AA’nın haberine göre; açıklamada, İsrail ordusu subayının keskin nişancı ateşiyle vurulduğu bilgisine yer verildi. İsrail ordusu, konuya ilişkin henüz açıklamada bulunmadı.
KASSAM TUGAYLARI: GAZZE’NİN KUZEYİNDE BAZI İSRAİL ASKERLERİ ÖLDÜRÜLDÜ
Kassam Tugayları, Gazze’nin kuzeyinde girilen çatışmada bazı İsrail askerlerini öldürdüklerini ve yaraladıklarını bildirdi.
Kassam Tugaylarının Telegram hesabından yapılan açıklamada, mensuplarının, Cibaliya Mülteci Kampı’nın batısında bir evde mevzilenen 9 kişilik İsrail gücünün TBG füzesiyle hedef aldığı, saldırı sonucunda ölü ve yaralılar olduğu belirtildi.
Açıklamada, Cibaliya’nın ortasındaki Alimi bölgesinde 3 zırhlı askeri nakliye aracının patlayıcıyla imha edildiği ve Beyt Hanun’da da benzer saldırılar düzenlendiği aktarıldı.
Kassam Tugayları, 21 Aralık Cumartesi günü de Cibaliya Mülteci Kampı’nda girilen çatışmada 5 İsrail askerinin öldürüldüğünü duyurmuştu.
İSRAİL’İN GAZZE’NİN KUZEYİNİ “YOK ETME” PLANI
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin kuzeyi başta olmak üzere pek çok bölge için sık sık “tahliye emirleri” yayımlayarak, bölgedeki Filistinlileri zorla yerinden ediyor. İsrail’in özellikle kuzeyi için yayımladığı tahliye emirleriyle “Generallerin Planı” olarak nitelenen planı uygulamaya çalıştığı yorumları yapılıyor.
“Generaller Planı” adını taşıyan bu plan, Filistinlileri, Gazze Şeridi’nin kuzeyinden tehcir etmeyi, ardından bölgenin kuşatılmasını ve bölgeye gıda, yakıt ve temiz su girmesine izin verilmemesini öngörüyor.
Plan ayrıca, silahlı direnişçilerin “ölüm ya da teslim olma” arasında tercihe zorlanması, bölgeyi terk etmeyen veya terk edemeyen Filistinlilere de “düşman unsur olarak muamele edilmesini” içeriyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda yaklaşık 17 bin 492’si çocuk, 11 bin 979’u kadın olmak üzere 45 bin 259 Filistinli öldü, 107 bin 627 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
*Haberin fotoğrafı AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, Mısır’ın mali destek için gereken politika şartlarını yerine getirdiği belirtilerek, ödemenin birkaç güne kadar yapılacağı ifade edildi.
Mali desteğin, Mısır’ın finansman ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamasına ve makroekonomik istikrarı sağlamasına yardımcı olacağına işaret edilen açıklamada, 4 milyar avroluk ikinci destek konusunda da AB kurumları arasında görüşmelerin sürdüğü bildirildi.
AB Komisyonu, mart ayında Mısır’a toplam 5 milyar avro tutarında bir mali yardım teklifi hazırlamıştı.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bugün Mısır’a reform gündemine eşlik etmesi için 1 milyar avro ödeme kararı aldık.” ifadesini kullandı.
Bu yıl Kahire’de AB ile Mısır arasında imzalanan stratejik ve kapsamlı ortaklık anlaşmasını hayata geçirdiklerine işaret eden von der Leyen, Mısır ekonomisine destek vermeyi sürdüreceklerini belirtti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Romanya, usulsüzlük ve Rusya müdahalesi iddiaları nedeniyle karışıklık yaşarken, ülkenin anayasa mahkemesi ilk tur seçim sonuçlarını iptal etti. İddialara göre Moskova, az bilinen aşırı sağcı aday Calin Georgescu’yu desteklemek için TikTok’ta geniş çaplı kampanya düzenledi. TikTok, bunu engelleyemediği gerekçesiyle soruşturulma altına alındı.
Avrupa Komisyonu, iddiaların ardından popüler video paylaşım platformuna yönelik denetimlerini artırma kararı aldı.

DİJİTAL HİZMETLER YASASI NEDİR?
Dijital Hizmetler Yasası, çevrimiçi platformların, dış müdahale gibi risklerle ilgili sorumluluk taşımasını öngörmektedir.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen bir basın açıklamasında, “Romanya cumhurbaşkanlığı seçimlerine dış aktörlerin müdahale ettiğine dair ciddi göstergeler var. Bu nedenle, TikTok’un Dijital Hizmetler Yasası’nı ihlal edip etmediğini detaylı bir şekilde araştırıyoruz. Avrupa Birliği’nde (AB), TikTok dahil tüm çevrimiçi platformlar hesap verebilir olmalı.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Son dakika haberleri: İsrail ile Hamas arasında esir takası için dolaylı müzakereler sürürken, uluslararası basında Netanyahu’nun Kahire’ye gittiği iddia edildi.
Netanyahu’nun Kahire’ye esir takasını görüşmek için gittiği öne sürüldü.

NETANYAHU’NUN KAHİRE’YE GİTTİĞİ YÖNÜNDEKİ İDDİALAR YALANLANDI
Bu haberlerin ardından Sözcü Dostri, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Netanyahu’nun Kahire’ye gittiği yönündeki haberlerin doğru olmadığını belirtti.
Dostri, Netanyahu’nun nerede olduğuna ilişkin ise bilgi paylaşmadı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

HAMAS’TAN İLK AÇIKLAMA: ATEŞKES VE ESİR TAKASI MÜMKÜN
Öte yandan Hamas’tan yapılan yazılı açıklamada, Katar’ın başkenti Doha’da ciddi ve olumlu görüşmelerin gerçekleştiği belirtildi.

Doha’daki görüşmelerin arabulucu ülkeler Katar ve Mısır’ın himayesinde gerçekleştiği aktarılan açıklamada, “Ateşkes ve esir takası anlaşmasına varılması, işgalcinin yeni şartlar öne sürmemesiyle mümkün olacak.” ifadeleri kullanıldı.

NE OLMUŞTU?
Hamas ile İsrail arasında Kasım 2023’te karşılıklı esir takası yapılmış ve Gazze Şeridi’nde geçici ateşkese varılmıştı.
İsrail, yaklaşık bir hafta süren ateşkesin ardından Gazze’ye saldırılarına yeniden başlamıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Mecliste yapılan güven oylamasında Scholz’a 207 milletvekili destek verirken, 394 milletvekili ret oyu kullandı. Oylamada 116 milletvekili ise çekimser kaldı.
Şansölye Scholz’un güvenoyu için 367 oy alması gerekiyordu.

Başbakan Scholz’un, oylamanın soncunun açıklanmasının ardından Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ile bir araya gelmesi ve erken seçimin yapılması için Cumhurbaşkanı’na meclisi feshetmesi önerisinde bulunması bekleniyor.
NE OLMUŞTU?
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, 6 Kasım’da Almanya’daki hükümet ortakları Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP) temsilcileriyle yaptığı toplantıda, FDP Genel Başkanı da olan Maliye Bakanı Christian Lindner’i görevden almıştı.
Toplantının ardından FPD, hükümette yer alan bakanlarını geri çekmiş ve renklerinden dolayı “trafik ışığı koalisyonu” olarak adlandırılan hükümet dağılmıştı.

Scholz, 11 Aralık’ta yaptığı açıklamada, erken seçiminin önünü açmak için 16 Aralık’ta Alman Anayasası’nın 68. maddesi uyarınca meclisten güvenoyu talep edeceğini belirterek “Meclis üyeleri, önerdiğim yolu izlerse, Cumhurbaşkanı Steinmeier’e pazartesi öğleden sonra meclisin feshedilmesini önereceğim.” ifadesini kullanmıştı.
Cumhurbaşkanı Steinmeier’ın, anayasaya göre 21 gün içinde Başbakan’ın önerisi üzerine meclisi feshetmesi ve ardından 60 gün içinde erken genel seçim yapılması bekleniyor.


SEÇİM NE ZAMAN?
Ülkede hükümetin dağılmasının ardından SPD, Yeşiller ile ana muhalefetteki Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinin meclis grupları seçim tarihi için 23 Şubat 2025’te anlaşmıştı.
Seçim tarihine ilişkin nihai kararı Cumhurbaşkanı Steinmeier verecek ancak partiler şimdiden erken seçim için çalışmalara başladı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD’nin Oryadoğu politikasına tepki göstererek, bölgede çok kan döküldüğünü ve birçok yerde önemli çatışma risklerinin olduğunu ifade etti. Washington yönetiminin Rusya politikasına da tepki gösteren Putin, “ABD bizi kırmızı çizgiye itiyor” dedi.

Putin, Rusya Savunma Bakanlığı toplantısında Ukrayna’da gelinen son durum ile ülkenin güvenliği, küresel ve bölgesel konuları değerlendirdi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Silahlı kuvvetlerin muharebe hazırlığını ve kapasitesini iyileştirmenin önemine dikkat çeken Putin, 2024 yılını Ukrayna’daki özel askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında dönüm noktası olarak nitelendirdi.

Putin, “Bu yıl 189 yerleşim yeri kurtarıldı. Askerlerimizin profesyonelliği ve cesareti, savunma sanayi personelinin kahramanca çalışmaları ve ordumuz ile donanmamıza ülke çapında verilen destek sayesinde birliklerimiz stratejik hedefler üzerinde sıkı bir kontrole sahip” dedi.

ABD’Yİ UKRAYNA’DAKİ ÇATIŞMALARI KÖRÜKLEMEKLE SUÇLADI
Hükümetin ülkenin güvenliğini sağlama ve stratejik hedeflere ulaşma konusundaki kararlılığını yineleyen Putin, ABD’yi Ukrayna’daki çatışmaları silah, fon ve askeri danışmanlar göndererek körüklemekle suçladı. Rusya Devlet Başkanı Putin, küresel askeri-politik iklimin hem zorlu hem de istikrarsız olduğunu belirterek, birçok bölgede devam eden çatışmalara ve artan gerginliklere dikkat çekti. Putin, “Orta Doğu’da kan dökülmeye devam ediyor ve dünyanın diğer birçok yerinde önemli çatışma riskleri var” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Güney Sudan Cumhurbaşkanı Salva Kiir Mayardit başkanlığındaki kabine toplantısının ardından gazetecilere konuşan bakan Güney Sudan Enformasyon ve İletişim Bakanı Michael Makuei Lueth, ülkedeki kolera vaka sayısının 6 binden fazla olduğunu söyledi.
60 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
Lueth, Güney Sudan’da kolera salgının her yere yayıldığını belirterek, 28 Ekim’den bu yana kolera nedeniyle 60 kişinin yaşamını yitirdiğini ifade etti.
Koleranın özellikle Sudan’daki savaş sebebiyle ülkeye sığınan mülteciler arasında yaygın olduğuna dikkati çeken Lueth, durumu kontrol altına almak için çabaların devam ettiğini vurguladı.
Güney Sudan hükümeti, 10 Aralık’ta BM işbirliğinde ülkedeki kolera salgını vakalarındaki artışa karşı vatandaşları aşılama programına başlamıştı.
Savaşın devam ettiği komşu Sudan’da ise kolera nedeniyle 12 Ağustos’ta salgın ilan edilmiş ve vaka sayısı 46 bini aşmıştı.
Sudan’daki savaştan dolayı Güney Sudan’a geçenlerin sayısının yaklaşık 880 bin olduğu tahmin ediliyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Yazar
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Güney Afrika Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Aaron Motsoaledi, ülkede gıda yetersizliğinden kaynaklı çocuk ölümlerine ilişkin Ulusal Meclis’e sunulan soru önergesine verdiği yanıtta ülkede 2024 yılında 600’den fazla çocuğun yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybettiğini söyledi.
Motsoaledi, gıda yetersizliği kaynaklı çocuk ölümlerinin en çok ülkenin doğusundaki KwaZulu-Natal eyaletinde görüldüğünü, burayı Limpopo, Doğu Cape ve Gauteng eyaletlerinin izlediğini ifade etti.
40 MİLYON KİŞİ GIDA GÜVENSİZLİĞİYLE KARŞI KARŞIYA
Güney Afrika Tarım Bakanlığı verilerine göre 63 milyon nüfuslu ülkede 10 milyonu üst seviyede olmak üzere yaklaşık 40 milyon kişi gıda güvensizliğiyle karşı karşıya bulunuyor.
Öte yandan tarım ürünü ihracatının geçen yıl 13,2 milyar dolarla rekor seviyeye ulaştığı Güney Afrika, kıtanın önde gelen gıda ihracatçısı ülkeleri arasında yer alıyor.
Göktürk Sönmez
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Suriye Milli Ordusu, Aralık ayında başlattığı ‘Özgürlük Şafağı Operasyonu’ ile ilk olarak Tel Rıfat ilçe merkezini, ardından da Münbiç ilçesini ele geçirerek, Fırat Nehri’nin batısındaki en büyük terör yuvası haline gelen bölgeyi PKK/YPG’den temizledi.
“ABD’NİN BUNUNLA HİÇBİR İLGİSİ OLMAMALI, KARIŞMAYIN”
ABD, bölgede hâlâ yaklaşık 900 özel kuvvet askeri bulunduruyor ve terör örgütüne hava desteği ile istihbarat sağlıyor.
Ancak Trump, Washington’un Suriye’deki varlığını sürdürmesine karşı olduğunu belirterek, X platformunda büyük harflerle, “ABD’NİN BUNUNLA HİÇBİR İLGİSİ OLMAMALI… KARIŞMAYIN!” şeklinde bir paylaşımda bulundu.
Trump, ilk döneminde ABD güçlerinin Suriye’nin kuzeyinden çekilmesini emretmiş ve bu adımla PKK/YPG’yi zor bir duruma sokmuştu.

“ABD’NİN BÖLGEDEN ÇEKİLMESİNDEN KORKUYORUZ”
İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times’a konuşan terör örgütü PKK/YPG’nin basın sözcüsü Ferhad Şami ABD’nin bölgeden çekilmesinden korktuklarını söyledi.
Terörist Şami, Fırat Nehri üzerindeki Teşrin Barajı yakınlarında şiddetli çatışmaların devam ettiğini ve Ayn el Arap’taki (Kobani) güçlerinin topçu ateşi ve saldırı İHA’larının bombardımanı altında olduğunu belirtti.
“TÜRKİYE, SURİYE’DE EN ETKİLİ DIŞ AKTÖR OLACAK”
PKK/YPG’nin halen DEAŞ’lı tutukluların tutulduğu gözaltı merkezlerini ve DEAŞ üyelerinin aileleri için El Hol kampını işlettiği belirtilen haberde “Esad’ın devrilmesinden sonra Suriye’deki en etkili dış aktör olması muhtemel olan Türkiye, uzun süredir PKK/YPG’nin ABD özel kuvvetlerinin varlık gösterdiği Fırat nehrinin doğusunda kalmasında ısrar ediyor.” ifadeleri yer aldı.
Fatih Yıldırım
Yazar
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail, 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana Gazze Şeridi’ni hedef almaya devam ediyor.
İsrail zalim saldırılarını sürdürürken Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından Gazze’ye ilişkin son veriler paylaşıldı.
SON 24 SAATTE 3 SALDIRI
Filistin Sağlık Bakanlığı,İsrail’in Gazze Şeridi’nde 434 gündür sürdürdüğü katliamlara ilişkin açıklamasında, İsrail’in son 24 saatte 3 saldırı düzenlediğini bildirdi.
Saldırılarda 40 sivilin hayatını kaybettiği, 98 sivilin ise yaralandığı açıklandı.

TOPLAM CAN KAYBI 44 BİN 875
Ayrıca toplam bilançoyu da açıklayan Bakanlık, Gazze Şeridi’ne saldırıların başladığı 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybının 44 bin 875’e, yaralı sayısının ise 106 bin 454’e yükseldiğini belirtti.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Öznur Kaya
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Güney Galler’de hizmet veren Marmaris Kebab House’un adı skandal bir gıda zehirlenmesi olayına karıştı.
Hijyen kurallarına uyulmayan işletmede yemek yiyen veya evine sipariş veren birçok kişi kısa sürede rahatsızlandı.
Kebapçıdan aldığı yiyecekleri tüketen 50’den fazla kişi kısa süre içerisinde kusma, yüksek ateş, şiddetli mide krampları ve kanlı ishal gibi ciddi semptomlar nedeniyle hastaneye başvurdu.
KEBAPÇIDA YEMEK YİYEN 50 KİŞİ ZEHİRLENDİ
The Sun’da yer alan habere göre, sağlık çalışanları ve polisler art arda gelen zehirlenme olayının ortak noktasını ve kaynağını ararken oklar Marmaris Kebab House’u işaret etti.
Bu sırada sağlık ekipleri, zehirlenmelere hijyen koşulları sağlanmadığında ortaya çıkan shigella bakterisinin sebep olduğunu ortaya koydu.
Salgın sırasında yaşadığı sağlık sorunlarının ardından 11 yaşındaki bir çocuğa, tip 1 diyabet teşhisi kondu.

İŞLETME SAHİPLERİ GÖZALTINDA
Zehirlenen müşterilerde bağırsak enfeksiyonlarının geliştiği bildirilirken polis ekipleri, işletme sahipleri Sami Abdullah ve Hasan Saritag’ı gözaltına aldı.
Zehirlenmeye ilişkin başlatılan soruşturma sonucunda, bağırsak enfeksiyonuna neden olan shigella bakterisinin bulaştığı yiyeceklerin paket servisle bağlantılı olduğu tespit edildi.
YIKANMAMIŞ YİYECEKLER NEDEN OLDU
Zehirlenmelerin, yıkanmış ve yıkanmamış sebzelerin ayrılmaması nedeniyle lahana salatasına bulaşan bakteriden kaynaklanmış olabileceği öne sürüldü.
Ancak kesin bir neden tespit edilemedi.
Newport Sulh Ceza Mahkemesi’nde görülen davada Abdullah ve Saritag, güvenli olmayan gıda satışı, gıda güvenliği prosedürlerini uygulamama ve işletmenin yeni sahiplerini kaydettirmeme suçlarından mahkûm edildi.
PARA CEZASI VERİLDİ
Abdullah 2 bin sterlin, Saritag ise 3 bin 65 sterlinlik para cezasına çarptırıldı.
Ayrıca her ikisinin de 2 bin 792 sterlin tutarında masraf ödemesine karar verildi.
Sanıkların avukatları ise müvekkillerinin yaşananlardan dolayı üzgün olduğunu ve mağdurlardan özür dilediklerini belirtti.

Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İnternete bağlı olmayan, WhatsApp ve mail gibi uygulamaların çalışmadığı, oyunun “o”sunu bile açmayan yani kısacası “akılsız” cep telefonlarına olan ilgi Avrupa’da yeniden artış gösterdi.
Bu trendin ise özellikle İspanya’da dikkate değer bir şekilde yayıldığı ortaya çıktı.
YÜZDE 200’ÜN ÜSTÜNDE ARTIŞ
Ülkede internetsiz telefon satışlarının 2023 yılına kıyasla üç katına çıktığı ve yüzde 214’lük bir artış kaydettiği bildirildi.
Bu oranın ise Avrupa’daki diğer ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça yüksek olduğu ifade edildi.
İSPANYA ÖNCÜ, ALMANYA GERİDEN GELİYOR
İspanya’nın ardından, İtalya’da yüzde 180, Fransa’da yüzde 118 ve Birleşik Krallık’ta yüzde 111’lik artış oranları kaydedildi.
Ancak Almanya, yüzde 67’lik daha küçük bir artışla bu trendin en gerisinde yer aldı.
Araştırmayı yürüten fiyat karşılaştırma sitesi idealo.es’in verilerine göre, internetsiz telefonlara olan talep, kullanıcıların daha sade bir yaşam tarzına yönelmek istemelerinden kaynaklanıyor.

“KÖTÜ TELEFONLAR” OLARAK ADLANDIRILSALAR DA POPÜLERLİK KAZANIYORLAR
idealo.es İletişim Başkanı Kike Aganzo, “akılsız cep telefonları” basit bir yaşam arayışında olan kişiler için cazip bir alternatif sunduğunu belirtti.
Aganzo’ya göre, bu cihazlar “kötü telefonlar” olarak adlandırılsa da, aslında kullanıcıların bilgi yüklemesinden ve dikkat dağıtıcı unsurlardan uzaklaşmasını sağlıyor.
Akılsız telefonların, temel bilgilere dönüş yaparak, hem bireysel olarak kendimizle hem de çevremizdeki insanlarla daha özgün ilişkiler kurmamıza olanak tanıdığını belirten Aganzo, şu ifadeleri kullandı:
Teknolojilerin hızla geliştiği ve hayatlarımızın sürekli bağlantılı olduğu bir dönemde, pek çok kişinin dijital doygunluğa ulaştığı gözlemleniyor. Bu telefonlar ‘kötü telefonlar’ olarak adlandırılıyor. Ancak, aslında bunlar, aşırı bilgi yüklemesinden ve sürekli dikkat dağıtıcı unsurlardan kurtulmak isteyenler için canlandırıcı bir seçenek sunuyor.

Furkan Can
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Suriye’de tarihi anlara şahitlik ediliyor…
Suriye’de muhaliflerin ilerleyişi ile birlikte 27 Kasım’da şiddetlenen çatışmaların ardından 8 Aralık’ta 61 yılık Baas rejimi çöktü.
Suriyeliler tarafından sevinç içerisinde karşılanan bu gelişmelerin ardından binlerce Suriyeli, ilk cuma namazı için Emevi Camii’ne akın etti.
Ayrıca Lübnan’daki cuma hutbelerinin konuları da Esad rejiminin çöküşü oldu.
“SUÇ, ZULÜM, İŞKENCE REJİMİ DÜŞTÜ”
Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta cuma hutbelerinin konusu Suriye’deki 61 yıllık Baas rejiminin çöküşü olurken, camilerde “sevinç tekbirleri” getirildi.
Beyrut’un merkezindeki Muhammed el-Emin Camii’nde cuma hutbesini Lübnan Fetva Kurulu Genel Sekreteri Şeyh Emin el-Kurdi okudu.
Kurdi, cuma hutbesine “Allah en büyüktür, hamd onadır. Suç, zulüm, cinayet ve işkence rejimi düştü.” ifadeleriyle başladı.
Kur’an-ı Kerim’deki Nur Suresi’ne atıfta bulunan Kurdi, “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir.” mealindeki ayeti okudu.
“HAPİSHANELERDE DUA EDENLERİN DUASINI KABUL ETTİ ALLAH”
Kurdi, hutbeyi şu ifadeler ile sürdürdü:
Allah her zorluktan sonra kolaylık vardır demiyor mu? Müşrikler ve kafirler beğenmese de işte bu hak sözdür. Geçen hafta burada ümmetin kurtuluşu ve Şam’ın zaliminin düşüşü için dua etmiştiniz. İşte Allah dualarınızı kabul etti.
Tüm mazlumların, oğlunu kaybeden annelerin, kocasını kaybeden kadınların, babasını kaybeden çocukların uzun yıllar korku imparatorluğu altında yaşayanların, karanlık gecelerde hapishanelerde dua edenlerin duasını kabul etti Allah.
ÇAĞRI YAPTI
Lübnan Fetva Kurulu Genel Sekreteri, dini liderler başta olmak üzere Müslümanlara yaşananlardan ibret alma, zalimleri övmeme, onların yanında durmama çağrısında bulundu.
İsrail’in Suriye’de silah depolarını hedef almasına da dikkati çeken Kurdi, Esad rejiminin yıllarca İsrail’e karşı kullanmadığı silahları, muhaliflerin kendilerine doğrultmasından korktuğu için söz konusu depoları bombaladığını aktardı.
İsrail’in saldırıları altındaki Gazze Şeridi’ndeki yıkımın ciddiyetine vurgu yapan Lübnanlı din adamı, Filistin halkına zafer kapılarının açılması için dua etti.
Cuma namazının ardından cemaat sevinç tekbirleri getirerek Esad rejiminin çöküşünü kutladı.

NE OLMUŞTU
Suriye’de 27 Kasım’da rejim karşıtı silahlı gruplar ile Beşar Esad güçleri arasında çatışmalar yoğunlaşmıştı.
Gruplar, 30 Kasım ile 7 Aralık’ta Halep, İdlib, Hama ve Humus gibi en büyük illerde üstünlük kurmuştu.
Başkent Şam’a 7 Aralık’ta girmeye başlayan gruplara halk kitlelerinin de destek vermesiyle rejim, Şam ve diğer birçok bölgede kontrolü tümüyle kaybederek çökmüştü.
Baas Partisi’nin 61 yıllık iktidarı sona ererken rejim lideri Esad başkentten kaçmıştı.
Öte yandan, Suriye Milli Ordusu da aralıkta başlatılan Özgürlük Şafağı Operasyonu’nun ilk gününde Tel Rıfat ilçe merkezini terör örgütü PKK/YPG’den kurtarmıştı.
Operasyonda Münbiç ilçesinin de kurtarılmasıyla, Fırat Nehri’nin batısındaki en büyük terör yuvasına dönüşen bölge PKK/YPG’den temizlenmişti.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Öznur Kaya
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD topraklarında doğan her bebeğin Amerikan vatandaşı olma hakkı kazanması uygulaması sona eriyor…
5 Kasım seçimlerinde ikinci kez başkan seçilen Cumhuriyetçi Donald Trump, görevine başlayacağı günden itibaren yapacağı faaliyetler ile adından söz ettiriyor.
Önce gümrük vergileri artırımı kararı ile tepkilerin odağı olan Trump, ABD’de doğum yoluyla otomatik olarak kazanılan vatandaşlık hakkını sonlandırmayı planladığını duyurdu.
DOĞUM YOLUYLA VATANDAŞLIK DÖNEMİ BİTİYOR
Trump, ek olarak 2021 Kongre Binası isyanına karışanları affetmeyi düşündüğünü de dile getirirken ekonomi, enerji ve göç konuları da dahil olmak üzere ilk günden itibaren birçok başkanlık kararnamesi yayınlayacağının altını çizdi.
Kasım ayındaki başkanlık seçimini kazanmasından bu yana ilk kez NBC’nin Meet the Press programına verdiği demeçte konuşan Trump, “ABD’de doğum yoluyla vatandaşlık hakkını sonlandırmalıyız. Bu bir saçmalık.” dedi.

TOPLU SINIR DIŞI PLANINI YİNELEDİ
ABD’de yaşayan belgesiz göçmenler için toplu sınır dışı planlarını da yineleyen Trump, ülkeye çocukken gelen göçmenlere yardımcı olmak için Demokratlarla birlikte çalışmayı teklif etti.
Trump, NBC’ye yaptığı açıklamada göç konusuna değinerek, ABD’de doğan herkese, ebeveynleri ABD vatandaşı olmasa bile ABD pasaportu alma hakkı veren doğuştan vatandaşlık uygulamasının kaldırılması için yürütme kararı alacağını söyledi.
DOĞUM YOLUYLA VATANDAŞLIK YASASI
Doğuştan vatandaşlık hakkı, ABD Anayasası’nın 14. Ek Maddesi’nden kaynaklanıyor ve bu maddeye göre “Amerika Birleşik Devletleri’nde doğan tüm kişiler, Amerika Birleşik Devletleri vatandaşıdır” ibaresi yer alıyor.
Anayasayı değiştirmek, hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da Kongre’nin üçte ikisinin onayını gerektirirken, ayrıca eyaletlerin dörtte üçü tarafından da onaylanması şartı bulunuyor.
“AİLELERİ PARÇALAMAK İSTEMİYORUM”
Trump açıklamasında ayrıca, ABD vatandaşı aile üyeleri olanlar da dahil olmak üzere belgesiz göçmenleri sınır dışı etme konusundaki seçim vaadini yerine getireceğini söyleyerek, “Aileleri parçalamak istemiyorum. Bu yüzden bir aileyi parçalamamanın tek yolu onları bir arada tutmak ve hepsini geri göndermek.” diye konuştu.

Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Filipinler’de yanardağ tehlikesi yaşanıyor…
Filipinler Sivil Savunma Ofisi’nden yapılan açıklamada, Negros Adası’nda bulunan Kanlaon Yanardağı’nın patlamasının ardından herhangi bir can kaybının yaşanmadığı aktarıldı.
Açıklamada, yanardağın batı ve güney yamacına en yakın bölgelerinde yer alan kasaba ve köylerde acil toplu tahliye gerçekleştirildiği belirtildi.
87 BİN KİŞİ TAHLİYE EDİLİYOR
Yanardağ çevresindeki 6 kilometrelik “tehlike bölgesi”nden yaklaşık 47 bin kişinin tahliyesinin yapıldığı bildirilen açıklamada, tahliye sürecinin yaklaşık 87 bin kişiyi kapsayacağı bilgisi paylaşıldı.
Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr, gazetecilere yaptığı açıklamada, 6 kilometrelik tehlike bölgesinin dışına tahliye edilen ailelere destek vermeye hazır olduklarını söyledi.

3 BİN METRE YÜKSEKLİĞE KÜL PÜSKÜRTTÜ
Filipinler Volkanoloji ve Sismoloji Enstitüsü, dün, Kanlaon Yanardağı’nın patladığını ve 3 bin metre yüksekliğe kül püskürttüğünü açıklamıştı.
Kanlaon Yanardağı haziranda da faaliyete geçmişti.
Yaklaşık 6 dakika boyunca patlayan yanardağda 5 bin metre yüksekliği bulan duman oluşmuştu.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Furkan Can
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye’ye ilişkin değerlendirmede bulunan Almanya’da ana muhalefetteki Hristiyan Demokrat Birlik Partisi Genel Başkanı Friedrich Merz, Rusya’nın zayıfladığını belirterek, “Çünkü Rusya, Suriye’yi ve oradaki rejimi koruyan bir güçtü. Ve Türkiye güçlendi. Türkiye şimdi tüm Orta Doğu bölgesinde daha da büyük bir rol oynayacak” dedi.
Almanya’da 23 Şubat’ta yapılması planlanan erken genel seçimlerde Hristiyan Birlik partilerinin başbakan adayı olan Merz, “Bu yüzden bize, sadece biz Almanlara değil, Avrupalılara da iyi bir tavsiye şu olabilir: Bu bölgede siyasi olarak da barışı tesis etmek için şimdi Türkiye ile çok daha güçlü şekilde birlikte çalışmalıyız” ifadesini kullandı.
“BEKLEYİP GÖRMELİYİZ”
Bunun artık Alman ve Avrupa siyasetinin bir görevi olduğunu kaydeden Merz, “Şimdi bekleyip Suriye’de gerçekten neler olduğunu, iç savaşın gerçekten bitip bitmediğini görmeliyiz” değerlendirmesinde bulundu.
Göktürk Sönmez
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Avusturya’da bir çiftin dolandırıcılık numarası adeta akıllara durgunluk verdi.
Haksız kazanç için bir oyun kuran çiftin hedefi insanlar değil, ülkenin emeklilik sistemi oldu.
Son 43 yılda 12 kez evlenip boşanan bir çiftin hareketlerini inceleyen hükümet görevlileri, şüpheli çiftin son boşanma davasında dolandırıcılığı ortaya çıkardı.
43 YILDA 326 BİN EURO KAZANÇ SAĞLADILAR
Buldukları bu taktik ile emeklilik sisteminden 326 bin euro kazanç sağladığı ortaya çıkan çift hakkında n ciddi dolandırıcılıktan soruşturma başlatıldı.
Toplamda 13 kez evlendiği iddia edilen kadının, 1981 yılında ilk kocasının ölümünden sonra devletten “dul maaşı” almaya başladığı ve 1 yıl sonra kendisinden birkaç yaş küçük olan ikinci kocasıyla evlendiği öne sürülüyor.

3 YILDA BİR BOŞANIP EVLENDİ
6 yıl sonra ise adamın kamyon şoförü olarak çalışması nedeniyle, çiftin evliliklerinin “onarılamaz bir şekilde bozulduğunu” gerekçe göstererek boşandığı ve bu ayrılığın her yeni evliliğin yaklaşık 3 yıl sürdüğü bir evlenme, boşanma ve yeniden evlenme döngüsünü başlattığı iddia ediliyor.
Soruşturmayı yürüten yetkililer, tüm süreç boyunca birlikte yaşayan çiftin aslında hiç ayrılmadığını, Avusturya’nın emeklilik sigortası sistemini dolandırmak için resmî olarak ayrılıp barıştığını belirtiyor.
SON BOŞANMA DAVASINDA İFŞA OLDULAR
Yasaya göre, çift her boşandığında dul aylığı ödemeleri devam ediyor, kadın evlendiği her sefer için 27 bin euro tazminat talep edebiliyordu. Bu durumun yıllar boyunca devam etmesiyle çiftin, emeklilik planından 326 bin euro kazandığı ortaya çıktı.
Emeklilik fonu ödeme yapmayı reddettiğinde ise çiftin dava açması üzerine Avusturya Yüksek Mahkemesi’nin mart ayında çiftin yasal boşluktan yararlanmasının haksız olduğuna karar verdiği öğrenildi.
Ayrıca polisin, “ciddi dolandırıcılık suçlamasıyla” çifte soruşturma başlattığı belirtildi.
Çift, 12. boşanmaları yetkililer tarafından tanınmadığı için resmi olarak hâlâ evli sayılıyor.

Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Hizbullah’tan İsrail’in Suriye’ye yönelik artan saldırılarına tepki geldi.
Hizbullah’tan yapılan açıklamada, İsrail’in “Golan Tepeleri’nde daha fazla toprak işgal ettiği” ve “Suriye’nin savunma kabiliyetlerini yok ettiği” vurgulanırken, “Bu saldırıları kınarken, saldırıların devam etmesi halinde doğuracakları sonuçlara karşı da uyarıyoruz” ifadeleri kullanıldı.
“SİYASİ VE HUKUKİ BASKI YAPMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarının hiçbir meşru nedeninin olmadığı kaydedilen açıklamada, “Başta Arap ve İslam dünyası olmak üzere tüm dünyayı bu suçlara karşı sağlam bir duruş sergilemeye ve bu saldırıları durdurmak için siyasi ve hukuki alanlarda baskı yapmaya çağırıyoruz” denildi.
Açıklamada, “Suriye’ye ve halkına desteğimizi yinelerken, Suriye’nin birliğinin korunmasının gerekliliğini vurguluyoruz” ifadeleri kullanıldı.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Fatih Yıldırım
Yazar
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Suriye, kanlı Baas rejiminden soyutlandı.
Muhaliflerin galip geldiği iç savaş sonrası Esad Ailesi’nin kanlı hükümdarlığı son buldu.
Suriye’nin yeni hükümetinin ve izleyeceği politikaların ne olacağı merak edilirken, 13 yıllık iç savaş boyunca Beşar Esad ile yakın ilişkiler kuran İran’dan yeni bir açıklama geldi.
“SURİYE’DE ASKERİ VARLIĞIMIZ YOKTUR”
Khabaronline haber sitesine göre, Selami, İran Meclisi’nde, Suriye’deki son gelişmeler ve İran’ın takip edeceği askeri stratejinin ele alındığı kapalı toplantıda konuştu.
Esed rejiminin düşüşüne kadar İran’ın askeri danışmanları ve güçlerinin Suriye’de bulunduğunu belirten Selami, ancak an itibarıyla İran’ın Suriye’de herhangi bir askeri varlığının olmadığını vurguladı.
İSRAİL MESELESİ GÖRÜŞÜLDÜ
Toplantıda, bölgedeki askeri stratejiler, İsrail’in operasyonları ve İran’ın İsrail’e karşı gerçekleştirdiği operasyonlar masaya yatırıldı.
Ayrıca, bölgenin güvenlik ve istihbarat durumu detaylı şekilde değerlendirildi.
Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Habere göre, İsrail ordusu, işgal altındaki Golan Tepeleri’nde bulunan Hermon (Şeyh) Dağı’nın Suriye tarafını işgal etmesinin ardından Suriye genelinde onlarca stratejik noktaya hava saldırısı düzenledi.
İsrail Kanal 12 televizyonunun haberinde ise İsrail’in, Suriye ordusunun Esed rejiminden kalan askeri kapasitesini azaltmak için elinden gelen azami çabayı sarf ettiği, ordunun, Suriye geneline yayılan çok kapsamlı bir saldırı dalgası başlattığı ifade edildi.
Habere göre, İsrail savaş uçakları, askeri üsler, hava savunma üsleri, istihbarat karargahlarının yanı sıra uzun ile kısa menzilli füze depoları, hava savunma sistemleri, silah üretim merkezleri, konvansiyonel olmayan silah stoklarını hedef aldı.
Şeyh Dağı’nın Suriye tarafının işgali ve Golan Tepeleri’ndeki tampon bölgeye asker konuşlandırmak gibi kara saldırılarına ek olarak İsrail ordusu, son birkaç gün içinde Suriye’nin güneyindeki Dera’dan başkent Şam’a ve kuzeydeki Maysaf’a kadar olan bölgelerdeki hedefleri vurdu.
Suriye’ye ait hava savunma sistemlerinin imha edilmesinin İsrail’in ülkeye düzenlediği hava saldırılarının rahatça icra edebileceği anlamına geldiği de belirtildi.
İsrail ordusundan saldırılar öncesi yapılan açıklamada, İsrail sınırına yakın olan Kuneytra ili, Avfaniyye, Hamidiye, Batı Samdaniyye ve Kahtaniyye belde ve köyleri sakinlerine evlerinde kalma çağrısı yapılmıştı.
İsrail ordusu, 6 Aralık Cuma günü Suriye’deki gelişmeler nedeniyle işgal altında tuttuğu Suriye toprağı Golan Tepeleri’ndeki birliklerine takviye yaptığını duyurmuştu.
Ordu, Suriye’de 61 yıllık Baas rejiminin devrilmesinin ardından işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri ve Suriye ile arasındaki tampon bölgeye 8 Aralık’ta kuvvet gönderdiğini açıklamıştı.
İsrail, Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni 1967’den bu yana işgal altında tutuyor. 1974’te İsrail ile Suriye arasında imzalanan Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması ile tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırları belirlenmişti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Görüşmede, Suriye’deki son gelişmeler ele alınırken, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği çerçevesinde, istikrarın ve barışın tesis edilmesi gerektiği vurgulandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Irak-Suriye-Ürdün üçgeninde yer alan Suriye toprakları içerisindeki Tenef bölgesinde varlık gösteren silahlı muhalif grup Suriye Özgür Ordusu (SÖO) güçleri, rejimin hakim olduğu saha üzerinde ilerlemeler kaydetti…

SÖO güçlerinin ilerleyişi, 27 Kasım’dan beri Beşşar Esed rejimi güçlerinin Halep, İdlib, Hama ve Humus’ta rejim karşıtı güçlere karşı hızla alan kaybetmesi ve ülkenin doğusunda hakim olduğu alanları terör örgütü PKK/YPG’ye devretmesinin ardından başladı.

Irak-Ürdün sınırında konuşlu oldukları sahadan kuzeye doğru ilerleyen SÖO, Tedmur (Palmira) ilçesini ele geçirdikten sonra yönünü batıda başkent Şam yönüne de çevirdi. SÖO kuzey ve batı istikametinde Ammur Dağları ile Hamad Dağları, T2 petrol sahası ile Tibas, Rezuz ve Kasr Hir yerleşimlerini rejim güçlerinden ele geçirdi.
Tankları bırakıp kaçtılar… A Haber İdlib’de çatışmanın izlerini görüntüledi
İDLİB’DE ÇATIŞMANIN İZLERİ
Halep’in merkezinin büyük bölümünü 30 Kasım’da rejim güçlerinden alan rejim karşıtı gruplar, aynı gün tüm İdlib genelinde hakimiyet sağlamıştı.

Esad rejimine karşı muhalif silahlı muhalif gruplar, Han Şeyhun ilçesini geri almış ve İdlib vilayetinin tamamında kontrolü ele geçirmişti.


Rejim karşıtı silahlı gruplar İdlib ilinin en büyük kasabası olan Ma’aret el-Numan’ı da geri almıştı.

Esad rejim güçlerinin İdlib’i tamamen terk etmesinin ardından A Haber kameraları terk edilen rejim tanklarını görüntüledi.
Ma’aret el-Numan’daki terk edilmiş rejim karargahı, kameralara yansıdı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Esed ve ailesinin Moskova’ya geldiği bilgisine yer verilen haberde, sığınma hakkının insani gerekçelerle sağlandığı ifade edildi.
Haberde, Rus yetkililerin, Suriye’deki Rus askeri üslerinin ve diplomatik kurumlarının güvenliğine ilişkin Suriye’deki muhalefet temsilcileriyle temas halinde olduğu da kaydedildi.

SURİYE’DEKİ GELİŞMELER…
Suriye’de 27 Kasım’da rejim karşıtı silahlı gruplar ile Beşşar Esed güçleri arasında çatışmalar yoğunlaştı.
Gruplar, 30 Kasım-7 Aralık tarihleri arasında Halep, İdlib, Hama ve Humus gibi en büyük illerde üstünlük kurdu.
Başkent Şam’a 7 Aralık’ta girmeye başlayan gruplara halk kitlelerinin de destek vermesiyle rejim Şam ve diğer birçok bölgede kontrolü tümüyle kaybederek çöktü.
Baas Partisinin 61 yıllık iktidarı sona ererken rejim lideri Esed, başkentten kaçtı.
Suriye Milli Ordusu da Türkiye sınırı yakınlarında terör örgütü PKK/YPG’nin işgalinde olan Tel Rıfat’ı özgürleştirdikten sonra Münbiç’te yuvalanan teröristlere yöneldi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Takvim yaprakları 27 Kasım’ı gösterdiğinde Suriye’de tarihi bir gün yaşandı. Silahlı muhalif gruplar, rejime başkaldırdı.

Adım adım ilerleyen muhalifler 12 gün içinde tüm ülkeyi kontrol altına aldı. 61 yıllık Baas rejimi sona ererken; devrik lider Esad ülkeden kaçtı.
İşte Esad’ın garajı: Muhalifler lüks otomobilleri kaçırdı!
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Şam’a giren muhalifler ile halk, Esad’ın evini de bastı. Öfkeli kalabalık Esad’ın babası Hafız Esad’ın fotoğraflarını parçaladı.

Muhalifler tarafından; Esad’ın garajında bulunan lüks araçların görüntüleri de paylaşıldı.

DİĞER FOTOĞRAFLAR İÇİN İLERLEYİNİZ
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Biden’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
Yıllardır Esad’ın başlıca destekçileri İran, Hizbullah ve Rusya oldu. Ancak geçtiğimiz hafta içinde üçünün de desteği azaldı, çünkü üçü de bugün benim göreve gelmemden bu yana çok daha zayıf durumdalar.
Geçiş döneminde aralarında Ürdün, Lübnan, Irak ve İsrail’in de bulunduğu ülkeleri, Suriye’den gelecek her türlü tehdide karşı destekleyeceğiz.
Suriye’nin doğusunda herhangi bir tehdit karşısında personelimizi koruyacak bir güvence kapasitesi oluşturulmasına yardımcı olacağız ve DEAŞ’a karşı görevimizi, büyük ölçüde koruyarak, sürdürmeye devam edeceğiz.
Birleşmiş Milletler tarafından başlatılan süreç dahil olmak üzere bağımsız ve egemen, Esad rejiminin olmadığı bir Suriye’ye geçişi sağlamak amacıyla yeni bir anayasa ve tüm Suriyelilere hizmet edecek yeni bir hükümet oluşturulması için tüm Suriyeli gruplarla temas halinde olacağız.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
REJİM ÇÖKTÜ!
Başkent Şam’a 7 Aralık’ta girmeye başlayan gruplara halk kitlelerinin de destek vermesiyle rejim Şam ve diğer birçok bölgede kontrolü tümüyle kaybederek çöktü.

ESED KAÇTI
Baas Partisi’nin 61 yıllık iktidarı sona ererken rejim lideri Esed, başkentten kaçtı.
Suriye Milli Ordusu da Türkiye sınırı yakınlarında terör örgütü PKK/YPG’nin işgalinde olan Tel Rıfat’ı özgürleştirdikten sonra Münbiç’te yuvalanan teröristlere yöneldi.


ŞAM’A DÖNÜŞ AKINI
Suriye’de Beşşar Esed rejiminin kontrolü kaybettiği başkent Şam’ın merkezine rejim karşıtı güçler girdi. Şam’a gidiş ve dönüş yolunda uzun araç kuyrukları oluştu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İngiltere Parlamentosunda bağımsız milletvekilleri Richard Burgon ve Imran Hussain öncülüğünde Dışişleri Bakanı David Lammy’e hitaben yazılan mektupta, İngiltere’nin İsrail’e kapsamlı yaptırım uygulaması istendi.
60’TAN FAZLA MİLLETVEKİLİ İMZA ATTI
Mektuba, iktidardaki İşçi Partisi milletvekili Diane Abbott, bağımsız milletvekili John McDonnell, Yeşiller Partisi Eş Kurucusu ve milletvekili Carla Denyer ile İşçi Partisinin eski lideri ve bağımsız milletvekili Jeremy Corbyn’in aralarında bulunduğu 7 farklı siyasi partiden 60’tan fazla milletvekili imza attı.
Liberal Demokratlar, Plaid Cymru ve İskoç Ulusal Partisi’ni temsil eden milletvekillerinin yanı sıra İngiltere Parlamentosunun üst kanadı Lordlar Kamarasından çok sayıda üye de mektuba destek verdi.
MİLLETVEKİLLERİ, İNGİLİZ HÜKÜMETİNİ ULUSLARARASI HUKUKA UYGUN HAREKET ETMEYE ÇAĞIRDI
Mektupta, Uluslararası Adalet Divanının (UAD) temmuzda İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalini hukuka aykırı olarak niteleyen ve mümkün olan en kısa sürede sona erdirilmesini talep eden tavsiye kararına atıfta bulunuldu.
Bu bağlamda, mektupta, “Mahkeme, İngiltere dahil tüm devletlerin, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki hukuka aykırı varlığından kaynaklanan durumu yasal olarak tanımama ve bunun sürdürülmesi için herhangi bir yardım veya destekte bulunmama yükümlülükleri olduğunu tespit etmiştir.” ifadesine yer verildi.
Milletvekillerinin, İngiliz hükümetini uluslararası hukuka uygun hareket etmeye ve somut adımlar atmaya davet ettiği belirtilen mektupta, “Hükümete, UAD’nın işgal altındaki Filistin topraklarındaki yasa dışı durumla ilgili tarihi kararını uygulamak için yaptırımlar getirmesi ve somut adımlar atması çağrısında bulunuyoruz.” denildi.
Mektupta, İngiltere’nin, İsrail’in işgal altındaki topraklardaki yasa dışı durumunu sürdürmesine katkıda bulunan ticaret veya yatırım ilişkilerine son vermesi ve bu bölgelerle ilgili ekonomik veya ticari anlaşmalardan kaçınması çağrısına yer verildi.
Ayrıca, mektupta, İngiltere’nin uluslararası hukuk bağlamındaki taahhütlerinin eylemleriyle bağdaşması gerektiğine işaret edilerek, “UAD’nin tavsiye kararını desteklemek, bu taahhüdü göstermek için kritik bir adım olacaktır.” değerlendirmesinde bulunuldu.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Yazar
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Norveç, Veliaht Prensesi’nin oğlunun tecavüz suçlamaları ile çalkalanıyor.
Norveç Veliaht Prensesi Mette-Marit’in oğlu Marius Borg Hoiby, 19 Kasım’da Oslo’da “bilinci yerinde olmayan ya da başka nedenlerle eyleme karşı koyamayan birine cinsel saldırıda bulunmak”la suçlanarak gözaltına alınmıştı.
Ayrıca, sonrasında Hoiby, ikinci bir tecavüz olayıyla daha suçlanmıştı.
GÖZALTINA ALINAN HOİBY SERBEST BIRAKILDI
Norveç’te yayın yapan NRK radyosunun haberine göre, Oslo polisinin açıklamasında Hoiby’nin daha fazla gözaltında tutulmasını istemeyecekleri çünkü önemli kanıtların ortadan kaldırılacağına dair bir işaretin bulunmadığı bildirildi.
Hoiby’nin avukatı Oyvind Bratlien, yaptığı açıklamada, müvekkilinin hiç gözaltına alınmamasının gerektiğini savunarak, dün akşam salıverildiğini doğruladı.

NELER YAŞANDI
Marius Borg Hoiby, “bilinci yerinde olmayan ya da başka nedenlerle eyleme karşı koyamayan birine cinsel saldırıda bulunduğu” iddiasıyla 18 Kasım’da gözaltına alınmıştı.
Emniyet yetkilileri, hakkındaki ikinci tecavüz suçlaması nedeniyle Hoiby’nin gözaltı süresinin iki haftaya çıkarılması amacıyla talepte bulunmuştu.
Norveç’te bu tür cinsel saldırı suçları için en fazla 10 yıl hapis cezası veriliyor.
Hoiby’nin daha önce de sürücü belgesiz araç kullanma, kişiye zarar verme ve benzeri yasa ihlallerine karıştığı belirtiliyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Öznur Kaya
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Orta Doğu’da gerilim artmaya devam ediyor…
Portekiz’in başkenti Lizbon’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunan İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, “Eğer Batı, Birleşmiş Milletlerin (BM) tüm yaptırımlarını yeniden uygulamakla tehdit etmeye devam ederse, İran nükleer silah edinmeye yönelebilir.” dedi.
NÜKLEER SİLAH TEHDİDİ GELDİ
İran’ın daha önce de nükleer silah yapma kapasitesi ve bilgisine sahip olduğunu fakat bunun ülkenin güvenlik stratejisinin bir parçasını oluşturmadığını ifade eden Erakçi, “Eğer Avrupa ülkeleri Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptırımları İran’a karşı yeniden uygularsa, o zaman İran’daki herkes nükleer silah edinmeme doktrininin yanlış olduğuna kani olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Cenevre’de yarın İranlı ve Avrupalı müzakerecilerin yapacağı toplantıya değinen Erakçi, şunları söyledi:
Aslında bu (yarınki) toplantı, mevcut durumdan çıkış yolu olup olmadığını görmek için bir beyin fırtınası oturumu. Bu görüşme konusunda iyimser değilim. Çünkü İran’ın doğru tarafla konuşup konuşmadığından emin değilim. Avrupa ülkeleri, özellikle İngiltere, Almanya ve Fransa, karşı koyma politikasını seçmiş gibi görünüyor.

CENEVRE’DE BULUŞACAKLAR
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının (UAEA) İran aleyhindeki kararını hatırlatan Erakçi, “İran, UAEA’nın kararının ardından, binlerce yeni ve son derece gelişmiş santrifüj cihazları devreye sokma kararı aldı. Bu makinelerde gaz enjeksiyonu başladı. Bu, onların baskısının sonucudur.” şeklinde konuştu.
Ülkesinin, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) bağlı kalmaya devam ettiğini ve işbirliğine açık olduğunu dile getiren Erakçi, “Şu anda uranyum zenginleştirmede yüzde 60’ın üzerine çıkarmayı planlamıyoruz. Bu şu anki kararımızdır. Bu sorunun onurlu bir şekilde çözülmesi için işbirliğini seçtiğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum.” diye konuştu.
İran ile İngiltere, Fransa ve Almanya dışişleri bakan yardımcılarının, İran’ın nükleer programını ve bölgesel gelişmeleri ele almak üzere 29 Kasım’da Cenevre’de bir araya gelmeleri bekleniyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Furkan Can
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
G7 ülkeleri dışişleri bakanları toplantısı için İtalya’nın Fiuggi kasabasında bulunan Baerbock, İsrail’in Lübnan topraklarında gerçekleştirdiği operasyonlarla ilgili olarak burada yaptığı açıklamada, “(Ateşkes) süreci birkaç gün ya da birkaç hafta öncesine göre çok daha yakın görünüyor” ifadesini kullanarak “Benim de son günlerde bu yönde yoğun temaslarım oldu” dedi.
İtalya’nın başkenti Roma’nın yaklaşık 80 kilometre doğusunda yer alan Fiuggi’de bir araya gelen bakanların ele aldığı konulardan biri de Orta Doğu’da yaşanan kriz. Baerbock, bunun için ilgili Orta Doğu ülkelerinden temsilcilerin de katıldığı iki günlük buluşmada, mevkidaşları ile “içinde bulunulan durum itibarıyla, en azından zorlu görevlerden birinin, Lübnan’daki durumun nasıl ateşkes sağlanabilecek hale getirilebileceği” konusunda istişarelerde bulunduklarını belirtti.
İsrail medyası: Kabine ateşkesi görüşecek
İsrail televizyon kanalı Channel 12, Başbakan Netanyahu başkanlığındaki hükümetin Salı günü yapacağı toplantıda görüşmek üzere, Lübnan’da ateşkes konusunu gündemine aldığını duyurdu. İsrail’in Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Danny Danon da ateşkes sağlanması için sürdürdükleri temasların “sonuna gelmediklerini ancak ilerleme sağlandığını” aktararak, İsrail hükümetinin ya Pazartesi ya da Salı günü konuyla ilgili bir araya geleceğini ifade etti.
Haber ajansı AFP’ye göre de İsrail hükümeti Salı günü ateşkes konusunu görüşmek üzere toplanma kararı aldı.
Amerikan haber portalı Axios ise ismini açıklamadığı bir ABD hükümet yetkilisine dayandırdığı haberinde, İsrail ile Lübnan hükümetlerinin, İsrail’in Hizbullah milislerine karşı yürüttüğü harekatın sonlanması konusunda anlaştıklarını öne sürdü.
İsrail hükümetinden Pazartesi gün içinde yapılan açıklamada, Hizbullah ile olan savaşta ateşkese doğru gidildiği ancak hala yanıtlanması gereken bazı sorular olduğu belirtilmişti.
Reuters/ ET,JD
DW Türkçe’ye VPN ile nasıl erişebilirim?
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Florya Metin Oktay Tesisleri’nde Teknik DirektörOkan Buruk yönetiminde dinamik ısınmayla başlayan idman, iki grup halinde 8’e 2 pas çalışmasıyla devam etti. Antrenman, geniş alanda topa sahip olma ve koşu çalışmasının ardından çift kale maçla sona erdi.
Sarı-kırmızılılar, yarın saat 11.00’de yapacağı idmanla hazırlıklarını sürdürecek. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, saat 20.20’de merkez üssü Malatya’nın Doğanşehir ilçesi olan 4,6 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.
Depremin 9,75 kilometre derinlikte meydana geldiği belirlendi.
Öte yandan AFAD, ayrıca yaptığı açıklamada, depreme ilişkin gelişmelerin takip edildiğini belirtti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çekya ekibi Slavia Prag, ligin son maçında Dynamo Ceske Budejovice ile deplasmanda karşılaşırken sahadan 4-0 galip ayrıldı. Bu sonucun ardından puanını 41’e yükselten kırmızı-beyazlılar liderliğini sürdürürken, 15 maç sonunda 13 galibiyet, 2 beraberlik elde etti. Rakip filelere 37 gol gönderen Prag ekibi kalesinde sadece 5 gol gördü. Sezona Slovacko beraberliği ile başlayan Slavia, sonrasında 11 maçlık galibiyet serisi yaşadı. Son 3 maçta ise hanesine 7 puan yazdırdı.
Slavia Prag, UEFA Avrupa Ligi’nin 5. haftasında 28 Kasım Perşembe günü Fenerbahçe’yi konuk edecek. Jindrich Trpisovsky’nin teknik direktörlüğünü yaptığı ekip, Avrupa Ligi’nde ise 4 maçta 4 puan topladı. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Petrol Rafinerileri’nin (TÜPRAŞ) İzmir’in Aliağa ilçesindeki rafinerisinde yangın çıktı. Alevler kısa sürede kontrol altına alınırken, TÜPRAŞ’tan yapılan açıklamada, olayda kimsenin yaralanmadığı belirtildi.
Yangın, saat 20.00 sıralarında TÜPRAŞ’ın Aliağa rafinerisinde meydana geldi. Ham petrol ünitesinde çıktığı öğrenilen yangın, teknik personel ve rafineriye sevk edilen itfaiye ekipleri tarafından kısa sürede kontrol altına alındı. Yangının çıkış nedeni ile ilgili TÜPRAŞ ekipleri tarafından inceleme başlatıldı.
TÜPRAŞ’TAN AÇIKLAMA
TÜPRAŞ’tan yapılan açıklamada, “İzmir Rafinerimizde bu akşam saat 20: 00 sularında Hampetrol Ünitelerimizden bir tanesinde yangın meydana gelmiştir. Ünite duruşa geçirilmiş, rafineri teknik ekiplerimiz tarafından ilgili resmi birimlerle iş birliği ve koordinasyon içinde olaya müdahale edilmiş, yangın kontrol altına alınmış ve söndürülmüştür. Olaydan etkilenen çalışma arkadaşımız bulunmamaktadır. Diğer ünitelerimizde faaliyetlerimiz devam etmektedir” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, “Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Ankara’ya ziyaret gerçekleştiren NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Milli Savunma Bakanlığında bir araya geldi.” bilgisi verildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sanders, İsrail’in Gazze’deki katliamlarının ve bölgeye insani yardımları kasıtlı olarak engellemesinin açık bir şekilde ilgili Amerikan yasalarının ihlali olduğunu ve bu ülkeye artık ABD silahlarının gönderilmemesi gerektiğini vurguladı.
“ABD, (İsrail’in) bu katliamlarda suç ortağıdır, bu suç ortaklığı artık sona ermelidir.” diyen Sanders, ABD’nin İsrail’e 20 milyar dolarlık son silah satışının bloke edilmesi gerektiğini belirtti.
ABD’li senatör, “Bugün Gazze’de yaşananların tarifi imkansız, ancak bu durumu daha acı kılan şey, orada yaşananların çoğunun ABD silahları ve Amerikan vergi mükelleflerinin destekleriyle yapılıyor olması.” diye konuştu.

İSRAİL, İLGİLİ ABD YASALARINI ÇİĞNİYOR
Sanders, Senato Genel Kuruluna yarın (20 Kasım Çarşamba) gelmesi ve oylanması beklenen 3 tasarısına diğer senatörlerden destek isterken, İsrail’in ilgili Amerikan yasalarını ve uluslararası kuralları çiğnediğinin altını çizdi.
1961 tarihli Dış Yardım Yasası ile 1976 tarihli Silah İhracat Kontrol Yasası’na atıf yapan Sanders, İsrail’in Gazze’ye insani yardımları kasıtlı olarak engellediğini ve söz konusu yasalara göre bu ülkeye silah satılamayacağını söyledi.
SANDERS’IN TASARILARININ ÇARŞAMBA GÜNÜ OYLANMASI BEKLENİYOR
Senatör Sanders, ağustos ayında Joe Biden yönetiminin onay verdiği, İsrail’e toplamda yaklaşık 20 milyar dolarlık silah satışına karşı çıkarak bu satışın bloke edilmesi için eylül ayında tasarılar hazırladığını anımsattı.
Söz konusu silah satışının reddedilmesi için 3 ayrı tasarı hazırlayan Sanders’ın tasarılarının Senato Genel Kurulunda yarın oylanması bekleniyor.
Şu ana kadar 6 senatörün destek vereceğini açıkladığı tasarıların Senatodan geçmesi düşük bir ihtimal olarak görülse de ABD Kongresi çatısı altında İsrail’e silah satışının engellenmesi için atılan bu adım birçok kişi tarafından “tarihi” olarak değerlendiriliyor.
ABD yönetimi, 14 Ağustos’ta İsrail’e toplam değeri 20 milyar doları aşan 5 ayrı pakette savaş uçakları, havadan havaya füzeler, tank ve top mühimmatları ile taktik araçların satışına onay vermişti.
Sanders da eylül ayında yaptığı açıklamayla söz konusu silah satışlarının Amerikan yasalarına aykırı olduğunu ve bunların Kongrede bloke edilmesi gerektiğini belirtmişti.
13 Ekim’de ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Savunma Bakanı Lloyd Austin imzasıyla İsrail’e gönderilen mektupta da 30 gün içinde Gazze’deki insani krizin hafifletilmesine yönelik somut adımlar atması yönünde İsrail’e çağrıda bulunulmuş ve aksi durumda ABD’nin İsrail’e bazı askeri yardımlarının askıya alınabileceği ifade edilmişti.
Söz konusu mektubun üzerinden 1 ay geçtikten sonra ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, İsrail’in insani yardımlar konusunda somut bazı adımlar attıklarını ve dolayısıyla şu anda İsrail’e askeri yardımların askıya alınması gibi bir durumun söz konusu olmadığını açıklamıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Rusya Acil Durum Bakanlığı Araştırma Enstitüsü olası nükleer tehditlerin ardından dikkat çeken bir açıklama yaptı.

Rusya Acil Durum Bakanlığı Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan açıklamada, nükleer patlamalardan kaynaklanan şok dalgaları ve radyasyon da dahil olmak üzere çeşitli tehditlere karşı koruma sağlayabilen “KUB-M” adlı mobil sığınaklarının seri üretimine başlandığı bildirildi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Rusya’nın batısındaki Nijni Novgorod bölgesine bağlı Dzerjinsk kentindeki tesislerde seri üretimine başlanan mobil barınakların sadece insan kaynaklı değil, doğal afetlerde de kullanılabileceği ifade edildi.

Mobil barınakların 54 kişi kapasiteli olduğu, bu sayının arttırılabileceği aktarıldı. Açıklamada, “Mobil barınağın seri üretimine başlanması, vatandaşların güvenliğinin artırılmasına yönelik önemli bir adımı temsil ediyor” denildi.

Mobil barınakların geliştiricileri geçtiğimiz yıl yaptığı tanıtım toplantısında, barınakların hafif nükleer saldırı, yangınlar, silahlı saldırı, radyoaktif salınım ve kimyasal tehlikelere karşı 48 saat boyunca koruma sağladığını duyurmuştu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Vie-Publique” isimli sivil toplum hareketinin yayımladığı ve yerel basında da sıkça paylaşılan grafiğe göre, Cumhurbaşkanı Faye ve Başbakan Sonko’nun partisi PASTEF, 165 sandalyeli Ulusal Meclis’te 131 milletvekili çıkarıyor.
Böylece PASTEF, meclisteki sandalyelerin yüzde 80’ini garantiledi.
Buna göre, eski Cumhurbaşkanı Macky Sall’in “Takku Wallu (Volofçada ‘yardım için birleşmek’)” koalisyonu 16, eski cumhurbaşkanı adayı ve eski Başbakan Amadou Ba liderliğindeki “Jamm ak Njarin (Volofçada ‘barış ve refah’)” koalisyonu 7 ve Dakar Belediye Başkanı Barthelemy Dias liderliğindeki “Samm Sa Kaddu (Volofçada ‘sözümü tutuyorum’)” koalisyonu ise 3 milletvekilini meclise gönderiyor.
Geri kalan koltuklar da çeşitli koalisyon ve siyasi hareketler arasında paylaşılıyor.

Grafikte en çok dikkati çeken başka bir husus da mecliste çoğunluğa sahip eski Cumhurbaşkanı Sall koalisyonunun vekil sayısının 83’ten 16’ya düşmesi oldu.
Ulusal Seçim Komisyonu’nun, resmi sonuçlarının en geç 22 Kasım’da açıklaması bekleniyor.
RAKİPLERDEN TEBRİK
PASTEF’in zaferi, 17 Kasım gecesi büyük ölçüde belli olmuş ve başta Jamm ak Njarin ve Samm Sa Kaddu koalisyonları başta olmak üzere birçok siyasi parti ve oluşum tebrik mesajı yayımlamıştı.
Sall’in önderliğinde Takku Wallu’dan yapılan açıklamada ise seçimde usulsüzlük yapıldığı iddia edilmiş ve konuya ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne başvurulacağı duyurulmuştu.
Senegal’de son genel seçim Temmuz 2022’de yapılmıştı.
Eski Cumhurbaşkanı Sall’in koalisyonunun iktidarda olduğu Ulusal Meclis’te, Sall karşıtı Sonko’nun başbakan olması zaman zaman krize neden olmuştu.
Mart 2024’te seçilen Cumhurbaşkanı Faye da eylülde meclisi feshederek erken seçim kararı almıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tenenti, misyona yönelik desteğin azaldığına dair genel bir belirti olmadığını belirterek, “Ortak fikir kalmak. Yani çekilme konusunda hiçbir tartışma yok” dedi.
Saldırılar nedeniyle izleme faaliyetlerinin “çok, çok sınırlı” olduğunu söyleyen Tenenti, “Bazı mevzileri onarmak için hala çalışıyoruz, ancak bu kesinlikle çok zor bir dönem, çünkü son aylarda İsrail Savunma Kuvvetleri tarafından kasıtlı olarak saldırıya uğradık ve mevzileri yeniden inşa etmek için elimizden geleni yapıyoruz” dedi.
Arjantin, UNIFIL’e katkıda bulunan 48 ülkeden biri ve BM’nin internet sitesine göre şu anda Lübnan’da toplam 3 personeli bulunuyor. Arjantin UNIFIL’den askerlerini çeken ilk ülke oldu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kitabında bir yılı aşkın süredir İsrail saldırısı altındaki Gazze’deki duruma özellikle değinen Papa, “Bazı uzmanlara göre, Gazze’de yaşananlar bir soykırımın özelliklerini taşıyor. Bunun, hukukçular ve uluslararası kuruluşların belirlediği teknik tanıma uyup uymadığı dikkatle araştırılmalıdır.” ifadesini kullandı.
Göç konusuna duyarlılığıyla bilinen Papa Franciscus kitabında, göç sorunuyla karşı karşıya kalan hiçbir ülkenin yalnız bırakılmaması, hiç kimsenin bu sorunu daha kısıtlayıcı ve baskıcı yasalarla tek başına çözmeyi düşünmemesi gerektiğini belirtirken, buna karşın kayıtsız kalmanın küreselleştiği tespitinde bulundu.
REKLAM
Katoliklerin ruhani lideri, göç konusu mevzubahis olduğunda insanlığın kaybedildiğini de kaydetti.
Papa, “Burada, menşe ülkelerde göçe neden olan nedenlerin ele alınmasının kesinlikle gerekli olduğunu tekrar teyit ediyorum.” yorumunu yaptı.
Papa Franciscus, kitabında göç konusu başlığında da yine Gazze’ye değinerek, “Özellikle, kıtlığın vurduğu, gıda ve yardımların topraklarına ulaşmasının güçleştiği bir dönemde Gazze’den ayrılan Filistinli kardeşlerimizi düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Teması “adil bir dünya ve sürdürülebilir bir gezegen inşa etmek” olarak belirlenen zirve öncesinde, Rio De Paz ve Vatandaşlık Eylemi isimli sivil toplum kuruluşları açlıkla mücadele eylemi düzenledi.
Sosyolog ve insan hakları aktivisti Betinho’nun “Aç olanın acelesi var” sözünden yola çıkan grup üyeleri, her biri 1 milyon açlık çeken insanı temsil eden, üzerinde kırmızı haç işareti bulunan 733 tabağı Copacabana Plajı’na bıraktı.

Plajdaki boş tabaklar, Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada açlık çeken 733 milyon insanı temsil ediyor.
Kentin en hareketli noktası olan Copacabana Plajı’ndaki eyleme çok sayıda vatandaş da destek verdi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İki bakan, Dışişleri Bakanlığında yapılan görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
Ukrayna’ya verdiği desteklerden dolayı Japonya hükümetine teşekkür eden Sybiha, ikili görüşmede, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sona erdirilmesi yönünde Kiev yönetiminin hazırladığı Barış Formülü ile Zafer Planı’nı ele aldıklarını belirtti.
Sybiha, Ukrayna ve Japonya’nın Rusya’ya karşı yaptırımların artırılması konusunda anlaşmaya vardıklarına dikkati çekerek, savaşın başından bu yana Japonya’nın 26 yaptırım paketini yürürlüğe koyduğunu kaydetti.
Rusya’nın Kuzey Koreli askerleri Ukrayna’ya karşı savaşa dahil ettiğini savunan Sybiha, Kuzey Kore’nin, füze, nükleer ve diğer askeri programlardaki Rus teknolojisine erişim karşılığında Ukrayna’ya karşı savaşa dahil olduğunu öne sürdü.
REKLAM
Savaşta Ukrayna’ya desteğin önemini vurgulayan Sybiha, “Rusya’nın Ukrayna’daki yenilgisi, diğer saldırganların ve tüm suç ekseninin saldırgan planlarını durduracaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Japonya Dışişleri Bakanı İvaya ise ülkesindeki erken genel seçimin ardından ilk yurt dışı ziyaretini Ukrayna’ya gerçekleştirdiğini söyledi.
Savaş nedeniyle hasar gören altyapının yeniden inşası konusunda Ukrayna’ya destek vereceklerini belirten İvaya, “Japonya’nın, kamu ve özel sektörün desteğiyle Ukrayna’nın restorasyonu ve yeniden inşası konusundaki tutumu değişmez.” dedi.
Sybiha ile ikili görüşmede, Kuzey Kore birliklerinin Rusya’ya konuşlandırılması ve Ukrayna’ya karşı savaşa katılımlarıyla ilgili durumu ele aldıklarını ifade eden İvaya, durumu “son derece endişe verici” olarak değerlendirdi.
İvaya, Kuzey Koreli askerlerin Rusya’da bulunmasının sadece Ukrayna değil Asya bölgesini de olumsuz etkileyebileceğini kaydederek bu durumu şiddetle kınadığını dile getirdi.
Haberin görseli İHA tarafından servis edilmiştir
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başkanlık Dokunulmazlığı ve Yasal Tartışmalar
Trump’ın avukatları, ABD Yüksek Mahkemesi’nin yakın zamanda verdiği başkanlık dokunulmazlığı kararına dayanarak, davanın askıya alınmasını veya düşürülmesini talep etti. Avukatlar, başkanlık makamına özgü yetki ve korumaların adaletin sağlanması açısından önemli bir dayanak oluşturduğunu savundu.
Bu argüman, Trump’ın yalnızca başkanlık makamına yönelik değil, bireysel eylemlerine dair suçlamalardan da korunup korunamayacağı sorusunu gündeme getiriyor. Öte yandan, hukuk çevreleri, dokunulmazlık kararının eyalet suçlarını kapsamadığı ve Trump’ın New York’taki davadan kaçmasının zor olduğu görüşünde.
REKLAM
New York Davasının Arka Planı
Trump, Mayıs ayında 34 ayrı suçlamayla karşı karşıya kaldı. Bu suçlamalar, eski avukatı Michael Cohen aracılığıyla porn yıldızı Stormy Daniels’a 2016 yılında seçimlerden kısa bir süre önce 130 bin dolar ödenmesi ve bu ödemenin iş kayıtlarında sahtecilikle gizlenmesiyle ilgiliydi. Trump, iddiaları reddederken, savcılar bu ödemeyi seçim sonuçlarını etkilemeye yönelik yasa dışı bir müdahale olarak değerlendiriyor.
New York’taki bu davanın, Trump’ın siyasi kariyerine yönelik etkisi oldukça büyük. Zira, eyalet düzeyindeki suçlamalar başkanlık affıyla ortadan kaldırılamıyor.
Federal Düzeydeki Davalar ve Yüksek Maliyetler
Trump, New York davasına ek olarak federal düzeyde iki farklı dava ile de karşı karşıya. Bu davalar, gizli belgeleri uygunsuz şekilde saklama ve 2021 yılında seçim sonuçlarını kabul etmeyerek iktidarda kalmaya çalışma iddialarını kapsıyor. Florida’daki bir mahkeme, gizli belgelerle ilgili davayı düşürse de, seçim sonuçlarına ilişkin dava askıya alınmış durumda.
REKLAM
Özel Savcı Jack Smith tarafından yürütülen bu davaların maliyeti de dikkat çekici. Newsweek’in haberine göre, şimdiye kadar bu davalar için 50 milyon dolardan fazla harcama yapıldı ve Trump’ın Ocak 2025’te göreve başlamasına kadar bu rakamın 60 milyon dolara ulaşması bekleniyor.
Trump’ın Siyasi Stratejisi ve Af Tartışmaları
Trump, hukuki süreçlere karşı sert bir duruş sergiliyor. Time dergisine göre, Trump, göreve gelir gelmez Jack Smith’i görevden alacağını açıkladı. Ayrıca, Kongre Binası baskınına katıldıkları gerekçesiyle suçlanan yüzlerce kişiyi affedeceğini taahhüt etti. Ancak, kendini affetme olasılığıyla ilgili tartışmalar sürüyor.
Uzmanlara göre, bir başkanın kendini affetmesi daha önce görülmemiş bir durum olduğu için hukuki meşruiyeti belirsiz. Dahası, bu tür bir af, Trump’ın eyalet düzeyindeki suçlamalarından kurtulmasını sağlayamayacak. Bu durum, Trump’ın özellikle New York davasındaki pozisyonunu zayıf hale getiriyor.
Sonuç ve Olası Senaryolar
Trump’ın karşı karşıya olduğu davalar, sadece birer hukuki süreç değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal yankılar yaratan birer olay niteliğinde. New York’taki dava, Trump’ın başkanlık sürecinde karşılaşacağı en ciddi hukuki engellerden biri olarak öne çıkıyor. Federal davaların seyri ise, Trump’ın göreve başladığında izleyeceği politikalar ve alacağı kararlarla yakından ilişkili olacak.
Trump’ın hukuki mücadelelerini nasıl yöneteceği ve siyasi kariyerini bu süreçlerden nasıl etkilenmeden sürdüreceği, ABD’nin yakın gelecekteki en önemli siyasi gündem maddelerinden biri olmaya devam edecek.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail yasalarına göre, bir başbakanın görevden alınması yalnızca Yüksek Mahkeme’nin suçlu kararıyla gerçekleşiyor. Bu süreç ise aylar, hatta yıllar sürebiliyor. Bu durum, Netanyahu’ya zaman kazandırsa da başbakanın halk nezdindeki imajını ciddi şekilde zedeliyor.Netanyahu, rüşvet, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlamalarıyla yargılanıyor. İlk duruşması 24 Mayıs 2020’de yapılan dava, İsrail tarihindeki bir başbakanın görevdeyken yargılanması açısından bir ilk. İsrail yasalarına göre, bir başbakanın görevden alınması yalnızca Yüksek Mahkeme’nin suçlu kararıyla gerçekleşiyor. Bu süreç ise aylar, hatta yıllar sürebiliyor. Bu durum, Netanyahu’ya zaman kazandırsa da başbakanın halk nezdindeki imajını ciddi şekilde zedeliyor.
Ertelenen Tarihler ve Yeni Talep
Mahkeme, Netanyahu’nun 2 Aralık’ta ifade vermesine hükmetmişti. Ancak Netanyahu’nun avukatları, yoğun iş programını gerekçe göstererek ifadeyi Şubat 2024’e ertelemeyi talep etti. Daha önce Temmuz ayında ifade tarihinin ertelenmiş olması, bu yeni talebin mahkeme tarafından reddedilmesine yol açtı. Avukatı Amit Haddad, duruşmada, “Müvekkilim ifade için hazır değil, beş aylık bir erteleme yerine yalnızca iki buçuk ay istedik” diyerek savunma yaptı. Ancak mahkeme bu talebi kabul etmedi.
Gazze ve Lübnan Cepheleri: Yargıdan Kaçış mı, Güvenlik Stratejisi mi?
Netanyahu, yolsuzluk davalarından kaçmak için İsrail’in mevcut savaş ortamını bir fırsat olarak mı kullanıyor? Muhalefet, bu soruyu sık sık gündeme getiriyor. Gazze’de devam eden askeri operasyonlar ve Lübnan sınırında Hizbullah ile artan gerilim, Netanyahu’nun hem iç hem dış politikada üzerindeki baskıyı azaltma çabası olarak değerlendiriliyor. Muhalefet liderleri, Netanyahu’nun savaş ortamını siyasi bir kalkan olarak kullandığını, olası bir zaferle hem mahkemeden hem de halktan gelecek tepkileri bertaraf etmek istediğini iddia ediyor.
Netanyahu’nun Stratejisi ve Riskleri
Netanyahu, İsrail’in ulusal güvenliğini gerekçe göstererek hem yolsuzluk davalarını hem de halk arasında artan eleştirileri gölgede bırakmayı hedefliyor olabilir. Ancak bu stratejinin ciddi riskleri bulunuyor:
1. Yargıya Müdahale Algısı: Netanyahu’nun yargı süreçlerini sürekli ertelemesi, kamuoyunda adaletin geciktiği ve siyasetin yargıya müdahale ettiği algısını güçlendiriyor.
2. Halk Desteğinde Azalma: İsrail halkının önemli bir kısmı, Netanyahu’yu yalnızca güvenlik sorunlarına odaklanarak kişisel davalarından kaçmakla suçluyor.
3. Savaşın Maliyeti: Gazze ve Lübnan’da yürütülen operasyonların başarısızlıkla sonuçlanması, Netanyahu’nun siyasi kariyerine ağır bir darbe vurabilir.
Mahkeme Sürecinin Siyasete Etkisi
Netanyahu’nun yolsuzluk davaları, İsrail’deki siyasi sistemi de derinden etkiliyor. İsrail siyaseti, uzun süredir bir kutuplaşma sürecinde. Bir yanda Netanyahu’yu destekleyen muhafazakar Likud Partisi ve koalisyon ortakları, diğer yanda ise Netanyahu’nun istifasını talep eden geniş bir muhalefet bloğu bulunuyor. Davaların sonuçlanması, sadece Netanyahu’nun değil, İsrail siyasetinin geleceğini de belirleyecek.
Netanyahu’nun Zamanı Tükeniyor mu?
Netanyahu için mahkeme kararı, sadece yasal bir sorun değil, aynı zamanda siyasi bir varoluş mücadelesi anlamına geliyor. 7 Ekim’den bu yana Gazze ve Lübnan’da yaşanan askeri gelişmeler, onun bu süreçte nasıl bir liderlik göstereceğini belirleyecek. Ancak, yargı süreçlerinin er ya da geç tamamlanacak olması, Netanyahu’nun siyasi hamleleri ne kadar başarılı olursa olsun, hukuki açıdan köşeye sıkışmasına engel olamayabilir.
Bu noktada İsrail’deki siyasi tansiyonun düşmesi ve yargı bağımsızlığının korunması, ülkenin demokratik değerleri açısından kritik önem taşıyor. Ancak Netanyahu’nun davaları ve İsrail’in mevcut krizleri, bu hedefe ulaşmayı giderek zorlaştırıyor.
Haberin görseli DHA tarafından servis edilmiştir
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye ile Rusya arasında ortak çalışmalarda yeni bir adıma geçildi.
Konuya ilişkin açıklama Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan geldi.
Bakanlık, yaptığı açıklamada, Mısır’ın başkenti Kahire’de düzenlenen 12. Dünya Kentsel Forumu’nda Türkiye ile Rusya arasında şehircilik alanında yapılması planlanan ortak çalışmalara ilişkin mutabakat zaptı imzalandığını duyurdu.
DAHA YEŞİL, DİRENÇLİ KENTLER HEDEFLENİYOR
Foruma Türkiye’yi temsilen Bakan Yardımcısı Ömer Bulut’un katıldığının yer aldığı açıklamada, Bulut, forumun “Çocuk ve Gençlik Meclisi” oturumunda söz aldı.
Bulut, gençlerin ve çocukların sürdürülebilir kentleşmedeki rolüne dikkati çekerek Türkiye’nin ulusal bayramlarla, çocuklara ve gençlere verdiği değeri hatırlattı.
Gençlerin enerjisi ve çocukların bilinciyle daha yeşil, dirençli kentler hedeflendiğini belirten Bulut, Türkiye’de yürütülen “Sıfır Atık” projesi ile “Çevre ve Çocuk Akademisi” gibi eğitim projelerine ve afet sonrası yeniden yapılanma çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
TÜRKİYE’DE YÜRÜTÜLEN FAALİYETLERİN ÖNEMİ VURGULANDI
Bulut, forumun Bakanlar Yuvarlak Masa Toplantısı’nda ise Türkiye’nin herkes için yeterli barınma sağlama hedefi doğrultusunda gerçekleştirdiği çalışmalar ve konut ile sürdürülebilir kentleşme alanında kaydettiği gelişmelere değinerek Birleşmiş Milletler Habitat Yeni Kentsel Gündemi çerçevesinde Türkiye’de yürütülen faaliyetlerin öneminin altını çizdi.
MUTABAKAT ZAPTI İMZALANDI
Bulut, toplantının ardından, Rusya İnşaat, Konut ve Kamu Hizmetleri Bakan Yardımcısı Nikita Stasishin ile bir araya geldi.
Görüşme sırasında Türkiye ile Rusya arasındaki iş birliği vurgulandı ve şehircilik alanında yapılması planlanan ortak çalışmalara ilişkin mutabakat zaptı imzalandı.
Bu zabıt ile iki ülkenin, sürdürülebilir kentleşme ve şehircilik alanındaki deneyimlerini ve teknik bilgi birikimlerini paylaşmayı hedeflediği kaydedildi.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Öznur Kaya
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bolivya meclis kürsüsü dikkat çeken anlara şahitlik etti…
Eski başkan Avo Morales’in destekçileri Bolivya’da protestolarını sürdürürken, Morales yanlısı Sosyalizme Doğru Hareket (MAS) üyesi bir grup milletvekili bugün, meclis kürsüsüne çıkan Devlet Başkan Yardımcısı David Choquehuanca’ya domatesli saldırı düzenledi.
KONUŞMASINI YAPAMADAN MECLİSTEN AYRILDI
Meclis kürsüsüne çıkan Devlet Başkan Yardımcısı David Choquehuanca’ya domates fırlatılmasının üzerine Choquehuanca, konuşmasını yapamadan kürsüden inmek ve meclisten ayrılmak zorunda kaldı.
Ayrıca, o anlarda Morales destekçileri ile iktidar partisi milletvekilleri arasında da arbede çıktı.

“VANDALİZ” EYLEMİ VURGUSU
Domatesli saldırı sonrası açıklama yapan Devlet Başkanı Luis Arce, Morales yanlılarının mecliste “vandalizm” eylemi gerçekleştirdiğini belirtti.
Arce, devamında şu ifadelerde bulundu:
(Morales’i kastederek) Evismo, bu eylemleriyle bir kez daha diyalog iradesine sahip olmadığını ülkemize gösterdi. Bugün yaşananlar, Bolivya halkının hissiyatını temsil etmiyor.

ARCE’Yİ VATANA İHANETLE SUÇLADI
Devlet Başkanı Luis Arce’nin açıklamaları sonrası Morales ise sosyal medya hesabından yanıtta bulundu.
Morales, yaptığı açıklamada Arce’yi vatana ihanet etmekle suçladı.
“Ekonomiyi düzeltme sözü vermişti ama kötüleştirdi, kurumsallığa saygı taahhüdünde bulunmuştu ama yıkıma yol açtı, şeffaflık vadetmişti ama yolsuzluk yaptı” ifadelerinde bulunan Morales, hükümeti kendileriyle diyaloga ikna etmek amacıyla altı gün önce başlattığı açlık grevinide sonlandırdığını duyurdu.

NELER YAŞANDI
Bolivya’da 11 Ekim’de eski Devlet Başkanı Morales hakkında yakalama kararı çıkarılmasını protesto eden eylemciler, 19 gün boyunca otoyolları trafiğe kapatmış ve Devlet Başkanı Arce’nin istifasını istemişti.
Bu kapsamda göstericiler, yakalama kararının kaldırılmasını istedi.

SEYAHAT EDERKEN SİLAHLI SALDIRIYA UĞRADI
Morales, 28 Ekim’de koka üreticilerinin radyo istasyonuna gitmek üzere Villa Tunari kasabasından Lauca’ya seyahat ederken silahlı saldırıya uğradı.
Aracına en az 14 kez ateş edildiğini belirten Morales, şoförünün yaralandığını bildirdi.
Saldırı nedeniyle Bolivya Devlet Başkanı Arce’yi suçlayan Morales, “Arce, tarihin en kötü devlet başkanı olarak bilinecek. Eski bir devlet başkanını vurmak son çizgi” şeklinde açıklamalarda bulundu.

“TECAVÜZ, İNSAN TİCARETİ VE KAÇAKÇILIKLA SUÇLANIYOR”
Silahlı saldırı sonrası Morales destekçilerinin ülkenin merkezindeki yolları trafiğe kapatmasının ardından yüzlerce polis göstericilere müdahale etmişti.
Savcılık tarafından “tecavüz, insan ticareti ve kaçakçılıkla” suçlanan Morales’in ifade vermesi için hakkında yakalama kararı çıkarılmıştı.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Öznur Kaya
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Güney Sudan’da etkili olan sel felaketi yaşamı olumsuz etkilemeye devam ediyor…
Son olarak Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nden (OCHA) yapılan açıklamada, Güney Sudan’da bu sene etkili olan seller nedeniyle yaklaşık 1,4 milyon kişinin etkilendiği duyuruldu.
SON YILLARIN EN KÖTÜSÜ
Söz konusu açıklamada, sellerden dolayı 379 bin kişinin yerinden edildiği aktarıldı.
Güney Sudan’da bu seneki sellerin son yılların en kötüsü olarak nitelendirildiği açıklamada, yolların sular altında kaldığına dikkat çekilerek, müdahale ekiplerinin zorlu koşullarda etkilenen topluluklara ulaşmaya çalışması nedeniyle insani yardımların ulaştırılmasında gecikmeler yaşandığı ifade edildi.
SAĞLIK SİSTEMİNİ ÇÖKERTİYOR
Sıtma vakalarında artışın söz konusu olduğu ifade edilen açıklamada, bunun sağlık sistemini çökerttiği ve selden etkilenen bölgelerdeki durumu daha da kötüleştirdiği bildirildi.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Öznur Kaya
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“ANLAŞMA SAĞLANMAZSA ARABULUCULUĞU GEÇİCİ OLARAK DURDURACAĞIZ”
Ensari, geçtiğimiz günlerde yapılan son müzakerelerde, bir anlaşma sağlanmaması durumunda Hamas ve İsrail arasında arabuluculuğu geçici olarak durduracağını taraflara bildirdiklerini dile getirdi. Sözcü Ensari, Katar’ın, çatışmanın sona ermesi ve Gazze’deki ağır insani koşullar nedeniyle yaşanan sivil acıların hafifletilmesi için taraflar arasında arabuluculuk çabalarına yeniden başlayacağını vurguladı. Ensari, “Katar Devleti, arabuluculuğun bir şantaj aracı olarak kullanılmasına izin vermeyecektir.” ifadesini kullandı.
“FİLİSTİN, 1967 SINIRLARI İÇİNDE BAĞIMSIZ BİR DEVLETE KAVUŞANA KADAR DESTEK VERECEĞİZ”
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Katar Devleti’nin Filistin halkına, başkenti Doğu Kudüs olan, 1967 sınırları içinde bağımsız bir devlete kavuşana kadar destek vereceğini ve Filistin meselesinin Katar için merkezi bir öneme sahip olduğunu aktardı. Ensari ayrıca Doha’daki Hamas siyasi ofisi ile ilgizi çıkan haberlerin doğru olmadığını belirterek, Katar’daki ofisin amacının, ilgili taraflar arasında bir iletişim kanalı olarak görev yapmak olduğunu belirtti.
Dışişleri BakanlığıOrta DoğuDiplomasiPolitikaDünyaGazzeKatar
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD’de kritik başkanlık seçimi dün yapıldı. Alınan olağanüstü güvenlik önlemleri üçüncü dünya ülkelerini aratmadı. Cumhuriyetçi Parti’nin adayı eski ABD Başkanı Donald Trump ve Demokrat Parti’nin adayı Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in yarıştığı seçimde ilk sonuçlar beklendiği gibi başa baş çıktı. Büyük çaplı anketlerin ortalamalarına dayanan tahmin modelleri, sonucun bir yazı tura atışına kalacak kadar yakın olduğunu gösterdi. Çıkacak sonuç ne olursa olsun ülkede kaos ve şiddetin yaşanma riski bulunuyor. Bu nedenle alınan güvenlik önlemleri ülkenin seçime değil de savaşa hazırlandığı hissini uyandırdı. Ülkede gerginlik had safhada. Her yerde üst düzey güvenlik tedbirleri devreye sokuldu.

FBI, RUSYA’YI SUÇLADI
Oy kullanma noktaları ve oy sayım merkezlerinin çevresine güvenlik kameraları yerleştirildi.
Çatılara keskin nişancılar konuşlandırıldı.
Caddelere ilave polis ekipleri sevk edildi. İnsansız hava araçlarıyla denetimler sıkılaştırıldı.
Arizona, New Mexico, Iowa, Washington, Delaware, Illinois, Kuzey Carolina ve Nevada eyaletlerinde karışıklık ihtimaline karşı Ulusal Muhafızlar hazır bekletildi.
Federal Soruşturma Bürosu (FBI), bazı eyaletlerdeki oy kullanma merkezlerine yönelik bomba ihbarlarının Rusya kaynaklı e- posta adreslerinden yapıldığını belirtti.
Oy kullanma kabinlerine “panik butonları” yerleştirilerek sandık güvenliği üst seviyeye taşındı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

TUTUKLANANLAR OLDU
Washington’dan gelen fotoğraflar şoke edici. Dükkânların muhtemel bir karışıklığa karşı pencerelerini tahtalarla kapattığı görüldü.
Ülke genelindeki şerifleri temsil eden kuruluşlar, bir buçuk yıldır seçimlere hazırlandıklarını bildirdi.
Trump destekçilerini vurmakla tehdit eden bir kişi tutuklandı.
ABD Kongre Binası’nda bir kişi meşale ve işaret fişeği ile yakalandı.
Ülkede, yeni bir 6 Ocak kaosunun yaşanmasından korkuluyor.
ABD’nin yakın tarihinin en karanlık günü olan 6 Ocak, neredeyse dört yıl önce yaşandı. Seçim sonuçlarını kabul etmeyen Trump taraftarları 6 Ocak 2021’de Kongre Binası’nı basmıştı.

‘HERKES BARUT FIÇISI GİBİ’
ABD’de birçok açıdan tarihi bir seçim olarak nitelenen başkanlık seçimlerinden çıkacak sonuç ne olursa olsun bir kaos yaşanabilir. Michigan Üniversitesi Siyaset Bilimleri kürsüsünden emekli Prof. Dr. Ronald Stockton, seçim atmosferini değerlendirdi. Stockton, “Tarihi bir durum. Hayatımda daha önce buna benzer bir seçim görmedim. Herkes barut fıçısı gibi” değerlendirmesini yaptı.

BEYAZ SARAY’AKORUMA KALKANI
Beyaz Saray’da seçim nedeniyle alınan güvenlik önlemleri dikkat çekti. Demokratların başkan adayı Kamala Harris’in ikametgâhının da bulunduğu Deniz Gözlemevi’nin etrafındaki çitler artırıldı. Çevredeki işletmeler önlem olarak vitrinleri tahtalarla kapattı. Harris’in mezun olduğu Howard Üniversitesi’nin çevresindeki sokaklar da kapatıldı. Harris, gözlem etkinliğini burada yapmayı planlıyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ORTAK MEKTUP GİRİŞİMİ
Türkiye ayrıca Ortak Mektup girişimi ile öne çıkıyor. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız, bir grup temel ülkeyle birlikte İsrail’e silah transferinin sonlandırılması talep edilen “Ortak Mektup” girişimini başlattıklarını duyurdu. Yıldız, BM Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Gazze ve işgal altındaki Filistin topraklarındaki duruma ilişkin düzenlenen açık oturumda konuştu. Yıldız, “Tüm ülkelerin ilkeli bir tutum sergileyerek tarihin doğru tarafında yer almalarını ve bu kolektif girişimi desteklemelerini talep ediyoruz” dedi.

İSRAİL’İN YALANLARI DEŞİFRE EDİLİYOR
İletışim Başkanlığı oluşturduğu platformla İsrail’in yalanlarını uluslararası camiaya duyuracak. Platformun tanıtım programında konuşan İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “Şiddetin kaynağı İsrail. Dünya barışını tehdit eder hale geldi. İsrail Gazze’deki soykırımı Ortadoğu’ya yaymaya çalışıyor. İsrail’in saldırganlığını uluslararası toplumun gündemine getirmek önemli. Dezenformasyonlara karşı yalanları tespit edip ifşa edeceğiz. Kötücül kampanyaları geniş kitlelere ulaştıracağız. Uluslararası medya düzeninde önemli boşluğu dolduracağına inanıyoruz” ifadesini kullandı. Burcu ŞEN / ANKARA

KORKUDAN KAFASINI ÇIKARAMIYOR
HAKKINDA Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yakalama talebi bulunan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu öldürülmekten korktuğu için olağanüstü önlemler almaya devam ediyor. Güvenlik Kabinesi’ni artık farklı yerde toplayan, evinden taşınan Netanyahu’nun, İHA tehdidi nedeniyle oğlunun düğününü ertelemek istediği ortaya çıktı.
YA SOYKIRIM YA SÜRGÜN
İSRAIL’İN 390 gündür saldırılarını sürdürdüğü Gazze’de can kaybı 43 bin 163’e çıktı. İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin kuzeyinde 26 gündür uyguladığı Nazi ablukası ise sürüyor. Dün de sivillerin toplandığı iki alana düzenlenen saldırıda 13 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail, bölgedeki Filistinliler için “ya soykırım ya sürgün” saldırıları uyguluyor. İsrail önceki gün de 200 sivilin sığındığı 5 katlı binayı vurarak 94 kişiyi öldürmüştü. Filistinlilere göre katliamın nedeni İsrail’in zorunlu göç dayatmasına direnmeleri.
TÜRKMEN KENTİ TEHDİT ALTINDA
İsrail’in, UNESCO listesindeki 3 bin yıllık Baalbek kenti ve çevresindeki bazı köylere yönelik saldırı tehdidi sonrası halk, kenti terk ediyor. İsrail’in yayınladığı haritada, Türkmenlerin yaşadığı Duris de boşaltılması istenen bölgelerden.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“ALMANYA’DAN VE SİYASETTEN BIKMIŞTI”
Kaza sırasında şefin yanında beraber yaşadığı iki köpeğinin de bulunduğunu ve onların akıbetinin bilinmediği kaydedildi. Alman basınında yer alan haberlere göre, Michael Wollenberg’in ölümü eski bir ortak tarafından doğrulandı. Eski ortağı, Wollenberg’in Kıbrıs’a yerleşmek istediğini belirterek “Almanya’dan ve siyasetten bıkmıştı ve oradan başlamak istiyordu” dedi.

DÜNYANIN EN İYİ BALIK ŞEFİ SEÇİLMİŞTİ
Michael Wollenberg bir zamanlar dünyanın en iyi balık şefi seçilmişti. Hamburg-Rotherbaum’da Alster kıyısındaki “Michelin” yıldızına layık görülen “Insel” gece kulübündeki “Amadeus” restoranını işletiyordu. Diğer restoranlar ise Harburg’daki “Marinas”, Volksdorf’taki “Eichenkrug” ve Langenhorn’daki “Marlin” ve “Wattkorn”du.
ÜNLÜ İSİMLERDEN TAZİYE MESAJLARI
Patronlar Dünyası’nın haberine göre eski profesyonel boksör Alexander Petkovic, Michael Wollenberg’in uzun süredir arkadaşıydı. 44 yaşındaki sanatçı, Instagram hesabında ölüm haberinden “derinden etkilendiğini” söyledi.
Petkovic, şöyle yazdı: “Michael sadece iyi bir arkadaş değil, aynı zamanda çok özel bir insandı. Onun sıcak karizmasını ve birlikte paylaştığımız anıları her zaman hatırlayacağım.”
Petkovic ayrıca Wollenberg’in ailesine başsağlığını şu sözlerle diledi: “Düşüncelerim sizinle ve Michael’ın cennette özel bir yeri olduğundan eminim. Ruhu huzur içinde yatsın.”

“HALA İNANAMIYORUM”
Eski HSV oyuncusu Bernd Wehmeyer (72) de ölüm haberi üzerine “Çok iyi bir arkadaştı, hâlâ inanamıyorum” diye yazdı. Komedyen Otto Waalkes ve tasarımcı Claudia Effenberg gibi diğer ünlüler de ünlü şefin Türkiye’de trajik kaza sonrası ölümü nedeniyle başsağlığı mesajları yayınladı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Güvenlik kamerası görüntülerinde, 262 numaralı otobüsün önce iki araca çarptığı, ardından güvenlik bariyerini aşarak 3 metre derinliğindeki nehre düştüğü anlar kaydedildi. Kaza sırasında otobüste 20 yolcu bulunuyordu.
Görgü tanıklarının ifadelerine göre, Bolshaya Morskaya Caddesi’nden Potseluyev Köprüsü’ne dönmeye çalışan yorgun şoför, direksiyon hakimiyetini kaybetti. Otobüs önce park halindeki araçlara çarptı, ardından yan yatarak nehre düştü.
Kazadan sonra 8 yolcu otobüsün çatı kapağından çıkarıldı, 10 yolcu ise kendi çabalarıyla kurtularak nehirdeki botlar tarafından kurtarıldı. 5 kişi hastaneye kaldırılırken, kazadan kurtulan şoför hemen tutuklandı.
Mahkeme, ihmalle ölüme sebebiyet vermekten suçlu bulunan şoförü 6 yıl hapis cezasına çarptırdı ve 2.5 yıl süreyle ehliyetine el koydu. Ayrıca otobüs şirketinin de ciddi güvenlik ihlalleri yaptığı tespit edildi.




Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İŞÇİLERİN TAZMİNATINI ÖDEMEDİLER
Çiftin Katar Doha’da bulunan Al Udeid Hava Üssü inşaatı projesinde çalıştırdıkları işçileri işten çıkardığı öğrenildi. İşten çıkardığı işçilere tazminatlarını da ödemeyen çiftin yalısına haciz geldi. Sabah’tan Oğuzhan Uysal’ın haberine göre, çift haklarındaki şikayet sebebiyle icra memurlarıyla karşı karşıya geldi.
YALI HACZEDİLECEK
Bakırköy 6. İcra Hukuk Mahkemesi, Sadıkoğlu yalısının icra edilmesine karar verdi. İşçilerin avukatı ve polis, Sadıkoğlu yalısına giderek haciz işlemini başlattı. Yediemin olarak Mine Bahadır’a bırakılan yalı, işçilerin alacakları karşılığında haczedilecek.
Erdem AksoyHaberler.com – Ekonomi
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Güney Afrika‘nın Pietermaritzburg kentinden olan ve vahşi yaşam koruyuculuğu yapan üç çocuk babası Dingo, vücudunun iyileşmesi umuduyla yapay komada tutuluyordu.
Eşi Kirsty yaptığı açıklamada, “Dingo bu zor süreçte inanılmaz bir mücadele verdi. Bizimle olmak için savaştığını biliyoruz ve bunun için minnettarız. Ancak tüm gücüne ve direncine rağmen, sevgili eşim bugün ailesinin yanında huzur içinde aramızdan ayrıldı” dedi.
2022’de “Güney Afrika’nın Steve Irwin’i” olarak anılmaya başlayan Dingo, özellikle tehlikeli sürüngenlerle ilgili kurtarma videoları sayesinde dünya çapında tanınmıştı. YouTube’da 100 binden fazla abonesi, Instagram’da ise 600 binin üzerinde takipçisi vardı.
Steve Irwin de benzer şekilde, “The Crocodile Hunter” programıyla ünlenen ve tehlikeli vahşi hayvanlarla yakın temaslarıyla tanınan Avustralyalı bir doğa uzmanıydı. Irwin, 2006’da 44 yaşındayken, Büyük Mercan Resifi’nde çekim yaparken bir vatozun saldırısı sonucu hayatını kaybetmişti.
Dingo’nun vefatının ardından dünyanın dört bir yanından taziye mesajları geldi. Amerikalı YouTuber Jacob Colvin onu “hayvanlara derinden önem veren, gerçekten nazik ve iyi kalpli bir adam” olarak anarken, meslektaşı Dav Kaufman, “Zehire karşı alerjik reaksiyon ve anafilaktik şok sonucu haftalarca süren koma, en güçlümüz için bile çok ağır bir yüktü. Çok özleneceksin dostum” sözleriyle duygularını ifade etti.




Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hizbullah’tan yapılan yazılı açıklamada, İsrail ordusuna karşı bir dizi saldırı gerçekleştirildiği belirtildi. Lübnan’ın güneyinde İsrail ordusuna ait “Merkava” tipi bir tankın güdümlü füzelerle vurulduğu kaydedildi.
“HEDEFLER İSABETLİ ŞEKİLDE VURULDU”
İsrail’in kuzeyindeki Kiryat Şmona ve Roş Pina ile Lübnan’ın güneyindeki Hiyam’da toplanan İsrail askerlerinin füzelerle hedef alındığı kaydedildi. Açıklamada, “hedeflerin isabetli bir şekilde vurulduğu” ve İsrail askerlerinden ölen ve yaralananlar olduğu ifade edildi.
Öte yandan; Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında hayatını kaybetmişti. Hizbullah bugün yaptığı açıklamayla yeni liderinin Naim Kasım olduğunu duyurdu. Kasım, daha önce Genel Sekreter Yardımcılığı görevini yürütüyordu.
NAİM KASIM KİMDİR?
Beyrut’ta 1953 yılında dünyaya gelen Naim Kasım, 30 yıldan uzun süredir İran destekli Hizbullah’ın üst düzey isimlerinden biri.
Lübnan Üniversitesi Kimya Bölümü’nden mezun olan Kasım, 1970’lerde Lübnanlı Müslüman Öğrenciler Birliğini kurdu. Kasım, daha sonra Lübnan’daki Şii Emel Hareketine katıldı. İran’daki 1979 devriminin ardından Kasım, Emel Hareketinden ayrıldı. İran’daki devrim, birçok Lübnanlı Şii aktivistin siyasi düşüncesini de şekillendirdi.
Kasım, 1982’de İsrail’in Lübnan’ı işgaline yanıt olarak, İran Devrim Muhafızlarının desteğiyle kurulan Hizbullah’ın temelini atan toplantılara katıldı. Kasım, 1991 yılında silahlı hareketin o zamanki Genel Sekreteri Abbas el-Musavi tarafından Genel Sekreter Yardımcısı olarak atandı. Musavi, ertesi yıl İsrail’in helikopter saldırısında öldürüldü ve Hasan Nasrallah Hizbullah’ın yeni lideri oldu. Nasrallah lider olduğunda da Kasım, Genel Sekreter Yardımcılığı görevine devam etti.
Kasım, uzun süredir Hizbullah’ın önde gelen sözcülerinden biri olarak son bir yıldır İsrail ile yaşanan çatışmalarla ilgili uluslararası basına açıklamalarda bulunan bir isimdi. Aynı şekilde Kasım, Nasrallah’ın 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlenen İsrail hava saldırısında öldürülmesinin ardından televizyondan açıklama yapan ilk Hizbullah üst düzey yöneticisi idi.
Kasım, 30 Eylül’de yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın eski Genel Sekreterinin yerine “en erken fırsatta” bir halef seçeceğini ve Filistinlilerle dayanışma içinde İsrail’e karşı mücadeleye devam edileceğini söylemişti.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Avrupa Ligi ve Konferans Ligi’ndeki temsilcilerimizin sahne aldığı haftanın ardından gözler UEFA ülke puanı sıralamasına çevrildi. Beşiktaş ve Galatasaray’ın kazandığı, Fenerbahçe’nin ise beraberlikle geçtiği haftada kaybeden tek temsilcimiz Başakşehir oldu.
Temsilcilerimizin aldığı sonuçlar;
PUANIMIZ YÜKSELDİ
Bu sonuçların ardından UEFA ülke puanı sıralamasında Türkiye’nin puanı 38 bin 300’e yükseldi. Çekya ise 40 bin 650 puana çıktı. Temsilcilerimizin performansları sonrası UEFA ülke puanı sıralamasındaki fark 2 bin 350’ye indi.
İşte UEFA ülke puanı sıralamasında son durum;
1- İngiltere | 94.303
2- İtalya | 82.856
3- İspanya| 77.275
4- Almanya | 75.160
5- Fransa | 62.236
6- Hollanda| 57.400
7 – Portekiz| 54 bin 216
8 – Belçika | 47 bin 200
9 – Çekya | 40 bin 650
10 – Türkiye | 38 bin 300
11 – Norveç | 33 bin 250

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>PEKİ DÖVİZ KURLARI GÜNE NASIL BAŞLADI?
Serbest piyasada bugün 34,2769 liradan alınan dolar, 34,2873 satılıyor.
37,1545 liradan alınan euronun satış fiyatı ise 37,1966 lira olarak belirlendi.
ALTIN YENİDEN DALGALI SEYRE YÖNELDİ
Altın fiyatları 7 iş günü üst üste süren yükseliş dalgasını tamamladı ve dalgalı seyre yöneldi.
Altın yatırımcısı fiyatları yakından takip etmeyi sürdürüyor. 7 iş günü boyunca aralıksız yükselen ve rekor üstüne rekor kıran altın düzeltme hareketine başladı.
Merkez bankalarının faiz indirimine gitmeye başlaması, Orta Doğu’daki çatışma ortamı, ABD başkanlık seçimlerine kısa bir süre kalması altın fiyatları üzerinde etkili oluyor.
GRAM ALTIN
Gram altın güne 3011 liradan başladı. Gün içinde en düşük 3002 lira, en yüksek 3017 lira seviyesi görüldü. Şu sıralar 3005 liradan alıcı buluyor.
ONS ALTIN
Ons altın güne 2736 dolardan başladı. Gün içinde en düşük 2724 dolar, en yüksek de 2736 dolar seviyesi görüldü. Şu sıralar 2726 dolardan işlem geçiyor.
KAPALIÇARŞI’DA ALTIN
Kapalıçarşı’da gram altın 3107 liradan alınırken 3153 liradan satılıyor.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Novosibirsk’te yöneticisi olduğu bir futbol kulübünden yaklaşık 3 milyon ruble (32 bin dolar) çalmakla suçlanıyordu.
Ailesi, sadece çocuklarını saha için para ödemeden antrenmana götürdüğünü, koça para ödediğini söyüyor. Onu suçlayanlarsa paranın el değiştirdiğini ve cebine girdiğini iddia ediyor.
62 yaşındaki Perlov, 1992 Olimpiyatlarında 50 metre yürüme yarışında altın madalya kazanmıştı. Altı aydan uzun süredir göz altında tutuluyor ve ailesi Ukrayna’da savaşmaya zorlandığını söylüyor.
Perlov’a karşılığında, zimmetine para geçirme davasının dondurulacağı ve savaş bittiğinde düşürüleceği söylenmiş.
Kızı Alina, “Reddetti ve yerel basında sesimizi yükselttik. Bunun üzerine katı ceza hücresine konuldu ve yeniden anlaşma teklifiyle geldiler” diyor. İkinci kez reddettiğinde ailesini görmesi ya da aramasının engellendiğini söylüyor.
Mahkumların Ukrayna’da savaşmak için askere alındığı biliniyor ancak BBC analizi savaşın başlangıcında en azılı ve şiddet eğilimli mahkumlara odaklanılırken zamanla bunun değiştiğini ortaya koyuyor.
Son yasalar hem savcılık hem de avukatların, artık herhangi bir suçla ilgili sanıklara mahkeme yerine savaşa gitme seçenekleri olduğu konusunda bilgilendirme yapmasını zorunlu tutuyor.
Mart 2024’te geçen düzenleme eğer savaşa giderlerse soruşturma ve kovuşturmanın durdurulacağı anlamına geliyor. Savaşın sonunda davalarının tamamen düşürülmesi bekleniyor.
Tutuklulara yardım sağlayan Rusya Parmaklıklar Ardında adlı STK’nın direktörü Olga Romanova, “Bu Rusya’nın kanun yaptırım sistemini alaşağı etti” diyor ve ekliyor:
” Polis artık bir adamı biraz önce öldürmüş olduğu kişinin cesedinin üzerinde yakalayıp, kelepçe taktıktan sonra katil bir anda, ‘Durun, özel bir askeri operasyona katılmak istiyorum’ diyebilir ve ceza davasını kapatırlar.”
Eşi halihazırda hırsızlıktan üç yıl hapse çarptırılmış birine, eşinin Rus ordusuyla sözleşme imzalamasının avantajlarından bahseden bir müfettişin sızan kayıtlarına ulaştık.
Kadına, “Bu diğer suç için altı yıl daha alabilir. Sözleşme imzalaması için ona şans verdim. Talebi onaylanırsa savaşa gidecek ve davayı kapatacağız” diyor.
Sanık imzalarsa birkaç gün için ceza davası donduruluyor, sanık salıveriliyor ve neredeyse hemen ön cephelerde savaşmak için ayrılıyor. Rusya’da çalışan üç avukat bunun ülke çapında norm haline geldiğini söyledi.
Bazıları hapishaneden ya da suç kaydından kaçınmak için imzalıyor, ancak Yaroslav Lipavski genç biri olarak, bunun da kolay bir çıkış yolu olmadığını fark etti.
“Bir grup kişi tarafından önceden anlaşmaya varılarak kasıtlı olarak sağlığa ciddi zarar vermekle” suçlanmasının ardından sözleşmeyi imzaladı.
Genç kız arkadaşı hamile olduğunu yeni öğrenmişti ve kovuşturmadan kaçınmak için Lipavsky 18 yaşına girer girmez orduya katıldı.
Ukrayna’ya gitti ve bir hafta sonra öldü – savaşta ölen en genç askerlerden biri.
Suçla itham edilen kaç kişinin yargılanmak yerine savaşmayı seçtiği belli değil, ancak politikadaki bu değişim Rusya’nın seferber edeceği diğer sivillerin sayısını en aza indirirken, ek asker ihtiyacını da ortaya koyuyor.
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndaki askeri analist Michael Koffman, “Ruslar mahkumları ya da hapistekileri önemsiyor mu? Zannetmiyorum” diyor. Hükümetin “muhtemelen bu kişileri gözden çıkarabilecekleri, kimse tarafından özlenmeyecek ve genel ekonomi üzerinde önemli, olumsuz bir etki yaratmayacak kişiler olarak gördüğünü” düşünüyor.
Wagner paralı asker grubu mahkumları askere almaya başladığında, eski lideri Yevgeni Prigojin, “suç işleme yetenekleri”ne ihtiyacı olduğunu söyleyerek, yüksek güvenlikli hapishanelerdeki mahkumlara yöneldi, karşılığında af teklif edildi.
BBC ve Rus internet sitesi Mediazona’nın gördüğü ve teyit ettiği gizli belgeler, mahkumların askere alınma sürecine, ardından başlarına gelenlere ve sürekli yeni savaşçı bulma ihtiyacına ışık tutuyor.
Ukrayna’da ölen mahkumların künyeleri ve ailelerine ödenen “kan parası” aracılığıyla, Wagner’in cezaevlerinden yaklaşık 50.000 mahkumu askere aldığını ve bir dönem çatışmada her gün 200’e yakınının öldüğünü biliyoruz. Pek çok kişi de yaralandı.
Tüm mahkumların künyeleri, “ceza kolonisi”ne işaret eden K harfiyle başlıyor. İlk üç rakam geldikleri hapishaneyi, son üç rakam ise mahkuma verilen sıralı numarayı belirtiyor; yani sayı ne kadar büyükse, o koloniden gelen katılımcı sayısı da o kadar fazla demek oluyor.
“Kan parası” ödemelerinin kaydı, Temmuz 2022 ile Haziran 2023 arasında Ukrayna’nın doğusundaki Bahmut şehrini ele geçirmeye çalışırken 17.000’den fazla mahkumun öldüğünü gösteriyor.
Wagner ve daha sonra Savunma Bakanlığı kayıpları telafi etmek için askere alım stratejilerini, başvurabilecekleri insan sayısını artıracak şekilde yeniden tasarladılar.
Suçlananların bazıları savaşa karşı oldukları için, diğerleri savaş alanında ölme veya yaralanma riskinin çok yüksek olması nedeniyle, başkaları da inandıkları davayı ülkelerinde kalıp savunmak için yeni anlaşmayı reddetti.
Andrey Perlov’un ailesi hâlâ masumiyetini kanıtlamayı umuyor, ancak Alina babasını en son Temmuz ortasında mahkemede gördüğünde çok kilo vermişti. “Neşeli kalmaya çalışıyor” diyor, “ama böyle devam ederse inadını kıracaklar.”
Rus yetkililere Andrey Perlov’un davası ve tutuklulara orduya katılmaları için baskı yapıp yapmadıklarını sorduk, cevap vermediler.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bazı müttefik ülkeler arasında bir süredir Ukrayna’ya destek için gönderilen silahların Rusya topraklarına yönelik saldırılarda kullanılmasına ilişkin tartışmaya değinen Rutte, “Kiev’in güçlü bir konumda müzakere masasına gelmesini sağlamak için büyük bir yardıma ihtiyacımız var. NATO açısından kısıtlama getirmemek daha iyi olur ancak sınırlama koyup koymamak müttefiklerin sorumluluğundadır. Bu, NATO’ya bağlı değil, bence kısıtlamalardan kaçınmak daha iyi olur.” dedi.
Rutte, “Asıl önemli olan, Kiev’in Rus saldırganlığına karşı ihtiyaç duyduğu her şeye sahip olmasını sağlamak ve tüm müttefiklerin kabul ettiği şekilde güçlü bir konumdan müzakere yapmaktır.” diye konuştu.
REKLAM
“KİEV’İN GELECEKTEKİ YERİ NATO’DUR”
Ukrayna’nın NATO’ya üyeliğiyle alakalı Rutte, “Kiev’in gelecekteki yeri NATO’dur. Rusya, Ukrayna’da başarılı olursa bunun İtalya’nın ve tüm NATO’nun güvenliği üzerinde de çok büyük etkileri olacağı açıktır.” değerlendirmesini yaptı.
“Çin, Ukrayna’daki savaşta Rusya’nın kararlı bir destekçisidir. Rusya’nın yaptırımları atlatmasına izin veriyor.” diyen Rutte, Çin’e karşı gözlerini açık tutmaları aynı zamanda Pekin’le diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini belirtti.
“PUTİN SALDIRGAN TARAF”
Rutte, Ukrayna’da barışa en kısa zamanda ulaşılması gerektiğini dile getirerek “Bu ne bana bağlı ne Ukrayna’ya. Bunu Ruslar başlattı. (Rusya Devlet Başkanı Vladamir) Putin saldırgan olan taraftır burada. Her şeyi şimdi dahi durdurabilir ve bu şekilde barış da gelebilir.” ifadelerini kullandı.
ABD’deki başkanlık seçimleri ve başkan adaylarından Donald Trump’a ilişkin bir soru üzerine Rutte, “Başbakan olduğum dönemde 4 yıl boyunca Trump ile çalıştım ve doğrudan ilişkilerim vardı. Onun da görüşleri var; NATO’ya daha fazla harcamamız gerektiğini söylediğinde haklıydı ve biz de öyle yapıyoruz. Kararı Amerikalılar verecek ama kim kazanırsa kazansın. Birlikte çalışabileceğimize inanıyorum.” yanıtını verdi.
REKLAM
*Haberin görseli İHA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Görüşmenin ardından gazetecilere konuşan Nakatani, uçağın geliştirilmesini koordine etmek ve denetlemek üzere 2024’ün sonuna kadar “Küresel Muharebe Hava Programı (GCAP) Uluslararası Hükümet Örgütü (GICO)” adı verilen bir kurulun oluşturulacağını söyledi.
KURULUM MERKEZİ İNGİLTERE, BAŞKAN JAPONYA
Nakatani, kurulun merkezinin İngiltere’de olacağını ve başkanlığını da Japonya’nın üstleneceğini ifade etti.
Mekvidaşlarıyla ortak yeni nesil savaş uçağı geliştirme çalışmalarına hız verme konusunda mutabık kaldıklarını belirten Nakatani, aralarında Japon Mitsubishi Heavy, İngiliz BAE Systems ve İtalyan Leonardo S.p.A’nın da bulunduğu çok sayıda özel sektör şirketinin de projede yer aldığını kaydetti.
İngiltere ve İtalya ile ortak savaş uçağı üretimi projesi, Japonya’nın, müttefiki ABD dışında, ilk ortak savunma ekipmanı geliştirme projesi olarak nitelendiriliyor.
Aralık 2022’de kamuoyuna duyurulan GCAP kapsamında 2027’ye kadar savaş uçağının dizaynının tamamlanması ve 2035’e kadar askeri üslere konuşlandırılması hedefleniyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tayland’ın Samut Prakan eyaleti, kan donduran bir olaya sahne oldu.
Bangkok Post’un haberine göre, ülkenin Samut Prakan eyaletinin Phra Samut Chedi bölgesinde 64 yaşındaki Arrom Arunroj, evinde 4 metrelik pitonun saldırısına uğradı.
Pitonun vücudunu sardığı 64 yaşındaki kadının yardım çağrılarını duyan komşuları olayı polise bildirdi.
4 SAATTE KURTULDU
Yaklaşık 2 saat bekleyen kadın, kurtarma ekiplerinin çabasının ardından en az 20 kilogram ağırlığındaki pitondan 4 saatlik bir çalışma ile kurtarıldı.

O ANLAR KAMERADA
O anlarda kayıtta olan kameralar, kan donduran olayı saniye saniye kaydetti.
Kadının yılanın pençesindeki bitkin hali izleyenlerin tüylerini ürpertti.


Yusuf Balıkçı
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İran’ın, ABD başkanlık seçimlerini hacklemeye çalıştığı ve eski ABD Başkanı Donald Trump’la ilgili bilgileri Demokratlara sızdırdığına dair iddialar kamuoyuna yansımıştı.
İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği, konuya ilişkin AA muhabirine yazılı açıklama yaptı.
“İRAN, SEÇİM TARTIŞMALARINA DAHİL OLMAZ”
Açıklamada, söz konusu iddiaların hiçbir meşruiyeti bulunmadığı ve gerçek dışı olduğunun altı çizilirken, “İran, iç kargaşa ve seçim tartışmalarına dahil olmaz.” ifadesi kullanıldı.
Daha önce de belirtildiği gibi İran’ın ABD seçimlerine dahil olması için bir gerekçe ya da niyeti bulunmadığı kaydedilen açıklamada, buna yönelik iddiaların tümüyle reddedildiği belirtildi.
Açıklamada, ABD’nin resmi ve şeffaf bir şekilde iddialarına ilişkin delilleri ortaya koyması gerektiği bildirilen açıklamada, sürekli olarak benzer iddiaların ortaya atılmasının ABD’nin itibarını zedeleyeceği savunuldu.

“FBI, İRAN’I CASUSLUK YAPARKEN YAKALADI”
Eski ABD Başkanı ve Cumhuriyetçi Partinin 2024 başkanlık yarışındaki adayı Donald Trump, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, “Şimdi ortaya çıktı! FBI İran’ı kampanyamı gözetlerken ve bilgileri Kamala Harris’e aktarırken yakaladı.” ifadelerini kullandı.
ABD Başkan Yardımcısı ve Demokratların adayı Kamala Harris’i yasa dışı bir şekilde casusluk yapmakla suçlayan Trump, Harris’e istifa etme çağrısında bulundu.
Trump, “Komünist solcular Harris yerine başka bir aday belirleyecek mi?” sorusunu yöneltti.
FBI, yayımladığı raporda İranlı hackerların casusluk yaptığını, Trump’ın kampanyasından elde ettikleri bilgileri haziran ve temmuz aylarında Biden kampanyasına ilettiğini iddia etmişti.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in 1 gün aralıklarla önce çağrı cihazlarını sonra da telsizleri patlattığı Lübnan’da kaos var.
Onlarca Hizbullah mensubunun öldüğü, binlerce kişinin de yaralandığı saldırılar dünyanın gündeminde.
Saldırılarda İran’ın Lübnan Büyükelçisi Mücteba Emani de yaralanmıştı.
İRAN’DAN İSRAİL’E YENİ TEHDİTLER
Konuya ilişkin İran’dan yapılan ilk açıklamada yine İsrail’e tehditler havada uçuştu.
İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Amir Said İravani’nin Lübnan’daki olaylar hakkında BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e gönderdiği mektuba ulaşıldı.
İran’ın, “Haydut İsrail rejiminin” Lübnan’daki “sabotaj ve terör” faaliyetlerini en şiddetli şekilde kınadığı aktarılan mektupta, İsrail’in söz konusu eylemlerinin uluslararası hukuku ihlal ettiği ve barış ile güvenliği tehdit ettiği belirtildi.
İLGİLİ HABERİsrail’den Lübnan’a siber saldırı: Hizbullah üyelerinin çağrı cihazlarını patlattılar
“GEREKLİ CEVABI VERME HAKKIMIZ VAR”
Mektupta, özellikle ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin, “rejime” destekleri nedeniyle hatalı faaliyetlerinden de sorumlu oldukları ifade edildi.
“İran, Lübnan’daki büyükelçisinin yaralanmasına yol açan saldırıya uluslararası hukuk uyarınca gerekli cevabı verme hakkını muhafaza etmektedir.” denilen mektupta, BM Genel Sekreteri ve BM Güvenlik Konseyi’ne İsrail’in terör faaliyetini kınama çağrısı yapıldı.
Mektupta, BM Güvenlik Konseyi’nin, İsrail’in bölgedeki faaliyetlerini de şiddetle kınaması gerektiği belirtilerek, Konseyden “terör rejimine” karşı gerekli adımları atması istendi.
İLGİLİ HABERLübnan’da telsiz patlamaları sonucu ölenlerin sayısı 20’ye yükseldi
LÜBNAN’DA ÇAĞRI CİHAZLARI VE TELSİZLERİN PATLATILMASI
Lübnan’da 17 Eylül’de, Hizbullah mensuplarının kullandığı çağrı cihazlarında eş zamanlı patlamalar meydana geldi. Patlamalarda ikisi çocuk 12 kişi hayatını kaybetti, 300 kadarı ağır yaklaşık 2 bin 800 kişi yaralandı.
Ülkede 18 Eylül’de çok sayıda telsizin patlatılması sonucu da 20 kişi öldü, 450’den fazla kişi yaralandı.
Lübnanlı yetkililer olaydan İsrail’i sorumlu tutarken Tel Aviv’den konuyla ilgili henüz bir açıklama gelmedi.
İsrail-Lübnan sınırında 8 Ekim 2023’ten bu yana taraflar arasında zaman zaman şiddetlenen çatışmalar meydana geliyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Yusuf Balıkçı
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Lübnan’da Hizbullah mensuplarının kullandığı telsizlerin dün patlatılmasının ardından yaşanan can kaybı artıyor.
Lübnan Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, ülkenin farklı noktalarında telsizlerin infilak ettirilmesi sonucu hayatını kaybedenlerin sayısının 20’ye yükseldiği, yaralı sayısının 450’den fazla olduğu bildirildi.
“YAKLAŞIK 10 YIL ÖNCE ÜRETİMİNİ DURDURDUK”
Patlatılan telsizlerin Japonya merkezli “ICOM” tarafından üretildiği belirtilirken, firmadan konuyla ilgili açıklama geldi.
Açıklamada, “IC-V82, 2004’ten Ekim 2014’e kadar Orta Doğu dahil olmak üzere üretilip ihraç edilen bir telsizidir. Yaklaşık 10 yıl önce üretimi durdurulmuş ve o tarihten bu yana şirketimizden sevkiyatı yapılmamıştır.” ifadeleri kullanıldı.
Lübnan’da “ICOM” logosunu taşıyan telsizlerin patladığına dair haberlerle ilgili gerçeğin araştırıldığı belirtildi.

‘ÖNCEDEN TUZAKLAMA’
Öte yandan dün ABD’li haber sitesi Axios’un konuyla ilgili iki kaynağa dayandırdığı haberinde, patlatılan telsizlerin, İsrail istihbarat servisleri tarafından önceden tuzaklanarak Hizbullah’a teslim edildiği belirtilmişti.
Telsizlerin, İsrail ile muhtemel bir savaşta kullanılacak acil iletişim sisteminin bir parçası olduğu ifade edilmişti. Telsizlerin sadece İsrail’le savaş sırasında kullanılması amacıyla üretildiği ve çok sayıda telsizin Hizbullah depolarında saklandığı aktarılmıştı.
Ayrıca İsrail’in çağrı cihazı saldırısının ardından telsizlere yönelik saldırıdaki amacının, Hizbullah saflarında korkuyu artırmak, liderlerine İsrail ile çatışmaya ilişkin politikasını değiştirmeleri yönünde baskı yapmak olduğu öne sürülmüştü.

İKİNCİ SALDIRI KARARI İDDİASI
İkinci saldırı kararının, Hizbullah’ın ilk saldırıya (çağrı cihazı patlamaları) ilişkin soruşturmasının, telsizlerdeki güvenlik açığını ortaya çıkaracağı değerlendirmesiyle alındığı da iddia edilmişti.
Öte yandan Lübnan’da salı günü gerçekleştirilen ve 12 kişinin öldüğü, en az 2 bin 750 kişinin yaralandığı çağrı cihazı patlamalarından İsrail sorumlu tutulmuştu.
Hizbullah’tan dün telsizlerin patlatılmasına yönelik ise henüz bir açıklama gelmedi.

Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Can Badak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Dünya, İsrail’in Lübnan’da çağrı cihazı ve telsizleri patlatarak yaptığı terör saldırısını konuşuyor.
Patlatılan çağrı cihazların 3 farklı markadan oluştuğu, birinin ise Gold Apollo olduğu belirlendi.
Tayvan merkezli Gold Apollo şirketinin patlatılan çağrı cihazlarını üreten firma olarak Macar ortağı “BAC Consulting KFT” isimli firmaya işaret etmesi, gözlerin Budapeşte’ye çevrilmesine neden oldu.
BUDAPEŞTE’DEKİ ŞİRKET BİNASI GÖRÜNTÜLENDİ
“BAC Consulting KFT” firmasının bulunduğu apartmanın üst katında yaşayan ve kamera önünde konuşmak istemeyen bir kişi, firmaya ilişkin açıklamalarda bulundu.

SADECE 1 ÇALIŞANI VAR
Yaklaşık 20 yıldır bu apartmanda kiracı olarak yaşadığını belirten Macar vatandaşı, alt katlarında bulunan ofiste birden fazla firmanın bulunduğunu ve bugüne kadar yalnız bir kadın çalışanı gördüklerini söyledi.
Macar vatandaş, burada çalışan kadının gelen postalarla ilgilendiğini, herhangi bir üretim ya da faaliyet yapıldığına rastlamadığını ifade etti.
Macar basınında yer alan haberleri okuduktan sonra dehşete düştüğünü belirten kiracı, okuduğu haberler sonrasında ailecek tedirgin olduklarını aktardı.
İLGİLİ HABERİsrail’den Lübnan’a siber saldırı: Hizbullah üyelerinin çağrı cihazlarını patlattılar
“MACARİSTAN’DA ÜRETİM TESİSİ YOK”
Bu arada Macar Hükümet Sözcüsü Zoltan Kovacs, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, söz konusu firmanın Macaristan’da herhangi bir üretimi ya da tesisinin bulunmadığını, bir aracı firma olduğunu kaydetti.
Kovacs, “Belirtilen adresinde kayıtlı bir müdürü var ve atıfta bulunulan cihazlar hiçbir zaman Macaristan’da bulunmadı.” dedi.
Arcidiacono Cristiana Rosaria ismindeki bir kadının BAC Consulting şirketinin genel müdürü ve sahibi olduğu belirtilirken, firmanın bakım çalışmasını ileri sürerek internet sitesini kapattığı ortaya çıktı.
2022’de kurulduğu belirtilen firmanın bulunduğu ofisin camında, A4 kağıdına yazılmış firma isminden başka bir ibareye rastlanılmadı.
İLGİLİ HABERSON DAKİKA! İsrail’den Hizbullah’a ikinci siber saldırı
LÜBNAN’DAKİ TERÖR SALDIRISI
Lübnan’da 17 Eylül Salı günü, Hizbullah unsurlarının kullandığı çağrı cihazlarında eş zamanlı patlamalar yaşandı.
Sağlık Bakanlığı, ülke genelinde Hizbullah unsurlarının kullandığı çağrı cihazlarının patlatılması sonucu ikisi çocuk 12 kişinin hayatını kaybettiğini, 300 kadarı ağır yaklaşık 2 bin 800 kişinin yaralandığını açıkladı.
Ülkede bugün de telsizlerin patlatılması sonucu 14 kişinin öldüğü, 450’den fazla kişinin yaralandığı bildirildi.
Lübnanlı yetkililer olaydan İsrail’i sorumlu tutarken İsrail’den konuyla ilgili henüz bir açıklama gelmedi.
İsrail-Lübnan sınırında 8 Ekim 2023’ten bu yana süren çatışmalarda son günlerde gerilimin arttığı gözlemleniyor.
İLGİLİ HABERLübnan’da telsiz patlamaları sonucu ölenlerin sayısı 20’ye yükseldi
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Yusuf Balıkçı
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Tunus’ta gündem seçimler…
Cumhurbaşkanı adaylığı kesinleşen Ayaşi Zamal hakkında “sahte beyanda bulunmak” suçundan dava açılmıştı.
TUTUKLANMIŞTI
2 Eylül’de gözaltına alınan Zamal, 4 Eylül’de tutuklanmıştı.
Yapılan itirazın ardından 6 Eylül’de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Zamal, cezaevinden çıkmasının ardından güvenlik güçlerince tekrar gözaltına alınmıştı.

HAPİS CEZASI VERİLDİ
Zamal’ın savunma heyeti başkanı avukat Abdussettar el-Mesudi, Facebook hesabından yaptığı açıklamada, müvekkili Zamal’ın 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldığını bildirdi.
Avukat Mesudi, 11 Eylül’de Silyana Asliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığının, cumhurbaşkanı seçiminde aday olan müvekkili hakkında “tavsiye sahtekarlığı” suçlamasıyla beş tutuklama emri çıkardığını duyurmuştu.
KARARA İTİRAZ EDİLECEK
Hapis kararının kesinleşmemesi nedeniyle Zamal’ın cumhurbaşkanı adaylığı devam ediyor ve mahkemenin kararına itiraz edilmesi bekleniyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Furkan Can
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ermenistan’da darbe girişimi…
Erivan’da Nikol Paşinyan iktidarına son vermeyi planlayan bir darbe girişimi önlendi.
SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Ermenistan Soruşturma Komitesinin yazılı açıklamasına göre, yürütülen soruşturma ve yapılan aramalarda iktidarı yasa dışı yollardan ele geçirme hazırlığı içinde olduğu şüphesiyle 5’i Ermenistan vatandaşı ve 2’si Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki Ermeni ahalisinden olmak üzere 7 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.
Soruşturma sonucunda bu kişilerin bir yasa dışı grup oluşturarak iktidarı zorla ele geçirmek, bu maksatla şiddet ve tehdit yoluyla Ermenistan Cumhuriyeti hükümetinin yetkilerini devralmak için hazırlıklar yaptığı belirlendi.

RUSYA’DA EĞİTİM ALDILAR
Bu kişilerin önceden anlaşarak iktidarı ele geçirmek maksadıyla 2024’te Ermenistan ve eski Karabağ sakini çok sayıda kişiye ayda 220 bin Rus rublesi karşılığı (yaklaşık 2 bin 350 dolar) maaş ödeyerek Rusya’da üçer aylık eğitim aldırdıkları tespit edildi.
Darbe için eğitim alan kişilere ağır silah kullanımı öğretildiği ve ardından Ermenistan’a döndükten sonra operasyonlara katılmak ve başkalarını da eğitmek üzere bilgiler verildiği kaydedildi.

YALAN MAKİNESİNE SOKULDULAR
Soruşturma komitesi açıklamasında, bu kişilerin Roston-on-Don’a götürüldüğü ve darbeciler tarafından Ermenistan kolluk kuvvetleriyle herhangi bir bağlantısının olup olmadığını belirlemek için yalan makinesi testi uygulandığı ifade edildi.
Bu kişilerin daha sonra yakın muharebe eğitimi almak üzere Rusya’da “Arbat” adlı bir askeri üsse götürüldüğü ve darbe yapmak için eğitildiklerinin bu kişilere o zaman açıklandığı belirtildi.

DARBE GİRİŞİMİ ÖNLENDİ
Eğitime tabi tutulan bazı kişilerin darbeye katılmayı reddederek ayrıldığı ve kolluk kuvvetlerinin soruşturması sonucu darbe girişiminin ortaya çıkarıldığı kaydedildi.
Soruşturma kapsamında 3 kişinin mahkemece tutuklandığı, darbe girişimine katılan daha fazla kişi olup olmadığına dair araştırmaların devam ettiği açıklandı.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Furkan Can
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’nin California eyaletinde son 1 haftada çıkan üç büyük orman yangınına müdahale sürüyor.
California Ormancılık ve Yangından Korunma Departmanı (CAL FIRE) verilerine göre Los Angeles şehir merkezinin doğusundaki Angeles Ulusal Ormanı’nda 8 Eylül’de başlayan “Bridge” yangını, hızla Los Angeles ve San Bernardino County’e yayıldı.
100 BİN DÖNÜMDEN FAZLA ALAN KÜL OLDU
Kontrolden çıkan yangın, Mountain High Kayak Merkezi’ni de sardı. Mount Baldy ve Wrightwood köylerinde en az 33 ev alevlere teslim olurken, 2 bin 500 yapının ise tehdit altında olduğu belirtildi. Yangın şu ana kadar 49 bin 8 dönümlük alanı küle çevirdi.
Eyalette 5 Eylül’de çıkan “Line” yangını ise 34 bin 729 dönümlük alana yayıldı. Yangının şu ana kadar yalnızca yüzde 14’ü kontrol altına alınabildi. Giderek yayılan alevlerin evler ve iş yerleri dahil olmak üzere 65 bin 600’den fazla yapı için risk oluşturduğu belirtildi. San Bernardino polisi, yangını çıkardığı şüphesiyle 34 yaşındaki bir adamı gözaltına aldı.
Orange County’de 9 Eylül’de çıkan ve Riverside County’ye yayılan “Airport” yangınına da müdahale sürüyor. Şu ana kadar 22 bin 376 dönümlük alanı küle çeviren alevlerin 10 bin 500 yapıyı tehdit ettiği, 5 itfaiyeci ile 2 sivilin yaralandığı aktarıldı.
Çalışmalara 51 yangın söndürme helikopteri, 2 Ulusal Muhafız C-130 uçağı da dahil olmak üzere 9 uçak, 520 itfaiye aracı, 75 buldozer ve 141 su tankeri destek veriyor.







Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cenevre Posta Merkezi’nin bulunduğu meydanda toplanan göstericiler, Cenevre Gölü kıyısında Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi’nin bulunduğu tarihi Palais Wilson binasına kadar yürüdü.
Ellerinde Filistin bayrakları taşıyan göstericiler, İsrail’in, Gazze ve işgal altındaki Batı Şeria’da gerçekleştirdiği saldırılara ve bunun sonucunda yaşanan sivil ile çocuk ölümlerine tepki gösterdi.
Gazze’deki “soykırımın durdurulmasını” ve “derhal ateşkes sağlanmasını” talep eden göstericiler, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Joe Biden’ın yanı sıra onlara destek veren ülkeler aleyhine sloganlar attı.
Yaklaşık 2,5 saat süren gösteri, daha sonra sona erdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Viyana’da yabancıların yoğunlukta olduğu 10’uncu bölgedeki Kültürler Meydanı’nda toplanan göstericiler, Filistin bayraklarının yanı sıra “Hemen ateşkes”, “Soykırıma hayır”, “Terörist İsrail” yazılı pankartlar taşıdı.
Gösteride Filistinli Doktor ve Eczacılar Derneği adına konuşan Dr. Shadi Abu Daher, Gazze’de İsrail’in aralıksız sürdürdüğü saldırıların yanı sıra sağlık hizmetlerinin bitme noktasına gelmesi nedeniyle de ciddi bir insani dramın yaşandığını, İsrail yönetiminin çok sayıda doktoru keyfi nedenlerle tutukladığını dile getirdi.
Daher, bazı uluslararası kuruluşların Gazze’ye yönelik çalışmalarına işaret ederek, Gazze’de yoğun bombardıman nedeniyle yıkılan binaların altında kalan Filistinlilerle ölü sayısının 180 bine ulaştığının ifade edildiğini söyledi.
“Filistin’in özgürlüğü için mücadele eden Türk aktivist başından vuruldu”
İsrail’in ateşkes ya da barış istemediğini vurgulayan Daher, “Siyonist İsrail devletinin ateşkes yapmak gibi bir amacının olmadığını biliyoruz. Bunun için en belirgin gösterge, son haftalarda Batı Şeria’da şu ana kadar yaklaşık 700 Filistinlinin katledilmesidir. Yalnız Filistinliler hedef alınmıyor. Dün Türk-ABD vatandaşı, 26 yaşındaki aktivist Ayşenur Ezgi Eygi, İsrail askerleri tarafından başından hedef alınarak vuruldu. Filistin halkının özgürlüğü için mücadele eden ve onlara karşı duran kim varsa ortadan kaldırmak istiyorlar.” dedi.
Sosyolog Irina Vana da yaklaşık bir yıldır Gazze’de “soykırım” ve şiddetin derinleşerek sürdüğünü, yalnız Gazze’de değil işgal altındaki Batı Şeria’da da sivillerin hayatlarını kaybettiğini, yerleşimcilerin kendilerine ait olmayan topraklarda hak iddiasında bulunduklarını ifade etti.
“Liste Gaza-Soykırıma Karşı Oy Ver”
Vana, Avusturya’da Filistin ile dayanışma gösteri ve eylemlerine yönelik artan baskılara, İsrail’e verilen sınırsız desteğe işaret ederek şunları söyledi:
“Avusturya’da Filistin halkıyla dayanışma içinde olduğunu gösteren bir yaklaşım olmadığı için, Filistin topraklarının işgal edilmesine karşı bir duruş sergilenmediği için, Filistinlilerin sürgün edilmesine, süren katliamlara karşı bir ses çıkarılmadığı için Liste Gaza (Gazze Listesi siyasi oluşum) – Soykırıma Karşı Oy Ver kuruldu. Bu siyasi oluşumun kurulmasındaki hedeflerden biri de Filistin dayanışmasının illegalleştirilmesini önlemek ve duyulmasını sağlamak.”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının bir kez daha protesto edildiği gösteride yapılan konuşmalarda, özellikle 700 binin üzerinde Müslümanın yaşadığı ülkede, ciddi bir insan ağına sahip Müslümanlara ait sivil toplum kuruluşlarının Gazze’ye yönelik saldırılara sessiz kalmasına da tepki gösterildi.
Konuşmaların ardından göstericiler, 10’uncu bölgedeki Antonsplatz Meydanı’na yürüdü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Katil İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda son 10 günde 456 kişi daha hayatını kaybetti. 334 gündür devam eden katliamlarda toplamda yaşamını yitiren Filistinli sayısı 40 bin 861’e yükseldi.

İsrail merkezli Haaretz gazetesindeki haberde ise ABD’nin 7 Ekim’den bu yana nasıl soykırım finansörü olduğu gözler önüne serildi. Gazete İsrail Hava Kuvvetleri’nden üst düzey bir yetkiliyle görüşerek ABD’nin rolünü bir kez daha açıkça ortaya çıkardı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

BIDEN DESTEĞE BOĞDU
İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan yetkili, ABD yardımı olmasa İsrail’in Gazze’ye açtığı savaşı birkaç aydan fazla sürdüremeyeceğini söyledi.

Özellikle havacıların Washington yardımı olmaksızın çok zor durumda kalacağını belirtti. Kaynak, İsrail Hava Kuvvetleri’nin başta ABD olmak üzere başka ülkelere yönelik bağımlılığını azaltmak için bomba, füze ve diğer silahların üretimini artırmak üzere harekete geçtiğini de bildirdi.

Haaretz gazetesi bu yöndeki bir çabanın sonuç vermesinin yıllar süreceğini hatırlatırken havacıların kullandığı ekipmanların çoğunun ABD’nin askeri yardımı sayesinde İsrail’e götürüldüğünü de aktardı. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarla birlikte, her yıl yapılan 3,8 milyar dolarlık yardımın haricinde İsrail’e 14 milyar dolarlık askeri destekte daha bulundu. Ayrıca hava savunma sistemleri için de ilaveten 500 milyon dolar gönderildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
BIDEN DESTEĞE BOĞDU
İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan yetkili, ABD yardımı olmasa İsrail’in Gazze’ye açtığı savaşı birkaç aydan fazla sürdüremeyeceğini söyledi. Özellikle havacıların Washington yardımı olmaksızın çok zor durumda kalacağını belirtti. Kaynak, İsrail Hava Kuvvetleri’nin başta ABD olmak üzere başka ülkelere yönelik bağımlılığını azaltmak için bomba, füze ve diğer silahların üretimini artırmak üzere harekete geçtiğini de bildirdi. Haaretz gazetesi bu yöndeki bir çabanın sonuç vermesinin yıllar süreceğini hatırlatırken havacıların kullandığı ekipmanların çoğunun ABD’nin askeri yardımı sayesinde İsrail’e götürüldüğünü de aktardı. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarla birlikte, her yıl yapılan 3,8 milyar dolarlık yardımın haricinde İsrail’e 14 milyar dolarlık askeri destekte daha bulundu. Ayrıca hava savunma sistemleri için de ilaveten 500 milyon dolar gönderildi.

YAHUDİ TERÖRİSTLEREVLERİ GASP EDİYOR
İngiliz yayın kuruluşu BBC, Filistin topraklarını gasp eden İsrailli yerleşimcilerin, işgal altındaki Batı Şeria’daki terörünü gözler önüne serdi. Filistinli Ayşe Aştiye, bir adamın 50 yıldır yaşadığı evine girerek kafasına silah dayadığını ve toprağını terk etmesini istediğini anlattı. BBC’ye göre yasadışı yerleşimciler İsrail polisinin desteği ile ‘ileri karakollar’ kuruyor. Batı Şeria’da en az 196 ileri karakol bulunuyor. Yahudi yerleşimci teröristler bu ileri karakollardan hareket ederek Filistinlilerin evlerini gasp ediyor.

ABD VE İSRAİL BASINI YAZDI:ATEŞKESİ NETANYAHU BALTALIYOR
İsrailli yayın kuruluşu Ynet, Gazze Kasabı Binyamin Netanyahu’nun ABD destekli ateşkes anlaşmasına “açıklamalar” belgesi ekleyerek şartları değiştirdiğini bunun müzakereleri çıkmaza sürüklediğini yazdı. Ynet, İsrailli üst düzey isimlerin de Netnayahu’yu anlaşmayı sabote etmekle suçladığını yazdı. ABD’deki Washington Post Gazetesi de Netanyahu’nun Mısır ile Gazze Şeridi sınır hattındaki Philadelphi Koridoru’nda asker bulundurma ısrarının, ateşkesi tehlikeye attığını yazdı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail Gazze Şeridi’nde ölü bulunan 6 esirin ardından hükümet karşıtı protestolara ev sahipliği yaparken, Hamas ile anlaşmaya yanaşmayan Netanyahu’ya öfke büyüyor.
İsrail hükümetinin en büyük destekçisi ABD Başkanı Joe Biden, Beyaz Saray’da gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Biden açıklamasında, Gazze Şeridi’nde tutulan esirlerin serbest bırakılmasına yönelik bir anlaşma için nihai bir teklif daha sunmaya yakın olduğunu söyledi.
“NETANYAHU YETERİNCE ÇABA GÖSTERMİYOR”
Netanyahu’nun bir rehine anlaşması sağlamak için yeterince çaba gösterdiğini düşünüp düşünmediği sorulduğunda Biden “Düşünmüyorum” cevabı verdi.

Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ünlü jeobilimci ve model Rosie Moore’un sosyal medyada yaptığı o paylaşımlar viral oldu. Dev bir pitonun içinden çıkanları kaydettiği o anlar sosyal medyada milyonlarca kez izlendi. İşte akılalmaz o görüntüler;
26 yaşındaki Rosie Moore, bir grup bilim insanı ile birlikte Florida’daki laboratuvarda bedeni sağlam olan bir timsahı piton yılanının içinden çıkardı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN
Timsahı yakaladıktan sonra ötenazi yaptıklarını belirten uzmanlar ‘Bizi aradılar ve içinde büyük bir cisim olduğunu söylediler, ya geyik ya da timsah olduğunu düşündük.’ sözleri ile o anları paylaştı.

Ölü pitona yapılan operasyonun görüntülerini Instagram hesabı üzerinden paylaşan Moore “Kesinlikle şok edici, ilk defa böyle bir olay gördüm” ifadelerini kullandı.

İnstagram üzerinden yaptığı paylaşımı eğlence amacıyla gerçekleştirdiğini söyleyen genç kadın, videonun viral olmasına şaşırdığını Florida’da istilacı pitonların varlığı ve onların topluluk üzerindeki etkilerinin az bilinmesinin şaşırttığını dile getirdi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Son dakika haberleri: İsrail, 28 Ağustos’ta işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyinde Cenin, Tulkerim ve Tubas kentlerindeki mülteci kamplarına “2. İntifada”nın yaşandığı 2002’den itibaren en yoğun ve kapsamlı “Yaz Kampları” adlı saldırısını başlattığını duyurmuştu.

Tubas kentine bağlı el-Faria Mülteci Kampı’ndan sonra Tulkerim’deki Nur Şems Mülteci Kampı’ndan çekilen İsrail askerlerinin Cenin’deki saldırıları ise 4. gününde devam ediyor.
CANLI YAYIN | Batı Şeria’da çatışma anı kamerada
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

İsrail ordusunun 28 Ağustos’tan bu yana işgal altındaki Batı Şeria’ya yönelik saldırılarında 21 Filistinli öldürüldü. İşgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, El Halil kentinin kuzeyindeki Sair kasabasına baskın düzenledi.

Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, Sair kasabasında bir grup Filistinlinin bulunduğu bölgeye saldıran “asker üniforması giymiş” İsrailliler, Filistinlilere ait 300 küçükbaş hayvanı silah zoruyla gasbetti.

Filistinlilerin mülklerine zarar veren gaspçı İsrailliler, Filistinli ailelerin kaldığı 3 karavanı yıkarak su depolarını tahrip etti. Çok sayıda kişiyi darbeden Yahudilerin ayrıca Filistinlilere ait 5 cep telefonunu çaldığı belirtildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Amerika 5 Kasım’daki seçimlere hazırlanırken, yeniden aday olan Donald Trump ise 3’üncü Dünya Savaşı hakkında konuştu.
“3. Dünya Savaşı’na hiç olmadığı kadar yakın olduğumuzu düşünüyorum.” diyen Trump, bu açıklamaları Michigan’da Ulusal Muhafız Birliği’ne hitaben yaptı.
Konuşmasında, Ukrayna’nın Rusya topraklarında ilerlemesinden de bahsetti.
“UKRAYNA’YA BAKIN”
“Ukrayna’da olup bitenlere bir bakın. Rusya topraklarında ilerliyorlar. 3’üncü Dünya Savaşı çıkacak.” dedi.
Donald Trump, Biden yönetimini eleştirerek sonu gelmeyen savaşlara kendisinin son verebileceğini söyledi.
“ABD’YE KARŞI TEHDİTLERİ ÖNLEYEBİLİRİM”
Dünyanın eşi benzeri görülmemiş tehlikelerle yüzleştiğini belirten Trump, özellikle ABD’nin karşı karşıya olduğu tehditleri kendisinin önleyebileceğini söyledi.
UKRAYNA SAVAŞINI BİTİRECEĞİNİ SÖYLEDİ
Trump, başkan seçilmesi durumunda Ukrayna’daki savaşı bitireceğini iddia etti.
NATO üyelerinden daha fazla mali katkı talep edeceğini de ifade etti.

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yunanistan’da milyonlarca balık kıyıya vurdu.
Volos Belediye Başkanı Beos, yaptığı açıklamada, “Bu trajik bir olaydır. Carla’dan (kentin kuzeyindeki göl) gelen milyonlarca ölü balık kıyılarımızı doldurdu ve turizme büyük bir darbe vurdu. İşadamları ve profesyonellerin uğradıkları büyük maddi zararlardan sorumlu olanlara karşı toplu davalar açmalarının zamanı gelmiştir. Hiçbir mazeret yok. Bunun olacağını biliyorduk. Şahsen, Eylül 2023’ten bu yana Carla ve bunun sonucunda ortaya çıkan kirlilik hakkında savcılığa aylık rapor sunmuş ve Başbakanlığa mektupla bilgi vermiştim.” dedi.
“YUNUN HÜKÜMETİ SUÇLU”
Beos, yaşanan olay nedeniyle Yunan hükümetini suçladı.
Carla Gölü, 1962’de sıtmayla mücadele için kurutulmuştu. Geçen yıl bölgedeki sağanak yağışlar ve beraberinde gelen sel, gölün tekrar dolmasına ve normal boyutunun 3 katına çıkmasına neden olmuştu. Uzmanlara göre göl suları, tatlı su balıklarını Volos kentinin bulunduğu Pagasetik Körfezi’ne itti.


Haber Kaynağı: Demirören Haber Ajansı (DHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>2024’ün ocak-haziran döneminde aşırı sağcıların işlediği suçların sayısı 9 bin 802’ye çıktı.
Geçmiş yıllara göre rekor olduğu belirtilen bu sayı, 2023’ün ilk yarısında 6 bin 992 olarak kayıtlara geçmişti.
Aşırı sağcıların işlediği suçlar arasında, propaganda, hakaret, halkı kışkırtma, tehdit, mala zarar verme ve tahkir yer aldı. Aynı dönemde aşırı sağcıların, adam öldürmeye teşebbüs, yaralama, şantaj, kundaklama, polise mukavemet gibi toplam 318 şiddet olayı gerçekleştirdiği belirlendi. Bu olaylarda 166 kişi yaralandı.
REKLAM
Bazı eyaletlerin bilgileri geç vermesi sebebiyle suç sayılarının daha da yüksek olabileceğine işaret edildi.
Sol Parti milletvekili Pau, polise intikal ettirilmeyen olayların olduğunu bildiklerini belirterek, sosyal medyada ve parlamentolarda kışkırtmaların ve insan düşmanlığının arttığını, bunun da sokaklara yansıdığını ifade etti.
Pau, aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisini (AfD) eleştirerek, “AfD ve onun yeni sağcı ideolojisinin bir motor olarak aşırı sağcı şiddete hizmet ettiğini” kaydetti.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir, arşivdendir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ellerinde çeşitli pankart ve dövizler taşıyan göstericiler, başkent Cakarta’da parlamento binasının önündeki yolları kapattı, buraya bağlanan yollar üzerinde lastik yaktı.
Parlamento binasını basmaya çalışan göstericiler, polise taş ve sopa fırlattı. Polis ise göstericilere göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla müdahale etti.
REKLAM
Protestoya aktivistler, öğrenciler, işçiler ve Endonezyalı ünlüler ve müzisyenler de katılarak ülkedeki demokrasiye ilişkin endişelerini dile getirdi.
Bandung, Yogyakarta, Surabaya ve Makassar gibi diğer büyük şehirlerde de protestolar yapıldı.
Anayasa Mahkemesi’nin kararı ve sonrasında yaşananlar
Anayasa Mahkemesi, 20 Ağustos’ta, Widodo’nun en küçük oğlu 29 yaşındaki Kaesang Pangarep’in Orta Java’daki bölgesel bir yarışta aday olmasını da etkileyen, 30 yaş altındakilerin bölge valilikleri için adaylığını engelleyen yaş sınırına yapılan itirazı reddetmişti.
Mahkeme ayrıca yerel meclisin yüzde 20’sine sahip olma şartını kaldırarak siyasi partilerin aday göstermesini kolaylaştırmıştı.
Dün, parlamento, valilik için asgari yaşın göreve başlama sırasında 30 olarak değiştirilmesi ve adaylık şartlarının daha da hafifletilmesi için acil bir önergeyi kabul etmişti. Bu önergenin bugün yapılacak genel kurulda onaylanması planlanıyordu.
Bu adımlar sosyal medyada geniş çaplı tepkilere neden olmuş ve olası bir anayasal kriz endişelerini artırmıştı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Saldırılardan kaçmak için oradan oraya savrulan Filistinliler, güvenli yerin olmadığı Gazze’de nereye gideceklerini bilmiyor.
Zira, İsrail ordusu, “güvenli olduğunu” iddia ettiği yerlerin daha sonra boşaltılmasını istiyor hatta buralara da saldırılar düzenliyor.
İsrail ordusu, Gazze’de son bir hafta içinde “güvenli” olduğu iddia edilen bölgenin bazı kısımları dahil olmak üzere 5 ayrı sözde “tahliye emri” yayımladı.
Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, sosyal medya hesabından yeni bir harita paylaştı.
Adraee, Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’a bağlı Beni Süheyla kabasının dahil olduğu bazı bölgelerin boşaltılmasını istedi.
REKLAMAYDA BİR GÖÇ ETMEK ZORUNDALAR
İsrail, 7 Ekim’de başlattığı saldırılardan bu yana yayınladığı “tahliye” kararlarıyla Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri sürekli olarak oradan oraya göçe zorluyor.
BM verilerine göre, Gazze’de yaşayan her 10 kişiden 9’u İsrail saldırıları nedeniyle zorla yerinden edildi.
Gazze’de oradan oraya savurulan Filistinliler, saldırılar ve gıda sıkıntısının yanı sıra zorunlu göç nedeniyle de zor günler geçiriyor.
BM’ye göre, Gazze’deki Filistinlilerin büyük çoğunluğu ayda bir göç etmek zorunda kalıyor.
İsrail’in saldırılarından kaçan Filistinliler, çaresizlik içinde sığındıkları alanlarda derme çatma çadırlarda hayata tutunmaya çalışıyor.
OHCHR’DAN AÇIKLAMA
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), X sosyal medya platformundan İsrail’in yoğun saldırıları altındaki Gazze’de yaşananlara ilişkin paylaşımda bulundu.
İsrail’in, 1 Ağustos’tan bu yana Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un bazı bölgelerinde yaşayan Filistinlilerden 13’üncü kez “sözde insani bölgelere” gitmelerini istediği belirtilen paylaşımda, “Ekim 2023’ten bu yana Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ı yerinden edildi. Şimdi Gazze Şeridi’nin sadece 10’da 1 kadar bir alana itildiler.” bilgisi paylaşıldı.
Paylaşımda, Gazze’de hiçbir yerin güvenli olmadığının da altı çizildi.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Seller nedeniyle üç milyon kişi mahsur kalırken, hamile bir kadının da sel sularına kapılarak hayatını kaybettiği duyuruldu.
Feni ve Noakhali, selden en çok etkilenen bölgeler olarak kayıtlara geçerken, bazı bölgelerde de elektrik kesintileri yaşandığı kaydedildi.

Yerel sakinler, 1988’den bu yana bu kadar şiddetli yağış görülmediğini ve “son 37 yılın en büyük sel felaketinin yaşandığını” belirtti.

Dün, şiddetli yağışlar nedeniyle 1,5 milyondan fazla kişinin mahsur kaldığı bildirilmişti.
*Haberin görseli AA ve AP tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ulusal hava yolu şirketi Air New Zealand’den yapılan açıklamada, patlamanın ardından Tauranga ve Rotorua havalimanlarından yapılması planlanan en az 10 uçuşun iptal edildiği, 3 uçuşun da ertelendiği bildirildi.
Ülkenin yer bilimleri araştırma enstitüsü GNS Science’ın açıklamasında geçen hafta Whakaari’de yeni bir menfezin tespit edildiği ve volkanik külde artış olduğu belirtilmişti.
Popüler bir turizm merkezi olan adada yer alan Whakaari Yanardağı, Aralık 2019’da patlamıştı. Patlama sonucu 22 turist ölmüş, 25 kişi de ağır yaralanmıştı.
*Haberin görseli AP tarafından servis edilmiştir, arşivdendir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Putin, Ukrayna ordusunun Kursk, Belgorod ve Bryansk bölgelerine yönelik saldırına ilişkin yetkililerle toplantı yaptı.
UAEA’nın Kursk NGS’ye yakında uzman göndermeye yönelik söz verdiğine işaret eden Putin, “Umarım bunu eninde sonunda yaparlar. Düşman dün gece Kursk NGS’ne saldırı girişiminde bulundu.” ifadesini kullandı.
Kursk Bölgesi Vali Vekili Aleksey Smirnov ise toplantıda Putin’e santraldeki durum hakkında bilgi verdi. Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’dan yetkililerle konuya ilişkin toplantı yaptıklarını aktaran Smirnov, santralin normal şekilde çalıştığını söyledi.
Rosatom, 17 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın saldırıları nedeniyle Kursk NGS etrafındaki durumun kötüleştiğini bildirmişti.
Rus toprağı Kursk bölgesinde, Ukrayna ordusunun 6 Ağustos’ta başlattığı saldırılar sonrasında şiddetli çatışmalar başlamıştı.
TREN FERİBOTUNA SALDIRI
Krasnodar Acil Durumlar Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından saldırıya ilişkin yapılan açıklamada, Krasnodar bölgesi topraklarına Ukrayna’nın “terör saldırısı” girişiminde bulunduğu ifade edildi.
Kafkas limanında yakıt tankları yüklü tren taşıyan feribota saldırı düzenlendiği kaydedilen açıklamada, “Acil durum ve özel servisler olay yerinde çalışıyor.” ifadeleri kullanıldı.
Sosyal medyada, Ukrayna’nın, Kafkas limanındaki feribotu Neptün seyir füzesiyle vurduğu öne sürüldü. Paylaşılan görüntülerde ise limanda çıkan yangın ve dumanların yükseldiği görüldü.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İl Emniyet Müdürlüğünün açıklamasına göre, Akdeniz İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, bir evde tarihi eser niteliği taşıdığı değerlendirilen materyaller olduğu bilgisine ulaştı.
Adrese operasyon düzenleyen ekipler, üzerinde Osmanlı arması bulunan 8 altın (Mecidiye), Arapça yazılı 11 metal, 37 sikke, kaplamalı 6 köşeli yıldız, 12 yüzük, metal sandık ve haç, çok sayıda takı ile 1000 avro ele geçirdi.
İkametin bahçesindeki incelemelerde de çoğu parçalanmış 13 motosiklet bulundu.
Gözaltına alınan H.E.H, işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı nöbetçi hakimlikçe tutuklandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GAZZE – İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, Gazze’de ölü bulunan 6 İsrailli esirin bulundukları yerin kazara değil, istihbarata dayalı olarak tespit edildiğini söyledi.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları geçtiğimiz sene 7 Ekim’den bu yana devam ederken, İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, üst düzey komutanlarla birlikte Gazze Şeridi’ndeki askerlerle bir araya geldi. Halevi, burada yaptığı açıklamada, pazartesi gecesi Gazze’de 6 İsrailli esirin cansız bedenine ulaşılmasını sağlayan operasyonun tesadüfi değil, kesin istihbarata dayalı olarak gerçekleştirildiğini savundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSTANBUL Boğazı’nda içinde 4 kişi ve 1 köpeğin bulunduğu tekne gece saatlerinde battı. Denize düşen 3 kişi ve köpek başka bir tekne tarafından kurtarılırken, 1 kişi denizde kayboldu. Denizde kaybolan Emre Erdoğan’ı (30) arama çalışmaları sürüyor.
Olay, saat 22.00 sıralarında SarıyerTarabya açıklarında meydana geldi. İddiaya göre, içerisinde 4 kişi ve 1 köpeğin bulunduğu tekne henüz bilinmeyen bir nedenle battı. Teknenin batmasıyla 1 kişi gözden kaybolurken, 3 kişi ve köpek yüzmeye başladı. O sırada teknesiyle olayın yaşandığı yere yakın bir noktadan geçen tekne kaptanı Akın Bektaş sesleri duyarak 3 kişiyi ve köpeği kurtararak tekneye aldı. Kurtarılan vatandaşlar ve köpek kıyıya çıkarılarak polis ve sağlık ekiplerine haber verildi. Kıyıya çıkarılan 3 kişinin ve köpeğin sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenilirken, denizde kaybolan Emre Erdoğan için arama çalışması başlatıldı.
Gece saatlerinde başlayan arama çalışmaları sabah saatlerinde geniş bir alana yayıldı. Arama çalışmalarına Sahil Güvenlik ekiplerinin yanı sıra, Deniz polisi ve İtfaiye ekipleri de katılıyor. Çalışmalar kapsamında yüzey araştırması devam ederken, AFAD ekipleri de drone kamerasıyla çalışmalara katılıyor. Aile üyelerinin de Sarıyer’deki bekkleyişi sürüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Filistin Kızılayı (PRCS), İsrail güçleri tarafından rehin tutulan ve serbest bırakılan 5 sivilin Karm Abu Salem sınır kapısından alınarak tedavi edilmek üzere hastaneye götürüldüğünü duyurdu.
PRCS’den dün yapılan açıklamada, “Ekiplerimiz bu sabah İsrail işgal güçleri tarafından serbest bırakılan beş tutukluyu Karm Abu Salem sınır kapısından aldı. Bu kişiler PRCS’nin Han Yunus’taki Al-Amal Hastanesi’ne götürülerek burada tıbbi muayeneden geçirildi ve gerekli sağlık hizmetleri verildi” denildi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda, son açıklanan verilere göre 40 bin 173 kişi hayatını kaybederken, 92 bin 857 kişi de yaralandı. Yetkililer tarafından enkaz altında hala binlerce ölü olduğu ifade edilirken halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip edildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>China Southern Airlines’ın CZ6035 sefer sayılı Urumçi uçağı 17 Ağustos akşamı İstanbul Havalimanı’na iniş yaptı. Havayolu’nun Pekin Daxing ve Guangzhou-İstanbul hatlarının ardından Türkiye’ye üçüncü doğrudan uçuş rotası olan bu sefer, Çin’den Türkiye’ye bir başka doğrudan uçuşun resmi açılışı olarak ifade edildi.
China Southern Airlines Urumçi-İstanbul hattının Boeing 787 uçak tipi ile işletildiği, Pekin seferinin her Cumartesi 21: 50’de Urumçi Diwopu Uluslararası Havalimanı’ndan, İstanbul seferinin ise her Pazar 00: 20’de İstanbul Uluslararası Havalimanı’ndan gerçekleştirildiği, seferin ise yaklaşık 7 saat olduğu belirtildi. Urumçi-İstanbul uluslararası güzergahındaki uçuşların yeniden başlamasıyla birlikte China Southern Airlines, Çinli ve Türk yolcular için daha fazla güzergah ve uçuş tarifesi sağlayarak Çin ve Türkiye’den insanlar arasındaki alışverişi teşvik etmeye yardımcı oldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BBC’den LGBT ve kimlik muhabiri Josh Parry’ye konuşan Guerrero Aviña, eşcinsel olduğu için hedef alındığını söyleyerek LGBT bireylere, “Katar’ı ziyaret ederken dikkatli olun. Benim başıma gelenler başkasının da başına gelebilir” uyarısında bulundu.
Grindr adlı eşcinsel flört uygulaması aracılığıyla bir erkekle buluşmak üzere anlaştıktan sonra Şubat ayında gözaltına alınan Guerrero Aviña, bu kişinin kimliğini gizleyen bir polis memuru olduğunu öğrendi.
Guerrero Aviña’nın alıkonulmasının ardından dünyanın dört bir yanındaki insan hakları grupları ve ailesi dava sırasında hukuksuzluklar yaşandığını belirterek serbest bırakılması için kampanyalar düzenledi.
Ancak Katar halen Guerrero Aviña’nin uyuşturucu suçlarından hapse atıldığını öne sürüyor.
45 yaşındaki eski British Havayolları çalışanı Guerrero Aviña, şimdi işe dönmeye ve ailesiyle vakit geçirmeye odaklanmak istiyor.
Haziran ayında yapılan duruşmada, yasa dışı madde bulundurmaktan suçlu bulundu, altı ay ertelenmiş hapis ve para cezasına çarptırıldı, hakkında sınır dışı kararı verildi.
Hapishanede 44 gün kalan ve ardından ükede alıkonan Guerrero Aviña, “Oradan asla çıkamayacağımı düşündüm. Sistemin içinde kaybolacağımı sandım. Gerçekten çok korktum. Güvenli bir şekilde eve döneceğimi hiç düşünmemiştim” diyor.
“Polis memurları uyuşturucu yerleştirdi” iddiası
İngiliz vatandaşı, polis memurlarının evine uyuşturucu yerleştirdiğini ve tutuklanmasının gerçek sebebinin cinsel yönelimi olduğunu iddia ediyor.
“Uyuşturucu suçlamalarını kesinlikle reddediyorum” diyen Guerrero Aviña, “Tüm sorgulama boyunca bana, cinsel partnerlerim, cinsel yönelimim, cinsel ilişkiye girip girmediğim, kiminle cinsel ilişkiye girdiğim gibi şeyler sordular. Eğer bu sadece bir uyuşturucu davası olsaydı, bana uyuşturucu hakkında sorular sorarlardı” açıklamasında bulundu.
Katar’da eşcinsellik suç sayılıyor; insan hakları örgütleri ülkedeki LGBT bireylerin maruz kaldığı muamele konusunda endişelerini dile getiriyor.
Guerrero Aviña ise yedi yıl boyunca polisle sorun yaşamadan Katar’da yaşadığını söylüyor:
“Özel hayatta olanlara göz yumulduğu yönünde yazılı olmayan bir kural var gibiydi. Kamusal alanda kurallara uyarak ve gizli davranarak uyum sağladığımı düşündüm; ama hayatımın bir kısmını kapalı kapılar ardında yaşıyordum. Bunun kamuya açık olmadığı sürece sorun olmayacağını düşündüm.”
BBC, 4 Şubat’ta yaptığı haberinde Guerrero Aviña’nın Grindr ve Tinder gibi flört uygulamaları üzerinden bir adamla mesajlaştığını ve evine davet ettiğini belirtmişti.
Guerrero Aviña, binasının lobisinde adamla buluşmaya gittiğinde, polis memurlarıyla karşılaştığını, kelepçelendikten sonra evinin arandığını ve nihayetinde gözaltına alındığını söylüyor.
Guerrero Aviña, hapishanede kaldığı süre boyunca insanların kırbaçlandığını gördüğünü anlatıyor; ülkede yaşayan diğer LGBT bireylerin isimlerini ve telefon numaralarını vermeyi reddettiği için daha rahatsız verici ortamlara sürüklendiğini belirtiyor:
“Beni itiraf etmeye ve telefonumu açmaya zorluyorlardı; ancak eşcinsel topluluğundan başka insanları riske atamazdım. Başka birini bu acıya neden sürükleyeyim ki?”
BBC, Guerrero Aviña’nın bütün iddialarını bağımsız olarak doğrulayamadı.
Bir Katarlı yetkili, BBC’ye Guerrero Aviña’nın gözaltında bulunduğu süre boyunca “saygı ile muamele gördüğünü belirterek, “yasa dışı bir madde bulundurduğu için tutuklandığını” belirtti.
Ailesini ise destek toplamak amacıyla yanlış bilgi yaymakla suçladı.
Eski bir İngiliz diplomat ve insan hakları örgütü FairSquare’ın eş direktörü olan James Lynch, yargılamanın “aşırı derecede adaletsiz” olduğunu ve diğer davalarla benzerlik gösterdiğini söylüyor.
Lynch, “Manuel, açıkça eşcinsel olduğu ve Katar’da yaşadığı için hedef alındı” dedi.
HIV taşıyan Guerrero Aviña, “İlaçlarıma erişim sağlamak için her gün hapishane görevlilerine yalvarmak zorunda kaldım” diyor.
İngiltere’ye dönen ve tıbbi yardım alan Guerrero Aviña, “sokakta el ele tutuşan insanları görmek, arkadaşlarına sevgi gösterebilmek ve bunu kapalı kapılar ardında yapmak zorunda kalmamak” gibi şeyleri daha çok takdir ettiğini anlatıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD, 2023 senesinde de Türkiye ile Suriye arasında Rusya’nın arabuluculuğunda gerçekleştirilen görüşmelere mesafeli olduğunu bildirmişti. Ankara’ya bu konudaki kaygılarını ileten Washington, pozisyonunu kamuoyuna yaptığı açıklamalarla da kayda geçirmişti.
Haziran ayından itibaren yeniden canlanan Türkiye-Suriye normalleşme sürecine ilişkin olarak da kaygılarını dile getiren Washington, en son Ankara Büyükelçisi Jeff Flake aracılığıyla görüşünü iletti.
14 Ağustos’ta Ankara’da Türk gazetecileriyle bir araya gelen Flake, konuyla ilgili bir soru üzerine, “ABD, Suriye ile ilişkilerini normalleştirmeyecek” dedi.
Suriye’deki durumda bir ilerleme olmamasından dolayı hemen herkesin hayal kırıklığı yaşadığını kaydeden Flake, Washington’un Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına bağlılığını yineledi ve açıklamasının sonunda bir kez daha ABD’nin Suriye ile normalleşmeyeceğini vurguladı.
2015 sonunda kabul edilen BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı, Suriye’de muhalefet ve iktidarın ülkede kapsayıcı bir hükümet kurmalarını ve ülkeyi BM gözetiminde adil bir seçime götürmelerini öngörüyordu.
İktidar, muhalefet ve sivil toplumdan oluşan komitelerin Cenevre’de başlattıkları yeni anayasa çalışmaları, Şam yönetiminin ayak sürümesi nedeniyle bir sonuca ulaşamadı.
ABD, Türkiye ve diğer ilgili bölgesel aktörlerden Suriye ile ikili normalleşme adımları atmak yerine 2254 sayılı kararın uygulanması için baskıda ve girişimde bulunmalarını beklediğini vurguluyor.
Askeri durum da endişe kaynağı
ABD’nin Türkiye-Suriye normalleşme sürecine ilişkin siyasi ve askeri açıdan önemli kaygıları bulunuyor.
Kuzey Suriye’de omurgasını Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yakın askeri ve teknik işbirliği içinde olan ve yaklaşık bin asker bulunduran ABD açısından ilk soru, Türkiye-Suriye normalleşmesinin güvenlik alanında ne gibi sonuçlar doğuracağı.
Türkiye ve Suriye’den son dönemde yapılan açıklamalar, Ankara’nın terör örgütü olarak tanımladığı YPG’nin Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine tehdit oluşturduğuna işaret ediyor ve olası bir normalleşme sürecinde bu konuda iki ülkenin işbirliği yapabileceği değerlendirmelerine neden oluyor.
Ankara, Şam ile gerçekleştirilecek normalleşmenin en öncelikli başlığının güvenlik olacağını vurguluyor.
Suriye’den Türk sınırlarına dönük tehdidin tamamen ortadan kalkması Ankara açısından öncelikli hedef.
Rusya ve İran’ın etkisi artacak kaygısı
ABD’nin önemli kaygılarından biri de Ankara-Şam yakınlaşmasının Rusya’nın arabuluculuğunda ve İran’ın da katılımıyla sürüyor olması ve iki komşu ülkenin normalleşmesinden bu ülkelerin avantajlı çıkacağı değerlendirmesi.
Rusya ve İran, 2015’ten bu yana Suriye’ye önemli askeri ve ekonomik destek verdiler ve iç savaşta yıkılmamasını sağladılar. Bunun karşılığında her iki ülke de Suriye topraklarında ciddi askeri varlık barındırma hakkını elde etti.
Suriye, özellikle Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki önemli üssü haline geldi. Ülkede iki önemli askeri üssü olan Rusya, en son Kobani’de Suriye ile ortak bir üs daha kurdu. Bu adımın ardından ABD’nin bu bölgeye yakın askerlerini daha iç kısımlara yerleştirdiği iddia edildi.
Türkiye’nin sınırlarının hemen karşısında oluşturulan Rusya-Suriye ortak üssünden rahatsızlık duymadığı Milli Savunma Bakanlığı (MSB) kaynaklarının yaptığı açıklamayla ortaya çıktı.
Türk basınına konuşan MSB kaynakları, “ Barış Pınarı Harekatı sonrasında ABD ve Rusya ile iki mutabakat imzalamıştık. Bu mutabakatlar kapsamında; terörist unsurların belli bir bölgeye çekilmesiyle ilgili tedbir alınması yer alıyordu. Biz o günden bugüne kadar bu kapsamda yapılacak her türlü çalışmayı olumlu olarak değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandılar.
Aynı kaynaklar, “Orada da Ruslar ile rejimin bir faaliyeti olduğu açık ve bizim tespitlerimizde de bu var. Bu çalışmayı terör örgütü PKK/SDG/PYD-YPG varlığının o bölgede zayıflaması olarak değerlendiriyoruz ve yakinen de gelişmeleri takip ediyoruz” görüşünü ilettiler.
İran’ın da bölgede önemli sayıda milis güçleri bulunuyor.
Suriye iç savaşı sırasında Şam yönetiminin devrilmemesinde önemli rol oynayan İran bağlantılı bu güçlerin, Türkiye-Suriye normalleşmesinden hem askeri hem siyasi olarak yararlanabileceği ve varlıklarını pekiştirebilecekleri öngörülüyor.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani 19 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında, konuyla ilgili bir soru üzerine, “Böyle bir yaklaşımı ciddiyetle destekliyoruz. Her ikisi de İran’ın ortakları olan bölgenin önemli ülkeleri Türkiye ve Suriye, hızlı bir şekilde mevcut sorunları çözmeli, ilişikleri normal koşullara geri getirilmeli. Biz de bu hususta yeni adımları destekliyoruz” dedi.
Normalleşme süreci ne aşamada?
Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme süreci, 2023’te yapılan bakanlar düzeyindeki görüşmelerin ardından tıkanmıştı.
Süreç, Rusya’nın bu yılın Haziran ayında Şam nezdinde yaptığı girişimlerin ardından canlanma işaretleri gösterdi.
Bunun en önemli işareti, Şam yönetiminin Türkiye ile ön koşulsuz görüşebileceğine ilişkin verdiği mesaj oldu.
Resmi kaynaklar tarafından doğrulanmamakla beraber, Türk ve Suriyeli istihbarat yetkililerinin teknik düzeyde ilk temasları yaptıkları kaydediliyor.
2023 sürecinde olduğu gibi bundan sonraki aşamada yine dışişleri ve savunma bakanları ile istihbarat yetkililerinin katılımıyla bir üst aşamaya geçilmesi öngörülüyor.
Milli Savunma BakanıYaşar Güler de Ağustos ayında yaptığı bir açıklamada Türkiye ve Suriye arasında bakan düzeyinde temasların olabileceğini kaydetti.
Siyasi görüşmelerde sonuç alınması durumunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Rusya ya da başka bir üçüncü ülkede bir araya gelmeleri olasılığı bulunuyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bodrum açıklarında farklı zamanlarda iki ayrı lastik botun motor arızası nedeniyle sürüklendiği ihbarını alan Sahil Güvenlik ekipleri, 15’i çocuk 49 göçmeni kurtardı. Bodrum’dan Yunan adalarına yüzerek geçmeye çalışan 1 düzensiz göçmen, bitkin düşerek yardım talebinde bulundu. İhbarı alan Sahil Güvenlik ekipleri, deniz yüzeyinde tespit edilen 1 göçmeni kurtardı. İlçedeki diğer göçmen olayında ise hareketli fiber karinalı lastik bot, Sahil Güvenlik ekiplerince durdurularak içerisindeki 8 düzensiz göçmen ile beraberinde 2 çocuk yakalandı. Karaya çıkarılan toplam 60 göçmen, işlemlerinin ardından Muğla İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne gönderildi. – MUĞLA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Aydın’ın Kuşadası ve Didim ilçesi açıklarında iki ayrı operasyonda lastik bot içerisinde bir grup düzensiz göçmen olduğu bilgisinin alınması üzerine görevlendirilen Sahil Güvenlik tarafından Yunanistan unsurlarınca Türk karasularına geri itilen lastik bot içerisindeki toplam 46 düzensiz göçmen kurtarıldı. Kurtarılan göçmenler işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne gönderildi. – AYDIN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İngiltere Ulusal Suç Ajansı (NCA), iki kişinin tekne ile taşımaya çalıştığı 350 kilogramlık kokaine el konulduğunu açıklayarak, suçluların denizde polisten kaçmaya çalıştıkları görüntüleri paylaştı.
NCA, iki kişinin deniz yoluyla bir teknede 350 kilogramlık kokaini kaçırmaya çalıştığı fakat güvenlik güçleri tarafından denizde yakalandıklarını duyurdu. Açıklamada, “Bir teknenin gövdesine 350 kilo kokain saklayan ve yüzerek tutuklanmaktan kaçmaya çalışan iki adam, Ulusal Suç Ajansı’nın soruşturması sonucunda suçlu bulundu. Dereham’dan 55 yaşındaki Bruce Knowles ve Hollanda’dan 31 yaşındaki Ferhat Gumrukcuoglu, seyahat ettikleri şişme botun denizde durdurulmasının ardından gözaltına alındılar. Knowles motorları yeniden çalıştırıp kaçmaya çalışırken Gumrukcuoglu tekneden atlayıp sahile doğru yüzmüştür. Kısa bir takibin ardından tekne sahilde karaya oturtulmuş ve memurlar Knowles’ı tutuklamak üzere harekete geçmişlerdir; daha sonra Knowles da kaçmak üzere denize atlamıştır. Norfolk ve Suffolk Polisi’nden memurlar Gumrukguoglu’nu sahilden kaçtıktan sonra takip ederek günün ilerleyen saatlerinde Norfolk, Wrentham’da tutukladılar. Tekne Lowestoft’taki bir limana çekildi, burada NCA görevlileri tarafından arandı ve branda altına gizlenmiş tahmini 39 milyon sterlin değerinde uyuşturucu bulundu. Müfettişler Knowles ve Gumrukguoglu’nun uyuşturucuyu daha büyük bir gemiden alıp İngiltere’ye getirmeden önce Fransız sularına doğru seyahat ettiklerine inanıyor. 20 Ağustos’ta Ipswich Kraliyet Mahkemesinde suçlarını kabul etmişlerdir” denildi.
Görüntülerde, Hollanda’da yaşayan Boksör Ferhat Gümrükçüoğlu’nun polisten kaçmaya çalışırken denize atladığı görülürken, İngiliz Bruce Knowles’ın ise polis ile bir süre konuşup daha sonrasında kaçmaya çalıştığı anlar yer aldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KUDÜS – ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Kudüs’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi. Görüşmenin olumlu geçtiği belirtildi.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Gazze’de ateşkes sağlanmasına yönelik diplomatik çabalar çerçevesinde İsrail’deki temaslarını sürdürüyor. Başkent Tel Aviv’de İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile görüşen Blinken sonrasında Kudüs’teki başbakanlık ofisinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi. İsrail Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre yaklaşık 3 saat süren görüşme olumlu geçti ve iyi bir atmosferde gerçekleştirildi. Netanyahu’nun görüşmede İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarını dikkate alan ve rehinelerin serbest bırakılmasına yönelik ABD’nin mevcut ateşkes teklifine olan bağlılığını yinelediği belirtildi.
Blinken’ın Tel Aviv’de Savunma Bakanı Yoav Gallant ile de görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor.
Hamas’tan açıklama
Katar’ın başkenti Doha’da iki gün süren ve geçtiğimiz hafta cuma günü sona eren Gazze Şeridi’nde ateşkesle ilgili müzakerelere ilişkin dün Hamas tarafından açıklama yapıldı. Ateşkes için yapılan teklifin Netanyahu’nun talepleri ile uyumlu olduğu belirtilen açıklamada, teklifin özellikle kalıcı ateşkesi ve Gazze’den çekilmeyi reddetmesi başta olmak üzere Netanyahu’nun şartlarını karşıladığı belirtildi. Yeni teklifte Netzarim Kavşağı, Refah Sınır Kapısı ve Philadelphia Koridoru’ndaki İsrail işgalinin devam edeceği aktarılan açıklamada, yeni teklifte ayrıca esir takasına ilişkin yeni şartların yer aldığı ve bunun takas anlaşmasının tamamlanmasını engellediği belirtildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bir ay önce partililerin baskısıyla adaylıktan çekilen Biden, kongrenin açılış akşamı kızı Ashley’nin tanıtımı ve uzun süren alkışlar eşliğinde kürsüdeki yerini aldı.
Biden, “Sizi seviyorum Amerika” diyerek sözlerine başladı.
Biden, Kamala Harris ile birlikte gerçekleştirdiğini söylediği başarılarını sıraladı.
Koronavirüs pandemisi sırasında ABD’yi dünyanın en güçlü ekonomisi kıldıklarını öne süren Biden, orta sınıfın da yenilenmesi sağladığını iddia etti.
Biden’ın yardımcısı olan Kamala Harris, Demokrat Parti’nin başkan adaylığını kongre sırasında Perşembe günü kabul edecek.
Akşamın erken saatlerinde sahneye çıkan Harris, Trump’ı yeneceğine dair verdiği sözlerle kalabalığı selamlayarak, “Bizim için önemli olan ideallerimiz için savaşalım ve unutmayalım ki biz ne zaman mücadele edersek kazanırız” dedi.
21 Temmuz’da adaylıktan çekilen Biden’ın bu kararı, sağlığının dört yıl daha ülkeyi yönetmeye elverişli olmadığını düşünen Demokratların baskısı sonucu gelmişti.
2016 yılındaki seçimleri Trump’a karşı kaybeden Hillary Clinton da bir konuşma yapmak için yer aldığı sahnede kalabalıktan büyük bir alkış aldı.
Biden’ı Beyaz Saray’a saygınlık ve uzmanlık getirdiği için kutlayan Clinton, “Şimdi ABD tarihinde yeni bir başlık açıyoruz. Kamala, bizi ileriye taşıyacak karaktere, deneyime ve vizyona sahip” dedi.
Reuters’ın haberine göre Harris, rekor kıran bağış kampanyaları, destekçileriyle dolan stadyumlar ve kamuoyu yoklamalarında gösterdiği başarılı performansla kongreye fırtına gibi bir başlangıç yaptı.
Diğer yandan kongrenin dışında toplanan Filistin yanlısı bir grup, Demokratlar’ın İsrail’e olan desteğinden vazgeçmesi yönünde sloganlar attı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Kuzey Ege Grup Komutanlığı ekipleri, Ayvacık ilçesi açıklarında lastik bot içerisinde kaçak göçmen olduğu bilgisi üzerine harekete geçti. Bölgeye giden ‘TCSG-8’ Sahil Güvenlik botu, durdurdukları lastik bot içinde 5’i çocuk 19 kaçak göçmen yakaladı. Küçükkuyu beldesindeki Sahil Güvenlik Karakoluna götürülen kaçak göçmenler, işlemlerinin ardından Ayvacık ilçesindeki Yabancıları Geri Gönderme Merkezi’ne teslim edildi. – ÇANAKKALE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İvrindi ilçesi kırsal Geçmiş Mahallesi’nde bugün saat 19.00 sıralarında orman yangını çıktı. Dumanları görenlerin ihbarıyla yangına ilk müdahaleyi arazözlerle bölgeye sevk edilen İvrindi Orman İşletme Müdürlüğü ekipleri yaptı. Yangın alanına, Balıkesir Orman Bölge Müdürlüğü bünyesinde bulunan 1 uçak ve 1 helikopter ile birlikte, Balıkesir Belediyesiİtfaiye ekipleri de sevk edildi. Yaklaşık 1,5 saatlik müdahale ile yangın kontrol altına alındı. Bölgede soğutma çalışmaları başladı.
Yangın nedeniyle bölgede arıcılık yapan üreticilerin kovanları da zarar gördü. Kovanları yanan, sıcak ve duman nedeniyle saldırgan hale gelen arıların, ekiplere zor anlar yaşattığı öğrenildi. Jandarma tarafından yangının çıkış nedeniyle ilgili soruşturma başlatıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye gazetesinden Ziyneti Kocabıyık haberine göre daha çok Karadeniz ve Marmara Bölgesi’nde görülen hastalıkla ilgili olarak Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümünden Doç. Dr. Hüsrev Diktaş değerlendirmede bulundu.
BELİRTİLER YILLAR SONRA ORTAYA ÇIKABİLİR
Lyme hastalığının Borrelia burgdorferi bakterisini taşıyan bir tür kenenin ısırması ile ortaya çıkan, minimum 36-48 saat sonra kızarıklık, ateş, baş ağrısı ve yorgunluk belirtileri ile kendini gösteren enfeksiyon hastalığı olduğunu söyleyen Doç. Dr. Diktaş, bazı durumlarda belirtilerin ortaya çıkışının yıllar sürebileceğini ifade etti.
HAYALET HASTALIK ZOR TEŞHİS EDİLİYOR
Neredeyse bütün sistemi etkilemesi ve bazı belirtilerinin geç ortaya çıkması sebebiyle Lyme hastalığı birçok hastalık ile karışabiliyor ve bazen hastalar yıllarca farklı hastalıkların tedavisini alabiliyor. Doç. Dr. Diktaş, Lyme hastalığının en çok Multipl Skleroz (MS) , Romatoid Artrit (RA), fibromiyalji, kronik yorgunluk sendromu, alzaymır, depresyon ve anksiyete, lupusla karıştırıldığını belirterek “Bu benzerlikler, Lyme hastalığının teşhis edilmesini zorlaştırabilir ve yanlış teşhislere sebep olabilir. Bu yüzden doğru teşhis ve uygun tedavi için detaylı bir tıbbi değerlendirme yapılması çok önemlidir” değerlendirmesini yaptı.

