasyon birilerinin gerçekten tüketimini azaltırken birilerinin çok kar etmesini engelleyecek bir mekanizma olmalı. Faizlerin düşürülmesi lazım. Bugün yaşadığımız en büyük problem finansman problemi. Ara eleman problemi. Enflasyon yüzde 70-80 artıyorsa kar kazancınız düşmektedir. Hepimizin sorumluluğu budur. Herkes biliyor ne yapıldığını. Temel şart gerçekten bilime, akla, garanti etmektir. Enflasyon meselesi birilerinin oluşturduğu ama toplumun 85 milyonunu etkilediği bir mekanizmaya dönüşmüştür. Bursa’nın var olan kimliklerine değer katacak, olanı güçlendirecek, sanayi, ticaret, konut sorumluğumuz var. 50. Uluslararası İnegöl MODEF Fuarı’nın hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
Bursa Valisi Mahmut Demirtaş da, “İnegöl’de ülkemizin mobilya sektöründe İstanbul’dan sonra en büyük ikinci ihracatı gerçekleştirendir. Üretimde, kalitede ve tasarımda dünya çapında kendinden söz ettirmeyi başarmıştır. Hiç kuşkusuz mobilya sektörünün ekonomik büyüklüğü istihdama olan katkısı ve ihracatta en yüksek paya sahip olmasında fuarların katkısı büyük. Birbirimize destek olmak, birlikte hareket etmek ve zorlukları aşmak için her zaman bir arada olmalıyız. Üreten, istihdam sağlayan tüm vatandaşlara destek olmaya devam edeceğiz. Katılımcı firmalarımıza bol kazançlar ve başarılar diliyorum” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından kurdele kesimiyle İnegöl Mobilya Fuarı açıldı. – BURSA
]]>Eroldu, düzenlediği basın toplantısında, otomotiv sektörünün yılın ilk çeyrek karnesini değerlendirerek sektörün geleceğine ilişkin öngörülerini paylaştı.
Yılın ilk çeyreği sonuçlarında ihracatta ve üretimde geçen yıla göre artış kaydettiklerini dile getiren Eroldu, Türk ekonomisine katkılarını artırarak devam ettikleri ocak-mart dönemini geride bıraktıklarını söyledi.
Küresel elektrifikasyon sürecine ilişkin müşteri ana beklentilerinin çok kısa şarj süresine sahip araçlar olduğunu aktaran Eroldu, araçların şu anda bu beklentiyi karşılayamadığını vurguladı.
Eroldu, Almanya’da teşviklerin kaldırılmasıyla beraber yüzde 18 olan elektrikli araç payının yüzde 11’e, Avrupa ortalamasında da yılın ilk 2 ayında yüzde 14,6’dan yüzde 11,5’lere gerilediğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Keza Türkiye’de de teşviklerin devam etmesine rağmen yüzde 7,5 olan elektrikli penetrasyonunun ilk 2 ayda yüzde 7,1 seviyesine geldiğini görüyoruz. Yani burada büyümeden çok 2023 rakamları ya devam edecek veya önümüzdeki aylarda daha net göreceğiz ama belki de aşağıya doğru bir seyir olacak gibi duruyor şu anda. Yani aslında bu tablonun bize söylediği, tam elektrikli araçların tüketicinin hayatına girmesinin biraz daha uzun zaman alacağı.
Bununla ilgili bir başka konu da elektrifikasyon sürecinde özellikle madenlerin durumu. Bunun tamamen elektrikli araçlara dönüşümü için de lityum, nikel ve benzeri materyallerden de dünyada yeterince olması lazım ama bu yeterince var mı ve bu dağılmış durumda mı?”
Eroldu, otomotivin dünyadaki karbon ayak izini sıfırlaması için başka teknolojilere ihtiyacı olduğunu ifade ederek, “Yani bu elektriklilerle yalnızca bunu yapamayacağız gibi duruyor. Zaten firmalarda da yoğun bir şekilde hidrojen ve benzeri konularda aslında devam eden çalışmalar var. Otomotiv sanayisinde hep konuştuğumuz ciddi bir değişim ve dönüşüm söz konusu ama bu değişim ve dönüşüm biraz daha zaman alacak ve farklı boyutlara da evirilecek gibi duruyor.” diye konuştu.
“En büyük teşvik aslında pazarın kendisi”
OSD Başkanı Eroldu, Çinlilerin Türkiye’ye ithalat değil, yatırım yapmaları gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:
“Bazı Çin otomotiv yatırımlarının Avrupa’ya kaydığını gördük. Bence bu durumun ana konularından bir tanesi pazara yakınlık diye düşünüyorum. Yani bunun başka izahı olmaz. Çünkü Avrupa Birliği’ne girmek açısından Türkiye’de yatırım yapmakla İspanya’da yatırım yapmak arasında bir fark yok. Yani sonuçta biz de Gümrük Birliği’ndeyiz, İspanya’da Gümrük Birliği’nde.
Fas’a gitse diyeceğim ki Fas’ta kral var, kral nakit para veriyor yatırımcılara, işte nakit teşvikler var, ondan etkileniyor ama İspanya ve Macaristan gibi ülkelerde böyle benim bildiğim nakit teşvikler de yok. Özellikle İspanya’da hiç yok böyle bir şey. Yani dolayısıyla teşvikler anlamında ‘İspanya Türkiye’den daha fazla teşvik ediyor.’ diye de bir şey yok. Hani o açıdan da ‘Türkiye’de teşvik olmadığı için gelmiyorlar veya teşvikler seviyesi yeterli değil.’ diye de bir konu yok. Yani burada bence tek şey şu anda pazara yakınlıktan dolayı bunu yapıyorlar.”
Türkiye’de otomotivde büyük bir potansiyel bulunduğuna dikkati çeken Eroldu, “Bunu da kabul etmek lazım. Yüzde 80 ÖTV’nin olduğu bir yerde 1 milyonluk bir pazar var. Şimdi göreceli olarak bu vergiler aşağı indirilse bence, ben hep şeyi söylüyorum, yani en büyük teşvik aslında pazarın kendisi. Pazar büyük olup ürününüz de doğruysa sizin için gerçek teşvik orada.” değerlendirmesinde bulundu.
“(Ticari araç üretiminde) Türkiye olarak birinciliğe devam edeceğiz”
OSD Başkanı Cengiz Eroldu, Türkiye’nin ticari araç üretiminde dünyada 2. sırada olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:
“Ticari araçta liderliğimizi geçen yıl kaybettik ama burada bir istisna olay oldu. Biliyorsunuz OSD üyelerimizden bir tanesi fabrikasında bir değişikliğe gidip fabrikasını daha büyük üretime hazırlıyor. O yüzden de 2023 yılında bir kesintisi oldu. Aslında tamamen ondan kaynaklı. Yaptıkları anlaşma paralelinde üretime başladıkları zaman, zaten İspanya ile aramızda 30 bin adetlik bir fark var yani çok az bir fark var. O yüzden bu geçici, bir tesisimizde yaşanan kendini daha fazla büyümeye adapte etmesinden dolayı yaşanan bir kesintiden kaynaklandı. Dolayısıyla önümüzdeki sene o düzelecektir ve Türkiye olarak birinciliğe devam edeceğiz inşallah.”
Otomotiv pazarında nisanda bir daralma yaşanacağını tahmin ettiklerini anlatan Eroldu, ?bu ayın çok indikatif olmadığını, bayram tatili nedeniyle çalışma gününün az olduğunu belirtti.
Eroldu, “Yıl için ise şöyle söyleyebilirim, mart temposuna baktığımız zaman 1,3-1,4 milyon olarak görünüyordu. Bu nisanı referans kabul edip onun üzerinden hesap yaparsanız, burası yine 1 milyon görünüyor. Pazarın ne tarafa doğru gideceği için mayıs ayı daha indikatif olacaktır diye düşünüyorum.” dedi.
Kur üzerinden rekabetçilik fikrinin doğru olmadığını, rekabetçiliğin verimlilik üzerinden olması gerektiğini vurgulayan Eroldu, otomotiv sanayi ve otomotiv tedarik sanayi olarak çok büyük bir rekabetçilik sorunlarının bulunmadığını sözlerine ekledi.
]]>Elazığ’da Fırat Kalkınma Ajansı tarafından, Elazığ, Malatya, Bingöl ve Tunceli’deki kadın ve gençlerin istihdamının desteklenmesi amacıyla İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Programı çerçevesinde hayata geçirilen TRB1 Bölgesindeki Dezavantajlı Kişilerin İş Gücüne Sürdürülebilir Entegrasyonu Operasyonu kapsamında kadın ve genç istihdamının desteklenmesi konferansının kapanışı gerçekleştirildi. Bir otelde düzenlenen konferansın, bölgedeki kadınlar ve gençler olmak üzere, dezavantajlı grupların iş gücü piyasasına entegrasyonunu sağlamak amacıyla tasarlanması ve bireylerin sürdürülebilir istihdam imkanlarını artırmayı ve bölgesel ekonomik kalkınmaya katkıda bulması hedefleniyor.
Konferansta konuşan Elazığ Vali Yardımcısı Armağan Yazıcı, “Avrupa Birliği ve devletimizin katkılarıyla finanse edilen koordinatörünü Fırat Kalkınma Ajansının yürüttüğü kadın ve genç istihdamının artırılması olan kadın ve genç istihdam projesiyle işin var gücün var mottosuyla hayat bulan programın kapanış konuşmasında bir araya geldik. Toplantımızın hayırlarla sonuçlanmasını temenni ediyorum. Elazığ, Malatya, Bingöl ve Tunceli illerimizi kapsayan bu programın temel amacı iş gücü piyasasında sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasıdır. Bunu hedeflerken de özellikle dezavantajlı konumda bulunan kadın ve girişimcilerimizin iş hayatında entegrasyonunu sağlayarak sürdürülebilir kalkınmanın hedeflenmesidir. Kadın girişimcilerimize fırsat eşitliği sunarak mesleki eğitim ve danışmanlık hizmeti vererek kendilerine geliştirme, mesleki beceri kazandırma ve iş dünyasında ve sosyal hayatta var olarak hem aile ekonomilerine hem de ülke ekonomisine katkı sunmaları desteklenmiş girişimciliğin de artması hedeflenmiştir” dedi.
33 aylık çok önemli bir projenin kapanış konuşmasını yaptıklarını belirten Kalkınma Ajansları Koordinasyon Daire Başkanı Abdulvahap Yoğunlu, “Gerçekten çok kapsamlı bir proje tasarım aşamasında ajansın istihdama yönelik ihtiyaç ve sorunları tespit eden ve o sorunları kolaylaştırmaya yönelik faaliyetler yürüten kapsamlı bir projedir. İstihdamı artırmak hem ulusal hedefimiz hem de kalkınma ajanslarının önemli görevidir. Ulusal ve yerel anlamda çok başarılı çalışmalar yapılıyor. İstihdamın artırılmasına yönelik özellikle gençlerimizin geleceğine yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Fırat Kalkınma Ajansları yerelde ve bölgede boşlukları dolduran ulusal anlamda yapılan çalışmaların yerel de iş birliği çerçevesinde faaliyet gösteren kurumlardır. Bu anlamda yerelde ve ulusalda iş birliği kombinasyonu sağlanıyor. Bu projenin en önemli faaliyetlerinden bir tanesi mesleki eğitim. İş gücü piyasasına girmek için öncelikle mesleğinin olması gerekiyor. Bu mesleklerin de piyasa tarafından talep edilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Programa; Elazığ Vali Yardımcısı Armağan Yazıcı, Elazığ Belediye Başkan Yardımcısı Nazif Bilginoğlu, Kalkınma Ajansları Koordinasyon Daire Başkanı Abdulvahap Yoğunlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Uğur Güneş, AB Türkiye Delegasyonu İnsani ve Sosyal Kalkınma Bölümü Program Yöneticisi Melahat Güray, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdür Yardımcısı Ersoy Günay, STK temsilciler ve iş dünyasından vatandaşlar katıldı. – ELAZIĞ
]]>Diyarbakır Orman Fidanlık Müdürlüğü, 600 dönümlük alanda bölgeye uyumlu, meşe, badem, zeytin, menengiç, fıstık, iğde, dişbudak, akçaağaç gibi çok sayıda türde fidan ve bitki yetiştiriyor.
Müdürlüğün AR-GE laboratuvarlarında ve seralarında tür koruma ve geliştirmeye yönelik çalışmalar yürütülüyor.
AR-GE biriminde görevli orman mühendisleri ve 120 kişilik çalışma ekibi, “Yeşil Vatan” sloganıyla milyonlarca fidanın yetişmesi ve toprakla buluşması için 7/24 mesai yapıyor.
Dünya genelinde uygulanan bilimsel denemeleri de yakından takip eden orman mühendisleri, yüksek eğim, rüzgar, aşırı kavurucu sıcaklar ve buharlaşma gibi birçok olumsuz etkene karşı türlerin korumasını ve gelişimini takip ediyor.
Diyarbakır Orman Fidanlık Müdürlüğü personelinin yoğun ve titiz çalışmaları sonucu her yıl çok sayıda fidan ve bitki çeliği (kök salması için dikilen dal) toprakla buluşturuluyor.
“Azerbaycan’a fidan gönderiyoruz”
Fidanlık Müdür Yardımcısı Arzu Bilici, AA muhabirine, yetiştirdikleri fidanlarda erozyonu önleme amaçlı kök yapılarının güçlü ve kuraklığa dayanıklı türler olmasına önem verdiklerini söyledi.
Şanlıurfa Orman Bölge Müdürlüğüne bağlı 7 işletme müdürlüğünün fidan ihtiyacının yanı sıra bölge halkına gelir getirici türlerin de yetiştirilmesi ve geliştirilmesi için çalışma yürüttüklerini belirten Bilici, şöyle konuştu:
“Geçen yıl Musul ve Erbil Üniversitesine fidan gönderdik. Bu sene de Azerbaycan’a fidan gönderiyoruz. Biz 7 gün 24 saat nöbet esasına göre fidanların kurumaması ve toprakla buluşuncaya kadar sağlıklı bir şekilde yetişmeleri için elimizden gelen tüm çabayı gösteriyoruz. Diyarbakır Fidanlık Müdürlüğü olarak her yıl 50 türde 3 milyon fidan yetiştiriyoruz.”
“Bölgede 7 il için fidan üretimi yapıyoruz”
Diyarbakır Orman Fidanlık Müdürlüğü Fidanlık Üretim Şefi orman mühendisi Mehmet Akış da yaptıkları çalışmanın bir ekip işi olduğunu ve tohumdan fidana bir serüvene şahitlik ettiklerini kaydetti.
Akış, “Ekip arkadaşlarımızla ilkbahardan sonbahara kadar yoğun bir tempoyla çalışıyoruz. Geçen yıl çok yüksek sıcakları gördük ve tedbirlerimizi aldık. Her bir fidanın bizim için ne kadar kıymetli olduğu bilinciyle çalışıyoruz. Sulaması, bakımı ve fidanın sahaya gidişine kadar canla başla çalıyoruz. Daha güzel ve yeşil bir vatan oluşturmak amacıyla her bir zerre toprağımızın erozyonla, yağışla, rüzgarla kaybını önlemek, bu fidanları toprakla buluşturmak için çabalıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Orman mühendisi Mehmet Emin Tekin ise müdürlük bünyesindeki seralarda yöreye uygun bitki türlerini çoğaltmaya yönelik AR-GE çalışması yürüttüklerini dile getirdi. Tekin, şunları kaydetti:
“Erozyon toprağın kanseridir. Toprak en kutsal varlığımızdır. Fidanlığımızda AR-GE seralarımızda erozyonu engelleyen hangi türleri üretebiliriz diye çalışıyoruz. Bölgede 7 il için fidan üretimi yapıyoruz. Ürettiğimiz fidanlar özelliği olan fidanlar. Bölgenin ekolojik isteklerine uyum sağlamış ve doğal yetişebilen türleri biz burada yetiştiriyoruz. Amaç toprağı muhafaza etmek. Bitkilerin gelişim sürecini günlük takip ediyoruz, kayıtlarımızı alıyoruz. Her türün kaç günde köklendiğini sürecini izliyoruz.”
]]>Bankaların POS cihazında komisyonu arttırması nedeniyle son dönemlerde pek çok işyeri kart yerine IBAN ile ödeme kabul etmeye başladı. İnternet bankacılığının ve sanal ticaretin yaygınlaşması ile beraber vatandaşların da ilgi gösterdiği İBAN ile ödeme yolu ile ilgili uzmanlar uyarılarda bulundu.
IBAN verilerek banka hesabına yönlendirilen vatandaşların açıklama kısmına aldıkları hizmet ve borç ödemesi şeklindeki ifadeler kullanmasını gerektiğini belirten Bankacılık ve Finans Hukukunda Uzman Arabulucu Avukat Emin Saygın, “Son günlerde gündeme gelen İBAN’a para gönderme olayı var. İBAN’a para gönderme olayı ile ilgili olarak insanlar artık mobil bankacılığın gelişmesiyle beraber nakit paraya dokunmaz oldular. Nakit para yerine daha çok İBAN hesabına para gönderme gündeme geliyor. İBAN hesabına hara göndermenin kolaylıkları yanında çeşitli sıkıntılarda meydana geliyor. Bunlardan en büyüğü ise İBAN’a para gönderdiğimiz zaman açıklama yapmamız. İBAN’ın açıklama bölümüne bir açıklama yazmıyorsak ileride bir sorun olarak karşımıza çıkabilir. Normalde Borçlar Kanununun 1002. maddesine göre herhangi bir açıklama yapmadan gönderilen para karşı taraf için borç ödemesi olarak görülür. Eğer bir açıklama yapmıyorsanız bu para karşı tarafa borcunuz vardır ve siz bu borcu ödemek için göndermişsiniz olarak kabul edilir. Bunun önüne geçmek için kesinlikle açıklama yazmamız gerekiyor. Hangi ödemeyi yapacaksak bunu açıklama kısmına yazmamız gerekiyor” dedi.
“Düzenli olarak kira ödüyorsak hangi aya ait olduğu belirtmemiz gerekiyor”
Dekont kısmında geçerli ve açıklayıcı bir yazı yazılması gerektiğinin altını çizen Saygın, “Dekont kısmına hangi ödemeye ilişkin ne yazılacağını yazmanız gerekiyor. Bir mal alışverişi yaptınız ve ona para gönderiyorsunuz. Ona ilişkin olarak bir açıklama yazmanız gerekiyor. ya da birine borç para gönderdiniz yine açıklama kısmında borç ödemesi ve geri almak üzere borç yazmanız gerekmektedir. Bunları yapmadığınız taktirde karşı tarafın ‘Hayır senin bana borcun vardı bu o ödemeye ilişkindir’ diyebilir. Eksik bir kusur da açıklama yapıyoruz ama eksik oluyor. Kira, aidat veya dönemsel olarak ödediğimiz paralarında açıklamasını geçerli ve açıklayıcı olarak yapmamız gerekmektedir. Düzenli olarak kira ödüyorsak hangi aya ait olduğu belirtmemiz gerekiyor. Örneğin Şubat ayı kirası, Mart ayı kirası olarak belirtmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.
“İBAN hesaplarına para gönderme olayları piyasada çok arttı”
Maliye Bakanlığı’nın alışverişte İBAN ile ödeme alma yolunu seçen işyerleriyle ilgili bir çalışmasının olduğunu da kaydeden Saygın, “Bunları yapmadığımız zaman cezai müeyyideden ziyade gönderilen borcun neye ilişkin olduğu belli değil. Tekrar ödemek zorunda kalabiliriz. Böyle bir müeyyidesi olabilir. Ancak son zamanlarda Maliye Bakanlığı’nın buna ilişkin olarak bir çalışması var. İBAN hesaplarına para gönderme olayları piyasada çok arttı. Bununda sebeplerinden bir tanesi de banka kredi kartlarından para çektirmek bir komisyon olduğu için firma sahipleri daha fazla komisyon ödememek adına parayı İBAN’a istemekteler. Bu da çeşitli sorunları karşımıza çıkartmaktadır. Bunlardan bir tanesi gönderdiğiniz İBAN yasadışı bir işlem yapıyor olabilir. Bunu bilemeyiz. ya da parayı gönderdikten sonra o ürün ile ilgili bir sorun ortaya çıkarsa bununla ilgili elimizde herhangi bir belge ve açıklama olmadığı için yine istediğimiz gibi delillendiremeyiz. Herhangi bir ürün veya hizmet alıyorsak bunu kesinlikle belgelendirmemiz ve makbuzlandırmamız lazım. İBAN’A gönderdiğimiz bir belgede açıklama yoksa ne için gönderdiğimiz belli değilse bununla ilgili vergi usul kanunu açısından da usulsüzlük ortaya çıkacaktır” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Erzincan genelinin koyun yetiştiriciliğine elverişli yapısı ile küçükbaş işletmelerinin kapasitelerini artırarak yerel ırkların gelişmesine katkı sunması ve bölgesel anlamda ekonomik güce dönüşmesi amacıyla Erzincan Valiliği himayelerinde başlatılan, “Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var” projesi kapsamında özellikle genç ve kadın çiftçilerin sayısı artarak devam devam ediyor. Proje kapsamında 100 koyun alarak hayvancılığa başlayan 40 yaşındaki 4 çocuk annesi Hilal Kalkan ise hayvan varlığını her geçen yıl artırarak üreticilikte örnek oluyor.
2020 yılı Ekim ayından itibaren bu güne kadar toplam proje kapsamında, merkezde 34 işletmeye 3 bin 700 Çayırlı’da 17 işletmeye bin 650, İliç’te 1 işletmeye 80, Kemah’ta 28 işletmeye 2 bin 643, Otlukbeli’de 5 işletmeye 500, Refahiye’de 21 işletmeye 2 bin 30, Tercan’da 28 işletmeye 2 bin 639, Üzümlü’de 28 işletmeye 2 bin 286, Kemaliye’de 6 işletmeye 558 hayvana olmak üzere Erzincan geneli 162 işletmeye 14 bin 186 küçükbaş hayvan için ilgili banka tarafından ödemeleri yapıldı. 2020 yılının ekim ayında başlanan proje ile şuana kadar 17 bin 848 küçükbaş hayvan için 31 milyon 400 bin TL kredi kullanıldı.
“Devletimizden Allah razı olsun, 60 yaşıma kadar bu mesleği yapacağım”
2021 yılında “Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var” projesi kapsamında 100 koyun alarak hayvancılığa başlayan 40 yaşındaki 4 çocuk annesi Hilal Kalkan hayvan varlığını artırdığını ve uzun yıllar bu mesleğe devam edeceğini belirterek, “2021 yılında hiç koyunumuz yoktu. Bu proje sayesinde 100 tane koyun aldık ve 200-250 oldu derken bu işi devam ettirmeye başladık. Devletimizden Allah razı olsun. Geldiğimde hiçbir şey bilmiyordum, eşimle beraber koyunlara gittik, davara gittik, koyunlarımızı da sağdık, yaylaya da çıktık. Şimdi de hepsinden alasını yapıyoruz. Devletimizin bizlere desteklerini her zaman bekliyoruz. Zaten devletimiz de bize desteklerini veriyor. Bu işi devam ettirmek istiyoruz. İşimiz zor. Yağmur demiyoruz, çamur demiyoruz, gördüğünüz gibi dışarıda yağmur yağıyor ama biz hayvanımızı dışarıya suya götürüyoruz. Her işte olduğu gibi bu işin de zorluğu var ama biz severek yapıyoruz. Bu işe alıştık. Çocuklarımız, biz başka geçim kaynağımız olmadığı için bu işi yapıyoruz. 40 yaşındayım. İnşallah 50-60 yaşıma kadar da bu işi yapmayı düşünüyorum” dedi.
“Erzincan’da küçükbaş hayvan sayısı yüzde 10 arttı”
Erzincan İl Tarım ve Orman Müdür Yardımcısı Serkan Kütük ise, proje sayesinde ilde ki küçükbaş hayvan varlığının yüzde 10 oranında arttığını söyleyerek, “Erzincan’da 2020 yılı Ekim ayında başlanan ‘Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var’ projesi kapsamında faaliyete geçen bu proje ile Erzincan’daki çitçilerimiz, özellikle yeni başlayacak üreticilerimiz, genç ve kadın çiftçilerimiz artarak devam etmektedir. Erzincan’daki bu üreticilerimizin 200 bin liralık kredi limiti 400 bin liraya çıkarılmıştır. Erzincan’da şuana kadar 183 kişi proje kapsamında faydalanmış olup 31 milyon 400 bin lira değerinde nakdi bir ödeme yapılmıştır. Bu kapsamda, Erzincanlı çiftçilerimiz ve özellikle küçükbaş yetiştiricilerimiz büyüyerek devam etmektedir. Aslında bir çığ gibi düşünülürse, küçük bir kar tanesi büyüyerek çığ haline gelmiştir. Erzincan’daki hayvan sayımızda ise, yüzde 10 oranında artış gözlenmiştir. Proje başladığında 16 bin 862 olan hayvan sayımız şuan da 30 bini geçmiştir” ifadelerini kullandı. – ERZİNCAN
]]>GTB’nin faaliyetleri ile üye talep ve önerilerinin görüşüldüğü toplantıda ayrıca kırsaldaki üretim potansiyelinin artırılmasına yönelik atılabilecek adımlar, hububat ekim alanlarındaki bitki gelişimi ve yeni sezon rekolte beklentileri hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.
Meclis toplantısının açılışında konuşan GTB Meclis Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, kırsal yaşamın desteklenmesi ve cazip hale getirilmesinin önemine vurgu yaptı. 1950’lerden sonra Türkiye’de köyden kente yoğun bir göçün yaşandığını anımsatan Tiryakioğlu, bu hızlı değişim sürecinin üretim ve tüketim alışkanlıklarında değişikliklere neden olduğunu söyledi.
Türkiye’deki kırsal nüfusun 1927 yılında toplam nüfusun yüzde 76’sını oluşturduğunu bu oranın şimdilerde yüzde 7’ler seviyesine indiğini kaydeden Tiryakioğlu, “Kırsal nüfusumuz her geçen yıl azalmakta ve yaşlanmakta. Gıda güvencesinin sağlanması açısından kır-kent denklemine yeni bir bakış açısı ve köylerin genç nüfus için yeniden cazip hale getirilmesine ihtiyaç duyulmakta” dedi.
Kırsal yaşamın, gıda güvencesinin temel kaynağını oluşturduğunu belirten Tiryakioğlu, “Üretmeden, tüketmemiz mümkün değil. Her bir karış toprağımızı ve üretimden gelen tüm gücümüzü en iyi şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Bugün 85 milyonun tüketimi 6 milyonun tarımsal üretimdeki çabasına bakıyor. Bu oranın daha da aşağılara inmemesini sağlayarak yerinde üretim modeliyle tarımsal gücümüzü tazelememiz gerekiyor. Aksi halde bu durum ileride gerek sosyal gerekse de ekonomik açıdan olumsuz etkiler oluşturabilir. Bugün birçok köylümüzün maalesef tarım ve hayvancılıkta kendi ihtiyaçlarına yetecek gıda üretimini yapmadığı gözlemlenmekte. Çiftçi kendi üretebileceği peynir, yumurta, yoğurt ve tavuk gibi birçok temel gıda maddesini bakkaldan veya marketten temin etmekte. Üretimin yeniden çeşitlendirilmesi ve teşvik edilmesi için genel bir dönüşüme ihtiyaç duyulmakta. Bu dönüşümün sağlıklı bir şekilde yapılması için öncelikle köylerde refah seviyesini artırıcı adımlar atılması gerekmekte. Bunun için köylerde altyapı eksikliklerinin giderilmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerinin sağlanması, kültürel ve sosyal aktivitelerin desteklenmesi önemli adımlar olacaktır. Ayrıca, tarımsal üretimin desteklenmesi ve çeşitlendirilmesi de genç nüfusu köylere çekmeye yardımcı olacaktır” diye konuştu.
GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı ise toplantıda yaptığı konuşmada borsanın nisan ayı faaliyetleri ve devam eden projeleri hakkında meclis üyelerine bilgiler verdi. Harmana sayılı haftalar kaldığını anımsatan Akıncı, yeni hasat sezonundan rekolte ve verim açısından umutlu olduklarını söyledi. Yeni üretim sezonun hayırlı ve bereketli geçmesi temennisinde bulunan Akıncı, Ulusal Hububat Konseyi’nin (UHK) 2023/24 Üretim Yılına ilişkin İklim ve Bitki Gelişimi Değerlendirme Raporu hakkında da değerlendirmelerde bulundu.
Rapora göre bölgelerde lokal bazlı alanlar hariç yeterli ve sağlıklı bitki çıkışlarının olduğunu belirten Akıncı, buğdayda geçen yıl 7,3 milyon hektar olarak öngörülen ekim alanının bu yıl 7,5 milyon hektar olacağı ve geçen yılki rekolte beklentisine ulaşılabileceğinin tahmin edildiğini sözlerine ekledi. – GAZİANTEP
]]>Avdagiç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sanayi sektöründeki yatırımların arazi ve finansmanla desteklenmesi gerektiğini kaydederek, “Ülke olarak sanayide yeni bir faza geçmek istiyorsak, ihracatımızda yüzde 40’larda olan yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin payını artırmak istiyorsak, bu destekleri hayata taşımak zorundayız.” diye konuştu.
Sanayi yatırımlarının büyümeye katkısının 2022’de yüzde 0,3 iken 2023’te 2,2 puana çıktığını dile getiren Avdagiç, yatırım iştahındaki bu artışın Türk sanayisi için umut verici olduğunu söyledi.
Avdagiç, geçen yıl yatırım harcamalarında 2022’ye göre reel olarak yüzde 10,7 artış yaşandığını anımsatarak, “Sanayi üretim endeksine baktığımızda da şubatta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11,5 yükseliş kaydettik. Böylece endekste yıllık bazda artış son 2 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.” ifadelerini kullandı.
İstanbul’da sanayi arsası konusunda bir çalışma yaptıklarını kaydeden Avdagiç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şöyle bir hedefimiz var: İstanbul’da sanayi arsası satın almak artık çok kolay değil. Var olan çok pahalı. Biz bütün Trakya’yı, Çanakkale, Bursa, Sakarya ve bütün çevredeki Organize Sanayi Bölgelerini canlı izleyen, OSB radarı gibi çalışacak bir sistem kurguluyoruz. OSB’lerle ilgili sanayi arsaları sorunu İstanbul’da çok büyük sorun. Bir çalışma yürütüyoruz. Bu çalışmada İstanbul’un etrafındaki OSB’lerin yer aldığı bir proje hazırlayacağız. Nerede hangi OSB var, bunların fiyatları ne kadar… Bize gelip, ‘arsa bulamıyorum’ diyen üyelere yardımcı olacağız. Hangi OSB’de boş yer bulunduğunu, fiyatının ne kadar olduğunu, OSB’leri taradığımız bu çalışmayla ortaya koyacağız.”
“İlk çalışmamızı yaptık”
Şekib Avdagiç, İTO olarak oda üyelerinin organize sanayi bölgesi ihtiyacına yönelik projelerinin ilk çalışmasını yaptıklarını belirterek, “İstanbullu sanayiciye, ‘Sevgili kardeşim, senin için İstanbul’un etrafında 20 tane OSB var. Bunların bazıları özel amaçlı OSB, bazıları genel OSB’ diyeceğiz. Fiyatlarla ilgili bilgi vereceğiz. ‘Buralarda satın alabilirsiniz’ diye genel bir hinterlant bilgisi vererek bu işi biraz rahatlatmaya çalışacağız.” şeklinde konuştu.
Türkiye Hannover Sanayi Fuarı’nda üçüncü büyük ülke oldu
İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye’nin sanayide elde ettiği başarının uluslararası fuarlara da yansıdığına işaret ederek, Almanya’da bugün başlayan ve İTO’nun 32 yıldır Türkiye mili katılımını yaptığı 75. Hannover Sanayi Fuarına Türkiye’den 153 şirketin katıldığını söyledi.
Türk şirketlerin, Hannover Sanayi Fuarı’nda ev sahibi Almanya ve Çin’den sonra üçüncü sırada yer aldığını dile getiren Avdagiç, “Bu gurur verici. Hannover Messe 2024 Türkiye milli katılım organizasyonu 5 ayrı salonda yaklaşık 2 bin metrekarelik alanda toplam 80 katılımcı firma ile gerçekleştiriliyor. Fuara 73 Türk firması ise bireysel stantlarıyla katılıyor.” diye konuştu.
Avdagiç, “Tıpkı Hannover Fuarının 2024 temasındaki gibi, Türkiye sürdürülebilir sanayiye enerjisini veriyor. Hannover Messe endüstriyel dönüşüm fırsatlarının çekim noktası. Burada Türkiye’nin sıra dışı ve inovasyona dayalı ürünleriyle yer alması önem taşıyor. Burada atılan tohumlar, ne mutlu ki sektörün küresel bağlantılarını daha da kuvvetlendiriyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Endüstride bir sonraki normale en hızlı şekilde adapte olmalıyız”
Şekib Avdagiç, teknolojik gelişmeler, iklim değişikliği ve jeopolitik gerilimlerin küresel üretim ortamını değiştirdiğinden bahsederek, Türk girişimcisinin endüstride bir sonraki normale en hızlı şekilde adapte olması gerektiğini vurguladı.
Avdagiç, “İmalat firmalarımız geleceğe hazırlık için entegre teknoloji ve inovasyon stratejilerini daha yaygın şekilde benimsiyor. İmalatın geleceğini, her şeyin özünde insan ve otomasyon etkileşiminin yattığını unutmadan şekillendireceğiz.” diye konuştu.
Hannover Messe 2024’ün bu yılki ana temasının “Sürdürülebilir endüstriye enerji veriyor” olarak belirlendiğini anımsatan Avdagiç, “Fuarda öne çıkan endüstri trendleri arasında yapay zeka, karbon nötr üretim, iklim koruma, sürdürülebilirlik, endüstri 4.0, hidrojen ve yakıt hücreleri öne çıkıyor.” ifadelerini kullandı.
Avdagiç, Türk sanayi şirketlerinin fuarın “otomasyon-hareket ve sürücüler”, “enerji çözümleri”, “mühendislik parçaları ve çözümleri”, “dijital ekosistemler” ile “Future Hub” olmak üzere 5 salonunda yer aldığını kaydederek, İTO’nun iştirakleri arasında yer alan Bilgiyi Ticarileştirme Merkezinden 3 girişimcinin, Teknopark İstanbul’dan da 4 girişimcinin Future Hub bölümünde bulunduğunu sözlerine ekledi.
]]>Antalya’da ihracatçı firmaların, komisyoncuların yer aldığı Antalya Büyükşehir Belediyesi Toptancı Hal Kompleksi’nde kadınların rolü büyük. Yıl boyu Antalya’da yetişen ürünlerin ihracatını sağlayan firmaların paketleme ve ambalaj işlerini üstlenen kadınlar, para kazanmaktan ve iş ortamlarından memnun.
“12 yaşından beri halin içindeyim”
21 yıldır halde çalışan ve şu an yönetici pozisyonunda bulunan Duygu Beyazgül, çalışma şartlarına, iyi ve zor yanlarını anlattı.
Duygu Beyazgül, şöyle konuştu:
“Şu an 33 yaşındayım. Halin içine 12 yaşında girdim, 12 yaşından beri çalışıyorum, kendimi bildim bileli halin içindeyim. Burada çalışmak bir yandan çok iyi bir yandan çok zor oluyor. Hepimiz buraya ekmek teknesi olarak bakıyoruz, ekmeğimiz için çocuklarımız için çalışıyoruz. Zorlukları çok, kadın olarak burada çalışmak çok çok zor. Ayakta durabilmek, çevredeki insanların baskıları, işin zorluğu, bazen gecemiz gündüzümüze karışıyor. Evimize gittiğimiz saat belli değil, sabah erken saatte çalışmaya başlıyoruz. Herkes buraya gurbetten geliyor, memleketimizi bırakıp geliyoruz. Günümüz dolu dolu geçiyor, çoğu zaman şirketin dışına bile çıkamıyoruz. Güneşi görmüyoruz desek yeridir aslında, sabah giriyoruz aşırı yoğunluğumuz oluyor. Eğlenceli, koşturmacalı ve maratonlu bir gün geçiriyoruz.”
“Kadınlar kendilerine güvenmeli”
İki çocuk sahibi olduğunu söyleyen Beyazgül, tüm kadınların çalışması gerektiğini kaydetti. Beyazgül, “Bir kadın olarak burada olmak gerçekten zor ama bir yandan da çok güzel. Kendi paranı kazanıyorsun, ayakta durabiliyorsun, hiç kimseye muhtaç olmamak en doğrusu. İki tane çocuğum var. Çok zor oluyor, bazen çocuklarımı göremiyorum, bazen eve gittiğimde yatıyor oluyorlar. Hem okullarıyla ilgilenmek, hem çocukları büyütmek, hem iş yerinde olmak, hem anne olup hem çalışan kadın olmak zor. Tüm kadınlar çalışmalı, hiç kimsenin eline bakmamalı. Anneye babaya abiye hiç kimseye güvenmemeli, buna eş de dahil. Herkes kendi ekmeğini kendi kazanmalı. Kadınlar tek başlarına çok büyük şeyler yapabilirler, çok büyük yerlere gelebilirler, yeter ki kendilerine güvensinler” diye konuştu.
“Çalışmazsan, ayakta duramazsın”
Halde paketleme iş yapan Yıldız Eren ise çalışmanın gerekliliğine değindi. Eren, “Burada çalışalı 4 yıl oldu. Ambalaj paketliyorum. Evliyim, 3 çocuğum var. Aileme destek oluyorum. Yaptığım işi seviyorum, sabah 6’da gelip 17’de çıkıyorum. Hem evde çocuklarla ilgileniyorum, hem de çalışıyorum. Akşama kadar ayaktayız, yoruluyorum. Çalışmazsan ayakta duramazsın, çalışmalıyız” dedi.
“Kimseye muhtaç olmuyorum”
Diyarbakır’dan Antalya’ya yerleşen Kader Kaya da kimseye ihtiyaç duymadan ayakta durmanın güzel yanlarına vurgu yaptı. Kaya, şu ifadelere yer verdi:
“5-6 yıldır burada çalışıyorum, mal işliyoruz, ambalaj yapıyoruz. Diyarbakır’dan geldim. Çalışıyorum, para kazanıyorum, ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum. Kimseye muhtaç olmuyorum. Kendi işimi kendim görüyorum, o açıdan iyi. Sabah geliyoruz, ambalaj işliyoruz, günümüz geçiyor. Hafta sonları izinliyiz, gezebiliyoruz, değişiklik oluyor.”
“Aileme destek oluyorum”
Şırnak’tan Antalya’ya çalışmak için gelen Pınar Eğitmiş ise hem geçimini sağlayıp hem ailesine destek olmaktan duyduğu memnuniyeti aktardı. Eğitmiş, “4 yıldır burada çalışıyorum. Otellere işleme işinde çalışıyorum, ardından burada temizlik yapıyoruz, işimiz bittiğinde ambalajlamaya yardım ediyorum. Aileme destek olmak için çalışıyorum, abilerim evleniyor, onlara destek oluyorum” şeklinde konuştu. – ANTALYA
]]>Tarihi 2600 yıl öncesine dayanan Nilüfer ilçesine bağlı Gölyazı Mahallesi, hava sıcaklıklarının artmasıyla sezonu açtı. Avrupa’nın en güzel yerleri arasında gösterilen Gölyazı, tarihi ve doğası ile yerli ve yabancıların ilgi odağı oluyor. Roma çağında gelişen Gölyazı, Bizans döneminde ise daha çok dini içerikli eserler kazandı. Bol miktarda Bizans imparatorluk sikkeleri de bulunan Gölyazı, 1303 Dimboz zaferinden sonra Ürünlü Tekfuru’nun topraklarını alan Osman Gazi tarafından Türklere açıldı.
Halk arasında ‘Deliktaş’ olarak anılan ve su kemeri olduğu tahmin edilen bir yapı ile ‘Taş Kapı’ diye adlandırılan antik kale kalıntılarının yanı sıra, Kız Adası’nda bulunan Apollon Tapınağı da ilgi çekiyor. Valilik ve Nilüfer Belediyesi tarafından restore edilen antik tiyatro da yapılan çalışmaların ardından ziyaret edilebilecek. Yarımadanın çevresinde rastlanan sur kalıntıları ile Aziz Panteleimon Kilisesi bölgenin en ilgi çekici tarihi eserleri arasında yer alıyor.
Eski bir Rum köyü olan Gölyazı, Osmanlı döneminde Türklerin ve Rumların bir arada yaşadığı bir yerleşim yeriydi. Günümüzde ‘Ağlayan ağaç’ adıyla anılan, Gölyazı’nın yarımadayla bağlantısını sağlayan köprünün başında bulunan 750 yıllık çınar da turistlerin hatıra fotoğrafı çektirdiği yerler arasında geliyor.
Turizmi daha çok geliştirmek için çalıştığını ifade eden Gölyazı Muhtarı Mustafa Cihanoğlu, “Gölyazı Mahallesi’nin geçim kaynağı balıkçılıktır. Turizm sektörüyle daha da gelişti. Gölyazı Mahallesi’nin tarihi 2 bin 600 yılına dayanır. Antik Kız Adası Tapınağı, antik tiyatro gibi bir çok tarihi yer var. Amacımız turizmi daha çok geliştirmek. Yerli ve yabancı misafirlerimizi daha rahat ve daha konforlu şeklide ağırlamak. Şu an ‘Ağlayan ağaç’ ile ilgili düzenleme çalışmamız var. Ağacın etrafında havuzumuz olacak. Misafirlerimiz için güzel bir hale getireceğiz” dedi.
Tekne turu kişi başı fiyatlar 100 lira
Bu sene tekne ile gezi fiyatlarının 100 TL olduğunu söyleyen Gölyazı Turizm Geliştirme Kooperatifi Başkanvekili Aydoğan Uysal, “Kooperatifimiz bu ay itibariyle sezonu açtı. Gezi turu teknelerimiz 7 metre boyunda 1.5 metre enindedir. Gelen misafirlerimize güvenli bir şekilde tur yaptırıyoruz. Turlara 2016 yılında arz-talep dengesiyle ek iş olarak başladık. 2017’de kooperatifimiz kuruldu ve o seneden beri hizmet veriyoruz. Yakıt fiyatları, işletme maliyetlerine göre fiyatlarımız güncelleniyor. Bu sene fiyatlarımız kişi başı 100 TL’dir. Teknelerimiz 4 kişi kapasitelidir. Ülkemizin her yerinden gelen misafirlerimiz var. Sosyal medyadan, televizyondan görenler merak edip geliyorlar. Bizde elimizden geldiği kadar ağırlamaya çalışıyoruz. Kooperatifimizde 41 üyemiz var. Daha sonra misafirlerimize daha iyi hizmet vermek adına 20 kişilik daha kontenjan açıldı. Ş anda 61 üyemiz var. 45 civarında aktif olarak çalışan teknemiz var. Sadece turizm maksadıyla çalışan tek kooperatif biziz. Bizim haricimizde kooperatifimze katılmayan bireysel olarak bu işi yapan arkadaşlarımız var. Onlarla birlikte toplamda 70 tekne var” şeklinde konuştu. – BURSA
]]>Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte araç alım satımında hareketlilik başladı. İkinci el araç alımında vatandaşlar satın almak istedikleri araçları ekspertize götürmeden önce kendileri kontrol etmek istiyor. Bu noktada uzmanlar, ilk kontrollerde aracın fiziki kondisyonu, iç mekandaki yıpranma izleri, motor sesinin kontrolü ve hasar durumunun kontrol edilmesi gibi başlıklar öne çıkıyor.
“Motorun performansı 90 çıksa bile, motor ölü olabiliyor”
Araç alacak vatandaşlara uyarılarda bulunan oto ekspertiz uzmanı Şenol Uysal, “Araç alacak vatandaşlarımızın öncelikle kaporta aksamına bakmaları gerekiyor. Kaporta aksamının telafisi yoktur. Müşterilerimizin isteği ve talebine göre şaseler, podyeler, direkler gibi bakılması gereken önemli noktalar var. Bazen sıfır alınan araçlar geliyor, tırlardan indirilirken sürtme sonrası gizli boyama yapılabiliyor. Sıfır araç bunda boya olmaz demeyin. Onları da göstermenizi tavsiye ederim. 3 bin, 5 bin kilometrede motor mekanik aksamında bir şey olmayabilir ama lastikten ağır bir darbe aldığı zaman airbag açma gibi sorunları olabiliyor. Bu tür araçlarda mutlaka kaporta ve airbag kontrollerinin yapılması gerekiyor. Mekanik bölümlerde ise motor suyu, motordan yağ kaçakları, üflemesi motorun testini yapmak, motor testi anlık performansını gösterir, motor yaptırıldıysa eğer mutlaka üfleme, yağ yakması var mı diye, yatak sesi, etek sesi kesinlikle kontrol edilmesi gerekiyor. Motorun performansı 90 çıksa bile, motor ölü olabiliyor” dedi.
“Aracın kontrolleri sırasında 1 santimlik bir işlem de 50 santim işlem de aynı”
Alınacak araç üzerindeki bütün parçaları kontrol etmekte fayda olduğunu, nedeninin ise önemsiz olarak görülen noktaların sonuçlarının farklı olabileceğini anlatan Şenol Uysal, “Biz buraya gelen araçlarda boya aksamlarının tamamını boya makinaları ile kontrol ederek raporluyoruz. TSE standartları ile boyaların ölçümünü yapıyoruz. Sökülüp takılan parça, değişen parça, kaza yapılan bölümler ve iç kısmına kesinlikle bakıyoruz. Bizim çıkan raporlarımızda aracın kaporta, şaselerine ve direklerine bakılması gerekiyor diye belirtelim. Araç üzerindeki bütün parçaları kontrol etmekte fayda var, çünkü önemsiz olarak görülen tek nokta size hata yaptırabilir. Kontrolleri yaptırırken veya yaparken önemsiz yerlere değil kesinlikle önemli aksamlara bakılması gerekiyor. Aracın kontrolleri sırasında 1 santimlik bir işlem de 50 santim işlem de aynı. Bu küçük bir şey olmaz demek olmaz” şeklinde konuştu.
“Program yardımı ile taradığımız zaman araç üzerindeki tüm arızaları görebiliyoruz”
Detaylı kontrolleri sıralayan Uysal, “Aracı son olarak bilgisayara bağlayıp burada program yardımı ile taradığımız zaman araç üzerindeki tüm arızaları görebiliyoruz. Yine program aracılığı ile aracın kilometre sorgulaması yapıyoruz. Düşürülmüş ise raporluyoruz. Bilgisayara aracı bağladıktan sonra motor kaputunu açarak kontrollere devam ediliyor. Bu sayede motorun sesi, atma, ötme var mı diye. Burada bilenen bir yanlış da aslında motor üflemesi, bunun doğrusu araç rölantide çalışırken yağ kapağından üfleme olursa. Normal araca gaz verince eğer duman motora gidiyorsa araçta üfleme yok demektir. Turbo kontrolünde de eğer turbo borusuna elinizle bastıktan sonra araca gaz verince bu hortum şişiyorsa bu da sağlam demektir” diye konuştu. – KONYA
]]>Mersinli 36 yaşındaki Barbaros Yeşilgün, uzun yıllar finans sektöründe çalıştı. Bu süreçte evlenen iki çocuk sahibi Yeşilgün, bir yandan bankada yönetici olarak çalışırken, diğer yandan da doğal yaşam arayışı içerisine girdi. Bu sırada hafta sonları hobi olarak arıcılık yapan Yeşilgün, bir süre daha devam ettiği ‘beyaz yakalı’ olarak nitelendirilen işinden ayrılarak arıcılık yapmaya başladı.
“3-5 kovanla başladığım bu serüveni 250 kovana kadar yükselttik”
Mezitli ilçesine bağlı Kuyuluk mevkiinde arıcılık yapan Yeşilgün, şu anda 250 kovanla Toros Dağları’nda bal üretimi yaptığını söyledi. Yaklaşık 9 yıldır arıcılık yaptığını belirten Yeşilgün, Mersin’de arıcılık yapan birçok işletme bulunduğunu ifade etti. Bunların büyük bir bölümünün gezgin arıcı olduğunu dile getiren Yeşilgün, “Biz de bu gezgin arıcılardan biriyiz. Bu kararı vermemde en büyük faktör öncelikle çocuklarıma doğal bal üretmekti. 3-5 kovanla başladığım bu serüveni kademeli olarak 40-50 kovan derken 250 kovana kadar yükselttik” diye konuştu.
“İşletmemizi de büyüttük, gelirimiz de bizlere yeter oldu”
Yeşilgün, bankada yönetici pozisyonunda çalıştığı dönemde ciddi bir maaş aldığını belirtti. Aldığı ayrılık kararının ardından maaş anlamında ilk etapta panik yaşadığını anlatan Yeşilgün, “Çünkü arıcılık sektöründe bir sene boyunca mücadele edip bir kere hasat edebiliyorsunuz. Senede bir defa gelir sağlıyorsunuz. Bu sağladığınız gelirle de bir sene boyunca geçinmeniz gerekiyor. Aylık bir gelir elde eden biri olarak bu şekilde bir gelir türüne geçince ilk önce bir panik yaşadık ama sonrasında arılarımız bizi hiçbir şekilde eli boş göndermediği için dağlardan elde ettiğimiz gelirle ciddi anlamda işletmemizi de büyüttük, gelirimiz de bizlere yeter oldu” dedi.
Arıcılığın bazı yıllar verimli, bazı yıllar ise daha az verimli bir sektör olduğunu vurgulayan Yeşilgün, bu nedenle ‘ak akçe kara gün içindir’ düşüncesiyle yaşamak gerektiğine işaret ederek, “Mesela iki sene önce çok yüksek bal tonajı oldu, iyi bir gelir elde ettik. Ama bir önceki yıl çok az tonaj oldu ve kemer sıkmak zorunda kaldık. Fakat totalde baktığımız zaman bankacılık hayatında elde ettiğim gelirden daha yüksek bir gelir elde ettiğimi açıkça ifade edebilirim” diye konuştu.
“En büyük avantajımız doğal hayatta yaşamamızdır”
Arıcılığa başladıktan sonra hayatında yaşanan değişimden de bahseden Yeşilgün, şöyle devam etti:
“Önce şehrin kalabalık trafiğinden, gürültüsünden, egzoz gazlarından, kirliliğinden uzak kalmak olağanüstü bir duygu. Her sabah barakamın önünde çiçeklerin arasında, arılarımın sesleriyle uyanıyorum. En önemlisi sağlıklı bir hayat sürüyorum, temiz havadayım. Sürekli yaylalarda temiz, doğal sular içiyoruz, doğal besleniyoruz. ve en büyük karımız aslında bizim mutlu, huzurlu ve sağlıklı yaşamamız. Yani maddiyat bizim işte ikinci planda. Yapmış olduğumuz bu işte en büyük avantajımız doğal hayatta yaşamamızdır.”
“Kendimi akvaryumun içerisinde yaşıyor gibi nitelendiriyordum”
Uzun yıllar bankacılık yapmış biri olarak kendisini ‘akvaryumun içerisinde yaşıyormuş’ gibi nitelendiren Yeşilgün, “Her sabah bankaya gelip bir camekanın içerisinde müşterilerimi ağırlıyordum” dedi.
Kendisi gibi doğal yaşamı seçmek isteyenlere tavsiyelerde bulunan Yeşilgün, şunları kaydetti: “Herkese tavsiye ederim. Böyle beyaz yakalı olup da ‘ben bir şeyler yapmak istiyorum, artık kendi işimi yapacağım, doğal hayata geçeceğim’ diyen arkadaşlar kesinlikle korkmasınlar. Ama şu da var; öncesinde benim bankacılık hayatımda yaptığım gibi bu işi iyi bilen bazı üreticilerin yanında hafta sonları kendilerini geliştirsinler. Hangi sektörde, hangi meslek dalında olursa olsun, hafta sonlarında bu tarz aktivitelerde bulunarak, kişisel kabiliyetlerini geliştirsinler. Bu kabiliyetlerini geliştirdikten sonra kendi işletmelerini kuracak güveni zaten yakalayacaklardır. Bu kararın akabinde de işlerine dört elle sarılsınlar ve görecekler ki çok mutlu ve çok iyi kazançlar elde edecekler. Kesinlikle korkmamalarını tavsiye ediyorum.” – MERSİN
]]>ABD’deki Costco ve Walmart gibi büyük perakendecilerde satılmak için hazırlanıyorlar. Ancak şirket Çinli ve Meksika’taki bu fabrika, Çin sermayesiyle inşa edildi.
ABD, Çin ve Meksika arasındaki üçgen ilişki Meksika’da iş dünyasının gözde sözünün arkasında: yakın kıyıcılık.
Man Wah, üretimi ABD pazarına daha da yakınlaştırmak için üretim alanlarını son yıllarda Meksika’nın kuzeyinde götüren sayısız Çinli şirketten biri. Bu hamle, kargoda tasaraffun yanı sıra son mamülün tamamen Meksikalı olmasını sağlıyor ve böyleyece Çinli şirketler, iki ülke arasında devam eden ticaret savaşında ABD’nin Çin ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerinden ve ambargolardan da kaçınabiliyorlar.
Şirketin Genel Müdürü Yu Ken Wei dev fabrikayı gösterirken, Meksika’ya taşınmanın hem ekonomik hem de lojistik açıdan anlamlı olduğunu anlatıyor.
Mükemmel bir İspanyolca ile “Buradaki üretimimizi üçe ve hatta dörde katlamayı umuyoruz” diyor.
“Meksika’daki amacımız, buradaki üretimimizi, Vietnam’daki operasyonumuzun seviyesine çıkartmak.”
Firma, Monterrey’e daha 2022 yılında geldi ve daha şimdiden Meksika’da 450 kişiyi istihdam ediyor. Yu Ken Wei fabrikada birkaç üretim hattı daha kurarak, bu sayıyı 1200’den fazla çıkarmayı umduklarını anlatıyor.
Yu “Meksika’daki insanlar çalışkan ve hızla öğreniyolar. İyi operatörlerimiz var ve üretkenlikleri yüksek. Yani, çalışan anlamında da Meksika statejik açıdan çok iyi” diyor.
Yakın kıyıcılık, Meksika ekonomisine büyük bir katkı sağlıyor. Geçen yıl Haziran ayı itibarıyla Meksika’nın toplam ihracatı bir önceki yıla görü % 5,8 arttı ve 52,9 milyar dolara yükseldi.
Eğilimde yavaşlama işaretleri pek görülmüyor. Bu yıl sadece iki ay içinde, 2020’deki toplamın yarısı kadar Meksika’ya yatırım açıklandı.
Man Wah kanepe fabrikası, Çin-Meksikalı üretim alanı Hofusan’ın içinde. Bu tür yerlere talep çok yüksek. Müsait her yer satıldı.
Aslında, Meksika Sanayi Parkları Birliği, 2027’de de k ülkede yapılacak tüm tesislerin de satıldığını söylüyor. Birçok Meksikalı ekonomi uzmanının, Çin’in ilgisinin geçici olmadığını söylemesi şaşırtıcı değil.
Meksika’nın eski Dış Ticaret Bakan Yardımcısı JUan Carlos Baker Pineda “Meksika’ya yatırım getiren yapısal nedenler kalıcı” diyor.
“Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşının yakın dönemde zayıflayacağına dair bir işaret yok.”
Baker Pineda, Kuzey Amerikan serbest ticaret anlaşması USMCA’in müzakere heyetinde Meksika adına yer alanlardan biriydi.
“Çin kökenli sermayenin Meksika’ya gelişi bazı ülkelerin politikaları açısından rahatsız edici olabilir. Ancak uluslararası ticaret yasalarına göre tüm ürünler tam anlamıyla Meksikalı” diyor.
Bu durum, Meksika’ya iki süper güç arasında açık bir stratejik avantaj sağılyor. Meksika son günlerde başlıca ticaret ortağı olarak Çin’i geçti. Bu, önemli ve sembolik bir değişim.
Meksika’nın ABD’yle artan ticareti, kısmen ülkedeki yakın kıyıcılığın ikinci önemli boyutuyla birlikte geldi. Bazı Amerikan firmaları da üretimlerini Asya’daki fabrikalarından bu ülkeye taşıyor.
Belki de en öne çıkan duyuru geçen yıl Elon Musk’tan geldi. Musk, yeni Tesla Gigafabrikasını Monterrey’in dışında kurma planlarını açıkladı. Ancak 10 milyar dolarlık tesisin temeli henüz atılmadı.
Tesla projeye hala bağlı. Küresel ekonomideki kaygılar ve otomobil üreticisindeki son işten çıkarmalar karşısında, planlarını yavaşlattılar.
Ancak bazıları, Çin yatırımları konusuna, Meksika’nın ABD ve Çin arasındaki jeopolitik mücadelenin içine çekilmemek için tedbirli davranması gerektiğini söylüyo.
Meksika’daki Ulusal Özerk Üniversite’nin Çin-Meksika Çalışmaları Merkezi’nden Enrique Dussel, “Şehirdeki yaşlı zengin adam ABD, şehirdeki yeni zengin adam Çin ile sorunla yaşıyor. Ve Meksika hem geçmiş yönetimler hem de şimdiki yönetimlerde bu yeni üçgen ilişkiyle ilgili bir strateji yok” diyor.
ABD-Meksika sınırının her iki yanında seçiler yaklaşırken, yeni siyasi değerlendirmeler olabilir. Ancak Beyaz Saray’da Donald Trump ya da Joe Biden da olsa, ABD-Çin ilişkilerinde pek bir gelişme beklenmiyor.
Dussel, yakın kıyıcılığın “güvenlik kıyıcılığı” terimiyle daha iyi açıklandığına inanıyor ve Washington’un Çin ile ilişkilerinde güvenlik kaygılarını tüm diğer unsurların üzerinde tuttuğunu belirtiyor. Meksika’nın da arada kalmaktan kaçınması gerektiği görüşünde.
Dussel, bu gerilime karşın “Meksika büyük bir tabela koyup Çin’e ‘Meksika’ya hoş geldiniz’ diyor.
“Bunun orta vadede ABD ve Meksika arasındaki ikili ilişkiler adına iyi olmayacağını bilmek için doktora yapmış olmaya gerek yok.”
Bazıları da daha iyimser. Eski Meksikalı ticaret yetkilisi Juan Carlos Baker Pineda “Benim aklımdaki soru bu eğilimin ne kadar süreceği değil, bu eğilimden ne kadar çıkar sağlayabileceğimiz” diyor.
Monterrey’de yetenekli Meksikalı kadın dikişçiler, kuzeye gönderilmeden önce bir diğer kanepenin son dokunuşlarını yapıyor. Amerikalı bir aile, bu kanepeyi yakınlarındaki Walmart’tan satın aldıklarında, üretiminin altındaki karmajık jeopolitik konusunda pek bir fikirleri olmayacak. Ancak bu durum ABD’ye arka kapıdan akıllı bir giriş ya da süper güçler arasındakimaliyetli bir savaşın bir parçası da olsa, küresel ticarette Meksika’nın başlıca avantajlarından biri.
]]>KASTAMONU – Kastamonu Valisi Meftun Dallı, dün yaşanan fırtınanın ardından evleri zarar gören vatandaşların sürekli oturulduğu tespit edilen konutlarında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ekiplerinin tespitinin ardından hasarlarının yüzde 40’ının karşılanacağını söyledi.
Kastamonu Valisi Meftun Dallı, İl Afet ve Acil Durum İl Müdürlüğünde dün meydana gelen fırtına ve şiddetli yağış nedeniyle oluşan hasarla ilgili bilgilendirme toplantısı düzenledi. Vali Meftun Dallı başkanlığında yapılan toplantıya Vali Yardımcısı Ahmet Atılkan, İl Jandarma Komutanı Jandarma Albay Zafer Özden, İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Evren, AFAD İl Müdürü Uğur Minder, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Oktay Marşap ile Tarım ve Orman İl Müdür Yardımcısı Özcan Gazioğlu katıldı.
Dün yaşanan fırtına ve şiddetli yağışlar hakkında bilgiler veren Vali Meftun Dallı, “İlimizde ciddi bir rüzgar arkasından fırtına meydana geldi. Özellikle il merkezimizde Devrekani, Araç, Daday, İhsangazi ve Taşköprü ilçelerimizde hasarlar, zararlar meydana geldi fırtına nedeniyle. Direk devrilmeleri, çatı uçmaları, araçların üzerine çatıların düşmesi sonucu meydana gelen zararlar, özellikle seraların zarar görmesi şeklinde. Ayrıca buna bağlı enerji ve iletişim kesintileri yaşandı bir süre. Konuyla ilgili kurumlarımız, başta İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğümüz olmak üzere hızlı bir şekilde ekiplerini sahaya çıkardılar. İlgili kolluk kuvvetlerimiz aynı şekilde gerekli müdahaleleri yaptılar. 112 Acil Çağrı Merkezimiz gelen çağrıları topladı. Şu ana kadar il merkezimizden ve ilçelerimizden çatı hasarı, eşya, iş yeri ve tarım zararı olduğuna dair toplam 296 adet ihbar alındı. Bu ihbarlardan 244 adet, bunların bir kısmı konutlardaki çatı uçmaları, 41 adet iş yeri ve araç hasarı, zararı, 11 adet de zirai zarar, yani tarımsal zarar şeklinde. Şimdi ilgili kurumlarımızın ekipleri, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğümüzün ekipleri, AFAD’ın ekipleri, belediye, diğer ilgili birimlerimizin ekipleri, tarım il müdürlüğümüzün ekipleri sahada zarar tespit çalışmalarına devam ediyorlar. Bunu en hızlı şekilde bugün belki yarın, iki gün içerisinde herhalde tamamlarız. Bu işlemler tamamlandıktan sonra özellikle bunu vurgulamak istiyorum. İçinde sürekli oturulduğu tespit edilen konutlarda Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğümüzün tespit ettiği hasarın yüzde 40’ı verilecek. Tabii bunun için öncelikle AFAD Başkanlığı Ankara’dan AFAD İl Müdürlüğümüz bu hasarların giderebilmesi için ödenek talebinde bulunacak. Oradan bu ödenek geldikten sonra dediğim şekilde içinde sürekli oturulduğu tespit edilen konutlarımızın çatı hasarlarının yüzde 40’ı vatandaşlarımıza inşallah ödenecek” dedi.
“6 vatandaşımız hafif şekilde yaralandılar”
Fırtına ve şiddetli yağışlar sebebiyle 6 kişinin yaralandığını söyleyen Vali Dallı, “Diğer konularda şu an için önceden şu yapılacak diyebileceğimiz bir düzenlememiz mevcut değil. Onu göreceğiz süreç içerisinde. Yine ilgili yerler gereken işleri yapacaklar. Ona göre bakacağız. Kapalı yolumuz yok. Bir iki yerde ağaç devrimi sonucu kapanan yollarımız olmuştu. Onları en hızlı şekilde açtık. Enerji verilemeyen 20 köyümüz vardı bugün sabah itibariyle. Onlar 15’e şu an itibariyle düşmüş. İnşallah bugün akşama kadar enerji verilemeyen köyümüz veya yerleşimlerimiz kalmaz. İletişim anlamında internet vs. diğer haberleşme konusunda bir kesintimiz şu an itibariyle yok zaten. Genel itibariyle durumumuz bu. Özellikle Devrekani ilçemizde dün çok sayıda ihbar geldi. Bir iki kamu kurumumuzda da ufak çaplı hasarlar var. 6 vatandaşımız hafif şekilde yaralandılar. Onun dışında Allah’a şükür ki, ciddi bir yaralanma veya can kaybımızın olmayışı hepimizi son derece mutlu etti. Sadece bir hayvanımız telef olmuş anladığım kadarıyla bir ilçemizde. Onun dışında başka bir hayvan telefatımız da yok. Buna seviniyoruz. Bütün vatandaşlarımıza, kardeşlerimize, ilimizdeki herkese geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. İnşallah Cenab-ı Hak bir daha böyle bir afet, felaket göstermesin diye her zaman olduğu gibi yine dua ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Vatandaşlarımıza sigortalarını yaptırmalarını tavsiye ediyoruz”
Afetlere karşı alınacak tedbirin önemli olduğunu vurgulayan Vali Dallı, “Tabii her zaman tedbirli olmak lazım bu tür şeylerde. Önceden tedbir alınırsa mutlaka bu hasarlar, zararlar bir ölçüde önlenebiliyor. Onun için vatandaşlarımızdan bir kere daha her türlü afete karşı mümkün olan tedbirlerini önceden almalarını tavsiye ediyoruz. Mümkünse özellikle profesyonel olarak iş yapan, çalışan iş yerlerine sigortalarını mutlaka yaptırmalarını tavsiye ediyoruz. Bu tür durumlarda zararlarını çok daha kolay şekilde tazmin edebiliyorlar. Ama diğer konularda süreçler uzun. Sonunda ne olacağını önceden öngörmek mümkün olmuyor. Onun için olabildiğince de vatandaşlarımıza her konuda sigortalarını yaptırmalarını acil tavsiye ediyoruz” şeklinde konuştu.
Buradaki toplantının ardından Vali Dallı, beraberindeki heyet ile birlikte fırtınadan zarar gören vatandaşları ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerinde bulundu. Bir süre vatandaşların taleplerini dinleyen Vali Dallı, ayrıca ekiplerden yürütülen çalışmalar hakkında da bilgiler aldı.
]]>A101 Escamp 6500 Flat Tiny House özellikleri ve fiyatı
A101, 25 Nisan tarihli yeni kataloğunu paylaştı. Bu katalogda özellikle ESCAMP 6500 Flat Tiny House dikkat çekti. Bilindiği gibi son yıllarda ev fiyatları ciddi şekilde artış gösterdi. Bu yükseliş, birçok kişiyi daha uygun fiyatlı konut çözümleri aramaya yönlendiriyor. Bu çözümler arasında ilk akla gelen karavanlar olsa da, Tiny House’lar da giderek popülerleşiyor. A101 tarafından satılacak Tiny House’un özellikleri ve fiyatı ise merak ediliyor.

A101 tarafından 25 Nisan itibariyle satılacak Escamp 6500 Flat Tiny House, 16 m² (1+1) yaşam alanına sahip. Dış ölçü olarak uzunluk 650 cm, yükseklik 250 cm ve derinlik ise 255 cm. Bununla birlikte 2+1 yetişkin konaklama kapasitesine imkan tanıyan Tiny House, SCHLEGL 1400 kilogram kapasiteli 2 adet torsiyon frenli dingile sahip.
A101 yine motosiklet satıyor! Bu sefer zamlı
Kompozit sandviç panel dış cepheye sahip olan Tiny House, iç cephede AGT duvar paneli, çatıdaysa CTP Kompozit panel teknolojisine yer alıyor. Zemin kaplama ise 32. sınıf laminant parke. Bu zemin, antibakteriyel kaplama, anti alerjik, yüzde 90 ahşap bazlı kompozitlerden oluşuyor.
A101’in 25 Nisan itibariyle satışa sunacağı ESCAMP 6500 Flat Tiny House fiyatı ise 399 bin 900 TL. Market zinciri, bunu geçtiğimiz aylarda da satmıştı ve o zamanki fiyatı da aynıydı. Bu bağlamda zam gelmediğini söyleyebiliriz.
A101 tarafından satılacak Escamp 6500 Flat Tiny House özellikleri şu şekilde sıralandı;
Dış Ölçü:
Uzunluk: ~650 cm
Derinlik: ~255 cm
Yükseklik: ~250 cm
İç Ölçü:
Uzunluk: ~636 cm
Derinlik: ~235 cm
Yükseklik: ~244 cm
Yaşam Alanı: 16 m² (1+1)
Konaklama Kapasitesi: 2+1 yetişkin
Dingil ve Kaplin Taşıma Kapasitesi: SCHLEGL 1400 kg kapasiteli (2 adet) torsiyon frenli dingiller
SCHLEGL 2700 kg kapasiteli çeki oku (V model)
Kriko orta borulu ön teker 60 mm’lik
185 R14 C tip lastik – 5.00*14 66/112 5 bijon sac jant
Ruhsat Özellikleri: O2 belgeli ve plakalı
Taşıyıcı Sistem Modüller: Endüstriyel boyalı, güçlendirilmiş şasi (şasiler kutu profil karkastan oluşmaktadır)
Çatı: CTP kompozit panel teknolojisi
Dış Cephe: Kompozit sandviç panel (ısı yalıtımı için üretilmiş,
60 mm’lik her iki yüzü boyalı galvaniz sac kaplı); JOTUN grenli hazır dekoratif kaplama
İç Cephe: AGT Duvar Paneli; frezelenmiş üstün yoğunluklu MDF ile üretilen duvar kaplama modelleri ısı, nem ve ses yalıtım
özelliklerinin yanı sıra EO, EPD, FSC sertifikalarına sahiptir.
AG Polimer paneller E0 düşük emisyon değerinde ve sıfır atık
politikası ile üretilmektedir
Zemin Kaplama: 32. sınıf laminant parke, antibakteriyel kaplama, anti alerjik, %90 ahşap bazlı kompozitlerden oluşmaktadır
Doğrama Sistemi: PVC cephe sistemi/ Isıcam O2 belgeli
Mutfak & Banyo Mobilya: Su ve neme dayanıklı Lam 1. sınıf vitrifiye ürünleri
Isıtma ve Soğutma Sistemi: 1 adet ani su ısıtıcı alt yapı tesisatı
Havalandırma Sistemi: Vasistas pencere
Elektrik Sistemi: NYM kablo
20 amper ve 32 amperden oluşan 24’lü sigorta kutusu ve kaçak akım rölesi
2 yıl garantili
Peki siz bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? A101 ESCAMP 6500 Flat Tiny House fiyatını nasıl buldunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki Yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
]]>(İZMİR)- İzmir’de esnaf, vatandaşın alım gücünün her geçen gün düşmesinin işlerini etkilediğini belirterek günü kurtarmaya çalıştıklarını söyledi. Dükkan kiralarını ödemekte zorlandıklarını belirten esnaf, umudunu yurt dışından gelen turiste bağladı. Bir esnaf, “Bize taze kan lazım. Çünkü yerlinin alım gücü yok. Adam 10 bin lira emekli maaşı alıyorsa ne alabilir? İnsanlar sadece aç aç geziyor, yemek bile yiyemiyor, doğru dürüst. Bize turist lazım” dedi.
Fiyat artışları ve vatandaşların satın alma gücünün her geçen gün düşmesi İzmir’de de esnafı olumsuz etkiliyor. ANKA Haber Ajansı’na konuşan esnaf; piyasasının durgun olduğunu, idare etmeye çalıştıklarını, kira ödemekte zorlandıklarını ve güçlerinin kalmadığını söyledi.
“İDARE ETMEYE ÇALIŞIYORUZ”
Ayakkabı satıcısı Ayhan Metin, “Esnafın işi zor. Maaşlar belli, insanların önceliği gıda. Akabinde zaruri olmadıkça giyim ikinci planda. Alım gücünün düşük olması nedeniyle işler çok hareketli değil. Ciro bazında geçmiş yıllara göre belki dengeliyoruz ama ürünün maliyet değerinin yüksek olduğunu düşünürsen esnafın kar marjı düşük. İdare etmeye çalışıyoruz” dedi.
“KİRAYI ZOR YETİŞTİRİYORUM”
Esnaf Gürdoğan Çamlı ise “Piyasa durgun. İyi olacak diye bekliyoruz ama zor. Milletin cebinde para yok. Geçim sıkıntısı çok yüksek. Emekli maaşları çok düşük. Asgari ücret deseniz ona keza. İnsanlar zor geçiniyor bu durumda alışveriş yapmalarını bekleyemiyoruz. Yaz aylarında yurt dışından turist gelirse bir şeyler yapmayı planlıyoruz. Ben burada 20 senedir esnafım. İki tane yan yana mağazam var, toptan yerim var, hepsinin kirasını şu an zor yetiştiriyorum. Yok yani, masrafım çıkmıyor. İşçi ücretlerini zor yetiştiriyorum. Durumlar sıkıntılı, İzmir geneli böyle. Pek tat yok. İnsanlar karşıdan bakıyorlar, alamadan gidiyorlar. Peynirin kilosu olmuş 400 lira, etin kilosu olmuş 600 lira. Çok zor ben sadece kendi açımdan bakmıyorum; emekliye de çalışana da bakıyorum gerçekten zor” şeklinde konuştu.
“BİZE TURİST LAZIM”
Tekstil ürünleri satıcısı Serkan Alp de “Siftah yok, dükkanlar bomboş. Bütün esnaf arkadaşlar oturuyor. Bize taze kan lazım. Çünkü yerlinin alım gücü yok. Adam 10 bin lira emekli maaşı alıyorsa ne alabilir? İnsanlar sadece aç aç geziyor, başka bir şey yok. Eline bir simit alıp yiyerek geçiyor. Yemek bile yiyemiyor, doğru dürüst. Bir gün iş yapıyorsan bir ay oturuyorsun. Bize turist lazım” diye konuştu.
“İNSANLAR ARTIK TEDİRGİN OLARAK LOKANTAYA GİRİYOR”
Lokantacı Ali Haydar Keskin de “İşler hiç iyi değil, çünkü insanların alım gücü yok. İnsanların maaşları gittikçe düşüyor. Her gün her şeye zam geliyor. Dün bir kilo taze fasulye aldım, 80 lira. Ben burada kime ne vereyim. Ucuz versem ben batacağım. Kiralar yüzde yüz artıyor. Alım gücü herkes için çok zor. Esnaf için de öyle. Vergi, sigorta, işçi parası var. Artık gücümüz kalmadı. İnsanlar artık tedirgin olarak lokantaya giriyor. ‘Ne yiyeyim acaba, kaç para’ diye korkuyorlar. Bir de burası Alsancak. Sıkıntı çok büyük. Et koymuyorum atık, et yemeğini kaç liraya satacağım ben? Kıymaya her gün zam geliyor, geçen hafta 30 lira zam geldi. Tüpe zam geliyor. Yansıtsak müşteri kaçıyor, yansıtmasak biz içeri giriyoruz. Biz hep tedirginlik içerisindeyiz ne yapacağımızı şaşırdık” ifadelerini kullandı.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
RÖPORTAJLAR
Ayakkabı satıcısı Ayhan Metin
Esnaf Gürdoğan Çamlı
Tekstil ürünleri satıcısı Serkan Alp
Lokantacı Ali Haydar Keskin
ÇARŞIDAN VE ESNAFLARDAN DETAYLAR
]]>
Ren Wenbing, Çin’in imalat merkezi Dongguan bir zamanlar yoğun bir fabrika olan, terk edilmiş binadan ayrılmakta isteksiz.
54 yaşındaki Ren, bir zamanlar mobilya parçalarını birleştirdiği ve herkesin öğle yemeklerini yemek için toplandıkları alanı gösterip, “Tüm işçiler şaşkınlık içinde” diyor.
Şirketin sahibi, maliyetleri azaltmak için imalatı Güney Doğu Asya’ya kaydırdı. Ren, 80.000 RNB (11.000 ABD Doları) işten çıkarılma tazminatını hala alamadığını söylüyor. Bu, kazanması yıllar sürecek bir miktar.
Bir makine balyozu pencerelere indirirken “Üzgünüz ve yas tutuyoruz” diyor.
Ren sadece bir mobilya fabrikasının kaybına üzülmüyor. Çin’in bir zamanlar durdurulamaz gibi görünen ve ekonomisinin ölümüne yas tutuyor. Bu durum, milyonlarca kişinin iş bulmasını zorlaştırıyor.
Ren gibileri için Çin’de yeterince çok şey imal edilmiyor.
Ancak Batı ise Çin’i çok fazla üretmekle suçluyor. ABD Hazine Bakanı Janet Yellen’in son ziyaretinde verdiği mesaj da buydu. Yellen Pekin’i “adil olmayan ekonomik uygulamalarla”, ihtiyaç duyduğundan ya da dünyanın eritemeyeceği kadar çok üretmekle suçladı.
Dünya genelindeki pek çok hanede, tişörtlerin, masaların ve televizyonların üzerindeki “Çin’de üretilmiştir” ibaresi değişiyor. Artık bu ifade, Almanya’ya akan elektrikli otomobillerde ve Avrupa’nın yenilenebilir enerji politikalarının tam kalbindeki güneş panellerinde yer alıyor. Bu durum da Batı’yı kaygılandırıyor.
ABD’yle artan gerilim, sıkı Covid kapanmaları ve küresel ekonomideki yavaşlama, bir dönem Çin kıyılarına akın eden bazı imalatçıların arık başka yerlere gitmesine neden oldu. Ülkedeki yabancı yatırım, son 30 yılın en düşük düzeylerinde.
Ancak eskiden endüstrinin dayandığı ayaklar olan mobilya, tekstil ve elektrikli ürünler imalatı zor günler yaşıyor. Pekin gözünü “yeni üretim güçlerine” dikti: Güneş panelleri, lityum piller ve elektrikli araçlar.
Şirketinin enerji depolayan pillerini gösteren satış görevlisi Yan MU “İngiltere, Belçika ve Almanya’ya, çoğunlukla Avrupa ülkelerine ihracat yapıyoruz. Aynı zamanda Afrika, Güney Amerika, Kuzey Amerika ve ayrıca Güney Doğu Asya’ya da” diyor.
Pekin’in kıyısındaki yeniden tasarlanan eski bir çelik fabrikasında yüzlerce yeşil enerji depolama şirketinin organize ettiği fuarda yer alan stantların birinde çalışıyor.
“Çin şirketlerinin tüm enerji depolama pazarında önde olduğunu düşünüyorum. İnnovasyonda, yeni teknolojilerde, pil satışlarında ve güç dönüştürme sistemlerinde…yani her şeyde. Şu anda sanırım enerji depolama ekipmanlarının % 80 ila % 90’ı Çin’de tasarlanıp, imal ediliyor.”
Dongguan’dan araçla birkaç saat uzakta su sektörün büyüklüğünü gösteren başka işaretler var: Göz alabildiğine güneş panelleriyle dolu.
Çin geçen yıl, ABD’nin 10 yılda imal etmeyi başardığından daha çok güneş paneli yerleştirdi. Büyük çaplı üretim sayesinde maliyetler geçen yılkinin yarısına indi.
Avrupa genelindeki imalatçılar rekabet etmekte zorlanıyor. 2023’te Avrupa’da yerleştirilen güneş enerjisi panellerinin % 97’si Çin’den geldi.
Ancak Çin’in bu yeni sektörleri, bir zamanlar kaydettiği müthiş ekonomik büyümeyi mümkün kılanlardan çok daha az emek yoğun. Uzmanlaşmış, yüksek derecede kabiliyetli işçiler ve giderek artan oranda robot kullanımı gerektiren bir alan.
Çin’de gençler arasındaki işsizlik manşetlere konu olurken, kentsel işsizlik hala % 5’in üzerinde.
ABD ve Avrupa Birliği Çin’in ekonomisini böyle kurtarmaya çalıştığına inanıyor: düşük fiyatlı, devletin sübvanse ettiği yeşil teknolojiyi ülke dışına satmak. Güneş enerjisi panellerinin ve diğer teknolojilerin maliyetlerini azaltmak ve Batılı şirketleri sektör dışına itme taktiği güdüldüğünü söylüyorlar.
Çin ise başarısının devlet sübvansiyonuna değil, innovasyona bağlı olduğunu ve farklı ülkeler fosil yakıtlarda, daha iklim dostu enerji kaynaklarına geçerken, ihracat ürünlerine talep geldiğini söylüyor.
Out with the old
Ama Ren Wenbing, Çin’in yeni başarı hikayesinde kendisine iş bulamıyor.
Genç yaşta ailesinin Henan’daki çiftliğini bırakıp, güney kıyısındaki Guangdong bölgesinde bulunan Dongguan kentine taşındı. Kentte o kadar çok imalat vardı ki, bir zamanlar “dünyanın fabrikası” diye anılıyordu. Bir seferinde, 11 yıl boyunca memleketine gidecek fırsat bulamadı.
Çin’de, iş bulmak için köylerden büyük kentlere giden yaklaşık 300 milyon göçmen işçiden biriydi. Çoğu, ailelerini geride bırakıyordu. Ren’in çocuklarını büyükanne ve büyükbabaları büyütürken, kendisi ve eşi Dongguan’da yaşıyordu. Kentin 10 milyonluk nüfusunun dörtte üçünün göçmen işçiler olduğuna inanılıyor.
“Çocuklarım tabii ki beni özlüyordu” diyor ama hem kendisinin hem de eşinin “başka bir seçeneği” olmadığını söylüyor.
“Fazla para kazanmıyorduk. Günlük masrafları çıktıktan sonra kalanı anne ve babalarımıza gönderdik. Çocuklarımızın eğitimi için…geriye de pek bir şey kalmıyordu.
“Tüm göçmen işçiler bu durumdaydı. Yaşlılarımıza ve çocuklarımıza bakabilmek için sevdiklerimizden uzakta kalma ve diğer bölgelerde çalışmak zorundaydık. Durum böyleydi.”
Ren ve eşi şimdi sadece bir yatak ve bir masanın sığabildiği bir odada yaşıyor. Burada oturup, telefonundan iş ilanlarına bakıyor. Çoğu fabrika saatlik 16 RMB (2,50 ABD Doları) maaş veriyor. Bir ilanda önerilen saat ücretiyse 13RMB.
Tazminat parasına ihtiyacı var ve bunun için mahkemeye de gitmiş. Ancak fabrikanın sahibi ülkeyi terk etti ve hem Ren hem de 300 kadar iş arkadaşını ortada bıraktı.
“Dongguan’daki değişime tanıklık ettik ve bu şehri seviyoruz. Burası bizim ikinci evimiz. Buradan gitmemiz gerekirse çok üzülürüz.”
1980’li yılların ortalarından itibaren, Çin dünyaya açıldıktan hemen sonra, Dongguan ülkenin başlıca ihracat ve imalat üssü oldu. Ucuz giysiler, oyuncaklar ve ayakkabılar üretiliyordu.
O zamanlar, on binlerce işçi ABD’ye ihraç edilecek ayakkabıları imal ettikleri mesailerine başlamak için fabrika kapılarında sıra oluyordu.
Ancak son yıllarda, işçiler daha yüksek maaşlar talep ederken, şirketler iş alabilmek için fiyatlarını kırdılar ve kâr marjları daha da düştü. Sonra Donald Trump Beyaz Saray’a geldi ve ayakkabı da dahil Çin ürünlerine gümrük vergilerini yükseltti. Maliyetlerini düşürmek ve ABD-Çin ticaret savaşından korunmak isteyen şirketlerse başka yerlere gitti.
Şimdi Dongguan’ın neredeyse tamamen terk edilmiş bir köşesinde, kilometrelerce giden ve hayalet fabrikalara benzeyen az katlı, boş binalar var. Bölgede tek kalan, merakla bakanlara el sallayan tek bir güvenlik görevlisi.
Dikiş makinesi seslerinin yerini, kuş cıvıltıları ve binaların beton iskeletlerinin altından yollarını bulan banyan ağaçlarının inatçı kökleri almış. Çin’in güneyindeki sıcak ve çoğunlukla nemli iklim, insanların geride bıraktığını, doğanın ele geçirmesine yardımcı oluyor.
In with the new
Ancak Dongguan vazgeçmiyor. Şehir eski şöhretine kavuşabilmek için bir yüksek teknoloji merkezine dönüşmeye çalışıyor. Teknoloji devi Huawei, Songşan Gölü’nün kıyısında, 25 bin kişinin çalışabileceği bir kampüs inşa ediyor. Yeni bir bilim parkı ve bir dizi otel açıldı.
Kentin yeni istikametinden para kazanmaya çalışan Alan Lee yeni boyanmış ofisinde yatıyor. Ekonomik yavaşlamadan işletmesini sağ çıkartmayı başaran girişimcinin gözü, Avrupa’ya yüksek teknoloji ihraç etmekte.
“Son yıllarda çok insan işinden oldu. Borca girdiler ve mülklerini satmak zorunda kaldılar. Birçok şirket azalan ihracat talebi yüzünden sorun yaşadı. Sahipleri çok fazla mali baskıyla karşı karşıya kaldı ve hatta fabrikalarını kapattılar. Biz ticarete odaklanmayı seçtik ki üzerimizde üretim baskısı olmasın.”
Ancak bu işler Ren gibilerin henüz sahip olmadığı yeni teknolojik beceriler gerektiriyor. Tazminat parasını alma umuduysa sönüyor.
Niye uzakta olduğunu sorduklarında, çocuklarına ne diyeceğini düşünüyor.
“İyi bir yanıtım var mı bilmiyorum. Anneniz ve ben uzaktaydık, çünkü size daha iyi bir yaşam ve eğitim sumak istedik. Bir şeyler öğrenin ki, gelecekte bizim kadar çok çalışmanız gerekmesin diye umduk.”
]]>HİB’den yapılan yazılı açıklamaya göre, Kocaeli’nin Sapanca ilçesinde düzenlenen toplantıda, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın da katılımıyla sektörün yol haritası ve stratejisi belirlendi.
Açıklamada, toplantıdaki konuşmasına yer verilen HİB Başkanı Şekib Avdagiç, Birlik’in, 6 yıl önce 644 üyeyle kurulduğunu, bugün ise 5 bin üyeyi aştıklarını belirtti.
Avdagiç, hizmet ihracatçılarının 18,2 milyon çalışan ile toplam istihdamın yüzde 57,7’sini, toplam GSYH’nin ise yüzde 56’sını tek başına karşıladığını ifade ederek Türkiye’nin ve hizmet ihracatının markalaşmasını, Türkiye’nin yumuşak gücü olmasını hedeflediklerini bildirdi.
Hizmet sektörünün sadece toplam istihdama pozitif etki etmediğini aynı zamanda kadın istihdamı hususunda da pozitif ayrımcılık yaptığını belirten Avdagiç, “Son 10 yılda sektördeki kadın istihdamı yüzde 28,8’den yüzde 35,71’e yükseldi. Son 10 yılda ilave istihdam edilen çalışan sayısı ise 5 milyon oldu.” ifadelerini kullandı.
Dünya genelindeki geçen yıl hizmet ihracatının yüzde 8 büyüdüğünü Türkiye’nin hizmet ihracatının ise yüzde 12,3 arttığını dile getiren Avdagiç, hizmet ihracatçılarının 52 milyar dolar cari fazla ile sadece istihdama değil, cari açığa da pozitif katkı yaptığını kaydetti.
Sürdürülebilir Eylem Planı hazırladı
Hizmet İhracatı Sürdürülebilirlik Eylem Planı Strateji Çalışması gerçekleştirdiklerini ve Sektörel Eylem Planı’nı ortaya koyduklarını kaydeden HİB Başkan Avdagiç, şunları kaydetti:
“İhracatçılarımızın devlet desteklerinden yararlanması için çalışıyoruz. 2023 sonu itibarıyla üyelerimiz 2,8 milyar liralık genel destekten ve 2,5 milyar liralık Turquality ve marka desteğinden faydalandılar. Turquality ve marka destek programındaki firma sayısı 2023 yılında 56’ya E-Turquality (Bilişimin Yıldızları) programındaki firma sayısı 17’ye yükseldi. ‘İhracatçılara Hususi Damgalı Pasaport Verilmesine İlişkin Esaslar Hakkında Kararı’ çerçevesinde 470 firma yetkilisine hususi damgalı pasaport verildi. Sağlık vizesi için birliğimize 720 başvuru geldi ve 525’ten fazla sağlık vizesi verildi. HİB olarak hizmet ihracatında sürdürülebilir büyüme ve büyük dönüşüm planları yapıyoruz. Bu amaçla stratejik ve milli bir bakış açısı oluşturduk.”
Dış ticaret dengesine “hizmet” etkisi
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe de ihracat yapan 27 sektörün tamamında 2024-2028 dönemi hedefleri özelinde istişare toplantıları gerçekleştirdiklerini belirterek hizmet sektörlerinin en çok öneri ileten sektörler arasında yer aldığını ifade etti.
2028 yılında 200 milyar dolarlık hizmet ihracatı hedefi olduğunu anımsatan Gültepe, şunları kaydetti:
“Hizmet ihracatı, toplam dış ticaret dengesini önemli ölçüde etkileyecek. 2023’te 7,8 trilyon dolara ulaşan küresel hizmet ihracatından 100 milyar dolarla yüzde 1,3 pay aldık. Pandemi dönemindeki küresel gerilemenin ardından, hizmet ihracatımızda yeni bir seviyeye ulaştığımızı net bir şekilde görüyoruz. 2024 yılı için toplam ihracatta 377 milyar dolar hedefimiz var. Ortak akıl ve istişareyle tüm hedeflerimize ulaşacağımıza inanıyorum. Bugün, sektörümüzün tüm paydaşlarıyla bir arada olmaktan ve ortaya çıkan bu tablodan son derece mutluyum.”
Öte yandan açıklamaya göre, açış konuşmalarının ardından Hizmet İhracatçıları Birliği bünyesinde yer alan sektörlerin temsilcileri kürsüye çıkarak kendi sektörlerinin talep ve beklentilerini dile getirdi.
]]>Erzurum Mart 2024 Verileri
TÜİK verilerine göre Erzurum’da Mart ayı içinde 83 ipotek, 540 diğer yollardan olmak üzere 623 konut satışı yapıldı. 2023 yılı Mart ayına göre ipotekli satışlar yüzde 76,8 oranında azaldı, diğer yoldan satışlar yüzde 4,65 oranında arttı, toplam satışlarda düşüş oranı ise yüzde 28,71 olarak hesaplandı.
Erzurum 1 ve 2. El konut satışları
Erzurum’da Mart ayı içinde satışı yapılan 623 konutun 192’si birinci elden 431’i ise ikinci elden satıldı. Toplam satış içinde birinci el satışları yüzde 50,89, ikinci el satışları yüzde 69,18’lik oran gösterdi. 2023 yılı Mart dönemine göre birinci el satışlar yüzde 42,52, ikinci el satışları ise yüzde 10,76 oranında geriledi.
Erzurum 2023 Mart Ayı Verileri
Erzurum’da 2023 yılı Mart ayında 358 ipotek, 785 diğer yoldan olmak üzere toplam 968 konut satılmıştı. Bir önceki yılda 968 konutun 428’i birinci elden satılırken, 516’sının satışı ikinci el üzerinden kaydedilmiş, birinci el satış sayısı toplam satış sayısı toplamında yüzde 44,73’lük oran göstermişti.
Bölgesel Veriler
TÜİK verileri üzerinden DOSİAD Araştırma Merkezince kaydedilen değerlendirmelere göre, Mart ayında Erzurum’da 623, KUDAKA İstatistik Bölgesi illeri toplamında 889, Kuzeydoğu Anadolu istatistik Bölgesi illeri toplamında bin 526, Doğu Anadolu Bölgesi illeri toplamında ise 3 bin 988 konut satışı gerçekleşti
Erzurum’un Konut Satış Payı
TÜİK verileri üzerinden DOSİAD Araştırma Merkezince kaydedilen hesaplamalara göre, Erzurum’da Mart ayında satılan konut sayısı KUDAKA İstatistik Bölgesi illeri toplamında yüzde 70,07, Kuzeydoğu Anadolu istatistik Bölgesi illeri toplamında yüzde 40,82, Doğu Anadolu Bölgesi illeri toplamında ise yüzde 15,62’lik pay gösterdi.
Bölge İlleri Konut Satış Sayıları
Malatya’da 532, Elazığ’da 742, Erzurum’da 623, Van’da 589, Erzincan’da 224, Bingöl’de 145, Kars’ta 317, Bitlis’te 210, Ağrı’da 171, Muş’ta 169, Iğdır’da 126, Tunceli’de 62, Ardahan’da 23, Hakkari’de 55 konut el değiştirdi.
Erzurum 34’üncü Sırada
Erzurum Türkiye illeri konut satış sayısı yüksekliği sıralamasında 34. oldu. En çok sayıda konut satışının gerçekleştiği iller; İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Mersin, Gaziantep, Kocaeli, Adana, Tekirdağ, Kayseri, Balıkesir, Konya, Aydın, Şanlıurfa, Manisa, Samsun, Eskişehir, Sakarya, Diyarbakır, Muğla, Denizli, Yalova, Çanakkale, Hatay, Ordu, Kahramanmaraş, Elazığ, Mardin, Trabzon, Afyonkarahisar, Batman, Aksaray, Erzurum, Van olarak kaydedildi
Erzurum İpotekli Satışlarda 26’ıncı
Erzurum ipotekli satış sayısı Türkiye illeri sıralamasında 26. oldu. İpotekli satış türü kaydında en çok sayıda el değiştirme, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Kayseri, Manisa, Eskişehir, Mersin, Adana, Balıkesir, Gaziantep, Denizli, Aydın, Samsun, Diyarbakır, Konya, Sakarya, Muğla, Ordu, Çanakkale, Zonguldak, Şanlıurfa, Erzurum, Afyonkarahisar, Düzce, Tokat, Kırıkkale’de belirlendi.
Diğer Satışlar
Erzurum diğer tür satış yüksekliği odağında da 35’inci oldu. Diğer türde satışların en yüksek olduğu iller; İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Mersin, Gaziantep, Adana, Tekirdağ, Kocaeli, Konya, Kayseri, Balıkesir, Aydın, Şanlıurfa, Manisa, Samsun, Sakarya, Muğla, Diyarbakır, Eskişehir, Denizli, Yalova, Hatay, Çanakkale, Kahramanmaraş, Elazığ, Ordu, Mardin, Trabzon, Aksaray, Batman, Afyonkarahisar, Erzurum, Van olarak bildirildi.
Türkiye Konut Verileri
Türkiye genelinde konut satışları Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0,1 azalarak 105 bin 394 oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılı Mart ayı konut satış istatistiklerini açıkladı. Buna göre, Türkiye genelinde konut satışları Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0,1 azalarak 105 bin 394 oldu. Konut satışlarında İstanbul 19 bin 40 konut satışı ve yüzde 18,1 ile en yüksek paya sahip oldu. Satış sayılarına göre İstanbul’u 9 bin 523 konut satışı ve yüzde 9,0 pay ile Ankara, 6 bin 413 konut satışı ve yüzde 6,1 pay ile İzmir izledi. Konut satış sayısının en az olduğu iller sırasıyla 23 konut ile Ardahan, 42 konut ile Bayburt ve 55 konut ile Hakkari oldu.
Konut satışları Ocak-Mart döneminde yüzde 1,3 azaldı
Konut satışları Ocak-Mart döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,3 azalışla 279 bin 604 olarak gerçekleşti.
İpotekli konut satışları 12 bin 880 olarak gerçekleşti
Türkiye genelinde ipotekli konut satışları Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 49 azalış göstererek 12 bin 880 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 12,2 olarak gerçekleşti. Ocak-Mart döneminde gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 53,0 azalışla 27 bin 622 oldu.
Mart ayındaki ipotekli satışların, 3 bin 105’i; Ocak-Mart dönemindeki ipotekli satışların ise 6 bin 569’u ilk el satış olarak gerçekleşti.
Diğer satış türleri sonucunda 92 bin 514 konut el değiştirdi
Türkiye genelinde diğer konut satışları Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 15,3 artarak 92 bin 514 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı yüzde 87,8 olarak gerçekleşti. Ocak-Mart döneminde gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 12,3 artışla 251 bin 982 oldu.
İlk el konut satış sayısı 34 bin 399 olarak gerçekleşti
Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı, Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,6 artarak 34 bin 399 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışının payı yüzde 32,6 oldu. İlk el konut satışları Ocak-Mart döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,2 artışla 88 bin 256 olarak gerçekleşti.
İkinci el konut satışlarında 70 bin 995 konut el değiştirdi
Türkiye genelinde ikinci el konut satışları Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,2 azalış göstererek 70 bin 995 oldu. Toplam konut satışları içinde ikinci el konut satışının payı yüzde 67,4 oldu. İkinci el konut satışları Ocak-Mart döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4,0 azalışla 191 bin 348 olarak gerçekleşti.
Yabancılara Mart ayında bin 778 konut satışı gerçekleşti
Yabancılara yapılan konut satışları Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 47,9 azalarak bin 778 oldu. Mart ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,7 oldu. Yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 652 konut satışı ile İstanbul aldı. İstanbul’u sırasıyla 618 konut satışı ile Antalya ve 151 konut satışı ile Mersin izledi.
Yabancılara yapılan konut satışları Ocak-Mart döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 48,0 azalarak 5 bin 685 oldu.
Ülke uyruklarına göre en çok konut satışı Rusya Federasyonu vatandaşlarına yapıldı
Mart ayında Rusya Federasyonu vatandaşları Türkiye’den 411 konut satın aldı. Rusya Federasyonu vatandaşlarını sırasıyla 182 konut ile İran, 129 konut ile Ukrayna ve 82 konut ile Irak vatandaşları izledi. – ERZURUM
]]>(VAN) – Van Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir Odası Başkanı Yakup Örenci, “Biz mali müşavirler artık işimizi, mesleğimizi yapamaz duruma getirildik. Gelir idaresinin gönüllü memurları olduk. Buradan Maliye ve Hazine bakanımıza sesimizi duyurmak istiyoruz, muhasebe ve vergisel işlemler uygulanabilir duruma getirilerek, biz mali müşavirler artık Tatil yapmak, kendimize ve Ailemize zaman ayırmak istiyoruz. Bunları hak etmedik mi?” dedi.
Van, Ağrı ve Hakkari Serbest Muhasebeci Mali Müşavirleri Odası üyeleri, Van’da bir araya gelerek açıklama yaptı. Mali müşavirlerin iyileştirme yapılmasını istediği talepler arasında beyan bildirimin sadeleştirilmesi, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın dijital sistemlerinin sorunsuz çalışması ve mali tatilin gerçek anlamda uygulanması yer aldı.
“GELİR İDARESİNİN GÖNÜLLÜ MEMURLARI OLDUK“
Mali müşavirlerin işlerini yapamaz duruma geldiğini belirten Van Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir Odası Başkanı Yakup Örenci, şunları söyledi:
“Mali Müşavirler, Ekonominin kaydını tutan, analiz eden, toplumun her kesimi için bilgi, hizmet üreten meslek grubuyuz. Hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan gece gündüz demeden her zor durumda mesleki etik değerlere sahip çıkarak kamuya bilgi üretiyoruz. Biz Mali Müşavirler artık işimizi, mesleğimizi yapamaz duruma getirildik. Gelir idaresinin gönüllü memurları olduk, Sürekli artan ve giderek karmaşıklaşan iş yükü ile karşı karşıya kaldık. Bu durum sadece hayallerimiz yıkmakla kalmadı, aynı zamanda angaryaların esiri olduk.”
“İŞ YÜKÜ GETİREN İŞLEMLERİN EKONOMİK KARŞILIĞI YOK”
“Çok sık mevzuat değişikliği sebebiyle muhasebe paket programlarında güncellemelerinden dolayı maddi külfete katlanmaktayız” diyen Örenci, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın dijital vergi sistemindeki teknik sorunlar nedeniyle sürekli ciddi zaman kaybı yaşadıklarını ifade ederek, şunları söyledi:
“Teknik sorunlardan dolayı idarenin verdiği süre uzatmalarını son gün hatta son saatlerde açıklaması kabul edilebilir bir durum değildir. Bu sorunlar mali müşavirleri çalışmaz duruma getirmiştir. Devletin büyük bir iş yükünü ve bütün kırtasiye masrafını, meslek mensuplarına devretmesi, ekonomik kaybımıza neden olmaktadır. Vergi incelemeleri, SGK teftişleri, KOSGEB işlemleri, kredi işlemleri için bilgi ve belge temini, devletin çıkarmış olduğu vergi ve SGK ile ilgili teşvikler için ekstra zaman harcanması, sık sık çıkan yapılandırmalar gibi, meslek mensuplarına iş yükü getiren bu işlemlerin,ekonomik karşılığı da bulunmamaktadır.
Mali Müşavirler, Devlet ile mükellef arasında köprü görevi gören bir meslek grubu olmamız sebebiyle, Kayıt dışı ekonomi ile mücadele, toplumda vergi bilincinin artması, büyüyen ekonomi ile beraber muhasebe sistemlerimizin uluslararası muhasebe standartlarına uyumlu hale gelebilmesi gibi birçok temel konuda sorumluluk üstlenmiş olan biz mali müşavirler bu uygulanan vergi ve maliye politikaları karşısında gün be gün ezildiğimizi belirtmek istiyoruz. Hal böyle iken devletin, mesleğe olan ilginin ve meslek mensuplarının niteliğini artırmak, onların sorunlarına çözüm yolu bulmak gibi bir sorumluluğu bulunmaktadır.”
“BEYAN VE BİLDİRİMLERİN SADELEŞTİRİLMESİNİ İSTİYORUZ“
Mali müşavirlerin talepleri basın açıklamasında, şu şekilde sıralandı:
“Beyan ve bildirimlerin sadeleştirilmesini istiyoruz. Beyan ve Bildirimlerde süre uzatımı değil, Gelir idaresinin dijital sistemlerinin sorunsuz çalışmasını istiyoruz. Enflasyon muhasebesi yıllık olarak yapılmasını talip ediyoruz. 2024 ve sonrasında geçici vergi dönemlerinde enflasyon muhasebesinin uygulanmamasını ve bilançoların talebinden vazgeçilmesini talep ediyoruz. 2023 yılı Kurumlar vergisi beyan süresinin uzatılmasını talep ediyoruz. E-Defter beratların süresinin uzatılmasını talep ediyoruz. Mali tatilin gerçek anlamda uygulanmasını istiyoruz. Meslekte kota uygulamasının bir an önce çıkarılmasını talep ediyoruz. Buradan Maliye ve Hazine bakanımıza sesimizi duyurmak istiyoruz, muhasebe ve vergisel işlemler uygulanabilir duruma getirilerek, Biz mali müşavirler artık tatil yapmak, kendimize, ailemize zaman ayırmak istiyoruz. Bunları hak etmedik mi?”
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından düzenlenen doğal taş sektörünün en büyük küresel buluşması Marble İzmir Uluslararası Doğaltaş ve Teknolojileri Fuarı, bu yıl 29. kez ziyaretçilerine kapılarını açtı. Denizli Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan; AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekçi, AK Parti Denizli Milletvekilleri Şahin Tan ve Nilgün Ök ile birlikte fuarda çeşitli incelemeler yaparak, Denizli’den gelen firmaların standını ziyaret etti. Burada firmanın yetkilileri ile bir süre sohbet eden Erdoğan ve beraberindeki heyet, firmaların çalışmalarına dair bilgiler aldı.
“Türkiye ve bölge ihracatına büyük katkılar veriyor”
Tüm sektörlerin fuarlarına katıldıklarının altını çizen Denizli Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan, “Bugün burada da özellikle Mermer, Doğaltaş, aynı zamanda Traverten, dünyada cazibe noktası olan Türkiye’mizde fuarlar yapılıyor. Yapmış olduğumuz ziyaretlerde firmalarımızla da görüşerek, beklentilerimizin olduğunu görüyoruz. Fuarda özellikle nitelikli müşterilerin geldiğini, üyelerimizin söylemesi de bizim için son derece önemli. Bu sektörümüzün hem Türkiye ihracatına, bölge ihracatına çok ciddi katkı verdiğini biliyoruz” ifadelerine yer verdi.
“731 tane firmayı fuara gönderdik”
2024 yılından itibaren daha yoğun bir şekilde Türkiye’ye ve şehirlerine katkı vermek arzusu içerisinde olmaya devam edeceklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Biz de sektör çeşitliliğini artırarak fuarlara katılmak istiyoruz. Geçen yıl 731 tane firmamızı birçok sektörle alakalı dünyanın dört bir tarafındaki fuarlara götürdük. Fuar demek ihracatı artırmak demek. Fuar demek istihdama katkı vermek, üretimi arttırmak demek. Onun için fuarları çok önemsiyoruz. Ticaret Odası olarak da en çok ilgi alanımız içerisinde fuarlar var.”
“Doğaltaş Türkiye için çok önemli”
Fuarın dünya için önemli bir konuma geldiğini ve yabancı firmaları da gördüklerini söyleyen AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekçi, “Doğal taş ve mermer ihracatı Türkiye için son derece önemli. Çünkü doğrudan yüzde 100 katma değer olan bir ürün. Bir de kendi teknolojisini oluşturan bir sektör. Türkiye ihracat olarak bu sene gerek turizmde, gerekçe ihracatta başarılı bir sene olacak. Çünkü artık Avrupa’nın ekonomide durgunluktan çıkmaya başladığını görüyoruz. Amerika coğrafyasının toparlandığını ve çıktığını görüyoruz. İhracatta, dış ticarette dengenin pozitif anlamda ilerlediğini, toparladığını göreceğiz” diye konuştu.
Dünyadan birçok ülkeden fuara alıcıların geldiğini ifade eden AK Parti İzmir Milletvekili Şahin Tin de “İnşaat firmaları ve distribütör olan firmalar geliyor. Biz de buradaki firmalarımıza destek olmak amacıyla katıldık, yanlarında olduk. Katılanlara ve yatırım yapanlara teşviklerimiz var. İnşallah dünyadaki genel ekonomik krizde belirli bir durağanlığa uğraştığımız Türkiye’de aynı şekilde hayırlısıyla, üreticilerimizin daha iyi sonuçlara doğru gireceğine daha fazla üreteceği inancı içerisindeyiz” cümlelerini aktardı.
Firmaların yüzlerinin gülüyor olmasının kendilerini de mutlu ettiğini söyleyen AK Parti Denizli Milletvekili Nilgün Ök, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Baktığımızda nitelikli firmalar yer alıyor. Gerçekten bu işin alıcısı ve müşteriler bir araya gelmişler. Firmalarımız güzel. Ürünleri, Denizlili firmalarımızın aslında güzel çeyizleri olarak görüyorum. Hepsini bu fuarda bir arada görme fırsatı da yakaladığımızda şunu gördük; Denizli işlenmiş mermerde Türkiye’de birinci sırada ihracatı yapan. Bizim firmalarımız ürünlerini artık 15-20 sene önceki blok olarak mermer satışları yerine, yurt dışına işlenmiş, katma değerli, fark oluşturacak ürünleri bugün burada sergilemişler.” – DENİZLİ
]]>“İnsanların yaşadığı ülkede tatil yapma şartları kolaylaşsın”
“Döviz beklerken yerli turisti yurt dışına kaçırmayalım”
“Her şey dahil sistemden artık vazgeçilmeli”
ANKARA – Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu Genel Başkanı Bendevi Palandöken, konaklama fiyatlarında abartıya gidilmemesi uyarısını yaparak, “İnsanların yaşadığı ülkede tatil yapma şartları kolaylaşsın” dedi.
Dokuz günlük bayram tatilinde otel fiyatları cep yakınca yerli turistin yurtdışına yöneldiğini belirten TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “2024’te turizm sektöründen önemli katkılar beklerken potansiyel olarak turizm gelirimiz de artıyor. Ancak yerli turistin yurtdışına çıkarak döviz bırakmasının önüne geçilmeli. Bayram tatilinde 6,8 milyon kişi hava yolu ile seyahat etti. Döviz kurlarındaki artış ve yüksek enflasyona bağlı olarak son dönemde otel fiyatları yükseldi. Yerli turistin bu ücretlerle yurt içinde seyahat edebilmesi mümkün değil. Dolayısıyla bir taraftan döviz girdimiz artsın, turist kazanalım derken diğer taraftan da yerli turisti kaybetmeyelim. Bildiğiniz gibi birçok ülke ile 3-5 günlük tatillerde vize sorunu kalktı. Bu bir taraftan sevindirici ancak diğer taraftan da ülkemizden dövizin çıkması ve turizm gelirimizin azalması anlamına geliyor. Turizm Bakanlığımız tarafından iç turizmde yerli turiste teşvik mekanizmaları ile promosyonların tanınması ve bu sıkıntının giderilmesi lazım. İnsanların yaşadığı ülkede tatil yapmasının şartları kolaylaştırılmalı” diye konuştu.
-“2023’te 56.7 milyon turist Türkiye’yi tercih etti”
Ülkemizin dövize ihtiyacı olduğu dönemde yerli turistin yurt dışına kaçmaması için formül bulunması gerektiğini söyleyen Palandöken, “Coğrafi konumu, doğal turizm kaynakları, köklü tarihsel geçmişi ve geniş mutfağı ile ülkemiz adeta bir turizm cenneti. Turizm açısından son yılların rekoru olarak nitelendirilen 2023’te 56.7 milyon turist Türkiye’yi tercih etti. Turizm geliri ise 54,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Turizmdeki başarımız ülke ekonomisi açısından sevindirici ancak Türkiye turizm açısından çok daha yüksek bir potansiyele sahip. Dört mevsimi bir arada yaşayan ve eşsiz coğrafi özelliğe sahip ülkemizin turizmdeki payını artırmalıyız. Bununla birlikte yerli turistimiz de yabancı ülkelere kaptırılmamalıyız. 2023’te ülkeden çıkış yapan ziyaretçi sayısı bir önceki yıla göre yüzde 11,1 artarak 57.7 milyon oldu. Çünkü yüksek döviz kuruna rağmen vatandaşın yurtdışı tatili yurtiçinde her şey dahil konseptli bir tatilden daha uyguna gelmeye başladı. Buna bir de çeşitli kampanyalar ve kapıda vize vb. gibi uygulamalar eklenince yerli turistin parası yurtdışına kaçıyor” diye konuştu.
-“Turizmi yılın 12 ayı canlı tutmalıyız”
Turizm gelirimizi yabancı ülkelere kaptırmamak için formüller bulunması gerektiğini belirten Palandöken, “Öncelikle turizmi mevsimsellikten kurtararak yılın 12 ayı canlı tutmalıyız. Esnaf ve sanatkarlarımızın turizm gelirinden elde ettiği payı arttırarak ülke ekonomisine katkıda bulunmalıyız. Özellikle son zamanlarda trend haline gelen sağlık turizmi, gastronomi turizmi ve kültür turizmi gibi turizm alanlarından daha çok fayda sağlamalıyız. Turist sayısındaki artışı ülkemizin ve yerli üretimlerimizin tanıtımında fırsata çevirmek için yeni konseptler belirlemeliyiz. Yabancı turistler yalnızca otellerle sınırlı kalmamalı, gittikleri şehirlerin özelliklerini, yöresel ürünlerini tanımalı ve Türk insanının misafirperverliğini hissetmeli. Havaalanı, otogar ve otel gibi kalabalık noktalarda doğal güzelliklerimizin, yöresel ürünlerimizin ve yerli üretimlerimizin tanıtımını içeren broşürlerin dağıtımı zorunlu olmalı” şeklinde konuştu.
]]>“Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine destek vermelidir”
ANKARA – Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Sebze seracılığının yoğun olarak yapıldığı Antalya ve Mersin illerinde bulunan Ziraat Odalarımızdan alınan bilgilere göre, bayram sonrasında örtü altı sebze ürünlerinde önemli fiyat düşüşleri görülüyor” dedi.
TZOB Başkanı Bayraktar, ülkemizde örtü altı üretimini, sera ürünlerindeki fiyat düşüşlerini ve çiftçilerin belediyelerden beklentileri ile ilgili bir açıklama yaptı.
Seracılık dünyada önemli bir sektör haline geldiğini belirten Bayraktar şunları dedi:
“Seracılık ülkemizde de son yıllarda hızla atılım ve gelişme göstermiş olup, dünyada dördüncü, Avrupa’da ise İspanya’nın ardından ikinci sırada yerini aldı.
Ülkemizde 73 ilde, toplam 764 bin 207 dekar alanda örtü altı üretim yapılıyor.
Örtü altı üretim alanlarının yüzde 40,7’si Antalya’da, yüzde 24,6’sı Mersin’de, yüzde 15,6’sı Adana’da ve yüzde 4,3’ü Muğla’da bulunuyor.
2023 yılında seralarda yapılan toplam üretim 8 milyon 956 bin 951 ton olup bu üretimin yüzde 89’unu sebzeler oluşturuyor.
Sebze seracılığının yoğun olarak yapıldığı Antalya ve Mersin illerinde bulunan Ziraat Odalarımızdan alınan bilgilere göre, bayram sonrasında örtü altı sebze ürünlerinde önemli fiyat düşüşleri görülüyor.
Bu illerde son 15 günde biber ortalama 45 liradan 15 liraya, salatalık ortalama 17 liradan 3 liraya, domates 21 liradan 15 liraya, patlıcan 27 liradan 6 liralara kadar düştü.
Bu fiyatlarla çiftçilerimiz zarar ediyor.
Mevsim normalleri üzerinde gerçekleşen hava sıcaklığıyla sera üretiminde artan verim ve ürünlerin erken hasat olgunluğuna gelmesiyle arzda artış görülüyor.
Arzda yaşanan artışın yanı sıra, bu günlerde ihracata giden ürünün azalması ve özellikle Ramazan Bayramı nedeniyle zincir marketlerin alımlarında görülen azalmayla fiyat düşüşleri yaşanıyor.”
“Çiftçinin ürettiği yok pahasına satılmaması için pazarlama sorunu çözülmelidir”
“Çiftçimiz her zaman olduğu gibi üreterek ülkemizin gıda ihtiyacını karşılamak adına gereğini yapıyor. Ancak, zaman zaman ürettiği ürün çiftçilerimize sorun oluyor.
Özellikle yaş sebze ve meyve çabuk bozulduğu için pazarlama sorunu daha fazla yaşanıyor” diyen Bayraktar şöyle devam etti:
“Bu nedenle yaş sebze ve meyve pazarlamasının ayrı bir önemi bulunuyor.
Örtü altı üretimin yaygın olduğu illerde yaş sebze ve meyve pazarlanmasına yönelik üretici birlikleri ve kooperatifler mevcut olsa da, bu birliklerin piyasayı etkileyecek ve düzenleyecek gücü bulunmuyor.
Hatta kurulan bazı birlikler ne yazık ki varlığını sürdüremeyerek, kapandı.
Ürün pazarlamaya yönelik örgütlerin mali ve idari yönden güçlenmesi ve tarımsal pazarlamada etkin olması için mevzuatlarda gereken düzenlemeler yapılmalıdır.”
“Semt pazarlarında üreticilere daha fazla yer ayrılmalı, üretici pazarları her ilçede kurulmalıdır”
Çabuk bozulabilen sebze ve meyvelerde arzda dönemsel yaşanan yoğunluklarda çiftçilerin zarar etmemesi ve yetiştirilen ürünlerin heba olmaması için, belediye adına alımlar yapılması gerektiğini vurgulayan Bayraktar şu değerlendirmeyi yaptı:
“Pazar Yerleri Hakkında Yönetmelik hükümlerinde pazar yerlerinin en az yüzde 20’sinin özel satış yeri olarak üreticilere ayrılması hükmü bulunuyor.
Ürettiği ürünü doğrudan semt pazarında satmak isteyen üreticimize tüm belediyeler yer ayırmalı ve ayrılan alan yüzde 20 ile sınırlandırılmamalıdır.
Bu sınırlama özellikle ürün arzındaki artış nedeniyle kendi ürününü pazarda satmak isteyen üreticilerimize engel teşkil ediyor.
Yine belediyelerce belirlenecek günlerde sadece üreticilerimizin ürettiği ürünü halka doğrudan sunabileceği üretici pazarlarının her il ve ilçede kurulması sağlanmalıdır.
Gıda fiyatları üzerinden haksız kazanç elde etmeye yönelik hareketler konusunda belediyelerde denetimlerini artırmalı, piyasa üzerinde bozucu etkisi olanlara ceza uygulamalıdır.”
“Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine destek vermelidir”
Yerel seçimler öncesi 6360 Sayılı Kanunla Büyükşehir belediyelerinin tarım sektörüne yönelik sorumluluklarının arttığını, çiftçilerin belediyelerden beklentileri olduğunu dile getirdiklerine dikkat çeken Bayraktar, “Bugün tekrar ifade etmek istiyorum ki Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine her türlü desteğini yapmalıdır” diye konuştu.
Bayraktar, çiftçilerin ana başlıklar halinde belediyelerden beklentileri ise şöyle sıraladı:
“-Tarım arazileri ve mera alanları korunmalı, her ne gerekçeyle olursa olsun bu alanların imara açılmasına izin verilmemelidir.
-Kırsalda genç nüfusu tutabilmek için sosyal alanlar artırılmalıdır.
-Belediyeler ve Ziraat Odaları birlikte hareket etmelidir.
-Pazarlama kooperatiflerinin kurulmasına destek olmalıdır.
-Girdi, tarım alet, fide, fidan vb. destelerini düzenli olarak vermelidir.
-Kırsal Alanlara altyapı hizmetleri artırılmalıdır.
– Belediyeler, DSİ ile birlikte hareket ederek tarımsal sulama kanallarının bakım ve temizliği konusunda destekte bulunmalıdır.
-Tarımsal ürün işleme tesisleri kurulmalıdır.
-Yenilenebilir Enerji kaynaklarının kurulmasına destek olmalıdır.
-Kırsal Turizm ile kırsalda gelirin artırılması sağlanmalıdır.”
]]>TZOB Başkanı Bayraktar, Türkiye’de örtü altı üretimini, sera ürünlerindeki fiyat düşüşlerini ve çiftçilerin belediyelerden beklentileri ile ilgili bir açıklama yaptı.
Seracılık dünyada önemli bir sektör haline geldiğini belirten Bayraktar şunları dedi:
“Seracılık ülkemizde de son yıllarda hızla atılım ve gelişme göstermiş olup, dünyada dördüncü, Avrupa’da ise İspanya’nın ardından ikinci sırada yerini aldı.
Ülkemizde 73 ilde, toplam 764 bin 207 dekar alanda örtü altı üretim yapılıyor.
Örtü altı üretim alanlarının yüzde 40,7’si Antalya’da, yüzde 24,6’sı Mersin’de, yüzde 15,6’sı Adana’da ve yüzde 4,3’ü Muğla’da bulunuyor.
2023 yılında seralarda yapılan toplam üretim 8 milyon 956 bin 951 ton olup bu üretimin yüzde 89’unu sebzeler oluşturuyor.
Sebze seracılığının yoğun olarak yapıldığı Antalya ve Mersin illerinde bulunan Ziraat Odalarımızdan alınan bilgilere göre, bayram sonrasında örtü altı sebze ürünlerinde önemli fiyat düşüşleri görülüyor.
Bu illerde son 15 günde biber ortalama 45 liradan 15 liraya, salatalık ortalama 17 liradan 3 liraya, domates 21 liradan 15 liraya, patlıcan 27 liradan 6 liralara kadar düştü.
Bu fiyatlarla çiftçilerimiz zarar ediyor.
Mevsim normalleri üzerinde gerçekleşen hava sıcaklığıyla sera üretiminde artan verim ve ürünlerin erken hasat olgunluğuna gelmesiyle arzda artış görülüyor.
Arzda yaşanan artışın yanı sıra, bu günlerde ihracata giden ürünün azalması ve özellikle Ramazan Bayramı nedeniyle zincir marketlerin alımlarında görülen azalmayla fiyat düşüşleri yaşanıyor.”
“Çiftçinin ürettiği yok pahasına satılmaması için pazarlama sorunu çözülmelidir”
“Çiftçimiz her zaman olduğu gibi üreterek ülkemizin gıda ihtiyacını karşılamak adına gereğini yapıyor. Ancak, zaman zaman ürettiği ürün çiftçilerimize sorun oluyor.
Özellikle yaş sebze ve meyve çabuk bozulduğu için pazarlama sorunu daha fazla yaşanıyor” diyen Bayraktar şöyle devam etti:
“Bu nedenle yaş sebze ve meyve pazarlamasının ayrı bir önemi bulunuyor.
Örtü altı üretimin yaygın olduğu illerde yaş sebze ve meyve pazarlanmasına yönelik üretici birlikleri ve kooperatifler mevcut olsa da, bu birliklerin piyasayı etkileyecek ve düzenleyecek gücü bulunmuyor.
Hatta kurulan bazı birlikler ne yazık ki varlığını sürdüremeyerek, kapandı.
Ürün pazarlamaya yönelik örgütlerin mali ve idari yönden güçlenmesi ve tarımsal pazarlamada etkin olması için mevzuatlarda gereken düzenlemeler yapılmalıdır.”
“Semt pazarlarında üreticilere daha fazla yer ayrılmalı, üretici pazarları her ilçede kurulmalıdır”
Çabuk bozulabilen sebze ve meyvelerde arzda dönemsel yaşanan yoğunluklarda çiftçilerin zarar etmemesi ve yetiştirilen ürünlerin heba olmaması için, belediye adına alımlar yapılması gerektiğini vurgulayan Bayraktar şu değerlendirmeyi yaptı:
“Pazar Yerleri Hakkında Yönetmelik hükümlerinde pazar yerlerinin en az yüzde 20’sinin özel satış yeri olarak üreticilere ayrılması hükmü bulunuyor.
Ürettiği ürünü doğrudan semt pazarında satmak isteyen üreticimize tüm belediyeler yer ayırmalı ve ayrılan alan yüzde 20 ile sınırlandırılmamalıdır.
Bu sınırlama özellikle ürün arzındaki artış nedeniyle kendi ürününü pazarda satmak isteyen üreticilerimize engel teşkil ediyor.
Yine belediyelerce belirlenecek günlerde sadece üreticilerimizin ürettiği ürünü halka doğrudan sunabileceği üretici pazarlarının her il ve ilçede kurulması sağlanmalıdır.
Gıda fiyatları üzerinden haksız kazanç elde etmeye yönelik hareketler konusunda belediyelerde denetimlerini artırmalı, piyasa üzerinde bozucu etkisi olanlara ceza uygulamalıdır.”
“Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine destek vermelidir”
Yerel seçimler öncesi 6360 Sayılı Kanunla Büyükşehir belediyelerinin tarım sektörüne yönelik sorumluluklarının arttığını, çiftçilerin belediyelerden beklentileri olduğunu dile getirdiklerine dikkat çeken Bayraktar, “Bugün tekrar ifade etmek istiyorum ki Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine her türlü desteğini yapmalıdır” diye konuştu.
Bayraktar, çiftçilerin ana başlıklar halinde belediyelerden beklentileri ise şöyle sıraladı:
“-Tarım arazileri ve mera alanları korunmalı, her ne gerekçeyle olursa olsun bu alanların imara açılmasına izin verilmemelidir.
-Kırsalda genç nüfusu tutabilmek için sosyal alanlar artırılmalıdır.
-Belediyeler ve Ziraat Odaları birlikte hareket etmelidir.
-Pazarlama kooperatiflerinin kurulmasına destek olmalıdır.
-Girdi, tarım alet, fide, fidan vb. destelerini düzenli olarak vermelidir.
-Kırsal Alanlara altyapı hizmetleri artırılmalıdır.
Belediyeler, DSİ ile birlikte hareket ederek tarımsal sulama kanallarının bakım ve temizliği konusunda destekte bulunmalıdır.
-Tarımsal ürün işleme tesisleri kurulmalıdır.
-Yenilenebilir Enerji kaynaklarının kurulmasına destek olmalıdır.
-Kırsal Turizm ile kırsalda gelirin artırılması sağlanmalıdır.” – ANKARA
]]>DEİK heyetindeki Türk iş insanları, ziyaret kapsamında, Johannesburg, Pretorya ve Cape Town kentlerinde, üst düzey hükümet yetkilileri ve Güney Afrika’nın önde gelen iş insanlarıyla görüşmeler yaptı.
Ziyaretin dördüncü gününde, Cape Town’da Güney Afrika Hint-Afro İş Birliği (SAIBA) ile ortaklaşa düzenlenen yemekli etkinliğe, Güney Afrika Ticaret ve Sanayi Bakanı Ebrahim Patel de katıldı.
Bakan Patel, etkinlikte yaptığı konuşmada, Türkiye ile Güney Afrika arasında güçlü ticaret bağları olduğuna dikkati çekerek, bu ticari ilişkilerin başta imalat sektörü, madencilik, tarım, otomotiv ve ev tekstili ürünlerine dayandığını belirtti.
Patel, Güney Afrika’nın, ırkçı apartheid rejiminin sona erdiği 1994 yılından beri 300 yıldır süren bir sömürgecilik hegemonyasını yıktığına değinerek, bugün her renkten Güney Afrikalının otomotivden madenciliğe hemen her sektörde başarılı faaliyetler yürüttüğünü dile getirdi.
Türkiye ile ticari bağları kuvvetlendirmek istediklerini vurgulayan Patel, “Güney Afrika’da çok daha fazla Türk ürünü görmek istiyoruz ve tabii Türkiye’de de çok daha fazla Güney Afrika ürünü.” dedi.
“Hepsi kurdukları irtibatlardan çok memnunlar”
Türkiye’nin Cape Town Başkonsolosu Sinan Yeşildağ, AA muhabirine yaptığı açıklamada, DEİK heyetinin Kovid-19 sonrası Cape Town’u ziyaret eden en kapsamlı ve en büyük heyet olduğuna işaret ederek, heyetin Cape Town ziyareti kapsamında düzenlenen akşam yemeğinde Güney Afrika iş dünyasıyla bir araya gelme fırsatı bulduklarını belirtti.
Yeşildağ, “Etkinliğimize, Güney Afrika Ticaret ve Sanayi Bakanı Ebrahim Patel’in katılması da bizim için ayrıca bir gurur kaynağı. Heyet üyelerimiz oldukça renkli bir akşam geçirdiler. Hepsi kurdukları irtibatlardan çok memnunlar.” ifadelerini kullandı.
“4 günlük ziyaretimiz beklediğimizden çok çok iyi geçti”
Türk heyetine başkanlık eden DEİK Türkiye-Güney Afrika İş Konseyi Başkanı Abubekir Salim ise bu iş gezisini düzenlemeden önce gerçekleştirdikleri istişarelerde, Türkiye gibi her alanda doğruların yanında yer alan ve Filistin konusunda güçlü bir duruş sergileyen Güney Afrika’yı destekleme kararı aldıklarını aktardı.
Salim, Güney Afrika’da gerçekleştirdikleri görüşmeler kapsamında yeni ilişkiler kurup hem ticaret hem de yatırım fırsatları oluşturmak suretiyle ikili ilişkileri çok daha üst seviyelere çıkarmayı hedeflediklerine dikkati çekerek, “Biz şuna inanıyoruz ki Türkiye Güney Afrika’nın yaptığı şeyden minnettar.” dedi.
Güney Afrika ziyaretinin beklediklerinden çok daha verimli geçtiğini kaydeden Salim, ziyaret kapsamında, Siyahi İş Konseyi (BBC), SAIBA, Johannesburg Ticaret Odası ve Cape Town Ticaret Odası gibi Güney Afrika’nın önde gelen organizasyonlarıyla bire bir görüşme ve tanışma fırsatı bulduklarını anlattı.
Salim, şunları kaydetti:
“Birçok arkadaşımız yeni ilişkiler kurdular ve kesinlikle çok daha iyi ticaret ve yatırımlar planlıyorlar. Aynı zamanda Güney Afrika’nın önde gelen bankalarıyla buluşup buradaki yatırım fırsatlarından nasıl yararlanacağımızla ilgili bilgiler aldık. Her bir arkadaşımız (Güney Afrikalı iş insanlarıyla) tek tek tanışma fırsatı buldu ve eminim ki çok ciddi iş imkanları oluştu. Şu ana kadar ki 4 günlük ziyaretimiz beklediğimizden çok çok iyi geçti. Gördüğünüz gibi Ticaret ve Sanayi Bakanı Patel tarafından ağırlandık. Türkiye ile ilgili çok çok güzel şeyler söylediler. Türkiye ile ticaret ve ilişkilerin geliştirilmesi için çalışmalar yürüteceklerini söylediler. Biz de bundan çok memnun kaldık.”
]]>Türkiye-KKTC Ticaret Odası Forumu’nun düzenlediği “Türkiye-KKTC İkinci Ekonomi Konferansı”, Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Olgun Amcaoğlu, KKTC İstanbul Başkonsolosu Fatma Demirel, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Deniz, Türkiye-KKTC Ticaret Odası KKTC Tarafı Eş-Başkanı Omaç Cin ve iş insanlarının katılımıyla TOBB İstanbul Hizmet Binası’nda yapıldı.
Gürcan, buradaki konuşmasında, ulusal ve uluslararası tüm platformlarda vurguladıkları gibi Kıbrıs’a yaklaşımlarında ana politikalarının uluslararası toplumun Kıbrıs Türklerinin bağımsızlığını ve egemenliğini tam ve eşit bir biçimde tanıması olduğunu belirtti.
Gürcan, “Kıbrıs Türkü’nün yıllardır haksız bir şekilde maruz kaldığı adaletsizlik ortadan kaldırılmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın da her zaman belirttiği üzere her koşulda Kıbrıs Türklerinin eşit egemenliğinin ve eşit uluslararası statüsünün onaylanmasına yönelik gayretlerimizi kesintisiz olarak tüm mecralarda sürdüreceğiz.” ifadesini kullandı.
Kıbrıs Türk halkının varlığının, hürriyetinin ve geleceğinin teminat altına alınmasını, refah seviyesinin yükseltilmesini, KKTC’nin tüm kurum ve kuruluşlarıyla güçlendirilmesini öncelikli hedeflerinden biri olarak gördüklerini söyleyen Gürcan, birlikte yürütülecek çalışmalara önem verdiklerini vurguladı.
Kıbrıs mücadelesini sadece siyasi alanda değil, ekonomik alanda da sürdürdüklerini, hem siyasi hem de ekonomik alandaki kazanımları artırmak istediklerini dile getiren Gürcan, şöyle devam etti:
“Bu kapsamda Kıbrıs’ı ihtiyaç duyacağı her alanda desteklemeye devam edeceğiz. Ticaret Bakanlığı olarak Kıbrıs ile ticari ve ekonomik ilişkilerimizin genişletilmesine ve derinleştirilmesine büyük önem vermekteyiz. Ülkelerimiz arasındaki kardeşlik bağlarını ticari ve ekonomik ilişkilerimize en iyi şekilde yansıtmak istiyoruz. Maksadımız Kıbrıs’ın sosyal ekonomik kalkınmasını hızlandırmak. İş dünyalarımız, çizdiğimiz bu çerçevenin içini doldurması, talepleriyle bu çerçevenin büyütülmesi açısından mühim bir rol oynayacaklardır.”
Gürcan, ocak ayında yapılan Türkiye-KKTC Ortak Komite 12. Dönem Toplantısı’nda ticaret, gümrük, e-ticaret, ürün güvenliği, insan kaynakları, serbest bölgeler, sağlık, hukuki altyapı gibi alanlarda işbirliğine yönelik eylem planları belirlediklerini söyledi.
“Cumhuriyet’imizin 100. yılına son 14 çeyrektir aralıksız büyümeyi gerçekleştirerek girdik”
Mahmut Gürcan, 85 milyona dayanan nüfusu, coğrafi konumu ve büyük ölçekli iç pazarıyla bugün birçok uluslararası firmanın bölgesel üssü konumundaki Türkiye’nin, KKTC’nin dünyaya açılan kapısı niteliğinde olduğunu belirterek, KKTC’nin maruz kaldığı izolasyondan kaynaklı zorlukların etkilerinin azaltılması konusunda KKTC ile işbirliği içinde olduklarını ve bunu sürdüreceklerini ifade etti.
KKTC’nin uluslararası fuarlar ve çeşitli platformlarda daha etkin bir şekilde tanıtımına desteklerinin de sürdüğünü söyleyen Gürcan, “Altyapı ve üstyapı projelerinden turizm ve eğitime kadar pek çok konuda Kıbrıslı kardeşlerimizin hep yanında yer aldık, yer almaya devam edeceğiz. Türkiye ekonomisindeki gelişmelerin KKTC ekonomisine de önemli etkileri olduğunun farkındayız.” dedi.
Türkiye’nin 2020-2021 yıllarındaki Kovid-19 süreci, ardından Rusya-Ukrayna Savaşı ve ekonomik olarak bunların getirmiş olduğu zorluklara rağmen Cumhuriyet’in 100. yılına son 14 çeyrektir aralıksız büyümeyle girdiğini belirten Gürcan, “Büyüme ivmemizi sürdürüyoruz. 2023’te Kahramanmaraş merkezli büyük bir deprem yaşadık, 11 ilimizde çok büyük yıkımlar oldu. Buna rağmen 2023’te yüzde 4,5’lik büyüme gerçekleştirdik. Yine 2002 yılında 36,1 milyar dolar olan ihracatımızı 2023’te 7 kattan fazla büyüterek 255,8 milyar dolar yaptık. Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en yüksek ihracat rakamıydı. Bu rakamlarımızı daha da geliştirerek 2024’te de yeni hedeflerimize ulaşmayı arzuluyoruz.” diye konuştu.
“Firmalarımızı KKTC’nin gelişmekte olan yatırım ortamından daha aktif yararlanmaya davet ediyoruz”
Ticaret Bakan Yardımcısı Gürcan, “KKTC ile 2023 yılında 2,5 milyar dolarlık ticaret hacmi gerçekleştirdik. 2,5 milyar dolar olan ticaret hacmimizi önümüzdeki yıllarda artırmanın yanında KKTC’nin bu ticaretten aldığı payı genişletmek de asıl amaçlarımızdan birisi.” dedi.
Türkiye’nin KKTC’deki 360 milyon dolarlık yatırımını yeterli bulmadıklarını dile getiren Gürcan, yatırımları genişletmek, daha da yukarıya taşımak için çalışmaların sürdüğünü ifade etti.
Firmaları KKTC’nin gelişmekte olan yatırım ortamından daha aktif şekilde yararlanmaya davet eden Gürcan, şunları söyledi:
“Müteahhitlerimiz KKTC’de 1,4 milyar dolar değerinde 114 projeyi üstlenmiş durumdalar. Hangi ülkede olursa olsun üstlendikleri her projeyi en hızlı ve en kaliteli şekilde tamamlayan Türk müteahhitleri dünyada bir marka haline gelmiştir. Müteahhitlerimiz KKTC’nin alt ve üstyapısının geliştirilmesine katkı sağlama çalışmalarını devam ettiriyorlar. Ticaret Bakanlığı olarak Türkiye ve KKTC ilişkilerinin geliştirilmesi için elimizden gelen her şeyi yönetim anlayışımıza uygun olarak tüm paydaşlarla istişare halinde yapıyoruz. Ticaret Bakanlığında hem bakanımızın hem bakan yardımcılarımızın kapılarının her zaman olduğu gibi hem Türk iş adamlarımıza hem KKTC’den gelecek tüm iş adamlarımıza açık olmaya, onlarla her türlü istişareyi ve onlara her türlü yardımı yapacağımızı taahhüt ediyoruz. Ortak gayretlerimizin neticesinde ikili ilişkilerimizin tüm alanlarda gelişeceğine inancımız tamdır.”
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da her zaman Kıbrıs Türklerinin haklı mücadelesinde yanlarında olduklarını ve olmaya devam edeceklerini belirtti.
KKTC ekonomisinin kendi ayakları üzerinde durabilmesi gerektiğini dile getiren Hisarcıklıoğlu, “Bunun için güçlü bir özel sektörün varlığı da çok önemlidir. Zira özel sektör güçlü olursa, iktisadi kalkınma süreci de kuvvetli olur. Özel sektörün geliştirilebilmesi için Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile uzun süreden beri birlikte çalışıyoruz. Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasındaki ekonomi ve ticari ilişkilerin gelişmesi için ortak hareket ediyoruz.” diye konuştu.
“Türkiye-KKTC Ticaret Odası Forumu” ile gerek ikili ticaret gerekse yatırım ilişkilerinin geliştirilmesine odaklandıklarını belirten Hisarcıklıoğlu, yatırım ortamının iyileştirilmesi konusunda da birlikte çalıştıklarını ifade etti.
Hisarcıklıoğlu, KKTC’nin dünyayla bütünleşme çabalarına da destek olduklarını, bu kapsamda Milletlerarası Ticaret Odası, İslam Odası, EUROCHAMBRES ve Türk Ticaret ve Sanayi Odasında, Kıbrıs Türk iş dünyasının layıkıyla temsili için girişimler yaptıklarını anlattı.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası bünyesinde kurulan İhracat Destek Ofisi’nin de Kuzey Kıbrıs ihracatının gelişmesine katkı sağlayacağına inandıklarını belirten Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:
“Bizler bundan sonra da Kıbrıs iş dünyasıyla birlikte çalışarak Kuzey Kıbrıs ekonomisinin gelişmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz. Hükümetlerimiz arasında devam eden gümrük altyapısının geliştirilmesi, AB mevzuatı ile uyumlu bir ürün güvenliği sisteminin oluşturulması, fuar katılımlarının desteklenmesi gibi işbirliği alanlarının da genişletilmesini istiyoruz. İş dünyası olarak bu çalışmalara katkı vermeye devam edeceğiz. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz’ın son KKTC ziyaretinde de vurguladığı gibi Güzelyurt civarında bir soğuk hava deposu yatırımı için TOBB olarak çalışma yapıyoruz.”
]]>Bodrum Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü koordinasyonunda, Bahçeyaka Mahallesi’nde bulunan Yerel Tohum Merkezi ve Üretim Serasında atalık yerli tohumlardan üretilen fidelerin dağıtımı yapıldı. Yerli atalık tohumları geleceğe taşımak üzere yapılan fide dağıtım etkinliğinde 140 binin üzerinde atalık tohumdan üretilen fideler üreticiyle buluştu.
Dağıtım etkinliğine Bodrum Kaymakamı Mustafa Çit, Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci, Başkan Yardımcısı Tayfun Yılmaz, ilçe kurum amirleri, muhtarlar, ilgili birim müdürleri, üreticiler, basın mensupları katıldı.
Geniş bir katılımın gerçekleştiği etkinlikte domates, biber, patlıcan gibi yazlık fideler üreticilere verildi. Her yıl gerçekleştirilen fide hibe programından farklı olarak bu sene satın alma yapılmadan tamamen yerli atalık tohumlardan üretilen fideler dağıtılarak 1,5 Milyonluk tasarruf sağlanmış oldu.
Tarımsal Hizmetler Müdürlüğünden sorumlu Başkan Yardımcısı Tayfun Yılmaz, “Bodrum özüne dönüyor” sloganıyla başlanan bu süreçte bugünleri hayal ettiklerini belirtirken, “Bugün burada yüz elli bine yakın ata tohumdan elde edilmiş fideyi, yine vatandaştan aldığımızı vatandaşa vererek, normalde ticari olarak alındığında 1,5-2 milyon ticari değeri olan ürünü, vatandaşa ücretsiz olarak temin etmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Bodrum Belediyesi her zaman üreticinin yanında ziyadesiyle bulunmuştur. Bundan sonra da bulunmaya devam edeceğine inanıyorum” dedi.
Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci ise Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ve Başkan Yardımcısı Tayfun Yılmaz öncülüğünde Bodrum Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürlüğünü kurduklarını söylerken şunlara değindi:
“Çiftçimizden, üreticimizden bir seferberlikle belediyemize bağışlamış olduğunuz ata tohumlarına sahip çıkarak burada bu kampüsü kurup, bu kampüsü büyüttük. Karaova Yörük Türkmen çadırında her dönem eğitim verdiğimiz Türkiye’nin dört bir tarafından tarım için Bodrum’a gelen öğrencilerimize ve hemşerilerimize verdiğimiz eğitimle taçlandırdık. ve o eğitimlerin akabinde sizlerden almış olduğumuz ata tohumuna sahip çıktık, geliştirdik, ARGE Merkezini kurduk. ve bu merkezde geliştirdiğimiz tohumları işte bugün burada yaklaşık 145 bin tohumu sizlere ücretsiz olarak dağıtmanın sevinci, heyecanı ve gururu içerisindeyiz”
“Üreticiye verdiğimiz destek devam edecek”
Kendi başkanlık döneminde de Bodrum Belediyesi’nin üreten ve üretici çiftçiye verdiği değerin artarak devam edeceğini sözlerine ekleyen Başkan Mandalinci, “Karaova bölgemizi özellikle önemsiyoruz. Karaova bölgemizi hem gastronomisi ile hem üretimiyle hem de ürettiğini turizmle yani tüketiciyle buluşturma açısında en önemli nokta olarak belirledik. Önümüzdeki 5 yılda üretimle, gastronomiyle, sürdürülebilir bir turizm anlamında Karaova bölgemizi ön planda tutacağız. Üretimi Bodrum’umuzun her yerine yayacak üretici, belediyesinden ne zaman destek istiyorsa belediye olarak üreticimizin orada yanında olacağız. Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü çalışanlarımıza, müdürümüze, Tayfun Başkanımıza ve Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Başkanımıza, bize açmış oldukları yol için çok teşekkür ediyoruz. ve onların açmış olduğu yolda da tarıma ve üreticiye vermiş olduğumuz desteği kat be kat artırarak yolumuza devam edeceğiz” dedi.
Bugünün önemli bir gün olduğunu belirterek sözlerine başlayan Bodrum Kaymakamı Mustafa Çit, “Ata tohumumuzu tekrar güncelledik, fidelerimizi yetiştirdik. Belediyemize, Tarımsal Hizmetler Müdürlüğündeki bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bu sene Bodrum daha lezzetli ürünler tüketecek. Turizmin başkentinde turizme yakışır doğal organik ürünler üreteceğiz” diye konuştu. – MUĞLA
]]>Bakanlık ekipleri, ülke genelinde restoran, lokanta, kafe, pastane gibi yiyecek ve içecek hizmeti sunulan iş yerlerinde denetim gerçekleştirdi.
Denetimlerde, fiyat tarifelerinin, söz konusu iş yerlerinin giriş kapısının önüne ve hizmet sunulan masaların üstüne, tüketiciler tarafından kolaylıkla görülebilir ve okunabilir şekilde konulup konulmadığı incelendi.
Bu kapsamda Ankara Ticaret İl Müdür Vekili Elif Tan ve beraberindeki ekip, Çankaya ilçesinde yiyecek ve içecek hizmeti sunan iş yerlerini denetledi.
Tan, denetimlerin ardından AA muhabirine yaptığı değerlendirme, “Lokantaların giriş kapısının önünde her bir ürünün fiyatının belirtilip belirtilmediğini kontrol edip, her bir masaya fiyat listesi var mı diye bakıyoruz. Lokanta ve restoranlarda servis ücreti veya başka bir isim altında herhangi bir ücret alınıyorsa bunun fiyat listesinde ya da menülerde belirtilip belirtilmediği hususunu da kontrol ettik.” ifadelerini kullandı.
Bursa’da da il müdürlüğü ekipleri, lokanta ve kafelerde incelemelerde bulundu. Bursa Ticaret İl Müdürü İsmail Aslanlar, konuya ilişkin değerlendirmesinde, AVM’lerde farklı işletmelerin ortak alanda faaliyet göstermesi nedeniyle giriş kapısı olmadığına işaret etti. Aslanlar, “Sipariş verilen ve ödeme yapılan noktalarda tarife ve fiyat listelerinin yer alıp almadığına bakıyoruz.” dedi.
Masaya servis hizmeti sunulan işletmelerde, tüketiciler sipariş verinceye kadar fiyat listelerinin masanın üstüne konulması gerektiğini anlatan Aslanlar, otel, hastane ve mağaza gibi ana faaliyetin yanı sıra kantin, kafeterya gibi yiyecek-içecek hizmeti sunulan işletmelerde de aynı kriterleri aradıklarını vurguladı.
Arslanlar, masaların üzerinde yer alan QR kodlu menülerin tek başına yeterli olmadığına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hizmet sunulan masaya menü getirilmesi esastır. Ek bir hizmet olarak QR kodu kullanılmasında bir sakınca görülmemektedir. Denetim esnasında tarife ve fiyat listelerine rastlanılmaması veya liste fiyatı ile kasa fiyatı arasında uyumsuzluk olması halinde her bir aykırılık için 2 bin 172 lira idari para cezası uygulanmaktadır. Girdi fiyatlarında bir artış olmamasına rağmen satış fiyatlarında artış söz konusuysa, bunları da tespit ederek Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulunda değerlendirilmek ve gereği yapılmak üzere Bakanlığımıza gönderiyoruz. Aykırılık olması halinde bunlara da Bakanlığımızca idari para cezası uygulanmaktadır. Kent genelinde bu yıl 1207 işletmede 300 bin 40 ürün denetlendi, 1 milyon 776 bin 682 lira idari para cezası uygulandı.”
“Amaç işletmeleri zora sokmak değil”
Kocaeli Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri, Başiskele ilçesinde de fiyat etiketi denetiminde bulundu. Kocaeli Ticaret İl Müdürü Veysi Uzunkaya, kafe, restoran, pastane ve benzeri işletmelere yönelik denetimlerin etkin şekilde yapıldığını söyledi.
Temel amacın tüketicinin ekonomik çıkarlarını korumak, haksız ve fahiş fiyat hususlarının önüne geçmek olduğunu belirten Uzunkaya, işletmelerin, bütün ürünlere ilişkin fiyat listelerini tüketicinin kolaylıkla görebileceği şekilde mekan girişine asmak zorunda olduğunu anımsattı.
Uzunkaya, işletme girişlerinde belirtilen fiyat listeleri ile masada yer alan fiyat listelerinin aynı olması gerektiğini dile getirerek, kasada ne kadar ücret ödeyeceğini bilerek masadan kalkmasının tüketicinin en doğal hakkı olduğunu kaydetti.
Kocaeli’de 15 ekiple denetim yaptıklarını bildiren Uzunkaya, “Sadece kafe, restoran ve pastane gibi işletmelere yönelik denetimlerde 2024’ün başından bugüne kadar 1537 firma denetlendi. 331 firmada aykırılık tespit edildi. 331 firmaya uygulanan idari para cezası yaklaşık 720 bin lira oldu.” diye konuştu.
Uzunkaya, bugün denetledikleri işletmelerin mevzuata uygun faaliyette bulunduğunu ifade ederek, denetimlerde amaçlarının işletmeleri zora sokmak değil, tüketicinin haklarını korumak olduğunu söyledi.
Adana’da da Ticaret İl Müdür Vekili Hüseyin Gödelek ve beraberindeki ekip, Turgut Özal Bulvarı’nda fiyat etiketi denetimi yaptı. Ekipler, iş yeri sahiplerine işletme girişlerine fiyat listesi konulması uygulamasına yönelik bilgi de verdi.
Gödelek, 1 Ocak’ta yürürlüğe giren düzenlemeyle keyfi fiyat artışı yapılmasının önüne geçildiğini hatırlatarak, hizmete sunulmayan herhangi bir ürünün menüde bulunmaması gerektiğini bildirdi. Gödelek, denetimlerdeki ilk hedefin tüketicinin mağdur edilmemesi olduğuna işaret etti.
“İşletmelerimizi uyardık”
Trabzon’un Ortahisar ilçesinde faaliyet gösteren kafe ve restoranlara yönelik de denetim yapıldı. Ticaret İl Müdürü Kasım Tiryaki, fiyat listelerinin yanı sıra “servis ücreti” adı altında herhangi bir ücret talep edilip edilmediğini incelediklerini söyledi.
Menü ve kasa fiyatı uyumunu da kontrol ettiklerini vurgulayan Tiryaki, şu değerlendirmede bulundu:
“Denetimlerimiz devam edecek. Burada amacımız, vatandaşlarımızın restorana veya kafeye girmeden önce alacağı hizmeti ve buna mukabil ödeyeceği ücreti görmesi ve bu doğrultuda bir tercihte bulunabilmesi. Tüketicinin bilgilendirilmesini, ekonomik çıkarlarının korunmasını ve olabilecek mağduriyetlerin engellenmesini hedefliyoruz.”
Diyarbakır Ticaret İl Müdürü Zafer Atik de restoran, kafe ve benzeri işletmelerde Fiyat Etiketi Yönetmeliği kapsamında denetim yaptıklarını söyledi.
Fiyat listeleri ile servis ücreti uygulamasına yönelik inceleme gerçekleştirdiklerini belirten Atik, şunları kaydetti:
“Denetimlerde amacımız, tüketicilerin yiyecek ve içecek hizmeti sunulan yerlerde işletmelere girmeden kapı girişlerindeki tarife ve ücret listelerini görerek ve fiyat karşılaştırması yaparak tercihte bulunabilmelerini sağlamak. Yönetmeliğimiz yürürlüğe girmeden önce Bakanlığımızın rehberlik görevi kapsamında sektör temsilcilerimizi ve işletmelerimizi bu konularda uyardık. İşletmelerimizin cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalması açısından belirtilen hususlara dikkat etmeleri faydalı olacaktır.”
]]>Bursa Nilüfer Organize Sanayi Bölgesinde faaliyet gösteren Alman Continental Grup bünyesinde Bırsa’da Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren Contitech Lastik A.Ş. işçileri bir arkadaşlarının keyfi uygulama sonucu işten çıkarıldığını öne sürerek fabrika önünde eylem başlattı. İddiaya göre süspansiyon sistemleri üretimi yapılan fabrikada işveren temsilcisi ile yaşadığı tartışma sırasında sesini işveren temsilcisinden daha fazla yükselten 17 yıllık bir çalışanın iş sözleşmesindeki cezai müeyyideler yerine haksız biçimde sözleşmesi fesih edildi. Sendika ve işyeri arasındaki görüşmelerden sonuç alınamayınca da işçiler grev hakkını kullanmak üzere fabrika önünde eylem başlattı.
Petrol-İş sendikasının fabrikada 10 yıldır örgütlü olduğunu ve yaşananlar karşısında atılması gereken adımların iş sözleşmesinde net ifadelerle yer aldığını belirten Petrol-İş Bursa Şube Başkanı Ersin Birgül, “Biz sendika olarak bu durumun çözümü noktasında adımlar attık. Diyaloglar kurduk. Arkadaşımıza özür de dilettik. Ama özür bile kabul görmedi. Yaklaşımın direkt işten çıkartma değil uygun cezalardan biri olması yönündeki talebimizi de ilettik. Ama bizim yaklaşımımız karşılıksız kaldı. Müsamaha gösterilmeyerek ‘biz iş hakkını sonlandırıyoruz’ gibi bir durum oluştu. 2 günlük süreçte diyaloglarımız karşılıksız kalınca mücadele kararı aldık. Buradan hep birlikte sesimizi duyurarak çözüm noktası arıyoruz. Bu yaşanan hakka hukuka uygun bir şey değil. Arkadaşımız daha önce bu iş yerinde iş yeri işçi temsilciliği de yapmış bir arkadaşımız. 17 yıldır burada çalışıyor, alın teri döküyor. Buraya girdiğinde gencecik, sapasağlam bir arkadaşımızken şu anda belinde 2, boynunda 3 fıtık var. Kolu yarıdan yukarıya kaldıramıyor. Bu fabrikada bu hale gelmiş bir arkadaşımızın iş akdi, fabrikaya daha dün yönetici olarak gelmiş bir işveren temsilcisiyle sade bir diyaloğunda ‘Sadece sesini onun ses tonundan daha yüksek kullandığı’ gerekçesiyle acımasız bir şekilde sonlandırılmaya çalışılıyor. Toplu sözleşmemizde zaten böyle bir durumun karşılığı net bir şekilde belirtilmiş. Uyarı, yazılı uyarı, yevmiye cezası gibi tekrar durumlarında yaşanacaklar açık ve net. Arkadaşımızla ilgili sorun giderilene kadar buradayız. Çözüm yolu arayalım dedik. Bir araya gelelim dedik. İlk başlarda bir yaklaşımları vardı ama sonradan ondan da uzaklaştılar. Biz adım adım attıkça onlar geri çekildiler. Bir kişiye yapılmış haksızlık, herkese yapılmış tehdittir. Ben bunu savunuyorum. Bu minvalde yol alıyoruz. Çünkü bugün bu yapılana sessiz kalındığında yarın benzerlerinin ve bunun çoklarının yaşanacağını biliyoruz. Uyuşmazlık oluşturan birkaç konu daha oldu aramızda. Oralarda da hep yapıcı yaklaşımlar gösterdik, sergilemeye çalıştık. Onlara da karşılık görmedik” dedi.
Bu arada işyerinde üretim devam ederken işçiler vardiya değişimlerinde işten çıkarılan arkadaşlarına destek vermek için sendika öncülüğünde protesto eylemlerine katılıyor. – BURSA
]]>Türkiye Tanzanya İş Forumu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti Devlet Başkanı Samia Suluhu Hassan’ın katılımı ile gerçekleşti. Toplantıda Türkiye ve Tanzanya arasında yapılacak olan ticari ilişkiler hakkında açıklamalarda bulunan Yılmaz, “Afrika kıtası ile 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2023 yılında 37 milyar dolara ulaşmıştır. Bu dönem zarfında ihracatımız 2,1 milyar dolardan 22 milyar dolara; ithalatımız ise 3,3 milyar dolardan 15 milyar dolara ulaşmıştır. Tanzanya’dan ülkemize Cumhurbaşkanı düzeyinde 14 yıl sonra yapılan bu ilk ziyaretin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Tanzanya ile 2003 yılında yaklaşık 11 milyon dolar olan ikili ticaret hacmimiz, 2023 yılında 346 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir” dedi.
“21’inci Yüzyıl Afrika ve Türkiye yüzyılı olacaktır”
Türkiye, Afrika kıtasının her alanda gelişmesine ve ilerlemesine katkıda bulunmaya devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Afrika kıtası ile 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2023 yılında 37 milyar dolara ulaşmıştır. Bu dönem zarfında ihracatımız 2,1 milyar dolardan 22 milyar dolara; ithalatımız ise 3,3 milyar dolardan 15 milyar dolara ulaşmıştır. Tanzanya’dan ülkemize Cumhurbaşkanı düzeyinde 14 yıl sonra yapılan bu ilk ziyaretin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Tanzanya ile 2003 yılında yaklaşık 11 milyon dolar olan ikili ticaret hacmimiz, 2023 yılında 346 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.
Türk müteahhitleri günümüze kadar Tanzanya’da 6,4 milyar dolar değerinde 14 adet proje üstlenmiştir. İyileşen yatırım ortamı ve olası iş birliği fırsatları, Türk firmalarının Tanzanya’ya olan ilgisini artırmaktadır. Ticaret hacmimizi ilk etapta 1 milyar dolar seviyesine çıkarmayı hedefliyoruz. 21’inci Yüzyıl Afrika ve Türkiye yüzyılı olacaktır. Yaşlanmadan zenginleşmek lazım. Bazı kıtaların bazı ülkelerin Avrupa gibi yaşlandığını görüyoruz. Yaşlanmadan zenginleşmek lazım. Bunu da Afrika’nın başaracağına inanıyorum. Tanzanya ekonomisi geçen yıl yüzde 6 büyüdü. Türkiye olarak biz de geçen yıl yüzde 4,5 büyüdük. Dünya ise 3 büyüdü” şeklinde konuştu.
“Türkiye-Tanzanya ikili ticari, ilişkilerinde ulaşılan rakamların aşılacağına inanıyorum”
Ülkemiz firmalarının Tanzanya’da üstlendiği büyük çaplı projelerin gelecek vadetmekte ve örnek olmakta olduğunu belirten Yılmaz, “Özellikle Türk inşaat sektörü açısından özellikle konut, alışveriş merkezleri, kongre ve konferans merkezleri ile yol ve köprü inşasına yönelik iş imkanları olduğunu biliyoruz. Bu doğrultuda iş insanlarının aralarında kuracakları yeni bağlantılar önemlidir. Dün Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettikleri gibi; Türkiye-Tanzanya ticari ilişkilerinde potansiyelimizi tam olarak kullanmanın zamanı artık gelmiştir.
Bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirerek, Türkiye-Tanzanya ikili ticari, ekonomik ve yatırım ilişkilerinde bugün ulaşılan rakamları önümüzdeki dönemde çok rahat bir şekilde aşacağınıza inanıyorum. Bu değerli iş forumu vesilesiyle Türk yatırımcıları Tanzanya’da yatırım yapmaya teşvik ediyorum” dedi.
Toplantıya, Tanzanya Endüstri ve Ticaret Bakanı Dr. Ashatu K. Kijaji, Büyükelçi Mehmet Güllüoğlu ve Iddi Seif Bakari, Ticaret Bakan Yardımcı Mustafa Tuzcu, DEİK/Türkiye-Tanzanya İş Konseyi Başkanı Erdem Arıoğlu, Tanzanya Özel Sektör Kurumu Başkanı Angelina Ngalula ve iş dünyasının temsilcilerinin katıldı. – İSTANBUL
]]>-Sivas Belediye Başkanı Dr. Adem Uzun, “Hızlı tren ile Sivas-İstanbul arasında bir köprü kuracağız”
SİVAS – Türkiye’nin önemli ulaşım projelerinden biri olan Yüksek Hızlı Tren hattı, Sivas ile İstanbul arasında kesintisiz seyahat imkanı sunacak. Türkülere konu olan Sivas’ın yollarına, İstanbul’a seyahat süresi otobüsle yaklaşık on dört saat sürerken 4 Mayıs’ta başlayacak olan aktarmasız Sivas-İstanbul seferi ile bu seyahat süresi yaklaşık yedi saate kadar düşecek.
26 Nisan 2023 tarihinde açılan Ankara – Sivas Yüksek Hızlı tren hattı 12 saat süren demiryolu seyahat süresini 2,5 saate indirdi. Yüksek Hızlı Tren seferleri vatandaşlar tarafından yoğun ilgi gördü. 4 Mayıs’ta hizmete başlayacak aktarmasız Sivas – İstanbul seferleri için geri sayım başladı.
“Akrabalık ilişkileri güçlenecek”
Sivas Belediye Başkanı Adem Uzun hızlı tren sayesinde akrabalık ilişkilerinin güçleneceğini ifade ederek “Sivaslıların Sivas dışında en çok yaşadığı il İstanbul. Sivas’ta 650 bin civarında yaşayan Sivaslı varken İstanbul’da 754 bin Sivaslı yaşıyor. Bu seferlerin açılmasıyla birlikte İstanbul’daki hemşerilerimiz memleketlerine çok daha hızlı şekilde kavuşacaklar. Bu durumun şehrimize çok büyük avantajları olacak. En büyük avantajlarından biri akrabalık ilişkilerimiz güçlenecek. İkinci olarak şehrimizde turizm anlamında çok büyük katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Sivas kadim bir şehir. Bir zamanlar Selçukluya başkentlik yapmış. Osmanlı devletine eyaletlik yapmış. Cumhuriyetin temelinin atıldığı bir şehir. Aslında baktığımızda kültürel ve tarihsel açıdan çok zengin bir yapıya sahibiz. Sadece Sivaslılar değil Sivas dışında İstanbul’dan Eskişehir ve Ankara’dan çok sayıda Sivas’ı görmek isteyen vatandaşlarımızın da hızlı trenle Sivas’a ulaşacaklarını düşünüyorum. Bu çalışmalar için ulaştırma bakanımıza teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.
“Hızlı tren ile Sivas-İstanbul arasında bir köprü kuracağız”
Sivaslıların özellikle Sivas’a karşı müthiş bir muhabbeti olduğunu belirten Başkan Uzun, “Özellikle Sivas’a özlem duyan, Sivas’a karşı muhabbet besleyen, hayatının bir dönemini Sivas’ta geçirmiş olan vatandaşlarımızın hızlı bir şekilde geleceklerini düşünüyorum. Bunlarla birlikte şehrimize bir köprü kuracağız. Bunu da Yüksek Hızlı Tren ile sağlayacağız. Hızlı tren istasyonun olduğu bölge de acil bir otopark ihtiyacımız var gerekli değerlendirmelerimizi yaptık. Hızlı trenle Sivas’a gelen vatandaşlarımızı güzel bir ortamda karşılamak istiyoruz. Hem otopark hem de Sivas’ı tanıtan kültürel yemekler, tarihi ve geleneksel eşyalara kadar o alanı hazırlayacağız. Böylece şehrimize gelen misafirlerimiz güzel bir alanla karşılaşacaklar. 4 Mayıs itibarıyla artık hızlı tren seferleri aktarmasız şekilde başlıyor. İstanbul’da yaşayan Sivaslı hemşerilerimizi Sivas’a bekliyoruz. Çay içmeye, kahve içmeye bekliyoruz. Şimdiden kendilerini davet ediyoruz. Sivas’a sahip çıkalım. Sivas’ın insanı çok vefakar. Hızlı tren ile Sivas-İstanbul arasında bir köprü kuracağız” şeklinde konuştu.
“Bu hizmete gereksiz diyenler ülkeye zarar veren kişilerdir”
Sivaslı vatandaşlar ise, “Milletimize ve devletimize hayırlı olsun. Çok memnun olduk. Bu zamana kadar Sivas’a yapılan en büyük hizmetlerden biri bu oldu. Hem maddi hem de manevi açıdan çok iyi oldu. Bu hizmete gereksiz diyenler Sivas’ı sevmeyenler ve ülkeye zarar veren kişilerdir” dedi.
]]>Holdingden yapılan açıklamaya göre, 60. Olağan Genel Kurul Toplantısı, Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç, Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, Yönetim Kurulu Üyesi İpek Kıraç, Koç Holding Üst Yöneticisi (CEO) Levent Çakıroğlu, Koç Holding üst yönetimi ve hissedarların katılımıyla Nakkaştepe’deki Holding merkezinde yapıldı.
Açıklamada genel kuruldaki konuşmasına yer verilen Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, Koç Topluluğu’nun ülke ekonomisine katma değer sağlamaya devam ettiğini belirterek, karlı ve sürdürülebilir büyüme fırsatlarını titizlikle değerlendirip yatırımlarına hız kesmeden devam ettiklerini aktardı.
“Fortune Global 500’de geçen yıl da ülkemizi temsil eden tek şirket olduk”
Koç, “Koç Topluluğu olarak kuvvetli mali gücümüz, çeşitlendirilmiş portföy yapımız, geniş tedarik zincirimiz, çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim alanlarındaki öncü uygulamalarımız ve etkin risk yönetimi politikalarımız ile bu zorlu dönemde de ülkemiz için değer yaratmayı sürdürdük. 2023 yılındaki 3,7 milyar dolar yatırımla beraber son 5 yılda yaklaşık 11,2 milyar dolar kombine yatırıma ulaştık, memleketimize güvendik ve inandık. Dünyanın en büyük şirketlerinin listelendiği Fortune Global 500’de geçen yıl da ülkemizi temsil eden tek şirket olduk.” açıklamasında bulundu:
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç da stratejik vizyonları doğrultusunda hem mevcut işlerinde hem de yeni alanlarda yatırımlarına devam ettiklerinin altını çizdi.
Koç, şunları kaydetti:
“Büyük Atatürk’ün bir asır önce bu ülke için kurduğu hayallerin, onun muasır medeniyet tahayyülünün bugüne kadar başarılanların çok ötesinde olduğunun farkındayız. Koç Topluluğu, bir asırdır işte bu hayalleri gerçekleştirmek için var gücüyle çalışıyor. Bundan sonra daha da çok çalışarak ülkemizin müreffeh ve çağdaş geleceğine hizmet etmeyi sürdüreceğiz. Arçelik ile dünyanın önde gelen ev aletleri üreticilerinden Whirlpool’un Avrupa’daki üretim, satış ve pazarlama iştirakleri Arçelik kontrolü altında birleştirildi. Tofaş da Stellantis ile Türkiye satış ve dağıtım şirketini satın almak üzere anlaşmaya vardı, Rekabet Kurumu’nun onayı bekleniyor. Ford Otosan, Avrupa’nın önde gelen elektrikli ticari araç üreticisi olarak yeni araç yatırımlarına devam ediyor. Diğer taraftan, yenilenebilir enerji yatırımlarımızı da sürdürüyoruz.”
Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu ise kurumsal kültürden aldıkları güç ve sürekli geliştirdikleri rekabetçilik anlayışıyla hareket ettiklerini kaydetti.
Çakıroğlu, “Sürdürülebilir büyüme hedefimizden sapmadan, daha iyi bir dünya hedefiyle tüm paydaşlarımız için değer yaratıyor ve Koç markasının itibarını artırarak büyük bir özgüvenle ikinci yüzyılımıza ilerliyoruz. Geliştirdiğimiz dijital yetkinliklerle, çevik yönetim, veriye dayalı karar verme ve etkin kaynak kullanımı disipliniyle ve en önemlisi çağın yetkinlikleriyle donattığımız benzersiz insan kaynağımızla yarınlarda çok daha büyük başarılara ulaşacağımıza eminiz.” ifadelerini kullandı.
Koç Holding 60. Olağan Genel Kurul Toplantısı sonucunda seçilen yönetim kurulu şu isimlerden oluşuyor:
“Şeref Başkanı; Rahmi M. Koç, Yönetim Kurulu Başkanı; Ömer M. Koç, Başkan Vekili; Ali Y. Koç, üye ve CEO; Levent Çakıroğlu, diğer üyeler; Semahat S. Arsel, Caroline N. Koç, İpek Kıraç, Jacques A. Nasser, bağımsız üyeler; Cem M. Kozlu, Peter Martyr, Michel Ray de Carvalho, Ömer Önhon.”
]]>Kayseri İl Tarım ve Orman Müdürü Bülent Saklav, AK Parti Kocasinan İlçe Başkanı Selçuk Melekoğlu, Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanı Duran Safrantı ve Kocasinan Ziraat Odası Başkanı Abdülkadir Güneş ile birlikte Hasancı’da çiftçilerle bir araya gelen Başkan Çolakbayrakdar, onlarla sohbet etti. Daha sonra mibzer adı verilen tohum ekme makinasına nohut tohumlarını yerleştirildikten sonra traktör kullanan Başkan Çolakbayrakdar, tohumları toprakla buluşturdu. Çiftçinin her zaman yanında olduklarını belirten Başkan Çolakbayrakdar, “Anadolu’nun bereketli topraklarında ekmeğini topraktan çıkartan hemşehrilerimize bol bereketli sezon diliyorum” dedi.
Tarımsal üretime verilen desteği artırarak sürdürdüklerini vurgulayan Başkan Çolakbayrakdar; “Kocasinan, Kayseri’nin metropol ilçesidir ama bir o kadar da 48 kırsalı ve köyü olan bir yerleşim bölgesidir. Şehrin tarım, hayvancılık ve ziraatın yüzde 20’sini Kocasinan yapıyor. Büyük bir coğrafyamızda eken, üreten çiftçi kardeşlerimiz var. Bütün çiftçi kardeşlerimize bereketli olsun diyorum. Son yıllarda bizim bölgemizde artarak devam eden nohut ekimini yaptık. Gömeç’in fasulyesinin yanında inşallah yeni bir ürün olarak Kocasinan’ın nohutu olacak. Kocasinan’dan başlamak üzere bütün ilçelerimizde tarımsal üretimi artırarak, Kayseri’yi bir tarımsal üretim merkezi haline getireceğiz. Sanayi, endüstri, turizm ve ticaret gibi her alanda Kayseri’miz örnek olsa da ciddi bir potansiyeli olan şehrimizin tarımsal üretiminde de yeni hedeflere doğru yolumuza devam ediyoruz. Bu noktada en önemli paydaşlarımız çiftçilerimizdir. Çiftçilerimiz olmasa yaptığımız hizmetlerin bir anlamı yok. Bu işin en önemli aktörü olan çiftçimizi tebrik ediyor, teşekkür ediyoruz. Çiftçilerimiz yeter ki eksin biz destek olmaya ve çiftçimizin yanında olmaya her zaman varız. Özellikle ‘Köyümde Hayat Var’ projelerini de hayata geçireceğiz. Genç çiftçiler için proje hazırladık. Kentten kırsala göç sağlayan gençlerimizin eğitiminden üretimine kadar her alanda destek vereceğiz. Çiftçimizi geleceğe taşıyacak projeler üretiyoruz ve destekçisi oluyoruz. İnşallah yeni dönemde ektiğimiz tohumlar daha bereketli olsun” ifadelerini kullandı.
Kayseri İl Tarım ve Orman Müdürü Bülent Saklav ise üretim yapan çiftçilere teşekkür ederek; “Bakanlık olarak her zaman çiftçilerimize destek oluyoruz. Tarım Arazilerini Etkinleştirme Projesi kapsamında her sene tohum dağıtımı gerçekleştiriyoruz. Bu sene Büyükşehir ve Kocasinan Belediyesi ile bakanlığımızın destekleriyle 700 ton tohum dağıtımı gerçekleştirdik. Aspir, yeşil mercimek, nohut, sorgum sudanotu ve kuru fasulye dağıtımı yaptık. Her sene olduğu gibi belediyelerimiz destek verdi. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu. Başkan Çolakbayrakdar’ın her zaman çiftçinin yanında olduğunu belirten Kocasinan Ziraat Odası Başkanı Abdülkadir Güneş de, “Büyükşehir Belediyesi, Kocasinan ve Tarım Müdürlüğünün dağıtmış olduğu tohumları, toprakla buluşturuyoruz. Kocasinan, zaten Kayseri ilçeleri arasında en çok nohut ekimi yapılan ilçesidir. Stratejik bir ürün olan nohuttan çiftçilerimizin yüzü gülüyor. Belediye başkanlarımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.
Çiftçiler de her zaman çiftçiye destek veren ve yanında olan Başkan Çolakbayrakdar’a teşekkür etti. – KAYSERİ
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinesinde düzenlenen 12. Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı kapsamında Vali Yavuz Selim Köşger ve Karnaval Komitesi Başkanı Ali Haydar Bozkurt basın toplantısı düzenledi.
Adana’da bu yıl 12.’si düzenlenen Portakal Çiçeği Karnavalı basın toplantısı, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti’nde gerçekleştirildi.
“Karnaval, turizmin 12 aya yayılması noktasında çok önemli”
Adana Valisi Yavuz Selim Köşger, Türkiye ve Adana’da turizmin 12 aya yayılması noktasında Portakal Çiçeği Karnavalı’nın önemli yeri olduğundan söz etti. Bu tip organizasyonların devamlılığının sağlanmasının öneminden bahseden Vali Köşger, “Adana’nın ve ülkemizin turizminin gelişmesi noktasında, turizmin on iki aya yayılması noktasında yapılacak etkinlikler çerçevesinde çok isabetli bir adım atılmış. Türkiye’nin, Adana’nın, Çukurova’nın ve Akdeniz’in en güzel mevsiminde böyle bir etkinliğin yapılmış olması turizmin on iki aya yayılması stratejisi anlamında da güzel bir adım olmuş. Bizim bunun devamını sağlamamız lazım” dedi.
Karnavalın bu yıl Kültür Yolu Festivali bünyesinde gerçekleştirildiğine de dikkat çeken Köşger, “Karnavalın bir başka özelliği bu yıl Kültür Yolu Festivaliyle birlikte gerçekleştiriliyor olması. Portakal Çiçeği Karnavalı’nın ve Kültür Yolu Festivali’nin bakanlığımız, yerel idareler ve sivil toplumla birlikte gerçekleştiriliyor olması, bundan sonra ülkemizde eş güdüm içinde uyum içinde hizmet etmenin başlangıcı, bir baş örneği olsun diyorum. Yani burada hem sivil toplumlar, hem de Adanalıların eli var. Hem yerel yönetimler, hem merkezi idare var. Çok da başarılı yürüttük bu işi. Çok da güzel gerçekleşti. Şu ana kadar 30’un üzerinde noktada binlerce kültürel, sosyal etkinlik gerçekleşti. ve hepsi de dolu dolu gerçekleşti. Hem dışarıdan gelen vatandaşlarımız, hem Adanalı hemşehrilerimiz çok olgunlukla ve bu etkinlikleri doyasıya yaşamış oldular” diye konuştu.
Karnaval ve etkinliklerde asayiş olayı yaşanmadığından dolayı duyduğu memnuniyeti de dile getiren Köşger, “Bini aşkın etkinlik gerçekleşti. Türkiye çapında, dünya çapında popüler, ünlü sanatçılar katıldı. Yüz binleri aşan seyircinin katıldığı buluşmalar gerçekleşti, konserler gerçekleşti. Hiçbirisinde asayişin ve yani Adana’nın imajını bozacak en küçük bir hadise olmadı. Bundan dolayı Adanalı hemşehrilerime ve bu konserlere katılan bu etkinliklere katılan hemşehrilerimizin hepsine özel bir teşekkür etmek istiyorum” ifadelerine yer verdi.
“Adana bir kültür kenti”
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ise kültür kenti olarak nitelendirdiği Adana’da portakal çiçeği kokusunun nisan ayında tüm kente yayıldığına dikkat çekerek, “Keşke bir dijital şansımız olsa da dünyaya bu kokuyu dijital olarak yayabilsek. İnanın bütün dünya sadece bu olağanüstü huzur verici kokuyu teneffüs etmek için buraya gelir. Ben portakal çiçeği kadar olağanüstü güzel kokan ve insanı rahatlatan bir koku görmedim” dedi.
Kentte gerçekleştirilen bir etkinliğin tüm kent paydaşlarıyla birlikte sahiplenilmediğinde başarılı olmasının mümkün olmadığının altını çizen Karalar, “Bir etkinlik, kentte yapılan bir güzellik eğer kentin üst dinamikleri ve halk ile birlikte tam sahiplenmezse onu başarılı hale gelmesi mümkün değil. Adana’da karnaval, Valimizin ve bundan önceki valilerimizin önderliğinde bütün atanmışların, seçilmişlerin birlikte düzenlediği ve halkın gerçekten sahiplendiği bir etkinlik oldu” diye konuştu.
Adana’nın olağanüstü güzellikleri bünyesinde bulunduran bir kent olduğunu kaydeden Karalar, “Adana çok güzel bir kent. Çok özel bir kent. Olağanüstü güzellikleri bir anda barındıran ama bunu dünya bilmiyor. Türkiye bilmiyor. Dünya nereden bilsin? Adana bir tarih kenti, bir kültür kenti, bir sanat kenti, deniz kenti. Şehrin ortasından bir nehir geçiyor. Sıcak kalpli, çok misafirperver güzel Adanalı kardeşlerimin Adana’nın Türkiye’ye tanıtılmasıyla ilgili rol üstlenirken bizim de bir rol üstlenmemiz gerektiğini düşündük ve bunu yapmaya çalıştık. Dolayısıyla burada yapılan festivaller dahil hepsine önemli ölçüde katkı sunarak Adana’nın tanıtılması noktasında elimizden gelen gayreti gösterdik. Bunu göstermeye devam edeceğiz. Tabii karnaval bunun en önemlisi” ifadelerini kullandı.
“Karnaval bu sene 5 milyar TL’lik bir değere ulaşacak”
Karnaval Komitesi Başkanı Ali Haydar Bozkurt da yaptığı konuşmada, “Hayal edebilir miydik diye bazen kendi kendime soruyorum. Bu yıl karnavalımız, yaklaşık 5 milyar liranın üzerinde bir ekonomik değere ulaşacak. Konuştuğumuz esnaf karnaval sayesinde hafta sonu elde ettikleri gelir ile birkaç aylık kiralarını ödediklerini söylüyor. Adana halkından ya da Türkiye’nin değişik şehirlerinden, başka ülkelerden gelen insanlar da geldikleri için mutlu olduklarını söylüyorlar. Gelecek sene daha kalabalık geleceğiz diyorlar” dedi.
“Karnavalı dünyanın her yerinden gelen çocuklarla kutlayacağımız büyük bir şenliğe dönüştürmek istiyoruz”
Bu yıl karnavalın Kültür Yolu Festivali kapsamında düzenlenmesi ile birlikte karnaval programının da çok daha fazla zenginleştiğinin altını çizen Bozkurt, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bu yıl karnavalımız Kültür Yolu Festivali’nin başlangıç noktası olarak bu kapsamda başladı. Bu vesileyle karnaval programımız çok çok zenginleşti. Karnaval tamamlandıktan hemen bir hafta sonra bir sonraki yıl için çalışmalara başlıyoruz. Bundan sonraki hedeflerimiz arasında bu karnavalı Türkiye’den ve dünyanın her yerinden gelen çocuklarla kutlayacağımız daha büyük bir şenliğe dönüştürmek istiyoruz. Dünyanın bütün ülkelerinden çocuklar Adana’ya gelsin, Portakal Çiçeği Karnavalı’nı portakal çiçeği kokusunu, büyülü şehri burada yaşasın istiyoruz. Önümüzdeki süreçte bununla ilgili çalışmalarımız olacak. Karnavalımızın tarihleri dışındaki süreçte nisanda Adana’da olmanın güzelliğini anlatmaya artık odaklanacağız. Sadece bir haftalık süreçte değil, aslında tüm nisan ayı boyunca Adana’nın gezilmeye, ziyaret edilmeye değer olduğunu anlatacağız. Bir başka hedefimiz de Adana’yı tanıtırken artık bölgemizi tanıtmaya başladık. Tarsus’u, Kapadokya’yı, Nemrut’u, Gaziantep’i de anlatıyoruz. Buna biraz daha fazla odaklanacağız. Özellikle yurt dışı tanıtımlarına ağırlık vereceğimiz bir sürece girdik. Daha fazla yabancı turist gelmesini istiyoruz. Adana’ya bu vesileyle bölgemizin ve Türkiye’nin tanıtılmasında da bir turizm katkısı sağlamış olmayı hedefliyoruz.”
Toplantıya Vali Köşger’in yanı sıra, Karnaval Komitesi Başkanı Ali Haydar Bozkurt, Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Kültür Yolu Festivalleri Genel Müdürü Selim Terzi, Karnaval Direktörü İlhami Günsel ve Ticaret Odası Başkanı Yücel Bayram ile basın mensupları katıldı. – ADANA
]]>GAİB hizmet binasında gerçekleşen genel kurulda divan başkanlığını Hüseyin Ulutaş, İrfan Kılınç ve Abdulkadir Bozkurt yaptı. Genel Kurula Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı Salahattin Kaplan, TİM Temsilcisi ve Bakanlık Temsilcisi ve halı ihracatçıları katıldı. Genel kurulda, 2023 yılı yönetim kurulu ve denetim çalışma raporu oy birliği ile kabul edildi. 2023 yılı bilanço, gelir-gider hesaplarının görüşülmesinin ardından Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu’nun 2023 yılı iş ve işlemleri açısından ibrası gerçekleşti.
GAHİB Yönetim Kurulu’nun faaliyet raporunda, “Ülkemiz halı ihracatı 2023 yılında 2022 yılına göre sabit kalarak 2 Milyar 752 Milyon ABD doları olarak gerçekleşmiş iken Birliğimiz halı ihracatı 2023 yılında 2022 yılına göre yüzde 1,25 azalarak 1 milyar 853 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir. Birliğimizin 2023 yılı Türkiye geneli halı sektörü ihracatı içerisindeki payı yüzde 67,3 olmuştur. 2023 yılında Mal grupları bazında 2022 yılına kıyasla makine halısı ihracatımız yüzde 2,80 azalmış, tufte halı ihracatımız yüzde 12,25 oranında artmıştır. Ülkeler bazında 2023 yılı Halı ihracatımız incelendiğinde, yüzde 3,7’lik azalış ve 558 milyon ABD doları ihracat değeri ile yüzde 30,1 paya sahip Birleşik Devletler ilk sırada yer almaktadır. İkinci sırada yüzde 128,9’luk artış ve 188 milyon ABD doları ihracat değeri ile yüzde 10,2 paya sahip Suudi Arabistan, üçüncü sırada ise yüzde 6,4’lük azalış ve 140 milyon ABD doları ihracat değeri ile yüzde 7,6 paya sahip Irak bulunmaktadır” denildi.
“Astarı bezinden pahalıya geliyor”
Genel kurulun dilek ve temenniler bölümünde söz alan TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı Selahattin Kaplan, halı üreticisi ve ihracatçılarına, “Gelir ve gider hesaplarınızı doğru yapın. Tedbirli olun. İşinize önem verin ve riskleri azaltmaya çalışın” uyarısında bulundu. Başkan Selahattin Kaplan, “Tüm dünyada piyasalarda daralma var. Maliyetler çok değişken. Öyle bir zaman geldik ki, astarı bezinden pahalıya geliyor. Bu nedenle harcamalarınıza dikkat edin. Maliyetlerinizi doğru hesaplayın. İşinize daha çok sahip çıkın” dedi.
“İstanbul fuarı lokomotif oldu”
Başarılı bir faaliyet dönemini geride bırakan GAHİB Yönetim Kurulu’na teşekkür eden Sektör Kurulu Başkanı Selahattin Kaplan, özellikle İstanbul’da düzenlenen halı fuarının sektöre büyük katkısı olduğuna dikkat çekti. Kaplan, “İstanbul Fuarı sektörümüz için önemli bir lokomotif oldu. Çok başarılı geçen fuarımızı bu sıkıntılı süreçte sektörümüzü 4 aydan beri sürüklemeye devam ediyor. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
“Gaziantep sanayisinin amiral gemisiyiz”
Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği Başkanı Zeynal Abidin Kaplan da, genel kurulun sonunda üyeler teşekkür konuşması yaptı. Başkan Zeynal Abidin Kaplan,”Bereketli ve önemli bir sektörümüz var. Bugün bazı sıkıntılar yaşıyor olabiliriz ancak biz krizden en hızlı şekilde çıkacak sektörlerden biriyiz. Çok kıymetli bir sektörümüz var. En fazla istihdam sağlanan sektörüz. Halı sektörü olarak Gaziantep sanayisinin amiral sektörü olarak devam ediyoruz. Bunun için işimizin, sektörümüzün, şehrimizin, ülkemizin, bayrağımızın kıymetini iyi bilelim. Biz bilmezsek bizim yerimize kıymet bilenler gelir. Birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirerek, daha güçlü bir Türkiye için çalışalım. Genel kurulumuzun hayırlara vesile olmasını diliyor ve katıldığınız için hepinize teşekkür ediyorum” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>AA’nın “Yapay Zeka Çağına Doğru” başlıklı dosyasının onuncu haberinde, Yapay Zeka (AI) teknolojilerinin yenilenebilir enerji sektöründe ekosistemin korunması amacıyla kullanımına ilişkin çalışmalara yer verildi.
AI, belirli görevleri yerine getirmek için insan zekasını taklit eden ve toplanan verileri yineleyerek kendini geliştiren sistemler olarak biliniyor.
Günümüzde ulaştırma, bilgisayar teknolojileri, sağlık ve bilgi işlem alanlarında yaygın olarak değerlendirilen bu sistemlerin kullanım alanları da artıyor.
Artan enerji talebi ve iklim değişikliğiyle mücadelede yenilenebilir enerji kaynaklarının payı artarken, bu kaynaklara entegre akıllı teknolojiler de gelişim gösteriyor.
Bu sistemlerin en büyük özelliği çeşitli yollarla kayıt altına alınan verilerin işlenerek yeni durumlarda yeni yaklaşımların geliştirilmesine olanak sağlaması ve bu şekilde zaman, hammadde, enerji tasarrufu sunması olarak ön plana çıkıyor.
“Rüzgar santralleri 24 saat boyunca kesintisiz takip edilebiliyor”
Avrupa’da yatırımları bulunan Yunanistan merkezli teknoloji şirketi Nvisionist İş Geliştirme Müdürü Lambros Argyris, AA muhabirine yapay zekanın rüzgar santrallerinde kullanımına ilişkin yaptığı değerlendirmede, bu sistemlerin uzun vadede biyoçeşitliliğin korunmasına yardımcı olduğunu ve elektrik üretiminde de verimlilik sağladığını söyledi.
Temel olarak kuş ve yarasa gibi uçan hayvanların türbin kanatlarına çarpmasının engellenmesiyle biyoçeşitliliğe yardımcı olduklarını ifade eden Argyris, bunu rüzgar türbinlerine kurulan yüksek çözünürlüklü kameralar ve bu kameralarla bölgenin 24 saat boyunca izlenmesiyle yapıldığını anlattı.
Argyris, elde edilen her türlü uçan cisim ve canlıya ait verinin yapak zeka teknolojisiyle işlendiğini dile getirerek, şöyle konuştu:
“Yapay zeka teknolojisi ile canlı türleri hakkında veriler detaylı ve sürekli toplandıktan sonra gerekli durumlarda güvenlik tedbirleri devreye giriyor. Böylelikle verilere bakılarak hangi canlı türü olduğu ve hareketleri tespit ediliyor. Canlının rüzgar türbinine yaklaşıp yaklaşmamasına göre santral durduruluyor ya da ses uyarıları gönderilerek bu canlıların uçuş rotasına müdahale ediliyor. Böylelikle canlılar korunurken, elektrik üretiminin de devamlılığı sağlanıyor.”
Yapay zeka ile canlının türünün tespit edilmesinin bu teknolojinin en önemli aşaması olduğunu vurgulayan Argyris, kuşların coğrafyaya bağlı olarak saniyede ortalama 10 metre hızlarla uçtuğunu böyle bir durumda 800 metre uzaklıktan itibaren türbinlerdeki yapay zeka teknolojisinin bunu belirleyebildiğini belirtti.
Argyris, diğer kuş ve yarasa türleri için de yapay zeka teknolojisi ile farklı yaklaşımlar uygulandığını ifade ederek, şunları söyledi:
“Gece ve gündüz ayırımı olmaksızın verileri analiz edebiliyoruz. Gece termal kamera kullanırken, gündüzleri yüksek çözünürlüklü kamera ile sağlıklı verileri alabiliyoruz. Yapay zeka ile kuş ve yarasa gibi canlıların tanınması ve korunması sağlanırken, rüzgar santralleri için sürdürülebilir elektrik de üretilerek bize esnek bir çalışma ortamı sağlanıyor.”
“Türkiye’nin rüzgar enerjisi sektörünü yakından takip ediyoruz”
Argyris, Avrupa’nın bir çok coğrafyasında çeşitli işletmelerde bu teknolojinin kullanıldığını bildirdi.
Türkiye ve Yunanistan coğrafyasının benzer olduğunu ve canlı türü açısından benzer veriler elde edilebildiğine dikkati çeken Argyris, şunları kaydetti:
“İspanya, Fransa, İtalya gibi ülkelerde faaliyet gösteriyoruz. Henüz Türkiye’deki santrallerle çalışma yapmadık ancak Türkiye’deki rüzgar enerjisi sektörünü yakından takip ediyoruz. Türkiye’de de bu alanda çalışmayı istiyoruz. Komşu ülkeler olduğumuz için benzer ekosistemler, benzer türleri barındırıyor. Bu daha verimli ilerlememize katkı sunabilir.”
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, dünyanın en büyük beş üst segment yünlü kumaş üreticisi arasında yer alan Yünsa, 2023 yılı finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) duyurdu.
Yünsa’nın, 2023 yılında TMS 29 Yüksek Enflasyonlu Ekonomilerde Finansal Raporlama’ya göre enflasyon muhasebesi uygulandıktan sonra cirosu 2,2 milyar TL olarak gerçekleşti.
Yünsa, 2023 yılında kuvvetli satış kanalı portföyü, etkin fiyatlama politikaları ve yüksek marka bilinilirliği ile güçlü bir performans sergiledi.
Şirket, maliyet odaklı yaklaşımları ve etkin finans yönetimi sayesinde net karını 544 milyon TL olarak gerçekleştirdi. Net kar marjı, 2022 yılına göre 2 puan artarak yüzde 25’e ulaştı.
Şirket, geçen yıl enflasyon muhasebesi etkisi hariç, 565,4 Milyon TL net kar oluşturdu. Yünsa’nın 2023 yılı brüt karı, TMS 29 uygulanmış sonuçlara göre 635,8 milyon TL’ye ulaşırken, brüt kar marjı ise bir önceki döneme göre 1 puan artışla yüzde 29 oldu. Şirketin 2023 yılında yarattığı faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) enflasyon muhasebesi standartları uygulandıktan sonra, 522,1 milyon TL’ye ulaşırken, FAVÖK marjı ise 2022 yılına göre 2 puan artarak yüzde 24’e geldi.
Yünsa’nın 2023 yılı brüt karı, TMS 29 uygulanmamış sonuçlara göre 731,3 milyon TL’ye ulaşırken, brüt kar marjı bir önceki döneme göre 4 puan artışla yüzde 42 oldu. Şirketin 2023 yılında yarattığı FAVÖK ise enflasyon muhasebesi standartları uygulanmadan önce, 594,8 milyon TL’ye, FAVÖK marjı da 2022 yılına göre 3 puan artarak yüzde 34’e ulaştı.
Sürdürülebilirlik için yatırım yapıldı
Öte yandan, sürdürülebilirliğe önem veren Yünsa, 2023 yılında yaptığı yatırımlarla da dikkati çekti. Yılda 10 milyon metre dokuma ve 4 bin 500 ton iplik üretim kapasitesine sahip yaklaşık 200 bin metrekarelik üretim tesislerini, 2023 yılında yaptığı yatırımlarla daha da çevre dostu haline getirirken, yıl içinde tamamen yenilenen boyahane tesisi ise Yünsa’nın sürdürülebilirlik anlayışının önemli göstergelerinden biri oldu.
Atık pet şişelerin geri dönüştürülmesiyle üretilen özel elyaf karışımlı kumaş kullanım oranını yüzde 9’dan 22’ye yükselten Yünsa, 10 milyondan fazla pet şişenin kumaşa dönüştürülmesini sağladı.
“Likiditemizi disiplinle yönetmemizin faydalarını gördük”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Yünsa Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Sürmegöz, 50’yi aşkın ülkede, 400’den fazla dünya markasıyla gerçekleştirdikleri iş birlikleri ile modaya yön vermekten büyük gurur duyduklarını belirtti.
Sürmegöz, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Küresel ekonomilerde dalgalanmaların yaşandığı, yakın coğrafyamızda savaşların sürdüğü, ülkemizin ise asrın felaketi ile sarsıldığı, dünya ve ülkemiz için zorlu geçen 2023 yılında bilançolarımızı, nakit akışımızı ve likiditemizi disiplinle yönetmemizin faydalarını gördük. Yünsa’nın 50’nci, Cumhuriyetimizin 100’üncü yaşını heyecanla kutladığımız 2023 yılını başarı ile geride bırakarak, 2025’te Avrupa’nın, 2030’da ise dünyanın lider yünlü kumaş markası olma hedeflerimize emin adımlarla ilerliyoruz.”
]]>SERRA TAYLAN
(ELAZIĞ) Elazığlı peynir üreticisi Bilal Yıldırım, peynir fiyatlarındaki artışa karşılık alım gücü düşen vatandaşın daha ucuz olduğu için merdiven altı üretimi peynire yöneldiklerini söyledi. Yıldırım, “Peynir üretimi var ama tüketimi yok. Peynir satışı yok, özellikle sahte tulum peynirleri piyasaya sürüldü. İçeriğinde ne olduğu bilinmeyen yaprak tulum peyniri var” dedi.
Elazığ’da peynir üreticileri artan maliyetlerin peynir fiyatlarına yansımasından sonra peynir satamamaktan şikayetçi. Üretimin olmasına rağmen vatandaşın peynir alacak gücünün olmadığını kaydeden üreticiler, satışların düştüğünü söylüyor
“PEYNİR SATIŞLARIMIZ DURDU”
Elazığlı peynir üreticisi Bilal Yıldırım:
“Peynir fiyatları çok yüksek. Üreticiden peynir geliyor ama tüketim açısından çok sıkıntılı. Peynir satılmıyor. Fiyatlar çok yükseldi. Fiyat yükselmesi zorunlu çünkü köylüden bizde yüksek fiyata alıyoruz. Köylü de yemi pahalı alıyor. Devlet buna el atıp yemi ucuz vermeyene kadar köylü pahalı yem yedirecek, biz de pahalı peynirleri yedireceğiz. Buna el atılması lazım. Bu sebeple peynir satışlarımız da durdu. Biz dolabı günde iki kez, üç kez doldurup boşaltıyorduk. Şu an haftada bir defa dolabımızı dolduruyoruz. Millet yarım kilo, 250 gram açık tulum gramaj şeklinde alıyor. Orjinal tulum peynirinin fiyatının yüksek olmasından dolayı sahte ürünler piyasaya geldi. Şu an Elazığ’da da yaprak tulum adı altında ürün satılıyor. Tulum ile hiç alakası yok. İçeriğinin ne olduğu belli değil. Hayvansal ürün de yok içerisinde. Yaprak turum diye satılıyor. Tulum ile hiç alakası olmayan, hayvansal ürün barındırmayan malzemeden yapılıyor. İçinde kullanılmayan bozuk ürünleri nişastayla, başka bir şeyle karıştırıp satıyorlar. Orijinal tulum peynirini biz 250 liradan satıyoruz. Bizden alanlar 300 liraya satıyorlar. Fiyatı yüksek olduğundan dolayı halkımız da bilmiyor, yaprak tulum diyor, ‘100 liradır, en azından ucuzdur’ diyor gidip onu alıyor. Bu sefer sağlığı bozulacak. Ekonomik gücü yetmediği halde bu sefer başka bir sektör devreye girecek ve halkımız sağlığından olacak.”
BESİCİNİN SORUNU ÇÖZÜLMWEMİŞKEN SÜTE ZAM YAPMANIN BİR ANLAMI YOK
Üretici İsmail Albay da üretim girdi maliyetlerinde iyileştirme yapılmadığı için süte yapılan zamların üreticiyi kurtarmaya yetmeyeceğini söyledi. İnsanların alım gücü olmadığı için üreticinin elinde geen yılki peynirlerin bile kaldığını ifade eden Albay şunları söyledi: “
Süte zam gelip gelmemesi bir neden arz etmiyor çünkü biz geçen yıldan ürettiğimiz peynirleri satamamışız. İnsanların gücü almaya yetmiyor. Bu anlamda hayvancılar, üreticiler çok büyük sıkıntıda. Geçen yılki fiyatın oranında, maliyetine neredeyse ürün satıyoruz ama buna rağmen satılmıyor. Devletin bir an önce çözüm getirmesi gerekir. Bu çözülmemişken süte zam yapmasının bir manası yok ki. Üreticiyi destekleyip fiyatları düşürmesi lazım. Kimsede para yok. Kimse gelip alamıyor peynir. Ben eskiden çok iyi peynir satardım. Son iki yıldır satamıyorum. Artık insanların gücü yetmiyor. Eskiye göre alım gücü düştü. Eskiden taze peynir geliyordu. Şimdi gelip 100 kilo, 200 kilo alanlar 2-3 kilo alıyorlar.
UCUZ DİYE MERDİVENALTI ÜRÜNE YÖNELİYORLAR.SATIŞINA TARIM İL MÜDÜRLÜĞÜ GÖZ YUMUYOR
Peynir fiyatlarının yüksek olması nedeniyle vatandaşın daha ucuz olan ‘çuval peyniri’ diye tabir edilen ürünlere yöneldiğini ifade eden Albay, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Peynire gücü yetmeyen vatandaşlar merdiven altı üretilen, her şeyi kimyasal ve kanserojen madde içeren çuval peynirlerine yöneliyorlar. Çuval peyniri çok ucuz. Çünkü iade peynirlerden yapılıyor. Ama vatandaş mecbur kalıyor. Alıp yiyor. Satışına burada tarım müdürlüğü, sağlık müdürlüğü göz yumuyor. Devletin desteklemesi lazım. Hayvancı çoban bulamıyor. Yaylalar büyük sıkıntı. Adam gidiyor tahsisli yayla olmasına rağmen rant var illerde. Birlik başkanları, tarım el altından 5 liralık yeri 150 bin liraya satıyor vatandaşa. Vatandaş ne yapacak? Araç ve mazot fiyatları ortada. Bir araç buradan Erzurum’a giderken bin 500 liralık kira varken şu an 75- 80 bin lira. Vatandaş nasıl yapsın? Şu an üretici elindeki ürünü bitiremediğinden dolayı geçen yılki fiyatın altında satıyor. Yüzde 65 devletin enflasyon rakamı olmasına rağmen; ki bu tamamen zarardır yüzde 100’dür ve yüzde yüze yakını zarar demektir.”
“ŞİMDİ ANCAK 3-5 KİLO ALIYOR VATANDAŞ”
Süt ürünleri satan Bülent Elaldı da peynir satışlarının düştüğünü söyledi. Fiyatlardan dolayı taze peynirin satılmadığını ifade eden Elaldı eskiden insanların peynirleri toptan aldıklarını ama şimdi bittikçe alabildiklerini belirterek, “Süt ürünlerine zam geliyor ama peynir satılmıyor. Peynir kalıyor. Akşamları salamura yapıyoruz ya da tuluma gönderiyoruz. Geçen yıldan bu yıla kiloda 30 lira oynadı. Peyniri azar azar alıyorlar. İnsanlar 200-400 kilo alır soğuk hava depolarına yollarlardı şimdi o depolar da kapandı çünkü insanlar azar azar alıyorlar. 3 kilo 5 kilo. Bittikçe peynir alıyorlar” dedi.
]]>26 Nisan 2023 tarihinde açılan Ankara – Sivas Yüksek Hızlı tren hattı 12 saat süren demiryolu seyahat süresini 2,5 saate indirdi. Yüksek Hızlı Tren seferleri vatandaşlar tarafından yoğun ilgi gördü. 4 Mayıs’ta hizmete başlayacak aktarmasız Sivas – İstanbul seferleri için geri sayım başladı.
“Akrabalık ilişkileri güçlenecek”
Sivas Belediye Başkanı Adem Uzun, hızlı tren sayesinde akrabalık ilişkilerinin güçleneceğini ifade ederek, “Sivaslıların Sivas dışında en çok yaşadığı il İstanbul. Sivas’ta 650 bin civarında yaşayan Sivaslı varken İstanbul’da 754 bin Sivaslı yaşıyor. Bu seferlerin açılmasıyla birlikte İstanbul’daki hemşerilerimiz memleketlerine çok daha hızlı şekilde kavuşacaklar. Bu durumun şehrimize çok büyük avantajları olacak. En büyük avantajlarından biri akrabalık ilişkilerimiz güçlenecek. İkinci olarak şehrimizde turizm anlamında çok büyük katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Sivas kadim bir şehir. Bir zamanlar Selçukluya başkentlik yapmış. Osmanlı devletine eyaletlik yapmış. Cumhuriyetin temelinin atıldığı bir şehir. Aslında baktığımızda kültürel ve tarihsel açıdan çok zengin bir yapıya sahibiz. Sadece Sivaslılar değil Sivas dışında İstanbul’dan Eskişehir ve Ankara’dan çok sayıda Sivas’ı görmek isteyen vatandaşlarımızın da hızlı trenle Sivas’a ulaşacaklarını düşünüyorum. Bu çalışmalar için ulaştırma bakanımıza teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.
“Hızlı tren ile Sivas-İstanbul arasında bir köprü kuracağız”
Sivaslıların özellikle Sivas’a karşı müthiş bir muhabbeti olduğunu belirten Başkan Uzun, “Özellikle Sivas’a özlem duyan, Sivas’a karşı muhabbet besleyen, hayatının bir dönemini Sivas’ta geçirmiş olan vatandaşlarımızın hızlı bir şekilde geleceklerini düşünüyorum. Bunlarla birlikte şehrimize bir köprü kuracağız. Bunu da Yüksek Hızlı Tren (YHT) ile sağlayacağız. Hızlı tren istasyonun olduğu bölge de acil bir otopark ihtiyacımız var gerekli değerlendirmelerimizi yaptık. Hızlı trenle Sivas’a gelen vatandaşlarımızı güzel bir ortamda karşılamak istiyoruz. Hem otopark hem de Sivas’ı tanıtan kültürel yemekler, tarihi ve geleneksel eşyalara kadar o alanı hazırlayacağız. Böylece şehrimize gelen misafirlerimiz güzel bir alanla karşılaşacaklar. 4 Mayıs itibarıyla artık hızlı tren seferleri aktarmasız şekilde başlıyor. İstanbul’da yaşayan Sivaslı hemşerilerimizi Sivas’a bekliyoruz. Çay içmeye, kahve içmeye bekliyoruz. Şimdiden kendilerini davet ediyoruz. Sivas’a sahip çıkalım. Sivas’ın insanı çok vefakar. Hızlı tren ile Sivas-İstanbul arasında bir köprü kuracağız” şeklinde konuştu.
“Bu hizmete gereksiz diyenler ülkeye zarar veren kişilerdir”
Sivaslı vatandaşlar ise, “Milletimize ve devletimize hayırlı olsun. Çok memnun olduk. Bu zamana kadar Sivas’a yapılan en büyük hizmetlerden biri bu oldu. Hem maddi hem de manevi açıdan çok iyi oldu. Bu hizmete gereksiz diyenler Sivas’ı sevmeyenler ve ülkeye zarar veren kişilerdir” dedi. – SİVAS
]]>Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından açıklanan son ihracat verilerine göre hazır giyim ve konfeksiyon sektörü mart ayı ihracatını 1 milyar 618 milyon 456 bin dolarla tamamladı. Ocak-Mart döneminde kaydedilen değer ise, 4 milyar 539 milyon 463 dolar. Sektör, bu rakamla geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,5’lik bir düşüş yaşadı. Ancak, Türkiye’den alımları azaltan Avrupalı sektör temsilcilerinin Türkiye’ye yeniden ‘yeşil ışık’ yakması, 2024 rakamları için sektöre umut verdi.
“Türkiye’nin artık ucuz değil, katma değeri yüksek marka üretmemiz gerekiyor”
Hazır giyimdeki ivmenin yükseldiğini yakından takip ettiklerini belirten DOSABSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Nilüfer Çevikel, “Ancak son dönemde, bilhassa tekstildeki spekülasyonlara çok fazla takılmamak gerektiğini düşünüyorum. Bizim derdimiz aslında, 3’üncü dünya ülkeleriyle değil, daha önceden de gündeme getirdiğimiz gibi, bizim acil bir şekilde artık markalaşmamız gerekiyor. Çünkü, Türkiye artık ucuz arazinin, ucuz işçiliğin ve devletin sübvanse ettiği enerji maliyetlerinin ve ham maddenin bulunduğu bir ülke değildir” şeklinde konuştu.
“Rakibimiz Avrupa ülkeleri”
Başkan Çevikel konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Bizim rakibimiz Avrupa ülkeleridir. Dolayısıyla böyle ortamda biz çok üretip çok kazanmak değil, aslında daha yenilikçi, daha teknolojik ve daha nitelikli ürünler üretip katma değeri yüksek ürünlerle marka olarak dünya liderliğine oynayabilecek durumdayız. Bugün tekstilin Mısır, Türkmenistan veya başka ülkelere taşınması konusu 10 sene sonrada konuşulacak. Bu ülkelerin yerini başka ülkeler alacaktır. Çünkü bu ticaretin bir gereğidir. Siz nerede ucuz ürün buluyorsanız, oradan alırsınız. Ancak Türkiye sanayi devrimini tamamlamaya yakın bir ülke olarak hedefi çok daha ileride olmalıdır. Bizim önümüzdeki en önemli süreç markalaşmadır. Hazır giyimde de elbette sektörün yukarı yönlü ivme kazanması çok normal olarak algılıyorum. Çünkü Türk sanayisi hem Avrupa’nın hem de diğer kıtaların gözbebeğidir.”
“Hedefimiz, dünya markalarına ürün üretmek değil, dünya markası olmak”
Bursa’nın kumaş üretiminde öncü olduğunu ifade eden Başkan Çevikel, “Bursa, Türkiye’nin tekstil ve kumaşta kalbi olduğu gibi, dünya içinde önemli bir bölgedir. Çünkü bu bölge, her kalitede ürünü, yenilikçi ve katma değeri yüksek ürünleri üretebiliyor. Bu düşüncede Bursa, hem Türkiye’ye hem de diğer ülkelere örnek olmuştur. Ben önümüzdeki dönemde, yakın zamanda inanıyorum ki, Türkiye’den ciddi markalar çıkacaktır. Ucuz üretim istediği yere kaysın. Doğu veya 3’üncü dünya ülkelerine kaysın. Bizim ilgilendiğimiz nokta, dünyanın en iyi markalarına artık ürün üretmek istemiyoruz. Hedefimiz, dünya markası olmaktır. Dünyadaki üreticilere, bizim ürünleri yaptırmak istiyoruz. Bu çerçevede, Türk tekstil sektörünün şuanda bir dönüm noktasında olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuştu. – BURSA
]]>Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar’ın katılımıyla MÜSİAD Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen Uluslararası Müteahhitlik ve Finans Zirvesi, sektörün paydaşlarını bir araya getirdi.
Zirvede konuşan TMB Başkanı Eren, Türk inşaat sektörünün bugün sahip olduğu küresel rekabet gücünün yarım asırlık bir yolculuğun ardından mümkün olduğunu dile getirdi.
Son yıllarda yaşanan salgın ve Rusya-Ukrayna savaşının neden olduğu olumsuz ekonomik koşulların dünyayı, bölgeyi ve sektörü etkilediğini belirten Eren, “Buna ilave olarak 2020-2022 dönemindeki Suudi Arabistan ve BAE ile olan 3 yıllık siyasi soğukluk ve ambargo dönemi, üstlendiğimiz yıllık proje tutarlarında düşüşler yaşanmasına neden oldu. Tüm bu olağanüstü koşullara rağmen, firmalarımız yurt dışına yönelik faaliyetlerine hız kesmeden devam ettiler, yurt içinde ‘ekonominin lokomotifi’, yurt dışında ise ‘dünyayı inşa eden’ müteahhitler olarak üzerlerine düşen görevi layıkıyla yerine getirmeye gayret ettiler.” diye konuştu.
Eren, Türkiye’nin en büyük pazarı olan Rusya ile ilişkilerin muhafaza edilip geliştirildiğini, Ukrayna’nın yeniden inşasında yer alınması amacıyla çalışmaların yürütüldüğünü anlatarak, “Şimdiye kadar 102 milyar dolar, yani toplam iş hacmimizin yüzde 20’sini Rusya’da yaptığımızı dikkatinize sunmak isterim.” ifadelerini kullandı.
Son dönemde yaşanan olumsuz gelişmelere karşın Türk müteahhitlik firmalarının mart sonu itibarıyla 136 ülkede, 507 milyar dolar tutarında 12 binin üzerinde proje üstlendiğini dile getiren Eren, şunları kaydetti:
“Türk müteahhitliği artık dünyada bir marka haline geldi. Firmalarımız ağırlıklı olarak Avrasya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde çalışıyor, Sahra Altı Afrika bölgesindeki faaliyetlerimizi de her geçen gün artırıyoruz. Avrupalı dev inşaat firmalarının rekabetçi gücümüzden korkup önümüze şimdiye kadar çıkardıkları engelleri de yıllar içinde zorlayarak aşmış bulunuyoruz. Artık Romanya, Makedonya, Slovenya, Polonya gibi Doğu Avrupa ülkelerindeki çoğu altyapı projelerini bizler yapıyoruz.”
Eren, Basra Körfezi’nden Türkiye’ye kara ve demir yolu ağıyla ulaşacak Kalkınma Yolu Projesi’nde atılacak adımların da önemine işaret etti.
Kısa vadede 30, orta vadede 50 ve daha sonra ortalama 100 milyar dolar yurt dışı yıllık yeni proje hedefine ulaşmak istediklerini belirten Eren, yaşadıkları sorunlara ilişkin bilgi verip, bunları teminat mektubu, kredi ve işçi sorunu şeklinde sıraladı.
“Ortak iş yapma kültürü özellikle inşaat sektöründe son derece önemli”
Limak Şirketler Grubu Onursal Başkanı Nihat Özdemir de müteahhitlikte eğer altyapı işleri yapılıyorsa büyük projeleri üstlenebilmek için ortaklık kurulması gerektiğine vurgu yaptı.
Özdemir, “Hem işin uzmanı firmalarla çalışmalısınız hem de finansal olarak riskinizi azaltmak zorundasınız. Bizim içinde bulunduğumuz pek çok proje, büyüklük bakımından kolay kolay tek bir firmanın altından kalkmasına maalesef olanak sağlamıyor. Bu yalnız Türkiye’mizde, yalnız bizler için değil, bugün dünyadaki bütün büyük projelerde tek başına bir firmayı görmeniz mümkün değil.” ifadelerini kullandı.
Ortak iş yapma kültürünün özellikle inşaat sektöründe son derece önemli olduğunun altını çizen Özdemir, “Büyük projelerde ancak gerekli bilgiyi, deneyimi, kuvvetli yönleri aynı potada eritebilen ortaklıklar bu işleri yapabilir. Bu süreçte ise bizim için en kıymet verdiğimiz şey, ortaklıkların birbirine öğrettikleri.” diye konuştu.
Türk müteahhitlik sektörünün dünyada adından söz ettirdiğini belirten Özdemir, “Uluslararası müteahhitlik anlamında uzun süredir ikinci sırada yer alıyorsak, bunda kaliteli iş yapmanın yanında özellikle Türk firmalarının hızlı konsorsiyum kurma kabiliyeti, hızlı karar alma, hızlı hareket edebilme ve kolay uyum sağlama özellikleri çok büyük önem sağlamaktadır.” değerlendirmesini yaptı.
İnşaat sektöründe hala çok büyük bir potansiyel bulunduğunu dile getiren Özdemir, sözlerine şöyle devam etti:
“Özellikle Körfez Bölgesi, Suudi Arabistan’da çok büyük altyapı ve şehirleşme projeleri var. Türk müteahhitleri olarak bunların pek çoğunu yakından takip ediyoruz. Birçoğunda da hem yerelden hem de Türkiye’den ortaklıklarla hareket ediyoruz. Bu bizim gücümüzü daha da artırıyor. Yeni bir ülkeye girerken mutlaka iyi bir yerel ortakla hareket etmek sizler için çok daha yararlı olacaktır. Yerel ortaklar, yabancısı olduğunuz bir coğrafyaya uyum sağlama açısından süreci kolaylaştıracak ve hızlandıracaktır. Avrupa’da ve Amerika’da altyapı eskiyor ve müthiş bir yenileme ihtiyaçları olduğunu biliyoruz. Özellikle havalimanları, yollar, ulaşım altyapısı, statlar yenileniyor. Bu da sektörümüze olan ilginin devam edeceğini gösteriyor.”
“Türk inşaat sektörünün bir başarı hikayesi var”
Zirve kapsamında düzenlenen “3.? ?Ülke Proje Finansmanı: İnşaatın Ötesinde Ekonomik Perspektifler” başlıklı panelde, İslam Kalkınma Bankası Türkiye Direktörü Walid Abdelwahab, ICBC Genel Müdür Yardımcısı Halit Döver, Kamu Özel Sektör İş Birliği Araştırma Merkezi Başkanı Eyüp Vural Aydın ve Eximbank Proje Finansmanı Direktörü Hatice Ürkmez konuştu.
İslam Kalkınma Bankası Türkiye Direktörü Abdelwahab, Türk inşaat sektörünün dünyada önemli bir konumda olduğunu belirterek, “Türk inşaat sektörü, ufku genişletiyor, teknolojiyi çok iyi kullanıyor, yeniliklere açık ve yarım asrı aşan bir başarı hikayesi var.” dedi.
Kamu Özel Sektör İş Birliği Araştırma Merkezi Başkanı Aydın da özel sektör finansmanının projelere dahil edilmesinin önemine değinerek, kamu ile özel sektör işbirliğinin projelere birçok açıdan fayda sağladığını anlattı.
Sürdürebilirlik, iklim değişikliği ve küresel ısınma ile ilgili altyapı yatırımlarının kamunun gündeminde olacağını belirten Aydın, aksi takdirde finansmana erişimin zorlaşacağını ifade etti.
Özel sektörün de sürdürebilirlik konusuna hakim olması gerektiğini dile getiren Aydın, bu konunun tüm paydaşların ortak çabasıyla sonuçlanabileceğini söyledi.
Türk Eximbank Proje Finansmanı Direktörü Ürkmez de bankanın müteahhitlere yurt dışında üstlendiği projelere yönelik sunduğu en temel ürünün alıcı kredileri olduğunu aktardı.
Alıcı kredilerinin projenin işverenine sundukları uzun vadeli finansman imkanı olduğunu belirten Ürkmez, Sahra Altı Afrika’da Türk projelerine sağladıkları destekleri anlattı.
Zirve kapsamında, “Ülkeler Arası İnşaat Projelerinin Geleceği ve Diplomatik Rolü”, “Yurtdışı Müteahhitlikte Fırsatlar ve Riskler”, “Küresel Yatırım ve Proje Finansmanının Değerlendirilmesi”, “Diplomatik Görüşler: Büyükelçiler Perspektifinden Küresel İnşaat Endüstrisi” ve “Sektörün Geleceği ve Yönlendirici Değişimler” başlıklı paneller de gerçekleştirildi.
]]>Savunma Sanayi Başkanlığı (SSB) Nuri Demirağ Salonu’nda, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın katılımıyla, “İnsanlı Hava Platformları İmza Töreni” gerçekleştirildi.
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, buradaki konuşmasında, savunma sanayiinin, geçmişinden gelen bilgi ve tecrübeyi birleştirmesi ve cesur ve kararlı adımlar atması sonucunda önemli bir seviyeye ulaştığını söyledi.
Başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere, dost ve müttefik ülkelerde, savunma sanayi harp ve gereçlerinin muhabere meydanında aktif ve başarılı olarak kullanılmasının Türkiye’yi bulunduğu coğrafya ve küresel alanda en önemli güç unsurlarından biri haline getirdiğini dile getiren Görgün, “Savunma sanayisindeki milli kabiliyetlerimizi sürekli gelişim sürecine tabi tutarak, dışa bağımlılığı sistematik olarak en aza indirmek hedefine her gün daha da yaklaşılmaktadır.” diye konuştu.
SSB tarafından ATAK ve Genel Maksat Helikopter projeleri kapsamındaki ortak üretim ve aviyonik sistem geliştirme faaliyetlerinin başarıyla yürütüldüğünü vurgulayan Görgün, bu projelerde edinilen tecrübe ile GÖKBEY Helikopteri, 10 Ton Sınıfı Genel Maksat Helikopteri ve Ağır Sınıf Taarruz Helikopteri projelerinin özgün tasarım, üretim ve test yetkinliklerine ulaştığını bildirdi.
Görgün, Döner Kanatlı Hava Araçları’nda, aviyonik ekipmanlar, görüntüleme sistemleri, transmisyon sistemi ve transmisyon dişlileri, kompozit ve metal yapısal parçalar, uçuş kontrol sistemlerinin yerlileştirme kalemlerinden olduğuna dikkati çekerek, “Bunlara ilaveten, yerli ve yabancı menşeli hava araçlarına yerli aviyonik ve görev sistemlerinin entegrasyonu sayesinde ilgili platformların modernizasyonu da başarıyla yürütülmektedir.” ifadesini kullandı.
Havacılık tarihinin en önemli kilometre taşlarından olan ve 15 Mart 2006’da imzalanan Türk Başlangıç ve Temel Eğitim Uçağı Geliştirme Sözleşmesi kapsamında iki adet HÜRKUŞ-A prototip uçağının üretiminin tamamlandığını hatırlatan Görgün, ilk prototip uçağın uçuşunun 29 Ağustos 2013’te başarıyla gerçekleştiğini anımsattı.
HÜRKUŞ-A’nın uluslararası standartlardaki başarısını, EASA CS-23 standartlarını edinerek kanıtladığını bildiren Görgün, şu bilgileri paylaştı:
“HÜRKUŞ uçağının 15 adet seri üretimine yönelik, HÜRKUŞ-B, Yeni Nesil Temel Eğitim Uçağı Projesi Sözleşmesi 26 Aralık 2013’te imzalandı. Söz konusu projeye ilişkin üretim ve montaj faaliyetleri devam ediyor. İlk HÜRKUŞ-B uçağının Mayıs 2025’te, 15’nci uçağın ise Eylül 2025’te Hava Kuvvetleri Komutanlığı envanterine girmesini planlıyoruz. Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın gelişen ihtiyaçları doğrultusunda uçuş eğitim faaliyetlerini etkin bir şekilde yürütülebilmesi için 40 adet daha HÜRKUŞ-B tedariki için bugün sözleşmemizi imzalıyoruz.”
Görgün, söz konusu sözleşmeyle toplam 55 HÜRKUŞ-B uçağının envantere girecek olmasının imza altına alındığını belirterek, “Bu çerçevede 55’inci uçağın Haziran 2027’de Hava Kuvvetlerimize teslim edilmesini planlıyoruz. Kendi sınıfında en kabiliyetli uçak konumunda olan HÜRKUŞ-B 1600 beygir gücünde motora sahip olacak.” dedi.
Görgün, HÜRKUŞ-B’nin alt sistemlerinin birçoğunun millileştirilmiş olarak teslim edileceğini dile getirerek, HÜRKUŞ’un yurt dışına satışının da gerçekleştiğini ifade etti.
Satışların artırılması için girişimlerin devam ettiğini anlatan Görgün, Başkanlık ile TUSAŞ arasında 2016’da imzalanan Milli Muharip Uçak Geliştirilmesi Proje Dönem-1 Sözleşmesi’nin “Aşama 2” faaliyetlerini başlatmak üzere genişlettiklerini bildirdi.
Görgün, üçüncü projenin de HÜRJET olduğunu belirterek, “Bu kapsamda Başkanlığımız ve TUSAŞ arasında imzalanmış olan 4 adet Blok-0 uçağa ilave olarak, 12 adet Blok-1 uçağı kapsama dahil ediyoruz. Bu sözleşme değişikliği ile Blok-1 kapsamında 12 adet seri uçak teslimatı kesin siparişe çevrilecek. Uçak teslimat tarihleri iyileştirilecek ve 1 yıl öne çekilecek.” bilgisini paylaştı.
İmzalanacak son projenin de Hafif Genel Maksat Helikopter Tedariki GÖKBEY olduğunu dile getiren Görgün, 7 Kara Kuvvetleri Komutanlığı, 4 Hava Kuvvetleri Komutanlığı, 3 Jandarma Genel Komutanlığı, 3 Sahil Güvenlik Komutanlığı ve 3 Emniyet Genel Müdürlüğü olmak üzere ilk etapta 20 helikopterin tedarikinin gerçekleştirileceğini söyledi.
Görgün, test faaliyetleri sonrasında 2022’de imzalanan sözleşme kapsamında, bu yıl Jandarma Genel Komutanlığına ilk GÖKBEY Helikopteri’nin teslimatının gerçekleştirileceğini bildirerek, şunları kaydetti:
“Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ile yürütülen sivil sertifikasyon faaliyetlerinin tamamlanmasını müteakip Sağlık Bakanlığımızın ambulans helikopter ihtiyacını karşılamak üzere 3 adet GÖKBEY Helikopteri teslim edeceğiz. Önümüzdeki dönemde kalan yurt içi ihtiyaç olan 112 adet GÖKBEY Helikopteri’nin tedarikine ilişkin çalışmalarımızı ve yurt dışına helikopter satışına yönelik girişimlerimizi var gücümüzle sürdüreceğiz. GÖKBEY Helikopteri, 2023 yılında TEI tarafından geliştirilen TS1400 motoru ile ilk uçuşunu gerçekleştirdi. TS-1400 motorunun seri üretim aşamasına geçmesi ile 2027 yılından itibaren yerli motor ile GÖKBEY Helikopteri seri üretimlerine hız kesmeden devam etmeyi planlıyoruz.”
“Hedefimiz her zaman dünyada birinci olmak”
Türk Havacılık Uzay Sanayii (TUSAŞ) Genel Müdürü Temel Kotil de söz konusu uçakları yerli ve milli imkanlarla geliştirmenin haklı gururunu taşıdıklarını vurguladı.
Kotil, bünyelerinde yaş ortalaması 30’un altında 7 bin mühendisin bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Çalışanlarımızın bilmedikleri tek bir şey var, uyumayı bilmiyorlar. Bu projeler geliştirilirken analar yazılım yazdı, babalar bebeklere baktı veya tersi oldu. En önemli kazanımımız, kadrolarımız. Ayrıca projelerle birçok altyapı kazanımı elde ettik. Bir işe başlarken hedefimiz her zaman dünyada birinci olmak.”
]]>MÜSİAD İnşaat ve Yapı Malzemeleri Sektör Kurulu ile Uluslararası Ekonomik ilişkiler Komisyonu tarafından düzenlenen, uluslararası müteahhitlik sektörünün geleceği üzerine önemli konuların ele alındığı ve sektördeki önemli oyuncuların bir araya geldiği “Uluslararası Müteahhitlik ve Finans Zirvesi” MÜSİAD Genel Merkezi’nde başladı.
Zirvenin açılışında Ağar, uluslararası müteahhitlik sektörünün öneminden bahsederek, zirvenin sektörün geleceğine ışık tutacağını anlattı.
Bakanlık olarak uluslararası müteahhitlik sektörü ile çok yakın çalıştıklarını, sektörün, dış ticaretteki yükselişin önemli bir aktörü olduğunu vurgulayan Ağar, yurt dışı müteahhitlik sektörünün hizmet gelirine doğrudan katkısı ve işçi gelirleri sayesinde ülkeye döviz girdisi sağlaması gibi pozitif etkileri olduğunu dile getirdi.
Ağar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türk müteahhitlik sektörü 50 yıllık yurt dışı serüveninde küresel bir marka haline gelmiş, ortaya koyduğu projelerle tüm dünyanın güvenini kazanmış ve sayısız başarılara imza atmıştır. Bu başarıların birçoğunu da çok zor şartlar altında çalışarak bileğinin hakkı, alnının teriyle elde etmiştir. Hali hazırda Türkiye, küresel anlamda en çok iş yapan ilk 250 müteahhitlik şirketi sıralamasında 40 firmasıyla Çin’in ardından ikinci sıradadır. Küresel pazardan ise yüzde 4,5 gibi bir pay almaktayız.”
Özgür Volkan Ağar, Türk müteahhitlik sektörünün dünyadaki siyasi ve ekonomik dalgalanmalara karşın başarılı performansını sürdürdüğünün altını çizerek, “Yurt dışı müteahhitlik sektörümüz 2022 yılında elde edilen 20 milyar dolarlık toplam proje bedelini 2023’te yaklaşık 28 milyar dolara yükseltmiştir. Geçmişten günümüze üstlenilen toplam proje sayısı 12 bini aşmış, üstlenilen projelerin toplam değeri ise 507 milyar dolara erişmiştir.” değerlendirmesini yaptı.
Türkiye’nin inşaat malzemeleri üretiminde ve ihracatında en üst sıralarda yer aldığına dikkati çeken Ağar, müteahhitlik sektörünün yurt dışındaki başarısının Türk inşaat malzemeleri için de önemli bir ivme kazandırdığını söyledi.
Ağar, Türk müteahhitlerinin yurt dışında üstlendikleri yıllık iş hacminin 2006’dan bu yana istikrarlı olarak 20 milyar doların üzerinde seyrettiğini kaydederek, “Hedefimiz orta vadede bu rakamı 30 milyar doların üstüne taşımak ve bu seviyede de istikrarı yakalamak olmalıdır.” ifadesini kullandı.
Mevcut dünya konjonktüründe firmaların önünün açılması için gereken koşulları sağlamak noktasında sektör temsilcilerinin her zaman yanlarında olduklarını ifade ederek, Türk Eximbank tarafından sağlanan kredi imkanlarının son yıllarda önemli bir gelişme gösterdiğini belirtti.
“Üçüncü ülkelerde işbirliğine yönelik organizasyonlarımıza devam ediyoruz”
Ticaret Bakan Yardımcısı Ağar, Türk Eximbank’ın yurt dışındaki müteahhitlik hizmetleri noktasındaki rolünün her geçen gün arttığını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Finansman seçeneklerimizi genişletebilmek için finansman imkanları güçlü ülkelerle işbirliklerimizi de yoğunlaştırmaktayız. Üçüncü ülkelerde işbirliğine yönelik ortak organizasyonlarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Japonya ve İngiltere ile başarılı bir şekilde yürüttüğümüz işbirliği çalışmalarını daha da geliştirmeyi amaçlıyoruz. Benzer bir şekilde yine finansman imkanları yüksek olan ülkelerin firmaları ile bir arada ortaklaşa üçüncü ülkelerde işbirlikleri için ülkeler nezdinde çalışmalarımızı hız kesmeden sürdürmekteyiz.”
“Yaklaşık 502 milyar dolarlık toplamın 452 milyar doları son 21 yılda”
MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı da zirvede Türk müteahhitlik ve inşaat sektörünün uluslararası alanda daha etkili bir konum elde etmesi amacıyla önemli paydaşları bir araya getirmenin yanı sıra uluslararası projelerin gerçekleştirilmesi için kritik öneme sahip temel unsurları da kapsamlı şekilde ele alacaklarını aktardı.
İnşaat sektöründe Türkiye’nin son yıllarda büyük bir atılım yaptığını dile getiren Asmalı, “Yurt dışı müteahhitlik sektörü 2023 yılını 27,4 milyar dolar gibi büyük bir proje değeriyle kapatırken; ülkemiz inşaat sektörünün 1972 yılından bu yana 135 ülkede üstlendiği projelerin toplam değeri yaklaşık 502 milyar dolar gibi devasa bir boyuta ulaşmıştır.” diye konuştu.
Asmalı, 50 yılı aşan süreç boyunca toplam 12 bin 71 projeyle üretilen yarım trilyon dolarlık değerin Türkiye’nin bu alandaki öncü konumuna işaret ettiğini kaydederek, “Yaklaşık 502 milyar dolarlık bu toplamın 452 milyar dolarlık çok büyük miktarının son 21 yılda üretilmesi ise yurt dışı müteahhitlik sektörünün son yıllarda yaptığı atılımı gözler önüne sermektedir.” ifadelerini kullandı.
ENR Dergisinin en büyük 250 müteahhitlik firması listesinde Türkiye’nin uzun yıllardır 40-45 firmayla yer alarak sektörün en büyük ikinci aktörü olduğunu anımsatan Asmalı, zirvede Türkiye’nin pazar payının nasıl artırılacağına kafa yoracaklarını ve fikir alışverişinde bulunacaklarını bildirdi.
“İleri teknolojilerden ve stratejik ortaklıklardan yararlanacağız”
MÜSİAD Uluslararası İlişkiler Komisyonu Başkanı Fahrettin Oylum ise zirvede, uluslararası müteahhitlikte başarı için hayati önem taşıyan 4 ana aktör arasındaki işbirliğinin önemini vurgulamak amacıyla bir araya geldiklerini söyledi.
Sektörün ana bileşenlerini bir araya getirerek uluslararası müteahhitlik alanında önemli adımlar atılabileceğini dile getiren Oylum, “Aktörlerin dikkatli bir şekilde işbirliği yapması, projelerin başarılı bir şekilde uygulanması, verimlilik, kalite ve uzun vadeli sürdürülebilirliğin sağlanması açısından hayati önem taşımaktadır.” diye konuştu.
Oylum, “İleri teknolojilerden ve stratejik ortaklıklardan yararlanarak, küresel müteahhitlik sektöründe öncü olmaya, sürdürülebilir büyüme ve mükemmellik dolu bir geleceği oluşturmaya hazırız.” dedi.
“Hedef 70 milyar dolar”
MÜSİAD İnşaat ve Yapı Malzemeleri Sektör Kurulu Başkanı Cemil Yüksekdağ da uluslararası müteahhitlik ve müşavirlik projelerinde, paydaşları doğru bir kurguyla bir araya getirdiklerinde mevcut iş hacmini, kaldıraç etkisiyle çok daha yukarı taşıyabileceklerine inandıklarını aktardı.
Zirvede, uluslararası müteahhitlik yetkinliğine sahip firmaları, ülkelerindeki projelere Türk şirketleri davet edebilecek diplomatik misyon temsilcilerini, uluslararası projelere finansman imkanı sağlayan yatırım bankalarıyla fonları ve müşavirlik firmalarını bir araya getirerek, doğru stratejiyle başarılı projeler gerçekleştirilmesi için önemli bir adım attıklarını anlattı.
Yüksekdağ, Türkiye’nin yılda yaklaşık 30 milyar dolarlık yapı malzemeleri ihracatı yapan bir ülke konumunda olduğunu kaydederek, yurt dışında üstlenilen projeler sayesinde hem hizmet hem de mal ihracatının arttığına değindi.
İnşaat firmaları için yeni hareket alanının yurt dışı projeleri olabileceğine işaret eden Yüksekdağ, sözlerini şöyle tamamladı:
“Her ülkenin kendine göre barındırdığı fırsatlar ve riskler mevcuttur. İç pazarda iş yapan müteahhitlerimizi, konfor alanından çıkarak bu fırsatlardan istifade etmeye davet ediyorum. Uluslararası müteahhitlik pazarında yüzde 5 pay sahibi olan Türk Müteahhitlerimizin birazdan konuşacağımız vizyonlarla bu payı 70 milyar dolara çıkartmak çok yakın bir hedeftir. Bizler de buna hizmet etmek için tüm gücümüzle çalışacağız. 2030 yılında hedef 70 milyar dolar.”
]]>Sivas İnşaat Müteahhitleri Derneği tarafından düzenlenen SİVYAP 2024 fuarının açılışı yapıldı. Fuarın açılışına Sivas Valisi Yılmaz Şimşek, Belediye Başkanı Adem Uzun, İMKON Genel Başkanı TOBB İnşaat Sektörü Meclis Başkanı Tahir Tellioğlu, Sivas İnşaat Müteahhitleri Derneği Başkanı Gökhan Fatih Aslan ve çeşitli il protokolü üyeleri katıldı.
SİVYAP 2024 fuarının açılışında konuşan Sivas Valisi Yılmaz Şimşek, “Biliyoruz ki inşaat, ekonominin lokomotif sektörlerinden birisini oluşturmakta, olmazsa olmazlarımız arasında yer almaktadır. Bu iş kolu hali hazırda 200 iş kolunu doğrudan veya dolaylı olarak etkilemekte, ilimizde istihdama katkı noktasında büyük bir rol oynamaktadır” dedi.
Konuşmaların ardından 18-21 Nisan tarihleri arasında ziyaretçilerini ağırlayacak olan fuarının açılışı yapıldı. Protokol üyeleri stantları gezerek yetkililerden bilgiler aldı.
Sivas İnşaat Müteahhitleri Derneği yeni hizmet binasının açılışında konuşan SİMDER Başkanı Gökhan Fatih Aslan, “Bizler Sivas’ta ticaret odasına kayıtlı yaklaşık bin kişinin üzerinde sayısı olan bir meslek grubuyuz. Aktif şekilde inşaat faaliyetlerini sürdüren yaklaşık 800 tane müteahhit arkadaşımız var. Derneğimizin şu an resmi işlemlerini tamamlamış ve tamamlamak üzere olan üye sayımız 350 civarına ulaşmış durumda. Biz bu bayrağı kurucu başkanımız Sayın Sami Arifer’den telsim aldık. Kendisi 13 yıl bu derneğin kuruculuğu ve başkanlığını üstlendi. Kendisine de bizden önce ki kurucu yönetim kurulu üyelerine de çok teşekkür ederim. Bizler için bu bayrağı 13 yıl taşıdı ve dalgalandırdılar. Çokta güzel bir yerde bize devrettiler. Bizde aldığımız yerden en iyi şekilde en iyi yerlere ulaştırıp bizden sonra ki arkadaşlara daha iyi bir noktada teslim etmeye çalışacağız. Amacımız derneğimizin kurumsal yapısını, tanıtımını, faaliyetlerini artırmak ve meslektaşlarımızla faydalı işler yapmak” dedi.
“Kuruluş amacımız müteahhitlik sektöründe yaşanan sorunlardır”
Törende konuşan İMKON Genel Başkanı TOBB İnşaat Sektörü Meclis Başkanı Tahir Tellioğlu, ise “Edirne’den Van’a, 52 dernek, 5 federasyon ile yüz bine yakın meslektaşlarının sorunlarının tamamına vakıf olduklarını belirterek, “İnşaat sektöründe ki sorunlar yüzde doksan müşterek sorunlardır. Mali sorunlar, yapısal sorunlar, yapı denetim, şantiye şefliği, çimento karteli başta olmak üzere; oluşan zamlar, arsa tedarik, konut kredi faizlerine erişim ve finansman sorunu gibi temel başlıklarda sorunlarımız var. Bizim birinci derede kuruluş amacımız müteahhitlik sektöründe yaşanan sorunlardır. Ancak kamu yararı statüsünü de konfederasyon olduktan sonra konulara daha geniş bakmaya başladık. Çünkü bunların birbiriyle bağlantılı olduğunu gözlemledik. Bu sorunlardan birincisi meslektaşlarımızın yaşadığı sorunlardır. İkinci başlığımız ise vatandaşın alım gücü, konuta erişim oran ve zorluklarıdır. Vatandaşların da bu noktada ki sorununu da dikkate alıyoruz. Üçüncü bir başlığımız ise kamunun bu noktada ki sorumluluklarıdır. Vatandaş pahalı konuttan dolayı konuta erişemiyorsa, maaşının bir katından fazla kira ödemek zorunda kalıyorsa ve bu noktada sosyal buhranlar oluşuyorsa bu müteahhittin sorunu değildir. Vatandaşın Anayasa’nın ilgili maddesine göre vatandaşın başını sokacak bir barınma hakkı tanıması, desteklemesi kamunun görevidir” ifadelerine yer verdi. – SİVAS
]]>Denizli Büyükşehir Belediyesi bir kısmı lüks olan ihtiyaç fazlası 45 adet kiralık aracını 15 Temmuz Delikliçınar Şehitler Meydanı’nda sergiledi. Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu ve Genel Sekreter Bülent Bozbaş, vatandaşların karşısına çıkarak yapılan israfı gözler önüne serdi. Başkan Çavuşoğlu burada yaptığı açıklamada, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri öncesinde kamuoyuna, Denizli’de gerçek tasarrufun yapıldığı, derman bir belediyecilikle, insanların artık şatafatın içinde olmadığı, halka hizmet için yola çıkan bir belediyecilik yapacakları sözünü verdiklerini hatırlattı. Başkan Çavuşoğlu, “Göreve geldiğimizden bu yana da bunun altyapısını, temellerini kurmak üzere bir çalışma yürütüyoruz. İstiyoruz ki, Denizli’de halkın ihtiyaçları, beklentileri doğrultusunda bir belediyecilik yapalım, belediye çalışmaları anlamında artık şatafatın dışında insanların ihtiyaçlarını çözebilelim, diye yola çıktık. Göreve geldiğimizden bu yana da tasarruf tedbirleri uyguluyoruz. Özellikle 11 küsur katrilyon lira borcumuzun olduğu yerde biz istiyoruz ki artık bu belediye tasarruf etmeli” dedi.
“Adım adım tasarruf eylem planları uyguluyoruz”
Bu anlamda Genel Sekreter Bozbaş’ın bir çalışma yürüttüğünü ifade eden Başkan Çavuşoğlu, şöyle konuştu: “İlk etapta 380 kiralık aracımızdan 45 aracımızı geri gönderiyoruz. Şunu biliyoruz ki bu araçlar olmasa da belediyecilik hizmetlerini verebiliriz. Bu araçlar olmadığı zaman da çalışmalarımızı yürütebiliriz. Ama evinde süt içmeyen bir çocuğumuz varsa, gelecekle ilgili kaygı duyan bir ailemiz varsa görevimizi yapmamış olacağımızı söylemiştik. Bu kaygıdan kaynaklı da özellikle borç yükünü azaltabilmek açısından adım adım Denizli’de tasarruf eylem planları uyguluyoruz. Bu 45 aracımızın içerisinde gördüğünüz gibi her marka var. Bu araçlardan elde edeceğimiz aylık tasarruf miktarı 1 milyon 214 bin 962 TL’dir. Bu sadece araç tasarrufu, bunun yanında, bu araçların tüketeceği yakıtlardan edeceğimiz tasarruf, personel anlamında yapmadığımız maliyetleri de hesapladığımızda kat ve kat bu rakamın üstüne çıkan bir tasarrufun birinci adımını başlattık. Denizli Büyükşehir Belediyesi artık şatafatın olmadığı, gereksiz harcamanın yapılmadığı bir belediye olacak. Bu anlamda sözlerimizin arkasındayız.”
“Sözlerimizin arkasındayız”
Bugüne kadar belediye bütçesinden farklı gerekçelerle milyonlarca liralık ödemelerin yapıldığını tespit ettiklerini anlatan Başkan Çavuşoğlu, “Denizli halkının her bir kuruşunu kim iç ettiyse, kim cebine kattıysa biz bunu kamuoyu ile paylaşacağız. Denizli halkından bir şey istiyorum. Bizim birçok projemiz vardı. Bu projelerimizi yaşama geçireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Ama almış olduğumuz borç yükü, götürmeye çalıştığımız süreç göz önüne alındığında Denizli halkından birazcık sabır istiyorum, çok değil birazcık. Söylediğimiz her sözü yaşama geçireceğiz. Halkımız sabır noktasında birazcık anlayış gösterirse şaha kalkmış, huzuru ve mutluluğu içinde barındıran bir Denizli’yi beraber inşa edeceğiz. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum” dedi. Başkan Çavuşoğlu konuşmasını vatandaşların yoğun alkışlarıyla tamamladı. – DENİZLİ
]]>DTO hizmet binası meclis salonundaki toplantıda, gündem maddelerinin görüşülmesinin ardından, DTO Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan, kürsüye gelerek meclis üyelerine seslendi. Bir önceki meclis toplantısından bu yana olan süreç ile gelişmeleri değerlendirdi. Meclis üyelerine, son ekonomik veriler ve beklentileri aktardı.
Başkan Erdoğan hem ülkenin hem de Denizli’nin yerel seçimlerin ardından yeni bir sürece girdiğine dikkat çekti; “Artık seçimler sona erdi; millet kararını verdi. Yerel seçimlerimizin geride kalmasıyla, 4 yıldan daha uzun seçimsiz bir dönem başladı. Bu ülkemiz için önemli bir fırsattır. Şimdi seçim değil geçim zamanıdır! Kaybedecek vakit yok; herkes, bir an önce asli görevlerine geri dönmelidir. Hepimiz işimize gücümüze geri dönelim; dört elle sarılalım. Çalışalım, üretelim ve ihraç edelim; ticaret yapalım, kazanalım kazandıralım. Ancak böylelikle daha büyük ve daha güçlü bir Denizli’ye ulaşabiliriz. Ülke olarak, ekonomide yapacak çok iş var Tüm gücümüzle, enflasyonla mücadeleye odaklanmalıyız. Fiyat istikrarı ve finansal istikrar ile öngörülebilirlik güçlendirilmelidir. Şimdi artık, iş dünyası olarak Türkiye yüzyılına imza atabilmek, daha huzurlu, daha mutlu ve daha müreffeh bir ülkede yaşayabilmek için daha fazla çalışmalıyız, daha fazla üretmeliyiz. Daha fazla yatırım, istihdam ve ihracat için var gücümüzle durmadan yol almalıyız” dedi.
DTO geçen ay 121 üye daha kazandı
DTO Başkanı Erdoğan, oda ve Denizli olarak her geçen gün daha da büyüyüp güçlendiklerini söyledi. Geçen ay DTO’ya 121 üye daha kaydettiklerini, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verilerine göre şehirde kurulan şirket sayısının da arttığını belirtti. Başkan Erdoğan, “Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimizin verilerine göre kurulan şirket sayısı, şubatta bir önceki yılın aynı ayına göre yaklaşık yüzde 17 arttı. Denizli Ticaret Odamıza geçen ay 121 üye kaydettik. Mart sonu itibarıyla 21 bin 709 üyeye ulaştık. Faal üye sayımızı, son 1 yılda yaklaşık yüzde 9 artırdık. Aynı dönemde toplam üye sayımız da yaklaşık yüzde 4 arttı. Oda olarak yılın ilk üç ayında 200 k belgesi ile 227 sayısal takograf verdik. Ayrıca 96 iş makinasının tescili ile 81 kapasite raporunu onayladık. Bunların yanında 9 ekspertiz raporu, 5 yerli malı belgesi ile 5 de levhaya kayıtlı sigorta acentesi belgesi düzenledik. Levhaya kayıtlı sigorta acentesi belgesi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 400, yerli malı belgesi ile sayısal takograf da yüzde 25 arttı. Odamıza gelen 1.887 evrak karşılığında 6.245 evrak düzenledik verdik” diye konuştu. – DENİZLİ
]]>Türk dünyasından 400’ü aşkın kadın girişimci ile Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Kadın Girişimciler Komitesi’ne üye 8 ülkenin temsilcilerinin bir araya geldiği “İş Forumu ve B2B Networking Etkinliği” TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç’in katılımıyla gerçekleştirildi.
İTO’da düzenlenen etkinlikte Hisarcıklıoğlu, Türk Devletleri Teşkilatını oluşturan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkiye ile gözlemci üyeler KKTC, Macaristan ve Türkmenistan’ın yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe, 1 trilyon dolarlık dış ticaret hacmine ve 185 milyonluk büyük bir nüfusa sahip olduğuna dikkati çekti.
Hisarcıklıoğlu, “Sadece bu rakamlar bile, bir araya geldiğimizde nasıl büyük bir küresel güce dönüşebileceğimizi göstermektedir.” dedi.
Türk Devletleri Teşkilatı üye ülkeleri arasındaki iktisadi entegrasyonun güçlendirilmesi gerektiğine işaret eden Hisarcıklıoğlu, “Zira bakın, Türk devletleri olarak aramızdaki ticaret hacmi sadece 42 milyar dolar. Toplam dış ticaretimiz içinde yüzde 10’u bile değil. Oysa Avrupa ülkelerinin kendi aralarındaki ticaretin payı yüzde 70’lerde. Yani birlikte ticaret yapıyor, birlikte büyüyor, birlikte zenginleşiyorlar.” diye konuştu.
Ülkeler arasındaki iktisadi bağları güçlendirdiklerini belirten Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:
“Bu kapsamda kadın girişimciliğinin gelişmesine ayrı bir önem veriyoruz. Çünkü çağımızda ülkelerin zenginleşmesinin yolu, daha çok girişimciye sahip olmaktan geçiyor. Bugünün zengin ve güçlü ülkelerine bakın. Bunu girişimcileri sayesinde başardılar. Zira doğal kaynaklar milletleri zengin etmiyor, refahı toplumun geneline yayamıyor. Bunu sadece girişimciler başarıyor. Hem kendileri kazanıyor hem de milletlerine kazandırıyorlar.
Son 15 senede, tüm girişimciler içinde kadınların oranı 2 katına çıktı ve yüzde 6’dan yüzde 12’ye yükseldi. Şimdi bu oranı daha da yukarılara taşımayı hedefledik. Bizler, kadın girişimciliğinin geliştirilmesinde ve iş hayatında başarıya ulaşmada, networkün önemli bir faktör olduğuna inanıyoruz. Daha iyi bir gelecek umudumuzu hiç azaltmadan, omuz omuza çalışacağımız güzel günlerde yeniden buluşabilmeyi diliyorum.”
“Türk asrı hedefine, ancak ve ancak girişimci Türk kadınıyla birlikte ulaşacağız”
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç de İTO olarak, Asya ile Avrupa’nın kesiştiği İstanbul’da, Türk dünyasının güçlü temsilcilerini buluşturmanın büyük gururunu yaşadıklarını belirterek, Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Kadın Girişimciler Komitesi’nin iş forumunu gerçekleştirdiklerini ifade etti.
Avdagiç, “Orta Asya bozkırlarını, Maveraünnehir’i, Türkistan’ı, Horasan’ı ve Anadolu’yu Türklere il, yani devlet eden, Türk kadını ile erkeğinin savaşta, barışta, üretimde, işte, avda, özetle hayatın her safhasında bir ve beraber olmasıdır. Birlikte savaşması, birlikte üretmesi, birlikte ağlaması, birlikte gülmesidir.” diye konuştu.
Türk töresinin günümüzde de yaşatılmasının elzem olduğunu kaydeden Avdagiç, “Yenilikçilikte, üretimde, ileri teknolojiler geliştirmede, yeni buluşların mucidi olmada Türk kadını ve erkeği bir ve beraber olmalıdır. Bu birlik ve beraberliği, yeni bir ruhla ticari ve ekonomik alanda da hayata geçirmeliyiz.” görüşünü dile getirdi.
Avdagiç, Türkiye iş dünyası olarak, 21. Yüzyılın Türk asrı olması ülküsüyle çalıştıklarını dile getirerek, “Çok iyi biliyoruz ki Türk asrı hedefine ancak ve ancak girişimci Türk kadını ile birlikte ulaşacağız. Olmaz denen her şeyi, kadınlarımızla birlikte olur kılacağız. Bu yüzden Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği himayesinde Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Macaristan ve KKTC’nin iştirakiyle faaliyet gösteren ‘Kadın Girişimciler Komitesi’ne’ büyük görev düşüyor.” değerlendirmesini yaptı.
Türk kadınının geleneksel sektörlerin dışındaki üretimin ve ticaret alanlarında da öncü ve başarılı olmasına ihtiyaç olduğuna işaret eden Avdagiç, şunları aktardı:
“Türk devletlerinin, hem kendi aralarında ticari ve ekonomik işbirliklerini artırmak için hem de ulusal ekonomilerini geliştirmek için, kadının Türk toplumundaki eski gücüne kavuşmasına ihtiyacı var. İstanbul Ticaret Odası olarak, tıpkı Türk kadın girişimcilerine verdiğimiz destek gibi, Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Kadın Girişimciler Komitesi’ne de her türlü desteği vermeye hazırız. Biliniz ki bugün olduğu gibi her zaman girişimci Türk kadınlarının yanında olacağız. Bu düşüncelerle, 740 bin firmayı temsil eden İTO çatısı altında yer alan 110 bin 522 kadın girişimcinin de başkanı olarak, Türk dünyasının kadın girişimcilerine başarılar diliyorum.”
“Zengin kültürel miras kadınların sahip olduğu girişimcilik ruhu için güçlü bir temel oluşturuyor”
Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreter Yardımcısı Merey Mukazhan da Türk devletlerindeki kadın girişimcilerin ulusların geleceğini şekillendiren ve kültürel mirası zenginleştiren çok önemli bir rol oynadığını ifade etti.
Mukazhan, zengin kültürel mirasın kadınların sahip olduğu girişimcilik ruhu için güçlü bir temel oluşturduğuna dikkati çekerek, “Bu toplantı kadın girişimcileri harekete geçiren işbirliği, yenilikçilik, yatırım ve kardeşlik ruhunun güçlü bir kanıtıdır. Bu etkinliğin deneyimlerimizi paylaşmak, birbirimizden öğrenmek ve sınırların ötesindeki bağlarımızı güçlendirmek için harika bir fırsat diye düşünüyorum.” diye konuştu.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Deniz de kadın girişimcilerle birlikte olmak, düşünmek ve hareket etmenin kendilerinin en büyük güç kaynağı olduğunu belirtti.
Kadınların iş hayatında etkinlik kazanmasının sosyal projeler üreterek, projelerin yürütülmesini üstlenmelerinin kendilerini geleceğe taşıyacak en büyük potansiyel güç olduğunun altını çizen Deniz, “Kadınlarımızın siyasi hayattaki etkinliklerinin artması bu gidişatı güçlendirecek ve taçlandıracaktır. Kıbrıs Türk Ticaret Odası olarak kadınlarımızın yolunun açık olmasını diliyor. Bunun için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.” dedi.
Türk Yatırım Fonu Başkanı Baghdad Amreyev de kadın girişimcilerin ekonomilerin daha güçlü ve iyi hale gelmesinde büyük rol oynadığını dile getirerek, ülkelerin, uzun vadede büyümeye devam edilmesi için kadınların ekonomide aktif olarak yer almasının önemine işaret etti.
]]>“T10X’İN ÖN SATIŞLARI BU SENE SONUNDA BAŞLAYACAK”
T10X’in dört çeker versiyonunun haziran-temmuz aylarında “limited edition” versiyonuyla satışa sunulabileceğini dile getiren Karakaş, Togg’un yurt dışına açılacağı zamana ilişkin bilgiler paylaştı. Karakaş, “Bu senenin sonundan itibaren Avrupa’da yavaş yavaş yer edinmek üzere faaliyetlerimize devam ediyoruz. Zaten şirketimiz TOGG Europe GmbH’yı 2021’in mayıs ayında kurmuştuk, altyapıyı da oluşturuyoruz şu an. T10X’in Avrupa’daki ön satışlarına bu sene sonunda başlayıp, yeni model yılında da (2025) teslimatlara başlamak istiyoruz.” dedi.
“ÇİNLİ MARKALAR ÇOK HIZLI BİR ŞEKİLDE HER YERE YAYILIYOR”
Gürcan Karakaş, markanın yurt dışı hedef pazar stratejisinin pazar dinamiklerine uyumlu olarak güncellendiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü; “Birkaç yıl ‘İskandinav ülkelerden başlar, Hollanda ve Belçika’ya, ardından yavaş yavaş bölgenin merkezine geliriz’ demiştik. Bunu değiştirdik. Çünkü sektör çok hızlı gelişiyor ve Çinli markalar çok hızlı bir şekilde her yere yayılıyor. Dolayısıyla özellikle Avrupa’nın en büyük pazarı olan Almanya, Fransa, İtalya üçgeni tamamıyla dolmadan biz daha yolun başındayken oraya girme kararı aldık. Çünkü artık kendimizde de o gücü ve deneyimi de hissediyoruz.”