TÜRKİYE’DE GÖRÜLÜYOR MU?
Dünya genelinde her sene yüz binlerce yeni Lyme hastalığı vakasının bildirildiğine işaret eden Doç. Dr. Diktaş, “Amerika Birleşik Devletlerinde, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) verilerine göre yılda yaklaşık 300 bin Lyme hastalığı vakası olduğu tahmin edilmektedir. Avrupa’da da Lyme hastalığı yaygındır ve her sene yaklaşık 65 bin ila 85 bin yeni vaka bildirilmektedir. Hastalık özellikle İsveç, Almanya, Fransa ve Avusturya gibi ormanlık alanlara yakın ülkelerde yaygındır. Ancak son dönemde bazı bölgelerde bir artış yaşanmaktadır. Bunun sebebi iklim değişiklikleri, doğaya erişimin artması ve kenelerin yayılma alanlarının genişlemesi olarak yorumlanıyor. Türkiye’de Lyme hastalığının yaygınlığına dair net veriler sınırlı olmakla birlikte, Karadeniz ve Marmara Bölgeleri gibi nemli ve ormanlık alanlarda risk daha yüksektir. Yılda bildirilen vaka sayısı nispeten düşüktür, ancak bu durum eksik teşhis ve bildirimlerden kaynaklanıyor olabilir” diye konuştu.

Lyme hastalığının teşhisi için Elisa testi yapılması gerekir. Tedavisi için erken dönemde antibiyotik uygulanır. Belirtilerin geçmesinin hastalığın da geçtiği anlamına gelmediğini hatırlatan Doç. Dr. Diktaş “Lyme hastalığında belirtilerin kaybolması hastalığı atlattığınız anlamına gelmez. Tedavi edilmeyen Lyme hastalığı, enfeksiyondan aylar ya da yıllar sonra vücudunuzun diğer bölgelerine yayılarak artrit ve sinir sistemi problemlerine sebep olabilir” dedi.
ÜNLÜLER DE YAKALANDI
Bella Hadid: Podyumların en çok aranan modellerinden biri olan olan Bella Hadid, bir süredir mesleğine ara vermişti, Lyme hastalığı için tedavi gördüğü ortaya çıkmıştı. 15 yıldır Lyme hastalığıyla mücadele eden ünlü modelin hastalığı günlük tedavi gerektirecek kadar ilerledi ve Bella Hadid’in normal yaşantısını artık sürdürememesine sebep oldu.
Justin Bieber: Kanadalı dünyaca ünlü şarkısı Justin Bieber de sosyal medyasından Lyme hastalığı ile mücadele ettiğini söyleyerek, bunun “cildini, beyin fonksiyonunu, enerjisini ve tüm sağlığını etkileyen” kronik bir rahatsızlık olduğunu kaydetti.
Alexis Ohanian: Ünlü tenişçi Serena Williams’ın eşi Alexis Ohanian da Lyme hastalığıyla mücadele eden ünlülerden biri.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Komutanlığından yapılan açıklamaya göre, Marmaris açıklarında içinde düzensiz göçmenlerin olduğu lastik botun motor arızası nedeniyle sürüklendiği ve yardım talebinde bulunulduğu bilgisi üzerine bölgeye ekip yönlendirildi.
Sahil Güvenlik ekibi, bottaki 5’i çocuk 17 düzensiz göçmeni karaya çıkardı.
Datça ilçesi açıklarında düzensiz göçmenlerin bulunduğu lastik botun motor arızası nedeniyle sürüklendiği ve yardım talebinde bulunulduğu bilgisi üzerine bölgeye ekip sevk edildi.
Sürüklenen lastik bottaki 8’i çocuk 35 düzensiz göçmen kurtarılarak ekiplerin yardımıyla karaya çıkarıldı.
Dalaman ilçesi açıklarında da 2 can salında bir grup düzensiz göçmen olduğu bilgisi üzerine bölgeye Sahil Güvenlik ekipleri sevk edildi.
Ekipler, Yunanistan unsurlarınca Türk kara sularına geri itilen can salındaki 19’u çocuk 37 düzensiz göçmeni kurtardı.
Düzensiz göçmenler, işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğüne gönderildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yukarımeydan köyündeki ormanlık alanda çıkan ve tedbir amaçlı Yukarımeydan, Aşağımeydan, Aşağıdere ve Yukarıdere köylerindeki evlerin tahliye edildiği yangına Çankırı ve çevre illerden gelen Orman İşletme Müdürlüğü arazözleri ile itfaiye ekiplerince müdahale ediliyor.
Rüzgarın etkisini yitirmesiyle ilerlemesi duran yangını kontrol altına almak için ekiplerin çalışmaları sürüyor. Etkisini büyük ölçüde kaybeden yangına günün ağarmasıyla birlikte ekiplerin müdahalesi arttı.
Yangında 44 hektar ormanlık alanın zarar gördüğü tespit edildi.
Çankırı Valisi Mustafa Fırat Taşolar, gazetecilere yaptığı açıklamada, yangının dün 17.30 sularında başladığını söyledi.
Yangının çıkış nedeninin henüz belirlenemediğini ifade eden Taşolar, “Yangın dört cepheden devam etti. Şu an itibarıyla 3 cephede kontrol altına aldık. Fakat bir cephede çalışmalarımız ciddi bir şekilde devam ediyor. Ama onda da umutluyuz. Çalışmalarımız çok iyi gidiyor. Şu an itibarıyla 2 helikopter, 102 araç ve 267 personelle, orman bölge müdürlüğüne bağlı ekipler, çevre belediyelerimizin itfaiye ekipleri, AFAD, Kızılay, jandarma, tabiri caizse bütün kamu kurum ve kuruluşları olarak müdahalemize devam ediyoruz.” dedi.
Köylerle ilgili herhangi bir sıkıntının yaşanmadığını anlatan Taşolar, şunları kaydetti:
“4 köyü tedbiren boşalttık. Burada herhangi bir sıkıntı yaşanmadı. Zaten bize teselli veren husus da şu ana kadar herhangi bir can ve mal kaybının olmaması. Ancak biz tedbiren rüzgarlı havadan dolayı bu köyleri boşalttık. Burada 4 köyümüzde 125 vatandaşımız için zaten kaymakamlığımız ve belediyemiz tarafından gerekli tedbirler alındı ve yerleştirme yapıldı. Bunlarla ilgili bir sıkıntı da yok. Çalışmalarımız devam ediyor. Şu an çıkış nedenine dair herhangi bir net bir şey söylemem yanıltıcı olabilir. Ama bununla ilgili olarak araştırmalar ve idari ve adli anlamda soruşturmalar yapılacaktır.”
Ilgaz Belediye Başkanı Mehmed Öztürk ise devletin tüm birimlerinin Ilgaz’da olduğunu, durumun her geçen saat iyiye gittiğini ifade etti.
Büyük bir alanın yandığını belirten Öztürk, şöyle devam etti:
“Neden çıktığı ile ilgili kesin bir bilgi yok. Ama jandarma ekiplerimiz araştırıyor. Elektrik direklerinin şase yaptığı söyleniyor. Başka bilgiler de var ama yarın hepsi belli olur. Vatandaşlarımızı otellere yerleştirdik. Her türlü ihtiyaçları karşılandı. Hayvanları güvenli noktalara alındı. Şu anda her şey yolunda, çalışmalar devam ediyor. Kastamonu Bölge Müdürlüğü, Ankara Bölge Müdürlüğünden, Ankara Büyükşehir itfaiye ekiplerine kadar Çankırı’nın tüm ekipleri ile müdahale ediliyor. Karayolları ekiplerimiz dozerleriyle, İl Özel İdaresine ait iş makineleri ile herkes Ilgaz’da. Şu anda yangın baskılandı ama tamamen kontrol altına alındı diyemiyoruz. Ama şu anda iyiye doğru gidiş var. ‘Dua edelim ki rüzgar devam etmesin’ demiştim. Allah’a şükür rüzgar kesildi. Toparlanmaya başladı.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ocak 2015’te Suudi Arabistan Kralı Abdullah 90 yaşında hastanede ölüm döşeğindeyken, üvey kardeşi Selman kral olmak üzereydi ve Selman’ın en gözde oğlu Muhammed bin Selman iktidara hazırlanıyordu.
Kısaca MBS olarak bilinen ve o zamanlar henüz 29 yaşında olan prensin büyük planları vardı, Suudi Arabistan krallık tarihinin en büyük planları; ama kraliyet ailesi içindeki komplocuların kendisine karşı harekete geçebileceğinden korkuyordu.
Bu yüzden o ay bir gece yarısı, sadakatini kazanmak istediği üst düzey güvenlik yetkilisi Saad el Cabri’yi saraya çağırdı.
Sarayda casus olabileceği endişesiyle genç prens, Cabri ile baş başa görüşmesinde cep telefonlarını dışarıda bıraktırmış, sabit hattın fişini çektirmişti.
Cabri’nin sonradan anlattığına göre MBS krallığı derin uykusundan nasıl uyandıracağından ve küresel sahnede nasıl hak ettiği yeri almasını sağlayacağından bahsetmişti.
Dünyanın en kârlı şirketi olan devlet petrol üreticisi Aramco’daki hisselerini satarak ekonomisini petrole olan bağımlılığından kurtaracaktı. Taksi firması Uber de dahil olmak üzere Silikon Vadisi’ndeki teknoloji girişimlerine milyarlarca dolar yatırım yapacaktı. Ardından Suudi kadınlara iş gücüne katılma özgürlüğü vererek altı milyon yeni istihdam yaratacaktı.
Anlatılanlara şaşıran Cabri, prense planlarının boyutunu sorduğunda “ Büyük İskender’i duydun mu?” cevabını almıştı.
BBC’ninbelgesel ekibi geçtiğimiz yıl boyunca MBS’nin Suudi destekçileri ve muhalifleriyle, ayrıca Batılı istihbarat yetkilileri ve diplomatlarla konuştu. İddialara yanıt vermesi için Suudi hükümetine verilen fırsatı yetkililer kullanmamayı tercih ettiler.
Saad el Cabri, Amerikan istihbaratı CIA ve İngiliz istihbaratı MI6 başkanlarıyla arkadaşlık yapacak kadar Suudi güvenlik aygıtında üst düzey bir isimdi. Suudi hükümeti Cabri’yi itibarsız bir eski yetkili olarak nitelendirse de, kendisi aynı zamanda veliaht prensin Suudi Arabistan’ı nasıl yönettiği hakkında konuşmaya cesaret eden en bilgili Suudi muhalif ve anlattıkları şaşırtıcı ayrıntılar içeriyor.
Babasının etkisi giderek zayıflarken, 38 yaşındaki MBS şu anda fiilen dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan ülkenin başında. Yıllar önce Cabri’ye anlattığı planların çoğunu hayata geçirmeye başladı; aynı zamanda ifade özgürlüğünün bastırılması, ölüm cezasının yaygın kullanımı ve kadın hakları aktivistlerinin hapse atılması gibi insan hakları ihlalleriyle suçlanıyor.
Uğursuz başlangıç
Suudi Arabistan’ın ilk kralı Abdullah’ın, aralarında MBS’nin babası Selman’ın da bulunduğu en az 42 oğlu vardı. Taht geleneksel olarak bu oğullar arasında el değiştiriyordu. Bunlardan ikisinin 2011 ve 2012’de aniden ölmesi üzerine Selman veliahtlık sırasında yükseldi.
Batılı istihbarat servisleri krallıktaki taht varislerini araştırıp bir sonraki kralın kim olacağını anlamaya çalışıyorlardı. Bu aşamada MBS çok genç ve tanınmıyordu, radarlarına girmemişti.
MBS aynı zamanda kötü davranışların cezasız kaldığı bir sarayda büyüdü.
MBS Riyad’da ilk olarak genç yaşlarında, bir mülk anlaşmazlığında kendisini haksız bulan bir hakime postayla bir kurşun gönderdiği iddiası üzerine “Ebu Rasasa” ya da “Kurşunun Babası” lakabını alarak kötü bir şöhrete kavuştu.
2014’e kadar İngiliz dış istihbarat servisi MI6’in başında olan John Sawers, MBS için “acımasız” ifadesini kullanıyor ve “Kendisine karşı gelinmesinden hoşlanmıyor. Ama bu aynı zamanda başka hiçbir Suudi liderin yapamadığı değişiklikleri yapabildiği anlamına da geliyor” diyor.
Sawers’a göre en memnuniyet verici değişikliklerden biri, ülke dışında cihatçılığın üreme alanı haline gelen camilere ve dini okullara Suudi finansmanının kesilmesi oldu ve bu Batı’nın güvenliği için büyük fayda sağladı.
Annesi, babasının gözde eşi olarak görülüyor
MBS’nin annesi Fehda, Bedevi bir kabileye mensup ve babasının dört eşinden en gözdesi olarak görülüyor. Batılı diplomatlar Kral’ın yıllardır bir tür vasküler demanstan mustarip olduğuna ve yardım için MBS’ye başvurduğuna inanıyor.
Birkaç diplomat, MBS ve babasıyla yaptıkları görüşmelerde, Prens’in bir iPad’e notlar yazıp bunları babasının cihazına göndererek konuşmasında ne söyleyeceğini belirlediğini anlattı.
Prens, babasının kral olması için öyle sabırsızlanıyordu ki 2014’te o zamanki kral olan amcası Abdullah’ı Rusya’dan temin ettiği zehirli bir yüzükle öldürmeyi önerdi.
Cabri, “Sadece palavra mıydı emin değilim ama biz bunu ciddiye aldık” diyor. Eski üst düzey güvenlik yetkilisi, MBS’nin bu fikri dile getirdiğini gizlice kaydedilmiş bir güvenlik videosu gördüğünü söylüyor. “Saraya girmesi, kralla el sıkışması uzun süre yasaklandı” diyor.
Sonuçta Kral doğal nedenlerle öldü ve 2015 yılında kardeşi Selman tahta geçti. MBS Savunma Bakanı olarak atandı ve hiç vakit kaybetmeden Yemen’le savaşa girdi.
Yemen’de savaş
İki ay sonra Prens, Batı Yemen’in büyük bölümünün kontrolünü ele geçiren ve Suudi Arabistan’ın bölgesel rakibi İran’ın vekili olarak gördüğü Husi hareketine karşı bir Körfez koalisyonunu savaşa sürükledi. Bu durum insani bir felaketi tetikledi ve milyonlarca insan açlığın eşiğine geldi.
Savaş başlamadan hemen önce İngiltere Büyükelçisi olan John Jenkins, “Bu akıllıca bir karar değildi” diyor: “Üst düzey bir Amerikan askeri komutanı bana harekattan 12 saat önce haberdar edildiklerini söyledi ki bu hiç duyulmamış bir şeydi.”
Askeri harekat, az tanınan bir prensin Suudi ulusal kahramanına dönüşmesine yardımcı oldu. Ancak bu aynı zamanda arkadaşlarının bile birkaç büyük hata olduğuna inandığı şeylerin ilkiydi.
Yinelenen bir davranış kalıbı beliriyordu: MBS, Suudi karar alma mekanizmasının geleneksel, yavaş ve kolektif sistemini bir kenara bırakıp öngörülemez bir şekilde ya da anlık dürtülerle hareket etmeyi tercih ediyor, ABD’ye boyun eğmeyi ya da geri kalmış bir devletin başı muamelesi görmeyi reddediyordu.
Cabri daha da ileri giderek MBS’yi kara birliklerini görevlendiren bir kraliyet kararnamesine babası kralın imzasını taklit etmekle suçluyor.
Cabri, Yemen savaşı başlamadan önce Beyaz Saray’da bu konuyu görüştüğünü ve dönemin Başkanı Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice’ın kendisini ABD’nin sadece hava harekatını destekleyeceği konusunda uyardığını söylüyor.
Cabri’ye göre, MBS Yemen’de ilerlemeye kararlıydı ve Amerikalıları görmezden geliyordu.
Cabri, “Kara müdahalelerine izin veren bir kraliyet kararnamesi olmasına şaşırdık” diyor. “O kraliyet kararnamesi için babasının imzasını taklit etti. Kralın zihinsel kapasitesi kötüye gidiyordu.”
Cabri bu iddiayı ortaya atan kaynağının “güvenilir ve inanılır” olduğunu ve kendisinin özel kalem müdürü olduğu İçişleri Bakanlığı ile bağlantılı olduğunu söylüyor.
MI6’in eski başkanı John Sawers, MBS’nin belgeleri taklit edip etmediğini bilmediğini söylüyor: “Yemen’e askeri müdahalede bulunma kararının MBS’ye ait olduğu açık. Her ne kadar babası da bu karara katılmış olsa da bu babasının kararı değildi.”
MBS hakkında anlatılanlar, kendi kuralları dışında kimsenin kurallarına uymayan genç bir lider karakteri çiziyor.
Kendi kurallarını koyuyor
MBS’nin 2017’de ünlü bir tabloyu satın alması, nasıl düşündüğü ve yönettiği muhafazakar toplumla uyumsuzluktan korkmadan risk almaya istekli olduğu konusunda ipuçları sunuyor. Ayrıca göz önündeki güç gösterilerinde Batı’yı geride bırakmaya kararlı görünüyor.
MBS adına hareket ettiği bildirilen bir Suudi prens, dünyanın şimdiye kadar satılan en pahalı sanat eseri olmaya devam eden Salvator Mundi için 450 milyon dolar harcadı. Leonardo da Vinci tarafından yapıldığı söylenen portre, İsa Mesih’i cennetin ve dünyanın efendisi, dünyanın kurtarıcısı olarak tasvir ediyor. Tablo müzayededen bu yana neredeyse yedi yıl boyunca tamamen ortadan kayboldu.
Sanat ve spora yatırımlar
Veliaht Prens’in arkadaşı ve Princeton Üniversitesi’nde Yakın Doğu Çalışmaları Profesörü olan Bernard Haykel, tablonun Prens’in yatında ya da sarayında asılı olduğuna dair söylentilere rağmen aslında Cenevre’de depoda olduğunu ve MBS’nin tabloyu Suudi başkentinde henüz inşa edilmemiş bir müzeye asmayı planladığını söylüyor.
Haykel, MBS’nin “Riyad’da çok büyük bir müze inşa etmek ve tıpkı Mona Lisa gibi insanları cezbedecek bir temel nesne istiyorum” dediğini aktarıyor.
Aynı şekilde, spora yönelik planları da hırslı ve statükoyu bozmaktan korkmayan birini yansıtıyor.
Suudi Arabistan’ın dünya çapında spor için yaptığı inanılmaz harcamalar, 2034’te FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmak için tek aday ve tenis ve golf turnuvaları düzenlemek için milyonlarca dolarlık yatırım, “sporla aklanma” çabası olarak görüldü.
Ancak karşımızda Batı’nın kendisi hakkında ne düşündüğünü umursamayan, istediğini yapacağını göstermeye çalışan bir lider var.
Kendisiyle görüşen MI6 eski şefi John Sawers, “MBS bir lider olarak kendi gücünü inşa etmekle ilgileniyor” diyor. “Bunu yapabilmesinin tek yolu da ülkesinin gücünü arttırmak. Onu harekete geçiren de bu.”
Cabri’nin 40 yıllık kariyeri MBS’nin iktidarı pekiştirmesiyle son buldu. MBS yönetimi devraldığı sırada eski Veliaht Prens Muhammed bin Nayif’in özel kalem müdürü olan Cabri, yabancı bir istihbarat servisinin hayatının tehlikede olabileceği yönündeki ihbarı üzerine ülkeden kaçmış. Cabri, MBS’nin kendisine mesaj atarak eski işini geri vermeyi teklif ettiğini söylüyor.
“Bu bir yemdi ve ben yemedim” diyen Cabri, geri dönmesi halinde işkence göreceğini, hapse atılacağını ya da öldürüleceğini düşünmüş. Bu arada, ergenlik çağındaki çocukları Omar ve Sarah gözaltına alınmış, kara para aklamak ve kaçmaya çalışmak suçlarından hapse atılmışlar; suçlamaları reddediyorlar. Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu serbest bırakılmaları çağrısında bulundu.
“Bana suikast planladı” diyor Cabri: “Beni ölü görene kadar rahat etmeyecek, bundan hiç şüphem yok.”
Kaşıkçı cinayeti
Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2018 yılında İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda öldürülmesi, MBS’yi yalanlanması çok zor bir şekilde şüphe altında bırakıyor. 15 kişilik suikast timi diplomatik pasaportlarla seyahat etmişti ve aralarında MBS’nin kendi korumaları da vardı. Kaşıkçı’nın cesedi hiçbir zaman bulunamadı ve cesedin testereyle parçalandığına inanılıyor.
Profesör Haykel cinayetten kısa bir süre sonra MBS ile WhatsApp mesajlarını paylaştı. Haykel, “Bu nasıl olabilir?” diye sorduğunu belirtiyor ve “Sanırım derin bir şok içindeydi. Bu olaya verilecek tepkinin bu kadar derin olacağını tahmin etmemişti” diyor.
MBS cinayetle bağlantısını hep reddetti, ancak 2019’da suçun kendi gözetiminde gerçekleşmesi nedeniyle “sorumluluk” aldığını söyledi. Şubat 2021’de yayınlanan ve gizliliği kaldırılan bir ABD istihbarat raporu, Kaşıkçı’nın öldürülmesinde suç ortağı olduğunu iddia etti.
Peki MBS hatalarından ders aldı mı yoksa Kaşıkçı olayından yara almadan çıkması onu cesaretlendirdi mi?
Profesör Haykel’e göre MBS, Kaşıkçı davasının kendisine ve ülkesine karşı bir sopa olarak kullanılmasına içerledi ve “Zor yoldan ders aldı”.
Eski MI6 yetkilisi John Sawers cinayetin bir dönüm noktası olduğu konusunda hemfikir ama ihtiyatlı: “Bazı dersler çıkardığını düşünüyorum. Ama aynı kişiliği devam ediyor.”
Babası Kral Selman şu anda 88 yaşında. O öldüğünde MBS önümüzdeki 50 yıl boyunca Suudi Arabistan’ı yönetebilir.
Ancak son zamanlarda, muhtemelen girişimlerinin bir sonucu olarak suikasta uğramaktan korktuğunu itiraf etti.
Profesör Haykel’e göre, “Onu öldürmek isteyen pek çok insan var ve o da bunun farkında”.
MBS gibi birinin güvenliği için sürekli teyakkuz şart. Saad el Cabri, prensin iktidara yükselişinin başlangıcında, sarayında onunla konuşmadan önce telefon prizini duvardan çıkardığında bunu gözlemlemişti.
MBS ülkesini, seleflerinin asla cesaret edemeyeceği şekilde modernleştirme misyonunu üstlenmiş. Ama aynı zamanda etrafındaki hiç kimsenin onu daha fazla hata yapmaktan alıkoymaya cesaret edemeyeceği kadar acımasız olma riskini taşıyan ilk otokrat da değil.
Jonathan Rugman, Krallık: Dünyanın En Güçlü Prensi belgeselinin prodüksiyon danışmanı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TEL AVİV – İsrail ordusu, Lübnan’ın Baalbek bölgesine düzenlediği hava saldırısında Hizbullah’a ait silah depolarını vurduğunu açıkladı.
İsrail, Lübnan’ın kuzeydoğusundaki Baalbek bölgesinde yer alan Nabi Chit köyü yakınlarına düzenlediği hava saldırısında Hizbullah’a ait silah depolarını vurduğunu açıkladı. İsrail ordusu, ayrıca günün erken saatlerinde Lübnan’ın güneyindeki Deir Qanoun’da düzenlenen İHA saldırısında bir Hizbullah üyesinin öldürüldüğünü belirterek, öldürülen kişinin Hizbullah’ın roket ve füze biriminin önde gelen isimlerinden Hüseyin Ali Hüseyin olduğunu aktardı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BEYRUT – İsrail, Lübnan’ın kuzeydoğusundaki Baalbek bölgesine hava saldırısı düzenledi.
İsrail ve Hizbullah arasındaki gerilim devam ediyor. İsrail, Lübnan’ın kuzeydoğusundaki Baalbek bölgesinde yer alan Nabi Chit köyü yakınlarına hava saldırısı düzenledi. Lübnanlı güvenlik kaynakları, saldırıda Hizbullah’a ait bir silah deposunun hedef alındığını söyledi. Saldırıda ölü ve yaralı olup olmadığı henüz bilinmiyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Pakistan, son bir aydır şiddetli muson yağmurlarının neden olduğu sellerle ve heyelanlarla mücadele ediyor.
Pakistan Meteoroloji Dairesi’nden Zaheer Ahmed Babar, ülkenin farklı bölgelerinde etkili olan muson yağmurlarının hafta boyunca devam etmesinin beklendiğini ifade etti.
ÖLÜ SAYISI 209’A YÜKSELDİ
Pencap Bölgesi Afet Yönetimi kurumu yetkilisi İrfan Ali, eyaletteki yoğun yağışlar nedeniyle son 24 saat içinde 24 kişinin hayatını kaybettiğini, temmuz ayından bu yana aşırı yağışlar sonucu ölenlerin sayısının 209’a yükseldiğini belirtti.
2 BİN 200’DEN FAZLA KONUT ZARAR GÖRDÜ
Ulusal Afet Yönetimi kurumu yetkilileri, yağışların bazı bölgelerde sele ve toprak kaymalarına yol açtığını, 2 bin 200’den fazla konutun zarar gördüğünü rapor etti. En fazla can kaybının Pencap, Hayber Pahtunhva ve Sind eyaletlerinde yaşandığını vurgulayan yetkililer, heyelan ve ani su baskınlarının bazı yol ve köprülerde hasara neden olduğunu, bu durumun trafiği aksattığını belirtti. Normalleşme çalışmalarının ise aralıksız sürdüğü bildirildi.
Pakistan hükümeti, turistlere yağışlardan etkilenen bölgelerden uzak durmaları yönünde bir uyarı yaptı.

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze’de yaşanan insani kriz, 318 gündür devam eden İsrail saldırılarıyla her geçen gün daha da derinleşiyor.
İsrail’in Gazze’ye yönelik sürdürdüğü bu amansız saldırılar, uluslararası hukuk ve insan hakları normlarını açıkça çiğniyor.
İsrail saldırıları, sadece bir bölgeyi değil, tüm dünyayı etkileyen derin bir ahlaki kriz yaratıyor.
SON 24 SAATTE 40 CAN KAYBI
Aylardır büyük acılar çeken Filistinliler, yaralarını saramadan yeni bir saldırıya daha uğruyor.
Son 24 saatte Gazze’de farklı bölgeleri hedef alan İsrail’in kanlı saldırılarında 40 Filistinli daha hayatını kaybederken, 134 Filistinli de yaralandı.
Filistin Sağlık Bakanlığı konuya ilişkin açıklama yaptı.

CAN KAYBI 40 BİN 139, YARALI SAYISI İSE 92 BİN 743
Söz konusu açıklamada, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısının 40 bin 139’a, yaralı sayısının da 92 bin 743’e çıktığı kaydedildi.
Açıklamada ayrıca hâlâ enkaz altında ve yol kenarlarında ölülerin bulunduğu ancak İsrail güçlerinin engellemesi nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı yinelendi.





Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Tel Aviv ile Hamas arasında esir takası ve Gazze Şeridi’nde ateşkese varılması için yapılan müzakereleri görüşmek için bölgeye gelen ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’la Batı Kudüs’teki Başbakanlık Ofisinde bir araya geldi.
Başbakanlık Basın Ofisinden yapılan yazılı açıklamada, Netanyahu’nun esir takası ve ateşkes müzakerelerini görüşmek için İsrail’e gelen ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile yaptığı 3 saatlik özel görüşmenin sona erdiği belirtildi.
NETANYAHU OLUMLU KONUŞTU
Olumlu geçtiği ve iyi bir atmosferde gerçekleştiği bildirilen görüşmede, Netanyahu, ABD’nin son ateşkes teklifinin ülkesinin “güvenlik ihtiyaçlarını” göz önüne aldığını kaydetti.
Netanyahu, ayrıca Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin serbest bırakılmasına ilişkin ABD teklifine bağlılığını yineledi.
ABD Başkanı Joe Biden, 27 Mayıs’ta İsrail ile Tel Aviv arasında esir takası ve Gazze’de ateşkese varılması için bir öneri sunmuştu.
Netanyahu ise Biden’ın açıkladığı ateşkes taslağının İsrail’in hazırladığı tekliften farklı olduğunu ileri sürerek yeni şartlar eklenmesini talep etmişti.
İsrail Başbakanı, Gazze’yi ikiye ayıran Netzarim Koridoru ve Gazze Şeridi ile Mısır sınırındaki Philadelphi Koridoru’nun yanı sıra Refah Sınır Kapısı’ndaki İsrail işgalinin devam etmesini istemişti.
“SON ŞANS”
Bunlara ek olarak Netanyahu, Hamas üyelerinin Gazze’nin diğer bölgelerinden kuzeye geçmesinin engellenmesini şart koşmuştu.
Katar’ın başkenti Doha’da 15-16 Ağustos’ta, İsrail ile Hamas arasında esir takası ve Gazze’de ateşkes sağlanması için müzakereler yapılmıştı.
Hamas, ABD, Mısır ve Katar’ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerde Netanyahu’nun yeni şartlar sürerek anlaşmaya varılmasını engellediğini belirtmişti.
Blinken, bölge turu kapsamında geldiği İsrail’de sabah Cumhurbaşkanı Isaac Herzog tarafından kabul edilmişti.
Görüşme öncesi yaptığı açıklamada Blinken, mevcut müzakerelerin İsrail ile Hamas arasında esir takası ve Gazze’de ateşkese varılması için “son şans” olabileceğini söylemişti.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Polonya’nın başkenti Varşova’dan Güney Kıbrıs’ın Larnaka şehrine gitmek üzere Varşova Chopin Havalimanı’ndan havalanan Airbus A321 tipi uçakta, pilot baygınlık geçirdi.
Wizzair firmasına bağlı 225 yolcunun bulunduğu uçağın pilotunun bayılmasının ardından diğer pilot durumu derhal kuleye bildirirken, uçağın acil olarak Varşova’ya dönmesine karar verildi.
SORUNSUZ ŞEKİLDE İNDİ
Pilot, yerel saatle 07.00 sıralarında Varşova Chopin Havalimanı’na sorunsuz şekilde iniş gerçekleştirdi.
PİLOT HASTANEYE KALDIRILDI
İnişin ardından yolcu uçağının bayılan pilotu, sağlık görevlileri tarafından hastaneye kaldırıldı.
Bir başka uçakla Larnaka’ya gönderilecek olan yolcuların bekleyişi ise sürüyor.
Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye gibi komşu Yunanistan da uzun süredir orman yangınları ile mücadele ediyor.
Başkent atina yakınlarında başlayan ve günler sonra kontrol altına alınan yangınların şokunu henüz üzerinden atamayan Yunan halkı, yangının çıkış nedenine ilişkin soruşturmayı takip ediyor.
80 YAŞINDAKİ ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI
Bu kapsamda Glika Nera bölgesinde kasten 4 yangın çıkardığı gerekçesiyle 80 yaşındaki bir kişinin gözaltına alındığı bildirildi.
Yunan basınındaki haberlerde, söz konusu kişinin, 11 Ağustos’ta art arda meydana gelen yangınlarla ilgili gözaltına alındığı belirtilirken, zanlının yarın savcılığa ifade vereceği kaydedildi.

ARACINDAN BOŞ BENZİN BİDONLARI ÇIKTI
Söz konusu tarihte Glika Nera’da 4 yangın çıkardığı belirlenen 80 yaşındaki zanlının aracında da boş benzin bidonları bulundu.
Güvenlik kamera kayıtlarında, zanlı, yanıcı maddeleri kuru otlara atarken görülüyor.


Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İtalya’nın Sicilya Adası’ndaki Palermo kenti açıklarında bir yelkenli alabora oldu.
Aralarında 2 İngiliz-Fransız, 1 İrlandalı, 1 Yeni Zelandalı, 1 Sri Lankalı ve 17 İngiltere vatandaşı bulunan yelkenlinin batması sonucu 7 kişinin kaybolduğu aktarıldı.
15’İ KURTARILDI
İtalya Sağlık Güvenliği, İngiliz bayrağı taşıyan 50 metrelik yelkenlinin gün doğumunda kasırga ve dalgalı denizin vurduğu bölgede battığı ve olayın ardından 1’i çocuk 15 kişinin kurtarıldığını açıkladı.
ARAMA ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR
İtalya itfaiyesi dalgıçları, kıyıdan yarım mil açıkta, yaklaşık 50 metre derinlikte bulunan geminin çevresinde arama çalışmalarını sürdürüyor.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>7 Ekim tarihinden bu yana Filistin topraklarında katliam yapan İsrail ordusunun saldırıları devam ediyor.
40 binden fazla masumu sebepsiz yere katleden İsrail askerleri, gece gündüz demeden Gazze topraklarını bombalıyor.
Namlusunu ağzı süt kokan çocuklara çeviren İsrail ordusu, binlerce çocuğu katletti.
Saldırılardan kaçarak göçebe hayatı yaşayan Gazzeliler, yine bombaların hedefi oldu.
OKULU BOMBALADILAR
İsrail ordusu, Han Yunus’un doğusunda bulunan El-Karara kasabasındaki Aylebun Okuluna saldırı düzenledi.
Yerinden edilen onlarca ailenin sığındığı okulda çok sayıda Filistinli öldü, birçok Filistinli de yaralandı.

YİNE ÇOCUKLARI HEDEF ALDILAR
Söz konusu saldırıda Filistinli kız kardeşler Yara el-Gandur ve Meysa el-Gandur görme yetilerini kaybederken anneleri ile diğer iki kardeşleri de yaralandı.
Saldırıyı anlatan 11 yaşındaki Yara, sığındıkları okulda arkadaşlarıyla oynarken bir anda saldırı olduğunu anlattı.
HEM GÖZLERİNİ HEM KULAKLARINI KAYBETTİ
Yüzüne şarapnel parçalarının isabet ettiğini ve yanıklar oluştuğunu söyleyen Yara, görme ve işitme duyusunu kaybettiğini belirtti.
Meysa ve Yara’nın annesi 43 yaşındaki Ula el-Gandur, İsrail bombalarından kaçmak için evlerini terk ederek sığındıkları okulda yine İsrail’in topçu saldırısına hedef oluklarını ve saldırıda 4 çocuğunun yaralandığını söyledi.

“BİR ANDA HİÇBİR ŞEY GÖREMEZ OLDUK”
Filistinli anne, “İlk anlar şoke ediciydi. Bu manzara karşısında çok korktuk. Çocuklarım bana seslenirken bir anda hiçbir şey göremez olduk.
İki kızım Meysa ve Yara görme yetilerini kaybettiler, işitme kaybı yaşıyorlar. Erkek ve kız kardeşleri ise ağır yaralı, vücutlarında yanıklar var.” dedi.
Çocuklarının tedavilerinin sürdüğünü belirten acılı anne, ancak Gazze Şeridi’ndeki tıbbi imkanların yetersiz olması nedeniyle tedavilerinin gerektiği gibi yapılamadığını ve Gazze dışına sevk edilmeleri gerektirdiğini dile getirdi.
“TEDAVİ EDİLEMEDİĞİ İÇİN YARALI KAFASI KURTLANDI”
Meysa ve Yara’nın babası 48 yaşındaki Şaban el-Gandur, “Han Yunus’un El-Karara bölgesinde eşim ve çocuklarımla güvenli bir şekilde oturuyorduk. Ancak bulunduğumuz sınıfın içinde top mermilerine hedef olduk. Eşim ve 4 çocuğum yaralandı.” dedi.
Filistinli baba, tıbbi imkansızlıklar nedeniyle oğlunun yaşadığı sıkıntılara işaret ederek, “Gerektiği gibi tedavi edilememesi nedeniyle yaralı oğlum Muhammed’in başında kurtçuklar çıktı.” diye konuştu.

HASTANELER KASTEN HİZMET DIŞI BIRAKILIYOR
Refah Sınır Kapısı’nın kapatılması 1000’den fazla çocuğun, hasta ve yaralının ölümüne neden oldu.
Filistin ve Birleşmiş Milletlerin verilerine göre, Gazze Şeridi’nde savaşın başladığı 7 Ekim 2023’ten bu yana sağlık sistemini kasten hedef alarak hastanelerin çoğunu hizmet dışı bırakan İsrail ordusu hasta ve yaralıların hayatlarını riske atıyor.
“GAZZE’DEKİ FELAKET DERİNLEŞİYOR”
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi Genel Müdürü İsmail es-Sevabite, 14 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, “İşgalciler Gazze Şeridi’ne her türlü yardımın girişini 100 gündür engelliyor.
Refah Sınır Kapısı’nın İsrail tarafından kapatılması 1000’den fazla çocuğun, hasta ve yaralının ölümüne neden oldu ve Gazze Şeridi’ndeki insani felaket her düzeyde derinleşiyor.” demişti.




Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in başkenti Tel Aviv’de bir kamyonda patlama yaşandı.
Patlamada 1 kişi hayatını kaybetti.
Polis tarafından yapılan açıklamada patlamanın Lod Caddesi’nde meydana geldiği aktarılarak olay yerine çok sayıda ekibin sevk edildiği belirtildi.
Patlamaya kamyonda bulunan bir patlayıcının neden olduğu ifade edildi.
SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Patlamanın terör saldırı olup olmadığı henüz netlik kazanmazken saldırıyla ilgili soruşturma devam ediyor.
İsrail basınında yer alan haberlerde iç istihbarat servisi Shin Bet’in patlama hakkında yürütülen soruşturmaya dahil olmadığı ifade edildi.

Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başkent Tahran’da düzenlenen 55. Uluslararası Hukuk Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasına, davaya müdahil olan birçok vatandaş ve gazetecinin yanı sıra Musaddık’ın torunu Mahmud Musaddık da katıldı.
402 BİN İRANLI DAVAYA MÜDAHİL
Duruşmanın açılışında mahkeme hakimi Mecid Hüseyinzade, ülke genelindeki 20’den fazla eyaletten yaklaşık 402 bin İran vatandaşının, ABD hükümeti ve 6 Amerikalı yetkiliye karşı açılan davaya müdahil olduğunu belirtti.
“ABD’NİN AMACI, İRAN’DA NÜFUZ ELDE ETMEKTİ”
Davacıların avukatlarından Şami Akdem kürsüye çıkarak,
İstihbarat belgeleri ve mevcut kanıtlar, CIA’nın İngiliz istihbarat servisleriyle işbirliği yaparak, 19 Ağustos 1953’te İran’ın meşru hükümetine karşı iç ve dış ajanları kullanarak kapsamlı bir darbe planladığını ortaya koyuyor. ABD’nin bu darbedeki temel amacı, İngiltere’nin İran’daki nüfuzunu kendi lehine çevirmekti
ifadelerini kullandı.
İranlı avukat, darbe sonucunda İran vatandaşlarının uğradığı zararın tazmin edilmesi için mahkemeden ABD’ye karşı maddi, manevi ve cezai tazminata hükmetmesini talep ettiklerini belirtti.

MUSADDIK’IN TORUNU: “DEDEM PETROLÜ MİLLİLEŞTİRMİŞTİ”
Daha sonra duruşmada hazır bulunan Mahmud Musaddık, yaşlılığını gerekçe göstererek sözlerini ifade edemeyeceğinden hazırladığı yazılı metni kendisi adına oğlu Gulamali Musaddık tarafından okunmasını istedi.
Oğlu tarafından okunan metinde Musaddık, dedesinin petrolü millileştirme mücadelesine yakından tanık olduğunu dile getirdi.
Musaddık, mahkemeden meşru İran hükümetini ortadan kaldırma ve ülkenin kaynaklarının yağmalanmasının yol açtığı büyük kayıplar nedeniyle ABD aleyhinde maddi, manevi ve cezai tazminata hükmetmesini istedi.
Duruşmaya ilerleyen günlerde devam edileceği belirtildi.

ABD’NİN MUSADDIK DARBESİ-CIA’NIN “AJAX” OPERASYONU
İran petrolünün millileştirilmesi hareketine önderlik eden Başbakan Muhammed Musaddık, 19 Ağustos 1953’te ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından düzenlenen ve “Ajax operasyonu” olarak tarihe geçen darbeyle devrilmişti.
Daha sonra CIA’nın 2013’te gizliliğini kaldırdığı devlet arşivlerinde, bu darbede ABD ve İngiltere’nin rolüne dair kanıtlar ilk kez kamuoyuna açıklandı. Belgelerin birinde “Askeri darbe, ABD dış siyasetinin bir parçası olarak CIA’nın yönetiminde gerçekleştirildi.” ifadeleri yer almıştı.






Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Hamas tarafından yapılan açıklamada ABD, Mısır ve Katar’ın arabuluculuğunda Gazze’de ateşkes sağlanması ve esir takası için yürütülen müzakerelerde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yeni şartlar sürerek anlaşmaya varılmasını engellediği ifade edildi.
Netanyahu’nun yeni şartlar ekleyerek engellediği anlaşma konusunda arabulucu tarafları zor durumda bıraktığı kaydedildi.
“NETANYAHU’YU SORUMLU TUTUYORUZ”
Netanyahu’nun Gazze’ye yönelik kalıcı ateşkesi ve kapsamlı geri çekilmeyi reddettiği bilgisine yer verilen açıklamada, Tel Aviv yönetiminin Gazze’yi ikiye ayıran Netzarim Koridoru, Refah Koridoru ve Gazze Şeridi ile Mısır sınırındaki Philadelphia Koridoru’nda işgalin devam etmesi yönünde ısrar ettiği kaydedildi.
Esir takasına ilişkin yeni maddelerin de yeni öneriye eklendiği ifade edilen açıklamada, “Netanyahu’yu arabulucuların çabalarını engellemekten, anlaşmaya varılmasını engellemekten ve Gazze Şeridi’nde hayatın tüm alanlarını etkileyen saldırılarla halkımızın sistematik olarak hedef alınmasıyla maruz kaldığı tehlikeleri yaşayan esirlerin hayatlarından tamamen sorumlu tutuyoruz” ifadelerine yer verildi.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
316 gündür Filistin topraklarını işgal eden İsrail, her gün binlerce masumu katlediyor.
Hava ve karadan saldırı düzenleyen İsrail ordusu, masumları hayattan koparırken, geride kalanlara ise unutulmayacak acılar yaşatıyor.
Saldırılardan sağ çıkmayı başaran Filistinliler, sevdiklerinin hain saldırılarda katledilmesine şahit oluyor.
TÜM AİLESİ GÖZÜNÜN ÖNÜNDE KATLEDİLDİ
Bu kişilerden biri ise Gazzeli Ahmed Baraka…
Saldırılardan önce ülkesinde çiftçilikle uğraşan Baraka, saldırının ardından kızının tedavisi için Ankara’da bir otele yerleşti.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarının 3’üncü gününde, akşam camiden çıkarken gözünün önünde evine düşen bomba sonucu eşinin, 5 ve 14 yaşları arasında 4 çocuğunun, anne, baba, kardeşleri ve bazı yakınlarının hayatını kaybettiğini anlatan Baraka, kızı Merve’nin ise ayak ve sırtından yaralandığını ifade etti.

KIZINI TEDAVİ ETTİRMEK İÇİN GELDİ
15 gün Gazze’de kaldıktan sonra kızının Mısır’a sevk edildiğini, burada önce kızının bacağının kesileceğini söylediklerini, daha sonra ise bunun tedavisi olduğunu ifade ettiklerini bildiren Baraka, Mısır’da bu aşamada Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı yetkilileriyle karşılaştıklarını belirtti.
Sağlık Bakanlığı yetkililerine, kızının Türkiye’de tedavi edilmesini istediğini dile getirdiğini anlatan Baraka, geçen yıl kasımda Türkiye’ye geldiklerini, tedavi sürecinin sadece estetik bölümünün kaldığını bildirdi.
“BAŞKA KİMSEDEN BÖYLE BİR DESTEK GÖRMEDİK”
Baraka, “Otelde yaşıyoruz. Her türlü ihtiyacımızı karşılıyorlar. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, bütün Türkiye Cumhuriyeti devletine ve vatandaşlarına ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bütün Arap ülkelerinden, hiç kimseden böyle bir destek ve yardım görmedik. Allah herkesten razı olsun.” dedi.

“YARDIM ETMEK İSTERSENİZ SİZİ DE VURUYORLAR”
Gazze’deki savaşın çok zor olduğunu vurgulayan Ahmed Baraka,”Allah kimseye yaşatmasın, Gazze’deki savaş ekranlarda görüldüğü gibi değil. İsrail güçleri bir dairede, hastanede, okulda ya da bir camide eğer 50-100 kişi varsa, direkt bombayı atıyor ve hepsini öldürüyor.
Bu sabah bir yerde 20 kişi şehit oldu. Orada katliam var. Geçen hafta da bir camiyi bombaladı. Şu anda siz bile yardım etmek isterseniz sizi de vuruyor.” dedi.
Baraka, Türkiye’nin Gazze’ye en çok destek veren ülke olduğunu belirtti.

“ARAP ÜLKELERİ BİZİ YALNIZ BIRAKTI”
Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin vefatının büyük bir kayıp olduğunu ve şoka uğradıklarını ifade eden Baraka, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın kendilerini yalnız bıraktığını vurguladı.
“HACCA GİT DESELER GİTMEM”
Yaşadığı acı dolu anları anlatan Ahmed Baraka, “Bir Müslüman olarak, şu anda bana ‘Hacca git’ deseler gitmem. Çünkü, Suudi Arabistan onlarla işbirliği yapıyor. Birleşik Arap Emirlikleri de aynı şekilde. Bizim en yakın komşumuz Ürdün, bizi ilk bırakan oldu. Eğer gerçekten yardım yapmak isteseydi, iki tane sınır kapısı var, oradan yardım gönderebilirdi.
“BİZE DESTEK OLSALARDI SAVAŞ UZAMAZDI”
Uçaklarla yardım dağıtıyorlar. Bunlar bazen çocukların üzerine düşüyor, bazen evin üstüne düşüyor, bu şekilde sadece benim bildiğim 50 kişi şehit oldu.
Bütün Arap ülkeleri, İsrail’den bu kadar mı korkuyor? İsrail zaten kaç kişi? Bize destek olsalardı, savaş bu kadar uzamazdı.” ifadelerini kullandı.


Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Rusya-Ukrayan savaşı yeniden alevlendi.
Taarruza geçen Ukrayna, Rusya topraklarına girdi.
“RUSYA İÇİNDE POZİSYONUMUZU GÜÇLENDİRİYORUZ”
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelensky, Ukrayna ordusunun Kursk’taki faaliyetlerinin ‘istedikleri gibi gittiğini’ belirterek, “General Syrskyi Kursk bölgesindeki ilerleyişimizin devam ettiğini bildirdi.
Operasyon tam da beklediğimiz gibi gelişiyor. Ukraynalıların cesareti büyük işler başarıyor. Şimdi mevzilerimizi güçlendiriyoruz.
Varlığımızın dayanak noktası giderek güçleniyor. Rus askeri personelini yakalayan ve böylece Rusya’nın elindeki savaşçılarımızın ve sivillerin serbest bırakılmasını sağlayan tüm askerlerimize ve komutanlarımıza teşekkür ediyorum.
General Syrskyi ayrıca Kuvvetlerimizin Kursk bölgesindeki mevzilerinin güçlendirilmesi ve istikrara kavuşturulan alanın genişletilmesi konusunda da bilgi verdi” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynağı: Demirören Haber Ajansı (DHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Libya Merkez Bankası, Bilgi Teknolojileri Müdürü Musab Muslim’in bu sabah evinin önünden kimliği belirlenemeyen kişilerce kaçırıldığı ve bazı yetkililerin tehdit edildiği belirtti.
Merkez Bankası, açıklamasında Bilgi Teknolojileri Müdürü Muslim’in kaçırılma sebebi ve arka planına dair bilgi vermedi.
Temsilciler Meclisi’nin, “Libya Merkez Bankası’nın birtakım kişilerce ele geçirilme girişimlerinin” reddedildiği açıklaması sonrası olayın gerçekleşmesi dikkati çekti.
KAÇIRILMA VE TEHDİT OLAYI KINANDI
Kaçırılma ve tehdit eyleminin kınandığı ve reddedildiği ifade edilen açıklamada, kaçırılan yöneticinin serbest bırakılarak, işine dönünceye dek Merkez Bankası’nın tüm işlemlerinin durdurulduğu kaydedildi.
Temsilciler Meclisinin açıklamasında, “Bu girişimlerin bankanın genel merkezinin basılmasının kışkırtılması ve ardından Merkez Bankası Başkanı Sıddık el-Kebir’in güç ve tehditle görevden alınmasına gerekçe bulma çabalarıyla başladığı” kaydedildi.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Batı Farika ülkesi Nijerya’nın Jos Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinin Öğrenci Birliği (SUG) Sözcüsü Adeniran Adebanjo, yaptığı yazılı açıklamada silahlı kişilerin kaçırdığı öğrencilerin aileleriyle iletişime geçtiklerini belirtti.
Adebanjo, silahlı kişilerin 15 Nisan’da Benue eyaletine bağlı Otukpo bölgesinde kaçırdığı 20 tıp öğrencisinin serbest bırakılması için 50 milyon (yaklaşık 1,1 milyon lira) fidye istediğini kaydetti.
Öte yandan Benue Polis Sözcüsü Catherine Anene, yaptığı açıklamada kaçırılanları kurtarmak için çalışma sürdürüldüğünü duyurdu.
KAÇIRMA OLAYLARINA SIK RASTLANIYOR
Silahlı kişiler 15 Nisan’da Benue eyaletinden Enugu eyaletine giden tıp öğrencilerinin olduğu otobüse Otukpo bölgesinde düzenlendiği saldırıda 20 tip öğrencisi kaçırılmıştı.
Ülkede insan kaçırma suçunun cezası idam olmasına rağmen fidye için kaçırma olaylarına sıkça rastlanıyor.
Silahlı kişiler, genelde ülkenin kuzeyindeki köyleri, okulları ve yolcuları hedef alarak fidye talep ediyor.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in Gazze’de 7 Ekim 2023’ten beri Hamas baskını bahanesiyle yürüttüğü katliamlara dünya genelinde tepkiler devam ediyor.
Özellikle batılı ülkelerde toplumların çeşitli kesimlerinden insanlar, Filistin’e destek için hemen her gün protestolar düzenliyor.
İsrail ile arasının bozulmasını istemeyen bazı ülkelerde güvenlik güçleri, çeşitli bahanelerle protestoları engellemeye ve dağıtmaya çalışıyor. Öyle ki bu müdahaleler çok sert olabiliyor.
POLİS, KADIN PROTESTOCUYU YERE SAVURDU
Almanya’da düzenlenen Filistin’e destek gösterilerine polis yine müdahale etti.
Başkent Berlin’deki gösteride polislerden biri, bir kadın protestocuyu önce boynunda sıkıca kavradı, sonra da sert bir şekilde yere yuvarladı.
Diğer protestocular tepki göstererek kadını almaya çalışsa da polisler hemen etrafını sararak buna izin ermedi.
Kadın protestocunun akıbeti bilinmiyor.



Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ukrayna-Rusya savaşında tansiyon artıyor…
Ukrayna ordusu taarruza geçerek Rusya topraklarına girdi.
Kursk bölgesine giren Ukrayna askeri Rusya topraklarında pozisyon korumaya çalışıyor.
“DÜŞMAN LOJİSTİK İMKANLARDAN MAHRUM BIRAKILIYOR”
Bu kapsamda bölgedeki stratejik bir köprü havaya uçuruldu.
Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı’ndan Kursk’taki saldırıya ilişkin yapılan açıklamada, “Kursk istikameti. Bir köprü daha düştü. Ukrayna havacılığı, çatışmaların seyrini önemli ölçüde etkileyen hassas hava saldırılarıyla düşmanı lojistik imkânlardan mahrum bırakmaya devam ediyor” denildi.



Haber Kaynağı: Demirören Haber Ajansı (DHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İran‘da kadınların başörtü zorunluluğunu kontrol eden ahlak polisi tepki çeken bir olayla yeniden gündeme geldi. Hava sıcaklığının 45 dereceyi bulduğu ülkede İran meclisi, erkeklerin nasıl giyineceklerini düzenleyen yeni bir yasa tasarısını görüşüyor.
“YASAYI İHLAL EDEN ERKEKLERİN 2 YILA KADAR DIŞARI ÇIKMASI YASAKLANACAK”
Yeni yasa tasarısı erkekler için ‘Uygunsuz giyimi’ tanımlıyor ve ‘Vücudun göğüsten aşağısını ya da ayak bileğinden yukarısını örtmeyen giysiler gibi kamusal tesettüre aykırı giysiler giymeyi’ içeriyor.
Ayrıca, ‘Çıplak, yarı çıplak ya da kamusal alanda uygunsuz sayılan kıyafetler giydiği’ tespit edilen herkesin tutuklanacağı belirtiliyor. Yasaları ihlal edenlerin altı aydan iki yıla kadar İran dışına çıkmaları ve sosyal medya kullanmaları yasaklanacak.

“SICAK GÜNDE ŞORT GİYDİĞİM İÇİN GÖZALTINA ALINDIM”
İngiliz gazetesi The Telegraph’a konuşan 35 yaşındaki Tahranlı yazılım mühendisi Meysam, sıcak bir günde şort giyerken ahlak polisi tarafından acımasızca içeri alındığını söyledi.
Yürüyüşe çıktığında beyaz bir minibüs durmuş ve içinden üç adam atlayarak bağırmış ve ona ne yaptığını düşündüğünü sormuş.
Meysam, “Beni boynumdan tuttular ve zorla minibüsün arkasına bindirdiler. Beni sosyal güvenlik polisine götüreceklerini söylediler. Minibüsün içinde bir adam ve üç kız çocuğu da vardı; hepsi de ağlıyordu ve kıyafetleri yüzünden yakalanmışlardı” dedi. Meysam, “Sadece şort giydiğimiz için bize bu kadar sert davranacaklarını hiç düşünmemiştik” ifadesini kullandı.
BİR DAHA ŞORT GİYMEYECEĞİNE SÖZ VERDİ
Bir polis karakoluna götürülen ve bir daha şort giymeyeceğine dair söz verdirilen adam hakkında başka bir işlem yapılmadı. Ancak kadınlara haklarında dava açılacağı ve savcılığa gönderilecekleri belirtildi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzmir‘in Karşıyaka ilçesi Yamanlar Dağı’nda 15 Ağustos’ta saat 21.00 sıralarında çıkan yangın, rüzgarın da etkisiyle geniş bir alana yayıldı. Yangında yerleşim yerleri de etkilendi. Yangında 17 ev yandı, 105 ev boşaltıldı. 44 iş yeri de tahliye edildi. 3 mahallenin boşaltılmasına neden olan yangın, yaklaşık 1600 hektarlık alanda etkili oldu. Karşıyaka’da başlayan ve Bayraklı ile Çiğli ilçesine yayılan orman yangını nedeniyle kentin birçok noktası duman altında kaldı.
ÇALIŞMALAR SONUÇ VERDİ
Karşıyaka’daki yangında 4’üncü güne girilmişken, günün ilk ışıklarıyla hava unsurları da tekrar çalışmaya başladı. 2 uçak, 7 helikopter ve çok sayıda arazözle müdahale edilen alevler kontrol altına alındı. Öte yandan, yanan alanlar dronla görüntülendi.
İşte bölgeden kareler;










Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AYDIN – Aydın’ın Bozdoğan ilçesinde çıkan ve kısa sürede geniş bir alana yayılan orman yangına ekiplerin müdahalesi gece boyunca sürdü.
Yangın, 16 Ağustos Cuma günü saat 16.45 sıralarında Alhisar Mahallesi’nde meydana geldi. Kırsal alanda başlayan yangın ormana sıçradı. 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan ihbar üzerine bölgeye Aydın Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı ve Muğla Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri sevk edildi. Kısa sürede büyüyen yangına ekipler karadan müdahale ederken, yangın söndürme helikopter ve uçakları da ekiplere sortileri ile havadan destek verdi. Yangının şiddetli rüzgar nedeniyle kontrolden çıkması, söndürme çalışmalarını oldukça zorlaştırdı. Alevlerin tehdit ettiği Örmepınar Mahallesi’nde de 45 vatandaş bölgeden tahliye edildi. Havanın kararması ile birlikte gece görüş kabiliyetine sahip yangın söndürme helikopteri devreye girerek alevlerin yayılmasını önlemeye çalıştı. Ekipler karadan yaptıkları çalışmalarla gece boyunca alevlerle adeta göğüs göğüse mücadele etti.
Yangının çıkış nedeni henüz belirlenemezken, olayla ilgili soruşturma başlatıldığı bildirildi. Yangının sebep olduğu hasarın boyutu ise söndürme çalışmalarının ardından yapılacak incelemelerle netlik kazanacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gece saatlerinde yangın bölgesine gelen Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı yaptığı açıklamada yangının çıkış nedeninin 3 kişinin piknik amaçlı yakmış olduğu ateşten kaynaklandığını açıkladı.
Yamanlar mevkisinde yangının konut alanına yakın olması nediyle 17 ev yandı, 105 ev boşaltıldı, 44 iş yeri de tahliye edildi. Bir binanın çatısına isabet eden bir ateş parçası ile başlayan yangın ise İzmir Büyükşehir Belediyesiİtfaiye Ekiplerinin müdahalesiyle kontrol altına alındı.
Öte yandan Sağlık Bakanlığı’ndan İzmir’de meydana gelen orman yangınına ilişkin yapılan açıklamada, yangından 78 kişinin etkilendiği, 29 kişinin tedavisinin hatanelerde devam ettiği bildirildi.
Yangına karşı ekiplerin müdahalesi devam ediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzmir’de geçtiğimiz günün akşamı çıkan orman yangını söndürme çalışmaları aralıksız sürüyor. Söndürme çalışmalarına destek olmak için farklı şehirlerden itfaiye ekipleri İzmir’e yola çıktı. İstanbul’da farklı farklı ilçelerin itfaiye ekiplerinden 7 araba 31 personel önce Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM)’nde bir araya geldi. İtfaiye ekipleri AKOM’da gerekli hazırlıkları tamamladıktan sonra İzmir’deki yangın yerine doğru yola çıktı. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İZMİR – İzmir’in Karşıyaka ilçesindeki Yamanlar Dağı’nda iki gün önce başlayan ve yerleşim yerlerine sıçrayan orman yangını devam ederken, günün ilk ışıklarıyla havadan tekrar müdahale başladı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin birçok ilinde orman yangınları sürüyor. İzmir, Bolu, Manisa, Aydın, Karabük ve Muğla’daki orman yangınlarına gece boyunca havadan ve karadan müdahale edildi. Türkiye’nin 5 ilinde süren yangınlarda son durumu açıklayan Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), müdahale çalışmalarının aralıksız sürdüğünü fakat yerleşim bölgelerini tehdit eden yangınlar sebebiyle yurttaşları tahliye etmeye devam ettiklerini duyurdu. AFAD açıklamasına göre İzmir, Aydın, Bolu, Muğla ve Manisa’daki orman yangınlarında tedbir amaçlı 3 bin 583 kişi tahliye edildi.
Orman yangınları uydu görüntülerine de yansıdı. NASA verilerine göre İzmir’de 941, Manisa’da bin 498 ve Bolu’da iki bin 580 hektar alan yangından etkilendi.Yangın Haritası verilerinde 3 ilde toplam 5019 hektar alanın yangından etkilendiği görüldü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA’da husumetli olduğu oğlunun ihbar ettiği Ali E.’nin (73) evinde yapılan aramada, 1’inci Dünya Savaşı’ndan kaldığı değerlendirilen patlamamış mühimmat bulundu.
Hüseyin E. (48), polisi arayıp, babası Ali E.’nin evinde bomba olduğu ihbarında bulundu. Bunun üzerine ekipler, saat 04.00 sıralarında Ali E.’nin Nilüfer ilçesi Kayapa Mahallesi 153. Sokak’taki evine operasyon düzenledi. 3 katlı evin bodrum katında yapılan aramada 1’inci Dünya Savaşı’ndan kaldığı değerlendirilen 40 santimetre boyunda, 12 santimetre çapında mühimmat bulundu. Bomba imha uzmanının yaptığı inceleme sonrası mühimmat incelemek üzere bulunduğu yerden alındı. Ali E. ise ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü.
Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin 5 ilinde süren yangınlarda son durumu açıklayan Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), ilk andan itibaren yangını kontrol altına almak için havadan ve karadan müdahale çalışmalarının aralıksız sürdüğünü kaydederek yerleşim bölgelerini tehdit eden yangınlar sebebiyle yurttaşları tahliye etmeye devam ettiklerini duyurdu. X hesabından açıklama yapan AFAD yetkilileri İzmir, Aydın, Bolu, Muğla ve Manisa’da devam eden yangınları söndürebilmek için 90 hava aracı, 4.717 personel, 1.218 araçla müdahale edildiğini kaydetti:
“Ülkemizin farklı yerlerinde devam eden yangınları kontrol altına almak için ilgili tüm kurumlarımızın müdahale çalışmaları havadan ve karadan aralıksız devam etmektedir.
İzmir, Aydın, Bolu, Muğla ve Manisa illerimizdeki yangına müdahale çalışmalarında; 90 hava aracı 4.717 personel ve 1.218 araç görev almaktadır. Tedbir amacıyla toplam 3.583 vatandaşımızın güvenli alanlara tahliyesi gerçekleştirilmiştir.
İzmir ilimize; 2.489 personel 258 araç ile 604 iş makinası sevk edilmiştir. Yangının yerleşim yerlerine yakın olması sebebiyle 8 farklı yerleşim yerinde 900 vatandaşımız tedbir amacıyla tahliye edilmiştir.
Bolu Göynük’teki yangına; 986 personel 384 araç ve 371 iş makinası ile müdahale çalışmaları devam etmektedir. 4 farklı yerleşim yerindeki toplam 413 vatandaşımızın tedbir amacıyla güvenli alanlara tahliyesi gerçekleştirilmiştir.
Manisa Gördes’teki yangına; 583 personel 149 araç ve 121 iş makinası ile yangını kontrol altına alma çalışmaları aralıksız sürdürülmektedir. Manisa ilimizde 1.190 vatandaşımızın güvenli alanlara tahliyesi gerçekleştirilmiştir.
Aydın Bozdoğan yangınına; 35 personel 10 araç ve 12 iş makinası ile müdahale çalışmaları devam etmektedir. Tedbir amaçlı 3 farklı yerleşim yerindeki 550 vatandaşımızın güvenli alanlara tahliyesi gerçekleştirilmiştir.
Devletimizin ilgili tüm birimleri ilk andan itibaren yangını kontrol altına almak için havadan ve karadan müdahale çalışmalarını aralıksız sürdürmekte olup yerleşim yerlerine yakın yerlerde bulunan vatandaşlarımız ilgili birimlerimiz tarafından güvenli alanlara alınmaktadır.
Yangından etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunarız.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yangın, 16 Ağustos Cuma günü saat 16.45 sıralarında Alhisar Mahallesi’nde meydana geldi. Kırsal alanda başlayan yangın ormana sıçradı. 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan ihbar üzerine bölgeye Aydın Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı ve Muğla Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri sevk edildi. Kısa sürede büyüyen yangına ekipler karadan müdahale ederken, yangın söndürme helikopter ve uçakları da ekiplere sortileri ile havadan destek verdi. Yangının şiddetli rüzgar nedeniyle kontrolden çıkması, söndürme çalışmalarını oldukça zorlaştırdı. Alevlerin tehdit ettiği Örmepınar Mahallesi’nde de 45 vatandaş bölgeden tahliye edildi. Havanın kararması ile birlikte gece görüş kabiliyetine sahip yangın söndürme helikopteri devreye girerek alevlerin yayılmasını önlemeye çalıştı. Ekipler karadan yaptıkları çalışmalarla gece boyunca alevlerle adeta göğüs göğüse mücadele etti.
Yangının çıkış nedeni henüz belirlenemezken, olayla ilgili soruşturma başlatıldığı bildirildi. Yangının sebep olduğu hasarın boyutu ise söndürme çalışmalarının ardından yapılacak incelemelerle netlik kazanacak. – AYDIN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzmir’in Karşıyaka ilçesi Yamanlar mevkiinde geçtiğimiz gün saat 21.10 sıralarında çıkan yangına müdahale sürüyor. İncelemelerde bulunmak üzere yangın bölgesine gelen Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, yaşanan yangınlara ilişkin basın mensuplarına açıklamada bulundu. Bakan Yumaklı, “Bugün itibariyle ülkemizde 72 yangın çıktı. Bunların 45’i kontrol altında, 27’sine müdahale sürüyor. Sabah itibariyle sadece Bolu ve Manisa’daki, onların da enerjileri düşürülmüştü ancak çok yoğun bir şekilde şiddetli rüzgarın olması, tekraren buraları alevlendirdi. Farklı yerlerde de yangınlar çıkmaya başladı. Bolu’da 12.41’de anızdan kaynaklı bir yangın çıktı. Yaklaşık 80 kilometreye varan hızla bir rüzgar sebebiyle çok hızlı yayıldı. Bu yangını başlatanlar gözaltında. Yangına 13 helikopter 160 kara aracı, 822 personel sevk ettik. Ayvatlar, Yeniköy, Seferler ve Umurlar Mahallesi tahliye edilmişti. Naldoğan- Göynük yolu trafiğe kapatılmıştı. Enerjisi düşürülmüş vaziyette” diye konuştu.
“3 kişinin piknik amaçlı yakmış oldukları ateşten çıktı”
İzmir’in Karşıyaka ilçesi Yamanlar mevkiindeki yangına dair de bilgiler aktaran Bakan Yumaklı, “Biz dün gece sabaha kadar bununla ilgili müdahaleleri yapıp artık tamamladık derken bugün saat 10.14’te tamamladık dediğimiz yangına yakın bir yerde bir yangın daha çıktı. Her 2 yangın da ormanlık alanında başladı. Yangın 3 kişinin piknik amaçlı yakmış oldukları ateşten çıktı. Birbirine yakın devam eden bu yangınlara, 4 uçak, 14 helikopter, 70 kara aracı ve 445 beş personel sevk ettik. Özellikle Yamanlar mevkiinde konut alanına yakın olması hasebiyle 17 ev yandı. 105 ev boşaltıldı. 44 iş yeri de tahliye edildi. 1 evin de çatısına yangın sirayet etti. Rüzgarın şiddetine göre zaman zaman baskılanıyor. Zaman da alevlenebiliyor. Arkadaşlarımız gerekli tedbirlerini aldılar. Şu an için yerleşim yerlerini tehdit edecek herhangi bir unsur yok” cümlelerini aktardı.
Otluk alanda sigara içerken çıkarmışlar
Ödemiş ilçesinde bağlı Beydağ’daki yangının, 2 çocuğun otluk alanda sigara içerken çıkarmış olduklarını söyleyen Bakan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bunlar da gözaltına alındı. Kararsız bir rüzgar var. Zaman zaman müdahale eden arkadaşlarımızın hayati tehlike atlatmasına sebep olan durumlar olabiliyor. Herhangi bir can kaybı yok. Ekosistemdeki canlılar için üzgünüm. Bu yangına da 3 uçak, 1 helikopter, 10 kara aracı, 63 personel sevk etmiştik. Bunun da enerjisi şu an için düşürülmüş vaziyette.”
Manisa’nın Gördes ilçesindeki yangının kırsal alanda başladığını ve ormana sirayet ettiğini ifade eden Bakan Yumaklı, yangının çıkış sebebiyle ilgili herhangi bir bilgilerinin olmadığının altını çizdi. Sözlerini sürdüren Yumaklı, “Yangına 2 helikopter, 2 uçak, 99 kara aracı ve 512 personel sevk etmiştik. İlk başta enerjisini oldukça düşürmüştük ancak yeniden çıkan şiddetli rüzgar maalesef büyümesine sebep oldu” şeklinde konuştu.
Aydın ve Didim’deki yangınların enerjisi düşürüldü
Aydın ve Didim’deki yangının da çıkış sebebini bilmediklerini vurgulayan Yumaklı, buraya da 3 uçak, 5 helikopter, 27 kara aracı ve 155 personeli sevk ettiklerini, enerjisinin düşürüldüğünü belirtti.
Diğer yangınların da enerjileri düşürüldü
En çok endişeye sevk eden yangının Aydın Bozdoğan’daki yangın olduğunu anlatan Yumaklı, “Yangın kırsal alanda çıktı ve ormana sirayet etti. 2 uçak, 3 helikopter, 30 kara aracı, 168 personel sevk ettik. Muğla, Milas, Karabük, Safranbolu ve Ovacık. Bunların da enerjileri düşürüldü” diye açıkladı.
Hava araçları açıklaması
“Hava araçları 24 saat havada kalamaz” diyen Bakan Yumaklı, sözlerine şöyle devam etti:
“Bunların ikmal yapması gerekir. Belli bir rüzgar şiddetinin üzerinde olduğu zaman bu araçlar istese bile kalkamaz. Kalksalar bile su alamaz. İstedikleri yere atamaz. Ben sosyal medyadan paylaşımların hepsine kulaklarımı kapadım.”
Vatandaşlara uyarı
Vatandaşlara kapalı alanların dışında bir ateş yakılmaması konusunda uyarılarda bulunan Bakan Yumaklı, vatandaşların evlerinin, iş yerlerinin dışında bir ateş ve çakmak yakmamasını belirtti.
“İzmir’de 3 kişi aranıyor”
İzmir’de 3 kişinin arandığını söyleyen Bakan Yumaklı, “2 kişi Ödemiş’te gözaltına alınmış vaziyette. Bolu’da da 4 kişi gözaltına alındı. Çiğli yangını ise Yamanlar mevkii ile birleşti” diyerek sözlerini tamamladı. – İZMİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TUNCELİ merkeze bağlı Kocakoç köyü Boylu mezrasında çıkan orman yangını, TOMA’ların ve köylülerin de desteği ile yerleşim yerlerine sıçramadan 3 saatte kontrol altına alındı.
Tunceli merkeze bağlı Kocakoç köyü Boylu mezrası yakınlarında saat 23.00 sıralarında henüz bilinmeyen nedenle orman yangını çıktı. İhbar üzerine bölgeye itfaiye, Orman İşletme Müdürlüğü, Munzur Arama Kurtarma Derneği (MUDAK) ile polis ve jandarmaya ait TOMA’lar sevk edildi. Rüzgarın da etkisiyle büyüyen yangın, köylülerin de desteğiyle yerleşim yerine sıçramadan 3 saatlik çalışmayla kontrol altına alındı.
Bölgede soğutma çalışmaları sürerken, yangınla ilgili inceleme başlatıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ, BİFAŞ ve EFOR Fuarcılık iş birliği ile düzenlenen WENERGY EXPO-2. Temiz Enerji Teknolojileri Fuarı Fuar İzmir’de kapılarını açtı. 300’ü aşkın sektör paydaşını, uluslararası alıcı ve yatırımcılar ile buluşturan fuarda, sektörün kamu, yatırımcı, sanayici ve tedarikçileri bir araya geldi. Fuarın açılış törenine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, Ege İhracatçı Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Jak Eskinazi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Altan İnanç, oda ve meslek kuruluşlarının temsilcileri, fuar yöneticileri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve çok sayıda sektör temsilcisi katıldı.
“YENİLENEBİLİR ENERJİ FUARINI, AYRI BİR YERE KOYMAMIZ GEREKİYOR”
Fuarın açılış konuşmasını yapan Başkan Dr. Cemil Tugay, “İzmir pek çok fuara ev sahipliği yapıyor ve her geçen gün daha fazla fuara ev sahipliği yapacağına inanıyorum. Buradaki gücümüzü, odalarımızdan ve tüm şehrimizdeki paydaşlarımızdan alıyoruz. Onların kuvvetli isteği ve desteği bu yolda yürümeyi kolaylaştırıyor. İzmir’i fuarlar şehri yapma yolunda gösterilen bu gayrete minnettarım. Biz de İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZFAŞ ailesi olarak bu fuarlara ev sahipliği yapmaktan büyük bir onur duyuyoruz. Yenilenebilir enerji fuarını, ayrı bir yere koymamız gerekiyor. Temalı fuarların sayısının artmasını ve kapsamının genişletilmesi gerektiğini düşünüyorum. İklim krizi, hiçbirimizin göz ardı etmemesi gereken bir sorun. Mücadele etmek öncelikli amaçlarımızdan olmalı. Karbon emisyonuna en fazla yol açan şey, üretim ve tüketim süreçlerinde enerjiyle bağlantılı konuların etkisinin olmasıdır. Bugüne kadar fosil yakıtlardan elde ettiğimiz enerjiyi, karbon ayak izi olmayan yeni enerji üretim kaynaklarından sağlamamız gerekiyor” diye konuştu.
“DÜNYADA PEK ÇOK ÜLKENİN SAHİP OLMADIĞI ŞANSA SAHİBİZ”
Başkan Tugay, “İzmir denize açılan bir şehir, dağları olan bir şehir. Güneş enerjisinden kolayca yararlanabileceğimiz bir şehir. Bu açıdan rüzgar enerjisi ve güneş enerjisine dönük yatırım olanaklarının fazla olduğunu biliyoruz. Jeotermal açısından da zengin kaynaklara sahibiz. Dünyada pek çok ülkede bulunmayan olanaklara sahip olmayı bir şans olarak görmeli ve yatırım seçeneklerini değerlendirmeliyiz. Ülkemizde hala enerji üretim metotlarına baktığımızda, yenilenebilir enerji üretim payı beklentilerimizin çok altında. Bunun için çok daha hızlı bir gelişim gösterme gerekliliği ortada. İzmir’in Avrupa Birliği’nin İklim Nötr ve Akıllı Şehirler Misyonu’na 377 şehir arasından Türkiye’de seçilen iki kentten birisi olması itibariyle kentimiz önemli bir potansiyele sahip” ifadelerini kullandı.
“YENİLENEBİLİR ENERJİ FUARI İÇİN İLK GELMESİ GEREKEN ŞEHİR İZMİR’DİR”
Hem yerel yönetimler, hem de kentteki ilgili kişi ve kuruluşları bir araya getirip bu konuda daha fazla çalışma yapmak gerektiğine değinen Tugay, “Neticede yenilenebilir enerji fuarını Türkiye’de kim yapsın denilse belki de akla ilk gelmesi gereken şehir İzmir’dir. Bu sene ikincisini düzenlediğimiz bu fuarın, önümüzdeki yıl uluslararası boyutta üçüncüsünü yapacağız. Şehrimize ve ülkemize yapılan yenilenebilir enerji yatırımlarıyla bu fuarın da en hızlı şekilde büyümesi için biz de üzerimize düşeni yapacağız” dedi.
“ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİ MİLLİ BİR MESELEYE DÖNÜŞTÜ”
EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar ise yeşil dönüşümün önemine dikkat çekerek “İzmir bu konuda çok şanslı. Çünkü gelecek vadeden tüm sektörler, geçmişten bugüne kadar her zaman İzmir’de ön plana çıktı. İzmir ilklerin şehri olduğu gibi sanayide de, pek çok sektörde de ön planda. Kuzey aksımızda enerji ile ilgili üretim yapan çok sayıda yerli ve yabancı firmaya ev sahipliği yapıyoruz. İklim krizinin etkilerini her ortamda görüyoruz. Bugün krizlere açık yeni dünya düzeninde enerji arz güvenliğinin milli bir meseleye dönüştüğünü de her ülke ifade ediyor. Ülkemizde yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik eden sistemler mevcut. Sanayimizin enerji ihtiyacının temelinde fosil yakıtlar ön plana çıkıyor. Daha hızlı somut teşviklere ihtiyaç var. Yenilenebilir enerji konusunda daha fazla yatırım ve desteğe ihtiyacımız var. Yenilenebilir enerji ekipmanlarında yan sanayi ürünlerini de üretebilecek kapasiteye sahibiz” diye konuştu.
ELEKTRİKLİ OTOMOBİLLERDEN GES’LERE
Açılış töreninin ardından Başkan Tugay, protokol eşliğinde WENERGY EXPO-Temiz Enerji Teknolojileri Fuarı turuna çıkarak katılımcıları ziyaret etti. Fuar turunda Başkan Tugay, yeni nesil elektrikli otomobiller, güneş enerjisiyle çalışan teknolojik cihazlar, güneş enerji sistemleri, robotik ekipmanlar, hidroelektrik ve rüzgar enerjisi sistemleri, elektrikli bisikletler, çevreci akıllı ev sistemleri gibi çok sayıda inovatif ürün hakkında bilgi aldı. İzmirli Motech Power firması, Başkan Tugay’a güneş enerjisi paneli şeklinde plaket verirken, Ukraynalı yabancı katılımcılar ise kardeş şehir Çernivtsi’ye ait tabak ve Ukrayna kültüründe yer alan zili hediye etti. Başkan Tugay katılımcı firmaların yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki İZSU ve İZENERJİ stantlarını da ziyaret ederek yenilenebilir enerji sistemleri ve yatırımları hakkında bilgi aldı.
İNOVATİF ÜRÜN VE TEKNOLOJİLER WENERGY EXPO’DA
Fuarda, başta rüzgar, güneş, hidrojen, biyokütle ve jeotermal olmak üzere yenilenebilir enerjinin tüm alt başlıkları yer alıyor. Enerji ekipman tedarikçileri, mühendislik ve Ar-Ge firmaları, otomotiv sektörü, elektrikli araçlar, şarj ekipmanları, enerji depolama firmaları, e-mobilite kuruluşları ve lojistik başta olmak üzere enerjiyle ilgili en güçlü üretici firmalar inovatif ürün ve teknolojilerini fuarda sergiliyor. WENERGY EXPO’da, UR-GE Projesi kapsamında 25 ülkeden çok sayıda sektör profesyoneli yabancı alıcı da ağırlanıyor.
KONGREYLE SEKTÖRÜN GELECEĞİNE YÖN VERİLECEK
Etkinlik sponsorunun Arçelik olduğu WENERGY EXPO ile eş zamanlı olarak yapılacak kongre de enerji sektörünün nabzını tutacak. Sektörün önde gelen isimlerinden akademisyenler, iş insanı ve enerji dünyası temsilcilerinin konuşmacı olduğu kongre kapsamında, 22 oturum gerçekleştirilecek. Oda, dernek ve kurumların destekleriyle Fuar İzmir A Hol Etkinlik Sahnesi ile A Seminer Salonu’nda üç gün boyunca yapılacak kongrede enerji dönüşümünden yenilebilir enerji kullanımına, iklim değişikliğinden elektrikli araçlara kadar pek çok konu başlığı ele alınacak. Açılış konuşmasını “Dünya Enerjisindeki Yeni Dinamikler: Türk İş Dünyasına Yansımaları, Neler Yapmalı?” başlığıyla Londra Enerji Kulübü Başkanı Mehmet Öğütçü’nün yapacağı kongrede alanında lider ve ilham veren konuşmacılar bilgi ve birikimlerini paylaşacak. Kongre ile eş zamanlı olarak Elektrik Mühendisleri Odası tarafından da “Temiz Enerji Sempozyumu” düzenlenecek.
Görüntü Dökümü
-Genel ve detay görüntüler
WENERGY EXPO fuardan detay görüntüler
Açılış
-Konuşma
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay
EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar
-Genel ve detay görüntüler
Kurdele kesimi
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın fuar alanını gezmesi
]]>İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) köklü kuruluşu İSKİ, Çatalca’da yağmur suyu kaynaklı taşkınlarda yaşanması muhtemel can ve mal kayıplarının önüne geçecek atık su kanal projesinin temelini attı. İSKİ, temel atmayla birlikte, ilçedeki 7 mahalle parkının (Belgrat, Başakköy, Çiftlikköy, Dağyenice, Karacaköy, Elbasan, İnceğiz) da yenileme sonrası açılışlarını gerçekleştirdi. “Çatalca İSKİ Altyapı Yatırımları Temel Atma ve Mahalle Parkları Açılış Töreni”, CHP Parti Meclisi üyeleri Berker Esen, Cem Aydın, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Amasya Belediye Başkanı Turgay Sevindi, Çatalca Belediye Başkanı Erhan Güzel, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve çok sayıda vatandaşın katılımlarıyla düzenlendi. Çatalca Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen törende, İmamoğlu, Güzel ve İSKİ Genel Müdürü Dr. Şafak Başa birer konuşma yaptı.
Seçim öncesinde ve sonrasında açılışlar, temel atma törenleri yapmaya devam ettiklerini vurgulayan İmamoğlu, şunları söyledi:
“BİZ TÜRKİYE’DE MUHALEFETİMİZE ÇOK ÇALIŞMAYI DA ÖĞRETECEĞİZ”
“Ben Çatalca’yı çok seviyorum elbette İstanbul’un her yanını çok seviyorum. Ama bu bölgenin de insanı olarak elbette ki bu bölgedeki bütün hizmetleri özenli bir şekilde takip ediyorum. Seçildiğimiz ilk günden itibaren 2019’dan itibaren hiçbir ilçeyi birbirinden ayırt etmeden hizmet yaptık ve bu beş yıl için hepinize dedim ki ben göreceksiniz ikinci dönemimizde Çatalca’ya çok daha fazla hizmet edeceğiz demiştim. Bakın seçimin üzerinden daha bir ay geçti. Bugün buradan hem açılış törenimiz var hem temel atma başlangıç törenimiz var. Her yönüyle çok etkili bir sürecin içerisindeyiz. Zaten biz seçimi sadece birkaç günlük seçim maratonu olarak görmüştük. Seçimin son gününe kadar sahada çalışıyorduk, iş üretiyordu, temel atıyorduk, açılış yapıyorduk. Seçim bitti, o günden bugüne yine açılışlar yaptık, temel atma törenleri yaptık. Biz ne dedik arı gibi çalışmak, efendim Ekrem İmamoğlu atom karınca, ben diyorum ki biz bundan sonra çok çalışmanın adını bile değiştireceğiz. Bize bakıp akıllarına sadece şu gelecek. Kim olursa olsun bizde çok çalışmalıyız diyecekler. Biz Türkiye’de muhalefetimize çok çalışmayı da öğreteceğiz. Göreceksiniz hep gayretli, hep adaletli, hep liyakatli olacağız size mahcup olmayacağız.
“BEŞ YIL BOYUNCA ÇOK GÜZEL HİZMETLER SUNDUK”
Tabi beş yıl boyunca çok güzel hizmetler sunduk. Kreşinden, bölgesel istihdam ofisine, İSMEK’ten, caddeye yol yapım işlerinden, köylere ilettiğimiz hizmetlerimize tarım desteklerimize, altyapıya, üstyapıya, İSKİ çalışmaları, doğal gaz çalışmaları her konuda gerçekten özenli çalışmalar yürüttük. Özellikle Çatalca’nın 16 mahallesinde olan altyapı eksikliğinden dolayı yaşanan çok yoğun su baskınları olduğunu da biliyoruz. Bu konuda bu yapacağımız yatırım inşallah kalıcı çözüm getirecek bu sorunlara. Muhtemel can kayıplarına, mal kayıplarına artık Çatalca’da da hiç yaşamayacağız. İstanbul’un her noktasına bu konuda değindik. Özellikle atık su kaynaklı kirliliği ortadan kaldıracağız. Bu köylerden doğan o kirlilik hatlarını ayıracağız ve ne Karadeniz’e ne de Büyükçekmece Gölü’ne herhangi bir atık su gitmeyecek. Çevre temizliğini çok önemsiyoruz. Arıtma tesislerinin yükünü hafifletiyoruz. Yağmur sularının en temiz şekilde göle denize ulaşmasını sağlıyoruz. Çatalca’yı yeterli altyapıya kavuşturana kadar bu kardeşiniz Çatalca’daki bütün yatırımları hızlıca bitirmeye devam edecek. Hepinize söz veriyorum.
“ÇATALCA’NIN YEDİ TANE KÖY PARKINI PIRIL PIRIL HALE GETİRDİK”
Yetersiz altyapı pek görünmez, hissedilmez ama aslında hem sizin yaşamlarınızı hem de şu pırlanta gibi güzel çocuklarımızın geleceklerini karartır, onları sağlıklarını tehdit eder. O bakımdan biz sizin hiçbir zaman gözünüzü boyayan işler yapmayacağız. Biz size faydalı işler yapacağız. Görmeyeceksin ama toprağın altında size hayatınızı güzelleştirecek, hayatınızı, yaşamınızı kaliteli hale getirecek yatırımları yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Bakın bugün Çatalca’nın yedi tane köy parkını pırıl pırıl hale getirdik sizlerin hizmetine kavuşturuyoruz. Tabi şunu söyleyeyim bu köylerin dışında geniş kapsamlı revizyonlarla Çatalca’nın bütün köylerini elden geçireceğiz. Bugün Çiftlikköy, Başakköy, Karacaköy, Belgrad, İnceğiz ve Elbasan’da bu hizmetlerimiz, vatandaşlarımızla buluştu ki bundan sonra da bunun daha güzellerini yapmaya devam edeceğiz. Daha Yenice köyünde de muhtarımızdan gelen taleple yeni bir park yaptık. İnşallah orayı da Yenice’deki hemşerilerimiz beğenmiştir. Yine geçtiğimiz yıllarda da yaptığımız ve geliştirdiğimiz bu parkların her birisini daha da arttıracağız.
“SİZLERİN EMANETİ OLAN BU KUTSAL ŞEHRE HİÇ İHANET EDİLMEZ”
Bizim bakış açımız şu. insana saygı duyacaksın, yaşadığımız bu şehre de özen göstereceksin. İnsanlarımızı dinleyeceğiz, onların ne dediklerini duyacağız, ona göre sorunlarına çözüm ulaştıracağız. Çözemeyeceğimiz bir sorun ise niçin çözülemeyeceğini anlatacağız. Bizim hiçbirimizden gizlimiz, saklımız yok. Biz neyi biliyoruz? Sizin adınıza görev yaptığınızı biliyoruz. Biz sizlerin şehri emanet ettiği insanlarız. Ben de öyleyim Erhan başkan da öyle. İhanet emanete edilmez. Hele hele sizlerin emaneti olan bu kutsal şehre hiç ihanet edilmez. O bakımdan bu şehre Allah’a şükür hep koruyucu gözle baktık, hep iyi işler, güzel işler yapma gayretinde olduk olmaya devam edeceğiz. Yüz milyonlarca liralık temel atma töreni yapıyoruz. Onlarca parkın açılışını ve temel atma süreçlerini yürüttük, yürüteceğiz. İşte bugün Çatalca’da onun için bir aradayız. Bakın söyleyeyim anlayışımızda şu var. Bir liralık işte bir milyar liralık işte birbirinden çok farklı değildir. Çünkü bizim baktığımız pencere şu. Milletin parasını kullanıyoruz. Milletin parasıyla sizlere faydalı işler yapıyoruz. Yani milletin parasını kurşuna kadar millete veriyoruz. Bu bizim en asil yolculuğumuzdur.
“BİZİM BU SORUNLARI ÇÖZMEYE VE AŞMAYA GÜCÜMÜZ YETER”
Erhan başkanım çok güvendiğimiz, çok çalışkan olduğunu bildiğimiz, sizin Çatalca’ya ne kadar titizlendiğinizi biliyorum, o da en az sizin kadar titizleniyor. Konularına çok hakim caddesini, sokağını, köyünü, mahallesini biliyor. Aile aile sizin tanıyor. Biraz önce toplantılar yaptık bu şehri çok geniş sıkıntılarıyla teslim aldı problemleri var. Ama inşallah her birini çözeceğiz. Göreceksiniz Allah’ın izniyle sorunların her birini beraber çözeceğiz. Tabi mazeretimiz yok. Evet sorunları tespit edecekler size anlatacaklar. Belediyenin borcu neydi? Hangi eksikler yapıldı? Hangi hatalar yapıldı? Hangi işler yapılırken vatandaşa bilgi verilmedi bunları tek tek sizinle paylaşacak ama hiçbirisi bizim başarımızın önündeki bir engel değil. El ele, kol kola, sizin de o manevi gücüyle bizim bu sorunları çözmeye ve aşmaya Allah’ın izniyle gücümüz yeter. Hiç endişeniz olmasın.
“ÇOK ŞEY KONUŞTUK”
Çok şey konuştuk, sokak hayvanlarını konuştuk, köylerin tarım desteğini arttırılmasını konuştuk. Aynı zamanda Çatalca’ya örnek kentsel dönüşümle ilgili süreci konuştuk. Fevzi Çakmak Ormanı’nın bu şehre pırlanta gibi bir orman kazandırılması için çalışmaları konuştuk. Yine yine özellikle Kalecik bölgesindeki eski tarihi eserlerin yeniden yapılmasını güzelleştirilmesini konuştuk. İnceiz Mağarası’nın çok daha nitelikli bir şekilde hizmet alanına dönüştürülmesini konuştuk. Köy merkezlerimizi imar düzeni planının hızlıca çok özenli bir şekilde tasarlanıp köylü vatandaşlarımızın geleceklerini görecekleri bir seviyeye taşınmasını konuştuk. Biz size en kısa zamanda İstanbul’un en güzel yaşam merkezlerinden birisinin yani kültür merkezlerinden birisinin nasıl hızlıca yapıp bu şehrimizin insanlarına kazandırılmasını konuştuk. Sizi kültürle, sanatla, eğitimle buluşacağınız sanatçıların geleceği sahnelerinin olduğu, tiyatroların olduğu bir alana kavuşturmanın da hızlıca adımlarını atmayı konuştuk. Bunların her birisi bizim yapacağımız işler göreceksiniz. Aradan beş yıl geçecek inşallah görevimiz dönem biterken sizin huzurunuza geldiğinizde hem seçim öncesi söylediklerimi hem de bugün burada söylediklerimi hatırlayacaksınız. Diyeceksiniz ki İmamoğlu hemşehrimiz, İmamoğlu kardeşimiz, İmamoğlu arkadaşımız Erhan Başkanımızla birlikte söylemişti yaptı. Bizi oraları kazandırdı diyeceksiniz. Hiç endişeniz olmasın
“BİZİMLE BİRLİKTE BAŞARILI OLMAK ZORUNDALAR”
Ben bütün emeği geçen arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bu yolculukta emek veren bütün yönetici arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Çatalca’nın güzel muhtarlarına bizimle birlikte iş birliği yaptıkları için teşekkür ediyorum. Hep beraber çok daha güzel işler yapacağız. Tabi bugün Erhan başkanımız, belediye başkanımız yalnız değil komşu belediye başkanımız Beylikdüzü’nden Mehmet Murat Çalık başkanımız geldi. Ona da ayaklarına sağlık. Belediye başkanlarımız özellikle söylüyorum çünkü. Bizimle birlikte başarılı olmak zorundalar. Enerjisi yüksek ve hiç beklenmediği halde başarılı bir seçim sonucuyla Amasya Belediye Başkanımız da Amasya’dan buraya gelmiş Turgay Başkanımız ona da hoş geldiniz demek istiyorum. Hem Mehmet Çalık başkanımızı hem Turgay Başkanımızı yanımıza davet edeyim, ilçe başkanlarımızı davet edeyim. Sonra muhtarlarımız, İSKİ Genel Müdürümüz, yöneticilerimiz, genel sekreterimiz hep beraber burada sizi selamlayalım. Bugün de beni yalnız bırakmadınız. Hepinize teşekkür ediyorum. Yüreğinize sağlık iyi ki varsınız Sizlere mahcup olmayalım. Hep beraber ne yapacağız? Tam yol ileri diyeceğiz. Çatalca’nın geleceğinden hiç şüphe duymayın.
ÇATALCA’DAKİ SU BASKINLARI ÖNLENECEK
Dr. Başa’nın verdiği bilgilere göre; bölgenin karışık sistem çalışan hatları üzerindeki yağmur suyu yükü kaldırılarak, arıtma tesislerine gelen yük azaltılacak, yağışlı havalarda meydana gelen su baskınları önlenecek. Ayrıştırılan atık su ve yağmur suyu kanalları ile Karadeniz’e ve Büyükçekmece Gölü’ne bölgeden karışan atık sular engellenecek. Böylece bölgede yaşanan su baskınlarının ve atık sulardan kaynaklanan çevre kirliliğinin önüne geçilecek. Projenin tamamlanmasıyla, bu sorunlar kalıcı olarak ortadan kalkacak. Proje kapsamında; 30 kilometre atık su kolektör ve şebeke kanalı, 17 kilometre yağmur suyu kanalı ve 3 adet foseptik yapısı imalatları yapılacak.
]]>Bakan Koca, Sağlık Bakanlığı’nda düzenlenen “Ulusal Sağlık Değerlendirme ve Koordinasyon Toplantısı”na katıldı.
Toplantının ardından basın açıklaması yapan Koca, verimlilik ilkesinin, her alanda olduğu gibi sağlık sitemi ve sağlık hizmetinde de esas olduğunu belirtti.
Türkiye’deki sağlık sisteminin sıradan bir sistem olmadığını, sağlık hizmetlerinin tamamının, bütün vatandaşlara sosyal güvenlik kapsamında, bedelsiz sunulduğuna ve bunu sunabilen ender ülkelerden biri olduğuna dikkati çeken Bakan Koca, “Buna bağlı olarak, sınırlı kaynakla sınır konulmayan bir sağlık hizmeti talebini karşılamaya çalıştığımız da bir gerçektir. Bir vatandaşımızın hissettiği herhangi bir sağlık sorunu; ona, hizmet talep etme ve özgürce başvurma hakkını tanımaktadır. En büyük gücümüzse sağlık çalışanlarımızdır. Onlara çabaları için teşekkür ediyorum.” diye konuştu.
Sağlık Bakanlığını üstlendiği günden itibaren, gerekli her hususta vatandaşları bilgilendirmeyi esas aldığını belirten Koca, bu prensibin değişmediğini ve aynı şekilde devam ettiğini vurguladı.
Koca, sosyal medyanın, sağlıklı bir bilgi kaynağı olmadığını, sağlıkla ilgili konularda doğru bilgi kaynağının Sağlık Bakanlığı olduğuna dikkati çekerek, “Bilgi kirliliğinin önüne geçmek için, tıpkı bugün olduğu gibi sizleri, Sağlık Koordinasyon Kurulumuzun kararları konusunda düzenli bir şekilde bilgilendireceğim. Sağlık Koordinasyon Kurulu, yeni dönemdeki en önemli değerlendirme organımızdır.” şeklinde konuştu.
Sağlıkta “beyaz reform”
Sağlıkta, yakın dönemde nelerin gerçekleştirildiğine de değinen Koca, “beyaz reform”a atıfta bulundu.
Bu reformun, hekimlerin kamuya geçişi başta olmak üzere pek çok sonucu beraberinde getirdiğini aktaran Koca, şunları kaydetti:
“Dünyada eşi görülmemiş bir yasayla, malpraktis davalarına ilişkin sorunlar, yine yakın bir dönemde, kökten çözülmüştür. Sağlıkta şiddet yasası sonucunda, şiddet olayları önemli ölçüde azalmıştır. ‘Beyaz kod’ uygulaması yanı sıra ‘Gri Kod’ uygulaması pilot uygulama olarak başlatılmıştır. Çalışmalarımız sonucunda Beyaz kod sayısı 1 milyonda 31’den bir milyonda 14’e inmiştir. Gri kod uygulanan bölgelerde ise bu düşüş ilave olarak yüzde 50’den fazladır.”
Bakan Koca, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının emekliliklerine dair özlük haklarında önemli iyileştirmeler yapıldığını da hatırlatarak, sağlık çalışanlarının verdikleri her hizmetin karşılığını aldığı bir teşvik sistemine geçtiklerini dile getirdi.
Görevi medikal kurtarma olan Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) çatısı altında, UMKE ATAK adını taşıyan yeni bir birim kurduklarını belirten Koca, bu ekiplerin, medikal arama kurtarma çalışması yaptığını anlattı.
Koca, koruyucu sağlık hizmetlerine verilen önemin arttığını, kaynakların yaklaşık üçte birini koruyucu hekimlik için kullandıklarını vurguladı.
Uzaktan sağlık hizmeti ile ilgili altyapı çalışmalarını tamamladıklarını ve pilot uygulamalarına başlandığına dikkati çeken Bakan Koca, “Kronik hastaların takibi, rapor ve reçete yenileme için de bu uygulama sayesinde çevrimiçi hizmet sunmayı planlıyoruz. Kısa adı YAŞAM olan Sağlıklı Yaş Alma Merkezlerimizi hayata geçirdik. Uygulamaya 80 yaş üzeri vatandaşlarımızdan başladık. Yaş sınırını aşağı indirerek uygulamayı yaygın hale getireceğiz.” ifadesini kullandı.
“2 milyon 200 binden fazla bebeğimiz için tarama yaptık”
Bakan Koca, evlilik öncesi SMA Taşıyıcı Tarama Programı kapsamında 1 milyon 400 binden fazla çifti taradıklarını aktararak, “Yeni Doğan SMA Tarama Programı’nda 2 milyon 200 binden fazla bebeğimiz için tarama yaptık. Erken tanı, tedavi başarımızın yüzde 90’ın üzerine çıkmasını sağladı.” dedi.
Aile diş hekimliği uygulamasını 3 ilde pilot olarak başlattıklarını ve 42 aile diş hekimliği biriminde 12 bini aşkın çocuk ile ailelerine ulaştıklarını kaydeden Koca, “23 şehir hastanemizde toplam 34 bini aşkın yatak kapasitesi ile hizmet veriyoruz. Yatak kapasitesi 15 bini bulacak olan 12 şehir hastanemizin yapımı devam etmektedir.” diye konuştu.
Kullanılan her 100 kutu ilacın 91’inin, değer bazında ise 57’sinin artık Türkiye’de üretildiği paylaşan ve Sağlık Vadisi kurma çalışmalarını hızlandırdıklarını bildiren Koca, şöyle devam etti:
“Hıfzıssıhha Aşı ve Biyoteknolojik Ürün Üretim Merkezimizin inşaatını tamamlayarak pilot üretimlere iki yıl içinde başlayabileceğiz. Hedefimiz, ihtiyacımız olan aşıların tamamının Türkiye’de üretilmesidir. 3 aşımız yani kuduz, Hepatit A ve suçiçeği aşıları, teknoloji transferi ile artık ülkemizde üretilecek. Bağışıklama programındaki diğer bütün aşılar da Hıfzıssıhha’da üretilecek. 2028’de ise tüm aşılar yüzde 100 yerli üretim olacak. Tip 1 diyabet hastaları başta olmak üzere, bütün diyabet hastalarımızın kullanabilecekleri sürekli glikoz ölçüm sensörlerini tamamen yerlileştiriyoruz. Klinik değerlendirmesini de tamamlayıp, en kısa sürede hastalarımıza sunacağız. Nadir hastalıklar için Hücre ve Gen Terapisi Hastanesini kuruyoruz. Böylece en güncel tedaviyi kendimiz geliştirerek uygulayacağız. Bağımlılıkla mücadele için rehabilitasyon amaçlı BAHAR merkezlerini hayata geçiriyoruz. İlki bu yıl Sancaktepe’de hizmete başlayacak. Çok kısa bir sürede tüm büyükşehirlerimiz bu merkezlere sahip olacak.”
“Gelinmeyen toplam randevu sayısı 81 milyon”
Bakan Koca, Kovid-19 pandemisi döneminde şartlar gereği hastanelerin, alışılageldiğinden çok farklı kullanıldığına işaret etti.
Kalabalık ortamların oluşmasını önlemek için ayaktan muayeneye karşı, randevu sistemini çok daha yaygın kullanmayı teşvik ettiklerini vurgulayan Koca, “O dönemden itibaren hastalarımız, çalışanlarımız, böyle bir gereklilik olmadığı halde, randevu sistemine yöneldiler. Aynı muayene, randevulu yapılabildiği gibi randevusuz da yapılabiliyorken tercih, atıl kalma riski olan randevulu muayeneye kaydı. Buna rağmen randevulu ve randevusuz bakılan hasta sayıları neredeyse eşittir.” diye konuştu.
Randevulu muayeneye yönelişin, beraberinde bazı uygulama zorluklarını da getirdiğini aktaran Koca, geçen yıl 23 milyon kişinin aldığı randevulardan en az birine gelmediğini bildirdi.
Bunun nüfusun yaklaşık 4’te birine geldiğine işaret eden Koca, “Gelinmeyen toplam randevu sayısı 81 milyon. 3-4 saat kala iptal edilen randevu sayısı ise 21 milyon. Bu gibi sebeplerle randevu kapasitesinin yüzde 30’u kullanılamadı.” dedi.
Küresel salgının, yaşattıklarının yanında bazı gerçekleri de apaçık görme fırsatı verdiğini dile getiren Koca, şehir hastanelerinin, sağlık hizmetlerinde kapasitesinin arttığına şahit olduklarını söyledi.
Tüm büyükşehirlerde şehir hastanesi kurulmasını ve her ilde üçüncü basamak sağlık hizmetinin verilebilir olmasını hedeflediklerini vurgulayan Koca, şunları kaydetti:
“Artık vatandaşlarımız, sağlık hizmeti almak için en iyi adres olarak kamu hastanelerimizi görüyor, sağlık sorunlarında kamu hastanelerimize müracaat ediyor. Eskiden ‘kamu hastaneleri’ denince anlaşılan ile bugün kamu hastaneleri denince anlaşılan aynı değildir. Söz konusu başarı, kamu hastanelerine yönelişi her geçen gün artırmaktadır. Bu tercihi, kamu hastanelerinde, pandemi öncesi dönemle şimdi bakılan hasta sayılarını kıyasladığımızda açıkça görüyoruz. Bu ve özel sektörün sağlık hizmetlerindeki payının azalması kamuya talepte artış demektir. Talep ise yeni randevu anlamına gelmektedir. Randevu sorununun bir nedeni de budur. Başarı, beraberinde bir sorun da getirmiştir.”
Sağlık hizmeti almayı kolaylaştıracak bir gelişmeyi de paylaşan Koca, sağlık yöneticileri ve yazılım mühendisleriyle birlikte kurdukları MHRS sisteminin yeni bir özellik kazandığını belirterek, “Ertesi gün randevusu olan her hastamız, akşam saat 20.00’ye kadar randevusuna onay verecek veya gelemeyeceğini bildirecek. Bu sisteme Onaylı Randevu Sistemi, MHRS’de başlatılan bu yeni döneme de Onaylı Randevu Dönemi diyoruz. Uygulama pazartesi günü başlıyor.” şeklinde konuştu.
“Hasta gelemeyeceği randevuyu iptal edecek”
Bakan Koca, yeni dönemde 65 yaş üstü hastalar ve kanser hastalarının ayrıcalıklı olarak kabul edileceğini, bu gruptaki hastaların onay işlemlerinden istisna olduğunu hatırlattı.
Onaylı Randevu Sistemi’nin, hastanelere, hekimlere zamanı verimli kullanma imkanı sağlayacağına vurgu yapan Koca, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Hasta gelemeyeceği randevuyu iptal edecek. Böylece, randevu sadakatsizliği sebebiyle, şu an boş kalan kapasitemizi hizmet bekleyen hastalar için kullanabileceğiz. Boş kalan her bir randevuda, sistemden randevu alamayıp, talep bırakmış hastalarımıza ulaşacağız. Öncelik talep bırakan hastalarda olacak. Onaylı Randevu Sistemi sayesinde, öngörümüze göre, birçok branşta hastamızın talebine 24 saat içinde cevap verebiliyor olacağız. Bu yeni sistemden, beklenen sonucu alacağımıza inanıyoruz. Taleplerin etkin şekilde karşılanabilmesi içinse Randevu Koordinasyon Merkezi’ni devreye alıyoruz. Bu merkezin faaliyetlerini şahsen takip edeceğim.”
(Sürecek)
]]>AstraZeneca, aşıdan “müthiş bir gurur duyduklarını”, ancak ticari bir karar aldıklarını söyledi.
Şirket, yeni koronavirüs varyantlarının ortaya çıkmasıyla, talebin güncellenmiş aşılara kaydığını söyledi.
Aşının pandemi döneminde milyonlarca kişinin hayatını kurtardığı tahmin ediliyor, ancak aşı ayrıca nadir görülen ve bazen ölümcül de olabilen kan pıhtılaşmalarına neden olabiliyor.
Dünyayı pandemi kapanmalarından kurtarma yarışında, Oxford-AstraZeneca ortaklığında hazırlanan Covid aşısı, Oxford Üniversitesi’ndeki bilim insanlarınca rekor bir sürede geliştirildi. Normalde 10 yıl süren aşı geliştirme süreci, 10 ayda tamamlandı.
AstraZeneca aşısı, Kasım 2020’de muadillerinden çok daha ucuz ve saklaması kolay olduğundan, “dünya için bir aşı” diye karşılanmıştı. Bunun yanı sıra İngiltere’nin aşılarla kapanmalardan çıkma politikasının en önemli unsuruydu.
Bristol Üniversitesi’nden Prof. Adam Finn “Doğrusu, dev bir fark yarattı. O dönem Pfizer’ın aşısıyla birlikte yaşadığımız felaketten bizi çıkarttı” dedi.
Ancak aşının şöhreti, nadir görülen bir yan etki olan kan pıhtılaşması nedeniyle darbe yedi ve İngiltere dahil bazı ülkeler alternatif aşılara yöneldi.
Aşı fazlası, düşen talep
AztraZeneca’dan yapılan yazılı açıklamada, “Bağımsız tahminlere göre, kullanımın sadece ilk yılında 6,5 milyon yaşam kurtarıldı. Çabalarımız dünya genelindeki hükümetler tarafından tanındı ve küresel pandeminin sona erdirilmesinde kritik bir unsur olarak görüldü” denildi.
Şirket ayrıca, Covid virüsünün mutasyona uğramış yeni varyantlarını yakından takip eden yeni aşılarla “güncellenmiş aşı fazlası ortaya çıktığını” ve “düşen talep” nedeniyle aşının artık “üretilmediğini ve tedarik edilmediğini” bildirdi.
Prof. Finn “Sanırım aşının piyasadan çekilmesi artık işe yaramadığını gösteriyor. Virüs çok atik çıktı ve evrimleşerek orijinal aşılardan uzaklaştı. Yani bir anlamda artık aşılar alakasız hala geldi ve şu anda yeniden formüle edilmiş aşılar kullanılıyor” dedi.
Yan etki tartışmaları
AstraZeneca’nın ürettiği Covid aşısı genel olarak güvenli ve etkili olarak değerlendirilse de Trombositopeni Sendromlu Tromboz (TTS) olarak bilinen nadir ancak ciddi bir yan etki riski taşıdığı ortaya çıkmıştı.
Aşı, 18 yaş ve üzeri kişilerde, genellikle üst kola, yaklaşık üç ay arayla iki enjeksiyon şeklinde uygulanıyordu. Bazı ülkeler tarafından takviye aşısı olarak da kullanıldı.
Vaxzevria adlı aşı, Covid-19’a neden olan SARS-CoV-2 virüsünden bir protein yapma genini içerecek şekilde modifiye edilmiş adenovirüs ailesinden başka bir virüsten oluşuyor ve virüsün kendisini içermiyor.
Nisan 2021’de aşı olduktan sonra kan pıhtısı nedeniyle beyin hasarına uğrayan ve çalışamayan iki çocuk babası Jamie Scott şirkete yönelik ilk yasal süreci başlatmıştı.
Aşıyla ilgili toplu bir davada birden çok iddiayla karşı karşıya olan AstraZeneca, geçtiğimiz aylarda Covid aşısının bu yan etkiye neden olabileceğini ilk kez mahkeme belgelerinde kabul etti.
Bazı davacılar yakınlarını kaybettiklerini, bazılarıysa aşının ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını iddia ediyor.
AstraZeneca iddialara karşı çıkıyor ancak Şubat ayında İngiliz Yüksek Mahkemesi’ne sunduğu yasal bir belgede Covid aşısının “çok nadir durumlarda TTS’ye neden olabileceğini” doğruladı.
]]>(ANKARA) – Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Eğitim Bir-Sen, Türk Eğitim-Sen, Eğitim-İş ve Eğitim Sen’in genel başkanlarıyla bugün ‘eğitimde şiddet’ konusunda toplantı yaptı. Toplantının ardından yapılan açıklamaya Eğitim Sen ve Eğitim-İş katılmadı. Tekin, “Öğretmenlik Meslek Kanunu taslak metni önümüzdeki günlerde Meclis’in onayına gelecek. Bu tür fiillere karşılık ceza kanunlarında öngörülen cezaların yüzde 50 oranında artırımlı olarak verilmesini, bu fiilleri işleyenlerin hapis cezalarının ertelenmesinin engellenmesini, bu fiillerin doğrudan tutuklama talebi sayılarak, bu fiilleri işleyenlerin tutuksuz yargılanmasının yolunun kapatılmasını talep ettik” dedi. Bakanlık önünde ayrı bir açıklama yapan Eğitim-İş Genel Başkanı Kemal Irmak, “Bakan, ‘ben yaptım oldu, gelin siz de sözünüzü söyleyin gidin’ tutumu içerisindeydi, bunu kabul etmiyoruz” diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bugün 4 eğitim sendikasıyla son günlerde öğretmenlere yönelik artan şiddet olaylarıyla ilgili bakanlıkta toplantı yaptı. Toplantıya, Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay ve Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak katıldı. Toplantı sonrası yapılan açıklamada Eğitim Sen ve Eğitim-İş genel başkanları yer almadı. İki sendika başkanı, bakanlık önünde ayrı bir basın açıklaması yaptı.
“ÖĞRETMENLERİMİZİ KİMSEYE EZDİRMEYECEĞİZ”
Açıklamasına İstanbul’da öğrencisinin silahlı saldırısına uğrayarak yaşamını yitiren öğretmen İbrahim Oktugan’a başsağlığı dileyerek başlayan Milli Eğitim Bakanı Tekin, “Bizler öğretmenlerimize ve eğitim ailemizin her bir ferdine yönelen her türlü şiddeti, ülkemizin geleceği ve varlığına yapılan bir saldırı olarak nitelendiriyoruz. Şiddetle kınıyoruz” dedi.
“Meslektaşlarımıza yapılan bu tür çirkin saldırıların son bulması için tüm gücümüzle mücadele etmeye kararlıyız” ifadelerini kullanan Bakan Tekin, “Bu konuda bizzat Sayın Cumhurbaşkanımız sürecin sonuna kadar takipçisi olmamız konusunda bizleri talimatlandırdı. Bakanlık olarak bizler de bu tür olaylarla karşı karşıya kalan arkadaşlarımızla ilgili başta yargı süreçlerine bizzat müdahil olup takip etmek üzere alabileceğimiz bütün tedbirleri alıp, her türlü adımı atmaya kararlıyız. Bu süreçte bize destek olan emniyet mensuplarımıza ve yargı mensuplarımıza teşekkür ediyorum. Öğrencilerimizin güven içinde eğitim görebilmeleri, için gereken her şeyi yapma konusunda kararlıyız. Öğretmenlerimize yönelen baskı ve şiddeti asla kabul etmeyeceğimizi, kimseye ezdirmeyeceğimizi buradan tüm Türkiye ile paylaşmak istiyoruz” diye konuştu.
“AİLE HAVASINDA HEP BERABER SAHİP ÇIKALIM”
“Bu acı olay eğitim camiası olarak üzerinde sürekli düşündüğümüz ve derinlemesine mücadele ettiğimiz bir konu olan eğitimde şiddetin kökünü kazıma çabamızın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu soruna çözüm üretmek topyekun ve kararlı mücadele ile mümkündür. Bizler bu konuda alınması gereken bütün tedbirleri bugüne kadar almaya çalıştık. Bugün alıyoruz. Almaya devam edeceğiz. Ancak bu konuda velilerimizden, sivil toplum kuruluşlarından, kamu kurumlarından ve tüm paydaşlarımızdan bize destek olmaları, kendi sorumluluklarını da özenli bir biçimde yerine getirmelerini özellikle istirham ediyoruz. Öğretmen arkadaşlarımızdan da bir beklentim var. Aramızdaki her türlü fikir ayrılıklarına, düşünce ayrılıklarını, yaşam tarzı farklılıklarını bir tarafa bırakarak mesleğimizin onuruna ve meslektaşlarımızın hukukuna bir milyondan fazla mensubu bulunan bir aile havasında hep beraber sahip çıkalım.
“ÖĞRETMEN MESLEK KANUNU TASLAĞI MECLİS’İN ONAYINA GELECEK”
Öğretmenlik Meslek Kanunu, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildikten sonra bakanlığımız kanun süreciyle ilgili yeni bir hazırlık aşaması başlattı. Bu süreç devam ediyor. Hazırladığımız kanun içerisinde öğretmenlere ve eğitim çalışanlarına yönelik şiddet içeren fiillerle ilgili olarak şu hükümlere de taslakta yer verdik; Bu tür fiillere karşılık ceza kanunlarında öngörülen cezaların yüzde 50 oranında artırımlı olarak verilmesini teklif ettik. Bu fiilleri işleyenlerin hapis cezalarının ertelenmesinin engellenmesini talep ettik. Bu fiillerin doğrudan tutuklama talebi sayılarak, bu fiilleri işleyenlerin tutuksuz yargılanmasının yolunun kapatılmasını talep ettik. Bir de kanun metninde özel eğitim kurumlarında görev yapan ve diğer eğitim kurumlarında çalışanların da görevleri sebebiyle kendilerine işlenen suçlar bakımından kamu görevlisi sayılmalarını teklif ettik. Hazırladığımız taslak metin önümüzdeki günlerde Meclis’in onayına gelecek. Öğretmenlerimizin sorunlarına kulak vermek, onların sesi olmak en önemli görevimiz olacak.”
“MESLEK KANUNUN ISRARLA TAKİBİNİ YAPACAĞIZ”
Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ise cuma günü 81 ilde açıklama yapacaklarını ve iş bırakma eylemi gerçekleştireceklerini belirterek şöyle konuştu.
“Söz konusu eğitimcinin ve eğitim çalışanlarının canı ise burada hiçbir ayrılık konusu gözetilmeden ortak hareketi son derece önemli buluruz. Biz bu konuda hassasız. Meslek kanunu tartışması geçen dönem yapıldığında biz şiddete ilişkin düzenlemeyi ısrarla istemiş bunun da fikri takibini yapmış ve genel kurul aşamasında da elimizden gelen bütün gayreti gösterdik. O günden bu güne cereyan eden şiddet hadiselerinin hepsi de tepkimizi tavrımızı ortaya koyduğumuz gibi acılı ailelerin ve yaralı arkadaşlarımızın yanında olduk. Bakan’ın meslek kanuna ilişkin özellikle düzenleme konusunda paylaştığı kısmı son derece kıymetli buluyorum. Takibini ısrarla yapacağız.”
“ÖĞRETMENE SAHİP ÇIKMAK, ÇOCUKLARA SAHİP ÇIKMAK DEMEKTİR”
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan ise şöyle konuştu:
“Bu ilk değildi. Daha önceki yıllarda da öğretmenlerimizi kaybetmiştik. Bunun son olmasını arzu ediyoruz. Bu anlamda meslek kanunu içerisinde eğitimcilere yönelik şiddeti önleyici tedbirlerin, yasal düzenlemelerin bir an önce yapılacağı haberini memnuniyetle karşıladık. Bir daha böyle elim hadiselerin yaşanmasını önleyecek tedbirler hayata geçirilir. Öğretmenlerimiz, herkesin şiddet uygulayabileceği bir meslek grubu haline geldi. Bundan büyük acı duyuyoruz. Topluma, ailelere ve velilerimize bir çağrıda bulunmak istiyorum. Öğretmene sahip çıkmak demek, toplumun geleceğine ve çocuklara sahip çıkmak demektir.”
“BURADAN BİR ADIM ATACAĞINIZI SÖYLEYİN, BİRLİKTE OLALIM DEDİK”
Bakanlık önünde basın açıklaması yapan Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Bu ülkede bir öğretmen ölmüş. Bakın şiddet değil, daha ötesi. Yalnızca kameralar karşısında kınayınca geçecek mi bu? Olmaz. Biz bunu kabul etmiyoruz. Müfredat ve Öğretmenlik Meslek Kanunu’yla ilgili de ‘biz yaptık, ettik’ deseler de mücadelemiz bitmeyecek. Bu müfredata karşı bakana da söyledim. ya yanlış yaptıysanız? 22 yıllın sonunda aslında yanlış yapıldığını siz ortaya koyuyorsunuz. Bunun bedelini çocuklar ödüyor. Yine yanıldıysanız ne olacak? İddia ediyorum, sizinle birlikte bu müfredat da dayatmacı anlayış da gidecek. Eğitim-İş olarak çocuklarımızın ve eğitimcilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Buradan bir adım atacağınız söyleyin o zaman birlikte olalım dedik. “Bunlar çok uzun konular, bunları tartışınca ortaya bir şey çıkmıyor.” dedi. Eğitimin yüzlerce sorunu var.”
“BU TAVRI KABUL ETMİYORUZ”
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ise şunları kaydetti:
“Bakan’a geçen hafta Avrupa’da bazı okullara yaptığımız ziyaretlerde o okullarda alınan önlemleri ve tedbirleri söylediğimde Bakan’ın buna kayıtlı olmadığını fark ettim. Sadece Bakan’ın bizi buraya çağırma sebebi, bir meşruiyet… Sorunlar var ama bakın birlikte yürütüyoruz duygusunu topluma vermekti. Eğitimi piyasaya açmaktan, eğitimi dinselleştirme çabalarından vazgeçip tamamen laik, bilimsel, demokratik eğitim konusunda eğitimin tüm bileşenleriyle demokratik süreçleri işleterek bir müfredat hazırlamak olmalı. Bunun dışındaki bir tavrı kabul etmeyeceğiz. Yarın da bakanlık önünden Meclis’e kadar yürüyeceğiz. Bakan, ‘ben yaptım oldu, gelin siz de sözünüzü söyleyin gidin’ tutumu içerisindeydi bunu kabul etmiyoruz.”
]]>“2024 Orman Yangınlarıyla Mücadele Hazırlık Toplantısı” öncesinde Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ve İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, ortak basın toplantısı düzenledi.
“Yeşil vatanımızın yeşiline yeşil katmak için son 22 yıldır, büyük bir gayretle çalışmalarımızı yürütüyoruz” diyen Yumaklı, son 22 yılda 7 milyardan fazla fidan ve tohumu toprakla buluşturduklarını kaydederken orman alanlarını 23,4 milyon hektara çıkardıklarını bildirdi ve “Ülkemiz yüzölçümünün yüzde 30’unu ormanla kaplı hale getirdik. Ormanlarımızı geliştirmek kadar, korumanın da önemli olduğu bir dönemdeyiz. Biz de yangınlarla mücadelede değişen koşulları göz önünde bulunduruyoruz. Her ne kadar iklimsel faktörler, yangınları tetikleyen faktörleri oluştursa da bireysel ve toplumsal olarak da üzerimize düşenleri yapmak zorundayız.” dedi.
“Artık bütün kamuoyu tarafından biliniyor ki, her on yangından dokuzu insan kaynaklı meydana geliyor.” bilgisini paylaşan Yumaklı, şuyel konuştu:
“Bunun için orman yangınlarıyla mücadelemizin büyük ve önemli kısmını yangın öncesi çalışmalarımız oluşturuyor. Ormanlarımızın bakımı, yangın kulelerinin, yangın emniyet şerit ve yollarının, yangın ilk müdahale ekip binalarının yapımı gibi teknik detaylar da yangınlarla mücadelemizin yangın öncesi safhasını oluşturuyor. Bu noktada hava araçlarımızın su almalarında büyük kolaylık olan yangın havuz ve göletlerine ayrı bir parantez açmak isterim. Zira 22 yıl önce hiç olmayan bu imkan, bugün 4 bin 727 adet havuz ve gölet olarak orman teşkilatımızın hizmetinde. Bugün 184’ü akıllı olmak üzere 776 yangın gözetleme kulesi ve 14 insansız hava aracımızla ormanlarımızı 7/24 gözetliyoruz. Yangına ilk müdahale süremizi 40 dakikadan 11 dakikaya kadar düşürdük. Hedefimiz bu yıl 10 dakika.”
“26 UÇAK, 105 HELİKOPTER, 14 İHA, 1649 ARAZÖZ VE SU İKMAL ARACI”
Yumaklı, sözlerini şöyle devam etti:
“Yapay zeka tabanlı yazılım ve uygulamaları bu mücadelemizde aktif olarak kullanıyoruz. Akıllı kulelerimizden ve İHA’lardan aldığımız görüntülerin analizi başta olmak üzere pek çok konuda yapay zekadan faydalanıyoruz. Yapay zekaya sahip “Yangın Karar Destek Sistemi” ile orman yangınlarını simüle edebiliyor, istediğimiz verileri kolayca analiz edip, değerlendirme yapabiliyoruz. Orman yangınlarıyla mücadelede kamu kurumlarımız, belediyeler, STK’lar, özel teşebbüsler üzerlerine düşeni yerine getiriyor. Geride bıraktığımız orman yangınları sırasında bu dayanışma örneğine defalarca şahit olduk. Yalnızca orman yangınları değil, diğer afetlerde de 7’den 70’e tek vücut halinde olduk. Orman yangınlarıyla mücadelede İçişleri Bakanlığımız ile yakın ve ortak hareket ediyoruz. Özellikle AFAD, Jandarma Emniyet ve Sahil Güvenliğin sağladığı destek bizlere güç veriyor. Hava ve kara unsurlarımız, diğer kurumlarımızın sağladığı rezerv güçlerle, daha kuvvetli hale geldiler. Rezerv güçlerle birlikte; 26 uçak, 105 helikopter, 14 İHA, 1.649 arazöz ve su ikmal aracı, 2.453 ilk müdahale aracı ve 821 iş makinesi orman yangınları ile 2024 yılında mücadelemizin temelini oluşturacak.
“25 BİN ORMAN KAHRAMANI YANGIN İŞÇİMİZ VE 122 BİN GÖNÜLLÜMÜZLE YANGINLARA HAZIRIZ”
Biz, tarihimizin en güçlü filosuyla, bütün teknolojik imkanlarımızla, 25 bin orman kahramanı yangın işçimiz ve 122 bin gönüllümüzle yangınlara hazırız. Vatandaşlarımızın da yangının hiç çıkmaması için azami dikkati göstereceklerinden ve Yeşil Vatan’a sahip çıkacaklarından hiç şüphemiz yok. Geçen Cuma günü 81 ilde gerçekleştirdiğimiz “Orman Benim” kampanyasında bunu gösterdiler. Ormanlarımızı yangına sebebiyet veren maddelerden koruyan ve temiz tutan Aziz Milletimize teşekkür ediyorum. Çalışmalarımızda güçlü liderliğini her zaman hissettiğimiz Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımı arz ediyorum. Yangınla mücadelede dünyada parmakla gösterilen teşkilatı ve tecrübesiyle bu süreci yürüten ve koordine eden Orman Genel Müdürlüğümüzün bütün çalışanlarını yürekten tebrik ediyorum. Kışın buz üstünde yazın köz üstünde yeşil vatana canını siper eden şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Yangını tespit anından sönene kadar bütün süreçlerde işbirliği içinde olduğumuz Sayın Bakanımıza, İçişleri Bakanlığımıza, AFAD’a, bakanlığın ilgili birimlerine, kıymetli valilerimize, yangınlarda hava araçlarıyla bize destek olan Milli Savunma Bakanlığımıza, diğer imkanlarıyla sürece katkı sunan bütün kurumlarımıza da teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.”
YERLİKAYA’NIN SÖZLERİ…
Bakan Yumaklı’nın ardından İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya söz aldı. Son 4 yılda toplam 7 bin 225 orman yangınının meydana geldiğini belirten Bakan Yerlikaya, “Bu yangınlarda toplam 168 bin 194 hektar orman alanı zarar gördü. Bu dönemde, AFAD’ın Jandarma ile birlikte müdahale ettiği yangın sayısı ise 278’di. Üzülerek ifade etmeliyim ki, son 4 yıl içinde meydana gelen yangınlarda maalesef 122 vatandaşımızı kaybettik. Geçtiğimiz yılın rakamlarına bakarsak… Son 1 yılda, meydana gelen 2 bin 272 orman yangınında, 15 bin 891 hektar alan zarar gördü.” dedi. Yerlikaya’nın açıklamasından öne çıkanlar şunlar:
“7 BAKANLIK İLE 10 KURUM VE KURULUUN GÖREV TANIMLARI YAPILDI”
“Ulusal Orman Yangınları Müdahale Planı”; Afet ve Acil Durum Müdahale Hizmetleri Yönetmeliği, Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP), Orman Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve Orman Kanunu’na dayanılarak; Orman Genel Müdürlüğü ve AFAD Başkanlığı tarafından birlikte hazırlandı ve 4 Mayıs 2022 tarihinde onaylandı. Hazırlanan plan çerçevesinde; orman yangınlarında görev alacak afet gruplarının, 7 bakanlık ile 10 kurum ve kuruluşun görev tanımları yapıldı.
AFAD’IN GÖREV VE SORUMLULUĞU ANLATILDI
Orman yangınları büyüklüklerine göre, ‘Çok Küçük Yangın’, ‘Küçük Yangın’, ‘Orta Büyüklükte Yangın’, ‘Büyük ve Çok Büyük Yangın’ olarak 4 seviyeye ayrıldı. Belirlenen gruplara göre de müdahale organizasyonu tanımlandı. Plana göre orman yangınlarında, “Koordinasyon Kurumu” olarak görev yapan AFAD: Yerleşim yerlerini tehdit eden, orta, büyük ve çok büyük orman yangınlarında, ulusal ve uluslararası destek talebi olduğunda, TAMP kapsamında ilgili kurum ve kuruluşların koordinasyonlarından personel ve araç sevkinden sorumludur. Belediyelere, kamu kurum ve kuruluşlara ait araç ve personel desteğinin sağlanması, gönüllülerin sevklerinin gerçekleştirilmesi de AFAD’ın görev ve sorumluluğundadır.
“AFAD TARAFINDAN KULLANILAN ÖDENEK MİKTARI 81 MİLYONA ULAŞTI”
Kıymetli Katılımcılar, ormanlarımızı, doğal ve beşeri sebeplerden kaynaklı yangınlara karşı korumak için, büyük bir gayret ve mücadele içindeyiz. İklim değişikliği ve küresel ısınmanın etkilerinin en fazla görüldüğü bölgelerin başında, ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz kuşağı geliyor. Bu kuşakta yer alan ülkelerdeyse maalesef her yıl, orman yangınlarında büyük bir artış yaşanıyor. Son 4 yılda toplam 7 bin 225 orman yangını meydana geldi. Bu yangınlarda toplam 168 bin 194 hektar orman alanı zarar gördü. Bu dönemde, AFAD’ın Jandarma ile birlikte müdahale ettiği yangın sayısı ise 278’di. Üzülerek ifade etmeliyim ki, son 4 yıl içinde meydana gelen yangınlarda maalesef 122 vatandaşımızı kaybettik. Geçtiğimiz yılın rakamlarına bakarsak… Son 1 yılda, meydana gelen 2 bin 272 orman yangınında, 15 bin 891 hektar alan zarar gördü. Bu dönemdeki orman yangınlarında, 71 yerleşim yerini ve 6 bin 587 vatandaşımızı ise başarıyla tahliye ettik. Son 3 yılda ise orman yangınları sonrası, AFAD tarafından kullanılan ödenek miktarı, yaklaşık 81 milyon liraya ulaştı.
“2800 ARKADAŞIMIZ ARAMA KURTARMA TEKNİSYENİ KADROSUNA KATILACAK”
Orman yangını hangi seviyede çıkarsa çıksın, ilgili tüm bakanlıklar, kamu kurumları bir seferberlikle hareket ediyoruz. En küçüğünden en büyüğüne varıncaya kadar müdahale volumelerimizi burada Sayın Bakanımızla birlikte ondan gelen her türlü talepleri biz bütün rutinimizi bütün işimizi bırakıyoruz, yeşil vatanımıza bir halel gelmemesi için bir an önce söndürülmesine gayret gösteriyoruz. Çıkan yangınların doğal sebeple olanlara diyecek birşey yok ancak insana dayanan noktada bizim bilinçlenmemiz ve gözümüz gibi ormanlara bakmamız gerekiyor. 2800 arkadaşımız arama kurtarma teknisyeni kadrosuna katılacak, 6 bin gibi büyük bir sayıya ulaşacağız.”
]]>Malatya Barosu Avukatlarından Çağdaş Karaoğlan, “Ülkemizde meydana gelen trafik kazalarında her yıl binlerce vatandaşımız aramızdan ayrılmakta, on binlercesi ise yaralanarak sakat kalmaktadır. Meydana gelen can kayıpları ve sakatlıklar da ilerleyen aşamada sigorta uyuşmazlıkları ile hukuk dünyasına yansıyarak, oldukça fazla sayıda dava mahkemeleri meşgul etmektedir. Ancak sigorta bilincinin yüksek olmadığı ülkemizde, sigorta şirketlerinden alınan tazminatların ilerleyen süreçte kazaya karışan kusurlu araç sürücülerinden veya araç sahiplerinden geri alındığına (rücu edildiğine) dair bir takım yanlış bilgiler dolaşıyor” dedi.
“Trafik kazaları mağdurlarının bir takım tazminat hakkı var”
Avukat Karaoğlan, “Meydana gelen bir trafik kazası sonrası yaralananların, yahut vefat eden kişinin destekten yoksun kalan yakınlarının bir takım tazminat hakları bulunduğunu belirten Karaoğlan, bu tazminatların ancak mevzuatta yer alan rücu sebeplerinden birinin varlığı halinde ilgililere rücu edilebileceğinden bahisle; “Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları B.4 maddesinde rücu sebepleri sayılmıştır. Kısaca değinecek olursak; olay sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise, aracın yeterli ehliyete sahip olmayan ya da ehliyetine el konulmuş kimseler tarafından kullanılması halinde, aracın uyuşturucu madde veya yasal sınırın (0.50 promil) üzerinde alkol almış kişilerce kullanmış olması halinde, istiap haddinden fazla yolcu veya yük taşınması halinde, kazanın aracın çalınması/gasp edilmesi sonucunda olması halinde çalınma veya gasp edilme olayında sigortalının kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurlu olduğu tespit edilirse, bedeni hasara neden olan trafik kazalarında sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin, tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma gibi zorunlu haller hariç olmak üzere olay yerini terk etmesi veya kaza tutanağı, alkol raporu vb. kazanın oluş şartlarına ilişkin gereken belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranması hallerinde sigorta şirketince ödenen tazminat ilgililere rücu edilebilmektedir. Bahsi geçen unsurların bulunmadığı hallerde ise tazminat sigorta şirketi tarafından ödenmekte, ödenen miktar daha sonra kimseden geri alınmamaktadır” diye konuştu.
“Akraba fertlerinin yer aldığı kazalarda hak sahipleri daha hassas oluyor”
Trafik kazasında yaralanan hak sahiplerinin, özellikle araç sürücüsünün akrabası yahut arkadaşı olduğu durumlarda daha hassas olunduğuna değinen Karaoğlan, rücu sebeplerinin mevzuatta açıkça sayıldığı, bu sebeplerden birinin bulunmadığı hallerde sürücüye bir zarar gelmeyeceği konusunda müsterih olunması gerektiğini belirterek, kimi zaman bilgi eksikliği sebebiyle, kimi zaman da rücu sebebinin bulunduğu bir olayda tazminat alan kişilerin daha sonra rücu ile karşılaşması sonrası yanlış bilgilerin toplumda yayıldığını vurguladı. Sırf bu sebeple hakları zamanaşımına uğrayan birçok mağdur bulunduğunun altını çizen Avukat Çağdaş Karaoğlan, hak kayıplarının önüne geçilmesi adına uzman bir hukukçudan destek almadan hareket edilmemesi konusunda uyarıda bulundu. – MALATYA
]]>MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) terörle mücadelesinin kararlılıkla devam ettiğini belirtti. Aktürk, TSK’nın, terör örgütleri PKK/KCK/PYD-YPG, DEAŞ ve FETÖ başta olmak üzere her türlü tehdit ve tehlikeye karşı mücadelesini artan bir etki ve yoğun bir baskıyla sürdürdüğünü ifade etti.
953 TERÖRİST ÖLDÜRÜLDÜ
Tuğamiral Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil, son bir haftada, aralarında sözde yöneticilerin de bulunduğu 67’si Irak’ın, 41’i ise Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 108 teröristi etkisiz hale getirdiğini belirterek, “1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısı 443’ü Irak’ın kuzeyinde, 510’u ise Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 953’e ulaştı.” diye konuştu.
Geçen hafta içerisinde Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 2 PKK’lı teröristin daha Habur’daki hudut karakoluna teslim olduğunu aktaran Aktürk, 3 Mayıs’ta Pençe operasyonu bölgesinde şehit olan Piyade Astsubay Kıdemli Çavuş Ata Göçmen’e rahmet diledi.
YASA DIŞI GÖÇLE MÜCADELE
Tuğamiral Aktürk, sınırlardan son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 5’i terör örgütü mensubu 355 kişinin yakalandığını, 1582 kişinin ise sınırı geçemeden engellendiğini ifade etti. Aktürk, “Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 3 bin 488’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 52 bin 442 olmuştur. Ayrıca 48 kilogramı son bir haftada olmak üzere yıl içerisinde yapılan operasyonlarda 288 kilogram uyuşturucu ele geçirilmiştir” dedi.
KÜRESEL BARIŞ VE FİLİSTİN VURGUSU
Tuğamiral Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ikili ilişkiler ve uluslararası misyonlar kapsamında birçok coğrafyada dünya barışına katkıda bulunmaya devam ettiğini belirterek, şunları kaydetti:
“2 Mayıs’ta ülkemize ziyaret gerçekleştiren Endonezya Dışişleri Bakanı’nı, 3 Mayıs’ta IKBY Etnik ve Dini Oluşumlardan Sorumlu Bölge Bakanı ve Irak Türkmen Cephesi Siyasi Büro Üyesi’ni kabul eden bakanımız, 7 Mayıs’ta, Cumhurbaşkanımızın Kuveyt Emiri ile gerçekleştirdiği görüşmeye refakat etmiştir. Bakanımız, bugün de Genelkurmay Başkanımızın davetlisi olarak ülkemizde bulunan Katar Genelkurmay Başkanı ile Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlarını kabul edecektir.”
Filistin tarafınca barışa katkı sağlayacak ilk adımın atılmasının memnuniyet verici olduğunu belirten Aktürk, İsrail’in bu adımı ve kendi içinde yükselen barış seslerini görmezden gelmeyerek ateşkese taraf olması gerektiğini vurguladı.
Aktürk, şöyle devam etti:
“Böylesine olumlu bir gelişmeye rağmen, 35 bin Filistinlinin ölümüne sebep olan İsrail, saldırılarını artırarak Refah’a yöneltmiştir. İsrail’in saldırılarını durdurması, daha fazla masum insanın ölmemesi ve daha büyük bölgesel felaketlerin yaşanmaması adına uluslararası toplumu sorumlu davranmaya ve atılan bu adıma destek olmaya çağırıyoruz. Bölgemizde kalıcı barışın sağlanmasının, Filistin meselesinin adil bir çözüme kavuşması ile mümkün olacağını bir kez daha vurguluyoruz.”
“ARTIK SÜREKLİ OPERASYON DEVRESİNDEYİZ”
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Kaynaklar, Irak’ın kuzeyinde etkisiz hale getirilen terörist sayısında artış olduğuna dair sorular üzerine, “Biz bu yaz Irak’ın kuzeyinde kilidin kapatılacağını söylemiştik. Bunun için de Bakanımızın daha önce ifade ettikleri gibi öngörülemez, alışılmadık, süratli ve sürekli operasyonlarla terörle mücadeleyi sürdüreceğimizi belirtmiştik. Şu anda mücadelemiz belirttiğimiz şekilde devam ediyor. Artık sürekli operasyon devresindeyiz.” ifadesini kullandı.
Bakanlık kaynakları, sınır güvenliğine ilişkin sorular üzerine, şunları kaydetti:
“Ülkemizin geleceğinden sığınmacılar nedeniyle endişe duyduğunu, ülkemize birçok kaçağın geldiğini iddia edenlerin kullandığı görüntülerin neredeyse tamamı insan kaçakçılarının insanları kandırmak için yeri, zamanı ve hangi ülkeden olduğu belli olmayacak şekilde çektikleri reklam görüntüleridir. Bu görüntüleri sosyal medyadan paylaşanlar ironik bir şekilde insan kaçakçılarının reklamını yapıyorlar, onları teşvik ediyorlar.
Ülkemizde gördükleri her yabancının sınırdaki duvarlardan atlayarak geldiğini sanan veya kasıtlı olarak böyle bir algı yaratmaya çalışanlar en büyük saygısızlığı ve haksızlığı sınırlarda nöbet tutan 60 bin Mehmetçiğin emeğine yapıyorlar. Çünkü hudutlarımız hiç olmadığı kadar güvende ve hiç olmadığı kadar iyi korunuyor. Gerçekten bizim hudutlarımızda olduğu tespit edilen bir görüntü bize ulaşırsa zaten gereği büyük bir hassasiyetle yapılmaktadır. Bu vesileyle gerçekten derdi hudutlarımızın güvenliğinden emin olmak isteyen herkesi hudutlarımızda misafir etmekten büyük memnuniyet duyacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.”
ÜS BÖLGELERİNE İSABET EDEN YILDIRIMLAR
Bakanlık kaynakları, Irak kuzeyindeki yıldırım düşmesi sonucu bazı askerlerin şehit olmasına ilişkin sorular üzerine, şunları aktardı:
“Bizim bütün üs bölgelerimizde paratonerlerimiz mevcut. Üs bölgesine konuşlanırken ilk kurduğumuz sistemlerden biri de paratonerlerdir. Son dönemde Irak kuzeyindeki Pençe bölgesinde yıldırım düşme olayı yoğun şekilde yaşanıyor. Sadece dün üs bölgelerimize düşen yıldırım sayısı 307’dir. Tedbirler eksiksiz alınıyor, her türlü sistemlerimiz çalışıyor ama bazen doğa ile baş etmek mümkün olamayabiliyor. Tedbirlere de artırılarak devam ediliyor. Fakat bölgede yükseklikten kaynaklı, ani iklim değişikliklerinin de etkisiyle maalesef bu tür olaylar yaşanabiliyor.”
KATAR GENELKURMAY BAŞKANI’NIN ZİYARETİ VE F-16’LAR
Bakanlık kaynakları, Katar Genelkurmay Başkanı’nın bugün Ankara’ya gerçekleştireceği ziyaretin kapsamına ilişkin sorular üzerine, “Katar’daki askeri eğitim, yardım ve danışmanlık faaliyetlerimiz devam ediyor. Orada Katar Türk Müşterek Kuvvetleri Komutanlığına deniz ve hava unsurlarının da dahil edilmesi için çalışmalar sürüyor. Ziyareti bu kapsamda değerlendirmek lazım. Bunun yanı sıra ikili ve bölgesel savunma ve güvenlik konuları ile dostane ilişkilerin daha da geliştirilmesi ve mevcut mekanizmaların daha etkin biçimde işletilmesine yönelik görüş alışverişinde bulunulacaktır” dedi.
Bakanlık kaynakları, ABD’den F-16 tedarikine ilişkin sorular üzerine ise “Taslak Teklif ve Kabul Mektupları üzerinde ilgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmeleri yaparak muhataplarımıza ilettik. Süreç planlandığı şekilde devam ediyor” yanıtını verdi.
]]>Bakan Işıkhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bir yandan iş gücü ve istihdam oranlarını artırmaya çalışırken diğer yandan insan onuruna yaraşır çalışma koşullarını sağlamak için büyük çaba sarf ettiklerini söyledi.
Çalışanlara sağlıklı ve güvenli iş ortamı sunmanın, en önemli hedefleri arasında yer aldığını vurgulayan Işıkhan, iş sağlığı ve güvenliğinin amacının, çalışma ortamında iş kazası ve meslek hastalığı yaşanma ihtimalini en aza indirmek ve ortaya çıkabilecek kısa ya da uzun vadeli sağlık sorunlarını önlemek olduğunu kaydetti.
İş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının, hayatın her anında tüm vatandaşların sağlığının korunmasını ve daha ergonomik bir iş ortamı sağlamayı amaçlayan çalışmaları içerdiğini belirten Işıkhan, şöyle konuştu:
“6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 30 Haziran 2012’de hayata geçirildi. 2013-2023 arasında da İSG alanında 36 yönetmelik, 11 tebliğ, 81 İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulama Rehberi ve 37 kontrol listesi hazırlandı. Ülkemizde İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yayınlanmasını takiben 2013 yılından 2022 yılına kadar geçen 9 yıllık süreçte 100 binde ölümlü iş kazası oranında yüzde 36,5 azalma söz konusu oldu.”
“Kişisel koruyucu donanımları denetliyoruz”
Işıkhan, Türkiye’nin İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve alt düzenlemelerini hayata geçirerek, bu alanda önemli bir reforma imza attığını belirterek, şu bilgileri paylaştı:
“Türkiye’de son 21 yılda iş yeri sayısı yüzde 201, çalışan sayısı yüzde 250 artmasına rağmen, 100 bin işçide ölümlü iş kazası oranı yüzde 50 azaldı. Bakanlığımız kişisel koruyucu donanımların piyasa gözetimi ve denetimini aralıksız sürdürüyor. Kişisel koruyucu donanım kapsamında ilk akla gelen baret, toz maskesi, emniyet kemeri, iş ayakkabısı ve eldiveni gibi ürünler dışında, tüketicilere yönelik güneş gözlüğü, can yeleği ve sporcu ekipmanları da Bakanlığımızca denetleniyor.”
“Ruhsat veren belediyenin ciddi ihmali söz konusu”
İstanbul Beşiktaş’ta 29 işçinin yaşamını yitirdiği yangın ile Antalya’da 1 kişinin hayatını kaybettiği teleferik kazasına da değinen Işıkhan, şunları söyledi:
“Hayatını kaybeden 29 işçimiz ve 1 vatandaşımıza tekrar Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Aileleri ziyaret edip, sorunlarını dinleme fırsatım oldu. Beşiktaş’taki yangında, işverenin sorumluluğu gibi bu işletmeye çalışma ruhsatı veren ilçe belediyesinin ciddi bir ihmali de söz konusu. Gerçekten vatandaşımızın sağlığını ve güvenliğini düşünerek hareket etmemiz, tavır ve duruş almamız lazım. Biz devam eden hukuki sürecin takipçisi olacağız. İş sağlığı ve güvenliği konusunda denetimlerimizi sıkılaştırarak devam ettireceğiz. Tüm belediyelere, kurumlara ve işverenlere sesleniyorum; iş sağlığı ve güvenliği konusunda gereken önlemleri alın, mevzuatı uygulayın. Mevzuat hükümlerini uygulamayan herkese karşı politikamızdan taviz vermeden gereken tedbirleri almaya daha baskılı şekilde devam edeceğiz.”
“Toplam 64 bin 145 iş güvenliği uzmanımız var”
Türkiye’nin iş sağlığı ve güvenliği alanında önemli seviyede insan kaynağına sahip olduğunu vurgulayan Işıkhan, “İş Sağlığı ve Güvenliği Kayıt, Takip ve Analiz Programına (İSG-KATİP) göre, nisan sonu itibarıyla 13 bin 554 ‘A sınıfı’, 20 bin 417 ‘B sınıfı’, 30 bin 174 ‘C sınıfı’ olmak üzere toplam 64 bin 145 iş güvenliği uzmanı var. Bunun yanında, 28 bin 323 iş yeri hekimi ve 14 bin 389 diğer sağlık personeli de iş sağlığıyla ilgili hizmetler sunuyor. Böylece İş Sağlığı ve Güvenliği alanında uzman insan kaynağımızı nitelik ve nicelik olarak büyütürken, 106 bin 857 kişi de istihdam edilmiştir.” dedi.
“İşsizlik sigorta priminde yüzde 50 indirim sağlıyoruz”
Işıkhan, insan canı söz konusu olduğunda maliyet ya da tasarrufun hiçbir anlam ve öneminin olmadığını dile getirerek, “Kaldı ki iş kazası ve meslek hastalığı sonrasında ödenecek tazminatlar, iş günü kayıpları, imaj kaybı hususları göz önüne alındığında tüm bunların işverene çok daha büyük bir yük getirdiğini düşünmekteyim. O yüzden hep diyoruz, önlemek, ödemekten daima daha ucuzdur.” diye konuştu.
İş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin etkin yürütülebilmesi için işverenlere birçok destek ve teşvik verdiklerini bildiren Işıkhan, şunları kaydetti:
“10’dan az çalışanı bulunan ‘tehlikeli’ ve ‘çok tehlikeli’ iş yerlerine İSG hizmeti ödeme desteği, 3 yıl boyunca ölümlü veya sürekli iş göremezlikle neticelenen iş kazası olmayan işletmelerde işsizlik sigorta priminde yüzde 50 indirim sağlıyoruz. 50’den az çalışanı bulunan ‘az tehlikeli’ sınıftaki iş yeri işverenleri ile işveren vekillerine sağlık hizmetleri hariç iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütebilme imkanı sağlıyoruz. Desteklerimiz ‘çok tehlikeli’ sınıfta 280 bin iş yeri, 860 bin çalışanı, ‘tehlikeli’ sınıfta ise 490 bin iş yeri, 1 milyon 300 bin çalışanı kapsamaktadır.”
“74 kamu kurum veya kuruluşuyla istişare toplantıları yapıldı”
Işıkhan, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi amacıyla denetimler ve mevzuat çalışmalarının yanı sıra eğitim, çalıştay ve işbirlikleri, ulusal ve uluslararası projeler, paydaşlara yönelik bilgilendirme ve eğitim faaliyetlerini hayata geçirdiklerini söyledi.
Çalışan ve üreten müreffeh bir Türkiye yolunda insan onuruna yakışır çalışma koşullarının oluşturulması için bu yöndeki çalışmalarına aralıksız devam ettiklerini vurgulayan Işıkhan, şöyle devam etti:
“2002’den bu yana iş sağlığı ve güvenliğinin geliştirilmesi ve saha uygulamalarını yaygınlaştırmak amacıyla toplam 87 projeyi hayata geçirdik. 2024 yılında yürüttüğümüz proje sayısı 92’ye ulaşacak. Son dönemde Bakanlığımızca yürütülen en kapsamlı AB projelerinden birisi olan Madencilik Sektöründe İş Sağlığı ve Güvenliğinin Geliştirilmesi Projesi (MİSGEP) ile maden sektöründe yer alan tüm paydaşlara ve STK’lere ulaştık. Projeler dışında da ilgili paydaşlarla yaptığımız 82 protokol çerçevesinde birçok faaliyet yürütüyoruz. 37 üniversite ile eğitim, danışmanlık veri paylaşımı gibi alanlarda çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Bunun yanı sıra üniversiteler, belediyeler, KİT’ler ve Bakanlık merkez birimleri gibi farklı birimlerin yer aldığı 74 ayrı kamu kurum veya kuruluşuyla Kamu İSG İstişare Toplantıları gerçekleştirerek, kamu İSG ailemize dahil olmaları ve işbirliği içinde çalışmamız sağlandı. Ulusal alandaki çalışmaların yanı sıra uluslararası arenada da önemli roller üstleniyoruz.”
“İSG Kongresi geleceğe hazırlık için önemli bir buluşma olacak”
Bakanlık olarak 10. Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi’ni 29 Eylül-2 Ekim’de düzenleyeceklerini bildiren Işıkhan, şunları kaydetti:
“Türkiye Yüzyılında İSG’ temalı 10. Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi ile ülkemizde yapılan çalışmalar ile İSG alanında dünyadaki iyi uygulama örnekleri paylaşılacak. Eğitim ve çeşitli kurslar ile katılımcılara, iş sağlığı ve güvenliği alanında kendilerini geliştirme fırsatı da sunulacak. Güvenlik kültürü bilincinin, ülkemizde ve dünya genelinde gelişimine katkı sağlanacak. Güncel iş sağlığı ve güvenliği bilgi ve uygulamaları paylaşılacak. Yeni uygulamaların hızla olgunlaşmasına katkı sağlanacak. Özellikle 2024 sonunda ‘az tehlikeli’ sınıfın ve kamu kurumlarının da kanun kapsamına girdiğini düşünürsek bu kongre geleceğe hazırlık açısından da önemli bir buluşmaya ev sahipliği yapacak.”
]]>(ANKARA) – Milli Eğitim Bakanlığı’na 20 bin öğretmen ataması kararı ve öğretmenlere yönelik şiddete tepkiler sürüyor. Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Aslında öğretmenlik mesleğini ne kadar değersizleştirdiklerini, değer vermediklerini kanıtlıyorlar. 1 milyon kişi atamaya bekleyecek, siz sonra 20 bin atama yapacaksınız. Bu öğretmene verdiğiniz değerin ne kadar sorunlu olduğunu gösteriyor” dedi. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Ankara Temsilcisi İnci Gürkan ise “Bu şiddet tesadüf değil. Ne eğitimin niteliği bırakıldı, ne de öğretmenlerin meslek onuru bırakıldı” değerlendirmesini yaptı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in 20 bin öğretmen atanacağı yönündeki açıklaması ve İstanbul’da özel okul müdürü İbrahim Oktugan’ın bir öğrenci tarafından silahla vurularak öldürülmesine yönelik tepki ve protestolar sürüyor.
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Ankara Temsilcisi İnci Gürkan, öğretmen atamalarına ilişkin açıklanan kontenjanı ve öğretmenlerin maruz kaldığı şiddeti ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
“BU SORUN DAHA DA BÜYÜYECEK”
Eğitim, fen edebiyat ve ilahiyat fakültelerinden mezun olan ve hala eğitimine devam eden öğrenci sayısına dikkat çeken Özbay, “Eğitim fakültelerinde 250 bin öğrenci var. 400 bin fen edebiyat fakültelerinde var. 100 binin üzerinde din ve din bilimleri fakültelerinde öğrenci var. Topladığınızda 800 bine yakın öğrenci okullardan mezun olduğunda öncelikle öğretmen olabilir miyim? Umudunun adeta satıldığı… Çünkü eğitim bilimleri dışında başka alanlara da bunun taşındığını görüyoruz. Gençlerin geleceğini planlamakla yükümlü olan iktidar, üniversiteye alıp, onları müşteri gözüyle görüp, bulundukları illere para kazandırsın, ondan sonra ne yaparsa yapsın anlayışı bugün 1 milyona yakın atama bekleyen öğretmeni karşımıza getirmiştir. 20 bin atama rakamlarıyla gidilirse, bu sorun daha da büyüyecektir. Aslında öğretmenlik mesleğini ne kadar değersizleştirdiklerini, değer vermediklerini kanıtlıyorlar. 1 milyon kişi atamaya bekleyecek, siz sonra 20 bin atama yapacaksınız. ‘Bir miktar’ diyeceksiniz. Bu öğretmene verdiğiniz değerin ne kadar sorunlu olduğunu gösteriyor.”
“GEÇTİĞİMİZ YIL 23 BİN 670 ÖĞRETMEN EMEKLİLİK, İSTİFA, ÖLÜM GİBİ SEBEPLERLE SİSTEMİN DIŞINA ÇIKMIŞ”
20 bin öğretmen atamasının kabul edilebilir olmadığını söyleyen Özbay, şöyle devam etti:
“Geçtiğimiz yıl 23 bin 670 öğretmen emeklilik, istifa ve ölüm gibi sebeplerle sistemin dışına çıkmış. Bu alınan öğretmenler bırakın yenilerini eklemeyi, mevcut öğretmenlerin yerini bile dolduracak sayıda değil. Bakan, bakana, bakan cumhurbaşkanına… Ama ne halkı ne de öğretmeni ne çocuğu gören yok. Atanmadığı için farklı işlerde çalışmak zorunda kalan, intihar eden, yaralanan, güvencesi olmayan, özel sektörlerin kucağına itilen ve devlette istihdam edilmeyip, ‘ücretli çalışırsan gel o zaman’ anlayış var. Yaşamını kaybeden ve psikolojik, sosyal sorunlar yaşayan, gençlerin umudunu çalan AKP iktidarıdır. Eğitime bakış açıları AKP iktidarının ne olduğunu gösteriyor. 20 bin atama sayısını kabul edilemez.”
“SEN ÖĞRETMENE PARMAK SALLARSAN BİRİLERİ DE GELİP ÖĞRETMENE ŞİDDET UYGULAR”
Eğitim alanında yaşanan şiddet vakalarının artışa geçtiğini söyleyen Özbay, “Şiddetin tek bir faili yok. Şiddetin arkasında sorunlu ve karanlık bir zihniyet var. Biz eğitimcilerin mücadelesi bu karanlık zihniyetin aydınlanması için” dedi. Öğretmenlerin maruz kaldığı şiddeti protesto etmek iççin Cuma günü tüm Türkiye’de sendika olarak iş bırakacaklarını söyleyen Özbay, şunları söyledi:
“Sen öğretmene ‘şahsiyet kazandıracağız’ dersen, ‘bir miktar’ dersen, ‘öğretmenler yeteri kadar idealist değil’ dersen, atama bekleyen bir milyon öğretmen yığınını oluşturursan, özel sektörün kucağına itersen, protokoller yapıp herkes öğretmenlik yapabilir algısı yaratırsan ve öğretmeni bu kadar değersizleştirirsen o sorunlu zihniyet öğretmene şiddete başvurur. Sen öğretmene parmak sallarsan birileri de gelip öğretmene şiddet uygular. Bu şiddetin faili yine siyasi iktidarın yarattığı tahribattan kaynaklanıyor. Öğretmenler zaten mobbinge ve psikolojik şiddete maruz kalıyorlar.”
“ATAMA BEKLEYEN YÜZ BİNLERCE ÖĞRETMEN VAR”
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Ankara Temsilcisi İnci Gürkan da fakültelerin öğretmenlik alanlarından mezun olan öğrenci sayısına dikkat çekti. Aynı zamanda mezun olup, atama bekleyen öğretmen adaylarının olduğunu söyleyen Gürkan, “Atamayı bekleyen yüz binlerce öğretmen var” dedi.
“20 BİN ATAMA BEN SİZİ EKONOMİK KOŞULLARDA YÜZÜSTÜ BIRAKIYORUM DEMEK”
20 bin kişinin belirli branşlarda atanacağı ve bu sayının yetersiz olduğunu ifade eden Gürkan, şunları söyledi:
“Bu ekonomik krizin faturasını yine bize ödetmek, ‘siz yine özel sektörde güvencesiz koşullarda çalıştırılmaya devam edin, patronların hükümranlığına sizi bırakıyoruz’ demektir. 20 bin atama çok komik bir rakam. Rakamlar çok düşük. 81 ilde üniversitelerin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Mezun onlan binlerce, on binlerce öğretmen var. Ben sizi ekonomik koşullarda yüzüstü bırakıyorum. Kriz koşullarına ve güvencesiz özel sektör çalışma koşullarına sizi mahkum ediyorum demektir. Biz 20 bin atamadan ancak bunu anlayabiliriz.
“BİR ÖĞRETMENİMİZ MAAŞ İSTEDİĞİ İÇİN KAFASINDA BARDAK KIRILDI”
Öğretmenlerin çalışma yaşamlarında hem fiziksel hem de psikolojik olarak şiddete maruz kaldığını söyleyen Gürkan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sendikamız kurulduğundan beri öğretmenlerin maruz kaldığı psikolojik ve fiziksel şiddeti hem velilerimize ve diğer sektörden bütün emekçilere nasıl koşullar altında yaşadığımızı göstermeye çalışıyoruz. Bu şiddeti lanetliyoruz ve kınıyoruz. Kaybettiğimiz öğretmenimizin üzüntüsünü yaşıyoruz. Güvencesiz ve ucuza patronların hükümranlığına, karına terk edilmiş öğretmenler zincirinden bahsediyoruz. Bu olaydan önce bir öğretmenimiz maaş istediği bir okulda kafasında bardak kırıldı. Bu şiddet tesadüf değil. Milli Eğitim Bakanlığı’nı özel sektörde çalışan hiçbir öğretmeninin arkasında durmuyor. Onu güvencesiz koşullara, şiddetin her türlüsüne maruz bırakıyor. Denetim yok. Patronlardan hesap soran bir bakanlık yok. Ne eğitimin niteliği bırakıldı, ne de öğretmenlerin meslek onuru bırakıldı. Bu eğitimde, sağlıkta da böyle. Özelleştirilen bütün kurumların içerisinde durum böyle. Daha fazlası yaşanmasın istiyoruz. Hiçbir öğretmen bu koşullara terk edilmesin diye mücadelemizi büyütmeye kararlıyız. Kamusal eğitimi her zaman dile getirmeye devam edeceğiz.”
]]>Vatandaşlar yavaş yavaş kış şartlarını geride bırakırken, havaların güzelleşmesiyle garajlarda ve bodrumlarda tutulan iki tekerlekli araçların kullanımı da yaygınlaşıyor. Havaların ısınması sonucunda toplu taşıma ücreti vermemek ve kent içerisindeki yoğun trafikten kaçınmak isteyen bazı vatandaşlar hem paradan hem de zamandan tasarruf sağlıyor. Birok vatandaş, bisiklet kullanmayı tercih ederken, bazıları da scooter ve motosiklet ile ulaşım ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyor. Kentin genel olarak düzlük bir arazi olması nedeniyle bu tercihlerinin kendilerine büyük kolaylıklar sağladığını belirten sürücüler, park yeri bulmak konusunda da sorun yaşamadıklarını dile getiriyor.
“Bisiklet kullandığınızda hem zamandan, hem paradan, hem de yoldan tasarruf ediyorsunuz”
Eskişehir’de ulaşım konusunda en rahat aracın bisiklet olduğunu söyleyen bisiklet kullanıcısı Bahri Ünal, kentin düzlük bir arazi olması nedeniyle bisiklet kullanmanın kendisine ayrı bir rahatlık sağladığını ifade etti. Ünal, “Tramvay yolu gibi güvenli gidebileceğiniz yer sayısı bol. En kolay ulaşım yolu ve aynı şekilde ucuz. Biliyorsunuz, otobüs ve dolmuş çok fiyatları. Bu nedenle öğrencilerin cebini yakıyor. Ben de o yüzden bisiklet kullanıyorum. Küçük olduğu için yani aralardan sıvışabiliyorsunuz. Bu her ne kadar güvenli olmasa da trafik sıkıştığında dolmuştaki gibi bekleme durumlarınız olmuyor. O yüzden bisiklet güzel. Eskişehir’in trafiği diğer şehirlerle kıyaslandığında çok kötü değil aslında. Ama bazen kalabalık oluyor, gerçekten insanı yoruyor. Kaldırımdan gitmek durumunda kalıyorsun, yayalara zorluk çıkarıyor ama yani yine fena değil. Bisikletle gidilebilecek düzeyde. Bisiklet kullandığınızda hem zamandan, hem paradan, hem de yoldan tasarruf ediyorsunuz. Ara sokaklardan falan geçmek çok daha kolay oluyor” dedi.
“Sürekli scooter kullandığım için bunun artısını fazlasıyla yaşıyorum”
Scooter kullanıcısı Dursun Höçük, kent merkezlerinin yoğun olması nedeniyle bazı durumlarda otomobil kullanmanın yorucu olduğundan bahsederek, “Hem Eskişehir’in hem de diğer illerin çarşısı sürekli yoğun oluyor. Arabalar çok yakın duruyorlar. Motosikletin de geçemediği zamanlar oluyor. Ama scooter, motosikletin giremediği yerlere kolaylıkla girebiliyor. Onun için scooter kullanmayı tercih ediyorum. Bir yere 5 dakikada yetişmem gerekiyorsa arabayla 10 dakika iken, toplu taşıma aracıyla yarım saat sürüyorken, scooterla istediğim zaman yetişebiliyorum. Sürekli scooter kullandığım için bunun artısını fazlasıyla yaşıyorum. O yüzden trafiğin bana herhangi bir etkisi olmuyor. Araba kullansam daha bezdirici olabilirdi. Trafiği ve toplu taşıma araçlarını beklemek konusunda sorunlar yaşayabilirdim. Mesela yolda giderken ışık mı var? Kaldırıma çıkıyorum, scooter ile hemen 2 dakikada o sorunu çözmüş oluyorum. Acelesi olan insanların kullanılabileceği bir şey. Mesela iş yerine mi gidecek? Yarım saat geç mi kaldı? Metrobüs veya araba kullanmaktansa scootera atlayıp yarım saat gidilecek yol 10 dakikada gidilebilir” şeklinde konuştu.
“Eskişehir’in bir akşam trafiği var, küçücük şehirde o kadar araba sığmıyor”
Motosiklet kullanıcısı Murat Seyhan ise, otomobil kullanmayarak en çok park sorunu konusunda rahatladığını aktararak şu sözleri kaydetti:
“Biliyorsunuz park sorunu Eskişehir’de çok fazla var. Motosiklette böyle bir problem olmuyor. Az yakıyor, trafiğe takılmıyorsun. Böyle kolaylıkları olduğu için motosiklet daha çok tercih ediliyor. Eskişehir’in bir akşam trafiği var, küçücük şehirde o kadar araba sığmıyor. Motosiklet akşam trafiğinden kurtulmana yarıyor. Sağdan soldan kaçıp gidiyorsun. O nedenle otomobil yerine motosiklet kullanmak daha rahat. Ama Eskişehir’de motosiklet kullanımı biraz kötü ya da kullanıcılar biraz deneyimsiz. O yüzden trafiği biraz karıştırıyorlar. Yani düzgünce eğitimini alıp, kasklarını ve kıyafetlerini tamamlayıp öyle trafiğe çıkmalarını tavsiye ederim. Otomobil kullanmaktansa motor kullanmak özellikle Eskişehir’de hem zamandan hem yakıttan tasarruf sağlar.” – ESKİŞEHİR
]]>Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, göreve geldiği günden bu yana ‘halka hizmet, Hakk’a hizmet’ ve ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ felsefesiyle mesai kavramı gözetmeden uyum kültürü içerisinde tüm ilçelerde dokunmadık alan bırakmıyor.
Bu kapsamda, Başkan Büyükkılıç, Yahyalı ilçesinde doğa harikası şelaleleri, yaz kış eksilmeyen suyuyla her mevsim farklı güzellikler ile muhteşem görsel şölen sunan Kapuzbaşı Şelaleleri’ni ziyaret etti.
Vali Gökmen Çiçek, Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, il ve ilçe protokolü ile birlikte, Kapuzbaşı Takım Şelalelerini ve bölgeyi gezdiler.
Yeryüzünün saklı cenneti Kapuzbaşı Şelaleleri’ne tüm doğaseverleri beklediklerini söyleyen Başkan Büyükkılıç, “Büyükşehir Belediyesi olarak gerçekleştirdiğimiz ulaşım çalışmalarıyla birlikte konforlu yollarıyla doğa harikası Kapuzbaşı Şelaleleri’ne doğaseverlerimizi bekliyoruz” dedi.
Sallanan Asma Köprü’nün Açılışını Gerçekleştirdiler
Vali Çiçek ve Başkan Büyükkılıç ayrıca, kentin yeni turizm destinasyonlarından Yahyalı Asma Köprü’yü de ziyaret ederek, bölgede bulunan vatandaşlarla sohbet etti.
Büyükkılıç, “Yahyalı’mızın simgelerinden Göksu Şelalesi’ndeki ömrünü yitirmiş olan ve yenilenen Sallanan Asma Köprü’nün açılışını gerçekleştirdik. Adeta Yahyalı’mızın bir gerdanlığı gibi duran köprümüzün şehrimize ve ilçemize hayırlı olmasını diler, emeği geçenlere teşekkür ederim” diye konuştu.
Vali Çiçek: “Büyükşehir Belediyesi ile Seferberlik Başlattık”
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Yahyalı Asma Köprü’nün Kayseri’nin en önemli turizm yerlerinden biri olduğunu da göz ardı etmeden, buranın turizme kazandırılması için adeta Büyükşehir Belediyesi ile el ele verip bir seferberlik başlattıklarını ifade etti.
Yahyalı’nın adeta simgelerinden birisi olan asma köprünün tehlike arz etmesi ve biraz güvenliği noktasında problemlerinin olması nedeniyle burada önemli çalışmalara imza atıldığını söyleyen Vali Çiçek, şöyle konuştu:
“Büyükşehir Belediye Başkanımızla bu alanı gezmiştik. Burasının yeniden yapılanması gerektiğini, statik ölçümlerinin ayarlanması gerektiğini, gerekli önlemler yapılarak gerçekten bölge halkının da hoşuna gidebilecek şekilde yapılması gerekiyordu. Büyükşehir Belediyemiz ile birlikte buraya çok önem veriyoruz. Hem Yahyalı Kaymakamımızın hem de Yahyalı Belediye Başkanımızın ısrarlı bir şekilde bu bölgenin turizme kazandırılmasının bizden talepleri oldu. Kayseri’nin en önemli turizm yerlerinden biri olduğunu da göz ardı etmeden, buranın turizme kazandırılması için adeta Büyükşehir Belediyesi ile el ele verip bir seferberlik başlatmıştık, tamamlandı. Bölge halkımızın da büyük beğeni aldığını görüyorum. Gerçekten güvenli bir hale geldi.”
Çiçek, asma köprünün yenilenen yüzü ile adeta inci bir gerdan gibi olduğunu söyleyerek, “Bölgeye adeta güzellik kattı. İnci bir gerdan gibi oldu. Bu Yahyalı’ya yakıştı. Hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.
Daha sonra Vali Çiçek, Başkan Büyükkılıç ve beraberindeki protokol, asma köprüden geçerek, o heyecanı hep birlikte yaşadı.
Vali Çiçek ve Başkan Büyükkılıç’a ziyaret kapsamında, Yahyalı Kaymakamı Mehmet Kaya, Yahyalı Belediye Başkanı Esat Öztürk ile il ve ilçe protokolü eşlik etti. – KAYSERİ
]]>Kadın girişimci Hatice Akdulum kentin lezzetlerinden biri olan mumbar dolmasını üreterek kendi markasını oluşturdu. Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan da tescil ettirdi.
Hem üretip hem de istihdam eden Akdulum, “2016 yılında bir anda oğlumun söylemesiyle başladım bu işe. Zor dönemden geçerken ne yapabilirim diye düşündüğüm bir anda mumbarcılık yapmaya başladım. Mumbarcı Hattuç bacı oldum. Ekibimde benim gibi güçlü hiç yorulmuyoruz. Gaziantep deyince yemek kültürümüzü herkes bilir. Hepimiz bir aradayız. Antep bir marka. Gastroantep bir marka. Mumbar da her yörede yapılıyor ama bizim Gaziantep’te tescilli olan bir yemek” dedi.
Gaziantep, Türkiye’nin coğrafi işaret konusundaki örnek şehri
Büyükşehir Belediyesi, Unesco yenilikçi Kentler Ağında Türkiye’nin ilk gastronomi şehri olarak yer alan Gaziantep’te şehre ait ürünler coğrafi işaret tescili ile koruma altına alınarak geleceğe taşınıyor.
Zengin kültürüyle eşsiz lezzetlerinin korunması için Gaziantep Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere kentte bulunan kurumların koordineli olarak yürüttüğü çalışmalarla Gaziantep’e özgü yöresel ve kültürel değerler tescillenerek korunuyor. Gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılması amacıyla da coğrafi işaret ve markalaşma projeleri yürütülüyor. Yürütülen çalışmalarla ürünlerin yurtdışında tanıtımı sağlanarak kentte bulunan girişimcilere ilham oluyor, yurtdışına ürünlerin ihraç edilmesi sağlanıyor.
Gaziantep, Türkiye’de en çok coğrafi işarete sahip il
Türkiye’de 105 coğrafi işaretli ürün ve 1 geleneksel ürünle şu anda en fazla coğrafi işarete sahip il konumunda bulunan Gaziantep; el sanatları ürünleri, tarım ürünleri ve yöresel yemekleriyle de tescilli ürünler arasında önemli yer tutuyor.
AB tescili alan ürünlere yenisi eklenmesi için çalışmalar sürüyor
Gaziantep aynı zamanda Türkiye’de Avrupa Birliği coğrafi işaret tescili olan şehir oldu. Gaziantep Sanayi Odası’nın girişimiyle tescillenen Gaziantep baklavasının ardından kısa süre önce Araban sarımsağı da AB coğrafi işaret tescilini aldı. Büyükşehir Belediyesi Oğuzeli Kadın Kooperatifi iş birliği ile Antep menengiç kahvesi ve Oğuzeli nar ekşisi için de Avrupa Konseyine başvuruları gerçekleştirilirken; Nizip’te üretilen nane ve zeytin yağı, İslahiye’de üretilen biber, koruk ekşisi ve diğer ürünlerin AB coğrafi işaret tescil çalışmaları devam ediyor.
Coğrafi işaret tescili alınan ürünlerin denetimi Türkiye’de ilk kez kurulan Gaziantep Büyükşehir Coğrafi İşaret ve Markalaşma Şube Müdürlüğü tarafından her yıl düzenli yapılarak, Türk Patent ve Marka Kurumu’na gönderiliyor.
“Çalışmalarımızla Avrupa’da marka olmak istiyoruz”
Büyükşehir Belediyesi Tarım ve Hayvancılık Daire Başkanı Kenan Seçkin, coğrafi zenginliklerin öne çıkarılmasında büyük bir emek harcandığını ifade ederek, “Coğrafi işaret ilk yönetim birimini oluşturan belediye Gaziantep Büyükşehir Belediyesidir. Coğrafi İşaretler ve Markalaşma Şube Müdürlüğümüz var daire başkanlığımıza bağlı. Biz köy köy ekiplerimizle gezerek coğrafyanın nesi meşhur onları tespit edip gün yüzüne çıkarıyoruz. Çalışmalarımızla Avrupa’da marka olmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Gaziantep 500’den fazla yemek çeşidiyle ününü dünyaya taşıdı”
Mutfak Sanatları Merkezi Şef Koordinatörü Doğa Çitçi, Gaziantep’in dünyada eşi benzeri olmayan bir zenginliğe sahip olduğunu belirterek, “Çok iyi, dünyada eşi benzeri olmayan bir mutfak var burada. Gaziantep tek başına 500 çeşidin üstünde yemeği olan şehir. Tek başına lokomotif bir şehir. Coğrafi işaret tabi ki şehre etiket kazandırıyor. Gaziantep bu yönden zengin bir şehir olduğu için coğrafi işaretli ürün sayısı çok fazla” ifadelerini kullandı. – GAZİANTEP
]]>Yazılı ve uygulamalı sınavların ardından itfaiye erleri, 4 ay süren eğitim sürecini tamamladı. Ata Eğitim Merkezi’nde gerçekleşen programla, sınavlardaki toplam başarı derecelerine göre 50 itfaiye eri görev yeri tercihi yaptı. Mersin Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Olcay Tok, İtfaiye Dairesi Başkanı Fuat Tuğluoğlu, şube müdürleri ve ailelerin katıldığı programda, konuşmaların ardından itfaiye erlerinin 4 aylık eğitimlerinden kesitler izlendi. Ardından itfaiye erleri, alanda kurulan parkurlarda çeşitli kaza senaryolarında kurtarma tatbikatları yaptı. Grup amirliklerindeki ihtiyaçlar doğrultusunda ve alınan puanlara göre yapılan yerleştirmeye göre merkezde 32, Tarsus’ta 8, Anamur’da 6 ve Mut’ta 4 kişi görevlendirildi.
“Tamamen şeffaf ve liyakate uygun olarak personel alındı”
Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Olcay Tok, alımı yapılan 50 itfaiye erinin eğitimlerini tamamlayarak göreve başladıklarını ifade etti. Personel alımının tamamen şeffaf ve liyakate uygun olarak yapıldığını kaydeden Tok, “Büyükşehir Belediye Başkanımızın öncülüğünde Ata Eğitim Merkezi’ni kurduktan sonra, uygulamalı eğitimler tüm personelimize verilmeye başlandı. Personelimiz ilk yardım, kuleden indirme, yaralı kişiyi yüksek yerden indirme, yüksek yere çıkma ve yangına müdahale yaptılar. Geçen sene de 100 memur almıştık. Toplam 150 personelin 106’sı, burada gördüğünüz tüm eğitimin hepsini yapabilecek düzeyde. Mersin Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesini daha da kuvvetlendirdik. Olaylara çok seri ve uygun bir şekilde müdahale edecek düzeye geldiler. Bu eğitimler düzenli olarak devam edecek” dedi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına, 133 itfaiye eri, 60 zabıta memuru alımı için 2. kez yazı yazdıklarını ve onay beklediklerini belirten Tok, “Talep ettiğimiz memurları da alırsak, onların eğitimlerini de vereceğiz. Mersin’deki tüm yangınlarda, arama-kurtarmalarda, geçen sene yaşadığımız gibi büyük afet olaylarında, güçlü bir Mersin Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi olacak. Evet şu anda da güçlüyüz ama daha da güçlenmek istiyoruz” diye konuştu.
“Halkımızın malını, canını kurtaran teşkilat olarak görevimize devam edeceğiz”
İtfaiye Daire Başkanı Fuat Tuğluoğlu, ilk yapılan alımlarda itfaiye erlerini direkt göreve başlattıklarını ve bu süreçte eğitimlere devam ettiklerini, son alımlarda ise 4 aylık eğitim sonrası göreve başlattıklarını ifade etti. Tuğluoğlu, Başkan Vahap Seçer’in itfaiye teşkilatının gerek personel gerek araç ve malzeme ihtiyacı konusunda hiçbir zaman kendilerini yalnız bırakmadığını belirterek, “Ata Eğitim Merkezi’ni de başkanımızın sayesinde Mersinimize kazandırdık. Umarım burada hem kendi itfaiyeci arkadaşlarımızı eğiteceğiz hem de diğer kurum ve kuruluşlardan gelen talepleri karşılayacağız” şeklinde konuştu.
Programda itfaiye erlerine de seslenen Tuğluoğlu, “Bileğinizin hakkıyla, Türkiye’nin en liyakatli sınavını geçerek geldiniz ve 4 ay eğitim aldıktan sonra kadroya katılacaksınız. Biz sizi Mersin’in 30-35 yılına hizmet edecek personel olarak görüyoruz. Zaten iyi olduğunuz için buradasınız. Mersin’e en iyi hizmet personeli kazandırdığımıza inanıyoruz. Bizim inanmamızdan öte, sizin bunu hareketlerinizde, faaliyetlerinizde veya girdiğiniz olaylarda göstermeniz gerekecek. O yüzden size güvenimiz ve inancımız tam. Her zaman halkımızın malını, canını kurtaran teşkilat olarak görevimize devam edeceğiz. Biz her zaman Mersin halkının yanında olacağız” ifadelerini kullandı.
Mersin’in yeni itfaiye erleri görevlerine hazır
İtfaiye Eri Emirhan Yücel, itfaiye eri alımı için Ordu’dan geldiğini ve çok başarılı bir sınav süreci geçirdiğini anlatarak, Tarsus’ta görev yapacağını söyledi. Yücel, “Buraya geldiğim zaman korkularım vardı ama alımın çok şeffaf ve liyakatli bir şekilde olacağını gördüm. Sınava ve ardından parkura girdik. Herkesin fiziki yeteneklerini ölçtüler. Sonra bu puanları harmanlayıp, liyakatli bir şekilde bizi buraya aldılar. 4 aylık eğitim sürecimiz oldu ve güzel bir mezuniyetle de eğitimimiz bitti. Yangın söndürme, yüksekten iniş, araç içinden kurtarma ve araç altındaki yaralıyı çıkartma gibi parkurlarla, gelen velilerimize ve konuklarımıza bunu gösterdik” dedi.
Son alımda kazanan tek kadın itfaiye eri Eda Avşar ise “Bu alımın şeffaflığından dolayı Başkanımız Vahap Seçer’e çok teşekkür ederim. Her şey göz önündeydi. Burada çalışma arkadaşlarımız, ekip amirlerimiz çok iyiydi, çok şeffaf davrandılar. Herkes eşit bir şekilde parkur denedi. 15 Ocak’ta sınavı kazandık ve 4 aylık bir eğitim sürecimiz oldu. Çok güzel bir eğitimdi” dedi. – MERSİN
]]>Operasyon, Aksaray’ın Eskil ilçesinde bir sınav merkezine yönelik gerçekleştirildi. Edinilen bilgiye göre, ilçede suç ve suçluların önüne geçilmesi amacıyla istihbari çalışmalar yapan İl Jandarma Komutanlığı ve Eskil İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri; 2 şahsın ehliyet sınavına girecek sürücü adaylarına görüntü, internet ve ses sistemli özel bir kıyafet giydirerek sınava soktuğu bilgisine ulaştı. Bunun üzerine Eskil Cumhuriyet Savcılığı koordinesinde harekete geçen İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) ve ilçe jandarma komutanlığı ekipleri olayla ilgili geniş çaplı araştırma ve inceleme başlattı. İlk olarak şüphelilerin kimliklerini belirleyen jandarma ekipleri, ilçede yaşayan R.A. ve Ş.E. isimli şahısları takibe aldı. Yaklaşık 1 ay süren teknik ve fiziksel takibin ardından yeterli delile ulaşan jandarma ekipleri, şüphelilerin ehliyet sınavına girecek M.E. isimli şahsa özel kıyafet giydirerek sınava göndereceği bilgisi üzerine operasyon için düğmeye bastı. R.A. ve Ş.E. isimli şahısların sınavın yapılacağı merkeze yakın bir yerde araç içerisinde bekleme yapmasını takip eden jandarma ekipleri, M.E. isimli sürücü adayının da merkeze gelerek sınava girmek istediği anda operasyonu gerçekleştirdi. Üzerinde ses, internet ve görüntü düzenekli kıyafet bulunan ve sınava girmeye çalışan M.E. ile para karşılığında bu düzenekleri sürücü adaylarına giydirerek sınavı kopyayla geçmelerini sağlayan R.A. ve Ş.E. suçüstü yakalandı. Sınava giren M.E. isimli şahsın üzerinde yapılan kontrolde, giymiş olduğu kazağın göğüs kısmında dışarıdan görünmeyecek şekilde bir adet mini kamera, iç kısmına özel olarak gizlenmiş bir adet ses aktarım düzeneği, iç çamaşırının içerisine özel tasarlanmış bölümde bir adet görüntü aktarım ve bir adet kablosuz internet (wi-fi) cihazı ile kulağına özel olarak yerleştirilen kulak içi kulaklık ele geçirildi. R.A. ve Ş.E. isimli şahısların üzerinde ve içerisinde bulundukları araçta yapılan aramalarda ise; 3 adet mobil wi-fi, 3 adet cep telefonu, 9 adet mini gizli kamera, 8 adet kulak içi mini kulaklık, 23 adet mini lityum pil, 4 adet mobil ses aktarım cihazı, 2 adet mobil kamera görüntü aktarım cihazı, 3 adet sınava girecek şahıslara giydirmek için üzerine özel düzenek yerleştirilmiş kazak, 3 adet, sınava girecek şahıslara giydirmek için üzerine özel düzenek yerleştirilmiş iç çamaşırı (atlet), 3 adet, sınava girecek şahıslara giydirmek için üzerine özel düzenek yerleştirilmiş iç çamaşırı (boxer), 2 adet taşınabilir güç kaynağı ve 1 adet telefon bataryası ile şarj aleti ele geçirildi.
Gözaltına alınan sürücü adayı ve diğer 2 şüpheli sorgulanmak üzere İl Jandarma Komutanlığına götürülürken olayla ilgili tahkikat sürüyor. – AKSARAY
]]>Büyük bir malzeme deposuna verilen hasar da yapılabilecek onarımları ciddi şekilde aksattı.
Yardım kuruluşları, temiz su eksikliği ve arıtılmamış kanalizasyon akışının insan sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu söylüyor.
Gazze’de savaşan İsrail’in uluslararası hukuk kuralları çerçevesince, kritik altyapıyı koruma görevi bulunuyor. Bu durumun tek istisnası bu kritik sahaların saldırı amaçlı kullanıldığına dair delil sunulması olarak gösteriliyor.
İsrail ordusu BBC’ye yaptığı açıklamada, Hamas’ın sivil altyapıyı terör saldırıları için kullandığını savundu.
Gazze’de savaş öncesi de temiz su sorunu bulunuyordu. Bölge halkı, sondaj kuyuları ve deniz suyu arıtma tesislerinden oluşan bir sistem üzerinden su temin ediyordu.
BBC Verify ekibinin yaptığı araştırma, İsrail’in Gazze’ye saldırmasından bu yana hayati önemdeki bu tesislerin yarısından fazlasının hasar gördüğünü veya yok edildiğini ortaya çıkardı.
Ayrıca hastalıkların yayılmasını önlemede kritik öneme sahip, altı atık su işleme tesisinden dördünün hasar gördüğünü veya tahrip edildiğini tespit ettik.
Bir yardım kuruluşuna göre, diğer iki tesis de yakıt ve malzeme eksikliği nedeniyle kapandı.
Bu tesisler ile birlikte, Gazze Sahil Şeridi Belediyeleri Su İdaresi (CMWU) tarafından sağlanan 600’den fazla su ve arıtma tesisini inceledik.
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’a ait bu uydu görüntüsünde hasar görmüş iki büyük su depolama tankı görülüyor.
Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün İngiltere’deki direktörü Dr. Natalie Roberts, su ve sanitasyon tesislerinin tahrip edilmesinin “halk için korkunç sağlık sorunları” anlamına geleceği uyarısında bulundu.
Roberts, “İshal semptomlu hastalıkların oranları korkunç derecede yüksek” diyor.
Şiddetli ishal, çocuklarda ölüme yol açabiliyor.
Örgüte göre, özellikle hamile kadınlar için tehlikeli olan, kirli su kaynaklı Hepatit A vakaları da yüksek.
Doktor Roberts, insanların bu hastalık nedeniyle öldüğünü söylüyor ve yüz binlerce Gazzelinin sığındığı Refah’taki vaka sayısında dikkat çekici bir artış olduğunu kaydediyor.
Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e saldırısı sonrası başlayan savaşta Gazze’deki yerleşimlerde büyük yıkım yaşandı. BM’ye göre yaklaşık 69.000 konut yıkıldı ve 290.000 konut da hasar gördü.
Konuştuğumuz yardım görevlilerine göre artık evlerde su bulunması “çok düşük bir ihtimal”.
BBC uydu görüntülerini inceledi
Bu araştırmayı gerçekleştirmek için en iyi yaklaşımın ne olabileceği konusunda, Birleşmiş Milletler ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’ndeki uzmanların tavsiyesine başvurduk.
Her bölge için en güncel yüksek çözünürlüklü uydu görüntülerini aldık ve bunları 7 Ekim’den önce çekilen görüntülerle karşılaştırdık.
Bize verilen koordinatlara ait uydu görüntülerindeki, tesisin bulunması gereken yerfe en yakın yapı, yıkılmış, kısmen çökmüş veya başka hasar belirtisi gösterirse, söz konusu tesisi yıkılmış veya hasar görmüş olarak işaretledik.
BBC Verify, incelediği yapıları “yıkılmış” veya “hasar görmüş” olarak ayırmadı. Bunun sebebi incelenen her tesisin tam olarak neye benzediğini bilmeden, “tam bir yıkım” veya “hasar” ayrımı yapılamayacak olmasıydı.
603 su tesisinin yüzde 53’ü hasarlı
Su kuyuları genellikle yer altında bir sondaj kuyusu, elektrikli pompa ve yüzeyde küçük bir kontrol merkezinden oluşur.
Bu kontrol merkezleri, her zaman uydu görüntülerinden seçilemediğinden ya da kolaylıkla tanımlanamadığından, olası hasarı değerlendirirken en yakındaki görünür binaları analiz ettik.
Bu inceleme sonunda, 603 su tesisinden yüzde 53’ünün 7 Ekim’den bu yana hasar görmüş veya yıkılmış olduğu ortaya çıktı.
51 tesis çevresinde daha hasar tespit ettik ancak söz konusu su tesisinin kendisinin hasar görüp görmediğini belirleyemediğimiz için bunları dışarıda bıraktık.
En son veriler Mart ve Nisan ayında alınan uydu görüntülerinden elde edildi. Nisan ayından bu yana da hasar tespit çalışmamız devam ediyor.
Yıkıldığı veya hasar gördüğü belirlenen tesislerin çoğunluğu Gazze’nin kuzeyi ile güneydeki Han Yunus şehri çevresinde toplanıyor.
Gazze Şeridi’nin merkezindeki Bureij’deki bir atık su tesisinde, tesise güç sağlayan güneş panellerinin yok edildiği görülüyor. Kanalizasyon arıtma tanklarının yüzeyinde de yosun oluştuğu anlaşılıyor.
Uydu görüntülerinde hasarın tamamı seçilemediğinden, yaptığımız analiz, savaşta hasar görmüş tesislerin bazılarını gözden kaçırmış olabilir.
Bazı tesisler de yakıt yetersizliğinden dolayı tam olarak faaliyet göstermiyor olabilir.
BBC’ye Deir al-Balah’taki deniz suyu arıtma tesisi ile ilgili açıklama yapan BM kuruluşu UNICEF, kurdukları tesisin yakıt eksikliği nedeniyle yalnızca yüzde 30 kapasiteyle çalışabildiğini kaydetti.
Çoğu Gazzeli evlerinden ayrılarak, çadır kentlerde yaşamaya zorlanırken, biriken kanalizasyon da insan sağlığı için daha büyük bir tehdit oluşturuyor.
Filistin İnsan Hakları Merkezi’nde çalışan Muhammed Atallah, “Pompalar çalışmadığı için sokaklar kanalizasyon suyu içinde kaldı” dedi.
Gazze’deki savaş nedeniyle su idaresi yetkilileri için tesis onarımları oldukça zorlaşmışken, önemli bir bakım malzemeleri deposuna yapılan saldırı da bu işi iyice güçleştirdi.
El-Mawasi mahallesindeki bina, 21 Ocak’ta düzenlenen füze saldırısında ağır hasar gördü.
Gazze Sahil Şeridi Belediyeleri Su İdaresi’ne göre bu saldırıda dört kişi öldü, 20 kişi de yaralandı.
BBC’ye konuşan su idaresi genel müdürü Monther Shablaq, vurulan yapının, Gazze’deki su ve sanitasyon hizmetlerinin kalbi olduğunu söyledi.
Shablaq, depoda, bakım için kullanılan 2 binden fazla malzeme bulunduğunu kaydetti. Filistinli yetkili, su boru hattı gibi kritik altyapının onarım ve bakım faaliyetlerinin ciddi şekilde aksadığını söyledi.
İsrail ordusu, Han Yunus’taki malzeme deposunun hedef alınmadığını savundu.
Ordu, tesis yakınında faaliyet gösteren Hamas teröristlerinin vurulduğunu iddia etti ve “saldırı sonucunda deponun bazı bölümlerinin hasar görmesinin mümkün olduğunu” kaydetti.
Uluslararası hukuk ne diyor?
Hasar görmüş veya yıkılmış durumdaki beş su tesisine ait uydu görüntüsü analizini İsrail ordusu ile paylaştık.
Ordu bir vaka için, saldırı iddiasını yalanladı. Diğer dört vakada ise asıl hedefin Hamas savaşçıları olduğunu savundu:
“Hamas, silah ve mühimmatını bu sivil yapıların içinde depoluyor. Bu yapıların altında terör altyapısı kuruyor ve saldırılarını onlardan gerçekleştiriyor.
“İsrail ordusu, diğer yerlerde olduğu gibi, söz konusu su tesislerinin içinde veya yakınında da, tespit edilen bu terör altyapılarını yok ediyor”
Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne insanlığa karşı işlenen suçlar konusunda danışmanlık yapan Leila Sedat, İsrail ordusunun, aksini kanıtlayacak somut delilleri olmadığı sürece sivillerin hayatta kalması için kritik öneme sahip tesisleri koruması gerektiğini savundu.
BBC’ye konuşan uzman, savaş faaliyetlerini hukuki anlamda ele alırken, şüpheli faaliyetlerin bir devamlılık gösterip göstermediğine bakıldığının altını çiziyor.
Leila Sedat, “Her saldırıyı ayrı ayrı ele alamazsınız. İsrail ordusu su borularını, su tanklarını ve altyapısını vurdu” diyor ve devam ediyor:
“Bir yerdeki su ve arıtma tesislerinin yarıdan fazlasının hedef alınmadan devre dışı bırakılması çok güç olurdu.
“Dolayısıyla bu örnekler, ya sivil yapılara önem verilmediğinin ya da kasıtlı olarak yok edildiğinin kanıtıdır. Bunların (saldırıların) hepsi yanlışlıkla yapılmış değil”
Bulgularımız konusunda değerlendirmesini sorduğumuz uluslararası ceza ve insan hakları avukatı Sara Elizabeth Dill şunları söyledi:
“Gazze’nin temelde bir kuşatma savaşı ile tamamen yıkılması durumu ile karşı karşıyayız. Uluslararası yasalara uyma konusunda en ufak bir girişim gösterilmeden, insan hayatı ve onuru hiçe sayılıyor.”
]]>İzmit’te yaşayan Faruk (44) ve Serpil Gürdal (40) çifti, 2016’da ikinci kez bebek bekledikleri dönemde hamilelik süreciyle ilgili destek almak için ilçedeki özel bir hastaneye başvurdu. Gürdal çiftinin iddiasına göre dörtlü tarama testi talepleri doktorun, “Bana güvenmiyor musunuz? Bebeğiniz gayet sağlıklı, bu işin uzmanıyım” söylemleriyle gerek görülmemesi üzerine reddedildi. Hamilelik sürecinin 7’inci ayına giren Serpil Gürdal, bebeğin karnında hareket etmemesi sebebiyle eşi Faruk Gürdal ile hastanenin yolunu tuttu. Yapılan incelemenin akabinde Serpil Gürdal, bebekte bağırsak enfeksiyonunun yaşandığı öne sürülerek ameliyata alındı. Sezaryen ile dünyaya gelen erkek bebeğin yapılan tetkiklerin ardından down sendromlu olduğu belirlendi. Bunun üzerine Gürdal çifti konuyu mahkemeye taşıyarak, doktor ve hastaneden şikayetçi oldu.
21 milyonluk tazminat
Kocaeli 1’inci Tüketici Mahkemesi’nde açılan dava 8 yılın ardından karara bağladı. Mahkeme, aileye 21 milyon 89 bin 691 TL maddi, 200 bin TL de manevi tazminat ödenmesine hükmetti.
“İlk taramadan sonraki tahlillerimiz yapılmadı”
Süreci anlatan Faruk Gürdal, “İlk çocuğumuzu Allah 8 yıl sonra nasip etti, sonrasında tüp bebek yaptık. İkinci çocuğumuz doğal yollardan geldi, hamilelik sürecinde üzerinde çok durduk. Özel bir hastaneye gitmek istedik. Aslında maddi durumumuz çok da iyi değildi, işsizdim. Özel hastanede insanlar özel ilgi bekler. 15 günde bir gidersiniz ense yapısı, kalp atışına bakarlar, fakat bunların hiçbiri fark edilmedi. Hamilelik sürecinin 7’nci ayında annenin mide bulantıları, düşük tehlikesi süreçlerini yaşadık. Çocuğun hiç kıpırdamadığını öğrendik. Tahlillerin tamamını yaptırmak istedik fakat ilk taramadan sonraki tahlillerimiz yapılmadı. Biz yapılmasını istemiş olmamıza rağmen yapılmadı. Doktorumuz ‘Bana güvenmiyor musunuz? Ben size ne söylüyorsam odur. Gerek yok bebeğiniz gayet sağlıklı’ dedi. ‘Hocam bu tarz sorunlar yaşıyoruz, problem olmaz mı?’ dediğimizde ise ‘Hayır ben bu işin uzmanıyım. Bana güvenmeniz gerekiyor’ dedi” ifadelerini kullandı.
“8 yılın sonunda dava lehimize sonuçlandı”
Eşinin hamileliğinin 8’inci ayında doğuma alındığını kaydeden Gürdal, “Sebebini sorduğumuzda bağırsak enfeksiyonu yaşadığını, ölüm tehlikesi olduğu için bir an önce alınması gerektiğini söyledi. İşin ucunda ölüm olduğu için biz de kabul ettik. 1 gün sonrasında ameliyata alındı ve down sendromlu olduğunu öğrendik. Biz down sendromunun ne olduğunu bilmiyorduk. Yoğun bir psikolojik baskı yaşadık. Psikolojik ve maddi süreci nasıl atlatırız diye çok düşündük. İyi bir aile bireyi olamam, iyi bir çocuk yetiştiremem düşüncesiyle dava açmaya karar verdik. 8 yılın sonunda dava çok şükür lehimize sonuçlandı” diye konuştu.
“Emsal olmaktan mutluyum”
Emsal niteliğinde bir karar çıktığını söyleyen Faruk Gürdal, “Karar lehimize sonuçlandı. Miktarı biz belirlemedik, maddiyatta gözümüz yok. 21 milyon TL lehimize sonuçlandı. Çok heyecanlıyım, çok mutluyum. Çocuğuma güzel bir gelecek hazırlayacağım için çok mutluyum. Türkiye’deki ailelere emsal olmaktan mutluyum. Çocuğumun eğitimi için harcayacağım. 8 yaşına geldi, hala bezleniyor. Konuşamıyor, çok geç yürüdü. 3,5 yaşında yürümeye başladı. 36 günlük yoğun bakım süreci vardı. Bu süreç bizi çok etkiledi. 35 gün yavrumuza kavuşamadık. Annesi boğazından hortum salarak beslemişti. Bu süreçler bizi çok yıprattı. O benim evladım, down sendromlu olduğu için bu davayı açmadım. Çocuğumun hakkı olduğu için bu davayı açtım” dedi. – KOCAELİ
]]>Göktaş, Cezayir Enerji ve Madenler Bakanı Mohamed Arkab’ın katılımıyla Bakanlıkta düzenlenen Türkiye-Cezayir Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) 12. Dönem Toplantısı Kapanış Oturumu’nda konuştu.
Türkiye’nin Cezayir ile gönül bağlarının güçlü olduğunu söyleyen Göktaş, iki ülke arasında her alanda kurulacak işbirliklerinin özellikle ticari ve ekonomik potansiyelin çok yüksek olduğunu belirtti.
İlişkileri daha da geliştirmek için gereken adımları attıklarını ifade eden Göktaş, “2023 sonunda Türkiye ve Cezayir arasında, ikili ticaret hacmimiz 6,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam, bugüne kadar ulaştığımız en yüksek seviyedir. 2024’ün ilk çeyreğinde de yükselişin devam ettiğini görmekten son derece memnuniyet duyuyoruz.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’un hedef olarak belirledikleri 10 milyar dolar ikili ticaret hacmine kolaylıkla ulaşabileceğine inandığını dile getiren Göktaş, şöyle devam etti:
“Bu hedefimizi gerçekleştirme adına her iki ülkenin önem verdiği Tercihli Ticaret Anlaşması’nın müzakerelerine başlanması yönünde alınan karardan memnuniyet duyduğumuzu ifade etmek istiyorum. Yatırımların karşılıklı olarak güvence altına alınması ve iş insanlarımızın teşvik edilmesi bakımından güçlü bir hukuki altyapı oluşturmanın elzem olduğuna inanıyorum. Bu itibarla, ‘Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması’nın en kısa sürede imzalanmasını ve yürürlüğe girmesini önemli bulduğumu özellikle belirtmek istiyorum.”
???????- “Cezayir’de 1500’den fazla Türk firmamız bulunuyor”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın destekleriyle yürütülen tüm çalışmalarda önemli başarılar, büyük kazanımların elde edildiğini vurgulayan Göktaş, “Bugün Cezayir’de 33 bin vatandaşımız yaşıyor. Türkiye’de ise 12 bin Cezayirli kardeşimiz bulunuyor. Cezayir’de 1500’den fazla Türk firmamız bulunuyor. Nitelikli insan kaynağı yetiştirmek ülkelerimizin geleceği için hayati bir önem arz ediyor.” ifadelerini kullandı.
Geçen yıl 2 bin 196 Cezayirli öğrencinin Türkiye üniversitelerinde eğitim görmelerine destek verdiklerini açıklayan Göktaş, “Türkiye Maarif Vakfımızın resmi süreçleri tamamlanmasının ardından Cezayir’de bir anaokulu ve bir ilkokul ile eğitim ve öğretime başlanmasını planlıyoruz.” bilgisini paylaştı.
Bakan Arkab ile yapılan görüşmede ikili ticari ve ekonomik ilişkileri geniş bir yelpazede değerlendirme fırsatı bulduklarını belirten Göktaş, şunları kaydetti:
“Sayın Bakan ile sanayiden ticarete, enerjiden turizme, eğitim ve kültürden sosyal politikalara kadar birçok alanda mevcut ilişkilerimizi gözden geçirdik ve muhtemel fırsatları ele aldık. Bu kapsamda aile ve sosyal hizmetler alanında Cezayir Ulusal Dayanışma, Aile ve Kadının Statüsü Bakanlığı ile ikili ilişkilerimizi geliştirmeye devam edeceğiz. ??????Karma Ekonomik Komisyonu vesilesiyle Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüz ile Cezayir Sivil Havacılık Otoritesi arasında da bir mutabakat zaptı imzalandı. Bu anlaşmayla iki ülke arasındaki hava ulaşımında haftalık 35 olan uçuş sefer sayısının 80 uçuşa çıkarılması ve uçuş noktalarına ilişkin kısıtlamaların kaldırılması kararı alındı.”
Programdan sonra iki bakan arasında Türkiye-Cezayir 12. Dönem KEK protokolü imzalandı.
]]>İsrail, Pazar günü bir roket saldırısından sonra kapanan Kerem Şalom geçidinden yardım kamyonlarının geçtiğini savunuyor.
Ancak Birleşmiş Milletler (BM) geçitten herhangi bir yardım malzemesinin geçmediğini belirtti.
Çarşamba günü İsrail hava saldırılarının ardından dumanların yükseldiği Refah’ta ağır ateş sesleri duyuldu. İsrail ordusu kentin doğusunda sınırlı bir kara operasyonunun devam ettiğini açıkladı.
İsrail ordusu, son 24 saatteki çatışmalarda, “teröristleri yok ettiklerini ve terör altyapısıyla birlikte yer altı tünellerini ortaya çıkardıklarını” açıkladı. Bu sürede 100 “terör hedefini” vurduğunu söyleyen İsrail güçleri, Refah geçidinin Gazze tarafına baskınlar düzenlendiğini de belirtti.
Refah’ta yaşayanlarsa gece boyunca yoğun bombardımana tanık olduklarını söylüyor. Sabah bölgeden gelen görüntülerde hava saldırılarında yıkılan bir binanın enkazında yakınlarını arayan insanlar görünüyordu.
İsrail ordusunun haritasına göre “güvenli” bölgede olduklarını söyleyen Reda al-Najili, Reuters’a verdiği demeçte, “Otururken birdenbire patlamalar başladı. Komşumuzun evi yok oldu ve evimizin içi hasar gördü. Evde sadece siviller vardı. Kadınlar öldü. Yaralananların hepsi çocuktu” dedi.
Filistinli sağlık görevlileri beşi çocuk yedi kişilik bir ailedeki herkesin, Gazze Şehri’nin kuzeyindeki Zeytun mahallesindeki bir eve gece yapılan hava saldırısında öldüğünü söyledi.
İsrail ordusu Gazze’nin doğusundaki bazı bölgelerde yaklaşık 100 bin kişinin daha güvenli yerlere gitmesini istedi.
Diğer yandan Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, Refah’taki her üç hastaneden birinin “yakınındaki çatışmalar ve Refah’taki operasyon nedeniyle işlevini yerine getirmediğini” söyledi.
Ghebreyesus, BM yardımları olmadan kısmen çalışan Kuveyt ve Emirlik hastanelerinin de yakıtının biteceği uyarısında bulundu:
“Gazze’nin güneyindeki hastanelerin üç günlük yakıtı kaldı bunun anlamı hizmetlerinin yakında durabileceği”.
WHO, Han Yunus’ta durumu ağır hastaların bakıldığı Avrupa Gazze Hastanesi’nin yakında erişilemez hale gelebileceğini söyledi.
İsrail ordusu Çarşamba sabahı Kerem Şalom geçidinin yeniden açıldığını ve yardım malzemelerinin detaylı bir incelemeden sonra Gazze tarafına geçişine izin verileceğini duyurdu.
Ordu aynı zamanda Gazze’nin kuzeyindeki Erez geçişinin faaliyetlerine yeniden başladığını açıkladı.
Ancak BM’nin Filistinli mültecilere yardım kuruluşu UNRWA, Kerem Şalom ya da Refah geçitlerinden herhangi bir yardımın ulaşmadığını söyledi.
UNRWA’nın Kıdemli Yardımcı Direktörü Scott Anderson, “Gazze Şeridine yardım gelmiyor, Refah geçidinde askeri operasyonlar sürüyor, gün boyunca bu bölgede bombalamalar devam etti” dedi.
İsrail Hükümeti Sözcüsü Avi Hyman ise, Kerem Şalom’un açık olduğunu söyledi ve, “BM’ye Gazze tarafından neden bu kadar çok yardım fazlası olduğunu ve dağıtılmadığını sormak istiyorum” dedi.
Kerem Şalom Gazze’ye yardım girişinde kilit konumda ve İsrail Pazar günkü roket saldırısından sonra bu geçidi kapatmıştı.
BM, İsrail’in Refah geçidinin Filistin tarafını ele geçirdiğini açıklamasının ardından, Salı günü İsrail’in Gazze’ye yardım için iki ana damarı “kestiğini” söyleyerek uyarıda bulunmuştu.
Diğer yandan yeni bir ateşkes ve rehine anlaşması için müzakereler Kahire’de yeniden başladı.
İsrail Pazartesi günü Hamas’ın onayladığı üç aşamalı ateşkes ve rehine takası teklifinin kabul edilemez olduğunu açıkladı.
Bunun ardından Beyaz Saray Sözcüsü John Kirby, Hamas’ın teklifi gözden geçirerek açıkları kapatabileceğine inandığını belirten bir açıklama yaptı.
7 Ekim’de 1,200 kişinin öldüğü ve 253’ünün rehin alındığı Hamas saldırılarından sonra İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 34 binden fazla kişi öldürüldü.
Savaşın yedinci ayında İsrail, Refah’ı ele geçirmeden zafer elde etmesinin imkansız olduğunda ısrar ediyor.
Kasım ayındaki bir haftalık ateşkes sürecinde Hamas 105 rehineyi serbest bırakmış bunun karşılığında İsrail hapishanelerindeki 240 Filistinli serbest bırakılmıştı. İsrail kalan 128 rehinenin 36’sının öldüğünü varsayıyor.
]]>Gezeravcı, Malatya Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen programda, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’te bölgede herkesi derinden sarsan bir deprem felaketinin yaşandığını söyledi.
Bu işin en acı haliyle tecrübesini yaşayan öğrencilerle bir arada olmanın kendisi için çok önemli olduğunu anlatan Gezeravcı, “Öncelikle yakınlarını kaybedenler varsa başınız sağolsun, hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımıza Allah rahmet eylesin. Hayatta kalma azminizle, duruşunuzla bu görevin başında hakikaten hepimizi duygulandırdınız. Verdiğiniz mücadele hepimize ilham kaynağı oldu. Hayatta kalma azminiz sıradan başarılarda hepimize ilham kaynağı oldu. Çok teşekkür ederim.” dedi.
Devletin güçlü iradesiyle gerçekleşen Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonuna işaret eden Gezeravcı, ilk defa gerçekleştirilen bu görevin haklı gururunun yaşadığını dile getirerek, şöyle konuştu:
“Önümüzde devletimizin güçlü iradesiyle yaşayacağımız daha nice mutluluklar var. Ay araştırma programına ilişkin şu anda konulan takvim 2026 ile 2028’in aralığında kendi yapmış olduğumuz bir roket ve kendi motorumuzla aya erişmek. Bunun yanında bizim de gerçekleştirdiğimiz görevde olduğu gibi başka bir ülkenin topraklarından, onların imkanlarıyla uzaya erişmek yerine kendi ülkemizin toprakları ya da kendi ülkemizin kontrolünde dünyanın başka bir coğrafyasındaki bir uzay platformunda bu tür uzay faaliyetlerini yürütme konusunda devletimiz şu anda çok önemli süreçleri yürütüyor.”
Hali hazırda kendi uydularını uzaya gönderen Türkiye’nin 8 Temmuz’da yüzde 100 yerli ve milli, tamamen kendi mühendislerince, kendi imkanlarıyla ürettiği ilk uydusunu daha fırlatacağını belirten Gezeravcı, bu fırlatma ile Türkiye’nin, bu alanda dünyada 11’inci ülke konumuna geleceğini ifade etti.
TEKNOFEST’e dikkati çeken Gezeravcı, dünyada bu kadar büyük boyutlu ve yüksek katılımlı, gençlerinin kabiliyetlerini, zihin güçlerini ve potansiyellerini ortaya koyup orada elde ettikleri başarılarla ilham vererek ilerde daha büyük işleri yapmak için cesaret sağlayacak bir teknoloji fuarı daha olmadığını söyledi.
“En büyük zenginliğimiz genç nüfusumuz”
Türkiye’nin en büyük zenginliğinin petrol ve yeraltı kaynakları değil, genç nüfus olduğuna değinen Gezeravcı, şunları kaydetti:
“Birazcık ders yoğunluklarınız bittiği zaman belki yaz döneminde göz atacağınız uluslararası kaynaklarda farklı entelektüel bilgiler var. Dünyada şu anda en korkulan potansiyel toplumsal problemlerden bir tanesi ülkelerin giderek artan yaş ortalamaları ve giderek azalan nüfusları, genç nüfusları özellikle.”
Türkiye’nin 100 yıllık tarihinde ilk defa bir astronot seçim süreci başlattığını kaydeden Gezeravcı, şöyle devam etti:
“Bize en yakın coğrafyada Avrupa Uzay Ajansı var. 27 ülkeden oluşan bir çatı organizasyon. Yıllardır uzay alanında faaliyet gösteriyorlar, astronotlarını seçip uzaya gönderiyorlar. 2020 yılında bir astronot sınıfı daha seçmeye karar vermişler. Seçilen yeni astronot sınıfının halkla paylaşılacağı gün Avrupa Uzay Ajansının başkanı haklı bir mutlulukla, ‘uzay farkındalığını o kadar üst düzeye çıkardık ki 27 Avrupa ülkesinden tam 22 bin vatandaş bu sürece başvurdu.’ dedi. Bizim 100 yıllık tarihimizde ilk defa yaptığımız bu sürece tek bir ülkeden tek seferde 36 bin vatandaşımız başvurdu.”
“Başarabileceğinize inandığınız halde sizi alıkoymaya çalışan insanlardan uzak durun”
Gezeravcı, teknolojinin değişmesi vesilesiyle insanların bulundukları coğrafyayı dahi terk etmeden mevcut zihin gücünü farklı alanlara tatbik edebildiğini vurgulayarak, “Bu işlerin yapılmasında genç nüfus, genç beyinler müthiş şekilde öne çıkıyor. Roket eğitimlerinde bizi 11 ay boyunca hazırlayan, bütün o kapsülün eğitimlerini veren, bizi uzaya götüren ve geri getiren operasyonun içerisindeki arkadaşlarımızın yaş ortalaması 26. Lütfen taşıdığınız potansiyelden zerre kadar kuşkuya düşmeyin ve bünyenizde barındırdığınız bu potansiyeli sorgulayan insanlardan, yapabileceğiniz işleri başarabileceğinize inandığınız halde sizi bu yoldan alıkoymaya çalışan insanlardan uzak durun.” diye konuştu.
]]>(MANİSA)- Soma’da 301 işçinin yaşamanı kaybettiği Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’ye ait maden ocağında meydana gelen faciayla ilgili kamu görevlilerinin yargılandığı davanın bugün yapılan ilk duruşmanın ardından açıklamalarda bulunan madenci aileleri adalet istedi. Madenci yakını Naciye Kaya, “Suçun sahibi yok. Neredeyse ölenler suçlu diyecekler” derken, faciada eşini yitiren Gülfidan Köse ise “Katiller dışarıda, patron dışarıda. Mühendisler dışarıda. Enerji Bakanı dışarıda. İş güvenliği uzmanları dışarıda ama biz hala bunların içeri girmesi ve bir nebze adaletin peşindeyiz. Ama 10 yıldan beri bulamadık. Ülkede adalet yok” dedi. Manisa Barosu Başkanı Ümit Rona da 10 yıla yaklaşan süreçte adaletin gerçekleşmediğini belirtti.
Soma’da 301 işçinin yaşamanı kaybettiği Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’ye ait maden ocağında meydana gelen facianın 10’uncu yılında kamu görevlilerinin yargılanmaya başlandığı davanın ilk duruşmasının ardından adliye önünde Manisa Barosu Başkanı Ümit Rona, CHP Manisa İl Başkanı İlksen Özalper ve faciada yakınlarını kaybedenlerin aileleri açıklamalarda bulundu.
BAROLARIN KATILMA TALEBİ RET EDİLDİ
Beraberindeki avukatlarla birlikte açıklamada bulunan Manisa Barosu Başkanı Ümit Rona, “Bugün tam 9 yıl 360 gün sonra, yani 10.yıla beş gün kala maden faciasına sebep olanların ilk ana davası olan özel şirket mensuplarının yargılanmış olduğu bu katliamla ilgili davadan çok sonra bugün faciaya sebep olan kamu görevlileriyle ilgili davanın ilk duruşmasına girdik. Adalete ihtiyaç olduğunda koşa koşa gelmesi gereken adalet, maalesef düşe kalka, seke seke, topallaya topallaya, yerde yata yata, yuvarlana yuvarlana 9 yıl 360 gün sonra ilk duruşmasına sebep olacak şekilde adalet tecelli etmeye çalışmıştır. Ama bugün şunu gördük; katılma taleplerimiz barolarımızın reddedildi ve meslektaşlarımızın madenci yakınlarının katılma talepleri de şu ana kadar kabul edilmiş değil. Değerlendirmeye alındı. Dünya tarihine geçmiş en büyük katliamlardan birisi olan bir işçi, iş kazası olarak değerlendirilemeyecek bir katliam olarak değerlendirilecek Soma davasını, Manisa Barosu Başkanlığı olarak barolarımızla, meslektaşlarımızla birlikte madenci yakınlarımızla birlikte, mağdurlarla birlikte takip ediyoruz” dedi.
“ADALET GERÇEKLEŞİNCEYE KADAR…”
“İsteğimiz adaletin bir kutup yıldızı olduğu ve geri kalan her şeyin onun etrafında döndüğü gerçeğiyle adaleti istemek” diyerek açıklamalarını sürdüren Rona, şunları kaydetti:
“Burada bulunan herkes adalet istiyor. Kimsenin torpil, kayırma derdi de yok. Ama adalet bu isteğimize geç cevap veriyor. Diğer davada biliyorsunuz ki olası kastın bilinçli taksire döndüğü durumu ve sanıkların tahliye oldukları görülüyor. Ancak bugün geldiğimiz aşamada 10 yıla yaklaşan süreçte adaletin gerçekleşmediği ve halkın vicdanında bırakın madenci yakınlarının çekmiş olduğu acıyı görüyoruz, şahidiz. Ama onların haricinde halkımızla kamu vicdanı da kesinlikle adaletin gerçekleştiği noktasında tatminkar değil. Adaletin gerçekleşmediğini kamuoyu da halkımızla tabii ki bu işin en çok acısını çeken madenci yakınları da gönülden görüyorlar. Manisa Barosu Başkanlığı olarak, İzmir Barosu olarak, Türkiye Barolar Birliği olarak meslektaşlarımızla, STK’larla siyasi partiler ve temsilcileriyle, halkımızla birlikte bu davanın takipçisi olmaya devam edeceğiz. 12 Eylül de gerçekleşecek olan ikinci celseye daha güçlü şekilde gelmeye devam edeceğiz. Adalet gerçekleşinceye kadar burada gördüğünüz hiç kimse ve arkasında görülen vicdanını adalet noktasına hassasiyetle taşıyan milyonlarca Türk halkı adaletin gerçekleşmesi noktasında bizim arkamızda olmaya devam edecektir.”
“ZAMAN AŞINA UĞRAMASI SÖZ KONUSU DEĞİL”
Manisa Barosu Başkanı Ümit Rona, zaman aşımına ilişkin soruya ise “Meslektaşlarımız ve Manisa Barosu baştan itibaren bu konuda şunu çok net olarak ortaya koydular ve büyük mücadele verdiler. Burada uzatılmış bir zaman aşımı söz konusu. Zaman aşımına uğradığı noktasında sanık vekillerin elbette ki bu yönde talepleri oldu ama Türk Ceza Kanunu açık, 66’nci ve 67’nci maddeler açık. Burada zaman aşına uğraması söz konusu değil. Zaman aşımı, uzatılmış zaman aşımı. Yani zaman aşımını kesilmesi ve durması sebebiyle şu an itibarıyla zaman aşımıyla ilgili bir problem yok. Zaten o hususlar sayın mahkemece şu an değerlendirilmedi ileri ki safhada değerlendirecek hüküm mahiyetinde olduğu için. Ama biz zaman aşımı açısından bir sıkıntı görmüyoruz. Burada uzatılmış zaman aşımı var. İddianamede de bu husus yer alıyor” diye yanıt verdi.
“GECİKEN ADALET, ADALET DEĞİLDİR”
Bir basın mensubunun “Davayı engelleyen bürokratlar hakkında suç duyurusunda bulanacak mısınız” sorusu üzerine de Rona, şunları söyledi:
“Böyle bir facia sonrasında 9 yıl 360 gün sonra yani 10’uncu yıla beş gün kala diğer yani kamu görevlileriyle ilgili yargılama başladı. Bu hukuk adına, adalet adına üzerinde cübbe taşıyan, bizler adına bir ayıptır. Halka olan adalet borcu açısından bir ayıptır ve vicdanları yaralayıcıdır. Bu kamu görevlileriyle ilgili meslektaşlarımızın suç duyuruları, Danıştay’a itirazları söz konusu oldu. 2019 yılında ve 2020 yılında Enerji Bakanlığı’yla ve Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı’yla ilgili, bürokratlarla ilgili izinler izin verilmesi gerçekleştirildi. Bu kadar sürüncemede kalan süreçte meslektaşlarım madenci yakınının vekilliğini yapan kıymetli meslektaşlarım bu mücadeleyi sürdürdüler. ve Uzama sebebi Danıştay’ın ve özellikle Danıştay’ın verdiği kararlar neticesinde bozmalar, itirazlar ve yine ilgili kurumların bakanlıkların yapmış olduğu dirençtir. Bakanlıkların bu personelleri koruma noktasında göstermiş olduğu direnç sebebiyle maalesef bugüne kadar bu yargılama uzamıştır. Soma Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu yönde talepleri olmuştu. Danıştay en son olarak vermiş olduğu kararları 2019 ve 2020 yılında vermiştir. Yani geç verilmiş bir karardır. Adaletin tecellisi noktasında geciken adalet, adalet değildir.”
“KATİLLİLER SOKAKTA DOLAŞIYORLAR”
CHP Manisa İl Başkanı İlksen Özalper ise “301 ne kadar kolay söylüyoruz değil mi? Havadan, sudan bahseder gibi. 450 çocuk babasız kaldı. 10 yıldır bu davayı takip ediyoruz. İşte Naciye ablam olsun, Gülsüm ablam olsun, yani yeri geldi Akhisar’da ekmeğinizi paylaştık, oturduk hep birlikte ağladık. Bu Türkiye kamu vicdanında inanılmaz, onarılması çok zor bir yaradır. Çünkü Selçuk Kozaçlı, Can Atalay tutuklu iken şu anda 301’in katillileri sokakta dolaşıyorlar. ve kimse suçlu değil gibi. O yüzden biz adalet hep de olsa lütfen yerini bulsun istiyoruz” dedi.
“SUÇUN SAHİBİ YOK”
Madenci yakını Naciye Kaya ise “10 yıldır adalet arayışımız bitmedi ve bitmeyecek. Ama bulmadık bulacağımıza da umudum yok açıkçası. Maden kazasının davası Türkiye’ye kara bir leke olarak kalacaktır. Bizim çektiğimiz acılar cabası biz bu uğraşımız bir daha böyle bir katliam olmasın diye. Caydırıcı cezalar verilsin. Mahkemeye iki sanık gelmiş sanık ‘Ben buraya neden getirildim’ diye soruyor. Birisi iki ay önce denetim yapmış madene ‘Benim suçum yok’ diyor. Kazadan iki ay önce sen denetim yaptığı söyleniyor ama iki ay sonra 301 işçi madende ölüyor. Acaba denetim yapmasa kaç kişi ölecekti? Suçun sahibi yok. Neredeyse ölenler suçlu diyecekler. 5 gün sonra 13 Mayıs benim tek isteyim 13 Mayıs’ta kimse bizi yalnız bırakmasın” dedi.
“DOĞRU DÜRÜST DENETLENSE ŞU ANDA AMASRA, İLİÇ, ERMENEK OLMAZDI”
Faciada yaşamını kaybeden Uğur Çolak’ın annesi Gülsüm Çolak da “Aradan on yıl geçti. Onuncu yılı dolduruyor artık. Acı ne derlerse acı çektikçe pişen bir şeymiş. Çektikçe kendine daha böyle tanımlayan bir şeymiş. Geç gelen adalet, adalet midir? Bizim gözümüzde adalet sistemi insanın cebine göre işlememesi lazım. Adalet herkese eşit olması gerekiyor. Bu saatten sonra yargılanmış, yargılanmamış ne kadar önemli olduğunun hiç önemi yok. Bizim acımız hala acı. Canımız çok acıyor. 301 tane anne, 301 tane baba, kardeş 301 tane eş, 450 çocuk. Kamu görevlilerinin yargılanmasında benim zerre kadar hani umut verici bir şey yok. Adamlar neden geldiğini bile bilmiyorlar. Yani yaptıkları görevin ne olduğunu bile bilmediğini anladık biz burada. Yani eğer bunlar doğru dürüst denetlense şu anda Amasra, İliç, Ermenek olmazdı, herkes işini dört dörtlük yapsaydı. Bunların sistemi ne olmuş biliyor musun? Salla başını, al maaşını. Böyle olmaması gerekiyor. Herkesin sorumluluğunu bilmesi gerekiyor. Bizim çocuklarımız onlara emanetti. Devlete emaneti. Devletin görevi nedir? İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Ama devlet halkını öldürüyor” diye konuştu.
“10 YILDIR ACILARIMIZ AYNI”
Faciada eşi Erdoğan Köse’yi yitiren Gülfidan Köse ise “10 yıldır acılarımız aynı. 10 yıldan beri bu acıyla yoğrula yoğrula, bunun yanında da adalet araya araya mücadelesini verdiler. Ama yorulduk artık. 10 yıldan beri istediğimiz adaleti bulamadık. 10 yıl sonra yine 13 Mayıs’ımız geliyor. Tekrar bu davalar çıktı. İyi bir sonuç alamadık. İyi bir ceza alamadık. Katiller dışarıda, patron dışarıda. Mühendisler dışarıda. Enerji Bakanı dışarıda. İş güvenliği uzmanları dışarıda ama biz hala bunların içeri girmesini ve bir nebze adaletin peşindeyiz. Ama 10 yıldan beri bulamadık. Ülkede adalet yok” dedi.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
1.VİDEO
MANİSA BARO BAŞKANI AÇIKLAMA
CHP MANİSA İL BAŞKANI AÇKIKLAMA
2.VİDEO
MADENCİ YAKINI NACİYE KAYA RÖPORTAJ
MADENCİ YAKINI GÜLSÜM ÇOLAK RÖPORTAJ
MADENCİ YAKINI GÜLFİDAN KÖSE RÖPORTAJ
ADLİYE BİNASININ DIŞINDAN DETAY
]]>TİP Genel Başkanı Erkan Baş, bugün TBMM’de gündeme ilişkin basın toplantısı düzenledi. Baş, konuşmasına 52. ölüm yıl dönümleri nedeniyle Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını anarak başladı.
“GEZİ TUTSAKLARININ SERBEST BIRAKILMASI İÇİN MÜCADELEYİ BÜYÜTECEĞİZ”
“Türkiye’de bugün adalet katledilmektedir” diyen Baş, Can Atalay’ın milletvekili seçilmesinin 1. yıl dönümünün yaklaştığını anımsatarak”Seçimin 1. yılı olan 14 Mayıs ile Gezi’nin yıl dönümü olan 31 Mayıs arasında Türkiye’nin dört bir yanında tüm siyasi partilerle, tüm sendikalarla, meslek odalarıyla ve demokratik kitle örgütleriyle birlikte adalet mücadele yükseltme çağrısı yapıyoruz. Gezi tutsaklarının serbest bırakılması, Gezi’de kaybettiğimiz kardeşlerimizin, evlatlarımızın hesabının sorulması için adalet mücadelesini büyütmeye çağırıyoruz” dedi.
“SİNAN ATEŞ CİNAYETİNİN ARKASINDAKİLERİ AYDINLATMAK İÇİN BU YARGI İŞLEMİYOR”
Ülkede kimsenin kendisini yalnız hissetmeyeceği toplumsal dayanışmayı kurmak için mücadele çağrısı yapan Baş, “Meydanda 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen işçilere yargı tıkır tıkır işliyor ama oğlunu yurt dışına kaçıran Eylem Tok için, trafikte motokuryeyi katledip kaçan Sudan Cumhurbaşkanı’nın oğlu için, bütün Türkiye’nin Ankara’nın göbeğinde planlı biçimde işlenen siyasi cinayet olduğundan hiç şüphe etmediği Sinan Ateş cinayetinin arkasındakileri aydınlatmak için bu yargı işlemiyor. Ülkeyi de kendileri gibi rezil etmelerine artık yeter demek için birlikte bir mücadele çağrısı yapıyoruz” diye konuştu.
Baş, şöyle devam etti:
“AKP İKTİDARININ 1 MAYIS’I KEYFİ BİÇİMDE YASAKLAMA GİRİŞİMİDİR SUÇ OLAN”
“Biz siyasette hem mücadelenin hem müzakerenin bir yeri olduğunu kuşkusuz kabul ediyoruz. Ancak iktidarın tümüyle haksız olduğu, tümüyle hukuksuz uygulamaları birer pazarlık konusu olarak kamuoyunun önüne çıkartılmaya çalışılıyorsa, üstelik insanların bundan mutlu olması gerektiği anlatılıyorsa buna dair de söyleyecek bir çift sözümüzün olması gerekiyor. Televizyonlarda dört bir yandan yumuşama, normalleşme söylemleri geliştirilirken ben Çağlayan Adliyesi’nde 1 Mayıs günü evleri basılarak gözaltına alınan arkadaşların hakim karşısına çıktıkları sırada yanlarındaydım. Devletin gözetiminde açık şiddete, kaba dayağa, işkenceye maruz kaldılar. Bu tablo karşısında bu normalleşmeyi, bu yumuşamayı sorgulamak, sorgulatmak bizim sadece görevimiz değil aynı zamanda sorumluluğumuzdur diye düşünüyorum. AKP iktidarının 1 Mayıs’ı keyfi biçimde yasaklama girişimidir suç olan.
“HAKKIMIZ OLANI ALMAK İÇİN KİMSEYE TESLİM OLMAYACAĞIZ”
Siyasette elbette ki mücadele kadar müzakere de meşrudur. Ancak zaten hakkımız olanı almak için, zaten olması gerekenin yapılabilmesi için hiç kimseye teslim olmayacağımızı, hiç kimseden özür dilemeyeceğimizi, hiç kimsenin karşısında geri adım atmayacağımızı da bütün kamuoyunun bilmesini isterim. Biz bu iktidarı tanıyoruz. Yerel seçim hezimetinden çıkışın bir yolu olarak karşılarında direnen milyonlarca insana da zaten yapmaları gerekeni yapacakları için geri adım attırmaya çalışmalarını kabul etmiyoruz.
“EKONOMİK KRİZİN FATURASINI HALKA ÖDETEN BİR İKTİDARLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Meclis personelinin kullandığı servislerin tasarruf tedbirleri kapsamında kaldırılacağı söyleniyor. Şimdi Meclis’te onlarca, yüzlerce makam arabası her gün dünya kadar masraf yaparken işçileri getirip götüren servislerden tasarruf etmeyi düşünen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu ekonomik kriz dedikleri sıkışmanın faturasının yoksullara, emekçilere, halka ödetmeye çalışan bir iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız.
“İŞÇİNİN, EMEKÇİNİN, ALIN TERİNİN HAKKINI MAHŞERE BIRAKMAYACAĞIZ”
Bir tane kurum var, açlıkla, sefaletle boğuşan yurttaşlara sesleniyorlar, sabredin diyorlar. Ama her gün lüks araçlarıyla gündemlere geliyorlar. Tasarruf tedbirleri bu ülkenin emekçilerinde kemerde delik açılacak bir yer dahi bırakmamışken bu kurumun yetkilileri kefenin cebi yoktur diyerek ceplerine lüks araçların anahtarlarını doldurarak hayatlarını sürdürüyorlar. İşte bu Hazine Bakanı’nın temsil ettiği program ancak böyle ayakta kalabilir. Bunların hesabı öte tarafa falan kalmayacak. İşçinin, emekçinin, alın terinin hakkını mahşere bırakmayacağız. Emekçilerin alın terini sömürerek yaşadıkları bu şatafat düzenine mutlaka ama mutlaka son vereceğiz.
“İNSANLARI, DOĞAYI KATLEDEN 6. FİLOYA DEFOL DİYORUZ”
Bir grup dünya geneline yayılmış tek bir şirketin doymak bilmeyen iştahının adıdır siyanürlü altın. Sanki altın madenlerin insan hayatını ve doğayı tahrip etmiyormuş gibi daha 80 gün önce bu ülkede bir cinayet yaşanmamış gibi bu açgözlüler, 16 Mayıs’ta Ankara’da bir etkinlik gerçekleştireceklerini ilan etmiştir. Altın Madencileri Derneği ve Dünya Altın Konseyi ortak etkinliği olan bu etkinliğin konu başlıklarını hepimiz tahmin edebiliyoruz. Buna karşı çevre mücadelesi veren yurttaşlarımız, çevre örgütlerimiz ‘6. Filo defol’ çağrısı yapıyorlar. Bu çağrıya aynen katılıyoruz. İnsanları, doğayı katleden ‘6. Filo’ya defol’ diyoruz ve bu etkinliği derhal iptal etme çağrısı yapıyoruz.”
]]>
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, TED Aliağa Koleji’nde öğretmenlere dayatılan düşük ücretlere karşı bugün Ankara’da bulunan TED Genel Merkezi önünde basıl açıklaması yaptı. Sendikalı eğitimciler, “TED’in meşalesi öğretmeni yakıyor” sloganı attı.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Ankara Temsilcisi İnci Gürkan, Türk Eğitim Derneği’nin yetkilileriyle görüşme talebinde bulunduklarını ancak herhangi bir yanıt alamadıklarını söyledi. Gürkan, “Sendikamız, TED Genel Merkezi ile Aliağa’daki öğretmenlerin talepleri için görüşmek istemektedir. Bu basın açıklaması için buraya, TED Genel Merkezi önüne gelmeden günler önce, görüşme isteğini Genel Merkez yöneticilerine arama ve resmi yazışma yoluyla iki kez bildirdik. Ne yazık ki Genel Merkez’den de umduğumuz yanıtı alamadık” dedi.
“DÜŞÜK ÜCRET POLİTİKALARI, ANTİDEMOKRATİKLİK, PROTESTOLAR…”
TED Aliağa Koleji ve TED Genel Merkezi yönetimlerinin sadece öğretmenlerin değil velilerin de taleplerini görmezden geldiğini söyleyen Gürkan, “TED gibi tarihsel öneme sahip bir eğitim kurumunun düşük ücret politikaları, antidemokratiklik ve bunlara karşı gelişen protestolar ile kamuoyunda yankı uyandırması isteyeceğimiz son şey dahi olamaz ancak özlük hakları budanan, insanca yaşanacak ücretlerin yanına bile yaklaşamayan ücretlerle geçinmeye çalışan öğretmenlerin sendikal mücadelesi, bu istenmeyen sonuçları kaçınılmaz şekilde doğuracaktır” diye konuştu.
“PROTOKOL SÖZLEŞME İMZALANMASI TALEP EDİLMEKTEDİR”
Basın açıklamasıyla birlikte TED Genel Merkezi yöneticileriyle görüşme taleplerini bir kez ilettiklerini söyleyen Gürkan, öğretmenlerin ve sendikanın taleplerini şu şekilde sıraladı.
“2024-2025 eğitim öğretim yılı sözleşmelerinde, kamuda çalışan öğretmenlerin aldığı en düşük ücretten daha düşük ücret olmayacak şekilde, TED Genel Merkezi tarafından yapılacak bir taban maaş düzenlemesi. Bunun yanı sıra 2023-2024 eğitim öğretim yılı sözleşmelerinin Ocak 2024 başı ile Ağustos 2024 sonuna kadar ödenecek ücretlerinde, bu ‘taban maaş’ın baz alınması ve TED Aliağa Koleji’nde asgari ücretin 1500 lira kadar üzerindeki ücretlere yeni düzenlemeye göre artış yapılması.
Kurumda çalıştıkları yıla göre öğretmenlerin kıdem farklarının belirlenmesi ve kamuda çalışan öğretmenler ile TED Aliağa Koleji öğretmenlerinin kıdem farklarının eşit hale getirilmesi, kamuda çalışan öğretmenlerin ücretlerine zam yapıldığında TED Aliağa Koleji öğretmenlerine de aynı oranda zam yapılması, ara zam yapılan dönemlerde, bu zamların yeni hazırlanacak sözleşme metinlerine eklenmesi, sözleşmelerin bu şekilde güncellenmesi, ek ders ücretlerine, enflasyon artış oranına göre artış yapılması, nöbet ücretlerinin kamuda çalışan öğretmenlerde olduğu gibi nöbet günü başına üç ek ders ücreti olarak eşitlikçi bir şekilde ödenmesi, mesai saatleri dışında yapılan ŞÖK ve veli toplantıları için fazla mesai ücretlerinin; bire bir yapılan etüt çalışmaları için ek ders ücretlerinin ödenmesi, banka promosyon ücretlerinin öğretmenlere ve kurumdaki tüm personele kesintisiz şekilde ödenmesi, işten haksız şekilde çıkarılan okul öncesi öğretmenimiz Tuğçe öğretmenin işe iadesi.”
“BİZ YOK SAYILABİLECEK İNSANLAR DEĞİLİZ”
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi Umut Erkurt da isteklerinin öğretmenler adına TED yetkilileriyle bir görüşme yapmak olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“Derdimiz, isteğimiz, öğretmenler adına sendikanın öğretmenleri temsiliyeti doğrultusunda bir görüşme yapmak. Öğretmenlerin taleplerini duydunuz. Öğretmenlerin banka promosyonu bile gasp edilmektedir. Merdiven altı birçok kurumda bu yapılmaktadır. Peki biz bunu bugün tarihsel öneme sahip TED’in içinde de mi görmeliyiz. Bizim en çok canımızı acıtan şey, öncelikli olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenleri kendi öğretmenleri olarak görmemesi. Biz yok sayılabilecek insanlar değiliz. Öğretmenlerin taban maaş talebi var. TED, onlarca ilde hem merkeze bağlı hem de ismini satarak okullar açmaktadır. Her okulda 300, 400, 500 bin liralara varan kayıt ücretleriyle öğretmen almaktadır. TED Aliağa Koleji’nin içerisindeki velilerin neredeyse tamamı, öğretmenlerle birlikte dayanışma gösterdi.”
]]>EĞİTİM-İŞ Genel Başkanı Kadem Özbay ve sendika üyesi eğitimciler, müfredat taslağının geri çekilmesi ve müfredatla ilgili hazırlanan raporları iletmek amacıyla öğle saatlerinde MEB önüne geldi. EĞİTİM-İŞ’e Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de destek verdi. Eğitimcilerin yakalarında, İbrahim Oktugan’ın İstanbul’da müdür olarak görev yaptığı okulda uzaklaştırma cezası alan bir öğrenci tarafından silahla öldürülmesine tepki göstermek amacıyla “şiddete hayır yazılı” siyah kurdeleler yer aldı.
EĞİTİM-İŞ Genel Başkanı Özbay, burada yaptığı açıklamada, “Şiddetin de öğretmenlerin de tükenmesinin nedeni de AKP iktidarıdır” ifadesini kullandı.
Müfredat taslağının eğitim sistemini ideolojik bir bakış açısıyla şekillendirme tehdidi taşıdığını, bilimsel ve laik eğitimden uzaklaştırdığını, ezberci ve dogmatik bir eğitim anlayışını teşvik ettiğini söyledi. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile sabah saatlerinde bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirten Özbay, müfredatın içerisinde barındırdığı yanlışları direkt olarak Bakan’a ilettiklerini kaydetti.
“BİNİN ÜZERİNDE ARKADAŞIN KİM OLDUĞU TARTIŞMALIDIR”
“Müfredat değişikliğinin hazırlanma usulü, KHK’larla ülkeyi yöneten AKP’nin Milli Eğitim Bakanlığı’na yakışır biçimde gerçekleşmiştir.” ifadelerini kullanan Özbay, şöyle konuştu:
“10 yıllık uzun bir süreçte hazırlandığı söylenen müfredat değişikliği için bu alandaki eğitim bilim uzmanlarını, üniversiteleri ve demokratik kitle örgütlerini sürece katmak yerine Bakan Tekin’in ifadesiyle ‘1000’in üzerinde arkadaşımız ortak çalışmış’. Bu binin üzerinde arkadaşın kim olduğu sorusu da en az müfredatın kendisi kadar tartışmalıdır. Bu kadar köklü bir değişimin, katılımcı bir şekilde hazırlanması gerektiği gerçeği bir yana, daha uzun vadeye yayılması ve pilot uygulamalarla test edilmesi gerekmektedir.”
“PARALEL BİR MÜFREDAT MI HAZIRLADINIZ”
Yeni müfredatın “yangından mal kaçırırcasına getirildiğini” ve Bakanlık açıklamalarının aksine müfredatın kısa bir zamanda şeffaf olmayan bir süreçte hazırlandığını söyleyen Özbay, sözlerine şöyle devam etti:
“Bir hafta askı süresini ‘katılımcı bir yaklaşım’ olarak yansıtmaya çalışmaktadır. ‘Herkesle ortak çalışmak istiyoruz’ diyen Bakan Tekin’e soruyoruz; son müfredat değişikliğini sizin de müsteşar olduğunuz dönemde 2017’de yaptınız. 10 yılda hazırlandığını söylediğiniz bu müfredat değişikliği gizli ajandanız mıydı? Gizli saklı çalışarak paralel bir müfredat mı hazırladınız? Bu süreçte kimlerle çalıştınız? Komisyona kimler, hangi kriterlere göre seçildi? Taslak programları yazanlar arasında dernek ve vakıf görünümlü tarikat ve cemaatler mi var? Yeni müfredata neden ihtiyaç duyuldu? Önceki müfredatın eksikliklerini tespit edip bir ihtiyaç analizi yaptınız mı? Pilot uygulamasını nerede yaptınız, sonuçları nedir? Görüş ve önerileri bildirmek için neden e-devlet üzerinden giriş yapılıyor? Amacınız insanları fişlemek mi? Taslakta yer alan Erdem-Değer Eylem Modeli’ni, Bakan Yardımcınız Ömer Faruk Yelkenci’nin Genel Müdürlüğünü yaptığı okullarda geliştirilen Hayat-Denge Modeli’nden mi aldınız? Bu nedenle mi bilimsel bir kaynakça sunamadınız? Kamuoyuna açıklamak zorundasınız.”
“MAARİF SÖZCÜĞÜ, NURETTİN TOPÇU VE ONUN CUMHURİYET KARŞITI FİKİRLERİNE GÖNDERMEDİR”
Eğitim öğretim müfredatlarının ülkelerin anayasaları kadar önemli olduğunu, toplumun ortak hafızasının, ortak yaşama becerisinin müfredatlar üzerinden kurulacağını belirten Özbay, şunları kaydetti:
“Müfredatların değişmesi için toplumsal yapılarda büyük değişiklikler olması lazım. Bilimsel bir eğitim sisteminde müfredat değiştirme yerine, müfredat geliştirme kavramı kullanılır. Değişen durumlara uygun şekilde ortaya konulur, yenilikleri yakalamak için önce deneme okullarında uygulanır. Müfredatlar, eğitimin anayasasıdır. Eğitimin gerçek bileşenlerini sürece dahil etmeden, geçmişin değerlendirmesini, ihtiyaç analizini yapmadan, bilimsel tespitleri, pilot uygulaması olmadan böyle bir değişiklik yapılamaz. Bu taslağa dair dikkat çekilmesi gereken bir konu da programın adının ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ olmasıdır. AKP’nin Türkiye Yüzyılı sloganının kullanılması, bunun bir Milli Eğitim programı değil, AKP’nin parti programı olduğunu göstermektedir. Eğitim-öğretim yerine maarif sözcüğünün tercih edilmesi ise ‘Türkiye’nin Maarif Davası’ kitabıyla bilinen Nurettin Topçu’ya ve onun Cumhuriyet karşıtı fikirlerine bir göndermedir.”
“METİNDE BİLİM KELİMESİ 43 KEZ KULLANILIYOR”
Özbay, öğretim programlarına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Öğretim programları ortak metnine baktığımızda kullanılan dil, aslında siyasi iktidarın neyi amaçladığını, nasıl bir nesil yetiştirmek istediğini ortaya koymaktadır. Bilimsel eğitim ve akademik başarı önemsizleştirilirken, her satırda ahlaklı, erdemli, inançlı birey yetiştirmenin önemine vurgu yapılmış, sabır telkininde bulunulmuş. Metinde, ‘bilim’ sadece 43 kez, ‘ahlak’ 61 kez, ‘erdem’ 46 kez, ‘değer’ ise hepsinden fazla yüzlerce kez kullanılırken, Atatürk, Cumhuriyet, demokrasi, yurttaşlık hiç kullanılmamış. İlahiyat terimleri sözlüğünden alınmış gibi, gelişim ve evrim demekten kaçınmak için ‘tekamül’, bilim yerine ‘ilim’ kelimelerinin tercih edilmesi, ‘belagat’, ‘kamil insan’ vurguları, kendi ideolojilerine uygun bir nesil yetiştirme hedefledikleri anlamına gelmektedir.
Ortak metinde AKP’nin ‘kindar ve dindar nesil yetiştirme ideolojisi’nin temel taşları yerleştirilmiş daha sonra da bu çerçeveye özensiz bir şekilde, aceleye getirilerek hazırlatılan öğretim programları monte edilmeye çalışılmıştır. Daha net bir şekilde ifade etmek gerekirse bu program bile denemeyecek taslak metinler iki ayrı grup tarafından hazırlanmıştır. Amaç eğitim öğretime kendi ideolojileri doğrultusunda şekillendirmektir. Okul öncesi programında, çocuklara oyun yasaklanmıştır.”
“CUMHURİYETE KARŞI GİRİŞTİKLERİ DEVRİMİN MANİFESTOSU”
TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de “Bu müfredat, bu ülkenin geleceğini düşünen, bu ülkenin çocuklarını düşünen herkesin temel meselesidir. Bir müfredat değil, bu yaptıkları şey adıyla sanıyla ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adı altında 23 yıldır bıkmadan, utanmadan yıkmaya çalıştıkları Cumhuriyet’e karşı giriştikleri devrimin bir manifestosudur. 10 yıl boyunca burada müsteşardın. O zaman verdiğin ne eğitimiydi de şimdi buna ‘yerli ve milli’ diyorsun. Coğrafyayı, tarihi, fiziği, kimyayı, Atatürk devrimlerini ve inkilaplarını toplasan bir din kültürü eğitimi kadar yer tutmayan bir müfredata, sen müfredat mı diyorsun. Bunu yaparken hiç utanmıyor musun?” ifadelerini kullandı.
Açıklamanın ardından toplanan imzalar MEB’e iletildi.
]]>(MANİSA)- Manisa’nın Soma ilçesinde 10 yıl önce 301 madencinin hayatını kaybettiği maden faciasına ilişkin 28 kamu görevlisinin yargılandığı davanın ilk duruşması, bugün Soma 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Dava 12 Eylül 2024 tarihine ertelendi.
Soma’da 301 işçinin yaşamanı kaybettiği Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’ye ait maden ocağında meydana gelen facianın 10’uncu yılında kamu görevlilerinin yargılanmasına başlandı. Soma 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen, 28 kamu görevlisinin yargılandığı davanın ilk duruşması yapıldı. 28 sanıklı davanda sanıklar M.G ve E.B ile diğer sanık müdafileri, İzmir Barosu ve Manisa Barosu temsilcileri, faciada yaşamını yitirenlerin aileleri ile avukatları katıldı.
SANIK M.G “BEN NİYE BURADAYIM, ANLAMIŞ DEĞİLİM”
Duruşmada savunmasını yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi M.G Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’ye ait maden ocağında 2011 yılında iş verenin isteğiyle teftişte bulunduğunu söyledi. Bilirkişi raporunun 2012 yılında değişen 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanuna göre hazırlandığını ifade eden M.G, kendisinin denetimlerinde söz konusu maden oacağında bir eksikliğin yer almadığını belirterek “Ben niye buradayım, anlamış değilim” dedi. M.G’nin bu sözü üzerine duruşma salonunda bulunan bulunan aileler tepki gösterirken mahkeme başkanı aileleri sessiz olmaları konusunda uyarıda bulundu.
SANIK E.B BERAATINI İSTEDİ
Savunmasını yapan bir diğer isim olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi E.B ise Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’ye ait maden ocağında son denetimini 2014 yılının şubat ayında yaptığını belirterek mevzuata uygun olarak denetimlerini yaptığı kaydederek teftişinde maden ocağında mevzuata aykırı bir durum tespit etmediğini söyledi. Yaptığı teftişlerde görevini layığıyla yaptığını belirten E.B, üzerine atılı suçları kabul etmediğini ifade ederek beraatını istedi. E.B ardından söz alan bazı sanık vekilleri ise davanın zaman aşımına uğradı yönünde savunmada bulundu.
“BU BİR ALELADE BİR İŞ CİNAYETİ DEĞİL”
Ailelerin avukatları ise davaya katılım talebinde bulunarak söz konusu davasının görevsizlikle Soma Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesini istedi. Davaya Manisa Barosu olarak müdahil olmak istediklerini belirten Manisa Barosu Başkanı Ümit Rona ise “Bu bir alelade bir iş cinayeti değil, iş kazası değil bu büyük bir katliamdır. Vicdani ve tarihsel sorumluluğumuz var. Manisa Barosu Başkanlığı olarak Avukatlık Kanunun 76. maddeden aldığımız güçle insan haklarını korumak ve savunmak ve aynı zamanda hukukun üstünlüğünü savunmak ve korumak görevi barolara kanunla verilmiş olduğundan dolayı Manisa Barosu Başkanlığı olarak bu davanın tarafı olmak istiyoruz. Katliamda hayatını kaybedenlerin yakınları olan ailelerin burada katılma taleplerinin de kabul edilmesi gerekir” dedi.
Dosyanın suç tanımlamasının dosyanın içeriğiyle uyuşmadığını da belirten Rona, dosya ile ilgili verilecek cezanın ağır ceza mahkemesinin görev alanına girdiği ve mahkemenin görevsizlik kararı vermesini talep etti.
Duruşmada söz faciada yaşamını kaybedenlerin yakınları ise 10 yıldan bu yana adaleti bulamadıklarını belirterek davaya müdahil olmak istediklerini söyledi.
BAROLARIN KATILIM TALEBİNE RET
Mahkeme heyeti Manisa Barosu, İzmir Barosu ve Bağımsız Maden İş Sendikasını’nın müdahil olma taleplerini ret ederek ailelerin davaya müdahil olma ve davanın görevsizlikle Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine ilişkin taleplerin ise incelenerek değerlendirilmesine karar vererek davayı 12 Eylül 2024 tarihine erteledi.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
SOMA ADLİYESİ’NDEN DETAY
]]>MBB Meclisi, 2024-2029 dönemi yönetimini seçti. İstanbul Beyoğlu’nda bir otelde düzenlenen MBB Meclis toplantısında, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı ve 2019-2024 Dönemi MBB Başkanı Tahir Büyükakın birer konuşma yaptı.
“Marmara Belediyeler Birliği’ni son derece önemsiyorum” diyerek sözlerine başlayan İmamoğlu şunları söyledi:
“YERELLİLİK ÖNEMLİDİR”
“Marmara Bölgesi baktığınızda Türkiye’nin dokuzda birinden bile küçük ama bir başka açısıyla Türkiye’miz de üç vatandaşımızdan birinin yaşadığı bir yer. Bu kadar ters orantılı bir yerleşim dünyada bir bölgenin, bir yörenin üzerine bu kadar yük edilmiş bir yoğunluk çok fazla rastlanır bir durum değil. Bunun sorumluluğu olduğu kadar tabii aynı zamanda sorunları da var. Bir yanın bizim hepimizin üzerinde olan omuzlarında olan sorumluluk tarafı var ama bir yanıyla da yığılmış sorunları var. Çözümlerin de hiçbirisi az önce başkanımızın da ifade ettiği gibi bireysel marifetle ya da bir sadece bir ilçenin, beldenin ya da bir büyükşehirin marifetiyle çözülmesi mümkün değildir. Yerellik önemlidir. Tabii ki hükümetin merkezi idarenin katkıları da önemlidir. Ama artık dünyada birçok yerde ispat edilmiştir ki yerelleşmenin yereldeki yönetimlerin güçlendirilmesinin vatandaşın daha nitelikli daha kaliteli hizmet almasının sağladığı imkanlar ispat edilmiş ve daha yüksek seviyededir.
“YERELDEKİ YÖNETİMLERİN GÜÇLENDİRİLMESİNİN NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞU HERKESİN ORTAK GÖRÜŞÜ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”
Bu manada Marmara Belediyeler Birliği’nin oluşturduğu bu çatının belediyelerin iş birliği sürecinin geçmişten bugüne yükselen ivmesinin gelecekte daha da güçlü bir seviyeye ulaşacağını düşünüyorum. Çünkü bugün dahi yerelleşmenin, yereldeki yönetimlerin güçlendirilmesinin ne kadar önemli olduğunu aslında siyasi görüşü fark etmeksizin herkesin ortak görüşü olduğunu düşünüyorum. Bu kapsamda açık ve net ifade edeyim. Buradaki çalışmalar çok kıymetlidir, çok değerlidir. Son beş yılda da Marmara Belediyeler Birliği’nde görev yapan arkadaşlarımızı daha etkin bir biçimde takip ettik. Bu noktada arzu ettiğimiz teamüllerin burada da devam etmiş olması ve bazı noktalarda ya da bazı kurum, kuruluşlarda bunun ihlal edilmesine rağmen burada bunun muhafaza edilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu noktada buranın bu kapsayıcılığına emek harcayan bunu elbette koruyan başkana, heyetine ve buradaki yöneticilerine de bu beş yıl adına teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.
“YERELE YÖNETİMLERDE NABIZ VARSA DEMOKRASİ CANLIDIR”
Belediyeler vatandaşların devletle kurduğu ilişkinin başlangıç noktasıdır. Kamu hizmetlerine ve kamusal haklara erişimin en etkili yoludur. Seçmen iradesinin demokratik yollarla kamu idaresine doğrudan yansıdığı yerler belediyelerdir. Dolayısıyla bir toplumda demokrasinin standardının ve kalitesinin en önemli göstergesi de yerel yönetimlerdir. Yerel yönetimlerde nabız varsa demokrasi canlıdır. Bu nedenle vatandaşın her şeyden önce milletine ve devletin adaletine duyduğu güvenin en temel taşlarından biri olan belediyelerin iyi yönetilmesi gerçekten çok ama çok önemlidir. Bu kapsamda her birimiz ne kadar asil bir ve önemli bir sorumluluğa sahip olduğunuzun da altını çizmek gerekir. Toplumların demokrasi, kültürü ve tecrübesi geliştikçe belediye sayılarının arttığını, yetki alanlarının genişlediğini, finansal kaynaklarının çeşitlendiğini görüyoruz. Buna karşın bir ülkenin demokrasi kalitesi düştükçe demokrasisi zayıfladıkça belediye sayıları azalıyor. Yetki alanları daralıyor. Finansal olarak merkezi yönetime bağımlılığı artıyor.
“ÜLKEMİZİN İHTİYAÇ DUYDUĞU YEREL YÖNETİM VİZYONU DEMOKRASİMİZİN GELECEĞİNDE ASLA AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ”
Bizler belediye başkanları olarak biliyoruz ki vatandaşın ilk sığınağı olan belediyeler çok önemlidir. Belediyelerin güçlendirilmesi demek, vatandaşların da güçlendirilmesi demektir. Yurttaşlar belediyeye yakın oldukça aldığı hizmetler kolaylaşır, hizmet maliyetleri düşer, yerel kalkınma hızlanır ve yerel istihdam güçlenir. İktidar da hangi parti olursa olsun vatandaşların en iyi hizmetleri en kolay ve en düşük maliyetle alabilmesinin yolunun açılabilmesi için yerel yönetimlerin güçlendirilmesi şarttır. Şehirlerin kalkınmasının sürdürülebilir olması afetlere ve kriz karşı dayanıklı kılınması hem kısıtlı kaynakların doğru kullanımı hem de ekonomik ve sosyal hayatın gelişimi için oldukça önemlidir. Ülkemizin ihtiyaç duyduğu yerel yönetim vizyonu, demokrasimizin geleceğinden asla ayrı düşünülemez. Türkiye’de hem hükümetin hem de muhalefetin ilk gündemlerinden birisi de mutlaka bu olmalıdır.
“DİĞER BELEDİYELER İLE DAYANIŞMAK ZORUNDAYIZ”
Belediyelerinin yetki alanının genişletilmesi ve yönetimsel olarak güçlendirilmesi elbette tek başına yeterli değildir, olmaz. Belediyelerin aynı zamanda liyakatli kadrolarla verimli çalışma yöntemleri ve hizmet kalitesi de sürekli arttırılmalıdır. Belediyeler kısıtlı kaynaklar ve hizmetlerini maksimize etmeye çalışırken bir de yaşanan ne yazık ki ekonomik krizin yarattığı etkiler ile boğuşmaya her birimimiz, her belediyemiz devam etmektedir. Altyapılar için kullandığımız malzeme ve özellikle maliyet ve emtia fiyatlarının pek çoğu artarken, dolar kurunun etkisi de yüksek oranda hissedilmektedir. Teknoloji yatırımı, ekonomik kısıtlar nedeniyle de çok zorlaşmıştır. Ne yazık ki personel ücretlerinin de bu enflasyonun yüksek olduğu ortamdaki haklı artışı belediye bütçelerinin gücünü aşmaya başlamıştır. Pek çok belediye kaynaklarının önemli bir kısmı ile sadece personel giderlerini karşılayabilmektedirler. Bu yüzden hem vatandaşla hem de diğer belediyeler ile hep beraber dayanışmak zorundayız.
“MARMARA BÖLGESİ’NDE YER ALAN BELEDİYELER OLARAK BİZLER ÇOK BÜYÜK SORUNLARLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Türkiye Belediyeler Birliği ve Bölge Belediyeler birlikleri yanında özellikle Sağlıklı Kentler Birliği, Boğaz Belediyeler Birliği, Tarihi Kentler Belediyeler Birliği gibi tematik birlikler belediyelerin ortak çalışmalarında bir arada olması, dayanışması, bu iş için önemli bir zemin olacaktır. Açık söyleyeyim, tam da bu noktada az önce bahsettiğim tüm prensipler ve gelişmeler doğrultusunda bu birliklerin önemi ve misyonu ortadadır. Tabii bu böyle bir misyonun hakkını verebilmek adına da belediyelerin hep birlikte siyasi parti ayrımı yapmaksızın siyasi baskılardan uzak, vatandaşın iyiliğinden başka muradı olmayan bir anlayış ile yönetilmesi şarttır. Marmara Bölgesi az önce de ifade ettiğim gibi Türkiye için çok önemlidir. Türkiye’nin batıdan doğuya açılan kapısıdır. Bölgede özellikle yaşam kalitesinde yaşanan gelişmeyi, doğuya doğru kaydırma, aktarma yeteneği bulunmaktadır. Bu yetenek Marmara Bölgesi’ni Türkiye’nin gelişimi açısından da oldukça önemli bir noktaya koymaktadır. Ancak ne yazık ki Marmara Bölgesi’nde yer alan belediyeler olarak bizler de çok büyük sorunlarla karşı karşıyayız.
“DEPREM VE DOĞAL AFETLERLE MÜCADELE, MİLLİ GÜVENLİK VE BEKA SORUNUDUR”
Bunların başında bence artık hepimiz net bir tarif yapmakta olduğumuz ve beka sorunu diye tariflediğimiz deprem ve diğer doğal afetlere karşı dayanıklılık konusu gelmekte olduğunu hepimiz biliyoruz. Deprem ve doğal afetlerle mücadele bir milli güvenlik ve beka sorunudur. Özellikle İstanbul ve yakın çevresi için. Bu meseleyi partiler üstü siyaset üstü bir sürece taşıyarak ayrımlar yapmadan bu anlayışla yönetmek hepimiz için elzemdir. Marmara Bölgesi’nde yaşayan halkın güvenliği için kentsel dayanıklılığın arttırılması, deprem risklerinin yönetimi ve afet riskinin azaltılması açısından uzun vadeli, sürdürülebilir çözümlerinin geliştirilmesi hepimizin tüm kamu yöneticilerinin boynunun borcu olduğunu hep birlikte bilmek zorundayız. Bu konuda Marmara Belediyeler Birliği kolaylaştırıcı ve destekleyici bir rol üstlenmeli ve doğal afet ve depremlere yönelik yapılan farklı eylem planlarındaki çelişkileri çok üst seviyede yapıcı bir anlayış ile ortaya çok güçlü önerileri geliştirmelidir.
“MARMARA BÖLGESİ’NDE DEPREM RİSKİNİN YANI SIRA PEK ÇOK RİSK İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
Marmara Bölgesi’nde deprem riskinin yanı sıra pek çok risk ile de hep birlikte karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Küreselleşme ve iklim krizinin tetiklediği problemlerle mücadele etmek için gerçek anlamda güçlü bir güç birliğine hepimizin ihtiyacı vardır. Bunu en son yaşadığımız ki Tahir başkanın ifade ettiği müsilaj problemlerinde çok net olarak yaşanır ve gördük. Kaldı ki hemen pandeminin ardından yaşadığımız bu olay aslında birçok konuya ne kadar hazırlıksız olduğumuzu da hep beraber hissettik. Marmara Denizi, planlama ve yönetim açısından bütüncül olarak ele alınması gereken bir yapıdır ve bu anlamda çok hassas bir yapıdır. Marmara Denizi bir iç denizdir ve yetkiyle sorumluluk büyük ölçüde de merkezi yönetimlerdedir. Toplum yararı için kurumlar arasında ortak hedeflerde buluşmayı, dayanışmayı ve özellikle adaleti sağlayan bir düzene hepimizin milletçe ihtiyacı vardır. Ergene Havzası, Bandırma Havzası gibi çevre sorunlarının öne çıktığı endüstriyel kirlenme altındaki önemli tarım havzaları da sizin ön sırada gündemi olmalıdır. Bu havzalar başta olmak üzere Marmara Bölgesi’nin tarım ve hayvancılık potansiyelinin en etkin şekilde değerlendirilmesi, iklim duyarlı tarım olanaklarının ve kentsel nüfusun yoğunlaştığı bölgemizde güvenli gıdaya erişim olanaklarının arttırılması da öncelikli konularımızdan biri olmalıdır.
“KANAL İSTANBUL SÜRECİ MARMARA BELEDİYELER BİRLİĞİ’NCE ELE ALINARAK KAMUOYU İLE TARAFSIZ BİR BİÇİMDE PAYLAŞILMASI ÖNEMLİ KONUDUR”
Ülkenin ulaşım ve lojistik ağlarının kümelendiği Marmara Bölgemizde hem kentsel, hem de bölgesel ulaşım sorunlarının çözülmesi kentsel ulaşım kalitesinin arttırılması anlamında da çok önemli işlerimizin olduğu nettir. Bunun yanında ulaşım altyapısını güçlendirilmesi, olası büyük deprem anında dayanıklığımızı arttıracaktır ve bu konu bu yönüyle Marmara Belediyeler Birliği çok önemli konularının birisidir. Burada çok öncü gündem birliği ve yaklaşım birliği ve aynı zamanda ortak akıl masal masalarının en üst seviyede kurulmasının şart olduğunu düşünüyorum. Umuyor ve diliyorum ki bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu büyük risk ve tehditlerin katılımcı süreçlerle gerçekleştirilen çok boyutlu değerlendirmelerin ve vatandaşlarımızın güçlü itirazlarının bir sonucu olarak meselesinin bilimsel ve teknik bir biçimde ele alınmasının şart olduğu Kanal İstanbul sürecinin de Marmara Belediyeler Birliği’nce bütün teknik ve altyapıyla ele alınarak sonucunun kamuoyu ile bağımsız ve özgün bir biçimde, tarafsız bir biçimde paylaşılması da önemli bir konudur.
“YENİ BİR SİYASİ DÖNEMİN İÇİNDE OLDUĞUMUZU HER BİRİMİZİN BİLMESİ ŞARTTIR”
Tüm bu önemli sorunlar ve bunun gibi başka anlamlı konuları da bilimsel akılla, konuların uzmanlarıyla, uluslar ve uluslararası ulusal ve uluslararası katılımcı süreçlerle inceleyerek ele almakta hep birlikte temel prensiplerimiz olmalı. Bunun için tüm belediyelerin birlikler aracılığıyla verimli çalışma ve yaratıcı çözümler geliştirme konusunda teşvik etmeliyiz. Birbirimizi güçlendirmeliyiz. Daha yan yana olmalı, daha çok birlikte düşünmeliyiz. Bu nedenle Marmara Belediyeler Birliği’nin ana rollerinden birisinin Marmara Bölgesi’ne ilişkin sorunların çözümü için farkındalık yaratmak olduğunu düşünüyor ve bunu en üst seviyede destekliyorum. Bu farkındalığı güçlendirebilecek yeni bir siyasi dönemin de içinde olduğumuzu her birimizin bilmesi şarttır. Bu dönemin bence iki temel özelliği vardır. Birincisi özellikle seçmenler son seçimlerde merkezi ve yerel yönetimler arasında yeni bir denge oluşturmuştur. Bu dengenin vatandaşın hayrına bir iş birliğine dönüşmesini yürekten umuyorum ve diliyorum. İkincisi aynı zamanda seçmen siyaseti normalleştirmeye siyaseti kutuplaştırma değil bir araya gelme unsuru olarak sistemi olarak tanımlamayı hepimize göstermiştir. Net olarak hissettirmiştir ve hatta zorlamıştır. Bu konuda samimiyetin iş birliği alanlarının genişletilmesinin bize çok büyük fırsatlar sunacağını biliyor ve inanıyorum.
“VATANDAŞLARIMIZ DA BU SÜREDE BİZİ SINAYACAK”
Tabii vatandaşlarımızın da bu sürede bizi sınayacağını, bizi takip edeceğini düşünüyorum. Bu konuda özellikle siyasal iklimin yarattığı olumlu hava Marmara Belediyeler Birliği’nin yeni döneminde temel dayanaklardan birisi olmak zorunda. Birliğimizin ve karar mekanizmalarımızın özellikle hem kaynak dağıtımında adaletle yönetilen yapılar olması hem de iş birliği masalarının en güçlü şekilde kurulması da değerlidir. Böyle yaparsak ülkemizin bölgesel bazda yaşadığı eşitsizliklerin çözümüne de yoğun katkı sunacaktır. Ülkemizde var olan bütün iyi gelişmelerin, yakın coğrafyayı ve ülkeyi de çok pozitif etkilediğini hepimiz biliyoruz. Sözlerimi sonlandırmadan önce ifade etmek isterim ki 2019 sonrasında hep beraber süreci yönetirken zor koşullara rağmen pandemi, çevre, müsilaj gibi bütün krizlere rağmen belediyeler mazeret değil, çözüm ve maharet üretme yeri olduğunu hep beraber yaşadık. O bakımdan Marmara Bölgesi Belediyeleri olarak inşallah Türkiye’nin lokomotifi olacak güçlü bir çalışma sürecini hep beraber yaratır ve ortaya koyarız. Bundan da ülkemizin en üst seviyede faydalanmasını diliyorum. Tekrar geçmişten bugüne görev alan bütün başkanlarımızı minnetle anıyorum. Tahir Bey’e başarılı görev döneminden dolayı teşekkür ediyorum.
]]>
(İZMİR)- 112 Acil Çağrı Merkezi çalışanları, yoğun çalışma temposu, artan iş yükü ve düşük ücret başta olmak üzere yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek İzmir’de 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürlüğü önünde açıklama yaptı. Türk Büro Sen İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Cumhur Çil, personelin özlük ve sosyal haklarının iyileştirilmesi, personel sayısının artırılarak vardiya düzenlemesine gidilmesi gerektiğini belirterek “Türk Büro Sen olarak 112 Acil Çağrı Merkezi çalışanlarının sorun ve taleplerinin takipçisi olacağız” dedi.
112 Acil Çağrı Merkezi çalışanları, yoğun çalışma temposu, artan iş yükü ve düşük ücret gibi sorunlarını ve taleplerini dile getirmek için İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere tüm illerde eş zamanlı basın açıklaması yaptı. İzmir’deki açıklama, Bornova Doğanlar’da bulunan 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürlüğü önünde yapıldı. 112 Acil Çağrı Merkezi çalışanları adına konuşan Türk Büro Sen İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Cumhur Çil, merkez personelinin mesai kavramı gözetmeksizin yoğun ve tempolu şartlarda çalıştığını ifade ederek, personelin doğru bilgiye ulaşmak için zamanla yarıştığını ve doğru yönlendirme yapmanın hayati önem taşıdığı bilinciyle hareket ettiğini söyledi.
PERSONELİN TALEPLERİNİ SIRALADI
Kurulduğu günden bugüne 112 Acil Çağrı Merkezi çalışanlarının sorunları ile ilgili Türk Büro-Sen olarak bakanlık ile görüşmeler yaptıklarını belirten Başkan Çil, bu görüşmeler çerçevesinde yetkililerin yaptığı çalışmalara rağmen artan iş yükü ve yeni eklenen görevlerle mevcut sorunlara yenilerinin eklendiğini söyledi. Çil, Türk Büro-Sen olarak 112 Acil Çağrı Merkezi personelinin yaşadıkları sorun ve bunlara ilişkin çözüm önerilerini şöyle sıraladı:
“· Ülke genelinde 112 Çağrı Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren diğer kurum çalışanlarına kıyasla önem derecesi yüksek olan görevi ifa eden 112 Acil Çağrı Merkezi çalışanlarının özlük ve sosyal haklarının iyileştirilmesi,
· 112 Acil Çağrı Merkezi çalışanları radyasyonlu ortamda görev yapmaları nedeniyle çeşitli meslek hastalıkları ile karşı karşıya kalmakta olup, kurum çalışanlarına yıpranma hakkı verilmesi,
· Mevcut 112 Acil Çağrı Merkezleri Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliği’nin günün şartlarına uygun hale getirilmesi ile ayrıca çalışma saatleri eşitsizliğinin giderilmesi,
· 657 sayılı kanunun 99’uncu ve 178’inci maddelerinde yer alan fazla çalışma ücretinin 112 Acil Çağrı Merkezi çalışanlarına da ödenmesi ile bu ücretin resmi tatil ve bayram günlerinde normal günlerden farklı değerlendirilmesi,
· Yetersiz olan personel sayısının artırılarak genele yaygın vardiya düzenlemesine gidilmesi ile illerin vardiya sistemi belirlenirken personel sayısı, çağrı yoğunluğu ve ulaşım ile yemek sorununun dikkate alınması,
· Hedefi olan çalışanın daha verimli olacağı göz önünde bulundurularak, ara yönetici kadrolarının (şef, müdür yardımcısı vb.) ihdas edilmesi,
· Günlük çağrı ortalaması makul sınırın oldukça üstünde olan illerde ivedi olarak yeni personel istihdamının sağlanması,
· İller İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 19.09.2019 tarih ve 15982 sayılı yazısında da belirtildiği üzere, 112 Acil Çağrı Merkezlerinde faaliyetlerin daha sağlıklı sunulabilmesi için, 112 Çağrı Merkezi personelinin valiliklere bağlı başka birimlerde görevlendirilmemesi,
· 2022-2023 yıllarını kapsayan 6. Dönem Toplu Sözleşme’nin 21. maddesi gereği, 112 Acil Çağrı Merkezlerinde çalışan personelden yalnızca ‘Çağrı Karşılama Memuru’ unvanlı personelin ek ödeme oranlarına 10 puan ilave edilmiştir. 6. Dönem Toplu Sözleşme’de verilen bu hak, 7. Dönem Toplu Sözleşme’de de devam etmekte, aynı kurumda çalışan ve kadro unvanları farklı olsa dahi aynı işi yapan 112 Acil Çağrı Merkezi personeli bu ek ödeme ilave puanından yararlanamamaktadır. ‘Çağrı Karşılama Memuru’ kadrosunda görevli personelin lehine yapılan düzenlemenin 112 Acil Çağrı Müdürlüklerinde görevli diğer bütün unvanlardaki personel için de uygulanmasının sağlanması,
· 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürlüğü bünyesinde görev yapan diğer Bakanlıklara bağlı çalışanların, farklı ödemelerle (döner sermaye, tayın bedeli vb.) mağduriyetleri bir ölçüde giderilmekteyken; ilk çağrıyı alarak süreci başlatan ve tayın bedelinden yararlanamayan 112 Acil Çağrı Müdürlüğü personeline ivedi olarak tayın bedeli verilmesinin sağlanması bir bütün olarak önem arz etmektedir.”
“112 ACİL ÇAĞRI MERKEZİ ÇALIŞANLARININ SORUN VE TALEPLERİNİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
Türk Büro Sen olarak tespit ettikleri sorunların giderilmesi ve taleplerin karşılanması ile şartların iyileştirilmesi durumunda personelin memnuniyetinin ve kurum aidiyetinin artacağını, bunun da sunulan hizmetin kalitesini artıracağına vurgu yapan Çil, Türk Büro Sen olarak 112 Acil Çağrı Merkezi çalışanlarının sorun ve taleplerinin takipçisi olacaklarını söyledi.
]]>
(DİYARBAKIR) – Ülkede yaşayan ekonomik kriz ve işsizlik, Diyarbakır esnafını da olumsuz etkiledi. Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (DESOB) Başkanı Alican Ebedinoğlu, kentte son bir yıl içerisinde bin 123 işletmenin kapandığını belirterek, “Şu an gençlerde Avrupa ülkelerine gitme gibi bir furya gündemde. İnsanlarımızın çoğu burada iş bulamadığı için Avrupa’ya gitmeye çalışıyor” dedi.
DESOB Başkanı Alican Ebedinoğlu, ekonomik krizin kentteki etkisini ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi. “Özellikle son 5-6 yıldır pandemi süreci, ardından yaşanan ekonomik dalgalanmalar, son olarak bölgemizin 11 ilini etkileyen depremin ardından gerek halkımız gerekse de esnaf ve sanatkarlarımız ciddi bir anlamda etkilendi ve bu etki devam etmektedir” diyen Ebedinoğlu, şöyle konuştu:
“Yıllardır bölgenin kalkınması için teşvikler veriliyor. Bu teşvikler 18 bin kişinin istihdam edildiği Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’ne veriliyor. Oysa esnaf ve sanatkarlara baktığımızda 100 bin dolayında istihdam sağlıyor. Esnaf ve sanatkar devletin istihdam yükünü sırtında alıyor. Bu nedenle mutlak suretle esnafın ayakta kalması gerekiyor. Son dönemlerde artan faiz oranları ve enflasyon birçok kesimi etkilediği gibi esnafı da çok ciddi bir şekilde etkiledi. Diyarbakır’da son bir yılda bin 123 esnaf işletmesini kapatmak zorunda kaldı. Bunların en büyük kesimi hizmet sektörüdür. Bu sektör en fazla istihdam sağlayan alandır” dedi.
‘ŞU ANDA BÜYÜK BALIK KÜÇÜK BALIĞI YUTMAKTA’
Ebedinoğlu, zincir marketlerin yaygınlaşmasının esnafa olan etkisini ‘büyük balık, küçük balığı yutuyor’ olarak yorumlarken, bu marketlerin bulundukları kentlerin vergi gelirlerine bir katkı sağlamadığına dikkat çekti. Zincir marketlerde alışveriş yapanları alacakları ürünlerin son kullanma tarihlerine dikkat etmeleri çağrısında bulunan Ebedinoğlu, şunları söyledi:
“Darbe yiyen başka bir esnaf kesiminden de söz etmek istiyorum. Diyarbakır’da, 10 yıl önce 5 bin 600 civarında olan bakkal sayısı maalesef şu an 2 bin 200’e inmiş. Bunun en büyük nedenlerinden biri de zincir, hiper ve süper marketlerdir. Bununla ilgili TESK olarak, yıllardır TBMM’de çıkmasını beklediğimiz perakende yasası vardır. Bu yasa çıkmadığı takdirde ticarette ahlaklı bir düzen sağlanamaz. Neden sağlanamaz? Şu anda büyük balık, küçük balığı yutmaktadır. Büyük holdingler bu kesimi bitirme noktasına getirdi. Bu kesimin vatandaşlarımızı mağdur ettiğini tespit ettiğimiz bir konuya da paylaşmak istiyorum. Bu zincir marketlerde son kullanma tarihi az kalmış ürünler satılmaktadır. Diyarbakır’da tespit ettiğimiz bu konuyu Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ve ilgili kurumlara ilettikten sonra binlerce ürün imha edildi. Halen aynı sistem devam ediyor. Vatandaşlarımızı özellikle o market zincirlerinden alışveriş yaptığı zaman ürünlerin son kullanma tarihlerine dikkat etsinler. Güvenilir esnaf mahalle bakkalıdır. Çünkü yeri geldiğinizde evinizin anahtarını teslim ettiğiniz bir kesimdir. Maalesef bu zincir marketlerin çoğu Türkiye’nin ekonomisine yön veren holdinglerdir. Üretim ve yatırımlarının tamamı batıdadır. Ama günlük sıcak parayı da ilimizde alıyor. Hiçbir yatırım ve istihdam da sağlamıyorlar. Neden sağlamıyorlar? Çünkü yatırımları batıda. Buradaki vergi kayıtları da Diyarbakır’da değil. Bu vergi kaydının yapılmaması kentte ayrı bir zarar vermektedir. Bu kurumların vergi ödemeleri Diyarbakır’ın gelirine yansımıyor. Bir an önce yasal düzenlemenin yapılması gerekiyor. Aksi takdirde istihdam sağlayan esnaf ve sanatkarlar zor durumda kalacak. Durum böyle devam ederse yıl sonuna kadar binlerce esnafımızın işletmelerini kapatacaklarının kaygısıyla karşı karşıya kalacağız.”
‘DEVLETİN DENETİM MEKANİZMASINDA SIKINTI VAR’
İşletmelerdeki fahiş fiyatla ilgili değerlendirmelerde bulunan Ebedinoğlu, kamu kurumlarının denetiminin yetersiz olduğunu belirterek, “Fahiş fiyatlarla ilgili devletin yeni bir mekanizma kurması gerekiyor. Şu anki denetimler yeterli değildir. Her alanda fırsatçılar var. Bunu tamamen işletmeciye yüklemek de doğru değil. Devletin denetim mekanizmasında sıkıntı var. Buna kökten bir çözüm gerekiyor. Bu durumda vicdansızlık eden, halkı sömüren insanlar var. Bununla çok karşılaşıyoruz. Bu neden cezai müeyyidelerin mutlak suretle uygulanması gerekiyor. Aksi takdirde bunun önüne açıklamalarla geçinilmez. Radikal, kararlı ve kanunlara dayalı yeni bir denetim gerekmektedir” açıklamalarında bulundu.
‘GENÇLERİN AVRUPA ÜLKELERİNE GİTME GİBİ BİR FURYA GÜNDEMDE’
Türkiye’deki ekonomik krizin beraberinde getirdiği yüksek faiz nedeniyle insanların birikimlerini bankaya yatırıp, gelir elde etmesiyle ticari alanda bir gerilemenin yaşanmasına neden olduğunu ifade eden Ebedinoğlu, Diyarbakır’daki gençlerin istihdam olmaması nedeniyle Avrupa’ya göç etmek için çaba sarf ettiklerini dile getirdi. Şu an ticaretin tamamen durduğunu aktaran Ebedinoğlu, “Bunun nedeni ise, faizlerin yüksek olması insanların çoğu parasıyla üretime girmiyor, parasını bankaya yatırıp, faiziyle kar elde etmeye çalışıyor. Ekonomik krizin en büyük etkenlerinden biri de faizlerin bu kadar yüksek olması, faizlerin yüksek olmasıyla yatırımın üretime dönüşmemesidir. Yüksek faiz ve enflasyonda esnaf çok ciddi etkilendi. Daha önce yüzde 8,5 faizle alınan kredi faizi yüzde 29’a çıkmış durumda. Esnaf kredileri yüzde 50 hazine desteklidir. Hazine desteği olmasına rağmen esnaf krediye ulaşmada sıkıntı çekiyor. Özellikle belirtmek istediğim bir konuyu dile getirmek istiyorum, hükümete de seslenmek istiyorum. İlgili yasalarda esnaf ve sanatkarların korunması gerekiyor belirtilmiş. Aksi takdirde ülke olarak istihdam sıkıntını yaşayacağız. Diyarbakır olarak bunu yaşıyoruz. Genç nüfusun büyük bir kesimi batıda inşaat ve turizm sektöründe çalışıyor. Şu an gençlerin Avrupa ülkelerine gitme gibi bir furya gündemde. İnsanlarımızın çoğu burada iş bulamadığı için Avrupa’ya gitmeye çalışıyor. Almanya 2 milyon kalifiyeli elaman alacağını açıkladı. Şu an Türkiye’de bir çok insan bu yollara başvurmaya başladı” şeklinde konuştu.
]]>
Aşırı sağcı parti Almanya için Alternatif (AfD) tarafından düzenlenen bir gençlik etkinliğinde Matthias Helferich’i dinlemek için oradalar.
Daha önce aşırılık yanlısı gruplarla bağlantıları olan iki kişi daha salonda ve bunlardan biri eyalet seçimlerinde aday olacak.
AfD aşırılık suçlamalarını defalarca reddetti.
Ancak BBC, bu üç kişinin geçmişini araştırarak, AfD ile bazıları Alman makamları tarafından anti-demokratik veya ırkçı olarak sınıflandırılan aşırı sağcı gruplar arasında açık bir geçişkenlik olduğunu tespit etti.
Almanya’nın doğusunda bölgesel istihbarat yetkilisi olarak görev yapan Stephan Kramer’a göre, AfD artık demokrasinin “temelleri” açısından tehlike oluşturuyor ve sonbaharda doğudaki üç eyalette seçim kazanmayı hedefliyor: Saksonya, Thüringen ve Berlin’in Brandenburg bölgesi.
Haziran’da yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde aşırılık ve yolsuzluk iddialarıyla boğuşan AfD, anketlerde düşüş yaşasa da, ülke genelinde ikinci sırada yer alıyor. Özellikle Doğu Almanya’da güçlü olmaya devam ediyor.
‘Tersine göç’ tartışmaları
Matthias Helferich’in Cottbus’taki konuşması “tersine göç” üzerineydi. Bu, Avrupa’da aşırı sağ içinde göçmenlerin kitlesel “geri dönüşleri” ya da sınır dışı edilmeleriyle ilgili yeni gelişen bir kavram. BBC toplantıya katılmak istedi, ancak yer olmadığı söylendi.
2021’de Almanya Federal Meclisi’ne seçilen Helfrich’in AfD’nin parlamento grubuna katılması, 2016-17 yıllarındaki tartışmalı Facebook yazışmalarının ortaya çıkmasının ardından engellendi.
Sızan yazışmalarında Helfrich, kendisini Nasyonal Sosyalizmin “dost yüzü” ve Nazi dönemi yargıcı Roland Freisler’e atıfta bulunarak “demokratik Freisler” olarak tanımlıyordu.
Helferich BBC’ye yaptığı açıklamada kendisini gerçekten Nazizmin dost yüzü olarak tanımlamadığını, sadece internetteki solcuların “parodisini” yaptığını söyledi.
Helferich AfD’de yerel düzeyde görevler üstlenmeye devam ediyor ve Cottbus’daki konuşmasına katılımın da gösterdiği gibi, bazı parti çevrelerinde “tersine göçün” gururlu savunucusu olarak memnuniyetle karşılanıyor.
Pek çok kişi bu terimi, göçmen kökenli insanların zorla ya da siyasi baskıyla kitleler halinde sınır dışı edilmesinin örtülü bir ifadesi olarak görüyor.
Matthias Helferich, Afrika ve Orta Doğu’dan gelen “kitlesel göçmen akınına” karşılık olarak milyonlarca insanın “tersine göç ettirilmesi” konusundaki beklentilerini açıkça dile getiriyor.
Ancak yasal olarak Almanya’da bulunan hiç kimsenin ülkeyi terk etmeye zorlanmayacağını, ancak bazılarına “anavatanlarına” ve “kültürlerine” dönme şansı verilebileceğini iddia ediyor.
“Bu, insanları aşağılamak ya da ırkçı nedenlerle sınır dışı etmekle ilgili değil. Mesele Almanya’yı Almanların ülkesi olarak korumak” diyor.
Toplantı organizatörlerden Jean-Pascal Hohm, Cottbus konuşmasını dinlemeye “50’den fazla genç yurtseverin” geldiğini söylüyor.
AfD’de çeşitli görevlerde bulunan Hohm, Eylül’de yapılacak Brandenburg eyalet seçimlerinde aday.
Hohm’un geçmişte aşırı sağcı bazı gruplara dahil olduğu biliniyor. Bunlar arasında Ein Prozent (Yüzde Bir) derneği, Zukunft Heimat (Geleceğin Vatanı) ve “Büyük Değişim” komplo teorisini desteklediği bilinen Identitarian hareketi yer alıyor.
Bu teori, küresel elitlerin kasıtlı olarak Batı ülkelerinin demografik yapısını değiştirmeyi planladıklarını dile getiriyor.
Hohm, Almanya ve Avrupa’da “çağımızın ana teması” olarak tanımladığı “nüfus değişiminin” yaşandığına inanıyor. “Bunun yukarıdan organize edildiğini söylemiyorum, gerçekleştiğini söylüyorum” diyor.
2017’de Jean-Pascal Hohm, bir grup futbol taraftarının Yahudi düşmanı sloganlar attığı, hatta bazılarının Hitler selamı verdiği bir kalabalığın arasında görülmüştü.
Benedikt Kaiser ise, Thüringen’de AfD milletvekili olan Jürgen Pohl için parlamentoda çalışıyordu.
Kaiser’in 2006-11 yılları arasında neo-Nazi çevrelerde hareket ettiği, hatta bugün Die Heimat (Vatan) olarak bilinen aşırı milliyetçi parti NPD tarafından düzenlenen yürüyüşlerde fotoğrafının olduğu ortaya çıktı.
“New Society Boys” adlı aşırı sağcı futbol holigan grubunun içinde de fotoğrafı görülmüştü. Grup tarafından kullanılan “NS” kısaltması Almanya’da genellikle “Nasyonal Sosyalist” ya da Nazi anlamına geliyor.
2009 civarında çekilmiş fotoğrafta Kaiser’in arkasındaki üç erkek Hitler selamı veriyor.
Yıllar sonra Benedikt Kaiser artık bazen bir düşünür ve teorisyen olarak tanımlanıyor ve AfD’nin aşırı sağcı kanadının önde gelen isimlerinden Björn Höcke ondan övgüyle söz ediyor.
Tarih öğretmeni olan Höcke, Thüringen’de AfD’nin karizmatik lideri haline geldi ve eyalet valisi olmak için yarışıyor.
52 yaşındaki Höcke şu anda bilerek bir Nazi sloganı kullanma suçlamasıyla yargılanıyor, ancak masum olduğunu savunuyor.
AfD’nin daha radikal fraksiyonu içindeki partililer ile “aşırılık yanlısı” gruplar arasındaki bulanık çizgiler karmaşık bir ağ oluşturuyor.
Ve bu, daha ılımlı mı yoksa radikal bir mesaj mı benimsemesi gerektiği konusunda sürekli bölünmelerle uğraşan bir parti.
Örneğin “tersine göç” kavramını bazıları benimserken, bazıları mesafeli duruyor.
Bu kavram, neo-Nazi bir geçmişe sahip olan ve hem Almanya hem de İngiltere’ye girişi yasaklanan Avusturyalı aktivist Martin Sellner tarafından savunuluyor.
Sellner’in, “tersine göç eden” sığınmacılar, oturma hakkına sahip “yabancılar” ve “asimile olmamış” vatandaşlar hakkında yazıları var.
AfD’nin üst düzey isimlerinin Martin Sellner ile Berlin yakınlarında “tersine göç” konulu “gizli” bir toplantı yaptıklarına dair haberler bu yılın başlarında Almanya’da kitlesel gösterilere yol açtı.
Thüringen Anayasayı Koruma Dairesi Başkanı Stephan Kramer’e göre, AfD son on yılda “muhafazakar, demokrat bir partiden giderek aşırı sağcı bir partiye doğru” ilerleyen bir hareket.
Daha önce Almanya’daki Yahudilerin Merkez Konseyi’nin genel sekreterliğini yapan Kramer, AfD’nin seçimlerde Thüringen’de çoğunluğu kazanma şansının “çok yüksek” olduğunu, bu gerçekleşirse ülkeyi terk edeceğini söylüyor.
AfD’liler kendilerine karşı önyargılı devlet yetkilileri tarafından hedef alındıklarını savunuyor.
AfD’nin “şüpheli” aşırı sağcı olarak tanımlanmasına karşı yasal mücadelesi devam ederken, gençlik kanadı bu tanımı resmen onayladı.
Stephan Kramer’e göre AfD, Avrupa çapında ivme kazanan yeni sağın “parlamenter kolu” ve demokrasi için risk oluşturuyor.
Kramer daha geniş anlamda Almanya’daki siyasi havanın “ısınmasından” endişe ediyor.
Başbakan Olaf Scholz’un partisi SPD’nin (Sosyal Demokrat Parti) Avrupa Parlamentosu seçimlerinde önde gelen adaylarından biri olan Matthias Ecke, Cuma günü Saksonya’da afiş asarken saldırıya uğradı ve ameliyat oldu.
17-18 yaşlarındaki dört gencin soruşturulduğunu belirten polis, şüphelilerden en az birinin aşırı sağcı görüşlere sahip olduğuna dair veriler olduğunu söyledi.
Konuştuğumuz AfD destekçileri hareketlerinin hiç de aşırı olmadığı ve hatta orta yolu temsil ettiği konusunda ısrarcı.
Almanya’da bugün söz konusu olan sadece Cottbus’ta bir toplantıda konuşma yapan üç adamla ilgili değil, ülkede neyin aşırılık sayılacağı konusundaki bölünme ve çirkin geçmişe dönüş korkusuyla ilgili.
]]>İngiltere ve İsveç merkezli şirket bugün yaptığı açıklamada kararın “tamamen ticari” olduğunu söyledi ve satışlardaki düşüş ile yeni Covid varyantlarını hedefleyen piyasadaki diğer aşıları gerekçe gösterdi.
Şirket Mart ayında Avrupa Birliği pazarlama iznini gönüllü olarak geri çekmişti.
Bugünkü açıklamada aşının kullanıma girdiği ilk yılda 6,5 milyondan fazla hayat kurtarıldığı ve küresel olarak 3 milyarın üzerinde doz tedarik edildiği söylendi.
AstraZeneca, “Çabalarımız dünyanın dört bir yanında takdir edildi ve küresel salgının sona erdirilmesinde kritik bir bileşen olarak görülüyor. Şimdi bu dönemi kapatarak ileriye dönük net bir yol belirleyeceğiz” dedi.
AstraZeneca, 2020’nin ilk yarısında patlak veren koronavirüs pandemisi sırasında Covid-19 aşısını oldukça hızlı bir şekilde piyasaya sürmüştü.
Oxford Üniversitesi ile birlikte geliştirilen aşı, ilk başta maliyetine sunuldu, ancak AstraZeneca 2021’in sonlarında kâr amacıyla satmaya karar verdi.
Zamanla dünya Vaxzevria adlı aşıdan uzaklaşarak başta ABD’li ilaç devi Pfizer ve Almanya merkezli BioNTech tarafından üretilen mRNA aşısı gibi diğer aşılara yöneldi.
AstraZeneca aşısında nadir görülen kan pıhtılaşması sorunu da gerilemesinde etkiliydi.
Bunun yanı sıra Covid kısıtlamalarının dünya çapında tamamen kaldırılmasıyla şirketin satışları düşmeye devam etti.
AstraZeneca, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgelerinde aşının piyasadan çekilmesi sürecini başlattığını belirtti.
Nadir görülen yan etkiyi kabul etti
AstraZeneca’nın ürettiği Covid aşısı genel olarak güvenli ve etkili olarak değerlendirilse de Trombositopeni Sendromlu Tromboz (TTS) olarak bilinen nadir ancak ciddi bir yan etki riski taşıdığı ortaya çıkmıştı.
Aşı, 18 yaş ve üzeri kişilerde, genellikle üst kola, yaklaşık üç ay arayla iki enjeksiyon şeklinde uygulanıyordu. Bazı ülkeler tarafından takviye aşısı olarak da kullanıldı.
Vaxzevria, Covid-19’a neden olan SARS-CoV-2 virüsünden bir protein yapma genini içerecek şekilde modifiye edilmiş adenovirüs ailesinden başka bir virüsten oluşuyor ve virüsün kendisini içermiyordu.
Nisan 2021’de aşı olduktan sonra kan pıhtısı nedeniyle beyin hasarına uğrayan ve çalışamayan iki çocuk babası Jamie Scott şirkete yönelik ilk yasal süreci başlatmıştı.
Aşıyla ilgili toplu bir davada birden çok iddiayla karşı karşıya olan AstraZeneca, geçtiğimiz aylarda Covid aşısının bu yan etkiye neden olabileceğini ilk kez mahkeme belgelerinde kabul etti.
Bazı davacılar yakınlarını kaybettiklerini, bazılarıysa aşının ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını iddia ediyor.
AstraZeneca iddialara karşı çıkıyor ancak Şubat ayında İngiliz Yüksek Mahkemesi’ne sunduğu yasal bir belgede Covid aşısının “çok nadir durumlarda TTS’ye neden olabileceğini” doğruladı.
TTS nedir?
Davadaki avukatlar, TTS’nin Trombositopeni Sendromlu Tromboz anlamına geldiğini ve aşılamanın ardından meydana geldiğinde VITT (Trombositopeni ile Aşıya Bağlı İmmün Tromboz) olarak da adlandırıldığını söylüyor.
TTS/VITT, tromboz (kan pıhtılaşması) ve trombositopeninin (düşük trombosit sayısı) aynı anda nadiren görüldüğü bir sendrom.
Avukatlar, bu durumun felç, beyin hasarı, kalp krizi, akciğer embolisi ve uzuvların kaybedilmesi gibi ölüm riski olan sonuçlar doğurabildiğini söylüyor.
Tromboz aşılanmamış kişilerde de birçok farklı biçimde görülebilir. Nadir görülen TTS/VITT sendromu ise yalnızca aşılamadan sonra ortaya çıkan tromboz için geçerli.
]]>(İSTANBUL) – İstanbul Tabip Odası (İTO) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyeleri, Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’ndeki bir doktora 10 dakika içerisinde 4 randevu verilmesini protesto etti. Sağlık çalışanları “İki dakikada hekimlik yapılamaz” derken; İTO Yönetim Kurulu Başkanı Osman Küçükosmanoğlu, “Bu bir sistem sorunu. Sistemin sahibi de Sağlık Bakanı’dır, hükümettir, iktidardaki tek adamdır. Bunu da biliyoruz. Buna karşı mücadelemizi de sürdüreceğiz” dedi.
İTO’nun dün yayınladığı belgeyle Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’nde bir doktora 10 dakika içerisinde 4 farklı randevu verildiği ortaya çıkmıştı. Hastanenin sosyal medya hesabından dün yapılan açıklamada, sistemsel bir hata olduğu savunularak “sehven” denildi.
İTO ve SES üyeleri, doktorların ve sağlıkçıların üzerindeki ağır iş yükünü protesto etmek için hastane önünde bugün eylem yaptı. “5-4-3-2-1 sağlık bitti”, “Hekimler köle, hastalar müşteri değildir” ve “Sağlıkta dönüşüm sağlıkçıya zulüm” yazılı dövizlerin taşındığı protestoda, “2 dakikada hekimlik yapılamaz”, “Yapboza dönüştürdüğünüz sağlık sisteminin kölesi olmayacağız” yazılı pankartlar açıldı. Eylem boyunca sık sık “Emek bizim, söz bizim” ve “Sağlıkta dönüşüm, ölüm demektir” sloganları atıldı.
ERTUĞRUL ORUÇ: HİÇBİR HEKİM 1-2 DAKİKADA HASTAYA BAKMAK İSTEMEZ
İTO Yönetim Kurulu üyesi Ertuğrul Oruç, hastaların sağlık hakkının gasp edildiğine vurgu yaparak “Hiçbir hekim 1-2 dakikada hasta bakmak istemez. Hastaya ne kadar süre ayrılacağına kendisinin karar vermesini ister. Hiçbir hekim arkadaşımıza bilgi verilmeksizin geçilen bu sistemi bugün protesto etmek için buradayız” dedi.
OSMAN KÜÇÜKOSMANOĞLU: SİSTEMSEL HATA DEĞİL, SİSTEMİNİZ HATALI
İTO Yönetim Kurulu Başkanı Osman Küçükosmanoğlu, hastanenin “sistemsel hata” açıklamasına “Sistemsel hata değil, sisteminiz hatalı” tepkisini gösterdi. Mevcut sağlık sisteminin hastayı müşteri, sağlık kuruluşlarını da ticarethaneye dönüştürdüğünü belirten Küçükosmanoğlu, şunları söyledi:
“Bu gördüğünüz hastane bir kamu hastanesi olabilir ama bir ticarethane mantığıyla yürüyor. Döner sermayesi var. Ne kadar hasta görülürse, ne kadar işlem, ne kadar tetkik yapılırsa ona göre Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan bir pay alması söz konusu. Hekimler için ücretler de öyle. Bakılan işe, yapılan işleme göre yapılan bir ücretlendirme var; daha çok işlem, daha çok para diye. Sanki vatandaşın sağlığına değil de hastalığına dua edin diyen bir sistem ama bu yürümüyor. Aynı zamanda tabii anamız babamız var, çocuklarımız var. Biz de zaman zaman hasta olarak bu sistemden hizmet almak durumundayız ve görüyoruz sistemin işlemediğini. Sistem nasıl olmalı, kabaca söylemek istersek bizim koruyucu hekimliği önceleyen, birinci basamak dediğimiz şu anda aile sağlığı merkezlerinde yürütülen hizmetin güçlendirilmesi lazım. Bu sistem kurulduğunda bir aile hekimine 4 bin kişi bağlandı. Dendi ki, ‘bu işte 3-2 binlere kadar inecek’ diye. Biz de bekliyoruz yıllardan beri. 10 yılı geçti, hala aynı sayı, hala aynı şekilde çalışan aile sağlığı merkezleri.
“BU SİSTEM İŞE YARAMADI, YARAMAYACAK”
Yani kirasını kendi ödeyen, işte merdiven altlarında çalışan ekibi, personeli, ücretleri yetersiz, vergileri alabildiğine yüksek ortamda arkadaşlarımız yeterince koruyucu sağlık hizmeti veremeyince halkımız, hastalar hastanelerde yığılıyor ve randevu bulamıyor. Randevu bulamayınca çözüm ne, randevu sayılarını artırmak, günlük hasta sayısını artırmak, randevu sürelerini kısaltmak ancak bu sistem hiçbir işe yaramadı, yaramayacak. Başka sonuçlar da doğuracak dedik. En başta sağlıkta şiddet. Biz hastalarımızın sanki iyiliğini isteyen değilmişiz gibi karşı karşıya geliyoruz. Sorunu yaratan hekimlermiş gibi yeterli vakit ayıramadığı için, hastayla iyi tedavi uygulayamadığı için sağlıkta şiddet artacak. Onun dışında genç meslektaşlarımızın bu ülkeden umudu kesip yurt dışına gitmesini, bu ülkeyi terk etmelerini istemiyoruz. Bu ülkede kalmalarını ve bu ülkeye hizmet etmelerini, bu sisteme karşı mücadele etmelerini isteriz ama bunun sonuçları, bu kaçınılmaz sonuçlar yaşanacaktır. Bu bir sistem sorunu. Sistemin sahibi de Sağlık Bakanı’dır, hükümettir, iktidardaki tek adamdır. Bunu da biliyoruz. Buna karşı mücadelemizi de sürdüreceğiz.”
HATİCE YAYLA: SAĞLIK EMEKÇİLERİ KÖLE GİBİ ÇALIŞTIRILMAK İSTENİYOR
SES Anadolu Şube Eş Başkanı Hatice Yayla da sağlıkta dönüşüm politikalarının yıkımları anlatmaya çalıştıklarını dile getirerek şöyle konuştu:
“Hastanelerin birer işletme değil, buraların bir sağlık kurumu olduğunu ve buraların da bir fabrika gibi yönetilemeyeceğini yıllardır dile getiriyoruz fakat bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda tamamen ranta ve özelleştirmeye dayalı, sağlık emekçilerin hakkını yok sayan, hastaların sağlık hakkını yok sayan bir sisteme dönüşmüş durumda. Bizler biliyoruz ki, bu muayene sürelerinin kısaltılması demek, aynı zamanda bu alanda çalışan her bir sağlık emekçisinin iş yükünün onlarca, belki yüzlerce kat artması demek olduğunu da biliyoruz. Bizler biliyoruz ki, bu muayene sürelerinin kısaltılması demek, beyaz kod vakalarının daha da fazla artması demek olduğunu da biliyoruz. Sağlık emekçilerinin bu sistemle birlikte yaşadığı ve özellikle de nefes almadan bir köle gibi çalıştırılmak istendiği bir sistem olduğunu da biliyoruz bu sistemin.”
MELTEM GÜNBEYİ: SORUNUN KAYNAĞI AKP İKTİDARI
İki meslek örgütü adına hazırlanan ortak açıklamayı hastanenin İTO temsilcisi Meltem Günbeyi okudu. Randevu sürelerini kısa tutan uygulamadan derhal vazgeçilmesi çağrısı yapan Günbeyi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sorunlarının sebebi biz hekimler, sağlık çalışanları ve hastalarımız değil; sorunun kaynağı, bu programı uygulayan AKP iktidarı ve Sağlık Bakanlığı’dır. O nedenle sistemin tıkanıklığını mesleğimizi, emeğimizi ve halkın sağlığını hiçe sayarak çözme girişimlerini kabul etmiyoruz. Çözüm, dayatmalarda değil; hastayı müşteri, bizleri de ucuz iş gücü olarak gören, sağlığı piyasa haline getiren politikaların terk edilmesidir. İlan ediyoruz. Nasıl dün muayene süresi 5 dakikaya indirilmeye çalışıldığında bu uygulamanın karşısında olduysak bugün de 2 dakikalık muayene dayatmasının da sonuna kadar karşısındayız, bu dayatmayı kabul etmeyeceğiz. Nitelikli sağlık hizmeti talebimizde ısrarcıyız ve hastalarımıza şifa vereceğimiz şartlarda hekimlik yapmak istiyoruz. Sağlık çalışanları köle, hastalar müşteri değildir. Buradayız. Emeğimize, mesleğimize sahip çıkıyor bizlerin yok sayıldığı her türlü uygulamaya itiraz ediyoruz.”
]]>
TRABZON – Trabzon’un Sürmene ilçesinde 2 Mayıs günü yaşanan dolmuşçu-öğrenci servisi kavgası ile ilgili dün Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nde bir basın toplantısı düzenleyerek olaya karışan şoförlerin dışındaki herkesi hainlikle suçlayan ve öfkeli tavırları ile dikkat çeken Sürmene Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ekrem Yılmaz’ın 2 yıl önce de Trabzon’da şoförler için düzenlenen öfke kontrolünü kapsayan ‘Toplu Taşıma Aracı Şoförleri Eğitim ve Sertifika Programı’nın tanıtım toplantısında dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu ve Trabzon Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ömer Hakan Usta ile tartıştığı ortaya çıktı.
Trabzon’un Sürmene ilçesinde 2 Mayıs günü dolmuşlarda yer bulamamaları nedeniyle üniversiteye gitmek için servis kiralayan Karadeniz Teknik Üniversitesi Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü öğrencileri, dolmuş sürücüleri tarafından darbedilmişti. Servisin önünü kesen dolmuş sürücüleri, servis şoförü ve öğrencilere hakaretler yağdırarak saldırmıştı. Olayın görüntülerinin çıkması üzerine 2 dolmuş sürücüsü gözaltına alınarak tutuklanmıştı.
Olayın ardından geçen 5 günün ardından dün Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nde bir basın toplantısı düzenleyen Sürmene Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ekrem Yılmaz, olaya karışan şoförlerin dışındaki herkesi hainlikle suçlayarak ülkedeki 1,5 milyon şoför esnafının Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ başta olmak üzere Trabzon Büyükşehir ve Sürmene Belediye Başkanları hakkında tazminat davası açmalarını istedi.
Aynı Ekrem Yılmaz’ın 21 Şubat 2022 tarihinde Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nde şoförlerin öfke kontrolünü kapsayan ‘Toplu Taşıma Aracı Şoförleri Eğitim ve Sertifika Programı’nın tanıtım toplantısında dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu ve Trabzon Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ömer Hakan Usta ile tartıştığı ortaya çıktı. Yaşanan gerginlik kameralara yansırken, toplantıya niye çağrıldıklarını bilmediğini iddia eden ve tepkisini dile getiren Sürmene Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ekrem Yılmaz, ” ‘Başkanım biz bunu yapacağız, edeceğiz, çağıracağız şoföre bunu yaptıracağız’ diyorsunuz oda başkanlarımızla beraber bizim hiç haberimiz yok. Benim şoförüme eğitim vereceksen ben bunu bileceğim” ifadelerini kullanmıştı.
Ekrem Yılmaz’ın bu ifadelerine cevap veren Zorluoğlu, “Müsaade buyurun konuyu bitireyim size de söz vereyim. Bu eğitimler statik eğitimler değil bir kere verilerek bitti tamam denecek eğitimler değil. Bunlar süreklilik arz etmek zorunda ve gelen şikayetlerde bu eğitimlere yoğun bir şekilde ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Trabzon’da toplu ulaşım meselesi Büyükşehir’in yetki ve sorumluluğundadır bu yetki ve sorumluluk çerçevesinde bundan sonra Büyükşehir Belediyesi hem eğitimleri yapacak hem sertifikaları dağıtacak hem de bundan sonraki süreçte gerekli denetimleri yapacak. Sadece odaların denetimi ile bu iş olmuyor” diyerek tepkisini dile getirmişti.
Zorluoğlu’nun açıklaması üzerine tekrar konuşan Ekrem Yılmaz, “O zaman biz dışarıya çıkalım” ifadesine yanıt veren Başkan Zorluoğlu, “Burada kalacaksanız burada kalma şeklinde konuşacaksınız. Eğer ayrılacaksanız Allah selamet versin. Bu toplantıda sizler fikirlerinizi söyleyeceksiniz. Ben konuşmamı tamamlayınca size söz verecektim. Siz buraya gelirken zaten belli bir şekilde gelmişsiniz belli. Dolayısıyla siz burada fikir irat etmek için değil burayı nasıl provoke ederim onun için gelmişsiniz” demişti.
Trabzon Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ömer Hakan Usta da “Bu şehre yakışan ve esnafı da belli seviyeye getirecek olan bir programı canı gönülden desteklememiz gerekiyor. Şu eğitim toplantısında yaptığınız tartışmalara bak. Ayıptır. Siz bu projeye dört elle sarılmanız lazım” diyerek Yılmaz’a tepki göstermişti.
]]>(ANKARA) – Pandemi döneminde tam kapanma tedbirlerine alkollü içki satışı yasağının da eklenmesini yargıya taşıyan ve sonuç alamayan Çanakkaleli tekel bayi sahibi Deniz Öztürk, bu sefer de “hak ihlali” iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
Türkiye’de Covid-19 ile mücadele kapsamında alınan 17 günlük tam kapanma sürecinde alkol satışı yasaklanmıştı. İçişleri Bakanlığı’nca 81 il valiliğine gönderilen genelgeye dayanarak, Çanakkale Valiliği İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu da “Tam kapanma döneminde tekel büfelerinin kapalı olmasına, market, bakkal, büfe gibi yerlerde de alkol ürünü satılmaması” kararı vermişti. Bu karar nedeniyle 17 günlük süreçte tekel büfesini kapatmak zorunda kalan Deniz Öztürk, Çanakkale İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu’nun alkollü içki satışı yasağını yargıya taşımıştı.
Deniz Öztürk, “kişilerin özel hayatına, yaşam tercihlerine, tüketim alışkanlıklarına, kültürüne yönelik hukuka aykırı bir müdahale niteliğindeki alkollü içki satış yasağını düzenleyen Çanakkale İl Umumi Hıfzısıhha Kurulu kararının iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle dava açtı. Öztürk, alkol satış yasağının bilimsel ve tıbbi dayanağı olmadığını belirtti.
900 TL PARA CEZASI KESİLDİ
Deniz Öztürk’ün dava açmasının basında yer alması sonrasında iş yerinin kolluk tarafından takip edildiği iddia edilirken, Öztürk’ün ikamet ettiği evinin zemin katında bulunan iş yerine giderek bilgisayarını almak istediği ve bu sırada polislerin gelerek pandemide konulan yasağı ihlal ettiği gerekçesiyle 900 TL para cezası kesildiği öne sürüldü.
ÇANAKKALE 2. SULH CEZA HAKİMLİĞİ “PARA CEZASI HUKUKA AYKIRI” DEDİ
Bu sırada Çanakkale 1. İdari Mahkemesi ise yürütmenin durdurulması istemini reddetti. Bunun üzerine Deniz Öztürk, Çanakkale Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’nün para cezasına Çanakkale Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne de itiraz etti. Çanakkale 2. Sulh Ceza Hakimliği, Öztürk’ün itirazını kabul etti ve Çanakkale Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü tarafından verilen idari yaptırım kararının hukuka aykırı olduğunu ve olayın kanunda bahsi geçen yasak ve zorunlulukları getiren tedbirlerden olmadığı kanaatine varıldığı ifade edildi ve para cezası iptal edildi.
KISMEN İPTAL, KISMEN EHLİYET NEDENİYLE RET KARARI
Söz konusu kararı, Çanakkale 1. İdari Mahkemesi’ne sunan Öztürk’ün ilk duruşmasında mahkeme dava konusu Çanakkale İl Hıfzısıhha Kuru kararının “Tam kapanma döneminde tekel büfelerinin kapalı olmasına ve ‘büfe gibi yerlerde de alkol ürünü satılmamasına yönelik kısmının iptaline; ‘market ve bakkallarda alkol ürünü satılmamasına’ yönelik kısmı yönünden ise davanın ehliyet yönünden reddine karar verdi.
Taraflar Çanakkale 1. İdari Mahkemesi’nin söz konusu kararını istinafa taşıdı. Deniz Öztürk, büfesinde diğer temel gıda ürünleri ve gündelik ihtiyaçlara yönelik ürünlerin satışını yapamadığını ve dolayısıyla yoksun kaldığı bir gelir ve ürünleri satamamaktan dolayı uğradığı zararlar söz konusu olduğunu belirtti.
İSTİNAF REDDETTİ
Bursa Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü Dava Dairesi, Öztürk’ün istinaf başvurusunu kabul ederken, Çanakkele Valiliği’nin Çanakkale 1. İdare Mahkemesinin kararının iptale ilişkin kısmının kaldırılmasına, dava konusu işlemin “tam kapanma döneminde tekel büfelerinin kapalı olmasına” ve ” büfe gibi yerlerde de alkol ürünü satılmamasına” yönelik kısmı yönünden davanın reddine karar verdi.
Kararı temyiz eden Deniz Öztürk, Bursa Bölge İdari Mahkemesi’nin kararının temel hak ve hürriyete, hukuka aykırı olduğunu beyan ederken, davanın reddedilmesinin yerinde olmadığını ehliyet hususundaki istinaf başvurusunun reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtti. Çanakkale Valliği de temyiz isteminin reddi talebinde bulundu.
AYM’YE BİREYSEL BAŞVURU
Danıştay 4’üncü Dairesi, Bursa Bölge Mahkemesi Üçüncü Dava Dairesi’nin kararının onanmasına kesin olarak karar verdi. Deniz Öztürk, kararın kesinleşmesinin ardından bu sefer de Anayasa Mahkemesi’ne “hak ihlali” iddiasıyla bireysel başvuruda bulundu.
]]>Eyüpsultan ilçesine bağlı Alibeyköy semtinde dün sabah saatlerinde yaşanan olayda Özel Eyüpsultan Final Akademi Anadolu Lisesi Müdürü İbrahim Oktugan (74), 5 ay önce uzaklaştırma cezası alan 18 yaşındaki Y.K. tarafından odasında silahla vurularak ağır yaralanmış, hastaneye kaldırılan Oktugan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetmişti.
GÜVENLİK KAMERA GÖRÜNTÜLERİ ORTAYA ÇIKTI
Y.K. olay sonrası gözaltına alınırken, olay anına ilişkin güvenlik kamera görüntüleri de ortaya çıktı. Görüntülerde, bir grup genç tarafından okul kapısında karşılanan Y.K’nin daha sonra gençlerden birinin kapıyı açmasıyla içeriye girdiği görülüyor. Olayı gerçekleştirdikten sonra ise Y.K’nin hızla adımlarla kapıya yöneldiği, daha sonra silahını belinden çıkarıp yeniden beline sokarak koşar adımlarla okuldan uzaklaştığı kameraya yansıyor.
SALDIRGAN IRAK KÖKENLİ
Irak kökenli olduğu ve Türk vatandaşlığı aldığı öğrenilen Y.K’nin “taksirle yaralama” 6136 sayılı Ateşli silahlar ve Bıçaklar hakkındaki Kanun’a muhalefetten suç kaydının bulunduğu ayrıca “kayıp kişi” olarak arandığı ortaya çıktı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü yetkilileri olayla ilgili incelemenin sürdüğünü belirtti.
EĞİTİM SENDİKALARINDAN TEPKİ YAĞDI
Olaya tepkiler çığ gibi büyürken, Özel Sekrör Öğretmenleri Sendikası, Eğitim-İş ve Eğitim-Sen, sosyal medya hesaplarından tüm sendika üyelerine ve meslektaşlarına çağrıda bulunarak, bugün için siyah giyinmelerini ve siyah kurdele takmalarını istedi. Eğitim sendikaları ayrıca 10 Mayıs Cuma günü iş bırakacaklarını, Ankara’da Adalet Bakanlığı önünde, diğer illerde de adliye binalarının önünde basın açıklaması yapacaklarını da duyurdu.
EĞİTİM-İŞ: ARTIK YETER! YAŞAMAK İSTİYORUZ
Eğitim-İş, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Eğitim emekçileri olarak kendimizin ve öğrencilerimizin canından endişe ederek okula gitmek istemiyoruz. Can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz. Artık yeter, yaşamak istiyoruz.
Eğitimde şiddete karşı çıkmak için, 8-9 Mayıs tarihlerinde iş yerlerimize siyah giyerek ve kokartlarımızla gidiyoruz. 10 Mayıs Cuma günü iş bırakıyor ve Ankara’da Adalet Bakanlığı önünde Genel Merkez düzeyinde, illerde şube ve temsilcilikler düzeyinde adliye binalarının önünde basın açıklaması yapıyoruz. Eğitim iş kolunda örgütlü tüm sendikaları ve kamuoyunu birlikte şiddete karşı daha yüksek tepki göstermeye çağırıyoruz.”
EĞİTİM-SEN: ÖFKELİYİZ, MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ACİLEN HAREKETE GEÇMELİ
Eğitim-Sen de sosyal medya hesabından okulda şiddet olaylarının durması için Milli Eğitim Bakanlığını acilen harekete geçmeye ve önlem almaya çağırdı. “Öfkeliyiz. Okulda şiddet bir meslektaşımızı daha aramızdan aldı” başlıklı açıklamada, şunlar kaydedildi:
“İstanbul’un Eyüp ilçesinde bulunan özel bir okulda müdür olarak görev yapan emekli öğretmen İbrahim Oktugan’ın bir öğrencisi tarafından öldürülmesi hepimizi derinden üzmüştür. Toplum olarak hayatımızın her aşamasında evde, sokakta, iş yerlerinde her gün karşı karşıya kaldığımız şiddet olgusu okullarımızı da sarmalamış, eğitim emekçilerini de şiddetin hedefi haline getirmiştir. Son olarak İstanbul’da yaşandığı gibi ölümle sonuçlanan ağır sonuçların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Türkiye’nin her yerinde eğitim kurumlarında birbirine benzer şekillerde eğitim emekçilerini hedef alan şiddet olaylarının yaşanması, şiddetin arkasındaki nedenlerin ortaya çıkarılmasını, eğitim kurumlarında eğitim emekçilerinin can güvenliğinin sağlanmasını gerektirmektedir. Yaşanan bu şiddet olayları adeta bir bakanlık politikasına dönüştürülen eğitim emekçilerinin itibarsızlaştırılmasından ayrı düşünülemez. Bugün bir eğitim emekçisini hayattan koparan ne basit bir öfke krizi ne failin öğrenci ya da veli oluşu, ne de öğrencinin uyruğu ile ilgilidir. Bizzat Bakan’ın yaptığı açıklamalarla eğitim sisteminin tüm başarısızlığının nedeni olarak öğretmenlerin gösterilmesi, CİMER uygulamasının velilerin elinde bir sopaya dönüştürülmesi, MEB’in eğitimde yaşanan tüm sorunlara çözüm üretmek yerine öğretmeni ve idarecileri veli ve öğrenci karşısında tek muhatap olarak bırakması, bugün yaşananlara zemin oluşturmuştur.
Okullarda yaşanan şiddetin ve öğretmenlere yönelik saldırıların önlenebilmesi, öncelikle her fırsatta öğretmenleri, eğitim emekçilerini hedef haline getiren politika ve uygulamalara son verilmesinden geçmektedir. Okulda şiddet olaylarının durması için Milli Eğitim Bakanlığını acilen harekete geçmeye ve önlem almaya çağırıyoruz. Yıllardır yaptığımız tüm uyarılara rağmen alınmayan önlemler nedeniyle dün 40 yılını çocukların eğitimine adamış bir öğretmen arkadaşımızı, maalesef Bakanlığın ideolojik örgütlenme alanına çevirdiği, yapboz tahtasına dönüştürdüğü eğitim politikalarının sonucu olarak kaybetmiş olmanın derin üzüntüsünü yaşıyor, İbrahim Oktugan öğretmenimizin ailesi başta olmak üzere tüm meslektaşlarımıza ve eğitim camiasına başsağlığı diliyoruz.”
]]>Cumhuriyet Konferans Salonu’nda programa Düzce Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlhan Genç, Düzce Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Koç, davetli konuklar ile öğretim üyeleri ve öğrencileri katıldı.
Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Düzce Üniversitesi Okul Öncesi Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Elçin Yazıcı Arıcı “Öğretmen sözcüğünün; öğreten, bilgi veren, çalışkan, yönlendirici, yol gösterici, içten olma gibi pek çok anlamı vardır, kısaca öğretmen insan olma sürecine rehberlik eden kişidir” dedi.
Günümüz dünyasında alakalı yetkinliklerin yanı sıra dahili ve kişilerarası yetkinlik kazanabilmenin de önemli olduğunu belirten Arıcı, eğitimcilerin, çocukları; nazik olma, dayanışma, iş birliği, sorumluluk, çaba ve çalışma isteği gibi değerlerle desteklemesi gerektiğini dile getirdi.
Rektör Yardımcısı İlhan Genç, yaptığı konuşmada 100. yılda böyle değerli bir konuyu ele alan Düzce Üniversitesi Okul Öncesi Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi’ne teşekkür etti. 12 yıl liselerde kendisinin de Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptığını ifade eden Genç, bu yıllar içerisinde, çocuk öncesi eğitimde çocuk edebiyatı derslerine de girdiğini söyleyerek okul öncesi öğretmenliğinin önemine vurgu yaptı.
Açılış konuşmalarının ardından Cumhuriyetimizin 100. yılı için bestelenen Parla Marşı’nın, Okul Öncesi Eğitimi Anabilim Dalı Öğrenci Korosu tarafından okunmasıyla devam eden programda, Anadolu’nun bir köyünde öğretmenlik yapan Melek Yıldızdoğdu’nun program için yazdığı kompozisyon da katılımcılarla paylaşıldı. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa şarkısının bardaklar ritim oyunuyla seslendirildiği programda, farklı müzik aletleriyle yapılan bambaşka bir orkestra deneyimi de dinleyiciler tarafından ilgiyle takip edildi.
Programın son bölümündeyse Karabük Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şehnaz Ceylan, “21. Yüzyılda Gelişimsel Öğretmen Olmak” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Ceylan, konuşmasına 6 yaşından beri öğretmen olacağını söyleyerek “Bir çocuğun gözlerine bakmazsanız onları göremezsiniz. Bir çocuğu anlamak ve onlara kendinizi anlatabilmek için ona özel olduğunu hissettirmeniz gerekir” dedi. Çocukları etiketlememenin, çocuğun gelişimi açısından öneminden bahsederek travmatik süreçler geçiren çocukların ona güvenen, ona değer veren kişilere tutunduğunu, bu kişiler arasında öğretmenlerin önemli bir yeri olduğunu dile getirdi. 21. yüzyılda ihtiyaç duyulan öğretmen özelliklerini açıklayarak 21. yüzyıl öğretmenlik becerilerinde öğretmenlerin geleneksel rollerini aşarak gelişimsel odaklı bir yaklaşımı benimsemeleri gerektiğini sözlerine ekledi. Okul öncesi eğitim sürecinde ailenin de bu sürece dahil edilmesi gerektiğini belirten Şehnaz Ceylan, aile eğitimlerinin birincil öneme sahip olduğuna vurgu yaptı. Gelişimsel öğretmenlik, çocuk merkezlilik, duyarlı öğretmenlik, profesyonel öğretmenlik konularına değinerek konuşmasını “Ayakları yere basmayan hayaller kuralım, hayaller dünyasını harekete geçiren öğretmenler olsun” sözüyle bitirdi.
Programın sonunda, Prof. Dr. Şehnaz Ceylan’a Düzce Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlhan Genç tarafından teşekkür belgesi, Düzce Üniversitesi Okul Öncesi Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Elçin Yazıcı Arıcı ile lisans öğrencilerinin hazırlamış olduğu Kuling ve el sanatı hediyeleri takdim edildi. – DÜZCE
]]>(ANKARA) – Ankaralı minibüsçüler, artan maliyetler ve akaryakıt fiyatlarının masraflarını karşılamadığını belirterek, kendilerine destek verilmesini istedi. 25 yıldır minibüs şoförü olduğunu belirten Durbey Arıcı, “Esnafa mazotu 20 liradan versinler ben yolcuyu 17 liraya taşıyayım” dedi. 15 yıldır şoförlük yapan Mustafa Yancı ise “Sıkıntı büyük. Asıl sorun sistemin çöktüğünün, bu sistemin insan fıtratına aykırı olduğunun göstergesidir. Uygulanan sistem zengini zengin, fakiri de en diplere vuran bir sistemdir” diye konuştu.
Ankaralı minibüsçü esnafı akaryakıt ve artan maliyetlerden dertli. ANKA Haber Ajansı’na konuşan Ulus Bentderesi Dolmuş Durakları minibüs şoförleri mazotun pahalı olduğuna, sanayi giderlerinin yüksek olduğuna ve hayat pahalılığına dikkat çekti.
“YERİ GELİYOR EVİME EKMEK PARASI GÖTÜREMEYECEK DURUM OLUYOR”
25 yıldır minibüs şoförü olduğunu belirten Durbey Arıcı, “Mazot 40-43 lira oldu. Dolmuş 17 lira bizim gücümüz yetmiyor. Çoğu arkadaşımız arabalarda çalışmaya şoför bulamıyor, mal sahipleri çalışıyor. Lastik, bakım, sigorta ve kaskoya güç yetmiyor. Yeri geliyor evime ekmek parası götüremeyecek durum oluyor. Açız. Ekmeğimizi bu işten çıkartıyoruz. Baba mesleği başka iş yapamıyoruz. Mesleğimiz bu. Biz çok kötü durumdayız. Bize bir güzellik yapsınlar” dedi.
“MAZOT DÜŞSÜN BEN YOLCUYU 17 LİRAYA TAŞIYIM”
Arıcı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Açız, ihtiyacımız var” diye seslendi. Dolmuş fiyatlarına zam gelmesine istemeyen Arıcı, “Mazot düşsün ben yolcuyu 17 liraya taşıyayım. Esnafa mazotu 20 liradan versinler ben yolcuyu 17 liraya taşıyım. Bana zam geldiğinde benim yolcu sayım düşecek. Ulus’a adam gezmeye geliyor, gelemeyecek. Bizi kurtarmıyor” diye konuştu.
Sanayiye güç yetmediğini vurgulayan Arıcı, “2 bin liraya yaptırdığım bakım 7 bin lira oldu. Kasko 20 bin liraydı, geçen ay 56 bin liraya yaptırdım. Sigortayı 19 bin liraya yaptırdım. Bir adet lastiği bin liraya alıyorduk 2 bin lira oldu. Masraflar acayip arttı” dedi.
“YA MAZOTA İNDİRİM YAPACAK YA DESTEKLEME VERECEK”
15 yıldır minibüs şoförü olduğunu belirten Mustafa Yancı, “Genelde dolmuşçu esnafının özelde de Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan vatandaşların en büyük sorunu şu anda uygulanan ekonomik sistem. Bu sisteme bağlı olarak vatandaştan yüzde 55 civarında vergi alınıyor. Yüzde 48’i faize gidiyor. Bu toplanan paralar vatandaşın cebinden çıkıyor” diye konuştu.
Mazota gelen zamlardan dolayı minibüs esnafının mağdur olduğunu söyleyen Yancı, şunları söyledi:
“Mazot 7 lirayken 10 liraya yolcu taşıyorduk. Şu anda mazot 43 lira biz 17 liraya gofret parasına yolcu taşıyoruz. Sanayide en ufak işlem bin lira, iki bin liradan başlıyor. Bir baskı balata değiştirmeye kalksan 8-10 bin liraya patlıyor. 4 tane enjektör 50 bin lira. Ne sanayiye güç yetirebiliyoruz ne arabalarımızda çalıştıracak şoför bulabiliyoruz. Zaten bir amele yevmiyesi olmuş bin 500 TL. Arabaların hasılatı amele yevmiyesine denk gelmez hale geldi. Bir sürü aile bu işten ekmek yiyor, bu mağduriyeti bir şekilde çözmeleri lazım. ya mazota indirim yapacak ya destekleme verecek. Gerçekten çok mağdur haldeyiz. Dolmuş gözde bir meslekken şuanda adam akıllı insan gelip bu işi yapmıyor. Eskiden bir günlük hasılatla bir haftalık evin masrafını çıkartıyordum. Şimdi 5 gün çalışıyorum ve hasılattan para yemek şartıyla evi geçindirmeye çalışıyorum.”
MİNİBÜS ŞOFÖRÜNDEN EKONOMİK SİSTEME SERT ELEŞTİRİ
Yancı açıklamasının devamında, “Sadece dolmuş zammı değil. Her şey aldı başını gidiyor. Sıkıntı büyük. Sıkıntı sadece belediye ile alakalı değil. Asıl sorun sistemin çöktüğünün, bu sistemin insan fıtratına aykırı olduğunun göstergesidir. Uygulanan sistem zengini zengin, fakiri de en diplere vuran bir sistemdir. Orta direk diye hiçbir şey kalmadı. Devlet vergi toplayacak, ceza kesecek, insanları sömürecek yer arıyor. Şimdiden sonra ne yapacaklar onu da biz bekliyoruz” diye konuştu.
“ESNAFIN HALİNİ ANLAYAN YOK”
Murat Demirci ise “Şu an biz çok kötü durumdayız. Minibüsçü para kazanmıyor. Sanayiye gidiyoruz sanayiye güç yetiremiyoruz. Mazota desen öyle. Hiçbir şeyin yanına varamıyoruz. Her şeye zam geliyor. Biz minibüsçüye gelmiyor. Biz bunun çözülmesini istiyoruz. Şu anda dolmuşçuluk bitmiş vaziyette” dedi.
Ümit Tokat da şöyle konuştu:
“Kazandığımız sanayi masraflarına yetmiyor. 1 senedir zam alamadık. Şu anda esnafın halini anlayan yok. Bir senedir 17 liradan yolcu taşıyoruz. Ama sanayiye gidiyorsun 2-3 katı oldu. Büyüklerimizin buna bir çözüm bulmaları lazım. Sesimizi duyarlarsa ne mutlu.”
“DOLMUŞ ÜCRETİNİN 25 LİRA OLMASINI BEKLİYORUZ”
Ahmet Günler, dolmuşçu esnafına sahip çıkılmadığını belirterek, “Çoğu arkadaşımız borçlarından dolayı arabasını satıp gitti” dedi.
Özkan Can Parlak, dolmuş ücretinin 17 lira ve mazotun 42 lira olduğunu söyleyerek, “Araçlarımızın yaktığı mazot aldığımız para bizi dengelemiyor. Dolmuş ücretinin 25 lira olmasını bekliyoruz. Fakat 25 lira olmasının ardından 6 TL’lik mazot zammı var. 42 liralık mazot 48 lira olacak. Zam talebinde bulunduk. Zammı istiyoruz.”
]]>OTOPSİ GÖRÜNTÜLERİ ORTAYA ÇIKMIŞTI
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’ndan Cem Garipoğlu’nun otopsi sırasında yapılan işlemlerine ait fotoğraflar ve video kayıtlarının hazırlanıp gönderilmesi istenerek dosyaya bilirkişi atanmıştı. Tamamlanan bilirkişi raporunun içerisinde Cem Garipoğlu’nun otopsi görüntüleri de yer aldı.

RESİM KURSU FAALİYETLERİNE KATILMIŞ
Otopsi görüntülerinde ise Cem Garipoğlu ile ilgili bir detay dikkat çekmişti. Garipoğlu’nun 2 elinin parmaklarında morarmalar görülürken olayın sırrı da kısa sürede çözüldü. Garipoğlu’nun cezaevinde düzenlenen iş atölyesindeki resim kursu faaliyetlerine katıldığı ve parmaklarındaki morarmaların aslında siyah mürekkep lekesi olduğu öğrenildi.

FETHİ KABİR TALEP EDİLDİ
Öte yandan mağdur Karabulut ailesinin avukatı Rezan Epözdemir tarafından bilirkişi raporuna karşı bir dilekçe sunuldu. Dilekçede, Münevver Karabulut’un Cem Garipoğlu tarafından 3 Mart 2009 tarihinde canavarca hisle ve hunharca katledildiği ve olayın kamuoyu gündemine oturduğu belirtildi. Cem Garipoğlu’nun hakkında hükmedilen cezanın infazı sırasında intihar ettiğinin açıklanması üzerine toplumun büyük bir kesiminde Garipoğlu’nun intihar etmeyip cezaevinden firar ettiğine dair kanaat oluştuğu da dilekçede aktarıldı. Bunun üzerine 17 Ağustos 2023 tarihinde başsavcılığa başvurarak fethi kabir yapılması talep edildiği dilekçede belirtildi. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulan dilekçenin devamında, “Başsavcılığınız tarafından ise İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığına müzekkere yazılarak 12 Kasım 2014 tarihli otopsi işlemine ilişkin fotoğraf ve video kayıtları celp edilmiş akabinde dosya bilirkişiye gönderilmiştir. Daha sonra bilirkişi tarafından kendisine teslim edilen materyaller içinde bulunan görseller rapor haline getirilmiştir” denildi.