“KULLANICILAR T10X’İ BİLEREK İSTEYEREK ALIYOR”
TOGG CEO’su Karakaş, ilk modellerini satışa sunduklarında rekor bir talep gördüklerinden bahsederek, 18 saatte 2023 yılındaki üretmeyi planladıkları tüm araçları sattıklarını söyledi. İlk 8 saatte 2022 yılında satılan tüm elektrikli otomobillerin sayısından daha fazlasını sattıklarını dile getiren Karakaş, şu açıklamalarda bulundu; “Buradan iki önemli soruya cevap aldık; birincisi ‘Türkiye böyle bir değişime hazır mı?’ idi, hazır olduğunu gördük. Kullanıcılar T10X’i bilerek, isteyerek alıyor. Siparişlerin yüzde 80’den fazlası en donanımlı versiyon için geldi. Ve biz 2023 Nisan ayından yılın sonuna dek ilk 20 binin teslimatını yaptık. Dünyada, Avrupa’da, Amerika’da, Çinli şirketler arasında, ilk üretim yılında 20 bin adet üretmiş ve satmış başka bir şirket bildiğimiz kadarıyla yok. O açıdan hem ülkemiz için hem de hepimiz için iyi bir başarı başarı, iyi bir başlangıç daha doğrusu. Bundan sonra da arkasını getirmemiz lazım. Hep beraber onun için de gece gündüz çalışıyoruz.”

“BİR SENE ÖNCEDEN BUNUN ÇALIŞMALARINI YAPIYORDUK”
Gürcan Karakaş, bu başarının yeni modellerle süreceğini, devamının ikinci modelleri fastback ve üçüncü modelle geleceğini anlattı. Ocak ayında T10F’yi sergilediklerini anımsatan Karakaş, “Gösterdik ama bir sene önceden bunun çalışmalarını yapıyorduk. Şimdi aynı şekilde T10F’nin sonrasının da çalışmalarını yapıyoruz, yani hep söylediğimiz B segmentindeki bir SUV’un çalışmalarını yapıyoruz. Seneye bu vakitler T10F’nin satışları başladıktan bir müddet sonra da T8X’i de göstermeye hazır hale gelebiliriz.” şeklinde sözlerini tamamladı.

EN UCUZ MODELİ OLMASI BEKLENİYOR
Diğer otomobil markalarının aynı segmentindeki modelleri göz önüne alındığında B segmentindeki T8X’in Togg’un en ucuz modeli olması bekleniyor.
]]>Türkiye-Mali 4. Dönem Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) Toplantısı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ev sahipliğinde Ankara’da gerçekleştirildi. Bakanlık binasında düzenlenen toplantıya Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Mali Dışişleri ve Bölgesel İş Birliği Bakanı Abdoulaye Dop ve her iki taraftan yetkili heyetler katıldı. Toplantıda konuşan Bakan Kacır, “Karma Ekonomik Komisyonu toplantımız sonrasında imzalayacağımız protokolle birlikte yatırım ortamını iyileştiren yasal mevzuatlar, ticaret hacmimizi artıracak hamleler, altyapı hizmetlerinin genişletilmesi ve savunma sanayii başta olmak üzere sektörel iş birlikleri için uzlaşıya vardık. Ayrıca bilim ve teknolojiden enerji ve madenciliğe, tarım ve hayvancılıktan su kaynaklarının yönetimine, sağlıktan ulaştırmaya kadar geniş bir yelpazede bir yol haritası oluşturduk” dedi.
Afrika kıtasında yer alan ülkelerle ilişkilerde son 22 yılda kayda değer bir ivme kazandıklarını belirten Kacır, yurtdışındaki misyonlar aracılığıyla Afrika’da son derece proaktif bir dış politika yürüttüklerini vurguladı.
“Afrika ülkeleri ile kurulan iş konseylerinin sayısı 47’yi geçmiş durumda”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 31 Afrika ülkesine 50’den fazla ziyaret gerçekleştirdiğini hatırlatan Kacır, “Kıtada faaliyet gösteren 44 büyükelçiliğimiz ve ülkemizdeki 38 Afrika ülkesinin büyükelçilikleri bu aktif dış politikanın en önemli göstergeleridir. Türk Hava Yolları, kıtada 62 noktaya sefer düzenlemekte. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından Afrika ülkeleri ile kurulan iş konseylerinin sayısı ise 47’yi geçmiş durumda. Kıtaya sadece ticari ve ekonomik alanlarda değil, her alanda katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Afrika ülkeleri ile ilişkilerimizin günden güne gelişmesi için çaba harcıyoruz. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı’nın (TİKA) kıtada 22 ofisi bulunmaktadır” şeklinde konuştu.
“Ticaret hacmimizi 50 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz”
Afrika kıtasına toplam ticaret 2003 yılında 5,4 milyar dolar düzeyinde iken, 2023 yılı itibarıyla 37 milyar dolar düzeyine yükseldiğini söyleyen Bakan Kacır, “Önümüzdeki yıllarda ticaret hacmimizi 50 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Afrika kıtasındaki ticari faaliyetlerimize ek olarak, müteahhitlik ve yatırım faaliyetlerimizin gelişmesi için iş birliklerimizi genişletiyoruz. Bu çerçevede Afrika’daki Türk yatırımları 10 milyar dolara ulaştı. Sektörde kendini ispat etmiş ve Afrika ülkelerinde de deneyim kazanmış müteahhitlik firmalarımız, kıtada bugüne dek bin 885 projeyi başarıyla üstlendiler” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2018 yılında Mali’ye gerçekleştirdiği ziyarette ikili ticaret hacminin 500 milyon dolar değerine ulaşması hedefinde mutabık kaldıklarını hatırlatan Kacır, Türkiye-Mali arasındaki ticaret hacminin bu tarihten sonra sürekli artarak 2023 yılında tarihinin en yüksek seviyesine ulaşarak 255 milyon doları aştığını ifade etti. Türk müteahhitlerinin Mali’de bu zamana kadar altyapı ve üst yapı, rehabilitasyon gibi alanlarda 450 milyon dolar değerinde 10 adet proje üstlendiğinin altını çizen Kacır, “Ülkelerimiz arasındaki iktisadi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi için ciddi bir potansiyel olduğunu görüyoruz. Bu potansiyelin değerlendirilmesi ve ticari ve ekonomik ilişkilerimizin artırılması sadece ülkelerimizin ortaklığını güçlendirmekle kalmayacak, milletlerimizin refahına da büyük katkı sağlayacak. Türk ve Malili iş insanlarının daha güvenli bir iş ortamında hareket etmeleri ve yatırım yapabilmeleri için bazı temel anlaşmaların da yürürlükte olması gereklidir. Bu bağlamda yine Cumhurbaşkanımızın 2018 yılında gerçekleşen Mali ziyaretinde imzalanan Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması’nın onay sürecinin en kısa sürede tamamlanması ve Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması’nın müzakerelerinin bir an önce tamamlanarak imzalanmasını arzuluyoruz” diye konuştu.
TİKA’nın özellikle su sanitasyonu, insani yardımlar, kültürel mirasın korunması gibi alanlarda Mali’de aktif rol oynadığını belirten Kacır, Türk Maarif Vakfı’nın Mali’de bulunan farklı seviyelerdeki 28 okul ile 3 bin 200’den fazla Malili öğrencinin eğitimlerine katkıda bulunduğunu söyledi.
4. Dönem Karma Ekonomik Komisyonu Toplantısı, Türkiye ile Mali arasında imzalanan iş birliği protokolüyle sona erdi. – ANKARA
]]>Edirne Valisi Yunus Sezer, kentteki bir tesiste düzenlenen ve Bulgaristan, Yunanistan, Kuzey Makedonya, Romanya, Arnavutluk, Kosova, Sırbistan’dan iş insanlarının katıldığı organizasyonun açılışında yaptığı konuşmada, tarih boyunca önemli konuma sahip Edirne’nin aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapısı olduğunu söyledi.
Edirne’nin, Avrupa’ya açılan dört sınır kapısına ev sahipliği yaptığını belirten Sezer, özellikle Kapıkule Sınır Kapısı’nın dünyada en fazla araç ve yolcu sirkülasyonunun olduğu ikinci kapı olarak bilindiğini ifade etti.
Kapıkule’nin, her yıl potansiyelini ortalama yüzde 15 artırdığının altını çizen Sezer, “Bu neyin göstergesi? Bu Avrupa’nın ötesinde ticaretin ve sanayinin ve üretimin çok arttığının göstergesi. Dolayısıyla bizim her yıl kapılarımızda, tır trafiğimizde ve yolcu trafiğinde yüzde 15 bir artış var. Bu da devam edeceğe benziyor. Ticaretin ve sanayinin bu topraklarda giderek artacağını gösteriyor.” dedi.
-“Edirne Balkanlar’la köprü olmaya devam edecek”
Trakya’nın hem tarım faaliyetleri hem de stratejik açıdan önemli bir bölge olduğunu vurgulayan Sezer, Edirne’deki organize sanayi bölgelerinin sayısını artırdıklarını belirtti.
Edirne’nin tarım, sanayi, ticaret, kültür, spor ve diğer alanlarda Balkanlar’la köprü olma vazifesine talip olduğunu dile getiren Sezer, “Balkan Şehirleri İş Birliği Edirne Platformu’nun kuruluş amacı da budur. Edirne’nin, tarihi olarak üstlenmiş olduğu misyonu ete ve kemiğe büründürmeyi amaçlıyoruz. Köprüler sadece Edirne’nin sembolü değil aynı zamanda tüm Balkanlar’ın sembolü. Bu köprüleri biz fiziki olmaktan çıkartıp gönül köprülerine dönüştürmeyi, kalıcı dostlukların inşası için bir vesile olmayı amaçlıyoruz.” diye konuştu.
Sezer, Edirne’nin her alanda kendi potansiyelinin yüzde 10’unu kullandığını bunu yüzde 100’e çıkarmayı hedeflediklerini kaydetti.
-“Forum fuara dönüşecek”
Sezer, Balkan İş Forumu’nu kalıcı hale getirmek amacıyla yaklaşık 2 bin iş insanının katılacağı bir fuar düzenleyeceklerini söyledi.
Balkanlı iş insanlarının sanayi ve ticaretle ilgili yapacağı işlemlerde Edirne’nin bürokrasiyi üslenmeye talip olduğunu aktaran Sezer, şöyle devam etti:
“Bir kapı olmaya, bir nokta olmaya talibiz. Gelen insanlar, gelen iş insanlarının hepsi bir muhatap bulsunlar ve kendileri adına bütün iş süreçlerini biz takip edelim. Bütün bürokratik işlemleri biz takip edelim. Biz buna talibiz. Biz aynı zamanda kadim şehir Edirne’de şuna talibiz, güven ortamını sağlamaya talibiz. Güven ortamı dediğimiz şudur. İş insanlarının güvenli platformlarda bir araya gelmesi, birbirlerini tanıması dolayısıyla kuracakları birlikteliklerin de kalıcı olması ve güven ilişkilerinin sağlam temelleri üzerinde yürümesine talibiz.”
Vali Sezer, organizasyonun düzenlenmesinde Türkiye’nin Balkan ülkelerinde görev yapan büyükelçilerinin de çok katkıları olduğunu ifade ederek, büyükelçilere teşekkür etti.
Diğer konuşmacılar
Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın da Edirne’nin, tarih boyunca farklı kültürlerin, inançların ve etnik grupların kardeşçe yaşadığı bir kent olarak bilindiğini belirtti.
Edirne’nin, kendini Balkanlar’ın ayrılmaz bir parçası olarak gören bir şehir olduğunu ifade eden Akın, “Edirne’mizin bu yönü hiç kuşku yok ki yine Balkan coğrafyası ile kökleri geçmişe dayanan komşuluk, dostluk ve bazı ülkelerle sağlanan müttefiklik bağlarıyla da güçlü bir şekilde desteklenmektedir. Tüm bunların sonucunda geçmişten gelen bu kıymetli mirası geleceğe taşımak, var olan dayanışma ve işbirliğini daha da artırmak önemli bir sorumluluğumuzdur.” dedi.
Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sezai Irmak da bölgedeki iş insanlarının Balkanlar’da yeni pazarlar açılması ve karşılıklı ticari faaliyetlerde bulunmak için ellerinden geleni yapmaya devam edeceklerini söyledi.
Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin ve Türkiye Bulgaristan İş Konseyi Başkanı Mustafa Sarıbekir de konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından katılımcılara “Trakya İş ve Yatırım Fırsatları” sunumu gerçekleşecek, ardından ikili iş görüşmelerine geçilecek.
Balkan İş Forumu yarın sona erecek.
]]>Toplantının açılışında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ekonomi demek, her şey demektir, yaşamak için, mutlu olmak için, insan varlığı için ne lazımsa onların hepsi demektir. Ziraat demektir, ticaret demektir, çalışma demektir, her şey demektir.” sözlerini hatırlatan ve ekonomi olgusunun her türlü gelişmeden etkileneceğini vurgulayan GTO Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, “Piyasalarda yaşanan dalgalanmalar, ticaret savaşları, doğal afetler, salgınlar, siyasi belirsizlikler ve jeopolitik gelişmeler ekonomiyi etkiliyor. Daha geçtiğimiz hafta sonu yaşanan İran-İsrail gerginliğini düşünün. Geniş çaplı bir bölgesel çatışma endişesi ile yatırımcıların risk iştahı düştü, varlık fiyatlarında oynaklık arttı. İsrail’in karşılık verebilme durumu hala küresel piyasalarda tedirginlik oluşturuyor. Kısaca vurgulamak istediğim nokta ekonominin her şeyden etkileneceği ve kelebek etkisinin varlığı” dedi.
“Şu an dev dalgalarla savaşıyoruz”
Konuşmasında çarpıcı bir ifade kullanan ve küresel sistemin her parçası birbiri içine geçmiş bir zincir gibi çalıştıkça herkesin aynı gemide olacağını belirten Yıldırım, iş insanları olarak bu ortak geminin kürek takımı olduklarını ve şu an dev dalgalarla savaştıklarını söyleyerek, “İçinde bulunduğumuz süreç bu dalgaların bizi alabora etmesini önlemek adına bir fırsat. 4 yıllık seçimsiz dönemi çok iyi değerlendirip enflasyonla mücadelede başarılı olmak zorundayız. Bu noktada ekonomi yönetiminin verdiği ‘ekonomideki yol haritasına sıkı sıkıya bağlıyız’ mesajı değerlidir. Ancak bu geminin yürümesi için kürek takımının içinde bulunduğu durum göz ardı edilmemeli” şeklinde konuştu.
“Daha fazla girdi maliyeti daha fazla maliyet enflasyonuna sebep olur”
Girdi maliyetlerindeki yüksekliğin maliyet enflasyonu oluşturduğuna dikkat çeken Yıldırım mevcut konjonktürde iş dünyasının durumunu şöyle değerlendirdi: “Yükselen reel ücretler işgücü maliyetlerini artırdı. Artan faizler de erişimi zaten zor olan finansmanın maliyetlerinde çok ciddi artışlara sebep oldu. Tüm bunların yanında enerji fiyatlarına zam gelme ihtimali da sanayi kesiminde tedirginlik oluşturuyor. Yüksek girdi maliyetleri altındaki üretimimiz böylesi bir maliyeti kaldıramaz. Maliyet enflasyonunun artmasına sebep olur.”
“Eksik değerlenen kur rekabet gücümüzü zayıflatıyor”
Enflasyonun altında değerlenen kurun döviz gelirini olumsuz etkilediğini söyleyen Yıldırım, “Kurdaki artışların da genel olarak enflasyonun altında kalması şu dönemde en çok ihtiyacımız olan ihracat gelirini zora sokmakta. Enflasyonun altında eksik değerlenen döviz hem enflasyonu olumsuz etkiliyor hem de küresel rekabet gücümüzü zayıflatıyor. Ekonomimizin döviz ihtiyacını karşılayabilmek için eksik değerlenen değil, gerçekçi değerlenen bir döviz kuruna ihtiyacımız var” dedi.
“Gaziantep yürürse Türkiye yürür”
TSKB Genel Müdürü Murat Bilgiç ise Gaziantep’in kendilerini her zaman heyecanlandıran en güçlü illerden biri olduğunu belirterek, “Gaziantep’in yatırım iştahı her zaman fazladır. Diğer illere göre çok daha fazla yatırım odaklısınız. Çok çevik bir iş dünyası var. Gaziantepli adını duymadığım, haritada yerini gösteremeyeceğim ülkelere mal satıyor. Bu büyük bir esneklik Borcuna sadık, kaynağı hep işinde kullanan bir şehir Türkiye yürürse Gaziantep hep ondan önde yürüyor. Durursa daha hızlı toparlanıyor” ifadelerini kullandı.
“Deprem yılı tek bir yıl değildir”
TSKB’nin deprem bölgesinin toparlanmasına katkı sunmak için bir rapor hazırladığını belirten Bilgiç, ” Depremin ardından bölge için bir rapor hazırlayarak paydaşlarımızla paylaştık. Ama biz “deprem yılı tek bir yıl değildir” diyoruz ve bölgeyi değerlendirmeye devam ediyoruz. Bölgenin rekabet noktalarını güçlendirecek bir tavsiye raporu hazırlıyoruz. Deprem sonrasında gerçekleştirdiğimiz bu ikinci ziyaretle de bölge kalkınmasına katkı sağlamak adına neler yapabiliriz konuşmak, hazırlayacağımız raporla buna yön vermek ve tüm yönetim kadromuzla birlikte sizlerin bankacılık sektöründen beklentilerini dinlemek istedik. Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi olduğumuz için de burada sizlerden gelen talepleri oraya da taşıyacağız” ifadelerine yer verdi.
Toplantının devamında TSKB Baş Ekonomisti Dr. Burcu Ünüvar dünya ve Türkiye ekonomisini piyasa ve kalkınma perspektifinden değerlendiren bir sunum yaparken, TSKB Ekonomik Araştırmalar Müdürü Dr. Feridun Tur ise deprem bölgesi ekonomisi değerlendirerek toparlanmaya yönelik tavsiyelerde bulundu.
Toplantı, sunumların ardından soru-cevap bölümüyle sona erdi. – GAZİANTEP
]]>Düzenlenen basın toplantısında Türk Telekom’un 2023 yılı finansal ve operasyonel sonuçları hakkında bilgi veren Önal, Türkiye’nin dijital dönüşümünün lideri Türk Telekom’un, 2023’te de teknoloji alanındaki birikim ve deneyimini hayatın her alanına aktarmaya devam ettiğini söyledi.
2023’ün dünyada ve Türkiye’de birçok gelişmenin yaşandığı bir yıl olduğuna işaret eden Önal, 6 Şubat’ta yaşanan büyük depremleri ve sonrasında ülkece kenetlenerek ortaya koyulan seferberlik ruhunun unutulmayacağını dile getirdi.
Önal, konuşmasında Filistin’de yaşanan insani drama da vurgu yaparak, bunun en kısa zamanda sona ermesi temennisinde bulundu.
Yapay zekanın günümüzde geldiği noktanın önemine dikkati çeken Önal, “???????2023 yılında teknoloji alanında heyecan verici gelişmelere tanıklık ettik. Bu yıl, özellikle üretken yapay zeka teknolojilerinin öne çıktığı bir yıl oldu. 2023’e damgasını vuran yapay zeka, içinde bulunduğumuz 2024’te de her alanda en çok konuşulan konuların başında gelecek.” değerlendirmesinde bulundu.
Şirketin çalışmaları hakkında bilgi veren Önal, yenilikçi teknolojiler üretme ve ihraç etme anlayışıyla yatırımlarını ve çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini dile getirdi.
Önal, Türkiye’nin dijital dönüşümü için 81 ilin her köşesinde yatırımlarına devam ettiklerine işaret ederek, “Türk Telekom olarak bir telekom şirketi olmanın ötesinde Türkiye Yüzyılı’nı dijitalin yüzyılı yapma vizyonuyla çalışmalarımızı sürdürdüğümüz 2023 yılını hedeflerimize ulaşarak tamamladık. Ülkemizin teknoloji üreten ve ihraç eden vizyonuna öncülük etmek ve teknoloji birikimimizle bölgemize liderlik etmek için 2024’te de yatırımlarımızı ve faaliyetlerimizi hız kesmeden sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Yıllık net karımız 16,4 milyar TL”
Ümit Önal, güçlü dördüncü çeyrek performansıyla, bir önceki yıl 91,4 milyar TL olan konsolide gelirlerinin yıllık bazda yüzde 9,6 artışla 100,2 milyar TL’ye yükseldiğini, Türk Telekom’un FAVÖK’ünün 33,5 milyar TL, FAVÖK marjının ise yüzde 33,5 olarak gerçekleştiğini bildirdi.
2023 yılı net karının 16,4 milyar TL olduğuna, toplam yatırım harcamalarının 2023’te yıllık yüzde 7,4 artarak 25,8 milyar TL’ye yükseldiğine dikkati çeken Önal, “2023’te sektörümüzün yatırım lideri olduk. Bununla birlikte, yatırım harcamalarının gelire oranı geçen yıla kıyasla 50 baz puan azalarak yüzde 25,7 oldu. 2024’te ise operasyonel gelirlerimizin yaklaşık yüzde 11-13 aralığında büyüyeceğini, konsolide FAVÖK marjımızın yüzde 36-38 aralığında, yatırım harcamalarımızın satış gelirlerine oranının yüzde 27-28 aralığında olacağını öngörüyoruz.” dedi.
“Memleketin bir şehrinde değil her şehrinde’ anlayışıyla tüm ilçe ve köyleri uçtan uca fiber ağlarla ördük”
Türk Telekom CEO’su Önal, mobil alandaki güçlü büyüme ivmelerinin devam ettiğine dikkati çekerek, “2023 yıl sonu itibarıyla mobil numara taşımada üst üste 9 çeyrektir en çok tercih edilen operatör olduk, mobil abone sayımız 26,2 milyon aboneye yükseldi. 2023 yıl sonunda toplam abone sayımız ise 52,9 milyon oldu. Türkiye’nin her köşesinde yüksek hızlı internet sunma amacıyla sürdürdüğümüz çalışmaların sonucunda, fiber ağ uzunluğumuz yıl sonu itibarıyla 437 bin kilometreye yükseldi. Memleketin bir şehrinde değil her şehrinde’ anlayışıyla hız kesmeden çalışarak 81 ilin tamamında, tüm ilçe ve köyleri uçtan uca fiber ağlarla ördük.” ifadelerini kullandı.
Önal, fiber ağın 2023’te genişlemeye devam ettiğine dikkati çekerek, ???????FTTH Avrupa Konseyinin (FTTH Council Europe) 39 ülkeyi kapsayan “Eylül 2023 FTTH/B Avrupa Pazar Panoraması” raporuna göre Türkiye’nin, FTTH/B hane kapsaması sayısında bir basamak atlayarak 2’inci sıraya yükseldiğini anımsattı.
Eylül 2023’e kadar olan 12 aylık dönemde, Türk Telekom’un sağladığı 1,5 milyonluk katkı ile Türkiye’nin 2,3 milyon FTTH/B hane kapsaması artışı gerçekleştirdiğine işaret eden Önal, şunları aktardı:
“Ayrıca, aynı dönemde 1 milyon FTTH/B abone artışı ile 3. en hızlı büyüyen pazar haline gelen Türkiye’de bu artışın 0,8 milyonu sadece Türk Telekom tarafından sağlandı. Türkiye’nin fiber gücü olarak ülkenin her köşesini fiberle buluşturma kararlılığımızı sürdürüyoruz. 3’üncü çeyrek 2023 itibarıyla 31,9 milyon ve 2022 itibarıyla 31,4 milyon olan fiber hane kapsaması 2023 yıl sonu itibarıyla 32,2 milyon oldu. FTTC hane kapsaması 20,5 milyona ulaşırken, FTTH/B hane kapsaması 11,8 milyona yükseldi. Toplam fiber abone sayımız 12,9 milyona ulaşarak bir önceki yıla göre 7 puan artışla toplam abone sayımızın yüzde 84,7’sini oluşturdu.”
“2024’te de fiber yatırımlarımız ve çalışmalarımız durmaksızın devam edecek”
Ümit Önal, 2024’te de fiber yatırımlarının ve çalışmalarının durmaksızın devam edeceğine dikkati çekerek, “Ancak orta ve uzun vadeli stratejimizi daha net ve ayrıntılı bir şekilde belirleyebilmemiz için ‘Sabit İmtiyaz’ konusunun neticelenmesi gerekiyor. Sabit İmtiyaz, 2024 yılı gündemimizin en öncelikli maddelerinden birisi. BTK’ya başvurumuzun beklentilerimiz dahilinde sonuçlanmasını bekliyoruz. İmtiyaz konusunun netleşmesi, başta Türkiye Varlık Fonu olmak üzere, yatırımcılarımız nezdinde şirketimizin değerini artıracak. ve aynı zamanda ileriye dönük yatırımlarımız konusunda da önümüzü daha net görmemizi sağlayacak.” bilgisini verdi.
“Mobil bir önceki yıla göre 6,4 milyar TL daha yüksek gelir üreterek büyümeye en büyük katkıyı sağladı”
Türk Telekom CEO’su Önal, çalışmalarının etkisinin ikinci yarıyıl göstergelerinde daha görünür hale geldiğini ifade ederken, sağlıklı trendlerin devamıyla beklenenden daha iyi gerçekleşen son çeyrek performansının, güçlü bir 2024’ün habercisi olduğuna inandıklarını dile getirdi.
Yakın takip ettikleri önemli performans göstergelerinde yılın ilk aylarında gözlemledikleri seyrin bu görüşlerini desteklediğini vurgulayan Önal, şunları kaydetti:
“Önümüzdeki çeyreklerde iş kollarımızı destekleyeceğini öngördüğümüz kademeli olarak iyileşen makro ekonomik ortam bekliyoruz. Bu zeminde, önümüzdeki yıl için belirlediğimiz iddialı hedefleri yakalayacağımıza inanıyoruz. Bir önceki yıl 91,4 milyar TL olan konsolide gelirler 9,6 büyüyerek 100,2 milyar TL’ye yükseldi. Sabit internet ve mobil, toplam faaliyet gelirlerinin yüzde 70,4’ünü oluşturdu. Mobil bir önceki yıla göre 6,4 milyar TL daha yüksek gelir üreterek büyümeye en büyük katkıyı sağladı. Kurumsal veri gelirindeki yüzde 13,2’lik artış büyük ölçüde siber güvenlik ve veri merkezi hizmetleri dahil olmak üzere yönetilen servislerdeki büyümeden kaynaklandı. Diğer gelirlerdeki yüzde 29’luk güçlü büyüme BİT çözümleri, çağrı merkezi ve cihaz satış gelirleriyle desteklendi.”
“Birçok alandaki 5G denemelerimiz ile ülkemizi geleceğe taşıyan pek çok proje ve çalışmanın öncüsüyüz”
Ümit Önal, 5G’ye olabildiğinde yerli unsurlarla geçerek Türkiye’nin bu teknolojiyi sadece kullanan değil etrafına da kullandıran bir güç olmasını sağlamayı hedeflediklerini söyledi.
Birçok alandaki 5G denemeleri ile Türkiye’yi geleceğe taşıyan pek çok proje ve çalışmanın öncüsü olduklarını belirten Önal, “5G destekli ilk çevrim içi uzaktan ameliyat, tarımda ilk akıllı traktör, ilk 5G canlı maç yayını gibi önemli projeleri hayata geçirdik. Tüm projelerimizde kullanılan teknolojilerin Türk Telekom mühendisleri tarafından hayata geçirilmesi, yerli ve milli teknolojiler için sarf ettiğimiz çabanın en büyük göstergeleri arasında yer alıyor.” diye konuştu.
“LTE baz istasyonlarımızın yarısından fazlasını şimdiden fibere bağladık, bu anlamda 5G’ye en hazır operatörüz”
Mobil abone alanındaki güçlü performanslarına dikkati çeken Ümit Önal, 1,6 milyonluk abone kazanımıyla yıllık faturalı net abone kazanımında rekor performansa ulaştıklarını ifade etti.
Mobil Numara Taşıma alanında dokuz çeyrek üst üste en çok tercih edilen operatör olduklarını hatırlatan Önal, şu bilgileri paylaştı:
“Mobil 2023’te çok kuvvetli bir performans sergiledi. Toplam abone sayısı yıl içinde yüzde 2,8 artarken faturalı abone sayısı yüzde 9,5 arttı. LTE abonelerinin ortalama data kullanımı yıllık yüzde 23,4 büyüdü. Taahhüt yenileme sırasında yapılanlar hariç upsell sayısı 2023’un tamamında bir önceki yıla göre yüzde 46 daha yüksek gerçekleşti. Mobil servislerimize yönelik güçlü müşteri talebinin ve önümüzdeki dönemlerde etkinliğini sürdürmesini beklediğimiz stratejimizin etkileri bu rakamlarda kendini gösterirdi. Güçlü mobil performansımız sürecek. Mobil abone pazarındaki güçlü konumumuzu pekiştirdik.
Durmaksızın sürdürdüğümüz yatırımlarımız sonucunda kapsama ve kapasite olarak sektördeki konumumuzu günden güne güçlendiriyoruz. 4.5G ihalesi sonrası frekans sahipliğimizi 3 katına çıkardık. Hızda önemli olan abone başı frekansta ve 5G için de kritik öneme sahip 1800 Mhz frekans sahipliğinde pazar lideriyiz. Yüksek hızlı internet erişimine imkan tanıyan fiber altyapının, yenilikçi teknolojilerin hayata geçmesinde de hayati rolü var. 5G’nin efektif olarak kullanılması için baz istasyonlarının da fiber ile bağlı olması gerekiyor. Biz bu konuda üzerimize düşeni yerine getirmek adına, LTE baz istasyonlarımızın yarısından fazlasını şimdiden fibere bağladık. Bu anlamda 5G’ye en hazır operatörüz.”
Önal, her çeyrek tekrarlanan Reklam ve Marka Sağlığı Araştırması’na göre “Sadık Müşteri Yaratma” oranında lider konumda olduklarını, son 3 senedir istikrarlı şekilde artan rakamlarının da bu sonuçları doğruladığını söyledi.
Türkiye’nin teknoloji üreten ve ihraç eden ülke olma vizyonuna yaptıkları çalışmalarla öncülük ettiklerini belirten Önal, bu alanda yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi. Ümit Önal, sürdürülebilirlik ilkelerini iş stratejilerinin merkezine yerleştirdiklerini belirterek, iklim riski yönetimine katkıda bulunmak amacıyla çalışmalarını sürdürdüklerini anlattı.
Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin (UNGC) 10 temel evrensel ilkesine uygun davranacaklarına dair taahhüt verdiklerini hatırlatan Önal, karbon emisyonlarını 2030 yılına kadar yüzde 45 azaltmayı, 2050’de ise Net Sıfır’ı hedeflediklerini bildirdi.
Türk Telekom CEO’su Önal, Türk Telekom’un girişim hızlandırma programı PİLOT ile bugüne kadar girişimlere 32 milyon TL’lik nakit desteği sağlandığını aktararak, Türk Telekom’un girişim sermayesi fonu şirketi Türk Telekom Ventures’ın yatırım yaptığı 21 girişimin portföy değerinin 190 milyon doları bulduğunu söyledi.
]]>Antalya OSB’de kadın istihdamının azalmaya başlamasıyla, sorunun sebeplerini araştırmaya başlayan Bölge Yönetim Kurulu, başlıca nedenlerin artan trafik yoğunluğu ve çocuk yaştaki öğrencilerin okul saatleri olduğunu tespit etti. Kadınların çalışma şartlarının kolaylaştırılması ve sanayideki kadın istihdamının artırılması için Antalya OSB Müteşebbis Heyet Üyesi Canan Keskin Gürkan Başkanlığında Bölgedeki kadın sanayicilerden oluşan bir komisyon kuran Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, tespit edilen sorunları tüm detaylarıyla ele alıp çözüm için harekete geçti. Komisyon ilk iş olarak, Antalya OSB Eğitim Merkezi ve ATSO MESEM iş birliğinde bir çelik kaynakçılığı kursu hazırlayıp, iş arayan kadınlara istihdam garantili bir eğitim programı açtı.
Bölgeye ulaşım zorlaştı
Yapılan çalışmalar sonucunda kadın istihdamındaki düşünün en önemli sebeplerinden birinin artan trafik yoğunluğu olduğunu dile getiren Canan Keskin Gürkan; “Antalya, son yıllarda nüfusunun hızla artmasıyla birlikte trafik sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Özellikle şehir merkezine ve sanayi bölgelerine giden ana yollar, iş saatlerinde yoğun bir trafiğe sahiptir. Bu durum, çalışan kesimin işe ulaşımını ciddi şekilde etkilemektedir. Kadınlar, özellikle ailevi sorumlulukları nedeniyle daha fazla zaman harcamakta ve işe gitmek için daha fazla çaba sarf etmektedirler. Çocukların okula gidiş-geliş saatleri de trafikten dolayı zaman sorunu yaşayan kadınların çalışmalarına engel olan başka bir unsurdur. Uzun ve yorucu bir trafik süreci, kadınların işe gitmelerini zorlaştırmakta ve motivasyonu olumsuz etkilemektedir” dedi.
Sanayide kadın eli
Antalya OSB’de yaklaşık 7 bin 500 kadın çalışan olduğuna dikkat çeken Gürkan; “Komisyonumuz kurulur kurulmaz toplantılarımıza başladık. Hem yetişmiş iş gücüne sahip kadınlarımızı istihdam etmek hem de ev hanımı olarak nitelendirilen kadınlarımızı eğiterek iş dünyasına kazandırmak için ne yapılması gerektiğini planladık. Kadınlarımız sanayide çalışmak istiyor fakat ilk başta söylediğim nedenler, kadınlarımızın iş hayatından kopmalarına neden oluyor. Onların bu isteklerini gerçekleştirmek için hayatlarını kolaylaştırmak zorundayız. Bu doğrultuda TOBB Kadın Girişimciler Kurulu’muzun Sanayide Kadın Eli projesi kapsamında ATSO Kadın Girişimciler Kurulu ile de güç birliği yaparak etki alanımızı güçlendirdik” şeklinde konuştu.
“Çelik kaynakçısı yetiştirecekler”
Kadınların iş dünyasındaki yerini artırmak için hızla harekete geçtiklerini dile getiren Gürkan, “İlk olarak sanayi sektörüne daha fazla kadını çekebilmek ve iş arayan bireylere Bölgemizdeki iş imkanlarını tanıtmak için firmalarımızda çalışan kadınların kariyer hikayelerinden ve mesleki başarılarından oluşan “Sanayide Kadın” isimli belgesel serisi hazırlayıp geniş kitlelere ulaşmasını sağladık. Şimdi de ATSO ve Antalya OSB iş birliği ile kadınlarımıza yönelik iş garantili Çelik Kaynakçılığı Eğitimi hazırlıklarına başladık. İş arayan, meslek edinmek isteyen kadınlarımıza ücretsiz bir şekilde çelik kaynakçılığını öğretip firmalarımızda istihdam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Kreş müjdesi
Kadınların çalışma şartlarını kolaylaştırılması için Antalya OSB’ye bir ekolojik kreş açacaklarını müjdeleyen Antalya OSB Başkanı Ali Bahar, “Amaçlarının talep edilenin niteliğini yükseltmek olduğuna vurgu yapan Bahar, “Biz talep edilen niteliğinin her yerde yükseltmeye devam edeceğiz. Yeni bir şey planlıyoruz. Antalya OSB’ye OSİAD ile bir ekolojik kreş kuracağız. OSİAD işin koordinatörlüğünü yapacak. İnşallah ekolojik kreşi de biz yapacağız” dedi. – ANTALYA
]]>Turizm sektörünün temsilcileri “Turizm Haftası” dolayısıyla AA muhabirine açıklama yaptı.
Bağlıkaya, turizmin ülkeler ve insanlar arasında barış köprüleri oluşturulmasında önemli bir role sahip olduğuna vurgu yaparak, “Günümüz dünyasında yıllık bazda 1,5 milyara yakın uluslararası seyahat gerçekleşiyor. İstihdam yaratan ve katma değer oluşturan yapısıyla son derece stratejik bir sektör olan turizmde, dünya genelinde rekabet her geçen gün daha da artıyor.” diye konuştu.
Türkiye’nin turizmdeki yükselişinin 2024’te de devam etmesini beklediklerini aktaran Bağlıkaya, kaynak pazar olarak Türkiye rezervasyonlarında önemli artışlar olduğunu, ziyaretçi sayısındaki dağılımın ağırlıklı olarak 3-4 şehirde yoğunlaştığını belirtti.
Firuz Bağlıkaya, şöyle devam etti:
“Bunu değiştirmemiz, ayrıca harcama düzeyi yüksek gelir grubundan ziyaretçileri ülkemize çekmemiz gerekiyor. Yine gelirlerimizin artırılması için kültür, sağlık, kongre, gastronomi gibi katma değeri yüksek turizm çeşitlerinin payının daha da yükselmesi önem arz ediyor. Bu düşünceden hareketle hayata geçirdiğimiz ‘Turizm Yüzyılı’ projesi ile ülke ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri olan turizmin ülkemizin dört bir yanına ve yıl geneline yayılmasını sağlamayı hedefledik. Turizmi 12 aya ve yurt geneline yayarak hem yurt dışından ülkemize daha çok turist gelmesi hem de turizm gelirimizin artması için gerekli adımları atmaya devam edeceğiz.”
“Turizm, ülkemizde geleceği belirleyen sektörlerin başında geliyor”
TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya, uluslararası turizm rekabetinin yoğun bir şekilde yaşanacağı öngörülen 2024 yılında turizm sektörünün önem ve görevinin daha da artacağını belirterek, “Biz TÜRSAB olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın da açıkladığı 60 milyar dolar gelir 60 milyon turist hedefine ulaşmak için üye seyahat acentelerimizle birlikte var gücümüzle çalışıyoruz. Görev ve sorumluluklarımızın bilincinde çalışmalarımızı hız vererek sürdüreceğiz.” değerlendirmesini yaptı.
Türkiye’nin gelecekte 100 milyon ziyaretçi sayısına ulaşma hedefi göz önüne alındığında turizmin Türkiye’deki öneminin daha da artacağını kaydeden Bağlıkaya, şöyle konuştu:
“Türkiye genelinde 1,5 milyon düzeyinde bulunan turizm istihdamının ise bu hedeflerle en az ikiye katlanacağını öngörüyoruz. Dolayısıyla turizm, ülkemizde geleceği belirleyen sektörlerin başında gelmeye devam edecektir. Hep birlikte yeni başarılara imza atacağımıza olan inancımızla turizmin tüm paydaşlarının Turizm Haftasını en içten dileklerimizle kutluyor, başarılı bir sezon diliyoruz.”
“Turizm yatırımlarının toplam maliyeti yaklaşık 90 milyar dolar”
Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin ise “Turizm Haftası”nı yine ümit dolu duygularla kutladıklarını anlattı.
Eresin, “Türk turizminin rekabet gücünü artıran ve bu gücü sürdürülebilir hale getiren öncü temelleri birlikte atmış olmaktan büyük mutluluk duyduğumuzun altını çizmek isterim. Türk turizmi toplam 2 milyon turist sayısından 50 milyona, 85 bin yatak kapasitesinden 1,5 milyon yatak kapasitesine ulaştı. Turizm yatırımlarının günümüzde toplam maliyeti yaklaşık 90 milyar dolara, istihdamdaki kişi sayısı ise yaklaşık 1,5 milyona çıktı.” diye konuştu.
Türkiye için 2024 yılı ziyaretçi sayısı ve turizm geliri hedeflerinin Kültür ve Turizm Bakanlığıyla aynı doğrultuda olduğuna dikkati çeken Eresin, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu yıl 60 milyar dolar turizm geliri, 60 milyon turiste ulaşmak hedefimiz. Turizm sektörünün hedeflerine ulaşarak cari açığın kapatılmasına, ülke ekonomisi, istihdamı ve kalkınmasına güçlü desteğini vermeye devam edeceğine inanıyoruz. İstanbul’a Avrupalı ilgisi yeniden yavaş yavaş başlıyor. Japonya ve Çin pazarlarındaki yüksek oranlı artışlar da pandemi zamanı duran Uzakdoğu pazarlarında dönüş başladığını gösteriyor. Bu yılın ilk 2 ayında Türkiye’ye gelen ziyaretçi sayısındaki yüzde 12’lik artış da beklentilerimizi destekliyor. Uluslararası turizm fuarlarından gelen işaretler olumlu. Yılın ilk döneminde gerçekleştirilen fuarlar oldukça başarılı geçti. 2024 yılında otel doluluklarında artış olacağını umuyoruz.”
“Avantajları olan bir ülkeyiz”
Uluslararası Sürdürülebilir Turizm Derneği (USTUD) Başkanı Adviye Bergemann da Türkiye’nin dinamikleri çok farklı bir ülke olduğunu aktararak, “Sektör 2024’te daha temkinli hedefler ve planlamalar yaptı.” dedi.
Bergemann, “Arzumuz daha iyi bir sene geçirmek ve yüksek doluluklarla seneyi tamamlamak. Lüks turizmde Avrupa geçtiğimiz yıllara göre çok daha iyi gidiyor. Talepler artan yönde bir ivme gösteriyor. Rakip destinasyon sayısının çokluğuna rağmen biz avantajları çok olan bir ülkeyiz, bunlara odaklanarak tüm turizmcilere harika bir sezon diler tüm meslektaşlarımın da turizm haftasını kutlarım.” dedi.
]]>Bayraktar, Ankara’da bir otelde düzenlenen Madenlerde Sürdürülebilirlik, İş Sağlığı ve Güvenliği Vizyon Organizasyonu’unda yaptığı konuşmada, maden denetimlerini artırdıklarını söyledi.
Bu kapsamda Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG), 2023’te maden ruhsat sahalarına ilişkin 8 bin 828 denetim yaptığını ifade eden Bayraktar, incelemeler sonucunda 1 milyar 260 milyon liralık idari para cezası uygulandığını ve tespit edilen uygunsuzluklar nedeniyle toplam 2 bin 421 faaliyet durdurma işlemi kararı verdiğini aktardı.
İş öncesi eğitiminden hijyen kurallarına, teknik donanımdan teorik bilgi aktarımına kadar birçok alanda çalışanların kapasitelerini geliştirdiklerini dile getiren Bayraktar, “İş sağlığı ve güvenliğinden hiçbir şekilde taviz vermeden yeraltı kaynaklarımızı ekonomiye kazandırmamız gerekiyor.” dedi.
???????Bayraktar ayrıca maden denetimlerinin kurumlararası ortak bir yapıda takip ve kontrol edilebileceği bir mekanizmanın kurulmasının isabetli olacağını belirterek, daha güvenli madencilik için çalışmalarını bu çerçevede sürdürdüklerini dile getirdi.
“Madenci kardeşlerimizin maaşları asgari ücretin iki katı oldu”
Madencilerin çalışma şartlarının iyileştirildiğini ve yaklaşık 180 bin maden çalışanıyla evrensel standartlara uygun çalışma şartları oluşturduklarını belirten Bayraktar, şöyle devam etti:
“Madenci kardeşlerimizin maaşlarını asgari ücretin en az iki katı olacak şekilde düzenledik. Haftada 45 saat olan çalışma süresini 37,5 saat ile sınırladık. İşletmelere istihdam ettikleri personel için sigorta poliçesi yaptırma zorunluluğu getirdik. İmkanlarımız elverdiği ölçüde yeni düzenlemeler yaparak alın teriyle ekmeğini kazanan işçilerimizin çalışma şartlarını daha da iyileştirecek adımları atacağız.”
Bayraktar, önce insan, sonra çevre, daha sonra katma değeli madencilik anlayışıyla çalıştıklarının altını çizerek, “Dolayısıyla çalışanlarını öncelemeyen hiçbir işletmeyi bizim desteklememiz söz konusu olamaz.” dedi.
“İhmali, kusuru olan varsa hangi kademede olursa olsun hesabını soracağız”
Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden ocağında 13 Şubat’ta gerçekleşen kazaya değinen Bayraktar, olayın ilk anından itibaren ilgili kurumlarla orada bulunduklarını ve çalışmaların da hala devam ettiğini dile getirdi.
Bayraktar, toprak altında kalan 9 işçiden birinin naaşına bayram öncesinde ulaşıldığını anımsatarak, diğer 8 işçiye yönelik arama çalışmalarının sürdüğünü ve kısa sürede netice almayı umduklarını ifade etti.
Yaşanan olaya ilişkin sorumluların cezalandırılacağını aktaran Bayraktar, “İhmali, kusuru olan varsa hangi kademede olursa olsun, bunun da hesabını devlet olarak soracağız. Bundan kimsenin endişesi olmasın.” diye konuştu.
Enerjide bağımsızlık için yerli kaynakların ekonomiye kazandırılması gerekiyor
Bayraktar, Türkiye’nin enerjisinin 3’te 2’sini ithal ettiğini, bunun da ciddi bir cari açık problemini ortaya çıkardığına işaret ederek, enerjide ve madende Türkiye’yi mutlaka bağımsız kılmak için yerli kaynakların, yeraltı zenginliklerinin ve yenilenebilir kaynakların maksimum düzeyde ekonomiye kazandırılması gerektiğini vurguladı.
İlerleyen dönemde de sürdürülebilir kalkınma ve net sıfır emisyon hedeflerini gerçekleştirebilmek için madenlere, özellikle stratejik madenlere, nadir toprak elementlerine çok daha fazla ihtiyaç duyulan bir sürece girileceğini dile getiren Bayraktar, “Enerji ile birlikte madenlerde de büyüyen talebi karşılamak bu alanlarda dışa bağımlılığımızı düşürmek en büyük hedefimiz.” ifadelerine yer verdi.
Kömür üretiminin çevre dostu yöntemlerle artırılması hedefleniyor
Bayraktar, dünyanın birçok gelişmiş ekonomisinin çok yoğun bir şekilde kömür kullandığını vurgulayarak, “Dolayısıyla biz diyoruz ki kömürün belli bir süre daha ekonomide mutlaka olmaya devam etmesi lazım.Tabii ki üretiminde ve kullanımında en güvenli ve çevre dostu yöntemleri takip ederek.” ifadelerini kullandı
Türkiye’nin de elektrik üretiminin yüzde 36’sının, birincil enerji arzının ise yüzde 26’sını kömürden sağlandığına dikkati çeken Bayraktar, 2022’de 39 milyon ton, 2023’te 41 milyon ton kömür ithalatı yaptıklarını anımsattı.
Bayraktar, 2022’de 105 milyon ton yerli kömür üretimiyle rekor kırdıklarını ve ithalatı azaltmak için yerli üretimi artırmaları gerektiğini vurgulayarak, “Türkiye’nin yıllık 150 milyon ton kömür üretim hedefine ulaşması bizi çok daha ileri bir noktaya taşıyacaktır.” diye konuştu.
Nihai hedeflerinin Türkiye’yi madende net ihracatçı konuma getirmek olduğunu dile getirerek, GSYH’deki madenciliğin payını 2028’de yüzde 2’ye, ilerleyen dönemde ise yüzde 5’e çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.
]]>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Ankara’da bir otelde Türkiye Kömür Üreticileri Derneği’nin (KÖMÜRDER) tarafından düzenlenen ‘Madenlerde İş Sağlığı ve Güvenliği Vizyon Organizasyonu’ programına katıldı. Programda konuşan Bakan Bayraktar; pandemi, deprem, tedarik zinciri problemleri ve devam eden savaşlara rağmen Türkiye ekonomisinin son 3,5 yıldır kesintisiz olarak büyüdüğünü söyledi. Gelişen ekonomi, üretim ve ihracatın büyümesiyle Türkiye’nin maden ihracatının her geçen gün arttığını ifade eden Bakan Bayraktar, sürdürülebilir kalkınma ve net sıfır emisyon hedeflerini gerçekleştirilebilmesi için gelecekte madenlere daha fazla ihtiyaç duyulacağını kaydetti.
“Ülkemizi enerjide ve madende bağımsız kılmamız gerekiyor”
Kullanılan enerjinin 3’te 2’sinin ithal edildiğini dile getiren Bakan Bayraktar, “Doğal gazın neredeyse tamamını dışarıdan alıyoruz. Petrolün yüzde 92’si, kömürün yüzde 40’ını ithal kaynaklardan karşılıyoruz. Bu da ciddi bir cari açık problemini ortaya çıkarıyor. Bu nedenle ülkemizi enerjide ve madende mutlak suretle bağımsız kılmamız gerekiyor. Bunu yapabilmek için de elbette yerli kaynaklarımızı yeraltı zenginliklerimizi ve yenilenebilir kaynaklarımızı maksimum düzeyde ekonomimize kazandırmamız gerekiyor. Bu amaç doğrultusunda 2017 yılında hayata geçirdiğimiz ‘Milli Enerji ve Maden Politikamızı’ kararlılıkla sürdürmeye devam ediyoruz. Bu politika çerçevesinde ülkemizin kaynaklarını, yüksek teknoloji ve uluslararası standartlarda geliştirerek gelecek nesiller için kullanmakta kararlıyız. Yerli kömürden altına, nadir toprak elementlerinden bor madenine kadar her alanda yatırımı, üretimi, istihdam ve ihracatı sürekli artırmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin, elektrik üretiminin yüzde 36’sını, birincil enerji arzının ise yüzde 26’sını kömürden sağlandığını sözlerine ekleyen Bakan Alparslan Bayraktar, 2022 yılında 39 milyon ton, 2023 yılında ise 41 milyon ton kömür ithalatı yapıldığını ifade etti. Dünyanın birçok gelişmiş ekonomisinin yoğun olarak kömür kullanmaya devam ettiğini kaydeden Bakan Bayraktar, ‘Kömürden çıkıyoruz’ diyen Avrupa’daki birçok ülkenin kömür tüketimlerinin arttığına şahit olduklarını söyledi.
“2022 yılında 6,5 milyar dolarlık ihracat yaparak madencilik sektörümüz Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı”
Türkiye’nin yıllık 150 milyon ton kömür üretim hedefine ulaşmasının sektörü daha ileri bir noktaya taşıyacağı değerlendirmesini yapan Bakan Bayraktar, “2022 yılında 6,5 milyar dolarlık ihracat yaparak madencilik sektörümüz Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı. Geçtiğimiz yıl bir miktar düşüş olsa da bu yıl maden ihracatımız yeniden artış trendine girdiğini gösteriyor. Yılın ilk çeyreğinde yüzde 5 civarında bir büyüme sağladık. Nihai hedefimiz, madende de ülkemizi net ihracatçı konuma getirmek” ifadelerini kullandı.
“3 bin 225 maden ruhsat sahasının denetimi gerçekleştirildi”
Bakan Bayraktar, madenlere yönelik yapılan denetimleri arttırdıklarına vurgu yaparak sözlerini şu şekilde devam etti:
“MAPEG, 2023’te maden ruhsat sahalarına ilişkin 8 bin 828 denetim yaptı. İncelemeler sonucunda 1 milyar 260 milyon liralık idari para cezası uygulandı. Tespit edilen uygunsuzluklar nedeniyle toplam 2 bin 421 faaliyet durdurma işlemi kararı verdi. Bu yıl ise 15 Nisan itibariyle 3 bin 225 maden ruhsat sahasının denetimi gerçekleştirildi.” – ANKARA
]]>Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO) ve Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) iş birliğinde düzenlenen “Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması ile İlgili Fiziki Varlıklara Yönelik Yatırımlar Desteği Bilgilendirme Toplantısı yoğun katılımla gerçekleştirildi. MATSO Başkanı Seydi Tahsin Güngör, Manavgat’ın geniş tarım alanlarının yanı sıra, ürün çeşitliliği bakımından oldukça zengin olduğunu belirterek, tarımsal üretimde yüksek potansiyele sahip olan kentin, ülkeye katma değer üretecek tarımsal yatırımlara açık bir bölge olduğunu söyledi.
“TKDK’nın bölgemizde açılması için girişimlerde bulunduk”
MATSO olarak 2023 yılı Ağustos ayında TKDK’nın Antalya’ya açılması için girişimde bulunduklarını hatırlatan Başkan Güngör, “Yazıda Antalya ve ilçelerinin de kırsal kalkınmada devlet desteklerinden faydalanabilmesi TKDK Antalya Ofisinin açılarak TKDK tarafından yatırım yeri kapsamına alınması için resmi talepte bulunmuştuk. Bu konuda yaptığımız çalışmaların ve taleplerimizin karşılığını Antalya’ya TKDK İrtibat Ofisinin açılmasıyla aldık. Manavgat’ın TKDK tarafından yatırım yeri kapsamına alınmasıyla, üretime kalite standartı katarak, potansiyel üreticilerimizi destekleyip, kentimizdeki tarımsal üretiminin artmasına, iç ve dış ticaretinin de gelişmesine katkı sağlayacaktır. Manavgat kırsal kalkınmadan hak ettiği payı almalı ve desteklenmelidir” dedi.
“IPARD III. Kırsal Kalkınma Çağrısı destekleri bütçesi 785 milyon euro”
TKDK Isparta İl Koordinatörü Prof. Dr. Süleyman Gülcü ise TKDK’nın 2012 yılında kurulmuş Tarım Bakanlığına bağlı, genç ve dinamik bir kurum olduğunu belirterek, “Daha önce ülkemizde IPARD I. ve IPARD II. adı altında, kurumumuz şimdiye kadar 42 ilde desteklemelerde bulunduk ancak geriye kalan 39 ilimiz bu desteklerden faydalanamıyordu. Maalesef Antalya da bu illerden biriydi fakat kurumuza gelen yoğun talepler üzerine Antalya ve ilçeleri de yatırım kapsamındaki iller arasında yerini aldı” dedi. TKDK tarafından 785 milyon euroluk bir bütçeyle beş yıl sürecek IPARD III. Projesi çağrısına başladıklarını ifade eden Gülcü, “Tarım ve Kırsal Kalkınmada Destekleme Projelerimizle yatırımcılarımıza yüzde 50’den yüzde 70’e varan hibe desteklerimizi bilgilendirmek için buradayız” diye konuştu.
“Proje başvuru detaylarını anlattı”
Bilgilendirme toplantısında TKDK Uzmanı Hasan Çoban tarafından desteklenecek alanların alt başlıkları detaylandırılarak devlet desteklerinden yararlanabilmek için belirlenmiş standartlar aktarıldı. Başvuru şartlarını sağlayan yatırımcıların başvuru için 9 Mayıs 2024 tarihine kadar TKDK Antalya İl İrtibat Ofislerine bizzat ziyaret etmeleri gerektiğini kaydeden Çoban, “TKDK desteklerinden faydalanabilmek için şartların sağlanması durumunda, kurumsal yatırımcılar yüzde 50’e, bireysel üreticiler ise yüzde 70’e kadar desteklerden faydalanabilecek” dedi.
Kırsal Kalkınmada TKDK’nın destekleyebileceği konu başlıkları şu şekilde: Süt ve süt ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması, kırmızı et ve et ürünlerin işlenmesi ve pazarlanması, kanatlı et ve et ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması, su ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması, meyve ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması, yumurtanın işlenmesi ve pazarlanması (konaklama ve restoran vb.).
Katılımcıların sorularının uzmanlar tarafından cevaplandırıldığı toplantı sonunda TKDK Isparta İl Koordinatörü Prof. Dr. Süleyman Gülcü, TKDK Uzmanları Hasan Çoban ve Cenk Korkmaz’a plaket takdim edildi.
Bilgilendirme toplantısına; MATSO Yönetim Kurulu Başkanı Seydi Tahsin Güngör, TKDK Isparta İl Koordinatörü Prof. Dr. Süleyman Gülcü, Manavgat İlçe Tarım ve Orman Müdürü Hakan Kapaklı, Manavgat Süt Üreticileri Birliği Başkanı Bilal Ay, Manavgat Kasaplar Kooperatifi Başkanımız Hüseyin Ali Tunç, MATSO Başkan Yardımcısı Ali Özen, TKDK Uzmanları Hasan Çoban ve Cenk Korkmaz ile Oda üyeleri katıldı. – ANTALYA
]]>ATO Meclis Salonu’nda ATO, İstanbul Gedik Üniversitesi, Başkent Üniversitesi ve Atılım Üniversitesi işbirliğinde düzenlenen panele ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, İstanbul Gedik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kesik, Ankara Vergi Dairesi Başkanı Yüksel Duman ile Ankara Yeminli Mali Müşavirler Odası Başkanı Ali Şeref Acar, ATO Meclis ve Komite Üyeleri ile çok sayıda mali müşavir izledi.
“Sattığımız ürünü yerine koyamıyoruz”
ATO Başkanı Baran, konuşmasında enflasyonun sadece Türkiye’de değil dünyada ticaretin sağlıklı işlemesini engelleyen nedenlerden biri olduğuna dikkat çekerek, “Ticaretin önündeki en büyük sıkıntı belirsizlik ortamı, belirsizliğin de nedeni enflasyon. Sattığımız bir ürünü aynı fiyattan yerine koyamıyoruz. Sattığımız ürünü yeniden alırken satış fiyatının bile üzerinde almaya başladık. Ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Görünürde yüksek karlar elde ediyoruz ve bu görüntü nedeniyle hak etmediğimiz vergilerle karşı karşıyayız. Çok para kazandığımız görüntüsü gerçek değil, sanal bir karlılıkla karşı karşıyayız. Bu fiktif kar nedeniyle vergiyle muhatap olmamamız gerekiyor” dedi.
Baran, enflasyonun iş dünyasını etkileyen sonuçlar ortaya çıkardığını, krediye ulaşmakta ve neredeyse tek ödeme aracı haline gelen kredi kartı konusunda sorun yaşadıklarını anlattı. Baran, “Hep birlikte geçici olan bu sıkıntılara katlanıp, en kısa sürede enflasyon derdinden ve beraberindeki sorunlardan uzaklaşmayı bekliyoruz” dedi.
Enflasyon muhasebesinin sanal karları görünür hale getirerek vergi yükünü azaltacağı ümidiyle talep edildiğini kaydeden Baran, “Bütün amaç yıllardan beridir söylediğimiz gibi verginin tabana yayılarak adaletli hale gelmesi” diye konuştu.
Baran, Başkent, Atılım ve İstanbul Gedik Üniversiteleri ile birlikte gerçekleştirdikleri panelin enflasyon muhasebesi konusunda iş dünyasının daha fazla bilgilenmesine katkı sağlamasını hedeflediklerini anlattı. Baran, “Ekonomik büyüme ve gelişmeyi sağlayabilmek için verginin iş dünyasının rekabet düzeyini yükseltecek ve ekonomik büyümeye zemin hazırlayacak bir nitelikte ve oranda olması gerektiği kanaatindeyiz” dedi. Baran, panelin üyelerin yararlanması amacıyla yayın haline getirileceğini de kaydetti.
Panelin açılışına Atılım Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Serkan Eryılmaz da bir mesajla katıldı.
“Borçsuz ve teknik iflası olmayan firma neredeyse yok”
Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Saygılıoğlu moderatörlüğünde gerçekleşen panelde, Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nalan Akdoğan, Ankara YMMO E. Başkanı Yeminli Mali Müşavir Sakıp Şeker, İstanbul Gedik Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yeminli Mali Müşavir Nazmi Karyağdı ve ATO 65 No’lu Danışmanlık Hizmetleri Meslek Komitesi Başkanı Yeminli Mali Müşavir Soner Ülgen birer sunum yaptı. Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saygılıoğlu, ATO Başkanı Baran’ın bir iş adamı olarak enflasyon muhasebesi konusunda iş adamlarının beklentisini yalın bir şekilde aktardığını ifade ederek, 2024 yılında devletin indirim, istisna ve muafiyetler yoluyla 2,3 trilyon lira vergiden vazgeçtiğini söyledi. Enflasyon muhasebesi uygulamasının borçlu firmalara vergi yükü çıkartabileceğine dair görüşler olduğunu aktaran Saygılıoğlu, “Borçsuz firma yok, teknik iflası olmayan firma neredeyse yok. Bu konuların ilerleyen süreçte iş dünyasının, dolayısıyla siyasetin de önüne geleceğini tahmin ediyorum” dedi. Saygılıoğlu, konuşmasında vergi affı uygulamalarını da eleştirdi.
Katılımcılarının sorularının da cevaplandığı panelin ardından Ankara Vergi Dairesi Başkanı Yüksel Duman, ATO 65 No’lu Danışmanlık Hizmetleri Meslek Komitesi Meclis Üyesi Ahmet Gültan, Ankara Yeminli Mali Müşavirler Odası Başkanı Ali Şeref Acar tarafından panelistlere birer plaket takdim edildi. – ANKARA
]]>ŞANLIURFA – Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde, evinin önünde kurduğu serada mantar yetiştiren kadın girişimci Saadet Seray, yoğun talep ve siparişlere yetişemiyor.
Yaklaşık 5 yıl önce ailesinin geçimine katkı sağlamak için küçük bir sera kurarak mantar yetiştirmeye başlayan 4 çocuk annesi Saadet Seray İlçe tarımın desteğiyle kurduğu 3 büyük çadır sera içinde işini büyüterek ilçe merkezi dahil, çevre il ve ilçelere mantar satışı yapıyor.
Daha önce eşine destek amacıyla küçük bir yerde mantar yetiştirmeye başladığını belirten Saadet Seray, Siverek Kadın Destek Merkezi sorumlusu Zuhal Laçin Kucaklı’nın tavsiye ve destekleriyle bir yıldır işini büyüttüğünü söyledi.
“Eşimin işleri iyi gitmeyince bu işi düşündüm”
Saadet Seray, “Eşim daha önce ayakkabıcılık yapıyordu, işleri iyi gitmeyince destek amacıyla mantar yetiştirmeye başladım. Beş yıl önce başladığım işimi desteklerle daha büyüterek bu yeni yere geçtim. Eşimde iyi gitmediği işini bırakarak, burada çalışmaya başladı. Beraberce çalışıp ekmeğimizi buradan çıkartıyoruz. Hem çocuklarıma, hem evime ve hem de işime bakıyorum çok memnunum. Siverek’te bu işi pek yapanın olmadığını ve Pazar sorunu yaşamadığını söyleyen Seray, “Gerek Siverek’te ve gerekse de çevre il ve ilçelere mantarlarımızı gönderiyoruz, talep çok iyi. Biraz daha bize imkan ve destek verilirse bu işi daha da büyütmek istiyorum” dedi.
Eşinin kendisine destek amacıyla bu işe başladığını söyleyen Eyüp Seray,” Eşim bana destek amacıyla bu işi yapmak istediğini, mantar yetiştirebileceğini söyledi. Daha önce mantar yetiştiriciliği ile ilgili hiçbir bilgimiz veya tecrübemiz yoktu. Eşime inandım güvendim ve beraberce bu işi yapmaya başladık. İlk başta evimizin küçük bir bodrum katı vardı, orda üretmeye başladık. Birkaç yıl sınırlı kapasitede üretim yapık ve mantar ile ilgili bilgi sahibi olduk, pazarı keşfettik” şeklinde konuştu.
“İlçe tarım desteğiyle işi büyüttük”
İşlerini büyütmek amacıyla ilçe tarıma başvurduklarını ve İlçe tarımdan çadır desteği aldıklarını söyleyen Seray, ” Başvurumuz sayesinde ilçe tarım 2 tane yüzde 40 hibeli çadır desteğinde bulundu ve şimdi bir yıldır 3 tane çadır seramız da üretimimize devam ediyoruz. Gelen taleplere yetişemiyoruz, çok sayıda talep var. Önce ek iş olarak başladığımız bu işi, şimdi asıl işimiz olarak devam ediyoruz. Eşimi takdir ediyorum, tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.
Aylık 2 ton üretim yapılıyor
Eyüp Seray, ilk işe giriştiklerinde aylık 250 kilo üretim yaptıklarını, şimdi 2 ton üretim kapasitesine ulaştıklarını belirtti. Seray,” biz bu kapasiteyi daha da yükseltmek ve insanlara istihdam ortamı oluşturmak istiyoruz. İmkanlarımızın kısıtlı olması ve yerlerimizin yaz ayına uygun almaması nedeniyle yaz mevsiminde maalesef üretim yapamıyoruz. İmkanlarımız el verirse yılın 12 ayında üretim yapmak istiyoruz. Talepler çok fazla ama taleplere yetişemiyoruz. Şimdi iç Pazar ile çevre il ve ilçelere veriyoruz” dedi.
Şanlıurfa Kadın Destek Birimi Sorumlusu Zuhal Laçin Kucaklı’da, “Kadın destek merkezimize gelen tüm kadınlarımızla gurur duyuyorum. Her konuda maddi ve manevi olarak yanlarındayız, girişimci ruhuna sahip tüm kadınlarımızın destekçisi olduk ve olmaya devam ediyoruz, en güzel örneği de Saadet ablamız oldu. Saadet ablamız yaklaşık 3 yıla yakın kursiyerimizdir. Böyle bir mantar üretimi yaptığını ve geliştirmek istediğini söyledi. Bizde her şartta destek olduk ve ablamız işi büyüttü ve geliştirdi de. İlçe Tarımda destek oldu ve işini çok daha fazla büyütmek istiyor ve her konuda destek olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
]]>Yaklaşık 5 yıl önce ailesinin geçimine katkı sağlamak için küçük bir sera kurarak mantar yetiştirmeye başlayan 4 çocuk annesi Saadet Seray (37) İlçe tarımın desteğiyle kurduğu 3 büyük çadır sera içinde işini büyüterek ilçe merkezi dahil, çevre il ve ilçelere mantar satışı yapıyor.
Daha önce eşine destek amacıyla küçük bir yerde mantar yetiştirmeye başladığını belirten Saadet Seray, Siverek Kadın Destek Merkezi sorumlusu Zuhal Laçin Kucaklı’nın tavsiye ve destekleriyle bir yıldır işini büyüttüğünü söyledi.
“Eşimin işleri iyi gitmeyince bu işi düşündüm”
Saadet Seray, “Eşim daha önce ayakkabıcılık yapıyordu, işleri iyi gitmeyince destek amacıyla mantar yetiştirmeye başladım. Beş yıl önce başladığım işimi desteklerle daha büyüterek bu yeni yere geçtim. Eşimde iyi gitmediği işini bırakarak, burada çalışmaya başladı. Beraberce çalışıp ekmeğimizi buradan çıkartıyoruz. Hem çocuklarıma, hem evime ve hem de işime bakıyorum çok memnunum. Siverek’te bu işi pek yapanın olmadığını ve Pazar sorunu yaşamadığını söyleyen Seray, “Gerek Siverek’te ve gerekse de çevre il ve ilçelere mantarlarımızı gönderiyoruz, talep çok iyi. Biraz daha bize imkan ve destek verilirse bu işi daha da büyütmek istiyorum” dedi.
Eşinin kendisine destek amacıyla bu işe başladığını söyleyen Eyüp Seray, “Eşim bana destek amacıyla bu işi yapmak istediğini, mantar yetiştirebileceğini söyledi. Daha önce mantar yetiştiriciliği ile ilgili hiçbir bilgimiz veya tecrübemiz yoktu. Eşime inandım güvendim ve beraberce bu işi yapmaya başladık. İlk başta evimizin küçük bir bodrum katı vardı, orda üretmeye başladık. Birkaç yıl sınırlı kapasitede üretim yapık ve mantar ile ilgili bilgi sahibi olduk, pazarı keşfettik” şeklinde konuştu.
“İlçe tarım desteğiyle işi büyüttük”
İşlerini büyütmek amacıyla ilçe tarıma başvurduklarını ve İlçe tarımdan çadır desteği aldıklarını söyleyen Seray, “Başvurumuz sayesinde ilçe tarım 2 tane yüzde 40 hibeli çadır desteğinde bulundu ve şimdi bir yıldır 3 tane çadır seramız da üretimimize devam ediyoruz. Gelen taleplere yetişemiyoruz, çok sayıda talep var. Önce ek iş olarak başladığımız bu işi, şimdi asıl işimiz olarak devam ediyoruz. Eşimi takdir ediyorum, tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.
Aylık 2 ton üretim yapılıyor
Eyüp Seray, ilk işe giriştiklerinde aylık 250 kilo üretim yaptıklarını, şimdi 2 ton üretim kapasitesine ulaştıklarını belirtti. Seray, “biz bu kapasiteyi daha da yükseltmek ve insanlara istihdam ortamı oluşturmak istiyoruz. İmkanlarımızın kısıtlı olması ve yerlerimizin yaz ayına uygun almaması nedeniyle yaz mevsiminde maalesef üretim yapamıyoruz. İmkanlarımız el verirse yılın 12 ayında üretim yapmak istiyoruz. Talepler çok fazla ama taleplere yetişemiyoruz. Şimdi iç Pazar ile çevre il ve ilçelere veriyoruz” dedi.
Şanlıurfa Kadın Destek Birimi Sorumlusu Zuhal Laçin Kucaklı da, “Kadın destek merkezimize gelen tüm kadınlarımızla gurur duyuyorum. Her konuda maddi ve manevi olarak yanlarındayız, girişimci ruhuna sahip tüm kadınlarımızın destekçisi olduk ve olmaya devam ediyoruz, en güzel örneği de Saadet ablamız oldu. Saadet ablamız yaklaşık 3 yıla yakın kursiyerimizdir. Böyle bir mantar üretimi yaptığını ve geliştirmek istediğini söyledi. Biz de her şartta destek olduk ve ablamız işi büyüttü ve geliştirdi de. İlçe Tarımda destek oldu ve işini çok daha fazla büyütmek istiyor ve her konuda destek olmaya devam edeceğiz” diye konuştu. – ŞANLIURFA
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye genelinde konut satış sayısı martta geçen yılı aynı ayına göre yüzde 0,1 azalarak 105 bin 394 oldu. Yabancılara yapılan konut satışlarında yüzde yüzde 47,9 düşme yaşandı.
TÜİK, mart ayına ilişkin konut satış istatistiklerini açıkladı. Buna göre; Türkiye genelinde konut satışları mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0,1 azalarak 105 bin 394 oldu. Konut satışlarında İstanbul 19 bin 40 konut satışı ve yüzde 18,1 ile en yüksek paya sahip oldu. Satış sayılarına göre İstanbul’u 9 bin 523 konut satışı ve yüzde 9 pay ile Ankara, 6 bin 413 konut satışı ve yüzde 6,1 pay ile İzmir izledi. Konut satış sayısının en az olduğu iller sırasıyla 23 konut ile Ardahan, 42 konut ile Bayburt ve 55 konut ile Hakkari oldu. Konut satışları, Ocak-Mart döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,3 azalışla 279 bin 604 olarak gerçekleşti.
İPOTEKLİ KONUT SATIŞLARI 12 BİN 880 OLARAK GERÇEKLEŞTİ
Türkiye genelinde ipotekli konut satışları mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 49 azalış göstererek 12 bin 880 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 12,2 olarak gerçekleşti. Ocak-Mart döneminde gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 53 azalışla 27 bin 622 oldu. Mart ayındaki ipotekli satışların, 3 bin 105’i; Ocak-Mart dönemindeki ipotekli satışların ise 6 bin 569’u ilk el satış olarak gerçekleşti.
DİĞER SATIŞ TÜRLERİ SONUCUNDA 92 BİN 514 KONUT EL DEĞİŞTİRDİ
Türkiye genelinde diğer konut satışları mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 15,3 artarak 92 bin 514 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı yüzde 87,8 olarak gerçekleşti. Ocak-Mart döneminde gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 12,3 artışla 251 bin 982 oldu.
İLK EL KONUT SATIŞ SAYISI 34 BİN 399 OLDU
Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı, mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,6 artarak 34 bin 399 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışının payı yüzde 32,6 oldu. İlk el konut satışları Ocak-Mart döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,2 artışla 88 bin 256 olarak gerçekleşti.
İKİNCİ EL KONUT SATIŞLARINDA 70 BİN 995 KONUT EL DEĞİŞTİRDİ
Türkiye genelinde ikinci el konut satışları mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,2 azalış göstererek 70 bin 995 oldu. Toplam konut satışları içinde ikinci el konut satışının payı yüzde 67,4 oldu. İkinci el konut satışları Ocak-Mart döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4,0 azalışla 191 bin 348 olarak gerçekleşti.
YABANCILARA MART AYINDA BİN 778 KONUT SATILDI
Yabancılara yapılan konut satışları mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 47,9 azalarak bin 778 oldu. Mart ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,7 oldu. Yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 652 konut satışı ile İstanbul aldı. İstanbul’u sırasıyla 618 konut satışı ile Antalya ve 151 konut satışı ile Mersin izledi. Yabancılara yapılan konut satışları Ocak-Mart döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 48 azalarak 5 bin 685 oldu.
EN ÇOK KONUT SATIŞI RUSYA FEDERASYONU VATANDAŞLARINA YAPILDI
Rusya Federasyonu vatandaşları geçen ay Türkiye’den 411 konut satın aldı. Rusya Federasyonu vatandaşlarını sırasıyla 182 konut ile İran, 129 konut ile Ukrayna ve 82 konut ile Irak vatandaşları izledi.
]]>
Karadeniz’e özgü ‘kokulu üzüm’, çekirdeksiz üzüm haline getirilecek
SAMSUN – Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Bülent Köse tarafından yürütülen proje ile hastalıklara dayanıklı, üzerinde tarım ilacı kalıntısı olmayan, çekirdeksiz üzümler geliştirilecek. Karadeniz’e özgü ‘kokulu üzüm’ de çekirdeksiz üzüm haline getirilerek ticarileştirilecek.
OMÜ Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Bağ Yetiştiriciliği ve Islahı Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Doç. Dr. Bülent Köse’den alınan bilgilere göre; ‘mildiyö’ ve ‘külleme’ bağcılıkta ekonomik kayıplara yol açan en önemli iki hastalık olarak ön plana çıkıyor. Bu hastalıklar Türkiye’nin hemen her bağ bölgesinde sıklıkla görülüyor. Bu hastalıklarla mücadelede en yaygın yöntem ilaçlama olarak gösteriliyor. İlaçlama sıklığının artması beraberinde kalıntı problemlerini ve ilerleyen dönemlerde kanser vakalarında artışı getiriyor. Tarım ilaçlarının kullanımı insan ve çevre sağlığını tehdit ediyor. İlaç masraflarının yüksek olması, üreticinin maliyet yükünü artıyor. Zaman zaman yurtdışına ihraç edilen tarım ürünlerinde kabul edilebilir seviyenin üzerinde tarımsal ilaç kalıntısı çıkması durumunda Türkiye’nin imajı kötü etkilendiği gibi, o ülke pazarına uzun süre ürün gönderilememe tehlikesi yaşanıyor. Bu tip sorunların yaşanmaması için proje yürüten Doç. Dr. Bülent Köse, TÜBİTAK destekli projesinde hem ilaç kalıntıları olmayan hem de hastalığa dayanıklı çekirdeksiz üzümler geliştirecek.
“Çocuklarımızın severek tükettiği bu ürünlerde zirai ilaç kalıntısı olmasını istemiyoruz”
“Külleme ve Mildiyö Hastalıklarına Dayanıklı, Çekirdeksiz Üzüm Geliştirme Projesi” hakkında bilgi veren Doç. Dr. Bülent Köse, “Projemizin asıl amacı özellikle külleme, mildiyö hastalıklarına dayanıklı ve çekirdeksiz özellikli üzüm çeşitlerinin geliştirme projesidir. Bu bağlamda biz Karadeniz Bölgesinde yetişen ve yöre halkınca sevilen, kokulu üzümlerden daha önceden tescil ettirdiğimiz 2 çeşidi ana ebeveyn olarak kullanıyoruz. Kokulu üzümler yapısı gereği mantari hastalıklara son derece dayanıklı. Bu yüzden Karadeniz Bölgesi sahil kuşağında ilaçlamaya gerek kalmadan rahatça yetişiyor. Ancak sofralık üzümlere göre yeme kalitesi oldukça düşük. Biz bu kokulu üzümleri ülkemizin milli çekirdeksiz çeşidi olan ‘sultani çekirdeksiz’, Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilmiş olan ‘Tekirdağ çekirdeksizi’ ve uluslararası kaliteli bir çeşit olan ‘crimson seedless’ çeşitleri ile melezliyoruz. Melezleme ile elde edilen üzüm çekirdekleri çimlendiriliyor. Elde edilen melez bitkilerde daha sonra mantari hastalık gelişimini kontrol ediyoruz. Bitkilere külleme ve mildiyö etmenlerini bulaştırıyoruz. Hastalık gelişmeyen ya da zayıf gelişenleri biz dayanıklı ya da tolerant olarak kabul ediyoruz. Hassas olanları elemine ediyoruz. Hastalıklara dayanıklı olarak tespit edilen genotiplerde DNA izolasyonu yapılarak, biyoteknolojik yöntemlerle markörle tarayarak henüz daha meyvelerini görmeden yaprağından bunların çekirdekli ya da çekirdeksiz olma durumuna belirleyebiliyoruz. Sonraki aşamada da bunların meyve özellikleri incelenecek ve ticari değer taşıyan adaylarda tescil çalışması başlatılacak. Hepimiz malumu üzerine tarım sektöründe tarım ilacı kullanımı çok yaygındır. Kullanmadığımız takdirde ürün alma şansı oldukça zordur. Külleme ve mildiyö hastalığı, bağcılıkta 2 önemli hastalık söz konusudur. Bu hastalıklara karşı biz ilaçlama yapmadığımız takdirde ürün almamız çok zordur. Özellikle gelişim yaşındaki çocuklar ve insan sağlığı yönünden daha az riskli olan ve sağlıklı üzümler elde edebilmek için bu projeyi önerdik” dedi.
‘Kokulu üzüm’ çekirdeksiz olacak
Proje kapsamında kokulu üzümleri çekirdeksiz üzüm haline getireceklerini belirten Doç. Dr. Bülent Köse, “Projenin ana ürünü olan ‘kokulu üzüm’ Karadeniz Bölgesi sahil kesiminde yaygın olarak yetişmektedir. Nemli ve yüksek iklim şartlarına bağlı olmasına rağmen bu bölge mantar hastalıklarına karşı oldukça dayanıklıdır. Bu sebeple biz kokulu üzümleri çekirdeksiz üzüm çeşitleriyle melezleyerek daha iyi tüketilebilir, ticari değeri yüksek çeşit elde etmek istiyoruz. Çocuklar çekirdeksiz çeşitleri çok seviyor. Onların severek tükettiği bu ürünlerde biz zirai ilaç kalıntısı olmasını istemiyoruz” diye konuştu.
]]>Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD), yüksek standartlı demiryolu hattı inşaatı çalışmaları sebebiyle Adana – Mersin arası tren seferlerini 2 yıl süreyle durdurdu. TCDD 6. Bölge Müdürlüğü’nün 15 Nisan Pazartesi günü tren seferleri iptalini resmi yazıyla bildirdiği andan itibaren harekete geçen Mersin Büyükşehir Belediyesi, kısa sürede önlem aldı. 22 Nisan’dan itibaren uygulamaya konulacak sefer iptallerinin ardından ulaşımını tren ile sağlayan vatandaşları düşünen Ulaşım Dairesi Başkanlığı harekete geçti. Mersin-Yenice arasında faaliyet gösteren 141 No’lu hattın ve Tarsus-Yenice arasında faaliyet gösteren 264 No’lu hattın sefer sayısını arttırdı. Aynı zamanda üniversite öğrencilerini de unutmayan Büyükşehir Belediyesi, Tarsus Atatürk Caddesi’nden başlayan ve Tarsus Üniversitesi ile Çağ Üniversitesi’ne kadar ulaşım sağlayan 263 No’lu hattı da ilk kez 22 Nisan’da sefere başlatacak.
2 yıl süreyle kapanan tren seferleri nedeniyle vatandaşların mağdur olmaması için en kısa sürede önlemlerini aldıklarını söyleyen Ulaşım Dairesi Başkanlığı Toplu Taşıma Şube Müdürü Bayram Demir, “Öğrenir öğrenmez kısa zamanda gerekli önlemleri almaya çalıştık. Tek amacımız halkımızın bu istikamette kesinlikle mağduriyet yaşamaması. O yüzden bu güzergahta daha önceden faaliyet gösteren 141 No’lu Mersin-Arıklı hattımızın 10 olan sefer sayısını 18’e çıkardık. Böylece normalde 2 saatte bir sefer yapan hattımız sabahları yarım saat, öğlen aralarında saat başı Yenice bölgesinden Mersin’e kadar kesintisiz bir şekilde gelecek” dedi.
Mağduriyet en aza indirilsin diye seferler arttırıldı, yeni hatlar açıldı
İstikamette hizmet veren yerel firmalarla da görüştüklerini belirten Demir, “Dört ayrı yerel firmamızın da seferlerini sıklaştırmalarını ve güzergahları revize etmelerini sağladık” sözlerine yer verdi. Sadece Mersin merkeze değil Yenice ve Tarsus arasında faaliyet gösteren 264 No’lu hattın seferlerini de artırdıklarını belirten Demir, “Bu hattımız Üzümlü kavşağından kalkıp Kleopatra Kapısına, Makam, Demir Kapı ve Yenice istikamete gidiyor. Günlük 10 olan sefer sayısını takviye ile beraber 23 sefere çıkarttık” diye konuştu.
Tarsus’a yeni hatlar açıldı
Sefer artırmanın yanı sıra yeni bir hat da açtıklarını müjdeleyen Demir, açılan 263 No’lu hattın detaylarını şöyle anlattı: “Tarsus’un içinde ilk defa faaliyete alacağımız 263 No’lu hattımız Tarsus Üniversitesi-Atatürk Parkı-Çağ Üniversitesi şeklinde adlandırıldı. 2 araçlık bu hattımız günde 10-12 sefer faaliyeti gösterecek. Böylece Tarsus’un merkezinden ilk defa Çağ Üniversitesi’ne de öğrencileri taşımış olacağız. 2 üniversite arasındaki ve bu hatların arasında yer alan mahallelerde yaşayan vatandaşlarımızın ulaşımını sağlamış olacağız.”
Vatandaşların bütün bu seferleri ‘Teksin’ uygulaması üzerinden takip edebileceğini hatırlatan Demir; hareket saatleri, ücret tarifeleri ve kalkış saatlerine ilişkin bilginin de yer aldığını belirtti. Demir aynı zamanda ‘ulasim.mersin.bel.tr’ adresinde de bu bilgilere ulaşılacağını kaydetti.
Adana’dan Mersin’e gelen yolcuların da mağdur olmaması için gerekli çalışmaları yaptıklarını söyleyen Demir, “Gerek Adana Büyükşehir Belediyesi gerekse Karayolları Genel Müdürlüğü ile toplantılara devam ediliyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak halkımızın her an toplu taşıma hizmetine yardımcı olmak için gayret ediyoruz” sözlerine yer verdi. – MERSİN
]]>OMÜ Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Bağ Yetiştiriciliği ve Islahı Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Doç. Dr. Bülent Köse’den alınan bilgilere göre; ‘mildiyö’ ve ‘külleme’ bağcılıkta ekonomik kayıplara yol açan en önemli iki hastalık olarak ön plana çıkıyor. Bu hastalıklar Türkiye’nin hemen her bağ bölgesinde sıklıkla görülüyor. Bu hastalıklarla mücadelede en yaygın yöntem ilaçlama olarak gösteriliyor. İlaçlama sıklığının artması beraberinde kalıntı problemlerini ve ilerleyen dönemlerde kanser vakalarında artışı getiriyor. Tarım ilaçlarının kullanımı insan ve çevre sağlığını tehdit ediyor. İlaç masraflarının yüksek olması, üreticinin maliyet yükünü artıyor. Zaman zaman yurtdışına ihraç edilen tarım ürünlerinde kabul edilebilir seviyenin üzerinde tarımsal ilaç kalıntısı çıkması durumunda Türkiye’nin imajı kötü etkilendiği gibi, o ülke pazarına uzun süre ürün gönderilememe tehlikesi yaşanıyor. Bu tip sorunların yaşanmaması için proje yürüten Doç. Dr. Bülent Köse, TÜBİTAK destekli projesinde hem ilaç kalıntıları olmayan hem de hastalığa dayanıklı çekirdeksiz üzümler geliştirecek.
“Çocuklarımızın severek tükettiği bu ürünlerde zirai ilaç kalıntısı olmasını istemiyoruz”
“Külleme ve Mildiyö Hastalıklarına Dayanıklı, Çekirdeksiz Üzüm Geliştirme Projesi” hakkında bilgi veren Doç. Dr. Bülent Köse, “Projemizin asıl amacı özellikle külleme, mildiyö hastalıklarına dayanıklı ve çekirdeksiz özellikli üzüm çeşitlerinin geliştirme projesidir. Bu bağlamda biz Karadeniz Bölgesinde yetişen ve yöre halkınca sevilen, kokulu üzümlerden daha önceden tescil ettirdiğimiz 2 çeşidi ana ebeveyn olarak kullanıyoruz. Kokulu üzümler yapısı gereği mantari hastalıklara son derece dayanıklı. Bu yüzden Karadeniz Bölgesi sahil kuşağında ilaçlamaya gerek kalmadan rahatça yetişiyor. Ancak sofralık üzümlere göre yeme kalitesi oldukça düşük. Biz bu kokulu üzümleri ülkemizin milli çekirdeksiz çeşidi olan ‘sultani çekirdeksiz’, Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilmiş olan ‘Tekirdağ çekirdeksizi’ ve uluslararası kaliteli bir çeşit olan ‘crimson seedless’ çeşitleri ile melezliyoruz. Melezleme ile elde edilen üzüm çekirdekleri çimlendiriliyor. Elde edilen melez bitkilerde daha sonra mantari hastalık gelişimini kontrol ediyoruz. Bitkilere külleme ve mildiyö etmenlerini bulaştırıyoruz. Hastalık gelişmeyen ya da zayıf gelişenleri biz dayanıklı ya da tolerant olarak kabul ediyoruz. Hassas olanları elemine ediyoruz. Hastalıklara dayanıklı olarak tespit edilen genotiplerde DNA izolasyonu yapılarak, biyoteknolojik yöntemlerle markörle tarayarak henüz daha meyvelerini görmeden yaprağından bunların çekirdekli ya da çekirdeksiz olma durumuna belirleyebiliyoruz. Sonraki aşamada da bunların meyve özellikleri incelenecek ve ticari değer taşıyan adaylarda tescil çalışması başlatılacak. Hepimiz malumu üzerine tarım sektöründe tarım ilacı kullanımı çok yaygındır. Kullanmadığımız takdirde ürün alma şansı oldukça zordur. Külleme ve mildiyö hastalığı, bağcılıkta 2 önemli hastalık söz konusudur. Bu hastalıklara karşı biz ilaçlama yapmadığımız takdirde ürün almamız çok zordur. Özellikle gelişim yaşındaki çocuklar ve insan sağlığı yönünden daha az riskli olan ve sağlıklı üzümler elde edebilmek için bu projeyi önerdik” dedi.
‘Kokulu üzüm’ çekirdeksiz olacak
Proje kapsamında kokulu üzümleri çekirdeksiz üzüm haline getireceklerini belirten Doç. Dr. Bülent Köse, “Projenin ana ürünü olan ‘kokulu üzüm’ Karadeniz Bölgesi sahil kesiminde yaygın olarak yetişmektedir. Nemli ve yüksek iklim şartlarına bağlı olmasına rağmen bu bölge mantar hastalıklarına karşı oldukça dayanıklıdır. Bu sebeple biz kokulu üzümleri çekirdeksiz üzüm çeşitleriyle melezleyerek daha iyi tüketilebilir, ticari değeri yüksek çeşit elde etmek istiyoruz. Çocuklar çekirdeksiz çeşitleri çok seviyor. Onların severek tükettiği bu ürünlerde biz zirai ilaç kalıntısı olmasını istemiyoruz” diye konuştu. – SAMSUN
]]>Denizli’nin doğaltaş sektöründeki deneyimi antik döneme dayanıyor. Öyle ki, Pamukkale’de yapılan kazı çalışmaları sırasında bulunan traverten bloğu üzerinde taş kesme makinesi kabartması keşfediliyor. Bu kabartmanın bir çeşit katrak olduğu sonucuna varılıyor. Bu keşif, traverten-mermer işleme tekniklerinin antik dönemde de oldukça ileri düzeyde olduğuna işaret ediyor.
Denizli, antik döneme dayanan sektör deneyimi, çeşit ve rezerv zenginliği, ham madde bolluğu, dinamik sektör yapısı ve kullanılan yeni teknolojileriyle dünya doğaltaş piyasasında önemini her daim koruyor. İlimizin işlenmiş doğaltaş ürünleri özellikle ABD pazarında büyük ilgi görüyor. Madencilik sektörünün toplam ihracatımızdan aldığı pay ise yüzde 6 seviyelerinde seyrediyor.
Açılış konuşmasında fuar organizasyonu ve doğal taş sektörü ihracat verileri hakkında görüşlerini paylaşan DENİB Başkanı Hüseyin Memişoğlu şunları söyledi:
“Denizli İhracatçılar Birliği olarak Ege Maden İhracatçıları Birliği ve Batı Akdeniz İhracatçıları Birliği’nin ortak standında fuara katılım sağladık. Fuarlar, firmaların pazarlama ve tanıtım aktivitelerinde çok önemli rol oynuyor. Bu nedenle fuarları, potansiyel alıcılara ulaşmanın en kestirme yolu olarak değerlendiriyorum. Alıcılarla kurulan yüz yüze temaslarla uzun süreli ilişkilerin sağlam bir zeminde ilerlediğini düşünüyorum. Bu yüzden, mevcut potansiyelimizi koruma ve sürdürülebilir ihracat artışı vizyonumuzla iletişim ve tanıtım faaliyetlerimize tüm hızıyla devam ediyoruz”
“İşlenmiş doğaltaş ihracatında Denizli ülke çapında zirvede yer alıyor”
Doğaltaş sektörü ihracat verilerine de değinen Başkan Hüseyin Memişoğlu, “Türkiye geneli işlenmiş doğal taş ve blok mermer ihracatının 2023 yılı genelinde 1,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini görüyoruz. Geçtiğimiz 3,5 aylık dönemde ise 466 milyon değerinde ihracat kaydedildi. Denizli madencilik sektörü ihracatına baktığımızda 300’ün üzerinde firmanın 108 ülkeye yüzde 88,7 oranında işlenmiş doğal taş ihracatı yaptığını söyleyebiliriz. 2023 yılı genelinde Denizli’den 27,2 milyon dolar blok mermer ve 213 milyon dolar işlenmiş doğal taş olmak üzere toplamda 240 milyon dolar değerinde ihracat gerçekleşti. İşlenmiş doğal taş ihracatında ilimiz ülke çapında zirvede yer alıyor. İlimizin doğal taş ihracatını ülke bazında değerlendirdiğimizde ise; işlenmiş doğal taş ihracatında ABD, Fransa, Avustralya, Romanya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin blok mermer ihracatında Çin, Hindistan, Brezilya, Mısır ve Cezayir’in ön plana çıktığını görüyoruz. Doğaltaş makineleri sektörü sürdürülebilir ihracatına devam ediyor. Fuara katılan 17 firmamız doğaltaş makineleri ve diğer sektörlerde faaliyet gösteriyor. Doğaltaş makinelerinde 2023 yılında Denizli’den yüzde 36 artışla 6,6 milyon dolar değerinde ihracat gerçekleşti. Doğaltaş makinelerinin ihracatı geçtiğimiz 3,5 aylık dönemde, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 38 oranında artışla 2,1 milyon dolara ulaştı. Sektörde Hollanda ve İsveç pazarlarına olan ihracatımız oldukça dikkat çekiyor” dedi.
“Doğaltaş sektörünün sürdürülebilirliği doğayla uyumlu üretimle sağlanabilir”
Doğaltaş sektöründe çevreyle uyumlu ve doğamıza sahip çıkan üretim hususunda firmaların farkındalık düzeyinin oldukça yüksek olduğunu belirten Başkan Hüseyin Memişoğlu, “Her ne kadar yapay kaplama malzemeleri son yıllarda hızla artsa da doğaltaşların dayanıklı materyaller olması sürdürülebilirlik konusunu her geçen gün daha da önemseyen tüketiciler için vazgeçilmez olmaya devam edecek. Biz de ülkemizin ve ilimizin sektörde gözbebeği olmasının sürmesi için tanıtım çalışmalarımızı planlıyoruz. Önümüzdeki Eylül ayında İtalya’nın Verona kentinde düzenlenen Marmomac Fuarı’nda da bir kez daha yerimizi alacağız. Fuar organizasyonu boyunca DENİB’de görevli çalışma arkadaşlarımız her türlü destek için sahada olacak. Fuarın şimdiden tüm firmalarımız için verimli geçmesini diliyorum.” diyerek sözlerine son verdi. – DENİZLİ
]]>“Belediyeler ‘yüzde 100 yenilenebilir enerji’ konusunda adım atmalı”
İSTANBUL – Türkiye’nin yüzde 55-60 oranında yenilenebilir enerjiye geçtiğini belirten Avrupa Yenilenebilir Enerjiler Birliği Türkiye Başkanı Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar, bunun kısa sürede yüzde 100’e çıkabileceğini söyledi. Yapılacak çalışmalarla 2030’a kadar ‘yüzde 100 yenilenebilir enerji’ kullanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Uyar, “Ama kömür santrali kurmayıp nükleeri durdurmalı. Çünkü nükleerin elektriği için Rusya’ya 14 buçuk sent verecekmişiz. Halbuki bu enerji, güneşten bir sente üretiliyor” dedi.
IRENEC 2024 14. Uluslararası %100 Yenilenebilir Enerji Konferansı, 17 Nisan’da İstanbul Beykent Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştiriliyor. 3 gün sürecek olan konferansta; ulusal ve uluslararası birçok katılımcı yer alırken alanında uzman kişiler ‘yenilenebilir enerji’ hakkında çeşitli bilgilendirmelerde bulunuyor. Etkinliğin moderatörlüğünü yapan Avrupa Yenilenebilir Enerjiler Birliği Türkiye Başkanı ve İstanbul Beykent Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar da konu hakkında çeşitli bilgilendirmelerde bulundu.
Her yıl 8,7 milyon kişi sadece hava kirliliğinden ölüyor
İlk olarak yüzde 100 yenilenen enerji hakkında konuşan Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar, “Fosil yakıtlardan arınmış, sadece doğal olan güneş ışığı, rüzgarın kinetik enerjisi ve suyun potansiyel enerjisinden yararlanarak bütün enerji ihtiyaçlarının karşılanabilmesidir. 14 yıldır bunu yapıyoruz. Çünkü diğer kullanılan yakıtlar hem atmosferi kirletiyor hem de her yıl 8,7 milyon kişi sadece hava kirliliğinden ölüyor. Bu sorunları halletmek için bütün dünya ülkeleri; Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler 2015’ten beri bu sorunu gündeme aldılar. Dünyada bunun için çalışan alanında uzman hocalarımız ise burada konuşuyor. Fosil yakıtlar, temizmiş gibi her yerde. Üniversitemiz ise dünyada tek olan bu konferansa ev sahipliği yaparak sorunların çözümü için liderlik yapmış oluyor” şeklinde konuştu.
Konferansa asıl belediyelerin katılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar, “Çünkü bu konuları bilmiyorlarsa enerji ve iklim alanlarında 30-40 yıl geride kalmışlar demektir. Şimdi burada Bağcılar Belediyesi’nden insanlar var. Yenilenebilir enerji için belediyelere büyük sorumluluk düşüyor” dedi.
1 trilyon euro ayırdılar
Dünyada yapılan çalışmalar hakkında konuşan Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar şunları söyledi:
“Avrupa, 2019’da Yeşil Mutabakat ile ‘bütün bu sorunları’ aşalım dedi. 27 ülkenin parlamentolarından gelen, Avrupa Parlamentosu’nun onayladığı Avrupa Yeşil Mutabakatı diyor ki ‘2050 yılında Avrupa’yı iklim nötr ilk kıta yapacağız.’ Bunun için bir trilyon euro ayırdılar. Çalışmaları sürüyor. Avrupa’da yaklaşık 112 şehir seçtiler. 33’ü bu işi yapabileceğini kanıtladı, belge aldılar. Hedeflerine ulaşmak için 5 görev belirlediler. Bunlardan birincisi iklim değişikliğine adaptasyon. İklim değişiyor ama ‘insan ölsün’ diyemeyiz. Sel, yangın gibi durumlara önlem almak gerekir. İkincisi, şehirler bir an önce fosil yakıtsız hale getirilmelidir. Üçüncüsü kanser misyonu, dördüncüsü toprakların korunmasıdır. Beşincisi ise deniz ve suların korunmasıdır. Birleşmiş Milletler de ise yenilenebilir enerji kuruluşu yoktu, kuruldu. O da bütün ülkelere yenilenebilir enerji konusunda nasıl daha çok adım atabileceklerini anlatıyor.”
“Yenilenebilir enerjiyi kullanınca savaşmanıza gerek kalmıyor”
Türkiye’nin bütün enerjisini rüzgardan sağlamanın mümkün olduğunu da belirten Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar, “Zaten herkes güneşlenmeye Türkiye’ye geliyor. Ama Almanya’nın bizden 5 misli fazla güneş paneli var. Yani Türkiye’nin bu konuda potansiyeli çok iyi. Sadece karar vericilerin tercihini önemli. Yenilenebilir enerjiyi sınırsız, en ucuza, kimseyi öldürmeden kullanabiliyorsunuz. İnsanlar; doğal gaz, petrol, kömürle ilgili savaşıyor. Güneş enerjisini kullanmak için kimseyi öldürmeniz gerekmiyor” diyerek sözlerini sonlandırdı.
]]>Tarım arazilerinin verimliliğini artırmak ve ekonomik destek sağlamak için çiftçilere kuru fasulye ve nohut tohumu dağıtılarak üretimin çeşitlendirilmesi ve gelirlerin artırılması hedefleniyor. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü konferans salonunda düzenlenen törende, yüzde 75 hibe ile 80 çiftçiye 25 bin 750 kilogram kuru fasulye ve nohut tohumu verildi.
Törende konuşan Muş Valisi Avni Çakır, bölgede tarımın sürdürülebilirliğini ve çiftçilerin gelir düzeyini artırmayı hedeflediklerini ifade ederek, “Bu memleketin gelişmesi, kalkınması, tarımda daha ileri noktalara gitmesi için hep birlikte çalışıyoruz. Çiftçinin kendisine en çok para kazandıracak, pazarlamada en az sıkıntıyla karşılaşacak ve sahada en yüksek verim alacak ürünü seçmek en doğal hakkı. Bazen dededen, babadan gördüklerimizi uyguluyoruz. Buğday, arpa, pancar. Dede onu ekip gidiyor, çocuk onu ekiyor, torun onu ekiyor. Türkiye’nin en mümbit ovalarından birine sahibiz. Yağış anlamında da çok iyi durumdayız. Bu kadar verimli, yağış alan Türkiye’de başka bir coğrafya yok” dedi.
Muş’un gelişmesi, kalkınmasının tarımda ve hayvancılıkta elde edilecek güçlü pozisyonlara bağlı olduğunu söyleyen Vali Çakır, “Muş’ta iki tane dev baraj tamamlanmış, sulama kanalı ihalelerine başlandı. Burada tarımda ileri aşamalara geçmek için çok fazla bahanemiz kalmamış. Diğer yandan tarımı bilimsel metotlarla, desteklerle yapma noktasında üniversitemizde bu konuda son derece yetkin bilim insanları var. Bölgeye en uygun tohumu bulma noktasında üniversitemizin bilimsel çalışmalar da sonuçlanmış durumda. Muş’umuzun gelişmesi, kalkınması tarımda ve hayvancılıkta elde edilecek güçlü pozisyonlara bağlı. Sanayi de bizim önceliğimiz ama gerçekçi olmak lazım. Elimizde çok daha avantajlı olduğumuz bir tarım ve hayvancılık potansiyelimiz var. Öncelikle bunu çok iyi kullanmamız lazım. Amacımız çiftçi kardeşlerimize farklı ürün alternatiflerini sunmak, bununla alakalı tohum desteğinde bulunmak ve bu konuda da teknik destek sağlamak. Biz 4-5 kaleme sıkışmış tarımsal üretim kapasitemizi farklı alanlara yaymak için böyle bir toplantı düzenledik. Çiftçi kardeşlerimizden de bunu bekliyoruz. Tohum desteklerimiz hazır teknik desteğimiz hazır, hangi konuda destek istiyorsanız onlara da hazırız. Lütfen sizler bu konuda öncü olun, alternatif ürünlerimizin dikiliş alanlarını arttıralım” şeklinde konuştu.
Vali Çakır, Bakanlık, Valilik ve İl Özel İdaresi olarak tüm imkanlarıyla çiftçilerin yanında olacaklarını ifade ederek, “Artık ilerleyen süreçte petrole, silaha sahip olan değil, gıdaya, tarıma sahip olanlar dünyanın en güçlü ülkeleri olacak. Dünyadaki son konjonktörel gelişmeleri sizlerle paylaştık. Bu anlamda dünyanın en önde gelen firmaları, iş insanları sürekli yeni yatırım sahası olarak gıda ve hayvancılığı kendilerine seçmişler. Önümüzdeki süreçte bunun önemi çok daha fazla artacak. Muş olarak da sahip olduğumuz imkanlarla, genç iş gücümüzle, uçsuz bucaksız verimli tarım arazilerimizle Türkiye’nin önde gelen vilayetlerinden bir tanesi olacağız. İlimizi, çiftçimizi, gençlerimizi, buna hazırlama noktasında çok çalışmamız lazım. Bu konuda da hem ulusal bazlı, hem de uluslararası bazlı desteklerle yürütmüş olduğumuz projeler var. Hem valilik, hem bakanlık olarak, hem il özel idaresi olarak tüm imkanlarımızla çiftçilerimizin yanındayız” diye konuştu.
Muş’ta baklagil üretiminin artırılması konusunda sunum yapan Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Gün ise, “TAKE projesi kapsamında 30 çiftçiye 7 bin 150 kilogram fasulye tohumu ve 50 çiftçiye ise 18 bin 600 kilogram nohut tohumu dağıttık. Toplamda 80 çiftçimiz bu projeden faydalandı. Çiftçilerimiz, dağıttığımız tohumların bin 750 dekar alanda ekimini yapacak. Çiftçilerimize hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.
Programa Muş Valisi Yardımcısı Tahir Yılmaz, Bulanık Kaymakamı Oğuzhan Ocak, Varto Kaymakamı Musa Ayyıldız, İl Genel Sekreteri Şeyhmus Yentür, şube müdürleri, muhtar ve çiftçiler katıldı. – MUŞ
]]>HABER: NİSANUR YILDIRIM/ KAMERA: UĞUR DEMİRCİ
Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü’nden emekli Prof. Dr. Hüseyin Özel, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın “asgari ücrete ara zam yok” açıklamasına ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Özel, “Sermaye kesimine yönelik herhangi bir önerecekleri şey yok, olması gereken o. Servet vergisinin ciddi ciddi konuşulmaya başlanması gerekiyor. Bütün şeyi ücret yüksekliğine bağlıyorlar. Bu standart, liberal bakış açısı. 70’lerden beri ısıtılıp ısıtılıp öne sürülen bir bakış açısı. O günden bu yana da çok fazla şey değişmiş gözükmüyor. Tümüyle siyasi hatta sınıfsal bir tercih” dedi.
Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü’nden emekli Prof. Dr. Hüseyin Özel, ekonomide yaşanan son gelişmeleri ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Özel, Merkez Bankası’nın hükümete gönderdiği açık mektupta asgari ücrete yılda bir kez zam yapılması uyarısı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın “asgari ücrete ara zam yok” açıklamasına ilişkin soruyu şöyle yanıtladı:
“Her şeyden önce siyasi bir tercih. Sonuçta enflasyonun bütün nedenini ücretlere özellikle de asgari ücrete bağlarsanız sonuçta geleceğiniz yer burasıdır. O iş o kadar basit değil. Aslında o işin böyle olmadığını onlar da biliyorlar. Bu tümüyle siyasi bir tercih. Sermaye kesimine yönelik herhangi bir önerecekleri şey yok. Daha doğrusu olması gereken o. Vergilemenin doğru dürüst yapılması gerekiyor. Servet vergisinin ciddi ciddi konuşulmaya başlanması gerekiyor. Bütün bunları konuşmak işlerine gelmediği için bütün şeyi ücret yüksekliğine bağlıyorlar. Bu standart liberal bakış açısı hala 70’lerden beri ısıtılıp ısıtılıp öne sürülen bir bakış açısı. O günden bu yana da çok fazla şey değişmiş gözükmüyor. Tümüyle siyasi hatta sınıfsal bir tercih.”
Özel, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın lokanta ve kafelerdeki KDV oranlarına ilişkin tebliğ tasarısı ve KDV’lerin artırılacağını ilişkin haberlerin ardından Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in KDV oranlarına “zam gelmediği” açıklamasını ise şöyle değerlendirdi:
“SERVET ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLERİN GÜNDEME GETİRİLMESİ GİBİ SEÇENEKLER BU İNSANLARIN KAFASINDA YOK”
“Doğrudan vergileri yani gelir ve kurumlar vergilerini doğru düzgün toplayamıyorsanız ya da öyle bir niyetiniz yoksa dolaylı vergilere yüklenmek öteden beri, son 20 yıldır yapılan en büyük tercihlerden bir tanesi. Verginin tabanı denen şeyi neredeyse artık dolaylı vergiler oluşturuyor. Çünkü sermayeden vergi almak bir yana onlara sürekli vergi indirimi, teşviği veriyorsunuz. Böyle olunca da KDV’nin, dolaylı vergilerin nasıl arttırılacağı sizin için en önemli sorunlardan bir tanesi haline geliyor. ‘KDV’nin arttırılması mümkün müdür, değil midir?’ Çok zorda kalırlarsa bunu da kesin olarak yapacaklardır. O konuda çok endişe etmeye gerek yok. Sorunun özü doğrudan vergilerin toplanması, servet üzerinden alınan vergilerin gündeme getirilmesi gibi seçenekler ne yazık ki bu insanların kafasında yok. Tıpkı Merkez Bankası’nın bakış açısında olduğu gibi. Burada da standart, neoliberal bir bakış açısını, sınıfsal bir tercihi görmek mümkün.”
Özel, Türkiye ile Dünya Bankası arasında imzalanan proje bazlı 18 milyar dolarlık ek finansman anlaşmasına ilişkin soruyu ise şöyle cevapladı:
“ENİNDE SONUNDA BELKİ IMF’NİN KAPISI ÇALINMAK ZORUNDA KALINACAK”
“Proje bazlı bir kredi olduğu için onu almak o kadar da kolay değil. Her ne kadar büyük bir zafermiş gibi sunuluyorsa da belli projelere bağlı olarak kullanabileceğiniz bir şey. Türkiye’nin dertlerine de ilaç olacak biçimde değil. Eninde sonunda belki IMF’nin kapısı çalınmak zorunda kalınacak. Çünkü çok fazla yapılacak bir şey yok. Çünkü beklediğiniz portföy yatırımları sıcak para denen sermaye pek de gelmiş gözükmüyor. Körfez ülkelerinden gelen giden bir şey yok. Sonuçta yine Batı’nın sermayesine, portföy yatırımlarına muhtaçsınız. Zaten Mehmet Şimşek de neredeyse finansal sermayenin sözcüsü gibi davranıyor. İnsan ister istemez Düyun-u Umumiye dönemini hatırlıyor. Bu iş siyasal ve sınıfsal bir tercih. IMF özelinde politik olarak onun riski çok fazla gözüküyor. Seçime daha çok süre olduğunu varsayarsak böyle bir adım da atılabilir. Hatta belki de Dünya Bankası’ndan alınan bu kredi bir prova niteliğinde de olabilir. Ama bu biraz komplo teorisine kaçıyor. Hükümetin bu konuda çok da fazla seçeneği kalmış gözükmüyor.”
]]>BATMAN – Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından son 21 yılda Batman’da 11 milyar 524 milyon TL değerinde 39 tesis inşa ederek bölge ekonomisinin kalkınmasına destek oldu.
DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, iklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, artan sanayileşme ve diğer çevre sorunlarıyla birlikte yaşamın kaynağı olan suyun değerinin her geçen gün daha da arttığını söyledi. Balta, DSİ tarafından tamamlanarak milletin hizmetine sunulan içme suyu tesisleri, tarımsal üretimin lokomotifi olan barajlar, gölet ve yer altı depolama tesisleri, ülkenin enerjide dışa bağımlılığına set çeken HES’ler ve parçalanmış tarım arazilerini yeniden ekonomiye kazandıran arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme projeleri ile suya yön verildiğini kaydetti.
Batman’a son 21 yılda 11 milyar 524 milyon TL değerinde 39 tesis inşa ettiklerini vurgulayan Balta, “Ülkemizin dört bir yanında, milletimizin refah düzeyini artıran su yapılarını inşa ederek vatandaşlarımızın hizmetine sunma sorumluluğunu yerine getiriyoruz. Ülkemiz için Batmanlı hemşehrilerimiz için üretmeye devam edeceğiz” dedi.
“183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirildi”
‘Su Vatandır’ hassasiyeti ile çalışmalarını sürdürdüklerini aktaran Balta, “DSİ olarak suyun özellikle tarım ve sanayide oluşturduğu güçlü etkisi sayesinde geniş iş sahalarının doğmasına imkan sağlarken yapmış olduğumuz taşkın koruma tesisleri ile de muhtemel taşkınlardan kaynaklanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek için de mücadele ediyoruz. ‘Su Vatandır’ anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürerek işletmeye aldığımız baraj ve göletler ile 183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirildi. Tamamlanan projeler ile 71 milyon dekar arazi sulamaya açılmış, yaklaşık 2 milyon hektar alan taşkınlardan korunmuştur. Hizmete alınan içme suyu tesisleri ile yıllık 5,2 milyar metreküp memba kalitesinde içme suyu temin edilmektedir. Güç ve ilhamını aziz milletimizden alan DSİ dün olduğu gibi bundan sonrada hayata geçireceği projeler ile Türkiye Yüzyılına damga vurmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
“Pamuk ve mısır diyarı Batman’da, 138 bin dekar araziyi suyla buluşturduk”
Balta, elverişli tarım arazileri, uygun iklim özellikleri ve çalışkan Batmanlıların emekleriyle can bulan bereketli Güneydoğu topraklarının, tarımsal üretim potansiyeli bakımından Türkiye tarımına destek vermeye devam ettiğini söyledi.
Batman’a yapmış oldukları DSİ yatırımları hakkında açıklamalarda bulunan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Özellikle modern sulama projelerimiz ülkemiz için son derece önem arz etmektedir. Son 21 yılda Batman’a inşa ettiğimiz 6 sulama tesisi ile 138 bin dekar tarımsal araziyi sulamaya açtık. Batman’da refah düzeyinin artması için son 21 yılda 39 adet tesis ile 11 milyar 524 milyon TL yatırım yapıldı. Kente kazandırdığımız Batman Barajı 400 bin dekar araziyi sulamaya sağlayacak suyun depolamasını sağlıyor aynı zamanda da kentin enerji üretimine fayda sağlıyor” dedi.
“Taşkın riskini ortadan kaldırmak için çalışmalarımız devam ediyor”
Kentte taşkın riskini ortadan kaldırmak için çalışmaların aralıksız sürdürüldüğünü aktaran Balta, şunları kaydetti:
“Batman’da taşkın riskini azaltmak için son 21 yılda tamamlanan 27 adet taşkın koruma tesisi ile Batman şehir merkezi, 36 adet yerleşim yeri ve 695 dekar arazinin taşkın kontrolü sağlanmıştır. 6 adet taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmaları devam etmektedir. Hayata geçirdiğimiz taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azaltıyor, vatandaşlarımızı ve toprağımızı güvence altına alıyoruz.”
“Milli ekonomiye 1.5 milyar TL katkı”
Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri kapsamında Batman’da 1 adet iş tamamlanarak toplam 377 bin dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapıldığına dikkat çeken Genel Müdür Mehmet Akif Balta, Batman’da 36 adet yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalandığını söyledi.
Batman’da son 21 yılda 2 adet Hidroelektrik Enerji tesisi işletmeye alınarak yıllık 702,58 GWh enerji üretimi sağlandığını ifade eden Genel Müdür Mehmet Akif Balta, kurulu gücü 250 MW olan bu tesisler sayesinde milli ekonomiye, yalnızca enerji alanında yıllık 1,5 milyar TL katkı sunulduğunu aktardı.
Çalışmaların devam edeceğini vurgulayan Genel Müdür Mehmet Akif Balta; “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak hayata geçirdiğimiz projeler hakkında değerli Batmanlılardan, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle “Türkiye Yüzyılı” idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
]]>DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, iklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, artan sanayileşme ve diğer çevre sorunlarıyla birlikte yaşamın kaynağı olan suyun değerinin her geçen gün daha da arttığını söyledi. Balta, DSİ tarafından tamamlanarak milletin hizmetine sunulan içme suyu tesisleri, tarımsal üretimin lokomotifi olan barajlar, gölet ve yer altı depolama tesisleri, ülkenin enerjide dışa bağımlılığına set çeken HES’ler ve parçalanmış tarım arazilerini yeniden ekonomiye kazandıran arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme projeleri ile suya yön verildiğini kaydetti.
Batman’a son 21 yılda 11 milyar 524 milyon TL değerinde 39 tesis inşa ettiklerini vurgulayan Balta, “Ülkemizin dört bir yanında, milletimizin refah düzeyini artıran su yapılarını inşa ederek vatandaşlarımızın hizmetine sunma sorumluluğunu yerine getiriyoruz. Ülkemiz için Batmanlı hemşehrilerimiz için üretmeye devam edeceğiz” dedi.
“183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirildi”
‘Su Vatandır’ hassasiyeti ile çalışmalarını sürdürdüklerini aktaran Balta, “DSİ olarak suyun özellikle tarım ve sanayide oluşturduğu güçlü etkisi sayesinde geniş iş sahalarının doğmasına imkan sağlarken yapmış olduğumuz taşkın koruma tesisleri ile de muhtemel taşkınlardan kaynaklanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek için de mücadele ediyoruz. ‘Su Vatandır’ anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürerek işletmeye aldığımız baraj ve göletler ile 183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirildi. Tamamlanan projeler ile 71 milyon dekar arazi sulamaya açılmış, yaklaşık 2 milyon hektar alan taşkınlardan korunmuştur. Hizmete alınan içme suyu tesisleri ile yıllık 5,2 milyar metreküp memba kalitesinde içme suyu temin edilmektedir. Güç ve ilhamını aziz milletimizden alan DSİ dün olduğu gibi bundan sonrada hayata geçireceği projeler ile Türkiye Yüzyılına damga vurmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
“Pamuk ve mısır diyarı Batman’da, 138 bin dekar araziyi suyla buluşturduk”
Balta, elverişli tarım arazileri, uygun iklim özellikleri ve çalışkan Batmanlıların emekleriyle can bulan bereketli Güneydoğu topraklarının, tarımsal üretim potansiyeli bakımından Türkiye tarımına destek vermeye devam ettiğini söyledi.
Batman’a yapmış oldukları DSİ yatırımları hakkında açıklamalarda bulunan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Özellikle modern sulama projelerimiz ülkemiz için son derece önem arz etmektedir. Son 21 yılda Batman’a inşa ettiğimiz 6 sulama tesisi ile 138 bin dekar tarımsal araziyi sulamaya açtık. Batman’da refah düzeyinin artması için son 21 yılda 39 adet tesis ile 11 milyar 524 milyon TL yatırım yapıldı. Kente kazandırdığımız Batman Barajı 400 bin dekar araziyi sulamaya sağlayacak suyun depolamasını sağlıyor aynı zamanda da kentin enerji üretimine fayda sağlıyor” dedi.
“Taşkın riskini ortadan kaldırmak için çalışmalarımız devam ediyor”
Kentte taşkın riskini ortadan kaldırmak için çalışmaların aralıksız sürdürüldüğünü aktaran Balta, şunları kaydetti:
“Batman’da taşkın riskini azaltmak için son 21 yılda tamamlanan 27 adet taşkın koruma tesisi ile Batman şehir merkezi, 36 adet yerleşim yeri ve 695 dekar arazinin taşkın kontrolü sağlanmıştır. 6 adet taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmaları devam etmektedir. Hayata geçirdiğimiz taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azaltıyor, vatandaşlarımızı ve toprağımızı güvence altına alıyoruz.”
“Milli ekonomiye 1.5 milyar TL katkı”
Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri kapsamında Batman’da 1 adet iş tamamlanarak toplam 377 bin dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapıldığına dikkat çeken Genel Müdür Mehmet Akif Balta, Batman’da 36 adet yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalandığını söyledi.
Batman’da son 21 yılda 2 adet Hidroelektrik Enerji (HES) tesisi işletmeye alınarak yıllık 702,58 GWh enerji üretimi sağlandığını ifade eden Genel Müdür Mehmet Akif Balta, kurulu gücü 250 MW olan bu tesisler sayesinde milli ekonomiye, yalnızca enerji alanında yıllık 1,5 milyar TL katkı sunulduğunu aktardı.
Çalışmaların devam edeceğini vurgulayan Genel Müdür Mehmet Akif Balta; “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak hayata geçirdiğimiz projeler hakkında değerli Batmanlılardan, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle “Türkiye Yüzyılı” idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz” diye konuştu. – BATMAN
]]>91 yıl önce Aksu yerleşkesine tarımsal araştırma yapmak amacıyla kurulan BATEM, kuruluş yıl dönümünü, Enstitü Emeklilerine Vefa Etkinliği düzenleyerek kutladı. Program, yaşamını yitiren enstitü çalışanlarını yad etmek amacıyla Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. BATEM’in geçmişten günümüze kadar tarımsal araştırmaları anlatan kısa filmin ardından konuşmalar yapıldı. Türk Halk Müziği mini konseriyle eğlenen yaklaşık 130 enstitü emekçisine ve katkı sağlayan kurum yöneticilerine plaketleri takdim edildi.
Programa, Antalya Valisi Hulusi Şahin, BATEM Müdürü Dr. Abdullah Ünlü, TAGEM Daire Başkanı Doç. Dr. Davut Keleş, Aksu Kaymakamı Ahmet Hikmet Şahin, Antalya Tarım İl Müdürü Şakir Fırat Erkal, ATB Başkanı Ali Çandır, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Mustafa Erkan katıldı.
185 adet çeşitle Türk tarımına hizmet etmeye devam ettiklerini belirten BATEM Müdürü Abdullah Ünlü, “Uzun yıllar yarıma yön vermeye çalışmış bir kurumuz. 1 Nisan 1933 yılında Enstitü’müz kurulmuş. Farklı 5 tane araştırma enstitünün yıllar itibariyle, bölgede yapılan çalışmalar itibariyle birleşerek bugünlere geldi. 2004 yılında BATEM ismini aldı. Bünyemizde; meyvecilik, sebzecilik, süs bitkileri, tarla bitkileri, gıda teknolojisi, toprak su kaynakları, biyolojik çeşitlilik ve genetik kaynaklar olmak üzere 275 personel ve 41,5 dekar örtü altı, 2203 dekar açık alanda faaliyetini sürdürmektedir. Akdeniz bölgesi endemik bitkiler yönünden çok zengin. Burada tıbbi aromatik bitkiler yönünden güçlenerek çalışmalarımıza devam ettik. Bugün burada çok çalışan ve emekli olan büyüklerimiz var. Geçmişten günümüze 185 adet çeşit tescil edilmiş. Bunların 94’ü meyvecilik adına ülkeye getirilmiş ve ticarete konu olmuş bitkiler. Sebze ve süs bitkileri biriminde de ciddi çalışmalar gerçekleştirilmiş. Ülkemiz 2000 yılından önce sebze tohumculuğunda yüzde 10’larda iken bakanlığımızın başlatmış olduğu çalışmalarla şu anda kendi kendimize yetebilecek sebze tohumculuğu üretimi yapmaktayız. Yazlık ve kışlık sebzelerde de başarılı çalışmalar yapılmaktadır. Tıbbı aromatik bitkilerde de 185 adet çeşitle Türk tarımına hizmet etmeye devam ediyoruz. Yaptığı tüm ar-ge faaliyetlerimizi göz önüne alırsak ülke ekonomisine ciddi anlamda katkı sağlayan enstitümüz günümüzde yetiştiriciliği yapılan turunçgiller çeşitlerinin yüzde 80’ini, nar çeşitlerinin yüzde 85’ini, susam çeşitlerinin yüzde 70’ini, yer fıstığının yüzde 80’ini, tropikal meyvelerin tamamında sektöre kazandırmıştır. BATEM tarım işletmeciliğinin kazançlı hale gelmesi ve tarımın ülke ekonomisine katkısını artırmak amacıyla her biri konusunda uzman araştırıcı teknik personel ile çalışmalara devam etmektedir” dedi.
“Tüketimin arttığı tarımın önem kazandığı bir dönemdeyiz”
TAGEM Daire Başkanı Doç. Dr. Mustafa Keleş, “Her şeyin çözümü vardır ama açlığın çözümü yoktur. Bunu geçmiş yıllarda yaşanan örnekler bize bunu gösteriyor. Pandemi de bu durum kendini apaçık ortaya koymuştu. En son yaşanan Rusya-Ukrayna savaşıyla da ne kadar stratejik bir durum olduğunu paranız dahi olsa bazı tarım ürünlerini alamayacağımızı göstermiştir. Tarımın gıdanın insanları tetiklemede ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Enstitülülerimiz de çok başarılı çalışmalar yapılmaktadır. Enstitülerimizin arazileri çok kıymetli olduğu için valimizden himayelerini istiyoruz. Zamanında bu araziler bataklıktı şehirlerin büyümesiyle birlikte bu araziler çok değerlendi. Çünkü tarım alanları daralıyor nüfus artıyor. Eskiden tabağımızda bir tür varken şimdi birkaç çeşitle yetinmiyoruz. Yılın 12 ayı domates görmek istiyoruz. Tüketimin arttığı, tarımın önem kazandığı bir dönemde bunu ancak verim ve kaliteyi artırarak iklim değişikliğine hazırlıklarımızı yaparak ARGE mızı yapmalıyız” şeklinde konuştu.
“Antalya artık kahve üretecek”
Cumhuriyetin bataklıkları kuruttuğunu kaydeden Antalya Valisi Hulusi Şahin, “19. Yüzyılın başında 400 milyon olan dünya nüfusu 20. Yüzyılın başlarında 1 milyara çıktı. Bugün 8 milyar. İnsanlık tarihi boyunca 1 milyara 5 bin yılda ulaşan nüfus, sadece 100 sene içinde 8 katına çıkıyor. Bu nüfusu beslemek lazım. Bu nüfus eskiden hububatla bir şekilde besleniyordu ama artık beklentiler ve taleplerde çok değişti. Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye 13 milyonluk bir ülkeydi. Tarım toplumuydu ama tarımı da son derece verimsiz yapıyordu. Şimdi 90 milyonu besliyoruz. Burada sadece besleme yapmıyoruz. Aynı zamanda ciddi tarımsal üretim yapıyoruz ve satıyoruz. 1,2 milyar dolar Antalya’nın ihracatı var. Bu üretimimizin yüzde 25’ini teşkil ediyor kalanı iç piyasaya gidiyor. Antalya zamanında sıtmadan kırılan bir memleket. Bataklıklarla arazilerin önemli bir kısmı kullanılamıyor. Antalya’nın düz ovasında insan yaşamıyor. Sıtma ve bataklık var. Cumhuriyet öncelikle bataklıkları kurutuyor. Buraların ıslah edilip tarıma kazandırılmasıyla büyük bir mesafe kat ediyoruz” dedi.
Vali Şahin konuşmasını şöyle tamamladı:
“Tarımsal ürün üretmek yeterli değil. Bunu verimli yapmak lazım. 1950 yılından sonra tarımda makineleşme başladı. Ürünlerde de çeşitlilik arttı. 3 bin yıl önce insanların yedikleri meyveleri biz yemiyoruz. Domates ve patatesi bizim dedelerimiz bilmiyor. 300 yıllık bir hikayeleri var. Yakın zamanda ülkemize geldi bu ürünler. Tarım çok hızlı değişen ve dönüşen bir sektör ve siz o değişime ayak uyduramazsanız çok ciddi sıkıntıya giriyorsunuz. Antalya’da daha kaliteli daha verimli daha değerli ürünler bulduk ve onlar üzerinden gelir temin ediyoruz. Dünyada sebze üretiminde Antalya olarak söz sahibiyiz. Bu enstitü ve büyük kuruluşların emeklerine borçluyuz. Yeşil adalar, muhteşem dağlar ve harika deniz. Bunların üçü bir araya gelince dünyanın cenneti Antalya. Eğer yeşil adaları yok edersek portakal bahçelerini kesip beton havuzları yaparsak bu şehre yazık ederiz. Enstitü arazileri kısmen yapılaşmaya açıldı. Bunlara müsaade etmemek için bizlerde gayret veriyoruz. Toprak Koruma Kanunu’nu sıkı bir şekilde uyguluyoruz. Tarım arazilerinde değil doğru araziyle sanayide de yer almak istiyoruz. Avrupa Birliği bütçesinin yarısını tarıma ayırıyor. Milli güvenlik meselesi oluyor. Pandemide gördük varsa sen de doyuyorsun. Küresel bir kriz geliyor ama fırsat da geliyor. Enstitü kahve deniyor. Belki de Antalya artık kahve üretecek.” – ANTALYA
]]>Toplantının açılış konuşmasını yapan KAYSO Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Baloğlu, Yeşil Dönüşüm sürecinin 01 Ocak 2026 tarihinden itibaren uygulanmaya başlayacağını hatırlatarak, sanayicilerin bu süreci iyi değerlendirmesi gerektiğini söyledi.
Avrupa’daki bazı firmalar üçer aylık dönemler halinde karbon salınımı ile alakalı bazı belgeleri talep etmeye başladıklarını ifade eden Baloğlu, “Aslında önümüzdeki iki yıllık süre bu sürece alışma dönemi olacak. İhracatın yolu yeşil dönüşümden geçiyor. Sanayi devrimini kaçırmış bir ülke olarak hem ülkemiz hem de işletmelerimiz açısından bu fırsatı iyi değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ben bu potansiyelin sanayicilerimizde olduğuna inanıyorum. Önümüzde çok fazla süre kalmadı. Sanayi Odası olarak bu süreçte tüm üyelerimizin yanında olmaya ve elimizden gelen her türlü desteği vermeye hazırız” dedi.
Daha sonra kürsüye gelen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Orhan Solak, iklim değişikliğinin küresel bir sorun haline geldiğini belirterek, “Ülke olarak iklim değişikliğinin en fazla hissedildiği Akdeniz kuşağında yer alıyoruz. Buna bağlı olarak yaşanan afetlerde çevresel, ekonomik ve sosyal kayıplarla karşı karşıya kalıyoruz. Yeşil dönüşüm iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin bertaraf edilmesi adına tüm sektörlerde kapsamlı bir değişim ve dönüşümü beraberinde getiriyor. Sanayi sektörü bu süreçte kritik bir role sahip. Bu sürecin bilincinde olarak ülke olarak önemli politik adımlar atarak yeşil sönüşüm sürecini başlattık” dedi.
Solak, daha sonra İklim Değişikliği Başkanlığı olarak yürüttükleri çalışmalar hakkında katılımcılara bilgiler verdi.
Toplantının ilerleyen bölümlerinde, İklim Değişikliği Başkanlığı Sera Gazı Emisyonlarının İzlenmesi Dairesi Başkanı Volkan Polat tarafından “Ülkemiz Sera Gazı Emisyonları İzleme, Raporlama ve Doğrulama Sistemi”, Ticaret Bakanlığı çalışanı Ticaret Uzmanı Özge Öktem tarafından “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması Genel Bilgilendirme”, İklim Değişikliği Başkanlığı Karbon Fiyatlandırma Dairesi Başkanlığı çalışanı İklim Değişikliği Uzmanı Mustafa Kemal Arsunar tarafından “ETS ve SKDM İlişkisi” Türk Standartları Enstitüsü Çevresel Gözetim ve Doğrulama Müdürü Mehmet Ergün tarafından “Karbon Ayak İzi Hesaplama Standartları” konularında bilgilendirme sunumları yaptı.
Toplantının ikinci bölümünde ise İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Orhan Solak moderatörlüğünde Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası A. Ş. Genel Müdür Yardımcısı Seçil Yıldız, ÇŞİDB Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü çalışanı Kimya Mühendisi Meryem Arslan, İklim Değişikliği Başkanlığı İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanlığı çalışanı Uzman Hakan Acar’ın panelist olarak katılım yaptığı “Yeşil Dönüşüm ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması Paneli” gerçekleştirildi.
Panel esnasında ve sonrasında ise katılımcılardan gelen sorular uzmanlar ve panelistler tarafından cevaplandırılarak bilgilendirme ve istişare toplantısı sona erdi. – KAYSERİ
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından düzenlenen doğal taş sektörünün küresel buluşması Marble İzmir Uluslararası Doğaltaş ve Teknolojileri Fuarı, bugün düzenlenen törenle 29’uncu kez kapılarını açtı. Bu yıl Cemar Traverten-Mermer ana sponsorluğunda düzenlenen fuarda, tüm doğal taş firmaları Gaziemir’deki Fuar İzmir’in kapalı hollerinde yer alırken, C holünün büyük bir kısmı ile D holünün tamamı makine ve teknoloji firmalarına tahsis edildi. Blok mermer alanı da bin 500’e yakın blok doğal taşın sergileme alanı olacak. Bu yıl Marble İzmir’de sektör temsilcilerinden gelen talepler üzerine alınan karar doğrultusunda, yalnızca doğal taş ve doğal taş ürünleri ile makine ve teknolojileri sergileniyor.
“İzmir, ticaret ve fuarlar kentidir”
Fuarın açılışında konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, fuarın sadece doğal taş değil aynı zamanda teknolojilerin de fuarı olduğuna dikkat çekmek, İzmir ve Türkiye için çok önemli bir prestije sahip olduğunu belirtmek istediğini aktardı. Markalaşmanın ve pazarlamanın çok önemli olduğunu ve buna ihtiyacın bulunduğunu ifade eden Başkan Tugay, şunları kaydetti:
“Biz bu dönemde bölgesel olarak kalkınmaya önem vereceğiz. Bunun için komşu illerimizle Türkiye’deki tüm kurumlarımızla, kuruluşlarımızla iş birliği içerisinde olacağız. İzmir tarihi olarak bir ticaret kentidir, fuarlar kentidir. Bu yönünü geliştirmek için çok çaba harcayacağız. Bugün burada bulunan stant açan, reyon açan, satış yapan tüm sektör temsilcilerine başarılar diliyorum. Güzel bir fuar olmasını diliyorum.”
“Alternatif kullanımı olan ürünler sektörü tehdit ediyor”
İzmir Valisi Süleyman Elban da fuarın her geçen gün büyüdüğünü söyleyerek sektöre hayırlar getirmesi temennisinde bulundu. Doğal taş sektöründe bir rekabetin olduğunun da altını Çizen Vali Elban, şunları söyledi:
“Rekabette öne çıkmanın kurallarını bizden daha iyi biliyorsunuz. Maliyeti düşürmek ve katma değer ürünler üretmek bunun temel sırrı. Hala bu sektörde madencilik yapıp, çıkan mermeri işleyen arkadaşlarımız eğer enerjisini kendisi üretmiyorsa, rekabet etmekle ilgili bir iddia olmaması lazım. Sektörün gerek madencilikte gerekse taşı işlediği yerlerdeki birçok makinenin üretimiyle ilgili çalışma yapılmayıp, hala İtalya ve Çin’e bağımlılık devam ediyorsa, iddiamız konusunda eksiklik var demektir. Bu sektörü tehdit eden konu, alternatif kullanımı olan ürünler. Gerek doğal olmayan gerekse diğer kaplama ve malzemeler sektörü tehdit ediyor. Çünkü hem ucuz hem tasarım acısında cazip görünüyor. Sektörde taşın cazibesini artıracak bilimsel, tasarımlar gibi ciddi çalışmalar yapılırsa sektör kendisini ispatlar. Kendini tehdit eden rakip sektörler karşısında anca ayakta kalabilecektir.”
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri (MAPEG) Genel Müdürü Arslan Narin de doğal taş işletmeciliğinin Anadolu’da antik dönemlerden günümüze kadar kesintisiz olarak gerçekleştirildiğinin altını çizdi. Bu yıl 29’uncusu düzenlenmekte olan bu fuarın doğal taş işletmeciliğinin bir meslek, bir kültür ve bir miras olarak gelecek nesillerimize aktarılmasında önemli bir rol oynadığını ifade eden Narin, fuarın sektör temsilcilerinin uluslararası yatırımcılarla bir araya gelmeleri, güncel üretim ve gelişen teknolojilere ilişkin bilgi aktarımlarıyla yeni pazar oluşumları açısından son derece önemli olduğunu vurguladı.
“Türkiye’de doğal taşa konulu maden ruhsat sayısı 4 bin 284”
Türkiye’nin dünyadaki doğal taş rezervi, üretimi ve ihracatında söz sahibi ülkeler arasında yer aldığını ve doğal taşların renk ve desen çeşitliliği bakımından diğer ülkelere göre bu alanda bir adım önde durduğunu vurgulayan Narin, şunları söyledi:
“Ülkemizde mevcut durum itibariyle doğal taşa konulu maden ruhsat sayısı 4 bin 284’dür. Bu sayı tüm maden gruplarındaki ruhsat sayısının yaklaşık 3’de birine denk gelmektedir. Bu rakamın 3 bin 93’ü işletme ruhsatıdır. 2022 yılında yaklaşık 18 milyon 160 bin ton üretim gerçekleştirilmektedir. Aslında doğal taş, madenciliği, madenciliğin Türkiye’deki imajı açısından da çok büyük sorumluluk üstlenmekte. Yani sahip olunan tüm ruhsatların 3’de biri alanda. Dolayısıyla biz doğal taş madencileri olarak madenciliğin imajını sağlamlaştırmak, iyi yönde göstermek için madenlerimizi çok verimli 1 metreküpünü dahi atık olarak nitelendirmeyecek şekilde üretmeye, kullanmaya, değerlendirmeye önem vermemiz gerekiyor. Yani bizim şu andaki Türkiye’deki madencilik açısından çok büyük bir sorumluluk üstleniyoruz. Çünkü ruhsatlarımızın 3’de biri tamamen doğal taş madencileri tarafından kullanılmakta.”
Sözlerini sürdüren Narin, madenciliğin çevre hassasiyetinin ortaya çıkarılması için yürüttükleri Türkiye geneli Rehabilite Edilmiş Maden Sahaları ile Madencilik Sosyal Sorumluluk Çalışmalarının Tespiti Projesi kapsamında bugüne kadar 42 farklı ilde 6 bin 602 hektarlık rehabilite edilmiş maden sahalarında 18 milyon 59 bin ağaç dikiminin gerçekleştirdiğini belirtti. – İZMİR
]]>ŞANLIURFA – Türkiye fıstığının önemli merkezlerinden biri olan Şanlıurfa’da, kaliteli fıstık üretiminin yaygınlaştırılması için tarım ve orman il müdürlüğü, zararlı haşerelere karşı ilaçlama çağrısı yaptı. Yapılacak çalışma ile fıstık ağaçlarında düşük rekolteye karşı yüksek verim hedefleniyor.
Yaklaşık 1 buçuk milyon dekar alanda en fazla üretim alanına sahip Şanlıurfa’da 45 milyon fıstık ağacı bulunuyor. Türkiye’nin fıstık ihtiyacının büyük bir bölümünün karşılandığı Şanlıurfa’da geçtiğimiz yıl 107 bin ton fıstık üretimi yapılırken, Türkiye genelinde 240 bin ton fıstık üretimi yapıldı.
Havaların ısınmasıyla birlikte tomurcuklanan fıstık ağaçlarında verim düşüklüğüne neden olan gözkurdu zararlısına karşı Şanlıurfa Tarım ve Orman İl Müdürlüğü üreticilere ilaçlama çağrısı yaptı. Türkiye’de üretilen fıstığın yüzde 40-45’nin karşılandığı tarım diyarı kentte, fıstıkta dal güvesi yanı sıra tomurcuklara zarar veren gözkurdu zararlısına karşı uygun ilaçlama çağrısı yapan tarım ve orman müdürlüğü görevlileri, fıstık bahçelerinde üreticilerle bir araya geldi. Mühendisler, ilaçlama konusunda bilgilendirmede bulundu.
Başta baklava, kadayıf, helva ve kuruyemiş olarak kullanılan 45 milyon fıstık ağacının olduğu Şanlıurfa’da fıstık üretimi önemli bir geçim kaynağı, her yıl rekoltenin arttığı kentte fıstık ağacı sayısı da her geçen yıl daha da artıyor. Şanlıurfa Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Aksoy, ziraat mühendisleri ile birlikte fıstık dal güvesi ergin popülasyonunu izlemede fıstık bahçelerini ziyaret ederek, üreticilerle birlikte kontroller gerçekleştirdi.
Tarlada üreticilerin ayağına kadar giden ziraat mühendisleri, fıstık ağaçlarında görülen göz kurdu hastalığına, tarım ve orman bakanlığının belirlediği ilaçları zamanında ve doğru ilaçlama teknikleri kullanılarak yapılmasını öneriyor. Bakanlığın önerdiği ilaçların kullanılmaması durumunda buğday, arpa, mercimek ve diğer canlılarda da zarar oluştuğu bildirildi.
Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Aksoy, incelemeleri sonrası açıklamasında, “Fıstıklarda ağaçlarında gözkurdu için kimyasal ilaçlama ve mekanik mücadele için çağrımız oldu. Sonbaharda fıstık ağaçlarının artıklarını gövdesine bağ şeklinde koyarak zararlı gözkurdunun larvalarını, yumurtalarını bırakmasını bekliyoruz. İlkbaharda onları alıp bir yerde imha ediyoruz. İlaçlama yaparken lütfen geç saatlerde yapalım. İlimizde sadece fıstık ticareti yapılmıyor aynı zamanda sebzecilik, tarla bitkileri yetiştiriliyor ve arılara zarar vermemek için ilaçlamanın akşam saatlerinde yapılmasını istiyoruz. Attığımız ilaçların çevreye en az zarar veren özellikle tarım bakanlığımızın lisans verdiği ilaçlar olmasını rica ediyoruz. Lisans verdiğimiz ilaçlar hem çevreye, hem insan sağlığına hem de doğaya en az zarar veren ilaçlar. İlaçlama yapmazsak fizyolojik olarak ağacı zayıf düşürüyor ve bir sonraki yıl elde edeceğimiz ürünü engelliyor, kaliteyi bozuyor, verimi düşürüyor. Yıllık üretimimize yüzde 40-50 oranında olumsuz etki yapıyor ve biz bunu istemiyoruz” dedi.
Fıstık üreticisi Ahmet Yıldırım, “İlaç yaptığımız zaman güzel bir verim alıyoruz, kullandığımız ilaçlar canlılara zarar vermeyen ilaçlardır. Sadece fıstık ürününe mükemmel bir katkı yapıyor. Yani hem bu senenin mahsulünü kaldırıyoruz hem de gelecek senenin mahsulünü koruyor. İlaçları ziraat mühendisimize danışıyoruz ve öyle belirliyoruz. Bu sene fıstık yılıdır. Maşallah çok güzel, Allah daha çok bereketini katsın. Bu yıl iyi ürün bekliyoruz” şeklinde konuştu.
Ziraat mühendisi Mehmet Tekçe ise, “Fıstıkta önemli zararlılardan biri gözkurdudur. İlaçlama yapmadığımız zaman bitkimiz kurur, meyve alamayız ama ilaçlama yaptığımız zaman bitkimiz capcanlı kalır ve istediğimiz verimi alırız” diye konuştu.
]]>Yaklaşık 1 buçuk milyon dekar alanda en fazla üretim alanına sahip Şanlıurfa’da 45 milyon fıstık ağacı bulunuyor. Türkiye’nin fıstık ihtiyacının büyük bir bölümünün karşılandığı Şanlıurfa’da geçtiğimiz yıl 107 bin ton fıstık üretimi yapılırken, Türkiye genelinde 240 bin ton fıstık üretimi yapıldı.
Havaların ısınmasıyla birlikte tomurcuklanan fıstık ağaçlarında verim düşüklüğüne neden olan gözkurdu zararlısına karşı Şanlıurfa Tarım ve Orman İl Müdürlüğü üreticilere ilaçlama çağrısı yaptı. Türkiye’de üretilen fıstığın yüzde 40-45’nin karşılandığı tarım diyarı kentte, fıstıkta dal güvesi yanı sıra tomurcuklara zarar veren gözkurdu zararlısına karşı uygun ilaçlama çağrısı yapan tarım ve orman müdürlüğü görevlileri, fıstık bahçelerinde üreticilerle bir araya geldi. Mühendisler, ilaçlama konusunda bilgilendirmede bulundu.
Başta baklava, kadayıf, helva ve kuruyemiş olarak kullanılan 45 milyon fıstık ağacının olduğu Şanlıurfa’da fıstık üretimi önemli bir geçim kaynağı, her yıl rekoltenin arttığı kentte fıstık ağacı sayısı da her geçen yıl daha da artıyor. Şanlıurfa Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Aksoy, ziraat mühendisleri ile birlikte fıstık dal güvesi ergin popülasyonunu izlemede fıstık bahçelerini ziyaret ederek, üreticilerle birlikte kontroller gerçekleştirdi.
Tarlada üreticilerin ayağına kadar giden ziraat mühendisleri, fıstık ağaçlarında görülen göz kurdu hastalığına, tarım ve orman bakanlığının belirlediği ilaçları zamanında ve doğru ilaçlama teknikleri kullanılarak yapılmasını öneriyor. Bakanlığın önerdiği ilaçların kullanılmaması durumunda buğday, arpa, mercimek ve diğer canlılarda da zarar oluştuğu bildirildi.
Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Aksoy, incelemeleri sonrası açıklamasında, “Fıstık ağaçlarında gözkurdu için kimyasal ilaçlama ve mekanik mücadele için çağrımız oldu. Sonbaharda fıstık ağaçlarının artıklarını gövdesine bağ şeklinde koyarak zararlı gözkurdunun larvalarını, yumurtalarını bırakmasını bekliyoruz. İlkbaharda onları alıp bir yerde imha ediyoruz. İlaçlama yaparken lütfen geç saatlerde yapalım. İlimizde sadece fıstık ticareti yapılmıyor aynı zamanda sebzecilik, tarla bitkileri yetiştiriliyor ve arılara zarar vermemek için ilaçlamanın akşam saatlerinde yapılmasını istiyoruz. Attığımız ilaçların çevreye en az zarar veren özellikle tarım bakanlığımızın lisans verdiği ilaçlar olmasını rica ediyoruz. Lisans verdiğimiz ilaçlar hem çevreye, hem insan sağlığına hem de doğaya en az zarar veren ilaçlar. İlaçlama yapmazsak fizyolojik olarak ağacı zayıf düşürüyor ve bir sonraki yıl elde edeceğimiz ürünü engelliyor, kaliteyi bozuyor, verimi düşürüyor. Yıllık üretimimize yüzde 40-50 oranında olumsuz etki yapıyor ve biz bunu istemiyoruz” dedi.
Fıstık üreticisi Ahmet Yıldırım, “İlaç yaptığımız zaman güzel bir verim alıyoruz, kullandığımız ilaçlar canlılara zarar vermeyen ilaçlardır. Sadece fıstık ürününe mükemmel bir katkı yapıyor. Yani hem bu senenin mahsulünü kaldırıyoruz hem de gelecek senenin mahsulünü koruyor. İlaçları ziraat mühendisimize danışıyoruz ve öyle belirliyoruz. Bu sene fıstık yılıdır. Maşallah çok güzel, Allah daha çok bereketini katsın. Bu yıl iyi ürün bekliyoruz” şeklinde konuştu.
Ziraat mühendisi Mehmet Tekçe ise “Fıstıkta önemli zararlılardan biri gözkurdudur. İlaçlama yapmadığımız zaman bitkimiz kurur, meyve alamayız ama ilaçlama yaptığımız zaman bitkimiz capcanlı kalır ve istediğimiz verimi alırız” diye konuştu. – ŞANLIURFA
]]>Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Toprak, Ulusal Süt Konseyi tarafından açıklanan 1 Mayıs 2024 tarihi itibarıyla çiğ süt fiyatlarında uygulanacak yüzde 8,5 oranında zammı değerlendirdi. Toprak, “Çiftçinin de para kazanacağı, hayatını idame ettirebileceği bir fiyatlandırmanın tekrar yapılması gerekiyor. Aksi takdirde ne yazık ki bu sütler ya dökülecek ya hayvanlar kesime gidecek. Dolayısıyla süt olmadığı için de peynir ve yoğurt başta olmak üzere süt ürünlerinin üretiminde ciddi problemler yaşanacak” dedi.
Ulusal Süt Konseyi resmi internet sitesinden yapılan açıklamada, çiğ süt tavsiye fiyatı 1 Mayıs 2024 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yüzde 8,5 artışla litre başına 14,65 TL olarak belirlendi.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Toprak, Ulusal Süt Konseyi tarafından açıklanan 1 Mayıs 2024 tarihi itibarıyla çiğ süt fiyatlarında geçerli olmak üzere yüzde 8,5 oranında zamma ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
Çiğ süt alım fiyatıyla marketlerde ve bakkallarda satılan fiyatlar arasında uçurum olduğuna idkkati çeken Toprak, fiyat belirleme kriterlerinde mutlaka bir revizyona gidilmesi gerektiğinin altını önemle çizdi. Süt fiyatlarının makul değerlere çekilmediği takdirde oluşabilecek sorunları da aktaran Toprak, şunları söyledi:
“Bu rakamın çok kabul edilebilir bir durum olduğunu söylemek pek mümkün değil. Süt konseyinin vermiş olduğu belirlenen fiyatla şu anda alım yapılan fiyatlar arasında da bir uçurum olduğu, çiftçilerin de buradan para kazanamadığı, dolayısıyla bu sürecin sonunda da maalesef ki daha önce de olduğu gibi bu hayvanların kesime gidebileceği bir makul şüphe olarak önümüze duruyor. Çünkü daha önce de aynı durumlarla maalesef ki karşı karşıya kaldık. Çiğ sütün alım fiyatıyla marketlerde ve bakkallarda satıldığı fiyatlar arasında uçurum olduğunu da hepimiz biliyoruz. Buradaki fiyat belirleme kriterlerinde mutlaka bir revizyona gidilmesi gerekiyor. Çünkü yem dahil olmak üzere birçok girdi maalesef ki ithal ve Dolar veya Euro bazında alımları yapılıyor. Türk lirasının da yabancı para birimleri karşısında sürekli değer kaybettiğini de düşünürsek buradan çiftçi ne yazık ki zararlı çıkıyor. Yapılması gerekenler bu paritelerinin tekrardan hesaplanması. Çiğ süt fiyatlarının makul değerlere çekilmesi ve çiğ sütün satışıyla, paketlenip alışı arasındaki farkın mutlaka azaltılması gerekiyor. Çiftçinin de para kazanacak, hayatını idame ettirebileceği bir fiyatlandırmanın tekrar yapılması gerekiyor. Aksi takdirde ne yazık ki bu sütler görüyoruz ya dökülecek ya hayvanlar kesime gidecek. Dolayısıyla süt olmadığı için de peynir ve yoğurt başta olmak üzere süt ürünlerinin üretiminde ciddi problemler yaşanacak. Bununla birlikte de tekrar ürün azlığından dolayı da süt ürünlerinin raflardaki satış fiyatları maalesef ki yükselecek. Bunun önüne geçmek için de tekrardan bu paritelerinin hesaplanması gerekiyor.”
“VATANDAŞLAR SOKAK SÜTÜNE RAĞBET ETMEMELİ”
“Sokakta satılan sütlerin özellikle yaz aylarında mikrobiyal yük taşıma riski, soğutma işlemlerinin yapılıp yapılmadığı şüphesi ve araçların hijyeni konusunda ciddi bir gıda güvenliği riski barındırabileceğini” ifade eden Toprak, vatandaşlara sokakta satılan sütlere rağbet etmemeleri çağrısında bulunarak, sözlerini şöyle noktaladı:
“Bir uyarıyı da yapmadan geçmeyelim. Normal şartlarda da aslında yasak. Sokakta satılan sütlere itibar etmemek gerekiyor. Çünkü ciddi bir mikrobiyal yük olma ihtimali yüksek. Antibiyotik ihtimalleri yüksek. Özellikle yaz aylarında soğutma işlemlerinin yapılıp yapılmadığı hakkında çeşitli şüpheler var. Sağım araçlarının ve araçlarının temizliğiyle ilgili ciddi sıkıntılar olabilir. O yüzden de sokak sütüne rağbet etmemek gerektiğini de bir uyarı olarak sunalım.”
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, engelli ve eski hükümlü vatandaşların kendi işini kurma projeleri, engellinin iş bulmasını sağlayacak destek teknolojileri, engellinin işe yerleştirilmesi ile işe ve iş yerine uyumunun sağlanması projeleri, korumalı işyeri projeleri ve engellilerin istihdam edilebilirliklerini artırmayı amaçlayan mesleki eğitim ve mesleki rehabilitasyon projelerini desteklenmeye devam edeceklerini söyledi.
Engelli ve eski hükümlü bireylerin iş gücüne katılımını desteklemek amacıyla yapılan çalışmalarda önemli bir adım atıldığını belirten Işıkhan, bu vatandaşların kendi işlerini kurmaları için sunulan hibe desteği miktarını yüzde 170’e yakın bir oranda yükselttiklerini ifade etti.
“Kendi işini kurmak isteyen engelli ve eski hükümlü vatandaşlara hibe desteklerinde enflasyonun üzerinde artış gerçekleştirildi”
Işıkhan, engelli vatandaşların kendi işini kurmaları için sağlanan kuruluş işlemleri, işletme gideri ve kuruluş (demirbaş) desteği giderlerini kapsayan hibe desteği miktarını, 150 bin TL’den 400 bin liraya; eski hükümlü vatandaşların da kendi işlerini kurabilmeleri ve istihdam edilebilmesi için verilen hibe miktarının 110 bin liradan 300 bin liraya yükseltildiğini duyurdu. Işıkhan “Yapılan artışlarla birlikte, engelli ve eski hükümlü bireylere yönelik desteklerin etkinliği artırılarak, daha fazla kişinin iş gücüne katılımı ve kendi işini kurma imkanı sağlanmış olacak” dedi.
“Kendi işini kurmak isteyen engelli ve eski hükümlü vatandaşlara 294 milyon liraya varan destek sağlandı”
Engelli vatandaşların kendi işlerini kurmalarını ve istihdam edilmelerini desteklemek amacıyla 2014 yılından bu yana 3 bin 608 projeye 183 milyon 198 bin 277 lira tutarında destek verildiğini açıklayan Işıkhan, başvuru sürecini kolaylaştırmak ve erişilebilirliği artırmak amacıyla 2021 yılından itibaren hibe başvurularını e-Devlet üzerinden almaya başladıklarını söyledi. Işıkhan, yapılan bu düzenlemelerle daha fazla vatandaşın bu imkanlardan faydalanmasının hedeflendiğini ifade etti. Ayrıca eski hükümlü vatandaşların da kendi işlerini kurmalarını ve istihdam edilmelerini desteklemek amacıyla 2014 yılından bu yana kabul edilen 2 bin 746 proje için 109 milyon 968 bin 815 lira hibe desteği sağlandığını belirtti.
Bakan Işıkhan, “İş gücü piyasasında istihdam noktasında zorluk yaşayan engelli ve eski hükümlü bireylerin kendi ayakları üzerinde durabilmelerini sağlamak amacıyla kendi işlerini kurarak üretime katkıda bulunabilmeleri için önemli politikaların başında gelen ‘kendi işini kurma hibe desteği’ uygulamamızı bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonra da etkin bir şekilde sürdüreceğiz” açıklamasında bulundu.
Engellilerin istihdamı için yapılan çalışmalara değinen Bakan Işıkhan, engelli ve eski hükümlü çalıştırmayan işverenlerden idari para cezası olarak tahsil edilen tutarları kullanmaya yetkili komisyonun aldığı kararlar doğrultusunda 2014 yılından itibaren mesleki eğitim ve rehabilitasyon, işe ve iş yerine uyum projeleri, destek teknolojileri ve korumalı işyeri projeleri için toplamda 92.7 milyon lira destek sağlandığını belirtti.
Destekler devam edecek
Engelli ve eski hükümlü çalıştırmayan işverenlerden veya işveren vekillerinden tahsil edilen idari para cezaları kapsamında 2014 yılından bugüne kadar toplamda 7 bin 238 proje için 385 milyon 897 bin 77 lira destek sağlandığını açıklayan Bakan Işıkhan, dezavantajlı gruplara yönelik desteklerin artarak devam edeceğini belirterek bugün başlayan yeni başvuruların 7 Haziran’a kadar yapılabileceğini söyledi. – ANKARA
]]>OSMANİYE – Osmaniye’de kooperatif aracılığıyla aile ekonomisine destek olmak isteyen kadın girişimcilerin 25 liraya aldıkları rende ile başlayan hikayeleri 1 buçuk milyonluk sermayeden oluşan bir işletmeye dönüştü.
Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde kooperatif aracılığıyla coğrafi işaret tescili bulunan Osmaniye yer fıstığı helvası ve yöresel ürünleri de kooperatif çatısı altında üreten kadınlar, elde ettikleri gelirle aile bütçelerine katkı sağlıyorlar. Düziçi Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi çatısı altında bir araya gelen 23 ev hanımı, 25 Türk lirasına aldıkları rendeyle çıktıkları yolda Ticaret Bakanlığı(KOBDES), Sanayi Bakanlığıve Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı(DOĞAKA)’nın 1 buçuk milyonluk ekipman desteği sayesinde makineleşen kooperatif 50 çeşit ürünün yurtiçi ve yurtdışı satışını yapıyor.
Osmaniye’nin kadınlarının ne kadar güçlü olduğunu göstermek için kooperatif kurduğunu söyleyen Başkan Rahime Yüksek, “Kooperatifi kurma hikayem aslında bütün kadınların şu anda sıkıntısı gibi benim de bir sıkıntıdan kaynaklandı. Eşim bir rahatsızlık geçirdi sağlık sorunları oldu ondan dolayı ekonomik bir sıkıntı içerisine girdim. Kendim gibi bu tür ekonomik sıkıntı çeken kadınlara nasıl destek olabilirim, bunlarla nasıl bir işbirliği içerisinde bir platform kurabilirim diye düşünürken kooperatifi kurmak geldi aklıma. Çocukluk arkadaşlarımı, mahalleden ve köylümden kadınları topladım ve kooperatifi anlattım. Biz Kars’ın kadınlarını, Kahramanmaraş’ın kahraman kadınlarını, İzmir’in Urla’nın kadınlarını izledik. Osmaniye’nin neden güçlü kadınları olmasın diyerek. Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde çok güzel bir kooperatif kurduk” dedi.
“Bir rendeyle başlayan hikayemiz, 1 buçuk milyonluk sermayeye dönüştü”
Her zaman devletin desteğini hissettiklerini söyleyen Başkan Yüksel, “Başta tabii kooperatifi kurduğumuz zaman imkansızlıklar vardı. Zor şartlar altında 25 TL ile almış olduğumuz bir rendeyle başlayan hikayemiz şu an gördüğünüz gibi 1 buçuk milyonluk bir makine ekipman desteğiyle devam ediyor. Hem yurtiçi hem yurtdışı satışlarımızla beraber büyüyoruz. Ticaret Bakanlığı’na bağlı bir kooperatif olduğumuz için, Ticaret Bakanlığı’nı KOBDES projesinden kaynaklanarak 150 bin liralık bir hibe aldık. Sanayi Bakanlığı’nın SOGEP projesi çerçevesinde 1 buçuk milyonluk makine ve ekipmana sahip olduk, 25 lirayla başlayan hikayemiz, şu an milyonlara ulaşan bir sermayeye dönüştü. Bu konuda bize destek olan Osmaniye Valimizin emekleri çok büyük, Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı çalışanların ve genel sekreterlerin emeği çok büyük. Her zaman devletimiz yanımızdaydı ve biz çok büyük destekler aldık” dedi.
“Hedefimiz Osmaniye yer fıstığı geliştirmek”
Yer fıstığının Osmaniye için önemli olduğunu belirten Yüksek, “Kooperatif bünyemizde çalışan kadınlarla beraber biz coğrafi işaretli yer fıstığımızı işlemeyi hedefledik. Bununla ilgili mutfağımıza çok güzel bir AR-GE çalışmasıyla Osmaniye yer fıstığı helvasını ürettik. Yer fıstığı helvası çıktığımız pazarlarda, fuarlarda ve panayırlarda çok dikkat çekti. Şu anda hem yurtdışı hem de yurtdışı pazarlarda artı sosyal medya satışlarında yer fıstığı helvamız yerini buldu. Bununla beraber yine yer fıstıklı acuralar, yer fıstık ezmeleri, yer fıstıklı baklavalara kadar üretimli yapmaktayız. Yaklaşık 50 çeşit ürünümüz bulunmakta. Şuan yaptığımız çalışmalarda mutfağımızda bu ürün yelpazemizi genişletmek için çabalamaktayız” ifadelerini kullandı.
]]>Son bir yılda dana eti fiyatındaki artış oranı yüzde 83.4’e ulaşırken, kuzu etinde bu oran yüzde 118’i gördü. 2024 yılının ilk çeyreğinde ise kırmızı et fiyatları yaklaşık yüzde 40 artış gösterdi. Vatandaşın alım gücünün günden güne düştüğünü ve et satışlarının giderek azaldığını söyleyen İzmirli kasap, “Müşteriler de biz de çok zor durumdayız” dedi. Emekli bir yurttaş ise “Memleket batmış gidiyor. Emekli ölüyor, ölüyor” diye isyan etti.
Et fiyatları günden güne artmaya devam ediyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği verilerine göre, yılın ilk 3 ayında kuzu etine gelen zam oranı yüzde 39.3 olurken, ocak ayında dana etinde ise yüzde 24.8 artış yaşandı. Ulusal Kırmızı Et Konseyi verilerine göre ise dana eti son bir yılda yüzde 83.4 zamlanırken, kuzu etine gelen zam bir yılda yüzde 118’i buldu.
Vatandaşın alım gücünün günden güne düştüğünü ve et satışlarının giderek azaldığını söyleyen Bucalı Kardeşler Kasabı Ersay Özkarkulak, “Şu an et fiyatları çok yüksek. Müşterinin yani alım gücü çok düşük. Fiyatlar hafta hafta hatta günlük değişiyor desem yeri var. Borsa gibi oldu. Şu an dana kıymayı 550 liraya veriyoruz. Kuşbaşı 580 lira. Kuzu kuşbaşı 650 lira. Pirzola ve spesiyal ürünler 750 lira. Müşteriler de biz de çok zor durumdayız. Müşterinin alım gücü düştü. Şimdi 1 kilo alan yarım kilo, yarım kilo alan 250 gram alıyor. Gerçekten artık müşteriler de şaşırdı. Her gün ayrı fiyat. Müşteri geldiğinde ilk önce fiyat değişti mi yine diye soruyor. Geçen müşterimin biri köfte istedi. O gün için 480 liraydı köfte. ‘Bugün alayım bir daha almayalım, siz artık bizim gelmemizi istemiyorsunuz’ gibi sitemde bulundu bize. Zammın bizden kaynaklandığını düşünüyor vatandaş. Zam bizimle ilgili bir şey değil. Bu genel bir artış. Bizim burada kar marjımız zaten belli. Zaten müşteriye derdimizi çok zor anlatıyoruz. Müşteri bunu anlamıyor. Zammı kasap yapmış gibi düşünüyor. Bu genel olarak bizim hayvancılık politikasından kaynaklanan bir durum. Benim talebim bir fiyatın sabitlenmesi. Müşterinin bir fiyata alışması. Şu an sabitlenen hiçbir şey yok. Köfte yarım kilo değil de 10 tane 6 tane ver diyen müşteriler de var. Adetle alıyorlar. Şimdi insanların birer kilo birer kilo et, kıyma alması çok zor. Üç parça bir şey aldığınız zaman 2 bin lira para tutuyor. Gerçekten insanın işi zor” dedi.
“BAYRAMDA DA ET ALMAMIŞTIM”
10 bin lira emekli maaşı ile geçimini sağlayamadığını ve bayramda et alamadığını belirten 70 yaşındaki emekli vatandaş, “Emekli maaşım 10 bin lira. Vicdanen bu olur mu? Yemin ederim 8 bin lira kiram var. Oğullarımdan alıyorum, kiramı veriyorum. Ben peki gelip et yemeyeyim mi? Ben 70 yaşına gireceğim. Tayyip Erdoğan’dan bir yaş küçüğüm. Vicdanen 10 bin lira maaş olmaz. Allah rızası için buna el atsın. Ben etrafımdakilere soruyorum diyorum ki bir iyileştirme yapılacaktı, yapıldı mı diye. Hayır temmuz ayında yapılacak dediler. Onu zaten biliyorum senede iki kere olduğunu. Ne yapacak o zamanda? ya bin lira ya 2 bin lira zam yapacak. Bu gerçekten yetmiyor. En azından emeklilerin maaşını asgari ücretle eşitlesin. İşte faturam burada. Bayramda da et almamıştım. Bu benim bayram etim. Bakın bin 470 lira. Yemin ederim ki ben bayramda et almadım. Maaşım 10 bin. 10 binin dışında evime giren maaş yok. Kiralarımı da öbür oğlum, damadım, bir yeğenim var İstanbul’da Allah bin kere razı olsun. Bana her zaman para gönderiyorlar. Ben kiramın üstüne ekliyorum onu. Yoksa ben kesinlikle idare edemiyorum. Buna bir el atın. Emekli maaşı asgari ücret gibi olsa 18 bin, 20 bin olsa rahat rahat geçiniriz. 10 bin lira bir şey değil. Bayram ikramiyesi 3 bin dedi. Üç bin neye yeter? İşte bin 500’ü verdim. Neye yeter? Benim elektriğim, suyum, diğer ihtiyaçlarım 10 bini geçiyor” diye konuştu.
“GEÇEN YILA GÖRE ET FİYATLARI 3’E KATLADI”
Şanlı Et Pazarı Kasabı Zülfü Şanlı ise geçen yıla oranla et fiyatlarında 3 kat artış yaşandığına dikkat çekti. Şanlı, et satışlarının düştüğünü ve esnafın da zarar ettiğine vurgu yaparak şunları söyledi:
“Bir arkadaşımız Bulgaristan’a tatile gitti, geldi. Orada 13 Bulgar Levası etin kilosu. Yaklaşık dana eti kemiksiz 130 liraya geliyor. Bulgaristan’da et 130 lira. Eskiden Bulgaristan’da et fiyatı ne kadarsa Türkiye’de de aynı fiyataydı. Burada birden bire bir senede ne oldu biz de bilmiyoruz. Geçen sene bu zamanlar et 150 liraydı. Oldu 550 lira etin kilosu. 3’e katladı. Yüzde 300 zam. Durdurulamıyor da her hafta farklı fiyat. Haftalık kesim yapıyoruz. Geçen hafta 350’ye kestik. Bu hafta 400. Haftaya belki 450 lira olacak. Kimse de bir şey demiyor. Ne olacak? Bu nereye gidiyor? Dur diyen de yok. Burada çıksa bir Tarım Bakanlığı’ndan bir yetkili ithal eti bir serbest bırakıyoruz dese yapmasalar da et fiyatı geriye gelecek. Gelecek çünkü diyen yok. Köylü de durmadan fiyat üstene fiyat koyuyor. Sıkıntımız çok büyük. Tüketicinin de sıkıntısı var, alamıyorlar. Bir kilo alan yarım kiloya düştü. Yarım kilodan 250 grama düştü. Satışlarımız bayağı geriye geldi. Ama hala hiç kimsenin bir şey yaptığı yok. Bunu nasıl çözülecek? Bir şey de biz de bilemiyoruz. Bizim için de çok zor. Satışımız hep düşüyor. Fiyat yükseldikçe satış geriye geliyor. Bizim maliyetlerimiz giderlerimiz aynı. Satış düştüğü zaman biz de zarar ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“BİZ ÜRETMEDİKÇE, TÜKETTİKÇE DAHA ÇOK ZAM OLACAK”
Et fiyatlarındaki artışın yerli üretim yapılmamasından ve fahiş mazot fiyatlarından kaynaklı olduğunu ifade eden yurttaş, “Biz tarıma, üretime el atsak bu et fiyatları bu kadar pahalı olmaz. Yurt dışından saman getiriyoruz. Yurt dışından ne olduğunu bilmediğimiz dana getiriyoruz. Çiftçimize, emekçilerimize biz bu üretim yapan insanlarımıza destek olmalıyız. Mazot fiyatları bence eti fiyatlarını etkiliyor. Çünkü çiftçimiz tarlasını süremiyor. Tarlasını süremeyince her şeye zam geliyor. Mazot fiyatları düşerse hem çiftçimizi de rahatlar hem biraz daha fiyatlar daha uygun olur. Bence üretimle ilgili bu zamlar. Biz üretmedikçe, tükettikçe daha çok zam olacak diye düşünüyorum. Üretim, üretim, üretim diyorum” diye konuştu.
“KASABA SADECE SÜT ALMAYA GELİYORUZ”
Bir diğer vatandaş da “Sadece kurbandan kurbana et yiyoruz o da kurban alabiliyorsak. Onun dışında herhangi bir eti görmüyoruz, süt almaya geliyoruz sadece” dedi.
“EMEKLİ ÖLÜYOR”
Emekli vatandaş ise “Et yiyemiyoruz. 5 kişilik aileyiz. 270 lira para verdim. Yarım kilo yok. Memleket batmış gidiyor. Emekli ölüyor ölüyor” diye tepki gösterdi.
“EMEKLİLER ESKİSİ GİBİ ET ALAMIYOR”
Şen Kasap işletmecisi Arif Aktaş, “Etler çok pahalı, halk alamıyor. Emeklililer, emekli maaşlarıyla gelip eskisi gibi et alamıyorlar. Eskiden yine bir ucuzluk vardı, sirkülasyon oluyordu ama şu an o sirkülasyon olmuyor. Kimse doğru düzgün et alamıyor. Pahalı yani alım gücü yok. İnsanlar geçinemiyor. Etler ucuzlasın, artık herkes gönül rahatlığıyla et alabilsin istiyoruz” dedi.
]]>Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde kooperatif aracılığıyla coğrafi işaret tescili bulunan Osmaniye yer fıstığı helvası ve yöresel ürünleri de kooperatif çatısı altında üreten kadınlar, elde ettikleri gelirle aile bütçelerine katkı sağlıyorlar. Düziçi Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi çatısı altında bir araya gelen 23 ev hanımı, 25 Türk lirasına aldıkları rendeyle çıktıkları yolda Ticaret Bakanlığı KOOP-DES, Sanayi Bakanlığı SOGEP ve Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı’nın (DOĞAKA) 1 buçuk milyonluk ekipman desteği sayesinde makineleşen kooperatif 50 çeşit ürünün yurt içi ve yurt dışı satışını yapıyor.
Osmaniye’nin kadınlarının ne kadar güçlü olduğunu göstermek için kooperatif kurduğunu söyleyen Başkan Rahime Yüksek, “Kooperatifi kurma hikayem aslında bütün kadınların şu anda sıkıntısı gibi benim de bir sıkıntıdan kaynaklandı. Eşim bir rahatsızlık geçirdi sağlık sorunları oldu ondan dolayı ekonomik bir sıkıntı içerisine girdim. Kendim gibi bu tür ekonomik sıkıntı çeken kadınlara nasıl destek olabilirim, bunlarla nasıl bir iş birliği içerisinde bir platform kurabilirim diye düşünürken kooperatifi kurmak geldi aklıma. Çocukluk arkadaşlarımı, mahalleden ve köylümden kadınları topladım ve kooperatifi anlattım. Biz Kars’ın kadınlarını, Kahramanmaraş’ın kahraman kadınlarını, İzmir’in Urla’nın kadınlarını izledik. Osmaniye’nin neden güçlü kadınları olmasın diyerek. Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde çok güzel bir kooperatif kurduk” dedi.
“Bir rendeyle başlayan hikayemiz, 1 buçuk milyonluk sermayeye dönüştü”
Her zaman devletin desteğini hissettiklerini söyleyen Başkan Yüksel, “Başta tabii kooperatifi kurduğumuz zaman imkansızlıklar vardı. Zor şartlar altında 25 TL ile almış olduğumuz bir rendeyle başlayan hikayemiz şu an gördüğünüz gibi 1 buçuk milyonluk bir makine ekipman desteğiyle devam ediyor. Hem yurt içi hem yurt dışı satışlarımızla beraber büyüyoruz. Ticaret Bakanlığı’na bağlı bir kooperatif olduğumuz için, Ticaret Bakanlığı’nın KOOP-DES projesinden kaynaklanarak 150 bin liralık bir hibe aldık. Sanayi Bakanlığı’nın SOGEP projesi çerçevesinde 1 buçuk milyonluk makine ve ekipmana sahip olduk, 25 lirayla başlayan hikayemiz, şu an milyonlara ulaşan bir sermayeye dönüştü. Bu konuda bize destek olan Osmaniye Valimizin emekleri çok büyük, Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı çalışanlarının ve genel sekreterlerin emeği çok büyük. Her zaman devletimiz yanımızdaydı ve biz çok büyük destekler aldık” dedi.
“Hedefimiz Osmaniye’de yer fıstığını geliştirmek”
Yer fıstığının Osmaniye için önemli olduğunu belirten Yüksek, “Kooperatif bünyemizde çalışan kadınlarla beraber biz coğrafi işaretli yer fıstığımızı işlemeyi hedefledik. Bununla ilgili mutfağımıza çok güzel bir AR-GE çalışmasıyla Osmaniye yer fıstığı helvasını ürettik. Yer fıstığı helvası çıktığımız pazarlarda, fuarlarda ve panayırlarda çok dikkat çekti. Şu anda hem yurt dışı hem de yurt dışı pazarlarda artı sosyal medya satışlarında yer fıstığı helvamız yerini buldu. Bununla beraber yine yer fıstıklı acuralar, yer fıstık ezmeleri, yer fıstıklı baklavalara kadar üretimli yapmaktayız. Yaklaşık 50 çeşit ürünümüz bulunmakta. Şu an yaptığımız çalışmalarda mutfağımızda bu ürün yelpazemizi genişletmek için çabalamaktayız” ifadelerini kullandı. – OSMANİYE
]]>Antalya’da ihracatçılar, yeni pazar arayışında
ANTALYA – Türkiye’nin en önemli domates üretim merkezi Antalya’yı ihracatta Rusya-Ukrayna savaşı etkiledi.
İhracatın yüzde 90’ını Ukrayna’ya yaptıklarını açıklayan İhracatçı Bülent Özdemir, kaybı Doğu Avrupa ülkeleriyle kapatmaya çalıştıklarını açıkladı.
Pazardaki satış oranı yüzde 70 düştü
Yaş meyve ve sebze sektörü içinde geçtiğimiz Ocak ayında en fazla ihracatın domates ürünü ile yapıldığı Antalya’da, Rusya-Ukrayna savaşının yansıması ihracatı düşürdü. İhracatçı Bülent Özdemir, ihracatın olumsuz etkilenmemesi için çözüm arayışına girdiklerini belirterek, “Ramazan Bayramı öncesine kadar özellikle yurtdışında ki çalıştığımız ülkelerde özellikle hava durumundan kaynaklı ciddi bir talep vardı. Şu an çalıştığımız ülkelerde havanın sıcaklığı arttığı için, her ülkenin üretimi pazarlara girmeye başladı. Bu nedenle tabii ki ihracatımız düşmeye başladı. Doğu Avrupa ülkeleri ile beraber Ukrayna ağırlıklı ihracat yapıyoruz. Rusya-Ukrayna arasındaki kriz, pazardaki satış oranını yüzde 70 düşürdü. Ukrayna nüfusu, 45-50 milyon civarındayken, Nüfusun büyük bir bölümü etkilendi.25 milyon kişinin, savaş bölgesinde oldukları için tüketim gücü de zayıf. Biz de ihracatımızın yüzde 90’ını Ukrayna’ya yapıyorduk, günde 3-4 tır çıkış yapıyordu, şimdi günlük ihracat çıkışımız 1 tırı ancak buluyor. Savaşın etkisi bu.”
Bülent Özdemir, üretimde de sorun yaşanıldığına değinerek çiftçiye destek verilmesini talep etti. Özdemir, “Üretim maliyetleri yüksek olunca, dışarıda ki pazarlarla rekabet etme gücümüz sınırlı oluyor, rekabet etmekte sorun yaşıyoruz. Girdi maliyetleri yüksek olunca çiftçimiz de mutlu olamıyor. Çiftçiyi destekleme konusunda bir çalışma yapılırsa çok daha iyi olacağını düşünüyorum. Bütün dünyada yaşanan maddi sıkıntılar bizim ülkemizi de etkiliyor. Yurt dışından gelen ithal bitki koruma ürünleri, beraberinde petrol fiyatları, domatesin maliyetini yükseltiyor. Şu an ihracat fiyatları, 20-22 TL bandında, piyasada 18 TL Ürünün kalitesine göre fiyatlar artabiliyor ya da azalabiliyor. Tamamen kaliteye odaklı” ifadelerine yer verdi.
Tüm dünyada kriz var
Tüm dünya ülkelerinde ekonomik sıkıntılar yaşandığında dikkat çeken Bülent Özdemir, diğer ülkelerdeki krizlerin de ihracata zarar verdiğini açıkladı. Özdemir, şöyle devam etti: “Yılbaşından beri dikkatimi çeken bir şey var, yurtdışında iş yaptığımız insanların alım gücünün biraz düştüğünü görüyorum. Geçtiğimiz yıllarda günlük 5 tır ihracatımız varken, şimdi 1 tıra düştü. Tahminimce yurt dışında ki müşterilerimizin satın alma gücü ile ilgili. Her gün farklı bir ülkede sıkıntı olduğunu duyuyoruz, siyasi ya da ekonomik sorunlar var. Bu sıkıntılar, insanın alım gücünü düşürüyor.”
“Doğu Avrupa’ya ürün gönderiyoruz”
Ukrayna’nın yerine Doğu Avrupa ülkeleriyle çalışmaya başladıklarının altını çizen Bülent Özdemir, sınır kapısındaki yoğunluk çözülmeden ihracatı gerçekleştirmenin zor olduğunu söyledi. Özdemir, “Ukrayna’nın yerine Doğu Avrupa ülkelerini koyduk, onların da en büyük sıkıntısı ulaşım. Özellikle yılbaşı öncesi ve sonrası ülkemizden çıkan araçlar, sınır kapısındaki yoğunluk nedeniyle, üç gün önce çıkış yapamadı. Üç gün de Bulgaristan’da analize takılıyoruz. Avrupa Birliği girişinde, bitki koruma laboratuvarları kontrollerini yapıyor. Üç gün de oradan kaybımız oluyor. Aracımız 6 gün içinde Bulgaristan’a giriş yapabiliyor. İhracat yaptığımız ülkeye ulaşması 10-12 günü buluyor. 10 gün sonra bizim gönderdiğimiz mal, 3 günde Avrupa’nın kendi ürettiği pazarlardan gelen mallarla rekabet edecek. Ürünlerin belli bir raf ömrü var, bu ömrü biz yılbaşından önce yollarda tükettik. Başka pazarları hedef aldık ama diğer pazarlardan mutlu olan bir ihracatçı göremedim” diye konuştu.
Kapıkule Sınır Kapısı’ndan ayrı bir güzergah oluşturulmalı
Bülent Özdemir, üretici maliyetlerinden önce ihracatçının en büyük sorununun, ulaşım problemi olduğunun altını çizerek, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “En büyük sorun, bizim maliyetlerimizden önce yollarda kaybettiğimiz süre. Bir ürünün %1 fireyle yetişmesinden ziyade %50 çürüklerle karşılaştık. Tüm ihracatçılar aynı şeyden şikayetçi. Sınır kapılarındaki yoğunluğu biraz azaltabilirsek, 3-4 gün beklediğimiz süreyi bir güne indirebilirsek, kapılar açıldığında da mallarımızı temin edecek olan ülkeye 5-6 gün içinde ulaşabilirsek, tüm sıkıntıları aşarız. Kapıkule Sınır Kapısı’nda sağlam bir iyileştirme yapılması lazım, soğutucu cihazlı araçlara, yaş meyve sebze ve gıda taşıyan araçlara ayrı bir güzergah oluşturulması gerekiyor.”
]]>By Ovunc Kutlu
The International Monetary Fund on Tuesday revised its global economic growth forecast for 2024 upwards to 3.2%, 0.1 percentage point higher than an earlier estimate from January.
Advanced economies are projected to expand 1.7% this year, according to its World Economic Outlook April report. The figure is a 0.2 percentage point upgrade from the January estimate of 1.5%.
“The pace of expansion is low by historical standards, owing to both near-term factors, such as still-high borrowing costs and withdrawal of fiscal support, and longer-term effects from the COVID-19 pandemic and Russia’s invasion of Ukraine; weak growth in productivity; and increasing geoeconomic fragmentation,” said the report.
The latest forecast for global economic growth five years from now on is at 3.1% – its lowest in decades, according to the financial agency.
The IMF warned that “geoeconomic fragmentation could intensify with higher barriers to the flow of goods, capital, and people implying a supply-side slowdown.”
Among advanced economies, the US economy is expected to grow 2.7% in 2024, up 0.6 percentage points from 2.1%.
The euro area’s growth forecast, however, was revised down to 0.8%, from 0.9%. Both growth estimates for Germany and France were revised down by 0.3 percentage points each, as they are expected to grow 0.2% and 0.7% this year, respectively.
Emerging market and developing economies’ growth estimate was revised up 0.1 percentage points to 4.2% from 4.1%.
While China’s growth forecast for 2024 was kept unchanged at 4.6%, India’s estimate was revised up 0.3 percentage points to 6.8%, and Russia’s was moved up 0.6 percentage points to 3.2%.
“In Türkiye, growth is projected at 3.1 percent in 2024 and 3.2 percent in 2025, with economic activity strengthening in the second half of 2024 as monetary tightening ends and consumption starts to recover,” said the report.
Vigilance on inflation
“On a year-over-year basis, global growth bottomed out at the end of 2022, at 2.3 percent, shortly after median headline inflation peaked at 9.4 percent,” said the report.
Global headline inflation is projected to fall from an annual average of 6.8% in 2023 to 5.9% in 2024 and 4.5% in 2025, while advanced economies are expected to return to their inflation targets sooner than emerging market and developing economies, according to the IMF.
“While inflation trends are encouraging, we are not there yet. Somewhat worryingly, the most recent median headline and core inflation numbers are pushing upward. This could be temporary, but there are reasons to remain vigilant. Most of the progress on inflation came from the decline in energy prices and goods inflation below its historical average,” said the report.
“But services inflation remains high – sometimes stubbornly so – and could derail the disinflation path. Bringing inflation down to target remains the priority,” it added.
The IMF warned that real interest rates have increased even as inflation recedes, and sovereign debt dynamics have become less favorable, especially for highly indebted emerging markets, and advised that countries rebuild their fiscal buffers.
“As inflation converges toward target levels and central banks pivot toward policy easing in many economies, a tightening of fiscal policies aimed at curbing high government debt, with higher taxes and lower government spending, is expected to weigh on growth,” said the report.
]]>Havaların ısınması ile çay üreticileri gübreleme ve budama işlemleri için çay bahçelerine girmeye başladı. ÇAYKUR’a çay satmak için üreticilerin çay tarım arazilerinin 10’da 1’ini budamak zorunda olduğunu hatırlatan Mavi, bu işlemi gerçekleştirmeyen üreticilerin ise her yıl olduğu gibi bu yıl da ÇAYKUR’a çay satamayacağını uyarısında bulundu.
Geçtiğimiz yıl özel sektör çay firmalarının ÇAYKUR’a yakın hatta bazen ondan da yüksek fiyattan çay almasından etkilenen bazı üreticilerin bu yıl budama yapmayarak çaylarını özel sektör çay fabrikalarına satmayı planladığını ve bu durumun önüne geçilmesi gerektiğini savunan ÇAYÜDAD Başkanı Mustafa Mavi, herkesin çaylarını budama yapmasını istedi. Aksi taktirde özel sektörün fiyat ile istediği gibi oynayabileceğini hatırlatan Mavi üreticilerden çay bahçelerine girerek yapmak zorunda oldukları budamaları gerçekleştirmesini tavsiye etti.
Hava şartlarının gidişatının iyi olmasından ötürü çay üreticilerinin rahatlıkla çay öncesinde bahçelerine girdiğini kaydeden Mustafa Mavi, üreticilerin ön hazırlıklara başladığını dile getirdi. Geçtiğimiz yıl çay toplama yevmiyesinin yüksek olmasından kaynaklı vatandaşın kendi çayını kendisinin topladığını ve bu yılda aynı durumun oluşmasını beklediklerini dile getirerek “Dışarıdaki üreticimiz geldi, bakıldığında hava şartları da tam bir çay sezonuna uygun devam ediyor. İnşallah çok güzel bir sürgün dönemi olacağını bekliyoruz. Geçen sene yevmiyeler çok yüksek olduğu için vatandaş daha çok kendisi kendi çayını toplama yoluna gitti. Aslında bu bir yerde de iyi oldu. Herkes motor alarak işte kendi çayını aile içinde toplayıp paranın kendilerine kalmasını sağladı. Yevmiyelerin yüksek olması bir yerde de yabancı uyruklu işçilerin gelmemesine ve sebep oldu. Bu yıl da o şekilde olacağını düşünüyoruz. Çok fazla bir yabancı uyruklu işçi gelemez. Daha çok işte Giresun, Ordu gibi Karadeniz Bölgesi’nden gelen çay işçileri burada yoğunlukta olur” dedi.
“Çay hasadında hava şartları belirleyici olacak”
Hava şartlarından ötürü çayın her yerde eşit gelmesinin çay alım yerlerinde izdihama neden olabileceğinden korktuklarını ifade eden Mavi “Şu anda hava şartları çok iyi gidiyor. Her yerde çay sürgünü aynı anda geliyor. Bazen üç günde bir yağmur yağıyor. Bizim bir tek korkumuz var, eğer hava şartları böyle giderse Mayıs ayında yüksek kesimlerle alçak kesimlerde çaylar eşit gelirse çay alım yerlerinde bir izdiham olabilir. İnşallah Allahü teala onun da bir kolaylığını verir. Sahil biraz daha erken. Yüksek kesimler biraz daha geç gelirse izdiham olmaz. Böylelikle çayın fiyatı özel sektörde de aşağı düşmez” ifadelerini kullandı.
Geçtiğimiz yıl özel sektör çay firmalarının ÇAYKUR’un verdiği taban fiyata yakın para ödemesinden esinlenilerek bu yıl budama yapmayan veya az budama yapan üreticilere de seslenen Mavi “Bu sene zor bir sene olacak. Mesela faizler yükselince özel sektör bu sene aldığı çayın ücretini vadeli olarak yapacak. Beklenti ve görüntü öyle. Özel sektörler yüksek fiyattan faizli para alıp üreticiden peşin para çay almayacaktır. Bizim buradan üreticilerimize tavsiyemiz herkes budama zorunluluğundaki bütün çaylıklarını budasın ve tamamı ÇAYKUR’a satsınlar. Kotalarını aşsınlar. Eğer budama düşük olursa özel sektöre de koz vererek daha çok muhtaç oluruz. Üreticiden budamalarının tamamını yapmasını istiyoruz. Aksi takdirde özel sektör çok düşük fiyattan satın alma niyetine gidecek. Çünkü faizler çok yükseldi. Bankalar kredi vermiyor. Üretici kendi başının çaresine bakması lazım. Onun için şimdi de ayağımızı denk alalım. Üreticiler budamalarını yapsınlar, çaya erken başlasınlar. Şöyle ki çok bekleyip izdiham olmaktansa mayıs ayında biraz erken toplayarak yüksek fiyattan özel sektöre satabilirler. Daha sonra fiyat düştüğü zaman ÇAYKUR’daki kotalarını rahat rahat doldururlar. Üreticilerimizin bu konuda duyarlı olmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu. – RİZE
]]>Etkinliğe TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, İstanbul Vali Yardımcısı Mehmet Sülün ile tarihçi ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı katıldı.
Bağlıkaya, etkinlikteki konuşmasında, turizmin ülke ekonomisi için ne kadar önemli olduğunu vurgulanması açısından Turizm Haftası’nın önemli bir fırsat sunduğunu belirterek, “Hizmet sektörü içerisinde yer alan turizm günümüzde artık çok büyük bir endüstri haline geldi. Tarımdan inşaata, yiyecek içecek sektöründen temizlik sektörüne kadar onlarca sektöre iş üretiyor ve sağladığı döviz girdisiyle dış ticaret açığının kapatılmasında önemli rol oynuyor.” dedi.
Turizmin oluşturduğu ekonomik hacmiyle hem istihdam yarattığını hem de yerel kalkınmaya katkı sağladığını dile getiren Bağlıkaya, şunları kaydetti:
“Rekabette başarılı olmanın yolu verdiğimiz hizmetin niteliğini yükseltmekten ve sunduğumuz ürünleri çeşitlendirmekten geçiyor. Artık ülkemizde ekonominin yol haritası çizilirken en büyük görev turizm sektörünün omuzlarına yükleniyor. Devletimizin geleceğe ilişkin tüm projeksiyonlarında turizmin önemine, ülkemize sağlayacağı döviz girdisine, oluşturacağı istihdama vurgu yapılıyor. Cumhuriyetimizin yeni yüzyılında ülkemiz için en önemli gelişim alanının turizm olması bekleniyor.”
“TÜRSAB olarak sektörümüzü geleceğe taşımak üzere ‘Turizm Yüzyılı Projemizi’ hayata geçirdik”
TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya, Türkiye’nin turizm potansiyeli olarak coğrafi konumu, doğal güzellikleri, tarihi mirası ile rakiplerinden çok daha avantajlı durumda olduğuna dikkati çekerek, “Ancak maalesef turizmimiz hem mevsimsel hem de bölgesel olarak dar bir alana sıkışmış durumda. Bir an önce kültür turizmi, yayla turizmi, gastronomi turizmi, sağlık turizmi gibi rekabette üstün olduğumuzu bildiğimiz alanlara daha fazla ağırlık vermek zorundayız. Biz de bu tespitten hareketle TÜRSAB olarak sektörümüzü geleceğe taşımak üzere ‘Turizm Yüzyılı Projemizi’ hayata geçirdik. Turizmi 12 aya yaymak, turizmin tüm ülkeye dengeli biçimde dağılmasını sağlamak, yüksek gelirli turist oranını artırmak ana hedeflerimizi oluşturuyor.” şeklinde konuştu.
Turizmde hizmet kalitesinin yükselmesi ve nitelikli personel sayısının artırılmasının çok büyük bir zorunluluk olduğuna vurgu yapan Bağlıkaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Artık alaylı yerine okullu nesillerin bu işi üstlenmesi, turizm konusunda eğitim almış kalifiye personelinin istihdam edilmesiyle turizmin yeni bir atılım dönemine gireceğine inanıyorum. Sevgili gençler sizlere turizm sektöründe fırsatlar oluşturmak için elimizden geleni yapmaya kararlıyız. Şu anda ülkemizde turizm alanında istihdam edilen kişi sayısı yaklaşık 1,5 milyon düzeyinde bulunuyor. Türkiye’nin çok da uzak olmayan bir gelecekte 100 milyon ziyaretçi sayısına ulaşması hedefini düşündüğümüzde mevcut istihdam sayısının en az ikiye katlanacağını rahatlıkla ifade edebiliriz. Önünüzde açılacak çok yol ve kazanılacak büyük başarılar var. Sizlere güveniyoruz.”
“Sektördeki yeniliklerin genç turizmcilerle buluşması hayati bir öneme sahip”
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür de Türkiye’nin binlerce yıllık tarihe, kültüre, medeniyete ev sahipliği yapmış farklı zenginlikleri ve değerleri barındıran bir coğrafyaya sahip olduğunu kaydederek, “Bunun bilgiyle, tecrübeyle, hizmetle profesyonel sektörle buluşup hizmete sunulması çok kıymetli ve değerli. O yüzden lise kısmında seksen bir okulumuzda yiyecek içecek hizmetleri ve konaklama seyahat bölümümüz bulunmakta. Toplamda öğrenci sayımız bu alanda yaklaşık 13 bin.” ifadelerini kullandı.
Gerek fiziki gerekse insan kaynağı beşeri sermaye yatırımıyla sektörle her türlü iş birliğine açık olduklarını ve beraber hareket etmenin çok elzem olduğunu belirten Yentür, “Çünkü bizim sınıflarda ve okullarda öğrettiğimiz bilginin sahada bir karşılık, anlam bulması, çok önemli. Sektördeki yeniliklerin ortaöğretim kurumlarındaki aday genç turizmcilerle buluşması hayati bir öneme sahip. Bu sebeple gerek Avrupa Birliği projelerimiz, Erasmus projelerimiz gerekse sektörel işbirliğiyle yapmış olduğumuz çalışmaların daha da artırılması gerekiyor. Bu anlamda böyle güzel bir programı tertip ettiği için başta TÜRSAB başkanımıza ve değerli ekibine teşekkür ediyorum.” açıklamasında bulundu.
“Özellikle telaffuz konusu çok önemli”
Tarihçi ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı ise gençlerin imkan buldukça dil öğrenmek için yurt dışına çıkmaları gerektiğini belirterek, “Hangi dili istiyorsanız, gider orada kurs görürsünüz. İtalyanca mı? İspanyolca mı? Arapçanızı mı geliştireceksiniz veya Rusça mı? İngilizce kadar değerli ve lazım dillerdir Türkiye için. Özellikle telaffuz konusu çok önemli. Telaffuz konusunda Yunanca, Latince isimler bizim için çok önemli. Alman ya da İngiliz telaffuzuyla yapmanızı hiç tavsiye etmem. Orijinal okunuşuyla vereceksiniz.” değerlendirmelerinde bulundu.
Her mesleğin kendine göre zorlukları olduğunu kaydeden Ortaylı, sözlerini şöyle tamamladı:
“Herkes şarkı söyleyemez. Herkes demircilik yapamaz. Herkes de turizm sahasında çalışamaz. Bu ayrı bir kültür meselesi. Sertifikasyon şarttır, o sertifikasyon olana kadar çok şeylerin öğrenilmesi lazımdır. İran, Mısır ve Orta Asya’ya gideceksiniz. Mısır’a bakacaksınız. O medeniyeti anlamanız lazım. Avrupa’nın en çok adım atılacak, ezberlenecek yeri İtalya’dır. Bunu lütfen yapın, çok önemli bir şey bu. Bizim için bilinmesi gereken ülke Balkanlar, Suriye, Lübnan, Filistin, Mısır. Bunlara fırsat buldukça gidin. İtalya’sız Avrupa medeniyetini de kavrayamazsınız. İtalya’nın medeniyete katkı tarihi milattan öncelere gider, tıpkı Anadolu gibi.”
]]>Novo Nordisk’ten yapılan açıklamaya göre hemofili, dünyada yaklaşık 1 milyon 125 bin, Türkiye’de ise 6 binden fazla kişiyi etkiliyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Demir, Dünya Hemofili Günü dolayısıyla hemofiliyle yaşamaya dair farkındalığı artırmak ve bu alandaki karşılanmamış ihtiyaçlara dikkati çekmek için değerlendirmelerde bulundu.
Prof. Dr. Demir, hemofilinin yaşam boyu tedavi gerektiren bir hastalık olduğunu belirterek, sürecin yönetimi konusunda hasta ve hasta yakınlarına doğru bilgilerin zamanında ulaştırılmasının büyük önem taşıdığının altını çizdi.
Demir, tedavilerin düzenli yürütülememesi durumunda hastaları bekleyen ciddi riskler olabileceğini vurgu yaparak, şu ifadeleri kullandı:
“Hemofiliyle yaşayan bireylerin yaşam kalitesini iyileştirebilmek için geçmişten günümüze hemofilide bakım ve tedavi alanında çeşitli gelişmeler gerçekleşse de bu bireyler hala birçok karşılanmamış ihtiyaç ile karşı karşıya. Hemofilideki karşılanmamış ihtiyaçları, kanama yönetimi, eklem sağlığı, fiziksel özgürlük, yaşam kalitesi, tedavi uygulaması, okul ve iş hayatı başlıkları altında sınıflandırabiliriz. Ancak genel kapsamda olan bu karşılanmamış ihtiyaçlara, hemofili ile yaşayan bireylerin yaşadığı coğrafik bölgeye göre de eklemeler yapılmalıdır.”
Afet dönemlerinde kronik hastalıklarda tedaviye kesintisiz erişimin hayati önem taşıdığına dikkati çeken Demir, özellikle doğal afetler gibi yaşamı tehdit eden olayların, düzenli tedavi gerektiren hastalıklar için zorlayıcı koşullar oluşturduğunu vurguladı.
Demir, bu süreçte sıkça yaşanan yaralanma, travma, organ, uzuv kaybı ve benzeri durumların hemofili ile yaşayan bireyler açısından ölümcül şekilde sonuçlanabileceğini ifade ederek, “Öte yandan, bu tür durumlarda, yaşanılan ve tedavi alınan bölgenin değiştirilmesi, faktör konsantrelerinin saklanması ve depolanması, ilaçların tedarik zincirinin bozulması, sağlık kurumlarına ve hekime ulaşımın sekteye uğraması da hemofili ile yaşayan bireyler ve diğer kronik hastalıkları olanlar için hayati tehlike oluşturuyor.” görüşlerini kaydetti.
“Afetlerde Hemofili Yönetimi projesinin temelleri atıldı”
Prof. Dr. Demir, geçen yıl yaşanan deprem felaketinde hemofili ve nadir kanama bozukluklarıyla yaşayan bireylerin tedavilerinin kesintisiz devam etmesinin ne kadar önemli olduğunu gözlemlediklerini aktardı.
Demir, Novo Nordisk’in desteğiyle Türk Hematoloji Derneği çatısı altında oluşturulacak ulusal bir çalışma grubunun katkılarıyla gerçekleştirilecek “Afetlerde Hemofili Yönetimi” projesinin temellerinin atıldığını belirterek, şunları kaydetti:
“Bu projede temel önceliğimiz, başta ülkemizde olmak üzere tüm dünyada olası bir afet dönemine karşı hemofili ile yaşayan bireylerin bakım ve tedavi süreçlerinin kesintiye uğramadan yönetilebilmesi için hasta-hasta yakınlarına, hekimler ve sağlık çalışanlarına, sağlık otoritesi ve ilaç endüstrisi yöneticilerine yönelik öneriler içeren bir kılavuz hazırlamak. Bu alanda yapılacak çalışmalara önderlik edecek nitelikte hazırlanacak kılavuzun hem afet dönemleri öncesinde yeterli düzeyde hazırlık yapılması hem de afet dönemlerinde daha iyi bir hemofili yönetimi sağlamada önemli rol oynayacağına inanıyoruz.”
]]>Fındık başta olmak üzere tarım ürünlerine ciddi zarar veren, insan sağlığı açısından bir tehlike oluşturmayan kahverengi kokarca, yaz mevsimi sonunda kışlamak için özellikle ev, depo gibi korunaklı alanları tercih ediyor. Fındık hasat sezonunda üreticiler tarafından sık karşılaşılan, bir yıl ömrü olan ve zirai, tuzak ile mekanik mücadele edilen kahverengi kokarca, bıraktığı yumurtalar ile ortalama 200 kat çoğalabiliyor. Havaların ısınması ile kışlaklardan çıkarak fındık bahçelerine ulaşan kokarca, üreticileri de tedirgin ediyor.
Mücadele çalışmaları kapsamında Ordu İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından Çamaş ilçesi Hisarbey Mahallesi’nde mahalle muhtarları ve üreticilere yönelik bilgilendirme çalışmaları yapıldı. Eğitimde, ilaçlamanın nasıl yapılacağı, mücadele çeşitleri gibi konular anlatılarak, uygulamalı eğitim verildi.
“Kimyasal mücadele çok önemli”
Ordu İl Tarım ve Orman Müdürü Kemal Yılmaz, kahverengi kokarca ile mücadele çalışmalarının 2023 yılından itibaren yoğun olarak devam ettiğini söyledi. Hava sıcaklıklarının artması ile birlikte kahverengi kokarcaların bulunduğu yerlerden çıkarak, yakın çevredeki fındık bahçelerine geçtiğini kaydeden Yılmaz, “Burada beslenecekler ve sonrasında yumurta bırakacaklar. Yumurta bırakmadan önce yapacağımız kimyasal mücadele çok önemli. Çünkü bir tane kokarca 150-200 tane yumurta bırakıyor, bu da yaklaşık 200 yeni canlı demek. Bu dönemde yapacağımız mücadele ile kahverengi kokarcalar yumurta bırakmadan imha olacak, daha geniş alanlara dağılmadan mücadele edilecek” diye konuştu.
“İstilacı bir tür”
Şu ana kadar tüm sektör temsilcileri ve üreticilerin desteğiyle, mücadele çalışmaları kapsamında 40 bin kışlakta ilaçlama çalışması gerçekleştirildiğini kaydeden Yılmaz, bunların yanında il ve ilçe tarım müdürlükleri ile ziraat odaları tarafından 600’den fazla eğitim çalışması yapıldığını da aktardı. Yılmaz, “Oldukça önemli bir zararlı, istilacı bir tür, 300’den fazla konukçusu olan bir tür. Bu nedenle mücadele çalışmalarının aksatılmadan yapılması gerekiyor. Ordu’da Valimiz Muammer Erol’un Başkanlığı’nda tüm sektör paydaşlarımız ile işbirliği çerçevesinde çalışmaları yürütüyoruz” şeklinde konuştu.
“Ordu’da yoğunluk her bölgede aynı değil”
Yılmaz, kahverengi kokarcaların ilk olarak kışlakların etrafında görülmeye başladığını belirterek, “Kışlak mücadelesi yaptığımız alanlarda şu anda çıkışların daha az olduğunu görebiliyoruz ama mücadelenin çok yapılamadığı analarda yoğunluk var. Yoğunluk her bölgede aynı değil, özellikle geçen yıl görülen noktalarda ve kışlak mücadelesinin yapıldığı noktalarda daha az olduğunu gözlemliyoruz” ifadelerine yer verdi.
“Acil önlem alınması gerekiyor, hepimiz tedirginiz”
Çamaş ilçesi Kocaman Mahalle Muhtarı Mehmet Yılmaz, mahallede kokarcanın aşırı bir şekilde yoğunlaştığını söyledi. Bu durumda fındık mahsulünün ömrünün olmayacağını kaydeden Yılmaz, “Kesinlikle acil önlem alınması lazım. bir fındık dalında en az 200 tane kahverengi kokarca var. Şu anda ekiplerimiz önlemlerini alıyor. Bu kokarcaları görünce çok şaşırdık, geçen yıl burada fındık, sebze ve meyve olmadı, adeta burayı talan etti. Vatandaşlar çok tedirgin, beklentimiz burada koordineli bir şekilde çalışıp sıkı bir kimyasal mücadele yapılması gerekiyor” dedi.
“Havalar ısındıkça yoğunluk artıyor”
Hisarbey Mahalle Muhtarı İshak Özcan, mahallelerinde çok yoğun bir kahverengi kokarca istilasının olduğunu kaydetti. Hava sıcaklığına göre yoğunluğun arttığını belirten Özcan, “Evlerden, barınaklardan ve çatılardan fındık bahçelerine yayılıyor. Biz fındığın dalını salladığımızda dala düşüyordu, şimdi hava daha sıcak olduğu için uçuyor” açıklamasında bulundu.
Mustafa Öztürk isimli fındık üreticisi, kahverengi kokarcaların fındık dallarında arı kovanı gibi çok olduğunu, bu durumun kendilerini tedirgin ettiğini söyledi. İstilacı böcek türünün kahvaltı esnasında dahi eve girdiğine dikkat çeken Öztürk, bu durumun kendilerini tedirgin ettiğini aktardı.
Fatma Arım isimli ev hanımı, kahverengi kokarcalar ile başlarının dertte olduğunu, fındık başta olmak üzere hiçbir tarım ürününü yetiştiremediklerini, tedirgin olduklarını kaydetti. Çamaşırları balkona asamadıklarını söyleyen ev kadınları, bu durumun artık kendilerini çok rahatsız ettiğini, tarım ürünlerine zarar verdiğini, yemeklere dahi girdiğini belirttiler. – ORDU
]]>Türkiye’nin önemli kiraz merkezlerinden Manisa’da kiraz hasadına hız veren üreticiler rekolteden memnun. Kuzey yarımkürede ilk hasadın yapıldığı Şehzadeler ilçesine bağlı Sancaklıbozköy Mahallesi’nde de üreticiler, hasat çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Erkenci türde olan kirazlarının hasadına başladıklarını belirten üretici İlyas Coşkuner, “13 Nisan tarihinde ilk hasadımızı yaptık. Bugün üçüncü hasadımızı gerçekleştiriyoruz. Bölgemizde hasat iki ay sürüyor. Bende 7-8 çeşit kiraz çeşidi bulunuyor. Şu anda cristobalina türü kirazlarımız hasat ediliyor. Hemen arkasından Karabodur, Salihli ve Napolyon türlerinin hasadı başlayacak. Bu yıl rekoltemiz güzel. Fiyatlar da iyi olursa mutlu oluruz. Bizim malımız ekonomik olarak da taçlanırsa iyi bir sezon olacak. Fiyatların da ortalama 100-150 TL’nin altına düşmemesini bekliyoruz. Kirazda çok fazla işçilik var, çok emek var. Girdi maliyetleri çok yüksek. Emek yoğun bir ürün. Buradan hasat ettiğimiz ürünler daha çok Avrupa ülkelerine, onun yanında Rusya’ya ve doğu ülkeleri ile Irak pazarına gidiyor. Tabii artık uçak kargolar da kullanılıyor. Uçak kargo vasıtasıyla Dubai, Katar, Fransa, İtalya diğer Avrupa ülkelerine parça parça da siparişleri oranında gönderiliyor. Daha kolay bir şekilde pazara ulaşıyor” dedi.
İlk kiraz için tören düzenlendi
Kuzey yarımkürede açık havada kirazın ilk yetiştiği yer olan Şehzadeler’de hasat edilen yılın ilk kirazı törenle satışa çıkarıldı. İlk hasat töreninde Şehzadeler Kaymakamı Fatih Genel, Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay, CHP Şehzadeler İlçe Başkanı Mert Özkösemen, Sancaklıbozköy Mahalle Muhtarı Erdal Coşkuner, kiraz üreticileri ve tüccarlar hazır bulundu. Törenin açılış konuşmasını yapan Sancaklıbozköy Mahalle Muhtarı Erdal Coşkuner katılımcılara teşekkür ederek kiraz sezonunun bol ve bereketli geçmesi temennisinde bulundu.
Katılımcılara hitap eden Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay ise sezonun hayırlı olmasını dileyerek şöyle konuştu: “Kuzey yarımkürede erkenci olarak tanımladığımız ve mevsimin ilk kirazının yetiştiği mahallelerimizdeyiz. Sancaklı Mahallelerimiz bu yüzden bizim için de çok kıymetli. Bizim katma değerli ürün olarak tanımladığımız kuzey yarımkürede ilk yetişen, Avrupa’nın mevsimin ilk kirazını bizden tattığı yerdeyiz. Bundan sonrası için bu hasat törenlerinin daha kalabalık olmasını ve Türkiye’nin tüm illerine hatta Avrupa’ya ulaştığı festivaller yapmayı hedefliyoruz. Hem üreticimizin hem köylülerimiz daha fazla kazandığı, kirazımızın tüm dünyaya duyurulduğu festivaller olsun istiyoruz. Lezzet olarak hepimizin çok sevdiği kirazımızı hem organik olma yolunda hem yeşil dönüşüme ayak uydurarak karbon ayak izini azaltma yolunda işbirliği içerisinde kirazımızı hem sağlıklı hem de organik bir ürün olması için tüm hemşehrilerimizin iş birliğini bekliyorum. Yeni hasat dönemimizin bereketli olmasını diliyorum. Hayırlı uğurlu olsun”
Şehzadeler Kaymakamı Fatih Genel de bereketli bir sezon geçirilmesi dileğinde bulunarak, “Şehzadeler şehri Gediz Ovası, Spil Dağı her şeyi ile bereketli bir şehir. Kuzey yarımkürede çıkan ilk ürün olan kirazımızın tadı tahmin ettiğimizin ötesinde güzel. Ben bu tarihlerde böylesine güzel tadı olan kiraz olmasını beklemiyordum. Bugün yapılan bu ilk hasadın hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Tüm üreticilerimize bereketli kazançlar olmasını temenni ediyorum” dedi.
Konuşmaların ardından yılın ilk kirazı satışa çıkarıldı. İlyas Coşkuner’e ait 30 kilogram kiraz, kilosu sembolik fiyat olan 500 TL’den alıcı buldu. – MANİSA
]]>Şehzadeler Belediyesi Kuzey Yarımkürenin ilk kiraz hasat töreni yapıldı
Manisa’nın ilk kirazları dünya pazarlarına ulaştırılıyor
MANİSA – Kuzey yarımkürenin ilk kirazının yetiştiği Manisa’nın Şehzadeler ilçesinde üreticiler, bu yıl rekolte ve fiyatlardan umutlu olduklarını belirterek, fiyatların 100-150 TL bandının altına düşmemesini beklediklerini ifade ettiler.
Türkiye’nin önemli kiraz merkezlerinden Manisa’da kiraz hasadına hız veren üreticiler rekolteden memnun. Kuzey yarımkürede ilk hasadın yapıldığı Şehzadeler ilçesine bağlı Sancaklıbozköy Mahallesi’nde de üreticiler, hasat çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Erkenci türde olan kirazlarının hasadına başladıklarını belirten üretici İlyas Coşkuner, “13 Nisan tarihinde ilk hasadımızı yaptık. Bugün üçüncü hasadımızı gerçekleştiriyoruz. Bölgemizde hasat iki ay sürüyor. Bende 7-8 çeşit kiraz çeşidi bulunuyor. Şu anda cristobalina türü kirazlarımız hasat ediliyor. Hemen arkasından Karabodur, Salihli ve Napolyon türlerinin hasadı başlayacak. Bu yıl rekoltemiz güzel. Fiyatlar da iyi olursa mutlu oluruz. Bizim malımız ekonomik olarak da taçlanırsa iyi bir sezon olacak. Fiyatların da ortalama 100-150 TL’nin altına düşmemesini bekliyoruz. Kirazda çok fazla işçilik var, çok emek var. Girdi maliyetleri çok yüksek. Emek yoğun bir ürün. Buradan hasat ettiğimiz ürünler daha çok Avrupa ülkelerine, onun yanında Rusya’ya ve doğu ülkeleri ile Irak pazarına gidiyor. Tabii artık uçak kargolar da kullanılıyor. Uçak kargo vasıtasıyla Dubai, Katar, Fransa, İtalya diğer Avrupa ülkelerine parça parça da siparişleri oranında gönderiliyor. Daha kolay bir şekilde pazara ulaşıyor” dedi.
İlk kiraz için tören düzenlendi
Kuzey yarımkürede açık havada kirazın ilk yetiştiği yer olan Şehzadeler’de hasat edilen yılın ilk kirazı törenle satışa çıkarıldı. İlk hasat töreninde Şehzadeler Kaymakamı Fatih Genel, Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay, CHP Şehzadeler İlçe Başkanı Mert Özkösemen, Sancaklıbozköy Mahalle Muhtarı Erdal Coşkuner, kiraz üreticileri ve tüccarlar hazır bulundu. Törenin açılış konuşmasını yapan Sancaklıbozköy Mahalle Muhtarı Erdal Coşkuner katılımcılara teşekkür ederek kiraz sezonunun bol ve bereketli geçmesi temennisinde bulundu.
Katılımcılara hitap eden Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay ise sezonun hayırlı olmasını dileyerek şöyle konuştu: “Kuzey yarımkürede erkenci olarak tanımladığımız ve mevsimin ilk kirazının yetiştiği mahallelerimizdeyiz. Sancaklı Mahallelerimiz bu yüzden bizim için de çok kıymetli. Bizim katma değerli ürün olarak tanımladığımız kuzey yarımkürede ilk yetişen, Avrupa’nın mevsimin ilk kirazını bizden tattığı yerdeyiz. Bundan sonrası için bu hasat törenlerinin daha kalabalık olmasını ve Türkiye’nin tüm illerine hatta Avrupa’ya ulaştığı festivaller yapmayı hedefliyoruz. Hem üreticimizin hem köylülerimiz daha fazla kazandığı, kirazımızın tüm dünyaya duyurulduğu festivaller olsun istiyoruz. Lezzet olarak hepimizin çok sevdiği kirazımızı hem organik olma yolunda hem yeşil dönüşüme ayak uydurarak karbon ayak izini azaltma yolunda işbirliği içerisinde kirazımızı hem sağlıklı hem de organik bir ürün olması için tüm hemşehrilerimizin iş birliğini bekliyorum. Yeni hasat dönemimizin bereketli olmasını diliyorum. Hayırlı uğurlu olsun”
Şehzadeler Kaymakamı Fatih Genel de bereketli bir sezon geçirilmesi dileğinde bulunarak, “Şehzadeler şehri Gediz Ovası, Spil Dağı her şeyi ile bereketli bir şehir. Kuzey yarımkürede çıkan ilk ürün olan kirazımızın tadı tahmin ettiğimizin ötesinde güzel. Ben bu tarihlerde böylesine güzel tadı olan kiraz olmasını beklemiyordum. Bugün yapılan bu ilk hasadın hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Tüm üreticilerimize bereketli kazançlar olmasını temenni ediyorum” dedi.
Konuşmaların ardından yılın ilk kirazı satışa çıkarıldı. İlyas Coşkuner’e ait 30 kilogram kiraz, kilosu sembolik fiyat olan 500 TL’den alıcı buldu.
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından düzenlenen doğal taş sektörünün en büyük küresel buluşması Marble İzmir Uluslararası Doğaltaş ve Teknolojileri Fuarı, 17 Nisan 2024 saat 11.00’de düzenlenecek törenle 29’uncu kez kapılarını açıyor. Bu yıl Çemar Traverten&Mermer ana sponsorluğunda düzenlenen fuarda, tüm doğal taş firmaları Gaziemir’deki Fuar İzmir’in kapalı hollerinde yer alırken C holünün büyük bir kısmı ile D holünün tamamı makine ve teknoloji firmalarına tahsis edildi. Blok mermer alanı da geçen yıl olduğu gibi renk renk, çeşit çeşit bin 500’e yakın blok doğal taşın sergileme alanı olacak. Bu yıl Marble İzmir’de sektör temsilcilerinden gelen talepler üzerine alınan karar doğrultusunda, yalnızca doğal taş ve doğal taş ürünleri ile makine ve teknolojileri sergileniyor.
“İZMİR’DEN YÖN VERECEĞİZ”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, doğal taş ihracatının can damarı ve sektörün dünyaya açılan kapısı olan Marble İzmir’e 29’uncu kez ev sahipliği yapmanın gururunu yaşadıkları belirterek, “Marble İzmir ile Türk doğal taşının dünyaya açılarak pazar payını artırması sektör açısından büyük önem taşıyor. 29 yıldır sektör fuarı, fuar da sektörü büyütüyor. 1995’te 47 yerli katılımcısıyla başlayan ve 4 bin 719 kişiyi ağırlayan Marble İzmir, geçen yıl bin 15 katılımcısı ile 148 ülkeden 9 bin 56’sı yabancı toplam 79 bin 153 ziyaretçiyi ağırlamıştı. Fuarın bu yıl Türkiye ve dünyanın dört bir yanından 100 bine yakın ziyaretçiyi ağırlaması bekleniyor. Fuarımızı her yıl biraz daha büyütecek, doğal taş sektörünün geleceğine İzmir’den yön vereceğiz” dedi.
ALIM HEYETLERİ İLE TİCARET HACMİ ARTACAK
Marble İzmir için ABD, Orta Doğu ile Asya ve Avrupa bölgelerindeki ticari ataşeliklerle işbirlikleri yapılırken fuara dünyanın dört bir yanından katılımcı ve ziyaretçi bekleniyor. Ticaret Bakanlığı’nın ihracata yönelik destekleriyle Ege Maden İhracatçıları Birliği, İstanbul Maden ve Metaller İhracatçı Birlikleri ve Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği ile ortak yürütülen üç farklı alım heyeti programı düzenlenecek. Bu programlar kapsamında hedef ülke olarak belirlenen Birleşik Krallık, Güney Kore, Fransa, İtalya, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Umman, Katar, Kuveyt ve Azerbaycan’dan sektör profesyoneli ağırlanacak. İZFAŞ tarafından yürütülen B2B programına da 186 yabancı alıcı katılıyor. Fuar süresince, katılımcı firmaların müşterilerle hızlı ve etkili biçimde görüşmesi sağlanacak. Web sayfası üzerinden Avustralya’dan İtalya’ya, ABD’den Çin’e kadar dünyanın her kıtasındaki toplam 59 ülkeden, bin 912 yabancı ziyaretçi başvuru kaydı da alınmış durumda.
KATILIMCI LİSTESİ GENİŞ
Marble İzmir’de doğal taş ve ürünleri ile madencilik sarf malzemeleri, fabrika ve atölye sarf malzemeleri, madencilik makineleri, iş makineleri ve ağır ekipmanlar, fabrika ve atölye makineleri, çevre koruma, geri dönüşüm ve kazanım sistemleri, sektörel kuruluşlar, bilgi işlem ve yazılım firmaları, nakliye ve lojistik hizmetler, finansman ve kredilendirme hizmetleri, kamu ve resmi kurumlar, dernek, birlik ve STK’lar, medya kurum ve kuruluşları katılımcı olarak yer alacak. Fuarın ziyaretçi profilini ise tüm dünyadan doğal taş işleme makine ve teknolojileri bayi ve toptancıları, doğal taş uygulamacıları, inşaat ve taahhüt şirketleri, proje yönetim ve danışmalık şirketleri, yapı denetim şirketleri, mimarlık ofisleri, yapı marketler, yapı malzemeleri toptancıları, perakendeci ve dağıtıcıları, inşaat makineleri bayi ve toptancıları, madencilik ve doğal taş şirketleri oluşturuyor.
“DEĞİŞİK” TASARIMLAR MARBLE İZMİR’LE HAYAT BULUYOR
Fuar kapsamında doğal taş tasarım yarışması da düzenleniyor. Marble İzmir, bu yıl 6’ncısı düzenlenen Uluslararası Değişik Doğal Taş Tasarım Yarışması’yla da genç tasarımcıları sektörün yenilikçi firmalarıyla bir araya getiriyor. Yarışma ile doğal taş ihracatının tasarım ve mimariyle desteklenerek katma değeri yüksek ürünlerle artması ve Türk doğal taşının pazarda yenilikçi yüzünün ortaya konulması amaçlanıyor.
Yarışmaya, bu yıl 20 ülkeden genç tasarımcı adayları doğal taş kullanarak oluşturdukları toplam bin 265 projeyle katıldı. Tasarımcıların jüri değerlendirmesi sonucu finale kalan 34 projesi, sektörün yenilikçi firmaları tarafından hayata geçirilecek ve ödül kazananlar 29. Marble İzmir Fuarı’nda belli olacak.
KENTTE MARBLE İZMİR BEREKETİ YAŞANACAK
Marble İzmir sektöre ve yan sektörlerine, ihracata, istihdama katkı sağlamasının yanı sıra önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da turizmden konaklamaya, ulaşımdan yiyecek içecek sektörüne kadar birçok alanda kent ve ülke ekonomisine pozitif etki sağlayacak. Fuar nedeniyle kente gelecek yerli, yabancı katılımcı ve ziyaretçiler, İzmir’de Marble bereketini hissettirecek.
420 MİLYON DOLARA ULAŞTI
Marble İzmir ilk yapıldığında doğal taş ihracatı 77 milyon dolarken yıllar içinde fuarın da katkısı ile Türkiye’nin doğal taş ihracatı 2 milyar doları aştı. Bu yılın ilk üç ayında da Türkiye doğal taş ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre artışla 420 milyon dolara ulaştı.
]]>Batman OSB Müdürlüğünce, kentte ticaretin gelişmesi, yeni istihdam alanlarının oluşması, ham maddenin nihai ürüne dönüşerek ekonomik katma değerinin arttırılması amacıyla 2 yeni OSB yapılması için çalışmalara başlandı.
Projeleri hazırlanan Samanyolu Tekstil OSB ve Oymataş Köyü Gıda İhtisas OSB’nin yapımı için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına başvuruda bulunuldu.
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından 2 milyar 611 milyon 120 bin lira yatırım projesi desteği ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca 2024 yılı yatırım programına alınan iki OSB’nin bu yıl alt yapı çalışmalarına başlanacak.
Altyapı ihalesi bu yıl içerisinde yapılıp 2 yıl içerisinde de bitirilmesi öngörülen iki OSB’nin tamamlanmasıyla 60 bin kişilik yeni istihdam alanlarının oluşturulması hedefleniyor.
OSB’ler kısa sürede yatırım programına alındı
Vali Ekrem Canalp, AA muhabirine, iki yıl önce Batman’da göreve başladığında vatandaşların kendisine yoğun olarak iş ve sosyal yardım talebinde bulunduklarını söyledi.
İşsizlik sorununu çözmek ve iş alanlarının oluşmasıyla sosyal yardım taleplerini azaltmak amacıyla kentte 5 yeni endüstriyel alan yapmaya karar verdiklerini belirten Canalp, “Eğer biz iş problemini çözersek zaten sosyal yardım taleplerini de çözmüş olacağız. Bundan hareketle Batman’da 5 yeni endüstriyel alan için, bunlardan 3’ü OSB, 2’si de küçük sanayi sitesi olmak üzere girişim başlattık.” dedi.
Canalp, Türkiye’de OSB’lerin genellikle 8-12 yılı bulan süreçler halinde ancak uygulamaya geçebildiğini kaydederek Batman’da kurmayı planladıkları OSB’lerin 14 ay gibi kısa bir sürede bütün idari işlemlerinin tamamlandığını ve şu anda 2024 yılının yatırım programında yer aldığını vurguladı.
OSB’lerin yapılmasıyla Batman’da 60 bin kişilik istihdam alanı oluşacağını aktaran Canalp, bölgede özellikle gençlerin istihdamı için muazzam bir adım atacaklarını bildirdi.
İstihdam alanlarının arttırılmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü aktaran Canalp, “OSB’ler ve küçük sanayi sitelerinin dışında aynı zamanda 2 lojistik kent ve 2 de sera kent kurulması amaçlanıyor. Bunlar sayesinde toplam 100 bini bulacak istihdam kapasitesi ile bundan sonra inşallah Batman’da işsizliği de sosyal yardım taleplerini de bitireceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Bölgede huzur ve yatırımı konuşuyoruz”
Mevcut Batman OSB’de doluluk oranının yüzde 100’e ulaştığını, 500 yatırımcının da yer başvurusu olduğunu bildiren Canalp, Doğu ve Güneydoğu bölgesinin devlet teşviklerinin en yoğun verildiği bölgeler olması dolayısıyla yatırım yapacak olan firmalardan yoğun bir talep olduğunu belirtti.
Canalp, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Yapmamız gereken tek bir şey var, altyapıyı hazırlamak, OSB’leri, küçük sanayi sitelerini hazırlamak ve yatırımcılarımızın gelip burada yatırım yapmalarına imkan verecek bir iklimi ortaya koyabilmektir. Bugün Batman’da refahı, yatırımları, OSB’leri, istihdamı ve projeleri konuşuyoruz. Ama geriye doğru gittiğiniz yıllarda Batman’da, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bambaşka şeyler konuşuyorduk. Bugün terör bitme noktasına geldiği için bölgede huzur ve yatırımı konuşuyoruz. Bugün gündemimizde yatırımlar, turizm ve turizmin geliştirilmesi var. Geçmişte Mereto Dağı’nda terör konuşuluyordu, ama biz bugün Mereto Dağı’nda dağ ve kayak turizmini konuşacak hale geldik.”
]]>Tariş Pamuk Birliği’ne bağlı 40 kooperatiften oluşan 104 delegenin 30’unun sahte belgelerle delege yapıldığını tespit ettiklerini kaydeden Söke Tariş Pamuk Kooperatifi Başkanı İsmail Özer, “Seçimlerde sahte belge ile delege yapılan kişilere ilişkin dosyaları ilgili bakanlık ve müdürlüklere ilettik. Şikayetimiz üzerine Tariş Pamuk Birliği’ne gelen müfettişler çalışmalarına başladı” dedi.
TARİŞ Pamuk Birliği Başkanı Faruk Aydın’ın müfettişleri kendilerinin istediği yönündeki beyanlarının gerçeği yansıtmadığını ileri süren Tariş Söke Pamuk Kooperatifi Başkanı Özer, “Bakanlığımızca, bizzat pamuk üretmeyen, ancak üzerlerine pamuk yatırılarak delege yapılan kişilerden arındırılmış delegelerle seçime gidilmesi sağlanmalıdır. Pamuk üreticisinin hak ve menfaatlerinin korunması için 18 Ocak’ta yapılan ve bize göre hileli olan genel kurul iptal edilerek acilen olağanüstü genel kurula gidilmelidir” diyerek müfettiş incelemelerinin sonuçlanmasını beklediklerini söyledi.
Konuyla ilgili kamuoyu açıklaması yapan Tariş Pamuk Birliği’nin en büyük kooperatifinin başkanı olan İsmail Özer, Birlik Başkanı Faruk Aydın ve Başkan Vekili Ali Şimşek’i üreticinin hak ve menfaatlerini koruyup sorunlarını çözüm üretmek yerine kendi koltuklarını koruma telaşına düşmekle suçladı.
Özer açıklamasında “Birlik Başkanvekili Ali Şimşek’in, kendisine göre kurnazca, mevzuata aykırı uygulamaları ve yönlendirmeleri sonucu, sergiledikleri yönetim şekliyle, Birliği içine soktukları bu çıkmazda, Birlik Başkanı Faruk Aydın’ın basın kuruluşları ve sosyal medyada yayımlanan demecinde, kendi koltuklarını korumak telaşıyla, maalesef taşıdıkları makama yakışmayacak şekilde hareket ettikleri görülmüştür. 4572 Sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Hakkında Kanun, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu, Birlik ve Kooperatif Ana sözleşme maddelerinde dayanağı olmayan yanlış ve yanıltıcı beyanlarına ayrıntılı bir şekilde önümüzdeki günlerde de kamuoyunun takdirlerine sunulmak üzere cevap verilecektir. Birlik Genel Kuruluna katılacak Kooperatif Temsilcilerinin (Delege) sayısı, kooperatiflerden alınan ve doğruluğu Birlik tarafından kontrol edilen veri ve bilgiler dikkate alınarak, Birlik Ana sözleşmesinin 22/2 inci maddesinde belirtilen esaslara göre, Birlik Ana sözleşmesinin 22/4 üncü maddesine göre Birlikçe hesaplanır. Tariş Pamuk ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliğinin 18 Ocak 2024 tarihinde gerçekleştirilen 2022/2023 İş yılı Olağan Seçimli Genel Kurul toplantısına katılacak Birlik Temsilcilerinin adı, soyadı, eğitim durumları, adresleri, T.C. kimlik no ile temsil ettikleri kooperatifleri gösteren “Ortaklar Listesi” Birlik Ana sözleşmesinin 23 üncü maddesi gereği; Birlik Yönetim Kurulunca hazırlanmıştır. Kooperatiflerden alınan ve doğruluğu birlik tarafından kontrol edilmesi gereken ‘Ortaklar Listesinin’, birlik kayıtlarına uygun ve doğru olarak hazırlanmasından Birlik Yönetim Kurulu sorumludur. Sorumluluklarını layıkıyla yerine getirmeyen başta Birlik Başkanı Faruk Aydın, Başkanvekili Ali Şimşek, Genel müdür Vekili ve diğer yönetim kurulu üyeleri, görev ve sorumluluklarının gereklerini yerine getirmeyerek görevlerini kötüye kullanmışlardır” diyerek sahte delegelerin de oy kullandığı genel kurulun iptal edilmesi gerektiğini söyledi.
Birlik Başkanı Faruk Aydın’ın, “Ticaret Bakanlığı soruşturması yok, denetim var. Müfettişleri de biz talep ettik” açıklamasına da ‘Külliyen yalan’ diye cevap veren Tariş Söke Pamuk Kooperatifi Başkanı İsmail Özer, “İnceleme ve soruşturma talebini biz yaptık. Bu yönde çok sayfalı belgeleri ile şikayet dilekçemiz var. Kooperatif ana sözleşmesinin 14/1 ve 14/2 maddelerinde belirtilen şartları taşıyan kooperatifin iştigal konusuna giren pamuk ürününü bizzat üreten 35 delegenin imzası ile Bakanlığımıza iletilmesi sonucu, İnceleme ve soruşturma başlatılmıştır” dedi.
“Pamuk üretmeyenler sahte belgelerle pamuk üreticisi gibi gösterildi”
Genel Kurulda oy kullanan delegelerin önemli bir kısmının pamuk üretici olmadığı halde kağıt üzerinde pamuk üreticisi gibi gösterilerek, siyasi üstünlük ve menfaat temin sağlandığını kaydeden İsmail Özer, “Kooperatifçiliğin amaç ve gelişimine engel, işleyiş ve mevzuata aykırı bu uygulamaları ile hile ve hülle yapıp seçimi kazananların foyalarının ortaya çıkması ve üreticinin hak ve menfaatlerinin korunması için başlattığımız mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Amacımız Birlik ve kooperatiflerimizin önünü açıp, kooperatifçiliğimizi geliştirerek, ortaklarımıza hizmete dönük, üretimimizi artırmaya yönelik tedbirleri hayata geçirmek” diye konuştu. – AYDIN
]]>Su ürünleri kaynaklarından ekonomik yararlanmak, deniz ve iç sulardaki su ürünlerinin kalite ve stoklarının korunması amacıyla su ürünleri avcılığına getirilen genel yasaklar, 15 Nisan itibarıyla başladı.
1 Eylül 2023’te açılan sezonda palamuttan umduğunu bulamayan Karadenizli balıkçılar, büyük oranda bereketli hamsi avı gerçekleştirdi.
Ordu’da faaliyet gösteren Perşembe Balıkçılar Kooperatifi Başkanı Ünal Karadeniz, AA muhabirine, sezona büyük umutlarla başladıklarını ancak palamut avından istediklerini alamadıklarını söyledi.
Bu sezon neredeyse yok denecek kadar az palamut avlandığını belirten Karadeniz, “İstatistiklere göre son 62 yılın en kötü palamut avcılığı oldu. Tüm balıkçılarımız bu sezon hamsiden yana oldukça güzel bir sezon geçirdi. Hamsi yüzümüzü güldürdü.” dedi.
Karadeniz, istavrit avının genel olarak iyi geçtiğini ifade ederek, artık tekne ve ağlarının bakımını yaparak yeni sezona hazırlanacaklarını söyledi.
Trabzonlu balıkçılar hamsi avından memnun
Av sezonunun sona ermesiyle Trabzon Yoroz mevkisindeki balıkçılıklar da ağlarını topladı.
Balıkçı Muhammet Ali Bozoklu, baba mesleği balıkçılığa 15 yıl önce başladığını belirtti.
Av sezonunun artık sona erdiğini anımsatan Bozoklu, bu sezon palamuttan değil ancak hamsiden yana iyi bir dönem geçirdiklerini dile getirdi.
Bozoklu, hamsinin bu sene Karadeniz’de oldukça bol olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Bu sene sezonumuz iyiydi ama kimisi çok kimisi az kazandı. O da rızık diyelim. Şimdiden gelecek sezon için hazırlıklara da başladık. Teknenin bakımı, tamiratı gibi şeylerle uğraşıyoruz. Yani hiç boş yok, 7/24, yaz kış çalışıyoruz. Meşakkatli iş ama çok şükür uğraşıyoruz. İşimizden memnunuz, şikayetçi değiliz.”
Sezonun sona ermesiyle ağ onarımına başlayan Yusuf Bayar ise genel itibarıyla iyi bir av sezonu geçirdiklerini ifade etti.
Hamsi avına kota getirilmesi talebi
Rize Artvin Su Ürünleri Kooperatif Birliği Başkanı Barış Zaman ise av sezonunun hamsi ağırlıklı olduğunu kaydetti.
Hamsinin boyunda son 5 yıldır gözle görülür oranda küçülme olduğunu savunan Zaman, şöyle devam etti:
“Bu bizim ticaretimize de yansıyor. Uygun boylardaki balığı yakalayamaz duruma geldik. Hamsinin boyu küçüldüğü için sofraya gönderdiğimiz miktar da azaldı. Ekonomik değeri yüksek balığı son 5 yıldır yakalayamaz duruma geldik. Her yıl kasaya koyduğumuz balığın miktarı azalıyor.”
Barış Zaman, hamsi avına kota getirilmesini talep ederek, ” Türkiye’deki balıkçılığın yüzde 60’ı hamsi üzerine. Hamsi avcılığına bir an önce kota getirilmesi, önlemlerin alınması, aşırı avcılığın önüne geçilmesi gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Balıkçıların büyük çoğunluğunun getirilecek kotayı desteklediğini belirten Zaman, “Az tutarak balığı büyütmemiz gerekiyor. Balığı korursak, fabrika yerine kasaya koyarak halka arz edebilirsek işlevimizi yerine getiririz.” diye konuştu.
Giresunlu balıkçılar sezonda umduğunu bulamadı
Keşap Su Ürünleri Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Nadir Kasap da 1 Eylül 2023’te büyük umutlarla başladıkları av sezonunun istedikleri gibi geçmediğini söyledi.
Palamut ve hamsi avcılığının beklentilerini karşılamadığını dile getiren Kasap, “Yine çinekop ve bazı balık türlerinin avcılığı da arzu ettiğimiz düzeyde olmadı. Sezon süresince mezgit ve istavrite yöneldik. Genel olarak baktığımızda bizim sularımızda avcılık iyi olmadı.” diye konuştu.
Kasap, bundan sonraki süreçte balıkçıların yeni sezon hazırlıklarına başlayacaklarını belirterek, gelecek av sezonun iyi geçmesini beklediklerini sözlerine ekledi.
]]>AA muhabirinin, Doğu Karadeniz ihracatçılar Birliği (DKİB) verilerinden derlediği bilgiye göre, Ocak-Mart 2023 dönemi Türk somonu ihracatı, 44 milyon 993 bin 815 dolar olarak kayıtlara geçti. Bu yılın aynı döneminde ise ihracat yüzde 126 artarak 101 milyon 734 bin 181 dolara ulaştı.
Her geçen yıl üretimi artan Türk somonunun ihracatı, miktar olarak 2023’ün ilk çeyreğinde 5 bin 626 ton iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 232 artışla 18 bin 694 ton oldu.
Türkiye’den ocak-mart döneminde 34 ülkeye Türk somonu satıldı. Rusya Federasyonu 59 milyon 422 bin 570 dolarla ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi 10 milyon 851 bin 750 dolarla Vietnam, 8 milyon 412 bin 847 dolarla Almanya izledi.
Geçen yılın aynı döneminden farklı Yunanistan, Endonezya, Ukrayna, Çin, Singapur, Malezya, Mısır, KKTC, Kazakistan, Avusturya, Portekiz ve Belçika’ya da bu dönem Türk somonu ihraç edildi.
“İhracatımızın miktarda yüzde 66’lık kısmı Rusya Federasyonuna yapıldı”
DKİB Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Kalyoncu, AA muhabirine, Türk somonunun, su ürünleri sektöründe önemli ihraç ürünleri arasında yerini aldığını söyledi.
Söz konusu sektör ihracatının her geçen yıl katlanarak arttığına dikkati çeken Kalyoncu, “Türk somonu 2024 yılı ilk çeyreğinde yüksek oranlı ihracat artışı başarısı gösterdi ve pazar çeşitliliğinde de her geçen yıl artış trendini sürdürdü.” dedi.
Kalyoncu, ülkeden ihraç edilen Türk somonuna en büyük talebin Rusya Federasyonu’ndan geldiğine işaret ederek, “Toplam ihracatımızın miktarda yüzde 66’lık kısmı Rusya Federasyonu’na yapıldı. Vietnam’a ihraç edilip burada işleme tabi tutulduktan sonra işlenmiş olarak Japonya’ya sevk edilen Türk somonuna ikinci en büyük talep Japonya’dan geldi. Almanya’ya ihraç edilenler ise tamamen ileri derecede işlem görmüş, tütsülenmiş, marine edilmiş ürünlerden oluştu.” diye konuştu.
“Ülke çeşitliliğinin ve ihracatının artmasına önemli katkı sağlayacağız”
Türk somonu ihracatında ülke çeşitliliğini artırma gayretinde olduklarını vurgulayan Kalyoncu, “Türk somonuna son yıllarda ABD’den de önemli talep oldu. Önümüzdeki dönemde ABD pazarında tanıtım çalışmalarına daha çok öncelik tanıyacağız.” ifadesini kullandı.
Kalyoncu, Türk somonunun marka bilinirliğinin artırılması ve pazar çeşitliliğinin sağlanması açısından yurt dışı tanıtım çalışmalarına çok önem verdiklerini belirterek, şunları kaydetti:
“Bu kapsamda da su ürünlerinin en büyük fuarlarından olan ve İspanya’nın Barselona kentinde 23-25 Nisan’da düzenlenecek su ürünleri fuarına katılarak açılacak stantta Türk somonunun tanıtımını yapacağız. Ayrıca Türk somonunun tanıtımına ilişkin geliştirdiğimiz Turquality Tanıtım Projesi de Ticaret Bakanlığınca onaylandı. Bu kapsamda hedef pazarlarda önümüzdeki 4 yıl boyunca yapacağımız tanıtım etkinlikleri ile Türk somonu ihracatında ülke çeşitliliğinin ve ihracatının artmasına önemli katkı sağlayacağız.”
Türk somonunun yetiştiriciliğinin artırılması gerektiğini aktaran Kalyoncu, “3-4 yıllık bir periyotta Tarım ve Orman Bakanlığının da yetiştiricilikte destek sağlaması halinde Türk somonu ihracatının 1 milyar dolar sınırını çok rahatlıkla aşacağına inanıyoruz.” dedi.
]]>AA’nın, “Yapay Zeka Çağına Doğru” başlıklı dosyasının yedinci haberinde yapay zeka ve derin öğrenme teknikleri kullanarak oluşturulan “deep fake” teknolojisinin sebep olduğu mağduriyetler ele alındı.
Söz konusu teknoloji, kullanıcıların yüzlerinin başka videolara yerleştirilmesi ve ses sentezi tekniklerinin kullanılmasıyla gerçekçi görüntü ve ses üretimine imkan tanıyor. Üretilen bu görüntü ve sesler, başta sosyal medya platformları olmak üzere, dijital platformlarda kullanıldığında birçok olumsuz sonuç ve dezenformasyona neden olabiliyor.
OSTİM Teknik Üniversitesi Yapay Zeka Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Murat Şimşek, deep fake ve yapay zeka tarafından geliştirilen veri manipülasyonları nedeniyle tüketicilerin mağduriyet yaşayabildiklerini söyledi.
Şimşek, yapay zeka uygulamalarının kullanıcıların verdiği verileri kaydettiğine ve bu verileri izinsiz olarak kullanabildiğine dikkati çekerek, “Mesela herhangi bir videoyu yapay zekayla işlediğiniz takdirde artık o video yapay zekanın ürünü oluyor, istemediğiniz görüntü ve ses bilgileriyle istemediğiniz şekilde manipülasyon yapılmasına izin vermiş oluyorsunuz.” dedi.
Yapay zekay ile sahte fotoğraflar, videolar, görüntüler ve ses kayıtları oluşturulabildiğini dile getiren Şimşek, ABD’de bir şirketin üst düzey yöneticisinin (CEO) yapay zekayla türetilmiş bir video ile yaklaşık 21 milyon dolar zarara uğradığını belirtti.
“Yapay zeka okur yazarlığına sahip olunmalı”
Şimşek, kullanıcıların yapay zeka okur yazarlığına sahip olmalarının önemine işaret ederek, “Yani kabile dönemlerinde eskiden uçak görüldüğünde mızrak atıldığı gibi yapay zekadan kaçmamak lazım. Ancak koşulsuz şekilde de yapay zekanın verdiği her bilgiyi kabul etmemekte fayda var.” diye konuştu.
ChatGPT, Microsoft Copilot gibi yapay zeka uygulamalarının her iş için kullanabilir hale geldiklerini anlatan Şimşek, burada elde edilen bilgilerin doğrulamaya muhtaç olduğunu kaydetti.
Şimşek, yapay zeka ürünlerinin oluşturduğu bilgilerin “kesin doğru” gibi kullanıldığında mağduriyetlere yol açabileceğini anlatarak, şu değerlendirmede bulundu:
“Yanlış bilgileri doğru olarak kullanabiliyoruz. Bu tarz durumlar yaşamamak için yapay zekayı hayatımıza entegre etmeliyiz. Ancak yapay zekanın elde ettiğimiz bilgilerini de sorgulamalıyız. Örnek vermek gerekirse bir videoyu gördüğümüzde buna hemen inanıp işlem yapmamamız lazım. Çünkü yapay zekayla manipülasyon yapmak artık çok daha kolay. Eskiden daha amatör şekilde montaj ve manipülasyon gerçekleştirilebiliyordu. Ancak şu anda yapay zekayla hem yüksek kalitede hem de kısa sürede veri manipülasyonu ve video montajı yapılabiliyor. Onun için her gördüğümüze inanmayalım. Yapay zeka okur yazarlığına sahip olalım ve yapay zeka araçlarını bilinçli olarak kullanalım.”
“Derin sahtecilikle mücadele teknikleri geliştirilmeli”
İftira, şantaj, manipülasyon ve propagandanın sık karşılaşılan mağduriyetler olduğunu dile getiren Şimşek, özellikle video ve ses montajıyla oluşturulan sahte görüntülerin kişilerin itibarını zedeleyerek maddi ve manevi zararlara yol açabileceğini söyledi.
Şimşek, “deep fake” tabir edilen içeriklerin kişilerin mahremiyetlerine de zarar verebileceğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Sahte videolar veya ses kayıtları aracılığıyla yapılan manipülasyonlar, kamuoyunu yanıltarak dezenformasyona neden olabilir. Mağduriyetlerin ve bu teknolojinin kötüye kullanımının engellenmesi için hem teknoloji şirketlerinin hem de yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi gerekiyor. Toplumun bilinçlendirilmesi ve derin sahtecilikle mücadele eden tekniklerin geliştirilmesi de büyük önem taşıyor.”
]]>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, yaptığı yazılı açıklamada, Ulusal Süt Konseyi (USK), çiğ süt tavsiye fiyatını 1 Mayıs’tan itibaren geçerli olmak üzere 14,65 TL’ye yükselttiğini, ancak bu artıştan hemen önce süt yemine zam geldiğini söyledi. Türkiye’deki süt ineği sayısının 5 milyon 500 bine gerilediğini, girdi maliyetlerinin arttığını ve kırsalda küçük aile işletmelerinin sorunlarının katlandığını söyleyen Gürer, “Çoklu hayvan varlığı olan çiftlikler kısmen önlemler alarak ayakta kalmaya çalışıyor. Hayvancılığın en önemli gider kalemini yem oluşturuyor. Kaba yem ve sanayi yeminde fiyat artışı hayvancılık yapanı yaptığı işten soğuttu” dedi.
“VERİLEN FİYAT MALİYETİ KARŞILAMIYOR”
Çiftçilerin yaşadığı sorunlara değinen Gürer, şunları söyledi:
“Çiftçilik yapmayan yonca, arpa, saman kendi üretmeyen giderlere dayanımı kalmadı. Bu nedenle hayvancılığı sürdürebilmesi iyice zorlaştı. Hayvancılıkta tüketilen yem yarısı ithal geliyor. USK daha çiğ süt fiyatında artışa gitmeden geçen hafta 19 protein 50 Kg süt yemi bazı süt kooperatife geliş fiyatı 552 liradan 547 liraya çıktı. Kooperatifte üyesine 567 liradan süt yemi veriyor. Farklı kooperatiflerde ya da bayide daha yüksek fiyat ile satanlarda var. Bir inek günlük sabah 5 kg akşam 5 kg süt yemi tüketir. Saman, yonca, arpa, mısır, küspede hayvanlara yem olarak veriliyor. Yonca tonu bazı bölgelerde 8 bin liraya erişmiş durumda, hayvan en az günlük 2 kiloda yonca tüketiyor. Hasat dönemi samanı ve yoncayı stoklayarak fiyatlar artışından büyük işletmesi olan besici artışların etkisinden korunmaya çalışıyor. Pancar küspesi de tonu 1400 TL. Bölgede çiğ süt sağan üretici stoklama olağanı olmadığı için hemen çiğ sütün satmak zorunda, küçük üretici stoklama şansı olmadığı için aracı yada Kooperatife ürün hemen veriyor. Aracı ya da Kooperatif fabrikaya taşıyor. Bazı süt fabrikaları aynı zamanda süt yemi de satıyor. Süte daha artış gelmeden yem fiyatı artırılıyor. Üretici ‘çiğ süte zam istemiyoruz. Yem fiyatını düşürün yoksa litresi 16 liradan alım olsa dahi giderlerimize yetişemiyoruz’ diyorlar. Çiğ süt fiyatı artmadan yeme gelen zamla bu kerede USB tavsiye fiyatı 1 Mayıs’ta olacağı için artış olmadan besiciden artış geri alınmış oldu. Çiğ süt maliyet fiyatı üreticiye litresi 16 TL geçerken verilen fiyat maliyeti karşılamıyor.”
“ÇİĞ SÜT FİYAT ARTIŞI ÜRETİCİYE MERHEM OLMAYACAK”
Evlere açık süt satan satıcılarda da benzer sıkıntıların olduğunu kaydeden Gürer, “Bu arada süte zam gelecek diye süt fabrikalarından stoklu marketler ürün aldığı ve yeterli stok nedeni ile yeni talep düşük geldiği içinde süt işlenen bazı fabrikaların süt toplamada nazlı davrandığını da üreticiler anlatıyor” dedi.
Gürer küçük aile tipi işletmelerde hayvan varlığının her geçen gün eridiğini de belirterek, “Bu süreç sürdürülebilir değil. Çiğ süt yüzde 8.5 artış peynir, işlenmiş süte daha çok fiyat artışı olarak yansıması da tüketiciyi mağdur ediyor. Çiğ süt fiyatı yem fiyatı artışına bağlı yükselirken çözüm yem fiyatları düşürüp hatta sübvanse ederek üretici desteklenmesinden geçiyor. Artan ahır giderini düzenli artan yem fiyatlarını düşürmeden çiğ süt fiyat artışı besici yarasına merhem olmayacaktır” diye konuştu.
]]>Dünyanın göz bebeği Amasra’da rekor üzerine rekor kırılıyor
BARTIN – Doğası, denizi, tarihi ve kültürü ile yerli ve yabancı turistlerinin uğrak yerleri arasında bulunan Bartın’ın Amasra ilçesi son yıllarda turizmin gözde şehirleri arasına girdi. Kruvaziyer turizmi ile geçen yıl rekor sayıda Rus turisti ağılayan Amasra, bu yılki 9 günlük bayram tatilinde ise yaklaşık 700 bin turiste ev sahipliği yaparak tarihi bir rekora imza attı.
Fatih Sultan Mehmed Han’ın bir sefer esnasında gördüğü ve “Lala, lala Çeşm-i cihan bu mu ola” diyerek doğal güzellikleri dünyanın göz bebeği olarak nitelendirdiği Bartın’ın Amasra ilçesi, hem yabancı hem de yerli turistlerin es geçemediği bir turizm durağı haline geliyor. Yaklaşık 6 bin 600 nüfus ile Karadeniz’in şirin ilçelerinden olan Amasra, son yıllarda turizm alanında yapılan tanıtımlarla kapılarını tüm dünyaya açtı.
Rekor üstüne rekor kırılıyor
2023 yılında 17 bin kişi ile rekor sayıda Rus turistin geldiği ilçe, Karadeniz’deki Trabzon, Samsun, Ordu gibi büyükşehirleri ve Sinop, Ünye gibi turizm şehirleri de turist sayısı anlamında geride bırakırken, Türkiye genelinde ise Alanya, Bozcaada, Kaş gibi turizm kentlerini de geçmeyi başararak 9. sırada yer aldı.
Ramazan Bayramı’nda 9 günlük bayram tatilini ve mevsim normallerinin üzerinde seyir eden sıcaklıkları fırsat bilen vatandaşlar Amasra’ya akın etti. İlçeye 9 gün boyunca 150 bini aşkın araç girişi tespit edilirken, yaklaşık 700 bin kişi misafir edildi. Önceki yıllardaki bayram tatillerinde 40 bin ile 200 bin kişi arasında ziyaretçi ağırlayan ilçe, 700 bin ziyaretçi ile tarihi bir rekora ulaştı.
Son ziyaretçi sayıları ile 6 bin 600 kişi nüfusa sahip ilçe, 9 günde nüfusunun da yaklaşık 105 katından fazla sayıda turisti ağırlamış oldu.
Japan ve Çinliler de ilgi gösteriyor
Karadeniz’in sessiz sakin sahil kentlerinden olan Amasra’nın güneyinde UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve Sakin Şehir ünvanına sahip Safranbolu, doğrusunda Kastamonu’nun tarihi, doğal güzellikleri ile bilinen Cide ve İnebolu ilçeleri, batısında ise Zonguldak’ın Çaycuma ilçesine bağlı Filyos Beldesi ve Ereğli ilçesi gibi Karadeniz turizminin önemli şehirleri yer alıyor. Yaklaşık 90 kilometre uzaklıktaki Safranbolu’ya gelen Japon ve Asyalı turistlerin de mutlaka gezip gördüğü Amasra, Avrupa, Orta Doğu ülkeleri gibi dünyanın dört bir tarafından da Karadeniz’e gelen turistlerin öncelikli tercihleri oluyor.
Rusların gözdesi
Karadeniz’in incisi Amasra, Son dönemlerde gelişen kruvaziyer gemi turları ile Rusların da Karadeniz’de en çok beğendiği durak oldu. Şuanda ortalama 2 haftada bir tek gemi ile seferler düzenlenirken önümüzdeki günlerde yabancı turist taşıyan gemi sayısı ve mevcut geminin sefer sayılarının artması için de çalışmalar yürütülürken yat ve yelken turizminde de ilginin arması için çalışmalar yoğunlaştırıldı.
Gurbetçiler uğramadan gidemiyor
Yabancı turistler kadar yerli turistlerinde büyük ilgi gösterdiği Amasra, bayram ve yaz dönemlerinde başta sanatçılar, ünlüler olmak üzere her kesimden insanın en önemli tercihleri arasında yer alıyor. Bartın, Zonguldak ve Kastamonu gibi, Batı ve Orta Karadeniz’deki gurbetçilerin de sık sık ziyaret ettiği ilçe, Ankara, Bursa, İstanbul, Samsun, Kastamonu, Sinop, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu gibi şehirlere de yakınlığı nedeniyle yöre insanların da uğramadan geçemediği yer oluyor.
Muhteşem doğası nedeniyle seyir zevkinin en üst düzeyde olduğu ilçe sessiz, sakin ortamı nedeniyle kafa dinleyerek dinlenmek, stres atmak isteyenlerin yanı sıra tertemiz denizinde yüzerek güneşin keyfini sürmek isteyenlerin de vazgeçilmez güzergahları arasında yer alıyor. İlçe ayrıca kamp ve karavan turizmi ile de yaz, kış doğa severlerin gözde mekanları arasında yer alıyor.
]]>Fatih Sultan Mehmed Han’ın bir sefer esnasında gördüğü ve “Lala, lala Çeşm-i cihan bu mu ola” diyerek doğal güzellikleri dünyanın göz bebeği olarak nitelendirdiği Bartın’ın Amasra ilçesi, hem yabancı hem de yerli turistlerin es geçemediği bir turizm durağı haline geliyor. Yaklaşık 6 bin 600 nüfus ile Karadeniz’in şirin ilçelerinden olan Amasra, son yıllarda turizm alanında yapılan tanıtımlarla kapılarını tüm dünyaya açtı.
Rekor üstüne rekor kırılıyor
2023 yılında 17 bin kişi ile rekor sayıda Rus turistin geldiği ilçe, Karadeniz’deki Trabzon, Samsun, Ordu gibi büyükşehirleri ve Sinop, Ünye gibi turizm şehirleri de turist sayısı anlamında geride bırakırken, Türkiye genelinde ise Alanya, Bozcaada, Kaş gibi turizm kentlerini de geçmeyi başararak 9. sırada yer aldı.
Ramazan Bayramı’nda 9 günlük bayram tatilini ve mevsim normallerinin üzerinde seyir eden sıcaklıkları fırsat bilen vatandaşlar Amasra’ya akın etti. İlçeye 9 gün boyunca 150 bini aşkın araç girişi tespit edilirken, yaklaşık 700 bin kişi misafir edildi. Önceki yıllardaki bayram tatillerinde 40 bin ile 200 bin kişi arasında ziyaretçi ağırlayan ilçe, 700 bin ziyaretçi ile tarihi bir rekora ulaştı.
Son ziyaretçi sayıları ile 6 bin 600 kişi nüfusa sahip ilçe, 9 günde nüfusunun da yaklaşık 105 katından fazla sayıda turisti ağırlamış oldu.
Japan ve Çinliler de ilgi gösteriyor
Karadeniz’in sessiz sakin sahil kentlerinden olan Amasra’nın güneyinde UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve Sakin Şehir ünvanına sahip Safranbolu, doğrusunda Kastamonu’nun tarihi, doğal güzellikleri ile bilinen Cide ve İnebolu ilçeleri, batısında ise Zonguldak’ın Çaycuma ilçesine bağlı Filyos Beldesi ve Ereğli ilçesi gibi Karadeniz turizminin önemli şehirleri yer alıyor. Yaklaşık 90 kilometre uzaklıktaki Safranbolu’ya gelen Japon ve Asyalı turistlerin de mutlaka gezip gördüğü Amasra, Avrupa, Orta Doğu ülkeleri gibi dünyanın dört bir tarafından da Karadeniz’e gelen turistlerin öncelikli tercihleri oluyor.
Rusların gözdesi
Karadeniz’in incisi Amasra, Son dönemlerde gelişen kruvaziyer gemi turları ile Rusların da Karadeniz’de en çok beğendiği durak oldu. Şuanda ortalama 2 haftada bir tek gemi ile seferler düzenlenirken önümüzdeki günlerde yabancı turist taşıyan gemi sayısı ve mevcut geminin sefer sayılarının artması için de çalışmalar yürütülürken yat ve yelken turizminde de ilginin arması için çalışmalar yoğunlaştırıldı.
Gurbetçiler uğramadan gidemiyor
Yabancı turistler kadar yerli turistlerinde büyük ilgi gösterdiği Amasra, bayram ve yaz dönemlerinde başta sanatçılar, ünlüler olmak üzere her kesimden insanın en önemli tercihleri arasında yer alıyor. Bartın, Zonguldak ve Kastamonu gibi, Batı ve Orta Karadeniz’deki gurbetçilerin de sık sık ziyaret ettiği ilçe, Ankara, Bursa, İstanbul, Samsun, Kastamonu, Sinop, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu gibi şehirlere de yakınlığı nedeniyle yöre insanların da uğramadan geçemediği yer oluyor.
Muhteşem doğası nedeniyle seyir zevkinin en üst düzeyde olduğu ilçe sessiz, sakin ortamı nedeniyle kafa dinleyerek dinlenmek, stres atmak isteyenlerin yanı sıra tertemiz denizinde yüzerek güneşin keyfini sürmek isteyenlerin de vazgeçilmez güzergahları arasında yer alıyor. İlçe ayrıca kamp ve karavan turizmi ile de yaz, kış doğa severlerin gözde mekanları arasında yer alıyor. – BARTIN
]]>DSİ 10. Bölge Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, kurumsal altyapısı, tecrübeli personeli ve güçlü makine parkıyla Türkiye’nin dört bir yanında vatandaşların refah düzeyini artıran su yapıları inşa ederek, vatandaşın hizmetine sunma sorumluluğunu yerine getiriyor.
İklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, artan sanayileşme ve diğer çevre sorunlarıyla birlikte yaşamın kaynağı olan suyun değeri her geçen gün artarken, DSİ tarafından tamamlanarak milletin hizmetine sunulan içme suyu tesisleri, tarımsal üretimin lokomotifi olan barajlar, gölet ve yer altı depolama tesisleri, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığına set çeken HES’ler ve parçalanmış tarım arazilerini yeniden ekonomiye kazandıran arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme projeleri ile suya yön veriliyor.
“Su vatandır” hassasiyeti ile çalışmalarını sürdüren DSİ Genel Müdürlüğü, suyun özellikle tarım ve sanayide yarattığı güçlü etkisi sayesinde geniş iş sahalarının doğmasına imkan sağlarken, yapmış olduğu taşkın koruma tesisleri ile de olası taşkınlardan kaynaklanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek için de mücadele ediyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, DSİ Genel Müdürlüğünün Türkiye’nin su ve enerji gücü olarak faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtti.
18 Aralık 1953’te kurulan genel müdürlüklerinin “Su vatandır” anlayışıyla çalışmalarını sürdürerek işletmeye aldığı baraj ve göletlerle 183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirdiğini aktaran Balta, “Tamamlanan projeler ile 71 milyon dekar arazi sulamaya açılmış, yaklaşık 2 milyon hektar alan taşkınlardan korunmuştur. Hizmete alınan içme suyu tesisleri ile yıllık 5,2 milyar metreküp memba kalitesinde içme suyu temin edilmektedir. Güç ve ilhamını aziz milletimizden alan DSİ dün olduğu gibi bundan sonrada hayata geçireceği projeler ile ‘Türkiye Yüzyılı’na damga vurmaya devam edecektir.” ifadelerini kullandı.
Diyarbakır’da 588 bin dekar arazi suyla buluşturuldu
Balta, son 21 yılda Diyarbakır’a inşa ettikleri 15 sulama tesisi ile 588 bin dekar tarımsal araziyi sulamaya açtıklarını aktardı.
Elverişli tarım arazileri, uygun iklim özellikleri ve Diyarbakırlıların emekleriyle can bulan bereketli Güneydoğu topraklarının tarımsal üretim potansiyeli bakımından Türkiye’de ilk sırada yer aldığını ifade eden Balta, şunları kaydetti:
“Son 21 yılda Diyarbakır’a 94 milyar 463 milyon değerinde 127 tesis inşa ettik. Diyarbakırlılar için üretmeye devam edeceğiz. Diyarbakır’da son 21 yılda 5 baraj ve 3 yer altı su depolaması inşa ettik ve böylece 250 milyon metreküp su depolama hacmine ulaştık. Diyarbakır’ın su kaynaklarını değerlendirmek için yeni barajlar inşa ediyoruz. Şu anda 5 barajın yapım çalışmaları devam ediyor. Bu barajların tamamlanmasıyla 2 milyon 191 bin dekar tarımsal araziyi daha suya kavuşturmayı hedefliyoruz.”
Bu süre zarfında tamamlanan 61 taşkın koruma tesisi ile şehir merkezi, 62 yerleşim yeri ve 1580 dekar arazinin taşkın kontrolünün sağlandığını ve 5 taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmalarının devam ettiğini belirten Balta, hayata geçirdikleri taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azalttıklarını, vatandaşları ve toprakları güvence altına aldıklarını vurguladı.
Balta, şu bilgileri paylaştı:
“Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri” kapsamında ilde 39 işin tamamlandığını, toplam 5 milyon 714 bin dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapıldığına dikkati çekerek, “Diyarbakır’da 435 yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalanmaktadır. Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri ile toprağımız daha kıymetli ve daha verimli olmaktadır.”
İlde son 21 yılda 3 hidroelektrik enerji tesisini işletmeye alarak yıllık 150,10 GWh enerji üretimi sağlandığını kaydeden Balta, kurulu gücü 47,14 MW olan bu tesisler sayesinde milli ekonomiye yalnızca enerji alanında yıllık 330 milyon lira katkı sunduklarını bildirdi.
Balta, “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak hayata geçirdiğimiz projeler hakkında değerli Diyarbakırlılardan, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle ‘Türkiye Yüzyılı’ idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
]]>9 günlük Ramazan Bayramı tatili, iç pazardaki turizmi hareketlendirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bayram tatilinin uzatılması yönündeki kararı erken bildirmesi, turizm sektörünün yüzünü güldürmüştü. Tatilin açıklanmasıyla birlikte seyahat hazırlıklarına başlayan vatandaşlar, tatil bölgelerinde havaların sıcak oluşunu göz önünde bulundurarak erken rezervasyonlarını gerçekleştirdi. Akdeniz ve Ege bölgesinin kıyı şeridindeki oteller 9 günlük tatili yüzde yüz doluluk oranıyla geçirdi. Doluluk oranına iç pazardaki tatilin yanı sıra, Avrupalıların Paskalya Bayramı’nın da Ramazan Bayramı’na yakın olmasının etkisi de oldu. Oteller adeta yerli ve yabancı turist akınına uğradı.
5 günde 200 bine yakın kişi havalimanından kente giriş yaptı
Öte yandan oluşan yoğunluk Antalya Havalimanı iç ve dış hatlar terminalindeki verilere de yansıdı. 9-13 Nisan tarihleri arasından kente iç hatlardan 47 bin 82, dış hatlardan ise 135 bin 745 kişi olmak üzere toplam 182 bin 827 giriş gerçekleştirildi.
“Açık olan tesisler yüzde yüz doluluk yaşadı”
Ramazan Bayramının dolu dolu geçtiğini ifade eden Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Başkan Başdanışmanı Hamit Kuk, “Bayram öncesi beklentilerimizi açıkladığımızda buna inanmayanlar oldu ama bayramda görüldü ki, beklentilerimiz doğru çıktı. Özellikle Akdeniz’de açık olan tesisler yüzde yüz doluluğa ulaştı. Ege bölgesinde de aynı şekildeydi. Oldukça verimli geçti. Onun dışında Kapadokya ve Karadeniz bölgesi doluydu. Güneydoğu bölgesindeki oteller bayramdan 10 gün önceden satışları kapatmışlardı. Orada kültür turları çok yoğun geçti. Hem acentelerimizden, hem otellerden aldığımız geri dönüşlere baktığımızda, oldukça verimli bir bayram periyodu yaşadık” dedi.
“150 milyar lira ciroya ulaşmış olabileceğini düşünüyorum”
Bayram’da Antalya’ya hava, deniz ve kara ulaşımıyla günlük yoğun bir giriş yaşandığına dikkati çeken Kuk, “Bodrum, Marmaris, Kuşadası’nda da çok yoğun girişler oldu. Ramazan Bayramı’nın güzel taraflarından birisi de bu. İnsanlar sabit kalmıyorlar, mutlaka dost, akraba ziyaretlerinde bulunuyorlar. 9 günlük bayram da çok geniş bir tatil süreci olduğu için, partnerlerimizden çalıştığımız firmalarla görüşmeler ve edindiğimiz izlenimlerde 20 milyon rakamının çok üzerine çıktığımızı tahmin ediyorum. İklim şartları da iyi gitti. Birçok turistik şehrimiz çok yoğun geçti. Çok yoğun bir trafik vardı. 100 milyar lira ciro üzerinde olacağını tahmin etmiştik, 150 milyar lira ciroya ulaşmış olabileceğini düşünüyorum” dedi.
Ramazan ve Paskalya Bayramı yerli ve yabancı turist akınına uğrattı
Kuk, oluşan yoğunlukta yabancı turist gelişlerindeki artışın da etkisinin olduğuna işaret ederek, “Bunun sebebi, Özellikle Avrupalıların kutladığı Paskalya Bayramı ve bizim Ramazan Bayramı ile hemen hemen aynı döneme geldi. Dolayısıyla sahil kesimimiz hem yabancı hem de yerli turist akınına uğradı. Bu da çok güzel oldu. 9 günlük periyot, turizm sektörü için güzel bir başlangıç ve moral oldu” ifadelerine yer verdi.
“2023 rekorunun yüzde 10 üzerine çıkabiliriz”
Turizm sezonunun iyi başlamasının yıl sonundaki rakamlara da etki edeceğinin altını çizen Kuk, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Geçen yıl depreme rağmen çok iyi bir yaz sezonu yaşamıştık turizm sektörü olarak. 2019 yılının rekorunu kırıp üzerine çıkmıştık. 2024 yılında da 2023 yılının üzerine çıkacağımızı düşünüyoruz. Kasım’dan bu yana devam eden erken rezervasyon satışları bunu gösteriyor. Minimum geçen yıla oranla yüzde 10 artış bekliyoruz. 2023 yılında 56 milyon yolcu karşılamıştık, tahmin ediyorum bu sene yaklaşık 60 milyon civarını bulacağız.” – ANTALYA
]]>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, kur korumalı mevduatların (KKM) da etkisiyle 2023 yılı için 818 milyar 182 milyon lira zarar açıkladı. Hacettepe Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Han Gür, “Kur Korumalı Mevduat’ın Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açtı” değerlendirmesi yaparken, ekonomi yazarı Uğur Gürses, “Zararın bir şekilde karşılanması lazım. Normal koşullarda Hazine’nin bu zararı kapatması lazım. Geçmişte böyle örnekleri var. Buna benzer bir adımın olması gerekir” dedi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 31 Aralık 2023’te sona eren 92. hesap dönemine ilişkin bilançosu, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.
Buna göre, 2023 sonu itibarıyla TCMB’nin aktif toplamı 6 trilyon 923 milyar 835,9 milyon lira, bu dönemde altın mevcudu 1 trilyon 417 milyar 869,8 milyon lira oldu.Geçen yıl sonu itibarıyla TCMB’nin ihtiyat akçesi tutarı 9 milyar 664,2 milyon lira olarak belirlendi. Bu sonuçlarla Bankanın 2023 yılındaki dönem zararı 818 milyar 182,9 milyon lira oldu.
“ÖYLE GÖZÜKÜYOR Kİ ENFLASYONUN DÜŞÜRÜLMESİ İÇİN YÜK YİNE DAR GELİRLİYE VE EMEKÇİYE ÇIKACAK”
Merkez Bankası’nın bilançosunu ANKA Haber Ajansına değerlendiren Hacettepe Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Han Gür, “Kur Korumalı Mevduat’ın Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açtı” ifadelerini kullandı.
Merkez Bankası’nın açıkladığı zararın seçim sonrasına bırakıldığına dikkati çeken Gür, şunları kaydetti:
“Kur Korumalı Mevduat maalesef Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açmıştır. Bazen ekonomiler bu tür hesapları açabilir ancak zararın veya kur farkının özel finans kuruluşları yerine devlete, Hazineye veya Merkez Bankası’na ödetilmesi oldukça ilginç ve hatalı bir karardır. Bütün bunların yapılmasının tek bir nedeni vardır, o da faizlerin baş aşağı düşürülmesinden kaynaklanmaktadır. Mevduat sahipleri dövize yönelmiş ve Türk parasından kaçış başlamıştır. Bunu tersine çevirmek isteyen hükümet ise aldığı yanlış kararı düzeltmek yerine böyle bir mevduat türü icat etmiş zararı da maalesef devlete yazdırmıştır. Aslında ‘faiz sebep enflasyon sonuç’ diyerek ortaya atılan, kuramsal hiçbir bazı olmayan, yanlış teşhis ile başlatılan servet transfer mekanizması Türkiye ekonomisinin allak bullak olmasının temel nedenidir. Öyle gözüküyor ki enflasyonun düşürülmesi için yük yine dar gelirli maaşlıya ve emekçiye çıkacaktır. Zararın bu derece büyük olması zaten çok belliydi çünkü zamanında seçimden önce açıklanması gereken Merkez Bankası bilanço zararı bugüne ertelendi.”
“GERÇEKLEŞMEMİŞ ZARAR DA HALININ ALTINDA DURUYOR”
Ekonomi yazarı Uğur Gürses ise Merkez Bankasının açıkladığı zararın 2021 sonunda çıkarılan KKM uygulamasının sonucu olduğunu belirtti. Gürses, “Politik hatalarını örtmek için çıkarmışlardı, bunun devasa zararı oluştu. Ne olacak zarardan, Merkez Bankası para basar öder’ denebilir, öyle de yapılıyor. Merkez Bankası, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip ve özel sermayenin de katıldığı bir anonim ortaklık. Zararın bir şekilde karşılanması lazım. Normal koşullarda Hazine’nin bu zararı kapatması lazım. Geçmişte böyle örnekleri var. Buna benzer bir adımın olması gerekir. Merkez Bankası’nın gerçekleşmemiş zararı da var. Halının altında duruyor. O da her an gerçekleşebilir.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Ateşal, kalp sağlığını koruma yöntemleri hakkında bilgi verdi.
Prof. Dr. Ateşal, dünya genelinde meydana gelen ölümlerin en önemli nedeninin bulaşıcı olmayan hastalıklar olduğunu, bunlar arasında ilk sıralarda kalp ve damar hastalıklarının yer aldığını belirtti.
Kalp ve damar hastalıklarını erkenden teşhis etmenin rutin tetkiklerle mümkün olduğunu vurgulayan Ateşal, “Kalp damar hastalığına yakalanma açısından yaş önemli bir faktörüdür. Yaşlanma süreci ile atar damarlarda gelişen yağlanma, tıkanma artmakta ve kişilerin kalp krizi geçirme riski artmaktadır. Ama son zamanlarda çeşitli faktörler nedeni ile kalp krizi geçirme yaşı da erkene inmiştir. Bu nedenle risk faktörlerinin belirlenmesi, erkenden önlem alınması önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı.
Sigara içme yaşının düştüğüne dikkati çeken Ateşal, yapılan çalışmalarda sigara tüketiminin kalp damar tıkanıklığının hem akut hem kronik sonuçlarını artırdığını gösterdiğini kaydetti.
Ateşal, sigaranın bırakılmasını sağlamanın uzun dönem kalp krizi riskini azaltmak için en etkin tedavi yöntemi olduğunun altını çizerek, sigarayla alkol ürünlerinden de uzak durulması gerektiğini anlattı.
“Toplu taşıma kullanımı hareketi getirir”
Prof. Dr. Ateşal, obezitenin gittikçe artan büyük bir sağlık sorunu olduğuna dikkati çekti.
Obezitenin düzensiz ve sağlıksız beslenmenin getirdiği bir hastalık olduğuna işaret eden Ateşal, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Obezite, hipertansiyon, kolesterol, diyabet gibi hastalıkları da beraberinde getirmektedir. Obeziteden korunmak, diğer hastalıklarla birlikte kalp sağlığını korumak için de önem taşımaktadır. Bu nedenle düzenli, sağlıklı beslenmek, fazla kilonun verilmesi ya da kilo kontrolü kalp sağlığını da korumaktadır. Akdeniz tipi beslenmek gerekir. Sebze ve meyveden zengin, sağlıklı yağlardan oluşan, işlenmiş gıdalardan uzak duran bir diyet biçimi kalp sağlığı için gereklidir. Gerekirse beslenme uzmanlarından destek alarak kilo kontrolü sağlamak kalp sağlığı için atılması gereken adımlardan biridir. Beslenmenin yanında düzenli olarak yapılan egzersizin faydası büyüktür. Sedanter yaşamdan uzaklaşmak gerekir. Her yere arabayla gitmek yerine toplu taşıma kullanımı, hareketi artıracaktır. Bunun yanında açık havada yapılacak hafif tempoda yürüyüşler kalp sağlığı için koruyucu olacaktır.”
“Kalp krizi yaşa değil, riske bağlı”
Prof. Dr. Ateşal, koroner arter hastalığının erken dönemde belirlenmesinin, medikal ve girişimsel tedavi yöntemleriyle tedavi edilmesinin de kalp krizi riskini düşürdüğünü aktardı.
Bunları dikkate alarak kalp damar hastalıklarını ve kalp krizini sadece yaşa ve yaşlılığa bağlamanın çok yanlış olduğunu vurgulayan Ateşal, şu bilgileri verdi:
“Şeker, tansiyon hastalığı, kolesterol yüksekliği, sigara tüketimi, şişmanlık, kalp hastalıkları açısından aile öyküsü olması, stres, depresyon gibi risk faktörlerine sahip olan kişilerinde belirlenmesi, kontrol altına alınması kalp damar hastalıkları riskini azaltmakta etkin yöntemlerdir. Bu yüzden kalp krizi yaşa değil, riske bağlıdır. Risk faktörlerine sahip olan kişilerin de mutlaka periyodik kalp kontrollerini yaptırmaları önem taşımaktadır.”
“Erken ölümlerin önlenmesi hedefleniyor”
Prof. Dr. Ateşal, Sağlık Bakanlığı’nın hedefinin dünyada en sık görülen, en fazla ölüme ve engelliliğe neden olan bulaşıcı olmayan hastalıklara bağlı erken ölümlerin 2025’e kadar yüzde 25 azaltılması olduğunu kaydetti.
Her sağlık merkezinde kalp taraması yaptırmanın mümkün olduğunu ifade eden Ateşal, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bakanlığın da destekleriyle kronik hastalığı olanların hayati bir sorun yaşamadan yaşam kalitelerini artırıp sağlıklı yaşamaları için birçok imkan sunulmaktadır. Sağlık otoritelerinin getirdiği kolaylıklara bireylerin uyması pek çok sağlık sorununun önlenmesi ve erken teşhis edilip, tedaviye geçilmesinde önem taşımaktadır. Bu nedenle her yıl düzenli kalp kontrollerinin yaptırılması kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi konusunda destek olacaktır.”
]]>BTSO tarafından iş dünyasının referans eğitim merkezi olarak hayata geçirilen Bursa Business School, Genç Girişimciler Kurulu Strateji Arama Çalıştayı’na ev sahipliği yaptı. Çalıştaya BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Muhsin Koçaslan, TOBB Bursa Genç Girişimciler Kurulu Başkanı Emre Yıldız, Bursa Ticaret İl Müdürü İsmail Aslanlar, Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA) Genel Sekreter Vekili Sabri Bayram, TOBB Bursa Kadın Girişimciler Kurulu Üyeleri ve sektör paydaşları katıldı. BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Muhsin Koçaslan, çalıştayın açılında yaptığı konuşmada dijitalleşme ve yüksek teknoloji odaklı yeni bir ekonomik düzenin kurulduğunu vurguladı. Ekonomide kuralların yeniden yazıldığı ve oyun kurucuların girişimciler olduğu bir dönemin başladığını kaydeden Koçaslan, “Kent ve ülke olarak bugüne kadar başardıklarımızdan aldığımız ilhamla, ekonomide yeni bir başarı hikayesi yazmaya ihtiyacımız var. Bu yeni hikayeye ancak girişimcilerimizin azmi ve heyecanıyla ulaşabiliriz” ifadelerini kullandı.
“Bursa’dan Ses Getirecek Girişimciler Çıkacak”
Girişimcilerin vizyonu ve iş hayatına sunacakları yeniliklerin Türkiye’nin daha parlak bir geleceğe kavuşması adına son derece önemli olduğunu belirten Koçaslan, “Bilgisi ve dinamizmi yüksek, çok kıymetli isimlerin bir araya geldiği Genç Girişimci Kurulumuzdan büyük beklentilerimiz var. Ülke ekonomisinde eksik gördükleri alanlardaki yapacakları çalışmalar, girişimcilik ruhunu gençlerimize aşılamak için oldukça değerli olacak. İnşallah kurulumuzun faaliyetleri, kentimizde girişimcilik ekosistemini geliştirecek ve Bursa’dan dünyada ses getirecek girişimcilerin çıkmasının da yolunu açacaktır. Bizler de BTSO Yönetim Kurulu olarak, genç girişimcilerimizi destekleyen çalışmalar yapmayı sürdüreceğiz” dedi.
“Ortak Akılla Yol Haritası Belirliyoruz”
TOBB Bursa Genç Girişimciler Kurulu Başkanı Emre Yıldız, Bursa’da girişimciliğin geliştirilmesine yönelik ortak akılla bir yol haritası belirlemeyi hedeflediklerini söyledi. Yıldız, “Kıymetli sektör paydaşlarımızla birlikte bu değerli çalıştayı gerçekleştirme imkanı bulduk. Kurumlarımızın girişimcilik düzeyinde birlik ve uyum içinde olması daha hızlı yol kat edebilmemiz için çok önemliydi. Ülkemizde ve dünyada yaşanan ekonomik değişimler, artık yalnızca bugünü değil, geleceği de takip etmemizi gerektiriyor. Dolayısıyla hiçbir zaman yarını hayal etmekten ve geleceği şekillendirmekten vazgeçmeyeceğiz. Çalıştayımızın kentimizdeki girişimcilik kültürüne katkı sağlamasını temenni ediyor bize bu imkanı sağlayan Yönetim Kurulu Başkanımız İbrahim Burkay ve tüm paydaşlara katkılarından dolayı teşekkür ediyorum” diye konuştu.
“İşbirliğine Hazırız”
BEBKA Genel Sekreter Vekili Sabri Bayram çalıştaya ev sahipliği yapan Genç Girişimciler Kurulu’na teşekkür etti. Ajans olarak girişimciliğin geliştirilmesi hedefiyle önemli çalışmalar yürüttüklerini kaydeden Bayram, 2024 yılı girişimcilik ve kadın girişimciliği başlığında yapılan projeler ile yatırıma destek internet sitesi ve teşvik robotu hakkında katılımcılara bilgi verdi. Bayram, bölgedeki girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesi için Genç Girişimciler Kurulu ile işbirliği yapmaya hazır olduklarını da sözlerine ekledi.
“Girişimcilerin Yanındayız”
Bursa Ticaret İl Müdürü İsmail Aslanlar ise BTSO bünyesinde faaliyet gösteren meslek komiteleri ve sektör konseyleri ile yakın bir işbirliği içerisinde çalıştıklarını ifade etti. Düzenlenen çalıştayın kamu, özel sektör ve akademi dünyasını bir araya getirmesi açısından önemine vurgu yapan Aslanlar, Ticaret İl Müdürlüğü olarak bu çalışmalarda aktif olarak yer almaktan dolayı mutlu olduklarını ifade etti. Aslanlar ayrıca Ticaret Bakanlığı tarafından girişimcilik ekosisteminin gelişimine yönelik sunulan destekler ve yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. – BURSA
]]>Üzümün başkenti olarak bilinen Alaşehir’de zeytin üretimi her geçen yıl artıyor. Dünyaca ünlü Sultaniye üzüme alternatif ürün arayışı içinde olan Alaşehirli çiftçiler, son yıllarda zeytin üretimine yöneldi. Üzüme göre işçilik, zirai ilaç ve gübre gibi girdi maliyetlerinin daha düşük olması çiftçileri zeytine yönlendirdi. Maliyetlerin daha düşük olması nedeniyle hızla artan zeytin üretimi alanı 80 bin dekara ulaştı.
‘Tarımsal alanların her noktasında boş yer kalmasın’ parolasıyla çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Alaşehir Ziraat Odası Danışmanı Ziraat Mühendisi Dündar Yalçın, “Alaşehir, Sultaniye üzümün en çok üretiminin yapıldığı yerlerden biri. Üzüm ihracatında tek başına Manisa’nın yüzde 40’nı karşılayabilmektedir. Ancak son yıllarda üzüm üretiminde maliyetler çok arttı. Bölgemizde üzüme alternatif olarak, zeytin üretimi de hızla artmaya başladı. 80 bin dekarı aşan zeytin alanımız oluştu. Bu zeytinler hem sofralık hem de yağlık olarak tarım gelirlerimize katkı sağlıyor. Zeytinciliğin Alaşehir’de gelişmiş olması, tarıma katkı sağlaması ve ek gelir olması, bizi sevindiriyor. Her sene zeytin dikim alanlarımız yüzde 10 civarında artış gösterirken, bu yıl bu rakam daha da artacaktır” dedi.
Gemlik Trilye zeytin fidanının Alaşehir’e çok iyi uyum sağladığını, 800 rakımda bile güzel sonuçlar alınabildiğini belirten Yalçın, bu çeşitle beraber, dölleyici aynı zamanda yemeklik çeşit olan ‘Domat’, ‘Kalamata’ cinsi gibi zeytin fidanlarına da talep çok fazla olduğunu kaydetti.
Bu yıl dünya çapında yaşanan ‘Mildiyö’ hastalığının Alaşehir’de de üzüm bağlarını olumsuz yönde etkilediğine dikkati çeken Yalçın, “Birçok üreticimizin bağında yüzde 100’lere varan zarar meydana geldi. Dünya çapında yaşanan iklim değişikliği, bölgemizde yaşanan yer altı sularındaki bor miktarının artması, bağların bakımındaki zorluk ve maliyetlerinin artması, üzüm üreticilerini daha az maliyetli olan zeytin üretimine yönlendirdi. Özellikle bu yıl zeytin yağı fiyatlarının artması, zeytinin dane olarak yüksek fiyatlara satılması, zeytinin borlu suları sevmesi nedeniyle çiftçiler üzüm bağlarını sökerek, zeytin dikmeye başladı. Kurum olarak güvenli ve daha ekonomik zeytin fidanı temin ederek, çiftçilerimize destek oluyoruz. Bu yıl güvenli ve sağlıklı yaklaşık 80 bin zeytin fidanını üreticilerimize ulaştırdık” dedi.
Avrupa ve ABD’den talepler arttı
Son yıllarda bağcılıkta işçilik, gübre, zirai ilaç maliyetlerinin çok yükselmesinden dolayı zeytine doğru bir yönelim olduğunu ifade eden Yalçın, “Özellikle Gemlik, Trilye olarak hitap ettiğimiz çeşit öne çıktı. Gemlik çeşidimiz hem yağlık, hem de sofralık çeşit olmasından dolayı özellikle son yıllarda Avrupa ve Amerika’daki taleplerin yüksek seviyelerde olmasından dolayı ilaç, gübre, işçi maliyetlerinin yüksek olmasından dolayı bir nebzede üretici sağlıklı, rahat yapmak için zeytine yönelmiş. Son yıllarda kurumumuz öncülüğünde 1 ve 2 yaşında sağlıklı ve güvenli Gemlik türü zeytin fidanlarını üreticilerimize sunduk. 2024 sezonu için totalde 80 bin adet fidanı üreticilerimize temin ettik. Hem sofralık ve hem yağda üretici kazancı gördüğü zaman biraz da rahatımızı düşündüğümüz için bu yönde zeytine kayma oldu. Bu da devam edecektir. Ziraat odası olarak üretici ve tarım alanları olarak bir parolamız var ‘Birim alandan daha çok kazanmak ve boş yer kalmasın’ parolasıyla bu yola çıktık. Alaşehir’de zeytin alanı her yıl varlığının yüzde 10 artarak devam etmektedir” şeklinde konuştu.
Alaşehirli çiftçi Rasim Bahçalı ise “Üzüm bağına göre zeytinde işçilik ve ürün maliyeti daha az. Bu yüzden bazı üreticilerimiz bağları sökerek, yerine fidanları dikiyor. Bağların bakımları ve masrafları, işçiliği maliyetli geldiğinden bağları kazıp, yerine sofralık ve yağlık zeytin dikiyoruz” diye konuştu. – MANİSA
]]>Havasıyla küçük bir kasabayı yansıtan, dar sokaklarında farklı mimarideki eski Rum evleri, deniz ürünleri restoranları, Türkiye’nin en iyi korunmuş tarihi kalesi, bakir koyları, temiz ve buz gibi denizi yanında, bir de İstanbul’a olan yakınlığı nedeniyle pek çok kişinin tercih nedeni olan turizm merkezi Bozcaada, 9 günlük Ramazan Bayramı tatilinin gözdesi oldu. Ramazan Bayramı’nda başta İstanbullular olmak üzere çevre illerden gelen tatilciler, Kuzey Ege’nin incisi Bozcaada’ya akın etti. Adanın doğal güzellikleri ve tarihi dokusu, tatilcilerin ilgisini çekerek konaklama tesislerinin tam kapasiteyle çalışmasını sağladı. 4 bin 500 resmi yatak kapasitesine sahip olan Bozcaada, gayrı resmi konaklama tesisleriyle birlikte bayramda günlük 20 bin kişiyi ağırladı. Bozcaada’daki konaklama tesislerindeki yüzde 100 doluluk oranı adadaki işletmeciler ve esnafın da yüzünü güldürdü.
Tatilciler, sıcak yaz günlerinde serinlemek için adanın koylarında ve plajlarında denize girme fırsatı buldu. Adayı süsleyen güzel sokaklarda dolaşan tatilciler, adanın tarihi ve doğal güzelliklerini keşfetmek için fotoğraf çekti. Akşamları ise Polente Burnu’nda gün batımını izlemek için buluşan tatilciler, romantik ve huzurlu anlar yaşadı. Bozcaada’nın meşhur restoranlarında ise tatilciler, adanın yöresel lezzetlerini deneyerek keyifli anlar geçirdi. Eşsiz lezzetlerin tadına bakmak için restoranlara akın eden tatilciler, adanın gastronomik zenginliklerini keşfetti. Bazı tatilcilerin gelişigüzel araç park etmesi nedeniyle sokaklarda aksayan trafiğe, trafik ekipleri müdahale etti. Geyikli-Bozcaada hattında deniz ulaşımını sağlayan Gestaş, yoğun talebi karşılamak için karşılıklı olarak günde 18 sefere kadar çıktı. Bu sayede tatilciler, adaya rahatlıkla ulaşım sağlayarak keyifli bir tatil geçirdi. Yoğun talep sayesinde ekonomik anlamda da hareketlilik yaşandı ve adanın turizm sektörü canlandı. Bozcaada, 9 günlük Ramazan Bayramı tatili süresince ziyaretçi akınına uğrayarak tatilcilerin unutulmaz hatıralar biriktirmesine ve adanın güzelliklerini keşfetmesine imkan sağladı.
Bozcaada’nın 9 günlük Ramazan Bayramı tatilinde yerli ve yabancı turistler tarafından tercih edildiğini belirten Bozcaada Turizm İşletmecileri Derneği (BOZTİD) Başkanı Kemal Furıncı, “Misafirlerimiz çok güzel bir Bozcaada tatili yaşadılar. Bayram tatilinde biraz yoğunluk olacağını tahmin ediyorduk. Fakat tahmin ettiğimizin üzerinde bir yoğunluk oldu. Bu bizi de mutlu etti. Gelen misafirlerimiz çok güzel bir tatil yaptılar” dedi.
Adada işletmeci Fahri Bulut ise, “Yüzde 80 doluluk öngörüyorduk fakat beklediğimizin çok üstünde bir talep vardı Bozcaada’ya. Bütün restoran ve işlemeler elinden geleni yaptı. Umarım herkes Bozcaada’dan keyif almıştır” diye konuştu. – ÇANAKKALE
]]>İzmir’de üniversite öğrencileri, hayat pahalılığı nedeniyle başta barınma ve beslenme olmak üzere pek çok temel ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma geldiklerini belirtti. Masraflarını karşılayabilmek için çalışmak zorunda olduğunu, bu sebeple öğrencilik hayatını yaşayamadığını söyleyen bir öğrenci “Bu sene eve çıktım. Kiramı ödeyebilmek için çalışmaktan eve sadece yatmaya gidebiliyorum. Düzeltilebilecek imkanlar var ama ısrarla yapılmıyor. Çünkü öğrencilerin öncelik haline getirildiğini düşünmüyorum” dedi.
İzmir Bornova’da üniversite öğrencileri ekonomik zorluklar nedeni ile başta barınma olmak üzere yeme içme gibi pek çok temel ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma geldiklerini belirtti. Geçim sıkıntısı yaşayan öğrenciler, okul ve kira masraflarını karşılayabilmek için okurken de çalışmak zorunda kaldıklarını ifade etti.
“ÖĞRENCİLERİN ÖNCELİK HALİNE GETİRİLDİĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUM”
Barınma ve yeme içme ile ilgili yaşadığı sıkıntıları dile getiren bir üniversite öğrencisi, “Bu şartlarda öğrenci olmak sanırım bu dönemin en kötü şeyi. Maddi olarak her şeyden önce çok zor. Ben hem okuyup hem çalışıyorum ve öğrencilik hayatımı tabii ki etkiliyor. Çünkü ikisine birden yetişmek çok zor. İkisinde birden çok başarılı olmak çok zor ve öğrencilik hayatımın tadını çıkaramadım. Geçen seneye kadar yurtta kalıyordum ve yurttaki yemek ve barınma şartları zaten çok kötü. 6-7 kişi bir odada kalıyorduk. Çok fazla kişisel soruna yol açıyor. Yeme içmede de aynı şekilde sorunlar yaşanıyor. Beslenemediğimiz için sağlıkla ilgili sorunlar yaşanıyor. ya da dışarıda yemeğe çok fazla para harcadığımız için maddi sorunlarımız çok fazla oluyor. Bu sene eve çıktım. Eve çıktıktan sonra da aynı şekilde kiramı ödeyebilmek için çalışmaktan eve sadece yatmaya gidebiliyorum. Düzeltebilecek imkanlar var aslında bunun olduğunu görebiliyoruz ama ısrarla yapılmıyor. Çünkü öğrencilerin öncelik haline getirildiğini düşünmüyorum” dedi.
“EKONOMİK ŞARTLARDAN DOLAYI OKULU BIRAKTIM”
Maddi sıkıntılar nedeni ile okulu bırakıp, ailesine destek olmak için çalışmak zorunda olduğunu söyleyen açıköğretim öğrencisi ise “Ekonomik şartlardan dolayı okulu bıraktım. Okula gidemediğimden şu an açıktan okuyorum. Aileme destek olmak zorundayım ve ben 14-15 yaşından beri çalışıyorum. 14-15 yaşından beri çalışmak bence hiç adil değil. Ekonomik şartlar böyle olmasaydı zaten hiç bu strese girmezdim. Ben de okumak isterdim” dedi.
“ALDIĞIMIZ BURS 2 BİN LİRA. ÖĞRENCİYİ 2 BİN LİRAYA MAHRUM BIRAKANLARA MUTLAKA BİR SES ÇIKARILMASI GEREKİYOR”
Uygulamalı eğitimlerde kullanılan ders materyallerinin fiyatlarının çok yüksek olduğunu, aynı zamanda artan kira fiyatları nedeni ile de zorluk yaşadığına dikkat çeken diş fakültesi öğrencisi “Ben bir diş hekimi öğrencisi olarak bu zamana gelene kadar çok fazla zorlandım. Malzemelerimizin fiyatları çok pahalı zaten. Son zamanlarda ise artan kira fiyatlarından dolayı çok zorlandım. Aldığımız burs 2 bin lira. Öğrenciyi 2 bin liraya mahrum bırakanlara mutlaka bir ses çıkarılması gerekiyor. Yani 2 bin lira kimseye yetecek bir şey değil. Zaten çok zor bir süreç yaşıyoruz ülke olarak. Başta öğrenciler ve emekliler olarak herkes çok zorlanıyor. Biz yine bir şekilde bitireceğiz ama bizden sonraki nesil süreç böyle ilerlerse çok daha zorlanacak” diye konuştu.
“ŞU ŞARTLARDA DIŞARIYA ÇIKMAKTA ZORLANIYORUZ”
Öğrencilerin aldıkları bursun kira masraflarına dahi yetmediğini söyleyen bir diğer üniversite öğrencisi ise “Şu an dışarıda yaşam gerçekten çok zor. Aldığımız burs kiramıza dahi yetmiyor. Devlet büyüklerimizden yardım bekliyoruz. Şu şartlarda dışarıya çıkmakta açıkçası zorlanıyoruz. Bir yere gittiğiniz zaman, bir şey içmek istediğimiz zaman cebimizde para yok, dışarı çıkamıyoruz. Şu an bir kere dışarıya çıkmamız demek bin liradan başlıyor. Zaten bizim aldığımız burs ne kadar? Bu konuda gerçekten isyandayız. Bizim burslarımızda da bir düzenleme yapılsın” ifadelerini kullandı.
]]>Seçen, AA muhabirine, Türkiye’nin en büyük yüz ölçümüne sahip şehri Konya’nın tarımda söz sahibi olduğunu söyledi.
40,8 milyon dekarlık ilde 18,9 milyon dekarlık alanda tarım yapıldığını belirten Seçen, “Çiftçi kayıt sistemine kayıtlı 92 bin çiftçi faaliyet yürütüyor, 57 bine yakın da hayvancılık yapan işletme var. Bu çiftçilerimize 2023’te yaklaşık 3,9 milyar liralık destekleme ödemesi yaptık.” dedi.
Konya’nın buğday, arpa, şeker pancarı, dane mısır, ayçiçeği, patates, yem bitkileri, lale gibi 11 üründe Türkiye’de ilk sırada olduğunu vurgulayan Seçen, 12 üründe de Türkiye ikincisi olan kentte 187 farklı ürün yetiştiğini dile getirdi.
Seçen, kentte 8,4 milyon dekar mera alanı olduğuna değinerek hem bitkisel üretim hem de hayvancılıkta potansiyelinin yüksek olduğunu anlattı.
Tarım ve Orman Bakanlığının üreticileri maddi olarak desteklediği gibi çeşitli eğitimler de verdiğine dikkati çeken Seçen, “Ekim döneminden itibaren oda ve kooperatiflerimizle çeşitli eğitimler düzenledik. Hem kendi teknik elemanlarımız hem de ziraat ve veteriner fakültesinden hocalarımızla sahada sürekli eğitim çalışması yaptık. Çiftçimiz hangi konuda bizden bilgi talep ediyorsa, o konuda eğitim vermeye çalıştık.” ifadesini kullandı.
“Ürün gelişimlerinde sıkıntı görünmüyor”
Geçen yıl ülkede 22 milyon ton buğday, 9 milyon ton mısır, 9,2 milyon ton arpa üretildiğini hatırlatan Seçen, ilkbahar mevsiminin gelmesiyle hububatın kardeşlenme dönemine (çimlenen her bir tohumdan birkaç sapın çıkması) geldiğini belirterek şunları kaydetti:
“Ürünlerde kardeşlenme oldu. Gelişim oldukça iyi, çok şükür herhangi bir sıkıntı yok. Nisan, mayıs yağışları bizim için önemli. O dönemde beklediğimiz yağışları alabilirsek geçen yılki rekolteyi yakalayacağız. Ülke genelinde olduğu gibi Konya bu sene kışın istediği yağışı alamadı ama istediğimiz seviyede olmasa da yağmur yağışı gerçekleşti. Dolayısıyla ürünlerimize baktığımızda herhangi bir sıkıntılı durumun olmadığını görüyoruz.”
“Tarımsal üretim planlamasına uygun hareket etmek gerekiyor”
Tarımsal üretim planlamasına önem verdiklerinin altını çizen Seçen, şöyle konuştu:
“Türkiye’de 11 il ve 52 ilçede su sıkıntısı var. Bu 52 ilçenin 19’u Konya’da. Dolayısıyla Konya su kaynakları açısından oldukça sıkıntılı bir il. Konya’da mutlak surette tarımsal üretim planlamasına uygun hareket etmek gerekiyor. Tarım ve Orman Bakanlığımız, Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi kapsamında tarımsal üretim planlamasına uygun olarak ihtiyaç duyulan, kurak şartlara dayanıklı, stratejik öneme sahip ürünlerin üretimiyle ilgili yüzde 75 destek veriyor. Kısıtlı olan su kaynaklarının daha düzenli kullanılması açısından da daha az su tüketen, yörenin şartlarına uygun, ihtiyaç duyulan, bu bölgeye, bu coğrafyaya, bu iklim şartlarına uygun olan bitkilerin, ülkenin ihtiyaç duyduğu, arz açığı olan ürünlerin yetiştirilmesi noktasında nöbetleşe ekim yapılması gibi planlama yapıyoruz. Suyu merkeze alarak kısıtlı olan kaynakların daha düzenli, daha tasarruflu kullanılarak gelecek nesillere aktarılması noktasında çalışmalarımızı yürütüyoruz.”
Seçen, hayvancılıkta da daha az su tüketen küçükbaş ve kanatlı hayvan yetiştiriciliğini kentte yaygınlaştırmaya çalıştıklarını, 3 yıllık planlamaları yaptıklarını söyledi.
]]>Tüketici Hak Arama Derneği Genel Başkanı da olan Altay, AA muhabirine, tüketicilerle ilgili sorunları çözmek adına çalışmalar yürüttüklerini, kendilerini arayan tüketicilere kılavuzluk yaptıklarını söyledi.
“0212, 0312, 0800 ve 0850 gibi numaralardan aranan tüketiciler, aboneliğin sonlanacağı, yeni abonelik başlatma ya da daha avantajlı kampanyalar ve fırsatlar öne sürülerek rahatsız ediliyor. Bu konuda onlarca şikayet alıyoruz.” diyen Altay, tüketicilerin, “bu aramaları çekmek mecburiyetinde miyiz” ya da “bu arayanları her seferinde engellemek zorunda mıyız” şeklinde şikayette bulunduğunu anlattı.
Arayan kişilere tüketicinin abonelik sonlandırma ve yeniden başlatma yetkileri olduğundan dolandırıcı da demediklerini dile getiren Altay, “Ancak ikna ettikleri tüketicimiz yeni abonelik yaptığı ve önceki abonelik sözleşmesi feshedildiği için, taahhüt süresi de bitmediğinden ayrıca cayma bedeli ödeyip mağdur oluyor. İkinci mağduriyet ise yeni aboneliğe geçişte, tüketiciye belirtilen meblağ üzerinden çok daha fazla miktar faturaya yansıtılıyor.” ifadelerini kullandı.
Altay, bu tarz numaralardan arayan firma ya da kişilerin nereden ve hangi firmadan aradıklarının tespit edilip, önlem alınması gerektiğini belirtti.
İnternet aboneliği sözleşmesinin devam etmesi durumunda söz konusu numaralardan arayan kişilere yeni abonelik yaptırıldığı için ciddi mağduriyet yaşandığını kaydeden Altay, “Tüketiciler kendi hizmet aldıkları internet firmalarını aramadan, teyit almadan kesinlikle kendilerini arayan ve kimin aradığı belli olmayan numaralardan bir işlem yaptırmasın, kişisel bilgilerini paylaşmasınlar çünkü taahhüt bitmeden abonelik sonlandırılırsa ve işlem yapılırsa tüketici cayma bedeli ödemek zorunda kalıyor.” dedi.
“Bu aramalardan kurtulmak isteyen vatandaşlar mutlaka çözüm bekliyor”
Söz konusu numaralardan günde 3-4 kez ısrarla aranan vatandaşların bu aramalardan bıktığına dikkati çeken Altay, ” SMS’lerde istenmeyen mesajlar uygulamaya giren kanun sayesinde engelleniyor ancak istenmeyen telefon aramalarında böyle uygulama yok. Bundan dolayı vatandaşlar genelde bu numaraları engelleyerek çözüm buluyor. Her gün farklı numaralardan aranan tüketicilerimiz çok mağdur. Bu aramalardan kurtulmak isteyen vatandaşlar mutlaka çözüm bekliyor.” diye konuştu.
“Özellikle 60 yaş üzeri vatandaşlar çok daha fazla kandırılıyor”
Vatandaşlardan Burak Can Erzenoğlu da 0800 ve 0850’li numaralardan “taahhüdünüz, sözleşmeniz bitti” şeklinde gün içinde çok kez arandığını anlatarak, “Arayan numaraları direkt engelleyerek önlem alıyorum ama özellikle 60 yaş üzeri vatandaşlar çok daha fazla kandırılıyor. Çevremde internet hizmeti gibi taahhüt süresi devam ederken ‘taahhüt süreniz bitti’ şeklinde aranıp yeni abonelik yaptıran kişilerden çok mağdur olanlar oldu. Cayma bedeli ödediler. Vatandaşlarımız bu konuda bilinçli olsun. Bu konularda işlem yapacaklar hizmet aldıkları müşteri temsilcileriyle görüşmeli.” ifadelerini kullandı.
Sadrettin Bayram ise “Size ev interneti verelim, sözleşmeniz doldu” gibi sözlerle gün içinde sıkça arandığını, söz konusu numaralardan gelen aramaları reddedip engellediğini belirterek, “Vatandaşlarımız bunlara inanmasın. Milleti dolandırıyorlar.” dedi.
]]>Tahıl ambarı Konya Ovası’nda 2023 yılı hububat sezonunda, Nisan ayındaki yağışlarla hububat ürünlerinde verim ve kalitenin artmasıyla rekolte yaklaşık 2 milyon tonun üzerinde olarak kayıtlara geçti. Bu sezon beklenen yağışların düşük olması hububatta verim kaybına kapı aralarken, zaman zaman alınan yağışlarla beraber kıraç alanlardaki ürünlerde rekolte beklentisi arttı.
“Konya’da hububatla ilgili bir problemimiz gözükmüyor”
Sapa kalkma olarak bilinen başaklanma döneminde yağışlar devam ederse hasat sezonunda verim kaybının yaşanmayacağına dikkat çeken Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Konya Şube Başkanı Burak Kırkgöz, “Konya yöresindeki hububat alanlarında şu anda yavaş yavaş sapa kalkma başladı diyebiliriz. Çiftçilerimizin artık ot ilaçlarını kullanma dönemleri başladı. Yavaş yavaş bunların yanında hastalık kontrolleri de başlamış durumda. Tabii beklediğimiz yağışları maalesef bu yıl da alamadık. Ama dönem dönem yağan yağmur yağışları hububat alanları için yeterli oldu. Şu anda Konya yöresinde hububatla ilgili bir problemimiz gözükmüyor. İnşallah Nisan ayındaki yağışlar yağmur olarak dengeli bir şekilde devam ederse hasat sezonunda verimde herhangi bir kaybımızın olmayacağını düşünüyoruz. Tabii yağışlar bu dönemlerde çok önemli. Eğer yağışlar olmazsa bitkilerin erken dönemde sapa kalkmasından dolayı birtakım verim düşüklükleri yaşanabilir. Tabii bazı çiftçilerimiz bu dönemlerde yağış alamayan yerlerde, sulama imkanı olan yerlerde sulama yapmaya başladı. Bununla beraber üre gübresinin de kullanımı yapıldı. Çiftçilerimiz üre gübrelerini attılar. Sulama imkanı olmayan çiftçilerimiz hala daha yağış beklemekte. İnşallah önümüzdeki süreçte yağışlar devam eder” dedi.
“Risk gözükürse böyle bir durumla karşılaşılmadan önce bu ilacı mutlaka kullanılması gerekiyor”
Doğru, zamanında ilaçlama ve sulama ile ilgili uyarılarda bulunan Burak Kırkgöz, “Bu süreçten sonra hastalık kontrolü çok önemli. Çiftçilerimizin özellikle sarı pas ve kök çürüğü hastalığıyla alakalı arazilerin dönem dönem bir ziraat mühendisi meslektaşımızla mutlaka kontrol etmeleri gerekiyor. Bu kontrollerde eğer hastalık tespiti yapılırsa hiç zaman kaybetmeden ilacın da bir önce kullanılması gerekiyor. Çünkü bizim tarımda kullandığımız mantar ilaçları genelde tedavi edici değil, koruma amaçlı ilaçlar. Bu koruma amaçlı ilaçları da hastalık bitkinin bünyesine girmeden önce kullanmak gerekiyor. Eğer bu risk gözükürse böyle bir durumla karşılaşılmadan önce bu ilacın mutlaka kullanılması gerekiyor. Çiftçilerimiz sapa kalkmadan sonra tarlaya bazen girmek istemiyor. İlaç atmak istemiyorlar orada mahsuller ezileceği için. Tabii hastalığın daha sonrasındaki verdiği zarar o dönemdeki ezilen yerden daha fazla olduğu için biz çiftçilerimize genelde bu ilaçları kullanmalarını kesinlikle tavsiye ediyoruz. Çünkü birim alandan alınacak verim hepimiz için ve ülkemiz için de önemli. Çiftçilerimiz artan maliyetler karşısında mücadele edebilmek için birim alandan daha yüksek verim almak zorunda. Bu verimliliği sağlayabilmek için de gerekli ilaçların gerekli gübrelerin zamanında doğru bir şekilde yapılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“Çok sulama yapıldığı dönemlerde bazen hastalıklar da beraberinde gelebiliyor”
Yapılan sulamalarla yeraltı su kaynaklarında ciddi oranda çekilmeler olduğuna değinen Kırkgöz, “Konya yöresi kapalı bir havza. Yeraltı sularımızda da çok ciddi çekilmeler meydana geliyor. Bu yüzden sulama periyotlarına çiftçilerimizin çok dikkat etmesi gerekiyor. Çok sulama yapmak çok verim alınacak anlamına gelmiyor. Aksine çok sulama yapıldığı dönemlerde bazen hastalıklar da beraberinde gelebiliyor. Çiftçilerimizin arazilerini haftalık kontrollerin sonucunda dönemsel olarak hava sıcaklığına da bağlı olarak, yani haftalık bir sulama yapacak bir çalışma yapması gerekiyor. Bunu daha da kısaltmak verimi artırmaz. Enerji maliyetlerimiz de çok yüksek. Ekstra maliyet yapmak, bir yandan hastalık ortaya çıkması, çiftçilerimiz için ilerleyen dönemde bitkilerimizin kendilerini etkileyebilir. Kontrollü olarak sulama yapmalarını tavsiye ediyoruz” diye konuştu. – KONYA
]]>TİM Mart ayı iller sektörel ihracat performanslarını paylaştı.
En yüksek değerde ihracat yapan 5 sektör
Bu yılın Ocak – Mart döneminde en çok değerde ihracat gerçekleştiren 5 sektör Kimyevi Maddeler ve Mamulleri, Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri, Demir ve Demir Dışı Metaller, Çimento Cam Seramik ve Toprak Ürünleri ve Elektrik ve Elektronik grubu oldu.
Sektörlerin ihracat payı
Erzurum’da 3 ayda en yüksek değerde ihracat gerçekleştiren sektörlerin il toplam ihracat değerindeki payı Kimyevi Maddeler ve Mamullerinde yüzde 29,92, Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamullerinde yüzde 23,84, Demir ve Demir Dışı Metallerde yüzde 8,92, Çimento Cam Seramik ve Toprak Ürünlerinde yüzde 7,13 ve Elektrik ve Elektronik grubunda yüzde 6,78 oldu.
Artış kaydeden sektörler
2023 yılına göre en yüksek ihracat değeri artış oranı Tekstil ve Hammaddeleri grubunda kaydedildi. Artış kaydeden diğer sektörler Halı, Kuru meyva, Hububat, Kimyevi maddeler ve mamülleri, Mobilya, elektrik ve elektronik, otomotiv, su ürünleri, çelik makine, demir ve demirdışı metaller, madencilik ve hazırgiyim grubu oldu.
Artış oranları
Artış oranı yüzde olarak Tekstil ve Hammaddeleri grubunda 1164819, Halı grubunda 1301, kuru meyvada 1178, hububatta 264,1, kimyevi maddelerde 247,2, mobilyada 220,1, elektrik ve elektronikte 219,3, otomotivde 199,2, su ürünlerinde 176, çelikte 137, makine ve aksamlarında 92,4, dericilikte 74,3, demir ve demirdışı metallerde 44, madencilikte 31,3,hazırgiyimde 9,4 oldu.
Mart ayında 16 sektör ihracat yaptı
Erzurum’dan Mart ayında 16 sektör ihracat gerçekleşti. Ay içinde, Kimyevi Maddeler ve Mamulleri 1. 7 milyonluk ihracat kaydetti. Martta Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri 362,75, Çimento Cam Seramik ve Toprak Ürünleri 345,33, Demir ve Demir Dışı Metaller 243,65, Çelik, 176,86 Elektrik ve Elektronik 89,07, Makine ve Aksamları 72,38, İklimlendirme Sanayii 38,33, Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller 33,34, Hazırgiyim ve Konfeksiyon 26,70, Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri 13,85, Halı 9,91, Madencilik Ürünleri 8,37, Fındık ve Mamulleri 5,38, Kuru Meyve ve Mamulleri 5,14, Deri ve Deri Mamulleri 1,64 bin dolarlık ihracat gerçekleştirdi.
Ocak – Mart dönemi
Erzurum’dan 3 ayda 18 sektör ihracat yaptı. Dönemde Kimyevi Maddeler ve Mamulleri 2,6 milyon, Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri 2,0 milyon dolar değerinde ihracat kaydetti. Diğer sektörlerin ihracat değerleri; Demir ve Demir Dışı Metaller 781,56, Çimento Cam Seramik ve Toprak Ürünleri 624,09, Elektrik ve Elektronik 594,26, Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller 545,50, Makine ve Aksamları 404,12, Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri 259,46, Tekstil ve Hammaddeleri 257,45, Çelik 231,12, İklimlendirme Sanayii 207,22, Hazır giyim ve Konfeksiyon 68,40, Kuru Meyve ve Mamulleri 24,13, Madencilik Ürünleri 12,85 Fındık ve Mamulleri 10,72, Halı 9,9, Otomotiv Endüstrisi 8,07, Deri ve Deri Mamulleri 6,18 bin dolar olarak sıralandı. – ERZURUM
]]>SAMSUN – Samsun’da deniz av sezonunu geride bırakan balıkçılar, teknelerini 1 ay sürecek çaça avına hazır hale getiriyor.
Denizlerdeki av yasağı 15 Nisan’da başlayacak. Yasağın bitmesine saatler kala balıkçıların çoğu teknelerini Karadeniz’den çekerken, 1 ay sürecek çaça avcılığı için eksikliklerini gideriyorlar. Balık av sezonunun balıkçıları üzmediğini ifade eden Samsun Bölgesi Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği Başkanı Atıf Malkoç, çaça sezonunda da 1 ayda 50 bin ton çaça tutmayı umduklarını belirterek, sezonun artıları ve eksilerinin yanı sıra yapılması gerekenleri söyledi.
“İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var”
Balık av sezonunun kötü geçmediğini anlatan Malkoç, “Av sezonu, balıkçılık açısından normal geçti, kötü geçmedi. Daha iyi geçen seneler de olmuştu ama bu sene de iyi sayılır. İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var. Herkes avlanma sezonunu neredeyse bıraktı. Deniz suyu çok ısındı. İklim değişikliği nedeniyle dünyanın her yerinde buna bağlı olarak balık boyları kısaldı. Sezon bitti, çaça sezonu başlayacak. Tekneler de ona göre hazırlanıyor. Bu sezon palamut ve çinakop olmadı. Hamsi, barbun, mezgit ve istavrit oldu. Hamsi, kısa zamanda bol çıktı. Erken göçünü tamamladı. İstavritin boyu 13 cm, bizim tuttuklarımız 11-12 cm olduğundan geri bıraktık” dedi.
“Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur”
Hedeflerinin 1 ayda 50 ton çaça avlamak olduğunu ifade eden Atıf Malkoç, “15 Nisan’dan sonra Samsun bölgesinde 1 ay çaça avlanacak. Aslında yaz boyunca çaça avlanması lazım. Karadeniz’deki tüm ülkeler, Türkiye hariç yaz boyunca çaça avlıyor. Çaça avı için en verimli sezon şimdi başlıyor. Sanayi balığı olduğundan, balık yapı ve unu yapılıp, ihracata gidiyor. 15 Nisan’dan 15 Mayıs’a kadar çaça avıyla geçecek. Her sene Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur. Bu sene de bu rekolteyi bekliyoruz” diye konuştu.
“Dünyanın her yerinde hamsinin ve diğer balıkların boyunda küçülme var”
Tüm denizlerdeki balıkların boylarında küçülme olduğuna dikkat çeken Başkan Malkoç, “Denizde balık bol ama boyları ufak. Deniz suyu sıcaklığından balıklar havyar tutuyor ama boyları büyümüyor. Sıkıntı burada, havalar kurak gittiğinde denize plankton inmiyor. Hamsi planktonla büyüyor. Birkaç yıldır hamsinin boyu büyümüyor. Bu, bizim avlanmamızla ilgili değil. Dünyanın her yerinde hamsinin boyunda küçülme var. Sadece hamsi değil, istavrit dahil tüm balıkların boyunda küçülme var. Suyun sıcaklığına ve iklim değişikliğine herkes bir şekilde ayak uyduruyor. Balıklar da bu iklim değişikliğine küçülerek ayak uyduruyor” şeklinde konuştu.
“Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılması gerekiyor”
Av sezonu ile alakalı tarihlerin belirlenmesi için özellikle Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılmasının şart olduğuna vurgu yağan Malkoç, şunları söyledi:
“Avlanma tarihi balıkçılık başladığında ileri-geri çekilebilir. Şimdiden bir şey denemez. Şu an deniz suyunun ısınmaya dönmesi lazım ama olmadı. 13 derecen sonra çaça toplanıyor, şu an 13 derecenin altındayız. Deniz geç soğudu şimdi geç ısınıyor. Balıklar buna ayak uydurmaya çalışıyor. Havyar dökmeleri ve büyümeleri değişiyor. Karadeniz’de bunlar göz önüne alınarak bir bilimsel çalışma yapılması lazım. İklim değişikliği ile ilgili yapılacak çalışma sonrasında avlanma sezonunun başlangıç tarihi belirlenebilir. Eski yıllarda da buna benzer iklim değişiklikleri olmuş. 60 yıl önce 3-4 metre kar yağarmış. O zaman da çeşitli iklim değişiklikleri, sıcaklıklar olmuş. Yine aynı sürece geldik. Karadeniz birçok evrim atlattı. Şimdi de böyle gelip, geçecek. Araştırma yapılmadan bir öngörüde bulunmak doğru değil. Önümüzdeki 1-2 sezonda durum daha çok netlik kazanır.
]]>BAKAN IŞIKHAN VERİLERİ PAYLAŞTI
Konuyla ilgili açıklamada bulunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, işgücü piyasasının ihtiyaçlarını belirlemek ve etkin çözümler üretebilmek için çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti.
Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından 2023’de 2 ve üzeri istihdam sağlayan 86 bin iş yeriyle görüşülerek hazırlanan İşgücü Piyasası Araştırması’nın sonuç raporlarının yayımlandığını bildiren Işıkhan, şu ifadeleri kullandı:
“İş gücü ihtiyacının en fazla olduğu alan imalat sektörü. İşverenlerden alınan geri bildirimlere göre gelecek 10 yılda ön plana çıkması beklenen meslekler ise yazılım mühendisi, e-ticaret uzmanı, yapay zeka uzmanı, bilişim uzmanı, inşaat mühendisi, pazarlama uzmanı, dil ve konuşma terapisti ve CNC operatörü.”
3 SEKTÖRDE KADIN ÇALIŞANLAR ERKEKLERDEN DAHA FAZLA
Bakanlıktan araştırmaya ilişkin yapılan yazılı açıklamaya göre, İŞKUR’un 5 Haziran-14 Temmuz 2023 tarihlerinde bilgi formu uygulayarak gerçekleştirdiği araştırma kapsamındaki çalışanların yüzde 70’i erkekler, yüzde 30’u kadınlardan oluştu.
Kadın çalışan sayısının, erkeklerden daha yüksek olduğu sektörler, “insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri” ile “eğitim” oldu. Ayrıca kısmi zamanlı çalışma yapılan iş yerlerindeki kadın istihdamının, kısmi zamanlı çalışma yapılmayan iş yerlerine göre daha yüksek olduğu belirlendi.
Araştırmaya göre, işgücü ihtiyacının en fazla olduğu imalat sektöründeki iş yerlerinin yüzde 16,6’sında, aynı sektördeki 20 ve üzeri çalışanı olan iş yerlerinin ise yüzde 37,3’ünde eleman ihtiyacı bulunuyor.
EN FAZLA ELEMAN ARANAN MESLEKLER
Araştırma kapsamında işverenler tarafından en fazla eleman aranan meslekler de belirlendi. En çok açık iş olan 10 meslek arasında, makineci (dikiş), garson, satış danışmanı, ahşap mobilya imalat ustası, temizlik görevlisi, gazaltı kaynakçısı, konfeksiyon işçisi, akaryakıt satış elemanı, ark kaynakçısı ve yük taşıma şoförü yer aldı. Açık işlerde en fazla aranan beceriler, “yeterli mesleki ve teknik bilgi” ve “iş tecrübesi” oldu.
Ülke genelinde iş yerlerinin yüzde 8,7’sinde açık iş bulunduğu, bu oranın 20 ve üzeri çalışanı olan iş yerlerinde 27,6’ya ulaştığı tespit edildi. Kadın iş gücü tercih edilen açık işlerde, makineci (dikiş), temizlik görevlisi, satış danışmanı, mutfak görevlisi, mantı ustası, ön muhasebeci, garson, konfeksiyon işçisi, aşçı ve okul öncesi öğretmeni meslekleri öne çıktı.
10 MESLEKTE ELEMAN TEMİNİNDE GÜÇLÜK ÇEKİLİYOR
Araştırmada, işverenlerin yüzde 12,5’inin eleman temininde güçlük çektiği saptandı. Eleman temininde en fazla güçlük çekilen 10 meslek, makineci (dikiş), garson, ahşap mobilya imalat ustası, gazaltı kaynakçısı, inşaat işçisi, satış danışmanı, tır-çekici şoförü, yük taşıma şoförü, akaryakıt satış elemanı ve çelik kaynakçısı olarak sıralandı.
Bu mesleklerde eleman temininde güçlük çekilmesinin en önemli nedenleri, “ilgili meslekte yeterli iş başvurusunun yapılmaması”, “gerekli mesleki beceriye/niteliğe sahip eleman bulunamaması” ve “yeterli iş tecrübesine sahip eleman bulunamaması” oldu.
Araştırma kapsamında görüşülen iş yerlerinde bir yıl sonraki istihdam artış beklentisinin yüzde 5,4 olduğu tespit edildi.
En fazla istihdam artışı beklenen 10 meslek arasında garson, kurye, satış danışmanı, makineci (dikiş), inşaat işçisi, ahşap mobilya imalat ustası, ark kaynakçısı, yük taşıma şoförü, konfeksiyon işçisi ve ağ teknolojileri meslekleri gösterildi.
İŞVERENLERLE YÜZ YÜZE GÖRÜŞÜLECEK
İŞKUR, 2024 yılı İşgücü Piyasası Araştırmasını 15 Nisan-17 Mayıs 2024 tarihlerinde yapacak. Geçmişten farklı olarak bu yıl İŞKUR personeli araştırmanın tamamını yüz yüze ziyaretlerle gerçekleştirecek.
Türkiye genelinde, iş gücü piyasasının talep tarafının geniş bir çerçevesini çizecek araştırmayla, iş yerlerinin yapısal özellikleri, çalışan sayıları, açık işleri, eleman temininde güçlük çektikleri meslekler ve istihdam beklentileri gibi veriler temin edilerek geleceğin mesleklerine ilişkin tahminler üretilecek.
]]>Denizlerdeki av yasağı 15 Nisan’da başlayacak. Yasağın bitmesine saatler kala balıkçıların çoğu teknelerini Karadeniz’den çekerken, 1 ay sürecek çaça avcılığı için eksikliklerini gideriyorlar. Balık av sezonunun balıkçıları üzmediğini ifade eden Samsun Bölgesi Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği Başkanı Atıf Malkoç, çaça sezonunda da 1 ayda 50 bin ton çaça tutmayı umduklarını belirterek, sezonun artıları ve eksilerinin yanı sıra yapılması gerekenleri söyledi.
“İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var”
Balık av sezonunun kötü geçmediğini anlatan Malkoç, “Av sezonu, balıkçılık açısından normal geçti, kötü geçmedi. Daha iyi geçen seneler de olmuştu ama bu sene de iyi sayılır. İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var. Herkes avlanma sezonunu neredeyse bıraktı. Deniz suyu çok ısındı. İklim değişikliği nedeniyle dünyanın her yerinde buna bağlı olarak balık boyları kısaldı. Sezon bitti, çaça sezonu başlayacak. Tekneler de ona göre hazırlanıyor. Bu sezon palamut ve çinakop olmadı. Hamsi, barbun, mezgit ve istavrit oldu. Hamsi, kısa zamanda bol çıktı. Erken göçünü tamamladı. İstavritin boyu 13 cm, bizim tuttuklarımız 11-12 cm olduğundan geri bıraktık” dedi.
“Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur”
Hedeflerinin 1 ayda 50 ton çaça avlamak olduğunu ifade eden Atıf Malkoç, “15 Nisan’dan sonra Samsun bölgesinde 1 ay çaça avlanacak. Aslında yaz boyunca çaça avlanması lazım. Karadeniz’deki tüm ülkeler, Türkiye hariç yaz boyunca çaça avlıyor. Çaça avı için en verimli sezon şimdi başlıyor. Sanayi balığı olduğundan, balık yapı ve unu yapılıp, ihracata gidiyor. 15 Nisan’dan 15 Mayıs’a kadar çaça avıyla geçecek. Her sene Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur. Bu sene de bu rekolteyi bekliyoruz” diye konuştu.
“Dünyanın her yerinde hamsinin ve diğer balıkların boyunda küçülme var”
Tüm denizlerdeki balıkların boylarında küçülme olduğuna dikkat çeken Başkan Malkoç, “Denizde balık bol ama boyları ufak. Deniz suyu sıcaklığından balıklar havyar tutuyor ama boyları büyümüyor. Sıkıntı burada, havalar kurak gittiğinde denize plankton inmiyor. Hamsi planktonla büyüyor. Birkaç yıldır hamsinin boyu büyümüyor. Bu, bizim avlanmamızla ilgili değil. Dünyanın her yerinde hamsinin boyunda küçülme var. Sadece hamsi değil, istavrit dahil tüm balıkların boyunda küçülme var. Suyun sıcaklığına ve iklim değişikliğine herkes bir şekilde ayak uyduruyor. Balıklar da bu iklim değişikliğine küçülerek ayak uyduruyor” şeklinde konuştu.
“Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılması gerekiyor”
Av sezonu ile alakalı tarihlerin belirlenmesi için özellikle Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılmasının şart olduğuna vurgu yağan Malkoç, şunları söyledi:
“Avlanma tarihi balıkçılık başladığında ileri-geri çekilebilir. Şimdiden bir şey denemez. Şu an deniz suyunun ısınmaya dönmesi lazım ama olmadı. 13 derecen sonra çaça toplanıyor, şu an 13 derecenin altındayız. Deniz geç soğudu şimdi geç ısınıyor. Balıklar buna ayak uydurmaya çalışıyor. Havyar dökmeleri ve büyümeleri değişiyor. Karadeniz’de bunlar göz önüne alınarak bir bilimsel çalışma yapılması lazım. İklim değişikliği ile ilgili yapılacak çalışma sonrasında avlanma sezonunun başlangıç tarihi belirlenebilir. Eski yıllarda da buna benzer iklim değişiklikleri olmuş. 60 yıl önce 3-4 metre kar yağarmış. O zaman da çeşitli iklim değişiklikleri, sıcaklıklar olmuş. Yine aynı sürece geldik. Karadeniz birçok evrim atlattı. Şimdi de böyle gelip, geçecek. Araştırma yapılmadan bir öngörüde bulunmak doğru değil. Önümüzdeki 1-2 sezonda durum daha çok netlik kazanır.” – SAMSUN
]]>Bakan Uraloğlu, yaptığı yazılı açıklamada, yurt içinde tespiti yapılan zararlı adres bağlantılarının vakit kaybetmeksizin Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına iletildiğini ifade etti.
Uraloğlu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu bünyesinde faaliyet gösteren USOM’un ülke genelinde siber güvenlik anlayışını geliştirme ve siber tehditleri önleme amacıyla faaliyetler yürüttüğünü, merkezin siber olaylara müdahalede ulusal güvenlik ve koordinasyonun sağlanmasında önemli bir görevi yerine getirdiğini belirtti.
Kritik sektörlerde Siber Olaylarla Müdahale Merkezi (SOME) ile kurumların bünyesinde kurumsal SOME’ler kurularak teknik seviyede ulusal siber güvenliğe yönelik organizasyonun şekillenmesinin sağlandığını ifade eden Uraloğlu, “2024 Mart sonu itibarıyla USOM koordinasyonunda görev yapan 14 sektörel SOME ve 2 bin 268 adet kurumsal SOME ile buralarda görev yapan 7 bin 750 siber güvenlik uzmanı, ülkemizin siber sahasının korunmasına yönelik çalışmaları gerçekleştirmektedir.” bilgisini verdi.
“Oltalama saldırısıyla kullanıcı bilgilerine erişmeye çalışıyorlar”
Uraloğlu, internetin gündelik hayatın vazgeçilmezi olduğuna işaret ederek, mobil cihazlar sayesinde her an, her yerde internete ulaşabilmenin insanlara büyük kolaylıklar sağladığını belirtti.
Siber saldırılarla normal yollarla elde edilemeyecek bilgilerin ele geçirilmeye çalışıldığını, internet hizmetinin başladığı ilk yıllardan bu yana var olan oltalama saldırılarının da internet kullanıcılarına ciddi zararlar verme potansiyelini olduğunu vurgulayan Uraloğlu, “Ülkemizin maruz kaldığı oltamala saldırıları e-posta, internet tarayıcılarındaki aramalar, sosyal medya paylaşımları, kısa mesajlar ve telefon aramaları ile yapılmaktadır.” ifadesini kullandı.
Uraloğlu, ülkedeki kritik kurumları tehdit ve zafiyetlere karşı uyararak gerekli önlem alınmasını amaçladıklarını belirterek, USOM’un çalışmaları kapsamında, “oltalama”, “bankacılık oltalama”, “zararlı yazılım” ve “siber saldırı” başlıkları altında 330 binin üzerinde zararlı bağlantı tespit edildiğine, altyapı seviyesinde erişim engeli getirildiğine dikkati çekti.
Her yıl artarak devam eden saldırılar karşısında önlemlerin hızlı bir şekilde alındığını vurgulayan Uraloğlu, şunları kaydetti:
“Oltalama saldırıları sayısı 2022’de 72 bin 209 iken 2023’te 105 binin üzerine çıktı. USOM tarafından 2024’ün ilk 3 ayında 37 bin 600’e yakın saldırı tespit edilip erişim engeli getirildi. Ancak siber güvenlik açısından ‘burası yeter, burası tamam’ deme lüksümüz yok. Çünkü sektör gelişiyor, sektör geliştikçe siber saldırılarla ilgili geliştirilen yöntemler de aynı oranda gelişiyor. Dolayısıyla çalışmanın hep devam etmesi, kesintisiz bir şekilde bu alanda da hep gücümüzün üstüne güç koymamız gerektiği de bir gerçek. İşte biz de bu nedenle gelişmeye, geliştirmeye devam ediyoruz.”
Uraloğlu, oltalama saldırısı yöntemlerinin internet tarayıcıları ve çeşitli sosyal medya paylaşım platformlarındaki reklamlarla daha büyük kitlelere yayıldığına işaret etti.
Bakan Uraloğlu, USOM’a ulaşan oltalama ihbarlarını, “oltalama adresleri, sahte banka siteleri, sahte kripto para siteleri, sahte PTT adresleri, sahte HGS yükleme adresleri, sahte pandemi destek adresleri, sahte çevrim içi fatura ödeme adresleri, kamu kurumlarına ait sahte web siteleri, sahte internet servis sağlayıcı adresleri, sahte e-Devlet adresleri, sahte sosyal medya adresleri, sahte blog adresleri, sahte bulut depolama adresleri, sahte çekiliş ve indirim kuponu adresleri, sahte turizm acente siteleri, sahte sigorta acentesi siteleri, sahte araç ve ev kiralama siteleri, sahte e-ticaret siteleri, sahte bağış siteleri, sahte kripto para uygulaması adresleri” olarak sıraladı.
Uraloğlu, tehdit istihbaratı, yapay zeka algoritmaları ile çalışan AZAD sistemiyle bankacılık oltalama alan adları, hedef odaklı APT kategorisinde yer alan oltalama saldırı adresleri, çeşitli yer altı hacker forumları, ICQ ve Telegram kanallarının da USOM tarafından yakından takip edildiğini, saldırganların kullandıkları yeni yöntem ve saldırılar konusunda bilgi toplandığını bildirdi.
Oltalama bildirimlerine ilişkin Bakan Uraloğlu, bu konudaki çalışmaların 2015’te başlatıldığını, toplam 67 bin 710, 2024 Mart sonu itibarıyla da 5 bin 107 resmi bildirim yapıldığını ifade etti.
Uraloğlu, şu bilgileri verdi:
“Oltalama amaçlı kullanılan zararlı adreslerle ilgili olarak USOM’a gönderilen ihbarlar ile ilgili olarak yapılan işlemlerde ihbar ekine zararlı dosya eklenmesi halinde ilgili zararlı dosya incelenerek zararlı yazılımın iletişim kurduğu komuta kontrol merkezleri tespit edilmektedir. İhbar içinde zararlı link eklenmesi durumunda ilgili adresler incelenmektedir. Bu işlemlerin tamamlanmasının ardından USOM, zararlı bağlantı listesine altyapı seviyesinde erişimleri engellemektedir. Erişim engellemesi yapılan zararlı adreslere iletişim isteğinde bulunmaya çalışan kritik kurum ve kuruluşlar USOM Sinkhole’undan ayrıca takip edilmekte olup yapılan iletişim istekleri analiz edilmekte, ilgili kuruluş veya işletmecilere bildirilerek oltalama adreslerinin yayılmasının engellenmesi sağlanmaktadır.”
]]>BANKA MAAŞ HESABINA BLOKE KOYDU
İçtihat Bülteni’nden edinilen bilgiye göre, davacılar vekili; emekli maaş hesabının bulunduğu davalı bankadan kredi kullandığını, bankanın maaş hesabına bloke koyarak para tahsil ettiğini, promosyon vb. haklarından istifade ettirmediğini, kesintiler nedeniyle geçinemez hale geldiğini ileri sürerek hesap üzerindeki blokenin kaldırılmasını, kesintilerin durdurulmasını ve ayrıca dava tarihine kadar hesaptan kesilen tutarların davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı vekili; davanın reddini savundu.
İLK DERECE MAHKEMESİ DAVAYI REDDETTİ
İlk Derece Mahkemesi, davacının kullandığı kredinin teminatı olarak emekli maaşından kesinti yapılmasına muvafakat ettiği ve bu yönde virman talimatı verdiği, sözleşmedeki bu hükmün haksız şart teşkil etmeyeceği, taksitlerin maaşından ödenmesini ihtirazi kayıtsız kabul edip sonrasında iadesini talep etmenin dürüstlük kuralı ile uyuşmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulundu.
MAAŞTAKİ BLOKENİN KALDIRILMASI KARARI
Bölge Adliye Mahkemesi, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne, maaş hesabı üzerindeki blokenin kaldırılmasına karar verdi. Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulundu.
3. HUKUK DAİRESİ KARARI BOZDU
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Bölge Adliye Mahkemesinin kararını bozarak bozma ilamında şu ifadelere yer verdi:
“İlk derece mahkemesince davanın reddine yönelik verilen karar usul ve yasaya, Dairemizin yerleşmiş uygulamalarına uygun olup, bir isabetsizlik bulunmadığından, bölge adliye mahkemesince yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir”
Bölge Adliye Mahkemesi, önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verdi. Bunun üzerine direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulundu. Böylelikle dosya, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gündemine taşındı.
“KESİNTİYE İTİRAZ EDEN EMEKLİ BANKADAN ÖNCEKİ TAHSİLATLARI İSTEYEMEZ”
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, temyiz incelemesi neticesinde bölge adliye mahkemesinin kararını bozdu. Bozma ilamında ise şu ifadeler yer verdi:
“Emekli maaşından başka bir gelirinin olmadığı yönündeki genel kabulden dolayı zayıf tarafı daha da zayıf hale getirmeme saiki ile korunan tüketicinin, kendi iradesi ile imzaladığı kredi sözleşmesi çerçevesinde kavuştuğu ve sosyo-ekonomik ihtiyaçları doğrultusunda harcadığı meblağı yine emekli maaşı ile ödemek zorunda olduğunu bilebilecek durumdayken, çekeceği kredinin ödeneceği ihtimalini banka gözünde kuvvetlendirir şekilde emekli maaşını mal varlığının bir parçası olarak gösterdiği, bu inançla hareket eden bankanın davacıya birden çok kez kredi tahsis ettiği, davacının başka bir yolla taksit ödemesinde bulunmadığı, en başından beri ödeme yöntemi olarak tercih ettiği virman usulüyle kredi taksitlerinin her ay düzenli tahsil edilmesine itiraz etmediği ve dava açmakla davacının bu yöndeki iradesinin ortadan kalktığını gören banka tarafından bu usulle yapılan tahsilata son verildiği gözetildiğinde söz konusu kesintilerin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla iptalinin ve bu talebin kabulüyle bağlantılı olarak da kesilen bedellerin iadesinin istenmesi hakkın kötüye kullanılması teşkil eder ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2’nci maddesi gereğince iyi niyetle uyuşmadığından hukuk düzeni tarafından korunmamalıdır.”
]]>Tarım ve Orman Bakanlığınca ekosistemin korunması amacıyla geçen yıl Marmara Denizi ile İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki hamsi avcılığının durdurulması kararı, Marmara Denizi’nde hamsinin bereketli bir sezon geçirmesine imkan sağladı.
Gırgır olarak tabir edilen büyük balıkçı teknelerinin 15 Nisan’da yasağa tabi tutulmasıyla denizlerde balık avına devam edecek küçük balıkçılar, yaz mevsiminde de vatandaşa ucuz balık yedirmeyi umuyor.
Büyük tekneler ise yeni sezona hazırlanmak için kıyıya demirleyecek.
İldeki 6 balıkçı kooperatifinin bağlı olduğu Yalova Deniz Ürünleri Avcıları Birliğinin Başkanlığını yürüten Recai Sert, AA muhabirine, geçen yıl Marmara Denizi’nde uygulanan yasak nedeniyle bütün teknelerin hamsiden büyük fayda gördüğünü söyledi.
Ancak av yasağı döneminde kaçak avcılığın arttığını vurgulayan Sert, şunları kaydetti:
“Bizim yüzümüzü bu yıl en çok güldüren hamsi oldu. Karadeniz’de Abhazya’da çok balık oldu. Fakat Gürcistan tarafında çok sayıda yem fabrikası var. Şu anda en tehlikeli durum bu yem fabrikaları. Olağanüstü balık işliyorlar. Bu işlenen yem çupra, levrek yetiştiricilerinin işine geliyor. O yemi alıyorlar ve tesislerde kullanıyorlar. Aslında kendi silahımızla kendimizi vuruyoruz. O geleceğimiz, çocuklarımız için çok büyük bir sıkıntı. Parası da güzel olduğu için tekneler 500-600 ton balık tutuyor. Biz balığı burada tutmazsak Abhazya, Gürcistan tutuyor. İğne Ada’dan Hopa’ya kadar balığın iki aylık geçiş süreci var. Bu iki ayda balığa ne kadar az darbe yaparsak seneye o kadar fazla faydasını görürüz ama biz ne kadar korusak da karşı taraf korumuyor. Türkiye ile bu ülkeler arasında çalışma yapılması lazım. Çünkü gelecekle alakalı en büyük sıkıntımız o.”
Balıkçılığın geleceği için balıkların geçiş noktası olan İstanbul Boğazı’nın gırgır avcılığına kapatılması gerektiğini anlatan Sert, Marmara Denizi’ndeki ufak balıkçıların ancak balıkların yüzde 5 ile 10’nuna ulaşabildiğine dikkati çekti.
Sert, nisan ortasında başlayacak av yasağı ile tekneleri barınaklara alarak 4 ay boyunca yeni sezon için hazırlayacaklarını sözlerine ekledi.
“Halkımıza bu yaz itibarıyla daha ucuz balık satacağız”
Yalova Merkez İlçe Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Hasan Karataş ise Marmara Denizi’nde av sezonunun kendileri için biraz durgun geçtiğini ancak Karadeniz ve Marmara Denizi’nin doğusunda hamsinin etkili olduğunu söyledi.
Yaz sezonunda küçük balıkçıların avlanmaya devam ederek vatandaşlara ucuz balık yedireceğini öngördüklerini belirten Karataş, şöyle konuştu:
“Şu anda kooperatifimizde bile bir buçuk kilo hamsiyi 100 liraya satıyoruz. Mevsim itibarıyla durgun ama bir tek hamsi oldu. Palamut, lüfer, çinekop, tekir olmadı. Marmara bölgesine baktığımız zaman hamsi dışında mevsim durgun geçti diyebiliriz. İklim değişikliğinin büyük etkenleri var. Balık göç yolları bir şekilde etkilendi. Eylül-ekimde balık akıp bu yana gelecekken temmuz, ağustosta dahi balık geliyor. İklim değişikliğinin büyük etkeni oluyor buna. Balıklar akımı yaptığı zaman tabi ki yer yer değişiklikler oluyor. Bizim burada da aynı şekilde oluyor ama halkımıza bu yaz itibariyle daha ucuz bir balık satacağız Allah’ın izniyle. Gırgırlar 15 Nisan itibariyle yasağa giriyor. Gırgırlar yasağa girdikten ve balık kıyıladıktan sonra bizim küçük balıkçılarımız avlanmaya çıkıyorlar. Bundan dolayı biraz hamsi, istavrit, sardalye göstergeleri iyi gösteriyor.”
Eşi Güler Topalak ile denize açılan ve 50 yıldır balıkçılıkla geçinen Fahri Topalak da “Eşimle birlikte balıkçılık yapıyorum. Büyük tekneler yaza girdi. Ben en çok lüfer ve zarganadan memnun kaldım. Diğer balıklarda ise baya bir eksiklik var. Büyük ihtimalle buradan göç ettiler ve geri dönüş olmadı. Avlayabileceğimiz balıklardan tekir, kalkan çok az.” dedi.
Ağlara büyük zarar veren yunusların kendilerine büyük sorun çıkardığından dert yanan balıkçı Vedat Yamaner ise “O yüzden bizim için zor olacak gibi. Yunusların artışıyla her şey bitiyor. Bunun yanında kaçak avcılık da etkiliyor bizi.” diye konuştu.
Mevsim itibarıyla denizdeki balıkların iyi durumda olduğunu belirten balıkçı Yalçın Aslan da yaz sezonunun balıkçılar için iyi geçmesini diledi.
]]>İzmir’de Ramazan Bayramı’nda tatile ve memlekete gidemeyen emekliler hayat pahalılığından, Kemeraltı Çarşı esnafı da vatandaşın alım gücünün giderek daha da düşmesinden dert yandı. İzmir Kuru Kahveciler, Kuru Yemişçiler ve Baharatçılar Odası Başkanı ve 62 yıllık işletmeci İlyas Gönen, “Bu insanlar nasıl geçiniyor diye soran var mı? Çıksınlar çarşıyı, pazarı gezsinler. 10 bin lira paranın 1 lira ettiğini görün” dedi. Emekli yurttaş ise “Bayram fakire nasıl geçer? Emekliyiz hiç alım gücümüz yok. 10 bin lira maaşla ne alınır” diye konuştu.
İzmir’de Ramazan Bayramı’nı tatile ya da memlekete gidemeden geçiren yurttaşlar, geçim sıkıntısının günden güne giderek arttığını dile getirdi. Kemeraltı Çarşı’da alışveriş yapmaya çıkan yurttaşlar fiyatların yüksek olduğunu söylerken, çarşı esnafı ise yurttaşın alım gücünün düştüğünü ifade etti.
“ÇARŞIYI, PAZARI GEZSİNLER. 10 BİN LİRA PARANIN 1 LİRA ETTİĞİNİ GÖRSÜNLER”
ANKA Haber Ajansı’na konuşan İzmir Kuru Kahveciler, Kuru Yemişçiler ve Baharatçılar Odası Başkanı ve 62 yıllık İşletmeci İlyas Gönen, küçük ve orta ölçekli esnafın ekonomik sıkıntılarına dikkat çekti. Bağ-Kur emeklisi olduğunu belirten Başkan Gönen aldığı 10 bin 700 lira maaş ile ek iş yapmadan geçimini sağlayamayacaklarını söyleyerek şunları kaydetti:
“Bayram eskiye göre zehir gibi geçti. Bu ekonomik koşullarda bayram nasıl geçti diye sormak biraz abesle iştigal. Allah bir an önce bizi idare edenlere irade nasip etsin. Mucizeler olsun, insanlar çok kötü durumda. Bilhassa ben şu anda Türkiye’de yaşayan küçük ve orta ölçekli esnaf adına konuşuyorum. İzmir Kuru Kahveciler, Kuru Yemişçiler ve Baharatçılar Odası Başkanıyım. 62 yıldır da bu gördüğünüz mekanda iş yapıyorum. Gerçekten insanlar artık kredi kartının da dibine dayandılar. Bilmiyorum nasıl çıkacağız biz bu işin içinden? İnşallah bir an önce Türkiye’miz bu karanlık, bataklıktan çıkar. Aydınlık dünyaya kavuşuruz. Söyleyecek söz bulamıyorum. Küçük ve orta ölçekli esnaf çok ama çok zor durumda. Bağ-Kur emeklisiyim. 10 bin 700 lira maaş alıyorum. Burada çalışmasak, geçimimiz olmasa biz nasıl tamamlayacağız? Bu insanlar nasıl geçiniyor diye soran var mı? Biraz çıksınlar çarşıyı, pazarı gezsinler. 10 bin lira paranın 1 lira ettiğini görün.”
“AİLEM SİVAS’TA OTURUYOR, BİR BİLET BİN 500 LİRA OLMUŞ, NASIL GİDECEĞİZ?”
Emekli yurttaş ise bayramda tatile ya da memlekete gidemediklerine vurgu yaparak, “Emekli cebinde olmayan bir parayla nereye tatile gidecek? 3 bin lira verdi. Sadaka verdi. Vermeseydi daha iyiydi. Biz emekli olarak zam istemiyoruz ama hiçbir şeye de zam gelmesin. Bugün bir köfte ekmek 200 lira. Bir ekmek olmuş 10 lira. Ekonomi düzelsin. Hiçbir şeye de zam gelmesin. Ailem Sivas’ta oturuyor, ben burada oturuyorum. Bir bilet olmuş bin 500 lira. Nasıl gideceğiz? 10 bin 500 lira emekli maaşı alıyorum ayın 26’sında, ayın 27’sinde aylık bitiyor” dedi.
“EMEKLİYİZ HİÇ ALIM GÜCÜMÜZ YOK”
10 bin lira emekli maaşı ile geçinemediğini belirten bir diğer emekli yurttaş da “Bayram fakire nasıl geçer? Emekliyiz hiç alım gücümüz yok. 10 bin lira maaşla ne alınır? Şuradan balık aldık. Misafirim geldi. Balığın kilosu 200 lira. 3 tane balık aldık. 240 lira tuttu. Hiç memnun değilim bu hükümetten. Torunlara benden hiç harçlık istemeyin diyorum. Hakikaten böyle. Gerçeği söylüyorum. Şimdi size harçlık veriyorum diye niye yalan söyleyeyim ki? Bizi bu duruma getirenler Allah’tan korksun, utansın” dedi.
“BİZ HER BAYRAM DÜKKANI AÇARIZ, BU BAYRAMDA İŞ YOK”
Bir diğer Kemeraltı Çarşı esnafı ise şehirlerarası bilet fiyatlarının yüksek olduğunu, bu nedenle çocukları ile bayramda görüşemediklerini söyleyerek, “Bayram bize göre değil, başkalarına göre bayram. Hiçbir yerden misafirim gelmiyor. Çünkü hayat pahalı olduğu için çocuklar memleketlerinden bu tarafa doğru gelemiyor. Bir bilet bin lira 2 bin lira. Nasıl gelsinler? Torunlar yerlerinde kaldı. Biz de işimize devam ediyoruz. Torunlara harçlık gönderemedik, mümkün mü göndermek?” diye konuştu. Kemeraltı’nda balıkçılık yapan bir diğer esnaf da önceki yıllarda bayramda doluluk olurken bu yıl müşterilerin az olduğunu ifade ederek, “Eski bayramlar yok, mümkün değil. Biz her bayram dükkanı açarız bu bayramda iş yok” dedi.
]]>
CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, tarım sektörünün bankalara olan kredi borçlarıyla ilgili açıklama yaptı. Gürer, kredi borçlarının bir yılda yüzde 75 arttığını ve çiftçilerin borçlanarak üretim yapmaya çalıştığını vurguladı. Gürer ayrıca tarımsal desteklemelerin yetersiz olduğunu, yaptığı mazot hesabıyla ortaya koydu. Gürer, “2023 yılının şubat ayında tarım sektörünün bankalara olan borcu 363 milyar 395 milyon TL iken, 2024 yılının aynı ayında bu rakam yüzde 75 artarak 637 milyar 438 milyon TL’ye yükseldi. Tarım sektörünün takipteki kredi tutarı ise 2 milyar 262 milyon TL olarak gerçekleşti” şeklinde konuştu.
“YÜKSEK FAİZ ORANINA RAĞMEN BORÇLANMA DEVAM EDİYOR”
Belirlenen faiz politikaları sonucu çiftçilerin kullandığı kredi faizlerinde de ciddi artış yaşandığını belirten Gürer, “Çiftçiler üretimin içinde kalabilmek için çözüm yolları arıyor. Bu sebeple de bankaların artan faiz oranlarına rağmen yüksek faizle kredi kullanmak zorunda kalıyorlar. Yüksek faiz oranları, artan girdi maliyetleri ile üretim sürecine borçlanarak başlayan çiftçi üründen beklediği verimi alamaması veya ürünün değer bulmaması sonucunda bir çıkmazın içine giriyor. Bunun sonucunda da üretimden uzaklaşıyor” şeklinde konuştu.
“ÇİFTÇİYE HAKKI OLAN DESTEK VERİLMİYOR”
Tarım Kanunu’nun 21. maddesinde “Milli gelirin en az yüzde 1’i oranında çiftçiye destek verilir” İfadesinin yer aldığını belirten Gürer, “Çiftçilerimizin bankalara olan borcu 637 milyar TL. Ancak çiftçilerimize kanunda verilmesi belirtilen destek tutarı 2024 yılı için 411 milyar TL, verilen ise 91 milyar TL. Çiftçilerimize ne yazık ki kanunda belirtilen destek tutarları verilmiyor. AKP iktidarında bu kanunda belirtilen tutarlar hiçbir zaman verilmedi” dedi.
“ÇİFTÇİYE VERİLEN MAZOT DESTEĞİNİN 3 KATI VERGİ OLARAK GERİ ALINIYOR”
Gürer, AKP iktidarının çiftçilere destek politikalarını mazot desteği üzerinden verdiği somut bir örnekle eleştirdi. Gürer, “2024 yılında çiftçilerimize verilecek mazot desteği tutarı 16.1 milyar TL olacağı belirtildi. Tarımda kullanılan yıllık ortalama mazot miktarı 3 milyar litredir. Yani tarımda bir yılda kullanılan mazotun güncel fiyatlar (43 TL) üzerinden tutar olarak karşılığı 129 milyar TL’dir. Bu tutarın 26.5 milyar TL’si ÖTV, 17.1 milyar TL’si KDV olmak üzere toplam ödenen vergi tutarı 43.6 milyar TL’yi bulmaktadır. Çiftçilerin aldığı mazotun vergisi çiftçiye verilen tarımsal destek tutarı toplamının yüzde 47,8’ine denk gelmektedir. Çiftçiye 2024 yılında toplam 91.1 milyar destek verilmesi beklenirken sadece çiftçinin kullandığı mazottan 43.6 milyar vergi alınacak. Ayrıca çiftçiye verilecek mazot desteğinin yaklaşık 3 katı çiftçiden vergi olarak geri alınmış olacak” diye konuştu.
]]>Tarım ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü; kurumsal altyapısı, tecrübeli personeli ve güçlü makine parkıyla, ülkenin dört bir yanında, milletin refah düzeyini artıran su yapılarını inşa ederek vatandaşların hizmetine sunma sorumluluğunu yerine getiriyor.
İklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, artan sanayileşme ve diğer çevre sorunlarıyla birlikte yaşamın kaynağı olan suyun değeri her geçen gün artarken, DSİ tarafından tamamlanarak milletin hizmetine sunulan; içme suyu tesisleri, tarımsal üretimin lokomotifi olan barajlar, gölet ve yer altı depolama tesisleri, HES’ler ve parçalanmış tarım arazilerini yeniden ekonomiye kazandıran arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme projeleri ile suya yön veriliyor.
“Su Vatandır” hassasiyeti ile çalışmalarını sürdüren Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, suyun özellikle tarım ve sanayide oluşturduğu güçlü etkisi sayesinde geniş iş sahalarının doğmasına imkan sağlarken yapmış olduğu taşkın koruma tesisleri ile de taşkınlardan kaynaklanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek için de mücadele ediyor.
DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Bizler maziden atiye uzanan, tarihini insanı yaşat ki devlet yaşasın ilkesinin üzerine inşa eden köklü bir geleneğin mensuplarıyız. 18 Aralık 1953 yılında kurulan Genel Müdürlüğümüz kurulduğu tarihten bu yana su vatandır anlayışıyla çalışmalarını sürdürerek işletmeye aldığı baraj ve göletler ile 183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirmiştir. Tamamlanan projeler ile 71 milyon dekar arazi sulamaya açılmış, yaklaşık 2 milyon hektar alan taşkınlardan korunmuştur. Hizmete alınan içme suyu tesisleri ile yıllık 5,2 milyar metreküp memba kalitesinde içme suyu temin edilmektedir. Güç ve ilhamını aziz milletimizden alan DSİ dün olduğu gibi bundan sonrada hayata geçireceği projeler ile Türkiye Yüzyılına damga vurmaya devam edecektir.” dedi.
“Tarım kenti Erzincan’da, 121 Bin 400 dekar araziyi suyla buluşturduk”
Erzincan’a yapmış oldukları DSİ yatırımları hakkında açıklamalarda bulunan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Özellikle modern sulama projelerimiz ülkemiz için son derece önem arz etmektedir. Son 21 yılda Erzincan’da inşa ettiğimiz 5 sulama tesisi ile 121 Bin 400 dekar tarımsal araziyi sulamaya açtık.” dedi.
“Erzincan’ımıza 4 baraj ve 1 gölet kazandırdık”
Elverişli tarım arazileri, uygun iklim özellikleri ve çalışkan Erzincanlıların emekleriyle can bulan bereketli Erzincan toprakları, tarımsal üretim potansiyeli bakımından Türkiye’de ilk sıralarda yer alıyor. Erzincan’da refah düzeyinin artması için son 21 yılda; 82 adet tesis ile 4 Milyar 837 Milyon TL yatırım yaptıklarını vurgulayan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Erzincan’da son 21 yılda 4 baraj ve 1 gölet inşa ettik ve böylece 52,93 milyon m su depolama hacmine ulaştık.” dedi.
3 barajda inşaat çalışmaları devam ediyor
Erzincanlı çiftçilerin tarımsal arazilerini büyük bir emek ve özveri ile değerlendirdiklerini vurgulayan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Erzincan’ın su kaynaklarını değerlendirmek için yeni barajlar inşa ediyoruz. Şu anda 3 barajın yapım çalışmaları devam ediyor. Bu barajların tamamlanması ile 19 bin 700 dekar tarımsal araziyi daha sulama suyuna kavuşturmayı hedefliyoruz.
Ayrıca; Erzincan’da taşkın riskini azaltmak için son 21 yılda tamamlanan 61 adet taşkın koruma tesisi ile Erzincan şehir merkezi, 55 adet yerleşim yeri ve 5 bin 950 dekar arazinin taşkın kontrolü sağlanmıştır. 6 adet taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmaları devam etmektedir. Hayata geçirdiğimiz taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azaltıyor, vatandaşlarımızı ve toprağımızı güvence altına alıyoruz.” diye konuştu.
Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme yatırımlarımız ile toprağımız daha kıymetli
Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri kapsamında devam eden Erzincan’da 2 adet işin tamamlandığında toplam 1 Milyon dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapılacağına dikkat çeken Genel Müdür Mehmet Akif Balta, “Erzincan’da 124 adet yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalanmaktadır. Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri ile toprağımız daha kıymetli ve daha verimli olmaktadır.” dedi.
Erzincan tarımını bereketlendiren “Su” Türkiye’nin enerjisine güç oldu
Erzincan’da son 21 yılda 11 Adet Hidroelektrik Enerji (HES) Tesisi işletmeye alınarak yıllık 928,31 Milyon KWh enerji üretimi sağlandığını ifade eden Genel Müdür Mehmet Akif BALTA; “Kurulu gücü 257,33 MW olan bu tesisler sayesinde Milli Ekonomimize, yalnızca enerji alanında yıllık 2 Milyar 48 Milyon TL katkı sunuyoruz.
34,10 MW kurulu güçündeki İnşaatı devam eden HES tamamlandığında 179,38 Milyon KWh enerji üretecektir.
Şuan planlama ve projelendirme safhasında olan 8 adet HES ile de Ülkemizin enerjisine güç verecek olmaktan heyecan duyuyoruz. 31 Aralık 2023 tarihi itibariyle yaklaşık 42 bin 97 hanenin enerji ihtiyacını Erzincan’da Kurulu HES’lerle karşılıyoruz.” dedi.
Çalışmaların devam edeceğini vurgulayan Genel Müdür Mehmet Akif Balta; “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak hayata geçirdiğimiz projeler hakkında değerli Erzincanlılardan, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle “Türkiye Yüzyılı” idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz.” dedi. – ERZİNCAN
]]>Tepebaşı Belediyesi, her yıl binlerce ton atığın geri dönüşümü ile ekonomik kazanım sağlarken çevreyi de koruyor.
Tepebaşı Belediyesi geri kazanım çalışmaları kapsamında 2023 yılında; 6 milyon 181 bin 110 kg ambalaj atığı, 74 bin 767 kg bitkisel atık yağ, 3 bin 301 kg atık pil, 120 bin 16 kg tekstil atığı, 3 bin 553 kg atık ilaç, 9 bin 140 kg ömrünü tamamlamış lastik, bin 215 kg madeni yağ ve 2 bin 592 kg elektronik eşya atığı olmak üzere toplam 6 milyon 395 bin 694 kg atık toplamayı başardı.
2009 yılından bu yana ilçede geri dönüştürülebilir atıkları toplayan Tepebaşı Belediyesi, 2020 yılında Sıfır Atık Yönetim Planı oluşturup Sıfır Atık Belgesi aldı. Ayrıca 1. Sınıf Atık Getirme Merkezi ile 13 farklı kategorideki atığı ayrıştırarak geri dönüştürmeye başladı. Elektrikli ve elektronik eşya atıkları, atık lastikler, atık ilaçlar, atık pillerin de aralarında bulunduğu atıklar, vatandaşların talepleri doğrultusunda Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü tarafından evlerden alınması sağlandı.
TOPLAYICILAR, GESİKOOP İLE GÜVENLE ÇALIŞIYOR
Tepebaşı Belediyesi, zorlu şartlar altında ve kayıt dışı olarak çalışan sokak toplayıcılarına statü kazandırmak, toplanan atıkları ise kayıt altına almak amacı ile Türkiye’de bir ilke daha öncülük etti.
Tepebaşı Belediyesi’nin teşvikleri ile 15 Ocak 2020’de kurulan ve sosyal işletme kooperatifi olması ile fark yaratan GESİKOOP (Tepebaşı Geri Dönüştürülebilir Atık Toplayıcıları Sosyal İşletme Kooperatifi) 23 Haziran 2020’de Tepebaşı Belediyesi, GESİKOOP ve lisanslı geri dönüşüm firması arasında imzalanan 3’lü protokol ile hayata geçirilmişti. Kooperatif bünyesindeki toplayıcılar, artık yasal olarak ve kayıt altında çalışarak hem ekmek paralarını kazanıyor hem de geri dönüşüme katkı sağlıyor.
Tepebaşı Belediyesi’nin öncülüğünde kurulan kooperatif ile herhangi bir statüsü olmayan, disiplin altına alınamamış sokak toplayıcıları, başta ambalaj atık toplama sistemi olmak üzere belediyenin kapıdan atık toplama sistemine de entegre edilmiş oldu.
BAŞKAN ATAÇ: “ÜLKE EKONOMİSİNE KATKI SAĞLIYORUZ”
Geri dönüşüm çalışmalarının önemine değinen Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, şunları kaydetti:
“Çalışmalarımız ile 2023 yılında tonlarca atığı dönüştürdük. Bu sayede çevreyi korurken ülke ekonomisine de katkı sağlıyoruz. Atık toplama sisteminin düzenli işleyişi, toplama miktarları açısından verimli bir yılı geride bıraktık. 2009 yılında Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü kurmamız ile birlikte Tepebaşı’nda atıkların kaynağında ayrı toplanması için kapıdan kapıya bilgilendirme çalışmaları yapılırken, 2012 yılı itibariyle bütün mahallelerden ambalaj atıkları ve bitkisel atık yağların toplanmasına yönelik sistem kuruldu ve Türkiye’deki en yaygın toplama ağlarından birini oluşturduk. Mahallelerde, okullarda, iş yerlerinde yapılan bilgilendirme çalışmaları ile Tepebaşı halkının duyarlılığı birleşince, atık toplama rakamlarında her yıl artış sağladık. 2020 yılında 1. Sınıf Atık Getirme Merkezi’ni faaliyete geçirdik ve belediye hizmet binamız da Sıfır Atık Belgesi alan Eskişehir’in ilk belediyesi olmayı başardı. Ayrıca Doğal Yaşam Merkezi, Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, Su Sporları Merkezi, Alzheimer Konukevi ile Fen İşleri Şantiyesi de Tepebaşı Belediyesi’nin Sıfır Atık Belgesi almaya hak kazanan merkezleri arasında. Ambalaj atıklarını toplamak için mahallelerin yapısına uygun şekilde ambalaj atık toplama aparatları; kutu, sepet, kumbara, kafes, pet şişe ve cam şişe toplama aparatları konumlandırdık. Bitkisel atık yağların toplanması için ise okullar, siteler, muhtarlıklar, Belde Evleri’ne bitkisel atık yağ bidonları yerleştirdik. Böylelikle yaklaşık 300’e yakın toplama noktası oluşturduk. Hem ekonomiye hem de çevrenin korunmasına karşı duyarlılık örneği sergileyen Eskişehir kent halkına ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.”
]]>Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda bu yıl 8’incisi düzenlenen Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılan bilim insanları, çalışmalarını Beyaz Kıta’nın çevre ekosistemini olumsuz etkilerden koruyacak ve kıtaya minimum ayak izi bırakacak şekilde yürüttü.
İklim değişikliğinin sonuçlarından en fazla etkilenen alanlardan biri olan Antarktika, büyük bir ekosisteme ev sahipliği yapıyor. Bu ekosistemde, kıtayı çevreleyen okyanuslarda yaşayan balinalar gibi büyük deniz memelilerinin yanı sıra 6 fok türü ve kıtanın simgesi olan penguenlerin 5 türü gözlemlenebiliyor.
Birçok deniz kuşu türünün de gözlemlenebildiği kıtada, sucul ekosistemlerde mikro ve makro boyutlarda birçok canlının yaşadığı da biliniyor.
8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi, 56 ülkenin taraf olduğu, 1961’de yürürlüğe giren Antarktika Antlaşmalar Sistemi’nde belirlenen kurallar kapsamında ve 2017’de kabul edilen Antarktika Antlaşması Çevre Koruma Protokolü’nde belirtilen şartlara uygun şekilde yürütüldü.
Katılımcılar, saha çalışmalarında çevre ve canlı yaşamının korunması için sefer öncesi kendilerine verilen eğitimler çerçevesinde tedbirler aldı. Bu tedbirlerin uygulanmasının kontrolü amacıyla seferde bir de çevre zabiti görevlendirildi.
8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi Çevre Zabiti yüksek mühendis Aybike Gül Karaoğlu, AA muhabirine, hassas bir ekosisteme sahip olan Antarktika’da çevreye minimum ayak izi bırakacak şekilde hareket edilerek çalışılması gerektiğini söyledi.
Karaoğlu, sahaya gitmeden önce bütün katılımcılara gerek kıyafetlerinin gerekse bilimsel ekipmanları ve her türlü saha ekipmanının dezenfekte edilmesi gerektiği bilgisinin verildiğini dile getirdi.
Florada yer alan bitki örtüsü liken ve yosunlar çok hassas ve kırılgan yapıda oldukları için katılımcıların bunlara basmadan yürümesi gerektiğine dikkati çeken Karaoğlu, şöyle devam etti:
“Hayvanlara, üreme bölgelerine ve yuvalarına 10 metre mesafede yürüyerek onları rahatsız etmeden geçmeleri gerekmekte. Çünkü yaklaştıklarında alanlarını korumak için saldırganlaşıyorlar. Hayvanları rahatsız etmemek gerekiyor. Bunların haricinde ölü hayvanlarla kesinlikle temas edilmemesi gerekir. Özellikle şu anda yüksek patojenitesi olan kuş gribi salgını olduğu için hayvanlara yaklaşılan mesafe, hastalığı bir şekilde o bölgeye ve hayvanlara taşımamak için büyük önem arz ediyor.”
Antarktika’da 6 fok türü bulunduğunu ancak bu türlerden sadece 4’üne Horseshoe Adası’nda rastladıklarını belirten Karaoğlu, “Bunlardan sıklıkla görülen fok türleri sırasıyla Weddell fokları, yengeçyiyen fokları, kürklü foklar ve daha sonrasında leopar foklarıdır. Yengeçyiyen fokları, krilleri süzmek için çok nadir görülen bir diş yapısına sahiptir. Aslında yengeç yemez, krillerle beslenirler ve leopar foklarıyla mücadele halindedir.” diye konuştu.
Horseshoe Adası’nda nadiren görülen leopar fokuna rastlandı
Türkiye’nin araştırma kampının bulunduğu Horseshoe Adası’nda nadiren görülmesine rağmen sefer sırasında leopar fokuna da rastladıklarına dikkati çeken Karaoğlu, “Leopar folkları, Antarktika’da deniz ekosisteminde bulunan çoğu besinle beslenmektedir. Çok sivri köpek dişlerine sahiptir ve erkek bireyler dişilerine kıyasla daha zayıf ama daha uzundur. Bazı sefer katılımcıları tarafından gördüğümüz leopar fokunun erkek olduğu tespit edildi.” dedi.
Horseshoe Adası’nda sıklıkla Weddell foku gördüklerini ifade eden Karaoğlu, “Weddell foklarının karın kısımlarının altı beyazdır ve ağırlıkları yaklaşık 400-500 kilogram civarındadır. 3 metre uzunluğundadır. Suya daldıklarında yaklaşık 45 dakika kadar nefeslerini tutabilmektedirler ve çok iyi yüzücüdürler.” bilgisini verdi.
Karaoğlu, dünya genelinde yaşayan 17 penguen türünden Adelie ve İmparator penguenlerine sıklıkla rastlandığını belirterek, “Sub-Antarktika’da Gento ve miğfer türlerine rastlanmaktadır.” ifadesini kullandı.
Aybike Gül Karaoğlu, Horseshoe Adası’nda ise sıklıkla Adelie penguenleri gördüklerini dile getirerek, “Adelie penguenleri, İmparator penguenlerine kıyasla çok küçüktür. En uzun penguen türü 122 santimle İmparator, en küçük penguen türü ise Adelie penguenleridir. Adelie penguenleri 46-71 santim uzunlukta, 3,5-6 kilogram ağırlıktadır. Krill ve balıkla beslenmektedir. Çok iyi yüzücüdür. Yaklaşık 175 metreye dalabilmektedir.” diye konuştu.
Karaoğlu, Antarktika’da, kuşların, balıkların, balinaların, penguenlerin neredeyse bütün canlıların temel besin kaynağının kriller olduğunu ve bazı çalışmalara göre her yıl yaklaşık olarak 250 ton kril tüketildiğini söyledi.
]]>Ankara Sanayi Odası Ankara’da Türkiye’nin en büyük teknoloji üssünü kurmak için çalışmalara başladı. Ankara’da 1,2 milyon metrekare alanda kurulması planlanan teknoloji üssü projesiyle birlikte Türkiye’nin ihracat katma değerinin artırılması ve sanayi ile teknoloji tabanlı girişimciliğin bir araya getirilmesi hedeflenecek. Çalışmaları ASO Teknopark A.Ş. bünyesinde yürütülen Ankara Teknoloji Üssü kentin hızla geliştiği Eskişehir Yolu üzerinde yer alacak. Temelli Sanayi Havzası olarak da bilinen, ASO 2. OSB, Anadolu OSB ve Başkent OSB’nin yakınında kurulacak ASO Ankara Teknoloji Üssü, sanayi ile üniversite ve teknolojiyi yakınlaştıracak. Ar-Ge ve üretime yönelik imkanların bir arada bulunacağı teknoloji üssünde ürünlerin ticarileşme süreçleri daha hızlı olacak.
ASO Başkanı Seyit Ardıç, Ankara Teknoloji Üssü kurma çalışmalarına ilişkin yaptığı açıklamada, Ankara’nın bölgesel sanayi sıralamasında yüksek ve orta-yüksek teknolojide en çok yatırım yapılan bölge olduğuna dikkat çekti. Başkent’in, 13 organize sanayi bölgesi, 150 Ar-Ge, 36 Tasarım Merkezi, 13 teknoloji geliştirme bölgesi, nitelikli insan kaynağı ve girişimcilik potansiyeliyle Türkiye’nin birçok iline göre daha avantajı konumda olduğunu belirten Ardıç, “Bu avantajın üretime daha iyi yansıtılabilmesi için bilim ve teknoloji ile sanayi arasındaki ekosistemin çok iyi oluşturulması gerekiyor. Biz Ankara Sanayi Odası olarak, Başkentimizin sahip olduğu bu potansiyeli yüksek katma değere dönüştürmek amacıyla Türkiye’nin en büyük teknoloji üssünü kurmak için yola koyulduk” açıklamasında bulundu.
“Sanayi ile teknoloji tabanlı girişimcilik bir araya gelecek”
Türkiye’nin 11 bin 200 dolar olan çalışan başına ihracatının Teknoloji Geliştirme Bölgeleri’nde 15 bin 300 dolara çıktığını, Güney Kore’nin ise çalışan başına ihracatının 28 bin 600 dolar olduğunu belirten Ardıç, şunları söyledi:
“Bu rakamlar bize teknoloji geliştirme bölgelerinin sanayiyle, yani üretimle iç içe olmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. ASO Ankara Teknoloji Üssü, sanayi ile üniversite iş birliğinin güçleneceği, start-up’ların sanayi işletmeleriyle daha yakın ilişki içinde olacağı bir ekosistem oluşturacak. Piyasa odaklı, ihracat potansiyeli yüksek girişimlere yer verilecek. Ankara Teknoloji Üssü, sanayi ile teknoloji tabanlı girişimciliği bir araya getirecek. Ar-Ge, inovasyon süreçleri direkt olarak üretime yönelik yapılacak. Organize Sanayi Bölgeleri ile en üst noktada iş birliği sağlanacak ve ürünlerin ticarileşme süreci hızlanacak. Böylece çalışan başına teknoloji ihracatımızın 15 bin dolar seviyelerinden 30 bin dolarlara ulaşması için zemin oluşturulacak.”
Binlerce mühendis ve bilim insanına istihdam
Başta savunma sanayii olmak üzere ileri teknolojili yüksek katma değer üreten Ankara’nın, ekonomik cazibesinin her geçen gün artırdığını söyleyen ASO Başkanı Ardıç, doğal afet riskinin de düşük olması nedeniyle Başkent’in yoğun göç aldığını da vurguladı. Ardıç, “Son 10 yılda Ankara nüfusu yaklaşık 1 milyon arttı. Bunun yaklaşık 500 bini göçle gerçekleşti ve yapılan araştırmalara göre Ankara’ya göç edenlerin yüzde 35’ini üniversite mezunları oluşturuyor. Yani Ankara’mız en eğitimli göçü alan illerin başında geliyor. Nitelikli insan kaynağımız katlanarak büyüyor. ASO Ankara Teknoloji Üssü’nün oluşturacağı ekosistem, binlerce mühendis ve bilim insanının istihdamına da imkan oluşturacak” ifadelerini kullandı.
“Hem insana hem teknolojiye yatırım”
Öte yandan Ankara Teknoloji Üssü kapsamında ASO Teknopark A.Ş. yönetimi de yeniden yapılandırıldı. Yapılan Genel Kurul’da ASO Başkanı Seyit Ardıç, ASO Teknopark A.Ş. Başkanlığına yeniden seçildi. 7 olan Yönetim Kurulu Üyesi sayısı 9’a yükseltildi. ASO Teknopark A.Ş. Yönetim Kurulu’nda Ankara Sanayi Odası’nın yanı sıra ASO 1. OSB, ASO 2. OSB, ODTÜ Teknokent ve TOBB ETÜ’den çok değerli isimlerle hem insana hem de teknolojiye yatırım yapacak çok güçlü bir kadro oluşturulduğunu belirten ASO Başkanı Ardıç, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın hamiliğinde yürüttüğümüz Ankara Teknoloji Üssü çalışmamızı TÜBİTAK da projeleriyle destekleyecek” dedi.
“Yüksek katma değerli ekonomiye geçiş hızlanacak”
Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girme hedefine dikkat çeken ASO Başkanı Ardıç, “Ankara Sanayi Odası olarak, ‘Başkentin sanayiinden, sanayi ve teknolojinin başkentine’ vizyonu doğrultusunda ülkemizin bu hedefine ulaşması için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. ASO Ankara Teknoloji Üssü, ülkemizin yüksek katma değerli bir ekonomiye kavuşması için gerekli dönüşümü hızlandıracak” değerlendirmesinde bulundu. – ANKARA
]]>Tarım ve Orman Bakanlığının peyzaj düzenlemelerinin arttığı dönemler öncesi hazırladığı kurakçıl peyzaj uygulamaları rehberi, 81 ilin valilikleri, belediye başkanlıkları, bakanlıklar ve Türkiye Otelciler Birliği ile paylaşıldı
Bakan Yumaklı: “Çim alanların tamamının kurakçıl peyzaja dönüştürülmesi ile yüzde 80’lere varan su verimliliği sağlayabiliriz”
ANKARA – Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, yaz aylarının yaklaşmasıyla artan peyzaj düzenlemelerinde suyun akılcı kullanımına özen gösterilmesi gerektiğini belirterek, sadece çim yerine kuraklığa dayanaklı bitkilerin tercih edilmesiyle yüzde 80’lere varan su verimliliği sağlanabileceğini bildirdi.
Bakan Yumaklı, Akdeniz havzası ülkelerinden biri olan Türkiye’de iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin giderek daha belirgin hissedildiğine, uluslararası göstergelere göre Türkiye’nin su stresi yaşayan ülkeler arasında bulunduğunu ifade etti.
Bakanlık olarak suyun her anlamda verimli kullanılması ve israfının önlenmesine yönelik çalışmalar yürüttüklerini vurgulayan Yumaklı, şu bilgileri aktardı:
“31 Ocak 2023 tarihinde Sayın Emine Erdoğan’ın himayelerinde ve Bakanlığımız koordinasyonunda başlatılan ‘Su Verimliliği Seferberliği’ ile kaynaklarımızın sürdürülebilirliğinin sağlanması ve verimli kullanımı için ülke ölçeğinde büyük bir dönüşüm hayata geçirildi. Seferberlik kapsamında, değişen iklime uyum sağlanması, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir yönetiminin gerçekleştirilmesi hedeflenerek hazırlanan Değişen İklime Uyum Çerçevesinde Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı Sayın Cumhurbaşkanımızın genelgesiyle yürürlüğe girmişti.
Su Yönetimi Genel Müdürlüğümüzün bu genelgeye dayanarak hazırladığı Kurakçıl Peyzaj Uygulamaları Rehber Dokümanı internet sitemizde yayımlandı. Ayrıca rehberimizi 81 ilimizin valilikleri ve belediye başkanlıkları ile tüm bakanlıklarımız ve Türkiye Otelciler Birliği ile paylaştık. Kurakçıl peyzaj, kurak iklime sahip ve su kaynaklarının sınırlı olduğu alanlarda ‘estetik peyzaj’ kaygısı gütmeden ‘klasik peyzaj’ düzenlemelerinden vazgeçilerek suyun akılcı kullanılması anlamına gelir. Bu bağlamda, tüm paydaşlarımızın peyzaj uygulamalarımızda rehberimizde dikkat çektiğimiz hususları dikkate alarak gerekli hassasiyeti göstereceklerini ümit ediyoruz.”
“Doğaya uyumlu ve sürdürülebilir peyzaj alanları”
Peyzaj alanlarında gerek estetik kaygılar gerekse temininin kolay olması nedeniyle suya çok fazla ihtiyaç duyan çim alan kullanımının yaygın olduğuna işaret eden Bakan Yumaklı, “Çim alanların bir kısmının kurakçıl peyzaja dönüştürülmesi ile yüzde 20-50, tamamının kurakçıl peyzaja dönüştürülmesi ile de ortalama yüzde 80’e varan su verimliliği sağlayabiliriz. Bu uygulamayla aynı zamanda bakım ve enerji maliyetlerinin de yaklaşık yarı yarıya azaltılabildiğini unutmayalım. Bu nedenle doğaya uyumlu ve sürdürülebilir peyzaj alanları oluşturulması ülkemizin su kaynaklarının korunup geliştirilmesi için büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.
Süsleme için kurakçıl bitkiler, sulama için arıtılmış su
Bahar aylarında başlayan peyzaj düzenlemelerinde suyun verimli kullanımı için gözetilmesi gereken hususların altının çizildiği rehbere göre peyzaj düzenlemelerinde suyun verimli ve etkili kullanılması için uyulması gereken kurallar şöyle:
Peyzaj alanlarında toprakta buharlaşmanın minimize edilmesi amacıyla bölgenin iklim koşullarına ve doğal yapısına uyumlu malçlama (toprağın üstüne organik veya sentetik malzemeler serilerek bitki köklerinin etrafında tabaka oluşturulması) yapılmalıdır.
Suyu verimli kullanan sulama sistemleri tercih edilmelidir.
Sulama gün ağarmadan veya gün batımı sonrasında yapılmalıdır.
Sulamada, içme suyu standardı taşıyan sular yerine dezenfekte edilmiş arıtılmış atık sular gibi alternatif su kaynakları kullanılmalıdır.
Kurakçıl peyzaj tasarımı esnasında su tüketimi yüksek olan geniş çim yüzeyler yerine bölgenin iklim koşullarına uyumlu, çok yıllık yer örtücüler ve kuraklığa dayanıklı doğal bitkiler (Dam koruğu, acı damkoruğu, Japon ipeği, fare kulağı, yıldız halısı, ak üçgül, Cezayir menekşesi, Japon süpürgesi, kara yosunu vb.) tercih edilmelidir.
Çim alan miktarı mümkün olduğunca düşük tutulmalı ve kuraklığa dayanıklı çim türleri (Kamışsı yumak, çayır salkım otu, koyun yumağı, bermuda çimi vb.) seçilmelidir.
Enerji ihtiyacı mümkün olduğunca yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanmalıdır.
Yeşil binalar, yeşil çatılar, yeşil sokaklar, dikey bahçeler ve çatı bahçeleri gibi yeşil altyapı uygulamaları kurakçıl peyzaj anlayışıyla entegre edilmelidir.
Kurakçıl peyzaj tasarımı esnasında doğal drenaj kanalları inşa edilerek bu alanlarda biriken sular uygun filtreleme yöntemi sonrası tekrar sulamada kullanılmalıdır.
Yağışlardan kaynaklanan yüzey akışı filtrelenerek yerinde yağmur suyu etkin kullanılmalı ve yağmur bahçeleri uygulamaları aracılığı ile yağmur suları yer altında depolanmalıdır.
]]>Banka, Avrupa ve Orta Asya ekonomilerine ilişkin raporunu yayımladı. Raporda, zayıflayan küresel ekonomi, sıkı para politikası, Çin’deki yavaşlama ve düşük emtia fiyatlarının bölgenin büyüme görünümü üzerinde baskı yaratması nedeniyle Avrupa ve Orta Asya bölgesinin yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerinde bu yıl yavaşlama beklendiği aktarıldı.

AVRUPA VE ORTA ASYA EKONOMİSİNİN BÜYÜME HIZI YÜZDE 2,8
Rusya ile savaşın vurduğu Ukrayna’nın ekonomilerinin büyümeye dönmesi ve Orta Asya’daki güçlü toparlanma nedeniyle Avrupa ve Orta Asya ekonomisinin geçen yıl yüzde 3,3 büyüdüğü kaydedilen raporda, bölge ekonomisinin büyüme hızının bu yıl ise yüzde 2,8’e gerilemesinin beklendiği belirtildi. Raporda, Avrupa ve Orta Asya ekonomisinin gelecek yıl ise yüzde 2,7 büyümesinin tahmin edildiği bildirildi.
Öte yandan Dünya Bankası, ocaktaki tahminlerinde Avrupa ve Orta Asya ekonomisinin bu yıl yüzde 2,4 ve gelecek yıl yüzde 2,7 büyüyeceğini öngörmüştü.

BÖLGEDE YAŞAM MALİYETİ KRİZİ ETKİLİ OLMAYA DEVAM EDİYOR
Görünüme yönelik “ters rüzgarların” çok olduğuna dikkati çekilen raporda, başta Avro Bölgesi olmak üzere önemli ticaret ortaklarında beklenenden daha yavaş toparlanma, kısıtlayıcı para politikaları ve jeopolitik gelişmelerin kötüleşmesinin bölge genelinde büyümeyi daha da olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuldu. Raporda, yavaş büyümenin Rusya’nın Ukrayna’da devam eden savaşı, salgın ve 2022’de başlayan yaşam maliyeti krizi de dahil olmak üzere bölgenin son şoklardan toparlanmasını daha da geciktireceği ifade edildi.
Enflasyonun, Avrupa ve Orta Asya’nın yükselen piyasaları ile gelişmekte olan ekonomilerinde büyük ölçüde küresel enerji ve gıda fiyatlarındaki düşüşlerin etkisiyle beklenenden daha hızlı gerilediği belirtilen raporda, bölgedeki ortalama yıllık enflasyonun 2023 yılı başındaki yüzde 15 seviyesinden şubat ayı itibarıyla yüzde 4,2’ye indiği kaydedildi. Raporda, ancak 2022’deki yaşam maliyeti krizinin geçen yıl reel gelirlerdeki artışa rağmen haneleri etkilemeye devam ettiğine işaret edildi.

RAPORDA TÜRKİYE TAHMİNİ
Türkiye ekonomisine ilişin değerlendirmelerin de yer aldığı raporda, ülke ekonomisinin bu yıl 3 ve gelecek yıl yüzde 3,6 büyümesinin beklendiği belirtildi. Dünya Bankası, ocaktaki tahminlerinde Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3,1 ve gelecek yıl yüzde 3,9 büyüyeceğini tahmin etmişti. Raporda, makroekonomik konsolidasyon çabalarının yurt içi talebi kısıtlamasının beklendiği aktarıldı.
“ENFLASYON MAYISTA ZİRVE YAPACAK”
Bankanın raporunda, “Sıkı para politikasının etkisiyle enflasyonun mayısta zirve yaptıktan sonra kademeli olarak gerilemesi beklenirken, net ihracatın artan katkısıyla 2024 yılından itibaren cari dengenin iyileşmesi öngörülüyor.” değerlendirmesinde bulunuldu. Görünümün mevcut politika duruşunun devamına bağlı olduğu belirtilen raporda, görünüme yönelik risklerin dengeli olduğu kaydedildi. Raporda, yeni ekonomik yönetiminin artan itibarının daha fazla yatırım girişiyle sonuçlanabileceği, bunun da para biriminin istikrar kazanmasına ve ekonomik düzenlemenin hızlandırılmasına yardımcı olabileceği ifade edildi.
]]>HEFEİ/PARİS, 11 Nisan (Xinhua) — Avrupa Birliği’nin (AB) Çin’den yapılan elektrikli araç ithalatlarının gümrük tesciline yönelik direktifi ve olası geriye dönük tarifelerine ek olarak ABD ve Britanya da, Çin’in elektrikli araçlarına yönelik sözde sübvansiyon karşıtı soruşturmalar ya da ulusal güvenlik riski soruşturmaları açmaya hazırlanıyor.
Çin’in elektrikli araç ihracatları olumsuzluklarla karşı karşıya.
Bunun nedeniyse söz konusu ülkelerin “adil rekabet” ve “ulusal güvenlik” adı altında korumacılığa ve ticaret engellerine başvurarak piyasa ekonomisi ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarını ihlal etmesi.
Bu durum aynı zamanda Çin’in yeni enerjili araç sektörünün artan rekabet gücünü de yansıtıyor.
Çin’in yeni enerjili araçları sadece küresel tüketicilere farklı tercihler sunmakla kalmıyor, aynı zamanda daha fazla ülkenin yeşil ve düşük karbonlu dönüşümü ve sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirmesine yardımcı oluyor.
TEDARİK ZİNCİRİNİN BÜTÜNLÜĞÜ, ENDÜSTRİYEL YOĞUNLAŞMA
Çin’in imalat sektörü, en eksiksiz endüstriyel sistem sayesinde on yıldan fazla bir süredir dünyada ilk sırada yer alıyor.
Çin’de Anhui eyaletinin merkezi Hefei gibi bazı bölgeler, hızla gelişen yeni enerjili araç sektörüne yönelik eksiksiz bir sanayi ve tedarik zinciri kurmuş durumda.
Çin’deki toplam yeni enerjili araç üretimi Şubat 2022’de 10 milyon adedi, Temmuz 2023’teyse 20 milyon adedi aştı. Birinci araçtan 10 milyonuncu araca ulaşmak 27 yıl sürerken 10 milyonuncu araçtan 20 milyonuncu araca ise sadece 17 ayda ulaşıldı.
BÜYÜK PAZAR, HIZLI TEKNOLOJİ GÜNCELLEMESİ
Çin’in yeni enerjili araç sektörü, devasa pazar büyüklüğü ve güçlü büyüme potansiyeliyle küresel otomobil sektörünün en önemli bölümünü oluşturuyor.
Çin Otomobil Üreticileri Birliği’nin verilerine göre 2023’te Çin’in yıllık bazda yeni enerjili araç üretimi yüzde 35,8, satışıysa yüzde 37,9 artış sergiledi. Satış rakamı, küresel yeni enerjili araç satışlarının yaklaşık yüzde 65’ini teşkil etti. Çin, üst üste dokuz yıldır dünyadaki bir numaralı yeni enerjili araç üreticisi ve satıcısı konumunda bulunuyor.
Belçika merkezli Umicore’un CEO’su Mathias Miedreich, Londra merkezli Financial Times’a verdiği söyleşide, “Çin yapımı araçlar oldukça iyi ve insanlar da onları satın alıyor” dedi.
Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao, Pazar günü yaptığı açıklamada, Çinli elektrikli araç üreticilerinin kaydettiği hızlı gelişimin sübvansiyonlardan değil, devamlı nitelikteki teknolojik inovasyonlardan, iyi yapılandırılmış tedarik zinciri sisteminden ve tam piyasa rekabetinden kaynaklandığını belirtti.
Bakan, ABD ve Avrupa tarafından ileri sürülen “kapasite fazlası” suçlamalarının mesnetsiz olduğunu söyledi.
Wang ayrıca Çin’in elektrikli araç endüstrisindeki gelişimin, iklim değişikliğine karşı küresel mücadelenin yanı sıra yeşil ve düşük karbonlu dönüşüme de önemli katkı sağladığını vurguladı.
FARKLI TERCİHLER, OTOMOBİL DÖNÜŞÜMÜNÜ TEŞVİK
Çin yapımı yeni enerjili araçlar, teknolojik inovasyon ve küresel pazardaki rekabet yoluyla gelişen mükemmel kalite sayesinde, Avrupa’da son derece popüler.
Avrupa’nın temiz ulaşım kampanya grubu Transport and Environment (T&E) tarafından kısa önce açıklanan bir araştırmaya göre Çin yapımı elektrikli araçların AB pazarındaki payı, 2023’te yüzde 19,5 iken 2024’te yüzde 25’e ulaşacak.
T&E, Çinli markaların, AB’nin elektrikli araç pazarının 2024’te yüzde 11’ine, 2027’deyse yüzde 20’sine ulaşmasını öngörüyor.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın Sürdürülebilir Hareketlilik Birimi Başkanı Rob de Jong, Çin’in elektrifikasyon ve elektrikli araçların teşvikinde lider olduğunu söyledi. de Jong, Çin’in deneyimlerini ve teknolojisini tüm dünyadaki elektrikli araçların fiyat uygunluğunun artırılması amacıyla dünyayla, özellikle de Küresel Güney ile paylaşmasını umduğunu belirtti.
]]>Ho Chi Minh City’deki sömürge dönemine ait adliye binasında Vietnamlı bir iş insanına, 11 yıl boyunca ülkenin en büyük bankalarından birini yağmaladığı gerekçesiyle idam cezası verildi.
Söz konusu rakamlar baş döndürücü.
67 yaşındaki Truong My Lan, Saigon Ticaret Bankası’ndan 44 milyar dolar değerinde kredi almakla suçlandı.
Savcılar, 27 milyar doların asla geri alınamayabileceğini söyledi.
Yetkililer dava kapsamında 2 bin 700 kişinin ifade vermeye çağrıldığını, 10 devlet savcısı ve yaklaşık 200 avukatın da dava üzerinde çalıştığını söyledi.
Gösterilen kanıtlar, toplam 6 ton ağırlığında, 104 kutu içinde mahkemeye sunuldu.
Suçlamaları reddeden Truong My Lan ile birlikte 85 sanık yargılandı.
Vietnam’da uzun yıllar görev yapan emekli bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi olan David Brown, “Komünist dönemde hiç böyle bir duruşma olmamıştı. Kesinlikle bu ölçekte bir şey yaşanmadı” diyor.
Bu dava, Komünist Parti Genel Sekreteri Nguyen Phu Trong’un 2016’da başlattığı yolsuzlukla mücadele kampanyasının bugüne kadarki en çarpıcı ayağı.
Nguyen Phu Trong, halkın yolsuzluğa karşı duyduğu öfkenin, Komünist Parti’nin iktidar tekeline yönelik varoluşsal bir tehdit oluşturduğuna inanıyor.
Yolsuzlukla mücadele kampanyası, şimdiye kadar iki devlet başkanı ve iki başbakan yardımcısının istifaya zorlanmasına ve yüzlerce yetkilinin disipline sevk edilmesine ya da hapse atılmasına neden oldu.
Şimdi de ülkenin en zengin kadınlarından biri onların saflarına katıldı.
Truong My Lan kim?
Truong My Lan, eski adı Saigon olan Ho Chi Minh City’de Çin-Vietnamlı bir aileden geliyor.
Ho Chi Minh Kenti’nde, Güney Vietnam’ın anti-komünist başkenti olduğu günlerden bu yana Vietnam ekonomisinin ticarinde geniş pay sahibi büyük bir etnik Çinli topluluk yaşıyor.
Annesiyle birlikte bir pazar tezgahında kozmetik ürünleri satarak iş hayatına atılan Truong My Lan, Komünist Parti 1986’da Doi Moi olarak bilinen ekonomik reform dönemini başlattıktan sonra arazi ve mülk satın almaya başladı.
1990’lı yıllarda geniş bir otel ve restoran portföyüne sahip oldu.
Vietnam, dünyada Çin’e alternatif bir imalat sektörüyle tanınsa da, varlıklı Vietnamlıların çoğu gelirlerini gayrimenkul sektöründe kazanıyor.
Vietnam’da tüm araziler resmi olarak devlete ait ve bu arazilere erişim genellikle devlet yetkilileriyle kişisel ilişkilere dayanıyor.
Bu nedenle ülkenin ekonomisi büyüdükçe yolsuzluk da artıyor.
2011 yılında Truong My Lan, Ho Chi Minh City’de tanınmış bir iş insanı haline gelmiş ve nakit sıkıntısı çeken üç küçük bankanın birleşmesini öncülük etmesine izin verilmişti.
Ortaya çıkan banka, Saigon Ticaret Bankası’ydı.
İddialar neydi?
Vietnam yasaları herhangi bir kişinin herhangi bir bankada yüzde 5’ten fazla hisseye sahip olmasını yasaklıyor.
Ancak savcılar, Truong My Lan’ın yüzlerce paravan şirket ve vekili olarak hareket eden kişiler aracılığıyla Saigon Commercial’ın yüzde 90’ından fazlasına sahip olduğunu söylüyor.
Truong My Lan, bu gücü kullanarak yönetici pozisyonlarına kendi çalışanlarını atamak ve daha sonra kontrol ettiği paravan şirketlerin talep ettiği yüzlerce kredi başvurusunu onaylamaları için emir vermekle suçlandı.
Bu kredilerin tutarı, bankanın tüm kredilerinin yüzde 93’ünü oluşturuyor.
Savcılara göre Truong My Lan, Şubat 2019’dan itibaren üç yıl boyunca, şoförüne bankadan 108 trilyon Vietnam dongu, yani 4 milyar dolardan fazla nakit çekmesini ve bodrum katında saklamasını emretti.
Bu kadar nakit paranın ağırlığı, tamamı Vietnam’ın en yüksek değerli banknotlarından oluşsa bile iki tona yakın.
Truong My Lan ayrıca kredilerinin hiçbir zaman incelenmemesini sağlamak için cömertçe rüşvet vermekle suçlandı.
Yargılanan kişilerden biri, 5 milyon dolar rüşvet almakla suçlanan merkez bankası başmüfettişiydi.
Davayla ilgili resmi olarak onaylanmış tanıtım malzemeleri, halkın yolsuzluk konusunda öfkesini Truong My Lan’a yöneltti.
Truong’un mahkemedeki bitkin ve makyajsız görüntülerinin, geçmişteki göz alıcı fotoğraflarından oldukça farklı olması da dikkat çekti.
‘Bu bir sır değildi’
Truong’un dolandırıcılığı neden bu kadar uzun süre devam ettirebildiğine dair sorular da soruluyor.
Singapur’daki ISEAS – Yusof Ishak Enstitüsü’nde Vietnam Çalışmaları Programı’nı yürüten Le Hong Hiep, “Şaşkınım çünkü bu bir sır değildi. Truong My Lan ve Van Thinh Phat grubunun SCB’yi (Saigon Ticaret Bankası) kendi kumbaraları gibi kullanarak en iyi konumlarda toplu gayrimenkul alımlarını finanse ettikleri piyasada çok iyi biliniyordu” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Parayı bir yerden bulması gerektiği çok açıktı. Ancak bu çok yaygın bir uygulama. SCB bu şekilde kullanılan tek banka değil. Belki de piyasada çok sayıda benzer vaka olduğu için hükümet gözden kaçırdı.”
Emekli ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi David Brown, Truong My Lan’ın Ho Chi Minh City’de yıllardır iş ve siyaset dünyasına hakim olan güçlü isimler tarafından korunduğuna inanıyor.
Brown ayrıca Komünist Parti’nin du davayla güneydeki serbest piyasaya dayalı iş kültürü üzerinde otoritesini yeniden tesis etmeye çalıştığını düşünüyor.
“Nguyen Phu Trong ve partideki müttefişlerinin yapmaya çalıştığı şey Saygon’un kontrolünü yeniden ele geçirmek ya da en azından ellerinden kayıp gitmesini engellemek” diyen Brown şöyle devam ediyor:
“2016 yılına kadar Hanoi yönetimi, Çin-Vietnam mafyasının burayı yönetmesine neredeyse izin verdi. Yerel komünist liderlerin söylemesi gereken şeyleri söylüyorlardı ama aynı zamanda orada kazanılan paradan önemli bir pay almak için şehirden faydalanıyorlardı.”
Yolsuzluk olmadan büyüme mümkün mü?
79 yaşındaki Komünist Partisi Başkanı Nguyen Phu Trong’un sağlık durumu iyi değil ve 2026’da düzenlenecek Komünist Parti Kongresi’ne kadar emekli olmasına neredeyse kesin gözüyle bakılıyor.
Trong, partinin muhafazakar kanadının otoritesini 1980’lerdeki reformlardan bu yana görülmemiş bir düzeye çıkararak en uzun süre görev yapan ve en önemli genel sekreterlerden biri oldu.
Onun liderliğinde parti, teknoloji ve bilgi temelli bir ekonomiyle 2045 yılına kadar zengin ülke statüsüne ulaşmak gibi iddialı bir hedef belirledi. Vietnam’ın ABD ile giderek yakınlaşmasının da nedeni bu.
Ancak Vietnam’da daha hızlı büyüme neredeyse kaçınılmaz olarak daha fazla yolsuzluk anlamına geliyor.
Yolsuzlukla çok fazla mücadele ederseniz, birçok ekonomik faaliyeti söndürme riskiyle karşı karşıya kalırsınız.
Ülkede daha şimdiden bürokrasinin yavaşladığına dair şikayetler var, çünkü yetkililer yolsuzlukla ilişkilendirilebilecek kararlar vermekten çekiniyor.
ISEAS – Yusof Ishak Enstitüsü’nde Vietnam Çalışmaları Programı’ndan Le Hong Hiep, “Paradoks da bu,” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Büyüme modelleri çok uzun zamandır yolsuzluk uygulamalarına dayanıyor. Yolsuzluk, makinenin çalışmasını sağlıyor. Bunu keserlerse işler artık yürümeyebilir.”
]]>Ticaret Bakanlığı, 9 Nisan’dan itibaren geçerli olmak üzere İsrail’le 54 üründe ihracata kısıtlama getirildiğini duyurmuş ve kısıtlama kararının, Gazze’de ateşkes ilan edilene kadar devam edeceğini ifade etmişti. Ticari ilişkiler kısıtlandı ancak İsrail, Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı 13’ncü ülke konumunda yer alıyor. Türkiye’nin sektörlere göre İsrail’e yaptığı ihracatta ise ilk sırada çelik gelirken onu, kimyevi maddeler, otomotiv endüstrisi, elektrik- elektronik ve konfeksiyon ürünleri takip ediyor. İsrail finans gazetesi Globes’te yer alan yazıda, bu kısıtlama kararını nasıl delinebileceğine yönelik alternatif seçenekler kaleme alındı.