BİR BAŞKA CESEDE DE SPERM BULAŞTIĞI DİLEKÇEDE YER ALDI
Dilekçede, daha önce Münevver Karabulut cinayeti hakkında tahkikat yürütülürken maktulün iç çamaşırı ile otopsi ve ilk inceleme yapıldığı, otopsi incelemesinin ilk aşamada hiçbir tıp eğitimi almamış olan bir teknisyen tarafından gerçekleştirildiği ve aynı eldivenle 11 otopsi işlemi yapıldığı açıklandı. Otopsi yapan teknisyenin eldiveninden maktulün iç çamaşırına aynı anda otopsi yapılan bir başka cesede ait sperm bulaştığı da dilekçede belirtildi. Cinayet mahallinde bulunan 700 bin dolar tutarındaki paranın kolluk tarafından tutanağa kaydedilmediği ve kaybedildiği de açıklanan dilekçede, “Kameraların kırık olmamasına rağmen ‘kırıktır’ şeklinde tutanak tutulması, faili yakalamaya giden kolluk görevlilerinin cinayet zanlısının kaçmasına imkan tanır türde yol vermesi, ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle cinayete iştirakten yargılanan Garipoğlu ailesi fertlerinin hiçbir delil olmaksızın tahliyesine karar verilmesi ve haklarında yurtdışına çıkmamak şeklinde adli kontrol tedbirinin dahi uygulanmaması, bu gerekçelerle tarafımızca reddi hakim yoluna gidilmesi, reddi hakim taleplerimiz hakkında karar verilmeden kovuşturma yürüten ağır ceza mahkemesi başkanının re’sen dosyadan el çekmesi ve bir başka yargılamada Garipoğlu ailesi için beraat kararı vermiş bir hakim olduğunun ortaya çıkması gibi skandalların yaşanması, Garipoğlu ailesinin tesadüf denemeyecek zamanlarda manidar paylaşımlar yapması hasebiyle müvekkilde hasıl olan şüphenin giderilmesi söz konusu olamamıştır” ifadeleri kullanıldı. Dilekçede bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini belirten mağdur avukatı Epözdemir, fethi kabir işlemi yapılmasını ve sonuca göre ilgililer hakkında iddianame düzenlenerek dava açılmasını talep etti.
]]>BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, gelinen durumu ” Filistin, İsrail halkı ve tüm bölgenin kaderi açısından belirleyici bir an” olarak özetliyor.
Taraflar arasında, İsrailli rehineler ile Filistinli mahkumların serbest bırakılması ve bir ateşkes konusuda ortak zemin var gibi görünüyor. Sürecin nasıl işleyebileceğine dair karmaşık taslak anlaşmalar hazırlandı.
Neyin, ne zaman ve hangi sırayla olacağı noktasındaki ayrıntılara ilişkin bazı anlaşmazlıklar var. Örneğin İsrailli yetkililer, rehin kadın askerlerinin öngörülenden daha erken serbest bırakılması gerektiğini savunuyor.
İsrail tarafı ayrıca, ilk aşamada serbest bırakılacak 33 rehinenin hayatta olması gerektiği konusunda metnin netleştirilmesini istiyor. Hangi Filistinli mahkumların serbest bırakılacağı konusunda ‘veto’ hakkı tanınmamasını da endişe verici buluyor.
Bunlar müzakere yoluyla aşılabilecek başlıklar.
Ancak taraflar arasında, temel bir prensiple ilgili olarak aşılması daha güç bir anlaşmazlık noktası var ki bu da savaşın ne zaman biteceğine ilişkin.
Hamas’ın onayladığı taslak, “iki taraf arasındaki askeri operasyonların geçici olarak durdurulması” ifadesiyle açılıyor. Bu ifade üzerinde büyük bir sorun bulunmuyor.
İlk altı haftada (42 gün), karşılıklı serbest bırakmalar, İsrail askerlerinin belirli bölgelerden çekilmesi ve Gazzelilerin, geriye bir şey kaldıysa eğer evlerine geri dönmesi planlanıyor.
Sonra ikinci aşamaya geçiliyor. Taslak anlaşmada, bu aşamada “sürdürülebilir bir sükunet ortamına dönüş” ifadesi yer alıyor. ‘Sürdürülebilir sükunet’ için askeri operasyonların kalıcı bir şekilde sonlandırılması tanımı yapılıyor.
İsrail hükümetinin kabul edilemez dediği nokta burası.
İhtimaller neler?
Başbakan Binyamin Netanyahu yaptığı açıklamada, “İsrail, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde şeytani yönetimini yeniden kurmasına izin vermeyecek. “Hamas’a, İsrail’i yok etme hedefiyle, askeri gücünü yeniden oluşturmasına izin verilmeyecek. İsrail vatandaşlarımızın güvenliğini ve ülkemizin geleceğini tehlikeye atacak bir teklifi kabul edemez” dedi.
Başka bir deyişle İsrail hükümeti, uzun vadede Hamas’la askeri mücadeleyi sürdürme hakkından vazgeçmek istemiyor.
Hamas ise tam tersine kalıcı bir ateşkes istiyor.
Bu noktada net olmayan ise, Katarlı, Mısırlı ve Amerikalı müzakerecilerin bir orta yol bulup bulamayacağı.
Bütün bunlar müzakere sürecinin bir parçası olabilir.
Böyle müzakerelerde karşı tarafa baskı yapmak için kamuoyu açıklamaları yapmak kullanılan bir yöntem.
Hamas’ın belirli bir ateşkes taslağını kabul ettiğini açıklaması, İsrail’i taviz vermeye ve onu müttefiklerinden ayırmaya çalışma girişimi olabilir.
İsrail’in Refah’ta bir askeri operasyona ilişkin açıklamaları da, Hamas’a şartlarını dayatma, daha iyi koşullar koparma girişimi olabilir.
Ancak olası bir ateşkesin kalıcı olup olmayacağı başlığı, kıvrak bir diplomatik dille bile içinden çıkılması güç bir konu.
İsrail, Kahire’ye bir heyet göndermeyi kabul etti. Ancak bu heyetin, anlaşmaya varma hedefiyle değil, “İsrail için kabul edilebilir bir anlaşma olasılığının koşullarını sonuna zorlamak için” gönderildiği kaydedildi.
Bu noktada birçok şey ABD hükümetinin kararına bağlı olacak.
Eğer Biden yönetimi, mevcut metnin arkasında durursa, Netanyahu, ana müttefiki ile her türlü uzlaşmaya karşı çıkan aşırı milliyetçi hükümet ortakları arasında bir seçim yapmak zorunda kalabilir.
Netanyahu, siyasi kariyerindeki birçok krizi zor kararları erteleyerek atlattı.
Ancak Biden, İsrail lideri Netanyahu’yu, kaçınmak isteyeceği bir seçime itme gücüne sahip.
]]>Nisan’da ABD Senatosu tarafından onaylanan ve ABD Başkanı Joe Biden’ın imzasıyla yasalaşan düzenleme, ulusal güvenliği gerekçe göstererek TikTok’u yasaklamayı öngörüyor ve Çinli sahibi ByteDance’a hisselerini satması için dokuz ay süre veriyor.
Sosyal medya şirketi, ABD’nin bu hamlesini hem şirketin hem de uygulamanın 170 milyon Amerikalı kullanıcısının “ifade özgürlüğü haklarına olağanüstü bir müdahale” olarak nitelendirdi.
Şirket, ABD’nin kaygılarının “spekülatif” olduğunu söyleyerek kararı engellemek için dava açtı.
ABD’nin kararı, Amerikalı TikTok kullanıcılarına ait verilerin Çin hükümetinin eline geçmesi ya da propaganda için kullanılmasıyla ilgili Washington’da yıllardır süren tartışmaların ardından geldi.
TikTok bağımsız olduğunu savunurken, ByteDance şirketi satmak gibi bir planı olmadığını söyledi.
Çin hükümeti ise ABD’nin yabancı bir firmaya karşı “zorbalık” yaptığını öne sürerek yasayı eleştirdi ve satışa karşı çıkacağının sinyalini verdi.
Yeni yasaya göre yeni bir alıcı bulunmadığı takdirde Tiktok, Ocak 2025’ten itibaren ABD’de yasaklanacak.
Biden, şirketin satışında ilerleme kaydedilmesi halinde bu süreyi 90 gün uzatabilir.
Tiktok bunun “ticari olarak, teknolojik olarak ve yasal olarak mümkün olmadığını” kaydederken satışın “270 günlük zaman çerçevesinde kesinlikle yapılamayacağını” belirtti.
ABD Adalet Bakanlığı yorum yapmayı reddetti.
ABD’nin endişelerini gidermek için önlemler alındığı belirtildi
ByteDance daha önce de TikTok’u satmaya zorlayacak her türlü girişime karşı duracağını söylemişti.
Bugün Washington DC Temyiz Mahkemesi’ne başvuran şirket, TikTok’a haksız bir şekilde ayrımcılık yapıldığını iddia etti.
Şirket aynı zamanda eski ABD Başkanı Donald Trump da dahil olmak üzere benzer yasak girişimlerinin daha önce de ABD mahkemeleri tarafından engellendiğini kaydetti.
ABD geçmişte devlet lisansı gerektiren televizyon ve radyo istasyonlarının yabancı mülkiyetine çeşitli kısıtlamalar getirmişti.
Ancak TikTok, ABD’nin endişelerini gidermek için 2 milyar dolardan fazla harcama yaptığını ve ABD verileri üzerinde koruma önlemleri oluşturduğunu belirtti.
Columbia Üniversitesi’ne bağlı Knight First Amendment adlı araştırma ve eğitim enstitüsünün direktörü Jameel Jaffer, TikTok’un mücadelesinin başarılı olmasını beklediğini söyledi.
Jaffer, “ABD Anayasası Birinci Değişiklik Maddesi uyarınca hükümet çok iyi bir gerekçe olmadan Amerikalıların yurt dışından gelen fikirlere, bilgilere veya medyaya erişimini kısıtlayamaz ve burada böyle bir gerekçe yok” diye konuştu.
TikTok nasıl çalışıyor ve ne kadar kullanıcı verisi topluyor?
TikTok’un algoritması, uygulama içinde, önceki materyallerle nasıl etkileşimde bulunduklarına ilişkin verilere dayanarak kullanıcılara hangi içeriğin sunulacağını belirleyen bir dizi talimattan oluşuyor.
Kullanıcılara uygulamalarında, Takip Edilenler, Arkadaşlar ve otomatik olarak oluşturulan Sizin İçin kategorilerinde üç ana akış sunuluyor.
Eleştirmenler, uygulamanın son derece kişiselleştirilmiş sistemini güçlendirmek için diğer sosyal medya platformlarından daha fazla veri topladığını söylüyor.
Bu, kullanıcıların konumu, cihazı, etkileşimde bulundukları içerik ve yazarken sergiledikleri tuş vuruş ritimleri hakkında bilgi içerebilir.
Ancak Facebook ve Instagram gibi popüler sosyal medya uygulamaları da kullanıcılardan benzer veriler topluyor.
TikTok hangi ülkelerde yasaklandı?
TikTok, Haziran 2020’de Hindistan’da yasaklandı.
Ayrıca İran, Nepal, Afganistan ve Somali’de de engellenmiş durumda.
İngiltere ve Avrupa Komisyonu 2023’te resmi personelin çalışma cihazlarında TikTok’u yasakladı.
BBC de güvenlik endişeleri nedeniyle personeline TikTok’u kurumsal telefonlardan silmelerini tavsiye etti.
]]>(ANKARA)- Saadet- Gelecek Partileri Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, “Sayın Milli Eğitim Bakanı’nın 5 Eylül 2023 tarihinde bir açıklaması var; şu anda 68 bin öğretmen açığımız var diyor. O zaman neden 20 bin öğretmen alımı açıklandı? Onu da sayın Milli Eğitim Bakanı bir cümleyle ifade etti; ‘Yaşanan ekonomik krizden kaynaklı olarak Hazine ve Maliye Bakanımızla ancak bu sayıda uzlaşabildik’ dedi. Sizin ülkeyi yönetememenizin bir sonucu olarak oluşan ekonomik krizin faturasını gençlere mi ödeteceksiniz” dedi.
Saadet – Gelecek Partileri Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, TBMM’de öğretmen atamaları ve mülakatların kaldırılmamasına ilişkin basın toplantısı düzenledi. Şahin, şunları söyledi:
“Bizim uzun süredir iktidara bir uyarımız vardı. Öğretmen atamalarıyla ilgili ‘dağ fare doğurmasın’ diyorduk ama bugün Milli Eğitim Bakanı’nın açıklamasına baktığımızda üzülerek görüyoruz ki maalesef dağ fare doğurdu. Öğretmen ataması için 20 bin kişilik bir kontenjan açıklandı. Biz Gelecek Partisi olarak bu kontenjana açıkça itiraz ediyoruz. 20 bin sayısını yeterli bulmuyoruz, bunu ihtiyacı karşılamayacak bir sayı olarak görüyoruz. Sayın Milli Eğitim Bakanı’nın 5 Eylül 2023 tarihinde bir açıklaması var; şu anda 68 bin öğretmen açığımız var diyor. Yani şu anda devletimizin ihtiyacı olan öğretmen sayısı 68 bin. O zaman neden 20 bin öğretmen alımı açıklandı? Onu da sayın Milli Eğitim Bakanı bir cümleyle ifade etti; ‘Yaşanan ekonomik krizden kaynaklı olarak Hazine ve Maliye Bakanımızla ancak bu sayıda uzlaşabildik’ dedi. Sizin ülkeyi yönetememenizin bir sonucu olarak oluşan ekonomik krizin faturasını gençlere mi ödeteceksiniz? Gücünüz gençlere mi yetecek? Bir de iyi ki uzlaşmışsınız bu sayıda… Eğer ki uzlaşamasaydınız bu sayı kaç olacaktı onu da çok merak ediyorum. Bizim talebimiz bu sayı gözden geçirilmelidir.
“GENÇLERLE İNATLAŞTIĞINIZI GÖRÜYORUZ”
İkinci itirazımız mülakat uygulamasının devam etmesine. Sayın Cumhurbaşkanımızın genel seçimlerden önce mülakatların kaldırılacağı yönünde bir taahhüdü olmuştu. Gençlerimize seçim öncesi bir söz verdiniz. Biz isterdik ki seçime kadar değil seçimden sonra da bu sözlerin tutulmasını isterdik. Sayın Cumhurbaşkanı ‘milletle inatlaşmayacağız’ demişti ama gençlerle inatlaştığınızı görüyoruz. Mülakatlarla ilgili üç itirazımız var. Birincisi; öznel değerlendirmelerden kaynaklanan haksız sonuçlar. İkincisi; torpile dayalı kayırmacılık. Üçüncüsü de anlık strese bağlı gerçekçi olmayan sonuçlar. Bu üç nedenle itiraz ediyoruz. Sayın Milli Eğitim Bakanı kayırmacılık olmayacağını söylüyor. Emniyet Genel Müdürlüğü Görevde Yükselme ve Ünvan Değişikliği Sınavı’nda 98 puan almış kişiler 38 kişi elenmiş. İşte torpil düzeninin en bariz örneği.
“TORPİL MESAJLARI GÖRÜRSEK DÜNYAYI BAŞINIZA YIKARIZ”
Eğer ki Milli Eğitim Bakanı bir gün öğretmenler odasında oturmuş, oranın havasını solumuş olsaydı Türkiye bugün bu sorunu, bu inadı yaşamıyor olurdu. Madem ki gençlerimiz ısrarla mülakata sokulmaya çalışılıyor ben de Sayın Cumhurbaşkanı’na bir çağrıda bulunuyorum; Milli Eğitim Bakanını 45 dakikalık bir mülakata sokun bakalım öğretmenlik mesleğiyle ilgili ortaya ne sonuç çıkacak? Sözlü sınava alınacakları tarih 11 Haziran…Sözlü sınavların başlangıcı 1 Temmuz. Arkadaşlar, bu gençler yeni sınava mı hazırlanacak yoksa mülakat sonucunu mu bekleyecek? Mülakatta elenen gençlerimiz ne olacak? Bu çelişkiyi de Milli Eğitim Bakanı’na soruyoruz. Gençlerimize bu psikolojiyi yaşatmaya hakkınız yok. Buradan uyarıyoruz; ortada dolaşan referans mektuplarını, bakanların, bakan yardımcılarının, milletvekillerinin telefonlarına düşen torpille, kayırmacılıkla ilgili mesajlarını gördüğümüzde gençlerimiz için dünyayı başınıza yıkarız.”
]]>
(İSTANBUL) – İstanbul Bağcılar’da geçen yıl 11 yaşındaki kız çocuğunu iş yerinde istismar eden 60 yaşındaki sucu Metin Şenay’ın çok sayıda çocuğa cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla yargılanmasına Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Duruşma savcısı, mütalaasını açıkladı. Mahkeme duruşmayı 4 Haziran 2024 tarihine erteledi. Bir sonraki duruşmada karar verilmesi bekleniyor.
Geçen yıl mayıs ayında okuldan çıkan 11 yaşındaki M.Y.’yi aracıyla kendisine ait su dükkanına götürüp burada alıkoyan ve taciz eden Metin Şenay’ın çok sayıda çocuğa cinsel saldırıda bulunduğu belirlendi. Dükkandaki ses yalıtımlı özel oda görüntülenirken Şenay’ın istismar görüntülerini kayda aldığı ortaya çıktı. Sanık hakkında hazırlanan iddianame, mahkemece kabul edildi. Metin Şenay, bugün hakim karşısına çıktı. Sadece vekaletnamesi olan avukatlar salona alındı. Koridorda kalan izleyiciler, “Çocuklar vatandır, vatanına sahip çık” şeklinde slogan attı. Sanık Diyarbkır Cezaevinden SEGBİS sistemiyle duruşmaya katıldı. Ayrıca iki mağdurun yakınları katıldı.
Duruşmada sanık Metin Şenay’ın ifadesi alındı. Ayrıca duruşmada mağdur çocuklarıdan birinin pedegog eşliğinde beyanları alındı. Mağdur annelerinden biri duruşmada sinir krizi geçirdiği öğrenildi. Anne salondan çıkarıldı.
Duruşma savcısı mütalaasını açıkladı.
Mahkeme heyeti sanığın tutukluluğuna devamına hükmederek duruşmayı 4 Haziran 2024 tarihine erteledi.
METİN ŞENAY HAKKINDA YÜZLERCE YIL HAPİS TALEBİ
İddianamede, şüpheli Metin Şenay’ın ilk mağdura yönelik işlediği “zincirleme olarak cebir, tehdit veya hile kullanarak çocuğu cinsel amaçla hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 10 yıl 6 aydan 36 yıl 9 aya kadar, “zincirleme şekilde 12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 63 yıldan az olmayacak ceza ve “müstehcen yayınların üretilmesinde çocukları kullanmak” suçundan 8 yıl 9 aydan 17 yıl 6 aya kadar hapsi istendi. Metin Şenay’ın, eşinin yeğeni olan iki mağdur çocuğa yönelik 2019-2023 yılları arasında işlediği, “zincirleme olarak cebir veya hile kullanarak çocuğa cinsel amaçla hürriyetinden yoksun kılma” suçundan ayrı ayrı 18 yıl 4 aydan 62 yıl 1 aya kadar, “zincirleme olarak üçüncü derece kayın hısımlığı bulunan 12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan ayrıca 63 yıldan az olmayacak bir ceza ve “müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak” suçundan da ayrı ayrı 8 yıl 9 aydan 17 yıl 6 aya kadar hapsi istendi.
Sanık Şenay’ın son mağdur çocuğa karşı 24-25 Mayıs 2023 tarihinde işlediği “cebir, tehdit veya hile kullanarak silahla ve cinsel amaçla çocuğu hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 6 yıldan 21 yıla kadar, “12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 27 yıldan az olmamak üzere ve “müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak” suçundan da 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi istendi. Şüphelinin ayrıca “çocukların kullanıldığı müstehcen görüntüleri depolamak ve bulundurmak” suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar hapsi de istendi.
]]>Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, törende yaptığı konuşmada, İslam’ın inanç ile ahlakının hayata ve topluma açılan kapısının camiler olduğunu, buraların ilim merkezi konumunda bulunduğunu söyledi.
Balkanlar’daki camilerin asırlar boyunca, geçmişten bugüne bölgede yaşayan Müslümanlara kimlik, etkin bir şuur ve istikamet verdiğini dile getiren Erbaş, şöyle konuştu:
“Bosna Hersek’te yaşayan kardeşlerimizin, geçmişte inançları ve değerleri uğruna çok ağır bedeller ödediğini yakinen biliyoruz. O süreçte nice mabetlerin yerle bir edildiği görüntüler halen hafızalarımızdadır. Arnaudiye Camisi de bunlardan biridir. 7 Mayıs 1993’te temellerine kadar yıkılan bu camiyi, yıkıldığı günün yıl dönümünde, Bosna Hersek Camiler Günü’nde tekrar ayağa kaldırmak büyük bir hamd vesilesidir.”
Camiyle birlikte kardeşliğin, dostluğun, beraber yaşama kültürünün de inşa edilmesi gerektiğini belirten Erbaş, ibadethanenin, İslam’ın barış ve rahmet ilkelerinin, Müslümanların bütün insanlığı kuşatan güzel ahlakının en güzel temsilcisi olacağına inandığını ifade etti.
Balkanlar’a hizmet eden tüm ecdadın ruhlarına rahmet dileyen Erbaş, şunları kaydetti:
“Arnaudiye Camisi’nin yeniden hayat bulmasında katkıları olan Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığımıza, Vakıflar Genel Müdürlüğümüze, Bosna Hersek İslam Birliği Başkanı kardeşim Husein Kavazovic’e ve riyaset yetkililerine teşekkür ediyorum. Ülkelerimiz ve kurumlarımız arasında geçmişten bugüne var olan dostane, samimi ve kardeşçe ilişkilerin bundan sonraki süreçte de artarak devam etmesini Allah’tan niyaz ediyorum.”
“Camiyi yeniden açarak, bu şehre yönelik adaletsizliğin en azından bir kısmını düzeltiyoruz”
Bosna Hersek İslam Birliği Başkanı Husein Kavazovic ise Banja Luka’da hangi etnik gruptan ya da inanıştan olursa olsun insanların birbirlerini koruması, kendilerininki kadar başkalarının ibadet yerlerine de sahip çıkması gerektiğini dile getirdi.
Arnaudiye Camisi’nin yeniden inşa edilmesiyle Banja Luka’nın eski günlerine döneceğini ve iyi ilişkileri güçlendireceğini belirten Kavazovic, şöyle konuştu:
“Yüzyıllardır iyi insanlar için bir sığınak olan bu camiyi bugün yeniden açarak, bu şehre, tarihine ve sakinlerine yönelik adaletsizliğin en azından bir kısmını düzeltiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’ne teşekkür ediyorum, onların yardımları olmadan bu camiyi yeniden inşa edemezdik. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a özel selam gönderiyorum, Allah onu korusun. Aramızda olmayan ve camilerin yapımında öldürülenleri de rahmetle anıyorum.”
Vakıflar Genel Müdürü Sinan Aksu ise savaş döneminde yıkılan camiyi tekrar ayağa kaldırmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.
Aksu, yıkılan caminin bulabildikleri taş ve malzemelerini, yeniden yapılan ibadethanede değerlendirdiklerini kaydetti.
Açılış töreninin ardından camide Kur’an-ı Kerim ve ezan okundu. Kavazovic, Bakan Ersoy ve Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’a hediye takdim etti.
Arnaudiye Camisi
Bosna Hersek’in Banja Luka şehrindeki Arnaudiye Camisi, savaşta ortadan kaldırılan 16 camiden birisi. Arnaudiye Camisi, şehirdeki Ferhadiye Camisi ile 7 Mayıs 1993’te Sırplar tarafından dinamit yerleştirilerek yıkılmıştı.
Caminin yeniden inşası için 2017’de temel atma töreni yapıldı ve Vakıflar Genel Müdürlüğünce yürütülen rekonstrüksiyon çalışmaları tamamlandı.
Bosna Hersek İslam Birliği, Arnaudiye ve Ferhadiye camilerinin yıkıldığı 7 Mayıs’ı “Camiler Günü” ilan ederek, 1998 yılından bu yana ülkedeki tüm camilerde etkinlikler düzenliyor.???
]]>Kaza, 4 Kasım 2023 tarihinde akşam saatlerinde merkez Selçuklu ilçesi Yeni İstanbul Caddesi Sancak Tramvay Durağı önünde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, inşaatta işçi olarak çalışan Sefa S. (19) idaresindeki 42 DU 949 plakalı otomobil, Yeni İstanbul Caddesi üzerinde sol şeritte seyir halindeyken yolun karşısına geçmeye çalışan yayalara çarptı. İhbar üzerine olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinde, Fadime Aslan (52), kızı Sultan Aslan (33), torunları Fadime Aslan (7), Elif Aslan (14) ve Fadime Azra Atalay’ın (9) olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Kazada yaralanan Emine Atalay (32), çocukları Hasan A. (11), Ali Cemal A. (8), Fadime A. ve araçta yolcu olarak bulunan C.N.Ö. (6) olay yerindeki ilk müdahalenin ardından ambulanslarla çeşitli hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı. Kazada yaralanan ve durumu ağır olan Emine Atalay, hastanede yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.
Gözaltına alınan 19 yaşındaki sürücüye yapılan kan testinde alkol ve uyuşturucu tespit edilmedi. Emniyetteki ilk ifadesinde Sefa S.’nin “Cadde üzerinde seyir halindeyken bir anda kalabalık bir yaya grup karşıma çıktı. Direksiyonu refüje doğru kırdım, frene de bastım kurtarmaya çalıştım ancak duramadım ve çarptım. Alkol testi yaptılar testim olumsuz çıktı. Olay günü 1 buçuk litre protein tozu içtim, bir önceki gece de 1 litrelik enerji içeceği içmiştim. Daha önce hiç uyuşturucu madde kullanmadım. Kaç kilometre hızla gittiğimi de hatırlamıyorum o an” diye kendini savundu. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheli, çıkartıldığı mahkemece tutuklandı.
Kazaya dair iddianame hazırlandı
Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kazayla ilgili tahkikat tamamlandı. Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan iddianame Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede bulunan raporda, sürücü Sefa S.’nin caddenin 82 kilometre olan hız limitinin üstünde seyrettiği tespit edildiği belirtilerek, “Kazanın meydana geldiği anda gece olması sebebiyle seyreden araçların farlarını yakarak seyretmeleri gerektiğinden ve farların etkisiyle görüş açısının yeterli olması açısından araç sürücülerinin gün durumunu da göz önüne alarak gerektiğinde seyretmiş oldukları yol için belirlenen hızın daha da altında seyrederek gün ve trafik durumuna uygun hızla seyretmesi gerekirken, dosyada bulunan tanık ifadelerinde ve kolluk görevlileri tarafından yapılan fren ölçümünde araç sürücüsünün seyretmiş olduğu yol için belirlenen hız limitinin üzerinde seyrederek kazanın oluşumuna engel olamamış ve birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermiştir” denildi. Raporda hem yayaların hem de sürücü Sefa S.’nin kusurlu olduğu belirtildi.
Sürücü Sefa S. hakkında ‘Taksirle yaralanmaya ve öldürmeye neden olma’ suçlamasıyla, 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası talebiyle dava açıldı. Sürücü Sefa S., Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hakim karşısına çıktı. Sefa S. savunmasında, “Akşam saat 18.00 sıralarıydı. Evden çıktım arkadaşımı evine bırakmak için şehir merkezi istikametinde seyir halinde olduğum sırada yol karanlıktı, sokak lambaları yanmıyordu. Bir grup bir anda karşıma çıktı. Kurtarmaya çalıştım ancak kurtaramadım, kaza meydana geldi. Pişmanım” dedi.
Kazada hayatını kaybedenlerin yakınları ise kazaya karışan sürücüden şikayetçi olduklarını söyledi.
Kaza sırasında sürücünün aracında bulunan arkadaşı ve mahkemede tanık olarak dinlenen Ceylin Naz Ö. de, “Sefa ile beni evime bırakmak için beraber araçla yola çıktık. Yol çok karanlıktı orta şeritteydik, bir anda kaza oldu. Aracın o anlık hızını bilmiyorum” şeklinde konuştu.
“Karşı taraf bana hakkını helal etsin pişmanım”
Kaza sırasında yolda aracıyla seyir halinde olan ve tanık olarak dinlenen Ayhan A. ise “Olay günü şehir merkezi istikametine seyir halinde olduğum sırada kazaya karışan araç benim sağımdan beni geçti ve o sırada bir anda gaza yüklendi ve hızlandı. Beni geçmesi ile kaza meydana geldi. Eğer Sefa S. kaza yapmasaydı büyük ihtimalle ben çarpacaktım. Yayaları görmedim, kaza sonrası aracımdan inerek hemen yardım ettim” ifadelerini kullandı.
Mahkeme başkanının ‘son sözün var mı’ sorusuna sürücü Sefa S., “Karşı taraf bana hakkını helal etsin, pişmanım” şeklinde cevap verdi. Mahkeme heyeti daha sonra tarafların savunmalarının ardından dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için davayı ileri bir tarihe erteledi. – KONYA
]]>(İSTANBUL) – İstanbul Bağcılar’da geçen yıl 11 yaşındaki kız çocuğunu iş yerinde istismar eden 60 yaşındaki sucu Metin Şenay’ın çok sayıda çocuğa cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla yargılanmasına Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Duruşma öncesinde açıklama yapan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, sanık hakkında 15 yıl önce aynı suçtan şikayet olduğunu, ancak delil yetersizliği gerekçesiyle beraat kararı verildiğini anımsatarak, “Birçok çocuk istismarının delil yetersizliğinden üstü kapatılıyor. Yetersiz olan delil değil, yetersiz olan bu ülkedeki adalettir” dedi.
Geçen yıl mayıs ayında okuldan çıkan 11 yaşındaki M.Y.’yi aracıyla kendisine ait su dükkanına götürüp burada alıkoyan ve taciz eden Metin Şenay’ın çok sayıda çocuğa cinsel saldırıda bulunduğu belirlendi. Dükkandaki ses yalıtımlı özel oda görüntülenirken Şenay’ın istismar görüntülerini kayda aldığı ortaya çıktı. Sanık hakkında hazırlanan iddianame, mahkemece kabul edildi. Metin Şenay, bugün hakim karşısına çıktı. Sadece vekaletnamesi olan avukatlar salona alındı. Koridorda kalan izleyiciler, “Çocuklar vatandır, vatanına sahip çık” şeklinde slogan attı. Sanık SEGBİS sistemiyle duruşmaya katıldı.
“BU ÜLKEDE YETERSİZ OLAN DELİLLER DEĞİL, ADALETTİR”
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim duruşma öncesinde adliye önünde yaptığı açıklamada, sanığın 2009’da da aynı suçtan “delil yetersizliği” nedeniyle hakkında beraat kararı verildiğini belirterek, şunları söyledi:
“Çocuk istismarını aklatmamak üzere buradayız. Yıllarca süren bu istismarda kimlerin payı varsa, kimlerin ihmali varsa birer birer yargılanması için elimizden geleni yapacağız. Bir kişi onlarca çocuğu istismar ediyor. 2009 yılında 12 yıl ceza alıyor. Sonra Yargıtay bir karar veriyor, ‘Yetersiz ve soyut deliller olduğu için beraatına’ diyor. Yani hiçbir ceza almadan elini kolunu sallayarak küçücük odada, küçücük çocukları istismar etmeye devam ediyor. 15 yıl olmuş. Çocuk istismarını önlemek mümkün. Lanzorete Sözleşmesi uygulanırsa çocuk istismarı önlenebilir. Çocuk Koruma Kanunu’nu etkin uygulanırsa çocuk istismarı önlenebilir. Her okulda risk tarama formu uygulanırsa çocuk istismarı önlenebilir, daha erken farkedilebilir. Genelde ‘Çocuk susar, sen susma’ derler. Biz tam tersini söylüyoruz. Çocuk anlatır bir şekilde. Siz gözlerinizi ve kulaklarınızı kapatmayın yeter ki siz yetkililer sessiz kalmayın yeter ki. Birçok çocuk istismarının delil yetersizliğinden üstü kapatılıyor. Yetersiz olan delil değil, yetersiz olan bu ülkedeki adalettir. Bu ülkedeki yetkililerin sorumluluklarını yerine getirmemeleridir. 2009’da ceza almış olan biri 15 yıl oldu 2024 tekrar yargılanacak Metin Şenay. Bu davanın takipçisi olacağız”
METİN ŞENAY HAKKINDA YÜZLERCE YIL HAPİS TALEBİ
İddianamede, şüpheli Metin Şenay’ın ilk mağdura yönelik işlediği “zincirleme olarak cebir, tehdit veya hile kullanarak çocuğu cinsel amaçla hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 10 yıl 6 aydan 36 yıl 9 aya kadar, “zincirleme şekilde 12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 63 yıldan az olmayacak ceza ve “müstehcen yayınların üretilmesinde çocukları kullanmak” suçundan 8 yıl 9 aydan 17 yıl 6 aya kadar hapsi istendi. Metin Şenay’ın, eşinin yeğeni olan iki mağdur çocuğa yönelik 2019-2023 yılları arasında işlediği, “zincirleme olarak cebir veya hile kullanarak çocuğa cinsel amaçla hürriyetinden yoksun kılma” suçundan ayrı ayrı 18 yıl 4 aydan 62 yıl 1 aya kadar, “zincirleme olarak üçüncü derece kayın hısımlığı bulunan 12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan ayrıca 63 yıldan az olmayacak bir ceza ve “müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak” suçundan da ayrı ayrı 8 yıl 9 aydan 17 yıl 6 aya kadar hapsi istendi.
Sanık Şenay’ın son mağdur çocuğa karşı 24-25 Mayıs 2023 tarihinde işlediği “cebir, tehdit veya hile kullanarak silahla ve cinsel amaçla çocuğu hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 6 yıldan 21 yıla kadar, “12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 27 yıldan az olmamak üzere ve “müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak” suçundan da 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi istendi. Şüphelinin ayrıca “çocukların kullanıldığı müstehcen görüntüleri depolamak ve bulundurmak” suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar hapsi de istendi.
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, aylardır savaşı ve yıkımı yaşayan Ukrayna’nın Odessa kentinin Belediye Başkanı Gennadiy Trukhano’yu makamında ağırladı. Savaşın bir an önce son bulması dileğinde bulunan ve savaşın yaşandığı bölgelere yaptıkları insani yardımların devam edeceklerini vurgulayan İmamoğlu, “23 Nisan, bizim çocuk bayramımızdır ve buraya farklı ülkelerden çocuklar geldi. O çocukların arasında bulunan, Ukraynalı çocuklar ve Filistinli çocukların gözlerindeki korkuyu, endişeyi gördüm. ve her şeyden önce kendimi o çocuklara çok borçlu hissediyorum” dedi.
Ekrem İmamoğlu, 24 Şubat 2022’den bu yana savaşı ve yıkımı yaşayan Ukrayna’nın Odessa kentinin Belediye Başkanı Gennadiy Trukhano ile Ukrayna İstanbul Başkonsolosu Roman Nedilskyi’yi Saraçhane’deki makam odasında ağırladı. Trukhano’yu İstanbul’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren İmamoğlu, “Telefonda görüşmek ve bu zor zamanda duygularımızı sizinle paylaşmak durumunda kalmıştık. Ama yüz yüze görüşmemiz tabii ki beni mutlu etti” dedi.
“ATATÜRK’ÜN ‘YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ’ PRENSİBİ HER ZAMAN REHBERİMİZ OLMUŞTUR”
Yaşanan savaşı, üzüntüyle ve büyük bir endişeyle takip ettiklerini belirten İmamoğlu, “Hayatını kaybedenlere elbette taziyelerimi sunuyorum. 100 yıldır kurucu liderimiz Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış’ prensibi, bizim hem ülkedeki sürece hem bütün dünyaya bakışımızda her zaman rehberimiz olmuştur. Bu konuda Mustafa Kemal Atatürk’ün, bence bütün dünyaya, bütün dünya liderlerine örnek olacak bir sözünü de hatırlatmak isterim. Mustafa Kemal Atatürk, ‘Savaş, zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye girmedikçe savaş; savaş değil, cinayettir. Dolayısıyla bu ortamda elbette ki Ukrayna halkının bu zor zamanlarında yanında olduğumuzu belirtmek istiyorum ve bu konuda sizinle kurmuş olduğumuz diyaloğu da önemsiyorum. Sayın Başkonsolosumuzun çok özenli diyaloglarıyla ortaya koyduğumuz çabalar, bugüne kadar karşılığını buldu. Bundan sonra da elimizden geldiği kadarıyla hem Odessa’nın hem farklı ortamlarda ihtiyacı olan Ukraynalı dostlarımızın yanında olacağımızı belirtmek isterim” şeklinde konuştu.
“10 YARDIM OTOBÜSÜMÜZ DAHA YOLDA”
“Daha önce ulaştırdığımız desteğin sonrasında, 10 otobüsün de gönderilmesiyle ilgili işlemler de başlatıldı” diyen İmamoğlu, “Bu ay sonu elinizde olacağını düşünüyoruz. Tabii bazen ulaşımla ilgili zorluklar yaşanıyor ama hem Başkonsolosumuzun çabası hem bizim arkadaşlarımız, süreyi öne çekmek için de uğraşıyorlar. Gönderdiğiniz ‘kalp çıpa’yı da İstanbul’un en özel, en güzel noktalarından birisine, İstanbul Boğazı’nda sergilemek üzere Sayın Başkonsolosla yerleştirdik. Çok teşekkür ediyorum. Hızlı inşa edilebilen sığınaklar, aynı zamanda buz hokeyi takımının İstanbul’da kamp yapması, antrenman yapması yine Odessalı çocukların İstanbul’a gelmesi konusunda talepleri aldık. Ben, bu konuda da özellikle İstanbul’da misafir edeceğimiz bu tür sporcular, çocuklar kısmında olabildiğince arkadaşlarıma, ‘İmkanlarınızı en üst seviyede tutun ve onları misafir edin’ dedim” ifadelerini kullandı.
“BİR AN ÖNCE SAVAŞIN BİTMESİNİ DİLİYORUM”
“Özellikle çocuklarımızı burada misafir etmekten çok onur duyduğumu belirtmek isterim” diyen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“23 Nisan, bizim çocuk bayramımızdır ve buraya farklı ülkelerden çocuklar geldi. O gelen çocukların arasında bulunan, Ukraynalı çocuklar ve Filistinli çocukların gözlerindeki korkuyu, endişeyi gördüm. ve her şeyden önce kendimi o çocuklara çok borçlu hissediyorum. Hafta sonu Paris’te, yine belediye başkanlarıyla Avrupa’da demokrasinin daha üst seviyeye taşınmasını tartıştığımız toplantıda, Kiev Belediye Başkanı’yla da bir arada olduk. Bu duygularımı kendisiyle de paylaştım. Bir an önce savaşın bitmesini diliyorum ve bunu yürekten istiyorum. Daha önce iki kez bulunduğum ve hem mimarisine hem aynı denizin çocukları olarak büyüyen bir insan olarak, Karadeniz’in kuzeyindeki güzel Odessa’nın da barış dolu günlerinde, insanların mutlu olduğu bir ortamda buluşmayı, sizlerle bir arada olmayı çok arzu ediyorum.”
TRUKHANO’DAN İMAMOĞLU’NA: “SONSUZA KADAR MİNNETTARIM SİZE”
Odessa Belediye Başkanı Trukhano da duygularını şu sözlerle dile getirdi:
“Sözlerimi bile zorla buluyorum şu anda. O kadar duygulandım ki… Sayın Başkanım, özellikle size teşekkür etmek istiyorum. Çünkü, her zaman özellikle bu zor zamanda yanımızda oluyorsunuz, destek oluyorsunuz. Sonsuza kadar minnettarım size. Sayın Atatürk’e atıfta bulundunuz; aslında bu bir savaş değil, bu bir katliam. Çünkü, öbür taraftan gelen askerler, sadece ve sadece katliam yapmaktadır. Bunu özellikle vurguluyorum. İki dost, iki kardeş şehirlerimiz arasında ilişkiler, daha yüksek bir seviyede bulunmakta. Odessa’da İstanbul Park’ı açtık. Bunu memnuniyetle yaptık. Özellikle jeneratör konusunda size ve tüm ekibinize teşekkür etmek istiyorum. Tam zamanında geldi. Bu gerçekten püf noktası bizim için. Tıbbi malzemeler de bizim için çok önemli. Eminim ki, hep beraber ilişkilerimizde yepyeni bir sayfa açacağız. Daha çok şeyleri var. Umarım onları muvaffakla yapacağız. İzninizle ufacık bir videoyu göstermek istiyorum. Öncelikle Odessa’nın savaşa başlamadan önce nasıl görüldüğünü göstermek istiyoruz ve o vahşi olayların bizim şehirlerimizi nasıl değiştirdiğini göstermek istiyoruz”
]]>YÖK; dijitalleşme, yapay zeka ve büyük veri konusunda yürüttüğü teknik çalışmalar kapsamında “Yükseköğretim Kurumları Bilimsel Araştırma ve Yayın Faaliyetlerinde Üretken Yapay Zeka Kullanımına Dair Etik Rehber” hazırladı. ÜYZ alanındaki riskleri ve fırsatları anlamaya, değerlendirmeye, risklere karşı önlem almaya katkı sağlamak üzere yükseköğretim kurumlarını bilgilendirme amacıyla hazırlanan rehber üniversitelere gönderildi.
YÖK Başkanı Erol Özvar, etik rehbere ilişkin yaptığı değerlendirmede; ÜYZ’nin yükseköğretim süreçlerine entegre edilmesinde etik değerlerin belirlenmesinin ve bu değerlere dayalı olarak etik kuralların oluşturulmasının bilimsel dürüstlüğün ve bilime olan güvenin
korunması açısından son derece önemli olduğunu belirtti. Yükseköğretim kurumlarının ve bilim insanlarının akademik çalışmalar ve bilimsel üretimde etik standartların korunması ve geliştirilmesinde topluma karşı sorumluluk taşıdıklarını belirten Özvar, “ÜYZ’nin bilimsel araştırma ve yayınlarda kullanımı ile ilgili kararlarda bilim, teknoloji ve etik belli bir dengeye oturtulmak zorunda. Yükseköğretimde ÜYZ kullanımı, bünyesinde pek çok fırsatın yanı sıra çeşitli riskleri de barındırıyor. Bu rehber hızla gelişen ÜYZ alanındaki riskleri ve fırsatları anlamaya, değerlendirmeye, risklere karşı önlem almaya katkı sağlamak üzere yükseköğretim kurumlarını bilgilendirmek amacıyla hazırlandı” dedi.
“ALAN UZMANI HOCALARDAN OLUŞTURULAN KOMİSYON TARAFINDAN HAZIRLANDI”
Rehberin hazırlık sürecinde ÜYZ’nin yükseköğretime sunduğu fırsatları ve ortaya çıkardığı tehditleri anlamaya yönelik çalıştaylar düzenlediklerini, akademisyenlerin ve iş dünyasının görüşlerinin alındığını vurgulayan Özvar, şu bilgileri verdi:
“İlk olarak Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde ‘Yükseköğretimde Üretken Yapay Zeka: Fırsatlar ve Tehditler’ başlıklı çalıştay düzenledik. Sonrasında, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde iş dünyasından teknoloji profesyonellerinin katılımıyla ‘Yükseköğretimde Üretken Yapay Zeka: YÖK-Sektör Buluşması’ toplantısı gerçekleştirildi. Alan uzmanı hocalarımızdan oluşturulan bir komisyon tarafından hazırlanan rehber taslağı çeşitli üniversitelerimizden hocalarımızın da görüşleri alındıktan sonra Genel Kurulumuza sunuldu. Genel Kurul üyelerimizin de katkılarıyla rehbere son hali verildi.”
“ÜNİVERSİTELERİMİZ KENDİ İHTİYAÇLARI DOĞRULTUSUNDA DÜZENLEMELER YAPABİLİR”
Özvar, rehberde yer alan etik değer ve ilke ve tavsiyelerin üniversitelere rehberlik etmesini umut ettiklerini belirterek şöyle devam etti:
“Yaşadığımız bu dinamik süreçte, önümüzdeki dönemde gelişmelere bağlı olarak üniversitelerimiz bu rehberi kullanarak yapay zekanın yalnızca bilimsel araştırma faaliyetlerinde değil aynı zamanda derslerde kullanımına yönelik kendi ihtiyaçları doğrultusunda düzenlemeler yapabilirler.”
“ŞEFFAFLIK, DÜRÜSTLÜK, ÖZEN, ADALET, GİZLİLİK, HESAP VEREBİLİRLİK”
Başlıca dört başlıktan oluşan rehberde “ÜYZ’nin Bilimsel Araştırma ve Yayınlarda Kullanımının Etik Boyutu” başlığı altında; ‘ÜYZ’nin Amaç ve Kapsamı, Dayandığı ve Tehdit Ettiği Etik Değerler’ ile ‘Bilimsel Doğruluk ve Dürüstlük Açısından Taşıdığı Riskler’ ele alınıyor. İkinci başlıkta, “ÜYZ Kullanımında Temel Etik Değer ve İlkeler” adı altında; “Şeffaflık”, “Dürüstlük”, “Özen”, “Adalet ve Saygı”, “Gizlilik ve Mahremiyetin Korunması”, “Hesap Verebilirlik ve Sorumluluk Üstlenme” ve “Etik iklime katkıda bulunma” gibi ilke ve değerler açıklanıyor. Üçüncü başlıkta, “ÜYZ Kullanımında Karşılaşılabilecek Önemli Bazı Riskler ve Başlıca Etik Sorunlar” sıralanırken “ÜYZ Sistemlerinin Kullanımında Bazı Önemli Tavsiyeler” ve “Sık Sorulan Sorular”la rehber tamamlanıyor.
Yükseköğretim Kurumları Bilimsel Araştırma ve Yayın Faaliyetlerinde Üretken Yapay Zeka Kullanımına Dair Etik Rehber’e buradan ulaşılabilir: https://www.yok.gov.tr/Documents/2024/yapay-zeka-kullanimina-dair-etik-rehber.pdf
]]>Kırgızistan Meclis Başkanlığı bünyesindeki İklim Değişikliği Koşullarında Sürdürülebilir Kalkınma Konseyi, ülkedeki Green Energy (Yeşil enerji) Derneği ve Oy Ordo Uzman Girişimleri Merkezi ile ortaklaşa, “Orta Asya’da Su Kaynakları Açığı: Bölgesel ve Uluslararası Düzeyde Su Sorunlarını Çözme Yolları” konulu yuvarlak masa toplantısı düzenledi.
Toplantıda, bölgede su kıtlığına neden olan ve olabilecek konulara, iklim değişikliğinin getirdiği olumsuz etkilere, nehirlerin kullanımı alanında kolektif çıkarlara ve bölgenin su sorununa uluslararası güçlerin aktif ilgi gösterildiğine işaret edildi.
Kırgızistan Güvenlik Konseyi Sekreteri Marat İmankulov, uluslararası kurumların ve uzmanların, gelecek 25-30 yılda insanlığın küresel içme suyu kıtlığı sorunuyla karşı karşıya kalacağı yönündeki görüşünü paylaştı.
İmankulov, su kaynaklarının güvenliğinin sadece arzla ilgili olmadığını, doğrudan enerji ve milli güvenlik konusu olduğunu belirterek, Kırgızistan’ın bu konuda karşılaştığı temel zorlukları “mevcut temiz içme suyu kalitesinin azalması, altyapı, sınır aşan havza sorunları ve su ilişkileri yönetim sistemi reformunun tamamlanamaması” olarak sıraladı.
İklim değişikliği nedeniyle Kırgızistan’daki buzulların erimemesi için acil önlemlerin bugünden alınması gerektiğini ifade eden İmankulov, Orta Asya’da çözüm bekleyen su ve iklim değişikliği sorunu konusunda, aktif bölgesel entegrasyona ve devletler arasında ortak işbirliğine acil ihtiyaç olduğuna inandığını dile getirdi.
İmankulov, Afganistan hükümetinin 2022’de başlattığı, Orta Asya’daki Amu Derya Nehri (Ceyhun Nehri) suyuyla beslenecek Kuş Tepe Su Kanalı’nın inşaatından duyduğu endişeyi dile getirerek, “Amu Derya’da suyun azalması kaçınılmaz olarak Sır Derya’dan (Seyhun) tarım ve diğer ihtiyaçlar için su alımının artmasına yol açacak, bu da yine diğer bölgelerde su kıtlığı sorunlarına neden olacak.” diye konuştu.
Kırgızistan Tarım ve Su Kaynakları Bakan Yardımcısı Almazbek Sokeyev, su kullanımı alanında acil çözüm gerektiren pek çok sorunun olduğunu söyledi.
Ülkede su kullanımındaki kayıpların en aza indirilmesi için aktif çalışmalar yapıldığını belirten Sokeyev, tarımsal sulamada kullanılan şebekelerin onarılmasına son 3 yılda yapılan finansmanın 7-8 kat arttığını bildirdi.
Komşu ülke Kazakistan ve Özbekistan ile su kanallarının işlevselliği konusunda süren işbirliğine değinen Sokeyev, “Mesela Kasan-Say (Orto Tokoy) su rezervuarının ve diğer hidroelektrik tesislerin rehabilitasyonu konusunda Özbekistan ile ortak çalışmalar yürütüyoruz. Kazakistan ile birlikte Büyük Çuy Kanalı’nı (BÇK) temizleme konusunda da anlaştık.” dedi.
Orta Asya’daki su sorununa küresel güçlerin ilgisi artıyor
Oy Ordo Uzman Girişimleri Merkezi Başkanı İgor Şestakov, Batı kaynaklı kurumların Orta Asya ülkelerinde su sorununun çözümünde önceliği yine Batılı şirketlere verdiklerini, böylece Rusya ile işbirliğine engel olduklarını belirtti.
Orta Asya Ülkeleri Halkla İlişkileri Geliştirme Enstitüsü Derneği Başkanı Kaldan Ernazarova, Orta Asya ülkelerinin su sorunlarının bölgesel düzeyde çözümü için Rusya’ya ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Tarihçi Baktıbek Saipbayev de Batılı ülkelerin, Orta Asya’daki ciddi su kaynakları kıtlığını, yerel elitler üzerinde baskı kurmak, kışkırtmak ve çatışma ortamları yaratmak için kullanabileceğini dile getirdi.
Kırgızistan Ulusal Bilimler Akademisi Su Sorunları ve Hidroelektrik Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Dogdurbek Çontoyev, bölgedeki ülkeler arasında su kullanımında ekonomik ilkelerin olmadığını belirterek, nehirlerin kullanımı alanında kolektif çıkarların ön planda tutulması ve ekolojik dengenin korunması gerektiğine dikkati çekti.
Green Energy Derneği Başkanı Anara Sultangaziyeva ise bölgede gerginliklerin yaşanmaması için sulamada kullanılan su kayıplarının azaltılması gerektiğini kaydetti.
]]>Çölyaklı ailelerin ve sağlık yaşamak isteyenlerin her zaman yanlarında olduklarını ve bu desteği sürdüreceklerini vurgulayan Başkan Çolakbayrakdar, yapılan projelerle çölyaklı bireylerin sağlıklı beslenmelerine katkı sağladıklarını ifade etti. Çölyak’ın hassas beslenme gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu hatırlatan Başkan Çolakbayrakdar, “2017 yılında ilk olarak başlattığımız ve Türkiye’de diğer belediyelere örnek olan uygulamayla ilçe genelinde ikamet eden 230 çölyaklı aileye bugüne kadar 6 bin 134 çölyak paketi dağıttık. Ailelerde bulunan çölyaklı birey sayısı ve gelir durumuna göre düzenli olarak dağıtım yapıyoruz. 2017 yılında (66 kişi) 264 koli, 2018 yılında (132 kişi) 528 koli, 2019 yılında (174 kişi) bin 163 koli, 2020 yılında (182 kişi) 960 koli, 2021 yılında (190 kişi) 851 koli, 2022 yılında (203 kişi) 952 koli, 2023 yılında (218 kişi) 960 koli ve son 4 ayda (230 kişi) 456 koli olmak üzere 6 bin 134 çölyak paketi verdik. Bu hizmetin gurur veren bir diğer tarafı gerek şehrimizde gerekse ulusal manada Türkiye’mizde birçok belediyenin benzer organizasyonlar yapıyor olmasıdır. Ayrıca geçen yıl, Türkiye’de bir ilk olan Kayseri’nin yöresel mutfağının glütensiz olarak hem imalatının yapıldığı hem de paket hizmetinin olduğu ‘Kafe Sinan Glütensiz’ projesini hayat geçirdik. Bilindiği üzere, çölyak, bir gıda alerjisidir. Glüten duyarlılığı sebebiyle çölyak hassasiyeti bulunan vatandaşlarımız, glütensiz gıdalarla beslenmek zorundadır. Bu hassasiyeti bulunanların yaşamları boyunca belirli bir diyet yapması, yani glütensiz gıdaları tüketmesi gerekiyor. Bizler de Kocasinan Belediyesi olarak alerjik hassasiyeti bulunan hemşerilerimize destek oluyor ve özel olarak hazırlamış olduğumuz glütensiz ürün paketlerini çölyaklı ailelere ulaştırırken hem restaurant hem de paket hizmeti verdiğimiz tesisimizde ürettiğimiz ürünleri, Türkiye’nin her bir tarafına ulaştırıyoruz. Amacımız, bir nebze de olsa çölyaklı ailelerimizin hayatını kolaylaştırmak, bunu yaparken de aramızdaki gönül bağını pekiştirmektir” ifadelerini kullandı.
Başkan Çolakbayrakdar, çölyaklı ailelerin ve sağlıklı yaşam için glütensiz beslenmeyi tercih edenlerin her zaman yanlarında olduklarını ve bu desteği Türkiye’de ilk olan ‘Glütensiz Kayseri Mutfağı’ Projesi gibi yeni projelerle sürdürmeye devam edeceklerini sözlerine ekledi.
Çölyaklı aileler ise Kocasinan Belediyesi’nin kendileri için yapılan hizmetlerden son derece memnun kaldıklarını belirterek, Başkan Çolakbayrakdar’a teşekkürlerini iletti.
Kocasinan Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü’nün hazırladığı glütensiz ürün paketlerinin içerisinde; kek unu, hamur işi unu, nişastalı karışımı, kakaolu çıtır top, burgu makarna, spagetti, şehriye, köftelik bulgur, fındık ezmesi, portakallı mini kek ve susamlı çubuk kraker gibi glüten içermeyen yiyecekler bulunuyor. – KAYSERİ
]]>İSHAK KARA
(Van) -Van’ın İpekyolu ilçesi Erçek Mahallesi’nde bulunan Filamingo Parkı’nın yolunun Devlet Demir Yolları (DDY) tarafından ‘kaçak’ olduğu gerekçesiyle hendek kazılarak kapatılması tepki çekti. İpekyolu Belediyesi yetkilileri, parkın yok olma tehlikesine dikkat çekerken; Van Çevre, Tarihi Eserleri Koruma ve Geliştirme Derneği (ÇEVDER) Başkanı Ali Kalçık, “İlimizde zaten yeşil alan miktarı oldukça az. Buranın da yok olup gitmesine müsaade edemeyiz” dedi.
Van’ın İpekyolu ilçesi Erçek Mahallesi’nde bulunan Filamingo Parkı’nın yolu, Devlet Demir Yolları (DDY) tarafından ‘kaçak yol’ olduğu gerekçesiyle rayların her iki tarafına hendek kazılarak kapatıldı. 8 yıldır kullanılan yolun kapatılması tepki çekti. İpekyolu Belediyesi yetkilileri, ağaçları ve çimleri sulamak için içeriye araç sokamadıklarını, dolayısıyla kısa sürede ilçenin önemli yeşil alanlarından Filamingo Parkı’nın yok olacağını belirterek, yol sorununun kısa sürede çözülmesi gerektiğini belirtti. Parkta bulunan foseptik çukurunun boşaltılamaması nedeniyle de tuvaletlerin de kullanılamaz hale geldiği belirtildi.
“ULAŞIM İLE İLGİLENEN BİR KURUMUN YOL KAPATMASI KABUL EDİLEMEZ”
Parkta incelemelerde bulunan Van ÇEVDER yöneticileri, yapılanın kabul edilebilir bir durum olmadığını, soruna belediye ve DDY’nin ortak bir çözüm üretimesi gerektiğini kaydetti. Van ÇEVDER Başkanı Ali Kalçık, şunları söyledi:
“Burada oldukça güzel ve kentimizin önemli değerlerinden bir tanesi olan Filamingo Parkı bulunmaktadır. Oldukça güzel bir yeşil alanımız mevcut. Burada yüzlerce ağaç var. Bu ağaçlar ve yeşil alan bugüne kadar büyük bir özveri ile getirilmiş. Bugünden sonra yok olmasına müsaade edemeyiz. Bundan dolayı da buradaki yol probleminin mutlaka halledilmesi gerekiyor. İlimizde zaten yeşil alan miktarı oldukça az. Buranın da yok olup gitmesine müsaade edemeyiz. İpekyolu Belediyesi ve DDY’nın ilgili teknik ekipleri bir araya gelerek çözüm konusunda birlikte çalışabilirler. En nihayetinde burası insanların nefes alabildikleri bir yer. Kentimizin önemli bir değeri ve adeta cennetten bir köşe. Bizim burayı yok olmaya terketmemiz değil, korumamız gerekiyor. Bundan dolayı buradan ilgili kurumlara çağrıda bulunuyoruz; gerekli çözüm neyse yol ve yöntemlerini geliştirin ve Filamingo Parkı’nın yok olmaması için elinizden geleni yapın.”
“OLASI KAZALARA KARŞI KAÇAK YOLLARIN TAMAMI KAPATILDI”
Konu ile alakalı görüşülen DDY yetkilisi ise sorunun İpekyolu Belediyesi ve Filamingo Parkı ile alakalı olmadığını, kaçak yolların tamamını kapattıklarını, amaçlarının da olası kazalarının önüne geçmek olduğunu belirterek, “Olası kazalarda sorumluluk almamak için kaçak yolların tamamını kapattık. Kapattığımız yolların resimlerini çekerek belgelendirdik ve bunları Van Valiliği’ne sunduk. Parka giden yolu açabilmemiz için resmiyette bulunan başka bir yolu kapatmamız gerekiyor. Yönetmeliklere göre iki yol arasında 1,5 kilometrelik mesafenin bulunması gerekiyor. Bundan dolayı biz o yolu da kapattık. Filamingo Parkı’nın bulunduğu yer hemzemin geçide uygun. Van Büyükşehir Belediyesi’nin bize müracaat etmesi durumunda, bu başvuru değerlendirmeye alınabilir. Orada hemzemin geçit yapılabilir. Fakat başvurunun olması gerekiyor” dedi.
]]>
(ANKARA) – Eğitim sendikaları, Milli Eğitim Bakanı (MEB) Yusuf Tekin’in 20 bin öğretmen ataması yapılacağı yönündeki açıklamasına tepki gösterdi. Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Cumhurbaşkanının, bir ülkenin geleceğinin mimarı öğretmenlerin atamalarıyla ilgili ‘bir miktar’ ifadesini kullanmasını, AKP iktidarının öğretmene verdiği değerin göstergesi olduğunu söylemiştik. 20 bin öğretmen ataması yapılacak olması önceliklerinin öğretmen ve eğitim olmadığını göstermiştir” dedi. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ise Bakan Tekin’in öğretmen atamalarında mülakata ilişkin “Skorun yüzde 50’si KPSS, yüzde 50’si mülakatın olacak” açıklamasını hatırlatarak “Burada bir ayıklama yaparak liyakat esas alınmadan bazı adaylar siyasi görüş, inanç, etnik yapı vb. sebeplerden ötürü elenecekler” diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanı Bakan Yusuf Tekin, öğretmen atamalarına ilişkin yaptığı açıklamada, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile 20 bin öğretmen ataması konusunda uzlaştıklarını belirterek, “İhtiyaçlar doğrultusunda bir dağılım yaptık. Personel Genel Müdürlüğümüz ile toplantılar sonrası ihtiyaçlar doğrultusunda en çok atama yapılan ilk beş branş, 3 bin 263 Sınıf Öğretmenliği, 2 bin 499 Özel Eğitim Öğretmenliği, 1597 Rehber Öğretmenliği, 1594 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği ve 968 İngilizce Öğretmenliği olmuştur” demişti.
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay ve Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Bakan Tekin’in açıklamasına tepki gösterdi.
“ÖNCELİKLERİNİN ÖĞRETMEN OLMADIĞINI GÖSTERMİŞTİR”
Kadem Özbay, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öğretmen atamalarıyla ilgili “Bir miktar atama yapacağız” açıklamasını hatırlatarak, “Cumhurbaşkanının, bir ülkenin geleceğinin mimarı öğretmenlerin atamalarıyla ilgili ‘bir miktar’ ifadesini kullanmasını, AKP iktidarının öğretmene verdiği değerin göstergesi olduğunu söylemiştik. 20 bin öğretmen ataması yapılacak olması önceliklerinin öğretmen ve eğitim olmadığını göstermiştir” dedi.
“CUMHURBAŞKANI BU SAYIYI KENDİ DE AZ BULMUŞ OLMALI Kİ, TOPU TEKİN’E ATTI”
“Her zaman atamaları müjde havasında törenle açıklayan Cumhurbaşkanı bu sayıyı kendi de az bulmuş olmalı ki topu Yusuf Tekin’e attı” diyen Özbay, şöyle konuştu:
“Hepimiz çok iyi biliyoruz ki gerçekten ihtiyacı karşılayacak şekilde bir atama yapılacak olsaydı, gür sesleriyle coşkulu bir şekilde atama sayısını açıklarlardı. Bir devletin geleceğe yönelik politikalarının en önemli göstergesi planlamadır. Eğitimde planlamayı yapmak da öncelikle MEB’in görevidir. Sayıştay’ın son raporlarında 138 binin üzerinde ihtiyaç tespit edilmişti, artık Sayıştay da öğretmen açığını tespit etmez hale geldi. Milli Eğitim Bakanı Ekim ayında 68 bin ihtiyaç tespitini ifade etmişti, ikinci dönem başında başlayacaklarını söylemişti. Bir kez daha AKP ve alışageldiğimiz vaatler ve gerçekler durumu. Bol miktar vaat, eser miktar hak, eser miktar adalet, eser miktar liyakat.”
“İHTİYAÇ OLMADIĞI HALDE DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİNİN YER ALMASI…”
Özbay, açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi:
“İktidara geldiğinde 60 binin biraz üzerinde atama bekleyen öğretmen varken ‘Atanmayan öğretmen kalmayacak’ diyenler, bu sayıyı 1 milyona yaklaştırmış, eğitimle istihdam, meslekler ve refah arasındaki ilişkiyi koparmıştır.
En fazla kontenjan ayrılan beş branş arasında ihtiyaç olmadığı halde din kültürü ve ahlak bilgisinin yer alması, yine bunun bilimsel bir hamle olmadığını göstermektedir. Üstelik iktidarın her atamada bir ritüel haline getirdiği bu adaletsiz, mantıksız kontenjan dağılımı, birçok kritik branşta görev bekleyen eğitim emekçileri için bir mağduriyete dönüşmektedir.
Atanmayan her bir öğretmenin, farklı işte çalışırken yaşamını kaybeden, psikolojik sorunlar yaşayan her bir gencin, kamuda ücretli öğretmenlik, özelde düşük ücretlerle ve güvencesiz çalıştırılmanın, öğretmensiz bırakılan her bir çocuğun sorumlusu AKP iktidarıdır. Öğretmenliği değersizleştiren bu anlayış, ülkenin bugününe ve geleceğine en büyük kötülüğü yapmaktadır. Eğitim geleceğe uzanan köprüdür, öğretmenler geleceğin mimarıdır. Öğretmene saygı.”
“158 BİN ÖĞRETMEN AÇIĞI VAR”
Kemal Irmak ise MEB’in verilerine göre çeşitli branşlarda toplam 90 bin ücretli öğretmen çalıştığını, 68 bin öğretmen açığı olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Toplam 158 bin öğretmen açığı var. Ataması yapılacak öğretmen sayısı olarak açıklanan sayı ise sadece 20 bin. Yani neredeyse ihtiyacın 8 de 1’i kadar. Sayın Bakan yeni müfredat açıklıyor ve bir hafta 10 gün içinde de görüş istiyor. ve ne diyor ‘çağın gerisinde kalamayız’ diyor. Çağı yakalayacak nitelikli eğitimin ilk şartı, güvence içinde atanmış ve yıllar içerisinde tecrübesini ve niteliğini geliştirmiş ve ihtiyacı karşılayacak kadar öğretmenin atanması. Her yıl öğrencilerin karşısına ücretle çalışan öğretmen çıkarmakla olmuyor. Ne demişti Cumhurbaşkanı ‘bir miktar atama yapacağız.’ Evet sadece bir miktar atama yapılacağı duyurusu yapıldı. Oysa ihtiyacı karşılayacak sayı bir miktar değil en az 158 bin. Sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim ve eğitimde istihdam modeli benimseniyor. Eğitimin niteliğinin her geçen gün aşağı çekilmesinin en önemli sebeplerinden birisi de budur.
“BAZI ADAYLAR SİYASİ GÖRÜŞ, İNANÇ SEBEPLERİNDEN ÖTÜRÜ ELENECEK”
Bakan Tekin’in, öğretmen atamalarında mülakata ilişkin “Skorun yüzde 50’si KPSS, yüzde 50’si mülakatın olacak” açıklamasını hatırlatan Irmak, “Burada bir ayıklama yaparak liyakat esas alınmadan bazı adaylar siyasi görüş, inanç, etnik yapı vb. sebeplerden ötürü elenecekler. Diğer yandan atananlar eylül ayına kadar güvenlik soruşturmalarına takılacak ve bir miktar öğretmen adayı da orada ayıklanmış olacak. Aynı zamanda adil olmayan antidemokratik uygulamalarla da karşı karşıya kalacak birçok aday. Liyakati önemsemeyen, mülakat ve itaate bağlı bir atama modeli olması da ayrıca sıkıntılı ve utanç vericidir” ifadesini kullandı.
]]>
Çukurova Üniversitesi öğrencileri, ABD’de üniversite öğrencilerinin Filistin’e destek vermeye yönelik kurduğu ve çeşitli İsrail protestolarının gerçekleştirildiği çadır kamplarının bir benzerini Adana’da hayata geçirdi. Çukurova Üniversitesi kampüsünde yer alan alanda 6 adet çadır kuran öğrenciler, alanı Filistin ve Türkiye bayrakları başta olmak üzere Filistin ve Gazze temalı ve çeşitli unsurlar ile süsledi. Müslüman gençler olarak insanlık namına Filistin’de yaşanan vahşeti gündemde tutmak için ellerinden geleni yaptıklarını belirten öğrenciler, arkadaşlarını kendileri ile birlikte çadır kamplarında bir araya gelmeye davet etti. Öğrenciler, kurdukları çadır kampında 5 gün boyunca öğrenci arkadaşlarını ve çeşitli konukları ağırlayacak.
“Müslüman gençler olarak insanlık namına ne yapabileceğimizi düşünürken aklımıza geldi”
Filistin konusunda farkındalık oluşturmaya yönelik üniversite kampüsünde çadır kurma fikrinin ortaya çıkış hikayesini anlatan İlahiyat Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Furkan Toramantekin, “7 Ekim tarihinden bu yana üniversitemizin çeşitli bölgelerinde yürüyüş, basın açıklaması, resim sergisi ve doğa temalı olacak şekilde insanların zihninden Filistin’i ve Gazze’yi çıkarmamak adına çeşitli çalışmalarda bulunuyorduk. Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşen olaylar açıkçası bizi biraz utandırdı. Onların çoğunun gayrimüslim olduğunu biliyoruz. Biz de Müslüman gençler olarak ‘insanlık namına, Müslümanlık namına ne yapabiliriz’ diye düşündüğümüz bir sırada aynısını yapmaya karar verdik” dedi.
5 gün boyunca farkındalık nöbeti tutacaklar
Üniversite rektörlüğünden aldıkları izin sonrasında çeşitli fakültelerden öğrenciler ile çadır kurdukları alanda bir araya geldiklerini belirten Toramantekin, “Burada çeşitli fakültelerden öğrenci arkadaşlarımız ile bir araya geldik. 5 gün boyunca burada Filistin çadır kamplarımız ile birlikte farkındalık nöbeti tutmayı düşünüyoruz. Gelen arkadaşlarımızla Filistin hakkında, dünya gündemi hakkında ve geleceğimiz hakkında çeşitli istişare ve sohbetler yapmayı düşünüyoruz. Yine bu 5 günlük süre içerisinde çeşitli konuklarımızı buraya getirmek istiyoruz. İnşallah fakülte hocalarımızı burada ağırlayacağız. Rektörümüzü de davet ettik. Bu şekilde farkındalık adına ne yapabilirsek bizler için insanlık adına kar olabileceğini düşünüyoruz. 7 ay oldu ve 210 günü geçti bu süreç. Hala katliamlar devam ederken bizim oturduğumuz yerde çakılı kalmamız vicdanımızı sızlatıyor. Hem insani, hem de dini bir vazife olarak gördüğümüzden dolayı arkadaşlarımız ile ‘daha neler yapabiliriz’i konuşmaya devam ediyoruz bu hususta” şeklinde konuştu.
“En büyük amacımız Filistin’e yönelik farkındalık oluşturmak”
İşletme Bölümü ikinci sınıf öğrencisi Halil Çalışkan ise, “6 adet çadırımız var. Buralarda resim sergilerimiz var. Etrafı süsledik. İnsanların gelip fikirlerini söyleyebileceği, kaynaşabileceği, çeşitli akademisyenlerin ve yazarların gelip burada öğrenci kardeşlerimiz ile buluşacağı bir ortam kurmaya çalıştık. Burada bizim en büyük amaçlarımızdan birisi Filistin’e dair bir farkındalık oluşturmak. Bildiğiniz gibi Avrupa’nın en köklü üniversitelerinde bu tarz eylemler çok yaygın. Bizler de bunu öğrenciler olarak Çukurova Üniversitesi adına düzenliyoruz. Şu anda buradaki heyecan gerçekten yüksek. Öğrenci kardeşlerimizle bu sesi Adana’da ve Çukurova Üniversitesi’nde yaymak istiyoruz” ifadelerini kullandı. – ADANA
]]>Geçen Cuma günü İncivez Mahallesi Bahar Sokak’ta plakası ve ismi öğrenilemeyen ticari taksi sürücüsü sokak köpeğine çarptı. Köpeğin acı çekerek aracın altından çıkmaya çalıştığını gören hayır sever Zerrin Çeliktaş, köpeğin yanına gitti.
Taksi sürücüsünden yardım isteyen Çeliktaş, sürücünün aracının tamponunu düzeltip müşterisini almaya gittiğini anlattı. Yakınları vasıtasıyla ekipleri olay yerine çağıran Zerrin Çeliktaş, yaralı köpeği Zonguldak Veteriner Kliniği’ne getirdi.
Röntgen filminde uyluk kemiği yerinden çıktığı tespit edilen ve ismi “Şans” konulan köpek ameliyatın ardından ayağa kalkıp yürümeye başladı. Fizik tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuşması hedeflenen köpeği her gün ziyarete gelen Çeliktaş, taksi sürücüsü hakkında polise giderek şikayetçi olduğunu söyledi.
“Köpeği bırakıp müşterisini almaya gitti”
Taksi sürücüsünün köpeğe çarptıktan sonra bağırarak tamponunu düzeltmeye çalıştığını ardından da müşterisini almaya gittiğini söyleyen Çeliktaş şöyle dedi:
“Köpek tamponun altına giriyor. Taksi şoförü o anda durdu. Köpek acı çekerek oradan çıktı. Taksi şoförüne ‘Yardım edelim’ dememe rağmen bağırarak tamponu düzeltip ‘onun hiçbir şeyi yok olan benim arabama oldu’ dedi. O andan itibaren zaten ben hemen telefonlara sarıldım. Tanıdıkları aradım. Köpeğe nasıl yardım edebiliriz diye düşünmeye başladım. O kişi etrafta bağırıp çağırarak hatta yukarıda hakaretler, küfür ederek kendi yapmış olduğu hatayı böyle kapatmaya çalıştı. Yanımızdan çekip gitti. Müşterisini almaya gitti. Ondan sonra hiçbir şekilde ne arayıp ne sordu. Biz orada bir saat boyunca ekip gelmesini sağladık. Köpeği orada bırakmadık. Yardım etmeye çalıştık. Veteriner hekime getirdik. Burada da tedavi ettirdik. Hiçbir şekilde o şahıs bizi arayıp sormadı” dedi.
Taksi sürücüsünden şikayetçi olduklarını anlatan Çeliktaş, “Köpeğe çarpıp bırakıp gitti. Emniyete gidip şikayetçi olduk” şeklinde konuştu.
“Bu insanın yaptığı cezasız kalmamalı”
Sürücünün “Köpek bana çarptı” diye kendini savunduğunu söyleyen Zerrin Çeliktaş, “Hepimizin başına gelebilir bu durum. Bizlerin de başına gelebilir. Orada duyarsız kalıp da vicdansızlık yapıp da o yavrucağı orada bırakmamalıydı. Acı çekiyordu. Bir an önce acısını dindirip, yardım etme çabasına girdim. Arkadaşlarımı, belediyeyi aradım. Çevremdeki insanlar koşturdu. Arkadaşım Esra her şekilde yanımda oldu. Üç gündür biz uyku uyumuyoruz. Durmuyoruz. Buraya ziyarete geliyoruz. Bu insanın yaptığı yanına kalmamalı, cezasız kalmamalı. Yanına kalmamalı, herkese örnek olmamalı.”
Sokakta hayvanların olduğunun unutulmaması gerektiğini söyleyen Çeliktaş, “Anlatırken bile o anı yaşayarak anlatıyorum. Ben de köpek bakıyorum. Bakmasam bile o da bir canlı. Onun da bir canı var. Görmemezlikten gelmeyelim. Haklarını sonuna kadar savunalım” ifadelerine yer verdi.
Arkadaşı Zerrin Çeliktaş’ın kendisine haber vermesi üzerine olayı öğrendiğini söyleyen Esra Üstünkol da “Üç dört gündür ne yiyoruz ne içiyoruz ne de uyuyoruz. İnsanların duyarlı olmasını istiyoruz. Sokak hayvanları onlar benim gözümde bir bebek. Duygularını tarif edemiyorlar. O taksi şoförünün çekip gitmesi, o köpeği orada bırakması. Böyle bir olay yaşansa bile alıp tedaviye götürsünler” şeklinde konuştu.
“Güçlü bir darbe ile kemik yerinden çıkmış”
Köpeğin güçlü bir darbe ile uyluk kemiğinin yerinden çıktığını söyleyen veteriner hekim Ömer Faruk Alkan, “Bu kemiğin çıkabilmesi için güçlü bir darbe alması gerekiyordu. O darbeyi almış ve eklemden tamamen kemik çıkarılmış. Operasyona girdik ve şu an genel durumu çok iyi. Ayağa kalkmaya ve yürümeye başladı. Yaklaşık 15 günlük fizik tedavi ve bakım sonrasında artık sokağa çıkabilecek duruma gelecek” şeklinde tedavi sürecini anlattı. – ZONGULDAK
]]>“O benim hayatımın aşkıydı. Yüzüklerimiz mükemmeldi”
Ukrayna ordusunda yüzbaşı olan 34 yaşındaki Andriy Subotin ile savaştan önce Mariupol’da evlenmeyi planlıyorlardı.
Arkadaşları ve aileleriyle yapacakları büyük kutlamayı konuşuyorlardı.
Ancak bu stratejik liman şehri, işgal ile birlikte Rus ordusunun ilk hedef aldığı yerlerden biri oldu.
Kuşatma altındaki Mariupol sürekli Rus bombardımandaydı. Alevler içindeki sokaklarda, yiyecek, içecek, elektrik yoktu.
Neredeyse üç ay süren ablukada on binlerce sivilin öldürüldüğüne inanılıyor.
Kentte yaşayan çok sayıda kişi içinde 30’dan fazla bomba sığınağının bulunduğu Azovstal çelik fabrikasına sığındı.
Bu sığınaklar Sovyetler döneminde bir nükleer savaştan korunmak için inşa edilmişlerdi.
Valeria bu sığınaklardan birinde evlendikten iki gün sonra dul kaldı.
‘Hayatta olmam bir mucizeydi’
Valeria, Rusya’nın işgali öncesinde bir şairdi. İşgal ile birlikte ise Azak Tugayı’nın basın sorumlusu oldu.
Bu silahlı grup aşırı sağ bağlantılı olduğu iddiasını reddediyordu.
Rusya’nın Mariupol’e yönelik saldırısı yoğunlaşırken, Ukrayna birlikleri sivillerle birlikte Azovstal fabrikasının sığınaklarına çekilmek zorunda kaldı.
Valeria, deliklerden girilen sığınaklara inmek için kısmen çürümüş merdivenleri kullanmak zorunda kaldıklarını hatırlıyor.
Valeria, “Geçitler ve tüneller boyunca aşağıya doğru ilerledikten sonra küp şeklinde beton bir oda ile karşılaştık” diye hatırlıyor.
Bu sığınaklarda yiyeceklerini pişirebilecekleri derme çatma mutfaklar inşa ettiler.
Un bulduklarında hamur yoğurup kek pişiriyorlardı.
Valeria, “Buna ekmek diyorduk ama aslında bu sadece kekimsi bir şeydi. Bu şekilde hayatta kaldık. Sürekli açlık sınırındaydık” diye anlatıyor:
“Fare gibiydik, ne bulursak bir araya getiriyorduk. Paçavraların veya kıyafetlerin üzerinde uyuyorduk.
“Sığınaktaki bazı yerler zifiri karanlıktı ama gözleriniz bir süre sonra buna alışıyordu ve bunu normal sanıyordunuz. Ama tabii o zamanlar hayatımızda normal hiçbir şey yoktu.”
15 Nisan 2022’de tesise büyük bir füze atıldı. Valeria da yaralananlar arasındaydı:
“Kendimi cesetlerin arasında buldum. Hayatta olmam bir mucizeydi ama aynı zamanda korkunç bir trajediydi”.
Şiddetli bir beyin sarsıntısı geçiren Valeria, Azovstal’daki yeraltı hastanesinde sekiz gün tedavi gördü.
Bu derme çatma yerde uzuvları kesilmiş yüzlerce askerin arasındaydı:
“İlaç çok az olduğu için gerekli tedaviyi olamadılar. Her yerde kan ve çürümüş beden kokusu vardı”
Valeria’nın eşi Yüzbaşı Andriy de Azovstal’da görevliydi. Yaralandıktan kısa bir süre sonra, hemen orada, sığınaklarda Valeria’ya evlenmeyi teklif etti.
5 Mayıs’ta çift, gerekli belgeleri imzaladı. Bu belgelerin kopyaları, resmiyet kazandırmak için Andriy’nin Kiev’deki ebeveynlerine gönderildi.
Evlilik törenlerini sığınakta yaptılar, üniformalarını giydiler ve folyodan yüzüklerini taktılar.
Andriy, Valeria’ya savaş bittiğinde ona uygun bir alyans alacağı sözünü verdi.
Ancak 7 Mayıs’ta bir saldırı sırasında ateş hattında kalarak öldürüldü.
Valeria, “İnsanlar sevdiklerinin öldüğünü hissettiklerini söylerler ama ben hiç böyle bir şey hissetmedim” diyor:
“Tam tersi Andriy’nin öldürüldüğü gün (ölüm haberini almadan önce) keyfim yerindeydi. Yeni evlenmiştim ve aşıktım.”
Kocasının ölüm haberini aldığında ağlamadığını, üzüntüsünü içine attığını söyledi.
“Azovstal’da bir gün sanki bir yılmış gibi geçiyordu. Önce gelin oldum, sonrasında bir günlük eş oldum ve ertesi gün de… Bu kelimeyi ağzıma almak istemiyorum”
Savaş esirlerinin durumu
Mayıs ayına gelindiğinde Azovstal çelik fabrikasına sığınan ve 80 gün boyunca yiyecek ve ilaç olmadan hayatta kalmayı başaran binlerce Ukraynalının acilen tahliyesi gerekiyordu.
Önce sivillerin sığınaklardan çıkmasına izin verildi. Askerler ise Rus ordusuna teslim oldu.
Eski takası anlaşması ile serbest bırakılacaklarına inanıyorlardı.
Ancak iki yıllık bir süre geçmesine karşın yaklaşık 900 Azak Tugayı üyesi ile birlikte binlerce Ukraynalı asker halen Rusya’nın elinde bulunuyor.
Aileleri düzenli olarak düzenlenen protestolar ile seslerini duyurmaya çalışıyor ve yetkililere anlaşma baskısı yapıyor.
İşgalin başından bu yana yaklaşık 3 bin Ukraynalı savaş esiri serbest bırakıldı.
10 binden fazla esirin halen Rusya’nın elinde olduğuna inanılıyor.
Birleşmiş Milletler’in araştırması, Ukraynalı savaş esirlerine cinsel şiddet dahil işkence yapıldığını açıkladı.
Valeria da 11 ay boyunca esir tutuldu. İşkence ve tacize uğradığını söyledi. Yakın zamanda hapishanede geçirdiği süreyi anlatan bir kitap yayınladı.
İki günlük eşi Andriy’nin cesedi ise Azovstal çelik fabrikasında kaldı.
“[Ruslar] sevdiğim her şeyi, şehrimi, arkadaşlarımı ve kocamı öldürdü”
]]>Hatay’da yaşayan 21 yaşındaki Hediye Demirkol, nişanlısı Muhammet Yıldız ile birlikte düğün hazırlıkları yaparken 6 Şubat 2023’te yaşanan depremlerde annesi ve kardeşi ile enkaz altında kaldı. Deprem sonrası enkazın arasında nişanlısını arayan Muhammet Yıldız, günlerce umudunu kaybetmeden molozların arasında Hediye Demirkol’dan bir iz aradı. Ekiplerin çalışmaları sonucu beş gün sonra enkazdan sağ kurtulan Hediye Demirkol’un kolu ampute edildi. Enkazda annesini kaybeden ve kardeşinin de iki ayağı ampute edilen Hediye Demirkol, sevk edildiği Adana’da tedavisinin tamamlanmasının ardından kardeşiyle birlikte Zonguldak’ın Karadeniz Ereğli ilçesine taşındı. Türk Kızılay Şubesi ve hayırseverlerin de desteğiyle bir eve yerleştirilen Hediye Demirkol, Şube Başkanı Kürşat Yağız’a deprem nedeniyle ertelenen düğün planından bahsetti. Çiftin hayalini gerçekleştirmek isteyen Kızılay, düğün için hazırlık başlattı. Davul zurna eşliğinde gelin alma adetinin yerine getirilmesiyle birlikte çeyizler de eve taşındı. Yapılan duaların ardından konvoy halinde Gülüç Belediyesi Düğün Salonu’na gelen çift, burada dünyaevine girdi.
“Evlilik sürecimiz depremden sonra çok farklı boyuta geldi”
Hayırseverler ve sevenleri genç çifti düğünde yalnız bırakmadı. Dört senelik nişanlılık süreci sonrası düğün hazırlığı yaptıkları sırada depremin olduğunu anlatan Hediye Demirkol, “Birbirimizi görüp tanıştık. Uzun bir hikayemiz var. Zamanla konuşa konuşa ileriye dönük sürecimiz başladı. Söz takıp nişanlandık. Yaklaşık dört senedir birlikteyiz. Deprem bizim dönüm noktamız oldu. Önceleri evlilik sürecini düşünüyorduk ama depremden sonra çok farklı boyuta geldi. Birbirimizden kopamadığımızı o zaman anladık. Düğünü erteledik. Deprem olmasaydı geçen yaz düğün olacaktı. Tedavi süreçleri oldu” dedi.
Karadeniz Ereğli’ye geldiklerinde nikah yaparak dünyaevine girmeyi planladıklarını ve Kızılay’ın desteğiyle düğün yaptıklarını anlatan Demirkol, “Bu şekilde bize güzel bir düğün organize ettiler. Hatay’dan Karadeniz Ereğli’ye geldik. Orada hiçbir şeyimiz kalmadı. Buradaki güzel insanlarla tanışma sürecimiz oldu. Birçok insanla tanıştık. Sağ olsunlar hiçbir zaman desteklerini ayırmadılar” diye konuştu.
“Küs öleceğimizi bilmek beni kahretti”
Depremin kendileri için dönüm noktası olduğunu söyleyen Muhammet Yıldız ise, “İnsan sevdiğinden asla kopamaz. Depremin olduğu gün kendisiyle küstük. Öleceğine değil de küs öleceğimize çok üzüldüm. Sürekli bunu düşünüyordum, kahroldum. Neden kavga ettiğimizi düşündüm. Demek ki iki günlük dünyaymış, kavga etmeye hiç gerek yokmuş” dedi.
İlk depremin yaşanmasında bir saat sonra nişanlısının evinin enkazının başına geldiğini anlatan Yıldız, “Enkazdan araçlar geçemiyordu. Yakınlarında bir tane park vardı. İnsanlar ateş yakmış duruyordu. Bir umut oradadır diye kendisini, annesini ve küçük kardeşini aradım. Kimseyi bulamadım. Enkaz başında gördüğüm tablo her şeyi anlamama yetti. Oradan birisinin çıkması imkansız gibi bir şeydi. Arkadaşlarım da bunu söylüyordu. İlk başta Hediye’nin ölmediğini söylüyordum. Boşuna ümitlenmememi ve durumu kabullenmemi söylediler. Sonuna kadar Hediye’nin yaşadığını düşünüyor ve inanıyordum. Sonra Hediye’nin sesini duyduk ve yaşadığını öğrendik” ifadelerini kullandı. – ZONGULDAK
]]>SSB’den yapılan açıklamaya göre, ikinci uçuşunu bugün gerçekleştiren KAAN, 14 dakika havada kalarak, 10 bin feet irtifa ve 230 knot hıza ulaşmayı başardı.
Savunma Sanayii Başkanı Başkanı Haluk Görgün, KAAN’ın gerçekleştirdiği ikinci uçuş sonrası test pilotları ve proje ekibi ile bir araya geldi.
Görgün, tarihi bir an daha yaşandığını belirterek, buna hep birlikte şahitlik edebildikleri için şükran duyduğunu dile getirdi.
Heyecanlı, aynı zamanda gururlu olduklarını aktaran Görgün, “Türk havacılık tarihinin, Türk savunma tarihinin önemli günlerinden bir tanesine daha şahitlik ettik. İnsanlı savaş uçağımız bugün ikinci uçuşunu yaptı. İlk uçuşunu 21 Şubat’ta tamamlamıştı. Planlandığı şekilde ilk uçuşu başarıyla gerçekleştirmişti. Bugün yine o ilk uçuş sonrası elde edilen veriler değerlendirildikten, analiz edildikten sonra ikinci uçuş hazırlıkları tamamlandı ve bu sabah da ikinci uçuşumuzu gerçekleştirdik.” ifadelerini kullandı.
Görgün, ikinci uçuşun da ilk uçuş gibi çok başarılı olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Bu uçuşta da alınan veriler tüm ekip tarafından değerlendirilecek ve sonraki uçuşlar için hazırlıklar devam edecek. Hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Emeği geçen tüm çalışanlarımıza mühendislerimize, pilotlarımıza, test pilotlarımıza teşekkür ediyoruz, milletimize hayırlı uğurlu olsun. Tabii herkes inanılmaz bir heyecan içindeydi, sabahın ilk saatlerinde itibaren bu uçuşun gerçekleşmesi için herkes bir taraftan dua ediyor, bir taraftan umutla o ilk kalkışı ve inişi bekliyordu. Çok şükür güzel bir atmosfer vardı, tüm çalışanlar tüm emek verenler burada olmaya gayret gösterdiler, hep beraber bu anı yaşadık, hayırlı, uğurlu olsun diyorum.”
KAAN, yeni boyalı haliyle ilk uçuşunu yaptı
Yüksek manevra, düşük radar görünürlüğü, geliştirilmeye açık aviyonik mimari, artırılmış durumsal farkındalık, hassas hedefleme, birlikte çalışabilme gibi 5. nesil savaş uçaklarında olan bütün kabiliyetlere sahip olan KAAN’ın üretim faaliyetlerine Mart 2022’de başlandı.
Mayıs-Kasım 2022 tarihlerinde komponent montajları tamamlanarak, Kasım 2022’de son montaj hattı devreye alındı. Aralık 2022 ve Ocak 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen yoğun sistem testlerinin devamında, 10 Şubat 2023 tarihinde planlanandan önce hangardan çıkış gerçekleştirilirken, 12 Şubat 2023 tarihinde ilk motor çalıştırma faaliyeti icra edildi. 17 Mart 2023 tarihinde ise ilk yavaş taksi testleri başarı ile tamamlandı. İlk uçuşa kadar olan dönemde ilk uçuş için gerekli güçlendirme faaliyetleri yürütüldü ve uçuş öncesi testler tamamlandı. Milli muharip uçak KAAN, ilk uçuşunu 21 Şubat 2024 tarihinde gerçekleştirdi.
Eş zamanlı olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığına teslim edilecek konfigürasyon için hava aracı ve sistem gereksinimleri tanımlandı, hava ve sistem fonksiyonları belirlendi ve ön tasarım fazı tamamlandı.
Yeni boyalı haliyle ilk uçuşunu yapan KAAN’ın teknik özellikleri arasında şunlar yer alıyor:
“Maksimum seyir hızı: 1,8 Mach. İrtifa tavanı: 55 bin ft. Güç limitleri : +9g/-3,5g. Dahili silah yuvası. Süperseyir kabiliyeti. Düşük radar izi. Çoklu görev profili. Hava-hava kabiliyeti Hava-kara kabiliyeti.”
]]>Erdoğan, Vakıflar Genel Müdürlüğünce restorasyonu gerçekleştirilen 201 eserin, Cumhurbaşkanlığı Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada, sevgi ve merhamet medeniyetinin temsilcisi olunduğunu söyledi.
Nefes alırken havayı, su içerken ırmağı, hasat toplarken toprağı, meyve koparırken ağacı özellikle incitmemeye, zarar vermemeye çalışan yüce gönüllü bir kültür ikliminde yetişilerek bugünlere gelindiğini anlatan Erdoğan, cenk meydanlarında hasımlarla göğüs göğüse muharebe ederken dahi gayrimeşru, gayri insaniyollara tevessül edilmediğini vurguladı.
Sefere çıktığında dalından kopardığı bir meyvenin ücretini bile ödeyen ecdadın, hem örnek olacak hem de iftihar edilecek eşsiz bir miras bıraktığını, Fatih Sultan Mehmet’in “Hüner bir şehir bünyad etmektir. Reaya kalbin abad etmektir.” tavsiyesinin asırlarca millete rehberlik ettiğini belirten Erdoğan, “Evet, önemli olan sadece toprak kazanmak değil bir şehri imar etmek, gönülleri de fethetmektir.” diye konuştu.
Erdoğan, bu anlayışla tarih boyunca hem nice şehirler, yollar, köprüler imar edildiğini hem de kalplerin kazanıldığını dile getirerek, “Vakıflarımız, şehirlerimizin imarının yanı sıra fethettiğimiz yerlerdeki halkın gönlünü kazanmamıza vesile olan en önemli kurumlarımızdır. Balkanlar’dan Afrika’ya, Asya’dan Orta Doğu’ya kadar gönül coğrafyamızın her bir köşesinde ecdat tarafından inşa edilen camilerin, imarethanelerin, köprülerin ve kervansarayların çoğunluğu vakıf eseridir.” ifadelerini kullandı.
“Vakıflarımız, milletimizin huzur ve güvenliğinin de teminatı olmuştur”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Selçukluyu, Osmanlıyı gezen Batılı seyyahların, bu devletler için “vakıf cenneti” tabirini kullandıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘Hayırda yarışınız’ emri mucibince atalarımız, vakıf kurmak suretiyle özellikle birbiriyle yarışmış, kimseyi çaresiz ve sahipsiz bırakmamıştır. Fakir fukarayı, garip gurabayı, yolda kalanı, yetimi, öksüzü, düşkünü, biçareleri gözeten, ihtiyaç sahiplerine yardımı esirgemeyen vakıflarımız, aynı zamanda milletimizin huzur ve güvenliğinin de teminatı olmuştur. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ ilkemizin ete kemiğe büründüğü kurum, tartışmasız bir şekilde vakıflarımızdır. İslam’a göre insan, zübde-i alem yani alemin özüdür. İnsana hizmet, İslam medeniyetinin temelini oluşturur. Vakıflarımız, yalnızca insana hizmetle kendilerini sınırlandırmamıştır. Şanlı tarihimizde özellikle aç kuşlar için, göç eden leylekler için hatta ağaçlar için, köprüler için kurulan nice vakıflar görüyoruz.
Hayata ve hayatın akışına dair ne varsa oraya hitap eden, elini uzatan ve kol kanat gelen bir hayır kurumuna, yapıya veya vakfa mutlaka rastlıyoruz. Sadece vakıf kurmakta değil ecdat, vakıfların korunması ve vakıf malına el sürülmemesi hususunda da çok büyük itina göstermiştir. “
Erdoğan, “Vakfa bir çivi çakan abat, bir çivi söken berbat olur.” sözünün hem vakıf hizmetlerinin değerini hem de riskini ortaya koyduğuna işaret ederek, “Vakıf faaliyeti öyle hassas, öyle titizlikle yürütülmesi gereken bir iştir ki kişiye cennetin kapılarını da açabilir, Allah korusun cehenneme de sürükleyebilir çünkü bir vakfiyede tüm insanların, tabiatın, hayvan ve bitkilerin, gelecek kuşakların hakkı, hukuku vardır.” diye konuştu.
“Bulunduğumuz tüm makamları aziz milletimize borçluyuz”
Devlet geleneğinde “Bir vakıf içinden geçerken üzerine vakıf malının tozu bile bulaşmasın” hassasiyetiyle faaliyetler yürütüldüğünü, aynı inceliğe başka alanlarda da şahit olduklarını belirten Erdoğan, “Vakıf malına gösterilen bu ihtimamın kamuya dair tüm işlerde hepimize örnek olması gerektiğine inanıyorum. Burada şu hususun altını çizerek ifade etmek istiyorum: Vakıf eserleri, nasıl bize ecdadın ve vakıf sahibinin emaneti ise kamu malı ve kamu görevi de milletin emanetidir. Tüyü bitmemiş yetimin hakkının olduğu kamu malı ve kamu görevi ancak böyle yüksek bir şuurla yerine getirilirse verimli olur, bereketli olur, faydalı olur, sorumluluğun hakkı tam manasıyla verilmiş olur.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, kamu görevlisinin, kendi mesuliyeti veya mesuliyet sahasıyla ilgili işlerde vatandaşlara hizmet etmeye memur, mesul ve mecbur olduğunun altını çizerek, şöyle konuştu:
“Millete hizmet yolunda üşengeçliğe, rehavete, kaprislere, ‘Bugün git, yarın gel’ sorumsuzluğuna asla ve asla yer yoktur. Her zaman söylüyorum, bugün bir kez daha ifade ediyorum: Bulunduğumuz tüm makamları aziz milletimize borçluyuz. Hangi konumda olursak olalım, hepimiz milletimize karşı sorumluyuz. Millete büyüklenmek, yukarıdan bakmak, efendilik taslamak, sorunlarını görmezden gelmek kesinlikle kabul edilemez. Hele hele kamu malına el uzatmak, bizim nazarımızda ihanete eş değerdir. Siyasetçiler, kamu görevlileri, yönetim mevkisindekilerin ülkeye ve millete karşı vazifelerini yerine getirme noktasında hiçbir bahanesi olamaz. Milletin derdiyle dertlenmedikten, sorunlarına çözüm bulup hayır duasını almadıktan sonra hangi vazife olursa olsun insan için yüktür.
Eski Türkiye manzaralarını, milletimize tekrar yaşatmamakta kararlıyız. Bu konuda özellikle son dönemde artan serzenişlerin farkındayız. Tespit ettiğimiz tüm eksiklerin, hataların, varsa ihanetlerin üzerine inşallah bundan sonra çok daha kararlı bir şekilde gideceğiz. Kamu hizmetlerinin sorunsuz ve kusursuz sunulması için her türlü tedbiri alacak, bürokratik atalete hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, düzenlenen töreni, emanete sahip çıkma bakımından sergiledikleri hassasiyetin yeni bir nişanesi olarak gördüğünü söyledi.
Toplam 201 vakıf eserini asli kimliğine ve kullanım amacına uygun şekilde restore eden Vakıflar Genel Müdürlüğünü millet adına tebrik eden Erdoğan, eserlerin yeniden ihyasına katkı sağlayan hayırseverlere teşekkürlerini iletti.
Vakıf Haftası’nı kutlayan Erdoğan, hafta boyunca düzenlenecek etkinliklerin özellikle gençlerin köklü vakıf medeniyetini anlamasına vesile teşkil etmesini diledi.
Erdoğan, “Rabb’im bizleri vakıfların kıymetini bilenlerden, vakıf sahibi olanlardan geride hayırla yad edilecek eserler bırakanlardan eylesin.” diyerek, restorasyonu tamamlanan eserlerin hayırlı olmasını temenni etti.
Notlar
Programa Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Vakıflar Genel Müdürü Sinan Aksu da katıldı.
Programda, İstanbul Tarihi Müzik Topluluğunca müzik dinletisi sunuldu. Vakıflar Genel Müdürlüğünün tanıtım filmi, UNESCO Ahşap Camiler filmi ve 201 eserin tanıtımı gösterildi.
Programda Erdoğan, 6 Şubat depremlerinde ağır hasar alan Malatya Yeni Camisi’nin tüm yapım masraflarını üstlenen iş insanı ve hayırsever Bayram Kızılaslan’a “Vakıf İnsan Ödülü”nü verdi.
Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy ile Vakıflar Genel Müdürü Aksu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Süleymaniye Camisi’nin kıble cephesindeki çini üzerinde, İznik çinileriyle yapılmış mihrap nişinden esinlenerek oluşturulan eseri takdim etti.
Mihrabın her iki yanında, lacivert zemin üzerine yazılmış Fatiha Suresi’ni içeren dairesel formların replikası olan eser, Kütahyalı çini ustaları Osman Yol, Cemil ve Lütfiye Tokgöz ile Okay Hamdi Çakır tarafından yazıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra canlı bağlantılarla vakıf eserlerinin toplu açılışını kurdele keserek yaptı. Törende Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş dua etti.
(Bitti)
]]>İslahiye-Hatay kara yolunun Ağabey mevkisinde plakaları ve sürücüleri henüz belirlenemeyen minibüsle beton mikseri çarpıştı.
Kaza ihbarının ardından bölgeye çok sayıda ambulans sevk edildi.
Kazada 8 kişi yaşamını yitirdi, 11 kişi yaralandı.
Kazaya karışan araçlar, yaklaşık 4 saatlik çalışmanın ardından çekici yardımıyla kara yolundan kaldırıldı.
Kaza nedeniyle trafiğe kapatılan İslahiye-Hatay istikameti ise yeniden trafiğe açıldı.
Vali Çeber’in açıklamaları
Olay yerinde incelemelerde bulunduktan sonra İslahiye Devlet Hastanesi’ndeki yaralıları ziyaret eden Gaziantep Valisi Kemal Çeber, gazetecilere, yaklaşık iki saat kadar önce ciddi bir kazayla karşılaştıklarını söyledi.
Kazayla ilgili soruşturmanın çok yönlü olarak yürütüldüğüne dikkati çeken Çeber, şöyle konuştu:
“Hatay istikametinden gelen tır şeklindeki beton mikseri, trafikte sürüş kontrolünü kaybediyor, maalesef bölünmüş bir yolda karşı şeride geçiyor. İlçeden Yeşilyurt köyümüze giden köy dolmuşuna çarpıyor. Şoför dahil 19 yolcusuyla beraber köyüne giden dolmuşa çarpıyor. Maalesef 8 vefatımız var. Bunların 7’si kadın birisi erkek, 2’si ise öğrenci. Diğer dolmuş yolcularımız arasında 11 yaralı var. Şoförlerimizden ikisi hafif yaralı. Başsavcımız, kaymakamımız çok kısa süre içerisinde olay yerine gidip bizi bilgilendirdiler. Tüm ekiplerimiz trafik, jandarma, itfaiye, AFAD ekiplerimiz olay yerine çok kısa sürede ulaştı. Aynı zamanda Kilis, Hatay ve Gaziantep merkezden ambulanslarımız kısa sürede olay yerine ulaştılar.”
Sağlık çalışanlarının ciddi gayretleriyle yaralıları ambulanslarla hastanelere taşıdığını anlatan Çeber, “Yaralılarımızdan 2’sinin durumu ağır. Durumları stabil hale gelince Gaziantep’e sevkleri görünüyor. 4 normal hastamızın Gaziantep’e sevki gerçekleştirildi. Diğer yaralılarımızın bir kısmı burada. Bazılarıyla sohbet ettim, durumları iyi. Süreçle ilgili idari ve adli soruşturma başladı. Rabbim vefat edenlere rahmet eylesin, kardeşlerimizin vefatı bizi çok üzdü. Rabbim ülkemize başka acı yaşatmasın.” dedi.
Bilirkişi incelemeleri sürüyor
Kazayla ilgili şu an için gözaltı olmadığını belirten Çeber, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Gözaltı şu an için yok ama olayla ilgili herkes bizim gözetimimiz altında. Şoförler hafif yaralı ama tır şoförünün gözaltı işlemi normal olarak olacak gibi görünüyor. Şu anda tamamen sağlıkla ilgili konulara odaklandık. Tedavisi uygun hale geldiğinde gözaltı işlemi görülüyor gibi, tabii bilirkişiler incelemelerini devam ettiriyor. Arkadaşlarımız artık çok profesyonel, en uzak vefat noktası ile en yakını, yere savrulmalar, tekerlek izleri, aracın mevcut hızı hepsi beraber değerlendirilerek bu noktada çalışmalar yürütülüyor. Ama ilk kanaat mikserin oldukça hızlı ve süratli olduğu, buna bağlı kontrolünü kaybettiği yönünde. Bunun yanında yol hasarları veya kusurları gibi diğer konular üzerinde de durulacak. Hatay’dan İslahiye’ye doğru gelirken kontrolünü kaybediyor, karşı şeride geçiyor, bunların hepsinin tekerlek izleri mevcut, karşı şeritte kendi yolunda devam eden köy dolmuşumuza çarpıyor.”
Yaralı yolculardan Zeynep Gök, kazanın okuldan çıkıp eve giderken meydana geldiğini belirterek, “Yolda ilerlerken karşı şeritten tır, çok hızlı geldi ve bize çarptı. Kazanın etkisiyle de birkaç kere takla attık. Serviste kaç kişi olduğumuzu hatırlamıyorum ama koltuklar doluydu.” ifadelerini kullandı.
]]>İslahiye-Hatay kara yolunun Ağabey mevkisinde plakaları ve sürücüleri henüz belirlenemeyen minibüsle beton mikseri çarpıştı.
Kaza ihbarının ardından bölgeye çok sayıda ambulans sevk edildi.
Kazada 8 kişi yaşamını yitirdi, 11 kişi yaralandı.
Olay yerinde incelemelerde bulunduktan sonra İslahiye Devlet Hastanesi’ndeki yaralıları ziyaret eden Gaziantep Valisi Kemal Çeber, gazetecilere, yaklaşık İki saat kadar önce ciddi bir kazayla karşılaştıklarını söyledi.
Kazayla ilgili soruşturmanın çok yönlü olarak yürütüldüğüne dikkati çeken Çeber, şöyle konuştu:
“Hatay istikametinden gelen tır şeklindeki beton mikseri, trafikte sürüş kontrolünü kaybediyor, maalesef bölünmüş bir yolda karşı şeride geçiyor. İlçeden Yeşilyurt köyümüze giden köy dolmuşuna çarpıyor. Şoför dahil 19 yolcusuyla beraber köyüne giden dolmuşa çarpıyor. Maalesef 8 vefatımız var. Bunların 7’si kadın birisi erkek, 2’si ise öğrenci. Diğer dolmuş yolcularımız arasında 11 yaralı var. Şoförlerimizden ikisi hafif yaralı. Başsavcımız, kaymakamımız çok kısa süre içerisinde olay yerine gidip bizi bilgilendirdiler. Tüm ekiplerimiz trafik, jandarma, itfaiye, AFAD ekiplerimiz olay yerine çok kısa sürede ulaştı. Aynı zamanda Kilis, Hatay ve Gaziantep merkezden ambulanslarımız kısa sürede olay yerine ulaştılar.”
Sağlık çalışanlarının ciddi gayretleriyle yaralıları ambulanslarla hastanelere taşıdığını anlatan Çeber, “Yaralılarımızdan 2’sinin durumu ağır. Durumları stabil hale gelince Gaziantep’e sevkleri görünüyor. 4 normal hastamızın Gaziantep’e sevki gerçekleştirildi. Diğer yaralılarımızın bir kısmı burada. Bazılarıyla sohbet ettim, durumları iyi. Süreçle ilgili idari ve adli soruşturma başladı. Rabbim vefat edenlere rahmet eylesin, kardeşlerimizin vefatı bizi çok üzdü. Rabbim ülkemize başka acı yaşatmasın.” dedi.
Bilirkişi incelemeleri sürüyor
Kazayla ilgili şu an için gözaltı olmadığını belirten Çeber, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Gözaltı şu an için yok ama olayla ilgili herkes bizim gözetimimiz altında. Şoförler hafif yaralı ama tır şoförünün gözaltı işlemi normal olarak olacak gibi görünüyor. Şu anda tamamen sağlıkla ilgili konulara odaklandık. Tedavisi uygun hale geldiğinde gözaltı işlemi görülüyor gibi, tabii bilirkişiler incelemelerini devam ettiriyor. Arkadaşlarımız artık çok profesyonel, en uzak vefat noktası ile en yakını, yere savrulmalar, tekerlek izleri, aracın mevcut hızı hepsi beraber değerlendirilerek bu noktada çalışmalar yürütülüyor. Ama ilk kanaat mikserin oldukça hızlı ve süratli olduğu, buna bağlı kontrolünü kaybettiği yönünde. Bunun yanında yol hasarları veya kusurları gibi diğer konular üzerinde de durulacak. Hatay’dan İslahiye’ye doğru gelirken kontrolünü kaybediyor, karşı şeride geçiyor, bunların hepsinin tekerlek izleri mevcut, karşı şeritte kendi yolunda devam eden köy dolmuşumuza çarpıyor.”
Yaralı yolculardan Zeynep Gök, kazanın okuldan çıkıp eve giderken meydana geldiğini belirterek, “Yolda ilerlerken karşı şeritten tır, çok hızlı geldi ve bize çarptı. Kazanın etkisiyle de birkaç kere takla attık. Serviste kaç kişi olduğumuzu hatırlamıyorum ama koltuklar doluydu.” ifadelerini kullandı.
]]>Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) kolektif tam üye olduğu EUA’da, ülkemizden 33 devlet ve 18 vakıf üniversitesi olmak üzere 51 üniversite üye olarak bulunurken, bunların 39’u tam üyelik statüsüne sahip üniversiteler olarak listede yer alıyor.
Avrupa Üniversiteler Birliği (EUA) üyelik başvurusu, 19 Nisan 2024 tarihinde Polonya’nın Gdansk şehrinde yapılan konsey toplantısında kabul edilen Atatürk Üniversitesi, 49 Avrupa ülkesinde 850’den fazla üniversiteyi ve ulusal rektörler konferansını temsil eden, Bologna Sürecinde ve AB’nin yüksek öğrenim, araştırma ve yenilik politikalarını etkilemede önemli bir rol oynayan Avrupa Üniversiteler Birliğine tam üye olarak seçildi. Üye üniversitelerin farklı projelere, bilimsel etkinliklere ve interaktif öğrenme faaliyetlerine katılarak iyi uygulamaları paylaşmaları için fırsatlar sunan bu üyelik ile Avrupa’daki eğitim kurumları ile iş birliğini artırmayı ve üniversitenin uluslararasılaşma stratejisi kapsamında yeni değişim programları ve ortak araştırma imkanlarının oluşturulması hedefleniyor.
“Bu üyelik, üniversitemizin uluslararası alanda daha görünür olmasını sağlayacak”
Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı, üniversitenin Avrupa Üniversiteler Birliğine tam üye olarak kabul edilmesiyle ilgili olarak şu açıklamalarda bulundu: “Atatürk Üniversitesi olarak, uluslararası alanda etkin bir rol üstlenmek ve dünya standartlarında eğitim ve araştırma faaliyetlerine katkı sağlamak için sürekli olarak çaba sarf ediyoruz. Avrupa Üniversiteler Birliğine tam üye olarak kabul edilmemiz, bu yöndeki çalışmalarımızın ne denli başarılı ve etkili olduğunun bir göstergesidir. Bu üyelik, üniversitemizin uluslararası alanda daha görünür olmasını sağlayacak ve Avrupa’nın en prestijli eğitim ağlarından biriyle iş birliği olanaklarını artıracaktır.”
“EUA, iş birliği ve bilgi paylaşımını teşvik etmeyi amaçlayan önemli bir platform”
Yakın zamanda üniversitenin verdiği kaliteli eğitimin Yükseköğretim Kalite Kurulu tarafından akredite edildiğini hatırlatan Rektör Çomaklı: “Avrupa Üniversiteler Birliği (EUA), Avrupa genelinde yüksek öğretim kurumlarını bir araya getirerek eğitim, araştırma ve inovasyon alanlarında iş birliği ve bilgi paylaşımını teşvik etmeyi amaçlayan önemli bir platformdur. Atatürk Üniversitesinin bu birliğe tam üye olarak kabul edilmesi, üniversitenin uluslararası alanda etkin bir şekilde temsil edilmesini sağlayacaktır. Bu yeni üyelik, Atatürk Üniversitesinin uluslararası alanda etkin rolünü güçlendirecek ve öğrencilere daha geniş bir perspektif sunarak küresel düzeyde rekabet avantajı sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.
Yeni Nesil Tasarım ve Dönüşüm Projesinin kazandırdığı ivme ile daha da önemli kazanımlar sağlanacağını belirten Rektör Çomaklı: “Atatürk Üniversitesi olarak, Avrupa Üniversiteler Birliğine tam üye olarak kabul edilmenin gururunu yaşarken, uluslararası alanda daha fazla başarıya ve iş birliğine olanak sağlayacak bu önemli adımın üniversitemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu. – ERZURUM
]]>Fikir Atölyesi Projesi Sorumlu Öğretmeni İnayet Eroğlu:
“Projede temel amacımız öğrencilerimizin iletişim becerilerini geliştirmek”
KAYSERİ – Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından lise öğrencilerine yönelik gerçekleştirilen ‘Fikir Atölyesi’ projesiyle, öğrenciler hem fikir üretiyor hem de iletişim becerilerini geliştiriyor.
Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen ‘Fikir Atölyesi’ projesi çerçevesinde farklı okuldan projeye katılan öğrenciler, Melikgazi Belediyesi Gesi Kamp Merkezi’nde çalışmalarını sürdürüyor. Ürettikleri fikirler üzerinde ekip olarak çalışan öğrenciler, çalışmalarını jüri önünde sunarak, iletişim becerilerini de geçiştiriyor. Projeye katılan öğrenciler 30 saat süren ekip çalışması sonucu fikirlerini geliştiriyor.
“Sosyal sorumluluklarını geliştirmelerini hedefliyoruz”
Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü AR-GE personeli ve Fikir Atölyesi Projesinin Sorumlu Öğretmeni İnayet Eroğlu, projede amaçlarının öğrencilerin ekip çalışmasını öğrenmesi ve iletişimlerini geliştirmeleri olduğunu söyledi. Öğrencilerin sosyal sorumluluklarını geliştirmelerini hedef koyduklarını dile getiren Eroğlu; “Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü olarak, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında fikir atölyesi projesini hayata geçirdik. Bu ikinci fikir maratonumuz. Proje, gençlerin bir araya gelerek, 30 saat gibi kısa bir sürede fikirlerini ilgilendikleri konuları değerlendirerek, bir çalışma yapmalarını sağlıyor. Bu çalışma sonucunda da bir proje ortaya sunuyorlar. Bu projeleri daha sonra jüri önünde sunuyorlar. Bu projede temel amacımız öğrencilerimizin iletişim becerilerini geliştirmek. Yanı sıra onların takım içerisinde hareket etmelerini, sosyal sorumluluklarını geliştirmelerini hedefliyoruz. Öğrenciler bir arada çalışarak, kısa sürede bir ürün ortaya koymaya çalışıyorlar. Hem de sosyalleşiyorlar. Bu açıdan öğrencilerin kişilik gelişimleri için de son derece faydalı bir proje olduğunu düşünüyorum” dedi.
“Çok yararlı bir proje”
Projenin çok yararlı olduğunu ifade eden öğrencilerden Nisanur Kılınç; “Sadece okul dışında bir etkinliğimiz yoktu. Sadece okul içerisindeki arkadaşlarımız ile konuşuyorduk. Bunun sayesinde tanımadığımız okullardaki insanlarla tanıştık. Onların nasıl bir eğitim aldığını öğrendik. Eğitimlerimizi karşılaştırdık. Hepimizde çok güzel eğitim aldığımızı düşünüyoruz. Buradan da okullarımıza çok teşekkür ediyoruz. Bu proje bana daha sabırlı olmamı öğretti. İnsanlarla nasıl iletişim kuracağımı öğretti. Böyle bir ortamda yeni kurallar içerisinde nasıl davranacağımı daha iyi öğretmiş oldu” şeklinde konuştu.
“Böyle bir şans bizim için çok önemli”
Bir diğer öğrenci İlayda Ünal ise böyle bir projeye katılma şansının kendileri için çok önemli olduğunu söyleyerek, sözlerini şu şekilde sürdürdü;
“Bu proje bizim için çok değerli bir proje. Böyle bir şans bizim için çok önemli. Buraya gelip, kendi fikirlerimizi üretebilmemiz, fikirlerimizi projeye dönüştürebilmemiz ve bu projelerinde devamının gelebilecek olma ihtimali bizim için çok değerli. Bu yüzden kendi takımımızla birlikte her şeyimizi ortaya dökerek, bir proje oluşturmaya çalışıyoruz. Biz arkadaşlarımızla daha önce başka projelerde yer almıştık. Takım ruhumuz vardı. Böyle bir proje ilk defa olmasına rağmen çok kolay bir şekilde organize olabildik. Bu yüzden fikirlerimizi birbirimize çok güzel aktarıp, çok kolay ne istediğimizi biliyoruz. Bu nedenle bizim için hiçte sıkıntılı bir süreç değildi. Çok basit bir şekilde hallettik.”
]]>TED Edirne Kolejinden yapılan açıklamaya göre, Model Birleşmiş Milletler Simülasyonu’nun (TBMUN) 7’inci konferansı TED Bodrum Kolejinde yaklaşık 300 öğrencinin katılımıyla “Ulusal uyum” temasıyla düzenlendi.
Birleşmiş Milletler toplantılarının içerik ve şekil olarak canlandırıldığı, dünya meselelerinin konuşulduğu, liselerarası prestijli etkinliklerden TBMUN Konferansı, TED Bodrum Koleji Konferans Salonu’nda yapılan açılış seremonisi ile başladı.
Açılışta TED Bodrum Koleji Lise Müdürü Ersin Erkan, Büyükelçi Cengiz K. Fırat ve Sheffield Üniversitesinden akademisyen Dr. Luke Ulaş’ın konuşmalarının ardından Yunanistan’dan gelen öğrenci ve öğretmenlerin sergilediği yöresel danslar sunuldu.
Konferans boyunca 8 farklı komitede gerçek dünya meseleleri tartışıldı. Öğrenciler, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve diğer uluslararası organizasyonların simülasyonlarını canlandırarak küresel sorunları ele aldılar ve çözüm önerileri sundular. Tartışmalar İngilizce olarak yürütüldü ve yeni yasa tasarıları ortaya kondu.
Konferansta tartışmaları İngilizce olarak sürdüren öğrenciler küresel sorunları ele alırken yeni çözümler ve yasa tasarıları sundu.
Konferans diplomat, köşe yazarı, siyasetçi Şafak Pavey’in Cenevre’den gelerek konuşmacı olarak katıldığı kapanış töreni ile son buldu.
Organizasyona TED Edirne Kolejinden katılan 10 öğrenci okullarını temsil etti. Öğrenciler, İngilizce öğretmeni Betül Balkış nezaretinde konferansa katılarak Edirne’nin adını “onur belgesi” alarak duyurdular. Katılımcılar arasında Orhan Kağan Baran, Halil Kutluürk, Deniz Onurdağ, Melek Zeynep Kılıç, Beliz Kapancı, Zeynep Özcan, Berensu İyi, Batu Çakıroğlu, Ayşe Mine Günal ve Beren Yaman yer aldı.
-Edirne’de jandarma okul servislerini denetledi
Edirne’de jandarma ekiplerince okul servisleri denetlendi.
Valilikten yapılan açıklamaya göre, İl Jandarma Komutanlığı trafik jandarması, can ve mal kayıplarına neden olan trafik kazalarının engellenmesine yönelik kontrol, denetim ve bilgilendirme çalışmalarını sürdürüyor.
Bu kapsamda ekipler, Keşan ilçesine bağlı Bahçeköy’de taşımalı eğitim ile eğitim gören öğrencileri taşıyan okul servis araçlarını ve sürücüleri denetledi.
Sürücüler, trafik kuralları ve yol güvenliği hakkında bilgilendirildi.
Denetimlerin süreceği belirtildi.
-“Her Yönüyle Lalapaşa, Meriç ve Süloğlu Sempozyumu” başladı
Trakya Üniversitesi tarafından düzenlenen “Her Yönüyle Lalapaşa, Meriç ve Süloğlu Sempozyumu” başladı.
Balkan Kongre Merkezi’nde düzenlenen sempozyumun açılış programında saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu, programda yaptığı konuşmada Edirne’nin ilçelerinin akademik çalışmalarla ele alındığını söyledi.
Sempozyumların ilkinin İpsala’da başladığını belirten Rektör Tabakoğlu, “Bugün başlayan sempozyumla Lalapaşa, Meriç ve Süloğlu ilçeleri derinlemesine incelenecek. Sunulan bildiriler kitaplaşacak. Kurumlarımızın elinde kaynak bir eser olacak. İlçelerimizle ilgili pek çok konuda araştırmacıların ilgilisini çeken çalışmalar kitapta yer alacak. Sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçenleri tebrik ediyorum.” dedi.
Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Mustafa Tan ise sempozyumda 41 bildirinin sunulacağını ifade etti.
Tarih, arkeoloji, edebiyat, lojistik ve tarım gibi konularda farklı bildirilerin bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tan, sempozyuma destek veren yerel yöneticilere teşekkür etti.
Programa, Lalapaşa Kaymakamı Okan Ayaz, Lalapaşa Belediye Başkanı Sezgin Geldi, Süloğlu Belediye Başkanı Mehmet Ormankıran, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Sempozyum yarın sonra erecek.
]]>Nilüfer Gölü’nde koruma altındaki nilüfer çiçeğini koparanlara 387 bin 141 TL ceza kesiliyor
ÇANAKKALE – Çanakkale’nin Biga ilçesine bağlı Kalafat köyündeki Nilüfer Gölü’nde koruma altındaki nilüfer çiçeklerini koparanlara, biyolojik çeşitliliği tahrip etmek ve zarar vermekten 387 bin 141 TL ceza kesiliyor.
Biga’nın Kalafat köyündeki Nilüfer Gölü, eşsiz güzelliğiyle ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Gölü, ekoturizme kazandırmak amacıyla bölgede bir orman parkı ve mesire alanı oluşturuldu. 2 dönüm büyüklüğündeki Nilüfer Gölü, eşsiz güzelliğiyle bölge turizmine katkı sunarken, ‘Lotus çiçeği’ olarak da adlandırılan nilüfer çiçekleri gelenlerin ilgisini çekiyor. Sapı yaklaşık 1 metreyi bulan nilüfer, suyun dibindeki çamurda kökleniyor, yeşil yaprakların içinden aydınlık ile buluşuyor. Nilüfer çiçeklerinin tohumunun Amazon ormanlarından göçmen kuşlar aracılığıyla taşındığı ve bu sayede oluştuğu düşünülüyor. Geceleri kapanıp suyun altına giren nilüferler, güneşin doğuşuyla birlikte yeniden yüzeye çıkınca eşsiz bir manzara oluşturuyor. Mayıs ayı başında açmaya başlayan nilüferler, Kasım ayının son günlerine kadar güzelliğiyle ziyaretçilerini karşılamaya devam ediyor.
Biga Kaymakamlığı, Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü ve Biga Belediyesi’nin katkılarıyla, 2 dönüm büyüklükteki gölün çevresinde yer alan 10 dönümlük alan, orman parkı ve mesire yeri haline getirildi. Doğa harikası Nilüfer Gölü, geçtiğimiz yıllarda susuz kaldığı için kuruma tehlikesi yaşamış, Biga Belediyesi tarafından 880 metre uzunluğunda bir hat çekilerek göle su verilmişti. Düzenli olarak su takviyesi yapılan göl, kurumaktan kurtarıldı ve eskisi gibi yeşillenen yaprakların arasından açan nilüfer çiçekleriyle ziyaretçilerin beğenisini toplamaya başladı.
Nilüferleri koparanlara 387 bin 141 TL ceza kesiliyor
Öte yandan, Mayıs ayı başında açmaya başlayan nilüfer çiçekleri, Kasım ayının son günlerine kadar ziyaretçilere görsel şölen sunmayı sürdürüyor. Yaz-kış var olan, büyük yeşil yapraklar arasında bugünlerde açan beyaz renkli nilüferler, güzelliğiyle ilgi görüyor. Gölü görmeye gelen ziyaretçiler, manzaradan etkileniyor. Çanakkale Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğünden alınan bilgiye göre, koruma altındaki nilüferleri koparanlara, biyolojik çeşitliliği tahrip etmek ve zarar vermekten 387 bin 141 TL ceza kesiliyor.
Lotus adı verilen Nilüfer çiçeğinin amazon ormanlarından getirildiğinin düşünüldüğünü belirten Nilüfer Gölü’ndeki tesis işletmecisi Volkan Eren, “Kalafat köyü 1861 yılında kuruldu. Köy kurulduğundan bu yana nilüfer çiçekleri köyümüzdeydi. 130 yada 140 santim boyuna kadar suyun üstünde çıkıyor. Sonrasında çiçek tohumları toprağa bırakıyor. Çiçek yaprakları kuruduktan sonra uykuya dalıyor. Gelecek yıl aynı tarihlerde tekrar çıkıyor. Bölgeye ziyarete gelenler çiçekleri çok merak ediyor. Bataklığın içinde böyle bir çiçek görünce hayret ediyorlar. Türkiye’de ve Dünya’da nadir bir çiçek olduğu için her yıl gelip görmek istiyorlar. Bu çiçeği kopartmanın da çok büyük cezası var. Biz bu çiçeği koruyoruz. Güvenliğimiz var. Bu çiçeklere zarar gelmemesi için güvenliği sağlanıyor. Kamera sistemleri de takip ediyoruz. Buraya gelen vatandaşlar gün boyu burada zaman geçirebiliyorlar” dedi.
]]>Geçtiğimiz günlerde yaptığım Kore seyahati, beni sadece görsel bir şölenle değil, aynı zamanda zengin bir kültürel deneyimle de büyüledi. Özellikle pirinç, deniz ürünleri ve çay gibi üç temel gıda maddesi, Korelilerin yaşam tarzlarına olan derin bağlılıklarını yansıtıyordu. Ancak beni en çok etkileyen, çayın Kore kültüründe oynadığı eşsiz roldü.
Kore’de çay, sıradan bir içecek olmanın çok ötesine geçiyor; o, dostluğun, rahatlamanın ve sohbetin kaynağı, her anın tamamlayıcısı. Geleneksel çay seremonileri adeta bir meditasyon pratiğine dönüşüyor. Özenle seçilen çay yaprakları, incelikle demleniyor ve büyük bir saygıyla sunuluyor. Bu ritüel, doğayla uyum içinde olmanın ve yaşamın basit zevklerini takdir etmenin önemini vurguluyor.
Ülke genelinde bulunan sayısız çay evleri Korelilerin sağlıklı yaşam felsefesinin de bir parçası haline gelmiş durumda. Nesilden nesile aktarılan bu değerli gelenek, Kore kültürünün ayrılmaz bir parçası olmaya devam ediyor. Kısacası, Kore’de çay sadece bir içecek değil; huzurun, dinginliğin ve geleneğin sembolü.

İşte Kore’de gezmenizi tavsiye edeceğim bazı çay bahçeleri:
Daehan Dawon Çay Plantasyonu: Yeşilin ve Denizin Buluştuğu Nokta
Kore’nin gezilmesi gereken doğa harikası yerlerinden biri olan Daehan Dawon Çay Plantasyonu, yüksek kaliteli yeşil çayıyla ünlü ve yıl boyunca ziyaretçiler için popüler bir cazibe merkezi haline gelmiş durumda. Plantasyon, adeta bir doğa harikası olan tepe yamacında, derin yeşil çay ağaçlarının büyüleyici sıralarıyla göz alıcı bir manzara sunuyor. Deniz seviyesinden sadece 350 metre yüksekte bulunan bu küçük tepe, zirvesindeki gözlem güvertesinden açık günlerde denizi görebilme imkanı sunarak ziyaretçilere eşsiz bir görsel şölen deneyimleme imkanı veriyor.
Çay bahçesinin girişi, yüksek sedir ağaçları ile çevrili olan bu doğal güzellik, plantasyona adeta bir film seti havası katıyor. Gerçekten de Plato “Yaz Kokusu (2002)”, “Mavi Deniz Efsanesi (2017)” ve “Asi (2017)” gibi Kore’nin popüler dizilerine ev sahipliği yapan yapmış.

Kore Çay Müzesi: Boseong Çayının Tarihine Yolculuk
Kore Çay Müzesi, Kore’nin zengin çay kültürünü kutlamak ve Boseong çayının tarihini sergilemek amacıyla ziyaretçilere kapılarını açıyor. Baekje Dönemi’ne kadar uzanan bir geçmişe sahip olan Boseong çayı, bu müze ile onurlandırılmış. Üç katlı bir yapıya sahip olup olan müzede, her katta çayın farklı bir yönüne odaklanır.
İlk katta bulunan Çay Kültürü Salonu’nda, çay üretim süreci grafik paneller, videolar ve dioramalar aracılığıyla anlatılırken, ikinci katta yer alan Çay Tarihi Salonu, çeşitli dönemlere ait çay takımları ve araçları sergileyerek çay kültürünün zaman içindeki evrimini gözler önüne seriliyor. Üçüncü katta bulunan Çay Yaşamı Salonunda ise; eğitime ve uygulamalı deneyimlere ayrılmış ve ziyaretçilere Kore, Çin, Japonya ve Avrupa’nın çay kültürlerini keşfetme fırsatı sunuyor. Ayrıca, dünya genelinden çeşitli çay araçları da burada sergileniyor.
Çay Yapımı Atölyesi’nde ziyaretçiler, farklı türdeki yeşil çayları yapma sürecini öğrenme imkanı bulur. Kore Çay Müzesi, çay severler için keşfedilmeyi bekleyen bir hazine olarak Boseong’un yeşil tepelerinde sizi bekliyor.
O’Sulloc Tea Museum: Çayın Büyülü Dünyası
2001 yılında kapılarını ziyaretçilere açan O’Sulloc Tea Museum, Güney Kore’nin en prestijli çay plantasyonlarından birinde yer alıyor. Dünyanın en kaliteli yeşil çaylarını üretme ününe sahip bu müze, çay severler için adeta bir cennet. Siyah, yeşil ve beyaz çayların yanı sıra çay kültürü ile ilgili neredeyse her şeyi bulabileceğiniz bu benzersiz mekan, ziyaretçilere çayın tarihini ve işlenişini keşfetme fırsatı sunuyor.
Müze içerisinde dolaşırken, çay yapraklarının taze ve hafif kokusu havayı doldurur ve çevreyi büyüleyici bir atmosferle sarar. Bu kokular eşliğinde, çayın serüvenini öğrenmek ve çeşitli çay türlerini tatmak, gerçekten unutulmaz bir deneyim haline gelir. O’Sulloc Tea Museum, ziyaretçilere çayın sadece bir içecek olmadığını, aynı zamanda bir medeniyetin ve kültürün taşıyıcısı olduğunu hissettirir.
Av. Bedia Teymur İnstagram: https://www.instagram.com/av.bedia.teymur/
Kore Turizm Organizasyon: https://www.instagram.com/ktoturkiye/
]]>İSTANBUL – Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar geniş bir coğrafyada baharın gelişi olarak kutlanan ve ‘Bahar Bayramı’ olarak da anılan Hıdırellez, Sancaktepe’de coşku içinde kutlandı.
Sancaktepe Belediyesi tarafından Paşaköy Mahallesi’nde Hıdırellez Şenliği düzenlendi. Etkinlikte çuval yarışı, mendil kapmaca, ağızda yumurta taşıma, uçurtma şenliği gibi birçok etkinlik yapılarak yediden yetmişe herkes doyasıya eğlendi. Hıdırellez etkinliğine Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin’in yanı sıra, Sancaktepe İlçe Kaymakamı Ahmet Karakaya, CHP İlçe Başkanı Emre Yılmaz, Sancaktepe Belediye Meclis Başkanı İlknur Ünlü, Sancaktepe CHP Meclis Üyeleri, muhtarlar ve tüm Sancaktepe halkı katıldı. Hıdırellez Şenliği, Başkan Alper Yeğin’in ateşi yakmasıyla başlarken, çocuklar ve aileleri çalan müzik eşliğinde doyasıya eğlendi, bazı vatandaşlar yanan ateşin üzerinden atladı.
Hıdırellez şenliğinde konuşan Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin, “Biz de baharı coşkuyla karşılıyoruz. Uzun yıllardır bu bölgede yapılmayan bir etkinliği yapıyoruz. Hıdırellez şenlikleri. Özellikle Sancaktepe’nin bütün bölgelerinden komşularımız burada. Paşaköy’de yapılmasının bir anlamı var çünkü yıllar önce geleneklerine uygun olarak Paşaköy’ümüzde yapılıyordu. Tekrar bir geleneği yerine getireceğiz” dedi.
“Hıdırellez, baharın gelişini müjdeler”
Başkan Yeğin, “Bizim bu etkinliği yapmamızda en büyük pay sahibi, emek sahibi, fikir sahibi olan Paşaköy muhtarımıza teşekkürü borç biliyorum. Bizi geçmişe götürdüğü için, sizlerle buluşmamıza vesile olduğu için kendisine teşekkür ederim. Başta Anadolu olmak üzere Balkanlar’da, Orta Asya’da Bahar karşılamak için yapılan bayramlar Hıdırellez bayramıdır. Saydığımız bu coğrafyaların kışları ağır geçer. Uzun geçer. ve doğa sanki bir daha hiç uyanamayacakmış gibidir. İnsanların umutlarından tükendiği bir anda derler ya her kışın sonu bahardır. Hıdırellez’de baharın gelişini müjdeler. Bu müjde öyle büyük bir müjdedir ki; baharla birlikte insanların umutlarını büyütür. Değişen doğa insanlara nimetler sunar. İnsanlar doğaya sunduğu bu nimetlerden dolayı minnetini gösterirler. Baharı karşılarken en güzel kıyafetlerini giyerek böyle renkli şenlikler yaparlar. Yemekler yapılır, birlikte yenilir, oyunlar oynanır. ve baharın gelmesiyle doğanın sunduğu nimetlerden dolayı dilekler için adaklar adanır” şeklinde konuştu.
“Gelenekleri yaşatmak için elimizden geleni yapacağız”
“Bugünden sonra da Hıdırellez Bayramı’nda sizlerle bir arada olup dualar etmeye devam edeceğiz” diyen Başkan Yeğin, “Bu topraklarda atalarımızdan emanet ne varsa yardımlaşmayı, dayanışmayı, sevgiyi ve saygıyı, hoşgörüyü ve bütün değerleri yaşatmak için bir araya geleceğiz. Hıdırellez Bayramı’nda insanlar genellikle dilek tutarlar. ve bu dileklerini gül ağaçlarının altına saklarlar. veya denize atanlar da olur. Bizler de dileklerimizi tuttuk inşallah bugün de Hıdırellez gününde bizim de sizin de tutulan dileklerimiz kabul olur. Bugünün önemine uygun olarak kınalı kuzular getirilmiş. Gül fidanlarımız dikilmiş. Çömlekten dileklerin çekildiği, ateşten atlandığı, hayvanların kuzuların kına ile meralara salındığı pek çok yaygın gelenek var. Bunların bir kısmını ne yazık ki zamana yenildi. Ama yaşatmak için elimizden gelen bütün imkanları kullanacağız. Kutlamaların başlangıcında gündüz vakti çocuklarımızın eğlenceleri vardı. Çocuklarımızı mutluluğunu görmek bizi de mutlu ediyor. Çocuklarımız bizim baharımız. Bahar gibi onlar da bizim umutlarımızı canlandırıyor. Bütün bayramlarda çocuklar gibi şen olmak dileğiyle. Hepinizin Hıdırellez Bayramını kutluyorum, sevgilerimi sunuyorum. Sancaktepelilerin birliğini, beraberliğini, kardeşliğini, hemşeriliğini yaşatmak için elimizden gelen bütün imkanları seferber edeceğiz” dedi.
Etkinlik hakkında konuşan Aslı Çetinkaya, “Bu etkinlik için Alper başkan’a teşekkür ederiz. Çok güzel bir etkinlik düzenledi. Ailecek buradayız. Ailecek katıldık. Çocukları şenlendirdiği gibi büyükleri de şenlendirdi. İyi ki Alper başkan. Haydar başkana teşekkür ederiz” dedi.
]]>??? ???? ????? ?? ???? ????? ????? ???? ???? ????? ????? ????? ??????? ??? ???? ????? ???????? ??? ??? ????? ???????? ??????? ?? ??? ??? ?????.
?? ?? ????? ??? ??????? ??????? ??????? ???????? ???? ??????? ??? ??? ?????? ???? ?????? ?? ??? ??? ?????? ??? ????? ?? ???? ??????? ????? ?????? ????? ??? ??????.
??? ?? ????? ??????? ??????? ??????? ?? ?????? ?????? ??? ???? ?????? ?????? ????? ??????? ??? ??????? ??????? “????????” ?? ???? ??? ????? ???????.
???? ??? 15 ????? ?? ??? ????? ???? ?????? ???? ??????? ???? ???? ???? ????? ???? ??????? ???????? ??? ???????.. ??? ???? ????.
??? ?????? ??????? ???? ????? ??????? ????? ???? ?????? ????? ??????? ???????? ???? ??????? ??? ??? ??????? ???????? ???? ???? ??????? ?????? ???? ??? ???????? ???????.
????? ???? ????? ?????? ??? ????? ?????? ???????? ??? ?? ????? ???? ???? ??? ??????? ????? ????? ????? ????? ???? ???? ??????.
???? ??????
?????? “????”? ??? ????? ????? ??????? ?????? ??? ??????? ?? ????? ????????? ???????? ?? ???? ?? ??? ?????? ??????? ?? ???? ?? ?????? ??? ??? ?????? ???????? ????.
???? ????? ?????? ?? ??? ????? ??????? ?????? (285 – 246 ?.?.) ????? ?? ????? ???? ?? ?????? ????????? ????? ?????? ?????? ????? ??????? ?? ??????? ?????? ??????.
????? ????? ???????? ???????? ???????? ??? ?? ????? ?????????? ??? ???? ???????? ??? ??????? ????? ??????? ????.
????? ????? ?? ?????? ?????? ?? ???????? ???? ????? ???? ????? ???????? ??? ????? ???? ???? ????? ?????.
??? ???????? ????? ???? ???? ??? ????? ???? ??? ????? ??? ??? ???? “???? ??????” ????? ?????? ???????? ?? ???? ?????????.
??? ?? ???? ????? ???? ??????? ????????? ????? ???????? ??????? ?? ????? ????? ??????? ??????? ?????? ???????? (????????) ?? ??????? ????? ?????? ??? ???? ???? ???? ??? ????? ??????? ??? ??? ??? 500 ???.
???????? ??? ??? 4 ???? ?200 ???? ????? ??? ???????? ??? 1977 ????? ????? ??? ?????? ?????? ????? ????? ?????? ????? ???? ??????? ???? ?????? ?? 1980.
???? ????? ?????? ???????? ???? ???? ???? ????? ????? ???? ??????? ??? ????? ??????? (332-30 ?.?)? ?????? ???? ????.
???? ?????? ???? ????? ???????? ????? ??? ???? ??????? ??????? ??????? ????????? ?? ?? ?????? ???? ???? ??? ??? ????? ???????? ??????? ????? (527 – 565 ?)? ???? ??? ?????? ??????? ???????.
?????? ???? ????? ???? ??? ???? ??????? ???? ??????? ?????? (180 – 145 ?.?)? ?????? ??? ???????? ????? (30 ?.?. – 14?).
??? ???? ?????? ?????? (98 – 117 ?)? ??????? ???? ???? ???? ?????? ???? ?? ??????? ??? ??????? ??????? ???????? ????? ??????? ?????? ?????? ????????? ??? ???????.
]]>Sunak, iktidar partisinin kayıplarının tam olarak netleşmesi sonrası ilk mesajında “ciddi bir hayal kırıklığı” yaşadığını kabul etti.
Perşembe günü 107 belediye için yapılan seçimlerde sonuçlar belli oldu.
Buna göre İşçi Partisi 186 ek sandalye ile meclis üyeliğini 1158’e yükseltirken, Muhafazakar Parti 474 sandalye kaybederek 515’e geriledi.
Genel seçimler için de büyük işaret olan yerel seçimde Liberal Demokratlar ve Yeşiller de önemli kazanımlar elde etti.
Seçim yenilgisi ile ilgili Times gazetesine konuşan Sunak, İngiliz kamuoyuna “onların yararına işler yaptıklarını göstermeye kararlı” olduğunu söyledi.
Partisinin çoğunluğu kaybetme yolunda olabileceğini ilk kez kabul eden Rishi Sunak, genel seçimden İşçi Partisi’nin en büyük parti çıkabileceğini kabul etti.
Sunak yerel seçimlerin, hiçbir partinin çoğunluğu sağlayamayacağı bir genel seçim sonucunun işareti olduğunu da savundu.
Ülkenin önde gelen seçim uzmanlarından Profesör Michael Thrasher da Sky News için yaptığı değerlendirme de Sunak’ın öngörüsünü paylaştı ve İşçi Partisi’nin 294 sandalye kazanabileceğini söyledi.
Bazı seçim uzmanlarının karşı çıktığı bu öngörü, yerel seçim sonuçlarında yaşanan oy verme davranışının genel seçime modellenmesi ile elde ediliyor.
İngiltere’de en geç Aralık ayında yapılması gereken genel seçimde meclis çoğunluğu için 329 milletvekili gerekiyor.
Ülkede son genel seçimde Boris Johnson liderliğindeki Muhafazakar Parti 365 milletvekili kazanmıştı. İşçi Partisi ise 203’te kalmıştı.
Ancak 2019 yılındaki bu seçimden yaklaşık 2.5 yıl sonra Yerine gelen Liz Truss da ekonomi politikalarının büyük krize yol açması sonrası ve görevi mevcut Başbakan Sunak’a devretti.
Blackpool yenilgisi ne anlama geliyor?
Sunak Times Gazetesi’ne verdiği mülakatta Liberal Demokratlar ve Yeşiller ile yapılacak bir İşçi Partisi koalisyonunun İngiltere için ‘felaket’ olacağını da iddia etti.
Sunak, “Ülkenin bir başka at pazarlığına değil icraata ihtiyacı var. Halkın öncelikleri konusunda bir planı olan tek parti biziz” dedi.
Ana muhalefetteki İşçi Partisi ise başka partilerle genel seçim sonrasına ilişkin bir koalisyon planı içinde olabileceği iddiasını reddediyor.
Partinin seçim işleri sorumlularından Pat McFadden, BBC’ye yaptığı açıklamada İşçi Partisi’nin kazanabileceğine yönelik bir inancın hakim olduğunu söyledi.
Başbakan Rishi Sunak, genel seçimler öncesi bu son büyük kamuoyu sınavında ciddi bir yenilgiye uğramış görünüyor.
Londra’da İşçi Partisi’nin adayı ve mevcut Belediye Başkanı Sadiq Khan yüzde 43,8 oy alarak koltuğunu korudu. Muhafazakar Parti’nin Londra Belediye Başkan adayı Susan Hall ise yüzde 32,7 oy aldı.
Genel seçime yönelik önemli göstergelerden biri Blackpool kentinde yaşandı.
İktidardaki Muhafazakar Parti, yerel seçimlerle aynı gün bu kentte yapılan milletvekilliği ara seçiminde sandalyeyi İşçi Partisi’ne kaptırdı. Başbakan Sunak’ın partisi burada 2019’daki seçime kıyasla yüzde 32 oy kaybına uğradı.
Ülkede nasıl bir seçim sistemi var?
İngiltere’de parlamento, Avam Kamarası ve Lordlar Kamarası’ndan oluşuyor.
Avam Kamarası üyeleri normalde 5 yılda bir yapılan seçimlerle belirleniyor.
Seçim sistemi, dar bölge ve çoğunluk esasına dayanıyor.
650 seçim bölgesinde en fazla oy alan aday, bölgesinin milletvekili olarak parlamentoya giriyor.
Parlamentodaki Avam Kamarası’nda 650 sandalye bulunuyor.
Sandalyelerin yarısından bir fazlasına, yani 326’sına sahip olan parti tek başına iktidar oluyor.
Eğer hiçbir parti bu sayıya ulaşamazsa en çok oy alan partinin azınlık hükümeti veya koalisyon gündeme geliyor. İngiltere, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sadece 2010-2015 döneminde koalisyon hükümetiyle yönetildi.
Dar bölge ve çoğunluk esasına dayalı sistem nedeniyle partilerin ulusal çaptaki oy oranıyla, parlamentodaki sandalye dağılımı arasında doğrusal oran bulunmuyor.
]]>Dışişleri Bakanı Fidan, Dubai merkezli Al Arabiya televizyonuna verdiği özel röportajda İsrail-Hamas çatışmaları başta olmak üzere mevcut bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Fidan’ın değerlendirmelerinden öne çıkanlar şöyle:
“MISIR VE KATAR TARAFINDAN YÜRÜTÜLEN MÜZAKERE GÖRÜŞMELERİNİ DESTEKLİYORUZ”
(Filistin müzakereleri) “Mısır ve Katar tarafından yürütülen müzakere görüşmelerini destekliyoruz. Türkiye, 2008-2009’daki ilk Gazze savaşından itibaren bütün arabuluculuk ve ateşkes çalışmalarının içerisinde yer aldı. Cumhurbaşkanımız o dönem başbakandı. O dönem bu konuda beni görevlendirmişti. 2008’deki savaşta konunun içindeydik, daha sonraki Gazze savaşlarında da konu içindeydik.
Türkiye’nin bu konuda devam eden bir duruşu var. Şimdi bu meselede şu an için Katar ve Mısır’ın yürüttüğü müzakerelerin bir sonuç vermemiş olması ve şu an itibarıyla bir sonuç vermiyor gibi gözükmesi, bu iki ülkenin müzakere pozisyonlarının başarısız olduğu manasına gelmiyor. Bu meselenin zor olduğunu kabul etmek lazım. İsrail’in burada çok anlaşmaya, uyuşmaya yanaşmayan bir tavır içerisinde olduğunu kabul etmek lazım. Şu an kardeşlerimiz, iki tarafın isteklerini belirli bir noktaya getirmeye çalışıyor. Biz burada bu kardeşlerimize ve Hamas’a elimizden gelen desteği veriyoruz. Onlara müzakereler için Türkiye’nin olumlu ve yapıcı katkısını sunmaya hazır olduğumuzu ifade ediyoruz.
Bu Gazze savaşında ise başta Türkiye olarak biz ilk günden itibaren hep şunu söyledik: Eğer bu trajediden bir ders çıkarmazsak, kalıcı bir çözüme yani iki devletli bir çözüme gitmeksek bu, bu son Gazze savaşı olmayacak. Tam tersine, gelecekte daha başka savaşlar, daha büyük yıkımlar ve gözyaşları bizi bekliyor olacak. Dolayısıyla bizim daha fazla çalışıp iki devletli çözüme ulaşmamız gerekiyor.
(Hamas) İsrail esas itibarıyla kendi amacını, kendi niyetlerini gizlemek için Hamas’ı sürekli bir öcü olarak kullanıyor. Uluslararası topluma Hamas’ı radikal, anlaşmaya yanaşmayan irrasyonel bir örgüt olarak sunuyor. İsrail böyle yaparak kendi asıl hedefini ve amacını kamuoyundan gizlemeye çalışıyor.
Bir defa İsrail’in şunu yapması lazım. Demeli ki, ‘Ben, 1967 sınırlarını, uluslararası toplumun kabul ettiği sınırları kabul ediyorum. Benim başkasının toprağında gözüm yok. Bu sınırlar benim toprağım ve ben devlet olarak bu sınırlar içerisinde kalmayı kabul ediyorum. Başkasının toprağı ile ilgilenmiyorum, Filistin toprağına bakmıyorum’ demesi lazım.
(Rehine takası) İsrail’in şu anda özellikle ilgilendiği tek konu rehinelerin geri alınması meselesi. Bu insani bir durumdur. Bu konuda biz de çok hassasız. Cumhurbaşkanımız rehinelerle ilgili olarak kendisine ulaşan talepler konusunda son derece hassas. Bu konuda hem istihbarat servisimize hem bizlere, gerekli çalışmaları yapma talimatı verdi. İsrail ile bu konuda temaslarımız var. İsraillilerden gelen, hatta başka ülkelerden gelen talepleri Hamas’a aktarıyoruz. Yani özellikle rehinelerin bırakılması konusunda temaslarımız devam ediyor. Fakat Hamas’ın rehinelerin bırakılmasıyla eş zamanlı olarak insani yardımların başlaması, Filistinlilerin tekrar kuzeye dönmelerine imkan tanınması gibi talepleri var. Biliyorsunuz esas itibarıyla uluslararası toplum da bunları istiyor.
“BU GERGİNLİK DAHA BÜYÜK BİR SAVAŞIN HABERCİSİ OLABİLİR”
(Çatışmaların bölgeye yayılması) İsrail ile İran arasında başlayan gerginlik bizim uyardığımız bir konuydu. Bu gerginlik daha büyük bir savaşın habercisi de olabilir. Şu an için durum sakinleşmiş görünse de bu potansiyel her zaman var. Gerginlik 1 Nisan’da İsrail’in Şam Büyükelçiliği’ne yaptığı saldırıyla başladı. Ki biz bu saldırıyı kınadık. Bu uluslararası hukukun ve geleneklerin ayaklar altına alındığı bir olaydı. İran açık bir provokasyona maruz kaldı. Bunun neticesinde yapılan misilleme harekatıyla, bölge büyük bir facianın eşiğinden döndü. Bu esnada taraflarla görüşme içerisinde olduk. Gerek Amerikalılarla gerekse İranlılarla görüştük. Bununla, her iki tarafın da yapmak istediklerinin yanlış anlaşılmasını, asıl niyetlerinin dışında bir senaryonun hayata geçmesini engellemeyi amaçladık.
(Türkiye- Suudi Arabistan ilişkileri) Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler, son derece iyi bir rotada ilerliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız ile gerek Sayın Kral hem Sayın Veliaht Prens birçok kez bir araya geldiler. Bunların neticesinde alınan son derece stratejik kararlar var. En son biliyorsunuz, Gazze krizi başladıktan sonra, İslam İşbirliği Teşkilatı – Arap Ligi Ortak Zirvesi Cidde’de yapıldı ve burada alınan kararlar var. Orada Cumhurbaşkanımız ve Veliaht Prens bir araya geldiler.
“MISIR CUMHURBAŞKANI’NIN ZİYARETİNİN TARİHİ ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ”
(Mısır Cumhurbaşkanı’nın Türkiye ziyareti) Ziyaretin tarih üzerinde çalışıyoruz. Tüm bunlar, ilişkilerimizin geldiği seviyeyi gösteriyor. Tabii liderler düzeyinde varılan bu mutabakat, esas itibariyle biz bakanlara da bazı yükümlülükler doğuruyor. Bizler, özellikle siyasi konularda, askeri konularda, ekonomik konularda şu anda çok yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Mısır’la şu an gündemimizde olan belli başlı konular var. Bunlar üzerinde beraberce çalışıyoruz. Zaten Filistin meselesi, fevkalade önemli bir konu. Özellikle Refah üzerinden Gazze’ye yardım konusunda şu anda çok yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Biliyorsunuz Gazze’ye gönderdiğimiz yardım miktarı, 50 bin tona ulaştı. Gazze’ye yardım gönderen ülkeler sıralamasında, bazen birinci oluyoruz, bazen ikinci. Şu anda tüm yardımlar Refah üzerinden gidiyor, El Ariş Limanı’na götürülüyor. Bu konuda Mısır ile çok büyük bir işbirliği var. Onlara ayrıca teşekkür etmek gerekiyor. Bugüne kadar oraya dokuz tane gemi yardım gönderdik. Çok sayıda uçakla da yardım sevkiyatı yaptık.
(Libya) Türkiye olarak Libya’da 2019’dan itibaren bizim birinci önceliğimiz, doğu ile batı arasında artık hiçbir silahlı çatışmanın olmamasıdır. Eğer silahlı çatışma olmazsa, biz ortadaki bu barış döneminin, özellikle siyasal çözüm için büyük bir fırsat sunacağına inanıyoruz. Şu anda da aslında olan o. Sizin dediğiniz gibi, bizim doğu ile olan temaslarımızın artması, doğunun batıyla temaslarının artması, bizim Mısır ile konuşmamız, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile bir araya gelmemiz, özellikle Libya konusunda görüş alışverişinde bulunmamız fevkalade önemli. Burada Mısır, BAE, Katar, Türkiye bir masa etrafına oturup, doğudaki ve batıdaki aktörlerle hep beraber meseleye bakarsak, aslında çözüme ne kadar yakın olduğumuzu da görürüz diye düşünüyorum.
(Libya ile deniz yetki alanları anlaşması) Mısır ile bizim kendi anlaşmalarımız var. Libya ile olan anlaşmamız ayrı bir anlaşma. Ama biz tabii ki Mısır ile Akdeniz’deki durumları tekrar oturup görüşmek, konuşmak, bir noktaya ulaştırmak isteriz. Burada başka aktörler de var Akdeniz’de, şu anda söylemek istemiyorum.
“SURİYE SINIRIMIZIN ÖTESİNDEKİ PKK VARLIĞINA MÜSAMAHA GÖSTEREMEYİZ”
(Suriye) Suriye meselesinde biz durduğumuz yerde duruyoruz, bizim pozisyonumuz çok net. İslam coğrafyasının bölünmüş, kavgalı, çatışmalı yerlerinde olduğu gibi Suriye konusunda da tıpkı Libya gibi, ülke içindeki siyasal düzenin tesis edilmesini diliyoruz. Temel hizmetlerin bu ülkedeki halkın tüm kesimlerine ulaşmasını arzu ediyoruz. Biz bu konuda elimizden gelen her türlü katkıyı sunmaya hazırız.
Türkiye’nin hassas olduğu birkaç konu var. Bunlardan birincisi, halen ülkemizde misafir etmekte olduğumuz 3,5 milyon Suriyeli kardeşlerimiz. Bunlar kendi ülkelerindeki iç savaştan kaçıp, Türkiye’ye gelmiş olan kardeşlerimiz. Kendileri 10 yıldan fazladır, bizim misafirlerimiz; bizim ülkemizde bizimle beraber yaşıyorlar. Bunların kendi ülkelerinde hayatlarını kurabilmeleri için Suriye rejiminin adım atması gerekiyor.
İkincisi, Suriye’de muhaliflerin kontrolü altında yaşayan 5 milyon Suriyeli kardeşimiz daha var. O bölgede bir çatışma yaşanması halinde, bu kardeşlerimizin bir kısmı Türkiye’ye gelmek zorunda kalabilir. Biz bunu önlemek için orada birtakım tedbirler almış durumdayız. O bölgedeki 5 milyon insanın beslenmesi, sağlık ve eğitim hizmetlerinin yanı sıra güvenliklerinin sağlanması; dolayısıyla bu insanların vatanlarını terk etmeden orada yaşayabilmeleri için Türkiye’nin aldığı tedbirler var.
Bizim için önem arz eden bir diğer konu ise, 911 kilometrelik Suriye sınırımızın hemen öbür tarafında, terör örgütü PKK’nın varlığını devam ettirmekte olmasıdır. Buna müsamaha gösteremeyiz. Bu konuda bizim hiçbir tavizimiz olamaz. Terörle mücadelemize devam edeceğiz. Bunu Suriye rejimi ile koordinasyon içerisinde yapabilirsek, ne ala. Aksi taktirde biz kendimiz, bu mücadeleye devam ederiz.
(Irak temasları ve PKK ile mücadele) Özellikle Bağdat yönetimi, yakın zamana kadar, PKK’yı sadece Kürt bölgesindeki bir sorun gibi görüyor, o nedenle de merkezi yönetim olarak bu konuda herhangi bir inisiyatif geliştirmiyordu. Ama biz Sincar’da, Süleymaniye’de, Mahmur’da ve bazı tartışmalı bölgelerde PKK faaliyetlerinin varlığını kanıtlayınca, Bağdat yönetimi artık bu sorunun merkezi yönetim tarafından halledilmesi gerektiğine ikna oldu.
Cumhurbaşkanımızın Bağdat ziyaretinde, Irak’la Kalkınma Yolu Projesi imzalandı. Bu çok önemli bir proje. Bu proje hayata geçirildiğinde, Körfez’den gelen mallar, Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılacak. Hakeza Avrupa’dan gelecek mallar da aynı yol üzerinden Körfez’e ulaştırılacak. Muazzam bir proje. Bu hat üzerinde, sadece demiryolu ve karayolu olmayacak, burada petrol ve doğal gaz boru hatları da olacak. Bu, projeyi tabii ki daha stratejik bir hale getiriyor. Böylesine stratejik bir projenin güzergahı üzerinde, kontrolsüz silahlı terör örgütlerinin varlığı söz konusu olamaz. Zira güvenli bir ortam yoksa, o bölgeye uluslararası finans getiremezsiniz.
“KARA HAREKATLARIMIZ DEVAM EDİYOR”
(Irak ve Suriye’ye kara harekatı) Şu anda Irak hükümetiyle, PKK ile mücadelede ne türden somut adımlar atabiliriz, yani koordinasyon mekanizması nasıl olur, ona bakıyoruz. Bir koordinasyon mekanizmasına ihtiyacımız var. Fakat koordinasyon mekanizmasından önce Türkiye olarak Irak tarafının da bu örgütü, tehdit olarak algıladığını ve bununla mücadele etme konusunda bir irade ortaya koyduğunu ve harekete geçtiğini görmemiz gerekiyor. Bunu gördükten sonra, koordinasyon süreci zaten kendiliğinden gelir. Koordinasyondan maksat, Türkiye’nin yapacağı operasyonlara engel çıkarmak ise, o zaman bunun adı koordinasyon değil başka bir şey olur.
Bizim, sınırımızın hemen ötesinde konuşlanmış durumdaki PKK’nın o bölgelerdeki mevzilerine yönelik kara harekatlarımız devam ediyor. Bunlar sürekli, kesintisiz ve planlı bir şekilde zaten devam etmekte olan harekatlar.”
]]>Zamanında yüzülen derenin şimdilerde yanından geçilmiyor
Tek istedikleri gıda fabrikasının arıtmasını çalıştırması
Kızılcıkorman Mahallesi Muhtarı Mecid Kızıldağ:
“İnsanlar evinde dururken, sokakta gezerken maske takıyor”
“Ben muhtar olarak utanıyorum, buradan kim kime sıkıntı oluşturarak para kazanıyorsa haram olsun”
SAKARYA – Sakarya’nın Akyazı ilçesinden geçmekte olan ve bölgedeki birçok köyün tarım için kullandığı dere, iddiaya göre gıda fabrikasının atıkları sebebiyle kirli akıyor. Yıllardan beri kötü koku ve dere pisliğinden isyan eden mahalleli, fabrikanın önüne kadar yürüyüş eylemi yaptı.
Kzıılcıkorman Mahallesi’nden geçen ve çevre mahallelerden geçerek Mudurnu Deresi ardından da Sakarya Nehri üzerinden Karadeniz’e dökülen derenin, bölgede bulunan GSF Gıda Sanayi Fabrikaları’nın atıklarından dolayı yıllardan beri kirli aktığı iddia edildi. Adeta siyaha bürünen derenin yıllardır bir çözüme kavuşturulmadığı için duruma tepki gösteren mahalle halkı, fabrikanın önüne kadar yürüyerek eylem gerçekleştirdi. Fabrikanın önünde toplaşan mahalle sakinleri ellerindeki ‘Balıklar öldü sıra çocuklarda’, ‘Yeter artık 40 yıl oldu, bıktık’, ‘Doğaya zulüm insana zulümdür’ pankartlarıyla yaptığı yürüyüşte ise jandarma ekipleri geniş güvenlik önlemi aldı. Mahallelinin tek istediği ise fabrikanın arıtma cihazını aktif hale getirip bölgenin pislik ve kötü kokudan arındırılması.
“Artık ceza da işe yaramıyor”
İnsanların mağdur olduğunu belirten mahalle sakini Mehmet Gülşen, “Deremiz hali çok kötü ve yıllardan beri biz bu çileyi çekiyoruz. Dere yakınlarında okul var ve birçok çocuk kötü kokudan dolayı sınıflara giremiyor. Derenin hemen kenarında Kur’an kursu var ve buraya çocuklar gelemiyor. Zamanında biz bu derede yüzerdik şimdi ise siyahlaştı. Köyün içinden geçeni geçtim D-100 kara yolundan geçen insanlar bile kokuya dayanamıyor. Artık köyümüzün ismi ‘Pis kokulu köy’ kaldı. Burada kahvehaneler, lokantalar var kimse buralara gelemiyor. Geçtiğimiz Cuma günü atık suyu bırakan fabrikaya ceza kesildi ve 2-3 gün kapalı kaldı ama bugün yine atık, yine koku var artık ceza da işe yaramıyor” dedi.
“Kokusu ile pisliği artık bizi bezdirdi ve gerekli olan her yere müracaatımızı yaptık”
Yaklaşık 40 yıldan beri kokudan rahatsız olduklarını belirten Kızılcıkorman Mahallesi Muhtarı Mecid Kızıldağ, “Mahallemizin içinden geçmekte olan tarla seviyelerini düşürmek için açılan kanalda 1982 senesinde açılan bu fabrika ürettiği nişasta ve glikoz üretiminin atıklarını kanalımıza bırakıyor. Burası 1982 senesinde açıldı ve o günden bu güne kadar kanala akıtıyor pisliklerini. Kokusu ile pisliği artık bizi bezdirdi ve gerekli olan her yere müracaatımızı yaptık. Dilimizin döndüğünce insanlara anlattık ama hiç kimse bir çare bulamadı ev bu günlere kadar geldik. Çevre mahalle sakinleri muhtarları herkes burada ve bu işten muzdarip, biz de bunu dile getirmek için yürüyüş gerçekleştirdik. Bizim kimseyle sorunumuz yok, art niyetimiz yok. Fabrikanın üretim yapması gerekiyorsa üretimini yapsın ama arıtmasını çalıştırsın. Bu fabrikadan 100-150 kişi ekmek yiyorsa diğer taraftan yoldan geçenler hariç 3 bin, 5 bin kişi kokuyu çekmek zorunda bırakılıyoruz. Muhtarlıkta benim dördüncü dönemim gelen her kaymakama, belediye başkanına ve valiye yani bu işte etkisi olabilecek herkese anlatmaya çalıştım ama herkes topu başkalarına attı. Sağ olsunlar yeni gelen vali ve kaymakam bize sahip çıktı, biz de mahalle halkı olarak düzen içinde eylem yaptık” diye konuştu.
“İnsanlar evinde dururken, sokakta gezerken maske takıyor”
Mahalle halkının çoğunun maske taktığını aktaran Kızıldağ, “Sinekler öyle bir hale geldi ki eşek arısı gibi oldu. Burada insanlar pencerenin camlarını açamıyor, misafir ağırlayamıyor hatta kanala yakın olan insanlar daha kötü durumda. Ben muhtar olarak utanıyorum. Buradan kim kime sıkıntı oluşturarak para kazanıyorsa haram olsun. İnsanlar evinde dururken, sokakta gezerken maske takıyor artık çünkü kokudan durulmuyor. Ben muhtarlık dönemimde defaten temizlettim ama yine de pislik içinde kalıyor” şeklide konuştu.
]]>PARİS, 5 Mayıs (Xinhua) — Fransa’nın başkenti Paris’te Cumartesi günü Çin ve Fransa arasında işbirliği ile karşılıklı öğrenmeyi artırmak amacıyla halklar arası ve kültürel etkileşimin geliştirilmesine yönelik forum düzenlendi.
Xinhua Haber Ajansı Başkanı Fu Hua açılış konuşmasında, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in Fransa’ya yapacağı resmi ziyaret öncesinde düzenlenen forumun iki ülkenin medya, düşünce kuruluşları ve işletmeleri arasındaki işbirliğinin artırılması, kültürel etkileşim ve karşılıklı öğrenmenin kolaylaştırılması açısından büyük önem taşıdığını söyledi.
Fu, Xinhua’nın iki ülke arasındaki dostluğa dair haberler yapmaya ve Çin ve Fransız kültürlerini tanıtmaya özen gösterdiğini belirtti.
Xinhua Başkanı, “Medeniyetler arasında eşitlik, karşılıklı öğrenme, diyalog ve kapsayıcılık ilkelerini desteklemek ve tüm insanlığın ortak değerlerini teşvik etmek için Çin ve Fransız medyası, düşünce kuruluşları ve diğer kuruluşlarla birlikte çalışmaya hazırız” dedi.
Fu, Xinhua’nın Çin-Fransa işbirliğinden elde edilen olumlu sonuçları ortaklaşa sergilemeye, iki ülkenin geleneksel kültürlerinin cazibesi ile modern medeniyetlerinin eşsiz özelliklerini göstermeye, ayrıca halklar arası etkileşim ve kültürel işbirliği köprüsünü genişletmeye hazır olduğunu belirtti.
Fu ayrıca, Xinhua’nın Çin-Fransa Kültür ve Turizm Yılı ile Paris Olimpiyat Oyunları gibi fırsatları değerlendirerek ikili ilişkileri yeni bir seviyeye taşımak için daha fazla kültürel etkileşim etkinliği düzenlemeye hazır olduğunu ifade etti.
Çin’in Paris Büyükelçisi Lu Shaye de halklar arası ve kültürel etkileşimin Çin-Fransa ilişkilerinde önemli bir temel ve sonsuz bir itici güç olduğunu söyledi.
İki ülkenin bu yıl diplomatik ilişkilerin 60. yıldönümü ve Çin-Fransa Kültür ve Turizm Yılı dolayısıyla onlarca kültür ve turizm etkinliği düzenleyeceğini hatırlatan Lu, Paris Olimpiyat Oyunları’nın da halklar arası ve kültürel etkileşim için önemli fırsatlar sunacağını ifade etti.
Lu ayrıca ikili ilişkilerin, Xi ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un stratejik rehberliğinde gelecekte de kuvvetli ve canlı olacağına, artan kültürel etkileşim ile işbirliğinin ikili ilişkilerin sağlam ve istikrarlı gelişimi için daha sağlam bir kamuoyu temeli oluşturacağına olan inancını dile getirdi.
Fransa Parlamentosu Fransa-Çin Dostluk Grubu Başkanı Eric Alauzet forumda yaptığı konuşmada, “Kültür, medeniyetlerimiz arasındaki en güçlü bağı oluşturuyor” dedi.
Alauzet, diplomatik ilişkilerin kurulmasından sonra iki ülkenin ortak tarihinin, verimli kültürel ve halklar arası etkileşimi artırdığını ve bunun da diğer alanlarda işbirliği ve kalkınmayı teşvik ettiğini söyledi.
İkili işbirliğinin ekonomi ve ticaret alanları ile iklim değişikliğine karşı ortak çabalarda birçok sonuç alınmasına katkı sağladığını ifade eden Alauzet, iki ülkenin bu yıl ikili ilişkileri daha da ileriye taşıyacak çeşitli kültürel etkileşim etkinlikleri düzenlediğini belirtti.
Cumartesi günkü forum Xinhua Haber Ajansı, Fransa’daki Çin Büyükelçiliği ve Fransız çok uluslu reklam ve halkla ilişkiler şirketi Publicis Groupe tarafından ortaklaşa düzenlendi.
“Halklar Arası ve Kültürel Etkileşimin Güçlendirilmesi, Çin-Fransa Ruhunun Teşvik Edilmesi” temalı foruma Çin ve Fransız hükümetlerinden, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlardan, ana akım küresel medya kuruluşlarından, düşünce kuruluşlarından ve iki ülkenin kültür ve iş çevrelerinden yaklaşık 250 temsilci katıldı.
Xinhua Haber Ajansı ile Publicis Groupe, forumun açılışı öncesinde mutabakat zaptı imzaladı.
]]>Renkli sahne şovları, akıllarda yer eden şarkılarıyla Eurovision, her yıl Avrupa müzik sahnesinin önemli müzik olaylarından birini oluşturuyor.
BBC Müzik Muhabiri Mark Savage, “bazen sürprizlerini tüketse ve eski ihtişamının da bir nostalji olduğunu düşündürse de, yarışmanın her zaman büyülü, dokunaklı ve duygusal olduğu” yorumunu yapıyor.
Eurovision 2024’le ilgili öne çıkanları derledik:
Eurovision ne zaman?
İngiltere’nin Liverpool kentinde düzenlenen Eurovision 2023’ü pop şarkıcısı Loreen, ülkesi İsveç adına kazandı. Loreen, 2012’de kazandığı zaferin ardından yarışmayı iki kez kazanan ilk kadın oldu.
Yarışmaya bu nedenle bu sene İsveç’in Malmö kentindeki Malmö Arena ev sahipliği yapacak.
7 Mayıs Salı günü ilk yarı finali gerçekleşecek. İkinci yarı final iki gün sonra 9 Mayıs Perşembe günü yapılacak.
Büyük final ise 11 Mayıs Cumartesi akşamı.
Yarışmanın sunuculuk görevini İsveçli komedyen Petra Mede ve İsveçli aktris Malin Åkerman ikilisi üstlenecek.
Malmö 1992 ve 2013’ten sonra Eurovision’a üçüncü kez ev sahipliği yapıyor.
İsveç, daha önce 1975, 2000 ve 2016 yıllarında Stockholm’de, 1985 yılında Göteborg’da yarışmayı düzenlemişti. 2024 Eurovison ise ülkenin yedinci ev sahipliği olacak.
Bu yılki yarışmanın sloganı geçen yılki gibi “United By Music” (Müzik Birleştirir) olacak.
Yarı finalde hangi ülkeler var?
Yarışmanın beş ülkesi Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve Birleşik Krallık her yıl olduğu gibi yarışma finaline doğrudan katılacaklar.
İsveç de ev sahipliği nedeniyle finalde sahne alacak. Büyük Final için ön elemeyi geçmiş olmalarına rağmen bu ülkeler gösterinin bir parçası olarak yarı finallerde de sahne alacaklar.
Eurovision 2024 yarı finalinde daha önce birincilik kazanan kadın sanatçılar misafir olacak.
2003 yılında yarışmada ilk kez birinci gelen Türkiye, 2012’den beri yarışmaya katılmıyor. Bu, bu yıl da değişmeyecek.
Türkiye’ye birincilik getiren Sertab Erener, Malmö’de “Everyway That I Can” şarkısını bir kez daha seslendirecek.
2005’te Yunanistan adına yarışan ve birinci olan Helena Paparizou “My Number One” ve 1999’da İsveç’e birinciliği getiren Charlotte Perrelli de “Take Me to Your Heaven” şarkısını söyleyecek.
Yarı finalde yarışacak ülkeler ve torbalar ise şöyle:
Torba 1: Arnavutluk, Avusturya, İsviçre, Hırvatistan, Sırbistan ve Slovenya
Torba 2: Avustralya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, İzlanda, Norveç
Torba 3: Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, İsrail, Letonya, Litvanya, Ukrayna
Torba 4: Kıbrıs, Yunanistan, İrlanda, Malta, Portekiz, San Marino
Torba 5: Belçika, Çekya, Lüksemburg, Hollanda, Moldova, Polonya
Hırvatistan, İrlanda, Ukrayna ve Avustralya’nın da aralarında bulunduğu on beş ülke 7 Mayıs Salı günü ilk yarı finalde yarışacak.
Avusturya, Danimarka, Yunanistan ve İsrail’in de aralarında bulunduğu on altı ülke ise 9 Mayıs Perşembe günü ikinci yarı finalde yer alacak.
Çoğu Eurovision ülkesi Avrupalı.
Ancak 2015’te Eurovision’un 60. yıldönümü kutlamalak için davet edilen Avustralya her yıl yarışmaya katılıyor. Ancak Avustralya kazanması halinde ev sahipliği yapamıyor.
İsrail de dahil olmak üzere diğer Avrupalı olmayan ülkeler yarışmaya, etkinliği düzenleyen Avrupa Yayıncılar Birliği (EBU) üyesi oldukları için katılmakta.
İsrail’in katılımı
İsrail’i temsil edecek Eden Golan, 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırılarına atıfta bulunduğu düşünülen, ülkenin orijinal şarkısı “October Rain”in yeniden yazılmış bir versiyonu olan “Hurricane” adlı şarkıyı söyleyecek.
İsrail’in kamu yayıncısı Kan’a göre şarkı sözleri kişisel bir kriz yaşayan bir kadının hikayesini anlatıyor.
Yarışmanın organizatörleri, İsrail’in şarkısını, sözlerini “siyasi tarafsızlık” kuralını ihlal ettiğini söyleyerek yarışmadan men etmişti.
İsrail devlet televizyonu Kan, ilk olarak 7 Ekim’deki Hamas saldırısına gönderme yapan şarkının sözlerinin değişmeyeceğini ilan etmişti.
Ancak İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, ülkesinin yarışmaya katılmasını sağlayacak “gerekli değişikliklerin” yapılması çağrısında bulunmuştu.
Bunun üzerine Kan, yarışmada İsrail adına yer alacak şarkının sözlerinin değişmesi için organizatörlere başvuruda bulundu.
Türkçeye “Ekim Yağmuru” olarak çevrilen şarkının sözleri İngilizce yazılmıştı. Şarkının sözlerinde, “Hepsi iyi çocuklardı, her biri. Erkeklerin ağlamadığını kim söylemiş? Saatlerce… Ve çiçekler. Hayat korkaklar için bir oyun değil” ifadeleri yer alıyor.
Şarkıdaki “çiçek” sözlerinin, savaşta hayatını kaybedenlere yapılmış bir gönderme olduğu belirtiliyor.
Ancak dünya çapında İsrail’i Gazze’de büyük bir yıkıma neden olan saldırıları nedeniyle yarışmaya dahil edilmemesi için çağrılarda bulunulmuştu.
İzlanda, Finlandiya, Norveç, Danimarka ve İsveç’te benzer itirazlar dile getirildi. Bu ülkelerde sanatçılar, bunun gerekçesi olarak Rusya’nın iki yıl önce başlayan Ukrayna işgali sonrası diskalifiye edilmesini gösterdi.
Eurovision organizatörleri, Ukrayna ve Gazze’deki durumların farklı olduğunu söyleyerek İsrail’in yarışmadan çıkarılması çağrılarına direndi.
Oylama nasıl yapılıyor?
Yarı finaller, halk oylamasıyla yapılıyor.
Finale kalan ülkeler ise jüri ve halk oylamasıyla oylanıyor.
Her ülke tarafından 10 şarkının her birine puan veriliyor. Ancak ülkeler kendi ülkelerinin şarkısına oy veremiyorlar.
Halk oylamasında en yüksek puan 12, ikinci en yüksek puan 10, üçüncü en yüksek puan da sekiz. Daha sonra sonra yediden başlayarak bire kadar puanlama yapılıyor.
Her katılımcı ülke yayıncısı EBU’ya giriş ücreti ödüyor.
Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve İngiltere en çok ödeme yapan ülkeler. Ancak BBC katkısını kamuoyuna açıklamıyor.
Liverpool’da 2023 etkinliğini düzenlemenin BBC’ye 8 milyon ila 17 milyon sterline mal olduğu düşünülüyor.
Birleşik Krallık hükümeti 10 milyon sterlin, Liverpool’daki yerel yetkililer ise 4 milyon sterlin verdi.
]]>Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, çevre temizliği konusunda gösterdiği hassasiyet bir kez daha ülke gündemine oturdu. Daha önce Bankam Atık, Yeşil Düdük ve evinin önünü temiz tutana temizlik seti hediyesi gibi projeler yaparak vatandaşları çevre temizliği konusunda bilinçlendiren Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, çevre temizliği konusunda sosyal medyasından yayınlattığı video büyük ses getirdi.
Atma projesine Şahinbey damgası
Türkiye’nin sokaklarını temiz tutmak amacıyla Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un eşi ve ATMA Derneği Başkanı Pervin Ersoy öncülüğünde başlatılan “Atma” kampanyasında Şahinbey Belediyesi’nin projeleri ilgi gördü. Özellikle sosyal medyada temizlik üzerine yapılan çekimler ATMA Derneği Başkanı Pervin Ersoy’un beğenisini ve takdirini kazandı.
“Önemli bir kampanya”
Atma Derneği’nin düzenlediği programda çevre temizliği konusunda yaptığı çalışmaları anlatan Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu “Belediyelerin görevi çöpleri toplamaktır. Belli başlı noktalardan bunları zaten topluyoruz. Bununla ilgili bir sıkıntı yok. Ama her kişinin arkasına, her sokağın başına bir tane temizlik görevlisi koyulursa belediyenin diğer faaliyetleri yapılamaz. Bu nedenle yıllardan beri bizim de kullandığımız bir slogan vardı ‘En güzel temizlik, kirletmemektir’ diye. Bunu hep anlatmaya çalıştık. Bu yüzden Atma projesini önemsiyoruz. Bu programı düzenleyen, destekleyen herkesi yürekten kutlarım” ifadelerini kullandı.
“En güzel temizlik kirletmemektir”
Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu vatandaşları çevre duyarlılığı konusunda bilgilendirici çalışmalar yaptıklarını belirterek, “Çevre temizliğini çok önemsiyoruz ve yıllardır da bunun mücadelesini veriyoruz. Çevre temizliği konusunda çocukları bilgilendirmek için tüm okulları kendim ziyaret ettim ve çocuklara ‘en güzel temizlik kirletmemektir’ dedim. Sokaklar evimiz evimizi temiz tutmamız gerekiyor. Mesela evinizin içerisinde otururken halının üzerine yediğiniz çekirdeğin kabuğunu atıyor musunuz? Madem evimizin içerisine atmıyorsak, Şahinbey de evimiz bu nedenle ilçemizin sokaklarını, caddelerini okullarını ve parklarını temiz tutmamız gerekiyor. Sosyal medyada paylaştığımız videoda çektiğimiz şeyler yaşamın içerisinde yaşadığımız birçok şeyden bir kaçıydı. Bunu canlandıralım dedik. Zaten parklara gittiğimizde bankların ve kamelyaların altlarına hep çekirdek kabuğu atıyorlar veya yerlere sigara izmariti atıyorlar. Onları taşların arasından toplamak çok zor. Temizlik anlamında farkındalığı yakalamak için okullarda yeşil yelek giyip ellerimize eldiven takarak çocuklarla sokak temizlikleri yapıyoruz. Böylelikle atılan çöplerin yerden ne kadar zor toplandığını gören çocuk bir daha yere çöp atmıyor. Çocuklara ne kadar küçük yaşta bu eğitimi verirsek o eğitim kalıcı hale geliyor. Bizim çöp diye attığımız birçok şey geri dönüşüm malzemesi olarak kullanılabilecek atıklar. Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan Hanımefendinin başlattığı geri dönüşüm projesini teşvik etmek için kalabalık noktalara Bankam Atık noktaları oluşturduk. Vatandaşlarımız kendi evlerinde ve iş yerlerinde biriktirdikleri geri dönüşüm malzemelerini Bankam Atık noktalarına getiriyorlar ve getirdikleri malzemeler için verilen puanlar karşılığında hediyeler veriyoruz. Böylelikle sokağa atılan çöp miktarı da azalıyor. Bir taraftan geri dönüşümü teşvik ederken bir taraftan da sokaklara çöp atılmamasını teşvik ediyoruz. En güzel temizlik kirletmemektir” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>MUĞLA – Muğla’nın Datça ilçesinde geleneksel hale gelen etkinlik çerçevesinde Akdeniz’den alınan ve testilerle taşınan deniz suyu, bu yıl 23. kez Ege Denizi ile buluşacak.
Ege ile Akdeniz’in birleşme noktası olan Muğla’nın Datça ilçesinde su testilerine doldurulan ve Akdeniz’den Ege’ye sembolik olarak taşınan deniz suyu, Ege Denizi’ne dökülecek. Datça Çevre ve Turizm Derneği’nin girişimi, Datça Kaymakamlığı ve Datça Belediyesi’nin katkıları ile her yıl düzenlenen geleneksel Akdeniz’den Ege’ye Dostluk ve Doğa Yürüyüşü’nün bu yıl 23.’sü gerçekleştirildi. Sabah saatlerinde Cumhuriyet Meydanı’nda toplanılmasının ardından başlayan törende Ege Denizi’ne götürülmek üzere Çatalmağara önünden Datça testilerine Akdeniz suyu dolduruldu. Datça Kaymakamı Murat Atıcı, Datça Belediye Başkanı Aytaç Kurt ve Düzenleme Komitesi Başkanı Hüseyin Tüzün tarafından testilere doldurulan Akdeniz’in suyu, belirlenen güzergah üzerinden Gökova körfezi kıyısındaki Gereme koyunda bulunan Katıyalı mevkiine ulaştırmak üzere davul zurna eşliğinde yola çıkarıldı. Testilere doldurulan sular, yürüyüşün ikinci etabı olan Gereme koyu Katıyalı mevkiinde Ege Denizi’ne dökülecek.
“İnşallah çocuklarımız torunlarımız devam ettirir”
Törenin açılışında kısa bir konuşma yapan Datça Kaymakamı Murat Atıcı, etkinlikten duyduğu heyecanı da dile getirerek, “Ege’nin birleşim yeri Datça’dayız. Bu yıl 23.’sü düzenlenen Akdeniz’den Ege’ye testilerle su taşıma töreni gerçekleştiriyoruz. Artık geleneksel hale geldi. Bu yıl 23.’sü düzenleniyor. Mayıs ayında bu yürüyüşü bu etkinliği hep beraber, ilçe halkımızla yapıyoruz. İnşallah doğaya bir katkımız olur. Bu farkındalığı oluşturmak için şimdiye kadar bu etkinliği yapan herkese teşekkür ediyorum. İnşallah devamı da gelir ve 100.’sünü de çocuklarımız, torunlarımız gerçekleştirir” dedi.
“Temsili olarak iki suyu birleştirmiş oluyoruz”
Kısa bir konuşma yapan Datça Belediye Başkanı Aytaç Kurt ise “Tarihin bize yüklediği misyonla, 3 bin yıldan beri bulunan bu coğrafyada yaşayan insanların tarihsel süreçte oluşturdukları bir kültüre katkı olsun diye DAÇEV sayesinde bir yürüyüş başlatmıştık” diyerek etkinlik sürecini anlatması için sözü DAÇEV kurucusu ve Düzenleme Komitesi Başkanı Hüseyin Tüzün’e bıraktı.
Knidosluların başlattığını kendilerinin sembolik olarak tamamladıklarını ifade eden DAÇEV kurucusu ve Düzenleme Komitesi Başkanı Hüseyin Tüzün; “2000 yılında rahmetli Turgay Sönmez’in fikriydi bu yürüyüş olayı ve bizler tamam dedik. Yılda bir kere Mayıs ayının ilk Pazar gününde bu yürüyüşü yapma kararı aldık. Datçalıları bir araya getirelim, birlikte dostluk ve doğa yürüyüşünü yapalım. Hem birbirlerini daha yakından tanımış olsunlar hem sonunda da eğlenelim baharın tadını çıkaralım dedik. Böylece bu etkinliği başlattık ama bu arada aklımıza Knidosluların Perslere karşı kendilerini savunmak için Balıkaşıran’da kanal açarak iki denizi birbirine kavuşturma girişimi geldi. Biz de bunun üzerine madem onlar beceremedi, biz bu olaya bir gönderme yapalım Akdeniz’in suyunu alıp Gökova Körfezi’ndeki Gereme koyuna dökeriz ve böylece onların beceremediklerini biz yapmış oluruz, temsili olarak da iki suyu birleştirmiş oluruz dedik” şeklinde konuştu.
]]>Aydın Veteriner Hekimler Odası, Dünya Veteriner Hekimleri Günü’nü düzenlenen gece ile kutladı. Efeler ilçesindeki bir kır düğün salonunda düzenlenen geceye oda üyelerinin yanı sıra Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin, Köşk Belediye Başkanı Nuri Güler, Tarım ve Orman İl Müdürü İbrahim Altıntaş ve çok sayıda davetli katıldı.
Gecede Aydın Veteriner Hekimler Odası Başkanı Cemil Şahin oda üyeleri ve davetlileri karşılayarak yakından ilgilenip sohbet etti. Aydın Veteriner Hekimler Odası Başkanı Cemil Şahin yaptığı konuşmada veteriner hekimlerin sürekli özlük hakkı kaybı yaşadığını belirterek, “Burası dert anlatma, yakınma yeri değil tabii ki ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Veteriner Hekimler uzun yıllardır, sürekli özlük hakkı kayıpları yaşıyor, çok fazla sıkıntımız var dolayısıyla bunun aslında kutlanacak bir tarafı da yok. Biz de isteriz ki, Dünya Veteriner Hekimler Günü vesilesiyle, günlerce eğlenelim, 7 gün 7 gece düğün, bayram yapalım ancak maalesef olamıyor. Bu geceyi de, birlik, beraberlik, dayanışma ve moral gecesi olarak değerlendirerek organize ettik. İlerleyen yıllarda inşallah coşkuyla günlerce kutlamalar yapabileceğimiz günleri de görürüz diye umut ediyorum” dedi.
Başkan Şahin odanın kuruluşunun 30’uncu yıl dönümü olduğunu hatırlatarak devam ettiği konuşmasında, “Aynı zamanda, Aydın Veteriner Hekimleri Odamızın kuruluşunun da 30. yılı içerisindeyiz. Odamızın bugünlere ulaşmasında büyük emek veren, değerli oda yöneticilerimize, oda kurullarımızda görev yapan meslektaşlarımıza ve maddi manevi her şartta büyük destek aldığımız, temel taşlarımız, meslek örgütümüzün varlık sebebi olan değerli üyelerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Şanla, şerefle, onurla daha nice 30 yıllara erişebilmeyi ümit ediyoruz” diye konuştu.
Organizasyonda emeği geçen ve katılarak gecede kendilerini yalnız bırakmayan tüm misafirlerine teşekkür ederek konuşmasını tamamlayan Şahin, “Organizasyonumuza teşrif ederek gecemizi onurlandıran, Efeler Belediye Başkanımız Av. Anıl Yetişkin’e, Köşk Belediye Başkanımız Veteriner Hekim Nuri Güler’e, Veteriner Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. Cavit Kum’a ve Dekan yardımcılarımız Prof. Dr. Bülent Ulutaş ve Prof. Dr. Göksel Erbaş’a, Tarım ve Orman İl Müdürümüz Veteriner Hekim İbrahim Altıntaş’a ve İl Müdür Yardımcımız Veteriner Hekim H. Eray Yeşilçayır’a, Buharkent İlçe Tarım ve Orman Müdürümüz Veteriner Hekim İbrahim Selli ‘ye, TMMOB Aydın İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri ve Makine Mühendisleri Odası Başkanı Tunç Erlaçin’e, Aydın Tabip Odası Yönetim Kurulu’na, Aydın Diş Hekimleri Odası Yönetim Kuruluna, tüm meslektaşlarımıza ve kıymetli ailelerine, sesi ve harika sahne performansıyla gecemize renk katan müzisyen veteriner hekim İncirliova İlçe Temsilcimiz Mehmet Tokalı’ya şükranlarımızı sunuyor, daha nicelerine hep birlikte ulaşabilmeyi temenni ediyoruz “ifadelerini kullandı.
Gecede efelerin sunduğu zeybek gösterisi de büyük beğeni toplarken günün anlam ve önemi dolayısıyla Başkan Şahin, protokol üyeleriyle birlikte pasta kesti. Oda üyeleri canlı müzik eşliğinde doyasıya eğlenerek unutulmaz bir gece yaşarken, üyeler de düzenlediği geceden dolayı Başkan Şahin ve yönetimine teşekkür etti. – AYDIN
]]>Toplantı öncesi, Biyoçeşitlilik Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesinde yer alan Atatürk Üniversitesi Biyoçeşitlilik Bilim Müzesinin (ABMM) açılışını gerçekleştiren Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı, yaklaşık bir yıldır misafir kabulüne başlayan müzenin resmi açılışını, Senato ve Yönetim Kurulu Toplantısıyla birlikte yaparak tarihe bir not düştüklerini ifade etti. Törene Rektör Yardımcıları, Üniversite Genel Sekreteri, Senato ve Yönetim Kurulu Üyeleri ile merkez çalışanları katıldı.
Rektör Çomaklı: “Şimdiki Neslin Gelecek Nesillere Karşı Taşıdığı Sorumluluğun Bilinciyle Çalışmalarımızı Yürütüyoruz”
Açılış töreninde kısa bir konuşma gerçekleştiren Rektör Çomaklı, ekosistemdeki her bir yaşam şeklinin benzersiz olduğunu ve dünyadaki her organizmanın, insan için değerli olsun veya olmasın, var olma hakkına sahip olduğuna vurgu yaptı. Şimdiki neslin gelecek nesillere karşı sosyal bir sorumluluğunun varlığından bahseden Çomaklı: “Bu sorumluluk, dünyadaki tüm canlı organizmaların korunmasının gerekliliğini de bizlere yüklemektedir. Günümüzde tehdit altında olan biyoçeşitliliğimizi korumak ve gelecek nesillere aktarabilmek için gerekli önlemler almak oldukça önemlidir. Daha göreve gelmeden önce önemine vakıf olduğumuz bu alana yönelik ilk çalışmalarımızı yönetime gelir gelmez gerçekleştirdik ve merkezimizin kurulumuna başladık. Üniversitemizin öz kaynakları ile yürütmüş olduğumuz bu çalışma kısa sürede önemli bir seviyeye ulaştı. Ülkemiz başta olmak üzere birçok dünya üniversitesi ile iş birliği içerisinde projelerine devam eden merkezimiz, aynı zamanda bünyesinde barındırdığı Biyoçeşitlilik Bilim Müzesi ile toplumla iç içe bir süreç yürütüyor” dedi.
Dünyadaki birçok canlı türünü içinde barındıran ve bu doğrultuda 7’den 70’e herkesin ilgisini çeken Biyoçeşitlilik Müzesinin özellikle çocukların hayal güçlerini geliştirmesi ve yaşadıkları dünyayı daha yakından tanıması açısından oldukça önemli olduğunu belirten Rektör Çomaklı, Doğu Anadolu’nun kesişim noktasında yer alan Erzurum’a kazandırmış olmanın gururu içerisinde olduklarını söyledi.
Prof. Dr. Gültekin: “Uluslararası Bilim İnsanlarıyla Ortak Araştırmalar Yürütüyoruz”
Merkez Müdürü Prof. Dr. Levent Gültekin ise Uygulama ve Araştırma Merkezinde hayvanlar ve bitkiler alemi laboratuvarı ile taksonomi ve moleküler sistematik gibi temelde 4 laboratuvarın bulunduğunu, uluslararası bilim insanlarıyla ortak araştırmalar yürütüp eğitim ve uygulama laboratuvarıyla topluma bilgi aktardıklarını belirterek, Doğu Anadolu Bölgesi başta olmak üzere dünyanın her noktasını yoğun bir şekilde taradıklarını ve buldukları özel türleri koruma altına aldıklarını, ayrıca gelecek nesillere karşı olan sorumluluklarını da yerine getirmek için yoğun bir gayret sarf ettiklerini ifade etti.
Müzede 250 Bin Bireyden ve 10 Bin Türden Oluşan Koleksiyon Mevcut
Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesinde kurulan Biyoçeşitlilik Bilim Müzesi hakkında da bilgi paylaşımında bulunan Prof. Dr. Levent Gültekin; müzede, Doğu Anadolu başta olmak üzere Türkiye ve dünyanın dört bir yanından 60 yılda toplanan 250 bin birey, 10 bin türden oluşan koleksiyonun özenle muhafaza edildiğini söyledi. Dev mamut, dinozor ve balina replika koleksiyonlarının yanı sıra çok sayıda türden oluşan bitki, böcek, memeli hayvan, sürüngen, balık ve milyonlarca yıl öncesine ait fosilin bulunduğu müzede, üniversitenin öz kaynağı ve Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı’nın destekleriyle üst düzey bilimsel araştırmaların yapıldığını belirten Gültekin, biyoçeşitliliğin korunması ve eğitim anlamında topluma katkı sunulmasının hedeflendiğini dile getirdi. – ERZURUM
]]>Yabancılarla yaşamak sadece sorunları mı çağrıştırıyor? Tuvaletin sürekli dolu olması, mutfakta bulaşık birikmesi ve siz uyumaya çalışırken yan odadan yüksek sesle müzik dinlenmesi gibi…
Belki de böyle olmak zorunda değil. Konut ve kira maliyetleri yükselmeye devam ettiği ve Dünya Sağlık Örgütü yalnızlığı küresel bir sağlık sorunu olarak koşullarda, ortak yaşam medyanın ilgisini çekiyor ve toplu yaşam düzenlemeleri artıyor.
Belki de başkalarıyla birlikte yaşamanın pozitif yanları daha fazla. Asıl soru toplumun buna hazır olup olmadığı.
30 yaşındaki Rosie Kellett, Londra’da yaşayan bir yemek yazarı.
2020’de bir ayrılıktan sonra yaşamak için yeni bir yer ararken sosyal medyada eski bir depoya denk gelmiş.
Kellett, yaşadığı yer olan Londra’nın doğusundaki Hackney Wick’te bu tür eski depolardan dönüştürülmüş 100’e yakın farklı toplu yaşam grupları olduğunu tahmin ediyor.
Ama yaşadığı yerin diğerlerine benzemediğini, farklı bir şekilde kurulduklarını söylüyor.
Kellett, 20’li yaşlarının sonu ve 30’lu yaşlarının başında altı kişiyle birlikte yaşıyor. Her biri ortak yaşam giderleri için bankaya haftada 25 sterlin yatırıyor. Ev işleri paylaşılıyor, her akşam biri yemek yapıyor.
Kellet’a göre ortak yaşamın en iyi yanı her zaman etrafta birilerinin olması. Ev arkadaşlarıyla bir aile gibi hissediyorlar. Londra’daki konut krizi nedeniyle ev bulmanın çok zorlaştığını söylüyor.
Ortak yaşamın dezavantajları da var.
Kellett kendine zaman ayırmakta zorlandığını, “İnsanlarla dolu masadan kalkmakta güçlük çektiğini”, partiye katılmasanız bile gürültüsünü duyacağınızı anlatıyor.
Ev arkadaşlarıyla fazla sorun yaşamadan paylaştığı iki duş ve iki tuvalet olsa da, tek çamaşır makinesinin yetmediğini söylüyor.
Ev işleri ve ev toplantılarını herkese uyacak şekilde ayarlamak için “WhatsApp üzerinden birçok kez yazışmak gerekiyor”.
Eski depolarda ortak yaşayanlar buralarda genellikle birkaç yıl kalıyorlar. Diğer ortak yaşam alanları ise daha kalıcı bir şekilde düzenlenmiş.
36 yaşındaki Creal Zearing, kocası ve üç yaşındaki kızıyla birlikte ABD’nin Wisconsin eyaletindeki Madison kentinde bir ortak ev topluluğunda yaşıyor.
Arbco ortak konut sitesinde iki apartman ve birkaç müstakil ev bulunuyor.
Her birimin kendi yatak odası, banyosu ve mutfağı var. Burada çocuklu ailelerden bekar yaşlılara kadar yaklaşık 100 kişi yaşıyor.
Zearing, “Teknik olarak, ortak evimiz bir kat mülkiyeti derneği, yasal olarak bu şekilde yapılandırılmış. Evimiz bize ait, ortak alanlar ve ev sigortasının bir kısmı için her ay aidat ödüyoruz” diye anlatıyor.
Bölge sakinleri birkaç haftada bir yemek düzenliyor ve aylık partiler gibi sosyal etkinlikler var. Her iki haftada bir üye toplantısı, yönetim kurulu ve komite toplantıları da yapılıyor.
“Ben tam zamanlı çalışıyorum. Ama emekliler de var ve muhtemelen onların birlikte yaptığı ve benim katılamadığım daha düzenli etkinlikler var.”
Her üyeden ayda dört saat çalışarak katkıda bulunması bekleniyor.
‘Kasıtlı topluluklar’
Batı dünyasında geniş bir yelpazede ortak yaşam düzenlemeleri var ve bunlar çeşitli nedenlerle ortaya çıktı.
İngiliz Guardian gazetesine göre İngiltere’de Covid-19 salgını ortak yaşama olan ilginin artmasına katkıda bulundu.
İngiltere’nin doğusundaki Suffolk yerleşiminde başarılı bir ortak yaşam merkezinin üyeleri 2023 yılında BBC’ye yaptıkları açıklamada, kurdukları düzenin hayat pahalılığından korunmalarına yardımcı olduğunu söyledi.
“Kasıtlı topluluklar” akademik tanıma göre ilişki içinde olmayan beş ya da daha fazla bağlantısız insanın gönüllü olarak birlikte yaşadığı evleri ifade ediyor.
Ortak yaşam organizasyonu Diggers and Dreamers’ın yönetim kurulunda yer alan Penny Clark, “Bu gerçekten kafa karıştırıcı olabilir” diyor.
Ortak konutlarda, insanların kendi müstakil evlerinin yanı sıra ortak alanları olduğunu ve topluluğun kendi kendini yönettiğini, konut kooperatiflerinde ise mülkiyetin paylaşıldığını, ancak sitenin her zaman kasıtlı bir topluluk gibi hissettirmediğini açıklıyor.
Clark’ın Conscious Coliving’in bir parçası olarak danışmanlığını yaptığı nispeten yeni bir sektör olan “ortak yaşam” da var.
Burada bir şirket, müstakil daireler veya stüdyoların yanı sıra ortak alanlara sahip bir bina yaratıyor, ancak bunlar da kasıtlı topluluklar değil.
“Bir de bugünlerde İngiltere’de çok nadir görülen komünler var. Akademik tanımlara göre, bir komünü diğer topluluk türlerinden özellikle farklı kılan şey, gelir paylaşımı olması. Kazancınız bir potada toplanır ve birlikte harcarsınız.”
Clark’a göre, konut piyasasındaki sorunlar nedeniyle daha fazla insan ortak yaşama yöneliyor olabilir. Bazıları da çevresel açıdan daha sürdürülebilir olmak istedikleri için bu yola başvuruyor.
Ayrıca, aile üyelerinin doğdukları yerden çok uzaklara dağılmış olabileceği günümüzün atomize toplumunda, sosyal bağlantı büyük bir çekicilik oluşturuyor.
Araştırmalar bu tür topluluklarda yaşayan insanların yaşam kalitesinin toplumdaki en mutlu insanlar kadar yüksek olduğunu gösteriyor.
Bu yaşam biçimi herkes için uygun mu? Clark, “Kesinlikle ödünler söz konusu” diyor.
“Topluluk yaşamı için yapılan çalışmalar biraz bunaltıcı olabiliyor; bazen çok kötü sonuçlanıyor ve insanlar çok üzgün ayrılıyor.”
Yeni bir ortak konut topluluğu oluşturmak da zor. Arazi bulmak zor, finansal riskler büyük ve bankalar kredi vermekte tereddüt ediyor.
“İyi bir yaşamın ve iyi bir evin ne olduğuna dair belirli varsayımları olan bir sistemin içindeyiz. Ve komünal yaşam bu varsayımlara uymuyor. Toplumda mahremiyetin iyi olduğuna ve bir şeylere sahip olmanın iyi olduğuna dair bir zihniyet var” diyor Clark.
Clark, yaşam alanını paylaşmanın arzu edilen bir şey olmadığını söylüyor.
“İyi bir ev fikri, tek başınıza sahip olduğunuz büyük bir ev olarak algılanıyor.”
Mevcut topluluklara ise taşınmak isteyen insanlardan düzenli talep akışı var. Londra’da Rosie Kellett, yaşam düzeniyle ilgili iki Instagram videosu paylaştıktan sonra, birçok kişi onunla iletişime geçerek taşınmak istediklerini söyledi.
“Kendimi çok kötü hissettim çünkü yeni oda arkadaşı kabul etmiyorduk. Kesinlikle bu tür alanların daha fazla olması için bir istek var ama bunu kendiniz organize etmeniz gerekiyor.”
]]>O zamanlar çorak olan bölgeyi ağaçlandırmak için dikilen badem ağaçları yıllardan beri sezonun ilk meyvesi olarak Gümüşhane dağlarını süslüyor. Çiçek açtığındaki görüntüsüyle eşsiz bir manzara sunan bölgede her yıl bugünlerde çağlalar yenilebilir hale geliyor.
Manavlarda 100 TL, Gümüşhane’de bedava
Tamamen doğal şartlarda ilaç ve gübresiz olarak kendiliğinden büyüyen binlerce ağacın olduğu alanda kimsenin toplamaması nedeniyle çağlalar her yıl dalında çürürken, Çamlıca Mahallesi sakinleri vatandaşları manavlarda kilogramı 100 TL’den satılan badem çağlasını ücretsiz olarak toplamaya davet etti.
Hasat yalnızca 20 gün sürüyor
Bahar mevsiminde yalnızca 20 gün görülebilen ve sezonun ilk meyvesi olan badem çağlası Çamlıca ve Karaer Mahallesi’nin yüksek kesimlerine 1962 yılında dönemin Belediye Başkanı merhum Sebahattin Aytaç’ın girişimleriyle başta askeri birlikler olmak üzere çok sayıda vatandaşın katkısıyla dikilmişti.
Şifa deposu çağla
İçeriğinde bol miktarda fosfor, azot ve potasyum bulunmasının yanında bağışıklık sistemini güçlendiren, yüksek dozda C ve E vitamini ile selenyum içermesi nedeniyle çok sayıda hastalığa karşı koruyucu olduğu biliniyor.
An itibariyle Gümüşhane’deki manavlarda kilogramı 100 TL’den satılan badem çağlasının Bayraktepe ve civarındaki binlerce ağaçta ücretsiz olarak toplanabileceğini kaydeden Çamlıca Mahallesi sakinlerinden Ali Ateş, vatandaşları çağla toplamaya davet etti.
“Dalları bütün Gümüşhane’ye yetecek bir şekilde bademle dolu”
Çamlıca Mahallesi Bayraktepe mevkisinde Kuşakkaya Dağı’nın eteklerinde Gümüşhane’yi ayaklarının altına aldıkları bir manzara eşliğinde badem topladıklarını kaydeden Ateş, “Gümüşhane’de 1962 yılında o günkü belediye başkanı rahmetli Sebahattin Aytaç tarafından dikilen badem ağaçları 60 yılın sonunda bugün bütün Gümüşhane’nin dağlarını sardı. Bu badem ağaçları bu sene de çiçeklerin donmaması sebebiyle dalları bütün Gümüşhane’ye yetecek bir şekilde bademle dolu” dedi.
“Kilosu 100 liradan satılan badem ağacı burada bedava”
Gümüşhane halkını çarşıdan, pazardan alacakları bademler yerine hafta sonlarını da değerlendirerek taze bir şekilde badem toplamak için bölgeye davet eden Ateş, “Gümüşhane’nin üst kesimlerindeki bu bölgeyi taşlık alandan, çoraklıktan kurtarmak için o günkü askeri birliklerin de yardımıyla merhum Sebahattin Aytaç tarafından yönlendirilerek bu bademler dikildi. Şu anda büyük büyük ağaçlar oldular ve üzerleri gerçekten müthiş derecede güzel bademlerle dolu. Onun için Gümüşhane halkını buralardan badem toplamaya davet ediyorum. Gelsinler taze ve güzel bademlerden yesinler. Bulunduğumuz bölge Gümüşhane’nin üst kesimlerinde ve Gümüşhane’yi ayaklarının altına alacak bir şekilde bir ortamda bulunuyoruz. Buraya dikilen badem ağaçları mevsimin ilk ürünleri. Yani bugün tezgahlarda daha birkaç gün önce kilosu 100 liradan satılan badem ağacı şu anda bedava. Onun için hem burada gelsinler pikniklerini yapsınlar hem de gelsin bademlerini toplasınlar. Müsait olan herkesi buraya davet ediyorum” diye konuştu. – GÜMÜŞHANE
]]>TETİKÇİ ERAY ÖZYAĞCİ, BALKAYA VE KURT İLE ORTAK HAREKET EDEREK EYLEMİ GERÇEKLEŞTİRDİ
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Doç. Dr. Sinan Ateş’in, 30 Aralık 2022’de silahlı saldırı sonucu öldürülmesine ilişkin 22 şüpheli hakkında hazırlanan iddianame Ankara 32’nci Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. 145 sayfalık iddianamede tetikçi Eray Özyağci ile Vedat Balkaya ve Suat Kurt’un ortak hareket ederek eylemi gerçekleştirdikleri, Doğukan Çep ve Tolgahan Demirbaş’ın ise azmettirici oldukları belirtildi. Diğer şüpheliler Zekeriya Asarkaya, Hakan Saraç, Ufuk Köktürk, Mehmet Yüce, Mustafa Uzunlar, Aşkın Mert Gelenbey, Murat Can Çolak, Osman Bayraktar, Caner Güney, Umut Ersoy, Çağlar Zorlu, Aytaç Ataç, Emre Yüksel, Serdar Öktem, Erdem Karadeniz, Alper Atay, Mustafa Ensar Aykal’ın ise iştirak halinde işlenen suça yardım ettikleri belirtildi. Şüphelilerin tamamının Sinan Ateş’e yönelik eylemde ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan sorumlu oldukları belirtildi.

EYLEMİ RUHSATSIZ TABANCA İLE GERÇEKLEŞTİRDİĞİNİ KABUL ETTİ
Olay sırasında Sinan Ateş’in yanında bulunan ve yaralı kurtulan müşteki Selman Bozkurt’a yönelik olarak ise Eray Özyağci, Vedat Balkaya ve Suat Kurt’un ‘tasarlayarak kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan sorumlu oldukları belirtildi. Şüpheli Eray Özyağci’nin olayda kullandığı tabancanın ele geçirilemediği; ancak olay yerinde tabancaya ait boş mermi kovanlarının bulunduğu belirtildi. Şüphelinin savunmasında, üzerine atılı eylemi ruhsatsız tabanca ile gerçekleştirdiğini kabul ettiği ve böylece ‘ruhsatsız tabanca bulundurmak ve taşımak’ suçunu da işlediği belirtildi.
KONUM BİLGİSİNİ KOMİSER VERMİŞ
Şüpheli Tolgahan Demirbaş’ın olaydan önce maktule ait adres, telefon, konum gibi kişisel bilgileri hukuka aykırı olarak ele geçirmesi nedeniyle ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme’ suçundan da ayrıca cezalandırılması gerektiği belirtildi. Olay tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğünde komiser olarak görev yapan şüpheli Mustafa Ensar Aykal’ın görevinin gereklerine aykırı hareket ederek, kamu görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanarak maktule ait kişisel bilgileri hukuka aykırı olarak temin ederek, şüpheli Tolgahan Demirbaş’a verdiği, bu yüzden ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme ve yayma’ suçunu işlediği belirtildi.

İddianamede; şüpheliler Eray Özyağci, Vedat Balkaya, Suat Kurt için ‘tasarlayarak kasten öldürme’ ve ‘tasarlayarak öldürmeye teşebbüs’ suçlarından 2’şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talep edildi. Şüpheliler Doğukan Çep ve Tolgahan Demirbaş’ın da suça azmettiren olarak ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi. Şüpheliler Zekeriya Asarkaya, Hakan Saraç, Ufuk Köktürk, Mehmet Yüce, Mustafa Uzunlar, Aşkın Mert Gelenbey, Murat Can Çolak, Osman Bayraktar, Caner Güney, Umut Ersoy, Çağlar Zorlu, Aytaç Ataç, Emre Yüksel, Serdar Öktem, Erdem Karadeniz, Alper Atay, Mustafa Ensar Aykal’ın da ‘suça yardım eden’ olarak ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan cezalandırılmaları talep edildi.
CAMİ ÇIKIŞINDA SALDIRMIŞ
İddianamede; olayda yaralanan Selman Bozkurt’un ifadesi de yer aldı. Bozkurt, silahlı saldırının cuma namazının ardından cami çıkışında Sinan Ateş’in ofisine giderken gerçekleştiğini belirterek, “Sinan Ateş benim yaklaşık 2 metre önümde, ben de arkada yürüyorduk. Tam olay yerine geldiğimiz esnada saat 13.30 sıralarında sağda bulunan park halinde aracın önünden bir şahıs Sinan Ateş’in önüne geçerek elinde bulunan siyah renkli tabanca ile art arta ateş etmeye başladı. Sinan Ateş vurularak yere düştü. Ben Sinan’ın yanına gelip müdahale edecekken bana da 2 el ateş etmesiyle ben de yaralanarak hemen kendimi solda bulunan bir aracın arkasına atarak sipere geçtim. Bu esnada bize ateş eden şahıs tekrar ateş ederek yaya vaziyette kaçmaya başladı. Ben de belimde Sinan Ateş’in vermiş olduğu tabanca ile kaçan şahsın arkasından havaya doğru 4-5 el ateş etti. Bize ateş eden şahıs kısa bir müddet sonra yaya olarak kaçıp gözden kayboldu. Bu şahıs Sinan Ateş’e 7- 8 el ateş ettikten sonra silahın namlusunu bana çevirerek 2-3 elde bana ateş etti. Ben sırtımdan yaralandım. Bu şahıs bana hedef göstererek ateş etmiştir, beni de öldürebilirdi” dedi.
]]>(ANKARA) – ODTÜ Rektörü Verşan Kök’ün Bahar Şenliği’nin güvenlik ve temizlik endişeleri nedeniyle Devrim Stadyumu’nda düzenlenmesine izin vermemesinin ardından başlatılan rektörlük önündeki nöbet devam ediyor. ODTÜ öğrencileri, süreç boyunca okula alınmayan mezunlar, milletvekili ve akademisyenlerin de desteğiyle A4 kapısında buluşarak “Devrimci ODTÜ Devrim’de şenlik” sloganıyla taleplerini tekrarladı.
ODTÜ mezunları, “Devrimci ODTÜ, devrimde şenlik”, “Kayyumlar gidecek biz kalacağız” sloganları eşliğinde ODTÜ Mezunları Derneği’nden yürüyüşe başladı. A4 kapısından giren ODTÜ Mezunları Derneği üyeleri ve milletvekilleri, öğrencilerin alkışları eşliğinde karşılandı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka, CHP Ankara Mileltvekilleri Okan Konuralp, Aliye Timisi Ersever, DEM Parti Iğdır Milletvekili Yilmaz Hun ve DEM Parti Bingöl Mileltvekili Ömer Faruk Hülakü yürüyüşe katılan siyasetçiler arasında yer aldı.
“TAHAMMÜLÜMÜZÜN KALMADIĞINI GÖSTERMEK İÇİN NÖBET BAŞLATTIK”
Yürüyüş korteji Devrim Stadyumu önüne geldiklerinde stat içerisindekilere “Gel, gel yürüyüşe gel” sloganları attı. Yürüyüş kortejindeki öğrenciler daha sonra rektörlük önünde kurulan çadırların olduğu alana yürüdü. Rektörlük önünde yapılan basın açıklamasında: “Tüm okul bileşenleriyle birlikte, Devrim’den vazgeçmiyoruz demek için buradayız. Atanmış rektörün, yıllardır bizlere dayattığı baskı ve yasakların bir yenisine daha tahammülümüzün kalmadığını göstermek için rektörlük önünde bir nöbet süreci başlattık” ifadelerine yer verildi.
“REKTÖRLÜK ÖNÜNDEKİ HER BİR MERMER NASIL BİZİMSE, ŞENLİK DE, DEVRİM DE BİZİMDİR”
ODTÜ öğrencisi Ekin Pusak tarafından okunan basın açıklamasında şunlar kaydedildi: Tüm Türkiye’den bu kadar fazla destek alırken, bir tek ODTÜ’nün atanmış rektörü kendi öğrencisinin yanında duramadı. Bizim direnişimiz bile şenlikken, nöbetimizde sabah 5’te uyanıp çöplerimizi toplarken, rektörlük ekosistemin zarar görmemesi için şenlikte Devrim Stadyumunun olmayacağına dair bir mail daha attı. Sayın rektörlük, zaten bizim olan Devrim Stadyumunu sizlerle uzlaşarak şenlikte bulundurmak için size yaklaşık 250 saat tanıdık. Fakat biz artık size sormuyoruz, günlerdir nöbet tuttuğumuz rektörlük önündeki her bir mermer nasıl bizimse, şenlik de devrim de bizimdir, ODTÜ öğrencilerinindir, ODTÜ mezunlarınındır. ODTÜ öğrencileri olarak bize ait olanı hep sahipleneceğiz. Bizi tanımamakta ısrarcı olan Rektörlüğü, şimdi de biz tanımıyoruz.”
“BU ÜNİVERSİTE NİCE VERŞAN’LARI GÖRDÜ”
Rektörlük önünde yapılan basın açıklamasında söz alana ODTÜ Mezunları Derneği Başkanı Baki Arslan, “Bizler buraya gelmekten yorulmadık. ‘Gelemezsin, giremezsin’ dediler. Ama biz her zaman buraya gireceğiz. Çünkü ODTÜ bizim. Bu üniversite nice Verşan’ları gördü. Ama böylesine yüce bir makamı işgal eden bir kayyum, atanmış rektörü ilk defa görüyor. Mezunların, öğrencilerle buluşmasını her fırsatta engellemeye çalışıyorlar. ODTÜ mücadelesini ve geleneklerini, Verşan Kök gibi makam işgal eden insanlar hiçbir zaman durduramadı, durduramayacak. Burada hep birlikte bu mücadeleyi büyütmeye ve yükseltmeye, sevgili öğrenci arkadaşlarımın dediği gibi; bu sadece fragman. Bu sadece küçük bir prova. Asıl şenliği Devrim’de hep birlikte yapacağız” diye konuştu.
“GELENEKLERİYLE BERABER ÜLKELER VE KURUMLAR ÖZGÜRLEŞİR”
ODTÜ Rektörlüğü tarafından uygulanan şenlik yasağını ANKA Haber Ajansı’na değerlendiren CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, Devrim Stadyumu’nun ve ODTÜ’nün belleğine dikkati çekerek şunları söyledi:
“34 yıldır bahar şenliğinin ana sahnesi ODTÜ Stadyumu’na kurulur. Kurumların gelenekleriyle oynamamak lazım. Kurumlar, gelenekleriyle beraber büyürler ve daha da güçlenirler. ODTÜ Devrim Stadyumu, bahar şenliği ve ana sahnenin ODTÜ Devrim Stadyumu’nda olması, ODTÜ’nün ve Türkiye’deki yükseköğrenim kurumunun en önemli geleneklerinden biri. Bu geleneklerle uğraşılmamasının gerektiğini bilen en iyi isimlerden biri de rektör. Fakat bu rektör, sudan bahanelerle ODTÜ Stadyumu’nu şenliğin ana sahnesini olmaktan çıkardı. Umarım bu sorun çözülür. Yeniden stadyum bahar şenliğinin ana sahnesi olarak öğrencilerin keyifle kutlayacağı bir şenliğe dönüşür. Geleneklerle beraber ülkeler ve kurumlar özgürleşir ve demokratikleşir. ODTÜ öğrencileri demokratik bir şekilde stadyumu geri almaya çalışıyorlar.”
“MAİL ATMAYI BİLE ÇOK GÖRENLERİ, BİZ DE YOK SAYIYORUZ”
Yeşim isimli bir üniversite öğrencisi ise “10 gündür buradayız. Dersimizi burada çalışıyoruz. Yemeğimizi burada yiyoruz. Aslında burada okuldaki sıra arkadaşlarımızla ne yapabilirizi konuşuyoruz. Bunun sebebi, kayyum zihniyetli rektörümüzün bize koyduğu baskılar, yasaklar ve antidemokratik tutum aslında. Üniversite bileşenlerden oluşan bir yapıdır ve üniversitenin en önemli bileşeni de biz öğrencileriz. Bugün görüyoruz ki rektörlük aslında bileşen olan hiçbir üniversite öğrencisini dikkate almadan kendi zihniyetiyle bir karar vermeye çalışıyor. Bize mail atmayı bile çok görerek yok sayanları biz de yok sayıyoruz” ifadelerini kullandı.
“DEVRİM’İ ALANA KADAR MÜCADELEMİZ SÜRECEK”
Rektörlük önünde devam eden protestolara katılan ODTÜ öğrencisi Ömer Faruk Altan, ” Bu şenlik neredeyse 35-40 yıldır yapılıyor. Bu şenlik artık ODTÜ’nün geleneği olmuş bir şenlik. On gündür buradayız. Şenliği, Devrim’e almak için. Rektörlük hiçbir cevap vermiyor. Kapı duvar gibi olmuş. Mücadelemizi Devrim’i alana kadar sürdüreceğiz” dedi.
“BASKI VE SİNDİRME ÇABALARINA KARŞI HEP BERABER BURADAYIZ”
Rektörlük önünde sürdürülen protestolara destek veren bir başka öğrenci Mete ise şöyle konuştu: “Talep çok absürt bir talep değil. Ekstra farklı bir şey istemiyoruz. Yıllardır süre gelen kültür. Arkadaşlarımızla burada yatıp kalkıyoruz. Tek bir amaç var. Bu kültür süre gelsin. ODTÜ geleneğini hep birlikte yaşatalım istiyoruz. Yukarıdan gelen baskı ve sindirme çabalarına karşı da hep beraber buradayız.”
“YANLIŞ BİR ŞEY İSTEDİĞİMİZİ DÜŞÜNMÜYORUM”
ODTÜ öğrencisi Cem Özmen ise eyleme destek veren öğrenci sayısının her geçen gün arttığını ifade ederek, “İsteğimiz belli ve net. Yanlış bir şey istediğimizi de düşünmüyorum. Kendi okulumuzda ve stadyumumuzda şenliğimizi yapmak istiyoruz. Rektörün endişelerine karşı önlemler alındı ama yine vazgeçmiyor. Biz de vazgeçene kadar buradayız” ifadelerini kullandı.
“BURASI YÖNETİME AİT DEĞİL”
Makine Mühendisliği bölümünde okuyan bir öğrenci ise “Öğrencilerin elindeki alanları almak istiyorlar. Geçmişte çeşitli etkinlikler yapmak istediler. Bizim öğrenciler olarak sahip olduğumuz alanları istemiyorlar. Spor ve kültürel topluluklar için de bu geçerli. Bizim bir şeyler yapmamızdan ve söylememizden rahatsızlar. Anayasa Mahkemesi’nin kararını arkamıza aldık. Buranın bize ait olduğunu biliyoruz. Burası yönetime ait değil. Onlar bizim için var” diye konuştu.
]]>Kore Yarımadası, tarih boyunca batıdan Çin’in, doğudan Japonya’nın ve Kuzeyden Rusya’nın istilasına uğramış, zengin kültürel mirası ve stratejik konumuyla dikkat çeken bir bölge. Amerika Birleşik Devletleri’nin de “Hani bana” diyerek göz diktiği bu topraklar, 70 yıl önceye kadar savaşlar, salgın hastalıklar ve yoksullukla boğuşmuş.
Ancak, Rusya-Çin ile ABD’nin 38. paralel ile ikiye böldüğü bu talihsiz ülkenin insanları, “Coğrafya kaderindir” demeyip, yer altı kaynakları dahi olmadan çalışmış, üretmiş ve talihsizliklerini tersine çevirmiş.
Bugün, Güney Kore olarak bilinen bu bölge, teknoloji, oyun ve popüler kültürde dünya çapında bir ihraç gücüne sahip.
1953 yılında Kore Yarımadası’nda bir ateşkes anlaşması imzalandı, ancak bu anlaşma bir barış sözleşmesine dönüşmedi. Bu tarihten itibaren, yarımada fiili olarak bölünmüş olsa da Güney Kore kendisini Kore Cumhuriyeti olarak adlandırmaya devam ediyor, böylece bölünmüşlüğü kabul etmeyen bir duruş sergiliyor. Ki ben de öyle diyorum. Ellerindeki silah gücü ile dünyaya egemen olmuş devletler bir ülkenin kardeşlerini bölen, düşman eden sınırlarını “red” ediyorum.
İŞTE ADIM ADIM GEZDİĞİMİZ YERLER VE KORE CUMHURİYETİ…
Seul: Bir Bilim Kurgu Filmi Seti Gibi
İstanbul’dan Seul’e doğrudan uçuşumuz, yaklaşık 9 saat 50 dakika sürdü. Ancak dönüş 12 saate yakın bir zaman aldı. Bu uzun yolculuğun yorgunluğu, Seul’ün devasa gökdelenlerini, şehri ikiye bölen pırıl pırıl akarsularını ve tertemiz caddelerini görünce geçiyor. Kendinizi adeta bir bilim kurgu film setinde hissediyorsunuz.
Seul, sadece bir teknoloji ve ticaret şehri olmanın ötesinde, aynı zamanda dünyanın dört bir yanından tacirlerin kozmetik ve teknoloji ürünleri için geldiği bir merkez haline gelmiştir.
UNESCO Dünya Mirası Listesindeki Changdeokgung Sarayı ve Gizli Bahçe
İlk durağımız olan Changdeokgung Sarayı, Seul’un 5 büyük sarayından biri ve 1405 yılında inşa edilmiştir. Joseon Hanedanı döneminde birçok krala ev sahipliği yapmış bu saray, günümüzde iyi korunmuş Joseon saraylarından biri olarak kabul edilir. Saray kompleksi, halka açık alanlar, kraliyet ailesinin özel konutları ve Gizli Bahçe gibi kısımlardan oluşur. Saray iç içe geçmiş birçok bahçeden oluşuyor. Gizli Bahçe, tarih boyunca kralların dinlenme yeri olmuş ve doğal güzelliklerle zenginleştirilmiş. 1997 yılında UNESCO Dünya Kültürel Miras Listesi’ne eklenen saray, özellikle sonbaharda, yaprakların renk değiştirdiği zaman ziyaret için idealdir.
Saray, çivi ve beton gibi malzemeler kullanılmadan, sadece iç içe geçirilmiş ağaçlardan yapılmış ve alabildiğine her ağaç bir sanat eseri gibi işlenmiş ve boyanmış.

Gyeongbokgung Sarayı
Seul’un tarihle bezeli sokaklarında yürürken, 1395 yılında inşa edilen ve Joseon Hanedanlığı’nın göz kamaştıran ana sarayı Gyeongbokgung ile karşılaşırsınız. Bu ihtişamlı yapı, Seul’un kuzeyinde, Beş Büyük Saray arasında en görkemli olanıdır.
İmjin Savaşı’ndan Japon işgaline çok zarar gören saray, her seferinde yeniden tarihi dokusuna bağlı kalınarak yeniden inşa edilmiş ve 1963 yılında kültür varlığı olarak tescil edilmiştir.

Bukchon Hanok Köyü: Tarih ve Modern Hayatın Kesiştiği Yer
Seul’un tarihi merkezinde yer alan Bukchon Hanok Köyü de tıpkı saray mimarisinde olduğu gibi ahşap işlemeli evlerden yapılmış. Köy diyoruz ama Seul’ün merkezinde ve etrafı, Gyeongbokgung Sarayı, Changdeokgung Sarayı ve Jongmyo Tapınağı gibi önemli simgelerle çevrilmiş. Joseon Hanedanı döneminden kalma köy, “Kuzey köyü” olarak da biliniyor.
Günümüzde Hanoklar; kültür merkezleri, misafirhaneler, restoranlar ve çay evleri olarak hizmet vererek ziyaretçilere geleneksel Kore kültürünü deneyimleme fırsatı sunuyor. Bukchon Hanok Köyü, hala yerel sakinlerin yaşadığı canlı ve tarihi dokusunu koruyor.

Seul’de Geleneksel Bir Pazar
1414 yılında kurulan Namdaemun Pazarı, Seul’de zaman yolculuğu yapmak isteyenler için kaçırılmaması gereken tarihi bir duraktır. Başlangıçta yerel tüccarlar için popüler bir ticaret noktası olan pazar, Japonya’nın Kore’yi zorla açmasıyla karakteri zamanla değişmiştir. Yıllar içinde birçok kez yeniden inşa edilmesine rağmen, canlılığını ve ticari önemini koruyan pazar, bugün hem yerel halkın hem de turistlerin sıkça ziyaret ettiği bir mekandır. Namdaemun Pazarı, sokak yemekleriyle de ünlüdür ve özellikle hotteok gibi lezzetleri denemek için ideal bir yerdir. Ayrıca, Asya’nın en büyük 10 sokak yemeği şehri listesinde yer almaktadır.
Size İstanbul’u Hatırlatacak Bir Cadde
Insa-dong; araç trafiğine kapalı ana caddedir. Cadde çay evleri ve yerel mağazalarıyla ünlüdür ve İstanbul’un İstiklal Caddesi’ni andırır. Burada birçok sanat galerisi, kafe ve sokak yemekleri bulabilirsiniz. Alışveriş delileri için cazibe merkezidir diyebiliriz
Myeong-dong: Seul’un Alışveriş ve Lezzet Cenneti
Seul’un kalbinde yer alan Myeong-dong, alışveriş tutkunları ve yemekseverler için vazgeçilmez bir merkezdir. İki ana caddeyle çevrili bu bölge, ünlü mağazalar, alışveriş merkezleri ve lezzet duraklarıyla dolup taşar. Myeong-dong, Kore, Batı ve Japon mutfağından lezzetli seçenekler sunan restoranlarla da ünlüdür.
2011, 2012 ve 2013 yıllarında dünyanın en pahalı dokuzuncu alışveriş caddesi olarak listelenen Myeong-dong, Seul’de alışveriş yapmak ve yerel lezzetlerin tadını çıkarmak isteyen herkes için kaçırılmaması gereken bir duraktır.
Lüks ve Eğlence Sektörü İçin Gangnam
Gangnam bölgesi, Seul’un güneyinde bulunan ve şehrin lüks alışveriş ve dinamik gece hayatının kalbi olan bir bölgedir.
Öte yandan, Dongdaemun Pazarı, Seul’un tarihi dokusunu yansıtan bir ticaret merkezi olarak bilinir ve Güney Kore’nin en büyük pazarlarından biri olarak kabul edilir. Yongsan Pazarı ise, son teknoloji ürünlerinin bulunduğu stantlarıyla Asya’nın önde gelen teknoloji pazarları arasında yer alır. Bu pazarlar, Seul’un geleneksel ve modern yüzlerini bir arada sunarak şehrin çeşitliliğini gözler önüne serer.
Lotte World Kulesi SEOUL SKY: Seul’un Zirvesinde Unutulmaz Bir Deneyim
SEOUL SKY, Lotte World Kulesi’nin 117-123. katlarında konumlanmış olup, ülkenin en yüksek ve dünyanın beşinci en yüksek binası olarak dikkat çeker. Başkentin panoramik manzarasını sunan bu gözlem evi hem gündüz hem de gece büyüleyicidir. Ziyaretçiler, dakikada 600 metre hıza ulaşan çift katlı Sky Shuttle asansörü ile yukarı çıkarlar. Gözlem güvertesindeki cam pencereler ve 478 metre yüksekliğindeki cam zeminli Sky Deck, dünyanın en yüksek gözlem güvertesi olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiştir. Ayrıca, Sky Theater sayesinde her türlü hava koşulunda manzarasının keyfini sürebilirler.
HiKR Ground: Kore Turizminin Kalbi
HiKR Ground, Kore Turizm Organizasyonu’nun Seul Merkezi’nde yer alan bir turizm tanıtım merkezidir ve K-pop deneyimi yaşama ve medya sanatlarını keşfetme imkanı sunar.
Birinci katta, ziyaretçiler medya sanatçısı Lee Lee-nam’ın “Yeni Şehrin Manzarası” eseri ve global hallyu hayranlarının gönderdiği Kore turizm videolarını içeren HiKR Wall aracılığıyla çeşitli medya sanatlarını keşfedebilirler. İkinci katta, XR Live Studio’da kendi K-pop müzik videolarını oluşturma şansı bulurlar. Aynı katta, Cheonggyecheon Deresi’ni gören pencerede, Suh Do-ho’nun “Kuzey Duvarı” adlı sanat eseri sergilenir.
Üçüncü ve dördüncü katlarda ise Kore’nin çeşitli yerel sanatlarını deneyimleme ve sergileme fırsatı sunulur.
Cheonggyecheon Deresi ve Cheonggye Plaza: Seul’un Sakin Molası
Cheonggye Meydanı, Seul’un Sejong-ro Caddesi üzerinde, Cheonggyecheon Deresi’nin başlangıç noktasında yer alır. Meydan, 160 metre uzunluğunda ve 50 metre genişliğinde olup, toplam 6,962 metrekarelik bir alana sahiptir. Meydanın tasarımı, çeşmeler, şelaleler ve yürüyüş yolları ile süslenmiştir ve Cheonggyecheon Deresi’nin restorasyonunu kutlamak amacıyla bir araya getirme, uyum ve barış için bir alan olarak kullanılmaktadır.

Seul’de Nerede Kalınır?
Seul’de konaklama için en ideal bölgelerden biri Han Nehri’nin kuzey kıyılarıdır. Bu bölge, alışveriş ve kültürel etkinliklerle dolu Insadong ve Myeongdong gibi hareketli caddelere yakınlığıyla bilinir ve çok sayıda konforlu otel sunar. Turistler için pek çok cazibe merkezine kolay erişim sağlayan bu bölgeler, şehrin kalbi niteliğindedir.
Han Nehri’nin güney kıyısında kalan oteller ise farklı bir deneyim arayanlar için cazip bir alternatif olabilir. Seul’un gelişmiş metro ağı sayesinde, nehrin güney tarafında kalmak ulaşım açısından kolaydır. Ancak, şehrin çoğu turistik ve tarihi mekanı kuzeyde yer aldığından, kültürel ve tarihi dokuyu daha yakından hissetmek isteyenler için Insadong özellikle tavsiye edilir.
Seul’de Ne Yenir? Keşfetmeniz Gereken Lezzetler
Seul’de yemek yeme deneyimi, Pazar yerlerinde açık hava restoranlarının sıcak atmosferine kapılarak sokak tezgâhlarında yaşanabilir. Kore mutfağı, pirinç ve soya sosu gibi temel malzemelerden oluşur. Şık restoranlarda da Kore ve dünya mutfağını tadabilirsiniz.
Kore’nin geleneksel servis şekilleri, örneğin çorbanın ana yemek olarak servis edilmesi gibi özelliklerle dikkat çeker. Sokak tezgâhlarında soya soslu sebzeler olan “Namul”, baharatlı tavuk şişler “dak kkochi” ve sebzeli “Bibimbap” gibi geleneksel lezzetler bulabilirsiniz. Kore barbeküsü “Gogi-gui”, et severler için olmazsa olmazlardandır.
Tatlı olarak, çeşitli dolgularla zenginleştirilen pirinç kekleri “tteok” denemelisiniz. Ayrıca, Noryangjin Balık Pazarı’nda yüzlerce çeşit taze balık arasından seçim yaparak, isteğinize göre pişirilmesini sağlayabilirsiniz.
Kore’nin En Büyük Şehirlerinden Bir Tanesi: Jeonju
Jeonju Jeonju, 1910 ile 1945 yılları arasında Zenshu olarak bilinen, Güney Kore’nin Kuzey Jeolla Eyaleti’nin başkenti ve en büyük şehridir. Wanju İlçesi’nin Jeonju’yu neredeyse tamamen çevrelemesi ve birçok Wanju sakini Jeonju’da çalışması nedeniyle hem kentsel hem de kırsal bir yapıya sahiptir. Kore yemekleri, tarihi binalar, spor aktiviteleri ve yenilikçi festivallerle ünlü önemli bir turizm merkezidir.
Mayıs 2012’de, Jeonju UNESCO’nun Yaratıcı Şehirler Ağı kapsamında Gastronomi için Yaratıcı Şehir olarak seçilmiştir.
Jeonju, 1300 yıldan fazla bir tarih ve kültüre sahip bir şehirdir. Şehir, birçok bilgin yetiştirmiş ve gelişmiş bir yayıncılık endüstrisine sahiptir.
Jeonju Hanok Köyü: Geleneksel Kore’nin Kalbi
Jeonju Hanok Köyü, Kore’nin geleneksel mimarisinin en güzel örneklerinden bir başka örneğidir. Bu köydeki hanok evlerin çatıları, zarif bir şekilde gökyüzüne kıvrılır, her biri ‘sarangchae’ ve ‘anchae’ olarak ikiye ayrılan yaşam alanlarıyla geleneksel Kore yaşam tarzını yansıtıyor. Sarangchae, erkeklerin toplumsal etkinlikleri için kullanılırken, anchae kadınların daha özel yaşam alanı olarak kullanılıyor.
Jeonju Hanok Köyü’nde konaklamak veya Hanok Yaşam Deneyim Salonu’nu ziyaret etmek, ziyaretçilere bu tarihi yapıların içinde yaşamanın nasıl bir his olduğunu deneyimleme fırsatı sunuyor.