İSRAİL’E KISITLAMA SONRASI DOLAYLI İTHALAT
Yazıda, “Konuya yakın kaynaklar, Globes’un İsrailli ithalatçıların Türk mallarını Slovenya limanları üzerinden getirmeyi düşündüğünü söyledi. İsrailli ithalatçılar, Türkiye’nin İsrail’e 54 ürünün ihracatını yasaklama kararını öğrendikten sonra Türk mallarının dolaylı ithalat yollarını incelemeye Salı günü başladılar.” ifadeleri kullanıldı.
ÜRÜNLERİ FARKLI ÜLKE LİMANLARI ÜZERİNDEN ALMA SEÇENEĞİ
Yazıda, kısıtlama kararını delmek isteyen İsraillilerin bulduğu yollardan birisinin farklı ülkelerin liman seçeneği olduğunun altı çizildi. Slovenya’nın Koper veya Ljubljana limanlarına ve oradan da İsrail’e teslimatın yapılmasını düşünen ithalatçılar, taşıma senedi üzerinde İsrail’de bir teslimat limanı listelenmesi halinde sevkiyatın bloke edileceği endişesini taşıyor ancak ülkeler arasında para transferine ilişkin hâlâ herhangi bir kısıtlama bulunmuyor.
Slovenya Koper Limanı“ÖDEMENİN NEREDEN GELDİĞİNİ KONTROL EDEMİYORLAR”
Habere göre, Türkiye’den ithal edilen ürünlerin evraklarda İsrail yerine başka bir ülkenin limanı olarak gösterilmesi yeterli. “Eğer evraklarda Slovenya’nın Koper Limanı olarak görünüyorsa, dünyanın en zorlu gümrüklerinden biri olarak kabul edilen Türk gümrükleri bile pratikte nihai varış yerini tam olarak araştıramayacaktır. İsrail’e ihracatı yasaklanan ancak dünyanın birçok ülkesine rutin olarak ihraç edilen 54 ürün arasında yer alan herhangi bir mal için ödemenin nereden geldiğini kontrol etme görevini üstlenemiyorlar.” denildi.
BAŞKA GEMİYE YÜKLENEREK İSRAİL’E GÖNDERMEYİ DÜŞÜNÜYORLAR
Globes’te yer alan yazıda, “İsrailliler, daha yakın olan Kıbrıs’ın düşmanca ilişkileri nedeniyle Türkiye ile çalışmaması nedeniyle Sloven seçeneğini düşünüyor. Öte yandan Slovenya’nın Koper kentindeki gümrüklerle çalışmanın kolay olduğu düşünülüyor. Mallar Slovenya şehrine veya başka bir üçüncü ülkedeki herhangi bir limana varır varmaz, ister tam ister kısmi konteyner olsun, mallar rıhtım kenarında boşaltılabilir. Bu aşamada yerel gümrüğe malların girmeyeceği bildirilir. Ülkede taşıma senedi (konşimento) değiştirilir ve mallar başka bir gemiye yüklenir ve oradan nihai varış noktasına (İsrail) gönderilir.” ifadelerin kullanıldı

NAKLİYE MASRAFLARI 2 KATINDAN FAZLASINA ÇIKACAK
Bu prosedürün nakliye masraflarını iki katından daha fazlasına çıkarabileceği ve Türkiye’den İsrail’e doğrudan nakliye yalnızca birkaç gün sürerken, Slovenya üzerinden nakliyenin üç hafta süreceği ifade edildi. Ancak malı üretip doğrudan teslim edemeyen Türk tedarikçilerin olduğu durumlarda bunun makul bir çözüm olduğunun altı çizildi.
]]>Bayramın ilk gününde çocuklarını eğlendirmek için lunaparka getiren Ankaralılar, oyuncak fiyatları karşısında hayal kırıklığı yaşadı. Aileler 60 lira olan bilet fiyatları nedeniyle çocuklarını ancak bir ya da iki oyuncağa bindirebildiklerini söyledi. Torunlarını eğlendirmek isteyen emekli Müşerref Gün, lunaparktaki oyuncakların ücretlerinin çok pahalı olduğunu belirterek, “Beş kişi biniyoruz 60 TL… Büyük bir para 300 TL. Ben vermiyorum parayı oğlum veriyor. Benim bütçem yetmiyor” dedi. Serkan Boran ise “Çocukların 2-3 oyuncağa binmeleri 200 TL yapıyor. Bunu daha uygun yapabilirlerdi. Çocuk onu da istiyor bunu da istiyor… Bir an önce buradan gitmek istiyoruz” diye konuştu.
Bayramlarda çocukların vazgeçilmez mekanlarından olan lunaparkta oyuncak fiyatları ailelerin bütçelerini zorladı. Bayram tatilinde çocuklarını eğlendirmek için Ankara’da Gençlik Parti içinde bulunan lunaparka getiren aileler 60 lira olan bilet fiyatlarını yüksek buldu. Aileler, bütçelerinin çocuklarını bir iki oyuncağa bindirmeye yettiğini söyledi.
“EMEKLİYİM BÜTÇEM YETMİYOR”
Bbayramda Ankara’ya gelen torunlarını eğlendirmek için lunaparka getirdiğini anlatan emekli Emekli Müşerref Gün, lunaparktaki oyuncakların ücretlerinin çok pahalı olduğunu söyledi. Gün, ” “Beş kişi biniyoruz 60 TL… Büyük bir para 300 TL. Ben vermiyorum parayı oğlum veriyor. Çocukların bayram harçlıklarını harcıyoruz. Bugün en az 5 bin liradan çıkarız gibi geliyor. Beni zorlar ben emekliyim 15 bin TL emekli maaşım. Onlar beni eğlendiriyor çünkü benim bütçem yetmiyor” dedi.
“KURU KALABALIK”
Serkan Boran ise lunaparkın ücretlerin pahalılığından yakınarak ANKA Haber Ajansı’na şunları söyledi:
“Çocukların 2-3 oyuncağa binmeleri 200 TL yapıyor. Bunu daha uygun yapabilirlerdi. Geçen geldiğimizde 40 liraydı. Bir anda 60 TL olmuş. Her şeye olduğu gibi çok hızlı bir şekilde zam gelmiş, şaşırdık. Çocuk onu da istiyor bunu da istiyor… Bir an önce buradan gitmek istiyoruz. Ailelerin bütçesi yetmeyebilir buna. Şehir dışından gelen misafirlerimiz var. Onlarla beraber yemek yiyelim desek, bittik… Bütün maaşı oraya vereceğiz. İnsanlar artık evlerinde, kuru kalabalık bu aslında. İnsanlar bir şeye binemiyor, bir şey yiyemiyor bir şey içemiyor.”
“YEMEK YEMEYİ DÜŞÜNMÜYORUZ”
Emekli Figan Yüksel ise, “İki çocuk bindirdiğiniz zaman 120 TL. Yüksek rakam. Yılda bir kere yaşanan bir olay olduğu için fedakarlık ediyoruz. Üç oyuncağa 380 TL para vermiş olduk. Yemek yemeği şu anda düşünmüyoruz. Rakamlar çok yüksek olduğu için evimizde yiyeceğiz sadece çocuklarımızı eğlendireceğiz” dedi.
“500 TL LİMİTİM VAR, BAŞKA YOK”
İnşaat işçisi olan Cengiz Pala iki çocuğunu parka eğlendirmeye getirdi. Pala, “İki oyuncağa bindirmeyi düşünüyorum. 500 TL limitim var başka yok. Bir de yemesi içmesi var bunun. Ben inşaatçı olduğum için yaklaşık evime 40 bin lira giriyor. 15 bin lirasını kiraya veriyoruz. Aylık giderimiz zaten 35 bin lira. 600-700 TL paramız gider burada” diye konuştu.
]]>İstanbul’da yurttaşlar Ramazan Bayramı’nda da ekonomik sıkıntılardan şikayet etti. Bir emekli, “İki tane oğlumu üniversitede okuttum, bir tanesi liseye kadar okudu. Şu anda birisi Amerika’da. Şimdi bu emekli maaşıyla iki kişi kaldık, geçinemiyoruz. Masrafım da yok benim. Eskiden öğrenci okuttuğum halde birikim yapabiliyordum, ev, araba alabiliyordum. Şimdi yapamıyorsun. İki tane kız torunum var. Mesela onları giydiremedim. Bunun üzüntüsünü yaşıyorum” dedi.
Ramazan Bayramı, ilk gününde İstanbul’da sakin devam ediyor. ANKA Haber Ajansı, şehirdeki trafiği görüntüledi. Kentin en merkezi yerlerinden biri olan Mecidiyeköy’de de yurttaşlar, bayram duygularını ve yaşadıkları ekonomik sıkıntıları anlattı.
Bir emekli, “Eskide bayramlar, örf ve adetlere göre daha güzel oluyordu” diyerek geçim sıkıntısına vurgu yaptı. Asgari ücretin altında maaş aldığını belirten yurttaş, şunları söyledi:
“İki oğlumu üniversitede okuttum, bir tanesi liseye kadar okudu. Şu anda birisi Amerika’da. Şimdi bu emekli maaşıyla iki kişi kaldık, geçinemiyoruz. Bir oğlum kirada zaten, elimden geldiği kadar ona yardımcı oluyorum. Geçim zor. Üç tane erkek çocuk okuttum, evlendirdim onları da. Şimdi yapamıyorum onu. Tek emekliliğim var, iki kişiye yetmiyor. Masrafım da yok benim. Eskiden öğrenci okuttuğum halde birikim yapabiliyordum, ev, araba alabiliyordum. Şimdi yapamıyorsun. Bayram alışverişi de yapmadım. 1-2 kilo tatlı aldık. Onu da mecbur alacaksın. İki tane kız torunum var. Mesela onları giydiremedim. Bunun üzüntüsünü yaşıyorum. Böyle durum. Ülkemiz güzel. Türkiye’de çok yabancı var. Gençlerimiz Türkiye’de kalmak istemiyor. Şartlar çok zor. Bugün 18 bin lira kırsal bölgede kira olursa, bu insan 17 bin lira asgari ücret alırsa nasıl verecek, nasıl geçinecek, ne alıp ne yiyecek? Emekli ne yapsın? Eskiden fabrikalar vardı. İnsanlar çalışıyordu, mutluydu, para birikimi yapabiliyordu, ev alabiliyordu. Şimdi mümkün değil. Ortanca oğlum 16 bin lira kira veriyor. Aldığı para belli. İnşallah düzelir. Türkiye güzel bir ülke. Bizim bizden başka dostumuz yoktur.”
“EMEKLİNİN MAAŞINDAN KISMAYLA OLMAZ”
Emekli olduğunu ve çalıştığını söyleyen başka bir yurttaş da ekonomik krizden herkes gibi etkilendiğini belirtti. Yurttaş, sorunlarını şöyle anlattı:
“Büyükşehirlerde daha çok hissediliyor, bilhassa emekliler. 10 bin lira emekli maaşı alıyoruz maalesef. Ülke şartları çok kötü. Biz çalışıyoruz da çalışamayan yaşlı emeklilerimiz var. Onların durumunu göz önünde bulundurursak şu anda durumlar içler acısı. Ev kendimin. Bir de kira ödeyenleri düşünün, Allah yardımcıları olsun. Çok zor. Şu anda ekonomi bitik durumda. Bakıyorum, kimsenin yüzü gülmüyor artık. Eski neşe, eski sevinçler yok, o bayram heyecanları yok. Ekonominin bundan sonra düzeleceğine inanmıyorum. 2009’dan sonra her gün daha kötüye gitti. Kim gelse düzeltemez artık bu saatten sonra. Biraz başımızdakiler kendi keyiflerinden kısarlarsa düzeleceğine inanıyorum. Emeklinin maaşından kısmayla bu iş olmaz. Bugünkü şartlarda 10 bin liranın hiçbir değeri kalmadı. Sadece mutfak masrafına yetmiyor o. Allah herkesin yardımcısı olsun.”
AZERBAYCAN’DAN GELEN AKADEMİSYEN: TÜRKİYE’DE İŞ OLANAĞI ÇOK AZ
Akademisyen Elvin Abdurahmanlı ise öğrencilerin yaşadığı sıkıntılara dikkati çekti. Bayram dolayısıyla Azerbaycan’a gidemediğini söyleyen Abdurahmanlı, şöyle konuştu:
“Burada kalmayı düşündük. Bayramın çok sönük olduğunu görüyorum. Son yıllarda pandeminin de verdiği o etkiyle bayramın daha da ailelerden uzak olduğun hissediyorum. Çoğu gencimiz gitse bile yarısı burada. Hem masraf hem de ekonomik krizler maalesef vurdu Türkiye’yi. Dünyayı vurdu aslında. Uzak mesafelerde olan öğrencilerimiz kendi biletlerini karşılamakta zorluk yaşıyorlar. Türk dünyasından gelen öğrencilerin sorunları çok. Staj alma sorunları var. Türkiye’nin kendi öğrencilerine baktığımız zaman onların sorunları da iş olanağı çok az. Mesela tıp fakültesi açılırsa iş olanağına göre kontenjan açılmasını öneririm. Herkesin bir yerlere atanmakta zorluk yaşadığını görüyorum Türkiye’de. Kaç bin öğretmen bekliyor açıkta… Bu gibi sorunlar için devlet planlamasının 5 yıl değil de 10-15 yıllık yapılması gerekiyor.”
]]>Uraloğlu, yazılı açıklamasında, Türkiye’nin demir yolu araçlarının üretiminde, teknolojiyi tasarlayan, üreten ve geliştiren ülke konumuna yükseldiğini bildirdi.
Ülkenin demir yolu araçlarının üretimi konusunda kendi kendine yeten bir ülke haline geldiğine dikkati çeken Uraloğlu, Türkiye’nin son 22 yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde hayal edilemeyen pek çok şeyi başardığını ve başarmaya devam edeceğini vurguladı.
Uraloğlu, bu amaçla tamamen yerli ve milli olarak TÜRASAŞ tarafından üretilen “Milli Elektrikli Setleri”nin 160 kilometre hız yapabildiği bilgisini verdi.
Uluslararası demir yolunda kullanılabilirlik, karşılıklı işletilebilirlik sertifikasına uygun üretilen setlerin ihtiyaca göre bölgesel ve şehirler arası çalıştırılmak üzere 3’lü, 4’lü, 5’li ve 6’lı araç sayısına sahip olarak hazırlandığını anlatan Uraloğlu, “5 araçtan oluşan her setimiz 324 yolcu taşıyor, uzun yolculuklar için restoran bulunuyor. Ayrıca, işletme hızı 225 kilometre olan Milli Hızlı Tren tasarım çalışmalarımız da devam ediyor. Kalitesiyle de yakın zamanda birçok ülkeye ihraç edilmeye başlanacak.” değerlendirmesinde bulundu.
“Tren setlerimiz her yıl milyonlarca vatandaşımızı güvenle taşıyacak”
TÜRASAŞ’ta tren setlerinin üretiminin her geçen gün artarak sürdürüldüğünü belirten Uraloğlu, demir yolu ekosisteminin gelişmesi sayesinde Türkiye’nin yakın zamanda bu araçlarda dışa bağımlılığının tamamen sona ereceğini bildirdi.
Uraloğlu, Milli Elektrikli Tren’in 2 setinin Adapazarı ile Gebze arasında başarıyla yolcu taşıdığına dikkati çekerek, şu ifadelere yer verdi:
“TÜRASAŞ tarafından imalatı ve testleri tamamlanan 3’üncü setimiz de 30 Mart’ta TCDD Taşımacılık Genel Müdürlüğüne teslim edilerek raylara indi ve vatandaşlarımıza hizmet vermeye başladı. 2025 yılı sonuna kadar 22 set daha yollarda olacak ve iki yıl içinde yerli ve milli tren seti sayımız 25’e ulaşacak. 2030 yılına kadar ise toplam 56 setimiz vatandaşlarımıza hizmet vermek üzere yola çıkacak.”
Uraloğlu, milli tren setlerinin TCDD Taşımacılık tarafından işletilen Adapazarı bölgesel tren seferlerinde 10 aydır hizmet verdiğini ve yolcuların ergonomik koltuklarda konforlu şekilde seyahat ettiğini belirterek, “Adapazarı ile Gebze arasında 11 durakta hizmet veren setlerimiz bugüne kadar 170 bin kilometre yol yaptı. Sadece iki setle hizmet veren yerli ve milli elektrikli tren setlerimiz 1735 sefer gerçekleştirdi ve toplam 390 bin yolcu taşıdı. Hizmete giren milli elektrikli tren setlerimizin sayısı arttıkça, tren setlerimiz her yıl milyonlarca vatandaşımızı konfor ve güvenle taşıyacak.” değerlendirmesinde bulundu.
“Kendi demir yolu ekosistemimizi oluşturuyoruz”
Türkiye’de 167 yıldır demir yolu işletmeciliği yapıldığını ve demir yolu ekosisteminin oluşmasında önemli atılımlar gerçekleştirdiklerini vurgulayan Uraloğlu, şunları kaydetti:
“Yüksek hızlı ve hızlı demir yolu inşaatında çok önemli başarılara imza attık. Aynı zamanda demir yolu araçlarının üretiminde de ileri teknolojiyi kullanıyoruz. Milli elektrikli lokomotiflerimiz, milli hızlı trenimiz, milli elektrikli setlerimiz, milli vagonlarımız birer birer tasarımdan üretime, oradan da yollara çıkıyor. Kendi demir yolu ekosistemimizi oluşturuyoruz ve bu yolda da çok önemli mesafe kat ettik. Milli elektrikli setimiz de böyle bir çalışmanın ürünü.”
]]>ANKARA – Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, “2025 yılı sonuna kadar 22 set daha yollarda olacak ve 2 yıl içerisinde yerli ve milli tren seti sayımız 25’e ulaşacak. 2030 yılına kadar ise toplam 56 setimiz vatandaşlarımıza hizmet vermek üzere yola çıkmış olacak” dedi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yerli ve milli tren setleriyle ilgili yaptığı açıklamada Türkiye’nin demiryolu araçlarının üretiminde teknolojiyi tasarlayan, üreten ve geliştiren ülke konumuna yükseldiğini ve bu alanda atılan adımların meyvelerinin alındığını söyledi. Türkiye’nin demiryolu araçlarının üretimi konusunda kendi kendine yeten bir ülke haline geldiğini vurgulayan Bakan Uraloğlu, “Son 22 yılda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye hayal edilemeyen pek çok şeyi başardı, başarmaya da devam edecek. Çünkü azmimiz büyük, hedeflerimiz ise çok daha büyük. Bu amaçla tamamen yerli ve milli olarak TÜRASAŞ tarafından üretilerek 27 Mayıs 2023 tarihinde yolculu seferlerine başlayan milli elektrikli setlerimiz, Adapazarı ile Gebze arasında 10 aydır başarıyla hizmet veriyor. Milli elektrikli tren setimiz aynı zamanda konforuyla da göz dolduruyor” ifadelerini kullandı.
“İşletme hızı 225 kilometre olan milli hızlı tren tasarım çalışmalarımızda devam ediyor”
Son teknolojinin kullanıldığı milli elektrikli setlerin 160 kilometre hız yapabildiğini belirten Bakan Uraloğlu, “Setlerimiz sadece Türkiye için değil dünyada kullanılmak için de üretildi. Uluslararası demiryolunda kullanılabilirlik, karşılıklı işletilebilirlik sertifikası olan TSI sertifikasına sahip olarak üretilen setler, ihtiyaca göre bölgesel ve şehirlerarası çalıştırılmak üzere 3’lü, 4’lü, 5’li ve 6’lı araç sayısına sahip olarak üretilebiliyor. 5 araçtan oluşan her setimiz 324 yolcu taşıyor, uzun yolculuklar için restoran bulunuyor. Ayrıca işletme hızı 225 kilometre olan milli hızlı tren tasarım çalışmalarımızda devam ediyor. Kalitesiyle de yakın zamanda birçok ülkeye de ihraç edilmeye başlayacak” diye konuştu.
“2 yıl içerisinde yerli ve milli tren seti sayımız 25’e ulaşacak”
Bakan Uraloğlu, TÜRASAŞ’ta tren setlerinin üretiminin her geçen gün artarak sürdürüldüğünü belirterek, demiryolu ekosisteminin gelişmesi sayesinde Türkiye’nin yakın zamanda demiryolu araçlarında dışa bağımlılığın tamamen sona ereceğini vurguladı. 2 milli elektrikli tren setinin Adapazarı ile Gebze arasında başarıyla yolcu taşıdığını belirten Uraloğlu, şöyle devam etti:
“TÜRASAŞ tarafından imalatı ve testleri tamamlanan 3’üncü setimizde 30 Mart 2024 tarihinde TCDD Taşımacılık Genel Müdürlüğüne teslim edilerek raylara inerek vatandaşlarımıza hizmet vermeye başladı. Ancak şunu da belirtmek isterim ki 2025 yılı sonuna kadar 22 set daha yollarda olacak ve 2 yıl içerisinde yerli ve milli tren seti sayımız 25’e ulaşacak. 2030 yılına kadar ise toplam 56 setimiz vatandaşlarımıza hizmet vermek üzere yola çıkmış olacak.”
“10 ayda kadar bin 735 sefer yaptı ve toplam 390 bin yolcu taşıdı”
Bakan Uraloğlu, milli tren setlerinin TCDD Taşımacılık tarafından işletilen Adapazarı Bölgesel Tren Seferleri’nde 10 aydır hizmet verdiğini ve yolcuların ergonomik koltuklarda konforlu şekilde seyahat ettiğini söyledi. Bakan Uraloğlu, “Adapazarı ile Gebze arasında 11 durakta hizmet veren setlerimiz bugüne kadar 170 bin kilometre yol yaptı. Sadece iki set ile hizmet veren yerli ve milli elektrikli tren setlerimiz 10 ayda bugüne kadar bin 735 sefer yaptı ve toplam 390 bin yolcu taşıdı. Hizmete giren milli elektrikli tren setlerimizin sayısı arttıkça tren setlerimiz her yıl milyonlarca vatandaşımızı konforlu ve güvenle taşıyacak” dedi.
“Kendi demiryolu ekosistemimizi oluşturuyoruz”
Milli elektrikli setlerin 160 kilometre hız yapabildiğini ve son teknolojiye sahip donanımla üretildiğini belirten Bakan Uraloğlu, “167 yıldır demiryolu işletmeciliği yapılan ülkemizde demiryolu ekosisteminin oluşması alanında çok önemli atılımlar gerçekleştirdik. Yüksek hızlı ve hızlı demiryolu inşaatında çok önemli başarılara imza attık. Aynı zamanda demiryolu araçlarının üretiminde de ileri teknolojiyi kullanarak üretim yapıyoruz. Milli elektrikli lokomotiflerimiz, milli hızlı trenimiz, milli elektrikli setlerimiz, milli vagonlarımız birer birer tasarımdan üretime oradan da yollara çıkıyor. Kendi demiryolu ekosistemimizi oluşturuyoruz ve bu yolda da çok önemli mesafe katettik. Milli elektrikli setimizde böyle bir çalışmanın ürünü” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Ramazan Bayramı’nın, okulların ikinci ara tatil dönemine denk gelişiyle Muğla genelindeki konaklama tesislerinde rezervasyonlar arttı. Aşırı yoğunluk nedeniyle bazı seyahat firmaları bölgeye ek seferler koydu.
Bölgeye 5 Nisan’dan itibaren İngiltere’den uçak seferlerinin başlamasıyla sezona merhaba diyen turizmciler, Ramazan Bayramı’nda yerli turist yoğunluğuyla hareketlendi.
Muğla Valisi İdris Akbıyık, AA muhabirine, Muğla ve turistik ilçelerindeki konaklama tesislerinde hareketli bir bayram dönemini yaşadıklarını söyledi.
Türkiye’nin 1484 kilometreyle en uzun kıyı şeridine sahip Muğla’nın deniz, kum ve güneşin yanı sıra farklı medeniyetlerin izlerini de taşıdığını belirten Akbıyık, Muğla’nın 250 bin yatak kapasitesiyle yerli ve yabancı turistlerin gözdesi durumunda olduğunu aktardı.
Akbıyık, yerli turistin Muğla’yı tercih ettiğini, özellikle Bodrum, Fethiye, Datça, Marmaris, Akyaka ve Gökova’daki açık olan otel ve pansiyonların istenilen doluluğa ulaştığını ifade ederek, “Ramazan Bayramı’nı Muğla’daki oteller dolu dolu geçirecek. Turizm merkezlerinde açık olan otellerimiz istenilen doluluğa ulaştı. Denizin, kumun, doğanın, güneşin en güzel yaşandığı yer Muğla. Bayram nedeniyle yoğun bir iç turizm trafiği devam ediyor.” dedi.
Ramazan Bayramı’nda halkın can ve mal güvenliğiyle ilgili hizmetlerin aksatılmadan yerine getirilmesi için önlemlerin alındığı vurgulayan Akbıyık, kente gelen ziyaretçilerin bu yıl trafikte yoğunluk oluşturmadığını kaydetti.
Akbıyık, Muğla ve ilçelerindeki ören yerleri ve antik kentleri de gezen ziyaretçilerin milli parklarda da doğayla baş başa tatil yaptıklarını söyledi.
Otellerin bayrama hazır olduğuna dikkati çeken Akbıyık, “Kentte hizmet veren birçok otelimiz nisan ayından bu yana faaliyet gösteriyor. Şu anda hepsi faal ve yabancı turisti ağırlıyorlar. Bayramla birlikte de yerli turist yoğunluğu başladı.” ifadelerini kullandı.
“Mavi yolculuk rotaları ve marinalar da hareketlendi”
Maviyle yeşilin kucaklaştığı Muğla’nın koylarında mavi turlarda, Ramazan Bayramı tatili nedeniyle yoğunluk yaşandığına dikkati çeken Akbıyık, Türkiye’nin gözde tatil merkezi Muğla’nın el değmemiş koylarını mesken tutan milyon dolarlık lüks yatlar turizme ayrı bir canlılık kazandırıyor.” diye konuştu.
Akbıyık, Muğla’nın ünlü koylarında “mavi yolculuk” yapmak isteyen turistlerin birçoğunun Gökova Körfezi, İngiliz Limanı, Çökertme, Göcek, Marmaris, Fethiye, Ölüdeniz, Kızılada, Datça ve Hisarönü koylarında mavi yolculuğa çıktığını dile getirdi.
Bölgeye gelen tatilcilerin gezebilecekleri koylar bulabildikleri gibi yatlarını bırakacakları marinalar da olduğuna değinen Akbıyık, bölgede çok sayıda marinanın da bu konuda hizmet verdiğini kaydetti.
Dalyan Otelciler ve Turizmciler Derneği Başkanı Ali Mürşit Yağmur da ilçede özellikle günübirlik ziyaretçilerin yoğunluk oluşturduğunu belirtti.
Dalyan’ın 8 bin yatak kapasitesiyle yerli ve yabancı misafirlere hizmet verdiğini anlatan Yağmur,” Turizmin yeni başlamasıyla işletmelerin henüz tamamı açık değil. Bayramda doluluk oranının yüzde 70 civarında olacağını bekliyoruz. Kültür ve tarih turizminin yanı sıra denizi, kumu ve plajları, organik ürünleri ve butik otelleri ile Dalyan tercih sebebi. Misafirlerimiz özellikle Dalyan Kanalı’nı gezerek İztuzu plajına gidip burada vakit geçiriyor.” dedi.
Yağmur, Dalyan’a İngiliz ve Polonyalı misafirlerin de rağbet gösterdiğini, bölgenin en önemli potansiyelini ise yerli turistlerin oluşturduğunu dile getirdi.
Marmaris’te açık oteller doldu
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Marmaris Bölge Temsil Kurulu Başkanı Suat Esin, bayramda turizmcinin beklentisinin ciddi bir yoğunluk yönünde olduğunu söyledi.
Yabancı turizm yoğunluğunun da sezonun açılmasıyla başladığını belirten Esin, “Adalara kapı vizesi uygulamasına geçildi. Adalara geçiş güzergahında olan turizm ilçelerimize hareketlilik getirdi. Bayram süresince açık olan tesislerin bir çoğunda yüzde yüzlük doluluk oranları olduğunu biliyoruz. Misafirlerimizin huzurlu bir bayram geçirmesi için ilçemiz hazır.” dedi.
Grand Yazıcı Club Turban Thermal Genel Müdürü Cihan Baykara ise iki tesislerinin de bayram süresince yüzde 100 doluluk oranına ulaştığını kaydetti.
Bayram tatilinde yerli misafirlerden yoğun ilgi gördüklerine işaret eden Baykara, tüm hazırlıkların tamamlandığını kaydetti.
Marmaris Cruise Port Liman yetkilileri de yoğunluktan dolayı bayram süresince Marmaris-Rodos, Rodos-Marmaris seferlerine ilave sefer konulduğunu ifade etti.
]]>“Şehitler diyarı” Eceabat’taki 17 bin dekarlık alanda Ayvalık, Gemlik ve Arbequina çeşidinin üretildiği, Rumlardan kalma bir, iki asırlık olanların da bulunduğu 518 bin verimli zeytin ağacı bulunuyor. İlçede 6 kontinü (zeytinin yağ haline getirilmesi için sürecin başlatılmasından sonra otomatik olarak dönüştürülmesi) ve bir taş baskı olmak üzere 7 zeytin sıkım tesisi hizmet veriyor.
Bölgenin sahip olduğu ekolojik ve klimatolojik avantajlar nedeniyle üstün kalite özelliklerine sahip Eceabat zeytinyağı, aroması ve düşük asit oranıyla Uluslararası Zeytin Konseyinin lezzet kriterlerini taşıyor.
İlçenin önemli tarımsal ürünlerinden ve geçim kaynaklarından olan zeytinyağı için Eceabat Ziraat Odası öncülüğünde İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün desteğiyle başlatılan coğrafi tescil sürecinde sona yaklaşıldı.
Türk Patent ve Marka Kurumunca coğrafi işaretinin tescillenmesiyle Eceabat zeytinyağının üreticisine daha çok kazandırması, tanınırlığı ve pazar payının artması bekleniyor.
Eceabat Ziraat Odası Başkanı Bülent Topuz, AA muhabirine, Gelibolu Yarımadası’nda yılda 800 ila 1400 ton zeytinyağı üretildiğini söyledi.
Topuz, Eceabat zeytinyağının tat ve aroma bakımından eşsiz bir lezzete sahip olduğunu belirterek “Yöremizin turizm potansiyeli var. Üreticimizin de gelir kaynağını artırmamız gerekiyor. Bu nedenle üreticiye katkı sağlamak, ürünlerini pazarlamalarına imkan yaratmak amacıyla coğrafi tescil başvurusu yaptık.” dedi.
Eceabat Zeytin Üreticileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kurular da yarımadanın poyraz ve lodosunun zeytine, dolayısıyla zeytinyağına aroma kattığını vurguladı.
Son yıllarda üreticilerin daha çok zeytin fidanı dikmeye yöneldiğini anlatan Kurular, şöyle konuştu:
“Sıkıntılarımız var ama ideallerimiz ve hayallerimiz de çok. Üretici sayısı Balıkesir ve Aydın’daki gibi çok yoğun değil ama böyle bir potansiyeli niye açığa çıkarmayalım? Bu bilinci gelecek kuşaklara aktarabilirsek Eceabat zeytinyağını dünyada tanınır bir marka yapacağız. Gelibolu Yarımadası’nın büyük bir turizm potansiyeli var ancak ziyarete gelenlerin satın alabileceği özel bir ürünümüz yok. Pazar problemimiz var. Ürünü tanıtmamız lazım. Ürünümüzü tanıtabilirsek birkaç yıl sonra aranan bir ürün olacak.”
Rüzgarlı iklim hasatta avantaj sağlıyor
Zeytinyağı üreticisi Yusuf Çapan ise üç tarafı denizle çevrili Eceabat’ın konumu itibarıyla bol rüzgar aldığını, bu iklim koşullarının zeytin hasadında üreticiye avantaj sağladığını belirtti.
Eceabat zeytinyağının en büyük özelliklerinden birinin erken hasat döneminde elde edilen meyvemsi aroması olduğuna dikkati çeken Çapan, “Rengi yeşilimtırak oluyor. Erken hasat olduğundan polifenol değerleri yüksek, peroksit değeri daha düşük. Zeytinyağının en büyük özelliği asidinden ziyade içindeki polifenol değerinin ne kadar yüksek olduğundan kaynaklıdır.” ifadelerini kullandı.
Çapan, Rumlardan kalan ve yaşları 100’ü, 200’ü aşan ağaçların yanı sıra Ayvalık ve Gemlik tipi zeytin ağaçlarının bulunduğunu belirterek 3-4 yıldır İspanya’ya özgü Arbequina çeşidini yetiştirmeye başladıklarını dile getirdi.
Arbequina’nın asit değerinin düşük olduğu bilgisini veren Çapan, şöyle devam etti:
“Normal zeytin ektiğimizde ilk hasadı yaklaşık 6-8 yılda alıyoruz. Arbequina olduğunda bu süre 2,5-3 yıla düşüyor. Ancak biz normal şartlarda 4-5 kilogram zeytinyağı alırken bu oran Arbequina’da 2,5-3 kilograma kadar düşüyor. Erken hasat çok değerli. Verimden biraz kaybediyoruz ama o meyvemsi aroması, fenol değerlerin yüksek çıkması, peroksit değerinin düşük çıkması bizi diğer yörelerden ayıran en büyük özellik.”
Zeytinyağı tadımında doğru bilinen yanlışlar olduğunu anlatan Çapan, “En önemlisi gırtlağımızı yaktığı zaman insanlar bunu kötüye yoruyor. Aslında tam tersi. Eceabat zeytinyağı duyusal olarak hafif, genzimizde ve boğazımızda çok hafif bir acılık veriyor. Bu acılık, zeytinyağının kalitesini gösteren değerlerden biri.” diye konuştu.
Çapan, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ile Tarım ve Orman Bakanlığınca yapılan araştırmalarda Eceabat zeytinyağının Türk Gıda Kodeksi Zeytinyağı Tebliği’ne en uygun natürel sızma zeytinyağları arasında olduğunun tespit edildiğini sözlerine ekledi.
]]>Ekonomik eşitsizliğin giderek şiddetlendiğini söyleyen Sinjab, ülkede hükümetin kontrol ettiği bölgeler ile kuzeyde Kürt savaşçılar ile Suriyeli muhalif savaşçıların kontrolündeki bölgeler arasındaki ayrımların da artığını belirtiyor.
Sinjab, İran ve Rusya gibi ülkelerden çok sayıda insanın gelmesinin de halk arasında öfke yarattığını aktarıyor.
‘İşgalcilere’ duyulan öfke
Suriye’ye girdiğimde manzara hatırladığım gibiydi. Aynı dağlar, aynı meşe ağaçları ve kimin lider olduğunu hatırlatan devlet başkanının aynı büyük posterleri.
Ancak ülkeye gelenlerin çok azı Suriyeli. Çoğu Lübnan ve Irak’tan gelen dini turistler. Bazıları da Şam’ın çarşılarında alışveriş yapmaya gelmiş kişiler.
Şehre doğru ilerlerken kontrol noktaları başlıyor. Geçtiğimiz 10 yıl boyunca burada pek çok insan kayboldu. Rejimi eleştiren görüşleri dile getirmek ya da muhalefete sempati duyan bir sosyal medya paylaşımını beğenmek bile bunun için yeterli.
Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Suriyesi’nde neredeyse hiçbir şey değişmemiş gibi görünse de burası savaş ile tamamen dönüşmüş bir ülke.
Suriye’nin müttefiki olan ülkelerden gelen çok sayıda insanın varlığı halk arasında öfke yaratıyor.
Şehir merkezinde yürüyüşe çıktığınızda Irak, Lübnan, İran ve hatta Yemen’den gelen ziyaretçilerin seslerini duyuyorsunuz.
Bu kişiler arasında İran’ın Suriye’deki nüfuzunu güçlendirmek, ya da Şam halkına göre bölgedeki Şii nüfuzunu genişletmek için getirdiği Şii Müslümanlar da var.
Suriyelilerin büyük bir kısmı ve savaştan kaçan yaklaşık 5 milyon mültecinin çoğu Sünni.
Yönetimin çoğu ise nüfusun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturan Alevilerden oluşuyor.
Geçmişte İran’ın ülkedeki varlığının stratejik olduğunu düşünen rejim yanlıları bile artık bunu “işgal” diye nitelendiriyor.
İsrail saldırıları
Hoşnutsuzluk, İsrail’in Şam’ın yerleşim bölgelerinde konuşlanan İranlı askeri ve güvenlik personeline saldırmasıyla daha da arttı.
İsrail, ezeli düşmanı İran’ın Suriye’deki varlığını büyük bir tehdit olarak görüyor.
Şam’ın güneybatısındaki Mezzeh bölgesinde yaşayan bir kadın saldırılardan birini şöyle anlatıyor: “Bütün binamız sallandı. Neden çocuklarımla birlikte bunu yaşamak zorundayım? Neden gelip sivil halkın yaşadığı bölgelere yerleşiyorlar?”
Bu hafta İsrail tarafından düzenlendiği düşünülen bir hava saldırısında İran’ın Mezzeh’teki büyükelçiliğinin konsolosluk bölümü yerle bir oldu ve üst düzey İranlı komutanlar öldürüldü.
Kuzeybatının Türkiye tarafından yönetildiğine inanılıyor
Ruslar da Suriye halkı arasında hoş karşılanmıyor.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana ülkedeki Rus askerlerinin sayısının azaldığı bildirilse de, düzenli olarak orada konuşlanan Rus askerleri ve Çeçenistan’dan gelen savaşçılar dahil ülkede hala önemli bir Rus varlığı bulunuyor.
Suriye’nin kuzeybatısı hala Suriyeli muhalif savaşçılar tarafından kontrol ediliyor ancak Şam’daki pek çok kişi ülkenin bu bölgesinin başka bir “işgalci”, yani orada askeri varlığı olan Türkiye tarafından yönetildiğine inanıyor.
Öte yandan ülkenin petrol kaynaklarının bulunduğu kuzeydoğunun büyük bölümünü Kürt güçler kontrol ediyor.
Yaşam standartları bu bölgelerin her birinde farklılık gösterirken, Suriye’nin hükümet kontrolündeki bölgeleri en yoksul bölgeler arasında yer alıyor.
Esad’ın müttefikleri sahada hala etkili olsa da, kendisi ve rejimi umutlarını başka bir büyük oyuncuya bağlamış durumda.
Suriyeli elitlerin Suudi Arabistan rüyası
Hükümete yakın çevrelerde Suudi Arabistan büyük bir bölgesel oyuncu olarak tanımlanıyor ve ayaklanmanın ilk günlerindeki gibi artık Suriye’de terörü körükleyen bir ülke olarak görülmüyor.
Bazı Suriyeliler, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Arap dünyasını yeni bir yola sokma potansiyeline sahip bir “dahi” olduğunu düşünüyor.
Yıllarca Arap Birliği’nden dışlanan Beşar Esad’ın geçen yıl Riyad’daki bir zirveye davet edilmesi rejime eski güzel günlerin yakında geri geleceği umudunu verdi.
Yönetim, ülkeyi yeniden inşa etmek ve iflas eden rejimin maaşları ödemesine yardımcı olmak için Körfez ülkelerinden para akışı hayal ediyor.
Ancak şu anda ülke yoksulluğa sürükleniyor ve çaresiz durumdaki pek çok kişi, “tünelin ucunda ışık olmadığını” söylüyor.
Sokakta uyuyan aileler ve çöp kutularından yiyecek bulmaya çalışan insanlar görmek normal hale gelirken, diğer bölgelerde Londra ya da Paris’in en lüks semtlerini andıran üst sınıf yaşam tarzı değişmeden devam ediyor.
Ekonomi çökerken kültür canlanıyor
Suriye yönetiminin başlıca kaygısı siyaset değil ekonomi.
Şam’a gece vardığımda şehir karanlığa gömülmüştü. En lüks mahalleler bile karartılmış. Bu durum yıllardır böyle. Neredeyse her şeyin kıt olması Suriyelileri temel ihtiyaçlarını karşılamak için uzun kuyruklarda beklemeye zorluyor.
Sübvanse edilmiş ekmeğinizi ya da size ayrılan yakıt veya gazı almak için bilgilerinizin kayıtlı bulunduğu bir akıllı karta ihtiyacınız var. Telefonunuza gelen bir mesaj size kuyruğa girme zamanının geldiğini söylüyor.
Hükümet, insanların faturalarını bir mobil uygulama aracılığıyla banka havalesi yoluyla ödemeleri için bir sistem geliştirdi. Ancak pek çok kişinin bankalara ya da cep telefonlarına erişimi yok.
Kültür-sanat dünyası hızla gelişiyor
Suriye’de yepyeni bir nesil savaş, patlamalar, bombalar ve sürekli ölüm ve kayıp haberleriyle büyüdü.
Bu gençler savaşa aldırış etmiyor, ancak güvende kalmak için aşmamaları gereken sınırlar olduğunu da biliyorlar.
Bu yüzden de kültüre, kültürel mirasa, sanata ve müziğe değer veriyorlar. Bu alanlar bir şekilde ülkedeki şiddetten korunuyor.
Suriye’de her şeye rağmen sanat ve kültür dünyası hızla gelişiyor.
Müzik grupları her türden müzik çalıyor, yeni galeriler açılıyor ve Suriye’nin tarihi yerlerinden geriye kalanları keşfetmek için yeni bir heves var.
Öte yandan savaş sırasında siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle ayrı düşen pek çok insan birbirine yakınlaştı ve insanlar mümkün olduğunda bir araya gelip kahve, içki ya da yemek eşliğinde sosyalleşiyor.
Gece geç saatlerde restoranlar dolup taşıyor. Barlarda her yaştan insanlar görmek mümkün. Bazı yerlerde geleneksel müzik çalınıyor.
Bir arkadaşım ülkedeki belirsizlik ile kültürün gücünü karşılaştırırken şunları söylüyor:
“Biz yok olacağız ama şarkılar hikayelerimizi ve kültürümüzü nesiller boyu taşıyacak.”
]]>ÖZGÜR DEDEOLUK
Aydın Karacasu ilçesinde bayram pazarına dönüşen haftalık semt pazarında vatandaşlar yüksek meyve ve sebze fiyatlarına dikkat çekerken; pazar esnafı alım gücünün düşmesinden dert yandı. Sebze üretilip satan 60 yaşındaki Ganime Alkan: “5 lira maydanoz. Alan satan yok. 5 liraya maydanoz satıp ev geçindireceğiz. Çiftinin hayatı bu. Ben aşağı yukarı 40 yıldır pazarcılık yapıyorum. Emekliliğim yok. Çiftçilik yaparak geçinmeye çalışıyorum. Sadece eşimin emekliliği var. Yetmiyor. 10 bin lira maaş nereye yetecek ki” diye yakındı.
Aydın’ın Karacasu ilçesindeki semt pazarında bayram alışverişi yapan vatandaşlar fiyatların yüksek olduğunu söylerken, esnaf ise vatandaşın alım gücü düştüğü için eskisi kadar satış yapamadıklarını belirtti. Karacasulu vatandaşlar şunları söyledi:
“15-20 LİRA OLMASI GEREKEN BEZELYE 35 LİRA”
-Sebze üreticisi ve satıcısı Habil Karabıyık: “Bir bayram hareketliliği var. Satışlar iyi. Allah bereket versin. Fiyatlardan alıcılar dert yanıyor ama satıcılar da dert yanıyor. Ürün yetiştirmek, pazara getirmek zor. Üretici de alıcı da zorlanıyor. Sattıklarımın yarısını kendim üretiyorum. Üretmek de zor. Girdi maliyetlerinin yüksek olması zorluyor.”
-Pazarda alışveriş yapan Hüseyin Ördek: “Pazar belli. Aldı başını gidiyor, yön yukarı. Her şey pahalı. Zorluyor tabi. Mazot öyle, gübre öyle. Saymakla bitmez. Akşama kadar muhabbet etsek bitiremeyiz. Çiftçinin ana damarı mazot 25 lira olması lazım. Gübre, yem fiyatları düşmesi lazım. 15-20 lira olması gereken bezelyeyi 35 liraya aldım. Marul mesela 20 lira 10 liraya yememiz lazım. Tütün, arpa buğday üretiyorum, hayvancılık yapıyorum. Girdi pahalı. Hem satıcıya hem üreticiye zor. Nasıl yetecek.”
“BAYRAM HAREKETLİLİĞİ YOK”
-Giysi satıcısı Mehmet Kaplan: “Bayram hareketliliği yok. İnsan var ama kuru kalabalık. Alıcı yok, bekliyoruz. Müşteriye uygun pantolonlarımız var ama iş yok. Çok gevşek. Allah sonumuzu hayır etsin inşallah.”
-Burak Toran ise: “Bayram pazarı Allah bereket versin. Çok iyi. Çok şükür. Pijama, penye, kazak herşey var.”
-Ali Uzkuç: “Çocuk giyimi, çorap, çamaşır, bebek ürünleri satıyorum. Bayram pazarı güzel. Hareket var ama fiyatlar yüksek olduğu için insanların alım gücü zayıf. Çok fazla bir alışveriş yok yani. Bayram pazarı beklediğimiz gibi değil. Kalabalık var ama insanların alım gücü düşük.”
“6 AY ÖNCESİNİ BİLE ARIYORUZ”
-Ayakkabı satıcısı Adnan Yurt: “Bu sene bayram biraz durgun malesef. Fiyat artışlarından dolayı umduğumuzu değil, bulduğumuzu almaya gidiyoruz. A’dan Z’ye her şey arttı. Hammaddeden tutun poşete, mazota kadar her şey arttı. Artmayan hiçbir şey yok şu an. Bunun hepsi bize yansıdı, biz de zorlanıyoruz. Fiyatlar yüksek geliyor insanlara. Daha az ya da daha uygun fiyatlı almaya çalışıyor. Müşteri yeni model yerine eski model almaya çalışıyor. 500-600 liralık ayakkabı yerine 300 liralık eski model ayakkabı almaya çalışıyor. Geçmiş yıllara göre fazlasıyla kötü. Her yıl daha kötüye gidiyor. Yıl değil 6 ay öncesini bile arıyoruz. Artık yıl da yok. Yarın ne olacağını belli değil ülkede. Seçimden sonra zam gelecek zam gelecek dediler. Geldi. Şimdi bayramdan sonrası için de zamdan bahsediliyor. Hep zam var. 15 yıldır ayakkabıcılık yapıyorum. En kötüsü bu yıl. Dayanabildiğimiz yere kadar dayanacağız. Asgari ücretli işe girsem neye yetecek ki, 17 bin lira neye yeter şu an. Bir markete girdiğin zaman bin- iki bin lira para bırakıyorsun. Zor kardeşim. Allah herkesin yardımcısı olsun. 400-425 liraya aldığımız malı kazandırmayacak şekilde 500 liraya zor satıyoruz. Yine günü kurtarmaya çalışıyoruz.”
“YAŞIM 60 HER GÜN ÇALIŞIYORUM, ÇİFTİNİN HAYATI BU”
-Sebze üretilip satan 60 yaşındaki Ganime Alkan: “5 lira maydanoz. Alan satan yok. Bayram hareketliliği yok. Pazar kalabalık ama boşa kalabalık. 5 liraya maydanoz satıp ev geçindireceğiz. Çiftinin hayatı bu. Başka ne yapabiliriz. Ben aşağı yukarı 40 yıldır pazarcılık yapıyorum. Kendim üretiyorum. Her türlü sebzeyi yetiştiriyorum. Patlıcan, biber, yeşillik her şey var. Maliyetler arttı. Milletin aylıklarına zam, bakkal eşyalarına zam. Bizimkiler düşük. Emekliliğim yok. Sadece çiftçilik yaparak geçinmeye çalışıyorum. Çalışarak geçinmeye çalışıyoruz. Sadece eşimin emekliliği var. Yetmiyor. 10 bin lira maaş nereye yetecek ki. Sigarayla kahve parası. Yaşım 60. Hala çalışıyorum. Her gün çalışıyorum. 10 bin lira maaş yetmez. Allah ömrümüzü alana kadar çalışacağız. Hayat çok pahalı. Bir tatlı aldık. Bin lira. Maydonoz 5, marul, kereviz, soğan 10’ar lira.”
]]>
Filistin Ekonomi Bakanlığı Politika ve İstatistik Departmanı Direktörü Yusuf, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 10 yıl önceye kadar İsrail’den sonra Filistin’e ürün ihraç eden ülkelerin başında Çin’in geldiğini söyledi.
Filistin’in ithalat yaptığı Türkiye’nin son 5 yılda Çin’in yerini aldığına dikkati çeken Yusuf, “İsrail’i istisna tutarsak Filistin pazarına en çok ürün ihraç eden ülke Türkiye’dir.” diye konuştu.
Filistin piyasalarına ithal edilen Türk ürünlerinin diğer dünya ülkeleri ürünlerine oranla hızla artarak birinci sırada yer aldığına vurgu yapan Yusuf, Filistin’in Türkiye’yle ticaret hacminin ithalat ve ihracat düzeylerinde net artış gösterdiğini belirtti.
Filistin ürünlerinin Türk pazarındaki payı da arttı
Filistinli yetkili Yusuf, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Karşılıklı ticaret hacmi rakamlarındaki artış oranı net ortada. İki ülke (Filistin-Türkiye) arasındaki ticaret hacmi 2022 yılında 900 milyon doları aştı. İkili ticaret hacmi 2022 yılında 2021’e oranla yüzde 12 arttı, 2021 yılında ise 2020 yılına oranla yüzde 32 arttı. Bu da (Türkiye’den Filistin’e) ithalatın büyümesini gösteriyor.”
Türkiye’nin Filistin’e ihraç ettiği ürünlerin başında demir, ahşap, bitkisel yağlar, tekstil, mobilya ve gıda ürünlerinin geldiğine vurgu yapan Yusuf, “Türkiye, Filistin ithalat pazarında lider olmakla yetinmiyor. Bilakis Ankara, Filistin ürünlerinin de Türk pazarındaki payını artırmasına katkı sundu.” ifadelerini kullandı.
Türk üreticilerin Filistin pazarında kabul gördüğünün altını çizen Yusuf, bunun da Türk ürünlerinin yüksek kalite standartlarından taviz vermediğinin göstergesi olduğunu söyledi.
Yusuf, “Ticaretteki bu rakamlar aslında Türkiye’nin Filistinlilere ne kadar yakın olduğunu ve onlara desteklerini yansıtıyor. Filistinli tüketici de yabancı veya İsrail menşeli ürünlere göre Türk ürünlerini daha kaliteli görüyor.” dedi.
Filistin’e ithalat İsrail üzerinden yapılıyor
Filistin ticaretinin İsrail üzerinden yapılması sebebiyle hem Filistin’in hem de İsrail’in ticaret verilerinin çarpıtıldığını vurgulayan Yusuf, “Türkiye, Filistin pazarının ihtiyaçlarını karşılayacak birçok alanda sanayisi olan bir ülkedir. Ancak İsrail’in kısıtlamaları ve onunla olan ekonomik anlaşmalar, Filistin ile Türkiye arasında ticari alışverişte ortaklık kurulmasını kısıtlıyor.” ifadelerini kullandı.
Filistin yönetiminin sınır kapıları konusunda bir egemenliğe sahip olmadığına işaret eden Yusuf, dolayısıyla Filistin’in ithal ettiği tüm ürünlerin İsrail’den geçmek zorunda kaldığını belirtti.
İsrail’in tüm sınır kapılarını kontrolünde tuttuğunun altını çizen Yusuf, “Filistin’in ithal ettiği ürünler, Akdeniz’e açılan Hayfa veya Aşdod limanlarından ulaştırılıyor. İthalat aynı zamanda Ürdün’le olan sınır kapısı üzerinden ulaştırılıyor.” diye konuştu.
Yusuf, İsrail’in sınır kapılarını kontrolünde tutması sebebiyle Filistin’e ithal eden edilen ürünlerin maliyetlerini artırdığını ve bunun da tüketiciyi etkilediğini aktardı.
İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü arasında 1994’te imzalanan Paris Ekonomi Protokolü gereğince Filistin dış ticareti sadece İsrail üzerinden yapılıyor.
Filistin İstatistik Merkezi verilerine göre, İsrail’den sonra Filistin’in en büyük ticaret ortağı ülkeler yıllık 900 milyon doları aşan rakamlarla Türkiye ve Çin’dir.
Filistin’in dünya ülkelerinden ithal ettiği ürünler, Hayfa ve Aşdod limanlarından teslim alınarak kara yoluyla Filistin pazarına ulaştırılıyor.
Paris Ekonomi Protokolü gereğince İsrail yönetimi, kontrolü altındaki sınır kapılarından Filistinliler adına topladığı vergileri, aylık olarak Filistin hazinesine aktarıyor.
]]>Valilikten yapılan açıklamaya göre, geçen günlerde yer talepleri için başvuruları toplanmaya başlayan kentin karma organize sanayi bölgesi Söğütlü OSB için çok sayıda talep alındı.
Başvuru şartlarının ulusal ve yerel basında ilan edilmesinin hemen ardından 200’ün üzerinde yatırımcı firma talepte bulundu.
40 firmayla sözleşme seviyesine gelindi
Değerlendirme sonrasında firmaların son 3 yıl içerisindeki verileri incelendi. Kapasite raporu, ciro rakamları ve istihdam sayısı ile organize sanayi bölgesi yönetiminin hedefleri doğrultusunda olan 40 firmayla görüşülerek bayram sonu sözleşme yapma seviyesine gelindi. Çalışan sayısı, ciro miktarı, ihracat oranı hedef dışında kalan firmalar ise ilk değerlendirmeye alınmadı.
OSB başvurularında yer ön tahsisi için ödenecek avans bedeli (bir kısmı altyapı çalışmalarında kullanılmak üzere) dönüm başına 1 milyon 500 bin lira olarak belirlendi. Bunun yüzde 30’luk kısmı başvuru onaylanmasında peşin, kalanı ise 2024 Aralık ayına kadar eşit taksitlerle ödenebilecek.
Öte yandan, Kantar ve Fındıklı mahallerinde kurulacak karma Söğütlü OSB için planlama ve kamulaştırma çalışmaları sürüyor. Bu alanda yatırımcı olmak isteyen ve şartları sağlayanlar, Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki (SATSO) Söğütlü OSB Müdürlüğüne, sanayi sicil belgesi, kapasite raporu, yeşil OSB taahhütnamesi, vergi levhası ve imza sirküleriyle başvurularını yapabilir.
“Hedefimiz, ihracat oranlarını yükselterek cari açığı kapatmaya katkı sağlamak”
Söğütlü OSB Yönetim Kurulu Başkanı ve SATSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Gökhan Tiryaki, kısa sürede çok sayıda sanayicinin yer tahsisi için başvuru yaptığını belirterek, “Şehrimizin ulusal kara yolu hatları, demir yolu yük-yolcu hatları ve limanı ile sahip olduğu güçlü ulaşım altyapısının yanı sıra pazara yakınlığı, ham madde ve ara mamul temininde lojistik kolaylığıyla bölgemizde arsa fiyatlarının birçok yere göre çok uygun olması, Söğütlü OSB’nin yatırımlar açısından çok cazip bir bölge olmasını sağlıyor.” ifadelerini kullandı.
Tiryaki, hedeflerinin Söğütlü OSB’de istihdamı ve üretimi artıracak firmalarla ihracat oranlarını yükselterek ülkenin cari açığını kapatmaya katkı sağlamak olduğunu vurgulayarak, bu minvalde oldukça seçici olduklarını, sadece ihracatın, istihdamın artmasına katkı sağlayacak mevcutta üretim yapan firmaları beklediklerini kaydetti.
Yer tahsisi konusunda tek yetkilinin OSB yönetimi olduğunun altını çizen Tiryaki, şu bilgileri paylaştı:
“Rant çevreleri buradan uzak dursun, zira burada kapasite raporu olmayan, üretim yapmayan firmaya ön tahsis yapılmayacaktır. Firmalara çalışan sayısı, ciro miktarı, ihracat oranı ve üretiminin niteliğine göre detaylı değerlendirme yapılmaktadır. Artan sanayici taleplerini fırsata ve ranta çevirmeye çalışan aracı kişi veya kişilere itibar edilmemesini istirham ediyoruz.
Söğütlü OSB yönetim kurulunun dışında herhangi bir kuruluş, şirket, şahıs söz sahibi değildir. Yönetim kurulu kararıyla onaylanan firmalara ön tahsis belgesini gönderiyoruz. Söğütlü OSB yönetim kurulu, onaylı belge taraflarına ulaşmadan herhangi bir ödeme yapılmamalıdır. Bu işlemler olmadan kişi ya da kişilerle görüşerek yer tahsisi sağlayabileceğini düşünen yatırımcılar mağdur olabilir. Bölgede yatırım yapmak isteyen yatırımcıların dikkatli olmalarını önemle tavsiye ediyorum.”
]]>Geçtiğimiz günlerde yer talepleri için başvuruları toplamaya başlayan Sakarya’nın karma organize sanayi bölgesi Söğütlü OSB için çok sayıda talep alındı. 200’ün üzerinde yatırımcı firma başvuru şartlarının ulusal ve yerel basında ilan edilmesinin hemen ardından talepte bulundu. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Söğütlü Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Tiryaki, “Başvuruları ilan ettiğimizin üzerinden geçen kısa sürede çok sayıda sanayici yer tahsis başvurusunda bulundu. Şehrimizin ulusal karayolu hatları, demiryolu yük-yolcu hatları ve limanı ile sahip olduğu güçlü ulaşım altyapısının yanı sıra pazara yakınlığı, hammadde ve ara mamul temininde lojistik kolaylığı ile bölgemizde arsa fiyatlarının birçok yere göre çok uygun olması Söğütlü OSB’nin yatırımlar açısından çok cazip bir bölge olmasını sağlıyor. Hedefimiz Söğütlü Organize Sanayi Bölgesinde istihdamı ve üretimi artıracak firmalarla ihracat oranlarımızı yükselterek ülkemizin cari açığını kapatmaya katkı sağlamaktır. Bu minvalde oldukça seçici olduğumuzu vurgulamak isterim. Sadece ihracatın, istihdamın artmasına katkı sağlayacak mevcutta üretim yapan firmaları bekliyoruz” dedi.
Yer tahsisi konusunda tek yetkilinin OSB Yönetimi olduğunun altını çizen Gökhan Tiryaki, “Rant çevreleri buradan uzak dursun, zira burada kapasite raporu olmayan, üretim yapmayan firmaya ön tahsis yapılmayacaktır. Firmalara çalışan sayısı, ciro miktarı, ihracat oranı ve üretiminin niteliğine göre detaylı bir değerlendirme yapılmaktadır. Artan sanayici taleplerini fırsata ve ranta çevirmeye çalışan aracı kişi veya kişilere itibar edilmemesini istirham ediyoruz. Söğütlü OSB Yönetim Kurulunun dışında herhangi bir kuruluş, şirket, şahıs söz sahibi değildir. Yönetim Kurulu Kararı ile onaylanan firmalara ön tahsis belgesini gönderiyoruz. Söğütlü OSB Yönetim Kurulu onaylı belge taraflarına ulaşmadan herhangi bir ödeme yapılmamalıdır. Bu işlemler olmadan kişi ya da kişilerle görüşerek yer tahsisi sağlayabileceğini düşünen yatırımcılar mağdur olabilir. Bölgede yatırım yapmak isteyen yatırımcıların dikkatli olmalarını önemle tavsiye ediyorum” diye konuştu.
40 firma sözleşmeye hazır”
Başvuruların değerlendirilmesi sonrasında firmaların son 3 yıl içerisindeki verilerine bakıldığında kapasite raporu, ciro rakamları ve istihdam sayısı ile organize sanayi bölgesi yönetimin hedefleri doğrultusunda olan 40 firma ile görüşmelerin yapıldığı ve bu firmalar ile bayram sonu sözleşme yapılabilir seviyeye gelindiği ifade edildi. Özellikle ihracat ağırlıklı üretim yapan sanayicilere ve buradaki nitelikli istihdama önem verdiklerini belirten OSB Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Tiryaki aynı zamanda çalışan sayısı, ciro miktarı, ihracat oranı hedef dışında kalan firmaların ilk değerlendirmelere alınmadığını ifade etti.
Başvurular devam ediyor
OSB başvurularında yer ön tahsisi için ödenecek avans bedelinin (bir kısmı altyapı çalışmalarında kullanmak üzere) dönüm başına 1 milyon 500 bin olarak alınacağı bunun yüzde 30’luk kısmı başvuru onaylanmasında peşin, kalanı 2024 Aralık ayına kadar eşit taksitlerle ile ödenebileceği öğrenildi. Öte yandan, daha öncede açıklandığı üzere Söğütlü ilçesi Kantar ve Fındıklı Mahallelerinde kurulacak karma Organize Sanayi Bölgesi için planlama ve kamulaştırma çalışmaları sürüyor. – SAKARYA
]]>Erzurum Trafik Verileri
Erzurum’da Mart ayında 1, yılın ilk üç ayında kaydedilen trafik kazalarında 2 kişi yaşamını yitirdi. İlde Ocak – Mart döneminde meydana gelen ölüm ve yaralanmalı trafik kazası sayısı Doğu Anadolu Bölgesi toplamında yüzde 12,67, ülke toplamında ise yüzde 0,53’lük oran gösterdi.
Erzurum Mart 2024 Verileri
TÜİK verilerine göre Erzurum’da 2024 Mart ayı döneminde 100 ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası, 194 maddi hasarlı kaza oluştu. Bu kazalarda 1 kişi yaşamını yitirdi, kazalarda 169 kişi ise yaralandı.
Erzurum Ocak – Mart Dönemi
Erzurum’da bu yılın Ocak – Mart ayları kapsamında 274 ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası, 602 maddi hasarlı kaza kaydedildi. 3 aylık düzeyde yaşanan trafik kazalarında 469 kişi yaralandı, 2 kişi yaşama veda etti.
Doğu Anadolu Verileri
Bölgede, bu yılın ilk 3 ayında 2 bin 162 ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası, 3 bin 330 maddi hasarlı trafik kazası tespit edildi. Bölgede yaşanan kazalarda 31 kişi yaşamına veda etti, 3 bin 800 kişi yaralandı. Bölgede kaydedilen ölüm ve yaralanmayla sonuçlanan trafik kazası sayısı ülke toplamında yüzde 4,19’luk oran gösterdi.
Ülke Verileri
Ülkede, bu yılın Ocak – Mart ayları diliminde 51 bin 549 ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası, 82 bin 318 maddi hasarlı trafik kazası tespit edildi. Ülkede yaşanan kazalarda 554 kişi yaşamına veda etti, 73 bin 568 kişi yaralandı.
Erzurum’un Bölge Toplamındaki Oransal Verileri
Erzurum’da kaydedilen ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası sayısı bölge toplamında yüzde 12,6’lık oran gösterirken, maddi hasarlı trafik kazası oranı yüzde 18,07, kaybedilen kişi sayısı yüzde 6,45, yaralı sayısı ise yüzde 12,34’lük oran verdi.
Bölge İlleri Kaza Dağılımı
Trafik istatistik Bülteni Mart 2024 sonuçları itibariyle Ağrı’da 145, Bingöl’de 121, Bitlis’te 115, Elazığ’da 263, Erzincan’da 147, Erzurum’da 274, Hakkari’de 44, Kars’ta 85, Malatya’da 450, Muş’ta 68, Tunceli’de 37, Van’da 307, Ardahan’da 26, Iğdır’da 80 ölüm ve yaralanmayla sonuçlanan trafik kazası tespit edildi.
Bölge İlleri Ölüm Sayısı Dağılımı
Malatya bölge illeri içinde en fazla sayıda trafik kazası kaybı yaşayan il oldu. TÜİK verilerine göre, Yılın ilk 3 ayında meydana gelen trafik kazalarında Doğu Anadolu Bölgesi illeri Ağrı’da 2, Bingöl’de 5, Bitlis’te 2, Elazığ’da 4, Erzincan’da 1, Erzurum’da 2, Kars’ta 2, Malatya’da 6, Muş’ta 3, Tunceli’de 1, Van’da 3 kazazede yaşamını yitirdi.
Bölge İlleri Yaralı Sayısı
2024’ün Ocak – Mart döneminde meydana gelen trafik kazalarında, Bölge illeri olan Ağrı’da 266, Bingöl’de 255, Bitlis’te 216, Elazığ’da 418, Erzincan’da 243, Erzurum’da 469, Hakkari’de 65, Kars’ta 187, Malatya’da 757, Muş’ta 120, Tunceli’de 63, Van’da 584, Ardahan’da 49 ve Iğdır’da ise 108 kişi yaralanarak tedavi altına alındı. – ERZURUM
]]>TÜRSAB Doğu Karadeniz Bölge Temsil Kurulu Başkanı Volkan Kantarcı, yeni turizm sezonunda beklentilerin geçen seneye göre daha yüksek olduğunu belirterek, “Geçen yıl Doğu Karadeniz turizmden hem dış, hem de iç pazar bakımından ciddi anlamda faydalandı. Ekonomik olarak bölgemiz ülkemize ciddi katkılar sağladı” dedi.
Önceden Ortadoğu pazarında sadece Trabzon odaklı bir turizm hareketliliği olduğunu şu an bunun doğuya doğru kaymaya başladığını kaydeden Kantarcı, “2022 yılında 40-45 günlük dönemde dış pazarda özellikle Orta Doğu’dan gelen yabancı turistlerde bir parlama oldu. Geçen sene gayet verimli geçti toplam turist sayısı Trabzon’da 1 milyonun üzerine çıkmıştı. Bütün Doğu Karadeniz, turizmden hem dış hem iç pazar bakımından ciddi anlamda faydalandı. Ekonomik olarak bölgemiz ülkemize ciddi katkılar sağladı. Bu seneki beklentilerim biraz daha fazla. Charter ve tarifeli uçak seferleriyle ilgili bir durağanlık var önümüzdeki haftalarda özellikle Ramazan Bayramı sonrasında bir çok şey netleşecek. Beklentimiz oldukça yüksek. Çünkü önceden Orta Doğu pazarında sadece Trabzon odaklı bir turizm hareketliliği vardı. Şu an bu doğuya doğru kaymaya başladı. Rize-Artvin havalimanı açıldıktan sonra orada da yavaş yavaş hareketlenmeler var. Oradaki turizm paydaşları seyahat acentalarımız otel işletmeleri onlarında yeni planlamaları ve pazar payını büyütmek için çalışmaları var. Başarılı bir sezon geçireceğimizi umut ediyorum. İç pazarda biraz eksilmeler olabilir oda tabi son yıllarda artan ekonomik sıkıntılar enflasyon bu sebepten dolayı geçen yılkı rakamlarla aynı kalabilir” dedi.
Havalimanındaki modernizasyon çalışmaları hizmet anlamında kaliteyi artıracak
Trabzon Havalimanında devam eden modernizasyon çalışmalarının turizm sezonu başına yetiştirileceğini ümit ettiklerini kaydeden Kantarcı, “Trabzon havalimanında önceki yıllarda sürekli dili getirdiğimiz bazı eksiklikler ve sıkıntılar vardı. Onlarla ilgili de çalışmalar devam ediyor. Sezon başı gibi inşallah yetişmiş olacak. Bir nebze olsun hem dış hatlar rahatlayacak hem de bir iş anlamında eklenecek olan tünellerle beraber hizmet anlamında kalite yukarlara çıkmış olacak. Dış hat anlamında varış noktası Trabzon çok yoğun. Trabzon havalimanına yüzde 90 inişler söz konusu. Hem Giresun-Ordu hem de Rize-Artvin havalimanına doğru genişlemesi ve tüm bölgenin istifade edebilmesi çok önemli” diye konuştu.
Daha çok Trabzon’da konaklıyorlar
Gelen turistlerin genellikle Trabzon’da konakladığına işaret eden Kantarcı, “Trabzon’da yatak kapasitesi çok fazla olduğu için yoğun olarak buradaki otellerde konaklıyorlar. Seyahat ve gezi programlarına bakıldığı zaman iki ya da üç gün Trabzon bölgesi oluyor. Bunun içerisinde şehir merkezi, Sümela Manastırı, Zigana olabiliyor. Devamında Gümüşhane’ye geçiliyor Karaca Mağarası, Torul seyir terası, Süleymaniye Mahallesi, eski Gümüşhane çok ilgi görüyor. Kayabaşı yaylası, Çal Mağarası, Hıdırnebi Yaylası çokça ziyaret ediliyor. Yakın olan Sera Gölü, Akçaabat Orta Mahalle var. Trabzon’da İki üç gün geçirdikten sonra devamında Rize, Fırtına Vadisi, Ayder Yaylası, Borçka Karagöl ve batıya doğru da Giresun, Kuzalan şelalesi, Mavi Göl, Kümpet Yaylasına gidiyorlar. Bunun yanı sıra Ordu’da teleferik en çok tercih ettikleri destinasyonlar ve ziyaret yerleri olarak ön plana çıkıyor” şeklinde konuştu.
Uzungöl’de turizmcilerin sıkıntıları devam ediyor
Dünyaca ünlü turizm merkezi olan Uzungöl’de turizmcilerin sıkıntıları halen sürdüğünü kaydeden Kantarcı, “Uzungöl markamız oldu. Uzungöl’deki sıkıntıların bir şekilde halledilmesi gerekiyor daha fazla sürüncemede bırakılmaması gerekiyor. Uzungöl birçok bakanlığın sorumluluk alanı olan bir bölge. Bununla ilgili geçtiğimiz aylarda yine gündeme geldi. Kapadokya’daki gibi ya da farklı bölgelerdeki gibi alan başkanlığı kurulabilir. Tekelden hızlı şekilde bütün sorunların çözülebileceği bir yer haline getirilebilir. Şu andaki yapı ile ilgili hem yereldeki yaşayan vatandaşlarımızın hem de Uzungöl’deki turizmcilerin sıkıntıları devam ediyor. Kaçak yapılaşmayla ilgili olarak geçmiş dönemde bazı yıkımlar söz konusu oldu. Bunlarla ilgili belirsizlik devam ediyor. Bazı yapılar var bunlarla ilgili yıkılacak mı? Ruhsat alma süreçleri nasıl devam edecek. Diğer taraftan geçtiğimiz yıl Kültür ve Turizm Bakanlığımız otel ve konaklama işletmeleriyle ilgili olarak kanun yayımladı. Herkes bakanlığa tabi konaklama işletme belgesini alması gerekiyor. Yerel seçimler sonrası bunlarla ilgili denetimlerin artması ve bütün işletmelerin kontrol altına alınması sürecini bekliyoruz” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Yudum ve Tohum Derneği iş birliğinde 2021 yılında başlatılan Yerli Ayçiçeği Tohumu Geliştirme ve Çiftçi Destekleme Projesi, dördüncü yılında Eskişehir’deki çiftçilerle buluştu. Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (TTAE) teknik desteği ile yürütülen projenin 4’üncü yılında, Eskişehir’deki çiftçilere yerli ayçiçeği tohumu dağıtıldı.
Türkiye’de yüksek verimli yerli ayçiçeği tohumunun geliştirilmesi ve çeşitliliğin artırılmasını hedeflenen projede ilk yıldan beri ayçiçeği üreten çiftçiler destekleniyor. Yerli Ayçiçeği Tohumu Geliştirme ve Çiftçi Destekleme Projesi’nin dördüncü yılında, Türkiye’nin önemli tahıl üretim merkezlerinden biri olan Eskişehir’deki Seyitgazi, Mahmudiye ve Çifteler ilçelerinden 70 çiftçiye yerli ayçiçeği tohumu dağıtımı yapıldı. Seyitgazi İlçesi’nde gerçekleşen tohum dağıtım törenine, Seyitgazi Kaymakamı Yeşim Altın, Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürü Muhammed Ender Gümüş, Savola Gıda Türkiye Genel Müdürü Houmer Balazadeh ve Tohum Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Musa Kaya katıldı.
“En iyi performansa sahip tohumları Eskişehirli çiftçilerimize getirdik”
Tohum dağıtım töreninde açıklama yapan Savola Gıda Türkiye Genel Müdürü Houmer Balazadeh, “Yudum, 50 sene önce bu topraklarda doğan bir marka. Yudum ailesi olarak daha iyi bir yarının keşfinin mümkün olduğuna inanıyoruz ve bu amaçla ülke tarımını geliştirecek projeler yürütüyoruz. 2021’den bu yana Tohum Derneği ile en verimli yerli ayçiçeği tohumunu geliştirmek için çalışıyoruz. Trakya, Konya, Adana’da projeye dahil olan önder çiftçilerle deneme ekimleri yaptık. Her sene en az 10 farklı tohumun ekimi yapıldı. Hasat sonunda yaptığımız analizler sonucunda en verimli tohumları belirledik. Bugün de en iyi performans gösteren tohum çeşidini Eskişehirli çiftçilere getirdik. Buradaki deneme ekimlerinde de iyi sonuçlar almayı bekliyoruz” dedi.
Yudum olarak en verimli ayçiçeği tohumu geliştirmek için uzun yıllardır çalışma gerçekleştirdiklerini belirten Balazadeh, “Gıda, tarımsal üretim ve tohum çok önemli ve stratejik bir konu haline geldi. Ekim yapılabilecek alanlar da kısıtlı. Yerli Ayçiçeği Tohumu Geliştirme ve Çiftçi Destekleme Projesi ile aynı arazi ve aynı su miktarı ile en az yüzde 8-9 daha verimli bir yağa sahip ayçiçeği tohumu üretmek mümkün oldu. Projemizde 24 çeşit tohumun deneme ekimi yapıldı, en iyi performansa sahip tohumu da bugün Eskişehirli çiftçilere dağıttık” ifadelerini kullandı.
“Yerli ayçiçeği tohumu geliştirmeye çalışıyoruz”
Programa katılan ve ayçiçeği tohumunun gelişimi için yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Tohum Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Musa Kaya, “Biz Tohum Derneği olarak her şey tohumda saklı diyerek çıktığımız yolculukta bu seneki durağımız Eskişehir oldu. Önceki yıllarda Trakya’da, Konya’da, Adana’da etkinliklerimizi gerçekleştirdik. Projemiz kamu, sivil toplum ve özel sektör desteğiyle yürüyen ve bu sebeple sektörde ilk olma özelliğine sahip. Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nün teknik desteği ile verimli, yüksek performans aldığımız yerli ayçiçeği tohumu geliştirmeye çalışıyoruz. Yudum ile birlikte çiftçilere tohum desteği sağlıyoruz; ayrıca eğitimlerle ayçiçeği tarımı hakkında çiftçileri bilgilendiriyoruz. Yerli Ayçiçeği Tohumu Geliştirme ve Çiftçi Destekleme Projesi kapsamında bugün Eskişehir Seyitgazi, Çifteler ve Mahmudiye ilçelerindeki çiftçilere yerli ayçiçeği tohumları dağıttık” dedi.
“Çiftçilere eğitimler vereceğiz”
Eskişehir’de tohum dağıtımı yapılan 3 ilçede çiftçilere eğitimler verileceğini ve en iyi tohuma ulaşma yolunda bir adım daha ileriye gidileceğini belirten Kaya, şu ifadeleri kullandı:
“Çiftçilere ayçiçeği yetiştirilmesi, hasadı konusunda eğitimler vereceğiz. Bayramdan sonra eğitimlerimiz başlayacak. Seyitgazi, Mahmudiye ve Çifteler’de demonstrasyon alanları kuracağız ve yerli çeşitlerimizi birbirleriyle yarıştıracağız. Bunlardan en iyilerini bulup daha ileri aşamaya taşıyarak en iyiye ulaşma gayreti içerisindeyiz.” – ESKİŞEHİR
]]>TÜRK VATANDAŞLARI VE ŞİRKETLERİ GÜNDEN GÜNE İSRAİL’E SATIŞLARINI SONA ERDİRİYOR
Türkiye vatandaşları ve şirketleri, İsrail’in insanlık dışı saldırıları sonrası bu ülkeye satışlarını günden güne sona erdirirken ve siparişleri iptal ederken, ülkeden mevcut ticaret, devlet şirketleri tarafından değil, aralarında uluslararası firmaların da bulunduğu şirketler tarafından gerçekleştiriliyor. İsrail’e yönelik olarak transit ticarete konu ürünlerde Türkiye limanlarına uğrayan gemilerin sonraki destinasyonları da bu çerçevede yer alıyor.
Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM) kapsamında bulunan yaptırımları tanıyor. Bu kapsamda İsrail’in terör saldırıları ile ilgili olarak da bu ülkeye karşı BM’de alınacak tüm kararlara da öncülük ediyor.
FİLİSTİN’E GÖNDERİLEN MALLAR, İSRAİL ÜZERİNDEN GEÇİŞ YAPIYOR
Türkiye’den Filistin’e yönelik gönderilen mallar, Filistin’in kendine ait gümrüklerinin olmaması nedeniyle İsrail üzerinden ve İsrail gümrükleri aracılığıyla Filistin’e geçiş yapıyor. Filistin’e gelecek mallarda varış noktası olarak İsrail’in gösterilmesi veya “via Israel” ibaresinin bulunması zorunlu tutuluyor. Ayrıca İsrail tarafından Oslo anlaşmaları gösterilerek, Üçüncü ülkelerin Filistin ile doğrudan kurduğu yasal ilişkiler de İsrail tarafından tanınmıyor.
Filistin’e ağırlıklı olarak deniz yoluyla yapılan ihracat (yüzde 96,5) Hayfa ve Aşdod limanları üzerinden İsrail’e giriyor ve Hayfa limanına gelen mallar Filistin/ Batı Şeria’ya gönderiliyor. Filistin’e giden Türk mallarının bir kısmı doğrudan Batı Şeria veya Gazze’de kurulu şirketlere İsrail üzerinden yapılıyor. Yine bu bölgelerde bulunan bazı büyük tüccar ve iş insanları, İsrail’de İsrail mevzuatına uygun bir şirket kurarak ya da bir İsrailli acente üzerinden malları millileştiriyor. Millileştirilen mallar iç ticaret gibi görünerek İsrail üzerinden Filistin’e geçiriliyor.
İsrailli tüccarlar, Filistinli tüccarlara satmak üzere Türkiye’den mal alırken bazı Filistinliler de İsrail’e satmak üzere Türkiye’den ithalat yapıyor. İsrail vatandaşı olan Filistinliler, Türkiye’den aldıkları malların bir bölümünü İsrail içinde tüketirken diğer bölümünü de Batı Şeria ve Gazze’ye satıyor. Bu sebeplerden dolayı, ulusal istatistiklere yansıyan verilerde Filistin’e yapılan ticaretin hemen hemen tamamı İsrail olarak görünüyor.
İsrail’in, üçüncü ülkelerin Filistin ile yaptığı ticareti Gazze özelinde yasaklamış olması, Gazze’den Mısır’a açılan Refah Sınır Kapısı’ndan ticari işlemlere müsaade etmemesi nedeniyle şu andaki durumda, Filistin ile ticaret mutlaka İsrail üzerinden gerçekleştirmek zorunda kalınıyor.
TÜRKİYE’DEN FİLİSTİN’E İNSANİ YARDIM
Türkiye, Filistin’in haklı davasını desteklerken ve bu desteği siyaset üstü niteliğiyle de süreklilik arz ediyor. Türkiye’den şu ana kadar Gazze’ye ulaştırılmak üzere El Ariş’e yaklaşık 7 bin 400 ton insani yardım gönderildi. Ambulanslar, ilaç ve tıbbi malzemelerle sahra hastanesi ekipmanlarından, jeneratörler ve taşınabilir güç kaynakları, seyyar aşevleri ve barınma malzemelerine kadar geniş bir skalada yardımlar sürdürülüyor.
İsrail saldırıları nedeniyle faaliyetlerini durdurmak zorunda kalan Gazze Türk-Filistin Dostluk Hastanesi’nde tedavi gören kanser hastaları başta olmak üzere çok sayıda hasta ve yaralı da Türkiye’ye getirilerek, tedavilerinin burada yürütülmesi temin ediliyor. Bunların arasında çok sayıda çocuk da yer alıyor.
Öte yandan Gazze’de sahra hastanesi kurma çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. İnsani durumun vahameti göz önünde bulundurularak, geçen yıl yapılan 10 milyon dolara ilave olarak Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na 1 milyon dolar daha katkı sağlandı.
]]>Ramazan Bayramı tatilini değerlendirmek isteyenler, tarihi ve kültürel değerlerinin yanı sıra damaklarda unutulmaz tatlar bırakan yöresel lezzetleriyle dikkati çeken Gaziantep’i tercih ediyor.
Kentte, Zeugma Mozaik Müzesi, Bakırcılar Çarşısı, Elmacı Pazarı, Gaziantep Kalesi ve Gaziantep Hayvanat Bahçesi gibi mekanlar, sıklıkla ziyaret edilen bölgeler arasında yer alıyor.
UNESCO’nun gastronomi alanında “Yaratıcı Şehirler Ağı”na dahil ettiği Gaziantep’te, restoranlar da turistlerin ilgi gösterdiği mekanların başında geliyor. “Baklavanın başkenti” Gaziantep’e gelen yerli ve yabancı turistler, eşsiz mutfak kültürüyle karşılaşıyor. Izgara ve tatlı çeşitleri dışında 400’e yakın kazan yemeğini tatma fırsatı bulan ziyaretçiler, onlarca müzeyi ziyaret ederek kültürel yolculuğa da çıkabiliyor.
Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği Genel Başkan Başdanışmanı Soner Bacaksız, AA muhabirine, bayram tatilinin 9 güne çıkarılmasıyla bölgede hareketlilik beklediklerini söyledi.
Hava sıcaklıklarının artmasının da turizm hareketliliği açısından önemli olduğunu aktaran Bacaksız, şöyle konuştu:
“Bölgemizdeki otellerin doluluk oranları yüzde 90’ın üzerine çıkmış durumda. Bayram döneminin yoğun şekilde geçeceğini düşünüyoruz. Misafirlerimizin bölgemizi tercih etmesinin en büyük sebebi gastronomi, sanat, kültür ve tarihin hepsinin bir arada bulunması. Gaziantep’te her türlü imkanımız var. Misafirlerimiz bölgeye geldiğinde günlerini tam gün değerlendirebileceklerdir.”
“Şanlıurfa olarak hepsini misafir etmekten mutlu olacağız”
“Peygamberler şehri” Şanlıurfa’da ise Hazreti İbrahim’in doğduğu ve ateşe atıldığı yer olarak rivayet edilen Balıklıgöl, “tarihin sıfır noktası” diye nitelendirilen UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Göbeklitepe, Karahantepe, konik kubbeli evleriyle bilinen tarihi Harran ilçesi ve doğal güzellikleriyle dikkati çeken Halfeti, misafirlerin en çok tercih ettiği yerlerin başında geliyor.
Kentteki bir otelin danışmanı Ercan Saygı, AA muhabirine, bayram tatilinde bölgede ciddi yoğunluk olacağını gözlemlediklerini söyledi.
Otel olarak yaşanan yoğunluktan duydukları memnuniyeti dile getiren Saygı, “Oteller, acenteler, esnaf, turizm sektörüyle alakalı olan, sıra gecesi yapan yerler, restoranlar, hepsinin bu süreçten mutlu olacağını düşünüyorum.” dedi.
“Tatilin uzaması hem Şanlıurfa hem de bölge için çok olumlu oldu”
Şanlıurfa Bölgesel Turist Rehberleri Odası Genel Sekreteri Müslüm Çoban ise bayram tatilinin 9 güne çıkarılmasının turizmcileri mutlu ettiğini belirtti.
Çoban, şöyle konuştu:
“Tatilin uzaması hem Şanlıurfa hem de bölge için çok olumlu oldu. Ülkemizin turizm gelirleri açısından da iyi oldu, en azından insanlar daha uzun süreli de planlar yapabilir. Misafirlerimiz Güneydoğu’ya geldiğinde belki diğer 2-3 gününü başka bir bölgede değerlendirebilirler. Gelen misafirler diyelim Şanlıurfa’yı beğendiler ama 3 günde tam doyamadılar, bu vesileyle doya doya 9 gün boyunca Şanlıurfa ve Güneydoğu’yu güzel bir şekilde ailesiyle, çocuklarıyla değerlendirmiş olur. Şanlıurfa ve Güneydoğu için turizm istatistiklerinde de gelen misafir sayısının artması esnaf olsun halk olsun olumlu yönde büyük bir etkisi olacaktır.”
Hediyelik ürün satışı yapan Aydın Tekindağ ise 9 günlük bayram tatilinin esnaf için çok iyi olduğunu ifade etti.
Gelecek misafirlerin kent ekonomisine katkı sağlayacağını kaydeden Tekindağ, “Kente gelecek misafirler Şanlıurfa’yı gezebilirler, yemek yiyebilirler, alışveriş yapabilirler, hediyelik ürünler alıp kendi memleketine götürebilirler. Bu esnaf için de çok güzel olur. Turizm canlanır, esnafın cebine para girer. Bu 9 günlük tatil esnafımıza da gelen misafirlere de yarayacak.” diye konuştu.
]]>Türkiye ihracatında yine ilk sırada yer alan endüstrinin payı ise yüzde 14,3 olarak gerçekleşirken, ocak-mart döneminde otomotiv endüstrisi ihracatı yüzde 6 artışla 9 milyar 132 milyon dolara ulaştı. Mart ayında bugüne kadar aylık bazda en yüksek ikinci ihracat rakamına ulaşıldığı açıklanırken, binek otomobildeki ihracat çift haneli geri geldi. İtalya’ya ihracat yüzde 12 arttış sağlanırken, buna karşılık en büyük pazar olan Almanya’ya yüzde 14 düşüş yaşandı.
Türkiye otomotiv endüstrisinin mart ayı ihracatı geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 1,8 azalarak 3 milyar 225 milyon dolar oldu. Türkiye ihracatında yine ilk sırada yer alan endüstrinin aldığı pay ise yüzde 14,3 olarak gerçekleşti. Yılın ilk üç ayında otomotiv endüstrisi ihracatı yüzde 6 artışla 9 milyar 132 milyon dolara ulaştı.
Martta en büyük ürün grubu Tedarik Endüstrisi ihracatı 1 milyar 297 milyon dolar olurken, Binek Otomobiller ihracatı yüzde 12,5 azalarak 881 milyon dolar, Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ihracatı yüzde 34 artışla 647 milyon dolar, Otobüs-minibüs-midibüs ihracatı yüzde 48 artışla 264 milyon dolar ve Çekiciler ihracatı ise yüzde 59 azalışla 103 milyon dolar oldu.
Tedarik Endüstrisinde en fazla ihracat yapılan ülke Almanya olurken, bu ülkeye yönelik ihracat yüzde 13 geriledi. Rusya Federasyonu’na yüzde 21, Romanya’ya yüzde 52, Çekya’ya yüzde 29 ihracat artışı yaşandı. Binek otomobillerde en fazla ihracat yapılan ülke olan Fransa’ya yüzde 13 düşüş olurken, önemli pazarlardan İspanya’ya yüzde 66, Polonya’ya yüzde 31, Slovenya ve İsrail’e yüzde 16’şar düşüş, İtalya’ya yüzde 12 ve Fas’a yüzde 184 ihracat artışı kaydedildi. Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlarda ise Birleşik Krallık’a yüzde 28, İtalya’ya yüzde 54, Belçika’ya yüzde 144, Hollanda’ya yüzde 214 ihracat artışı, Fransa’ya yüzde 12 ihracat düşüşü görüldü. Otobüs-Minibüs-Midibüs ürün grubunda ise Fransa’ya 49, İtalya’ya yüzde 23 ve Suudi Arabistan’a da çok yüksek oranlı ihracat artışları yaşandı.
Martta yüzde 14 azalışla 409 milyon dolarlık ihracat yapılan Almanya, en fazla ihracat yapılan ülke konumunu korudu. Fransa 365 milyon dolarlık rakamla ikinci büyük pazar olurken, bu ülkeye ihracat yüzde 16 azaldı. İtalya’ya ihracat yüzde 12 artışla 330 milyon dolar oldu. Martta Belçika ve Rusya Federasyonu’na yüzde 23’er, Romanya’ya yüzde 13, Hollanda’ya yüzde 35, Fas’a yüzde 58 ihracat artışı yaşanırken, İspanya’ya yüzde 39, Polonya’ya yüzde 23, Bulgaristan’a yüzde 29 ihracat düşüşü oldu.
Ülke grubunda yüzde 70 pay ile ilk sırada yer alan Avrupa Birliği ülkelerine yüzde 8 azalışla 2 milyar 127 milyon dolar ihracat yapıldı. Diğer Avrupa Ülkeleri yüzde 13 pay ile ülke grupları arasında ikinci sırada yer alırken, bu ülke grubuna yönelik ihracat 8 arttı. Orta Doğu Ülkeleri’ne yüzde 44 ve Afrika Ülkelerine yüzde 31 ihracat artışı yaşandı. – BURSA
]]>Bir dizi inceleme ve ziyaretlerde bulunmak üzere Samsun’a gelen Kırgız Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Ruslan Kazakbaev, programı kapsamında Samsun TSO Yönetim Kurulu Başkanı Salih Zeki Murzioğlu’nu makamında ziyaret etti. Oldukça samimi geçen ziyarette, ticari ve ekonomik iş birliği konuları ele alındı. Konuşmasında Kırgızistan’ın hem Türkiye hem de Türk dünyası için çok önemli bir ülke olduğunu belirten Samsun TSO Başkanı Salih Zeki Murzioğlu, “Öncelikle kardeş ülkemizin büyükelçisi olarak sizleri odamızda ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Kırgızistan’la dinimiz, dilimiz, kültürümüz bir. Duygularımız birbirine çok yakın. Dolayısıyla sizin gibi kardeş bir ülkenin büyükelçisini burada görmekten çok mutluyuz” dedi.
Murzioğlu: “İş birliğini geliştirmeye hazırız”
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade eden Samsun TSO Yönetim Kurulu Başkanı Salih Zeki Murzioğlu ayrıca kentin öne çıkan sektörleri, ekonomik yapısı ve işbirliği imkanları hakkında Büyükelçi Kazakbaev’i bilgilendirdi. Konuşmasında Samsun’un gerek tarım ve sanayi altyapısıyla, gerek sağlık yatırımlarıyla gerekse turizm alanlarıyla Karadeniz Bölgesi’nin en önemli kenti olduğunu belirten Murzioğlu, “Karadeniz’in en büyük kenti olan Samsun, sahip olduğu alternatifli üretim ve hizmet altyapıları ile potansiyeli oldukça yüksek bir şehir. Türkiye’de sadece birkaç ile nasip olan hava, kara, deniz ve demiryolu ulaşım hatlarıyla Samsun bir lojistik kent konumunda. Biraz önce ifade ettiğim gibi bizler dosttan da öte iki kardeş ülkeyiz. Etle tırnak gibiyiz. Oda olarak iki kardeş ülke arasında başta ekonomi olmak üzere her alanda ilişkilerimizi daha ileriye taşımak adına elimizden gelen çabayı göstermeye hazırız. Yapılacak işbirliklerinin iki ülke halkına da önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. İnşallah bu ziyaret ilerisi için güzel bir başlangıç olur. Samsun Ticaret ve Sanayi Odası olarak her türlü işbirliğine açık olduğumuzu yinelemek isterim” diye konuştu.
Ata yurduna yatırım yapmaya davet etti
Konuşmasının başında ilk defa geldiği Samsun’u çok beğendiğini belirten Büyükelçi Ruslan Kazakbaev, misafirperverliğinden dolayı da Murzioğlu’na teşekkür etti. Kırgız Cumhuriyeti hakkında bilgi vermek, var olan ticari ilişkileri değerlendirmek, yeni iş birlikleri geliştirmek ve yatırım fırsatlarını anlatmak adına Samsun’a geldiğini belirten Büyükelçi Kazakbaev, “Samsunlu iş insanlarını ülkemize yatırım yapmaya davet ediyorum. Bildiğiniz gibi Türk Devletler Teşkilatı kuruldu. Bunda Türkiye’nin ve Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeği çok büyük. Türk Devletler Teşkilatı büyümeye de devam ediyor. Şu anda gözlemci olan ülkeler var. Türk Devletler Teşkilatı’nın yatırım fonu var. Bu fondan iş insanları yararlanabilecekler. İki kardeş ülke arasında da ayrıca yatırım fonu kurmaya çalışıyoruz. Dinamik bir şekilde ilişkilerimiz gelişiyor. Ülkemizde yatırım için çok güzel bir potansiyel var ve bu potansiyeli değerlendirecek ülkenin Türkiye olmasını istiyoruz. Biz kardeşiz. Sizleri Ata yurdunu görmeye ve yatırım yapmaya davet ediyorum” şeklinde konuştu.
Murzioğlu’na Kırgız kalpağı hediye etti
Ziyarette Murzioğlu ve Kazakbaev birbirlerine anı takdiminde bulundu. Kırgız Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Ruslan Kazakbaev, ziyaret anısına Başkan Salih Zeki Murzioğlu’na Kırgız kalpağı hediye etti. – SAMSUN
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Yumaklı, Bakanlığa bağlı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) bünyesinde faaliyet gösteren iki tohum gen bankasından Ankara’daki Türkiye Tohum Gen Bankası’nı ziyaret ederek incelemelerde bulundu.
Açıklamada tohum gen bankalarının çalışmalarıyla ilgili değerlendirmelerine yer verilen Yumaklı, Türkiye’nin tohumlarının, tohum gen bankalarında muhafaza altında tutulduğunu bildirdi.
Yumaklı, Ankara ve İzmir’deki tohum gen bankalarının yedekli olarak çalıştıklarına işaret ederek şu bilgileri verdi:
“Türkiye Tohum Gen Bankası, kapasite olarak dünyanın üçüncü büyük gen bankası durumunda. Burada hem geçmişimizi hem de geleceğimizi muhafaza altında tutuyoruz. Türkiye’nin hububattan farklı türlerdeki bitki çeşitlerine ve yabani türlere kadar ülkemizin bütün zenginliklerini oluşturan bitki örtüsüne ait tohumlar, bu gen bankasında tasnif ve analiz ediliyor. İzmir ve Ankara’daki iki gen bankamızda 120 bin genetik materyali koruma altında tutuyoruz. Hem yurt içinde hem de yurt dışında her bakımdan referans alınan bir Tohum Gen Bankasına sahibiz.”
Bankanın Türkiye’deki akademik camianın araştırmalarına, inovasyon ve geliştirmelerine de ışık tuttuğunu bildiren Yumaklı, şunları ifade etti:
“Ülkelerin hem konjonktürel hem de farklı durumlarda kendi gıda arz güvenliklerini temin için gıda milliyetçiliği dediğimiz kavramın ortaya çıktığı bir dönemde, bu gen bankasının önemi çok daha iyi anlaşılıyor. Anadolu coğrafyasının zenginliğini de dikkate alacak olursak ve bundan sonraki dönemlerde her türlü olumsuz duruma karşı bu gen bankasının önemi de böylelikle anlaşılmış olacaktır. Türkiye Tohum Gen Bankası’nda çalışan mühendislerimizin ve diğer çalışan arkadaşlarımızın, Türkiye tohumculuğuna katkıda bulunan akademik camianın ve özellikle tohum ıslah çalışmalarına paydaş olan bütün çalışma arkadaşlarımızın bu çalışmalarında başarılar diliyorum. Yapmış oldukları bu önemli çalışmalardan dolayı da kendilerine teşekkür ediyorum.”
Türkiye Tohum Gen Bankası
Ankara Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü bünyesinde genetik kaynakların toplanması ve muhafazası çalışmalarına 1988 yılında başlandı.
???????Toplanan tüm materyallerle devamlılığı sağlanan tohumların kalıcı muhafazası için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde açılışını yaptığı “Türkiye Tohum Gen Bankası” 2010’da faaliyete geçti.
Enstitüsünün birimi olarak kurulan Türkiye Tohum Gen Bankası, ülkedeki bitki genetik kaynaklarının tespiti, toplanması, muhafazası, karakterizasyonu, ıslah çalışmalarında kullanılacak gen havuzunun oluşturulması ve söz konusu materyalin uluslararası standartlarda uygun miktarda araştırma projelerine verilmesi amaçları doğrultusunda çalışmalar yürütüyor.
Yerel ve yerli tohumların da muhafaza edildiği Bankanın çalışmaları çerçevesinde, biyolojik çeşitliliğin korunması için farkındalık oluşturmak ve elde edilen deneyimleri aktarmak amacıyla ulusal/uluslararası seminerlerle eğitimler de düzenleniyor.
Kurum, 2024 yılı itibarıyla 4 TAGEM projesinin doğrudan yürütücüsü ve diğer bölüm ile enstitülerin projelerine araştırmacı olarak katılım sağlıyor.
Ankara’daki gen bankasında dokümantasyon, tohum temizliği hazırlık ünitesi, kurutma ve paketleme ünitesi, 7 soğuk muhafaza odası, tohum fizyolojisi laboratuvarı, 2 iklim odası, bitki moleküler biyolojisi laboratuvarı ve bir herbaryum bulunuyor.
İzmir Tohum Gen Bankası
Türkiye ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü arasında Güney Batı Asya ülkelerinde tarımı yapılan bitki türlerinin, bu türlerin yabani akrabalarının ve ekonomik potansiyele sahip yabani türlerin sürveyi, toplanması, muhafazası ve değerlendirilmesi amacıyla imzalanan Uluslararası Bölgesel Merkez kurulması anlaşması çerçevesinde, ülkede bitki genetik kaynaklarının korunması çalışmalarına 1964 yılında bugünkü adı Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsünde (ETAE) başlandı.
1995 yılından itibaren Tarımsal Araştırma Projesi’nin yürürlüğe girmesiyle “Bitkisel Çeşitlilik ve Genetik Kaynaklar” araştırma fırsat alanının “Bitki Genetik Kaynakları” ve “Bitkisel Çeşitlilik ve Genetik Kaynaklar İçin Veri Tabanı Oluşturma” programları ülkesel olarak yürütülüyor.
ETAE, bu ulusal programların koordinasyon merkezi olarak görev yaparken koordinasyon görevini Biyolojik Çeşitlilik ve Genetik Kaynakları Bölümü üstleniyor.
Bitki genetik kaynakları çalışmaları, sürvey, toplama, sistematik ve taksonomi, muhafaza ve dokümantasyon ana disiplinlerinde tahıllar, yemeklik tane baklagiller, yem bitkileri, endüstri bitkileri, sebzeler, meyve ve bağ ile süs bitkileri, endemik türler, tıbbi ve kokulu bitkiler gruplarınca yürütülüyor.
]]>31 Mart seçimlerinin sona ermesinin ardından Çeşme’de dikkatler yeniden turizme yöneldi. 9 günlük uzun bayram tatilinin başlamasıyla Çeşme’de de turizm hareketliliği başladı. Çeşme Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (ÇEŞTOB) Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Biner Tuğgan, bayram tatili öncesinde rezervasyonların yüzde 80’lerde olduğunu belirterek, “Özellikle bayramın ikinci günü için ciddi talep alıyoruz. Bayram tatilinin 9 güne çıkarılması ve okullardaki ara tatilin de aynı döneme denk gelmesi, bayramın önündeki ve ardındaki doluluklara ciddi katkı sağladı. Hava sıcaklıklarının da mevsim normallerinin üzerinde olması birçok tatilciyi sahil kasabalarına davet etmeye başladı diyebiliriz. Bayramdan sonra da Alaçatı Ot Festivali etkinliği olacak. Tabi festivaldeki profil biraz değişecektir. Bayram profili ile aynı olmayacaktır. Fakat o hafta da da Çeşme’de ciddi bir yoğunluk beklentisi içindeyiz. Yaz tatili için de erken rezervasyonlar devam ediyor. Sezon yoğunluğuna entegre olmuş durumdayız. 2024 yılının 2023 daha iyi geçeceğini öngörüyoruz. Erken rezervasyonlar bunu işaret ediyor” diye konuştu.
“Özellikle bayramın 2. ve 3. günü rezervasyonları yüzde 90’ları aştı”
Ege Turistik İşletmeciler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkan Yardımcısı ve ÇEŞTOB Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Belge de yaptığı açıklamada, “9 günlük uzun bir tatil başladı ve Çeşme hareketleniyor. Yaklaşık 20 gün önce bayram doluluklarımız, yüzde 30-40 seviyelerindeydi. Şu anda 4 günlük ortalaması yüzde 80’leri geçti. Özellikle bayramın 2. ve 3. günü rezervasyonları yüzde 90’ları aştı. Bayramın dört günlük ortalamasına baktığımızda yüzde 85 bandında olacağını düşünüyorum. Bu da iyi bir rakam. Çeşme’de hava güzel. Bayramda da böyle geçeceği söyleniyor. Bayramı kazasız belasız atlatacağız. Bayram tatili için her şey hazır. Misafirlerimizi bekliyoruz” diye belirtti.
“Alaçatı Ot Festivali ile ilgili rezervasyonlar gelmeye başladı”
Bayramdan sonraki haftada da Alaçatı Ot Festivali’nin başlayacağını söyleyen Belge, “Festivalin bu seneki teması ‘Öz’e Dönüş’. Gerçekten çok iyi oldu. Festival, ilk çıktığı zamanki konseptiyle yapılacak. Alaçatı Ot Festivali ile ilgili rezervasyonlar gelmeye başladı. Bu yıl ki Ot Festivali’nin hem kalabalık, hem de daha dizayn bir şekilde olacağını düşünüyorum” cümlelerini aktardı.
“Erken rezervasyonları geçen yıla göre neredeyse 3 kat arttı”
Sezon ile ilgili beklentilerini de açıklayan Belge, “Bayram ve Alaçatı Ot Festivali’nden sonra sezonun başlamış olacağını düşünüyorum. Haziran’da okulların kapanmasıyla yoğunluk daha da artacak. Erken rezervasyonlara baktığımızda geçen yıla göre neredeyse 3 kat arttı. Bu da 2024 sezonunun nasıl geçeceği konusunda gösterge oluyor” diye belirtti.
“Çeşme’de her keseye uygun oteller var”
Çeşme’nin pahalı olduğu algısının doğru olmadığını söyleyen Belge, “Çeşme pahalı değil. Çeşme’de her keseye uygun oteller var. Her keseye uygun restoranlar var. İnsanlar 1 yıldızlı otele de gitse, 5 yıldızlı otele de gitse, pansiyona da gitse, Çeşme’de sürekli denetimler olduğu için tertemiz ve iyi hizmet veren otellerle karşılaşır. Bunun için misafirlerimiz, hiç çekinmeden Çeşme’ye gelebilirler. Tabi acenteler konusunda çok dikkatli olsunlar. Sahte siteler çıkıyor. Paralarını kaptırmasınlar. Buna çok dikkat etmek gerekiyor” diye uyardı.
“Türkiye’deki hizmet hiçbir yerde yok”
ETİK Başkan Yardımcısı ve ÇEŞTOB Yönetim Kurulu Üyesi Belge, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu sene sadece Çeşme’de değil, tüm kıyılarımızda turizmin 2019 ve öncesi gibi olacağını, en azından o yıllara yaklaşacağımızı düşünüyorum. Böyle olursa esnaf da mutlu, otelci mutlu, çalışanlar mutlu olur. Sezonun uzaması konusunda ise bu sene bir fırsat. Bayram tatili ile başlayan, Alaçatı Ot Festivali ile birleşen ve Kasım ayının 15-20’sine kadar uzayan bir sezon olacağına inanıyorum. Çeşme’yi güzel bir sezon bekliyor. 4 yıl boyunca bir seçim de yok. Onun da bir rahatlığı olacak. Çünkü turizmciler seçimi pek sevmez. Artık seçim bitti. Herkes rahat. Otellerimiz hazır. Misafirlerimizi otellerle buluşturalım. Ağız tadıyla bir bayram tatili geçirsinler. Son olarak şunu söylemek istiyorum; Çeşme’yi Yunan adalarıyla ve dış ülkelerle karşılaştırmayın. Bizdeki hizmet hiçbir yerde yok. Bunu yabancılar da biliyor. Oradaki kalite ile buradaki kalite inanın çok farklı. Fiyat ucuz olabilir. Ama bizdeki hizmet, bizdeki kalite, bizdeki güler yüzlülük oralarda yok. Bu da bizim insanımıza özgü.” – İZMİR
]]>Europol’e göre Avrupa’da faaliyet gösteren suç örgütleri içerisinde Türkiye vatandaşları ile Türkiye kökenli göçmenler de etkin bir role sahip.
AB Komisyonu’nun talebi doğrultusunda Europol ilk kez Avrupa’daki en tehlikeli suç ağlarının haritasını çıkardı.
Rapor, AB üyesi 27 ülke ile aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 17 ortak ülkenin emniyet birimlerinden elde edilen veriler ışığında hazırlandı.
Lahey’deki Europol Genel Merkezi’nde, AB ülkelerinin yanı sıra, Türkiye ve diğer 16 ortak ülkeden irtibat görevlileri bulunuyor.
Rapordaki bulgular neler?
Europol Genel Müdürü Catherine De Bolle ve AB yetkilileri tarafından açıklanan 60 sayfalık raporda, 112 farklı ülkeden 25 binden fazla kişinin yer aldığı 821 suç ağının varlığına işaret ediliyor.
Rapora göre suç örgütlerinin yarısından fazlası uyuşturucu ticaretinde etkin, yüzde 71’i yolsuzlukla ilişkili, yüzde 68’i de şiddete başvuruyor.
Kara para aklama, kaçakçılık, insan ticareti, dolandırıcılık, gasp, vergi dolandırıcılığı ve hırsızlık gibi suçlar da Avrupa’nın güvenliğini etkileyen unsurlar arasında.
Europol’e göre, suç örgütlerinin yüzde 86’sı yasal ekonomiye sızmayı başarmış durumda.
Suç örgütleri, yasa dışı yollardan elde edilen paraları, yiyecek içecek ve emlak sektörü aracılığıyla aklıyor.
AB yetkilileri, suç örgütlerinin “kamu güvenliğine, hukukun üstünlüğüne ve ekonomiye ciddi zarar verebileceğini” vurguluyor.
Türkiye kökenli suç örgütleriyle ilgili tespitler neler?
Rapora göre, Türkiye kökenli “kilit üyeler” genellikle Belçikalı, Hollandalı ve Alman suçlulardan oluşan suç ağlarının çekirdeğini oluşturuyor.
Bu örgütleri, milliyet, ortak köken, dil, aile veya alt kültür gibi etkenler güçlendiriyor.
Bu suç örgütleri esas olarak kokain ve esrar ağırlıklı uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para aklamayla uğraşıyor.
Suç örgütleri başlıca faaliyetlerini Belçika, Kolombiya, Ekvador, Fransa, Almanya, Hollanda, İspanya, İsveç, İsviçre ve Türkiye’de yürütüyor.
Raporda, Avrupa’ya kokain girişinin iki önemli noktası olan Anvers ve Rotterdam limanları çevresinde faaliyetlerini sürdüren “Belgo-Hollanda suç ağları”na da işaret ediliyor.
Europol, bu suç ağlarının Belçika veya Hollanda uyruklu bazı kilit üyelerinin, başta Türkiye ve Fas olmak üzere diğer ülkelerden geldiğini belirtiyor.
Europol’e göre bu örgütler AB vatandaşı olanlar hariç aynı zamanda Arnavut, İngiliz, İtalyan, Faslı ve Türk kimliğine sahip önemli üyeler bulunduruyor.
Çoğunlukla uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para aklama ile uğraşan bu kişiler, AB içinde Belçika, Almanya , Hollanda ve İspanya’da; AB dışında ise, Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere 40’tan fazla ülkede faaliyet gösteriyor.
Europol raporuna göre, insan kaçakçılığı konusunda da Türkiye kökenli suç örgütü üyeleri aktif konumda.
Göçmen kaçakçılığı faaliyetlerine en yaygın olarak Türkiye, Irak, Moldova, Romanya, Suriye ve Ukrayna vatandaşları karışıyor.
Rapora göre, son dönemlerde AB sınırları içerisinde yaygın biçimde ve büyük miktarlarda, tamamen orijinal olmayan, sahte ateşli silahlar ele geçirilmeye başlandı.
Europol, bu sahte ateşli silahların çoğunlukla Türkiye’de üretildiğine ve daha sonra Türkiye’deki suç şebekeleri tarafından AB ülkelerine satıldığına inanıyor.
Rapora göre, Avrupa vatandaşlarına yönelik telefon ve dijital dolandırıcılık faaliyetlerinin bir bölümü de Türkiye kökenli suç örgütleri tarafından gerçekleştiriliyor.
Suç örgütleri hangi ülke vatandaşlarından oluşuyor?
Rapora göre, Avrupa’da faaliyet gösteren suç örgütlerinin büyük bölümü, Arnavutluk, Belçika, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Polonya, İspanya, Türkiye ve Ukrayna vatandaşlarından oluşuyor.
Suç ağlarının AB uyruğuna sahip olmayan üyelerinin çoğunluğu Türkiye, Arnavutluk, Bosna Hersek, Çin, Gürcistan, İzlanda, Nijerya, Sırbistan, İngiltere ve Ukrayna’dan geliyor.
AB üyesi ülke vatandaşlarının oluşturduğu homojen suç ağlarında çoğunlukla İtalyanların yanı sıra Fransız, Polonyalı ve Romenler yer alıyor.
İtalyan mafya tarzı suç ağları genellikle yalnızca İtalya vatandaşı olan kilit üyelerin çevresinde şekilleniyor.
İtalya’nın en eski ve büyük mafyalarından ‘Ndrangheta, uyuşturucu kaçakçılığı, ateşli silah kaçakçılığı ve vergi kaçakçılığı gibi çeşitli suç faaliyetleriyle uğraşan bir suç ağı oluşturmuş durumda.
Ancak 45’ten fazla ülkede faaliyet gösteren İtalyan mafyası, çoğunlukla Belçika, Almanya, Hollanda, Malta, Romanya, İspanya, Kolombiya, İsviçre ve Amerika Birleşik Devletleri’nde de çok geniş bir erişim alanına sahip.
Bu suç örgütleri uyuşturucu kaçakçılığının yanı sıra, gasp ve şantaj, atık kaçakçılığı, sigara kaçakçılığı ve kara para aklamayla da uğraşıyor.
Romen suç örgütleri, Avrupa’da hırsızlık, motorlu taşıt suçları ve soygunlar gibi organize mülkiyet suçları ile mali yardımlarda ve KDV dolandırıcılıklarında ve cinsel istismara yönelik insan kaçakçılığı konularında aktif.
Polonya’daki örgütler ağırlıklı olarak kaçakçılık konusunda faaliyet gösteriyor.
Neredeyse her suç örgütünde İspanya vatandaşlarının bağlantısı bulunuyor.
Her 10 suç örgütü üyesinden biri Latin Amerika vatandaşı.
Pek çok suç şebekesinde Alman üyeler yer alıyor. Bu ağların kilit üyeleri arasında, başta Hollandalı, İtalyan, Polonyalı, Rus ve Türk olmak üzere 48 farklı milletten oluşan geniş bir yelpaze yer alıyor.
Raporda İtalya merkezli suç örgütlerinin yanı sıra, “Batı Balkan mafyasına” da vurgu yapılıyor.
AB yetkilileri ne diyor?
Europol Genel Müdürü Catherine De Bolle, tüm AB üyeleri ile 17 ortak ülkenin katkılarıyla hazırlanan raporu, Avrupa düzeyinde şimdiye kadar kilit suç ağları üzerine gerçekleştirilen en kapsamlı çalışma olarak değerlendirdi.
De Bolle, “Suçlular gizlilik içinde gelişirler ama biz bunu değiştiriyoruz” diyerek, suç örgütlerine, “Kim olduğunuzu, ne yaptığınızı, kiminle çalıştığınızı biliyoruz. Artık saklanamazsınız” mesajını verdi.
AB Dönem Başkanı Belçika İçişleri Bakanı Annelies Verlinden, Avrupa açısından bir kilometre taşı olan çalışmanın, toplumun güvenliğini korumaya yönelik kararlılığın bir ifadesi olduğunu söyledi.
AB Komisyonu’nun Avrupa İçişleri’nden Sorumlu Üyesi Ylva Johansson da, “Organize suç, bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehditlerden biridir ve toplumu yolsuzlukla, aşırı şiddetle tehdit etmektedir. Neyle mücadele ettiğimizi bilmemiz gerekiyor” dedi.
AB Komisyonu’nun Adalet’ten Sorumlu Üyesi Didier Reynders, bu bulguların, Avrupa genelindeki adalet sistemleri ve hukukun üstünlüğü üzerinde önemli etkileri olacağını dile getirdi.
]]>MERKEZ BANKASI’NDAN HÜKÜMET ADINA BAKAN ŞİMŞEK’E AÇIK MEKTUP
Merkez Bankası, hükümet adına Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e “Açık Mektup” gönderdi. Mektupta, 1211 sayılı Merkez Bankası Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca, enflasyon hedefine ulaşılamaması halinde TCMB’nin hedeften sapmanın nedenlerini ve alınması gereken önlemleri hükümete yazılı olarak bildirmesi ve kamuoyuna açıklaması gerektiği hatırlatıldı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet ŞimşekENFLASYONUN HEDEFTEN SAPMASININ NEDENLERİ VE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
2023 yılı enflasyonunun hedef etrafında konulan belirsizlik aralığının belirgin şekilde üzerinde gerçekleştiği kaydedilen mektupta, şu ifadelere yer verildi: “Bu metin, enflasyonun hedeften sapmasının nedenleri ile hedefe ulaşmak için alınan ve alınması gereken önlemleri açıklamaktadır. Bu belgeyle birlikte, 2023’te enflasyon üzerinde etkili olan unsurlara dair analiz ve değerlendirmeleri de içeren 2024’ün ilk Enflasyon Raporu ile kısa ve orta vadede enflasyon hedefine ulaşmak için uygulanacak para politikasını daha detaylı olarak açıklayan 2024 Yılı Para Politikası metni ekte bilgilerinize sunulmaktadır. 2022 sonunda yüzde 64,3 olan yıllık tüketici enflasyonu, 2023’ün ilk yarısında baz etkilerine ek olarak döviz kurundaki yatay seyir, düşen yabancı para cinsi ithalat fiyatları ve enerji sübvansiyonlarının etkisiyle gerilemiştir. Böylece haziranda yıllık enflasyon yüzde 38,2 olarak gerçekleşmiştir.
Diğer taraftan, parasal koşulların etkisiyle kredi büyümesinde gözlenen yüksek oranlı artışlar, ücret güncellemeleri ve hane halkına yapılan transferler yılın ilk yarısında enflasyon üzerinde talep yönlü unsurların etkisini belirgin hale getirmiştir. Söz konusu gelişmeler, enflasyondan korunma saiki ile cari açığın altın ve tüketim malı ithalatı kanalıyla yükselmesine neden olmuş ve finansal piyasalarda belirsizliği artırmıştır. Ayrıca, şubatta yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerin, konut piyasası başta olmak üzere mal, hizmet ve iş gücü piyasalarında oluşturduğu arz-talep dengesizlikleri ile yeniden inşa faaliyetlerinin kamu maliyesi üzerindeki kısa ve orta vadeli etkileri enflasyon üzerindeki baskıları artırmıştır. Bu gelişmeler, fiyatlama davranışlarını olumsuz etkileyerek yılın ilk yarısında gerileyen enflasyonun ikinci yarıda artmasına zemin oluşturmuştur.”

“MAKRO FİNANSAL İSTİKRARI GÜÇLENDİRECEK ŞEKİLDE SADELEŞTİRMEYE GİDİLDİ”
Mektupta, 2023’ün haziran ayında Para Politikası Kurulu’nun (PPK), dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması ve fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için güçlü bir parasal sıkılaştırma sürecinin başlatılmasına karar verdiği anımsatıldı.
Bu çerçevede, haziran-aralık döneminde politika faizinin toplamda 34 puan artırılarak yüzde 8,5 düzeyinden yüzde 42,5’e yükseltildiği hatırlatılan mektupta, şunlar kaydedildi: “Parasal sıkılaştırmayla eş anlı olarak, makroihtiyati çerçevede, piyasa mekanizmalarının işlevselliğini artıracak ve makro finansal istikrarı güçlendirecek şekilde sadeleşmeye gidilmiştir. Parasal sıkılaştırma ayrıca, seçici kredi ve miktarsal sıkılaştırma adımları ile desteklenmiştir. 2023’ün üçüncü çeyreğinde, yurt içi talepte süregelen güçlü seyrin birikimli etkileri, vergi ayarlamaları, döviz kuru gelişmeleri, ücret artışları, hizmet enflasyonundaki katılık ve ham petrol fiyatlarındaki ani yükseliş enflasyon dinamiklerinde etkili olmuştur. Ayrıca, tüm bu gelişmelerin kısa bir süre zarfında aynı anda gerçekleşmesinin fiyatlama davranışlarında oluşturduğu ilave bozulma sebebiyle de enflasyon yükselmiştir. Bu gelişmeler çerçevesinde enflasyon, haziran-eylül ayları arasında 23,3 puan artarak yüzde 61,5 seviyesine ulaşmıştır. Bu artışın 4,7 puanı, vergi dahil kur etkisi hariç olmak üzere, akaryakıt fiyatlarındaki gelişmelerden, 3,8 puanı döviz kurundaki yükselişten, 2,8 puanı akaryakıt haricindeki vergi artışlarından kaynaklanmıştır. Ücret artışı ve talebin halen oldukça güçlü olduğu bu dönemde, şokların bir arada gerçekleşmesinin fiyatlama davranışında oluşturduğu ilave bozulmanın ise enflasyon üzerinde 10,0 puan artırıcı yönde etkisi olmuştur. Bunların dışındaki faktörlerin etkisi ise toplamda 2,0 puan ile sınırlı kalmıştır.”
Parasal sıkılaştırmanın ilk etkilerinin finansal koşullar üzerinde gözlendiği, kısmen talep koşullarına da yansımaya başladığı belirtilen mektupta, “Yılın ikinci yarısında, dış finansman koşullarının belirgin şekilde iyileştiği, rezervlerin istikrarlı artış kaydettiği, talep koşullarının cari işlemler açığına yansıyacak şekilde güç kaybetmeye başladığı, Türk lirası mevduat payının yükseldiği, Türk lirası varlıklara yurt içi ve yurt dışı talebin güçlenerek arttığı gözlenmiştir. Tüm bu gelişmeler para politikasının etkinliğine katkıda bulunmuştur.” ifadelerine yer verildi.

“2023 YIL SONU ENFLASYONU TAHMİN ARALIĞININ ORTA NOKTASINA YAKIN GERÇEKLEŞMİŞTİR”
Mektupta, yılın son çeyreği özelinde bakıldığında, parasal sıkılaştırma sürecinin finansal koşullar ve iç talep üzerindeki etkileriyle tüketici yıllık enflasyonunun 3,2 puan ile sınırlı bir oranda yükseldiği, bu etkinin 2,4 puanlık önemli kısmının doğal gaz tüketiminin artmasıyla birlikte hanelerin bedelsiz kullanım sınırını aşmasına bağlı yukarı yönlü mekanik etkiden kaynaklandığı belirtildi.
Bu dönemde enflasyonun ana eğiliminin de gerileme kaydettiği bildirilen mektupta, şu değerlendirmelere yer verildi: “Fiyatlama davranışları, özellikle dayanıklı mal gruplarında olmak üzere, öncelikle temel mallarda görece daha kuvvetli düzelme işaretleri göstermiştir. Hizmet enflasyonu katılık gösterse de talep ve maliyet koşullarına daha duyarlı olan ulaştırma ve yemek hizmetleri enflasyonunda da eğilim son çeyrekte yavaşlamıştır. Konut fiyatlarında süregelen aşırı artışlar ise yerini enflasyonun altında kalan bir aylık yükselişe bırakmış, öncü göstergeler yeni kiralık ilan fiyat artışlarında yavaşlamaya işaret etmiştir. Takip edilen çekirdek, istatistiksel ve model-bazlı göstergeler, yılın son çeyreği boyunca enflasyon ana eğiliminin yavaşladığına işaret etmiştir. Böylelikle 2023 yıl sonu enflasyonu yüzde 64,8 ile yılın son Enflasyon Raporu’nda paylaşılan tahmin aralığının orta noktasına yakın gerçekleşmiştir.”

SON ÇEYREKTE YAŞANAN GELİŞMELER
Mektupta, son çeyrek gelişmelerinin, enflasyon üzerinde etkili olan unsurlarda parasal sıkılaştırmaya bağlı olarak kademeli bir geri çekilme yaşandığını ortaya koyduğu, bu dönemde dış finansman koşulları, rezervlerdeki güçlenme, cari dengedeki iyileşme ve TL varlıklara talebin döviz kuru istikrarına ve para politikasının etkinliğine katkıda bulunduğu kaydedildi.
2023 sonu itibarıyla TL mevduatın payının, yıl içinde gerilediği yüzde 32 seviyesinden yüzde 42’nin üzerine çıktığı belirtilen mektupta, tüketici kredileri yıllık büyümesinin tepe noktası olan yüzde 60’tan yüzde 40’ın altına, 12 aylık birikimli altın ve tüketim malı ithalatı yıllık büyümesinin ise tepe noktası olan yüzde 125’ten yüzde 53’e gerilediği anlatıldı.

“MERKEZ BANKASI, SIKI PARA POLİTİKASI DURUŞUNU SÜRDÜRECEK”
Kurul’un 2024 yılına girildiğinde, politika faizini ocak toplantısında yüzde 45’e yükselttiği, şubat ayında ise parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkileri ve parasal aktarımı destekleyen diğer politika adımlarını da göz önünde bulundurarak sabit tuttuğu hatırlatılan mektupta, mart ayına gelindiğinde ise aylık enflasyonun ana eğiliminin öngörülenden yüksek gerçekleştiği, yakın döneme ilişkin göstergelerin yurt içi talepte dirençli seyrin sürdüğüne işaret ettiği aktarıldı.
Bu bağlamda Kurul’un, enflasyon görünümündeki bozulmayı dikkate alarak mart ayı toplantısında politika faizini yüzde 50 düzeyine yükselttiği, ayrıca, operasyonel çerçevede değişikliğe giderek Merkez Bankası gecelik vadede borçlanma ve borç verme oranlarının bir hafta vadeli repo ihale faiz oranına kıyasla -/+ 300 baz puanlık bir marj ile belirlenmesine karar verdiği anımsatılan mektupta, şunlar kaydedildi:
“Operasyonel çerçevedeki değişiklik, faiz oranlarının geldiği yüksek seviye göz önünde bulundurularak yapılan teknik bir düzeltme olup bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı temel politika faizi olarak kullanılmaya devam edilecektir. TCMB, aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşunu sürdürecektir. Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Para politikasındaki kararlı duruşun; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinde düzelme vasıtası ile aylık enflasyonun ana eğilimini düşüreceği ve dezenflasyonu 2024 yılının ikinci yarısında tesis edeceği öngörülmektedir.”

“HİZMET ENFLASYONUNDAKİ KATILIK, RİSKLERİ CANLI TUTMAKTA”
TCMB’nin temel amacı ve önceliğinin fiyat istikrarını sağlamak olduğu vurgulanan mektupta, “Para politikası bu amaç doğrultusunda oluşturulacaktır. Bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı politika faiz oranı olmayı sürdürecek, kredi büyümesi ve mevduat faizinde öngörülenin dışında gelişmeler olması durumunda ise parasal aktarım mekanizmasını destekleyecek politika adımları atılmaya devam edilecektir. 2024 Para Politikası metninde belirtildiği gibi, enflasyonun gelecek dönemdeki seyri konusunda iktisadi birimlere rehberlik etmesi öngörülen göstergeler, kısa vadede enflasyon tahminleri, orta vadede ise enflasyon hedefidir. Bu çerçevede, para politikası enflasyonu geriletecek ve orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirlenmeye devam edilecektir. Parasal duruşun sürdürülmesi ile enflasyonun 2024 yılı sonunda yüzde 36 olarak gerçekleşeceği, 2025 yılı sonunda yüzde 14 ve 2026 yılı sonunda ise yüzde 9 seviyesine geriledikten sonra yüzde 5 düzeyinde istikrar kazanacağı öngörülmektedir. Hizmet enflasyonundaki katılık, enflasyon beklentileri, jeopolitik riskler ve gıda fiyatları enflasyon üzerindeki riskleri canlı tutmaktadır.” ifadelerine yer verildi.

“ASGARİ ÜCRETİN YILDA BİR KEZ GÜNCELLENMESİ KRİTİK ÖNEM TAŞIYOR”
Dezenflasyon sürecinde para ve maliye politikalarının eş güdümünün büyük önem arz ettiği, öngörülebilirliğin artmasını sağlayan OVP (2024-2026) ile somutlaşmış olan kamu politikalarına dair varsayımların TCMB’nin enflasyon tahminlerine yansıtıldığı belirtilen mektupta, bu kapsamda, asgari ücretin yılda bir kez güncellenmesi, yönetilen/yönlendirilen fiyatlar ile ücret ve vergi ayarlamalarında OVP’de sunulan enflasyon tahminlerinin gözetilmesi ve para politikasındaki sıkı duruşun ihtiyatlı maliye politikası ile desteklenmesinin öngörülen dezenflasyon patikasının tesis edilmesi açısından kritik önem taşıdığının altı çizildi.
OVP kapsamında ilan edilen fiyat istikrarı ve finansal istikrarı destekleyici diğer tedbirlerin de dezenflasyon sürecine katkı vermesinin beklendiği aktarılan mektupta, şu değerlendirmelerde bulunuldu:
“OVP’de ilan edilen orta vadeli hedeflere dezenflasyon patikasıyla uyumlu olacak şekilde bağlı kalınması, fiyat istikrarının tesis edilmesinde kritik rol oynayacaktır. Diğer taraftan, enflasyondaki katılık ve oynaklıkları azaltacak yapısal reformlara devam edilmesi ve arz kapasitesini geliştirecek teknolojik ve dijital dönüşümün desteklenmesi, fiyat istikrarına ve dolayısıyla toplumsal refaha orta ve uzun vadede olumlu katkıda bulunacaktır. Bu kapsamda TCMB, yapısal unsurları analiz etmeye, ilgili politika önerileri geliştirmeye ve enflasyonla mücadelenin önemi konusunda ilgili paydaşlar ve kamuoyu nezdinde farkındalık oluşturmaya yönelik çalışmalarına devam edecektir.”
]]>Altın fiyatındaki yükseliş, düğünlerde altın takacak vatandaşların bütçelerini zorluyor. Düğün sezonun yaklaşmasıyla altın almayı planlayan vatandaşların tercihi, gösterişli ama gramajı hafif ürünler oluyor.
Kuyumcu İnanoğlu, geçen haftalarda altının gramının 2 bin 540 liraya kadar yükseldiğini ancak seçimlerden sonra tekrar bir gerileme yaşandığını belirtti. Çeyrek altının yaklaşık 4 bin 500 liralara yaklaştığını ifade eden İnanoğlu, “Şimdi 4 bin 50, 4 bin 100 bandında dolanıyor. Beklentimiz haziran ayı gibi altın onsunun biraz yukarı doğru çıkması, dolar da biraz yükseldiği takdirde haziran sonu gibi altının gramı 2 bin 815 lira civarında olacak. Bu da demek oluyor ki çeyrek altının 4 bin 600 liralara kadar çıkması bekleniyor” dedi.
Yüksek fiyattan altın alan vatandaşların ‘yüksekten aldık, altın düştü’ diye panik yapmamasını tavsiye eden İnanoğlu, “Tekrar gelip yerine oturacaktır. Altın zirveyi sever ve geldiği yeri asla unutmaz” diye konuştu.
“Altın, altın yılını yaşıyor”
Halkın elindeki paraya göre hareket ettiğini vurgulayan İnanoğlu, fiyatlardaki artıştan dolayı gram altının tercih edilmeye başlandığını kaydetti. Gayrimenkullerini satanların da altına yatırım yaptığına dikkat çeken İnanoğlu, “Çünkü altın 2023 yılında yaklaşık yüzde 146 civarında getiri sağladı. Beklenti 2024’te de aynı şekilde. Vatandaşın 2023’ün Kasım ayında 9 bin liraya aldığı bir cumhuriyet lirası bugün 16 bin lira bandında. Arada yüzde 50-60’lık bir fark var. Bu da ciddi bir kazanç getiriyor. Yani bir söz vardır; altın, altın yılını yaşıyor. Ama tabii ki bunlar işçilikli ürün veya takı değil. Gram, çeyrek, yarım, tam altın şeklindeki ziynet dediğimiz ürünlerdir” ifadelerini kullandı.
“Gramajı hafiflerken, gösterişi artıyor, fiyatı düşüyor”
İnanoğlu, altın fiyatındaki artışa bağlı olarak vatandaşların, gramajı ağır olan ürünler yerine füzyon yöntemiyle gösterişli ama gramajı hafifletilerek imal edilen takılara yöneldiğini söyledi. Gramajı ağır olan ürünlerin füzyon denilen yeni bir imalat sistemiyle içinin boşaltılarak, gösterişli hale getirildiğini anlatan İnanoğlu, şöyle devam etti: “Örneğin ürün içi dolu olduğu takdirde 100 gramlık bir bilezik olacaktır. Ama o bilezik füzyon yönteminin ardından 30 gram geliyor. Yüzde 70’lik bir iç boşaltma olayı gerçekleşiyor. Gramajı hafiflerken, gösterişi artıyor, fiyatı düşüyor. Tabii ki ürünlerin tamamı 22 ayar veyahut 14 ayardır. Onlardan yana herhangi bir sıkıntı yok. Sadece halkın kesesine uygun olabilecek, düğünlerini, derneklerini rahat yapabilecek, verdiği sözleri yerine getirebilmeleri sağlamaları açısından ürünleri hafiflettik.”
“Piyasada çok sahte altın var”
Vatandaşları altın alırken dikkatli olmaya çağıran İnanoğlu, “Piyasada çok sahte altın var. Düşük ayar, merdiven altı üretimler var. Bu nedenle bildik, tanıdık kuyumculardan alışveriş yapmalarını tavsiye ederiz ki insanlar mallarının arkasında dursunlar. Asla internetten alışveriş yapmasınlar. Çok dolandırıcılık var. 14 ayar diye satıyorlar; 8 ayar geliyor bazen. Hatta 8 ayar bile gelmiyor, metal geliyor, altın kaplama geliyor. Vatandaşlarımız görmedikleri altını almasınlar” dedi.
Bankalardaki altın hesaplarında da alış-satış arasındaki makasın açıldığını dile getiren İnanoğlu, bunun da vatandaşın cebine olumsuz yansıdığını, bu nedenle de ‘elleriyle tutmadıkları ve gözleriyle görmedikleri’ altını almamaları tavsiyesinde bulundu. – MERSİN
]]>Kacır, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı ile Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Abdülkadir Noyan Konferans Salonu’nda düzenlenen “Alper Gezeravcı Astronomi ve Uzay Bilimleri Yerleşkesi Açılış Töreni” ve “Gençlik Buluşması” programında yaptığı konuşmada, Ankara Üniversitesinde 70 yıl önce uzay bilimleri alanındaki çalışmaların temellerinin atıldığını söyledi.
Türk gençlerinin alanlarında en iyi işleri adım adım gerçekleştirdiklerini belirten Kacır, “Milli Teknoloji Hamlesi’nin öznesi, sahibi Türk gençliğidir, TEKNOFEST kuşağıdır. Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde hangi programları, projeleri gerçekleştiriyorsak işin merkezinde Türk gençliğini görüyoruz. Türk gençliği kendini ispat etti. Türkiye bugün savunma sanayinde, havacılıkta elde ettiği başarıları genç insan kaynağına borçlu. Gençlerin kurduğu teknoloji takımları ve girişimleri, Türkiye’yi savunma sanayinde, havacılıkta tam bağımsızlık yolunda güçlendirdi, küresel ligde en üst seviyeye çıkarmayı başardı.” ifadesini kullandı.
Kacır, Türkiye’nin başka ülkelerle karşılaştırıldığında en önemli avantajının genç nüfusu olduğuna işaret ederek, dünyayı genç insanların geliştirdiği teknolojilerin dönüştürdüğünü dile getirdi.
Türkiye’nin teknoloji takımlarının yaş ortalamasının 27-28 olduğunu belirten Kacır, “Türkiye için bu muazzam bir güç kaynağı. Bu anlayışla gençlerimizin önünü açmayı, onların önündeki engelleri kaldırmayı en önemli hedefimiz olarak görüyoruz.” diye konuştu.
Kacır, Cumhuriyet’in 100. yılında 3 TEKNOFEST düzenlediklerini anımsatarak, Türkiye’nin 3 büyük şehrindeki bu festivale 4,5 milyon ziyaretçinin katıldığına dikkati çekti.
Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Türkiye’nin havacılık alanında yaptığı çalışmalara değinen Kacır, şöyle devam etti:
“Sanayileşme tarihimiz kesintiye, akamete uğratılmış hikayelere dönüşmüş. Nihayetinde 2000’li yıllarda bir sağlam irade ‘Türkiye’nin neye ihtiyacı varsa onu yerli ve milli olarak geliştireceğiz, üreteceğiz. Kendi öz evlatlarımızın alın ve akıl terine güveneceğiz, onların önündeki engelleri kaldıracağız’ dediği andan itibaren bakın sizler gibi gencecik insanlar Türkiye’de ne işler yaptılar. Bayraktar’larla, ANKA’larla, AKINCI’larla, AKSUNGUR’larla, HÜRKUŞ’larla, HÜRJET’lerle, KAAN’larla Türk’ün imzasını gökyüzüne attılar. Yeter ki onların önündeki engelleri kaldıralım, devletin güçlü iradesi onların yanında olsun. Türk gençliğinin daha yapacak çok işi var.”
“Küresel uzay ekonomisi 600 milyar dolar”
Kacır, uzayın kendileri ve dünya için kıymetli bir alan olduğunu, uzay alanındaki araştırmaların 60 yıldan uzun süredir yeryüzündeki pek çok teknolojik gelişmenin tetikleyicisi olduğunu söyledi.
Uzay ekonomisinin yıldan yıla büyüdüğüne işaret eden Kacır, “Bugün küresel uzay ekonomisi 600 milyar dolar. İnsanoğlu, yılda 600 milyar doları uzay alanındaki yatırımlara harcıyor, bu daha da artacak. Aynı zamanda çok stratejik bir alan. Bu alanlardaki teknolojik gelişmeler, Türkiye’ye muazzam bir stratejik kazanım da getiriyor.” dedi.
Bakan Kacır, Türkiye’de uzun zamandır uzay alanında bir çaba olduğunu dile getirdi. Türksat 6A projesini tamamladıklarını belirten Kacır, Türkiye’nin, ilk milli haberleşme uydusunu 8 Temmuz haftasında uzaya göndereceğini ve dünyada bunu başarabilen 11 ülkeden biri olacağını ifade etti.
Milli hibrit roket motorunu uzayda ateşleyeceklerini söyleyen Kacır, Türkiye’nin, bu alanda çalışan dünyada en ileri 4 ülkeden biri olduğunu dile getirdi.
Kacır, Türkiye’nin tüm bu hamlelerle uzay ekonomisinden pay almaya başlayacağına işaret ederek, uzay yolcuğunun Türkiye’yi teknolojinin en ileri alanlarında dünya sahnesine çıkaracağını söyledi.
Türkiye’nin uzay alanında yeni programlar başlatacağını belirten Kacır, yıllar içinde yeni astronotların da gönderilebileceğini ifade etti.
Kacır, önceliklerinin uzay alanında teknoloji geliştirme kabiliyetini daha da artırmak olduğunu vurgulayarak, “Uluslararası Uzay İstasyonunun yenileme projelerine dahil olacağız. Kendi uydularımızı, roketlerimizle uzaya fırlatabilen bir ülke haline geleceğiz. Bir uluslararası uzay limanı kuracağız. Böylelikle uzaya bağımsız erişim konusunda önemli bir altyapı kazanmış olacağız. Türkiye’nin Milli Uzay Programı’ndaki hedeflerinin tümünü Türk gençleriyle gerçekleştireceğiz. Türkiye 10 yıl içinde savunma sanayinde, havacılıkta neyi, nasıl başarmışsa benzer bir başarı hikayesini uzay alanında ortaya koymuş olacak. Bu, Türkiye Yüzyılı için milletimize borcumuzdur. Uzay alanında güçlü olmayan, uzayda söz sahibi olmayan ülkenin bugünün dünyasında güçlü olması mümkün değildir. Bu projelerin her birini başarıyla gerçekleştireceğiz.” diye konuştu.
Yürütülen bu çalışmaları toplumla paylaşmaya, gençleri, çocukları, TEKNOFEST kuşağını, bu projelerde yol arkadaşı yapmaya gayret göstereceklerini belirten Kacır, şunları kaydetti:
“Biz bu buluşmaları geçen haftalarda yaptık, medyada eleştiriler olmuş ‘Türkiye’de yerel seçimler var, siz astronotla seçim çalışması yapıyorsunuz’ diye. O zaman da söyledim, şimdi de söyleyeyim, biz TEKNOFEST’leri de bu işleri de milli meseleler olarak görüyoruz. Seçimden önce de sonra da her daim bu işleri yapmaya devam ediyoruz. Bizim için aslolan Türk gençliğiyle yol arkadaşlığı yapmaktır. Biz bu misyonun başında Türk gençliğine söz verdik. Türkiye’nin ilk astronotu döndükten sonra bütün bu hikayesini doğrudan Türk gençliğiyle paylaşacak dedik. Türkiye’de 208 üniversitenin tamamında bu buluşmalar yapılacak. Ben katılabildiklerime katılırım ama Alper Gezeravcı bütün üniversitelerimize gidecek ve gençlerimizle buluşacak. Bu çalışmaları ve bundan sonrasını nasıl yapacağımızı gençlerle konuşacak. Bu misyonların bütün dünyada asıl amacı budur. Bizler her daim gençlerimizin, araştırmacılarımızın yanında olacağız.”
“Devletimiz ve milletimizin sunduğu imkanları milletin üstün yararı için kullanmayı ilke edindik”
Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar da Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın uzaya çıkmasının ülke için gurur kaynağı olduğunu dile getirerek, Gezeravcı’nın Uluslararası Uzay İstasyonunda yaptığı bilimsel deneylerden birinin de Ankara Üniversitesine ait olduğunu söyledi.
Ankara’da astronominin bulunduğu tek bölümün Ankara Üniversitesinde olduğuna işaret eden Ünüvar, “Ankara Üniversitesinin bu projenin bir parçası olması tesadüf değil. Yapay zeka ve nesnelerin interneti gibi süper yeni akıllı sistemlerin konuşulduğu bir çağdayız. Üniversite olarak bize de önemli görevler düşüyor. Bu görevleri yerine getirmek için çalışıyoruz. Üniversite olarak devletimiz ve milletimizin bize sunduğu imkanları milletin üstün yararı için kullanmayı temel ilke edinmiş durumdayız. Bu bağlamda sorumluluklarımızın ve avantajlarımızın farkındayız. Genç ve üretken bir nüfusa sahibiz, bu nüfusu teknolojiyle buluşturduğumuz zaman Türkiye’nin hedeflerine kısa zamanda ulaşacağına inanıyoruz. dedi.
Öğrencilerle söyleşi yapan Gezeravcı da gençlerle hatıra fotoğrafı çektirdi.
Konuşmaların ardından Ankara Üniversitesi Alper Gezeravcı Astronomi ve Uzay Bilimleri Yerleşkesi’nin açılışı yapıldı.
]]>Batı Akdeniz’de bin 673 firma yılın ilk çeyreğinde 148 ülke ve bölgeye ihracat gerçekleştirdi. Yılın ilk 3 ayında en fazla ihracatı yaş meyve sebze sektörü gerçekleştirirken, en fazla ihracat Çin’e yapıldı.
Batı Akdeniz’den Mart ayında en fazla ihracat gerçekleştiren ilk 5 sektöre bakıldığında, yaş meyve sebze sektörü 79,5 milyon dolar, maden ve metaller sektörü 36,7 milyon dolar, ağaç orman ürünleri sektörü 25,9 milyon dolar, kimya sektörü 21,3 milyon dolar, çimento cam seramik ve toprak ürünleri sektörü ise 9,4 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi.
Mart ayında bölgeden en fazla ihracat, ödeme almada büyük sorunlar yaşanan Rusya’ya gerçekleşti. Bu büyük olumsuzluğa rağmen Rusya’ya yüzde 10,32 oranındaki gerileme ile 16,4 milyon dolar ihracat gerçekleşti. Covid sürecinde ve sonrasında ihracatın ciddi oranda gerilediği Çin, eski günlerine döndü ve ihracatçıların azimli çalışmalarıyla ihracat rakamları rekor sevide arttı. Çin’e Mart ayında yüzde 34,1 oranında artışla 15,9 milyon dolar ihracat gerçekleşti. Listenin üçüncü sırasında savaşın devam ettiği Ukrayna yer aldı ve bu ülkeye yüzde 1,90 oranında artışla 1,2 milyon dolar ihracat yapıldı. Almanya, Mart ayında ihracatımızın yüzde 21,1 oranında düştüğü bir ülke oldu ve Almanya’ya 12,7 milyon dolar ihracat yapıldı. Beşinci sıradaki Romanya ise 1,26 oranında gerileme ile 12,4 milyon dolar ihracat yapılan bir diğer Avrupa ülkesi oldu.
En fazla ihracatı, 235,7 milyon dolar ile yaş meyve sebze sektörü gerçekleştirdi
Batı Akdeniz’den 1 Ocak ila 31 Mart tarihleri arasında en fazla ihracatı, yaşanan tüm olumsuz gelişmelere rağmen 235,7 milyon dolar ile yaş meyve sebze sektörü gerçekleştirdi. Sektör ihracatı geçen yılın 3 aylık dönemine kıyasla yüzde 11,3 oranında geriledi. Listenin ikinci sırasında ise 110,6 milyon dolar ihracatla doğal taş ağırlıklı maden ve metaller sektörü yer aldı. Sektör ihracatı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 15,29 oranında arttı ve bölgenin en güçlü iki sektöründen birisi olmaya devam etti. Bu artışta sektörün yarısından fazlasını temsil eden bölgenin önemli ihraç kalemi olan doğal taş ürünlerinde kaydedilen olumlu gelişmeler rol oynadı. Nitekim doğal taş ürünleri ihracatı yılın ilk üç ayında yüzde 15 artışla 65 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti.
Listenin üçüncü sırasında yer alan ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektörüm ihracatı yüzde 7,94 oranında artarak 73,5 milyon dolar olurken, dördüncü sırada yer alan kimya sektörü yüzde 3,16 oranında gerileme ile 62,1 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. Beşinci sırada yer alan çimento cam seramik ve toprak ürünleri sektörü ise yüzde 8,7 oranında artışla 23 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi.
Antalya, Burdur ve Isparta illerinden 3 aylık dönemde en fazla ihracatın gerçekleştiği ülke yüzde 27,43 oranında artışla ve 48,8 milyon dolar ihracatla Çin oldu. Ödeme sistemlerindeki probleminin hala devam ettiği Rusya, listenin ikinci sırasında yer aldı. Rusya’ya yüzde 23 oranında gerileme ile 45,5 milyon dolar ihracat gerçekleşti. Yine yapısal sorunların yaşandığı Almanya listenin üçüncü sırasında yer aldı. Almanya’ya yüzde 12 oranında gerileme ile 42,1 milyon dolar ihracat gerçekleştirildi. Savaşın devam ettiği Ukrayna, yüzde 3,11 oranında gerileme ve 37,3 milyon dolar ihracatla listenin dördüncü sırasında yer aldı. Beşinci sırada bulunan Romanya’ya ise 0,17 oranında artışla 34,7 milyon dolar ihracat gerçekleştirildi.
Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Mirza Çavuşoğlu, “Bölge ihracatını artırmak ve yılın ilk aylarında ortaya çıkan olumsuz havayı dağıtmak için hedef pazarlara yönelik destekler yanında başlıca ihracatçı sektörleri olan yaş meyve sebze ve doğal taş ürünlerine yönelik olarak önemli pazarlarda kapsamlı bir tanıtım/pazarlama stratejisi olan Turquality tanıtım atağının startını Ticaret Bakanlığımız desteği ile veriyoruz. Ayrıca, Mart ayında Çin’deki önemli bir doğal taş fuarına BAİB olarak katılım sağladık, bu sektördeki firmalarımız geçtiğimiz ayın ilk haftasında da Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen bir heyetimiz vesilesiyle ürünlerini tanıtma imkanı buldular. Bayram sonrasında S. Arabistan’a yönelik bir gıda heyetimiz olacak firmalarımızın bu heyete ilgisi büyük. Yine ileriki dönemde İspanya’ya yaş meyve sebze sektörüne yönelik bir UR-GE heyeti için hazırlıklarımızı tamamladık. Bunlar yılın ilk yarısı için çalışma yürüttüğümüz projelerimizin bazıları. Bölge ihracatımızın artırılmasına yönelik olarak heyet ve fuar organizasyonlarına ilave olarak eğitim faaliyetlerine de devam ediyor ve önümüzdeki dönemde hayata geçireceğimiz, ülke genelinde uygulanan öncü projelerden biri mahiyetindeki, bir yıl sürecek e-ihracat danışmanlık projemiz ile potansiyeli olan yeni firmalarımızı ihracat ailesine daha etkin katılmaya hazırlamayı hedefliyoruz” dedi. – ANTALYA
]]>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Dış Ticaret Verileri temel alınarak hazırlanan Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Dijital Veri Paneli’ne göre, bu yılın ilk 2 ayında tarım, gıda ve içecek sektörü geçen yıl aynı döneme göre yüzde 16,49 artışla 4,75milyar dolar ihracat ve yüzde 15,99 düşüşle 3,15 milyar dolar ithalat yaptı. Ocak-Şubat döneminde Dış Ticaret Dengesi 1,6 milyar dolar fazla verdi.
Özel Ticaret Sistemi (ÖTS) çerçevesinde yayınlanan Dış Ticaret Verileri’ne göre, yılın ilk 2 ayında ihracat geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 16,49 artarken, ithalat ise yüzde 15,99 azaldı.
Şubat 2024 itibarıyla aylık temelde ise ihracat geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 22,14 artışla 2,33 milyar dolar olurken, ithalat ise geçen yıl aynı döneme göre yüzde 15,17 azalarak 1,55 milyar dolar oldu.
Şubat ayında buğday ithalatı yüzde 37, ham ayçiçeği yağı yüzde 41,3 ve soya fasulyesi ithalatı yüzde 11,3 geriledi.
Yılın ilk 2 ayında dış ticaret dengesi fazla verdi
Yılın ilk 2 ayında tarım, gıda ve içecek sektöründe Dış Ticaret Dengesi geçen yıl aynı döneme yüzde 383.33 artışla 1,6 milyar dolar fazla verdi. Geçen yıl Ocak-Şubat döneminde Dış Ticaret Dengesi 33 milyon dolar fazla vermişti. Şubat ayı itibarıyla aylık bazda ise Dış Ticaret Dengesi 780 milyon dolar fazla verdi.
Yılın ilk 2 ayında birim ihracat değeri geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 11,13 düşüşle 1189 dolar/ton oldu. İthalat birim değeri ise geçen yıl aynı dönemle karşılaştırıldığında yüzde 1,58 azalarak 644 dolar/ton oldu.
Dış ticarette öne çıkan ürünler
2024 yılının ilk 2 ayında ihracatta öne çıkan ürünlerde ilk sırayı 259,4 milyon dolar ile un aldı. Bu ürünü 244 milyon dolar ile fındık içi ve 164,8 milyon dolar ile mandalina izledi. Bu ürünler, Ocak-Şubat dönemi itibarıyla toplam ihracatın yaklaşık yüzde 14,06’sını oluşturdu.
Aynı dönemde ithalatta ise en fazla ithal edilen ürün 389,8 milyon dolar ile buğday oldu. Buğdayı 272 milyon dolar ile soya fasulyesi ve 175,5 milyon dolar ile ham ayçiçeği yağı takip etti. Bu 3 ürün, Ocak-Şubat dönemi itibarıyla toplam ithalatın yüzde 26,58’ini oluşturdu.
Şubat ayı itibarıyla ihracat ve ithalatta durum
Aylık temelde değerlendirildiğinde, şubat ayında ihracatta öne çıkan ürünlerde ilk sırayı 123,4 milyon dolar ile buğday unu alırken, bu ürünü 112,2 milyon dolar ile fındık içi ve 79,3 milyon dolar ile rafine ayçiçeği yağı izledi.
Aynı ayda en fazla ithal edilen ürünler ise 202,9 milyon dolar ile buğday, 113,1 milyon dolar ile ham ayçiçeği ve 101,7 milyon dolar ile soya fasulyesi olarak sıralandı.
İthalatta Rusya ve Ukrayna ilk sıradaki yerini korudu
Bu yılın ilk 2 ayında yapılan ithalatta ilk sırayı 389,8 milyon dolar ile buğday aldı. Rusya ve Ukrayna, buğdayın en fazla ithal edildiği ilk iki ülke olmayı sürdürdü. Bu dönemde, Rusya’dan 276,3 milyon dolar ve Ukrayna’dan 93,7 milyon dolar tutarında buğday ithalatı yapıldı. Bu iki ülkenin toplam buğday ithalatındaki payı yaklaşık yüzde 94,9 oldu. Aynı dönemde 7,6 milyon dolar buğday ithalatıyla Moldova üçüncü sırada yer aldı.
Aylık temelde bakıldığında ise şubat ayındaki 202,9 milyon dolarlık buğday ithalatının 130,8 milyon dolarlık kısmı Rusya’dan yapıldı. Rusya’nın ardından Ukrayna’dan 65,1 ve Moldova’dan 2,6 milyon dolarlık buğday ithalatı yapıldı.
Yılın ilk 2 ayında buğdaydan sonra 272 milyon dolar tutarında soya fasulyesi ve 175,5 milyon dolar tutarında ham ayçiçeği yağı ithal edildi. Soya fasulyesi ithalinde ilk sırayı 105 milyon dolar ile Ukrayna alırken, bu ülkeyi Brezilya (103,1 milyon dolar) ve ABD (41,7 milyon dolar) takip etti. Ayçiçeği yağı ithalatında ise sıralama 93,4 milyon dolar ile Ukrayna, 71,8 milyon dolar ile Rusya ve 5,9 milyon dolar ile Romanya oldu.
Türkiye’nin ithalatında ilk 3 sırada yer alan 3 üründe ithalatın büyük bölümünün Rusya ve Ukrayna’dan yapılmasına devam edildi.
En fazla ihracat ve ithalat yapan sektörler
Bu yılın ilk 2 aylık dış ticaret verileri sektörlere göre incelendiğinde; en fazla ihracatın 545 milyon dolar ile şeker ve şekerli mamuller sektöründe yapıldığı görüldü. Bu sektörü sırasıyla yaş meyve sektörü (470 milyon dolar), sert kabuklu meyveler sektörü (442 milyon dolar), balıkçılık ve su ürünleri sektörü (315 milyon dolar) ve bitkisel yağ sektörü (266 milyon dolar) takip etti.
Şeker ve şekerli mamuller sektörünün toplam ihracat içindeki payı yüzde 13,39, yaş meyve sektörünün yüzde 11,55, sert kabuklu meyveler sektörünün yüzde 10,87, balıkçılık ve su ürünleri sektörünün yüzde 7,74 ve bitkisel yağ sektörünün yüzde 6,53 oldu.
Yine aynı dönemde en fazla ithalat 856 milyon dolar ile hayvan yemi sektöründe yapıldı. Bu sektörün ardından en fazla ithalat yapan sektörler; bitkisel yağ (524 milyon dolar), un (442 milyon dolar), kakao ve çikolata (180 milyon dolar) ve canlı hayvan ticareti (134 milyon dolar) sektörleri olarak sıralandı.
Hayvan Yemi sektörünün toplam ithalat içindeki payı yüzde 33,6, bitkisel yağ sektörünün yüzde 20,58, un sektörünün yüzde 17,38, kakao ve çikolata sektörünün yüzde 7,09 ve canlı hayvan ticareti sektörünün 5,27 oldu.
İhracatın arttığı ve azaldığı sektörler
Bu yılın ilk 2 ayında geçen yıl aynı döneme kıyasla ihracatı değer olarak en fazla artan sektörlerin başında 79 milyon dolar ile (yüzde 38,71 artış) ile şeker ve şekerli mamuller sektörü geldi. Bu sektörü 60 milyon dolar ile (yüzde 36,68 artış) yaş meyve sektörü, 54 milyon dolar ile (yüzde 33,87 artış) sert kabuklu meyveler sektörü, 41 milyon dolar ile (yüzde 39,41 artış) balıkçılık ve su ürünleri sektörü ve 41 milyon dolar ile (yüzde 47,54 artış) kuru meyve/sebze sektörü izledi.
Söz konusu dönemde ihracatı değer olarak en fazla düşen sektör 43 milyon dolar ile (yüzde 28,37 düşüş) Sebze sektörü oldu. Ayrıca bitkisel yağ sektörü 32 milyon dolar (yüzde 18,84 düşüş), bakliyat sektörü 20 milyon dolar (yüzde 36,04 düşüş) ve canlı hayvan ticareti sektörü 1 milyon dolar (yüzde 21,54 düşüş) geriledi.
Bu yılın ilk 2 ayında geçen yıl aynı döneme göre, ithalatı değer olarak en fazla artan sektör 18 milyon dolar ile (yüzde 61,7) tohumculuk sektörü oldu. Bu sektörün ardından kakao ve çikolata sektörü 17 milyon dolar (yüzde 25,8 artış), sert kabuklu meyveler sektörü 8 milyon dolar (yüzde 33,1 artış), balıkçılık ve su ürünleri sektörü 8 milyon dolar (yüzde 52,3 artış) ile kahve, çay ve baharat sektörü 7 milyon dolar (yüzde 15,8 artış) ile ithalatı değer olarak en fazla artan sektörler olarak sıralandı.
Bu dönemde ithalatı en çok düşen sektörler ise 71 milyon dolar ile (yüzde 73,1 düşüş) Bakliyat sektörü, 70 milyon dolar ile (yüzde 23,6 düşüş) un sektörü, 41 milyon dolar ile (yüzde 9 düşüş) hayvan yemi sektörü, 31 milyon dolar ile (yüzde 54,1 düşüş) şeker ve şekerli mamuller sektörü ve 28 milyon dolar ile (yüzde 85,7 düşüş) pirinç değirmenciliği sektörü oldu.
Dış ticarette öne çıkan ülkeler
Bu yılın ilk 2 ayında dış ticaret verileri ülke bazında değerlendirildiğinde; en fazla ihracat yapılan ülke 607 milyon dolar ile Irak oldu. Irak’tan sonra en fazla ihracat, 338 milyon dolar ile Almanya’ya, 269 milyon dolar ile Rusya’ya, 256 milyon dolar ile ABD’ye ve 184 milyon dolar ile İtalya’ya yapıldı. Yılın ilk 2 ayında, bu 5 ülkeye yapılan ihracat toplam ihracatın yüzde 34,82’sini oluşturdu.
Aynı dönemde ülke bazında ithalat en fazla 616 milyon dolar ile Rusya’dan yapıldı. Bu ülkeyi, 386 milyon dolar ile Ukrayna, 215 milyon dolar ile ABD, 191 milyon dolar ile Brezilya ve 126 milyon dolar ile Malezya izledi. Bu 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 48,69’unu oluşturdu.
Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ilk 2 ülke sıralamasında Rusya ve Ukrayna yerlerini korudu. Bu iki ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 31,80’ine denk düştü.
Türkiye, yılın ilk 2 ayında en fazla ihracat yaptığı ülkelerden Irak’a un, dondurulmuş tavuk eti, gofret ve waffle, Almanya’ya fındık içi, ambalajlı fındık ve konserve zeytin ve Rusya’ya ise mandalina, alabalık ve limon ihraç etti.
Türkiye aynı dönemde en fazla ithalat yaptığı Rusya’dan buğday, ham ayçiçeği, ayçiçeği küspesi, Ukrayna’dan soya fasulyesi, buğday, ham ayçiçeği yağı ve ABD’den etilen glikol, soya fasulyesi ile hayvanlar için yem hammaddesi olan DDGS ithal etti.
TÜİK’in açıkladığı Dış Ticaret Verileri temel alınarak hazırlanan TGDF Dijital Veri Paneli’ndeki hesaplamalara 01 ve 24 fasılları arasındaki tüm Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu (GTIP) kalemleri ile 29’uncu fasıl ve 35’inci fasıldan seçili ürünler dahil edildi. – İSTANBUL
]]>DENİB üyeleri 2023 yılı Olağan Genel Kurul Toplantısı için Denizli İhracatçılar Birliği hizmet binasında bir araya geldi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan toplantı, divan heyetinin seçilmesiyle devam etti.
Olağan Genel Kurul toplantısında DENİB Başkanı Hüseyin Memişoğlu, Denizli ihracatına ilişkin detaylı değerlendirmelerde bulunarak; “2023 yılı Denizli geneli ihracatımız yüzde 10,8 oranında azalışla 4,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu noktada, ihracat daralmasında yaşanan jeopolitik gerilimler, küresel enflasyon ve enflasyonla mücadele için alınan önlemler, sıkı para politikaları, PMI ve İhracat İklim Endeksinin art arda eşik değer olan 50’nin altında seyretmesi, taleplerde daralma, özellikle hazır giyim/ev tekstilinin öncelikli sektör olmamasıyla tüketici tercihlerinin değişmesinin etkili olduğunu belirtmek istiyorum. Denizli’den 2023 yılında 26 farklı sektör ve 2.905 farklı ürün grubunda 185 ülkeye ihracat gerçekleştirdik. Tekstil-Konfeksiyon sektörünün toplam ihracatımızdaki payı 1,4 milyar dolar ile yüzde 33,3, kablo sektörünün payı 812 milyon dolar ile yüzde 19,4, bakır tel sektörünün payı 568 milyon dolar ile yüzde 13,6, tarım sektörünün payı 333 milyon dolar ile yüzde 7,9 ve son olarak doğal taş sektörünün payı 252 milyon dolar ile yüzde 6 olarak kayıtlarımıza geçti. Ayrıca, 2023 yılında yaş meyve sebze, kuru meyve, fındık, hububat sektörlerinde dikkat çekici ihracat artışları yaşandı. 2023 yılında Denizli’den en fazla ihracat yaptığımız ilk üç ülke İngiltere, ABD ve Almanya olarak sıralandı. Denizli yıl genelinde en fazla ihracat yapan il sıralamasında 9. sıradaki yerini korudu. Her sene 300’e yakın yeni ihracatçı, 1.700 aktif ihracatçı sayımız ile toplam üye sayımız 5.000’e yaklaşmış durumda. Ben de bu vesileyle tüm ihracatçılarımıza sağladıkları katkıdan dolayı teşekkürlerimi sunuyorum. 2024’te ise ihracata iyi başladık. Ocak ve şubat aylarında artan ihracatımız martta eksik iş günü nedeniyle azaldı. Yılın ilk çeyreğinde ise ihracatımız, küresel finans piyasalarında yaşanan sıkı para politikalarına rağmen yüzde 1,4 arttı ve 1 milyar 075 milyon dolar oldu” dedi.
Denizli havlu, bornoz, nevresim ve işlenmiş doğal taş grubunda ülke çapında zirvede yer alıyor
Denizli’nin ülke geneli sıralamalarda ilk sıraya yerleştiren ürün gruplarına değinen Başkan Hüseyin Memişoğlu, “Havlu grubunda 400 milyon dolarlık yıllık ihracat değerimiz ile ülke genelinde ihracatın yüzde 75’ini üstleniyoruz. Nevresim grubunda ilimizden 250 milyon dolar değerinde yıllık ihracat yapılıyor. Bu değerle ülkemizin toplam nevresim ihracatının yüzde 55’i ilimizden gerçekleşiyor. Yine bornoz grubunda ilimizden gerçekleşen 135 milyon değerinde yıllık ihracat ülke geneli ihracatın yüzde 66’sına tekabül ediyor. Havlu, nevresim ve bornoz ihracatında ilimiz Türkiye birincisi. Aslında ev tekstili ürünlerinde ihracattan aldığımız pay çok daha yüksek seviyelerde. Bazı ürünler Denizli’de üretilse de İstanbul, Bursa ve Gaziantep firmaları üzerinden ihraç ediliyor. İşlenmiş doğal taşta 213 milyon dolar yıllık ihracatımız ile ülke genelinde lider konumundayız. Ayrıca, emaye bobin teli ve kablo grubunda ilimiz yüzde 24 pay alarak ülke genelinde ikinci sıraya yerleşti. İlimizden çeşitli sektörlerden farklı ürünler de ihraç ediliyor. DENİB olarak dikkat çeken sektör ve önde gelen ürün haberlerimizi düzenli olarak yayınlamaya ve sosyal medya hesaplarımızda paylaşıyoruz. Örneğin, Denizli’de fındık üretilmemesine rağmen 2023 yılında 8,3 milyon değerinde fındık ihracatı yapılması, kekik üretiminin yüzde 90’ından fazlasının ilimizde gerçekleşmesi, 2023 yılında 17,5 milyon değerinde cam ihracatı yapılması gibi birçok farklı ürün grubu ve sektörden önemli verileri derliyoruz” diye konuştu.
DENİB iletişim faaliyetleri yoğun bir şekilde sürüyor
DENİB’in geçtiğimiz mayıs ayından itibaren çeşitli iletişim faaliyetlerine ağırlık verdiğini belirten Başkan Memişoğlu, “Birliğimizce hazırlanan ‘İhracat 101’ isimli dijital kitapçık, özellikle uluslararası yolculuklarına yeni başlayan ya da başlamak isteyen firmalar için kılavuz niteliği taşımakla beraber mevcut ihracatçı firmalarımızın ihtiyacı olabilecek çeşitli bilgi, mevzuat ve uygulamalara yer veriyor. Ayrıca, ihracata yeni başlayan, başlamak isteyen ya da mevcut ihracatını geliştirmek isteyenler için ilham niteliği taşıması adına üyelerimiz arasında farklı ihracat hikayeleri olan, değişik sektörlerde faaliyet gösteren firmalarla röportaj yaparak sosyal medya hesaplarımızda paylaşıyoruz. İletişim ve tanıtım faaliyetlerimiz çerçevesinde önde gelen sektörlerimize yönelik tanıtım filmlerimizin hem Türkçe hem de İngilizce versiyonlarını hazırladık. Tekstil-konfeksiyon, bakır tel-kablo-emaye bobin teli, doğal taş, makine ve tarım sektör filmlerine ek olarak Birliğimizi ele alan genel tanıtım filmi de üyelerimize sunuldu. Özellikle düzenlediğimiz alım ve sektörel ticaret heyetlerinde ve katılmış olduğumuz fuar organizasyonlarında ürünlerimizi ve ihracatımızı tanıtmak amacıyla filmlerimize etkin bir şekilde yer veriyoruz. Her sene temmuz ayı içerisinde ocak-haziran dönemini kapsayan 6 aylık veriler ile ocak ayı içerisinde bir önceki yılın genelini ele alan verileri üyelerimize sunuyor, web sitemizde ve sosyal medya hesaplarımızda paylaşıyoruz. Doğal taş, tarım, bakır tel-kablo-emaye bobin teli, makine ve tekstil-konfeksiyon sektörlerine yönelik olarak düzenlenen değerlendirme raporlarında Türkiye’nin ve ilimizin ihracat rakamları, ülke bazlı rakamlar, sektörün toplam ihracatımızdan aldığı pay, sektörden ihracat yapan firma sayıları gibi veriler yer alıyor. Her ay yayınladığımız güncel ekonomi verileri bülteni ile de o ay içerisinde yayınlanan en güncel makroekonomik verileri üyelerimiz için derleyerek sosyal medya hesaplarımız, web sitemiz ve e-posta aracığıyla sunuyoruz” dedi.
“Yurt dışı pazarlama, eğitim ve danışmanlık faaliyetlerimiz sürüyor”
Alıcılarla bire bir temas kurulan fuar ve heyet organizasyonlarına aktif bir şekilde devam edildiğini belirten Başkan Memişoğlu, şunları söyledi:
“Denizli İhracatçılar Birliği olarak 2023 yılı Nisan ayından bu yana 13 farklı ülkeye 4 ticaret heyeti, 4 alım heyeti, 6 fuar katılımı ve 7 UR-GE heyeti olmak üzere 21 adet yurt dışı pazarlama etkinliği düzenledik. ‘İş Çevikliği’ mottosuyla 2024 yılına yeni formatıyla başlayan DENİB Akademi etkinliklerine Akademi Master, Akademi Junior, Akademi Girişimci ve Akademi Profesyonel olarak 4 ayrı kategoride programlarımıza devam ediyoruz”
Yılın geri kalanında planlanan faaliyetlerden de bahseden Hüseyin Memişoğlu: “Bayramdan hemen sonra 16-18 Nisan tarihleri arasında Birleşik Arap Emirlikleri/Dubai’de Middle East Energy 2024 Fuarına Birlik olarak katılım sağlayacağız. Yine bu ayın sonunda Genç Mucitler Aranıyor İnovatif Fikirler Yarışmamızın ödül törenini gerçekleştireceğiz. Mayıs ayı içerisinde ev tekstiline yönelik düzenlenen Hometex fuarında da Birlik olarak yerimizi alacağız. Ayrıca, önümüzdeki Eylül ayında İtalya’nın Verona kentinde doğal taş sektörüne yönelik düzenlenen Marmomac fuarına katılmayı düşünüyoruz. Genel Kurul Toplantımızın Birliğimize ve üyelerimize hayırlı olması temennisiyle teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. – DENİZLİ
]]>Yatırım çekme ve büyüme potansiyeli olan girişimlerin desteklenmesini ve hızlandırılmasını amaçlayan Garanti BBVA’nın, teknoloji tabanlı girişimlere destek vermek amacıyla hayata geçirdiği Garanti BBVA Partners Tech Programı’na katılmaya hak kazanan 8. Dönem girişimler belli oldu. Asgari uygulanabilir ürün veya hizmet (MVP) aşamasını tamamlamış, en az 2 yıldır faaliyet gösteren, yüksek pazar potansiyeline, ölçeklenebilir bir iş modeline ve güçlü bir gelir modeline sahip data, siber güvenlik, ödeme sistemleri ve sürdürülebilirlik dikeylerinde faaliyet gösteren teknoloji tabanlı girişimcilerin başvurduğu program bu yıl 8. kez girişimcilere ev sahipliği yapıyor. Programa seçilen girişimler; Usersdot, Ingosa, Evreka, Enqura ve Navlungo olarak belirlendi.
Programa kabul edilen 5 girişim, 6 ay boyunca Garanti BBVA Partners Tech Girişim Hızlandırma programı içerisinde yer alan; ofis alanı, ihtiyaca özel mentörlük, banka, Garanti BBVA Teknoloji ve iştirakleri ile iş birliği fırsatları, reklam/PR destekleri, eğitim ve seminerler ve avantajlı bankacılık ürün ve hizmetlerinden faydalanabilecek.
Programla ilgili bilgi veren Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sibel Kaya, “Banka olarak uzun yıllardır içinde bulunduğumuz toplumun sürdürülebilir geleceğine katkı sağlayan faaliyetler yürütüyoruz. Girişimcilik ekosisteminin gelişimi ülke ekonomisinin gelişimi için de oldukça önemli. Özellikle yüksek katma değer oluşturan teknoloji girişimcileri ekonomik büyümede etkili kilit unsurlardan biri. Programımızla 2015 yılından bu yana ekonominin itici güçlerinden olan ve katma değer oluşturan girişimcilere destek oluyoruz. Bu yıl girişimcilik ekosistemini büyütmek, girişimcilerin yeni dünya düzeninde ihtiyacı olan desteği sağlamak ve çoğalmalarını teşvik etmek amacıyla çalışmalarımızı genişlettik. Birçok sektörden girişimin hızlandırılması sürecinde yol arkadaşlığı yapan Garanti BBVA Partners Girişim Hızlandırma Programı altında, hızla yaygınlaşan teknoloji tabanlı girişimlere destek vermek, Bankamızın sahip olduğu bilgi birikimi ve deneyimi paylaşmak amacıyla Garanti BBVA Partners Tech programını hayata geçirdik. Bu Programla hızlı ve yüksek büyüme potansiyeline sahip teknoloji girişimciliğini destekleyip global pazarlara açılma kapasitelerini artırmayı amaçlıyoruz. Programa seçilen 5 girişimi tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.
Programın yeni dönem girişimleri hakkında şu bilgiler verildi:
Usersdot – Şevin Ballıktaş, Gökalp Caymaz
E-ticaret siteleri için alışveriş yapan kullanıcıların datalarını toplayıp analiz edip, veri odaklı aksiyonlar alarak karlılıklarını artırmalarını sağlayan SaaS platformu olarak faaliyet gösteriyor. Usersdot’un yapay zeka tabanlı Datadot platformu, kullanıcılarına saatlik büyük veri analizi sağlayarak gerçek zamanlı içgörüler, rakip analizleri ve anlık bildirimler sunuyor.
Ingosa-Gökçe Duman, Dürin Artuk
Ingosa, yapay zeka tabanlı chatbotlarla küçük ve orta ölçekli işletmelerin kullanıcılardan gelen taleplere hızlı şekilde dönüş yapmalarını sağlayan; dijital satış alışkanlıklarını, websitesi, sosyal medya asistanları ve diyalog bazlı görüntülü reklamlarıyla yeniden şekillendiren ve müşteri yolculuğunu iyileştirerek dönüşümü artırmaya odaklanıyor. Markaların satış öncesi ve sonrası müşteriye ulaşma deneyimlerini iyileştiren kişiselleştirilmiş chatbot yazılımı olarak hizmet sunuyor.
Evreka- Umutcan Duman, Mert Barutçu, Mehmet Pancaroğlu
Atık yönetimi sektöründe yazılım ve donanım yeniliklerini kullanarak entegre bir platform geliştiren ve dijital atık yönetimi ürünleri sunan Evreka, atık yönetiminde daha sürdürülebilir ve dijital bir süreç yönetimi hizmeti veriyor. Genel verimlilik vaat eden çözümlerle, maliyet azaltma, operasyonel mükemmellik, varlıklar üzerinde kontrol ve yeni yönetim becerileri arayan atık yönetimi firmaları ve yerel yönetimlerle çalışıyor.
Enqura -Metin Karabiber
Müşteri ihtiyaçlarına odaklanarak, uzaktan kimlik tespiti, açık bankacılık, dijital cüzdan, çok faktörlü kimlik doğrulama ve live chat gibi yenilikçi ürünler geliştirerek finans sektörünün dijital dönüşümüne katkı sağlayan yapay zeka tabanlı yeni nesil uzaktan kimlik tespiti platformu olarak faaliyet gösteriyor. Enqura, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından seçilen 15 Turcorn adayından bir tanesi olarak seçildi.
Navlungo- İsa Korkmaz, Ceren Tuna, Alp Çiçekdağı, Mutlu Boz, Emrah Arslan
Navlungo, ihracat, ithalat yapanlara ve yurt dışındaki pazar yerlerinde ürün satanlara uçtan uca gümrükleme, lojistik ihtiyaçlar üzerine teklifi bulma, satın alma ve yönetme hizmeti sunan bir platform. Dünya genelinde 130’dan fazla lojistik firmasından teklif alma ve karşılaştırma hizmetiyle birlikte halihazırda anlaşmalı olduğu kargo firmalarıyla e-ticaret yapanlara kapıdan kapıya 360 derece hizmet veriyor. – İSTANBUL
]]>Fındık kozalak akarının çok önemli bir fındık zararlısı olduğunu, fındığın meyve, yaprak ve sürgün gözlerini tahrip ederek ekonomik kayıplara yol açtığını aktaran Sağlam, zararlıya karşı mekanik ve kimyasal mücadele uygulanması gerektiğini belirtti. Sağlam, “Mekanik mücadele kozalak akarlarına karşı etkili bir yöntemdir. Kışın yapraksız dönemde kozalaklar toplanıp bahçe içinde bir yere toplu olarak bırakılmalıdır. Sürekli mekanik mücadele yapılan bahçelerde kimyasal mücadeleye gerek duyulmaz” dedi.
“Mekanik mücadele yapılamayan bahçelerde kimyasal mücadele gerekebilir”
Sağlam, kimyasal mücadelenin nasıl yapılacağı konusunda şunları söyledi:
“Bahçelerde kimyasal mücadeleye karar vermek için bir ön sayım yapılmalıdır. Bu amaçla 1-10 da büyüklükteki bahçelerde 10 ocak, 11-30 da büyüklükteki bahçelerde 20 ocak ve 30 da’ dan büyük olan bahçelerde de 30 ocak tesadüfi olarak işaretlenir. İşaretli her ocağın 1’er dalındaki kozalaklar sayılarak kaydedilir. Bulunan rakamlardan yararlanarak, bir daldaki ortalama kozalak sayısı hesaplanır. Bir dalda ortalama 5 kozalak varsa kimyasal mücadelenin yapılması gerekir. En uygun kimyasal mücadele zamanı akarların göçünün yoğun olduğu nisan sonu mayıs başındaki bir haftalık süredir. Bu dönemde uç sürgünler 4-4,5 yapraklı, yeni tomurcuklar toplu iğne başının yarısı büyüklükte ve yeni gelişen meyveler mercimek büyüklüğüne geldiği dönemdir. Fenoloji takibi yapılarak bu dönem belirlenmeli ve ilaçlamalar bir hafta içinde bitirilmelidir.”
Kimyasal mücadelede Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından tavsiye edilen bitki koruma ürünlerinin kullanılması gerektiğine değinen Sağlam, ilaçlama yapacak üreticilerin gerekli tedbirleri de alması gerektiğini söyledi.
“Külleme hastalığı belirtisi görüldüğü anda mücadele gerekli”
Külleme hastalığına karşı zamanında ve tekniğe uygun olarak yapılan mücadelenin önemine de değinen İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, şu an mücadele için doğru zaman olduğuna dikkat çekerek, “Bulaşma kaynaklarının azaltılması için yere dökülen yapraklar ile hastalıklı bitki artıkları toplanmalı, bulaşık dip sürgünleri kesilmeli ve imha edilmelidir. Bahçede nemi azaltmak, iyi bir hava sirkülasyonu, yeterli ışıklanma sağlamak için budama ve yabancı ot mücadelesine önem verilmelidir. Fındık bahçelerinde külleme hastalığı hava sıcaklıklarına bağlı olarak, Nisan ayı ortalarından itibaren görülmeye başlar ve belirtiler görülür görülmez ilaçlamaya başlanır. Daha önceki yıllarda, bahçede hastalık görülmüş ise belirtiler görülmeden de, çotanak bağlama döneminde ilaçlama yapılır. Hastalığın şiddeti, iklim şartları ve ilacın etki süresi dikkate alınarak ikinci ve diğer ilaçlamalara hasada kadar devam edilir. İlaçlamalarda Bakanlığımızca tavsiyesi olan ruhsatlı bitki koruma ürünlerinden herhangi biri kullanılmalıdır. Çisentili ve mevsim için anormal sayılabilecek çok sıcak günlerde ve güneşli günlerde öğle saatlerinde ilaçlama yapmaktan kaçınılmalıdır. İlaçlamalarda sırt pülverizatörü, mekanik, motorlu veya hidrolik bahçe pülverizatörü kullanılmalıdır” ifadelerine yer verdi.
Üreticilerin külleme hastalığına bağlı ürün ve kalite kaybı yaşamamaları için uyarılarda bulunan İl Müdürü Sağlam, fındık bahçelerinin kısa aralıklarla kontrol edilmesi ve hastalık belirtileri görülür gülmez kimyasal mücadeleye başlanması gerektiğine dikkat çekti. – SAMSUN
]]>Merkez üssü Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan 6 Şubat’taki 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler Malatya’da iş gücüne de büyük zarar verdi.
İş yerlerinden 27 bin 500’ünün kullanılamaz hale geldiği, çarşı diye bilinen bölgenin tamamen yıkıldığı kentte 3 bin 500 esnaf konteynerde faaliyetini sürdürüyor.
Depremden önce özel sektörde çalışan sayısının 124 bin 882 olduğu kentte, depremin ardından bu sayı 62 bin 685’e geriledi.
Ticaret Bakanlığı, çalışan sayısını artırmak üzere deprem sürecinde, işten çıkarma yasağı, Kısa Çalışma Ödeneği ve Nakdi Ücret Desteği gibi destek ve programlar uyguladı.
İşverenlerin Sosyal Güvenlik Kurumuna vermekle yükümlü oldukları her türlü bilgi, belge ve beyannamelerin son teslim tarihi 30 Nisan 2024’e kadar ertelendi, mücbir sebep hali ilan edildi.
İstihdama Dönüş Programı’yla Mesleki Eğitim Kursu ve İşbaşı Eğitim katılımcılarına zaruri gider ödemeleri 850 liraya kadar yükseldi. Böylece tam çalışan bir kursiyer 22 bin liraya kadar maaş alabiliyor.
Devlet tarafından sağlanan destek ve uygulamalarla depremlerden sonra 124 bin 882’den 62 bin 685’e gerileyen özel sektör çalışan sayısı, desteklerle 109 bine çıktı.
“Hükümetimizin destekleri kıymetli”
Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, AA muhabirine, depremden sonra özel sektörde çalışan sayısının düşmesinin işletmeleri ve ihracatı olumsuz etkilediğini söyledi.
Depremden sonra insanların il dışına çıktığını ve fabrikaların kapanma noktasına geldiğini aktaran Sadıkoğlu, zorlu bir süreç yaşandığını ifade etti.
Ticaret Bakanlığının harekete geçerek bazı çalışmalar yaptığını, sağlanan destek, uygulama ve programlarla çalışan sayısının artışa geçtiğini belirten Sadıkoğlu, Bakanlığın desteğiyle bazı işletmelerin çevresine konteyner konulduğunu ve bazı çalışanların buralarda kalmasının sağlandığını aktardı.
Sadıkoğlu, şöyle devam etti:
“Bu süreçte Ticaret Bakanlığımızın bir konteyner çalışması oldu. Konteyner çalışmasıyla toplamda 109 bine yakın işçimizin yeniden geldiğini görüyoruz. Yüzde 50’ye yakın giden işçi sayımızın 109 bine çıktığını görüyoruz. Dolayısıyla evlerin imarıyla istihdamın da yeniden önünün açılacağını düşünüyoruz. Hükümetimizin bu noktadaki destekleri kıymetli. Burada demografik yapının değişmemesi, nitelikli insanların şehri terk etmemesi adına bu evlerin yapılması, işçilerin yeniden şehrine dönmesi bizim için kıymetli. Üretimin durmaması, ihracatın olması adına da ülkemize katkı sağlayan Malatya, önemli bir şehrimiz. Sanayileşmede şu anda 403 fabrikasıyla ‘Biz de ihracatta, sanayide varız’ diyen bir şehrimiz. Dolayısıyla bunun önünün kapanmaması adına bir an önce imarın hızlanmasını temenni ediyoruz. Bu anlamda sağlanması gereken desteklerin hükümetimiz tarafından sağlandığını görüyoruz.”
“Beyaz yakalıya ihtiyaç var”
Halihazırda “beyaz yakalı” denilen kalifiye personel ihtiyacının devam ettiğini aktaran Sadıkoğlu, “Şu anda üretimi güçlendirmek, üretim sayısını artırmak adına beyaz yakalıya ihtiyaç var. Neticede depremden önce de büyüme potansiyelinde olan bir şehirdik. Şu anda özel sektörde çalışan sayısı 109 bin olmuş ama toplamda hala 20-30 bine yakın beyaz yakalı insana üretim bandının yeniden eski haline gelmesi adına ihtiyaç duyuyoruz.” diye konuştu.
Kentin göç vermemesi, nitelikli insanların gitmemesi adına işletmelerin devlete ödediği işçi-işveren paylarının işçiye ödenmesini istediklerini belirten Sadıkoğlu, şunları aktardı:
“Deprem bölgesinde çalışan personelin daha fazla maaş almasını sağlamak suretiyle buraları cazibe merkezi haline getirip burada çalıştığında daha ekonomik olarak katkı sağlayacağı için burayı tercih etmelerini sağlamalıyız. Bu istihdamın üzerindeki göç etkilerini tamamen kıracak, şehre yatırımı da güçlendirecek diye düşünüyoruz.”
İhracat artıyor
Sağlanan desteklerle işçi sayısının yükseldiği kentte ihracatın da arttığını belirten Sadıkoğlu, “İhracat rakamlarımız geçen ay ile bu ay arasında yüzde 11 büyüme kaydetmiş. Güçleniyoruz. Ufak ufak bu noktada gelişmeler eskiye nazaran daha iyi. Eski günlerimize döneceğiz. Ciddi rakamlarda kayısı ihracatımız var ama nitelikli farklı ürünleri de üreten bir sanayimiz var.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Maliyet artışları sebebiyle eriyen rekabet güçlerinin ihracatta gerilemeye sebep olacağı hususunda daha önce de öngörülerini paylaştıklarını ifade eden Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, “Kümülatif olarak yılın ilk çeyreğinde geçen yılki ihracat performansımızı korumamız olumlu bir gelişme. 2024 yılı için hedefimiz de bu yöndeydi. Ancak, aylık bazda yaşadığımız yüzde 6,7’lik gerileme, kötü senaryonun gerçekleşmeye başladığının habercisi olabilir” dedi.
Yerel seçim sürecini geride bıraktıklarını ve önümüzdeki dört yılda başka herhangi bir seçim olmamasının ekonomiyi tekrar rayına oturtabilmek için büyük bir fırsat olduğunun altını çizen Eskinazi, şunları kaydetti:
“Seçim sonrasında Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’in de altını çizdiği gibi, bundan sonraki amaç Orta Vadeli Programın kararlılıkla uygulanmaya devam edilmesi olmalıdır. Enflasyon kaynaklı yaşadığımız maliyet artışı, satış fiyatlarımızın döviz bazında rakiplerimiz karşısında yüksek kalmasına sebep oluyor ve yıllardır büyük bir uğraşla yer edindiğimiz pazarları kaybediyoruz.”
Sanayi ürünleri ihracatı yüzde 10, tarım ürünleri ihracatı yüzde 6 geriledi
Mart ayında Ege İhracatçı Birlikleri üyelerinin sanayi ürünleri ihracatı yüzde 10’luk düşüşle 949 milyon dolardan 855 milyon dolara inerken, geçtiğimiz aylarda ihracatta hep artı yazan tarım sektörleri de Mart ayında ihracatta yüzde 6’lık erime yaşadı. EİB’nin tarım ürünleri ihracatı 683 milyon dolardan 642 milyon dolara geriledi. 2024 yılına fırtına gibi giren Egeli madenciler, Mart ayında da ihracatlarını yüzde 19’luk artışla 96 milyon dolardan 114 milyon dolara taşıdılar.
Ege İhracatçı Birlikleri çatısı altındaki 12 ihracatçı birliğinin 4 tanesi mart ayında ihracatını artırırken, 8 ihracatçı birliği 2023 yılı mart ayı performanslarının uzağında kaldı.
Demir-çelik sektörü zirvedeki yerini korudu
Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği, 2024 yılı Mart ayında ihracatta yüzde 9’luk düşüş yaşasada 236 milyon dolarlık ihracatla EİB çatısı altında zirvedeki yerini açık ara korudu. EDDMİB’in yıllık ihracatı ise 2 milyar 469 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.
Mart ayının ihracat artış rekortmeni tütün sektörü
Mart ayında ihracatını yüzde 19,4’lük artışla 68 milyon dolardan 81,6 milyon dolara çıkaran Ege Tütün İhracatçıları Birliği, mart ayında EİB çatısı altında ihracat artış rekortmeni oldu. Tütün sektörü 2024 yılı sonu için ortaya koyduğu 1 milyar dolar ihracat hedefine bir adım daha yaklaştı.
Egeli madenciler Çin’e ihracatta rekor kırdırdılar
Ege Maden İhracatçıları Birliği yılbaşından beri devam eden artış trendini Mart ayında da devam ettirerek ihracatını yüzde 19’luk artışla 114,4 milyon dolarlık ihracata imza attı. EMİB, Mart ayında Ege Bölgesi’nde Çin’e yapılan 38,2 milyon dolarlık ihracatın 32 milyon dolarlık dilimini tek başına gerçekleştirerek aslan payının sahibi oldu, EİB’den Mart ayında Çin’e yapılan ihracatın yüzde 84’lük rekor bir artış olmasını sağladı. – İZMİR
]]>‘Herkes için daha iyi bir gelecek’ vizyonuyla hareket eden Enerjisa Enerji’nin Olağan Genel Kurul Toplantısı 4 Nisan tarihinde Sabancı Center’da; Enerjisa Enerji Yönetim Kurulu, üst düzey yöneticiler ve yatırımcıların katılımı ile gerçekleştirildi. Deprem felaketleri başta olmak üzere global ölçekte makroekonomik ve politik belirsizliklerin getirdiği sorunlar, tüm dünya için iklim krizinin etkileri ve bölgesel savaşlar gibi çeşitli faktörlerin ekonomik ve sosyal yapıda derin etkiler oluşturduğunun altının çizildiği toplantıda, şirketin 2023 yılına ait finansal, stratejik ve operasyonel faaliyet sonuçları yatırımcılar ile paylaşıldı.
Türkiye ve Dünya gündeminde önemli bir oyuncu
Kriz anlarında bile operasyonel mükemmeliyeti sürdürmek için etkin bir şekilde çalışan ve krizlere hazır ekipleri ile esnek bir yapıya da sahip olan Enerjisa Enerji, değişen piyasa koşullarına hızlı bir şekilde uyum sağlayarak uzun vadeli başarısını güvence altına alıyor. Enerjisa Enerji’nin kararlılığı ve sağlam temelleri, Türkiye ve dünya gündeminde onu önemli bir oyuncu haline getirirken, sağlam temelleri ve etkili stratejileri sayesinde krizler karşısında sergilediği istikrarlı performans da dikkat çekiyor.
Enerji tedarikini kesintisiz bir şekilde sağlamak için sürdürdüğü çalışmaları ve deprem bölgesinde acil müdahale çalışmaları ile gündeme gelen şirket, bölgenin yeniden yapılanma sürecine destek olmak amacıyla depremzedelere yönelik uzun vadeli projeler ve programlar geliştiriyor.
Yaşanan felaketler karşısında dahi şirketin güçlü finansal yapısı ve dayanıklılığı, krizler karşısında gösterdiği kararlılık, yatırımcılar tarafında da ilgi uyandırıyor.
Enerjisa Enerji, gönüllerden pay aldı
Yapılan açıklamaya göre Enerjisa Enerji, 2023 yılında Türkiye ve dünya gündemini etkileyen krizlere rağmen hem finansal olarak hem de toplumsal sorumluluk anlamında da bu zorluklar karşısında ayakta kalmayı başaran ve ‘gönüllerden pay alan’ bir şirket olarak öne çıkıyor. Şirketin sürdürülebilir büyüme stratejileri ve etkili risk yönetimi, finansal stabilitenin korunmasına katkıda bulunarak ekonomik dalgalanmaların etkilerini en aza indirirken, yatırımcılarına güven veriyor.
“2023 yılında söz verdiğimizin ötesinde yatırımlar gerçekleştirerek daha iyi bir gelecek için çalıştık”
Yatırımcıların ve çalışanların zor zamanlarda gösterdiği dayanışma ve desteğin, şirketin güçlü kalarak yatırımlarına devam etmesini sağladığının altını çizen Enerjisa Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Kıvanç Zaimler, “Şirket olarak saha çalışmalarımızı odağımıza insanımızı alarak her gün aynı ciddiyetle gerçekleştiriyoruz. Deprem felaketleri sonrasında verdiğimiz mücadelede sahadaki arkadaşlarını bir an olsun yalnız bırakmayan, yaşanan tüm krizlere rağmen şirketimizin benzersiz ve güçlü bir şirket olduğunu tekrar paydaşlarımıza kanıtlamış tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ederim.
Dağıtım sektöründeki faaliyetlerimize ek olarak, müşteri odaklı çözümlerimiz ve Eşarj gibi yeni nesil projelere olan yatırımlarımızı söz verdiğimizin ötesinde gerçekleştirdik. Bölgenin ve Türkiye’nin Enerjisi olarak deprem sonrası büyük ölçekli altyapı yıkımlarını onarmak ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli ve hızla artan bir yatırım hamlesi başlattık. 2023 yılı boyunca geçen yıla kıyasla yaklaşık üç kat daha fazla olan 15.7 milyar TL’lik bir yatırım gerçekleştirdik.
Finansal hedeflerimize ulaşırken topluma değer katmayı ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmeyi de ihmal etmedik. Finansal gücümüzü Türkiye’nin ekonomik verimliliğine katkı sağlayacak yeni bir strateji ile pekiştirdik ve 2023 Temmuz ayında ‘Daha İyi Bir Gelecek’ vizyonumuzu kamuoyu ile paylaştık. Şirketimizin yolculuğunda kilometre taşlarından biri olan bu proje için kurulan; kamu, akademi, iş dünyası, sivil toplum ve sanat dünyasını bir araya getirdiğimiz ‘Daha İyi Bir Gelecek Platformu’nun ilk çıktısı da deprem bölgesinde uygulanan Bölgesel Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Merkezi oldu. Merkezin ilk özel sektör paydaşı olarak deprem bölgesindeki küçük işletmecilere tekrar ekonomiye dönebilmeleri adına maddi destek sağladık.
Bu bağlamda, siz değerli yatırımcılarımızın önüne sadece finansal sonuçlarımızla değil, aynı zamanda ‘İyi ki Enerjisa var!’ dedirten bir şirket olarak da çıkabilmenin gururunu yaşıyorum. Geleceğe bakarken, bu birlik ve dayanışma ruhuyla daha da güçlenerek yolculuğumuza devam edeceğimize içtenlikle inanıyorum” dedi. – İSTANBUL
]]>AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Kar, bayram tatillerinde özellikle tatile çıkan kişilerin, evlerindeki eşyaların güvenliğini sağlamaları açısından önlem almalarının çok önemli olduğunun altını çizdi.
Kar, “Bu önlemleri aslında iki şekilde toparlayabiliriz. Vatandaşların evlerinden uzaklaştıklarında evlerinin elektrik, su ve doğal gaz gibi enerji kaynaklarının kapatılmasına çok dikkat etmesi gerekiyor. Evden ayrılmadan bunların kapatılması çok önemli. Prizlere takılabilen ve çeşitli saat aralıklarında çalışarak elektrikleri aktive eden birtakım aparatlar var, bunları alarak akşam saatlerinde evin belli bölüm salonu, yatak odalarını belli saat aralıklarında aydınlık tutabilecek, sonra tekrar karanlık dilime geçebilecek sistemler var. Bu sistemler evde birilerinin olduğunu düşündürerek caydırıcı bir önlem olabilir.” dedi.
Vatandaşların ziynet eşyalarını tatildeyken evlerinde bırakmamaları uyarısında bulunan Altan Kar, hırsızların evde dedektörle değerli eşya arayıp buldukları durumların söz konusu olduğunu, dolayısıyla bankalardaki kasalarda veya evin içinde bulunmayacak yerlerde kilitli sabitlenmiş kasalar yaptırmaları gerektiğini vurguladı.
“Profiliniz herkese açıksa bunlar hırsızlığa davetiye çıkaran paylaşımlar olabiliyor”
Kar, vatandaşların sosyal medya yaşantısına dikkati çekerek “Kendimizi orada çeşitli biçimlerde ifade ediyoruz, fotoğraflar koyuyoruz, anlık paylaşımlar yapıyoruz, videolar koyuyoruz, konum belirlemeleri yapıyoruz. Tatile gittiğimizi, tatil yerlerindeki fotoğraflarımızla, videolarımızla, mekan işaretlemeleriyle belirliyoruz, bunların hepsi belki kapalı gruplar içinde çok yakın arkadaşlar arasında yapıldığı zaman çok önemli bir tehlikeye yol açmayabilir ama profiliniz herkese açıksa bunlar hırsızlığa davetiye çıkaran paylaşımlar olabiliyor. Dolayısıyla online hayatımız, yani sanal hayatımızda da tatile çıktığımızda çok önemli kontrollerle bu paylaşımları yapmamız gerekiyor.” diye konuştu.
Sosyal medyada yapılan paylaşımların kontrollü yapılmasını öneren Doç. Dr. Kar, şu öneride bulundu:
“Sanal ortamlarda bu tür ipuçlarını tarayan hackerlar olduğu gibi kötü niyetli insanların da sosyal medya paylaşımlarını hırsızlık amacıyla çok sıkı takip ettiklerini ve buradan elde ettikleri kişisel verilerle, bulunduğunuz yerdeki konum paylaşımlarınızla tespit edilerek evlerinizin hedef haline getirildiğini sakın unutmayın. Tatil dönüşünde tatile gidilecek yerin araştırılması, yapılan rezervasyonlar, uçak biletleri gibi çeşitli organizasyonların araştırılmasının arama motorlarından kayıtlarının silinmesi gerekiyor. Çünkü arama kaydını silmezseniz bunlar sizin kişisel verilerinize ulaşabilecek kişiler tarafından çok rahatlıkla elde edilebilir. Hatta girdiğiniz siteleri de hackleyerek bu sitelerdeki aramalardan yola çıkarak sizlerin bilgilerine ulaşmaları da mümkün. Vatandaşın sosyal medya hesaplarında tatile çıkılan yere dair konum, görüntü, video paylaşımlarının sadece kendi kapalı, yakın arkadaş gruplarında paylaşmasını öneriyorum.”
“Kişisel verilerinizden şifre oluşturmayın”
Doç. Dr. Kar, internet bankacılığı, gibi mali kayıtlarınızın bulunduğu adreslere yönelik şifre kullanıcı gibi bilgileri güçlü ve güvenilir bir şekilde belirlemesi gerektiğini vurgulayarak “Kesinlikle şifre oluştururken kişisel verilerinizi yani doğum tarihi evlilik yıl dönümü isminizi, yakınlarınızın isimlerini, çocuklarınızın doğum tarihlerini, okuduğunuz okuldaki numaranız gibi kişisel verilerinizden şifre oluşturmayın. Bizim betik alfabe dediğimiz noktalama işaretlerini de koyarak oluşturduğunuz şifreler kesinlikle çok zor kırılan şifreler. Bu şekilde kolay hatırlayabileceğiniz ama kimsenin de bilmediğini düşündüğünüz şifreler oluşturmanızı şiddetle tavsiye ederim.” ifadelerini kullandı.
Şifre oluştururken ikili doğrulama seçeneği olduğunu anlatan Kar, “Bu ikili doğrulama, başkalarının sizin şifrelerinizi haberiniz olmadan kullanmasını engelleyen çok önemli bir fonksiyondur. Şifre oluşturmada herhangi bir hesap, banka hesabı, mail, sosyal medya hesabınız için ikili doğrulamanın atlanmaması gerekiyor. İkili doğrulama güvenlik önlemi açısından pek çok hesapta vatandaşı güvenli şekilde koruyor.” uyarısında bulundu.
Kar, kişisel bilgilerin ele geçirilmesinin çok tehlikeli mağduriyetlere sebebiyet verdiğinin altını çizerek sözlerini şöyle tamamladı:
“Kötü niyetli kişiler, kişisel verilerinizle çeşitli sitelere girebiliyorlar, sanal kimliklerle ve fiktif diyebileceğimiz uydurulmuş bir şekilde çeşitli kişilerin kimliklerini elde ederek oluşan şebekeler bizim kişisel bilgilerimizi kullanarak yolsuzluklar yapabiliyor. Banka hesaplarına girebilmekte, çeşitli kötü amaçlı çeteler kimlik bilgilerini kullanılabiliyor. Bu nedenle internetteki bu yolsuzluklara kişisel bilgilerimizin veya banka hesaplarımızın açık kalması bizi emniyet, güvenlik mensupları, bankalar, hukuk karşısında çok ciddi mağduriyetlere ve borçlara, hacizlere kadar gidebilecek süreçlerin içine sokabilmekte. O nedenle kişisel bilgilerin kullanılması konusunda kişisel verilerin KVK’yı hepimiz biliyoruz. Kullandığınız sitede bu KVKK’yla ilgili garanti söz konusuysa bu siteleri kullanmanızı öneririm.”
]]>Ramazan Bayramı’nın yaklaşmasıyla dolandırıcılar kurumsal araç kiralama firmalarının web sitelerini kopyalayarak site isminde harf değişikliği yapıp ‘oltalama’ yöntemiyle kopya site hazırlıyor. Hazırlanan kopya sitelere sosyal medya üzerinden reklam veren dolandırıcılar, araç kiralamak isteyen çok sayıda vatandaşı ağlarına düşürmeye çalışıyor. Araç kiralama, kişilerin kısa dönemli seyahatlerinde bütçelerini zorlamadan konforlarını artıran bir uygulama olarak yaygınlaşıyor. İnternet üzerinden araç kiralama yaygınlaşırken, dolandırıcılar da internet üzerinden farklı yöntemlerle vatandaşları mağdur edebiliyor.
“Bayramda araç kiralamaya rağbet yüksek”
Bayramda araç kiralamada artış olduğunu değinen rent a car işletmecisi Murat Demirkul, “Yaz sezonu ve Ramazan Bayramı’nın gelmesiyle birlikte işlerimizde bir hareketlilik var, yoğunluk yüzde 95’e kadar çıktı. Geçen bayrama göre bu bayramda vatandaşlar tarafından araç kiralamaya rağbet yüksek. Bunun sebebi ise bayram tatilinin 9 gün olması ve hava şartlarının biraz daha iyiye gitmesi olduğunu düşünüyoruz. Araç kiralama yapmak isteyen vatandaşlarımızın rezervasyonlarında sorun yaşamamaları için erken rezervasyon yapmalarını da tavsiye ediyoruz” dedi.
“Vale aracınızı kapınıza kadar getirecek vaadiyle para alınıyor”
Korsan siteler üzerinden bayram dönemlerinde araç kiralamak isteyen vatandaşların mağdur olmaması için dolandırıcılara dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Murat Demirkul, “Korsan sitelerdeki şuandaki en büyük sıkıntımız örneğin kurumsal firmaların internet siteleri kopyalanıp sonundaki bir harf değişikliği ile beraber vatandaşlarımızın bu sahte sitelere girmesi sonucu kendilerine ulaşım sağlıyorlar. Korsan siteler tarafından istenilen en önemli nokta whatsapp üzerinden tekrar vatandaşa ulaşarak para talep ediliyor ve sonunda vale aracınızı kapınıza kadar getirecek vaadiyle para alınıyor. Daha sonra bayram vatandaşlarımıza zehir oluyor. Bu tür para isteme yöntemi olduğunda vatandaşlarımızın mağdur olmamaları için uzak durmaları gerekiyor, daha dikkatli olması gerekiyor. Merdiven altı firmalara kesinlikle güvenilmemesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“Vatandaşlarımız fiyat düşüklüğünden de bu konuyu anlayabilir”
Dolandırıcıların oyununun ucuz fiyatlarından da anlaşılabileceğine dikkat çeken Demirkul, “Çünkü vatandaşlarımız bazen ucuz fiyat diye inanıp bu kişilerle iletişime geçebiliyor. Vatandaşımız, yüksek ücretli bir aracı sahte internet sitesinde yarı fiyatına gördüğü zaman aldanabiliyor ve bu kişilere kaparo gönderebiliyor. Baktığınız zaman normal bir firma 2 veya 3 bin liralık aracını yarı fiyatına vermez. Vatandaşlarımız fiyat düşüklüğünden de bu konuyu anlayabilir. Bir kişi whatsapp üzerinden ücret talep ediyorsa o kişiden kesinlikle uzak durulmasını tavsiye ediyoruz” şeklinde konuştu.
“Fiyat aralıklarımız şuan için bin 500 lira ile 4 bin lira arasında değişiyor”
Demirkul, “Araç kiralayan vatandaşlarımız aracını teslim aldığı sırada kiralama yaptığı şirket yetkilisiyle beraber aracı incelemeleri, gerekirse video çekmelerinde fayda var. Aracın bakımının olup olmadığını firma yetkilisinden öğrenmelerini öneriyoruz. Kiralanan araçta en önemli noktalardan birisi de tabii ki lastik bakımı. Lastiklerin kesinlikle kontrol edilmesi şart. Fiyat aralıklarımız şuan için bin 500 lira ile 4 bin lira arasında değişiyor” diye konuştu. – KONYA
]]>Aydın’da yaşayan Ali Emre Dingin, bir firmanın reklamını görerek telefon aracılığı ile internet abonesi oldu. Ancak bir yıllık taahhüt vermesine rağmen ikinci aydan itibaren anlaşmış olduğu fiyattan daha yüksek fatura gelmeye başladı. Bunun üzerine firmanın müşteri ilişkileri ile görüşen Dingin, vergi artışları nedeniyle bu artışların yapıldığını öğrendi. Ancak bir yıllık taahhüt olmasına rağmen 6 ay sonunda taahhüdünün bitişini erkene aldıkları yeni fiyat üzerinden taahhüdünün otomatik olarak bir senelik daha yenileneceği bildirilen bir SMS mesajı aldı. Bunun üzerine Dingin aboneliğini sonlandırmak istedi. Ancak firma internet sitesi üzerinden, yazılı olarak ve noterden ihtarname ile bildirmesine rağmen aboneliğini sonlandırmadı. Bunun üzerine Efeler Tüketici Hakem Heyetine başvuran Dingin, THH’nin ret kararı vermesi üzerine Aydın Tüketici Mahkemesi’ne itiraz etti. İtirazı kabul eden Tüketici Mahkemesi, THH kararını bozarak tüketiciyi haklı buldu ve fazla ödediği fatura miktarlarını ve yapmış olduğu masrafları şirketin tüketiciye ödemesine karar verdi.
Tüketici THH’ye başvurunca icra şoku yaşadı
Sürekli internet faturasının yüksek geldiğini ve aboneliğini her türlü başvurusuna rağmen sonlandıramadığını söyleyen Ali Emre Dingin, şikayet ve yorum sitelerinde ilgili firma hakkında çok sayıda buna benzer şikayet oluğunu hatta çoğu aboneye hukuksuz icra yollayarak haksız kazanç sağladığı konusunda yazılar olduğunu dile getirdi. Dingin, bunları da gördükten sonra ilgili firma hakkında hak arama mücadelesine girdiğini belirterek, “İlk önce Efeler Tüketici Hakem Heyetine başvurdum. THH ilgili firmadan savunma isteyince firma avukatları bana hukuksuz bir şekilde ilamsız icra takibi başlattı ve bunu savunma olarak ilgili konunun icrada olduğunu hakem heyetinin yetkisiz olduğu konusunda THH’ye yazdılar. THH icra dosyasının konusuna özellikle de tarihlere dikkat etmeden başvurumu reddederek görevsizlik kararı verdi” dedi.
“Tüketici Derneği Başkanı tüketicinin hakkını koruyamadı”
Aydın Tüketici Derneği Başkanının da üyeleri arasında yer aldığı Efeler Tüketici Hakem Heyeti kararına itiraz eden Dingin, “Efeler THH üyeleri arasında Aydın Tüketici Derneği Başkanı da bulunmaktadır. Tüketici hakem heyetlerinin kurulmasındaki amaç 30 bin TL altındaki tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin başvuruları karara bağlamak içindir. Tüketici hakem heyetlerine vatandaşın ulaşımı kolaydır. Masrafı yoktur. Asıl amaç tüketiciyi korumaktır. Mahkeme süreçleri hem masrafı vardır, ayrıca hukuk bilgisi gerektirir ve uzun sürer. Bunu bilen bazı şirketler çeşitli hukuk büroları ile anlaşıp bu işi haksız kazanç yoluna çevirebilmektedir. Bundan dolayı heyette yer alan üyelerin daha dikkatli dosyaları inceleyip ya da bilirkişiye sunmaları tüketicilerin yararına olacaktır. Benim dosyamı inceleyen heyet arasında Aydın Tüketici Derneği Başkanı da varmış. İlgili başkanın tüketicinin hakkını koruyamaması da açıkçası beni üzdü ” dedi.
“İcra takibine mutlaka 7 gün içinde itiraz edin”
Tüketicileri de uyaran Dingin, “Abone olmadan önce mutlaka çeşitli şikayet sitelerinden ilgili firma hakkında yorumlara bakmalarını tavsiye ediyorum. Ayrıca hukuksuz icra takibi başlatıldığını düşünüyorlarsa mutlaka kendilerine tebliğ edilen tarihten sonra 7 gün içinde ilgili icra müdürlüklerine itiraz etmeleri gerekiyor. İtiraz edildiği zaman icra işlemi durmaktadır. 7 gün içinde itiraz etmezlerse haklarında icra takibi başlamaktadır. Bu yüzden süre çok önemlidir. Abonelik sözleşmelerini de mutlaka okumaları gerekmektedir. Çünkü firmalar aboneliklerini sonlandırdıklarında ek ücret taleplerini sözleşmeye yazıp o ücreti ödemeden aboneliklerini sonlandırmamaktadır” dedi.
“Haksız ödeme alınırsa THH’ye başvurun”
Aydın Tüketici Mahkemesinin, Efeler THH kararını iptal ederek kendini haklı bulduğunu ve fazla ödenen tüm miktarın ve masrafların kendisine ödenmesi şeklinde karar verdiğini belirten Dingin, “Efeler THH kararına itiraz ettim ve Aydın Tüketici Mahkemesi THH’nin kararını bozdu. Diğer tüketiciler de haksız bir ödeme yaptıklarını düşünüyorlarsa mutlaka önce THH’ye başvurmalarıdır. Yanlış bir kararla karşılaşırlarsa mutlaka Tüketici Mahkemelerine itiraz etsinler” dedi. – AYDIN
]]>Kentte bulunan bir balo salonunda gerçekleştirilen programda; Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, AK Parti Kayseri Milletvekilleri; Şaban Çopuroğlu, Murad Cahid Cıngı, Sayın Bayar Özsoy, Kayseri OSB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yalçın ve yönetimi, protokolü üyeleri ile sanayiciler katıldı.
Geleneksel İftar Programında konuşma yapan Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın, yerel seçimlerin sonuçlarının hayırlı olmasını temenni ederek, kazanan başkanlara başarılar diledi.
Konuşmasında Ramazan ayının dayanışmanın, paylaşmanın, kardeşliğin daha güçlü hissedildiği, manevi duyguların pekiştiği bir ay olduğunu vurgulayan Başkan Yalçın, “Bu güzel Ramazan akşamında sizlerle iftar sofrasında buluşmanın mutluluğunu yaşadığımızı bilmenizi isterim.” dedi.
Kayseri sanayisinin merkez üssü olan Kayseri OSB’nin yönetimi olarak, önemli işlere odaklandıklarının altını çizen Başkan Yalçın, “Hizmet kalitesini yükseltmeye ve sanayicimizin memnuniyetini artırmaya çalışıyoruz. Bir kuruş dahi kredi almadan, 1 milimetre arsa satmadan sanayicimize hizmet sunuyor, Kayseri OSB’yi en iyi şekilde yönetmek için gayret ediyoruz. Kayseri OSB Yönetimi olarak, 2024 yılını temel atma ve açılışlar yapma yılı olarak belirledik. Tüm çalışmalarımızı da bu doğrultuda şekillendirmeye devam ediyoruz. 2024 yılı yatırım programımız kapsamında yaklaşık 28 kilometre yolumuzu yenileyeceğiz. Bölgemizdeki güvenliği artırmak için başlattığımız projemizde ise 3. nizamiyenin temelini yakında atıyoruz. Fevzi Mercan cami yanı başında projesini oluşturduğumuz iş merkezimizin temelini bayram sonrasında atacağımızı da müjdelemek istiyorum. Bölgemizin önemli ihtiyacı olan sağlık merkezi projemizde ihale süreçlerini tamamlıyoruz. Sağlık merkezimiz inşallah bu yılın sonuna kalmadan hizmete başlayacaktır.” diye konuştu.
Başkan Yalçın, “Kayseri OSB’yi hem sanayinin hem de eğitimin merkezi yapmayı hedefliyoruz. Bu hedef doğrultusunda; Kayseri OSB Meslek Yüksekokulunun eğitime başlamasının gururunu yaşıyoruz. Bunun yanı sıra; Mühendislik Fakültesi, Meslek Yüksekokulu ve İlköğretim Okulu yapımı projemizde de yakında temel atma aşamasına geleceğimizi özellikle belirtmek istiyorum. Dağ parselleri mevkiinde yeni cami ve iş merkezi yapımı için projelendirme çalışmamızda sona yaklaşıyoruz. Fevzi Mercan cami revak projemizde ise bu yılın sonunda temel atmayı hedefliyoruz. Bugüne kadar 9 yeni aracı dahil ettiğimiz araç filomuzu yenilemeyi sürdürüyoruz. Kayseri OSB Fuar Merkezimizde bu yıl 7 fuara ev sahipliği yapmayı hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Yaklaşık 2 yılı geride bıraktığımızı düşünürsek, durmaksızın çalıştığımızı gururla söyleyebilirim” diyen Başkan Yalçın, “Planladığımız ve hayata geçirmeye başladığımız projelerimizle, daha iyi hizmet sunabilmenin arzusundayız. Şehrimizdeki istihdamın, üretimin ve ihracatın artmasına katkı sunabilmek adına azimle çalışmaya devam edeceğimizi bilmenizi istiyorum.” şeklinde konuştu.
Başkan Yalçın konuşmasının sonunda davetlilerin Kadir Gecesini ve Ramazan Bayramını şimdiden tebrik ettiğini söyledi.
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek de programda selamlama konuşması yaparak katılımcılara hitap etti.
Kayseri Organize Sanayi Bölgesi Geleneksel İftar Programı okunan Kuran-ı Kerim ve yapılan duanın ardından sona erdi. – KAYSERİ
]]>Bakan Yumaklı, Girişimci İşadamları Vakfı (GİV) tarafından Bahariye Mevlevihanesi’nde düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada, 2050’lerde dünya nüfusunun 10 milyar, Türkiye nüfusunun da 105 milyonu aşmış olacağına işaret ederek, daha çok gıdaya ihtiyaç duyulacağını söyledi.
BM Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) bir araştırmasına göre 2050 yılında, bugüne göre yüzde 55 daha fazla suya, yüzde 65-70 civarında da daha fazla gıdaya ihtiyaç olacağını anlatan Yumaklı, tarımın stratejik bir sektör olduğuna dikkati çekti.
Yumaklı, eşsiz bir konuma sahip Türkiye’nin üçte birinin ormanlarla, üçte birinin tarım arazileriyle, beşte birinin de çayır ve meralarla kaplı olduğunu anımsattı.
Türkiye’nin tarım arazisi varlığında 14’üncü, orman alanı bakımından 27’inci, mera varlığı bakımından da 44’üncü sırada olduğunu dile getiren Yumaklı, “Türkiye su stresi altında bir ülke ve dünyada bu bakımdan 39’uncu sırada.” diye konuştu.
Bakan Yumaklı, Türkiye’nin 1313 metreküplük kişi başına kullanılabilir suyu ölçülmüş bir ülke olarak su stresi altında olduğunun altını çizerek, hiçbir değişiklik yapılmazsa 2030’da 1000 metreküpün altına düşerek su fakiri ülke konumuna geleceğini kaydetti.
“Dünyada un üretiminde birinci, makarna üretiminde ikinci sırada”
Türkiye’nin tohumda dünyanın ilk 10 ülkesi arasında olduğu ve 117 ülkeye ihracat yapıldığı bilgisini paylaşan Yumaklı, “Türkiye’de kullanılan her 100 kilogramlık tohumun 97 kilogramı bu ülkenin topraklarında üretiliyor.” ifadesini kullandı.
Sertifikalı tohum ya da milli tohum konusunda alınması gereken mesafeler olduğunu vurgulayan Yumaklı, “Çünkü hepsinde istediğimiz aşamada değiliz. Dolayısıyla bu konuda bizim son dönemde özellikle özel sektörümüzün ciddi bir aşama kaydettiğini de söylemem gerekir.” şeklinde konuştu.
Yumaklı, ülkenin dünyada un üretiminde birinci, makarna üretiminde de ikinci sırada olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
“Bütün bunlar güllük gülistanlık bir ortamda yakalanmıyor. Çünkü konjonktürel değişiklikler var, birçok risk faktörü var. Bunlar hayatımızın bundan sonraki döneminde bu tür riskleri düşünmek ve göz önüne almakla alakalı bir görevimiz olduğunu da gösteriyor. 2024 yılında Devlet Su İşlerinin bütçesinin neredeyse tamamına yakını sulama sistemlerine ayrılmış durumda. Önümüzdeki 5 yıllık hedeflerimizin nirengi noktası gıda arz güvenliğinin teminat altına alınmasıdır. Dolayısıyla bütün projeksiyonlarımızı bunların üzerine yapıyoruz.”
“Türkiye çok güçlü bir ülke”
GİV Genel Başkanı Mehmet Koç ise huzur içerisinde güzel bir seçim dönemi geçirildiğini söyledi.
Girişimciler ve vatandaşlar açısından ülkenin stabil olmasının önemine işaret eden Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şu anda iş başında güçlü bir hükümet var. Çok senkron çalışan bir hükümetimiz var. Önümüzde çok güzel, pırıl pırıl bir 4 yıl var. Seçimsiz bir dönem. Burada hem iş adamlarımıza hem de girişimcilerimize büyük fırsatlar var. Türkiye çok güçlü bir ülke. İster doğudan bakın, ister batıdan bakın, çok güçlü bir ülke. Masalarda olmayan değil, masalara davet edilmeyen değil, ülkemiz artık masa kuran bir ülke. Türkiye coğrafi konumu, nüfusu, ekonomik büyüklüğü ve özellikle üretim kabiliyeti itibarıyla çok büyük bir ekonomi ve fırsatlar ülkesi.”
]]>Bakan Bolat, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Yusuf Cüneyd’in ev sahipliğinde ülkenin Milli Günü nedeniyle düzenlenen iftar programına katıldı.
Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkilerin bin yılı aşkın tarihi köklere dayandığını vurgulayan Bolat, iki ülkenin de dünyanın önde gelen, büyük ve güçlü imparatorluklarının mirasına sahip olduğunu söyledi.
Bolat, iki ülke arasındaki eşsiz ve kalıcı kardeşlik bağının diplomasinin ötesi uzandığını dile getirerek, “Bu bağ ortak değerlere, ortak hedeflere, birbirlerinin tarihine ve kültürüne dair derin bir anlayışa dayanır. Bu anlayışla da dostluğumuz, ilişkilerimiz ve ittifakımız her geçen gün güçlenerek devam ediyor. Pakistanlı kardeşlerimizin Kurtuluş Savaşı’mız sırasında ülkemize sağladığı desteklerini de her zaman hatırlayacağız.” ifadelerini kullandı.
Siyasi ilişkilerin yanı sıra Türkiye ile Pakistan arasındaki ekonomik işbirliğinin mevcut durumundan da büyük memnuniyet duyduklarını ifade eden Bolat, ticari ilişkilerin yıllar içerisinde geliştiğine dikkati çekti.
Bolat, son üç yıl içerisinde iki ülke arasındaki karşılıklı ticaret hacminin 1 milyar doları aştığına işaret ederek şunları kaydetti:
“İnanıyoruz ki, geçtiğimiz yıl yürürlüğe giren Mal Ticareti Anlaşmamız, ikili ticaretimize ciddi bir ivme kazandıracaktır. Bu ivme sayesinde, liderlerimizin belirlediği 5 milyar dolarlık ikili ticaret hacmine orta vadede ulaşmayı hedefliyoruz. Ayrıca, 1 milyar doları aşan doğrudan yabancı yatırımla Türkiye, Pakistan’daki en büyük yabancı yatırımcılardan biri konumundadır. Çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren çok sayıda Türk şirketinin Pakistan’da yatırımları var. Bunların hem ihracat hem de istihdam açısından Pakistan ekonomisine katkılarını görmekten büyük mutluluk duyuyoruz.”
“Müteahhitlerimiz 3,4 milyar dolar değerinde 72 proje üstlendi”
Müteahhitlik hizmetlerinin de önde gelen işbirliği alanlarından birisi olduğunu anlatan Bolat, “Çok sayıda Türk firması Pakistan’da başarılı projeler gerçekleştiriyor. Müteahhitlerimiz, bugüne kadar bölgede 3,4 milyar dolar değerinde 72 proje üstlenmiş ve başarıyla tamamlamıştır.” diye konuştu.
Bolat, Pakistan’ın yeni hükümeti ile beraber istikrarlı ekonomik büyüme sürecinde Türk yatırımcıların müteahhitlik sektöründe yeni katkılar yapacağına inandığını belirterek, yakın gelecekte Türk iş insanlarından oluşan büyük bir heyetle Pakistan’ı ziyaret edeceklerini bildirdi.
Söz konusu ziyaret kapsamında, Ortak Görev Gücü platformunun ikinci toplantısını gerçekleştireceklerini duyuran Bolat, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in teklifi olan platformun, ekonomik işbirliği kapsamındaki mevcut ve potansiyel alanların koordinasyonunda hayati bir rol oynayacağına vurgu yaptı.
Bolat, bir diğer önemli işbirliği alanının da savunma sanayii olduğunun altını çizerek şu ifadeleri kullandı:
“Bu alanda her iki ülke olarak birlikte çalışıyoruz. Türkiye ve Pakistan, bölgelerinde barış ve istikrarın sembolü olan iki güçlü ülke olarak terörle mücadele, bölgesel güvenlik, insani yardım ve ekonomik dayanışma alanlarında işbirliğine her zaman devam edeceklerdir. Pakistan Milli Günü’nü yürekten kutlarken, iki ülke arasındaki köprü dostluğa olan bağlılığımızı burada bir kez daha ifade etmek istiyorum. İki ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Muhammed Ali Cinnah’ı rahmetle yad ediyorum. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in liderliğinde iki ülkenin daha ileri düzeyde işbirliğine ve dayanışmaya çalışacağını ifade etmek istiyorum.”
]]>Bakanı Uraloğlu, Ankara-Niğde Otoyolu Ana Kontrol Merkezi’ni ziyaret etti ve bayram öncesi alınan tedbirlere ilişkin bilgi aldı.
Bayramda 30-35 milyon kişinin, yurt içinde seyahat edeceğini öngördüklerini bildiren Uraloğlu, kara yolu, demir yolu ve hava yolunda gidiş-dönüş seyahatleriyle yaklaşık 100 milyon ayrı yolculuk yapılacağını söyledi. Milyonlarca vatandaşın seyahatiyle yurtta bir nevi “kavimler göçü” yaşanacağını dile getiren Uraloğlu, yaşanması muhtemel yoğunluk nedeniyle bakanlık olarak kara, deniz, hava ve demir yollarında tüm önlemleri aldıklarını vurguladı.
Uraloğlu, 68 bin 680 kilometrelik kara yolu ağında tedbirleri aldıklarını ve denetimleri sıklaştırdıklarını değinerek, “7/24 görev esasına göre ülke geneline yayılmış 18 bölge müdürlüğü, 122 şube şefliği, 15 tünel bakım işletme şefliği, 41 otoyol bakım işletme şefliği bayram süresince kesintisiz hizmet verecek. Bu bayramda da Karayolları Genel Müdürlüğünün işletmesindeki köprü ve otoyollar Cumhurbaşkanımızın kararıyla 9 gün süresince cumartesi sabah itibarı ile bayram tatili sonuna kadar 9 gün boyunca ücretsiz olacak.” diye konuştu.
“Fahiş fiyatlarla otobüs bileti kesen firmalara idari para cezası keseceğiz”
Trafiğin yoğun olduğu kara yolu güzergahlarında yol çalışmalarına ara verdiklerini aktaran Uraloğlu, trafiği yoğun olan tatil bölgelerinde ek önlemler aldıklarını belirtti. Uraloğlu, tatil süresince devam eden yol yapım, bakım ve onarım çalışmalarını asgari seviyeye indirdiklerini kaydetti. Bakım-onarım gibi nedenlerle şerit sayısında eksilme bulunan yolları da gözden geçirerek mümkün olan şeritlerin tamamını trafiğe açtıklarının altını çizen Uraloğlu, böylece uzun trafik kuyruklarının oluşmasını engelleyeceklerini ifade etti.
Uraloğlu, otobüs terminallerinde denetimleri artırdıklarını bildirerek, şöyle devam etti:
“Fahiş bilet fiyatları gibi durumlarda mağduriyet yaşanmaması için firmalara uyarılarda bulunduk. Özellikle otoyollardaki yoğunluğun önüne geçmek adına, bir müddettir hayata geçirdiğimiz serbest geçiş sistemi ile ana güzergahların birçoğunda gişe alanları hiç hissedilmeden geçilmiş olacak. Otobüs firmalarına, turizm taşımacılığında kullanılan otobüsleri kullanmalarına yönelik izin verdik. Ek seferler konulmak suretiyle, taleplerin karşılanması için talepte bulunduk. Korsan taşımacılık yapan, sefer izni olmadan faaliyet gösteren, izinli olmayan yerlerde yolcu indiren veya bindiren ve fahiş fiyatlarla otobüs bileti kesen firmalara idari para cezası keseceğiz. Vatandaşlarımız yola çıkmadan ücretsiz Alo 123 ya da 159 hattından ve KGM web sitesi üzerinden kapalı ve çalışma yapılan yollar ile hava durumu ve önemli yerler hakkında bilgi alabilecekler.”
Memleketlerine gidemeyen veya tatillerini Ankara-İstanbul ve İzmir’de geçirecek vatandaşlar için İstanbul’da Marmaray, Sirkeci-Kazlıçeşme Raylı Sistem Hattı, Gayrettepe-İstanbul Havalimanı-Arnavutköy Metro Hatları, Ankara’da Başkentray ve İzmir’de İzban’ın ücretsiz hizmet vereceğini kaydeden Uraloğlu, 5-15 Nisan tarihlerinde demir yolu taşımacılığında da hızlı tren, ana hat ve bölgesel trenlerde kapasite artışına gittiklerini söyledi.
“Yüksek hızlı tren hatlarında, kapasitesi artışı sağladık”
Uraloğlu, yüksek hızlı tren hatlarında, 5 Nisan’dan itibaren başlayacak ek seferlerle 18 bin 84 koltukluk kapasite artışı sağladıklarına dikkati çekerek, “Günlük sefer sayısını Ankara-İstanbul hattında 13+13’ten 14+14’e, Konya-İstanbul hattında 4+4’ten 5+5’e yükselttik. Ayrıca Ankara-Konya hattında cuma ve pazar günleri işletilen 1+1 adet hafta sonu seferi, cumartesi günleri de işletilecek. Hızlı trenlerde olduğu gibi ana hat ve bölgesel trenlerde de ilave vagon ile 15 bin 200 koltuk artışı sağladık. İzmir Mavi Ekspresi, Doğu Ekspresi, gibi önemli bölgesel trenlere pulman ve yataklı vagonlar ilave ettik.” dedi.
Devlet Hava Meydanları İşletmesinin ilgili tüm birimlerinin de bayram süresince 24 saat esasına göre hizmet vereceğini bildiren Uraloğlu, başta İstanbul Havalimanı olmak üzere yurt çapındaki diğer tüm havalimanlarında yoğunluktan kaynaklanan herhangi bir sorun yaşanmaması için havalimanlarındaki personelin tüm birimlerle koordinasyon içinde çalışacağını aktardı.
Uraloğlu, seyahate çıkacaklara, mutlaka emniyet kemerlerini takmaları, gerektiğinde dinlenmeleri ve hız sınırlarına dikkat etmeleri uyarısında bulundu.
]]>Elazığ’da 2 bin 50 TL olan hazır beton fiyatlarının Adıyaman’da 2 bin 950 TL olmasına tepki gösteren Adıyaman İnşaat Müteahhitleri Derneği üyeleri ilgililerden konuyla ilgili yardım istediklerini dile getirdi.
Yapılan zamlardan dolayı ev yapacak yada alacak olan Adıyaman halkının oldukça mağduriyet yaşayacağını belirterek açıklamalarda bulunan Adıyaman İnşaat Müteahhitleri Derneği Başkanı Bayram Doğru, “Yaşanan asrın felaketiyle devlet, şehirleri ayağa kaldırmak, insanların yıkılan evlerine kavuşması ve hayatın normale dönmesi için verdiği bütün çabalar sürerken, diğer taraftan beton firmaları ise yapılan bütün çabaları sekteye uğratarak insanların hayallerine normal hayatlarına kavuşmasını zorlaştırmak ve daha fazla para kazanmak için her gün zam yapar hale geldiler. Yaşadığımız asrın felaketinden bu güne betona yüzde 200 den fazla zam yapıldı. 250’den fazla sektörü etkileyen inşaat sektöründe beton firmaları 6 şubat depreminde bin TL olan beton fiyatlarını jet hızında artırarak ve 3 gün öncede yapılan yüzde 25’lik artışla 2 bin 950 TL yaparak yıkılmış olan şehrimizde ve depremin yaşandığı 11 ilimizde vatandaşın ev sahibi olma hayalini bitirmiştir. Aynı şekilde 6 Şubat depreminde 70 TL olan çimentonun torbası bugün 185 TL ye çıkmıştır. Beton üretiminin en önemli girdilerinden olan enerjide bir yıldır fiyat artışı olmamasına rağmen çimento sektör temsilcilerinin yaptığı keyfi zam insanların konuta erişmesine büyük darbe vurmaktadır. Sektöre vurulan bu darbeyle inşaatın temel ana maddesi olan çimento; sektörün bütün kalemlerini etkileyecektir. Yapılan bu zam TOKİ konutlarının maliyetinden yerinde dönüşüme bütün kesimleri derinden etkileyecektir. Şehrimizde ve 11 deprem ilinde yapılan deprem konutları nedeniyle en büyük müşterisi olan devlet bu zulme artık dur demelidir. Yapılan bu zamlarla TOKİ konutlarının teslimi gecikecek ve vatandaşa maliyetini önemli derecede etkileyecek aynı zamanda vatandaşın yerinde dönüşüm projeleri hayal olarak kalacaktır. Devlet tarafından yerinde dönüşüm için verilen 750 bin TL kredi, 750 bin TL hibe de yapılan bu zamlarla eriyip gitmiştir. Beton Santralleri ve malzemenin şehir merkezine en yakın olduğu il olmasıyla maliyet daha düşük olması gerekirken tam tersine çevre illere ve Türkiye’nin nerdeyse en yüksek fiyata beton satılan ili durumundayız. Elazığ’da 2 bin 50 TL, Malatya’da 2 bin 280 TL, Şanlıurfa’da 2 bin 400 TL’yken Adıyaman’da bölgede en yüksek fiyatıyla 2 bin 950 TL’ye betonu almaktayız, ve bu fiyat farkını bizler Adıyamanlılar olarak her zaman beton firmalarına ödüyoruz. Beton firmalarına ellerini depremzedenin cebinden çıkararak zamları geri alması, vekillerimizden, belediye başkanımızdan, valimizden kısaca Adıyaman’da sorumluluk his eden herkesten bir an önce Adıyaman’a sahip çıkıp, firmaların zamlarını geri çekmesi için gerekli girişimleri başlatmalıdırlar” diye konuştu. – ADIYAMAN
]]>Bodrum Otelciler Derneği (BODER), Bodrum Turizm Teknik Müdürler Derneği (TTMD) ve Bodrum Kat Hizmetleri Yöneticileri Derneği (KAHDER), MSL Global Turizm iş birliğiyle Bodrum Belediyesi ve Bodrum Belediyesi Kültür A.Ş. destekleriyle düzenlenen etkinlik; gıda-içecek, konaklama, teknik ve ağırlama ekipmanları satan firmalar ile otel yöneticilerinin buluşmasına olanak sağlıyor.
Fuarın açılışında konuşan Bodrum Kaymakamı Mustafa Çit, “Turizm gelişen bir sektör ve gelişen bu sektörde, gelişmelerin bilinmesi lazım. Bodrum modern bir ilçemiz, Türkiye’nin en önemli ilçelerinden birisi, Bodrum’a yakışır bir şekilde Hotel Show 2024 geliştirmeye devam edecektir. Emeği geçen herkese teşekkür ederim” dedi.
Bodrum Otelciler Derneği Başkanı Ömer Faruk Dengiz, “Bu yıl ilk defa gerçekleştirilecek olan bu etkinliğe katılan herkese teşekkür ediyorum. Fethiyeli otelcilerimize ve Güney Ege Otelciler Derneği Başkanına ‘hoş geldiniz’ demek istiyorum. Tedarikçi ile tüketiciyi buluşturan bu etkinlik, bugün iktisadi hayatın içinde şehirlerin ve ülkelerin ekonomisinde tartışılmaz bir yere ve öneme sahiptir. Organizasyona emek veren ve katılım gösteren tüm firmalarımıza teşekkür ediyorum. İlçemiz açısından kazanımları yüksek bir etkinlik olmasını diliyorum” şeklinde konuştu.
Bodrum Esnaf Sanayici İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu üyesi Murat Özkaya, “Bu oluşumu sağlayan ve katkı veren herkese teşekkür ediyorum. Bu tür organizasyonların ülke ekonomisine, Bodrum ekonomisine katkısının büyük olduğuna inanıyoruz. Bodrum Esnaf Odası olarak bu tür etkinliklere desteğimiz her zaman devam edecek” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından protokol üyeleri stantları gezerek firma yetkililerinden bilgiler aldı.
Sektörün önde gelen tedarikçilerinin katılım sağladığı ve yenilikçi ürünlerin sergilendiği Hotel Show 2024’te ayrıca panel ve sunumlarla birlikte, işletmeciler konaklama sektöründeki yenilikleri, sektör liderlerinden gelecek önerileri ve deneyim paylaşımlarını dinleme şansına sahip olacaklar.
Hotel Show 2024’te; endüstriyel mutfak, endüstriyel çamaşır makinaları, dekorasyon malzemeleri, otel tekstili, mobilya, buklet ve sarf malzeme ekipmanları, aydınlatma ürünleri, asansör, bilişim sistemleri, elektronik sistem araçları, park, bahçe, plaj ve peyzaj malzemeleri, elektrikli araçlar – sigorta çözümleri, operasyonel araç kiralama, golf proje geliştirme – profesyonel spor aletleri, profesyonel led ekran sistemleri, oda kartı ve havlu kartları, yangın söndürme ekipmanları, gıda ve içecek tedarikçileri, akıllı kart ve kilit sistemleri, kahve ve kahve makineleri gibi birçok ürün ve ekipman ile ilgili firmalar yer alıyor.
5 Nisan Cuma akşamına kadar ücretsiz olarak ziyaret edilecek olan Hotel Show 2024’ün açılışına; Bodrum Kaymakamı Mustafa Çit, Bodrum Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Erdoğan Başeymez, Bodrum Ticaret Odası Başkan Yardımcısı İbrahim Akkaya, Güney Ege Otelciler Derneği Başkanı Mustafa Deliveli, TÜRSAB Bodrum BTK Başkanı Mustafa Demir, Bodrum Turizm Teknik Müdürler Derneği Başkanı Adem Bakır, Bodrum Kat Hizmetleri Yöneticileri Derneği Başkanı Zeliha Tunca, Makine Mühendisleri Odası Başkanı Semai Yaman, Bodrum Esnaf Sanayici İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Murat Özkaya, Bodrum Belediyesi Kültür A.Ş. Genel Müdürü Zeynep Göztepe başta olmak üzere sektör temsilcileri katıldı. – MUĞLA
]]>BEBKA’nın istihdama katkısı sürüyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda faaliyetlerini yürüten BEBKA’nın İstihdam Garantili Mesleki Eğitim Kursları çerçevesinde ESO’yla birlikte hayata geçirdiği “Mekatronik Eğitimi”nde kayıtlar başladı.
Mekatronik Uzmanlık Programıyla ilgili açıklama yapan BEBKA Genel Sekreter Vekili Sabri Bayram, BEBKA olarak sanayinin nitelikli eleman ihtiyacını karşılamak ve istihdama katkı sunmak adına birçok çalışma yürüttüklerini söyledi. Bugüne kadar gerçekleştirilen eğitim ve programlarda 385’i Eskişehir olmak üzere bölgede toplam 705 gencin istihdam edilmesine katkı sağladıklarının altını çizen Bayram, “ESO işbirliğinde düzenleyeceğimiz Mekatronik Uzmanlık Programı ile 18-35 yaş arası seçilen 20 kursiyerimiz, temel ve mesleki yetkinlikler kazanacak, istihdam edilerek hayatlarında yeni sayfa açacak. Tamamen ücretsiz olan bu eğitim programı 20 gün, 120 saat sürecek. Başvurular için son tarih ise 25 Nisan 2024. Eğitimle ilgili detaylı bilgi almak isteyenler bilgilere BEBKA’nınwww.bebka.org.tr ve ESO’nunwww.eso.org.tr adreslerinden ulaşabilirler” dedi.
Eğitim sonunda sertifika verilecek
BEBKA desteği, ESO ve FESTO TR iş birliğiyle Eskişehir sanayisinin mekanik ve elektronik sistemlerde bakım ve onarım alanındaki nitelikli personel ihtiyacını karşılayabilmek için düzenlenecek eğitim sonucunda başarılı kursiyerlerin FESTO TR onaylı sertifika almaya hak kazanacağına dikkat çeken Sabri Bayram, şunları söyledi:
“Bölgede genç istihdamına yönelik olarak eğitim programlarını hayata geçirmeye devam ediyoruz. BEBKA olarak, 2022-2023 yılları Kalkınma Ajansları teması olan “Genç İstihdamı” çerçevesesinde birçok eğitim programı düzenledik. 2024 yılında da bu eğitim programlarını sürdürmeye devam edeceğiz. Ayrıca Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız tarafından 2024 yılı teması olarak belirlenen “Kadın İstihdamı/Kadın Girişimciliği” konusunda da sanayi ve diğer sektörlerde ihtiyaç duyulan niteliklere göre eğitim ve istihdam programları düzenleyerek istihdama daha çok katkıda bulunacağız. BEBKA olarak ticaret sanayi odaları, mesleki eğitim merkezleri, organize sanayi bölgeleri gibi kurumlarla ve buralardaki firma temsilcileriyle ihtiyaç duyulan iş gücünün tespit edilmesi için çalışmalarımızı yürüttük. Görüşme yapılan kuruluşlarla ihtiyaca uygun beceri kazandırma ve mesleki eğitim programlarını tasarladık ve hayata geçiriyoruz. Mekatronik Uzmanlık Programı sonrasında bölgeye nitelikli iş gücü kaynağı oluştururken gençlere ve kadınlara istihdam imkanı sağlamış olacağız.”
Eskişehir sanayisinin en önemli ihtiyaçlarının başında nitelikli eleman konusunun geldiğini belirten ESO Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş da “Kurulum aşamasında Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA) tarafından desteklenen Eskişehir Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezi, kısa adıyla ESO-Akademi, Eskişehir sanayisinin nitelikli eleman sorunun çözümü için çalışıyor. Eskişehir sanayisinin talep ettiği niteliklerde ve kalifiyede insan kaynağı yetiştirmek ve endüstriye kazandırmak en önemli önceliklerimiz arasında yer alıyor. Eskişehir Sanayi Odası’nın en büyük yatırımlarından biri olan ESO Akademi ile işsiz gençlerimizin istihdam edilebilirlikleri artırmak amacıyla birçok alanda mesleki eğitim faaliyeti yürütüyoruz. Hedefimiz kademeli olarak yıllık en az 2.000 kişiyi eğitmek ve eğittiğimiz gençlerin önemli bir kısmını firmalarımızda istihdam ettirmek. Genç istihdamına çok önem veriyoruz ve bu alanda BEBKA ile ortak çalışmalarımız devam edecek” diye konuştu. – BURSA
]]>Ülke turizmin göz bebeği Marmaris’te hazırlıklarını tamamlayan turizmciler erken başlayan sezon ile misafirlerini ağırlamaya başladı. 5 yıldızlı bir otelin Genel Müdürü Mehmet Biçer, “Bu yaz oldukça iyi bir turizm sezonu bizi bekliyor. Şu an ilk veriler gerçekten çok iyi özellikle İngiltere, Avrupa’dan Ege’ye, Marmaris’e ciddi bir talep var. Erken rezervasyon yararlarını görüyoruz bütün hesaplamaları bunlara göre yapıyoruz. Tatilciler için de erken davranarak daha uygun fiyata tatil alma şansları oluyor. Ramazan Bayramı tatili genel olarak söylediğimiz zaman bu sene doğru zamanda uzatıldı, tabii ciddi bir hareket var. Tatilciler şuna inanıyorlar, düşünüyorlar. Ege Denizi soğuktur, denize giremez. Muhteşem hava her şey bekliyor” dedi.
“60 milyon turist 60 milyar gelir”
Siteler Mahallesi’nde yaz kış açık bir otelin Genel Müdürü Cihan Baykara, “Bu sene biliyorsunuz son iki üç yıldır biz pandemi ile beraber sezonu daha erken açıyoruz. Dalaman bölgesi olarak ve Marmaris bölgesi olarak daha geç kapatıyoruz. Bu yıl da 13 Mart’ta İngiliz uçaklarıyla Dalaman bölgesine misafir almaya başladık. Bu son yılların en erken açılışı oldu. Geçen yıl da zannedersem 17-18 Mart itibariyle başlamıştık ve ayın 25’i itibariyle uçuşların Dalaman bölgesine artması dolayısıyla otellerimizde yaklaşık doluluk oranları yüzde 60 seviyelerine gelmiş durumda. Biliyorsunuz devamında da önümüzdeki hafta ayın 10’unda bayramımız var. Bayramda da bu 9 günlük ara tatil açıklanmadan önce bir rezervasyon akışı olan vardı zaten. Ama 9 güne çıkmasıyla beraber orada da iç pazarda ciddi bir rezervasyon hareketliliği oldu. Örneğin bizim iki otelimiz var Marmaris’te, ikisi de şu anda bayram itibariyle dolu durumda. Şu anda çevre otellerde gerek Dalaman gerekse Marmaris’te dolular bayram itibariyle yaklaşık yüzde 75 yüzde 80 seviyelerine gelmiş durumda. Bu da biz otelcilerin tatil süresinde uzun olmasından dolayı sevindirdi. Ciddi bir doluluğa ulaştık. İnşallah sezonun devamında da planlanan gibi özellikle yurt dışından aldığımız misafir konusunda 2024 turizm hedeflerimizi de onu da tekrar hatırlatmak gerekirse 60 milyon turist, 60 milyar dolar gibi bir turizm geliri hedefliyoruz Turizm Bakanlığımızın planlamış olduğu doğrultuda” şeklinde konuştu.
“Erken rezervasyon için son günler”
Genel Müdür Cihan Baykara, erken rezervasyonların oluşturduğu yoğunluk ile ilgili, “Aslında şöyle onu ikiye ayırmak lazım. Bir bizim iç pazarla alakalı kendi misafirlerimiz, kendi ülke misafirlerimiz alakalı, bir de yabancı misafirlerimizle alakalı. Özellikle İngiltere ve Avrupa’da. Şimdi İngiltere Avrupa’da pandemi ile beraber tabii ne yazık ki uçuş açıldı, kapandı vesaire gibi problemlerden dolayı bir iki yıl, hatta pandemi bittikten sonraki üçüncü yılında da yani kontrollü hareket etti. Ama bu yıl itibariyle artık o alışılagelmiş yani 2014’ten 2019’a kadar olan süreçte biz normal şartlarda 31 Mart, en geç 30 Nisan itibariyle otellerimizdeki doluluk oranlarının yüzde 40’ın üstüne hatta yüzde 50 seviyelerinin üstüne çıkmasını planladık ve o noktada rezervasyonu ayırdık. 2023 Bu yıl itibariyle bu İngiltere ve Avrupa’da tekrar toparladık ve bu gelmiş durumda. İç pazarla alakalı artık misafirlerimiz ciddi şekilde özellikle bu pandemi ile beraber bilinçlendi ve erken rezervasyonla gerek indirimlerden gerekse ödeme seçenekleri yani 6 taksit, 9 taksit gibi seçeneklerden faydalanmak amacıyla bu algı oluştu, onlar da yapıyorlar. Buradan da şunun bilgisini vermek lazım. Bu 30 Nisan itibariyle erken rezervasyon dönemi. Hala rezervasyonunu yaptırmamış olan misafirlerimiz için de bir an önce bu ay içerisinde 2024 yaz tatili için rezervasyonlarını yaptırmalarını bilgisini vermek gerekiyor” dedi.
“Sezon süresi uzadı, Kasım sonuna kadar uçuşlar devam edecek”
Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Bölge Temsil Kurulu Başkanı Suat Esin, “Önümüz bayram 9 günlük bir bayram tatili var, bu tabii ki olumlu olarak yansıyacak iç pazara. Bir de havaların çok güzel gitmesi umarım bayramda da bu şekilde devam eder. Bir yoğunluk göreceğiz iç pazar açısından bayramda. Tabii erken rezervasyon. Kıştan beri erken rezervasyon başladı zaten onda bir sıkıntı yok. Erken rezervasyon amacı hem uygun fiyatlarla turlarını, paketlerini alabiliyorlar hem de istedikleri tarihlere rezervasyonlarını yaptırabilirler. Yoğunluk yaşamamaları açısından bu olumlu turizm Marmaris’te bu sene beklediğimiz oranların üzerinde olacak gibi görünüyor. Eğer herhangi bir aksilik çıkmazsa zaten Mart ayının başı itibariyle Birleşik Krallık’tan uçaklar inmeye başladı. Özellikle İngiliz pazarı ciddi anlamda bir yoğunluk yaşatacak Marmaris’e. Şu anda Marmaris’te sezon başladı. Mayıs ayı itibariyle çoğalarak devam edecek. Haziran itibariyle yüksek sezon Ekimin 15’ine kadar, Ekim sonuna kadar devam eder ama Kasım sonuna kadar da yine sezonumuz devam edecek diye düşünüyorum. Çünkü son uçuşlar Kasım sonuna kadar özellikle yerli açısından yani iç pazar açısından” dedi.
“Tatil planınıza sahtekarlık karışmasın”
Suat Esin özellikle tatil planlamaları yapacak olan kişilere, “Türk turistler açısından şu uyarıyı da yapmak durumundayım. Yeri gelmişken onu da söyleyeyim. Şimdi birçok vatandaşımız internet üzerinden alabiliyor, turlarını veya paketlerini, paket turlarını. Bunda özellikle aldığı acente Turizm Bakanlığı ve TÜRSAB belgeli olmasına dikkat etmeleri gerekmekte. Bazen sahte belge, sahte numara da kullanıyorlar. O nedenle onun mutlaka telefonu vardır. Orada telefonla arayıp veya bulunduğu bölgedeki TÜRSAB bölge temsil kurulunu arayıp bunun sağlamlığını araştırmaları gerekmektedir. Aynı şey otel açısından da geçerli. Para vermeden önce öncelikle araştırsınlar. Çünkü çok sayıda şu ana kadar geçtiğimiz yıllarda siz de biliyorsunuz sahtekarlıklar döndü” diyerek uyarıda bulundu. – MUĞLA
]]>Dünyadaki her dokuz kişiden biri yetersiz beslenmeden muzdarip ve bu artan sorunla yüzleşmek ve üstesinden gelmek için yeni gıda seçeneklerinin araştırılması gerekiyor. Tarıma uygun arazilerin çoğunun hali hazırda ekiliyor olması nedeniyle daha yüksek verim elde edilmesinin zorlu bir süreç olacağını belirten İstanbul Aydın Üniversitesi Gıda Teknolojisi Program Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Ayla Ünver Alçay, “Geleneksel gıda sistemine karşı yeni arayışlar ortaya çıktı. Gıda olarak kullanılmayan ürünlerin gıda olarak kullanılabilir hale getirilmesi, gıda atıklarının değerlendirilmesi, bazı mikroorganizmaları bol miktarda üretip besin maddesi olarak kullanılması, biyofermantasyon teknolojisi ile selülozdan gıda üretimi, farklı mikrobiyal kaynaklardan protein üretimi çok yakında karşımıza çıkabilir” dedi.
Yosunlar beslenmede önemli hale gelecek
Çok yakın bir gelecekte yosunlar, tek hücre proteini, yabani tahıllar ve sahte tahıllar, genetiği değiştirilmiş gıdalar, yenilebilir gıda ambalajları, kaktüsler, nanogıdalar, bitki bazlı sütlerin beslenmede yaygın olarak kullanılabileceğini ifade eden Dr. Alçay, “Bilinen yaklaşık 10 bin farklı deniz yosunu türü vardır ve bunların çoğu yenilebilir. Dünyanın çeşitli yerlerinde binlerce yıldır gıda olarak tüketilmektedirler. Taze, fermente edilmiş, kurutulmuş veya dondurulmuş şekilde, bütün olarak veya farklı boyutlarda pul, granül veya toz halinde öğütülerek, gıda olarak veya hazırlanmış gıdaların içeriği olarak tüketilebilirler. Algler ve diğer deniz besin kaynakları, özellikle geleneksel tarım uygulamaları nedeniyle topraktaki besin maddelerinin tükenmesiyle birlikte daha bol hale gelecektir. Algler, ekilebilir araziye ihtiyaç duymamaları ve minimum besin maddesiyle büyüyebilmeleri nedeniyle geleneksel mahsullere iyi bir alternatif sağlayabilir” açıklamasını yaptı.
Yüksek protein kaynağı tek hücreliler
Tek hücre proteini, genetiği değiştirilmiş gıdalar, yabani tahıllar ve sahte tahılların besin maddesi olarak besin maddesi olarak kullanılabileceğini belirten Dr. Alçay, “Tek hücre proteini insan gıdası veya hayvan yemi olarak kullanılan, fermantasyon yoluyla üretilen, alg, bakteri, küf veya maya gibi mikroorganizmaların ölü ve kurutulmuş formlarını ifade eder. Yüksek protein içeriğinden dolayı tarımsal kökenli proteinlere alternatif bir kaynak olarak dikkat çekmektedir” şeklinde konuştu.
Yabani tahıllar ve sahte tahıllar
Dr. Alçay sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buğdayı çeşitlendirmek veya alternatifiyle değiştirmenin sağlık ve çevre üzerine olumlu etkileri olacaktır. Önümüzdeki yıllarda muhtemelen kullandığımız tahıllar, sahte tahıllarla yer değiştirecektir. Kinoa, amaranth, karabuğday, kavuzlu buğday, yabani pirinç, parmak darı, fonio ve Horasan buğdayı bunların arasında sayılabilir. Karabuğday, kinoa ve amaranth tahıl değil tohumdur ve sahte tahıllar adı verilen kategoridedirler. GDO gıdaların bazı yaygın örnekleri arasında tatlı mısır, pirinç, patates, peynir, domates, somon bulunur. Doğal kabul edilmemesi ve potansiyel olarak güvensiz olduğu düşünülmesi nedeniyle GDO’lu ürünler genellikle tüketici tarafından kabul edilebilir bulunmamıştır.”
Kaktüs, nanogıdalar, bitki bazlı süt gibi gıdaların çok yakında daha yaygın olarak beslenmede kullanılacağını ifade eden Dr. Alçay, herkesin sağlıklı beslenebilmesi için küresel gıda üretimin artması gerektiğini söyleyerek “Fonksiyonel gıdaların da günümüzün ve geleceğin gıdaları arasında pazarda yer alacağı ön görülmektedir. Sağlıklı beslenme ve sürdürülebilirlik söz konusu olduğunda küçük değişiklikler büyük fark oluşturabilir” dedi. – İSTANBUL
]]>Karabük TSO Meclis Toplantı Salonunda gerçekleşen programa Karabük Valisi Mustafa Yavuz, KARDEMİR Yönetim Kurulu Başkanı Prof. İsmail Demir, TSO Başkanı Fatih Çapraz, TSO Meclis Başkanı Adnan Çebi ve iş insanları katıldı.
Programda konuşan Vali Yavuz, “3 Nisan 1937’de demirin çelik gücüyle yükseldiği bir kentteki insan emeği ve azmi Türkiye’nin ilk ağır sanayi hamlesi KARDEMİR fabrika bacalarında yankılanmıştır. Ülkemizdeki pek çok şehrin aksine düşman işgalinden kurtuluşunu değil kuruluşunu kutlayan, emeğin başkenti Karabük, genç cumhuriyetimizin en önemli sanayi şehri, aynı zamanda kadim bir tarihin köklü bir kültürün ve dünyaca kıymetli bir mirasın da müjdecisidir. Gelecek nesillere koruyarak aktarma bilinciyle omuzlarımızda gururla taşıdığımız, kültürel kimliğimizin bir parçası niteliğindeki bu mirasın emanetçileri olarak bizler, tarihimize olan bağlılığımızı gelecek kuşaklara olan sorumluluğumuzu da birleştiriyoruz. Başta Kardemir olmak üzere, sanayi alanındaki üretim ve istihdam hacmimizle ülke ekonomisine ivme kazandırırken Türkiye yüzyılı vizyonunun önceliklerine ve hedeflerine uygun bir şekilde kültür, sana turizm gibi alanlarda da birlik ve beraberlik içerisinde ilerlemeyi hedefliyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle Türkiye’nin ilk ağır sanayi fabrikası, fabrikalar kuran Kardemir’in temellerinin atıldığı ve Türkiye’nin önemli sanayi, ticaret, kültür ve turizm şehri Karabük’ün kurulduğu 3 Nisanı geçmişin emek dolu bakışlarını anma ve geleceğe umutla bakma günü olarak kutluyorum” dedi.
“Bizler için ayrı bir öneme ve değere sahip bir tarih 3 Nisan 1937’dir” diyen Karabük TSO Başkanı Fatih Çapraz ise şunları söyledi: “Kurtuluş Savaşı’nda eşsiz bir zaferle ayrılan milletimiz bu esnada beşeri ve ekonomik kaynaklarının büyük bir kısmını kaybetmiştir. Ülkenin ayağa kaldırılması ve emperyalist devletlerin insafına bırakılmaması gerekmekteydi. Mevcut durumunun devam ettiğini bilen Mustafa Atatürk’ün ‘askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsun iktisadi zaferle taçlandırılmadıkça sonsuz kalır’ sözü devletimizin içerisinde bulunduğu durumu ve çözüm önerisini açıklamaktadır. Ekonomik mücadeleyi kazanabilmek ve kalkınmayı sağlayabilmek için sanayileşerek ve üreterek ülkenin küllerinden yeniden doğması gerekmekteydi. Devletimizin bağımsızlığın kazanılmasının ancak ekonomik bağımsızlığın kazanılmasıyla mümkün olabileceğini öngören bu anlayış ile 3 Nisan 1937 tarihinde ülkemizin ilk ağır sanayi kuruluşu olan demir çelik fabrikası bugünkü adıyla Kardemir’imiz kurulmuştur.”
Çapraz, “Bu büyük girişim yıllar içerisinde Ereğli ve İskenderun Demir Çelik Fabrikaları, çimento fabrikaları, şeker fabrikaları ve adını buraya sığdıramayacağımız pek çok fabrika, köprü, baraj ve bina inşaatının yapımına imkan vermiştir. Aynı zamanda sanayideki bilgi üretimini mühendisliği, ustasını, işçisini, yurdun dört bir yanının inşasını kullanmıştır. Bu nedenler ile Kardemir fabrikalar kuran fabrika unvanını kazanmıştır. 3 Nisan hem ülkenin imarını ve inşasını sağlayan demir çelik fabrikalarının temellerinin atıldığı hem de Karabük ilinin kuruluş tarihidir. Ülkemizde kurtuluşunu değil, kuruluşunu kutlayan tek il, Karabük’tür. İşte tam da bu sebeple özünü cumhuriyetten alan bu ilin unvanı Cumhuriyet Kenti Karabük’tür. Bugün aynı zamanda günümüz Türkiye’sini oluşturan sanayileşme, çağdaşlaşma, modernleşme ve ekonomik bağımsız vizyonun da kutlandığı bir gündür. Bu tarihi hiçbirimizin unutmaması gerekir. Özellikle gençlerin ülke ekonomisini kalkındırma yolunun sanayi işletmelerine bütün bağımsızlıkla ilişkisi olduğunu bilmesi önem arz etmektedir. 3 Nisan’ı Sanayi Günü olarak ilan etmekle bu bilinci geliştirecektir” ifadelerini kullandı.
Karabük’ün 3 Nisan tarihinde 13 hanelik bir yerleşkeyken ülkenin kalkınmasına kaynak oluşturan il olma yolculuğuna başladığını aktaran TSO Meclis Başkanı Adnan Çebi, “Ülkenin kurtuluş mücadelesinde ekonomik bağımsızlığına geçiş sürecince Karabük, ekonomik bağımsızlığı sembolü olan, ateşi, demir çelik fabrikası ile yakmıştır. 3 Nisan tarihi ülke olarak unutmamalı. Bu tarihi dönüm noktasını insanların aklına kazımalıyız. Ülkemizde ilk ağır sanayi yatırımının temelinin atıldığı 3 Nisan’ın Sanayi Günü olarak kutlamasını sağlamamız bu açıdan çok önemlidir” diye konuştu. – KARABÜK
]]>Türkiye İş Bankası’nın ana destekçisi olduğu Workup Girişimcilik Programı çatısı altında, Türkiye Girişimcilik Vakfı iş birliği ve Hackquarters hızlandırıcı partnerliğinde hayata geçirilen Workup4Future’ın ilk dönemi Demo Day ile tamamlandı. Afet odaklı ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda teknoloji üreten etki girişimlerine özel hızlandırma programından 6 girişim mezun oldu.
İş Mekan’da düzenlenen etkinliğe etki yatırımcıları, mentorlar, İş Bankası ve iştirak yöneticileri ile girişimcilik alanında içerik üreten paydaşlar katıldı.
İş Bankası Girişimcilik Birim Müdürü Aydın Bozdemir ve Girişimcilik Vakfı Genel Müdürü Mehru Aygül’ün açılış konuşmalarıyla başlayan etkinlikte, mezun girişimlerin program yolculuklarına ve oluşturdukları etkiye odaklanan paneller düzenlendi. Sosyal etki yatırımları, sürdürülebilir gelecek için dijital çözümler ve sosyal etki için yapay zeka çözümleri gibi konuların ele alındığı panellerin ardından gerçekleşen network etkinliğinde girişimciler, yatırımcılarla ve potansiyel partnerlerle görüşme ve onlara girişimlerini anlatma fırsatı buldu.
2 girişim yatırım aldı
İş Kuleleri Workup alanında yürütülen ve 4 ay süren Workup4Future programından, doğal afetlerin yanı sıra ‘karbon salımının azaltılması’, ‘sürdürülebilir şehirler’ ile ‘erişilebilir ve temiz enerji’ gibi Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına yönelik teknoloji geliştiren 6 girişim mezun oldu.
Etki girişimlerini global ve yerel yatırımcılarla buluşturma, girişimlere iş birliği fırsatları sağlama ve görünürlük kazandırma amacıyla oluşturulan programda 2 girişim FounderOne Etki Yatırım Fonu’ndan yatırım aldı. İş Bankası bir girişimin müşterisi olurken, bir girişimle de kavram kanıtlama çalışması tamamlandı.
Program süresince girişimciler, etki düzeylerini ölçme ve geliştirme konusunda eğitimler aldı, uzman mentorlar ve mezun girişimlerle bir araya geldi. Aynı zamanda İş Bankası ve iştiraklerinin yanı sıra Türkiye Girişimcilik Vakfı’nın ulusal ve uluslararası ağı aracılığıyla müşteri kazanımı imkanları yakaladı.
Workup4Future 1. dönem mezunları şöyle açıklandı:
Binamod: Kurumsal ve bireysel müşterilere bina bakımı, satın alma ve kiralama kararlarında yardımcı olmak amacıyla binalardan bilgi toplayan, deprem risk önceliklendirmesi, hasar değerlendirmesi, güçlendirme ve afet yönetimi senaryoları hazırlayan teknoloji girişimi. binamod.com/
From Your Eyes: İnsanlardan makinelere kadar uzanan geniş bir spektrum için görme deneyiminin en teknolojik ve kişiselleştirilebilir halini tasarlayan yapay zeka teknolojisi. fromyoureyes.app/
Some Carbon: Bacadan çıkan emisyonları sürdürülebilir yakıtlara dönüştürmek için modüler sistemler geliştiren etki girişimi. someco2.com/
VerdantWave: Yüksek karbon içeriğine sahip selüloz bazlı biyokütle atıklarından faydalanarak dayanıklı biyokompozit polimerler üreten teknoloji şirketi. verdantwave.com/
Waste Log: Kaynağında ayrıştırılmış atıkları lisanslı atık toplama firmaları ile bir araya getiren, mobil uygulaması ile atıkları bulmayı hızlandıran atık yönetimi girişimi. wastelog.co/
WorkyBe: Yapay zeka tabanlı analizleri ve dijital süreç yönetimini tek bir platformda birleştirerek enerji, ekipman ve takım verimliliğini hedefleyen sürdürülebilirlik girişimi. workybe.com/ – İSTANBUL
]]>15 yılda 3,9 milyon TL proje desteği ve 7,2 milyon TL yatırım
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda faaliyetlerini yürüten OKA, 15 yıldır bölgede bin 200 projeye güncel rakamla 3,9 milyon TL destek vererek, 7,2 milyon TL yatırım yapılmasını sağladı. İmalat sanayi, turizm, sosyal kalkınma, çevre, enerji, kentleşme, tarım ve kırsal kalkınma, kurumsal kapasite, yatırım ve tanıtım gibi tematik alanlarda özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumları tarafından merkezi ve yerel programlar aracılığıyla uygulanan bu projeler Amasya ve Tokat illerinde turizm sektöründe mekansal bir dönüşüm sağlarken, Çorum ve Samsun illerinde yoğunlukla imalat sanayi alanında dönüşüm sağlayarak üretim kapasitesi ve istihdam olanaklarını artırdı. Ajans, ülke ölçeğinde başarılı uygulama örneği niteliğindeki bu çalışmalarıyla Bölgenin kalkınma sürecine ivme kazandırdı.
En fazla uluslararası kaynağı bölgesine çeken kalkınma ajansı
Ajans, bugüne dek başvuru sahibi, ortak ve iştirakçisi olduğu 15 dış kaynaklı proje ile 54,3 milyon avro AB kaynağını da bölgesine kazandırarak, Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından “En Fazla Uluslararası Kaynağı Bölgesine Çeken Kalkınma Ajansı” olarak başarı sertifikasına layık görüldü. 2023 yılında genç istihdamı, turizm, katma değerli üretim ve ihracat, girişimcilik ile bölge planlaması odaklı başarılı çalışmalarını 2024 yılında da devam ettirmeyi hedefleyen OKA, yeni dönemde Bölge potansiyelinin değerlendirilmesine ve geliştirilmesine yönelik etkili hamleleriyle, kapasiteyi güçlendirip öncü ve örnek çalışmalarına devam ediyor.
“Bölgesel Kalkınmanın Yüzyılı olacak bir sürecin başındayız”
Bölgenin, ülkenin kalkınma hedeflerine katkısını devam ettirmek üzere OKA olarak gayretle çalışmaya devam edeceklerini söyleyen OKA Genel Sekreter Vekili Mehlika Dicle, “Cumhuriyetimizin 100. yılında Bölgesel Kalkınmanın Yüzyılı olacak bir sürecin başındayız. Bölgelerimizin potansiyellerinin harekete geçirilmesi, kendilerine özgü imkan ve kabiliyetlerinin yenilik temelinde geliştirilmesi, bölge dirençliliklerinin artırılması ve afet sonrası ekonomik ve sosyal iyileşmenin sağlanması yoluyla ülkemizin dengeli kalkınmasına azami katkının sağlanması ile bölge içi ve bölgeler arası gelişmişlik farklarının azaltılması temel amacı ile tüm Ajanslarımız çalışmalarını yürütmeye devam edecektir. Yılın ilk 3 aylık dönemini geride bıraktık. Mart ayının başında ilan ettiğimiz Fizibilite ve Teknik Destek Programları ile yatırım, üretim, istihdam, ihracat temelinde bölgemizin kalkınmasına yönelik proje portföyünü geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bölgemizde sayıları her geçen gün artan organize sanayi bölgelerine yeni özel sektör yatırımlarının kazandırılması kadar yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik altyapı projeleri de önem arz ediyor. Önümüzdeki beş yıl gündemimizde yer alacak ikiz dönüşüm başlıkları yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm ajansımızın da önemli gündem maddeleri arasında yer alacak” dedi.
Kalkınmaya yönelik faaliyetlerini yatırım destek faaliyetleri ile bütünleşik olarak sonuç odaklı programları çerçevesinde yürüttüklerini vurgulayan Dicle, “Ajansımızda uygulamakta olduğumuz 3 sonuç odaklı programımızla bölgemizde mekansal, ekonomik ve toplumsal dönüşüm süreçlerinin öncüsü olduğumuzu söylememiz gerekir. ‘Kültür ve Doğa Turizmi Ekseninde Şehirlerin Markalaşması’, ‘Katma Değerli Üretim ve İhracat’ ve ‘Girişimcilik Ekosisteminin Desteklenmesi’ sonuç odaklı programları faaliyetleri ile 2024 yılında turizm, ihracat ve girişimcilik alanlarını desteklemeye devam edeceğiz. Ajansımızın etkin hizmet üreten birimleri olan Yatırım Destek Ofislerimizin, Bölgedeki potansiyel yatırım konularında tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerine ağırlık vereceğiz. Ayrıca YDO faaliyetlerinin çeşitlendirilmesine yönelik çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Araştırma, analiz çalışmalarının yanı sıra kapasite geliştirme, tanıtım ve iş birliği faaliyetleri uygulayacağız” diye konuştu.
“İş birliği, koordinasyon ve yönlendirme kavramları ön plana çıkacak”
2024-2028 dönemini kapsayan Orta Karadeniz Bölge Planı ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Mehlika Dicle, “Ajansımız, bölgenin gelecek 5 yılına yön verecek 2024-2028 yılı TR83 Bölgesi Bölge Planı hazırlık çalışmalarını Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü ile koordine şekilde yürütmüş ve belirlenen takvim çerçevesinde tamamlamıştır. 2024 yılındaki çalışmalarımızı da yeni Bölge Planımızın ortaya koyduğu vizyon çerçevesinde tasarladık. Bu dönemde Ajansımız açısından iş birliği, koordinasyon ve yönlendirme kavramları ön plana çıkacak” şeklinde konuştu.
“Kadın girişimciliğini ve kadın istihdamını destekleyeceğiz”
Genel Sekreter Dicle, kalkınma ajansları için belirlenen 2024 yılı temasına da değinerek, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğümüzce, kalkınma ajanslarının 2024 yılı çalışma teması ‘Kadın Girişimciliği/Kadın İstihdamı’ olarak belirlendi. Bu kapsamda Girişimcilik Ekosisteminin Desteklenmesi Sonuç Odaklı Program faaliyetlerimizde kadın girişimciliği ve kadın istihdamı odağında çalışmalarımıza başladık. Yeni kadın girişimciler yetiştirecek, kadın istihdamı ve iş yaşamında kadına bakış açısında farkındalık oluşturacak, iş hayatında kadın temsilini güçlendirecek, yeni kadın girişimcilere rol model oluşturacak, imalat sanayi özelinde nitelikli kadın işgücünü artıracak faaliyetlerimiz planlı şekilde ilerliyor. Bu alanda önemli bir kapasite oluşturmayı ve nitelikli sonuçlar elde etmeyi hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı. – SAMSUN
]]>Bu yıl 6-15 Nisan tarihleri arasında 9 gün kutlanacak Ramazan Bayramı, turizm sektörünü de hareketlendirmeye devam ediyor. Bugünlerde yüzde 70’i aşan iç piyasadaki rezervasyon oranının bayramda yüzde 95’lere ulaşması bekleniyor. Yerli tatilci fiyatlardan dolayı 7-8-9 günlük tatil yerine 4 ya da 5 günlük tatilleri tercih ediyor.
Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, 2023 yılında her şeye rağmen güzel bir sezon geçirdiklerini, hedefledikleri rakamlara ulaştıklarını hatırlattı.
Antalya’da 2023 yılında yaklaşık 15 milyon 700 bine yakın misafir ağırladıklarını aktaran Saatçioğlu, “2024’de yaklaşık 17 milyon üzerine çıkma umudumuz var. İlk 4 ay gayet güzel gidiyor, 900 bin turist giriş yaptı. Bunu geçen senenin aynı dönemiyle karşılaştırdığımızda yüzde 24’lük bir artış olması bizleri sevindiriyor. Herhangi bir olumsuzluk karşılaşmadığımız sürece, güzel bir beklenti içindeyiz” diye konuştu.
“Ruslar öne geçecektir”
Geçmiş yıllarda Antalya’ya gelen turistlerde ilk sırayı her zaman Rusların aldığını hatırlatan Saatçioğlu, “Çok az farkla ardından Almanlar, İngilizler, Hollandalılar olarak sıralanırdı. Ama şu an Rusya’da yavaş ilerleme var ama Almanya’da ciddi bir erken rezervasyon var. Almanlar şu an Rusların önünde görünüyor ama mayıs ayı gibi Ruslar yine o açığı kapatacaktır” ifadelerine yer verdi.
“Yüzde 95’e ulaşacak”
Ocak, şubat ve mart aylarında güzel doluluk rakamları yakaladıklarını kaydeden Saatçioğlu, “Nevruz ve içinde bulunduğumuz Paskalya dönemiyle güzel bir rezervasyon alıyoruz. Bayram rezervasyonlarımız devam ediyor. Seçimlerden önce bir duraklama vardı. Ramazan Bayramının yaklaşmasıyla birlikte son 4 gündür iç piyasadan ciddi rezervasyon akışı var. Bayrama yakın doluluk oranımız yüzde 70-80 civarındaydı. Bayramda yüzde 90-95’i bulacağız, çünkü rezervasyonlarda ciddi bir hareketlenme başladı” ifadelerine yer verdi.
“3-4 günü tercih ediyor”
Antalya’da otel portföyünün ağırlıklı olarak 4 ve 5 yıldızlı olduğunu aktaran Saatçioğlu, “Müşterilerimizin tatil alışkanlıkları ekonomik nedenlerden dolayı değişiklik gösteriyor.7-8-9 gün gelen misafirlerimiz şimdi 3-4 günü tercih ediyorlar. Doluluk tüm segmentlerde aynı, 4-5 yıldızda olduğu gibi 3 yıldızlı ve diğer tesislerimizde de doluluk aynı diyebiliriz. Bizi insanımız tatilden vazgeçmeyecek gibi görünüyor. Geçen seneyle iç piyasadaki erken rezervasyon oranımızda yüzde 70’e varan bir artı söz konusu buda izi ciddi şekilde umutlandırıyor” dedi.
Özellikle kış döneminde golf turizminin ağırlıkta olduğunu ifade eden Saatçioğlu, “Spor turizminde de ciddi bir rezervasyon almış durumdayız. Gelecek sene daha da iyi olacak. Futbol gruplarımızda artış öngörüyoruz” diye konuştu.
“Yüzde 15-20 fiyat arttı”
Avrupa’daki enflasyonun Türkiye’dekinden düşük olduğunu kaydeden Saatçioğlu, “Bizim bir şekilde fiyatları artırmak zorundayız. Geçen sene ile bu sene arasında yüzde 15 ile 20 arasında bir zam söz konusu. Giderlerimiz Türk lirası. İç pazarda insanımız uzun değil kısa süreli tatil tercihe diyor ya da 4- 3 yıldızı tercih ediyorlar. Herkesin bütçesine göre tatil çeşidi var. Yıldız ve bölge fiyatta önemli ama kişi başı 2, 6 ile 10 bin lira arasında fiyat yelpazesi var” ifadelerini kullandı. – ANTALYA
]]>Gültepe, yaptığı yazılı açıklamayla, mart ayı ve ilk çeyrek ihracat verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İlk 2 aydaki rekorların ardından mart ayında ihracatın yüzde 4,1 daraldığını bildiren Gültepe, geçen ayki düşüşe rağmen yılın ilk çeyreğini 2023’ün aynı dönemine göre yüzde 3,6 artıda kapattıklarını vurguladı.
Gültepe, Genel Ticaret Sistemi (GTS) kayıtlarına göre martın 22 milyar 580 milyon dolarlık ihracatla tamamlandığını kaydederek, şu ifadeleri kullandı:
“Ocak-mart dönemindeki ihracatta ise 63,7 milyar dolarla tüm zamanların ilk çeyrek rekorunu kırdık. Geçen ay 8 sektörümüz ihracatını arttırdı. Otomotiv, 3,2 milyar dolarla yine ilk sıradaki yerini korudu. İlk 5’teki diğer sektörlerimiz 3 milyar dolarla kimya, 1,6 milyar dolarla hazır giyim, 1,5 milyar dolarla çelik ve 1 milyar 470 milyon dolarla elektrik-elektronik şeklinde sıralandı. Firmaların merkezini baz alan TİM verilerine göre 81 ilimizden 43’ü ihracatını artırmayı başardı. En fazla ihracat yapan 5 ilimiz İstanbul, Kocaeli, Bursa, İzmir ve Ankara oldu. Balıkesir, Edirne, Erzincan ve Kocaeli tarihlerinin en yüksek ihracat değerine ulaştı. Karadeniz, Doğu Anadolu, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerimiz ihracatlarını artırdı.”
Birim ihracat değerini en çok artıran iller Yalova ve Nevşehir oldu
Mustafa Gültepe, birim ihracat değerini en çok artıran illerin Yalova, Nevşehir ve Isparta olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi:
“Birim ihracat değerini en çok artıran sektörler ise zeytin ve zeytinyağı, fındık ve kuru meyve oldu. 1421 firmamız ilk kez ihracat gerçekleştirdi. En çok ihracat yaptığımız ülkeler Almanya, İtalya, ABD, Irak ve Birleşik Krallık şeklinde sıralandı. Özellikle Latin Amerika’ya ihracatta ciddi artış kaydettik. Avro/dolar paritesinin ihracatımıza pozitif etkisi devam ediyor. Geçen ay parite farkı ihracatımıza 161 milyon dolar katkı verdi. Birim ihracat değerimiz ise 1,41 dolar oldu. Ayrıca Hizmet İhracatçıları Birliğimizin çalışmasına göre mart ayında yaklaşık 7,7 milyar dolarlık hizmet ihracatı gerçekleştirdiğimizi tahmin ediyoruz.”
“Pazarlardaki risklerde sınırlı seviyede artış var”
TİM Başkanı Gültepe, önemli pazarlarda talebi yaratan koşulları ve risklerin takibini kolaylaştırmak için son 2 aydır TİM İhracat Pazar Monitörünü (İPM) yayınlamaya başladıklarını hatırlattı.
TİM İhracat Talep Endeksinin şubatta yüzde 0,9 gerilemesine rağmen 100,1 puanla sınırlı iyimserliğini koruduğunu bildiren Gültepe, pazarların risklere karşı direncini ölçen TİM Pazar Dayanıklılık Endeksinin de yüzde 0,3 düşerek 99,4 puana gerilediğine dikkati çekti.
Gültepe, genişleyici para politikası adımlarının gecikmesi ve enflasyonun baskılanamaması nedeniyle pazarlardaki risklerin sınırlı seviyede arttığını anlattı.
“2028’de 375 milyar dolarlık hedefi geçeceğiz”
Mustafa Gültepe, güncel gelişmelere değinerek, Türkiye’nin 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimlerini büyük bir demokratik olgunlukla tamamladığını bildirdi.
Gültepe, “Sandıktan çıkan mesajın en iyi şekilde okunup, ekonomimizi güçlendirecek adımların atılacağına inanıyoruz. İhracat, Türkiye ekonomisi için lokomotif rolü üstleniyor. Önümüzdeki seçimsiz 4 yıllık dönemin ülkemiz ve ihracatımız açısından en iyi şekilde değerlendirileceğine ve 2028’de mal ihracatında 375, hizmet ihracatında da 200 milyar dolarlık hedefi yakalayıp geçeceğimizi öngörüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Bıyık, AA muhabirine bal, polen, propolis gibi arı ürünlerinin şifa kaynağı olarak değerlendirildiğini anlattı.
Bu ürünlerin ekonomik değeri ve dünya ekonomisine katkısı bulunduğuna işaret eden Bıyık, “Bunun dışında bitkilerin sürdürülebilirliği, tozlaşması, doğal floranın tozlaşmasında bal arısının katkısı var. Bu anlamıyla yine dünya ekonomisine çok ciddi katkısı var. Bal arılarının kendi ürünlerinden daha yüksek oranda tozlaşma ile ekonomik değer yarattığı değerlendiriliyor.” dedi.
Bal arısı kolonilerinin sera yetiştiriciliğinde de tozlaşmada kullanıldığını dile getiren Bıyık, şöyle devam etti:
“Tabii tek tozlayıcı bal arısı değil. Diğer böcekler, rüzgar da tozlaştırma faaliyetini yürütmekte ama koloni büyüklüğü anlamında ve gıda maddesi polen olduğu için tozlaşmadaki en önemli etken. Ticari olarak serada tarımsal bitkisel üretim gerçekleştiren yetiştiriciler, bal arısı kolonilerini kiralayarak seralarında tozlaştırma faaliyetinde kullanmakta. Açık alanlarda da bitkisel ve tarımsal üretimde bulunan yetiştiriciler, kolonileri kiralayarak tozlaştırma faaliyeti gerçekleştirmekte.”
“Doğanın sürdürülebilirliği açısından tozlaşmaya ihtiyacı var”
Bıyık, bal arılarında koloni ölümlerinin 1860’lı yıllardan itibaren günümüze kadar giderek artan oranda yaşandığını anlatarak, “Koloni ölümlerinin nedenleriyle alakalı farklı araştırmacıların, hocalarımızın farklı değerlendirmeleri var. Varroa akarına bağlı veya bulaştırma kaynağı olarak değerlendirilen viral hastalıkların giderek artması, Amerikan yavru çürüklüğü, Avrupa yavru çürüklüğü ve diğer bal arısı hastalıklarının etkisinin artması, çevre kirliliği, bitkisel üretimde kullanılan kimyasal ilaçlar, gübre kullanımının artması, su kirliliği, küresel ısınma, baz istasyonları gibi nedenlerin bal arılarında koloni ölümlerine sebep olduğu değerlendiriliyor. Daha büyük oranda kabul gören neden, bal arısı ölümlerinde bu etkenlerin birkaçının aynı anda yaşanması ve kolonileri strese sokması, kolonileri işçi arıların terk etmesi.” ifadelerini kullandı.
Koloni ölümlerine hangi nedenlerin sebep olduğu bilinemediği için engellenmesinin kesin yolunun da bulunamadığına dikkati çeken Bıyık, şunları kaydetti:
“Maalesef bugün itibarıyla, ‘Beslenmede şunu uygularsak, şu ilacı kullanırsak veya şu yetiştiricilik uygulamasını yaparsak koloni ölümleriyle karşılaşmazsınız’ diyemiyoruz. Bal arısıyla ilgili şöyle bir teori var; bal arısı dünyadan kalkarsa dünyanın 4 yıllık ömrünün olduğuna dair. Bu tabii bal arısının tozlaşma üzerindeki etkisiyle alakalı. Bu süre 4 yıl veya değil, bu ayrı bir tartışma konusu ama bal arısında koloni sayısı azalırsa tozlaşma da azalacaktır. Dolayısıyla insan beslenmesi amacıyla yapılan bitkisel üretimde hem ürün miktarında hem ürünün kalitesinde azalma ihtimali var. Bunun dışında doğal floranın da sürdürülebilirliği. Çünkü tozlaşma, çiçek, meyve ve tohum bağlaması, doğanın sürdürülebilirliği açısından tozlaşmaya ihtiyacı var. Bal arısı, tozlaşma faaliyetine bağlı olarak böyle bir katkı sağlıyor.”
Selim Bıyık, ölümler yaşansa da son 60-70 yılda dünyadaki koloni sayısının neredeyse yüzde 100 arttığının altını çizerek, ” Türkiye’de son 15 yılda koloni sayısı yüzde 60-70 civarında arttı. Koloni sayısındaki artışa bağlı olarak da ülkemizde bal rekoltesi 120 bin ton civarına geldi.” diye konuştu.
]]>İhale yapılacak olan arsalara ilişkin şartnamenin, imar durumları, başvuru için gerekli belge ve bilgilerin https://www.adanaorganize.org.tr adresinden temin edilebileceği bildirildi. Son başvuru tarihinin 3 Mayıs saat 17.00 olarak açıklandığı tahsis/satış ihalesinin 10 Mayıs günü saat 10.00’da, A OSB Bölge Müdürlüğü Seyhan Salonu’nda yapılacağı kaydedildi.
AOSB Bölge Müdürü Ersin Akpınar, 50 yıllık geçmişi bulunan Adana OSB’nin, gerek Adana’nın coğrafi konumu, gerekse bölgenin ulaşım başta olmak üzere bulundurduğu yatırım avantajlarının yanı sıra katılımcılarına sundukları imkanlar sayesinde cazibesini koruduğunu, gelecekte potansiyelinin daha da yüksek olacağını ifade etti.
“ADANA’YA İLGİ ARTACAK”
Akpınar, Türkiye ve dünyadaki konjonktürel hareketlerin önümüzdeki süreçte Adana’ya bir ilginin yoğunlaşacağını gösterdiğini, bu nedenle gerek Adana ölçeğinde ve gerekse AOSB olarak hazırlıklı olunması gerektiğine dikkati çekerek, şunları söyledi:
“Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızın Doğu Akdeniz Ana Konteyner Limanı’nın Yumurtalık ilçesinde yapılacağını açıklaması, Yumurtalık ilçesinin Petrokimya Endüstri Bölgesi ilan edilip, Yumurtalık Serbest Bölgesi’nde 1 milyar dolarlık petrokimya tesisi kurulması çalışmaları, Ceyhan Endüstri Bölgesi, Ceyhan OSB, Kimya OSB, Sera OSB, Karataş Su Ürünleri OSB gibi yatırımlar söz konusu. Kısaca Adana’nın doğusunda bir sanayi kümelenmesi var. Bu nedenle oluşacak talepleri karşılamak için hazırlıklarımızı sürdürüyoruz.”
22 MİLYON METREKARELİK ALAN VAR
AOSB Bölge Müdürü Ersin Akpınar, sanayinin doğru planlanması adına genişlemenin bir stratejisi olması gerektiğine vurgu yaparak, şunları kaydetti:
“Ülkemizdeki çoğu Organize Sanayi Bölgesi şehir içinde kalmış olması nedeniyle genişleme olanakları yok. Bu manada OSB’miz biraz daha avantajlı. Şu an itibariyle toplamda 22 milyon metrekarelik alanımız var. Bunun yaklaşık üçte ikisi faal olarak kullanılıyor. Geri kalan üçte birlik kısmın, yani yaklaşık 6 milyon metrekarenin, hazırlıklarını tamamladık, kamulaştırma, arazi edinim süreçlerini bitirdik, ihale işlemlerine geçiyoruz. Önümüzdeki iki yıl içerisinde tüm altyapılarıyla beraber 6 milyon metrekarelik alan tamamlanmış olacak.”
AOSB’NİN ALTYAPI KALİTESİ
Bölge Müdürü Akpınar, günün en yeni teknolojileriyle oluşturdukları altyapının kalitesinden de söz ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Elektrik, doğalgaz, atık su, kullanma suyu hatlarımızın yerleştirilmesi ve yolların hazırlanması gibi çalışmaları kapsayan altyapı hizmetlerimiz Türkiye’deki sanayi bölgeleri açısından oldukça avantajlı. Bunları hayata geçirirken uzun vadedeki ihtiyaçları dikkate alıyoruz. Örneğin geçen yıl hayata geçirilen ikinci trafo merkezimizle önümüzdeki on yılda kapasite sorunu yaşamayacağımızı öngörüyoruz. Benzer bir şekilde kullanma suyu ve atık su hizmetlerinde Türkiye’nin en büyük tesislerinden birine sahibiz.”
“ALAN OLARAK 30 YILIN İHTİYACINI KARŞILAYABİLİRİZ”
Bölge Müdürü Akpınar, ilave olarak 30-35 milyon metrekarelik bir alanı daha AOSB bünyesine katmaya çalıştıklarını belirterek, şöyle konuştu:
“Bu da şu demektir; önümüzdeki 20 yılın ihtiyacını karşılayabilecek bir alana sahip olacağız. Bunlar çok büyük alanlar, şu andaki 22 milyon metrekareden yüzde 50 daha büyük bir yerden bahsediyorum. Bu alan ile birlikte Türkiye’nin en büyük alanına sahip OSB’si olacağız. Buraların hazırlanmasının da ciddi bir emek ve sermaye gerektireceğinin altını çizmek isterim.”
AOSB Bölge Müdürü Ersin Akpınar, yaklaşık 6 yıldır Adana’da göre yaptığını, bu kentin dünyanın sayılı şehirleri arasında olabilecek potansiyele sahip olduğunu gördüğünü, tarımı, ticareti, sanayisi ile Adana’nın çok ciddi bir cazibe merkezi olacağını sözlerine ekledi.
Adana Organize Sanayi Bölgesi (AOSB), 2022 yılında da 4’ncü ilave alanda bulunan 4 adet sanayi parselini başvuru sahipleri arasında yapılan kura çekimi ile tahsis etmişti. – ADANA
]]>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Fikret Kileci, “Riskleri fırsata çevirme yeteneğimizin marifetiyle son yıllardaki bütün küresel ve bölgesel çalkantılara rağmen sürdürülebilir ihracatı önceleyerek daima büyümeyi hedefleyen ihracat politikamızdan taviz vermiyoruz” dedi.
Mart ayı dış ticaret rakamları Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri’nin yaptığı basın açıklaması ile kamuoyuyla paylaşıldı. Bölgenin Mart ayı ihracatı 973,9 milyon dolar olurken, Gaziantep’in ihracatı ise bu dönemde 850,4 milyon dolar oldu. Gaziantep Mart ayında en çok ihracat yapan 6. il oldu. Yılın ilk çeyreğinde ise bölge ihracatı 2,9 milyar dolar, Gaziantep ihracatı ise 2,5 Milyar dolar oldu. Yılın ilk çeyreğinde toplam 187 ülkeye ihracat yapan Bölgenin ülkelere göre ihracat tablosu incelendiğinde, Irak, ABD, Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık, Almanya, İtalya, Libya ve İsrail ilk sıralarda yer aldı. Bölgedeki diğer illerin Mart ayı ihracat performansı ise şöyle: Kahramanmaraş 92 milyon dolar, Mardin 80 milyon dolar, Malatya 38 milyon dolar, Şanlıurfa 20 milyon dolar, Diyarbakır 8 milyon dolar, Adıyaman 8 milyon dolar, Kilis 7 milyon dolar.
Mart ayı ihracat rakamlarını ve genel dış ticaret rakamlarını değerlendiren GAİB Koordinatör Başkanı Fikret Kileci, “İçinde bulunduğumuz coğrafya güçlü ve istikrarlı bir ekonomiyi gerekli kılıyor. İstikrarlı bir ekonomi sürdürülebilir üretim ve ihracat için zorunluluktur. Çalışmalarımızda ve hedeflerimizde bu bilinç önemli unsurlardan birisidir. Mart ayı ihracat rakamlarında da Bölgemizin, ekonomimize en fazla katkı sağlayan bölgelerden birisi olmaya devam ettiği görülmektedir. İhracatçılar olarak, gerek dünyada gerekse ülkemizdeki ekonomik gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Alternatif planlarımız her zaman hazır durumda. Bununla beraber sürdürülebilirlik ana gündem maddemiz olmaya devam ediyor. Her geçen gün kaynakların tükendiği ve artan dünya nüfusuyla her alanda sınırların zorlandığı bir dünyada, sürdürülebilir üretim ve ekonomi için yeşil üretim kültürünün benimsenmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu yüzden, gelecek dönem politikalarımızda Avrupa Yeşil Mutabakatı ve oluşturulması muhtemel diğer çevresel anlaşmaları dikkate alarak üretimi şekillendirmek temel amaçlarımızdan birisi olacaktır” şeklinde konuştu.
Açıklamalarının devamında Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birliklerinin Mart ayı faaliyetlerine değinen Kileci, “Mart ayında Bünyemizdeki birliklerimiz faaliyetlerine temposunu artırarak devam etti. Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliğimizin Yönetim Kurulu üyeleri sektörün en önemli fuarlarından Texhibition Fuarı’nı ziyaret etti ve stand açan üyelerimizi ziyaret ederek başarılar dilediler. Yine Tekstil Birliğimizce bu yıl beşincisi düzenlenen ve tekstil ve hazır giyim sektörlerinde girişimcilik ekosistemini oluşturmayı hedefleyen Tekstil Startup Challenge yarışma finaline katıldık. Üniversite-Sanayi buluşmaları kapsamında üniversitelerimizi ziyaret etmeye devam ettik. Kıymetli öğrenciler ve akademisyenlerle bir araya gelerek sektöre dair merak edilenler ve bu yıl dördüncüsünü düzenleyeceğimiz Doku kumaş tasarım yarışmamız üzerine konuştuk. Hububat Birliğimiz, Türkiye Gıda İhracatçıları markası altında katıldığı Foodex Japan 2024 fuarında ana ihraç ürünlerimizden oluşan menülerin ziyaretçilere sunulduğu tadım etkinliği düzenledi. Fuar süresince Japon müşteriler Bölgemizin gıda ürünlerine yoğun ilgi gösterdi. Halı İhracatçıları Birliğimizin düzenlemiş olduğu Hindistan Sektörel Ticaret Heyeti kapsamında pazar imkanlarımızı genişletmek ve ihracat payımızı artırmak amacıyla Hindistan’daki halı sektörünün paydaşlarıyla bir araya geldi. Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliğimiz ilk etapta Antep fıstığı özelinde olmak üzere Çin pazarına yönelik Çince ve İngilizce dublaja sahip tanıtım filmi hazırlanmasının hazırlıklarını sürdürmektedir. Devam eden süreçte Birliğimizin ihraç ettiği diğer ürünlere yönelik tanıtım filmlerinin hazırlanma çalışmaları başlayacaktır. İhracata yönelik en önemli devlet desteklerinden Marka ve Turquality programları kapsamında bulunan Gıda ve Hızlı Tüketim Malları sektörlerinden firmaların temsilcileri ile Ticaret Bakanlığı Markalaşma ve Tasarım Dairesi ile Tarım Dairesi yetkililerinin katılımı ve Birliğimizin ev sahipliğiyle gerçekleştirilen toplantıda destek süreçlerinin iyileştirilmesi hususunda mevzuat çalışmalarına ilişkin bilgilendirmeler yapıldı, firma temsilcilerinden öneriler alınarak kapsamlı istişarelerde bulunuldu. Hem online eğitimlerimiz hem yüz yüze eğitimlerimizin sürdüğü bu dönemde TİM ile birlikte “Bölgesel Sürdürülebilir İhracat Seferberliği Eğitim Programını” gerçekleştirerek Avrupa Yeşil Mutabakatının getirdiklerini üyelerimize aktardık. Gelecek dönemde çalışmalarımız hız kesmeden devam edecek” dedi. – GAZİANTEP
]]>Türkiye’de arıcılıkta ilk 5’de yer alan Mersin’de bu yıl da havaların ısınması ve çiçek mevsiminin başlamasıyla arılar üretime geçti. Milyonlarca arının sabahın erken saatlerinden itibaren kovanlarından çıkarak çiçeklere konmasıyla başladığı polen mesaisinde hasat başladı. Arıların kovanda topladığı polenler, arıcılar tarafından özenle alınarak talebe göre satışa gönderiliyor. Kilogram fiyatı bin TL civarında olan polen, hem üreticinin yüzünü güldürüyor hem de sağlıklı gıda olarak tüketiliyor. Özellikle sağlık açısında altın değerinde gösterilen ve geçen yıl 150 ton civarında hasat edilen polenin bu sene 200 tona ulaşması bekleniyor.
“Polenin hasadına başladık”
Arıcılığın aile işleri olduğunu ifade eden arıcı Celal Çay,” Dededen, babadan öğrendiğimiz bir meslek. Yıllardır ailemiz arıcılık yapıyor, bizde ailemizin yaptığı mesleği devralarak devam ettiriyoruz. Gelecekte çocuklarımıza bırakmak istiyoruz. Mersinli arıcılar olarak biz her yıl polen hasadını heyecanla bekliyoruz. Polen de arılarımızın ürettiği bir değer. Piyasada talep görüyor. Özellikle sporcular, çocuklu aileler polen tüketiyor. Polendeki protein oranı çok yüksek olması sebebiyle sağlık açısından çok faydası var. Bir çok mineral vitamin içerdiği için vücuda destek oluyor. İnsanlarda bunun faydasını öğrendi, bizden talep ediyor. Bizde iklimin el verdiğince arılarımızın gücüne bağlı olarak poleni her yıl üretiyoruz, tüketicilerimize sunuyoruz. Mersinli arıcılar olarak altın değerindeki polenin hasadına başladık” dedi.
“Altın değerinde bir gıda üretiyoruz”
Sezonun güzel olacağını umut ettiklerini belirten Çay,” Bahar yağmurları çok iyi yağdı. Bahar yağmurları iyi yağınca çiçekleri suluyor. Çiçeklerde çok güzel polen salgılıyor, arılarımız da kovana getiriyor. Arılarımızın sağlığı da iyi ümitliyiz. İnşallah sezon sonunda tonlarca polen üretmiş oluruz. Altın değerinde bir gıda üretiyoruz. Arıcılık biz yaşam biçimi. Arılarımızı sürekli taşıyoruz. Şuanda sıfır rakımda polen hasadına başladık. Burada başlayan yolculuğumuz Haziran ayında Eğriçayır yaylasında son bulacak. Eğriçayır yaylasında da bal ve polen ürettikten sonra yolculuğumuz tekrar geriye başlayacak” diye konuştu.
“200 ton polen hasadı bekleniyor”
Sezonla ilgili bilgi veren Mersin Arıcılar Birliği Başkanı Adem Kurt ise” Mersinli arıcılarımız bugün itibariyle polen hasadına başlamış durumda. Bizim polen hasadı ile başlayan yolculuğumuz narenciye balı, daha sonra sandal ve kırbalı hasadı ile devam edecek. Mersin’de altın değerinde polen ve balları üreten yaklaşık 4 bin arıcımız var. Bol üretimli bir sezon olmasını bekliyoruz. Bu sene bahar yağışları iyiydi. Geçen sene yaklaşık 150 ton civarına polen hasadımız oldu. Bu yıl bu rakamın 200 ton civarında olmasını bekliyoruz. Arıcılık yolculuğumuz sıfır rakımda polen hasadı ile başlıyor, bu durum mevsimine göre doğadaki çiçeklerin açmasıyla önce bin, sonra 2 bin ardından da 3 bin rakıma kadar gidiyor. Sıfır rakımdan Toroslara, Eğriçayır yaylalarına kadar uzanıyor” şeklinde konuştu. – MERSİN
]]>Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Fuat Gürle, İzmir’de bir otelde düzenlenen iftar yemeğinde basın mensuplarıyla bir araya geldi. Düzenlenen iftar yemeğinin ardından sektöre dair değerlendirmelerde bulunan Gürle, 2023 yılında Türkiye’nin 8 milyar dolarlık mobilya, kağıt ve orman ürünleri ihracatına 906 milyon dolarlık katkı sağladıkları bilgisini verdi. Mobilya, kağıt ve odun dışı orman ürünleri olmak üzere üç alt sektöre hizmet verdiklerini kaydeden Gürle, “Kağıt ve kağıt mamulleri ihracatımız 538 milyon dolar seviyesinde gerçekleşirken, odun dışı orman ürünleri olarak adlandırdığımız defne, kekik, ıhlamur, adaçayı, biberiye, tıbbi bitkiler, meşe palamudu gibi ürünleri kapsayan ihracatımız ise aynı yıl 103 milyon dolar bandında seyretti ve bu ürünlerin Türkiye geneli ihracatının yüzde 68’lik kısmına imza attı. Mobilya sektörüne baktığımızda, Türkiye’nin mobilya ihracatı 2001 yılında 192 milyon dolar olarak gerçekleşirken, 2023 yılında önemli oranda artarak 5,1 milyar dolara ulaştı. Birliğimizin mobilya ihracatı ise 224 milyon dolar oldu” diye konuştu.
“2024 yılında 1 milyar dolar ihracat barajını aşmayı hedefliyoruz”
“2024 yılında ihracat hedeflerimize TURQUALİTY, UR-GE projeleri, Sektörel Ticaret Heyetleri ve Alım Heyeti organizasyonları ile ulaşmayı amaçlıyor ve yüzde 10’luk bir artışıyla 2024 yılında 1 milyar dolar ihracat barajını aşmayı hedefliyoruz” diyen Gürle şunları kaydetti:
“2024 yılının ilk iki ayına baktığımızda bir önceki yıla göre yüzde 6’lık bir artış görüyoruz, yüzde 10 ortalama ihracat artışına ulaşabilmemiz için 2024 yılında daha çok çalışmamız ve daha çok proje üretmemiz gerekiyor. Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Ur-Ge Projemiz, Turkish Herbal Tea Turquality Projemiz, Mobilya Turquality Projemiz, Aegean Furniture Ur-Ge Projemiz, Ezberbozan Tasarım Yarışmamız, Alım Heyeti ve Sektörel Ticaret Heyetlerimiz, Fuar organizasyonlarımız 1 milyar dolar ihracat hedefine ulaşmak için hayata geçirdiğimiz yeni projelerimiz. Bu projelerimize halkalar eklemek için istişarelerimiz sürüyor.”
“Türk markasının en iyi şekilde tanıtımının yapılmasını amaçlıyoruz”
2024 yılında sürdürecekleri projelerle ilgili özet bilgiler veren Ali Fuat Gürle, “İzmir Ticaret Odası ve İzmir Ticaret Borsası iş birliğinde, tıbbi ve aromatik bitkiler sektörünün ve sektörde faaliyet gösteren firmaların rekabet gücünü artırmaya yönelik olarak yürüttüğümüz Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Sektöründe Uluslararası Rekabetin Geliştirilmesi Ur-Ge Projesi”nin ihtiyaç analizi sürecini tamamladık. Proje faydalanıcısı 19 firma talepleri dikkate alınarak faaliyetlere başlayacağız. Ticaret Bakanlığımızın ‘2028 İhracat Vizyonu’ kapsamında, sektörlerimizin hedef ülke olarak seçtiği ABD ve Almanya gibi pazarlarda Türk markasının en iyi şekilde tanıtımının yapılması amacıyla Birliklerimiz koordinasyonunda Akdeniz Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği ortaklığında mobilya, kağıt ve tıbbi aromatik bitkiler sektörlerinde 4 sene boyunca Turkish Herbal Tea Turquality Projesini yürüteceğiz. Dünya 1. si olduğumuz kekik defne biberiye vb. gibi odun dışı orman ürünlerinin bu sefer farklı bir yönünü, ‘Tıbbi ve Aromatik Bitkiler’ gücünü, ‘Türk Bitki Çayı’ markası tanıtımıyla dünyaya göstereceğiz” cümlelerini aktardı.
Aegean Furniture Ur-Ge Projesinde ikinci faz başlayacak
2021 yılında Aegean Furniture isimli Ur-Ge projesini başlattıklarını hatırlatan Başkan Gürle, nandemi nedeniyle yurt dışı pazarlama faaliyetlerinin tamamını gerçekleştirememelerine rağmen Fas’a yönelik gerçekleştirdikleri sektörel ticaret heyetinin çok başarılı geçtiğini, sona eren projelerinin ikinci fazı için 33 mobilya firmasının katılımıyla yeni bir proje yazdıklarını ve Ticaret Bakanlığı onayını aldıklarını, yeni projeyle daha fazla sektörel ticaret ve alım heyeti, daha fazla fuar ziyareti yaparak, Egeli mobilya ihracatçılarının yeni pazarlara yelken açmasını sağlamayı ve uzun vadede ihracat artışına katkı sağlamayı hedeflediklerini ifade etti.
Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçı Birlikleri olarak, mobilya sektöründe, küresel ihracat analizleri ve pazar araştırmaları ile geleneksel pazarlarımızın yanı sıra potansiyeli olan, pazar payından faydalanabileceklerin ülkelere ihracatlarını artırmayı hedeflediklerini anlatan Gürle, “2023 yılında Güney Afrika Sektörel Ticaret Heyeti ile Fas ve Suudi Arabistan Sektörel Alım Heyeti gerçekleştirdik. Sektörel ticaret heyetlerine 2024 yılı içerisinde devam edeceğiz, bu çerçevede 5-9 Mayıs 2024 tarihlerinde Suudi Arabistan Sektörel Ticaret Heyeti, Ağustos ayında Güney Afrika Sektörel Ticaret Heyeti, Eylül ayında Fas ve Kasım ayında ise Hindistan’a yönelik sektörel ticaret heyetleri düzenlemeyi planlıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.
Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri Birliği, 2024 yılında “mobilyaşam” temasıyla 4. kez düzenleyecek. Yarışma, profesyonel ve öğrenci olmak üzere 2 kategoride gerçekleştirilecek. – İZMİR
]]>Ege Genç İş İnsanları Derneği’nin (EGİAD), sosyal sorumluluk projesi kapsamında geliri, EGİAD Ortaokulu Spor Salonu’na aktarılmak üzere düzenlenen Bahar Festivali renkli görüntülere sahne oldu. Son yerel seçimlerde Konak Belediye Başkanı seçilen Nilüfer Çınarlı Mutlu’nun da ziyaret ettiği, Türk tasarımcıların ürünlerinin satışa sunulduğu organizasyonda 60 stant yer aldı. Girişin herkese açık ve ücretsiz olduğu etkinlikte, oyuncu ve sunucu Ceyda Düvenci de sevenleriyle özel söyleşide bir araya geldi.
3 Nisan Çarşamba günü 11.00’de stantların açılması ile başlayan EGİAD Bahar Festivali’nde ilk olarak “Rinoplastik” başlığıyla Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Ahmet Berber katılımcılarla bir araya geldi. Daha sonra “Gülüş Tasarımı” ile Diş Hekimi Ecren Çolak, Milli Yüzücü Bengisu Avcı ve SIDREX ile söyleşiler devam etti.
EGİAD Başkan Vekili Kaan Özhelvacı’nın teşekkür konuşması ile devam eden etkinlikte, tüm katılımcılara destekleri için teşekkür edildi. EGİAD Başkan Vekili Kaan Özhelvacı, etkinlik ile doğanın uyanışını, yenilenmeyi ve bereketi kutladıklarını belirterek, “Baharın gelişiyle birlikte doğanın canlanışını, umudun yeşermesini ve yeni başlangıçların müjdesini taşıyan bir festivali için buradayız. Bahar, yenilenme ve büyüme ile dolu bir mevsimdir. Yeni başlangıçlar ve umut dolu bir gelecek sunar. Bu festival bizler için hem baharı hem de birlikte olmanın, paylaşmanın ve önemini temsil ediyor” dedi. Özhelvacı, ekonomik ve sosyal yaşamın tüm alanlarında sürdürülebilir ve üstün değer oluşturan lider sivil toplum kuruluşu olmak vizyonu ile hareket eden EGİAD’ın, sosyal sorumluluk bilinci ve paydaşların katkıları ile Türkiye’nin toplumsal rekabet gücünü arttırmak için çaba gösterdiğini hatırlatarak, EGİAD olarak 2004 yılında yapılarak Milli Eğitim Bakanlığı’na bağışlanan okula Derneğin hala destek olduğunu belirtti. Kodlama Eğitimleri, 3D (3 boyutlu tasarım) Modelleme, Cep Telefonu Yazılım Eğitim, Tübitak 4006 Proje Çalışmaları ile bugüne kadar başarılı çalışmalarıyla adından söz ettiren okulun her zaman arkasında olduklarını kaydeden Özhelvacı, “EGİAD Ortaokulu Voleybol Takımı, son yıllarda müsabakalarda, spor salonu olmamasına rağmen elde ettikleri başarı ve özverili çalışmalarıyla göğsümüzü kabarttı. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında bu gençlerimize destek olmak istedik.” dedi. Spora ve sporcuya desteklerinin her daim olduğunu vurgulayan Özhelvacı, “Okulumuzun voleybol takımı iki senedir derecelerle bizleri onurlandırmaktalar. Bir gün bu takımımızda yetişen gençlerimizin uluslararası büyük başarılarıyla gururlanacağımıza inanıyoruz. Yüce Atamızın söylediği gibi “Açık ve kesin olarak söyleyeyim ki sporda başarılı olmak için bedensel dayanıklılık kazanmak kadar, halkın sporun içeriğini ve değerini anlamış olması, içtenlikle sevmesi ve ulusal bir görev olarak görmesi gerekmektedir.” Sporu içtenlikle sevmeli ve desteklemeliyiz” diye konuştu. Çocuklarımız için bir bahar gününde şenlik havasında bir EGİAD Bahar Festivali düzenleyerek hem moral vermek istedik hem de bir fayda oluşturmayı amaçladık diyen Özhelvacı, konuşmasının sonunda sponsorluk destekleri, stant katılımcılığı, konuşmacı olarak katkıda bulunanlara, festival komisyonuna ve desteğini esirgemeyen Swiss Otel Büyük Efes İzmir’e teşekkür etti.
Özhelvacı, “EGİAD Ortaokulu Spor Salonu’nu 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’mıza yetiştirmek istiyoruz. Bu spor salonunun tamamlanması için, bu EGİAD Bahar Festivali’nden elde ettiğimizin gelirin tamamının bu salonun yapımına ayıracağız. EGİAD Bahar Festivali’ne katılanlara teşekkür ediyoruz. Çok önemli bir projeye katkı vermiş oldular” dedi. Özhelvacı’nın konuşmasının ardından oyuncu ve sunucu Ceyda Düvenci’ye teşekkür çiçeği takdim etti. Bir buçuk saat sahnede kalan Oyuncu ve Sunucu Ceyda Düvenci katılımcıların sorularını yanıtladı. Düvenci konuşmasına, “Yapacağınız bağışlar çocuklarımızın daha zinde, daha güçlü daha çok Atatürkçü olmalarını sağlayacak. O yüzden çok kıymetli bir etkinlik. İzmir’e sessiz bir düşkünlüğüm var. İzmir başka bir aşk, vizyonuyla insanların ışıl ışıl olmasıyla enerjisi yüksek bir şehir” dedi. Düvenci konuşması sonrası tek tek stantları gezdi.
Daha sonra sırasıyla Monolife Otel, Diyetisyen Berna Çoban “Healt Design Office”, Esra Büyükköşker “Prohelpers Özel Sağlık ve Danışmanlık” başlıklarıyla söyleşide bulundular. Ardından, Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray, Göztepe A Takım, Göztepe Voleybol Takımı, Karşıyaka Basketbol, Altay, Trabzon kulüplerinin imzalı formalar satışa sunuldu. Karşıyaka Kadın Voleybol Takımı ile Söyleşi ile devam eden etkinlik, EGİAD Bahar Buluşması kokteyli ile son buldu. DJ. Faruk Balkan’ın da yer aldığı etkinliğin sunuculuğunu ise, Mehmet Necati Şentürk gerçekleştirdi. – İZMİR
]]>Son dönemde ABD’de açıklanan makroekonomik veriler, güçlü ekonomik aktiviteye işaret ederken, dün ADP özel sektör istihdamının martta 184 bin kişiyle piyasa beklentilerinin üzerinde artması da iş gücü piyasasında sıkı duruşun devam ettiğine ilişkin sinyaller verdi.
Tedarik Yönetim Enstitüsü (ISM) hizmet sektörü Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), martta aylık bazda 1,2 puan azalışla 51,4’e gerileyerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşirken, S&P Global tarafından açıklanan marta ilişkin hizmet sektörü PMI verisi de 0,6 puan azalarak 51,7’ye geriledi. Verilerdeki gerilemeye karşın hizmet sektöründe genişlemenin sürdüğü görüldü.
Dün, Fed Başkanı Jerome Powell, Stanford İşletme, Hükümet ve Toplum Forumu etkinliğinde yaptığı konuşmada para politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Enflasyonun sürdürülebilir bir şekilde yüzde 2’ye doğru ineceğine dair güven artana kadar politika faizinin düşürmenin uygun olacağını öngörmediklerini aktaran Powell, “Ekonominin gücü ve enflasyonda şu ana kadar kaydedilen ilerleme göz önüne alındığında gelen verilerin politika kararlarımıza yön vermesine izin verecek zamanımız var.” diye konuştu.
Powell, “Ekonomi genel olarak beklediğimiz gibi seyrederse çoğu FOMC üyesi bu yılın bir noktasında politika faizini düşürmeye başlamanın uygun olacağını düşünüyor.” dedi.
Diğer Fed yetkilileri de dün açıklamalarda bulunurken, Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic, bu yıl hala son çeyrekte yapılacak bir faiz indirimi öngördüğünü bildirdi.
Enflasyonda yüzde 2 hedefine 2026’ya kadar dönemeyeceklerini düşündüğünü belirten Bostic, yolun engebeli olacağını, son birkaç aydır enflasyonun 2023’e kıyasla pek fazla hareket etmediğini söyledi.
Analistler, verilerden ve yetkililerden gelen açıklamaların ardından pay piyasalarında karışık bir seyir izlendiğini belirterek, yarın açıklanacak ABD istihdam raporu verilerinin piyasaların yöne üzerinde etkili olabileceğini söyledi.
Söz konusu gelişmelerin ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in yüzde 64 ihtimalle haziranda faiz indirimine başlayacağına yönelik fiyatlamalar öne çıkarken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,43’ten yüzde 4,35’e geriledi.
Düşüş eğilimini üst üste 3. işlem gününe taşıyan dolar endeksi ise şu sıralarda 104,2 seviyesinde bulunuyor.
Powell’ın bu yılki potansiyel faiz indirimlerine verdiği desteğin de etkisiyle dün altının ons fiyatı yükseliş eğilimini üst üste 7. işlem gününe taşıyarak 2 bin 300 doların üzerini test etti. Altının ons fiyatı şu dakikalarda 2 bin 299 dolardan alıcı buluyor.
Jeopolitik gerilimler ve arz kesintileri ise petrol fiyatlarını yukarı yönlü desteklemeye devam ediyor. Brent petrolün varil fiyatı yükseliş serisini üst üste 6 işlem gününe çıkartmasını takiben 89,3 dolardan işlem görüyor.
Dün, New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,23 ve S&P 500 endeksi yüzde 0,11 değer kazanırken, Dow Jones endeksi ise yüzde 0,11 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de karışık bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında ise dün pozitif seyir hakim olurken, bugün gözler bölge genelinde açıklanacak hizmet sektörü ve bileşik PMI verilerine çevrildi.
Analistler, bugün Avrupa Merkez Bankasının (ECB) son toplantısına ait tutanakların yayınlanacağını hatırlatarak, tutanaklarda bankanın gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin ipuçları aranacağını dile getirdi.
Öte yandan, dün Avro Bölgesinde açıklanan öncü enflasyon verilerine göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) martta yıllık yüzde 2,4 artışla beklentilerin altında kalırken, aylık bazda da yüzde 0,8 arttı.
Açıklanan verilerin ECB’nin faiz indirimlerine yakında başlayabileceği beklentisini güçlendirmesine karşın dolar endeksindeki gerilemeyle, yükseliş eğilimini üst üste 3. işlem gününe taşıyan avro/dolar paritesi, şu dakikalarda önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 1,0850 seviyesinden işlem görüyor.
Dün İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,03, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,45, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,46 ve Fransa’da CAC 40 endeksi ise yüzde 0,29 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise karışık bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında alış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, bugün Çin ve Hong Kong piyasalarında tatil nedeniyle işlem gerçekleşmedi.
Dün, Tayvan’da yaşanan deprem felaketlerinin ardından dünyanın en büyük çip üreticisi olan Taiwan Semiconductor Manufacturing Co.’nun (TSMC) bazı fabrikalarında üretimi durdurduğuna yönelik haber akışı gündemin odağında bulunmaya devam ediyor.
Söz konusu üretim kesintilerinin ardından çip fiyatlarının yükselebileceğine ilişkin beklentilerin artmasıyla Samsung Electronics ve SK Hynix’in hisseleri öncülüğünde pay piyasalarında yukarı yönlü ivmelenme dikkati çekti.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,3 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1 değer kazandı.
Yurt içinde dün satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,05 değer kaybıyla 8.945,80 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün satıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,3 altında 31,9535’ten tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 31,9560 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde reel efektif döviz kuru ile haftalık para ve banka istatistikleri, yurt dışında ise Avrupa’da hizmet sektörü ve bileşik PMI’ın yanı sıra ABD’de dış ticaret dengesi ve haftalık işsizlik maaşı başvuruları verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.900 ve 8.800 seviyelerinin destek, 9.000 ve 9.100 puanın ise direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.55 Almanya, mart ayı hizmet sektörü/bileşik PMI
11.00 Avro Bölgesi, mart ayı hizmet sektörü/bileşik PMI
11.30 İngiltere, mart ayı hizmet sektörü/bileşik PMI
12.00 Avro Bölgesi, şubat ayı ÜFE
14.30 Türkiye, mart ayı reel efektif döviz kuru
14.30 Türkiye, TCMB haftalık para ve banka istatistikleri
15.30 ABD, şubat ayı dış ticaret dengesi
15.30 ABD, haftalık işsizlik maaşı başvuruları
]]>Karabük Valiliği Atatürk Köşesi’nde düzenlenen etkinlikte kutlama komitesi adına Vali Mustafa Yavuz tarafından çelenk sunumu yapıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile devam programda konuşan Karabük Valisi Mustafa Yavuz, “3 Nisan 1937’de çeltik tarlalarında temeli atılan, gücünü emek ve çelikten alan KARDEMİR; yaktığı mavi ateşle adeta Karabük’ün doğuşunu müjdelemiştir. Yakılan o ateş, sadece fabrikaların bacalarında değil, aynı zamanda umutların da ateşleyicisi olarak küllerinden yeniden doğan bir milletin yüreklerinde yankılanmıştır. Çünkü 3 Nisan’da yazılan bu hikaye, bir kentin değil, aksine koskoca bir milletin azminin, emeğinin ve kararlılığının da hikayesidir” dedi.
6 Haziran 1995 tarihinde 78. il olarak Türk idare sistemindeki yerini alan Karabük’ün geçmişle geleceği, gelenekle modernizmi bir araya getiren senteziyle bir kültür mozaiği olma özelliği taşıdığını ifade eden Yavuz, “Tarih boyunca ev sahipliği yaptığı sayısız medeniyetin izleri, dünya mirası Safranbolu’nun tarih kokan havası, Karadeniz’in Zeugma’sı Hadrianapolis’in gizemli kalıntıları ve eşsiz doğası bu kentin bir tarih ve doğa harikası olduğunu tüm dünyaya tescillemiştir. Bugün bu çelengi sunarken Karabük’ün değerli geçmişine olan bağlılığımızı ve saygımızı yineliyor, Karabük’ün gelecek yolculuğunda Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda birlik ve beraberlik içinde daha güzel yarınlara yürüme kararlılığımızı hatırlatıyoruz. Bu vesileyle Karabük Demir Çelik Fabrikalarının ve Karabük’ümüzün kuruluşunun 87. yıl dönümünü tekraren kutluyorum” diye konuştu.
KARDEMİR Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir ise, fabrikanın kuruluşundan bu yana ülkenin demirçelik sektöründe öncü bir rol üstlendiğini belirterek, “Metalürji ile ilgilenen herkesin geçtiği önemli bir mektep olmuş, ekonomiye ve istihdama sağladığı katkılarla ülkemizin kalkınmasına büyük destek vermiştir. Ülkemizin sanayileşme adına attığı en büyük adımlardan biri olan KARDEMİR Karabük Demir Çelik Fabrikası, Cumhuriyetimizin kıymetli sınai miraslarından biridir” ifadelerini kullandı.
3 Nisan 1937 tarihinde Türkiye’nin ilk entegre sanayi kuruluşu olarak temelleri atılan KARDEMİR’in adını tarihe demirden harflerle yazdırdığını aktaran Demir, şunları söyledi:
“9 Eylül 1939 tarihinde ateşlenen fırın ile 10 Eylül 1939 tarihinde dökülen demir, bugün hala ilk günkü gibi değerini korumaktadır. Bu ilklerimizden aldığımız gücü, ‘geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez’ anlayışıyla Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına taşımayı hedefliyoruz. KARDEMİR ve Karabük’ün beraber yazılmış tarihi inşallah bundan sonra yeni ufuklara yelken açacak. Geleceğe daha güçlü adımlarla ilerlemek için çalışmalarımıza ara vermeden devam ediyoruz. KARDEMİR’in bu köklü tarihi yanında oluşan atmosfer ve gayretli ilerleyiş ve çabalarla beraber oluşacak yeni adımların hep beraber atılacağını, KARDEMİR ve Karabük birlikteliğinin daha da önemli bir fonksiyon görmeye başlayacağını belirtmek gerekir. Hem Karabük Türkiye’ye açılacak hem de Türkiye Karabük’ü daha iyi tanıyacak.”
Konuşmaların ardından İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen şiir, kompozisyon ve resim yarışmasında dereceye giren öğrencilere Vali Yavuz tarafından ödülleri verildi. Halk oyunları gösterisinin ardından “Fotoğraflarla Cumhuriyetin Sanayileşme Öyküsü” sergisinin gezilmesi ile program sona erdi. – KARABÜK
]]>Asgari ücretlilerin vergilerini içine sindiremediğini söyleyen KSMMMO Başkanı Ali Yedikaya, “Aslında asgari ücretle çalışanlarla ilgili gelir vergisi tamamen muaf oldu. Daha önceki yıllara baktığımızda hep söylemişimdir ben; örnek veriyorum küçük esnaf da diyebilirsiniz buna dönem dönem büyük esnaflar da diyebilirsiniz. Bu kişilerin vergi levhasındaki ödediği vergi tutarına baktığınızda örneğin 20 TL görünüyorsa asgari ücretli olarak fabrikada çalışan işçilerin ödediği 12 aylık bordroların toplamına baktığınızda 40-50 TL gibi bir rakamla karşı karşıya kalıyor. Çoğu platformda da diyorum asgari ücretli kadar iş yeri sahipleri vergi ödemiyor diye. Bununla ilgili son dönemdeki asgari ücretin, emekli maaşlarının enflasyonist ortamda ezilmesi gibi hükümlere baktığınızda asgari ücretlilerle ilgili en azından asgari ücret tutarı kadar olan kısma gelir vergisinde olan bir muafiyet sağlandı. Fakat tabi onun üstündeki rakamlarda alanlara da 2-3 aylık bir süre içinde de artan yüzde 15’ten yüzde 50’ye kadar artan bir vergi dilimi ile karşı karşıya kalıyorlar. Buradaki insanların bu bordrolardan bir şeyleri kaçınma gibi bir boyutları maalesef olamıyor. Kaçınma vergide bir haktır. Şöyle de bir hüküm var EYT dediğimiz kesim maalesef bütün siyasilerimiz bunu dillendirdi; bence yanlış bir karardı ama maalesef uygulamaya konuldu ve EYT’li kişilerin maaşı devlete yük olarak doğdu. EYT’nin hükümlerine bakıldığında bu sefer asgari ücretteki tutarların yetersizliği, daha yüksek SGK primlerinin oradan alınıp o maaş dengesinin sağlanması lazım. Bana kalırsa asgari ücretle maaş usulü alın teri ile çalışanlardan vergi alınmasını ben içime sindiremiyorum. İş verenler benzer hükümde olanlar versin ama organizede ağır şartlarda çalışan işçi grubu insanlarımız var. Enflasyonist ortamda zaten sıkıntılı” dedi.
Yedikaya, asgari ücretin de kademeli olarak artması gerektiğini söyleyerek, “Ben daha önce de asgari ücret bana göre 2 kademeli olmalı demiştim. Bir tanesi 1-3 yıl sigortalı olanlara bu asgari ücret değil de bunun biraz altında olmalı. Çünkü üniversiteyi, liseyi yeni bitirmiş gençlerimizin o 3 yıllık süreçte bir tecrübe kazansınlar. Çıraklığı kalfalığı orada atsınlar istedikleri rakamlara çalışabilirler diye. Yasal hükümlere bakıldığında doğrusu da bu zaten. 3 yıldan sonrakilere de en azından bu gündemdeki asgari ücret tutarında altında olmamak üzere diye bir kademe gelsin demiştim. Fakat maalesef sanki asgari ücretlilerin parasını düşürmek gibi algı ortaya çıktı ama öyle değil. Bence şu andaki gençlerimizin de bir an önce liseyi bitirenlerimizin de en azından sisteme hızlı bir şekilde katılmasıyla ilgili süreçte hem o rakamdan sigortasının yatması hem 3 yıllık süreçte bir işe başlarken insanlar ihtiyaç olduğunda o kişiye farklı bir maaş vereceğini bilir. O gençlerimiz de hem çıraklık hem de kalfalık dönemini 3 yıllık süreçte bitirmiş olurlar” ifadelerini kullandı. – KAYSERİ
]]>Vali ve Belediye Başkan Vekili Ali Çelik, Tekser mevkisindeki otogarda düzenlenen törende yaptığı açıklamada, kentte daha önce yapılan su çalışmalarına ek olarak 3,5 milyon liralık yatırımla Berçelan’daki su hatlarını belli bir noktaya getirdiklerini söyledi.
Zaman kısıtlı olduğu için sisteme aktarılamadığını belirten Çelik, “Oraya depo ve klorlama sistemi yapıldığı zaman hatta 100 litre ilave su eklenecek. Devlet Su İşleri de ana hatta yenileme çalışmaları yaptı. Orada da kış nedeniyle hattı bağlayamadık. O da bağlandığı zaman saniyede 200 litre su gelecek şehrimize. İçme suyunun ulaşamadığı alanlarda arkadaşlarımızın tespit ettiği yaklaşık 230 ailemizin ihtiyaç duyduğu depoları, diğer malzemeleriyle sağladık.” dedi.
Belediyenin son 5 yılda yaptığı en önemli işlerden birinin de kentteki çöplerin belediye tarafından toplanır hale gelmesi olduğuna vurgu yapan Çelik, bu işin belediyeye ekonomik olarak ciddi yük olduğunu aktardı.
2020’den beri alınan araçlarla çöp toplama işinin özelleştirilmesinden vazgeçildiğini ifade eden Çelik, şöyle devam etti:
“Belediyenin en büyük kazanımlarından birisinin bu olduğunu düşünüyorum. Bugün sıkıştırmalı büyük bir çöp aracı ve çöp taksi alındı ve araç filosuna eklendi. Belediyenin 2020’den beri başardığı başka bir konu da toplu ulaşımı kendi otobüsleriyle yapması. Son aldığımız 6 otobüsle 18 araçlık filomuz oldu. Belediyemiz son 5 yılda şehir genelinde 95 kilometre sıcak asfalt çalışması yaptı. Yaklaşık 6 kilometrelik yeni imar yolu açıldı. 3,5 kilometre içme suyu drenaj hattı ve 3,5 kilometrenin üzerinde kanalizasyon hattı yapılması da önemli. Hayvan barınağı ve mezhabahanın da yine bu dönemin en önemli icraatlarından olduğunu düşünüyorum. Son 5 yılda toplamda 34 yeni araç belediye filosuna eklenmiş.”
Kentte 1136 üniversite öğrencisine 4,5 milyon liralık destek sunduklarını dile getiren Çelik, ramazanda ihtiyaç sahibi 2 bin 700 aileye yardım kolisi dağıttıklarını, spor kulüplerine de katkıda bulunduklarını söyledi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İl Özel İdaresinin desteğiyle kentte zor durumdaki 300 haneye doğalgaz ulaştırılması konusunda destek sunduklarını aktaran Çelik, şu ifadeleri kullandı:
“Belediyemiz 5 yıllık süreçte 473 milyon 158 bin liralık bir yatırım gerçekleştirmiş durumda. Belediye personelimizin hiçbiri mağdur edilmedi. Nisan ayı maaşları ödendikten sonra belediyemizin kasasını 12 milyon lirayla devredeceğiz. Belediyemizin şu anda toplam 264 milyon lira borcu var. Bu borcun büyük kısmı vergi dairesi, Sosyal Güvenlik Kurumu, Belediyeler Birliği ve İller Bankasına olan borçlar. Bunun büyük bir kısmı 2015-2016’dan geliyor. Piyasaya hiç borcumuz yok. Hem merkezde hem de ilçe ve beldelerde seçilen arkadaşlarımıza hepsine şükranlarımı sunuyorum, başarılar diliyorum. Yaklaşık 10 yıldır işlenmeyen İl Özel İdaresi bünyesindeki asfalt plentimizi faaliyete geçireceğiz. Onun için asfaltla ilgili tüm ekipmanları satın aldık. Köylerimizin daha iyi hizmet almaları için, köy yollarımızda sıcak asfalt oranını yükseltmek için seferberlik başlatacağız. Bu yıl için hedefimiz 100 kilometre sıcak asfalt dökmek.”
İl Müftüsü İsmail Fakirullahoğlu’nun okuduğu duanın ardından, İl Özel İdaresince alının 4 pikap, otobüs, 2 minibüs, silindir, asfalt serme aracı ve forklift ile belediye tarafından alınan sıkıştırmalı çöp transfer aracı ile çöp taksi hizmete alındı.
Törene, Vali Yardımcıları Buğra Karadağ ve Tayyar Emre Mahmutoğlu, Belediye Başkan Yardımcısı Hamit Zibek ve kurum personeli katıldı.
]]>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası yönetimi ve meclis üyelerinden oluşan heyet, kuruluşunun 142. yıl dönümü kapsamında Cumhuriyet Meydanı’nda Atatürk Anıtı’na çelenk bırakarak saygı duruşunda bulundu. Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, yaptığı açıklamada Türkiye’nin en köklü kuruluşlarından olan ATSO’nun 142’nci yaşını gururla kutladıklarını, şehre değer katmak için tüm güçleri ile çalışacaklarını ifade etti. Ramazan ayı nedeniyle kutlama etkinliği yapılmazken, geleneksel hale gelen ATSO Ödül Töreni’nde, üyelerin ve kent protokolünün katılımıyla 142’nci yıl kutlaması da gerçekleşecek.
“Geçmişimizle gurur duyuyor, hedeflerimize yürüyoruz”
ATSO’nun, kentin ticaret hayatının geçmişinin ve geleceğinin güçlü temsilcisi olduğunu vurgulayan ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, kuruluş yıl dönümü nedeniyle yayınladığı mesajda, “ATSO’nun köklü tarihine ve kurucularımıza bir kez daha şükranlarımızı sunarken, aynı zamanda bu tarihin unutulmaz figürlerinden biri olan Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Cumhuriyetimizin kurucularını bir kez daha saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Onların önderliğinde kazanılan değerler, bizlere sadece geçmişimizi değil, aynı zamanda geleceğimizi şekillendirme sorumluluğunu da yüklemiştir. 142 yıllık değerli mirasa sahip çıkmak görevimiz” dedi.
1882 yılında 100 üye ile faaliyete başlayan bir oda olduklarını dile getiren Bahar, “Sayısız ulusal ve uluslararası örgüte de kuruculuk yapan ve Antalya ekonomisinin belkemiği durumunda yaklaşık 65 bin üyeye sahip, dev bir kurum haline geldik. ATSO olarak, kendimizi sürekli gelişim ve ilerleme sürecinin içerisinde görüyoruz. Geçmişimizle gurur duyarken, aynı zamanda geleceğe dair hedeflerimizi belirleyip, bu hedeflere ulaşmak için kararlılıkla çalışıyoruz” diye konuştu.
“142 yıllık bir geçmişin mirasçılarıyız”
Dünya ile yarışılan bir çağda, rekabetin getirdiği zorlukları aşmak için yeniliklere ve gelişime açık olunması gerektiğini ifade eden Başkan Ali Bahar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biliyoruz ki, sadece övünmekle yetinmek yerine, kendimizi sürekli olarak değerlendirip, daha iyisini yapma gayreti içinde olmalıyız. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda, dev çınarın gölgesinde umutla ve gece gündüz çalışarak hedefimize doğru kararlılıkla ilerleyerek, geleceğe umutla bakıyoruz. Gelecek nesillere daha güçlü, daha yaşanabilir bir Antalya ve daha rekabetçi bir iş dünyası bırakmak için projelerimizi hayata geçireceğiz. Bu yolculukta, tüm üyelerimizin ve çalışanlarımızın desteğiyle daha nice başarılara imza atacağımıza inancımız tamdır. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın 142. yılını kutlarken, birlikte nice yıllara ve başarılara hep birlikte ulaşmayı diliyor, tüm üyelerimize ve çalışanlarımıza teşekkürlerimizi sunuyorum.”
Törene; ATSO Meclis Başkanı Ahmet Öztürk, Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, Meclis Başkan Yardımcısı Mızrab Cihangir Deniz, Sayman Üye Murat Totoş, Yönetim Kurulu Üyeleri Hakan Pakalın, Hüseyin Sarı, Hatice Öz, TOBB Antalya Kadın Girişimciler Kurulu İcra Komitesi Başkanı Serap Kocaoğlu, Genel Sekreter Av. Aslı Şahin Tekin ve Meclis Üyeleri katıldı. – ANTALYA
]]>31 Mart yerel seçimler sonrası ekonomi ile ilgili Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu değerlendirmelerde bulundu. Piyasaların oldukça durgun olduğunu ve döviz kurunda herhangi bir sıçramanın olmadığını söyleyen Kozanoğlu, “Bunun sebebi Cumhurbaşkanı’nın balkonda Orta Vadeli Program ve 12. Kalkınma Planı’na referansla, Mehmet Şimşek’in uyguladığı kemer sıkma programının devam edeceğini söylemesi olabilir. Başta bankalar gibi büyük oyuncuların bu senaryoyu onayladı. Bilindiği gibi dezenflasyon programının ana halkası, yabancı sermaye girişlerinin hızlanması, böylelikle liranın değer kaybının enflasyonun altında kalmasıdır. Türkiye’de faizlerin yüksek düzeyi önümüzdeki dönemde para girişlerini getirebilir. Seçim öncesi 100 avro, 150 dolar gibi mütevazı alımlarla döviz büfelerine koşan küçük yatırımcılar ise beklenen sıçrama gerçekleşmeyince bayram öncesi satışa dahi geçebilirler” dedi.
“Yüzde 63’lük ticari kredi faizi, ani bir durgunluğun habercisi”
Seçim sonrası ekonomi görünümünü değerlendiren Kozanoğlu, Mart enflasyonunun yüksek gelmesi, üç aylık enflasyonun 15’e dayanmasının ekonomide işleri güçleştirdiğini dile getirdi. O nedenle beklenen sıkılaştırma adımlarının biraz ertelense de önümüzdeki aylarda atılacağını belirterek, “Zaten ticari ve bireysel kredilerde aylık artış hızının yüzde 2’ye çekilmesi, zorunlu karşılıklara blokaj konulması, nakit çekim aylık faizinin yüzde 5’e yükseltilmesi ekonomiyi soğutmaya yeterliydi. 22 Mart haftası ihtiyaç kredisi faizinin yüzde 82’ye, ticari kredi faizinin yüzde 63’e çıkması ekonomide ani bir durgunluğun habercisi” dedi. Döviz kurunu tutmanın çarkların birden durması tehlikesi oluşturduğunu dile getiren Kozanoğlu, bunun da manşet işsizliğin sonbahara doğru yüzde 14-15’e, atıl işgücü oranının ise yüzde 35’e tırmanma ihtimalini güçlendirdiğini anlattı.
“Ekonomi yönetiminin önünde iki zorlu karar var”
Son olarak kemer sıkma programında ısrarlı ekonomi yönetimini iki zor karar beklediğini söyleyen Kozanoğlu, “Birincisi, sermaye kesimine ilişkin. Sıkı para politikası KOBİ’leri de çok olumsuz etkileyecektir. Krediye ulaşmanın zorluğu yanında, soğuyan ekonomiyle birlikte ciroların düşmesi de derin sorunlara yol açacak. Buna karşın piyasada ‘doğru yoldayız, tavizsiz istikrar programını uygulayalım’ söylemini sürdürecek” dedi. İkinci zor kararın ise geniş emekçi kesime ilişkin olduğunu dile getiren Kozanoğlu sözlerini şöyle tamamladı: “Temmuz ayında emeklilere ve kamu çalışanlarına yönelik maaş ayarlamaları bir süreliğine tepkileri azaltabilir. Ancak asıl düğüm noktası asgari ücret. Özel sektörde özellikle perakende, gıda, inşaat, mobilya, tekstil gibi işkollarında çalışanların yüzde 70-80’i asgari ücretli. Asgari ücrete Temmuz’da yeterli bir zam yapılmaması halinde toplumsal tepkiler şiddetlenir. Böyle bir ayarlamanın yapılması ise istikrar programını zedeler.” – İSTANBUL
]]>Uraloğlu, Denizcilik Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ocak-mart dönemine ilişkin denizcilik istatistiklerine ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Türkiye’yi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde dünyanın önemli liman merkezi haline getirdiklerine dikkati çeken Uraloğlu, “Deniz ticaret hacmimizi artırarak ülkemizin ekonomi ve istihdamını geliştirmek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Uraloğlu, Bakanlık olarak denizciliğin daha da gelişmesi, denizlerden sağlanan imkanların artırılması, kaynakların ekonomiye kazandırılması için gerekli bütün atılımların ve yatırımların yapıldığını aktararak, Türkiye’nin deniz ticaretinden daha fazla pay alması için çalışmaları hız kesmeden sürdürdüklerini bildirdi.
Yılın ilk çeyreğinde yaşanan ekonomik iyileşmenin ticari hayata yansımaya başladığına işaret eden Uraloğlu, “İlk çeyrekte limanlarda elleçlenen yük miktarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,2 artarak 134 milyon 327 bin 597 tona yükseldi. Limanlarda elleçlenen konteyner miktarı ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17,9 gibi rekor oranda artarak 3 milyon 350 bin 817 TEU’ya ulaştı.” ifadesini kullandı.
Uraloğlu, martta limanlarda deniz yoluyla yapılan transit yük taşımalarının 5 milyon 699 bin 607 ton olduğunu aktardı.
Türkiye limanlarında elleçlenen yük miktarının geçen ay 47 milyon 351 bin 510 ton olarak gerçekleştiğini bildiren Uraloğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bu dönemde limanlarda gerçekleştirilen ihracat amaçlı yükleme miktarı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 19,4 artarak 12 milyon 804 bin 476 ton, ithalat amaçlı boşaltma miktarı ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12,4 artarak 23 milyon 880 bin 435 ton olarak gerçekleşti. Mart ayında dış ticaret taşımaları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14,8 artarak 36 milyon 684 bin 911 ton oldu.”
En fazla elleçlenen yükler
Uraloğlu, mart ayında önceki aya göre en fazla artış gösteren yük cinsinin motorin elleçlemesi olduğunu belirterek, limanlarda 3 milyon 507 bin 326 ton motorin yük elleçlemesi gerçekleştirildiğini aktardı.
Bunu ’40’lık dolu konteynerlerde taşınan yükler’ ile demir cevheri ve konsantrelerinin izlediğini aktaran Uraloğlu, “Portland çimento yük cinsi, limanlarımızda elleçlenen ihracat yükleri içinde 1 milyon 40 bin 381 tonla ilk sırayı aldı. Bunu, motorin ve feldispat takip etti. Ham petrol, limanlarımızda elleçlenen ithalat yükleri içinde ilk sırada yer aldı. Bunu sırasıyla, hurda demir ve briketlenmemiş taşkömürü takip etti.” ifadelerini kullandı.
“En fazla yük İtalya’ya yapılan taşımalarda elleçlendi”
Uraloğlu, martta deniz yoluyla yapılan ihracatta en fazla yük elleçlemesinin İtalya’ya yapılan taşımalarda gerçekleştirildiğini, bunu ABD ve İspanya’ya yapılan taşımaların takip ettiğini belirterek, ithalatta ise en fazla yük elleçlemesinin Rusya’dan yapılan taşımalarda görüldüğünü aktardı.
Limanlarda elleçlenen dış ticarete konu 36 milyon 684 bin 911 ton yükün yüzde 8,1’inin Türk bayraklı gemilerle taşındığına işaret eden Uraloğlu, “Türk bayraklı gemilerle taşınan yük miktarı martta 2 milyon 965 bin 1 ton ile önceki yılın aynı ayına göre yüzde 29,1 arttı. Yabancı bayraklı gemilerle taşınan yük miktarı ise 33 milyon 719 bin 910 ton ile önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,6 arttı.” değerlendirmesinde bulundu.
Uraloğlu, geçen ay limanlarda elleçlenen konteyner miktarının 1 milyon 169 bin 846 TEU’ya ulaştığını belirtti.
-“En fazla yük Aliağa’da elleçlendi”
Uraloğlu, martta limanlarda deniz yoluyla yapılan transit yük taşımalarının 5 milyon 699 bin 607 ton olarak gerçekleştiğini ifade etti.
Söz konusu ayda kabotajda taşınan yük miktarının ise 4 milyon 966 bin 992 tonla geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,1 azaldığını belirten Uraloğlu, şunları kaydetti:
“En fazla yük elleçlemesi 7 milyon 720 bin 348 tonla Aliağa Bölge Liman Başkanlığı idari sınırlarında faaliyet gösteren liman tesislerinde gerçekleşti. Burayı, 7 milyon 365 bin 591 ton ile Kocaeli ve 5 milyon 669 bin 99 tonla İskenderun bölge liman başkanlıkları takip etti. Denizcilik alanında uluslararası arenada çok önemli bir konumda olduğumuzu artık gururla söyleyebiliyoruz. Dünyanın önde gelen denizci ülkelerinden biriyiz.”
]]>Fındık başta olmak üzere tarım ürünlerine ciddi zarar veren, insan sağlığı açısından bir tehlike oluşturmayan kahverengi kokarca, yaz mevsimi sonunda kışlamak için özellikle ev, depo gibi korunaklı alanları tercih ediyor. Fındık hasat sezonunda üreticiler tarafından sık karşılaşılan, bir yıl ömrü olan ve zirai, tuzak ile mekanik mücadele edilen kahverengi kokarca, bıraktığı yumurtalar ile ortalama 200 kat çoğalabiliyor.
Ordu İl Tarım ve Orman Müdürü Kemal Yılmaz, kahverengi kokarcanın ilde görülmeye başlamadan önce çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Mücadele ve zararlının tanınması konusunda il genelinde şimdiye kadar 600’ün üzerinde eğitim verildiğini kaydeden Yılmaz, “Havaların soğuması ile birlikte kahverengi kokarcalar kışlak diye tabir ettiğimiz odunluk, serendi, depo gibi alanlara çekildi. Biz bu alanlara tam kışlaklara giriş aşamasında ilaçlı mücadele çalışması başlatmıştık. Bu kapsamda 40 bin kışlakta ilaçlı mücadele çalışması gerçekleştirdik. Amacımız kışlaklardaki bu mücadele çalışmalarını yoğun bir şekilde devam ettirmek. Kokarcalar kışlaklardan sahaya yayılmadan büyük oranda imha etmek istiyoruz” diye konuştu.
“Kokarcalar bahçelere yayılmadan mücadele yapmamız gerekiyor”
İçerisinde bulunduğumuz dönemin kahverengi kokarca ile mücadele önemli olduğuna dikkat çeken Yılmaz, “Şu anda içerisinde bulunduğumuz dönemde kokarca ile gerek mekanik, gerek ruhsat almış kimyasal ilaçları kullanmak suretiyle kokarcalar fındık bahçelerine yayılmadan mücadelemizi yapmamız gerekiyor. Aksi takdirde bir dişi ergin kokarca zararlısının 150-200 arasında yumurta bıraktığını, yani bu kadar birey oluştuğunu düşündüğümüzde mücadelenin ne kadar zorlaşacağını tahmin edebiliyoruz. Buna fırsat vermeyelim, şu anda kışlaklardan çıkma durumunda olan kokarcaları mücadele ile imha edelim ki önümüzdeki süreçte mücadele çalışmamız daha da kolaylaşsın” ifadelerine yer verdi.
“Ruhsat alan ilaçlar, mücadelede avantaj sağlayacak”
Yılmaz, kahverengi kokarca ile mücadelede kullanılacak feromon tuzakların kışlaklara giriş ve çıkışlarda kullanımının etkili olacağını kaydetti. Bununla birlikte kapalı alanlarda kullanılabilen ilaçların ruhsatlandırıldığını ifade eden Yılmaz, “Açık alanda fındık ve kivi bahçelerinde kullanılabilecek, bakanlığımız tarafından izin verilen ruhsatlı ilaçlar var. Dolayısı ile bunların da mücadelede kullanılması bize önemli bir avantaj sağlayacak” şeklinde konuştu.
“Mücadelede samuray arılarının üretimi artırılacak”
İl Tarım ve Orman Müdürü Kemal Yılmaz, şunları söyledi:
“Mücadele çalışmalarında bir de biyolojik çalışmalar devam ediyor. Bakanlığımız daha öncesinden Tarımsal Araştırma Enstitümüzü bu biyolojik mücadelede kullanılan samuray arısının üretimi noktasında görevlendirmişti. Şu an bakanlığımız bu enstitüye ilave olarak, fındık araştırma enstitüsünün de içerisinde bulunduğu bazı enstitülerimize de samuray arısının üretimi noktasında görev verdi, onlar da çalışmalarına başladılar. Biz burada ergin kahverengi kokarcaları toplamak suretiyle bu enstitülerimize gönderiyoruz, buralarda samuray arısını üretmek suretiyle kokarcaya karşı biyolojik mücadelede kullanılacak arıların üretimi gerçekleştiriliyor.” – ORDU
]]>İki Aylık Dış Ticaret Değerleri
Ticaret Bakanlığı verilerine göre Erzurum’da bu yılın ilk iki ayında 5 milyon 949 bin dolar değerinde ihracat, 7 milyon 612 bin dolar değerinde ithalat kaydedildi. 2024’ün ilk iki ayı düzeyinde dış ticaret değeri 13 milyon 561 bin dolar olarak bildirildi.
Aylık Değişim
Veriler üzerinden DOSİAD tarafından gerçekleştirilen hesaplamalara göre, Erzurum’da Ocak ayına göre ihracat yüzde 0,64 oranında arttı, ithalat yüzde 3,65 oranında geriledi. Dış ticaret değeri toplamı da yüzde 1.73 oranında düşüş gösterdi.
Erzurum İhracatın İthalatı Karşılama Oranı
DOSİAD analizlerinde, Erzurum’da ihracatın ithalatı karşılama oranı Şubat 2024 döneminde yüzde 79,85 olarak bildirildi. Dış ticaret değeri toplamında ihracatın payı yüzde 43,86, ithalatın payı ise yüzde 56,13 olarak hesaplandı.
Erzurum 2023 Verileri
Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2024 yılı ocak ayında Erzurum’dan 2 milyon 965 bin dolarlık ihracat, 3 milyon 875 bin dolar değerinde ithalat yapılmıştı. Ocak 2023’te dış ticaret toplamı 6 milyon 840 bin dolar olarak gerçekleşmişti.
Dış Ticaret Açığı Şubat ayında yüzde 44,2 azaldı
İhracat 2024 yılı Şubat ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,6 artarak 21 milyar 82 milyon dolar, ithalat yüzde 9,2 azalarak 27 milyar 853 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu dönemde dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 44,2 azalarak 6 milyar 771 milyon dolara geriledi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2024 yılı Şubat ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,6 artarak 21 milyar 82 milyon dolar, ithalat yüzde 9,2 azalarak 27 milyar 853 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Ocak-Şubat döneminde ihracat yüzde 8,5 arttı, ithalat yüzde 16,0 azaldı. Genel ticaret sistemine göre ihracat 2024 yılı Ocak-Şubat döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8,5 artarak 41 milyar 78 milyon dolar, ithalat yüzde 16,0 azalarak 54 milyar 33 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Şubat ayında enerji ürünleri ve altın hariç ihracat yüzde 12,3, ithalat yüzde 5,2 arttı
Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, 2024 Şubat ayında yüzde 12,3 artarak 17 milyar 438 milyon dolardan, 19 milyar 589 milyon dolara yükseldi.
Şubat ayında enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat yüzde 5,2 artarak 19 milyar 958 milyon dolardan, 20 milyar 989 milyon dolara yükseldi.
Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı Şubat ayında 1 milyar 400 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi yüzde 8,5 artarak 40 milyar 578 milyon dolar olarak gerçekleşti. Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 93,3 oldu.
Dış ticaret açığı Şubat ayında yüzde 44,2 azaldı
Şubat ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 44,2 azalarak 12 milyar 130 milyon dolardan, 6 milyar 771 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Şubat ayında yüzde 60,5 iken, 2024 Şubat ayında yüzde 75,7’ye yükseldi.
Dış Ticaret Açığı Ocak-Şubat Döneminde Yüzde 51 Azaldı
Ocak-Şubat döneminde dış ticaret açığı yüzde 51 azalarak 26 milyar 419 milyon dolardan, 12 milyar 955 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Şubat döneminde yüzde 58,9 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 76,0’a yükseldi.
Şubat ayında imalat sanayinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,0 oldu. Ekonomik faaliyetlere göre ihracatta, 2024 Şubat ayında imalat sanayinin payı yüzde 94,0, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 4,2, madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,4 oldu.
Ocak-Şubat döneminde ekonomik faaliyetlere göre ihracatta imalat sanayinin payı yüzde 93,5, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 4,5, madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,5 oldu.
Şubat ayında ara mallarının toplam ithalattaki payı yüzde 68,8 oldu
Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ithalatta, 2024 Şubat ayında ara mallarının payı yüzde 68,8, sermaye mallarının payı yüzde 15,8 ve tüketim mallarının payı yüzde 15,3 oldu.
İthalatta, 2024 Ocak-Şubat döneminde ara mallarının payı yüzde 70,9, sermaye mallarının payı yüzde 14,9 ve tüketim mallarının payı yüzde 14,0 oldu
Şubat Ayında En Fazla İhracat Yapılan Ülke Almanya Oldu
Şubat ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 722 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 332 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 158 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 73 milyon dolar ile Irak, 1 milyar 66 milyon dolar ile Birleşik Krallık takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 30,1’ini oluşturdu.
Ocak-Şubat döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 3 milyar 484 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 2 milyar 536 milyon dolar ile ABD, 2 milyar 169 milyon dolar ile Irak, 2 milyar 156 milyon dolar ile İtalya ve 2 milyar 88 milyon dolar ile Birleşik Krallık takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 30,3’ünü oluşturdu.
İthalatta İlk Sırayı Rusya Federasyonu Aldı
İthalatta Rusya Federasyonu ilk sırayı aldı. Şubat ayında Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 4 milyar 27 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 434 milyon dolar ile Çin, 2 milyar 218 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 543 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 337 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 45,1’ini oluşturdu.
Ocak-Şubat döneminde ithalatta ilk sırayı Rusya Federasyonu aldı. Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 8 milyar 352 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 6 milyar 327 milyon dolar ile Çin, 4 milyar 135 milyon dolar ile Almanya, 2 milyar 739 milyon dolar ile ABD, 2 milyar 730 milyon dolar ile İtalya izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 44,9’unu oluşturdu.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat yüzde 2,1 arttı
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; 2024 Şubat ayında bir önceki aya göre ihracat yüzde 2,1, ithalat yüzde 4,9 arttı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; 2024 yılı Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 10,2 artarken, ithalat yüzde 12,7 azaldı.
Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı yüzde 2,7 oldu
Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.4 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsıyor. Şubat ayında ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 94 oldu. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 2,7, Ocak-Şubat döneminde ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,5, Ocak-Şubat döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,1 olarak gerçekleşti.
Şubat ayında imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 79,6, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 12,5, Ocak-Şubat döneminde imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 77,6, Ocak-Şubat döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 12,1 oldu.
Özel ticaret sistemine göre ihracat 2024 yılı Şubat ayında 19 milyar 241 milyon dolar oldu
Özel ticaret sistemine göre, 2024 yılı Şubat ayında, ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,2 artarak 19 milyar 241 milyon dolar, ithalat yüzde 9,0 azalarak 26 milyar 298 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Şubat ayında dış ticaret açığı yüzde 40,7 azalarak 11 milyar 895 milyon dolardan, 7 milyar 57 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Şubat ayında yüzde 58,8 iken, 2024 Şubat ayında yüzde 73,2’e yükseldi.
İhracat 2024 yılı Ocak-Şubat döneminde 37 milyar 174 milyon dolar oldu
Özel ticaret sistemine göre ihracat, 2024 yılı Ocak-Şubat döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7,8 artarak 37 milyar 174 milyon dolar, ithalat yüzde 15,9 azalarak 51 milyar 69 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Ocak-Şubat döneminde dış ticaret açığı yüzde 47,0 azalarak 26 milyar 239 milyon dolardan, 13 milyar 895 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Şubat döneminde yüzde 56,8 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 72,8’e yükseldi. – ERZURUM
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre, tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) değişim 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,16, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 15,06, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 68,50 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 57,50 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 50,10 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 104,07 ile eğitim oldu.
Ana harcama grupları itibarıyla 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre azalan ana grup yüzde -0,02 ile alkollü içecekler ve tütün oldu. Buna karşılık, 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 13,08 ile eğitim oldu.
Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5’li Düzey) 2024 yılı Mart ayı itibarıyla, 14 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 8 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 121 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.
Özel kapsamlı TÜFE göstergesi yıllık yüzde 71,89, aylık yüzde 3,14 oldu
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,14, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 14,86, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 71,89 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 62,61 olarak gerçekleşti.
Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE)
2024 yılı Mart ayında Yİ-ÜFE, bir önceki aya göre yüzde 3,29 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 11,59 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 51,47 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 45,28 artış gösterdi.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık yüzde 58,92 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 71,19 artış, imalatta yüzde 58,92 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 18,92 azalış ve su temininde yüzde 66,23 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 53,84 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 63,73 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 64,44 artış, enerjide yüzde 11,55 artış ve sermaye mallarında yüzde 68,11 artış olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık yüzde 3,46 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 3,35 artış, imalatta yüzde 3,46 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 1,43 artış ve su temininde yüzde 2,64 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 3,45 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 3,43 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 4,31 artış, enerjide yüzde 0,70 artış ve sermaye mallarında yüzde 3,37 artış olarak gerçekleşti. – BAYBURT
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre, tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) değişim 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,16, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 15,06, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 68,50 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 57,50 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 50,10 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 104,07 ile eğitim oldu.
Ana harcama grupları itibarıyla 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre azalan ana grup yüzde -0,02 ile alkollü içecekler ve tütün oldu. Buna karşılık, 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 13,08 ile eğitim oldu.
Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5’li Düzey) 2024 yılı Mart ayı itibarıyla, 14 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 8 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 121 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.
Özel kapsamlı TÜFE göstergesi yıllık yüzde 71,89, aylık yüzde 3,14 oldu
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,14, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 14,86, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 71,89 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 62,61 olarak gerçekleşti.
Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE)
2024 yılı Mart ayında Yİ-ÜFE, bir önceki aya göre yüzde 3,29 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 11,59 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 51,47 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 45,28 artış gösterdi.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık yüzde 58,92 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 71,19 artış, imalatta yüzde 58,92 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 18,92 azalış ve su temininde yüzde 66,23 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 53,84 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 63,73 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 64,44 artış, enerjide yüzde 11,55 artış ve sermaye mallarında yüzde 68,11 artış olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık yüzde 3,46 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 3,35 artış, imalatta yüzde 3,46 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 1,43 artış ve su temininde yüzde 2,64 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 3,45 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 3,43 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 4,31 artış, enerjide yüzde 0,70 artış ve sermaye mallarında yüzde 3,37 artış olarak gerçekleşti. – ERZİNCAN
]]>Cumhuriyet’in Kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla dönemin Başbakanı İsmet İnönü tarafından 3 Nisan 1937’de Türkiye’nin ilk ağır sanayisinin temeli Karabük’te atıldı.
İlk yüksek fırının 9 Eylül 1939’da ateşlenmesinden 1 gün sonra 10 Eylül 1939’da ilk Türk demiri üretildi.
Aradan geçen yıllarda “fabrikalar kuran fabrika” ünvanıyla anılmaya başlanan KARDEMİR, Türkiye’nin ilk 500 büyük sanayi kuruluşu içinde 27. sırada yer alıyor.
Bağlı kuruluşlarıyla yaklaşık 5 bin çalışanı bulunan fabrika, yıllık 3,5 milyon ton sıvı çelik üretimi hedefliyor.
“KARDEMİR’in tarihi önemi var”
KARDEMİR Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Demir, AA muhabirine, fabrikanın Türkiye’nin ilk demir çelik tesisi olarak 1937’de kurulduğunu ve 1939’da ilk üretimini yaptığını söyledi.
Fabrikanın demir çelik sektörü ve Türkiye sanayisi için bir mektep olduğunu belirten Demir, “Metalürji ve demir çelik sektörüyle ilgilenen herkesin geçtiği önemli bir mekteptir. O açıdan tarihi bir önemi vardır. Bu tarihi önemiyle şu anda geldiği noktada da yaptığı ve yapacağı atılımlarla Türkiye’ye demir çelik sektöründe yeni ufuklar açmayı da planlayan bir yeri vardır.” dedi.
Demir, iç pazara hem kitlesel üretim yapan kütük ve benzeri ürünler hem de niş alana giren ürünlerde KARDEMİR’in bir merkez olmasını amaçladıklarını dile getirerek, “Savunma sanayinde yaptığımız araştırmalarda Türkiye’nin nitelikli alaşım, demir çelik ve diğer alaşımlar konusunda belirli açıkları olduğunu tespit ettik. O açıkların kapatılmasıyla ilgili belirli stratejiler ve yol haritaları oluşturduk. Bu strateji ve yol haritalarının bir kısmını da KARDEMİR, KARDÖKMAK ve KARÇEL ile beraber tamamlayacağız.” ifadelerini kullandı.
Bağlı ortaklıklarla 5 binin üzerinde çalışanlarının olduğunu aktaran Demir, her sene 300-400 işçi alımının yapıldığını kaydetti.
Demir, fabrikada yıllık 2,5 milyon ton sıvı çelik üretildiğine değinerek, “Amacımız 3,5 milyon tona erişmek ve daha sonra 4 milyona yükseltebilmek. Üretim kapasitemizi artırmakla beraber üretim kalitemizi, yani nihai ürünlerde kalitemizi artırmak da hedeflerimizden biri.” diye konuştu.
KARDEMİR’in hem üretim kapasitesini artırmak hem de ürettiği nihai ürünlerin niteliğini, çeşitliliğini ve katma değerini artırmak yönünde yatırımların devam edeceğini vurgulayan Demir, şöyle devam etti:
“Bu anlamda hem çelikhanemizde hem haddehanemizde hem de yüksek fırın teknolojilerinde planlamalarımız var. Kapasitemizi artırmak amacıyla da yeni bir yüksek fırın yatırımı planlanmakta. Dünyada yapılan çalışmaları yakından takip etmekle ilgili arkadaşlarımıza bir farkındalık sağladık. Onun için İstanbul ve Ankara’da AR-GE ofisleri oluşturduk. Karabük Üniversitesi ile bu konuda çalışmalarımızı yürüteceğiz. Dünyada şu anda devam eden çalışmaların ne olduğunu, araştırmaların ne olduğunu yakıdan takip ettiğimiz gibi yeni pilot uygulamalar var. Bu pilot uygulamaların da bir kısmının benzerini belki burada yapmak hatta bazı uygulamaların pilot uygulamasını kendimizin yapması gibi bir gündemimiz var.”
Demir, KARDEMİR’in bölgenin gözbebeği olduğunu belirterek, sözlerini, “Cumhuriyetimizin kıymetli sınai mirasları KARDEMİR’in kuruluşunun 87. yıl dönümünü kutluyorum. Nice 3 Nisan’lara.” diye tamamladı.
]]>Konya’nın Karapınar ilçesinde bulunan santralin işletilmesi amacıyla bir çok teknik altyapı ve dijital araçlarla donatılan bina, fütürist tasarımıyla dikkati çekiyor.
Dış yüzeyi 4 farklı güneş paneli tasarımından esinlenerek oluşturulan örtü materyalleriyle binanın iç kısmının aşırı ısınması önlenirken, estetik ve modern bir görünüş sergileniyor.
Kentin sahip olduğu bitki örtüsü dikkate alınarak tasarlanan SCADA Merkezi’nin iç bahçesi ise yenilenebilir enerji ve doğanın uyum içinde olduğu bir atmosfer sunuyor.
Güneş santralinin beyni olarak faaliyet gösteren ve görüntüsü dolayısıyla “Vaha” olarak isimlendirilen SCADA Merkezi, santraldeki 3,5 milyondan fazla güneş panelinin elektrik üretim verilerini anlık olarak takip ederek, analiz ediyor.
SCADA Merkezi, tasarımıyla Türkiye’nin elektrik ihtiyacının temiz ve sürdürülebilir kaynaklardan karşılanması hedefinde güneş enerjisine ilginin artmasına katkı sunuyor.
Güneş santrali Türkiye’nin tamamını temsil ediyor
Kalyon Enerji Yatırımları Operasyonlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Gürler Duman, enerji santralleri, rafineri, petrokimya tesisleri ve benzeri büyük tesislerin stratejik önemi sebebiyle özel ve merkezi kontrol odaları tarafından yönetildiğini belirterek, “Güneş enerjisi santralleri işletim tarafında çok sofistike olmamasına rağmen, Kalyon yönetimi olarak en başından beri hem stratejik anlamı ve önemi hem de büyüklüğü sebebiyle merkezi bir kontrol binasını kesinlikle hak eden bir santral olduğunu düşündük.” dedi.
Duman, SCADA Merkezi’nin ihtişamlı, sürdürülebilir ve teknolojik özellikleri barındıran bir bina olarak tasarlandığına dikkati çekerek, 1350 megavat kurulu güçteki santralin merkezi bir kontrol binasından yönetilmesi gerekliliğini göz önünde bulundurduklarını söyledi.
Duman, “Bu tesis, dünyada 5 büyük tesisten biri. Santral, Kalyon’u değil Türkiye’nin tamamını temsil ediyor. Bu, sektörde Türkiye’nin sembol bir santrali olacak. SCADA Merkezi’nin bu stratejik önemi temsil eden ikonik bir yapı olması gerekiyordu.” değerlendirmesini yaptı.
Merkez tasarlanırken, çevresel, teknolojik ve estetik kaygılar gözetildi
Söz konusu merkezin, teknoloji kampüsü olarak da faaliyet göstereceğine işaret eden Duman, “Güneş enerji sistemlerinin görülebileceği, deneyimleyebileceği bir yer de olsun istedik. Sektöre ve bu alanda eğitim gören öğrencilere özellikle böyle de bir katkımız olsun istedik. Dolayısıyla yapıyı tasarlarken hem estetik kaygılar hem çevresel kaygılar, hem de bu tür teknolojik ve fonksiyonel kaygıları gözettik.” diye konuştu.
Duman, Caner-Begüm Bilgin çiftinin tasarımı olan merkezin 65 proje arasından seçildiğini ve inşaatın 2023’te tamamlandığını söyledi.
“Vaha” elektrik ihtiyacını kendi karşılıyor
Merkezin “sıfır atık” esasıyla tasarlandığını ve enerjisinin tamamen güneşten karşılandığını ifade eden Duman, şunları kaydetti:
“Binanın iç elektrik tüketimi üzerine koyduğumuz güneş panellerinden sağlanıyor. Toplamda 113 kilovat pik, 400 vatlık panellerden oluşan bir kurulu şebekeden bağımsız sistemimiz var. Bu sistemde sadece binanın enerjisini değil, aynı zamanda oradaki başka tüketim noktalarımızın enerjisini de kapasitenin izin verdiği oranda sağlamaya çalışıyoruz.”
Duman, “enerji kampüsü” olarak tasarlanan binanın yönetim, bakım-onarım, işletme ve operasyon kısımlarından oluştuğuna işaret ederek, binada ayrıca sanal gerçeklikle santral turları düzenleyeceklerini anlattı.
Fiziki olarak çok sayıda ziyaret talebi aldıklarını aktaran Duman, “Binaya okullardan, teknik liselerden, üniversitelerden çok fazla talep var. İran’dan ABD’ye, Uzak Doğu’dan Avrupa’ya kadar dünyanın her yerinden merkezi ziyaret talebi var. Sistemimizi hazır hale getirip, ziyaretçi başvurularını almaya başlayacağız.” ifadelerini kullandı.
Duman, merkezde 110 kişi çalıştığını belirterek, sözlerini, “Türkiye’nin elektrik sistemine 1000 megavatlık elektrik deşarj ediyoruz. Dolayısıyla bu sistemlerin yönetilmesinde 24 saat esası vardır. Onun dışında 3 milyon 256 bin panelin olduğu, yaklaşık 31 bin motorun çalıştığı, devasa bir enerji santralının bakım-onarımından bahsediyoruz. Son verilere göre, 8 milyon dolar civarında bir yatırımımız oldu. Bina, tamamen öz kaynaklarla yapıldı.” diye tamamladı.
]]>Türkiye’de sürdürülebilirlik ile ilgili ilk ve en önemli adımları atan kurumların başında gelen Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (ETHİB) ana gündemini sürdürülebilirlik olarak belirledi ve projelerini bu çerçevede şekillendiriyor. ETHİB’in Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen 2023 yılı Olağan Genel Kurul Toplantısında konuşan EİB Koordinatör Başkanı ve ETHİB Yönetim Kurulu Başkanı Jak Eskinazi; parite kaybı, durgun talep, enflasyondaki artış ve artan maliyetler nedeniyle rekabet etmenin zorlaştığı bu dönemde birlik faaliyetlerini sürdürülebilirlik, dijitalleşme, kaliteli ve katma değerli üretimi öne çıkaracak şekilde planlamaya devam ettiklerinin altını çizdi.
Egeli tekstilciler ihracatını yüzde 41 artırdı
Sektörün 2023 yılı ihracat performansını değerlendiren Eskinazi, 6 Şubat 2023 tarihinde, 11 ilimizi derinden etkileyen yıkıcı depremin, tekstil hammaddesi üretimi ve ticaretinde büyük potansiyele sahip olan illeri kapsaması sebebiyle ilk aşamada tedarik zincirinde önemli sıkıntılar yaşandığını, ana pazarlarımızdaki talep daralmasının devam etmesinin de olumsuz etkiyi artırdığını ve Türkiye geneli tekstil ve hazır giyim ihracatında bunun etkilerinin hissedildiğini söyledi. Eskinazi, “ETHİB 2023 yılı ihracatımız ise Türkiye genelinden ayrışarak önemli ihracat artışı yaşadı. Birliğimizden yapılan 2023 yılı ihracatı, özellikle hammadde ihracatında yaşanan artıştan kaynaklı olarak bir önceki yıla göre yüzde 41 artarak yaklaşık 509 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ülkemizin toplam tekstil ihracatı ise 2023 yılında yüzde 7,6 azalarak 9,5 milyar dolar olarak gerçekleşti” şeklinde konuştu.
Sürdürülebilirlik de artık rekabetin başlıca unsurlarından biri
Ticaret Bakanlığı’nın desteğiyle yürütülen Sürdürülebilirlik URGE Projesi’nin faaliyetleri hakkında bilgi veren Eskinazi, “Firmalarımızın yurtdışı pazarlarımızda rekabetçiliğini artırmayı hedeflediğimiz bu projeyle katılımcıların enerji verimliliği, ISO 14064 Kurumsal Karbon Ayak İzi Yönetimi, ISO 14001 Çevre Yönetimi ve Ürün Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi başlıklarında danışmanlık hizmeti almasını sağladık. Önümüzdeki Eylül ayında sektörde iyi uygulama örneklerini görmek üzere Hollanda’ya bir inceleme ziyareti gerçekleştireceğiz” dedi.
“Kaynaklarımızı verimli kullanarak, doğa dostu üretim yapmak bizim bu dünyaya ve gelecek kuşaklara olan başlıca borcumuzdur. Bunun yanında, bu şartları sağlamak artık rekabetin başlıca unsurlarından biri. Artık nihai müşteri satın aldığı ürünün ne şartlarda üretildiğini, doğada ne kadar iz bıraktığını önemsiyor ve sorguluyor. Bu sebeple müşterilerimiz de bizim ne kadar sürdürülebilir bir üretim yaptığımıza dikkat ediyor. Fiyat ve kalitenin yanında sürdürülebilirlik de artık rekabetin başlıca unsurlarından biri” şeklinde konuşan Eskinazi, EİB bünyesinde 12 İhracatçı Birliğinden temsilcilerin katılımıyla oluşturulan Strateji ve Sürdürülebilirlik İcra Komitesi’nin de bu doğrultuda gerek sektörel stratejilerin belirlenmesi gerekse EİB olarak bütünsel bir strateji çerçevesinde faaliyetlerin sürdürülmesi için çalıştığını ifade etti.
Ülkemizdeki tüm tekstil ve hazır giyim birliklerinin katılımıyla yürütmeye başladıkları Ortak Sürdürülebilirlik Komitesi çalışmaları kapsamında söz konusu komitenin alt çalışma grubu olarak ETHİB’in sorumluluğunda olan Organik- Sürdürülebilirlik Sertifikasyonları ve Pamuk Alt Çalışma grubunun da faaliyetlerine devam ettiğini bildiren Eskinazi, sürdürülebilirlik önlemleri kapsamında Alman Federal Meclisi tarafından kabul edilen “Alman Tedarik Zinciri Yasası”nın getirdikleri ve ülkemize etkileri hakkında 9 Mayıs 2024 Perşembe günü Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği ile birlikte bir webinar düzenleyeceklerinin bilgisini verdi.
Halı ihracatçılarının kümelenmesi için çalışmalara başlandı
Birliğimiz üyelerinin yoğun bir şekilde yer aldığı, döngüsel ekonomi ve geri dönüşüm konusunda başarılı bir kümelenme örneği olan Uşak’ı sektörün önemli bileşenlerinin de yerinde görmesi amacıyla ilgili bakanlıklar ve Türkiye Tekstil ve Hazırgiyim Birlikleri Ortak Sürdürülebilirlik Komitesi temsilcilerinin katılımıyla geçtiğimiz sonbaharda 2 ayrı heyet düzenlediklerini ifade eden Eskinazi, halı sektörünün ihracatını artırmak amacıyla Demirci Ticaret ve Sanayi Odası ile birlikte Halı URGE projesi için çalışmalara başlandığının müjdesini verdi.
Tekstilde ABD pazarı için güç birliği
Son olarak yurtdışı tanıtım faaliyetleriyle ilgili bilgi veren Eskinazi, “Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’ne yönelik gerçekleştireceğimiz tanıtım faaliyetlerine daha fazla devlet desteği sağlamak ve kaynak israfını önlemek amacıyla Türkiye’deki tüm Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçı Birlikleri olarak gücümüzü birleştirdik ve ABD’ye yönelik ortak bir Turquality Tanıtım Projesi’ne imza attık. Önümüzdeki dört yıl boyunca hep birlikte bu pazardaki payımızı artırabilmek için var gücümüzle çalışacağız” şeklinde konuştu.
Eskinazi, 23-26 Nisan 2024 tarihleri arasında Almanya’nın Frankfurt şehrinde düzenlenecek olan dünyanın teknik tekstil alanında en prestijli fuarı olan “Techtextil/Texprocess Frankfurt” fuarlarına ETHİB tarafından bir heyet ile katılım gerçekleştirileceklerinin de bilgisini verdi.
Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği’nin mali genel kurul toplantısında, 2024 yılı bütçesi 27,8 milyon TL olarak belirlenirken, 2024 yılı iş programı da karara bağlandı.
Toplantının ardından; ETHİB Danışmanı ve Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Uysal, ülkemiz ve dünya ekonomisinde yaşanan gelişmeler ile önümüzdeki döneme ilişkin değerlendirmelerini içeren bir sunum gerçekleştirdi. – İZMİR
]]>Merkez bankalarının, bu yıl başlanması beklenen faiz indirimlerinin zamanlaması ve hızına dair belirsizlikler devam ederken, açıklanan makroekonomik veriler varlık fiyatlarını etkilemeyi sürdürüyor.
Dün ABD’de açıklanan verilere göre, JOLTS açık iş sayısı da şubatta, bir önceki aya kıyasla 8 bin artarak 8 milyon 756 bine yükselirken, fabrika siparişleri de aynı dönemde yüzde 1,4 ile piyasa beklentilerinin üzerinde artış gösterdi.
Analistler, söz konusu verilerin ABD’de ekonomik aktivitedeki canlılığa işaret ettiğini belirterek, bu durumun Fed’in faiz indirimleri konusunda aceleci davranmayacağına ilişkin beklentileri beslediğini ifade etti.
Bugün Powell’ın gerçekleştireceği açıklamalardan bankanın gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin ipuçları aranacağını aktaran analistler, ADP özel sektör istihdamı başta olmak üzere ABD’de açıklanacak verilerin de piyasalarda oynaklığı artırabileceğini söyledi.
Öte yandan, Fed yetkilileri de sözle yönlendirmelerine devam ederken, açıklamalardaki temkinli mesajlar risk iştahının azalmasında etkili oluyor. Dün, San Francisco Fed Başkanı Mary Daly ve Cleveland’lı mevkidaşı Loretta Mester, bankanın 2024’te hala üç kez faiz indirimi yapmasını beklediklerini ancak borçlanma maliyetlerini düşürmeye başlamak için acelelerinin olmadığını dile getirdi.
Mester, para politikası toplantısı için ön yargıda bulunmayacağını ancak haziranda faiz indirimi ihtimalini de masadan kaldırmadığını vurguladı.
Dolar endeksi yüzde 0,1 azalışla 104,7 seviyesinde bulunurken, söz konusu gelişmelerin ardından tahvil piyasalarında satış ağırlık seyir izlendi. ABD’nin 10 yıllık hazine tahvili faizi dün gün içinde yüzde 4,4’ün üzerine çıkarak kasımdan bu yana en yüksek seviyesini test ettikten sonra günü yüzde 4,35’in üzerinden tamamladı. Şu sıralarda da yüzde 4,36’da bulunuyor.
Altının ons fiyatı ise güçlü dolar ve yükselen tahvil faizlerine karşın yükseliş eğilimini üst üste 7. işlem gününe taşırken, bugün 2 bin 288,5 dolarla rekor kırdı. Analistler, bu yıl içinde küresel bazda önemli merkez bankalarının faiz indirimlerinin başlayacağına ilişkin beklentilerin altının ons fiyatını desteklediğini kaydederek, faiz indirimlerinin tarihlerine ilişkin olası ötelenmelere karşın altına olan iştahın güçlü kalmayı sürdürdüğünü bildirdi.
Dün yükseliş eğilimini üst üste 4. işlem gününe taşıyan Brent petrolün varil fiyatı 89 doların üzerine çıkarak ekimden bu yana en yüksek seviyesini test ederek, enflasyon endişelerini beslemeye devam etti. Brent petrolün varil fiyatı şu sıralarda önceki kapanışının yüzde 0,3 altında 88,7 dolardan işlem görüyor.
Petrol fiyatlarındaki artışla birlikte Phillips 66, ExxonMobil, Pioneer Natural Resources, ConocoPhlips ve Occidental gibi enerji şirketlerinin hisseleri de yüzde 1,5 ila yüzde 4 arasında değer kazandı.
Bitcoin’in fiyatı Fed’in gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin belirsizliklerin devam etmesiyle dün 65 bin doların altına düştü. Bitcoin’in fiyatının gerilemesiyle kripto para ile ilişkili hisselerdeki değer kaybı da dikkati çekti. Coinbase’in hisse fiyatı yüzde 2,5 azaldı. Bitcoin şu dakikalarda önceki kapanışının yüzde 1 üzerinde 66 bin 320 dolardan alıcı buluyor.
Öte yandan, bugün, Tayvan’da 7,4 büyüklüğünde yaşanan depremin ardından dünyanın en büyük çip üreticisi olan Taiwan Semiconductor Manufacturing Co.’nun (TSMC) sahillere yakın bazı fabrikalarında çalışanları tahliye ettiği ve üretimi durdurduğuna yönelik haber akışı da gündemin odağında bulunuyor.
Dün New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,95 ve S&P 500 endeksi yüzde 0,72 değer kaybederken, Dow Jones endeksi de yatay bir seyir izledi. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de negatif bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında da dün negatif seyir hakim olurken, bugün gözler Avro Bölgesinde öncü Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerine çevrildi.
Analistler, söz konusu öncü enflasyon verilerinin piyasalarda oynaklığı artırabileceğini belirterek, Avrupa Merkez Bankasının (ECB) atacağı adımlara ilişkin para piyasalarında oluşan fiyatlamalar üzerinde de etkili olabileceğini söyledi.
Öte yandan, dün ECB’nin açıkladığı Tüketici Beklentileri Anketi’ne göre, Avro Bölgesi’ndeki tüketicilerin kısa vadeli enflasyon beklentileri son iki yılın en düşük seviyesine geriledi. Buna göre, Avro Bölgesi’ndeki tüketicilerin 12 ay için ortalama enflasyon beklentisi yüzde 3,3’ten yüzde 3,1’e indi.
Almanya’da dün açıklanan öncü enflasyon verilerine göre, martta yıllık TÜFE yüzde 2,2’ye inerek, Nisan 2021’den beri en düşük seviyesine geriledi.
Dün İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,22, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 1,22, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 1,13 ve Fransa’da CAC 40 endeksi ise yüzde 0,92 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de negatif bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında da satıcılı seyir hakim olurken, Tayvan’da yaşanan deprem felaketinin ardından TSMC’nin bazı fabrikalarında çip üretimine ara verdiğine yönelik haber akışının özellikle otomotiv, teknoloji ve yapay zeka alanında faaliyet gösteren şirketler üzerinde baskı oluşturduğu görülüyor.
Bugün bölgede açıklanan verilere göre, Çin’de Caixin hizmet sektörü Satınalma Yöneticileri Endeksine (PMI) martta 52,7’ye yükselerek art arda 15 ay genişleme kaydetti. Japonya’da ise hizmet sektörü PMI martta 54,1 ile beklentilerin altında kaldı.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,7, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,4, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,2 geriledi.
Yurt içinde dün satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,27 değer kaybıyla 9.040,87 puandan tamamlarken, bugün gözler enflasyon verilerine çevrildi.
AA Finans’ın Enflasyon Beklenti Anketi’ne katılan ekonomistler, mart ayında TÜFE’nin yüzde 3,67 artacağını tahmin ediyor.
Dolar/TL, dün satıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,6 altında 32,0525’ten tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,0480 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde ve Avro Bölgesinde enflasyon, ABD’de ADP özel sektör istihdamı ve hizmet sektörü PMI verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.000 ve 8.900 seviyelerinin destek, 9.100 ve 9.200 puanın ise direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, mart ayı TÜFE
12.00 Avro Bölgesi, mart ayı TÜFE
15.15 ABD, mart ayı ADP özel sektör istihdamı
16.45 ABD, mart ayı hizmet sektörü PMI
17.00 ABD, mart ayı ISM hizmet sektörü PMI
19.10 ABD, Fed Başkanı Powell’ın konuşması
]]>AA muhabirinin derlediği verilere göre, son 10 yılın nisan aylarında BIST 100 endeksinin performansı incelendiğinde, yükseliş görülen 8 ayın ortalaması yüzde 5,31 hesaplanırken, düşüş olan 2 ayın ortalaması ise yüzde 6,66 oldu.
BIST 100 endeksi, son 10 yılın en iyi nisan performansını yüzde 12,79’luk değer kazancıyla 2020’de sergilerken, en kötü performansını ise yüzde 9,26’lık gerilemeyle 2018’de gösterdi.
Son 10 yılın nisan aylarında ana endekslerin performanslarına bakıldığında, sınai endeksinin BIST 100 ile uyumlu olarak 8 kez değer kazandığı görülürken, hizmetin 7, malinin 6 ve teknolojinin 5 defa yükseldiği gözlemlendi.
Bu dönemlerde, sınai, hizmet ve teknoloji endeksleri en iyi performanslarını BIST 100 endeksi ile uyumlu olarak 2020’de sergilerken, mali endeks en güçlü yükselişi 2022’de kaydetti.
Nisan 2020’de sınai endeksinin yüzde 19,96, teknoloji endeksinin yüzde 19,73 ve hizmet endeksinin yüzde 14,68 değer kazancıyla BIST 100 endeksinin üzerinde performans sergilemesi göze çarparken, mali endeks 2022’de en güçlü yükselişini yüzde 13,10 ile gerçekleştirdi.
Ana endeksler, en kötü performanslarını ise BIST 100 endeksiyle benzerlik göstererek 2018’de kaydetti. Mali endeksin yüzde 10,62 ve teknoloji endeksinin yüzde 15,97 düşüşle BIST 100 endeksinden daha fazla gerilemesi dikkati çekti. Bu dönemde, sınai endeksi yüzde 5,64 ve hizmet endeksi yüzde 9,20 değer kaybetti.
Boğaların mevsimi nisan
Borsa İstanbul’un son 5 yılın nisan aylarına yakından bakıldığında, 4 kez yatırımcısının yüzünü güldürdüğü görülüyor. Bu dönemlerde özellikle ulaştırma sektörünün ortalama aylık yüzde 16,2’lik artış kaydetmesi dikkati çekiyor.
Analistler, endeks üzerinde ağırlığı yüksek olan bankacılık sektörünün de aynı dönemlerde 4 kez değer kazanarak ortalama yüzde 8,08 yükselişle yatırımcısını sevindirdiğini anımsattı.
İlgili dönemde, BIST 100’ün geçen yılın nisanında yüzde 4,05, ulaştırma endeksinin 2021’de yüzde 3,53 ve bankacılık endeksinin yüzde 7,33 azalışla 2023’te sadece bir kez negatif kapanış gerçekleştirdiği görülüyor.
Analistler, açıklanmaya başlayacak ilk çeyrek bilançolarına ilişkin beklentilerin fiyatlanmasının yanı sıra ısınan havalar nedeniyle hareketlenmeye başlayan gıda, içecek sektörü ile bu dönemde başlayan düğün ve turizm sezonunun direkt ya da dolaylı bir çok şirketin hisse fiyatlarını hareketlendirdiğini ifade etti.
Söz konusu nedenlerden dolayı, nisan aylarının genel olarak borsada “boğaların zamanı” şeklinde değerlendirildiğini kaydeden analistler, bu durumun BIST 100 endeksinin nisan dönemlerindeki performanslarına bakıldığında da anlaşılabileceğini söyledi.
Analistler, her dönemin kendi konjonktür yapısının ayrı olduğu ve değişim gösterebileceği uyarısında bulunurken, bu yıl seçim belirsizliğinin ortadan kalktığı bir nisan ayına başlandığını ve şirketlerin enflasyon muhasebesi yöntemi ile bilançolarını açıklayacaklarını anımsattı.
Baharlık hisseler
Borsa İstanbul’da son 5 yılın nisan ayları detaylı incelendiğinde, 52 hisse senedinin en az 4 kez BIST 100 endeksine göre daha iyi performans göstermesi dikkati çekiyor. Bu dönemde sektör endeksleri arasında son 5 yılın 4’ünde BIST 100 endeksine göre daha iyi ortalama getiri sağlayan sektörler yüzde 7,85 ile ulaştırma ve yüzde 2,04 ile finansal kiralama faktoring oldu.
Son 5 yılda BIST 100 endeksine göre her yıl daha iyi getiri sağlayan hisseler arasında Casa Emtia Petrol’ün performansı öne çıkarken, onu MMC Sanayi ve Ticari Yatırımlar, Pegasus, Ege Seramik, Ege Gübre ve Ülker izledi.
Son 5 yılın nisan aylarının en az 4’ünde endekse göre daha iyi performans gösteren hisselere bakıldığında sağlanan ortalama getiriye göre, Ekiz Yağ ve Sabun Sanayi yüzde 98,56, Otto Holding yüzde 40,52, Pınar Et ve Un Sanayi yüzde 32,14, Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret yüzde 24,88 ve Altınyunus Çeşme Turistik Tesisler yüzde 24,02 ile öne çıktı.
]]>Pandemi ile satışları artan, deprem felaketi sonrasında da yeniden ilgi odağı olan karavanlar, otel fiyatlarındaki artış nedeniyle 2024 yılının da gözdesi oldu. Yaz öncesi hızlanan karavan talebine cevap verebilmek için İstanbul’da Karavan Tanıtım Günleri düzenleniyor. Kozyatağı MetroGross marketin otopark alanında düzenlenecek etkinlikte, 19 firma, 40 adet karavanı ile yer alacak. 5 marka yeni modellerini tanıtacak. Etkinlik ücretsiz olacak.
Açık alanlarda karavan tanıtım organizasyonları düzenleyen HOBBYFESTTÜRKİYE, bu etkinliklerin ilkini 26-28 Nisan tarihleri arasında İstanbul’da Kozyatağı MetroGross marketin otopark alanında düzenleyecek. Yaklaşık 1.500 metrekarelik alanda gerçekleşecek etkinlikte sektörün önde gelen 19 firması katılacak ve katılımcılar 40 adet karavanı inceleme fırsatı bulacak. Anadolu Ekspo Fuarcılık Genel Müdürü Tamer Karaoğlu, “2 ayda bir farklı şehirlerde, şehrin en popüler alışveriş merkezi ya da meydanlarında karavan severler ile bir araya geleceğiz. Kapalı alanlardan çıkıp, karavan severler ile açık alanlarda bir araya geleceğiz” dedi.
Karavan üreticilerinin ana hedefinin Avrupa olduğunu söyleyen Karaoğlu; “Pandemi ile satışları katlanan Karavanlar, deprem sonrası yeniden ilgi odağı olurken, konut sıkıntısı, kira artışları da eklenince hem Türkiye’de talepler arttı hem de kaliteli üretim, çeşitlilik ve tasarım avantajıyla ihracat ayağı büyüyor. Bu yılı 1 Milyar doların üzerinde satışla kapatması beklenen Karavan sektöründe son 2 yılda üretici sayısı da 5 katına çıktı. Karavan dekorasyonu, teknoloji, üretim kalitesi ve tasarımı ile Avrupa’ya ihracatı %123 artan Karavan sektörü, önümüzdeki 10 yılda Avrupa başta olmak üzere dünyanın Karavan üretim merkezi olmayı hedefliyor” dedi.
Yeni modeller tanıtılacak
Gerek yeni bir karavan sahibi olmak isteyen, gerekse var olan karavanını yeni modeli ile değiştirmek, yeni dekorasyon ve aksesuarları denemek isteyen alıcılara hitap eden etkinlikte motokaravanlar, çekme karavanlar, off-road karavanlar, mobil uydu ve anten sistemleri, doğa römorkları, şehir karavanları ve sadece bu etkinlikte olan araç dış su depo sistemleri gibi karavan almak isteyenlerin her ihtiyacını karşılayabilecek çözümler yer alacak. Etkinlikte 5 karavan firması, yeni modellerinin tanıtımını yapacak. Tamamen ücretsiz olan etkinliğe katılanlar, karavan hayatını deneyimleyecek, yeni model lansman karavanları görmenin yanı sıra avantajlı fiyatlardan da ürün satın alabilecek. Alanında ünlü Youtuber’lar ile tanışma fırsatı da sunan etkinlikte sponsor firmalardan sürpriz hediyeler de yer alacak.
Karavan sektörü büyüyor
Karavan sektörünün 2023 yılını çok hareketli geçirdiğini, bu yıl ise yaz aylarının yaklaşması ile hareketliliğin başladığını söyleyen Tamer Karaoğlu, “Özellikle HobbyFest gibi hızlı, etkili, sektöre yön veren kısa ama güçlü organizasyonlar sayesinde sektörün satış ivmesi daha da yükselecektir” dedi. Türkiye’de lisanslı karavan üreticisi sayısının 1000’e ulaştığını, yıllık motokaravan ve çekme karavan dahil üretimin 170-180 bin olduğunu anlatan Karaoğlu, “Sektörün en önemli sorunu nitelikli personel sorunudur. Üreticilerimizin okullar ile işbirlikleri yaparak sektöre nitelikli çalışanları dahil etmeleri gerekmektedir. Gençlerimizi de üretim bantlarına dahil ettiğimizde ülkemizdeki üretim kalitesi daha yukarı çıkacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Yüzde 400 artan karavan satışlarına üreticilerin yetişemediğini söyleyen Tamer Karaoğlu; ” Şu anda talep fazlalığından dolayı bir karavan en erken 1 yılda teslim edilebiliyor. Yurtdışından da çok fazla talep geliyor. Türkiye’deki üreticiler aynı zamanda Avrupa’nın karavan alanında eksik kaldığı noktalarda ciddi bir tedarikçisi konumuna geldi. İhracat atağında bulunan firmalar, ikili görüşmeler yaparak Türkiye’yi Karavan üretiminin merkezi haline getirmek istiyor. Yaz sezonuna girerken, Karavan, Tiny House veya Kamp tatili arayışında olanlar için ailecek katılabilecekleri bir şölen havasında düzenlenecek olan bu organizasyonda tüm katılımcı ve ziyaretçiler keyifli vakit geçirecekler” şeklinde konuştu.
Eylül’de fuar düzenlenecek
Türkiye’nin en büyük karavan fuarı ise Eylül ayında düzenlenecek. Marmara Kamp & Karavan ve Doğa Sporları Fuarı 11-15 Eylül 2024’te Marinturk İstanbul City Port Pendik’de doğa tutkunları ve uygun fiyatlara tatil yapmak isteyenler için kapılarını açacak. Yaklaşık 100 firmanın, 300’den fazla markanın katılacağı fuarda her ihtiyaca göre karavanlar sergilenecek. Fuarda karavan ve doğa tutkunları çekme karavanlardan motokaravanlara, campervanlardan, kamp treylerlerine, araç üstü çadırlardan kamp malzemeleri ve karavan ekipmanlarına kadar aradığı her şeyi bulabilecek ve test edebilecek. Fuarda Tiny House özel bölümü de olacak. – İSTANBUL
]]>Erciyes Teknopark’ta 2013’te kurulan, Almanya, Kayseri ile Ankara’da ofisleri bulunan şirket, 30 kişilik ekiple “gömülü sistem” yazılımla elektronik kontrol ünitelerine yerli ve milli yazılımlar yapıyor.
Şirket yöneticilerinden Bekir Düzçekiç, AA muhabirine, Kayseri’de milli imkanlarla yazılım ürettiklerini söyledi.
Normal ve elektrikli araçlar için geliştirilen yazılımları yurt dışına ihraç ettiklerini belirten Düzçekiç, “İhraç ettiğimiz ülkeler arasında Almanya, ABD, Japonya var. Asya pazarında da bir deneyimimiz oldu. Yazılımlarımızı ihraç ediyoruz.” dedi.
Düzçekiç, hacklenmede çeşitli metotların olduğunu anlatarak, araç içi haberleşmesini sağlayan CAN (Controller Area Network- Denetleyici Alanı Ağı) adı verilen hatta sızılarak oradaki verilerin değiştirildiği ve donanımsal olarak voltaj değerleri ile araçtan verilerin çalındığını ifade etti.
Geliştirdikleri yazılımla verilerin dışarıdan erişilmeyecek özel bir alana koyulduğunu aktaran Düzçekiç, her bir araç için özel sertifika tuttuklarını anlattı.
Ünlü markalarla çalışıyorlar
Otomotiv sektöründe araçların hacklenmeye karşı siber güvenliğe ihtiyacı olduğunu vurgulayan Düzçekiç, “Mercedes, Porsche, BMW, Volvo ve Audi gibi firmalarla çalışıyoruz. Japonya’da Fuji firması ile çalıştık. Otomotiv sektörüne siber güvenlik başladığından beri sektörün içerisindeyiz. Biliyorsunuz çağımızın sorunu siber güvenlik. Otomotiv sektöründe de araçların hacklenmeye karşı bir yazılıma, siber güvenliğe ihtiyacı var. Biz bu konuda çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” diye konuştu.
Düzçekiç, Teknopark’ın kendilerine verdiği desteklerden dolayı teşekkür ederek, sağlanan imkanların örnek olması gerektiğine dikkati çekti.
Şirkette teknik lider olarak çalışan Hakan Mert Kum da “gömülü sistem” yazılımı hakkında şu bilgileri verdi:
“Araçlara yazılım üretirken PCB kartları dediğimiz kartların üzerinde işlemciler var. Bu işlemciler piyasada bulabileceğiniz işlemciler değildir. Projelere başladığımız zaman onlar üretim ve geliştirme aşamasında oluyor. Biz üreticilerle geliştirmeye başlıyoruz. Gömülü sistemler şu an kullandığımız tüm sistemlerin içerisinde yer alan özelleşmiş ve genellikle tek bir amaca yönelik sistemlerden oluşmaktadır. Şu an mikrofon ve kamerada da gömülü sistemler bulunmaktadır. Tek bir amaca yönelmiş, tek bir işi geliştirmek için icra edilen sistemler diyebiliriz.”
“Hacklenme ihtimalleri artıyor”
Türkiye’deki firmaların tek bir yazılıma odaklandığını dile getiren Kum, şunları kaydetti:
“Araçlarda şu an kontak sistemi, kapı kollarından uyanması, kilitlenmesi, kilit mekanizması, hırsız alarmı, batarya üretim sistemleri, elektronik park freni gibi işlemlerin gerçekleştirilmesini sağlıyoruz. Bizim gibi otomotiv alanlarında çalışan firmalar bulunmakta ama genelde Türkiye’deki firmalar tek bir yazılıma odaklanmaktadır. Kontrol ünitesinin içerisinde en az 7-8 yazılım var. Biz bunlara hakim olduğumuz için bunları geliştirmekteyiz. Bizi diğer firmalardan öne çıkartan ve tek olmamızı sağlayan özelliğimiz budur.”
Modernleşen otomobillerin hacklenme ihtimallerinin arttığına dikkati çeken Kum, “Bu yüzden otomotiv üreticileri yeni sistemler geliştirmeye başladılar. Bunların başında ‘Hardware Security Modülü’ dediğimiz HSM yazılımı ve donanımı bulunmaktadır. Biz şu an üreticilerle en başından itibaren birlikte geliştirmeler yapmaktayız. Şu anda Kayseri’de yerli ve milli olarak HSM yazılımı üretmeye başladık. Onun üzerine çalışmalar gerçekleştirmeye devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Güney Ege Kalkınma Ajansı (GEKA) Genel Sekreteri Özgür Akdoğan, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla açılışları yapılan ve GEKA’nın 84 milyon lira destek verdiği Alternatif Turizm, Güdümlü Proje Desteği, Kooperatif ve Birliklerin Güçlendirilmesi, İmalat Sanayinde Dijitalleşme, Yenilikçi Genç Girişimcilik ve Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı çerçevesindeki 32 proje hakkında bilgiler verdi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda faaliyetlerini yürüten GEKA’nın Denizli’de son yıllarda desteklenen ve başarıyla tamamlanan toplam 110 milyon 385 bin 427,23 TL’lik 32 projeye 84 milyon 258 bin 787,67 TL destek sağladığını belirten Genel Sekreter Özgür Akdoğan, “Güney Ege Bölgesi ve Denizli, tarıma elverişli toprakları, su kaynakları ve iklimi ile bitkisel üretimde büyük zenginliğe ve çeşitliliğe sahiptir. Aydın ve Denizli illerinde yoğunlaşan sanayi tesisleri, dünyanın dört bir tarafına ihracat yapmaktadır. Çardak’tan Söke’ye uzanan hat üzerinde bulunan 11 adet organize sanayi bölgesinde yoğunlaşan sanayi sektörü, son 5 yıl boyunca dış ticaret fazlası vermiş ve cari açığın azaltılmasına önemli katkı sağlamıştır. Tekstil, gıda ürünleri, mineral ürünler ve makine imalatı gibi sektörler bölge ihracatının lokomotifi olmuşlardır” diye konuştu.
“En çok turist çeken 3 bölgeden birisiyiz”
Güney Ege Bölgesinin tarihin en eski dönemlerinden beri birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olduğuna dikkat çeken Akdoğan, “Güney Ege bölgemiz, dört mevsim turizm hareketliliği potansiyeline sahip bir cazibe merkezidir. Bölgemiz, halihazırda ülkenin en çok turist çeken üç bölgesi arasında yer almakta olup, Pamukkale’miz turizmde uluslararası üne sahip bir doğa harikasıdır. Bölgemiz, üretim, ihracat kapasitesi ve turizm gelirleri ile ülkemizin en rekabetçi bölgelerinden birisidir. Bu noktada Ajansımız; uluslararası rekabetçiliğin artırılması, turizm hareketliliğinin bölge geneline yayılarak artırılması, yeşil ve dijital dönüşümün sağlanması ve sosyal risklerin azaltılması olmak üzere 4 stratejik alana odaklanmaktadır. Bu alanlarda ilerlemeyi sağlamak için Ajansımız planlama ve fizibilite çalışmaları yapmakta, teknik destekler, eğitim ve danışmanlıklar vermekte, bölgemizi tanıtmakta ve yatırımcıların yolunu açmaktadır. Mali desteklerle de kalkınma yolculuğumuzu hızlandırmak için çaba göstermektedir” ifadelerini kullandı.
GEKA’nın destek verdiği 32 projenin detaylarına değinen Akdoğan, şu bilgileri paylaştı:
“Güdümlü Proje Desteği kapsamındaki Denizli Mesleki Eğitim Merkezimiz, faaliyetine başlamasından çok kısa bir süre sonra verilen ilk eğitimler sonrası 50 kursiyerin istihdamını sağlamıştır. Üreten Şehirler Programı kapsamında Denizli Sanayi Odası tarafından yürütülen ‘Denizli’nin Geleceği Temiz Üretimde’ projesiyle, Denizli’de tekstil ve hazır giyim sektörüne yönelik boya-terbiye alanında faaliyet gösteren 40 işletmeye kaynak verimliliği alanında danışmanlık ve fizibilite desteği verilerek yatırım yol haritaları belirlenmiştir. İmalat Sanayinde Dijitalleşme Faizsiz Kredi Desteği ile Tekstil, makine imalatı gibi alanlarında tamamlanan projelere sağlanan faizsiz kredi desteğiyle işletmelerin verimlilikleri ortalama yüzde 20 artırılırken üretim kapasiteleri de ortalama yüzde 15 artırılmıştır.
Geleneksel üretim süreçlerinde kurumsallaşma ve verimlilik odaklı dönüşümün sağlanmasına yönelik desteklerimiz kapsamında, Kooperatif ve Birliklerin Rekabet Gücünün Geliştirilmesine yönelik sebze-meyve kurutma, kestane işleme, zeytinyağı üretimi ve yöresel ürünlerin pazarlanması gibi alanlarda uygulanan 13 proje ile işletmelerimizin üretim değerleri yaklaşık yüzde 35 artırılmış, ek istihdamlar sağlanmıştır. Alternatif Turizm önceliğimiz kapsamında ise bölgemizde kıyı şeridinde yoğunlaşmış turizm faaliyetlerinin iç kesimlere yayılması, turizmin dört mevsime yayılması ve çeşitlendirilmesine yönelik şimdiye kadar birçok projeyi desteklemiş bulunuyoruz. Bu alanda son dönemde yürütülen projeler ile Beyağaç, Çameli, Çivril, Honaz gibi ilçelerimizde cazibe merkezleri oluştu, turizm hareketliliği artırıldı” – DENİZLİ
]]>Karadeniz’de yetiştirilen Türk somonu ihracatında bu yılın Ocak Şubat aylarında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 289’luk bir artışla 70 bin 614 dolar döviz girdisi sağlanırken, bu rakamın Türkiye ortalamasının üzerinde rekor bir artış olduğu kaydedildi.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği (DKİB) Başkan Vekili Ahmet Hamdi Gürdoğan, Karadeniz Somonu ihracatında son yıllarda iyi bir ivme yakaladıklarını söyledi. Özellikle Uzak Doğu ülkelerinin denizde 7 ay kalan Karadeniz somonunu tercih ettiğini belirten Gürdoğan, “Karadeniz’de yetişen, denizde 7 ay kalan somonu Japonya ve Uzakdoğu ülkeleri özellikle tercih ediyor. Somon ihracatında bu yılın Ocak-Şubat döneminde 70 milyon 614 bin dolar civarında bir miktar söz konusu. Bu da miktar bazında 13 bin tona tekabül ediyor. Miktar bazına baktığımız zaman yüzde 289, rakam bazında baktığımızda ise yüzde 164 arttığını görüyoruz. Türkiye ortalamasının üzerinde rekor bir artış. Bu rakamın yüzde 64’ü Doğu Karadeniz Bölgesinden sağlandı. Somon ihracatı özellikle uzak doğu ülkeleri Japonya, Çin, Kore, Vietnam olmak üzere Rusya, Avrupa Birliği ülkeleri şimdi de yeni yeni ABD’ye göndermeye başladık” dedi.
“Bu gidişle somon ihracatı fındığı da sollayacak gibi görünüyor”
Somon ihracatı rakamlarının fındık ihracatı rakamlarıyla yarıştığına dikkat çeken Gürdoğan, “Somon, Doğu Karadeniz Bölgesinde fındığa alternatif yeni bir ürün oldu. Somon, fındıkla gelir olarak yarışmaya başladı. Bu gidişle fındığı da sollayacak gibi görünüyor. Somon ihracatında özellikle depolamada çekilen sıkıntılar var. Lisanslı depoculuk anlamında yeni depo sisteminin kurulması gerektiğini, Doğu Karadeniz Bölgesi İhracatçılar Birliği olarak bu konuda bir çalışma yaparak ilgili bakanlıklara sunduk. Dolayısıyla ürünümüzün değerini düşük değil de devamlı değerinin artması için ufak kooperatif usulü, üreticilerin dahi balığını koyabileceği lisanlı depoculuk örneğini bölgemizde uygulatmada kararlıyız. Bunun için özellikle siyasilerden bizlere destek olmalarını bekliyoruz. Somon ihracatı gelecekte fındık rakamlarını aşması için yan sanayisini geliştirmemiz lazım” diye konuştu.
“Son 5-6 yılda denizdeki kafes sayısı arttı ama göl somonu ihracatı tehdit ediyor”
Son 5-6 yılda denizlerde kafes sayısının arttığını kaydeden Gürdoğan, “Özellikle son 5-6 yıldır Trabzon genelinde denizde kafes artmaya başladı. Her sene rakam olarak yüzde yüzün üzerinde artışla yapılıyor. Teknik alt yapısı olmayan insanların balıkçılık yapmaması gerekir. Çünkü ürünün kalitesini düşürdüğümüzde elimizde kalabileceğini düşünmemiz lazım. Onun için belli bir kontrol aynı zamanda kümelenme modelleriyle somon ihracatını çok daha sağlam temeller üzerine oluşturup Norveç örneğinde olduğu gibi gelecekte bu rakamları 2,5-3 milyar dolarlara çıkarabiliriz. Ancak bu ihracatın önündeki en büyük engel denizde yetiştirilmeyen iç bölgelerdeki baraj göllerinde yetiştirilen ve Karadeniz Somonu diye ihraç edilen somon. Bu göllerde yetişen göl somonunu aynı zamanda Karadeniz somonu diye piyasaya sürüldüğünde geri geliyor. Dolayısıyla bizim somon ihracatımıza da darbe vuruyor, kalitemizi düşürüyor. Onun için Tarım ve Orman Bakanlığının izlenebilirlik ve denizde 7 ay kalmayan somonun ihracatına özellikle izin vermemesi gerekiyor. Yaş meyve ihracatında olduğu gibi ürünün yetişmesindeki izlenebilirliğin sağlanmasının önemini vurgulamak istiyorum. Çünkü Karadeniz’in suyu ve denizde kalış süreci o balığın etindeki lezzeti ve katma değeri oluşturuyor. Deniz somonundaki koku olmuyor ama göl somonu aldıkları zaman koku ve etindeki kırmızılık oranının düşük olduğundan dolayı hem rakam bazında çok daha düşük oluyor aynı zamanda iç piyasaya Türk somonu, Karadeniz somonu diye yollandığı zamanda Türkiye’nin somon ihracatına çok kötü örnek oluyor. Bunun için Tarım ve Orman Bakanlığını göreve davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Somonu yarı mamül olarak da işleyip ihraç edebilmeliyiz”
Somon konusunda yeni bir sektörün başlangıcı yapılabileceğine dikkat çeken Gürdoğan, “Somonu yarı mamul olarak yani fileto gibi diğer şekillerle de gönderiyoruz. Türkiye kendi markasını oluşturup markette direkt satılabilecek şekilde katma değerli ürün noktasında işlenmiş bir ürün olarak da yollamalıyız. Bunun için alt yapı aynı zamanda Arge çalışmalarına ağırlık vermemiz lazım. Özellikle KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesine çok önemli görevler düşüyor. Yavruları büyütmede olsun, işlenmesinde olsun özellikle Vietnam gibi en çok ürün işlendiği yer olarak oradaki ustalarla işlemesini, kendi insanımıza özellikle bayanlara öğreterek Türkiye’de yeni bir sektöründe başlangıcı yapmamız gerektiğini söylemek isterim” şeklinde konuştu. – TRABZON