Jeonju El Sanatları Sergi Salonu
Kore’yi ziyarete gelenlerin özellikle ziyaret etmesi gereken yerlerden biri olan Jeonju El Sanatları Sergi Salonu, ziyaretçilere geleneksel Kore el sanatlarının zarafetini keşfetme fırsatı sunuyor. Sanatseverler için Jeonju El Sanatları Sergi Salonunda, çeşitli atölye programlarına katılarak kendi el yapımı ürünlerinizi yaratma şansını da yakalayabilirsiniz.
Jeonju Nambu Geleneksel Pazarı: Tarih ve Lezzetin Buluşma Noktası
1905 yılında Joseon döneminden kalma Nammunbakk Pazarı’nın yerine açılan Jeonju Nambu Geleneksel Pazarı, şehrin güney kapısının hemen dışında, canlı ve renkli bir alışveriş destinasyonu olarak ziyaretçilere kapılarını açmıştır. Şu an pazarda 800’den fazla dükkan bulunmakta ve yaklaşık 1,200 çalışan tarafından sebze, meyve, yiyecek, kurutulmuş balık, mobilya, ipek ürünleri ve genel malzeme satışı yapılmakta.
Jeonju Nambu Geleneksel Pazarı ziyaretçilere hem tarihi dokusu hem de sunduğu lezzetlerle unutulmaz bir deneyim sunuyor.
Kore’yi simgeleyen 3 şey: Pirinç, Deniz ürünleri ve Çay
Daehan Dawon Çay Plantasyonu: Yeşilin ve Denizin Buluştuğu Nokta
Kore’nin gezilmesi gereken doğa harikası yerlerinden biri olan Daehan Dawon Çay Plantasyonu, yüksek kaliteli yeşil çayıyla ünlü ve yıl boyunca ziyaretçiler için popüler bir cazibe merkezi haline gelmiş. Plantasyon, adeta bir doğa harikası olan tepe yamacında, derin yeşil çay ağaçlarının büyüleyici sıralarıyla göz alıcı bir manzara sunuyor. Deniz seviyesinden sadece 350 metre yüksekte bulunan bu küçük tepe, zirvesindeki gözlem güvertesinden açık günlerde denizi görebilme imkanı sunarak ziyaretçilere eşsiz bir görsel şölen deneyimleme imkanı veriyor.
Çay bahçesinin girişi, yüksek sedir ağaçları ile çevrili olan bu doğal güzellik, plantasyona adeta bir film seti havası katıyor. Gerçekten de Plato “Yaz Kokusu (2002)”, “Mavi Deniz Efsanesi (2017)” ve “Asi (2017)” gibi Kore’nin popüler dizilerine ev sahipliği yapan yapmış.

Kore Çay Müzesi: Boseong Çayının Tarihine Yolculuk
Kore Çay Müzesi, Kore’nin zengin çay kültürünü kutlamak ve Boseong çayının tarihini sergilemek amacıyla ziyaretçilere kapılarını açıyor. Baekje Dönemi’ne kadar uzanan bir geçmişe sahip olan Boseong çayı, bu müze ile onurlandırılmış. Üç katlı bir yapıya sahip olup olan müzede, her katta çayın farklı bir yönüne odaklanır.
Çay Yapımı Atölyesi’nde ziyaretçiler, farklı türdeki yeşil çayları yapma sürecini öğrenme imkanı bulur. Kore Çay Müzesi, çay severler için keşfedilmeyi bekleyen bir hazine olarak Boseong’un yeşil tepelerinde sizi bekliyor.
O’Sulloc Tea Museum: Çayın Büyülü Dünyası
2001 yılında kapılarını ziyaretçilere açan O’Sulloc Tea Museum, Güney Kore’nin en prestijli çay plantasyonlarından birinde yer alıyor. Dünyanın en kaliteli yeşil çaylarını üretme ününe sahip bu müze, çay severler için adeta bir cennet. Siyah, yeşil ve beyaz çayların yanı sıra çay kültürü ile ilgili neredeyse her şeyi bulabileceğiniz bu benzersiz mekan, ziyaretçilere çayın tarihini ve işlenişini keşfetme fırsatı sunuyor.
Işıkların Dans Ettiği Okyanus Kıyısındaki Şehir: Yeosu
Yeosu, Güney Kore’nin Güney Jeolla Eyaleti’nde ikinci en büyük şehirdir. 1998 yılında Eski Yeosu Şehri, Yeocheon Şehri ve Yeocheon İlçesi birleştirilerek günümüz Yeosu şehri oluşturuldu. Tarihsel olarak Yosu olarak bilinen şehir, Kore Yarımadası’nın Japon hakimiyeti döneminde Reisui olarak adlandırılmıştır.
Yeosu Deniz Teleferiği: Gökyüzünden Okyanus Manzarası
Yeosu Deniz Teleferiği, Kore’nin ilk deniz üstü teleferiği olarak, Dolsan Adası ile anakarayı büyüleyici bir şekilde birbirine bağlıyor. Cam zeminli kabinler okyanusun derinliklerine doğru, adeta havada asılıymış gibi bir deneyim yaşatıyor. Adrenalin dolu bir deneyim için harika bir etkinliktir.

Yeosu Lezzetleri
Yeosu Geobukseon Köprüsü’nün altında yer alan büfelerde deniz ürünleriyle hazırlanan çeşitli yemekleri tadabilirsiniz. Bu sokak, turistler arasında popüler bir durak olarak, ziyaretçilere Yeosu’nun deniz ve köprü manzarasının gece ışıltısında lezzetli yemekler eşliğinde deneyimleme fırsatı sunuyor
Yakındaki Hamel Deniz Feneri ve Yeosu Deniz Teleferiği gibi cazibe merkezleriyle birlikte, büfeleri sadece yemek için değil, aynı zamanda bölgenin kültürel ve doğal güzelliklerini keşfetmek için de ideal bir başlangıç noktasıdır. Burası hem damak zevkinizi tatmin edecek hem de gözlerinize festival sunacak bir mekan.

Suncheonman Sulak Alanı: Doğanın Sessiz Güzelliği
Suncheon, Güney Kore’nin Jeollanam-do bölgesinde, 2022 itibarıyla 280,719 nüfusu ile en büyük şehridir. Eyaletin güneydoğusunda yer alan Suncheon, tarımsal ve sanayi açısından sahip olduğu manzaralı doğasıyla bilinir ve Suncheon Körfezi gibi turistik yerlere ev sahipliği yapar.
Liman kenti Yeosu, Suncheon’un yaklaşık kırk dakika güneyinde, Gwangyang ise şehrin doğusunda yirmi dakika mesafededir.
Suncheonman Sulak Alanı, dünyanın en iyi beş sahil sulak alanından biri olarak kabul edilen, çamur alanları ve kamış yataklarıyla ünlüdür. Bu 3 km uzunluğundaki nehir boyunca uzanan doğal rezerv, zengin kuş türleri ve benzersiz ekosistemleriyle biliniyor. Başlıklı turnalar gibi göçmen kuşların kışlama ve üreme alanı olan kamış kolonileri, gelgit düzlükleri ve çeşitli deniz canlılarının yaşam alanıdır.
Suncheonman Sulak Alanı, doğa severler ve kuş gözlemcileri için eşsiz bir ekolojik turistik yer olarak bilinir.

Suncheonman Koyu Milli Park’ı: Doğanın Büyüsüyle Buluşma Noktası
Suncheonman Koyu Milli Park’ı Kore’nin ilk ve dünyanın en ünlü beş sahil sulak alanından biridir. Suncheon’un Dosa-dong bölgesinde yer alan bu bahçe, 1.12 milyon metrekarelik alanda 505 türden 790 bin ağaç ve 113 türden 3.15 milyon çiçekle donatılmış.
Mayıs ortasında, 30 bin metrekarelik bir alanda, altın dalgalar oluşturan kanola çiçekleri ziyaretçileri büyülüyor.
Bahçedeki ana yollar, doğal gölge oluşturmak için yaklaşık 50 bin hünnap, karaağaç ve diğer ağaçlar dikilmiş. Bahçeden sonra, ziyaretçiler Kişisel Hızlı Transit (PRT) ile Suncheon Kültür Merkezi’ne ulaşabilir ve oradan Kamış Trolleybüsü ile Mujingyo Köprüsü’ne kadar gidebilirler.
Milli Park ile Sulak Alan Rezervi arasında bağlantı kuran SkyCube adında şöförsüz, elektrikli ve raylı minik küp vagonlarla milli parkı gezebilirsiniz.

Deneyimlemeniz Gereken Kültürel Kıyafet: Hanbok
Hanbok, Kore kültürünün sembolü olan ve köklü bir geçmişe sahip geleneksel bir giysidir. Bu zarif kıyafet, zamanla daha çok festivallerde, düğünlerde ve özel törenlerde tercih edilen bir giysi olmuş. Canlı renkleri ve sade çizgileri ile göz kamaştıran hanbok, kışın ipek veya pamuktan, yazın ise serin tutan kenevir ve ramiden üretilir.
Günümüzde, hanbok genellikle Kore’nin kırsal bölgelerinde hâlâ günlük olarak kullanıyor.
Kore’nin turistik yerlerinde hanbok kiralama hizmetleri dükkanlarda bu kıyafetleri kiralayıp turistik yerlerde fotoğraflar çekip farklı anılar biriktirebilirsiniz.

Tipik bir Halk Köyü: Naganeupseong
Naganeupseong Halk Köyü, Güney Kore, Suncheon, Güney Jeolla, Nagan-myeon’da bulunan tarihi bir idari Kore kasabasıdır. Çevresi dağlarla kaplı bu şirin kasaba Çin istilasından korunmak için kale surları ile çevrilmiş üç mahalleden oluşur. Evler, hasır çatıları, kil odaları ve Kore tarzı verandaları ile tarihi bir film platosunu andırıyor. Bu Küçük orijinal kasabada aristokratlar değil, çoğunlukla sivil halk insanlar yaşamış ve halen yaşıyor.
Burada yaşam devam etmesine rağmen, bizim köylerde gördüğümüz hiçbir hayvan sesi ve kokusu yoktu.

Seoul Geumsunsa Tapınağı
Seul’un Jongno-gu bölgesinde yer alan Geumsunsa Tapınağı, kolay ulaşımı ve yakındaki turistik yerleri ile dikkat çeker. Tapınağa ulaşım, otobüs durağından yaklaşık 20 dakikalık bir yokuş yürüyüşü içerir. 2 günlük konaklama programı, öğleden sonra 3’te başlar ve ertesi gün öğle yemeği sonrası sona erer. Konaklama sırasında Budizm yemek adabı, tespih yapımı gibi çeşitli etkinlikler sunulur ve katılımcılar tapınak yemeklerini tadabilir.

Ganghwado Adası Jeondeungsa Tapınağı
İncheon’un Ganghwado Adası’nda bulunan Jeondeungsa Tapınağı, güzel manzaraları ve tarihi yapısıyla ünlüdür. 2 günlük konaklama boyunca ziyaretçiler tapınağı keşfedebilir ve kafe Jungnimdawon’da geleneksel çayların keyfini çıkarabilir. Tapınak, güneş batımı manzarası ile de bilinir.

Gochang Seonunsa Tapınağı
Jeollabuk-do’da yer alan Seonunsa Tapınağı, özellikle sonbaharda yaprak dökümü manzarası ile ünlüdür. Tapınak, doğayla iç içe ve çeşitli mevsimlerde farklı doğal güzellikleri sunar. Tapınak konaklaması sırasında yürüyüş yapmak, ziyaretçilere doğanın tadını çıkarma fırsatı sunar.
Bu tapınaklar, sadece dinlenmek ve yenilenmek isteyenler için mükemmel bir kaçış sunar ve ziyaretçilere unutulmaz bir huzur deneyimi yaşatır.
]]>TELEFERİK KAZASINDA BELEDİYE BAŞKANI TUTUKLANMIŞTI
Antalya’nın Konyaaltı ilçesinde 12 Nisan günü meydana gelen, 1 kişinin yaşamını yitirdiği, 10 kişinin de yaralandığı ve mahsur kalan 174 kişinin ise 23 saatte kurtarıldığı teleferik kazasıyla ilgili aralarında Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün de olduğu 5 kişi tutuklanmıştı. Kocagöz’ün tutukluluğuna yapılan itiraz ise reddedilmişti. Ret kararının ardından Kocagöz’ün avukatları tutukluluğa tekrar itiraz için savcılığın istediği bilirkişi raporunu bekledi.
BİLİRKİŞİ RAPORU HAZIRLANDI
İstenen bilirkişi raporu dün akşam dosyaya eklendi. Hazırlanan raporda, şu ifadelere yer verildi: “Olayın meydana geldiği gün boyunca teleferik otomasyon sisteminde çok sayıda düşük tork hatası oluşmasına rağmen hata kodunun nedenlerine dair inceleme yapılıp, gerekli önlemler alınmadan sistemin çalıştırılmaya devam ettirildiği anlaşılmaktadır. Olaya yakın bir süreçte yolcuların uyarısıyla sistemin durdurulmasının akabinde gerekli kontroller yapılmadan sistemin tekrar çalıştırılması sonucu olay meydana gelmiş ve hemen sonrasında teleferik kontrol/kumanda sistemi elektriksel olarak tüm sistemi durdurmuştur.
KOCAGÖZ ANET’TEKİ GÖREVİNDEN KAZADAN ÖNCE İSTİFA ETMİŞ
ANET Antalya İnş. Tur. San. ve Tic. A.Ş.’de Mesut Kocagöz’ün, 28 Kasım 2023 tarihine kadar ANET Genel Müdürü görevi yaptığı ve görevinden istifa ettiği, Mesut Kocagöz’ün kazanın olduğu 12.04.2024 tarihinde genel müdür ya da işveren sıfatı olmaması sebebiyle kazada sorumluluğunun olup olmadığının takdiri Sayın Savcılığınızdadır.”
MÜHENDİS ONAYI ALINMAMIŞ
Ayrıca aynı raporda, üst yapıyı oluşturan boru tipi çelik kolonlar ve bunların birleşim detayları için benzer nitelikte inşaat mühendisi imzalı ve yine idare adına inşaat mühendisi onaylı standart bir uygulama projesine rastlanmadığı, bunun yerine direk kısımlarını gösteren ve eksik bilgili çizimler ve onaylı olmayan hesaplar bulunduğu, çizimlerin üzerinde ise sorumlu inşaat mühendisi imzası ve onayı görülmediği, dış yüklere göre tasarım yapılmadığı ve mevcut bulon sayısının ve çapının yetersiz olduğu belirtildi.
KOCAGÖZ’ÜN AVUKATLARINDAN AÇIKLAMA GELDİ
Raporun dosyaya eklenmesinin ardından Kocagöz’ün avukatları adına Avukat Buğra Özçelik açıklama yaparak, Kocagöz’ün tutukluluğuna yeniden itiraz edeceklerini belirtti. Yapılan açıklamada, şöyle denildi: “Kazanın meydana geldiği teleferik işletmesinin yapımı, kazanın olduğu tarihte bakım ve kullanma sorumluluğu bulunmadığı açık olmasına, soruşturma konusu taksirle ölüme ve yaralamaya sebebiyet vermek suçunun CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olmamasına karşın Mesut Kocagöz’ün ‘yüklenen suçun CMK 100 maddesinde sayılan suçlardan olması’ gerekçesiyle tutuklanmasına yönelik uygulama, mesuliyeti gerektirecek vahamette hukuka aykırı olduğu kadar, son derece talihsiz ve vicdanları ciddi surette rahatsız eden ve örseleyen bir uygulamadır.
“HUKUKİ BİR KARAR DEĞİL”
Bu nedenle Sayın Başkanın tutuklanmasına dair karar mevzuatımıza uygun şekilde görevli ve yetkili hakim tarafından verilmiş ise de hukuki bir karar değildir. Açıklanan nedenlerle açık hukuka aykırılıklar nedeniyle Sayın Mesut Kocagöz’ün tutuklanmasına dair kararın ‘bir şekilde tutuklansın da nasıl tutuklanırsa tutuklansın’ düşüncesiyle tesis edildiği kuşkusunu ciddi surette uyandırmaktadır.”
“TELEFERİĞİN DURDURULMAMASI KAZADAKİ EN BÜYÜK ETKEN”
Yapılan açıklamada bilirkişi raporuyla birlikte İl Emniyet Müdürlüğü’nün kamera tespit tutanaklarının da sabit olduğu belirtilerek, şu ifadelere yer verildi: “Ne yazık ki yolcuların uyarıları ve sistemsel hata bildirimlerine rağmen teleferiğin durdurulmaması, durdurulduğunda uyarıların nedenlerinin tespit edilmemesi, gerekli prosedürün ve talimatların uygulanmadan teleferiğin tekrar çalıştırılması kazanın meydana gelmesindeki en büyük etkendir. Müvekkilin tutukluluk haline dair yaptığımız itirazlar, bilirkişi raporunun hazırlanmamış olması gerekçesiyle sürekli olarak reddedilmiştir. Müvekkil 20 gündür tutuklu olup, ailesinden ve nihayet hizmet bekleyen Kepez halkından uzak tutulmaktadır.
AVUKATLARI TUTUKLULUĞA İTİRAZ EDECEK
Sayın Başsavcılık makamından beklentimiz, sadece 12 saatte hazırlanan raporla tutuklanan müvekkilin, 20 günde 5 keşif yapılarak hazırlanan ve elim kazanın müvekkille bağı olmadığını teyit eden bilirkişi raporuyla birlikte artık re’sen harekete geçerek hukuka aykırı tutukluluk sürecini sonlandırmasıdır. Müdafileri olarak aksi halde, maddi ve hukuki nedenlerle dosya kapsamındaki kanıtlara ve konuyla ilgili Türk Ticaret Yasası amir hükümlerine göre, soruşturma konusu olayda hiçbir sorumluluğu bulunmayan tutuklu müvekkilin yeni oluşan delil sebebiyle salıverilme talebini Pazartesi 08.30’da dosyaya sunacak olduğumuzu kamuoyuna bildiririz.”
]]>Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Kadın Meclisi, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlıklı yeni eğitim müfredatı taslağıyla ilgili sendikanın genel merkezinde açıklama yaptı. Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Simge Yardım, yeni müfredatta cinsiyete dayalı ayrımcılığı daha da derinleştiren bir içerik hazırlığı olduğunu söyledi.
“Cinsiyet eşitsizliğine dayalı eğitim politikaları ile toplumsal cinsiyet algısı ve eşitsizliği siyasi iktidarın muhafazakar ve gerici cinsiyet anlayışı ile birlikte giderek derinleşmektedir” ifadelerinin yer açıklamadan öne çıkan başlıklar şöyle:
“YENİ MÜFREDAT, SORGULAMAYAN İTAATKAR BİREYLER YETİŞTİRMEYİ AMAÇLAMAKTA”
Toplumu ve özellikle eğitim sistemini ‘tek din, tek mezhep, tek kimlik’ anlayışıyla, kendi siyasal ideolojik hedeflerine uygun bir biçimde dizayn etmeye çalışan AKP iktidarı; MEB, Diyanet İşleri Başkanlığı, dini tarikat ve cemaatlerle ile işbirliği içinde eğitimi dinselleştirmeyi sürdürmekte, Laik, bilimsel ve kamusal eğitimden giderek uzaklaşılmaktadır. Bu anlayışla, kadını ve kız çocuklarını eğitimden dışlayan, eve kapatan, güçsüzleştiren ve sömüren cinsiyetçi anlayışın okulların içine girmesine izin vererek, bir taraftan çocukları şiddete ve istismara açık hale getirmekte öte taraftan yeni müfredat düzenlemeleri ile sorgulamayan itaatkar bireyler yetiştirmeyi amaçlamaktadır.
“CİNSİYET AYRIMCILIĞI YENİDEN ÜRETİLMEKTEDİR”
Kadına ve erkeğe yüklenen toplumsal rollere dayalı cinsiyet ayrımcılığı, farklı cinsel yönelimlere yönelik nefret söylemleri ana sınıfından başlayarak üniversiteye kadar eğitim sisteminin her kademesinde pekiştirilmektedir. Eğitimde cinsiyet ayrımcılığı okulun fiziki şartlarından, öğretmenlerin tutum ve davranışlarına, kullanılan dil ve materyallerden, ders içeriklerine kadar bir dizi araçla yeniden üretilmektedir. Okullarda, cinsiyetçi rol, beklenti ve kalıp yargılar kız ve erkek öğrencilere dolaylı ya da dolaysız yollarla aktarılmaktadır.
“İKTİDARIN SİYASAL PROGRAMINA PARALEL OLARAK HAZIRLANMIŞ BİR EĞİTİM MÜFREDATI”
Eğitim müfredatının toplumsal cinsiyet normlarını yaratmaya ve yeniden üretmeye katkıda bulunan yapısı, kadın ve çocuğu koruyan uluslararası sözleşmelerin uygulanmaması, iktidarın kadın kazanımlarını daraltan politikalarının birer sonucudur. Bugün karşımızda eğitim programlarında yapılan teknik değişikliklerden çok, iktidarın siyasal programına paralel olarak hazırlanmış bir eğitim müfredatı bulunmaktadır.
“BİLİMSEL, DEMOKRATİK, LAİK, BİREYİN YANI SIRA…”
Eğitim müfredatı hazırlanırken bilimsel, demokratik, laik, bireyin yanı sıra aynı zamanda toplumsal faydayı da gözeten, insan hak ve özgürlüklerine dayalı eğitim programlarının oluşturulması gereklidir. Bu çerçevede yaratıcı ve eleştirel düşünen, üretici, çevre bilincini kazanmış, toplumsal sorunlara duyarlı, kendine güvenen, demokrasiyi özümsemiş, insan hak ve özgürlüklerini ön planda tutan, eşitlikçi, adalet duygusu gelişmiş bireylerin yetiştirilmesini hedefleyen eğitim programları oluşturmak temel hedef olmalıdır.”
]]>Mehmet Yüzügüler Kültür Merkezi Tiyatro salonunda gerçekleştirilen Vefa Konserine eşi Güncü Selek, Belediye Başkan Yardımcısı Selahattin Yılmaz meclis üyeleri, Lütfi Selek’in dost ve arkadaşları, eski koro üyeleri ile çok sayıda sanatsever katıldı. Şefliğini koronun en eski üyelerinden olan İbrahim Bilgenoğlu Sunumunu Yücel Bildiren’in yaptığı konser iki bölümden oluşurken sağlık sorunları nedeniyle kendi onuruna düzenlenen geceye katılamayan Lütfi Selek’in hayat hikayesi slaytlarla anlatıldı. Şef Lütfi Selek’in duygu dolu hayat hikayesinin anlatıldığı slaytın son bölümünde Nazilli Belediyesi Türk Sanat Müziği korosunun kuruluşu dönemin Belediye Başkanları isimleri ile birlikte anıldı.
Lütfü selek’in kızı Hüma Selek Dereli’nin de yer aldığı koro geçmişten günümüze en güzel ve en çok dinlenen muhteşem eserleri seslendirdiği konserde dinleyicilerde şarkılara eşlik etti. Kendisi için düzenlenen vefa gecesinde bulunamayann Lütfü Selek’in duygularını ifade ettiği yazılı mesajı programın sunucusu Yücel Bildiren tarafından okundu.
Yaşadığı kaza sonucu önce hastanede sonra da evinde tedavisi devam eden ve kendisi için düzenlenen vefa konserine katılamayan şef Lütfü Selek mesajında, “Adıma düzenlenen konserime uzaktan yakından gelerek onurlandıran tüm konuklarımıza minnet ve saygılarımla selamlıyor teşekkür ediyorum. Gerek sazı gerek sesi ile konserdeki eserleri seslendiren sazendilerimizi hanendelerimizi kutluyor şükranlarımı arz ediyorum. Konser organizasyonunu büyük özveri ile gerçekleştiren tüm dostlarıma en kalbi duygularımla teşekkürlerimi sunuyor, Allah’tan sağlık ve afiyetler diliyorum. Konserimize kucak açarak desteklerini esirgemeyen varlıklarıyla konserimizi onurlandıran Nazilli Devlet Hastanesi’nin sayın yöneticilerine tekrar tekrar teşekkür ediyor selam ve saygılarımı arz ediyorum. Yine bu konserinin gerçekleşmesi için desteklerini esirgemeyen başta Belediye Başkanımız Dr. Ertuğrul Tetik olmak üzere tüm belediye çalışanlarına en kalbi duygularımla teşekkür ediyor saygılarımla kendilerini selamlıyorum” ifadelerini kullandı.
Mesajın okunmasının ardından sunucu Yücel Bildiren, “Nazilli Belediyesi Türk sanat Müziği grubumuz adına gerekse sizler adına hocamız Lütfi Selek’e yüce Allah’tan acil şifalar diliyor bir an önce sağlığına kavuşmuş olarak bizlerle beraber olmasını arzuladığımızı tüm içtenliğinizle ifade ediyoruz” diye konuştu.
Konser sonunda sahneye davet edilen Güncü Selek böyle bir gecenin düzenlenmesinden dolayı duygu dolu teşekkürlerini ifade etti. Belediye Başkan yardımcısı Selahattin Yılmaz koro şefi İbrahim Bilgenoğlu ve Yüncel Bildiren’e çiçeklerini takdim ettikten sonra tüm Kuro üyelerine onur ve teşekkür belgelerini verdi. Belediye Başkanı Ertuğrul tetik’in çok istemesine rağmen önemli bir toplantısı nedeniyle böyle bir geceye katılamayışının üzüntüsünü yaşadığını belirterek,”Türk sanat müziği korosunu Kur’an bugünlere kadar getiren yaşatan Büyük usta Lütfü Selek hocamıza sonsuz teşekkürlerimi arz etmek istiyorum aynı zamanda şükranlarımı da arz etmek istiyorum geçirdiği rahatsızlık nedeni ile öncelikle Allah’tan acil şifalar diliyorum en kısa zamanda Belediye Başkanımız Dr Ertuğrul Tetik ile kendisini ziyarete gideceğiz. Nazilli Belediyesi Türk Sanat Müziği Konseri bu gece bize çok güzel duygular yaşattı. Bu gece konserin içinde yer alan çok değerli koro sanatçılarına, saz sanatçılarımıza şef İbrahim Bilgenoğlu’na ve çok değerli Yücel Bildiren beyefendiye ve yine ayrıca bu gecenin yaşanmasına katkı sağlayan belediye personelimizin tümüne sonsuz teşekkürler ediyorum” dedi. – AYDIN
]]>Kastamonu’da ikamet eden özel birey Fatih Ülgen, Trabzon’a düzenlenen bir gezi sırasında rahatsızlanınca gittiği hastanede testis kanseri teşhisi konuldu. Hemen tedavi sürecine başlanan Fatih Ülgen, Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Onkoloji Bölümünde gördüğü tedavi sonrasında kanseri yendi. Tedavileri ve kontrolleri halen devam eden Fatih Ülgen için doğum günü sürprizi yapıldı. 42 yaşına giren Fatih Ülgen’e doğum günü sürpriz yapıldı. Doğum günü pastasının üzerine “Bu dünyadaki en büyük şanslarımız, iyi ki varsınız hayatımızda, Fatih-Duygu” yazısı yazıldı. Yakılan mumları üfleyen Fatih Ülgen’in ve ailesinin mutluluğunu diğer özel bireyler ve aileleri de paylaştı. Çeşitli etkinliklerle özel bireylerin doyasıya eğlendi doğum gününde ayrıca Fatih Ülgen’e Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Onkoloji Bölümü’nde görevli hemşireler tarafından kırmızı kravat hediye edildi. Ayrıca kanseri yenen Fatih Ülgen’in kardeşi, özel birey Duygu Ülgen’in de doğum günü kutlandı.
“Hemşireler olarak Fatih’in her zaman yanında olduk, bugünde yanında olmak istedik”
Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Onkoloji Bölümü Başhemşiresi Şengül Uysal, “Fatih, Onkoloji Bölümünde testis kanseri tedavisi gördü. Çok şükür kanseri yendi, fakat kontrollerimizi sürdürüyoruz. Bu süreçte biz hemşireler olarak Fatih’e destek olmaya çalıştık. Hem ailesi hem de biz hemşireler olarak Fatih’in her zaman yanında olduk. Bundan sonra da olacağız inşallah. Doğum gününü kutluyor, bizleri de davet ettiği için Fatih’e teşekkür ediyoruz” dedi.
“Özel bireylerimizin en büyük ihtiyacı sevgidir”
Kastamonu Özel Bireyler ve Aileleri Dayanışma Derneği Başkanı Huriye Boyraz ise, “Kastamonu’da bizim en özel bireyimiz diyebileceğimiz Fatih ve Duygu’muzdur. Fatih, niyeti çok temiz, çok karakteri düzgün bir evladımızdır. En son Trabzon seyahatinde Fatih’in kanser olduğunu öğrendik. Ama çok ağır bir süreç atlattı. Kastamonu’da Onkoloji Servisimiz bizimle bir aile oldu. Hemşire hanımlar bizlere ‘o sizin Fatih’iniz değil, artık bizlerin Fatih’i oldu’ dedi. Kapıdan girdiği andan itibaren Fatih’e sevgi ile yaklaştılar. Çocuklarımızın, özel bireylerimizin en büyük ihtiyacı sevgidir. Fatih’in ve Duygu’nun tedavi süreçleri tamamlandıktan sonra çok şükür şu anda Mutlu Kafe’de doğum günlerini kutluyorlar. İyi ki varlar, onun için özel bireylerin tek ihtiyacı eğitim ve sevgidir. Başka bir çözümü yok, sevgi ile yaklaşıldığında aşamayacakları zorluk yok. Bu yüzden Fatih ileri bir derecede kanser tedavisi gördü. Çok şükür, şu anda kanseri yendi ve aramızda bulunuyor. Saçları kesildi, şimdi yeniden saçları çıktı. Şeyh Şabanı Veli Camiinde, Fatih hiçbir namazı kaçırmaz, her vakit namazına gider, adeta oranın sahibi gibi oldu. Türkiye’nin dört bir yanından dualar edildi, hatimler okundu. Herkesten Allah razı olsun, özel bireylerimizin tek ihtiyacı sevgi ve anlayıştır. Onların tek ilacı bunlardır” diye konuştu. – KASTAMONU
]]>(ANKARA) – Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde, 35 kişinin yaşamını yitirdiği Ezgi Apartmanı’nın yıkılmasına ilişkin ikisi tutuklu, biri tutuksuz, ikisi firari 5 sanığın yargılanmasına devam edildi. Geç saatlere kadar süren duruşmada, mahkeme firari sanıklar hakkında istenen kırmızı bülten talebini reddetti. Duruşma sonrası ANKA Haber Ajansı’na konuşan Nurgül Göksu, “Benim çocuklarımın ve Ezgi Apartmanı’nda hayatını kaybedenlerin hiç kıymeti yok muydu? Her duruşma sonrasında yavrularımın yanına gidiyorum orada sıralı yatıyorlar. Taleplerimiz şimdilik reddedildi. Ama ben yavrularıma söz vermiştim, onların adaleti için elimden gelen her şeyi yapacağım. Sonuna kadar mücadele edeceğim. İstediğim tek şey adalet.” dedi.
Kahramanmaraş 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, tutuklu sanık Mehmet Tekin ve tutuksuz sanık Yakup A. ile müştekiler ve taraf avukatları hazır bulundu. Tutuklu sanık Ertan Danacı, duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.
İnşaata kullanım izin belgesini veren tanık F.Y duruşmada dinlendi. F.Y., “Kahramanmaraş Belediyesi’nde 1985 ve 2005 yıllarımda görev yaptım. İmar ve harita mühendisi olarak görev de yaptım. O yıllarda inşaatların yapımı sürecinde yerinde kontrol yapılmıyor ancak şikayet edilirse denetimler yapılıyordu Ezgi apartmanında aynı prosedür uygulandı” diye konuştu.
BİR SONRAKİ DURUŞMA 12 TEMMUZ’DA
Duruşmada sanıklar suçlamaları kabul etmedi, tahliye ve beraat talebinde bulundu. Müşteki avukatları ise Ezgi Apartmanı’nda faaliyet gösteren pastane yetkilisi firari sanıklar Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel’in yakalanması için “kırmızı bülten” çıkarılmasını talep etti.
Sanık avukatlarından Ersan Şen de Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel’in kiriş ve kolon kesmediğini savunarak sanıkların yakalama kararının kaldırılmasını talep etti.
Mahkeme heyeti savunmaların ardından Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel hakkında “kırmızı bülten” çıkarılması talebini reddetti. Sanıkların tutukluluk halinin devamına, eksik hususların giderilmesine karar veren mahkeme, duruşmayı 12 Temmuz’a erteledi.
“KIRMIZI BÜLTEN’İN DEVLETE MALİYETİ NE KADAR?” SORUSU
Duruşma sonrası ANKA Haber Ajansı’na konuşan Ezgi Apartmanı’nda oğlunu, gelinini ve 6 aylık torununu kaybeden Nurgül Göksu, “Sanık avukatlarının yıpratıcı tavırlarına rağmen ben de evlatlarım için oradaydım. 8 aydan bu yana firari olan sanıklar için kırmızı bülten talep ettik çünkü bu insanların yurt dışında ticari bağlantıları var, yurt dışında birçok şubeleri var. Sanık avukatlarından Ersan Şen, ‘Kırmızı bülten talebinin devlete maliyeti ne kadar biliyor musunuz?’ diye bir cümle kurdu. Bu beni derinden etkiledi. Benim çocuklarımın ve Ezgi Apartmanı’nda hayatını kaybedenlerin hiç kıymeti yok muydu? Her duruşma sonrasında yavrularımın yanına gidiyorum orada sıralı yatıyorlar. Taleplerimiz şimdilik reddedildi. Ama ben yavrularıma söz vermiştim, onların adaleti için elimden gelen herşeyi yapacağım. Sonuna kadar mücadele edeceğim. İstediğim tek şey adalet.” dedi.
876 YIL HAPİS CEZASI İLE YARGILAMA
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanıklardan apartmanda faaliyet gösteren pastanenin yetkilisi firari sanıklar Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel ile pastanedeki tadilatı organize eden tutuklu sanık Ertan Danacı hakkında 35 kez “olası kastla kasten öldürme” ve “olası kastla kasten yaralama” suçlarından 700 yıl 4 aydan 876 yıl 6 aya kadar, tutuksuz sanık apartmanın müteahhidi Yakup Aktaş ve tutuklu sanık fenni mesulü Mehmet Tekin hakkında ise “bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan 8 aydan 22 yıl 5 aya kadar hapis cezası talep edildi.
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Demos Fuarcılık tarafından Fuar İzmir’de düzenlenen İzmir Sanat ve Antika Fuarı, İzmirli sanatseverlerden büyük ilgi görüyor. İstanbul ve Bodrum’dan sonra Fuar İzmir A Holü’nde kapılarını açan fuarda, resim, heykel, rölyef, cam sanatı gibi çok sayıda eser ve birbirinden değerli antika eserler sergileniyor. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün portresinin de yer aldığı 15 bin metrekarelik alanda kurulan fuarda; 70 galeri, bin 500 sanatçı, 5 bin sanat eseri, 20 antikacının binlerce resim ve objesi İzmirliler ile buluşuyor. Klasik, modern ve çağdaş sanat eserlerinin yer aldığı İzmir Sanat ve Antika Fuarı, 5 Mayıs’a kadar ziyaret edilebilecek.
“İZMİR HALKINA TEŞEKKÜR EDİYORUZ”
Bu yıl ilk kez düzenlenmesine rağmen fuarla ilgili çok güzel tepkiler aldıklarını dile getiren Demos Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Sebahattin Aslan, “Satılan eserler evleri şenlendirecek. Değeri milyonları bulan eserlerin yanısıra 5 bin – 10 bin lira arasında olan eserler de var. Önümüzdeki sene fuarımız daha da büyüyecektir. Yurt dışından yabancı sanatçılar, galeriler fuarımızı gezdi. Önümüzdeki yıl fuarda yer alacaklardır. Bu ilgiden dolayı İzmir halkına teşekkür ediyoruz” dedi.
“BÖYLE BİR FUARA İHTİYAÇ VARDI”
Fuar katılımcıları arasında yer alan oyuncu, ressam Gafur Uzuner, “İzmir’de böyle bir fuarın yapılacağını söylediklerinde özellikle içinde yer almak istedim. Buna ihtiyaç olduğunu biliyorum. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum, iyi de bir fuar oldu. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay ile eşi Öznur Tugay geldi. İlgi de gösteriyorlar. İyi sanatçılar, galeriler var. Zamanla daha da iyi olacak. İzmirlilere hayırlı olsun, bu fuarın kıymeti bilinsin” diye konuştu.
“İLGİ MUTLULUK VERİCİ”
“Gölgeler Koleksiyonu” isimli eserleri ile fuara katılan ressam Güneş Çağlarcan, “Pandemi döneminde kayıplar vardı, o dönem hissettiklerimi anlattım. Bu benim 15’inci sergim oldu. Acılar ilham oldu, sanata dönüştürdüm. Başkanımız Cemil Tugay ile fuarda çok keyifli bir sohbetimiz oldu. Başkanımıza da o duygunun geçtiğini hissettim. Fuarı çok beğendim. Sanatseverler yoğun bir ilgiyle fuarı geziyor. İlk günden bu yana ciddi bir ilgi görüyoruz, bu mutluluk verici” ifadelerini kullandı.
“İZMİR HALKINI ÇOK SEVDİK”
Galeri İdil’in sahibi İdil Yılmaz ise “Heyecanla geldik. Şahane bir fuar olmuş. Her şey şahane, gelecek seneyi iple çekiyorum. İzmirlilerin sanata karşı ilgisi beklediğimden de yoğun oldu. Misafirperverlikleri çok tatlı, sanata olan ilgileri de çok yoğun. İzmir halkını çok sevdik, umarım bizi hiçbir zaman yalnız bırakmazlar” dedi.
İzmir Sanat ve Antika Fuarı, 1 Mayıs’ta kapılarını açtı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay da fuarı ziyaret etti.
]]>(İSTANBUL) – İstanbul’un su sorunu ve İSKİ’nin geçtiğimiz 5 yıl boyunca yapmış olduğu yatırımlar hakkında bilgi veren İSKİ Genel Müdürü Şafak Başa, Melen Barajı’nın İstanbul’un sigortası olduğunu belirtti. Başa, “İstanbul’un sigortası diyoruz. ve toplam olarak İstanbul’a bir yıl yağmur yağmasa bile tek başına İstanbul’un bir yıllık suyunu karşılama kapasitesine sahip bir baraj. Avrupa Yakası’nın en önemli barajlarından biri olan Sazlıdere Barajı’nı yok edecek olan Kanal İstanbul projesi için Sazlıdere Barajı özellikle geçen yılki kuraklık döneminde ne kadar kritik bir baraj olduğunu ortaya koydu. Bu barajımız olmasaydı mesela geçen sene biz İstanbul’un Avrupa yakasına yeterli su veremeyebilirdik” dedi.
İSKİ Genel Müdürü Dr. Şafak Başa, İstanbul’un su sorunu ve İSKİ’nin yapmığş olduğu yatırımlarla ilgili ANKA Haber Ajansına konuştu.
İSKİ’nin 5 yıl boyunca yaptığı yatırımların yanı sıra İstanbul’un önümüzdeki yıllarda yapacağı yatırımlarada değinen Başa, Melen Barajı’nın İstanbul için çok önemli bir kaynak olduğunu belirtti. Melen Barajı’nın İstanbul’a yağmur yağmasa bile bir yıllık su ihtiyacını karşılama potansiyeli olduğunu belirten Başa, “İstanbul’un sigortası diyoruz. ve toplam olarak İstanbul’a bir yıl yağmur yağmasa bile tek başına İstanbul’un bir yıllık suyunu karşılama kapasitesine sahip bir baraj. Bir milyar metreküpün üzerinde su tutma kapasitesi var. Biz de zaten bir milyar 100 milyon gibi su veriyoruz. Dolayısıyla Melen Barajı bu kadar kritik. Melen Barajı olmadığı için bize teslim edilmediği için DSİ tarafından sıkıntı yaşıyoruz” dedi. Avrupa Yakasının en önemli barajlarından biri olan Sazlıdere Barajı’nın kuraklık döneminde ne kadar önemli bir baraj olduğunu belirten Başa, Kanal İstanbul projesi’nin Sazlıdere Barajı’nı yok edeceğini ifade etti
Başa, “Kanal İstanbul’un güzergahına baktığımızda İSKİ’nin maalesef işte çok önemli bir barajı olan Sazlıdere Barajı’nı maalesef ortadan kaldırıyor. Sazlıdere Barajı özellikle geçen yılki kuraklık döneminde ne kadar kritik bir baraj olduğunu ortaya koydu. Bu barajımız olmasaydı mesela geçen sene biz İstanbul’un Avrupa yakasına yeterli su veremeyebilirdik” diye konuştu.
Başa, ANKA Haber Ajansa muhabirinin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
İSKİ mevcut su sorunu çözmek için İstanbul’da yoğun bir çaba sarfediyor. Açılışlarda da bunları görebiliyoruz. İstanbulluların suyla ilgili olan aklında soru işaretleri var. İstanbul’da artan bir nüfus var. Su depolama sorunu var mı yok mu?
“İSTANBUL GENELİNE YILDA 1 MİLYAR 120 MİLYON METREKÜP SU SAĞLIYORUZ”
Baraj doluluk oranlarımız gayet iyi seviyede. Ama birkaç yaz devam eden ciddi bir kuraklıkla karşı karşıyayız. Özellikle Avrupa tarafı, Trakya tarafında geçen sene ciddi bir sorun yaşadık ama geçmiş dönemde yaptığımız yatırımlar ve aldığımız tedbirlerle çok şükür İstanbullulara bir susuzluk yaşatmadık. O noktada tabii sürekli olarak nüfusumuz artıyor. Sizin de belirttiğiniz gibi göçler çok fazla yabancı nüfusu özellikle İstanbul’da. Son dönemde yabancı abonelerimizin sayısı arttı ve artan bir su talebi olduğunu gerçek. Bunu zaten kişi başı su tüketimlerinden de görüyoruz. Yani özellikle geçen yaz üç milyon 500 bin metreküpün üzerine çıkan günlük bir su tüketimi oldu ve yılda da İstanbul’un geneline bir milyar 117 – 120 milyon metreküpe yakın bir su sağlıyoruz.
“İÇME SUYU KAPASİTEMİZİ ÇOK ARTTIRDIK”
Tabii kesintisiz su sağlama noktasında sürekli olarak yatırım yapmamız gerekiyor. Bu noktada iyi bir geçmiş dönem, beş yıl geçirdiğimizi düşünüyorum. Yani bu su sorununu, suyu getirmek adına neler yapıyoruz. Bir kere içme suyu arıtma kapasitemizi çok arttırdık. 580 bin metreküpün üzerinde yeni bir içme suyu arıtma kapasitesi ve tesisini hizmete soktuk. Örnek vermem gerekirse özellikle Anadolu Yakası’ndaki Ömerli barajımızın dibinde Emirli 2 tesisimiz çok önemli bir tesis devreye girdi. Yine Taşoluk, Arnavutköy mevki ki gelişen bir bölge. O bölgenin de ciddi manada bir su stresi vardı. Oraya da yeni yaptığımız 50 binin üzerinde 50 bin metreküp kapasiteli yeni bir içme suyu arıtma tesisini devreye aldık yüz bine çıkardık kapasitesini. Şile bölgesinde bilhassa haberlerde zaman zaman konu oluyordu. Burada yaz dönemi özellikle su sıkıntısı vardı. Oraya da çok güzel ultra filtrasyon bir tesisi membranlı bir tesisi devreye aldık. Bu yeni yatırımlarla beraber neredeyse dediğim gibi arıtma kapasitemizi 700 bin metreküplere çıkaracağız yeni dönemde arttırmış olacağız.
“HALKIMIZI SUSUZ BIRAKMIYORUZ”
Onun haricinde tabii yeni ishale hatları yapıyoruz. İstanbul’un özellikle Avrupa yakasındaki su ihtiyacını güvenceye almak üzere Terkos Barajı çok önemli bir su kaynağımız. Oradan İkitelli arıtma tesislerimize gelen 33 kilometre üzerinde devasa bir içme suyu ishale hattını bu dönemde tamamladık ve açılışını yaptık. Yine Melen’den gelen su ki Kağıthane’ye geliyor. Buradan yine Avrupa Yakası’nın içlerine götürecek. Bizim Kağıthane – Sefaköy tünelleri çok büyük tüneller neredeyse metro tünelleri kadar devasa tüneller inşa ediyoruz. Onlar da oldukça ilerledi betonlama işlerimiz çok yakın zamanda bitecek ve en kısa zamanda boru kaynatma yapmış olacağız. Dolayısıyla hem ishalatları hem şebeke tabii şebekeyi sürekli olarak yeniliyoruz. Beş yılda 200 kilometre yeni içme suyu ishale hattını devreye almışız. 638 kilometre yeni içme suyu şebeke hattı yapmışız. 16 kilometre içme suyu tüneli inşa etmişiz, sekiz adet su deposu, üç adet yeni terfi merkezini devreye almışız. Arıtma kapasitemiz de 583 bin metreküp arttırmışız. Bunlar bizim yaptığımız tabii önemli yatırımlar. Önümüzdeki dönemde yine Anadolu Yakası’nda Şile, Kartal, Maltepe, Ümraniye’de hem terfi merkezi, hem de yeni içme suyu depolarının temelini de atacağız. Yani İSKİ. bu dönemde gerçekten içme suyu yatırımları noktasında çok önemli işlere imza attı. Aldığımız tedbirlerle bu stresli döneme rağmen halkımızı susuz bırakmadık.
“105 MİLYON METREKÜP SUYUN FİZİKİ KAÇAĞINI KURTARMIŞ OLDUK”
Sadece yatırım yapmıyoruz. Suyumuza sahip çıkıyoruz. Sizin aracınızla şu müjdeyi de vermek istiyorum. Geldiğimizde kayıp kaçak oranı, biz suyu üretiyoruz, şebekeye veriyoruz ama maalesef bazı hatlar çok eskiydi. Bazı su depolarının durumu kötüydü. Birçok yerden su sızıntıları vardı. Yüzde 22,5’lara yaklaşan bir su kayıp kaçak oranı vardı ve biz bunu dört yılda, beş yılda yaptığımız çalışmalarla ki bunun için özel birimler kurduk, özel yatırımlar yapıyoruz, özel projeler uyguluyoruz. Bunu da bu sene itibariyle yüzde 19’un altına düşürdük. Belki bu rakam bile yüksek gelebilir ama hani her bir yüzde birlik düşüş çok ciddi bir İstanbul’un suyunu koruma noktasında bize hizmet ediyor. 105 milyon metreküp suyu fiziki kaçağı kurtarmış olduk. İSKİ olarak hem içme suyu yatırımlarıyla sürekli olarak kapasitemizi arttırıyoruz şebekemizi yeniliyoruz. Vatandaşı bu noktada kaliteli ve sağlıklı içme suyu ve kesintisiz içme suyuna ulaştırdığımızı düşünüyorum. Suyumuzu koruyoruz. Bu yeni dönemde de içme suyu yatırımlarımız artarak devam edecek.
“MELEN BARAJI, İSTANBUL’A YAĞMUR YAĞMASA BİLE BİR YILLIK SU SAĞLAYACAK KAPASİTEYE SAHİP”
Biz bu yatırımları yapıyoruz ama bizim asıl sorunumuz depolama sorunu ve İstanbul’da bizim mevcut barajlarımızın kapasitesi yıllık 860 milyon metreküp civarında. Yeni depolama alanlarına yeni barajlara ihtiyaç var. Bu noktada en önemlisi Melen Barajı. Melen Barajı, DSİ tarafından yapımı tamamlandı diyemiyorum. Çünkü maalesef tamamlanamadı. Bir takım sıkıntılar var. Biz tabii su ve kanalizasyon master planımızı yaptık. Geçen sene bunun lansmanını da yaptık ve dolayısıyla İSKİ’nin 2023-2053 yılları arasında 30 yıllık dönemde içme suyu kaynakları bunun planlanması ve yapması gereken yatırımlar belli. Bu noktada Melen Barajı 2053 yılında bile İstanbul’un su kaynağının yarısını karşılayacak bir baraj. Dolayısıyla stanbul’un sigortası diyoruz. ve toplam olarak İstanbul’a bir yıl yağmur yağmasa bile tek başına İstanbul’un bir yıllık suyunu karşılama kapasitesine sahip bir baraj. Bir milyar metreküpün üzerinde su tutma kapasitesi var. Biz de zaten bir milyar 100 milyon gibi su veriyoruz. Melen Barajı bu kadar kritik. Melen Barajı olmadığı için bize teslim edilmediği için DSİ tarafından sıkıntı yaşıyoruz.
“MELEN BARAJI BİTMEYECEKMİŞ GİBİ İSKİ OLARAK ÇALIŞMALARIMIZI YAPIYORUZ”
Bir kere ben sadece regülatörlerden sağlıyorum. Melen Çayı’ndan aldığımız suyu alıyorum ondan sonra bunu terfi ettiriyorum. Çok ciddi bir elektrik parasına katlanıyorum ve bu suyu getiriyorum. Yeni etabının temelini attığımız Cumhuriyet arıtmada arıtıyorum veya bir kısmını Ömerli Barajımıza veriyoruz. Eğer baraj bitmiş olsa ben buradan istediğim zaman ve istediğim şekilde ve istediğim kalitede su alma imkanım var. Şimdi sadece dereden ne kadar su yakalayabilirsem ki o da mevsimsel olarak zaman zaman Melen çayının da kurma potansiyeli var. İstikrarlı su alamayabiliyorum. Bir de ayrıca dereden su almakla barajdan dinlenmiş ve dolayısıyla daha durulmuş suyu almak çok farklı. Bütün bunlar benim tabii ki arıtma maliyetlerimi, enerji maliyetlerimi oldukça arttırıyor. Ben inanıyorum ki bu barajla ilgili sorunu bir an önce çözüp bu önemli yatırımı tamamlayıp İSKİ’ye teslim edeceklerdir. Bu noktada bizim DSİ’yle zaman zaman görüşmelerimiz olur. Ama geldiğimiz son nokta itibariyle tekrar barajın bu çatlakların ve nasıl giderileceğine ilişkin bir proje ihalesine çıkmışlar. Dolayısıyla o projelendirilecek, tekrar bir ihaleyle bir onarım ihalesine çıkılacak. Süreç çok uzuyor böylece de İstanbul’un su güvenliği de tehlikeye giriyor. Bu handikapları ortadan kaldırmak için biz İSKİ olarak çalışmalar yapıyoruz. Geçen sene yine Melen Çayı’na üçüncü terfi istasyonu kurduk. 75 milyon metreküp suyu, ilave suyu İstanbul’a verebilecek bir tesisi devreye soktuk ve geçen sene bu sıkıntılı dönemde de buradan yanılmıyorsam 25 – 30 milyon metreküp su aldık ve İstanbul’u susuz bırakmadık. Biz Melen Barajı sanki bitmeyecekmiş gibi İSKİ olarak çalışmalarımızı yapıyoruz.
“SUNGURLU BARAJI, MELEN BARAJI KADAR ÖNEMLİ”
Yeni su kaynakları konusunda DSİ önerimiz var. Biz daha çok suyu dağıtan, arıtan ve dolayısıyla aboneleri ulaştıran işletmeci bir kuruluşuz. Esasen hani baraj yapmak tabii ki İSKİ de yapabilir ama baraj yapmak dolayısıyla su kaynaklarını şehirlere getirmek, suyu getirmek, esasen Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün görevi. Nitekim yine Melen Barajı gecikince Sungurlu Barajı yine çok önemli bir baraj. Bizim özellikle Ağva’ya akan derelerimiz var. Dolayısıyla bu bölgeye yapılacak bir barajın yine Melen Barajı’nın handikapını gidermesi noktasında çok önemli bir katkı sağlayacağımızı düşündüğümüz için DSİ’yle iş birliği yaptık. Bir protokol hazırladık. Bu protokol genel kurulumuzdan İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisimizden gençti, ben ve Sayın Başkanım imzaladı. DSİ’ye gönderdik ama aylar var halen daha maalesef protokol imzalanıp bize geri dönüş olmadı. Bunun da bir an önce imzalanıp yatırım programına alınıp Sungurlu Barajı’nın da yine Melen Barajı’nın yanında yapılması gerektiğini düşünüyoruz.
“RANDEVU TALEP ETTİK DSİ GENEL MÜDÜRÜMÜZDEN”
Şöyle bir sorun var İstanbul’da. Nüfusun çok önemli bir kısmı Avrupa yakasında ama su kaynakları daha çok Anadolu Yakası’nda. Dolayısıyla biz işte buradan da görüyorsunuz her gün boğaz hattından yüz binlerce metreküp suyu Asya’dan Avrupa’ya transfer ediyoruz. Fakat kuraklık özellikle Avrupa yakasında çok yakıcı. Bu bölgede de istikrarlı su kaynaklarına ihtiyacımız var. Bu noktada özellikle Rezve Deresi, Mutlu Dere’si Bulgaristan sınırındaki boşa akan bir su. Dolayısıyla bu suyun mesela İstanbul’a getirilmesi, işte Karacaköy bölgesine, Çatalca, Karadeniz kıyısında bir baraj yapılıp orada depolanması, oradan da yine Terkos’u ve bu bölgeyi destekleyici bir baraj dolayısıyla tünel projemiz var çok önemli bir proje. Bunun fizibilitelerini hep yaptık, bitirdik. Dolayısıyla bu konuda da DSİ’den çalışma bekliyoruz, yatırım bekliyoruz. Ortak iş birliği yapabiliriz. Barajı DSİ yapabilir tüneli biz yapabiliriz. Yani İSKİ olarak biz sorumluluğumuzun bilincindeyiz. 90’ıncı yılını kutlayan bir kadim kuruluşu olarak İSKİ, İstanbul’u susuz bırakmamak adına her türlü planlamayı, her türlü yatırımı, her türlü projeyi üretiyor. Ama takdir edersiniz ki bütün bunları tek başımıza yapmamız mümkün değil. Bunu merkezi idarenin çok önemli kıymetli kuruluşlarıyla iş birliği yapmamız gerekir. Onların desteğini almamız gerekir. Biz bu yeni dönemde ortak çalışmaya hazırız. Randevu talep ettik DSİ Genel Müdürümüzden uzun süredir bekliyorum. İnşallah en kısa zamanda kendisini de ziyaret edip İSKİ’yle ortak çalışma için elimizden gelen gayreti göstermiş olacağız.”
“İSKİ’nin borçları ne durumda ve yapılması planlanan Kanal İstanbul, İstanbul’un su kaynaklarını nasıl etkiliyor” sorusuna ise Başa, şu yanıtı verdi:
“İSKİ’NİN BORCUNUN AZALDIĞINI GÖRÜYORUZ”
“İSKİ kendi öz kaynaklarıyla ayakta duran bir teşkilat. Yani biz merkezi idareden İller Bankası’ndan bir miktar pay alıyoruz ama hani bununla biz personel giderlerimizi bile karşılamamız mümkün değil. Dolayısıyla İSKİ’nin en önemli geliri su ve atık su parası. Abonelerimizden aldığımız bir tarife üzerinden hesaplanan su ve atıksu geliri. Bu konuda geçen dönem çok iyi tarifeler yaptık ama maalesef meclisimizden destek alamadık. Yani İSKİ çok mütevazı tarifelerle bu yatırımları yapmayı başardı. Esasen biz hem işletmeciyiz hem de yatırımcı bir kuruluş olarak mutlak suretle İstanbul’un geleceğiningaranti altına alacak yatırımları yapmamız lazım. Dolayısıyla bu noktada ciddi bir kaynağa da ihtiyacımız var. Şu ana kadar işte başkanımızın ortaya koyduğu bereketli bütçe uygulaması hakikaten tüm yatırımlarımızı, giderlerimizi hep öz kaynaklarımızla karşıladık. Hiçbir lira dış kredi almadan bu dönemi geçirdik. Neredeyse şu anda bitirdiğimiz ve devam eden yatırımlarla beraber 80-90 milyar liralık bir yatırım hacmine İSKİ ulaşmış oldu. ve her yıl bütçesinin en az yüzde 40’nı hatta yüzde 40’nın üzerini yatırımlarımıza yani sermaye giderlerimizi harcadığımızı düşünüyorum. İSKİ’nin borçları arttı deniliyor. Bu doğru değil. Arkadaşlarıma hesaplattırdım 2019 yılı itibariyle İSKİ’nin o zamanki dolar kuruyla 264 milyon 422 bin lira borcu varmış. İşte o dönem ki müteahhit borçları vesaire ama 264 hadi 65 milyon diyelim dolarlık bir borcu varmış İSKİ’nin. Biz bu dönem bu kadar dediğim gibi mecliste de çoğunluk olmayınca arzu ettiğimiz tarifeleri alamamamıza rağmen İSKİ’nin borcu artmamış. Tam tersine dolar cinsinden azalttığımızı düşünüyorum. Şu an itibariyle 2023 yılı sonu itibarıyla 239 milyon 285 bin dolar. 264’ten 230’lara inmiş. Tam tersine İSKİ’nin borcunu dolar cinsinden azaldığını görüyoruz. Hiç dış kredi kullanmadık. Tamamen öz kaynaklardan, İSKİ olarak karşılıyoruz.
“BAZI DÖNEMLER GELİRİMİZİN NEREDEYSE YARISI ENERJİ FİYATLARINA GİDİYOR”
Bir de zaman zaman İSKİ elektrik parasını ödemiyor asla öyle bir şey yok. Tabii ki enerji maliyetleri çok arttı. Biz göreve geldiğimizde 2019’da toplam bütçemizin sadece yüzde onu elektrik ve doğal gaz giderlerine ayrılıyordu. Ki inanılmaz biliyorsunuz elektrikte dalgalanmalar oldu ki İSKİ olarak çok ciddi elektrik kullanıyoruz. Çok devasa tesisler işletiyoruz. ve İSKİ’nin elektrik faturası bütçeye yükü yüzde 10’lardan yüzde 30’lara çıktı. Bazı dönemler gelirlerimizin neredeyse yarısı enerji fiyatlarımıza gitmesine rağmen İSKİ hiçbir dönemde ne personel faturası, ne elektrik faturası, ne doğal gaz faturası, ne de işte işletme giderleri ödememe gibi bir durum olmadı. Bizim bu tabii ki borçlarımız var ama bunların hepsi yatırımlardan dolayı olan borçlar. Biz İSKİ’yi borçlandırmıyoruz.
“İSKİ YATIRIM YAPIYOR”
İSKİ yatırım yapıyor müteahhitlerine olan borçlarını hak edişlerini düzenli olarak ödüyor. Dolayısıyla bütün cari giderler, elektriktir, işte doğal gazdır ve diğer işte kimyasal giderleri çünkü çok ciddi rakamlarda işletme giderlerimiz var. Bunları da günü gününe ödüyor. Hiç bizim daha çok talebimiz daha fazla yatırım yapmak üzerine yoksa İSKİ işletme noktasında hiçbir sorunu yok. Sorunu olan bir teşkilat değil ama yatırım yapmamız lazım. Bahsettiğimiz yatırımlar tüneller, çok ciddi dere ıslahları yapıyoruz, atık su arıtma tesisleri yapıyoruz. Atık suda da çok ciddi yatırımlarımız oldu. Yani bunların yapılabilmesi için İSKİ’nin gelire ihtiyacı var. Dolayısıyla bunu da biz öz gelirlerimizden tasarruf yaparak ve bereketli bir bütçe olarak karşılamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla İSKİ’nin borçlarının arttığı söz konusu değil. Böyle bir şey olsa zaten her gün biz yüklenicilerle bir şekilde sıkıntı yaşarız. Öyle bir durum söz konusu değil düzenli olarak bunları ödüyoruz. Dışarıda yapılan o tür spekülasyonlara vatandaşlarımız itibar etmesinler. İSKİ kurumsal yapısı çok güçlü bir kuruluş.
“İSKİ’NİN GELİŞTİĞİNİ GÖRÜYORUZ”
Tuzla arıtma gibi Türkiye’nin en büyük arıtma tesisi devreye girdi. İşte Baltalimanı’nda görüyorsunuz devasa bir atık su arıtma tesisini günde 600 bin metreküpün kapasiteli bir tesisi devreye aldık. Enerjisini de hatta oradan sağlayacağız. O yumurta kesitleri görüyorsunuz. Onlar hep bizim enerji ünitelerimiz. Birçok noktada çalışmalarımız devam ediyor. Yani geri dönüşüm suyu çok önemli. Biz atık sudan da artık bunun arıtıp tekrar yeşil olan ve sanayide kullanması için yatırımlar yapıyoruz. Geri dönüşüm suyu kapasitemizi üç katına çıkardık. Yeşil enerji kullanıyoruz elektrik çok önemli bir maliyet bizim için. Bu maliyetleri azaltmak için ciddi manada GES, güneş enerji sistemi yatırımları yapıyoruz. Biz geldiğimizde göreve sadece 1,3 megavat İSKİ elektrik üretiyordu. Bu aylar itibariyle yaptığımız yeni yatırımlarla 10 megavata çıktık. 1,3’ten 10 megavata, yedi sekiz kat yeşil enerjimizi, alternatif enerji kaynaklarımızı arttırmışız. Yani nereye bakarsanız, hangi göstergeye bakarsanız İSKİ’nin geliştiğini görüyoruz.
“KANAL İSTANBUL PROJESİ BİR BARAJI ORTADAN KALDIRIYOR”
Kanal İstanbul’un güzergahına baktığımızda İSKİ’nin maalesef işte çok önemli bir barajı olan Sazlıdere Barajı’nı maalesef ortadan kaldırıyor. Sazlıdere Barajı özellikle geçen yılki kuraklık döneminde ne kadar kritik bir baraj olduğunu ortaya koydu. Bu barajımız olmasaydı mesela geçen sene biz İstanbul’un Avrupa yakasına yeterli su veremeyebilirdik. Dolayısıyla ve burası aynı zamanda bizim bir su toplama havzamız. İstanbul’un zaten Avrupa yakasında su kaynakları kısıntılı. Bir de böyle bir kanalla getirip işte bu havzayı paramparça edersek ve dolayısıyla bir barajı ortadan kaldırırsak İstanbul’un suyunu geleceğini su güvenliğini tehlikeye atmış oluruz diye düşünüyorum. Yine Terkos’un tabii çok yakınından geçiyor. Terkos’a da etkileri bilim insanları tarafından tartışılıyor. Dolayısıyla oranın ekosisteminin bozulacağı, Terkos’un tuzlanacağı ve dolayısıyla bir tatlı su kaynağı olmaktan çıkabileceğine dair endişeler var. Bunu ben değil, bilim insanları söylüyor. ve çok ciddi bir de maliyeti var İSKİ’ye. Eğer sadece oradan o kanalın geçmesi bizim milyarlarca lira İSKİ’nin yatırım yapmasını gerektiriyor. Benim işte isale hatlarımın değişmesi gerekiyor. O zaman Kanal İstanbul gündemdeyken bir hesap yapmıştı arkadaşlarımız. Neredeyse 30 milyar lira yaklaşık bir İSKİ’nin sadece deplese hattı değiştirme ekstra bir yükü olacak. Bunu bizim karşılamamız mümkün değil. Dolayısıyla bir de dediğim gibi yani alternatif su kaynakları koymak lazım.
“AVRUPA BÖLGESİNDEKİ BARAJLARIMIZDAN VAZGEÇEMEYİZ”
Biz Avrupa bölgesindeki hiçbir barajımızdan vazgeçemeyiz. Kesinlikle vazgeçemeyiz ki geçen sene biz bırakın barajları, göletlerden bile su aldık. Dolayısıyla tarihi göletlerimiz bile çok kıymetli. Her bir su damlasına İstanbul’a ihtiyaç var ve dolayısıyla baraj havzalarımızın korunmasına ihtiyaç var. İstanbul’un eğer suyundan ve geleceğinden bahsediyorsak mutlak suretle kuzey ormanlarının, baraj havzalarımızın korunmasına ihtiyaç var. Bu konuda da çok ciddi mücadele veriyoruz. Baraj havzaları, kırmızı çizgimizdir dedik. Buraların koruma planlarını işte hızla devreye aldık. Bu dönemde alıyoruz ve kaçak yapılaşmaya da kesinlikle müsaade etmiyoruz. Bakın 809 tane yapı yıkmışız. Hiç kimsenin gözünün yaşına bakmıyoruz. Tabii bu noktada siyasi iradenin arkamızda olması çok önemli. Sayın başkanımız bu konularda çok hassas. Biz İstanbul’un su kaynaklarının korunması noktasında çok titiziz. İşte kanal da bunlardan bir tanesi bizim için bir tehdit olarak görüyoruz. Yapılacağını bundan sonra çok tahmin etmiyorum o noktada dediğim gibi İSKİ o deplaseleri yapmasa o çalışmanın olması mümkün değil. Bizim de böyle bir durumda o çalışmaları yapma gibi bir durumumuz söz konusu değil.
“SUYUMUZU DİKKATLİ KULLANMAK ZORUNDAYIZ”
İstanbullulara mesajımız şu olur. Yani bu baraj doluluk oranları tabii bizim için sevindirici. Şu an iyi bir doluluk oranıyla yaza gireceğiz. Bu yaz bir su sıkıntısı olmayacak. Onu kesinlikle söyleyeyim ama vatandaşlarımızdan beklentimiz şu. Baraj doluluk oranları ne olursa olsun. Bir insanlık görevi olarak bir vatandaşlık görevi olarak bir İstanbullu olarak suyumuzu yani yüzde yüz de olsa bagajlarımız taşsa bile bunu dikkatli kullanmak mecburiyetindeyiz.”
]]>İstanbul’un farklı ilçelerinden yakma resim sanatçıları, Tuzla Belediyesi ev sahipliğinde bir araya geldi. Ahşap, deri, süs kabağının üzerine yapılan toplam 70 yakma eserin yer aldığı sergiye ilgi oldukça yoğundu. Rumeli Kültür Merkezi’nde düzenlenen açılış törenine, Tuzla Kaymakamı Ümit Hüseyin Güney, Tuzla Belediye Başkanı Av. Eren Ali Bingöl, sanatseverler ve çok sayıda vatandaş katıldı.
“Keyif aldığımız, gurur duyduğumuz işler çıkmış”
Tuzla Belediye Başkanı Av. Eren Ali Bingöl, “Tuzla’nın kültür ve sanatla buluştuğu alan sayısını artırmamız lazım. Bugün Rumeli Kültür Merkezi’ndeyiz; yakma sanatı üzerine mükemmel eserler inceliyoruz. Hakikaten keyif aldığımız, gurur duyduğumuz işler çıkmış. Kültür sanatı Tuzla’da daha güçlü hale getirmeliyiz, getireceğiz de. Yazın, kapalı alanlardan açık alana taşıyacağız, sahildeki alanı güçlendireceğiz. Sanatçılarımızın eserlerini ve kültür sanatı, Tuzlalılarla buluşturmanın önemini biliyoruz. Tuzla, kültür sanat kenti olarak anılacak, bunu sağlayacağız” dedi.
“Tuzla’dan başlayarak İstanbul’un değişik semtlerinde sergiler düzenledim”
Emekli olduktan sonra yakma resim sanatına odaklandığını belirten serginin küratörü Yusuf Ziya Güreken, “Karma Sergi yapmaya karar verdikten sonra sosyal medya sayfalarından bu sanatı yapan sanatçıları buldum, bir araya topladım. Tuzla’dan başlayarak İstanbul’un değişik semtlerinde sergiler düzenledim. Bu 8’inci sergimiz; çok rağbet görüyor ve ziyaret edenler çok memnun kalıyor. Sergimizin ilkini Tuzla’da yapmıştım, şimdi sonuncusunu da burada yapıyorum. Tuzla’da başladım, Tuzla’da bitirdim. İnşallah başkaları devralır ve ben onlara destek olurum” ifadelerini kullandı.
“Bir şeyler yapmak, üretmek çok güzel bir duygu”
Yakma resim sanatını çok sevdiğini söyleyen ve sergiye bir eserini getiren ev hanımı Yeliz Erdem ise, “Yusuf Bey’in daveti sonucunda sergiye katıldım. Yakma resim sanatını İSMEK’te öğrendim ve evde çalışarak kendimi geliştirdim. Elimin yatkın olduğunu fark ettikten sonra büyük bir zevk aldım, çok mutlu oldum. Bir şeyler yapmak, üretmek çok güzel bir duygu. Buraya bir resimle katıldım ama devamı gelecek. Ahşap yakma çok bilinen bir sanat olmadığı için bu tür sergilerin açılması çok büyük önem arz ediyor. Özellikle ev hanımlarının bu tür sanat dallarıyla ilgilenmesi ayrı bir mutluluk veriyor” şeklinde konuştu.
“Kısa sürede baya bir yol kat ettiğimi söylediler”
Makine Yüksek Mühendisi Meltem Göktaş’ın eserleri de sergide öne çıkan eserler arasındaydı. Sergi ile ilgili düşüncülerini paylaşan Göktaş, “Ahşap Yakma sanatıyla yaklaşık 2,5 yıldır uğraşıyorum, kısa sürede baya bir yol kat ettiğimi söylediler. İşin içinde sabır söz konusu ama ben sevgiyle daha fazla ilerletebileceğime inandım ve başardığımı düşünüyorum. Yakma sanatı bilindik bir sanat olmadığı için bu tarz sergilerin düzenlenmesi, ziyaretçilerin sergiyi daha yakından tanımasına ve bu sanata yönelmesini sağlıyor” dedi. – İSTANBUL
]]>3 AYDIR SOKAK SOKAK GEZEREK KIZINI ARIYOR
Yusufpaşa Mahallesi’nde babası Erdem Badan ve 70 yaşındaki babaannesi Aysel Badan ile yaşayan lise 3’ncü sınıf öğrencisi Damlasu Badan, sabah saatlerinde evlerine gelen 17 yaşındaki Altan T. ile tartıştı. Altan T., torununu korumaya çalışan 70 yaşındaki kadını darbederek Damlasu’yu kaçırdı. Güvenlik güçlerine durumu bildiren ve evladından 3 aydın haber alamayan Erdem Badan, bir yandan yetkililerden gelecek telefonu beklerken bir yandan da elinde kızının fotoğrafı, sokak sokak gezerek onu arıyor.
Kaçırılan Damlasu BadanKIZININ HAYATINDAN ENDİŞE EDİYOR
Eşi Semra Badan ile 2012 yılında boşanıp kızının velayetini alan Erdem Badan, aylardır haber alamadığı tek çocuğu Damlasu’nun hayatından endişe ettiğini söyledi. Altan T.’nin annesi Aysel Badan’ı darbedip, kızını kaçırdığını belirten Erdem Badan, “Daha çocuk olan bu kişi evimizin bahçesine atlayarak girip çocuğumu kaçırmış. Olayı polis ve jandarmaya bildirdik. Ancak bugüne kadar bulunamadı, gitmediğim, çalmadığım kapı kalmadı ama yavrumu bulamıyorum. Çocuğumu kaçıran şahsın annesi ve babası yerlerini biliyor fakat söylemiyor. Allah kimseye evlat acısı vermesin. Çocuğumu benden ayırmak istiyorlar ama buna asla izin vermeyeceğim” diye konuştu.

“BENİ ÇOCUĞUMDAN AYIRDILAR”
Damlasu’ya seslenerek evine dönmesini isteyen Erdem Badan, “Emniyet, 3 aydır kızımı aradıklarını ama bulamadıklarını söylüyor. Sanki yer yarılıp içine girdiler. Aldığım bir duyuma göre en son Tuzla sahilinde, İzmit bölgelerinde olduğunu söylediler. Bu çocuk buradan oraya nasıl gitti, kim götürdü bilmiyorum. Bir dedektif gibi çalışıyorum ama gücüm yok. Elimde kızımın fotoğrafı sokak sokak geziyorum. Karşıma çıkanlara kımızın fotoğrafını gösterip gördüklerinde polise bilgi vermelerini istiyorum. Bir baba olarak feryat ediyorum. Benim sadece bir çocuğum var o da Damlasu. Beni çocuğumdan ayırdılar, gecem gündüzüm bir oldu, hiçbir yere gidemiyorum, çocuğum aklımdan çıkmıyor. Kanımın son damlasına kadar kızımı arayacağım.” ifadelerini kullandı.

3 AYDIR HABER ALAMADIĞI KIZI İÇİN YARDIM BEKLİYOR
Acılı baba, “Sayın büyüklerim sizlerin de çocukları var, lütfen bana yardımcı olun, bu çocuk da sizin çocuğunuz, kendi çocuğunuzun yerine koyun ve bulunmasına yardımcı olun. 2012 yılında eşimden ayrıldım, çocuğumun velayeti bende, başka biriyle evlenirsem çocuğuma bakmaz diye evlenmedim. Çocuğumu ninesi büyüttü ve bu yaşa getirdi. Ben kötü bir baba değilim, çocuğum okusun diye özel liseye verdim, Allah rızası için çocuğumu bulun.” sözleriyle yardım istedi.

“BABANNEMİ DÖVME SENİNLE GELECEĞİM DEDİ”
Torunu Damlasu’ya çağrıda bulunan babaannesi Aysel Badan da “O çocuk beni darbetti, yere atarak yumruk ve tekme ile vurdu. Damlasu o çocuktan çok korkuyordu ve sesi titreyerek, ‘babaannemi dövme ben seninle geleceğim’ dedi. Beni dövdükten sonra çocuğumu alıp götürdü. Damlasu kızım gel yanımıza, biz senin yokluğuna dayanamıyoruz, gece gündüz hep ağlıyoruz, gel sana kurban olurum” ifadelerini kullandı.





SİNOP –
Eğitim-Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatı taslağını eleştirerek, “Hiçbir yerde tartışılmadan eğitimin bir paydaşları ve bileşenlerinin görüşleri alınmadan sadece Bakanlığın arka bahçelerinde birileri tarafından hazırlanıp kamuoyuna birden duyuruldu. Gümrükten mal kaçırır gibi bir hafta içinde oldubittiye getirerek bunu yasallaştırmak istiyorlar. Biz de buna karşıyız. Böyle bir kanunda insan yetiştirilmez” dedi.Eğitim-Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan yeni müfredat taslağını değerlendirdi. Uzun, yeni müfredatla, sormayan, sorgulamayan evcil bir nesil her şeye itaat eden, baş kaldırmayan bir nesil yetiştirmek istendiğini söyledi.
“SORMAYAN, SORGULAMAYAN, EVCİL BİR NESİL, HER ŞEYE İTAAT EDEN, BAŞ KALDIRMAYAN BİR NESİL YETİŞTİRMEK İSTENİYOR”
Musa Uzun, şöyle konuştu:
“Hiçbir yerde tartışılmadan eğitimin bir paydaşları ve bileşenlerinin görüşleri alınmadan sadece Bakanlığın arka bahçelerinde birileri tarafından hazırlanıp kamuoyuna birden duyuruldu. Gümrükten mal kaçırır gibi bir hafta içinde oldubittiye getirerek bunu yasallaştırmak istiyorlar. Biz de buna karşıyız. Böyle bir kanunda insan yetiştirilmez. Biliyorsunuz, 2’inci yüzyıla girdik. Tabii ki devletlerin amacı milli eğitimler amacıyla nesillerini yetiştirmektir. Bunu yetiştirirken 1’inci yüzyılın amacı Atatürk’ün çizdiği modelde fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmekti. Şimdiki müfredatta ise bunun tam tersi uygulanıyor. Sormayan, sorgulamayan evcil bir nesil her şeye itaat eden, baş kaldırmayan bir nesil yetiştirmek isteniyor. Biz bunun doğru olmadığını 21’inci yüzyıl biterken bu yüzyılda insanların soran, sorgulayan, kendini geliştiren, pasif kalmayan, hürriyetleri sonuna kadar kullanabilen nesiller yetiştirmek devletlerin görevi olmalı.
“ANADOLU COĞRAFYASINDAKİ FARKLILIKLAR, DİLLER HEPSİ YOK SAYILARAK HERKESİ TEK TİPLEŞTİRİYORLAR”
Buradaki müfredatta 12 Eylül anayasasından da kaynaklı müfredatlarımızda daha öncekilerde tek tip, tek vatan, tek millet tek bayrak gibi insan yetiştirme modeli bu. Bizim ülkemiz birden fazla dilin konuşulduğu, bir sürü kültürün yaşadığı etnik kökenlerin olduğu bir ülke. Anadolu coğrafyasındaki tüm bu farklılıklar, diller hepsi yok sayılarak herkesi tek tipleştiriyorlar. Nedir bu tek tipleştirme? Türk – İslam sentezi. Daha öncekiler de biraz daha Türkçülük ön plandaydı. Bunda da İslam sentezini daha içine katılıyor. Türkiye’de biliyorsunuz, bir sürü İslami değerleri savunduğunu söyleyen tarikatlar, cemaatler var. Bunlardan hangisinin görüşü bu? Devletimiz bu müfredatta bunu tek tipleştirmiş. İslam modelini kendine göre belirlemiş ve belli bir kalıba sokarak insanları yetiştirmeye çalışıyorlar. Burada özgürlükler, hürriyetler çıkarılmış. Birkaç yerde özgürlüklerden bahsedilmiş ama özgürlüğü de şöyle tanımlamış; devlet çıkarlarını gözeten yerden özgürlükler. Yani devletin çıkarına ters düşen bir çıkar olduğu zaman sesinizi çıkartmayın, itaat edin. Devletin Ali menfaatleri diye düşündükleri bu menfaatleri ön plana çıkartın. Onlara sesinizi çıkartmayın. Yani sormayın, sorgulamayın. Devlet ne derse sizi yönetenler size ne verirse ona yetinin nesli yetiştirmek aslında bunun amacı. Biz bilimin, çağdaşlığın, laikliğin esas alındığı bir eğitim sistemi istiyoruz. Görüyorsunuz, ülkemizin durumunu. Bir tane yetişmiş dünya çapında bir doktorumuz yok, mühendisimiz yok, fizikçimiz yok. Aslında var. Fakat ülkede belli bir zamana kadar bizim okullarımızda okumuş ama daha sonra yurt dışına gitmiş yetişmiş insanlarımız var. Aşıyı bulan Almanya’da bir Türk. Amerika’da Aziz Sancar, gibi bir bilim adamımız var ama bunlar sadece bizim övünme kaynağımız. Türk olmalarıyla övünüyoruz. Başka bir şey yok. Bunların bilime, insanlığa kattıkları katma değerin bizim ülkemize faydası yok.”
]]>Gazi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde son sınıf öğrencisi olarak eğitim gören 18 yaşındaki Sudem Lara Berivan Demir, 15 yaşında yazmaya başladığı ‘Karanlıktaki Işık’ adındaki ilk kitabını yayınladı. Aynı zamanda bir öğrenci olan genç yazarın hem ailesini hem de öğretmenlerini gururlandıran kitabı Eskişehir 3. Kitap Fuarı’nda yoğun ilgi gördü. Küçüklüğünden beri kitap yazma hayali olan ve ilkokul öğretmeninin yazdırdığı küçük hikayelerle bu işe başlayan Demir, bir cesaretle yazıp yayınladığı kitabı için işlerin iyi gitmesinin ardından başlamış olduğu 2’nci kitabını ise yaz aylarının sonlarına doğru çıkartmayı planladığını açıkladı. Anne Naile Gökcan Demir de, çocukları bir şey yaptıklarını söyledikleri zaman ailelerin mutlaka onları dinleyerek arkalarından durması gerektiğine dikkat çekerken, Gazi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Sırrı Kabadayı, okuyucularla buluşan genç yazarın diğer öğrenciler açısından örnek teşkil etmesini dilediğini dile getirdi.
“Hayalim her zaman kitap yazmaktı”
Sudem Lara Berivan Demir, kitap yazmanın ilkokuldan beri hayali olduğunu söyledi. Bu işe ilk adımını bir öğretmenin yazdırdığı küçük hikayelerle attığını ifade eden Demir, “15 yaşımda kitabımı yazmaya başladım. Hayalim her zaman kitap yazmaktı. İlkokul hocamızın yazdırdığı küçük hikayelerle yazmaya başladım. Bir cesaretle yazmaya başladığım ilk kitabımı 18 Kasım 2023 yılında çıkarttım. Şu anda ilgi gayet iyi. İlk kitabım olmasına rağmen gayet fazlasıyla ilgi gördüm. Kendi çabam ve ailemin çabasıyla beraber kitabım iyi satıyor. Çevremde çok fazla arkadaşım yok ama yine de çok fazla kötü söz aldım. Yazamayacağımı söylediler. Ailem ve çok yakın arkadaşlarım bana hep yardımcı oldular. Destek verdiler. Maddi ve manevi her konuda yanımdaydılar. Zaten onların yardımıyla bu kadar ilerleyebildim. İkinci kitabım da yolda. Yazın sonuna doğru çıkacak” dedi.
“Ufak ufak romanları vardı ama bu kadar büyük bir şey olabileceğini aklıma getirmemiştim”
Anne Naile Gökcan Demir, kızının ilk başlarda kendilerine kitap yazdığını söylediğinde çok inandırıcı bulmadıklarını belirtti. Ufak ufak romanlarının olduğunu ancak bu kadar büyük bir şey olabileceğini aklıma getirmediğini aktaran Demir, “Kitabı elime alıp okuduktan sonra kızımla öylesine gurur duydum ki anlatamam. Tarif edilemeyecek türden onur ve gurur yaşadım. İyi ki de kitabı çıkmış ve iyi ki de okuyucularla buluşmuş benim kızım. Sudem bambaşka bir çocuktu zaten. O bambaşkalığını bu kitapla gerçekten ifade etti. Daha güzel, daha büyük ve başarılı yerlere geleceğine inanıyorum. Belki de ilerideki Agatha Christie’dir. Çok güzel romanları var. İkinci kitabımız yolda. Devamını da getireceğine inanıyorum. Aileler çocukları bir şey yaptıklarını söyledikleri zaman hiçbir şekilde onları geri plana atmasın. Öncelikle çocuklarını dinlesinler ve yapacakları her şeyin arkasında dursunlar” şeklinde konuştu.
“Öğrencimizin yazdığı Karanlıktaki Işık kitabı gerçekten okunmaya değer”
Gazi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Sırrı Kabadayı ise, Sudem Lara Berivan Demir’in tüm Türkiye’deki öğrencilere örnek olmasını dileyerek şu sözleri kaydetti:
“Sudem’in henüz lise son sınıfta iken 2’nci kitabını yazmaya başladı ve 1’inci kitabını yayınlaması bizi çok mutlu etti. Tüm idareci ve öğretmenler olarak, Suden’i kutluyoruz. Öğrencimizin yazdığı Karanlıktaki Işık kitabı gerçekten okunmaya değer. Bizler de çok güzel geri bildirimler edindik. İnanıyorum ki kızımız ileride çok iyi bir yazar, mesleki ve teknik eğitimin de yüz akı olacak. Suden’i bu etkinlikte yalnız bırakmamak adına 6 öğretmenimiz ve 100 öğrencimizle onun standına ziyarette bulunduk. Ben Suden’in tüm Türkiye’deki öğrencilere örnek olmasını diliyorum. Sürekli okumalarını ve yazmalarını gönülden diliyorum.” – ESKİŞEHİR
]]>Av. Şen: “Adalet er geç yerini bulacak”
Ezgi Apartmanı davası 12 Temmuz’a ertelendi
KAHRAMANMARAŞ – Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremlerde yıkılan ve 35 kişinin yaşamını yitirdiği Ezgi Apartmanı davasının 3. duruşması görüldü. Duruşma sonrası açıklamada bulunan Av. Ersan Şen, “Adaletin er ya da geç yerini bulacak” dedi.
Kahramanmaraş Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya tutuklu sanık binanın fenni mesulü M.T ile tutuksuz sanık müteahhit Y.A. katıldı. Tutuklu sanık iç mimar E.D. ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile duruşmaya katıldı.
Duruşmada sanık ve müşteki avukatları ise hazır bulundu.
İnşaat yapı ruhsat veren tanık M.D. “Biz sadece binanın enini boyunu ölçüp yola göre kot bilgileri kontrol ederdik tamamlandıktan sonra yapım izni verilirdi. Binanın inşaat aşamasında kontrol edilmiyordu 2003 yılından sonra çıkan genelge ile inceleme başlatıldı” dedi.
Soru üzerine apartmanın çatı katında bulunan yerin sonradan yapıldığı ifade eden Tanık M.D, “O tarihteki yönetmeliğe göre ortak mekan olarak kullanan yerde hesaplamaya katılmıyordu ve çatıda yapılan yer ile ilgili yoğunluğa dahil olmadığı için göz yumuyorduk. Yönetmeliğe uygun ise izin veriyorduk” dedi.
İnşaata kullanım izin belgesini veren tanık F.Y ise “Kahramanmaraş Belediyesi’nde 1985 ve 2005 yıllarımda görev yaptım. İmar ve harita mühendisi olarak görev de yaptım. O yıllarda inşaatların yapımı sürecinde yerinde kontrol yapılmıyor ancak şikayet edilirse denetimler yapılıyordu Ezgi apartmanında aynı prosedür uygulandı” dedi.
Dönemin imar müdürü Tanık V.Ç. belediyede çalıştığı dönemde yaptığı çalışmaları anlattı. Bir inşaatta bağımsız bölümler ve duvar değiştirilebilir mi ? sorusu üzerine tanık V.Ç, “Değiştirilebilir bir mahsuru yok” dedi. Tanık beyanlarına karşı katılan vekillerin sırasıyla beyanları alındı.
Daha sonra mahkeme başkanı gelen bilgi ve evrakları okudu. Sanık fenni mesul M.T. ise verdiği beyanda üzerine atılı suçları kabul etmeyerek beratını talep etti. Binanın müteahhitti tutuksuz sanık Y.A. binaya kaçak kat yapmadığını ifade ederek üzerine atılı suçlamaları kabul etmedi. Daha sonra iç mimar tutuklu E.D. savunma yaparak suçlamaları kabul etmedi.
Av. Ersan Şen ise kırmızı bülten talebine tepki göstererek, “Adalet er ya da geç yerini bulacak” dedi.
Mahkeme, dosyadaki bilgi ve evrakları inceledikten sonra sanıkların beyanlarını dinledi ve kararını açıkladı.
Duruşma sonrası açıklama yapan Av. Ersan Şen, “Duruşmada uzun süren tanık dinlemeleri ve münakaşaların ardından mahkeme, dosyanın tekemmül ettiğine karar verdi. Dosyada bulunan iş raporları ve bilimsel mütalaalara itirazlar oldu. Mahkeme artık delil değerlendirmesine geçti. Mahkeme, dosyayı inceleyerek dosyanın bir üniversite veya teknik uzmanlar heyetine gönderilmesine karar verdi. Bu heyet, Ezgi Apartmanı’nın depremde yıkılmasının başka etkenlerle mümkün olup olmadığını inceleyecek ve rapor hazırlayacak. Mahkemenin dosyanın eksiksiz olduğunu belirterek rapor beklenecek” dedi.
Gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren duruşmada, tutuklama ve dosya ile ilgili savunmaların alındığını ve iki önemli karar verildiğini açıklayan Av. Şen, “Mahkemenin dosyayı bir üniversite veya heyete gönderme kararının ardından davanın gelecekteki seyri belirlenecek.
Dava sürecinin oldukça stresli ve uzun geçti. Adaletin yerini bulması ve maddi haklara ulaşılması için ellerinden gelen gayreti gösterdik. Ezgi Apartmanında hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet diliyorum. Mahkemenin adil bir karar vereceğine inanıyoruz. Davanın dördüncü duruşması için bekleyiş devam ediyor. Tarafların beyanları alınacak ve mahkeme süreci adalete ulaşmak için devam edecek. 12 Temmuz tarihinde yapılacak olan dördüncü duruşmanın sonuçlarını merakla bekliyoruz” dedi.
Mahkeme, raporun yeniden bilirkişiye gönderilmesini, sanıkların tutukluluk hallerinin devamını ve duruşmanın 12 Temmuz tarihine ertelenmesini açıkladı.
]]>Sanatın toplumların ilerlemesinde önemli rol oynadığını belirten Sengir, “Bireylerin gelişimine büyük katkı sunan sanat topluma yön veren önemli unsurdur” dedi.
Sengir, eserlerinin rüyalar alemine, gönül genişliğine ve özgürlüğün sembolü kuşların kanat çırpışlarına izdüşümleri olarak yansıdığını söyledi.
Eserlerinde zaman ve mekan kavramının yok denecek kadar az olduğunu anlatan Sengir, “Her bir çalışmamı sonsuz bir evren, zamansız bir mekan içerisinde kurgulayarak farklı doku denemeleriyle de izleyicilere çok geniş bir çeşni sunmak istiyorum” diye konuştu.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” sözünü hatırlatan Sengir, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Savaşlarda bile ülkelere girilip kaybediliyor. Savaşın kazananı ilk anda sanat eserlerini topluyor. Önceki dönemlerde yetenekli kişiler sanatlarını icra ediyordu. Teknolojinin gelişmesi ve toplumdaki bireylerin bilinçlenmesiyle birlikte sanat öğretilebilir özelliğiyle de daha erişilir bir kimlik kazandı.
Sanat ilk önce ailede sanatın ne olduğunu, nasıl ki çocuklarımıza güzel ahlakı öğretip her şeye güzel bakmalarını öğretiyorsak sanat konusunda da güzel bir yönlendirme yapmalıyız. Öğrenmenin yaşı yok, hiçbir birey sanata yönelmek ve öğrenmek için geç kalmamıştır. Toplumun geleceği açısından başta geleceğimizin teminatı çocuklarımız olmak üzere her bireyin mutlaka sanat dalına yönelmesi gerekiyor.”
SANKO Sanat Galerisi sanata ve sanatçıya destek veriyor
SANKO Sanat Galerisi’nin, 2004 yılında SANKO Okulları öğrencilerinin eserlerini sergilemek üzere açıldığını, sonraki dönemde ise profesyonel galeri anlayışıyla yönetilerek Türkiye’de seçkin sanat merkezlerinden birisi haline getirildiğini anlatan SANKO Sanat Galerisi Seçici Kurul Üyesi Aslı Özen ise şunları kaydetti:
“Galerimiz tamamen profesyonel bir anlayışla yönetilmektedir. Ulusal ve uluslararası birbirinden seçkin profesyonel sanatçıları ağırlayarak sanatseverlerle buluşturuyoruz. Anadolu’da kar amacı gütmeden sadece sanatçıya destek anlayışıyla faaliyetlerini sürdüren tek sanat galerisiyiz.
Bölgede ağırladığımız profesyonel sanatçılarımızın aynı zamanda okullarımızda ve üniversitelerimizde öğrencilerimizle buluşup tecrübe paylaşımlarını sağlıyoruz. Bu da geleceğimizin teminatı gençlerimizin ve sanatseverlerin sanatsal bakışının gelişimine katkı sağlamaktadır.”
Özen, “Sanatın ve sanatçıların her zaman destekçisi olan Konukoğlu Ailesine ve SANKO Sanat Galerisi yönetimine sağladıkları imkanlardan dolayı şükranlarımı sunuyor, eserlerine ev sahipliği yaparak sanatseverler ile buluşturmaktan mutluluk duyduğumuz kıymetli sanatçılarımıza katılımlarından dolayı teşekkür ediyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
Konuşmaların ardından Gaziantep İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili Mehmet Aykanat ve SANKO Park AVM Müdürü Sait Can Gizir, Zeugma Fırat’ın Gerdanlığı isimli yayını Sengir’e takdim etti.
Sergi açılışına, SANKO Park AVM İşletme Müdürü Taner Neng, SANKO Sanat Galerisi Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı Cengiz Halil Çiçek, Yürütme Kurulu Üyesi Sevim Karakaş ve Murat Köylüoğlu, ressamlar Ayşegül Bakkaloğlu, Nurten Çatıkkaş Kale, Gaziantep Ticaret Odası Güzel Sanatlar Lisesi Resim Öğretmeni Hüseyin Yıldırım, Gençlik ve Spor Bakanlığı Resim Öğretmeni Şeyma Demir, sanatseverler ve davetliler katıldı.
Zehra Sengir’in 26 eserinin yer aldığı “Kuşların Şarkısında Renkler” temalı resim sergisi, SANKO Sanat Galerisi’nde 17 Mayıs 2024 tarihine kadar her gün 10.00- 22.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.
Zehra Sengir
İzmir Buca Eğitim Fakültesi’nden üstün başarı ile mezun olan Zehra Sengir, Ankara Sanat Dergisi tarafından Paris’e inceleme ve araştırma yapmak üzere gönderildi.
İstanbul Mimar Sinan Üniversitesinden “Sanatta Yeterlik” aldı. Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümüne Yardımcı Doçent olarak atandı. Aynı bölümden emeklilik sonrasında sanatsal çalışmalarını Samsun’daki atölyesinde sürdürmektedir. Yurt içi ve yurt dışında 200’ü aşkın ulusal ve uluslararası sergi, çalıştay, bienal ve trienale davetli sanatçı olarak katılan, 4’ü yurt dışında 26 kişisel sergi açan Sengir’in, 2’si yurt dışından olmak üzere 8 ödülü bulunmaktadır. Yurt içi ve yurt dışı özel koleksiyonlar, müzeler ve kamu kuruluşları koleksiyonlarında eserleri bulunan sanatçı, Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği ve Karadeniz Plastik Sanatlar Derneği üyesidir. – GAZİANTEP
]]>Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, 43 mahalle muhtarı ile kahvaltı programında buluştu. Esenyurt Belediyesi Nikah Sarayı’nda gerçekleşen programa, CHP Esenyurt İlçe Başkanı Hüseyin Ergin, Esenyurt Muhtarlar Derneği Başkanı Ahmet Kuzğun ve mahalle muhtarları katıldı.
Programda yaptığı konuşmada yönetim anlayışında her zaman muhtarları önemseyeceğini söyleyen Başkan Özer, “Muhtarlar yerel yönetimlerin en küçük birimi olmalarına rağmen demokrasinin temel taşıdır. Sizleri her zaman önemsiyoruz. Birlikte kamusal yararı gözetecek, halkı esas alacak işler yapmalıyız. Çünkü amacımız halka hizmet. Halk olduğu için bizler varız. Hepimiz halkın hizmetkarıyız ve bu anlayışla çalışmalıyız” dedi.
“MUHTARLAR BENİM EN YAKIN ÇALIŞMA ARKADAŞLARIM”
Muhtarlarla iş birliği içerisinde çalışmanın önemine değinen Başkan Özer, şu ifadeleri kullandı:
“Halkın talepleri, daima bizim kişisel çıkarlarımızın ve taleplerimizin önünde olacak. Bu çerçevede iş birliği yaparsak güzel bir Esenyurt yaratırız. Her birimiz eşit ve özgür olduğumuz takdirde toplum da eşit ve özgür olur. Hep birlikte bu anlayışı yüreğimize ve beynimize kazımamız, birbirimizi bu anlayışla sevmemiz lazım. Ben muhtarlarımızı bu anlayışla seviyorum. Muhtarlar benim en yakın çalışma arkadaşlarım. Onları önemsiyorum çünkü bu kenti önemsiyorum. Muhtarlarımızla el birliği yapacağız, çalışacağız ve bu anlamda çalışmayanları uyararak yanlışları düzelteceğiz. Onun için muhtarların bu konuda bana yardımcı olmalarını istiyorum.”
“ESENYURTLULUK KİMLİĞİ OLUŞTURMALIYIZ”
İlçede ‘Esenyurtlu’ kimliği oluşturmayı hedeflediğini belirten Özer, şöyle devam etti:
“Sizlerden bir ricam olacak. Görevli olduğunuz mahallelerin demografik yapısı, engelli bireylerin durumu, hasta ve ihtiyaç sahibi bireylerin sayısı gibi konularda bir rapor çıkarabilirsiniz. Böylelikle mahallelerinizi daha yakından tanıma şansımız olur. Çünkü her mahallenin kendine ait sosyolojisi, ekonomisi, kültürel, siyasal ve sosyal yapısı olabilir. Bunları bilmemiz, o mahallelerin ihtiyaçlarını daha kolay giderme hususunda bizlere rehber olacaktır. Bir de mahalleler arasında geçişkenlik sağlayalım. Esenyurt’ta en büyük problemlerimizden biri şu; herkes bir çatıda örgütlenmiş. Halbuki bizim bir Esenyurtlu kimliği oluşturmaya ihtiyacımız var. Bu konuda da nasıl ki siz en küçük yapı birimiyseniz en büyük görevde size düşüyor. Sizin bir kısmınız belki burada doğmamış olabilir. Ama çocuklarınız burada doğdu, onların çocukları da burada doğacak. Artık onlar ben Rizeliyim, Şırnaklıyım demeyecek. Çünkü onlar Esenyurt’ta doğmuşlar ve gözlerini Esenyurt’ta açmışlar. Onlara bir Esenyurtluluk kimliği oluşturmalıyız.”
“BİR BARIŞ VE KARDEŞLİK ŞEHRİ YARATACAĞIZ”
Başkan Özer, Esenyurt’u bir barış ve kardeşlik şehrine dönüştürmek istediğini vurgulayarak, konuşmasını şu cümlelerle tamamladı:
“Bir barış ve kardeşlik şehri yaratacağız. İhtiyaç sahiplerine el uzatacağız. Bir aşevi projemiz var, onu en kısa sürede hayata geçirerek ihtiyaç sahiplerine sıcak yemek vereceğiz ve kent lokantaları açacağız. Temel düşüncemiz yoksul dostu bir barış ve kardeşlik şehri yaratmak. Bunu başarırsak eminim diğer işler de arkasından gelir. Zaten Esenyurt’ta çok işimiz var. İş insanlarımıza, ilçemizin zenginlerine Esenyurt’a okul, kreş, imalathane ve muhtarlık binası yapın diyeceğiz. Bugüne kadar belediye kendini kapatmış, bu işlerin önünü açamamış. Biz bu işlerin önünü açacağız. Ben ilk yaptığım toplantıda iş insanlarımızdan kente destek sözü aldım. Üç gün önce Ekrem Başkan ile görüştüm. Burada fabrika sahiplerinin katılacağı bir büyük toplantı yaparak Esenyurt’un sorunlarını masaya yatıracağız. Her birimiz, bu sorunların bir ucundan tutacağız, sorunları aşmayı birlikte başaracağız.”
]]>Kahramanmaraş Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya tutuklu sanık binanın fenni mesulü M.T ile tutuksuz sanık müteahhit Y.A. katıldı. Tutuklu sanık iç mimar E.D. ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı.
Duruşmada sanık ve müşteki avukatları ise hazır bulundu.
İnşaat yapı ruhsat veren tanık M.D. “Biz sadece binanın enini boyunu ölçüp yola göre kot bilgileri kontrol ederdik tamamlandıktan sonra yapım izni verilirdi. Binanın inşaat aşamasında kontrol edilmiyordu 2003 yılından sonra çıkan genelge ile inceleme başlatıldı” dedi.
Soru üzerine apartmanın çatı katında bulunan yerin sonradan yapıldığı ifade eden Tanık M.D, “O tarihteki yönetmeliğe göre ortak mekan olarak kullanan yerde hesaplamaya katılmıyordu ve çatıda yapılan yer ile ilgili yoğunluğa dahil olmadığı için göz yumuyorduk. Yönetmeliğe uygun ise izin veriyorduk” dedi.
İnşaata kullanım izin belgesini veren tanık F.Y ise “Kahramanmaraş Belediyesi’nde 1985 ve 2005 yıllarımda görev yaptım. İmar ve harita mühendisi olarak görev de yaptım. O yıllarda inşaatların yapımı sürecinde yerinde kontrol yapılmıyor ancak şikayet edilirse denetimler yapılıyordu Ezgi apartmanında aynı prosedür uygulandı” dedi.
Dönemin imar müdürü Tanık V.Ç. belediyede çalıştığı dönemde yaptığı çalışmaları anlattı. Bir inşaatta bağımsız bölümler ve duvar değiştirilebilir mi ? sorusu üzerine tanık V.Ç, “Değiştirilebilir bir mahsuru yok” dedi. Tanık beyanlarına karşı katılan vekillerin sırasıyla beyanları alındı.
Daha sonra mahkeme başkanı gelen bilgi ve evrakları okudu. Sanık fenni mesul M.T. ise verdiği beyanda üzerine atılı suçları kabul etmeyerek beratını talep etti. Binanın müteahhitti tutuksuz sanık Y.A. binaya kaçak kat yapmadığını ifade ederek üzerine atılı suçlamaları kabul etmedi. Daha sonra iç mimar tutuklu E.D. savunma yaparak suçlamaları kabul etmedi.
Av. Ersan Şen ise kırmızı bülten talebine tepki göstererek, “Adalet er ya da geç yerini bulacak” dedi.
Mahkeme, dosyadaki bilgi ve evrakları inceledikten sonra sanıkların beyanlarını dinledi ve kararını açıkladı.
Duruşma sonrası açıklama yapan Av. Ersan Şen, “Duruşmada uzun süren tanık dinlemeleri ve münakaşaların ardından mahkeme, dosyanın tekemmül ettiğine karar verdi. Dosyada bulunan iş raporları ve bilimsel mütalaalara itirazlar oldu. Mahkeme artık delil değerlendirmesine geçti. Mahkeme, dosyayı inceleyerek dosyanın bir üniversite veya teknik uzmanlar heyetine gönderilmesine karar verdi. Bu heyet, Ezgi Apartmanı’nın depremde yıkılmasının başka etkenlerle mümkün olup olmadığını inceleyecek ve rapor hazırlayacak. Mahkemenin dosyanın eksiksiz olduğunu belirterek rapor beklenecek” dedi.
Gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren duruşmada, tutuklama ve dosya ile ilgili savunmaların alındığını ve iki önemli karar verildiğini açıklayan Av. Şen, “Mahkemenin dosyayı bir üniversite veya heyete gönderme kararının ardından davanın gelecekteki seyri belirlenecek.
Dava sürecinin oldukça stresli ve uzun geçti. Adaletin yerini bulması ve maddi haklara ulaşılması için ellerinden gelen gayreti gösterdik. Ezgi Apartmanında hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet diliyorum. Mahkemenin adil bir karar vereceğine inanıyoruz. Davanın dördüncü duruşması için bekleyiş devam ediyor. Tarafların beyanları alınacak ve mahkeme süreci adalete ulaşmak için devam edecek. 12 Temmuz tarihinde yapılacak olan dördüncü duruşmanın sonuçlarını merakla bekliyoruz” dedi.
Mahkeme, raporun yeniden bilirkişiye gönderilmesini, sanıkların tutukluluk hallerinin devamını ve duruşmanın 12 Temmuz tarihine ertelenmesini açıkladı. – KAHRAMANMARAŞ
]]>(İZMİR) – Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında sunduğu müfredat taslağının geri çekilmesini istedi. Müfredat taslağının bilimi, bilimsel ve çağdaş eğitimi reddettiğini ifade edilen açıklamada “Bu müfredat derhal geri çekilmeli ve tüm paydaşların hazırlık sürecine dahil edildiği şeffaf, bilimsel, çağdaş, evrensel bir müfredat hazırlık süreci başlatılmalıdır” denildi.
Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya gelerek, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında sunduğu müfredat taslağının geri çekilmesi için basın açıklaması düzenledi. Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) adına açıklamayı Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat yaptı.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında sunduğu müfredat taslağı ile eğitim ve ders programlarının laik ve bilimsel temelinin tahrip edildiğini söyleyen Kalafat, “Pek çok sorunu bulunan ve çocuğun üstün yararını hedeflemesi gereken Milli Eğitim Sistemi temel hak ve özgürlükleri, evrensel ilkeleri ve yeni gelişmeleri esas alarak daha bilimsel, çağdaş ve evrensel kriterler çerçevesinde iyileştirilmesi gerekirken maalesef yıllardır tam aksi yönde müfredatta, yönetmeliklerde yapılan değişiklikler, protokoller, iş birlikleri eliyle eğitim ve ders programlarının laik ve bilimsel temeli de adım adım tahrip edilmektedir. Bu tahribatlar çocuklarımızın akademik, psikolojik, bilişsel, moral ve sosyal gelişimlerine telafisi mümkün olmayan büyük zararlar verdiği gençliğimizin güncel umutsuzluğundan anlaşılmaktadır. Ülkemiz gençliğinin durumu buyken MEB’in cilalanmış isimle açıkladığı müfredat taslağı ile zaten çok örselenmiş olan özgürlükçü, eleştirel, eşitlikçi, demokratik, laik, bilimsel, evrensel eğitim boyutları bir kez daha hedef alınmaktadır” dedi.
“DİNE DAYALI EĞİTİMİ ESAS ALAN BİR ÖĞRETİM PROGRAMI AMAÇLANDIĞI HİSSEDİLMEKTEDİR”
Müfredata “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adının verilmesinin eğitime siyaset katarak ideolojik bir tercih olduğunu ifade eden Kalafat, “Eğitimin siyaset üstü olarak ele alınması bir ülke için hayati öneme sahipken tüm itirazlara kulak asmaksızın 2014 tarihinde önce Maarif Müfettişleri Başkanlığı’nın kurulması, Maarif Modeli’ ne uygun müfredat değişimi açıklamalarının ve Maarif söyleşilerinin yaygınlaştırılması ile uzun süredir “eğitimden maarife, öğretmenden muallime, öğrenciden talebeye, bilimden irfana” açıklamaları eşliğinde laik eğitimi hedef alan, maarif, köklerden geleceğe, erdem- değer-eylem vurguları eşliğinde dine dayalı eğitimi esas alan bir öğretim programı amaçlandığı hissedilmektedir” diye konuştu.
“ÇAĞDAŞ, BİLİMSEL EĞİTİM REDDEDİLMEKTE”
Yeni müfredat taslağına göre, çağdaş, bilimsel eğitimden uzaklaşıldığını ve Anayasa’nın laiklik ilkesinin ve Medeni Kanunun da reddedildiğini söyleyen Kalafat, “Müfredatta kazanımların “ayet ve hadisler ışığında” ele alınması, kadınların çalışma hayatında olmasının, evlilik yaşının yüksekliğinin, kreş ve bakımevlerinin aile için bir tehdit, sorun olarak görülmesine kadar onlarca içerikle açıkça çağdaş, bilimsel eğitim reddedilmekte, hatta daha da ötesi Anayasa’nın laiklik ilkesi ve Medeni Kanunun da reddedildiğini ortaya koymaktadır” dedi.
“MÜFREDATTA LAİKLİK, LAİK, BİLİMSEL, ÇAĞDAŞ EĞİTİM, KARMA EĞİTİM KARŞITI İSİMLER ÖĞRETİM PROGRAMLARINDA REFERANS ALINMAKTADIR”
Hazırlanan müfredatla Tevhid-i Tedrisat’ı değiştirmenin, karma eğitim ve zorunlu eğitim hakkının kaldırılmasının hedeflendiğini öne süren Kalafat, “Türkiye Yüzyılı hedefleri çerçevesinde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “Bütüncül Eğitim: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Öğretim Programları Geliştirme Çalıştayları”nın katılımcılarının, müfredat taslağında “diğer paydaşlar” diye belirtilen isimlerin, STK adı altındaki tarikat yapılarının hazırladıkları raporlar, yazılarda bu müfredatla Tevhid-i Tedrisat’ı değiştirmenin amaçlandığı, karma eğitim hakkının hatta sonrasında zorunlu eğitimin kaldırılmasının hedeflendiği vurgulanmaktadır. Kültür ve medeniyetimize yön veren isimler denilerek müfredatta laiklik, laik, bilimsel, çağdaş eğitim, karma eğitim karşıtı isimler öğretim programlarında referans alınmaktadır” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
“ÖZNESİNİN ÖĞRENCİ OLMADIĞI BİR MÜFREDAT TASLAĞIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Müfredat taslağının öğretmenlere, akademisyenlere, velilere rağmen kapalı kapılar ardında hazırlandığının da altını çizen Kalafat, “Öznesinin öğrenci olmadığı bir müfredat taslağıyla karşı karşıyayız. Dokuz günlük görüş verme süresinin akılcı, mantıklı bir karşılığı olduğunu veliler olarak düşünmüyoruz. Bu kadar kısa bir sürede tüm taslağın, ders içeriklerinin biz veliler ve öğretmenler tarafından okunabilmesi, incelenebilmesi bile mümkün değildir. Kaldı ki bu görüşler kamuoyuna açıklanacak mıdır, gelen görüşler değerlendirmeye alınacak mıdır gibi çok sayıda sorunun cevapsız bırakılması da taslağın görüşe açılmasının yalnızca müfredata demokratik bir görüntü verme algısı yaratmaya çalışmak olduğunu da göstermektedir” dedi.
“ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Bilimi, bilimsel, çağdaş eğitimi reddeden bir müfredatın ülkenin geleceğinin de kaybedilmesi anlamına geldiğini söyleyen Kalafat, “Bu farkındalık ve hissiyatla çocuklarımızın geleceğine ve eğitim haklarına sahip çıkmaya, çocuklarımızın ve memleketimizin geleceğini savunmaya devam edeceğiz. Bu müfredat derhal geri çekilmeli ve tüm paydaşların hazırlık sürecine dahil edildiği şeffaf, bilimsel, çağdaş, evrensel bir müfredat hazırlık süreci başlatılmalıdır” diye konuştu.
]]>
ESMA TURAN
(MUĞLA) – Muğla’nın Menteşe ilçesinde öğretmen eşini darp ettiği iddiasıyla tutuklanan saldırgan tahliye edildi. Mağdur kadının avukatı Alev Öztürk, tahliyeye itiraz edeceklerini ve müvekkilinin tahliye kararı sonrası tedirgin olması nedeniyle elektronik kelepçe talebinde bulunacaklarını söyledi. Darp edilen kadın ise, sanığın en ağır cezayı almasını istediğini belirterek, “Adalet yerini bulsun ve bir kadın daha eksilmesin bu dünyadan” dedi.
Menteşe’ye bağlı Yeniköy Mahallesi’nde yaşayan mağdur kadın 18 Şubat gece saatlerinde eşi tarafından darp edildi. İddiaya göre; yaklaşık 1 saat süren şiddet sonrası kadın telefonunu da yanına alıp kendini odaya kilitledi ve KADES uygulamasına bastı. Arama seslerini duyan saldırgan ise evden kaçtı. İhbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerince ilk müdahalesi yapılan kadın, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Kadının burnunda ve belinde kırıklar olduğu tespit edildi.
SANIK İLK DURUŞMADA SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ
Kadının hastaneye kaldırılmasının ardından eve dönen saldırgan eş polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Emniyetteki işlemleri sonrası şüpheli, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı. Yapılan savcılık soruşturması neticesinde açılan davanın 14 Mart’ta yapılan duruşmasında tutuklu sanık savunmasında suçlamaları kabul etmedi. İkinci duruşma ise 4 Nisan’da yapıldı. Duruşmada ise şiddet mağduru kadın, saldırganın en ağır cezayı almasını istedi.
SANIK TAHLİYE EDİLDİ, DURUŞMA ERTELENDİ
Davanın üçüncü duruşmasında ise sanık tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. Mahkeme heyeti duruşmayı, kadının yüzünde sabit iz kalıp kalmayacağı konusunda 6 ay sonrasında rapor alınması gerektiğine karar vererek 24 Eylül’e erteledi. Mağdur kadının avukatı Alev Öztürk, tahliye kararına itiraz edeceklerini ve elektronik kelepçe talep edeceklerini söyledi.
Avukat Öztürk şöyle devam etti:
“Dünkü duruşmada sanığın tahliyesine karar verildi. Savcılık da tahliye edilmemesi yönünde mütalaada bulunmuştu. Elbette biz tahliye kararına itiraz edeceğiz. Çünkü sanığın müvekkile karşı işlemiş olduğu birden fazla nitelikli suç var. Sanık, eşe karşı işlenen kasten yaralama suçunun nitelikli halleri olan, vücutta birden çok kemik kırığına sebebiyet verecek şekilde ve yüz de sabit iz oluşturacak şekilde suçları işlemiştir. Ayrıca silahlı tehdit suçunu da işlemiştir. Tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde sanığın oldukça yüksek bir hapis cezası ile karşı karşıya kalma durumu vardır.
sanığın tutuklu yargılanması gerekirdi bize göre ama mahkeme tahliyesine karar verdi. Müvekkil şu an bu tahliye kararından dolayı oldukça tedirgin. Kendisi hakkında ek tedbir koruma kararları taleplerinde bulunuyoruz. 24 Eylül’deki duruşmada savcılığın mütalaasını vereceğini ve karar çıkacağını bekliyoruz.”
“ADALET YERİNİ BULSUN”
Şiddet mağduru kadın ise tahliye kararına ilişkin şunları söyledi:
“Korkuyorum ve endişeleniyorum. Uzaklaştırma ve koruma kararı aldım fakat narsist bir kişiliğe ve şiddete meyilli olduğu için ne zaman, nerede ne şekilde karşıma çıkacağını bilmediğim için korkuyorum. Koruma kararlarının yeterli olmadığını düşündüğüm için elektronik kelepçe talep ettim. Yaptıklarının çok normal bir şeymiş gibi davranması beni korkutuyor ve tedirgin ediyor. Koruma kararlarının uygulanmasını talep ediyorum. Ülkemizde bu kararlar pek uygulanmıyor ve mağdur her zaman kadın olarak gösteriliyor. Caydırıcı cezalar yeterli olmadığı için bu tarz kişiler ellerini kollarını sallayarak geziyor ve akabinde yarım bıraktıkları işi tamamlıyorlar. İlla bir kadının daha ölmesi mi gerekiyor? Ben sürekli bu endişeyle yaşamak istemiyorum. Sanığın en ağır cezayı almasını istiyorum.”
]]>(MALATYA)- CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, “Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanı ile görüştü. Bilin ki bu görüşme, memleketin sorunlarının çözümü için atılan bir adımdır. 10 bin lira maaş alan emeklinin derdini çözmek, atanamayan öğretmenler, mülakat nedeniyle elenen gençler, yoksullar, asgari ücretle geçinmek zorunda olanlar için atılan bir adımdır. Yapılan görüşmede de bunlar konuşuldu. Memleketin sorunları, dertleri konuşuldu, Türkiye’nin birinci partisinin lideri tarafından sorunlar Cumhurbaşkanına iletildi” dedi.
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Malatya’daki temasları kapsamında Akçadağ ilçesini ziyaret etti. Ağbaba, Akçadağlılara 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinde kendilerine verdikleri destekten dolayı teşekkür etti.
“SORUMLULUĞUMUZUN BİLİNCİNDEYİZ”
Veli Ağbaba şunları söyledi:
“Akçadağ’da, büyükşehir adayı olarak en çok oyu biz aldık. Akçadağlılara teşekkür ediyorum. Akçadağ belediye başkanlığı için çok iddialıydık ama maalesef hem bizden kaynaklı hatalar hem de çeşitli gerekçelerden dolayı seçimi kazanamadık. Sorumluluğumuz eskisinden daha yüksek. Cumhuriyet Halk Partisi olarak 1977’den sonra en yüksek oyu aldık. Genel Başkanımız Özgür Özel’in de değimiyle; Türkiye’de yüzde 25’lik cam tavanı tuzla buz ettik. Malatya’da da aynı şekilde bir türlü aşamadığımız cam tavanı tuzla buz ettik. Sadece kendi tabanımıza değil tüm Malatya’ya karşı sorumluluğumuz var. Büyük bir sorumluluğumuzun olduğunun bilincindeyiz. Artık kimseye kılık kıyafetinden dolayı ön yargı duymamak gerekiyor. Gençler, Malatya’daki bütün önyargıları tuzla buz etti. Seçim döneminde gençlerin büyük emek ve katkıları oldu. Gençlere karşı yapacağımız işler ve sorumluluğumuz var. Bütün Malatya bilsin ki; onların sorunlarına daha fazla sahip çıkan bir milletvekilleri olacak. Malatya’nın her derdini ve sorununu hem takip edeceğiz hem dile getireceğiz hem de çözeceğiz.”
“MALATYA İÇİN ÇALIŞIP, ÇABALAYACAĞIM”
Ağbaba, Malatya’da seçimi kazanamamasından dolayı herhangi bir kırgınlığı ya da küskünlüğünün olmadığını ifade ederek şunları söyledi:
“Tabii ki Malatya için bir üzüntüm var. Malatya seçimi kazansak, kısa sürede daha farklı bir Malatya oluşturabilecektik. Türkiye’nin ilgisini Malatya’ya çekecektik ama şunu bilin ki bundan sonra da ilgimiz devam edecek. Gençler, çocuklar ve Malatya için çalışacağız. Hiç kimse moralini bozmasın, umutsuzluğa kapılmasın hep beraber daha güçlüyüz. Adaylığımız bile farklı siyasi anlayıştan olan insanları bir araya getirdi. Eskiden ‘ülkücüyüm, milliyetçiyim, muhafazakarım, solcuyum’ diyen insanlara bir arada olduk. Gittiğimiz her yerde bozkurt, Rabia ve zafer işareti yapan kardeşlerimizi bir araya getirdik, aynı hedef için odaklandık. Hedefimiz; Malatya’ydı. Haksızlığa uğrayan, yok sayılan, depremde çivi bile çakılmayan Malatya ortak hedefimizdi. Bir ortak hedefimizde; Malatya’nın ve gençlerin geleceğiydi. Gençler, Türkiye’deki seçim sonuçlarıyla umutlandılar. Maalesef hala sorunlar devam ediyor. Liyakatin yok sayıldığı, gençlerimizin mülakatla elendiği bir dönemi yaşıyoruz ama bunların hepsinin üzerine gideceğiz. Biz kavga etmek için gelmiyoruz, kimseyle kavga etmeyeceğiz ama Malatya’nın hakkı içinde kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız.”
“REZERV ALAN BELİRSİZLİĞİ SÜRÜYOR”
Malatya’nın Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra büyük bir belirsizlik içinde olduğunu dile getiren Ağbaba, “Malatya’da rezerv alanın ne olacağını hala hiç kimse bilmiyor. Bu konuda siyasi torpillerin döndüğü iddiasını da yakından takip ediyorum. Kim bir haksızlık yaparsa, siyaseten güçlüyüm deyip köşe başlarını tutmaya çalışırsa onu sadece Malatya’ya değil Türkiye’ye rezil ederim. Fakir fukaranın hakkını kim yiyorsa, sahipsiz diye kim insanları yok sayıyorsa o yok sayanları hem Malatya hem de Türkiye’ye rezil ederim. Herkes bu adımları atarken dikkat etsin. Malatya’da rezerv alan ilan edilirken ‘eski vekilin binasını yıkmayalım, bunun sahibi yok sağlam binayı yıkalım’ diye bir düşünce yok, bunların hepsini takip ediyorum” dedi.
“GENEL BAŞKANIMIZ, CUMHURBAŞKANINA SORUNLARI İLETTİ”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı görüşmeye de değinen Ağbaba, “Türkiye için de çeşitli laflar söyleniyordu ama değişimin ne anlama geldiğini bu seçimde gördük. Sandığa küsen, umutsuzluğa kapılan insanlar sandığa gidip oy kullandılar, değişimin büyük coşkusuyla Cumhuriyet Halk Partisi 1977’den sonra ilk kez büyük bir oy oranıyla birinci parti oldu. Yüzde 38 oy aldık ve bunun bilincindeyiz. Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanı ile görüştü. Bilin ki bu görüşme, memleketin sorunlarının çözümü için atılan bir adımdır. 10 bin lira maaş alan emeklinin derdini çözmek, atanamayan öğretmenler, mülakat nedeniyle elenen gençler, yoksullar, asgari ücretle geçinmek zorunda olanlar için atılan bir adımdır. Biz kimseyle kavga etmeyeceğiz, diyalog içinde olacağız, müzakere de edeceğiz, mücadele de edeceğiz. Genel başkanımız ve MYK’mız bu duyarlılıkla devam edecekler. Yapılan görüşmede de bunlar konuşuldu. Memleketin sorunları, dertleri konuşuldu, Türkiye’nin birinci partisinin lideri tarafından sorunlar Cumhurbaşkanına iletildi. Onları da takip etmeye devam edeceğiz” dedi.
]]>
CHP Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, CHP Grup Başkanvekili Murat Emir ve CHP Milletvekilleri ile bugün TBMM Çankaya Kapısı’ndan Milli Eğitim Bakanlığ’na yürüdü. MEB önüne gelen CHP’li vekiller burada Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, atanamayan öğretmenler ve Milli Eğitim Akademisi hakkında basın açıklaması yaptı. İlk olarak söz alan Murat Emir, şunları söyledi:
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adı altında Türkiye’ye dayttıkları kapalı kapılar ardında hazırladıklar ve kendi ideolojik saplantılarına hizmet edecek olan bu eğitim modelini reddettiğimizi ifade etmeye geldi. Çocuklarımızı,ihtiyacı bilimsek, laik ve çağdaş eğitimdir. Oysa geldikleri günden beri her gelen milli eğitim bakanı milli eğitimi yapboz tahtasına çevirdi, her geleni asıl maksadı milli eğitimi milli karakterinden uzaklaştırıp, dinsel ve gerici düşücelere bağlamaktı. Biz bu maarif modelinin ne ismini ne hazırlanış yöntemini ne de içeriğini kabul etmiyoruz. Bu modellerle Türkiye’yi adım adım geriye götürmek, Mustafa Kemal’i ve devrimlerini unutturmak kimsenin haddi ve hakkı değildir.”
Suat Özçağdaş da AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bugüne kaç milli eğitim bakanı, müfredat, eğitim sistemi değiştiğini bütçeden eğitime ayrılan payların yıllar içindeki düşüşünü kapsamlı bir şekilde anlattı.
Özçağdaş, eğitim sorununun sadece CHP’nin gündeminde olmadığını bugün yaşanan gelişmelerin Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan dahil kimseyi memnun etmediğini ifade etti. Geçen hafta taslağı kamuoyu ile paylaşılan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin eğitim programı değil çağdışı bir eğitim manifestosu olduğuna işaret eden Özçağdaş, Bakan Yusuf Tekin ve kadrolarının eğitim için beka sorunu haline geldiğini söyledi. Ardından Özçağdaş, 6 madde halinde yeni eğitim modeli üzerine düşüncelerini ve sorularını paylaştı. Milli Eğitim Akademisi projesinin öğretmenleri mağdur etme projesi olduğunu da kaydeden Özçağdaş, akademi projesini bir öğretmen kıyımı olduğunu savundu.
“ÜCRETLİ ÖĞRETMEN VARSA ATANMAYAN ÖĞRETMEN VAR DEMEKTİR”
Atanmayan öğretmenler sorununa da dikkati çeken Özçağdaş, “Yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum ettiğiniz 1 milyon 155 bin öğretmenin sorunlarını çözün, onlara insanca yaşama şartları sağlayın. İktidarı devraldığınızda sayısı 68 bin olan, 1 milyona yaklaşan atanmayan öğretmen sorununu çözün. Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik bir emek sömürüsüdür, devlet ayıbıdır, derhal bundan vazgeçin. Ücretli öğretmen varsa atanmayan öğretmen var demektir, söz verdiğiniz atamaları yapın” çağrısını yaptı.
“EĞİTİM TÜRKİYE’DE TEMEL SORUN, SORUMLUSU DA YUSUF TEKİN VE LİYAKATSİZ KADROLARI”
İlgili eğitim programının laiklik ilkesini hedef aldığını bu nedenle programı tümden reddettiklerini dile getiren Özçağdaş, “Bunu da sadece iktidar adayı bir muhalefet partisi olarak değil, toplumun tüm kesimlerini temsil etme gayretinde olan bir yaklaşımla tüm yurttaşlarımız, velilerimiz, öğretmenlerimiz ve geleceğimiz olan çocuklarımız adına yapıyoruz. Bu yaşadıklarımız bize göstermektedir ki eğitim Türkiye’nin beka sorunudur ve eğitimin temel sorunu da Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunu işgal eden Yusuf Tekin ve liyakatsiz kadrolarıdır” dedi.
“ÖZEL VE ERDOĞAN ARASINDA ATANMAYAN ÖĞRETMENLER VE MÜLAKAT SORUNU KONUŞULDU”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel, görüşmesinde, atanmayan öğretmenler, mülakat sistemi ile ilgili herhangi bir konuşma olup olmadığına dair soruya Özçağdaş, “Genel Başkanımız atanmayan öğretmenlerimizin, sorun yaşayan öğretmenlerimizin, Türkiye’de mağdur olan kesimlerin tamamının taleplerinği cumhurbaşkanıyla paylaşmıştır. Mülakata da vurgu yapılmıştır, mülakatın kaldırlması yönündeki toplum talebini net bir şekilde dile getirmiştir” yanıtını verdi.
MEB’DE PROTESTO SONRASI SİMİT SOHBETİ
CHP’li milletvekillerin açıklamasının ardından Milli Eğitim Bakanlığı, açıklamaya gelen milletvekillerine ve takip eden basın mensuplarına simit, börek ve meyve suyu ikram etti. Murat Emir, MEB personeline ikramlar için teşekkür ederek, “Sayın bakanımıza selamlarımızı iletin” dedi. CHP Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül de “Bakanımız bir daha ki sefer tulum peynirini yüzde 100 buraya getirsin, tulum peyniri olmadan bir daha gelmiyoruz” diye konuştu. Emir’in, “Burada tulum peynirini Mustafa başkanın getirmesi lazım”sözü üzerine Sarıgül de “Tulum peyniri olmadığı zaman da üzüldük, tulum peyniri bekliyoruz” karşılığını verdi.
]]>Kayseri Valiliği himayesi ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi ana sponsorluğunda gerçekleşen konferans, 3-7 Mayıs tarihleri arasında devam edecek. Konferansta BM ülkelerini temsilen oluşturulan komisyonlar, Çevresel Sürdürülebilirlik Hedefleri için çalışmalar yaparak istişare edecekler. Konferans sonunda da yapılan çalışmalardan elde edilen raporlar Bilim Danışma Kurulu’na sunulacak. Ayrıca ana temaya uygun olarak konferansta katılımcılara atık oluşturmamak adına cam su mataraları verilerek, porselen tabaklar kullanıldı ve belediyenin çevreye duyarlı elektrikli araçları ulaşım aracı olarak kullanıldı.
Öğrencilerin yapılacak çalışmalar ile global sorunlara çözüm arayacaklarını söyleyen Kayseri İl Milli Eğitim Müdürü Bahameddin Karaköse, “Bugün Osman Ulubaş Köşk Anadolu Lisesi’nin Model Birleşmiş Milletler Toplantısı Açılış programındayız. Öğrencilerimiz bu çalışmada global sorunlara, sürdürülebilir çözümler bulmaya çalışacaklar. BM’nin sürdürülebilir öncelikleri bizler için sadece uluslararası bir gündem maddesi olmayıp, köklerimizden gelen hakkın, adaletin, mazlumun ve doğrunun yanında olma düsturudur. Bir Anadolu Lisesi olarak Model Birleşmiş Milletler Toplantı programında öğrencilerimiz, küresel vatandaşlık, uluslararası diplomasi, kamu politikası ve problem çözme becerileri gibi konularda çalışmalar yapacak ve beceriler kazanacak. Aynı zamanda bugün tüm dünyanın genel sorunu olan su problemi, iklim krizi, enerji kaynaklarının etkin kullanımı gibi konularda da fikir jimnastiği yapacaklar. Ben burada emeği geçen herkese çok teşekkür ederim” dedi.
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek ise 21. yüzyılda ırkçılığın, kan ve gözyaşının bitmediğini söyleyerek, “Bize yıllarca 21. Yüzyılın çok daha iyi bir yüz yıl olacağını, globalleşme, küreselleşmenin dünyaya barış getireceğini, etnik ayrımcılıkların biteceğini, çevre kirliliklerine çözüm bulacaklarını, faşizmin ve ırkçılığın son bulacağını söylediler. Yıllarca romanlarda bunları anlattılar ama maalesef geldiğimiz yüzyılda ne ırkçılık bitti, ne faşizm bitti ne de kan ve gözyaşı bitti. Dünyanın her yerinde kan ve gözyaşı akmaya devam ediyor. Mazlumlar öldürülüyor, çevre kirlenmeye devam ediyor. Emperyalizm bu boyutu ile devam ediyor. O yüzden tüm samimiyetimle söylüyorum; bugün sizin buradan yaptığınız açıklamaların dünya için BM’nin kendi merkezinden yaptığı açıklamalardan çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü dünya mazlumları için, Gazze için onların yaptığı açıklamaların hiçbir anlamı yok. Zaten açıklama da yapmıyorlar, herhangi bir şey de duymuyoruz zaten. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı “Dünya 5’ten büyüktür” diyor. Bugün sürdürülebilir kalkınma ile ilgili konuşacaksınız biliyorum ancak dünyadaki sorunlarla ilgili birçok konuyu daha masaya yatıracaksınızdır. Ben de heyecanla sizleri takip edeceğim ve böyle bir çalışmanın Kayseri’de ve bir devlet okulu tarafından yapılması ilin valisi olarak beni çok mutlu ettiğini ve gururlandırdığını ifade etmek istiyorum. Birkaç idealist öğretmen ki bunu okulun bütün öğretmenleri için söylüyorum ve idealist öğrencilerle bu işler başarılabilir. Sadece özel okullar değil devlet okulları, sadece yabancı ülkelerdeki okullar değil bizim okullarımız dünya sorunlarını en iyi şekilde tartışır, çözüm önerilerini ortaya koyar ve bu özgüveni gösterir. Buna öncülük eden okulumuzu, öğretmenlerimizi ve sizleri tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.
Düzenlenen programa Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Kayseri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa, Kayseri İl Milli Eğitim Müdürü Bahameddin Karaköse, hayırsever Osman Ulubaş, protokol üyeleri, öğretmenler, üniversite ve lise öğrencileri katıldı. – KAYSERİ
]]>Sakarya Valiliği, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile Sakarya Orman Bölge Müdürlüğü koordinesinde Arifiye ilçesindeki İl Ormanı Tabiat Parkı’nda düzenlenen etkinlikte yürüyüş yapıldı, çöp toplandı.
Etkinlikte bir konuşma yapan Sakarya Orman Bölge Müdürü Önder Terzi, Türkiye’de eş zamanlı başlatılan kampanya kapsamında yapılan çalışmalarla orman yangını riskinin en aza indirilmesinin amaçlandığını söyledi.
Vatandaşlara kampanyaya destek olma çağrısında bulunan Terzi, katkıda bulunanlara teşekkür etti.
Sakarya Vali Yardımcısı Vekili Mehmet Polat da ormanların, ülkenin milli serveti olduğunu dile getirdi.
Topluma ülke ve çevre bilincinin aşılanması gerektiğini vurgulayan Polat, “Dikkatsizlik, tedbirsizlik, mangal ateşleri, sönmemiş izmaritler, şişeler, cam kırıkları gibi şeyler orman yangınlarına sebebiyet veriyor. Doğaya saygı, sevgi çerçevesinde çevremizi, piknik alanlarını temiz tutmayı çocuklarımıza öğretelim. Büyükler olarak bu konuda bizler de dikkatli ve özenli olalım. Ormanlarımızı ve memleketimizi sevelim, koruyalım.” diye konuştu.
Konuşmaların ardından katılımcılar ve öğrenciler, tabiat parkında atık topladı.
Programa, Arifiye Belediye Başkanı İsmail Karakullukçu, protokol üyeleri, kurum müdürleri ve çalışanları, öğretmenler ve öğrenciler katıldı.
Bolu
Bolu Orman Bölge Müdürlüğü koordinesinde Sarıcalar Yayla Yolu Çatal Deresi mevkisinde çöp toplama etkinliği düzenlendi.
Etkinlik öncesinde orman personeli tarafından yangına sebep olabilecek ağaçların yere yakın dalları kesildi.
Bolu Orman Bölge Müdürü Mahmut Şentürk, yangınların “Türkiye’nin akciğerleri” olarak nitelendirilen ormanlar için büyük tehdit olduğunu ifade etti.
Şentürk, özellikle yaz aylarında sigara izmariti, piknik ateşi veya anız yangınları gibi nedenlerle orman yangınları çıktığına dikkati çekerek, etkinlikle bu konuda farkındalık oluşturulmasının hedeflendiğini kaydetti.
Etkinlikte daha sonra Vali Vekili Abdullah Şen, Orman Bölge Müdürü Mahmut Şentürk, Tarım ve Orman İl Müdürü Zekeriya Ar, İl Milli Eğitim Müdürü Cemil Sarıcı, orman personeli, öğrenciler ve vatandaşlar çevredeki çöpler ile orman yangınlarına neden olabilecek atıkları topladı.
Düzce
Düzce’de Kent Ormanı mevkisinde gerçekleştirilen etkinliğe Düzce Valisi Selçuk Aslan, kurum müdürleri, kooperatif başkanları, vatandaşlar ve öğrenciler katıldı.
Etkinlikte bir konuşma yapan Vali Aslan, orman yangınlarının önlenmesine yönelik alınacak tedbirlerin ve hassasiyetin üst seviyede olması gerektiğini söyledi.
Çevrenin kirletilmesinin başta iklim değişikliği, orman yangınları gibi birçok olumsuzluğa yol açtığına işaret eden Aslan, orman ve çevre konusunda herkesin hassasiyet göstermesi gerektiğini vurguladı.
Etkinlikte daha sonra Vali Aslan, protokol üyeleri, vatandaşlar ve öğrenciler çöp topladı.
Karabük
Karabük’te Çamlık Kent Ormanı’nda Vali Yardımcısı Erol Özkan, Orman İşletme Müdürü Aydın Kırımlı ve öğrencilerin katılım gösterdiği etkinlikte, orman yangınlara karşı zararlı maddeler ve atıklar toplandı.
Kırımlı, gazetecilere, kampanyanın hedeflerinden bahsederek, “Orman yangınlarının yüzde 90’ı insan kaynaklı. Özellikle son yıllarda Akdeniz ve Ege bölgelerinde çok büyük yangınlar çıktı. Halkımıza ormanların bizlere emanet olduğu bilincini oluşturmayı amaçlıyoruz.” diye konuştu.
Etkinliğe katılan lise öğrencisi 15 yaşındaki Berat Aslan da ormanları çok sevdiğini belirterek, “Ormanlara sahip çıkmalıyız.” dedi.
]]>CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde nisan ayı Basın Özgürlüğü Raporu’nu açıkladı. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü ve nisan ayı Basın Özgürlüğü Raporu’yla ilgili değerlendirmelerde bulunan Çakırözer, Türkiye’de gazetecilerin görevlerini yapamaz hale getirildiğini söyledi. Çakırözer, depremlerde, maden facialarında, yangınlarda, seçimlerde dahi gazetecilerin haber yapmasının, halkın haber alma hakkının ortadan kaldırıldığını vurguladı.
Çakırözer açıklamasında şunları söyledi:
“Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Ancak Türkiye’de basın özgürlüğünün kutlanacak hali yok. Nisan ayında gazeteciler tam 66 kez hakim önüne çıkarak haberini, paylaşımını savunmak zorunda bırakıldı. Gazeteciler ev baskınlarıyla gözaltına alındı. 10 gazeteci gözaltına alındı, bunlardan üçü tutuklandı. Gazeteciler yine hedef gösterilmekte, saldırıya uğramakta. İslahiye’nin Sesi gazetesi kurşunlandı. Gazeteciler eski bakanlar tarafından hedef gösterildi. Yine Türkiye’de Sinan Ateş gibi önemli bir davada aylar boyu iddianame ortaya konmazken, bu süreci haberleştiren gazeteci hakkında jet hızıyla dava açıldı, üç yıl hapis istendi. Gazeteciler Sansür Yasası nedeniyle yine soruşturmalara uğramakta. En son İsmail Saymaz hakkında soruşturma başlatıldı. Yine Anadolu’nun dört bir yanında gazeteciler yaptıkları haberler nedeniyle davalar, soruşturmalarla karşı karşıyalar.
ERİŞİM ENGELLERİYLE ONLARCA HABER MAALESEF BİLİNEMEZ, DUYULAMAZ, OKUNAMAZ HALE GETİRİLDİ
Basın özgürlüğünün bir başka sorunlu alanı olan erişim engelleri konusunda da yine bir çok belgeli, gerçek haber erişime engellendi, ucu iktidara, iktidarın Anadolu’daki temsilcilerine dayandığı için. Erişim engelleri konusunda da yine onlarca haber maalesef bilinemez, duyulamaz, okunamaz hale getirildi. Türkiye’de öyle bir ortam var ki artık maalesef gazeteciler görev yapması gereken yerde görevini yapamaz hale getirildi. Depremlerde, maden facialarında, yangınlarda, seçimlerde dahi gazetecilerin haber yapması, halkın haber alma hakkı ortadan kaldırılmakta.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE DURUMUMUZ VAHİM
İşin özü, Türkiye’de basın özgürlüğünde 3 Mayıs’ta maalesef durumumuz vahim. Nasıl düzelir bu tablo? Bu tablo demokrasiyle düzelir, basının önünü açmakla düzelir. Türkiye’yi artık dünyada basın özgürlüğünde en dipteki ülkeler arasından kurtarmamız gerekiyor. Bu vahim tabloya artık bir ‘dur’ deme zamanı çoktan gelmiş durumda.”
3 GAZETECİ TUTUKLANDI
Çakırözer’in hazırladığı rapora göre basın özgürlüğü alanında yaşanan ihlaller şöyle:
Nisan ayında gazeteciler haberleri, yazıları, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek 66 kez hakim karşısına çıktı. 10 gazeteci gözaltına alındı, 3’ü tutuklandı. İstanbul, Ankara ve Urfa’da gerçekleştirilen ev baskınlarında Mezopotamya Ajansı ve Yeni Yaşam Gazetesi’nden 9 gazeteci gözaltına alındı. Gözaltına alınan gazetecilerden 3’ü tutuklandı. İstanbul’da Mecidiyeköy metro durağında mülteci bir kadının darp edilerek gözaltına alınmasını görüntüleyen gazeteci Ekim Veyisoğlu gözaltına alındı.
Gazetelere yönelik saldırılar ile siyasilerin gazetecileri hedef gösteren açıklamaları Nisan ayında da devam etti. Gaziantep’in İslahiye ilçesinde İslahiyenin Sesi gazetesinin ofisi kurşunlandı. İçişleri eski Bakanı Süleyman Soylu katıldığı bir programda gazeteciler Timur Soykan, Murat Ağırel ve Fatih Altaylı’yı hedef gösterdi. İsrail’in Gazze Şeridi’ne yaptığı saldırılarda TRT Arabi ekibi kameramanı Sami Şahada yaralandı.
Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin davada soruşturma 16 aydır tamamlanamazken, cinayete ilişkin bilirkişi raporunu haberleştiren T24 Muhabiri Asuman Aranca hakkında dava açıldı. Aranca hakkında 3 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenledi. Davanın asıl iddianamesi de haberi yapan gazeteci Aranca’ya açılan davadan sonra geldi. Gazeteciler hakkında sansür yasası gerekçe gösterilere soruşturmalar açılmaya devam etti. Gazeteci İsmail Saymaz hakkında Gaziosmanpaşa’da 31 Mart seçimlerindeki oyların yeniden sayımında çıkan gerginlikle ilgili paylaşımı nedeniyle ‘halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak’ ve ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Erzincan Ergan’da mera alanlarına yapılmak istenen taş ocağı projesini haberleştiren gazeteci Duygu Kıt hakkında soruşturma açıldı. Gazeteci Oktay Candemir hakkında 31 Mart yerel seçiminde AKP’den Van Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı olan Abdulahat Arvas’ın şikayeti üzerine soruşturma açıldı. Cumhuriyet gazetesi yazarı, sanatçı Müjdat Gezen hakkında yazsısı nedeniyle 50 bin TL’lik tazminat davası açıldı.
Basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını kısıtlayan ihlaller arasında yer alan erişim engellerine Nisan ayında da devam edildi. İstismar, dolandırıcılık, görevi suistimal iddialarını konu alan haberler erişime engellendi. Erişim engelleri alanında çalışmalar yürüten EngelliWeb ve FreeWeb verilerine göre Nisan ayında erişime engellenen haberler şöyle:
“Ağrı İl Kültür ve Turizm Müdür Vekilinin çocuk sporculara cinsel istismarda bulunduğu iddialarına ilişkin paylaşım ve haberler, Elazığ’da 8 kız öğrencinin okul müdürü tarafından cinsel tacize uğradığı iddiası hakkındaki haberler, Nwork isimli şirketin saadet zinciri oluşturduğu ve buna katılanların dolandırıldığına ilişkin haberler, Emniyetteki Menzil yapılanması ve eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bu yapılanmadaki rolüyle ilgili köşe yazısı, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun soyismine benzer şekilde Esenler’de içinde ‘Gök’ geçen çok sayıda sokak isminin yer aldığıyla ilgili haber, The Sun gazetesi muhabirinin Türkiye’deki sağlık turizmi hakkında yaptığı haberler, kayyım atanan şirketlerde danışman olarak görevlendirilen ve Bilal Erdoğan ile yakınlığıyla bilinen Murat Teksöz hakkındaki haber.”
]]>
– İçişleri Bakanlığından belediyeye kadar herkes yardım için harekete geçti
– 36 yıldır engelli kızına bakan Nurettin Toprak:
– “Allah devletimize zeval vermesin”
– “İçişleri Bakanlığından 3-4 kere müsteşar bizi aradı”
– ” ‘Engelli çocuk için biz asansör yapacağız’ dediler”
– “Gerektiği gibi devlet bize el atıyor şu anda, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar sağ olsunlar”
ESKİŞEHİR – Eskişehir’de 36 yıldır engelli kızına bakan 73 yaşındaki Nurettin Toprak’ın, İhlas Haber Ajansı muhabirine verdiği röportajda talep ettiği engelli rampası için İçişleri Bakanlığı, Eskişehir Valiliği, Eskişehir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ve Odunpazarı Belediyesi çalışma başlattı.
Eskişehir’in Orhangazi Mahallesi’nde yaşayan 73 yaşındaki Nurettin Toprak, 75 yaşındaki eşiyle birlikte, 36 yaşındaki yüzde 93 zihinsel engelli kızına adeta bir bebek gibi bakıyor. Hafta içi her gün kızını sırtına alarak oldukça dik merdivenlerden indiren baba, onu servise kadar taşıyor. Kızını çok seven Toprak, İhlas Haber Ajansı muhabirine verdiği röportajda evinin, önündeki yoldan yüksek olması nedeniyle yetkililere seslenmişti. Nurettin Toprak’ın seslenişi yanıtsız kalmadı. İçişleri Bakanlığı, Eskişehir Valiliği, Eskişehir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ve Odunpazarı Belediyesi yetkilileri babayı arayarak talepleri doğrultusunda çalışma başlatacaklarını bildirdi. Baba Toprak, yetkililerden merdivenlere çözüm bulmasını talep etti. Bizzat İçişleri Bakanlığı müsteşarının 4 defa aradığı Toprak, sağduyudan dolayı oldukça memnun olduğunu belirtti. Toprak’ın, evinin önündeki beton kırılarak rampa çalışmaları başladı. Odunpazarı Belediyesi tarafından, rampa çalışmalarını başlatıldığını belirten Nurettin Toprak İHA muhabirine de seslerini duyurduğu için teşekkür etti.
“İçişleri Bakanlığından 3-4 kere müsteşar bizi aradı”
Yapılan röportaj sonrası gelişmeleri aktaran 73 yaşındaki Nurettin Toprak, “Allah, sizden razı olsun. Allah, devletimize zeval vermesin. Sizin sayenizde sesimiz duyuruldu. Burada olan tüm yetkili kişilere ben teşekkür ediyorum. İlk önce belediyeden geldiler, kontrol ettiler. Çocuğun durumuna baktılar. Baktılar ki ben 73 yaşındayım, hanım 75 yaşında hem kanser hem de her iki dizinde de platin var. Çocuk da yüzde 93 zihinsel engelli. Sonrasında Eskişehir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’nden Soner Bey geldi. Allah, ondan razı olsun. Sonra Eskişehir Valiliği’nden Deniz Hanım geldi, bize kömür de gönderdi. Sonra Ankara’dan İçişleri Bakanlığı’ndan 3-4 kere müsteşar bizi aradı. Birkaç gün önce de aradılar ve belediye yardım etti mi etmedi mi, biz bu işin takipçiyiz diye. Biz de dedik, ‘Gelip başladılar, yapıyorlar.’ Şu anda 1 metre betonu kırdılar. Bizim hayatımız zaten merdivenle geçiyor. Çocuğu çoğunlukla sırtımıza alıyoruz. Eğer bir raylı asansör yapsalar biz de rahat ederiz, çocuk da rahat eder” dedi.
“Sesimi duyurdunuz, Allah sizden razı olsun”
İhlas Haber Ajansı muhabirine de sesini duyurduğu için teşekkür eden baba Toprak şöyle devam etti;
“Sesimi duyurdunuz. Allah, sizden razı olsun. Odunpazarı Belediyesi, sağ olsunlar geldiler, kontrol ettiler. Pazartesi dediler biz başlayacağız. Demir merdiveni zaten iptal edecekler, betondan yapacaklar. Ondan sonra, bir arkadaş var sağ olsun, o da dedi, ‘Biz asansör yapacağız bu engelli çocuk için.’ Dedim, ‘Kış günü için asansörü nasıl kullanacağız?’ Sonra onlara söylenen talimatın öyle olduğunu söylediler. Biz büyüklerimizden rica ediyoruz. Kışın biz ne yapacağız? Büyüklerime de saygılarımı sunarım. Allah, razı olsun. Gerektiği gibi devlet bize el atıyor şu anda, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Sağ olsunlar.”
]]>Eskişehir’in Orhangazi Mahallesi’nde yaşayan 73 yaşındaki Nurettin Toprak, 75 yaşındaki eşiyle birlikte, 36 yaşındaki yüzde 93 zihinsel engelli kızına adeta bir bebek gibi bakıyor. Hafta içi her gün kızını sırtına alarak oldukça dik merdivenlerden indiren baba, onu servise kadar taşıyor. Kızını çok seven Toprak, İhlas Haber Ajansı muhabirine verdiği röportajda evinin, önündeki yoldan yüksek olması nedeniyle yetkililere seslenmişti. Nurettin Toprak’ın seslenişi yanıtsız kalmadı. İçişleri Bakanlığı, Eskişehir Valiliği, Eskişehir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ve Odunpazarı Belediyesi yetkilileri babayı arayarak talepleri doğrultusunda çalışma başlatacaklarını bildirdi. Baba Toprak, yetkililerden merdivenlere çözüm bulmasını talep etti. Bizzat İçişleri Bakanlığı müsteşarının 4 defa aradığı Toprak, sağduyudan dolayı oldukça memnun olduğunu belirtti. Toprak’ın, evinin önündeki beton kırılarak rampa çalışmaları başladı. Odunpazarı Belediyesi tarafından, rampa çalışmalarını başlatıldığını belirten Nurettin Toprak İHA muhabirine de seslerini duyurduğu için teşekkür etti.
“İçişleri Bakanlığından 3-4 kere müsteşar bizi aradı”
Yapılan röportaj sonrası gelişmeleri aktaran 73 yaşındaki Nurettin Toprak, “Allah, sizden razı olsun. Allah, devletimize zeval vermesin. Sizin sayenizde sesimiz duyuruldu. Burada olan tüm yetkili kişilere ben teşekkür ediyorum. İlk önce belediyeden geldiler, kontrol ettiler. Çocuğun durumuna baktılar. Baktılar ki ben 73 yaşındayım, hanım 75 yaşında hem kanser hem de her iki dizinde de platin var. Çocuk da yüzde 93 zihinsel engelli. Sonrasında Eskişehir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’nden Soner Bey geldi. Allah, ondan razı olsun. Sonra Eskişehir Valiliği’nden Deniz Hanım geldi, bize kömür de gönderdi. Sonra Ankara’dan İçişleri Bakanlığı’ndan 3-4 kere müsteşar bizi aradı. Birkaç gün önce de aradılar ve belediye yardım etti mi etmedi mi, biz bu işin takipçiyiz diye. Biz de dedik, ‘Gelip başladılar, yapıyorlar.’ Şu anda 1 metre betonu kırdılar. Bizim hayatımız zaten merdivenle geçiyor. Çocuğu çoğunlukla sırtımıza alıyoruz. Eğer bir raylı asansör yapsalar biz de rahat ederiz, çocuk da rahat eder” dedi.
“Sesimi duyurdunuz, Allah sizden razı olsun”
İhlas Haber Ajansı muhabirine de sesini duyurduğu için teşekkür eden baba Toprak şöyle devam etti;
“Sesimi duyurdunuz. Allah, sizden razı olsun. Odunpazarı Belediyesi, sağ olsunlar geldiler, kontrol ettiler. Pazartesi dediler biz başlayacağız. Demir merdiveni zaten iptal edecekler, betondan yapacaklar. Ondan sonra, bir arkadaş var sağ olsun, o da dedi, ‘Biz asansör yapacağız bu engelli çocuk için.’ Dedim, ‘Kış günü için asansörü nasıl kullanacağız?’ Sonra onlara söylenen talimatın öyle olduğunu söylediler. Biz büyüklerimizden rica ediyoruz. Kışın biz ne yapacağız? Büyüklerime de saygılarımı sunarım. Allah, razı olsun. Gerektiği gibi devlet bize el atıyor şu anda, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Sağ olsunlar.” – ESKİŞEHİR
]]>Kulak Burun Boğaz Hekimi Prof. Dr. Ülkü Tuncer:
“Çöl tozlarıyla beraber alerjik rinit, astım, rinosinüzitler, boğaz şikayetleri arttı”
ADANA – Kulak Burun Boğaz Hekimi Prof. Dr. Ülkü Tuncer, baharın gelmesiyle birlikte alerjik vakalarda artış olduğunu belirterek, “Özellikle çöl tozlarının gelmesiyle beraber alerjik rinit, astım, rinosinüzitler, kulak iltihapları, boğaz şikayetleri arttı. Çöl tozlarına karşı kapı ve pencereleri kapalı tutmak gerekir, sık duş almanın da faydası olur” dedi.
Acıbadem Adana Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hekimi Hekimi Prof. Dr. Ülkü Tuncer, havaların ısınması ve ilkbaharın gelmesiyle çiçeklerin açıp polenlerin arttığını hatırlatarak, “Şimdi çöl tozları da gelmeye başladı. Dolayısıyla alerjik rinit, astım, alerjik rinitten sonra görünen rinosinüzitler, kulak iltihapları, boğaz şikayetleri arttı. Bugünlerde de özellikle burun tıkanıklığı, burun akıntısı, burun kaşıntısı ve sık sık hapşırmayla bize başvuruyor hastalar. Eğer bu dönemi atlatmaya çalıştılar ve atlatamadılarsa rinosinüzite, sinüzite dönüşüyor veya astım ataklarıyla birlikte geliyor” diye konuştu. Küçük çocuklarda ise kulakta sıvı toplanması yani “seröz otit” denilen klinik durumu bu mevsimde daha sık gözlemlediklerini söyledi.
“Solunum yolları alerjenlere tepki gösteriyor”
Alerjinin aslında genetik bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Ülkü Tuncer, “Kişiler doğuşsal olarak alerjik olabilir. Bebeklerde daha çok ciltte oluşan reaksiyonları görüyoruz. Yaş büyüdükçe yerini alerjik rinit ve astıma devrediyor. Alerjik rinit aslında burnun alerjenlere karşı gösterdiği hiperaktivite olarak düşünülmeli. Sadece burun göstermiyor bu hiperaktiviteyi, tüm solunum yolları alt solunum yolları da aynı tepkiye dahil oluyor. Dolayısıyla alerjik riniti olanların yüzde 30 kadarında astım, astımı olanların da neredeyse yüzde 60-70’inde alerjik riniti görüyoruz. Yani ikisi aslında iç içe geçmiş durumda” dedi.
“Sürekli alerji durumunda sabah kalkınca hapşırma görülür”
Alerjinin mevsimsel mi yoksa yıl boyu mu olduğunu bireylerin gözlemlemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tuncer, bu şekilde alerjenin tespit edilebileceğini izah etti. Yıl boyu olan alerjide kişilerin sabah kalktığında hapşırma, burun tıkanıklığı, burun kaşıntısı, öksürük, burun akıntısı şikayetlerinin başladığını dile getirdi. Durum böyleyse evdeki alerjenleri, en başta ev tozu, halı tozları, evdeki evcil hayvanlar, küf gibi gibi etkenleri veya gıda alerjisini düşünmek gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Tuncer “Ama mevsimselse, bazı mevsimlerde artıyorsa daha çok polenleri düşünmek lazım. Polenleri düşünüyorsak evin havalandırılmasına çok özen göstermek lazım. Öğleden önce evi havalandırmamak lazım. Özellikle burada çöl tozunun gelişiyle beraber bu gibi durumlarda pencereleri, kapıları kapalı tutmaya çalışmak lazım. Eve gidince mutlaka duş almanın çok faydası olur. Saçı, vücudu yıkamak, giysileri değiştirmek de etkilidir” diye konuştu.
“Kulaktaki sorun işitme kaybına yol açabilir”
Bu önlemlerin her zaman yeterli olmadığını ifade eden Prof. Dr. Tuncel ilaçlarla da burnu rahatlatmak gerektiğini, eğer rinosinüzit geliştiyse, bunun tedavi edilmesi gerektiğini anlattı. Rinosinüzitin çocuklarda özellikle kulakta hiç farkına varmayabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Tuncel “Alerjik riniti olan çocuklar farkında olmadan kulaklarda da sıvı toplanabilir. İşitme kaybına yol açar. Ağrı yapmaz, ateş yapmaz. Kimse de fark etmez bunu. Çocuk televizyonu sesini çok açar veya öğretmen çocuğunuz az duyuyor diye uyarıda bulunur. Bu konularda dikkatli olmak lazım. Özellikle alerjisi olan çocuklarda muayeneyi belli aralıklarla yaptırmak gerekli” dedi.
]]>(ANKARA) – Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Çöpler Altın Madeni’nde 9 işçinin toprak altında kaldığı kayan liç yığınına ilişkin TBMM’de kurulan İliç Maden Kazası Araştırma Komisyonu’nda Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan yetkililer dinlendi. ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürü Cihan Tatar, altın madeninde liç kaymasının Türkiye’de ilk olduğunu belirtirken, “Bu tip bir kaza ülkemizde ilk defa meydana geliyor. İlk olduğu için oradaki denetim boşluğunu biz de yeni fark ettik” itirafı geldi. Tatar, jeoradarlara ilişkin “Bakanlığımın yetki ve sorumlulukları arasında jeoradarların takibi yok” dedi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Çöpler Altın Madeni’nde 9 işçinin toprak altında kaldığı liç kaymasıyla ilgili TBMM’de kurulan İliç Maden Kazası Araştırma Komisyonu Başkan Atay Uslu’nun başkanlığında toplandı. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkililerini dinlendi. ÇED İzin Denetim Genel Müdürü Cihan Tatar, komisyona sunum yaptı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank da komisyon toplantısına katıldı. Komisyonun muhalefet milletvekilleri, Bakanlığın sunumu ve milletvekillerin sorulara verilen yanıtların tatmin olmadığını diel getirdiler.
“YENİ FARKETTİK”
ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürü Cihan Tatar, yığın liç göçünün ilk defa meydana geldiğini belirterek, “Bu tip bir kaza ülkemizde ilk defa meydana geliyor. İlk olduğu için oradaki denetim boşluğunu biz de yeni fark ettik” derken jeoradarlara ilişkin “bakanlığımın yetki ve sorumlulukları arasında jeoradarların takibi yok” dedi.
“16 MİLYON 441 BİN TL PARA CEZASI”
ÇED İzin Denetim Genel Müdürü Cihan Tatar, Erzincan İliç’te bulunan altın madeninde 2022 yılında katı atık havuzunda meydana gelen sızıntıdan dolayı 16 milyon 441 bin TL idari para cezası uygulandığı, 2015 yılından günümüze kadar 187 çevre denetimi yapıldığını bu denetimlerin üçünde 133 Milyon TL idari para cezası uygulandığı ve iki defa da işletmenin faaliyeti durdurulduğunun söyledi.
20 KURUM “ÇED OLUMLU GÖRÜŞÜ” BİLDİRDİ
2021 yılında ikinci kapasite artışı kapsamında ÇED’in kurum görüşleri kapsamında dört Bakanlık ve 20 kurum “olumlu görüş” bildirdi.
CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin, komisyonda ÇED olumlu raporlarını hatırlatarak, “İlk verilen ÇED raporlarında veya alan genişletmelerde bakın, Orman Su işleri Bakanlığı olumlu, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü olumlu, Meteoroloji Genel Müdürlüğü olumlu, Mekansal Planlama, DSİ, Erzincan mahalli, Gıda Tarım Hayvancılık; hepsi olumlu. Yani bu kadar olumsuzluğun yaşandığı bir madende ÇED sırasında hiçbir tane olumsuz görüş bildiren yok mu” diye sordu.
“LİÇ YIĞININ ALTINA SERİLEN MEMBRAN KİRLİLİĞİ ÖNLEYEBİLECEK VASIFLARA SAHİP”
Liç yığının altına serilen membranın kullanım ömrünün kaç yıl olduğu sorusuna, Çevre Yönetimi Genel Müdürü Recep Akdeniz, “50 yıl ortalama. Yani dünyada uygulanan standart bu, Avrupa Birliği’nde de uygulanan bu. 50 santimetrelik kil tabakası var. Sıkıştırılmış, 10 üzeri 9 sızdırmazlık özelliğine sahip yani bu zaten tek başına bile o kirliliği önleyebilecek vasıflara da sahip bir kil tabakası” dedi.
“YERALTI SULARINDA KİRLİLİĞE RASTLANILMADI”
Sunumda, Çöpler Maden alanına bulunan yeraltı suyu izleme noktalarında bugüne kadar yapılan izleme raporları kapsamında faaliyetten kaynaklı herhangi bir kirliliğe rastlanılmadığı açıklandı.
2022 YILINDA 400 LİÇ SAHASINDA KAYMA OLDU
Recep Akdeniz, daha önce liç yığınında kayma olduğunu altını çizerek, “Yığın liçi tesisinin 2022 yılında kaymasıyla ilgili bir durum vardı. O zaman deprem olayından sonra bu denetlemeleri yaptırıyorduk ve burada da 1292 kodu ile 1346 kodları
arasında 4’üncü fazda 400 metreküplük bir kayma olayı meydana gelmiş” diyerek görevlendirilen özel firmanın “hasar gören jeomembranı tamir ettiğini kalite kontrollerinin yapıldığını” söyledi.
“YETKİMİZ YOK”
Ardından, Bakanlık yetkilileri milletvekillerin sorularını cevaplandırdı.
CHP’li Yavuzyılmaz maden sahasındaki denetimlerin özel bir şirkete devredildiğini, maden kazalarında da aynı firmaya denetim yaptırıldığını söyledi. Yavuzyılmaz, “Acil durum eylem planı var mı? Bu plan varsa Çevre Bakanlığı’nda var mı? Siz bu acil durum eylem planını inceliyor musunuz? Çevre Bakanlığı’ndan acil durum eylem planını talep ediyorum. Çevre Bakanlığı’nın denetimlerini siz mi yapıyorsunuz? Yoksa bu denetimin bütünün veya bir bölümünü özel bir şirkete devrettiniz mi? Siyanür ve siyanür atık depolama havuzlarının kapasitesi nedir” diye sordu.
ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürü Cihan Tatar, “Hiçbir tesisin üretimine yönelik, işletmesine yönelik herhangi bir denetimiz yok. Sadece işletme ve üretimden oluşan çevresel etkilerini denetlememiz mevcuttur” diye cevap verdi.
“KİMSE BİNDİĞİ DALI KESMEZ, İŞLETMENİN KENDİSİNİN DENETLEMESİ LAZIM”
İYİ Parti Manisa Milletvekili Şenol Sunat, “Size göre yığın liçiyle ilgili denetleme hangi bakanlığın olmalı” diye sordu. Tatar bunun üzerine, “İşletme prosesi olduğu için işletmenin görev ve sorumluluğunda… Bana göre kimse bindiği dalı kesmez. Kurumlardan ziyade işletmenin kendi kendisini denetlemesi lazım” dedi.
MHP’Lİ KÜÇÜK: “ŞİRKET BUNU SUİSTİMAL EDER”
İYİ Parti Çanakkale Milletvekili Rıdvan Uz “Yabancı şirket geliyor biz onu denetleyemiyoruz. Şirket kendi kendini denetlesin mi diyoruz” diye sorarken MHP Gümüşhane Milletvekili Musa Küçük ise, “Siz bu işi tamamen işletmeye bırakırsanız işletmede ‘üç lira daha fazla kazanayım’ diye bunu suistimal eder. Mutlaka Bakanlığın denetlemesi lazım” diye konuştu.
“DENETİM BOŞLUĞUNU YENİ FARK ETTİK”
ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürü Cihan Tatar, “Bu tip bir kaza ülkemizde ilk defa meydana geliyor. İlk olduğu için oradaki denetim boşluğunu biz de yeni fark ettik” dedi. Tatar, jeoradarlara ilişkin “Bakanlığımın yetki ve sorumlulukları arasında jeoradarların takibi yok” ifadesini kullandı.
]]>O çocuklardan ikisi dakikalar sonra İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü.
BBC, 15 yaşındaki Basil ve 8 yaşındaki Adem’in vurulduğu gün yaşanan olayları farklı unsurları bir araya getirerek inceledi.
Cep telefonu ile güvenlik kamerası görüntüleri, İsrail ordusunun bölgedeki hareketliliği, görgü tanıklarının ifadeleri ve yapılan teknik analizler, ciddi insan hakları ihlallerine işaret eden sonuçları ortaya çıkardı.
BBC’nin elde ettiği kanıtları inceleyen, BM’nin insan hakları ve terörle mücadele özel raportörü Ben Saul, Adem’in öldürülmesinin “savaş suçu” izlenimi verdiğini kaydetti.
Hukukçu Dr. Lawrence Hill-Cawthorne da bu ölümle sonuçlanan güç kullanımının “ayrım gözetmeksizin” yapıldığı saptaması yaptı.
İsrail ordusu, bu olayı “incelemekte olduklarını” açıkladı.
İsrail ordusunun çatışma kurallarına göre, “sadece yaşama yönelik ivedi tehdit durumunda ya da başka yollar tüketildikten sonra tutuklama amacıyla” ateş açılabiliyor.
Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e yönelik saldırısından bu yana işgal altındaki Batı Şeria’da çok sayıda kişi öldürüldü.
BBC burada yaşayan Filistinlilere ait evlere grafitiyle zarar verildiğine, sivillerin silahla tehdit edilerek komşu Ürdün’e gitmeye zorlandığına dair kanıtlar da elde etti.
Batı Şeria’da bir Filistinli savaşçının ölü bedenine askerler tarafından zarar verildiği da görgü tanıkları tarafından BBC’ye anlatıldı.
29 Kasım günü neler yaşandı?
29 Kasım gününe ait videoları Basil’in, kepenkleri tamamen kapalı bir hırdavatçının yanında durduğunu gösteriyor.
İsrail’e ait zırhlı araçlar yaklaştığında Batı Şeria’daki Cenin’de dükkanların kepenk kapatması alışageldik bir durum.
Görgü tanıkları, o gün yakınlardaki Cenin Mülteci Kampı’na düzenlenen bir operasyonda silah sesleri duyulduğunu anlattı.
Futbolsever ve sıkı bir Lionel Messi hayranı olan Adem, o sırada 14 yaşındaki ağabeyi Baha ile sokaktaydı.
Sokakta toplamda dokuz çocuk vardı ve bu çocukların tamamı, neredeyse 360 ??derecelik bir görüş açısı sağlayan güvenlik kameralarına yansıdı.
Birkaç yüz metre ötede, en az altı zırhlı İsrail askeri aracından oluşan bir konvoy köşeyi dönerek mahalleye girdi ve çocuklara doğru ilerlemeye başladı. Tedirgin halleri kameraya yansıyan çocuklardan birkaçı bu anlarda uzaklaştı.
O ana ait cep telefonu görüntülerinde zırhlı bir aracın ön kapısının açıldığı görülüyor. Kameradaki asker çocukları doğrudan görebilecek bir açıdaydı.
Basil yolun ortasına fırlarken, askerlerden 12 metre uzakta olan Adem koşarak uzaklaşmaya çalışıyordu.
Sonra en az 11 el silah sesi duyuldu.
BBC’nin yaptığı araştırma bu anda sıkılan mermilerin geniş bir alana isabet ettiğini gösterdi.
Dört mermi metal direğe, ikisi hırdavat mağazasının kepenklerine isabet etti. Biri park halindeki bir arabanın tamponunu, diğeri ise tırabzanları deldi.
BBC’nin elde ettiği bir rapor, bu kurşunlardan ikisinin Basil’in göğsüne sıkıldığını gösteriyor.
Bir kurşun ise kaçar haldeki sekiz yaşındaki Adem’i başının arkasından vurdu.
”Adem, Adem!’ dedim ama cevap vermedi’
Ağabeyi Baha, ‘ambulans’ diye bağırırken çaresizce kardeşini güvenli bir yere sürüklemeye çalışıyordu.
Ama yardım için çok geçti. Baha, kardeşi Adem ve arkadaşı Basil’in gözleri önünde öldüğünü söyledi.
BBC’ye gözyaşları içinde kardeşinin ölümünü anlatan küçük çocuk, “Şok olmuştum. Onunla konuşmaya çalıştım. Ruhu bedenini terk ediyordu” dedi.
Olay anına ait görüntüde Basil’in vurulmadan önce elinde bir şey tuttuğu görülüyor. Bunun ne olduğu belli değil.
İsrail ordusu patlayıcı olduğunu söylediği bir cismin fotoğrafını paylaştı.
Olay yerine ilişkin incelememizde elde ettiğimiz kanıtları, BM ve bazı diğer tarafsız kuruluşlarla paylaştık. Bu kişiler arasında, insan hakları avukatları, bir savaş suçları uzmanı ve bir terörle mücadele uzmanı da yer aldı.
Bu kişilerden bazıları isimlerini kullanmamızı istemedi.
Görüşüne başvurduklarımızdan bir kısmı, olayın soruşturulması gerektiği konusunda hemfikirdi. Bazıları daha ileri giderek uluslararası hukukun ihlal edildiğini savundu.
BM’nin insan hakları ve terörle mücadele özel raportörü Ben Saul, elinde patlayıcı olması durumunda dahi Basil isimli çocuğa karşı öldürücü güç kullanılmasının yasalara uygunluğu konusunda soru işaretleri olabileceğini söyledi.
Saul, kaçarken vurulan Adem’in öldürülmesi için ise “sivillere kasıtlı, ayrım gözetmeksizin veya orantısız şekilde saldırmayı yasaklayan uluslararası insancıl hukukun ihlali, bir savaş suçu ve yaşam hakkının ihlali gibi görünüyor” ifadesini kullandı.
Bristol Üniversitesi Uluslararası Hukuk Merkezi eş direktörü Dr. Lawrence Hill-Cawthorne ise şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Askerler zırhlı araçlarındaydı. Bir tehdit olsa bile, uluslararası hukuk ihlali olan, ayrım gözetmeden ölümcül güç kullanmak yerine araçlarını sürmeye devam etmeleri ve tutuklamaya yönelmeleri gerekirdi.”
İsrail ordusu ise, şüphelilerin askerlere patlayıcı fırlatmak üzere olduğunu ve bu durumun onları tehlikeye attığını savundu.
Ordu “Askerler ateşle karşılık verdi ve vurulan kişiler tespit edildi” açıklamasını yaptı.
Ancak incelediğimiz video görüntülerine ve tanık ifadelerine göre Adem silahlı değildi ve kafasının arkasından vurulduğunda kaçıyordu.
İsrail ordusu, askerlerine soruşturma açar mı?
Ordu, Basil ve Adem’ın öldürülmesinin “inceleme altında” olduğunu söyledi.
Ordu benzer açıklamayı, Batı Şeria’da askerleri tarafından öldürülen her çocuk için rutin olarak yapıyor.
BBC’nin elde ettiği kanıtları izleyen birçok eski İsrailli asker, haklı olup olmadığına bakılmaksızın, İsrail hukuk sisteminin ölümcül güç kullanan askerleri koruyacağına inandıklarını söyledi.
2018-2020 yılları arasında Batı Şeria’da görev yapan ve BBC’ye konuşan eski bir asker, Adem’in olayında ceza davası açılması ihtimalinin “yüzde 0” olduğuna inanıyor.
İsrailli insan hakları grubu Yesh Din’in verilerine göre, İsrail askerlerine yönelik şikayetlerin yalnızca yüzde 1’inden azı soruşturmayla sonuçlanıyor.
Hamas’ın yaklaşık bin 200 kişiyi öldürdüğü ve 253 kişiyi rehin alındığı 7 Ekim’de saldırısının ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 34 binden fazla insan öldürüldü.
Bu savaşla birlikte İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’daki askeri operasyonları da arttı. Geçen yıl buradaki çocuklar için kaydedilen en ölümcül yıl oldu.
UNICEF’e göre, 2023’te toplam 124 çocuk öldürüldü. Bu çocukların 85’inin 7 Ekim’den sonra öldürüldüğü açıklandı.
2024 yılında şu ana kadar 36 Filistinli çocuk bölgedeki İsrailli yasa dışı yerleşimciler veya ordu güçleri tarafından öldürüldü.
Batı Şeria bir savaş bölgesi olarak sınıflandırılmadığı için uluslararası hukuka göre güç kullanımı konusunda daha sınırlayıcı hükümler işliyor.
İsrail ordusu, angajman kurallarıyla ilgili protokollerini gizli tutuyor.
Ancak BBC’ye konuşan emekli ve görevdeki İsrail akerleri, ölümcül güç kullanımına, aşamalı bir şekilde, ancak askerlerin hayatına yönelik “ivedi tehdit” halinde son çare olarak başvurulabileceğini söylüyor.
Öldürücü güç kullanımı öncesi, Arapça ve İbranice uyarıların yapılması gerektiği, ardından göz yaşartıcı gaz gibi ölümcül olmayan silahlara başvurulabileceği, ardından bacaklara ateş açma ve en son öldürmek için ateş etmeye kadar aşamalar olduğu kaydediliyor.
Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi BBC’ye, Ocak 2023 ile Ocak 2024 arasında İsrail ateşi sonucu öldürülen, yaşları 2 ile 17 arasında değişen 112 çocuğun tıbbi raporlarına erişim izni verdi.
Ölüme yol açan bu olayların tümünün tam olarak nasıl gerçekleştiğini bilmemiz mümkün değil ve bazıları gerçekten İsrail askerlerinin hayatlarına yönelik bir tehdit oluşturmuş olabilir.
Ancak analizimiz, bu vakaların yaklaşık yüzde 98’inde ölümcül yaraların vücudun üst kısmında olduğunu gösterdi. Bu da askerlerin bu vakalarda yaralamaktan çok öldürmek amacıyla ateş etmiş olabileceği sonucunu ortaya koyuyor.
Bu durum, askerlerin Batı Şeria’daki angajman kurallarına uyup uymadığı sorusunun yanında bir ‘ölümcül güç kullanma kültürüne’ ilişkin de soru işaretlerini gündeme getiriyor.
Batı Şeria’da beş haftalık bir sürede yapılan askeri operasyonlarda, askerlerin tutumu konusunda ciddi soru işaretleri uyandıran birçok olayın kanıtlarına ulaştık.
BBC, Ocak 2024’te İsrail’in Tulkarim Mülteci Kampı’nda ‘Direniş’ olarak bilinen Filistinli bir silahlı bir grubu hedef alan 45 saatlik askeri operasyonu izledi.
Bu operasyon sonrası BBC’ye konuşan çok sayıda Filistinli, askerler tarafından silahla tehdit edildiklerini ve komşu Ürdün’e taşınmalarının söylendiğini anlattı. İsrail ordusu sivillerin tehdit edildiğine dair her şikayeti inceleyeceğini açıkladı.
Kanada vatandaşı da olan12 yaşındaki Filistinli Haytham isimli çocuk, bir İsrail askeri tarafından bıçak zoruyla tehdit edildiğini söyledi. Bu iddia, erkek kardeşi ve babası tarafından da desteklendi.
Kamptaki bir aile, evlerinin bir duvarına Davut Yıldızı çizdiğini iddia ettikleri bir grup askerin, bir diğer duvardaki Mescid-i Aksa fotoğrafını da yırttığını anlattı.
İsrail ordusu bunların “İsrail ordusunun değerlerine aykırı olduğu” ve askerlerinden bekledikleri davranış şekliyle uyuşmadığı açıklamasını yaptı.
Batı Şeria’daki ‘ihlal’ iddiaları
Üst kattaki evde yapılan aramada, mutfak dolapları parçalanmış, oyuncaklar zarar görmüş ve televizyonlar kırılmıştı. Kamptaki birçok evde benzer bir tablo vardı.
Kudüs’teki Diakonia Uluslararası İnsani Hukuk Merkezi’nde hukukçu olan Dr. Eitan Diamond, “Duvarlara Davud Yıldızı çizmek veya ‘7 Ekim’ ile ilgili yazılar yazmak gibi vandalizm örnekleri açıkça yasa dışıdır” yorumunu yapıyor.
Diamond, Tulkarm kampında bir çocuğun bıçakla ve diğer bazı sivillerin de silah zoruyla tehdit edildiğine ilişkin haberler için de uluslararası hukukun ihlal edilmiş olabileceği yorumunu yapıyor.
Bu kamp baskınına katılan askerlere, üzerinde patlayıcı taşıdığı iddia edilen bir Filistinli savaşçıyı vurarak öldürdükten sonra cesedi üzerine idrar yapma suçlaması yöneltildi.
Görgü tanıklarının iddiasına göre ceset darp edildikten sonra bağlanarak sokaklarda sürüklendi.
BBC’ye bağlanmış bir cesedin fotoğrafları gösterildi.
Bu olayın yaşandığı söylenen yerde yaptığımız incelemede, resimlerde cesedi bağlamak için kullanılan malzemeyle uyumlu olan kumaş ve kablo parçası gördük.
Bu kanıtları da yine bağımsız uzmanlara gösterdik.
Cenevre Üniversitesi’nden uluslararası hukuk uzmanı Prof. Marco Sassoli, bu olaydaki öldürücü güç kullanımının uluslararası hukuk kuralları içinde meşrulaştırılabilir olması halinde bile cesede saygı gösterilmesi gerektiğini vurguluyor ve “Gösterdikleriniz uluslararası insan hakları hukukunun ihlal edildiğine işaret ediyor. Hatta savaş suçu dahi teşkil edebilir” diyor.
İsrail ordusu ise bu olaya ilişkin yaptığı açıklamada ise, ölü savaşçının üzerinde patlayıcılar bulunduğu ve Kızılay görevlilerinin cesede dokunmayı reddettiği savunuldu.
Açıklamanın devamında “Bu nedenle İsrail askerleri, güvenliklerini sağlamak ve cesedin altında silah olup olmadığını kontrol etmek için onun elleri ile ayaklarını kontrol altına almak zorunda kaldı” savunması yapıldı.
BBC’nin elde ettiği kanıtlarını inceleyen bazı eski İsrailli askerler, İsrail ordusunun Batı Şeria’daki operasyonlarındaki uygulamalarının, Filistin silahlı direnişini daha da körüklemesinden korktuklarını söylüyor.
Aralarından biri, “Filistinlilerin, her gün yaşadığı şekilde, askerlerle karşı karşıya gelmek ve sanki hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edilebileceğini düşünmek, bu gerçeklikte yaşayan insanların silaha sarılamayacağını varsaymak, en iyi ihtimalle saflık ve onlara insan olarak bakmamaktır” dedi.
Bu eski asker sözlerini “İşler daha da kötüye gidiyor” diyerek bitiriyor.
]]>(ANKARA)- TBMM Genel Kurulu’nda, İYİ Parti’nin yerel basının sorunlarına yönelik araştırma önergesiyle ilgili verdiği grup önerisi reddedildi. Öneri üzerine konuşan CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu, “Güçlü bir yerel medya vardı ancak bugün yok. Burada ilerleyen teknolojiye ayak uyduramama var, değişen siyasi iklim var, finansman sıkıntıları var ama buna çözüm nedir derseniz, AKP’nin yaptığının tersini yapmaktır. Yani siz buraları organize etmeye kalkarsanız İletişim Başkanı’nın aklıyla, Basın İlan Kurumu’yla bu iş olmaz. Bu mesleğin özünde özgürlük vardır” dedi.
TBMM Genel Kurulu’nda, İYİ Parti’nin ‘yerel basının sorunlarıyla ilgili araştırma önergesinin gündemin önüne çekilerek bugün görüşülmesine ilişkin grup önerisi reddedildi. Devletin tasarruf tedbirlerini basın üzerinden değil diğer kaynaklar üzerinden sağlaması gerektiğini belirten İYİ Parti Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşçı Hamşıoğlu, şunları söyledi:
“DEVLETİN EKONOMİK BEKAASI ABONELİK GELİRLERİYLE KURTULMAZ”
“Siyasette olduğu gibi medyada da merkez ve makul alan yok edilir yaygın medya yazık ki bir ucu yandaşlaşmaya bir ucu marjinalleşmeye çıkan iki kutup arasında asli görevlerinden uzaklaştırılır, bir algı operasyonu merkezi haline dönüştürülürken güçlü bir yerel basının varlığı her zamankinden elzemdir. Hal böyle iken tasarruf tedbirleri genelgesinin yerel basına son nefesini verdiren bir giyotine dönüşmesi kabul edilemez. Çocukların yatağa aç girdiği, açlık intiharlarının başladığı, deprem bölgesinde hala binlerce insanın açıkta olduğu bir ülkede kiralıklar hariç 408 taşıtı bulunan Diyanet’in hizmetine ihtiyaca binaen bir lüks araç daha verilebiliyorsa bu ülkede tasarruf elbette çok gereklidir ama o tasarrufun adresi döviz kuru dolayısıyla kağıt ve matbaa maliyetlerini karşılayamaz haldeki yerel basın olamaz. Devletimizin ekonomik bekası kıt kanaat ayakta durmaya çalışan yerel basının ilan ve abonelik gelirleriyle kurtulamayacağına göre bu, onu bitirmenin kılıfından ibarettir. Açıkça da uyarmak istiyorum; yerel basını hedef alan bir ekonomik pranga oluşturulursa onu kerametinin nereden menkul olduğu tartışmalı güç odaklarının maşasına, tehdit ve şantaj aracına dönüştürüsek sonuçlarını hep birlikte ve çok can yakıcı şekilde ödemek durumunda kalabiliriz.”
“TÜRKSAT’A DOLAR ÜZERİNDEN ÜCRET ÖDENİYOR”
Saadet Partisi Kayseri Milletvekili Mahmut Arıkan ise şunları söyledi:
“Yerel basın, basınımızın en önemli sac ayağı fakat bugün kötü ekonominin en çok etkilediği sektörlerden biri maalesef yerel basınımız. Türkiye’de basın hem özgürlük hem de ekonomik anlamda kan ağlamakta. Mesela yerel içerikli yayın yapan uydu televizyonları Türksat’a kiralarını dolar kuruna endeksli olarak yapmakta. Sağ olsunlar yetkili arkadaşlarımız dolar kurunu 1 Mayıs’tan itibaren geçerli olmak kaydıyla 30 TL’ye sabitlediler. Doların 32.37 TL olduğu bir zamanda bu yapılan ancak yerel basın mensupları ile alay etmektir. Hani bu ülkede dolar üzerinden ticaret yasaklanmıştı? Devletin kurumu olan Türksat, milletin sesini suyuran hem de haberi direkt olarak sokaktan, haneden alan yerel basını günden güne dolar kuru üzerinden yok etmekte.”
“YEREL BASIN SAHİPSİZLİK İÇİNDE”
DEM Parti Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, şunları söyledi:
“Özgür ve bağımsız bir basın bir ülkenin olmazsa olmazlarındandır. Özgür basına olan ihtiyaç haksızlıkların ayyuka çıktığı yolsuzlukların arttığı bir ülkede ise hayati değer taşımaktadır. Bugün hakikat arayışı sürdükçe ifade özgürlüğünü by-pass etme girişimi o denli artmakta. Yazılı ve sözlü basın ciddi baskı altında. AKP Türkiye’sinde toplumun bilgi alma hakkı gasp ediliyor, gazeteciler nefes alamaz hale getirilmiş durumda. Basın emekçilerinin özgürlük sorununun yanında ekonomik sorunları da katlanmış durumda. Özellikle yerel medya tam bir sahipsizlik içinde. Bunu da Basın İlan Kurumu üzerinden ortadan çıkaran iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız. Kürt basını da birçok açıdan ciddi bir baskı altında. Kürt basınına yönelik baskılar ülke sınırlarını aşmış durumda.”
“MEDYADAN ELİNİZİ ÇEKERSENİZ EN İYİ ÇÖZÜMÜ KENDİSİ BULUR”
CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu da şöyle konuştu:
“Yerel medya, ulusal medya arasında bir hiyerarşi var gibi geliyor. Ulusal medya daha geniş kitlelere gidiyor, daha fazla para kazanıyor ama bu sadece Türkiye’de böyle. Mesela Amerika’da bütün gazeteler aslında yerel medyadır. Türkiye’nin özel koşulları nedeniyle Cumhuriyet’in ilk yıllarında medyaya da düşen bir sorumluluk vardı. Bizim gazetelerimiz ve televizyon kanallarımız yerel değildir ulusaldır çünkü temelinde bir temsiliyet yatar. Türkiye’nin sorunlarının tartışılacağı, çözüm bulunacağı noktalarda medyanın katkısı aranır. Yerel medyanın yapısında bu coğrafi yapıyı göremiyoruz. Mesela Doğu, Güneydoğu’da neredeyse yerel medya sıfır güçteyken zaten zengin olan batıda yerel medyanın daha kuvvetli olduğunu görüyoruz. Güçlü bir yerel medya vardı ancak bugün yok. Burada ilerleyen teknolojiye ayak uyduramama var, değişen siyasi iklim var, finansman sıkıntıları var ama buna çözüm nedir derseniz, AKP’nin yaptığının tersini yapmaktır. Yani siz buraları organize etmeye kalkarsanız İletişim Başkanı’nın aklıyla, Basın İlan Kurumu’yla bu iş olmaz. Bu mesleğin özünde özgürlük vardır. Sansür yasası ile nasıl düzenleyemezseniz kağıt fiyatlarıyla nasıl düzenleyemezseniz yasaklarla, emirlerle de düzenleyemezsiniz. Medyadan elinizi çekin, en iyi çözümü medya kendi kendisine bulur. Yerel medya öldüğü zaman ana akım medyaya hangimiz, bu 600 milletvekilinden şimdiki süreyi alabileceğiz?”
]]>KEMAL ONUR ATALAY
(AKSARAY) – İç Hastalıkları Uzmanı Doktor Durmuş Özkul, kemik erimesine karşı uyarılarda bulundu. Özkul, “Süt ve süt ürünleri yeterli alınmalı. Hayvansal gıdalar, doğal beslenme önemli. Düzenli egzersiz kemik sağlığımız için önemli. Güneş ışığı D vitamini için çok önemli. Güneş ışığı almamız lazım. Bunlar kemik sağlığı için önemli şeyler” dedi.
İç Hastalıkları Uzmanı Doktor Durmuş Özkul, kadınlarda özellikle menopoz sonrası sık görülen kemik erimesinin nedenlerini ve alınabilecek önlemleri anlattı. Özkul, “Kemik erimesinde en önemli sebep yaşlanma. Kemik erimesinde ayrıca genetik yatkınlık, mineral eksikliği, kalsiyum, magnezyum da etkilidir. Bunlar kemik sağlığımız için çok önemli, D vitamini, bunların eksiklikleri kemik erimesine neden olabilir. Bazı hastalıklar, böbreküstü bezi hastalıkları, tiroit hastalıkları kemik erimesi yapabilir. Bir de hareketsiz yaşam, sigara, alkol kullanımı kemik erimesinin sebepleridir” diye konuştu.
“KEMİK EREİMESİ ERKEN DÖNEMDE BELİRTİ VERMEZ”
Kemik yoğunluğunun azalması, kemiğin içerisinde boşluklar oluşarak süngerimsi bir görünüm elde etmesi durumuna osteoporoz ismi verildiğini ifade eden Dr. Özkul, “Kemik erimesi erken dönemde belirti vermez. Sadece hastalar böyle çok küçük bir travma sonrası kemik kırıkları, çatlakları olursa biz kemik erimesinden şüpheleniriz erken dönemde. İleri dönemde daha çok belirtisini görürüz kemik erimesinin. Ağrılar özellikle kemik erimesinin olduğu bölgede, omurlarda, el bileğinde, kalça eklerinde, kemiklerinde kırıklarına bağlı, çökmesine bağlı, boyun sırt ağrıları, bilek ağrısı, kalça ağrısı belirti olarak ileri dönemlerde bunları görürüz” bilgisini verdi.
KEMİK ERİMESİNİ ENGELLEMEK İÇİN NELER YAPILABİLİR?
Kemik erimesinin önüne geçmek için beslenme düzeninin önemli olduğuna, kalsiyum, D vitamininden zengin bir beslenme düzeninin gerektiğine dikkat çeken Dr. Durmuş Özkul, “Süt ve süt ürünleri yeterli alınmalı. Hayvansal gıdalar, doğal beslenme önemli. Düzenli egzersiz kemik sağlığımız için önemli. Güneş ışığı D vitamini için çok önemli. Güneş ışığı almamız lazım. Bunlar kemik sağlığı için önemli şeyler” dedi.
KEMİK ERİMESİNDE TEDAVİ YÖNTEMİ
Tedavi konusunda da açıklamalarda bulunan Özkul, şunları söyledi:
“Tedavide seviyesine göre kemik mineral yoğunluğunu ölçen dansitometre dediğimiz bizim bir tahlilimiz var. Onu da kemik yoğunluğunu ölçerek onun sonucuna göre seviyesine göre tedavi ediyoruz. Erken evrede bir kalsiyum D vitamini destek tedavileri yeterli olurken, daha ileri evrelerde kemik yapısını güçlendiren fosfonat grubu ilaçlarımız var. Kadınlarda menopoz sonrası hormonal tedaviler yine erkeklerde kullandığımız çeşitli hormonal ilaçlar var, kemik sağlığını güçlendirmek ve kemik erimesini önlemek için. Kemik erimesinde benim özellikle önereceğim ileri yaşta birçoğumuz çevresinde vardır, yaşlılarımız düşer. Kalça kemiğini kırar ve aylarca hastanede zorlu bir süreç bekler. Boyu kısalır. 70’den sonra hastalarımızın, yaşlılarımızın boyları kısalmaya başlar. Boy kısalığı çok önemli değil belki ama 80 yaşından sonra ama kalça kemiğinin kırılması hayat kalitesinin konforunu etkileyecek, azaltacaktır. Onlar başa gelmeden belli aralıklarla doktor kontrollerden geçmelerini, eksik olan bir şey varsa onun takviye edilmesi, kemik erimesi varsa da onun tedavisinin önleminin alınması iyi olur.”
]]>
Programda ayrıca Başkan Şahin’e, Ulaşımda Aklın Yolu Ödülleri kapsamında verilen Belediyecilik Ödülü Kategorisi’nde Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin hayata geçirdiği Her Kart Gaziantep Kart çalışması ile ödül verildi.
Hacettepe Üniversitesi Tunçalp Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen 4’üncü Uluslararası Akıllı Ulaşım Sistemleri Zirvesi, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ve sektör temsilcilerinin katılımıyla başladı.
Şahin, Gaziray, hidrojenli otobüs ve ulaşım yatırımlarını anlattı
Açılış töreninde konuşan Başkan Fatma Şahin, Gaziantep’te Gaziray ve hidrojenli otobüs başta olmak üzere ulaşım alanında yapılan yatırımları anlattı. Ayrıca Şahin, konuşmasında yeni dönemde belediyecilikte yalınlığın ve veri yönetiminin vurgusunu yaparak, ulaşım alanında projelerin akıllı, yeşil dostu ve dirençli şehre destek verecek şekilde şekillenerek devam etiğini belirtti.
Açılış programının ardından her yıl farklı kategorilerde verilen “Ulaşımda Aklın Yolu Ödülleri” törenine geçildi. Belediyecilik Ödülü Kategorisi’nde, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen ve Türkiye’de ilk olan, kredi kartlarının Gaziantep Kart’a entegrasyonunu sağlayan Her Kart Gaziantep Kart aldı. Ayrıca günün anısına AUS Türkiye Başkanı Esma Dilek, Başkan Şahin’e hediye takdim etti.
Akıllı ulaşımda Türkiye’de ilk ve tek etkinlik
Akıllı ulaşım sistemleri alanında Türkiye’de ilk ve tek etkinlik olan Uluslararası Akıllı Ulaşım Sistemleri Zirvesi, sektöre liderlik eden isimler başta olmak üzere üst düzey yetkililerinin katıldığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı başta olmak üzere birçok kamu ve özel sektör kuruluşunca desteklenen, uluslararası akıllı ulşaım sistemleri yetkililerinin ve temsilcilerinin konuşmacı olarak katıldığı programlar sistemini kapsıyor. Zirve, Türkiye’de akıllı ulaşım alanında öne çıkan projelerin sergilendiği, start-uplarla, sektör uzmanlarıyla buluşma, görüş alışverişinde bulunma, ülkemizdeki başarılı projeleri ve saha uygulamalarını yerinde görebilme imkanı sunuyor.
Şehri nasıl ‘yeşil, dirençli ve akıllı’ yapacağız bunları çalıştık
Programın açılış töreninde yaptığı konuşmada Başkan Fatma Şahin, dünyanın sürdürülebilir kalkınma ve sosyal adalet konuları başta olmak üzere birçok insani konuda sınıfta kaldığını aktararak, “Büyükşehirlerin sağlıklı büyümesi gerek. Önce kendimizi yapılandırmamız ve şehrimizin sağlıklı bir dönüşüme geçirmemiz, vatandaş memnuniyetini öncelememiz gerekiyor. Bu anlamda özellikle analizler yaptığımızda fırsatların olduğu bir döneme şahitlik ediyoruz. Her krizin fırsatları var. Bu büyük milletin dayanışma koduyla aşılamayacak sorunumuz, çözülemeyecek problemimiz yok. Geçmiş beyannamemizde verilen sözlerin yüzde 80’i ulaşımla ilgiliydi. Yaparak vatandaşın yanına gittik, yüzlerine bakabildik, gönüllerine girebildik. Yeni dönemimizde verdiğimiz beyannamede bu şehri nasıl ‘yeşil, dirençli ve akıllı’ yapacağız bunları çalıştık” dedi.
Konuşmasında makro ölçekli çalışmaların yanı sıra mikro ölçekte mahalle bazlı çalışıldığını belirten Şahin, “‘Big Data’ yönetilirken siber güvenliği de sağlamak gerekiyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak açık veriye geçmiş bir şehiriz. Açık veriye geçmek büyük bir güven işidir. Verilerine güvenmek büyük bir iştir. Verilerin gücüne güvenmeyip o verileri girmediğinizde bunları yönetmek mümkün değildir. Dikey çalışma modelleri üzerinde hep çalıştık. Ama dünyadaki sorunlar artık yatay çalışma modelini, birlikte iş yapmayı gerektiriyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nde 3’üncü döneme başlarken önce kendimizi yalınlaştırıyoruz. Koordinasyonu ve verimliliği güçlü sağlayarak gelirlerimizi arttırıp giderlerimizi azaltmaya çalışıyoruz. Yeni dönemde kara tiren hattını hızlı tren hattına çevirdiğimiz Gaziray’ı uzatıyoruz. Sakarya’da üretilen yerli ve milli tren setlerini alıyoruz. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak hidrojenli otobüslere geçiyoruz. Aldığımız ilim, irfan ve hikmetle bu ülke için aynı yere bakıp hedefleyip bunu gerçekleştirmemiz gerek. Güçlü Türkiye’nin huzurlu, sağlıklı, akıllı, dirençli ve yeşil Türkiye olarak ta dönüştürmeyi bütün dünyaya ve 85 milyon insanımıza göstereceğimize inanıyorum” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Kocaeli Valiliği, vatandaşların şikayetleri üzerine sokak hayvanlarıyla ilgili alınacak tedbirlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştu. 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği kapsamında belediyelerin görev ve sorumlulukları hatırlatılırken vatandaşlar insan sağlığını tehdit eden hayvanların itlaf edilmesiyle ilgili maddeye tepki gösterdi.
“Valiliğin açıkladığı maddelere baktığımız zaman her birinin 5199 Sayılı Kanunda ön gördüğü hatırlatmaları tekrardan belediyelere yaptığını görüyoruz”
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu hakkında bilgilendirme yapan Kocaeli Veteriner Hekimleri Odası Başkanı Mehmet Bostancı, “5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ilk olarak 2004 yılında resmileşiyor. Daha sonra 14 Temmuz 2021 yılında tekrardan revize ediliyor. Bu revizyonda büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu 75 binin üzerinde olan ilçe belediyelerinin 31 Aralık 2022 tarihine kadar hayvan bakım evlerini, diğer ilçe belediyelerinin ise 31 Aralık 2024 yılına kadar hayvan bakım evlerini tamamlamaları gerekiyor. Bu bir yasal zorunluluk ve sorumluluktur. Biz bunu defalarca her platformda, her yerde dile getiriyoruz. Öncelikle bunu dile getiren Kocaeli Valiliğimize teşekkür ediyorum. Resmi bir otoritenin belediyelerine yetki ve sorumluluğunu hatırlatması bizler adına önemli bir gelişmedir. Sosyal medyada Kocaeli Valiliği’nin açıklamaları farklı noktalara çekildi. Valiliğin açıkladığı maddelere baktığımız zaman her birinin 5199 Sayılı Kanunda ön gördüğü hatırlatmaları tekrardan belediyelere yaptığını görüyoruz. Yapılan yorumların farklı noktaları çekilmesinin art niyetli olduğunu görüyorum. Ben bir kez daha buradan Kocaeli Valiliğimize bu duyarlılığından dolayı teşekkür ediyorum. Çünkü resmi bir otoriterinin bunu dile getirmesi çok önemlidir” diye konuştu.
“Tüm desteklere hazırız”
Her konuda belediyelere yardımcı olabileceklerini söyleyen Bostancı, “Veteriner hekimler olarak bizler kısırlaştırma seferberliği konusunda, yapılması gereken her adımda, yapılması gereken her projede burada olduğumuzu, Kocaeli’deki kliniklerimize, polikliniklerimize bu hizmeti yürütebileceğimizi, bu projelerde yer alabileceğimizi taahhüdünü veriyorum. Buradan da bu destekte bulunabileceğimizi tüm kamuoyunun nezdinde söylemek istiyorum” şeklinde konuştu.
“Kedi ve köpeklerin yaklaşık üçte birinin çiplendiği, üçte ikisinin ise çiplenmediği görülüyor”
Mikroçiple ilgili de açıklamalarda bulunan Bostancı, “Her yaştaki kedi ve köpeklerin mikroçiple kayıt altına alınması 2022 yılında son buldu. Şu an baktığımız zaman kedi ve köpeklerin yaklaşık üçte birinin çiplendiği, üçte ikisinin ise çiplenmediği görülüyor. Kayıt altına alınma önemli unsurdur. Bu sürenin uzatılarak her yaştaki kedi ve köpeklerin tekrardan kayıt altına alınması gerekiyor. Bu önemli bir konudur. Diğer bir konuda ise Kocaeli de dahil birçok belediyemizde veteriner hekim istihdamı çok az. Birkaç tane veteriner hekimle sorunları çözmeye çalışıyorlar. Haliyle gerek kısırlaştırmada olsun gerek diğer işlemlerde olsun bu işlemi tam olarak yürütemiyoruz. Belediyelerimizin bu konuda gerekli adımı atmasını da bekliyoruz. Çünkü bu bir problemse, bu bir sorunsa siz bunu veteriner hekimlerle çözeceksiniz. Bu konuda belediyelerin ivedi olarak bu konuda veteriner hekim sayılarını arttırması gerekiyor. Aynı zamanda vektörel mücadele, kesimhaneler, hayvan pazarları, sahipsiz hayvanların yakalanması, kısırlaştırılması, rehabilite edilmesi gibi birçok konunun bir arada biriktiği bir yerdeyse veteriner işleri müdürlüğü olmazsa olmazıdır belediyelerde. Bu konuda da mutlaka ve mutlaka belediyelerin veteriner işleri müdürlüğü kurulmasında ön ayak olması lazım ve gerekli adımları atması gerekmektedir” ifadelerini kullandı. – KOCAELİ
]]>30 üniversiteden 150’nin üzerinde katılımcıyla gerçekleştirilen ve 3 gün sürecek kongre kapsamında yaklaşık 35 konferans gerçekleşecek. Bu konferanslara 6 ayrı ülkeden konuşmacılar katılacak. Kongrenin çıktıları da bir dergide yayınlanacak.
Kongrenin açılışında konuşan Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, tıp fakülteleri arasında ilk 10’da yer alan, akredite bir tıp fakültesi olan Erciyes Tıp’ın her zaman bilimsel, kültürel ve sanatsal faaliyetlere ev sahipliği yapmaktan onur ve gurur duyduğunu ifade etti.
Her genin bir hikaye anlattığına işaret eden Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, “Bu hikaye insanlığın hikayesi ve sizler bu hikayeleri öğrenip yeniden insanlığa armağan eden bilim insanlarısınız. Gen tedavilerinin ve genetik mühendisliğin geleceğin tıbbı olduğunu hepimiz biliyoruz. İnsanın biyolojik sırları genetik malzemesinde saklı ve bu sırlar çözüldükçe hem dejeneratif tıp alanında hem de hastalıkların kök nedenleri hususunda çok ciddi ilerlemeler kaydedeceğimiz açık. Eğer tıpta bir Kopernik Devrimi olacaksa bu kesinlikle genetik alanında olacaktır. Ben buna böyle inanıyorum ve işinize büyük bir saygı duyduğumu belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi aynı zamanda Kongre Başkanı Prof. Dr. Munis Dündar da mensubu olduğu kurumda hem ulusal hem uluslararası anlamda önem taşıyan bir kongrenin açılışını gerçekleştirmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Bazı bilimsel aktivasyonları yeterli performansta uluslararası düzeyde ortaya koyamamaktan yakınan Prof. Dr. Munis Dündar, Türk Genom Projesi’nin uluslararası düzeyde mecrasını bulamamasının önemli bir nokta olduğuna dikkati çekti.
Türkiye’de önemli genetik merkezleri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Munis Dündar, dernek temsilcilerine seslenerek, “Genom projesinde önemli bir rolünüzün olması lazım. Cemiyet ilişkileri kurarak bu ulusa bu hizmeti sunmamız lazım. Birinci vazifemiz bence bu ve çok önemli. Şu anda biz dünyada hem genetiğin hem de biyoteknolojinin altın çağını yaşıyoruz. Bizim bu altın çağını hissetmemiz ve rekabet etmemiz lazım. Çok genç yetişmiş genetikçilerimiz, uluslararası düzeyde hocalarımız var. Bunların bence gerçek mecrasını bulmasında önemli bir ulusal politika oluşturulması lazım” dedi.
Genetik camiası olarak çok hızlı büyüdüklerini belirten Tıbbi Genetik Derneği Başkanı Doç. Dr. Taha Bahsi, yarısı kamuda yarısı özel sektörde olmak üzere şu anda 118 adet Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlı Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi bulunduğunun altını çizerek, hem Türkiye’de hem de yurt dışında önemli hizmetler vermeye çalışan bir bölüm haline geldiklerini söyledi, “Genetiği geliştirmek için elimizden geleni yapıyoruz” şeklinde konuştu.
Açılış konuşmalarının ardından kongre, Çocukluk Çağı Nadir Hematolojik ve Onkolojik Hastalıklarda Okuryazarlık başlıklı birinci oturumla devam etti.
İlk oturumun birinci konuşmacısı olan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elif Yılmaz Güleç “Çocukluk Çağı Nadir Hematolojik/ Onkolojik Hastalıklarda Kime Ne Zaman Hangi Testler Yapılmalı?”, Samsun Üniversitesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Özlem Sezer “Çocukluk Çağı Nadir Hematolojik/Onkolojik Hastalıklarda Genetik Sonuçların Klinisyen Tarafından Doğru Okunması” ve son olarak Çocuk Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tunç Fışgın ise “Pediatrik Hematolog/ Onkolog Genetikçiden Ne Bekler?” başlıklı sunum yaptı. – KAYSERİ
]]>Co-Founder Academy ve TechInside olarak bizler de bir süredir destek olduğumuz bu etkinlik serilerinde bu hafta kurucumuz Hakkı Alkan ile beraber katılım sağladık, etkinliğe özel verdiğimiz röportajı izlemek için:
Etkinlik, ekosistem paydaşlarının kahvaltısıyla başladı. Girişimcilere, yatırımcılara ve diğer tüm paydaşlara kapılarını açık tutan StartupTeknoloji, girişimcilik dünyasını desteklemeye devam ediyor.
Açılış konuşmasını, Kulüp Garajı’ndan Neslihan Kaplan yaptı. Ardından ev sahipliği ve sunum için sözü alan Cube Incubation girişimcilik merkezinin müdürü Ahmet Kerim Nalbant, katılımcılara Cube incubation hakkında çok değerli bilgiler verdi.
Etkinlikte sponsor olarak yer alan markalar arasında SharingoTürkiye, egaranti, DinamikCRM, PitGrowth, ve Walkers girişimcileri, sahnede sunumlarını gerçekleştirdiler. Her biri kendi alanında başarılı girişimleri ve yenilikçi projeleriyle dikkat çekti.
Girişim sponsorları Mistikist, QarkOptical, ve Hydrolyx ise sahneye çıkarak girişimleri hakkında bilgi verdiler. Yenilikçi fikirleri ve potansiyel yatırım olanaklarıyla ilgili değerli bilgiler paylaştılar.