]]>Dünya genelinde önemli merkez bankaları yavaş yavaş faiz indirimlerine hazırlanırken, Fed’in faiz indirimlerine diğer ülkelerden sonraya kalabileceği ihtimalinin artması varlık fiyatlarını etkilemeye devam ediyor.
Dün ABD’de açıklanan verilere göre, imalat sanayide 16 aylık daralmanın ardından ilk kez genişleme kaydedilirken, Tedarik Yönetim Enstitüsünün (ISM) imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), martta 50,3 değeriyle piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti.
Söz konusu veriyle birlikte dolar endeksi 14 Kasım 2023’ten bu yana ilk kez 105 seviyesinin üzerinde kapanış gerçekleştirirken, tahvil piyasalarında da satış baskısının arttığı görüldü.
ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi dün yaklaşık 11 baz puanlık artışla günü yüzde 4,32’den tamamlarken, şu sıralarda yüzde 4,31’de bulunuyor.
Analistler, söz konusu gelişmelerin görece riskli varlıklara olan risk iştahını törpülediğini kaydederek, Fed Başkanı Jerome Powell’ın yarın yapacağı açıklamalardaki tonun piyasaların yönü üzerinde etkili olabileceğini ifade etti.
Para piyasalarındaki fiyatlamalar açıklanan makroekonomik verilerle dalgalanmaya devam ederken, Fed’in ilk faiz indirimine haziranda gitme ihtimali yüzde 58’e geriledi.
Yükseliş eğilimini üst üste altıncı işlem gününe taşıyan altının ons fiyatı, bugün önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 2 bin 257 dolardan alıcı buluyor. Altının ons fiyatı, dün 2 bin 266 dolara çıkarak tüm zamanların en yüksek seviyesini test etmişti.
Artan jeopolitik riskler ve Meksika’dan gelen arz daralmasıyla petrol fiyatlarındaki yükseliş de devam ederken, Brent petrolün varil fiyatı yükseliş eğilimini üst üste 4. işlem gününe taşıyarak, yüzde 0,1 artışla 87,6 dolardan işlem görüyor.
Diğer taraftan, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta Nasdaq borsasında işlem görmeye başlayan sosyal medya şirketi, geçen yıl 58 milyon dolar zarar ettiğini bildirdi. Trump Media & Technology Group’un hisseleri dün yüzde 21’den fazla değer kaybetti.
Dün New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,11 değer kazanırken, S&P 500 endeksi yüzde 0,20 ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,60 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de karışık bir seyirle başladı.
Avrupa borsaları, Paskalya tatilinin ardından bugün işleme açılması beklenirken, gözler bölge genelinde açıklanacak imalat sanayi PMI verilerine çevrildi.
Bugün Almanya’da öncü Tüketici Fİyat Endeksi (TÜFE) verilerinin de yatırımcıların odağına yerleştiğini belirten analistler, ülkede enflasyonun martta aylık yüzde 0,5 ve yıllık yüzde 2,2 olmasının beklendiğini bildirdi.
Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne karışık bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında ise Çin hariç pozitif bir seyir öne çıkarken, Japonya Maliye Bakanı Shunichi Suzuki, Japonya Merkez Bankasının (BoJ), genişleyici para politikasına “muhtemelen” devam edeceğini dile getirdi.
Suzuki BoJ’un kurdaki aşırı oynaklığa karşı harekete geçmeye hazır olduğunu da belirtti.
Artan uzun vadeli faiz oranlarının borç finansman maliyetini artırabileceği ifade eden Suzuki bunun, “Japonya’nın mali durumu üzerinde baskı oluşturabileceği riskine karşı dikkatli olunmalı.” dedi.
Öte yandan, Çinli akıllı telefon üreticisi Xiaomi’nin hisse fiyatı, şirketin geçtiğimiz hafta ilk elektrikli otomobili SU7’yi piyasaya sürmesinin ardından ilk işlem gününde yüzde 16’nın üzerinde değer kazandı.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,1, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,1 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,3 değer kazanırken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,3 geriledi.
Yurt içinde dün dalgalı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,17 değer kazancıyla 9.157,54 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün satıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,4 altında 32,2565’ten tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,2640 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu yurt dışında ise Avrupa genelinde imalat sanayi PMI, Almanya’da öncü enflasyonun yanı sıra ABD’de JOLTS açık iş sayısı, fabrika siparişleri ve dayanıklı mal siparişleri verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.200 ve 9.300 seviyelerinin direnç, 9.100 ve 9.000 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
09.00 İngiltere mart ayı konut fiyat endeksi
10.55 Almanya mart ayı imalat sanayi PMI
11.00 Avro Bölgesi mart ayı imalat sanayi PMI
11.30 İngiltere mart ayı imalat sanayi PMI
15.00 Almanya mart ayı tüketici fiyat endeksi
17.00 ABD mart ayı JOLTS açık iş sayısı
17.00 ABD şubat ayı fabrika siparişleri
17.00 ABD şubat ayı dayanıklı mal siparişleri
]]>Kentte görev yapan basın mensuplarıyla bir araya gelen Erciyes Anadolu Holding CEO’su Alpaslan Baki Ertekin, bağlı şirketlerin satış süreci ile ilgili bilgiler verdi. Bugüne kadar ihaleye çıkan 4 şirketten 3’ü için gelen tekliflerin şartnameye uygun olmadığını, 1’i için ise sürecin devam ettiğini söyleyen Ertekin, “Şirketleri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyumluğunda yürütüyoruz ama satış sürecinin tamamı TMSF eliyle yürütülüyor. Bu süreç burada holdingi yönetenlerin yürüttüğü bir süreç değil, tamamen bizim dışımızda yasayla TMSF’ye verilmiş olan bir süreç. Herhangi kritik bir ihale için en az 8-10 tane kritik tarih var. Yaklaşık 30 tane şirket için ihaleye çıktığımız düşünüldüğünde her bir şirket için bu tarihlerde bilgilendirme yaptığınızda bir süre sonra insanlar verdiğiniz bilgilere kıymet vermemeye başlayacaklar. Biz de o yüzden ihaleye çıktığı gün ihaleye çıkan şirketlerin herkes tarafından duyulmasını, bu vesileyle oluşabilecek en iyi rekabetin oluşmasını, oluşacak en iyi rekabette en iyi fiyatla şirketin satılmasını ve verilebilecek en yüksek miktarda paranın hazineye girmesini arzu ediyoruz. Bizler için en kritik tarih ihaleye çıkılan tarih. Hatırlarsınız 4 şirketle ihaleye çıktık, 3 tanesine ihale şartnamesine uygun gelmediğini söyledik. 1 tanesine uygun teklif geldi, o şirketle ilgili ‘Sözleşme şartları yapılıyor’ dedik. Eğer sözleşme şartlarında anlaşma olursa bir sonraki basamak olan onay süreci gelecek. 31 tane şirket satacağımızı göz önünde bulundurduğunuzda her basamakta bilgilendirme yapılmasını beklemeyin. Bu kadar çok bilgilendirme çok fazla bilgi akışına sebep olur. Onun olmasını istemiyoruz. Bütün şirketlerin satışa çıktığını duyurmaya devam edeceğiz. En sonunda kritik tarihlerde de bütün bilgilendirmeleri yapacağız. Satış sürecini eminim hepiniz merak ediyorsunuzdur” dedi.
“Bizden duymadığınız her şeyi dedikodu olarak görebilirsiniz”
Holding tarafından yapılan açıklamalar haricinde oluşan söylentilerin dedikodu olarak görülebileceğini ifade eden Ertekin, “Bizden duymadığınız her şeyi dedikodu olarak görebilirsiniz. Herkese tabii ki kapımız açık. İhale sürecinde şartları yerine getiren herkes satın alma adayıdır. Ne kadar çok kişi gelirse rekabetin artma ihtimali o kadar artar. Rekat artınca da fiyat yükselir, fiyatın yükselmesi de hazineye daha fazla para gireceği için hepimizin menfaatine olan bir durumdur. Şirketlerin ilk 4’ü çıktı, onları kapattık. Önümüzdeki dönemde yeni şirketler ihaleye çıkacak. Döküman alınana kadar her şey dedikodu. Almak isteyen gelir ihale şartnamesini alır, hazırlığını yapar ve o zaman iyi niyetli alıcı olduğunu da anlarız” ifadelerini kullandı.
“2023 yılı verileri gayet iyi”
Holdingin geçtiğimiz yıl depreme rağmen 571 milyon dolarlık ihracat yaptığının altını çizen Erciyes Anadolu Holding CEO’su Alpaslan Baki Ertekin, “2023 yılını gayet iyi tamamladık. Üstelik 2023 yılı içinde ‘asrın felaketi’ dediğimiz 11 ili etkileyen bir deprem yaşadık. Mobilya grubunda depremin olduğu bütün iller artı Kayseri bir ana bayideydi. O ana bayinin Kayseri dışındaki bütün illerinde deprem olmuştu. Yaklaşık 142 bayimiz vardı, şu anda 110 bayi ile hizmet veriyoruz. Yani 32 tane bayimizi kaybettik. Buna rağmen 2023 verileri gayet iyi geldi. 571 milyon dolar ihracatla kapattık, 55,8 milyar ciro ile kapattık, 4 milyar lira vergi ödedik ve yaklaşık 7 milyara yakın faaliyet karı yazdık geçen sene. Finansal olarak gayet iyiydik, 2024 yılına da iyi başladık” diye konuştu. – KAYSERİ
]]>İSTANBUL, 1 Nisan (Xinhua) — Ankara merkezli Türkiye Asya-Pasifik Araştırmaları Merkezi Direktörü Selçuk Çolakoğlu, Çin’in kalkınma modelinin hızlı modernleşme ve büyümeye örnek teşkil ettiğini belirtti.
Çolakoğlu kısa süre önce Xinhua ile yaptığı söyleşide, Çin’in son 40 yılda önemli bir kalkınma ve dönüşüm süreci geçirdiğinin altını çizdi.
Uzman, “Çin özellikle son on yılda stratejik olarak daha yenilikçi stratejilere, yüksek teknolojili endüstriler geliştirmeye, katma değerli üretim birimlerine ve daha çevre dostu üretime öncelik verdi” dedi.
Hızla gelişmekte olan ülkeler için en önemli zorluğun orta gelir tuzağı olduğuna dikkat çeken uzman, Çin ile Güney Kore ve Singapur gibi bazı Asya ülkelerinin bu tuzaktan başarıyla kaçındığını ve dönüşümlerini sürdürdüğünü vurguladı.
Çolakoğlu, “Bu bağlamda Çin’in kalkınma modeli, diğer bazı Asya ülkeleriyle birlikte, hızlı modernizasyon ve kalkınma alanında en iyi uygulamalar açısından başarılı bir örnek teşkil ediyor” dedi.
Çin’in dünyada önde gelen ekonomilerden birine dönüştüğünü ve kalkınma deneyiminin büyük önem taşıdığını belirten Çolakoğlu, “Bu stratejik değişim sadece Çin’in ekonomik dönüşümü açısından değil, aynı zamanda küresel ekonomik kalkınma açısından da çok önemli” diye konuştu.
Akademisyen, Çin’in kalkınma stratejilerinin, benzer bir ilerleme kaydetmek isteyen gelişmekte olan diğer ülkeler için örnek uygulamalar sunduğunu ifade etti.
Çolakoğlu, “Çin’in yüksek teknolojili endüstrileri ilerletme ve yenilikçi stratejiler uygulama kararlılığı, ülkenin daha olgun bir kalkınma sürecine doğru ilerlediğini gösteriyor” ifadesini kullandı.
Akademisyen, Çin’in imalat, bilişim, malzeme, enerji, uzay ve sağlıktan oluşan geleceğin altı kilit sektörünü desteklemek üzere kısa süre önce bir kılavuz hazırladığını belirtti.
Bu stratejinin en iyi uygulaması olarak Çinli elektrikli araç üreticilerinin üretim ve teknolojik yenilikler konusunda küresel pazarda liderliği ele geçirdiğini belirten akademisyen, Çin’deki yüksek teknoloji endüstrisinden güç alan çevre dostu kalkınmada bir artış görüleceğine dair inancını dile getirdi.
Çin’in küresel tedarik zincirlerinin merkezinde yer aldığını ve dünya ekonomisini daha canlı hale getirdiğini kaydeden Çolakoğlu, Çin’in siyasi nedenlerle küresel tedarik zincirlerinden koparılmasının küresel ekonomi açısından öngörülemeyen sıkıntılar yaratacağını ve genel anlamda küresel sistem için zorluklar oluşturacağını belirtti.
Çolakoğlu, durgun seyreden küresel ekonomik toparlanma sürecinde Asya ülkelerinin ekonomik yükseliş yaşadığını ve küresel ekonomi, ticaret ve üretim faaliyetlerine daha aktif şekilde katıldığını belirtti.
Akademisyen, “Sadece Çin değil, Güneydoğu Asya ve Doğu Asya ülkeleri dahil olmak üzere diğer ülkeler de çoğunlukla yüzde 5 ila 10 arasında değişen ve küresel ortalamayı aşan büyüme oranlarıyla çok başarılı kalkınma süreçlerine sahipler” dedi.
Çolakoğlu, Asya ekonomilerindeki dinamik ve güçlü kalkınmanın küresel ekonomik görünümü önemli ölçüde canlandırdığını, büyümeyi ve uluslararası ticareti güçlendirdiğini ifade etti.
Akademisyen, özellikle Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) anlaşmasının imzalanmasının ardından Doğu Asya’da artan bölge içi ticaretten övgüyle söz ederek, bu ticaretin dünya gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzde 30’u gibi önemli bir paya karşılık geldiğini vurguladı.
Çolakoğlu, “Asya ülkelerinin olumlu etkisi aynı zamanda bölge içi ticareti ve genel olarak ekonomik entegrasyonu daha da ileriye götürüyor. Bu ticari hareketlilik, ticari entegrasyon ve ekonomik bütünleşme ise dünyanın ekonomik büyümesi üzerinde olumlu etkiler yaratıyor” dedi.
Akademisyen, Batılı ülkelerin çatışmalar, savaşlar veya pandemiler sırasında küresel tedarik zincirindeki kesintilere karşı dayanıklılığı artırmak için Asya’nın organizasyon yapısından ilham almalarını önerdi.
Çolakoğlu, “Bu bağlamda önde gelen ekonomiler, özellikle de gelişmekte olan ve gelişmiş ekonomiler bir araya gelerek işbirliği yapmalı ve mevcut mesele ve sorunlara çözüm bulmalı” dedi.
]]>Lansmanı 9 Şubat’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan tarafından İstanbul’da yapılan Milli Müdafaadan Milli Kalkınmaya Türkiye Yüzyılı Kadınları, Yüzyılın Kadın İstihdamı İş-Pozitif Projesi (KİPAP) ile ilgili Manisa’da Teleset Firması ile Manisa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü arasında iş birliği protokolü imzalandı.
İş birliği protokolü imza törenine Vali Enver Ünlü, Manisa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Günseli Tufan, Teleset Yönetim Kurulu Başkanı Murat Çam, Manisa OSB Bölge Müdürü Funda Karaboran, Manisa Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürü Buket İnce katıldı.
Kadın istihdamının artırılmasının önemini vurgulayan Vali Ünlü, “Memleketimizin kurtuluşunda ve Cumhuriyetimizin kuruluşunda Türk kadını çok büyük paya sahiptir. Tarihimize baktığımızda, Anadolu kadınının sosyal ve ekonomik hayatın merkezinde olduğunu çok net bir şekilde görüyoruz. Hafsa Sultan, Gördesli Makbule, Nene Hatun, Sabiha Gökçen, Safiye Ali gibi güçlü Türk Kadınları her dönem harika işler başararak medeniyetimize iz bırakmışlardır. Güçlü kadın; güçlü aile ve güçlü toplum demektir. Bu sebeple de kadının ekonomik, kültürel ve sosyal hayattaki yeri ve konumu güçlendirilmelidir. Bu amaç doğrultusunda Cumhurbaşkanımızın Eşi Sayın Emine Erdoğan Hanımefendinin himayesinde başlatılan İş Pozitif Kadın İstihdam Programı kapsamında Manisa’da kadınlar için çalışmalara başladık ve çok şükür olumlu sonuçlar alıyoruz. 2024 yılının ilk çeyreğini bitirmek üzere olduğumuz şu günlerde 3 bin 106’sı kadın olmak üzere 8 bin 209 kişi İŞ-KUR Müdürlüğümüz aracılığıyla işe yerleştirilmiştir. Bu da ilimizi özel sektör işe yerleştirme sıralamasında Türkiye genelinde 4. sıraya yükseltmiştir” dedi.
“İlimizde kayıtlı toplam 108 bin 584 iş gücünün 51 bin 2’si kadın”
Manisa’da kayıtlı toplam 108 bin 584 iş gücünün 51 bin 2’sinin kadın olduğunu belirten Vali Ünlü, “Bugün burada bir araya gelmemizin sebebi de kadınlara yeni iş imkanları sağlamak, iş gücüne kazandırılan kadınların oranını arttırmaktır. Teleset Mobilya ve İŞ-KUR Müdürlüğümüz arasında imzalanacak olan protokol ilimizin vizyonuna büyük katkı sağlayacaktır. İmzalayacak olduğumuz İş Pozitif Protokolünün ilimiz için hayırlı olmasını temenni ediyor, özellikle kadın istihdamına sağladıkları destek dolayısı ile Teleset Mobilya yönetimine, İŞ-KUR İl Müdürlüğümüze ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Yarınlarımızın daha güçlü olması için bu güzel ve anlamlı iş birliklerinin devam edeceğine inanıyorum.” diye konuştu.
Manisa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Günseli Tufan, Teleset Yönetim Kurulu Başkanı Murat Çam imzalanan iş birliği protokolünün hayırlı olmasını temenni etti.
2024 yılı içerisinde Manisa İŞKUR aracılığı ile 21 bin 446 kişiyle bireysel görüşme yapıldığı bu kişilerden 8 bin 785’inin kadın olduğu, 2024 yılı içerisinde başlatılan 27 Aktif İşgücü Programına 60 katılımcının iştirak etmekte olduğu ve 24’ünün kadın katılımcı olduğu bilgisi de verildi.
İş birliği protokolü imza töreni sonrası Teleset firmasında çalışan personelle birlikte iftar yapıp sohbet eden Vali Enver Ünlü, daha sonra firmanın üretim birimlerinde incelemelerde bulunarak yetkililerden bilgi aldı. – MANİSA
]]>AB Başkanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, Karadeniz Havzası’nda Sınır Ötesi İşbirliği Programı’nın 52 milyon avro bütçeli ikinci teklif çağrısından 25 il yararlanabilecek.
Çağrı kapsamında bütçe aralığı 250 bin avro ile 500 bin avro arasında olan ve inşaat veya altyapı yatırımı içermeyen projeler küçük ölçekli projeler, bütçesi 501 bin avro ile 1 milyon 500 bin avro arasında yer alan ve inşaat veya altyapı yatırımı içeren projeler ise standart projeler olarak sınıflandırılacak.
Küçük ölçekli projelerin en fazla 18 aya kadar, standart projelerin ise en fazla 30 aya kadar uygulanması beklenirken, proje bütçelerine yüzde 10 oranında proje ortakları tarafından eş finansman sağlanacak.
Programda Türkiye’nin yanı sıra Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Romanya, Ukrayna ve Yunanistan da yer alırken, söz konusu ülkelerin program alanına dahil olan bölgelerindeki kurum ve kuruluşlarla proje ortaklığı geliştirilmesi şartı aranıyor.
Çağrının ortaklık şartlarına göre her iki kategorideki proje başvurularında program ülkelerinden en az bir AB üyesi ülkenin ve en az bir AB üyesi olmayan ülkenin geliştirilecek proje ortaklığında yer alması bekleniyor. Küçük ölçekli projelerde en az 3 en fazla 4 kurum ve kuruluşla, standart projelerde ise en az 4 en fazla 6 kurum ve kuruluşla ortaklık kurulabilecek.
Küçük ölçekli projeler kapsamında programın daha yeşil ve düşük karbon tüketen bir Avrupa hedefi altında ekosistem temelli yaklaşımları dikkate alarak iklim değişikliğine uyumun ve afet risklerinin önlenmesinin ve dayanıklılığının teşvik edilmesine ve kentsel alanlar da dahil olmak üzere doğanın, biyolojik çeşitliliğinin ve yeşil altyapının korunmasına ve her türlü kirliliğin azaltılmasına yönelik projeler geliştirilebilecek.
Öte yandan aynı projeler altında Avrupa için daha iyi bir işbirliği yönetişimi hedefi altında kamu kurumlarının kurumsal kapasitesinin artırılmasına, karşılıklı güven oluşturulmasına, sürdürülebilir demokrasinin geliştirilmesine ve sivil toplum aktörlerinin desteklenmesine yönelik projeler hazırlanması bekleniyor.
Standart proje sunacak başvuru sahipleri ise daha yeşil ve düşük karbon tüketen bir Avrupa hedefinin yanı sıra daha rekabetçi ve akıllı bir Avrupa hedefi altında araştırma ve yenilik kapasitelerinin ve ileri teknolojilerin benimsenmesinin geliştirilmesini ve güçlendirilmesini konu edinen proje fikirlerini sunabilecek.
Projeden yararlanabilecek iller ve başvuru yöntemi
Programın Türkiye’deki uygulama alanında yer alan iller, İstanbul, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova, Zonguldak, Karabük, Bartın, Kastamonu, Çankırı, Sinop, Samsun, Tokat, Çorum, Amasya, Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin ve Gümüşhane olarak belirlendi.
Programa söz konusu illerde bulunan valilikler, kaymakamlıklar, il müdürlükleri, bölge müdürlükleri, belediyeler, il özel idareleri, kalkınma ajansları, kalkınma idareleri, kalkınma birlikleri, odalar, borsalar, kooperatifler, üniversiteler, araştırma merkezleri, enstitüler, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullar, vakıflar, dernekler ve diğer sivil toplum kuruluşları başvurabilecek.
Çağrıya başvurmak isteyenler, proje başvurularını programın internet sayfasında yer alan Ortak Elektronik İzleme Sistemi (JeMS) üzerinden çevrim içi olarak 28 Haziran’a kadar yapabilecek.
Programın ilk çağrı sonuçlarında Türkiye diğer ülkelere göre en fazla proje başvurusu sunan, projesi kabul edilen ve AB hibesi alan ülke olmuştu.
]]>Yılın birinci çeyreğinde, dünya genelinde önemli merkez bankalarının ne zaman faiz indirimlerine başlayacağına yönelik belirsizliğin hakim olmasına rağmen söz konusu bankaların yılın geri kalanında politika faizlerini düşürmeye başlayacaklarına ilişkin beklentilerin yoğunlaşmasıyla dünya endekslerinde zirveler yenilendi.
Küresel pay piyasalarında, özellikle yarı iletken çip ve yapay zeka alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin beklentileri aşan 4. çeyrek finansal sonuçlarının ardından risk iştahı artarken, ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın ilk çeyrekte güvercin tonlu sözle yönlendirmelerde bulunması da söz konusu seyri destekleyen etkenlerden biri oldu.
BIST 100 endeksi, dalgalı mart performansına karşın ilk çeyrekte hala dünya endekslerinin önünde
Yılın ilk çeyreğinde teknoloji şirketleri öncülüğünde New York Borsası’nda başlayan ralli Avrupa ve Japonya pay piyasalarına taşınırken, endekslerin tarihi yüksek seviyeleri de yenilendi.
Yılbaşından bu yana ABD’de New York Borsası’nda Nasdaq endeksi yüzde 9,11, S&P 500 endeksi yüzde 10,16 ve Dow Jones yüzde 5,62 değer kazanırken, Avrupa tarafında Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 10,39, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 8,78, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 14,49 ve İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 2,84 artış kaydetti.
Bu dönemde, Asya’da tarafında da Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 20,63, Hindistan’da Sensex endeksi yüzde 1,95, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 2,23 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 3,44 artarken, Hong Kong’da Hang Seng endeksi ise yüzde 2,97 değer kaybetti.
Aynı dönemde, BIST 100 endeksi yüzde 22,39 yükselerek önemli dünya endekslerini geride bırakırken, dolar bazlı yüzde 11,39 artış kaydetti.
Yıl başından bu yana tüm sektör endeksleri yükselirken, en çok kazandıran yüzde 67,54 ile bilişim oldu. Ana endekslere bakıldığında ise yüzde 45,31 artışla teknoloji endeksi dikkati çekti.
Bu süreçte, BIST 100 endeksine dahil hisselerden 89’u yükselirken, 11’i değer kaybetti. En çok işlem gören hisse senetleri Türk Hava Yolları, Ereğli Demir Çelik, Tüpraş, Türkiye İş Bankası (C) ile Yapı ve Kredi Bankası oldu.
Yılın ilk çeyreğinde en fazla yükseliş kaydeden hisseler arasında yüzde 89,34’le Mia Teknoloji, yüzde 80,47’yle Vestel ve yüzde 71,78 ile Bera Holding ilk üç sırada yer aldı. Qua Granite yüzde 29,62, Hektaş yüzde 16,17 ve Kayseri Şeker Fabrikası yüzde 11,83 gerileyerek yatırımcısını üzen hisseler oldu.
Martta bankacılık endeksi yüzde 9,21 artış kaydetti
Yurt içinde, yerel seçimlerin yaklaşmasıyla martta artan belirsizliğin risk iştahını törpülediği ve küresel pay piyasalarından negatif ayrıştığı görüldü, bankacılık endeksi yüzde 9,21 değer kazandı.
BIST 100 endeksi söz konusu dönemde dalgalı bir seyir izleyerek yüzde 0,56 azalışla ayı 9.142,40 puandan tamamladı. Endeks, aynı dönemde dolar bazlı incelendiğinde yüzde 4,08 değer kaybederek 282,34 puan oldu.
Bu dönemde, küresel pay piyasaları arasında Avrupa borsalarının performansı dikkati çekerken, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 6,67 artışla birinci sırada yer aldı. Bölgede onu yüzde 4,61 ile Almanya’da DAX 40 endeksi, yüzde 4,23 ile İngiltere’de FTSE 100 endeksi ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 3,51 değer kazancıyla takip etti.
ABD tarafında da New York Borsası’nda Nasdaq endeksi yüzde 1,79, S&P 500 endeksi yüzde 3,10 ve Dow Jones endeksi yüzde 2,08 artış kaydederken, Asya’da Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 3,95, Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 3,07, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,86, Hindistan’da Sensex endeksi yüzde 1,59 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,18 yükseldi.
Borsa İstanbul’da yılın üçüncü ayında, bankacılık, yüzde 9,21 artışla en fazla kazandıran sektör olurken, holding endeksi yüzde 0,19 yükseliş kaydetti. Sektör endeksleri arasında en çok kaybettiren ise yüzde 18,22 ile spor oldu.
Martta, BIST 100 endeksine dahil hisselerden 35’i yükselirken, 65’i değer kaybetti. Bu dönemde en çok işlem gören hisse senetleri Türk Hava Yolları, Ereğli Demir Çelik, Yapı ve Kredi Bankası, Tüpraş ile Türkiye İş Bankası (C) oldu.
Aynı dönemde, en fazla yükseliş kaydeden hisseler arasında Akbank yüzde 20,65, Konya Çimento yüzde 19,91 ve Doğuş Otomotiv yüzde 19,89 değer kazanarak yatırımcısının yüzünü güldürdü. En fazla gerileyen hisseler arasında ise Kocaer Çelik yüzde 24,71, Astor Enerji yüzde 20,83 ve Kaleseramik yüzde 18,19 ile yer aldı.
Türkiye’nin 5 yıllık CDS’i, mart ayını 300 baz puanın hemen üzerinde tamamladı
Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk priminin (CDS) martta dalgalı bir seyir izlediği görülürken, aylık kapanışını önceki ayın hemen üzerinde 310 baz puandan gerçekleştirdi.
Öte yandan, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından risk iştahını ölçmek için oluşturulan Risk Eğilim Endeksi (REKS) verilerine göre, 29 Mart itibarıyla yabancı yatırımcıların risk iştahı 63,5 ve yerli yatırımcıların risk iştahı 61,9 seviyesinde bulunurken, tüm yatırımcıların risk iştahı 55,4 oldu.
REKS’in 50 seviyesinin üzerinde olması risk iştahının fazla olduğuna işaret ediyor, bu seviyenin altı risk iştahının düşük seyrettiği şeklinde yorumlanıyor.
]]>Kayacık Mahallesi’nde yaşayan evli ve 1 çocuk annesi 62 yaşındaki Ürgen, çalıştığı fabrikadan emekli olduktan sonra uzun süre yaptığı pazarcılığı geçirdiği iş kazası nedeniyle bıraktı.
Muhitinde bir apartmanın zemin katını kiralayarak el işi örgüler yapmaya başlayan Ürgen, yakını ve mahalledeki kadınları zamanla yanına almaya başladı.
Ürgen, yaklaşık 80 kadının dükkanda ve evlerinde el emeğiyle ürettiği seccade, tespih, tülbent ve oyaları İstanbul’daki toptancılara satıp ev hanımlarının aile bütçelerine katkı sağlamasına yardımcı oluyor.
“Büyük paralar kazanmıyoruz ama herkes acil ihtiyacını görüyor”
Ürgen, AA muhabirine, 24 ila 75 yaş arasındaki ev hanımlarıyla el işi seccade, başörtüsü, tülbent ve oya yaptıklarını anlattı.
Bu kadar kişiye ulaşmanın kolay olmadığını dile getiren Ürgen, “Kimsenin 1 lirasını üzerime geçirmem, toptancıdan aldığım parayı hemen kadınlara dağıtırım. Dükkandan malzemenin dağıtımını yapıyoruz. 10-15 günde malzemeyi burada toplayıp kontrol ediyorum ve toptancıya teslim ediyorum.” diye konuştu.
Ürgen, kiraladıkları dükkanın terapi merkezi gibi olduğuna değinerek, “Herkes buraya geliyor, el işini yapıyor, sohbet ediyor. Paramızı kazanıyoruz ama asıl amacımız dostluk, ben herkesin gönlüne dokunmak istiyorum. Yaşlılara her geldiğinde iş yok demek istemiyorum, ben yapmayayım onlar yapıp para kazansın. Torununa, oğluna veya kızına bakıyorlar. Çok büyük paralar kazanmıyoruz ama herkes acil ihtiyacını görüyor.” şeklinde konuştu.
Daha büyük bir iş yerinde talepleri daha kolay karşılayabileceklerini anlatan Ürgen, destek verilmesi sayesinde bu işi büyüterek daha fazla kadına yardımcı olmak istediğini kaydetti.
Ürgen, günlük 3 ila 9 arasında parça üreten kadınların ayda en az 350-400, en fazla 1500 lira kazandığını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu az bir meblağ görülebilir ama iş imkanı olmayanlar için ek destek oluyor. Kadınlar buradan kazandıkları paraları çocuk masrafları, özel ihtiyaçlar, mutfak ve pazar giderleri için harcıyorlar. Çok görünmüyor ama çok bereketli para kazanıyoruz. Buraya geliyoruz dostane çay, kahve içiyoruz, sohbet ediyoruz, burası bizim terapi merkezimiz. Kadınlar boş zamanlarında buraya geliyor, hem para kazanıyor hem sohbet ediyoruz.”
“Nermin’i iyi ki tanımışım, iyi ki karşıma çıkmış”
Tülbent yapan kadınlardan Fatma Dilek Kayalar, 7 yıl önce Nermin Ürgen ile tanıştığını, kendisinin iş arkadaşı değil, dost olduğunu ifade etti.
Kayalar, işe girmeden önce sakinleştirici kullandığını ancak şimdi hepsinden kurtulduğunu anlatarak, “Şimdi tülbent, boncuk yapıyorum. Nermin’i iyi ki tanımışım, iyi ki karşıma çıkmış. Günlük 8-9 tülbent yapıyorum. Benim kimsem yok, devletin verdiği yardımlarla, bir de buradan kazandığımla geçiniyorum.” şeklinde konuştu.
Fikriye Özdemir de 7 ay önce kadınların arasına katıldığını, kazandığıyla 3 yetim çocuğuna destek olmaya çalıştığını dile getirdi.
Özdemir, Ürgen ve kadınlarla el emeği ürünleri üretmenin, satmanın ve bir araya gelmenin kendisine tedavi gibi geldiğini belirterek, “Burada kendimize uğraş bulduk. Bazen 6-7 saat burada oluyoruz, evde de çalışmaya devam ediyoruz.” ifadesini kullandı.
]]>Avrasya Tüneli-TEM Anadolu Otoyolu Bağlantı Yolu’nun açılışı Ulaştırma Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Yalçın Eyigün tarafından gerçekleştirildi.
Eyigün, burada yaptığı açıklamada, bağlantı yolunun 4 ana istikametin kesişim noktasında bulunduğunu belirterek, TEM bağlantı yolundan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne gidilen ana arterin 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden Anadolu Yakası’na gelinirken E5 ve D100 Karayolu’na inilen yol ya da Anadolu Otoyolu’na gidilen yolların ortasında bulunduğunu söyledi.
Eyigün, bağlantı yolunun sürücülere sağlayacağı kolaylıklar hakkında bilgi vererek şöyle devam etti:
“TEM’den gelen sürücülerimiz 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne gidiyorken, Çamlıca yokuşunda sabahları özellikle çok ciddi bir yoğunlukla karşılaşırlar. Bu projemizin amacı tam bu yoğunluğun başladığı noktada bir alt geçit tünelimiz var, U dönüşü tüneli diyoruz. Bu U dönüşüyle Anadolu yakasına tekrar dönmek amacıyla sürücülerimiz seyir yaparlardı veya Kartal istikametinden köprüye giderken geriye dönüp Ünalan Mahallesi’ne girmek için kullanırlardı. Bizim burada yaptığımız şey ise bu tünelin devamında 600 metrelik bir ilave yol ekledik. Böylece sabah trafiğinde özellikle köprü yerine Avrasya Tüneli’ne geçmek isteyen sürücülerimizin tam da sıkışıklıkla karşılaştıkları noktada bu seçeneği sunuyoruz kendilerine. Avrasya Tünelimize baktığımızda şu an 15-20 bin sayıda aracın daha bize yönelmesini öngörüyoruz.”
Anadolu Yakası için de Kartal, Pendik, Tuzla istikametinden gelip Kadıköy, Fenerbahçe, Bağdat Caddesi ve Göztepe’ye inmek isteyenlerin de D100 ve E5’i hiç kullanmadan bu bağlantı yoluyla Kadıköy’e inme şansları olduğunu aktaran Eyigün, “Kendisi küçük 600 metrelik bir iş, tünelle beraber 900 metre ama fonksiyonu itibarıyla baktığımızda neredeyse her yöndeki sürücülere fayda sağlayacak bir proje.” dedi.
“Yeni tünel yapmış olmak kadar kapasiteyi yükseltici bir iş yapıyoruz”
Yalçın Eyigün, Avrasya Tüneli’nin günlük rakamları hakkında bilgi vererek, öngörülenden daha hızlı şekilde 10 yılı bulmadan 6,5 yılda garanti sayısına ulaştıklarını kaydetti.
Eyigün, şu an günlük 73-74 bin ortalamasında olduklarını dile getirerek, “Amacımız ise 15-20 bin daha artırarak, özellikle sabah trafiğinde, Anadolu-Avrupa geçişlerinde araçlarımızdan 15-20 binini daha zaman içinde Avrasya’ya almak suretiyle hem Avrasya’nın zaten yakaladığımız, geçtiğimiz garanti eşiğini daha da artırmak hem de 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nü bir nebze olsun, yüzde 15-20 ölçüsünde, rahatlatmak ve aynı zamanında gün içinde E5 trafiğinin tamamını Anadolu Yakası’nda Kadıköy’e geçişler gidişler açısından da ferahlatmak.” diye konuştu.
Avrasya Tüneli’nde yaptıkları hesaplamaların öngördükleri gibi çıktığını kaydeden Eyigün, biraz sabredildiğinde geçişlerdeki araç sayısının garantinin ötesinde 20-30 bin bandının üstüne çıkabileceklerini vurguladı.
Eyigün, bağlantı yoluna giden tünelin Avrasya’nın kamu menfaati, kamu finansmanı, kamu maliyesi açısından da faydasını biraz daha artıracak iyi bir proje olduğunun altını çizdi.
Avrasya Tüneli ile beraber Marmaray’a da değinen Eyigün, her iki projenin de insanlara kazandırdığı zamanın gerçek hayatta karşılığının ölçülemez olduğunu söyleyerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Siz bir saatte geçebileceğiniz bir yola Avrasya’yla 4 dakikada geçiyorsunuz karşıya ya da Marmaray’la birkaç dakika içinde Üsküdar’dan Sirkeci’de oluyorsunuz. Bunun karşılığı yok ama maddi anlamda da bizim hesaplarımıza göre her ikisi çoktan amorti ettiler. Kamuya artı değer oluşturdular ve buradaki küçük projemiz fiziksel olarak küçük ama değer olarak çok ciddi bir fayda oluşturacak. İstanbul’a yeni bir fayda anlamında adeta Avrasya Tüneli’nin dörtte biri kadar, beşte biri kadar belki bir yeni tünel yapmış kadar kapasiteyi yükseltici bir iş yapıyoruz.”
]]>Erzurum 2024 Ocak – Şubat Dönemi
Erzurum’da bu yılın 2 ayında 48 şirket, 2 kooperatif ve 10 gerçek kişi ticari işletmesi kuruldu. Dönemde 11 şirket, 3kooperatif tasfiye edildi. Ocak – Şubat ayları arasında 7 şirket, 2 kooperatif ve 5 gerçek kişi ticari işletmesi ise kapandı.
Değişim
Erzurum’da bu yılın ilk iki ayında kurulan şirket sayısı 2023 yılının ilk iki aylık dönemine göre yüzde 12.72 oranında gerilerken, dönemde kapanan şirket sayısı bir önceki yıla göre yüzde 40 oranında artış gösterdi.
Erzurum 2023 Ocak – Şubat Dönemi
Erzurum’da geçilen yılın 2 ayında 55 şirket, 1 kooperatif ve 15 gerçek kişi ticari işletmesi kurulmuş, dönemde 15 şirket tasfiye işlemi görmüş, 2 aylık kayıtta 5 şirket, 2 kooperatif ve 10 gerçek kişi ticari işletmesi ise kapanmıştı
KUDAKA Ocak – Şubat 2024 Dönemi Verileri
TOBB verileri üzerinden DOSİAD Araştırma Merkezince yapılan analizlere göre 2024 Ocak – Şubat döneminde KUDAKA İstatistik Bölgesi illerinde 74 şirket, 2 kooperatif ve 24 gerçek kişi ticari işletmesi kuruldu. Dönemde 12 şirket ve 3 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 12 şirket, 3 kooperatif ve 20 gerçek kişi ticari işletmesi faaliyetini durdurdu. 2023’ün aynı döneminde bölgede 83 şirket kurulumu kaydedilmişti.
Kuzeydoğu Anadolu 2024 Ocak – Şubat Dönemi Verileri
TOBB Kurulan ve kapanan şirket verilerine göre, 2024 Ocak – Şubat döneminde Kuzeydoğu Anadolu İstatistik Bölgesi illerinde 118 şirket, 6 kooperatif ve 45 gerçek kişi ticari işletmesi kuruldu. Dönemde 19 şirket ve 6 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 16 şirket, 5 kooperatif ve 44 gerçek kişi ticari işletmesi faaliyetini sonlandırdı. 2023’ün aynı döneminde bölgede 145 şirket kurulumu gerçekleşmişti.
Doğu Anadolu 2024 Ocak – Şubat Dönemi Verileri
2024 Ocak – Şubat döneminde Erzurum’la birlikte 14 ilin yer aldığı Doğu Anadolu Bölgesi illeri toplamında 494 şirket, 23 kooperatif ve 151 gerçek kişi ticari işletmesi kuruldu. Dönemde 78 şirket ve 9 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 72 şirket, 14 kooperatif ve 105 gerçek kişi ticari işletmesi faaliyetini nihayetlendirdi. 2023’ün aynı döneminde bölgede 534 şirket kurulumu gerçekleşmişti
Erzurum’un Bölgesel Payları
DOSİAD tarafından TOBB verileri üzerinde yapılan analizde, Erzurum’un yılın 2 ayında kurulan şirket sayısı KUDAKA İstatistik Bölgesi illeri toplamında yüzde 64,86, Kuzeydoğu Anadolu istatistik Bölgesi illeri toplamında yüzde 40,67, Doğu Anadolu Bölgesi illeri toplamında yüzde 9,71 oranında pay gösterdi
Erzurum Bölgede 4’üncü
Ocak – Şubat 2023 sürecinde Doğu Anadolu Bölgesi illeri içinde en çok sayıda şirket kurulumunun gerçekleştirildiği il 119 şirketle Malatya oldu. Bu ili 114 şirketle Van, 53 şirketle Elazığ, 48 şirketle Erzurum izledi. Dönemde Ağrı’da 24, Erzincan’da 24, Bitlis’te 33, Muş’ta 25, Iğdır’da 9, Bingöl’de 13, Hakkari’de 13, Kars’ta 10, Tunceli’de 8 ve Ardahan’da 1şirket kuruldu.
Erzurum 43’üncü Sırada
Erzurum yılın ilk beş ayında kurulan şirket sayısı bazında 43. sırayı aldı. Ülkede en çok sayıda şirket kurulumunun gerçekleştirildiği iller, İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Kocaeli, Mersin, Konya, Gaziantep, Adana, Muğla, Kayseri, Diyarbakır, Hatay, Tekirdağ, Ş.Urfa, Denizli, Sakarya, Aydın, K.Maraş, Manisa, Balıkesir, Samsun, Eskişehir, Malatya, Van, Mardin, Batman, Çanakkale, Afyon, Trabzon, Çorum, Aksaray, Adıyaman, Yalova, Nevşehir, Şırnak, Sivas, Edirne, Elazığ, Ordu, Düzce, Erzurum, Isparta, Tokat olarak bildirildi. – ERZURUM
]]>Ankara Büyükşehir Belediyesi, ‘yeşil odaklı’ projelerini hayata geçirmeye devam ediyor. ANFA Genel Müdürlüğü, Göksu ve Anadolu Bulvarı Fidanlıklarından sonra şimdi de BAKAP Tarım Kampüsü ve Rekreasyon Alanı’nda yeni bir fidanlık açtı.
BAKAP’A YENİ FİDANLIK
Ankara’ya üçüncüsü kazandırılan ve 41 dönüm arazi üzerine kurulu BAKAP Fidanlık bünyesinde; 45 farklı türden 15 bin adet boylu yapraklı, ibreli ağaç ve 35 farklı türden de 250 bin çalı bulunuyor.Fidanlık, son teknoloji akıllı sulama sistemi ile sulanarak hem su tasarrufu sağlanıyor hem de daha fazla verim elde ediliyor.
Akıllı sulama sistemi sayesinde bitkinin ihtiyacı olacak kadar su verilerek gübreleme ve ilaçlama da bu sistem üzerinden gerçekleştiriliyor.
FİDANLAR YERLİ ÜRETİCİLERDEN TEDARİK EDİLİYOR
Fidanlıkta üretimi yapılan ve yerli üreticilerden de temin edilen boylu yapraklı, ibreli ağaç ve ağaççıklar; adaptasyon sürecinden geçirildikten sonra Ankara genelinde bulunan yeşil alan, refüj ve parklara dikiliyor.
ANFA Genel Müdürlüğü Peyzaj Müdür Yardımcısı Bünyamin Doruk, “BAKAP Tarım Kampüsü’nde yer alan fidanlık 41 dönüm arazi üzerine kuruldu. Bu alan içinde yaklaşık 15 bin yapraklı ağaç ve 250 bin çalıyı barındırıyoruz. Ankara genelinde 3 tane fidanlığımız bulunuyor, bunlar BAKAP, Göksu ve Anadolu Bulvarı fidanlığı… Fidanlıklarımızda yaklaşık 45 farklı tür ağacımız ve 35 farklı türde çalımız bulunuyor. 2023 yılı içerisinde yaklaşık 100 bin adet ağaç 1,5 milyon da çalı sevkiyatı gerçekleştirdik. Ayrıca Kahramankazan’da yapımına başladığımız Kazanova fidanlığımız faaliyete geçti. 17 dönüm arazi üzerine kurulu fidanlıkta 10 bin adet yapraklı ağaç ve 250 bin çalıyı barındırmayı planlıyoruz. Fidanlıklarımızda bulunan bitkilerimizi öncelikle Ankara genelindeki yerli üreticilerimizden, geri kalan kısmını da Türkiye geneli yerli üreticilerimizden en uygun fiyatla tedarik ediyoruz. Bu fidanların adaptasyonunu sağlayarak yeşil alanlara, refüjlere ve parklara dikilmesini gerçekleştiriyoruz” dedi.
2023 YILINDA TOPLAM 1 MİLYON 600 BİN AĞAÇ VE ÇALI SEVKİYATI YAPILDI
Son 3 yıl içerisinde Ankara’ya 3 yeni fidanlık kazandıran Büyükşehir Belediyesi, 13 bin metrekare alan ve 500 bin çalı ve ağaççık ile Anadolu Bulvarı Fidanlığında üretim gerçekleştirirken Göksu Parkı yanında mevcut bulunan ancak çok aktif kullanılmayan 27 bin metrekare alanda 12 bin yapraklı ve ibreli ağacın yer aldığı Göksu Fidanlığı’nı da restore ederek tam kapasite hizmet verebilme düzeyine getirdi.
Kahramankazan ilçesinde 17 bin metrekare alana 10 bin ağaç ve 250 bin çalı barındırma kapasitesine sahip Kazanova Fidanlığı’nın yapım çalışmaları tamamlanarak hizmete açıldı.
2023 yılı içerisinde fidanlıklardan Ankara geneline dikilmek üzere 100 bin boylu yapraklı, ibreli ağaç ile yaklaşık 1,5 milyon çalı olmak üzere toplam 1 milyon 600 bin bitki sevkiyatı gerçekleştirildi.
]]>Bugün yapılacak yerel seçimlerin sonucu ne olursa olsun, ekonominin sorunları sihirli bir değnek değmiş gibi, hemen çözülmeyecek. Piyasaların çok kırılgan bir dengede seyrettiği unutulmadan, gereken tedbirleri almak için, fazla beklenmeden, harekete geçilmesi gerekiyor.
Mart ayındaki panik havası bize gösterdi ki; acil çözülmesi gereken sorunların başında kur artışları ve döviz rezervlerindeki erimenin durdurulması geliyor. Çünkü seçim öncesi, sürpriz faiz artışına rağmen, döviz ve altına hücum henüz tam olarak durdurulabilmiş değil. Bu hücumun devam etmesi döviz rezervlerinde, Mayıs seçimleri öncesindeki, dip noktalara inilmesine neden oldu.
Rezervlerde kritik seviyelere düşüldüğü için Merkez Bankası, mecburen, Mart ayında kurlarda daha fazla artışa izin vermek zorunda kaldı. Mayıs seçimlerinden sonra yaşanan kur sıçraması ardından, ilk kez aylık bazda bu kadar yüksek kur artışı yaşandı. Mart’ta dolar kurundaki artış yüzde 4, euro kurundaki artış yüzde 4.8, dolayısıyla sepet bazında kur artışı yüzde 4.4 olarak gerçekleşti.
Bu oranların Merkez Bankası’nın yılsonu için belirlediği yüzde 36’lık enflasyon hedefine uygun aylık kur artışlarının çok üzerinde olduğunu söylemeliyiz. Yüzde 36 hedefinin gerçekleşmesi için aylık kur artışının yüzde 2, en çok yüzde 2.5’da kalması gerekiyordu. Mart ayına kadar, genel olarak, bu seviyeler korundu ama dövizdeki talep artışı Mart’ta bu dengeyi bozdu.
Kurlarda planlananın üzerinde yaşanan artışın enflasyonu olumsuz etkilediği çok açık. Beklentilerin Merkez Bankası’nın enflasyon hedefine yakınsaması ve enflasyonun daha fazla yükselmesini önlemek için, kur artışlarının aylık yüzde 2’lik artış sınırına çekilmesi gerekiyor. Bunun için ise döviz rezervlerinde yaşanan kanamanın artık durdurulması şart.
Bununla birlikte Mart ayındaki yüksek artışı tolere edebilmek için, bundan sonra aylık kur artışlarının, yüzde 2’nin altında tutulması da gerekebilir. Merkez Bankası’nın bir süredir belirttiği, “Enflasyonla mücadele ederken yerel para birimlerinin değerlenmesi kaçınılmazdır” sözünü yerine getirmesi, yani enflasyonun epey altında kur artışlarını gerçekleştirmesi beklenebilir.
GÜVEN OLUŞTURULMAK ZORUNDA
Ancak bunun başarılabilmesi için son dönemde altın ve dövize olan talebin durdurulması gerekecek. Seçimler tamamlandığında, kendiliğinden piyasalarda bir sakinleşme yaşanması beklenebilir. Ancak uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs’ın hatırlattığı gibi; 2019 yerel seçimlerinde yaşanan bazı büyükşehir seçimlerine yapılan itirazlar sonucu seçimlerin tekrarlanması halinde, piyasalardaki tedirginliğin devam edeceğini belirtmek gerekiyor. Bu takdirde dövizdeki talep devam edeceği için kurlarda artış ve rezervlerde erimenin devam etmesi beklenebilir.
Halbuki ekonomi yönetiminin ilk aşamada dövize olan aşırı talebi durdurması gerekiyor. Bunun için yüzde 50 politika faizine rağmen başarılamayan TL’ye dönüşün artık başlatılması, ekonomi yönetimine ve bundan sonra tavizsiz uygulanması gereken programa güvenin oluşturulması gerekecek.
Ekonomi yönetiminin bu amaçla yapması gereken işler düşünüldüğünde ilk akla gelen, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in seçimin hemen ertesinde ekonomide tavizsiz bir politika uygulanacağını belirtip, yeni uygulamanın en azından ipuçlarını vermesi gerekecek. Bu kapsamda kamuda yapılacak ciddi tasarrufların, gelir artışı için izlenecek yolun, kaba hatlarıyla da olsa, halka anlatılması şart. Bununla birlikte bir takvim çerçevesinde mevcut programın nasıl güçlendirileceği, alınması gereken yapısal tedbirlerin neler olacağı konusunda, fazla vakit geçirmeden detayların kamuoyuna açıklanması gerek.
Bakan Şimşek’in seçimden sonra yapacağı ilk açıklamada, mutlaka artık programın tavizsiz uygulanacağı, uygulamada ödün verilmeyeceğini açık açık söylemesi gerekecek. Bakan Şimşek’in bazı kapalı toplantılarda gösterdiği kararlılığı, artık seçim bittiğine göre halka açık açık anlatması gerekecek.
Bununla birlikte Merkez Bankası’nın seçimden sonra da, yeni faiz artışlarına gitmesi kaçınılmaz olabilir. Bu noktada beklentileri kendi enflasyon hedefine çekebilmek için sert önlemler uygulaması gündeme gelebilir. Bu çerçevede yeni faiz kararını verene, yani Nisan ayı PPK toplantısına kadar, piyasadaki parayı iyice sıkması beklenebilir. Merkez Bankası’nın acil olarak el atması gereken önemli sorunlarından biri bankaların küçük tasarrufçuya TL mevduatta düşük faiz vermelerini dengeleyememiş olması. Küçük tasarrufçunun TL’ye dönmesi için ikna edilmesi gerekiyor ki, hem dövize talep durdurulabilsin hem de son dönemde vatandaşın yüklü miktarda aldığı altın ve dövizler TL’ye dönüşebilsin.
Tabi ki yabancı girişlerinin döviz talebinin durdurulmasında, rezervlerin güçlendirilmesinde önemi fazla olacak. Ancak yabancıları ikna etmek için de, bundan sonra ekonomide izlenecek yol konusunda detay programın ortaya konması ve uygulama kararlılığının somut olarak gösterilmesi gerekiyor.
Kısacası; seçim bitti diye ekonomide işler kendiliğinden düzelmeyecek. Ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele açısından asıl sınavı daha yeni başlıyor diyebiliriz.
]]>İSO’dan yapılan açıklamaya göre, Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) işbirliğiyle İSO Yönetim Kurulu Üyesi Vehbi Canpolat ev sahipliğinde düzenlenen sohbet programına, TENMAK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Uğur Çevik ile Hidrojen Teknolojileri Derneği Başkanı Prof. Dr. İbrahim Dinçer de katıldı.
Program kapsamında gazeteci-yazar Ilgaz Gürsoy moderatörlüğünde TENMAK Hidrojen Teknolojileri Genel Sorumlusu Ragıp Kızıltaş, İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Adnan Midilli ve TENMAK Başkan Yardımcısı Çevik’in konuşmacı olarak yer aldığı bir panel düzenlendi.
“40’ın üzerinde ülke, hidrojen stratejilerini ve yol haritalarını açıkladı”
Canpolat, panelde yaptığı konuşmada, hidrojenin, dünyanın 2050’ye kadar “net sıfır” emisyona ulaşması için kilit bir role sahip olduğunu belirtti.
Canpolat, yenilenebilir enerji, biyoyakıt veya enerji verimliliği gibi karbondan arındırma teknolojilerini tamamlayıcı olmasının yanında “temiz hidrojen” veya renk koduyla ifade edilirse “yeşil hidrojen”in aslında çok daha fazlasını vadettiğini vurguladı.
Hidrojenin deniz ve hava ulaşımı sektörleri ile çelik, amonyak gibi endüstri sektörleri için uzun vadeli, ölçeklenebilir ve uygun maliyetli bir enerji kaynağı alternatifi olduğuna işaret eden Canpolat, “Ayrıca hidrojen yakıt kimyasal ve enerji taşıyıcısı olarak kullanılabildiği için bu pazarları birbirine bağlayacağı ve temelden değiştireceği düşünülüyor. İşte bu nedenlerden ötürü 40’ın üzerinde ülke hidrojen stratejilerini ve yol haritalarını açıkladı.” ifadesini kullandı.
Hidrojen enerjisinin “net sıfır” hedefine ulaşma ve temiz enerji dönüşümü gayretinin yanı sıra jeopolitik nedenlerle de enerji arz güvenliğiyle sınanan dünya için kritik bir rol oynayacağını belirten Canpolat, şunları kaydetti:
“Hidrojen enerjisi, yenilenebilir enerji kaynakları açısından zengin ülkeler için talep potansiyeli taşıyan ülkelere ihracat için de yeni ticaret kapıları anlamına gelecek. Yeşil hidrojen, geniş ölçekte sürdürülebilir ve teknoloji odaklı yeni sanayi stratejisi olarak ülkelerin bir adım öne çıkabileceği yeni bir oyun alanı. Yapılan projeksiyonlara göre bugün 1,4 milyar dolar büyüklüğündeki hidrojen pazarı 2030’a kadar 12 milyar dolara yükselecek. Net sıfır hedefi gerçekleşecek olursa 112 milyar dolara ulaşacak.”
TENMAK Başkan Yardımcısı Çevik de kuruma ilişkin, “TENMAK’ın önemli sorumluluklarından biri de ülkemiz ekonomisini karbondan arındırarak sürdürülebilir temiz enerji geleceği oluşturmak, bu konuda farklılık yaratmak ve temiz enerji hedeflerini uluslararası enerji politikası ile birleştirmektir.” bilgisini verdi.
Hidrojen Teknolojileri Derneği Başkanı Dinçer de hidrojen ekonomisi için sektörün dönüşümü noktasında insanlığın ihtiyaçlarına bakılması gerektiğini ifade etti.
Dinçer, şunları kaydetti:
“Bu ihtiyaçlar ise baktığımız zaman temiz hava, temiz gıda, temiz su, temiz enerji. Ancak enerjiniz temiz değilse diğerlerinin de temiz kalması mümkün olmuyor. Dolayısıyla enerjinin mutlaka ve mutlaka temiz olması gerekiyor.
Günümüze kadar olan süreçte enerji denkleminde yenilenebilir enerji, nükleer ve fosil kaynakları görmüştük. Fosil kaynaklar şimdi denklemin dışına çıkıyor. Peki, denklemin içine kim geliyor? Hidrojen geliyor. Peki, hidrojenin buradaki yolu nasıl olacak? Bu tarihi süreçleri yaşıyor olmak aslında insanlık için hem problemli hem de büyük fırsat oluşturuyor.”
]]>Dünya genelinde enflasyonla mücadele kapsamında önemli merkez bankalarının attığı “şahin” politika adımlarının sonuna gelindiğine kesin gözüyle bakılırken, faiz indirimlerine ne zaman başlanacağına yönelik belirsizlik devam ediyor. Bu durum da küresel piyasalardaki risk iştahını törpülüyor.
Fed’in bu yıl başlaması beklenen faiz indirimlerinin zamanı ve hızına ilişkin belirsizliklerle birlikte Fed yetkililerinin sözle yönlendirmelerindeki temkinli ton, pay piyasalarında satış baskısının güç kazanmasına yardımcı oldu.
Analistler, ABD’de ekonomik aktivitenin güçlü kalmaya devam etmesinin Fed’in politika alanını kısıtladığını, bunun Fed yetkililerinin sözle yönlendirmelerine de yansıdığını ifade etti.
Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic, bu yıl sadece bir faiz indirimi beklediğini belirterek, hala Kovid-19 salgını ekonomisinde olunduğunu, ekonomi ve enflasyonun kademeli yavaşlamasını beklediğini bildirdi.
Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee de bu yıl 3 faiz indiriminin düşüncesine uygun olduğunu ifade etti. Hikayenin temelden değişmiş gibi görünmediğini belirten Goolsbee, ancak enflasyon konusunda kaydedilen ilerlemenin, düşüşte olduğunun görülmesi gerektiğini dile getirdi.
Fed Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook, Fed’in ekonominin bazı kesimlerinde enflasyonun yavaşlaması için daha fazla zaman tanımak amacıyla faiz oranlarını düşürürken temkinli bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini ifade etti.
Fed Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller, faiz oranlarını düşürmek için aceleye gerek olmadığını ve faiz indiriminden önce “en az birkaç ay daha iyi enflasyon verileri” görmek istediğini söyledi.
Fed yetkililerinin temkinli sözle yönlendirmelerinin ardından para piyasalarında, Bankanın ilk faiz indirimine haziranda gitme ihtimali yüzde 75 seviyelerinden yüzde 64’e geriledi.
Bu gelişmelerle ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, haftayı bir önceki haftanın hemen üstünde yüzde 4,2050’den tamamladı.
Jeopolitik risklerin yanı sıra OPEC+ grubunun üretim kesintilerine devam edebileceğine yönelik beklentilerin petrol fiyatlarını yukarı yönlü desteklemeyi sürdürmesiyle Brent petrolün varil fiyatı yüzde 2,1 artışla 86,8 dolara yükseldi.
Altının ons fiyatı da yüzde 3,1 artışla 2 bin 233 dolara çıkarak haftayı rekorla tamamladı. Cuma günü Paskalya tatili dolayısıyla ABD, Avrupa ve Hong Kong’da piyasalar işleme kapalıydı.
New York borsasında karışık seyir izlendi
New York borsasında, açıklanan makroekonomik veriler sonrasında Fed’in faiz indirimi zamanlamasına ilişkin belirsizliklerin sürmesiyle karışık bir seyir izlendi.
ABD ekonomisi, 2023’ün 4. çeyreğinde yüzde 3,4 ile beklentilerin üzerinde büyüme kaydetti. Bu dönemde büyüme verisinde yukarı yönlü revizyona gidilirken, piyasa beklentisi ekonominin son çeyrekte yüzde 3,2 büyüyeceği yönündeydi.
Öte yandan, Michigan Üniversitesince ölçülen tüketici güven endeksi de martta yukarı yönlü revize edilerek 79,4 oldu.
ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı, geçen hafta 210 bine gerileyerek beklentilerin altında gerçekleşti. Ülkede yeni konut satışları, şubatta aylık bazda yüzde 0,3 azalışla 662 bine gerileyerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti.
ABD’de geçen ay satışa çıkan yeni konutların medyan satış fiyatı yıllık bazda yaklaşık yüzde 7,6 düşüşle 400 bin 500 dolara inerek 2,5 yılın en düşük seviyesini kaydetti.
Ülkede dayanıklı mal siparişleri, şubatta aylık bazda yüzde 1,4 ile piyasa beklentilerinin üzerinde artış gösterdi. Conference Board (CB) Tüketici Güven Endeksi ise martta aylık 0,1 puan azalışla 104,7’ye indi.
ABD’de kişisel tüketim harcamaları, şubatta yüzde 0,8 ile beklentilerin üzerinde artış kaydetti. Fed’in enflasyon göstergesi olarak dikkate aldığı gıda ve enerji kalemlerinin hesaplama dışı tutulduğu çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi de aynı dönemde beklentilere paralel olarak aylık bazda yüzde 0,3 ve yıllık bazda yüzde 2,8 arttı.
Diğer yandan, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P Global, ABD ekonomisine ilişkin raporunda, iş gücü piyasasının sağlam kalması nedeniyle ABD’de ekonomik büyümenin 2024’te yüzde 2,5 olmasının beklendiğini bildirdi.
Fed, geçen yıla ilişkin yıllık denetlenmiş bilançosunu yayınladı. Buna göre Banka, 114,3 milyar dolarla bu zamana kadarki en büyük faaliyet zararını kaydetti.
Mevduat kurumlarının rezerv bakiyelerine yönelik faiz gideri geçen yıl 176,8 milyar dolara çıkarken, repo operasyonlarına ilişkin faiz gideri 104,3 milyar dolar oldu. Ayrıca, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard&Poor’s, ABD’nin uzun vadeli kredi notunu “AA+” ve kısa vadeli kredi notunu “A-1+” olarak teyit ederken, kredi notu görünümünü “durağan” olarak korudu.
Söz konusu gelişmelerle New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,30 değer kaybederken, Dow Jones endeksi yüzde 0,84, S&P 500 endeksi yüzde 0,33 değer kazandı.
Ayrıca, yılın ilk çeyreğini tamamlayan ABD pay piyasalarında, S&P 500 endeksi ilk 3 ayda yüzde 10,2 artışla 2019’dan bu yana en iyi ilk çeyrek kazancını kaydetti. Söz konusu dönemde Dow Jones endeksi yüzde 5,6 artışla 2021’den bu yana en güçlü ilk çeyrek performansını elde ederken, Nasdaq endeksi de yüzde 9,1 arttı.
Gelecek hafta pazartesi günü imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), ISM imalat sanayi PMI, inşaat harcamaları, salı fabrika siparişleri, dayanıklı mal siparişleri, çarşamba ADP istihdam raporu, hizmet sektörü PMI, ISM hizmet sektörü PMI, perşembe dış ticaret dengesi, haftalık işsizlik başvuruları, cuma günü ise tarım dışı istihdam ve işsizlik verileri takip edilecek.
Avrupa borsalarında pozitif seyretti
Avrupa borsalarında pozitif bir seyir izlenirken, bölgedeki merkez bankası yetkililerinin sözle yönlendirmeleri ve makroekonomik veri gündemi yatırımcıların odağında olmayı sürdürdü.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Baş Ekonomisti Philip Lane, ECB Yönetim Konseyi’nin olası faiz indirimine ilişkin genişleyen bir uzlaşması olduğunu, ücret artışlarının yavaşladığına ilişkin güveninin arttığını ifade etti.
ECB İcra Kurulu Üyesi Piero Cipollone, faiz oranlarını düşürmek için çok uzun süre beklemenin zaten zayıf olan ekonomik büyüme bağlamında risk oluşturabileceğini dile getirdi.
ECB Yönetim Konseyi Üyesi Francois Villeroy de Galhau, ECB’nin muhtemelen bu baharda “ölçülü” faiz indirimine başlayacağını ve bunun Fed’in zaman diliminden bağımsız olarak gerçekleşeceğini söyledi. Francois Villeroy de Galhau, söz konusu indirimin nisan ya da haziranda gerçekleşmesinin “varoluşsal bir önem” taşımadığını belirtti.
Analistler, ECB ve İngiltere Merkez Bankasının (BoE) faiz indirimlerine ne zaman başlayacaklarının belirsiz olduğunu ancak para piyasalarındaki fiyatlamalarda iki bankanın da haziran toplantısında ilk faiz indirimine gitme ihtimalinin öne çıktığını bildirdi.
Öte yandan, Avrupa Birliği (AB), Apple, Alphabet ve Meta’nın Dijital Piyasalar Yasası kapsamındaki kurallara uyup uymadıklarını belirlemek üzere soruşturma başlattığını açıkladı.
Bu gelişmelerle, geçen hafta Almanya’da DAX endeksi yüzde 1,57, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 1,13, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,66, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,27 değer kazandı.
Bu yılın ilk çeyrek performanslarına bakıldığında, Almanya’da DAX 40 endeksinin yüzde 10,4 artış gösterdiği dikkati çekti. Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 8,8 değer kazandı. İngiltere’de FTSE 100 endeksi de ilk çeyreği yüzde 2,8 yükselişle tamamladı.
Gelecek hafta salı günü Avro Bölgesi’nde ve Almanya’da imalat sanayi PMI, Almanya’da enflasyon, çarşamba Avro Bölgesi’nde enflasyon ve işsizlik, perşembe Avro Bölgesi’nde ve Almanya’da hizmet sektörü PMI, Avro Bölgesinde Üretici Fiyat Endeksi, cuma günü Avro Bölgesi’nde perakende satış verileri açıklanacak.
Asya piyasaları satış ağırlıklı seyretti
Asya piyasalarında ise bu hafta satış ağırlıklı bir seyir izlendi.
Küresel pay piyasalarında düşen risk iştahı Asya pay piyasalarında da etkili oldu.
Japonya Merkez Bankası (BoJ) Yönetim Kurulu üyesi Naoki Tamura’nın bir süre daha destekleyici finansal koşulların sürdürüleceğini ve politika değişikliklerinde “yavaş ve istikrarlı” ilerleneceğini söylemesinin ardından dolar/yen paritesi 151,97 ile yaklaşık son 34 yılın en yüksek seviyesine çıktı.
Söz konusu gelişmelerin ardından BoJ Başkanı Kazuo Ueda’nın, “Gelecekteki para politikası kararları, ekonomiye ve o anki fiyat gelişmelerine bağlı olacak.” demesi ve Japonya Maliye Bakanı Shunichi Suzuki’nin “Piyasa hareketlerini dikkate alarak kur istikrarı için elimizden gelen önlemleri alacağız.” açıklamasını yapmasıyla dolar/yen paritesi sınırlı da olsa gerileyerek 151,3 seviyesine indi.
BoJ’un son toplantı tutanaklarında da yetkililerin gelecekteki faiz artışlarında temkinli davranmayı düşündükleri görüldü.
Japonya meclisi, 2024 mali yılı için 112,5 trilyon yenlik (744 milyar dolar) bütçeyi yasalaştırırken Maliye Bakanı Shunichi Suzuki, bütçenin “ertelenemeyecek acil zorlukların üstesinden gelmeyi” hedeflediğini bildirdi.
Öte yandan, Japonya’da Tokyo Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), yıllık bazda yüzde 2,6 ve çekirdek TÜFE yüzde 2,4 artış kaydetti. Ülkede öncü verilere göre, sanayi üretimi şubatta aylık yüzde 0,1 azalışla beklentilerin altında kalırken işsizlik oranı yüzde 2,6’ya çıktı.
Çin’de açıklanan veriler ise ülkede ocak ve şubatta toplam sanayi karının yıllık bazda yüzde 10,2 arttığını gösterdi, endüstriyel karlar ise 2023’te yüzde 2,3 geriledi.
Ayrıca, Çin, ABD’nin 2022’de çıkardığı Enflasyonu Düşürme Yasası’nda yer alan iklim değişikliğiyle mücadele için yerli elektrikli araç üreticilerine yönelik sübvansiyonların rekabet kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle Dünya Ticaret Örgütüne başvuruda bulundu.
Çin Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, hafta başında gerçekleştirilen Çin Kalkınma Forumu için başkent Pekin’de bulunan ABD iş, strateji ve akademi çevrelerinin temsilcilerinden oluşan heyetle bir araya geldi.
Şi’nin, ABD ve Çin’in, birbirinin kalkınma hakkına saygı göstererek, iki ülkenin ve dünyanın faydasına olacak bir işbirliği için birlikte çalışması gerektiği mesajını verdiğini bildirildi.
Söz konusu gelişmelerle haftalık bazda Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,23, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,05, Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,27 gerilerken, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,25 yükseldi.
Gelecek hafta Çin’de imalat sanayi PMI, çarşamba günü hizmet sektörü PMI takip edilecek.
Yurt içinde gözler, enflasyona çevrildi
Yurt içinde ise Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi haftayı yüzde 0,34 artışla 9.142,40 puandan kapattı. Dolar/TL, haftayı bir önceki kapanışın yüzde 1,13 üstünde 32,1814’ten tamamladı.
S&P Global, gelişmekte olan ülkeler için 2024 yılı toplam büyüme tahminini yüzde 4,1’den yüzde 4,2’ye, Türkiye için de yüzde 2,4’ten yüzde 3’e yükseltti.
Gelecek hafta pazartesi günü imalat sanayi PMI, çarşamba enflasyon, perşembe reel efektif döviz kuru, cuma günü hazine nakit dengesi verileri takip edilecek.
Analistler, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.200 ve 9.350 seviyelerinin direnç, 9.000 ve 8.900 puanın ise destek konumunda olduğunu kaydetti.
]]>MUSTAFA USTA
Yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu il olan Sinop’ta yaşayan emekli vatandaş Doğan Özdemir, “Benim şu anda aldığım emekli maaşı Sinop’u bırakın bir ilçede geçinmeme bile yetecek kadar değil. Hele ev kirası ödersem, ancak ev kirasına yeteceği için yaşamamam lazım. Eskiden emekli olanlar çoluk çocuğunu okutup, onları mezun olana kadar beslerken şimdi emekli olanlar çoluk çocuğunun sadakasıyla geçinir hale geldi” dedi. Emekli vatandaş Serdar Alay ise “Emekli maaşından memnun olmak mümkün mü? Çoluğumuza çocuğumuza harçlık veremiyoruz” diye konuştu.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından gerçekleştirilen “Türkiye Yaşlı Profili Araştırması”na göre, yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu il, 2023 yılında yüzde 20 ile Sinop oldu. Sinop’ta yaşayan emekli vatandaşlar, ekonomik olarak mutlu olmadıklarını emekli maaşlarının yetersiz kaldığını ifade ettiler.
“EMEKLİ ÇOLUK ÇOCUĞUNUN SADAKASIYLA GEÇİNİR HALE GELDİ”
Doğan Özdemir, şunları söyledi:
“Genel anlamda söylersek hiçbir emeklinin maaşından memnun olması mümkün değil çünkü, hayat son 3 – 4 senedir yüzde 100 katlayarak pahalanıyor. Bu pahalılık içerisinde çalışan ya da emeklilerin aldığı maaş ise bunu karşılamayacak derecede en fazla yarısı kadar zamlanıyor. Dolayısıyla yüzde 50 açık var. 4 senede yüzde 200 kadar yani maaşın 2 katı kadar bir açık oluyor. Bundan dolayı da emeklinin aldığı maaştan normal koşullarda memnun olması mümkün değil. Eğer memnunum diyen varsa, bunların büyük ihtimalle ya siyasi olarak konuşamadığını söyleyebilirim ya da dışarıdan başka gelirleri vardır emekli maaşına zaten ihtiyacı yoktur. Kendimden örnek verecek olursam, ben yüksek lisans mezunu, iyi maaş alan bir branştan emekliyim. Benim şu anda aldığım emekli maaşı Sinop’u bırakın bir ilçede geçinmeme bile yetecek kadar değil. Hele ev kirası ödersem, ancak ev kirasına yeteceği için yaşamamam lazım. Eskiden emekli olanlar çoluk çocuğunu okutup, onları mezun olana kadar beslerken şimdi emekli olanlar çoluk çocuğunun sadakasıyla geçinir hale geldi.”
“EMEKLİNİN HAKKI ÇOK YENDİ”
Serdar Alay, “Emekli maaşından memnun olmak mümkün mü? Çoluğumuza çocuğumuza harçlık veremiyoruz. 10 bin lirayla geçinecek bir milletvekili adayı ya da belediye başkanı adayı zor. Bu devirde gerçekten zor ama biliyorum bu emekli bu seçimde gereken cevabı verecek gibi geliyor bana. Emeklinin hakkı çok yendi. 10 bin lirayla geçinmek çok zor” dedi.
Salih Ersoy ise “Yetmiyor. Masrafımız çok oluyor. Köyde oturuyorum ama hayvanların yem parası da var. Kendime de yiyecek içecek lazım mecbur. Nefes darlığım var, kalp yetersizliğim, astım, bronşitim var. Bu aralar hastanelerde sürünüyorum” diye konuştu.
Selamattin Atabek de “Kesinlikle emekli maaşından memnun değilim. Yeterli değil, her şey ateş pahası. Ne markete gidebiliyorsun, ne de bir şey alabiliyorsun. Her şey ateş pahası. Kiralar berbat. 15 bin liradan aşağı kira yok. Ben kira vermiyorum ama zor geçiniyorum. Torunlara harçlık veremiyorum” dedi.
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Trabzon’un Arsin, Tonya, Vakfıkebir, Çarşıbaşı, Akçaabat ve Ortahisar ilçelerini ziyaret eden Uraloğlu, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ahmet Metin Genç ve Ortahisar Belediye Başkan adayı Ergin Aydın’la bir araya gelerek, ulaştırma ve altyapı projelerini masaya yatırdı.
Uraloğlu, Trabzon kent içi raylı sistemlerle ilgili Cumhurbaşkanı Kararnamesinin ardından aldıkları yetkiyle hemen harekete geçtiklerini belirterek, “Trabzon Büyükşehir Belediyemizin başlattığı kent içi raylı sistemi Ulaştırma Bakanlığı bünyesine Sayın Cumhurbaşkanı’mızın onayıyla aldık ve detaylı proje çalışmalarına başladık.” ifadelerini kullandı.
Bakan Uraloğlu, Akçaabat ilçesi, Meydan bölgesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Trabzon Otogarı ve Trabzon Havalimanı arasındaki yolculuk talebine cevap verecek Trabzon Raylı Sistem Hattı için de çalışmalara başladıklarını vurguladı.
Trabzon Büyükşehir Belediyesi ile güzel bir işbirliği yaptıklarının altını çizen Uraloğlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mızın onayı ile bu projeyi de bir tarafından tuttuk ve bundan sonra inşallah belediyemizle beraber şehrimize kazandıracağız. Bu da gerçekten şehrimiz için elzem projelerden bir tanesi. 31,9 kilometre uzunluğunda, 56 istasyonlu olacak şekilde projemizi konuşuyoruz. İlimizin batısından doğusuna kadar nüfusun en yoğun olduğu bölgeyi raylı sistem hatlarıyla buluşturarak trafiği rahatlatmış olacağız. Proje ile hem Ortahisar ilçesi hem de Trabzon merkezinde ciddi şekilde ulaşım akslarına kolaylıkla ulaşım olacak. Birinci etapta Akçaabat’tan havalimanı arasını kapsayacak. İkinci etapta Trabzon’un doğusuna doğru devam edecek. Özellikle yaz aylarında turizmin artması ile yoğunlaşan trafik rahatlamış olacak.”
“Trabzon’umuza yeni bir havalimanı kazandırmak için çalışmalarımıza başladık”
Uraloğlu, Trabzon’un AK Parti belediyeciliği ile birçok hizmete eriştiğini ifade ederek, “Ulaştırma Bakanlığında da birçok iş yaptık. 2002 yılından bu yana bakanlık olarak Trabzon’a 147 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık. Karadeniz Sahil Yolu’ndan Tanjant Yolu’na, Kanuni Bulvarı’ndan Zigana Tüneli’ne kadar birçok iş yaptık.” değerlendirmesinde bulundu.
Hızlı trenin Ankara’dan Sivas’a ulaştırıldığını şimdi de Kırıkkale’den Çorum’a, oradan da Samsun’a ulaştırılacağını anlatan Uraloğlu, “İnşallah bu sene ihalesini yapacağız. Sonra da Samsun ve Sarp’ın, Trabzon’un da içinde bulunduğu proje çalışmalarını bu sene başlatıyoruz. Şimdi bazıları diyorlar ki ‘Bunu hep söylediniz.’ Artık eyleme geçtik. Bundan sonra da bütün Karadeniz ve Trabzon bunu Allah’ın izniyle görecek.” şeklinde konuştu.
Uraloğlu, mevcut Trabzon Havalimanı’nda öncelikli olarak yapılması gereken çalışmaları sürdürdüklerine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Trabzon’umuza yeni bir havalimanı kazandırmak için çalışmalarımıza başladık. Mevcut iç hatlar terminal binasına iki adet sabit yolcu köprüsü ve körük ekleyeceğiz. Özellikle yeni dış hatlar gelen yolcu terminali ve CIP binasının aciliyeti vardı. Yıl sonuna kadar 3 bin 240 metre uzunluğundaki yeni pisti ve 10 milyon yolcu kapasiteli 110 bin metrekare büyüklüğündeki yeni terminal binasının fizibilite çalışmalarını tamamlayıp ihale sürecini başlatalım istiyoruz. Ardından yeni havalimanının yapım sürecine başlayacağız. Tamamlandığında Trabzon’a uzun yıllar hizmet edecek çok kıymetli bir eseri inşallah önümüzdeki yıllarda hayata geçirmiş olacağız.”
]]>Kacır, İstanbul Üniversitesi’nde Ord. Prof. Dr. Cemil Birsel Konferans Salonu’nda düzenlenen Gençlik Buluşması’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin havacılık ve sanayileşme tarihinin 2000’li yıllara kadar adeta akamete uğratılmış hikayeler tarihine döndüğünü söyledi.
Sağlam bir iradenin 2000’li yılların başında “Türkiye’nin neye ihtiyacı varsa, hangi yüksek teknoloji ürününe, hangi havacılık platformuna ihtiyacı varsa biz onu kendi evlatlarımızın alın teriyle, akıl teriyle geliştireceğiz, üreteceğiz” dediğini aktaran Kacır, “Bu ülkenin evlatları, sizin gibi gencecik insanlar, ortalama yaşı 27-28 olan teknoloji ekipleri, mühendislik takımları BAYRAKTAR, ANKA, AKINCI, AKSUNGUR, HÜRKUŞ, HÜRJET, ATAK, GÖKBEY, KIZILELMA ve KAAN ile gökyüzüne imzalarını attılar.” diye konuştu.
Kacır, Türk milletinin öz evlatlarının başka milletlerden geri kalır hiçbir yanının olmadığının altını çizerek, “Yeter ki önlerindeki engelleri kaldıralım, yeter ki yollarını açalım. İşte bu anlayışla savunma sanayisinde ve havacılıkta bir yandan yeni başarı hikayelerini bu serüvene eklerken bir yandan da sanayinin tüm alanlarında benzer başarı hikayelerinin ortaya çıkması için çaba gösteriyoruz.” ifadelerini kullandı.
En önemli ödevlerinin “Türk gençlerinin önünü açmak” olduğunu vurgulayan Kacır, “Böyle inanıyor, böyle çalışıyoruz. Uzay bilimi ve teknolojileri de Türk milleti için eşsiz fırsatlar barındıran bir alan. Aslında 1980’li yıllarda Türkiye uydu geliştirme faaliyetlerini başlatmak istemişti. Fakat maalesef 1980’li ve 1990’lı yıllar Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklarla heba ettiği yıllar oldu.” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Kacır, 2000’li yıllarda aynı sağlam iradenin “kendi uydularımızı kendimiz geliştireceğiz” dediğini hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye önce BİLSAT görüntüleme uydusunda ortak üretim faaliyetine girdi. Sonra RASAT görüntüleme uydusunu yerli olarak üretti. Sonra GÖKTÜRK görüntüleme uydusunu yerli olarak ürettik. Nihayetinde yaklaşık 600 kilometreden metre altı çözünürlükle görüntü almamızı sağlayan elektro-optik kamerası dahil İMECE uydusunu 2023’te Cumhuriyet’imizin 100. yılında uzaya göndermeyi başardık. Tüm alt sistemlerini yerli ve milli imkanlarla geliştirdik İMECE uydusunun.”
“Türkiye’nin haberleşme uydularını kendi imkanlarıyla geliştirebilen 11 ülkeden biri olacak”
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, Türkiye’nin 8 Temmuz haftasında ilk milli haberleşme uydusu olan TÜRKSAT 6A’yı uzaya göndereceğini belirterek, böylelikle haberleşme uydularını kendi imkanlarıyla geliştirebilen ve üretebilen 11 ülkeden biri olacaklarını söyledi.
Kacır, her bir projenin kendilerini bir sonraki daha sofistike proje için deneyimlendirdiğini ve cesaretlendirdiğini kaydederek, “İMECE dediğimizde 600 kilometrede görev yapan yaklaşık 600 kilogramlık bir uydudan bahsediyoruz. TÜRKSAT 6A dediğimizde 36 bin kilometrede yer sabit yörüngede görev yapan yaklaşık 4 bin 250 kilogramlık bir uydudan bahsediyoruz.” şeklinde konuştu.
Hedeflerinin milli hibrit roket motorla birlikte çalıştıracakları yerli uzay aracını 380 bin kilometre ötedeki Ay’a eriştirmek olduğunu dile getiren Kacır, “Milli Uzay Programı kapsamında bu projeyi de hep birlikte yapacağız. Hibrit roket motorlarında Türkiye dünyada ilk 4 ülkeden biri bugün. Bu projeyi gerçekleştirdiğimizde ise bu teknolojiyi uzayda gerçekleştiren, uzayda bu teknolojiye tarihçe kazandıran ilk ülke olmayı başaracağız.” değerlendirmesinde bulundu.
Kacır, Türkiye’nin uzayda kendi uzay araçları ve uyduları ile yörüngeler arasında transferlerini yapabilen bir ülke olacağını belirterek, “Halihazırda yıllık 600 milyar dolara gelen, yakın zamanda 1 trilyon dolara erişmesi beklenen uzay ekonomisinden Türkiye olarak pay alacağız. Uzay teknolojilerindeki kazanımlar Türkiye için aynı zamanda çok değerli stratejik kazanımlar. Bu anlayışla Milli Uzay Programını ve bu programın tüm projelerini hayata geçiriyoruz.” diye konuştu.
“Savunma sanayisindekine benzer bir ekosistemi uzay alanında da kuracağız”
Bakan Kacır, savunma sanayindekine benzer bir ekosistemi uzay alanında da kuracaklarının altını çizerek, “Bugün Türk savunma sanayisi 3 bine yakın firması ve 80 bine yakın genç insan kaynağıyla muazzam bir ekosistem inşa etti. Bir benzerini uzay teknolojileri için de ortaya koyacağız. Hep birlikte inşa edeceğiz.” açıklamasını yaptı.
Nisan 2022’de astronot çağrısına çıkıldığını anımsatan Kacır, “30 binden fazla vatandaşımız Türkiye’nin ilk astronotu olmak için başvurdu. Onlar arasından pek çok test ve eleme süreci gerçekleştirilerek uzun yıllar Türk Hava Kuvvetlerine jet pilotu olarak hizmet etmiş Alper Gezeravcı, ay yıldızlı bayrağımızı uzaya çıkarmak üzere seçildi ve nihayetinde bu misyonu başarıyla tamamladı. Bu elbette bir turistik seyahat değil, bu bir bilim misyonu olarak tasarlandı.” ifadeleri kullandı.
Kacır, Uluslararası Uzay İstasyonunun bir uzay laboratuvarı olduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bugüne dek 3 bine yakın bilimsel araştırmanın yapıldığı bir laboratuvardan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu bilimsel misyona tüm üniversitelerimizin dahil olabilmesini arzu ettik. Nihayetinde çok sayıda bilimsel araştırma teklifi geldi. Bunları Türkiye Uzay Ajansı ve TÜBİTAK değerlendirdi. İçlerinden 12’sini bilim misyonumuz için seçtiler. Malzeme biliminden tıbba, biyolojiye, fiziğe ve kimyaya kadar pek çok farklı alanda 12 bilimsel araştırma projesi bu misyon kapsamında seçildi. Bu misyonun bilimsel yönü kadar elbette toplumsal yönü de bizim için çok değerli. Dünyada uzay araştırmaları son 60 yıl boyunca bilimsel düzlemde günlük hayatta kullandığımız ve yeryüzünde pek çok değişikliğe vesile olan teknolojinin doğmasına imkan tanımış. Fakat uzay araştırmalarının esas toplumsal etkisi çocuklar ve gençler üzerinde oluşturduğu dönüştürücü etki.”
]]>Bafra İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü önünde yapılan törende, “Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi” kapsamında üreticilere 250 dekar alanda ekilmek üzere 5 bin kilo çeltik tohumu, 250 dekar alanda ekilmek üzere 5 bin kilo kuru fasulye tohumu, 18 üreticiye sera naylonu ve 113 kadın çiftçiye süt sağım makinesi teslim edildi.
Törende konuşan İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, “Özellikle hayvancılık yapan kadın çiftçilerimize yüzde 25 vatandaş katkılı, yüzde 75 Tarım ve Orman Bakanlığımız katkılı sağım makineleri verdik. Toplam 1 milyon 360 bin liralık bir projeydi. 113 kadın çiftçimize süt sağım makinelerini teslim ettik. İleride bine yakın çiftçi ailelerimize dağıtıma devam edeceğiz. Bir diğer etkinliğimiz kuru fasulye ile alakalı. Bafra ilçemizde yüksek kesimlerde suyun olduğu bölgelerde yaklaşık 5 ton kuru fasulye tohumluklarımızı verdik. Daha önce de vermiştik. Başarı sağlandığı için devamını verdik. Yine çeltik tohumumuz var. Tabii, bu 5 ton çeltik tohumumuzu damla sulama ile yapan çeltikçilerimize vereceğiz. Bir diğer verdiğimiz sera naylonları. Samsun’da 155 çiftçimize sera naylonlarını teslim ettik. Biz Tarım ve Orman Bakanlığımız olarak 2023 üretiminden dolayı 600 milyon TL destek verdik. Bunlar o verdiğimiz nakdi destekler yanında, çiftçimizin kırsal alanda yaşamını kolaylaştıran, gelirini artırabilecek ve çeşitli alternatif ürünleri tekrar denemek için vermiş olduğumuz nakdi değil ayni desteklerdir. Bunlar vermiş olduğumuz 600 milyon desteğin içerisinde değil. Çiftçilerimize bereketli bir sezon diliyorum” dedi.
“Artık tarımımızı sanayi ile de buluşturuyoruz”
Bafra Kaymakamı Cevdet Türkmen ise, “Türkiye’nin en önemli ovalarından Bafra Ovası’nda çiftçilerimizi desteklemek adına bugün onlara sera naylonu, fasulye tohumu, süt sağım makinesi verdik. Çiftçilerimizi desteklemeye devam edeceğiz. Çünkü Bafra çok önemli bir tarım merkezi. Artık tarımımızı sanayi ile de buluşturuyoruz. Tarıma dayalı sanayi sektörümüzde gelişti. Sera Organize Sanayi Bölgemizi tamamladık. Tahsislerimizi bitirmek üzereyiz. Dosyalarını inceliyoruz. Yakın zamanda 30 parselimizin de biteceğini düşünüyorum” diye konuştu.
Konuşmaların ardından çiftçilere tohum ve makineler teslim edildi.
Samsun’da üreticilere destekler
Ayrıca 2024 yılında Samsun’da örtü altı yetiştiricilerine “Alternatif Üretim Yöntemlerinin Geliştirilmesi Projesi” kapsamında yüzde 50 bakanlık katkılı, yüzde 50 üretici katkılı toplam bütçesi 3 milyon olan sera naylonu dağıtıldı. Alaçam’da 7, Canik’te 3, 19 Mayıs’ta 3, Salıpazarı’nda 4, Kavak’ta 1, Bafra’da 18, Terme’de 19, Vezirköprü’de 26 ve Çarşamba’da 71 olmak üzere toplamda 155 üreticiye 176 bin 610 metrekare sera naylonu teslim edildi.
Terme ve Çarşamba ilçelerinde de “Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi” çerçevesinde “Bereketin İşareti Soya Projesi” ile çiftçilere 40 ton soya tohumluğu desteği sağlandı. – SAMSUN
]]>Tepebaşı Belediyesi üretimin desteklenmesi ve kent sakinlerinin doğal ürünlere ulaşabilmesi ve adına çalışmalar gerçekleştirmeye devam ediyor. Bu çerçevede ‘Her Ev Bir Mandıra’ sloganı ile ‘Sütten Peynire Dönüşüm’ söyleşisi Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç’ın katılımı ile düzenlendi. Söyleşide Tepebaşı Kırsal Kalkınma Kurulu Başkanı Mehmet Kızılinler ve Eskişehir Aşçılar Derneği Başkanı Kemal Kaya katılımcı kadınlara önemli aktarımlarda bulundu.
“Diliyorum bu çalışmalar başarı ile sonuçlanacak”
Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç çalışmaların başarı ile sonuçlanacağına inandığını belirterek, “Sütün daha iyi değerlendirilmesine yönelik planlarım vardı. Genelde üreticilerimiz, sütlerini doğrudan firmalara veriyor. Belki de sütlerini işleyip, ürünler ortaya koyabilirler diye düşünüyorum. Yapılacak çalışmalara bireysel katkılar çok önemli. Şehirde yaşayan vatandaşlarımızın süt alarak kendi yoğurtlarını, peynirlerini, tereyağlarını yapmaları çok da zor değil. Öte yandan üreticilerimizin sütlerini ürüne dönüştürerek, tek elden satmalarının yararlı olacağını düşünüyorum. Nasıl ki Kadın Üretici Satış Noktasını yaptıysak bunu da başarabiliriz. ‘Her Ev Bir Mandıra’ projesi aklıma geldiğinden bu yana yapabileceğimizi düşünüyorum. Kemal bey aramızda, bu işin duayenlerinden. Önemli olan ilk aşamada bilgimizi artırıp, hayata katabilmek olacak. Diliyorum bu çalışmalar başarı ile sonuçlanacak” dedi.
“Bizim toplumumuza, damak tadımıza uygun olan peynir çeşitleri üzerine eğitimler yapmak istiyoruz”
Tepebaşı Kırsal Kalkınma Kurulu Başkanı Mehmet Kızılinler, “Dünyada pek çok peynir çeşidi var. Bizim toplumumuza, damak tadımıza uygun olan çeşitleri üzerine eğitimler yapmak istiyoruz. Özellikle pazarlama aşamasında bir marka oluşturabilmek, bir mandıra oluşturabilmek gibi geniş amaçlarımız var. Bugünkü toplantı bu hedeflerin ilk toplantısı, katılım çok iyi. Projemizin nereye kadar gidebileceği de katılımcılarımıza bağlı olacak. Kurul olarak insanımızın kendi ayakları üzerinde durmasını önemsiyoruz. Şehir merkezinde oturan insanlarımız da bizim etkinliklerimize katılarak süt ve süt ürünlerinin yapılması üzerine kendisini geliştirebilir” diye konuştu.
“İlerleyen dönemlerde farkındalık oluşturmak için süt ürünlerinin çoğaltılması gerekiyor”
Eskişehir Aşçılar Derneği Başkanı Kemal Kaya ise, yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:
“Bu çalışmaların çok güzel yerlere gideceğine eminim. İlerleyen dönemlerde farkındalık oluşturmak için süt ürünlerinin çoğaltılması gerekiyor. Süt ürünlerinin çeşitlerini işimiz gereği görüyoruz. Mesela yoğurdu uzun süre sağlıklı şekilde muhafaza edebilmek için geçmişte, kaya içinde tuzlayıp kurutan yerler var. Amaç uzun süre muhafaza etmek. İlerleyen zamanlarda mandıra oluşturulursa da yapılacak çok iş var. Bizim kültürümüze çok uygun bir çalışma, Eskişehir Aşçılar Derneği olarak Ahmet Başkan’a teşekkür ediyoruz. Biz de elimizden ne geliyorsa, dernek olarak üretmek isteyen kadınlarımıza destek olmak istiyoruz.”
Başkan Ataç söyleşide, süt ürünleri üzerine yapılacak çalışmaların takip edilmesi ve daha verimli sonuçlar alınabilmesi adına bir kurul oluşturulmasını önerdi. Başkan Ataç’ın önerisi üzerine üretici kadınların dahil olduğu kurul, gönüllülük esası ile oluşturuldu. Etkinlik, gelecek dönemde süt ürünlerinin üretiminin esas alınacağı çalışmaların devam ettirilmesine karar verilmesi ile son buldu. – ESKİŞEHİR
]]>Tepebaşı İlçesi’nin Keskin Mahallesi’nde bulunan hayvancılık işletmesi mevzuat çerçevesinde istenen gereklilikleri yerine getirerek AB Onaylı Süt Çiftliği statüsü almaya hak kazandı. Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü yetkililerince gerçekleştirilen işletme ziyaretiyle sertifika firma yetkililerine teslim edildi.
“Tepebaşı ilçemizde ilk AB Onaylı Süt Çiftliği Sertifikası verilmiştir”
Hayvan Sağlığı, Yetiştiriciliği ve Su Ürünleri Şube Müdürü Mehmet Yurt, “Eskişehir’de ikinci AB Onaylı Süt Çiftliği Sertifikası’na sahip olan işletmemiz, brucella ve sığır tüberkülozu hastalıklarına karşı ari olup, Hastalıktan Ari İşletme Sertifikası’na sahiptir. Ayrıca AB standartlarında ve belirlenen kriterler çerçevesinde yapılan denetimler sonucunda AB standartlarında süt ürettiği belirlenmiş ve İl Müdürlüğümüz tarafından işletmeye Eskişehir’de ikinci, Tepebaşı ilçemizde ilk AB Onaylı Süt Çiftliği Sertifikası verilmiştir” dedi.
Çiftlik bünyesi altında çalışan personeline eğitim veriliyor
Avrupa Birliği standartlarındaki süt çiftliğinde ari işletmelerdeki hastalık taramalarının yanı sıra çiğ süt kalite ve özellikleri için de ayrıca bir tarama yapılıyor. İçindeki bakteri sayısı, somatik hücre sayıları, yağ, protein ve kuru madde oranları, donma noktası, aflatoksin ve antibiyotik kalıntıları onaylı laboratuvarlarda teste tabi tutuluyor. Çiftlik bünyesi altında çalışan personeline eğitim veriliyor. Öte yandan değerlerinde sorun çıkan veya antibiyotikli olan sütler tutanak tutularak hemen imha ediliyor. Hayvanlarda kullanılan yemler de devamlı kontrol edilerek üretimin en sağlıklı şekilde tüketiciye ulaşması sağlanıyor.
2024 yılı için destekleme miktarının artırılması bekleniyor
Türkiye’de görülen Sığır Tüberkülozu ve Sığır Brusella hastalıkları ile etkin mücadele edilmesi, sürdürülebilir hayvancılığın sağlanması ve halk sağlığının korunması amacıyla Hastalıktan Ari İşletme Sağlık Sertifikası almış işletmelerin desteklenmesi için, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2023 yılı için Tarımsal Desteklemelere İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararı gereğince hayvan başına bin 200 TL destekleme ödemesine ilave olarak AB onaylı süt çiftliklerine hayvan başı 200 TL destekleme ödenmektedir. 2024 yılı için destekleme miktarının artırılması öngörülüyor.
Çiğ sütün perakende olarak satışı ancak ari işletmelerden yapılabiliyor
Tarım ve Orman Bakanlığı’nca uygulanan hastalıktan ari işletmelerin desteklenmesi, hayvan sağlığının korunması yanında, kaliteli ve sağlıklı süt üretilmesi ile Türkiye’deki süt sektörünün Avrupa Birliği’ne süt ve süt ürünleri ihracatı yapabilmesi için temel teşkil ediyor. Çiğ sütün perakende olarak satışı ancak ari işletmelerden yapılabilirken, ari olmayan işletmelerden elde edilen sütler ise toplanarak süt işleme tesislerinde işlem görmesinden sonra satışına izin veriliyor. Ayrıca ari işletme sahiplerine ürettikleri süt, yetiştirdikleri buzağı ve sattıkları düveler için Bakanlık tarafından daha yüksek desteklemeler yapılarak ari işletme sahipleri teşvik ediliyor. Yetiştiriciler, konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi almak için İl ve İlçe Tarım ve Orman Müdürlüklerine başvurabiliyor.
Ziyarete Tepebaşı İlçe Tarım ve Orman Müdürü Zeki Sert, Hayvan Sağlığı, Yetiştiriciliği ve Su Ürünleri Şube Müdürü Mehmet Yurt ile görevli veteriner hekimler katılım gösterdi. – ESKİŞEHİR
]]>TOBB Türkiye Kreatif Endüstriler Meclisi Başkanı Ali Ata Kavame, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki (BTSO) panelin açılışında yaptığı konuşmada, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay’ın tasarım anlamında Bursa’ya getirmeye çalıştığı vizyonu, sanayisi ve gençleriyle ortak bir zemin bularak ortaya koyduğu liderliği desteklemek için de kente geldiklerini söyledi.
Türkiye’de bu anlamda birkaç şehrin sayıldığını ancak Bursa’nın çok farklı bir yere ulaştığını vurgulayan Kavame, “Eskiden derlerdi bizim endüstrilerle ilgili, ‘Geleceği yok o işlerin’ diye. Sakın aldanmayın. Türkiye artık bu anlamda dünyada liderlik gösteren bir pozisyonda. Hem maddi olarak o pozisyonda hem de itibar anlamında dünyada yer eden bir yerde. Sizler de daha iyisini başaracaksınız. Biz sadece sizin önünüzü açmak için buradayız.” değerlendirmesinde bulundu.
İbrahim Burkay da kalkınmanın vazgeçilmez dinamiklerinden birinin yaratıcı fikirlerin gelişeceği ortamları sağlamak ve bu ekosistemi ortaya çıkarmak olduğunu dile getirdi.
Bursa’da yurt dışından birçok heyet ağırladıklarını aktaran Burkay, şöyle konuştu:
“Yaptığımız görüşmelerde Bursa’nın rakamları bu ülkelerin ekonomik rasyolarının çoğunun üzerinde. Şimdi tabii bu geçmişten günümüze hem kentimizin hem de ülkenin bu başarısında büyük rol oynamış olan bu başarı sürdürülebilir olmak zorunda. Dünya üzerindeki teknolojiler çok benzeşiyor. Yani bugün Avrupa’daki özellikle sanayi devrimiyle kullanılan teknolojilerle ülkemizde kullanılan teknolojiler ve artık üretimin, sanayinin son 20 yılda kaymış olduğu Asya Pasifik Bölgesi’nde kullanılan teknolojiler neredeyse birbirinin aynı. Fakat bunu çok net olarak görüyoruz; bu kullanılan teknolojilerde üretilen mallarda bazı bölgelerde Avrupa Birliği başta olmak üzere 10 dolar, 20 dolar olan değerler Asya Pasifik Bölgesi’ne kaydığımızda neredeyse 3’te 1 düşmekte. ‘Peki burada bu farklılığı ortaya koyan ne?’ diye baktığımızda aslında bizlerde de olduğu gibi sanayide de üretimde de işin ruhunu temsil eden, bizim tasarım dediğimiz, AR-GE dediğimiz, inovasyon dediğimiz, markalaşma dediğimiz o ruhu veren bölgeler, ülkeler, şehirler, işte o zaman farklılaşıyorlar.”
Burkay, ülke olarak yoksulluktan kurtulmak için çok çalışmanın yeterli olabildiğini anlattı.
Zengin dünyanın en gelişmiş 7 ülkesinin, ilk 10 ülkesinin arasında yer almak için çok çalışmanın artık yeterli olmadığına dikkati çeken Burkay, “Peki ‘Yeterlilik ne?’ dediğimizde, işte o yeterlilik farklılaşmakla başlıyor. O bahsetmiş olduğumuz katma değeri ortaya koymakla başlıyor.” ifadesini kullandı.
Yerel seçimlerin iki gün sonra yapılacağını anımsatan Burkay, “Bizim ülke olarak en büyük beklentimiz bu yaratıcılığın, farklılaşmanın en önemli besin kaynağı olan ekosistemi oluşturacak projeleri hayata geçirmemiz.” dedi.
Turuncu Konuşalım Komisyonu Başkanı İsa Doğmuş ise panelde endüstriyel tasarımın tüm yönleriyle ele alınacağını ve özel sektörün sorunları, talepleri, kurumların destekleri ve teşvikleri, sektörel ve sektöre yeni dahil olacaklara yol haritası olacağını bildirdi.
Panel, oturumlarla devam etti.
]]>Kırıkkale Belediyesi Meclis Salonu’nda kentteki iş insanlarıyla bir araya gelen Işıkhan, Kırıkkale’nin tarihi, konumu, tarımı ve endüstrisiyle önemli illerden biri olduğunu söyledi.
Bakan Işıkhan, iş insanlarının fikir, görüş ve değerlendirmelerinin kendileri için yol gösterici olduğunu dile getirdi.
Çalışma hayatından sosyal güvenliğe kadar inisiyatif aldıkları her konuda her daim istişareyi, iletişimi ve diyaloğu ön planda tutmaya gayret ettiklerini anlatan Işıkhan, “Birlik ve beraberlik ruhuyla başta çalışma hayatı olmak üzere Türkiye’yi, küresel anlamda hak ettiği konuma taşıyacak her alanda geliştirmeye devam edeceğiz. Kırıkkale’nin büyük bir potansiyeli var ve Türkiye Yüzyılı’nda çok önemli bir merkez haline geleceğine yürekten inanıyorum.” diye konuştu.
2023’te istihdam edilenlerin sayısı 31 milyon 632 bine ulaştı
Işıkhan, 2023’e ilişkin iş gücü verilerinin açıklandığını, geçen yıl işsizlik oranının 1 puanlık azalışla yüzde 9,4 seviyesine gerilediğini anımsattı.
Toplam işsizlik ve genç işsizlik oranının son 10 yılın en düşük seviyesine geldiğine dikkati çeken Işıkhan, şöyle devam etti:
“İşsiz sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre 318 bin kişi azaldı. Hem kadın hem genç hem de toplam istihdam ve iş gücüne katılım oranı son 22 yılın en yüksek düzeyine ulaştı. Geçen yılın özeline baktığımızda ise 2023 yılında toplam istihdam edilenlerin sayısı 880 bin kişi artarak 31 milyon 632 bine ulaşmıştır. Türkiye ekonomisinde 2005 yılına göre, 12 milyon 275 bin kişilik yeni istihdam meydana gelmiştir. Yıllar içerisinde işsizlik oranının azalması noktasındaki olumlu ivme 2023 yılında da devam etmiş, istihdam oranımız bir önceki yıla göre 0,8 puan artarak yüzde 48,3 olarak gerçekleşmiştir.”
Bakan Işıkhan, 2005’ten 2023 yılına gelindiğinde istihdam oranının 8,3 puan arttığı bilgisini verdi.
Sanayi istihdamının 2005’te 4 milyon 140 bin kişiyken 2023’te 6 milyon 711 bin kişi olarak gerçekleştiğini kaydeden Işıkhan, şunları söyledi:
“Ülkemizin sanayi alanındaki atılımlarının iş gücü istatistiklerine önemli bir yansıması olduğunu görmekteyiz. Hizmet sektöründe 2005 yılında hizmetler istihdamı 9 milyon 176 bin kişiyken 2023 yılında ise 18 milyon 230 bin kişi olarak gerçekleşmiştir. Bu veriler, hizmetler alanındaki ekonomik büyümenin net bir göstergesi olarak karşımıza çıkmıştır. Ayrıca 2023 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyüyerek AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke oldu. Dolar bazında milli gelir, Türkiye tarihinde ilk kez 1 trilyon doları aştı. Kişi başına düşen gelir de 13 bin 110 dolarla tarihin en yüksek seviyelerini görmüştür.”
“Kalkınma yerelden başlar”
Işıkhan, Kovid-19 salgınına, bölgedeki savaşlara ve geçen yıl yaşanan asrın felaketine rağmen doğru yolda olduklarını ve vatandaşları asla mağdur etmeden hizmetleri kesintisiz sürdürdüklerini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği Türkiye Yüzyılı vizyonunu vatandaşların desteğiyle başaracaklarını dile getiren Işıkhan, “Bu yüzyılı emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacağız. Ülkemizin gücü büyük ölçüde yerel yönetimlerimizin gücünden geliyor. ‘Kalkınma yerelden başlar’ gerçeğine istinaden yerelde ne kadar güçlü olursak genel icraatlarımızın da o derece güçlü olacağına inanıyoruz. Çünkü şunu hepimiz çok iyi biliyoruz ki kalkınma, büyüme ve gelişim yerelden başlar.” ifadelerini kullandı.
Bakan Işıkhan, Türkiye’nin lideri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetim vizyonunun da belediyecilikten geldiğine dikkati çekti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde AK Parti’nin, ülkede belediyecilik anlayışını değiştirdiğini ve milleti gerçek belediyecilikle tanıştırdığını belirten Işıkhan, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Bu farkındalıkla inşallah 31 Mart akşamı itibarıyla İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere tüm şehirlerimizin gerçek belediyecilikle ülkemizin kalkınmasına köstek değil, destek olacağı yeni bir döneme başlayacağımızı ümit ediyorum. İnşallah 31 Mart’ta Kırıkkale merkez ve tüm ilçelerin de gerçek belediyecilikle yola devam edeceğine inanıyorum. Mehmet Saygılı başkanım, bir Kırıkkale sevdalısı olarak bu şehre emeğini ortaya koyan çok kıymetli bir yol arkadaşımız. Kırıkkale’nin bir kez daha bu görevi AK Belediyecilik vizyonuyla Mehmet başkanımıza vereceğine inanıyorum.”
Toplantı, Bakan Işıkhan’ın konuşmasının ardından basına kapalı devam etti.
Toplantıya, Vali Mehmet Makas, AK Parti Kırıkkale Milletvekili Mustafa Kaplan, Kırıkkale Belediye Başkanı Mehmet Saygılı, AK Parti İl Başkanı Engin Pehlivanlı, Kırıkkale Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ahmet Varlı, kamu kurumlarının temsilcileri ile iş insanları katıldı.
Öte yandan, Vali Mehmet Makas’ı da ziyaret eden Bakan Işıkhan, Valilik önünde çiçekle karşılandı, Şeref Defteri’ni imzaladı.
Işıkhan, bir süre görüştüğü Vali Makas’tan kentteki çalışmalar hakkında bilgi aldı.
]]>Ankara nüfusunu besleyen barajlardaki toplam su miktarı, 24 Mart 2024 tarihinde 757 milyon 648 bin metreküp görünüyor ancak aktif kullanılabilir su miktarı 568 milyon 691 bin metreküp olarak açıklandı.
Bir başka ifadeyle toplam hacmi 1 milyar 585 milyon 393 bin metreküp olan Ankara barajlarının söz konusu tarihte toplam doluluk oranı yüzde 47,79, aktif doluluk oranı ise yüzde 40,72 olarak kaydedildi.
GÜNDE KİŞİ BAŞI 200 LİTRE SU TÜKETİLİYOR
ASKİ Genel Müdürlüğü, 2 milyon 587 bin 583 abonesine, 24 Mart’ta 1 milyon 482 bin 826 metreküp su verdi. Aynı gün barajlara gelen su miktarı ise 2 milyon 128 bin 172 metreküp oldu. Kentte kişi başı günlük tüketilen su miktarının ortalama 200 litre civarında olduğu belirlendi. Ancak özellikle yaz aylarında havanın ısınması ile kullanılmakta olan kişi başı su miktarı artış gösteriyor.
MART VE NİSAN YAĞIŞLARI ÇOK ÖNEMLİ
ASKİ yetkilileri, Ankara halkına yönelik “Suyumuzu tasarruflu kullanalım” çağrısını bir kez daha tekrarladı. Yetkililer, yaşamın vazgeçilmezi olan su kaynağının tüm dünyada olduğu gibi Ankara’da da sınırlı olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Kuraklık ve iklim değişikliği gibi sebeplerle Ankara’da son 20 yıldır, periyodik olarak kurak dönemler yaşanıyor. Bu dönemlerde yağış rejimleri düşüyor. Bu durumda toprak yeterince yağış alamadığından gelen kar ve yağmur, havzada birikmeden toprağa gidiyor. ya da kar sonrası yağmur olmadığı için kar havzada donmuş şekilde kalmakta; güneş ve rüzgar etkisiyle erimeden buharlaşarak istemediğimiz bir şekilde kaybolabilmekte. Barajlardaki su miktarı ve tüketim göz önünde bulundurulduğunda yakın dönemde Ankara’yı bekleyen bir su sıkıntısından söz etmiyoruz. Ancak Ankara içme suyu kaynakları için hayati öneme sahip mart ve nisan ayı yağışlarının beklenen seviyelerden daha düşük olması durumunda, zamanla su baskısının hissedilebileceği düşünülüyor. Bu nedenle suyumuzun her damlası çok kıymetli. Artık toplum olarak su kaynaklarımızın sonsuz olmadığı gerçeği ile yüzleşelim ve su israfına geleceğimiz için hep birlikte ‘Dur!’ diyelim. Su kaynaklarımızı verimli kullanmak için suyumuzu bilinçli tüketelim. Vatandaşlarımızdan bu konuda hassasiyet rica ediyoruz.”
BARAJLARA DİJİTAL SENSÖRLERLE ANLIK TAKİP
Su tasarrufu konusunda farkındalık oluşturmak için sivil toplum örgütleri, Kent Konseyi, meslek odaları ve muhtarlar ile ortak çalışmalar yürüten ASKİ, şeffaflık ilkesi gereğince Akyar, Çamlıdere, Çubuk 2, Eğrekkaya, Kargalı, Kavşakkaya, Kesikköprü, Kurtboğazı, Peçenek, Türkşerefli Barajlarının su miktarını dijital sensörler aracılığıyla anlık takip ederek ASKİ’nin resmi internet sitesinde açıklıyor.
YER ALTI SULARI DA KORUNUYOR
Öte yandan, Ankara için içme ve kullanma suyu temininde kullanılmış veya kullanılma ihtimali olan yer altı suları da ASKİ ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) tarafından korunuyor. Yer altı sularının kullanımı ile ilgili izin yetkisi DSİ’nin sorumluluğunda. Tarımsal sulama amacıyla kuyu kullanımı kısıtlanmakta ve çiftçiler, öncelikle yüzeysel su kaynaklarının kullanımına yönlendirilmekte. Bu noktada çiftçilerin damlama sulama gibi suyu tasarruflu kullanan modern yöntemlere yönlendirilmesi de önem taşıyor.
]]>Başkan Yalçın, “Türkiye ekonomisi Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,6 artışla 21 milyar 82 bin dolar seviyesinde ihracat gerçekleştirmiştir. Aynı dönemdeki ithalatımız ise yüzde 9,2 azalarak 27 milyar 853 milyon dolar olmuştur. İhracattaki artış ve ithalattaki düşüşün sürmesi, 2024 yılının ilk çeyreğinde büyümeye pozitif katkı verecektir. Ekonomi yönetimi tarafından uygulanan Orta Vadeli Program sayesinde yaşadığımız zorlukların kısa sürede normale döneceğine olan inancımız tamdır” dedi. Sektörler bazında ihracat ve ithalat oranlarına da değinen Başkan Yalçın; “Şubat ayında sektörlere göre ihracatın payı; İmalat Sanayi sektörü yüzde 94,0, Tarım, Ormancılık ve Balıkçılık sektörü yüzde 4,2, Madencilik ve Taş Ocakçılığı sektörü yüzde 1,4 olarak gerçekleşmiştir. Şubat ayında sektörlere göre ithalatın payı sıralaması ise İmalat Sanayi sektörü yüzde 79,1, Madencilik ve Taş Ocakçılığı sektörü yüzde 14,12, Tarım, Ormancılık ve Balıkçılık sektörü yüzde 3,6 düzeylerinde gerçekleşmiştir.” şeklinde konuştu. Yalçın, “Şubat ayında en fazla ihracat yaptığımız ülkeler; Almanya, ABD ve İtalya olmuştur. Şubat ayında ihracatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ihracat içerisindeki payı ise yüzde 47,0 civarında gerçekleşmiştir. Şubat ayında en fazla ithalat yaptığımız ülkeler; Rusya Federasyonu, Çin ve Almanya olmuştur. Şubat ayında ithalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içerisindeki payı yüzde 61,9 seviyesindedir.” dedi.
“Kayseri’nin ihracatı arttı”
Kayseri’nin Şubat ayı ihracat rakamlarına ilişkin de değerlendirmede bulunan Başkan Mehmet Yalçın; “Kayseri’nin 2024 yılı Şubat ayında yapmış olduğu ihracat 314 milyon 61 bin dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. İhracatımızda bir önceki aya göre yaklaşık yüzde 9,3’lük bir artış yaşandığı görülmektedir. Şubat ayı ihracatı bir önceki yılın aynı ayına oranla ise yaklaşık yüzde 18 artış sağlamıştır. Kayseri’nin, genel ihracattaki payı yüzde 1,46 olarak açıklanmıştır. Bu oranı daha yukarıya taşımamız ve en fazla ihracat yapan ilk 10 il arasında yer almamız gerekmektedir” diye konuştu. Kayseri’nin Şubat ayında gerçekleştirdiği ithalat rakamlarına değinen Başkan Yalçın, “İthalat rakamımız Şubat 2024’te 94 milyon 819 bin dolar olmuştur. Şubat ayı ithalatımız bir önceki aya göre oranla yaklaşık yüzde 7,7’lik artış göstermiştir. Şubat ayı ithalata rakamı bir önceki yılın aynı ayına oranla ise yaklaşık yüzde 30’luk bir gerileme göstermiştir. Kayseri ihracatının ithalatını karşılama oranıyla örnek olan şehirler arasındaki yerini korumaktadır” ifadelerini kullandı.
Ekonomi yönetimine olan inançlarının tam olduğunu da sözlerine ekleyen Başkan Mehmet Yalçın; “Türkiye ekonomisi; 2023’ün dördüncü çeyreğinde yüzde 4, 2023 yılının tamamında ise yüzde 4,5 oranında büyüme sağlamış ve 14 çeyrektir aralıksız büyüme performansını devam etmiştir. Türkiye ekonomisi, AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke konumunda bulunmaktadır. İç piyasada atılan mali sıkılaştırma adımları ve küresel ekonomideki durgun görünüme rağmen, ekonomik büyümemizdeki pozitif yön umut vericidir. İhracata dönük üretim yaparak cari açığı azaltan Türkiye ekonomisi, büyümedeki sürdürülebilir rakamları elde etmek için enflasyonla mücadelesinde de kararlı olmak zorundadır. Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’in ortaya koyduğu ekonomi yönetimine, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın her platformda desteğini açıklaması da önemlidir. Ekonomi yönetimi tarafından uygulanan Orta Vadeli Program sayesinde yaşadığımız zorlukların kısa sürede normale döneceğine olan inancımız tamdır. Sanayicilere verilen desteklerin artması ve özellikle üretime dönük krediye ulaşımın kolaylaştırılması büyüme oranlarındaki hızı artıracaktır. Bununla beraber istihdam artışının da sağlanması ile ülkemiz ekonomisinin dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer alması imkansız değildir” ifadelerini kullandı.
Başkan Yalçın, açıklamasının sonunda, Türkiye’nin hedeflerine ulaşması için büyük gayretle çalışan tüm sanayicileri ve ihracatçıları tebrik etti. – KAYSERİ
]]>Bölgedeki arı yetiştiricileri, yeni bal sağım sezonu öncesi arıların mevsimin sıcak geçmesi nedeniyle kış aylarında yeteri kadar uyumamış olmasından endişe duyuyor.
Sinop Arıcılar Birliği Başkanı Metin Oktay Fındık, AA muhabirine, küresel ısınmanın arıların bal üretimini olumsuz etkilediğini söyledi.
Arıların kış aylarında yeteri kadar uyumamasının bahara sağlıklı çıkmalarını engellediğini vurgulayan Fındık, bu durumun arılarda koloni kayıplarına yol açtığını dile getirdi.
Fındık, bölgede kış aylarının artık çok sert geçmediğine işaret ederek, “Eğer kış aylarında arı salkım yapmamış ise uyumamış ise bahara tabii ki canlı çıkamıyor, koloni kayıpları ile çıkıyor. Bunun yanında ilkbahar mevsiminde yaşanan yağışlar da koloni çoğalmasının önüne geçiyor. Bu da beraberinde arıcılarımızda verim düşüklüğünü getiriyor.” dedi.
İlkbahar mevsiminde yaşanan sağanaklarda kestane çiçeklerinin yıkanmasının bal üretimini olumsuz etkilediğini, bu durumla geçen sezon acı şekilde yüzleştiklerini belirten Fındık, şöyle devam etti:
“Çiçeklenme döneminde eğer yağmur olursa ve kestane çiçekleri yıkanırsa ki kır çiçekleri gibi tekrardan açmıyor, ne yazık ki nektarı da yıkanmış oluyor. Bu da bal veriminin düşük olmasına sebebiyet veriyor. Geçen sene ilkbahar mevsiminde yağmur uzun olunca kestane çiçeğinden bal alamadık. Ayrıca Çin’de ortaya çıkmış gal arısı dediğimiz böcek İtalya’ya, oradan da ne yazık ki ülkemize geldi. Kestanenin yapraklarına ve çiçeklerine larvalarını bırakan bir böcek. Böyle olunca da kestanenin çiçeklenmesini ve yapraklarını etkiliyor. Bizim de bal almamızı engelliyor. Kestanenin hem meyveleşmesinde hem ballaşmasında çok ciddi olumsuz etkisi var gal arısının. Bir de üzerine iklim eklenince geçen yıl bal rekoltesi çok düşük oldu.”
“Doğayla, iklimle mücadele etmemiz mümkün değil”
Fındık, kestane balı rekoltesinin geçen yıl 40 tonlara kadar düştüğüne dikkati çekerek, “Geçen yıl Sinop’ta kestane balı bazında baktığımızda 40-50 ton civarında bir bal üretilmiş. Normal şartlarda bunun 150-200 tona çıkması gerekiyor. Yani neredeyse yüzde 20-25 kapasiteyle çalışmışız.” diye konuştu.
Arıcılar olarak iklim değişikliğine ayak uydurmaktan başka çareleri bulunmadığının altını çizen Fındık, şunları kaydetti:
“Doğayla, iklimle mücadele etmemiz mümkün değil. Bir şekilde uyum sağlamalıyız. Gerek hastalıklarla mücadele, gerek arının ilkbaharda erken, sonbaharda geç besleme konusunda dikkat etmeliyiz. Kovanlarımız öncelikle sağlam olmalı, iyi havalandırılmalı, sağlıklı yiyecekler gelmeli. Sağlıklı polen akışı sağlanmalı. Arı hastalıklarından koruduğumuz zaman arılarımızı, mücadeleye başlamış sayılırız. Tabii iklimle mücadele kısa süreli olacak bir şey değil. Bütün insanlığın üzerine düşen bir görev bu.”
Arı üreticisi Mahmut Akay ise geçen sezon bölgede hem kestane hem de çiçek balı üretiminde önemli derecede düşüş yaşandığını söyledi.
Nisan ve mayıs aylarının yağışlı geçmesinin bal üreticileri olarak kendilerini olumsuz etkilediğini aktaran Akay, “Dut bile olmadı, karardı, yandı. Mevsimden kaynaklı bir şeydi. Artı, gal arısı kestane ağaçlarında çok büyük tahribat yaptı. Bunun dışında mevsimsel değişiklikler… Mesela bu sene arılar hiç uyumadı. Normalde aralık, ocak, şubat gibi uyuması gerekirken arılar polen taşıdı, çalıştı. Çalışan arı ölüyor, yenileri yavru yapamıyor, yiyeceği bitiriyor. Bunlar gibi bir sürü problemimiz var.” ifadelerini kullandı.
]]>Türkiye, özellikle 2000’li yılların başından itibaren Ruslar için en popüler tatil destinasyonu haline geldi. Her yıl milyonlarca Rus turist, başta Antalya, İzmir ve İstanbul olmak üzere Türkiye’yi ziyaret ediyor.
Rusya, geçen yıl 6 milyonu aşkın kişiyle Türkiye’ye en çok turist gönderen ülkeler arasında ilk sırada yer aldı.
İklimi, doğası, zengin mutfağı, gelişmiş altyapısı ve hizmet sektöründeki kalitesiyle rakiplerinin önüne geçmeyi başaran Türkiye, Türk Hava Yolları gibi firmaların yaptığı sık uçuşlarla ulaşım kolaylığı konusunda da ön plana çıkıyor.
Tur şirketi Lisav Travel’in Başkanı Bahattin Abi, Türk ve Rus turizmcilerin yoğun ilgi gösterdiği Moskova Uluslararası Turizm Fuarı’nda AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Rusya’nın Türk turizmciler için her zaman önemli bir pazar olduğunu söyledi.
Türkiye’nin de Rusya için önemli bir destinasyon olduğunu belirten Abi, “Geçen sene 6 milyon civarı Rus turist ağırladık Türkiye’de. Bu sene bu rakamı daha da yukarılara çekeceğimize inanıyorum.” dedi.
Abi, Rusya’nın “sonu gelmeyen büyük bir pazar” olduğunu dile getirerek, “Yeni havalimanının açılması da transit uçuşlarda çok büyük bir etki yarattı. Bu yıl rahatlıkla 6 milyonu aşacağımıza inanıyorum.” diye konuştu.
Turizm için yetkililerden yurt içi ve dışında daha fazla organizasyon yapılması için destek beklediklerini ifade eden Abi, 2024’ün iyi bir turizm sezonu olacağını belirtti.
“Yetkililer, 2024’ün Alanya’nın yılı olacağını söylüyor”
Alanya Turizm Tanıtma Vakfı Başkan Yardımcısı Mehmet Dahaoğlu da Alanya’nın çok bilinen bir yer olduğunu, Rusya- Ukrayna Savaşı’ndan sonra daha da bilinir hale geldiğini söyledi.
Alanya’nın güvenli olmasının ön önemli tercih nedeni olduğunu dile getiren Dahaoğlu, “Geçen yıllardan bu yana gelen turistlerin mutlu bir şekilde ülkelerine dönmesi ve anlatmasıyla daha fazla turist almaya başladık. Konuştuğumuz yetkililer, 2024’ün Alanya’nın yılı olacağını söylüyor.” ifadesini kullandı.
Ulaşımın önemine işaret eden Dahaoğlu, yaptırımlar nedeniyle uçuşların etkilendiğini ve bu sebeple daha fazla kapasite yaratacak çözümler bulunmasını beklediklerini vurguladı.
Dahaoğlu, turizmin hassas bir denge üzerine kurulduğuna işaret ederek, “İnsanların Alanya’yı tercih etmesindeki en büyük nedenlerden biri, güvenli bir liman ve huzur şehri olması. Aslında Türkiye’nin her yeri başarılı bu konuda. Gerçekten de destinasyon anlamında, fiyat dengesi ve kalite anlamında bu işi birçok ülkeden daha iyi yapıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye, uygun fiyatlı bir tatil merkezi olmaya devam ediyor”
Mehmet Dahaoğlu, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın tüketici bütçesi de olumsuz etkilendiğini, Türkiye’deki turizmcilerin ise kaliteden ödün vermemek adına fiyat yükseltmek zorunda kaldıklarını söyledi. Bunlara rağmen Türkiye’nin uygun fiyatlı bir tatil merkezi olmaya devam ettiğini vurgulayan Dahaoğlu, “En azından Ruslar için özellikle bu sene 6 milyon rakamını geçeceğimizi düşünüyorum. Yeter ki uçakların kanatlarına zeval gelmesin.” diye konuştu.
Rus turistlerin Türkiye sevgisi
Fuarın ziyaretçilerinden Rusya vatandaşı Veronika, Türkiye’yi sıklıkla ziyaret ettiğini ve çok beğendiğini söyledi.
Türkiye’nin, özellikle şu anda en rahat gidebildikleri ülkelerden olduğuna işaret eden Veronika, “Türkiye’yi özellikle ulaşım kolaylığı, uçağa atlayıp az bir sürede gidebilmemiz açısından çok seviyorum. Denizi de çok güzel.” dedi.
Veronika, en yakın zamanda Türkiye’yi tekrar ziyaret etmek istediğini belirterek, “O kadar gitmeme rağmen İstanbul’a hala gitmedim. İstanbul’u görmek istiyorum. Tarih açısından özellikle. Kapadokya’ya gitmek de yine gelecek planlarım arasında yer alıyor.” ifadesini kullandı.
Rus Vlada da Türkiye’nin çok güzel bir ülke olduğunu dile getirdi. “Türkiye şüphesiz güzel bir ülke, herkese, her zevke göre tatil yapabilirsiniz.” diyen Vlada, Türk mutfağını da çok beğendiğini söyledi.
Bu yıl da Türkiye’yi ziyaret etmek istediğini belirten Vlada, “Türkiye herkese hitap eden bir tatil yeri. Tarihi bir tatil yaparak tarihi mekanları gezmek veya Türkiye’nin güney kıyı şeridinde plaj tatilini seçmek mümkün.” diye konuştu.
]]>AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, şirketlerin dünya çapındaki belirli pazarlarda veya bölgelerde büyüme ve görünürlük elde etmelerine yardımcı olmak için tasarlanan etkinlik 13-15 Mayıs’ta düzenlenecek.
Toplam 300’ü aşkın katılımcı, deneyimli sektör profesyonellerine ve devlet kurumlarından uzmanlara erişim imkanı yakalamanın yanı sıra ABD’nin “ticari diplomatları” ile birebir görüşme, en iyi endüstri potansiyellerini keşfetme, ABD’li ve küresel şirketlerle yeni bağlantılar kurma gibi imkanları yakalayacak.
ABD Ticaret Bakanlığının Türkiye ve İstanbul’u konum olarak seçmesi, yatırımcılara ve iş dünyasına önemli, güçlü ve teşvik edici bir mesaj olarak görülüyor.
Trade Winds’e katılacak ABD’li firmaların çoğunlukla enerji, havacılık ve savunma, güvenlik, elektronik, sağlık ve uydu teknolojileri sektörlerinden olması bekleniyor.
Trade Winds, ABD’nin en büyük etkinliklerinden biri
Etkinliğe ilişkin, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında, Kıdemli Avrasya Bölgesi Ticari Müsteşarı Heather Byrnes ve Ekonomi Müsteşarı Etienne LeBailly değerlendirmede bulundu.
Byrnes, Trade Winds’in ABD Ticaret Bakanlığının en büyük küresel yıllık etkinliği olduğunu ve her yıl farklı ülkelerde yapıldığını söyledi.
İlk etkinliğin 2008’de İstanbul’da gerçekleştirildiğini anımsatan Byrnes, “Etkinlik İstanbul’a geri dönüyor. Toplamda 120-150 ABD’li şirket gelecek. ABD Ticaret Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı da etkinliğe katılıyor. Ayrıca bölgedeki 30 farklı pazardan ticari ilişkiler alanında çalışan ziyaretçiler de ağırlanacak. Burada öne çıkan pazar Türkiye olacak. Daha sonra Avrupa ve Kazakistan’da yan etkinlikler gerçekleştirilecek. Etkinlik, iki taraflı fayda sağlıyor, Türk şirketlerinin ABD pazarına girmesine de yardımcı oluyor.” dedi.
Byrnes, çok iyi bilinen “Fortune 500” şirketlerinin hemen hepsinin Türkiye’de bir varlığı veya faaliyeti olduğuna işaret ederek, ABD-Türkiye ticari ilişkilerinin çok eskilere dayandığını dile getirdi.
Türkiye’nin jeopolitik olarak çok merkezi bir konumda bulunduğunu vurgulayan Byrnes, bunu ciddi bir potansiyel olarak gördüklerini bildirdi.
Byrnes, şöyle konuştu:
“ABD’li firmalar bu etkinlik için hangi pazarın seçileceğini her yıl merakla takip ediyorlar. ABD Ticaret Bakanlığının bu konudaki yönlendirmesine de önem veriyorlar. Seçilen ülke büyük fırsatlar sunan ve ilgi gösterilmesi gereken bir pazar olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle bence İstanbul’un tekrar seçilmesi Türkiye’nin sunduğu fırsatlara dikkat çeken bir işaret olarak algılanıyor.”
“Türkiye ve İstanbul’un seçilmesi tesadüf değil”
Ekonomi Müsteşarı LeBailly de Türkiye’nin coğrafi konumu itibarıyla son derece merkezi bir noktada bulunduğunu söyledi.
Etkinliğin önemine dikkati çeken LeBailly, şunları kaydetti:
“ABD’li ve Türk firmalar farklı bölgelerde de birlikte çalışabilecek ortak noktalara sahip. Türkiye’nin coğrafi konumunun sağladığı avantaj Avrupa ve Asya ile aynı anda çalışılabilmesi. Buna bir de üretim sanayisindeki yüksek kalite de eklendiğinde, Türkiye ABD’li firmalar için daha çekici hale geliyor. Trade Winds’e ev sahipliği yapmak büyük rekabet gerektiren bir süreç. Bu anlamda Türkiye ve İstanbul’un seçilmiş olması tesadüf değil. Türkiye, ABD’li firmalar için başlı başına ideal bir pazar.”
]]>Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Mart ayı üretici ile market arasındaki fiyat değişimlerini, 5 ürünün market ve pazarlardaki fiyat değişimini, aylık ve yıllık girdi fiyatlarındaki değişimlerini yaptığı görüntülü basın açıklamasıyla değerlendirdi.
Mart ayında üretici ve market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 378 ile limonda görüldüğünü söyleyen Bayraktar, şunları kaydetti:
“Limondaki fiyat farkını yüzde 255,2 ile kuru incir, yüzde 245,9 ile patlıcan, yüzde 232,4 ile yeşil soğan, yüzde 184,3 ile maydanoz takip etti. Limon 4,8 kat, kuru incir 3,6 kat, patlıcan 3,5 kat, yeşil soğan 3,3 kat, maydanoz 2,8 kat fazlaya satıldı. Üreticide 3 lira 50 kuruş olan limon markette 16 lira 73 kuruşa, 115 lira olan kuru incir 408 lira 48 kuruşa, 15 lira 88 kuruş olan patlıcan 54 lira 93 kuruşa, 10 lira 17 kuruş olan yeşil soğan 33 lira 81 kuruşa, 4 lira 33 kuruş olan maydanoz 12 lira 31 kuruşa satıldı.”
Bayraktar, mart ayında fiyatı en fazla artan ürünün markette beyaz lahana, üreticide havuç olduğunu sözlerine eklerken, fiyatı en fazla düşen ürünün markette kabak, üreticide ise yeşil soğan olduğunu ifade etti.
Market fiyatlarına değinin Bayraktar, şu ifadelere yer verdi:
“Mart ayında markette 39 ürünün 15’inde fiyat artışı, 23’ünde fiyat azalışı görülürken 1 üründe ise fiyat değişimi olmadı. Mart ayında markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 61,2 ile beyaz lahana oldu. Beyaz lahanadaki fiyat artışını yüzde 45,7 ile sivri biber, yüzde 16,2 ile tavuk eti, yüzde 7,9 ile kuzu eti, yüzde 7,8 ile dana eti takip etti. Markette fiyatı en çok azalan ürün ise yüzde 33,5 ile kabak oldu. Kabaktaki fiyat düşüşünü yüzde 22,5 ile domates, yüzde 19,3 ile kuru incir, yüzde 18,2 ile patates izledi.”
Üreticideki fiyatlara da dikkati çeken Bayraktar, “Mart ayında üreticide 31 ürününün 10’unda fiyat artışı olurken, 12’sinde fiyat düşüşü görüldü. 9 üründe ise fiyat değişimi olmadı. Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 46,4 ile yeşil soğanda görüldü. Yeşil soğandaki fiyat düşüşünü yüzde 29,4 ile domates, yüzde 26,6 ile salatalık, yüzde 24,9 ile patlıcan, yüzde 23,3 ile marul, yüzde 18,7 ile patates izledi. Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 55,5 ile havuçta görüldü. Havuçtaki fiyat artışını yüzde 40 ile limon, yüzde 17,6 ile kuru soğan, yüzde 17,4 ile sivri biber, yüzde 12,5 ile kabak takip etti” açıklamasında bulundu.
Üreticideki fiyat değişimin nedenlerini masaya yatıran Bayraktar, şöyle konuştu:
“Kışlık havuçta hasat Şubat ayı itibarıyla tamamlanmış olup, arz depolardan sağlanıyor. Piyasada ürün miktarındaki azalmanın yanı sıra Ramazan ayında talebin de artmasıyla havuç fiyatlarında artış yaşandı. Sezon boyunca limonda üretici fiyatları düşüktü. Hasadı devam eden dikenli limonda piyasaya sunulan ürün arzındaki azalma, sezon boyunca oldukça düşen limon fiyatının artmasına neden oldu. Kuru soğanda İç Anadolu Bölgesinde hasadın bitmesi, Çukurova Bölgesinde hasadın başlamamış olması nedeniyle arzdaki düşüş fiyatları artırdı. Sivri biber ve kabakta dönemsel arzda yaşanan azalma fiyatların yükselmesine neden oldu. Yeşil soğan, domates, salatalık, patlıcan, marul, maydanoz, ıspanakta havaların sıcak gitmesi nedeniyle arzda yaşanan artış fiyatlarda düşüşe neden oldu.”
“Enflasyonla mücadele devam ederken gıda fiyatları üzerinden fırsatçılık yapılmamalıdır”
Geçtiğimiz aylarda marketlerde fiyatı düşen ürünlerin sınırlı kaydığını belirten Bayraktar, bu ay ise marketlerde 23 üründe fiyat düşüşü yaşandığını aktardı. Bayraktar, Ramazan ayı başından itibaren artan denetimler ve TZOB’un uyarılarının fiyat düşüşlerinde etkisini gösterdiğini vurguladı.
Üreticilerin ekim ve dikim döneminin başından itibaren doğal afet riskleri başta olmak üzere girdi fiyatlarının belirsizliği ve işçi bulamama sorunları gibi birçok sorunla mücadele ettiğini dile getiren Bayraktar, şunları kaydetti:
Ülkemizde hemen hemen her sektörde üretilmesi planlanan ürünün fiyatı en başta belirlenirken bunun tam aksine tarım sektöründe üreten çiftçilerimiz ürünün fiyatını hasada kadar bilmiyor. Bu yıl narenciye ve şekerpancarında yaşandığı gibi çoğu zaman fazla üretim de çiftçiye dert oluyor. Her türlü riske rağmen üretim yapan çiftçilerimizin ürettiği üründen bazı kesimlerin fazla kar beklentileri artık ortadan kalkmalıdır. Ülke olarak enflasyonla mücadele ederken gıda fiyatları üzerinden fırsatçılık yapılmamalıdır. Enflasyon artışının devam ettiği bu aylarda her kesim üzerine düşeni daha fazla yapmalıdır. Son bir ayda marketlerde gerileyen fiyatlar Ramazan ayıyla sınırlı kalmamalıdır.”
Hal kanunu işaret eden Bayraktar, şu ifadeleri kullandı:
“Kanunla perakendecilerin tüketicilere daha uygun fiyatla ürün satabilmelerine imkan tanımak adına doğrudan üreticiden ürün alma hakkı verildi. Diğer taraftan yaş meyve sebze pazarlanmasında halen aracıların varlığı devam ediyor. Pazarcı Ankara halinden aldığı ürünü satarken, çoğu market satacağı ürünü hiçbir aracı olmadan doğrudan üreticiden alarak halka sunuyor. Ancak, halen çoğu üründe market fiyatlarının daha yüksek olduğu görülüyor. Perakendeciler 5957 Sayılı Kanunla verilen ayrıcalığı üreticilerimizden değer fiyatında aldığı ürünü halka ucuza sunmak üzere kullanmalıdır. Birliğimizce Ankara’da, halkımızın temel tüketim ürünlerinde seçilen 5 ürünün, 4 farklı market ve 4 farklı pazardaki fiyatlarına yönelik çalışma yapıldı. Yapılan çalışma sonucunda işlenmeden doğrudan tüketiciye sunulan ürünlerde fiyatların fazlasıyla değişkenlik gösterdiği görüldü.”
Markette fiyatı değişen ürünlere de örnek veren Bayraktar, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“1 adet kıvırcık marulun fiyatı, A markette 39,90 lira, B markette 24,95 lira, C markette 44,95 lira, D markette 19,9 liradır. 1 adet kıvırcık marulun fiyatı, A pazarda 30 lira, B,C ve D pazarlarında 25 liradır. 5 üründe market ve pazar fiyatlarına bakıldığında; Kıvırcık marulda marketler arası fiyat farkı yüzde 125,8 iken, pazarlar arası fiyat farkı yüzde 20’dir. Salkım domateste marketler arası fiyat farkı yüzde 40,6 iken, pazarlar arası fiyat farkı yüzde 25’dir. Sivri biberde marketler arası fiyat farkı yüzde 22,9 iken, pazarlar arası fiyat farkı yüzde 25’dir. Kemer patlıcanda marketler arası fiyat farkı yüzde 50,2 iken, pazarlar arası fiyat farkı yüzde 25’dir. Starking elmada marketler arası fiyat farkı yüzde 54,2 iken, pazarlar arası fiyat farkı yüzde 20’dir. Araştırmadan elde edilen veriler aynı ürünün marketler arasındaki fiyat farkının yüzde 125,8’i bulduğu, pazarlarda ise fiyat farkının bu 5 üründe en fazla yüzde 25’de kaldığı görülüyor. Tüketicilerin market ve pazarlar arasındaki değişen fiyatları göz önünde bulundurmaları ve alışverişlerde fiyat araştırması yapmaları önemlidir. Yaşanan yüksek fiyat farklarının önüne geçmek amacıyla 5957 sayılı kısaca Hal Kanunu dediğimiz kanunda değişiklik yapılarak üreticiden doğrudan alınan ürünlerde kar marjı sınırlandırılmalıdır. Yüksek fiyat konusunda yapılan denetimlerin sayısı arttırılmalı, vatandaşlarımızda karşılaştıkları yüksek fiyatları gerekli mercilere şikayet etmelidir.”
Mart ayı ve yıllık girdi fiyatlarına dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:
“Mart ayında, Şubat ayına göre fiyatlar, amonyum sülfat gübresi yüzde 3,9, amonyum nitrat gübresi yüzde 1 oranında arttı. Üre gübresi yüzde 3,4, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 2,5, DAP gübresi yüzde 0,1 oranında düştü. Geçen yılın Mart ayına göre son bir yılda amonyum sülfat gübresi yüzde 35,9, üre gübresi yüzde 32, DAP gübresi yüzde 28, amonyum nitrat gübresi yüzde 24,8, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 20,3 oranında arttı. Mart ayında şubat ayına göre süt yemi yüzde 1,6, besi yemi yüzde 1,2, son bir yılda süt yemi yüzde 44,8, besi yemi ise yüzde 43,7 oranında arttı. Elektrik fiyatları son bir yılda yüzde 2,11 oranında arttı. İlaç fiyatları aylık yüzde 16, yıllık yüzde 56,6 oranında arttı. Mart ayında girdilerde yıllık değişimde en fazla fiyat artışı mazotta görüldü. Mazot fiyatı aylık olarak yüzde 0,1 artarken, son bir yılda yüzde 105,2 oranında arttı.” – ANKARA
]]>Dün ABD’de beklentilerin üzerinde gelen büyüme verileri sonrası pay piyasalarına yatay bir seyir hakim olurken, bugün Paskalya tatili dolayısıyla ABD, Avrupa ve Hong Kong’da piyasalar işleme kapalı olacak.
ABD ekonomisi, dünkü verilere göre, 2023’ün 4. çeyreğinde yüzde 3,4 ile beklentilerin üzerinde büyüme kaydetti. Bu dönemde büyüme verisinde yukarı yönlü revizyona gidilirken, piyasa beklentisi ekonominin son çeyrekte yüzde 3,2 büyüyeceği yönündeydi.
Analistler, Fed’in faiz indirimine ne zaman başlayacağına ilişkin belirsizliklerin devam ettiğini belirterek, bugün Fed Başkanı Powell’ın sözle yönlendirmelerinin yanı sıra kişisel tüketim harcamaları verilerinden Banka’nın gelecek dönemde atacağı adımlara dair ipuçlarının aranacağını ifade etti.
Öte yandan, dün açıklanan verilere göre, Michigan Üniversitesi’nce ölçülen tüketici güven endeksi de martta yukarı yönlü revize edilerek 79,4 oldu.
ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı ise geçen hafta 210 bine gerileyerek beklentilerin altında gerçekleşti.
Söz konusu gelişmelerin ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in ilk faiz indirimine haziranda gitme ihtimali yüzde 64 oldu.
ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, dün dar bir bantta hareket ederek yüzde 4,2050’ye çıkarken, altının ons fiyatı yüzde 1,7 artışla 2 bin 233 dolardan günü tamamladı ve tüm zamanların en yüksek günlük kapanışını gerçekleştirdi. Böylece altının ons fiyatı, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 8,2 artış kaydetmiş oldu.
Dolar endeksi de dün yükseliş eğilimini üst üste 4. işlem gününe taşıyarak yüzde 0,1 artışla günü 104,6 seviyesinden tamamladı.
Jeopolitik gerilimlerin yanı sıra arz ve talep dengesine ilişkin belirsizliklerin de öne çıktığı yılın birinci çeyreğinde Brent petrolün varil fiyatı yüzde 12,9 değer kazandı.
Ayrıca, dün yılın ilk çeyreğini tamamlayan ABD pay piyasalarında, S&P 500 endeksi ilk 3 ayda yüzde 10,2 artışla 2019’dan bu yana en iyi ilk çeyrek kazancını kaydetti. Söz konusu dönemde Dow Jones endeksi yüzde 5,6 artışla 2021’den bu yana en güçlü ilk çeyrek performansını elde ederken, Nasdaq endeksi de yüzde 9,1 arttı.
Dün New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,12 gerilerken, S&P 500 endeksi yüzde 0,11 ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,12 artış kaydetti.
Avrupa borsalarına dün yatay seyir hakim olurken, bugün bölge genelinde tatil dolayısıyla pay piyasalarında işlem gerçekleşmeyecek.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Yönetim Konseyi Üyesi Francois Villeroy de Galhau, ECB’nin muhtemelen bu baharda “ölçülü” faiz indirimine başlayacağını ve bunun Fed’in zaman diliminden bağımsız olarak gerçekleşeceğini söyledi. Villeroy, söz konusu indirimin nisan ya da haziranda gerçekleşmesinin “varoluşsal bir önem” taşımadığını kaydetti.
Dün İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,26, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,03, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,08 ve Fransa’da CAC 40 endeksi ise yüzde 0,01 arttı.
Bu yılın ilk çeyrek performanslarına bakıldığında, Almanya’da DAX 40 endeksinin yüzde 10,4 artış göstermesi dikkati çekerken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 8,8 değer kazandı. İngiltere’de FTSE 100 endeksi de ilk çeyreği yüzde 2,8 yükselişle tamamladı.
Asya pay piyasalarına pozitif bir seyir hakim olurken, Hong Kong’da bugün tatil dolayısıyla işlem gerçekleşmedi.
Bugün Japonya meclisi, 2024 mali yılı için 112,5 trilyon yenlik (744 milyar dolar) bütçeyi yasalaştırırken, Maliye Bakanı Suzuki Şuniçi, açıklamasında, bütçenin “ertelenemeyecek acil zorlukların üstesinden gelmeyi” hedeflediğini bildirdi.
Öte yandan, Japonya’da bugün açıklanan verilere göre, Tokyo Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), yıllık bazda yüzde 2,6 ve çekirdek TÜFE yüzde 2,4 artış kaydetti.
Ülkede öncü verilere göre, sanayi üretimi şubatta aylık yüzde 0,1 azalışla beklentilerin altında kalırken, işsizlik oranı yüzde 2,6’ya çıktı.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,4, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,1 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,6 değer kazandı.
Yurt içinde dün alıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 3,10 değer kazancıyla 9.079,97 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 32,3366’dan tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,3700 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde dış ticaret istatistikleri, yurt dışında ise ABD’de kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi verilerinin yanı sıra Fed Başkanı Powell’ın açıklamalarının takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.200 ve 9.300 seviyelerinin direnç, 9.000 ve 8.900 puanın ise destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, şubat ayı dış ticaret istatistikleri
15.30 ABD, şubat ayı kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi
15.30 ABD, şubat ayı kişisel giderler
]]>Diyarbakır Gastro İnovasyon Merkezin’de düzenlenen DTSO Başkanı Mehmet Kaya, DTSO Yönetim Kurulu Üyeleri Kamu Kuruluş Temsilcileri ve Sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan DTSO Başkanı Kaya, “Ticaret ve Sanayi Odası olarak kentte işletmelerin büyümesi, yeni girişimlerin kurulması ve daha katma değerli üretim ve hizmet sunumu için insan kaynağının oldukça önemlidir. Bu nedenle kendi kurduğumuz merkezlerde gençlere ve kadınlara yönelik çalışmalara son yıllarda öncelik vermeye başladık” dedi.
“Ekonomimiz için oldukça önemli bir avantaj olan gençlerimizin ve kadınlarımızın işgücüne katılımının düşük olması en temel sorunlarımızdan biri” diyen Kaya, “Gençlerimiz iş bulmakta zorlanıyor. İşletmelerimiz de son yıllarda artan bir şekilde çalışan bulmakta zorlanıyor. Bunun nedenlerine odaklanmak, çözümler üretmek ve projeler geliştirmek önceliğimiz oldu. Bu kapsamda da Diyarbakır Sanayi Mektebi başta olmak üzere merkezlerimiz bünyesinde eğitimler, farkındalık çalışmaları, etkinlikler düzenliyoruz. Şimdi de işletmeler tarafında eşleştirme, gençler ile bir araya getirmeye odaklanmaya başlayacağız” ifadelerinde bulundu.
Genç nüfusun kalıcı işsiz olması, ev genci denilen, görünmeyen, iş aramayan gençlerin sayısında artışın kent için önemli toplumsal ve ekonomik sorunlar barındırdığına değinen Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gelecek dönemde en çok eğilmemiz ve üzerinde durmamız gereken hususun gençlerimizin iyi eğitim alması, eğitimlerden sonra desteklenmesi ve istihdama aktif ve sürdürülebilir bir şekilde katılması olmalı. Elbette bu sadece oda olarak bizim işimiz değil ve tek başımıza da yapabileceğimiz bir husus değil. Biz iki yıldır farklı işbirlikleri ile bu alanda çalışıyoruz ve hem gençlerin hem de işletmelerin karşılaştıkları sorunları kısıtları daha iyi görüyoruz. Şimdi tüm STK’larımızın ilgili kurumlarımızın ve yerel yönetimlerimizin bu soruna birlikte daha çok odaklanması gerektiğini düşünüyoruz. Bugün aldığımız hibe desteği ile başlattığımız çalışmaları sizlerle paylaştık. Bunları yaparken de yerelde işbirlikleri sağladık. Ben proje süresince işbirliği sağladığımız İŞ-KUR Müdürlüğümüze, Milli Eğitim Müdürlüğümüze, Yenişehir Halk Eğitim Müdürlüğüne, Karacadağ Kalkınma Ajansına, Gençlik ve Değişim Derneğine çok teşekkür ediyorum.”
Daha sonra konuşan DTSO Bilim Eğitim Vakfı Başkan Yardımcısı Faruk Korkmaz, “Genç nüfusumuz ilimiz ekonomisi için en önemli avantajlardan biri. Ancak gençler sürdürülebilir bir şekilde istihdama katılamıyor ve iş aramaktan vazgeçiyor. Bu sorunun çok fazla nedeni var elbette. Önemli yapısal sorunlarımız da var. Ancak yerelde çözümler üretilmesi ve yerel dinamiklerin bu sorunu sahiplenmesi oldukça önemlidir. Diyarbakır Sanayi Mektebi’ni 2019 yılında açtık. Önceleri yaygın nitelikli eğitimler ile başladık. KOBİ’ler, çalışanlar, kadın girişimciler için 100’ün üzerinde eğitim düzenledik ve yaklaşık 5 bin kişiye ulaştık. 1,5 yıldır eğitimde, istihdamda ve mesleki eğitimde olmayan gençlere yönelik çalışma yapıyoruz. Moda tasarım, aşçı yardımcılığı, barista, yazılım dilleri gibi eğitimler düzenledik ve sonrasında da işletmeler ile nasıl eşleştirebileceğimize bakmaya başladık. Sanayi Mektebi’nde düzenlediğimiz eğitimleri, İŞ-KUR İl Müdürlüğü, Milli İl Eğitim Müdürlüğü, Karacadağ Kalkınma Ajansı, Yenişehir Halk Eğitim Merkezi, Gençlik Değişim Derneği ile yapıyoruz. Şu an Sanayi Mektebinde animasyon, web tasarım, kısa film ve grafik tasarım eğitimlerimiz var” şeklinde konuştu. – DİYARBAKIR
]]>Uşak programı kapsamında Vali Turan Ergün’ü makamında ziyaret eden Bayraktar, İsmet Paşa Caddesi’nde esnafla bir araya geldi, Uşak Belediye Başkanı ve AK Parti adayı Mehmet Çakın’a ziyarette bulundu, ilçe belediye başkanlarıyla buluştu.
Uşak Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenlenen Sektör Temsilcileri ile İstişare Toplantısı’na katılan Bayraktar, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’nin önemli altın madeni yatırımlarından birinin kentte yer aldığını söyledi.
Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltmak adına 22 yıldır çalışmalarını sürdürdüklerini kaydeden Bayraktar, son 22 yılda hidrolik kaynakların yanına 12 bin megavatın üzerinde rüzgar, 10 bin megavatın üzerinde güneş enerjisi kattıklarını, gelecek 12 yılda her yıl mutlaka 5 bin megavat güneş ve rüzgar enerjisi yatırımı yapılması gerektiğini belirtti.
Yenilenebilir enerji ve maden yatırımlarında izin süreçlerini sadeleştirme ve hızlandırma için kanuni düzenleme hazırlığı yaptıklarını ifade eden Bayraktar, Türkiye’nin doğal gaz ve petrol arama programı hakkında bilgi verdi.
Türkiye’nin 2016’dan bu yana dünyanın en gelişmiş sismik ve derin deniz sondaj gemilerinin bulunduğu filosu ve kendi mühendisleriyle mavi vatanda doğal gaz aradığını hatırlatan Bayraktar, “2020 yılında Cumhuriyet tarihinin en büyük keşfini çok şükür yaptık. Sakarya gaz sahasında bugün 3,7 milyon metreküp günlük gaz üretiyoruz ama daha yolun başındayız. İnşallah oradaki gaz üretimimizi günlük 40 milyon metreküpe çıkaracağız. Bu sayede bugün 1,4 milyon haneye yeten oradaki doğal gaz üretimimiz 15 milyon haneye kadar çıkacak yani nerdeyse 60 milyonluk nüfusun kullanabileceği doğal gazı kendimiz üreteceğiz.” diye konuştu.
Yeni doğal gaz rezervi umudu
Bayraktar, yeni doğal gaz kaynaklarını arama çalışması kapsamında Sakarya gaz sahası yakınlarında yeni bir kuyu açıldığını bildirerek şöyle devam etti:
“Dün akşam itibarıyla ‘Göktepe 1’ adını verdiğimiz yeni bir kuyu kazmaya başlıyoruz. Ramazan ve Uşak’ın bereketiyle, bu kuyumuzdan önümüzdeki birkaç hafta içerisinde yeni bir keşif ve ilave bir rezerv buluruz inşallah. Bütün çalışmamız, gayretimiz bu yönde olacak. Göktepe 1 kuyumuz da bu anlamda hayırlı olsun. Bu bir keşif kuyusudur, arama kuyusudur. Şu anda Sakarya gaz sahasının daha kuzeybatısında bir sahada bu arama faaliyetimize başladık. Çok yeni başladık.”
Gabar’da günlük 37 bin varil petrol üretildiğini, sene sonunda 100 bin varilin hedeflendiğini dile getiren Bayraktar, Akkuyu’daki nükleer santralin yapımının hızla devam ettiğini, bu yatırımların Türkiye ekonomisine güç katacağını, cari açığı bir sorun olmaktan çıkaracağını kaydetti.
Bakan Bayraktar, Uşak’ın Sivaslı ve Karahallı ilçelerine 2024 yılı içerisinde doğal gaz getirileceğini de sözlerine ekledi.
Toplantıda konuşan Uşak Belediye Başkanı Mehmet Çakın da yeni dönemde hayata geçirmeyi öngördükleri projeleri hakkında bilgi verdi.
Toplantıya Vali Turan Ergün, AK Parti Uşak milletvekilleri İsmail Güneş ve Fahrettin Tuğrul, Uşak Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Selim Kandemir ve AK Parti Uşak İl Başkanı Himmet Yaşar da katıldı.
Bakan Bayraktar, programın ardından Uşak Belediyesi öncülüğünde hayırseverler tarafından yapımı tamamlanan Uşşak Aşevi’ndeki iftar programına katıldı.
]]>Yapım aşamasındaki Sarıyer-Kilyos Tüneli’nde incelemelerde bulunan Uraloğlu, burada yaptığı açıklamada, İstanbul’da Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak birçok işe imza attıklarını söyledi.
Fatih Sultan Mehmet ve 15 Temmuz Şehitler köprülerinin tabliyesini askıya aldıklarını belirten Uraloğlu, şunları söyledi:
“Yeniden yaptık diyebilirim. Gece çalıştık, İstanbullu fark etmedi. O bütün askı halatlarını değiştirdik. Bütün viyadüklerdeki deprem takozlarından tutun, onların artı güçlendirilmesiyle ilgili bütün çalışmalarımızı yaptık. Bir taraftan bunu planlarken bir taraftan Allah korusun bir afet durumunda, bir deprem durumunda İstanbul’a acil yardım ekiplerinin, acil yardım malzemelerinin nasıl gireceğini ve İstanbul’dan çıkacak olan vatandaşlarımızın nasıl çıkacağıyla ilgili projeleri yapıyoruz.”
İstanbul’da bir deprem riski olduğunun altını çizen Uraloğlu, “Buna yönelik ulaştırma yapılarıyla ilgili bütün önlemlerimizi aldık.” açıklamasında bulundu.
10, 20 ve 100 yıl sonrasını İstanbul için planladıkları vurgulayan Uraloğlu, “Sarıyer-Kilyos Tüneli de tam bu anlattığıma hizmet edecek olan projelerimizden bir tanesi.” şeklinde konuştu.
“Ana ulaşım arterleriyle ilgili büyük çalışmalar yaptık yapmaya da devam ediyoruz”
Bakan Uraloğlu, İstanbul’un aort damarları denilebilecek, ana ulaşım arterleriyle ilgili büyük çalışmalar yaptıklarını ve yapmaya da devam ettiklerini söyledi. Bu çalışmalar kapsamında bakıldığında Avrasya Tüneli, Marmaray, Kuzey Marmara Otoyolu gibi projelerin sadece İstanbul’un ulaşımını rahatlatan projeler olmadığını, bütün Türkiye’ye hizmet edildiğini dile getiren Uraloğlu, şöyle devam etti:
“15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden günde yaklaşık 180-200 bin civarında, FSM’den yaklaşık 240-250 bin, Avrasya Tüneli’nden 80 bin civarında araç geçiyor. Marmaray’da 300 sefer yapılıyor günde ve orada da yaklaşık 600-650 bin kişi insanımızı oradan taşımış oluyoruz. Kuzey Marmara Otoyolu’nda Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden günde 150 bine yakın bir araç geçişi oluyor ve bunun önemli bir bölümü de gerçekten ağır taşıt trafiği.
Avrasya Tüneli, Marmaray ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü’yle beraberinde Kuzey Marmara Otoyolu’nun bir an olmadığını düşünelim. İstanbul yaşanmaz, geçilmez hale gelmiş olurdu. Bütün Türkiye’yi etkilenmiş olurdu. Onun için bu projelerin ne kadar kıymetli olduğunu hep beraber yaşayarak görüyoruz. İstanbul Havalimanı projesi… Tamamen bir siyasi duruşla eleştirilen bu projemiz bugün Avrupa’nın birincisi, dünyanın 6. büyük havalimanlarından. Geçen sene 78 milyon, neredeyse Türkiye nüfusu kadar insanımızı oradan seyahat ettirmişiz.”
Uraloğlu, hedeflerinin 200 milyon yolcuya hizmet vermek olduğunu ve bu hedefe yönelik olarak terminal binaları ve yeni pistlerin yapımlarına devam ettiklerini belirtti.
Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum’un bahsettiği iki yakaya iki tünel projesinden birinin bunun devamı olduğunun altını çizen Uraloğlu, ilk etapta burayı bitirdiklerinde ciddi bir hizmet göreceğini açıkladı.
Uraloğlu, projenin daha sonra da Beşiktaş’a kadar uzatılmasının yine gündemlerindeki işlerden olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi bu projeyle ilgili biz sahilden başlayacağız. Yaklaşık 8 bin 200 metrelik güzergahtan bahsediyoruz. Bunun yaklaşık 7 kilometresi tünelle geçiyor. Çift tüp tünelle iki gidiş ve iki geliş olmak üzere toplam 4 şeritli. 1200 metrelik viyadükler ve bağlantı yollarından oluşmuş olacak. Bu tünelimizi bitirdiğimiz zaman Sarıyer’den 35 dakika süren seyahat süresi sadece 5 dakikaya düşecek. Biz bunu getirip Kilyos’tan Kuzey Marmara otoyoluna bağlayacağız. Zamandan en az 30 dakika tasarruf olacak. İstanbullular bunun ne anlama geldiğini gayet iyi bilirler. Bunu kazandıracağız. Sonra biz burada yakıttan ciddi bir tasarruf bir sağlamış olacağız. Yine emisyondan karbon emisyonundan bir tasarruf sağlamış olacağız ve çalışmalarımızı bitirdiğimizde bunların hepsi olmuş olacak. Şu an 7 bin metrelik tünelin yaklaşık yüzde 30’unu aşağı yukarı bitirmiş durumdayız.
Yüzde 30 seviyesine geldik ve 3 bin 850 metrelik iki tüp de toplam kazı gerçekleşmesi sağlamış durumdayız. Çalışmalarımız 7/24 devam ediyor. Hedefimiz 2026 yılının sonuna doğru inşallah bu tüneli bitirerek hizmete açmak. Burada biz bu tünel delme makinesi dediğimiz bir kısmını normal NATM yöntemi dediğimiz yöntemle kazıyla ilerliyoruz. Diğerini de TBM’yle, köstebekle beraber inşallah önemli bir kısmını, yüzde 60’a yakın kısmını da onunla beraber ilerlemiş olacağız. Onun da imalatı yapıldı. Çin’den İstanbul’a geldi. Bugünleri artık kurulum çalışmalarına inşallah başlamış olacağız. Şu anda tünel bünyesinde yaklaşık 110 civarında makinemiz görev yapıyor. Aşağı yukarı 550 civarında da çalışan arkadaşımız halen buradaki çalışmaları yürütmüş oluyor.”
“Tünel bittiğinde yaklaşık 350 bin nüfusa hizmet etmiş olacak”
Abdulkadir Uraloğlu, tüneli bitirdiklerinde 350 bin kişilik bir nüfusa hizmet etmiş olacağını ama devamında İstanbul’un Avrupa Yakası’ndaki bu sahil şeridinin tamamına metrolarla, metrobüslerle de entegre edildiği takdirde bütün yarımadaya ve bütün Avrupa tarafına da hizmet etmiş olacağını vurguladı.
Tünel işinin iğneyle kuyu kazma işi olduğunu dile getiren Uraloğlu, bu konuda Türk müteahhitler ve mühendislerin kazandığı tecrübe ile devam ettiklerini söyledi.
Uraloğlu, “Biz Cumhur İttifakı olarak gerek Sarıyer’de gerekse de İstanbul Büyükşehir’de inşallah 1 Nisan’dan itibaren daha verimli, daha iyi çalışmalara beraberce imza atmış olacağız.” açıklamasında bulundu.
Konuşmasının ardından Uraloğlu, Sarıyer Merkez’de esnaf ziyaretleri gerçekleştirdi.
]]>Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Nuri Yılmaz’ın katılımıyla Ticaret Borsası toplantı salonunda gerçekleşen toplantıya Hayvancılık Genel Müdürlüğü Islah Daire Başkanı Dr. Engin Ünay, Düzce İl Tarım ve Orman Müdürü Esra Uzun, Tarım ve Orman Bakanlığı İlgili kurum amirleri, Tarımsal Üretimin Planlanması Kurulunda yer alan teknik ekip ve teknik personel katıldı.
Toplantıda konuşan Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Nuri Yılmaz “Ülkemizde başta iklim değişikliği ve su kısıtı olmak üzere ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan yaşanan gelişmeler, tarımsal üretimi önemli ölçüde etkilemektedir. Bu nedenle kaynakların etkin ve planlı kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Uzun yıllardır dile getirilen, tüm paydaşların mutabık olduğu devrim niteliğindeki tarımsal üretim planlamasının Üretimin Üreticinin Yüzyılı yaklaşımıyla yola çıktığımız Türkiye Yüzyılında hayata geçirilmesi için ilk adımları artıyoruz. Tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak, bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak amacıyla 5488 sayılı Tarım Kanununda yapılan değişiklikle tarımsal üretimin planlanmasında Bakanlığımıza yetki verilerek tüm paydaşların temsil edildiği Teknik komiteler illerin üretim potansiyeli, belirlenen ülkesel ihtiyaçlar, su varlığını ve iklim değişikliği gibi kısıtları da dikkate alarak illerdeki ürün desenlerini belirleyerek Bakanlıkta kurulan Tarımsal Üretimin Planlanması Kuruluna ileteceklerdir. Diğer taraftan üretim planlamasını teşvik etmek için tarımsal destekler ve hibe programları, sübvansiyonlu krediler, sözleşmeli üretim gibi uygulamalarda düzenlenmeler yapılmaktadır. Bakanlık merkez birimleri ile üretim planlamasının uygulayıcısı taşra teşkilatımızın birlikte hareket etmesi planlama sürecinin başarısı için son derece önemli görülmektedir” dedi.
Düzce İl Tarım ve Orman Müdürlüğü olarak tarımsal üretimin planlanması konusunda gerçekleştirilen çalışmaları yapılan toplantı ile paylaşılacağını, geleceğe yönelik hedefleri tartışmak ve bu süreçte birlikte nasıl ilerleyebileceklerini değerlendirmek üzere toplanıldığını belirten İl Müdürü Esra Uzun “İklim değişikliğinin de etkisiyle, planlı ve bilinçli tarımsal üretim, sadece bugünümüzü değil, geleceğimizi de şekillendirecek en temel unsurlar arasında yer alıyor. Tarımsal üretimin planlaması çalışmalarımız, ilçe müdürlüklerimizle koordineli bir şekilde yürütülmekte, bu süreçte teknik komitelerimiz ve ilgili tüm paydaşlarımızla birlikte, Düzce’mizin ve ülkemizin tarımsal potansiyelini en iyi şekilde değerlendirmeyi amaçlamaktayız. Önümüzdeki dönemde 2024-2026 yıllarında hayvansal ve su ürünleri üretim planlamamız tamamlanmış olup, bitkisel üretim planlaması üzerinde çalışmalarımız devam etmektedir” ifadelerinde bulundu.
Katılımcılara seslenen İl Müdürü Uzun bugünkü toplantıda, bir yandan gerçekleştirilen iş ve işlemlerin gözden geçirirken, diğer yandan da 2025-2027 yıllarını kapsayacak bitkisel üretim planlaması çalışmalarının nasıl daha ileriye taşıyabileceklerinin tartışılacağını belirterek, Amaçlarının, tarımsal üretimde sürdürülebilirliği sağlamak, üreticilerimizi desteklemek ve gıda güvenliğini en üst seviyede tutmak olacağını sözlerine ekledi.
Toplantı Düzce İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Teknik komite birim sorumlusu Seher Akyüz, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Birim Koordinatörü Gökhan Çavdar, Hayvancılık Genel Müdürlüğü Islah Daire Başkanı Dr. Engin Ünay, Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğünden Tarım Havzaları Yönetimi ve CBS Birim Koordinatörü Davut Gür ve Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Nuri Yılmaz’ın sunumlarının ardından soru cevaplarla sona erdi. – DÜZCE
]]>Trakya Kalkınma Ajansının destekleriyle Trakya Tohumcular Derneği tarafından deneme tarlalarında yetiştirilen yerli ve milli 20 ton hibrit ayçiçeği tohumu, Rusya’ya ihraç edilmek üzere yola çıktı. Rusya ihraç transferi öncesi Muratlı Kaymakamı Ahmet Erdoğdu, Trakya Kalkınma Ajansı Gene Sekreteri Mahmut Şahin, Tekirdağ Tarım ve Orman İl Müdürü Oktay Öcal ve Trakya Tohumcular Derneği Başkanı İbrahim Toruk tohumların bulunduğu fabrikada incelemede bulundu.
İkinci kez 20 ton ihracat
Ayçiçeği ihracatında önce gelen ülkelerden biri olan Rusya’da ayçiçeği arenasında artık yerli tohumda boy gösterecek. Tekirdağ’da başarılı bir şekilde kuraklık şartlarına dayanıklılığı ile bilinen yerli tohumlar Rusya’daki tarlalardan 2017’de deneme tarlalarında boy gösterdikten sonra bu yıl da tercih edilmeye başlandı. Seneye 120 ton yerli tohum gönderilmesi konusunda anlaşmalar yapılırken, yerli ve milli ayçiçeği tohumunun ilerleyen yıllarda dünyanın bütün oyuncularının olduğu üretim merkezinde Türk tohumcuları da bundan sonra yayılım göstermesi bekleniyor.
“Ekip çalışmalarından güzel neticeler alındı”
Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin yaptığı açıklamada, “Bugün burada Tekirdağ’ımız için, Trakya’mız için Türkiye’miz için belki miktar olarak küçük ama önemli bir adım atılıyor. Geçen sene yine burada Türkiye’den Rusya’ya ve yurt dışına mal ihracatı için bir arada bulunmuştuk. Temennimiz seneye de bunun devam etmesi yönündeydi. Allah’a hamdolsun bu sene de yine Tekirdağ’dan Rusya’ya yerli ve milli hibrit ayçiçeği tohumunu ihraç ediyoruz. Tabii bu günlere kolay gelinmedi. Yaklaşık 7 yıldan beri Trakya bölgesindeki tohum şirketlerimiz yoğun bir Ar-Ge çalışması neticesinde Trakya Araştırma Enstitüsünden, Namık Kemal Üniversitesinden hocalarımızla beraber şirketlerimiz, borsalarımız, bütün ekosistemdeki paydaşlarımız bir araya geldi. 6-7 yıllık emeğin neticesinde geçen sene Trakya ile beraber tüm Türkiye’de ekim çalışmaları yapıldı ve güzel neticeler alındı. Aynı zamanda da yurt dışında da bu yerli ve milli hibrit ayçiçeğimizin tescil çalışmaları yapıldı. Bu çalışmalar neticesinde geçen sene ilk defa yaklaşık bir konteyner yaklaşık 20 ton mal ihracatı yapılmıştı. Bu sene de onun devamı olarak 20 ton malı ihraç ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Ülkemize döviz kazandırmak istiyoruz'”
Hedeflerinin büyük olduğunu söyleyen Şahin, “Bu gönderilen mallar, oralarda belirli bölgelerde ekim yapılacak Rusya’nın farklı yörelerinde ve inşallah orada da tanındıktan sonra, önümüzdeki yıllarda bu 1 konteyner sayısı 7,8 ve 10 konteynere çıkacak. Amacımız Trakya’da ve Tekirdağ’da doğmuş olan Türkiye’nin ilk yerli ve milli hibrit ayçiçeği tohumunu hem Marmara bölgemizde, Trakya’mızda, hem Türkiye’nin değişik bölgelerindeki ayçiçeği ekilebilir 43 ilde bunu yetiştirmek, büyütmek, yerli ve milli satış oranını çoğaltmak. Malum bu alana yabancılar hakim şuanda bu anlamda Türk mühendislerimizin başından sonuna kadar çalıştığı, Türk şirketlerimizin pazarlamasını yaptığı ve bütün sürece hakim olduğu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın, Tarım Bakanlığımızın da büyük destekleri ile yol aldığı bu projeyi Türkiye’de belli bir aşamaya getirdikten sonra yurt dışında da Rusya, Ukrayna, Romanya, Balkanlar gibi bir çok ülkede de Türkiye’nin gururu olarak bayrağımızı yurt dışında temsil edecek olan firmalarında yerli ve milli hibrit ayçiçeğini oraya satmak, ülkemize döviz kazandırmak istiyoruz” dedi.
“Seneye 120 ton üretim anlaşmasını yaptık”
Dernek Başkanı Toruk ise açıklamasında, “Firma olarak Rusya’da çalışmalar yaptık. Önce Rusya’nın her tarafında tohumlarımızı gönderdikten sonra önce çiftçilere beğendirmek gerekiyor. 2017’de tescil ettirmiştik. Aslında büyük ihracatı ilk defa geçen sene 20 ton olarak göndermiştik. Rusya’nın 17 tane üretim bölgesi var. 17 üretim bölgesinde denemelerde olumlu sonuçlar verince, tabii yabancı ülkelerde özellikle yabancı çiftçileri ikna etmek çok kolay değil. Orada ölçek ekonomisi var. Bu senede 20 ton gönderiyoruz. Seneye de inşallah 120 ton üretim anlaşmasını yaptık. Rusya gibi bir ayçiçeği üretim merkezinde dünyanın bütün oyuncularının olduğu bir üretim merkezinde biz Türk tohumcuları da bundan sonra varız. Pazarımız gitgide büyüyecek. Orada 100 bin ton bir pazar var. 6-7 bin ton civarında bir pazar payı alacağımıza inanıyoruz” ifadelerine yer verdi. – TEKİRDAĞ
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, AEDAŞ, hizmet bölgesindeki her noktaya kesintisiz ve kaliteli elektrik dağıtım hizmeti sunmak için, görev alanı kapsamına giren her bölgeye özel yatırım, bakım ve onarım çalışmaları yapıyor.
Bu çerçevede 2023’te Antalya Merkez, Aksu, Döşemealtı, Kemer, Kepez, Konyaaltı ve Muratpaşa’nın enerji altyapısını güçlendirmek için 128 yeni trafo merkezi kuran AEDAŞ, 2,358 aydınlatma direği yatırımı yaparken, 6,906 armatürü yeniledi.
AEDAŞ Metropol Bölge Müdürlüğü’ne bağlı olan ilçelerde ayrıca 1526 alçak gerilim, 862 orta gerilim direği dikildi, 483 kilometre yeni şebeke tesis yatırımı da hayata geçirildi.
Ayrıca Aksu İlçesi’nin Altıntaş Bölgesi’nin tamamına yönelik enerji arzını sağlayabilmek için TEİAŞ Trafo Merkezi’nden orta gerilim fider tesis çalışmalarına başlandı.
Şirket, 35 kilometre yeraltı kablolu orta gerilim şebekesinin yüzde 50’lik kısmını tamamladı ve yeraltı kablolu alçak gerilim ve aydınlatma şebekesi ile birlikte 20 adet 1600 kilovolt-amper (kVA) trafo bölgesi yaptı. Bunların yanı sıra Yeşilkaraman Mahallesinde 3, Gaziler Mahallesinde 2, İhsaniye, Karagöz, Kurşunlu, Pınarlı, Yörükler ve Yurtpınar Mahallelerinde 1’er ilave trafo bölgesi tesisi, şebekenin yenilenmesi ve kapasite artışı yapıldı.
AEDAŞ ayrıca bu yıl için Aksu ilçesi genelinde, 435 yeni aydınlatma direği, 6 kilometre havai alçak gerilim şebekesi, 12 kilometre AG+OG havai şebeke, 13 kilometre yeraltı alçak gerilim şebekesi ve 12 kilometre yeraltı orta gerilim şebekesi tesisi planladı.
Şirket, Döşemealtı İlçesi’nin Ekşili Mahallesinde 9, Altınkale, Orta, Yeniköy Mahallelerinde 3, Kovanlık Mahallesinde 2, Aşağıoba, Dağbeli, Karataş, Kirişçiler Mahallerinde 1’er ilave trafo bölgesi tesisi, şebekenin yenilenmesi ve kapasite artışı yapıldı. Şirket ayrıca, 2024’te ilçe genelinde; 735 yeni aydınlatma direği, 7 kilometre havai alçak gerilim şebekesi, 19 kilometre AG+OG havai şebeke, 21 kilometre yeraltı alçak gerilim şebekesi ve 14 km yeraltı orta gerilim şebekesi tesisi planladı.
AEDAŞ, Kepez İlçesi’nin Varsak Karşıyaka’da 9, Altınova Mahallesinde 4, Barış, Yeni Emek, Fatih Mahallerinde 2’şer, Gazi, Habibler, Kütükçü, Şafak, Şelale Mahalleri ve Yeşil Sanayi Sitesi’nde 1’er ilave trafo bölgesi tesisi, şebekenin yenilenmesi ve kapasite artışı ve yenileme çalışmaları yapıldı. 2024’de ilçe genelinde 1100 yeni aydınlatma direği, 33 kilometre yeraltı alçak gerilim şebekesi ve 25 kilometre yeraltı orta gerilim şebekesi tesisi planlandı.
Yine şirket, Konyaltı İlçesi’nin Yarbaşçandır-Hisarçandır Mahallesinde 17, Gökdere Gürsu, Hurma Mahallelerinde 1’er ilave trafo bölgesi tesisi, şebekenin yenilenmesi ve kapasite artışına gidildi. Pınarbaşı ve Uncalı Mahallelerine mevcut şebekede alternatif beslenme hattı tesis edildi. 2024’te ilçe genelinde 100 yeni aydınlatma direği, 18 km havai alçak gerilim şebekesi, 40 kilometre AG+OG havai şebeke, 7 kilometre yeraltı alçak gerilim şebekesi ve 3 kilometre yeraltı orta gerilim şebekesi tesisi planlandı.
Diğer yandan AEDAŞ, Muratpaşa İlçesi’nin Ermenek Mahallesinde 2 ilave trafo bölgesi tesisi, Güzeloba Mahallesinde ise 2 ilave trafo bölgesi tesisi ile 11 mevcut trafo tesisinde kapasite artışı ve yenileme çalışmaları yapıldı. Bu yıl için ilçe genelinde 370 yeni aydınlatma direği, 2 kilometre AG+OG havai şebeke, 11 kilometre yeraltı alçak gerilim şebekesi ve 9 kilometre yeraltı orta gerilim şebekesi tesis edilmesi planlandı.
]]>“HER SEÇİM DÖNEMİNDE AYNI SENARYOYU DEVREYE SOKTULAR”
Erdoğan, enflasyonu Avrupa ve ABD’nin de kontrol altına almaya çalıştığına dikkat çekerek küçük esnafların prim gün sayısı için de çalıştıklarını belirtti. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Bugün Bursa’da katılım, 90 bin. Durmak yok, yola devam. Pazar günü inşallah sandıkları gümbür gümbür patlatacağız. Bursa’yla birlikte Türkiye Yüzyılına hazırlanıyoruz. Biz biliyoruz ki Bursa’nın boş lafla işi olmaz. Çünkü Bursa emeğin alın terinin şehridir. Bursa yatırıma bakar, esere bakar. Bursa icraata bakar. Türkiye Yüzyılı yolcuğumuzda bizi en iyi anlayacak olan Bursa’dır. Bursa TOGG başta olmak üzere prestij eserlerine öncelik yapıyor. Biz de belediye başkanlarımızla el ele verip Bursa’nın önünde yeni bir dönem açmayı planlıyoruz.
Güven ve istikrar iklimimizi bozmak için yıllardır ülkemizde etki edebildikleri her kesimi kışkırtmaya, hareketlendirmeye çalıştılar. Her seçim döneminde de aynı senaryoyu devreye soktular. Milletimizle bir olup tüm bu oyunları birer birer bozduk. Kimi tuzakları geçtiğimiz mayısta olduğu gibi sandıkta hüsrana uğrattık.
Kimi tuzakları 15 Temmuz’da olduğu gibi sokakta bertaraf ettik. Kimi tuzakları askeri harekatlarımızla sınırlarımız ötesinde durdurduk. Tabii bu uzun soluklu bir mücadeledir. Her dönemde yeni araçlar, yeni argümanlar, yei taktikler devreye giriyor. Hiç şüpheniz olmasın, önümüzde bizi yine zorlu bir süreç bekliyor. Bu toprakları vatan yapmak için verdiğimiz uğraşı, vatanımızı elde tutmak için de sürdürmek mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde tıpkı bir asır önce yapmaya çalıştıkları gibi bizi bu topraklardan jiletle kazıyıp atmakta tereddüt etmeyecekleri açıktır.
MUHALEFETE ELEŞTİRİ: PKK’YA GÖZ KIRPIYORLAR
Ülkemiz muhalefetinin anlamadığı, anlamak istemediği, anlasa bile önemsemediği hakikat işte budur. İhtirasları öylesine gözlerini bürümüş durumda ki ülkenin ve milletin uzun vadeli çıkarlarının altına dinamit döşemekten çekinmiyorlar. Bu uğurda PKK’ya göz kırpıyorlar. Bu uğurda FETÖ’ye göz kırpıyorlar, bu uğurda emperyalist heveslere göz kırpıyorlar, bu uğurda her türlü hırsızlığa, arsızlığa yol veriyorlar. Siyasi vizyon sıfır. Siyasi program hak getire, proje mevcut değil, icraat desten zaten yok .Buna karşılık muhalefet cenahında her türlü istismar, her türlü kirli pazarlık, her türlü entrika kol geziyor.
CHP, çeşitli şehirlerde DEM’le hem de tabanına rağmen neyin karşılığı, hangi paylaşımların ürünü olduğu bilinmeyen karanlık ittifaklar kuruyor? Fakat bundan öylesine utanıyorlar ki saklamak için de kırk takla atıyorlar. CHP’nin ihtirasları DEM’in de için hallaç pamuğuna çevirdi. Bu partide kimi diyor ki kendimize oy verelim, kimi diyor CHP’nin kuyruğuna takılalım. Yani her kafadan bir ses çıkıyor. Toplam üye sayısı 500 bini bulmayan marjinal partiler, sağa sola talimat veriyor, istikamet çiziyor, seçmenin iradesine ipotek koyuyor. CHP’li faşist yöneticiler ‘kapıdan giremezsiniz’ diyerek zaten bunları her gün tokatlıyor.
“TEMMUZDA EMEKLİ MAAŞLARINI MASAYA YATIRACAĞIZ”
Avrupa’sından, ABD’sine herkesin kontrol altına almaya çalıştığı enflasyonla biz de mücadele ediyoruz. Emeklilerimizin bayram ikramiyelerini artırdık. Ayrıca 5 bin lira ödemede bulunduk. Temmuzda yılın ilk 6 ayındaki enflasyona göre emekli maaşlarını masaya yatıracağız. Memurlara ek gösterge uygulamasını genişleterek düzenlemenin hazırlıkları tamamlandı. Küçük esnafların prim gün sayısı için de çalışıyoruz.
Ayrıntılar geliyor…
]]>Şehrin işleyen çarklarının başında gelen Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nin (OSB) çalışanlarının konut ihtiyaçlarının karşılanması, iş yerlerine hızlı ve daha kolay ulaşımın sağlanması, sosyal konut projeleriyle uygun bedel ve ödeme şartlarıyla vatandaşların ev sahibi olması amacıyla Büyükşehir Belediyesi ile OSB ortak çalışma başlattı.
“Proje, konut ihtiyacı ve ulaşım sorununun çözümüne destek olacak”
İmzalan protokolle birlikte başlayacak proje, sanayi alanlarına yakın bölgelerde işçiler için Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki olan Gazi Konut, OSB ve sanayicilerin inşa edeceği konutlarla ihtiyaç giderilecek, yetişmiş insan gücü OSB bünyesinde kalarak verimlilik artacak, işte iç huzur güçlenmiş olacak. Proje kapsamında ayrıca günlük ulaşım için servis trafiği şehir merkezinden kaldırılarak ulaşım rahatlayacak.
İnşa yapılacak arazilerin altyapı, su, yol ve ulaşım çalışmaları Gaziantep Büyükşehir ve OSB ortaklığında yapılacak. İşçilerin iş yerlerine yakın olacak konutların inşa edileceği arsaların kentsel tasarımları tamamlandı, mimari projeleri üretildi, imar çalışmalarında teknik aşamalarda sona gelindi.
“Amacımız işçilerimizin kendi imkan ve fırsatlarıyla kira öder gibi konut sahibi olmalarını sağlamak”
Protokol imza töreninde konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, bugün imzalanacak protokolün heyecanlandırdığını aktararak, “Burada iş verimliliğini arttırmamız gerekiyor. Yeni dünyada OSB’yi yeşil ve akıllı yapma gibi hedeflerimiz var. Bunun için iş dünyasının güven ve istikrar ortamında büyüme kapasitelerini arttırması gerekiyor. Özellikle iş yerindeki huzurun, barışın verimliliğinin artması için işçilerimizin bizden en büyük meselesini çözmek için bir araya geldik. Şehir göç alıyor ve konut açığı ortaya çıkıyor. Konut açığının olduğu yerde kira fiyatlarının yükselmesini ev sahiplerinin inisiyatifine bırakamayız. Yapacağımız şey arz ve talebi dengelemek. Amacımız işçilerimizin kendi imkan ve fırsatlarıyla kira öder gibi konut sahibi olmalarını sağlamak. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız da bu konuda destek vereceğini belirtti. OSB içinde daha çok verim için kariyer sahibi, mühendisleri, ustaları daha iyi yetişmiş işçilerimizi bünyemizde tutmamız ve verimliliği arttırmamız gerekiyor. Burada en çok talep edilen şey ise konut oldu. Tek başına TOKİ’den beklemiyoruz. Gazi Konut olarak önce Kuzeyşehir ve Güneyşehir’de ihtiyacı gidermeye çalıştık” dedi.
“Burada istihdam üreten şehir kazanıyor”
Konuşmasının devamında Başkan Fatma Şahin, arsa üretiminde ve planlamada büyük destek verdiklerini aktararak, “İhtiyaç o kadar büyük ki özellikle OSB’nin konut ihtiyacı konusunda bu protokol çok önemli. Bizde kendi bünyemizde kendi çalışmamızı yaptık. OSB etrafında konutları arttırdığımızda bu hem işçimizin konut sahibi olmasını, kendi kendine yetmesini, aile ekonomisini güçlendirmesini, iş yerinde verimliliğin arttıracak ve bizim açımızdan OSB’de huzur ve mutluluk çok önemli. Aynı zaman da konutlarla beraber bir diğer sıkıntı da ulaşım konusunda da rahatlama olacak. Çok fazla işçi servisimiz var ve çok fazla şehirde dolaşıyor. Bu çalışmayla da otomatik olarak önleyici tedbiri almış olacağız. Burada bunun sonunda istihdam üreten şehir kazanıyor. Böyle olduğu zaman Gaziantep Modeli Türkiye ve dünyada örnek oluyor. Bu protokolle yeni dönemde konut açığımızı gidereceğiz, arz talebi dengeleyeceğiz ve tamamladığımızda yeşil ve akıllı OSB hedefine çok daha hızlı ulaşacağız çünkü beşeri sermayemizi mutlu edip elimizde tutacağız. Bu protokolle bunu vermiş olacağız. Yeni modelimizle Türkiye’de ki bütün OSB’lere örnek olacağız. Yeni dönemde en temel iki sorunu çözecek bir imza olacak bu” ifadelerini kullandı.
“Büyükşehir Belediyesi’nin verdiği destekle hayal bile edemediğimiz birçok projeyi geliştirdik”
Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Cengiz Şimşek ise imzalar öncesi konuşmasında Büyükşehir Belediyesi ile yürütülen ortak projelere değinerek, “Biz bugün burada Büyükşehir Belediyesi’nin verdiği destekle hayal bile edemediğimiz birçok projeyi OSB olarak geliştirdik. Geçen yıl yaptığımız protokolde de Fırat Nehri’nden su getirme projesi ile ilgili bir çalışmaya imza atmıştık. Yaklaşık 300 bin işçinin konut sorununu çözmek için Büyükşehir Belediye Başkanımız Fatma Şahin’de çok büyük destek vererek sanayicilerimizin ve çalışma arkadaşlarımızın çalışma ortamının iyileşmesi ve gelişmesi için büyük bir projedir. Bu proje hayata geçirildiğinde birçok çalışanımız kısa sürede iş yerlerine gelecekler, uygun şartlarda ev sahibi olacaklar” şeklinde konuştu.
“Hızlı bir şekilde konut ihtiyacını çözeceğiz”
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Sezer Cihan’da törende proje hakkında teknik detaylar vererek, “Bugün burada OSB’de çalışan kardeşlerimiz için onlara uygun, hesaplı bir konut vermeyle alakalı uzun zamandan beri OSB ile birlikte çalışmamız vardı. Organizede sanayicilerimizle toplantılar yaptık. Bunun sonucunda uzun süredir devam eden çalışmamızın planlama yapılmasıyla ilgili konular sonuçlandı. Arazilerin her türlü altyapısını Büyükşehir Belediyesi ve OSB birlikte yapacak. Yolu, suyu, kanalı, ulaşımı. Her şeyden önemlisi konut yapacağımız alanlar OSB’ye yakın olacak. OSB’de çalışan kardeşlerimizin işyerlerine ulaşmasını sağlayacak mesafede olacak evler. Hem OSB, hem belediye hem de OSB’de iş yeri olan sanayicilerimizin kendi çalışanlarına konut yapabileceği hızlı bir şekilde konut ihtiyacını çözeceğiz” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Adana Arı Yetiştiricileri Birliği Başkan Vekili Şükrü Gedik, AA muhabirine, kentin arıcılıkta önde gelen iller arasında yer aldığını söyledi.
Adana’da birliklerine kayıtlı 212’si kadın 2 bin 334 üye bulunduğunu dile getiren Gedik, geçen yıl yaklaşık 500 bin kovanda 14 bin tonun üzerinde bal üretimi yapıldığını belirtti.
Gedik, arıcılığın diğer tarımsal faaliyetlere göre daha az sermayeyle daha kısa sürede kazanç sağlaması ve kırsalda istihdama katkısıyla büyük önem taşıdığını ifade etti.
Doğayla iç içe yapılan arıcılığın, hava sıcaklığı, bitki örtüsü gibi şartlardan çok fazla etkilendiğini belirten Gedik, tarımsal ilaçların da bal verimini düşürdüğünü söyledi.
Adana’da yerleşik arıcıların ve gezgin olarak başka illere giden arıcıların geçen yıl kuraklık nedeniyle sorun yaşadığını dile getiren Gedik, “Arıcılarımız kuraklıktan dolayı hem burada hem de gittikleri yerlerde çiçeklerin az olması nedeniyle yeterli bal alamamışlardır. Aslında ulaşım masraflarını bile karşılayamayacak duruma gelmiştir.” diye konuştu.
“Arıların direnci düşüyor”
Kış mevsiminde hava sıcaklığının aniden yükselmesiyle arıların doğaya erken çıktığını belirten Gedik, şöyle devam etti:
“Kışın hava sıcaklığı 14 derecenin altına düştüğü zamanlarda arılar kovanların içinde çıtaların ortasında bir ‘kış salkımı’ oluştururlar. Bu salkımın ortasında da sıcaklık 35 derecedir. Orada ısıtma görevi gören arılar vardır. Kanat kaslarını titreştirerek bu ısıyı sağlarlar. Fakat havanın biraz ısındığını görünce bu sefer hem yavrulamak hem de polen getirmek için dışarı çıkmaya başlıyorlar. Aniden soğuyan havayla da geri dönemiyorlar. Bir de yavrularını da ısıtamadıklarından çeşitli hastalıklara yol açıyor. İklim değişikliğinden dolayı arıların direnci düşüyor, strese giriyor, böylece de bal üretimi azalıyor. Az olan bal da kalitesiz hale geliyor.”
Gedik, tarımsal faaliyetlerde kullanılan zirai ilaçların da arıcılığı olumsuz etkilediğini ifade etti.
Zirai ilaçlardan kaynaklı arı ölümleri yaşandığını söyleyen Gedik, “Yapılması gereken ya zararsız pestisit kullanılması ya da bu ilaçlamaların özellikle gün batımından sonra yapılması ki arılar akşam kovanlarına dönerler. Bu ilaçlamaların ondan sonra yapılması gerekir.” dedi.
“Bal oranımız yarı yarıya düştü”
Gezgin arıcı Abdullah Erdoğan da yağmurun az olduğu dönemlerde üretimlerinin de düştüğünü söyledi.
Geçen yıl Kayseri’de ve Konya’da kuraklık nedeniyle verimin azaldığını dile getiren Erdoğan, “Bal oranımız yarı yarıya düştü. Diyarbakır’a gidenlerin hepsi zarar etti. Yağmur az yağdığı için otlar çabuk kurudu. Arıcılar, hiç bal alamadan Muş’a göçmek zorunda kaldı.” diye konuştu.
Tarım ilaçlarının da arıları olumsuz etkilediğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
“Arılar hem ilaçlama yapılan bahçede ölüyor hem oradan zehri alıp getirdiği kovanda ölüme neden oluyor. İlaçlamanın saat 17.00-18.00’den sonra yapılması bizim için daha iyi olur. Arı, bahçede ilaç sıkılırken yakalanırsa çok zarar görüyor. İlaçlama akşam yapılırsa arı ertesi gün o bahçeye girmez. Etkilense bile çok az etkilenir.”
Adana’da yerleşik arıcılık yapan Mehmet Ataş da Çukurova’da tarım ilaçları nedeniyle büyük sıkıntı çektiklerini söyledi.
]]>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in öncülüğünde iklim krizi ve kuraklıkla mücadele kapsamında Türkiye’de ilk olarak hayata geçirilen Sünger Kent projesi kentin dört bir yanına yayılmaya devam ediyor. Başkan Tunç Soyer Türkiye’nin su döngüsü ile yağmur suyu yönetimi yapılan ilk sünger okulu olan Bornova Çamdibi Mahallesi’ndeki Mediha Mahmut Bey Ortaokulu’nu ziyaret etti.
“SİZE MİNNETTARIZ”
Başkan Soyer’e İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı jeoloji mühendisi Alim Murathan ve ekip temsilcileri eşlik etti. Mediha Mahmut Bey Ortaokulu Müdürü Hüseyin Yaldız okulda kurulan sistem hakkında bilgi verdi. Alim Murathan Başkan Soyer’e projenin uygulama kitabını vererek “Türkiye’de ilk defa bu pilot projeyi yaptık. Şimdi de tüm Türkiye’de rehber olacak. Beton kabukları kıracak, yeşil dönüşümü gerçekleştirecek bir rehber kitap var. Bu sizin eseriniz. Size minnettarız” dedi.
İNSANLIK İÇİN BÜYÜK ADIM
Başkan Soyer de rehber kitabı alarak çok gurur duyduğunu söyledi. Soyer, “Neil Armstrong aya indiğinde benim için küçük, insanlık için büyük bir adım demişti. Sünger Kent uygulamaları uzaktan küçük bir adım gibi görünebilir ama hakikaten hayatı dönüştürecek, iyileştirecek çok büyük bir adım. Sünger otoparkı, şimdi de sünger okulu yaptık. Sünger cami, mezarlık… Bunların devam etmesi çok kıymetli. Çünkü bu iklim krizi daha büyük sıkıntıları yaşatacak hepimize. O nedenle bu adımların son derece kıymetli olduğunu düşünüyorum. Verdiğiniz emek için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bütün Türkiye’ye örnek olacağını düşündüğüm bir proje. Attığınız imza için kutluyorum” dedi.
“ÇOCUKLARIN ÇOK İHTİYACI VARDI”
Okul Müdürü Hüseyin Yaldız ise “Destekleriniz için çok teşekkür ediyoruz. Ekibin tamamı özveriyle çalıştı. Çocuklarımın çok ihtiyacı vardı. Onlar adına teşekkür ediyorum. Onlar da gülüyorlar. Mutluluğumuza ortak olduğunuz için, destek verdiğiniz için şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.
OKULDAKİ SİSTEM NASIL KURULDU?
Türkiye’nin su döngüsü ile yağmur suyu yönetimi yapılan ilk sünger okulu olma özelliğini kazanan Mediha Mahmut Bey Ortaokulu’nun yakın çevresi ani yağışlarda su baskınlarına maruz kalıyordu. Okulun yağmur suyundan kaynaklı sorunlarını çözmek amacıyla doğa esaslı yağmur suyu altyapı tekniklerinin uygulanmasına karar verildi. Ülkede birçok okulun geçirimsiz yüzey alanlarından oluşması nedeniyle pilot projenin diğer okullara örnek olması da hedeflendi.
Proje kapsamında okulun çatı alanlarına düşen sular yağmur depoları ve yağmur kuyuları ile asfalt ve geçirimsiz yüzeylerinde toplanan yağmur suları ise yağmur hendekleri ve yağmur bahçelerinde toplandı. Suyun önemi ve iklim değişiminin etkilerini anlatan projenin yağmur depoları grafiti sanatçıları ve okul öğrencileri ile boyandı ve diğer altyapı uygulamaları açık bir laboratuvar ortamı sağladı.
SÜNGER KENT İZMİR PROJESİ BÜYÜYOR
Değişen iklim koşulları, nüfus artışı, kuraklık ve kirlilik kentleri daha hassas hale getiriyor ve temiz su varlığına erişim her geçen gün önem kazanıyor. İzmir’de yağmur suyu hasadının yaygınlaşması ve bu kültürün gelişmesi için “Yağmur Suyu Hasadı” projesi yürütülmeye başlandı. Proje kapsamında kente düşen yağmuru değerlendirip yeniden doğal su döngüsüne iade etmek için İzmir’deki 5 bin binaya 5 bin yağmur suyu deposu dağıtılıyor.
Küçük Menderes Ovası Yağmur Suyu Hasadı projesi ile besleme kuyuları, sızdırma sarnıçları ve göletleri kurularak yağmur suyu hasadı yapılmaya başlandı. Ödemiş’te 1 sızdırma göleti ve Bayındır’da 2 sızdırma tüneli yapımına devam ediliyor.
HEDEFLENEN YÜZDE 70
Türkiye’de ilk kez İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan 1097 sayılı Sünger Kent Uygulamaları Yönetmeliği ile yağmur suyu hasadı projesi güçlendirilmeye devam ediyor.
Sünger Kent projesi ile İzmir’in çatılarını, kent içi yollarını, sokaklarını, kaldırımlarını, parklarını, kısacası kentin her bir noktasındaki yağmur suyu değerlendiriliyor. Projenin nihai hedefi İzmir’in kentsel alanlarındaki yağmur suyu akışını yüzde 70 oranında azaltmak.
]]>ASKİ Genel Müdürlüğü, eski yönetimler tarafından altyapının ihmal edilmesi nedeniyle kentte zaman zaman yaşanan ve geçmişte can ve mal kayıpları ile de sonuçlanan sel manzaralarına savaş açtı. Geçen aylarda başlattığı kapsamlı temizlik hamlesini gece gündüz ve aralıksız sürdüren ASKİ, Başkent Ankara’da yer alan 150 bin civarında ızgara, 2 bin civarında sel kapanı ve 111 alt geçidi düzenli aralıklarla temizliyor.
Ankara’nın 25 ilçesinin tamamında gerçekleştirilen rutin temizlik, bakım ve onarım çalışmaları ile Başkenti sağanak yağışa hazır hale getirmek için çalışan ASKİ, insan kaynağı ve teknik araç gücüyle 2023 Aralık–Şubat 2024 dönemini kapsayan son 3 ayda içine dolan malzemeler nedeniyle gider sorunu olduğu tespit edilen 73 bin 602 ızgara ve 699 sel kapanını temizledi.
IZGARA VE SEL KAPANLARINA SİSTEMATİK KONTROL
Geçen aralık, ocak ve şubat aylarında, 68 bin 451 ızgara ile bin 377 sel kapanı kontrol edilerek temiz kaydı alındı. Yine son 3 ayda Ankara’daki alt geçitlerde bin 223 temizlik kontrolü gerçekleştirilerek, dolu noktaların temizliği sağlandı. Ankara genelinde mevcut sel ızgaraları ve mazgalların önemli bir kısmı temizlik kontrolünden geçirilmiş oldu. Coğrafi Bilgi Sistemi’nde kaydı eksik olan 60 bine yakın ızgara da sisteme kaydedildi. Böylece düzenli izleme için çok önemli olan veri tabanındaki eksikliklerin giderilmesinde önemli bir mesafe alındı. Geçen 3 ayda ayrıca 482 noktada, 17 yeni sel ızgarası ve bin 648 yeni ızgara imalatı gerçekleştirildi.
ASKİ Genel Müdürü Memduh Aslan Akçay, kum, çakıl, yaprak, dökülen yağ ya da bebek bezi gibi maddeler ile tıkanan ızgaralar nedeniyle yaşanabilecek sel baskınları ve daha küçük su taşkınlarının önüne geçmek için yürütülen temizlik çalışmaları hakkında şu bilgileri verdi:
“YAĞMUR SUYU GİDER ALTYAPISI YILDA EN AZ 3 TUR GÖZDEN GEÇİRİLECEK”
“Geçmişteki hataları yineleyip yeniden üzücü olaylar yaşamamak için Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş döneminde ASKİ olarak Türkiye’mizin göz bebeği Ankara’mızda kapsamlı bir yağmur suyu gider altyapısı temizlik programı yürütüyoruz. Izgaraların yanı sıra kentimizdeki sel kapanlarını da tıkanıklık ve temizlik açısından sürekli kontrol ediyoruz. Ankara’da sel yaşanabilecek her bir noktayı kontrol altında tutmak için takip ettiğimiz bir programımız var. Bu sayede sistemimizde kayıtlı tüm ızgaraları yılda en az 3 kez ki bu 4’te olabilir gözden geçireceğiz. Böylece altyapıda idari kaynaklı ortaya çıkabilecek sorunların önlemini almış olacağız. Burada amaç sel felaketi yaşanmadan önlem almak ve selin olumsuz etkilerini en aza indirmek. Hedefimiz Ankara’da temizlenmemiş olmaktan kaynaklanan rögar taşkınlarını ve su baskınlarını tamamen önlemek. Bunu yapabilmek için de düzenli şekilde her ay mevcut rögar ve ızgaralarımızın en az yüzde 25’ini kontrol edecek ve gerektiğinde temizleyeceğiz. Yağmur yağdığı zaman beklentimiz aldığımız bu önlemlerin olumlu sonuçlarını görmek, halkımızın şikayetlerini asgari düzeye indirmek. İdare kaynaklı sorunları giderdikten sonra bölgede bir taşma yaşanırsa bu sefer bölgedeki fiziki altyapı kontrol edilerek ihtiyaç duyulan çözümler üretilecek.”
ANKARALILARA VE İLÇE BELEDİYELERİNE ÇAĞRI
Atık su ve yağmur suyu hatlarının zamanla kum, çakıl, yaprak ve yağ gibi çökelmiş malzeme birikimi ile dolarak çalışamaz duruma geldiğinin altını çizen Akçay, ızgaraları tıkayabilecek bebek bezi gibi malzemelerin, tekstil ürünlerinin, plastik çöplerin ızgaralara atılmaması için Ankaralılara çağrı yaptı. Akçay, “İlçe belediyelerinin de asfaltlama yaparken ızgaraların üzerini kapatmamaları ve kod farkı yaratmama hususları da altyapının verimli çalışmasında en önemli unsurlardan birisi olarak öne çıkıyor” dedi.
]]>AA muhabirine açıklamada bulunan Eresin, Ramazan Bayramı tatilinin 9 güne çıkarılmasının turizm sektörü açısından memnuniyet verici olduğunu söyledi.
Bayram tatilinin erken açıklanmasının da çok yerinde bir karar olduğunu dile getiren Eresin, “Bu durum, daha kolay ve zamanında planlama yapabilmeyi sağlayacaktır. Yerli tatilci açısından henüz sezon başlamadı. Bayram döneminde de henüz sezon başlangıcı olduğunu söyleyemeyiz. Ancak tatilin uzaması kıyı bölgelerdeki dolulukların artmasına önemli katkı sağlayacak. Kıyılarda yüzde 100 doluluk olmasa da turizmcileri memnun edecek doluluk oranlarına ulaşılacaktır diye umuyoruz.” ifadesini kullandı.
“‘Memleket turizmi’ trafiğinin yoğunlaşmasını bekliyoruz”
Türk vatandaşlarının bayram tatillerinde genellikle şehir ve kültür turlarını tercih etmediğini belirten Eresin, “Bu nedenle şehir otellerinde yerli tatilci açısından her zaman olduğu gibi bu bayram döneminin de sakin geçmesini bekliyoruz. İstanbul başta olmak üzere şehir otellerinde ağırlıklı Körfez ve Orta Doğu’dan misafirlerimizi ağırlayacağız gibi gözüküyor. Yaz tatil dönemine denk gelmeyen bayram dönemleri ağırlıklı memleket ziyaretlerinin yapıldığı bir dönem. Bu bayramda da ‘memleket turizmi’ trafiğinin yoğunlaşmasını bekliyoruz.” diye konuştu.
Eresin, kıyı bölgelerde yerli turist açısından turizm hareketinin hızlanacağını dile getirerek, “İklimi dolayısıyla Antalya’da bayram canlılığı hissedilecektir. Ayrıca Anadolu şehirlerine yönelik 2-3 günlük kısa kültür turizmi turlarında artış öngörüyoruz. İstanbul’u çevreleyen yakın turizm destinasyonlarında da yoğunluk ihtimali var.” değerlendirmesinde bulundu.
TÜROB olarak sürekli çok fazla sayıda sahte çevrim içi site olduğu uyarısında bulunduklarını söyleyen Eresin, şunları ifade etti:
“Bir seyahat acentesi veya bir tur operatörü aracılığıyla tatil planlanıyorsa öncelikle bu şirketlerin güvenilir olmalarına acente veya tur operatörünün Türkiye Seyahat Acentaları Birliği üyesi olmasına dikkat edilmeli. Aracı kullanmadan online siteler üzerinden bir tatil planlaması yapılıyorsa, bu sitelerin gerçek ve güvenilir olduklarının kontrolü mutlaka yapılmalı. Online siteler üzerinden rezervasyon yapılması sonrası otelden de rezervasyonlarının teyit edilmesini tavsiye ediyoruz. Dolandırıcılar, otellerin ve seyahat şirketlerinin internet sitelerinin birebir kopyası siteler açabiliyorlar. İlk bakışta sahte bir site olduğunu anlayabilmek zor olabiliyor ama sitenin adından mutlaka kendilerini ele verecek yanlış bir kullanım da oluyor.”
Eresin, dolandırıcıların arama motorları ve sosyal medya reklamları üzerinden de vatandaşların kendilerine yönelmesini sağladığına işaret ederek, özellikle arama motorlarında ilk sırada çıkan yerlere daha çok dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.
“Risk sadece çekilen parayla sınırlı kalmıyor”
Eresin, “Sahte sitelerden yapılan işlemden sonra kredi kartından sitede belirtilen tutar çekiliyor ve ardından satın alma işlemi yapan kişiye orijinal otelin logosunun yer aldığı rezervasyon dosyası ve onayı da gönderiliyor. Burada risk sadece çekilen parayla sınırlı kalmıyor. Dolandırıcılar hem kartları kopyalıyor hem de farklı harcamalar yaparak vatandaşların kredi kartını boşaltıyor.” diye konuştu.
Vatandaşlara özellikle çok düşük fiyat verilen tesisler konusunda dikkatli olmalarını tavsiye ettiklerini belirten Eresin, şunları kaydetti:
“Abartılı derecede indirimli fiyatlara şüpheyle bakılmalı ve otellerin gerçek kendi web sitelerinden rezervasyon yapılmalı. Bizim önerdiğimiz bu yöntem konaklama tesisine direkt rezervasyon yaptırmak. Birçok otel en uygun fiyatlarını kendi web sitesinde veriyor. Dolayısıyla misafirlerin istedikleri ve seçtikleri otel belliyse, direkt otellerin web sayfalarından bizzat rezervasyon yaptırabilirler. Ayrıca otellerin daha esnek iptal şartları sunduğuna da dikkat çekmek isteriz. Aracı satış kanalının kontrolü daha zor olmakla birlikte bir otelin kendi web sayfasının doğruluğunu kontrol edebilmek çok daha kolay olacaktır.”
]]>Üniversiteden yapılan açıklamaya göre “Kendilik Algısı”, kişinin kendisini nasıl gördüğünü, algıladığını veya tanımladığını anlatan bir olgu olarak psikoloji literatüründe yerini aldı.
Tamamen sübjektif olan bu durum, kişinin doğası ve özelliklerinin yanı sıra deneyimleri, akranlar ve yetişkinlerle olan etkileşimleri, çevresindekilerin kişiye karşı olan davranışları ve ifadeleriyle şekilleniyor.
Dolayısıyla bir kişinin kendisiyle ilgili algısı, çevresinde onu gözlemleyen diğer kişilerin algısından çok farklı bir noktada olabiliyor. Uzmanlar ise ebeveynlerin çocuklarında olumlu kendilik algısı oluşturmaya çalışırken psikolojilerini bozabilecekleri uyarısında bulunuyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Örnek, kendilik algısına ilişkin bilgi verdi.
Örnek, kendilik algısının, kişinin diğerleriyle olan etkileşiminde, kendisi ile olan ilişkisinde, yaşamda seçtiği yollar ve verdiği kararlarda büyük ölçüde etkili olduğunu vurgulayarak, “Kendisini sosyal olarak sevilir ve kabul edilir gören kişi daha rahat ve doğal iletişim kurar. Aksine kabul edileceğinden emin olmayan bir kişi ise etkileşimden kaçınır ve sonuçta sosyal becerileri yeterince gelişmeyebilir” ifadelerini kullandı.
Örnek, kişinin kendisini nasıl algıladığının, yetişme koşullarında ebeveynlerinin, önemli diğer yetişkinlerin ve akranların tepkileriyle çok bağlantılı olduğuna dikkati çekerek, üst düzeyde başarılı bir kariyeri olan kişilerde, çocuklukta ebeveynlerin mükemmeliyetçiliği ile karşılaştığı için kendisini hiçbir zaman yeterli ve başarılı hissedemediğini gözlemleyebildiklerini belirtti.
Bu durumun ebeveynlerin tepkileri nedeniyle kendilik algısı grafiğinin olumsuza doğru düşüşe geçmesi olarak düşünülebileceğini ifade eden Örnek, “Kişi kendisini ortaya koyduğundan daha yetersiz, düşük standartlarda algılamaktadır. Terapide kişinin kendisini başkasının gözünden görerek edindiği algısını, ortaya koyduğu gerçeklere tekrar bakarak değiştirmesine odaklanırız.” bilgisini verdi.
Örnek, zaman zaman bu durumun aksinin olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Örneğin kişi, kendisini başkalarının tabi olduğu kuralların üstünde, şişmiş bir kendilik algısıyla tanımlıyor olabilir. Bu bazen çocukluğundan itibaren kişiye ayrıcalıklı davranılması nedeniyle, bazen de tam tersine yetersiz olduğu çok fazla ifade edilmiş kişilerin kendini koruma kalkanı olarak görülebiliyor. Her iki durumda da terapide kendilik algısını gerçekliğe yakın noktaya çekmeyi amaçlıyoruz. Yani şişmiş kendiliği de sönmüş kendiliği de olabildiğince objektif bir yere getirerek kişinin kendisini buradan görebilmesini amaçlıyoruz.”
Gerçeklikten uzaklaşacak kadar olumlu kendilik algısına dikkat
Son yıllarda ebeveynlerin çocuklarda/gençlerde “olumlu kendilik algısı” oluşturma çabasının yoğun olduğunu gözlemlediklerinin altını çizen Örnek, olumlu kendilik algısının istenen bir durum olduğunu vurguladı.
Örnek, gerçeklikten uzaklaşacak kadar olumlu kendilik algısının ise çocuğun eninde sonunda hayal kırıklığı yaşaması ve kendine yabancılaşması ile sonuçlanacağını aktardı.
Olumlu kendilik algısı oluşturmaktansa gerçekçi bir kendilik algısı oluşturması yönünde gençlere/ çocuklara rehberlik etmenin çok daha sağlıklı olduğuna inandığına dikkati çeken Örnek, “Bu şekilde çocuk/genç gerçekten güçlü olan yönlerini parlatırken çok da güçlü olmayan yönlerini geliştirme yoluna gidecektir. Sahte bir ‘mükemmel kendilik algısı’ çocuğu/genci güçlü kılmaktan çok psikolojik bozukluklara açık ve kırılgan hale getirir.” bilgisini verdi.
Örnek, sağlıklı bir kendilik algısı için neler yapılabileceğine ilişkin şunları kaydetti:
“Çocukluktan itibaren yetişkinlerin hem çocukla olan kendi iletişimlerine dikkat etmesi hem de önemli diğerlerinin çocukla nasıl iletişim kurduğunu takip etmesi gerekir. İnsan önce başkalarının gözlerinde görerek tanır kendini. Bu nedenle yetişme aşamalarında nasıl davranıldığının çok büyük önemi var. Ne sahte bir mükemmellik ile ne de mevcut güçlü yönlerini görmezden gelerek, çocuğun/gencin açıkça güçlü taraflarını da geliştirilmesi gereken taraflarını da konuşarak ilerlemekten bahsediyorum. Bir gencin iletişim becerileri çok güçlü fakat sabır göstermekte zorluk yaşıyor olabilir, bir diğeri de çok sabırlı fakat sınır çizip haklarını korumakta güçlük çekiyor olabilir. Her ikisinin hem güçlü yanları hem geliştirilmeye açık yanları var. Kendisini bu gerçekçilik ile tanımasına izin verilen kişinin sağlıklı bir yetişkin olması, kendisinin farkında ve kendisiyle barışık olması çok daha kolaydır.”
]]>Erzurum ile özdeşleşen ve ‘Cann’ adı verilen gübrenin tanıtımı düzenlenen görkemli bir törenle yapıldı. İbrahim Erkal Dadaş Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapılan toplantıda çiftçiler adına konuşan Erzurum Ziraat Odası Başkanı İslam Yıldırım, “2014 yılından bu yana şehrimizin her alanda kalkınması, değişimi ve dönüşümü noktasında, altyapısından üst yapısına, çevre planlamasından park ve bahçe düzenlemelerine, kentsel dönüşümden tarihi eserlerimizin gün yüzüne çıkarılmasına, turizm hizmetlerine kültürel zenginliklerimizin gün yüzüne çıkarılmasında ve daha sayamayacağım birçok alanda Başkanımız Sayın Mehmet Sekmen, Erzurum’u dört başı mamur bir hale getirdi. Tarım ve hayvancılık sektörlerinde yapılan dev yatırımlar sayesinde Erzurum şimdi başa güreşiyor. Gübre biz çiftçilerin en büyük ihtiyacıydı. Cann Gübre’den ötürü de Sayın Başkanımıza çiftçiler adına şükranlarımı sunuyorum” dedi.
“Gübre ithalatı artık sona ercek”
Ziraat Mühendisi Yakup Görenç de, şunları kaydetti: “Tarım biliyorsunuz binlerce yıldan sonra teknoloji ile birebir örtüşmüş halde dünya nüfusunu besleyen 20 cm’lik humus tabakasından bahsedelim. Bu 2011 yılında Crans Montana Formu’nda tez olarak sunduğumuz bir çalışmanın eseridir. Orada da aynı şekilde dünyanın nüfusuna 20 santimetrekarelik bir humus tabakasıyla beslediğimizi ve bu tabakanın her geçen yıl daha da düşme seviyesinde olduğunu dile getirmiştik. Şu anda 9 milyar nüfusu besleyebilmemiz için şu anda mevcut tarımın iki katını yapmak durumundayız. Bu konjonktürden mümkün olmayacak gibi görünüyor. Çünkü kimyasal gübrelerle artık topraklarımızın yapısında olumsuz değişimler var. Dolayısıyla topraktaki bir takım nitrifikasyon dediğimiz olayların azalması söz konusu. Sağlıklı beslenmenin yolu organik tarımdan geçiyor ve bu anlamda belediyemizin hazırlamış olduğu çiftçilerimizin daha çok ürün alması için daha fazla nitrojen tükettiklerini biliyoruz. Evet Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Sekmen’in öncülüğünde gübre üretimine başladık. Çiftçilerimize daha uygun fiyatta sunacağımız daha iyi bir gübre elde ettik. Hepimize inşallah hayırlı ve uğurlu olur. Rabbim hayırlı eylesin.” Erzurum Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Kılıç da, “Sayın Başkanımız Mehmet Sekmen Bey sayesinde şu anda Türkiye’de tarımda bir numara olan bir belediyeyiz. Dünya Belediyeler Birliği kurucu üyelerinden biriyiz. 13 belediye ile başlayan bu birlik şu anda 1000’in üzerinde üyesi var ve dünyada birçok ülkede bu birliğe üye olmuş durumda. Burada yapmış olduğumuz gübre çalışması bize çok büyük bir avantaj sağladı. Gübremizle birlikte tüm dünya belediyelerine ve çiftçilerimize ulaşacağız inşallah.” kaydını düştü.
“10 yılda tarım ve hayvancılık sektöründe adeta çığır açtık”
Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen de, “Hiç kuşku yok ki; ülkelerin kalkınması noktasında kilit diyebileceğimiz bir rol üstlenen tarım sektörü, günümüzde giderek artan rekabet ortamı, arz-talep ilişkisi ve küresel ekonomik sistemin de etkisiyle önemini giderek arttırmaktadır” şeklinde konuştu. “Türkiye özelinde ise, işin içerisine coğrafi ve jeopolitik şartlar girince; karşımıza gerek bitkisel, gerek hayvansal ve gerekse de su ürünleri açısından çok önemli bir potansiyel çıkar ki; bu da başta tarım olmak üzere, tarıma dayalı hayvancılık ve sanayiyi önemli bir kalkınma enstrümanı haline getirir” diyen Başkan Sekmen, şöyle devam etti: “Binlerce yıl boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan bu toprakların tarımsal faaliyetlerle olan tanışıklığı da yeni değildir. Anadolu, dünyanın en eski ticaret merkezlerinden birisi olmasının yanında, yine tarımsal üretimin çok köklü bir maziye sahip olduğu bir coğrafyadır. Öyle ki; iklimsel değişiklikler bile bölgelere göre farklılık göstermekte; ülkenin bir tarafı karla kaplıyken, diğer tarafında aynı dönemde meyve ağaçları çiçek açabilmektedir. Bu bile ülke olarak nasıl bir tarım ve üretim çeşitliliğine ve zenginliğine sahip olduğumuzun en temel göstergelerinden birisidir. Bundan 22 yıl önce izlenen yanlış tarım ve hayvancılık politikaları yüzünden üretim sürecinin sekteye uğradığı doğrudur. Ancak Hükümetimizin 22 yılda hayata geçirdiği dev proje ve yatırımlar sayesinde tarımsal üretimin yeniden cazibe kazanmaya başladığı da, artık su götürmez bir gerçektir. Bugün merkezi hükümetimizin üretimi teşvik edip, artırmaya yönelik olarak attığı yüzlerce teşvik adımı var. Üreticinin maliyetine ortak olma, ürettiği ürüne pazar ve piyasa oluşturma ya da satın alma şeklinde atılan bu adımlar, üreticinin toprağına ve emeğine yeniden değer katmıştır. Zaten resmi üretim rakamlarına da bakılacak olunursa; Türkiye’de tarımsal üretimin her geçen yıl gelişme kaydettiği ve artış gösterdiği rahatlıkla görülecektir.”
“Çiftçimize her alanda lojistik destek verdik. “
Yerel yönetimler olarak gelişim sürecine sadece seyirci kalmakla yetinmediklerini ifade eden Başkan Sekmen, ” İşin ucundan bizler de tuttuk, sürece bizler de dahil olduk. Sırf üreticimizin maliyetlerini azaltabilmek ve üretim sürecinde aktif rol alabilmek için belediyemiz bünyesinde 100’ü aşkın araçtan oluşan tarım araçları filosunu kurduk.Çiftçimizle birlikte hasat kaldırdık, iş makinelerimizi üreticilerimizin emrine tahsis ettik. Onlara hem zamandan, hem işgücünden ve hem de maliyetten kazandırdık. Yanı sıra hayvancılığa yönelik atılım ve yatırımlarımız da oldu. Türkiye’de bir rekora imza attık ve sayıları 700’ü aşan göletler ve 500 sulama tesisi oluşturduk. Toplum sağlığa verdiğimiz değerlerin en önemlisi de kuşkusuz il genelinde inşa ettiğimiz mobil mezbahalardır. Çiftçilerimiz için 10 bin kilometre arazi ve yayla yolu inşa ettik. Üreticimize 35 bin sıvat dağıttık. Yayla barınakları diğer adıyla gölgelikler, çelik yardımı ile saksıda gül üretimi, göletlere 1 milyon alabalık ve sazan, 2 bin dekar tarla üzerinde buğday, arpa, fiğ, silajlık mısır ve çeşitli tarımsal ürünlerin ekimiyle çiftçimizin daima yanında olduk.
Erzurum’da göreve geldiğimiz günden bu zamana kadar her platformda her alanda ve her sektörde markalaşmaya ve eser siyasetimizle marka yatırımlar yapmaya büyük gayret gösterdik. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz Doğu Anadolu Canlı Hayvan Borsası ile Et ve Et Ürünleri Entegre Tesisi’dir. Bugün Erzurum’da tarım ve hayvancılıkta tartışmasız en özel yatırımları tek tek hayata geçirdik. Ulaşımda, çevrede, kentsel dönüşümde, istihdam ve üretimde, eğitimde, kültür ve sanatta ve hatta sporda daima tabiri yerindeyse başa güreştik. Tarım ve hayvancılıkta bir belediyeden belki de hiç beklenmeyecek bir performansı ortaya koyarak et entegre tesisleri, canlı hayvan borsaları, açık ve kapalı hayvan pazarları ile mobil mezbahalar kurduk. Çiftçimize her alanda lojistik destek verdik. Çünkü tarım da, hayvancılık da, Erzurum için marka bir değer demekti. Dünya’nın ikinci Avrupa’nın da birinci tesisini Erzurum’a kazandırdık. 160 bin metrekare alan üzerine kurulu olan Doğu Anadolu Canlı Hayvan Borsamız bugün gelinen noktada yabancı bilim insanlarını bile kendisine hayran bırakıyor.” dedi.
“Cann gübre ile erzurum tarımda da şaha kalkacak”
Başkan Mehmet Sekmen, “Türkiye’de bir ilk. Erzurum Büyükşehir Belediyesi olarak kendi gübremizi kendimiz ürettik” şeklinde konuştu. Erzurum Büyükşehir Belediyesi olarak gübre üretimine başladıklarını bildiren Başkan Sekmen, şu değerlendirmede bulundu: “Şehrimizde geleneksel bir söz olan “Cann” adını verdiğimiz gübremizin laboratuvar ve patent işlemleri tamamlandı. Cann Gübre Projemiz ile bitkisel üretimi desteklemek amacıyla yerli ve milli ibareli bir ticari ürün tasarlayarak ihraç edilebilir bir model oluşturduk. Bilindiği gibi zirai ilaç kalıntılarından dolayı her yıl Avrupa’ya gönderilen ürünlerimiz geri gönderilmektedir. 2023 yılında da 430 parti ürünümüz geri gönderilmiştir. Türkiye’de tarıma dayalı sanayinin temel taşlarından biri olan gübre üretimi için biz de elimizi taşın altına koyduk ve “Cann Gübre”yi ürettik. Projemizle birlikte yıllık ortalama 6 milyon ton olan kimyasal gübre ithalatı ile döviz çıktısını en aza indirgeyerek, tarımda kimyasal gübre kullanımını ortadan kaldırıp tamamen organik üretime dayalı bir tarım materyali kullanımına zemin hazırlamayı da hedefliyoruz.
Bu arada Tarım ve Hayvancılıkta da bölgesinin lider şehri olan Erzurum’umuzda; saatte 1.5 ton gübre serpme, 213 dekar tarla ve ağaç ilaçlama kapasitesine sahip DJİ Agras T40 Zirai İlaçlama Dronumuz sayesinde modern tarım teknikleri ile çalışmaya devam ediyoruz. Cann Gübremizin kent ve Türkiye tarımına bereket ve bol kazanç getirmesini temenni ediyor, gübre üretiminde canla başla görev alan tüm mesai arkadaşlarımı tebrik ediyorum.” – ERZURUM
]]>Ankara Milletvekili Fuat Oktay’ın Cumhurbaşkanı Yardımcılığı görevi sırasında Yozgat’tan başlattığı yerelden kalkınma hamlesinin ilk meyvelerinden olan Boğazlıyan Fuat Oktay Organize Sanayi Bölgesi, fabrika yatırımı yapmak isteyen çok sayıda firmaya ev sahipliği yapmaya devam ediyor. 3 yıl gibi kısa bir süre içerisinde kurularak fabrikaların üretime geçtiği OSB unvanı alan Fuat Oktay Organize Sanayi Bölgesinde 33 firma ile yatırım anlaşması sağlandı. 2 firma üretim faaliyetine geçerken 14 firma inşaat aşamasında, 17 firmanın ise ÇED ve inşaat ruhsat işlemleri devam ediyor. Bin 70 dönüm alan üzerine kurulan ve savunma sanayi başta olmak üzere gıda, tekstil, tarım makineleri, organik kimya, metal, ambalaj ve makine sanayi gibi birçok alanda üretimin gerçekleştirileceği Fuat Oktay Organize Sanayi Bölgesindeki firmalar tam kapasiteye ulaştığında ise 10 bin kişinin istihdam edilmesi bekleniyor. Organize sanayi bölgesinde faaliyete geçen 2 firmada şu an itibariyle 199 çalışan üretime katkı sağlıyor.
33 firmaya yer tahsisi yapıldı
Fuat Oktay Organize Sanayi Bölgesinin bin 70 dönüm alan üzerine kurulduğunu söyleyen Boğazlıyan Belediye Başkanı Gökhan Coşar, “Bunun 650 bin metrekaresi sanayi parseli olup toplam 33 adet firmamıza tahsisi yapılmıştır. Şu an da yüzde 100 doluluk oranına sahiptir. 2 adet firmamız işletmeye geçmiş olup 199 kişi şu anda organize sanayi bölgemizde istihdam edilmektedir. 14 adet firmamızın da inşaatına sürerken 17 firmamızın ise ÇED ve inşaat ruhsat aşamasına devam edilmektedir. Ayrıca organize sanayi bölgemiz, ikinci etabında ise toplam 2 bin 500 dönüm alana daha sahip olacaktır, organize sanayi bölgemiz bu alana sahip olduktan sonra toplamda 3 bin 600 dönüm alana sahip olarak Yozgat’ın en büyük organize sanayi bölgesi olacaktır. Böylece bölgenin en büyük cazibe merkezi haline gelecektir.
Organize sanayi bölgemiz hem Boğazlıyan’ı bir sanayi şehri yapacak hem de ilçemizi ve ilimizi ticaret şehri yapacaktır. Aynı zamanda organize sanayi bölgemizin hemen yan tarafında bir serbest bölge kurarak organize sanayi bölgemizin daha cazip bir alan haline gelmesini sağlayacağız” dedi.
200 milyon dolarlık ihracat hedefleniyor
Üç yıl gibi kısa bir süre içerisinde Fuat Oktay Organize Sanayi Bölgesi’nin kurularak fabrikaların işletmeye geçtiğini de söyleyen Başkan Coşar, “Organize sanayi bölgemizde yatırımların hepsi tamamlandığı zaman yaklaşık 300 milyon dolarlık bir yatırım, 400 milyon dolarlık toplam ciro, 200 milyon dolarlık ihracat hedeflenmektedir. Toplamda 10 bin 90 istihdam olacaktır. Organize sanayi bölgemiz Türkiye’de aynı zamanda en hızlı kurulmuş sanayi bölgesidir. Yani en kısa dönemde devreye alınan sanayi olarak ta kendi adını altın harflerle yazdırmıştır. Organize sanayi bölgemize stratejik yatırım yapmak isteyen Türkiye’deki tüm yatırımcılarımızı davet ediyorum. Ayrıca Fuat Oktay Organize Sanayi Bölgemiz sadece Boğazlıyan ilçemize ait bir organize sanayi bölgesi değil. Burası bölgesel bir organize sanayi bölgesi ve yerelden kalkınmanın en büyük örneği olduğunu düşünüyorum. Ayrıca burası Çandır, Sarıkaya, Çayıralan, Yenifakılı ve Şefaatli ilçesinin bir kısmının da organize sanayi bölgesi olduğunu ifade etmek istiyorum” şeklinde konuştu.
100 megavatlık trafo merkezi kurulacak
2024 yılı içerisinde Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile yapılan protokol çerçevesinde organize sanayi bölgesine 100 megavatlık enerji indirme istasyonu inşaatına da başlayacaklarını belirten Coşar, “Aynı zamanda bunun devamında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızla birlikte kimyasal ve biyolojik arıtma tesisi, kreş, sağlık ocağı, itfaiye merkezi, idari bina gibi ekleri de bu sene inşallah tamamlayacağız” ifadelerine yer verdi. – YOZGAT
]]>Türkiye’nin ilk serbest bölgesi olan Mersin Serbest Bölgesi, hem Mersin’e hem ülke ekonomisine katkı sunmaya devam ediyor. Mevcut alanın tamamı yatırımcılara tahsis edilen bölgede, kuruluşundan bugüne kadar 78,9 milyar dolar ticaret hacmi gerçekleştirildi.
“Geçen yıl ticaret hacminde en yüksek 3’üncü değere ulaştık”
Mersin Serbest Bölgesi Kurucu ve İşleticisi A.Ş. (MESBAŞ) Genel Müdürü Edvar Mum, bölgedeki gelişmeleri ve hedeflerini İhlas Haber Ajansı’na (İHA) anlattı. Geçen yılı yüksek bir ticaret hacmiyle kapattıklarını belirten Mum, “2023 yılında Mersin Serbest Bölgesinde ticaret hacmi 3,7 milyar dolar olarak neticelendi. 3,7 milyar dolar, Mersin Serbest Bölgesinin kuruluşundan itibaren ulaşılan en yüksek 3’üncü değerdir. Bu anlamda Mersin Serbest Bölgesinde, tüm yatırım alanları kullanılarak gerekli üretim ve ticari faaliyetler devam etmektedir. Bu gelişim, Mersin ilimiz ve ülkemiz ekonomisi açısından önemli görülmektedir” dedi.
“Bölgemiz, bulunduğu iyi yerini koruyor”
Ekonomideki zorlu sürecin Mersin Serbest Bölgesi ve firmalar üzerindeki etkilerini de değerlendiren MESBAŞ Genel Müdürü Mum, “Mersin Serbest Bölgesi, uluslararası piyasada bulunduğu coğrafi konumunun önemi, ulaşım bağlantılarının güçlü olması, yatırımcı firmaların üretim ve ticari faaliyetler açısından değerlendirilmesinde ön planda olması açısından şu anda bulunduğu iyi yerini koruyor. Bu kapsamda da ticari faaliyetlerimiz her zaman belli bir çizginin üzerinde devam ediyor. Aynı şekilde yapılan ticaretin üretime ve istidama katkıları da devam ediyor” diye konuştu.
Son dönemde dolardaki artış nedeniyle firmaların yaşadıkları zorluklara değinen Mum, en fazla sıkıntıyı emek yoğun çalışan firmaların yaşadığına dikkat çekti. Mum, “Özellikle emek yoğun çalışan firmaların uluslararası piyasadaki fiyatlandırma çerçevesi içerisinde zorlukla karşılaştıklarını biliyoruz. Özellikle Uzak Doğu’nun bize yakın ülkelerinde ve bazı Afrika ülkelerinde işçilik maliyetlerinin düşük olmasından dolayı bizde emek yoğun çalışan firmaların fiyat tutturmada uluslararası piyasada zor durumda olduklarını biliyoruz. Bu konuda da çalışmalara devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
MESBAŞ olarak, firmalara mümkün olduğunca hızlı ve kaliteli hizmet vererek, altyapıyı iyileştirerek destek olmaya çalıştıklarının altını çizen Mum, son 5 yılda yaklaşık 18 milyon dolarlık bir altyapı oluşturduklarını söyledi. Mum, altyapının da iyileştirilmesiyle beraber firmalara daha iyi hizmet götürerek, yaptıkları ticari üretim işlemlerinde destek olmaya devam ettiklerini kaydetti.
“Bölgemiz, önemli bir istihdam merkezi konumundadır”
Bölgede şu anda yaklaşık 10 bin 500 kişinin doğrudan istihdam edildiğini dile getiren Mum, “Dolaylı istihdamla bu rakam 11 bin kişiye kadar çıkıyor. Mersin Serbest Bölgesi, tek başına ortaya koyduğu bu istihdamla hem Mersin ili için hem ülkemiz açısından önemli bir istihdam merkezi konumundadır. Serbest Bölge 877 dönüm alan üzerine kurulu. Bu alanda şu anda 280 yerli ve 95 yabancı firma faaliyet gösteriyor. Alanın tamamı yatırımcılara tahsis edilmiş durumda. Üst yapılar tamamlanmış durumda ve faaliyet devam ediyor” şeklinde konuştu.
“Yüzde 40’lık bir ticaret hacmi artışını ilk iki ayda gördük”
Bu yılın yaklaşık üç aylık sürecinin bölge açısından çok iyi başladığına işaret eden Mum, şunları söyledi:
“Üç aylık dönemde geçen yılın aynı dönemine göre faaliyetlerimizi biraz daha arttırdık. Şubat ayı sonu itibariyle geçen yıl şubat sonunda 512 milyon dolarlık ticaret hacmimiz bu yıl 700 milyon doların üzerine çıktı. Yani yüzde 40’lık bir ticaret hacmi artışını ilk iki ayda gördük. Bundan sonraki süreçte de bu şekilde devam edeceğini ümit ediyoruz. Dolayısıyla bu yılı iyi bir sonuçla kapatacağımızı düşünüyoruz. Burada özellikle sınai olarak çalışan firmaların yaptıkları ticari ve üretim işlemlerindeki hareketlerini artırmaları dolayısıyla bu rakamlar da artıyor. Tabi bu coğrafi konum, doğrudan deniz yolu bağlantısının ve kendi limanının bulunması, burada gemilere doğrudan hizmet verilmesi büyük bir avantaj. Mersin Serbest Bölgesi, bu avantajını iyi kullanıyor.”
“Bu yılın sonunda 4 milyar doların üzerine çıkacağımızı düşünüyoruz”
Bölgenin çevresel anlamda genişleme alanı olmadığı için yeni yatırım alanları oluşmasının da biraz zor göründüğüne dikkat çeken Mum, mevcut alanların daha verimli kullanılması yönünde çalıştıklarını söyledi. Bu anlamda, hazineye intikal eden alanların uygun firmalara tahsis edilmesi için çaba harcadıklarını ifade eden Mum, Ticaret Bakanlığı ile ortak çerçevede çalışarak, kapasitesi yüksek, istihdamı daha çok sağlayan firmalara tahsisi yönünde çalışmalar, görüşmeler ve araştırmalara devam ettiklerini belirtti.
2024’ten beklentilerini ve hedeflerini de açıklayan MESBAŞ Genel Müdürü Mum, şunları kaydetti:
“Bu yıl, ilk 2 aylık sonuçlar ve üçüncü aya da baktığımızda Mersin Serbest Bölgesinde bu istikrarın devam ettirileceğini düşünüyoruz. 2024’ün sonunda da 4 milyar dolar seviyesinin üzerine çıkacağımızı düşünüyoruz. Dolayısıyla bu ticaret hacmi artışı; Mersinimiz ve ülkemiz ekonomisi açısından önemlidir. Ayrıca, Türkiye’deki serbest bölgeler içerisinde en yüksek işlem hacmi gerçekleştiren ikinci bölgeyiz şu anda. Biz de MESBAŞ olarak ülke ekonomisine katkıların devam ettirilmesi anlamında Denizli Serbest Bölgesinin de işletimini aldık. Orada kurduğumuz DENSER isimli şirketle Tasarruf Mevduatı Fonu’ndan yapılan ihaleye girdik ve kazandık. Şu anda yeni yatırımcıların Denizli Serbest Bölgesine ulaştırılması, faaliyete geçirilmesi ve ticaret ile üretimin artırılması konusunda şirketimiz çalışmalar yapıyor.” – MERSİN
]]>YOZGAT – Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesine kurulan Fuat Oktay Organize Sanayi Bölgesinin tam kapasiteye ulaşması halinde İç Anadolu’nun cazibe merkezi olacağını söyleyen Belediye Başkanı Gökhan Coşar, “Organize sanayi bölgemizde yaklaşık 300 milyon dolarlık bir yatırım, 400 milyon dolarlık toplam ciro ve 200 milyon dolarlık ihracat hedefliyoruz.” dedi.
Ankara Milletvekili Fuat Oktay’ın Cumhurbaşkanı Yardımcılığı görevi sırasında Yozgat’tan başlattığı yerelden kalkınma hamlesinin ilk meyvelerinden olan Boğazlıyan Fuat Oktay Organize Sanayi Bölgesi, fabrika yatırımı yapmak isteyen çok sayıda firmaya ev sahipliği yapmaya devam ediyor. 3 yıl gibi kısa bir süre içerisinde kurularak fabrikaların üretime geçtiği OSB unvanı alan Fuat Oktay Organize Sanayi Bölgesinde 33 firma ile yatırım anlaşması sağlandı. 2 firma üretim faaliyetine geçerken 14 firma inşaat aşamasında, 17 firmanın ise ÇED ve inşaat ruhsat işlemleri devam ediyor. Bin 70 dönüm alan üzerine kurulan ve savunma sanayi başta olmak üzere gıda, tekstil, tarım makineleri, organik kimya, metal, ambalaj ve makine sanayi gibi birçok alanda üretimin gerçekleştirileceği Fuat Oktay Organize Sanayi Bölgesindeki firmalar tam kapasiteye ulaştığında ise 10 bin kişinin istihdam edilmesi bekleniyor. Organize sanayi bölgesinde faaliyete geçen 2 firmada şu an itibariyle 199 çalışan üretime katkı sağlıyor.
33 firmaya yer tahsisi yapıldı
Fuat Oktay Organize Sanayi Bölgesinin bin 70 dönüm alan üzerine kurulduğunu söyleyen Boğazlıyan Belediye Başkanı Gökhan Coşar, “Bunun 650 bin metrekaresi sanayi parseli olup toplam 33 adet firmamıza tahsisi yapılmıştır. Şu an da yüzde 100 doluluk oranına sahiptir. 2 adet firmamız işletmeye geçmiş olup 199 kişi şu anda organize sanayi bölgemizde istihdam edilmektedir. 14 adet firmamızın da inşaatına sürerken 17 firmamızın ise ÇED ve inşaat ruhsat aşamasına devam edilmektedir. Ayrıca organize sanayi bölgemiz, ikinci etabında ise toplam 2 bin 500 dönüm alana daha sahip olacaktır, organize sanayi bölgemiz bu alana sahip olduktan sonra toplamda 3 bin 600 dönüm alana sahip olarak Yozgat’ın en büyük organize sanayi bölgesi olacaktır. Böylece bölgenin en büyük cazibe merkezi haline gelecektir.
Organize sanayi bölgemiz hem Boğazlıyan’ı bir sanayi şehri yapacak hem de ilçemizi ve ilimizi ticaret şehri yapacaktır. Aynı zamanda organize sanayi bölgemizin hemen yan tarafında bir serbest bölge kurarak organize sanayi bölgemizin daha cazip bir alan haline gelmesini sağlayacağız.” dedi.
200 milyon dolarlık ihracat hedefleniyor
Üç yıl gibi kısa bir süre içerisinde Fuat Oktay Organize Sanayi Bölgesi’nin kurularak fabrikaların işletmeye geçtiğini de söyleyen Başkan Coşar, “Organize sanayi bölgemizde yatırımların hepsi tamamlandığı zaman yaklaşık 300 milyon dolarlık bir yatırım, 400 milyon dolarlık toplam ciro, 200 milyon dolarlık ihracat hedeflenmektedir. Toplamda 10 bin 90 istihdam olacaktır. Organize sanayi bölgemiz Türkiye’de aynı zamanda en hızlı kurulmuş sanayi bölgesidir. Yani en kısa dönemde devreye alınan sanayi olarakta kendi adını altın harflerle yazdırmıştır. Organize sanayi bölgemize stratejik yatırım yapmak isteyen Türkiye’deki tüm yatırımcılarımızı davet ediyorum. Ayrıca Fuat Oktay Organize Sanayi Bölgemiz sadece Boğazlıyan ilçemize ait bir organize sanayi bölgesi değil. Burası bölgesel bir organize sanayi bölgesi ve yerelden kalkınmanın en büyük örneği olduğunu düşünüyorum. Ayrıca burası Çandır, Sarıkaya, Çayıralan, Yenifakılı ve Şefaatli ilçesinin bir kısmının da organize sanayi bölgesi olduğun ifade etmek istiyorum.” şeklinde konuştu.
100 megavatlık trafo merkezi kurulacak
2024 yılı içerisinde Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile yapılan protokol çerçevesinde organize sanayi bölgesine 100 megavatlık enerji indirme istasyonu inşaatına da başlayacaklarını belirten Coşar, “Aynı zamanda bunun devamında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızla birlikte kimyasal ve biyolojik arıtma tesisi, kreş, sağlık ocağı, itfaiye merkezi, idari bina gibi ekleri de bu sene inşallah tamamlayacağız.” ifadelerine yer verdi.
]]>Dünya genelinde önemli merkez bankalarının, faiz indirim zamanlamasına ilişkin belirsizlik sürerken, ABD’de de bugün açıklanacak Gayri Safi Yurt içi Hasıla (GSYH) verilerinin yanı sıra yarın da Fed Başkanı Powell’ın açıklamaları ve bankanın enflasyon göstergesi olarak dikkate aldığı kişisel tüketim harcamalarından alınacak sinyallerin piyasaların yönü üzerinde etkili olması bekleniyor.
Analistler, ABD’deki büyüme verilerinin piyasalarda oynaklığı artabileceğini ifade ederek, ülkede GSYH’nin 4’üncü çeyrekte yüzde 3,2 artmasının öngörüldüğünü bildirdi.
Analistler, ABD’de ekonomik aktivitenin güçlü kalmaya devam etmesinin Fed’in politika alanını kısıtladığını aktararak, bunun Fed yetkililerinin sözle yönlendirmelerine de yansıdığını ifade etti.
Dün piyasalar kapandıktan sonra açıklamalarda bulunan Fed Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller, faiz oranlarını düşürmek için aceleye gerek olmadığını ve faiz indiriminden önce “en az birkaç ay daha iyi enflasyon verileri” görmek istediğini söyledi.
Waller’ın bu açıklamalarının ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in ilk faiz indirimine haziranda gitme ihtimali yüzde 64’e geriledi.
Ayrıca, dün uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), ABD’nin uzun vadeli kredi notunu “AA+” ve kısa vadeli kredi notunu “A-1+” olarak teyit ederken, kredi notu görünümünü “durağan” olarak korudu.
Söz konusu gelişmelerin ardından ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi 2 baz puanlık artışla günü yüzde 4,21’den tamamlarken, altının ons fiyatı yükseliş eğiliminin üst üste 4’üncü işlem gününde 2 bin 195 dolardan alıcı buluyor.
Dün yüzde 0,1 yükselişle günü 104,4 seviyesinden tamamlayan dolar endeksi, şu sıralarda önceki kapanışının yüzde 0,1 altında 104,3’te bulunuyor.
Ukrayna’nın Rusya’nın petrol sahalarını hedef alması petrolde arz endişelerini beslemeye devam ederken, Brent petrolün varil fiyatı dün yüzde 0,5 artışla günü 85,6 dolardan tamamladı. Yeni günde Brent petrolün varil fiyatı önceki kapanışının hemen altında seyrediyor.
Öte yandan, E-ticaret devi Amazon da yapay zeka şirketi Anthropic’e 2,75 milyar dolar daha yatırım yaparak şirketteki toplam yatırımını 4 milyar dolara çıkardı.
Yoğun makroekonomik veri takvimi ve Fed yetkililerinin sözle yönlendirmelerinin bugün de yatırımcıların odağında kalmaya devam ettiğini belirten analistler, yarın dünya genelinde başta ABD olmak üzere bir çok ülkede tatil nedeniyle piyasaların işleme kapalı olacağını anımsattı.
Dün, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 0,51, S&P 500 endeksi yüzde 0,86 ve Dow Jones endeksi de yüzde 1,22 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında da dün pozitif seyir hakim olurken, bugün gözler İngiltere’de büyüme verilerine çevrildi.
İsviçre Merkez Bankası’nın geçen hafta faiz indirimine gitmesinin ardından bölge genelinde güvercin sözle yönlendirmelerin güç kazanması dikkati çekerken, dün Avrupa Merkez Bankası (ECB) İcra Kurulu üyesi Piero Cipollone, faiz oranlarını düşürmek için çok uzun süre beklemenin, zaten zayıf olan ekonomik büyüme bağlamında risk oluşturabileceğini dile getirdi.
Cipollone’un açıklamalarının ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda ECB’nin haziranda faiz indirimine gitme ihtimali yüzde 85’e çıkarken, İngiltere Merkez Bankasının (BoE) ülkede açıklanacak büyüme verileri öncesinde aynı dönemde faiz indirimine başlama ihtimali de yüzde 76 ile fiyatlanıyor.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,01, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,21, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,50 ve Fransa’da CAC 40 endeksi ise yüzde 0,25 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında ise karışık bir seyir öne çıkarken, Japonya Merkez Bankasının (BoJ) son toplantı tutanaklarında, yetkililerin gelecekteki faiz artışlarında temkinli davranmayı düşündükleri görüldü.
Söz konusu gelişmenin ardından Japonya pay piyasalarında satış baskısı artarken, dolar/yen paritesi ise yatay seyretti.
Japonya Maliye Bakanı Shunichi Suzuki dün “Piyasa hareketlerini dikkate alarak, kur istikrarı için elimizden gelen önlemleri alacağız.” demişti.
Öte yandan, dün Çin Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, hafta başında gerçekleştirilen Çin Kalkınma Forumu için başkent Pekin’de bulunan ABD iş, strateji ve akademi çevrelerinin temsilcilerinden oluşan heyetle bir araya geldi.
Şi’nin, ABD ve Çin’in, birbirinin kalkınma hakkına saygı göstererek, iki ülkenin ve dünyanın faydasına olacak bir işbirliği için birlikte çalışması gerektiği mesajını verdiğini bildirildi.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,3, ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,3 gerilerken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 1,1 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,9 değer kazandı.
Yurt içinde dün dalgalı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,01 değer kaybıyla 8.806,72 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,3 üzerinde 32,2729’dan tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,3110 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde ekonomik güven endeksi ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) Toplantı Özeti, yurt dışında ise İngiltere ve ABD’de büyüme verileri başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.800 ve 8.700 seviyelerinin destek, 8.900 ve 9.000 puanın ise direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, mart ayı ekonomik güven endeksi
10.00 Türkiye, 2022 yılı işgücü maliyeti istatistikleri
10.00 İngiltere, 2023 yılı 4. çeyrek GSYH
10.00 İngiltere, 2023 yılı 4. çeyrek ödemeler dengesi
10.00 Almanya, şubat ayı perakende satışlar
11.55 Almanya, mart ayı işsizlik oranı
14.00 Türkiye, TCMB’nin PPK özeti
15.30 ABD, haftalık işsizlik maaşı başvuruları
15.30 ABD, 2023 yılı 4. çeyrek GSYH
17.00 ABD, mart ayı Michigan Üniversitesi tüketici güven endeksi
]]>Aydın, Samsun’da bir otelde düzenlenen 2. Uluslararası İkiztepe Sağlık Zirvesi’nin lansmanında yaptığı konuşmada, şehrin Türkiye’nin çok önemli ekonomilerinden biri olduğunu, ihracat rakamlarına bakıldığında ülkeye kattığı değerle ilk 20 il arasında bulunduğunu söyledi.
Türkiye’nin ihracatta geçen yılı yine büyümeyle kapattığına işaret eden Aydın, “2023 yılında 0,6 artışla 255 milyar 809 milyon dolarlık ihracat yaptık. Birçok ülkede işsizlik rakamlarının arttığını görürken, Türkiye’de geçtiğimiz günlerde açıklandı, 1 puan gerileyerek hamdolsun yüzde 9 seviyesine ulaşmış bulunmaktayız. Çevre ülkelere, özellikle gelişmiş ekonomilere bakıldığında, birçoğunda işsizlik rakamları almış başını gidiyor. Birçoğunda daralmalar almış başını gidiyor ancak Türkiye ekonomisi bütün sıkıntılara rağmen, etrafındaki coğrafi pozisyonu itibarıyla da yaşanan birçok savaşa, birçok krize rağmen büyüme rakamlarıyla dünyadaki birçok ülkeye parmak ısırtmaya devam ediyor.” diye konuştu.
Dünya geneli derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu yükselttiğine dikkati çeken Aydın, şunları kaydetti:
“Ekonomik veriler, birçok ülkedeki daralma ve sıkıntıya rağmen iyiye doğru devam ediyor. Bu durum yaşanırken iki de önemli konumuz var elimizde. Tabii ki bütün dünya sıkıntı yaşarken Türkiye de güllük güneşlik bir dönem geçirmeyecek. Onu da yaşıyoruz iş dünyası olarak ama iki önemli konuya dikkat etmemiz gereken dönemdeyiz. Birisi tasarruf, ikincisi enflasyonla mücadele konusu. Tasarruf ve enflasyon konusunda önlemlerimizi firmalarımızda almamız gereklidir. Zaten ülkemizde devletimiz birçok alanda tedbirlerini alıyor ancak iş dünyası olarak da hem önümüzdeki süreçte büyüyeceğiz, çünkü ülkenin büyüme hedefi var, yatırımlar yapacağız ama aynı zamanda yapmış olduğumuz yatırımlarla da tasarruflarımızı üst seviyede tutmaya devam edeceğiz.”
Aydın, ASKON olarak Cumhur İttifakı kadrolarını desteklediklerini dile getirerek, “Bu meselenin sadece bir şehrin yerel dinamiklerinin çalışması değil, aynı zamanda ülkemizin menfaatleri için çok önemli olduğuna inandığımız bir mesele olduğu için nasıl ki İstanbul’da Murat Kurum dediysek, nasıl ki Ankara’da Turgut Altınok diyorsak, Samsun’da da Halit Doğan başkanımızı, Cumhur İttifakı kadrolarını desteklediğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum.” ifadesini kullandı.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan ise Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı ile Samsun’da üniversite öğrencileriyle bir araya geldiklerini belirterek, “Türkiye’nin artık hedefleri gökyüzünün de ötesinde, uzaydadır. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde bu ülkede adaletten sanayiye, endüstriye hayatın tüm alanlarında nice devrimler yaptık ama bunların hepsinin ötesinde en büyük kazanımımızın öz güven olduğunu söyleyebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti Samsun Büyükşehir Belediye Başkan adayı Halit Doğan da iş insanlarının her zaman destekçisi olacaklarını vurguladı.
ASKON Samsun Şube Başkanı Ahmet Alp Doğru, Türk dünyası ile yaptıkları anlaşmalarla kentin ihracatının her geçen gün arttığına işaret ederek, “Samsun’un sağlık şehri olarak anılması nedeniyle ilkini yaptığımız sağlık zirvesinin ikincisini de burada yapma kararı aldık. 2. Uluslararası İkiztepe Sağlık Zirvesi’nde yerli ve yabancı yüzlerce bilim insanını ağırlayacağız.” dedi.
Konuşmaların ardından ASKON’a yeni üye olan iş insanlarına üyelik beratları verildi.
Programa Samsun Valisi Orhan Tavlı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş, AK Parti Samsun Milletvekili Ersan Aksu, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir ile iş insanları katıldı.
]]>Beşiktaş’ta bir otelde AK Parti Milletvekilleri Derya Ayaydın ve Nilhan Ayan’ın ev sahipliğinde Sadece İstanbul iftar programı düzenlendi.
Burada konuşan Kacır, Türkiye’nin milli teknoloji hamlesiyle bütün dünyanın gıptayla izlediği işlere imza attığını söyledi.
Bugün bu ülkenin evlatlarının Anka, Akıncı, Aksun, Hürkuş, Hürjet, Atak, Gökbey, Kaan ve Kızılelma ile gökyüzüne imzalarını attıklarını ifade eden Kacır, şöyle konuştu:
“Türkiye 256 milyar dolar ihracat yapıyor. Türkiye’nin OSB’lerinde bugün 2 milyon 650 bin kişi çalışıyor. Biz tarihte havacılığın lider ülkelerinden biri değildik ama sağlam irade olduğu zaman bu memleketin evlatlarının neler yapabildiğini herkes görmüş oldu. İnşallah önümüzdeki dönemde yerelde de bu kalkınma yolculuğuna omuz verecek, yerelde de Türkiye’nin kalkınması, geleceği için çalışacak ve bu şehirlerin meselelerini çözmek adına gayret gösterecek bir tercihi milletimiz yapacaktır diye ümit ediyoruz. Milletimiz ne diyorsa baş tacı. Biz demokrasiye, milli iradeye inanmış insanlarız. Milli iradenin en doğrusunu bulacağına inanmış insanlarız. Ümit ediyoruz ki milletimiz 31 Mart’ta da şehri için, ülkesi için en doğru tercihi yapacaktır ve milletimizin tercihi bizim için baş tacıdır.”
Yerel seçimin yaklaştığını ancak bunun bir ölüm kalım seçimi olmadığını dile getiren Kacır, şöyle devam etti:
“Hayat elbette devam edecek. Ama şu bir gerçek ki kaybolan yıllar geri gelmeyecek. Yaşadığımız şu güzel şehir, ben de bir İstanbul çocuğuyum. Ortaokul, lise yıllarım, Cağaloğlu’nda üniversite yıllarımda Rumeli Hisarı’nda geçti. Bu güzel şehir her şeyin en güzeline layık. Bu şehir gerçekten dünya markası olmaya namzet demeyeceğim. Dünya markası bir şehir tarihte taşıdığı sorumluluk itibariyle. Napolyon demiş ki dünya tek bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu. Böyle bir şehirde yaşıyoruz. Ekonominin, ticaretin, teknolojinin başkenti Türkiye için. Aynı zamanda sanatın, kültürün de baş şehri Türkiye için İstanbul. Tarihin, medeniyetlerin başkenti.”
“İstanbul’un yeni bir afetle yıkıma uğraması Türkiye’nin felç olması demektir”
Kacır, “İstanbul’un yeni bir afetle yıkıma uğraması Allah korusun Türkiye’nin felç olması demektir. Geçen sene 6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta, Nurdağı’nda, İslahiye’de, Hatay’da, Adıyaman’da, Malatya’da yaşadığımız büyük deprem felaketinden muhakkak millet olarak bir ders almış olmamız icap eder.” ifadelerini kullandı.
Bu şehrin böyle bir afete maruz bırakılmaması gerektiğini, şehri geleceğe en çağdaş yönetim anlayışıyla taşımayı başarmak zorunda olduklarını söyleyen Kacır, “Biz Cumhurbaşkanımızdan millete efendilik değil, millete hizmetkar olmanın siyaset anlamı taşıdığını öğrendik ve bizim yol arkadaşlarımız nerede sorumluluk üstleniyor olurlarsa olsunlar, taşıdıkları sorumluluk boyunca gece gündüz, 7 gün, 24 saat 365 gün her daim milletin emrinde, milletin hizmetinde olurlar.” dedi.
Kacır, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ben aslen Giresun’luyum. Bizim şehrimiz bir sel felaketi yaşadı. Geçtiğimiz yıllarda Giresun’un Dereli ilçesi. Taş üstünde taş kalmadı orayı o halde gören herkes dedi ki burası haritadan silinmiştir yeniden bu şehrin inşası mümkün değildir. Ama Murat Kurum o felaketin sabahından itibaren çizmeleriyle, baretiyle, orada olduğu haftalar boyunca ekibini çalıştırdı gece gündüz gayret etti ve bir yıl bile olmadan o şehir çok daha mükemmel şekilde yeniden inşa edildi. İzmir’de deprem yaşandı. Aynı gayreti orada gösterdi. Elazığ’da deprem yaşandı, aynı gayreti orada gösterdi. Kastamonu’da, Bozkurt’ta, Abana’da felaketler yaşandı aynı çabayı, aynı gayreti orada gösterdi. Geçen sene 6 Şubat’tan sonra doğru Nurdağı’na İslahiye’ye gitti. Oradan hem Gaziantep’teki deprem sonrası çalışmaları, hem de 11 ilin tamamında depremzede kardeşlerimizin yeniden huzur içerisinde yaşayacakları yuvalarına kavuşmalarına ilişkin hazırlıkları sürdürdü. Kimse ihtimal vermiyordu bir yıl içerisinde şimdi yeniden orada biz depremzede kardeşlerimize yeni yuvalarının anahtarlarını dağıtıyoruz. Bütün bunlar onun çabası sayesinde onun pratik çözüm odaklı anlayışı sayesinde ekibini çalıştırması sayesinde mümkün oldu.”
Türkiye’nin dört bir yanında muazzam bir kalkınma hamlesi olduğunu anlatan Kacır, sözlerini şöyle tamamladı:
“İnanıyorum ki ben bu tercih inşallah çalışkanlığıyla, dürüstlüğüyle, gayretleriyle tanıdığımız Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum ve Cumhur İttifakı Beşiktaş Belediye Başkan adayı Serkan Toper’den yana olacak. İnşallah bizim adaylarımız bu şehirlere, bu kentlere önümüzdeki 5 yıl boyunca karıncalar gibi hizmet edecekler. Ağustos böcekleri gibi vakitlerini geçirmeyecekler.”
]]>Uraloğlu, Hatay Havalimanı’nda yetkililerle basına kapalı brifing gerçekleştirdi.
Bakan Uraloğlu, daha sonra yaptığı basın açıklamasında, Hatay Havalimanı’na yönelik çalışmalarda emeği geçen Devlet Hava Meydanları İşletmesi ve yüklenici firma çalışanlarına teşekkür etti.
Bakanlık olarak 2002’den bu yana Hatay’ın ulaşım ve iletişim altyapısı için 50 milyar lira yatırım gerçekleştirdiklerini belirtti.
Hatay’da, 2002’de 151 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğunu 503 kilometreye, 142 kilometre olan bitümlü sıcak karışım kaplamalı yol uzunluğunu ise 428 kilometreye yükselttiklerini ifade eden Uraloğlu, kente alternatif ulaşım altyapısı kurma açısından önem arz eden Dörtyol-Hassa arası otoyol ve demir yolu tüneli projesi ihalesini de geçen ocak ayında gerçekleştirdiklerini söyledi.
Bakan Uraloğlu, bu projenin 55 kilometre demir yolu ve 25 kilometre kara yolundan oluşan önemli bir proje olduğunu vurguladı.
Projenin iki etaptan oluştuğu ve tünel yapımını kapsayan ilk etabının Hassa Kavşağı’nda sona ereceğini dile getiren Uraloğlu, “Yapılacak tünellerle İskenderun-Gaziantep, İskenderun-Kahramanmaraş arasında ulaşım kısalacak ve bölgede var olan ticaret hacmine ulaşım kolaylığı sağlayacağız.” diye konuştu.
Payas-Hassa-Yolbaşı arasına yapılacak olan demir yolu hattıyla Hatay ve İskenderun, Gaziantep ve Hassa Lojistik Alanı ile daha kısa yoldan bağlanmış olacağına dikkati çeken Uraloğlu, projenin, Payas-Hassa hattının da ayrı bir öneme sahip olduğunu söyledi.
İskenderun-Topboğazı Otoyolu’ndaki çalışmalar
İskenderun-Topboğazı Otoyolu ve Antakya bağlantı yolu ihalesini de 11 Mart’ta gerçekleştirdiklerini ifade eden Uraloğlu, şöyle konuştu:
“Dün de sözleşmesini imzaladık, artık yapımına da başlıyoruz. Bildiğiniz üzere İskenderun ile Antakya arasındaki mevcut kara yolunda yardım ve enkaz çalışmalarından dolayı trafik yoğunluğu artmıştı. Antakya şehir merkezinin yeniden imar çalışmalarıyla bu yoğunluk daha da artmış durumda. Bu nedenle projemiz kapsamında, İskenderun-Topboğazı Otoyolu kesiminde toplam 19,2 kilometre uzunluğunda otoyol yapacağız. Otoyolumuzun Belen kesiminde 725 metrelik, Amanos Dağları kesiminde ise 7 bin 950 metrelik toplam uzunluğu 8 bin 675 metre olan 2 adet çift tüp tüneli de inşa edeceğiz. Topboğazı-Antakya Devlet Yolu kesiminde, 2×2 şeritli yani toplam 4 şeritli olan 24,5 kilometre uzunluğundaki devlet yolumuz, 2×3 şeritli yani toplam 6 şeritli bitümlü sıcak karışım kaplamalı devlet yoluna dönüştürülecek. Şimdiden hayırlı uğurlu olsun.”
Uraloğlu, ayrıca Hatay’da deprem konutları ve yeni yerleşim yerlerinin ulaşımını sağlayan 76 kilometrelik bağlantı yollarının da yapımına devam ettiklerini belirtti.
İskenderun sahil şeridindeki çalışmalar
İskenderun OSB İltisak Hattı Projesi’nin etüt proje çalışmalarını tamamladıklarını kaydeden Uraloğlu, “Bu hatla bölgede faaliyet gösteren çok sayıda ağır sanayi tesisinin ulusal demir yolu ağına erişimini sağlamış olacağız. Depremden sonra kıyı yapılarında oturma, rıhtımlarda çökme ve zeminde yüzeysel sıvılaşma olduğunu da gördük. İskenderun sahil şeridi kıyı koruma yapısı ve balıkçı barınağının onarımı işine da başladık ve devam ediyoruz.” diye konuştu.
“Hatay için dört bir koldan çalışıyoruz” ‘
Dörtyol, Madenli, Işıklı Konacık ve Samandağ Çevlik balıkçı barınakları onarım işlerini de bu yılki yatırım programlarına aldıklarını bildiren Uraloğlu, “Gördüğünüz üzere, Hatay için hava yolu, kara yolu, demir yolu ve deniz yolu olmak üzere dört bir koldan çalışıyoruz. Hatay’ı meydanları ve ana caddeleriyle, tarihi ve kültürel dokusuna uygun şekilde yeniden inşa edeceğiz.” dedi.
Bakan Uraloğlu, Toprakkale-İskenderun yolunda çalışmalara devam ettiklerini belirtti.
Yerel seçimlere de değinen Bakan Uraloğlu, şunları kaydetti:
“Her zerresinde ecdadımızın izi olan Hatay’ı planladığımız projelerle hep birlikte çok daha güçlü ve gelişmiş bir şekilde yeniden inşa edeceğiz inşallah. Üstümüze düşen görev her ne olursa olsun biz onu tamamlayana kadar, Hataylı hemşerilerimizi inşallah yalnız bırakmadık, bundan sonra da bırakmayacağız. Ulaşım adına büyükşehirle gerekli koordinasyonu sağlayarak inşallah her türlü desteği kendisine, başkanımıza vereceğiz. Biz bu düşüncelerle Hatay’a birçok hizmet yaptık ama depremle o hizmetlerin şekli, şemali, yeni ihtiyaçları ortaya çıktı, hepsini planladık ve Hataylıların gördüğü gibi de tek tek ve en ufak kaliteden de bir taviz vermeden onların hepsini hayata geçiriyoruz ve yakında takipçisi olmaya bundan sonra devam edeceğiz.”
Bakan Uraloğlu, daha sonra 29 Mart’ta çift yönlü olarak yolcu taşımasının başlatılacağını duyurduğu Hatay Havalimanı’nda incelemelerde bulundu, yetkilerden bilgi aldı.
(Bitti)
]]>Uraloğlu, Hatay Havalimanı’nda yetkililerle basına kapalı toplantısının ardından yaptığı açıklamada, ramazanın ülkeye, millete ve tüm İslam alemine hayırlar getirmesini temenni etti.
Depremlerde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dileyen Uraloğlu, şöyle devam etti:
“Hatay’ın Antakya, Defne, Kırıkhan ve Samandağ gibi ilçeleri de depremlerden en çok etkilenen bölgelerdendi. Maalesef birçok yapı yıkıldı ve birçoğu da kullanılamaz hale geldi. Hatay Havalimanı’mızın bulunduğu alandaki faylanma ve zemin sıvılaşması sebebiyle kalıcı yüzey deformasyonları ve yaklaşık 1,5 metreye varan kalıcı oturmalar görülmüş, pist ve çevresindeki alan da bu oturmalardan etkilenmişti ama deprem sonrasında öncelikle insani yardım ve tahliye uçuşlarının kullanımı için gerekli çalışmaları hızla yaparak pisti en kısa sürede hizmete açtık. Sonrasında da bir daha benzer depremler yaşanması halinde dahi hasar görmeyecek şekilde altyapının inşası için gerekli çalışmaları da başlattık.”
Bakan Uraloğlu, geçen yıl 12 Ekim’de Hatay Havalimanı PAT sahaları onarımı ve gelişimi işini ihale ettiklerini, 21 Kasım’da da yapım çalışmalarına başladıklarını anımsattı.
“Havalimanı bağlantı yolundaki çalışmalarımız devam ediyor”
Yeni Hatay Havalimanı’nı, zemin taşıma gücünü artırarak yüksek ve geçirimsiz bir dolgu üzerine inşa edeceklerinin altını çizen Uraloğlu, şu bilgileri verdi:
“Terminal, teknik blok kule, itfaiye binası, güç santrali, lojman ve garaj binalarını da güçlendireceğiz. 3 bin metre uzunluğu ve 60 metre genişliğiyle geniş gövdeli uçakların inebileceği şekilde pisti yapıyoruz. 2 bin 720 metre uzunluğunda yeni paralel taksi yolu, 2 hızlı çıkış ve 4 bağlantı taksi yolu da inşa edeceğiz. Tüm bu çalışmalarımızı inşallah 2026 yılı ilk çeyreğinde tamamlamayı planlıyoruz. Şu anda projemiz kapsamında, havalimanı çevre güvenlik duvarı yükseltme ve duvar çatlaklarının tamiratı işlemlerini tamamladık. Yeni pistimizin inşası aşamasında 14 kilometre uzunluğundaki çevre güvenlik duvarını yeniden inşa ederek havalimanının bulunduğu alanı taşkınlara karşı da korumuş olacağız. Havalimanı pistinde derz tamiratı, çatlak onarımını bitirdik. Zemin güçlendirme işlemlerini büyük ölçüde tamamladık. Ayrıca depremde zarar gören 5 kilometre uzunluğundaki Hatay Havalimanı bağlantı yolundaki çalışmalarımız da devam ediyor.”
Uraloğlu, Hatay Havalimanı’nda yapılan çalışmalarla ilgili, “Şu andaki mevcut pistimiz, sadece boş iniş dolu kalkışa müsaade ediyordu, dolayısıyla biz burada yaptığımız zemin güçlendirmeleriyle pist onarımlarıyla beraber pisti daha kalıcı hale getirdik ve dolu iniş, dolu kalkış için de gerekli kriterleri sağladığını, yaptığımız testlerle teyit etmiş olduk. Dolayısıyla biz 29 Mart’tan itibaren Hatay’a hem geliş hem de gidişte bilet satışlarını çift yönde bugün itibarıyla kullanıma açmış olduk. İnşallah cuma günü yani 29 Mart itibarıyla da Hatay’da çift yönlü olarak yolcu taşımasını başlatmış oluyoruz.”
(Sürecek)
]]>BTSO Mart Ayı Meclis Toplantısı Oda Hizmet Binası’nda meclis üyelerinin katılımıyla gerçekleştirildi. BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, dünyanın yeniden şekillendiği bir geçiş sürecine şahitlik ettiklerini ifade etti. Bu süreçte ekonomi yönetiminin iletişim kanallarının sürekli açık olmasının iş dünyasının moral ve motivasyonunu yükselttiğini kaydeden İsmail Kuş, “Mart ayı içerisinde Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Vedat Işıkhan gibi ekonomi yönetiminde söz sahibi olan isimleri Odamızda ağırladık. Bu buluşmalarımızda fiyat istikrarı başta olmak üzere, finansman maliyetlerinin düşürülmesinden enflasyon muhasebesine kadar 55 bin üyemizin beklentilerini paylaştık. Bugüne kadar üretimden istihdama, ticaretten ihracata kadar birçok düzenleme Odamızın da talepleri doğrultusunda hayata geçti. Son dönemdeki taleplerimizin de en üst düzeyde karşılık bulacağına inanıyoruz.” diye konuştu.
“Sadece bugün değil gelecekte de güçlü bir kent hedefiyle çalışıyoruz”
BTSO’nun son 11 yılda ortaya koyduğu vizyon ve projelerle bilgi ve deneyimin paylaşıldığı, birlik ve dayanışmanın vücut bulduğu örnek bir uzmanlık merkezi haline geldiğini kaydeden İsmail Kuş, sadece bugün değil, gelecekte de güçlü olan bir kent için değer üretmek istediklerini vurguladı. “Bu nedenle her projemizi gelecek nesillerin de odaklanarak hayata geçirdik.” diyen İsmail Kuş, konuşmasına şöyle devam etti: “Katma değerli üretimiyle, nitelikli istihdamıyla, modern ulaşım ağları ve güçlü ticaret bağlantılarıyla sadece ülkemizde değil, dünyada da cazibe merkezi olmayı başarmış bir Bursa hedefliyoruz. Ancak nüfusun, hızlı kentleşmenin ve plansız üretim tesislerinin artmasıyla Bursa, trafik, çevre ve hava kirliliği gibi sorunlarla da mücadele etmek zorunda kalan bir şehir oldu. Diğer taraftan sınırlı alanlarda üretim ve ihracat yapmak zorunda kalan firmalarımız, şehir içinde plansız sanayi alanlarında sıkışıp kaldı. Üstelik bu firmalarımız, başta lojistik olmak üzere rekabette kendilerini öne taşıyacak imkanlardan da mahrum. İşte KOBİ OSB projesi, kabına sığmayan, daha nitelikli ve rekabetçi bir üretim alanı ihtiyacını her geçen yıl daha da yüksek bir sesle dile getiren firmalarımızın talepleri ve Bursamızın ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıktı.”
İsmail Kuş, binlerce imalatçı firmanın uzun yıllardan bu yana dile getirdikleri talepleri BTSO KOBİ Konseyi çalışmalarıyla şekillendirdiklerini belirterek, “KOBİ OSB projemiz Bursa Büyükşehir Belediyemizle işbirliğinde kentin geleceği için dönüm noktası olarak gördüğümüz stratejik bir hamleye dönüştü. Büyükşehir Belediyemizle birlikte hayata geçireceğimiz KOBİ OSB’lerimiz, ölçek ekonomisine uygun, kapasite artışlarına imkan sağlayan, modern lojistik imkanlarla desteklenen işletmelerimizi, dolayısıyla Bursamızı çok daha rekabetçi bir yapıya kavuşturacak. Mevcut üretim alanlarında bile kent ve ülke ekonomisine büyük katkı sağlayan KOBİ’lerimiz, planlı yeni sanayi alanlarında ihracat, istihdam ve toplam iş hacimlerini ciddi ölçüde artıracaktır. Aynı şekilde lojistik merkezlerimiz de entegre ve modern ulaşım bağlantılarıyla firmalarımızın rekabet gücünü artıracak. Bununla birlikte Bursa, yeni rezerv alanlarının oluşmasıyla kentsel dönüşüm süreçlerini daha sağlıklı işletecek, kentin trafik yükü hafifleyecek, hava kirliliği ve çevresel etkiler konusunda daha ideal bir yapıya kavuşacak. Bu çerçevede Büyükşehir Belediyemizle birlikte imzaladığımız işbirliği protokolümüzün başta imalatçı KOBİ’lerimiz olmak üzere, Bursamız ve ülkemiz adına hayırlı olmasını temenni ediyorum.” diye konuştu.
“Dört yıllık seçimsiz dönem iyi değerlendirilmeli”
BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, 31 Mart pazar yerel seçimlerin yapılacağını hatırlatarak, seçim sonuçlarının hayırlı olması temennisinde bulundu. Seçimlerin tamamlanmasıyla birlikte Türkiye’nin önünde ekonomik istikrar ve kalkınma odaklı 4 yıllık seçimsiz bir dönem olacağını ifade eden Uğur, “Orta Vadeli Programın rehberliğinde üretim, yatırım, istihdam ve ihracat ekseninde ülkemizin yeniden hedeflenen büyüme rakamlarına erişmesini hep birlikte sağlayacağız. Bu konuda üyelerimizin talep, öneri ve beklentilerini de doğrudan Hükümetimize aktarmaya devam ediyoruz. Ekonomik reformlar ve yapısal dönüşümün bir an önce gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguluyoruz. Bursa iş dünyası olarak daha fazla üretim, daha fazla ihracat, daha fazla istihdam anlayışı ile çalışmalarımıza devam edeceğiz.” şeklinde konuştu. – BURSA
]]>Erzurum Şubat 2024
TOBB verilerine göre Erzurum’da ay içinde 21 şirket, 2 kooperatif ve 3 gerçek kişi ticari işletmesi kurulumu gerçekleşti. Dönemde 6 şirket, 2 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 2 şirket, 1 kooperatif ve 2 gerçek kişi ticari işletmesi ise faaliyetine son verdi.
Erzurum Şubat 2022
Erzurum’da 2023 Şubat ayında 23 şirket, 1 kooperatif, 7 gerçek kişi ticari işletmesi kurulumu gerçekleşmiş, dönemde 5 şirket tasfiye işlemi görmüştü. 2023 Şubat ayı kaydında 1 şirket, 1 kooperatif ve 5 gerçek kişi ticari işletmesi ise kapanmıştı
KUDAKA Bölgesi
Erzurum, Erzincan ve Bayburt illerini kapsayan KUDAKA İstatistik Bölgesinde ay içinde 35 şirket, 42 kooperatif ve 10 gerçek kişi ticari işletmesi faaliyete geçti. Şubat ayı düzeyinde 7 şirket ve 2 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 5 şirket, 2 kooperatif ve 9 gerçek kişi ticari işletmesi ekonomi dünyasından çekildi.
Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi
Ağrı, Kars, Ardahan, Iğdır, Erzurum, Erzincan ve Bayburt illerini kapsayan Kuzeydoğu Anadolu İstatistik Bölgesinde Şubatta 58 şirket, 4 kooperatif ve 19 gerçek kişi ticari işletmesi kurulumu kaydedildi. Şubat ayı düzeyinde 11 şirket ve 4 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 9 şirket, 3 kooperatif ve 12 gerçek kişi ticari işletmesi kapandı.
Doğu Anadolu Bölgesi
14 ilin yer aldığı Doğu Anadolu Bölgesinde Şubat ayında 248 şirket, 15 kooperatif ve 67 gerçek kişi ticari işletmesi kurulumu kaydedildi. Şubat ayı düzeyinde 29 şirket ve 5 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 32 şirket, 8 kooperatif ve 39 gerçek kişi ticari işletmesi faaliyetini sonlandırdı.
Erzurum’un kurulan şirket sayısı payı
DOSİAD’ın TOBB verileri kaydında yaptığı hesaplamalara göre, Erzurum’un aylık düzeyde kurulan şirket sayısı KUDAKA İstatistik Bölgesi illeri toplamında yüzde 60,0, Kuzeydoğu Anadolu istatistik Bölgesi illeri toplamında yüzde 36,20, Doğu Anadolu Bölgesi illeri toplamında ise yüzde 8,46’lık dilim oluşturdu.
Bölge illeri kurulan şirket sayısı dağılımı
Erzurum Şubat ayı düzeyinde Bölgede kurulan şirket sayısı bakımından 4’üncü sıraya indi. Bir aylık ölçütte Ağrı’da 15, Bingöl’de 9, Bitlis’te 16, Elazığ’da 27, Erzincan’da 13, Erzurum’da 21, Hakkari’de 10, Kars’ta 4, Malatya’da 60, Muş’ta 13, Van’da 51, Iğdır’da 1, Tunceli’de 5, Ardahan’da 1 şirket kuruldu.
Şubat’ta kurulan şirket sayısı azalırken, kapanan şirket sayısı arttı
Türkiye’de kurulan şirket sayısı bu yılın şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 7,5 azalarak 10 bin 1, kapanan şirket sayısı ise yüzde 15,9 artarak bin 949 oldu.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), şubat ayına ilişkin kurulan ve kapanan şirket istatistiklerini açıkladı. Buna göre şubatta bir önceki aya göre kurulan şirket sayısı yüzde 7,5 ile 10 bin 809’dan 10 bin 1’e geriledi. Gerçek kişi ticari işletme sayısı ise yüzde 13,9, kooperatif sayısı da yüzde 1,7 azalış gösterdi.
2024’ün ilk 2 ayında, 2023’ün ilk 2 ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 12,2, kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 28,9 azaldı. Kurulan kooperatif sayısı ise yüzde 8,3 arttı.
Yine 2024’ün ilk 2 ayında, 2023’ün ilk 2 ayına göre kapanan şirket sayısı yüzde 32,3, kapanan kooperatif sayısı yüzde 1,6 arttı. Kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında ise yüzde 7,5 azalış oldu.
“Kurulan şirket sayısında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,6 artış oldu”
Şubat 2024’te, Şubat 2023’e göre kurulan şirket sayısı yüzde 5,6, kurulan kooperatif sayısı yüzde 10,5 arttı. Kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı ise yüzde 21,6 azaldı. Şubat 2024’te kapanan şirket sayısında 2023 yılının aynı ayına göre yüzde 65,5, kapanan kooperatif sayısında yüzde 10,6, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 16 artış oldu.
“Şubat 2023’te kurulan kooperatiflerin sayısında bir önceki aya göre yüzde 1,7 azalış oldu”
Bir önceki aya göre kurulan şirket sayısı yüzde 7,5, kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 13,9, kurulan kooperatif sayısı yüzde 1,7 azaldı. Bir önceki aya göre kapanan şirket sayısı yüzde 15,9 artarak bin 949 oldu. Kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 6,1, kapanan kooperatif sayısında yüzde 32,5 azalış gerçekleşti.
“Şubat ayında tüm illerde şirket kuruldu”
Şubat ayında tüm illerde şirket kurulumu gerçekleşti. Söz konusu ayda kurulan toplam 10 bin 233 şirket ve kooperatifin yüzde 86,8’ini limited şirket, yüzde 10,9’unu anonim şirket, yüzde 2,3’ünü ise kooperatifler oluşturdu. Şirket ve kooperatiflerin yüzde 39,8’i İstanbul’da, yüzde 10,3’ü Ankara’da, yüzde 6,4’ü İzmir’de kuruldu.
Geçen ay kurulan şirket ve kooperatiflerin 3 bin 492’si ticaret, bin 427’si imalat ve bin 379’u inşaat sektöründe yer aldı. Kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin ise 542’si inşaat, 423’ü toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 121’i imalat sektöründe faaliyet göstermek üzere çalışmalarına başladı.
“Şubat 2024’te kurulan şirketlerin sermayelerinin toplamı bir önceki aya göre yüzde 11,3 oranında arttı”
2024 yılında toplam 21 bin 278 şirket ve kooperatif kuruldu. Bu dönemde kurulan toplam 18 bin 488 limited şirket, toplam sermayenin yüzde 76,3’ünü, 2 bin 319 anonim şirket ise yüzde 23,7’sini oluşturdu. Şubat ayında kurulan şirketlerin sermayelerinin toplamı, ocak ayına göre yüzde 11,3 oranında arttı.
Şubat ayında şirket ve kooperatiflerin 3 bin 492’si ticaret, bin 427’si imalat ve bin 379’u inşaat sektöründe kuruldu. Yine şubat ayında kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin 542’si inşaat, 423’ü toptan ve perakende ticaret motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 121’i imalat sektöründe faaliyet gösterdi.
Şubat ayında kapanan şirket ve kooperatiflerin 733’ü toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 276’sı imalat, 203’ü inşaat sektöründe faaliyet gösterirken, kapanan gerçek kişi ticari işletmelerinin 842’si de toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 325’i inşaat, 244’ü imalat sektöründe faaliyet gösteren şirketlerden olduğu belirtildi.
“Şubat 2024’te 733 adet yabancı ortak sermayeli şirket kuruldu”
Şubat ayında kurulan 733 yabancı ortak sermayeli şirketin 438’i Türkiye, 41’i İran ve 23’ü Almanya ortaklı oldu. İşbaşı yapan yabancı ortak sermayeli şirketlerin 94’ü anonim, 639’u limitet şirket statüsünde faaliyet gösteriyor. Şirketlerin 171’i belirli bir mala tahsis edilmemiş mağazalardaki toptan ticaret, 83’ü ikamet amaçlı olan veya olmayan binaların inşaatı, 67’si işletme ve diğer idari danışmanlık faaliyetleri sektöründe kuruldu. Kurulan yabancı ortak sermayeli şirketlerin toplam sermayelerinin yüzde 60,7’sini yabancı sermayeli ortak payı oluşturdu.
2 ayda 20 bin 810 şirket kuruldu
Türkiye’de bu yılın ocak-şubat döneminde kurulan şirket sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,2 azalışla 20 bin 810’a geriledi. Aynı dönemde kapanan şirket sayısı da yüzde 32,3 artışla 3 bin 631’e yükseldi. – ERZURUM
]]>Ardıç, Odanın mart ayı meclis toplantısında yaptığı konuşmada, 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere işaret etti.