Etkinliğin en önemli bölümlerinden biri, yatırım paneliydi. Girişimcilik ekosisteminde önemli yatırımlara imza atan Tunç Berkman ve Hande Enes, Selma Bahçıvanoğlu ve Anıl Gökçen Körpınar girişimciliğin geleceği ve yatırım olanakları hakkında katılımcılarla değerli görüşler paylaştılar.
Tunç Berkman, kurumsal geçmişine ve girişimciliğe adım atış sürecine değinerek kurumsal tarafın girişimciliğe bakışını ve gelişim sürecini aktardı.
Hande Enes ise girişimcilikte duygu-insansı sezgilerin önemine vurgu yaparak, bunun gelecekte yapay zeka modellemelerinde çığır açacağını ifade etti. Ayrıca yerel bilgelik ve kültürel mirasın girişimciliğe nasıl katkı sağladığını anlattı.
Anıl Gökçen Körpınar ise, idacapital’in Türkiye’de olmayan ama olması gereken debt financing (borç finansmanı) modelini aktardı. Girişimcilerin hisse vermek yerine borçlanma yolunu tercih edebilecekleri bir finansman modelinin eksikliğine dikkat çekti ve bu konuda farkındalık oluşturmayı hedeflediklerini söyledi.
Selma Bahçıvanoğlu, ekosistemdeki 10 yıllık deneyimine dayanarak son 5 yılda girişimcilik ekosistemindeki değişimi ve gelecekteki olası değişimleri anlattı. Ekosistemdeki gelişim sürecine dair değerli gözlemlerini paylaştı ve gelecekteki eğilimleri öngörmeye yönelik değerli önerilerde bulundu.
Son olarak, SimyaVC’nin hangi alanlara odaklandığına dair bilgileri katılımcılarla paylaşarak, girişimcilik ekosistemine katkı sağlamak için yapılan çalışmalara değindi.
Genç girişimci yetiştirme platformu olan Fikir Değirmeni’nden çocuk girişimciler, etkinliğe katılarak renk kattılar. Genç girişimciler, geleceğin liderleri olarak dikkat çektiler.
Etkinlikte ayrıca, StartupTeknoloji’nin medya destekçilerine özel ödüller takdim edildi. BrandingTürkiye adına Mürsel Ferhat Sağlam, TeknoTalk adına Behti Soykan, TechInside adına Hakkı Alkan, Technologic adına Melih Bayram Dede ve diğer medya kuruluşlarının temsilcileri, StartupTeknoloji’nin önemli bir parçası oldukları için teşekkür edildi.
Etkinlikte ayrıca StartupTeknoloji adına İlker Elal ve Teknopark İstanbul adına Ümran Demirel birlikte bir iş birliği anlaşmasına imza attı.
Networking etkinliğiyle sona eren 9. Girişimcilik Ekosistemi Buluşması, katılımcılarına değerli bağlantılar kurma ve işbirlikleri oluşturma fırsatı sundu. Etkinlik toplu fotoğraf çekimi ve networking etkinliğiyle sona erdi.
Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın!
]]>Cumhurbaşkanı kararıyla Aydın’ın Kuyucak ilçesinde 3 bin 900 metre karelik bir alanın Jeotermal Enerji Santrali (JES) yatırımı için acele kamulaştırılmasına tepki gösteren bölge sakinleri direnişini sürdürüyor. Kuyucak Belediye Başkanı Uğur Doğanca, CHP Kuyucak İlçe Başkanı Özgür Yöreli ve beraberindeki heyetle birlikte Kuyucak’ın Kurtuluş Mahallesini ziyaret eden CHP Aydın Milletvekili Evrim Karakoz, çevrecilerle ve yöre halkıyla bir araya geldi.
“AYDINLI JEOTERMALİN FAYDASINI DEĞİL ZARARINI GÖRÜYOR”
Milletvekili olduğu günden beri Aydın’da maden sahalarıyla alakalı ve özellikle jeotermalle alakalı vatandaşların sesini gerek Ankara’da Meclis’te gerekse basında duyurmaya çalıştığını belirten Karakoz, “Aydın’da 30’un üzerinde jeotermal santral var. Genel olarak baktığımızda bu santrallerin Aydın ilinde vergi ödemediğini görüyoruz. Aydın’ın zenginliğinden Aydınlının faydalanamadığını defalarca dile getirdik. Örneğin Aydın’da jeotermale dayalı bir sağlık turizmi yok maalesef. Biz jeotermalin sağlığa dair yararlarından faydalanamıyoruz. Aydın’da jeotermal var fakat biz jeotermale dayalı seracılık yapamıyoruz. Aydın’da jeotermal var fakat biz jeotermale dayalı ısınma yapamıyoruz. Yani kentlerimizi, şehirlerimizi, köylerimizi jeotermalden ısıtamıyoruz. Üstüne üstlük bu jeotermalden faydalanamadığımız gibi bu jeotermal havayı, toprağı, suyu kirletiyor” diye konuştu.
“AKP, AYDIN’A HİZMET ÜRETMEK YERİNE JEOTERMAL SANTRAL DİKİYOR”
“AKP iktidarı 20 yılın üzerinden beri iktidarda. Aydın’a hizmet üretmek yerine maalesef Aydın’ın her yerine jeotermal santral dikiyor” diyen Karakoz, şu ifadeleri kullandı:
“Bu jeotermal işi o kadar ileri boyutlara geldi ki neredeyse evlerimizin avlularına, mezarlıklarımıza sondaj çakacak hale geldiler. Hep söylüyoruz bu söz lafta kalmasın bunun mücadelesini vereceğiz; diyoruz ki Aydın gökyüzünün altındaki en güzel yer yüzüdür. Bakın bir pandemi geçirdik. Pandemide dünyada en önemli şeyin enerji değil gıda ve sağlık olduğu ortaya çıktı. Aydın Türkiye’nin en verimli topraklarına sahip. Ama bu verimli topraklarımız madenler eliyle, jeotermal santraller eliyle maalesef her gün yok edilmeye çalışılıyor. Bu bölgede dedelerimizin diktiği zeytin ağaçları, ceviz ağaçları, incir ağaçları kaç kuşağa baktı, kaç nesle baktı ve bu ağaçlar bizden sonra çocuklarımıza çocuklarımızın çocuklarına torunlarımıza bakacak. Biz öyle düşünüyoruz, öyle hesap ediyoruz ama, geldiğimiz noktada bu jeotermal yüzünden bizim çocuklarımız ileride dalından zeytini koparamayacak, dalından portakalı koparamayacak, dalından cevizi koparamayacak hale getirilecek.”
“BİZ AYDIN’DA ARTI 1 TANE DAHA JEOTERMAL SANTRAL İSTEMİYORUZ”
Karakoz, maden ve JES gibi projelerle Aydın’a verilen zararın durdurulması çağrısı yaparak, “Biz artık Aydın’da artı 1 tane daha jeotermal santral istemiyoruz. ve açıkça şunu da söylüyoruz; biz Aydın’da bundan sonra ne jeotermal için ne maden için bir tane daha zeytin ağacımızın, bir tane daha incir ağacımızın, bir tane daha ceviz ağacımızın kesilmesini istemiyoruz. Aydın’ın her yerinde vatandaşlarımız aynı fikirde. Biz artık bu jeotermal işgaline ‘dur’ diyoruz. Bundan önce yapılmış santrallerin de dünya normlarına uygun bir şekilde denetlenmesini istiyoruz. Enerji bir ihtiyaçtır, enerjiye karşı değiliz. İktidardaki parti her fırsatta şunu dile getiriyor söylüyor, gerçi fiiliyatta görmüyoruz ama; ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ diyor. Ama bu vahşi jeotermal saldırısı insanlarımızı sağlıklarından ediyor. Önce insan diyoruz, önce doğa diyoruz; önce insan hayatı, insan sağlığı diyoruz. Sonrasında diğer şeyler geliyor. Biz toprağımızı, ağacımızı, havamızı, suyumuzu korumak zorundayız” dedi.
“TOPRAĞIMIZA, SUYUMUZA, HAVAMIZA SAHİP ÇIKMAZSAK…”
Doğaya sahip çıkacaklarını aktaran Karakoz, “Eskiden derlerdi enerji savaşları; şimdi dünya çapında uzmanlar diyor ki, 25-30 yıl sonra temiz suyla alakalı dünyada savaşlar çıkacak temiz suyla alakalı büyük problemler çıkacak. Biz bu dünyanın en güzel topraklarında bu toprağımıza, suyumuza, havamıza sahip çıkmazsak maalesef kötü ve karanlık bir gelecek bizi bekliyor. ve altını çizerek söylüyorum yine; sizinle beraber, vatandaşlarımızla beraber, hemşehrilerimizle beraber, kamu kurumlarımızla belediyelerimizle beraber biz toprağımızı, havamızı ve suyumuzu korumaya devam edeceğiz” diye konuştu.
]]>
Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşu ile başladı. Ardından, ESTÜ Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden Hatice Nur Güçlü ile Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü’nden Merve Maide Yiğit’in solo piyano konseri gerçekleştirildi. Tören, Doçent Bengi Baraz Çınar ile ESTÜ Kariyer Gelişimi ve Öğrenci Destek Birimi’nden Öğr. Gör. İlayda Karaköse’nin flüt ve piyano konseri ile devam etti.
“Eskişehir Teknik Üniversitesi’nin bir mensubu olmanın gurur ve mutluluğunu taşıyorum”
Konserin ardından söz alan emekli ESTÜ personeli Celal Çelebi, ESTÜ’deki profesyonel yaşamında Hasan Polatkan Havalimanı Uçak Bakım Hangarı Sorumlusu olarak görev yaptığını belirtti. ESTÜ’nün bir mensubu olmanın gurur ve mutluluğunu taşıdığını da sözlerine ekleyen Çelebi, “Böyle güzel bir tören vasıtasıyla hatırlanmış olmak mutluluk verici. Başta ESTÜ Rektörü Prof. Dr. Sayın Adnan Özcan olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ederim” dedi.
“Böyle bir törenle hatırlanmış olmak mutluluk verici”
Törende konuşan ESTÜ Eski Genel Sekreteri Menderes Ünal, meslek yaşamı boyunca memurluk, şeflik, şube müdürlüğü, daire başkanlığı gibi görevler yürüterek 40 yıllık bir hizmet hayatını tamamlamasının ardından ESTÜ’de Genel Sekreter olarak çalışma şansını elde ettiğini belirtti. 2022 yılında ESTÜ’deki göreviyle birlikte emekliliğe adım attığını da vurgulayan Ünal, “Başta ESTÜ Rektörü Prof. Dr. Sayın Adnan Özcan olmak üzere bu töreni düzenleyen herkese tüm emekli arkadaşlarım adına ayrı ayrı teşekkür ederim. Böyle bir törenle hatırlanmış olmak mutluluk verici” ifadelerini kullandı.
“Göreviniz, bu güzel ülkeye katkıda bulunmak”
Zorlu ve emek yoğun bir profesyonel yaşamın ardından emeklilik yaşamına girmiş olmak hakkında duygu ve düşüncelerini paylaşan ESTÜ Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Hoşçan ise şunları söyledi:
“Kırk dört yıl boyunca zorlu süreçlerden geçerek kurumuma en iyi katkıyı sağlamaya çalıştım. ‘Ben’ yerine ‘biz’ diyerek ekip arkadaşı olduğum meslektaşlarımla büyük başarılara imza attık. Şimdi o dönemleri gurur ve mutlulukla anıyorum. Göstermiş olduğum tüm mücadeleler benim hazinem. Değerli akademisyen dostlarım, mesleğinizi çok sevin. Göreviniz, bu güzel ülkeye katkıda bulunmak. Başta ESTÜ Rektörü Prof. Dr. Sayın Adnan Özcan olmak üzere bu töreni düzenleyen tüm ESTÜ mensuplarına teşekkür ediyorum.”
“Sürdürülebilir bir başarı için güçlü bir kurumsal hafızaya da sahip olunması gerekmektedir”
Rektör Prof. Dr. Adnan Özcan, Emeklilik Töreni’ni emekli olan ESTÜ akademik ve idari personeline çalışma hayatları süresince sundukları özverili ve değerli katkıları için teşekkür etmek amacıyla düzenlediklerini belirterek, “Dünyadaki ve ülkemizdeki her kurumsal yapıda olduğu gibi sürdürülebilir bir başarı için güçlü bir kurumsal hafızaya da sahip olunması gerekmektedir. Bu güçlü kurumsal hafıza ise güçlü, her anlamda donanımlı ve özverili çalışan bir insan gücüyle inşa edilebilir. Bugün emeklilik törenimizle kendilerine teşekkür ederek uğurladığımız tüm mensuplarımıza Eskişehir Teknik Üniversitesi’nin bugünlere ulaşmasında ve kurumsal hafızanın aktarılmasında vermiş oldukları çok değerli katkılar için teşekkürlerimi sunuyorum. 2024 yılının Cumhurbaşkanlığımız tarafından Emekliler Yılı olarak ilan edilmesi vesilesiyle başta siz değerli emeklilerimiz olmak üzere ülkemizin kalkınmasına emekleri ile katkıda bulunmuş olan tüm emeklilerimize saygılarımı sunuyor, emeklilerimizin bilgi ve tecrübelerini kullanabilecekleri ve kendilerini geliştirebilecekleri sosyal ve sağlıklı bir yaşam diliyorum” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından Rektör Prof. Dr. Adnan Özcan tarafından ESTÜ emekli akademik ve idari personeline emeklilik plaketi ve teşekkür belgesi takdim edildi. ESTÜ Emeklilik Töreni, fuaye alanında ikram servisinin ardından çekilen toplu hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
Törene, Rektör Prof. Dr. Adnan Özcan, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Yunus Özdemir, Prof. Dr. Onur Kaya, Genel Sekreter Cengiz Kaçal, ESTÜ Senatosu Üyeleri, ESTÜ öğretim elemanları, emekli akademik ve idari personeli ile aileleri katıldı. – ESKİŞEHİR
]]>Türkiye’nin ilk tarım fuarı olma özelliğini taşıyan Hasyurt Tarım Fuarı, Antalya Büyükşehir Belediyesi himayesinde bu yıl 8-10 Mayıs günlerinde 27’nci kez düzenlenecek.
Antalya Büyükşehir Belediyesi Toplantı Salonu’nda 27. Hasyurt Tarım Fuarı’na ilişkin basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya Başkan Böcek, Antalya Tarım Konseyi ve Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, Finike Belediye Başkanı Mustafa Geyikci, Kumluca Ticaret Borsası Meclis Başkanı Mehmet Özçetinkaya, Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Fahri Özen katıldı.
Başkan Böcek, ikinci dönemin ilk basın toplantısında 31 Mart yerel seçimlerinde kendisine destek veren, vermeyen tüm Antalyalılara teşekkür etti. Başkan Böcek, şöyle konuştu:
“50 BİNİN ÜZERİNDE ZİYARETÇİ BEKLİYORUZ”
“Antalya’da Konyaaltı’nda 4 dönem belediye başkanlığından sonra Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde ikinci dönemi üst üste kazanan ilk belediye başkanı olarak, herkesin başkanı olacağım. Antalya’da kimseyi ötekileştirmeden çalışmalarımızı birlikte gerçekleştireceğiz. 2019 yılından bugüne kadar, yerelden kalkınma projelerimiz ile çiftçinin, üreticinin her daim yanında olduk. Kapalı devre sulama sistemleri, ekipman destekleri, tohum fide fidan destekleri, sulama kooperatiflerine enerji desteği, akıllı tarım uygulamaları gibi birçok projemizle Türkiye’deki belediyelere öncü olduk. Tarım sektöründeki paydaşların bir araya geldiği, tarımın kalkınmasına ivme kazandıran fuarlarımızdan biri olan Türkiye’nin ilk tarım fuarı Hasyurt Tarım Fuarı’na da bu nedenle önem veriyoruz. Fuarımızda ziyaretçiler; yeni hizmet ve ürünleri tanıyacak, yapacakları görüşmelerle çalışmalarına katkı sağlayacaklardır. Ayrıca yeni iş ve ticari birliktelikler kurarak ürün ve üretimlerini daha değerli hale getirme fırsatlarını bulacaklar. Geçtiğimiz yıl fuarımızda 87 firma yer almış ve 24 bin 352 ziyaretçi katılım sağlamıştı. Bu yıl ise 100 civarında firmanın katılımı ile 50 binin üzerinde ziyaretçi bekliyoruz. Tarıma yönelik desteklerimiz yeni dönemimizde de artarak devam edecektir. Antalya üretecek, Antalya kazanacak, Antalya üretecek Türkiye kazanacaktır. Çünkü üreten ülke güçlü ülkedir.”
SEKTÖR PAYDAŞLARI BULUŞACAK
Antalya Tarım Konseyi Başkanı ve ATB Başkanı Ali Çandır ise “Hasyurt Tarım Fuarı ile sektördeki yenilikleri, teknolojik gelişmeleri ve en son tarım uygulamaların tanıtılmasının amaçlıyoruz. Fuar, bitki beslemeden gübreye, zirai ilaçtan tohuma ve fideye, sera plastiğinden mekanizasyona kadar tarım sektöründe her alanından katılımcıya geniş bir yelpazede ürün ve hizmetleri sergileme imkanı sunacak” dedi.
“FİNİKE PORTAKALI DALINDA KALDI”
Finike Belediye Başkanı Mustafa Geyikçi, Hasyurt Tarım Fuarı’nın sektörün bütün paydaşlarına büyük katkı sunduğunu belirterek, “İlçemiz dünyaca ünlü bir tarım ürünü olan Finike portakalının anavatanıdır. Çok değerli portakalımız hak ettiği karşılığı alamamış ve ne yazık ki bu yıl dalında kalmıştır. Bu fuarda en önemli amaçlarımızdan biri de Finike Portakalımızın hak ettiği karşılığı bulmasını sağlamaktır. Bunun için fuarımızda üreticilerimizi yeni teknolojilerle buluşturarak Finike Portakalımızı katma değerli bir ürüne dönüşmesini sağlamak istiyoruz” diye konuştu.
Kumluca Ticaret Borsası Meclis Başkanı Mehmet Özçetinkaya da tarım sektörünün tüm paydaşlarını Hasyurt Tarım Fuarı’na davet etti. Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Fahri Özen ise fuarda Batı Akdeniz tarım sektöre için büyük önem taşıyan Kaş Gıda, İhtisas Organize Sanayi projesinin tanıtımını yapacaklarını kaydetti.
PANELLER VE YARIŞMALAR DÜZENLENECEK
27. Hasyurt Tarım Fuarı’nın ilk günü 8 Mayıs Çarşamba saat 14.00’te Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım moderatörlüğünde “Söz Çiftçide Programı” düzenlenecek. İkinci gün, 9 Mayıs Perşembe günü saat 11.00’de Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü işbirliğinde budamadan, hastalıklar ile mücadeleye, fizyolojiden reçel yapımına kadar birçok bilginin sunulacağı “Narenciye Yetiştiriciliği” paneli gerçekleştirilecek.
İkinci gün, saat 14.00’te ATB Basın Danışmanı Vahide Emel Yanık’ın moderatörlüğünde bölgedeki ziraat odası başkanlarının katılımıyla “Batı Antalya Tarımı” panelinde bölgenin sorunları ele alınacak. Üçüncü ve son gün 10 Mayıs Cuma saat 11.00’de Antalya Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanı Seda Özel’in moderatörlüğünde “TARIM-GES Uygulamaları” paneli düzenlenecek. Saat 14.00’te ise Finike, Kumluca, Demre, Kaş, Elmalı ve Korkuteli’nden katılacak çiftçi aileler ile “Çiftçi Aileler Yarışıyor Ödüllü Bilgi Yarışması” düzenlenecek.
Yarışmada birinciye 10 bin TL, ikinciye 7 bin 500 TL, üçüncüye 5 bin TL, özel ödül olarak katılımcı her aileye 2 bin 500 TL para ödülü ile toplam 30 bin TL para ödülü dağıtılacak.
]]>(ERZİNCAN) – Erzincan’ın İliç ilçesi Çöpler Altın Madeni’nde 9 işçinin toprak altında kaldığı facianın üzerinden 79 gün geçti. TBMM’de kurulan Meclis Araştırma Komisyonu bölgeye inceleme yapmaya hazırlanırken, ANKA Haber Ajansı facianın yaşandığı yerde bölge halkına mikrofon uzattı. Köyün mezarlığı da dahil bütün arazilerinin madene satıldığı Çöpler Köyü’nden 76 yaşındaki Hacı Gürbüz, ” Mezarlığımızı kazdık, kemiklerimizi getirdik buraya gömdük. Mezarlıkta köyümüzün eski yerinde yukarıdaydı. Ne bayramlarda gelebiliyoruz ne kandillerde gelip mezarlarımızı ziyaret edebiliyoruz. Bilseydik böyle olacak köyümüzden çıkmazdık bize çok vaatler verdiler ama sonu gelmedi” dedi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat’ta yaşanan toprak kaymasının ardından, Şaban Yılmaz, Abdurrahman Şahin, Hüseyin Kara, Mehmet Kazar, Fahrettin Keklik, Adnan Keklik, Uğur Yıldız, Kenan Öz ve Ramazan Çimen göçükte kaldı. İşçilerden Uğur Yıldız’ın cesedine 5 Nisan’da, Adnan Keklik’in cesedine ise 19 Nisan’da ulaşıldı.
TBMM’de kurulan Meclis Araştırma Komisyonu da konuyu araştırmak için önümüzdeki hafta iki gün boyunca inceleme yapmak için İliç’te olacak.
4 ÇOCUĞU MADENDE ÇALIŞIYOR
Maden sahasına 500 metre uzaklıktaki Sabırlı Köyü’nde hayvancılık yapanlardan son kişi Hacı Demir, toprak kaymasına da şahit olmuş. Demir, 50 yıldır hayvancılık yaparken, 5 çocuğundan 4’ü de madende çalışıyor. Madenin atık havuzu da bu köyün sınırları içerisinde bulunuyor.
Hayvanların su içtiği derenin yönünün kayan liç yığınına doğru olduğunu, yönünün değiştirildiğini söyleyen Demir, “Bu gidişle hayvancılığı bırakacağım, saha daraldı maden köyün içine kadar girdi meralarımız tahrip oldu” diyor.
Yıllardır madenle “iç içe yaşadıklarını” belirten Demir, “Sağlımızı etkiledi mi etkilemedi mi bilemiyoruz” diyerek kaymanın olduğu yeri işaret ediyor. Demir, “Orası eskiden hayvanların otlak yerleriydi. Maden kapattı. Araçların çalıştığı yerin yakın kısmı Çöpler Köyü’nün yeriydi. Burada o zaman 25 bin hayvan kaldı. Şimdi 2 bin civarı hayvan kaldı” diye konuştu.
“KİMİLERİ PARA KAZANIYOR, KİMİLERİ ÖLÜYOR”
Demir, “Maden çok şeyi değiştirdi. Rant dönüyor, kimileri para kazanıyor, kimileri bakıyor, kimileri ölecek… Burada huzur olur mu, olmaz” diye konuştu.
Bir diğer köy ise Çöpler Köyü… Anagold maden şirketinin 2011 yılında mezarlıkla beraber arazilerinin satın alınmasıyla köy şu anda maden sahasının 250 metre aşağısında Karasu Nehri’nin hemen kıyısında. Köylüler, maden şirketinin kendilerine yaptırdığı villa tarzı evlerde yaşıyor. Mezarlıkta maden sahasının hemen sınırlarında, maden sahasına 100 metre uzakta duruyor. Bölge halkının iddialarına göre maden şirketinin dinamit patlatmasıyla beraber mezar taşlarının bu nedenle kırıldığı yönünde.
“ARAZİLERİMİZİ EN DÜŞÜK FİYATLA ALDILAR”
Köylülerden 76 yaşındaki Hacı Gürbüz, göçük altındaki 7 işçinin bir an önce bulunmasını istiyor. Göçük altındaki işçi Kenan Öz de Gürbüz’ün akrabalarından… Gürbüz, “13 yıldır köyümüzü değiştirdik. Bize söz verdiler maden aşağı inmeyecek diye. Köyümüzü aşağı indirdiler bizi çevreye aldılar. Şimdi ortada kaldık. Arazilerimizi en düşük fiyatla aldılar” diye konuştu.
“MEZARLIĞIMIZI KAZDIK, KEMİKLERİNİ GETİRİP BURAYA GÖMDÜK”
Şirketin köylülere vaatte bulunarak arazilerini satın aldığını söyleyen Gürbüz, “Cevizlik, meyvelik yapacağız ahır yapacağız diye bizi buraya sokacaklarını … Biz maden, baraj geleceğini bilmedik. Mezarlığımızı kazdık, kemiklerimizi getirdik buraya gömdük. Mezarlıkta köyümüzün eski yerinde yukarıdaydı. Ne bayramlarda gelebiliyoruz ne kandillerde gelip mezarlarımızı ziyaret edebiliyoruz. Bilseydik böyle olacak köyümüzden çıkmazdık bize çok vaatler verdiler ama sonu gelmedi. Sonumuz ne olacak bakalım alttan su üstten maden. Üç çocuğum madende çalışıyor. Onlar için tedirgin oluyorum” dedi.
YAVUZYILMAZ: “FELAKETİN HEMEN ÖNCESİNDE LİÇ SAHASINA 68 MİLYON TON CEVHER SERİLDİ”
CHP Zonguldak Milletvekili İliç Araştırma Komisyonu üyesi Deniz Yavuzyılmaz ise ANKA’ya yaptığı değerlendirmede, İliç’te Anagold şirketinin işlettiği altın madeninde kaymanın yaşandığı yığın liç sahasında aşırı yükleme ve üretim baskısının olduğunu belirterek, “Belgelerle ispat ettik. Anagold ve Kartaltepe madenciliğin nijai ÇED raporlarında yığın liç sahasının toplam kapasitesinin 58 milyon ton olduğu görülüyor. Ancak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın TBMM İliç Araştırma Komisyonu’nda yaptığı sunuma göre; felaketin hemen öncesinde yığın liç sahasına 68 milyon ton cevherin serildiği belirtiliyor. Buradan anlaşıldığı üzere felaketin yaşandığı sahada yığın liç sahasında 10 milyon ton fazla yükleme yapılmış ve felakete kapı aralanmış durumda” ifadesini kullandı.
İLİÇ’TE NE OLDU?
Erzincan İliç’te Çöpler Altın Madeni’ndeki liç yığını 13 Şubat’ta çöktü. Felakette 9 kişi toprak altında kaldı.”Ölüm ve yaralanmalara sebebiyet vermek” suçlamasıyla gözaltına alınan 8 kişiden 6’sı tutuklandı. 2 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Gözaltına alınan Anagold Madencilik Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Yalçın serbest bırakılanlar arasındaydı.
Yüzde 20 Çalık Holding’in ortağı olduğu, Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çalık Çöpler Altın Madeni’nin ilk Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) çalışmaları 2007-2008 tarihlerinde yürütüldü ve hazırlanan ÇED raporunda, 16 Nisan 2008 tarihinde “ÇED Olumlu” kararı verildi. Ardından 2012, 2014, 2021 tarihlerinde kapasite artışı için yeniden ÇED olumlu kararı verildi. 2023’te Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na 2021 tarihinde ÇED olumlu kararının iptali için TMMOB, Sedat Cezayirli, Eşref Demir tarafından davalar açıldı. 2022 tarihinde Sabırlı Köyünde bulunan siyanür içerikli katı atık havuzundan solüsyon sızıntısının tespit edilmesine rağmen maden işletmesi çalışmaya devam etti. TMMOB’un açtığı ÇED olumlu kararının iptaline ilişkin davada, mahkeme faciadan sonra 4 Mart’ta yürütmeyi durdurma kararı verdi.
]]>(ANKARA) – Kahramanmaraş merkezli depremlerde yıkılan Ezgi Apartmanı davası yarın görülmeye devam edecek. Duruşma öncesi ANKA Haber Ajansı’na konuşan, Ezgi Apartmanı’nda oğlunu, gelinini ve torununu kaybeden Nurgül Göksu, mahkeme heyetine çağrıda bulundu. Göksu, “Kırmızı bülten talebimizin yerine getirilmesini ve yurt dışında ve gerekse yurt içinde daha kapsamlı bir arama çalışmasının yapılmasını talep ediyorum ben” dedi.
6 Şubat 2023’teki depremlerin merkez üssü Kahramanmaraş’ta, 35 kişinin yaşamını yitirdiği Ezgi Apartmanı’nın yıkılmasına ilişkin ikisi tutuklu, biri tutuksuz, ikisi firari 5 sanığın yargılanmasına yarın Kahramanmaraş 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilecek.
Depremde oğlunu, gelinini ve torununu kaybeden, enkazda 12 gün delil nöbeti tutarak kesilen kolonun yerini tespit eden Nurgül Göksu, ANKA Haber Ajansı’na duruşma öncesi açıklamalarda bulundu.
“YURT DIŞINDA VE YURT İÇİNDE DAHA KAPSAMLI BİR ARAMA ÇALIŞMASI YAPILMALI”
Müteahhitin serbest olduğunu belirten Göksu, mahkemeye çağrıda bulunarak, şunları söyledi:
“Mütahit tutuksuz olarak yargılanıyor. Kolon kesen Sami Kervacıoğlu ve Mustafa Peker ise 8 aydan bu yana firariler. İlk duruşmada kırmızı bülten talebimiz reddedilmişti. 2 ay geçti üzerinden hala bulunamadılar. Bu insanların yurt dışı bağlantıları var ve bir çok ülkede şubeleri var. Kırmızı bülten talebimizin yerine getirilmesini ve yurt dışında ve gerekse yurt içinde daha kapsamlı bir arama çalışmasının yapılmasını talep ediyorum ben.
“BU BENİM EVLATLARIMA SON GÖREVİM”
Biz hepimiz Ezgi Apartmanı’nda en kıymetlilerini, en sevdiklerini kaybeden aileler olarak mahkemede hazır bulunuyoruz ve her duruşmada o günlere gidiyoruz. Biz o günlerin acısını hala atlatamadık. Güçlü durmaya çalışıyorum 3 evlat kaybettim. Elimden geldiği kadar çocuklarımın haklarını savunmaya çalışıyorum. Her ne kadar onları kaybetmiş olsam dahi onların hakkını sonuna kadar savunacağım. Ben evladımı çok özledim, ‘anne’ deyişini çok özledim. Bu benim evlatlarıma son annelik görevim.
“DEPREM DAVALARINA SAHİP ÇIKIN”
Lütfen herkesten rica ediyorum; deprem davalarına sahip çıksın herkes. Bütün istediğimiz bu. Bizi yalnız bırakmasınlar, herkes deprem davalarına sahip çıksın ki bir sonraki olacak olan depremde annelerin yüreği yanmasın, anneler ağlamasın. Benim bütün mücadelem bunun için. Tek istediğim adalet. Adaletten başka hiçbir şey istediğim yok. Benim çocuklarım yaşamıyor, geri de getiremeyeceğim. Oğlumun sesi kulağımda, ‘anne’ deyişinin unutamıyorum. Onun için herkesten rica ediyorum, deprem davalarına lütfen sahip çıkın.”
876 YIL HAPİS CEZASI İLE YARGILAMA
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanıklardan apartmanda faaliyet gösteren pastanenin yetkilisi firari sanıklar Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel ile pastanedeki tadilatı organize eden tutuklu sanık Ertan Danacı hakkında 35 kez “olası kastla kasten öldürme” ve “olası kastla kasten yaralama” suçlarından 700 yıl 4 aydan 876 yıl 6 aya kadar, tutuksuz sanık apartmanın müteahhidi Yakup Aktaş ve tutuklu sanık fenni mesulü Mehmet Tekin hakkında ise “bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan 8 aydan 22 yıl 5 aya kadar hapis cezası talep edildi.
]]>Yeni dünya düzenine geçişte oldukça önemli bir yeri olan Citroën hibrit ve elektrikli araba modelleri sessiz çalışma sistemi ile gürültü kirliliğinin önüne geçmeye yardımcı olur. Citroën elektrikli araba fiyatları ve sağladıkları yüksek teknoloji gibi avantajları düşünüldüğünde geleceğe büyük bir yatırım olarak değerlendirilebilir.

Citroën %100 elektrikli araç modelleri
Elektrikli Citroën araçlar hızla artan bir popülariteye sahip. Yenilikçi ve çevreci özellikleri ile öne çıkan araçlar sürücülerin yol boyunca tüm ihtiyaçlarına cevap verebilen bir donanımla hazırlanır. Sürücülerin sürüş deneyimi boyunca işlerini daha kolay bir hale getirmeyi hedefleyen Citroën, %100 elektrikli model seçenekleri ile konfor deneyimini zirveye taşıyor. Markanın tamamen elektrikli modelleri arasında geniş iç hacmi ile öne çıkan Ë-C4, mini tasarımı ile Ami ve yepyeni özellikleri ile Ë-C4 X bulunuyor.
Şehir içi ulaşımda daha rahat hareket edebilmeniz için kompakt boyutlara sahip Ami, park sorununu da ortadan kaldırmayı başarıyor. Seyahatleri keyifli hale getiren Ë-C4 ve Ë-C4 X de yolculuk etmeyi sevenlere farklı menzil seçenekleri sunuyor.
Citroën binek elektrikli araç modelleri
Fastback silüetinin zarafeti ile SUV araçların güçlü yönlerini birleştiren Ë-C4 X, elektrikli araç arayışında olanlar için oldukça dikkat çekici bir seçenek. Dört farklı şarj tipi ile kullanım kolaylığı sunan Citroën Ë-C4 X iki farklı menzil seçeneğine sahip. Özellikle Advanced Comfort koltukları ve süspansiyonu ile üst düzey konfor deneyimi yaşatır. Teknolojik donanım özellikleriyle hayatınızı kolaylaştırırken, %100 elektrikli motoru ile karbon salınımına yer vermez.
Ë-C4 normal, eko ve spor modu olmak üzere üç farklı sürüş modu ile yolculuğa eşlik eder. 100 kW hızlı şarj ile 30 dakika içinde %80 doluluğa ulaştırabilirsiniz. Standart ev prizi kullanarak şarj ettiğinizde ise 9 saatte 100 km menzil elde edebilirsiniz.
Citroën mini elektrikli araç modeli Ami
Citroën ticari araç gibi modellerinin dışında günlük hayatta şehir içi kullanıma uygun minik modeller de tasarlar. Elektrikli ve mini Citroën arabalar üstün manevra kabiliyeti ile park etmenizi kolaylaştırır. Citroën Ami park alanının sadece yarısını kaplar.
Sadece 4 saatte tamamen şarj olabilen Ami, ev tipi prizde dahi şarj edilebilir olmasıyla öne çıkar. Eksiksiz bir stabilize sağlayan yol tutuşu ile güvenli bir yolculuk deneyimi yaşatır. Panaromik cam tavanı, geniş ön, yan ve arka camlarla destekleyerek aydınlık bir iç mekan sunar. 75 km menzil sunan Ami model elektrikli mini araç şehir içinde günlük kullanım için biçilmiş kaftandır.
Citroën elektrikli araç menzilleri
Elektrikli Citroën sıfır araba modelleri depolama alanları ve teknolojik donanımlarıyla hayatınızı kolaylaştırmayı hedefler. Ortalama menzil değeri sürüş modu, yol şartları ve batarya tipi gibi faktörlere göre değişiklik gösterebilir. Örneğin 50 kWh kapasiteli Ë-C4 bataryası ile 468 km’ye ve 54 kWh kapasiteli batarya ile 560 km’ye kadar şehir içi menzil elde edebilirsiniz.
Siz de sürüş deneyiminizi modern çağa göre optimize etmek isterseniz elektrikli bir Citroën ile tanışabilirsiniz. Tasarım özellikleri ile göz dolduran Citroën’in elektrikli araçlarının özelliklerini inceleyerek ihtiyaçlarınıza yanıt veren modele ulaşabilirsiniz.
]]>Olay, geçtiğimiz Salı günü saat 16.20 sıralarında Çekmeköy’de Ekşioğlu Mahallesinde meydana geldi. İddiaya göre taksi plakası satın almak isteyen 4 çocuk babası Recep Dindi(38), internet üzerinden tanıştığı şahıs ile görüşüp taksi plakası satışı konusunda anlaştı. Dindi, M.A.K adlı şahıs tarafından, Pendik’teki evinden eşi Fadime Dindi ile beraber alınarak kuyumcuya götürüldü. M.A.K.’nin’ ‘satışı bugün yapamayız, cenazemiz var’ demesi üzerine Recep Dindi, satışta kullanacağı altınları kuyumcuda emanet bıraktı. M.A.K bir gün sonra tekrar Recep Dindi’yi evinden otomobille aldı. Fadime Dindi’nin de gelmek istemesi üzere M.A.K ‘önce mezarlığa gidip akrabalarımı alacağız, arabada yer yok sen gelme’ diyerek Fadime Dindi’yi almadı. Recep Dindi ile M.A.K kuyumcuda emanet bıraktıkları altınları geri aldıktan sonra Çekmeköy’de bulunan bir mezarlığın önüne gitti. M.A.K., Dindi’yi burada otomobil içinde gasp etmeye çalıştı. Taraflar arasında arbede çıkması üzerinde M.A.K. tabancayla Dindi’yi otomobil içinde vurdu. Şahıs, Dindi’nin üzerinde bulunan altınları alıp yaya olarak kaçmaya çalıştı. Çevrede bulunan bir tesiste görevli belediye çalışanları tarafından fark edilen şahıs, kendisine ne olduğunu soran çalışanlara ‘ağabeyimi vurdular’ dedi.
M.A.K. olay yerine gelen polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Sağlık ekipleri tarafından hastaneye kaldırılan Dindi ise hayatını kaybetti. Yapılan çalışmalarda, M.A.K.’nin Dindi’yi evinden aldığı otomobilin kiralık olduğu tespit edildi.
Olayla ilgili konuşan Recep Dindi’nin yeğeni Ali Dindi, “Amcam internet üzerinden taksi plakası satın almak istiyor. Adamları buluyor, adamlarla Cuma günü görüşüyor. Cuma günü adamın yanında yengem olduğu için bir bahane uydurup cenazemiz var diye iki gün sonraya erteliyor. Pazartesi günü amcam arıyor. Bugün olmazsa yarın diyor karşı taraf. Yarın adam tekrar geliyor amcamı evden alıyor. Yengem de arabaya binmek istiyor yalnız yengemi almıyor. Arabanın dolu olduğunu söylüyor. Amcasını götüreceğini söylüyor, arabaya almıyor. ‘Dönüşte seni alalım notere öyle gidelim’ diyor. Amcamla beraber evden çıkıyorlar kuyumcuya gidiyorlar. Kuyumcudan altınları alıyorlar. Oradan da amcam yengemi almak için yengemi arıyor. Kuyumcudan altınları alıyorlar çıkıyorlar. ‘Sen notere git, sıra al. Biz de geliyoruz’ diyor. Ondan sonra amcamın telefonuna hiçbir şekilde ulaşılmıyor. Aradan 2 saat geçtikten sonra Çekmeköy Polis karakolundan bizi arıyorlar. Hastanede ağır yaralı olduğunu söylüyorlar” dedi. Recep Dindi’nin eşi Fadime Dindi, “O amca ile beraber geldiler, parayı alıp gittiler. ‘Abla amcamı bırakıp geleyim seni de alıp notere gideriz. Şu anda yer yok araba dolu, daha sonra taksi plakasına ait olan arabayı alıp geleceğiz’ dedi. Ben de daha bir şey diyemedim onun arabasını atladılar gittiler.” şeklinde ağlayarak anlattı.
Recep Dindi, dün Pendik’te bulunan Velibaba Merkez Camii’nde düzenlenen cenaze ile son yolculuğuna uğurlandı. Ailesi ve yakınlarının katıldığı cenazenin ardından Dindi’nin naaşı Yeni Şeyhli Mezarlığına defnedildi.
Cenazede olayı anlatan ağabey Efendi Dindi, “Yaklaşık 12 gün önce bu mesele başladı. 12 gün önce fiyatta anlaşıldı. Şahıs sonra ‘amcamın hanımı hastanede’ dedi. Bir iki gün öyle erteleme yaptı. Ondan sonra ‘amcamın hanımı vefat etti’ dedi. Yine erteledi. Perşembe günü de kardeşim hanımıyla beraber kuyumcuya gitti, hanımıyla olunca bir gün daha erteleme yaptı kendisi. En son salı günü bu kişi geldi, kardeşimi evinden aldı. Hanımı notere gönderdi, ‘yenge sen notere git sana yer yok annemi vesaire almaya gideceğiz’ dedi. Kardeşimin hanımı noterde beklerken onlar Sancaktepe’de kuyumcuya gidiyor kuyumcudan altınları tekrar tartarak alıyor. Plaka sahibi ‘annem Çekmeköy’de mezarlıkta amcamın hanımının kabrini ziyaret ediyor’ diyor ve mezarlığa götürüyor. Olan orada oldu. Bu olayın bir kişi meselesi olduğunu düşünmüyoruz. 10-12 günlük bir zamana yayıldı, bir çete olduğunu bir grup halinde yapıldığını düşünüyoruz. Kardeşimin 4 tane çocuğu geride kaldı. 38 yaşında kardeşim, devletten bu konuda gereğini yapmasını bekliyorum” dedi.
Öte yandan Recep Dindi, eşi Fadime Dindi ve şahsın kuyumcuya gelip altınları bıraktığı, daha sonra Recep Dindi ile şahsın kuyumcuya gelerek altınları geri aldığı anlar güvenlik kamerasına yansıdı. – İSTANBUL
]]>Atatürk Parkı Sağlıklı Yaşam Merkezi’nde hafta içi her gün 09.00-18.00 saatleri arasında hizmet verdiklerini ve fibromiyalji, skolyoz gibi tanıları olan bireylere destek olduklarını belirten Fizyoterapist Tayfur Çelik, “Kas ve eklem ağrısı olan vatandaşların ağrılarını azaltmak, skolyoz tanısı almış bireylerin postürünü düzeltmek amacıyla egzersiz danışmanlığı veriyoruz. Ayrıca hamilelerin gebelik sürecini daha rahat atlatabilmeleri için nefes eğitimi, omurga sağlığı eğitimi, pelvik taban kaslarını güçlendirmeyi hedefliyoruz. Kısacası tüm vücut sağlığını önemsiyor ve ihtiyaç duyan vatandaşlarımızı bekliyoruz” diye konuştu.
Beslenmenin, hayatın her noktasında çok önemli role sahip olduğunu ve merkeze gelen kişilere özel beslenme programları hazırlayacaklarını belirten Diyetisyen Gaye Saban, “Özellikle obezite, diyabet, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları gibi kronik hastalıkların yönetilmesi noktasında beslenme danışmanlığı veriyoruz. Yeme bozukluğu olan kişilerin, obeziteye sahip olan bireylerin de, yine beslenme noktasında eğitimlerini sağlıyoruz. Türkiye’de 3 kişiden biri obez kategorisinde. Beslenme danışmanlığıyla bu tarz rahatsızlıkların, kronik hastalıkların önüne geçmeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
Psikolog Ali Barış Karamık ise pandemi sürecinin ardından evlere kapanmaların artması ve toplumda korku, kaygı, panik, endişe gibi durumların çok görülmesinden dolayı kaygı bozukluğu, panik atak, anksiyete, depresyon gibi rahatsızlıkların oldukça fazlalaştığını söyledi. Karamık, “Biz de burada bu gibi durumlara bireysel danışmanlık hizmeti vermekteyiz. Bununla birlikte sınav sürecinin uzamasından dolayı, sınav kaygısı taşıyanlara da yardımcı oluyoruz. Bundan dolayı 16-18 yaş arasındaki bireylere de psikolojik destek hizmeti veriyoruz. Ayrıca aile içi iletişimin çözülmesi, aile içi sorunların çözülmesine destek olmak amacıyla, aile danışmanlığı desteği de veriyoruz. Ruh sağlığı da beden sağlığı kadar önemli. Bu anlamda destek almak isteyen bütün danışanları merkezimize bekliyoruz” dedi.
“BURADAKİ HİZMET ÇOK GÜZEL, ÇOK MEMNUN OLDUM”
Büyükşehir’in verdiği hizmeti duymasının ardından danışan olarak başvurduğunu kaydeden Emel Yıldırım, devamlı psikoloğa gittiğini ama kendini iyi hissetmediğini söyledi. Büyükşehir’in genç ve profesyonel kadrosunun kendisine enerji verdiğini belirten Yıldırım, “Buradaki hizmet çok güzel, çok memnun oldum. Güler yüzlüler, neşeliler, bana enerji verdiler. Benim enerjim biraz düşük, onlardan güzel enerji aldım, memnunum. Böyle bir imkanı sağladığı için de başkanımıza çok teşekkür ediyorum” diyerek, ihtiyaç duyan herkesin gelmesini tavsiye etti.
“HOCALARIMIZ BİZE POZİTİF ENERJİ VERİYORLAR”
Dizlerinde yaşadığı ağrılardan dolayı sık sık parkta yürüyüş yaptığını ve merkezi de bu sayede gördüğünü belirten Songül Giriş, “Dizlerimde çok şiddetli ağrılarım olduğu için bu merkeze kayıt oldum. İyi ki geldim, çünkü faydasını görüyorum. Hocalarımız bize pozitif enerji veriyorlar” ifadelerini kullandı. Spor yapmayı çok sevdiğini ve artık ağrılarının azalması sayesinde daha rahat spor yaptığını sözlerine ekleyen Giriş, “Bu tür merkezlerin çoğalmasını canı gönülden istiyorum. Ayrıca böyle güzel parklarda, doğayla iç içe spor yapmanın keyfini de çok güzel bir şekilde sürdürüyoruz” dedi.
]]>
Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, tarım ve hayvancılığa verdiği destekleri sürdürüyor. Bu kapsamda ‘Güneş Topluyoruz Sizin İçin’ sloganıyla hayata geçirilen Güneş Paneli Desteği projesi, küçükbaş hayvancılıkla uğraşan konar-göçer ailelerin ve arıcılık yapan üreticilerin yaşamlarına katkı sunmaya devam ediyor.
Yenişehir İlçesi Değirmençay Mahallesi’nde geçimlerini küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ile sağlayan ve çadırda yaşayan Asiye ve Ali Yağmurkaya çifti de proje sayesinde elektriğe kavuştu. Asiye Yağmurkaya’nın başvurusu üzerine çiftin yaşadığı çadıra güneş paneli desteği sağlandı. Elektrik olmadığı için çoğu işlerini gündüz yapmak zorunda kaldıklarını aktaran Yağmurkaya ailesinin fertleri, Büyükşehir Belediyesi sayesinde artık istedikleri zaman işlerini kolaylıkla halledebildiklerini anlattı.
“Karanlık olduğu için yemeği akşam yapamıyorduk”
Güneş paneli desteğine başvuru yapan Asiye Yağmurkaya, “Başvurumuzu yaptık ve panelimizi aldık. Paneli almadan önce hayatımız karanlıktı şimdi çadırımız aydınlandı. Şarjımızı doldurabiliyoruz ve sürekli ışığımız oluyor” dedi.
Güneş paneli desteğinden önce çoğu işlerini gündüz yapmak zorunda olduklarını belirten Yağmurkaya, şöyle konuştu: “Karanlık olduğu için yemeği akşam yapamıyorduk. Mecburen gündüz yapmak zorundaydık. Şimdi akşam da olsa hayvanlarımızın işlerini hallettikten sonra yemeğimizi yapabiliyoruz. Çocuklarımız ışığın şavkında dersine çalışabiliyor, televizyonumuzu rahatlıkla izleyebiliyoruz, yemeğimizi rahat yiyebiliyoruz. Daha önce işlerimizi el lambalarıyla yapmak zorundaydık. Şimdi geç de olsa akşam ışığın şavkında her şeyimizi yapabiliyoruz. Karanlıktan kurtulduk, hayatımız aydınlandı.”
Aldıkları destekten dolayı da Başkan Vahap Seçer’e teşekkürlerini ileten Yağmurkaya, kadınlara seslenerek, “Her kadın başarabilir, her kadın yapabilir, her kadın başvuruda bulunup, tarımsal desteğini alabilir. Hiçbir kadının başaramayacağı bir iş yok” diye konuştu.
“Destek sayesinde çadırımız aydınlandı”
Ali Yağmurkaya da güneş panelinin hem iş, hem günlük hayatta kendilerine büyük kolaylık sağladığını kaydetti. Yağmurkaya, “Eskiden akşam vakitlerinde karanlıktaydık, ışıldakla veya çapa motorunun aküsüyle idare ediyorduk. Şimdi çadırımız aydınlandı” dedi. Biri Açıköğretim lise son sınıfta, diğeri 7. sınıfta olan iki çocuğunun panel sayesinde aydınlık ortamda ders çalışabildiklerini ifade eden Yağmurkaya, bu tür projelerin devam etmesini istedi.
“Akşamları ışığımızı yakıp dersimize çalışabiliyoruz”
Lise son sınıfta eğitim gören Hasan Hüseyin Yağmurkaya ise “Akşamları ışığımızı yakıp dersimize çalışabiliyoruz. Önceden akşam vakitlerinde ışığımız yoktu, telefonları ve lambaları şarj etmek için köye götürüyorduk. Şimdi gündüz keçileri güdüyor, akşam eve gelip sıcak sıcak yemeğimizi yiyebiliyoruz” şeklinde konuştu.
“Bu yıl toplam 400 üreticiye güneş paneli desteğinde bulunduk”
Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda ziraat mühendisi olarak görev yapan Zeynep Durmaz da, bu yıl toplam 400 üreticiye güneş paneli desteğinde bulunduklarını ifade etti. Bunların 150’sinin arıcılar, 250’sinin de küçükbaş hayvan yetiştiricileri olduğunu belirten Durmaz, geçen yıl da 360 üreticiye destek sağladıklarının altını çizerek, “2023 yılında 54 kadın üreticimiz, 2024 yılında da 52 kadın üreticimiz projeden faydalanmış oldu” dedi. – MERSİN
]]>Dışişleri Bakanı Fidan, Türkiye’ye resmi ziyarette bulunan Endonezya Dışişleri Bakanı Marsudi ile Bakanlık’ta bir araya geldi. İki Bakan görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Güneydoğu Asya’daki stratejik ortakları Endonezya ile köklü tarihi ve kültürel bağları bulunduğunu belirten Fidan, “Türkiye-Endonezya Yüksek Düzeyli İş Birliği Konseyi’nin ilk toplantısının hazırlıklarını ele aldık” dedi. Fidan şöyle konuştu:
“Görüşmemizde ekonomik ve ticari ilişkilerimizi, yenilenebilir enerji ve helal gıda dahil çeşitli alanlarda geliştirme hususunda mutabık kaldık. Ticaret hacmimizin liderler tarafından belirlenen 10 milyar dolar hedefine ulaşması için atabileceğimiz adımları istişare ettik. Kapsamlı ekonomik ve ticari iş birliği anlaşmasının müzakereleri devam ediyor. Endonezya’nın yeni başkentinin inşa sürecinde Türk müteahhitlik firmalarının da rol almalarını istiyoruz. Değerli mevkidaşıma savunma sanayi alanındaki iş birliğimizin devam ederek artmasına ve firmalarımızın Endonezya ordusunun modernizasyonunda daha fazla rol almasını arzu ettiğimizi ilettim.
“TERÖR ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE KONUSUNDA ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
FETÖ başta olmak üzere terör örgütleriyle mücadele konusunda çalışmaya devam edeceğiz. Ayrıca bugün ilişkilerimizin daha da derinleşmesini sağlayacak önemli bir karar daha aldık. İki ülke arasında Savunma Bakanları ve Dışişleri Bakanlarının yer alacağı iki artı iki formatında bir mekanizma kurulması konusunda mutabık kaldık.
Endonezya ile Filistin konusundaki tutum ve hassasiyetlerimizin ortak olduğunu bir kez daha görmekten memnuniyet duyduğumuzu ifade etmek istiyorum. Temas Grubu olarak Gazze’ye yönelik saldırılara ilişkin uluslararası farkındalığı arttırmak için önemli çalışmalarda beraber görev aldık.
“BAZI AVRUPA ÜLKELERİNİN FİLİSTİN’İ TANIMAYA YAKIN OLDUKLARINI SÖYLEMELERİ UMUT VERİCİ”
Bazı Avrupa ülkelerinin Filistin’i tanımaya yakın olduklarını söylemeleri de ayrıca umut vericiydi. Halihazırda 136 civarında ülke Filistin’i tanımakta, fakat ağırlıklı olarak Avrupa ülkeleri ve Amerika tanımadığı için özellikle BM Güvenlik Konseyi’nde Filistin’in statüsü teslim edilmemekte. Şu anda geldiğimiz aşamada bu yaygın tanımanın daha büyük uluslararası meşruiyete dönüşmesi başta Amerika olmak üzere BM Güvenlik Konseyi’ne daha büyük baskı uygulanması konusunda sistemli ve yoğun çalışmalarımızı dostlarımızla beraber devam ediyoruz.
21’nci yüzyılda Gazze’de açlıklar, ölümler yaşanırken İsrail ordusunun çekildiği yerlerde toplu mezarlar ortaya çıkarken, kadın, çocuk, hasta, yaşlı demeden siviller hedef alınırken uluslararası toplum daha neyi beklemekte? Artık zorlayıcı tedbirlerin gündeme gelmesi gerektiği ortadadır. İsrail’in Filistin halkını boyunduruk altına alma ve topraklarından sürme çabasını ne Filistinliler ne Türkiye ne de adalet ve hukuk arayışında olan diğer ülkeler ne de uluslararası toplum vicdanı kabul etmeyecektir. Bir tercihle karşı karşıyayız. ya hukuktan ve insanlıktan yana olacağız ya da zulmün yol açtığı sorunların bedelini hep birlikte ödeyeceğiz.
Güney Afrika’nın başvurusunun hemen ardından 3 Ocak 2024 tarihindeki açıklamamız ile bu başvuruyu memnuniyetle karşıladığımızı kaydetmiştik. Güney Afrika’nın bu başvurusunun ardından Türkiye’nin bu durumdaki müdahalesinin nasıl olması gerektiği konusunda da Cumhurbaşkanımız tarafından verilen bir talimat mevcuttu. Biz ilk günden itibaren bu konuda iki yönlü bir çalışma sürdürdük. Birincisi hukukçularımızla bir araya gelerek Türkiye’nin Güney Afrika’yı destekler şekilde davaya müdahil olması hukuken nasıl ve hangi gerekçelerle mümkün olacak, onu detaylı bir araştırma sürecine girdik. İkincisi de sadece Türkiye değil uluslararası toplumun diğer üyelerinin de bu davaya müdahil olmaları, müdahil olma şartları ve müdahil olmayla ilgili düşünceleri konusunda çok ciddi görüş alışverişinde bulunduk. Bakanlık hukukçularımız, Adalet Bakanlığımız, üniversitedeki hocalarımız, hep beraber çok yoğun bir çalışma yaptılar. Çalışmalarımızı belli bir noktaya getirdik.
“ÇALIŞMAMIZIN HUKUKİ METNİ TAMAMLANDIĞINDA RESMİ MÜRACAATIMIZI YAPACAĞIZ”
Buna paralel olarak ikinci kulvarda da son olarak Riyad’da yaptığım gibi özellikle İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği ülkeleri başta olmak üzere Filistin’i devlet olarak tanıyan diğer ülkelerle yaptığımız görüşmelerde de şunu gördük: bazı ülkeler de bu konuda tavır almaya hazır hale gelmiş durumdalar. Şu ana kadar biliyorsunuz sadece iki ülke, Nikaragua ve Kolombiya bu konuda somut bir tutum aldı, başvuruda bulundu. Biz de bugün yaptığımız değerlendirmelerin neticesini sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettik ve alınan siyasi karar gereği buradan ilk kez duyurmak istiyorum. Türkiye olarak Güney Afrika’nın İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davaya müdahil olmaya karar verdik. Bu adımla Uluslararası Adalet Divanı önündeki sürecin doğru yönde ilerlemesini temenni ediyoruz. Esasen ifade ettiğim gibi bu başvurumuza yönelik çalışmalarımız çok uzun süredir devam etmekteydi. Biz bundan sonra bu siyasi karar Cumhurbaşkanımız tarafından alındıktan sonra, şu anda bütün dünyaya duyurulduktan sonra hukuki çalışmalarımızı tamamlayacağız. Bütün dost ve müttefik ülkelerle bu konuda daha fazla ne yapabilir, daha fazla hangi ülkeler başvuruda buluna bilir onun çalışması içinde olmaya devam edeceğiz. Çalışmamızın hukuki metni tamamlandığı zaman da alınmış bu siyasi kararı fiiliyata geçirmek için resmi müracaatımızı Uluslararası Adalet Divanı’na yapacağız. Türkiye olarak her durumda Filistin halkının yanında olmaya devam edeceğiz.”
MARSUDİ: ÖNÜMÜZDEKİ YIL DİPLOMATİK İLİŞKİLERİMİZİN 75’NCİ YILINI KUTLAYACAĞIZ
Endonezya Dışişleri Bakanı Marsudi ise şunları kaydetti:
“Önümüzdeki yıl diplomatik ilişkilerimizin tesisinin 75’nci yılını kutluyor olacağız. Bu, ikili ilişkilerimizi çok daha üst bir seviyeye getirecektir. İkili görüşmemiz sırasında sayın Bakan ile çok önemli iki konuyu ele aldık. Bunlardan birincisi ikili ilişkilerimizle ilgiliydi, diğeri de küresel hususlarla ilgiliydi.
İkili ilişkilerimizde son derece tatminkar bir seviyeye ulaştık ama aynı zamanda her iki tarafta da bunu daha da derinleştirme iradesi var. Endonezya-Türkiye geniş kapsamlı ekonomik ortaklık anlaşmasını tamamlamaya doğru ilerliyoruz.
Askeri alanda ve savunma sanayindeki iş birliğinde diyalog seviyesini geliştirilmesini önceliyoruz. Aynı zamanda savunma sanayinin geliştirilmesinde stratejik iş birliğinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Ortak üretim yapılabileceğini ve üretilen araçların ortak pazarlamasına katkıda bulunabileceğimize inanıyorum.
Her iki ülke de giderek yükselen bir ekonomik performans içinde ve kapasite geliştirme, ortak proje geliştirilmesi ve küresel Güney projelerine katkıda bulunabileceğimize inanıyoruz. Türkiye için Endonezya Asya-Pasifik bölgesinde en önemli ortaklardan birincisi ve Stratejik İş Birliği Mekanizması’nı kurduğu ilk ülke.
Filistin konusunda Endonezya ve Türkiye ortak konumu paylaşıyor. Endonezya’nın bu konudaki pozisyonu son derece net: biz adaleti Filistin için her zaman savunuyoruz ve savunmaya devam edeceğiz. Filistin halkını desteklemeye devam edeceğiz.”
]]>Genel Müdürlükten yapılan açıklamaya göre, Orta ve Doğu Karadeniz’de saat 21.00’de, Doğu Akdeniz ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yarın saat 08.00’de başlayacağı tahmin edilen gök gürültülü sağanak yağışların yarın gece yarısına kadar etkisini sürdürmesi bekleniyor.

2 MAYIS’TA 34 İL İÇİN SARI UYARI
Haritada sarı uyarı verilen iller Adana, Adıyaman, Ağrı, Amasya, Artvin, Bingöl, Bitlis, Çorum, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Kars, Malatya, Kahramanmaraş, Mardin, Muş, Ordu, Rize, Siirt, Tokat, Trabzon, Tunceli, Şanlıurfa, Van, Bayburt, Batman, Şırnak, Ardahan, Iğdır ve Osmaniye olarak duyuruldu.

VATANDAŞLARA SEL UYARISI YAPILDI
Ani sel, su baskını, yıldırım, yerel dolu yağışı, kuvvetli rüzgar ve ulaşımda aksama gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekiyor.

“ANKARA’YA DÜŞEN YAĞIŞ, EKSTREM MİKTARA YAKIN”
Meteoroloji Genel Müdürlüğü Hava Tahmin Uzmanı Cengiz Çelik ise, Ankara’da hayatı olumsuz etkileyen dün akşam görülen yağışın uç değerlerin yakınında bir yağış olduğunu söyledi. Çelik, “Ekstrem bir yağış değil, hiç görülmeyen yağış değil; ancak ona yakın miktarda bir yağış gerçekleşti diyebiliriz. Bu yağış 2 saat içinde gerçekleşti ve özellikle şehir merkezinde olması sebebiyle, Yenimahalle-Ulus- Çankaya arasında olması sebebiyle özellikle ulaşımda büyük olumsuzluklara yol açtı. Metrekareye 2 saat içinde 70 kilograma yaklaşan, Yenimahalle’de 70 kilogram civarında, Ulus’ta 60 kilogramın üzerinde yağış düştü. Bu yağış özellikle şehir merkezinde çeşitli olumsuzluklara sebep oldu.” diye konuştu.

HAFTA BAŞINA KADAR YAĞIŞ VAR
Çelik, hafta başına kadar yağışların süreceği uyarısı yaparak, “Önümüzdeki hafta başına kadar, perşembe gününden pazar günü dahil olmak üzere 4 gün boyunca, ülkemizin en güneybatı kesimleri dışında tüm yurtta aralıklarla yağışlar göreceğiz. Perşembe günü bu yağışlar özellikle doğu kesimlerde etkili olacak. Doğu Akdeniz’in iç kesimlerinde, Orta ve Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu bölgesinde bir de Güneydoğu Anadolu bölgesinin doğusunda perşembe günü yağışların etkili olmasını bekliyoruz. Onun için doğu bölgelerimizde yağış görüldükten sonra cuma ve cumartesi günü yine Doğu bölgelerimizde Trakya’da yine kuvvetli yağışlar göreceğiz. Bununla ilgili de yine Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün adresinden uyarılarımızı takip etmekte fayda var. Pazartesi günden itibaren ise birkaç gün boyunca batı bölgelerde yağış yok, sadece doğu bölgelerde sağanak yağışlar devam edecek diyebiliriz.” ifadelerini kullandı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü Hava Tahmin Uzmanı Cengiz Çelik“ANKARA’DA CUMA-CUMARTESİ SAĞANAK GÖRÜLECEK”
Ankara’da, dün akşam gerçekleşen yağış miktarı kadar bir yağış beklemediklerini aktaran Çelik, “Ancak Ankara’da özellikle cuma ve cumartesi günü yine sağanak yağış geçişleri görülecek. İstanbul’da da 3 gün boyunca perşembe, cuma ve cumartesi günü aralıklarla çok kuvvetli olmayan sağanak yağış geçişleri bekliyoruz. Hava sıcaklıkları da bu yağışlı sistemle birlikte artık mevsim normallerine yaklaştı. Önümüzdeki yaklaşık bir hafta boyunca önemli bir değişiklik beklemiyoruz. Çoğunlukla mevsim normalleri civarında seyretmeye devam edecek.” dedi.

SARI KOD UYARISI NEDİR?
Sarı kod, hava durumu potansiyel tehlikelidir. Tahmin edilen meteorolojik hadise olağandışı olmamakla birlikte, meteorolojik şartlardan etkilenebilecek faaliyetler konusunda dikkatli olunmalıdır anlamına gelmektedir.
]]>Haber: NİSANUR YILDIRIM/ Kamera: DURSUN ALKAYA
(ANKARA) – Ankara’da 1 Mayıs İşçi Bayramı, binlerce vatandaşın katılımıyla Tandoğan Meydanı’nda kutlandı. TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül, Saraçhane’deki polis müdahalesine ilişkin, “Yasakçı tutuma karşı mücadele eden emekçilerle omuz omuzayız. Bu meşru bir direniştir” dedi. Büro Emekçileri Sendikası (BES) üyesi Mehmet Oğuz Şenol “Meclis çalışanları olarak tazminatsız, iş güvencesi olmadan çalıştırılmamıza son verilmesi için alanlardayız” diye konuştu. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’ndan Ümit Ulusoy, “Taksim emekçilerindir. Hiçbir şekilde emekçilere kapatılamaz. Oranın tarihi bir misyonu vardır” dedi.
Ankara’da 1 Mayıs İşçi Bayramı, binlerce yurttaşın katılımıyla Tandoğan Meydanı’nda kutlandı. Binlerce emekçi AKM’den Tandoğan’a yürüdü.
“BU HAYATA ‘DUR’ DEMENİN ZAMANI GELDİ”
İşsiz Cem Çetin “Her 1 Mayıs’ta biz buradayız. Devletin yaptıkları zorumuza gidiyor. Yeter artık. Emekliler de baş kaldırdı, biz de baş kaldırdık. ‘Yeter artık’ dedik. Bu hayata ‘Dur’ demenin zamanı geldi. 20 sene es geçtiler” dedi. Çetin, Taksim’in 1 Mayıs’ta kapalı olmasına ilişkin, “Taksim’e sokmuyorlar. Taksim’e soksunlar. Niye sokmuyorlar. Bu ülke bizim. Siz bize yettiniz. Dinle devleti karıştırdınız. Bizim şalterlerimizle oynadınız” diye konuştu.
TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül ise şunları söyledi:
“DİRENÇ MÜCADELEYE DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA”
” Türkiye’de özellikle son yıllarda AKP’nin uyguladığı ekonomi politikaları, antidemokratik uygulamalara karşı toplumun büyük bir tepkisiz söz konusu. Emekçiler Türkiye’nin her yerinde kitlesel bir şekilde 1 Mayıs’ta alandalar. Ankara’da yağmurlu bir gün olmasına rağmen oldukça kitlesel,i kalabalık br 1 Mayıs gerçekleştiriyoruz. Bu da aslında ülkemizin içinde bulunduğu durumun bir göstergesi sayılabilir. Çünkü sarayda saltanat kuranlar, emekçinin alın terini çalarak kendilerine şatafat içinde lüks hayatlar sürenlere karşı emekçilerina artık sabrı taşmış durumda. Emeğiyle geçinen insanlar, Türkiye’de demokrasinin yokluğunun da ortaya çıakrdığı olumsuz koşullar altında resmen ezilmekte. Bu ezilmişliğe karşı büyük bir tepki ve direnç söz konusu. Bu direnç de mücadeleye dönüşmüş durumda.”
“BU MEŞRU BİR DİRENİŞTİR”
Gül, Saraçhane’deki polis müdahalesine ilişkin, “Baskıya karşı her zaman direnmek meşrudur. 1 Mayıs Taksim’de AYM’nin kararı doğrultusunda yasal bir alandır. Buna rağmen İstanbul Valiliği, İçişleri Bakanlığı ve AKP iktidarının göstermiş olduğu bir yasakçı tutum söz konusu. Bu yasakçı tutumu asla kabullenmiyoruz, tanımıyoruz. Yasakçı tutuma karşı mücadele eden emekçilerle omuz omuzayız. Bu meşru bir direniştir” dedi.
SES Eş Genel Başkanı Nazan Karacabey, şöyle konuştu:
“TAKSİM MEYDANI’NI ZORLAYAN TÜM İŞÇİLERİ TANDOĞAN MEYDANI’NDAN SELAMLIYORUZ”
“Sendikal özgürlük en büyük talebimiz. Grev ve toplu sözleşmeli sendikal mücadele için alanlardayız. Ağır iş yükü altında ezilen binlerce sağlık ve sosyal hizmet emekçisinin insana yakışır bir iş hayatı için alanlardayız. Şiddete maruz kalıyoruz, her gün bir acı haber almak zorundayız. Taksim Meydanı’nı legal bir alanı zorlayan tüm işçileri Tandoğan Meydanı’ndan selamlıyoruz.”
BES üyesi Mehmet Oğuz Şenol da “Bizler her şeyden önce işçi sınıfının bir sembolü olarak Taksim’de kutlama yapılmasını talep ediyoruz. Buradan, Ankara’dan hepsine destek veriyoruz. Aynı zamanda Büro Emekçileri Sendikası olarak bütü büro emekçilerinin alanlarda olduğu bu günde Meclis çalışanları olarak tazminatsız, iş güvencesi olmadan çalıştırılmamıza son verilmesi için alanlardayız” dedi.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’ndan Ümit Ulusoy, şöyle konuştu:
“TAKSİM’İN TARİHİ BİR MİSYONU VARDIR. EMEKÇİLER DOĞRU OLANI YAPMIŞTIR”
“Sektörde birçok sorunumuz var. En başta MEB’e bağlı çalışan öğretmenler olmamıza, kamudaki öğretmenlerle eşit işi yapmamızı rağmen eşit ücret alamıyoruz. Asgari ücret ve daha da altına mecbur bırakılıyoruz. Mobbinge maruz bırakılıyoruz. Taban maaş mücadelemiz var. Milli Eğitim Bakanı son süreçte sözlerini inkar etti. Ama biz bunu unutmadık ve tekrar hatırlatmaya geldik. Ayrıca Taksim emekçilerindir. Hiçbir şekilde emekçilere kapatılamaz. Oranın tarihi bir misyonu vardır. Emekçiler doğru olanı yapmıştır.”
“HAYVANLAR DA ÇOK CİDDİ SÖMÜRÜLÜYOR”
Hayvan hakları için 1 Mayıs’a çıkan Gülis Gündüz “Yaşam için Yasa’ olarak buradayız. Hayvan hakları mücadelesinin ve hayvan cinayetlerinin politik olduğunu biliyoruz. Mezbaalarda, çiftliklerde, kümeslerdeki barınaklarda sömürülen hayvanları biliyoruz. Hayvan cinayetlerine dur demek için buraya geldik. Sömürü sadece insana ait değil, hayvanlar da çok ciddi sömürülüyor. Bunu duyurmak istiyoruz” diye konuştu.
Ankara Veli-Der Şube Başkanı Hülya Deveci, şunları söyledi:
“BİR ŞEKİLDE 1 MAYIS’I TAKSİM’DE HERKES KUTLAYACAK”
“Biz Öğrenci Veli Derneği olarak laik, bilimsel ve kamusal eğitimi savunan bir derneğiz. Yeni açıklanan müfredat ya da program taslağının bu kadar kısa sürede askıya alınması ve değerlendirme istenmesi hiç akılcı değil ve oldu bittiye getirilen bir durum bu. Kapalı kapılar ardında ne öğrenci veli dernekleri, ne sendikalar ne de konunun uzmanları bu işe dahil değil. Dolayısıyla geçerliliği olan bir program değil. Derhal geri çekilmesini istiyoruz. Çok problemli bir program. Ne öğrenciye, ne veliye ne de ülkeye bir yararı olan program. Ayrıca Taksim 1 Mayıs alanıdır ve 1 Mayıs alanı da olmaya devam edecek. Bundan sonra da 1 Mayıs alanı olarak kalacak. Bir şekilde 1 Mayıs’ı Taksim’de herkes kutlayacak bütün halkın hakkı. İnsanların, öğrencilerin, velilerin, sendikaların, derneklerin orada olması hakkı.”
]]>İzmir’de 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kapsamında Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya gelen çok sayıda sendika, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu üyesi, ellerindeki pankart ve bayraklarla slogan atarak Gündoğdu Meydanı’na yürüdü.
Bazı katılımcılar “Katil İsrail”, ” Gazze’nin hesabı sorulacak”, “İsrail döktüğü kanda boğulacak” yazılı dövizler ile Filistin bayrağı taşıdı.
Kutlamaya katılanlar halay çekti.
Gündoğdu Meydanı’nda kurulan sahnede konuşmalar yapıldı, ardından müzik grubu Moğollar konser verdi.
Aydın
Aydın’da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla Büyükşehir Belediyesi önünde toplanan kalabalık, Doğu Gazi Bulvarı’ndan Atatürk Kent Meydanı’na yürüdü.
Katılımcılar, Türk bayrağı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün posteri, sendika, bağlı bulundukları sivil toplum kuruluşları ve partilerinin bayraklarını taşıdı.
Meydanda kurulan platformda yapılan konuşmaların ardından müzik eşliğinde halay çekildi.
Programa, CHP Aydın Milletvekilleri Evrim Karakoz ve Hüseyin Yıldız, Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin ve CHP İl Başkanı Hikmet Saatçı da katıldı.
Denizli
Denizli’de 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, yürüyüş ve mitingle kutlandı.
15 Temmuz Delikliçınar Şehitler Meydanı’nda toplanan katılımcılar, mitingin düzenleneceği Ulus Caddesi ile Tokat Caddesi kavşağına kadar yürüdü.
Güvenlik noktalarındaki kontrolden sonra alana geçen katılımcılar, davul zurna eşliğinde halay çekti. Etkinlikte, sendika ve işçi temsilcileri konuşmalar yaptı, konser verildi.
Manisa
Manisa’da Manisa Emek Demokrasi ve Barış Platformu öncülüğünde yürüyüş düzenlendi.
Sultan Camisi önünde başlayan yürüyüşe CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek de katıldı.
Yürüyüş sloganlar eşliğinde Cumhuriyet Meydanı’na kadar sürdü. Yürüyüş sırasında bir grup Filistin bayrağı taşıdı.
Cumhuriyet Meydanı’nda çalışırken hayatını kaybeden işçiler için saygı duruşunda bulunuldu, konuşmalar yapıldı.
Uşak Milletvekili Karaoba’dan söz verilmeme tepkisi
Uşak’ta yürüyüş için Uşak Belediyesi eski hizmet binası önünde toplanan sendika üyeleri, İsmet Paşa Caddesi’nden 15 Temmuz Şehitleri Meydanı’na yürüdü.
1 Mayıs Tertip Komitesi tarafından Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
Daha sonra sendika temsilcileri, CHP Uşak Milletvekili Ali Karaoba, Belediye Başkanı Özkan Yalım, CHP Uşak İl Başkanı Sevinç Soyer Yazgan katılımcıları selamlamak için sahneye davet edildi.
Selamlamanın ardından konuşan Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutladı.
Yalım’ın konuşmasının ardından sahnede bulunanların indirilmesi üzerine CHP Uşak Milletvekili Karaoba, Yalım dışında kimseye söz verilmemesine tepki gösterdi.
Miting alanının dışına çıkan Karaoba, kendisini ikna etmeye çalışan sendika temsilcilerine, “Yalakalığa karşıyım. Bu benim partimin belediye başkanı da olsa karşıyım. Sendikalar konuşacaksa sendikalar konuşacak. Belediye başkanı konuşacaksa milletvekili de konuşacak. Bu herkes için geçerli.” dedi.
Daha sonra tekrar miting alanına dönen ve konuşma için sahneye çıkan Karaoba, “Bugün ben konuşmayacaktım. Burada siyasi partiler konuşmaz. Bugün işçilerin günüdür, emekçilerin günüdür. Ancak bir kişi konuşuyorsa herkes konuşmalıdır. Tüm siyasi partilere konuşma hakkı verilmelidir. Herkes işçinin yanında.” ifadelerini kullandı.
Program, sendika temsilcilerinin konuşması ve halay çekilmesinin ardından sona erdi.
]]>1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla HAK-İŞ Konfederasyonu tarafından Kocaeli Kongre Merkezi’nin otoparkında düzenlenen etkinlikte, farklı illerden gelen işçilere seslenen Arslan, bugünün emekçilerin günü olduğunu belirterek, binlerce işçiyle Kocaeli’den seslerini tüm dünyaya duyurduklarını söyledi.
Arslan, 138 yıl önce insanlık dışı çalışma şartlarına isyan edenlerin sembolleştiği bu günde, taleplerini güçlü bir şekilde dile getirmek için tüm Türkiye’de alanlarda olduklarını kaydetti.
İş kazaları, salgın, doğal afetlerde hayatını kaybedenler ile vatan savunmasında şehit olanlara, İsrail’in saldırıları sonucu Filistin’de yaşamını yitirenlere rahmet dileyen Arslan, yaralılara ve hastalara acil şifalar diledi.
Arslan, dünyanın tüm mazlum ve mağdurları için barış, özgürlük, demokrasi ve adalet taleplerini güçlü bir şekilde haykırdıklarını vurgulayarak, “Siyonistlerin Filistin halkına yönelik artık sistematik hale gelen ve her geçen gün dozunu artırarak devam eden soykırımı lanetliyoruz. Filistin bizim davamız, Kudüs bizim davamızdır. Kudüs bizim kutsalımızdır, Aksa bizim kutsalımızdır. Bütün imkanlarımızla Kudüs’e sahip çıkmaya, Filistinli kardeşlerimizle birlikte olmaya devam edeceğiz. Başkenti Kudüs olan bağımsız, özgür Filistin devleti kurulana kadar mücadelemiz ve desteğimiz devam edecektir.” ifadelerini kullandı.
Üyelerinin ve tüm emekçilerin hak ve çıkarları için yoğun bir mücadele yürüttüklerinin altını çizen Arslan, şöyle devam etti:
“Sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Toplu pazarlık kapsamının genişletilmesini, sendikal hak ve özgürlüklerin daha ileriye taşınmasını, sendikalara üye olduğu için işçilerin işten atılmalarının son bulmasını istiyoruz. Bugün, bu alanda ücretler üzerindeki ağır vergi yüküne bir kez daha dikkati çekiyoruz. Vergide adalet sağlanmasını, az kazanandan az; çok kazanandan çok vergi alınmasını istiyoruz. Aile yükümlülüklerini dikkate alan, adil bir vergilendirme sistemi, sürdürülebilir bir sosyal güvenlik modeli ve vergi denetiminde etkinliğin artırılmasını talep ediyoruz. Artan hayat pahalılığına karşı emekçileri koruyacak daha etkin politikaların hayata geçirilmesini istiyoruz. Enflasyon rakamlarının aşağı seviyelere inmesini, kişi başına düşen milli gelirin artmasını, daha iyi ücret seviyelerinin belirlenmesini talep ediyoruz. Ücretlilerin milli gelirden aldığı payın artırılmasını, ekonomik büyümeden ve refah artışından hak ettiğimiz payı istiyoruz.”
Arslan, istihdamda kadın ve gençlere daha çok yer verilmesini, çocuk işçiliğiyle daha etkin mücadele edilmesini, engellilerin toplumsal yaşama etkin bir şekilde katılımının sağlanmasını istediklerini anlatarak, Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yapısının katılımcı bir anlayışla yeniden belirlenmesini istediklerini söyledi.
“HAK-İŞ her zaman milli iradeden yana olmuştur”
Yerel seçimlerin kısa süre önce tamamlandığını anımsatan Arslan, “HAK-İŞ her zaman milli iradeden yana olmuştur. Seçimlerin ardından kimi belediyelerde üyemiz çalışanlara yönelik çeşitli baskılar, sürgünler ve işten çıkarmaların olduğunu biliyoruz.” dedi.
HAK-İŞ Başkanı Arslan, şunları kaydetti:
“Hani söz vermiştiniz. Hiç kimsenin işiyle aşıyla oynamayacaktınız. Herkesin başkanı olacaktınız. Verdiğiniz sözü tutun. Kocaeli’de 1 Mayıs meydanından, baskı gören üyelerimize sesleniyorum; umutsuz olmayın, mahzun olmayın. HAK-İŞ yüz binlerce üyesiyle sizlerle beraberdir. HAK-İŞ’e güvenmeye devam edin. Gün, geleceğiniz için ekmeğiniz için birlik olma mücadele etme günüdür.”
Arslan, tüm sendikalarıyla emekçilerin sorunlarını çözmek için birlikte mücadeleye, yeni ufuklara yürümeye, aydınlık bir gelecek inşa etmeye, Türkiye Yüzyılı’nı emekçilerin yüzyılı yapmaya kararlı olduklarını vurgulayarak, bu günün, daha fazla dayanışmaya vesile olmasını ve Filistin’de akan kan ve gözyaşının son bulmasını diledi.
“Filistinli çalışanların haklarını elde etmek için onların yanında durun ve onları destekleyin”
Filistin İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Sağlık Sendikası Genel Sekreteri Abdulhadi Abutaha da Filistin halkının Gazze başta olma üzere hem Batı Şeria’da hem de Kudüs’te en şiddetli saldırılara maruz kaldığını belirterek, çocuklar, kadınlar ve yaşlıların katledildiğini söyledi.
Abutaha, 7 aydan bu yana binlerce kişinin öldürüldüğünü ve yaralandığını aktararak, Gazze’de çok sayıda evin, hastanenin ve caminin İsrail tarafından vurulması sonucu yıkıldığını kaydetti.
Bugün 1 Mayıs’ta Filistin halkına karşı soykırım uygulandığına dikkati çeken Abutaha, şöyle devam etti:
“Filistin’de 500 binden fazla insan işsiz kaldı. Yoksulluk oranı arttı. İnsan onuruna yakışır işlerden bahsetmek artık mümkün değildir. İşgalci İsrail, iş piyasasını tamamen durdurdu. Batı Şeria’da şehirlerin ve köylerin girişlerine barikatlar kuruldu. Mescid-i Aksa her gün Yahudi yerleşimciler tarafından vahşice saldırıya uğramakta. İsrail hapishanelerinde yaklaşık 13 bin Filistinli tutuklu bulunmakta, gayri insani işkencelere maruz kalmaktadır. Masum tutuklu siviller ölene kadar açılığa maruz bırakılmaktadır. Gazze toprakları artık çocuklarımız, kadınlarımız ve yaşlılarımız için toplu mezarlıklar haline gelmiştir. 1 Mayıs münasebetiyle buradan tüm uluslararası sendika örgütlerine çağrıda bulunmak isterim, Filistinli çalışanların haklarını elde etmesi için onların yanında durun ve onları destekleyin.”???????
Abutaha, işgal edilen topraklarda çalışanların maddi kayıplarından bahsederek, “Güncel verilere göre işgal edilmiş topraklarda yaklaşık 500 çalışan gözaltına alınmıştır. Bugün buradan tüm ülkelere ve sendikal örgütlerine çağrıda bulunmak istiyorum, Filistin halkı ve çalışanlarının yanında olmaya, onları desteklemeye, işgalci devletin saldırılarını kınamaya, işgalin sona ermesi için hep birlikte acilen hareket etmeye çağırıyorum. Orta Doğu’da barış ve güvenliğin tesis edilebilmesi için 1967 sınırları temelinde başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulmalıdır. Filistin çalışanları adına Filistin davasına sahip çıkan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımızı sunuyorum.” diye konuştu.
Programdan notlar
Kuran-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda, saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.
Alanda, taleplerin yazılı olduğu dövizlerin yanı sıra “Soykırıma hayır! Filistin’e destek, siyonizme lanet” pankartları açıldı.
Konuşmaların ardından gökyüzüne barış güvercinleri bırakıldı. Arslan ve beraberindekiler, işçilere karanfil verdi.
Sendikaya bağlı başkanların da katıldığı etkinlikte, HAK-İŞ’in 1 Mayıs bildirisi okundu.
]]>Bursalı Fiat Egea Amerika’ya gidince isim değiştirip Fiat Tipo olmuş! İşte farklı markaların ikiz modelleri
Bazen üretim maliyetlerini azaltmak bazense pazardaki açığı kapatmak bazense hedef kitle farklılığı sebebiyle markalar ortak üretimler yapabilir. Bunun dışında bir marka aynı otomobili farklı model isimleriyle de satabilir. Bizde sizler için bahsi geçen ikiz otomobilleri derledik.
Zirve değişti! Golf artık en çok satılan otomobil değil
1- Fiat Egea/ Fiat Tipo
Türkiye pazarının Bursalı ezber bozan sedanı Fiat Egea ile başlıyoruz. Fiat Türkiye içerisinde ve birkaç pazarda Egea ismini tercih ediyor. Ancak Amerika pazarına gittiğinizde Egea değil Tipo ismiyle otomobil yer alıyor. Burada marka kullanıcıların eskiden sevdiği bir model ismini kullanarak kullanıcı alışkanlıklarını bozmamış. Ayrıca bölgeye göre uygun farklı donanımları da Tipo modellerine eklemiş.
2- Fiat Doblo/ Ram ProMaster
Yine Bursalı bir modelle devam ediyoruz. Yeni modeli artık gurbetçi olsa da Fiat Doblo’nun bir önceki nesli Amerika’da Ram çatısı altında satılıyordu. Ram o dönem Fiat çatısı altındaydı. Geçtiğimiz aylardaki yeniden yapılanma ile birlikte Steallantis çatısına geçen Ram, Doblo’nun panjur ve logolarını değiştirerek Amerikan pazarında ProMaster modelini satışa sundu.
3- Renault Clio/ Mitsubishi Colt
Bursa’dan dünyaya satılan 2 sevilen model var. Renault Clio ve Mitsubishi Cold. Marka ve model isimleri farklı olsa da iki otomobil aslında ikiz kardeşler. Renault ve Mitsubishi tarafından geçen yıl imzalanan yeni anlaşma ile Clio ve Cold modeli ikiz kardeş oldular. Türkiye pazarında sadece Clio yer alsa da Avrupa pazarında Clio ve Cold rekabetini görüyoruz.
4- Peugeot 301/ Citroen C-Elysee
Peugeot 301 ve Citroen C-Elysee aşkını duymayan yoktur. Türkiye’de her iki model de oldukça seviliyor ve satıldı. Özellikle filoların gözdeleri olan bu modeller ortak platform üretimi anlaşmalarının sonucu. Sadece ızgara, tampon ve direksiyon gibi parçaları farklı olan iki model de ortak üretim metodunun bir sonucu.
5- Ford Tourneo Connect/ Volkswagen Caddy
Biri Alman diğeri Amerikan. Nereden geliyor bu benzerlik? Eskiden “Alman Ford’u” diye bir tabir vardı bilenler bilir. O dönem Almanya’da Ford fabrikası vardı ve bu fabrikada üretilen Ford’lar diğerlerine göre daha az işçilik hatalarına sahipti. Daha sonrasında o fabrika kapandı ve Alman Ford’u tabiri geçmişte kaldı.
Ancak yeni Volkswagen ve Ford ortaklığı bu anıları tekrar canlandırabilir. Zira yeni Volkswagen Caddy ve Ford Tourneo Connect ikiz kardeş sayılırlar. Ford ve Volkswagen yaptıkları ortak üretim anlaşması ile ticari araç üretimlerini birleştirdi. Bu kapsamda yeni Ford Toruneo Connect ve Volkswagen Caddy büyük oranlarda birbirlerine benziyor hatta ikiz kardeşler bile diyebiliriz.
]]>BELGRAD, 1 Mayıs (Xinhua) — Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da Salı günü düzenlenen Çin-Sırbistan medya ve düşünce kuruluşları forumunun katılımcıları, ikili ilişkilerin gelişimine ve insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk inşasına deneyim ve güç katmak için Çin ve Sırbistan’ın her düzeydeki etkileşim ve işbirliği avantajlarını aktif şekilde kullanmaları gerektiği konusunda görüş birliğine vardı.
Çin’in Xinhua Haber Ajansı ve Sırbistan’ın Tanjug Haber Ajansı tarafından ortaklaşa düzenlenen foruma hükümet yetkililerinin yanı sıra her iki ülkenin ana akım medya ve düşünce kuruluşlarından temsilcilerin de aralarında bulunduğu yaklaşık 200 kişi katıldı.
Xinhua Haber Ajansı forumda ayrıca “Ortak Geleceğe Sahip Bir Küresel Topluluk Geliştirmek: Çağdaş Önem ve Somut Başarılar” başlıklı raporun Sırpça versiyonunu da tanıttı.
İnsanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk kavramını tarih, teori, kültür ve uygulama gibi çoklu perspektiflerden yorumlayan rapor, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in Diplomasi Fikriyatı çerçevesinde Xinhua’nın çalışmalarında elde edilen en yakın tarihli başarıyı temsil ediyor.
Forumun teması ise “Ortak geleceğe sahip bir küresel topluluk vizyonu doğrultusunda Çin-Sırbistan kapsamlı stratejik ortaklığını derinleştirmek” olarak belirlendi.
Xinhua Haber Ajansı Başkanı Fu Hua forumdaki konuşmasında, Xi Jinping Diplomasi Fikriyatı’nın temel kavramlarından biri olan insanlık için ortak geleceğe sahip topluluk inşasının, küresel zorlukların çözümüne Doğu bilgeliğiyle katkıda bulunduğunu söyledi. Fu, bunun ise tüm insanlığın ortak değer arayışının yoğun bir ifadesi olduğunu ve tüm ülkelerin halklarına somut faydalar sağladığını ifade etti.
Çin ve Sırbistan’ın iyi günde kötü günde “sarsılmaz dostlar” olduğunu belirten Fu, iki ülke de modernleşme yolunda ilerlerken, aralarındaki işbirliğinin ise insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk inşasını teşvik etmenin canlı bir örneği olduğunu vurguladı.
Aynı zamanda Yeni Çin Araştırmaları düşünce kuruluşunun akademik komite başkanı olan Fu, Xinhua’nın Sırp medyası ve düşünce kuruluşlarıyla etkileşim ve işbirliğine büyük önem verdiğini ve Çin-Sırbistan dostluğuna dair hikayeleri iyi şekilde anlatmaya devam etmek üzere Sırbistan ile çalışmaya istekli olduğunu söyledi.
Fu, Xinhua’nın yüksek kaliteli, çok boyutlu haberler ve düşünce kuruluşu araştırmaları aracılığıyla yeni dönemde Çin-Sırbistan ilişkilerinin umut vadeden imkanlarını kapsamlı şekilde aktarmayı, iki ülke arasında iletişim köprüsü kurmayı, çeşitli alanlarda ikili işbirliği için fikri destek sağlamayı ve Çin-Sırbistan dostluğunun iki halka daha fazla fayda getirmesi için bir elçi işlevi görmeye devam etmeyi hedeflediğini söyledi.
Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Parti Tarihi ve Edebiyatı Enstitüsü Müdür Yardımcısı Ji Zhengju ise Çin ve Sırbistan arasındaki sağlam ilişkilerin sürekli ve istikrarlı şekilde geliştirilmesinin, insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluğun daha iyi inşa edilmesinde önemli rol oynadığını belirtti.
Aynı zamanda Merkezi Derleme ve Tercüme Bürosu Müdürü olan Ji, bu perspektiften bakıldığında, halklar arası bağlanabilirlik yoluyla Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin yüksek kaliteli inşasını ortaklaşa teşvik etmek ve Çin ile Sırbistan arasındaki dostluğu geliştirmek üzere sağlam bir temel oluşturmak için kültürel etkileşimi güçlendirmenin büyük önem taşıdığını ifade etti.
Çin’in Sırbistan Büyükelçisi Li Ming de Xi’nin Sırbistan’a yapacağı resmi ziyaret öncesinde düzenlenen forumun önemini vurguladı. Li, forum ve raporun Çin-Sırbistan ilişkilerinin geliştirilmesine güçlü bir fikri destek sağlayacağına ve insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk kavramının yayılması ve uygulanmasına olumlu katkılarda bulunacağına inandığını dile getirdi.
Tanjug Haber Ajansı Genel Müdürü Manja Grcic, Tanjug’un kuruluşundan bu yana her zaman Çin’e odaklandığını söyledi. Sırbistan ve Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ni ortaklaşa inşa etme konusundaki işbirliğinin verimli sonuçlar doğurduğunu ve habercilik açısından bol miktarda kaynak sağladığını belirten Grcic, iki halk arasındaki karşılıklı anlayışı artırmak ve ikili ilişkilerin gelişimine katkıda bulunmak üzere ajansının objektif ve doğru haberlerle bu işbirliğine odaklanmaya devam edeceğini vurguladı.
Sırbistan İnşaat, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Goran Vesic forumda yaptığı konuşmada, Sırbistan ekonomisinin son yıllarda hızla geliştiğini, bu durumun Çin’in desteğinden bağımsız düşünülemeyeceğini ve Çin’in yatırımlarının Sırbistan’da memnuniyetle karşılandığını ifade etti.
Sırbistan’ın Çin ile daha kaliteli altyapı işbirliği yapmayı ve akıllı yol inşasını teşvik etmeyi umduğunu belirten bakan, iki ülke liderinin rehberliğinde iki ülke arasındaki faydalı işbirliğinin daha yüksek bir seviyeye ulaşacağına inandığını belirtti.
Xinhua Haber Ajansı ve Tanjug Haber Ajansı, etkinliğin ardından habercilik ve iletişim alanlarında etkileşim ve işbirliğini güçlendirme hedefiyle haber alışverişi konusunda anlaşma imzaladı.
]]>Öğretmenlik mesleğine 2008 yılında başlayan Mert, 2011’de Anadolu Üniversitesinin Özel Yetenekliler Eğitim Programı’nda yüksek lisansını bitirdi.
Üstün yetenekli öğrencilerin eğitimi konusunda uzmanlaşan Mert, Nisan 2015’te Tepebaşı Kaymakamlığı ile Anadolu Üniversitesi arasında imzalanan protokol kapsamında hayata geçirilen Üstün Yetenekli Çocukların Eğitimi Projesi’nin (ÜYÇEP) yürütücülüğüne getirildi.
Ticaret Borsası İlkokulunda görevini sürdüren 40 yaşındaki Mert, Anadolu Üniversitesinin özel yetenekli ve diğer öğrencilerin bilişsel düzeyleri ile profillerinin belirlenmesi için geliştirilen “Anadolu Sak Zeka Ölçeği”ni uygulaması sonucu 10 eğitim öğretim yılında 4 bin 250 öğrenci arasından üstün yetenekli 225 çocuğu belirledi.
Milli Eğitim Bakanlığı müfredatının yanı sıra zenginleştirilmiş ve farklılaştırılmış uygulamalar yapan, öğrencilerinin “hayatta kalma becerileri, doğada matematik ve doğada fen” gibi eğitimler almasını sağlayan Mert, bilim ve deney merkezlerindeki atölyelerde öğrencilerini ödüllü yarışmalara hazırlıyor.
Dokuz yıllık süreçte bu öğrencilerden 160’ı mezun olup eğitim hayatına devam etti.
Bakanlık tarafından 2021 ve 2023’te “Yılın Fark Yaratan Öğretmeni” seçilen Mert, Uluslararası Dubai Eğitim Zirvesi’nde “En Başarılı Özel Eğitim Öğretmeni Ödülü”ne layık görüldü.
Mert, İngiltere’nin Cambridge Üniversitesi tarafından 141 ülkeden 14 bin 800 öğretmen arasında düzenlenen “Özel Öğretmen Ödülleri”ne yaptığı başvuruyla Avrupa’da ilk 10 öğretmen arasına girdi.
ÜYÇEP kapsamında yetiştirdiği öğrencilerle katıldığı atölyeyeler, yarışmalar ve elde ettikleri başarıları içeren dosya hazırlayan Mert, İngiltere merkezli Varkey Vakfı tarafından verilen “Global Teacher Prize-Küresel Öğretmen Ödülü”ne başvuru yapıp, kazanmayı planladığı ödülle çalışmalarını taçlandırmak istiyor.
“Her yıl programa 10-12 öğrenci dahil oluyor”
Öğretmen Osman Sıtkı Mert, AA muhabirine, 16 senelik öğretmenlik yaşamının son 10 yılında Ticaret Borsası İlkokulunda özel yetenekli çocukların eğitimiyle ilgilendiğini söyledi.
Anadolu Üniversitesinin Özel Yetenekliler Eğitim Programı’nda yüksek lisans yaptığını belirten Mert, “Anadolu Sak Zeka Ölçeği çalışmalarında okulumuzda proje yürütücüsü olarak görevlendirildim. Şu anda okulumuzda üstün yetenekli olarak belirlenen 65 öğrenciyle çalışıyorum, 160 üstün yetenekli öğrenci de mezun oldu.” dedi.
Mert, öğrencilerinin her ay farklı eğitimcilerle “orman okulu” adı altında verilen eğitimlere katılarak, hayatta kalma becerileri, doğada matematik ve doğada fen gibi programlarda yer aldığını ifade etti.
Bilim ve deney merkezleriyle işbirliği yaptıklarını kaydeden Mert, “Çeşitli atölyeler tasarlıyoruz. Okulumuzda farklı konularda 68 atölye uyguladık. Öğrencilerimle katıldığım çeşitli bilim yarışmalarından dereceler elde ettik. Okulumuza kayıt yaptıran bütün birinci sınıf öğrencilerine ailelerinden izin alarak zeka ölçeğini uyguluyoruz. Her yıl programa 10-12 öğrenci dahil oluyor.” diye konuştu.
ÜYÇEP programını tamamlayarak ilkokuldan mezun olan çocukların, Ticaret Borsası İlkokulu ile aralarında protokol bulunan benzer programların yürütüldüğü ortaokullara yönlendirildiğini anlatan Mert, ayrıca öğrencilerin sonraki süreçlerde T3 Vakfı, Deneyap Atölyeleri ile Anadolu Üniversitesi Üstün Yetenekliler Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi programlarına katılma imkanına sahip olduğunu dile getirdi.
Mert, yürüttüğü çalışmalar sonucu iki kez “Yılın Fark Yaratan Öğretmeni” seçildiğini, 2023’ün başında “Küresel Eğitim Ödülü”nü kazandığını belirtti.
Öğrencileriyle yaptığı atölyeler, projeler, çalışmalar ile yarışmalardan elde ettikleri ödüller raporlayıp gönderdiği Cambridge Üniversitesinin uzman jürisinin değerlendirmesi sonucunda Avrupa’da ilk 10 öğretmen arasına girdiğini dile getiren Mert, “Varkey Vakfı tarafından verilen ve ‘Eğitimin Nobel’i’ olarak nitelendirilen ‘Global Teacher Prize-Küresel Öğretmen Ödülü’ için özel yetenekli öğrencilerin eğitimi için yaptığım çalışmalarla bu yıl başvuru yapacağım. O ödülü de kazanarak mesleki çalışmalarımı taçlandırmak istiyorum.” ifadesini kullandı.
Osman Sıtkı Mert, kazandığı ödüllerin mesleki gelişimi ve kariyerine katkı sağlanmasının yanı sıra özel yetenekli öğrenciler konusunda dikkati çekmesi bakımından önemli olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Adana Organize Sanayi Bölgesi (AOSB) Bölge Müdürlüğü Seyhan Salonu’nda Çukurova Üniversitesi AOSB Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu’nun düzenlediği etkinlikte, farklı programlardan öğrencilerin projeleri yarıştı. Genç yeteneklerin sanayiye yönelik çözüm odaklı projeleriyle geleceğe yön verdiği etkinlik; saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Ardından yarışmaya katılan projelerin jüri değerlendirme sürecini anlatan slayt gösterimi yapıldı.
AOSB Bölge Müdürü Ersin Akpınar, açılış konuşmasında, bu tür yarışmaları sadece bir etkinlik olarak düşünmediklerini belirterek, “Biz girişimciliği ve sanayileşmeyi bu ülkenin esas enerji kaynağı olarak görüyoruz” dedi.
Sanayileşmenin önemine vurgu yaparak, bu konuda insan kaynağının gerekliliğine dikkati çeken Akpınar, öğrencilere seslenerek, “Hepiniz farklı branşlarda eğitim görüyorsunuz. Gelecekte belki ara eleman değil aranan eleman olacaksınız. Üniversite sınavlarını önemsiyor olabilirsiniz elbette ancak, hayatın sadece bunlardan ibaret olmadığını bilmelisiniz” uyarısında bulundu.
Öğrencilere kendilerine inanmalarını, yeteneklerini keşfetmelerini ve takım çalışmasını önemsemeleri tavsiyesinde bulunan Ersin Akpınar, “Zorlukla karşılaşacaksınız belki. Bazılarınız askerliği, bazılarınız evliliği bazılarınız çalışmayı önemseyecek ama her ne yapıyorsanız yapın üretkenliğinizi azaltmayın” dedi.
Akpınar, yarışmada sadece dereceye girenleri değil yarışmaya katılan tüm öğrenciler, destekleyici kurumlar ve jüri üyelerini tebrik etti.
AOSB’nin eğitime desteği
Ç.Ü ARGE’den sorumlu Rektör Danışmanı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Karadağ ise yüksek okulun bölge sınırlarında yer almasının önemine dikkati çekerek, “Türkiye genelinde çok yüksek okul var ancak, bizim okulumuz kadar organize sanayiden destek olan okul duymadım. Bu nedenle AOSB yönetimine teşekkür ediyoruz” dedi.
Üniversite ve sanayi işbirliği
AOSB’de üniversite ve sanayi işbirliğinin sağlanabileceği en güzel ortamın oluşturulduğunu vurgulayan Karadağ, şöyle devam etti:
“Tabi burada sanayicilerimizin bizim ürettiğimiz projelere verdiği desteği değerlendirmek gerekiyor. Her fikrin karşılığında bir değer görmesi çok önemli. O değeri görmediği takdirde yeni fikirleri ortaya atarken öğrencilerimiz çekingen kalabilirler. Burada her projenin değer gördüğüe tanık olmak bizleri ayrıca mutlu ediyor.”
Bu yılki yarışmaya 41 projenin katıldığını belirten Prof. Dr. Faruk Karadağ, hepsinin çok kıymetli olduğunu çok güzel sonuçlar doğuracağına inandığını ifade ederek, “Bu projelerin gerçekleşmesinde emeği geçen AOSB Bölge Müdürlüğüne, öğrencilerimize, mentör hocalarına, jüri üyelerine ve destek verenlere teşekkür ediyorum. Öğrencilerimizin bu proje sayesinde ortaya koydukları takım çalışmasını ve yenilikçi düşünme kabiliyetlerini kutluyorum. Sevgili öğrencilerimiz unutmayınız ki hepiniz birer potansiyelsiniz yapabileceklerinizin sınırı yoktur” ifadelerine yer verdi.
MYO Müdürü Prof. Dr. Nazım Aksaker’in konuşmasının ardından ödül törenine geçildi. Yarışmanın jüri üyeleri, bölüm başkanları ve mentör hocalarının teşekkür plaketi ile ödüllendirildiği yarışmada dereceye girenlere ödülleri törene katılan protokol tarafından verildi.
Yarışmanın ilk üçe giren projeleri
Yarışmada birincilik ödülünü “İnsansız hızlı yangın söndürme ve uyarı sistemi” projesiyle Tuğberk Yiğit Kaya ve Alihan Gül kazandı.
“Yüz tanıma ile personel/öğrenci kontrol sistemi” projesi ile Emirhan Özdemir, Umut Kutay Kurşun, Meliha Girgis ve Mustafa Acar’ın ikinciliği kazandığı yarışmada üçüncülüğü ise “PLC ile Motor Yol Verme ve Motor Devrinin Kontrolü ” projesi ile Abdurrahman Kutlu ve Emre Kara elde etti.
İyi fikirler kategorisi
Yarışmanın “İyi Fikirler” kategorisinde birinciliği “Numune Taşıma” Projesi ile Merve Yaren Kopki, Gökçen Nur Güllüçayır, Yunus Emre Eroğlu ve Nuray Kütük, ikinciliği “Yangına ilk müdahale sistemi” projesi ile Gizem Demirci, üçüncülüğü ise “Termik Santral Modülü” projesi ile Berke Temizer, Barış Özgüven ve Hızır Özüner aldı. – ADANA
]]>Gümüşhane ile Giresun illerini birbirine bağlayan Gümüşhane-Kürtün Karayolu’nda kaya düşme riski bulunan dağlar ve yamaçlar endüstriyel dağcılar tarafından çelik ağlarla örülüyor.
Özellikle ilkbahar dönemlerinde yağışların da etkisiyle sık sık heyelanların, kaya ve taş düşmelerinin meydana geldiği, ölümlü ve yaralanmalı kazalara sebep olan bölgede vatandaşların güven içerisinde seyahat edebilmesi için Karayolları tarafından çalışma başlatıldı.
Geçtiğimiz yıllarda dağcılar tarafından kaya düşürme çalışması yapılan alanda bu kez uzman ekipler tarafından belirlenen kayalar çelik ağlarla kafese alınarak risk minimuma indiriliyor.
İki ay önce başlayan ve şimdiye kadar 3 noktada gerçekleştirilen çalışmalarda her bir yamaç yaklaşık 7 bin metrekare çelik ağla örülürken, Kürtün ilçesine bağlı Özkürtün Beldesi Karaçukur Mahallesi geçişinde bulunan dağ yamacında çalışmalarını sürdüren 9 kişilik uzman ekip 50 metrelik vinç yardımıyla çelik tel ağ ve halka marifetiyle adeta dağı kafes içine alıyor.
Zorlu çalışmada karayolunda trafik kontrollü olarak tek şeritten sağlanırken özel eğitim almış uzman ekip halatlar yardımıyla kendilerini bağladıkları dağın yamacına kafesi serip 1 metreden fazla deldikleri kayaya bağlıyor.
Çalışmayı yapan ekibin şefi İpli Erişim Uzmanı Tanju Demirel alanında uzman 8 personelle birlikte yürüttükleri çalışmada yerde birleştirdikleri çelik ağları 50 metrelik vinç yardımıyla dağ yamacına sererek yolu güvenli hale getirdiklerini söyledi.
“Bu yol için her zaman bir risk söz konusu”
Bölgede çok az bir yağışta bile taş dökülmelerinin meydana geldiğini aktaran İpli Erişim Uzmanı Tanju Demirel, “Yaptığımız çalışmada karayollarının güvenliğini tehlikeye atan ve taş düşme riskli bulunan alanları güvenli hale getiriyoruz. Bunun iki yöntemi var birisi kayaların temizlenmesi birisi de tel ağlarla örtüleme. Bu riskli alanları Karayolları belirliyor ve biz de bu süreçten sonra gerekli çalışmaları yapıyoruz. Amacımız burada yol ve vatandaşın güvenliğini sağlamak bu noktada Karayolları ve emniyet birimleriyle birlikte çalışıyoruz. Yaklaşık 2 ay önce bu bölgede çalışmaya başladık ve bu çalışmalar 20 gün daha devam edecek. Haziran ve Ağustos ayları içerisinde de Karayolları’nın uygun gördüğü noktalarda çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Şu ana kadar 3 noktada çalışma yaptık Kirazlık bölgesi ve Karaçukur bölgesinde. Bu bölgede şu an için başka çalışma görülmüyor Burada yaptığımız çalışmada 7 bin metrekarelik bir alanı örtülüyoruz. Arkadaşlarımız iple erişim sertifikasına sahip, bu uluslararası bir sertifika tüm dünyada geçerli. Belirli bir eğitim sürecinden geçtikten sonra burada çalışabiliyorlar. Şu anda toplamda 9 kişilik bir ekiple çalışıyoruz ve 50 metrelik bir vinç kullanıyoruz. Yamaçtan yola düşebilecek farklı ebatlardaki taşları tutacak kapasite bu teller. Burası riskli bir bölge olduğu için halka ağlar da kullanıldı. Çalışmalar bittiğinde vatandaşlarımız bu alandan güvenli bir şekilde geçebilecekler. Burada en ufak bir yağmurda çok fazla dökülme meydana geliyor bu yol için her zaman bir risk söz konusu” dedi.
“Dağ kafese alınıyor ve taş düşmeleri engelleniyor”
Gümüşhane-Kürtün karayolunu sürekli olarak kullandığını dile getiren sürücü Selçuk Çelik, “Ben diyaliz teknisyeniyim yıllardır bu yolu kullanırım. Tabi ki buradan korkuyorum başımıza sürekli küçük küçük kazalar geliyor, taş düşüyor hele ki yağmurlu havalarda. Kışın daha kötü oluyor. Bu yapılan çalışmada görüldüğü üzere dağ kafese alınıyor ve taş düşmeleri engelleniyor bu da bizim sağlığımızı koruyacaktır diye düşünüyorum” diye konuştu. – GÜMÜŞHANE
]]>İstanbul Valiliği 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü nedeniyle İstanbul’da bazı yolların trafiğe kapatılacağını duyurmuştu. Sabah saat 05.30’da polis ekipleri trafiğe kapanacak yolları demir bariyer ve dubalarla keserek cadde ve sokakları trafiğe kapattı. Trafiğe kapatılan cadde ve sokaklara araçlar alınmazken sürücüler ise alternatif güzergahlara sevk edildi.
Trafiğe kapatılan yollar ve alternatif güzergahlar ise şöyle,
Saraçhane Parkı ve çevresinde gerektiğinde trafiğe kapatılacak yollar: Fevzipaşa Caddesi, Macar Kardeşler Caddesi, Atatürk Bulvarı.
Saraçhane ve çevre tedbirleri içinde kullanılabilecek alternatif caddeler: Abdülezelpaşa Caddesi, Kadir Has Caddesi, Ragıp Gümüşpala Caddesi, Haliç Caddesi, Şehzadebaşı Caddesi.
Beyazıt Meydanı ve çevresinde gerektiğinde trafiğe kapatılacak yollar: Ordu CaddesiBeyazıt Meydan ve çevresinde kullanılabilecek alternatif caddeler: Vatan Caddesi, Millet Caddesi, Türkeli Caddesi, Koska Caddesi, Hayriye Tüccarı Caddesi.
Taksim, Şişli, Mecidiyeköy ve geniş çevresinde trafiğe kapatılacak ve alternatif yollar: Şişli Mecidiyeköy Ortaklar Kavşağı’ndan Taksim istikametine kapatılacak, trafik akımı Ortaklar Caddesi’nden Esentepe istikametine yönlendirilecektir.
Şişli Bomonti Tüneli Dolmabahçe istikametine kapatılacak, trafik akımı Akar Caddesi’nden Çağlayan ve Piyale Paşa Bulvarı’na yönlendirilecektir.
Şişli Kuştepe Kavşağı’ndan Geçit Sokak istikametine gitmek isteyen akım, Kuştepe Kavşağı’ndan kapatılacak trafik Çağlayan istikametine yönlendirilecektir.
Çağlayan Hürriyettepe Kavşağı’ndan Şişli istikametine gitmek isteyen akım Hürriyettepe Kavşağı’ndan Darülaceze Caddesi istikametine yönlendirilecek.
Akar Caddesi istikametinden Hürriyettepe Kavşağı’na gelen akım, Hürriyettepe Kavşağı’ndan Çağlayan istikametine yönlendirilecektir
Darulaceze istikametinden Okmeydanı istikametine gitmek isteyen akım Okmeydanı Kavşağı’ndan kapatılacak Odese Bulvarı’na yönlendirilecektir.
Piyalepaşa Bulvarı’ndan gelen akım Okmeydanı istikametine kapatılacak, Sadabat Viyadüğü istikametine yönlendirilecektir
Piyale Paşa Bulvarı’ndan Dolapdere istikametine gelen akım Dolapdere Kavşağı’ndan Taksim Yedi Kuyular istikametine kapatılacak, trafik Dolapdere Kavşağı’ndan Piyale Paşa Bulvarı’na geri yönlendirilecektir. Kasımpaşa Tuz Ambarı ışıklardan Şişhane Tarlabaşı Bulvarı istikametine kapatılacak, trafik Tuz Ambarı ışıklardan Hasköy istikametine yönlendirilecektir.
Unkapanı Köprüsü’nden Taksim istikametine giden akım köprüye girmeden Ragıp Gümüş Pala ve Abdülezelpaşa Caddesi’ne yönlendirilecektir.
Sirkeciden Galata Köprüsü Karaköy istikametine gelmek isteyen akım kapatılacak Ragıp Gümüş Pala Caddesi’ne yönlendirilecektir
Ortaköy’den Çırağan Caddesi Beşiktaş istikametine gitmek isteyen akım, Ortaköy’den kapatılacak Dereboyu Caddesi ve Bebek istikametine yönlendirilecektir.
Beşiktaş Eski Yıldız Caddesi, Barbaros Bulvarı, ara sokaklardan çıkan akım Balmumcu Kavşağı Zincirlikuyu istikametine yönlendirilecek.
Nişantaşı Kavşağı Rumeli Caddesi istikametine kapatılacak, Nişantaşı Kavşağı’ndan Fulya istikametine yönlendirilecek.
Teşvikiye Hüsrev Gerede Caddesi istikameti kapatılacak, Nişantaşı Kavşağı istikametine yönlendirilecek. Ihlamur Kavşağı’ndan Şair Nedim Caddesi istikametine kapatılacak, Ihlamur Kavşağı’ndan Fulya istikametine yönlendirilecek.
Kadırgalar Caddesi Taksim ve Küçük Çiftlik Caddesi istikametine kapatılacak trafik akımı Bomonti Tünel istikametine yönlendirilecek.
Barbaros Bulvarı Beşiktaş istikametine Balmumcu Kavşağı’ndan kapatılacak, Balmumcu Kavşağı’ndan Levent Sarıyer istikametine yönlendirilecek.
Boğaziçi Köprüsü kuzey istikametinden geliş (Sait Çiftçi) Beşiktaş Ortaköy ayrımından kapatılacak, Haliç istikametine yönlendirilecek.
İhtiyaç halinde E-5 kuzey yol Mecidiyeköy ayrımı kapatılacak, alternatif Çağlayan Haliç istikametine yönlendirilecektir.
E-5 güney yol Mecidiyeköy ayrımı ihtiyaç halinde kapatılacak, trafik akımı Zincirlikuyu Levent istikametine verilecektir” – İSTANBUL
]]>Üniversiteler mezuniyet törenlerine sayılı günler kala kampüslerdeki gösterilerle başa çıkmaya çalışırken yüzlerce öğrencinin gözaltına alındığı bildiriliyor.
Öğrenciler neden Gazze’deki savaşı protesto ediyor?
Öğrenciler 7 Ekim’den bu yana Gazze’deki savaşa karşı gösteriler, oturma eylemleri ve açlık grevleri düzenledi. Son dönemde ise üniversite kampüslerinde kamp kurmaya başladılar.
Bu öğrenciler üniversitelerin İsrail’le ilişkisi olan şirketlerle finansal bağlarını koparmasını talep ediyor.
İsrail’de ya da İsrailli kuruluşlarla iş yapan şirketlerin Gazze’de devam eden savaşta suç ortağı olduğunu söyleyen öğrenciler, bu şirketlere yatırım yapan üniversitelerin de suça dahil olduğunu savunuyor.
Üniversitelere yapılan bağışlar, araştırma laboratuvarlarından burs fonlarına kadar birçok şeyi finanse ediyor. Ancak bu bağışlar çoğunlukla milyonlarca ve milyarlarca dolarlık yatırımlardan elde edilen getirilerden oluşuyor.
Colombia Üniversitesi’nde neler yaşandı?
Bu ayın başlarında Columbia Üniversitesi Rektörü Minouche Shafik’in kampüsteki antisemitizm iddiaları hakkında Kongre önünde ifade verdiği sırada yüzlerce öğrenci üniversitenin New York City kampüsünde kamp kurdu.
Gazze’de ateşkes talep eden öğrenciler üniversite liderlerine İsrail ile bağlantılarını koparma çağrısında bulundu.
Üniversite ise protestonun üniversite kurallarını ihlal ettiğini söyledi ve protestoyu dağıtmak için polisi çağırdı. 100’den fazla öğrenci kampüse izinsiz girdikleri gerekçesiyle gözaltına alındı.
Öğrenciler bu olaydan sonra yeniden bir araya geldi ve protestoların üçüncü haftasına girildi.
Columbia Üniversitesi’nde yüz yüze dersler durduruldu.
Bu süreçte protestoları düzenleyenlerle yapılan görüşmeler başarısızlıkla sonuçlandı ve göstericilerden bazıları üniversiteden uzaklaştırıldı.
Salı günü öğrenciler üniversiteye bağlı Hamilton Hall adlı binayı ele geçirdi.
Columbia Üniversitesi sözcüsü Ben Chang, “binayı işgal eden öğrencilerin okuldan atılmakla karşı karşıya olduklarını” söyledi.
Başka nerelerde protesto ediliyor?
Columbia Üniversitesi’nde giderek büyüyen protestolar en az 22 eyalette ve başkent Washington DC’de özel ve devlet üniversitelerinde benzer gösterilere ilham kaynağı oldu.
Kuzeydoğu bölgesi: George Washington; Brown; Yale; Harvard; Emerson; NYU (New York Üniversitesi); Georgetown; American; Maryland Üniversitesi; John Hopkins; Tufts; Cornell; Pennsylvania Üniversitesi; Princeton; Temple; Northeastern; MIT; The New School; Rochester Üniversitesi; Pittsburgh Üniversitesi
Batı kıyısı: California Politeknik Eyalet Üniversitesi; Humboldt; Güney California Üniversitesi; California Üniversitesi, Los Angeles; California Üniversitesi, Berkeley; Washington Üniversitesi
Ortabatı bölgesi: Northwestern; St Louis’deki Washington Üniversitesi; Indiana Üniversitesi; Michigan Üniversitesi; Ohio Eyalet Üniversitesi; Minnesota Üniversitesi; Miami Üniversitesi; Ohio Üniversitesi; Columbia College Chicago; Chicago Üniversitesi
Güney: Emory; Vanderbilt; North Carolina Üniversitesi, Charlotte; North Carolina Üniversitesi, Chapel Hill; Kennesaw State; Florida Eyalet Üniversitesi; Virginia Tech; Georgia Üniversitesi, Athens
Güneybatı: Austin’deki Texas Üniversitesi; Rice; Arizona Eyalet Üniversitesi
ABD dışı: Filistin yanlısı protestocular geçtiğimiz hafta Avustralya, Kanada, Fransa, İtalya ve İngiltere’deki üniversite kampüslerinde de bir araya geldi.
Üniversiteler bu konuda ne yaptı?
Bazıları öğrencilerle müzakere ederken, diğerleri polisi çağırdı ve öğrencilere çeşitli ültimatomlar verdi.
En son Pazartesi günü Texas, Utah ve Virginia’da protesto eden bazı öğrenciler gözaltına alındı.
Boston’daki Northwestern Üniversitesi ile protestocular arasında kurulan kamp alanının büyüklüğünü sınırlayan bir anlaşmaya varıldı.
Öte yandan ABD’de siyasetçiler protestoların bazılarında antisemitizm iddialarına dikkat çekerek üniversitelere daha fazlasını yapmaları çağrısında bulundu.
Çeşitli kampüslerde BBC’ye konuşan Yahudi öğrenciler ise tanık oldukları veya deneyimledikleri bazı olayların onları rahatsız ettiğini ve korkuttuğunu söyledi.
Bu öğrenciler, Hamas’ı destekleyici sloganlar atıldığını, fiziksel kavgaların meydana geldiğini ve tehditkar davranışlar deneyimlediklerini belirtti.
Protestolar işe yaradı mı?
Üniversite kampüslerindeki Filistin yanlısı gruplar yıllardır üniversitelerini İsrail’e karşı Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar Hareketi’ni (BDS) desteklemeye çağırıyor.
ABD’deki bazı üniversiteler geçmişte İsrail ile çeşitli finansal bağlarını kesmiş olsa da, hiçbiri BDS hareketine dahil olmadı.
Üniversitelerin İsrail’le bağlarını koparmasının aslında Gazze’deki savaş üzerinde çok fazla etkisi olmaz ama protestocular bunun savaştan kazanç sağlayanları açığa çıkarmak ve sorunlara ilişkin farkındalık yaratmak açısından önemli olduğunu savunuyor.
Öğrenciler neden Vietnam savaşıyla ilgili protestolara başvuruyor?
Columbia Üniversitesi ve başka üniversitelerdeki öğrenciler, 1960’ların sonunda ABD’nin Vietnam Savaşı’na katılmasına karşı düzenlenen protestolara dikkat çekiyorlar.
Bu protestolarda binlerce kişi gözaltına alınmış ve polisle şiddetli çatışmalar yaşanmıştı.
1970 yılında Ohio’da dört öğrenci Ulusal Muhafızların ateş açması sonucu öldürülmüştü.
Onların ölümü ülke çapında bir öğrenci grevini tetiklemiş ve yüzlerce üniversite kapanmıştı.
]]>(MUĞLA) – Deniz, Kara, Hava Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik Komutanlığı unsurlarının katıldığı KURTARAN-2024 Tatbikatı’nın Seçkin Gözlemci ve Basın Günü, senaryo gereği su yüzüne çıkma kabiliyetini yitiren denizaltının kurtarılmasıyla tamamlandı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu ve ilk kadın amiral Tuğamiral Gökçen Fırat’ın yanı sıra tatbikata 16 ülkeden 35 yabancı gözlemci katıldı.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın ev sahipliğinde 24-30 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilen KURTARAN-2024 Tatbikatı’nın Seçkin Gözlemci ve Basın Günü Marmaris Aksaz sularında yapıldı.
16 ÜLKEDEN 35 YABANCI GÖZLEMCİ
Marmaris Aksaz Limanı’ndan hareket eden TCG ALEMDAR Denizaltısı Akdeniz’e açıldı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Tatlıoğlu, ilk kadın amiral Tuğamiral Fırat’ın yanı tatbikata sıra ABD, Azerbaycan, Bangladeş, Bahreyn, Bulgaristan, Brezilya, Fas, Güney Afrika, Hollanda, Malezya, Mısır, Mozambik, Pakistan, Suudi Arabistan, Tayland ve Umman’dan olmak üzere 16 ülkeden 35 yabancı gözlemci katıldı.
Bu yıl yedincisi yapılan tatbikat hakkında bilgi veren Albay Necati Koray Salar; tatbikatın amacının satha (su yüzüne) çıkma kabiliyetini yitiren bir denizaltı gemisi personelinin NATO üyesi ülkeler ve diğer ülkelerin katılımıyla Deniz Kuvvetleri Komutanlığı envanterindeki kurtarma unsurlarıyla kurtarılması, NATO üyesi olmayan ülkeler ile denizaltıdan personel kurtarma konusunda yapılabilecek ortak kurtarma faaliyetleri için yöntemler geliştirmesi, denizaltı tahliye ve kurtarma harekatında ortaya çıkabilecek yaralanma senaryolarına uygun tedavilerin yapılması olduğunu belirtti. Salar devamında “Kurtaran-2024 Tatbikatı, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından planlanan, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı tarafından icra edilen ve bu yıl yedinci olarak Marmaris/Aksaz bölgesinde icra edilen fiili denizaltından personel kurtarma tatbikatıdır. Tatbikat süresince üç farklı sahada dibe oturmuş üç denizaltıya milli kurtarma gemileri müdahalede bulunulacaktır. Tatbikatın hedef kitlesi denizaltı arama kurtarma harekatında görev alan yüzer, dalar, uçar unsurlar ve teşkil edilmiş karargahlardır” dedi.
207 METRE DERİNLİĞE KADAR PERSONEL KURTARILMASI
Tatbikatta kullanılan Deniz, Hava, Kara Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesindeki platform ve sistemlere ilişkin bilgi veren Albay Salar, “Tatbikatın fiili safhası; 25 Nisan 2024 tarihinde denizaltı harekat kontrol makamınca verilen alarm mesajı ile başlamış, tatbikata iştirak eden arama kurtarma birlikleri, Aksaz Deniz Üssü’nden ileri hareket ettirilerek, satha çıkma kabiliyetini yitirmiş denizaltının aranması, tespiti ve teşhisi faaliyetleri icra edilmiştir” dedi. Salar, denizaltıdan personel kurtarma çanı ile yüzeye çıkma kabiliyetini yitiren denizaltı gemisinden bir seferde 6 personel olacak şekilde 207 metre derinliğe kadar personel kurtarılabildiğini söyledi.
Ardından Oramiral Tatlıoğlu ve beraberindeki heyet TCG ALEMDAR’da konuşlu ve tatbikatta kullanılan sistemleri inceledi. Tatbikat senaryosu gereği su yüzüne çıkma kabiliyetini yitiren denizaltı kutarıldı. TCG ALEMDAR’da bulunan uzaktan kumandalı sualtı aracı (ROV) ile tespit edilen cisimlerin denizaltı olup olmadığı ve yüzeyinde hasar bulunup bulunmadığı saptandı. Deniz yüzeyine çıkamayan denizaltının konumu sonar cihazlarıyla tespit edildi. Ardından birinci sınıf dalgıçlar aracılığıyla denizaltıya acil yaşam destek paketleri ulaştırıldı. Denizaltındaki iki yaralı tahliye edilerek gemiye getirildi. Gemiye getirilen yaralılara tıbbi müdahale yapılarak, tetkik ve basınç odası tedavileri uygulandı.
TATLIOĞLU: TATBİKATTA İMKAN VE KABİLİYETLERİMİZİN YETERLİLİĞİNİ GÖRDÜK
Tatbikat kapsamındaki senaryonun sona ermesinin ardından askerlere hitap eden Tatlıoğlu, personelin tatbikatı başarıyla icra ettiğini belirtti. Türk Deniz Kuvvetleri’nin dalgıçlık tarihinin 17’nci yüzyıla uzandığına dikkati çeken Tatlıoğlu, “17’nci yüzyılda Gelibolu civarında yaptığımız dalgıçlık çalışmaları bilinmekte. 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinde dalgıçlarımız mayın tespit etme görevlerinde bulunmuşlardır” dedi. 1889 yılında Japonya’ya gönderilen Ertuğrul Fırkateyni’nde de dalgıçların olduğunu kaydeden Tatlıoğlu, 1951’de ABD’den alınan Kurtaran gemisi vasıtasıyla kurtarma faaliyetlerinin yapıldığını anımsattı. Tatlıoğlu devamında şöyle konuştu:
“Bugün itibariyle milli ve yerli olarak hem gemilerimizi hem gemilerimizdeki kurtarma cihazlarımızı milli ve yerli imkanlarla yaptık ve üç adet gemimizi de Alemdar, Akın ve Işın gemimizi de bu tatbikatta satha çıkma kabiliyetini kaybetmiş 3 adet denizaltıdan personel kurtarmak için kullandık. 3 bin metre derinliğine kadar dipteki enkazları ve batıkları tespit etme kabiliyetine sahibiz. 600 metre derinlikteki denizaltıya oksijen gönderebilme kabiliyetine sahibiz. Atmosferik dalış elbiselerimizle 365 metreye dalıyoruz ve 207 metre derinliğindeki bir denizaltıdan denizaltı çanımız vasıtasıyla altışar kişi olmak üzere su üzerine gelme kabiliyetini kaybetmiş olan denizaltıdan personel kurtarabiliyoruz. Bugün bu yapmış olduğumuz tatbikatta bu imkan ve kabiliyetlerimizi kullandık. İmkan ve kabiliyetlerimizin yeterliliğini gördük.”
Tatlıoğlu’nun ardından söz alan Tuğamiral Gökçen Fırat ise tatbikatın bu yıl yedincisinin düzenlendiğini anımsatarak “Bu tatbikat 2021 yılında Dynamic Monarch NATO denizaltı arama, kaçış ve kurtarma tatbikatı ile gerçekleştirilmiş, Türk donanması da 2017 yılında Dynamic Monarch’a ev sahipliği yapmıştı” dedi.
]]>Akbank, büyük dil modeli geliştirdi!
Geliştirilen yeni büyük dil modelinin ilk uygulama alanı müşteriler, iş ortakları ya da resmi kurumlardan yazışma yoluyla gelen binlerce talimat ve talebin anlaşılması, analiz edilmesi ve işlemlerin otomatik olarak gerçekleştirilmesi olarak belirlendi.

Yenilikçi ürün ve hizmetlerle bankacılığın geleceğini şekillendiren Akbank, yürüttüğü yapay zeka çalışmalarının yanı sıra üretken yapay zeka (GenAI) çözümlerini de bir süredir odağına almıştı. Bu kapsamda Akbank, bankacılık alanındaki tecrübesini yapay zeka teknolojileri alanındaki gücü ile bir araya getirerek, bankacılık ürün ve süreçleri üzerine uzmanlaşmış kendi büyük dil modelini geliştirdi.
Akbank+ ile Akbanklılar girişimcilik hayallerini gerçekleştiriyor!
Akbank Teknoloji mühendisleri tarafından geliştirilen yeni büyük dil modeli, açık kaynaklı birçok model üzerinde yürütülen araştırma çalışmalarının sonucunda seçilen, Türkçe ve İngilizceyle birlikte sekiz dilde iletişim imkanı sunan Mixtral modelini temel alıyor.
56 milyar token ve bankacılık özelinde 100 bin örnek doküman ile eğitilen bu yeni model, bankacılık uzmanlığı gerektiren konuları etkin bir şekilde anlayarak daha verimli ve hızlı sonuç üreten bir yapay zeka altyapısına olanak sunuyor.
Bankacılık hizmetleri üretken yapay zeka ile yeniden şekilleniyor
Geliştirilen büyük dil modelinin ilk uygulama alanı resmi kurumlar, iş ortakları ya da müşterilerden yazışma yoluyla gelen binlerce talimat ve talebin otomasyon dahilinde okunması, anlamlandırılması ve işlemlerin otomatik olarak gerçekleştirilmesi olarak belirlendi. Böylece müşteriler tarafından şubelere gelen para transferi talimatları gibi detaylı işlemlerin daha hızlı ve verimli bir şekilde gerçekleştirilmesi ile müşteri deneyimi en üst seviyeye çıkartılıyor.
Akbank Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Gökçay yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Akbank olarak bankacılığın geleceğini tanımlama vizyonumuzla inovasyon çalışmalarımızın sınırlarını genişletmeye devam ediyoruz. Günümüzün hızla değişen teknoloji ortamında yapay zeka, bulut tabanlı uygulama modernizasyonu, servis bankacılığı teknolojileri gibi alanlarda çalışmalarımızı titizlikle sürdürüyoruz.
Teknoloji, bankacılığın geleceğinde kritik bir rol üstleniyor ve bu rol hem hizmetleri hem de müşteri deneyimini kökten değiştirecek güçte. Biz de önemli yatırım alanlarımızdan biri olan yapay zeka teknolojilerini, pek çok yeni bankacılık hizmetini sunabileceğimiz stratejik bir değer potansiyeli olarak görüyoruz
Günümüz dünyasının karmaşık finansal taleplerine cevap olabilmek için 76 yıllık bankacılık tecrübemizi, yapay zeka uzmanlığımız ile sentezleyerek kendi büyük dil modelimizi geliştirdik. Bu kapsamda müşterilerimizden gelen talepleri çok daha hızlı bir şekilde işleyerek yanıtlayacak ve kişiselleştirilmiş hizmetler sunarak üst düzey bir deneyim sağlayacağız. Bununla birlikte işlenen veriler yalnızca bankamız veri ortamlarında tutuluyor ve güvenle saklanıyor olacak.
Geliştirdiğimiz yeni ‘büyük dil modeli’ müşteri talimatlarını işlemede ve doğruluk oranlarında yüksek başarı sağladı. Model, 56 milyar token ve bankacılık özelinde 100 bin örnek doküman ile eğitildi. Yaptığımız testlerde klasik doğal dil işleme çözümleriyle elde edilen doğruluk oranı, büyük dil modeli ile kurgulanan üretken yapay zeka ve arama optimizasyonu uygulamaları sonrası yüzde 35 artış gösterdi.
Akbank olarak, önümüzdeki dönemde de mevcut doğal dil işleme çözümlerini büyük dil modeli ile dönüştürmeyi ve yapay zeka temelli yeni bankacılık uygulamalarını hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Bu çerçevede, müşterilerimizin ihtiyaçlarını öngörebilen, hızlı ve güvenilir çözümler geliştirmek için teknolojiyi en etkin şekilde kullanmaya devam edeceğiz.”
]]>MELTEM KARAKAŞ
(ESKİŞEHİR) -Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Sertaç Durdu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredat çalışmaları ile ilgili açıklama yaptı. Eğitimin anaokulundan üniversiteye kadar dinselleştirilmeye çalışıldığını belirten Durdu, “Örneğin aldığımız bilgilere göre Kuranı Kerim’in anlam dünyası diye zorunlu ders getirilmeye çalışıyorlar. Özellikle Arapça dersi de ikinci yabancı dil olarak okutulması planlanıyor. Gelen bilgiler bu yönde” dedi.
Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Sertaç Durdu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredat çalışmalarıyla ilgili açıklama yaptı. Bakanlığın eğitim sendikalarından görüş almadığını belirten Durdu, müfredat değişikliğiyle anaokulundan üniversiteye kadar eğitimde dinselleşme uygulamalarının hayata geçirilmek istendiğini söyledi.
“SENDİKALARA VE EĞİTİM EMEKÇİLERİNE SORULMADAN BİR MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ YAPMAK ÜZERELER”
Sertaç Durdu, şöyle konuştu:
“Baktığımız zaman aslında 1980 yılından itibaren, darbe döneminden itibaren bir eğitimde dinselleşme adı altında müfredat değişiklikleri yapılıyor. Zorunlu din dersleri bilindiği gibi 1980 darbesinden sonra hayatımıza girdi, müfredata girdi. Ondan sonra 2002 yılında AKP iktidarının gelmesiyle de birlikte düzenli olarak her yıl müfredatta bazı değişiklikler yapılmaya devam etti. Bu değişikliklere baktığımız zaman tamamen iktidarın siyasal ve ideolojik hedefleri doğrultusuna yapılmış değişiklikler olduğunu görüyoruz. Şu anda da baktığımız zaman yeni müfredat hazırlıkları var ve eğitimin bileşenleri olan sendikalara ve eğitim emekçilerine sorulmadan bir müfredat değişikliği yapmak üzereler.
“EĞİTİMDE SADELEŞME ADI ALTINDA BİR MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ YAPILIYOR”
Gelen bilgilerden dolayı biz de eleştirilerimizi sunabiliyoruz. Çünkü net bir bilgimiz de yok. Yeni aldığımız bilgilere göre eğitimde sadeleşme adı altında bir müfredat değişikliği yapılıyor. Bu sadeleşmeyi de kendi siyasal ve ideolojik hedefleri doğrultusunda yapıyorlar. Örneğin aldığımız bilgilere göre Kuranı Kerim’in anlam dünyası diye zorunlu ders getirilmeye çalışıyorlar. Özellikle Arapça dersi de ikinci yabancı dil olarak okutulması planlanıyor. Gelen bilgiler bu yönde.
“GENEL MERKEZİMİZ BAKANLIĞA YAZI YAZDI, CEVAP ALAMADI”
2012 yılında dört artı dört artı dört sistemine geçildi. Geçen bu 12 yıllık süreçte eğitim sisteminde birçok kez değişiklikler yaşandı. Ama bu değişikliklerin bilimden uzak, evrensel değerlerden uzak değişiklikler olduğu görülüyor. Biz Eğitim Sen olarak evrensel değerleri baz alan, bilimi baz alan bir müfredat olmasını talep ediyoruz. Zaten bunun için de bir düzenli olarak demokratik eğitim kurultayları düzenliyoruz ve bunları Milli Eğitim Bakanlığı’na sunuyoruz. Müfredat değişikliğiyle ilgili de bilgi sahibi olmadığımız için genel merkezimiz yazıyla bakanlığa bir yazı gönderdi ama bir dönüş yapılmadı maalesef bakanlıktan. Tek din, tek mezhep üzerine kurulu bir eğitim sistemi kabul edilemez. Bilimsel, demokratik, laik bir eğitim sistemi için mücadelemizi sürdürmemiz gerekiyor.
“EVRİM TEORİSİNİ ÇIKARTIP YARATILIŞI EKLİYORLAR”
Bilimsel derslere baktığımızda biyoloji dersini örnek verebiliriz. Biyoloji dersinde evrim teorisini çıkartıp yerine yaratılışı ekliyorlar. Bu da bilimsellikten uzak. Dinsel eğitim anaokulundan itibaren verilmeye çalışılıyor. Biz buna da yüksek sesle karşı çıkmak zorundayız. Soyut kavramlar üzerinden çocuklara bu derece pedagojiye aykırı şekilde eğitim verilmesini de kabul etmiyoruz.
“ANAOKULUNDAN ÜNİVERSİTEYE KADAR EĞİTİMDE DİNSELLEŞME UYGULAMALARI”
Anaokulundan üniversiteye kadar yapılan bu eğitimde dinselleşme uygulamalarına karşı çıktığımızı bir kez daha kamuoyuna sunuyoruz. Özellikle gündem olan ÇEDES protokolleriyle eğitimin dinselleştirilmesine MESEM üzerinden Eskişehir’de de yeni okullar eklenmeye başlanıyor. Süleyman Şah Anadolu Lisesi de bunlardan biri. MESEM ile de çocuk işçiliğini meşrulaştırma yoluna gidiyorlar. Buna da çocuk işçiliğine karşı çıktığımızı belirtmek isteriz.”
]]>MAKASLA ŞEYTAN TIRNAĞINI KESMEYE ÇALIŞTI
Rusya’da yaşayan Çeçenistan uyruklu 10 yaşındaki Umisha Lakhieva, parmağındaki şeytan tırnağı uzayınca kaşımaya başladı. Küçük çocuk bir süre sonra makasla şeytan tırnağını kendisi kesmeye çalışsa da parmağının enfeksiyon kapmasını önleyemedi. Basit bir sorun gibi gözükmesi nedeniyle ailesi ve kendisinin ihmal ettiği sorun zamanla büyüdü.
Küçük hastanın parmağı 3 gün içinde hızla şişmeye başladı. Hastanın şikâyetleri 1 haftalık sürede geçmeyip akıntı ve siyahlaşma da başlayınca Lakhieva ailesi, acil olarak Rusya’da bir hastaneye başvurdu. 4. sınıf öğrencisi olan Umisha için hekimler ilaç tedavisine başladı. İlaç tedavisine rağmen küçük kızın parmağında iyileşme yaşanmadı, hatta zaman geçtikçe durum daha da kötüleşti. Parmaktaki ölü dokunun tamamen eli sararak enfeksiyonun tüm vücuda yayılmasından korkan Rus doktorlar, aileye parmağın kesilmesi önerisinde bulundu. Bu öneri karşısında şoke olan aile, küçük kızlarının tedavisi için Türkiye’ye gelme kararı aldı.

1 AY HASTANEDE GÖZLEM ALTINDA KALDI
İstanbul’da bir özel hastaneye başvuran küçük Umisha’nın önce parmağındaki ölü deri temizlendi, ardından bu dokular kesilerek flep yapıldı. 4 saat süren bir ameliyata alınan hastanın parmağı, Türk hekimlerin 1 ay süren başarılı tedavisiyle kurtarıldı.
Hastanın tedavi süreci ile ilgili bilgi veren Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Prof. Dr. Yakup Çil, ameliyat kararı aldıklarında parmağın rengi tamamen siyaha dönmüş olduğunun altını çizdi.
Parmağın kurtarılma ihtimalinin çok zor olduğunu aileye anlatarak yola çıktıklarını belirten Prof. Dr. Çil, şu açıklamalarda bulundu:
“Hastamıza kasık bölgesinden damarı ile birlikte kaldırılan, ‘kasık flapi’ adı verilen bir işlem gerçekleştirdik. Özellikli dokuları ilgili bölgeye getirebilmek için mikroskop altında bir işlem uyguladık. Ameliyat 4 saat sürdü. Parmaktaki ölü dokular temizlendikten sonra, kasıktaki damarlı doku getirildi. Böylece hem o bölgenin kanlanmasını daha iyi hale getirdik hem de parmağın canlılığını (yumuşak doku örtüsünü) sağlayarak parmağı kurtarmaya çalıştık. Ameliyat sonrasında herhangi bir komplikasyon gözlemlemedik. Hastamız hastanemizde 1 ay gözlem altında kaldı. Kontrollerde aktarılan dokunun yaşadığı ve başarılı olduğu görüldü.”
“EKSTRA DENEYİM GEREKTİREN BİR AMELİYAT YAPTIK”
Hastasına ülkesine döndükten sonra parmak hareketlerine devam etmesini söylediklerini ifade eden Prof. Dr. Çil, “10 yaşındaki hastamızın söylediklerimizi harfiyen yapması için ailesi ile hep temas halinde olduk. Yara iyileşmesi tamamlandı ve artık parmak kesilme tehlikesinden kurtuldu. Ufak gibi gözüken şeytan tırnağından oluşan enfeksiyonun çocuğun tamamen parmağının kesilmesine yol açmasını ve hatta vücuda yayılmasını önledik. Bundan sonraki süreçte hastamız takibimizde olacak. Parmağın gelişimi ve büyümesi devam ediyor.
Bu gerçekleştirdiğimiz ameliyat, mikrocerrahi gerektiren özellikli bir ameliyat. Böyle bir ameliyatı çocuk hastaya yapmak ekstra tecrübe ve yetenek gerektiriyor. Hastanenin de donanımlı olması ve olası komplikasyonlara karşı hastanede ilgili tüm branşların hizmette olması gerekmektedir” şeklinde konuştu.
“PARMAĞIM KESİLECEK DİYE ÇOK KORKTUM”
Tedavi sürecinde yaşadıklarını anlatan Umisha Lakhieva ise “Şeytan tırnağına yaptığım küçük müdahale neredeyse beni parmağımdan ediyordu. Hatta o enfeksiyon vücuduma yayılsaydı, belki de daha kötü sonuçlar doğurup sağlığımı tehdit edecekti. Parmağım kesilecek diye çok korktum. Morarmış halini gördükçe çok üzüldüm. Hekimlerin uzun uğraş ve emekleri sonucunda parmağım düzeldi. Çok mutluyum. Yakup Hoca’yı bulduğumuz için kendimi çok şanslı hissediyorum” ifadelerini kullandı.
“ŞİMDİ SIRADA ESTETİK AMELİYAT VAR”
Hastanede 1 ay kaldıklarını ancak sonunda kızlarının parmağının kurtarılması nedeniyle çok mutlu oldukların dile getiren hastanın annesi Zarema Lakhieva ise “Eğer hastanede yapılan müdahale olmasaydı, çocuğumun parmağı kesilmek zorunda olacaktı. Şimdi parmağı kurtarıldı, sırada parmağın düzgün gözükmesi için estetik ameliyat var” dedi.
]]>Anne Esra Uslu: “Güvenli bir şekilde sokakta korkmadan yürümek istiyoruz biz”
ANKARA – Ankara’nın Mamak ilçesinde babaannesine giden 15 yaşındaki çocuğa köpek saldırdı. Küçük kıza kuduz aşısı yapıldığı öğrenildi.
Olay 28.04.2024 tarihinde Ankara’nın Mamak ilçesinde meydana geldi. İddiaya göre, Ece Uslu kardeşi ile babaannelerine gitmek için apartmandan çıktı. Evden çıkan Uslu’ya siteye giren 6 köpek saldırarak eli ve bacaklarından yaraladı. Çevredekilerin bağırmalarından korkan köpekler kaçarken ihbar üzerine olay yerine sağlık ekibi geldi. Elinden ve bacağından yaralanan Uslu ilk müdahalelerin ardından Etlik Şehir Hastanesine kaldırarak tedavi altına alındı. Uslu’ya kuduz aşısı vurulurken tedavisine evde devam edildiği öğrenildi.
“Kızım, ‘Anne ölüyorum, ölüyorum’ diye bağırdı”
Çocuğunun sesini duyduktan sonra bağırarak dışarıya çıktığını söyleyen anne Esra Uslu, “Hani insanların ona zarar verdiğini hissettim, biri saldırdı herhalde dedim. Köpek hiç aklıma gelmedi ama birkaç gündür bu çok sıklıkla belediyeyi arıyordum çünkü yoğun köpekler görüyorduk. Daha sonra bir baktım kızım kanlar içinde binadan merdivenlerden çıkmaya çalışıyor. Kızım, ‘Anne ölüyorum, ölüyorum’ diye bağırdı. Kızımın üstüne kapandım daha ise komşu çıktı ve yardımcı oldu” diye konuştu.
Dışarı çıktığına köpeklerin saldırdığını anlayan Uslu, köpekleri sürekli çektiğini ve bunu ispat edemediğini belirtti.
Kızını kontrol ettiğinde diz kapağını ve elini ısırdığını gördüğünü söyleyen Uslu, “Hemen ambulansı aramak aklıma geldi. Sonra o anda videoya çektim zaten 3-4 saniyelik bir video çekebildim. Tamamen hakkımızı arayabilme. Daha sonra bizi ambulans Etlik Şehir hastanesine götürdü. Kuduz tedavileri sanırım Ankara’da 2 hastanede yapılıyormuş. Daha sonra orada işte hemen tedavisine başlandı” şeklinde konuştu.
Belediyeden ‘küpeli’ cevabını aldı
Belediyeye hakkını aramaya gittiğini aktaran Uslu, “Daha önceden evimin camından baktığım zaman okula giden çocuklara mutlaka arkalarından böyle koşuyor, özellikle çocuklara karşı çok saldırganlar. Hani bunun sebebini ben anlayamadım, çözemedim ama gerçekten çocuklara karşı bir saldırganlık var. Daha sonra ben belediyeyi çok aradım arama kayıtlarımda mevcut. Belediyeyi her aradığımda bana şu cevabı verdiler, ‘Küpeli efendim, sıkıntı yok yani bunlar küpeli’ köpeklerin küpeli olması benim çocuklarımın herhangi bir uzvunu koparmasına ya da sağır etmesi, kör etmesi, burnunu koparması mı lazım. Ama ben asla böyle bir şey kabul etmiyorum. Böyle bir saçmalık olamaz. Sonuna kadar da hakkımı arayacağım. Hakkımı savunacağım. Benim için ve diğer mağdur çocukların, mağdur insanların hakkı için ben sonuna kadar gideceğim yani. Ben sokakta gerçekten güvenli bir şekilde çocuklarım ben sokakta gerçekten marketime pazarıma çarşamba güvenli bir şekilde gitmek istiyorum. Böyle arkama baka baka korkarak yürümek istemiyorum artık yetkililerin çözüm bulmasını istiyorum” ifadelerini kullandı.
Uslu, akşam hava karardıktan sonra köpeklerin toplandıklarını ve adli mercilere başvuracağını belitti.
Uslu, “Bizim sokaklarda gerçekte güvenli bir şekilde bunun bize artık garantisini vermelerini istiyorum. Güvenli bir şekilde sokakta korkmadan yürümek istiyoruz biz” dedi.
Kızının merhametli bir çocuk olduğunu söyleyen Uslu, “Benim çocuğum gerçekten çok merhametli bir çocuktu. Akşam yemeklerimizden arta kalanları kaplara koyup sokak hayvanlarına indirelim, anne ne yiyorlar diye düşünen bir çocuktu ama şimdi çocuk o tramvayla günlerini geçiriyor. Ben nasıl okula gideceğim diye düşünüyor” ifadelerini kullandı.
Yetkililere seslenen Uslu, “Biz sokakta hayvan görmek istemiyoruz. Köpekler her zaman potansiyel saldırgan varlıklardır” ifadelerine yer verdi.
]]>Türkiye’de her yıl yaşanan orman yangınlarından etkilenen Mevlana İmam Hatip Ortaokulu 7. sınıf öğrencileri Fatma Betül Yıldırım, Eymen Hamza Türk ve Nudem Taşkesen, öğretmenleri Ferhan Ulu ile bu konuda bir çalışma yapmaya karar verdi.
Yangınlara erken müdahale edilmesi amacıyla “Ormangülü Yamyass” projesini hazırlayan öğrenciler, yapay zeka teknolojisinden faydalanarak ormanlık alanlardaki elektrik direklerinin üzerlerine monte edilecek şekilde tasarlanan cihaz geliştirdi.
Ormanlarda çıkan yangınları hemen tespit etme ve su bağlantısı aracılığıyla müdahale etme özellikleriyle donattıkları cihazla Van’da düzenlenen “18. Ortaokul Öğrencileri Araştırma Proje Yarışması Bölge Sergisi”ne katılan öğrenciler, Ankara’da 26 Mayıs’ta yapılacak TÜBİTAK finaline katılmaya hak kazandı.
Öğrenciler, hazırladıkları çevre dostu projeleriyle Türkiye birincisi olmayı hedefliyor.
“Sistem olası bir yangında otomatik çalışacak”
Danışman öğretmen Ferhan Ulu, AA muhabirine, projelerinin makine öğrenme ve görüntü işleme yapay zeka alt alanları üzerine geliştirilmiş otonom bir yangın söndürme sistemi olduğunu söyledi.
Çalışmalarıyla orman yangınlarına anında müdahale etmeyi ve yangınların yayılma alanlarını daraltmayı amaçladıklarını belirten Ulu, şunları söyledi:
“Yapay zeka teknolojisiyle ilgili önceden eğitim aldım. Orman yangınlarına müdahale yöntemlerini, yangın çıkan ormanlık alanların yapılarını inceledik. Yaklaşık 1,5 yıl süren projemizin hipotezlerini doğrulamak için yapay zeka temelli bir yangın söndürme sistemi hazırladık. Sistemi ormanlık alanlardan geçen yol kenarlarındaki elektrik direklerinin üzerlerine monte edilecek şekilde tasarladık. Sistem olası bir yangında otomatik çalışacak ve farklı alanlara sıçraması engellenecek. Sistemin direklere entegre olmasındaki neden bulundukları yükseklik, görüş alanı genişliği ve korunaklı olmalarıdır. Sistemle aynı zamanda yangın mahallinden çıkışlarda can güvenliği sağlanabilecek.”
“Ülkemizdeki orman yangınlarını en aza indirmeyi amaçlıyoruz”
Öğrencilerden Fatma Yıldırım ise ormanları korumak için yapay zeka tabanlı yangın söndürme sistemi üzerine proje hazırladıklarını anlattı.
“Ormangülü Yamyass” projesiyle yangınlara daha etkin müdahalenin mümkün olabileceğini dile getiren Yıldırım, şunları kaydetti:
“Projemizin hayata geçmesiyle orman yangınlarının yeri anında tespit edilecek ve müdahale edilecek. Ormangülü sistemini elektrik direklerinin üzerine modernize ettik. Çünkü bu direklerin altında su, elektrik ve internet alt yapıları geçiyor. Orman Genel Müdürlüğü, ormanlık alanlarda açtığı yolları sokak lambalarıyla aydınlatıyor. Olası bir yangında sistem üzerinde bulunan kameraların yardımıyla olay yeri tespit edilecek. Ardından sistem üzerinde monte edilen musluklarla müdahale yapılacak. Sistemin yön kontrolü hem yapay zeka desteğiyle otonom olarak hem de uzaktan kumandayla yapılıyor. Ülkemizdeki orman yangınlarını en aza indirmeyi amaçlıyoruz.”
Nudem Taşkesen de “Ormangülü Yamyass” projesinin tasarımını yaptığını bildirerek, “3D tasarım teknolojisinden faydalandım. Sistemimizi özgün bir şekilde tasarladık. Projenin hayata geçilmesiyle yangınlara hızlı bir şekilde müdahale edilecek. Destek veren herkese teşekkür ederim.” dedi.
Eymen Hamza Türk, hem canlıları hem de doğayı korumaya yönelik bir proje hazırladıklarını dile getirerek, projenin elektrik devresi ve mantolama kısımlarını yaptığını ifade etti.
]]>(İSTANBUL) – Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlıklı eğitim müfredatıyla ilgili, “Gerçek beka meselesi olan eğitimde müfredat değişikliği oldubittiye getirilmemelidir. Müfredat çalışmasında yer almış kişi ve kurumlar, yapılan ihtiyaç analizleri, çalıştay sonuçları gibi bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanması faydalı olacaktır” açıklamasını yaptı.
TÜSİAD, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlıklı eğitim müfredatına ilişkin bugün yazılı açıklama yaptı. “Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitimin gerekliliklerini ne kadar karşıladığı kapsamlı şekilde tartışılmalıdır” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:
“Bilimi esas alan, farklılıklara duyarlı, çocukların ve gençlerin potansiyellerini özgürce gerçekleştirmesini ve dünya çapında üst düzey bilgi, beceri, yetkinliklere sahip olmasını sağlayan bir müfredat hedeflenmelidir. Farklı görüşlerden eğitim paydaşlarının müfredatın hazırlık sürecine dahil olması için bilimsel ve mutlaka daha fazla zamana yayılan bir geri bildirim süreci işletilmesi gereklidir. Bu süre zarfında ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı müfredat değişikliğinin askıda kalmaya devam etmesi, eğitim paydaşlarının eleştiri ve önerileri ışığında yeniden ele alınması katılımcılığı ve uzlaşıyı artıracaktır. Eğitim hepimizin en öncelikli ve ortak meselesidir. Müfredatın çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve yetkinlikleri kazandırması kritik önemdedir. Çocuklarımıza ve gençlerimize Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitim sunulmalıdır. Yeni nesillerin ve ülkemizin geleceğinde belirleyici önemdeki müfredat çalışmasının hem yöntem hem içerik olarak bilimsel temelde, şeffaflık ve katılımcılık ile yürütülmesi esas olmalıdır.
“KAPSAMLI ŞEKİLDE TARTIŞILMALI”
Dünyada eğitim sistemleri yarış halindeyken ve yüksek katma değerli ekonomi olma hedefimiz varken, ülkemizin en kıymetli varlığı çocuklarımız ve gençlerimizin vasat bir eğitime mahkum edilmeyeceğinden emin olmalıyız. Çağdaş uygarlık seviyesini aşmanın yolu; Cumhuriyet değerlerini ve demokrasi ilkelerini özümsemiş, bilim-teknolojide yetkinleşmiş, sosyo-duygusal becerileri gelişmiş, özgür düşünceli nesiller yetiştirmektir. Bu çerçevede, geçtiğimiz cuma günü açıklanan ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı eğitim müfredatının, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitimin gerekliliklerini ne kadar karşıladığı kapsamlı şekilde tartışılmalıdır. Ülkemiz; eğitim STK’ları, öğretmenleri, öğrencileri, velileri, akademisyen ve uzmanları, eğitim-iş dünyası etkileşimi ile çok geniş bir “eğitim paydaş ekosistemi”ne sahiptir. Oysa müfredat hazırlık sürecinde yer alan kişi ve kurumlar açıklanmamış, farklı görüşlerden eğitim uzmanı ve STK’lar sürece yeterince dahil edilmemiş, yeni müfredata ilişkin görüşlerin iletilmesi için sadece bir hafta süre verilmiş, yeni müfredatın hemen önümüzdeki öğretim yılında belirli sınıflarda uygulamaya geçeceği kaydedilmiştir.
“ÇALIŞTAY SONUÇLARI AÇIKLANMALI”
Gerçek beka meselesi olan eğitimde müfredat değişikliği oldubittiye getirilmemelidir. Müfredat çalışmasında yer almış kişi ve kurumlar, yapılan ihtiyaç analizleri, çalıştay sonuçları gibi bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanması faydalı olacaktır. Farklı görüşlerden eğitim paydaşlarının müfredatın hazırlık sürecine dahil olması için bilimsel ve mutlaka daha fazla zamana yayılan bir geri bildirim süreci işletilmesi gereklidir. Bu süre zarfında ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı müfredat değişikliğinin askıda kalmaya devam etmesi, eğitim paydaşlarının eleştiri ve önerileri ışığında yeniden ele alınması katılımcılığı ve uzlaşıyı artıracaktır. Alınan geri bildirimlerin neler olduğu ve müfredat revizyonunda nasıl dikkate alındığının açıklanması sürecin şeffaflığına katkı sağlayacaktır. Bilimi esas alan, farklılıklara duyarlı, çocukların ve gençlerin potansiyellerini özgürce gerçekleştirmesini ve dünya çapında üst düzey bilgi, beceri, yetkinliklere sahip olmasını sağlayan bir müfredat ülkemizin çağdaş uygarlık seviyesini aşma hedefine hizmet edecektir.”
]]>
Olay 28.04.2024 tarihinde Ankara’nın Mamak ilçesinde meydana geldi. İddiaya göre, Ece Uslu (15) kardeşi ile babaannelerine gitmek için apartmandan çıktı. Evden çıkan Uslu’ya siteye giren 6 köpek saldırarak eli ve bacaklarından yaraladı. Çevredekilerin bağırmalarından korkan köpekler kaçarken ihbar üzerine olay yerine sağlık ekibi geldi. Elinden ve bacağından yaralanan Uslu ilk müdahalelerin ardından Etlik Şehir Hastanesine kaldırarak tedavi altına alındı. Uslu’ya kuduz aşısı vurulurken tedavisine evde devam edildiği öğrenildi.
“Kızım, ‘Anne ölüyorum, ölüyorum’ diye bağırdı”
Çocuğunun sesini duyduktan sonra bağırarak dışarıya çıktığını söyleyen anne Esra Uslu, “Hani insanların ona zarar verdiğini hissettim, biri saldırdı herhalde dedim. Köpek hiç aklıma gelmedi ama birkaç gündür bu çok sıklıkla belediyeyi arıyordum çünkü yoğun köpekler görüyorduk. Daha sonra bir baktım kızım kanlar içinde binadan merdivenlerden çıkmaya çalışıyor. Kızım, ‘Anne ölüyorum, ölüyorum’ diye bağırdı. Kızımın üstüne kapandım daha ise komşu çıktı ve yardımcı oldu” diye konuştu.
Dışarı çıktığına köpeklerin saldırdığını anlayan Uslu, köpekleri sürekli çektiğini ve bunu ispat edemediğini belirtti.
Kızını kontrol ettiğinde diz kapağını ve elini ısırdığını gördüğünü söyleyen Uslu, “Hemen ambulansı aramak aklıma geldi. Sonra o anda videoya çektim zaten 3-4 saniyelik bir video çekebildim. Tamamen hakkımızı arayabilme. Daha sonra bizi ambulans Etlik Şehir hastanesine götürdü. Kuduz tedavileri sanırım Ankara’da 2 hastanede yapılıyormuş. Daha sonra orada işte hemen tedavisine başlandı” şeklinde konuştu.
Belediyeden ‘küpeli’ cevabını aldı
Belediyeye hakkını aramaya gittiğini aktaran Uslu, “Daha önceden evimin camından baktığım zaman okula giden çocuklara mutlaka arkalarından böyle koşuyor, özellikle çocuklara karşı çok saldırganlar. Hani bunun sebebini ben anlayamadım, çözemedim ama gerçekten çocuklara karşı bir saldırganlık var. Daha sonra ben belediyeyi çok aradım arama kayıtlarımda mevcut. Belediyeyi her aradığımda bana şu cevabı verdiler, ‘Küpeli efendim, sıkıntı yok yani bunlar küpeli’ köpeklerin küpeli olması benim çocuklarımın herhangi bir uzvunu koparmasına ya da sağır etmesi, kör etmesi, burnunu koparması mı lazım. Ama ben asla böyle bir şey kabul etmiyorum. Böyle bir saçmalık olamaz. Sonuna kadar da hakkımı arayacağım. Hakkımı savunacağım. Benim için ve diğer mağdur çocukların, mağdur insanların hakkı için ben sonuna kadar gideceğim yani. Ben sokakta gerçekten güvenli bir şekilde çocuklarım ben sokakta gerçekten marketime pazarıma çarşamba güvenli bir şekilde gitmek istiyorum. Böyle arkama baka baka korkarak yürümek istemiyorum artık yetkililerin çözüm bulmasını istiyorum” ifadelerini kullandı.
Uslu, akşam hava karardıktan sonra köpeklerin toplandıklarını ve adli mercilere başvuracağını belirtti.
Uslu, “Bizim sokaklarda gerçekte güvenli bir şekilde bunun bize artık garantisini vermelerini istiyorum. Güvenli bir şekilde sokakta korkmadan yürümek istiyoruz biz” dedi.
Kızının merhametli bir çocuk olduğunu söyleyen Uslu, “Benim çocuğum gerçekten çok merhametli bir çocuktu. Akşam yemeklerimizden arta kalanları kaplara koyup sokak hayvanlarına indirelim, anne ne yiyorlar diye düşünen bir çocuktu ama şimdi çocuk o tramvayla günlerini geçiriyor. Ben nasıl okula gideceğim diye düşünüyor” ifadelerini kullandı.
Yetkililere seslenen Uslu, “Biz sokakta hayvan görmek istemiyoruz. Köpekler her zaman potansiyel saldırgan varlıklardır” ifadelerine yer verdi. – ANKARA
]]>İstanbul Valiliği 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü nedeniyle, toplu ulaşımda kısıtlamaya gitti. İstanbul Valiliği, yarın yapılacak kutlamalar için çok sayıda toplu ulaşım hattının iptal edildiğini duyurdu. Kutlamalar nedeniyle, çok sayıda cadde ve sokak da trafiğe kapatılacak.
İstanbul Valiliği’nden yapılan açıklama şöyle:
“1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, ilimizde de çeşitli etkinliklerle kutlanacaktır. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün “Bayram” havasında kutlanabilmesi, şehrimizin huzur, güvenlik ve esenliğini olumsuz yönde etkileyebilecek davranışların önlenebilmesi amacıyla Valiliğimizce gerekli önlemler alınmıştır. Bu kapsamda; Karayolu trafiğine kapatılacak yollarda kısıtlama uygulamaları saat 04.00’te, Deniz ve raylı sistem ulaşım ağlarındaki kısıtlama uygulamaları saat 05.30 itibarıyla başlatılacaktır.
ULAŞIMA KAPATILACAK ULAŞIM AĞLARI İETT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ – METRO A.Ş.
1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren; 1- M2 Yenikapı – Seyrantepe – Hacıosman metro hattının Vezneciler, Haliç, Taksim Meydan, Şişhane, Osmanbey, Mecidiyeköy, Gayrettepe Zincirlikuyu metro (tüm giriş ve çıkış noktaları dahil) duraklarının sefere kapatılması,
2- Kabataş-Taksim Meydan Füniküler hattının seferlerinin durdurulması,
3- İstiklal Caddesi üzerinde Nostalji Tramvay seferlerinin durdurulması,
4- Tünel Meydan – Karaköy arası Füniküler hattı seferlerinin durdurulması,
5- Taksim, Tarlabaşı, Ömer Hayyam ve Tepebaşı İETT Otobüs duraklarının (Şişli istikameti ve Fatih istikameti olmak üzere çift taraflı) sefere kapatılması,
6- M11 Gayrettepe – İstanbul Havalimanı Metro hattının Gayrettepe metro durağının sefere kapatılması,
7- M7 İstoç – Yıldız metro hattının Kağıthane – Yıldız arası tüm metro (tüm giriş ve çıkış noktaları dahil) duraklarının sefere kapatılması,
8- Bağcılar – Kabataş arasında çalışan tramvay hattında Topkapı istasyonunun son durak olarak tespit edilmesi, Topkapı – Kabataş arasında yolcu taşınmaması,
9- T5 Eminönü – Alibeyköy tramvay hattının Cibali istasyonu son durak olarak tespit edilmesi, Cibali – Eminönü arasında yolcu taşınmaması,
10- T6 Tramvay hattının Yenikapı istasyonunun son durak olarak tespit edilmesi, Yenikapı – Kazlıçeşme arasında yolcu taşınmaması,
11- Çağlayan, Mecidiyeköy ve Zincirlikuyu Metrobüs duraklarının çift taraflı olarak sefere kapatılması,
İDO A.Ş ve ŞEHİR HATLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren;
1- Avrupa yakasından Anadolu yakasına yolcu ve araç taşınması, ancak; Anadolu yakasından Avrupa yakasına “Beşiktaş-Kabataş-Karaköy-Eminönü iskeleleri ile Harem-Sirkeci arası” yolcu ve araç taşınmaması,
2- Adalar’a yapılan karşılıklı seferlerin devam etmesi,
3- Eyüpsultan tarafına yapılan seferlerin devam etmesi, ancak; Balat, Beyoğlu, Sütlüce, Hasköy sahil tarafına yapılan seferlerin iptal edilmesi,
İSTANBUL LİMAN BAŞKANLIĞI
1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren;
1- TURYOL-DENTUR Deniz Motorları Şirketinin, Avrupa yakasından Anadolu yakasına yolcu taşıması, ancak; Anadolu yakasından Avrupa yakasına “Beşiktaş-Kabataş-Karaköy-Eminönü iskelelerine” yolcu taşınmaması,
2- Adalar’a yapılan karşılıklı seferlerin devam etmesi, 3- Eyüpsultan tarafına yapılan seferlerin devam etmesi, ancak; Balat, Beyoğlu, Sütlüce, Hasköy sahil tarafına yapılan seferlerin iptal edilmesi,
TCDD ve DLH MARMARAY BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ
1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren; 1- Marmaray – Sirkeci istasyonlarının çift taraflı olarak sefere kapatılması,
FATİH İLÇESİ KAPANACAK YOLLAR
1. Fevzi Paşa Caddesi (Yavuz Selim Caddesi kesişimi) 2. Macar Kardeşler Caddesi 3. 15 Temmuz Şehitleri Caddesi 4. Vezneciler Caddesi 5. Sahil Kennedy Caddesi (Kumkapı dönüşleri ve Sirkeci arası) 6. Ragıp Gümüşpala Caddesi 7. Reşadiye Caddesi8. Kadir Has Caddesi (Demir Kilise ile Unkapanı arası) 9. Cemil Birsel Caddesi10. Ankara Caddesi (Ebu Suud Caddesi ve Sirkeci arası)11. Atatürk Bulvarı 12. Unkapanı Köprü ve Galata Köprüleri 13. Gazi Mustafa Kemal Caddesi (Sahil Kennedy Caddesinden Mudurnu ve Aksaray’a katılım)
FATİH İLÇESİ ALTERNATİF YOLLAR
1. Sahil Kennedy Caddesi 2. Haliç Köprü 3. D 1004. Avrasya Tünel 5. Namık Kemal Caddesi 6. 10. Yıl Caddesi 7. Vatan Caddesi 8. Haliç Köprüsü 9. Sahil Kennedy Caddesi
BEYOĞLU İLÇESİ KAPANACAK YOLLAR
1.Tarlabaşı Bulvarı Refik Saydam Caddesi Şişli ve Unkapanı Köprüsü istikameti (Şişhane Işıklar kapama noktası ile Taksim Divan Kavşağı kapama noktası arası) 2. Turabi Baba Caddesi ile Evliya Çelebi Caddesi Tarlabaşı Bulvarı istikameti. (Kasımpaşa Meydan ile Refik Saydam Caddesi arası) 3. Kasımpaşa Bahriye Caddesi Piyalepaşa Bulvarı İstikameti. (Turabi Baba Cadde kesişimi ile İplikçi Varyant arası) 4. Halıcıoğlu Okmeydanı Caddesi Tokaç Sokak Kavşağı’ndan. Darülaceze Caddesi istikametine akım verilmeyecek. 5. Aslan Gazi Caddesi Alakoç Sokak ile Aylin Sokak kesişimi Darülaceze Caddesi istikameti kapatılacak. 6. Piyalepaşa Bulvarı Fişekhane Deresi ile Irmak Caddesi Dolapdere istikameti. (Piyalepaşa Bulvarı Bp Benzinlik Önü ile Dolapdere Kavşak arası) 7. Ömer Hayyam Caddesi Tarlabaşı Bulvarı istikameti. (Kurtuluş Caddesi kesişimi ile Tarlabaşı Bulvarı arası) 8. Turabi Baba Caddesi ile Evliya Çelebi Caddesi Tarlabaşı Bulvarı istikameti. (Kasımpaşa Meydan ile Refik Saydam Caddesi arası) 9. Sazlıdere ve Yedikuyular Caddesi Divan Kavşak istikameti. (Dolapdere Kavşak ile Divan Kavşak arası) 10. Mete Caddesi Taksim AKM istikameti. (Askerocağı Cadde kesişimi Işıklar Kapama Noktası ile Akm önü kavşak arası) 11. Bedri Karafakihoğlu Sok. Şehitler Tepesi istikameti. (Mete Kavşak kapama noktası ile Şehitler Tepesi arası) 12. İnönü Caddesi Taksim Akm ve Dolmabahçe Gazhane Caddesi istikameti. (AKM önü kavşak ile Şehitler Tepesi ışıklar kapama noktası arası) 13. Tak-ı Zafer Caddesi. (AKM kavşak ile Kazancı Yokuşu kapama noktası arası) 14. Sıraselviler Caddesi Taksim Meydan ve Cihangir istikameti. (Kazancı Yokuşu kapama noktası ile Akarsu Yokuşu başı kapama noktası arası) 15. İstiklal Caddesi ve İstiklal Caddesi’ne bağlanan bütün yollar. (Taksim Meydan ile İlk Belediye Caddesi kapama noktası arası) 16. Meşrutiyet Caddesi İlk Belediye Cadde istikameti. (Tepebaşı Işıklar kesişimi ile Beyoğlu Belediyesi arası) 17. İlk Belediye Caddesi. (Meşrutiyet Caddesi Beyoğlu Belediye önü kapama noktası ile İstiklal Caddesi Tünel – Meydan arası) 18. Perşembe Pazarı Tersane Caddesi Karaköy Meydan ve Unkapanı Köprü istikameti. (Karaköy Meydan itibariyle) 19. Karaköy Kemraltı Caddesi Galata Köprüsü Eminönü istikameti. (Karaköy Meydan itibari ile) 20. Kemeraltı Caddesi Dolmabahçe ve Karaköy Meydan istikameti. (Karaköy Meydan kapama noktası ile Boğazkesen Caddesi kapama noktası arası) 21. Necati Bey Caddesi Dolmabahçe istikameti. (Karaköy Meydan ile Tophane ışıklar arası) 22. Boğazkesen Caddesi İstiklal Caddesi istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Defterdar Yokuşu girişi kapama noktası ile Yeni Çarşı Cadde girişi kapama noktası)23. Defterdar Yokuşu Caddesi Cihangir istikameti. (Boğazkesen Cadde kesişimi ile Sıraselviler Caddesi arası) 24. Meclisi Mebusan Caddesi Dolmabahçe ve Karaköy istikameti. (Kadırgalar Caddesi kapama noktası ile Tophane ışıklar kapama noktası arası) 25. Mebusan Yokuşu Caddesi Akyol Sokak. (Akyol Taksi Durağı önü Bolahenk Sokak kesişimi ile Cihangir Caddesi arası)
BEYOĞLU İLÇESİ ALTERNATİF YOLLAR
1. Donanma Caddesi 2. Fişekhane Deresi Caddesi 3. Dereboyu Caddesi 4. Bülent Demir Caddesi 5. Irmak Caddesi 6. Kurtuluş Deresi Caddesi 7. Piyalepaşa Bulvarı 8. Kasımpaşa Zincirlikuyu Caddesi 9. Fatih Sultan Caddesi 10. Fatih Sultan Mimberi Caddesi 11. Alt Baruthane Caddesi 12. Üst Baruthane Caddesi 13. Kulaksız Caddesi 14. Okmeydanı Caddesi 15. Hasköy Caddesi 16. Kumbarhane Caddesi 17. İmrahor Caddesi 18. Asker Ocağı Caddesi
ŞİŞLİ İLÇESİ KAPANACAK YOLLAR
1. Cumhuriyet Cadde Şişli ve Taksim Meydan istikameti. (Divan Otel önü kavşak ile Harbiye Askeri Müze önü kapama noktası arası) 2. Halaskargazi Caddesi Şişli ve Taksim Meydan istikameti. (Harbiye Askeri Müze önü ışıklar ile 19 Mayıs Cadde kesişimi arası)3. Rumeli Caddesi Halaskargazi Cadde istikameti. (Nişantaşı kavşak noktası ile Osmanbey kavşak arası) 4. Abide-i Hürriyet Caddesi Çağlayan Alt Geçiti Çağlayan Adliye önü ışıklar itibariyle. 5. Büyükdere Cadde Taksim Meydan ve Şişli istikameti. (19 Mayıs Cadde kesişimi ile Mecidiyeköy Meydan arası) 6. Büyükdere Caddesi Esentepe varyant altı ile Mecidiyeköy arası araç trafiğine kapatılacaktır.7. Merkez Cadde Geçit Sok. Abide-i Hürriyet Cadde istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Kuştepe Köprü Altı ile Abide-i Hürriyet Cadde arası) 8. Darülaceze Caddesi araç. 9. Abide-i Hürriyet Caddesi Feriköy istikameti. (Hürriyet Tepe Işıklar ile Ergenekon Caddesi arası) 10. İzzetpaşa Cadde Halaskargazi Cadde istikameti. (Abide-i Hürriyet Cadde kesişimi ile Halaskargazi Cadde arası)11. Ergenekon Caddesi Pangaltı İstikametirafiğe kapatılacaktır. (Kurtuluş Cadde kesişimi ile Haskargazi Cadde arası)12. Dolapdere Caddesi Pangaltı altı istikameti. (Poyraz Sokak kesişimi ile Ergenekon Caddesi arası) 13. Mahmut Ağa Yokuşu Kurtuluş istikameti. (Piyalepaşa Bulvarı kesişimi ile Yay Meydanı Sokak arası) 14. Sıracevizler Caddesi Dolmabahçe Tünel istikameti. (Varyant Altı Kağıthane Tünel Dönüşü itibari ile) 15. Akar Caddesi Dolmabahçe Tünel istikameti. (Varyant Altı Dolmabahçe Taksim dönüşü itibari ile)16. Darülaceze Yolu Caddesi Feriköy istikameti. (Akar Cadde kesişimi itibari ile)17. İncirli Dede Caddesi Feriköy istikameti. (Akar Cadde kesişimi itibari ile) 18. Dolmabahçe Tüneli Dolmabahçe Meydan istikameti. (Akar Caddesi Tünel girişi itibari ile) 19. Duçi Sokak ile Huzur Sokak Sıracevizler Cadde istikameti. (Bomonti Kavşak girişleri itibari ile)20. Esen Sokak ile Hasat Sokak Şişli Camii istikameti. (Çiftecevizler Caddesi girişleri itibari) 21. Darülaceze Caddesi Abide-i Hürriyet Cadde istikameti. (Şişli Belediye önü kavşak itibari) 22. Piyalepaşa Bulvarı Çağlayan gelişi Uzay Otomotiv istikameti. (Tünel İşletme Müdürlüğü gerisi Odese Bulvarı ayrımı itibariyle) 23. Odese Bulvarı Piyale Paşa Uzay Otomotiv istikameti. (Fevzi Çakmak Caddesi Muradiye Camii önü itibariyle) 24. İmrahor Caddesi Kağıthane Tüneli Bomonti istikameti. (İmrahor Kağıthane ve Sütlüce girişleri itibariyle)
ŞİŞLİ İLÇESİ ALTERNATİF YOLLAR
1. Büyükdere Caddesi Mecidiyeköy Meydan ile Zincirlikuyu aras ı2. Mecidiyeköy Yolu Caddesi 3. Ortaklar Caddesi 4. Bahçeler Sokak 5. Bülent Tarcan Caddesi6. Hakkı Yeten Caddesi 7. Vali Konağı Caddesi 8. Aytekin Kotil Caddesi 9. 19 Mayıs Caddesi 10. Kadırgalar Caddesi, Bayıldım Caddesi ile Adil Baba Kavşak arası 11. Maçka Caddesi 12. Teşvikiye Caddesi 13. Abdi İpekçi Caddesi 14. Mim Kemal Öke Caddesi 15. Taşkışla Caddesi16. Kurtuluş Caddesi 17. Bozkurt Caddesi 18. Silahşör Caddesi 19. Avukat Caddesi 20. Çiftecevizler Caddesi 21. Darülaceze Caddesi
BEŞİKTAŞ İLÇESİ KAPANACAK YOLLAR
1. Barbaros Bulvarı Beşiktaş Meydan istikameti. (Balmumcu Kavşak ve Zincirlikuyu Balmumcu alt geçit girişi ile Merkez Komutanlığı ışıklar arası) 2. Barbaros Bulvarı Beşiktaş Meydan istikameti. (Merkez Komutanlığı ışıklar ile Beşiktaş Meydan arası) 3. Sait Çiftçi Yıldız Kavşağı Cadde Barbaros Bulvarı Katılımı. (D-100 Güney Barbaros Bulvarı katılımı itibariyle)4. Barbaros Bulvarı Saray Caddesi, Yıldız Caddesi ve Eski Yıldız Cadde Beşiktaş Meydan dönüşü. (Yıldız, Serencebey ve Eski Ortaköy Dönüşü ışıklar itibari ile) 5. Çiğdem Sokak ile Barbaros Hayrettin İskelesi Sokak. (Çırağan Caddesi kesişimi itibari ile) 6. Beşiktaş Cadde Dolmabahçe istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Beşiktaş Meydan ile Süleyman Seba Cadde başı ışıklar arası) 7. Dolmabahçe Cadde Karaköy istikameti. (Süleyman Seba Cadde başı ile Kadırgalar ışıklar arası) 8. Vişneli Tekke Sokak Dolmabahçe istikameti. (Prof. Alaeddin Yavaşça Sokak kesişimi itibari ile) 9. Dolmabahçe Gazhane Cadde Karaköy istikameti. (Asker Ocağı Cadde kesişimi Süzer Plaza önü kapama noktası ile Dolmabahçe Meydan arası)
BEŞİKTAŞ İLÇESİ ALTERNATİF YOLLAR
1. Barbaros Bulvarı Çıkış istikameti 2. Çırağan Caddesi 3. Ortabahçe Caddesi 4. Süleyman Seba Caddesi 5. Kadırgalar Caddesi Dolmabahçe Işıklar ile Bayıldım Caddesi arası 6. Bayıldım Caddesi 7. Şair Nedim Caddesi 8. Nüshetiye Caddesi 9. Ihlamur Yıldız Caddesi 10. Emirhan Caddesi 11. Ayazma Dere Caddesi 12. Yıldız Caddesi 13. Palangalar Caddesi 14. Balmumcu Şakir Kesebir Sokak 15. Büyükdere Caddesi Sarıyer istikameti
D- 100 KAPANACAK YOLLAR
1-D-100 Kuzey Mecideyeköy ayrım, 2. D-100 Kuzey Kasımpaşa Taksim ayrımları, 3. D-100 Kuzey Okmeydanı Yanyol Kasımpaşa Taksim ayrımları, 4. Hasdal Okmeydanı Bağlantı Yolu Okmeydanı Köprü Altı, 5. D-100 Güney Okmeydanı Piyalepaşa ayrım, 6. D-100 Güney Çağlayan Yanyol Mecidiyeköy ayrım 7. D-100 Güney Beşiktaş Balmumcu ayrım
ALTERNATİF YOLLAR
D-100 Kuzeyden Mecidiyeköy’e giden akım kapatılarak Haliç Kuzey istikametine yönlendirilecek- Kuzey Çağlayan Yanyol’dan Kasımpaşa Taksim istikametine giden akım kapatılarak akım Haliç istikametine yönlendirilecek- Kuzey Okmeydanı Yanyoldan Taksim istikametine giden akım kapatılarak Haliç istikametine yönlendirilecek- TEM istikametinden gelip Piyalepaşa istikametine giden akım kapatılarak Haliç istikametine verilecek- Güney Haliç istikametinden Piyalepaşa’ya giden akım kapatılarak D-100 Güney istikametine verilecek- Güney Çağlayan Yanyoldan Mecidiyeköy istikametine giden akım D-100 güney istikametine yönlendirilecek- D100 Güney istikametinden Beşiktaş Balmumcu istikametine giden akım Levent Sarıyer istikametine yönlendirilecek.
1 Mayıs 2024 Çarşamba günü uygulanmak üzere Valiliğimizce alınan ve ilgili kurum ve kuruluşlara tebliğ edilen önlemler; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve 39 İlçe Belediye Başkanlıklarınca; İlimiz genelinde gerçekleştirilecek miting, toplumsal olay, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması vb. hakkında kolluk kuvvetleri tarafından emniyet tedbiri alınmadan önce; çöp konteynırlarının bir gece öncesinden kaldırılması ve muhtemel yürüyüş güzergahları üzerinde bulunan taş vb. maddelerin temizlenmesi, Emniyet birimleri tarafından steril hale getirilerek emniyet tedbiri alınan alanlarda, belediyelere ait araç ve personel bulundurulmaması, İl genelinde daha önceki tecrübeler de göz önünde bulundurularak İETT otobüs güzergahlarının alternatif güzergahlara kaydırılması, Güzergah üzerinde bulunan cam durakların kaldırılması, Kolluk kuvvetlerinin, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürecek diğer hususların da göz önünde bulundurularak gerekli önlemlerin alınması,
01 Mayıs 2024 Çarşamba günü Saat 05.30 itibarıyla; Beşiktaş, Beyoğlu, Şişli, Fatih ve Kadıköy İlçelerinde 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü nedeniyle Emniyet birimleri tarafından steril hale getirilerek emniyet tedbiri alınan alanlarda bulunan çöp konteynerlerinin bir gece öncesinden kaldırılması ve muhtemel yürüyüş güzergahları üzerinde bulunan taş vb. maddelerin temizlenmesi, bu alanlarda belediyelere ait araç ve personel bulundurulmaması, Afet Koordinasyon Merkezi Genel Müdürlüğünce (AKOM): 1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren AKOM birliğinin uygun bir yerde hazır bekletilerek, birliğin nerede bulunacağının Koordinasyon Şube Müdürlüğü’ne bildirilmesi, Çevre Kor. ve Kont. Daire Bşk. Deniz Hiz. Müdürlüğünce; 1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren Galata ve Unkapanı köprü görevlilerinin görev yerlerinde hazır bulundurulması, görevli personelin açık kimlik ve irtibat bilgilerinin ise İstanbul Emniyet Müdürlüğü Koordinasyon Şube Müdürlüğü’ne bildirilmesi,
-İSPARK A.Ş. – Taksim, Şişhane, Kabataş, Mecidiyeköy, Şişli, Saraçhane, Beşiktaş Meydan, Dolmabahçe civarındaki otoparklarının boşaltılması ve araç parklarına müsaade edilmemesi, ayrıca; Beyoğlu, Beşiktaş, Şişli ve Fatih İlçelerinde Taksim Meydanına çıkan güzergahlar ve yakın çevresinde bulunan tüm cadde ve sokak üzerine araç parkına bir gece öncesinden müsaade edilmemesi,
İtfaiye Daire Başkanlığınca; 1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren, yeterli sayıda itfaiye aracı ve su tankerinin belirlenen noktalarda görevlileri ile birlikte hazır bulundurulması, Yol Bakım Müdürlüğüne; belirtilen sayıda iş makinesi ve kamyonun belirlenen noktalarda hazır bulundurulması,
Zabıta Daire Başkanlığı; 1 Mayıs 2024 Çarşamba günü Beyoğlu, Şişli, Beşiktaş, Fatih ve Kadıköy ilçelerinin seyyar satıcılardan arındırılması için yeteri kadar Zabıta ekibi görevlendirilmesi, görevli personelin bilgilendirilmesi,
İl Sağlık Müdürlüğü; 1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren şehir genelinde belirlenen yerlerde yeterli sayıda ambulansın sağlık personeli ile birlikte (Doktor ve Hemşire) görevlendirilmesi, Mecidiyeköy, Şişli, Taksim, Fatih, Kadıköy ve yakın çevredeki hastaneler başta olmak üzere il genelindeki hastanelerin yeterli sağlık personeli ile hazır bulundurulması, ayrıca, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Vatan ve Gayrettepe Hizmet Binalarında ihtiyaç duyulması halinde görev yapmak üzere yeterli sağlık ekibinin görevlendirilmesi.”
]]>Emeklinin, işçinin, memurun toplumun tüm kesimlerinin yaşanan ekonomik kriz ortamında, yüksek enflasyon ve artan geçim sıkıntısı karşısında olumsuz yönde etkilenmeye devam ettiği belirten Güleç, açılmasını şöyle sürdürdü;
“Emekli maaşının yetersizliği emeklilerin birçoğunun çocuklarından destek almasına veya onların yanına sığınmalarına, çocuklarının ise artan geçim sıkıntısı ve giderek düşen alım gücü karşısında daha da zorlanmalarına sebep olduğu görülmektedir. Bu duruma büyükşehirlerde artan fahiş kira bedellerini de ekleyince durumun içinden çıkılmaz bir hal aldığı görülmektedir.
Her sektör ve alanda yaşandığı gibi eğitim çalışanları üzerinde de ekonomik sorunların getirdiği yük gün geçtikçe daha da artmaktadır. Eğitim camiasının yığınla çözülmeyi bekleyen meseleleri sorunun bir boyutu iken artan ekonomik darboğazla birlikte yaşanan sıkıntılarda sorunun bir diğer boyutunu oluşturmaktadır. Yaşanan ekonomik buhran karşısında ne emekli öğretmenin aldığı emekli ikramiyesinin değeri kalmıştır ne de emekli öğretmen maaşıyla çocuk okutmak ve evlendirmek mümkün olabilmektedir. Şartların iyileştirilmesi gerekmekle birlikte halihazırda görev yapmakta olan ve bilhassa mesleğinde 10 hizmet yılını doldurmamış öğretmenlerimizin maaşlarının düşük oluşu eğitim camiamızın kıymetli emekçileri olan öğretmenlerimizin alın terinin ne kadar ödendiği gerçeğini de ortaya koymaktadır.
Asla emeğin karşılığı olmayan ek ders ücretlerine de gerekli zammın yapılması ve büyükşehirlerde görev yapan memura kira desteği verilmesi elzemdir. Öğretmenin mali ve sosyal hakları yok denecek ölçüde emeğinin karşılığını almaktan uzaktır. Alelacele çıkarılan Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun yetersiz ve birçok soruna davetiye çıkarıcı nitelikte olduğunu ifade etmiştik. Bu gün gelinen noktada Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun sorunlarla dolu olduğu ortadadır. Öğretmenler Odası’nda gelir dengesizliği oluşmuş ve hatta uçurumlar oluştuğu görülmüştür. Emekçilerimiz emeklerinin karşılığını alabilmeyi beklemekte, sosyal ve ekonomik hakları tanımlanmış, daha adil ve şartları iyileştirilmiş bir meslek kanunu beklemektedir.
Çalışan memurlarımızın tamamı bayram ikramiyesinden faydalanmayı beklerken diğer yandan atanmayı bekleyen binlerce meslektaşımızı da hatırlatmayı emeğe saygının bir gereği olarak gördüğümüzü beyan etmek isteriz. Zira o kadar yıl okuyup, puanlarını alıp atanmayı bekleyen meslektaşlarımızın da biran evvel okullarına, öğrencilerine kavuşmalarını temenni ediyoruz. 9 aydır bekletilen ve mülakatın kaldırılacağına ilişkin söz verilen öğretmenlerimizin kontenjanlarının biran evvel gönülleri rahatlatacak bir sayıyla ilan edilmesini arzuluyoruz.
Üniversitelerde görev yapmakta olan üniversite idari personelinin (GİH, THS, YHS, SHS, 4/B Sözleşmeli) en temel haklardan biri olan tayin/nakil hakları olmaksızın çalıştırılması 21. Yüzyılda kabul edilebilir bir durum değildir. Üniversitelerde görev yapan tüm personelin tayin hakkı için Üniversiteler Arası Atama ve Yer Değişikliği Yönetmeliği’nin hazırlanarak yürürlüğe girmesi gerekmektedir. Bu yönetmelikte yer değişikliğinin şartları, mazeret tayinleri, eğitim hakkı tayini, becayiş vb. düzenlemelerin net bir şekilde ifade edilmesi ve bu düzenlemelerin rektörlerin keyfi kararına bırakılmaksızın, torpil vb. durum söz konusu olmaksızın gerekli tedbirlerin alınması elzemdir. Bu çalışanlarımızla ilgili sürgün maddesi diye bilinen 13-b/4 geçici görevlendirme maddesinin tamamen kaldırılması, eğitim ve öğretim hizmet kolunda verilen zam, tazminat, üniversite ödeneği, teşvik vb. haklardan da faydalanmalarını sağlayacak şekilde yasal düzenlemelerin yapılması elzemdir. Tüm bu sorunların çözümü için TBMM Milli Eğitim Komisyonunu oluşturan vekillerimizi göreve davet ediyoruz. Bizlerde 1 Mayıs günü tüm teşkilatlarımızla birlikte Ankara’da meydanda olacağız. Her alanda emek sarf eden tüm emekçilerimizin bu emeklerinin karşılığını alabilmelerini temenni ediyor, birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs Bayramı’nı kutluyorum. Emekçilerimizin hakları için mücadele etmeye devam edeceğimizi bu vesileyle bir kez daha ifade etmek istiyorum.” – ERZURUM
]]>Alınan kararlarla ilgili bilgilerin yer aldığı açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Karayolu trafiğine kapatılacak yollarda kısıtlama uygulamaları saat 04.00’te, Deniz ve raylı sistem ulaşım ağlarındaki kısıtlama uygulamaları saat 05.30 itibariyle başlatılacaktır.
ULAŞIMA KAPATILACAK ULAŞIM AĞLARI
1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren;
1- M2 Yenikapı – Seyrantepe – Hacıosman metro hattının Vezneciler, Haliç, Taksim Meydan, Şişhane, Osmanbey, Mecidiyeköy, Gayrettepe Zincirlikuyu metro (tüm giriş ve çıkış noktaları dahil) duraklarının sefere kapatılması,
2- Kabataş-Taksim Meydan Füniküler hattının seferlerinin durdurulması,
3- İstiklal Caddesi üzerinde Nostalji Tramvay seferlerinin durdurulması,
4- Tünel Meydan – Karaköy arası Füniküler hattı seferlerinin durdurulması,
5- Taksim, Tarlabaşı, Ömer Hayyam ve Tepebaşı İETT Otobüs duraklarının (Şişli istikameti ve Fatih istikameti olmak üzere çift taraflı) sefere kapatılması,
6- M11 Gayrettepe – İstanbul Havalimanı Metro hattının Gayrettepe metro durağının sefere kapatılması,
7- M7 İstoç – Yıldız metro hattının Kağıthane – Yıldız arası tüm metro (tüm giriş ve çıkış noktaları dahil) duraklarının sefere kapatılması,
8- Bağcılar – Kabataş arasında çalışan tramvay hattında Topkapı istasyonunun son durak olarak tespit edilmesi, Topkapı – Kabataş arasında yolcu taşınmaması,
9- T5 Eminönü – Alibeyköy tramvay hattının Cibali istasyonu son durak olarak tespit edilmesi, Cibali – Eminönü arasında yolcu taşınmaması,
10- T6 Tramvay hattının Yenikapı istasyonunun son durak olarak tespit edilmesi, Yenikapı – Kazlıçeşme arasında yolcu taşınmaması,
11- Çağlayan, Mecidiyeköy ve Zincirlikuyu Metrobüs duraklarının çift taraflı olarak sefere kapatılması,
İDO A.Ş ve ŞEHİR HATLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ;
1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren;
1- Avrupa yakasından Anadolu yakasına yolcu ve araç taşınması,
Ancak; Anadolu yakasından Avrupa yakasına “Beşiktaş-Kabataş-Karaköy-Eminönü
iskeleleri ile Harem-Sirkeci arası” yolcu ve araç taşınmaması,
2- Adalar’a yapılan karşılıklı seferlerin devam etmesi, ?
3- Eyüpsultan tarafına yapılan seferlerin devam etmesi,
Ancak; Balat, Beyoğlu, Sütlüce, Hasköy sahil tarafına yapılan seferlerin iptal edilmesi,
İSTANBUL LİMAN BAŞKANLIĞI;
1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren;
1- TURYOL-DENTUR Deniz Motorları Şirketinin, Avrupa yakasından Anadolu yakasına yolcu taşıması,
Ancak; Anadolu yakasından Avrupa yakasına “Beşiktaş-Kabataş-Karaköy-Eminönü
?iskelelerine” yolcu taşınmaması,
2- Adalar’a yapılan karşılıklı seferlerin devam etmesi,
3- Eyüpsultan tarafına yapılan seferlerin devam etmesi,
Ancak; Balat, Beyoğlu, Sütlüce, Hasköy sahil tarafına yapılan seferlerin iptal edilmesi,
TCDD ve DLH MARMARAY BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ;
1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren;
1- Marmaray Sirkeci İstasyonlarının çift taraflı olarak sefere kapatılması,
KAPATILACAK YOLLAR VE ALTERNATİF GÜZERGAHLAR
FATİH İLÇESİ KAPANACAK YOLLAR
1. Fevzi Paşa Caddesi (Yavuz Selim Caddesi kesişimi)
2. Macar Kardeşler Caddesi
3. 15 Temmuz Şehitleri Caddesi
4. Vezneciler Caddesi
5. Sahil Kennedy Caddesi (Kumkapı dönüşleri ve Sirkeci arası)
6. Ragıp Gümüşpala Caddesi
7. Reşadiye Caddesi
8. Kadir Has Caddesi (Demir Kilise ile Unkapanı arası)
9. Cemil Birsel Caddesi
10. Ankara Caddesi (Ebu Suud Caddesi ve Sirkeci arası)
11. Atatürk Bulvarı
12. Unkapanı Köprü ve Galata Köprüleri
13. Gazi Mustafa Kemal Caddesi (Sahil Kennedy Caddesinden Mudurnu ve Aksaray’a katılım)
FATİH İLÇESİ ALTERNATİF YOLLAR
1. Sahil Kennedy Caddesi
2. Haliç Köprü
3. D 100
4. Avrasya Tünel
5. Namık Kemal Caddesi
6. 10. Yıl Caddesi
7. Vatan Caddesi
8. Haliç Köprüsü
9. Sahil Kennedy Caddesi
BEYOĞLU İLÇESİ KAPANACAK YOLLAR
1. Tarlabaşı Bulvarı Refik Saydam Caddesi Şişli ve Unkapanı Köprüsü istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Şişhane Işıklar kapama noktası ile Taksim Divan Kavşağı kapama noktası arası)
2. Turabi Baba Caddesi ile Evliya Çelebi Caddesi Tarlabaşı Bulvarı istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Kasımpaşa Meydan ile Refik Saydam Caddesi arası)
3. Kasımpaşa Bahriye Caddesi Piyalepaşa Bulvarı İstikameti trafiğe kapatılacaktır. (Turabi Baba Cadde kesişimi ile İplikçi Varyant arası)
4. Halıcıoğlu Okmeydanı Caddesi Tokaç Sokak Kavşağı’ndan trafiğe kapatılacak. Darülaceze Caddesi istikametine akım verilmeyecek.
5. Aslan Gazi Caddesi Alakoç Sokak ile Aylin Sokak kesişimi Darülaceze Caddesi istikameti kapatılacak.
6. Piyalepaşa Bulvarı Fişekhane Deresi ile Irmak Caddesi Dolapdere istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Piyalepaşa Bulvarı Bp Benzinlik Önü ile Dolapdere Kavşak arası)
7. Ömer Hayyam Caddesi Tarlabaşı Bulvarı istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Kurtuluş Caddesi kesişimi ile Tarlabaşı Bulvarı arası)
8. Turabi Baba Caddesi ile Evliya Çelebi Caddesi Tarlabaşı Bulvarı istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Kasımpaşa Meydan ile Refik Saydam Caddesi arası)
9. Sazlıdere ve Yedikuyular Caddesi Divan Kavşak istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Dolapdere Kavşak ile Divan Kavşak arası)
10. Mete Caddesi Taksim Akm istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Askerocağı Cadde kesişimi Işıklar Kapama Noktası ile Akm önü kavşak arası)
11. Bedri Karafakihoğlu Sok. Şehitler Tepesi istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Mete Kavşak kapama noktası ile Şehitler Tepesi arası)
12. İnönü Caddesi Taksim Akm ve Dolmabahçe Gazhane Caddesi istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Akm önü kavşak ile Şehitler Tepesi ışıklar kapama noktası arası)
13. Tak-ı Zafer Caddesi trafiğe kapatılacaktır. (Akm kavşak ile Kazancı Yokuşu kapama noktası arası)
14. Sıraselviler Caddesi Taksim Meydan ve Cihangir istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Kazancı Yokuşu kapama noktası ile Akarsu Yokuşu başı kapama noktası arası)
15. İstiklal Caddesi ve İstiklal Caddesi’ne bağlanan bütün yollar trafiğe kapatılacaktır. (Taksim Meydan ile İlk Belediye Caddesi kapama noktası arası)
16. Meşrutiyet Caddesi İlk Belediye Cadde istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Tepebaşı Işıklar kesişimi ile Beyoğlu Belediyesi arası)
17. İlk Belediye Caddesi trafiğe kapatılacaktır. (Meşrutiyet Caddesi Beyoğlu Belediye önü kapama noktası ile İstiklal Caddesi Tünel – Meydan arası)
18. Perşembe Pazarı Tersane Caddesi Karaköy Meydan ve Unkapanı Köprü istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Karaköy Meydan itibariyle)
19. Karaköy Kemraltı Caddesi Galata Köprüsü Eminönü istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Karaköy Meydan itibari ile)
20. Kemeraltı Caddesi Dolmabahçe ve Karaköy Meydan istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Karaköy Meydan kapama noktası ile Boğazkesen Caddesi kapama noktası arası)
21. Necati Bey Caddesi Dolmabahçeistikameti trafiğe kapatılacaktır. (Karaköy Meydan ile Tophane ışıklar arası)
22. Boğazkesen Caddesi İstiklal Caddesi istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Defterdar Yokuşu girişi kapama noktası ile Yeni Çarşı Cadde girişi kapama noktası)
23. Defterdar Yokuşu Caddesi Cihangir istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Boğazkesen Cadde kesişimi ile Sıraselviler Caddesi arası)
24. Meclisi Mebusan Caddesi Dolmabahçe ve Karaköy istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Kadırgalar Caddesi kapama noktası ile Tophane ışıklar kapama noktası arası)
25. Mebusan Yokuşu Caddesi Akyol Sokak trafiğe kapatılacaktır. (Akyol Taksi Durağı önü Bolahenk Sokak kesişimi ile Cihangir Caddesi arası)
BEYOĞLU İLÇESİ ALTERNATİF YOLLAR
1. Donanma Caddesi
2. Fişekhane Deresi Caddesi
3. Dereboyu Caddesi
4. Bülent Demir Caddesi
5. Irmak Caddesi
6. Kurtuluş Deresi Caddesi
7. Piyalepaşa Bulvarı
8. Kasımpaşa Zincirlikuyu Caddesi
9. Fatih Sultan Caddesi
10. Fatih Sultan Mimberi Caddesi
11. Alt Baruthane Caddesi
12. Üst Baruthane Caddesi
13. Kulaksız Caddesi
14. Okmeydanı Caddesi
15. Hasköy Caddesi
16. Kumbarhane Caddesi
17. İmrahor Caddesi
18. Asker Ocağı Caddesi
ŞİŞLİ İLÇESİ KAPANACAK YOLLAR
1. Cumhuriyet Cadde Şişli ve Taksim Meydan istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Divan Otel önü kavşak ile Harbiye Askeri Müze önü kapama noktası arası)
2. Halaskargazi Caddesi Şişli ve Taksim Meydan istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Harbiye Askeri Müze önü ışıklar ile 19 Mayıs Cadde kesişimi arası)
3. Rumeli Caddesi Halaskargazi Cadde istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Nişantaşı kavşak noktası ile Osmanbey kavşak arası)
4. Abide-i Hürriyet Caddesi Çağlayan Alt Geçiti Çağlayan Adliye önü ışıklar itibariyle trafiğe kapatılacaktır.
5. Büyükdere Cadde Taksim Meydan ve Şişli istikameti trafiğe kapatılacaktır. (19 Mayıs Cadde kesişimi ile Mecidiyeköy Meydan arası)
6. Büyükdere Caddesi Esentepe varyant altı ile Mecidiyeköy arası araç trafiğine kapatılacaktır.
7. Merkez Cadde Geçit Sok. Abide-i Hürriyet Cadde istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Kuştepe Köprü Altı ile Abide-i Hürriyet Cadde arası)
8. Darülaceze Caddesi araç trafiğine kapatılacaktır.
9. Abide-i Hürriyet Caddesi Feriköy istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Hürriyet Tepe Işıklar ile Ergenekon Caddesi arası)
10. İzzetpaşa Cadde Halaskargazi Cadde istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Abide-i Hürriyet Cadde kesişimi ile Halaskargazi Cadde arası)
11. Ergenekon Caddesi Pangaltı İstikameti trafiğe kapatılacaktır. (Kurtuluş Cadde kesişimi ile Halaskargazi Cadde arası)
12. Dolapdere Caddesi Pangaltı altı istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Poyraz Sokak kesişimi ile Ergenekon Caddesi arası)
13. Mahmut Ağa Yokuşu Kurtuluş istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Piyalepaşa Bulvarı kesişimi ile Yay Meydanı Sokak arası)
14. Sıracevizler Caddesi Dolmabahçe Tünel istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Varyant Altı Kağıthane Tünel Dönüşü itibari ile)
15. Akar Caddesi Dolmabahçe Tünel istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Varyant Altı Dolmabahçe Taksim dönüşü itibari ile)
16. Darülaceze Yolu Caddesi Feriköy istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Akar Cadde kesişimi itibari ile)
17. İncirli Dede Caddesi Feriköy istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Akar Cadde kesişimi itibari ile)
18. Dolmabahçe Tüneli Dolmabahçe Meydan istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Akar Caddesi Tünel girişi itibari ile)
19. Duçi Sokak ile Huzur Sokak Sıracevizler Cadde istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Bomonti Kavşak girişleri itibari ile)
20. Esen Sokak ile Hasat Sokak Şişli Camii istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Çiftecevizler Caddesi girişleri itibari)
21. Darülaceze Caddesi Abide-i Hürriyet Cadde istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Şişli Belediye önü kavşak itibari)
22. Piyalepaşa Bulvarı Çağlayan gelişi Uzay Otomotiv istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Tünel İşletme Müdürlüğü gerisi Odese Bulvarı ayrımı itibariyle)
23. Odese Bulvarı Piyale Paşa Uzay Otomotiv istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Fevzi Çakmak Caddesi Muradiye Camii önü itibariyle)
24. İmrahor Caddesi Kağıthane Tüneli Bomonti istikameti trafiğe kapatılacaktır. (İmrahor Kağıthane ve Sütlüce girişleri itibariyle)
ŞİŞLİ İLÇESİ ALTERNATİF YOLLAR
1. Büyükdere Caddesi Mecidiyeköy Meydan ile Zincirlikuyu arası
2. Mecidiyeköy Yolu Caddesi
3. Ortaklar Caddesi
4. Bahçeler Sokak
5. Bülent Tarcan Caddesi
6. Hakkı Yeten Caddesi
7. Vali Konağı Caddesi
8. Aytekin Kotil Caddesi
9. 19 Mayıs Caddesi
10. Kadırgalar Caddesi, Bayıldım Caddesi ile Adil Baba Kavşak arası
11. Maçka Caddesi
12. Teşvikiye Caddesi
13. Abdi İpekçi Caddesi
14. Mim Kemal Öke Caddesi
15. Taşkışla Caddesi
16. Kurtuluş Caddesi
17. Bozkurt Caddesi
18. Silahşör Caddesi
19. Avukat Caddesi
20. Çiftecevizler Caddesi
21. Darülaceze Caddesi
BEŞİKTAŞ İLÇESİ KAPANACAK YOLLAR
1. Barbaros Bulvarı Beşiktaş Meydan istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Balmumcu Kavşak ve Zincirlikuyu Balmumcu alt geçit girişi ile Merkez Komutanlığı ışıklar arası)
2. Barbaros Bulvarı Beşiktaş Meydan istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Merkez Komutanlığı ışıklar ile Beşiktaş Meydan arası)
3. Sait Çiftçi Yıldız Kavşağı Cadde Barbaros Bulvarı Katılımı trafiğe kapatılacaktır. (D-100 Güney Barbaros Bulvarı katılımı itibariyle)
4. Barbaros Bulvarı Saray Caddesi, Yıldız Caddesi ve Eski Yıldız Cadde Beşiktaş Meydan dönüşü trafiğe kapatılacaktır. (Yıldız, Serencebey ve Eski Ortaköy Dönüşü ışıklar itibari ile)
5. Çiğdem Sokak ile Barbaros Hayrettin İskelesi Sokak trafiğe kapatılacaktır. (Çırağan Caddesi kesişimi itibari ile)
6. Beşiktaş Cadde Dolmabahçe istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Beşiktaş Meydan ile Süleyman Seba Cadde başı ışıklar arası)
7. Dolmabahçe Cadde Karaköy istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Süleyman Seba Cadde başı ile Kadırgalar ışıklar arası)
8. Vişneli Tekke Sokak Dolmabahçe istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Prof. Alaeddin Yavaşça Sokak kesişimi itibari ile)
9. Dolmabahçe Gazhane Cadde Karaköy istikameti trafiğe kapatılacaktır. (Asker Ocağı Cadde kesişimi Süzer Plaza önü kapama noktası ile Dolmabahçe Meydan arası)
BEŞİKTAŞ İLÇESİ ALTERNATİF YOLLAR
1. Barbaros Bulvarı Çıkış istikameti
2. Çırağan Caddesi
3. Ortabahçe Caddesi
4. Süleyman Seba Caddesi
5. Kadırgalar Caddesi Dolmabahçe Işıklar ile Bayıldım Caddesi arası
6. Bayıldım Caddesi
7. Şair Nedim Caddesi
8. Nüshetiye Caddesi
9. Ihlamur Yıldız Caddesi
10. Emirhan Caddesi
11. Ayazma Dere Caddesi
12. Yıldız Caddesi
13. Palangalar Caddesi
14. Balmumcu Şakir Kesebir Sokak
15. Büyükdere Caddesi Sarıyer istikameti
D- 100 KAPANACAK YOLLAR
1. D-100 Kuzey Mecideyeköy ayrım
2. D-100 Kuzey Kasımpaşa Taksim ayrımları
3. D-100 Kuzey Okmeydanı Yanyol Kasımpaşa Taksim ayrımları
4. Hasdal Okmeydanı Bağlantı Yolu Okmeydanı Köprü Altı
5. D-100 Güney Okmeydanı Piyalepaşa ayrım
6. D-100 Güney Çağlayan Yanyol Mecidiyeköy ayrım
7. D-100 Güney Beşiktaş Balmumcu ayrım
ALTERNATİF YOLLAR
– D-100 Kuzeyden Mecidiyeköy’e giden akım kapatılarak Haliç Kuzey istikametine yönlendirilecek)
– Kuzey Çağlayan Yanyol’dan Kasımpaşa Taksim istikametine giden akım kapatılarak akım Haliç istikametine yönlendirilecek)
– Kuzey Okmeydanı Yanyoldan Taksim istikametine giden akım kapatılarak Haliç istikametine yönlendirilecek)
– TEM istikametinden gelip Piyalepaşa istikametine giden akım kapatılarak Haliç istikametine verilecek)
– Güney Haliç istikametinden Piyale Paşa’ya giden akım kapatılarak D-100 Güney istikametine verilecek)
– Güney Çağlayan Yanyoldan Mecidiyeköy istikametine giden akım D-100 güney istikametine yönlendirilecek)
– D100 Güney istikametinden Beşiktaş Balmumcu istikametine giden akım Levent Sarıyer istikametine yönlendirilecek)
1 Mayıs 2024 Çarşamba günü uygulanmak üzere Valiliğimizce alınan ve ilgili kurum ve kuruluşlara tebliğ edilen önlemler;
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve 39 İlçe Belediye Başkanlıklarınca;
İlimiz genelinde gerçekleştirilecek miting, toplumsal olay, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması vb. hakkında kolluk kuvvetleri tarafından emniyet tedbiri alınmadan önce;
– Çöp konteynırlarının bir gece öncesinden kaldırılması ve muhtemel yürüyüş güzergahları üzerinde bulunan taş vb. maddelerin temizlenmesi,
– Emniyet birimleri tarafından steril hale getirilerek emniyet tedbiri alınan alanlarda, belediyelere ait araç ve personel bulundurulmaması,
– İl genelinde daha önceki tecrübeler de göz önünde bulundurularak İETT otobüs güzergahlarının alternatif güzergahlara kaydırılması,
– Güzergâh üzerinde bulunan cam durakların kaldırılması,
– Kolluk kuvvetlerinin, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürecek diğer hususların da göz önünde bulundurularak gerekli önlemlerin alınması,
01 Mayıs 2024 Çarşamba günü Saat 05.30 itibariyle;
– Beşiktaş, Beyoğlu, Şişli, Fatih ve Kadıköy İlçelerinde 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü nedeniyle Emniyet birimleri tarafından steril hale getirilerek emniyet tedbiri alınan alanlarda bulunan çöp konteynırlarının bir gece öncesinden kaldırılması ve muhtemel yürüyüş güzergahları üzerinde bulunan taş vb. maddelerin temizlenmesi, bu alanlarda belediyelere ait araç ve personel bulundurulmaması,
– Afet Koordinasyon Merkezi Genel Müdürlüğünce (AKOM):
1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren AKOM birliğinin uygun bir yerde hazır bekletilerek, birliğin nerede bulunacağının Koordinasyon Şube Müdürlüğü’ne bildirilmesi,
– Çevre Kor.ve Kont. Daire Bşk. Deniz Hiz. Müdürlüğünce;
1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren Galata ve Unkapanı köprü görevlilerinin görev yerlerinde hazır bulundurulması,
Görevli personelin açık kimlik ve irtibat bilgilerinin ise İstanbul Emniyet Müdürlüğü Koordinasyon Şube Müdürlüğü’ne bildirilmesi,
İSPARK A.Ş.
– Taksim, Şişhane, Kabataş, Mecidiyeköy, Şişli, Saraçhane, Beşiktaş Meydan, Dolmabahçe civarındaki otoparklarının boşaltılması ve araç parklarına müsaade edilmemesi,
Ayrıca; Beyoğlu, Beşiktaş, Şişli ve Fatih İlçelerinde Taksim Meydanına çıkan güzergahlar ve yakın çevresinde bulunan tüm cadde ve sokak üzerine araç parkına bir gece öncesinden müsaade edilmemesi,
– İtfaiye Daire Başkanlığınca; 1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren,
– Yeterli sayıda itfaiye aracı ve su tankerinin belirlenen noktalarda görevlileri ile birlikte hazır bulundurulması,
– Yol Bakım Müdürlüğüne;
-Belirtilen sayıda iş makinesi ve kamyonun belirlenen noktalarda hazır bulundurulması,
– Zabıta Daire Başkanlığı;
1 Mayıs 2024 Çarşamba günü Beyoğlu, Şişli, Beşiktaş, Fatih ve Kadıköy ilçelerinin seyyar satıcılardan arındırılması için yeteri kadar Zabıta ekibi görevlendirilmesi, görevli personelin bilgilendirilmesi,
– İl Sağlık Müdürlüğü; 1 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 05.30’dan itibaren
Şehir genelinde belirlenen yerlerde yeterli sayıda ambulansın sağlık personeli ile birlikte (Doktor ve Hemşire) görevlendirilmesi,
Mecidiyeköy, Şişli, Taksim, Fatih, Kadıköy ve yakın çevredeki hastaneler başta olmak üzere il genelindeki hastanelerin yeterli sağlık personeli ile hazır bulundurulması,
Ayrıca, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Vatan ve Gayrettepe Hizmet Binalarında ihtiyaç duyulması halinde görev yapmak üzere yeterli sağlık ekibinin görevlendirilmesi.”
]]>(ANKARA) – İİYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Anayasa değişikliği tartışmalarına ilişkin konuştu, tek adamlığı kökleştirecek bir revizyon arayışına izin vermeyeceklerini vurguladı. Dervişoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olmasının mümkün hale gelebileceği bir düzenlemeyi revizyon diye metnin içerisine taşımak, bu yolda yapılan işler ve öne atılan adımlara biz parti olarak sıcak bakamayız” dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Habertürk TV’de gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un sorularını yanıtladı. 5. Olağanüstü Kurultayın ardından İYİ Parti Genel Başkanı seçilen Dervişoğlu; İYİ Parti’nin yol haritasına ilişkin açıklamalarda bulundu.
“İYİ PARTİ TÜRK SİYASETİNİN MERKEZİNE KURULDU“
İYİ Parti’nin siyasetteki konumuna ilişkin Dervişoğlu şöyle konuştu:
“İYİ Parti’nin konumlandığı yer sürekli konuşuluyor. Tartışılıyor demiyorum, konuşuluyor. İYİ Parti Türk siyasetinin merkezine kuruldu zaten. Yani İYİ Parti’de kişilerin siyasi geçmişine bakılarak ‘bu parti şöyle, bu parti şu eksene doğru kayacak’ türünden tartışmaların çok uygun olmadığı düşüncesindeyim ben. Kongredeki konuşmamda da ifade ettim; Türkiye’nin merkezi Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’nin merkezi onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Türkiye’nin merkezi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesi. Dolayısıyla İYİ Parti merkezde mi olacak? Merkezde olup olmadığını nereden anlayabilirsiniz? Söylemden anlayabilirsiniz. Ben merkezi temsil eden ifadelerde bulunan biriyim hep. Böyle marjinal bir tarafta bulunmadım. Hayatımdaki bütün mücadele de toplumsal merkezin izdüşümünü siyasetin merkezine taşınması mücadelesinden ibaret. Dolayısıyla partinin kuruluş üyeleri de belli. Partimiz milliyetçi, demokrat ve kalkınmacı bir parti. Bu merkez tanımına çok uygun. Yani bütün kaygıları ortadan kaldıracak bir felsefesi var, bir programı var partimizin. Dolayısıyla bu programı siyasetin boşalan merkezine parti kurarak uygulanabilir hale getirme çabası da arkadaşlarımızın ortak çabasıdır. Yani geldiğimiz yerlere bakarak siyasi kimlik oluşturma ihtimalimiz yok bizim.”
“HAKARETAMİZ BEYANLARDA BULUNANLARLA ARAMDAKİ MESAFEYİ KAPATMAYACAĞIM“
İYİ Parti’den ayrılanları yeniden partiye davet edip etmeyeceğine ilişkin konuşan Dervişoğlu; “Benim burada mesafeli durduğum bir alan var. Ayrılmanın zamanlamasını planlayarak sırf zarar vermek için ayrılanlarla ve eleştiri maksadını aşan ifadelerde bulunup hakaretamiz beyanlarda bulunanlarla aramdaki mesafeyi kapatmayacağım. Yani o benim için çok önemli. Çünkü kırılma noktalarında yapılan istifalar ve açıklamalar doğrudan doğruya zamanlaması planlanarak İYİ Parti’ye zarar vermek amacıyla gerçekleştirildi. Dolayısıyla bu partiyi biz kurduk. Hep söylüyoruz, bununla iftihar ediyoruz. Ama bu partiyi millet kurdu. Milletin umuduna halel getirmek amacıyla İYİ Parti’ye zarar verecek bir takvimde bilerek, isteyerek, taammüden iş yapanlarla mesafemi kapatmayacağım. Ama her konuda olduğu gibi siyasette de nedamet diye bir şey var, nadim olunur ve kabul edilir ve bundan bir pişmanlık duyulduğu ifade edilirse o zaman ben de o açtığım mesafeyi kapatırım” ifadelerini kullandı.
“HAKİMİYETİ ADALET VE KALKINMA PARTİSİ’NİN ELİNDEN ALACAĞIZ, MEYDANLARDA OLACAĞIZ”
Sahada siyaset yapacağının altını çizen Dervişoğlu; “Meydanlar uzunca bir zamandan beri öksüz. Meydanlarda bir kişi var, Recep Tayyip Erdoğan. Türkiye’nin meydanlarından milletime sesleneceğim. Diğer siyasi partiler açısından da bakıldığında 22 yıllık iktidarını Sayın Tayyip Erdoğan’ın neye borçlu olduğunu biliyoruz; meydanlarda bir hakimiyet kurması. Dolayısıyla o hakimiyeti Adalet ve Kalkınma Partisi’nin elinden alacağız, meydanlarda olacağız, vatandaşlarımızın içinde olacağız. Millet İYİ Parti’den umut beklerken İYİ Partili cesur insanlar umutsuz olamaz. Bu sebeple o umudu ayağa kaldıracağız” diye konuştu.
“İYİ PARTİ KURULDUĞUNDAN BERİ AKP TEK BAŞINA PARLAMENTODA ÇOĞUNLUK SAĞLAYAMADI“
İYİ Parti’nin kuruluş aşamasında yaşadığı zorlukları anlatan ve İYİ Parti’nin kurulmasıyla birlikte Türkiye’de siyaset ikliminin değiştiğini ifade eden Dervişoğlu; “İYİ Parti kurulduğundan beri Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına parlamentoda çoğunluk sağlayamadı. Seçimde yapmış olduğu ittifakı parlamentoda sürdürmek durumunda kaldı. Siyasette birbirinden farklı görüşlere sahip olan insanların yan yana gelebilmesi mümkün görünmüyordu, onun önünü açtı İYİ Parti. Bunu kadrolarıyla yaptı, kadrolarının stratejileriyle yaptı, Sayın Genel Başkan’ın duruşuyla yaptı. Biz çok şeyi değiştirdik Türkiye’de aslına bakarsanız İYİ Parti’yi kurarak. Yarın için de söylüyorum ve iddialıyım çok şeyi değiştirmeye devam edeceğiz” dedi.
“İYİ PARTİ OLARAK TEK ADAMLIĞI KÖKLEŞTİRECEK BİR REVİZYON ARAYIŞINA İZİN VERMEYİZ“
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne ilişkin konuşan Dervişoğlu, Anayasa değişikliği konusundaki görüşlerini şu sözlerle ifade etti:
“Sistem sorgulaması birçok yönüyle ele alınması icap eden bir şey. Ama tek adamlığı kökleştirecek bir revizyon arayışına biz izin vermeyiz İYİ Parti olarak. Çünkü bu şartlarda Sayın Recep Tayyip Erdoğan bir daha Cumhurbaşkanı adayı olamıyor. Bunun için başka kanalları zorlamaya çalışmanın da bir anlamı yok. Bir daha Cumhurbaşkanı adayı olamayacaksa Sayın Cumhurbaşkanı, o zaman elbette bir daha yönetme iddiası serdedebileceği bir anayasal düzenlemeyi Türkiye Büyük Millet Meclisine dayatabilir. O zaman ben Sayın Cumhurbaşkanını demokratik bir yarışa davet ediyorum bu düşüncelerimle. Parlamenter demokratik sisteme geçme amacına matuf herhangi bir düzenlemeyi önümüze getirirlerse tartışılır buluruz. Ama tek adamlığı güçlendirecek yani tahkim edecek, Sayın Cumhurbaşkanı’nın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olmasının mümkün hale gelebileceği bir düzenlemeyi revizyon diye metnin içerisine taşımak, bu yolda yapılan işler ve öne atılan adımlara biz parti olarak sıcak bakamayız.”
“YASAMA, YÜRÜTME, YARGI BİTMİŞ; RECEP TAYYİP ERDOĞAN DÖNEMİNİ BAŞLATMIŞTIR“
Sistem eleştirisine devam eden Dervişoğlu; “‘Milletim duysun. Kanun çıkarmıyor TBMM. Bürokrasinin dayattığı kanunları düzenliyor. Bana bugün bir kanun gönderiyor, ben onu düzenliyorum Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak. Aradan 3 ay geçiyor. Bugün çıkardığımız kanunu o gün düzeltiyoruz. Dolayısıyla doğru bir biçimde hazırlanmıyor. Kanunun doğru bir biçimde hazırlandığı, mevcut komisyonların, ihtisas komisyonlarının doğru biçimde çalıştığı bir Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ihtiyaç var. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni baypas etmiştir bu sistem. Ayrıca erkler hiyerarşisini bozmuştur. Yasama, yürütme, yargı yerini kaybetmiştir. Yasama, yürütme, yargı bitmiş; Recep Tayyip Erdoğan dönemini başlatmıştır” diye konuştu.
“MİLLETİN, DEVLETİN YANINDA, İKTİDARIN KARŞISINDA SAF TUTUYORUZ“
İYİ Parti’nin yol haritasına ilişkin açıklamalarına devam eden Dervişoğlu, konuşmasını şu sözlerle noktaladı:
“Türkiye’nin bekasıyla ilgili, güvenliğiyle ilgili alınmış kararlarda; çıkarılan tezkerelerde, çıkartılan kanunlarda biz doğrudan doğruya büyük Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yanında tavır koyduk ve koyarız. Bu, bu zamana kadar hep böyle oldu. Onun dışında bu hükümetin uygulamalarına bakarak yaptıkları yanlış işlere karşı iktidarın yani Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, Cumhur İttifakı’nın karşısında oluruz. Mesele Türkiye ise mesela bugün Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir bölgede Türkiye’nin askeri varlığına ihtiyaç duyuluyorsa biz o ihtiyacı reddetmeyiz. Bu zamana kadar ne yaptıysak aynısını yapmaya devam ediyoruz. Milletin de devletin de yanında, iktidarın karşısında saf tutuyoruz.”
]]>Hollanda’nın milli günü dolayısıyla Marmaris’te bir otelde Hollanda Marmaris Fahri Konsolosluğu ev sahipliğinde “Kral Günü” resepsiyonu düzenlendi. Programa Muğla Valisi İdris Akbıyık, Marmaris Kaymakamı Nurullah Kaya, Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Joep Wijnands ve eşi Carmen Van Toorenburg, ilçe protokolü, çok sayıda kamu kurum temsilcisi, turizmciler ve davetliler katıldı. İki ülkenin milli marşlarının okunmasının ardından bir konuşma yapan Büyükelçi Wijnands, Hollanda Kralı Willem Alexander’ın doğum gününü kutlamak için bir araya geldiklerini ve kraliyet ailesinin adının “turuncu” anlamına gelmesinden dolayı Hollanda’da bu rengin ulusal sembol olduğunu belirterek, hem Hollanda’nın hem de Türkiye’nin Avrupa Şampiyonası’nda karşılaşmasını ümit ettiğini, karşılaşma sırasında turuncu giyinmeyi sevdiklerini ifade etti. Wijnands, 100 yıl önce ülkesi ile yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti arasında dostluk anlaşması imzalandığını hatırlatarak, “1612’den beri Türkiye ile temas halindeyiz. Diplomatik bağlarımız 400 yıldan daha eskiye dayanıyor ve yüzyıllar boyunca çok çok yakın ortaklar haline geldik. Türkler ve Hollandalılar yüzyıllardır ticaret yapıyoruz ve şu anda Hollanda 3 binden fazla şirketle temsil ediliyor. Hollanda olarak en büyük doğrudan yabancı ülke yatırımcısı olmaktan gurur duyuyoruz” dedi.
Türkiye’nin Hollanda Başbakanının NATO Genel Sekreterliği görevine adaylığını destekleme kararının memnuniyet verici olduğunu belirten Büyükelçi Wijnands, “Bu destekten dolayı Türkiye’ye çok müteşekkiriz. Hollanda, Türkiye’yi bugünlerde tehlikede olduğumuz jeopolitik meselelerin çözümünde oynadığı büyük rol ve tabii ki NATO içindeki yakın işbirliği nedeniyle çok önemli bir ortak olarak görüyor. Hollandalılar ile Türkler arasında aile bağları var. Hollanda’da çok büyük, başarılı ve öne çıkan bir Türk topluluğumuz var. Hollanda’da yarım milyona yakın insan Türk kökenlidir. Bu, Almanya ve Fransa’dan sonra dünyanın üçüncü büyük Türk topluluğudur” diye konuştu.
Büyükelçi Wijnands, ülkesinin sembolünün turuncu rengi ve Hollanda’ya Osmanlı’dan getirilen laleler olduğunu belirterek, bu konuda müteşekkir olduğunu sözlerine ekledi. Marmaris Sanat Festivali’nde iki ülke arasındaki güçlü işbirliğinin devam edeceğini açıklayan Wijnands, Hollandalı sanatçı ve bestelerin festivalde yer alacağını ifade etti. Ülkeleri arasında çok yakın somut ve sıcak bağların olduğunu belirten Büyükelçi Wijnands, Hollanda’nın vize konusunda yardımcı olduğunu, sorunun siyasi değil salgın sonrasında yaşanan yoğunluktan kaynaklandığını da söyledi. Wijnands, “Hollanda-Türk Dostluk Ormanı’nın şekillenmesine yardımcı olan çifte vatandaşlarımıza harika çalışmaları için teşekkür ediyorum. Ormanı restore etmenin yanı sıra dostluğumuzu da geliştirmek için 10 bin ağaç bağışında bulunmuştuk. 10 bin ağaç bağışı daha yapıyoruz. 20 bin ağaç bağışı yapmaktan mutluyuz” dedi.
Wijnands, Türk iş adamlarının, Türk öğrencilerinin, Türk turistlerin Hollanda’ya gelmesini istedikleri gibi Hollandalı turistlerin de Türkiye’ye gelmesi için ellerinden geleni yaptıklarını sözlerine ekledi.
Hollanda’nın Marmaris Fahri Konsolosu Murat Azgun ise, yaptığı konuşmada Cumhuriyetin kurulmasından hemen sonra 1924 yılında imzalanan Hollanda-Türkiye Dostluk Anlaşması’nın 100. yılını kutladıklarına değinerek, “Geçen yıl deprem felaketi dolayısıyla kutlama yapmadık. Hollanda deprem bölgesinde arama kurtarma ve yardım konusunda aktif rol oynadı. 150 milyon euroluk yardım yaptı. Birçok sosyal faaliyet yürütüldü. Bu yıl da 100. yıl kutlamaları çerçevesinde konserler, sergiler ve kültürel etkinliklere destek olacağız” dedi.
Büyükelçi Wijnands, Valis Akbıyık’a 10 bin fidan dikimi için bağış çeki takdim ederek, Marmaris’in eskisinden daha yeşil olması dileklerini iletti. Vali Akbıyık, Hollanda’nın Milli Günü’nü kutlayarak, fidan desteğinden dolayı Wijnands’a teşekkür etti. – MUĞLA
]]>Köpeğiniz için seçeceğiniz mamanın, kaliteli ve dengeli içeriklere sahip olması önemlidir. Bu nedenle siz de köpek maması 15 kg’lık ürünleri seçmeden önce içerik kontrolü yapmalısınız. Köpeğinizin sağlıklı yaş alması için beslenme seçimleri önemlidir. Köpeğinizin ihtiyaçları ve enerji gereksinimlerini karşılayacak içeriğe sahip mamayı veteriner hekiminize danışarak öğrenebilirsiniz.
Yetişkin köpek maması 15 kg
Yetişkin köpek maması 15 kg paketler, yetişkin köpeklerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik geliştirilmiştir. Köpeğinizin mevcut sağlığının korunması hedeflenmiştir. Ayrıca sağlıklı yaş almasına katkı sağlamak için ek gıda takviyelerini içeriğinde barındırmaktadır. Siz de mama seçerken köpeğinizin mevcut sağlığını göz önünde tutmalı ve uygun içerikte mamalar seçmelisiniz. Mama seçiminde köpeğinizin ihtiyaçları, size rehberlik edebilir.
Köpek maması 15 kg seçeneklerine, sizler için kısaca değinmek istiyoruz;
Obivan Köpek Maması 15 kg:
Köpeğinizin, tüm ihtiyaçlarını karşılayan kaliteli içeriğe sahip bir mamadır. Obivan köpek maması 15 kg paketler, bu olanaklarının yanı sıra uzun kullanım süresi ve ekonomik olanakları ile tercih edilmektedir. Köpeğinizin mevcut sağlığını korumaya yönelik tasarlanan bu mama, köpeğinizin cilt ve deri sağlığını destekleyen içeriklere de sahiptir. Ayrıca farklı protein çeşitleri ile lezzetlendirilmiştir. Köpeğinizin damak zevkine uygun, keyifli öğünler geçirmesi için tercih edebileceğiniz kaliteye sahiptir.
Royal Canin Köpek Maması 15 kg:
Köpeğinizin ihtiyacı olan, tam beslenme diyetini içeriğinde barındıran bir mamadır. Royal Canin köpek maması 15 kg paketler, kaliteli proteinler sayesinde köpeğinizin, kas iskelet sistemini destekler ve mevcut kas kütlesinin korunmasına yardımcı olur.
Köpek maması 15 kg paketlerinin, içeriğinde bulunan antioksidanlar sayesinde köpeğinizin bağışıklık sistemini destekleyerek hastalıklara karşı bariyer oluşturur. Ayrıca farklı ürün alternatiflerini de sizlere sunar.
Luis Köpek Maması 15 kg:
Bilimsel veriler ışığında, uzmanlar tarafından tasarlanmıştır. Köpeğinizin ihtiyacı olan, tam beslenmeyi sizlere sunmaktadır. Luis köpek maması 15 kg paketleri, sindirim sistemini destekleyen içerikler ile hazırlanmış ve sindirim problemlerinin önüne geçmiştir. Kalite standartlarına uygun ortamlarda el değmeden üretilen, köpek maması 15 kg paketleri ile uzun kullanım olanağından faydalanabilirsiniz.
Somonlu Köpek Maması 15 kg:
Somon, mamalarda sıklıkla tercih edilen sağlıklı bir protein türüdür. Köpeğinizin damak zevkine hitap etmesinin yanı sıra deri, tüy ve beyin sağlığı açısından da önemlidir. Siz de köpeğinizin, parlak tüylere sahip olmasını istiyorsanız somonlu köpek maması 15 kg paketleri tercih edebilirsiniz.
Sindirimi kolay bir protein türü olması sebebi ile, sindirim sistemi ile alakalı sorunların minimum düzeyde tutulmasına olanak sağlar. İçerdiği sağlıklı yağ asitleri ile köpeğinizin bağışıklığını destekler ve hastalıklara karşı bariyer oluşturur.
Köpeğinizin sağlığı için, yüksek kalite ve dengeli içeriklerle hazırlanan mamaları tercih etmelisiniz. Dilerseniz Markamama.com.tr adresinden, köpek maması 15 kg fiyatlarına en avantajlı şekilde ulaşabilirsiniz. Ayrıca kaliteli, taze ve orijinal ürün seçeneklerinden yararlanabilirsiniz.
]]>CHP MYK; 1 Mayıs İşçi Bayramı, Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) yeni müfredat taslağı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yapacağı görüşme gündemiyle toplandı. CHP Sözcüsü Deniz Yücel, toplantının ardından açıklama yaptı. Yücel’in açıklaması şöyle:
“Hafta sonu başkent Ankara’da 85 milyonu ilgilendiren iki önemli miting vardı. Cumartesi günü, Türkiye Barolar Birliği ve Barolar öncülüğünde, avukatlar ‘Büyük Savunma Mitingi’nde Ankara’da buluştu. 81 ilimizin baro başkanıyla binlerce avukat, yok sayılan savunma makamının sesi olmak için bir araya geldi. Hukuk fakültesinde okuyan öğrenciler kaygılı, genç avukatlar çaresiz. Avukatların, ekonomik sorunları günden güne artıyor. Avukatlık mesleği itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Avukatlar şiddete uğruyor, avukatlar öldürülüyor. ve bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitiren bir yargı sistemi içinde, savunma hakkı için mücadele veriyorlar. Bu onurlu mesleği yapan ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen meslektaşlarım yargı bağımsızlığı, adil yargı, hukuk devleti ve avukat hakları için ‘Büyük Savunma Mitingi’ndeydi. Güçlü savunma olmadan adalet olmaz, adalet olmazsa özgürlükler olmaz, özgürlükler olmazsa demokrasi olmaz. Adaletin, özgürlüklerin ve demokrasinin olmadığı bir ülkedeyse hiç kimse güvende değildir. İşte bu sebeple sadece barolar, avukatlar değil; 85 milyon olarak hep birlikte savunmanın gücüne güç katmalıyız.
“AKP İKTİDARINI UYARIYORUZ: YARGIYI ARKA BAHÇENİZ HALİNE GETİRMENİZE İZİN VERMEYECEĞİZ”
Bu mesele sadece özgürlükler meselesi de değil, ekonomik düzeni de tehlikeye atan bir meseledir. Ülkedeki adalet kavramının bekçisi avukatlar güçlü olmadıkça, en çok adalet yara alır. Adaletin yara aldığı bir ülkede ekonomik refahtan da bahsedemeyiz. Hukuk düzeni bozulmuş bir topluma güven duymayan yabancı sermaye uğramaz. Hukuk düzeni bozulmuş topraklara, kimse yatırım yapmak istemez. Eğer ülke ekonomisini en derinden, asıl yara aldığı yerden, en kalıcı şekilde düzeltmek istiyorsak önce yargı bağımsızlığını sağlamakla başlamalıyız. Bakın, haftalardır Yargıtay başkanı seçilemiyor. 28’inci tur seçim yapıldı ve başkan yine seçilemedi. Çok ciddi bir kutuplaşma olduğu ortada. Siyasi görüşlerin, hukuk ve adalet kavramlarının önüne geçtiği ortada. ve bu seçilememe durumunun cemaatlerin, tarikatların çatışmasından, çekişmesinden kaynaklandığı iddia ediliyor. Yargıtay başkanı seçilemedikçe işler aksıyor, davalar gecikiyor. Bu ülkede adalet bekleyen binlerce insan, Yargıtay’daki siyasetin gölgesinde sürdürülen güç savaşlarına kurban ediliyor. ve daha da acısı, Türkiye’de bir yüksek mahkemenin zaten yıpranmış olan imajı, daha da yıpratılıyor. Bakın; camiye, kışlaya, adliyeye siyaset sokulmasının bedellerini bu ülke yakın geçmişte çok ağır bir şekilde ödedi. Geçmişten ders çıkarmayan AKP iktidarını uyarıyoruz: Yargıyı arka bahçeniz haline getirmenize izin vermeyeceğiz.
“SUSMUYORUZ, HAYKIRIYORUZ: MÜLAKAT KALKSIN, ÖĞRETMENLER ATANSIN”
Tüm vatandaşlarımızın sahip çıkması gereken bir başka eylemse atanmayan öğretmenlerin eylemiydi. Binlerce öğretmen atanmayı bekliyor. Öğretmenlerin bu durumu, eğitimi tarikatların güdümünde yönlendirmeye çalışan Yusuf Tekin denen zatın umurunda değil. Bu Bakan, mülakatı savunacak hatta bu konuda kendisinin karar verici olacağını söyleyecek kadar hadsiz biri. Dünyanın en önemli mesleğini yapmak için eğitim alan yüz binlerce öğretmenin geleceği, bu hadsiz bakanın iki dudağının arasından çıkacak bir karara bırakılamaz. Bunu defalarca söyledik, buradan bir kez daha söylüyoruz: Liyakatsizliğin, adamcılığın, kayırmacılığın, nepotizmin anahtarı; mülakat uygulamasından derhal vazgeçilmelidir. Seçim öncesinde, ‘Mülakatı kaldıracağız’ diye vaatlerde bulunup sonra, ‘Mülakat gibi mülakat yapacağız’ diye kıvıranlar; şimdi mülakatın kaldırılmayacağını açıkça ifade etmekten hiç utanmıyorlar, sıkılmıyorlar. İşte öğretmenler de kendilerine yapılan bu haksızlığa karşı durmak ve sorunlarını bir kez daha dile getirmek için dün Ankara Ulus Meydanı’nda yağmur altında eylem yaptılar. İstekleri çok açık ve netti: Cumhuriyet’in 100’üncü yılında mülakatsız, 68 bin atama. CHP olarak atanan, ataması yapılmayan tüm öğretmenlerimizin yanındayız. Onlar gibi biz de susmuyoruz, haykırıyoruz: Mülakat kalksın, öğretmenler atansın.
“ERDOĞAN, 23 NİSAN’DA ANITKABİR’E GİTMEK YERİNE TARİKAT MENSUBUNUN CENAZESİNE GİTTİ”
Geçtiğimiz hafta, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 104’üncü kuruluş yıl dönümünü büyük bir coşkuyla kutladık. 23 Nisan’da, Meclis’te özel oturum yapıldı. Bu anlamlı günde, Anıtkabir’de yapılan törene giden tek lider Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’di. Peki AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anıtkabir’de düzenlenen törene katılmak yerine nereye gitti? Bir tarikat mensubunun cenaze törenine katıldı. Sayın Erdoğan’ın önceliğinin ulusal egemenliğin simgesi yüce Meclis olmadığını bir kez daha gördük. İşte tam da bu nedenle ülkede hangi taşı kaldırsanız altından tarikatlar ve cemaatler çıkıyor. Tam da bu nedenle AKP iktidarında aklın, bilimin, fennin yerine çoğu kez şeyhlerin, şıhların safsataları konuşuluyor. Cemaat ve tarikatların hayatın her alanındaki etkisi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ‘değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ nitelikteki laik devlet özelliğiyle asla bağdaşmıyor.
“YUSUF TEKİN SEN AKP PROPAGANDASI MI YAPIYORSUN, YOKSA MİLLİ EĞİTİM BAKANI MISIN”
Eğitim bir ülkenin gelişmesinin, ilerlemesinin ön koşuludur. Eğitimde müfredat da bir ülkenin eğitim politikasının anayasası gibidir. Eğitim politikasının içeriği, ideolojilere göre değil; evrensel değerlere göre belirlenir. Peki, nedir bu evrensel değerler? Akıldır, bilimdir, fendir. Eğitim, siyasi iktidarların deneme tahtası değildir. Çocuklarımız, gençlerimiz, evlatlarımız da AKP’nin denekleri değildir. Geçtiğimiz aylarda Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) başındaki zata akla, bilime, fenne, laiklik ilkesine aykırı uygulamaları nedeniyle birtakım uyarılarda bulunmuştuk. Çocuklarımızın geleceğini karartacak her adımda CHP’yi karşısında göreceği konusunda uyarmıştık. İki gün önce bu zat çıkmış ve yeni müfredat taslağını açıklamış. Bir de görüş ve önerileri beklediğini söylemiş. Bir kere müfredat diye açıkladığı metnin isminde hayır yok. Neymiş? ‘Türkiye yüzyılı maarif bilmem nesi.’ Yusuf Tekin, sen kendinde misin? Sen seçim kampanyası mı yürütüyorsun, yoksa Milli Eğitim Bakanlığı mı yapıyorsun? Sen AKP propagandası mı yapıyorsun, yoksa Milli Eğitim Bakanı mısın? Senin işgal ettiğin MEB’in başında ‘milli’ ibaresi var. Senin neren milli Allah aşkına? Tarikatlara, ‘sivil toplum kuruluşu’ diyen bir adamsın. Sen değil misin, başımıza ucube ÇEDES projesini çıkaran?
“MÜFREDATTAN ÇIKARILMASI GEREKEN TÜREV, İNTEGRAL YA DA EVRİM TEORİSİ DEĞİL; BU KARANLIK ZİHNİYETİN BAKIŞ AÇISIDIR”
Geçtiğimiz günlerde, eğitimden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Suat Özçağdaş, bu müfredat garabetiyle ilgili görüşlerini kamuoyuyla paylaştı. İçinde Cumhuriyet ruhu olmayan, çağdaş ve bilimsel eğitimin zerresini barındırmayan, yüzünü medeniyete dönmüş, aydınlık bir Türkiye vizyonundan eser bulunmayan ve Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği, ‘Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller’ yetiştirecek anlayışla taban tabana zıt olan bu müfredat taslağı derhal geri çekilmelidir. Aslında değişmesi gereken sadece müfredat değil, MEB’in başındaki zattır. Müfredattan çıkarılması gereken türev, integral ya da evrim teorisi değil; bu karanlık zihniyetin bakış açısıdır. Cemaatleri, sivil toplum örgütü olarak gören MEB’in başındaki zatın uygulamaya koyduğu her proje; araştırma, sorgulama ve eleştiri gibi kavramlardan uzak. Ders kitaplarındaki sadeleştirme ve basitleştirme uygulamalarının bilhassa bilim, matematik, felsefe, tarih ve sanat derslerinde yoğunlaşması da dikkat çekici. MEB, milyonlarca çocuğumuzun geleceğini etkileyecek müfredatı, bir siyasi parti programı gibi yazmıştır. O yüzden bu taslak derhal geri çekilmeli; eğitimin tüm paydaşlarının dahil olduğu, bilimsel, nitelikli ve çocuklarımızın çağdaş dünyayla rekabet edebilecek seviyede, kaliteli bir eğitim alabilecekleri bir müfredat çalışması yeniden yapılmalıdır. ‘Yaptım oldu’ anlayışıyla eğitime darbe vurulamaz.
“ABD, İNSAN HAKLARI RAPORU YAYINLAYACAĞINA ÖNCE KENDİ SİCİLİNE BAKSIN”
Geçtiğimiz hafta, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) 2023 İnsan Hakları Raporu yayınlandı. Tabii ABD’nin insan haklarına ne kadar saygılı olduğunu, insan hakları ihlallerinden ne kadar sakındığını, insan hakları sicilinin son derece temiz olduğunu bildiğimiz için biz de raporu sabırsızlıkla bekledik. Raporun sunumunu, Gazze Soykırımı başladığı sırada İsrail’e giden ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken yaptı. Raporda, yalnız iki ülke eleştirilmiyor: ABD ve tabii ki biricik kardeşi İsrail. Bütün dünyanın gözü önünde çocuk, kadın, yaşlı, hasta demeden bombalayan İsrail’in insan hakları ihlali yapıp yapmadığı, bu rapora göre henüz tespit edilememiş, incelemeler halen devam etmekteymiş. Zenginliklerini Afrikalı siyahilerin kan ve kemikleri üzerine kuran, demokrasi vadiyle ayak bastığı topraklara ölümden başka hiçbir şey getirmeyen ABD, insan hakları raporu yayınlayacağına önce kendi siciline baksın.
“GENEL BAŞKANIMIZ, STEINMEIER’E SIĞINMACI SORUNUNDA TÜRKİYE’NİN TAŞERON ÜLKE OLARAK GÖRÜLMEMESİ GEREKTİĞİNİ İLETTİ”
Almanya Cumhurbaşkanı Walter Steinmeier, geçtiğimiz hafta Türkiye’deydi. Üç günlük ziyareti kapsamında belediye başkanlarımız ve Genel başkanımız Sayın Özgür Özel ile de temaslarda bulunan Alman Cumhurbaşkanı’na, Genel Başkanımızca iletilen en önemli konulardan biri Türkiye’de bulunan sığınmacı ve kaçak göçmen sorunuydu. ‘Türkiye’nin mevcut yönetimine para verelim. Onlar da Suriyeli ve Afgan sığınmacıları durdursun’ anlayışını reddettiğimizi, sığınmacı sorununun çözümünde Türkiye’nin bir taşeron ülke olarak görülmemesi gerektiğini ve bu sorunun çözümü için Avrupa’nın Orta Doğu barışına katkı koyması gerektiğini kendilerine ilettik. Türkiye Cumhuriyeti pasaportu bugün ne yazık ki -değersiz demek istemiyorum ama- dünyanın en geçersiz pasaportlarından biri. Saygın bilim insanlarımız, sanatçılarımız, iş insanlarımız, gençlerimiz hiçbir ülkeden vize alamıyor. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in Almanya Cumhurbaşkanı’na ilettiği bir diğer önemli konuysa bu vize sorununun bir an önce çözülmesidir.
“CUMHURBAŞKANI, BAŞDANIŞMANINI DERHAL GÖREVDEN ALMALIDIR”
AKP, gerek genel seçimde gerek de yerel seçimde sürdürdüğü iftira siyasetine devam etmekte kararlı. Montaj videolardan sonra, ortaya şimdi de montaj fotoğraflar çıkmaya başladı. Seçim yenilgisinden sonra hala toparlanamayan AKP, halkın parasıyla sürdürdükleri şatafat ayyuka çıkınca çareyi yine yalan ve iftira yöntemlerine başvurmakta buldu. Seyhan Belediye Başkanımız Oya Tekin’e sosyal medya üzerinden montaj fotoğraflarla saldıran ve hedef gösteren ahlaksız, hala Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı olarak görev yapmakta. Sayın Cumhurbaşkanı, bu başdanışmanı derhal görevden almalıdır. Afyon’da belediye binasına böcek koyanlar da Sayın Oya Tekin’e iftira atmak için fotoğrafa eklemeler yapanlar da pek çok yerde belediye hizmetlerine darbe vurmaya çalışanlar da zamanı geldiğinde hukuk önünde hesap verecek. AKP’lileri uyaralım: Sizin montajlarınızdan, yalanlarınızdan, iftiralarınızdan artık bu halk bıktı ve usandı. Aziz Türk milleti, sağduyusuyla bütün gerçekleri görüyor. Nasıl ki 31 Mart’ta bunu tüm Türkiye’de sandıklar açıldığında gösterdiyse, ilk genel seçimde daha etkili bir şekilde tekrar gösterecek.
“AKP’NİN HİZMET ANLAYIŞI HALKA HİZMET DEĞİL, BİZDEN OLANA HİZMET ANLAYIŞIDIR”
31 Mart yerel seçimlerindeki yenilginin hazımsızlığı, artık AKP’ye halka düşmanlık yaptıracak seviyeye geldi. AKP’den CHP’ye geçen belediyelerde, merkezi hükümete bağlı resmi kurumlar eliyle yeni seçilen CHP’li belediye başkanının halka hizmet etmesini engellemeye yönelik çalışmalar devam ediyor. Geçen hafta da söyledik, bu engellemeleri ve bu soygunu ifşa etmeye devam edeceğiz. Belediyeler üzerinden nasıl bir yağma düzeni oluşturduklarını tek tek ortaya çıkaracağız. Adana Aladağ Belediyesi, AKP’deyken AFAD tarafından Aladağ Belediyesi’ne üç adet kamyon tahsis edilmiş. Seçim oldu, Aladağ Belediyesi CHP’ye geçti, AFAD da kamyonları geri çekti. Çünkü AKP zihniyetinde, oy yoksa kamyon da yok. Bir benzer hikaye daha: İstanbul Ümraniye Belediyesi, Çorum Oğuzlar Belediyesi’ne iki yıl önce iki hizmet aracı göndermişti. Oğuzlar Belediyesi CHP’ye geçti, Ümraniye Belediyesi iki hizmet aracını çekicilerle geri aldı. Çünkü AKP zihniyetinde, oy yoksa hizmet de yok. Asıl amaç halka, vatandaşa hizmet etmek değil mi? Siz değil misiniz, ‘Bu millete efendi olmaya değil hizmetkar olmaya geldik’ diye seçim meydanlarında naralar atan? Belediyeler el değiştirse de halk, aynı halk değil mi? 31 Mart seçimi sadece lüks ve şatafatı, yolsuzlukları ortaya çıkarmakla kalmadı; AKP’nin sözde hizmet anlayışını da ortaya çıkardı. AKP’nin hizmet anlayışı halka hizmet değil, bizden olana hizmet anlayışıdır. 22 yıldır dillerinden düşürmedikleri ‘Milletin hizmetkarıyız’, ‘bizimki hizmet sevdası’ gibi boş laflarının artık halkımız üzerinde hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır.
“YUNUSEMRE BELEDİYESİ’NDEKİ ŞATAFATIN FATURASI TAM 4 MİLYON DOLAR”
Manisa Belediyelerine de değinmek istiyorum. Manisa’daki belediyeler CHP’ye geçince büyük bir telaşla kasayı boşaltanlar mı dersiniz, şatafatlı oyma kapılar mı dersiniz, altın varaklı makam odaları mı dersiniz, ne ararsanız var. 10 yıldır AKP’nin yönettiği ve son seçimde CHP’ye geçen Manisa Yunusemre Belediyesi’nin yeni binası ve başkanlık makam odasındaki şatafatın faturası tam 4 milyon dolar. Makam odası da altın varaklı mobilya ve süslemelerle döşenmiş. ‘İtibardan tasarruf olmaz’ anlayışının üstüne koca bir saray diken tek adam ve oymalı kapılardan geçmeye alışmış, altın varaksız koltuklarda oturamayan, jakuzisiz güne başlayamayan, tek adama bağlı belediye başkanları…
“BİR DİYANET İŞLERİ BAŞKANININ ALTI MAKAM ARACI OLUR MU? BU ZATIN O MAKAMDA BİR DAKİKA BİLE OTURMAMASI LAZIM”
Lüks ve şatafat deyince, biraz da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın başındaki şahıstan bahsedelim. Ali Erbaş’ın Irak ziyareti sırasında muhabirin sorduğu Arapça soruyu anlamaması zaten gündemde. Ama Ali Erbaş ile ilgili bizim öncelikli gündemimiz bu değil. Atatürk’ün adını hiçbir hutbede anmayan, camilerde siyasi mesajlar veren, yolsuzluklara ses çıkarmayan, israf sofraları kuran bir şahıs. Alçak gönüllü olmak yerine kibir sahibi olmayı tercih eden bir Diyanet Başkanı. 15 milyon liralık aracıyla, 10 bin lira maaş alan emeklilere hava atan bir şahıs. Diyanetin bütçesini, kendi kişisel banka hesabı gibi kullanan bir şahıs. Her adımı hatalı, her sözü yanlış, her tavrı çirkin. Bu kadar rezalet varken Arapça bilmemesi devede kulak kalıyor. Bu adam sadece yalancı değil. Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı, müsrif, kibirli, şatafat düşkünü bir şahıs. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu kurumun başında ama onun adını ağzına almaktan bile aciz, adını söyleyemeyecek kadar saygısız. Bir Diyanet İşleri Başkanı’nın altı makam aracı olur mu? Bu zatın o makamda bir dakika bile oturmaması lazım.
“İNSANLARIN YAŞAM TARZLARINA MÜDAHALE EDEN ANLAYIŞA GEÇİT VERMEYECEĞİZ”
Geçtiğimiz günlerde gazete olduğu iddia edilen bir kağıt parçası, orduevleri üzerinden Türk Silahlı Kuvvetlerini (TSK) hedef gösterdi. Neymiş, orduevlerinde alkol satılıyormuş. Ardından aynı karanlık zihniyetin temsilcisi, gazete demeye dilimin varmadığı bir başka paçavra; ‘CHP’li belediyeler ayyaşların emrinde’ diye haber yaptı. Buradan açıkça ilan ediyoruz: İnsanların özgürlüklerine, yaşam tarzlarına müdahale eden bu anlayışa geçit vermeyeceğiz. TSK’yı hedef alan, itibarsızlaştırmaya çalışan, belediyelerimizi karalayan, hedef gösteren, onların başarılarını ört bas etmeye çalışan bu kirli ve karanlık zihniyetin topluma kin ve nefret tohumları ekmesine de sessiz kalmayacağız.
“İKTİDARIN NEOLİBERAL EKONOMİ POLİTİKALARI VE İNADI YÜZÜNDEN ESNAF KEPENK KAPATIYOR”
Edirne’den Kars’a her kentimizde, her kesimin iliklerine kadar hissettiği büyük bir yangın var. Bu yangının adı hayat pahalılığı. Ülkemizde ekonomik krizin beraberinde getirdiği hayat pahalılığı, artık her geçen gün büyüyen ve önü alınamaz bir sorun haline geldi. İktidara geldiklerinde giydiklerini iddia ettikleri o sözde ateşten gömleğin düğmelerini, anlaşılan baştan yanlış iliklediler. Boşa koysalar dolmuyor, doluya koysalar almıyor. Yarattıkları enflasyon canavarı, her geçen gün daha da büyüyor. Bundan iki hafta önce, Merkez Bankası’nın Kur Korumalı Mevduat (KKM) ödemelerini üstlendikten sonra, açıkladığı tarihi zararın vatandaş üzerinde yaratacağı olumsuzluklara dikkat çekmiştik. Merkez Bankası, geçtiğimiz haftalarda 820 milyar liralık zarar açıklamıştı. Bu zararın kaynağı KKM hesapları. Ekonomist olduğunu iddia eden bir Cumhurbaşkanının ve gözlerinden ışık saçan eski hazine bakanının ülkemize hediyesi bu. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin uygulanmaya başlamasından itibaren gelir dağılımdaki adaletsizliğin arttığı gün gibi ortada. AKP’nin uyguladığı ekonomi politikaları sebebiyle gelir dağılımında, ücretliler ve bağımlı sınıflar aleyhine bozulmalar yaşanıyor. Küçük esnaf, devlet desteğinden yoksun. Krizin faturasını bütün ağırlığıyla hisseden küçük esnafımızın teşvik, destek ve hibe krediler yoluyla desteklenmesi gerekir. Halktan kopmuş olan iktidarın neoliberal ekonomi politikaları uygulamadaki ısrar ve inadı yüzünden esnaf kepenk kapatıyor.
“GRUP BAŞKANVEKİLLERİMİZ VATANDAŞIN OMUZLARINDAKİ YÜKÜ HAFİFLETMEK İÇİN KANUN TEKLİFİ VERDİ”
Hal böyleyken vatandaşın omuzlarındaki ekonomik yükü bir nebze olsun hafifletmek için; TBMM Grup Başkanvekillerimiz Ali Mahir Başarır, Gökhan Günaydın ve Murat Emir; enflasyon nedeniyle asgari ücretin üç ayda bir güncellenmesi, en düşük emekli maaşının asgari ücret düzeyine yükseltilmesi ve küçük esnafa destek verilmesine yönelik düzenlemelerin olduğu kanun teklifini Meclis’e sundular. CHP olarak bu teklifle hedefimiz; asgari ücretle çalışan işçilerin satın alma gücünün korunması, en düşük emekli aylığının asgari ücret düzeyine çıkarılması ve küçük esnafın üzerindeki vergi yükünün hazine desteğiyle azaltılmasıdır. Küçük esnafın hali ortada, çiftçilerimizin durumu da farklı değil. Rize, Artvin, Trabzon ve Giresun il başkanlarımız geçen hafta açıklama yaptı ve hükumeti uyardı: ‘Çay üreticilerini mağdur etmeyin.’ Biz de tekrarlıyoruz: 2024 yaş çay alım fiyatı en az 25 lira, destekleme primi de 3 lira olmalıdır. Çiftçileri sürekli mağdur eden, gelir kaybına neden olan tarım politikaları hızla değiştirilmeli, düzeltilmelidir.
“TÜRKİYE’DEKİ YASAL SENDİKALARI VE SİYASİ PARTİLERİ TERÖR ÖRGÜTÜ OLARAK MI GÖRÜYORSUNUZ”
Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, son grup toplantımızda 1 Mayıs için açık çağrısını yapmıştı.
Sayın Genel Başkanımızın kefaletinde, işçilerle birlikte bir kişinin bile burnu kanamadan, kanlı 1 Mayısların yasına, matemine yakışan şekilde Taksim Meydanı’nda, 1 Mayıs’ta işçi ve emekçilerimiz için toplanacağız dedik. Bugün beklenen açıklama geldi. Taksim Meydanı, 1 Mayıs törenlerine kapatıldı. Taksim’de 1 Mayıs mitingi yapılırsa trafik aksarmış, Taksim 1 Mayıs’a uygun değilmiş, terör riski varmış. Buradan AKP hükümetine soruyoruz: Siz kararlarınızı terör örgütlerinin tehditlerine göre mi alıyorsunuz? Siz güvenlik önlemi alamayacak ve işçisini, emekçisini koruyamayacak kadar aciz bir hükümet misiniz? Yoksa Türkiye’deki yasal sendikaları ve siyasi partileri terör örgütü olarak mı görüyorsunuz? Taksim’den neden bu kadar korkuyorsunuz? Biz Taksim’den vazgeçmiyoruz. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, İçişleri Bakanını arayarak Taksim kararının gözden geçirilmesini istedi. ‘Biz parti olarak teminat veriyoruz, sorunsuz geçecek’ dedi. Peki biz CHP olarak bu güvenceyi verirken yurt içindeki güvenlik teşkilatının en üstündeki isim bu güvenceyi neden veremiyor?
“EMEKÇİLERİN ELİNİ HAVADA BIRAKMAYIN. TAKSİM MEYDANI’NI 1 MAYIS’A AÇMAKTAN KORKMAYIN”
AKP iktidarının bir zamanlar ‘Taksim’i 1 Mayıs kutlamalarına biz açtık’ diyerek övündüğü Taksim Meydanı alerjisi görüyoruz ki devam ediyor. Taksim Meydanı, AKP iktidarı için bir travma. Ne zaman Taksim Meydanı’nda bir topluluk, toplantı ve gösteri hakkını kullansa bunu kendi bütünlüklerine bir saldırı olarak görüyorlar. Taksim Meydanı’nda toplanan herkes, sanırsınız ki AKP iktidarını devirmeye yeminli. Oysa Taksim Meydanı, hak arayan herkesin istediğinde çıkıp hakkını aradığı bir yer ve AKP de hak arayanların can güvenliğini sağlamak zorunda olan bir iktidar. Ama nasıl? Polisle, jandarmayla, TOMA’yla, tazyikli suyla demokratik hakkını kullananlara kuvvet kullanarak değil; toplantı ve gösteri hakkını kullanan topluluklara, Taksim Meydanı’nı elverişli hale getirerek. 31 Mart yerel seçimlerinin birinci partisi olarak açık çağrımızdır: Sayın Genel Başkanımızın da dediği gibi, ‘Emekçilerin elini havada bırakmayın. Taksim Meydanı’nı 1 Mayıs’a açmaktan korkmayın.'”
“GÖRÜŞMENİN YERİ NETLEŞMEDİ”
Sözcü Yücel, 2 Mayıs Perşembe günü yapılacak olan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve CHP lideri Özel görüşmesinin yeri ve saatine ilişkin de şunları söyledi:
“Bendeki bilgiye göre görüşme öğleden sonra olacak. Tam saat ve yer önümüzdeki saatlerde veya yarın kamuoyuyla paylaşılır. Yer konusunun netleşmediğini biliyorum. Ama Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in CHP çizgisiyle toplumdaki belli hassasiyetleri dikkate alarak yer konusundaki tercihlerini ve önceliklerini kamuoyuyla paylaştıklarını hepimiz biliyoruz.”
]]>Lexus LBX paketleri, özellikleri ve fiyatı:
Modelin ‘LBX Atmosferleri’ başlığı altında sınıflandırılan iç mekan tasarım konseptleri, ‘Elegant’, ‘Relax’, ‘Emotion’ ve ‘Cool’ gibi farklı tarzları yansıtıyor ve her biri benzersiz bir sürüş deneyimi vaat ediyor. Örneğin ‘Elegant’ paketi 18 inç parlak alüminyum alaşımlı jantlar ve dokunmatik multimedya ekran gibi premium özelliklerle öne çıkarken, ‘Relax’ paketi daha sakin ve konforlu bir deneyim sunmak üzere tasarlanmış.

Gelin her paketin teknik özelliklerine tek tek göz atalım:
Lexus LBX Elegant:
18 inç parlak alüminyum alaşım jantlar
9,8 inç dokunmatik multimedya ekranı
6 hoparlörlü Premium ses sistemi
Akıllı telefon entegrasyonu
Akustik ön camlar
Otomatik yanan uzun farlar (AHB)
Acil Durum Direksiyon Desteği (ESA)
Acil Durum Sürüş Durdurma Sistemi (EDSS)
Arka Çapraz Trafik Uyarısı ve Frenleme
Kavşakta Çarpışma Önleme Sistemi
Önden Yaya Algılama
Trafik İşareti Algılama sistemi
Şerit Takip Asistanı
E-Latch – Güvenli Çıkış Asistanı
LED Bagaj Aydınlatması
Tek renk gövde seçenekleri
Lexus LBX Emotion:
18 inç koyu gri işlenmiş alaşım jantlar
Karartılmış camlar
Çift renk gövde seçenekleri
Lexus LBX Relax:
18 inç parlak alüminyum alaşım jantlar
13 hoparlörlü Mark Levinson Premium Surround ses sistemi
3 kollu deri direksiyon
Adaptif Uzun Hüzme Far S istemi (AHS)
Akusik ön ve ön yan camlar
Virajlarda yardımcı aydınlatma özelliği – LED
Yüksek çözünürlüklü dijital hız göstergesi
Isıtmalı direksiyon
Elektrikli ayarlanabilir sürücü koltuğu, 8 yönlü
LED ön sis farları
Tek Renk gövde seçenekleri
Lexus LBX Cool:
18 inç koyu gri işlenmiş alaşım jantlar
Ön cama yansıyan renkli gösterge ekranı
Süet kapı iç panel kaplaması
Süet kaplamalı ön konsol
Süet kol dayama ünitesi
Etkinlikte Lexus LBX’in dört farklı paketinin her birinin başlangıç fiyatları da açıklandı:

Lexus LBX Elegant: 2.290.000 TL
Lexus LBX Emotion: 2.390.000 TL
Lexus LBX Relax: 2.575.000 TL
Lexus LBX Cool: 2.650.000 TL
Bu fiyatlandırma, markanın her bir paket seçeneğinin sağladığı özel özellikler ve materyaller göz önünde bulundurularak yapılmış.

Lexus LBX Türkiye sunumunun ardından, katılımcılar araç hakkında daha fazla bilgi almak ve gösterilen modelleri yakından incelemek üzere standları ziyaret etti ve biz de oradan sizlere bildirdik.
Son olarak Lexus LBX motor özellikleri:
Lexus, B SUV modeli LBX ile Türkiye’de iddialı olmak istiyor
Şık tasarımları, detaylı özellikleri ve sürüş deneyimini üst seviyeye çıkaran yenilikleri ile bu yeni model, otomobil piyasasında kendine sağlam bir yer edinmeye hazır görünüyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı lütfen unutmayın.
]]>AB’nin 10 ülkeyi içine aldığı en büyük genişlemesinin 20. yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen Genişleme Günü etkinlikleri kapsamında, Avrupa Bölgeler Komitesi Türkiye Çalışma Grubu toplantısı yapıldı.
Toplantıda Türkiye’deki son gelişmeler ışığında AB-Türkiye ilişkileri ve 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında etkilenen bölgedeki durum ele alındı.
Bölgeler Komitesi Türkiye Çalışma Grubu Başkanı Antje Grotheer’in moderatörlüğündeki programa, Türkiye’nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Kaymakcı, Melikgazi Belediye Başkanı Doç. Dr. Mustafa Palancıoğlu, Kahramanmaraş’ın eski Büyükşehir Belediye Başkanı Hayrettin Güngör, Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Mukim Temsilcisi Louisa Vinton konuşmacı olarak katıldı.
Büyükelçi Kaymakcı, Türkiye’nin AB’ye aday ülke olmasının önemini vurgulayarak, aynı konumdaki diğer ülkelerle eşit muamele görmesi gerektiğini belirtti.
17-18 Nisan’da düzenlenen AB Zirvesi’nin Türkiye ile ilgili sonuç bildirisinin moral bozucu olduğunu ifade eden Kaymakcı, yüksek düzeyli diyalogların başlatılması, Avrupa Yatırım Bankasının Türkiye’de yeniden aktif hale gelmesi, vize kolaylığı sağlanması, Gümrük Birliği modernizasyonu gibi unsurların bir an önce sağlanması gerektiğine işaret etti.
Kaymakcı, zirvede Türkiye ile ilişkilerle ilgili çalışmanın, AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinden oluşan Coreper’e devredildiğini anımsatarak, bu çalışmanın bir an önce sonuçlanması gerektiğini dile getirdi.
AB’nin Türkiye ile ilgili her konuyu “Kıbrıs’a bağladığını” belirten Kaymakcı, “Tek taraflı politikalarla hiçbir çözüme varamayız.” dedi.
Kaymakcı, AB’nin depremlerin ardından gösterdiği dayanışmaya teşekkür ederek, taahhütlerin eyleme dönüştürülmesi gerektiğini de kaydetti.
“Türkiye, Avrupa’nın güvenlik kapısıdır”
Melikgazi Belediye Başkanı Palancıoğlu da Türkiye ve AB’den yerel yönetimlerin birlikte çalışmasının önemine değinerek, Ukrayna savaşı ve Gazze’deki durumun AB ve Türkiye arasındaki işbirliğinin önemini bir kez daha bölgesel seviyede ortaya koyduğuna dikkati çekti.
Palancıoğlu, Türkiye’nin enerji koridorlarına ev sahipliği yaptığını, güvenlik açısından da Avrupa için önemli bir konumda bulunduğunu belirterek, “Türkiye, Avrupa’nın güvenlik kapısıdır. Türkiye ile olan ilişkiler sadece Türkiye’nin faydasına değil, Avrupa’nın güvenliği açısından ve diğer birçok açıdan önemlidir.” ifadelerini kullandı.
AB Zirvesi’ne “hayal kırıklığı” yorumu
AP Türkiye Raportörü Amor da Türkiye’nin aday ülke olduğunun unutulmaması gerektiğini vurguladı.
Türkiye’de AB üyeliği konusunda siyasi irade eksikliği olduğunu, Türkiye’nin AB güvenlik ve dış politikasından uzaklaştığını savunan Amor, yerel seçimlerden sonra hükümetin üyelik süreciyle ilgili nasıl bir tutum takınacağı konusunda AB’nin Türkiye’yi ihtiyatla izlediğini söyledi.
Amor, AB Zirvesi’nde Türkiye ile ilgili alınan kararların hayal kırıklığı yarattığını vurgulayarak, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in Kasım 2023’te hazırladığı raporda Türkiye ile çalışmak için birçok yolun zikredildiğini ancak AB liderlerinin bunları dikkate almadığını ifade etti.
Deprem sonrası kalkınma süreci
Kahramanmaraş’ın eski Büyükşehir Belediye Başkanı Güngör de depremlerin akabinde bakan ve koordinatör valilerin görevlendirilmesiyle oluşturulan, yerel yönetimlerin dayanışmasıyla yürütülen süreçte Kahramanmaraş örneğiyle ilgili sunum yaptı.
Güngör, özenle yürütülen çalışmalarla 65 çadır kentte 537 bin kişinin barınmasının sağlandığını, 22 bin 425 konteynerde 70 bin kişini geçici olarak barındırıldığını, günlük 25 binin üzerinde sıcak yemek çıkarıldığını, 125 bin çadır dağıtıldığını, 4 bin prefabrik çarşı oluşturulduğunu, bir yandan da kalıcı konutlar için zemin etüdünün yapıldığını ve şimdiye kadar 25 bin konutun hak sahiplerine teslim edildiğini anlattı.
AB’ye deprem nedeniyle verdiği destekler, hibeler ve krediler için teşekkür eden Güngör, bunların kullanım süreçlerinin hızlandırılmasının deprem bölgelerindeki iyileşmeyi hızlandıracağını kaydetti.
UNDP Mukim Temsilcisi Vinton da depremle ilgili yaraları sarmak için birçok şey yapıldığını ancak halen yapılması gereken çok şey olduğunu söyledi.
Depremden etkilenen alanın Portekiz ve Avusturya gibi ülkelerin yüz ölçümünden fazla olduğuna dikkati çeken Vinton, 7 Mayıs’ta Brüksel’de düzenleyecekleri etkinlikte bu konuda farkındalık oluşturmayı hedeflediklerini, uluslararası ortaklara bağış çağrısı yapacaklarını bildirdi.
]]>Şile Belediyesi organizasyonu ve vatandaşların yoğun katılımı ile gerçekleşen 10. Şakayık Şenliği, Şile Belediyesi ve Şile Çevre Gönüllüleri Derneği işbirliğindeki organizasyon ile Hasanlı-Sarıkavak’ta gerçekleştirildi. Garnizon Komutanı Albay Mehmet Sutaşır, Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı, Şile Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Nabi Evren, Gençlik Hizmetleri İlçe Spor Müdürü Bedrettin Naim Arslan, kamu kurum ve kuruluşları amirleri, siyasi parti ve STK temsilcileri ile muhtarlar ve çok sayıda Şileli vatandaşın katıldığı etkinlik renkli anlara sahne oldu.
Çevre, doğa sevgisi ve sürdürülebilir yaşam kavramlarının altı çizildi
Şile Belediyesi ve Şile Çevre Gönüllüleri Derneği işbirliği ile bu yıl 10.’su düzenlenen Şakayık Şenliği, farklı yaş gruplarından pek çok doğa meraklısı vatandaşı Sarıkavak Köy Meydanı’nda buluşturdu. İstanbul Anadolu Yakası’nda sadece Şile Sarıkavak Köyü’nde açan ve Türkiye’de yetişen en önemli endemik bitkiler arasında yer alan Şakayık çiçeğiyle düzenlenen şenlikte 7’den 70’e kamuoyunun gündemine taşınarak, çevresel değerlerin korunması, doğa sevgisi ve sürdürülebilir yaşam kavramlarının altı çizildi.
Şenliğe özel doğa yürüyüşü ve Suat Erdem’den keman dinletisi ziyafeti
Şenlik Keman virtüözü Suat Erdem’in keman dinletisi ile başlarken katılımcılar Suat Erdem’in dinletisine coşku ile eşlik etti. Yöresel börek tadım yarışmasının da düzenlendiği şenlikte yarışmacılar birbirinden lezzetli börekleri jürinin beğenisine sundu. Dereceye giren yarışmacılara sertifikalarını törenle takdim eden Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı yöresel lezzetlerden mancarlı pideyi çok sevdiğini belirterek jüriye tadım esnasında eşlik etti. Katılımcıların şenlik sonunda doğa yürüyüşü yaptığı etkinlikte, yürüyüş severler Sarıkavak’ın eşsiz manzarası eşliğinde oksijen depoladı.
Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı: “Şile şakayık açtı!”
Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı, şenliğin açılış konuşmasında, “Bölgemizin eski ve manevi değerlerine sahip çıkmaktan dolayı çok mutluyuz, onurluyuz ve gururluyuz. Tabii bunda Şile Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı olan Sayın Nabi Evren Ağabeyimizin katkısı çok büyük. Bizlerin Şile bölgesinin Şakayık Çiçeği ve Kum Zambakları gibi bütün endemik bitkilerine sahip çıkmamız lazım. Bugün 10. Şakayık Şenliği’ne çevre illerden ve köylerden gelen değerli misafirlerimiz var. Şenliğimize göstermiş oldukları ilgiden dolayı teşekkür ediyorum.” dedi. 11. Şakayık Şenliği için katılımcılara müjde veren Başkan Özgür Kabadayı: “Bu benim bir belediye başkanı olarak düzenlediğim ilk festivalim. Dün İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu ile telefon ile görüştüm ve kendisinden 11. Şakayık Şenliğine katılacağına dair sözü aldık.” ifadelerini kullandı.
Şile Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Nabi Evren ise “Şile yöremizde son derece doğal, tarihi ve kültürel değerler var. Güzeller güzeli şakayık çiçeğinin bu güzel festivalini 10 yıl evvel Işık Üniversitesi bünyesinde düzenlemeye başlamıştık. Şimdi Şile Belediyemiz ile yine Özgür Kabadayı Başkanımız ile düzenlemeye devam ediyoruz. Başkanımıza katkılarından dolayı teşekkür ederiz” dedi.
Şakayık çiçeği İstanbul’da yalnızca Şile Sarıkavak’ta yetişiyor
Şakayık, şakayıkgiller (paeoniaceae) familyasının tek cinsi paeonia altında yer alan türlerin ortak adı. Şile’de yerel halkın “Zonbak” dediği Şakayık çiçeği Şile’de yalnızca Sarıkavak’ta yetişiyor. Şakayık çiçeğinin açma zamanı, şenliğin gerçekleşme zamanını da belirliyor. Bu nedenle her yıl farklı takvim günlerinde kutlanıyor. – İSTANBUL
]]>Hisarönü Mahallesi Değirmenyanı mevkiinde SAR Arama Kurtarma Derneği Muğla İl Yönetimi tarafından eğitim alanında Muğla ilçelerinden katılan 35 kişilik ve tamamı gönüllülerden oluşan ekibe AFAD koordinesinde verilen tatbikat eğitiminin ikinci gününde AFAD çağrısı üzerine bölgeye intikal, BO (Base of official) alanı kurulumu, arama ve kurtarma ekiplerinin yağmur altında çalışmaları, BO alanındaki koordinasyon ve planlama üzerine eğitimler yapıldı. Eğitimde arama kurtarma köpekleri de görev alırken, arama kurtarma faaliyetleri devam ederken senaryo gereği enkaz altında kalanların yakınlarının telaşı da canlandırıldı.
‘Uluslararası kurallara göre planlama yapıyoruz’
SAR Arama Kurtarma Derneği Bodrum Koordinatörü Mert Başarır “Muğla il temsilciliğimizin hafif akreditasyon, kentsel arama kurtarma eğitimlerini yaparak yeni gelen gönüllülerimizi akreditasyona hazırlıyoruz. Burası akreditasyon sisteminde BO alanı olarak geçer. SAR olarak gelirsiniz afet bölgesine en yakın kurabileceğiniz, en mantıklı yere çadırlarımızı kurup ekibinizi buradan yönlendirirseniz burası da bizim alanımız. Her afette olduğu gibi bazı sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Dolayısıyla güvenlik olayını da had safhada tutuyoruz. Girişlerde ve çıkışlarda gördüğünüz gibi güvenlik arkadaşlarımız duruyor. Yönetim çadırlarımızı burada uzun afetler için, konaklama çadırlarımızı burada bu şekilde hazırlanıyoruz. Uluslararası kurallara göre kurulmuş bu alanımız da 35 kişilik ekibimizin içinde ulaşım ekibimiz, lojistik ekibimiz, mutfak ekibimiz, banyo sanitasyon, medikal ekibimiz ve arama kurtarma ekiplerimiz mevcut. Arama kurtarma ekiplerimizi değişmeli olarak sahada tutuyoruz. Onun dışında güvenlik ekibimiz ve dinlenmekte olan ekibimiz, diğer lojistik depo alanı sorunlarımız hepsi burada bu alanında oluyorlar’ şeklinde bilgi verdi.
“Önce teorik bilgi sonra uygulama eğitimi verildi’
AFAD Koordinesinde SAR Muğla İl temsilciliği tarafından verilen ve 48 saat süren Kentsel Arama Kurtarma Eğitimi, koordinasyon tatbikatı ile ilgili bilgi veren Muğla İl temsilcisi ve eğitmen, Doktor Onur Güney Yılmaz ” Aynı zamanda derneğin genel olarak merkez yönetimde görev alıyorum. Bütün medikal süreçler, tıbbi süreçler benim üzerinden, koordinasyon benim üzerinden ilerliyor. Cuma gecesinden itibaren ekibin konaklamasını yaptık. Ardından teorik eğitimlerle başladık. Teorik eğitimlere daha önce de vermiştik yine de kısa bir özet geçmemiz gerekiyor. Ekibin ne yapacağına dair eğitim başlıkları, öncelikle intikal, bir afet çağrısı geldiğinde ekibin toplanması, bu ekibin toplanıp hazırlıklarını ivedilikle tamamlayıp afet bölgesine çıkışa hazır hale gelmesi. Çıkarken doğru şekilde araçların olay yerine intikal etmesi. Olay yerinde ilk önce kurmaları gereken operasyon üssünün kurulumu, ardından operasyon tamamlanıp afetten müdahale etmeleri gereken ihbar adresini aldıklarından sonra kurtarma ekibinin ihbar bölgesine, enkaz bölgesine intikal etmesi ve enkaz sürecinde yapacakları işlerin eğitimini yaptık” dedi.
‘Eğitimler devam edecek’
SAR Arama Kurtarma Derneği Marmaris Koordinatörü Erdal Yaşar 48 saatlik eğitim tatbikatı için ‘Bugün ikinci etaptayız. Aabahleyin bir AFAD’tan acil çağrı aldık. Vermiş oldukları koordinatlara ekiplerimiz araçlarıyla intikal etti. Daha sonra harekat üstümüz denilen BO alanımızı kurduk. Yönetim çadırımızı, lojistiği kurduk daha sonrasında ekipmanlar taşındı. bu burada aslında çalışan arkadaşlarımızın hepsi yeni gönüllülerimiz. Yani entegrasyon devlete entegre olacak, AFAD da entegre olacak, akreditasyon süreçlerine girecek bir ekip bu. Yaklaşık 35 kişilik bir ekibimiz ve depremde arama kurtarma ve hafif seviye olarak geçiyoruz biz ve tek yıldız arama kurtarma olarak geçiyoruz. ” diyerek enkazdan arama, kurtarma ve içeride bir yaralı var ise nasıl kurtarılıp sağlık ekiplerine teslim edileceğinin eğitimin sürdüğünü belirtti. – MUĞLA
]]>Derbent Mahallesi sakinleri yıllardır bekledikleri tapularına kavuştu
DENİZLİ – Denizli’nin Buldan ilçesinde 1967 yılında baraj yapılacağı gerekçesiyle taşınan 400 nüfuslu 90 haneli Derbent Mahallesi sakinleri, aradan geçen 57 yıl sonra tapularına kavuşmanın sevincini yaşadı. Konuyu yıllardır gündemde turan mahalle muhtarı, emeği geçen yetkililer teşekkür etti.
1967 yılında dönemin Adalet Partisi iktidarında Derbent köyüne sulama barajı yapılması kararı alındı. Baraj yapılacak olmasından dolayı Derbent Mahallesi baraj alanı içerisinde yani su altında kaldı. Dönemin bakanlar kurulu kararı ile mahallenin baraj alanı dışına taşınması kararı alındı ve uygulandı. Mahalle alınan kararla birlikte baraj alanının yaklaşık 10 kilometre dışından yeniden kuruldu.
Mahalle, Fatıma Bağcı isimli şahıstan alınan 46 dönüm arazi üzerine yeniden kuruldu. Fakat farklı gerekçelerden tapunun devir teslim işlemi gerçekleşmedi ve arazi sahibi Bağcı İzmir’e taşındı. Aradan geçen süre içerisinde Bağcı ve eşi vefat edince belli bir süre sonra da arazi hak sahibi olmadığı için hazine arazisi olarak tapulandırıldı. Aradan seneler geçmesine rağmen mahalledeki 90 yapı ve tarım arazilerinin tapuları çıkarılamadı.
2020 yılında yıllardır devam eden tapu sorununu kamuoyu gündemine getiren dönemin mahalle muhtarı Yaşar Öz, “Devir etmek isteyen vatandaşlarımız var. Devir teslim işlemlerini tapu olmadığı için yapamıyorlar. Bu mağduriyetin bir an evvel çözülmesini devlet büyüklerimizden talep ediyorum. Köyümüzde camimiz, sağlık ocağımız, okulumuz hepsi var. Devlet kurumu olarak kurumlarımız var ama bir türlü tapumuz yok. Köyün tapusunu bir an evvel alınmasını talep ediyorum” derken; köyün eski yerleşim yerinden bu yana olan süreci anlatan Mustafa Akten ise “Bu derbent köyümüz 1967 yılında inşaatı biten derbent barajı sonrasında köyümüz buraya geldi. Köyümüz buraya gelmeden önce köy muhtarlığı aracılığıyla üzerinde bulunduğumuz tarla köy muhtarlığı tarafından Buldan’da ki bir şahıstan alındı. Tarlanın tapu işlemleri çeşitli gerekçelerden alınamadı. Daha sonraki yıllar içerisinde diğer muhtarlarda bu sorunu çözemediler. Ancak köyümüzde gerekli olan tüm devlet hizmetleri müracaatlar sonucu olarak geld. Köyümüz var olduğu halde seçimlerde de oy kullandığımız, vergilerimizi de verdiğimiz halde bir türlü köyümüzün tapusu verilmedi. Şu anda da yeni muhtarımız tapuların alınması için gerekli müracaatlarını yapıyor. Bu işlemlerin bir an önce bitirilmesi gerektiği kanaatindeyiz. 53 yıldır köyümüzdeki insanlar mağdur durumdadır. Tapular 53 yıldır alınamadı. Bir türlü köyümüzün tapuları verilmedi. Hazineye geçirildi. Geçmiş dönem muhtarlara kolaylık olur diye ‘hazineye geçsin’ demişler. Tüm ilgililerin bu konuyu göz önünde bulundurarak köyümüzün mağduriyetini gidermek için tapuları bir an öncesi vermeleri gerekmektedir diye düşünüyoruz” ifadelerini kullanmıştı.
Tapu sorunu 57 yıl sonra çözüldü
Yaklaşık 400 kişinin yaşadığı, oy kullanılan, vergi verilen hatta okul, sağlık ocağı ve cami gibi devlet kurumlarının bulunduğu köydeki tapu sorunu nihayet mutlu sonla noktalandı. Yaklaşık 88 hak sahibi vatandaş, 57 yıldır yaşadıkları sorunun çözüme kavuşturulmasının ardından tapularını almaya hak kazandı.
Buldan Belediye Başkanı Mehmet Ali Orpak, Buldan Tapu Müdürlüğünde hak sahibi vatandaşların tapularını almalarının sevincine ortak oldu. Yıllardan bu yana çekilen sıkıntıların sona ermesinden dolayı büyük sevinç yaşadığını dile getiren Başkan Orpak, “Yılların tapu sorunu artık çözüme kavuşmuştur. Bende vatandaşlarımız gibi bu sorununun çözülmesinden dolayı mutluyum. Artık vatandaşımız kendi evinde barkında, daha mutlu ve daha refah içinde yaşayacaktır. Tapularımız Buldan’ımıza ve Derbent Mahallemize hayırlı uğurlu olsun” dedi.
“Köylümüz tapularını aldığı için mutlu”
Mahalle muhtarı Yaşar Öz ise “Köyümüz yıllar önce baraj yapımı nedeniyle taşınmıştı. Taşınmanın ardından vatandaşlarımız tapularını alamamıştı. Uzun yıllar uğraşmamıza rağmen tapularımızı alamıyorduk. Buldan Belediyesi ve bizim girişimlerimiz sonucunda tapularımızı vatandaşlarımıza kazandırdık. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Köylümüz tapularını aldığı için mutlu” ifadelerini kullandı.
]]>Yeryüzünde bulunan güvercinlerin ayrı ayrı barındırdıkları ırk, fiziki özellik, ses ve oyunculuğunu tek başına bünyesinde barındıran Kelkit Tepelisi, birçok güvercin meraklısı vatandaşın dikkatini üzerine çekiyor.
Erzincan’da güvercin yetiştiricileri haftanın belirli günlerinde belirledikleri bir kahvehanede bir araya gelerek günün büyük bir bölümünü güvercinler üzerine sohbet ederek geçiriyorlar.
Rivayete göre yetiştiricisinin ömrünü uzattığı ve üzerindeki bütün nazarı aldığı belirtilen Kelkit Tepelisi ile ilgili sohbetlere katılmak için meraklıları çevre illerden kilometrelerce yol kat ederek geliyor.
Atalarından kalma bir gelenek olarak adlandırdıkları Kelkit Tepelisi yetiştiriciliğini sürdüren yetiştiricileri Halep’ten getirilen bir ırk olan Kelkit Tepelisinin zamanla bölgeye adaptasyonu sağlandığını ve Kelkit ve Erzincan bölgesine has bir ırk olduğunu söyledi.
“Güvercin besleyen insanların ömürleri uzun olur derdiler”
Bölgeye has Kelkit Tepelisi’ni Erzincan’da yetiştiren Murat Taşkın, “Babalarımızdan, dedelerimizden ve atalarımızdan görerek, sürekli bakıp beslediğimiz Kelkit Tepelisi bu bölgeye has endemik bir ırktır. Yeryüzünde birçok güvercin ırkı var, kimisi kostümlüyle, kimisi sesiyle, kimisi de oyunuyla ön planda. Hepsini içinde barındıran tek ırk ise Kelkit Tepelisi. Halep’ten getirilmiş bir ırk. Yıllar içerisinde kırılarak, iklimin ve havanın etkisiyle de burada evrim yaşamış bir ırk. Kelkit ve Erzincan bölgesine has bir ırk. Bu güvercin açık alanda da kapalı alanda da oyununu sergileyebiliyor. Bu özellikle de birçok güvercin severin dikkatini üzerine çekiyor. Biz hobi olarak bakıp, besleriz. Bu kahvehane Erzincan’da güvercin besleyen arkadaşların buluştukları bir mekan. Hiç birbirini tanımayan insanları güvercinler ortak bir paydada bir araya getiriyor. Herkes kendi güvercinini anlatıyor. En iyi renk bende, en iyi oyun kuşu bende diye. Kış aylarında özellikle bu güvercinin seyir turnuvaları yapılır. İlgi ve katılımı yüksek seyirler yapılır. Bu endemik kuş türü ona gönül vermiş insanların elinde onların çabasıyla yürütülmeye çalışılıyor.” dedi.
Atalarından bu güvercinin iki özelliği olduğuna dair rivayetler olduğunu aktaran Taşkın, “Bu güvercini besleyen insanların ömürleri uzun olur derdiler. Biz bunu analiz ettik. Bütün güvercinlere bakan amcalarımız, büyüklerimiz hep emsallerinden daha geç öldüler. Halk arasında nazar dediğimiz bakışların, kem gözlerin sahibinin üzerinden çekip alıyormuş. Bunu da denediler. Bende 30 çift kuş var. Kedi içeriye girse en sevdiğimi alıp götürür. Atmaca girsin en değerli kuşumuzu alır. Hastalık girsin yine aynı şekilde en çok sevdiğimiz kuşu alıp götürür. Sahibinin üzerindeki nazarı kuş kendi üzerine alır derlerdi ve biz bütün kuşçular olarak tecrübe edindik” diye konuştu.
“Kuşçu olan insanlar o kuşun içine girdiği zaman dünya ile irtibatı kesilir”
Erzurum’dan sırf kuş sohbetine katılmak için vatandaşların Erzincan’a geldiğini söyleyen kuşçu Hasan Demirel de “11 yaşından beri kuş besliyorum. Büyüme çağlarında bizden eski abilerimizin anlatımıyla, eskiden kahve olmadığı için ahırlarda kuşu beslermişler eğlence diye. Şu anda da arkadaşlar buna gönül vermişler ama eskisi gibi değil. Şu an bu azaldı ama yine devam ediyor. Arkadaşlar ahır olmadığı için özel yerler yapıyorlar. Bu bir hobi ve sevgi. Tabiri caizse kuşçu olan insanlar kuşu iyi anlıyorsa o kuşun içine girdiği zaman dünya ile irtibatı kesilir. Yemek, içmek hiçbir şey aklına gelmez saatlerce. Bu böyle bir sevda. Gençlerimiz de bizden sonra devam ettiriyor.” ifadelerini kullandı. – ERZİNCAN
]]>Şenlik, Göztepe’de bulunan Selamiçeşme Özgürlük Parkı’nda gerçekleştirildi. Kadıköy Belediyesi, şenliğe katılan herkese domates, roka, biber, hıyar, kabak, dereotu ve maydonoz tohumları hediye etti. Etkinlikte yerel üreticiler de birbirleriyle atalık tohum takası yaptı. 30’dan fazla üretici ve kuruluş açtıkları stantlarda doğal ve ekolojik şartlarda yetişen yerli ürünlerini tanıttı.
TOHUM TAKAS ŞENLİĞİNE YOĞUN İLGİ
Kadıköy Tohum Takas Şenliği, her yıl olduğu gibi bu yıl da hem çocuklar hem de yetişkinlere özel birçok etkinliğe ev sahipliği yaparak İstanbullulardan yoğun ilgi gördü. Kadıköy’de etkili olan sağanak yağmura rağmen şenliğe katılan vatandaşların bazıları ekolojik tarım ve atalık tohumun önemiyle ilgili bilgilerini tazeledi bazıları ise ilk defa atalık tohumlarla tanışma fırsatı buldu. 3. Kadıköy Tohum Takas Şenliği’nde 6 farklı başlıkta atölyeler ile Tohumun Önemi başlıklı bir panel de düzenlendi. Ziraat Yüksek Mühendisi Gökhan Turan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Murat Kapıkıran, Çiftçi Berin Ertürk, Tarım Yazarı Abdullah Aysu konuşmacı olarak katıldı.
“TOHUM TAKASINI ÇOK ÖNEMSİYORUZ”
Şenlikle ilgili açıklamalarda bulunan Kadıköy Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü Serpil Bayram, “Kadıköy Belediyesi olarak bu yıl, 3. Tohum Takas Şenliğimizi kutluyoruz, yapıyoruz. Tohum takasını biz çok önemsiyoruz. Çünkü atalık tohum gerçekten bize bırakılmış bir miras. Amacımız bu tohumları yaygınlaştırmak, çoğaltmak ve daha kaliteli ürüne ulaşmak. Devamında da her sene bu tohum takas şenliğini yapmayı planlıyoruz” dedi.
“MUTFAKLARIMIZI MARKETLERİN UZANTISI OLMAKTAN KURTARMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Yaşam Dostu Gıda Dayanışma Grubu üyesi Nezih Gençler de gıda topluluğu olarak gerçekleştirdikleri çalışmaları şu sözlerle anlattı:
“Buraya Şişli’den geliyoruz. Doğal üretim yapan, ot, böcek öldürücü kullanmadan, kimyasal gübre kullanmadan üretim yapan üreticilerimizden alıp getirip tüketicilerle paylaşıyoruz. Ben ekşi mayalı ekmek yapıyorum. Probiyotik yoğurt yapıyoruz. Mutfaklarımızı marketlerin uzantısı olmaktan kurtarmaya çalışıyoruz. Çünkü marketler raf ömrünü uzatıcı katkı maddeleriyle, organik adı altında bir sürü kimyasal kullanılan ürünlere mahküm ediyor. Biz de kendi mutfaklarımızda kendimizin üretebildiği ürünleri üretip dostlarımızla, komşularımızla paylaşıyoruz.”
“BU ŞENLİK, İNSANLARA ATA TOHUMLARI KULLANMAYI YENİDEN HATIRLATACAK”
Kadıköy Tohum Takas Şenliği’ne Balıkesir’den gelen yerel üretici Nur Ege Orcan ise “Bu tohum takas şenliğinin insanlara ata tohumlarını kullanmayı yeniden hatırlatacağını, sağlığa dönüş şeklinde bir mesaj vereceğini düşünüyorum. Etkinliği çok yararlı buluyorum. Biz de Balıkesir’den bir üreticiyiz. Burada yeni insanlarla tanışma ve doğal ürünlerimizi yeni insanlarla tanıştırma fırsatımız oldu. Kadıköy Belediyesi’nin böyle bir etkinlik düzenlemesini çok faydalı buluyorum” diye konuştu.
Önceki yıllarda gerçekleştirilen tohum takas şenliklerine de katılan Kadıköylü üretici Bora Aysun da “Buradan aldığım tohumları dikiyorum, kullanıyorum, üretiyorum. Ben de buraya getirip takasa katılıyorum. İnsanlara veriyorum. Böyle bir etkinlikten çok memnunum” dedi.
]]>Tokat’ta yaşayan 50 yaşındaki İlker Aydın, 1998-1999 eğitim-öğretim döneminde Erbaa Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı Hacı Fatma Uslu İlköğretim Okulu’nda ücretli öğretmenlik yaptı. İddiaya göre bu süre zarfında sigorta girişi yapılmayan Aydın, bu nedenle EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) statüsüne geçemedi. Durumu araştıran Aydın, aynı dönemde ücretli öğretmenlik yapan arkadaşı Yeliz Ünal Özlü’nün ilçe milli eğitim müdürlüğünden aldığı ücret bordrolarını SGK’ya bildirerek emekli olduğunu öğrenince, kendisi de benzer belgeyi almak için başvuruda bulundu. İlçe milli eğitim müdürlüğü, Aydın’ın o dönemde çalıştığını kabul ettiğini belirterek öğrencilere verdiği ders notlarını vermesine rağmen bilinmeyen bir sebeple ücret bordrosunu vermedi. Bu durumu hukuki mücadeleyle çözmeye karar veren Aydın, banka dekontunu alması halinde emeklilik hakkı kazanabileceğini iddia ediyor.
“Çalıştığımı kabul ediyor ama ücret bordromu vermiyor”
İhlas Haber Ajansına özel açıklamalarda bulunan EYT mağduru İlker Aydın (50), “1998-99 eğitim-öğretim yılında Erbaa ilçesi Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Hacı Fatma Uslu İlköğretim Okulu’nda ücretli öğretmenlik yaptım. Aynı yıl benim gibi ücretli öğretmenlik yapan Erbaa Tapu Müdür Yardımcısı Yeliz Ünal Özlü, ilçe milli eğitim müdürlüğünden ücretli öğretmenlik yaptığına ilişkin ücret bordrolarını alarak SGK’ya verdiği için emekli oldu. Aynı yöntemi ben izlemek istediğimde de Erbaa Milli Eğitim Müdürlüğü o dönemde çalıştığımı kabul ediyor, hatta öğrencilere vermiş olduğum ders notlarını bana gönderiyor. Ancak ücret bordrosunu bana göndermiyor. Arşiv yönetmeliğinin 43. Maddesinde maaş ve ücret bordroları ilgili kurumda süresiz saklanır der. Bunu süresiz saklaması gerekiyor. Öğrendiğim kadarıyla da zaten maaş bordrolarım duruyor. Ama bana vermiyorlar” dedi.
“1998 yılında devlet bizi sigortasız çalıştırmış”
Her vatandaşın kanun önünde eşit olduğunu hatırlatan Aydın, “1998-99 eğitim-öğretim yılında ücretli öğretmenlik yaptığıma ilişkin Erbaa Milli Eğitim Müdürlüğü ücret bordrolarımı verirse ben de SGK’ya vereceğim. SGK’da bordroları inceleyecek ve beni emekli edecek. Mağduriyetim de giderilmiş olacak. Belli ki devlet bizi 1998-99 eğitim-öğretim yılında sigortasız çalıştırmış. Ama arkadaşımı da sigortasız çalıştırmış. Arkadaşım Yeliz Ünal Özlü ücret bordrolarını aldığı için SGK’da ona hakkını verdi. Ben de hakkımı istiyorum. Anayasanın 10. Maddesinde her vatandaş kanun önünde eşittir der. Ben de anayasanın bana vermiş olduğu o hakkı talep ediyorum. Devlet kurumları arkadaşım Özlü’ye nasıl hizmet ettiyse ben de devletimden aynı hizmeti istiyorum. Erbaa Milli Eğitim Müdürlüğünden maaş ve ücret bordromu alırsam ben de EYT’li olacağım. Şunu da belirtmek istiyorum ki arşiv yönetmeliğiyle ilgili durumu da belirterek CİMER’e ilçe milli eğitim müdürlüğünü şikayet ettim. Müdürlükte cevabında ücret bordrolarını ekte gönderdik diyor ama yine bakıyorum ki öğrencilerime vermiş olduğum ders notlarını gönderiyor. Devletin kurumu devleti kandırıyor” diye konuştu. – TOKAT
]]>Çerkez Dili ve Kültürü Anabilim Dalı’nın Düzce Üniversitesi’nde eğitim-öğretime başlamasının 10. yılı nedeniyle düzenlenen programın ikinci ve son günü; Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kafkas Dilleri ve Kültürleri Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Fehmi Altın’ın konuşmasıyla başladı. Çerkez Dili ve Kültürü Anabilim Dalı’nın kuruluşundan bugünlere gelmesinde emeği olan herkese teşekkür eden Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Altın, öğrencilere uluslararası geçerliliği olan kaliteli bir eğitim-öğretim niteliği kazandıracaklarını ifade etti.
Düzce Üniversitesi Kafkas Dilleri ve Kültürleri Bölümü Çerkez Dili ve Kültürü Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mira Nuhovna Haçemizova, kendileri için bugünü bayram olarak nitelendirerek, Adige dilini ve kültürünü nesilden nesile aktardıklarını söyledi.
Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Duygu Ekinci, Fen Edebiyat Fakültesi Kafkas Dilleri ve Kültürleri Bölümü hakkında bilgiler paylaşarak bu bölümleri bölgeye kattıkları için destek olanlara teşekkür etti. Çerkez Dili ve Edebiyatı’nın var olduğunu belirten Prof. Dr. Duygu Ekinci, bu bölümlerin 100. yıl kutlamalarının da yapılmasını temenni ederek sözlerini sonlandırdı.
Düzce Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlhan Genç, Düzce Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu döneminde kendisinin Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevindeyken Çerkez Dili ve Kültürü Anabilim Dalı’nın kurulma sürecinin başladığını söyleyerek, bir hayalin gerçekleştiğini ve büyük bir özveriyle bugünlere gelindiğini dile getirdi. Lisans programının yanı sıra yüksek lisans ve doktora programını da açtıklarına dikkat çeken Prof. Dr. İlhan Genç, halkın da büyük desteği olduğunu vurguladı.
Düzce Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu, dünyadaki dillerin de konuşulmadıkları, yazılmadıkları ve aktarılmadıkları zaman öldüklerini söyleyerek, Düzce Üniversitesi’nde Çerkez/Adige dilini yaşatmak, konuşulan bir dil olarak tutmak ve nesilden nesile sözlü ve yazılı dil ve kültür ürünleriyle aktarımını desteklemek üzere Çerkez Dili ve Kültürü Programının açılışının 10.yılında büyük onur duyduğunun altını çizdi.
Adige Devlet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Davud Mamiy yaptığı konuşmada, 10 yılın hızlı geçtiğini ifade ederek çok mutlu ve gururlu olduğunu dile getirdi. Yeni protokollerle daha güçlü iş birlikleri oluşturduklarını söyleyen Prof. Dr. Davud Mamiy, bu 10 yıllık tecrübenin gelecek için daha büyük imkan ve fırsat tanıyacağına işaret etti.
Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nedim Sözbir ise, Çerkez Dili ve Kültürü Anabilim Dalı’nın Düzce’de olmasının çok önemli olduğuna dikkat çekti. Dillerin ölmemesi için Düzce Üniversitesi’nin bu girişiminin çok isabetli olduğunu belirten Rektör Sözbir, dillerin bizim mirasımız ve güzelliklerimiz olduğunu sözlerine ekledi. Çerkez Dili ve Kültürü Anabilim Dalı’nın 10. yılında kuruluşundan bugüne destek olan Düzce Üniversitesi Rektörlerine, akademisyenlerine ve Adige derneklerine teşekkür ederek konuşmasını noktaladı.
Çevrim içi bağlantılar ve Adige Devlet Üniversitesi öğrencilerinin hazırladığı online sunumlarla devam eden programda, Düzce Üniversitesi Çerkez Dili ve Kültürü Anabilim Dalı öğrencilerinin hazırladığı oldukça başarılı edebi çalışma ve sunumlar, katılımcılar tarafından ilgi ve beğeniyle takip edildi. Son olarak Düzce Adige Kültür Derneği’nin Wararida Mızıka grubunun müzikal görsel şovu, programa özel bir anlam ve renk kattı.
Çerkez Dili ve Kültürü Günleri Etkinliği 10. Yıl Kutlama Programı, Gala Yemeği ile sona erdi. Gala yemeğine Vali Selçuk Aslan, Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü, Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nedim Sözbir, Adige Devlet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Davud Mamiy ve davetli konuklar katıldı. Gala Yemeği’nde Çerkez Dili ve Kültürü Anabilim Dalı’nın kurulması ve gelişmesine katkı sunanlara teşekkür edilerek bu özel günle ilgili duygu ve düşünceler paylaşıldı. – DÜZCE
]]>UYARI: Bu haber, bazı okuyucularımızın rahatsız edici bulabileceği açıklamalar ve görseller içeriyor.
Geçtiğimiz altı ayın en kötü anlarından biri hepimizin sokakta uyuduğu geceydi. Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta şiddetli soğuktan birbirine sokulmuş eşimin ve çocuklarımın yüzlerine baktığımda çaresiz hissettim.
19 yaşındaki ikizlerim Zakia ve Batul, 14 yaşındaki kızım Yumna, sekiz yaşındaki oğlum Mohamed ve beş yaşındaki en küçük kızım Razan, anneleri Zaynab ile birlikte kaldırımda yatıyorlardı.
Filistin Kızılayı Derneği’nin genel merkezinin önünde dinlenmeye çalışırken top atışlarının sesleri gece boyunca yankılandı ve tepemizde İnsansız Hava Araçları (İHA) vızıldadı.
Kiralayacak bir daire bulmayı başarmıştık ama ev sahibi o gün önceden arayıp İsrail ordusunun binanın bombalanacağı konusunda kendisini uyardığını söylemişti. Ben o sırada çalışıyordum ama ailem çantalarını alıp kaçtı.
Filistin Kızılayı genel merkezinde buluştuk, halihazırda yerinden edilmiş insanlarla doluydu.
Erkek kardeşimle birlikte bütün gece karton kutuların üzerinde oturup ne yapmamız gerektiğini konuştuk.
Birkaç gün önce, 13 Ekim’de, İsrail ordusu Gazze’nin kuzeyindeki herkese güvenlik için güneye gitmelerini söyledikten sonra, Cibaliye kasabasındaki evlerimizden, sahip olduklarımızın çoğunu geride bırakıp kaçmıştık.
Taşınmamız söylenen bölgede bombalanmaktan yeni kurtulmuştuk. Aileme hiçbir koruma sağlayamadığım için kızgın, küçük düşürülmüş ve berbat hissediyordum.
Sonunda ailem Gazze’nin merkezindeki Nuseyrat’ta bir daireye taşındı, ben BBC ekibiyle birlikte Han Yunus’taki Nasır Hastanesindeki bir çadırda kaldım. Onları birkaç günde bir ziyaret ediyordum.
İnternet ve telefon sinyalleri yer yer kesildiği için iletişim kurmakta zorlanıyorduk. Bir keresinde ailemden dört ya da beş gün boyunca haber alamadım.
Han Yunus’ta -yaklaşık yedi kişilik- BBC ekibi olarak günde bir öğün yemek yiyorduk. Bazen yemek olduğunda bile yemiyorduk çünkü tuvalet için gidecek yer yok denecek kadar azdı.
Bu süreçte arkadaşım Al Jazeera televizyonunun Gazze büro şefi Wael Dahdouh korkunç bir kayıp yaşadı.
Ailesinin kaldığı ev İsrail’in hava saldırısında vuruldu. Eşi, ergenlik çağındaki oğlu, yedi yaşındaki kızı ve bir yaşındaki torunu öldürüldü.
İsrail ordusu sivil kayıplarını azaltmak için “makul önlemler” aldığını söylüyor ve bu vakada “bölgedeki Hamas terörist altyapısını hedef aldığını” açıklamıştı.
20 yıldır tanıdığım arkadaşımın Gazze’nin merkezinde çocuklarının kefenlerine sarıldığı görüntüleri izledim. Onun yanında olabilmeyi diledim.
Onun haberi, başka arkadaşların, akrabaların ve komşuların ölüm haberleriyle birlikte geldi. Kalbim acıyordu. Savaşta yaklaşık 200 kişiyi kaybetmiştim.
O gün haberi sunarken canlı yayında ağladım. Gece yanaklarımdan yaşlar süzülerek uyandım. Wael’in görüntüsü aklımdan çıkmıyordu.
15 yıldır Gazze’deki çatışmaları takip ediyorum ama bu savaş, onu tetikleyen benzeri görülmemiş saldırıdan kayıpların boyutuna kadar ayrı bir yere sahip.
7 Ekim günü saat 06.15’te büyük patlamalar ve çocuklarımın çığlıklarıyla uyandım. Çatıya çıktım ve Gazze’den İsrail’e atılan roketleri gördüm.
Hamas’ın – yaklaşık 1.200 kişinin öldüğü ve 250 kişinin rehin alındığı saldırıda – İsrail sınırını aştığını anladığımızda İsrail’in tepkisinin daha önce gördüğümüz hiçbir şeye benzemeyeceğini biliyorduk.
Hamas yönetimindeki Sağlık Bakanlığına göre şu anda Gazze’de 34 binden fazla insan öldürüldü. Yaralanma ve ölüm riski devam ediyor.
Savaşın başlamasından iki gün sonra yiyecek stoklamak için aceleyle Cibaliye’deki pazarımıza gittim. Aynı amaçla gelen çok sayıda kişiyle kalabalıktı.
Ancak ben ayrıldıktan 10 dakika sonra bölge yoğun bir şekilde bombalandı. Birkaç dakika önce alışveriş yaptığım büyük pazar da dahil olmak üzere bütün bir yer yok edildi.
Mağaza sahiplerinin yüzlerini tanıyordum. Çoğu ölenler arasındaydı.
Uluslararası Af Örgütü, en az 69 kişinin öldüğü saldırının savaş suçu olarak incelenmesi gerektiğini açıkladı.
İsrail ordusu BBC’nin bu olayla ilgili sorusuna yanıt vermedi.
İsrail ordusu savaş boyunca, operasyonlarının sivillerin yaşadığı bölgelerde faaliyet gösterdiğini iddia ettiği Hamas’ı hedef aldığını açıkladı.
Ayrıca “askeri hedeflere yönelik saldırıların uluslararası hukukun ilgili hükümlerine tabi olduğu” da belirtiliyor.
Savaştan önce Cibaliye güzel ve sakin bir kasabaydı. Orada doğdum; ailemle birlikte sevgi ve gelecekle ilgili planlarla dolu, sade ve mutlu bir hayat yaşıyordum.
Kasabanın doğusunda kendi ellerimle zeytin, limon ve portakal ağaçları diktiğim bir çiftliğim vardı. Huzurluydu, işten sonra orada çay içmeyi severdim.
Evlerimizi ve BBC’nin Gazze Şehrindeki ofisini geride bırakarak Gazze’nin kuzeyinden Han Yunus’a doğru kaçmaya karar verdiğimiz gün, hayatımda bir dönüm noktasıydı.
Ailem ve ben, bir arabaya 10’dan fazla kişi sığdırılmış halde, yaya ya da eşya yüklü araçların içindeki on binlerce insanla birlikte tek bir yol boyunca, güneye doğru zorlukla ilerledik.
Yolculuk, yolun her iki tarafındaki yakın bölgelere hava saldırılarıyla kesintiye uğradı. Ailemin ve kalabalığın yüzlerinde kafa karışıklığı, keder ve belirsizlik vardı.
Çocuklar bana, “Nereye gidiyoruz? Yarın dönecek miyiz?” diye sorup duruyordu.
Gerçekten çocukluğumun, ebeveynlerimin ve nişan günümüzde eşimle çekilmiş fotoğrafların olduğu albümümüzü yanıma almış olsaydım. Babam Arapça öğretmeniydi, keşke o öldükten sonra sakladığım bazı kitaplarını da alsaydım.
Daha sonra bir komşumdan evimin tamamen yıkıldığını, çiftliğimin yandığını öğrendim.
Güneye doğru korkunç ve gerçeküstü yolculuktan ve Kızılay genel merkezinin dışarısındaki gecemizden sonra, birkaç hafta boyunca Han Yunus’tan çalışmaya devam ettim. Ailem hâlâ Nuseyrat’taydı ve onlardan ayrı kalmak duygusal açıdan beni çok etkiledi.
Ardından Aralık ayı başlarında İsrail, Gazzeliler’e Han Yunus’un bazı bölgelerini terk etmelerini ve Refah dahil daha güneydeki diğer bölgelere gitmelerini söylemeye başladı.
İsrail ordusu beni ve ailemi birbirimize bağlayan kuzeye giden ana yolu da kapattı. Onlara nasıl ulaşacağımı ya da ulaşırsam nereye gitmemiz gerektiğini bilmiyordum. Refah zaten yüz binlerce insanla aşırı kalabalık haldeydi ve kalacak yer neredeyse yoktu.
Günlerce karmaşık duygularla boğuştum. İsrail güçlerinin ana yollara doğru ilerlediği; güneyi orta ve kuzey bölgelerden ayırmayı amaçladığı yönünde haberler yayıldı. Benim ya da ailemin öldürülmemizden ve birbirimizi bir daha göremeyeceğimizden çok korkuyordum.
İlk defa kendimi kaybettiğimi hissettim. Hangi gün olduğunu bile bilmiyordum. İşi bırakıp ailemin yanına dönmeyi düşündüm. Ölürsek birlikte ölürdük.
Sonunda 11 Aralık’ta bir meslektaşımla birlikte arka yoldan Nuseyrat’a doğru yola çıktık. Oraya vardığımda en küçük çocuklarım bana sarılmak için koştular, Razan boynuma uzandı ve sımsıkı tutundu.
Aileyi Refah’a taşımayı başardık. BBC ekibi de oraya taşınmış ve haber yapmaya devam etmişti. Bazı korkunç anlar yaşadık.
Aralık ayı sonlarında İsrail ordusunun Gazze’deki yetkililere yaklaşık 80 cesedi teslim ettiği haberini ben aktarıyordum. Ordu, aralarında rehine olup olmadığının kontrol edilebilmesi için cesetleri Gazze’den İsrail’e götürdüğünü açıkladı.
Büyük bir kamyon Refah bölgesindeki mezarlığa girdi. Konteyner açıldığında çok yoğun bir koku yayıldı. Önlüklü ve maskeli adamlar, mavi plastiğe sarılı kalıntıları, bir kepçenin kumlu zeminde kazdığı toplu mezara yerleştirdi.
Daha önce hiç böyle bir sahne görmemiştim. Ne kadar korkunç olduğunu anlatmak zor.
Ocak ayında, Refah’taki bir hastaneye getirilen birkaç cesetle ilgili haberi aktarıyordum; bunlar arasında Wael Al-Dahdouh’un en büyük oğlu Hamza da vardı, Al Jazeera için çalışan bir gazeteciydi.
Wael’e bunu kim söyleyecekti? Halihazırda karşılaştığı trajedilerden sonra imkansız görünüyordu. Meslektaşlarımdan birinin Wael’in bir yakınını arayıp haberi ilettiğini bile duymak istemedim.
Hamza ve meslektaşı serbest kameraman Mustafa Thuraya, bölgedeki başka bir saldırının haberini yaptıktan sonra İsrail’in arabalarına düzenlediği hava saldırısında öldürüldü.
İsrail ordusu bu kişilerin “Gazze merkezli terör örgütlerinin üyesi olduklarını” iddia ediyor. Aileler ve Al Jazeera iddiaları asılsız olduğu gerekçesiyle reddediyor.
İsrail ordusu ikilinin insansız hava araçları kullanarak “ordu birliklerine yakın bir tehdit oluşturduğunu” söyledi, ancak Washington Post gazetesinin araştırmasında “ikisinin de o gün gazetecilik dışında başka bir faaliyette bulunduğuna dair hiçbir işaret bulunamadı”.
Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütüne göre 7 Ekim’den bu yana Gazze’de 100’den fazla gazeteci öldürüldü; bunların büyük çoğunluğunun Filistinli olduğu biliniyor.
İsrail ordusu, “gazetecileri asla kasten hedef almadığını ve almayacağını” söylüyor.
Ordu, “Gazeteciler de dahil olmak üzere sivillere zararı azaltmak için operasyonel olarak mümkün olan tüm önlemleri aldığını” ancak “aktif bir savaş bölgesinde kalmanın doğası gereği riskler taşıdığını” belirtiyor.
Sonunda BBC ekibinin ailelerinin Gazze’den ayrılma izni aldığı haberi geldi. Dört hafta sonra biz de nihayet Mısırlı yetkililerin kolaylaştırıcılığıyla Refah sınır kapısından ayrıldık.
Bunları Katar’da yazıyorum. Ama ben burada temiz bir otelde yemek yerken, Cibaliye’de yemek için ot söküp hayvan yemi öğüttüklerini biliyorum. Yemek yemek bana zor geliyor; zehir yemek gibi.
Gelecek bulanık. Gazze benim hayatım. Bir gün geri dönmek isterim ama şimdilik bu imkansız görünüyor.
]]>Devletler hastaneleri bombalayıp sivilleri öldürebiliyor, sivillere tecavüz ya da işkence edebiliyor, hem de hiçbir yaptırım uygulanmadan.
Peki bu gibi sözleşmeleri yeniden değerlendirmenin vakti gelmedi mi? BBC Rusça Servisi’nden Olga Prosvirova yazdı.
Modern uluslararası insan hakları hukukunun temelleri üç temel belgenin öne çıktığı 19’uncu yüzyıla dayanıyor.
Bu sonuncu anlaşma uluslararası topluma ilk kez, “Etkinliği kesin olan ve cephede ciddi bir avantaj sağlayan belli silahların insani nedenlerle bırakılmasına değer mi?” sorusunu yöneltti.
Süregelen savaşlar sonrasında Lahey Sözleşmeleri ortaya çıktı ve ilk kez savaşanlar ve savaşmayanlar arasındaki farklılık – asker sivil ayrımı- vurgulandı.
2020 yılında Tel Aviv Üniversitesi’nden Doreen Lusting ile Cambridge Üniversitesi’nden Eyal Benvenisti, savaşın kanunları ve kurallarını belirleyen ilk sözleşmeleri inceledi.
İki akademisyen, ülkelerin insanlık ilkelerinden bahsederken aslında insansever ya da insancıl gerekçelerden yola çıkmadığını savunuyorlar. Avrupa ülkelerinin asıl amacının sivilleri korumaktan çok, ordularını korumak olduğunu belirtiyorlar.
Uluslararası hukuk alanında çalışan Kopenhag Üniversitesi’nden Gleb Bogush, “Uluslararası hukuku devletler yarattı ve devletler her zaman ordularının ihtiyaçlarını gözettiler. İnsani kaygılar daha çok yaralılar ve hasta kategorisindekiler içindi. 19’uncu yüzyılda siviller de savaşa pek dahil olmuyordu, savaş ordular arasındaydı” diye açıklıyor.
II. Dünya Savaşı sonrası dönem
Savaş sonrası 20’inci yüzyılın ilk yarısında ülkeler var olan sözleşmeleri hayata geçirmeye çalıştılar.
Ancak İkinci Dünya Savaşı başladığında 1940 yılında İsviçre’de düzenlenmesi planlanan bir konferans iptal oldu.
Savaş birçok ülkeyi çatışmalar devam ederken uluslararası kurallar belirlemeye yöneltti.
Nazi Almanyası’nın yenilgiye uğratılması ile devletler daha tam ve net kurallar oluşturmak istediler.
Böylece Cenevre Sözleşmeleri doğdu. Metinde şu başlıklara yer veriliyordu:
Aslında özünde modern bir sistem doğmuş oldu. Bugün Cenevre Sözleşmeleri uluslararası insan hakları hukukunun temeli olarak niteleniyor.
Sözleşmenin 1950’de imzaya açılması sonrası on yıllar boyunca pek çok devlet imzacı oldu. Şu an imzacı olan ülke sayısı 194.
Ancak bazı devletler sözleşmelerin bir kısmını, bazıları tamamını onaylıyor.
Çatışmalar nasıl bir değişim geçirdi?
İlk insani hukuk metinlerinin ortaya çıktığı 19’uncu yüzyıldan farklı olarak, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çatışmalar farklı bir hâl aldı.
Artık eskisi kadar çatışma yok. Aynı zamanda savaş ilan etme kavramı da giderek kayboluyor.
Çoğu savaş, uluslararası statüde değil.
Üstelik uluslararası sayılabilecek savaşlar da değişti, örneğin düşman devlet kavramı ortadan kayboldu.
Son 20 yılın en kanlı savaşını, IŞİD yani Irak Şam İslam Devleti ile savaşı ele alalım. IŞİD kendini devlet olarak nitelese de uluslararası hukuk bunu tanımıyor. Dolayısıyla uluslararası sözleşmeler bu koşullara tam uygunluk göstermiyor.
11 Eylül saldırıları sonrası ilan edilen ve 20 yıl süren “Teröre Karşı Savaş” sonucu yüz binlerce kişi öldü. Yasal anlamıyla bu küresel çatışma bir savaş değildi ve buradaki “savaş” kavramı daha çok siyasi bir metafordu (yoksullukla savaş ya da pandemiyle savaş gibi).
Bu süreç bazı soruların ortaya atılmasına zemin oluşturdu:
Cenevre Sözleşmeleri modern dünyanın gerçekleri ile uyumlu mu? IŞİD ya da El Kaide gibi örgütlerle mücadele eden ordular, bu örgütlerin yazılı sözleşmeleri umursamadığı düşünülürse, ne yapacaklar?
Öte yandan, uluslararası hukukta “terörizm” kavramının herkes tarafından kabul edilen ortak bir tanımı olmadığı görülüyor.
“Kuruluşları terörist ilan etmek ve liderlerine ya da üyelerine yaptırım uygulamak yaygın ancak tanımın kendisine dair ortak anlayış geliştirilemedi” diyen Bogush, devletlerin bu kavramı siyasi nedenlerle ve siyasi rakiplerini zor duruma düşürmek için “istismar ettiği” görüşünde:
“’Teröre Karşı Savaş’ kavramı en temel kuralları unutmamıza neden oldu. Suçluları ‘terörist’ diye niteleyip insanlıktan çıkardığımızda hukukun üstünlüğü etkisizleşir ve bu bir tehlike yaratır. Şiddet sarmalı sonsuz olur.”
Cenevre Üniversitesi’nde hukuk profesörü Marco Sassoli’ye göre bu gibi tartışmalar 1949’da değil de bugün gündemde olsaydı, ülkeler asla Cenevre Sözleşmeleri’ni onaylamazlardı. Sassoli, bu sözleşmeleri modernize etme çabalarının ters etki yarattığını savunuyor.
Uluslararası sivil haklar kuruluşlarının oluşturduğu bir ağ olan INCLO’dan Kirill Koroteev’e göre asıl sorun devletlerin hiçbir konuda pratikte anlaşamaması.
Koroteev, “Sadece Rusya ve Hamas değil, İsrail, ABD ve Ukrayna da ihlallerle suçlanıyor. Bu her suçlamanın doğru olduğunu göstermiyor ama sonuçta bu suçlamalar ortada” diyor.
Moskova merkezli Memorial İnsan Hakları Merkezi’nde hukuk birimini yöneten Natalya SekreterevaYa göre, “Rusya’nın eylemleri, (ABD tarafından) Guantanamo’daki mahkumların alıkonması, rehin almalar – bunların hepsi birer suç. Kanun bunu söylüyor ve kurbanlar da, suçlular da, gözlemciler de bunu gayet iyi biliyor”.
Uzmanlar, uluslararası hukuk ihlallerinin, cezalandırılsın ya da cezalandırılmasın, birer ihlal olduğunu vurguluyor.
Gerçek şu ki, çoğu zaman ihlaller cezasız kalıyor.
Michigan Üniversitesi’nden hukuk profesörü Stephen Ratner’a göre, konu uluslararası savaşlar ve iç savaşlara gelince, uluslararası sözleşmeler her şeye rağmen önemini koruyor.
Hukukun uygulanması
Burada zayıf halka, uluslararası hukukun hayata geçirilmesinde yaşanan sorunlar.
Cenevre Sözleşmesi’nin ihlaline yönelik yaptırımlar imzacı devletlerin hukuk sistemlerinde yer alıyor. Dolayısıyla bu tarz davaların ya da suçlamaların o ülkenin askeri mahkemeleri ya da sivil mahkemelerince ele alınması beklenir. Teoride devletlerin uluslararası hukuku ciddi şekilde ihlal edenler hakkında dava açma yükümlülüğü var.
Ülkeler arası anlaşmazlıkları çözmek için Lahey’de 1946’de Uluslararası Adalet Divanı kuruldu.
Kağıt üstünde her şey iyi. Mahkemenin verdiği kararların bağlayıcılığı var ve herhangi bir temyiz mekanizması yok.
Ancak sorun şu ki bu mahkemenin devletlere kararlarına uymaları yönünde baskı yapan herhangi bir mekanizması bulunmuyor. Örneğin Ukrayna Rusya’nın işgalinin ikinci gününde mahkemeye gittiğinde Lahey Rusya’ya düşmanlıkları sona erdirmesini söyledi ancak savaş buna rağmen iki yıldan fazladır sürüyor.
Savaş suçlarını ise Uluslararası Ceza Mahkemesi soruşturuyor. Ancak suçlu Lahey’de mahkeme önüne çıkmadığı sürece ceza almaktan kaçabiliyor çünkü gıyabında ceza verilemiyor.
Bu mahkeme kurulduğundan bu yana, Sudan’ın eski lideri Ömer El Beşir’in de aralarında olduğu 40 kişiye suçlamalar yöneltildi. Beşir hakkında tutuklama kararı, Sudan’da soykırım suçlamalarından 10 yıl sonra, ancak 2020’de darbeyle devrildikten sonra çıkarıldı.
20’den fazla ülke, Rusya’nın Ukrayna ile savaşı sürerken kendi yasal araçlarını kullanarak olası savaş suçlarını soruşturuyor.
Siviller ve sivil binalara yönelik saldırıları Mart 2022’den beri soruşturan Almanya’nın yanında, İspanya, Fransa ve Litvanya gibi savaşa doğrudan dahil olmayan başka ülkeler de benzer soruşturmalar yürütüyor.
Sekretareva, “Putin ya da Netanyahu’ya gidip parmağını sallayarak onları uluslararası hukuk ihlallerini sonlandırmaya zorlayacak bir ‘uluslararası polis’ yok” diye açıklıyor. “Uluslararası Adalet Divanı bazı geçici önlemler almalarını talep etse de hem Rusya hem İsrail bunları duymazdan geliyor” diye de ekliyor.
Ukrayna’daki savaş bir soruyu daha ortaya attı:
Uluslararası hukuku ihlal eden ülkeler BM Güvenlik Konseyi’nde buluşmaya devam ederse, bu kurum nasıl çalışacak?
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan uzun süredir veto hakkının yalnızca BM Güvenlik Konseyi’ndeki 5 daimi üyede olmasını eleştirerek, “Dünya 5’ten büyüktür” ifadesini kullandı ve diğer üye devletlerin de bu gibi haklara sahip olması gerektiğini savundu. Pek çok kişi artık ona katılıyor.
Birleşmiş Milletler Anlaşması’nın bakış açısına göre ise, daimi üyelerin Güvenlik Konseyi’nden atılamayacağı düşünülürse bu gerçekçi değil.
Teoride bir ülke BM’den tamamen çıkarılabilir ancak bu sadece Güvenlik Konseyi’nin önerisi ile olur. Yine burada da daimi üyelerin veto hakkı meselesi devreye giriyor.
Peki bu durumda nasıl doğru çalışan bir mekanizma yaratabiliriz?
Bogush, bunun “devletlerin iyi niyetini temel alan bir mekanizma” olması gerektiğini belirtiyor ve ekliyor:
“Yalnızca kötü haller cezalandırılmamalı, iyi haller de ödüllendirilmeli. Devletlerin belli bir olumlu gündemi de olmalı.
“Eğer devletlerin iyi niyetini de görürsek, ihlalleri olduğu durumda, bunlar düzeltilmesi gereken noksanlıklar olarak algılanacaktır. Eğer kötü niyet söz konusuysa, bir devlet ahlaka aykırı davranıyorsa, elbette burada daha büyük sorunlar doğacaktır. Ancak bir kuralı ihlal etmek yeni bir kural yaratmaz; yalnız hem o kuralın sorunlu olduğu kısımları hem de o kurala uyması gerekenlerin hatalarını gösterir.”
]]>(İZMİR) – İzmir Tabip Odası 2024-2026 Dönemi Olağan Genel Kurulu seçimleri yapıldı, İzmir Dayanışmacı Hekimler, Çağdaş Hekimler, Demokratik Katılımcı Hekimler şeklinde üç listenin yarıştığı seçimlerde resmi olmayan sonuçlara göre İzmir Hekim Dayanışması grubundan 4 ve Çağdaş Hekimler grubundan 3 hekim Yönetim Kuruluna seçildi.
İzmir Tabip Odası 2024-2026 Dönemi Olağan Genel Kurulu seçimleri Namık Kemal Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirildi. Seçimlerde, Yönetim Kurulu üyeleri, Onur Kurulu üyeleri, Denetleme Kurulu üyeleri ve Türk Tabipler Birliği (TTB) Büyük Kongre Delegeleri olmak üzere 4 grup belirlendi. İzmir Tabip Odası 2024-2026 Dönemi Olağan Genel Kurulu’nun resmi olmayan seçim sonuçlarına göre, İzmir Hekim Dayanışması grubu ve Çağdaş Hekimler grubu olmak üzere 2 grup seçimleri kazandı. İzmir Hekim Dayanışması grubundan 4 ve Çağdaş Hekimler grubundan 3 hekim Yönetim Kuruluna seçildi. Denetim Kurulunda ise 2 hekim İzmir Hekim Dayanışması; 1 hekim Çağdaş Hekimler grubundan seçilirken, Onur Kurulu’na 3 hekim İzmir Hekim Dayanışması, 2 hekim Çağdaş Hekimler grubundan belirlendi. Büyük Kongre Delegelikerine ise 12 hekim İzmir Hekim Dayanışması, 3 hekim de Çağdaş Hekimler grubundan seçildi.
“TTB MERKEZ KONSEYİ SEÇİMLERİNE İZMİR ÇOK GÜÇLÜ BİR DELEGE GRUBUYLA GİDECEK”
İzmir Tabip Odası önceki dönem Başkanı Prof. Dr. Süleyman Kaynak, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Kaynak, konuşmasında şu ifadeler yer verdi:
“İzmir Tabip Odası bugün İzmir Namık Kemal Lisesi’nde seçimini tamamladı. Bu seçime 3 grup katılmıştı. İzmir Dayanışmacı Hekimler, Çağdaş Hekimler, Demokratik Katılımcı Hekimler şeklinde üç grup bu seçime katıldılar. İzmir Hekim Dayanışması, Yönetim Kurulu’nda 4 üyelik; Çağdaş Hekim Grubu ise 3 üyelik aldı. Tabii ki seçmen burada aslında demokrasinin bir gereği olarak iki ayrı grubun bir arada çalışmasını önerdi. Bunu bu şekilde yorumlamak lazım. Buna karşılık TTB Merkez Konseyi’nin seçimi yani TTB’nin genel kurulunda oy kullanmak üzere delegeler de seçildi. İzmir’in delegelerinin çok büyük bir kısmı 3 tanesi dışında İzmir Hekim dayanışması ekibinden seçildiler. Dolayısıyla seçmen şu mesajı verdi. İzmir Hekim Dayanışması ile Çağdaş Hekimler yaklaşık olarak birlikte yönetsin. Fakat TTB Merkez Konseyi’nin şu anki yapısından daha farklı bir yapıya dönüştürülmesi yönünde İzmir Hekim Dayanışması’ndan çok sayıda delegeyi Ankara’ya göndermiş oldu. Dolayısıyla Haziran ayındaki TTB Merkez Konseyi seçimlerine İzmir çok güçlü bir delege grubuyla gidecek. Bunun da İzmir Hekim Dayanışması grubu için çok olumlu ve sevindirici olduğunu söyleyebiliriz.”
“YENİ DÖNEMDE ARKADAŞLARIMIZA BAŞARILAR DİLİYORUM”
Kaynak, oy kullan hekimlere de teşekkür ederek, yeni dönemde Türk Tabipleri Birliği ve İzmir Tabip Odası’nın sağlık sisteminin daha iyi duruma gelmesi yönünde halkın ücretsiz, ulaşılabilir, kaliteli ve çağdaş bir sağlık hizmetine ulaşması için elinden geleni yapacağına inandığını söyledi. Kaynak sözlerini şöyle noktaladı:
“İzmir’de hekimlerin tümüne öncelikle teşekkür ediyorum. Bu seçime geldikleri, katıldıkları, oy verdikleri için bir Pazar gününü burada geçirdikleri için hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Yeni yönetim kuruluna giren arkadaşlarımıza onur kuruluna, denetleme kuruluna ve Merkez Konseyi delegelerine de bu dönemde başarılar diliyorum. Türk Tabipleri Birliği ve İzmir Tabip Odası elbette hekimlerin özlük hakları başta olmak üzere hekimlerin son dönemdeki itibarsızlaştırılması politikasına karşı çıkarak gerekli çalışmaları mutlaka yapacaktır ve sağlık sisteminin daha iyi duruma gelmesi yönünde halkın ücretsiz, ulaşılabilir, kaliteli ve çağdaş bir sağlık hizmetine ulaşması için elinden geleni yapacağına inanıyorum.”
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Halk TV tarafından Manisa’nın Şehzadeler ilçesinde gerçekleştirilen “Görkemli Hatıralar” programına katılarak gazeteci Serhan Asker’in sorularını yanıtladı. Özel’e Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek ve Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay da eşlik etti.
Özgür Özel, 31 Mart yerel seçimlerinde partisinin başarısını değerlendirirken şöyle konuştu:
” ‘Haritayı kırmızıya boyayan isim’ benim için biraz iddialı olur. Bir başarının elde edilmesi için bütün faktörlerin bir arada olması lazım. Öncelikle şartların hazır olması lazım. İnsanlar artık israftan, kibirden sıkılmışlardı. Sadece Manisa’da değil, tüm Türkiye’de ağır ekonomik şartlara rağmen kendilerini görmeyen, duymayan bir anlayıştan sıkılmışlardı ve bir değişim istiyorlardı. Değişmeyenle değişen yarışırsa değişen kazanır. Seçime değişerek giren tek parti CHP’ydi. CHP eskimiş, köhnemiş bir anlayışa karşı yeni, genç kadrolarıyla, yönetimin yarısı kadın yarısı erkek olan, Cumhuriyet’e uygun bir yönetim anlayışıyla birlikte CHP yeniyi temsil ediyordu. Manisa’da 18 tane pırlanta gibi adayımız vardı. Türkiye’de binin üzerinde, her birisi halkın teveccühünü kazanmış, anketlerle desteklenmiş, ön seçimden çıkmış, toplumda beğeni uyandıran adaylar vardı. Bugün bizim memleketimizdesiniz. Burası Atatürk’ün tam yedi kez geldiği bir kenttir. İkisinde sadece istasyonda, trende ve trenin hemen dışında Manisalılarla görüşmüş, beş kez bu kente gelmiş gitmiştir Atatürk. Bu kent bir Cumhuriyet kentidir. Birileri geçmişte bu kente çok büyük haksızlıklar yaptılar. Biz hep bu kenti çok sevdik. Arkamızdaki Spil dağı, kardeşim Barış gibi burnumda tüter benim, 15 gün görmedim mi burnumun direği sızlar.
“MANİSA’YI ARTIK BAŞKA BİR ŞEYLE ANMAYACAKLAR”
Milletvekili listeleri yapılırken kadınlara ve gençlere daha fazla yer verilmesi konusunda hassasiyet gösterdiğini dile getiren Özel, şöyle devam etti:
“Üç dönemdir hep söylemişimdir, gençler ve kadınlar için CHP bir çekim merkezi haline gelmeli. Cumhuriyetin kodlarında genç ve kadın var. Bu yerin belediye başkanı 34 yaşında genç bir kadın. Manisa’yı artık başka bir şeyle anmayacaklar. Menemen’de Kubilay’ı katledenler Manisa’ya doğru kaçmış, Manisan’dan gelmişler, Manisa tarikat yuvasıymış… Manisa Atatürk’ün kentidir, cumhuriyet kentidir, Manisa hangi görüşten olursa olsun dünyanın en iyi kalpli, en mert, en namuslu insanlarının yaşadığı bir şehirdir. Manisalılarla sonuna kadar gurur duyuyoruz. Gülşah (Durbay), CHP gençlik kollarından gelen, gençlik kolları il başkanlığı yapmış, hem genç hem kadın hem örgütü temsil eden bir isimdir. Gelelim Ferdi Zeyrek’e… Ferdi Zeyrek; benim 20 yıldır tanıdığım, ben Eczacı Odası Başkanıyken tanıştığımız, Mimarlar Odasında başkanlık yapmış, Manisa’nın bütün varlıklarına sahip çıkmış… Hepimizin evlendiği nikah salonunu, 25 yıllığına TÜGVA’ya verdiler. İl başkanlarımız, ilçe başkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz, Ferdi Başkanımız büyük bir mücadeleyle Beyaz Fili de kurtardılar, burayı da geri aldık.”
“MESİR FESTİVALİ’Nİ İLK KEZ BİR CHP’Lİ SEÇİLMİŞ BELEDİYE BAŞKANI DÜZENLİYOR”
Programda Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu’nun sahneye davet edilmesi üzerine Özel, şunları söyledi:
“Burada örgütten çok arkadaş var. Biz örgüte çok önem veriyoruz. Bu iki arkadaşın ortak özelliği, il başkanlığı yapıp büyükşehir belediye başkanı seçilen iki tane genç arkadaşımız, örgütten gelen büyükşehir belediye başkanları. 484 yıldır Mesir Şenlikleri yapılıyor. Tabii tek parti döneminde CHP’li belediye başkanlarımız vardı ama çok partili dönemde yarışarak seçilen ilk belediye başkanı Ferdi Zeyrek. Mesir Festivali’ni ilk kez bir CHP’li seçilmiş belediye başkanı düzenliyor. Dün sokaklardaydık, gezdik, etkinliklerin bir kısmını takip ettik. Ferdi Başkan’ın ekibinin elinin değdiği belli. Çok kısa sürede şehirde beş büyük konser, dokuz küçük yerde canlı müzik; üniversite öğrencileri, Manisalılar, dünyanın dört bir yanından gelmiş yabancı ekipler… Bu sene olduğu kadar oldu.
İspanya’da 10-15 tane azgın boğayı, önünden millet kaçıyor, bütün dünya o festivali izliyor. Yapılan iş boğanın önünden kaçmak. Domates Festivali var, bütün şehir birbirine domates atıyor. Bütün dünya biliyor, izliyor, 180 ülkeden turist gidiyor. Manisa’ya bütün emeklere teşekkür ediyoruz ama dünyanın en eski halk ilaçlarından birisi, Kanuni Sultan Süleyman’ın validesini iyi etmiş, 41 çeşit baharattan yapılmış bir ilaç. İşin tıp yönü var, sağlık yönü ve, mistik yönü var. Böyle bir üründen dünya haberdar değil. Birazdan göreceksiniz; kubbelerden, minarelerden saçılacak. İnanılmaz bir ritüel. Bugün Manisa’da dünyanın dört bir yanından, 150 ülkeden, 10 bin tane turist yoksa bu Mesir Festivali iyi yapılmıyor demektir. En iyisini yapacağız. Bütün dünya mesirden haberdar olacak. Göreceksiniz, bir gün gelecek bu Manisa’da Mesir Şenlikleri’nde 100’den fazla ülkeden insan gelecek, bu şenlikleri takip edecek.”
“BU ŞEHRİN DÖRT BİR TARAFI TURİSTİ VE TURİZMİ HAK EDİYOR”
Akhisar’daki havaalanının uluslararası uçuşların da yapılabileceği müsaitlikte sivilleştirilerek, asker-sivil birlikte kullanılması gerektiğini söyleyen Özel, “Sart Harabeleri var. Kimse bilmiyor, dünyanın devlet güvencesinde basılan ilk parasıdır. Ağlayan Kaya’sından tutun, Bergama ile Sart arasındaki Akhisar’daki kral mezarlarına kadar bu şehrin dört bir tarafı turisti ve turizmi hak ediyor. Bir gün oturalım, ben bir buçuk saat Manisa anlatayım; ağızları açık kalmadan dinleyenler Manisa’yı gelip görmesinler.” şeklinde konuştu.
“KAYBEDE KAYBEDE KAZANDIĞIMIZ BU ŞEHRE BARIŞI, KARDEŞLİĞİ, BİRLİKTELİĞİ GETİRECEĞİZ”
Özgür Özel, şunları söyled:
“Eğer kaybetmeyi hazmedemiyorsan, kazanmayı öğrenemiyorsun. Rakibi tebrik etmek, rakibe saygı durmak erdemdir. Rakibini tanımayan rakibini yenemez. O yüzden biz centilmenlikten, iyi niyetten asla ve asla taviz vermeden yenile yenile kazanmayı öğrendik. Kaybede kaybede kazanmayı öğrendik. Geçtiğimiz günlerde bir bayram kutlaması vardı, biz sıfır belediye başkanıyla gidiyorduk oraya. Geçen sefer dört oldu, şimdi bir baktık; 18’de 15 olmuş. Belediye meclisinde üçtük, yedi olmuştuk; 70 olmuşuz. Ama bir baktık, o kutlamada AK Parti’den ve MHP’den ne il başkanı ne milletvekili hiçbiri gelmemiş, ilk kez kaybediyorlar. O gün il başkanıma dedim ki ‘Burada kusur onlarda değil, demek ki biz bir şey yanlış yapıyoruz. Eğer kaybeden buraya gelmiyorsa bir eksik var. Bundan sonraki bayramlarda, bayram töreninden iki gün önce AK Parti, MHP ve diğer partilerin il başkanlarını ara, ‘Birlikte gidelim’ de. Demek ki onlar kaybetme psikolojisiyle itilmiş hissettiler.’ Biz kaybede kaybede kazandığımız bu şehre barışı, kardeşliği, birlikteliği getireceğiz.”
]]>4 bin yıl önce Anadolu’da; baş asacı, sığır bakıcıları başı, pazarcılar amiri, bahçıvan, sofracı, kapıcı başı, hancı, çamaşırcı
Kültepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu:
“Bugün modern toplumda görebileceğimiz tüm meslek ve bürokratları, 4 bin yıl önceki Kültepe tabletlerinde yakalayabiliyoruz”
KAYSERİ – Kayseri tarihini 6 bin yıl önceye dayandıran arkeolojik bulgu ve belgelerin gün ışığına çıkarıldığı ve ‘Anadolu tarihini başlatan yer’ olarak bilinen Kültepe Kaniş-Karum Ören Yeri’nde bulunan tabletler, dönemin meslekleri hakkında da bilgiler veriyor. Kültepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu; 4 bin yıl önceki mesleklerin günümüzde görülebilecek meslekler olduğunu kaydederek; “Bugün aklınıza gelen her türlü meslekle ilgili sorumlu kişi var. İşçilerin başı, yağ üretiminden sorumlu kişilerin başı, tahıl üretiminden sorumlu insanlar, askerlerin başı, kapıcıların başı, çamaşırcı, marangozu, çömlekçi, aşçı, berber, rahip, dokumacı, kayıkçı, inşaat ustası, rehber, hancı ve müzisyenler de var” dedi.
Kayseri- Sivas karayolu üzerinde bulunan Kültepe-Kaniş-Karum Ören Yeri’nde Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu başkanlığındaki kazı çalışmaları Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin destekleriyle devam ederken, elde edilen bulgular tarihe ışık tutuyor. 6 bin yıllık köklü geçmişi olan Kültepe Kaniş-Karum Ören Yeri’nde kazı çalışmaları 75 yıldır aralıksız devam ederken, Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu; kazılarda yaklaşık 23 bin 500 civarında tablet ele geçirildiğini söyledi. Kültepe’nin ‘Anadolu tarihini başlatan yer’ olarak bilindiğini ifade eden Prof. Dr. Kulakoğlu; “Kültepe’de çıkan tabletler bildiğiniz gibi daha çok ticari içeriğe sahip belgeler. Bunlar; yapılan her türlü işlemi kayıt altına almışlar, yapılan ödemeler, alınan paralar, verilen mallar gibi aklınıza gelebilecek bugün herhangi bir şirket muhasebesinde bulunabilecek tüm kayıtlar tutulmuş. Bunlar çivi yazısı ile kil tabletlere kaydedilmiş. Gerektiği zaman da bunlar arşivlerde saklanmış. Kazılarda yaklaşık 23 bin 500 civarında tablet ele geçirildi. Bu tabletlerin okunduğu kadarıyla birçoğu tamamen ticari işlevlerle ilgili. Bunların yanında bazı hallerde sosyal konulara ilişkin belgeler de denk gelmekte. Bunlar arasında Kültepe için ‘Anadolu tarihini başlatan yer’ olarak biliyoruz” dedi.
Kazılarda bulunan tabletlerden bazılarının dönemin meslekleri ile ilgili de bilgiler verdiğini söyleyen Kulakoğlu, günümüzde akla gelebilecek mesleklerin 4 bin yıl önce de var olduğunu aktardı. Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu; “Gerçekten de bizim buradaki tabletlerle başlayan tarihi kapsam içerisinde uluslararası antlaşmalardan tutun da kral isimlerine kadar birçok belgeyi bu tabletlerde yakalayabiliyoruz. Bunlar arasında Anadolu için ilginç olan konulardan bir tanesi; net bir şekilde bir devlet olmanın, merkezi yönetim olmanın şartlarını gösteren belgeler de var. Bunlar hukuki belgeler, mahkeme kararları ya da sarayda görev yapan bürokratlar. Bürokrasi; devlet olmanın da vazgeçilmez öğesidir. Dolayısıyla Kültepe’de bulunan tabletlerden anlaşıldığı kadarıyla en az 50 civarında bürokrat isimlerinin geçtiği metinler var. Bu metinlerde hem sarayda görevli insanların unvanlarını öğreniyoruz, hem de bu dönemde yapılan mesleklerle ilgili de bilgi sahibi oluyoruz. Bunlar üst düzey bürokrat var, bunun yanında belli alanlardan sorumlu bürokratlar var. Örneğin şehir kapılarından sorumlu bürokrat var, aynı şekilde pazarcılar amiri olarak adlandırabileceğimiz unvana rastlıyoruz. 50’ye yakın unvan metinlerde geçmiş. Bunların yanında büyük bürokrat olarak olmasa da yine belli meslek gruplarının amiri diyebileceğimiz; sığır bakıcıların başı, oduncular ve keresteciler başı, baş asacı, harmanlardan sorumlu memur, depolar amiri, silahçılar başı, meyve bahçelerinden sorumlu memur, tellallar, bahçıvanlar, sofracılar gibi bugün aklınıza gelen her türlü meslekle ilgili sorumlu kişi var. İşçilerin başı, yağ üretiminden sorumlu kişilerin başı, tahıl üretiminden sorumlu insanlar, askerlerin başı, kapıcıların başı, çamaşırcı, marangozu, çömlekçi, aşçı, berber, rahip, dokumacı, kayıkçı, inşaat ustası, rehber, hancı ve müzisyenler de var. Neredeyse bugün modern toplumda görebileceğimiz tüm meslek ve bürokratları 4 bin yıl önceki Kültepe tabletlerinde yakalayabiliyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>(MALATYA) – 6 Şubat depremlerinin büyük yıkıma neden olduğu Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Kurucaova Mahallesi’nde köy evlerinin yapımı için seçilen alan köylülerin tepkisine neden oldu. Bölge sakinlerinden Hasan Aşkın, “Görüyorsunuz üç dere yatağı, heyelan bölgesi, çığ bölgesi, kolavyel toprak, fay hattına yakın. Her şey somut ve açık ortada. Buradan bütün yetkililere sesleniyorum. Acilen bu işin önlemini alın. Burada üstelik köylünün ekonomisine darbe vuracaktır. Köylüler buradan göç etmeye mecbur kalacaktır” dedi.
6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremlerin yerle bir ettiği Malatya Kurucaova’da 48 kişi yaşamını yitirdi. Depremin üzerinden 14 ay sonra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın köy evi yapımı için belirlediği alanın, fay hattına çok yakın olması ve tarım arazisi olarak kullanılması köylülerin tepkisini çekti. Köylüler, bakanlığın bu karardan vazgeçerek köy evlerinin zemini sağlam bir yere yapılmasını istiyor.
“BU BİR CİNAYETTİR. 48 KİŞİ BURADA HAYATINI KAYBETTİ. YANİ ZEMİN UYGUN DEĞİL”
Kurucaova’da evlerin yapılmak istendiği tarlalarda bir araya gelen vatandaşlar adına konuşan Hasan Aşkın durumu şöyle anlattı:
“1971 ve 74’te AFAD tarafından köyümüz kuruldu. AFAD tarafından yapılan evlerle köy buraya göç etti. 1986 Sürgü depreminde ise AFAD’ın 1974’te yaptığı evler yıkıldı, 1986’da tekrar yapıldı. 1986’da yapılan evler ise bu 6 Şubat depreminde yine yıkıldı. Bunun sebebi ise yer bilimcilerin anlattığına göre köyümüzün ovanın ortasında kurulu olması. Köyümüz tarıma elverişli, bina yapımına uygun değildir. Köyümüz iki dağın arasıdır. DAF buradan geçiyordur. Görüyorsunuz. Dağlar karşıdan patladı. Sondajlarımız yıkıldı. Tarlalarımızın bazı yerleri yükseldi, bazı yerleri alçaldı. Biz bunları kepçeyle düzelttik. Sondaj vuruyoruz, 50 metrede saniyede 30 litre su çekiyoruz. Kolavyel topraktır, 70 ile 100 metre arasında dolgudur. Yani o kadar somut deliller var ki; 2006’da yer bilimcilerin burada akademik bir çalışma sonucu buranın kesinlikle riskli bölge olduğunu döne döne anlatıyor. Yani somut bilgilere dayanarak biz bunları söylüyoruz. Oysa şu an 7’nci ayda başka yerler belli olduğu halde bundan 2 ay önce öğrendik ki buraya bantlar çekiliyor, buraya ev yapmayı düşünüyorlar. Bu yüklenici firmayla mı, nelerle biz bilmiyoruz. İnsanın aklına hayaline gelmeyecek şeyler yapılıyor. Bu ovalara ev yapılır mı? Devlete burada yük oluyorlar. 50 yılda 3 defa AFAD tarafından buraya ev yapılıyor. Sağlam zeminlerimiz var. Size oraları gösterebiliriz. Kayalık yerlerimiz var. Devlet burada yanlış örnek oluyor. Biz dağlara ev yapmak istiyoruz, onlar ise ovaları bize tavsiye ediyorlar. Bu bir cinayettir. 48 kişi burada hayatını kaybetti. Yani zemin uygun değil.”
“KURUCAOVA ENDİŞELİ, NASIL GEÇİNECEĞİZ?”
Yetkilere seslenen Aşkın “Bir daha böyle sorunlarla karşılaşmayalım. Görüyorsunuz üç dere yatağı, heyelan bölgesi, çığ bölgesi, kolavyel toprak, fay hattına yakın. Her şey somut ve açık ortada. Bu benim amcamın oğludur. Depremde annesini babasını kaybetti. Evini kaybetti, traktörünü kaybetti. Bütün ekim, mahsulünü kaybetti. Yani bir daha böyle durumların yaşanmasını istemiyoruz. Bu bir cinayettin, ben buradan bütün yetkililere sesleniyorum. Acilen bu işin önlemini alın. Burada üstelik köylünün ekonomisine darbe vuracaktır. Köylüler buradan göç etmeye mecbur kalacaktır” dedi.
Bir vatandaş, “Şu dağa bak. Şu dağla bizim aramızda 500 metre yok. Fay hattı orada patladı, alev çıkan yer oradır. İnanın ki benim de burada bir hat arazim yoktur ama bu vatandaşlara yazıktır yani” diye konuştu.
Diğer bir yurttaş “Şimdi her yerde tepelere, yöreplere yapılıyor da zemini sağlam olan yerlere, burası hem jeolojik mühendisleri tarafından çürük raporu verilmiş, ayrıyeten tarım alanı, millet geçiniyor, buraya 200 ev yapılacaksa 100 ev de mağdur olacak” şeklinde konuştu.
Kurucaova sakinleri olan ve yetkililere seslenen kadınlar ise dağlık alanlar dururken köy evlerinin tarlalarına yapılmasına anlam veremediklerini, evlerin dağlık alanlara yapılması gerektiğini dile getirdi.
]]>
ABB Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Meslek Edindirme Şube Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren BELMEK’ler, kadınların iş hayatına katılımını sağlamak amacıyla 56 merkezde 31 farklı branşta hizmet vermeye devam ediyor. BELMEK’te ücretsiz verilen kurslarla kursiyerler yeni bilgi ve becerilerle donatılırken, 2019’da 18 bin 296, 2020’de 19 bin 317, 2021’de 11 bin 405, 2022’de 20 bin 42, 2023’de 25 bin 899 ve 2024 yılının ilk 4 ayında 18 bin 208 olmak üzere toplam 113 bin 167 kadın meslek sahibi olarak aile ekonomisini güçlendirme imkanı buldu.
Kadın emeğinin ön plana çıktığı BELMEK’lerde; makine nakışı, el nakışı, sim sırma, iğne oyası, şiş dantel, tel kırma, dantel anglez, giyim, mefruşat, patchwork, trikotaj, yorganlama, ahşap boyama, kumaş boyama, ipek pentür, tezhip-hat, minyatür, ebru, çini, seramik, mozaik, rölyef, ahşap rölyef, taş bebek, takı tasarımı, gümüş işlemeciliği, turistik el sanatları, ev ekonomisi, resim, kilim ve el örücülüğü olmak üzere toplam 31 farklı branşta ders veriliyor.
Katılımcılar, Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü arasında yapılan protokol kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı onaylı sertifikaya sahip oluyor.
BELMEK MAĞAZALARI GELİR KAPISI OLUYOR
Büyükşehir Belediyesi her yıl binlerce kişinin faydalandığı BELMEK’ler ile kadınlara ekonomik yönden destek olmayı da sürdürüyor. Kursiyerlerin ve usta öğreticilerin ürünleri Başkent Kadın Girişimi ve Üretimi Kooperatifi aracılığıyla, Gökkuşağı Kamu Pazarı ve Zafer Çarşısı’nda hizmete açılan satış ofisleri ile baskentkadingirisimi.com internet adresi üzerinden satışa sunuluyor.
ÜRÜNLER GENİŞ KİTLELERE TANITILIYOR
BELMEK’lerde bir yıllık uygulamalı eğitimin ardından ortaya çıkan el emeği ve göz nuru ürünler yıl sonu sergisiyle, Başkentlilerin beğenisine sunuluyor. Ulusal ve uluslararası sergi ile fuarlarda Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni temsil ederek eserlerini geniş kitlelere tanıtma şansı yakalayan kursiyerler bu gibi organizasyonlarda ürünlerini satma imkanına da sahip oluyor.
31 branştan kendine uygun seçtiği kurslara katılan kursiyerlerden bazıları memnuniyetini, şu sözlerle dile getirdi:
-Ayşe Ural: “Kurslara 3 yıldır katılıyorum. Hem arkadaşlıklarımız gelişiyor, hem kendimizi geliştiriyoruz hem de ev ekonomisine katkıda bulunuyoruz. Mutlu oluyoruz, güzel zaman geçiriyoruz.”
-Göksu Toprak Kuruçalı: “Neredeyse 6 yıldır geliyorum. Daha önce başka kurslara da gittim. Bu sene de her zaman istediğim dikiş kursuna geldim. Sene başından beri büyük bir değişim ve gelişim gösterdiğime inanıyorum.”
-Nuran Özkan: “Burada bütün dertlerimizden, sorunlarımızdan uzak, güzel vakit geçiriyoruz. Hem de yıllardır yapmak istediğim bir şeydi seramik. Güzel vakit geçiriyoruz, mutluyum.
-Gamze Daşdemir: “Büyükşehir Belediye’mizin sunduğu imkanlara çok teşekkür ediyoruz. Ebru sanatı benim hayalimdi zaten. Hayallerimizi gerçekleştiriyor. Çok güzel işler çıkarıyoruz.”
-Havva Muharremoğlu: “Hanımlara hem kültürel anlamda hem de sosyal anlamda çok şey kattığını düşünüyorum. Güzel bir imkan. Çok mutluyuz biz buraya gelmekten.”
-Fatma Deneri: “Yeni bir şeyler öğrenmek insanı zinde tutan bir şey. Ben onun için katılıyorum. Merak ettiğimiz evde tek başına yapamayacağımız geleneksel Türk sanatları için bize böyle bir imkan verilmiş. Çok teşekkür ederiz, çok memnunuz.”
-Tuğba Gençer: “Hanımların emeklerinin değerlendirilmesi, içindeki cevherin ortaya çıkması için bulunmaz bir imkan diye düşünüyorum. Herkese de tavsiye ediyorum.”
-Songül Aloğlu: “BELMEK kursuna 3 senedir geliyorum. Psikolojik sorunlarım vardı ben bu sayede düzeldim, sağlığım yerine geldi. Herkese tavsiye ediyorum.”
]]>7 gün, 24 saat açık olacak şekilde çalışma saatlerinde düzenlemeye gidilen Merkez Halk Kütüphanesi yoğun ilgi görürken yeni uygulama kitap kurtlarından beğeni topladı. Kütüphanelerinde, tüm ziyaretçilere ücretsiz sıcak çorba, çay ve internet hizmeti ile ev sıcaklığında nezih bir ortam sunan Büyükşehir Belediyesi, ulaşım kolaylığı ve kapasitesi açısından Merkez Halk Kütüphanesi’nin çalışma saatini 7/24 çalışma esasına göre güncelledi. Öğrenciler ve gençler başta olmak üzere vatandaşların uğrak noktası olan Büyükşehir kütüphanelerinden Merkez Halk Kütüphanesi, yapılan düzenleme ile 15 Nisan itibariyle 7 gün, 24 saat kesintisiz hizmet vermeye başladı. Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın özel talimatı ile hayata geçen yeni uygulama kütüphane müdavimlerinden tam not aldı. Merkez Halk Kütüphanesi’ni ziyaret eden Nisa Hazal isimli öğrenci, “Derslerim için çok gerekli oluyor. Evde bazen ses oluyor, kütüphane daha sessiz, daha verimli geçiyor benim için. Özellikle sınav haftasında verim alıyorum” dedi. Hazal, 7/24 uygulamasının çok iyi olduğunu belirterek, “İstediğimiz zaman gelebiliriz, çalışabiliriz istediğimiz kadar. Aç gelsek sıcak çorba içebiliriz. İkramlarınızdan dolayı teşekkür ederiz, öğrenci açısından çok iyi oldu. Memduh Büyükkılıç başkanımıza çok teşekkür ederim” şeklinde konuştu. Derslere daha verimli bir şekilde çalışabilmek için kütüphaneyi ziyaret ettiğini söyleyen Eda Türkmen de 7/24 uygulaması hakkındaki düşüncelerini şu sözlerle dile getirdi;
“Gayet güzel bir çalışma olmuş. Gece geç saatlerde de çalışabiliyoruz, iş çıkışında gelebiliyoruz, o yüzden güzel oldu. Dr. Memduh Büyükkılıç’a çok teşekkür ederiz bu yapıcı davranışlarından dolayı. Öğrencileri desteklemesi çok güzel bir hareket, umarım daha güzel gelişmeler de görürüz.”
Nur Geleş isimli öğrenci ise 7/24 uygulamasının güzel olduğunu ifade ederek, “Okul çıkışları geliyoruz, erken kapanırsa eve gidince ders çalışamıyoruz. 7/24 olması daha iyi olmuş. Emeği geçenlere teşekkür ederiz” diye konuştu. Kütüphaneden çok memnun olduğunu kaydeden Sena Nur Batan isimli lise öğrencisi de yeni uygulamanın kütüphanede daha fazla çalışmak için daha iyi olacağını söyledi. Batan, Büyükşehir’in sıcak çay ve çorba ikramının da gayet iyi olduğunu belirterek, “İnsanlar molalarında acıktığı zaman dışarı çıkmak yerine kullanabilirler. Emeği geçenler teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı. Meltem isimli öğrenci ise bir genç olarak, öncelikli hedeflerini gerçekleştirmeleri için çok çalışmaları gerektiğini ifade ederek şunları söyledi;
“Bu süreçte de 7/24 açık olan kütüphaneleri tercih ediyoruz. Önceden Büyükşehir Belediyesi’nin bu kütüphanesi açık değildi ama şu an açık olduğu için sabahtan akşama kadar ders çalışıyoruz. Bunun için de Büyükşehir Belediyemize çok teşekkür ediyoruz. Sabahları çorba hizmetimiz oluyor. İşte çay, kahve ya da su. Sularımız çok ucuz mesela. Ben bunu sonradan öğrendim. 2 liraya su alabiliyoruz. Çayımızı içip, sohbetimizi yapıp, dersimizi de 7/24 çalışabiliyoruz. Bunu için belediye başkanımız Memduh Büyükkılıç’a da çok teşekkür ederiz.”
Merkez Halk Kütüphanesi yeni saat düzenlemesi 15 Nisan Pazartesi uygulamaya konulurken, öğrenciler Büyükşehir Belediyesi’nin sunduğu ücretsiz kütüphane hizmetleri ile tam donanımlı kütüphanelerden daha verimli şekilde istifade ediyor. – KAYSERİ
]]>Türkiye’nin Roma Büyükelçiliği Kültür ve Tanıtma Müşavirliği’nde düzenlenen konferansta, Çorum’un Boğazkale ilçesindeki Hattuşa Ören Yeri’ndeki kazı çalışmalarında uzmanların yaptığı son keşifler ele alındı.
Kazılarda görev alan Türk, Alman ve İtalyan uzmanlar, özellikle de Hattuşa’da 80 metre uzunluğundaki Yerkapı Tüneli’nde Ağustos 2022’de bulunan kırmızı renkteki hiyerogliflerin özellikleri ve onlara yönelik çalışmaları hakkında ilgililere bilgi verdi.
Kültür ve Tanıtma Müşaviri Rıza Haluk Söner’in ev sahipliğindeki konferansa, Hattuşa Kazı Başkanı Alman Arkeoloji Enstitüsünden Prof. Dr. Andreas Schachner, Uluslararası Akdeniz ve Doğu Çalışmaları Derneği (ISMEO) Başkanı Adriano Rossi, Torino Üniversitesinden Prof. Stefano de Martino, İstanbul Üniversitesinden Doç. Dr. Metin Alparslan, Napoli Üniversitesinden Prof. Massimiliano Marazzi, Napoli 2. Federico Üniversitesinden Prof. Leopoldo Repola ve İtalya Dışişleri Bakanlığı Kültür Dairesinden Federico Di Giovanni katıldı.
Schachner, burada yaptığı konuşmada, Yerkapı Tüneli’ndeki hiyerogliflerin keşfinin kazılarda çalışan Mardin Artuklu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Genç sayesinde olduğunu söyledi. Schachner, Genç’in kendisine gelerek bir şeyler bulduğunu söylediğini, çektiği fotoğrafları inceleyince bu kırmızı renkteki hiyerogliflerin farklı bir şeye işaret ettiğini anladıklarını kaydetti.
Konferansı, İtalyan kültür ve arkeoloji camiasından çok sayıda kişi takip etti.
“250 kadar bu tarz hiyeroglif bulunması apayrı bir dünya açtı bize”
Konferansın ardından AA muhabirine konuşan Prof. Dr. Schachner, 2020-2023 yıllarında Boğazköy’deki kazılarda bulunan Anadolu hiyeroglifleriyle ilgili keşfi tanıtmaya çalıştıklarını söyledi.
Bunun, Türkiye, Almanya, İtalya’nın ortak bir çalışma ürünü olduğunu belirten Schachner, “Hiyerogliflerin boyalı olması, bize Hitit dünyasında yeni bir sayfa açıyor. Çünkü bu boyalı hiyeroglifleri aslında şimdiye kadar görmüyorduk. Küçük bir alanda bir şeyler vardı ama 250 kadar bu tarz hiyeroglif bulunması apayrı bir dünya açtı bize.” ifadelerini kullandı.
Schachner, bu keşifle Hititler’de yazının kullanımında farklı yönler olduğunu da gördüklerini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Şimdiye kadar daha çok Hitit çivi yazılı metinlerden çalışıyorduk ama görüyoruz ki kamuya açık alanlarda da bir yazı sistemi mevcut. O da özgün bir Anadolu yazı sistemidir. Biz Anadolu Hiyeroglifi diyoruz buna. Böylece bu iki sistemin paralel yürüdüğünü görüyoruz. Bu da Hitit dünyasını anlamamızı sağlayan çok büyük bir yenilik.”
Schachner, Hattuşa’daki çalışmalarının sürdüğünü belirterek, “Biz hemen hemen yazıtlarda ne yazıldığını anladık. Şimdi biraz daha teferruatlı şehir için ne anlama geldiğini araştıracağız, bunu öğrenmeye çalışacağız. Onun tabii sistematik şekilde yayınlanması çalışması da var. Ama başka yönleriyle Hattuşa’da kazılar her sene devam ediyor. Sürekli yeni keşif olma ihtimali de var.” diye konuştu.
“Sandığımızdan çok daha fazla sayıda insan, bu yazıya en azından kısmen hakimdi”
İstanbul Üniversitesinden Doç. Dr. Metin Alparslan da boya ile Anadolu hiyerogliflerini taşa uygulama örneklerinin çok fazla olmadığına dikkati çekerek, “Şimdiye kadar Sivas civarında bir örneğimiz vardı çok küçük alanda. Şimdi bu örnek, bize gösteriyor ki taşlara daha fazla dikkat etmemiz lazım. Büyük bir ihtimalle şu anda açıkta olan duvarların taşlarının üzerinde de belki öyle işaretler zamanında vardı. Ama onlar günümüze kadar kalmadı. Biz bundan sonraki kazılarda buna özellikle dikkat edeceğiz ve ona göre çalışmalarımızı yürüteceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Bulunan 200-250 civarındaki Anadolu hiyeroglifinin kendilerine halka yönelik bu tür yazıtların büyük ihtimalle çok daha fazla olduğunu gösterdiğini aktaran Alparslan, şöyle devam etti:
“Belki bugün açıkta olan birçok duvarın üstünde böyle işaretler vardı. Onlar günümüze kadar kalmadı. Ama belli ki sandığımızdan çok daha fazla sayıda insan, bu yazıya en azından kısmen hakimdi. Yani bu işaretler okunmak için yapılmış işaretlerdir. Dolayısıyla halkın da kısmen okuyabiliyor olması lazım. Bu bizim için önemli. Bunu genellikle kamuya açık alanlarda görüyoruz Anadolu hiyerogliflerini. Ama çok kısıtlı sayıda insanın bunu okuyabileceğini düşünüyorduk. Bu düşünceden sanırım artık vazgeçmemiz lazım. Okuyabilen sayısı ya da kısmen ismini, bazı işaretleri, kralların isimlerini okuyabilen insan sayısı çok daha fazlaydı.”
Kazılara katılan İtalyan Profesör Marazzi de Yerkapı’da bulunan hiyerogliflerin çok şeyi değiştireceğini ifade ederek, “Katı bilimsel bakış açısına göre pek çok şey değişir. Hititler, sadece bazı formlarda değil, aynı zamanda hiyerogliflerle de yazmışlardır. Ancak bildiğimiz kadarıyla hiyeroglifi hiçbir zaman boyamamışlardı. Artık Hititlerin çizdiğini ve kendilerine has kaligrafileri olduğunu da biliyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Bursa Gönüllü Kuruluşlar Platformu, İHH İnsani Yardım Vakfı Bursa Şubesi ve Gazze Dayanışma Platformu tarafından Gazze’deki ablukanın kalkması ve Filistin’in özgürlüğü için yürüyüş düzenlendi.
Ellerinde Filistin ve Türk bayraklarıyla dövizler taşıyan çok sayıda kişi, Ulu Cami önünden 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’na kadar yürüdü.
İHH Bursa Şube Başkanı Hüseyin Kaptan, yürüyüşün ardından yaptığı konuşmada, Gazze’deki katliamın 211 gündür dünyanın gözünün önünde devam ettiğine dikkati çekti.
Kudüs ve Filistin için daha fazlasını yapma sorumluluğunu üstlenmek gerektiğini belirten Kaptan, şunları söyledi:
“Her alanda meydanlarda olacaksak, olacağız. Nöbetler tutacaksak, tutacağız. İnşallah ta ki Allah, nurunu tamamlayana kadar. Rabbim oradaki direnişte olan kardeşlerimize zaferi oluşturana kadar. Mavi Marmara’yı hatırlıyorsunuz değil mi? 14 yıl önce orada bir gedik açtı. Oradaki, Gazze’deki hastalara, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırma adına Avrupa’dan 36 ülke, 185 kuruluşun olduğu ‘Özgürlük Filosu’ şu anda hazırlandı. Yola çıkmak için bekliyor ama zalim zalimliğini yapıyor. Şu anda İsrail, Gazze’yi bıraktı. Filonun çıkmaması için tüm dünyadaki iletişim kurduğu her yere baskı kuruyor ama ümitsiz olmayın. Allah’ın izniyle bu filo yola çıkacak. İnşallah oradaki yardımların yerine ulaşması, oradaki hastalara ilaç ulaştırma adına bir koridor oluşturacak.”
İHH Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Adem Demir de hazırlanan bildiriyi okudu.
Gazze Şeridi’ne yönelik bombalı saldırılarda, sahilde piknik yapan ailelerin, sokakta oynayan çocukların, hastanelerde tedavi bekleyen hastaların, ibadethanelerin hedef alındığını, İsrail’in en vahşi öldürme yöntemlerini kullanarak Filistin toplumunun yok edilmesi için kan döktüğünü ifade eden Demir, “Şehit yavrusunun parçalarını toplayan annenin görüntüleri karşısında kalpler incinmekten çok uzak kalmıştır. Vicdanlar, bombaların enkazı altında kaybolmaktadır.” dedi.
Demir, tüm koşullara rağmen bir avuç mücahit ve onurlu Gazze halkının görkemli bir direnişle İsrail’e karşı koyduğunu sözlerine ekledi.
Kütahya
Kütahya Sivil Toplum Kuruluşları Dayanışma Platformu (KÜSİDAP) öncülüğünde organize edilen “Gazze’yi Unutma” başlıklı etkinliğe katılan çok sayıda kişi, belediye önünden ellerinde Filistin ve Türk bayrakları, döviz ve pankartlarla Zafer Meydanı’na yürüdü.
KÜSİDAP Başkanı Ülfet Balon, yürüyüş sonrası yaptığı açıklamada, Filistin’i özgür oluncaya kadar unutmayacaklarını dile getirdi.
Gazze’nin, direnişiyle, şehadetleriyle ders vermeye, uyandırmaya, diriltmeye devam ettiğini vurgulayan Balon, şu ifadeleri kullandı:
“Bizler, gücümüz yettiği sürece konuşmaya, gücümüzün yettiği her şeyi yapmaya devam edeceğiz. Dualarımız ısrarlı bir şekilde devam edecek. Allah’ın izniyle yardımlarımız devam edecek. Boykotumuz kesintisiz sürecek. İslam coğrafyasının ortasında, Filistin’de yaşananlar öncelikle Müslümanların, sonra bütün insanlığın bir sınavı. Bu acımasız planları kurup uygulayan ve bu plana destek sağlayanların planları tutmayacak. Ne kadar kalabalık ve güçlü olurlarsa olsunlar, bütün dünyayı arkalarına da alsalar hakikat duvarı karşısında dağılıp parçalanacaklar. Bugün zalimlere göz yumup ses çıkarmayanlar da yarın kendi yüreklerini kemirecekler.”
Kütahya’da yaşayan Filistinli Muhammed Ziya Afifi de Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında yapılan eylemlerin, Gazze’de mücadele edenlere cesaret ve umut verdiğini söyledi.
Filistin’in, Gazze’nin unutulmaması için yürüyüşe katılanlara teşekkür eden Afifi, Gazze’de ateşkes için oturma eylemi başlatacaklarını kaydetti.
]]>Kamera: MEHMET MEHMETLİOĞLU
(ANKARA) – Türk Veteriner Hekimler Birliği, Dünya Veterinerler Günü dolayısıyla Ulus Atatürk Anıtı önünde bir araya geldi. Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan, “Gelinen noktada, insan onuruna yakışır yaşam ve görev yapma şartlarımız tamamen ortadan kalkmış, önlem alınması kaçınılmaz hale gelmiştir. Veteriner hekimler özellikle son 40 yıldır her geçen gün hak kayıpları yaşamış, sorunlar dayanılmaz noktaya gelmiştir” dedi.
Türk Veteriner Hekimler Birliği, bugün Dünya Veterinerler Günü dolayısıyla Ankara Ulus Meydanı Atatürk Anıtı önünde basın açıklaması düzenledi. Açıklamayı okuyan Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr Murat Arslan, konuşmasında şunları söyledi:
“Her yıl tüm dünyada Nisan ayının son Cumartesi günü Dünya Veteriner Hekimler Günü olarak kutlanmaktadır. Kutlamayla, hayvan, çevre ve halk sağlığına olan katkıları ve insanlık yararına verdiği hizmetler nedeniyle veteriner hekimler onurlandırılmaktadır. Ancak üzülerek ifade etmek isteriz ki 1800’lü yıllardan itibaren, yaptıkları çalışmalarla dünya literatürüne girmiş, çığır açan araştırmalar yapmış Türk Veteriner Hekimleri aynı takdiri görmemiş, aksine 1980’li yıllardan itibaren hem çalışma alanları daralmış hem de özlük hakkı kayıpları giderek artmıştır. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi olarak odalarımızla birlikte meslektaşlarımızın insan onuruna yakışır şartlarda çalışmaları ve yaşamaları için çaba harcıyoruz. Mesleğimizin uğradığı haksızlıklara karşı yıllardır sürdürdüğümüz diyalog yolları artık tükenmiş, sorunlarımızı kamuoyuna açık ifade etmekten başka bir yol kalmamıştır.
“SORUNLAR DAYANILMAZ BİR NOKTAYA GELMİŞTİR”
Bu nedenle; geçen yıldan itibaren başlayarak, mesleğimizin yıllardır yaşadığı hak kayıplarını, bunun toplum, hayvan ve çevre sağlığına muhtemel etkilerini kamuoyu ile paylaşmak ve yetkililerin dikkatini çekmek için, kutlama yerine alanlardan sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Veteriner hekimler olarak çok uzun zamandır, yaşadığımız hak kayıplarına, ötekileştirilmeye ve yok sayılmaya rağmen fedakarca ve sabırla görevimizi yapmaya çalışıyoruz. Çünkü üstlendiğimiz görevlerin ihmal edilmesi, koruyucu hekimlik, aşı üretimi, güvenilir ve yeterli gıdaya erişim, hayvan, insan ve çevre sağlığı gibi hayati alanlarda ciddi sorunlara sebep olabilecek niteliktedir. Ancak aldığımız risklere ve yıllardır süren sabırlı bekleyişimize rağmen, yaşanan haksızlık ve mesleki değersizleştirme artarak devam etmektedir. Gelinen noktada, insan onuruna yakışır yaşam ve görev yapma şartlarımız tamamen ortadan kalkmış, önlem alınması kaçınılmaz hale gelmiştir. Veteriner hekimler özellikle son 40 yıldır her geçen gün hak kayıpları yaşamış, sorunlar dayanılmaz noktaya gelmiştir.
“VETERİNER HEKİMLER İŞ VE ÜCRET GÜVENCESİZ ÇALIŞMAKTA”
Mesleğimizin hemen her alanında benzer sorunlar yaşanmaktadır; Cenevre veteriner hekimliği sözleşmesine aykırı olarak Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü ve bağlı birimleri reorganizasyon adı altında kapatılmış, mesleğimize ve hayvancılığa önemli bir darbe vurulmuştur. Zaman geçirilmeden doğrudan Bakana bağlı Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü yeniden açılmalıdır. Plansız arttırılan fakültelerle eğitimde nitelik tartışılır hale gelmiş, her yıl mezun olan 3000’in üzerinde genç veteriner istihdam sorunu yaşamaya başlamıştır. Hiçbir uygulama dersi almadan iki yıllık uzaktan eğitim bölümlerinden mezun olanların veteriner fakültelerine geçiş yapması bilime aykırı olup, hayvan ve insan sağlığı açısından da risktir. Atanamayan binlerce genç meslektaşımızın umutları kırılmış, geleceklerini yurt dışında aramaya başlamışladır. Son iki yılda yurt dışına gitmek için başvuranların sayısı 20 kat artmıştır. İnsana yapılan yatırım boşa gitmiş, nitelikli beyinler ülkeyi terk etmeye başlamışlardır. Serbest çalışan veteriner hekimler orantısız mevzuatın getirdiği ağır ceza ve baskılarla hastalarına yeterli zaman ayıramaz, işlerini yapamaz hale getirilmişlerdir. Belediyelerde çalışan veteriner hekimler, merkezi ve yerel idarecilerin inisiyatif almamaları nedeniyle hedef haline getirilmiş, mobbing, psikolojik ve fiziki şiddet altında çalışmak zorunda kalmışlardır. Veteriner hekimler sağlıkta şiddet yasası kapsamı dışında tutulduğundan çalıştıkları her alanda şiddet girişimlerine açık hale gelmişlerdir. Gıda, ilaç ve diğer alanlarda çalışan veteriner hekimler yıllardır iş ve ücret güvencesi olmadan çalıştırılmaktadırlar.
“ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE DEMOKRATİK HAKLARIMIZI KULLANACAĞIZ”
Tüm bunlara ek olarak uzun soluklu hayvancılık politikalarının uygulanmaması ve ithalat nedeniyle yetiştirici zor duruma düşmüş, sürdürülebilir bir hayvancılık maalesef her geçen gün zorlaşmıştır. Büyükbaş ve küçükbaş alanında çalışan meslektaşlarımız yıllardır çalıştıkları bu alanı bırakmak zorunda kalmaktadırlar. Bu durum önümüzdeki yıllarda bu alanda çalışan veteriner hekim yokluğu nedeniyle hayvancılığa daha çok zarar verecektir. Dünya Veteriner Hekimler Birliği her yıl bu özel gün için bir tema belirlemektedir. Bu yıl belirlenen tema ‘Veteriner hekimler temel sağlık çalışanıdır’. Ancak ülkemizde yürürlükteki mevzuata rağmen veteriner hekimler kanuna aykırı olarak sağlık sınıfı dışında değerlendirilmektedir. Kamuoyunun bilmesini isteriz ki, bu alanlarda yaşanan olumsuzluklar esasen, toplum, hayvan ve çevre sağlığı ile hayvansal gıdaya ulaşmada yaşanacak sorunlar anlamına gelmektedir. Bir dahaki Dünya Veteriner Hekimler Günü’nü tüm bu sorunların çözüldüğü bir ortamda kutlamak için mücadelemizi sürdüreceğimizi, sürdürülen ayrımcılığın devam etmesi durumunda da önümüzdeki süreçte, iş bırakma dahil tüm demokratik haklarımızı kullanacağımızı meslektaşlarımıza ve kamuoyuna saygıyla duyururuz.”
“HAKLARINIZIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIM”
Mitinge katılan CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel ise şunları söyledi:
“Bugün sizin konuşma gününüz ama ben milletvekili olarak değil, bir tıp doktoru olarak söz istedim. Sağlık hizmeti bir bütündür asla ayrılamaz. Yani hayvan, insan ve çevre sağlığı bir bütündür, birbirinden ayrılamaz. Sağlık hizmetinin hekimler gibi olmazsa olmaz bir diğer parçasını veteriner hekimler olduğunun bilinciyle konuşuyorum. Gıda, insan, hayvan, çevre sağlığında ve bütün bilimsel araştırmalarda heryerde olması gereken bir meslektaşlarım olarak sizleri görüyorum. Bu nedenle sosyal haklarınızı, ek ödemeler dahil özlük haklarınızın hepsinin takipçisi olacağımı buradan söylemek istiyorum. Tüm meslektaşlarımı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.”
]]>
Mersin’de 2 Kasım 2020’de doğan ve doğduktan 43 gün sonra SMA Tip 1 teşhisi konulan Asrın Efe bebeğin tedavi olabilmesi için ailesi tarafından yardım kampanyası başlatılmış, Asrın Efe’nin annesi Şerife Gülkan ve babası Serkan Gülkan, tedavi için gerekli miktarı tamamlayabilmek için sık sık yardım yayınları gerçekleştirmişti. Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer de aileyle birlikte yayına katılmış ve kampanyaya destek sağlamıştı.
2021 yılının Haziran ayında 7 aylıkken kampanyası tamamlanarak tedavi olan Asrın Efe bebek, yeniden sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor.
SEÇER: “UMUT EDİYORUM DİĞER ÇOCUKLARIMIZ DA BİR AN ÖNCE TEDAVİ OLUR”
Asrın Efe’nin sağlığına kavuştuğunu görmenin mutluluğunu yaşadığını söyleyen Başkan Seçer, SMA ile mücadele eden tüm çocukların bir an önce sağlığına kavuşması dileğinde bulundu. Şu anda Mersin’de SMA ile mücadele eden 3 çocuk olduğunu hatırlatan Seçer, “Mehmet Ali bebeğin de kampanyası tamamlandı, tedavi olacak. Onun için de bir yayın yapmıştık. Umut ediyorum diğer çocuklarımız da tedavi ücretini toplar ve bir an önce tedavi olur” dedi.
SMA’nın zor ve tedavisi oldukça maliyetli bir hastalık olduğuna dikkat çeken Seçer, “Bu konuya devletin el atması gerektiğini düşünüyorum. Ekonomisi uygun olmayanlar için çok zor bir durum. Hem tedavi süreci hem sonrasında ciddi bir süreç var” diye konuştu.
Asrın Efe’nin bundan sonraki sürecinin de iyi geçmesini umut ettiğini belirten Seçer, “Çok mücadele verdiniz. Bu mücadele bundan sonra da devam edecektir. Umut ediyorum ki Asrın Efe sağlığına tamamen kavuşur, başarılı bir birey olup ülkesine ve insanlığa yararlı bir insan olur” dedi.
BABA GÜLKAN: “ASIL SÜREÇ İLAÇTAN SONRA BAŞLIYOR”
Asrın Efe’nin babası Serkan Gülkan yaşadıkları süreci anlatarak, “Asrın Efe şu an ufak ufak kendini masanın etrafında tutarak gezmeye başladı, yemeklerini yiyor. Yaşıtlarından 1-1,5 sene geride ne yazık ki. Fizik tedavilerle o arayı kapatmaya çalışıyoruz” dedi. Hastalıkla mücadelede asıl sürecin ilaçtan sonra başladığını söyleyen baba Gülkan, “Şu anda diğer kampanyalara da destek oluyoruz. Kampanyalarda gönüllülere şunu söylüyoruz; insanların bundan sonra da maddi ihtiyaçları var. Eğer insanların maddi gücü yeterli değilse bir şeyler eksik kalıyor. Çünkü ilaçtan sonra çok farklı bir süreç başlıyor” diye konuştu.
ANNE GÜLKAN: “ASRIN EFE’NİN YAŞAM STANDARDI OLABİLDİĞİNCE ARTTI”
Asrın Efe’nin annesi Şerife Gülkan, kampanya sürecinde maddi ve manevi anlamda yanlarında olan Başkan Seçer ile Mersin halkına teşekkürlerini iletti. Anne Gülkan, “Bu da bizim Mersin’de yaşamımızdaki en büyük şansımızdı diye düşünüyoruz. Biz maalesef bu SMA hastalığında en ağır tiplerinden birini yaşıyorduk ve çocuğumuz SMA tip 1 hastasıydı. Asrın Efe şu anda evin içinde tutunarak yürüyebiliyor, istediği yemekleri yiyebiliyor, bizimle çok güzel bir iletişim kuruyor. Bunlar tabi ki de bize çok büyük mutluluk veriyor. Çünkü bizim çocuğumuz biz bu tedaviyi almadan önce bir parmağını dahi kımıldatamıyordu. Asrın Efe’nin yaşam standardı olabildiğince arttı” dedi.
SMA hastalığı ile mücadele için gereken tedavinin Türkiye’ye de gelmesini istediklerinden söz eden Anne Gülkan,”SMA hastalığıyla mücadele eden çocuklarımızla ilgili hastanelerin kurulmasını ve en başta donanımlı doktorlarımızın olmasını istiyoruz. Ayrıca bunun yanı sıra şu anda Asrın Efe’nin ve Asrın Efe gibi olan birçok çocuğumuzun eğitimi, mutluluğu ve sosyalleşmesi de bizim için çok önemli. En büyük arzumuz bu alanların iyileştirilmesi” diye konuştu.
]]>(İSTANBUL) – İBB Başkanı İmamoğlu, çevreci yüksek teknolojilerle donatılmış, 420 yolcu kapasiteli, yüzde 100 elektrikli metrobüsün test sürüşüne katıldı. Test sürüşü öncesi metrobüs hakkında bilgi veren İmamoğlu, “Daha önce, biliyorsunuz, çok olumsuzluklar yaşandı. Araçlar alındı, uyumsuz oldu. Araçlar gidemedi. Yokuş tırmanamadı. Parçası bulunamadı. Araçlar daha sonra, neredeyse tedavülden kalktı. ve tabiri caizse, hurdaya dönüşecek şekilde çürümeye terk edilmek zorunda kaldı. Bu bahsettiğim şey 16-17 yıl öncesinin bir talihsiz hikayesi. Ama biz, bütün işlerimizi çok ince eleyip, sık dokuyarak yapmak gayretindeyiz. Çünkü vereceğimiz her kuruş, lira, milletimizin parası. Onun için, en doğru şekliyle yatırım yapma gayreti içerisindeyiz”dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu; çevreci, yüksek teknolojilerle donatılmış, 420 yolcu kapasiteli, yüzde 100 elektrikli metrobüsün test sürüşüne tanıklık etti. Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, İETT Genel Müdürü İrfan Demet ve Metro İstanbul Genel Müdürü Özgür Soy’un da test sürüşünde eşlik ettiği İmamoğlu, yolculuk öncesinde, gazetecilere yeni nesil metrobüsle ilgili açıklamalarda bulundu. Test edilecek aracın İETT ve Metro İstanbul’un ortak çalışmasıyla kendi önlerine getirildiğini belirten İmamoğlu, şunları söyledi:
“SIFIR EMİSYONLU ARAÇLAR”
“Metrobüs hattındaki yenileşme kavramına uygun araç arayışlarımızda, gördüğünüz bu modelle ilgili bize bir sonuç gelmişti. Bu sonuç, bunun denenebileceği ve özellikle hattaki performansı ve bu noktada metrobüsün önümüzdeki zaman diliminde devam ettiği sürece, bu araçlarla daha kolay, yolcu birikmeden, yolcu konforunu önceleyen, aynı zamanda hava kirliliğini de çok ciddi seviyede azaltan, sıfır emisyonlu bir araç olmasıyla bize sunumu yapıldı. Sonra arkadaşlarımızla, bunun mutlaka çok ciddi bir deneme sürecinden geçmesi gerektiğine karar verdik. Hazırlıkları yapıldı. Bu aracın nakli gerçekleştirildi ve 1 ayı aşkın süredir bu hatta, önce bazen trafiğin hiç olmadığı gece vakitleri başlandı. Daha sonra gündüz zaman dilimi içerisinde de denemeler yapıldı. Yolcusuz yapıldı, yolculu ve yüklü şekliyle de denemeleri yapıldı, yapılmaya devam ediyor. Ben de bugün, kamuoyuna açık bir şekilde, halkımızla birlikte deniyor olacağım.
“BİR GÖRELİM PERFORMANSINA BAKALIM”
Temel isteğimiz şu: Tabii ki metrobüs hattının verimliliği, konforu, yolcu yığılmasını azaltan bir şekilde insanlarımıza hizmet etmesi. Şunu söyleyeyim; metrobüs tabii şu anda biliyorsunuz Avcılar’dan Söğütlüçeşme’ye kadar uzanan, önemli bir ulaşım aracımız. Milyonu aşan yolcuya sahip günlük kapasitesi var. Tabii bu hat üzerinde olası, şu anda yapımı bitmek üzere olan, yapımı devam eden ve başlanacak olan metro hatlarımız da var. Ama bütün onların, yıllara sarih bir şekilde İstanbul ulaşımına katkısı ne olacak? Metrobüs hatlarından beklentimiz ne olacak? Kısa, orta, uzun vadede bu iyileşmeyi sağlayıcı, bu tarz araçların sayısı ne olmalı? Bütün bu verimlilik hesapları üzerinden, bu araçla ilgili kanaatlerimizi olgunlaştıracağız. Günün sonunda, en doğru kararı vermek istiyoruz. Bizi cezbeden tarafı, yüksek sayıda yolcu kapasitesine sahip olması, sahadaki performansı. Yüksek sayıda 400’ün üzerinde yolcu kapasitesine sahip. Ki şu an bizim en yüksek kapasiteli aracımız 280 yolcu kapasitesine sahip. Onun 1,5 katına yakın bir kapasiteye sahip olması ve tabii sıfır emisyonlu bir araç olması. Diğer koşulları da olgunlaştırdığımızda, sizleri bilgilendireceğiz. Bir görelim performansını bakalım.”
“16-17 YIL ÖNCESİNİN BİR TALİHSİZ HİKAYESİ”
Bugün bu yolculuğa Eyüpsultan sınırlarından başlıyoruz. Başkanımız da bizimle. Yolculuğu da Avcılar’da sonlandırcağız Avcılar Belediye Başkanımızla birlikte. İki ilçe belediye başkanımız, başlangıç ve bitiş noktasına da şahitlik edecekler. Umarım İstanbul halkı için en doğru tercihi yapıyor olalım. Bizim bu tür olaylardaki temel prensibimiz; bu bir işin sürdürülebilirliği, dayanıklılığı… Daha önce, biliyorsunuz, çok olumsuzluklar yaşandı. Araçlar alındı, uyumsuz oldu. Araçlar gidemedi. Yokuş tırmanamadı. Parçası bulunamadı. Araçlar daha sonra, neredeyse tedavülden kalktı. ve tabiri caizse, hurdaya dönüşecek şekilde çürümeye terk edilmek zorunda kaldı. Bu bahsettiğim şey 16-17 yıl öncesinin bir talihsiz hikayesi. Ama biz, bütün işlerimizi çok ince eleyip, sık dokuyarak yapmak gayretindeyiz. Çünkü vereceğimiz her kuruş, lira, milletimizin parası. Onun için, en doğru şekliyle yatırım yapma gayreti içerisindeyiz. Umarım hayırlısı olur”
Eyüpsultan’daki Edirnekapı İETT Garajı’ndan başlayan yolculuk, gazetecilerin tanıklığında, Avcılar Kampüs Durağı’nda son buldu. İETT Genel Müdürü Demet’in verdiği bilgilere göre; dizel metrobüslere göre yüzde 60 yakıt tasarrufu sağlayan elektrikli metrobüsler, 100 bin kilometrede, 2,5 milyon liralık daha az yakıt tüketecek. Bu yatırımla 300 ton karbondioksit salınımının önüne geçmeyi planlayan İBB hem çevreyi hem de belediye bütçesini korumuş olacak. Ayrıca elektrikli metrobüs; sessiz çalışarak, kentteki gürültü kirliliğinin de önüne geçecek. Çift yönlü sürüş imkanı tanıyan yeni nesil elektrikli metrobüs, 40 metre uzunluğunda ve 4 vagonlu. Yolcu taşıma kapasitesi, metrobüs filosundaki en uzun araçtan yüzde 50 daha fazla ve 420 kişi taşıma kapasitesine sahip. Test aracının menzili yaklaşık 80 kilometre. Modüler batarya yapısı sayesinde, daha uzun menzil için, daha fazla batarya eklenebiliyor. 800 kw güçte, 20 dakika şarjla, ortalama 50 kilometre menzil yapılabiliyor.
“TEST SÜRÜŞÜNDE DÜĞÜN DAVETİ ALDI”
Açıklamaların ardından, İmamoğlu ve beraberindeki heyet, yeni nesil metrobüse bindi. Metrobüs duraklarında bekleyen vatandaşlar, test aracında gördükleri İmamoğlu’na el sallayarak sevgi gösterilerinde bulundu. Cennet Mahallesi’nden Avcılar’a kadar olan hat boyunca dileyen vatandaşlar da test edilen araca alındı. İmamoğlu ve basın mensuplarıyla sohbet eden vatandaşlar, yeni araçla ilgili görüşlerini paylaştı. Şükrübey Durağı’ndan test aracına binen genç bir öğretmen, İmamoğlu’nu 26 Mayıs’ta yapılacak düğününe davet etti. Eyüpsultan’daki Edirnekapı İETT Garajı’ndan başlayan yolculuk, gazetecilerin tanıklığında, Avcılar Kampüs Durağı’nda, başarıyla son buldu.
]]>TBB ve barolar, “Şiddete ve angaryaya karşı meslek onurunu ve emeği savunmak için” diyerek Ankara’da Anıtpark’ta “Büyük Savunma Mitingi” düzenledi.
TBB’nin Balgat’ta bulunan binası önünde toplanan avukatlar Anıtpark’a yürüdü. Mitingte avukatlar “Savunmayı savunuyoruz”, “Eşit işe eşit ücret”, “Angaryaya hayır, şiddete son”, “Çoklu baroya hayır”, “Avukat güvende değilse yurttaş tehlikede”, “Savunma boyun eğmeyecek”, “Hak aramanın vergisi olmaz”, “Stajyer avukatlara hazineden ücret”, “Bağımsız yargı, bağımsız baro”, “CMK ücretleri AAÜT’ye eşitlensin”, “AYM kararları uygulansın” gibi taleplerin yer aldığı dövizleri taşıdılar.
HATAY BAROSU: “SESİMİZİ DUYUYOR MUSUNUZ?”
Hatay Barosu, miting alanına “Sesimi duyuyor musunuz” diyerek girdi ve “Deprem değil cinayet” sloganlarını attı. Miting alanında Hatay Barosu büyük alkışlarla karşılandı. Öte yandan, Adalet için Hukukçular Derneği “Can Atalay’a Özgürlük” pankartı ile Çağdaş Hukukçular Derneği ise “Tutuklu Avukatlara Özgürlük” pankartı ile alana giriş yaptı.
GENÇ AVUKATLAR: “SAVUNMA HAKKI KUTSALDIR, GENÇ AVUKATLAR OLARAK SUSMADIK, SUSMAYACAĞIZ”
Genç Avukatlar Çalıştayı’nın sonuç bildirgesi açıklandı. Sonuç bildirgesi Van Barosu’ndan Mehmet Salih Coşkun ve Yozgat Barosu’ndan Sevde Nazlıcan Sargın tarafından açıklandı. “Bizler geç avukatlar olarak mesleğin geleceğiyiz” denilen açıklamada genç avukatlar sorunlarını şu sözlerle anlattı:
“Mesleğimizin ekonomik sıkıntıları için halkımızın refah seviyesinin yükseltilerek savunma hakkının korunması sağlanmalıdır. Temel ofis giderleri ve abonman sözleşmelerinde genç avukatlara indirim sağlanmalı, vergi muafiyeti artırılmalıdır. Tarafımızca hak olan ücretlerin ödenmemesi emeğimizin sömürüsü haline gelmiştir. Kolluk personellerinin keyfi uygulamaları nedeniyle meslek onuruna uygun mesleğimizi icra edemiyoruz. Savunma hakkı kutsaldır, genç avukatlar olarak hiçbir zaman susmadık, susmayacağız.”
“CUMHURİYET HUKUKUNA SAHİP ÇIKMAK GÖREVİNİ RUHUNDA VE VİCDANLARINDA TAŞIYANLARIZ”
Genç Avukatlar Çalıştayı’nın sonuç bildirgesinin açıklanmasının ardından TBB Başkanı Erinç Sağkan söz aldı. Miting alanındaki kalabalığı işaret eden Sağkan “Bu tablo Cumhuriyet’in neden ilelebet payidar kalacağının göstergesidir” diyerek sözlerine başladı.
“Biz avukatız; mevcudiyeti yüzlerce insan ömrüne tekabül eden, dünyanın en kutsal mesleklerinden birinin düğmesiz bir cübbeyle birbirine eşitlenmiş üyeleriyiz. Biz avukatız; hayatını hak mücadelesine adamış; anayasal düzeni korumak, Cumhuriyet hukukuna ve hukukun üstünlüğüne sahip çıkmak görevini ruhunda ve vicdanlarında taşıyanlarız. İnsan haklarına dayalı demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkelerini temel alan Cumhuriyetimizi ilelebet yaşatmayı sorumluluğu ve zorunluluğu olarak gören hak savunucularıyız” diyen Sağkan, şöyle konuştu:
“KULA KUL DEĞİL, BİREY OLMA HAKKININ HİÇBİR BASKI DÜZENİNE VAKFETMEMEK ÜZERİNE YEMİN ETMİŞ MESLEK GRUBUYUZ”
“Biz avukatız; savaşların ve hüznün coğrafyasının tam ortasında, Cumhuriyet’in bizlere sağladığı kula kul değil birey olma hakkının, özgürlüğün, eşitliğin, insan onurunun ve hukuk devletinin zerre-i miskal kadarını hiçbir zümreye, kişiye ya da baskı düzenine vakfetmemek üzerine yemin etmiş meslek grubuyuz. Biz avukatız ve tarafız; haksızlığın kimden geldiğine ve kime dönük olduğuna bakmaksızın adalete erişimlerine engel olunanların ve sesi kısılmaya çalışılan kim varsa onun yanındayız.
“BU CÜBBE SADECE ÜLKEMİZDE DEĞİL, İSRAİL’İN GAZZE’DE YAPTIĞI KATLİAMA KARŞI FİLİSTİNLİ SİVİLLERİN DE KALKANI OLDU”
Üzerimizde bizi birbirimize eşitleyen düğmesiz cübbelerimize iyi bakınız. İşte bu cübbe; yağmurda, soğukta, direnişte ama en çok umutta vücut buldu. Bu cübbe, barolarımızın bölünmemesi, mesleğimizin itibarının korunması için omuz omuza direnirken, barınağımız ve çatımız oldu. Bu cübbe, bütün darbe dönemlerinde darbecilere karşı yurttaşlar için kalkan, ortadan kaldırılmaya çalışılan hak ve özgürlükler içinse son sığınak oldu. Bu cübbe sadece ülkemizde değil bugün İsrail’in Gazze’de yaptığı katliama, soykırıma karşı Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdinde yaptığımız başvuru ile Filistinli sivillerin, kadınların ve çocukların da kalkanı oldu.
“ŞİDDET SARMALINA DUR DEMEK İÇİN BURADAYIZ”
Biz, dünya çapında Tehlikedeki Avukatlar Günü’nün iki kez ve üst üste kendilerine ithaf edildiği bir ülkenin avukatlarıyız. “Avukat” olmanın tarihini baştan yazan, dünyanın geri kalanına avukatların nasıl mücadele etmeleri gerektiğini öğreten meslektaşlarımız ve mesleğimiz fiziksel, psikolojik ve ekonomik olarak ağır tehdit ve tehlike altındadır. Biz bu şiddet sarmalına artık dur demek için, tek bir kayba daha tahammülümüz olmadığı için buradayız!
“MESLEĞİMİZ AĞIR BİR EKONOMİK TEHDİT ALTINDA”
Mesleğimiz ağır bir ekonomik tehdit altındadır! Bu tehdit, stajyer meslektaşımdan genç meslektaşlarıma, kamuda görev yapan meslektaşlarımdan bütünsel olarak tüm avukatlara sirayet etmiş ve mesleğimizin sürdürülebilirliğini tehlikeye sokmuştur. Bugün artık avukatın emeğini ve hakkını savunmak için buradayız. Biz bugün nitelikli hukuk eğitiminin olmazsa olmazlığını haykırmak için buradayız! Her yıl mesleğe katılan 20 bin avukatla bu sistemin sürdürülebilmesinin mümkün olmadığını daha güçlü dile getirmek için buradayız! ‘Bu sorun yalnızca avukatın değil, aynı zamanda senin de sorunun ey yurttaşlarımız’ demek için buradayız! Bu gidişat hiç iyi gidişat değil, uyarmak için buradayız.”
“SEFALET ÜCRETLERİNİN AYIBINI ÜSTLENMEYECEĞİMİZİ GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ”
CMK ücretlerine değinen Sağkan, “Meslektaşımın eline geçen net ücretleri veriyorum: Soruşturma aşamasındaki görevlendirmelerde 1.528 TL, Asliye Ceza görevlendirmesinde 2.640 TL, Ağır Ceza görevlendirmesinde 4.700 TL..! Öyle her ay cebine havadan giren paradan değil, yıllarca sürecek, maddi manevi yükü olan bir dosya için meslektaşımızın emeğinin karşılığı olarak reva görülen miktardan söz ediyoruz. Peki, aylık olarak ödenen en düşük Bağ-Kur primi ne kadar? 6.900 TL! Bugün biz, bu sefalet ücretlerinin ayıbını üstlenmeyeceğimizi göstermek için buradayız! Ailelerimizle, çocuklarımızla, sevdiklerimizle geçireceğimiz zamanlardan feragat ederek adalet adına üstlendiğimiz onurlu görevin karşılığının bu olamayacağını haykırmak için buradayız!” ifadelerine yer verdi ve şöyle devam etti:
“BİZ HUKUK DEVLETİ DİYE HAYKIRIRKEN ANAYASASIZLAŞMAYA DOĞRU YOL ALINIYOR”
“Bugün ülkemizde AİHM kararlarının, AYM kararlarının uygulanmadığı bir dönemi yaşıyoruz. Sayılar ve istatistiki veriler üzerinden bir değerlendirme yapamayız. Çünkü tek bir dosyaya ilişkin kararın uygulanmaması bile yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü bakımından büyük bir kaygı duymak için yeterlidir. Henüz geçtiğimiz Kasım ayında Anayasa Mahkemesi önünde, hukukun ve anayasanın üstünlüğünü savunmak için bir aradaydık. Anayasa Mahkemesinin meslektaşımız Can Atalay hakkında verdiği kararın bağlayıcılığını anlatmaya çalıştık. Ne yazık ki, geldiğimiz noktada meslektaşımız Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına rağmen hala cezaevinde tutuluyor. Biz hukuk devleti diye haykırırken kanun devleti bile olmaktan uzaklaşılıyor, anayasasızlaşmaya doğru yol alınıyor.
“HUKUK DEVLETİ İÇİN, YARGI BAĞIMSIZLIĞINI SAVUNMAK İÇİN BURADAYIZ”
Ülkemizde bağımsız yargının, adil yargılanma hakkının, hukukun üstünlüğünün en güçlü savunucusu her zaman biz avukatlar olduk. Yine bugün de hukuk devleti için, yargı bağımsızlığını savunmak için buradayız.”
KÖROĞLU: “İKTİDARIN TESLİM ALAMADIĞI TEK BİR KURUM KALDI O DA SAVUNMA VE SAVUNMANIN ÖRGÜTÜ”
Sağkan’ın ardından konuşan Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu da “Hiçbir zaman hukuk devleti olmadık aslında biz ancak artık yasa devleti bile değiliz. İktidar TBMM’den çıkan yasalara uymuyorsa hukukun üstünlüğü diye bildiğimiz her şeyin değeri iktidarın gözünde çöp kadarsa geride yaşatacağınız bir hayat kaldı mı? Ama biz buradayız işte. Çünkü teslim alamadıkları tek bir kurum kaldı o da savunma ve savunmanın örgütü. Her şeye rağmen biz dara düşen herkesin umudu olduk. İktidarları bu kadar huzursuz eden hukukun üstünlüğünü tanımamız” ifadelerine yer verdi.
MANSUR YAVAŞ: “ADALETE OLAN İNANCINIZ BİZİ AYAKTA TUTUYOR”
Mitinge gelerek avukatlara desteklerini sunan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, “Ülkede en çok ihtiyacımız olan adalete olan inancınız bizi ayakta tutuyor. Sığınacağımız tek şey adalet. Bu mücadelenizi sonuna kadar desteklediğimi ifade etmek isterim” dedi.
DİYARBAKIR BARO BAŞKANI EREN: “BARIŞIN EGEMEN OLDUĞU, SAVUNMANIN SUSTURULMADIĞI YARINLAR DİLİYORUM”
Diyarbakır Barosu Başkanı Avukat Nahit Eren de Tahir Elçi’yi anarak sözlerine başladı. Hukukun üstünlüğünün rafa kaldırıldığı, adil yargılanma hakkının kullandırtılmadığı bir ülkede savunma hakkının da önemi bilinmiyor. Baskıyla, katlederek ve ekonomik olarak sindirmeye çalıştığınız avukatlar hiçbir zaman boyun eğmeyecek. Barışın egemen olduğu, savunmanın susturulmadığı yarınlar diliyorum. İyi ki avukatlar var, iyi ki bu ülkede barışı, özgürlüğü ve demokrasiyi savunan sizler varsınız” dedi. Avukatlar bunun üzerine “Tahir Elçi ölümsüzdür” sloganını attı.
İSTANBUL BARO BAŞKANI FİLİZ SARAÇ: “ADLİYELER İÇİNDE ADİL YARGILAMALARIN YAPILMADIĞI AVM’LERE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”
İstanbul Barosu Başkanı Filiz Saraç, ise çoklu baroya dikkati çekti ve şunları söyledi:
“Savunmanın etkisiz kılındığı bir sistemde demokrasiden ve hukuktan bahsedilemez. Avukat mesleğinin güçlendirilmesi yurttaşın savunma hakkının da güçlendirilmesidir. Mesleğimizi yapabilmek için büyük bedeller ödüyoruz ama avukatlar korunmuyor. Ülkemiz hukuk kurallarına uymuyor, Can Atalay hala cezaevinde tutuluyor. Adaleti, eşitliği savunan barolar eşitsiz temsil edilmektedir. Bu yanlıştan biran önce dönülmelidir. Adliyeler büyüdü ama içinde adli yargılamalar yapılmayan AVM’lere dönüştü. Savunmanın etkisiz kılındığı bir sistemde demokrasiden ve hukuktan söz edilemez. Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkmak konusundaki mücadelemiz devam edecek.”
]]>
312 GÜN SONRA KEMİK PARÇALARI BULUNDU
Berzeg’in kayboluşundan 312 gün sonra, 23 Nisan’da saat 13.30 sıralarında Gelgeç Mahallesi Muhtarı Ahmet Gülay, mahalleye gelen su ile ilgili inceleme yaptığı sırada Korhan Berzeg’in Armutlu Mahallesi’nde bulunan evinin 3,5 kilometre uzağındaki ormanda dere kenarında Berzeg’e ait kimlik ve kredi kartı, kıyafet ile insana ait olduğu değerlendirilen kemik parçaları bulmuştu. Gülay’ın haber vermesi üzerine bölgeye çok sayıda jandarma ekibi sevk edilmişti.