Seçimin ardından mevcut rasyonel politikaların devam etmesi, gerekli görülmesi durumunda ekonomi yönetiminin daha kapsayıcı tedbirler alması gerektiğini aktaran Ardıç, mevcut durumda önemli dış pazarlarda yaşanan durgunluğun ihracatı baskıladığını bildirdi.
Ardıç, enflasyona ilişkin beklentilerine işaret ederek, “Toplumun tüm kesimlerince desteklenen kredibilitesi yüksek bir para politikasının, enflasyonda düşüş sürecinde önemli çıpa etkisi yaratacağına inanıyoruz. Kamu harcamalarını kısarak mali disiplinin ivedi şekilde sağlanması şart. Para politikasında başlayan sıkılaştırma sürecine mutlaka maliye politikası da eşlik etmeli. Enflasyonla mücadelede temel bileşen olan mali disiplinin uygulamaya konulduğuna işaret eden adımların atılması iş dünyası olarak beklentimiz.” ifadelerini kullandı.
“Sözleşmeli tarım modeline geçilmeli”
Tarım sektörünün bir ‘milli güvenlik meselesi’ olarak kabul edilmesi gerektiğini belirten Ardıç, “Arazi ve ürün planlaması yapılması artık hayati önem taşıyor. Tarımın bütüncül yaklaşımla ele alınması ve bilimsel tarım politikalarına geçilmesi zaruret halini aldı. Üreticiye, sanayiciye ve tüketiciye kazandıran sözleşmeli tarım modeline tamamen geçmemiz gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
“Havza Bazlı Üretim ve Destekleme Modeli”nin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini de vurgulayan Ardıç, bu modelin işlerlik kazanmasının, ülkenin tarım ve ekonomisine önemli avantajlar sağlayacağını bildirdi.
Ardıç, Türkiye ekonomisinin geçen yıl yüzde 4,5 büyüdüğüne, bu büyümede sanayi tarafında sınırlı artış olduğuna işaret ederek, sanayi sektörüne verilecek desteğin, büyüme hızını artıracağını, ekonomide genel verimlilik ve istihdam artışını destekleyeceğini söyledi.
“Ham madde üretiminde ithal ikamesi bir politika izlemeliyiz”
İnsan kaynağının niteliğinin ve işletmelerin teknoloji seviyesinin artırılması gerektiğini dile getiren Ardıç, şu ifadeleri kullandı:
“Daha çok katma değer üretmemiz gerekiyor. En önemlisi de ham madde üretiminde ithal ikamesi bir politika izlemeliyiz. Türkiye’nin ithal ettiği önemli girdileri yerli olarak üretmek için gerekli tedbirleri almamız şart. Dünyada korumacı tedbirler artarken, bizim de yerli sanayimizi güçlendirecek şekilde ithalatımızı azaltacak ilave önlemleri almamız gerekir.”
Ardıç, endüstriyel robotların kullanımının dünyada hızla yaygınlaştığına da dikkati çekerek, 2022 yılında dünya genelinde ortalama küresel robot yoğunluğunun 10 bin çalışan başına 151 robotla en yüksek seviyeye yükseldiğini belirtti.
Bu oranın Güney Kore’de 1012, Singapur’da 730, Almanya’da ise 415 olduğunu aktaran Ardıç, şunları kaydetti:
“Ülkemiz ise 40 robotla oldukça gerilerde. Dünya çapındaki fabrikalara 2022’de 553 bin endüstriyel robot kuruldu. Bu, yıllık bazda yüzde 5’lik büyümeyi temsil ediyor. Türkiye, endüstriyel robot kullanımında ilk 15 ülke arasında yer almasına rağmen Çin’in yaklaşık 90 kat, Almanya’nın ise 8 kat daha fazla robot kullanımına sahip olması, bizim ne kadar zayıf olduğumuzun göstergesi.”
]]>GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları Başar Küçükparmak, Emine Ferhan Sağım, Yönetim Kurulu, Meclis Başkanlık Divanı, Meclis Üyeleri, Danışma Kurulu, Yeni Nesil Sanayici Platformu Üyeleri ve Gaziantep Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özpolat ile TOBB Gaziantep Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Ayşen Ahi’nin katılımıyla gerçekleştirilen meclis toplantısında, kent ve ülke ekonomisindeki güncel gelişmeler, iç piyasa ve dış ticarette öne çıkan konu başlıkları, mevcut projeler, iş dünyasının talep ve beklentileri istişare edildi.
GSO Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu, meclis toplantısındaki konuşmasına tüm İslam aleminin mübarek Ramazan ayını ve yaklaşan Ramazan Bayramı’nı tebrik ederek başladı. Ramazan’ın kardeşlik bağlarının güçlenmesine, yardımlaşma ve dayanışmaya sağladığı katkılara vurgu yapan Konukoğlu, “Mübarek Ramazan ayının içerisindeyiz. Allah tutuğumuz oruçları kabul etsin. Hepimizin malumu bir yıl önce, şehrimiz ve bölgemizde meydana gelen ve asrın felaketi olarak adlandırılan deprem nedeniyle zor günler yaşadık. Birlik ve beraberlik ruhu ile her geçen gün daha iyiye gideceğimizi ümit ediyorum. Bunun yanında bölgemiz ekonomisinin de deprem hasarlarını atlatması ve yeniden canlanması adına canla başla çalışan herkese teşekkür ediyorum. Gaziantep olarak üretim, ihracat ve istihdam noktasında depremin yol açtığı olumsuzluklara rağmen önemli başarılar ortaya koymaya ve ülkemiz ekonomisine katkı sağlamaya devam ediyoruz. Toplantımızın hayırlı olmasını diliyor, kıymetli meclis üyelerimize ve katılım sağlayan herkese teşekkür ediyorum” dedi.
GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Başar Küçükparmak da meclis toplantısındaki konuşmasına, Ramazan ayını ve yaklaşan bayramı tebrik ederek başladı.
Gaziantep Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde kuruluş çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Başar Küçükparmak, “Yürütülen çalışmalar kapsamında geçtiğimiz hafta, Gaziantep Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas OSB Alan Belirleme ve Teknik İnceleme programı gerçekleştirildi. Bu bölgemiz ilk etapta 88 hektar ve ikinci etapta 82 hektar alandan oluşacak. Bu noktada emeği geçen herkese ve tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.
GSO’nun mevcut proje ve çalışmaları hakkında meclis üyelerine bilgiler verdikten sonra, Gaziantep’e ait güncel ekonomik rakamlara da değinen GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Başar Küçükparmak, “Şehrimizden şubat ayında yapılan ihracat miktarı geçen yılın şubat ayına göre yüzde 71,1 oranında arttı. İhracatın ithalatı karşılama oranında şehrimiz yüzde 163 ile 3. sırada yer aldı. Yapılan ihracatın sektörlere göre dağılımına baktığımızda ise yüzde 36,7 ile tekstil sektörü 1. sırada, yüzde 34,3 ile tarımsal sanayi ve hububat ürünleri 2. sırada, yüzde 11,9 ile kimya ve plastik ürünleri 3. sırada yer almaktadır” diye konuştu.
Toplantıda söz alan Gaziantep Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özpolat da yer seçimi, kuruluş onayı ve imar planı onayının ardından Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas OSB’de alan belirleme ve teknik inceleme gerçekleştirdiklerini söyledi.
OSB’nin firmalara bir arada ve daha iyi şartlarda katma değeri yüksek üretim yapılmasına imkan sağlayacağını ifade eden Özpolat, bölgenin faaliyete geçmesi ile katma değeri yüksek üretimler yapılmasının önü açılarak ilimizin ve ülkemizin gelişimine katkı sağlanacağını kaydederek, emeği olan ve Alan Belirleme ve Teknik İnceleme Programına katılan herkese teşekkür etti.
Toplantıda, Gaziantep Gıda Kümesi’nin başarıyla yürütülmesi ve 6. Kümelenme Konferansı’nda, Gaziantep Sanayi Odası’na ödül kazandırılmasından dolayı GSO Kurumsal İletişim ve Üye Hizmetleri Koordinatörü/Genel Sekreter Yardımcısı Sermest Çapan, İhracat ve Pazar Geliştirme Birimi Uzmanı Rezzan Kurt, İhracat ve Pazar Geliştirme Birimi Uzman Yardımcısı Gizem Bozo, Gaziantep Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezi’nin (GSOMEM), “Türkiye Yeşil Sanayi Projesi” çerçevesinde Çözüm Ortağı olmasındaki başarılı çalışmalarından dolayı Endüstriyel Gelişim Hizmetleri Koordinatörü/Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Çalı’ya plaket verildi.
GSO Mart Ayı Meclis Toplantısı, meclis üyelerinin görüş ve önerilerini dile getirmelerinin ardından sona erdi. – GAZİANTEP
]]>Bu yılın ilk 2 ayında hamsi ihracatından 2 milyon doların üzerinde döviz girdisi sağlandı
Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği Başkan Yardımcısı Ahmet Hamdi Gürdoğan:
“Hamsiyi ayıklanmış olarak da yolluyorduk şimdi konserve olarak da yollamaya başladık”
TRABZON – Türkiye genelinde bu yılın Ocak-Şubat döneminde 18 ülkeye yapılan hamsi ihracatından 577 bin 463 kilogram karşılığı 2 milyon 119 bin 896 dolarlık döviz sağlandı.
En fazla hamsi ihracatı 524 bin 936 dolar ile Belçika’ya, 401 bin 109 dolar ile Amerika Birleşik Devletleri’ne 368 bin 287 dolar ile Fransa’ya yapılırken geçen yılın aynı döneminde ise 19 ülkeye 303 bin 752 dolar karşılığı 1 milyon 569 bin 373 dolarlık ihracat yapılmıştı.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği Başkan Yardımcısı Ahmet Hamdi Gürdoğan, hamsiyi ayıklanmışın yanı sıra artık konserve olarak da ihraç edilmeye başlandığını söyledi. Bu sezon hamsi ihracatının önceki sezona göre daha verimli geçtiğini belirten Gürdoğan, 15 Nisanda başlayacak olan av yasağı nedeniyle hamsi ihracatında bundan sonra herhangi bir hareketlilik beklemediklerini kaydetti.
Hamsi ihracatında miktar bazında yüzde 90 artış yaşadıklarını ifade eden Gürdoğan, “2024 yılı Ocak-Şubat döneminde hamsi ihracatından 2 milyon dolar civarında bir gelir söz konusu. Değer bazında yüzde 35, miktar bazına baktığımız zaman ise yüzde 90 arttı. 2023 yılında ise değer bazında 1 milyon 569 bin dolar iken aynı zamanda miktar bazında da 303 bin 752 kilogram olarak gerçekleşmişti. Hamsi ihracatı en fazla Amerika Birleşik Devletleri, AB Almanya, Belçika gibi ülkelere yapılırken verim açısından geçen seneye göre daha iyi. 15 Nisanda av yasağı başlayacak bunun için hamsi ihracatında herhangi bir hareketlilik beklemiyoruz” dedi.
“Sezon erken başlamasın”
Hamsi sezonunun boy konusu dikkate alınarak daha geç başlamasından yana olduklarını belirten Gürdoğan, “Hamsi avında boy konusu dikkate alınarak sezona erken değil daha geç başlatılmasının altını çizmek istiyoruz. Çünkü gelecek nesillere aktarmak adına var olan hamsi stoklarını korumak gerekirse avlanma tarihleriyle oynamamız gerektiğini belirtmek isterim. Özellikle balıkçılıkla geçinen sektör temsilcilerimiz yeterli balık bulamamalarından dolayı Afrika, Moritanya gibi ülkelere avlanmaya gittiklerini belirtmek isterim. Dolayısıyla elimizdeki stokları çok daha verimli kullanmak adına körfez balıkçılığı dediğimiz ufak balıkların büyütülme konusundaki çalışmalara ağırlık vermeliyiz. Örneğin istavrit olmak üzere diğer balık çeşitlerini büyütmek için KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesinde uygulamalar neticesinde özellikle Japonya’daki yarım ada, deltalardaki sistemle büyütüp katma değerli ürünler elde etme çalışmalarını başlatmamız lazım. Bunun örneği Japonya, Norveç’te çok yaygın. Biz sadece denizdeki balıkları olduğu gibi avlıyoruz, onları büyütme konusunda çalışmaların başlamasını arzu ediyoruz” diye konuştu.
Hamsinin ayıklanmış olarak ihracının yanı sıra artık konserve olarak da göndermeye başladıklarını kaydeden Gürdoğan, “Hamsiyi ayıklanmış olarak da yolluyoruz. Artık konserve olarak da yollamaya başladık. Dolayısıyla katma değerli ürünler olarak yollandığı için rakamlarda da artış oluyor. Dünyadaki sistemlere entegre olduğumuz zaman uzun vadede yani dayanıklı tüketim malları haline getirilmesi gerekiyor konserve gibi dondurulmuş ürenler gibi. Dolayısıyla hamsiyi taze olarak uzak yerlere yollayamayacağımız yerlere soğuk zincirle göndermemiz çok daha rantabl olduğunu miktarda ve ihracatta artış olmasını gözlemliyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>Arkan, Konya’da bir restoranda düzenlenen programda, geçen yıl 3 milyar liralık yatırımla yeni bir haddehane yatırımına başladıklarını hatırlattı.
Eti Alüminyum’un, 82 bin tonluk üretimle iç pazarın ihtiyacının yüzde 10’unu karşıladığını ve her yıl 250 milyon dolarlık ithalatın önüne geçtiğini aktaran Arkan, “Savunma sanayisi gibi stratejik sektörlerde arz güvenliğini sağlarken, uçak gövdelerinde, zırh malzemelerinin ham maddesi olarak ve gemi endüstrisinde kullanılan alüminyum ürünleri üretebilmek amacıyla Seydişehir’de yeni bir haddehane yatırımına başladık. Gelecek yıl sonunda üretime başlamayı hedefliyoruz. Başta savunma sanayisi olmak üzere iç pazarda pek çok sektöre vereceğimiz hadde ürünlerimizle cari açığın kapanmasına 350 milyon dolarlık destek sağlayacağız.” diye konuştu.
“Yıllık 40 bin tonluk üretim kapasitesine ulaşmayı hedefliyoruz”
Arkan, yeni yatırımlarla istihdam kapısının aralanacağına da vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Yerli sanayi için bir devrim niteliği taşıyacak olan ve Türk mühendislerimiz tarafından geliştirilen bir başka yatırımımız ise özel alümina ünitesi. Makine montajlarına başladık. Bu yılın ikinci yarısında yeni hattı devreye almayı planlıyoruz. Bu ünite sayesinde yıllık 40 bin tonluk üretim kapasitesine ulaşmayı hedefliyoruz. Türkiye’de ilk kez üretilmeye başlanacak özel alümina, çok yüksek sıcaklıklara dayanması ve 2000 derecelerde bile erimeyen özelliğinin yanı sıra hafif ve esnek oluşuyla da kullanılan sektör sayısını çeşitlendiriyor. Bu önemli yatırımla birlikte ülkemizin özel alümina ihtiyacını karşılayıp, dışa bağımlılığın azaltılması için çalışacağız.”
Boksitin artık ürününden lityumu geri kazanmak için de çalışmalara başladıklarına işaret eden Arkan, lityumun elektrikli araçların bataryalarında kullanılan en önemli metallerden biri olduğunu anlattı.
Arkan, Türkiye’nin yıllık 200 ton lityum karbonat ihtiyacı olduğuna dikkati çekerek, “Boksitten lityumu geri kazanma konusunda patent başvurumuzu yaptık. Ancak dünyada ilk kez böyle bir girişim olduğu için patent aşaması biraz uzun sürüyor. Türkiye’deki patent çalışmalarından olumlu dönüşler oldu. Şimdi ABD, Çin ve Avrupa’daki prosedürün tamamlanmasını bekliyoruz. Tam kapasite çalışmaya başladığımızda her yıl 250 tonluk lityumu geri kazanacağız. Lityum haricinde nadir toprak elementlerini de proseste ortaya çıkan artık üründen kazanma konusundaki çalışmalarımız sürüyor.” ifadelerini kullandı.
İki yeni GES kazandırılacak
Şirketin “yeşil alüminyum” hedefi için çalışmaya devam ettiğini belirten Arkan, şöyle devam etti:
“Yeni yatırımlarımızı hayata geçirirken, AR-GE kadar sürdürülebilirlik yaklaşımımızı da merkeze alıyoruz. Bir taraftan enerjimizi yenilenebilir kaynaklardan sağlarken diğer taraftan dünyada örneği olmayan yeşil alüminyumla ilgili dokümantasyon işlerimizi tamamlıyoruz. Tesisimizde 165 MW kurulu güce sahip 4 güneş enerji santralimiz bulunuyor. Bunlara farklı şehirlerde yapılacak yenilerini ekleyeceğiz. Gaziantep’teki ‘Eti-5 GES’ projemiz ve Sivas’ta yapılacak ‘Eti-6 GES’ projemizin şu anda planlama çalışmaları sürüyor. 2025’te faaliyete geçecek toplam 141 megavat MW kurulu güce sahip bu iki yeni güneş santralimizle enerji tüketimimizde yenilenebilirin payını artıracağız.”
]]>Komarov, Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenen Uluslararası ATOMEXPO-2024 Forumu kapsamında uluslararası basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Küresel nükleer enerji sektöründeki gelişmelere değinen Komarov, geçen yıl Dubai’de gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nde (COP28) iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında 2050’ye kadar küresel nükleer enerji kapasitesinin en az 3 katına çıkarılmasının hedeflendiğini anımsattı.
Komarov, bunun mevcut durumda yaklaşık 370 gigavat olan nükleer kurulu gücün 2050’ye kadar 1000 gigavat seviyelerine ulaşması anlamına geldiğini ve nükleer enerjinin dünya genelinde daha da gelişmesini sağlayacak çok ciddi bir konu olduğunu söyledi.
Rosatom’un NGS ihracatı noktasında yüzde 88 paya sahip olduğunu ifade eden Komarov, dünya genelinde ihracat kapsamında yapımı devam eden 25 ünitenin 22’sinin Rus teknolojisine ait olduğunu dile getirdi.
“Akkuyu’da ilk ünitede tempo yüksek”
Komarov, Sinop’ta yapımı planlanan ikinci NGS projesi için Türkiye ile devam eden müzakerelere ilişkin soruyu da yanıtlayarak, “Bugün gündemimizde Türkiye’deki amiral gemimiz Akkuyu NGS var. Bu proje bizim için çok önemli bir proje. Sorumluluk ve yatırım açısından da çok büyük bir proje.” dedi.
Akkuyu NGS’nin “yap-sahip ol-işlet” modeliyle hayata geçirilen bir proje olduğunu anımsatan Komarov, şunları kaydetti:
“Rosatom aynı anda hem teknolojinin sahibi, hem yatırımcısı, hem santralin sahibi, hem de tesisi inşa eden yüklenici olarak hareket etmektedir. Bu nedenle nihai sonuçtan tamamen biz sorumluyuz. Türkiye’de yapmamız gereken ilk şey, santralin hükümetler arası anlaşmamızda belirtilen süre içerisinde inşa edilmesini sağlamaktır. Dört ünitenin de 2028 sonuna kadar tamamlanması gerekmektedir. İlk ünitede şu anda çok yüksek tempoda hazırlık var. Devreye alma çalışmaları devam ediyor. Hepimiz Türkiye elektrik şebekesinde ilk nükleer elektriğin verileceği anı sabırsızlıkla bekliyoruz.”
Komarov, Türkiye’nin nükleer enerjideki hedeflerine dikkatini çekerek, “Türkiye ekonomisi iyi düzeyde gelişiyor ve elektrik ihtiyacı her yıl artıyor. Gelecekteki enerji tüketimi artışına ilişkin tahmin ise oldukça etkileyici. Hükümetinizle görüşmelerde de ifade edildiği gibi, 2 veya 3 büyük santralin, belki de 3 büyük ve birçok küçük santrale daha ihtiyacınız var. Bu nedenle, Türkiye’de nükleer enerjinin geliştirilmesine yönelik hedeflerin olması son derece olumlu bir adım.” değerlendirmesinde bulundu.
“Akkuyu NGS projesi ile binlerce insan benzersiz bir deneyim kazanıyor”
Rosatom’un Akkuyu NGS projesine ilişkin çalışmalara başladığı 2011’den bu yana edindiği deneyimleri de paylaşan Komarov, “Akkuyu projesi sayesinde çok sayıda Türk şirketi nükleer sanayi için çalışmayı öğrendi. Artık bu şirketler önemli deneyimler elde ettiler, ekipman da üretebiliyorlar. Bu kişiler NGS’lerin inşasında zor işleri de yerine getirebilirler. Bu deneyimleri kaybetmek üzücü olur. Bu benzersiz uzmanlık alanında binlerce insan benzersiz bir deneyim kazanıyor. Akkuyu sahasında çoğu Türk vatandaşı olmak üzere yaklaşık 30 bin kişi çalışıyor.” bilgisini paylaştı.
Komarov, Akkuyu NGS projesiyle bugüne kadar kazanılan deneyim ve bilgi birikimin daha fazla kullanılabilmesini istediklerini belirterek, “Elbette bunun için en iyi yol, Rus teknolojisini kullanarak başka bir santral inşa etmek olacaktır. Sinop’ta Rus teknolojisine dayalı bir projenin hayata geçirilmesi olasılığını Türk hükümetiyle görüşüyoruz. Henüz görüşmelerin ilk aşamasındayız. Dolayısıyla tam olarak nasıl bir model olacağını, tarifenin ve zaman çerçevesinin ne olacağını söylemek için çok erken. Ancak kendi adımıza, biriktirdiğimiz tüm deneyimin ve en önemlisi Türk şirketlerinin ve ortaklarımızın bu projede edindikleri deneyimin bir sonraki NGS’nin inşasına yansıtılmasını sağlamak için her türlü çabayı göstereceğimizi belirtmek isterim.” diye konuştu.
Komarov, “Bugün Akkuyu NGS projesi çerçevesinde Türk şirketleriyle 5 milyar doların üzerinde sözleşme imzalamış durumdayız. 5 milyar dolar, sadece Türk şirketlerinin Akkuyu için halihazırda yaptığı iş içindir ve bununla bitmeyecektir. Şu anda ilk reaktörü tamamlama aşamasındayız. Dolayısıyla bu rakamlarda da bir büyüme gerçekleşecektir. Biz bu projede kazanılan deneyimin bir sonraki nükleer santralin inşasına yansıtılmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda düzenlenen seferde bulunan araştırmacılar, Horseshoe Adası ve çevresinde deniz ve göllerde yaptıkları örneklemelerle projelerini tamamladı.
Bilim insanları, bölgedeki denizel ekosistemin fizikokimyasal karakterizasyonunu araştırarak, sucul ekosistemlerdeki çoklu antropojenik baskıları değerlendirdi.
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve sefer katılımcısı Prof. Dr. Ülgen Aytan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, plastik kirliliğinin sadece gözle görülür boyutta olmadığına dikkati çekerek, “Özellikle günlük hayatta kronik olarak ürettiğimiz ve 5 milimetrenin altına inmiş olan kısım, gezegenimiz için çok hızlı büyüyen bir tehdit haline geldi.” dedi.
Prof. Dr. Aytan, insan etkisinden binlerce kilometre uzaktaki Antarktika ekosisteminde mikroplastiklere, hem suda hem sedimentte hem buzullarda hem de canlılarda rastlamanın mümkün olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
“TÜBİTAK tarafından desteklenen bu projeyle amacımız, Türk bilimsel araştırma kampının bulunduğu Horseshoe Adası’ndaki tatlı su kaynaklarında, buzul göllerinde ve denizde, mikro, mezo ve makro boyuttaki plastiklerin varlığını araştırmak, kaynaklarını tespit etmek ve bu ekosistem için oluşturdukları çevresel riski değerlendirmek.”
Horseshoe Adası’nda bulunan deniz, göl yüzey suyu ve sedimentinden plastik analizleri için numune aldıklarını ifade eden Aytan, Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Mikroplastik Araştırma Laboratuvarı’nda gerçekleştirecekleri analizlerle de plastiklerin tiplerini, boyutlarını, renklerini ve polimer içeriklerini belirleyerek çevresel risk değerlendirmesini tamamlayacaklarını söyledi.
Prof. Dr. Aytan, “plastik” için çok genel bir terim olduğunu vurgulayarak, bu terim altında farklı polimerik yapıya, dolayısıyla kimyasal içeriğe sahip plastiklere rastlandığını aktardı.
Aytan, gerçekleştirecekleri analizlerle buldukları plastiklerin çevresel tehlike skorlarıyla bu ekosistem için ne derece risk yarattığını değerlendirebileceklerini anlattı.
Denizel ve tatlı su çevresinde çoğunlukla tek kullanımlık plastik olduğuna işaret eden Aytan, “Özellikle polietilen, polietilen terafitalat, polipropilen gibi polimerlere rastlıyoruz ancak Antarktika’da yaptığımız ön çalışmada poliakrinonitril gibi özellikle sentetik tekstilin kullanımı ve yıkanması esnasında oluşan ve atmosferle kutuplara kadar taşınabilen mikroplastiklere de rastladık.” diye konuştu.
Prof. Dr. Aytan, bölgede yaptıkları çalışmalardan sonra özellikle sentetik tekstilde kullanılan bu polimerlerin iyileştirilmesi gerektiği konusunun önemine değinerek, şöyle devam etti:
“Plastik sektöründe kullanılan ilave katkı kimyasallarının iyileştirilmesi gerekiyor. Antarktika gibi çok özel bir ekosistemden elde edeceğimiz sonuçlar ile plastiklerin denizel ve tatlı su ortamında azaltılması için alınması gereken tedbirlerle ilgili olarak karar vericilere ve sektöre yol gösterici veri sağlamayı amaçlıyoruz.”
“Denizel fitoplankton çalışmalarını biraz daha derinleştirmeyi amaçlıyoruz”
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve sefer katılımcısı Prof. Dr. Ertuğrul Ağırbaş da iklim değişikliğinin en önemli kanıtlarının, artan atmosferik hava sıcaklıkları ve beraberinde deniz suyunda meydana getirdiği anomaliler olduğunu dile getirdi.
Ağırbaş, Horseshoe Adası’nda yürüttükleri çalışmalar konusunda, “Bölgede çok az çalışılmış bir konu olan denizel fitoplankton çalışmalarını biraz daha derinleştirme ve bu bağlamda bundan sonra yapılacak çalışmalara bir altlık oluşturmayı amaçlıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Prof. Dr. Ertuğrul Ağırbaş, “Fitoplanktonik organizmalar değişen iklim koşullarına bağlı olarak meydana gelen değişimlere karşı direkt tepkiyi veren ilk canlı gruplarıdır ve bunların takibi ile ileride meydana gelebilecek olası iklim değişikliği senaryolarına karşı hazırlıklı olmamıza imkan sağlayacaktır.” diyerek, proje kapsamında araştırdıkları “fitoplankton fonksiyonel grup oranları”, “pigment kompozisyonu”, “mikroskobik hücre sayımı” ve “hidrografik ölçüm çalışmaları” ile bölgenin besin tuzu dinamiğini de inceledikleri bir proje olduğunu ifade etti.
Dünyanın iklimine en çok etki edecek, iklimin düzenlenmesini sağlayan önemli bir bölgede bulunduklarına işaret eden Ağırbaş, “Çalışmaların Antarktika ekosisteminin sürdürülebilir yönetimine katkı sağlayacağına ve bu bağlamda dünyanın geleceğine de katkı sağlayacağına inanmaktayız.” dedi.
“Deniz örneklemelerimizi yaklaşık 25 istasyonda gerçekleştirdik”
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve sefer katılımcısı Prof. Dr. Nüket Sivri de sefer süresince birçok noktada deniz suyu örneklemesi yaptı.
Prof. Dr. Sivri, “Kutup Bölgeleri’nde Kritik Hammadde (KHM) Konsantrasyonlarının Belirlenmesi ve Potansiyel Ekolojik Risk İndeksinin Kutup Bölgelerine Uyarlanması” konusunda yaptığı projesiyle “Endüstriyel üretim ve ekonominin sürdürülebilir işleyişi için önem taşıyan kritik hammadeler, Antarktik bölgesi sucul ekosistem sağlığını nasıl etkiler? Kritik hammaddeler kaynaklı olası toksik etkiler ve antropojenik baskılar her iki kutup bölgesinde de gözleniyor mu? Antarktika için uyarlanan potansiyel ekolojik risk indeksi (PERI), Arktik için oluşturulan indeksten ne kadar farklı olabilir?” sorularının cevaplarını arayarak projesinin Beyaz Kıta’da olan bölümünü tamamladı.
TÜBİTAK MAM İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Başkan Yardımcılığı’nda Araştırmacı olan sefer katılımcısı Dr. Mehtap Dursun da projesi kapsamında Antarktika’da mikrokirleticilerin çevresel incelenmesinin altyapısını oluşturmak üzerine çalışmalar gerçekleştirdi.
Dr. Mehtap Dursun, mikrokirleticileri genel olarak sucul ortamda canlılara zarar veren mikro ve nano düzeydeki kirleticiler olarak tanımlayabildiklerini ifade ederek, “Biz özellikle eksik yanma sonucu oluşan poliaromatik hidrokarbonlar ile tarımsal amaçlı kullanılan pestisitlerin çevresel olarak Antarktika kıtasında mevcudiyetini araştırıyoruz.” diye konuştu.
Çalışması kapsamında Horseshoe Adası’nda bulunan göllerden ve kar suyundan örnekleme yaptığını anlatan Dursun, şöyle devam etti:
“Deniz örneklemelerimizi yaklaşık 25 istasyonda gerçekleştirdik. Mevcut ortamda mikro kirleticinin analizleri için yüksek hacim su gerektirdiğinden, bizim yaptığımız yöntemle laboratuvara hiç su taşımadan gemide ön işlemleri yapılmış numunelerimizle Türkiye’deki araştırma laboratuvarımızda analiz ederek sonuçları elde etmiş olacağız.”
Amaçlarının Antarktika’da bir çevresel izleme altyapısını oluşturmak olduğuna dikkati çeken Dursun, “Daha sonrasında da bu araştırma sonucunda elde ettiğimiz verilerle eğer yöntemimiz başarılı olursa ileriki dönemlerde bu çevresel izlemelerin devamlılığını ve zaman içindeki değişimini gözlemlemiş olacağız.” bilgisini verdi.
]]>En fazla hamsi ihracatı 524 bin 936 dolar ile Belçika’ya, 401 bin 109 dolar ile Amerika Birleşik Devletleri’ne 368 bin 287 dolar ile Fransa’ya yapılırken geçen yılın aynı döneminde ise 19 ülkeye 303 bin 752 dolar karşılığı 1 milyon 569 bin 373 dolarlık ihracat yapılmıştı.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği (DKİB) Başkan Yardımcısı Ahmet Hamdi Gürdoğan, hamsiyi ayıklanmışın yanı sıra artık konserve olarak da ihraç edilmeye başlandığını söyledi. Bu sezon hamsi ihracatının önceki sezona göre daha verimli geçtiğini belirten Gürdoğan, 15 Nisanda başlayacak olan av yasağı nedeniyle hamsi ihracatında bundan sonra herhangi bir hareketlilik beklemediklerini kaydetti.
Hamsi ihracatında miktar bazında yüzde 90 artış yaşadıklarını ifade eden Gürdoğan, “2024 yılı Ocak-Şubat döneminde hamsi ihracatından 2 milyon dolar civarında bir gelir söz konusu. Değer bazında yüzde 35, miktar bazına baktığımız zaman ise yüzde 90 arttı. 2023 yılında ise değer bazında 1 milyon 569 bin dolar iken aynı zamanda miktar bazında da 303 bin 752 kilogram olarak gerçekleşmişti. Hamsi ihracatı en fazla Amerika Birleşik Devletleri, AB Almanya, Belçika gibi ülkelere yapılırken verim açısından geçen seneye göre daha iyi. 15 Nisanda av yasağı başlayacak bunun için hamsi ihracatında herhangi bir hareketlilik beklemiyoruz” dedi.
“Balık av sezonu erken başlamasın”
Hamsi sezonunun boy konusu dikkate alınarak daha geç başlamasından yana olduklarını belirten Gürdoğan, “Hamsi avında boy konusu dikkate alınarak sezona erken değil daha geç başlatılmasının altını çizmek istiyoruz. Çünkü gelecek nesillere aktarmak adına var olan hamsi stoklarını korumak gerekirse avlanma tarihleriyle oynamamız gerektiğini belirtmek isterim. Özellikle balıkçılıkla geçinen sektör temsilcilerimiz yeterli balık bulamamalarından dolayı Afrika, Moritanya gibi ülkelere avlanmaya gittiklerini belirtmek isterim. Dolayısıyla elimizdeki stokları çok daha verimli kullanmak adına körfez balıkçılığı dediğimiz ufak balıkların büyütülme konusundaki çalışmalara ağırlık vermeliyiz. Örneğin istavrit olmak üzere diğer balık çeşitlerini büyütmek için KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesinde uygulamalar neticesinde özellikle Japonya’daki yarım ada, deltalardaki sistemle büyütüp katma değerli ürünler elde etme çalışmalarını başlatmamız lazım. Bunun örneği Japonya, Norveç’te çok yaygın. Biz sadece denizdeki balıkları olduğu gibi avlıyoruz, onları büyütme konusunda çalışmaların başlamasını arzu ediyoruz” diye konuştu.
Hamsinin ayıklanmış olarak ihracının yanı sıra artık konserve olarakta göndermeye başladıklarını kaydeden Gürdoğan, “Hamsiyi ayıklanmış olarak da yolluyoruz. Artık konserve olarak da yollamaya başladık. Dolayısıyla katma değerli ürünler olarak yollandığı için rakamlarda da artış oluyor. Dünyadaki sistemlere entegre olduğumuz zaman uzun vadede yani dayanıklı tüketim malları haline getirilmesi gerekiyor konserve gibi dondurulmuş ürenler gibi. Dolayısıyla hamsiyi taze olarak uzak yerlere yollayamayacağımız yerlere soğuk zincirle göndermemiz çok daha rantabl olduğunu miktarda ve ihracatta artış olmasını gözlemliyoruz” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Dünya genelinde enflasyonla mücadele kapsamında, önemli merkez bankalarının attığı şahin politika adımlarının sonuna gelindiğine kesin gözüyle bakılırken, faiz indirimlerine ne zaman başlanacağına yönelik belirsizlik ise devam ediyor.
Analistler, söz konusu belirsizliğin makroekonomik verilerden alınan sinyallerle azalabileceğini ifade ederek, ABD’de yarın açıklanacak büyüme verilerinin ve cuma günü Fed’in enflasyon göstergesi olarak dikkate aldığı kişisel tüketim harcamalarının bankanın gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin ipuçları verebileceğini söyledi.
Bununla birlikte Fed yetkililerinin sözle yönlendirmeleri de takip edilirken bazı banka yetkililerinin dün yaptığı açıklamaların temkinli sinyaller vermesinin ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in ilk faiz indirimine haziranda gitme ihtimali yüzde 67’ye geriledi.
Dün, ülkede açıklanan verilere göre, dayanıklı mal siparişleri, şubatta aylık bazda yüzde 1,4 ile piyasa beklentilerinin üzerinde artış kaydederken, Conference Board (CB) Tüketici Güven Endeksi ise martta aylık 0,1 puan azalışla 104,7’ye indi.
Ayrıca, Fed, geçen yıla ait yıllık denetlenmiş bilançosunu yayımladı. Banka, 114,3 milyar dolar zarar ederek bu zamana kadarki en büyük faaliyet zararını kaydetti.
Mevduat kurumlarının rezerv bakiyelerine yönelik faiz gideri geçen yıl 176,8 milyar dolara çıkarken, repo operasyonlarına ilişkin faiz gideri 104,3 milyar dolar oldu.
Tahvil piyasalarında dar bantta hareketin devam ettiği görülürken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,24 seviyesinde yatay bir seyir izliyor. Altının ons fiyatı da önceki kapanışının hemen üzerinde 2 bin 179 dolardan alıcı buluyor.
Dolar endeksi ise dün 103,4-104,4 bandında dalgalı bir seyir izlemesinin ardından şu sıralarda 104,3 seviyesinde bulunuyor.
Dün ABD stoklarında bulunan petrolde kayda değer bir artış görülmesi petrol fiyatlarını aşağı yönlü baskılarken, Brent petrolün varil fiyatı yüzde 1 azalışla 85,2 dolardan günü tamamladı. Şu dakikalarda önceki kapanışına göre yüzde 0,4 düşüşle 84,9 dolardan işlem görüyor.
ABD’li teknoloji devlerinden Apple’ın hisseleri ise Çin’deki iPhone sevkiyatlarının şubat ayında yıllık yaklaşık yüzde 33 düştüğüne ilişkin haber akışının ardından yüzde 1’e yakın değer kaybetti.
Diğer yandan, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P Global, ABD ekonomisine ilişkin yayımladığı raporda, iş gücü piyasasının sağlam kalması nedeniyle ABD’de ekonomik büyümenin 2024’te yüzde 2,5 olmasının beklendiğini bildirdi.
Dün, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 0,42, S&P 500 endeksi yüzde 0,28 ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,08 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de negatif bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında ise dün pozitif bir seyir hakim olurken, bugün tüketici güven endeksi verilerinin yanı sıra bölgedeki merkez bankası yetkililerinin sözle yönlendirmeleri yatırımcıların takibinde yer alıyor.
Analistler, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankasının (BoE) faiz indirimlerine ne zaman başlayacaklarının belirsiz olduğunu ancak para piyasalarındaki fiyatlamalarda iki bankanın da haziran toplantısında ilk faiz indirimine gitme ihtimallerinin öne çıktığını bildirdi.
Para piyasalarında, ECB’nin haziranda faiz indirimine gitme ihtimali yüzde 76, BoE için yüzde 74 ile fiyatlanıyor.
Analistler, yarın İngiltere’de açıklanacak büyüme verilerinin para piyasalarındaki fiyatlamalarda değişikliğe sebep olabileceğini belirterek, BoE ve ECB yetkililerinin gerçekleştireceği sözle yönlendirmelerin de pay piyasalarında oynaklığı artırabileceğini dile getirdi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,17, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,14, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,67 ve Fransa’da CAC 40 endeksi ise yüzde 0,41 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise karışık bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında karışık seyir öne çıkarken, Japon yeninin dolar karşısında 34 yılın en düşük seviyesine inmesinin ardından Nikkei 225 endeksindeki yükseliş dikkati çekti.
Japonya Merkez Bankası (BoJ) Yönetim Kurulu üyesi Naoki Tamura, bir süre daha destekleyici finansal koşulları sürdüreceğini ve politika değişikliklerinde “yavaş ve istikrarlı” ilerleyeceğini söylemesinin ardından dolar/yen paritesi 151,97 ile yaklaşık son 34 yılın en yüksek seviyesine çıktı.
Söz konusu gelişmelerin ardından BoJ Başkanı Kazuo Ueda’nın, “Gelecekteki para politikası kararları, ekonomiye ve o anki fiyat gelişmelerine bağlı olacak.” demesi ve Japonya Maliye Bakanı Shunichi Suzuki’nin “Piyasa hareketlerini dikkate alarak, kur istikrarı için elimizden gelen önlemleri alacağız.” açıklamasını yapmasıyla dolar/yen paritesi sınırlı da olsa gerileyerek 151,6 seviyesine indi.
Analistler, zayıflayan yenin ülke pay piyasalarında risk iştahını artırdığını ifade ederek, BoJ yetkililerinde gelecek açıklamaların yatırımcıların odağında bulunduğunu dile getirdi.
Öte yandan, bugün Çin’de açıklanan veriler, ülkede ocak ve şubatta toplam sanayi karının yıllık bazda yüzde 10,2 arttığını gösterirken, endüstriyel karlar 2023’te yüzde 2,3 geriledi.
Ayrıca, Çin, ABD’nin 2022’de çıkardığı Enflasyonu Düşürme Yasası’ndaki iklim değişikliğiyle mücadele için yerli elektrikli araç üreticilerine yönelik sübvansiyonların rekabet kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle Dünya Ticaret Örgütüne (DTÖ) şikayette bulundu.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,1 artarken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,5 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,7 değer kaybetti. Güney Kore’de Kospi endeksi ise yatay bir seyir izliyor.
Yurt içinde dün satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 2,46 değer kaybıyla 8.807,38 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 32,1897’den tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,2200 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, S&P Global, gelişmekte olan ülkeler için 2024 yılı toplam büyüme tahminini yüzde 4,1’den yüzde 4,2’ye yükseltirken, Türkiye için de yüzde 2,4’ten yüzde 3’e çıkardı.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu, yurt dışında ise Avro Bölgesinde tüketici güven endeksi verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.800 ve 8.700 seviyelerinin destek, 8.900 ve 9.000 puanın ise direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
13.00 Avro Bölgesi, mart ayı tüketici güven endeksi
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Bandırma’da konuştu, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanının 5 yılda 102 arazi sattığını, 82 milyon dolar gelir elde ettiğini ama yine de belediyenin 4 milyar lira borç içinde olduğunu anlattı. Sayıştay’ın usulsüzlük tespit ettiğini, başkanın denetlenmekte, yargılanmakta olduğunu söyleyen Özel, “Artık Balıkesir’e temiz, çalışkan, rantın değil halkın belediyeciliğini yapacak olan ve Erdoğan’ın dolma kaleminin mürekkebinden değil Bandırmalının yürekten verdiği oylardan güç alan belediye başkanları lazım” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yerel seçim çalışmaları kapsamında Balıkesir Bandırma’da halk buluşması düzenledi, yurttaşlara seslendi.
Özel, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“EMEKLİ EVE GİRSE, KARNI AÇTIR. KARNINI DOYURSA SOKAKTA KALACAKTIR”
“Bundan 1,5 ay önce ilk kez meydanlara çıktığımızda emeklilere seslendik. Dedik ki, ‘Sessiz kalamazsınız, sessiz olamazsınız. Sesinizi duyurmak isterseniz, meydanlara gelin. Sesimize ses verin. Sesimize kulak verin. Ben siz hakkınızı alana kadar mücadele edeceğim’ dedim, emekliler bizi duydu, dinledi. Şimdi de buradalar. Hepiniz çok önemli bir mücadele için buradasınız. Hepimiz biliyoruz ki bu iktidar ilk geldiği gün en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Yani sizi hiç ellemese, rahatınızı bozmasa, efendim TÜİK ile enflasyon oranında zam yapacağım demese ki TÜİK ne demek? ‘Tayyip’i üzmeyen istatistik kurumu.’ Maalesef, Tayyip’i üzmedi ama sizi çok üzdü. Hiç dokunmasa 1,5 asgari ücret bugün 26 bin lira olacakken, TÜİK’in o yalan rakamlarıyla, uydurma enflasyonla size vere vere sizin maaşları kuşa çevirdi. Bugün 10 bin lira en düşük emekli maaşı açlık sınırından bile 7 bin lira aşağıdadır. Emekli eve girse, karnı açtır. Karnını doyursa sokakta kalacaktır. Bir devlet emeklisine bunu yapamaz.
“PARA EMEKLİYE VERİLİNCE NEDEN KÖR KUYUYA GİDİYOR?”
Geçen ay ilk başta diyordu ki ‘Emekliler mutlu.’ Geçtiğimiz hafta bir şeyler yapacağız dediler, şimdi diyorlar ki ‘Enflasyonu düşürünce ancak olur.’ Emekliye enflasyon yüksekken zam vermek, parayı kör kuyuya atmak diyor. Yahu yazıklar olsun. Milletvekiline zam verirken para kör kuyuya gitmiyor. Cumhurbaşkanı maaşına kendi kendine zam yaparken para kör kuyuya gitmiyor. Yandaş müteahhitlere ödeme yaparken, para kör kuyuya gitmiyor da emekliye verilince neden kör kuyuya gidiyor? Yazıklar olsun.
“BANDIRMA’DA ÖĞRENCİNİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRECEĞİZ”
Diğer taraftan burası bir öğrenci kenti. Tayyip Bey diyor ki ben gelmeden öğrencilere 300 lira veriyorlardı öğrenci kredisi, şimdi 2 bin lira yaptım. Açtık, baktık. Geldiğinde kaç paraymış simit. 60 kuruş. Kaç tane alıyormuş öğrenci kredisi, 500 simit. Şimdi kaç para simit, en ucuzu 10 lira. 2 bin liralık öğrenci kredisi alıyor 200 tane simit. 500 simit alandan 200 simit alan bir noktaya getirmiş. Hala daha diyor ki o zaman azdı, benimki çok. Biz Bandırma’yı, öğrencilerin barınması, mutluluğu için, öğrencilerin ekonomik özgürlükleri için önemli projelerle Bandırma’da öğrencinin yüzünü güldüreceğiz, Bandıma esnafının yüzünü güldüreceğiz.
“BANDIRMALININ YÜREKTEN VERDİĞİ OYLARDAN GÜÇ ALAN BELEDİYE BAŞKANLARI LAZIM”
Ayrıca Türkiye’de en pahalı sulardan biri Balıkesir’de satılıyor. Balıkesir’de en pahalı su kullanan ilçe Bandırma. Bu sorunu kökünden halledeceğiz. Arıtma ve su tedariki enerji giderleri ile ilintili bir iş. Enerji, ucuz enerji, temiz enerji meselesini partimizde en iyi bilen, en iyi çözümler üreten, belediyelerimize bunu öneren ve başarmalarını sağlayan isim Ahmet Akın zaten. O da sizin adayınız. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanının 5 yıl içinde 102 arazi sattığını, 82 milyon dolar gelir elde ettiğini ama yine de belediyenin 4 milyar lira borç içinde olduğunu, Sayıştay’ın usulsüzlük tespit ettiğini, İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma izni önce vermediğini, başvurulan Danıştay’ın izni verdiğini, bu usulsüzlüklerden dolayı başkanın denetlenmekte, yargılanmakta olduğunu hepimizin bilmesi gerekiyor. Artık Balıkesir’e temiz, çalışkan, rantın değil halkın belediyeciliğini yapacak olan ve Recep Tayyip Erdoğan’ın dolma kaleminin mürekkebinden değil Bandırmalının yürekten verdiği oylardan güç alan belediye başkanları lazım.”
Kürsüye çıkardığı eski İYİ Partili seçmen, Özel’in “Geçen sefer kime oy verdin kardeşim?” sorusuna, “İYİ Partiye verdim. Sayın Genel Başkanım ben eski yönetimdenim. Özlem Ural’ın elemanıyım. Özlem Ural’ın yetiştirdiği bir insanım. Bugün sizinleyim. O günün vefalıları bugün sizinle” dedi. Özel, sözlerine şöyle devam etti:
“Gördünüz mü? Böyle binlerce, milyonlarca insan var. Ben Genel Başkanları Meral Hanıma abla derim, ömrüm boyunca da abla demeye devam edeceğim. Ben İYİ Parti’nin iyi insanlarına, gönlünde ve gözünde güneş olanlara ömrüm boyunca sevgi ve minneti sürdüreceğim. Birkaç tane AKP artmışı, oradan sekmişi, gelmiş burada kıymete binmişinin bu kibrine de ne iyi insanları feda ederim, ne partimi feda ederim.”
]]>GENÇAĞA KARAFAZLI
Rize Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Şaban Aziz Karamehmetoğlu, “Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile son 5-10 günde birkaç kez bir araya geldik. Seçimden sonra izaha davet geliyor. İnanılmaz denetimler geliyor. Bundan sonra da altın ithalatında kota artarak devam edecek. Seçimden sonra enflasyon pik yapacak. Özellikle seçimden sonra nisan ve mayısta enflasyonun yüzde 75’i bulması bekleniyor. Yine kendi ifadesi ile bu bir buçuk yıllık çok zor bir sürecin bizi beklediğini belirtiyor. Bunun yanında ÖTV ve stopajda da artış bekliyoruz” dedi.
Rize Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Şaban Aziz Karamehmetoğlu, Oda’nın mart ayı meclis toplantısında konuştu. Oda’nın internet sitesinde yer alan konuşma metnine göre; Karamehmetoğlu, şunları söyledi:
“SEÇİMDEN SONRA İZAHA DAVET GELİYOR”
“Maliye Bakanı Sayın Şimşek ile son 5- 10 günde birkaç kez bir araya geldik. Bu görüşmede ardından şunu söylemeliyim ki seçimden sonra izaha davet geliyor. Artık bugün iftarda ne yediğimiz, sahurda ne yediğimiz, yani MASAK üzerinden ne varsa her şey biliniyor. Dolayısıyla her şey devletin elinde. Enflasyon muhasebesiyle devlet ciddi bir kaynak oluşturacak. Bundan sonraki süreçte çok dikkatli olmamız lazım. Hakikaten inanılmaz denetimler geliyor. Bunu size söyleyeyim. Bu çok açık ve net.
“ALTIN İTHALATINDA KOTA ARTARAK DEVAM EDECEK”
Sayın Maliye Bakanımız, ‘Artık altında ithalata kota koyacağız’ demişti. Çünkü Türkiye 2023 yılında dünyada en fazla altın ithal eden ülke konumunda. Türkiye 2023 yılında altına 30 milyar dolar para vermiş. Neredeyse tamamen yastık altına gitmiş bu para. Maliye Bakanımız bunun ekonominin üzerinde olumlu bir etkisi olmadığını savunuyor. Şimdi dolayısıyla ithalatına kota uygulaması geçtiğimiz hafta salı günü başladı. Bundan sonra da altın ithalatında kota artarak devam edecek. Bu bir başlangıç yani bunu da sizlerle paylaşmak istedim.
“NİSAN VE MAYISTA ENFLASYON YÜZDE 75’İ BULACAK”
Bir diğer başlığımız enflasyon. Tahminlere göre nisan- mayıs aylarında enflasyon pik yapacak. Yani özellikle seçimden sonra nisan ve mayısta enflasyon yüzde 75’i bulacak. Enflasyon rakamları şu anda yüzde 67. Bu süreçte iş dünyası olarak biraz dikkat etmeliyiz. Ancak Sayın Bakanımızın ifadesiyle eylül- ekim aylarında 26 puan civarında düşecek ve yıl sonu enflasyon yüzde 38 ile yüzde 42 arasında olacak. Yine kendi ifadesi ile bu bir buçuk yıllık çok zor bir sürecin bizi beklediğini belirtiyor.
“ÖTV VE STOPAJLARA ARTIŞ BEKLİYORUZ”
Bunun yanında ÖTV ve stopajlara artış bekliyoruz. KDV konusunda bir düzenleme geldiğini de ifade edebiliriz. Tüm KDV oranlarının yüzde 20 bandında buluşturulması çalışmasının yürütüldüğü değerlendirmesi yapıldı. Bu bağlamda farklı rakamlar ile karşılaştığımız bu kaotik ortam bir bakıma ortadan artmış olacak denilebilir. Gelir vergisi, kurumlar vergisi ve MTV’nin zamlanmasının gündemde olmadığını ifade edebiliriz. Dış ticaret açığımız alınan sıkılaştırma kararları ile 40 milyar dolar civarına gerilemiş durumda. Yaz aylarındaki turizm gelirleri ile birlikte dış ticaret açığının ortadan kalkacağı öngörüsü de bizlerle paylaşıldı.”
]]>
İstanbul’da Küçükçekmece Belediyesi’nin açtığı ve çayın 1 TL olduğu Halkalı Sosyal Tesisleri, emeklilerin gözde mekanı oldu. Emekli öğretmen Erdoğan Akkuş, “Ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik koşullar bütün insanları gerçekten zora düşürdü. Biz de emekli öğretmeniz. Bütün emeklilerin maaşları zaten sıkıntılı. Çay da burada 1 lira. Oturuyoruz, çayımızı içiyoruz” dedi. Emekli Binali Altın ise “Kıt kanaat geçiniyoruz. Küçükçekmece Mehmet Aktif’ten buraya kadar neden geliyorum çay burada 1 lira. Kahvede çay 7 lira, 7,5 lira hatta 10 TL’ye kadar çıkıyor. Artık isyan ediyoruz. Bu baştakilerin nasıl olsa ekmeği kurudur” diye konuştu.
İstanbul’da çayın 1 TL olduğu Küçükçekmece Belediyesi’nin Halkalı Sosyal Tesisleri, emekliler başta olmak üzere vatandaşlardan yoğun ilgi görüyor. Tesis Müdürü Cafer Çalışkan ile tesise gelen emekliler, ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Tesisle imkanı olmayan yoksul insanların faydalanabileceği bir ortam yaratıldığını belirten Cafer Çalışkan, şunları söyledi:
“MÜŞTERİLERİMİZ ARTIK TALEP EDİYOR ‘ÇAYA ZAM’ YAPIN DİYE. 160 TL’YE BİZ KARIŞIK IZGARA VERİYORUZ”
“Kemal Çebi başkan geldiği günden itibaren çayımız 1 lira. Müşterilerimiz artık talep ediyor ‘çaya zam yapın’ diye. Vicdani olarak ‘Bu kadar ucuz olabilir mi? Bir karton bardak maliyeti 850 kuruş, ona rağmen 1 liraya çay veriyorsunuz’ diye bize söylüyorlar. Ama başkanımız seçim döneminde söylemişti, ‘Ben belediye başkanlığı yaptığım dönem içerisinde çay 1 lira olacak’ demişti. O şekilde devam edip gidiyor. Sadece çay değil diğer yemek fiyatlarımızda çok ucuz. Mesela 160 TL’ye biz karışık ızgara veriyoruz. Bugün bir çok yerde dürüm 200 TL. Diğer ızgara çeşitlerimiz yine öyle uygun. Halkın çok rahat gelip yiyip içeceği, imkanı olmayan yoksul insanımızın gelip faydalanacağı bir ortam yaratıldı burada. Halk çok memnun burada onu söyleyebilirim.
“YAKLAŞIK 60 TANE KİŞİ ÇALIŞIYOR BURADA BURANIN MALİYETİ BAYAĞI YÜKSEK”
Şimdi tabi sosyal belediyecilik diyoruz. Kazanmadıkları kesin yani. Bu kadar hayat pahalılığı olduğu bir yerde bugün kıymanın kilosu 600 lira biliyorsunuz işte etin kilosu belli. Ona rağmen belediye tabii ki yani onu finanse ediyor, destekliyor. Yani başka yerde alıp oraya karşıladıklarını düşünüyorum. Yoksa yaklaşık 60 tane insan çalışıyor burada. Yani maliyeti bayağı yüksek. Ama verdiği sözü tuttu başkanımız sağ olsun. Halk da çok teşekkür ediyor, çok memnun bu konuda. Yani konuştuğumuzda onlar kendileri diyor ‘Başkana söyleyelim artık zam yapsın’ falan diyorlar. Belediyemiz Küçükçekmece’de açtığı 10’un üzerinde tesis var. Hepsi son derece yoğun çalışıyor. Çok da talep var. Sosyal belediye için bunlar çok önemli.
“TÜRKİYE’DE EKONOMİK PAHALILIK İNSANLARIN İLKLERİNE KADAR İŞLEMİŞ”
Son dönem kent lokantalarıyla ilgili eleştiri yapılıyor. Sosyal medyada görüyoruz. Mahallemde bölgemde de görüyorum. Yani halk için sosyal tesisler bu gibi yerler çok önemli. Halkın rahatça gidip oturabileceği bütçesine göre yemek yiyip karını doyurabileceği yerler. Çünkü Türkiye’de ekonomik pahalılık insanların ilklerine kadar işlemiş. Evine bir şey alamıyor. Kendisi bir şey götüremiyor. Sokakta kalıp akşama kadar aç dolaşacağı yerde gidiyor kent lokantalarında 40 liraya dört çeşit yemek yiyor. Bunu belki küçümsüyorlar ama halkın çok zoruna gidiyor bunu küçümsemek. Aslında bunları küçümsemek, halkı küçümsemek. Burada da gördüğünüz gibi insanlar gün boyu geliyorlar. Emeklilerimiz geliyor, emekli öğretmenler geliyor. Emekli maaşlarının durumu belli. Bir liraya çayını içiyorlar. Ucuz bir şekilde yemeklerini yiyorlar. Hem belediyeye teşekkür ediyorlar. Yani belediyeye o anlamda destek olmaya çalışıyorlar. Çok yoğun bir teveccüh var halktan. Çay 1 lira, yemekler çok ucuz. Hizmet iyi.”
Tesiste vakit geçiren emekliler ise şunları söyledi:
“KIT KANAAT GEÇİNİYORUZ”
Emekli Binali Altın: “Kıt kanaat geçiniyoruz. Küçükçekmece Mehmet Aktif’ten buraya kadar neden geliyorum çay burada 1 lira. Kahvede çay 7 lira, 7,5 lira hatta 10 TL’ye kadar çıkıyor. Dört nüfusluk bir aileyiz. Kızım 6 yıldır iş bulamıyor. Ege Üniversitesi’ni bitirdi. Kendi sınıfta birinci. İş bulamadı. Hayat pahalılığını mı diyeyim artık isyan ediyoruz. Bu baştakilerin nasıl olsa ekmeği kurudur. Derdi yok, işi yok, gücü yok. Buradan benim tek çağrım Sayın Devlet Bahçeli’ye şu hükümetten elini bir çekse insanlarda rahat eder. Bu zulümde olmaz”.
“HAYAT PAHALILIĞINDAN ANCAK BURASI BİZİ KORUYOR”
Emekli öğretmen Yaşar Cabbaroğlu: “Bu tesis emekliler için ucuz, rahat dinlenilecek bir yer. Hayat pahalılığından ancak burası bizi koruyor. Yani ucuz, temiz ve düzenli olduğu için geliyoruz.”
“İSTANBUL’DA BEN BAŞKA BİR YERDE GÖRMEDİM BÖYLE 1 TL’YE ÇAY SATAN BELEDİYE”
İşçi emeklisi terzi İsmail Yazan: “Arada sırada geliyoruz buraya. Ben aşağıda oturuyorum. Buraya geliyoruz. Buranın biraz daha aşağısında başka bir yerleri daha var oraya gidiyoruz. Kendimize göre gazetemizi okuyoruz. Kitabımızı okuyoruz. Çayınızı içiyoruz. Çayımızı bedava veriyor bizim belediye başkanımız sağ olsun. Hani ücret karşılığı sayılmaz o. İstanbul’da ben başka bir yerde görmedim böyle 1 TL’ye çay satan belediye. Yani fiyatları çok makul. Herkes geliyor. Burada rahatça oturup çayımızı içiyoruz ne bileyim bir şikayetimiz yok, memnunuz.”
“EKONOMİK KOŞULLAR BÜTÜN İNSANLARI GERÇEKTEN ZORA DÜŞÜRDÜ”
Emekli öğretmen Erdoğan Akkuş: “Şimdi ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik koşullar bütün insanları gerçekten zora düşürdü. Biz de emekli öğretmeniz. Bütün emeklilerin maaşları zaten sıkıntılı. Çay da burada 1 lira. Hem sosyal alanda bir faaliyet yürütmek hem de arkadaşlarla görüşmek, geçmiş günlerimizi anımsamak için dolayısıyla gelip toplanıyoruz burada. Oturuyoruz, çayımızı içiyoruz. Belli bir saat sonra da bırakıp evimize gidiyoruz”.
“ŞİMDİ YENİ BİR ÖĞRETMENİN VEYA YENİ BİR DEVLET MEMURUNUN EV ALMASI ÇOK ZOR ARTIK MÜMKÜN DEĞİL”
Emekli bir öğretmen: “Ekonomik olarak çok daha uygun, işte diğer arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi fiyatlar çok düşük burada. Kalite var. Buraya geliyoruz. Zaten emeklilerin durumu ortada. Emekliler geçinirken biraz sıkıntı çekiyorlar. Yıllarca çalışıyorsunuz. Ben 37 yıl çalıştım. Emekli bir öğretmenim ama aldığım parayı isterseniz söyleyebilirim. 25 lira para alıyorum. Yani böyle bir şey olmaz. Benim çalıştığım yıllarda emekli bir öğretmen ben 8 yıllık öğretmenken benim kayınvalidem 32 yıl üzerinden emekli olmuştu. Ben o gün ki para 2 milyon maaş alırken, o 2 milyon 400 bin lira para alıyordu. Ben 37 yıl çalışmış bir emekli öğretmenim ben şu anda yeni çalışan bir öğretmenim çok altında bir maaş alıyorum. Böyle bir dengesizlik var. Gitti bizim yıllarımız gitti boşa gitti yıllarımız. Yani iyi ki bir ev alabilmiş geçmişte. Alabiliyorduk. Şimdi yeni bir öğretmenin veya yeni bir devlet memurunun ev alması çok zor. Artık mümkün değil. Yani bugün bir memurun ev alabilmesi için aylık 100 bin lira kazanması lazım. 50 bin lirasıyla geçincek, 50 bin lirasını da kenara koyacaksın. Tartışılır yani. 50 bin liralık bir taksitle alabilir mi? Mümkün değil. Çok zor. Yani ekonomi iyi değil. Kısacası iyi değil”.
“BURADA ŞU ANDA 1 LİRAYA BÜTÜN ARKADAŞLARIMIZ ÇAY İÇEBİLİYOR”
Emekli öğretmen İsmail Karlı: “Bu mekanlar, sosyal mekanlar bizim için bir nefes alma yeridir. Hani insana yapılan yaptırım hakikaten çok önemli. Yani biz kalkıp da başka bir yerde bir kafeye gitsek bir çay 10 lira, 15 liradır. Oysa burada şu anda 1 liraya bütün arkadaşlarımız çay içebiliyor. ve yanımızdaki arkadaşımıza çayımızı ısmarlayabiliyoruz. Bu bizi biraz rahatlatıyor. Eğer 3 saat, 4 saat burada oturup da konuşabiliyorsak bu sosyal tesislerin sosyal demokrat anlayışı bunda büyük bir katkısı olduğunu düşünüyorum ben.”
-GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
TESİS MÜDÜRÜ VE EMEKLİLER RÖPORTAJ
DETAY GÖRÜNTÜLER
Şatıroğlu, Ankara’da bir otelde düzenlenen Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER) 10. Olağan Genel Kurulu’nun açılışında, Türkiye’de elektrik dağıtım sektörünün özelleştirilmesine ilişkin çalışmaların 1990’da başladığını ve 2013’te tamamlandığını belirtti.
Dağıtım altyapısına 20 milyar lirası son 3 yılda olmak üzere 2013’ten bu yana 336 milyar lira yatırım yapıldığını dile getiren Şatıroğlu, söz konusu yatırım ve bakım faaliyetlerine rağmen elektrik dağıtım sektörüne yönelik vatandaşların yanı sıra sanayicilerin de şikayetlerinin bitmediğine işaret etti. Şatıroğlu, dağıtım şirketlerinin tüketicilerle iletişimlerini kuvvetlendirmesi gerektiği ve sektör temsilcilerinin bu konuya önem vermesini beklediklerini kaydetti.
Elektriğini kendi üretmek isteyen sanayiciler ile elektrikli araç şarj altyapısının da sektörün üzerine eğilmesi gereken konular olduğunu belirten Şatıroğlu, “Bu sorunların çözümü için belki de yapısal bir düzenlemeye ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve Bakanlığımız ile ELDER istişareler yaparak bu konuları çözeceğimize inanıyorum.” diye konuştu.
Şatıroğlu, ELDER’de iş başına gelecek yeni yönetime başarılar diledi.
Tüm dağıtım şirketleri, 1 Ocak 2025’ten itibaren akıllı sayaç dönüşümü işlemlerini hızla yapmalı
EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz da dağıtım sektörünü geleceğe taşırken, bugünün sorunlarına yarının çözüm yolları ile çare aramak gerektiğini belirterek, “Yatırım planlamalarında gelenekselleşmiş ve kolaycı yöntemlerin dışına çıkmak mutlak surette öncelik olmalıdır.” dedi.
İlerleyen günlerde elektrikli araçlar ve milli akıllı sayaç sistemleri gibi konuların dağıtım sektörünün gündeminde daha fazla yer alacağını kaydeden Yılmaz, şunları söyledi:
“Hızla gelişen elektrikli araç sektörünün ihtiyaçlarına cevap verme sürecinde dağıtım şebekelerinin gerekli yerlerde güçlendirilmesi için her türlü yatırımın ivedilikle yapılması gerekmektedir. EPDK olarak nasıl ki meskenlerde ya da sanayide herhangi bir enerji krizine izin vermiyorsak yollarda da kesintisiz enerji için verilen tüm hizmetlerin takipçisi olacağız.1 Ocak 2025’ten itibaren tüm dağıtım şirketlerinin akıllı sayaç dönüşümüne ilişkin tedarik ve tesis işlemlerini hızla yapmaları gerekmektedir. Ayrıca sayaç entegrasyon sürecinde de tüketicilerin ihtiyaçlarına cevap verecek, olası şikayetlerin önüne geçecek her türlü çalışmanın da titizlikle yapılması beklentilerimiz arasındadır.”
Dağıtım sektörünün tüketiciyi mağdur edecek her türlü sorunu öngörebilen ve kalıcı çözüm üreten yöntemler geliştirmesinin de temel beklentileri olmaya devam edeceğini belirten Yılmaz, sektörün daha fazla yenilenebilir enerji kaynağının sisteme verilmesi kadar üretim ve yatırımlara yönelik de sorumluluklarını unutmaması gerektiğini söyledi.
Yatırım süreçlerini hızlandırmayan şirketlere yaptırım uyarısı
Dağıtım şirketlerinin çağrı mektubu ve bağlantı görüşü süreçlerinde ağır davranma, farklı hesapların içine girme lüksünün olamayacağını vurgulayan Yılmaz, “Yatırım süreçlerini hızlandırma noktasında beklentilerimizi karşılamayan şirketlerin karşılaşacağı yaptırım da hepinizin malumudur.” ifadelerini kullandı.
Bütün dağıtım şirketlerinin yanı sıra ELDER’in vatandaşlarla yazılı, görsel ve sosyal medya üzerinden daha etkin bir iletişim içinde olması gerektiğini dile getiren Yılmaz, “Dağıtım şirketleri yaptıkları yatırımları ve hizmetleri anlatmakta geride kalmamalı, sektörün itibarını zedelemek için sürekli dezenformasyon üretmeye hazır olan mahfillerle etkin bir mücadele sürdürmelidir. Kamunun hassasiyetlerini çok iyi bilen yeni genel sekreteri ve bugün oluşacak yeni yönetimiyle ELDER’in kurumsal yapısını güçlendirerek yoluna bu hedefle ve anlayışla devam edeceğine inanıyorum.” dedi.
Hizmet verilen abone sayısı 49 milyon sınırına dayandı
ELDER Yönetim Kurulu Başkanı Kıvanç Zaimler ise elektrik dağıtım şirketleri olarak, elektrik dağıtımının kesintisiz, kaliteli ve sürekli sunulması için canla başla çalıştıklarını söyledi.
Zaimler, Türkiye’de elektrik dağıtımının tamamıyla özel sektör eliyle yapılmaya başlandığı 2013’ten bugüne bu anlayışı korumayı ve geliştirmeyi ilke edindiklerini ifade ederek, hizmet verilen abone sayısının 49 milyon sınırına dayandığını, dağıtım hatlarının uzunluğunun ise 1,4 milyon kilometrenin üzerine çıktığını aktardı.
Trafo sayısının 520 binin üzerine, trafo kapasitesinin ise 200 bin megavolt-amper eşiğini geçtiğini belirten Zaimler, “Aralıksız olarak devam ettiğimiz yatırımların 2011- 2023 yıllarına ait toplam büyüklüğü güncel TÜFE değeri ile 289 milyar lirayı buldu. Özelleştirme ihaleleri sonrasında Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi’ne ödediğimiz güncel değer ile 420 milyar lira dahil edildiğinde ülkemize yaptığımız yatırımların güncel toplamı 709 milyar lirayı aştı.” diye konuştu.
Kurul’da ELDER’in yeni başkanın seçimi yapılacak.
]]>Türk Patent ve Marka Kurumu 2023 yılına ait sınai haklar verilerini açıkladı. 2023 yılında Türk Patent ve Marka Kurumuna yerli ve yabancı 16 bin 433 patent, 3 bin 400 faydalı model, 183 bin 149 marka ve 58 bin 76 tasarım olmak üzere toplam 261 bin 58 başvuru yapıldı. İstanbul, patent başvurularında 3 bin 526 başvuru ile ilk sırada yer aldı.
Verileri değerlendiren Destek Grup Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yamankaradeniz, “Ülke ekonomisindeki ticari aktörlerimiz artık marka, patent, tasarım, faydalı model tescili gibi kavramların önemini daha iyi kavradı ve buna göre hareket ediyor. Vekil firma olarak yıllar içinde gösterdiğimiz çaba neticesinde bu farkındalığı oluşturmayı başardığımızı görüyoruz. TÜRKPATENT verilerine göre 2023 yılında yerli yabancı toplam patent başvurularında yüzde 3,64′ lük yaşandı. Dünya genelinde her geçen gün ihracat fırsatlarının, markalara, AR-GE’ye yapılan yatırımların artması şirketlerin daha inovatif ve öncü olmalarını zorunlu kılıyor. Bu da aslında hem ülkemizde hem dünyada sektörümüzdeki pazarın büyüdüğünü kanıtlıyor” dedi.
Uluslararası patent başvurularında yüzde 25 artış
Yamankaradeniz sözlerine şöyle devam etti: “TÜRKPATENT’in açıkladığı güncel verilere göre, Türkiye’de faaliyet gösteren yerli firmalar 2023 yılında 155’i PCT (uluslararası patent başvurusu), 234’ü EPC (Avrupa patent başvurusu) olmak üzere toplam 389 uluslararası patent başvurusu yaptı. 2022 yılında başvuru sayısı toplam 312 idi. Buna göre 2023 yılı başvuruları yaklaşık yüzde 25 (dörtte bir) oranında bir artış gösterdi. Bu da Türkiye’de yükselen fikri ve sınai haklar bilincinin küresel ölçekte yansımasını gösteriyor.”
Patent başvurularının zirvesinde yine İstanbul yer alıyor
TÜRKPATENT’ e göre, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi İstanbul tüm başvurularda ilk sırada. Patent başvurularında 3 bin 526, başvuru ile ilk sırada yer alan İstanbul’u yine büyükşehirler takip ediyor. Patent başvurularında ikinci sırada 1327 başvuru ile Ankara, üçüncü sırada 509 başvuru ile Bursa, dördüncü sırada 429 başvuru ile İzmir ve beşinci sırada 415 başvuru ile Kocaeli yer alırken; Hakkari, Sinop ve Kilis, sadece 1’er patent başvurusuyla listenin en sonlarında yer alan illerimiz oldu. Bayburt ise 2023 yılında hiç patent başvurusu yapılmayan tek il olarak dikkat çekiyor.
Marka başvurularında İstanbul liderliğini sürdürüyor
Marka başvurularının illere göre dağılımına baktığımızda ise; 71 bin 801 başvuru yapan İstanbul’u 14 bin 368 marka başvurusuyla Ankara, 11 bin 378 başvuruyla İzmir, 7 bin 412 başvuruyla Bursa ve 6 bin 179 başvuruyla Antalya izliyor. Ardahan ise 15 başvuruyla son sırada yer alıyor.
Tasarım başvurularında ise bir önceki yılın verilerine göre sıralamalarını ilerleten iller Kayseri ve Antep
Tasarım başvurularında ise 20623 başvuru ile İstanbul başı çekerken; Bursa 4 bin 650 başvuru ile ikinci, Ankara 3 bin 709 başvuru ile üçüncü, Kayseri 3 bin 464 başvuru ile dördüncü, Gaziantep ise 2 bin 754 başvuru ile beşinci sırada yer aldı. Erzincan ise 2023 yılında hiç tasarım başvurusu yapılmayan tek il oldu.
Faydalı modelin dikkat çekeni ise Konya
Faydalı model başvurularında 931 başvuru ile İstanbul başı çekiyor; 403 başvuruyla Ankara, 262 başvuruyla Bursa ve 246 başvuruyla İzmir izlerken, Konya’nın 174 başvuruyla beşinci sıraya yerleşmesi dikkate değer bir unsur oldu. Bitlis ve Ardahan ise 2023 yılında hiç faydalı model başvurusu yapılmayan iller olarak listenin son sıralarına yerleşti.
Yerli patent ve faydalı modelde en çok başvuru yapılan alan: Motorlu kara taşıtı
TÜRKPATENT NACE kodu verilerine göre, 2023 yılında yerel patent ve faydalı model başvurularında motorlu kara taşıtı, römork ve yarı römork imalatı, büro makineleri ve bilgisayar imalatı, mobilya imalatı; başka yerde sınıflandırılmamış diğer imalatlar, tıbbi ve cerrahi teçhizat ile ortopedik araçların imalatı ve eczacılık ürünlerinin, tıbbi kimyasalların ve botanik ürünlerinin imalatı ilk beş sırada yer alıyor. Yurt dışından Türkiye’ye gelen yabancı patent ve faydalı model başvurularında ise; eczacılık ürünlerinin, tıbbi kimyasalların ve botanik ürünlerinin imalatı, diğer özel amaçlı makinelerin imalatı, ana kimyasal maddelerin imalatı, tıbbi ve cerrahi teçhizat ile ortopedik araçların imalatı ve genel amaçlı diğer makinelerin imalatı yer alıyor.
İhracatta yenilikçi atılımlar için katma değerli ürünlerle markalaşma şart
Marka, patent ve tasarım sayılarının ülkemiz sanayisinin gelmiş olduğu gelişmişlik düzeyi ile doğru orantılı olmadığını belirten Yamankaradeniz, “Daha fazla katma değerli ürün üretimi, daha yüksek teknolojili üretim anlamına gelmektedir. Bu nedenle, bu yenilikleri patentle veya faydalı model başvuruları ile koruma altına almak ve değer oluşturmak, ülkemizi ve firmalarımızı zenginleştirir. Böylece, ihracattaki tonaj rakamları aynı kalsa bile birim fiyatı artacağından yapılan toplam ihracat rakamımızda artış olacaktır. Bu da cari açığın daha az oluşması ve enflasyon rakamlarının aşağıya doğru gelmesine olumlu katkı sağlayacaktır. Dolayısıyla, bu yeni teknolojilerle dünya pazarlarına açılan markalarımızın Türk malı dolaşım miktarının artması, uluslararası markalaşmanın çok olumlu yansımaları olacaktır” dedi. – İSTANBUL
]]>Zoteeva, Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenen Uluslararası ATOMEXPO-2024 Forumu kapsamında Türk basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Akkuyu NGS projesinin dünyanın en büyük nükleer inşaat projelerinden biri olduğunu anımsatan Zoteeva, santralin teknolojik anlamda birçok farklı ve kendine has özelliği içinde barındırdığını söyledi.
Zoteeva, inşa edilen ünitelerin en son güvenlik sınıfına sahip olduğunu ve santrali iç ve dış etkenlere karşı dayanıklı hale getirdiğini kaydetti.
Sınıfının en güçlüsü olan iki adet Liebherr LR 13000 kendinden tahrikli paletli vincin saha görev yaptığını ifade eden Zoteeva, “Bu modelden dünyada sadece beş adet bulunuyor.” bilgisini paylaştı.
Zoteeva, santralin inşası aşamasında izlenen yöntem ve modele de dikkati çekerek, “Bu özgün modeli başarıyla nihayete erdirmek için her türlü gayreti sarf ediyoruz.” dedi.
İlk ünitede tam ölçekli devreye alma çalışmalarına geçilecek
Akkuyu NGS’nin projesinde gelinen aşamaya da değinen Zoteeva, santralin ilk güç ünitesin ve ilgili tüm altyapı tesislerinde genel inşaat aşamasının tamamlandığını söyledi.
Zoteeva, tam ölçekli devreye alma çalışmalarına geçileceğini belirterek, “İlk güç ünitesinde kurulan tüm ekipman ve sistemlerin teker teker kontrol ve test edildiği aşamaya geçiyoruz.” ifadesini kullandı.
Ünitenin bünyesinde binlerce ekipman ve sistem barındırdığını ve bunların uyum içinde çalışması gerektiğini vurgulayan Zoteeva, “Bir güç ünitesinin işletmeye alınmasını bir bütün halinde düşünmek gerekiyor. Bu nedenle sadece reaktör binası değil, yüzlerce ekipmanın hazır hale getirilmesi gerekiyor. Dolayısıyla halihazırda bulunduğumuz aşama, tüm bu ekipman ve sistemlerin kurulumundan sonra teker teker test edilmesi ve bunun akabinde de uyum içinde işletmeye ne kadar hazır olduklarının kontrol edilmesini ifade ediyor.” diye konuştu.
Zoteeva, ilk ünitede elektrik üretimi için ana devreye alma çalışmalarının tamamlaması ve ünitenin tüm sistemlerinin devreye hazır duruma getirilmesi gerektiğini kaydederek, “1’inci ünitede ilk test elektriğini bu yıl üretmeye başlamayı planlıyoruz.” dedi.
Bunun büyük ve zahmetli bir iş olduğuna dikkati çeken Zoteeva, bunun başarıyla yerine getirilmesi için gerekli tüm kaynaklara sahip olduklarını söyledi.
Zoteeva, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın, Rosatom’un karşı karşıya olduğu bazı yaptırımların Akkuyu NGS projesine etkisi konusundaki daha önceki açıklamasının hatırlatılması üzerine de, “Öncelikle, Sayın Bakan’a tamamen katılıyorum. Bunlar bizi kesinlikle rahatsız ediyor ve bizim sabit işleyişimizde bir nevi dengesizlik oluşturuyor.” ifadesini kullandı.
Söz konusu yaptırımların yasal çerçevesinin tartışılması gerektiğine dikkati çeken Zoteeva, “Ancak şunu söyleyebilirim, ben uzun yıllardır Türkiye’de yaşıyorum ve Türk halkını çok iyi biliyorum. Türk halkı güçlüdür, kendisinin manipüle edilmesine asla izin vermez. Dolayısıyla biz kesinlikle tüm bu zorlukların üstesinden hep birlikte geleceğiz. Hiçbir sivrisinek ısırığı, hiçbir küçük kirli numara bize engel olamaz ve planlarımızı bozamaz.” değerlendirmesinde bulundu.
Mersin’in Gülnar ilçesinde yapımı devam eden Akkuyu NGS, toplam 4 bin 800 megavat kapasiteye sahip 4 reaktörden oluşacak. Akkuyu NGS’de, ilk reaktörün bu yıl devreye alınması hedefleniyor.
]]>27 Mart Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla yurttaşlar ANKA Haber Ajansına tiyatro ile ilgili düşüncelerini, tiyatroya gitme alışkanlıklarını, en son ne zaman tiyatroya gittiklerini anlattı. Dile getirilen sorunlar, ekonomik kriz nedeniyle tiyatronun yolunun unutulduğunu gösteriyor. Emekliler, tiyatro yerine maddi sıkıntılarını ifade ediyor.
Tiyatroseverler yarın “27 Mart Dünya Tiyatro Günü”nü kutlamaya hazırlanıyor. Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz tiyatroya gitme alışkanlığına, tiyatro izleme oranlarına da yansıyor. Yurttaşların ifade ettiği maddi sıkıntılar, tiyatronun çok geri planda kaldığını ortaya koyuyor. Nüfusu 85 milyon olan Türkiye’de 2023’te Devlet Tiyatrosu izleyicisi 1 milyon 354 bin 492 kişi…
Bilet fiyatları devlet ve özel tiyatrolar arasında değişkenlik gösteriyor. Fiyatlar Devlet Tiyatrolarında 45-50 TL, özel tiyatrolarda ise 200-1500 TL arasında değişiyor.
“DÖRT RAKAMLI FİYATLAR GÖRMEYE BAŞLADIK”
ANKA’nın sorularını yanıtlayan bir üniversite öğrencisi, “20 yıllık hayatım boyunca hiç tiyatroya gitmedim. Öğrenciyim, ekonomik şartlar bizi buna zorluyor. Tiyatroydu, konserdi, sinemaydı zorluyor ekonomik şartlar.” dedi.
Bir diğer öğrenci de “1 yıldan fazla oldu. En son gittiğim tiyatro devlet tiyatrosuydu. Devlet Tiyatrolarında biletler çok çabuk bittiği için bilet bulmak zor oluyor. Diğer tiyatrolar da açıkçası çok pahalı. Öğrenci olarak bizi zorluyor. Artık dört rakamlı fiyatlar bile görmeye başladık. Öğrenci olarak bu tarz şeylere gitmek mümkün değil.” diye konuştu.
“HAYATIM BOYUNCA HİÇ TİYATROYA GİTMEDİM”
En son tiyatroya 25 sene önce gittiğini anlatan bir yurttaş “Tiyatrolar pahalandı. En son ‘Asiye Nasıl Kurtulur’a gittim” ifadelerini kullanırken, 63 yaşındaki bir başka yurttaş, “Hayatım boyunca hiç tiyatroya gitmedim. Alışkanlığımız yok, işten başka bir şey görmüyoruz.” diye konuştu. Bir başka yurttaş da “Tiyatroya gitmeyeli yıllar oluyor. Maddi sıkıntılar çok, külfetli geliyor. Yoksa takip etmek istiyoruz.” dedi.
“EMEKLİLER PERİŞAN, CUMHURBAŞKANI DUYSUN”
Diğer yandan tiyatro ile ilgili sorular yöneltilen emekliler, tiyatro yerine ekonomik sıkıntılarını dile getirdi. Tiyatroya en son pandemiden önce gittiğini belirten emekli bir yurttaş, “Bütçemizi çok etkiliyor artık gidemiyoruz.” şeklinde konuştu.
Tiyatroya uzun zamandır gitmediğini söyleyen emekliler, “Bunu Saray’a sormak lazım. Fiyatlar sadece bizi mi etkiliyor, Türkiye’yi etkiliyor. Emekliler perişan. Cumhurbaşkanı da duysun. Belki bu şekilde sesimizi duyururuz.” karşılığını verdi.
“ESKİSİ GİBİ TİYATROLARA GİTMEK ZORLAŞTI”
73 yaşında emekli ve aynı zamanda çalıştığını belirten bir başka yurttaş da “En son tiyatroya 3 yıl önce gittim. Ekonomik koşullar herkesi etkiliyor. Ne kadar saklarsan sakla bir alt kesim var. Bunu kabul etmek lazım. Eskisi gibi tiyatrolara gitmek, yiyeceğini, içeceğini almak zorlaştı. 73 yaşında çalışıyorum. İkinci bir işin olmazsa büyük sıkıntılar çekersin. İnsanlar ne kadar saklarsa saklasın az maaş alanlar bitik vaziyette. Şu an 30 bin liranın altında alan insan geçinemez. En büyük sorunu yaşayan biziz.” dedi.
“3 KİŞİLİK BİR AİLENİN TİYATRO MALİYETİ 700 TL”
3 kişilik aile olduklarını söyleyen bir yurttaş da tiyatroya gidemediklerini belirterek, “Tiyatroya gitmememizin nedeni ülkedeki ekonomik durum. 3 kişilik bir ailenin tiyatro maliyeti 700 TL civarında. En büyük neden bence ekonomi. Bunun için de önceliklerimiz daha farklı oluyor.” yorumunda bulundu.
En son tiyatroya pandemiden önce gittiğini bir diğer yurttaş da “Daha çok Devlet Tiyatrolarını tercih ediyoruz. Onlar bir nebze daha uygun fiyatta. Özel tiyatroları pek tercih etmiyoruz” ifadelerini kullandı.
DEVLET TİYATROSU İZLEYİCİSİ 1,3 MİLYON
Öte yandan, nüfusu 85 milyonun üstünde olan Türkiye’de Devlet Tiyatrolarının 2023 yılı izleyici sayısı 1 milyon 354 bin 492 kişi. TÜİK’in 2022 Sinema ve Gösteri Sanatları İstatistikleri’ne göre ise Türkiye’de 5 milyon 451 bin 627 tiyatro izleyicisi bulunuyor.
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından düzenlenen doğal taş sektörünün en büyük küresel buluşması Marble İzmir Uluslararası Doğaltaş ve Teknolojileri Fuarı, sağladığı ticaret hacmiyle bu yıl da sektöre umut olmaya devam edecek. Fuarda, tüm doğal taş firmaları Fuar İzmir’in kapalı hollerinde yer alırken, C holünün büyük bir kısmı ile D holünün tamamı makine ve teknoloji firmalarına tahsis edildi. Blok mermer alanı da geçtiğimiz yıl olduğu gibi renk renk, çeşit çeşit yüzlerce blok doğal taşın sergileme alanı olacak. Bu yıl Marble İzmir’de; sektör temsilcilerinden gelen talepler üzerine alınan karar doğrultusunda, yalnızca doğal taş ve doğal taş ürünleri ile makine ve teknolojileri sergilenecek.
1998 yılından bu yana Uluslararası Fuarlar Birliği (UFI) üyesi olan Marble İzmir, Türk doğal taşının dünyaya açılarak pazar payını arttırması ve yeni pazarlara ulaşılması açısından büyük önem taşıyor. Marble İzmir’in ilk yılında Türkiye’nin doğal taş ihracatı 77 milyon dolarken, yıllar içinde fuarın da katkısı ile ihracat 2 milyar dolar seviyelerine geldi. Sektör fuarı, fuar da sektörü büyüttü ve Marble İzmir, yıllar içinde doğal taş ihracatının can damarı haline geldi. Türkiye’nin doğal taş sektöründe dünya rezervlerinin üçte birine sahip olma avantajı yanında, renk ve desen zenginliğine de sahip olmasının etkisiyle son 10 yılda doğal taş ihracatı, Türkiye ekonomisine yaklaşık 20 milyar dolarlık katkı sağladı. Bu yılın ilk iki ayında Türkiye doğal taş ihracatı, geçen yıla oranla yüzde 5 yükselişle 274 milyon dolar oldu. Fuarın bu yıl da geçmiş yıllardan daha büyük bir ticaret hacmi oluşturması ve doğal taş sektörüne ihracatta yeni hedeflere ulaşması için katkı sağlamaya devam etmesi bekleniyor. Fuara olan ilgi ve talep, doğal taş sektörünün uluslararası platformlarda daha da güçlenmesini sağlarken, Türkiye’nin bu alanda liderliğini de pekiştiriyor.
100 bine yakın ziyaretçiyi ağırlaması bekleniyor
İlk yılında Kültürpark’ta 47 yerli katılımcısıyla başlayan ve 4 bin 719 kişiyi ağırlayan Marble İzmir Fuarı, geçtiğimiz yıl 167’si ülke dışından olmak üzere bin 15 katılımcıya ulaşırken, 148 ülkeden 9 bin 56’sı yabancı olmak üzere toplam 79 bin 153 ziyaretçiyi ağırlamıştı. Fuarın bu yıl Türkiye ve dünyanın dört bir yanından 100 bine yakın ziyaretçiyi ağırlaması bekleniyor.
Alım heyetleri ile ticaret hacmi artacak
Marble İzmir için ABD, Orta Doğu ile Asya ve Avrupa bölgelerindeki ticari ataşeliklerle iş birlikleri yapılırken, fuara dünyanın dört bir yanından katılımcı ve ziyaretçi bekleniyor. Ticaret Bakanlığının ihracata yönelik destekleriyle; Ege Maden İhracatçıları Birliği, İstanbul Maden ve Metaller İhracatçı Birlikleri ve Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği ile ortak yürütülen üç farklı alım heyeti programı düzenlenecek. Bu programlar kapsamında hedef ülke olarak belirlenen; Birleşik Krallık, Güney Kore, Fransa, İtalya, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Umman, Katar, Kuveyt ve Azerbaycan’dan yüzlerce yabancı müşteri ağırlanacak. Fuar süresince düzenlenecek B2B görüşme programlarıyla katılımcı firmaların müşterilerle hızlı ve etkili biçimde görüşmesi sağlanacak. Web sayfası üzerinden Avustralya’dan İtalya’ya, ABD’den Çin’e kadar dünyanın her kıtasındaki toplam 59 ülkeden yabancı ziyaretçi başvuru kaydı alındı.
Marble İzmir’de, doğal taş ve ürünleriyle; madencilik sarf malzemeleri, fabrika ve atölye sarf malzemeleri, madencilik makineleri, iş makineleri ve ağır ekipmanlar, fabrika ve atölye makineleri, çevre koruma, geri dönüşüm ve kazanım sistemleri, sektörel kuruluşlar, bilgi işlem ve yazılım firmaları, nakliye ve lojistik hizmetler, finansman ve kredilendirme hizmetleri, kamu ve resmi kurumlar, dernek, birlik ve STK’lar, medya kurum ve kuruluşları katılımcı olarak yer alacak. Fuarın ziyaretçi profilini ise tüm dünyadan; doğal taş işleme makine ve teknolojileri bayi ve toptancıları, doğal taş uygulamacıları, inşaat ve taahhüt şirketleri, proje yönetim ve danışmalık şirketleri, yapı denetim şirketleri, mimarlık ofisleri, yapı marketler, yapı malzemeleri toptancıları, perakendeci ve dağıtıcıları, inşaat makineleri bayi ve toptancıları, madencilik ve doğal taş şirketleri oluşturuyor.
Değişik tasarımlar Marble İzmir’le hayat buluyor
Fuar kapsamında doğal taş tasarım yarışması da düzenleniyor. Marble İzmir, bu yıl 6’ncısı düzenlenen Uluslararası Değişik Doğal Taş Tasarım Yarışmasıyla da genç tasarımcıları sektörün yenilikçi firmalarıyla bir araya getiriyor. Doğal taş ihracatının, tasarım ve mimariyle desteklenerek katma değeri yüksek ürünlerle yapılmasıyla artması, Türk doğal taşının pazarda yenilikçi yüzünün ortaya konulmasının amaçlandığı yarışmada hayata geçirilecek özgün tasarımlar, Marble İzmir’de ziyaretçilerle buluşacak. Yarışmaya bu yıl, 20 ülkeden genç tasarımcı adayları doğal taş kullanarak oluşturdukları toplam bin 265 projeyle katıldı. Tasarımcıların, jüri değerlendirmesi sonucu finale kalan 34 projesi, sektörün yenilikçi firmaları tarafından hayata geçirilecek ve ödül kazananlar 29. Marble İzmir Fuarı’nda belli olacak.
Marble İzmir; sektöre ve yan sektörlerine, ihracata, istihdama katkı sağlamasının yanı sıra önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da; turizmden konaklamaya, ulaşımdan yiyecek içecek sektörüne kadar birçok alanda kent ve ülke ekonomisine de pozitif etki sağlayacak. Fuar nedeniyle kente gelecek yerli, yabancı katılımcı ve ziyaretçiler, İzmir’de Marble bereketini hissettirecek.
Marble mobil uygulaması bilgilendirip kolaylık sağlıyor
Geçtiğimiz yıl hazırlanan Marble İzmir mobil uygulaması, bu yıl da bilgilendirici bir rehber olma özelliğini sürdürecek. Uygulama, dünyanın her yerinden Marble İzmir’i duyan, gelmek isteyen, alım yapmak, ürünlerden haberdar olmak isteyen herkesi bilgilendirecek. Telefon ve akıllı cihazlarda kullanılabilen uygulama aracılığıyla Marble İzmir’e ve firmalara dair tüm bilgilere ulaşılabilecek. Hem Apple Store hem de Google Play’den cep telefonu ve tabletlere indirilebilen, Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanan uygulama, katılımcı ve ziyaretçilere kolaylık sağlayacak. – İZMİR
]]>Kayseri Sanayi Odası (KAYSO) Mart Ayı Meclis Toplantısı Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu’nun katılımı ile KAYSO meclis salonunda yapıldı. Meclis üyeleri, meslek komitesi üyeleri, disiplin kurulu üyeleri, yüksek istişare kurulu üyeleri ve TOBB Kayseri Genç Girişimciler İcra Kurulu üyeleri katıldı.
Toplantının açılış konuşmasını yapan KAYSO Meclis Başkanı Abidin Özkaya, yüksek enflasyonun tüm dengeleri bozduğunu, enflasyonu kontrol altına almak için yapılan faiz artışlarının ise firmaların krediye ulaşımını zorlaştırdığını belirterek, “Bir şekilde krediye ulaşabilen firmalarımız ise, bu kadar yüksek oranlı faizlerle faaliyetlerini nasıl sürdürebilecekleri başlı başına uzmanlık alanı haline gelmiştir” dedi.
İşletmelerin üzerindeki yüklerin bazı tedbirlerle azaltılabileceğini ifade eden Özkaya, “Aktiflerimizde bulunan atıl vaziyetteki varlıklarımıza göz atmalıyız. Tüm masraf kalemlerini listelemeli, harcama kalemlerinin üzerinde titizlikle durmalıyız. Tedarik stok kontrollerini sıklaştırmalı, uygun stokta çalışmanın gayreti içerisinde olmalıyız. Ayrıca verimliliğe ve dijitalleşmeye odaklanmalı, ürün ve müşteri odaklı karlılıklara yönelmeliyiz. Teknoloji ile üretimi daha kolay hale getirmeliyiz. Kredi kullanımlarında özel bankalar yerine Eximbank ya da Merkez Bankası kredilerine yönelmeliyiz” diye konuştu.
Son olarak ticari kredi kartlarındaki taksit ödeme ve taksit sınırlandırılmasının doğru olmadığını ifade eden Özkaya, böyle bir sınırlandırmanın işletmelerde tahsilat kalitesini düşüreceği gibi kayıt dışı ekonomiye de alan açacağını sözlerine ekledi.
Konuşmalarını yapmak üzere kürsüye gelen KAYSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci, yoğun programları arasında meclis toplantına katılımlarından dolayı Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu’na teşekkür etti.
Başkan Palancıoğlu’nun görev süresi boyunca birçok vizyoner projeye imza attığını ifade eden Başkan Büyüksimitci, “Gece gündüz demeden Melikgazi İlçemizi her alanda daha ileri götürmek ve daha yaşanabilir bir kent haline getirmek için gösterdiğiniz gayretleri biliyor, samimi çabalarınızı tekdirle izliyoruz” dedi.
Sanayicilere desteklerinden dolayı Başkan Palancıoğlu’na teşekkür eden Büyüksimitci, “Sanayicilerimizin sorunları ile her daim yakından ilgilendiniz. Ne zaman kapınızı çalsak bizi boş çevirmediniz. Biz de Oda olarak şehrimize yapacağınız her hizmette yanınızda durmaya çalıştık, bundan sonrada durmaya devam edeceğiz. Tüm bu çalışmalarınızdan dolayı size ve ekibinize, şahsım ve sanayicilerimiz adına teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Asrın felaketi olarak nitelendirilen Kahramanmaraş merkezli depremin ilk anından itibaren Başkan Palancıoğlu ile birlikte çalıştıklarını anlatan Büyüksimitci şunları söyledi;
“Başkanımla oluşturduğumuz Deprem Koordinasyon Merkezimizle yaraları sarmak, deprem bölgesine yardım ulaştırmak için canla başla çalıştık. Burada da Başkanımızın gayretlerine şahit oldum. Ekibiyle birlikte her türlü fedakarlığa katlanarak yaraları sarmak için gayret ettiler. Yine Kayseri Serbest Bölge’nin yönetiminde Sayın Başkanımla birlikte çalışıyoruz. Burada da kendisini sanayiciye hizmet etmenin gayreti içerisinde olduğunu görüyoruz. Allah kendilerinden razı olsun. İnşallah bundan sonra da birlik beraberlik anlayışıyla, omuz omuza vererek istişare içerisinde şehrimize değer katan projeleri hayata geçirmek için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.”
Türkiye ekonomisinin 2023’ün dördüncü çeyreğinde yüzde 4, 2023 yılının tamamında ise yüzde 4,5 oranında büyüdüğünü hatırlatan Başkan Büyüksimitci, Türkiye ekonomisinin, AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduğunu, iç piyasada atılan sıkılaştırma adımları ve küresel sıkılaşma eğilimlerine rağmen pozitif bir büyüme performansını oldukça önemli bulduklarını söyledi.
Sürdürülebilir bir büyüme için enflasyonla mücadelenin önemine değinen Büyüksimitci, “Sanayi sektörüne verilecek destek, ülkemizin büyüme hızını arttıracak, istihdam artışını destekleyecektir. 2024 yılı için makroekonomideki en önemli konu enflasyon olmaya devam edecektir. Enflasyonla mücadelenin kararlı bir şekilde sürdürülmesini doğru buluyoruz. Sürdürülebilir bir büyüme için düşük enflasyon en önemli ön şarttır” diye konuştu.
Orta Vadeli Programı desteklediklerini ve kararlılıkla uygulanması gerektiğini dile getiren Büyüksimitci, “Türkiye haziran ayından bu yana uyguladığı makroekonomik politikadan ve enflasyon ile mücadeleden taviz vermedikçe, yatırım iklimi iyileşecek, piyasalara istikrar ve güven hakim olacaktır. Her fırsatta dile getirdiğimiz gibi, orta vadeli programı desteklediğimizi buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. Programda yer alan yapısal reformların kararlılıkla uygulanması durumunda, iş dünyamızın önü açılacak, yatırım, üretim ve istihdam artacaktır” şeklinde konuşmasını tamamladı.
Son olarak kürsüye gelen Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıaoğlu, yaklaşık 15 yıldır sanayicilerle iç içe çalıştıklarını, bundan sonra da daha yoğun bir iletişim içerisinde olacaklarını söyledi.
Verdikleri vergilerle ve yaptıkları hayırlarla Kayseri’nin kalkınmasına katkı sunan sanayicilere teşekkür eden Palancıoğlu, “Sanayinin ve ticaretin önünü açmamız lazım. Sanayicimiz ne kadar çok üretim, istihdam, ihracat ve katma değer yaparsa bizler o kadar mutlu oluruz. Çünkü sizlerin verdiği vergiler, şehrimize yatırım olarak geri dönüyor. İnşallah belediye olarak bizler de sanayicilerimizin önünü açmak için gerekli çalışmaları yapacağız. Depremde göstermiş olduğunuz destek ve yardımlarınızdan dolayı sizlere ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Başkanlarımla birlikte bin tıra yakın yardım malzemesini bir telefonla gönderdiniz. Kayseri denince akla hayırseverlik geliyor. Allah hepinizden razı olsun” dedi.
Başkan Palancıoğlu, konuşmasının devamında önümüzdeki 5 yıl boyunca yapacakları çalışmaları ve projeleri de sanayicilerle paylaşarak konuşmasını tamamladı. – KAYSERİ
]]>İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü mezunu 52 yaşındaki Recai Erbişim ve 51 yaşındaki eşi Dilek Erbişim, İstanbul’da yıllarca mesleklerini icra ettikten sonra 2010’da Çanakkale’den, 2015’te ise Konya’dan çiftlik satın aldı.
Kent yaşamının ardından doğal hayata yönelen mühendis çift, besledikleri küçükbaş hayvanların sütünü peynir yapmak için çalışmalara başladı.
Doğal ortamda fermente edilen peynirlerin daha lezzetli olduğunu öğrenen Erbişim çifti, 4 yıl önce üretim için uygun olduğunu düşündükleri Niğde’ye yerleşti. Çift, Niğde Valiliği İl Özel İdaresince Niğde-Kayseri kara yolu üzerinde yapılan kayadan oyma depolarda peynir üretmeye başladı.
Çiftin ürettiği Obruk kaşarı, Niğde beyazı, Niğde mavisi, Tabal ve kütük peyniri, Obruk tulumu ve Kapadokya mağara peyniri, kısa sürede yurt dışından ilgi gördü.
Recai Erbişim, AA muhabirine, Yörük olduğunu ve İstanbul’da yıllarca çalıştıktan sonra eşiyle çiftlik kurma hayallerini gerçekleştirdiklerini söyledi.
Elde ettikleri sütü değerlendirmek için peynir üretmeye başladıklarını, mandıradaki üretimin ardından kaya depolara getirdiklerini anlatan Erbişim, “Burada beyaz bezlere sararak kasalarımıza koyuyoruz. Peynirlerin üzerini önce beyaz bir küf kaplıyor. Sonra mavimsi, yeşilimsi ve en sonunda da kırmızı renk alıyor. Kırmızı renk aldığında peynirler olgunlaşmış demektir. Bunların bezlerini çıkartarak üzerini temizleyip yeniden temiz beze sararak etiketliyoruz. Ardından otel ve restoranlara satış yapıyoruz.” diye konuştu.
Erbişim, doğal halinde olgunlaşan ve fermente olan peynirlerin çok lezzetli olduğunu, bunun için de doğal depoları seçtiklerini dile getirdi.
Dedelerinin yaylalara çıktığında yaptığı peynirleri mağaralarda bekleterek olgunlaştırdığını anlatan Erbişim, deponun sıcaklığının 8-12 derece, yazın nemin yüzde 99 olduğunu belirtti.
Erbişim, nemin kışın düştüğünü ifade ederek, bu sıcaklık özelliklerinde peynirlerin mükemmel bir şekilde olgunlaştığını aktardı.
“Peynirlerimiz her yerden talep ve beğeni görüyor”
Peynirlerin yaklaşık 6 ayda olgunlaştığına değinen Erbişim, şunları kaydetti:
“Yurt dışına satışımız yok, hedefimiz yurt dışına göndermek. Geçenlerde İtalyan bir şef peynirlerimizi inceledi, çekim yaptı ve çok beğendi. Peynirlerimizi İtalya’ya götürdü. Amerika’ya da gitti peynirlerimiz. Orada otel ve restoran gruplarına satış yapan bir firmaya gönderdik. Peynirlerimiz her yerden talep ve beğeni görüyor. Şu anda otel ve restoran gruplarına satış yapıyoruz. İstanbul, Ankara, Bodrum, Marmaris, İzmir, Antalya buralara çok yoğun şekilde satıyoruz.”
“Yıllık 40 ton civarı peynir üretiyoruz”
Erbişim, taleplere yetişemediklerini anlatarak, “İhracat yapabilecek seviyeye geldik. Hazırlık içerisindeyiz. Şu anda yıllık 40 ton civarı peynir üretiyoruz.” dedi.
Dilek Erbişim de eşiyle üniversiteden sınıf arkadaşı olduklarını ve her şeyi beraber yaptıklarını söyledi.
Ürettikleri peynirleri depoda olgunlaştırdıklarını anlatan Erbişim, “İlk başta mekanik tesisat yapıyorduk, ‘Nereden çıktı?’ bu dedim. Önce biz hayvancılıkla başladık ama şu anda peynirlerimizi müşterilerin beğenmesi ve teşekkür etmesi beni onurlandırıyor ve çok mutlu oluyorum. Daha bir zevkle sarılıyorum, daha çok peynir yapmak istiyorum.” ifadesini kullandı.
]]>Küresel ısınma ve kuraklığın etkilerinin en çok hissedildiği yerlerden Van Gölü havzasında bu ay etkili olan sağanak ve kar, bölgedeki su kaynakları için umut oldu.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, AA muhabirine, son birkaç yıldır kış ve bahar dönemlerinde özellikle Van Gölü havzasına yeterince yağışın düşmediğini, bu yüzden hem göl hem barajlar hem de yer altı sularının yeterince beslenemediğini söyledi.
Havza ve çevresinde yaşanan aşırı buharlaşmanın, su kaynaklarındaki seviyenin düşmesine neden olduğunu belirten Alaeddinoğlu, şunları kaydetti:
“Van Gölü havzasında yağışlar, son 20 yıldır sonbahardan kış ve ilkbahara kaymış, yağış kardan yağmura dönüşmüştü. Özellikle son 4-5 yıldır havzaya düşen yağış miktarında azalma, sıcaklığa bağlı buharlaşmada çok ciddi bir artış vardı. Bu da doğal olarak başta Van Gölü olmak üzere havzadaki göllerin seviyesinde düşüşe, küçük göllerin kurumasına neden olmuştu. Aralık 2023’ten marta kadar artarak devam eden yağışlar havzada pozitif etki oluşturacak. Bu yağışların benzerini 2000’li yılların başında yaşamıştık. Son verilere göre havzaya martta ortalama 87-90 milimetre yağışın düştüğü kaydedildi. Bu çok olumlu bir gelişme.”
“Havza bu yıl ihtiyaç duyduğu yağışı aldı”
Havzada etkili olan yağışların küresel ısınmaya bağlı oluşan kuraklıktan etkilenen barajlar, göletler ve tarım arazileri için umut olduğunu ifade eden Alaeddinoğlu, “Yağışlar ekosistemin, tarım arazilerinin, içme ve tarımsal sulamanın, canlıların, göç rotası üzerinde bulunan kuşların, Van Gölü’nde yaşayan inci kefallerinin hayat bulması anlamına geliyor. Son yıllarda etkili olan kuraklık ve şiddetli buharlaşmadan dolayı küçük göller tamamen kurumuş, topraktaki su seviyesi çok azalmıştı. Suya ihtiyaç vardı. Havza bu yıl ihtiyaç duyduğu yağışı aldı. Kuruyan göller tekrar suya kavuşuyor. Topraktan sızan sular kaynakları, kaynaklar da akarsuları besleyecek. Olumlu etkileri görmeye devam edeceğiz. Yağışlar havzadaki su seviyesinde artışa ve iyileşmeye yol açacak. Van Gölü’nde su miktarı artacak.” diye konuştu.
Bu yıl kar ve yağmur şeklinde düşen yağışların havzanın su ihtiyacını karşıladığının altını çizen Alaeddinoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Yıl içinde etkili olan yağışlar havzaya büyük bir fayda sağlıyor ancak martta düşmeye devam eden yağışların faydası çok daha fazla. Kış aylarının belli periyotlarında düşmeyen kar, son birkaç haftada yağdı. Neredeyse her gün yağışlı geçiyor. Marttaki yağış oranının, 2000’li yılların mart aylarındaki yağış oranlarının çok daha üzerinde olduğunu görüyoruz. 90 milimetre çok önemli bir rakam. Havzanın ortalama yağışı miktarı 500 milimetrenin altında. 2003’ten sonra en yüksek düzeyde yağışın martta gerçekleştiğine tanıklık ediyoruz. Geçmişteki o yağışlı aylar 82-83 milimetre civarlarında. Şu an bu rakam 87-90 milimetre civarında. Kıyasladığımızda bu rakamın son yıllardaki yağışların üzerine çıktığını gördük.”
]]>Gaziantep’te bulunan EBRD heyetiyle görüşmeye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Nevzat Şatıroğlu ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Birinci Başkan Yardımcısı ve Müşteri Hizmetleri Grubu Başkanı Jürgen Rigterink katıldı.
Toplantıda Gaziantep’in EBRD’nin “Yeşil Şehir” ilan etmesinden sonra bugüne kadar yapılan çalışmalar, yapımının devam ettiği 27 Megavatlık güneş enerji santralinde son durum ile ilerleyen günlerde yapılacak projeler hakkında karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. Toplantıda ayrıca dünyada yaşanan iklim değişikliği ve Gaziantep’e etkileri, kentte konu hakkında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü çalışmaları anlatan sunum yapıldı.
Mühendislik yaptığı dönemde kirletici unsurların ne olduğunu bildiğini toplantıda belirten Başkan Fatma Şahin Gaziantep’i yeşil şehir olarak uluslararası alanda en iyilerden birisi olarak tutmayı hedeflediğini aktardı. Güneş enerjisi, HES’ler, jeotermal kaynaklar gibi bütün yenilenebilir enerji kaynakları hakkında yürütülen hukuki düzenlemeleri ve yapılan çalışmaları anlattı.
“Çok zengin olan güneş kaynaklarımız var”
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Nevzat Şatıroğlu yapılan görüşmenin ardından verdiği demeçte Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin ve ekibinin çok meşakkatli ve çok değerli projelerinin finansmanının EBRD’den sağlanmış olmasını önemsediklerini belirterek, “Bu yaptığımız her bir proje enerjide dışa bağımlı olan Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltan projelerdir. Her ne kadar doğalgazımız ve petrolümüzü bulmuş olsak bile henüz başlangıç aşamasındayız. Dolayısıyla çok zengin olan güneş kaynaklarımız var. Çok zengin olan bu radyasyon kaynaklarımızı ve rüzgarımızı kullanmak suretiyle de enerji hammaddelerimizi, kaynaklarımızı doğru kullanmak suretiyle de cari açığa ciddi katkı sağlıyoruz” dedi.
Gaziantep ili güneş radyasyon anlamında yüksek illerimizden bir tanesi
Yeşil şehirler kavramının Gaziantep’te öncü olduğunu gördüğünü belirten Bakan Yardımcısı Şatıroğlu, “Diğer belediyelerimiz de kendi elektrik ihtiyaçlarını Gaziantep’in yaptığı gibi yerli kaynaklardan, hayvan atıklarından ve biyogazlardan yapmak suretiyle de enerjiye kazandırmış olmanın mühendis olarak hak ve gururunu yaşıyoruz. Ülkemizin dışa bağımlılığını azaltan bu projenin önemli olduğunu bir kez daha vurguluyorum. Gaziantep ili güneş radyasyon anlamında yüksek illerimizden bir tanesi. Güneş radyasyonun yüksek olması, nemin olmayışı bu ülkede güneş santrallerini yükselten unsurlardandır. Bir Karadeniz bölgesinde 1100 saatte bir elektrik üretebiliyorken güneş panelleri, Gaziantep ilimizde bu yaklaşık 2000 saate kadar çıkabilmekte. Buda buraya yapılan yatırımları daha fizibile hale getiriyor. Geri dönüşümü daha hızlı hale getiriyor. Aynı yatırımla buradan diğer illere göre bir buçuk kat daha fazla enerji üretme şansına sahipsiniz” şeklinde konuştu.
“Şehri yeşil şehir, yenilenebilir enerjide kendi kendine yeten bir şehir haline dönüştüreceğiz”
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Bakan Yardımcısının desteklerini vurgulayarak, “Şehir sanayi şehri ve şehirde enerjisini kendi kendine üretmek gibi çok yüksek haklı bir talep var. Ne zaman Bakan yardımcımızın yanına gelsek çok hızlı çok, çok pratik çözüyor. Bugün özellikle doğalgazla yaşanan sorunları yeni dönemde bakanımın sayesinde çok hızlı çözmüş olacağız. Enerji Bakanımızın ve Bakan yardımcımızın bize vermiş olduğu bu destekle şehri yeşil şehir, yenilenebilir enerjide kendi kendine yeten bir şehir haline dönüştüreceğiz ve Paris antlaşmasını en iyi uygulayan şehir olma özelliği olarak yolumuza devam edeceğiz. Yeni dönemde bu duruşla da çözülemeyecek hiçbir durumumuz olmadığını görüyorum. Buda bize güven veriyor” ifadelerini kullandı.
“Fatma Şahin ve EBRD olarak ortak bir vizyon paylaşıyoruz”
EBRD olarak Türkiye’ye her yıl ciddi yatırımlarda bulunduklarını belirten Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Birinci Başkan Yardımcısı ve Müşteri Hizmetleri Grubu Başkanı Jürgen Rigterink ise, “Bildiğiniz gibi bugün çok önemli bir güneş enerjisi santralinin açılışı için burada bulunmaktayız. EBRD olarak Türkiye’ye her yıl ciddi yatırımlarda bulunmaktayız. Sadece 2023 yılında Türkiye’ye iki buçuk milyar EURO’luk bir yatırım yapmış bulunmaktayız. Bu yapılan yatırımların önemli bir kısmı deprem bölgesinde yeniden toparlanma için yapılan yatırımlardan oluşuyor. 800 milyon EURO’luk bir deprem yatırım yardımı yapmış bulunmaktayız. Bu noktada Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkanı Sayın Fatma Şahin bizlerin başta yenilenebilir enerji olmak üzere su, atık ayrıştırma ve diğer konularda önemli bir paydaşımız olmuştur. Bu noktada sayın bakan hanım ve EBRD olarak ortak bir vizyon paylaşıyoruz. Buda şehrimizi daha yeşil bir şehir haline dönüştürmek ve bu doğrultuda daha iyi bir sunacak” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Prof. Dr. Alaeddinoğlu: “Van Gölü Havzası’nın ihtiyaç duyduğu yağış gerçekleşmiş oldu”
VAN – Van YYÜ Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, Van Gölü Havzası’nın ihtiyaç duyduğu yağışın gerçekleşmiş olduğunu belirterek, “2024 yılı içerisinde özellikle ocak, şubat ve martta da giderek temposunu arttıran yağışın şekli, şiddeti havzayı büyük ölçüde rahatlattı” dedi.
Dünyanın en büyük sodalı gölü olan Van Gölü, 2019-2023 yılları arasında küresel iklim değişikliğinin etkisiyle büyük ölçüde su kaybı yaşadı. Bu yılın ilk üç ayında yağışların yoğun miktarda düşmesi ise Van Gölü’nün seviye kaybı için umut oldu. Özellikle mart ayında yaklaşık 90 milimetre civarında düşen yağış, son 30 yıl içerisinde en bereketli mart ayı oldu.
İHA muhabirine konuşan Van YYÜ Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, Van Gölü’nün kapalı bir havza olmasının getirdiği dezavantajlara rağmen, 2024 yılının yağışlar açısından oldukça bereketli geçtiğini belirtti. Son 5-6 yıldan bu yana görülmemiş düzeyde yağışın havzaya düştüğünü ifade eden Prof. Dr. Alaeddinoğlu, “Özellikle Ocak ve Şubat aylarında artan yağış miktarının Mart ayında da devam etti. Mart ayında yaklaşık 90 milimetre civarında bir yağış düştü. Bu aslında son 30 yıl içerisinde belki de en yüksek mart ayı yağışlarını ifade ediyor. Benzer yağış miktarını 2000’li yıllarda görmüştük. Ancak tam olarak benzer sonuçların ortaya çıkması için yağışların bütün bir yıl düşmesi gerekir. Ayrıca bugün iklim değişikliğinden kaynaklı havzada yaşanan sıcaklıktaki artış ve buharlaşmanın şiddeti de buna izin vermez. Ancak şu bir gerçek, 2024 yılı içerisinde özellikle ocak, şubat ve martta da giderek temposunu arttıran yağışın şekli, şiddeti havzayı büyük ölçüde rahatlattı. Son birkaç yıldır havzanın ihtiyaç duyduğu yağış büyük ölçüde gerçekleşmiş oldu” diye konuştu.
“Kuruyan göller belli ölçüde sularla buluşacak”
Yağışların kırsal alanlardaki tarım ve hayvancılık faaliyetlerini olumlu yönde etkileyeceğini ve kentlerde içme suyu temininde de önemli bir rol oynayacağını vurgulayan Alaeddinoğlu, yağışların ekolojik denge açısından da önemli olduğunu söyledi. Alaeddinoğlu, “Düşen her yağış ekosistemdeki diğer canlıların ihtiyaç duyduğu suyu karşılayacak. Çünkü düşen her bir yağış, geçmiş yıllarda sıcaklık ve buharlaşmanın şiddetiyle kuruyan irili ufaklı göllere tekrar pozitif katkı sunacaktır. Kuruyan bu göller belli ölçüde sularla buluşacaktır” şeklinde konuştu.
“Göldeki geri çekilmeler büyük ölçüde azalacak”
İklim değişikliğinden kaynaklı sıcak bir dönemde olunduğunu dile getiren Alaeddinoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önümüzdeki haziran, temmuz, ağustos aylarında sıcaklık periyoduyla ilgili herhangi bir değişiklik yok. Sıcaklıklar artacak ve havzada o şiddetli buharlaşma tekrar yaşanacak. Ama bu düşen yağışlar buharlaşmanın şiddetini ya da o göldeki geri çekilmeleri büyük ölçüde azaltacak. Dolayısıyla geçmişte gördüğümüz uzun mesafeli geri çekilmeler belli ölçüde kısıtlanmış olacaktır.”
Alaeddinoğlu, gelecek dönemlerde su yönetimi konusunda uzun vadeli planlamaların yapılması gerektiğini ve bu yağışlara aldanmadan havzanın ihtiyaç duyduğu suyun temin edilmesi için adımlar atılması gerektiğini kaydetti.
]]>Fed’in, bu yıl başlaması beklenen faiz indirimlerinin zamanı ve hızına ilişkin belirsizlik devam ederken, ABD Merkez Bankası (Fed) yetkililerinin dünkü sözle yönlendirmelerindeki temkinli ton pay piyasalarında satış baskısının güç kazanmasına yardımcı oldu.
Dün, Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic, bu yıl sadece bir faiz indirimi beklediğini belirterek, hala Kovid-19 salgını ekonomisinde olunduğunu, ekonomi ve enflasyonunun kademeli yavaşlamasını beklediğini aktardı.
Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee de bu yıl 3 faiz indiriminin düşüncesine uygun olduğunu ifade etti. Hikayenin temelden değişmiş gibi görünmediğini belirten Goolsbee, ancak enflasyon konusunda kaydedilen ilerlemenin düşüşte olduğunun görülmesi gerektiğini dile getirdi.
Fed Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook ise Fed’in ekonominin bazı kesimlerinde enflasyonun yavaşlaması için daha fazla zaman tanımak amacıyla faiz oranlarını düşürürken temkinli bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini vurguladı.
Analistler, Fed yetkililerinin temkinli sözle yönlendirmelerinin ardından para piyasalarında bankanın ilk faiz indirimine gitme ihtimalinin haziranda yüzde 70’e gerilediğini bildirdi. Bu dönemde Fed’in faiz indirimine gitme ihtimali banka yetkililerinin açıklamalarından önce yüzde 75’te bulunuyordu.
Hafta boyunca Fed yetkililerinin sözle yönlendirmelerinin yanı sıra yoğun veri gündeminin de takip edileceğini belirten analistler, özellikle büyüme verileri ile Fed’in enflasyon göstergesi olarak dikkate aldığı kişisel tüketim harcamalarının bankanın gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin sinyaller verebileceğini aktardı.
Öte yandan, ABD’de dün açıklanan verilere göre ise ABD’de yeni konut satışları, şubatta aylık bazda yüzde 0,3 azalışla 662 bine gerilerken piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti.
ABD’de geçen ay satışa çıkan yeni konutların medyan satış fiyatı yıllık bazda yaklaşık yüzde 7,6 düşüşle 400 bin 500 dolara inerek 2,5 yılın en düşük seviyesini kaydetti.
Söz konusu gelişmelerin ardından ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi dün 5 baz puanlık artışla günü yüzde 4,25 seviyesinden tamamlarken, şu sıralarda yüzde 4,24’te bulunuyor.
Altının ons fiyatı, 2 bin 172 dolarla zirvesine yakın seyrederken, dolar endeksi önceki kapanışının hemen altında 104,2 seviyesinde bulunuyor.
Jeopolitik risklerin yanı sıra OPEC+’ın üretim kesintilerine devam edebileceğine yönelik beklentiler petrol fiyatlarını yukarı yönlü desteklemeyi sürdürüyor. Brent petrolün varil fiyatı dün yüzde 1,2 artışla 86,1 dolardan günü tamamlarken, şu dakikalarda da önceki kapanışının hemen üzerinden işlem görüyor.
Dün, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 0,27, S&P 500 endeksi yüzde 0,31 ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,41 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de negatif bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında dün karışık bir seyir öne çıkarken, bölgede merkez bankası yetkililerinin sözle yönlendirmeleri ve makroekonomik veri gündemi yatırımcıların odağında bulunmaya devam ediyor.
Dün, Avrupa Merkez Bankası (ECB) Baş Ekonomisti Philip Lane, ECB Yönetim Konseyi’nin olası faiz indirimine ilişkin genişleyen bir uzlaşmanın olduğunu söyleyerek, ücret artışlarının yavaşladığına ilişkin güveninin arttığını ifade etti.
Öte yandan, Avrupa Birliği (AB), Apple, Alphabet ve Meta’nın Dijital Piyasalar Yasası kapsamındaki kurallara uyup uymadıklarını belirlemek üzere soruşturma başlattığını duyurdu.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,17 gerilerken, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,86 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,30 değer kazandı. Fransa’da CAC 40 endeksi ise yatay seyirle günü tamamladı. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise negatif bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında da negatif seyir öne çıkarken, Güney Kore’de Kospi endeksinin son iki yılın zirvesini test etmesi dikkati çekti.
Küresel pay piyasalarında düşen risk iştahı Asya pay piyasalarında da etkili olurken, Japonya’da çekirdek enflasyon yüzde 2,3 artışla beklentilerin altında kaldı.
Öte yandan Japonya Maliye Bakanı Shunichi Suzuki bugün yaptığı açıklamada, yendeki zayıflığı dizginlemek için herhangi bir önlemi göz ardı etmeyeceklerini dile getirdi.
Zayıf yenin ekonomi için olumlu ve olumsuz yanlarının olduğunu aktaran Suzuki, fakat aşırı oynaklığın ticari operasyonlar için belirsizliği artırdığını vurguladı.
Düşüş eğilimini üst üste üçüncü işlem gününe taşıyan dolar/yen paritesi, şu sıralarda önceki kapanışının hemen altında 151,5 seviyesinde bulunuyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,1, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,1 değer kaybederken, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,7 artış kaydetti. Kospi endeksi gün içerinde 2.779 puanın üzerine çıkarak son iki yılın en yüksek seviyesini test etti.
Yurt içinde dün dalgalı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,90 değer kaybıyla 9.029,38 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,4 üzerinde 32,1469’dan tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,1730 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu, yurt dışında ise Almanya’da Gfk tüketici güven endeksi, ABD’de dayanıklı mal siparişleri, konut fiyat endeksi, tüketici güven endeksi ve Richmond Fed Sanayi Endeksi verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.000 ve 8.900 seviyelerinin destek, 9.200 ve 9.350 puanın ise direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Almanya, nisan ayı Gfk tüketici güven endeksi
15.30 ABD, şubat ayı dayanıklı mal siparişleri
16.00 ABD, ocak ayı konut fiyat endeksi
17.00 ABD, mart ayı New York Fed tüketici güven endeksi
17.00 ABD, mart ayı Richmond Fed Sanayi Endeksi
]]>Bakan Bayraktar, Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenen Uluslararası ATOMEXPO-2024 Forumu kapsamında Türk gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Geçen hafta Moskova’da meydana gelen terör saldırısını lanetleyen ve saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dileyen Bayraktar, “Bugün bu toplantıya gelmemizin nedenlerinden biri, bizim dayanışmaya verdiğimiz önem. Rusya ile birçok alanda, özellikle enerji alanında önemli bir işbirliğimiz var. Böyle bir günde burada olmanın, onlar açısından da önemli olduğunu düşünüyorum. Terörün her türlüsüne, terörle çok mücadele vermiş bir ülke olarak karşı olduğumuzu her zaman ifade ediyoruz. Buradaki terör saldırısını da şiddetle bir kez daha sizler vesilesiyle kınadığımızı ifade etmek istiyorum.” dedi.
Bayraktar, bir önceki Uluslararası ATOMEXPO Forumu’ndan bu yana Türkiye’de nükleer enerji sektöründe önemli gelişmelerin yaşandığını ifade ederek, “Türkiye, geçtiğimiz yıl nisan ayında Akkuyu’ya ilk taze yakıtın gelmesiyle beraber nükleer ülke haline geldi. Bu önemli bir değişim. Bir sonraki ATOMEXPO’ya geldiğimizde, Akkuyu’dan elektrik üreten bir ülke olarak burada olacağız.” değerlendirmesinde bulundu.
Nükleerin, Türkiye’nin yenilenebilir enerji hedeflerinin gerçekleştirilmesi noktasındaki rolüne de değinen Bayraktar, “Biz yenilenebilir enerjiyi kullanmak istiyoruz. Ülkemizde çok büyük bir potansiyel var. Mevcut kapasiteyi arttırmak istiyoruz. Ama bu kesintili güneş ve rüzgar gibi kaynakları, mutlaka baz yükle dengelememiz gerekiyor. Dolayısıyla nükleer bu açıdan, yani bizim yenilenebilir enerji hedeflerimizi gerçekleştirmemiz için çok önemli. Türkiye’nin küresel ısınma, iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerinde nükleer; temiz, çevreci yakıt olarak da katkı sağlayacak.” diye konuştu.
Sinop ve Trakya için görüşmeler devam ediyor
Bayraktar, Türkiye’nin nükleer enerjide ortaya koyduğu hedeflerin küresel nükleer enerji hedefleriyle uyumlu olduğunu kaydederek, “Türkiye’de 3 ayrı yerde muhtemelen 4’er reaktörle toplam 12 reaktör ve 15 bin megavatlık bir nükleer güce ulaşmayı hedefliyoruz. 2050 yılına kadar da, yani önümüzdeki 20-25 yılda Türkiye’nin mutlaka 20 bin megavat kurulu güce ulaşması gerekiyor. Bizim uzun dönemli enerji planlamamızın içerisinde bu var. Belki geri kalan kısmını küçük modüler reaktörlerle yapacağız. Bu nedenle Sinop fevkalade önemli, Trakya fevkalade önemli.” ifadelerini kullandı.
Trakya’daki projeye değinen Bayraktar, “Trakya tarafında Çin ile sürdürdüğümüz müzakereler var. Bu yıl içerisinde netleştirmek ve nihayete erdirmek istiyoruz. Anlaşma safhasını geçip, inşaat safhasına geçmemiz gerekiyor. Çünkü oranın da 2030’lu yılların başında elektrik üretir hale gelmesi lazım. Trakya bizim elektrik ihtiyacımızın en yoğun olduğu yerlerden biri.” dedi.
Bayraktar, Sinop’ta 2013’te Japonlarla başlayan sürecin ise sonlandığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Farklı bir alternatif üzerinde çalışıyoruz. Rosatom, Rusya Federasyonu çok ciddi bir ilgi gösterdi. Türkiye’de olmaları, Akkuyu’da olmaları, Akkuyu’da elde ettikleri tecrübe, oradaki insan kaynağı, bunlardan istifade ederek bu tecrübeyi Sinop’a da aktarmak istiyorlar. Biz de bu anlamda Sayın Cumhurbaşkanımız ile Sayın Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin’in görüşmelerinde ortaya koydukları bu ortak çalışma hedefi konusunda ilgili kurumlarımız, bizim tarafta bakanlığımız başta olmak üzere, Rosatom ile çalışmalarımıza devam ediyoruz. Çalışma grupları belirli alanlarda, teknik alanlarda, finansal alanlarda çalışmalarını sürdürüyorlar. Bunların neticesine bakacağız.” bilgisini paylaştı.
Türkiye’nin bu projelerin hayata geçirilmesi noktasındaki beklentilerine dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin hem Rusya’yla hem de Çinli şirketlerle süren müzakerelerde üç temel beklentisi var. Bir, biz rekabetçi bir enerji fiyatı istiyoruz. İki, yerlileşme. Artık Akkuyu’dan da daha ileride bir yerlileşme hedefi istiyoruz. Çerçevesi ortaya konmuş bir yerlileşme planı istiyoruz. Üçüncüsü de bizim binlerce insan kaynağına ihtiyacımız var. Hem nükleer santrallerin yapımı esnasında hem de onların işletimi esnasında, yani önümüzdeki 60-80 yıl boyunca. Dolayısıyla bu anlamda da bize önerilecek tekliflerin mutlaka bu üç temel kriteri karşılayacak şekilde sunulmasını bekliyoruz. Bu anlamdaki beklentilerimiz de kendilerine ilettik. Bunların dışında da ilgi alaka gösteren ülkeler var. Dolayısıyla biz diyoruz ki henüz hiç kimseyle nihai imzalar atılmadı. Dolayısıyla bu projeler bu anlamda diğer ilgilenen taraflara da açıktır diyoruz. Onlarla da farklı şekilde görüşmelerimiz devam ediyor.”
Bayraktar, Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) projesinde, 29 Ekim’in hedef tarih olarak belirlendiğini anımsatarak, “Akkuyu NGS’nin ilk reaktörünü bu yıl içerisinde devreye almak için yoğun bir gayret sarf ediyoruz. Özellikle Rosatom tarafı, yükleniciler, bizim Nükleer Düzenleme Kurumumuz, bu çerçevede çalışıyoruz, hedef bu. Ama elbette ki nükleer işi, çok dikkatle yapılması gereken, üzerinde nükleer güvenlikle alakalı tüm uluslararası standartlara uyulması gerekerek yapılacak bir iş. Dolayısıyla hiçbir şekilde bunlardan taviz vermeden, bunlara riayet etmek suretiyle bunu gerçekleştirmek istiyoruz. Karşı karşıya kaldığımız farklı zorluklar da var. Teknik zorluklar da, başka zorluklar da var ama hedefimiz bu. Umarım bunu gerçekleştiririz. Rosatom ile ortaya konmuş anlaşma kapsamında bu süre 2025 yılıydı. Biz bunu biraz daha öne çekmeye gayret ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
2050’li yıllarda talebin yüzde 20’sinin nükleer enerjiden karşılanması hedefleniyor
Akkuyu NGS’nin, Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde 10’unu tek başına karşılayacağını aktaran Bayraktar, diğer santrallerin devreye girmesiyle 2050’li yıllarda Türkiye’nin, enerjisinin en az yüzde 20’sini nükleer enerjiden karşılayacağını söyledi.
Bayraktar, Akkuyu NGS projesinde deniz suyu sıcaklığı da dahil olmak üzere birçok çevresel etkinin değerlendirildiği çalışmaların yapıldığı ve sonrasında inşaata başlandığını vurgulayarak, “Bu konuda endişe edecek bir şey yok. Süreç bu anlamda takip ediliyor. Gerekli izinler ilgili taraflardan alınmış durumda.” dedi.
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, “PTT AVM’de, Tarım Kredi Kooperatif Marketleri’nde, Türk Hava Yolları’nda, TCDD’de, GSM operatörlerinde, sinema ve tiyatrolarda, PTT Kargo’da emeklilere özel indirimler ve kampanyalar başlatacağız. Ayrıca Türkiye’nin önde gelen zincir marketlerinde ve giyim mağazalarında emeklilere özel indirimler sağlayacağız. Belediyeler Birliği ile protokol yaparak emeklilerimizin kültür turlarıyla ücretsiz olarak Türkiye’yi şehir şehir dolaşmalarının temellerini atacağız” dedi.
Işıkhan, AK Parti Kırşehir İl Başkanlığı ziyaretinde yaptığı konuşmada, 2023 yılında Türkiye ekonomisinin yüzde 4,5 büyüme ile AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduğunu, dolar bazında milli gelirde Türkiye tarihinde ilk kez 1 trilyon doların aşıldığını söyledi.
Kişi başına milli gelirin de 13 bin 110 dolarla tarihin en yüksek düzeyini gördüğünü vurgulayan Işıkhan, şöyle konuştu: “2023 yılı iş gücü verileri açıklandı. 2023 yılında işsizlik oranı bir önceki yıla göre 1 puanlık azalışla yüzde 9,4 seviyesine geriledi. İşsiz sayısı 2023 yılında, bir önceki yıla göre 318 bin kişi azalarak 3 milyon 264 bin kişiye geriledi. Toplam işsizlik oranı ve genç işsizlik oranı son 10 yılın en düşük seviyesindedir. Hem kadın hem genç hem de toplam istihdam oranı ve iş gücüne katılım oranı son 21 yılın en yüksek düzeyindedir. Kıymetli kardeşlerim tüm bunları sizlerle birlikte başardık. Bu birlik ve beraberlik ruhuyla, başta çalışma hayatı olmak üzere Türkiye’yi küresel anlamda hak ettiği konuma taşıyacak ve her alanda geliştirmeye devam edeceğiz.”
Işıkhan, tüm engellere ve finansal krizlere rağmen Türkiye ekonomisinin istikrarla büyüdüğüne dikkati çekerek, yıl sonu itibarıyla enflasyonun düşüşe geçeceğini belirtti.
İşçisiyle, işvereniyle, emekçisiyle, memur ve emeklisiyle 85 milyon vatandaşın refahının, aynı zamanda Türkiye’nin refahı ve gücü demek olduğunu vurgulayan Işıkhan, emeklilerin bu refahı en çok hak edenler arasında yer aldığını dile getirdi.
AK Parti olarak attıkları adımlarla, sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi inşa ettiklerine değinen Işıkhan, şöyle devam etti.
“İlaç kuyruklarından maaş kuyruklarına, emeklilerimize zulüm olan her uygulamayı biz bitirdik. Seyyanen ve oransal artışlarla emekli aylıklarında reel olarak yüzde 87 ile 636 oranında artış sağladık. En son kıymetli emeklilerimize minnet ve saygımızı ifade etmek, emeklilerimizin gündemimizde olduğunu ve onların hayatlarını her yönden kolaylaştıracak adımları hayata geçirmeye devam edeceğimizi duyurmak adına Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle 2024 yılını emekliler yılı ilan ettik. Emekliler yılı kapsamında, bankalarla yeni bir emekli aylığı promosyon ödemesi sürecini başlattık. Biliyorsunuz Sosyal Güvenlik Kurumumuz, bankalar aracılığıyla emekli maaşlarını ödemektedir. 2017’de emeklilerimize ilk kez banka promosyonu ödenmesini yine biz başlatmıştık.”
– Emeklilere özel indirim ve kampanya
Kamu bankalarında emekli aylığı promosyon ödemelerini, emekli ve hak sahiplerinin aldığı aylık miktarına göre yaklaşık 2 katına çıkardıklarını hatırlatan Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“SGK olarak, diğer bankalarla da kamu bankalarının miktarları asgari olacak şekilde promosyon ödemelerinde artış sağlanması yönündeki çalışmalarımızı yürütüyoruz. Banka protokolleri yürürlüğe girdikten sonra emeklilerimiz, bankalara başvurarak bu promosyon ödemelerinden faydalanabilecekler. Kamu bankalarında başvurular bugün başladı. Ayrıca emeklilerimize bayram ikramiyesi ödemeleri, Ramazan Bayramı öncesinde 2-5 Nisan arasında banka hesaplarına yatırılacak. Bunun dışında, emeklilerimizin yaşam kalitesini artıracak, fiziksel ve ruhsal sağlık, sosyal ve kültürel yönden zenginleştirecek birçok çalışmayı, emekliler yılı kapsamında hayata geçiriyoruz. PTT AVM’de, Tarım Kredi Kooperatif Marketleri’nde, Türk Hava Yolları’nda, TCDD’de, GSM operatörlerinde, sinema ve tiyatrolarda, PTT Kargo’da emeklilere özel indirimler ve kampanyalar başlatacağız. Ayrıca Türkiye’nin önde gelen zincir marketlerinde ve giyim mağazalarında emeklilere özel indirimler sağlayacağız. Belediyeler Birliği ile protokol yaparak emeklilerimizin kültür turlarıyla ücretsiz olarak Türkiye’yi şehir şehir dolaşmalarının temellerini atacağız. Bunun gibi emeklilerimize imtiyaz sağlayan birçok uygulamayı emekliler yılı kapsamında günbegün kamuoyuyla paylaşacağız.”
Bakan Işıkhan ayrıca “Kıymetli emeklilerimiz müsterih olsun, muhalefetin tahriklerine kapılmasın. Emekliler, bizim başımızın tacı. Nasıl emeklilerimize dokunacak en iyi ve en yeni politikaları bugüne kadar AK Parti hayata geçirdiyse bundan sonra da aynı şekilde hizmetlerimize devam edeceğiz. Liderimizin her zaman söylediği gibi, denge ve disiplin içinde ekonomimizi güçlü bir şekilde yükselttikçe artan refahtan pay vereceğimiz en büyük kesim yine emeklilerimiz olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Işıkhan, AK Parti Kırşehir Belediye Başkan Adayı Osman Arslan’ın şehri hak ettiği büyük hizmetlerle buluşturacağını sözlerine ekledi.
AK Parti Kırşehir Seçim İrtibat Bürosu’nu da ziyaret eden Bakan Işıkhan, partililerle bir süre sohbet etti.
]]>Uraloğlu, Yenimahalle’nin Susuz Mahallesini ziyaret etti, ardından Kayaş’tan banliyö trenine binerek Elmadağ Tren Garı’na gelerek açıklamalarda bulundu.
Buradaki konuşmasında demir yollarına 22 yılda 57 milyar dolar yatırım yaptıklarını bildiren Uraloğlu, hızlı tren hatlarının ülke nüfusunun yüzde 50’sine ulaştığını söyledi.
Uraloğlu, bu kapsamda demir yollarına talebin de her geçen gün arttığına işaret ederek, Ankara-Elmadağ bölgesel tren seferlerini her gün 6 sefer olarak başlattıklarını açıkladı.
Ankara-Elmadağ Bölgesel Treni’nin 21 Mart’ta sefere başladığını ve her gün Ankara’dan 06.10, 12.25 ve 17.40 saatlerinde hareket ettiğini, Elmadağ’dan Ankara’ya ise 07.20, 13.30 ve 18.55 saatlerinde hareket ettiğini belirten Uraloğlu, hareket saatlerinin vatandaşların ihtiyacına göre belirlendiğini vurguladı.
Uraloğlu, söz konusu hatta seyir süresinin 40 ila 45 dakika olduğuna dikkati çekerek, “Ankara-Elmadağ Bölgesel Treni’ni sadece Kayaş İstasyonu’nda bir dakikalık bekleme yapacak. Tren seferlerinde bilet fiyatlarını da en uygun düzeyde tuttuk. Elmadağ-Ankara tren ücretini 25 lira olarak belirlendik. Trenimiz bayram sonuna kadar ücretsiz hizmet verecek. İnsanımız trenle yapılan seyahatin konfor ve güvenine alıştı.” ifadelerini kullandı.
AKM-Esenboğa Havalimanı Metro Hattı yapım çalışmalarını yatırım programımıza aldık
Ankara için yeni metro hatlarının da çalışmalarını başlattıklarına dikkati çeken Uraloğlu, “34,9 kilometre olan, Atatürk Kültür Merkezi (AKM)-Esenboğa Havalimanı Metro Hattı yapım çalışmaları ve Ümitköy-Batı Merkez Metro Hattı etüt çalışmalarını 2024 yılı yatırım programımıza aldık. 23,3 kilometrelik Etlik-Forum, Kurtuluş-Siteler-Altınköy ve Siteler-Kuyubaşı metro hatlarının proje geliştirme çalışmalarını sürdürüyoruz.” diye konuştu.
Uraloğlu, demir yollarında 22 yıldır önemli atılımlar gerçekleştirdiklerini, Türkiye’nin dört bir yanını raylı sistem ağlarıyla bağladıklarını söyledi.
Demir yollarına 22 yılda yaptıkları yatırım tutarının 57 milyar doları bulduğunu belirten Uraloğlu, Türkiye’nin Avrupa’da 6’ncı dünyada 8’inci yüksek hızlı tren işletmecisi olduğunu aktardı.
Uraloğlu, Ankara ile Eskişehir arasında başlayan yüksek hızlı tren işletmeciliğinin, Ankara-İstanbul, Ankara-Konya, Konya-Eskişehir, İstanbul-Konya, Konya-Karaman ve Ankara-Sivas-Ankara güzergahlarında devam ettiğini hatırlatarak, “Bugüne kadar yüksek hızlı tren hatlarımızda yapılan toplam yolculuk sayısı 85 milyona ulaştı. Şu anda hızlı tren hatlarımız 11 şehre doğrudan, 9 şehre ise bölgesel ulaşıyor. Kimsenin şüphesi olmasın ki vatandaşlarımızın konforu ve güveni için Türkiye’nin dört bir yanını demir yolu ağları ile birleştirmeye, yeni tren seferleri ile vatandaşlarımızı buluşturmaya devam edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
-1196 kilometre bölünmüş yol
Bakanlık olarak Ankara için durmadan, yorulmadan, yılmadan çalışmaya devam ettiklerinin altını çizen Uraloğlu, 2002’den bu yana Ankara’nın ulaşım ve iletişim altyapısına Bakanlık olarak 601 milyar 510 milyon lira yatırım gerçekleştirdiklerini bildirdi.
Uraloğlu, Ankara’da halen devam eden 31 milyar 360 milyon liralık proje bedeliyle yol yapım, kavşak, viyadük, üst yapı iyileştirmesi, alt geçit ve tarihi köprü onarımları gibi 22 kara yolu projesi gerçekleştireceklerini belirterek, şunları kaydetti:
“Çok yakın bir süre önce de Nallıhan Köprüsü, Nallıhan Kuş Cenneti Tüneli ve Bağlantı Yollarının açılışını gerçekleştirdik. Ankara-Kırıkkale-Delice Otoyolumuzun ihalesini yaptık. Toplam 120 kilometre uzunluğunda olan projemiz kapsamında 7 kavşak, 4 tünel, 8 viyadük ve 3 otoyol hizmet tesisi inşa edeceğiz. Otoyolun hayata geçmesiyle Ankara-Kırıkkale kesiminde bulunan mevcut devlet yolundaki trafik yoğunluğu azalacak.”
“276 kilometrelik Orta Anadolu Otoyolu Projesi başlıyor”
Gündemlerindeki bir diğer önemli kara yolu projesinin de Ankara-Akyazı Otoyolu, diğer adıyla ise Orta Anadolu Otoyolu olduğuna işaret eden Uraloğlu, özellikle Ankara ve Karadeniz istikametinden gelen trafiğin birleştiği İstanbul-Gerede kesiminde çok ciddi bir trafik yoğunluğunun meydana geldiğini kaydetti. Uraloğlu, “Kuzey Marmara Otoyolu ile İstanbul-Sakarya Akyazı arasındaki yoğunluğu rahatlatmıştık. Şimdi de güzergahın Akyazı ile Ankara arasında kalan kesiminde Orta Anadolu Otoyolu’nu inşa etmeyi planlıyoruz. Otoyolumuzu 225 kilometresi ana gövde, 51 kilometresi bağlantı yolu olmak üzere toplam 276 kilometre uzunluğunda tesis edeceğiz.” dedi.
Uraloğlu, Ankara-İzmir arasındaki seyahat süresini 14 saatten 3 saat 30 dakikaya düşürecek Ankara-İzmir hattında da çalışmaların hızla sürdüğünün altını çizerek, Ankara-İstanbul Süper Hızlı Tren Hattı projesini gündeme aldıklarını ve ön proje çalışmalarını tamamladıklarını söyledi.
“Ankara’nın raylı sistem hattını 103,6 kilometreye çıkardık”
Ankaralıların yıllarıdır beklediği Kızılay-Çayyolu, Batıkent-Sincan-Törekent ve Tandoğan-Keçiören metro hatlarını Bakanlık olarak kendilerinin yaptığını belirten Uraloğlu, “Geçen yıl da Keçiören’den Kızılay’a aktarmasız metro ulaşımı sağlayan Atatürk Kültür Merkezi-Gar-Kızılay Metrosu’nu açtık. 2018 yılında modernize ederek hizmete aldığımız Başkentray ile hem Eskişehir Yolu hem de İstanbul Yolu’ndaki trafik yoğunluğunu büyük oranda azalttık. Böylece Bakanlık olarak Ankara’nın 23,1 kilometrelik raylı sistem hattını 80,5 kilometre uzatarak Ankara’daki raylı sistem hat uzunluğunu 103,6 kilometreye çıkardık.” ifadelerini kullandı.
“Yeni metro hatları için projelendirme çalışmalarına devam ediyoruz”
Uraloğlu, mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı’nın 5 yıl önce “Ankara’ya 58 kilometre metro” sözü verdiğini anımsatarak, şöyle devam etti:
“5 yılda 5 santim yapılan metro yok. Biz yeni metro hatları için de planlama ve projelendirme çalışmalarına devam ediyoruz. 34,9 kilometre olan, Atatürk Kültür Merkezi-Esenboğa Havalimanı Metro Hattı Yapım Çalışmaları ve Ümitköy-Batı Merkez Metro Hattı Etüd Çalışmalarını 2024 yılı yatırım programımıza aldık. Yatırım programında henüz yer almayan ve toplam uzunlukları 23,3 kilometre olan, Etlik-Forum, Kurtuluş-Siteler-Altınköy ve Siteler-Kuyubaşı metro hatlarının proje geliştirme çalışmalarını sürdürüyoruz. Bunların dışında Ankara’da hiç başka açılan bir proje hatırlıyoruz musunuz? Hayır. Sizler de farkındasınız Ankara çok yavaşladı, Elmadağ çok yavaşladı. Yol yapmayan, hizmet üretmeyen bir belediyeyi, daha fazla yavaşlamayı Ankara kaldıramaz. Ankara’nın böyle bir belediyeye tahammülü kalmadı. Cumhur ittifakı Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Turgut Altınok, Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyonuyla Türkiye Yüzyılı şehirleri, gerçek belediyecilikle tekrar tanıştıracaktır. Aynı şekilde AK Parti Elmadağ Belediye Başkan adayı Eyyüp Tekiner kardeşimiz de Elmadağ’ı özlemle beklediği hizmet ve eser siyasetine kavuşturacaktır.”
Uraloğlu, konuşmasının ardından Elmadağ esnafını da ziyaret etti. Uraloğlu’na, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Ömer İleri, AK Parti Ankara Milletvekili Jülide Sarıeroğlu, AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan, Milliyetçi Hareket Partisi Ankara İl Başkanı Alparslan Doğan ve Cumhur ittifakı üyeleri eşlik etti.
]]>ESRA NUR PERVAN
Trabzon Kuyumcular ve Saatçiler Odası Başkanı Yazıcı, “Seçimden sonraki Mayıs ayında özellikle FED’in yapacağı bir açıklama altının daha da yukarı gideceğine dair beklenti içerisindeyiz. Eğer faiz oranını düşürmeye yönelik bir harekette bulunduğu an itibariyle gram altının 3 bin, 3 bin lira 500 lira bandı arasında olabileceğini ben şu anda öngörüyorum” dedi.
Trabzon Kuyumcular ve Saatçiler Odası Başkanı Ali Yazıcı, son dönemde altın piyasasındaki yaşanan hareketliliğe ve Mayıs ayında FED’in yapacağı açıklamaya dikkatİ çekti. Yazıcı, şunları söyledi:
“Altın piyasaları iki haftadan beri çok yoğun bir şekilde yukarı doğru bir hareket gözlemlemekteyiz. Özellikle Amerika’dan gelen verilerin ve seçim üstü yapılan bu hamlelerin vatandaşın altına rağbet gösterdiği, yükseleceği beklentisinden dolayı kuyumculara aşırı bir yüklenme oldu alımla alakalı. Haliyle darphanede üretimlerde aksaklık yaşadık. Özellikle aksaklık yaşadığımız konu günlük üretimle 300- 600 kilo arasında bir üretim yaptıklarını daha önceki toplantılarda biz 6 ton civarında günlük üretim yapabileceklerini söylemişlerdi. Bir nebze buradan hareketle bakıldığında sıkıntımızın olduğunu görmekteyiz. İthalata getirilen kota, altın ithalatına getirilen kotadan da kaynaklı üretimden dolayı altın bulunamıyor diye böyle baktığımızda bu da bir sıkıntı. Ama vatandaşın altına talebi piyasaların bu denli hareket olması, ONS’un yükselmesi, doların burada yükselmesi de altını TL karşılığı destekler nitelikte fiyatları yukarı doğru itiyor. Bugüne bakıldığında 2 bin 400, 2 bin 500 bandında altın hareketliliği devam etmekte. Bundan sonraki süreç ne olur? Seçimden sonraki Mayıs ayında özellikle Fed’in yapacak olduğu bir açıklama altının daha da yukarı gideceğine dair beklenti içerisindeyiz. Merkez Bankası 500 baz puanla beraber hiç beklemediğimiz bir rakama yukarı doğru faiz arttırmasıyla altında bir gerileme oldu. Şöyle ifade edeyim; 2 bin 540 seviyesinden 2 bin 440 seviyesine kadar düştü 100 TL gibi kayıp oldu. Bundan sonraki sürecin daha yukarı olacağını görüyoruz zaten. Özellikle Fed’in Mayıs ayındaki yapacak olduğu açıklama piyasalar için çok önemli. Eğer bir faiz oranını düşürmeye yönelik bir harekette bulunduğu an itibarıyla gram altının 3 bin, 3 bin 500 lira bandı arasında olabileceğini ben şu anda öngörüyorum.”
“FİYATLARIN YUKARIYA DOĞRU GİTTİĞİNİ GÖRMEKTEYİZ”
Yazıcı, düğün mevsiminde altın fiyatında her hangi bir artış olmayacağını öngörerek, şöyle devam etti:
“‘Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında çok hareket olmuyor altında, altının hareketli olduğu ayları her yıl geriye dönüp baktığımızda Mart Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında bir hareketlilik söz konusu. Bunu da bazı kaynaklarımız da var nedir bu? Şimdi dünya bütün ülkeler birbirine entegre, ticaret birbirine bağlı. Haliyle herhangi bir ülkede bir sıkıntı veya bir savaş iddiası bir şey olduğunda mutlak suretle altına ONS’a ve dolara hemen etki etmekte. Bundan kaynaklı fiyatların yukarıya doğru gittiğini görmekteyiz. İnşallah dünyada barış ve huzur hakim olur, piyasalarda normale döner diye bir beklenti içerisindeyiz.”
]]>
Gaziantep Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezi’nde (GSOMEM) düzenlenen toplantıda, A Sınıfı İş Güveliği Uzmanı Makine Mühendisi Bedri Tekin’in işletmelerdeki iş sağlığı ve güvenliği sorunları hakkında bilgiler verdi.
Toplantıya, GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Başar Küçükparmak, GSO Yönetim Kurulu Üyeleri Cengiz Konukoğlu, Ali Can Koçak, MMO Gaziantep Şube Başkanı Hamit Öztürkmen, GSO Genel Sekreteri Yusuf İzzettin İymen, iş sağlığı ve güvenliği uzmanları ve firma temsilcileri katıldı.
Toplantının açılış konuşmasını yapan GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Başar Küçükparmak, “Gazi şehrimiz sanayisi, ticareti ve hizmet sektörüyle istihdamın yoğun olduğu bir şehirdir. İlimiz sanayi işletmesi sayısı, oluşturduğu istihdam, ihracatı ile ülke ekonomisine katkısı göz önünde bulundurulduğunda bu işletmelerimizin sürdürülebilirliğinin sağlanması önem arz etmekte olup, sürdürülebilirlik için yapılması gereken en temel unsurların başında ise iş sağlığı ve güvenliği konusu gelmektedir” dedi.
6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanununun çıkarılması ve yayınlanma aşamasında Gaziantep Sanayi Odası’nın önemli desteklerinin olduğunu dile getiren Başar Küçükparmak, “Kanun ile işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemesi hedeflenmektedir. İşletmelerde yapılan denetimlerde, konuya sadece yaptırım ya da cezai yükümlülük gözüyle bakılmamalıdır. Yapılan denetimlerde, denetçilerin firmalara çözüm odaklı ve iyileştirmeye yönelik bir yaklaşım sergilemesi süreç yönetimi açısından daha verimli olmanın yanı sıra, işletmelerin de iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini artırarak benimsemesine yardımcı olacaktır. Firmalarımızın da iş sağlığı ve güvenliğini zorunluluktan öte bir sorumluluk ve işletme kültürü olarak görmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
Makina Mühendisleri Odası Gaziantep Şube Başkanı Hamit Öztürkmen de konuşmasında, iş sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili yürütülen çalışmalar hakkında bilgi vererek, “İş sağlığı ve iş güvenliği işletmelerde iş kazalarından, olumsuz şartlardan, meslek hastalıklarından çalışanları korumak, insan ve çevre sağlığına zarar verecek şartları ortadan kaldırmak, üretimin güvenliğini sağlamak ve verimliliği artırmak için yapılan tüm çalışmaları kapsamaktadır. Ancak bir dizi sorunlar da devam etmektedir. İyi olması için bizler de elimizden geleni yapacağız. Bu doğrultuda iş sağlığı ve iş güvenliği gibi böylesine önemli bir konunun ele alındığı toplantımızın hayırlı olmasını diliyor, iş birlikleri için Gaziantep Sanayi Odamıza teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
A Sınıfı İş Güveliği Uzmanı Makine Mühendisi Bedri Tekin ise açılış konuşmalarının ardından, “İşyerlerinde İşçi Sağlığı ve Güvenliği Nasıl Yönetilmeli”, “İşçi Sağlığı ve Güvenliğinin Kaynağı”, “İSG’de Taraflar”, “OSGB Sistemi Nedir?”, “İşe Başlamadan Önce Sağlık ve Güvenlik ile İlgili Uygulama Yöntemi Raporunun Hazırlaması”, “Risk Analizi” ve “Mevzuata Uygun Önlemlerin Alınması” başlıklarında bir sunum yaptı.
Toplantı, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. – GAZİANTEP
]]>Kurtuluş Savaşı’nda İnebolu Limanı’na gelen mühimmatların kağnılarla Ankara’ya taşınması sırasında 9 aylık yavrusuyla yollara koyulan ve Kastamonu Kışlası yakınlarında silahların üzerine yatmış şekilde donarak hayatını kaybeden Şerife Bacı’nın memleketi Kastamonu’nun Seydiler ilçesi, hem istihdam hem de lojistik üst merkezi haline geliyor. Türk kadınının Kurtuluş Savaşı’nda verdiği mücadelenin sembolü haline gelen, İnebolu’dan Ankara’ya kadar olan tarihi yolun İstiklal Yolu Milli Parkı ilan edilmesiyle birlikte bölge, hem turizm hem de fabrika açısından önem kazandı. Çalışmalarına 1990’lı yıllarda başlanılan ve son 5 yılda büyük bir hamleyle alt ve üst yapısı tamamlandıktan sonra faaliyete geçen Seydiler Organize Sanayi Bölgesi, ile ilçe tarihteki önemine yeniden kavuştu. Ankara’ya en yakın liman olan İnebolu Limanı’ndaki çalışmalar ile tünellerle geçilecek olan İnebolu yolu ve Kırık yolunun tamamlanmasıyla büyük bir önem kazanacak olan ilçe, hem tarihteki önemine kavuşacak hem de istihdam ve lojistik üst merkezi haline gelecek.
İlçeye inşa edilen OSB’de firmaların üretime başlaması ile başta İstanbul olmak üzere diğer şehirlerden Seydiler ilçesine göç edilmeye başlandı.
“Seydiler, Kurtuluş Mücadelesindeki önemine binaen çalışmaları halen devam eden İnebolu Limanı, İnebolu yolu ve Kırık yolu bitince Ankara’ya en yakın bölge olacak”
Seydiler’in İnebolu’ya uzaklığının 60 kilometre olduğunu söyleyen Seydiler Organize Sanayi Bölgesi Başkanvekili ve Seydiler Belediye Başkanı Mehmet Erdoğan, “İnebolu yolunda tüneller yapıldığında bu yıl 35-40 kilometreye kadar düşecek. İnebolu Limanı da yapıldığında Seydiler, bölgenin lojistik üst merkezi alanı haline gelecek. Bunu yatırımcılarımız biliyor. Şu anda OSB’de iki tane arsamız var, buraya üst düzeyde talep var. İnebolu Limanı yapıldığında Seydiler üzerinden Ankara’ya en yakın ve en kullanılabilir liman olması hasebiyle bölgemizin önemi bir kat daha artıyor. Bu yüzden yatırımcılara bölgemiz cazip hale geliyor. Bunlar bittiğinde Seydiler, tam lojistik bir merkez olacak. Mustafa Kemal Atatürk, en güvenli yer olarak Kurtuluş Mücadelesinde cephaneleri deniz yoluyla İnebolu Limanına getirip buradan da cepheye ulaştırılmak üzere İstiklal Yolundan taşıtmıştır. Şu anda aynı şekilde Seydiler, Kurtuluş mücadelesindeki önemine binaen çalışmaları halen devam eden İnebolu Limanı, İnebolu yolu ve Kırık yolu yapıldıktan Ankara merkezine en yakın liman olacak. Çünkü diğer limanlarımız yakın değil ama İnebolu Limanı, Seydiler üzerinden tünellerle geçildiğinde toplam 200 kilometre uzunluğu olacak. Bu manada çok önem veriyoruz. Seydilerli Şehit Şerife Bacı, İstiklal Yolundan çetin kış şartlarında Kastamonu Kışlası önünde donarak şehit düşmüştür. Bu yüzden bizlerde Şehit Şerife Bacı’nın siluetini Çeller Tepesi’nde bulunan kayalıklara ışıklandırarak ilçemizin en yüksek yerinde anısını yaşatacağız. Bizler bu vatanı şehitlerimize borçluyuz, bugünleri o kahramanlara borçluyuz. Allah onların hepsinin mekanlarını cennet eylesin. Seydiler, Kurtuluş Savaşı’nda nasıl Şehit Şerife Bacı ile o önemini kazanmış ise şu anda Organize Sanayi Bölgesi ile önemini fazlasıyla yakalayacak. İnşallah temennimiz budur. Bizlerde buna ivme katabilirsek, bir katkı sunabilirsek ne mutlu bizlere” dedi.
“Seydiler OSB, hem bölgeye hem Seydiler’imize büyük bir ivme katacak”
OSB’nin önemine değinen Başkan Erdoğan, “Seydiler Organize Sanayi Bölgemizde 750 civarında çalışanımız bulunuyor. Bu büyük bir istihdam oluyor. Son üç yılda bu gerçekleşti. Hemen hemen bunun 150 ya da 200’e yakınını kadınlar oluşturuyor. Önümüzdeki yıl istihdam iki katına çıkacak. En az bin 500 çalışan olacak. Birkaç yıl içinde de bu rakam 3 binleri bulacak. Bizler de bunun hazırlığındayız. Seydiler OSB’nin alt ve üst yapısı bitti. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızdan kredi kullandık. Yollarımızı ve üst yapılarımızı bitirdik. Alt yapısını tamamladık. Elektrik gibi ihtiyaçlarda bitti. Sadece girişimciler gelecek, zaten gelmelerine de gerek yok. Şu anda 2 parselimiz var, onlar da pürüzlüydü. Bizler de yatırım yapmayınca bu girişimcilerimizden parselleri geri alıp başkasına vereceğiz. Seydiler OSB, hem bölgeye hem Seydilerimize büyük bir ivme katacak. Şu anda 20’den fazla fabrikamız faaliyet gösteriyor. Bunun büyük bir kısmını ağaç, mermer, gıda ürünleri oluşturuyor. İstihdamı önemsiyoruz, şu anda bir firmamız geliyor. Hemen hemen 400-500 çalışanı olacak. İstanbul’dan geliyor, tekstil üzerine çalışacak. Artık İstanbul’daki potansiyeli bizler Seydiler’e taşıyoruz. 20 fabrika faaliyette, 12 fabrika yapım aşamasında, bitmek üzere. Bu yıl onlarda faaliyete geçecek. Yapılmayan birkaç tane fabrika var, onlarda bu yıl başlıyorlar, proje aşamasındalar. 105 hektarlık sanayi bölgemiz, oralar hazine arazisiydi, çorak arazilerden oluşuyordu. Şimdi istihdam kapısı haline geldi” diye konuştu.
“1990’lı yıllarda çalışmalarına başlanılan Seydiler OSB’de ivmeyi son 5 yılda kazandık”
1990’lı yıllarda Seydiler OSB’nin çalışmalarına başlanıldığını ve son 5 yılda ivme kazanarak faaliyete geçtiğini belirten Başkan Erdoğan, “Seydiler’de Şevket Gençoğlu yaklaşık 30 yıl boyunca belediye başkanlığı yaptı. Allah rahmet eylesin. Bizler o zaman biraz öngörmüyorduk. Elektriğiyle, yoluyla uğraştı. 1990’lı yıllarda çalışmalarına başlanılan Seydiler OSB’de ivmeyi son 5 yılda kazandık. Son 4-5 yılda büyük bir hamleyle OSB faaliyete geçti. İstanbul’dan Seydiler’e geri dönüşler var. Büyükşehirlerden dönüşler var. Bu bizleri ziyadesiyle memnun ediyor. Göç alıyoruz, göçe karşı bizim burada şu anda konut ihtiyacına cevap vermeye çalışıyoruz. Geçtiğimiz hafta İstanbul’dan 17 aile geldi. 11 aileye ev bulduk fakat, 6 aileye daha ev bulamadık. İlçemize hamdolsun dönüşler var” dedi. – KASTAMONU
]]>TÜİK, hane halkı iş gücü araştırması sonuçlarına göre 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerin 2023 yılının istatistikleri paylaştı. Verilere göre işsiz sayısı Türkiye’de 2023 yılında bir önceki yıla göre 318 bin kişi azalarak 3 milyon 264 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise ülke genelinde 1 puan azalarak yüzde 9,4 seviyesinde gerçekleşti.
İşsizlik arttı, istihdam azaldı
Samsun’un içerisinde yer aldığı TR83 Bölgesi’nde geçen yıl iş gücüne katılım oranı yüzde 54,2 iken son araştırmada yüzde 53,4’e düştü. İstihdam oranı bir önceki yıl 49,9 iken de son açıklanan verilerde yüzde 48,8 olarak ifade edildi. işsizlik oranı da geçen yıl yüzde 8,1 olarak açıklanırken, son araştırmada yüzde 8,6’ya çıktığı belirtildi.
Bin kişiden 39’unun iş bulma ümidi yok
Araştırmada iş gücüne dahil olmayanların nedenlerine göre 15 ve üstü yaştaki potansiyel iş gücünden iş bulma ümidi olmayanların oranı bin kişide 39 olarak belirtildi. İş başı yapabilecek olup da iş aramayanların oranı bin kişide 36. İş arayıp da iş yapmayacaklar bin kişide 3. Ev işiyle meşgul olanlar bin kişide 333. Eğitimde olan bin kişide 114. Emekli olan bin kişi 215 iken çalışamaz halde olanların oranı ise bin kişide 238 olarak açıklandı.
Çalışan her bin kişiden 215’i ücretsiz aile işçisi olarak çalışıyor
İstihdam edilenlerin işteki durumu verilerine göre ücretli, maaşlı ve yevmiyeli çalışanların oranı bin kişide 592 kişi. İşveren ve kendi hesabına çalışan bin kişide 297 ve ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların oranı ise bin kişide 215 kişi. Tarımda ücretli, maaşlı ve yevmiyeli çalışanların oranı bin kişide 13, işveren ve kendi hesabına çalışan bin kişide 164 ve ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların oranı ise bin kişide 192 olarak açıklandı. Tarım dışında ise ücretli, maaşlı ve yevmiyeli çalışanların oranı bin kişide 578, işveren ve kendi hesabına çalışan bin kişide 133 ve ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların oranı ise bin kişide 23 olarak ifade edildi.
En yüksek istihdam yüzde 47,9 ile hizmet sektöründe
Bölgede sektöre göre istihdam edilenlerin yüzde 33,4’ü tarım sektöründe, yüzde 18,7’si sanayi sektöründe ve yüzde 47,9’u da hizmet sektöründe istihdam sağlıyor.
İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,7 kadınlarda ise 11,8
İş gücüne katılım oranı TR83 Bölgesi’nde erkeklerde yüzde 69,1 olarak kayıtlara geçti. İstihdam oranı erkeklerde 64,5 olarak açıklanırken, işsizlik oranı ise yüzde 6,7 olarak ifade edildi. Aynı bölgede kadınlarda iş gücüne katılım oranı yüzde 38,3 olarak belirtilirken, istihdam oranı yüzde 33,7 işsizlik oranı da yüzde 11,8 olarak kayıt altına alındı. – SAMSUN
]]>“Almanya Kuzey Ren- Vestfalya Eyaleti’nin Bir Yatırım ve Ticaret Merkezi Olarak Sunduğu Fırsatlar” toplantısı, İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener ve Almanya Federal Cumhuriyeti İzmir Başkonsolosu Ralf Manfred Schröer’in açılış konuşmalarıyla başladı. NRW Global Business Türkiye Temsilcilik Müdürü Dr. Adem Akkaya ve NRW Global Business Türkiye Yatırımcı İlişkileri Yöneticisi Akın Okumuş’un bir sunum gerçekleştirdiği toplantıya, T.C. Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Naciye Gökçen Kaya, İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Mahmut Erkoç, İzmir Ticaret Odası Meclis Katip Üyesi Ali Yaramışlı ve 100’ün üzerinde İzmir Ticaret Odası üyesi katıldı.
Özgener: “Birlikte çalışarak rakamları büyütebiliriz”
Türkiye ile Almanya arasındaki ticaretin son 5 yılda hız kesmeden büyüdüğüne dikkat çeken İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “Bu bağlamda, 2023 yılında ülkelerimiz arasındaki ticaret hacminin 49.6 milyar dolar ile bu zamana kadarki en yüksek seviyesine ulaştığını memnuniyetle belirtmek isterim. Toplam hacme baktığımızda, Türkiye’nin Almanya’ya ihracatının 21 milyar dolar, ithalatının ise 28.6 milyar dolar olduğunu görüyoruz. İzmir özelinde değerlendirdiğimizde ise; İzmir’in Almanya ile olan ticaretinde ihracat fazlası veren bir kent olduğunu görüyoruz. Aynı tabloyu ulusal verilere yansıtmak bizlerin elinde. İki ülke arasındaki ticari ilişkileri birlikte çalışarak karşılıklı denge içerisinde büyütebiliriz” dedi.
Türkiye-Almanya arasındaki sağlık turizmini güçlendirelim
İki ülke arasında iş birliği gerçekleştirebilecek sektörler hakkında bilgi veren Özgener, sözlerini şöyle sürdürdü: “Alman vatandaşlarının yaşam süresinin uzun olması ile birlikte; ülkede sağlık yatırımlarının kısıtlılığının tedaviye ulaşma sürelerinin uzamasına neden olduğunu görüyoruz. İzmir, nitelikli kamu ve özel sağlık kuruluşları, uygun iklim şartları termal tedavi ve konaklama imkanlarına sahip bir kent. Kentimizin “iyi yaşam” temasından hareket ederek dünyada sayılı sağlık turizm merkezlerinden biri haline gelme potansiyeline sahip olduğunu düşünüyoruz. Bu noktada İnciraltı bölgesinin bu vizyon doğrultusunda değerlendirilmesiyle önemli bir adım atılacağı kanaatindeyiz. Bu durumdan kendimize görev çıkararak, Türkiye ile Almanya arasındaki sağlık turizmini güçlendirecek girişimlere destek verebileceğimizi ve birlikte projeler geliştirebileceğimiz kanaatindeyim.”
Schröer: “100 milyon tüketiciye ulaşmak mümkün”
Konuşmasında Almanya’nın Türkiye’nin en büyük ihracat partneri konumunda olduğuna dikkat çeken Almanya Federal Cumhuriyeti İzmir Başkonsolosu Ralf Manfred Schröer, “Binlerce Türk şirketi Almanya’da faaliyet gösterirken, Türkiye’de de 8 bin Alman şirketi bulunuyor. 18 milyonluk nüfusu ile GSYİH’nın yüzde 22’sine sahip olan ve Almanya’nın sanayi merkezi niteliğindeki Kuzey Ren-Vestfalya Eyaletinde 300 Türk şirketi ve 4 Türk Konsolosluğu mevcut. Avrupa’nın tam ortasında yer alan eyalette yatırım yapmak isteyen firmalar, 100 milyonluk tüketiciye ulaşarak dünyanın en büyük pazarına girme şansını elde edebilir” ifadelerini kullandı. – İZMİR
]]>Türkiye İstatistik Kurumu, “İş Gücü İstatistikleri 2023” verilerini açıkladı.
Buna göre, geçen yıl işsizlik oranı erkeklerde yüzde 7,7, kadınlarda yüzde 12,6 olarak tahmin edildi.
15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı 2023’te bir önceki yıla göre 2 puan azalarak yüzde 17,4 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı, erkeklerde yüzde 14,3, kadınlarda ise yüzde 23,2 olarak hesaplandı.
Bu dönemde, istihdam edilenlerin sayısı bir önceki yıla göre 880 bin kişi artarak 31 milyon 632 bin kişiye, istihdam oranı da 0,8 puan artışla yüzde 48,3’e çıktı. Söz konusu oran erkeklerde yüzde 65,7, kadınlarda yüzde 31,3 olarak belirlendi.
Geçen yıl 4 milyon 695 bin kişi tarım, 6 milyon 711 bin kişi sanayi, 1 milyon 997 bin kişi inşaat, 18 milyon 230 bin kişi hizmet sektörlerinde istihdam edildi. Bir önceki yılla karşılaştırıldığında istihdam edilenlerin sayısı, tarım sektöründe 171 bin azalırken, sanayi sektöründe 48 bin, inşaat sektöründe 151 bin, hizmet sektöründe 852 bin kişi arttı.
İstihdam edilenlerin yüzde 14,8’i tarım, yüzde 21,2’si sanayi, yüzde 6,3’ü inşaat, yüzde 57,6’sı ise hizmet sektöründe yer aldı. Bir önceki yılla karşılaştırıldığında hizmet sektörünün, istihdam edilenler içindeki payı 1,1 puan, inşaat sektörünün payı 0,3 puan artarken, tarım sektörünün payı 1 puan, sanayi sektörünün payı 0,5 puan azaldı.
İş gücü, geçen yıl bir önceki yıla göre 562 bin artışla 34 milyon 896 bin kişi, iş gücüne katılım oranı 0,2 puan artarak yüzde 53,3 oldu. İş gücüne katılım oranı erkeklerde yüzde 71,2, kadınlarda ise yüzde 35,8 olarak kayıtlara geçti.
Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan atıl iş gücü oranı, 2023’te bir önceki yıla göre 1,5 puan artarak yüzde 22,8’e çıktı. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 15,4, işsiz ve potansiyel iş gücünün bütünleşik oranı yüzde 17,3 olarak gerçekleşti.
En yüksek istihdam oranı ” Tekirdağ, Edirne, Kırklareli”de belirlendi
TÜİK’in Türkiye’yi 26 bölgeye ayırarak yaptığı hesaplamaya göre, geçen yıl işsizlik oranı en yüksek bölge, yüzde 17,2 ile ” Van, Muş, Bitlis, Hakkari” olurken, işsizlik oranı en düşük bölge yüzde 4,9 ile ” Kastamonu, Çankırı, Sinop” olarak kayıtlara geçti.
En yüksek istihdam oranı yüzde 54,5 ile “Tekirdağ, Edirne, Kırklareli” bölgesinde gerçekleşti. En düşük istihdam oranı ise yüzde 37,5 ile ” Mardin, Batman, Şırnak, Siirt”te hesaplandı.
En yüksek iş gücüne katılma oranı yüzde 59 ile “Tekirdağ, Edirne, Kırklareli”nde görüldü. En düşük iş gücüne katılma oranının tespit edildiği bölge ise yüzde 42,3 ile “Mardin, Batman, Şırnak, Siirt” oldu.
Geçen yılın iş gücü istatistiklerine ilişkin bazı göstergeler şöyle:
| Veriler/Yıl | 2023 |
| İşsizlik oranı (yüzde) | 9,4 |
| İşsiz (bin kişi) | 3.264 |
| Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı (yüzde) | 17,4 |
| İstihdam (bin kişi) | 31.632 |
| İstihdam oranı (yüzde) | 48,3 |
| İş gücüne katılma oranı (yüzde) | 53,3 |
???????(Bitti)
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2023 yılı İşgücü İstatistikleri’ni paylaştı. Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre 318 bin kişi azalarak 3 milyon 264 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 1 puan azalarak yüzde 9,4 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 7,7 iken kadınlarda yüzde 12,6 olarak tahmin edildi.
İstihdam oranı yüzde 48,3 oldu
İstihdam edilenlerin sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre 880 bin kişi artarak 31 milyon 632 bin kişi, istihdam oranı ise 0,8 puan artarak yüzde 48,3 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 65,7 iken kadınlarda yüzde 31,3 olarak gerçekleşti.
İşgücüne katılma oranı yüzde 53,3 olarak gerçekleşti
İşgücü 2023 yılında bir önceki yıla göre 562 bin kişi artarak 34 milyon 896 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,2 puan artarak yüzde 53,3 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,2, kadınlarda ise yüzde 35,8 oldu.
Genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 17,4 oldu
15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı 2023 yılında bir önceki yıla göre 2,0 puan azalarak yüzde 17,4 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 14,3, kadınlarda ise yüzde 23,2 olarak tahmin edildi.
İstihdamın yüzde 57,6’sı hizmet sektöründe yer aldı
İstihdam edilenlerin yüzde 14,8’i tarım, yüzde 21,2’si sanayi, yüzde 6,3’ü inşaat, yüzde 57,6’sı ise hizmet sektöründe yer aldı. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında hizmet sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 1,1 puan, inşaat sektörünün payı 0,3 puan artarken, tarım sektörünün payı 1,0 puan, sanayi sektörünün payı 0,5 puan azaldı.
2023 yılında 4 milyon 695 bin kişi tarım sektöründe, 6 milyon 711 bin kişi sanayi sektöründe, 1 milyon 997 bin kişi inşaat sektöründe, 18 milyon 230 bin kişi hizmet sektöründe istihdam edildi. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında istihdam edilenlerin sayısı tarım sektöründe 171 bin kişi azalırken, sanayi sektöründe 48 bin, inşaat sektöründe 151 bin, hizmet sektöründe 852 bin kişi arttı.
Atıl işgücü oranı yüzde 22,8 oldu
Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2023 yılında bir önceki yıla göre 1,5 puan artarak yüzde 22,8 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 15,4 iken, işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 17,3 olarak gerçekleşti.
İşsizlik oranı en yüksek bölge TRB2 ( Van, Muş, Bitlis, Hakkari) oldu
İşsizlik oranı en yüksek bölge yüzde 17,2 ile TRB2 (Van, Muş, Bitlis, Hakkari) iken, işsizlik oranı en düşük bölge yüzde 4,9 ile TR82 ( Kastamonu, Çankırı, Sinop) oldu.
İstihdam oranı en yüksek bölge TR21 ( Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) oldu
En yüksek istihdam oranı yüzde 54,5 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük istihdam oranı ise yüzde 37,5 ile TRC3 ( Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi’nde oldu.
İşgücüne katılma oranı en yüksek bölge TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) oldu
En yüksek işgücüne katılma oranı yüzde 59,0 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük işgücüne katılma oranı ise yüzde 42,3 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi’nde oldu. – ERZİNCAN
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2023 yılı İşgücü İstatistikleri’ni paylaştı. Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre 318 bin kişi azalarak 3 milyon 264 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 1 puan azalarak yüzde 9,4 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 7,7 iken kadınlarda yüzde 12,6 olarak tahmin edildi.
İstihdam oranı yüzde 48,3 oldu
İstihdam edilenlerin sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre 880 bin kişi artarak 31 milyon 632 bin kişi, istihdam oranı ise 0,8 puan artarak yüzde 48,3 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 65,7 iken kadınlarda yüzde 31,3 olarak gerçekleşti.
İşgücüne katılma oranı yüzde 53,3 olarak gerçekleşti
İşgücü 2023 yılında bir önceki yıla göre 562 bin kişi artarak 34 milyon 896 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,2 puan artarak yüzde 53,3 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,2, kadınlarda ise yüzde 35,8 oldu.
Genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 17,4 oldu
15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı 2023 yılında bir önceki yıla göre 2,0 puan azalarak yüzde 17,4 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 14,3, kadınlarda ise yüzde 23,2 olarak tahmin edildi.
İstihdamın yüzde 57,6’sı hizmet sektöründe yer aldı
İstihdam edilenlerin yüzde 14,8’i tarım, yüzde 21,2’si sanayi, yüzde 6,3’ü inşaat, yüzde 57,6’sı ise hizmet sektöründe yer aldı. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında hizmet sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 1,1 puan, inşaat sektörünün payı 0,3 puan artarken, tarım sektörünün payı 1,0 puan, sanayi sektörünün payı 0,5 puan azaldı.
2023 yılında 4 milyon 695 bin kişi tarım sektöründe, 6 milyon 711 bin kişi sanayi sektöründe, 1 milyon 997 bin kişi inşaat sektöründe, 18 milyon 230 bin kişi hizmet sektöründe istihdam edildi. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında istihdam edilenlerin sayısı tarım sektöründe 171 bin kişi azalırken, sanayi sektöründe 48 bin, inşaat sektöründe 151 bin, hizmet sektöründe 852 bin kişi arttı.
Atıl işgücü oranı yüzde 22,8 oldu
Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2023 yılında bir önceki yıla göre 1,5 puan artarak yüzde 22,8 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 15,4 iken, işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 17,3 olarak gerçekleşti.
İşsizlik oranı en yüksek bölge TRB2 ( Van, Muş, Bitlis, Hakkari) oldu
İşsizlik oranı en yüksek bölge yüzde 17,2 ile TRB2 (Van, Muş, Bitlis, Hakkari) iken, işsizlik oranı en düşük bölge yüzde 4,9 ile TR82 ( Kastamonu, Çankırı, Sinop) oldu.
İstihdam oranı en yüksek bölge TR21 ( Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) oldu
En yüksek istihdam oranı yüzde 54,5 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük istihdam oranı ise yüzde 37,5 ile TRC3 ( Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi’nde oldu.
İşgücüne katılma oranı en yüksek bölge TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) oldu
En yüksek işgücüne katılma oranı yüzde 59,0 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük işgücüne katılma oranı ise yüzde 42,3 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi’nde oldu. – İSTANBUL
]]>İSTİHDAM ORANI YÜZDE 48,3
İstihdam edilenlerin sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre 880 bin kişi artarak 31 milyon 632 bin kişi, istihdam oranı ise 0,8 puan artarak yüzde 48,3 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 65,7 iken kadınlarda yüzde 31,3 olarak gerçekleşti.
İşgücü 2023 yılında bir önceki yıla göre 562 bin kişi artarak 34 milyon 896 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,2 puan artarak yüzde 53,3 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,2, kadınlarda ise yüzde 35,8 oldu.
GENÇ NÜFUSTA İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 17.4
15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı 2023 yılında bir önceki yıla göre 2,0 puan azalarak yüzde 17,4 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 14,3, kadınlarda ise yüzde 23,2 olarak tahmin edildi.
İSTİHDAMIN YÜZDE 57,6’SI HİZMET SEKTÖRÜNDE
İstihdam edilenlerin yüzde 14,8’i tarım, yüzde 21,2’si sanayi, yüzde 6,3’ü inşaat, yüzde 57,6’sı ise hizmet sektöründe yer aldı. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında hizmet sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 1,1 puan, inşaat sektörünün payı 0,3 puan artarken, tarım sektörünün payı 1,0 puan, sanayi sektörünün payı 0,5 puan azaldı.
2023 yılında 4 milyon 695 bin kişi tarım sektöründe, 6 milyon 711 bin kişi sanayi sektöründe, 1 milyon 997 bin kişi inşaat sektöründe, 18 milyon 230 bin kişi hizmet sektöründe istihdam edildi. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında istihdam edilenlerin sayısı tarım sektöründe 171 bin kişi azalırken, sanayi sektöründe 48 bin, inşaat sektöründe 151 bin, hizmet sektöründe 852 bin kişi arttı.
İŞSİZLİK ORANI EN YÜKSEK BÖLGE
Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2023 yılında bir önceki yıla göre 1,5 puan artarak yüzde 22,8 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 15,4 iken, işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 17,3 olarak gerçekleşti.
İşsizlik oranı en yüksek bölge TRB2 ( Van, Muş, Bitlis, Hakkari) oldu
İşsizlik oranı en yüksek bölge yüzde 17,2 ile TRB2 (Van, Muş, Bitlis, Hakkari) iken, işsizlik oranı en düşük bölge yüzde 4,9 ile TR82 ( Kastamonu, Çankırı, Sinop) oldu.
İSTİHDAM ALANI EN YÜKSEK BÖLGE
İstihdam oranı en yüksek bölge TR21 ( Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) oldu
En yüksek istihdam oranı yüzde 54,5 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük istihdam oranı ise yüzde 37,5 ile TRC3 ( Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi’nde oldu.
İşgücüne katılma oranı en yüksek bölge TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) oldu
En yüksek işgücüne katılma oranı yüzde 59,0 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük işgücüne katılma oranı ise yüzde 42,3 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi’nde oldu.
]]>Geçen hafta önemli merkez bankalarının para politikası kararları takip edilirken, Fed’in politika faizini sabit bırakmasına karşın İsviçre Merkez Bankası’nın gelişmiş ülke merkez bankaları arasında ilk faiz indirimine gitmesi varlık fiyatları üzerinde etkili oldu.
Söz konusu gelişme, Fed’in diğer gelişmiş ülke merkez bankalarından daha sonra faiz indirimlerine başlayabileceği ihtimalini ortaya çıkarırken, bu durum doların diğer para birimleri karşısında değer kazanmasına neden oldu.
Yeni haftada yoğun veri gündemiyle birlikte Fed yetkililerinin açıklamalarının piyasaların yönü üzerinde etkili olması beklenirken, özellikle büyüme verileri ve Fed’in enflasyon göstergesi olarak dikkate aldığı kişisel tüketim harcamalarının Fed’in gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin sinyaller verebileceğini söyledi.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in ilk faiz indirimine gitme ihtimali mayısta yüzde 11 ve haziranda yüzde 75 ile fiyatlanıyor.
ABD’nin 10 yıllık hazine tahvil faizi yüzde 4,21’den haftaya başlarken, altının ons fiyatı önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 2 bin 170 dolardan alıcı buluyor.
Geçen haftanın son işlem gününde yüzde 0,4 artışla günü 104,4 seviyesinden tamamlayan dolar endeksi, şu sıralarda önceki kapanışının hemen altında bulunuyor.
Jeopolitik riskler petrol fiyatları üzerinde etkili olmaya devam ediyor. Rusya- Ukrayna savaşında petrol rafinelerine düzenlenen saldırıların devam edebileceği endişesi sıcaklığını korurken, Kızıldeniz’deki gelişmelerde yakından takip ediliyor. Brent petrolün varil fiyatı, yüzde 0,4 artışla 85,3 dolardan işlem görüyor.
Cuma günü, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 0,16 değer kazanırken, S&P 500 endeksi yüzde 0,14 ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,77 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya da karışık bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında cuma günü Fransa hariç pozitif seyir hakim olurken, bu hafta gözler İngiltere’de büyüme verilerine çevrildi.
Analistler, bu hafta takip edilecek yoğun veri gündeminin pay piyasalarında oynaklığı artırabileceğini belirterek, bölge merkez bankaları yetkililerinin sözle yönlendirmelerinin de yatırımcıların odağına yerleştiğini söyledi.
Öte yandan, hafta sonu terör saldırısının gerçekleştirildiği Moskova’daki “Crocus City Hall” adlı konser salonundaki çalışmaların sürdüğünü bildiren Rusya Soruşturma Komitesi, terör saldırısında hayatını kaybedenlerin sayısının 137’ye çıktığını duyurdu.
Fransa’da da terör tehdidi seviyesi, Moskova’daki terör saldırısı nedeniyle en üst düzeye çıkarıldı.
Cuma günü yüzde 0,5 azalışla günü 1,0810 seviyesinden tamamlayan avro/dolar paritesi, şu dakikalarda önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 1,0820’den işlem görüyor.
Geçen haftanın son işlem gününde İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,61, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,05 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,15 değer kazanırken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,34 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya ise karışık bir seyirle başladı.
Asya pay piyasaları yeni haftaya karışık bir seyirle başlarken, dün Çin Başbakanı Li Çiang, yabancı yatırımcıların ülkede karşılaştığı sorunların ve piyasaya erişimde yaşadıkları sıkıntıların aşılması için adım atacaklarını bildirdi.
Li, hükümetin, iş dünyasına yönelik hizmetleri daha etkin hale getireceğinin ve her türden işletmelerin yasal hak ve çıkarlarını koruyacağının altını çizerek, “Daha açık bir Çin’in dünyada daha fazla kazan-kazan işbirliği fırsatı sağlayacağına inanıyoruz.” diye konuştu.
Öte yandan, bugün Japonya’da açıklanan verilere göre öncü gösterge endeksi 109,5 ile beklentilerin altında kalırken, dolar/yen paritesi yüzde 0,1 azalışla 151,3 seviyesinden haftaya başladı.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,6 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,3 azalış kaydederken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,5 değer kazandı.
Yurt içinde cuma günü satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,32 değer kaybıyla 9.111,50 puandan tamamladı.
Dolar/TL, geçen haftanın son işlem gününde satıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,1 altında 32,0182’den tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,0710 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde iş gücü istatistikleri, yurt dışında ise ABD’de inşaat izinleri ve yeni konut satışları verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.100 ve 9.000 seviyelerinin destek, 9.200 ve 9.300 puanın ise direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, 2023 yılı işgücü istatistikleri
15.00 ABD, şubat ayı inşaat izinleri
17.00 ABD, şubat ayı yeni konut satışları
17.30 ABD, mart ayı Dallas Fed imalat aktivite endeksi
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
Yozgat’ın kadayıf ustası Adil Yıldırım, çocuk yaşlarda başladığı dededen kalma mesleğini geleneksel yöntemlerle devam ettirerek, halkın el yapımı kadayıf talebini karşılamaya çalışıyor. 76 yaşındaki Yıldırım, mesleği öğretebileceği işçi bulamadığını belirterek “Eskiden, ben çocukken 12-13 tane kıyıcı vardı Yozgat’ta. Şimdi iki kişi kaldık. Ben de öldükten sonra el kıyımı biter. Ben de zaten işçi bulamıyorum. Bu iş elden çıktı çıktı, çığırından çıktı. Hani her şey makineye döndü. Elde kıyma kalmadı” dedi.
Yozgat’ın bir zamanlar ünü başta Ankara, İstanbul olmak üzere yurdun büyük bölümüne yayılan el kesmesi tel kadayıfı yok olmaya yüz tuttu. Tel kadayıf üretimini Yozgat’ta ata mesleği olarak sürdüren Adil Yıldırım, dedesinden kalma tütün kesme tezgahında el ustalığıyla kıydığı kadayıfı, meydan yerindeki tezgahında tüketiciye ulaştırmaya çalışıyor. Yıldırım, oklavayla açılıp, kağıt inceliğine getirilen yufkaları, tandırda hafif ateşte pişirildikten sonra tezgahta kıyarak tel kadayıfa dönüştürüyor. Yıldırım, atalarının tütün kesmek için kullandığı tezgahı kadayıf kıymak için kullandığını, her gün saatlerce salladığı bıçağıyla hazırladığı kadayıfları müşterilerin beğenisine sunduğunu söyledi.
“BEN DE ÖLDÜKTEN SONRA EL KIYIMI BİTER”
Adil Yıldırım, baba mesleği olan kadayıf üretimini şu şekilde anlattı:
“Anamızdan doğduk, bu işin içindeyiz. Benden önce babam, babamdan önce dedem, ondan önce dedemiz tütün kıyarmış. Cumhuriyet kurulunca kadayıfa dönmüşler. Bu el kesmesi tütün havanıyla kıyılan bir madde. Eskiden, ben çocukken 12-13 tane kıyıcı vardı Yozgat’ta. Şimdi iki kişi kaldık. Ben de öldükten sonra el kıyımı biter. Ben de zaten işçi bulamıyorum. Bu iş elden çıktı çıktı, çığırından çıktı. Hani her şey makineye döndü. Elde kıyma kalmadı. Ramazan tadı kalmadı bir kere. 2000 yılından sonra Ramazan’ın tadı kalmadı. Her şeyimizden geçtik. Örf, adet, gelenek, görenek hiçbir şey kalmadı. Eskiden şu caddede her şey vardı. Kalaycı vardı, bitti. Nalbant vardı, bitti. Sayacı vardı bitti. Kadayıfçı vardı o da bitti. Her şey makineye döndü. Bir torba yapıyoruz satana kadar bir daha yapmıyoruz. Eskiden rağbet çoktu da İstanbul’dan, Ankara’dan, Kayseri’den, Tokat’tan kadayıf almaya gelirlerdi. Bahçe malzemesi almaya gelirlerdi. Parmak çörek almaya gelirlerdi. Örf, adet kalmayınca ustanın değeri kalmadı. Şimdi bir işe bakıyor, makine yapıyor, makine kıyıyor.”
“ŞİMDİ MİLLETE PAHALI AMA BİR TOR UN BİN 200 LİRA”
Geçen yıl bir kilo kadayıfı 60 liraya sattığını, bu yıl ise kadayıfın kilosunu 100 liradan satmaya çalıştığını aktaran Adil Yıldırım, girdi maliyetlerinin artmasından yakındı. Yıldırım, “Şimdi millete pahalı ama bir ton un bin 200 lira. En aşağı onun yarısı kadar da işçi masrafı biliyor. Satacaksın da 300-400 lira para kalacak. Bu para değil, ustanın kıymeti yok. Geçen sene 60 liraydı. Bu hastalık çıkmadan evvel unun torbası 85 liraydı. Şimdi bin 200 lira. Bu kadayıf da Hatap unundan başkasıyla olmuyor. Çünkü Hatap unu kaliteli bir un, görüntüsü sağlam bir un. Vatandaş gördüğü zaman imreniyor. Şimdi onun özelliği de kalmıyor. Bu iş bitecek abi, bir iki sene sürmez biter” diye konuştu.
]]>Yatırım ve projeleriyle şehrin her alanına katkı sağlayan, sanayiden tarıma, turizmden spora pek çok alanda gelişmeyi hedefleyen adımlar atan İnegöl Belediyesi, arıcılık sektöründe şehri yeni bir boyuta taşıyor. Daha profesyonel yöntemlerle, bilimin ışığında yapılacak çalışma ve tekniklerle İnegöl’de arıcılık ve bal üretimi geliştirilecek, İnegöl’e özgü Karaçalı balının coğrafi işaretinin alınması için çalışmalar yapılacak. Bu çerçevede Bursa ve İlçeleri Bal Üreticileri Birliği ve Uludağ Üniversitesi Arıcılık Geliştirme, Uygulama ve Araştırma Merkezi ile “İnegöl ve Köylerinde Arı ve Arı Ürünlerinin Geliştirilmesi ile Üretimin Artırılması Protokolü” imzalandı. İnegöl Belediyesi’ni temsilen Belediye Başkan Yardımcısı Emin Dündar’ın katıldığı imza töreniyle birlikte, İnegöl’ün arıcılık ve bal üretiminde yeni dönemi başlamış oldu.
Yapılan protokole ilişkin Belediye Başkanı Alper Taban bir açıklama yaptı. İnegöl’ün sanayisi, mobilyası ve köftesi ile olduğu kadar tarımı ve hayvancılığı ile de oldukça önemli bir şehir olduğuna dikkat çeken Taban, “Arıcılık da şehrimiz için önemli bir sektör haline gelmiştir. Belediye olarak arıcılığa da desteklerimiz devam etmektedir. Geçtiğimiz yıllarda arıcılık hakkında seminer ve toplantılar düzenlemiş, arı kovanı dağıtımları gerçekleştirmiştik. Cuma günü de bu alanda önemli bir protokol imzalanarak arıcılık ve bal üretimi noktasında şehrimiz adına yeni bir döneme girilmiştir” dedi.
“Karaçalı balının coğrafi işareti alınacak”
Bursa ve İlçeleri Bal Üreticileri Birliği ve Uludağ Üniversitesi Arıcılık Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi ile İnegöl Belediyesi arasında yapılan İnegöl ve Köylerinde Arı ve Arı Ürünlerinin Geliştirilmesi ile Üretimin Artırılması Protokolünün şehrin bu alanda gelişimine önemli bir katkı sunacağını kaydeden Başkan Taban, “İnegöl ve köylerinde arı ve arı ürünlerinin geliştirilmesi, İnegöl’de arıcılığın yaygınlaştırılması ile kişilerin arıcılığa özendirilmesi amacıyla düzenlediğimiz bu protokol çerçevesinde Bursa ve İlçeleri Bal Üreticileri Birliği, Uludağ Üniversitesi Arıcılık Geliştirme-Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Belediyemiz teknik işbirliğinde yeni teknik ve yöntemlere dayalı arıcılığın geliştirilmesi, İnegöl’de ve köylerinde gelişen teknolojilere uygun arıcılık işletmeleri kurulabilmesi için deneyim paylaşımını odaklı çalışmalar yürütülecektir. Yapılacak eğitimlerde arıcılarımıza ana arı yetiştirme ve arı sütü üretme teknikleri ile arı zehri üretim teknikleri öğretilecektir. Ayrıca ilçemize özgü ana arı ırkının yetiştirilmesi ve ilçemiz yöresine ait Karaçalı balının coğrafi işaretinin alınabilmesi için ortak çalışmalarda bulunulacaktır. Yeni teknolojiler ile arı ve arı ürünleri ile arı zararlıları hakkında seminerler düzenlenecektir. Uludağ Üniversitesi Arıcılık Geliştirme-Uygulama ve Araştırma Merkezinin imkanlarından arıcılarımızın faydalanması da sağlanacaktır” diye konuştu.
Başkan Taban, yapılacak eğitim, seminer ve çalışmalarla İnegöl arıcılığının marka değerinin artması, arıcıların imkan ve kabiliyetlerinin çoğalması, yeni iş alanları oluşturulması ve üretimde kalite ve niteliğin artmasının hedeflendiğini de duyurdu. Taban, “Her alanda olduğu gibi belediye olarak üreticimizin, arıcımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Yaptığımız destekler ilerleyen dönemlerde de artarak devam edecek” açıklamalarında bulundu. – BURSA
]]>Çorum Organize Sanayi Bölgesindeki fabrikasında arıcılık sektörüne yönelik makine ve ekipman üreten Mehmet Vahdettin Küçükbenli, ihracat yaptığı Almanya ve İsviçre’deki arıcılardan gelen talep üzerine, “Çerçeve Yıkama ve Bal Mumu Geri Dönüşüm Makinesi” üretti.
Almanya’dan arıcılar Ralf Kolbe ve Michael Blum ile İsviçre’den Severin Hummel’ın AR-GE desteği verdiği makinenin seri üretimine Çorum’daki fabrikada başlandı.
Üç ülkeden sektör temsilcilerinin işbirliği yaptığı makine, Arıcılık Malzemeleri ve Arı Ürünleri Sanayiciler Derneğince “inovasyon ödülü”ne layık görüldü.
Elektrikle çalışan makine, çerçevelerin batırıldığı bölüm, eriyen bal mumunun toplandığı bölüm ve bal mumunun sıvı hale dönüştürüldüğü bölüm olmak üzere 3 hazneden oluşuyor.
100 derece kaynar suyun iki hazne arasında devridaim yaptığı makinede, üzeri petekle kaplı çerçeve ilk hazneye batırılıp çıkartılıyor. Daha sonra eriyerek suya karışan bal mumu, devridaim sayesinde ikinci hazneye aktarılıyor. Burada biriken erimiş haldeki bal mumu filtre yardımıyla makineden alınarak, sıvı hale dönüştürülmek üzere üçüncü hazneye naklediliyor. İşlemler sonucu eriyen bal mumu, geri dönüşüm için petek fabrikasına gönderiliyor. Temizlenen çerçeveler de tekrar kullanılabiliyor.
Mehmet Vahdettin Küçükbenli, AA muhabirine, makineyi kısa sürede Almanya, Avusturya, İtalya ve Türkiye’deki arıcılık fuarlarında tanıttıklarını ve bu ülkelerden sipariş aldıklarını söyledi.
Makinenin hem petekteki bal mumunun geri dönüşümünü sağladığını hem de çerçevelerin temizlenmesini çok hızlı yaptığını belirten Küçükbenli, “Yeni ürünümüzle amacımız, bal mumunun ülkemize, arıcımıza geri dönüşümünü sağlamaktır, aynı zamanda çerçevelerin dezenfekte edilmesiyle arı hastalıklarından korunmasını sağlamaktadır. Buna benzer bazı makineler var ama bizim yaptığımız makine, 50 saniyede bir çerçeveyi temizleyebiliyor. Diğer yöntemde çerçeveler kazan içine konularak 1,5 saatlik temizlik işlemi yapılıyordu.” dedi.
Hasat döneminde balı alınan petekte yaklaşık 250 gram bal mumu kaldığına dikkati çeken Küçükbenli, şöyle devam etti:
“Normalde bal mumundan yüzde 50 geri dönüşüm sağlanabiliyor ama bizim yaptığımız makineyle yüzde 100’e yakın geri dönüşüm elde edebiliyoruz. Çok esmer peteklerde olmasa da taze peteklerde yüzde 100’e yakın geri dönüşüm sağlıyor. Bir kovanda 20 çerçeve süzüldüğünü düşünürsek, bir tanede 200-250 gram kadar kara peteğimiz oluyor. Bundan da geri dönüşme sağladığımız zaman 4 kilogram kadar kara petek elde etmiş oluyoruz.”
Küçükbenli, Almanya ve İsviçre’den sektör temsilcilerinin ürünün gelişimine önemli katkı sağladığını, işbirliği yapmaya devam edeceklerini kaydetti.
Almanya’da yaklaşık 2 bin kovanla arıcılık yapan Ralf Kolbe ise uzun zamandır sektörde olduğunu, hep böyle bir makine geliştirmek istediğini anlattı.
Beklediklerinden çok daha iyi bir makine geliştirdiklerini vurgulayan Kolbe, “Bizim çerçevelerde kullandığımız bir ilaç var. Arılar bu ilacı temizlemek zorunda kalıyordu. Bu makineyle çıtaları yüzde 100 temizlediğimiz için artık arılar temizlik yapmak zorunda kalmayacak. Bu makine hem arılar hem de arıcılar için kolaylık sağlıyor.” ifadelerini kullandı.
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın (TGA) koordinasyonunda faaliyetlerini yürüten Erzurum İl Tanıtım ve Geliştirme Kurulu Toplantısı, “2025 EİT Turizm Başkenti Erzurum” gündemiyle Palandöken Snowdora Otel’de gerçekleştirildi.
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan’ın katılımıyla, Vali Mustafa Çiftçi başkanlığında düzenlenen toplantıya ayrıca, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Atatürk Üniversitesi (AÜ) Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı, Erzurum Teknik Üniversitesi (ETÜ) Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, Vali yardımcıları, kaymakamlar, Bakanlık yetkilileri, merkez ilçe belediye başkanları, Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Saim Özakalın ile ilgili diğer kamu kurumları ile STK temsilcileri ve otel müdürleri katıldı.
Hazırlıklarla ilgili sunum yapıldı
Toplantıda ilk olarak, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) Genel Müdür Yardımcısı Dr. Elif Balcı Fisunoğlu, Ejder 3200 Genel Müdürü Selim Bağrıyanık ve Erzurum İl Tanıtım ve Geliştirme Kurulu’nun alt komisyonları tarafından yürütülen ‘EİT 2025 Turizm Başkenti Erzurum’ hazırlıklarıyla ilgili sunumlar yapıldı.
Toplantıya Başkanlık eden Vali Mustafa Çiftçi, çalışmaların sağlıklı olarak yürütülmesi ve herhangi bir aksamaya meydan verilmemesi için kurumlar arasında güçlü bir koordinasyonun oluşturulmasının önemini vurguladı. Vali Çiftçi ayrıca, Bakanlıkla işbirliği içerisinde yürütülecek faaliyetler için bir bütçe oluşturulmasının gerekliliğine dikkati çekti.
Toplantıda konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan ise, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı tarafından Erzurum’un 2025 Turizm Başkenti ilan edilmesinin önemini belirterek, bugüne kadar Erzurum İl Tanıtım ve Geliştirme Kurulu tarafından yapılan hazırlık çalışmalarının değerli olduğunu söyledi.
Bakan Yardımcısı Alpaslan; “Turizm Geliri Hedefimiz 100 Milyar Dolar”
Toplantıda gündeme getirilen etkinliklerin tamamının çok önemli etkinlikler olduğunu kaydeden Bakan Yardımcısı Alpaslan, Türkiye’nin 2022 yılında dünyada en fazla turist ağırlayan 4. ve en fazla turizm geliri elde eden 6. ülke olduğunu belirterek şunları söyledi; “Bu yıl 55 milyar dolar turizm gelirimiz oldu. Bu anlamda 2028 yılında 100 milyar dolar gibi bir hedefimiz var. Bu hedefe ulaştığımızda dünyada en iddialı ülkelerden birisi olacağız. Sayın Cumhurbaşkanımız turizm sektörünü stratejik sektör olarak ilan etti. Bu da bize çok önemli avantajlar sağlıyor. 81 ilde oluşturduğumuz İl Tanıtım Kurullarıyla da biz turizmi tüm Anadolu’ya ve 12 aya yaymak istiyoruz. Çünkü Anadolu’da çok ciddi turizm potansiyelleri var. İnşallah bu potansiyeli dünyaya tanıtarak dünyanın her bir yerinden ülkemize turist çekmek istiyoruz.”
Bakan Yardımcısı Alpaslan ildeki bütün kurum ve kuruluşların ‘EİT 2025 Turizm Başkenti Erzurum’ etkinliklerinin içerisinde olması gerektiğini belirterek, şehirde yaşayan herkesin bu hazırlığa ortak olması gerektiğini söyledi.
Başkan Özakalın, “Hazırlıklara Tam Destek Vereceğiz”
Toplantıda söz alan ETSO Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Saim Özakalın ise, en iyi diplomasinin ticaretten geçtiği gerçeğinden hareketle, ETSO olarak 2025 Turizm Başkenti Erzurum etkinlikleri kapsamında iş dünyasını ilgilendiren fuar ve benzeri her türlü organizasyonun içerisinde yer almaktan ve işbirliği yapmaktan memnuniyet duyacaklarını dile getirdi.
Başkan Özakalın ayrıca, ETSO’nun 2023 yılında Sivas TSO ile işbirliği içesinde ilkini gerçekleştirdiği, ‘Cumhuriyeti Kuran Şehirler’ etkinliğinin, Samsun ve Amasya’yı da kapsayacak şekilde genişletilmesinin planlandığını ifade ederek, 2024 yılındaki ‘Cumhuriyeti Kuran Şehirler’ programının Bakanlık desteği ile 2025 Turizm Başkenti programları çerçevesinde gerçekleştirilmesini anlamlı olacağını ve etkinliklere renk katacağını sözlerine ekledi. Toplantı dilek ve temennilerin ardından sona erdi. – ERZURUM
]]>Kahramanmaraş merkezli depremlere Hatay’ın Kırıkhan ilçesi Mimarsinan Mahallesi’nde yakalanan Hasan Kurter ve ailesinin yuvası asrın felaketinde ağır hasar aldı. Bir süre sonra yıkılan evinden olan Kurter, bir an önce sıcak bir yuvaya kavuşmak için çözümü çelik konstrüksiyon ev yaptırmakta buldu. Kayseri merkezli bir firmayla anlaşan Kurter; 150 metrekarelik çelik ev için 1 milyon 300 bin TL’lik sözleşme imzaladı. Kurter, sözleşmen ardından firma sahibi olduğunu iddia eden B.T. isimli şahsın söylediği hesaba 450 bin TL para gönderdi. Firma sahibi olduğunu iddia eden şahıs, inşaat alanında yaptığı 2 günlük çalışmanın ardından Kırıkhan ilçesini terk etti ve Kurter’i sürekli oyaladı. Sözleşme bitim tarihi Şubat ayının 10’u olmasına rağmen herhangi bir çalışma yapılmayan inşaat alanı terk edildi. Durum üzerine hareke geçen Kurter, durumu yargıya taşıdı. Ev hayaliyle çıktığı yolda 450 bin TL’sinden olan depremzede vatandaşın elinde firmanın kendisine hediye ettiği; 2 kalem, 1 tişört ve 1 şapka kaldı. Kendisi mağdur olan Kurter, depremzede vatandaşlara dikkatli olun çağrısında bulundu.
“Ön ödeme olarak da 450 bin TL parayı hanımım dediği şahsın hesabına attık”
Yapılan anlaşma sonrası firmanın inşaat alanında 2 günlük bir çalışma karşılığında kendilerinden 450 bin TL aldığını ifade eden Kurter, “Kırıkhan ilçesinde konteynerde yaşıyorum. Asrın felaketinde Kırıkhan ilçesi Mimarsinan Mahallesi’ndeki aile apartmanımızdaki evimizdeydik, yuvamız ağır hasar alınca yıkım oldu. Memleketimizde Kayseri firması olan bir şahısla irtibata geçtik, 150 metrekare çelik ev yapımı için anlaştık. 1 milyon 300 bin TL’lik bir sözleşme imzaladık. Ön ödeme olarak da 450 bin TL parayı hanımım dediği şahsın hesabına attık. Daha sonra da gelip sadece bir kazım yaptı, tahta çaktı” dedi.
“Bu gün bize teslim edeceği tarihin üzerinden 1 buçuk ay geçti”
Firma tarafından kendilerine hediye edilen promosyon ürünlerine tepki gösteren Kurter, “Bizimle alay eder gibide geldiğinde bize 450 bin TL karşılığında bize; 1 adet tişört, 1 şapka ve 2 kalem hediye etti. Bu verdiklerini bize bu para karşılığında satmış gibi oldu. Bunun haricinde geleceğim, gideceğim ve yapacağım deyip durdu. Bu gün bize teslim edeceği tarihin üzerinden 1 buçuk ay geçti. Ama henüz ne bina var, nede bizim verdiğimiz 450 bin TL’nin iadesi var. Aralık ayının 5’inde sözleşme imzalamıştık, 2 gün gelip tahta çaktı” ifadelerini kullandı.
Depremin üzerine ev hayaliyle çıktığı yolda 450 bin TL’sinden olmanın kendilerine ağır geldiğini ifade eden Kurter, “Şuanda konuyu yargıya taşıdık, aşağı yukarı 1 hafta oldu yargıya verdik. Bizim derdimiz verdiğimiz para değil, biz istiyoruz ki başka depremzedelere acılar yaşatmasın. Bizim 6 Şubat’ta çektiğimiz acılar bize zaten yeter. Ama bir de bu şahsın gelip depremzedeleri mağdur etmesi daha da acı veriyor” şeklinde konuştu. – HATAY
]]>ERDAL SAĞLAM
Merkez Bankası’nın seçim öncesinde yaptığı 5 puanlık faiz artışının etkisini bu haftadan itibaren görmeye başlayacağız. Sürpriz faiz artışının ilk etkisini döviz rezervlerindeki erimenin durmasıyla hemen gördük. Kurlar üzerinde etkisini gösteren faiz artışının, mevduat ve kredi faiz oranlarına ne kadar etki edeceğini ise Pazartesi gününden itibaren görmeye başlayacağız.
5 puanlık faiz artış kararının seçim öncesine çekilmesinde, dövize olan talebin bir türlü durdurulamaması sonucu rezervlerdeki erimenin belirleyici olduğu ortaya çıktı. Perşembe günkü Merkez Bankası toplantısından önceki üç gün, rezervlerdeki erime günlük 1,5 milyar dolara kadar çıktı. Kararın alındığı ilk gün ise bu erimenin durduğu, rezervlerde 300 milyon dolar artış olduğunu gördük.
Mayıs seçimleri öncesinde en dip noktasına düşen rezervler, swap hariç kamu dahil eksi 77 milyar dolara kadar inmişti. Faiz kararından önceki gün olan Çarşamba günü ise swap hariç kamu dahil net rezerv eksi 75 milyar dolar olarak saptandı. Hızlı erime aynen devam etseydi, Mayıs’taki en dip nokta da aşılıp, rezervler eksi 80 milyar doların altına inecekti. İşte Merkez Bankası’nın 5 puanlık faiz artış kararının bu nedenle öne çekildiği anlaşılıyor.
Önümüzdeki hafta içinde rezervlerde, fazla olmasa da iyileşmenin başlaması beklenebilir. Çünkü yabancı banka raporlarında bu sürpriz artışın devam etmeyeceği yönünde beklentiler dile getirildi ve bu saptamanın artık kısa vadeli yabancı sermaye girişini başlatması bekleniyor. Önümüzdeki hafta yabancı girişinin başlayacağı, gelen fonların TL’ye dönerek bir süre bekleyeceği, daha sonra da tahvil ya da hisse senedine yatırım yapacağı tahmin ediliyor.
Bu arada seçim sonrasında alınacak kararların, kısa vadeli fon girişinde asıl belirleyici unsur olacağı açık. Seçimlerden sonra, son dönemde hazırlığı yapılan yeni tedbirler konusunda çıkacak haberler ve atılacak somut adımların yabancı fon girişini hızlandırabileceği umut ediliyor.
Bu arada yerli yatırımcının faiz kararından sonra döviz ve altına olan talebinin durakladığı gözlendi. Bankacılar, yerlilerin faiz kararıyla durduğunu ama ellerindeki altın ve dövizi bozdurmak için bir süre daha bekleyeceğini tahmin ettiklerini söylüyorlar. Yerli yatırımcının davranışında yabancı fon girişinin hangi hızla geleceği, bunun rezervlerde ne kadar iyileşme sağlayacağı gibi unsurlar etkili olacak. Yani yabancı fon girişi hızlanıp rezervler yükselmeye başlar, aylık kur artışları düşük seyrederse, işte o zaman yerlilerin de ellerindeki ya da bankalarda tuttukları altın ve dövizleri bozdurdukları görülebilir.
TL MEVDUAT FAİZİ ÖNEMLİ OLACAK
Özellikle küçük tasarrufçunun dövizden vazgeçmesinde en belirleyici olacak veri ise bundan sonra TL mevduat faizlerinin hangi düzeye çıkacağı olacak. Eğer enflasyonun üzerinde bir mevduat geliri elde ettiklerini görürlerse, işte o zaman yerli yatırımcının da TL’ye dönmeye başlayacağını görebiliriz.
Geçen haftaki Merkez Bankası politika faizi artışı TL mevduat ve kredi faiz oranlarında önemli bir artış sağlamadı. 5 puanlık artışa karşılık TL mevduat ve kredi faiz oranları 1-2 puanlık artış gösterdi. Banka şubelerinin hem mevduat hem de krediler konusunda hareketsiz kalıp, yönetimlerinden Pazartesi sabah saatlerinde gelecek yeni talimatları beklediklerini gördük.
Bankacılar 5 puanlık politika faiz artışının mevduat ve kredi faiz oranlarına en fazla 3 puan yansıyacağı beklentisi içinde. Kredi faiz oranlarına fazla etkisi olmayabilir; çünkü krediler konusunda alınan son önlemler zaten kredi kullanım talebini kesmiş görünüyor. O nedenle bankaların kredi verebilmeleri için zaten faiz oranlarını daha fazla artıracak yerleri bulunmadığı söylenebilir.
Ancak mevduat faizlerinde, özellikle de küçük tasarrufçuya verilecek TL mevduat faiz oranlarında yaşanacak artış önemli olacak. Çünkü altın ve dövize yatırım yapan küçük tasarrufçu, kendisine teklif edilen faiz oranları aylık enflasyon oranlarının altında kaldığı için, bu yolu tercih etti. İşte küçük tasarrufçunun yatırım tercihini değiştirmesi ve TL’ye dönüşünü sağlamak için küçük tasarrufçunun mevduat faiz oranlarının artırılması gerekecek.
Rezervler iyice düzelmeden, aylık enflasyon oranları düşmeye başlamadan önce mevcut faiz oranları ile küçük tasarrufçunun TL ‘ye dönme ihtimali düşük. Yani küçük tasarrufçunun ancak yılın ikinci yarısında TL’ye dönme ihtimalinden söz edilebilir. Halbuki seçim sonrası alınacak tedbirlerle bu tercihin değiştirilmesi öne çekilebilir. Bunu sağlamak için Merkez Bankası’nın bankaları, küçük tasarrufa verdikleri faizi oranlarını yükseltmeleri için teşvik etmesi gerekebilir.
Bu hafta 5 puanlık faiz artışının piyasalara etkisi görülmeye başlayacak ama asıl etkinin seçimlerden sonra görüleceği de kesin. Seçimlerden sonra alınacak ek tedbirlerin dozu, bundan sonraki enflasyonla mücadelenin ne kadar sıkı olacağı bundan sonraki piyasa hareketlerini de belirleyecek.
5 puanlık son faiz artışı dahil, alınan sıkı para politikası tedbirlerinin asıl etkisi seçimlerden sonra görülmeye başlayacak ve ekonomide sıkı bir daralma süreci yaşamaya başlayacağız. Sıkı para politikasının en azından 2-3 yıl sürmesi gerekeceğini unutmamak gerek. Umarız alınacak tedbirlerle bu sürecin dar ve sabit gelirli kesim üzerindeki etkisi bir ölçüde rahatlatılabilir.
]]>Bolat, Çorlu Ticaret ve Sanayi Odasında düzenlenen iş dünyası ile buluşma toplantısında, organize sanayi bölgelerinin çok olmasının Türkiye’nin dönüşümünü gösteren önemli göstergeler olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin büyümeye devam ettiğini ifade eden Bolat,”Milli gelirimizin 2002’de 230 milyar dolar olduğunu düşünürsek geçen yıl 1 trilyon 118 milyar doları aştığımız söylersem bu milli gelirin yaklaşık dört buçuk katı arttığının delilidir. Yani, bir Türkiye’ye dört buçuk Türkiye ekonomisi daha eklenmiş demektir üretim anlamında. Bu kendiliğinden olmadı ki. Siyasi istikrarla oldu. Güçlü siyasi istikrar, güçlü ekonomi yönetimiyle oldu. Halkımız bunu görüyor. Gördüğü için de 17 tane seçim zaferi hediye etti. Allah’a şükür. Çalışan, üreten, halka hizmet edeni, halkımız daima baş tacı ediyor.” ifadelerini kullandı.
Bolat, gelişen ve büyüyen Türkiye’de halkın refah düzeyinin arttığını, 2002 yılında 3 bin 608 dolar olan milli gelirin geçen yıl 13 bin 110 dolar olarak dört katı artış gösterdiğini aktardı.
Türkiye’de son 20 yılda ortalama yıllık 1 milyon ile 1 milyon 400 bin arasında daire satıldığını aktaran Bolat, şunları kaydetti:
“Bu daireleri Avrupalılar veya dışarıdakiler gelip almıyor. Bizim insanımızı alıyor. Türkiye’de 2002 yılında 4 milyon otomobil toplam 7 milyon araç varken şu anda 15 buçuk milyonu otomobil toplam 27 milyon araç tescili var. Bu araçlar yollarımızda. Zaten trafik sıkışıklıklarını görüyoruz. 30 bin kilometre duble yollar yapıldı. Binlerce kilometre otoyol yapıldı. Binlerce kilometre hızlı trenler yapılıyor. 400 tane tünel yapıldı, viyadükler yapıldı. Tüp geçitler yapıldı. Onlarca büyük köprüler yapıldı. Bunlar niçin yapılıyor? Ticaret artsın diye. Vatandaşımız rahatça ulaşım yapabilsin, işine gitsin, memleketine gitsin, ticaretine gitsin, tatiline gitsin diye yapıldı.”
Bolat, Trakya’nın Türkiye’nin Avrupa’ya ve dünyaya açılan kapısı olduğunu dile getirdi.
Türkiye ihracatının yüzde 45’inin bölgedeki gümrüklerden yapıldığını vurgulayan Bolat, “Türkiye’nin ihracatının yüzde 45’i Çorlu’dan geçiyor Tekirdağ’dan geçiyor, Edirne’den geçiyor, Kırklareli’nden geçiyor. Bu şehirlerimize büyük değer kazandırıyor. İş yapılıyor, ticaret, lojistik, Türkiye’nin lojistik sektörü değerli arkadaşlar 100 milyar dolara ulaştı. Lojistikten kazandığımız para, döviz 40 milyar dolara ulaştı.” dedi.
Türkiye’nin ihracatının 256 milyar dolar olduğunu bunun yüzde 94’ünü de sanayi ürünlerinin oluşturduğunu belirten Bolat, ürünlerin Avrupa ülkeleri, ABD ve Kanada gibi ülkelere satıldığını aktardı.
Bolat, ürünlerinin kaliteli olması nedeniyle önemli ülkelerin ihracat için Türkiye’yi tercih ettiğini, Türkiye’nin 12 bin ürün ihraç ettiğini belirtti.
Türkiye’nin üretmeye, yatırım ve ihracat yapmaya, döviz kazanmaya devam ettiğini anlatan Bolat, şunları kaydetti:
“Bizim 2022’de 97 milyar dolar, 2023’te 69 milyar dolar bir enerji faturamız var. Sanayi büyüyor, ülke büyüyor, gelişiyor. Bundan 20 sene önce evlerde klima yoktu, iş yerlerinde klima yoktu. Artık her yerde klima var. Klima nasıl çalışır? Elektrikle çalışıyor. Bu elektriği nasıl üreteceğiz? Doğal gazla üretiyoruz, kömürle üretiyoruz, rüzgarla, güneşle, hidrolik suyla üretiyoruz, jeotermalle üretiyoruz. Bir ülkenin gelişmesinin en önemli göstergelerinden birisi de elektrik üretimidir. Bakın arkadaşlar elektrik yıllık üretimimiz 2002’de yaklaşık 90 milyar kilovatsaatteyken, 330 milyar kilovatsaatte yükseldi 20 senede.”
Türkiye’nin önemli krizleri başarıyla atlattığını da ifade eden Bolat, hep birlikte çalışarak problemlerin üstesinden geleceklerini anlattı.
Toplantıya, AK Parti Milletvekilleri Mestan Özcan, Gökhan Diktaş, Çiğdem Koncagül, İl Başkanı Ali Gümüş oda başkanları ve iş insanları katıldı.
]]>Yumaklı, kentteki bir otelde tarım sektörü temsilcileriyle bir araya geldiği toplantıda, Türkiye Yüzyılı hedeflerinin büyük olduğunu söyledi.
Karşılıklı istişarelerin kendileri açısından faydalı olduğunu ifade eden Yumaklı, bu ziyaretlerle adeta sahanın röntgenini çektiklerini anlattı.
Yumaklı, bugün “tarımın başkenti” Adana’da bulunmaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek, tarımın ekonominin çarklarını çeviren stratejik bir sektör olduğunu vurguladı.
Yumaklı, son 22 yıldır Adana’nın tarım altyapısının daha da güçlendirildiğini ifade ederek, “Adana’ya tarım, orman ve su alanlarında yapılan yatırım ve destek rakamı yaklaşık 85 milyar lira. Su alanında 42 milyar liralık bir yatırımla 142’ye yakın tesise sulama eseri kazandırılmış durumda.” dedi.
Devrim niteliğinde olan uygulamaları hayata geçirmek için çalıştıklarının altını çizen Yumaklı, “2023 yılının Nisan ayında yasal düzenlemeyle Tarım Kanunu’nda yapıldı. Buna istinaden kullanılmayan tarım arazilerinin yeniden ekonomiye kazandırılması, tarımsal üretim planlaması, sözleşmeli üretim gibi konular artık yasal düzenleme ile birlikte farklı bir yönüyle hayatımıza girmiş oldu. Benim de bakan yardımcılığı dönemimde içinde bulunduğum proje grupları çalışmaları tek tek devreye alınmış oldu.” diye konuştu.
Hayvancılık yol haritası
Yumaklı, hayvancılıkla ilgili yol haritası hazırladıklarını hatırlatarak, “Bu 5 yıllık haritada uygulayacağımız yeni dönemdeki politikalarımızı açıkladık. Burada özellikle planlı yetiştiricilik sistemi, yeni destekleme modeli, şu anda yayınlanma sürecinde, gençlere ve kadınlara özellikle pozitif ayrımcılık, hastalıklarla etkin mücadele, anaç hayvan üretiminin arttırılması, ıslah eylem planları gibi hem bitkisel üretimde hem hayvansal üretimde hem de su ürünleri üretiminde daha fazla üretmeyi bizlere sağlayacak olan bütün bu uygulamaları tek tek paylaşıyoruz.” ifadesini kullandı.
“Su Verimliliği Seferberliği” konusunda yaptıkları çalışmalara değinen Yumaklı, şöyle konuştu:
“Herkes ‘Su Verimliliği Seferberliği’ deyince bunun sadece sosyal bir proje olduğunu düşünüyor, değil. Bu hayati bir konudur. Türkiye’mizin Akdeniz kuşağında, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek olan ülkeler arasında ilk sıralarda yer alması sebebiyle bizler, bütün faaliyetlerimizi sadece bizim Bakanlığımızın uhdesindeki konularda değil, ülkemizdeki bütün faaliyetlerimizde suyu merkeze alan bir yaklaşımla yapmak zorundayız. Şöyle bir örnek vereyim; Türkiye’de kişi başına 1313 metreküplük bir su potansiyeli var, su stresi altında bir ülkeyiz. Hiçbir şeye dokunmazsak, bu şekilde devam ederse yani inanılmaz bir 2,5 kat trilyonluk bir suyla alakalı yatırımı olan bir ülkenin bile 2030 yıllarında su fakiri olan bir ülke pozisyonuna geçmesi işten bile değil. Biz bunu durduramayız ancak yönetebiliriz. Dolayısıyla bütün unsurlarıyla beraber bu hususun tüm sektörler tarafından dikkate alınması mecburiyeti vardır. Bundan sonraki dönemde de sizler de sıklıkla göreceksiniz zaten özellikle suyun yüzde 77’sini kullanan tarım sektörü, yüzde 13’ünü kullanan sanayi sektörü, geri kalanı evsel ve kentsel kullanımla alakalı bütün taraflar aslında 85 milyon, suyu merkeze alarak faaliyetlerini yeniden düşünmek durumunda.”
Bakan Yumaklı, Adana için sunulan destekler, projeler, yatırımlar, ormancılıkta ayrılan kaynak gibi konularda katılımcılara bilgi verdi.
Bugün kadar olduğu gibi bundan sonra da çiftçinin, üreticinin yüzünü güldürmek için çalışmalara devam edeceklerini vurgulayan Yumaklı, “Tek başımıza karar almıyoruz. Bütün kararlarımız, sektörle birlikte konuşarak alınan kararlardır. Dolayısıyla omuz omuza verdiğimiz süre içerisinde biz hem Türkiye’deki üretimin arttırılması hem dünyadaki rekabete karşı koyma gücümüzü artırma konusunda var olan potansiyelimizi en iyi şekilde sarf edeceğiz ve kullanmış olacağız.” ifadelerini kullandı.
Yumaklı’nın konuşmasının ardından toplantı basına kapalı devam etti.
]]>Yumaklı, Adana İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nde düzenlenen tohum dağıtım programında, tarımın tarih boyunca insanlığın varoluşunun temel dayanaklarından olduğunu söyledi.
Tarımın gıda temini için ön önemli sektörlerden olduğunu ifade eden Yumaklı, “2050 yılında tahminler onu gösteriyor ki dünya nüfusu 10 milyar olacak, ülkemiz nüfusu da yaklaşık 100 milyon, hatta 100 milyonu aşacak. Bu nüfusu doyurmak, yetecek derecede gıdayı üretmek elbette son derece kritik, önemli. Bu sorunun üstesinden gelebilmenin tek yolunun üretimde verimliliği arttırmak ve aynı alandan daha fazla üretim yapılmasını sağlamak.” diye konuştu.
Yumaklı, tarımda verimlilik konusunun önemine değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizler sürdürülebilir bir tarımsal üretim yapmalıyız. Ürettiklerimizi verimli bir şekilde üretmeliyiz. Verimli bir şekilde ürettiğimiz ürünlerin kalitesi yüksek olmalı. Geleceğe dair planlarımızı daha iyi yapabilmemiz için kayıtlılığımız yüksek seviyede olmalı ve bütün bunlardan elde edilen kazancın, gelirin tekrar sektöre yatırım olarak geri dönmesini sağlamamız gerekir. Verimlilik konusu son derece zorlu bir süreç. Tohumdan hasada kadar o zaman diliminin içerisinde bazısı bizim kontrolümüzde olan, bazısı da bizim kontrolümüzde olmayan birçok etkene, birçok önemli hususa sahip. Tohum da işte bunun en hayati, en önemli başlangıç noktası. Hastalıklara dayanıklı, bulunduğu iklime uyum sağlamış, gerçekten istenen kalitede dirençli tohumların olması tarımdaki üretimin ve verimliliğin en önemli şartı. İyi nitelikli tohumların ortalama verimi yüzde 25 oranında etkilediğini biliyoruz. Hatta bazı ürünlerde bu oran çok daha yukarılara çıkabiliyor. Bu sebeple verimlilik konusu üretimin arttırılmasında, maliyetlerin de düşürülmesinde en önemli hususlardan bir tanesi.”
“Ülkemiz dünyadaki tohumculukla alakalı ilk 10 ülkeden bir tanesi”
Bakan Yumaklı, tohumculuğun artık ülkelerin kendi yeterliliğinin, hatta özgürlüğünün anahtarı olarak görüldüğünü anlatarak, şöyle konuştu:
“Ülkemizde de bunu pek çok kereler ifade ediyoruz. Bu konudaki yanlış bilinen doğruların ya da doğru bilinen yanlışların kendi mecrasına dönene kadar biz de bunları tekrar etmeye devam edeceğiz. Ülkemiz dünyadaki tohumculukla alakalı ilk 10 ülkeden bir tanesi. Özellikle son dönemde tohumculukla ilgili araştırma geliştirme yapan hem firma sayısı arttı hem de bakanlık olarak özellikle Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğümüzün bu konudaki çalışmaları artık sadece ulusal düzeyde değil, uluslararası düzeye taşmış durumda. Bugün şunu söylüyorum; çok gönül rahatlığıyla dün Şanlıurfa’daydık, orada da aynı şeyi konuştuk. Her şey sıfırlanmış olsa biz yine sıfırdan başlayacak güce, kabiliyete yeterli sayıda ürünün gen bankalarımızdaki saklamış olduğumuz o nüvelerine, örneklerine sahibiz hamdolsun.”
Yumaklı, Türkiye’nin iklim koşulları açısından tohumculuğun geliştirilmesiyle alakalı büyük avantajlara sahip olduğunu, bu alanda son 22 yılda çok büyük bir aşama kaydedildiğini belirtti.
Özellikle yerli tohumun stratejik değerinin bilincinde olduklarını, bu konuda özel ve ciddi çalışmalar yapıldığını bildiren Yumaklı, gen bankasında 37 ata tohumunun diğer ürünlerle beraber koruma altında tutulduğunu dile getirdi.
“Her 100 kilogram tohumun 97 kilogramı Türkiye’de üretiliyor”
Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğünün hazırladığı ve geliştirdiği ürünleri Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün (TİGEM) uygulayıp çoğaltarak Türkiye’deki üreticilere ulaşmasını sağladığını anlatan Yumaklı, “Şunu gururla söyleyebilirim; Türkiye’de üretilen, kullanılan her 100 kilogram tohumun 97 kilogramı bu ülkenin topraklarında üretilmektedir. Ülke olarak elbette bunun yeterli olduğunu düşünmüyoruz. Bilimsel geliştirmelere yön vermek, bundan sonraki dönemde gelişmeye daha da açık hale getirmek bizim görevimiz.” diye konuştu.
Adana’nın önemli sertifikalı tohum üreten ve kullanan bir şehir olduğunu bildiren Yumaklı, Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi’nin bütün Türkiye’de halihazırda uygulandığını, bu proje kapsamında ziyaret ettikleri illerde tohum dağıtımı yaptıklarını anımsattı.
İşlenmeyen tarım arazilerinin etkinleştirilmesi veya kullanılması konusuna da dikkati çeken Yumaklı, “Üretimin arttırılması bizim olmazsa olmazımız. 2022 yılı sonu itibarıyla bizim bitkisel üretim rakamımız 129 milyon tondu. 2023’te bu rakam 137 milyon tona çıkmış durumda. İnşallah 2024 yılında bu rakamı çok daha ileriye taşıyacağız. Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi (TAKE) Projesini uygulamaya devam edeceğiz. Bizler belli oranlarda hibelerle yüzde 50’den yüzde 75’e kadar üreticilerimizi sertifikalı tohumlarla daha verimli, kaliteli üretimler yapabilmeleri amacıyla desteklemiş olacağız.” ifadesini kullandı.
Yumaklı, Adana’da bakanlıklarının yapacağı çalışmalar hakkında da bilgi verdi.
Adana Valisi Yavuz Selim Köşger de Tarım ve Orman Bakanlığınca TAKE Projesi kapsamında soya ve ayçiçeği, nohut ve kuru fasulye için 28 milyon 925 bin lirası bakanlık destekli olmak üzere toplam 54 milyon lirayı aşan tutarda tohum dağıtımı yapacaklarını ifade etti.
Köşger, TAKE Projesi gibi projelerin devletin tarımsal üretime ve gıda güvenliğine verdiği önemi çok net bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı.
Adana’nın verimli topraklarıyla gıda güvenliği açısından stratejik öneme sahip olduğunu belirten Köşger, “Bu noktada ilimizde çok önemli projelere imza atılmıştır.” dedi.
Konuşmaların ardından Bakan Yumaklı ve diğer katılımcılar, çiftçilere soya tohumu verdi.
]]>Giyim ve teknolojide olduğu gibi ziynet eşyalarında da moda değişmeye başladı. Kadınlar eskiye nazaran gösterişli ve geniş bileziklerin yerine ince ve dayanıklı, modern bileziklere yöneldi. Bir kola 20 tane takılsa bile dikkat çekmeyen ajda model bilezikler, son dönemde kadınların vazgeçilmezi oldu.
“Ajda model bileziklere talep arttı”
Ajda medel bileziklere talep atmasının sebebinin moda ve gösterişsizlik olduğuna değinen Samsun Kuyumcular Odası Başkanı Salih Özman, “Son dönemde ajda model bileziklere rağbet var. Ajda bilezik modeli 1970’li yıllarda oldukça meşhurdu. Bu bileziklerin özellikleri: Gösterişli değil, kolda yer tutmuyor, çok miktarda olmasına rağmen yan yana taktığınızda dikkat çekmiyor. Ayrıca geniş bileziklerden daha modern görünüyorlar. İnce ve sert olmasından dolayı modaya da uyuyor. Daha kibar ve zarif olduğundan çok tercih ediliyor. Kola takıp, çıkartması da oldukça kolay. Deforme olması zor olan bu ajda bilezikleri, deforme olursa da kolay düzeltiliyor. Ayrıca halk arasında ‘bozarken normal bilezikten daha karlı olurum’ düşüncesi var. Öyle bir durum söz konusu değil. Tüm bilezikler aynı fiyattan bozduruluyor. Geniş bileziklerden 10 tane yan yana taksanız kolunuzun tamamı doluyor ve çok göze batıyor. Ancak 10 ajda model bilezik, diğerinin 2 tanesi kadar bile yer kaplamıyor. Bu manada güvenlik anlamında da iyi oluyor. Özellikle son dönemde kadınlar ajda model bileziklere oldukça rağbet göstermeye başladılar. Altında bugün için moda olan bilezik türü ajda model bilezik” dedi.
“Merkezin açıkladığı fiyatlar ile kuyumcular arasında 200-250 TL fark var”
Resmi satış rakamları ile kuyumcuların altın satış fiyatlarındaki farkın nedenini de açıklayan Başkan Özman, “Bir kilo altında kiloda 6 bin dolar gibi bir fark var. Bu da gram altında 1 gramda yaklaşık olarak 200-250 TL arasında fark oluşturuyor. Yani merkezin açıkladığı resmi kurla serbest piyasadaki altın satışı arasında 200-250 TL gibi bir fark oluşuyor. Bugün itibari ile kuyumcularda 22 ayar bilezik 2 bin 403 TL’den, çeyrek altını 4 bin 360 TL’den, yarım altını 8 bin 720 TL’den, tam altını 17 bin 440 TL’den, gram altını da 2 bin 510 TL’den satışa sunuyoruz” diye konuştu.
“Kuyumcuların bile gram altına ulaşması son derece zorlaştı”
Artan talep karşısında piyasada gram altın bulmanın zorlaştığına da değinen Özman, “Gram altına talep seçim öncesinde oldukça arttı. Maalesef yüzük ve küpe satışımız yok ama gram altına ciddi anlamda talep patlaması var. Bu talebi, ürün karşılayamıyor. Biz kuyumcuların gram altına da ulaşması son derece zorlaştı. Altın ithalatına sıkılaştırmanın getirilmesi, altın üreten firmaların da daha çok 50 gramlık ürünler basması gram altına ulaşmayı zorlaştırdı. Piyasada olan gram altınlar da genelde yüksek gramajlı oluyor bu da talebi karşılayamıyor. Herkes almaya çalışırken, elinde gram altın olan vatandaşlar da bozdurmaya yanaşmıyor. 1 gram ve 5 gram altın piyasada çok az bulunurken, 10, 20 ve 50 gram altınlar bulunuyor. 20 kişi altın almaya geliyorsa bunun 1 kişisi 50 gram ve üzeri altın talep ediyor. Kalan 19 kişi 1 ve 5 gram almak istiyor. 20 gramın üstünde altın talep edene çok rastlamıyoruz” dedi. – SAMSUN
]]>UĞUR İSTANBULLU
Artvin’in Kemalpaşa ilçesinde lokanta işleten Mecit Yılmaz, artan maliyetler nedeniyle para kazanamadığını belirterek, “Kıyma zaten 500 lira, kıymaya ulaşamıyorum. Eğer kıymayı bulsam kendim yiyeceğim. Kıyma kullanmıyorum ve kıymayı kaldırdım dükkandan” dedi.
Artvin’in Kemalpaşa ilçesi esnafı, artan maliyetlerden yakındı. Lokanta işleten Mecit Yılmaz, şunları söyledi:
“EKONOMİ ANLATILAMAYACAK KADAR KÖTÜ.”
“2003 yılından beri Kemalpaşa’da esnaflık yapıyorum ve zaman zaman iflas ettim, buradan gittiysem de geri döndüm esnaflık yapıyorum ve mücadele etmeye devam ediyorum. Haftanın her günü çalışıyorum. Maalesef zamlara yetişemiyoruz. Geçen sene tavuk 50 liraydı şu an 200 lira. Geçen sene 20 liraya satıyorum şu anda 50 liraya satıyorum ama zor satıyorum. Ben 70 lira desem de vatandaş 50 lira veriyor. Beni kurtarması için 100 liraya satmam lazım. İnsanlarımızın alım gücü yok. Biz Kemalpaşa’da genelde aynı insanlara hitap ediyoruz ve doğal olarak vatandaş 40-50 de dese veriyoruz maalesef ve işte ekonomi anlatılmayacak kadar kötü. Kavurmanın geçen sene tam bu zamanlarda 240 liraydı şimdi isebin 150 lira. Bunu kaça satmam gerek ki beni kurtarsın. Kavurmayı 180 liraya satıyorum ama satılması gereken para 250 lira. Bu durumda ne kadar da çalışsam para kazanamıyorum gider kalemleri çok olduğu için para bizde kalmıyor.
“BİR KİLO BİBER 75 LİRA OLABİLİR Mİ?”
Bir kilo kapya biberi 75 lira olabilir mi, bir kilo çarliston 60 lira, bir tane küçük peynir alıyorum 150 lira. Bütün bunlarla ne yapabilirsin, sonuçta hiçbir şey yapamazsın. Bana diyorlar ki; büyük lokanta aç ama ben küçük bir lokantada geçinemiyorsam büyük lokantada asla geçinemem. Büyük lokantanın giderleri daha büyük olacak. Seçim sonrasından maalesef korkuyorum çünkü çok kötü olacak. Dolarda tırmanış devam ediyor kredilerde faizler arttı. Kıyma zaten 500 lira, kıymaya ulaşamıyorum. Eğer kıymayı bulsam kendim yiyeceğim. Kıyma kullanmıyorum ve kıymayı kaldırdım dükkandan. Kavurma kullanıyorum, kaşar peynire ulaşamazsın. Un olmuş bin lira anlamıyorum, çıkmışlar televizyonlarda ezbere konuşuyorlar. Bizim yaşadıklarımızı bilmiyorlar eğer gelip bunları görseler böyle konuşamazlar. Personel çalıştırmıyorum eşimle beraber çalışıyorum. Geçen sene personel çalıştırdım içeri girdim 40 bin zarar ettim. Özellikle kışları işler düşük Kemalpaşa’da. Gürcüler geliyor yemek yiyorlar onların paraları değerli verdikleri larinin üstüne bizim paramızı veriyoruz. Onlar bizim paramızı beğenmiyorlar çünkü değeri yok bizim paramızın.”
“İNSANLARDA PARA OLMAYINCA BİZDE DE OLMUYOR”
Hopalı müttehit Selçuk Yılmaz ise şöyle konuştu:
“İnşaatçıyım Gürcistan’da ve Kemalpaşa’da çalışıyorum. Burada inşaatlarım var ama bu sefer dairelerimiz elimizde patladı. Yaptığımız evleri satamıyoruz insanlarda para yok böyle giderse batacağız, zaten batmışız. Gürcistan çok güzel biliyorsunuz paraları bizim paranın 10 katı. Orada daireler yaptım ve güzel de para kazandım. Gürcistan’da kazandığım parayı buraya getirdim burada 500- 600 daire yaptım. Bu son iki yıldır piyasa çok kötü. İnsanlarda para olmadığı gibi biz müteahhitlerde de para yok. Vatandaşta müteahhitlerde para var sanıyor oysa müteahhitlerde para yok. Ev satamıyoruz doğal olarak gelecekte ne olacağımızı da bilmiyorum ve kime oy vereceğimi de açıkçası bilmiyorum.
“DEVLET YANDAŞ MÜTEAHHİTLERE BAKIYOR”
Bu karşıda gördüğün inşaat bakın yaklaşık bir senedir yıkmışım ama yapacak gücüm yok. Önceden lokantaydı ve ufak tefek kazanıyorduk. Sokakta bakın sadece Gürcüleri görüyorsunuz ve onların paraları iyi olunca bizi bitiriyorlar. Keşke Gürcistan’dan dönmeseydim ve o 700- 800 bin doları buraya getirmeseydim. Burada bir hastane yaptılar ve maliyetini biliyorum. Hastanenin maliyetini 10 milyon dolardan bahsediyor ama inanın ben yapsam 1 milyon dolara yapacağım bu tamamen bir örnek. Benim söylemek istediğim kendi arkadaşlarına veriyorlar ve bu devlet dairelerinde hep böyle dönüyor. İş yapan müteahhitlere versinler ve bizler de maliyetlerine yapalım ama yalan söylüyorlar kendi yandaşlarına ihale veriyorlar. Verdikleri ihaleleri de abartılı fiyatlara veriyorlar bizlere hiç danışmıyorlar, oysa biz gerçek değerlerini söyleyeceğiz ve bizi de lütfen garip bırakmasınlar.”
]]>
TARİŞ Üzüm Birliği Başkanı Ferhat Şen, yönetim kurulu üyeleri Ali Rıza Onur, Selim Ünlükoç, İbrahim Balık, Hasan Ata, Mehmet Bozan, Ayhan Aslantaş ve Halil Güvendiren’den oluşan ekibi iftar yemeğinde basın çalışanlarıyla buluştu.
TARİŞ Üzüm Birliği Başkanı Ferhat Şen yaptığı açıklamada, “İki ay önce bir görev değişimi oldu. Bu iki aylık dönemde neler yaptığımızı değerlendirmek istedik. Bundan böyle kurumun şeffaflığı ve ortaklarımızın bilgilendirilmesi amacıyla belirli aralıklarla bir araya geleceğiz. 100 yıllık bir kurum olan TARİŞ Üzüm Birliği 13 kooperatif, 9 bin ortaktan oluşmaktadır. Bünyemizde kuru üzüm işletmesi, sirke fabrikası, alkol fabrikası, pekmez fabrikası, kolonya fabrikamız ve Tarpaz bulunmaktadır.” dedi.
Göreve başladıkları günden bu yana geçen 2 aylık süreçte yaptıkları çalışmaları değerlendiren Ferhat Şen, “Kurum istenilen mali düzeyde değil. Rakiplerimiz büyürken biz kurum olarak küçülmüşüz. Japonya’da tarım fuarına katıldık burada birliğimizin marka değerinin ve imajının yüksek olduğunu gözlemledik. Biz yönetim olarak borç edebiyatı yapmayacağız ilave yatırımlarla borçlarımızı ödeyeceğiz. Hedefimiz kurumsal yapımızı güçlendirmek ve sürdürmek” diye konuştu.
Üzüm işletmesinin kapasitesi artırılacak
Entegre Üzüm İşletmesinin üretim kapasitesini 40 bin tondan 80 bin tona çıkaracaklarını söyleyen Şen, “Üzüm İşletmemizin üretim kapasitesini iki katına çıkaracağız. Çalışmalarımız başladı. Önümüzdeki Ağustos ayına yetiştireceğiz. Ülke Pazar payının yüzde 50’sini elimizde bulundurduğumuz Sirke İşletmemizde ilave 10 milyon litrelik ilave yatırımla kapasite artırımına gideceğiz. Entegre Üzüm İşletmesi ve Sirke İşletmesindeki tadilat ve yatırımlar için 200 milyon TL harcayacağız” şeklinde konuştu.
Kendilerinin göreve gelmeden önce birliğin 8 bin ton kuru üzüm aldığını ifade eden Şen, “Göreve geldikten bu yana 5 bin ton daha üzüm alımı gerçekleştirdik. Alkolde mevcut distribütör ile anlaşmanın feshini istedik. Yeni dağıtım anlaşmasıyla pazar payını yüzde 50’ye çıkararak marka yapacağız.” dedi.
Manisa’da 14 dekarlık bir araziye sahip olduklarını hatırlatan Başkan Şen, “Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Cengiz Ergün’le görüşerek sorunları aştık. Alsancak’taki arazimizle ilgili hukuki sorunları gidereceğiz. Alaşehir İstasyon mahallemizdeki eski depomuzu da değerlendireceğiz. Sirke fabrikası için eski yönetime çok teşekkür ediyorum. Çok iyi bir strateji izlemişler. Şu anda TARİŞ sirke pazarının yüzde 50’sine sahip. Talepleri karşılayamıyoruz. Buda bizim yeni yatırımlar yapmamız gerektiğini gösterdi. Burada da 10 milyon litrelik yeni yatırım planlaması yaptık. Bunun için kamu ve özel bankalarla görüştük hepsinden destek aldık.” dedi.
TARPAZ’ın satış ağını büyüterek finansal gücünü artırmayı hedeflediklerini de vurgulayan Başkan Şen, bunu sağladıktan sonra halka arz için çalışacaklarını ifade etti.
Fiyat açıklaması 1 Ağustos’ta yapılacak
Üzüm avans alım fiyatlarını 1 Ağustos’ta açıklayacaklarına dikkat çeken Başkan Şen, “Nisan, mayıs aylarında arazilerde rekolte çalışması yapacağız. Ortaklarımızı yaş veya kuru olarak ayrı kategoride üzüm yetiştirmeye yönlendireceğiz. Üzüm alımlarında TMO ile ortak çalışmayı planlıyoruz. Belki süreç TMO’nun ihracatçı kurum oluşmasıyla sonuçlanacak.” dedi.
Üzüm alımlarında çuvaldan kasaya (box) döneceklerini ifade eden Başkan Şen, “Kasaları (box) birlik olarak kendimiz üreteceğiz. Üzümleri randevulu şekilde alacağız ve üzüm teslim edecek üreticilerimiz kuyruklarda beklemeyecek. Ne kadar üzüm alacağımızın planlamasını da yapacağız” şeklinde konuştu.
“Kendi elektriğimizi kendimiz üreteceğiz”
Stok maliyetinin birliği zorladığına dikkat çeken Başkan Şen, “İşletmemizin en büyük gideri elektrik. Bunu karşılayabilmek için, kendi elektriğimizi kendimiz üreteceğiz. Üzüm İşletmemizin çatışında test çalışmalarımız sürüyor. Çatılarımız olmazsa, arazi kiralayıp, güneş paneli kurarak kendi enerjimizi sağlayacağız. Çoğu depolarımızı yenileyerek üzüm alımı yapılmasını sağlayacağız.” dedi.
Faizsiz mazot indirimi
Ortakların akaryakıt maliyetini düşürmek ve kolaylık sağlamak adına firmalar ve bankalarla yaptıkları anlaşma ile ortaklara 5 ay vadeli faizsiz akaryakıt alma imkanı sağladıklarını ifade eden Başkan Şen, bankalar nezdinde TARİŞ’in itibarlı bir konumda olduğuna dikkat çekti. Şen, “TARİŞ bir marka olarak dünya çapında çok iyi tanınıyor. Bize düşen burada kurumsal bir yapı oluşturarak ileride arkadan gelecek nesle bırakabileceğimiz en büyük hediye bu olacak.” diye konuştu.
Ortaklara 5 TL fark verilecek
Başkan Şen açıklamasını şöyle tamamladı: “Seçim öncesi ortaklarımıza verdiğiniz kilo başı 5 TL sözümüzü tutacağız ve verdiğimiz sözü yerine getirerek, ortaklarımıza kilo başına 5 TL ödeyeceğiz. Ödemeleri haziran ayının ilk haftası kurban bayramından önce yapacağız.” – MANİSA
]]>“Tüketiciyi Koruma Haftası” dolayısıyla açıklamalarda bulunan Samsun Ticaret İl Müdürü Kürşat Turpçu, 2023 yılında tüketici hakem heyetlerine 13 bin 44 başvuru yapıldığını, 1 Ocak-18 Mart 2024 tarihleri arasında da 2 bin 658 başvuru aldıklarını söyledi. Şikayetlerde ilk sırada “ayıplı mal ve hizmetlerin” yer aldığına dikkat çeken Turpçu, vatandaşların 104 bin TL’ye kadar olan uyuşmazlıkların çözümü konusunda tüketici hakem heyetlerine başvurabildiğini ifade etti.
Turpçu, “2023 yılında tüketici hakem heyetlerimize 13 bin 44 adet başvuru oldu. Bu başvurulardan 12 bin 641 adedi karara bağlanarak sonuçlandırıldı. Sonuçlandırılan kararların 6 bin 364 adedi tüketici lehine, 5 bin 826 adedi tüketici aleyhine, 451 adedi ile ilgili olarak da görevsizlik kararı verildi. 2023 yılında tüketici hakem heyetlerimize yapılan başvurular incelendiğinde 13 bin 44 adet başvurunun, 8 bin 341 adedini ‘ayıplı mal ve hizmetler’ oluşturdu. 1 Ocak- 18 Mart 2024 tarihleri arasında tüketici hakem heyetlerimize 2 bin 658 adet başvuru oldu. Bu başvurulardan, geçen yıldan devreden 393 başvuru ile birlikte toplam 3 bin 51 şikayet karara bağlandı. Sonuçlandırılan kararların bin 546 adedi tüketici lehine, bin 416 adedi tüketici aleyhine, 89 adetle ilgili olarak da görevsizlik kararı verildi. 1 Ocak-18 Mart tarihleri arasında tüketici hakem heyetlerimize yapılan başvurular incelendiğinde de 2 bin 658 adet başvurunun, bin 659 adedini yine ‘ayıplı mal ve hizmetler’ oluşturdu. Bakanlığımızın tüketici hakem heyetlerinde başvurularının ortalama karara bağlanma hedef süresi 90 gün. Tüketici hakem heyetlerimizde başvurularının ortalama karara bağlanma süresini, bakanlığımızın hedef süresi olan 90 günün altına indirdik” dedi.
“Vatandaşlarımız 104 bin TL’ye kadar olan uyuşmazlıkların çözümü konusunda heyete başvurabiliyor”
Vatandaşların 104 bin TL’ye kadar olan uyuşmazlıkların çözümü konusunda tüketici hakem heyetlerine başvurabildiğini belirten Müdür Turpçu, “2023 yılında 66 bin TL’ye kadar olan uyuşmazlıklar hakem heyetlerinin görev alanı kapsamında iken, bu sınır 2024 yılında ise yeniden değerleme oranın da yapılan artışla 104 bin TL olmuştur. Vatandaşlarımız 104 bin TL’ye kadar olan uyuşmazlıkların çözümü konusunda tüketici mahkemelerine gitmeksizin hakem heyetlerimize başvuruda bulunabilirler” diye konuştu.
“Tüketiciyi Koruma Haftası” etkinliklerinden bahseden Ticaret İl Müdürü Kürşat Turpçu, “Bu yıl ‘Tüketiciyi Koruma Haftası’ etkinliklerimiz kapsamında İl Milli Eğitim Müdürlüğümüze bağlı okullarımızda eğitimlerimiz devam ediyor. Nisan ayı içeresinde de Ondokuz Mayıs Üniversitemize ait AKM’de öğrencilerimize yönelik bir panel düzenleyeceğiz. Ayrıca üniversitelerimize ait yurtlarda da bilgilendirme sunumları planladık. İlimizde 1’i il müdürlüğümüzde, 3’ü ilçe kaymakamlıklarında olmak üzere 4 tüketici hakem heyeti bulunuyor. 1 Ağustos 2018 tarihinden itibaren Atakum, Canik ve İlkadım İlçe Tüketici Hakem Heyetleri karar mercii olarak yetkilendirildi. Diğer 14 ilçede ise irtibat personelimiz tarafından başvurular alınarak yetkili tüketici hakem heyetlerine iletiliyor” şeklinde konuştu. – SAMSUN
]]>Hafta boyunca dünya genelinde önemli merkez bankalarının faiz kararları gündemin odağında oldu. Bazı merkez bankaları politika faizini beklentiler doğrultusunda sabit bırakırken, bazıları ise “sürpriz” kararlar aldı.
ABD Merkez Bankası (Fed), politika faizini beklentiler dahilinde değiştirmeyerek 23 yılın en yüksek seviyesi yüzde 5,25-5,50 aralığında bırakırken, bankanın projeksiyonunda senenin geri kalanında 3 faiz indirimi yapabileceğine yönelik tahminini koruması, pay piyasalarında risk iştahını destekleyen ana etken oldu.
Fed Başkanı Jerome Powell da faiz kararı sonrası düzenlediği basın toplantısında, mevcut sıkılaştırma döngüsünde Fed’in politika faizinin muhtemelen zirvede olduğuna işaret ederek, ekonominin genel olarak beklendiği gibi seyretmesi halinde bu yılın bir noktasında faiz indirimine başlamanın muhtemelen uygun olacağını öngördüklerini yineledi.
Bu gelişmelerle artan risk iştahı, New York borsasında haftalık bazda rekor kapanışa neden olurken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi de yaklaşık 8 baz puan gerileyerek haftayı yüzde 4,20’den tamamladı.
Öte yandan, Fed’in faizi sabit bırakmasının ardından sert düşen dolar endeksi, İsviçre Merkez Bankasının (SNB) “sürpriz” faiz indirimine gitmesinin ardından, Fed’in diğer büyük merkez bankalarından daha geç faiz indirimlerine başlayabileceği endişesiyle yükselişe geçti. Böylece dolar endeksi haftayı yüzde 0,9 artışla 104,4 seviyesinden kapattı.
Fed’in yıl sonuna kadar 3 faiz indirimi yapabileceğine dair tahminini koruması, altının ons fiyatının 2 bin 222,8 dolarla zirve tazelemesine yol açarken, SNB’nin faiz indiriminin ardından güçlenen dolar talebi altın fiyatını aşağı yönlü baskıladı. Altının ons fiyatı, haftayı yüzde 0,2 artışla 2 bin 160 dolardan tamamladı.
Para piyasalarında, Fed’in ilk faiz indirimine gitme ihtimali mayıs toplantısında yüzde 13 ve haziran toplantısında yüzde 75 ile fiyatlanıyor.
Analistler, gelecek hafta ABD’de açıklanacak büyüme verilerinin bu fiyatlamalar üzerinde değişikliğe sebep olabileceğini belirterek, ülkede Gayri Safi Yurt içi Hasılanın (GSYH) 4. çeyrekte yüzde 3,2 artmasının beklendiğini ifade etti.
Öte yandan, jeopolitik riskler petrol fiyatları üzerinde etkili olmaya devam ederken, hafta başında Ukrayna’nın Rusya’nın petrol rafinerilerine düzenlediği saldırılar, Brent petrolün varil fiyatının 87,1 dolara kadar çıkmasına yol açtı.
Böylece Ekim 2023’ten bu yana en yüksek seviyesini test eden Brent petrolün varil fiyatı, hafta içinde arz endişelerinin hafiflemesi ve doların yeniden değer kazanmasının da etkisiyle haftayı yüzde 0,2 artışla 85 dolardan tamamladı.
New York borsası rekor tazeledi
New York borsasında öne çıkan endeksler, en güçlü haftalık kapanışlarını gerçekleştirirken, aynı zamanda zirve seviyelerini de yeniledi.
ABD ekonomisinin “yumuşak iniş” yapabileceği ve beklentilerden güçlü gelen ülke enflasyonuna karşın Fed’in yıl sonuna kadar 3 faiz indirimi yapabileceği tahminini korumasıyla artan risk iştahı, ABD pay piyasalarında etkili oldu.
Geçen hafta ABD’de açıklanan veriler, ülkede ekonomik aktivitenin güçlü kaldığına işaret etmeyi sürdürüyor.
ABD’de yapımına başlanan yeni konut sayısı, şubatta yüzde 10,7 artışla 1 milyon 521 bine çıkarak piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti. Ülkede verilen inşaat izni sayısı da şubatta aylık bazda yüzde 1,9 artarak 1 milyon 518 bine yükseldi.
İmalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), martta aylık 0,3 puan artarak 52,5 ile 21 ayın en yüksek seviyesine çıktı. Piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşen endeks, imalat sektöründeki genişlemeye işaret etti. ABD’de hizmet sektörü PMI ise martta geçen aya göre 0,6 puan azalışla 51,7 değerine indi.
Ülkede Philadelphia Fed İmalat Endeksi, martta 3,2’ye gerilemesine rağmen art arda ikinci ayda pozitif değer alarak sektörde genişlemenin sürdüğünü gösterdi. ABD’de cari işlemler açığı ise geçen yıl yüzde 15,7 azalışla 818,8 milyar dolara geriledi.
ABD’de ikinci el konut satışları, şubatta yüzde 9,5 artışla beklentilerin üzerinde gerçekleşirken, son bir yılın en yüksek artışı kaydedildi.
Öte yandan, yapay zeka ve teknoloji alanındaki gelişmeler de piyasaların yönü üzerinde etkili olmayı sürdürürken, ABD’li çip üreticisi Nvidia, geçen hafta “Blackwell” adlı yeni nesil çip mimarisiyle yeni yapay zeka çipini tanıttı.
Şirketin GPU Teknoloji Konferansı’nda (GTC) Nvidia Üst Yöneticisi (CEO) Jensen Huang ile Mali İşler Direktörü (CFO) Colette Kress, yatırımcıların sorularını yanıtladı. Kress, şirketin yeni yapay zeka çipinin yıl sonunda piyasaya çıkacağını düşündüğünü dile getirdi. Huang da yaklaşık 250 milyar dolarlık veri merkezi pazarının peşinde olduklarını ifade etti.
Şirketin hisse fiyatı, haftayı yaklaşık yüzde 7,3 artışla 942,9 dolardan tamamlayarak tüm zamanların en yüksek haftalık kapanışını gerçekleştirdi.
Bu gelişmelerle New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 2,9 artışla 16.429 puandan, S&P 500 endeksi yüzde 2,3 yükselişle 5.234 puandan ve Dow Jones endeksi yüzde 2 değer kazancıyla 39.476 puandan haftayı tamamladı. Endeksler böylece tüm zamanların en yüksek haftalık kapanışlarını gerçekleştirirken, aynı zamanda da yeni zirvelerini test etmiş oldu.
25 Mart ile başlayan haftada, pazartesi yeni konut satışları, salı dayanıklı mal siparişleri ve CB tüketici güven endeksi, perşembe büyüme ve Michigan Tüketici Güven Endeksi, cuma kişisel gelir ve harcamalar takip edilecek.
Almanya’da DAX 40 endeksinden tarihi kapanış
Avrupa pay piyasalarında, geçen hafta Almanya’da DAX 40 endeksi tarihinin en yüksek haftalık kapanışını gerçekleştirirken, İngiltere’de FTSE 100 endeksi son bir yılın ve İtalya’da MIB 30 endeksi de Mayıs 2008’den bu yana en iyi haftalık kapanış seviyesini kaydetti.
Geçen hafta, bölge merkez bankalarının faiz kararları yatırımcıların odağında bulunurken, İngiltere Merkez Bankası (BoE), politika faizini beklentilere paralel şekilde yüzde 5,25’te sabit tuttu.
Bankadan yapılan açıklamada, Para Politikası Kurulunun geçen sonbahardan beri, enflasyonun yüzde 2 hedefinin üzerinde yerleşik hale gelme riski ortadan kalkana kadar, para politikasının uzun süre boyunca kısıtlayıcı olması gerektiği kanısına vardığı aktarıldı.
BoE Başkanı Andrew Bailey, karara ilişkin değerlendirmesinde, “Henüz faizi indirebilecek bir noktada değiliz ama işler doğru yönde ilerliyor.” ifadesini kullandı.
SNB’nin ise beklenmeyen şekilde politika faizini 25 baz puan düşürerek yüzde 1,50’ye indirmesi piyasalarda oynaklığın artmasına neden oldu. Beklentiler bankanın politika faizini yüzde 1,75 seviyesinde sabit tutacağı yönündeydi. Böylece sürpriz faiz indirimi, SNB’nin 9 yılda yaptığı ilk faiz indirimi oldu.
SNB, Kovid-19 salgını sonrası enflasyonist baskıya karşı koymak için parasal sıkılaştırmalara giden gelişmiş ülkelerde faizleri düşüren ilk merkez bankası olurken, bankadan yapılan açıklamada, iş gücü piyasasındaki zayıflamanın gelecek dönemde daha da hızlanabileceği vurgulandı.
Bu kararın ardından yüzde 1,6 artışla haftayı 0,8974 seviyesinden tamamlayan dolar/İsviçre frangı paritesi, böylece Kasım 2023’ten bu yana en yüksek seviyesine çıktı.
Öte yandan, Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, ECB’nin muhtemelen Haziran 2024’te ilk faiz indirimine karar vermek için yeterli güvenceye sahip olacağını aktararak, “İlk faiz indiriminden sonra faizlerin izleyeceği yolu önceden taahhüt edemiyoruz.” dedi.
Analistler, haftaya takip edilecek yoğun veri gündeminin pay piyasalarında oynaklığı artırabileceğini belirterek, merkez bankaları yetkililerinin sözle yönlendirmelerinin de yatırımcıların odağında bulunduğunu söyledi.
Ukrayna-Rusya Savaşı’na ilişkin gelişmeler yakından takip edilirken, Rusya Devlet Başkanlığı seçimini, sandık çıkış anketine göre oyların yüzde 87,8’ini alan Vladimir Putin kazandı.
Bu gelişmelerle Almanya’da geçen haftayı DAX 40 endeksi yüzde 1,5 artışla 18.206 puandan tamamlayarak, tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı. İngiltere’de FTSE 100 endeksi de yüzde 2,6 değer kazancıyla 7.931 puanla yaklaşık son 1 yılın en güçlü haftalık kapanışını gerçekleştirirken, İtalya’da MIB 30 endeksi, yüzde 1,2 primle 34.344 puandan haftayı tamamlayıp Mayıs 2008’den bu yana en yüksek kapanışını yaptı. Fransa’da CAC 40 endeksi ise yüzde 0,2 azalış kaydetti.
Gelecek hafta, çarşamba günü Avro Bölgesi’nde tüketici ve ekonomik güven endeksi, perşembe İngiltere’de büyüme ve Almanya’da işsizlik oranı verileri yatırımcıların odağına yerleşti.
BoJ, 17 yıl sonra negatif faiz politikasını sonlandırdı
Asya pay piyasalarında geçen hafta karışık seyir hakim olurken, Japonya’da Nikkei 225 endeksi Japonya Merkez Bankasının (BoJ) negatif faiz politikasına son verdiği haftayı rekorla kapattı.
BoJ, geçen hafta büyük şirketlerdeki önemli ücret artışlarının ardından 17 yıl sonra ilk kez faiz artırarak, 2016’da başladığı negatif faiz politikasına son verdi. Böylece BoJ, dünyanın önde gelen merkez bankaları arasında negatif faiz politikasını terk eden son banka oldu.
Banka, kısa vadeli faiz oranlarının yüzde eksi 0,1’den yüzde 0 ila yüzde 0,1 aralığına yükseltirken, 10 yıllık Japon devlet tahvillerine ilişkin getiri eğrisi kontrolünü de sona erdirdi. BoJ, tahvil alımlarını sürdüreceğini, şirket tahvili ve benzeri varlıklarda alımların ise 1 yıl içinde sona ereceğini duyurdu.
Japonya’da 33 yılın en yüksek seviyesindeki ücret artışları, BoJ’a negatif faiz politikasını sonlandırmak için hareket alanı sağlayacağına yönelik beklentileri artırmıştı. Ülkede enflasyonun ocakta yıllık yüzde 2,2’ye çıkması da bankanın ultra gevşek para politikasına son verebileceğine ilişkin görüşlerin artmasına neden olmuştu.
Öte yandan, Japonya’da geçen hafta açıklanan verilere göre, ocakta sanayi üretimi yüzde 7,5 ve kapasite kullanımı yüzde 0,1 geriledi. Ülkede dış ticaret açığı 379,4 milyar yen olurken, imalat sanayi PMI 48,2’ye, hizmet sektörü PMI 54,9’a çıktı.
Çin tarafında ise Çin Merkez Bankası (PBoC) hafta içinde kısa dönemli kredi faizlerini yüzde 3,45’te sabit bıraktı.
Öte yandan, dolar/yen paritesinin haftayı yüzde 1,6 artışla 151,4 seviyesinden tamamlayarak zirvesine yakın seyretmesi dikkati çekti.
Analistler, gelecek hafta özellikle Japonya’da açıklanacak makroekonomik verilerin pay piyasalarında oynaklığı artırabileceğini ifade etti.
Bu gelişmelerin ardından Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 5,6 artışla 40.888 puandan haftayı tamamlayarak tüm zamanların en yüksek haftalık kapanışını gerçekleştirdi. Güney Kore’de Kospi endeksi de yüzde 3,1 değer kazancıyla 2.749 puana çıkarak, Ocak 2022’den bu yana en yüksek haftalık kapanışını yaptı.
Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,3 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,2 azalış kaydetti.
25 Mart ile başlayan haftada salı günü Çin’de sanayi karları, cuma günü Japonya’da Tokyo TÜFE, işsizlik oranı, perakende satışlar ve sanayi üretimi verileri takip edilecek.
TCMB’den sürpriz faiz artırım kararı
Yurt içinde Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi haftayı yüzde 3,20 değer kazancıyla 9.111,50 puandan tamamlarken, bu yükselişte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 500 baz puanlık faiz artırımının ardından bankacılık sektörlerindeki alışlar etkili oldu.
TCMB Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını 500 baz puan artırarak yüzde 45’ten 50’ye çıkardı.
PPK karar metninde, “Kurul, ayrıca operasyonel çerçevede değişikliğe giderek Merkez Bankası gecelik vadede borçlanma ve borç verme oranlarının bir hafta vadeli repo ihale faiz oranına kıyasla -/+ 300 baz puanlık bir marj ile belirlenmesine karar vermiştir.” ifadesi kullanılmıştı. Dünkü faiz kararı öncesi gecelik vadede borçlanma ve borç verme oranları, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranına kıyasla -/+ 150 baz puanlık bir marjla belirleniyordu.
Uzmanlar ve yabancı yatırım kuruluşları, TCMB’nin aldığı “sürpriz” faiz kararı ve PPK metninin, bankanın enflasyonla mücadelede ne kadar ciddi ve kararlı olduğunu gösterdiğini vurguladı.
ABD’li yatırım bankası Goldman Sachs, Türkiye’ye ilişkin raporunda, “TCMB’nin söz konusu faiz kararının, bankanın fiyat istikrarını sağlamaya dair kararlılığı ve geleneksel politikalara bütünüyle geçişe yönelik güvenilirliğini artırabileceğini düşünüyoruz. Faiz artırımının yerel seçimlere iki haftadan az bir süre kala yapılması sinyal etkisini daha da güçlendirdi.” değerlendirmesinde bulundu.
TCMB’nin anketinde yıl sonu enflasyon beklentisinde görülen artışın büyük ölçüde geriye dönük bakışı yansıttığı belirtilen raporda, “Enflasyon beklentilerinin yükselmediğini düşünüyoruz. Söz konusu kararın yeni bir sıkılaşma döngüsünün başlangıcı olduğunu düşünmüyoruz. Bu adım, TL’de değer kaybı beklentilerinin önüne geçebilmek ve enflasyon beklentilerini düşürmek amacıyla atıldı.” ifadeleri kullanıldı.
Merkezi İngiltere’de bulunan çok uluslu yatırım bankası HSBC de müşterilerine gönderdiği raporda, TCMB’nin beklenmeyen faiz artırım kararıyla ilgili, “Yaklaşan seçimlere rağmen para politikasının kararlılıkla sıkılaştırılması cesaret verici ve olumlu.” değerlendirmesinde bulunuldu.
Alman bankası Deutsche Bank da Türkiye ile ilgili yayımladığı raporda, yaklaşık 10 gün önce uzun TL carry trade pozisyonlarını karla kapattıklarını anımsatarak, TCMB’nin dünkü faiz kararının ardından yeniden TL’de uzun pozisyon almaya ilişkin güvenli hissettiklerini aktardı.
Yapılan son faiz artışının rezervler üzerindeki baskıları gevşeteceği öngörülen raporda, Türkiye’nin dezenflasyon hedeflerinin gitgide daha gerçekçi göründüğünün altı çizildi.
Bu gelişmelerin ardından dolar/TL, haftayı bir önceki kapanışın yüzde 0,3 altında 32,0219’dan tamamladı. Böylece dolar kuru, Ağustos 2023’ten bu yana ilk kez haftalık bazda negatif kapanış gerçekleştirmiş oldu.
Gelecek hafta, perşembe PPK toplantı özeti, ekonomik güven endeksi ile haftalık para ve banka istatistikleri, cuma günü de dış ticaret dengesi verileri takip edilecek.
Analistler, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.300 ve 9.450 seviyelerinin direnç konumda olduğunu, 9.000 ve 8.900 puanın ise destek olarak öne çıktığını kaydetti.
]]>TESK Başkanı Bendevi Palandöken Ramazan ayında artan merdiven altı üretime karşı vatandaşlara uyarıda bulunduğu bir basın açıklaması yaptı. Palandöken, vatandaşın ucuz olduğu için sağlıksız ürünler alarak, sağlıklarının kötü etkilenmesinin önüne geçmesi gerektiğini dile getirdi.
Enflasyona bağlı olarak gıda fiyatlarının artışı ile birlikte merdiven altına yönelimin arttığına dikkati çeken Palandöken, “Özellikle alışverişlerin arttığı Ramazan ayında ve bayram arifesinde enflasyona da bağlı olarak merdiven altı ucuz ve kalitesiz üretim yaparak insan sağlığını hiçe sayanların sayısı ne yazık ki artıyor. Gözü dönmüşlerin bu hususta maharetli satış teknikleri ile gıda maddeleri de dahil olmak üzere tüm giysi ve konfeksiyon ürünlerinde de aynı şeyleri yapması mümkün. Bildiğiniz üzere et ve et mamulleri son derece tehlikeli. Bunlarda her türlü gıda nizamnamesine uyulmadan akşam saatlerinde kalabalık caddelerde korsan satıcılar tezgah açıyor ya da arabaların arkasında baklava satıyor” ifadelerini kullandı.
“Merdiven altı ürünler normalin 3’te biri ya da 4’te biri fiyatına satılıyor”
Palandöken, merdiven altı üreticilerinin ve haksız fiyat artışları yaparak Ramazan’dan rant sağlayan fırsatçıların Ramazan ayında artan gıda alışverişlerini fırsat olarak gördüğünü belirterek, “Bildiğiniz üzere cevizin, fıstığın, yağın ve unun kilogram fiyatı belli. Dolayısıyla her şeyin açıkta satıldığı gıda maddelerinin özellikle biz yerinden getiriyoruz diyerek zeytin, peynir, tereyağı, bal ve reçel gibi ürünleri arkasında satıyorlar. Fiyat artışlarını bahane edip gerçek zeytinyağı deyip ne olduğu belli olmayan yağlar, glikoz şurubu ile üretilmiş birçok unlu mamul bu şekilde satılıyor. Fiyatlar cazip oluyor ancak vatandaş otokontrolünü yapacak. Kıymanın kilosunun 400 lira olduğu bir yerde gidip de 250 liraya pastırma, sucuk alınırsa sağlımızı tehlikeye atmış oluruz. Kolluk kuvvetleri ve yerel yönetimler gerekli takibi yapsa da vatandaşın bunlara pirim vermemesi lazım” şeklinde konuştu.
“Vatandaş sırf ucuz diye aldıkları ürünlerle sağlıklarını kötü etkilenmesine müsaade etmesin”
Öte yandan Ramazan Bayramı’na sayılı günler kala piyasada bayram hareketliliğinin şimdiden başladığını söyleyen Palandöken, “Malum önümüz bayram. Lokum, şekerleme, çikolata gibi insanların ikram edeceği her şeyin üzerinde oyun var. Çocuklara aldığınız giysi ve ayakkabılar kimyasallar ile çocuklarınızın cildini tahriş edebilir. Ne yazık ki insan sağlığına direkt zararlı ürünleri satmaktan imtina etmiyorlar. Vatandaşımız elbette cebini ve bütçesini düşünmek zorunda. Ancak sırf ucuz diye alınan ürünlerin sağlığımızı etkilemesine müsaade etmeyelim. Neticede sağlığından olan vatandaşın, kısa ve uzun vadede tedavi masrafları çok daha külfetli olacaktır. Sırf görüntüye aldanıp da bilmediğiniz yerden alışveriş yapmayın. Çünkü merdiven altı üretimde muhatabınız da yok. Vatandaşın alabileceği en önemli tedbir, bildiği güvenilir esnaftan alışveriş yapması olacaktır. Bu güzel ramazan ayının bereketinden yoksun kalmayın” diye konuştu. – ANKARA
]]>Kacır, Türksat ve Türk Havacılık Uzay Sanayii (TUSAŞ) işbirliğiyle ülkeye kazandırılan Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi’nde (USET) Türksat 6A uydusunun son durumuna ilişkin basın açıklaması yaptı.
Türkiye’nin uzay teknolojilerinde 40 yıllık rüyasının gerçekleştiğini belirten Kacır, 1984’te dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın bir yandan Türkiye’nin uzaydaki yörünge haklarını muhafaza almaya gayret ederken, diğer yandan ODTÜ’de TÜBİTAK UZAY’ı kurduğunu hatırlattı.
Bakan Kacır, Özal’ın, Enstitüyle Türkiye’nin uydularını geliştirmesini hedeflediğini anlatarak, “2000’lerden bu yana Türkiye uydu geliştirme çalışmalarında çok önemli bir deneyim elde etti. Görüntüleme uydularında orta üretim projesi BİLSAT ve RASAT ile daha sonra GÖKTÜRK ve nihayetinde İMECE uydularıyla Türkiye, yüksek çözünürlüklü görüntüleme uydularını kendi imkanlarıyla geliştirebilen üretebilen ülkelerden biri oldu.” diye konuştu.
Haberleşme uyduları tarafında bugüne dek Türksat’ın sekiz farklı uydudan istifade ettiğini vurgulayan Kacır, halihazırda bunların beşini kullanmaya devam ettiklerini söyledi.
“396 çevresel ve fonksiyonel test tamamlandı”
Kacır, ilk milli haberleşme uydusunun Türksat 6A projesi olduğunun altını çizerek, bu projenin de tamamlandığını ve uçuş modelinin nakliye öncesi halini görebildiklerini aktardı.
Uzun süren çalışmalar boyunca uydunun bütün kritik alt sistemlerinin yerli ve milli olarak geliştirildiğini bildiren Kacır, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Uçuş bilgisayarları, güç dağıtım düzenleme birimleri yerli ve milli olarak üretildi ve yüzde 81,4 yerlilik oranıyla Türksat 6A’nın üretim süreçleri tamamlanmış oldu. Bu süreçte 24 çeşit ekipman yerlileştirildi ve halihazırda gördüğümüz uçuş modelinde 84 farklı yerli ekipman var. Geliştirme ve test süreçleri tümüyle burada TUSAŞ bünyesinde, USET yerleşkesinde gerçekleştirilmiş oldu. Bütün proje boyunca 396 çevresel ve fonksiyonel test tamamlandı. İnşallah uydumuzu 8 Temmuz haftasında uzaya göndermeye hazırlanıyoruz. Bu andan itibaren nakliye faaliyetleri gerçekleştirilecek. Daha sonra fırlatma öncesi fırlatma kampanyası dediğimiz yaklaşık dört haftalık periyotta, fırlatmayı gerçekleştireceğimiz SpaceX ekipleriyle bizim ekiplerimiz, birlikte çalışmaları tamamlayacak. Bu fırlatmada bir ilki daha yaşayacağız. Fırlatma sonrası yörüngeye yerleşme aşamasında ilk kez yine bizim ekiplerimiz, kendi imkanlarımızla gerçekleştirecek. Bu da Türkiye’nin, Ay Projesi için yeni bir deneyim daha kazanmasına vesile olacak. Uydumuzu kendi ekiplerimizin çalışmalarıyla görev yapacağı yörüngeye transfer etme deneyimini bu fırlatmayla beraber elde etmiş olacağız.”
“4,5 milyarlık nüfusun kullanımına erişecek”
Mehmet Fatih Kacır, Türksat 6A’nın, 4 bin tonun üzerinde ağırlığıyla, daha önce yerli olarak geliştirilen 600 kilogramlık görüntüleme uydularıyla mukayese edildiğinde çok daha büyük ve sofistike bir ürün olduğunu kaydetti.
Gelecek dönemde Türkiye’nin yerli uydu geliştirme faaliyetlerine devam edeceğini dile getiren Kacır, Türksat’ın haberleşme uydularında bugüne dek 118 ülkede 3 milyarlık bir nüfusa erişme imkanının olduğunu vurguladı.
Kacır; Endonezya, Malezya ve Hindistan’ı kapsayan haberleşme imkanını da Türksat 6A ile elde edeceklerini belirterek, “Böylelikle 3 milyarlık dünya nüfusuna 1,5 milyar daha ilave edilecek ve Türkiye’nin haberleşme uyduları dünya nüfusunun yarıdan fazlasının yani 4,5 milyarlık nüfusun kullanımına erişmiş olacak.” ifadesini kullandı.
Önümüzdeki dönemde GÖKTÜRK uydusunu yenileme, İMECE 2 ve İMECE 3 projelerinin de gerçekleştirileceğini kaydeden Kacır, ekiplerin Ay Projesi için çalışmalarını sürdürdüklerine de işaret etti.
“400’e yakın arkadaşımız ortak çalışma yürüttü”
Kacır, Türkiye’nin uzay bilim ve teknolojisi alanında, tıpkı savunma sanayisinde olduğu gibi, süreç boyunca millileşme ve yerlileşme hamlesine devam edeceğini dile getirdi.
Bütün bu projelerin kendilerini bir sonraki projeler için cesaretlendirdiğini ve yenileri için deneyim kazanmalarına vesile olduğunu vurgulayan Kacır, şu değerlendirmede bulundu:
“Bu projede TÜBİTAK, TUSAŞ, ASELSAN, CTech ekipleri bir arada çalıştı. Dönem dönem 400’e yakın arkadaşımızın ortak çalışma yürüttüğü bir proje oldu bu. Bu da bizim için ayrı bir iftihar kaynağı. Bütün bu müesseselerimiz, şirketler bu alanda küresel bir deneyim kazanmış oldu. Elde ettiğimiz kabiliyet, bizi dünyada haberleşme uydularını kendi imkanlarıyla geliştirebilen ülkelerden biri haline getirdi. İddiamızı yeni projelerle sürdüreceğiz. Hem beşeri sermayemizin Türkiye’nin milli stratejisine katkı vermesini sağlayacağız hem de Türkiye’yi stratejik alanlarda yeni kabiliyetlerle ve yetkinliklerle buluşturmaya devam edeceğiz. Bu projeye katkı veren bütün arkadaşlarımıza ve yöneticilerimize teşekkür ediyorum. Bütün bu milli projeleri en güçlü şekilde himaye eden hem Türkiye’nin nitelikli insan kaynağına güvenen hem Türkiye’yi böylesi küresel düzeyde altyapılarla buluşturan Cumhurbaşkanımıza da şükranlarımı sunuyorum. İnşallah TÜBİTAK, TUSAŞ, ASELSAN ve CTech gibi nice firmamızla nice milli projelere.”
Toplantıya, Bakan yardımcıları Ahmet Yozgatlıgil ve Zekeriya Çoştu’nun yanı sıra TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Türkiye Uzay Ajansı (TUA) Başkanı Yusuf Kıraç, TUSAŞ Genel Müdürü Temel Kotil ve Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı da katıldı.
]]>Taşıt kredilerinde yeni vade sınırı ne kadar oldu? İşte BDDK açıklaması
Özellikle son dönemlerde bankalar kredi faizleri konusunda ciddi yükselmelere gitti. Yüzde 0,99 oranlarında değişen faizler yerine artık yüzde 2 ile 4 arasında değişen faiz oranları bankalarda konuşuluyor. Bununla beraber özellikle otomobil sektöründe 2. el ve sıfır fark etmeksizin piyasalarda yavaşlama olduğunu belirtmekte mümkün.

Konuyla ilgili olarak yükselen ihtiyaç kredisi faizleriyle birlikte taşıt kredilerindeki oranlara da düzenlemeler getirildi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından yeni açıklamalar ile birlikte değeri 1 milyon 600 bin lira ve üstü taşıtların kredi ile satın alımlarında vade oranlarında düzenlemelere gitti.
Türkiye’nin ikinci el otomobil pazarında lider belli oldu! Artık Fiat değil
Buna göre:
Değeri 1 milyon 600 bin lira ve altı olan taşıtlarda vade sınırı 48 ay,
Değeri 1 milyon 600 bin ile 3 milyon lira arasında olan taşıtlarda vade sınırı 36 ay,
Değeri 3 ile 4 milyon lira arasında olan taşıtlarda 24 ay,
Değeri 4 milyon ile 5 milyon lira arasında olan taşıtlarda ise vade sınırı 12 ay olarak belirlendi.
Bahsi geçen sınırlamaların açıklandığı kararda ise şöyle denildi:
Bankaların Kredi İşlemlerine İlişkin Yönetmeliğin (Kredi Yönetmeliği) 12 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin (Finansal Kurumlar Yönetmeliği) 11/A maddesinin beşinci fıkrası uyarınca,
13.06.2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun Geçici 12 nci maddesi kapsamına giren mükellefler tarafından üretilen sadece elektrik motorlu taşıtlar için;
a) Kredi Yönetmeliğinin 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile Finansal Kurumlar Yönetmeliğinin 11/A maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen kredi vade sınırlarının;
Nihai fatura değeri bir milyon altı yüz bin Türk Lirası ve altında olan taşıt alımı amacıyla kullandırılan kredilerde kırk sekiz ay,
Nihai fatura değeri bir milyon altı yüz bin Türk Lirası’nın üzerinde olup üç milyon Türk Lirası’nın üzerinde olmayan taşıt alımı amacıyla kullandırılan kredilerde otuz altı ay,
Nihai fatura değeri üç milyon Türk Lirası’nın üzerinde olup dört milyon Türk Lirası’nın üzerinde olmayan taşıt alımı amacıyla kullandırılan kredilerde yirmi dört ay,
Nihai fatura değeri dört milyon Türk Lirası’nın üzerinde olup beş milyon Türk Lirası’nın üzerinde olmayan taşıt alımı amacıyla kullandırılan kredilerde on iki ay olarak belirlenmesine,
b) Kredi Yönetmeliğinin 12 nci maddesinin ikinci fıkrası ile Finansal Kurumlar Yönetmeliğinin 11/A maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen taşıt teminatlı krediler hariç, tüketicilere binek araç edinimi amacıyla kullandırılacak taşıt kredilerinde veya yapılacak finansal kiralama işlemlerinde, kredi tutarının taşıtın değerine oranının; Nihai fatura değeri bir milyon altı yüz bin Türk Lirası ve altında olan taşıtlar için yüzde yetmişi aşamamasına,
Nihai fatura değeri bir milyon altı yüz bin Türk Lirası’nın üzerinde olup üç milyon Türk Lirası’nın üzerinde olmayan taşıtlar için yüzde elliyi aşamamasına,
Nihai fatura değeri üç milyon Türk Lirası’nın üzerinde olup dört milyon Türk Lirası’nın üzerinde olmayan taşıtlar için yüzde otuzu aşamamasına,
Nihai fatura değeri dört milyon Türk Lirası’nın üzerinde olup beş milyon Türk Lirası’nın üzerinde olmayan taşıtlar için yüzde yirmiyi aşamamasına,
Nihai fatura değeri beş milyon Türk Lirası’nın üzerinde olan taşıtlar için yüzde sıfır olarak belirlenmesine,
-Bu Kararın Kuruluş Birliklerine duyurulmasına ve Kurumun internet sitesinde yayımlanmasına karar verilmiştir “
Peki siz taşıt kredilerinde vade sınırı hakkında ne düşünüyorsunuz?
]]>Rekabet Kurumunun internet sitesinde yer alan duyuruya göre Kurul, Ford Motor Company ve Volkswagen AG arasındaki One Ton Van Geliştirme ve Tedarik anlaşmaları ile Ford Motor Company ve Ford Otomotiv Sanayi AŞ arasındaki One Ton Cargo Van Fason Üretim ve Tedarik anlaşmalarına Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un ilgili maddesindeki şartların karşılanması nedeniyle bireysel muafiyet tanıdı.
Bpifrance Investissement kontrolündeki Fonds Avenir Automobile 2, Meridiam SAS kontrolündeki Meridiam Green Impact Growth Fund, EXOES ve E-MERSIV’in (EXOES Grup) kurucu hissedarları Arnaud Desrentes ve Remi Daccord tarafından birlikte kurulacak yeni holding şirketi (HOLD-CO) aracılığıyla EXOES ve E-MERSIV (EXOES Grup) üzerinde ortak kontrol tesis etmesi işlemine izin verildi.
Axonics Inc’in tek kontrolünün Boston Scientific Corporation tarafından devralınması işlemine izin verilmesi uygun bulundu.
Metafor Yenilenebilir Enerji ve Elektrik Üretim AŞ’nin ve Knot Enerji Elektrik Üretim AŞ’nin tüm hisselerinin ve kontrollerinin İş Enerji Yatırımları AŞ tarafından devralınması işlemi uygun görüldü.
Fresenius Medikal Hizmetleri AŞ kontrolündeki IDC Uluslararası Diyaliz Merkezleri Ltd. Şti., Fresenius Sağlık Hizmetleri AŞ ve Fresenius Nefroloji Hizmetleri AŞ’nin hisselerinin tamamının Daviva Renal Yönetim Hizmetleri AŞ tarafından devralınması işlemine izin verilmesi kararlaştırıldı.
Belimed AG ve Belimed Life Science AG’nin tek kontrolünün, Imanto AG aracılığıyla Miele Beteiligungs-GmbH tarafından devralınması işlemi onaylandı.
Barentz Holding B.V.’nin tek kontrolünün Barley Bidco B.V. aracılığıyla Cinven Limited tarafından devralınması işlemi uygun bulundu.
Mitsui & Co., Ltd., Osaka Gas Co. Ltd. ve RWE Offshore Wind GmbH tarafından tam işlevsel bir ortak girişim kurulması işlemine izin verildi.
Halihazırda OCI Fertilizers B.V. ile ADNOC Fertilizers-Sole Proprietorship L.L.C’nin ortak kontrolündeki Fertiglobe plc hisselerinin belli bir kısmının ve tek kontrolünün ADNOC Fertilizers-Sole Proprietorship tarafından devralınması işlemine izin verilmesi kararlaştırıldı.
Aksa Enerji Üretim AŞ’nin dolaylı iştiraki ve grup şirketi olan Aksa Enerji Talimarjan FE LCC tarafından, Gülsan Sentetik Dokuma San. ve Tic. AŞ’nin Gaziantep’te kurulu doğal gaz basit çevrim santrali tesisindeki taşınır varlıklarının mülkiyetinin ve tam kontrolünün devralınması işlemi onaylandı.
VRLab Academy Yazılım AŞ’nin (VRLAB) B ve D grubu pay sahiplerine yönetim kurulu tarafından alınacak bazı kararlar bakımından veto yetkisi verilerek, anılan teşebbüs üzerinde ortak kontrol tesis edilmesi işlemi uygun bulundu.
MIM Software Inc’in tek kontrolünün GE Healthcare Technologies Inc. tarafından devralınması işlemine izin verildi.
Valeo Thermal Commercial Vehicles Germany GMBH’nin tek kontrolünün, H.I.G. Europe Middle Market Holdings L.P. aracılığıyla H.I.G. Capital, LLC tarafından dolaylı devralınması işleminin onaylanması kararlaştırıldı.
Öncü Çimento Yatırım AŞ’nin hisselerinin tamamının ve tek kontrolünün AC Çimento Sanayi ve Ticaret AŞ aracılığıyla CABA Çimento Sanayi ve Ticaret AŞ tarafından devralınması işleminin onaylanmasına karar verildi.
Anatolia Hospital markası altında Antalya’da özel hastane işletmeciliği sektöründe faaliyet gösteren Kemer Medical Center Özel Sağlık Hizmetleri Turizm ve Ticaret AŞ’nin belli hissesinin ve tek kontrolünün Koç Holding AŞ tarafından devralınması işlemine izin verilmesi uygun bulundu.
Duffle Travel Retail Platform GmbH üzerinde GHARAGE Ventures GmbH, Dufry International AG ve Takeaway.com Central Core B.V tarafından ortak kontrol kurulması işlemi onaylandı.
]]>Bu gün hesaplara yatıyor
ŞANLIURFA – Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, pamuk üretiminde mazot ve gübre desteklemelerinin bu gün çiftçilerin hesabına yatırılacağını söyledi.
Şanlıurfa’da temaslarda bulunan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye’nin son 22 yıldaki gelişimini aktardı. Türkiye ekonomisinin dünyada 11’inci sırada olduğunu vurgulayan Yumaklı, suyun verimli kullanılması konusunda da çalışmaların yürütüldüğünü belirtti. Çiftçilere mazot ve gübre destek ödemeleri müjdesi de veren Bakan Yumaklı, “Bugün pamuk üreticilerimize mazot ve gübre desteği ödemesi olarak 1.6 milyar TL’lik bir ödeme yapmış olacağız. İnşallah hesaplara geçmiş olacak” dedi.
Türkiye’nin dünyanın en büyük 11’inci ekonomisi olduğunu söyleyen Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “AK Parti aziz milletimizin teveccühüyle Türkiye’nin her aşamadaki gelişmesini, ilerlemesini sağlayan, adeta bir anahtar oldu. Milletimizin sesi oldu, gücü oldu. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güçlü ve büyük Türkiye’nin lokomotifi oldu. Dolayısıyla bizler de bu teveccühe layık olmanın gayreti içerisindeyiz. İlk günkü aşkla, şevkle, Halka hizmetin Hakka hizmet olduğunu düşünen, bilen, buna inanan bir davanın mensupları olarak gece gündüz demeden çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi aşk ile koşan yorulmaz. Ülkemize yakışan vizyon ve değerlerle milletimizin duaları ve destekleriyle inşallah büyük Türkiye’yi inşa ediyoruz. Satın alma gücü paritesine göre Türkiye dünyanın 11’inci büyüklükteki ekonomisine sahip. 2023 yılındaki kişi başına milli gelirimiz 13 bin doları aştı. Tarımdan ulaşıma, milli uzay programından sağlık sistemine, uluslararası diplomasiye kadar Türkiye artık kendi kabına sığmayan, yeni ufuklara yelken açmış bir ülke. Yüzüncü yılını tamamlamış Türkiye Cumhuriyeti’nde ikinci yüzyılının da startını vermiş, güçlü, büyük ülke ancak benim bakanlığım, yani Tarım ve Orman Bakanlığının uhdesindeki hayat perspektiften bakacak olursak da bizler güçlü tarımın güçlü Türkiye’nin anahtarı olduğu anlayışıyla tarımda da inşallah üretimin ve üreticinin 100 yılını inşa etmiş olacağız” dedi.
“İklim değişikliği bizim ülkemizi diğer ülkelerden çok daha fazla eklemiş olacak”
Bu günün Dünya Su Günü olduğunu hatırlatarak suyun önemine değinen Bakan Yumaklı, “Bugün 22 Mart Dünya Su Günü, suyu korumakla, suyu verimli kullanmakla ki Şanlıurfa herhalde bunun en çok kıymetini bilen illerimizden bir tanesi, belki de birincisi. Yaptığımız bütün işlerde, bütün üretimlerimizde, tarımsal üretimlerimizde suyun son derece büyük bir önemi var ancak bugüne mahsus, özellikle 2023 yılının ocak ayında Emine Erdoğan hanımefendinin himayelerinde su seferberliği başlatmıştık. Daha sonra, 6 gün sonra maalesef dünyanın gördüğü en büyük felaketlerden birini ülkemiz yaşadı. Bir süre ara vermek durumunda kaldık ama yeniden 2023 yılının son çeyreğinde su seferberliği konusunu başlattık, neden, biraz önce söylediğimiz gibi güçlü Türkiye’nin yolu güçlü tarımdan geçer, güçlü tarım için de bizim su ve sulama açısından bütün unsurlarıyla hazır halde olmamız gerekir ancak bu da yetmiyor. Suyu verimli kullanmamız gerekir çünkü iklim değişikliği konusu bizim ülkemizi diğer ülkelerden çok daha fazla eklemiş olacak. Tarım da bunun yüzde 77’sini suyu kullandığına göre bu anlamdaki verimlilik de son derece önemliydi. Bu vesileyle Şanlıurfa’da bütün Türkiye’mize tekrar suyun hayatımızdaki öneminin bundan sonra çok daha fazla artacağını yaptığımız her işte, ister bu tarımsal üretim olsun, ister sanayi üretimi olsun, isterse diğer dallar olsun, suyun merkezde olduğunu ve olacağını tekrar belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
Şanlıurfa’ya yapılan tarım yatırımlarını da aktaran Bakan Yumaklı, “Tabi suyla alakalı ve sulamayla alakalı Şanlıurfa’ya yapılan, son 22 yılda tarımsal üretimi de katarsak 205 buçuk milyar liralık tarımsal yatırım ve destek söz konusu. Tarımsal ihracatının 12 katına çıktığı, ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi coğrafi işaretli ürünlerin Şanlıurfa için de önemine binaen 47 ürünün coğrafya işaretli ürünler kapsamına alındığını da belirtmek istiyorum. Özellikle tarımsal desteklerimizin bu manada, 2023 yılı itibariyle 37 kat arttığını da söylemek istiyorum. Süt üretimi artışı son 22 yılda yüzde 229 oldu. Arı kovanı sayısı 8 binden 206 bine çıktı. Yani 26 kat arttı. Yine iç sulardaki balık üretimi 19 kat arttı. 5 barajımız var, 4 göletimiz, 41 sulama tesisimiz var. 3.3 milyon dekar araziyi sulamaya açtık. Ayrıca bir HES yaptık. Şimdi Şanlıurfa’da yaklaşık 9.4 milyon dekarlık dokuz ova da yine koruma altına alınmış oldu. 2024 yılı yatırım programındaki 55 milyar lira maliyetli 164 adet su ve sulama tesisini Şanlıurfa’mıza kazandırmak için çalışıyoruz. Bu yıl itibariyle toplam 29 milyon lira kaynağı olan 5 yeni projemizi bitkisel üretimi geliştirmek üzere yine Şanlıurfa’ya ayırmış durumdayız. Ormancılık alanında da istediğimiz seviyede değil, bunu da geliştirmek adına 2024 yılında yaklaşık 39 milyon liralık bir kaynak yine Şanlıurfa’mıza ayrılmış durumda. 2024’te bir bal ormanı, bir millet ormanı kurulup 166 bin fidanı da dikmeyi planlıyoruz inşallah” şeklinde konuştu.
“Mazot ve gübre destekleri bu gün hesaplara yatacak”
Şanlıurfa’da çiftçilere müjde de veren Bakan Yumaklı, pamuk üretiminde mazot ve gübre desteklemelerinin bu gün çiftçilerin hesabına yatırılacağını belirterek, “Hep söylediğimiz gibi ianesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Bütün bu destekleri geçmişte söyledim ancak biliyorum Şanlıurfa’da da beklenen bir konu, pamuk üreticilerimizin destekleri konusu. Bugün pamuk üreticilerimize mazot ve gübre desteği ödemesi olarak 1.6 milyar TL’lik bir ödeme yapmış olacağız. İnşallah hesaplara geçmiş olacak. Bu da hayırlı uğurlu olsun. Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle şimdi tek hedefimiz ve bundan sonra ülkemize kazandırdığımız hizmetlerin zirvesi olarak gördüğümüz Türkiye yüzyılı hedeflerine ulaşmak. Daha fazla çalışmamız gerekiyor. Daha fazla yatırım yapmamız gerekir ancak diğer bir konuyu unutmamak gerekir o da gerçek belediyeciliği Şanlıurfa’ya devamını sağlayacak bir sonuca ulaşmak gerekir ki şehirlerimizin, ilçelerimizin gücüne güç katılmış olsun. Dolayısıyla ben halihazırda mevcut başkanımız olan ve AK Parti Şanlıurfa Belediye Başkan Adayı Zeynel Abidin Beyazgül’ ve bütün ilçe belediye başkanı adaylarımıza buradan başarılar diliyorum. El ele vereceğiz, inşallah Şanlıurfa’yı Türkiye 100 yılının parlayan yıldızlarından bir tanesi yapacağız” diye konuştu.
]]>Tarım-GFE’nin Ocak ayında aylık yüzde 7.51 ilan edildiğini belirten Çandır, “Bu rakam, endeksin ölçülmeye başladığı 2015 yılından itibaren Ocak ayları ortalamasının (3.99) yüzde 88 üzerinde olmuştur” dedi. Tarım-GFE’nin yıllık yüzde 45.11 ilan edildiğini belirten Çandır, “Bu yıllık rakam, son 9 yılın Ocak ayları ortalamasının (30.55) yüzde 48 üzerinde oldu. Ocak ayı için açıklanan tarımsal girdi fiyatları enflasyonu, aylık ve yıllık olarak ortalamaların üzerinde ilan edildi” değerlendirmesinde bulundu.
Ocak ayı Tarım-GFE’nin alt kalemlerine bakıldığında, tarımda kullanılan mal ve hizmetlerin fiyatlarında aylıkta yüzde 7.27 ve yıllıkta ise yüzde 41.22’lik artış olduğunu belirten Çandır, “Bu rakamlar, Ocak ayları itibariyle aylıkta 2022 yılından ve yıllıkta ise 2022 ve 2023 yıllarından sonraki en yüksek değerler olmuşlardır” dedi. Çandır, aylıkta tohumda yüzde 5.71, enerjide yüzde 5.51, gübrede yüzde 1.51, ilaçta yüzde 2.56, veteriner hizmetlerinde yüzde 29.35, yemde yüzde 6.48 ve diğer kalemlerde ise yüzde 22.15 artış olduğunu kaydederken, yıllıkta ise tohumda yüzde 49.52, enerjide yüzde 47.37, gübrede yüzde 15.29, ilaçta yüzde 20.76, veteriner hizmetlerinde yüzde 167.95, yemde yüzde 35.72 ve diğer kalemlerde ise yüzde 84.99’luk artışa dikkat çekti. Çandır, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetlerin fiyatlarında ise aylık yüzde 9.07 ve yıllık yüzde 74.88’lik artış ilan edildiğini belirtti. Çandır, şu değerlendirmede bulundu:
“Ocak ayında Tarım-GFE alt kalemlerinde sıra dışı rakamlar gözlenmiştir. Bunların en dikkat çekici olanları veterinerlik ve diğer kalemlerindeki değişimler olmuştur. Veterinerlik hizmetleri son 5 aydır ciddi bir artış göstermekteydi. Ocak ayında da bu artış eğilimi hızlanarak ve rekor kırarak devam etmiştir. Öyle ki aylık yüzde 29.35’lik artış ve yıllıktaki yüzde 167.95’lik artış tüm zamanların rekorları olmuştur. Diğer bir dikkat çekici olan ise diğer kalemindeki aylık yüzde 22.15’lik artış da yine tüm zamanların rekoru olmuştur. Yıllıktaki yüzde 84.99’luk artış ise 2023 yılı Ocak ayından sonraki en yüksek artış olmuştur.”
TÜİK tarafından Ocak ayı tarımsal üretici fiyat endeksi Tarım-ÜFE’nin aylık yüzde 3.85, yıllık yüzde 57.85 ilan edildiğini kaydeden Başkan Ali Çandır, “Tarımsal faaliyetlerde bulunanlar açısından son bir yıllık eğilim, genel olarak üretici aleyhine seyretmişken Ocak ayındaki aylık maliyet artışı daha yüksek fakat yıllık maliyet artışı ise üretici fiyatlarının altında seyretmiştir. Üretici lehindeki bu yıllık seyrin önümüzdeki aylarda devam etmesi, üreticiler için önemlidir. Böylece üretici kesimin birikmiş zararlarının azalmasına katkı sağlayacaktır” dedi.
Yurtiçi ve yurtdışı üretici enflasyonlarının tarım sektörünü dolaylı olarak etkilediğini belirten Çandır, yurtdışı üretici enflasyonu YD-ÜFE’nin Ocak’ta aylık yüzde 4.57 ve yıllıkta ise yüzde 59.27 gibi yüksek düzeyde arttığına dikkat çekti. Çandır, yurtiçi üretici enflasyonu Yİ-ÜFE’nin de aylık yüzde 4.14 ve yıllık yüzde 44.20 yüksek düzeyde arttığını belirten Çandır, “Üretici düzeyindeki gıda kalemi ise aylık yüzde 4.87 ve yıllık ise yüzde 59.09 artmıştı. Bu durum Ocak ayında da tarıma dayalı imalat sanayiindeki enflasyonun tarımdan daha yüksek seyrettiğini göstermektedir” dedi.
Ocak ayında tüketici enflasyonu TÜFE’nin aylık yüzde 6.70 ve yıllık yüzde 64.86 arttığını hatırlatan Çandır, gıda enflasyonunun Ocak ayında aylık yüzde 5.19 ve yıllık yüzde 69.71, işlenmemiş gıda enflasyonunun ise aylık yüzde 7.01 ve yıllık yüzde 87.35 arttığını belirtti. Çandır, “Tüketicinin gıdadaki ve işlenmemiş gıdadaki aylık yüksek enflasyonları, önümüzdeki dönemde olması ihtimal yüksek seyrin kaynaklarından biri olacaktır. Tüketici taraftaki bu rakamlar, üreticilerin maruz kaldığı enflasyonun üzerinde bir tüketici enflasyonu olduğunu göstermeye devam etmektedir” değerlendirmesinde bulundu. – ANTALYA
]]>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), şubat ayına ilişkin kurulan ve kapanan şirket istatistiklerini açıkladı. Buna göre şubatta bir önceki aya göre kurulan şirket sayısı yüzde 7,5 ile 10 bin 809’dan 10 bin 1’e geriledi. Gerçek kişi ticari işletme sayısı ise yüzde 13,9, kooperatif sayısı da yüzde 1,7 azalış gösterdi.
2024’ün ilk 2 ayında, 2023’ün ilk 2 ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 12,2, kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 28,9 azaldı. Kurulan kooperatif sayısı ise yüzde 8,3 arttı.
Yine 2024’ün ilk 2 ayında, 2023’ün ilk 2 ayına göre kapanan şirket sayısı yüzde 32,3, kapanan kooperatif sayısı yüzde 1,6 arttı. Kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında ise yüzde 7,5 azalış oldu.
“Kurulan şirket sayısında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,6 artış oldu”
Şubat 2024’te, Şubat 2023’e göre kurulan şirket sayısı yüzde 5,6, kurulan kooperatif sayısı yüzde 10,5 arttı. Kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı ise yüzde 21,6 azaldı. Şubat 2024’te kapanan şirket sayısında 2023 yılının aynı ayına göre yüzde 65,5, kapanan kooperatif sayısında yüzde 10,6, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 16 artış oldu.
“Şubat 2023’te kurulan kooperatiflerin sayısında bir önceki aya göre yüzde 1,7 azalış oldu”
Bir önceki aya göre kurulan şirket sayısı yüzde 7,5, kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 13,9, kurulan kooperatif sayısı yüzde 1,7 azaldı. Bir önceki aya göre kapanan şirket sayısı yüzde 15,9 artarak bin 949 oldu. Kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 6,1, kapanan kooperatif sayısında yüzde 32,5 azalış gerçekleşti.
“Şubat ayında tüm illerde şirket kuruldu”
Şubat ayında tüm illerde şirket kurulumu gerçekleşti. Söz konusu ayda kurulan toplam 10 bin 233 şirket ve kooperatifin yüzde 86,8’ini limited şirket, yüzde 10,9’unu anonim şirket, yüzde 2,3’ünü ise kooperatifler oluşturdu. Şirket ve kooperatiflerin yüzde 39,8’i İstanbul’da, yüzde 10,3’ü Ankara’da, yüzde 6,4’ü İzmir’de kuruldu.
Geçen ay kurulan şirket ve kooperatiflerin 3 bin 492’si ticaret, bin 427’si imalat ve bin 379’u inşaat sektöründe yer aldı. Kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin ise 542’si inşaat, 423’ü toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 121’i imalat sektöründe faaliyet göstermek üzere çalışmalarına başladı.
“Şubat 2024’te kurulan şirketlerin sermayelerinin toplamı bir önceki aya göre yüzde 11,3 oranında arttı”
2024 yılında toplam 21 bin 278 şirket ve kooperatif kuruldu. Bu dönemde kurulan toplam 18 bin 488 limited şirket, toplam sermayenin yüzde 76,3’ünü, 2 bin 319 anonim şirket ise yüzde 23,7’sini oluşturdu. Şubat ayında kurulan şirketlerin sermayelerinin toplamı, ocak ayına göre yüzde 11,3 oranında arttı.
Şubat ayında şirket ve kooperatiflerin 3 bin 492’si ticaret, bin 427’si imalat ve bin 379’u inşaat sektöründe kuruldu. Yine şubat ayında kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin 542’si inşaat, 423’ü toptan ve perakende ticaret motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 121’i imalat sektöründe faaliyet gösterdi.
Şubat ayında kapanan şirket ve kooperatiflerin 733’ü toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 276’sı imalat, 203’ü inşaat sektöründe faaliyet gösterirken, kapanan gerçek kişi ticari işletmelerinin 842’si de toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 325’i inşaat, 244’ü imalat sektöründe faaliyet gösteren şirketlerden olduğu belirtildi.
“Şubat 2024’te 733 adet yabancı ortak sermayeli şirket kuruldu”
Şubat ayında kurulan 733 yabancı ortak sermayeli şirketin 438’i Türkiye, 41’i İran ve 23’ü Almanya ortaklı oldu. İşbaşı yapan yabancı ortak sermayeli şirketlerin 94’ü anonim, 639’u limitet şirket statüsünde faaliyet gösteriyor. Şirketlerin 171’i belirli bir mala tahsis edilmemiş mağazalardaki toptan ticaret, 83’ü ikamet amaçlı olan veya olmayan binaların inşaatı, 67’si işletme ve diğer idari danışmanlık faaliyetleri sektöründe kuruldu. Kurulan yabancı ortak sermayeli şirketlerin toplam sermayelerinin yüzde 60,7’sini yabancı sermayeli ortak payı oluşturdu.
2 ayda 20 bin 810 şirket kuruldu
Türkiye’de bu yılın ocak-şubat döneminde kurulan şirket sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,2 azalışla 20 bin 810’a geriledi. Aynı dönemde kapanan şirket sayısı da yüzde 32,3 artışla 3 bin 631’e yükseldi. – ANKARA
]]>GAZİANTEP – Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve Araban Ziraat Odası iş birliğinde Araban Sarımsağı, Avrupa Birliği coğrafi işaret tescilini aldı.
GBB Tarımsal Hizmetler ve Gıda Daire Başkanlığına bağlı Coğrafi İşaret ve Markalaşma Şube Müdürlüğü ve Araban Ziraat Odasının ortak çalışmaları sonucunda Araban Sarımsağı, 21 Mart 2024 tarihinde Araban Ziraat Odası adına Avrupa Birliği’nde tescillendi. 2013 yılında Avrupa Birliği tarafından tescillenen Antep Baklavası’nın ardından Araban Sarımsağı Gaziantep’te tescil alan ikinci ürün oldu.
Türkiye’de toplam üretiminin yüzde 35’i Gaziantep’te olan ve özel lezzet kaynaklarından biri sayılan Araban Sarımsağı, diğer sarımsaklara kıyasla daha fazla aromatik bileşenlere sahip olmasının yanı sıra diş ve kabuk yapısıyla farklılığını belirginleştiriyor.
Türkiye’nin Avrupa Birliği’nde başvuruda bekleyen ürün sayısı 44, coğrafi işaretli ürün sayısı ise Araban Sarımsağı ile 21’e ulaştı.
“Sarımsak hem ekonomi hem de şifa”
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin konuyla ilgili yaptığı açıklamada tescilin alınmasıyla büyük bir mutluluk ve heyecan yaşadığını dile getirerek, “Bu bir takım iş ama şunu görüyoruz ki çalışınca oluyor, gayret edince başarı geliyor. ‘Yüzüncü yıl, yüz coğrafi işaret’ dedik 105 coğrafi işaret aldık. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak yalnızca bu işlere bakan bir şube müdürlüğümüz var. Benim inandığım şeylerden birisi de önem verdiğini bir alanı belediye olarak ve kurumsal olarak birinci iş olarak yapmazsanız bunlar dilek ve temenni olur. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak ilk başta bu işi bir şube müdürlüğüne dönüştürdük, bütçe ayırdık. Sarımsak denilen şey hem ekonomi hem de şifa. Sarımsak doğal antibiyotik ve dünyanın doğal antibiyotiğe ihtiyacı var. Bu yüzden Araban bizim için çok özel ve güzide bir ilçemiz. Bir taraftan sarımsak var diğer taraftan Habeş Kanyonu’na sahip ve bunun için yatırımlarımız sürüyor. Sarımsak içinde ne kadar çok üretmemiz, tanıtmamız, tüketim ve katma değerinin arttırılmasına baktık” dedi.
“100 Avrupa coğrafi işareti alana kadar durmak yok yola devam diyoruz”
Konuşmasının devamında Gaziantep’in baklavanın Avrupa Birliği Coğrafi İşaret Tecili çalışmasına değinerek, “Türkiye’de kendi coğrafi işaretimizi aldık ama artık biz biliyoruz ki ürünlerimiz için Avrupa Birliği Coğrafi İşareti’ni almazsak bize dair ürünlere başka ülkeler sahip çıkıyor. Gaziantep bu bilinçle ilk Avrupa Birliği Coğrafi İşareti’ni sanayi odasının başvurusuyla baklavada aldık. Bugünde Araban Sarımsağı bu sisteme girdi. Bundan sonra soğuk hava deposuyla, sarımsak üreticisinin katma değer elde edeceği, sarımsak tozu ve siyah sarımsak çalışmalarını yapmamız gerek. Siyah sarımsağı çalışarak özellikle hem faydalarını koruyarak kokudan rahatsız olanlar için alternatif bir üretim yapmış olacağız. Bu döngüsel sistemi kurduğumuz ve yaptığımız zaman kazancın sahibi Araban çiftçisi, Araban ekonomisi, Gaziantep’in yeşil ekonomisi olacak. Artık dünya yeşil ve akıllı ekonomiye gidiyor ve bunu inşa etmemiz gerekiyor. Bu sarımsak bize doğru yolda olduğumuzu ve çalışınca bunu nasıl başaracağımızın özgüvenini verdi. 100 Avrupa Coğrafi İşareti alana kadar durmak yok yola devam diyoruz” ifadelerini kullandı.
Araban Ziraat Odası Başkanı Hasan Altun, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne verdiği desteklerden dolayı teşekkür ederek, “Bu patente başvuru için ilk onlar başladı ve devamını getirdi. Buna ne kadar minnet, teşekkür etsek azdır, bu yaşadığımız sevinci kelimelere sığdıramıyoruz. Başkanımız Fatma Şahin hep ilçemizin sıkıntılarının giderilmesi için yanımıza geliyor, hasatlarda hep bizimle birlikte yan yana oluyor” diye konuştu.
Gaziantep, Türkiye’de en fazla coğrafi işarete sahip olan il konumunda yer alıyor. Şu anda 105 Coğrafi coğrafi işaretli ürün ve 1 adet geleneksel ürün ile en üst sırada yer alan Gaziantep’in mutfağına ait Antep Menengiç Kahvesi, Antep Lahmacunu, Antep Fıstığı, Antep Fıstık Ezmesi, Oğuzeli Nar Ekşisi ve Antep Muskası coğrafi işaret tescili için sıra bekliyor.
]]>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulunun, Mart ayı toplantısında yüzde 45 olan politika faizini 500 baz puan artırarak yüzde 50 düzeyine yükseltmesine ilişkin değerlendirmede bulundu. Geçen yıl haziran ayında başlayan faiz artışları ile birlikte yüzde 8,5 olan politika faizinin on ayda dokuzuncu kez artırılarak yüzde 50 düzeyine yükseltilmesinin olumlu sonuçlarına değinen Başkan Ali Bahar, “Her fırsatta dile getirdiğimiz gibi Mayıs-Haziran aylarına kadar enflasyonun yüksek seyredeceğini ön görebiliyorduk. Bu nedenle Merkez Bankası’nın duruşunu bozmadan, politikalarına kararlı bir şekilde devam etmesi gerektiğinin altını çizdik. Yerel seçim öncesi alınan karar cesur bir adım. Merkez Bankası’nın bağımsız duruşu önümüzdeki süreçte, Türk Lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinde düzelme vasıtası ile aylık enflasyonun ana eğiliminin düşmesi yönünde atılmış çok önemli bir adım” diye konuştu. Kurların oldukça hareketli olduğu dönemde para politikasının yüzde 50 düzeyine yükseltmesinin yerinde olduğunu sözlerine ekleyen Bahar, “Politika faizi ile birlikte faiz koridorunun da eksi-artı 300 baz puan marjında belirlenmesi, gerektiğinde haftalık repo ihale faizinin yüzde 50’nin de üzerinde bir gecelik borç faiz oranını geçilebileceği yönünde önemli mesajdır” dedi.
TCMB’nin en büyük silahı: Kararlı duruş
Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada, para politikasında yurt içi talepte dengelenme, TL’de reel değerlenme ve enflasyon beklentileri ile enflasyonun ana eğiliminin düşeceği açıklamasını değerlendiren Başkan Bahar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle para politikasındaki kararlı duruş ifadesinin altını çizmek gerekiyor. Öyle ki ekonomilerin en kırılgan olduğu konuların başında izlenilen politikaların kararlı ve istikrarlı olmaması yatmaktadır. Bu kapsamda Merkez Bankası yönetimini kutluyor, seçim öncesi yapılamaz denileni yaptığı için kararlı duruşu nedeniyle de iş dünyamız adına memnuniyetimizi ifade ediyorum.”
“Kazanmakla kaybetmek arasındaki ince çizgi”
Haziran ayından itibaren MB politika faiz artışlarının etkisi ile ekonominin belirli bir oranda yavaşlamaya girdiğini kaydeden Başkan Bahar, “Yavaşlama dezenflasyon politikası için elbette ödenmesi gereken bir diyetti. Bizler de iş dünyası temsilcileri olarak bu bilinçte ve her zaman sıkı politikaların destekçisi olduk. Fakat içinde bulunduğumuz dönemde ekonomide yavaşlama yaşanmasına rağmen enflasyonda istenilen düzeye ulaşılamamıştır. Bu nedenle faiz artışı kararı, kazanmakla kaybetmek arasındaki çok ince bir çizgiydi. Merkez Bankası ya bugüne kadar alınan faiz artışlarının, ekonomideki yavaşlamanın boşa gittiği bir karar alacaktı ya da beklentilerin aksi yönünde bir adım atarak taviz vermeyecekti. İkinci yolu tercih ettiği için 10 aydır verilen mücadele heba edilmemiş oldu” dedi.
“En kötünün son çeyreğindeyiz”
Nakdi sıkılaşmanın makroekonomi için olumlu bir karar olduğunu ancak KOBİ’lerin finansmana erişiminde de negatif olarak yorumlanabileceğini dile getiren Başkan Bahar, “MB faiz kararı öncesinde almış olduğu likidite sıkılaştırmasına yönelik adımları nedeniyle piyasa faizleri 10 puan civarında yükseliş kaydetmişti. Yani faiz artış kararı alınmadan önce zaten piyasa faizleri ile politika faizi arasında bir fark oluşmuştu. Dolayısı ile MB politika faizini sabit tutması, piyasa ihtiyaçlarına aykırı bir karar olacaktı. Çünkü piyasanın kendine özgü kuralları var ve bu kurallar her zaman işlemektedir. Bu yüzden bu yorumlara çok katılamıyoruz” diye konuştu. Yılın ikinci yarısından itibaren dezenflasyon sürecinin başlayacağına yönelik en ufak bir kuşkularının kalmadığını belirten Başkan Bahar, “Reel faiz dengesizliği ile birlikte piyasa-politika arasındaki dengesizliği giderme yönünde önemli bir karar olmuştur. Her ne kadar kredi maliyetleri yükselmiş olsa da finansmana erişimin nispeten daha kolay olacağı, istikrarın belirgin bir biçimde kendini göstereceği bir döneme yaklaşıyoruz. Yani en kötüyü geride bırakmak için önümüzde sadece bir çeyrek dönem kaldı” dedi. – ANTALYA
]]>Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğü, Çivril yerleşkesinde kurulan PAÜ Ziraat Fakültesine uygulama alanları oluşturmak adına Tarım ve Orman Bakanlığından bir arazi talebinde bulunuldu. PAÜ’nün talebini değerlendiren Bakanlık, yaklaşık 30 yıldır bölgede üreticileri ve kent dışında yaşayan 2 kişi tarafından kiracı olarak kullanılan 1970 dekar araziyi, 2 yıllığına PAÜ Ziraat Fakültesine tahsis etti. Arazide ekili ürünleri bulunan üreticilerin mağdur olmaması için geçtiğimiz yıl ürünün hasat edilmesine izin veren PAÜ Rektörlüğü, bu yıl için ilk etapta Ar-Ge çalışmalarında kullanmayı planladığı ve kiracıları başka şehirlerde yaşayan 2 parsele ekim yapılmamasını Çivril Kaymakamlığının resmi yazısıyla iletti. Resmi yazışmaya rağmen araziyi eken 2 kiracı, PAÜ’ye yapılan tahsisin iptali için de yargıya başvurdu. Yapılan başvuru İstinaf Mahkemesi tarafından reddedilerek, arazinin PAÜ Ziraat Fakültesine tahsisi onaylandı.
Yaşanan süreç nedeniyle 1,5 yıldır araziden faydalanamayan PAÜ Ziraat Fakültesi Dekanlığı, tahsisin onaylanmasının ardından söz konusu 2 kişi tarafından kullanılan arazilerde Ar-Ge çalışmalarına başladı. Arazinin büyük olması nedeniyle diğer alanlarda bölge çiftçisi tarafından bu yıl da ekime izin verildiği, yapılacak yeni tahsis başvurusunun onaylanması halinde tüm arazide yine bölge üreticilerinden hizmet alımı yapılarak proje çalışmalarının yürütüleceği öğrenildi.
Arazinin PAÜ’ye tahsisi süreci hakkında bilgiler veren Pamukkale Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Karadeniz, “Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğü, 8 Temmuz 2022 tarihinde Çivril yerleşkesinde kurulan Ziraat Fakültesine uygulama alanları oluşturmak adına Tarım ve Orman Bakanlığından bir arazi talebinde bulunuldu. 194 ada, 633 parsel numaralı 1970 dekar olan arazi, Üniversitemize 19 Eylül 2022 tarihinde tahsis edildi. Bu arazi gerek Tuğlu, Yuvaköy, Balçıkhisar köyleri, gerekse il dışında ikametgahı bulunan vatandaşlarca 30 yıldır işletilmekte idi. 2 tane vatandaş, Bölge İdare Mahkemesine giderek bu tahsisin durdurulmasını talep etti. Talepleri istinaf mahkemeleri tarafından reddedilerek arazinin Üniversitemize tahsisi onaylandı. Bu kadar büyük bir arazinin tamamını aynı anda değerlendiremeyeceğimiz ve bölge üreticilerinin desteklenmesi için Ar-Ge çalışmalarına ikametgahı il dışında olan 2 kişiye ait alanlardan başlamayı planladı. Durumu kendilerine resmi olarak da ilettiğimiz için bu araziyi sürüp ekiyoruz. Çünkü bizim gerek Bahçe Bitkileri Bölümü öğretim üyelerimizin, gerekse Tarla Bitkileri Bölümü öğretim üyelerimizin ulusal anlamda projeleri var. Bu projeleri burada çalışmaya başladık. Sonuçlarını ülke tarımına katkısı olması amacıyla paylaşacağız” dedi.
“Ar-Ge çalışmalarımızı köylü vatandaşlarımızın eliyle yürüteceğiz”
Personel ve ekipman ihtiyacını karşılamayacakları için Ar-Ge çalışmalarını gene bölge üreticilerinden hizmet alımı yaparak çözmeyi hedeflediklerini kaydeden Prof. Dr. Karadeniz, “Köylülerin kullandığı arazilerle ilgili bir problem yok. Onlar bu sene ektiği ürünleri, Temmuz-Ağustos aylarında hasatlarını gerçekleştirecekler, ürünleri kendilerinin olacak. Ancak bundan sonraki aşamada köylü vatandaşlarımıza, bizim Ar-Ge çalışmalarımızın neler olduğunu onlara söyleyeceğiz, gerekirse tohum gübre planlamaları yapacağız. Bizim Ar-Ge çalışmalarımızı köylü vatandaşlarımızın eliyle yürüteceğiz. Dolayısıyla 1970 dekar arazinin tamamında Ar-Ge faaliyetlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Söz konusu arazide Tarla Bitkileri ve Bahçe Bitkileri başta olmak üzere PAÜ Ziraat Fakültesinin çalışma alanlarında olmak üzere bölge ve ülke tarımına uygun araştırma ve geliştirme çalışmalarına yönelik proje çalışmalarını yürüteceğiz. Bu projelerin başında tıbbi ve aromatik bitkiler, tahıllar, yağlı tohumlar, endüstri bitkileri, yem bitkileri, ballı bitkiler, farklı sebze türleri, yeni anaç ve meyve türleri, gübreleme, sulama sistemleri gibi çok farklı alanlar yer alıyor” şeklinde konuştu. – DENİZLİ
]]>Turkcell’in 2023 yılı finansal ve operasyonel sonuçları Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç’un katılımıyla düzenlenen toplantıda paylaşıldı.
Turkcell Grubunun enflasyon muhasebesine göre düzenlenmiş sonuçlarına göre, 2023’te toplam gelirleri yıllık bazda yüzde 14,6 büyüyerek 107,1 milyar liraya, FAVÖK yüzde 19,9 artarak 43,9 milyar liraya ulaştı. Net kar, önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 82,5 artışla 12,6 milyar lira olarak gerçekleşirken, Turkcell’in toplam yatırım harcamalarının gelire oranı ise yüzde 21 oldu.
Turkcell, 2023’te yeni abone kazanımlarına da devam etti. Mobil tarafta yüksek gelir katkısı sağlayan faturalı abone odağını sürdüren marka, 1,6 milyon net faturalı abone kazandı. ARPU (kullanıcı başına ortalama gelir) ise son çeyrekte yüzde 85 büyüdü. Bu büyüme rasyonel fiyatlama, üst pakete taşıma odağı ve artan faturalı abone sayesinde gerçekleşti. Şirket, 2023’te toplam 386 bin haneye daha uçtan uca fiber hizmetini götürürken toplamda 5,8 milyon haneye ve 2,3 milyon fiber abone sayısına ulaştı.
Turkcell’in büyümesinin ana destekçisi konumundaki TV+, BiP, fizy, lifebox, GAME+ ve dijital reklamcılık servisleri kullanan tekil ücretli kullanıcı sayısı ise yıllık bazda yüzde 9 artarak 5,6 milyona yükseldi. TV+’ın IPTV müşteri sayısı 1,4 milyona çıktı.
Dijital İş Servisleri ise kurumsal müşterilerin dijital dönüşüm süreçlerindeki ana destekçisi olmaya 2023 yılında da devam etti. Uçtan uca yönetilen dijital dönüşüm projeleriyle birlikte veri merkezi ve bulut hizmetlerinden elde edilen gelirler, büyümeye katkı sağlayan ana faktörler oldu. Turkcell Dijital İş Servislerinin gelirleri yıllık bazda yüzde 23 artarak 10 milyar lirayı aştı. Özellikle veri merkezleri gelirlerinin yüzde 61 artması ve bulut servislerinin yüzde 50 büyümesi bu büyümeyi destekledi. Bugüne kadar sistem entegrasyon ve yönetilen hizmetlerde 3 bin 500’ü aşkın proje sayısına ulaşılırken, 2023 yılından sonra gelire dönüşecek projelerin kontrat değeri 3,1 milyar lira oldu.
Paycell’in geliri 2,2 milyar lira
Techfin odaklı hizmetler sunan Financell, Paycell ve Wiyo şirketleri 2023’te de faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürdü. Bireysel ve kurumsal müşterilerin finansman ihtiyaçlarına göre ürün portföyünü çeşitlendirmeye devam eden Financell, bugüne kadar 7 milyon tekil müşteriye ve 40 milyar lira kredi hacmine ulaştı. Financell’in kredi portföyü 6,2 milyar liraya yükselirken, yeni ürün, projeler ve faiz oranlarının artışıyla yıllık bazda gelirleri de yüzde 28 büyüyerek 2,4 milyar lira olarak kaydedildi.
Paycell, yüzde 29’luk artışla gelirlerini 2,2 milyar liraya taşıdı. Hızlı ve güvenli ödeme çözümleri sunan Paycell’in geniş ürün portföyüyle 2023 yıl sonunda kullanıcı sayısı 8 milyon oldu.
“Turkcell’in DNA’sında teknoloji liderliği, yenilikçilik ve girişimcilik var”
Sonuçlara ilişkin bilgi veren Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, 2023 yılını çift haneli reel büyümeyle kapatmanın gururunu yaşadıklarını belirterek, iş alanlarının tamamında enflasyona rağmen güçlü bir performans sergilediklerini söyledi.
Turkcell’in DNA’sında teknoloji liderliğini, yenilikçiliği ve girişimciliği barındırdığını dile getiren Koç, gerçekleşen bu yüksek performansın ARPU genişlemesi ve yeni abone kazanımları sayesinde olduğunu vurguladı.
Koç, 2024 yılı hedeflerini reel rakamlar üzerinden verdiklerini belirterek, “Bu yıl FAVÖK marjını yüzde 42 oranında hedefliyor, veri merkezleri, yenilenebilir enerji ve altyapı yatırımları ile operasyonel yatırımların gelire oranını ise yüzde 23 olarak bekliyoruz. Enflasyon beklentilerimizi de dahil ettiğimiz planlara göre 2024’te yüksek tek haneli reel büyüme öngörüyoruz.” diye konuştu.
“Türkiye Yüzyılı’nı Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle çalışıyoruz”
Ali Taha Koç, Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğundaki öncü konumlarını daha da güçlendirme noktasında 2023 yılında da kararlılıkla ilerlediklerini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu süreçte teknolojik altyapımızı, bilgi birikimimizi ve yetkinliklerimizi, müşterilerimize kesintisiz ve kaliteli bir iletişim deneyimi sunmak için geliştirmeye devam ettik. Turkcell sadece bir ses ve data operatörü değil, Türkiye’nin dijital dönüşümünün lokomotifi, dönüştürücü bir güç. Bu gücü, sadece bağlantıyı sağlayan değil, üstün bir dijital deneyimi her platformda, günün her anında yaşatan bir şirket olmak ve ülkemizin milli menfaatleri için kullanıyoruz. Gelecek dönemde de teknolojik yeteneklerimiz ve inovasyon gücümüz sayesinde pazardaki konumumuzu güçlendirecek ve toplum için daha güçlü bir dijital gelecek ortaya koyacağız. Tüm çalışma arkadaşlarımızla birlikte Türkiye Yüzyılı’nı Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle çalışıyoruz.”
Ali Taha Koç, Turkcell’in teknoloji ile ilişkisine işaret ederek şu bilgileri verdi:
“Bizim için 30 yıldır her zaman en başından beri Turkcell=teknoloji. Biz Türkiye’nin lider teknoloji entegratörüyüz. Tam da bu yüzden bizim her yatırımımız, aynı zamanda ülkemizin dijital geleceğine de yaptığımız bir yatırım. Herkesi birbirine bağlamaktan, her şeyi birbirine bağlama çağına geçtiğimiz bu dönemde, ülkemizin teknolojiyi sadece kullanan değil, üreten bir konuma gelmesi için var gücümüzle çalışıyoruz. İnsanlarımız artık her yerde, her zaman en yüksek kalitede bağlantı istiyor. Turkcell olarak biz de bağlantı kurabileceğiniz her yerde olmaya devam edeceğiz.”
“Yerli, yabancı yaklaşık 4 bin şirketin verilerini siber tehditlere ve doğal afetlere karşı koruyoruz”
Turkcell Genel Müdürü Koç, BiP, TV+, lifebox, fizy, GAME+ gibi Turkcell ekosistemindeki markaların faaliyetlerinin başarıyla sürdüğünü ifade etti.
Yolculuklarında “veri, enerji, yapay zeka ve siber güvenlik” olmak üzere 4 ana odakları bulunduğunu dile getiren Koç, bu odakların 2024 ve sonrası için hedeflerinin ve yatırımlarının belirleyicileri olacağını söyledi.
Ali Taha Koç, Türkiye’nin verisini bu ülkede tutmak amacıyla veri merkezleri pazarındaki lider konumunu devam ettiren Turkcell’in, veri merkezlerine 330 milyon avro yatırım gerçekleştirdiğini bildirdi.
Bu alandaki yatırım odağını bir üst seviyeye taşıdıklarını belirten Koç, “Yeni bir veri merkezi şirketi kuruyoruz. Bu doğrultuda ‘hyper-scaler’ küresel bir markayı Türkiye’ye getirmeyi hedefliyoruz. Türkiye’nin en büyük veri merkezi işletmecisi konumundayız, Gebze, İzmir, Temelli ve Avrupa olmak üzere 4 yeni nesil veri merkezine sahibiz. Türkiye’deki bireylerin ve kurumların yanı sıra bölge ülkeleri ile birçok global şirket de veri merkezi hizmetlerimizi ve bulut çözümlerimizi kullanıyor.” bilgisini verdi.
Koç, veri merkezlerini 9 şiddetindeki bir depreme dayanıklı şekilde inşa ettiklerini dile getirerek, “Turkcell dışında yerli, yabancı yaklaşık 4 bin şirketin verilerini sadece siber tehditlere karşı değil, doğal afetlere karşı da koruyoruz.” diye konuştu.
“Sanayi devriminin iklim krizini ‘teknoloji devrimi’ ile yeneceğiz”
Turkcell Genel Müdürü Koç, diğer bir odak alanlarının enerji kaynak yönetimi olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı:
“Telekom şirketleri olarak, Türkiye’nin 1 yıllık toplam elektrik tüketiminin yüzde 1’ini biz tüketiyoruz. Sürdürülebilirlik ve dünyamıza fayda açısından da bakıldığında bizlerin herkesten fazla bu alana eğilmesi gerekiyor. Bu alanı sosyal ve ekonomik sorumluluğumuzun bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Bu yüzden her fırsatta ‘sanayi devriminin iklim krizini teknoloji devrimi ile yeneceğiz’ diyoruz. Halihazırda sertifikalı yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyoruz. Sadece yenilenebilir enerji tüketmiyor, aynı zamanda Turkcell Enerji şirketimizle yenilenebilir enerji de üretiyoruz. Bu yıl globalde 21 bin şirketin sürdürülebilirlik çalışmalarının ve sonuçlarının değerlendirildiği CDP (Carbon Disclosure Project/Karbon Saydamlık Projesi) İklim Değişikliği raporlamasında takdir edilen 353 şirket arasına ve ‘A’ listesine girdik. Bu bakımdan ülkemizin tek telekomünikasyon şirketiyiz.”
“Hedefimiz, 2050’de net sıfır şirket olmak”
Dr. Ali Taha Koç, Turkcell’in, sahip olduğu 18 megavat gücündeki rüzgar enerjisi santralinin yanı sıra 300 megavatlık arazi tipi güneş enerjisi santrali yatırımlarına son hızla devam ettiğini söyledi.
Türkiye’nin değişik yerlerinde güneş tarlalarına 240 milyon dolarlık yatırım yapacaklarını bildiren Koç, “2024 sonuna kadar toplamda 2 bin 400 Greensite’ı devreye almayı hedefliyoruz. 2026 itibarıyla yeşil enerji kaynaklarından sağlanacak üretimle, Turkcell’in toplam elektrik ihtiyacının yüzde 65’ini karşılamayı planlıyoruz. Nihai hedefimiz ise 2050’de net sıfır şirket olmak.” dedi.
“2024’te tüm sektörlerde öncelikli gündemin yapay zeka olacağını bekliyoruz”
Turkcell Genel Müdürü Koç, yapay zeka gündemini bir tür “çağ değişimi” olarak değerlendirdiklerini, inovasyonu teşvik etmek ile toplumsal faydayı önceliklendirmek arasında titiz bir denge kurmayı amaçladıklarını anlattı.
Bu yıl tüm sektörlerde öncelikli gündemin yapay zeka olmasını beklediklerini dile getiren Koç, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Üretken yapay zeka, nesnelerin interneti, doğal dil işleme teknolojisinin gelişimi gibi katlanarak büyüyen alanlar, endüstrileri dönüştüreceği gibi sosyolojik etkileriyle de herkesin gündeminde olmaya devam edecek. Turkcell olarak, yapay zeka çözümlerini şirket operasyonlarımızın her alanına etkin bir şekilde entegre ederken yapay zekanın etik kullanımını gözeterek gerekli aksiyonları alıyoruz.”
“Her adımımızı milli menfaatleri göz önünde bulundurarak atıyoruz”
Dr. Ali Taha Koç, vatandaşların ve şirketlerin verisini ülke sınırlarında tutarak hem milli güvenliğe hem de dijital geleceğe sahip çıktıklarını belirterek, teknolojik altyapılarını geliştirirken en çok önem verdikleri konuların başında gelen veri güvenliğini ayrı bir sayfada değerlendirdiklerini söyledi.
İnsan ve teknoloji odaklı yaklaşımlarıyla kişisel verilerin gizli ve değerli olduğuna inandıklarına vurgu yapan Koç, şunları kaydetti:
“Siber ortamda ortaya çıkan riskleri ve tehditleri, güçlü operasyon merkezlerimizde belirliyor, olasılıklar üzerine önlemler geliştiriyoruz. Turkcell olarak aynı zamanda siber güvenlikte global oyuncu olma amacıyla yeni nesil savunma merkezleri ve katma değerli servislerle çeşitlendirmeyi planlıyoruz. Bu alandaki ana hedefimiz ise yeni nesil teknolojileri kullanarak yapay zeka destekli ve değer katan inovatif ürünler geliştirmek. Etkin işbirlikleriyle yerli ürün ve servis firmalarına destek olup yatırım yaparak birlikte global pazara çıkmak da yol haritamızda yer alıyor. Ülkemizi daha parlak bir geleceğe taşıyacağız. Dijitalleşmenin kapsayıcı gücünü kullanarak toplumun her kesiminde fırsat eşitliğini sağlamaya yönelik toplumsal yatırım projelerine büyük önem veriyoruz.”
Ali Taha Koç, çocuklardan gençlere, yaşlılardan engelli bireylere kadar birçok kesimin hayatın içinde olmasını sağlayan, dijital okuryazarlığı artıran, teknolojinin bilinçli kullanılması konusunda farkındalık oluşturan ve sosyal faydayı önceliklendiren projeler gerçekleştirdiklerini söyledi.
Turkcell olarak tüm adımlarını milli menfaatleri göz önünde bulundurarak attıklarını vurgulayan Koç, “Bugüne kadar 1036 tescilli patent geliştiren 1500’den fazla AR-GE mühendisimizle yeni teknolojiler üretiyoruz. 5G, 6G, uydu iletişimi, kuantum teknolojileri gibi globalde gündemde olan yenilikleri ülkemizde önce biz gündeme taşıyor, geliştiriyor, uyguluyoruz.” diye konuştu.
Koç, fiberden bulut sistemlere, karasal olmayan ağlardan sabit kablosuz erişime kadar geniş bir yelpazede, daha akıllı, uyumlu ve uygun maliyetli ağları oluşturmanın yolları üzerinde çalıştıklarını anlattı.
Bu bakımdan uydu iletişim teknolojilerinin de radarlarında olduğunu dile getiren Koç, “Cep telefonu sinyalleriyle ulaşılamayan bölgelere, uydu teknolojileriyle kapsama getiren yeni bir oyun planımız var. Türkiye’nin kablosuz bağlantı teknolojileri alanındaki yolculuğunu şekillendirmek için test çalışmalarına da başladık.” ifadesini kullandı.
Koç, mevcut imkanları, yetenekleri, kapasiteleri ve nitelikli insan kaynağıyla birlikte çalıştıklarında başarabileceklerinin sınırının olmadığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Turkcell’in kendisi, bunun en değerli kanıtı. 30 yıl önce Türkiye’yi cep telefonundan ilk alo ile buluşturan telekom operatörü olarak yola çıkan Turkcell, dijital servislerini dünyanın birçok ülkesine ihraç eden bir teknoloji şirketine dönüştü. Önümüzdeki dönemlerde de inovasyon odağımız ve mükemmeliyetçilik ruhumuzla, Turkcell’i ve ülkemizi daha parlak bir geleceğe taşıma azmimiz kesintisiz devam edecek. Turkcell olarak geçmişten bugüne teknolojileri takip eden değil, geliştirdiği teknolojilerle takip edilen olma vizyonuyla yolculuğumuz devam ediyor. Türkiye’nin Turkcell’i dijital yüzyılın öncüsü olmaya devam edecek.”
]]>Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda gerçekleştiren, 24 kişilik bilim heyetinin yer aldığı 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi, 36 gün süren başarılı çalışmalarla tamamlandı.
Sefere katılan bilim insanları, yıllardır araştırdıkları en önemli konulardan biri olan deniz buzu ve buzul takipleri sonucunda buzların içindeki saklı bilgilere ulaşmayı hedefledi. Dünyanın farklı dönemlerindeki buzul oluşum süreçlerini de inceleyen bilim insanları, buzların içindeki yaşamı çözebilirlerse dünyanın geleceğini daha iyi anlayacaklarını düşünüyor.
Halihazırda büyük kısmı Antarktika ve Grönland’da bulunan buzullar, gezegenin en büyük tatlı su kaynağı olması sebebiyle dünyanın geleceği için önemli rol oynuyor. Yeryüzündeki tatlı su kaynağının yüzde 75’lik kısmının Antarktika’da bulunduğu biliniyor.
Buz dağları, buzullardan kopmuş, yüzer ya da deniz tabanına oturmuş olarak bilinen ve isimlendirilen şekilleriyle 7 ayrı tipte gözlemlenebiliyor. Sivri tepeli, kubbe, aşınmış, havuzlu, eğimli, tabla ve blok buz dağı şeklinde görüntülere sahip buz dağları, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi ve Avrupa Uzay Ajansı gibi kurumlar tarafından izleme programlarıyla da takip ediliyor.
“Kar ve buzul alanlardaki erimelerin yıllara oranla farklılıklarını ortaya koyduk”
8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi Koordinatörü Prof. Dr. Burcu Özsoy, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, yüksek lisans eğitimine başladığı günden beri buzullar ve buz dağlarıyla ilgili uydu verileriyle çalışmalar yaptığını söyledi.
Gidemedikleri veya sürekli gözlemleyemedikleri çok büyük alanların uzun zamanlı verilerle izlenmesinde uzaktan algılama imkanlarını kullandıklarını dile getiren Özsoy, 20 yıl boyunca yürüttüğü çalışmalara son yıllarda hızla eriyen buzulları da eklediğini ifade etti.
Özsoy, kendisi gibi öğrencilerini de kutup alanındaki çalışmalara yönlendirdiğini belirterek, “Bu sene de önceki yılların devamı niteliğindeki çalışmamızla İHA ve uydu tabanlı sistemlerle kar ve buzul alanlardaki erimelerin yıllara oranla farklılıklarını ortaya koyduk. Bu projenin çıktıları, Antarktika’daki kar ve buzul alanlarının sürekli olarak izlenmesi ve iklim modellerinin güncellenmesi, gelecekteki değişikliklerin tahmin edilmesi için çok önemli.” diye konuştu.
“Buz kütlesi, aslında dünyanın bütün verilerini içinde saklıyor”
8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi Lideri Prof. Dr. Ersan Başar da buzulların nasıl oluştuğundan, farklı yapılarından, ekosistemi nasıl hareketlendirdiklerinden ve son yıllarda buzullarda yaşanan erimeden bahsetti.
Üzerindeki buz kütlesinin aslında dünyanın bütün verilerini içinde sakladığını ifade eden Başar, “Bunun içinde mineraller, bakteriler, canlılar, farklı ekosistemler sabit olarak kalarak günümüze kadar formlarını koruyabilmişler ve bazı ekosistemler oluşturmuşlar.” dedi.
Başar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buzulun içinde bulunan mineral maddeler, bakteriler, zaman içinde erimeyle birlikte etrafına dökülüyor ve birçok canlı da bunlardan beslenerek bir ekosistemle okyanusa doğru hareket ediyorlar. Bu buz dağlarının farklı tiplerine rastlayabiliyoruz. Buz dağları, buzul oluşumu sırasında hızlı bir şekilde yüksek basınç altında donmuş ise renklerinde farklılıklar görebiliyoruz.”
“Yerküre üzerindeki beyaz alanlar azaldığı için güneşin dünyamızı ısıtması artıyor”
Buz dağına yaklaşıldığında gazoz şişesi açıldığında çıkan köpükler gibi hava kabarcıklarının çıktığının görüldüğüne dikkati çeken Başar, buz oluşumu sırasında havanın sıkışarak kabarcıklar oluşturduğunu, bu kabarcıkların o buzul kaç milyon yıl önce oluşmuşsa o anki atmosferik veriyi gaz olarak dışarıya çıkardığını dile getirdi.
Ersan Başar, “Yerküre üzerindeki beyaz alanlar azaldığı için güneşin dünyamızı ısıtması artıyor ve böylelikle birbirini tetikleyen, domino taşı etkisi yapan bir sürecin içine giriyoruz. Özellikle Antarktika’da bir buz kütlesinin buz dağı olarak okyanusa gelmesi bizim henüz daha bilmediğimiz birçok minerali, bakteriyi, canlıyı sistem içine sokuyor. Aslında biz onları çözebilsek, bir buzul çağından kalan o buz parçasının içindeki hayatı çözebilirsek, içindeki gazları, mineralleri ve yaşamı çözebilirsek hayatın gerçeğini daha iyi anlayabileceğiz.”
“Küresel iklim değişikliğinin etkilerini net bir şekilde gözlemledik”
İstanbul Teknik Üniversitesi Geomatik Mühendisliği Bölümü de İHA ve uydu tabanlı gözlemlerle kar ve buzul alanlarında önemli miktarda erime tespit etti. Antarktika’da yıllardır uydu izleme programlarıyla projelerini yürüten ekip, Türkiye’nin bilimsel araştırma kampının da bulunduğu Antarktika Horseshoe Adası’ndaki erimeyi gösteren uydu görüntülerini yayınladı.
İTÜ Geomatik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu, Horseshoe Adası ve çevresinde yaptıkları araştırmalarda, küresel iklim değişikliğinin etkilerini net bir şekilde gözlemleyebildiklerini söyledi.
Selbesoğlu, “Son 5 yılda yoğunlaşarak devam eden izleme çalışmalarımızdan elde edilen veriler, buzul ve kar alanlarında alarm verici derecede erimelerin yaşandığını ortaya koydu. 2022 ve 2023 yıllarında sadece Horseshoe Adası’nda, özellikle kıyı alanlarda daha fazla olmak üzere yaklaşık yüzde 11 buzul kaybı kaydedilmiştir.” diye konuştu.
]]>“GYODER Gösterge” 2023 4. Çeyrek Raporu’na göre, 2023 yılı dördüncü çeyrek konut satışları, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yaklaşık yüzde 23,9 gerileme kaydederek 325 bin 852 adet oldu.
2023 yılı genelinde ise toplam konut satışları bir önceki yıla göre yüzde 17,5 düşüşle 1 milyon 225 bin 926 adede gerileyerek son 8 yılın en düşük seviyesine indi.
Lojistik stokunun yüzde 95’i kullanılıyor
Rapora göre, 2023’te toplamda 135 bin metrekare lojistik depo kiralama işlemi gerçekleşti.
Gerçekleşen depo kiralama işlemlerinde geçen yıla göre alan bakımından yüzde 137’lik önemli bir artış kaydedilse de işlemler arz kısıtı nedeniyle 5 yıllık ortalama kiralama işlem hacminin yüzde 26 altında gerçekleşti. İstanbul Asya pazarındaki arzın sınırlı olması nedeniyle işlemler Kocaeli ve İstanbul Avrupa bölgelerinde yoğunlaştı.
İstanbul ve Kocaeli illerinde 2023 yılı 4. çeyrek itibarıyla toplam lojistik stokunun yüzde 95’i kullanılıyor. İstanbul Avrupa yüzde 2, İstanbul Anadolu yüzde 1,1 ve Kocaeli yüzde 1,8 boşluk oranı görülüyor.
Raporda İstanbul’da depo altyapısını güçlendirmeye yönelik stratejik çözümlere ihtiyaç duyulduğuna ve organize lojistik bölgelerinin oluşturulması amacıyla arazi tahsislerinin zorunlu olduğu ifade edildi.
2025’te AVM arzı 14,5 milyon metrekareye ulaşacak
Rapora göre, 2023’te büyük çaplı ofis yatırım işlemi gerçekleşmemişken orta ve uzun vadede yatırım işlemlerinin hızlanması bekleniyor.
2023 4. çeyrek itibarıyla 12 ayda İstanbul genelinde toplam kiralama işlemi 315 bin metrekare olarak gerçekleşirken, 4. çeyrekte boşluk oranı ise yüzde 12,1 olarak gerçekleşti.
2023’ün 4. çeyrek dönemi itibarıyla Türkiye’deki mevcut alışveriş merkezi arzı 446 adet alışveriş merkezinde 14 milyon metrekare seviyesini geçti.
2023’te ülke genelinde toplam 137 bin metrekare kiralanabilir alana sahip 5 alışveriş merkezi açılarak perakende pazarına giriş yaptı. Mevcutta 532 bin metrekare kiralanabilir alana sahip 16 adet alışveriş merkezi inşaat halinde. 2025 yılı sonu itibarıyla tamamlanması planlanan projeler ile birlikte Türkiye genelinde toplam arzın 14,5 milyon metrekare seviyesine ulaşması bekleniyor.
GYF pazarı yüzde 121 büyüdü
Rapora göre Gayrimenkul Yatırım Fonlarının (GYF) büyüklüğü bir önceki çeyrek döneme göre yüzde 56,5 artış göstererek 75,8 milyar lira seviyesine ulaştı. GYF pazarı toplam büyüklüğünün, 2018 son çeyreğinden itibaren her çeyrek pozitif yönde arttığı gözlemlendi.
Bu yılın dördüncü çeyrek rakamları, 2022’nin aynı çeyreği ile kıyaslandığında GYF pazar büyüklüğü son bir yıllık periyotta yüzde 121,7 büyüme gerçekleştirerek 34,2 milyar lira seviyesinden 75,8 milyar lira büyüklüğe ulaştı.
GYO sayısı 48’e yükseldi
Raporda, 2023’ün yeni Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO) kuruluşları açısından önemli bir yıl olarak göze çarptığı kaydedildi.
2023’te 9 yeni GYO kuruldu ve toplam GYO sayısı 48’e yükseldi. 2022’de 245 milyar lira olan GYO’ların toplam piyasa değeri, bu 9 yeni GYO ile birlikte son çeyrekteki küçülmeye rağmen 343 milyar liraya ulaştı.
Halka açıklık oranının 2022 sonundaki değeri olan yüzde 45,3’ten yüzde 43,9’ya gerilediği 2023’te fiili halka açıklık oranı ise bir puanlık düşüşle yüzde 32,43 olarak gerçekleşti. Yabancı çıkışının devam ettiği 2023’te net çıkışlar 135 milyar liraya ulaştı.
“Gayrimenkul ve konut fonlama mekanizması kurulmalı”
Raporda, “Gayrimenkul ve Konut Fonlama Mekanizmalarının” kurulmasının faydalı olduğuna vurgu yapıldı.
Açıklamada görüşlerine yer verilen GYODER Başkanı Neşecan Çekici, arz ve talebin dengelenmesinin zaman alabileceğinin unutulmaması gerektiğinin altını çizdi.
Çekici, “Ancak fiyatların devamlı artması sürdürülebilir bir durumda değil. Gerek TCMB verileri gerekse de diğer kurumların verileri ‘balonlaşma’ eğilimi gösteren bazı taşınmaz türlerinin sönümlendiğine işaret etmektedir. İnşaat ve buna bağlı sektörlerin etkin işleyişi ile talebin daha sağlıklı oluşması için bazı kurumlara ihtiyaç duyulduğunu gözlemlemek mümkün. Bunların başında ise fonlama mekanizmalarının oluşumunun sağlanması ve fon akışlarının daha rasyonel bir biçimde tedarik edilmesi gelmekte. Ancak bu yapı tüm bileşenleri ile hayata geçirildiğinde ekonominin tümü için ciddi bir kazanım sağlayabiliriz.” ifadelerini kullandı.
]]>Türkiye Yüzyılını Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle attığı kararlı adımlarla güçlü ve istikrarlı büyümesini sürdüren Turkcell, 2023 yılı finansal ve operasyonel sonuçlarını açıkladı. 2023 yılında enflasyon muhasebesine göre düzenlenmiş sonuçlarına göre Turkcell Grubu’nun toplam gelirleri yıllık bazda yüzde 14,6 büyüyerek 107,1 milyar TL, FAVÖK yüzde 19,9 oranında artarak 43,9 milyar TL’ye ulaştı. Net kar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 82,5 artışla 12,6 milyar TL olarak gerçekleşirken Turkcell’in toplam yatırım harcamalarının gelire oranı ise yüzde 21 oldu.
Turkcell aynı zamanda yeni abone kazanımlarına 2023 yılında da devam etti. Mobil tarafta yüksek gelir katkısı sağlayan faturalı abone odağını sürdüren marka, 1,6 milyon net faturalı abone kazandı. ARPU ise son çeyrekte yüzde 85 büyüdü. Bu büyüme rasyonel fiyatlama, üst pakete taşıma odağı ve artan faturalı abone sayesinde gerçekleşti. 2023 yılında toplam 386 bin haneye daha uçtan uca fiber hizmetini götürürken toplamda 5,8 milyon haneye ve 2,3 milyon fiber abone sayısına ulaştı.
Turkcell’in büyümesinin ana destekçisi konumundaki TV+, BiP, fizy, lifebox, GAME+ ve dijital reklamcılık servisleri kullanan tekil ücretli kullanıcı sayısı ise yıllık bazda yüzde 9 artarak 5,6 milyona yükseldi. TV+’ın IPTV müşteri sayısı 1,4 milyona erişti. Dijital İş Servisleri ise kurumsal müşterilerin dijital dönüşüm süreçlerindeki ana destekçisi olmaya 2023 yılında da devam etti. Uçtan uca yönetilen dijital dönüşüm projeleri ile birlikte, veri merkezi ve bulut hizmetlerinden elde edilen gelirler, büyümeye katkı sağlayan ana faktörler oldu. Turkcell Dijital İş Servisleri’nin gelirleri yıllık bazda yüzde 23 artarak 10 milyar TL’yi aştı. Özellikle veri merkezleri gelirleri yüzde 61’lik büyümesi ve bulut servisleri büyümesi yüzde 50 ile bu büyümeyi destekledi. Bugüne kadar sistem entegrasyon ve yönetilen hizmetlerde 3 bin 500’ü aşkın proje sayısına ulaşılırken, 2023 yılından sonra gelire dönüşecek olan projelerin kontrat değeri 3,1 milyar TL oldu.
Techfin odaklı hizmetler sunan Financell, Paycell ve Wiyo şirketleri 2023 yılında da faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürdü. Bireysel ve kurumsal müşterilerin finansman ihtiyaçlarına göre ürün portföyünü çeşitlendirmeye devam eden Financell bugüne kadar 7 milyon tekil müşteriye ve 40 milyar TL kredi hacmine ulaştı. Financell’in kredi portföyü 6,2 milyar TL’ye yükselirken, yeni ürün, projeler ve faiz oranlarının artışı ile yıllık bazda gelirleri de yüzde 28 büyüyerek 2,4 milyar TL olarak kaydedildi. Paycell yüzde 29’luk bir artışla gelirlerini 2,2 milyar TL’ye taşıdı. Hızlı ve güvenli ödeme çözümleri sunan Paycell’in geniş ürün portföyüyle 2023 yıl sonunda kullanıcı sayısı 8 milyon oldu.
Müşteri odaklı stratejisi, yenilikçi ve kapsamlı teklifleri, dijital kanallarla güçlenen geniş satış ağı ve güçlü altyapısı ile Turkcell, 2023 yılında 1,6 milyon faturalı net abone kazanırken, 386 bin haneye daha uçtan uca fiber hizmeti götürerek ulaşılan hane sayısını 5,8 milyona çıkardı. Fiber abone sayısı ise 2,3 milyona ulaştı.
Turkcell ekosisteminde yer alan TV+, BiP, fizy, lifebox, GAME+ ve dijital reklamcılık servisleri büyümenin lokomotifleri haline gelirken bu servislerdeki tekil ücretli kullanıcı sayısı yıllık bazda yüzde 9 artarak 5,6 milyona yükseldi. Turkcell Dijital İş Servisleri’nin gelirleri ise yıllık bazda yüzde 23 artarak 10 milyar TL’yi aştı.
Türkiye’yi dijitalin yüzyılına taşımayı amacıyla ana odak alanları Veri, Enerji, Siber Güvenlik ve Yapay Zeka’yı kapsayan yatırımlarına hız kesmeden devam eden Turkcell, 2024 yılında yatırımlarının gelire oranının yüzde 23 olmasını bekliyor.
“Turkcell’in DNA’sında teknoloji liderliği, yenilikçilik ve girişimcilik var”
2023 yılını çift haneli reel büyüme ile kapatmanın gururunu yaşadıklarını ifade eden Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, “İş alanlarının tamamında enflasyona rağmen güçlü bir performans sergiledik. Turkcell’in, DNA’sında teknoloji liderliğini, yenilikçiliği ve girişimciliği barındırıyor. Gerçekleşen bu yüksek performansın ARPU genişlemesi ve yeni abone kazanımları sayesinde oldu. 2024 yılı hedeflerini reel rakamlar üzerinde verdik. Bu yıl FAVÖK marjını yüzde 42 oranında hedefliyor; veri merkezleri, yenilenebilir enerji ve altyapı yatırımları ile operasyonel yatırımların gelire oranını ise yüzde 23 olarak bekliyoruz. Enflasyon beklentilerimizi de dahil ettiğimiz planlara göre 2024’te yüksek tek haneli reel büyüme öngörüyoruz” dedi.
“Türkiye Yüzyılını Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle çalışıyoruz”
2023 yılında “Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğundaki öncü konumlarını daha da güçlendirme noktasında kararlılıkla ilerlediklerini belirten Koç, “Bu süreçte, teknolojik altyapımızı, bilgi birikimimizi ve yetkinliklerimizi; müşterilerimize kesintisiz ve kaliteli bir iletişim deneyimi sunmak için geliştirmeye devam ettik. Turkcell sadece bir ses ve data operatörü değil, Türkiye’nin dijital dönüşümünün lokomotifi, dönüştürücü bir güç. Bu gücü; sadece bağlantıyı sağlayan değil, üstün bir dijital deneyimi her platformda, günün her anında yaşatan bir şirket olmak ve ülkemizin milli menfaatleri için kullanıyoruz. Gelecek dönemde de teknolojik yeteneklerimiz ve inovasyon gücümüz sayesinde pazardaki konumumuzu güçlendirecek ve toplum için daha güçlü bir dijital gelecek ortaya koyacağız. Tüm çalışma arkadaşlarımızla birlikte Türkiye Yüzyılını Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
“Dijital ürün ve servisler, sektörümüzün taşıyıcı kolonları”
BiP, TV+, lifebox, fizy, GAME+ gibi Turkcell ekosistemindeki markaların faaliyetlerinin başarıyla sürdüğünü vurgulayan Koç, “Dijital ürün ve servisler, sektörümüzün taşıyıcı kolonları haline gelmeye başladı. Stratejik önemde gördüğümüz dijital servislerimiz de finansallarımızı güçlü bir şekilde destekliyor. Bu başarı, şirket olarak dijital dönüşüm alanındaki liderliğimizi ve büyüme potansiyelimizi güçlendirerek devam ettirme yolunda bizi daha da cesaretlendiriyor” dedi.
“Ana odak alanımız Veri, Enerji, Yapay Zeka ve Siber Güvenlik”
Yolculuklarında 4 ana odaklarının olduğunu ifade eden Koç, “Veri, Enerji, Yapay Zeka ve Siber Güvenlik. Bu dört odak, bizim 2024 ve sonrası hedeflerimizin, yatırımlarımızın da belirleyicileri olacak. Bu odakların birbiriyle iç içe olduğunu, dijitalleşen dünyada insanların ve nesnelerin ürettiği verinin, dünyanın en önemli hammaddesi haline dönüştü” diye konuştu.
“Türkiye’nin en büyük veri işletmecisi Turkcell’den yeni şirket hazırlığı”
Türkiye’nin verisini Türkiye’de tutmak amacıyla veri merkezleri pazarındaki lider konumunu devam ettirdiklerini belirten Koç, “Şirket olarak, veri merkezlerine 330 milyon euro yatırım gerçekleştirdik. Bu alandaki yatırım odağını bir üst seviyeye taşıyan marka, yeni bir veri merkezi şirketi kurmayı da planlarına dahil ettik. Bu doğrultuda “hyper-scaler” küresel bir markayı Türkiye’ye getirmeyi hedefliyoruz. Türkiye’nin en büyük veri merkezi işletmecisi konumundayız. Gebze, İzmir, Temelli ve Avrupa olmak üzere 4 yeni nesil veri merkezine sahibiz. Türkiye’deki bireylerin ve kurumların yanı sıra bölge ülkeleri ile birçok global şirket de Turkcell’in veri merkezi hizmetlerini ve bulut çözümlerini kullanıyor. Tier-3 Tasarım, Tesis ve Operasyonel Sürdürülebilirlik alanlarında uluslararası sertifikalara sahip ilk şirket olma özelliğine sahip veri merkezlerini 9 şiddetindeki bir depreme dayanıklı şekilde inşa ettik. Turkcell dışında yerli ve yabancı yaklaşık 4 bin şirketin verilerini sadece siber tehditlere karşı değil, doğal afetlere karşı da koruyoruz” ifadelerini kullandı.
“Sanayi devriminin iklim krizini ‘teknoloji devrimi’ ile yeneceğiz”
Diğer bir odak alanlarının enerji kaynak yönetimi olduğunu söyleyen Koç, “Telekom şirketleri olarak, Türkiye’nin 1 yıllık toplam elektrik tüketiminin yüzde 1’ini biz tüketiyoruz. Sürdürülebilirlik ve dünyamıza fayda açısından da bakıldığında bizlerin herkesten fazla bu alana eğilmesi gerekiyor. Biz bu alanı sosyal ve ekonomik sorumluluğumuzun bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Bu yüzden her fırsatta ‘sanayi devriminin iklim krizini ‘teknoloji devrimi’ ile yeneceğiz’ diyoruz. Halihazırda sertifikalı yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyoruz. Sadece yenilenebilir enerji tüketmiyor, aynı zamanda Turkcell Enerji şirketimizle yenilenebilir enerji de üretiyoruz. Bu yıl globalde 21 bin şirketin sürdürülebilirlik çalışmalarının ve sonuçlarının değerlendirildiği CDP (Carbon Disclosure Project/Karbon Saydamlık Projesi) İklim Değişikliği raporlamasında takdir edilen 353 şirket arasına ve ‘A’ listesine girdik. Bu bakımdan ülkemizin tek telekomünikasyon şirketiyiz” dedi.
“Hedefimiz, 2050’de net sıfır şirket olmak”
Konuşmasına devam eden Koç, “Turkcell sahip olduğu 18 megawatt gücünde rüzgar enerjisi santralinin (RES) yanı sıra 300 megawatt arazi tipi güneş enerjisi santrali (GES) yatırımlarına da son hızla devam ediyor. Türkiye’nin değişik yerlerinde güneş tarlalarına 240 milyon dolarlık yatırım yapacağız. 2024 yılı sonuna kadar toplamda 2 bin 400 Greensite’ı devreye almayı hedefliyoruz. 2026 itibarıyla yeşil enerji kaynaklarından sağlanacak üretimle, Turkcell toplam elektrik ihtiyacının yüzde 65’ini karşılamayı planlıyoruz. Nihai hedefi ise 2050’de net sıfır şirket olmak” şeklinde konuştu.
“Yapay zeka, bir çağ değişimi”
“Yapay zeka ile yapılabileceklerin sınırı olmadığını göreceğimiz bir dönemin başlangıcında olduklarını vurgulayan Koç, “Bu nedenle yapay zeka gündemini bir tür ‘çağ değişimi’ olarak değerlendiriyor, inovasyonu teşvik etmek ile toplumsal faydayı önceliklendirmek arasında titiz bir denge kurmayı amaçlıyoruz. 2024’te tüm sektörlerde öncelikli gündemin yapay zeka olacağını bekliyoruz. Üretken yapay zeka, nesnelerin interneti, doğal dil işleme teknolojisinin gelişimi gibi katlanarak büyüyen alanlar, endüstrileri dönüştüreceği gibi sosyolojik etkileriyle de herkesin gündeminde olmaya devam edecek. Şirket olarak, yapay zeka çözümlerini şirket operasyonlarımızın her alanına etkin bir şekilde entegre ederken yapay zekanın etik kullanımını gözeterek gerekli aksiyonları alıyoruz” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Balık av sezonunun bitimine kısa bir süre kala sezonu kapatan Trabzonlu balıkçılar, teknelerini limana çekti. Bu sezon bol şekilde avlanan hamsiden umduğunu bulan balıkçılar palamutta ise istenilen avı gerçekleştiremedi. Trabzon’daki farklı limanlara demirleyen bazı balıkçılar gelecek sezon için şimdiden teknelerini ve ağlarını bakıma alırken, bazıları da Mayıs’ta Orkinos avı için Akdeniz’e gitmeye hazırlanıyor.
Ordu’dan gelerek Beşikdüzü limanına demirleyen Yılmaz Balıkçılık isimli teknede gemicilik yapan Muttalip İşlek, sezonu erken kapattıklarını belirterek “Bu sene hamsi güzeldi, palamut yoktu. Allah bereket versin. Hamside yüzümüz güldü. Hamsi harici diğer balıklar tükendi gibi bir şey oldu. Bu sene İstanbul’dan Trabzon’a kadar her yerde avlandık” dedi.
Yılmaz Balıkçılık gemisinin reisi Volkan Şener ise, bu sene ağlarda çok fazla balığın kalmadığını dile getirerek “Sezonu kapattık. Bu sene mazotun pahalı olması nedeniyle sezonu erken bitirdik. Ağlarda çok balık kalmıyor. Çok çeşit balığımız kalmadı. Sadece hamsi, palamut olmadı. Avcılık oldu, yüzümüz güldü ancak mazot pahalı olduğu için pek bir şey kalmıyor” şeklinde konuştu.
Orkinos avı için Mayıs’ta Akdeniz’e gidecekler
Mayıs’ta Orkinos avcılığını başlayacağı için Akdeniz’e gitmeyi düşündüklerini kaydeden Şener, “Balıkçılık iyiye gitmiyor. Tutulan balıklar tekneleri bakmıyor. Mevsim kısa geçtiği için mecburen yurtdışına giden tekneler var. Afrika’ya da gittim orada da balıkçılık yaptım. Burada 3 ay balıkçılık sürüyor sonrasında bir şey kalmıyor. Sadece hamsi. Palamut her sene olmuyor. 10 yıl önce balık para ediyordu. Şimdi masraflarımız ağır. Şuan sezon bitti. Ağların bakımı yapılıyor. Bayrama kadar bakımları bitirmiş oluruz. Herkesin payını alıp gidecek. Mayıs’ta Orkinos avcılığı başlayacak. Onun için Alanya, Antalya tarafına doğru gideceğiz. Teknelerin çok olması nedeniyle mecbur tekne sahipleri Moritanya ve diğer ülkelere gidiyor. Şuanda belki de Moritanya’da 15-20 tane Türk balıkçısı var. Bu teknenin günlük 3-5 ton yakıt masrafı oluyor. Gemicisi, kumanyası derken bu tekne av yapmak zorunda” diye konuştu.
“Eski balık ve balıkçılık yok”
19 yıldır balıkçılık yapan Hilmi Erçin de balıkçılıkta eski yılların arandığını söyledi. Eski balık ve balıkçının olmadığını belirten Erçin, “Av sezonu orta yollu geçti diyelim. Ne iyi ne kötü. Bazılarına iyi bazılarına kötü. Bu sene genelde hamsi oldu. Sezon başında az istavrit oldu. Allah bereket versin. Nisan’dan sonra Orkinos avı belli olacak. Olursa Orkinos avı yoksa önümüzdeki sezonu bekleyeceğiz. 19 yıldır balıkçılık yapıyorum. Balıkçılıkta eski dönemler aranıyor. Artık tekne sahipleri gemici aramaya başladı. Ağ tamir işini bilenler yaşlanıyor. Yaşlandıkça sezondan çıkıyor. Tekne sahipleri bunu yapanı artık bulamıyor. Onun için her şey zor. Eski balık ve balıkçı yok. Eskiden bu bölgede hamsi yılbaşına kadar kalırdı. Şimdi Aralık olmadan hamsi Gürcistan’a veya başka yere gidiyor. Biz burada avlanmaya devam etsek ağlarda hiç balık kalmaz. Onun için Gürcistan ve diğer bölgelere gidiyoruz. Balıkçı tekneleri artıyor. Arttıkça Avrupa ülkelerine açılmaya başladılar. O da ayrı bir sektör. Sadece Moritanya değil Umman, Somali gibi 5-6 ülke var. Orada da bir ekmek kapısı var. Bakarsın palamut 2-3 sene olur, 3-4 sene olmaz. Geçen sene palamut boldu, bu sene yoktu. Önümüzdeki sene olacak ama belki de daha az olacak. Tecrübelerime göre çok fazla beklentim yok. 19 yıl önce balıkçılığa başladığım sene öyle bir palamut oldu ki şuana kadar o palamutçuluk hiç olmadı gibi geliyor” ifadelerini kullandı.
Öte yandan denizlerde trol ve gırgır ağları ile avcılık yapan balıkçılar için 1 Eylül’e kadar sürecek yasak 15 Nisan’da başlayacak. – TRABZON
]]>Geçen yıl trafiğe tescil edilen motosiklet sayısı 2022’ye göre yüzde 130 artışla 957 bin 292 oldu. Buna bayi stokları da dahil edildiğinde satış sayısının 1 milyona ulaştığı öngörülmüştü.
Türkiye İstatistik Kurumu ve Motosiklet Endüstrisi Derneği (MOTED) verilerine göre, motosiklet satışlarındaki yukarı yönlü trend, bu yılın ilk 2 ayında da devam etti. Trafiğe kaydı yapılan motosiklet sayısı, şubatta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 130,4 artışla 84 bin 611 oldu. Ocak-şubat döneminde ise satışlar yüzde 87,4 artarak 144 bin 840 adet seviyesinde gerçekleşti.
“2024 için tahminlerimizi yukarı yönlü revize ettik”
MOTED Genel Koordinatörü Remzi Öztürk, İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen “Motobike İstanbul 2024” fuarında AA muhabirine yaptığı açıklamada, fuara bu yıl 195 stantta 300 markanın katıldığını, 23 Mart’ta sona erecek fuarın ziyaret tarihlerinin bu yıl ilk kez pazar gününü kapsamadığını söyledi.
Geçen yıl motosiklet satışlarının tarihte ilk kez otomobil satışlarını geçerek 957 bin 292 adet olduğunu dile getiren Öztürk, “Bu büyük ve rekor bir rakam. Biz 2024 yılının bu paralelde 1 milyon 100 bin-1 milyon 150 bin civarında olacağını tahmin ediyorduk. Ancak B sınıfı ehliyetle A1 Sınıfı motosiklet kullanma yetkisi getirilmesiyle tahminimizi yukarı yönlü revize ettik. Bu da yüzde 10, yüzde 20 gibi bir artış getirecek.” dedi.
Öztürk, bu yıl için rekor satış öngördüklerini ifade ederek, “Baktığımızda ilk 2 ay 144 bin 840 adet motosiklet satıldı. Motosiklet pazarı 2 ayda yüzde 87 büyüdü. Yılı bu gidişle tamamlarsak 1,5 milyon adetle rekor motosiklet satışına gideceğiz.” diye konuştu.
“Bütün bayilerimizde, firmalarımızda yeterli stok var”
Remzi Öztürk, sadece 250 cc üstü motosikletlerde bekleme süresinin olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Şu anda stoklar yeterli. Bütün bayilerimizde, firmalarımızda yeterli stok var. Herhangi bir ürünün karaborsaya düşmesi gibi bir durum yok şu anda. Tabii 250 cc üstü ÖTV yüksek olduğu için burada yüksek adette stok getirilmiyor. Talepler de burada karşılanamayabiliyor. Ancak 1-2 ay içinde ekstra siparişler olduğu zaman da karşılanıyor. Pazarın yüzde 98’i i zaten 250 cc altı. Yüzde 2’si onun üstü. Burada aşırı bir talep zaten yok.”
“Son dönemde yükselen trend elektrikli araçlar, elektrikli mobilite”
Big Way Motor Group Genel Koordinatörü Mehmet Sevi de elektrikli motosikletlere ilgiye değindi. Fuarda elektrikli motosikletlerle boy gösterdiklerini dile getiren Sevi, şöyle dedi:
“2002 yılından beri ithalat, ihracat yapıyoruz. Asya ile Avrupa’yı bağlıyoruz, transit ticaretimiz var. Son dönemde de yükselen trend elektrikli araçlar, elektrikli mobilite… Bunun üzerine araştırmalar yaptık ve elektrikli motor işine girmeye karar verdik. Son dönemlerde de özellikle 2022 ve 2023 yıllarında bir artış gösterdi elektrikli motorlara olan ilgi. Biz de bunu fırsata çevirmek istiyoruz ve yükselen pazarda pastadan payımızı almak istiyoruz.”
Sevi, Türk tüketicisinin son dönemlerde elektrikli otomobillere olduğu gibi elektrikli motosikletlere de yoğun ilgi gösterdiğini, elektrikli motosikletlerin bu yıl pazarda daha fazla paya sahip olmasını beklediklerini ifade etti.
“Önümüzdeki yıl da artış trendinin devam etmesini bekliyoruz”
Fuarda scooter segmentindeki farklı ürün yelpazesini Rutec ve Goe markalarıyla sergileyen Çetur Çelebi’nin Genel Müdürü Hakkı Azim de geçen yıl motosiklette 1 milyona ulaşan satış sayısıyla (bayi stokları dahil edildiğinde) rekor kırıldığını belirterek, “Motosiklet satışlarında bütün Avrupa pazarında Türkiye olarak birinci sıradayız. Bu yıl da motosiklet pazarının büyümesiyle ilgili benzer bir beklenti içindeyiz.” diye konuştu.
Elektrikli motosiklet pazarının da büyümeye devam ettiğini söyleyen Azim, “Biliyorsunuz elektrikli otomobillerde de oldukça fazla bir talep var. Pazarın neredeyse yarısına yakın bir rakam elektrikli motosikletlerden oluşuyor. Önümüzdeki yıl da aynı trendin devam etmesini bekliyoruz.” ifadesini kullandı.
“Elektrikli motorların ilk etapta pazardan yüzde 5-10 pay alması bekleniyor”
Kawasaki Satış Danışmanı Muhammed Ali Kutucu da motosiklet satışlarında ilk 2 aylık performansın 2023 yılı ortalamasının üzerinde gerçekleştiğini, bundan sonraki sürecin nasıl ilerleyeceğinin dolar kuruna bağlı olabileceğini dile getirdi.
Elektrikli motosikletlere ilginin çok yoğun olduğunu belirten Kutucu, “Dönüşüm biraz zaman alacak gibi görünse de elektrikli otomobillerde olduğu gibi bunun beraberinde getireceği olumlu etkenler kaçınılmaz. Elektrikli motorların ilk etapta pazardan yüzde 5-10 pay alması bekleniyor.” dedi.
]]>GBB Tarımsal Hizmetler ve Gıda Daire Başkanlığına bağlı Coğrafi İşaret ve Markalaşma Şube Müdürlüğü ve Araban Ziraat Odasının ortak çalışmaları sonucunda Araban Sarımsağı, 21 Mart 2024 tarihinde Araban Ziraat Odası adına Avrupa Birliği’nde tescillendi. 2013 yılında Avrupa Birliği tarafından tescillenen Antep Baklavası’nın ardından Araban Sarımsağı Gaziantep’te tescil alan ikinci ürün oldu.
Türkiye’de toplam üretiminin yüzde 35’i Gaziantep’te olan ve özel lezzet kaynaklarından biri sayılan Araban Sarımsağı, diğer sarımsaklara kıyasla daha fazla aromatik bileşenlere sahip olmasının yanı sıra diş ve kabuk yapısıyla farklılığını belirginleştiriyor.
Türkiye’nin Avrupa Birliği’nde başvuruda bekleyen ürün sayısı 44, coğrafi işaretli ürün sayısı ise Araban Sarımsağı ile 21’e ulaştı.
“Sarımsak hem ekonomi hem de şifa”
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin konuyla ilgili yaptığı açıklamada tescilin alınmasıyla büyük bir mutluluk ve heyecan yaşadığını dile getirerek, “Bu bir takım iş ama şunu görüyoruz ki çalışınca oluyor, gayret edince başarı geliyor. ‘Yüzüncü yıl, yüz coğrafi işaret’ dedik 105 coğrafi işaret aldık. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak yalnızca bu işlere bakan bir şube müdürlüğümüz var. Benim inandığım şeylerden birisi de önem verdiğini bir alanı belediye olarak ve kurumsal olarak birinci iş olarak yapmazsanız bunlar dilek ve temenni olur. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak ilk başta bu işi bir şube müdürlüğüne dönüştürdük, bütçe ayırdık. Sarımsak denilen şey hem ekonomi hem de şifa. Sarımsak doğal antibiyotik ve dünyanın doğal antibiyotiğe ihtiyacı var. Bu yüzden Araban bizim için çok özel ve güzide bir ilçemiz. Bir taraftan sarımsak var diğer taraftan Habeş Kanyonu’na sahip ve bunun için yatırımlarımız sürüyor. Sarımsak içinde ne kadar çok üretmemiz, tanıtmamız, tüketim ve katma değerinin arttırılmasına baktık” dedi.
“100 Avrupa coğrafi işareti alana kadar durmak yok yola devam diyoruz”
Konuşmasının devamında Gaziantep’in baklavanın Avrupa Birliği Coğrafi İşaret Tecili çalışmasına değinerek, “Türkiye’de kendi coğrafi işaretimizi aldık ama artık biz biliyoruz ki ürünlerimiz için Avrupa Birliği Coğrafi İşareti’ni almazsak bize dair ürünlere başka ülkeler sahip çıkıyor. Gaziantep bu bilinçle ilk Avrupa Birliği Coğrafi İşareti’ni sanayi odasının başvurusuyla baklavada aldık. Bugünde Araban Sarımsağı bu sisteme girdi. Bundan sonra soğuk hava deposuyla, sarımsak üreticisinin katma değer elde edeceği, sarımsak tozu ve siyah sarımsak çalışmalarını yapmamız gerek. Siyah sarımsağı çalışarak özellikle hem faydalarını koruyarak kokudan rahatsız olanlar için alternatif bir üretim yapmış olacağız. Bu döngüsel sistemi kurduğumuz ve yaptığımız zaman kazancın sahibi Araban çiftçisi, Araban ekonomisi, Gaziantep’in yeşil ekonomisi olacak. Artık dünya yeşil ve akıllı ekonomiye gidiyor ve bunu inşa etmemiz gerekiyor. Bu sarımsak bize doğru yolda olduğumuzu ve çalışınca bunu nasıl başaracağımızın özgüvenini verdi. 100 Avrupa Coğrafi İşareti alana kadar durmak yok yola devam diyoruz” ifadelerini kullandı.
Araban Ziraat Odası Başkanı Hasan Altun, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne verdiği desteklerden dolayı teşekkür ederek, “Bu patente başvuru için ilk onlar başladı ve devamını getirdi. Buna ne kadar minnet, teşekkür etsek azdır, bu yaşadığımız sevinci kelimelere sığdıramıyoruz. Başkanımız Fatma Şahin hep ilçemizin sıkıntılarının giderilmesi için yanımıza geliyor, hasatlarda hep bizimle birlikte yan yana oluyor” diye konuştu.
Gaziantep, Türkiye’de en fazla coğrafi işarete sahip olan il konumunda yer alıyor. Şu anda 105 Coğrafi coğrafi işaretli ürün ve 1 adet geleneksel ürün ile en üst sırada yer alan Gaziantep’in mutfağına ait Antep Menengiç Kahvesi, Antep Lahmacunu, Antep Fıstığı, Antep Fıstık Ezmesi, Oğuzeli Nar Ekşisi ve Antep Muskası coğrafi işaret tescili için sıra bekliyor. – GAZİANTEP
]]>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Dünya Su Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Su Günü’nün her yıl farklı bir temayla kutlandığını hatırlatan Bayraktar, bu yıl ki temanın ‘Barış İçin Sudan Faydalanmak’ olarak belirlendiğini ifade etti. Bayraktar, su kaynaklarının geliştirilmesinde temel yaklaşımın çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik olması gerektiğini aktardı.
“İklim değişikliği nedeniyle 2050 yılında tahıl fiyatlarında yüzde 29’a varan oranda artış yaşanabilir”
İklim değişikliğinin çağın en önemli problemleri arasında yer aldığını ve yaşamın her alanında olumsuz etkilere sahip olduğunu kaydeden Bayraktar, iklim değişikliğinden en çok tarım sektörü etkilendiğini belirtti. Bayraktar, “Küresel ısınma kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle 2050 yılında tahıl fiyatlarında yüzde 29’a varan oranda artış yaşanmasının muhtemel olduğu ve bu durumda dünya üzerindeki milyonlarca kişinin daha açlık riskiyle karşı karşıya kalacağı tahmin ediliyor. Dünyada açlıkla mücadele devam ederken, iklim değişikliği nedeniyle tarımsal üretimde yaşanabilecek kayıplar daha da önemli hale geliyor” diye konuştu.
“Artan nüfusun gıda ihtiyacının karşılanması tarımsal verimliliğin artışından geçiyor”
Bayraktar, dünya nüfusu her yıl ortalama yüzde 1,1 oranında arttığını ve bu artışın devam etmesi halinde 2050 yılında dünya nüfusunun 10 milyara ulaşabileceğini ifade etti. Dünyada tarım için küresel su talebinin de 2050 yılına kadar yüzde 35 oranında artış göstermesinin beklendiğini sözlerine ekleyen Bayraktar, “Artan nüfusun gıda ihtiyacının karşılanması ancak tarımsal verimliliğin ve üretimin artışından geçiyor. Son yıllarda dünya tarımsal üretimi ve ticaretinde önemli rolü olan ülkelerde yaşanan kuraklık ve diğer afetler tarım ürünlerinde önemli kayıplara neden oldu. Üretimi düşen ülkeler kendi ihtiyacını karşılamak adına ihracatını kısıtladı. Gelecekte tarımsal üretimin artan nüfusa karşı yetersiz kalmasıyla dünyada artan gıda milliyetçiliği, ülkelerarası barışı olumsuz etkileyebilir” ifadelerine yer verdi.
“Sulamaya açılmayan tarımsal alanların önce sulamaya açılması gerekiyor”
Tarımsal üretimde artışın sürdürülebilirliği; minimum kaynak ve girdi tüketimi, düşük maliyet ve doğaya minimum zararla sağlanabileceğine dikkati çeken Bayraktar, bunun sağlanabilmesi için modern üretim teknolojilerine geçilmesi ve uygun araçların kullanılması gerektiğini dile getirdi. Türkiye’nin de modern uygulamaların faydalarından yararlanmak ve suyu kaynaklarını kontrollü tüketmek için çalışmalar yapılması gerektiğini aktaran Bayraktar, “2023 yılı sonu itibarıyla ülkemizde ekonomik olarak sulanabilir 8 buçuk milyon hektar tarım arazisinin brüt 7,1 milyon hektarı sulamaya açıldı. Tarımsal üretimde suyun gücünü en üst seviyede kullanabilmek için, kalan 1,4 milyon hektar alanın da bir an önce sulamaya açılması gerekiyor” açıklamasında bulundu.
“Çiftçilerimizin modern sulama sistemlerini kullanmaları teşvik edilmeli, hibe ve krediler artırılmalıdır”
Bayraktar, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için mevcut durumda yüzde 68 olan sulama oranının ve yüzde 51 olan sulama randımanının artırılmasının önemli olduğunu sözlerine ekleyerek, “Bunun yanı sıra yer altı barajlarının sayısının artırılması, sulama projelerinin biran önce tamamlanması, modern sulama sitemlerinde teşvik ve kredilerin artırılması, kuraklığa dayanıklı kültür bitkileri tarımı teşvik edilmesi gibi hususlar olabildiğince en kısa zamanda hayata geçirilmelidir. İklim değişikliğine adaptasyon için ise farkındalığın artırılması, çiftçilerin konuyla ilgili bilgilendirilmesi, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi, konuya ilişkin plan ve projelerin bir bütün olarak ele alınması gerekir” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>ABD Merkez Bankası’nın (Fed) para piyasalarındaki fiyatlamalara göre haziranda faiz indirimlerine başlayabileceği öngörülürken, dün İsviçre Merkez Bankası’nın faiz indirimine gitmesi varlık fiyatları üzerinde etkili oldu.
Analistler, Fed’in diğer büyük merkez bankalarından daha sonra faiz indirimlerine başlayabileceği endişesinin doların güçlenmesine neden olduğunu ifade etti.
Dolar endeksi, dün İsviçre Merkez Bankası’nın faiz indirimine gitmesinin ardından yaklaşık yüzde 1 yükselerek 104 seviyesinin üzerine çıktı.
Öte yandan, ABD’de açıklanan veriler, ülke ekonomisinde aktivitenin güçlü kaldığına işaret etmeye devam ediyor.
Ülkede Philadelphia Fed İmalat Endeksi, martta 3,2’ye gerilemesine rağmen art arda ikinci ayda pozitif değer alarak sektörde genişlemenin sürdüğünü gösterdi. ABD’de cari işlemler açığı ise geçen yıl yüzde 15,7 azalışla 818,8 milyar dolara geriledi.
Ülkede imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), martta aylık 0,3 puan artarak 52,5 ile 21 ayın en yüksek seviyesine çıktı. Piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşen endeks, imalat sektöründeki genişlemeye işaret etti. ABD’de hizmet sektörü PMI ise martta geçen aya göre 0,6 puan azalışla 51,7 değerine indi.
ABD’de ikinci el konut satışları, şubatta yüzde 9,5 artışla beklentilerin üzerinde gerçekleşirken son bir yılın en yüksek artışı kaydedildi.
Söz konusu gelişmeler tahvil piyasalarında alış eğilimini güçlendirirken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,25 seviyesine indi.
Güçlenen dolar, dün 2.223 dolarla zirveyi gören altının ons fiyatında satış baskısının güç kazanmasına neden olurken, altının ons fiyatı şu sıralarda 2.181 dolardan alıcı buluyor.
Düşüş eğilimini üst üste üçüncü işlem gününe taşıyan Brent petrolün varil fiyatı da şu sıralarda yüzde 0,5 düşüşle 84,6 dolardan işlem görüyor.
Analistler, bugün Fed Başkanı Jerome Powell’ın açıklamalarının takip edileceğini belirterek, açıklamalardan alınacak sinyallerin piyasaların yönü üzerinde etkili olmasının beklendiğini ifade etti.
Dün New York borsasında S&P 500 endeksi yüzde 0,32, Nasdaq endeksi yüzde 0,2, Dow Jones endeksi yüzde 0,68 yükseldi ve 3 endeks de kapanış rekoru kırdı. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de alış ağırlıklı bir seyirle başladı.
Avrupa borsaları dün alış ağırlıklı bir seyir izlerken, İngiltere Merkez Bankası (BoE) faiz oranını yüzde 5,25’te sabit bıraktı.
Buna karşın İsviçre Merkez Bankası’nın “sürpriz” şekilde politika faizini yüzde 1,50’ye indirmesi piyasalarda oynaklığın artmasına neden oldu. Bankadan yapılan açıklamada, iş gücü piyasasındaki zayıflamanın gelecek dönemde daha da hızlanabileceği vurgusu yapıldı. Söz konusu kararın ardından dolar/İsviçre frangı paritesi, yaklaşık yüzde 1,1 yükselişle 0,8996 ile Kasım 2023’ten bu yana en yüksek seviyeyi test etti.
Dün Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,22, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 1,88 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,91 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise karışık bir seyirle başladı.
ABD’de piyasaların pozitif seyretmesine karşın güçlenen dolar Asya’da pay piyasalarını baskılarken, Japonya’da Tüketici Fiyat Endeksi’nin (TÜFE) beklentilere paralel şekilde artması Japonya piyasalarının pozitif ayrışmasında etkili oldu.
Japonya’da TÜFE ve çekirdek TÜFE yıllık yüzde 2,8 artarken, bu durumun ülkede harcamaların hız kazanabileceği ve ülkedeki ekonomik aktiviteyi olumlu etkileyebileceği beklentisi satın alınıyor.
Bununla birlikte dolar/yen paritesi rekor seviyelerde işlem görmeye devam ederken, şu sıralarda 151,5’ten alıcı buluyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,4 artarken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,9, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,2 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,5 geriledi.
Yurt içinde dün alıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 2,07 değer kazancıyla 9.140,70 puandan tamamlarken, söz konusu yükselişte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 500 baz puanlık faiz artırımının ardından bankacılık ve holding sektörlerindeki alışlar etkili oldu.
Dolar/TL dün, önceki kapanışının yüzde 0,6 altında 32,0384’ten tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,1500 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde reel kesim güven endeksi ve kapasite kullanımı, yurt dışında ise Fed Başkanı Jerome Powell’ın konuşmasının yanı sıra İngiltere’de perakende satışlar ve Almanya’da Ifo iş dünyası güven endeksinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.250 ve 9.400 seviyelerinin direnç, 9.000 ve 8.900 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, mart ayı reel kesim güven endeksi
10.00 Türkiye, mart ayı kapasite kullanım oranı
10.00 İngiltere, şubat ayı perakende satışlar
12.00 Almanya, mart ayı Ifo iş dünyası güven endeksi
16.00 ABD, Fed Başkanı Powell’ın konuşması
]]>Asmalı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın da katılımıyla, Altındağ Kültür Merkezi’nde düzenlenen MÜSİAD Ankara Şubesinin geleneksel iftar programında yaptığı konuşmada, bu yıl ramazan ayına buruk girdiklerini, aylardır Gazze’de büyük bir trajedi yaşandığını söyledi.
Gazze halkının, kendi topraklarında siyonist İsrail rejiminin zulmüne maruz kaldığını dile getiren Asmalı, “6 aydır oradaki masum insanlar katlediliyor ve uluslararası aktörler ve maalesef İslam dünyası, yani bizler çaresiz bir şekilde izlemek zorunda kalıyoruz.” diye konuştu.
Filistin topraklarında devam eden gasp ve hırsızlığın bugün Gazze’de soykırımla devam ettiğini anlatan Asmalı, Gazze’yi, Kudüs’ü ve Filistin’i hiçbir zaman unutturmayacaklarının altını çizdi.
Asmalı, “Gazze’de soykırıma uğrayan, zulüm gören mümin kardeşlerimiz için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz, göstermeye de devam edeceğiz. Temennimiz, Filistinli kardeşlerimizin de inşallah bir an önce barış ve huzura kavuşmasıdır.” ifadesini kullandı.
“Türkiye büyük bir sıçrama döneminin arifesinde”
Türkiye’nin, birçok badireye ve felakete rağmen ayakları üzerinde duran, siyasi ve ekonomik istikrarı yakalayan ve sürekli büyüyen bir ülke olarak bölgesinde güvenli bir liman olmaya devam ettiğini vurgulayan Asmalı, son 21 yılda atılan adımların sonuç verdiğini, savunma sanayisinden enerjiye, sağlıktan turizme kadar devasa hamleler yaptığını ifade etti.
Asmalı, yetişmiş insan gücü, esnek üretim kapasitesi, stratejik konumu ve güçlü lojistik altyapısıyla Türkiye’nin büyük bir sıçrama döneminin arifesinde olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:
“Sabırlı ve kararlı olursak, bu tarihi hamleleri de hep beraber yaşayacağız ve adım adım Türkiye Yüzyılı vizyonuyla hedeflerimize birer birer ulaşacağız inşallah. Dünya kritik ve tarihi bir dönemden geçiyor. Artık iki kutuplu dünya yok. Tek kutuplu bir dünya da mevcut değil. Çok kutuplu bir dünyada, yeni bir düzen arayışının olduğu günümüzde Türkiye, artık oyunun bir parçası değil, oyun kurucu ülke olarak temayüz ediyor. Elbette bunun bir bedeli var. Terör örgütlerine, bölgesel aktörlere ve küresel güçlere rağmen bu adımları atmak, sağlam bir ekonomiyle ve güçlü bir siyasi iktidarla mümkündür. Çok şükür Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bu güçlü irade bizde mevcut.”
MÜSİAD ailesi olarak ülkenin büyük hedeflere ulaşmasında ticari ve ekonomik kapasitesini artırmasına katkıda bulunduklarını anlatan Asmalı, omuzladıkları dava ve sorumluluklarının ne kadar önemli olduğunun farkında olduklarını dile getirdi.
Asmalı, sabırla, kararlılıkla ve samimiyetle, bu tarihi dönemde devletin ve milletin yanında olmaya devam edeceklerinin altını çizerek, “Bizleri güçlü kılacak en önemli şey bir ve beraber olmamızdır. Ancak biz olursak kendi gücümüzü ortaya çıkarabiliriz. Faydasız işlerden kaçınmalı, insanlığa yarar sağlayacak, güzel işler için alın teri dökmeliyiz. İnşallah, bu ay sonunda yapılacak olan yerel seçimlerin ardından, ekonomimizdeki dinamizmin daha da artacağını ve böylece, ekonomik sorunların kalıcı bir şekilde sona ereceğini öngörüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Üretimi arttırmak, istihdamı çoğaltmak, ihracatımızı yükseltmek için çok çalıştık”
MÜSİAD Ankara Şube Başkanı Hasan Fehmi Yılmaz da geçen yıl ramazanı büyük bir depremle yaşadıklarını, bu yıl da Filistin’de büyük kıyımla karşılaştıklarını söyledi.
Gazze’deki yardıma muhtaçlar için büyük bir kenetlenme gösterdiklerine işaret eden Yılmaz, 75 bin gıda kolisi ve açlıktan ölmek üzere olan bebeklere 17 bin 120 paket yerli bebek maması ve temel ihtiyaç maddelerini gönderdiklerini aktardı.
Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Yerli ve milli üretimi yapacaksınız, Türkiye’yi yurt dışına muhtaç etmeyeceksiniz” çağrıları doğrultusunda yerli üretici ve sanayicilerin yanında olduklarını belirterek, “Türkiye’nin üretici gücü olduk, üretimi arttırmak, istihdamı çoğaltmak, ihracatımızı yükseltmek için çok çalıştık ve çalışmaya da devam edeceğiz.” dedi.
]]>Bakan Bolat; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı ve MÜSİAD Ankara Başkanı Hasan Fehmi Yılmaz ile Altındağ Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen MÜSİAD Ankara Geleneksel İftar Programı’na katıldı.
MÜSİAD’ı, Anadolu’dan dünyaya uzayan yolculuğunda gösterdiği başarı dolayısıyla tebrik eden Bolat, derneğin 34 yıl önce başlayan serüveninde emeği geçen tüm kurucu, başkan ve üyelere teşekkür etti.
Bolat, 2002’de 238 milyar dolar ile devralınan ekonomik büyüklüğün, 1 trilyon 118 milyar dolara ulaştığına işaret ederek, “2002’de 3 bin 608 dolar olan kişi başına milli gelirimizin, 2023’te 13 bin 110 dolara yükselmesi artan ekonomik büyüklüğün vatandaşlarımıza, onların refah düzeylerine ve satın alma güçlerine yaptığı katkıyı göstermektedir.” diye konuştu.
Pandeminin ardından 14 çeyrektir ekonominin kesintisiz büyüdüğüne dikkati çeken Bolat, 2023 yılının yüzde 4,5 büyüme ile kapatıldığını belirtti. Mal ihracatında 2002’deki 36 milyar dolardan, 2023’te 7,5 kat artışla 256 milyar dolara, hizmetler ihracatında 2002’de 14,5 milyar dolardan 7 kat artışla 100 milyar dolara yükseldiğinin altını çizen Bolat, bu rakamların Cumhuriyet tarihinin rekorları olarak kaydedildiğini aktardı.
“Türkiye Yüzyılı vizyonu ile yola devam ediyoruz”
Bolat, dış ticaret ve cari işlemler açığını kapama konusunda büyük adımlar atma noktasında olunduğuna değinerek, “Geçen mayıs ayında 122,5 milyar dolar olan 12 aylık dış ticaret açığımızı, şubat itibarıyla 93 milyar dolara ve yine geçen mayıs ayında 60 milyar dolar olan cari açığımızı, ocak ayı itibarıyla 37,5 milyar dolara düşürmeyi başardık. İnşallah şubat rakamları açıklandığında, cari işlemler açığımızın 32 milyar dolar civarına düştüğünü göreceğiz. İstihdamın 19 milyon kişiden, 32 milyon 200 bin kişiye yükselmesi, Türkiye’nin dünya ekonomi liginde cari fiyatlar ve döviz kurları bazında 17. sıraya, satın alma gücü bazında 11. sıraya yükselmesi, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki kadroların 21 yıldır durmak bilmeden çalışmalarıyla mümkün olmuştur.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye Yüzyılı vizyonu ile yola devam edildiğini dile getiren Bolat, Bakanlık olarak Türk Eximbank kaynaklarıyla ihracatçılara bu yıl 50 milyar dolarlık kredi ve sigorta desteği sağladıklarını bildirdi. Kurumlar vergisinin ihracatçılar için 5 puan düşürüldüğünü aktaran Bolat, Merkez Bankası kaynaklarından yüzde 50 sübvansiyonlu reeskont kredileri olanağı tanıdıklarını vurguladı. Bakanlığın yıllık bütçesinin yüzde 60’ını da ihracat desteği olarak sunduklarını kaydeden Bolat, şu ifadeleri kullandı:
“Seçime sayılı günler kala kampanyalar devam ediyor. Ankara’nın, Türkiye’nin bu hızlı gelişmesine paralel olarak, Ankara’yı dünya başkenti yapabilecek projelerle iddiasını ortaya koyan Cumhur İttifakı’nın Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Turgut Altınok ile altın bir dönem yaşatacağını ümit ediyoruz ve bu noktada sizlere güveniyoruz. Kadir Gecenizi şimdiden tebrik ediyorum, bayrama da hep birlikte sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde ulaşmayı yüce Allah’tan niyaz ediyorum.”
]]>İzmir’de Bayburt Grup’a ait Agrobay Seracılık’ta sendika üyesi oldukları gerekçesiyle işten çıkarılan 39 işçiden Dudu Güven ve Şehriban Kapaklıkaya Ankara’da Çalışma Genel Müdürü Mehmet Baş ile görüştü. Görüşmeyi anlatan Kapaklıkaya, “Biz bin bir hayal ve ümitle gelmiştik. Bize ‘Neden sigortasız çalıştığınızda şikayet etmediniz?’ dedi. Biz suçlu durumda kaldık. İki dakika bizimle görüştü. ‘Toplantım var, gidiyorum’ dedi. Biz buraya derdimizi anlatmaya geldik. Para, sadaka istemeye gelmedik” diye konuştu.
İzmir’de Bayburt Grup’a ait Agrobay Seracılık’ta sendika üyesi oldukları gerekçesiyle işten çıkarılan 39 işçiden Dudu Güven ve Şehriban Kapaklıkaya Ankara’da Çalışma Genel Müdürü Mehmet Baş ile görüştü. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin Olgunlar Sokak’taki Madenciler Anıtı önünde yaptığı destek açıklamasına katılan Agrobay işçisi kadınlardan Kapaklıkaya, görüşmede yaşananları anlattı. Kapaklıkaya şöyle konuştu:
“İKİ DAKİKA BİZİMLE GÖRÜŞTÜ. ‘TOPLANTIM VAR, GİDİYORUM’ DEDİ’
“Çalışma Genel Müdürü Mehmet Baş bize randevu vermişti. Biz bin bir hayal ve ümitle gelmiştik. Bize ‘Neden sigortasız çalıştığınızda şikayet etmediniz?’ dedi. Biz suçlu durumda kaldık. İki dakika bizimle görüştü. ‘Toplantım var, gidiyorum’ dedi. Bizi sekreterine yönlendirdi. Tabi ki doluyuz, derdimizi anlatacağız… Biz buraya derdimizi anlatmaya geldik. Para, sadaka istemeye gelmedik. Emeğimizi almaya geldik.
Bize kim sahip çıkacak? dedim. Biz buradan hakkımızı almadan gitmek istemiyoruz. -Bizden taraf olmadığını anlayınca Bize kim destek çıkacak? dedim. Kim bize yardım edecek? ‘Cebimden mi vereyim?’ dedi. Ben buraya senin cebinden para istemeye mi geldim dedim. Ne demek istiyorsun? dediğimde ‘demedim’ dedi. Ben sinirlendim. Sinir krizi geçireceğim. Arkadaşımla konuşmaya başladı. ‘Ben ne yaptığımı biliyor muyum?’ dedi. Nasıl ne yaptığını bilmiyorsun, rahat yerde, sıcak yerde oturuyorsun. Asıl ben bilmiyorum ne yaptığımı. Barakalarda yaşıyorum. Sokaklarda sürünüyorum. Beyefendi ne yaptığını bilmiyormuş. Biz buraya hakkımızı alalım diye geldik.”
“EVE GİTTİĞİMDE BAK YÜRÜDÜM, KAZANDIM DİYECEKTİM”
“Birileri yardım etsin. Birileri uzlaşmaya gelsin. Bize halk yardım ediyor” diyen Kapaklıkaya, işten çıkarıldıktan sonraki ekonomik zorlukları ise şu sözlerle anlattı:
“Ben işten çıktığımdan beri ayağıma çorap alamadım. Benim entübe hastası torunum var. Torunuma bakmak zorundayım. İletişimimi dört gündür kestim. Evdekiler de karşı. ‘Sen sokakta çığlık atmakla ne kazanacaksın?’,’Sokaklarda dolaşmakla ne yapacaksın?’ diyorlar. Komşularım da bunu söylüyor. Ben evden hastaneye randevu aldım, hastaneye gidiyorum diye çıktım. Buraya ümitle gelmiştim. Kazanacağım diye gelmiştim. Eve gittiğimde, bak yürüdüm, kazandım diyecektim. Şimdi ben bu cevabı evdeki aileme nasıl vereyim? Ben şov yapmadım. Kazandığım emeğimi çoluğum çocuğum yesin diye… Torunuma tıbbi malzemeler alınıyor. Dünyanın masrafı. Ben zor yetişiyorum. Ben entübe hastası torunumun babasına nasıl şunu alacağım, bana para ver diyeyim.
Ben bu zamana kadar kendi ekmeğimi yiyen bir insanım. Eşimden dahi beş kuruş para istemedim. Evimi, çoluğumu çocuğumu yönettim. Ramazan geldi. Benim beş tane torunum var. Torunlarıma el öptüklerinde ne vereceğim? Hangi parayı vereceğim? Giyim, kuşam ne alacağım onlara? Bakan bize hakkımızı verecek diye geldik.”
]]>Bayraktar, Adana Ticaret Odasında iş insanlarıyla bir araya geldiği toplantıda, Türkiye’nin çok önemli hedefle yoluna devam ettiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu Türkiye Yüzyılı vizyonunda, enerji ve tabii kaynaklar ile madenler alanındaki hedefleriyle ilgili katılımcıları bilgilendirmek istediğini ifade eden Bayraktar, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin malum, ekonomisinde en temel açmazlardan bir tanesi, bugün tam da Merkez Bankasının Para Piyasası Kurulunun aldığı faiz kararı var biliyorsunuz ama içinde bulunduğumuz enflasyonist ortam, Türkiye’de özellikle döviz meselesi. Ekonomimizdeki şu anda yaşadığımız bazı sıkıntıların temelinde aslında Türkiye’nin cari açık vermesi, Türk ekonomisinin maalesef cari açık üreten bir ekonomi olması yatıyor. Bu yönüyle baktığımızda da biz kendi üzerimize düşen tarafıyla elbette Türkiye’nin cari açık problemini çözmesi için aslında iki tane temel şeyi başarması lazım; bunlardan bir tanesi sizlerin, Türkiye’nin üreten insanlarının, Türkiye’nin müteşebbislerinin daha katma değerli ürünler üretmesi ve daha katma değerli ürünlerle daha kaliteli bir ihracat yapımızın olması neticesinde sanayimizin, üretimimizin bu anlamda dönüşmesi ve bu sayede Türkiye’nin daha fazla cari açık vermemesi, bu anlamda belki cari fazla veren bir ülke haline gelmesi. Bir başka çözümü veya eş zamanlı, beraber yapmamız gereken diğer konu ise Türkiye’nin enerji ithalatını, enerjideki dışa bağımlılığını düşürmesi meselesi.”
Bayraktar, Türkiye’nin enerjide “çok büyük bir fatura” ödediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçtiğimiz yıllarda bu yaklaşık 45-50 milyar dolar yıllık ödediğimiz enerji faturası, ithalat faturası, özellikle pandemi sonrası dünyadaki enerji ve emtia fiyatlarının artmasıyla beraber çok anormal rakamlara ulaştı. Örneğin 2022 yılında bizim ödediğimiz enerji faturamız yaklaşık 96,5 milyar dolar oldu. Şimdi düşünün bir ekonominiz var ve her yıl bu kadar rakamları, 100 milyar dolarlara yakın rakamları dışarı ödüyorsunuz. Bu ekonominin elbette bu cari açıkla, bu döviz ihtiyacıyla öyle günler yaşadık ve yaşıyoruz ki örneğin BOTAŞ’ın doğal gaz ithalat şirketimizin günlük ödemesi 1 milyar dolarları bulabiliyor. Dolayısıyla bu parayı piyasadan toplamaya kalktığınızda zaten dövizde bir hareket olmama imkanı yok. Onun için Türkiye’nin mutlaka bu enerjideki dışa bağımlılık yükünden kurtulması lazım. Bu yükü ekonomimizin üstünden almamız lazım. Bunu aldığımız durumda, Türkiye enerjideki dışa bağımlığı düşürdüğü ölçüde inşallah önümüzdeki 30 yılda bunu tamamen ortadan kaldırdığımızda ve sanayimizde bu dönüşümle beraber daha katma değerli ürüne dönüştüğü durumda daha kaliteli ihracat yaptığımız durumda Türkiye çok daha emin adımlarla, çok daha güçlü bir ekonomi olarak yoluna devam edecek.”
Enerjide dışa bağımlılığı bitirme hedefi
Bayraktar, enerjide dışa bağımlılığın bitirilmesi hedefiyle ilgili, “Türkiye Yüzyılı’nda biz Türkiye’nin önümüzdeki 30 yılda enerjide ve tabii kaynaklar alanında mutlak suretle dışa bağımlılığını bitirme hedefiyle yola çıkıyoruz.” diye konuştu.
Bu yolda çalıştıklarını vurgulayan Bayraktar, “Şu anda bile Türkiye’nin geçtiğimiz yıl elbette şubat ayı iyi bir gösterge olmayabilir ama 2022 yılının şubat ayına göre rakamlara bakıyoruz, hem elektrik hem doğal gaz talebinde artış var. Sanayide talebin arttığını görüyoruz. Dolayısıyla böyle bir ortamda bile ekonomimiz ve enerji talebimiz büyüyor. Dolayısıyla bizim artan talebi karşılarken, dışa bağımlılığı düşürmek gibi zorlu bir hedefimiz var.” ifadesini kullandı.
Bayraktar, Türkiye’nin enerji talebinin artmaya devam edeceğini öngördüklerini anlatarak, bunun için ortaya koydukları stratejilerden bahsetti.
Yenilenebilir enerji
Türkiye’nin yenilenebilir enerji konusunda çok ciddi potansiyelinin olduğunun altını çizen Bayraktar, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin mutlaka yerli ve yenilenebilir kaynaklarını, buna yerli kömürümüzü de dahil etmek durumundayım, mutlak suretle ekonomimize kazandırmamız lazım. Birinci unsur bu. Bu anlamda bugüne kadar yaptıklarımız, yani yenilenebilirde geldiğimiz nokta 22 bin megavatlara geldik güneş ve rüzgarda, diğer kaynakları da özellikle jeotermal ve hidrolik kaynakları kattığımızda bunlar yaklaşık yüzde 50’nin üzerine çıkıyor. Mutlaka Türkiye’nin güneşte ve rüzgardaki ilave potansiyelini devreye almamız lazım. Önümüzdeki 12 yılda bizim 60 bin megavat ilave yenilenebilir kurulu gücü sisteme katmamız lazım. Dolayısıyla yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları birinci önceliğimiz.”
Bakan Bayraktar, ikinci önemli önceliklerinin de sanayicilerin de üzerine gittiği “enerji verimliliği” konusu olduğunu dile getirdi.
Türkiye’nin enerjisini verimli kullanması gerektiğini, sanayicilerin bu konuda birçok proje geliştirdiğini belirten Bayraktar, “Türkiye geçtiğimiz 7 yılda, 2016-2023 yılları arasında enerji verimliliğinde yaklaşık yüzde 14’lük bir tasarruf sağladı. Yaklaşık 8,5 milyar dolarlık bir yatırım yapıldı bu konuda ve yeni dönemdeki 2024-2030 döneminde de yine benzer, yüzde 20’ye varan iddialı bir hedefle yola devam ediyoruz. Bu anlamda enerji verimliliğini de yenilenebilir enerji kaynaklarını, yerli enerji kaynaklarını devreye almak kadar önemsiyoruz.” diye konuştu.
Bayraktar, büyük ithalat kalemlerinin olduğu alanlarda mutlaka Türkiye’nin karalarında ve denizlerinde petrolünü, doğal gazını araması, varsa bulması ve üretmesi gerektiğini vurguladı.
Karadeniz gazının geçen yıl karaya ulaştırıldığını ve kullanımına başlandığını anımsatan Bayraktar, “Her gün takip ediyorum, bugün itibarıyla 3,7 milyon metreküplük bir üretim rakamına ulaşmış durumdayız. Bu ne demek? Yaklaşık 1,5 milyon haneye yetecek kadar doğal gazı şu anda kendimiz üretiyoruz demek. Elbette bu daha başlangıç.” ifadesini kullandı.
Doğal gazın, sanayi sektörü ve elektrik üretimi açısından da önemli olduğuna işaret eden Bayraktar, şunları kaydetti:
“Bizim 50 milyar metreküpü aşan tüketimimizin inşallah Karadeniz gazıyla 15-16 milyar metreküplük yıllık üretimlerle yüzde 30 civarında bir kısmını karşılayacağız ama geride koca yüzde 70 var. Dolayısıyla bunun için diyoruz ki mutlaka bizim Karadeniz’de, Akdeniz’de, karalarda olabilir daha yeni keşiflere ihtiyacımız var. Bu anlamda da 2024’te yine bu gemilerimizle, özellikle Karadeniz’de 3 lokasyonda aramayı hızlandıracağız. Burada yeni kuyular açacağız, yeni arama sahalarına girmiş olacağız. Onlardan eğer olumlu netice alabilirsek bunlar da yeni rezerv olarak kendi doğal gaz üretimimize dahil olmuş olacak.”
(Sürecek)
]]>Tüm bu yatırımların yanı sıra Büyükşehir statüsü ile birlikte ilçe belediyelerinden devrolan 1 Milyar 201 Milyon TL’lik borç ödemesi yaparken, FİTCH tarafından 8 defa AAA notu verilerek güçlü mali yapısını korudu.
Altyapıya dev yatırımlar
Büyükşehir Belediyesi ekipleri tarafından ortaya konan raporlar sonucunda kentin en büyük sorununun altyapı eksikleri olduğu tespit edilirken bu sorunların ortadan kaldırılması için önemli projeler hayata geçirildi. Projelerin hayata geçirilmesi için ilk olarak özellikle İller Bankası gibi yurtiçi kredi kuruluşlarından finans sağlamaya çalışan Büyükşehir Belediyesi bu girişimlerinden olumlu sonuç alamayınca Dünya Bankası ve diğer farklı yurtdışı kuruluşlarından maddi kaynak sağlamaya çalıştı. Dünya Bankasından alınan kredi ile birçok farklı altyapı projesi hayata geçirildi. Bu projelerin çok önemli bir kısmı Muğla’nın dünyaya açılan kapısı olan Bodrum ve Fethiye gibi turizm şehirlerinde yapıldı. Bodrum Turgutreis Atıksu Arıtma Tesisi, Gümbet Gümüşlük Atıksu Arıtma Tesisi kapasite artışı, Bodrum Kanalizasyon Hattı, Ferhiye Ölüdeniz Arıtma Tesisi yapımı, Hisarönü-Ovacık Kanalizasyon Hattı, Fethiye AAT kapasite artış projeleri gibi çok büyük altyapı projeleri tamamlanarak vatandaşların hizmetine sunuldu. Yine Milas Ören kanalizasyon ve arıtma tesisi, Türkevleri, Bozalan Çökertme içme suyu, Ula, Kavaklıdere kanalizasyon hatları, Datça Betçe içme suyu hattı, Marmaris Bozburun yarımadası içme suyu projesi gibi çok farklı noktalarda önemli çalışmalar yapıldı.
Büyükşehir Belediyesinin projeleriyle arıtma kapasitesi yüzde 60 arttı
Muğla’nın yeşili ve mavisinin korunması adına büyük önem taşıyan atık suyun bertarafı konusunda 2014 yılında günde 199 bin 430 metreküp su arıtılabilirken, bugün ise yüzde 60 oranında artış sağlanarak günde 319 bin 697 metreküp su arıtılıyor. Böylelikle sağlıksız suyun doğaya ve özellikle denize karışmasının önüne geçiliyor.
Muğla’da büyük altyapı eksiği bulunan Bodrum ilçesinde yapılan çalışmalar ile birlikte kıyı bölgelerindeki altyapıdan yararlanma oranı yüzde 46’dan yüzde 91’e yükseldi. İl genelinde Büyükşehir Belediyesi tarafından içme suyu konusunda da önemli yatırımlar yapılırken, 2014 yılında 9 bin 869 kilometre olan içme suyu hat uzunluğu 11 bin 454 kilometreye yükseldi.
Büyükşehir il genelinde 3 bin 256 kilometre yol çalışması yaptı
Muğla Büyükşehir Belediyesi 10 yıllık süreçte sorumluluğundaki yollarda 2 bin 346 km yolda 3 bin 256 km çalışma yaparak kırsal Muğla ile kıyı Muğla’yı birbirine bağladı. Muğla Büyükşehir Belediyesi, sadece yollara 1 Milyar TL harcama yaptı. Hizmet kalitesinin artması için MUSKİ, ek hizmet binası ve Makine İkmal tesisini yapan Büyükşehir Belediyesi ayrıca Muğla’ya Türkan Saylan Çağdaş Yaşam Merkezi, Kent Meydanı, Cengiz Bektaş Kent Belleği ve Kültür Merkezi, Turgutreis Yaşam Merkezi, Ortaca Cem ve Kültür Evi, Milas Kültür Merkezi yapımı, Yaşlılar için Huzur Evi, Karaçay Köprüsü, Geçici Hayvan Bakımevi, Menteşe ve Bodrum Otogarı, Yağ Hali, Kızılağaç Akaryakıt İstasyonu, Yatağan Hasan Haşmet Işık Yüzme Havuzu ve sosyal tesislerini kazandırdı. Ayrıca Gözcüler Evi, Çeşmeköy Camii, Pınarköy Camii, Cemil Toksöz Konağı, Ağa Bahçesi Konağı ve Sosyal Tesisi yenileme çalışmaları ile kültürel mirasa kazandırıldı.
Tarım destekleri büyüyerek devam etti
Muğla’da üreticiye ve tarıma da destek veren Büyükşehir Belediyesi kurduğu laboratuvarlar, yerel tohum merkezi, meyve sebze kurutma tesisi, deneme bahçeleri, ipekböcekçiliği desteklemeleri, alım garantili üretim, kıl keçisi desteği, kaba yem desteklemeleri, fidan desteği, temiz petek projesi ve en önemlisi üretim kooperatiflerini Güçbirliği çatısı altında toplaması ile üreten köylüye destek verdi. Türkiye’nin 81 iline bugüne kadar 19 Milyon yerel tohum dağıtan, 25 milyon alım garantili çiçek üreten, üretim kooperatiflerine ekipman, malzeme desteği sağlayan Büyükşehir ile hem üretici hem Muğla kazandı.
Sağlık hizmetleri il geneline yayıldı
Türkiye’de ilkleri gerçekleştiren, engelleri hizmetleri ile kaldıran Büyükşehir Belediyesi sağlık alanında da birçok vatandaşa dokunan hizmetleri hayata geçirdi. Türkiye’de ilk olan Kısa Mola merkezleri ile engelli bireylerin birlikte keyifli vakit geçirmelerini sağladı. Evde bakım, engelli, hasta nakil ile Muğla genelinde hasta nakillerinin yüzde 75’ini Büyükşehir yaptı. Yerel yönetimlerde ilk olan Oyuncak Kütüphanesi, 100 Yaş Evi, Gündüz Bakım Evleri, engelsiz plajlar, yine Türkiye’de ilk Mor Yaşam, Halk Kart desteği, öğrenciler için kırtasiye ve eğitim yardımları ile 7 den 70’e tüm vatandaşların yanında olundu. Candostları da unutmayan Büyükşehir Belediyesi Türkiye’nin en donanımlı Geçici Hayvan Bakımevi’ni Muğla’ya kazandırdı.
Muğla’nın mavisi ve yeşili için önemli projeler hayata geçirildi ve hukuk mücadelesi verildi
Muğla’nın mavisini ve yeşilini korumak için birçok proje ve yatırımı hayata geçiren Büyükşehir Belediyesi 10 yılda 202 çevre davasıyla hukuk mücadelesi verdi. 8 atık alım teknesi ile Muğla’nın mavi kıyılarındaki deniz araçlarından atık toplayan Büyükşehir Belediyesi il genelinde 1 olan hafriyat alanı sahasını da 9’a çıkardı. Menteşe’ye 4 ilçeye hizmet veren Katı Atık Düzenli depolama tesisi ve Muğla’da ilk olan Tıbbi Atık tesisi, Milas’a 25 yıl hizmet edecek Katı Atık Düzenli depolama tesisi hayata geçirildi. Vahşi depolama alanlarını rehabilite eden Büyükşehir Belediyesi bu alanlara 4 bin 550 adet ağaç dikti. – MUĞLA
]]>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Üyeleri, dünyanın en önemli fuarları arasında gösterilen MITT 2024 Moskova Fuarı ziyareti kapsamında Moskova’da bir dizi temasta bulundu. ATSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Boğaçhan Göksu, Yönetim Kurulu Üyeleri Yusuf Hacısüleyman, Mustafa Yayla, Genel Sekreter Av. Aslı Şahin Tekin ve ATSO Direktörü Tolga Cenk Türk’ün yer aldığı heyet, Türkiye Cumhuriyeti Moskova Büyükelçisi Tanju Bilgiç, Rusya Federasyonu Ticaret ve Sanayi Odası, Moskova Ticaret ve Sanayi Odası, Rus Türk İş İnsanları Birliği (RTİB) ile MITT 2024 Moskova Fuarı’nda stant açan iş insanlarını ziyaret etti. Temaslar süresince, Moskova Ticaret Müşaviri Ömer Kerman, ATSO heyetine eşlik etti. Antalya’nın Rusya’da, turizmi ve tarımı ile tanındığını belirten Başkan Yardımcısı Boğaçhan Göksu, “Başkanımız Ali Bahar’ın vizyonu doğrultusunda kültür ve sanatta da kentimizi ileri taşımak istiyoruz. Bu bağlamda tecrübeleriniz bizim için çok değerli, bu noktada Rusya Federasyonu TSO, Moskova TSO ve Rus Türk İş Konseyi ile çalışmaya hazırız” diye konuştu.
Türk firmaları ile bir araya geldiler
MITT 2024 Moskova Fuarı’nı ziyaret ederek Türkiye’den ve Antalya’dan fuara katılım sağlayan kurum ve firmalarla bir araya gelen ATSO heyeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA)’nın Türkiye Pavilyonu’nu dolaştı. Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) ve Antalya’da faaliyet gösteren Barut Otelleri, Royal Group Hotels, Antalya Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi Altyapı Hizmet Birliği (ANTAB), Alanya Turistik İşletmeler Derneği (ALTİD)’in stantlarını ziyaret eden ATSO heyeti, çalışmalar hakkında bilgi aldı. Fuara katılan T.C Moskova Kültür ve Tanıtma Ataşesi İlker Özkan ile görüşme yapan heyet, Rusya-Türkiye arasında turizm başta olmak üzere ticari konular üzerine konuşarak fikir alışverişinde bulundu.
“İyi bir sezon adına güçlü adımlar”
MITT 2024 Moskova Fuarı’nın, Antalya turizmi için büyük önem arz eden bir fuar olduğunu kaydeden ATSO Başkan Yardımcısı Boğaçhan Göksu, “Kentimizden ve turizm camiamızdan ilginin yüksek olduğunu görüyoruz. Rekorlarla renklendireceğimiz bir turizm sezonu için umut verici görüntüler. 908 katılımcılı, 15 binin üzerinde sektör profesyonelini ağırlaması beklenen MITT 2024 Moskova Fuarı’na, Antalya başta olmak üzere ülkemizin turizm potansiyeli yüksek şehirlerinden de oldukça fazla ilgi olması iyi bir sezon geçirmemiz adına atılmış güçlü adımlar” dedi. Fuara katılan turizmcilerle görüşerek sektörün geleceğine yönelik fayda sağlayacak proje ve etkinlikleri değerlendiren Yönetim Kurulu Üyesi Yusuf Hacısüleyman, “MITT 2024 Moskova Fuarı bu yıl 30’uncu kez yapılıyor. Rusya’dan gelen turist seviyeleri 3,5 milyon civarında, 2024’te bu pazardan bir miktar daha artış bekleyerek, 5 milyonun üzerine çıkmasını hedefliyoruz. Baktığımız zaman tarihinde ilk charter uçaklarının 30 yıl önce başladığını görüyoruz. 30 yıl önce ilk kez buraya geldiğimizde bu sayılara ulaşabileceğimizi hiçbirimiz hayal etmemiştik. Geride kalan yılların sonrasında gelişimi takdirle izliyoruz. Kültürlerimizin birbirine benziyor olması çok önemli” diye konuştu.
Büyükelçi bilgiç ile Antalya konuşuldu
Moskova temasları kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Moskova Büyükelçisi Tanju Bilgiç’i ziyaret eden ATSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Boğaçhan Göksu, Yönetim Kurulu Üyeleri Yusuf Hacısüleyman, Mustafa Yayla ve Genel Sekreter Av. Aslı Şahin Tekin, iki ülke arasındaki turizm başta olmak üzere Rusya’da yapılabilecek ticari iş birliklerini görüştü. Toplantıda, Moskova Ticaret Başmüşaviri Çiğdem Şamiloğlu Erkoç, Moskova Ticaret Müşaviri Ömer Kerman’ın yanı sıra Kültür ve Tanıtma Müşaviri İlker Özkan yer aldı. Başkan Yardımcısı Göksu, “Odamız Antalya’nın tarım, turizm, sanayi alanlarında gelişmesi için çeşitli proje ve faaliyetler yürütmektedir. Bunların yanı sıra Antalya Kültür ve Sanat Vakfı’ndaki çalışmalarımızla şehrin kültür ve sanat hayatına da dokunarak fark oluşturuyoruz” dedi. Yönetim Kurulu Üyesi Yusuf Hacısüleyman ise, “Fuar katılımları ve ziyaretlerini çok değerli buluyoruz. Bunların yanı sıra ikili iş görüşmeleri, bilgilendirme toplantıları ve pazar araştırması raporları ile üyelerimizin dış pazarlardaki varlığını güçlendiriyoruz” diye konuştu. Antalya OSB ve ATSO iş birliği ile Antalya sanayicisinin ihtiyacı olan hizmet ve projeleri ürettiğini belirten Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Yayla, “Antalya OSB Teknopark ile kentimizin bilişim ve teknoloji alanında da ileriye gitmesi için yoğun bir şekilde çalışıyoruz” dedi.
“Her iki taraf için de ticaretin dengeli olması çok önemli”
Rusya Federasyonu Ticaret ve Sanayi Odası’nı ziyaret ederek görüşmeler yapan ATSO heyeti, Rusya Federasyonu TSO Başkan Yardımcısı Vadim Chubarov, Rus Türk İş Konseyi Genel Direktörü Aleksey Egarmin ile görüşmede karşılıklı yapılabilecek ortak projeleri konuştu. T.C Moskova Ticaret Müşaviri Ömer Kerman’ın da yerini aldığı toplantı karşılıklı fikir alışverişleriyle devam etti. Başkan Yardımcısı Boğaçhan Göksu, “Antalya turizmi ve tarımı ile Rusya’da tanınıyor. Biz artık Antalya’nın, sanayisi, teknolojisi, eğitimi, kültürü ve sanatı gibi değerleriyle de tanınmasını istiyoruz. Başkanımız Ali Bahar’ın vizyonu doğrultusunda kültür ve sanatta da kentimizi ileri taşımak istiyoruz. Bu bağlamda tecrübeleriniz bizim için çok değerli, hem Rusya Federasyonu TSO hem de Rus Türk İş Konseyi ile çalışmaya hazırız” diye konuştu. Yönetim Kurulu Üyesi Yusuf Hacısüleyman ise, “ATSO üyesi bin 210 Rus sermayeli firma arasında turizm ve tarım şirketlerinin sayısı dikkat çekiyor. Ticaretin karşılıklı bir dengede seyretmesi her iki taraf için faydalı olacaktır” dedi. Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Yayla, ATSO bünyesinde 49 komitenin sektörleri temsil ettiğini kaydederek, “Antalya OSB’de plastik, mobilya, gübre ve gıda gibi birçok sektörde faaliyetler devam etmekte. Antalya OSB Teknokent’te de inovatif çalışmalar yapıyoruz. Sizlerle burada da iş birliği yapabiliriz” diye konuştu.
Turizm, tarım, sağlık alanında iş birliği fırsatları görüşüldü
Moskova Ticaret ve Sanayi Odası yönetimiyle Moskova TSO Başkanı Vladimir Platonov’un ev sahipliğinde bir araya gelen heyet, Türkiye Cumhuriyeti Moskova Ticaret Müşaviri Ömer Kerman, Dış Ekonomik İlişkiler ve Uluslararası İş Birliği Bölümü Direktörü Vladislav Mischenko ve Uluslararası İş Birliği Daire Başkanı Lidia Lukashenko ile turizm, tarım, hayvancılık ve sağlık turizmi konuları başta olmak üzere olabilecek iş birliklerini görüştü. Göksu, iki ülke arasındaki ticari ilişkiler ve iş birliğinin güçlü yanlarına değinerek, karşılıklı yapılabilecek çalışmalara değindi. Rusya ve Türkiye arasında ticaretin yanı sıra teknoloji transferi ve sağlık turizmi alanlarında da var olan potansiyelin farkında olduklarına dikkat çeken Başkan Yardımcısı Göksu, “3 Ekim 2023’te Moskova TSO’nun odamızı ziyaretinde imzaladığımız ikili iş birliği anlaşması sonrasında Moskova ile Antalya arasındaki ticaretin olumlu etkileneceğine inanıyorum. Bu konuda birlikte yapabileceğimiz proje ve çalışmalara açığız. Antalya turizm ve tarım ile tanınmakla beraber, sanayide de çok güçlü bir şehrimiz. Odamız Korkuteli OSB ve Serik OSB olmak üzere iki yeni Organize Sanayi Bölgesi kurulumu için aktif bir şekilde çalışmaktadır. OSB projelerimizin sanayicilerimizden gördüğü ilgi şehrimizin potansiyelinin güzel bir göstergesidir. En kısa zamanda Moskova’dan Antalya’ya bir alım heyeti düşünülebilir” dedi. Toplantıda konuşan Hacısüleyman, Moskova TSO ile ATSO arasında imzalanan ikili iş birliği anlaşmasına değinerek, iki oda arasında oluşan sinerjinin üyelere olumlu katkısı olduğunu vurguladı. Toplantının devamında Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Yayla, “Mobilya, yapı elemanları gibi çeşitli sektörlerdeki üreticilerimizin ve ihracatçılarımızın Rusya’daki pazar potansiyelini dikkatle takip ettiklerini gözlemliyorum. Çalışmalarımızın artarak devam etmesini temenni ederim” diye konuştu.
Türk iş insanlarıyla buluştular
Rus Türk İş İnsanları Birliği (RTİB) yönetimi ve iş insanlarıyla bir araya gelen ATSO heyeti, RTİB Başkan Vekilleri Nurullah Sağlam, Recep Haki, Genel Sekreter Mustafa Vatan ve T.C. Moskova Ticaret Müşaviri Ömer Kerman ile Moskova başta olmak üzere Rusya’nın diğer şehirlerinde üretim hattında bulunan iş insanlarıyla, ATSO üyeleriyle ortak yapılabilecek çalışmaları konuştu. Başkan Yardımcısı Boğaçhan Göksu, RTİB’in faaliyetlerini ve çalışmalarını yakından takip ettiğini söyleyerek, “Antalya ile ilgili yapacağınız çalışmalara ATSO olarak destek vermeye hazırız. Oda olarak çok aktif bir ekibe sahibiz. Üretme ve üyelerimize fayda sağlamak için çalışıyoruz. Rusya ile ilişkilerimiz çok köklü ve eskiye dayanıyor. Antalya’da 50 binin üzerinde Rus vatandaşı yaşıyor. Odamıza kayıtlı bin 200’ün üzerinde yerleşik Rus dostlarımızın açtığı şirket bulunuyor. Savaş ile birlikte ilişkilerimiz daha da derinleşti” dedi. Antalya’daki yerleşik yabancıların yaptığı işlerin çeşitliliğinin arttığını sözlerine ekleyen Göksu, “Gıda, mobilya, bilişimin yanı sıra sanayi ve turizm sektöründe de yatırımlar yapılıyor” diye konuştu. – ANTALYA
]]>Toplantı, ANTGİAD Genel Sekreteri Av. Neslihan Yalçın’ın giriş konuşmasıyla başladı. Yalçın, yaptığı konuşmada son 1 ay içinde derneğin yaptığı faaliyetleri ve sosyal yardımlardan bahsetti.
“Yerel seçimler sonrası piyasalar normalleşmeli”
Ardından ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş yaptığı konuşmasında derneğin gelecek vizyonu, toplumsal katkıları, eğitimin ve girişimciliğin önemi konularında kapsamlı bir konuşma yaptı. Ercan YAVAŞ, yaklaşan yerel seçimlere de dikkat çekerek, piyasaların yerel seçimler sonrası normale dönmesini arzu ettiklerini vurguladı.
“Ekonominin kaldıracı girişimcilerdir”
Faizlerin yüksekliğine de dikkat çeken Yavaş, “Bu faiz oranları iş insanlarını yeni yatırımlar yapmaktan uzaklaştırıyor. Faizler, yatırım yapılabilir seviyelere inmeli. İş insanı önünü görebilmeli ve piyasalarda güven ortamı oluşturulmalı” dedi.
Yerel seçimlere de değinen Ercan Yavaş, ekonominin kaldıracının girişimciler olduğunu söyledi. Bu kapsamda yerel yöneticilerin girişim ekosistemini destekleyici projeler geliştirmeleri gerektiğine dikkat Çeken Yavaş, “Yerel yönetim adayları girişim ekosistemini geliştirici projelere önem vermeli. Böylece toplumdaki vergi mükelleflerinin artmasına, iş hacminin artmasına, ekonomiye destek olursunuz. Böylece yerel kalkınmaya da destek vermiş olursunuz” ifadelerine yer verdi.
“Stratejik zeka, tüfeği ve barutu yendi”
Çanakkale zaferine de uzun bir bölüm ayıran Yavaş, “Çanakkale Zaferi’nin kodlarını çözersek,; Emperyal güçlerin askerleri sayıca çok üstündü. Silah, gemi, tank, tüfek gibi askeri mühimmatları, bizim gücümüzün onlarca kat fazlasıydı. Düz bir bakışla bizim Çanakkale Savaşını kazanmamız mümkün değildi. Ama bir stratejik deha imkansızı başardı. Düşmanın aklını okudu. Düşmanın bir sonraki ve çok sonraki hamlelerini önceden öngördü. ve bu öngörülerini bir stratejik eylem planına dönüştürdü ve Çanakkale’yi dünyayı şok eden bir destan haline getirdi. Yani tonlarca demiri, çeliği, barutu, bombayı, mermiyi bir stratejik zeka yendi. O büyük dehanın, Atatürk’ümüzün önünde bir kez daha saygıyla eğiliyor ve Çanakkale Zaferimizi kutluyorum” diye konuştu.
“Teknolojinin gelişimiyle eğitim, dijital ortamlara kayıyor”
Eğitimin önemine de vurgu yapan Ercan Yavaş, şunları söyledi: “Yeni nesil eğitim, teknolojinin hızla ilerlemesiyle birlikte önemli bir dönüşüm geçiriyor. Artık sadece ders kitapları ve sınıflarla sınırlı kalmayan, dijital platformlar aracılığıyla da gerçekleştirilen bir süreç haline geldi. Konuğumuz Dr. Bolat, bu dijital dönüşümün getirdiği fırsatları ve zorlukları ele alacak ve geleceğin eğitimine nasıl hazırlanmamız gerektiği konusunda bize rehberlik edecektir.”
Bolat: “Başarının psikolojisini bilmek, başarmaktır”
Eğitimci Dr. Özgür Bolat, iki ayrı başlıkta sunum yaptı. “Başarının – Liderliğin Psikolojisi ve Anne – Baba Okulu ” konularındaki sunumlarıyla oldukça ilgiyle izlenen Dr. Özgür Bolat, konuşmasını soru, cevap şeklinde interaktif olarak gerçekleştirdi. Bolat, kimler başarılı olur ve başarı potansiyeli nasıl keşfedilir sorularına kapsamlı cevaplar vererek, başarmak isteyen tüm yaş grupları için öneri setleri sundu.
Toplantı sonunda ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş, günün anısına Dr. Özgür Bolat’a teşekkür hediyesi takdim etti.
Yeni üyelerin üyelik belgeleri takdimi ve toplu fotoğraf çekimiyle ile toplantı son buldu. – ANTALYA
]]>“ENFLASYONDA BOZULMA GÖRÜLÜRSE SIKILAŞTIRMAYA GİDİLECEK”
Merkez Bankası, enflasyonun öngörülenden yüksek geldiğine dikkat çekerken, yurt içi talepte dirençli seyrin sürdüğüne işaret etti. Bankadan yapılan açıklamada, “Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır” ifadesi kullanıldı. Kurul, önceki toplantısında faiz oranını yüzde 45 düzeyinde sabit bırakmıştı.
MERKEZ BANKASI’NDAN YAZILI AÇIKLAMA
TCMB’den yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı; “Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 45’ten yüzde 50 düzeyine yükseltilmesine karar vermiştir. Kurul ayrıca, operasyonel çerçevede değişikliğe giderek, Merkez Bankası gecelik vadede borçlanma ve borç verme oranlarının bir hafta vadeli repo ihale faiz oranına kıyasla -/+ 300 baz puanlık bir marj ile belirlenmesine karar vermiştir.
“TALEPTE DİRENÇLİ SEYİR SÜRÜYOR”
Şubat ayında aylık enflasyonun ana eğilimi, hizmet enflasyonu öncülüğünde, öngörülenden yüksek gerçekleşmiştir. Tüketim malı ve altın ithalatı yavaşlayarak cari dengedeki iyileşmeye katkı verirken, yakın döneme ilişkin diğer göstergeler yurt içi talepte dirençli seyrin sürdüğüne işaret etmektedir. Hizmet enflasyonundaki katılık, enflasyon beklentileri, jeopolitik riskler ve gıda fiyatları enflasyon baskılarını canlı tutmaktadır. Kurul, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının öngörüler ile uyumunu ve ücret artışlarının enflasyon üzerindeki etkilerini yakından takip etmektedir.
FAİZ ARTIŞINA AÇIK KAPI BIRAKILDI
Kurul, enflasyon görünümündeki bozulmayı dikkate alarak politika faizinin artırılmasına karar vermiştir. Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşu sürdürülecektir. Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Para politikasındaki kararlı duruş; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinde düzelme vasıtası ile aylık enflasyonun ana eğilimini düşürecek ve dezenflasyon 2024 yılının ikinci yarısında tesis edilecektir.
TÜM ARAÇLARI KULLANMA VURGUSU
Kurul, makroihtiyati politikaları piyasa mekanizmasının işlevselliğini ve makro finansal istikrarı koruyacak nitelikte uygulamayı sürdürmektedir. Bu çerçevede, ay içinde yapılan düzenlemelerle finansal koşullar sıkılaştırılmış, para politikası aktarımı desteklenmiştir. Kredi büyümesi ve mevduat faizinde öngörülenin dışında gelişmeler olması durumunda parasal aktarım mekanizması desteklenmeye devam edilecektir. Likidite gelişmeleri yakından takip edilerek, gerektiğinde sterilizasyon araçlarının etkin şekilde kullanılması sürdürülecektir.
“FİYAT İSTİKRARI DOĞRULTUSUNDA TÜM ARAÇLAR KULLANILACAK”
Kurul, politika kararlarını parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de dikkate alarak, enflasyonun ana eğilimini geriletecek ve enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Enflasyon ve enflasyonun ana eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve Kurul, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanacaktır.”
]]>TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez, 21 Mart Dünya Ormancılık Günü’nü dolayısıyla “Kaz Dağları’ndan Fatsa’ya, İkizdere’den Akbelen’e, Cerattepe’den İliç’e kadar odamızın da açtığı davalarda verilen yargı kararlarına ya uyulmadı ya da yeni düzenlemelerle hukuka karşı hile yöntemi seçildi. Bilinmelidir ki; doğamızı, ormanlarımızı, tarım alanlarımızı, meralarımızı, zeytinliklerimizi, su havzalarımızı koruma mücadelemize devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez, 21 Mart Dünya Ormancılık Günü nedeniyle yazılı açıklama yaptı. Suiçmez, şunları kaydetti:
“MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”
“Ekosistem bütünü bozularak yapılan orman talanı, toplumsal mücadele ve hukuk mücadelesine karşın maalesef devam etmektedir. 2002 yılından beri sürekli gündeme gelen mevzuat değişiklikleri, doğayı, çevreyi, ormanı ve tarım alanlarını korumaya duyarlı kesimlerin toplumsal mücadelesi ve hukuk mücadelesi ile defalarca yargı tarafından durduruldu. Kaz Dağları’ndan Fatsa’ya, İkizdere’den Akbelen’e, Cerattepe’den İliç’e kadar ODA’mızın da açtığı davalarda verilen yargı kararlarına ya uyulmadı ya da yeni düzenlemelerle hukuka karşı hile yöntemi seçildi. Bilinmelidir ki; doğamızı, ormanlarımızı, tarım alanlarımızı, meralarımızı, zeytinliklerimizi, su havzalarımızı koruma mücadelemize devam edeceğiz.
“ORMANLIK OLARAK GÖSTERİLEN ALANLAR FİLİ OLARAK ORMAN DEĞİL”
Resmi istatistiklere göre; 2002 yılında 20,8 milyon hektar olan orman varlığımız, 2023 yılında 23,3 milyon hektara çıkmıştır. Orman varlığımızın artmasından memnuniyet duyduğumuzu belirtmekle birlikte, ormanlık olarak gösterilen alanların fiili olarak orman olmadığı gerçeği karşısında bu rakamlara ihtiyatla yaklaşıyoruz. 2023 yılına kadar 811 bin hektar orman alanı madencilikten enerjiye, turizm ve imardan ulaştırmaya uzanan geniş bir yelpazedeki uygulamalara tahsis edilmiş iken, fiilen orman olmayan ve ülke toplam ormanların yüzde 3’ünden fazlasına karşılık gelen bu alanlar orman varlığı envanterinde halen orman olarak görünmeye devam etmektedir.
“VERİLEN KARARLARLA ORMANLIK ALANLARIMIZ YOK OLMAKTADIR”
Ülkemizde son yıllarda ‘İnsan için orman, ekonomi için orman’ söylemiyle, ormanın korunması gereken bir ekosistem değil, insan ve ekonomi için bir kaynak olarak görüldüğü bir politika tercihi izlenmektedir. Yaşamsal ve çevresel etkileri göz önünde bulundurulmaksızın hazırlanan projelere verilen resmi izinlerle yasal olarak nitelikli ormanlık alanlarımız yok olmakta, zarar görmektedir. Kitlesel imhaya yol açan amaç dışı kullanım izinleri kadar, özel ormancılık, rehabilitasyon, odun ticareti, tarıma açma uygulamaları da tartışılması gereken diğer ciddi politika tercihleridir.”
“VAHŞİ VE SÖMÜRGECİ MADENCİLİK PROJELERİNE KESİNLİKLE İZİN VERİLMEMELİDİR”
Açıklamada, şu talep ve öneriler sıralandı:
“Ormancılık kamu yönetiminin tek beklentisi ormandan sağlanacak gelir olmamalı, uygulanacak politikaların özü endüstriyel ormancılık değil, orman ekosistemlerinin varlığının sağlıklı bir şekilde bütünsel devamlılığının sağlanması olmalıdır. Artırılan bütçesi ve güçlendirilen personel yapısı ile Orman Bakanlığı yeniden kurulmalıdır. Ormanlarda madencilik, enerji, imar, turizm, tarım, yol, güvenlik gibi amaç dışı faaliyetler sonucu ağaç keserek ya da alan yok ederek orman ekosistemine zarar verilmemelidir. Halkın yaşam hakkını görmezden gelen, doğal yaşamı tehdit eden, denetimsiz, çevreye telafisi imkansız zararlar veren ve orman alanlarını en fazla tehdit eden vahşi ve sömürgeci madencilik projelerine kesinlikle izin verilmemelidir. Orman alanları ekoturizm projeleriyle belli kişi ve şirketlerin rant amaçlı kullanımlarına açılmamalıdır.
Çözüm, belli; ciddi bir siyasi irade, bilime uygun kararlar, sürekli toplumsal ve hukuksal mücadele. Daha fazla gecikmeden, geç olmadan, bilimin sesine, bu çağrımıza kulak verin. Tam da şimdi, Orman Ekonomisi değil, Orman Ekolojisi zamanıdır. Ormanlarımızı koşulsuz koruyalım, kişisel ya da şirketsel çıkar uğruna yok etmeyelim. Ormanlarımızı kamucu politikalarla koşulsuz koruyalım.”
]]>Bakan Kacır ve Adana Valisi Yavuz Selim Köşger, AOSB’ye ziyaretinde, Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Sütcü, Başkan Vekili Ömer Kaya, yönetim kurulu üyesi Yusuf Kara, denetim kurulu üyeleri Mustafa Fidan ve Ergin Turan ile Bölge Müdürü Ersin Akpınar tarafından konuk edildi.
Başkan Sütcü’den bölgenin gelişimi ve yeni yatırımlar konusunda bilgi alan Bakan Kacır, daha sonra AK Parti Adana Milletvekilleri Abdullah Doğru ve Faruk Aytek, oda başkanları, kamu kurumlarının temsilcileri ile sanayicilerin katılımıyla AOSB Seyhan Salonu’nda düzenlenen istişare toplantısına katıldı.
Bakan Kacır, buradaki konuşmasında, Adana’nın Türkiye’nin üreten gücü olduğunu, özellikle son 22 yılda Türk sanayisinde öncü rol üstlenmeye devam ettiğini, bu nedenle bu kentin gücüne güç katmak için desteklerinin süreceğini ifade etti.
Sanayi alanları master planı
Bakan Kacır, bakanlığının stratejik hedeflerinden söz ederek, bunların başında planlı sanayi alanlarını büyütmenin geldiğini söyledi. Kacır, “Hem yeni OSB’ler hem de sanayi bölgelerinin kuruluş sürecini hızlandıracak çalışmalar yapıyoruz. Bu kapsamda, Sanayi Alanları Master Planı hazırlıyoruz. Türkiye’de sanayinin yüzölçümündeki payını 0,36’dan yüzde 1’e çıkaracak ana planı inşallah tamamlayacağız. Çünkü bir an evvel sanayi alanlarında arzı artırmamız lazım. Arzı artırarak daha uygun fiyatlarla yatırım alanı tahsisi sağlayacağız. Böylece yatırım iştahını artırmak istiyoruz” dedi.
Bakanlığının stratejik bir diğer hedefinin ise yüksek teknoloji üretme kabiliyetini hayata geçirmek olduğunu belirten Bakan Kacır, “Türk sanayisinde beyaz eşyadan ticari araca ve güneş panellerine kadar Avrupa’da hatta dünyada bir numara olan sektörler var. Bunların sayısını ARGE ve inovasyon destekleriyle artıracağız” diye konuştu.
Rakamlarla adana destekleri
Bakan Kacır, Adana sanayisinde gelinen nokta ve yine Adana özelinde sağlanan devlet desteklerinde son 22 yılda yaşanan artışı rakamlarla ifade ederek, şöyle devam etti:
“ARGE ve teşviklerinden Adana etkin bir şekilde faydalandı. ARGE merkezi sayısı 12, tasarım merkezi sayısı 8 oldu. 144 firmamızın bulunduğu Teknoparkımız var. Teknopark firmalarına 700 milyon lira, ARGE merkezlerine 818 milyon lira, tasarım merkezlerine 126 milyon lira ARGE teşviği kullandırdık. KOSGEB 1990’da kuruldu ancak, 2002’ye kadar Adana’da KOSGEB desteklerinden yararlanan firma sayısı 100’ü bile bulmuyordu. Bu desteklerden sadece 73 KOBİ yararlanmış. Oysa bugün bu sayı 35 bin 773’e ulaştı. Bugünkü değerle 4 milyar 700 milyon lira KOBİ desteği sağlanmış. Yine Adana’nın ARGE ve inovasyon etkinliğini güçlendirmek adına bugüne kadar önemli rol üstlendi. Akademik ARGE destek programlarında 22 yılda 538 projeye 1 milyar 220 milyon lira, bin 75 bilim insanına 329 milyon lira, özel sektör ARGE desteklerinde 291 proje için 1 milyar 80 milyon lira kaynak aktarımı sağlanmıştır.”
Bakan Kacır, Adana’da, Kalkınma Ajansı’nın 645 projeye 2 milyar 390 milyon lira kaynak sağladığını, kadın ve genç girişimcilere yönelik sundukları desteklerle Adana’nın üretim gücünü tabana yayma anlamında önemli işlev üstlendiğini kaydetti.
2002 yılında kadar Adana’da patent başvurusunun sadece 23 olduğunu vurgulayan Bakan Kacır, “Bu sayı bin 52’ye yükseldi. Marka başvurusu 36 bin 500’e tasarım başvurusu 8 bin 700’e yükseldi. Adana’da sanayinin Adana ekonomisinden aldığı pay son 3 yılda yüzde 24’den yüzde 29’a yükseldi. Bu aslında pandeminin sanayiye getirdiği ivmenin göstergesi oldu” dedi.
İthalattaki gümrük duvarları
Yerli sanayiciyi her zaman koruma çabasında olduklarını belirten Bakan Kacır, “Çin’in dünya piyasalarını ucuz ürünlerle domino ettiğini görüyoruz. Bu nedenle yerli sanayicimizi korumak zorundayız. Bu talepleri haklı görmekle birlikte gümrük duvarlarına yaslanan tedbirlerin de kalıcı olmayacağını düşünüyoruz. Zira konfeksiyon gibi bazı sektörlerde ek gümrük vergilerinde yüzde 50’leri aştık, halen bu talep devam ediyor” dedi.
Bu durumun ARGE’den inovasyondan başka gerçek kalıcı çözüm olmadığını gösterdiğini anlatan Bakan Kacır, ” Bütün sektörlerde bu sürecin bu istikamette gideceğini öngörüyorum. Gümrük duvarları rahatlama getiriyor olsa da bunlar geçici. Bu nedenle ARGE meselesine daha fazla kafa yormak lazım” dedi. – ADANA
]]>Sorumlu üretici bilinciyle hareket eden Tüpraş, doğal kaynakların korunması ve en verimli şekilde kullanılması, geri dönüşümün artırılması, atık suların yeniden kullanılması ve biyoçeşitliliğin korunması odağıyla çalışmalarına devam ederken; çevresel performansını dijital teknolojilerle takip ederek sürekli iyileştirmeyi ve geliştirmeyi hedefliyor.
Koç Holding’in başlattığı Karbon Dönüşüm Programı kapsamında Tüpraş, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve iklim değişikliğinin etkilerinden korunmak amacıyla 2050 Karbon Nötr stratejisi ile uyumlu olarak oluşturduğu ‘Su Yol Haritası’ doğrultusunda çalışmalarını yürütüyor.
“2024 yılında su verimliliğine yönelik yenilikçi ve dijital projelerle 600 bin ton su tasarrufu elde etmeyi hedefliyoruz”
Tüpraş Genel Müdürü İbrahim Yelmenoğlu, “Türkiye’de enerji sektörünün dönüşümüne liderlik etmek üzere ‘Enerjimiz Geleceğe’ sloganıyla 2022’de devreye aldığımız Stratejik Dönüşüm Planı doğrultusunda çalışmaya devam ediyoruz. Yeni enerji kaynaklarına gerçekleştireceğimiz yatırımlar ve enerji verimliliği projelerinin katkısıyla, 2030 yılı itibarıyla faaliyetlerimizden kaynaklanan karbon salımını, 2017 yılına göre yüzde 27 oranında azaltmayı, 2050’de ise karbon nötr olmayı taahhüt ettik. Sürdürülebilir rafinaj ve verimli kaynak kullanımı da bu hedefimizin önemli bir parçası” dedi.
Yelmenoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Suyu ve ekosistemini koruyabilmek amacıyla, mevcut ve gelecekteki su kaynaklarının kullanımında iklim değişikliği etkilerini göz önüne alarak hareket ediyoruz. 2050 Karbon Nötr stratejimizle uyumlu Su Yol Haritamız kapsamında; doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı amacıyla su tasarrufu, su geri kazanımı, simbiyoz uygulamaları ve biyoçeşitliliğin korunmasına odaklanıyoruz. Şirketimiz, su yönetiminde Avrupa politikalarına yön veren, Avrupa su pazarının lider paydaş kuruluşu Water Europe’a üye ilk Türk sanayi kuruluşu konumunda yer alıyor. 2024 yılında 600 bin ton su tasarrufu hedefi belirledik. Bu hedefimize ulaşmak için; rafinerilerimizde çalıştaylar düzenliyor, su geri kazanım sistemlerini güçlendirerek suyun azami seviyede yeniden kullanımını artıran ve ham su tasarrufu yapan yenilikçi ve dijital su projelerini hayata geçiriyoruz.”
“Tüpraş, CDP Karbon Saydamlık Projesi’nin ‘Su Güvenliği’ ve ‘İklim Değişikliği’ programında ‘B’ notu ile derecelendirilerek önemli bir başarıya imza attı”
Tüpraş’ın CDP Karbon Saydamlık Projesi’nde önemli bir başarı elde ettiğini ifade eden Yelmenoğlu, “Doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi için devreye aldığımız uygulamalarla 2023 yılında ilk defa katıldığımız ve 21 binden fazla şirketin raporlama yaptığı CDP Karbon Saydamlık Projesi’nin hem İklim Değişikliği hem de Su Güvenliği programlarında ‘B’ Yönetim Seviyesi notu ile derecelendirildik. Petrol sektöründe faaliyet gösteren ve CDP tarafından ‘Su Güvenliği’ programında değerlendirmeye alınan şirketler arasında üst sıralarda yer alıyoruz. Sektöründe örnek teşkil eden bir nota sahip olan şirketimiz, gelecek yıllarda devam edeceği çevresel raporlamalarıyla küresel liderler listesinde yer almak için çalışmalarını sürdürüyor” dedi.
Dijital ve inovatif uygulamalarla yenilikçi su teknolojileri destekleniyor
Şirket, yer aldığı AB destekli UFUK 2020 ve UFUK Avrupa projeleri ile de atık suların geri kazanımı, su tasarrufu konusunda yenilikçi teknolojiler üzerine çalışıyor. Ayrıca, açık inovasyon çalışmaları kapsamında atık su yönetimi ve geri kazanım optimizasyonuna odaklanıyor.
Diğer yandan, İzmit Rafinerisi’nde bulunan Atıksu Geri Kazanım Ünitesi sayesinde operasyonlarda suyun tekrar kullanılması ve süreç iyileştirmeleri ile ham su tasarrufu uygulamalarına da devam ediliyor. İzmit Körfez Belediyesi arıtılmış atık sularının geri kazanılarak rafineri süreçlerinde tekrar kullanılması, su yönetimindeki ‘endüstriyel simbiyoz’ kavramının hayata geçirildiği uygulamalardan biri.
Uluslararası Dünya Su Günü, her yıl 22 Mart’ta tatlı su kaynaklarının önemine dikkat çekmek ve tatlı su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine odaklanılmasını sağlamak amacıyla kutlanıyor. BM SU Kuruluşu (UN-Water) tarafından her yıl farklı bir tema ile kutlanan Dünya Su Günü’nün 2024 yılı teması “Barış İçin Sudan Faydalanmak” olarak belirlendi. – İSTANBUL
]]>Bolat, Bakanlık’ta gerçekleştirilen “Körfez İşbirliği Konseyi Serbest Ticaret Anlaşması Ortak Bildiri İmza Töreni”nde yaptığı konuşmada, KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ile Körfez ülkeleri ile hızla gelişen ilişkileri üst seviyeye taşıyacak kapsamlı bir STA’yı hedefleyen karara imza attıklarını söyledi.
el-Budeyvi’yle imzaladıkları “ortak bildiri” metni ile iki taraf arasında 2005 yılında başlatılan ancak 2010’da sekteye uğrayan Türkiye-KİK STA müzakerelerini yeniden başlattıklarını dile getiren Bolat, “Anlaşmanın müzakereleri tamamlandığında ülkelerimizin ticari ve ekonomik ilişkilerini daha kapsamlı ve iyi belirlenmiş bir çerçevede geliştirme ve çeşitlendirme imkanı ortaya çıkacaktır.” diye konuştu.
“Özel sektörümüze yeni imkanlar açmaya çalışıyoruz”
Bolat; mal ve hizmet ticareti, fikri mülkiyet hakları, gümrük işlemleri ve ticaretin kolaylaştırılması, KOBİ’ler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi gibi önemli alanları düzenleyen kapsamlı bir anlaşmayı sonuçlandırmayı önemsediklerini belirtti.
Müzakere sürecinin tamamlanması ve anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle Türkiye ve KİK ülkelerinin refahına ciddi katkı sağlanmasını amaçladıklarını ifade eden Bolat, şunları kaydetti:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mızın önderliğinde ekonomik ilişkilerimizi geliştirerek destekleme vizyonu ile müzakereleri başlatmış oluyoruz. Geçtiğimiz yıl temmuzda Sayın Cumhurbaşkanı’mızın başkanlığında Körfez coğrafyasına gerçekleştirdiğimiz ziyaret esnasında yapılan ikili ve çok taraflı temaslar ve varılan anlaşmalar, şüphesiz serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin yeniden başlatılmasında önemli bir rol üstlenmiştir.”
Bolat, söz konusu temasların ardından Türkiye ile Körfez ülkeleri yetkilileri arasında çok sayıda ziyaretler gerçekleştirildiğine işaret ederek, geçen yılın ekim ayında Katar’ın başkenti Doha’da gerçekleştirilen EXPO 2023’e katılarak, Katarlı iş insanları ile önemli iş görüşmeleri yaptıklarını dile getirdi.
Bolat, Aralık 2023’te ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında yine Doha’da Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantılarının yapıldığını anımsattı.
Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri heyetleri arasında 1. Dönem Ekonomi ve Ticaret Ortak Komisyonu (ETOK/JETCO) toplantısının İstanbul’da gerçekleştirildiğini hatırlatan Bolat, burada iş insanları arasında önemli bir forumun da yapıldığını belirtti.
Bolat, sürekli değişen ve krizlerle dalgalanan küresel ekonomik konjonktürde, özel sektörü zorlu şartlara karşı desteklemeye gayret ettiklerinin altını çizerek, “Bu çerçevede de devlet olarak kapsayıcı ticaret anlaşmaları imzalayarak özel sektörümüze yeni imkanlar açmaya çalışıyoruz.” dedi.
“KİK üyelerinin toplam GSYH’si 2,4 trilyon doların üzerinde”
Bolat, atılan adımların başarılı sonuçlara ulaşmaya devam ettiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Ülkemizin gayri safi yurtiçi hasılası (GSYH) 2023 yılında 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde ilk kez 1 trilyon dolar sınırını aşarak 1 trilyon 118 milyar dolara yükseldi. KİK üye ülkeleri de Türkiye gibi son yıllarda önemli ekonomik gelişmeler kaydetmiştir. KİK üyelerinin toplam GSYH’si 2,4 trilyon doların üzerindedir. Uluslararası kuruluşlarca yapılan tahminler çerçevesinde ise bu rakamın 2050 yılında 6 trilyon dolara ulaşması beklenmektedir.”
Söz konusu gelişmelerin ikili ticaret rakamlarına da yansıdığını dile getiren Bolat, “Türkiye’nin 2002 yılında Körfez İşbirliği Konseyi üye ülkeleri ile 2,1 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2022 yılında 22,7 milyar dolara, 2023 yılında ise 31,4 milyar dolara yükseldi.” bilgisini paylaştı.
Bolat, Türkiye ile altı Körfez ülkesinin toplam dış ticaret hacminin 2,4 trilyon doların üzerinde olduğunu vurgulayarak, STA’nın imzalanması ile ne denli önemli ve büyük bir ticari işbirliğinin hayata geçirileceğinin ortada olduğunu söyledi. Bolat, “İlişkilerimizin çok boyutlu yönü ile uyumlu şekilde anlaşmamızın sadece mal ticareti ile sınırlı kalmayacağını öngörüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Müzakerelerin en kısa sürede tamamlanacağına inanıyorum”
Müteahhitlikten turizme kadar çeşitli hizmet sektöründe küresel anlamda markalaşan birçok Türk firmasının, Körfez ülkelerinde başarılı işlere imza attığını anlatan Bolat, “Türk müteahhitlik sektörü, KİK üyesi ülkelerde bugüne kadar toplam değeri 77,5 milyar dolar olan 856 proje üstlendi ve hepsini tamamladı.” dedi.
Bolat, Körfez Bölgesi’nde Türkiye’nin önemli ticari ortaklarının bulunduğunu ve bölgenin Afrika ile Güney Asya’da iş yapan firmalar için önemli bir finans merkezi konumunda olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Dost ülkelerimiz arasında imzalanacak kapsamlı STA’ların ilişkilerimizi daha da derinleştirmede ve insanlarımızın refahına katkı sağlamada anahtar rol oynayacağından şüphe duymuyoruz. Ticaret Bakanı olarak müzakerelerin en kısa sürede tamamlanacağına olan inancımı vurgulamak isterim. Bugünü yeni bir başlangıç olarak görüyor ve bu başlangıcın Türkiye ve KİK üyesi ülkeler adına, hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.”
]]>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul Anadolu yakası sivil toplum kuruluşları ve turizm sektör temsilcileriyle buluştu. Buluşmada, Sağlık Yönetimi Uzmanı ve Trawellmed Sağlık Kurucusu Songül Alcı, sağlık turizmi alanındaki sorunları dile getirirken, Bakan Ersoy da Sağlık Turizmi Acenteler Birliği kurulmasına dair çalışmaların başlatıldığını duyurdu. Songül Alcı’nın, “20 yılı aşkın süredir sağlık turizmi yapıyorum. Bir sağlıkçıyım, bir sağlık yönetim uzmanıyım. Sayenizde sağlık turizmi acentesi olduk. Çok teşekkürler desteğiniz için fakat sağlık turizmcileri olarak, daha çok işin sağlık ayağında büyük problemlerimiz var. Turizm konusunda da birkaç sorunumuz var ama onların da çözüleceğini düşünüyorum. Sağlık konusunda ülkemize, turizme ve ekonomimize yönelik sizden ve sağlık bakanlığımızdan ne gibi destekler göreceğiz? Sağlık turizmi acenteler birliğini kuracak mıyız? Sağlık turizmini bir an önce kurtarmak üzere bu birliği kuracak mıyız ve bu konuda sağlık bakanlığıyla birlikte çalışmalar yapacak mıyız?” sorusu üzerine Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Sağlık Turizmi Acentesi Birliği’nin kurulması için harekete geçtiklerini belirterek şunları söyledi: “Sağlık turizmi gibi acentelerin ayrı bir birlik altında toplanması gerektiğini söyledik. Tur operatörleri birliği, Umre – Hac acenteleri birliği gibi birliklerin ayrılması gerektiğini, çoklu birlik sisteminde geçilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bununla ilgili çalışma, meclisin vereceği karara bağlı. Ama biz buradaki niyetimizi koruyoruz, talebimiz de bu yönde. Zaten biz bu birliği kurar kurmaz, yani siz Sağlık Birliği olarak kendi bünyenizde toplandıktan sonra Sağlık Bakanlığı ile sizi karşılıklı oturtacağız.”
“Birliğin kurulması ile merdiven altı, güven ve güvenilirlik sorunları çözülebilir”
Sağlık Turizmi Acenteler Birliğinin kurulması ile hayata geçirmeyi planladıkları hedeflerini sıralayan Songül Alcı, “Sağlık Turizm Acentelerinin bir an önce taban fiyat belirlemesi sektör açısından büyük önem taşıyor. Ayrıca merdiven altıyla savaşılması yine en önemli hedeflerden biri olmalı. Sektör dışından katılanlar nedeniyle oluşan mağduriyet, sağlık turizmi acenteleri ile hasta güvenliğini de sağlama konusunda ciddi katkı sağlayacak. Sağlık turizminin ülke ekonomimize katkısı aşikar. Özellikle kışın yoğun çalışan sağlık turizmi, turizm sektöründe kış durgunluğunun önüne geçmektedir. Dolayısı ile her anlamda ülke ekonomisine ciddi bir katma değer sağlamaktadır. Ayrıca sağlık personellerinin yurtdışına giderek resmi ve gayri resmi ortamlarda saç ekimi işlemleri yaparak, Türklerin Türkiye’deki bu potansiyelinden düşürmek için Türk personelin yanında personel yetiştirme şartıyla kişileri çalıştırdığını söylememiz gerekiyor. Bu konuların ivedilikle çözülmesi sağlık turizmi akışını tekrar canlandıracaktır. Yurtdışında açılan Türk hastanelerinin ve kliniklerin yurtdışı hasta için bir durak değil, Türkiye’ye hasta yönlendirmek için bir basamak olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Ulusal ve uluslararası telekomünikasyon şirketlerine 2000’den bu yana şebeke yazılımları ve telekom mühendislik çözümleri sunan Odine Solutions Teknoloji Ticaret ve Sanayi AŞ, Borsa İstanbul’da Yıldız Pazar’da “ODINE” kodu ile işlem görecek.
Türkiye Sınai Kalkınma Bankası AŞ (TSKB) liderliğinde ve Yatırım Finansman Menkul Değerler AŞ eş liderliğinde 13-14-15 Mart’ta gerçekleştirilen halka arzda, Odine’in 44 milyon 200 bin adet hissesi 30 liradan satıldı ve halka arz büyüklüğü 1,3 milyarı aştı.
Halka arz büyüklüğünün 6 katı talep geldi, bunun yüzde 16,3’ü karşılandı ve Odine’e 3,3 milyon yatırımcı ortak oldu. Payların yüzde 60’ının bireysel yatırımcıya, yüzde 35’inin yurt içi kurumsal yatırımcıya, yüzde 5’inin de yurt dışı kurumsal yatırımcıya tahsis edildiği halka arzda, bireysel yatırımcıdan gelen talebin yüzde 39,1’i, yurt içi kurumsal yatırımcıdan gelen talebin yüzde 7,9’u, yurt dışı kurumsal yatırımcıdan gelen talebin ise yüzde 33’ü karşılandı.
Sermayesinin yüzde 40’ı borsaya kote olan Odine’in bir yıl boyunca dolaşımdaki pay miktarının artmasına yol açacak şekilde ek bir satış yapılmayacak.
Odine’in borsada işlem görmeye başlaması nedeniyle düzenlenen gong törenine, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Odine Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Alper Tunga Burak, Odine Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fırat Kerim Ersoy, Yönetim Kurulu üyeleri Tarkan Alagöz, Ali Yöney ile TSKB Genel Müdür Yardımcısı Poyraz Koğacıoğlu ve Yatırım Finansman Genel Müdürü Eralp Arslankurt katıldı.
“Yatırımcılarımızın teknoloji şirketlerine ilgisi çok kıymetli”
Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Ergun, törendeki konuşmasında, nitelikli insan kaynağı ve genç nüfusuyla dijital dönüşümün hızla arttığı Türkiye’de yatırımcıların teknoloji şirketlerine ilgisini çok kıymetli bulduğunu belirtti.
Ergun, “Bugün borsamız ailesine katılan değerli şirketimiz, geliştirdiği çözümlerle yerli teknolojilerin küresel bir değere dönüşebilmesi için halka arz gelirinin önemli bir kısmını uluslararası hedeflerini destekleyecek yatırımlara ayırmıştır. Teknoloji yatırımlarıyla büyüyerek, kendisine katılan yeni yatırımcılarıyla birlikte yoluna devam edecek olan şirketimize başarılar diliyorum. Bu başarılı halka arzda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Başta şirketimizin değerli yöneticilerini, aracı kurumumuzun özverili çalışanlarını tebrik ediyorum. Odine Solutions Teknoloji’ye Borsamız ailesine hoş geldiniz diyor, bu halka arzın sermaye piyasalarımıza hayırlı olmasını diliyorum.” ifadesini kullandı.
“Halka açılmak bu topraklarda üretilen teknolojiyi global pazarlara taşımak anlamına geliyor”
Odine Yönetim Kurulu Başkanı Burak da halka arza ilgi gösteren yatırımcılara teşekkür etti, Borsa İstanbul’a paylarının 6 katı talep ve 3,3 milyon yatırımcıyla “merhaba” dediklerini söyledi.
Burak, “Halka arzımıza gelen bu yoğun talep bizim için çok büyük bir gurur vesilesi oldu. Biz bugüne kadar pek çok platformda, halka açılmayı finansman kaynağı için değil, kurumsallaşmayı bir adım daha ileri götürmek ve Türkiye’de ispatladığımız rüştümüzü, global pazarlarda da ispatlamak için istediğimizi dile getirdik. Bizim için halka açılmak, bu topraklarda üretilen teknolojiyi global pazarlara taşımak anlamına geliyor.” diye konuştu.
Yerli ve milli teknolojiye yapılan yatırımların öneminin gün geçtikçe daha da arttığını kaydeden Burak, Odine olarak kendilerinin de yerli ve milli teknolojiye olan bağlılıklarını sürdürerek Türkiye’nin dijital dönüşüm sürecine liderlik etmeyi hedeflediklerini belirtti.
Burak, “Bir noktanın altını çizmek isterim; yatırımcılarımız borçsuz ve güçlü nakit pozisyonu olan, ama en önemlisi çok stratejik bir alan olan telekomünikasyon dünyasında fark yaratmakta kararlı bir şirkete ortak oldular. Biz de onlardan aldığımız bu yeni güçle ülkemizin telekomünikasyon altyapısını güçlendirmek ve yerli teknolojiyi geliştirerek uluslararası alanda rekabet edebilir konuma getirmek için yürüttüğümüz çalışmaları daha da hızlandıracağız.” dedi.
]]>Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve SAHA İstanbul’un ortak açıklamasına göre, 17-19 Mart’ta gerçekleşen ziyarette, söz konusu heyetin, uluslararası işbirliğini güçlendirmek ve Türkiye’deki yatırım potansiyelini keşfetmesi amaçlandı.
Programın önemli bir parçası, 18 Mart’ta SAHA İstanbul ile işbirliği içinde düzenlenen İşletmeden İşletmeye (B2B) etkinliği oldu. Bu oturumda heyetin yanı sıra 10 İtalyan firmasından 17 temsilci, 107 SAHA İstanbul üye firması ile 258 planlı B2B görüşme gerçekleştirdi.
İki günlük program, İtalyan delegelerin Türkiye’nin havacılık ve savunma altyapısına ilişkin ilk elden bilgi sahibi olmalarını sağlayacak önemli kuruluş ziyaretleriyle sona erdi.
Türkiye’nin hızla gelişen havacılık ve savunma sektöründeki gelişmelerin aktarıldığı program, Altınay Savunma, THY Teknik ve Teknopark İstanbul’un ziyaretleri ile tamamlandı.
2009’da sektördeki 8 şirket ve Confindustria Varese tarafından kurulan Lombardia Havacılık ve Uzay Kümelenmesi, İtalya’daki havacılık ve uzay sistemlerini temsil eden bir ittifak haline geldi.
Kümelenme, yaklaşık çalışan sayısı 21 bin 800’ü bulan 200’den fazla üye şirket ile yıllık yaklaşık 6,3 milyar avro ciro ve 1 milyar avroluk ihracat gerçekleştiriyor.
Heyetin ikili görüşmeleri öncesinde gerçekleştirilen açılış oturumuna Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkan Yardımcısı Bekir Polat, SAHA İstanbul Genel Seketeri Levent Kerim Uça, Lombardia Aerospace Cluster Kümelenme Müdürü Giulia Fornara ve Lombardia Aerospace Cluster Yönetim Kurulu Üyesi Massimo Maronati katıldı.
“Bu tür etkinliklerin güçlü işbirliğimizi daha güçlü seviyelere taşıyacağına inanıyorum”
Açıklamada, toplantıdaki konuşmasına yer verilen Bekir Polat, Türkiye’nin son 20 yılda dünyada yaşanan bütün krizlerde dayanıklı ekonomisi ile hem OECD hem de G-20 nezdinde yılda ortalama yüzde 5,5 ile en hızlı büyüyen ekonomi olduğunu anımsatarak, şunları kaydetti:
“Ülkemizin sürdürülebilir büyümesi ile birlikte sunmuş olduğu en önemli değer önerileri arasında nitelikli iş gücü sunan genç ve dinamik nüfusu, son 20 yılda yapılan alt ve üstyapı yatırımları ile güçlenen stratejik konumu sayesinde küresel tedarik zincirlerine entegre olması önemli rol oynamaktadır. Yatırım ortamının sürekli rekabetçi kalmasını sağlayan ve sürekli devam eden reform ajandası da yine altı çizilmesi gereken önemli bir konu olarak öne çıkıyor. Tüm bu veriler ışığında bölgede önemli ekonomik ilişkilerimizin bulunduğu İtalyan dostlarımızı burada ağırlamaktan da büyük mutluluk duyuyoruz. İkili ilişkilerin geliştirilmesi için bu tür etkinliklerin zaten var olan güçlü işbirliğimizi daha güçlü seviyelere taşıyacağına inanıyorum.”
SAHA İstanbul Genel Seketeri Levent Kerim Uça da SAHA İstanbul olarak 1100’den fazla firma ve 29 üniversite ile ülkenin teknoloji geliştirme kapasitesine katkı sağladıklarını, platform ve sistem/altsistem üreticilerini bir araya getirerek ülkede üretilmeyeni üretmek için yeni işbirlikleri kurduklarını belirtti.
“Bu çerçevede dışa bağımlılığı azaltmak ve yerli yetenekler geliştirmek maksadıyla 52 farklı sektörden firma, bünyesindeki 11 komite vasıtasıyla projeler geliştiriyoruz.” ifadelerini kullanan Uça, bunların yanı sıra bu etkinlikte olduğu gibi firmaların ihracat gayretlerini desteklemek amacıyla onları yurt içinde ve dışında yabancı pek çok ana yüklenici firma ile buluşturduklarını, “Business to Business” görüşme etkinlikleri ve teknik ziyaretler gerçekleştirdiklerini kaydetti.
Lombardia Aerospace Cluster Kümelenme Müdürü Giulia Fornara da Lombardia’nın zengin geçmişinden ve şirketin nasıl geliştiğinden bahsederek, 6,3 milyar avro civarı ihracat gerçekleştirdiklerini ve yaklaşık 22 bin kişiye istihdam sağladıklarını anlattı.
Fornara, Lombardia’nın hacmi konusunda bilgi vererek, Lombardia’nın İtalya’da havacılık ve uzay sistemlerini temsil ettiğini ve küresel tedarik zincirindeki tüm alanlarda çalıştığı bir şirketin olduğunun altını çizdi.
Küme içerisinde küresel şirketlerin yanı sıra üniversiteler, AR-GE merkezleri ve havacılığa odaklanmış küçük-orta işletmelerin olduğunu belirten Fornara, Lombardia’nın hedefinin, havacılık ve uzay teknolojileri ve mühendislik alanında çalışan şirketleri bir araya getirip bu yolda karşılarına çıkan tüm zorlukları beraber aşmak olduğunu bildirdi.
Lombardia Aerospace Cluster Yönetim Kurulu Üyesi Massimo Maronati de küçük ve orta işlemelerin farklı kümelerde bulunan şirketlerle işbirliğinin kurulmasının öneminin altını çizerken, İstanbul’da atılan adımın önemini vurguladı.
Maronati, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkan Yardımcısı Bekir Polat’a ve SAHA İstanbul’a etkinliğe ev sahipliği yaptıkları için teşekkür etti.
]]>