PANTOLON CEBİNDEKİ CÜZDANDAN KİMLİK VE KREDİ KARTLARI ÇIKTI
Yapılan olay yeri incelemesinde, paça kısımları parçalanmış pantolon cebinde yine parçalanmış kahverengi cüzdan ve içerisinde Korhan Berzeg adına düzenlenmiş 3 farklı bankaya ait kredi kartı, 1 banka kartı, ?parçalanmış halde İstanbul ücretsiz taşıma kartı, İstanbul Mavi kart, yine Korhan Berzeg adına düzenlenmiş sürücü belgesi ve kimlik kartı ile parçalanmış halde 10 TL, 1 adet 100 TL, 1 adet 50 TL, 4 adet 10 TL, 1 araç anahtarı ile muhtelif anahtarlar bulundu.
Cumhuriyet Savcısı ile jandarma ekiplerinin olay yerinde yaptığı çalışmanın ardından, kemik parçaları ile kıyafet ve malzemeler incelenmek üzere alındı.

HAYVAN SALDIRISI İHTİMALİ GÜNDEMDE
Berzeg’in, köpeği ile birlikte yürüyüş yaptığı yolun üst kısmındaki dere kenarında bulunan pantolon ile malzemelerden bazılarının parçalanıp, yırtılmış olması, hayvan saldırısını güçlendirirken, aynı bölgede kemik parçalarının bulunması ve kafatasının ve iskelet bütünlüğünün bulunmaması, cesedin hayvanlar tarafından parçalanarak dere kenarına getirilmiş olma ihtimalini gündeme getirdi.

BÖLGE 9 KEZ TARANMIŞTI
Korhan Berzeg’e ait eşyaların daha önce defalarca aranan bölgenin üst kısmında, patika yolda bulunması Alzheimer hastası olan Berzeg’in yolunu kaybetmiş olma ihtimalini güçlendirirken, Berzeg kaybolduktan sonraki 130 gün boyunca, hem karadan hem de dronla havadan 9 kez taranan 325 kilometrekarelik alanda bir ize rastlanmaması ise yetkililer tarafından, bölgenin sık bitki örtüsü ile kaplı olmasına bağlandı.

YIRTICI KUŞLARLA İZ SÜRÜLMÜŞTÜ
Gönen ilçesinin yüksek rakımlı yerlerindeki mahallelerden başlayarak, Korhan Berzeg’in evinin bulunduğu Armutlu Mahallesi’ne doğru çalışmalarını, ormanda ve ovada sürdüren ekipler, aynı zamanda yırtıcı kuşları da takibe almıştı. Üzerinde yırtıcı kuşların yoğunlaştığı tespit edilen bölgede yapılan aramada ise bir koyun ve karga ölüsüyle karşılaşılmıştı.
Kemik parçalarının bulunduğu bölgede, yırtıcı kuşlarla iz sürülememesinin ve bugüne kadar bir bulguya rastlanmamasının nedeni de yine engebeli arazi ile sık bitki örtüsüne bağlandı.
59 PERSONEL, 1 KADAVRA KÖPEĞİ İLE İZ SÜRÜYOR
Korhan Berzeg’in kıyafet ve eşyaları ile kemik parçalarının bulunduğu bölgede, dün sabah itibarıyla yeniden arama çalışması başlatıldı. Ancak bir ize rastlanmadı. Bu sabah saat 08.00’de 1 kadavra köpeği ile birlikte yeniden araziye çıkan 6 Jandarma Asayiş Timi, 3 JASAT, 1 İstihbarat Timi ile 3 Jandarma Asayiş Komando unsurundan oluşan 59 personel, alan taraması başlattı. Korhan Berzeg’in evinin bulunduğu Armutlu Mahallesi Fındıklı Deresi mevkii ile Turplu Mahallesi ve Gelgeç Mahallesindeki ormanda arama çalışmaları sürdürülüyor. Ekipler, diğer kemik parçalarının,
hava şartlarına bağlı olarak üstünün bitki örtüsüyle kaplanması ve toprak altında kalmış olması ihtimaline karşı alan taramasını kadavra köpeği ile detaylı olarak yürütüyor.
KIZI DNA ÖRNEĞİ İÇİN İNGİLTERE’DEN GELDİ
Öte yandan bulunan kemik parçalarının DNA analizi için, Korhan Berzeg’in kızı Nisa Berzeg, DNA örneği vermek için İngiltere’den Türkiye’ye geldi. Yapılan karşılaştırma sonucu, kemik parçasının 314 gündür kayıp olan Korhan Berzeg’e ait olup olmadığı belirlenecek.

NE OLMUŞTU?
ABD’de Dünya Bankası’nda bir dönem ‘Asya Direktörü’ olarak çalıştıktan sonra emekli olup İstanbul Büyükada’daki evinde yaşamaya başlayan Korhan Berzeg, 2023 Mayıs’ta İngiliz eşi Angela Berzeg ile geldiği Balıkesir’in Gönen ilçesi kırsal Armutlu Mahallesi’ndeki yazlık evinden, 17 Haziran’da, doberman cinsi eğitimli köpeği “Tina” ile yürüyüşe çıktıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamadı.
Bölgede, AFAD, Jandarma Arama Kurtarma (JAK), Ankara Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı (JÖAK) ile gönüllü arama ve kurtarma ekiplerinin yanı sıra iz takip ve kadavra köpekleriyle başlatılan arama çalışmalarından sonuç alınamazken, Berzeg’in köpeği Tina, kaybolduktan 74 gün sonra, 29 Ağustos sabahı, Armutlu Mahallesi’ndeki evine geri döndü. Aramalara “Tina” da dahil edildi.
74 gün boyunca alıkonulduğu yere gitmesi için GPS takılıp, aç bırakılan “Tina” her defasında, eve geri döndü. Çalışmalarda katkısı olmayan köpek, bir süre sonra Angela Berzeg’e teslim edildi. Tina, Angela Berzeg ile İstanbul Büyükada’daki evlerine dönerken, ekip sayısı artırılarak devam edilen arama çalışmaları Korhan Berzeg kaybolduktan 130 gün sonra, 24 Ekim’de sonlandırıldı.
]]>MEB’den yapılan açıklamada, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında hazırlanan matematik dersi taslak müfredatına ilişkin bilgi verildi.
Açıklamaya göre, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde, matematik alan becerileri ilkokul, ortaokul ve lise düzeyini kapsayan ve süreç bileşenleri ile modellenebilen beceriler dikkate alınarak belirlendi.
Programın benimsediği beceri odaklı, anlam ve ihtiyaç temelli yaklaşımın matematiğin korkulan değil sevilen, ezberlenen değil keşfedilen bir ders olmasına hizmet etmesi amaçlandı. Öğretmenlerin programın yeni yaklaşımını anlamlandırmalarını sağlayacak ve sınıf içi uygulamalarına ışık tutacak her türlü açıklama program metninde yer aldı.
Yeni müfredatta yer verilen beş matematik alan becerisi, “matematiksel muhakeme”, “matematiksel problem çözme”, “matematiksel temsil”, “veri ile çalışma” ve “veriye dayalı karar verme”, “matematiksel araç ve teknoloji ile çalışma” olarak planlandı. Matematik dersi öğretim programları hazırlık sürecinde ilkokul, ortaokul ve lise komisyonları Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin bütüncül yapısı gereğince birlikte çalıştı.
Müfredatta öncelikle “sayılar”, “geometri” ve “istatistik ve olasılık” konularının ilkokuldan liseye kadar ilişkisel ve tutarlı bir biçimde nasıl yerleştirilmesi gerektiğine odaklanıldı. Sonrasında komisyonlar yatayda çalışarak düzeyin matematik öğrenme hedeflerine ilişkin içerikleri belirledi ve bu içeriklere ilişkin tema düzenlerini oluşturdu.
Böylece, örneğin ortaokul matematik dersi öğretim programında işlemsel yönüyle öğrencileri zorlayıcı içerikler ortaöğretime taşındı ve bu sayede ortaokul düzeyinde daha kavramsal ilişkilere yer verildi, disiplinler arası ilişkileri destekleyecek içerik ve yaklaşımlar daha çok ön planda tutuldu.
ÇOCUKLARDAKİ SAYI HİSSİ VE SAYI KAVRAMI GELİŞİMİNE GÖRE DÜZENLENDİ
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli çerçevesinde yeni hazırlanan ilkokul matematik müfredatında, öğrenme hedefleri tahmin, zihinden işlem ve prosedür şeklinde devam eden öğrencinin matematiksel muhakeme gücünü ve düşünme becerilerini öğretme-öğrenme uygulamalarını öne çıkaran bir aşamayla düzenlendi.
Daha önceki programlarda ayrı ele alınan dört işlemden, toplama çıkarma bir arada toplamsal durumu; çarpma ve bölme bir arada çarpımsal durumu vermek için ilişkisel olarak verildi.
Mevcut öğretim programında sezgisel karşılaştırma toplama ve çıkarma işleminden sonra verilirken yeni öğretim programında sezgisel karşılaştırma dört işlemden önce verilerek öğrenenlerin dört işlem becerileri ile ilgili öğrenme hedefleri arasında köprü kurmaları sağlandı.
Ayrıca yeni program çocuklardaki sayı hissi ve sayı kavramının gelişimi dikkate alındı.
Yeni öğretim programının öğrenme hedefleri, ilkokul öğrencilerinin geometrik düşünce düzeylerinin görsel düzeyde olmasından dolayı buna göre yapılandırıldı. Bu kapsamda gelişimsel süreç dikkate alınarak parça-bütün ilişkisi ön plana çıkarıldı ve öğrencilere farklı nesne modelleri ile nesnelerin geometrisinin kavratılması amaçlandı.
İlkokul 1. sınıftan itibaren istatistiksel araştırma sürecinin tüm adımları kullanıldı. Olasılık konusu da çocukların bilişsel ve duyuşsal özellikleri dikkate alınarak basitten karmaşığa doğru ilkokul 4. sınıftan itibaren verilmeye başlanarak ortaokuldaki olasılık gerektiren içeriklere temel oluşturuldu.
KESİRLER, TAKVİM OKUMA İLKOKUL BİRİNCİ SINIFTAN KALDIRILDI
Programda, içerik çerçevesinde yapılan sadeleştirmeler kapsamında, ilkokul 1. sınıfta öğrencilerin birinci sınıfta güçlük yaşamaları nedeniyle “kesirler, zaman, sıvı ölçme, standart ölçme araçları ile işlem süreçleri, takvim okuma” konuları 1. sınıftan kaldırılarak ikinci sınıftan itibaren verilmeye başlandı.
İlkokul 3. sınıfta Romen rakamları öğrenme hedefi olarak verilmedi, zaman ölçme ile ilgili olarak öğretme-öğrenme uygulamalarına yansıtıldı. Sütun grafiği 5. sınıfa aktarıldı, alan ölçme tamamen ilkokuldan kaldırıldı. 4. sınıftaki ışın doğru parçası düzlem konuları 5. sınıfa aktarıldı. İlkokul 1. sınıflara, şipşak (nokta sayılama) sayma, şekil örüntüleri, kodlama ve algoritma aktiviteleri eklendi. İlkokul 3. sınıflara algoritma eklendi. İlkokul 4. sınıflara, denk kesir ve günlük yaşamda karşılaşılan olasılık durumları eklendi.
Tema içerikleri ve öğrenme hedefleri öğrencilerin gelişim düzeyi dikkate alınarak, öncüllük-ardıllık, ön koşul ilişkisi gibi matematik disiplinin gerektirdiği ilkeler göz önünde bulundurularak yapılandırıldı.
“FONKSİYON” 8. SINIFTAN İTİBAREN VERİLECEK
Ortaokul matematik dersi öğretim programı geliştirilirken, parçalanmış kazanım yapısından çıkılarak bütüncül bir içerik yapısına geçildi, başta matematik alan becerileri olmak üzere bütünleşik beceriler, değer, okuryazarlık, eğilim, sosyal-duygusal beceriler odaklı bir program anlayışı benimsendi.
Program, eleştirel düşünme, problem çözme ve karar verebilme üst düzey becerilerinin gelişimini de destekleyecek şekilde tasarlandı. Bu bağlamda programda işlemsel yönüyle öğrencileri zorlayıcı içerikler ortaöğretime taşındı, disiplinler arası ilişkileri destekleyecek içerik ve yaklaşımlar ön planda tutuldu. Örneğin, köklü ifadelerle işlemler ortaöğretime taşındı fakat köklü ifadeler bağlamında gerçek sayılar kümesinin anlamlandırılmasına ortaokulda önem verildi. Lisede büyük öneme sahip olan fonksiyon kavramına doğru ve doğrusal oran kavramlarının bir devamı niteliğinde 8. sınıftan itibaren yer verilmeye başlandı.
Matematiksel kavramlar ilişkilendirilerek hemen her sınıf düzeyinde araç ve teknolojiden yararlanıldı; veri biliminin ve veri ile çalışma becerisinin gerçek yaşamda, bilim ve teknolojide artan öneminden ötürü, istatistik ve olasılık konularına daha fazla ağırlık verildi.
Dijital çağın gereksinimleri doğrultusunda, öğrencilerin algoritmik düşünme becerilerini geliştirmek amacıyla matematiksel içeriklerle ilişkili algoritma konusu da programa eklendi.
GEOMETRİDE ARAÇ VE TEKNOLOJİ KULLANIMI ÖNE ÇIKARILDI
Ortaöğretim Matematik Dersi Öğretim Programı, çağın bilimsel gelişmeleri ve beceri temelli program yaklaşımı doğrultusunda yeniden şekillendirildi. Öğrenciler için işlemsel yükü fazla olan, anlamlı öğrenmelere hizmet etmeyen ve programın genel amaçları doğrultusunda ortaöğretim düzeyinde ihtiyaç duyulmayan içerikler gözden geçirildi, bazıları çıkarılarak yerine yenileri eklendi.
Bu bağlamda, matematik ve algoritma-bilişim ilişkisi ilk defa bu programda, matematik öğrenme ve öğretme süreçlerine hizmet edecek şekilde kurgulandı. İstatistik konuları “veri ile çalışma ve veriye dayalı karar verme becerisi” bağlamında yeniden ele alındı ve programdaki yeri önemli oranda artırıldı.
Sayılar, cebir ve fonksiyonlarla ilgili konular, fonksiyonlar merkeze alınarak yeniden tasarlandı. Disiplinler arası bağlamda fonksiyonların değişimleri inceleme ve problem çözme aracı olma boyutları ön planda tutuldu.
Soyut, sembolik ve işlem odaklı bir şekilde ele alınan kümeler ve mantık konuları diğer konulara entegre edilerek yeniden yapılandırıldı. Kümelerle ilgili işlemlerin yanı sıra mantık bağlaçları ve niceleyicilerin matematiksel dil ve sembolizm içindeki yeri ve öneminin fark edilip etkin şekilde kullanımı ile öğrencilerin matematiksel doğrulama ve ispat yapma becerilerinin aşamalı şekilde gelişimini sağlayacak bir program geliştirildi.
Geometride araç ve teknoloji kullanımı öne çıkarıldı, muhakeme ve problem çözme temelli dinamik bir geometri öğretimi hedeflendi.
Mevcut haliyle bir hesaplama aracından öteye geçmeyen oldukça sınırlı ve işlem odaklı şekilde sunulan integral kavramına yer verilmedi, değişimin matematiğinin temel araçları olarak limit ve türev konuları daha kapsamlı şekilde ele alındı. Türevle ilgili yorum ve çıkarımlara problem çözme odaklı bir yaklaşımla yer verildi.
İNTEGRAL YOK, LİMİT VE TÜREV KAPSAMLI İŞLENECEK
İntegral kavramının programlardaki yeri süregelen revizyon çalışmaları ile önemli oranda daraltılmıştı ve mevcut haliyle anlamlı bir öğrenme gerçekleşmediği ve diğer ortaöğretim derslerinde de integral kavramının kullanılmadığı görüldü.
Yeni Ortaöğretim Matematik Programında nicelikler arası değişimleri incelemenin temel araçları olarak limit ve türev kavramları ön plana çıkarıldı.
Bu kavramlara beceri odaklı bir yaklaşımla önceki programlardan daha kapsamlı şekilde yer verildi. Lisede, halihazırda oldukça sınırlı ve işlem odaklı şekilde sunulan integral kavramına yer verilmedi, limit ve türev kavramları daha kapsamlı şekilde ele alındı.
Yeni programda 4 yıl boyunca değişimlerin incelenmesi odaklı bir yaklaşım ortaya konuldu. Bu yaklaşımın üniversitedeki analiz dersleri için sağlam bir temel oluşturacağı ve sonraki eğitim ve kariyer yaşantılarında ihtiyacı olacak öğrencilerin integrali de tam anlamıyla öğrenebilecekleri öngörüldü.
]]>12 yaşındaki Berat Koca, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Çocuk Kütüphanesi’nde 4 yılda 400 kitap okudu
Okuduğu kitaplar sayesinde okuma becerilerini geliştiren Koca, yüzlerce sayfalık kitapları birkaç günde bitirebiliyor
GAZİANTEP – Gaziantep’te yaşayan 12 yaşındaki Berat Koca, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Hasan Celal Güzel Çocuk Kütüphanesi’nin kapısını 8 yaşında aralayarak geride kalan 4 yılda 400 kitap okudu. Okuduğu kitaplar sayesinde okuma becerilerini geliştiren Koca, yüzlerce sayfalık kitapları birkaç günde bitirebiliyor.
Gaziantep’te ilk kez 2016 yılında açılan ve şu anda sayısı 6’ya ulaşan Uygulamalı Çocuk Kütüphaneleri, fırsat eşitliği tanımak için dezavantajlı bölgelere öncelik tanıyor. Açıldığı günden beri Hasan Celal Güzel Çocuk Kütüphanesi’nin on binlerce üyesinden biri olan 12 yaşındaki Berat Koca, şu anda 539 sayfalık kitabı 2 günde bitirebiliyor. Koca, ilgisi ve merakının yanı sıra kelime dağarcığının gün geçtikçe artması sebebiyle de artık yetişkin kitaplarını rahatlıkla okuyabiliyor. Koca’nın en çok etkilendiği yazar ise Jack London.
Çocuk Kütüphanesi’nin fırsat eşitsizliğinin önüne geçtiğini ve artık haritasının kitaplar olduğunu vurgulayan Koca, “Kitaplar yön gösteriyor. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri fırsat eşitsizliğinin önüne geçiyor. Çocukların kitaba erişiminde hayati bir şey ve benim de rehberim oldu” dedi.
“Çocuklar için kesinlikle kitaplar haritadır”
Çocuk Kütüphanelerine gelmeye başlamasının ardından kitap kurduna dönüşen ve ilgisinin bilgilerle farkındalığa dönüştüğünü ifade eden Berat Koca, “Korsanlar hazinelerini bulmaya çalışırken hazine haritalarına bakarlar. Doğru haritayı kullanırsa hazineyi bulur. Dediğim hazine kişinin başarısıdır. Korsan biziz, başarıyı arayan denizci diyebiliriz. Çocuklar için kesinlikle kitaplar haritadır. Çünkü onlara yön gösteriyor. Kitaplar çocuklar için rehberdir. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri benim rehberim oldu. Bilim, kurgu ve fantastik sanatları okuyorum. Açıkçası heyecanlı olduğu için okumayı seviyorum. Bilime merakım var. Merakım gün geçtikçe ilgiye dönüştü ve tam ilgimin doruklarındayken bu kütüphane açıldı. Bu kütüphaneye gelmeye başladığımda ilgim bilgilerle farkındalığa dönüştü ve bilim insanı olmak istediğime karar verdim” diye konuştu.
“Çocuk kütüphaneleri fırsat eşitliği sağlıyor”
Kitaba erişimde Çocuk Kütüphanelerinin çok önemli olduğunu ifade eden Koca, “Fırsat eşitliği, bu çocuk kütüphaneleri bunu sağlıyor. Maalesef günümüzde her ailenin kitap alacak kadar maddi gücü yok. Bu kütüphaneler fırsat eşitliğini koruyor. Çocuk kütüphaneleri genel olarak bu imkanı sağlıyor. Çocukları kitaplarla beslemeyen bir devletin sonu hazindir. Çocuk sayısına göre kütüphane açılması gerekiyor” dedi.
Berat’ın annesi Hatice Koca ise insanların kitaba ulaşmada zorluk yaşadığını belirterek, “Buna gerek bütçe gerek bulunduğun yer fırsat vermiyor. Ama kütüphane olduğu zaman her bilgiyi her araştırdığın konuya kolaylıkla ulaşabileceğin bir alan benim gözümde” diye konuştu.
Çocuk kütüphaneleri birçok fayda sağlıyor
Kütüphaneler 0-12 yaş aralığına hitap ediyor. On binlerce üyesi olan ve sayısı 6’ya ulaşan Çocuk Kütüphanesi’nde çocuklar sadece kitapla buluşmuyor. Mozaik, müzik, resim kursları, drama çalışmaları ve meslek tanıtımları da yapılıyor. Çocuklar hem eğleniyor hem öğreniyor.
Kütüphanenin bir diğer öğrencisi Belinay Kaya, kütüphanede kitap okumanın yanı sıra çeşitli kurslar olduğunu ifade ederek, “Burada mozaik, müzik, resim kursu yani daha çok değer vereceğimiz şeyler var. Kitaptan ibaret değil. Hem kitap okuyoruz hem kurslara gidiyoruz. Kitapları çok güzel. Birçok etkinlik oluyor. Masal saatleri oluyor” şeklinde konuştu.
Kitap okumanın farklı faydalarına değinen Mir Nafi Ünlü ise, “Ben kitap okumadan önce pek hayal kuramazdım. Kitap okuduktan sonra gözümde canlandırmam daha güzel oldu. Kitap okumam konuşmamı da etkiledi. Önceden kekeliyordum ona fayda sağladı. Güzel bir şey tavsiye ederim” ifadesini kullandı.
]]>Gaziantep’te ilk kez 2016 yılında açılan ve şu anda sayısı 6’ya ulaşan Uygulamalı Çocuk Kütüphaneleri, fırsat eşitliği tanımak için dezavantajlı bölgelere öncelik tanıyor. Açıldığı günden beri Hasan Celal Güzel Çocuk Kütüphanesi’nin on binlerce üyesinden biri olan 12 yaşındaki Berat Koca, şu anda 539 sayfalık kitabı 2 günde bitirebiliyor. Koca, ilgisi ve merakının yanı sıra kelime dağarcığının gün geçtikçe artması sebebiyle de artık yetişkin kitaplarını rahatlıkla okuyabiliyor. Koca’nın en çok etkilendiği yazar ise Jack London.
Çocuk Kütüphanesi’nin fırsat eşitsizliğinin önüne geçtiğini ve artık haritasının kitaplar olduğunu vurgulayan Koca, “Kitaplar yön gösteriyor. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri fırsat eşitsizliğinin önüne geçiyor. Çocukların kitaba erişiminde hayati bir şey ve benim de rehberim oldu” dedi.
“Çocuklar için kesinlikle kitaplar haritadır”
Çocuk Kütüphanelerine gelmeye başlamasının ardından kitap kurduna dönüşen ve ilgisinin bilgilerle farkındalığa dönüştüğünü ifade eden Berat Koca, “Korsanlar hazinelerini bulmaya çalışırken hazine haritalarına bakarlar. Doğru haritayı kullanırsa hazineyi bulur. Dediğim hazine kişinin başarısıdır. Korsan biziz, başarıyı arayan denizci diyebiliriz. Çocuklar için kesinlikle kitaplar haritadır. Çünkü onlara yön gösteriyor. Kitaplar çocuklar için rehberdir. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri benim rehberim oldu. Bilim, kurgu ve fantastik sanatları okuyorum. Açıkçası heyecanlı olduğu için okumayı seviyorum. Bilime merakım var. Merakım gün geçtikçe ilgiye dönüştü ve tam ilgimin doruklarındayken bu kütüphane açıldı. Bu kütüphaneye gelmeye başladığımda ilgim bilgilerle farkındalığa dönüştü ve bilim insanı olmak istediğime karar verdim” diye konuştu.
“Çocuk kütüphaneleri fırsat eşitliği sağlıyor”
Kitaba erişimde Çocuk Kütüphanelerinin çok önemli olduğunu ifade eden Koca, “Fırsat eşitliği, bu çocuk kütüphaneleri bunu sağlıyor. Maalesef günümüzde her ailenin kitap alacak kadar maddi gücü yok. Bu kütüphaneler fırsat eşitliğini koruyor. Çocuk kütüphaneleri genel olarak bu imkanı sağlıyor. Çocukları kitaplarla beslemeyen bir devletin sonu hazindir. Çocuk sayısına göre kütüphane açılması gerekiyor” dedi.
Berat’ın annesi Hatice Koca ise insanların kitaba ulaşmada zorluk yaşadığını belirterek, “Buna gerek bütçe gerek bulunduğun yer fırsat vermiyor. Ama kütüphane olduğu zaman her bilgiyi her araştırdığın konuya kolaylıkla ulaşabileceğin bir alan benim gözümde” diye konuştu.
Çocuk kütüphaneleri birçok fayda sağlıyor
Kütüphaneler 0-12 yaş aralığına hitap ediyor. On binlerce üyesi olan ve sayısı 6’ya ulaşan Çocuk Kütüphanesi’nde çocuklar sadece kitapla buluşmuyor. Mozaik, müzik, resim kursları, drama çalışmaları ve meslek tanıtımları da yapılıyor. Çocuklar hem eğleniyor hem öğreniyor.
Kütüphanenin bir diğer öğrencisi Belinay Kaya, kütüphanede kitap okumanın yanı sıra çeşitli kurslar olduğunu ifade ederek, “Burada mozaik, müzik, resim kursu yani daha çok değer vereceğimiz şeyler var. Kitaptan ibaret değil. Hem kitap okuyoruz hem kurslara gidiyoruz. Kitapları çok güzel. Birçok etkinlik oluyor. Masal saatleri oluyor” şeklinde konuştu.
Kitap okumanın farklı faydalarına değinen Mir Nafi Ünlü ise “Ben kitap okumadan önce pek hayal kuramazdım. Kitap okuduktan sonra gözümde canlandırmam daha güzel oldu. Kitap okumam konuşmamı da etkiledi. Önceden kekeliyordum ona fayda sağladı. Güzel bir şey tavsiye ederim” ifadesini kullandı. – GAZİANTEP
]]>Geçen günlerde Esenyurt’ta etkili olan sağanak yağışta,10 yaşındaki Ayaz Güney’in ıslanmaması için bir köpeği tahta parçasıyla koruduğu görüntüler, sosyal medyada geniş yer buldu. Görüntüleri izleyen Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, hem küçük Ayaz ile tanışmak hem de duyarlı davranışından dolayı teşekkür etmek için onu ve ailesini makamında misafir etti.
Ayaz ve kardeşleriyle bir araya gelen Başkan Özer, onlara çeşitli hediyeler vererek sokak hayvanlarına gösterdikleri şefkatten dolayı teşekkür etti. Başkan Özer, “İnsanlar ve hayvanlar bir arada yaşamak zorundalar. Bu anlamda hayvanlarında insanlar gibi birtakım hakları var. Doğanın da aslında sürdürülebilir olması için bir hakka hukuka tabi olması gerekiyor. Biz olmasak da doğa ve hayvanlar kendi başlarına yaşamlarını sürdürebilirler ama doğa olmazsa biz yaşamımızı kendi başımıza sürdüremeyiz. Hayvanlar aynı zamanda insanların dostlarıdır. Sosyopsikolojik yapımızın daha kuvvetli olması için bizim bir çeşit yaşam arkadaşımızdır. Onları korumak ve kollamak da bizim insani vazifemizdir” diye konuştu.
“BU GÜZEL DAVRANIŞ HERKESE ÖRNEK OLMALI”
Ayaz’ın küçücük yaşına rağmen herkese insanlık dersi verdiğini ifade eden Başkan Özer, “Hayvanlara karşı işlenen suçların da bir hukuka bağlanması gerekir. Bu işin bir yanı ama diğer yanı bizim hayvanları sevmemiz, korumamız ve kollamamız gerekir. 10 yaşında bir çocuk olarak yürümüş olduğu sokaktaki bir köpeğin yağmurda ıslandığını görünce onun koca yüreği devreye girer ve bulduğu bir tahta parçasıyla o hayvanı yağmurdan korumaya çalışır. Ben de bunu duyduğumda bu farkındalığı büyütmek ve yaratmak adına kendisini tebrik etmek, kucaklamak ve koca yüreğinden öperek ödüllendirmek için buraya davet ettim. Sevgili Ayaz’ın bu güzel davranışının toplumda herkese örnek olmasını ve yolunun aydınlık ve açık olmasını diliyorum” dedi.
“SOKAK HAYVANLARI İÇİN ÇALIŞMALARIMIZ SÜRÜYOR”
Sokak köpekleri için ilçede çeşitli çalışmalar yürüttüklerini anlatan Başkan Özer, şunları ekledi:
“Bizim birinci önceliğimiz, köpeklerimizin kısırlaştırılması ve zararsız hale getirilmesi. Veteriner İşleri Müdürlüğümüz bir çalışma başlattı, bu çalışmayı sürdürüyor ama sokak hayvanları konusu tek başına bir ilçeyle çözülebilecek bir sorun değil. Tüm belediyeler ve İBB ile ortaklaşa bir çalışmayla çözülebilir. Aynı zamanda sokak hayvanlarımız için mama desteğinde bulunuyoruz. Onların da kendi yaşamlarını idame ettirebilmeleri için çalışmalarımız sürüyor.”
“ONU MAHALLEMİZDE BESLİYORUZ”
Kendisini makamında ağırlayan Başkan Özer’e teşekkür eden Ayaz Güney ise şunları söyledi:
“Eve giderken yağmur yağıyordu. Köpek çok titriyordu, ben de üzüldüm ve tahta parçası koydum köpek üşümesin, ıslanmasın diye. Şimdi onu mahallemize aldık, besliyoruz.”
]]>KÜTAHYA – Kütahya’nın Tavşanlı ilçesi Hayme Ana MTAL Moda Bölümü öğrencileri “Teknomoda” adlı eserleriyle il birincisi oldu.
Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğünce düzenlenen “Sıfır Atıkla Sanat Yarışması”nda Tavşanlı Hayme Ana MTAL Moda Bölümü öğrencileri “Teknomoda” adlı eserleriyle il birincisi oldu.
Hayme ana mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi 12. Sınıf öğrencisi Gülizar Başol, arkadaşları ile yapmış olduğu ve il birinciliği elde ettikleri eserleri ile ilgili şunları söyledi, ” Öğretmenimiz Mücella Taşkıngül, ‘Sıfır Atıkla Sanat’ yarışması’ ndan bizlere bahsettiğinde çok heyecanlanmıştım. Moda Tasarım Alanı olarak sanatla ilgili bir yarışmada bizler de yer almalıydık. Hemen arkadaşım Naime Aşkın ve Reyhan Bozok ile bir ekip olmaya karar verdik ve beyin fırtınasına başladık. Mezun olduktan sonra üretim sektöründe yer alacak bizler için, araştırmalarımızı yaparken; yeşil dönüşümün ne olduğu, çevre bilinci, sürdürülebilirlik ve atık yönetiminin ne kadar önemli bir konu olduğunun farkına vardık. Okulumuz arşivinde atık malzemelerin neler olabileceğini araştırırken hızla gelişen teknoloji ile bilgisayarların ne kadar hızlı bir şekilde atık malzemeye dönüştüğünü fark ettik. Komşu okulumuz Arslanbey Mesleki ve Teknik Anadolu lisesinde Bilişim bölümü vardı. Bölüm atıklarına eriştiğimizde aradığımız atık cennetini bulduğumuza karar verdik ve işe koyulduk. Bilgisayar cd sürücü motorları, dişliler, kablolar, klavye tuşları, pleksi artıkları, büyük ve küçük boy cd’lere tasarım gözüyle baktığımızda büyük bir zevkle “Teknomoda” ismini verdiğimiz giysimizi ürettik. “
Hayme Ana Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi moda tasarım alanı öğretmeni ve alan şefi öğretmen Mücella Taşkıngül ise, ” Seri üretim dediğimizde insan hayatını kolaylaştırdığı düşünülen tüm ürünler akla gelse de, aslında doğanın bir parçası olan insanın, sanat ilhamı olan doğa ile bütünleşerek yaşaması gerekir. Son yıllarda sıklıkla duyduğumuz ‘Yeşil dönüşüm’, bilindiği üzere çevre bilinci ile üretim modellerinde ve iş yönetiminde köklü değişiklikler yapan çevre dostu bir iş modelidir. Bu model; enerji ve kaynakların verimli kullanımı ve atık yönetimini de kapsamaktadır. Bu bilincin farkında lığı ile küresel bir girişime dönüşen “Yeşil dönüşüm” hareketi, gezegenimizi kurtarmak için önemli bir adımdır. Topluma vermek istediği mesajına inandığımız “Sıfır Atıkla Sanat Yarışması” aracılığı ile biz de bu bilince katkıda bulunmak istedik. Gençlerimize bu bilinci aşılamak için sıfır atıkla sanat yarışması güzel bir fırsattı. Hızlı tüketime teşvik eden günümüz hazır giyim sektörü, hızla gelişen bilişim destekli yöntemler, sanatsal ve sürdürülebilir eserlerin değerini düşürmektedir. Tüm Bu sebeplerden dolayı “Yeşil dönüşüm” için doğa dostu “Yavaş Üretimi” destekliyoruz. Sanat gözüyle değerlendirildiğinde her şey sanata dönüşebilir. Atatürk’ün de dediği gibi “sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş” demektir. ” diyerek elde edilen başarıdan dolayı memnuniyetini ifade etti.
]]>Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı 2. Bölge Amirliği Kurtuluş İstasyonunda 2023 yılı Eylül ayında tanışan ve hayatlarını birleştiren Selinay ve Emre Kıstır çifti aynı istasyonda itfaiye eri olarak görev alıyor. Çift, farklı yıllarda Ankara Büyükşehir Belediyesinin yaptığı itfaiye eri alım sınavlarına girerek çalışmaya başladı. Evlenmeden önce iş yerinde arkadaş olarak tanışan çift farklı vardiyalarda görev alıyor. Hem mesleklerini hem hayatlarını paylaşan Kıstır çifti ayda 10 gün aynı evde birbirini görürken mesai saatlerinde ise görev devir esnasında karşılaşıyor. Ev işlerinde birbirlerine yardımcı olan çift, bu duruma alıştıklarını söylüyor.
2022 yılında ABB’nin açmış olduğu itfaiye eri sınavına katıldığını, daha sonra mülakata girmeye hak kazandığını, ardından sözlü ve spor olarak değerlendirildikten sonra itfaiye eri olarak çalışmaya başladığını belirten Selinay Kıstır, “İşe başlamadan önce biz de çok ön yargılıydık. Kendi açımızdan tedirginliklerimiz oluyordu. Kendimizce ‘nasıl karşılanacak’ diye sonuçta erkek egemenliğinde bir mesleğiz. İlk başlarda çok zor oldu sahada çok fazla tepki gördük ‘kadından itfaiyeci mi olur’ diye. Kadın arkadaşlarımızla birlikte belirli bir zamanı aştığımız için ön yargıyı kırdık. Kurumumuzda da daha çok destek gördüğümüz için daha çok motivasyon gördüğümüz için artık gittiğimiz olaylarda tecrübe edinerek ekibimizle işler başardıkça kendimizi daha iyi oluyor ama yer yer zorlandığımız yerler oluyor. Artık biz de işimizi yapıyoruz” diye konuştu.
Eşiyle farklı vardiyalarda olduğunu söyleyen Selinay Kıstır, “Öncesinde iş arkadaşı olarak tanıştık. Daha sonra arkadaş ortamında sohbetimiz ilerledi, vakit geçirmeye başladık ve evlenmeye karar verdik” dedi.
Eşiyle farklı vardiyalarda çalıştığını ifade eden Selinay Kıstır, “Bizim çalışma sistemimiz 24/48 esaslı çalışıyoruz. 3 vardiya olarak çalışıyoruz. Ben birinci posta olarak çalışıyorum eşim ikinci posta olarak çalışıyor. Ayda denk geldiğimiz süre sayısı 10 gün, ben nöbete geliyorum o dinleniyor ben nöbetten çıkarken ise o işe gelmiş oluyor, içtimalarda karşılamış oluyoruz. Bazen eşimi 10 günden az gördüğüm de oluyor. Biz aynı işe denk geldiysek mutlaka olağanüstü durumlarda denk geliyoruz. Denk gelme süremiz ise kısa o esnada birbirimizi de görmüyoruz çünkü koruyucu ekipmanlarımız var. O yüzden birbirimizi tanımıyoruz” diye konuştu.
2020 yılında göreve başladığını belirten Emre Kıstır ise, “KPSS puanım yeterli geldiği için 2020 yılında mülakatlarda hak kazandım. 2020 yılında Eylül ayında göreve başladım. Ben işe başladığımda onlar daha yoktu. Gündüz personelleriydi kendisi vakit geçirdikçe birbirimizle anlaştığımızı gördük. 2023 Eylül ayında da evlendik” ifadelerini kullandı.
Mesai saatlerinde aklının eşinde olduğunu dile getiren Emre Kıstır, “Tabi bizim de mesleğimiz gereği zorlanıyoruz ama burası profesyonel bir iş ve o gözle bakıyoruz. Biz zaten acil durumlarda karşılaşıyoruz. Orada da herkes işini yapıyor. İşimizi profesyonel olarak yapıyoruz” dedi. – ANKARA
]]>Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat, Heybeliada Sanatoryumu- Çam Limanı ve Madam Martha Koyu ile ilgili açıklama yaptı. Sosyal Medya hesabı X’teki açıklamada Akpolat, Madam Martha Koyuyla ilgili Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 2. Bölge Müdürlüğü tarafından açılan kiralama ihalesinin iptali için Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne başvurduklarını, başvurunun reddedilmesi halinde yasal yollara başvuracaklarını belirtti.
Akpolat yaptığ açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“KONUYA HAKİM OLDUĞUNUZU BİLMENİZİ İSTERİZ”
“Son günlerde Adalar’da yaşanan bazı gelişmeleri üzüntüyle takip ediyoruz. Sanatoryum – Çam Limanı ve Madam Martha Koyu ile ilgili tüm süreçlerin içerisinde olduğumuzu ve konuya hakim olduğumuzu bilmenizi isteriz. İki konu hakkında güncel durum ve Adalar Belediyesi’nin konu ile ilgili yapabilecekleri/ sorumlulukları şu şekildedir:
“MADAM MARTHA KOYU”
Gerek Adalı komşularımız gerekse tüm İstanbul halkı tarafından yakından takip edilen bir diğer konu da bilinen adıyla Madam Martha Koyu yani İstanbul İli Adalar İlçesi Burgazada Mahallesi 107 Ada 8 Parsel Numaralı taşınmaza ilişkin süreçtir. Bahsedilen taşınmaz büyük oranda 1. Derece Doğal Sit Alanı’nda yer almakta olup kısmen 3. Derece Doğal Sit Alanı’nda, kısmen de Kentsel Sit Alanı’nda kalmaktadır.
05.11.2021 Tarih ve 31650 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 4758 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Adalar İlçesi’nin içinde bulunduğu alan Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiştir.
“DENİZ CANLILARI İÇİN ÖNEM ARZ EDİYOR”
Ayrıca bilindiği üzere Adalar İlçesi’ne ilişkin 1/1000 ölçekli ve 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planları hazırlanmış olup bu plana yapılan itirazlar sonucunda idari süreçler işletilmiştir. Hali hazırda plan askı süreci tamamlanmış olmakla birlikte itiraz değerlendirme süreci devam etmekte olduğundan plan kesinleşmemiştir. Kısmen 1. Derece Doğal Sit Alanı’nda kalmakta olan Madam Martha Koyu bölgesi yeni plana göre “Doğal Karakteri Korunacak Alan” fonksiyonunda kalmaktadır. Gelinen noktada deniz canlılarının üremeyi sağlayabilmesi ve sürdürebilmesi açısından önem arz eden, oksijen üreten, kıyı erozyonunu engelleyen ve balık yavruları için korunaklı bir alan oluşturan deniz çayırlarının yoğun olarak bulunduğu Madam Martha Koyu için Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 2. Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan ilan ile teklif usulü yöntemiyle kiralanmasına ilişkin bir ihale düzenlenmektedir.
Adalar ilçemiz için yapılan 1/1000 ve 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planları kapsamında Doğal Karakteri Korunacak Alan statüsünde bulunan bu taşınmazın ekosistem açısından değeri paha biçilemez olmakla birlikte bu taşınmazda doğal yapıya ve ekosisteme zarar verecek nitelikte olan her türlü girişimin karşısında olduğumuzu ve bu kapsamda 26.04.2024 tarihinde ihalenin iptali ve ihale kararından geri dönülmesi için Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 2. Bölge Müdürlüğü’ne gerekli müracatları yaptığımız, hukuki ve idari süreçleri yakından takip ettiğimiz, talebimizin olası reddi halinde gerekli yasal yollara da ayrıca müracaat edileceği kamuoyunun bilgisine sunulur.
“SANATORYUM-ÇAM LİMANI”
Kamuoyu tarafından yakından takip edildiği üzere Heybeliada Sanatoryumu’nun da içinde bulunduğu İstanbul İli, Adalar İlçesi, Heybeliada Mahallesi, 3 Pafta, 105 Ada ve 1 Parsel Sayılı taşınmaz, daha önce Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsis edilmişti. Bu tahsis kararına karşı Kamu Kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları tarafından açılan iptal davaları neticesinde İstanbul 14. İdare Mahkemesi 2020/1609 Esas ve 2022/1031 Karar sayılı kararı ile söz konusu taşınmazın Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsisine ilişkin işlem iptal edilmiştir. Akabinde dosyanın istinaf edilmesi ile birlikte İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari Dava Dairesi 2022/1365 Esas ve 2022/2254 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir. Gelinen noktada Heybeliada Sanatoryumu’nun da dahil olduğu taşınmaza ilişkin tahsis kararı İdare Mahkemesince iptal edilerek bu karar kesinleşmiştir.
Diğer taraftan aynı şekilde kamuoyu tarafından dikkatle takip edilen bir diğer konu da Heybeliada Çam Limanı olarak bilinen İstanbul İli, Adalar İlçesi, Heybeliada Mahallesi, 3 Pafta, 112 Ada, 1 ve 2 Parsel Sayılı taşınmazlar da aynı şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsis edilmişti. Akabinde bu taşınmazlara ilişkin olarak taşınmazda işgalci olarak bulunan şahıslarca açılan yürütmeyi durdurma talepli iptal davalarında İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma taleplerini reddetmişti. Gelinen noktada 25.04.2024 tarihinde ilgili kamu idareleri tarafından söz konusu taşınmazların işgalden arındırılması, nüfus ve eşyadan tahliyesi gerçekleştirildi.
05.11.2021 Tarih ve 31650 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 4758 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Adalar İlçesi’nin içinde bulunduğu alan Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiştir.
Ayrıca bilindiği üzere Adalar İlçesi’ne ilişkin 1/1000 ölçekli ve 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planları hazırlanmış olup bu plana yapılan itirazlar sonucunda idari süreçler işletilmiştir. Hali hazırda plan askı süreci tamamlanmış olmakla birlikte itiraz değerlendirme süreci devam etmekte olduğundan plan kesinleşmemiştir. 1. Derece Doğal Sit Alanı’nda kalmakta olan Çam Limanı bölgesi yeni plana göre Park fonksiyonunda kalmaktadır. Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı kesinleşmeden yapılan veya yapılacak tahsis kararları da hukuka aykırıdır. Zira planın onaylanması ile birlikte Kamu İdarelerine Ait Taşınmazların Tahsis ve Devri Hakkında Yönetmelik’in 9. Maddesi’nin (d) bendi kapsamında mevcut tahsis kararlarının ortadan kalkması gerekmektedir. Kaldı ki kıyı alanlarının bu yönetmeliğe göre tahsisi mümkün değildir.
Daha önce Belediyemiz tarafından defaatle bilhassa Sanatoryum’un içinde bulunduğu taşınmaz ve Çam Limanı bölgesinin kamu hizmetlerinde kullanılmak üzere tahsisi talep edilmiş olmasına rağmen müspet bir sonuç elde edilememiştir. Bu aşamadan sonra söz konusu bölgelerin aynı şekilde Adalı halkın ortak menfaatleri ve kullanımı için kamu hizmetlerinde kullanılmak üzere Belediyemize tahsisi için gerekli girişimlerde bulunulmaya devam edilecek olup hukuki ve idari süreçler tarafımızca titizlikle takip edilmektedir.
Nihayetinde Adalar Belediyesi olarak tüm süreçlerin farkında ve takipçisiyiz. Tutumumuz nettir, halktan ve Adalılardan yanadır. Kurumsal olarak tüm hukuki haklarımızı kullanacak ve ilgili süreçler kapsamında gerekeni yapacağımızdan hiçbir Adalı ve İstanbullu vatandaşlarımızın şüphesi olmasın.”
]]>Bakanlığın internet sitesinden ulaşılabilen bilgilere göre Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanan yeni müfredat taslağında ilkokul ve ortaokullarda Türkçe, liselerde ise Türk Dili ve Edebiyatı derslerinde “dinleme, konuşma, yazma ve anlama” olmak üzere dört dil becerisini temele alan değişikler yapılacak. Bu kapsamda ilkokullarda tüm sınıf düzeylerindeki Türkçe öğretimi, 2024 Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Türkçe 1-4. sınıflar taslak öğretim programına göre, önceki öğretim programlarında da olduğu gibi ilk okuma yazma öğretimi ve Türkçe öğretimi ile ilgili kısımları içerdi. Bu kapsamda öğretim programı, daha önceki programlarda seçimlik ve (genelde zorunlu üç) tema içerirken, uygulama birlikteliğini sağlamak için taslak programda her sınıf düzeyinde 8 zorunlu tema öngördü.
İLK KELİME “ANNE” OLACAK
Ses gruplarının oluşturulmasında kolay sesletim, kullanım sıklığı, yazım kolaylığı, sözcük üretimi, harflerin sesleri ve formları dikkate alındığı ifade edilirken ilk oluşturulan hece ve kelimelerin “-an”, “ana” ve “anne” olmasının da çocuğun yakın çevresinden örnekler verebilmesine imkan tanıyacağı belirtildi.
Taslak öğretim programında çevrimiçi okuma, yazma gibi dijital ortam unsurlarına da yer verildi. Bu bağlamda teknolojinin yaşamın her alanında etkin bir şekilde kullanıldığı bugünün dünyasında ilkokul düzeyinde de öğrencilerin dijital ortamları doğru ve etkin kullanmalarını sağlayacak etkinlikler planlandı. Öte yandan “Erdem, Değer, Eylem” modeli ile bütünleşik bir biçimde değerlerin de yer alacağı bilgisi paylaşıldı.
METİN TÜRLERİNE EKLEME
Ortaokul Türkçe dersi öğretim programında da düzenlemeler yapıldı. Program, 5’inci sınıftan 8’inci sınıfa hem anlama hem de anlatmada ihtiyaç duyulan alan becerilerini ve kavramsal becerilerin, geliştirmeye odaklandığı belirtilirken, bu doğrultuda bütün dil becerilerine eşit önem verildiği ve her bir beceri için atölye faaliyetleri tasarlandığı kaydedildi. Metin türlerine daha önceki programlarda yer almayan “hiper metin, infografik, grafik simge, vlog, ilk gösterim filmi (fragman), belgesel, dijital öykü” gibi türler dahil edildi.
FARKLI YAYINEVLERİ TARAFINDAN HAZIRLANAN KİTAPLARDA AYNI ZAMANDA AYNI TEME İŞLENECEK
Programda temalar sınıf seviyelerine göre zorunlu hale getirilirken böylece farklı yayınevleri tarafından hazırlanacak kitaplarda aynı zamanda aynı temanın işlenmesi sağlanacak. Bu ve temalara yönelik zorunlu öğrenme hedeflerinin belirlenmesinin, öğrencilerin ortak sınavlara ortak içerikle girmesine katkı sunacağı vurgulandı.
TEMA SAYISI 8’DEN 6’YA DÜŞÜRÜLDÜ
Önceki programlarda her bir sınıf seviyesi için 8 tema kullanımı söz konusu iken bu programda tema sayısı 6’ya indirildi. Bunun gerekçesi olarak dil becerilerine yönelik etkinliklere yeterince zaman ayrılamaması gösterildi.
“DİL BİLGİSİ” YERİNE “DİL YAPILARI”
Programda geleneksel dil bilgisi öğretimi anlayışından uzaklaşıldığını kavramsal düzeyde gösterebilmek için “dil bilgisi” yerine “dil yapıları” ifadesi kullanıldı. Ortaokul Türkçe müfredatında, dil bilgisi öğretiminde yaklaşım değişikliği yapıldı. İşlevsel dil bilgisi öğretimine gidildi. Dil becerilerine yönelik strateji, yöntem ve tekniklerin sınıfta nasıl uygulanacağı ve öğretileceğine ilişkin yol haritası “kademeli sorumluluk devri modeli” oluşturuldu.
Türk dili ve edebiyatı öğretimi, sadece sınıf içi etkinliklerle değil sınıf dışına ve günlük hayatın her safhasına yayılan uygulamalarla gelişecek aşamalı bir süreç olacağı da kaydedilirken bu nedenle dersle ilişkili sınıf dışı etkinlik ve görevlerin tasarlanacağı bu sürecin ise ailelerin katılımı ile destekleneceği belirtildi.
DÖRT ESER OKUNACAK, BİR ELEŞTİREL FİLM ANALİZİ YAPILACAK
Yaygın türler arasından seçilmek kaydıyla tüm sınıf düzeylerinde her dönem 2, öğretim yılı boyunca 4 eser okunacak ve bir eleştirel film analizi yapılacak. Okunacak eserlerin ve izlenecek filmlerin belirlenmesinde programda yer alan metin seçimi ölçütleri dikkate alınacak. Bu ölçütler doğrultusunda zümre üyeleri tarafından öğrencilerin yaş ve sınıf seviyelerine uygun olarak belirlenen eserlerin okutulması sağlanacak. Öğrenciler, değerlendirmelerini bir sunu seklinde sunacaklar ve bu sunum performans görevi olarak dönem sonunda notla değerlendirilecek.
]]>Gazeteciler Cemiyeti’nin Avrupa Birliği finansal desteği ile yürütmekte olduğu M4D Projesi kapsamında düzenlediği “Gazeteciliğin Dönüşümü ve Arayışlar” başlıklı 2024 Medya Konferansı başladı.
Litati Türkiye Barolar Birliği (TBB) Konuk Evi’nde düzenlenen konferansa yaklaşık 200 kişi katıldı. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de konferansı izleyenler arasındaydı. Konferansın açılışını M4D Direktörü Yusuf Kanlı yaptı. Açılış konuşmasını yapan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin ise “Gazeteciler Cemiyeti kurulduğu yıldan bu yana basın özgürlüğü için mücadele etmiştir. Çok dağınığız, çok örgütlüyüz ancak güçlerimizi bir araya getiremediğimiz için sesimizi çok duyuramıyoruz. Türkiye’de gazeteciliğin sorunları hiç bitmedi. Ne yazık ki mesleğimiz her dönemde suç sayıldı. Yeni çağdaş ve özgürlükçü yeni bir basın yasasına çok ciddi ihtiyacımız var. Sanıyorum bu konu yakında Meclis’e gelecek. Meslek örgütlerinden ricam bizi ilgilendiren bir yasanın siyasiler tarafından hazırlanmasına müsaade etmeyin. Bu konu başkalarına bırakılmayacak kadar önemlidir” dedi.
“2015 YILINDAN SONRA TÜRKİYE’DE CİDDİ BİR KÖTÜLEŞME OLDU”
Bilgin’in ardından konuşan AB Türkiye Delegasyonu Mali İşbirliği Bölüm Başkanı Odoardo Como, İtalya’da özgürlük gününde televizyonda yapılan bir konuşma nedeniyle bir televizyon kanalının kapatıldığını belirterek, “Medyanın ve basının özgürlüğü için yapılacak çok şey var ve bunları ancak birlikte yapabiliriz. Bir ülkede yaşananları ancak basın aracılığı ile duyurabiliriz bunu unutmamalıyız. İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğü açısından Türkiye’de ciddi bir kötüleşme var. Bu istatistiklerde de kendisini göstermiş durumda. Özellikle 2015 yılından sonra Türkiye’de ciddi bir kötüleşme var. Türkiye ortalardayken en altlara doğru ilerliyor. Bunun için Avrupa Birliği’nde bizim yaptıklarımız çok önemli. Sivil toplum hala Türkiye’de çok iyi durumda, medya da hala kendi hakları ve özgürlükleri için savaşıyor” ifadelerini kullandı.
TBB BAŞKANI ERİNÇ SAĞKAN: “MADALYONUN BİR TARAFINDA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KORUMAK DİĞER TARAFINDA DA TUTUKLU GAZETECİLER VAR”
Konferansa ev sahipliği yapan Türkiye Barolar Birliği’nin Başkanı Erinç Sağkan ise Anayasa’da bulunan haberleşme hürriyeti, düşünce ve kanaat hürriyeti, düşünceyi açma ve yayma hürriyeti, süreli ve süresiz yayın hakkı gibi maddeleri sıralayarak “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile düşünce ve ifade özgürlüğünden başlayıp basın araçlarının korunmasına kadar basın özgürlüğünü her yönüyle koruma altına alınmıştır. Madalyonun bir tarafında bu koruma varken diğer yüzünde ise onlarca gazeteci tutuklu olarak bulunuyor. Türkiye’de bir yeni anayasa değişikliği tartışmasından önce temelde hukuk devletini güçlendirmek ve demokrasinin içselleştirilmesinden yanayım” dedi.
HASAN TAHRAVİ: “GAZZE’DE ÖLDÜRÜLEN GAZETECİLERİN SAYISI 141 OLDU”
Filistinli Gazeteci Hasan Tahravi de 7 aydan beri Gazze’de devam eden bir savaşın olduğunu vurguladı. Tahravi, “7 Ekim’den sonra Gazze’de yaşam tarif edilemez bir hale geldi. Her yerde ölüm ve yaralı var. Şu ana kadar İsrail güçleri 34 bin Filistinliyi öldürdü. Gazze’de öldürülen gazetecilerin sayısı 141 oldu. Filistinli gazetecilerin amaçları olup biteni dünyaya göstermek. Filistin’de gazeteci olmak ölümle her an karşı karşıya gelmektir. Filistinli gazeteciler baskı, tehdit ve tutuklamalardan geri adım atmayacaklar çünkü biz haklıyız ve gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz” şeklinde konuştu.
“SAHTE HABERLERE DAHA AZ, İYİ GAZETECİLİĞE DAHA ÇOK ODAKLANMAMIZ LAZIM”
Avrupa Gazeteciler Federasyonu Genel Sekreteri Ricardo Gutierrez ise “Gazze’deki mevcut soykırım karşısında şoktayım. Daha önce bizim mesleğimiz böyle bir soykırım görmedi. Bu kadar kısa sürede bu kadar fazla bir gazeteci kaybı yaşamamıştık. Bombaların altında, açlık içinde mesleklerini yapmaya çalışıyorlar. Onlara teşekkür ediyoruz ve hayatını kaybedenleri saygıyla anıyoruz.” dedi. Dezenformasyon ve ifade özgürlüğüne değinen Gutierrez, “Avrupa Birliği’nin dezenformasyona karşı politikasını anlatmak için geldim. İfade özgürlüğünün korunması demokrasinin en önemli değerlerinden biri. Sahte haberi ortadan kaldırmaya çalışırken nasıl ifade özgürlüğünü koruyabiliriz biraz bundan bahsetmek istiyorum. Sahte haberlere daha az, iyi gazeteciliğe daha çok odaklanmamız lazım” diye konuştu.
KENAN ŞENER: “BU YIL HALA RTÜK VERİLERİNE ULAŞAMADIK”
Açılış konuşmalarının ardından Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri ve ANKA Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Kenan Şener “2023 Medya İzleme Raporu”nu sundu. Raporun bu yıl geç çıktığını vurgulayan Şener, “Çünkü bu yıl bazı verilere ulaşamadık hala. RTÜK hala raporunu yayınlamadı. Gazetecilere beyzbol sopalı, bıçaklı saldırılar düzenleniyor. Korumalar arasına alıp gazeteci dövüyor. Sinan Aygül, Tatvan Belediye Başkanı’nın korumaları darp etti” dedi. Şener, özellikle küçük yerlerde yaşananların dikkat çekici olduğunu belirterek yerellerde meydana gelen gazetecilere dönük saldırıları anlattı.
“2023’TE GÖZALTINA ALINAN GAZETECİLERİN YAKLAŞIK ÜÇTE İKİSİ YILIN İLK ALTI AYINDA GÖZALTINA ALINDI “
Cezasızlığın önemli sorunlardan biri olduğunu belirten Şener, “2024 yılında daha iyi şeyler yazabileceğimizi düşünüyorum bu rapora. 2023 yılında 85 gazeteci gözaltına alınırken bunların 56’sı yılın ilk 6 ayında yaşandı. İkinci 6 ayda bu durumlar daha da azaldı. Seçimden sonra ise öyle anlaşılıyor ki 2024’te siyaset daha fazla yerel zemine oturacak. İktidarın demokratik perspektifini artıracağını düşünmüyorum ancak basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskıların bir önceki dönem kadar yoğun olacağını düşünmüyorum” dedi.
“GAZETECİLER ÇOK ÇALIŞIYORLAR AZ KAZANIYORLAR”
53 ilden 401 gazetecinin katılımıyla gerçekleştirdiği ‘Gazetecilerin Mesleki Memnuniyeti Araştırması’nı sunan Dr. Çağrı Kaderoğlu Bulut, “Gazeteciler çok çalışıyorlar, az kazanıyorlar ve mesleki inançları günden güne azalıyor” dedi. Kadın gazetecilerin erkek gazetecileri sadece ‘işsizlik oranı’nda geçtiğini bildiren Bulut, “Kadınların durumu erkeklere göre daha vahim. Cam tavan kadınların önüne bir sorun olarak çıkartılıyor” değerlendirmesini yaptı ve “Her 3 gazeteciden 2’sinin haberini yaptıktan sonra yargılanma korkusu taşıdığını, yargılandıklarını, gözaltına alındıklarını görüyoruz. Otosansür çok derinleşmiş durumda. Gazetecilerin yarısından çoğu haberinin yayınlanmayacağını düşündüğü için haberi hazırlamaktan vazgeçiyor” ifadelerini kullandı.
Konferans bugün ve yarın sürecek oturumlarla devam edecek.
]]>İstanbul Teknik Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda, Atatürk Üniversitesinde Yapay Zeka ve Makine Öğrenmesi ile Veri Bilimi ve Analitiği Programlarının açılmasına karar verildi. YÖK Başkanı Özvar, diğer üniversitelerle birlikte toplamda 21 yeni lisans, 50 ön lisans programının açılacağını, bu programların ise bu yıl ÖSYM kılavuzuna dahil edileceğini söyledi.
Başkan Özvar: “Bu Bölümleri Stratejik Bir Mesele Olarak Görüyoruz”
Yükseköğretim Yürütme Kurulu Üyeleri ile rektörlerin katılımıyla gerçekleşen toplantıda yaptığı konuşmada Yükseköğretim Kurulunun gelecek vizyonunun en önemli unsurları arasında yer alan yapay zeka, dijitalleşme ve büyük veri alanlarını ülke açısından son derece stratejik bir mesele olarak gördüklerini aktaran Özvar, dijital teknolojiler alanında yaşanan hızlı gelişmelere paralel olarak, ilgili bütün sektörlerde istihdam edilmek üzere nitelikli insan gücüne duyulan ihtiyacın arttığını ifade ederek, yapay zeka, yapay zeka çözümleri, dijitalleşme ve büyük veri alanlarında ihtiyaç duyulan insan kaynağını karşılamak adına yeni lisans ve ön lisans programlarının açılmasına karar verdiklerini bildirdi.
Prof. Dr. Özvar: “Yeni programlar, Yükseköğretim Kurulunun önümüzdeki dönemde istihdamı önceleyen vizyonunun da bir göstergesi. İstihdam odaklı programları devreye sokarken işlevini kaybeden programları sistem dışına çekmeye devam ediyoruz. Bundan sonraki dönemde, bu yöndeki eğilim daha da güçlenecektir” dedi.
Rektör Çomaklı: “Verilecek Her Türlü Sorumluluğa Üniversite Olarak Hazırız”
Yeniliklerin daima öncüsü olan Atatürk Üniversitesinin, Yeni Nesil Tasarım ve Dönüşüm Projesi çerçevesinde başlattığı çalışmalar neticesinde yine ülke yükseköğretiminde başlatılan yeniliklerin paydaşı olduğuna dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada açılacak yeni bölümlerin üniversitenin çağdaş eğitim modeline ışık tutacak programlar olduğuna dikkat çekti.
Mühendislik alanında marka olan Atatürk Üniversitesinin aynı zamanda yapay zeka ve büyük veriye de önem verdiğini, açılacak bölümlerin de bu doğrultuda seçildiğini belirten Rektör Çomaklı, göreve geldikleri ilk günden itibaren varlık yönetimine öncelik verdiklerini ve her aşamada üniversitenin varlığını tespit etmek ve veriye dayalı karar verme süreçleri aktifleştirmek amacıyla Büyük Veri Yönetim Ofisini kurduklarını söyledi. Rektör Çomaklı: “Yeni Nesil Üniversite için ihtiyaç duyulan verilerin sınıflandırılması ve toplanması, ulusal düzeyde gerekli olan verilerin belirlenmesi ve toplanması ile veri yönetim sistemi ön çalışmaları içeriklerinden oluşan Büyük Veri Yönetim Ofisi, veriye dayalı karar verme mekanizması ile ilgili dijital sistemin tasarımı çalışmalarına da devam ediyor. Ayrıca yapay zeka alanına yönelik de hemen hemen her bölümümüz entegre şekilde çalışmalar yürütüyor. Üniversitemizin bilimsel alt yapısı ve alanında uzman insan kaynağı ile açılacak yeni bölümleri de öğrencilerimizin en iyi şekilde eğitim almaları için hazır hale getireceğiz” ifadelerini kullandı.
Amaçlarının ve önceliklerinin üniversite çağına gelen gençleri yeni etkinlik ve beceri ile çağın ihtiyaçlarına karşılık verebilecek bir şekilde yetiştirilmek olduğuna değinen Rektör Çomaklı, Araştırma Üniversitesi olarak ülke bilimine her alanda katkı veriyor olmaktan büyük bir mutluluk duyduklarını ifade ederek, Atatürk Üniversitesinin yapmış olduğu çalışmalara yakın ilgi ve teveccüh gösteren YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar ile Yükseköğretim Yürütme Kurulu üyelerine teşekkür etti ve yeni açılacak bölümlerin hayırlı olması temennisinde bulundu. – ERZURUM
]]>İBB Gençlik ve Spor Müdürlüğü’nce ilk kez Adım Adım Tarihi Yarımada ismiyle 2022 yılında başlatılan; geçtiğimiz yıl da Gezi İstanbul olarak kent geneline yayılan proje gençlerden gelen yoğun ilgi üzerine bu yıl da devam edecek. Gezi İstanbul kapsamında İstanbul’un kadim tarihi ve kültürel miras alanları yıl boyu gerçekleştirilecek olan tematik gezilerle İstanbullu gençlere tanıtılacak. “Bir bilenle gez” mottosuyla gerçekleştirilecek gezilere akademisyenler ve alanında uzman isimler rehberlik edecek.
“GEZİLER 7 FARKLI KATEGORİDE OLACAK”
Mayıs ayının ilk haftasından yıl sonuna kadar devam edecek proje kapsamında; kültür tarihi gezileri, mimarlık tarihi gezileri, monografik semt gezileri, arkeolojik alan gezileri, müze gezileri ve doğa gezileri düzenlenecek. Bu kategorilerin yanında bu yıl ilk kez gastronomi gezileri de gerçekleştirilecek.
“HER GEZİ UNUTULMAZ BİR DENEYİM SUNUYOR”
Her kategorinin kendisine özel temaları ve rotası olacak. Atatürk’ün Beyoğlu anıları, İstanbul’un tılsımları, tarihi olaylara tanıklık eden meydanlar, mekanları ve olaylarıyla İstanbul’un kurtuluşu gibi temalar kültür tarihi gezileri içinde yer alacak. Mimarlık tarihi kategorisi içinde ise Sinan yapıları; sultan külliyeleri, İstanbul’un tarihi su yolları, kemerleri ve bentleri, Kapalıçarşı; hanlar, hamamlar, kapanlar; yeraltındaki İstanbul; sarnıçlar, mahzenler, dehlizler; imparatorlukların kalbine yolculuk gibi birçok gezi teması yer alacak.
“BU YIL YENİ ROTALAR EKLENDİ”
Projeye katılan gençleri müze gezilerinde ise Arkeoloji Müzeleri, Yerebatan Sarnıcı, Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı ve Harbiye Askeri Müzesi bekliyor olacak. Projenin arkeolojik alan gezileri kategorisinde ise bu yıl Bukoleon Sarayı, Polyeuktos Sarayı ve Haydarpaşa arkeolojik kazı alanlarında sürdürülen çalışmalar ve şimdiye kadar ulaşılan buluntular tanıtılacak.
“GASTRONOMİ KATEGORİSİNDE İSTANBUL’UN SOKAK LEZZETLERİ KEŞFEDİLECEK”
Doğa gezileri kategorisinde ise Riva kuş gözlem gezisi ve mantarların gizemli dünyasına yolculuk temalı geziler yapılacak. Projeye bu yıl ilk kez dahil edilen gastronomi kategorisinde ise gençler İstanbul’un sokak lezzetlerini, İstanbul mutfağının kültürel katmanlarını, meşhur esnaf lokantalarını ve ünlü yemek reçetelerini keşfedecek.
“BAŞVURULAR BAŞLADI”
Gezi İstanbul projesine, İstanbul’da ikamet eden ya da eğitim için şehir dışından İstanbul’a gelen 18 – 29 yaş arasındaki Müze Kart sahibi olan gençler kayıt olabilecek. Gezilere başvurular İstanbul Senin uygulamasından ve https://forms.ibb.gov.tr/genclikspor/gezi-istanbul/ formu aracılığı ile online olarak yapılacak. Aylık periyodlarla ilan edilecek gezi programına alınan katılım başvuruları, kontenjan dolduktan sonra sona erecek.
Gezi İstanbul Mayıs Ayı Programı:
2 Mayıs Perşembe/ Saat: 10: 00-17: 00
Monografik Semt Gezileri/ Fener-Balat
Rehber: Sanat Tarihçisi Lalehan UTKAN
9 Mayıs Perşembe / Saat: 10: 00-16: 00
Müzede Bir Gün/ Dolmabahçe Sarayı
Rehber: Doç. Dr. Deniz ESEMENLİ
16 Mayıs Perşembe/ Saat: 09: 00-18: 00
Taksim & Kırkçeşme Suyolu’nun İzinde Kemerler ve Bentler
Rehber: Kültür Tarihçisi Oktay TÜRKOĞLU
23 Mayıs Perşembe/ 10: 00-16: 00
Monografik Semt Gezileri/ Maziden Atiye & Kuzguncuk
Rehber: Uzman Rehber Egemen DEMİRCİOĞLU
28 Mayıs Salı/ 09: 00-18: 00
Prens Adaları/ Büyükada 1
Rehber: Uzman Rehber Hüseyin Avni ÖZKAN
]]>Torbalı Belediye Başkanı Övünç Demir, mahalle muhtarları ile bir araya geldi. İsmail Uygur Kültür Merkezi’nde gerçekleşen toplantıya Başkan Demir’in yanı sıra başkan yardımcıları ve birim müdürleri de katıldı. Başkan Övünç Demir, 31 Mart yerel seçimler sonrasında göreve yeni başlayan muhtarları tebrik ederek görevlerinde başarılar diledi. Muhtarların mahallelerin en önemli temsilcileri olduğunu belirten Demir, her zaman kendileri ile iletişim halinde olacaklarını ifade etti.
Torbalı Belediyesi bünyesinde sorunların daha hızlı ve sağlıklı bir şekilde çözümü için Muhtarlar Masası kurduklarını belirten Demir, masanın başına da geçmiş dönemde muhtarlık yapan ve şu anda CHP Torbalı Belediye Meclis Üyesi olan Bahadır Kun’u getirdiklerini söyledi. 2 Mayıs tarihi itibariyle 60 mahalleyi kapsayan bir tura çıkacağını ifade eden Belediye Başkanı Övünç Demir, sorunları yerinde dinleyip çözüme kavuşturacaklarını belirtti.
“BU DÖNEM BAŞKA BİR DÖNEM OLACAK”
Torbalı Belediye Başkanı Övünç Demir, şöyle konuştu:
“Yeni dönemimiz hepimize hayırlı olsun. İlk defa seçilen ve güven tazeleyerek görevlerine devam edecek tüm muhtarlarımıza görevlerinde başarılar diliyorum. Bu dönem başka bir dönem olacak. Sürekli istişare halinde olacağımız, hiçbir zaman yalnız olmadığınızı hissedeceğiniz bir dönem yaşayacağız. Sizlerin işlerini kolaylaştırmak ve sorunların daha hızlı çözülmesi amacıyla muhtarlar masasını kurduk. Muhtarlar masasının başına da meclis üyemiz ve geçmiş dönemde muhtarlık yapmış sizlerin içerisinden gelen Bahadır Kun arkadaşımızı getirdik. Eski dönemlerde birim müdürlerini arayarak işlerinizi halletmeye çalışıyordunuz ama kurduğumuz muhtarlar masasıyla sorunların daha hızlı ve etkili bir şekilde çözülmesini sağlayacağız. Biz sizleri asla oyalamayacağız. Yapabileceğimiz işleri yapacağız, yapamadığımız işleri de neden yapamadığımızı sizlere anlatacağız. Sizler de mahallenize döndüğünüzde işin neden olmadığını mahalle sakinlerine anlatabileceksiniz.”
“60 MAHALLEMİZİ KAPSAYAN BİR TURA ÇIKACAĞIM”
60 mahallede tura çıkacağını belirten Demir, “2 Mayıs tarihinde belediye başkan yardımcılarımız ve icracı müdürlerimizle birlikte 60 mahallemizi kapsayan bir tura çıkacağım. Bu tur hem teşekkür için hem de mahallelerdeki sorunların çözümü konusunda olacak. Şuanda bir geçiş durumundayız. Gece saat 4’lere 5’lere kadar çalışmalar yürütüyoruz. Radikal kararlar almak durumundayız. Bütçe bulmamız gerekiyor. Yarım kalan bir meydan ve hizmet binası projelerimiz var. Kamuda devamlılık esastır biliyorsunuz. Beni az çok hepiniz tanıyorsunuz, çok net bir kardeşinizim. Çok rahat bir şekilde ‘hayır’ derim ama ‘evet’ dediğim zaman da ikinciyi sormanıza gerek yok. Verdiğim sözü yerine getirmek için de elimden gelen her şeyi yaparım. Eğer ki ben yapamıyorsam o işi Türkiye sınırları içerisindeki hiçbir belediye başkanı da yapamaz” ifadelerini kullandı.
“ÇOK ÇALIŞMAMIZ LAZIM”
Siyaset döneminin sona erdiğini artık hizmet döneminin başladığı söyleyen Demir, sözlerin şöyle sürdürdü:
“1 Nisan tarihi itibariyle siyaset dönemi bitti. Sizler seçildiğiniz köylerde bizler de ilçemize hizmet etmekle görevlendirildik. Bu nedenle artık kimse siyaset yapmasın. Çok çalışmamız lazım. Özellikle kırsalda çok gerideyiz. Torbalı merkezin en az 20 yıl geride olduğunu her zaman söyledim. Bizim bu açığı kapatmamız için işe konsantre olmamız ve ciddi anlamda da mesai harcamamız lazım. Oturduğumuz yerden biz bu farkı kapatamayız. Biz sınırlarımızı zorlayacağız sizlerden beklentimiz de bu süreçte bizleri doğru bir şekilde yönlendirmeniz. Bizi yanlış yönlendirdiğiniz anda aramızdaki güven bağı zedelenir. Kimse kişisel taleplerde bulunmasın. Mesela sizlere söyleyeyim arkadaşlar. Belediye şirketine meclis üyelerini yazıyorlardı. Şu anda hiçbir meclis üyemiz, yönetim kuruluna girip de maaş almayacak. Torbalı’da kendi işletmesinde marka yaratmış, dürüstlüğü ile nam salmış işletmecilerimize Torbalı’ya hizmet etme fırsatı vereceğiz.”
“BİZ BURADA PATRON DEĞİLİZ SADECE EMANETÇİYİZ”
Başkan Demir, “Değerli muhtarlarımız, bana en yakınımdaki yanlış bir şey yaptıramaz, yedi düvel el olsun hiç tanımadığımız bir kişi doğru bir şey söylüyorsa bana onu yaptırtır. Biz bu şekilde çalışacağız. Herkese eşit mesafede olmamız gerekiyor. İnsan kayırmamamız gerekiyor. 2 Mayıs tarihinden sonra mahalle ziyaretlerimizde herkesi dinleyeceğim. Biz burada patron değiliz sadece emanetçiyiz. Biz bu emaneti en iyi noktalara taşımakla yükümlü olan kişileriz. Mahalle ziyaretlerimizi bir çalıştay olarak düşünebiliriz. Herkesin yer aldığı bu toplantıda mahallenin en önemli sorununu belirleyeceğiz. Gençlere göre park olabilir, kadınlara göre sosyalleşecek bir alan olabilir. Biz toplantılarda sorunların sırasını da belirleyeceğiz. İlk sorunu çözdükten sonra ikinci, üçüncü sorunlara geçeceğiz. Toplantının ardından Torbalı Belediyesi, o mahalleye ne yapacağını bilerek kalkmış olacak. Yani yapmaya çalıştığımız şey şu; sürekli işçi olacağız arkadaşlar. Bundan sonra sizlerin sorunlarda ve taleplerde arayacağınız tek yer Muhtarlar Masası olacak. Muhtarlar Masamızda ilettiğiniz talepleri ilgili birime iletecek ve takibini yapacak” ifadelerini kullandı.
“VATANDAŞLA ANLIK İLETİŞİMDE OLACAĞIZ”
Sivrisinekle de mücadele ettiklerini belirten Demir, “Şu anda biliyorsunuz arkadaşlar sivrisinek ile ilgili bir mücadele vermeye başladık. Biz 31 Mart gecesi seçildiğimiz için Nisan ayında aralıksız bir şekilde ilaçlama yapmayı sürdürdük. Mart ayında da çalışma yapılmış ama istediğimiz düzeyde değil. Biz ilk kez drone çıkarıyoruz belki denk gelmişsinizdir. Sivrisinekle mücadele edeceğiz ama gerçekçi olalım. Geçtiğimiz yıla göre sivrisinek azalmış olacak ama bir sonraki yıla kıyasla da daha fazla olacak. Ama işi rayına oturttuktan sonra önümüzdeki yaza sivrisinek olmaması için her şeyi yapacağız. Bütün birimlerimiz sosyal medya hesaplarını açacak. Hesaplarımıza yapılan şikayetler, talep ve isteklere hangi birimimizle ilgiliyse o birim cevap verecek ve takibini yapacak. Vatandaşla anlık iletişimde olacağız” şeklinde konuştu.
“TORBALI VE AYRANCILAR’A KENT LOKANTALARI AÇACAĞIZ”
İlçeye iki yeni kent lokantası açılacağını söyleyen Başkan Demir, “En başından beri söylüyorum değerli muhtarlarımız, yarım kalan belediye binamız ve meydan projelerimize başladık. Ayrıca Sadık İleri Bulvarı’nda bulunan parka aile kafesi yapacağız. Çalışabilecek durumda olan engelli arkadaşlarımız burada çalışacak. Onları sosyal projeler ile hayatta tutacağız. Ayrıca Torbalı ve Ayrancılar bölgesinde iki tane yer tuttuk. Buralara kent lokantası açacağız. Emeklilere, öğrencilere, şehit yakınlarına, gazi ve ailelerine indirimli bir şekilde satış yapılacak. Daha fiyat belirlemesi yapmadık kar da zarar da etmeyeceğiz. Bir çorba parasına tabldot yemek vereceğiz. Bu arada 2. Koruluk projemize başladık. Ağaçlandırmalar başladı. Bir taraftan tebrike geliyorlar, bir taraftan müdürlüklerimizin verimliliklerini artırmaya çalışıyoruz. Geleceği oturtmaya çalışıyoruz” dedi.
“İSRAFI KESTİK, LÜKS HARCAMALARI BİTİRDİK”
İsrafı bitirdiklerini dile getiren Demir, “Bu arada belediyenin bütçesi de hiç iç açıcı değil. Zor bir durum var. Ama biz üstesinden geliriz. Torbalı Türkiye’nin en güçlü ilk 5 belediyesi arasında yer alacak bir potansiyele sahip. Şu an ne yazık ki 100’ncü sıralarda. İsrafı kestik, lüks harcamaları bitirdik. 1 liranın hesabını soruyoruz. Bütün müdürlüklerimizin bütçelerini kestik. Tek bir yerden alım olacak. Büyük bir depo kuruyoruz. O depoya her şey barkodla girecek ve birimlere barkodla çıkış yapılacak. Anlık stokumuzda ne var her şey görünecek. Artık teknoloji o kadar gelişti ki kara kaplı deftere gerek yok. Kurumsallığı oturtacağız ve böylelikle Torbalı Belediyesi’ni Türkiye’nin ilk 5 belediyesi arasına sokacağız. Hizmetle başaracağız bunu, veren bir belediye olacağız” diye konuştu.
“UMUT HER ZAMAN VAR”
Geçiş sürecini Torbalı’ya yansıtmayacaklarını söyleyen Demir, sözlerini şöyle noktaladı:
“Şu anda ciddi bir asfalt sorunumuz var. Büyükşehir’de de bir geçiş süreci yaşanıyor. Cemil Başkan’ımızda dirayetli bir başkanımız. O da daha iyi nasıl hizmet ederiz diye hesap yapıyor. Bu konuyla ilgili geçiş süreçleri hep sancılı olmuştur. Biz Torbalı’da onu hissettirmeden geçiş dönemini sağlamaya çalışıyoruz. Büyükşehir Belediyesi’nin işi bizden daha da zor 30 tane ilçenin başı olmak kolay değil arkadaşlar. Ama bu düzen oturacak merak etmeyin. Kısa süre içerisinde asfaltlamalar da başlayacaktır. Torbalı Belediyesi 2023 yılında 327 ton asfalt dökmüş ama ödenmemiş 60 milyon borç var. Bir yandan da borç ödemek durumundayız. Ama umudumuzu kaybetmeyeceğiz. Umut her zaman var. Kılı kırk yararız geceleri uyumayız çalışırız bu belediyeyi şaha kaldırırız merak etmeyin. Bu bir hayırlı olsun toplantısıydı. Geldiğiniz için hepinize tekrardan teşekkür ediyorum.”
]]>27. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali kadın yönetmenlerin eserlerini 9-16 Mayıs arasında Ankara’da Kült Kavaklıdere Sineması’nda sinemaseverlerle buluşturacak. Bu kapsamda festival komitesi, programını bugün açıkladı.
Uçan Süpürge Film Festivali Danışmanı Prof. Dr. Reyhan Atasü Topçuoğlu, festivale ilişkin şunları dile getirdi:
“ÖZGÜRCE YAŞAMAK İÇİN SANATIN İLHAMINA, GÜCÜNE İHTİYACIMIZ VAR”
“30 yıla yaklaşan mücadelesinde pek çok kadına dokunan Uçan Süpürge, daha insancıl ve eşitlikçi bir dünya için kadınların vizyonunun vazgeçilmez olduğunu biliyor. Yarınlar için umudun vazgeçilmez olduğunu biliyor. Yereli ve küreseli Ankara’da buluşturan bir kültür sanat faaliyetini 27 yıl sürdürmek kolay değil. Bu yıl bizim için ayrıca özel çünkü festivalimizin doğum yeri olan Ankara’nın kültür tarihinde çok özel bir yeri olan eski adıyla Kavaklıdere Sineması, yeni adıyla Kült Kavaklıdere’nin salonlarında seyircilerimizle buluşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Kadınlar olarak Ankara’ya ve kentsel belleğimize sahip çıkıyoruz. Bu yıl yine sadece Ankara’da değil, tüm Türkiye’de sinema sektörünün yönetmenlerini, yapımcılarını bir araya getiren kadın ve toplumsal cinsiyet eşitliği temelindeki toplantılar gerçekleştireceğiz çünkü ‘daha azı değil daha fazlası’. İşte festival temamız bu ‘daha azı değil daha fazlası’. Bir de yan temamız var İranlı kadın şair Füruğ Ferruhzad’ın dizelerinden aldık onu; ‘Sen uçuşu hatırla’, uçuşu hatırlayalım diye. Özgürce yaşamak için sanatın ilhamına, gücüne ihtiyacımız var. Sanat ve sanatın ilhamı hep bizlerle olsun.”
Festival direktörü Dilek Metin Sert de festival ve teması hakkında detaylı bilgiler verdi. Metin Sert, en önemli kriterlerinin filmlerin kadın yönetmenler tarafından yönetilmesi ve son 2 yıla ait olması gerektiğini söyledi.
Metin Sert, festivalde ödül alacak isimleri kategorilerine göre açıkladı. Buna göre;
ÖDÜL ALACAK İSİMLER
Onur Ödülü, Hatice Aslan’a verilecek. Bilge Olgaç Başarı Ödüllerini sahipleri de Oyuncu Alanında Tülin Özen, Yönetmen Dalında Ayşe Polat, Yapımcı Alanında da Nida Karabol oldu. Genç Cadı Ödülü de Deniz İlhan’a verilecek.
ÖĞRENCİ BİLETİ 25, YETİŞKİN 50 TL
Metin Sert, herkes filmlere kolay ulaşsın, rahatça izlesin diye amaçladıkları için bilet fiyatlarını öğrenciler için 25 TL, yetişkinler için de 50 lira olarak belirlediklerini kaydetti.
FERRUHZAD’IN KARA EVİ’İ GÖSTERİLECEK
Metin Sert, “İkinci bir adresimiz de söyleşiler için Goethe Enstitüsü olacak. Burada özel gösterimleri de gerçekleştireceğiz ve Füruğ Ferruhzad’ın ‘Kara Ev’ filmini de göstereceğiz. Ardından yaşamı ve sanatı üzerinde duran bir söyleşi gerçekleştireceğiz” dedi.
ÖDÜLLÜ FİLMLER İLK KEZ ANKARA’DA İZLENECEK
Bu yıl da festivale 100’ün üzerinde başvuru olduğunu anlatan Metin Sert, başvurulardan belirledikleri filmlerden örnekler verdi. 70’in üzerinde gösterim yapacaklarını dile getiren Metin Sert, filmlerin hepsinin ödüllü olduğunu ve Ankara’da ilk kez sanatseverlerle buluşacağını da sözlerine ekledi. Metin Sert’in konuları ile birlikte aktardığı bazı filmler ve yer alacağı kategorileri de şöyle;
Oyunbozanlar Seçkisi – Dahomey Filmi, Faruk, En Sevdiğim Pastam, La Çimera
Küçük Kadınlar Seçkisi – My Degol, Tiger Stripes
Yarışma Bölümü – Green Border, Olmak İstediğim Her Şey Değilim, Hoşça kal Taberiya, Buriti Çiçeği, Kime Aitim?, Benim Adım Mutlu, Favoriler, Gloria
AÇILIŞ TÖRENİ 9 MAYIS’TA OPERA SAHNESİNDE
Metin Sert, ayrıca “27. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali, açılışını 9 Mayıs akşamı geleneksel olarak Opera Sahnesinde gerçekleştirecek. 10’undan itibaren başlayan filmlerimiz 16’sına kadar Kült Kavaklıdere’de takip edilebilir. Biletler Biletinial üzerinden de alınabilir, sinema salonundan da temin edilebilir” açıklamasını yaptı.
]]>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Havacılık Kulübü tarafından düzenlenen söyleşide SOLOTÜRK Pilotları Binbaşı Murat Bakıcı ve Binbaşı Yasin Dikkule öğrencilerle bir araya gelerek, havacılık sektörü hakkında bilgilerini paylaştı. İÇDAŞ Kongre Merkezi’nde gerçekleşen söyleşiye ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu ve çok sayıda öğrenci katılım sağladı. Program saygı duruşunda bulunulup, İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Ardından söyleşi öncesinde ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu, SOLOTÜRK ekibine plaket takdim etti.
Program öncesinde basın mensuplarına açıklama yapan Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu, “SOLOTÜRK ekibini büyük bir beğeniyle izledik. Bugün de onlarla söyleşide bir araya geldik. Havacılık kulübümüzün bu etkinlikleri öğrencilerimiz için bir rol model olma imkanı sağlıyor. Özellikle önlisans ve lisans seviyesindeki öğrencilerimiz ile bu ekibi bir araya getirmek önemli bir faaliyet oldu. Pilotların başarı hikayelerini onların kendi ağızlarından dinlemek bizim için çok kıymetli. ÇOMÜ’de havacılık, savunma sanayi, elektrikli araçlar anlamında önemli çalışmalar yapmaktayız. Devam eden Ar-Ge faaliyetlerimiz var. Özel sektörle yoğun çalışıyoruz. Bu anlamda böyle etkinlikler birçok öğrencimizin hayatının bundan sonraki aşamasına şekil vermesi açısından çok kıymetli. Ben güzel yeteneklerin burada motive edileceğini ve kendi kariyerlerinin şekilleneceğini düşünüyorum” şeklinde konuştu.
“KAAN uçağıyla yapmak da bizleri gururlandıracaktır”
Maneviyatıyla insanları etkileyen Çanakkale’de olmaktan mutlu ve gururlu olduklarını ifade eden Binbaşı Murat Bakıcı, “Bizler sizleri temsil ediyoruz. Dünyanın her yerine gidiyoruz. Air Show’lara, fuarlara vesaire hepsine katılıyoruz. Şanlı bayrağımızı, sizleri her yerde temsil ediyoruz. Türk milletinin gücünü ve kudretini her yerde gösteriyoruz arkadaşlar öncelikle bunu bilin istiyoruz. Bu havacılık bir tutku, aşk. Şükürler olsun ki tutkumuz olan, aşkla bağlandığımız, tutkumuz bizim mesleğimiz oldu. Allah’ın izniyle KAAN uçağımız ilk aşamasını kaydetti, gökyüzünde yerini aldı. En kısa süre içerisinde de aktif olarak yerini alacaktır. Bu SOLOTÜRK gösterilerinde milli muharip uçağımız KAAN uçağıyla yapmak da bizleri gururlandıracaktır” dedi.
“Dünyaya Türk’ün gücünü gösterdi”
SOLOTURK 2’nci Gösteri Pilotu Hava Pilot Binbaşı Yasin Dikkule ise, “Silah ve Taktikler Filosunu da şöyle özetleyebiliriz. Bir arabayı kullanmayı öğreniyorsunuz. B sınıfı ehliyeti alıyorsunuz ama ileri sürüş teknikleri var. Onları tamamlamak gerekiyor. Savaş pilotluğunda da bu böyle. Öğretmen oluyorsunuz, öğretmen seviyesine geliyorsunuz ama ileri seviyesi de var. İleri seviyesi de ne oluyor? Silah ve Taktikler Filosu. Buraya atandınız, silah ve taktikler öğretmenliğini de tertip ediyorsunuz. Artı onun üzerine görev komutanlığı. Daha büyük grupları yönetme. Harekatlarda belki karşılaşmışsınızdır, Türkiye olaylardan sonra 72 uçakla Suriye’ye girmiştik. Afrin Harekatı düzenlemiştik. O aslında dünyaya Türk’ün gücünü gösterdi. 72 uçakla biz buradayız. Biz dimdik ayaktayız. Bizi kimse yıkamaz. Bunu tüm dünyaya gösterdik. İşte bu kursu bizim filo veriyor. Silahlı Taktikler öğretmeni nezdinde veriyor. Yaklaşık 6 ay sürüyor. 6 ay tamamen kendinizi kapatıyorsunuz” diye konuştu. – ÇANAKKALE
]]>(ANKARA) – Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” müfredatına ilişkin açıklama yapan Eğitim İş Sendikası Genel Başkanı Kadem Özbay, “Tekkede murid mi yetiştiriyorsunuz? diye sorarken, Eğitim Sen müfredatı, “MEB’in ‘yeni müfredatı’, düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, itiraz etmeyen ve yorumlamayan robot ve ruhsuz nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlandı. Mesele bilim ve demokrasi değil, çağdışı ‘dava’dır. Öğretim programlarında bilimsel eğitimle ilgili olan pek çok nokta özenle ‘ayıklama’ya tabi tutulurken, iktidarın inşa etmekte olduğu ‘yeni rejim’i ve onun ‘2023 vizyonu’nu merkez alıp, açık ve gizli (örtük) amaç ve değerleri programlara ustaca yerleştirerek kendilerince ‘dini’ ve ‘milli’ bir müfredat oluşturulmak istendiği açık” diye değerlendirdi.
Milli Eğitim Bakanlığı “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” müfredatının taslağını paylaştı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, sosyal medya hesabından yaptığı duyuruda söz konusu taslağın görüş ve önerilere açık olduğunu belirterek, “Tecrübe, öneri ve desteğiniz bizler için önemli. Sadece son bir yılın değil, on yıllık uzun soluklu bir çalışma ile meydana getirdiğimiz; akademisyen, öğretmen ve paydaşlarımızın yoğun çalışma ve katkılarıyla ortaya çıkan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredat çalışmamızı kamuoyunun ve eğitime gönül veren herkesin görüşlerine sunduk” sözleriyle duyurdu.
EĞİTİM İŞ SENDİKASI’NIN DEĞERLENDİRMESİ
MEB’in açıklamalarının ardından konuya ilişkin Eğitim Sen yazılı bir açıklama yaparken, Eğitim ve Bilim işgörenleri Sendikası (Eğitim İş) Genel Başkanı Kadem Özbay da ANKA Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.
Kadem, “İçerisinde çok şık ahlak erdem kamil insan vurguları var. Cumhuriyet bir ya da iki kez geçiyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün adı hiç geçmiyor. Tekkede mürid mi yetiştiriyorsunuz? Yoksa çağın gereğinde öğrenci mi yetiştiriyorsunuz? Bu müfredat bir parti programıdır. Cumhuriyet değerlerine uyan bir müfredat değildir. Maarif kelimesi de müfredatın ne olduğunu vurguluyor. Çocuğun akademik gelişiminden yana değil, ahlakını baskılayan bir nesil yetiştirilmeye çalışılıyor. Bilimsellik vurgusu yok denecek kadar az. Buradan soruyorum müfredatla mürid yetirilmesi mi amaçlanıyor?” diye konuştu.
“YENİ MÜFREDATLARIN TARİKAT VE CEMAATLERİN BELİRLEDİĞİ İÇERİKTE OLACAĞI KUŞKUSUZDUR”
Eğitim Sen ise konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, şu görüşler yer verdi:
“Tüm ülkeyi ve gelecek nesilleri yakından ilgilendiren eğitim müfredatı gibi bir konuda, müfredatın siyasal ve ideolojik olarak iktidara yakın çevrelerin müdahalesiyle daha da geriye götürülmesi, bilime ve aydınlanma düşüncesine karşı resmen bayrak açılması söz konusudur” denilen açıklamada “Ders kitaplarında bir süredir sürdürülen ‘sadeleştirme’ ve ‘basitleştirme’ uygulamalarının doğrudan bilim, felsefe, tarih ve sanat derslerini hedef alması, bilim derslerinde ünite ve kazanım sayılarının azaltılması, başta tarih dersleri olmak üzere, büyük ölçüde “dini” ve “milli” öğeler ve referanslarla donatılmış bir müfredat oluşturulduğu görülmektedir. Ülkeye aydın, ilerici ve değişimci nesiller gerekirken bu müfredatlarla daha geriye doğru bakan, çağdışı zihniyetle donanmış nesillerin yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. Yeni müfredatların, bilim, teknoloji ve çağdaşlıktan ziyade tarikat ve cemaatlerin belirlediği bir biçim ve içerikte olacağı kuşkusuzdur.”
Türkiye’nin nasıl bir müfredata ihtiyacı olduğunu 11 maddede sıralayan Eğitim Sen, “Yeni müfredat hazırlıkları konusunda sorunun eğitim biliminin temel ilkeleri göz önünde bulundurarak hayata geçirilmesi gerektiği açık. Eğitim Sen, eğitimin toplumsal bir olgu olarak ele alınıp, bu olguyu tanımlayan değişkenlerin bütünsel bir çerçeve içinde analiz edilmesi gerektiğini düşünmektedir” değerlendirmesini yaptı ve müfredat programı ile ilgili şu önerileri sundu:
“İLKOKUL ÇOCUKLARINA ASKER, DARBE, SİLAH, ÖLÜM GİBİ KONULARIN ANLATILMASI ‘PEDAGOJİK CİNAYET’TİR”
“Müfredat değişiklikleriyle darbeler ve cuntaların da tarih ders kitaplarında okutulacak olması, dersleri militaristleştirecektir” ifadelerinin yer aldığı açıklamada, şöyle devaml edildi:
“Bakan Tekin’in bugüne kadar yaptığı açıklamalardan çıkarılabilecek en somut sonuç, yeni eğitim müfredatının, tüm derslerde sarmal olarak ‘dini’ ve ‘milli’ değerleri temel alan, farklılıkları ötekileştiren bir içerikte hazırlıkların yapılmış olmasıdır. Yıllardır iktidar eliyle adım adım hayata geçirilen eğitimde dinselleşmenin son halkasının yeni müfredat üzerinden tamamlanması hedeflenmektedir.
Dönem başında tüm okullarda bir hafta boyunca şiddet görüntüleri eşliğinde gelişme çağındaki ilkokul öğrencilerine, sakıncalı olmasına rağmen, zorla izlettirilen ’15 Temmuz darbe girişimi’nin eğitim müfredatına girmesi ve bu darbe girişiminin ulusal bayramlar arasında sayılması, hatta felsefe dersi müfredatı içine yerleştirilerek anlatılmak istenmesinin eğitim bilimine ne kadar katkısı olacağı tartışmalıdır. AKP ilk dönemlerinde müfredat ve ders kitaplarından militarist değerleri ayıklamakla övünürdü. Şimdi ise 12 Eylül darbecilerinin çizgine geldi. İlkokul çocuklarına asker, darbe, silah, ölüm gibi konuların anlatılması ‘pedagojik cinayet’tir.
“MEB YANLIŞLARINDAN DERS ALMAYI HALA ÖĞRENEMEDİ”
Siyasi iktidarın ve MEB’in geçtiğimiz 22 yıl içinde eğitim politikaları alanında ve uygulamada göstermiş olduğu pratik, yeni müfredatın nasıl bir içerikte olacağı ve eğitim sistemini hangi yöne doğru götürmek istediği konusunda yeterince ipucu vermektedir. MEB’in 2005’ten bugüne kadar yaptığı hiçbir programda önceden ihtiyaç analizi yapılmadı, programa uygun altyapı düzenlenmedi ve öğretmenler programların uygulanması konusunda yeterince eğitilmedi. Yanı sıra, programın uygulanma sürecine ilişkin planlama, pilot uygulama ve değerlendirmeler de gerçekleştirilmedi. Sürekli aynı yanlışı yaparak farklı sonuçlara ulaşılamayacağı bilinmesine rağmen, MEB’in aynı yanlışı tekrarlaması dikkat çekicidir. MEB, eğitimle ilgili bir kurum ama yanlışlarından ders almayı hala öğrenemedi. Ders alınmadığı sürece de bunun maliyeti artacak ve bu maliyeti de Türkiye halkları ödeyecektir.
“DİNİ” VE “MİLLİ MÜFREDAT”
MEB’in ‘yeni müfredatı’, düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, itiraz etmeyen ve yorumlamayan robot, ve ruhsuz nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlandı. Mesele bilim ve demokrasi değil, çağdışı ‘dava’dır. Öğretim programlarında bilimsel eğitimle ilgili olan pek çok nokta özenle ‘ayıklama’ya tabi tutulurken, iktidarın inşa etmekte olduğu ‘yeni rejim’i ve onun ‘2023 vizyonu’nu merkez alıp, açık ve gizli (örtük) amaç ve değerleri programlara ustaca yerleştirerek kendilerince ‘dini’ ve ‘milli’ bir müfredat oluşturulmak istendiği açık.
“MÜCADELE” MESAJI
Eğitim sisteminde yaşanan dönüşümler, içinde bulunulan ekonomik, toplumsal ve siyasal sistemin gelişim süreçlerinden ayrı ya da bağımsız değildir. Bir ülkenin eğitim sistemi, bir bütün olarak içinde yaşanan toplumun gerçekliğini yansıtır. Burada sadece ekonomik düzey değil, toplumsallaşma süreçleri, cinsiyet eşitsizlikleri, ideolojik konumlar, sınıflar arası güç ilişkileri vb. gibi oldukça karışık bir dizi ilişki devreye girer. Bu nedenle Türkiye gibi ülkelerde laiklik ve laik eğitim mücadelesi, okulda ve toplumda yürütülen demokrasi ve özgürlük mücadelesinden ayrı değildir. Eğitim sistemi ve okullar ya tamamen egemen ideolojiye teslim edilecek ya da çocuk ve gençlerin nasıl bir eğitim alması, nasıl bir toplumda yaşaması isteniyorsa, onun için mücadele edilecektir.”
]]>Özvar, İstanbul Teknik Üniversitesi Ayağazağa Yerleşkesi’nde düzenlenen “Yapay Zeka, Dijitalleşme ve Büyük Veri Toplantısı”na katıldı.
Burada bir konuşma yapan Özvar, Yükseköğretim Kurulunun gelecek vizyonunun en önemli unsurları arasında yer alan yapay zeka, dijitalleşme ve büyük veri alanlarını ülke açısından stratejik bir mesele olarak gördüklerini belirtti.
Dijital teknolojiler alanında yaşanan hızlı gelişmelere paralel olarak, ilgili bütün sektörlerde istihdam edilmek üzere nitelikli insan gücüne duyulan ihtiyacın arttığını ifade eden Özvar, “Uzun süredir yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde, yapay zeka, yapay zeka çözümleri, dijitalleşme ve büyük veri alanlarında ihtiyaç duyduğumuz insan kaynağını karşılamak adına yeni lisans ve ön lisans programlarının açılmasına karar verdik ve bu alanda çalışma grubu oluşturduk.” dedi.
Özvar, programların açılacağı üniversitelere karar verirken, bilişim temelli programlara sahip üniversitelere öncelik verdiklerini söyleyerek, açacakları yeni programların YÖK’ün istihdamı önceleyen vizyonunun bir göstergesi olduğunu vurguladı.
İşlevini kaybeden programları da sistem dışına çekmeye devam edeceklerini dile getiren Özvar, şöyle konuştu:
“Bundan sonraki dönemde, bu yöndeki eğilim daha da güçlenecektir. 21’i lisans, 50’si ön lisans olmak üzere toplam 71 yeni program açılacak ve bu programlar bu yıl ÖSYM kılavuzuna dahil edilecek. Yeni programlar, Yükseköğretim Kurulunun önümüzdeki dönemde istihdamı önceleyen vizyonunun da bir göstergesi. İstihdam odaklı programları devreye sokarken işlevini kaybeden programları sistem dışına çekmeye devam ediyoruz.”
İTÜ’nün koordinatör üniversite görevini üstleneceğini aktaran Özvar, belirledikleri lisans programları haricinde İTÜ’de bir “Siber Güvenlik Mühendisliği” programının açılması ve mevcut “Kontrol ve Otomasyon Mühendisliği” programının da “Robotik ve Otonom Sistemler Mühendisliği” olarak yapılandırılması için çalışma yürüttüklerini kaydetti.
“Bilişim temelli bazı dersler merkezi olarak verilecek”
Özvar, yeni bir model üzerinde çalıştıklarını belirterek, “Bu yeni modelde, kapasite açısından daha önde olan üniversitelerin koordinatörlüğünde ve bilişim temelli programlara mahsus olmak üzere bazı derslerin merkezi olarak verilmesini planlıyoruz. Bu şekilde, üniversitelerimizdeki nitelikli akademik kadroların birikiminden diğer üniversitelerin de yararlanması mümkün olacaktır.” dedi.
Ortak derslere ve bu dersleri merkezi olarak verebilecek öğretim üyelerinin isimlerine dair bir havuz oluşturduklarını vurgulayan Özvar, söz konusu derslerin tüm üniversitelerde aynı gün ve saatte verilmesi yönünde planlama yapılacağını kaydetti.
Özvar, ön lisans programlarındaki derslerin bir kısmı için Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Akademi’deki derslerden istifade edilmesine ve üniversiteler dışında verilen derslerin kredilendirilerek diplomaya dahil edilmesine yönelik çalışmaları da tamamlamak üzere olduklarını sözlerine ekledi.
Yeni açılacak bölümler için özel sektör temsilcilerinin de görüşlerini aldıklarına işaret eden Özvar, “Amacımız ve önceliğimiz üniversite çağına gelen gençlerimizin yeni etkinlik ve beceri ile çağın ihtiyaçlarına karşılık verebilecek bir şekilde yetiştirilmesidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Yeni kurulacak programlar ve yer alacakları üniversiteler
Erol Özvar, daha sonra hangi üniversitede, hangi fakülte, meslek yüksek okulu ve programların açılacağını açıkladı.
Buna göre, Ege Üniversitesi, Eskişehir Teknik Üniversitesi, Kayseri Üniversitesi, Konya Teknik Üniversitesi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi ve Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesinde “Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Fakültesi” kurulacak.
Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, Eskişehir Teknik Üniversitesi, Karabük Üniversitesi, Kayseri Üniversitesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde “Bilişim Teknolojileri Meslek Yüksekokulu” açılacak. Ayrıca, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesindeki “Karasu Meslek Yüksekokulu’nun adı “Bilişim Teknolojileri Meslek Yüksekokulu” olarak değiştirilecek.
Üniversitelerde açılacak yeni lisans ve ön lisans programları ise şu şekilde olacak:
“Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesinde, Ön-Yüz Yazılım Geliştirme, Arka-Yüz Yazılım Geliştirme, Büyük Veri Analistliği, Bulut Bilişim Operatörlüğü ön lisans ve Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri, Bilgi Güvenliği Teknolojisi, Veri Bilimi ve Analitiği lisans programları,
Atatürk Üniversitesi ve Bursa Teknik Üniversitesinde Yapay Zeka ve Makine Öğrenmesi, Veri Bilimi ve Analitiği lisans programları,
Ege Üniversitesinde Otonom Sistemler Teknikerliği, Oyun Geliştirme ve Programlama, Ön-Yüz Yazılım Geliştirme ön lisans programları,
Eskişehir Teknik Üniversitesinde Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri, Bilgi Güvenliği Teknolojisi lisans ve Oyun Geliştirme ve Programlama, Bulut Bilişim Operatörlüğü, Robotik ve Yapay Zeka ön lisans programları
Gaziantep Üniversitesinde İmalat Yürütme Sistemleri Operatörlüğü, Arka-Yüz Yazılım Geliştirme, Robotik ve Yapay Zeka, Ön-Yüz Yazılım Geliştirme ön lisans programları,
Harran Üniversitesinde Otonom Sistemler Teknikerliği, Robotik ve Yapay Zeka, Kurumsal Bilişim Uzmanlığı, İmalat Yürütme Sistemleri Operatörlüğü ön lisans ve Veri Bilimi ve Analitiği lisans programı
İstanbul Teknik Üniversitesinde Veri Bilimi ve Analitiği lisans programı,
Karabük Üniversitesinde Yapay Zeka Operatörlüğü, Ön-yüz Yazılım Geliştirme, Oyun Geliştirme ve Programlama ön lisans programları,
Karadeniz Teknik Üniversitesinde Yazılım Geliştirme lisans ve Yapay Zeka Operatörlüğü, Dijital Dönüşüm Elektroniği ön lisans programları,
Kayseri Üniversitesinde İnsansız Araç Teknikerliği, Otonom Sistemler Teknikerliği, Dijital Dönüşüm Elektroniği ön lisans programları,
Kocaeli Üniversitesinde Yapay Zeka ve Makine Öğrenmesi lisans ve İmalat Yürütme Sistemleri Operatörlüğü, Robotik ve Yapay Zeka ön lisans programları,
Konya Teknik Üniversitesinde Yapay Zeka ve Makine Öğrenmesi lisans programı,
Manisa Celal Bayar Üniversitesinde İmalat Yürütme Sistemleri Operatörlüğü, Dijital Dönüşüm Elektroniği, Büyük Veri Analistliği ön lisans ve Veri Bilimi ve Analitiği, Yapay Zeka ve Makine Öğrenmesi lisans programları, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi’nde Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri lisans programı,
Ondokuz Mayıs Üniversitesinde Yazılım Geliştirme, Bilgi Güvenliği Teknolojisi lisans ve Ön-yüz Yazılım Geliştirme, Arka-Yüz Yazılım Geliştirme, Oyun Geliştirme ve Programlama, İnsansız Araç Teknikerliği ön lisans programları,
Sakarya Üniversitesinde Veri Bilimi ve Analitiği, Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri lisans programları,
Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesinde Arka-Yüz Yazılım Geliştirme, Ön-Yüz Yazılım Geliştirme, Bulut Bilişim Operatörlüğü, Büyük Veri Analistliği, Yapay Zeka Operatörlüğü, Dijital Dönüşüm Elektroniği, İmalat Yürütme Sistemleri Operatörlüğü, Otonom Sistemler Teknikerliği, Robotik ve Yapay Zeka, İnsansız Araç Teknikerliği ön lisans programları
Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde Büyük Veri Analistliği, Dijital Dönüşüm Elektroniği, Kurumsal Bilişim Uzmanlığı ön lisans programları,
Trakya Üniversitesinde, Robotik ve Yapay Zeka, İnsansız Araç Teknikerliği ön lisans programları açılacak.”
Toplantıya, YÖK Yürütme Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Erol Arcaklıoğlu, Prof. Dr. Hüseyin Karaman, YÖK Üyesi Prof. Dr. Burhaneddin Sandıkçı ve yeni programların açılacağı üniversitelerin rektörleri katıldı.
]]>Ziyaret kapsamında, DİSK Genel Başkan Yardımcısı ve Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, sendikanın işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı Nuran Gülenç ile birlikte ILO Türkiye Ofisi Direktörü Yasser Ahmet Hassan’la görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmede, ILO’ya sendikanın MESEM projesiyle ilgili hazırladığı rapor da sunuldu.
Söz konusu raporda, son bir yılda yaşları 14 ile 17 arasında değişen MESEM öğrencisi 8 çocuğun, “staj” adı altında çalıştırıldıkları fabrikalarda iş cinayetleri sonucu yaşamlarını yitirdiklerine işaret edildi. Bu çocuklardan Arda Tonbul’un henüz 14 yaşında bir metal fabrikasında, başının sac büküm makinesine sıkışması sonucu can verdiği hatırlatılarak, devlet teşvikiyle cazip kılınan MESEM projesinin bir mesleki eğitim projesi değil, çocuk emeği sömürüsü olduğu vurgulandı. Raporda ayrıca, MESEM uygulamasının bu haliyle ulusal mevzuata, BM Çocuk Hakları Evrensel Bildirgesi’ne ve Türkiye’nin 1990’lı yıllarda onayladığı ILO 59 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi ile ILO 138 sayılı Asgari Yaş Sözleşmesi’ne aykırı olduğunun altı çizildi.
“OKULLAR ÇOCUK İŞÇİ BULMA KURUMUNA DÖNDÜ”
Ziyarette konuşan Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, “MESEM’le birlikte mesleki ve teknik liseler, ‘çocuk işçi bulma kurumuna dönmüş durumda. Mesleki eğitim adı altında uluslararası standartlara uygun olmayan bir çocuk çalıştırma biçimi norm haline getiriliyor” dedi.
Bu proje ve projenin uygulanış biçiminin çocukların sağlığına, hatta hayatına mal olduğunu belirten Atar, “Normal koşullarda fabrikalardan adım bile atmaması gereken ufacık çocuklar bizzat devlet eliyle, kamu kaynaklarıyla fabrikalara sokuluyor ve çocuk işçiliği, çocuk emeği sömürüsü meşrulaştırılıyor. Mesleki eğitim vermesi gereken okullar, çocuk emeğinin ticaretini yapan kurumlar haline dönüştürülüyor” diye konuştu.
“MESEM PROJESİNDEN DERHAL VAZGEÇİLMELİ”
Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, MESEM uygulaması ile çocukların mesleki eğitimi ve staj koşullarına yönelik öneri ve taleplerini ise şöyle sıraladı:
“MESEM projesinden derhal vazgeçilmelidir. Kamu kaynakları sermayenin çıkarı doğrultusunda çocuk işçiliğine yasal kılıf sağlayan MESEM’ler için değil, gerçek ve nitelikli bir mesleki eğitim için meslek liselerinin güçlendirilmesi amacıyla kullanılmalıdır. Staj yapacak öğrenciler için yaş sınırı getirilmelidir. Staj alanları çocukların fiziksel, ruhsal ve akademik gelişimleri için uygun olmalı, sistematik olarak denetimi ve takibi yapılmalıdır. Tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde çocuğun üstün yararı gözetilerek ek önlemler alınmalı, koruyucu düzenlemeler yapılmalıdır. Meslek liseleri bünyesindeki okul atölyelerine, işliklere yatırım yapılmalı; çocuklar ilk pratik eğitimlerini bu atölye ve işliklerde yapmalıdır. Öğrenciler temel mesleki dersleriyle altyapıları oluştuktan sonra, son sınıfta, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin eksiksiz alındığı, denetim ve takibin sağlandığı koşullarda sınırlı sürelerle fabrika ortamına sokulmalıdır. Öğrencilerin staj yapacağı işyerlerinin seçimi için kriterler net şekilde belirlenmeli, bu kriterleri yerine getirmeyen işyerlerine öğrenci gönderilmemelidir. İşletmelere kurallara uymamaları ve yasa dışı işlem yapmaları durumunda etkin yaptırımlar uygulanmalıdır. Stajyer öğrencilere uygun kişisel koruyucu donanım sağlanmalıdır.”
“ÜÇLÜ YAPI BİLEŞENLERİNE DESTEK VERMEYE HAZIRIZ”
ILO Türkiye Ofisi Direktörü Yasser Ahmet Hassan ise mesleki eğitim ve çıraklık programlarının özellikle önemli olduğunu ve istihdamı, istihdam edilebilirliği, beceri gelişimini ve insana yakışır işlerin yaratılmasını desteklemek için birer araç olarak tanındığını belirtti. Haziran 2023’te Uluslararası Çalışma Konferansı tarafından kabul edilen 208 Sayılı Tavsiye Kararı’na atıfta bulunan Hassan; çıraklığın iyi düzenlenmiş, yeterince finanse edilmiş, kapsayıcı ve ayrımcılıktan uzak olması gerektiğini ifade etti.
Hassan ayrıca, ILO üye devletlerinin çıraklık sistemlerini ve uluslararası çalışma standartlarını, çocuk işçiliğiyle ilgili iki ILO Sözleşmesi olan 138 Nolu “Asgari Yaş Sözleşmesi” ile 182 No’lu “En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi”ni gözetecek şekilde oluşturmaları gerektiğini kaydetti. Çıraklık konusunda hükümetlerin, işçi ve işveren örgütlerine danışarak, temel çalışma ilkeleri ve haklarına saygı göstermesi ve bu hakları teşvik etmesi için önlemler alması gerektiğini vurgulayan ILO Türkiye Direktörü Yasser Hassan, Türkiye’nin üçlü yapı bileşenlerine bu bağlamda destek vermeye hazır olduğu konusunda güvence verdi.
]]>Gennady Laptev, “Hayatımın yarısından fazlasını burada geçirdim” diyor. Geniş omuzlu Ukraynalı bilimadamı, bir zamanlar Çernobil’in soğutma havuzu olan kuru alana bakarken efkarla gülümsüyor:
“Temizleme çalışmalarına dahil olduğumda 25 yaşımdaydım. Şimdi 60’ıma yaklaştım.”
Binlerce kişi 1986’daki meydana gelen ve tarihin en büyük nükleer felâketi olan patlamanın ardından Çernobil’deki temizleme çalışmalarında görev yaptı.
Gennady bana küçük bir masa boyutlarındaki platformu gösteriyor. Toz toplaması için buraya konmuş. Bu rezervuar, 2014 yılında yakınlardaki havzadan su çekme işlemleri durduğunda kurumuştu. Çernobil’deki patlamayan üç reaktör tamamen kapatıldıktan 14 yıl sonra.
Toz zerrelerindeki radyoaktif kirliliği ölçmek yıllardır devam eden çalışmaların sadece küçük bir parçası.
Çernobil faciasıyla birlikte bu bölge de devasa bir nükleer laboratuvara dönüştü. Yüzlerce bilim insanı, buraya gelip doğanın bu kadar büyük bir nükleer felâketin ardından nasıl kendisini toparladığını inceledi.
Küresel felakete dönüşen kaza
26 Nisan 1986. Saat sabaha karşı 01:23. Çernobil nükleer santralindeki mühendisler 4 nolu reaktörün elektriğini kesiyor. Amaç olası bir elektrik kesintisi durumunda reaktörün nasıl kontrol altında tutulacağının bir provasını yapmak. Ancak mühendislerin bilmediği şey, reaktör bu tatbikat öncesinde zaten dengesiz bir durumda.
Güç kesintisi, reaktöre su taşıyan türbinleri yavaşlatıyor. Daha az suyun reaktöre pompalanmasıyla buharlaşma hızlanıyor ve içerideki buhar basıncı birikiyor. Mühendisler durumun farkına varıp reaktörü kapatmaya çalıştığında iş işten geçmiş oluyor.
Büyük bir patlamayla reaktörün tavanı havaya uçuyor. Reaktör atmosfere maruz kalıyor. Reaktörün havayla teması sonucu başlayan yangın 10 gün boyunca devam ediyor. Radyoaktif bulutlar, Avrupa’nın önemli bir bölümüne radyoaktif serpinti olarak dökülüyor.
Çernobil’de çıkan yangını söndürmek üzere bölgeye çok sayıda itfaiye ekibi gönderilmişti. İtfaiyecilerden 134’ü akut radyasyon dozuna maruz kalmıştı. 28’i birkaç ay içerisinde hayatını kaybetti. Kazadan bu yan en az 19’u daha öldü.
Ukrayna HidroMeteoroloji Enstitüsü’nde çevre bilimci olan Gennady, bölgenin tahliye edilmesinden sadece üç ay sonra Çernobil’de çalışmaya başlamış.
“Her gün Kiev’den helikopterlerle buraya getirilirdik” diyor. Görevleri toprak ve su örnekleri toplamakmış.
“Radyoaktif kirliliğin nereye kadar yayıldığını anlamaya çalışıyorduk. Görevimiz yasak bölgenin ilk haritasını oluşturmaktı.”
Bugün yasak bölge Ukrayna ve Beyaz Rusya arasında 4 bin kilometrekarelik bir alanı kapsıyor. Neredeyse tüm İstanbul kadar büyük bir alan.
Santrale 30 kilometre mesafedeki tüm yerleşim yerleri tahliye edilmişti. Kimsenin buralara geri dönmesine izin verilmeyecekti.
Ancak faciadan sadece birkaç ay sonra yasak bölgenin dış çemberine geri dönüşlere göz yumulmuştu.
Narodichi kasabasının nüfusu 2500. Yasak bölgenin içinde yer alıyor. Bölge sınırına yakın bir konumda. Resmi olarak radyoaktif kirliliğin bulunduğu bu bölgede son derece sıkı denetimler var. Burada tarım yasak ve yeni yapılaşmaya da izin verilmiyor.
Ancak bugün Ukrayna’nın bu bölgelerini ‘radyoaktif’ ya da ‘radyoaktif değil’ diyerek ikiye ayırmak kolay değil. Yürütülen çalışmalar Çernobil’in durumunun daha karmaşık olduğunu gösteriyor.
Arazinin de kendine göre kuralları var.
Öyle ki radyasyon korkusu Narodichi’nin sakinlerine radyasyonun kendisinden daha fazla zarar veriyor olabilir.
‘Burada uçaktakinden daha az radyasyon var’
Gennady’nin omzunun üstünden nükleer santralin yükseldiğini görebiliyorum. Bulunduğumuz kurumuş havzaya mesafesi bir kilometreden az.
Dev çelik kalkan güneşin altında parıldıyor. Bu çelik kalkan 4 nolu reaktörü tamamen kaplamış durumda. Kazanın yaşandığı reaktörün üzerine 2016’da yerleştirilmişti.
Kalkanın altında ise robot vinçler, 33 yıllık radyoaktif yıkıntıyı temizliyor.
İngiltere’deki Portsmouth Üniversitesi’nden Jim Smith, Gennady’nin arkadaşı ve 1990’dan bu yana Çernobil’i inceliyor. Yasak bölgeye sayısız iş gezisi düzenlemiş. Bana bir dozimetre gösteriyor. Telefon büyüklüğünde siyah bir cihaz.
Bulunduğumuz bölgede ne kadar radyasyona maruz kaldığımızı ölçüyor. 1986’daki radyoaktif serpintiyle yayılan nükleer yakıt tozunun atomları rastgele biçimde parçalanıyor. Büyük enerji dalgaları yayıyorlar ve Jim’in elindeki cihaz da her saat aldığımız radyasyon seviyesini ölçüyor.
Ölçüm birimi mikrosievert. Ancak başka radyasyon seviyeleriyle kıyaslayabildiğim zaman benim için bir anlam ifade edebiliyor. Örneğin, Kiev’den buraya gelirken bindiğimiz uçakta dozimetre bir ara 1.8 mikrosievert seviyesini göstermişti.
Jim, “Şu an seviye 0.6” diyor. “Yani uçakta maruz kaldığımız radyasyonun üçte biri civarında.”
Çernobil santrali arkamızda yükselirken duyduklarıma inanamıyorum. Jim ise radyoaktif bir gezegende yaşadığımızı ve radyasyonun doğada her yerde mevcut olduğunu söylüyor.
Jim, “Evet yasak bölgede radyoaktif kirlilik var. Ama küresel radyasyon haritası çıkaracak olsaydık, yasak bölge içerisinde sadece küçük cepler kırmızı olarak işaretlenirdi” diyor.
Her ne kadar yasak bölgenin sınırları değişmediyse de, bölgede doğa fazlasıyla dönüşmüş durumda.
İnsanların terk edip gittiği yerleri doğa yeniden ele geçirmiş.
Jim ve çalışma arkadaşları bölgeden örnekler topluyor. Kamera tuzakları kuruyorlar. Bölgedeki vahşi yaşamı, radyasyonun vahşi yaşam üzerindeki etkilerini inceliyorlar.
İncelemelerimizin ikinci günümde araştırma ekibini kızıl ormana doğru takip ediyorum.
1986’da rüzgarların yönü nedeniyle radyoaktif serpintinin büyük bölümü bu bölgeyi etkisi altına almış. Radyasyon seviyeleri hâlâ yüksek.
Giysilerimizin radyoaktif kirliliğe maruz kalmaması için özel bir kıyafet giyiyoruz.
Kızıl ormanda Jim’in dozimetresi 35 seviyesini gösteriyor. Soğutma havuzundaki seviyenin neredeyse 60 kat üzerinde.
Jim, “Burada fazla kalamayız” diyor. Hızla toprak örneklerini alıp, birkaç fotoğraf çekip araca dönüyorlar.
Burayakovka adlı köydeyse Jim ve ekibinin tutumu çok daha fazla. Koruyucu kıyafetleri çıkarıyorlar, işlerini çok daha ağırdan alıyorlar. Dozimetre 1.0 seviyesini gösteriyor. Hâlâ uçakta maruz kalınan radyasyondan düşük.
Ahşap bir evin içinde gördüklerimiz burada yaşayan halkın yüzleşmek zorunda kaldığı acı gerçeği özetliyor. Bir sandalyenin kolunda asılı duran palto yıllardır toplanan toz tabakasının altına gömülmüş vaziyette duruyor.
Ancak insanların geride bıraktıkları bahçeler ve tarlalar, vahşi hayvanlar için zengin bir habitata dönüşmüş.
Boz ayılar, vaşaklar ve yaban domuzlarına rastlamak mümkün.
Kiev Hayvanat Bahçesi’nden Dr. Maryana Shkvyria, insanların bölgeyi terk etmesiyle yasak bölgeye gelip yerleşen büyük memeli canlıları inceliyor.
Bazı araştırmalar radyoaktif kirliliğin en yüksek düzeyde olduğu bölgelerde kuşların DNA’larında bozulma olduğunu gösteriyor. Ancak Maryana’nın araştırması yasak bölgede vahşi yaşamın büyük bir ivme yakaladığına işaret ediyor.
Maryana için Çernobil kurtları özellikle dikkat çekici.
“15 yıldır onları inceliyoruz. Elimizde bir dizi veri var. Çernobil kurtları Ukrayna’da bulabileceğiniz en doğal kurtlar.”
Maryana’nın ‘doğal’dan kastı, buradaki kurtların neredeyse hiç insan üretimi gıda ile temas kurmaması.
Çernobil kurtları geyik avlıyor, hatta balık bile yakalıyor. Tuzaklanmış kameraların yakaladığı bazı görüntülerde beslenme alışkanlıklarına dair izlere rastlamak mümkün.
Eskiden bölge halkının bağları olan yerlerdeki ağaçlardan meyveler koparıp yiyorlar.
Ancak yasak bölgede yaşayan bir hayvan türü var ki, normal şartlarda buralarda olmamaları gerekir.
1998’de Ukraynalı zoologlar, doğaya yaklaşık 30 Przewalski atı salmıştı. Bugün sayıları 60’ı geçiyor ve Ukrayna – Beyaz Rusya arasında gidip geliyorlar.
Bu atların ana yurdu Moğolistan’ın stepleri. Tek tük binaların bulunduğu ormanlık araziler pek de bu atların tercih edeceği türden yerler değil.
Ancak Maryana “Ormanı çok iyi kullanıyorlar” diyor.
“Eski ahırlara ve evlere de kameralar yerleştiriyoruz. Buraları barınak olarak kullanıyorlar. Sivrisineklerden ya da güneşten korunuyorlar.”
Yasak bölgenin tek sakinleri vahşi hayvanlar değil.
Buradaki dördüncü günümde Maria’nın evine misafir oluyoruz. Biz geldiğimizde Maria evinin ön bahçesinde oturuyor. Kendimi kırık Ukraynacam ile tanıtmaya çalışırken sözümü yarıda kesip bana sıkı sıkı sarılıyor, yanaklarımdan öpüyor.
Bugün 78 yaşına basmış. Bizim için güzel de bir kahvaltı hazırlamış.
Bizi bir meyve ağacının altındaki masasına davet ediyor.
Saat sabah 09:00 olmasına rağmen sıcak bir gün ve güneş ışıldıyor. Maria yemekleri getirmeye başlıyor. İki de içki var. Birisi renksiz, diğeri koyu kırmızı.
Maria ve komşuları toplamda 15 kişilik bir topluluk. Pek çoğu yasak bölgeye geri dönmüşler ve eski evlerine yeniden yerleşmişler.
Buradan tahliye edilen ailelerin hepsine yakınlardaki bir kentte birer apartman dairesi tahsis edilmiş.
Ancak Maria ve annesi bu küçük kulübelerini ve bahçelerini terk etmeyi reddetmişler.
“Geri dönmemize izin vermediler ama ben annemin peşinden gittim” diyor Maria:
“O zamanlar 88 yaşındaydı. Bana hep ‘Ben gideceğim, ben gideceğim’ derdi. Ben de onu takip ettim.”
Yasak bölgede toplamda yaklaşık 200 kişi yaşıyor. Maria burada hayatın kolay olmadığını anlatıyor.
“Yaşımız ilerledi, her günü ayrı ayrı değerlendiriyoruz” diyor.
Maria çocukları Kiev’den ziyaret için geldiğinde çok mutlu olduğunu anlatarak “Burada yaşamak ilginç bir hayat değil. Ama buralar bizim toprağımız. Yeri doldurulamaz” diye ekliyor.
Yasak bölgede yaşayanlar çok küçük bir topluluk. Apar topar evlerini ve hayatlarını geride bırakarak bölgeyi terk edenlerin büyük kısmı geri dönememiş.
Pripyat’ta yaşayanların büyük kısmı nükleer santralde çalışan işçiler ve aileleriydi.
Santralden sadece birkaç kilometre mesafedeki bu kentin 50 bini aşkın sakini bir gecede her şeylerini geride bırakarak kenti tahliye etmişti.
Geri dönmelerine izin verilmedi. Kent bugün dünyanın en büyük hayalet şehri konumunda.
Ancak kısa bir süre önce Pripyat’ın kısa süreli ziyaretler için güvenli olduğu açıklandı.
2018’de yasak bölgeyi yaklaşık 60 bin kişi ziyarete geldi.
Kentin ziyarete açılmasıyla birlikte burayı ziyaret edenler, bu pek de iç açıcı olmayan seyahatlerini sosyal medyada #chernobyl etiketiyle paylaştıkları fotoğraflarla yaymaya başladılar.
Nükleer santrale Prypiat’tan daha uzak olan Çernobil kentinde ise radyoaktif kirlilik çok daha az.
Burada yaşayanların sayısı da daha fazla. Nükleer santralin temizlenmesinden sorumlu personel burada kalıyor.
Gennady, Jim ve ben de burada küçük bir otelde kalıyoruz. Beklenmedik derecede güzel bir bahçesi olan eski Sovyet tipi bir bina otele dönüştürülmüş.
Bahçeye otel çalışanlarından Irina bakıyor. Yılın üç ayını burada geçiriyor, sonra da görevini bir başkasına devrediyor. Burada geçirilebilecek süre birkaç ayla sınırlandırılıyor.
Irina santraldeki kazanın olduğu geceyi anlatıyor, Gennady de bizim için tercüme ediyor.
Irina o zamanlar büyükannesiyle birlikte Pripyat’ta yaşıyormuş.
27 Nisan’da, yani patlamadan bir gün sonra kent tahliye edilmişti. Kent sakinlerine Pripyat’ı hemen boşaltmaları söylenmişti.
Otobüslere bindirilip kentin dışına götürülmüşlerdi. Irina tahliye sırasında büyükannesinin evine doğru gidiyormuş:
“Büyükannemin bir arkadaşı bir kağnı arabasındaydı. Hayvanlarını kentin dışına çıkarmaya çalışıyordu. Büyükannem beni de yanına alıp alamayacağını sormuştu. Ben de kağnı arabasıyla kenti Pripyat’ı terk etmiştim. Ne olup bittiğini anlamamıştım.”
Ancak Irina bir şekilde buralara dönmek konusunda ısrarcı olmuş. Pripyat’a gidemese de buraya, Çernobil’e dönmüş. Bugün Pripyat’a giderse şu anki halini görünce çok sarsılacağını düşünüyor. Yine de Çernobil’deki otelinin küçük bahçesiyle gurur duyuyor.
“Burayı ziyaretçiler için olabildiğince güzel hale getirmeye gayret ediyorum. Belki eve döndüğünüzde Çernobil’in o kadar korkunç bir yer olmadığını anlatırsınız.”
.
]]>26 Nisan 1986’da, o dönem Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Ukrayna’nın başkenti Kiev’in 130 kilometre kuzeyindeki Çernobil kenti, insanlık tarihinin en korkunç çevre felaketlerinden birine sahne oldu.
Pripyat şehri yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali’nin dördüncü reaktöründe yaşanan patlama sonucu çevreye, 1945’te Hiroşima’ya atılan atom bombasının 50 katına eşit miktarda radyasyon yayıldı.
Patlamanın ardından radyoaktif madde yüklü bulutlar Türkiye dahil birçok ülkeyi etkiledi.
Çernobil nükleer faciası bazı bağımsız araştırmalara göre yaklaşık 200 bin kişinin doğrudan ya da dolaylı olarak ölümüne sebep oldu.
Facianın etkileri nedeniyle yüz binlerce çocuk sakat dünyaya geldi, kanser vakalarının arttığı iddia edildi. Kazanın olumsuz etkilerinin nesiller boyunca sürmesi bekleniyor.
Çernobil’de 4 Nisan 2020’de başlayan ve yaklaşık iki hafta sonra ancak kontrol altına alınabilen orman yangını, nükleer facianın izlerinin günümüzde ne derece risk oluşturduğu konusunu da bir kez daha gündeme getirdi.
Görüşlerini aldığımız Ukraynalı bilim insanları bu konuda farklı ihtimallere işaret etti. 1986’da Çernobil Nükleer Santrali’nde çalışan, bugün ise Ukrayna Nükleer Enerji ve Sanayi Sektörü Emektarları Birliği Başkanı olan Maksim Kremen de o döneme dair anılarını bizimle paylaştı.
Çernobil Nükleer Santrali ne zaman inşa edildi?
O dönem Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde Çernobil Nükleer Santrali’nin inşasına 1970 yılında başlandı. Santralde çalışan personeller ve aileleri için üç kilometre mesafede Pripyat şehri kuruldu.
Santralin ilk reaktör ünitesi 1977 yılında faaliyete girdi. Daha sonra üç güç ünitesinin daha tamamlanmasıyla, yıllık enerji üretimi 29 milyar kilowatt saate ulaştı.
Çernobil Nükler Santrali’nin, her biri 1000 MW gücünde 12 reaktörle dünyanın en büyük nükleer enerji santrali haline getirilmesi planlanıyordu. Patlamadan önce dört reaktörle çalışan santralde, iki reaktör de inşa halindeydi. Kazaya uğrayan dördüncü ünite üç senedir faaliyetteydi.
Santralde 26 Nisan 1986’da neler yaşandı?
25 Nisan 1986 tarihinde, Çernobil Nükleer Santrali’nin dördüncü reaktöründe rutin koruyucu bakım çalışmalarının hazırlıklarına başlandı.
İleride olası acil bir durumda ek güç kaynağı olarak kullanılması için türbin jeneratörün test edilmesi planlanıyordu.
Deneyin 700-1000 MW güç seviyesinde yapılması kararlaştırıldı. Kazadan bir gün önce reaktörün gücü yaklaşık 1600 MW’ya düşürüldü ve test gereği acil durum soğutma sistemi kapatıldı.
Saat 23.10’da güç seviyesi 700 MW’ya indirilmeye başlandı. Otomatik güç moduna geçildi, ama güç durdurma ayarı 700 MW’ya ayarlanmadığından güç seviyesi 30 MW’ya düştü.
Görevli operatör gücü geri kazanmaya çalıştı ve sonunda testi planlananın altında bir seviye olan 200 MW gücünde başlattı.
26 Nisan saat 01.23’te kumanda tablosunda acil durdurma sinyali yandı. Operatör reaktörü durdurma düğmesine bastı ve kontrol çubukları aşağıya doğru hareket etmeye başladı. Güç seviyesi saniyeler içinde nominal değerin 100 katına ulaştı.
Durumun kontrolden çıkmasının ardından birkaç saniye arayla iki büyük patlama meydana geldi.
Görgü tanıklarının anlatımına göre, ilk patlamada kırmızı, ikinci patlamada mavi bir alev yükseldi ve ardından santralin üzeri dev bir mantar bulutuyla kaplandı.
Çernobil nükleer faciasına ne sebep oldu?
İnsanlık tarihinin en büyük nükleer faciasının asıl nedenleri konusunda bugün de tartışmalar sürüyor.
Sovyetler Birliği’nde o dönem kazanın sebeplerini araştırmak için kurulan devlet komisyonu, santral personelini ve yönetimini kazanın baş sorumlusu ilan etti.
Güvenlik kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle santral müdürü Viktor Bryuhanov ve şef mühendis Nikolay Fomin 10’ar yıl, şef mühendis yardımcısı Anatoliy Dyatlov beş yıl, reaktör sorumlusu Aleksandr Kovalenko üç yıl, vardiya amiri Boris Rogojkin ve denetmen Yuriy Lauşkin ikişer yıl hapis cezasına çarptırıldı.
O dönem Çernobil Nükleer Santrali’nde teknik ayarlardan sorumlu personellerin yöneticisi olan, bugün ise Ukrayna Nükleer Enerji ve Sanayi Sektörü Emektarları Birliği Başkanlığını yürüten Maksim Kremen, patlamadan bir gün önce yaşadığı bir anıyı bizimle paylaştı:
“25 Nisan 1986 günü, iş çıkışı santralden ayrılırken tesadüfen Dyatlov ve Kovalenko’ya rastladım. Kovalenko yanıma yaklaşarak, reaktörün işleyişinde bir tuhaflık olduğunu söyledi. Ancak Dyatlov onu sert bir şekilde durdurdu ve sözlerini sürdürmesine izin vermedi. Bunun üzerinde durmamıştım, çünkü bu benim sorumluluğumda değildi.”
Reaktör sorumlusu ve şef mühendis yardımcısının reaktördeki sorunun farkında olduklarını tahmin ettiğini belirten Kremen, şöyle devam etti:
“Şef mühendis yardımcısı reaktörü durdurma komutunu verebilecek kararlılığa sahip değildi. Deneyi yerine getirememekten korkuyordu. Şef mühendisin mesleği elektrik mühendisliğiydi. Bu durumda yapması gereken tek bir şey vardı; reaktörü durdurmak. Taşıdıkları mesleki sorumluluğa rağmen bu kararı almaya korktular.”
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) bünyesindeki Uluslararası Nükleer Güvenlik Komitesi (INSAG) de ilk başlarda Sovyetler Birliği devletiyle aynı fikirdeydi.
Kazanın bazı kural ihlallerinin ve personel hatalarının bir araya gelmesi sonucu yaşandığı sonucuna varılan INSAG raporunda, santral yönetimi “deneyi ne pahasına olursa olsun yapmakla” suçlandı.
Fakat aynı kurum 1991 yılında kazayla ilgili yayımladığı yeni raporunda, “operasyonel personelin hatası sonucu başlayan kazanın, reaktörün yetersiz tasarımı nedeniyle bir felakete dönüştüğü” tespitine yer verdi.
INSAG, 1993 yılında hazırladığı nihai raporunda ise personel hatalarıyla ilgili daha önce varılan bazı tespitlerin yanlış olduğunu, kazanın reaktördeki tasarım hatası, reaktörün güvenlik standartlarını karşılamaması ve nükleer santraldeki genel güvenlik önlemlerinin yetersizliği nedeniyle meydana gelmiş olma ihtimalinin ağırlık kazandığını ileri sürdü.
Kazaya deprem, sabotaj ya da “terör eylemi”nin yol açmış olabileceği yönünde iddialar da ortaya atılsa da bunlara dair bir kanıt bulunmuyor.
Nükleer facianın sonuçları ne oldu?
Pripyat’ta yaşayan Maksim Kremen, 26 Nisan 1986 Cumartesi günü erkenden uyandı. O gün 6 yaşındaki oğluyla nehirde kano gezintisi yapmayı planlıyordu. Nükleer santrale bir kilometre mesafede bulunan garajın yolunu tuttular:
“Yolda santralde çalışan bir tanıdığıma rastladım. Dördüncü reaktörün çatısının çöktüğünü söyledi. Şoke olmuştum. Oğlumla birlikte garaja vardığımızda, dördüncü bloktan dumanlar yükseldiğini gördüm.
“Garajın çatısına çıktığımda korkunç bir tabloyla karşılaştım. Reaktörün kapağı geniş bir açıyla kalkmıştı ve boru hatları üzerinde asılıydı.
“Bunun üzerine eve dönmeye karar verdim. Mesai arkadaşlarımla benim evimde toplandık ve kazayı konuşmaya başladık. Pripyat’tan çıkmak mümkün değildi. Tüm dolmuşlar durdurulmuştu, özel otomobillerle de çıkışa izin verilmiyordu.
“Pripyat’ta 26 Nisan’ın diğer günlerden bir farkı yoktu. Günlük hayata dair hiçbir uyarı ve sınırlama yapılmadı. İnsanlar gruplar halinde toplanıyor ve santraldeki kazayı konuşuyorlardı.
“Cumartesi akşamı Pripyat’ın parti ve belediye yöneticileri ailelerini şehir dışına çıkardılar. Bu haber hemen yayıldı. Biz ise esirdik. Pazar günü insanları götürmeye başladılar.
“Kazadan önce her şey normaldi. İnsanlar otomobil satın alıyor, evlerini yapıyorlardı. Umutları vardı. Ama bir an geldi ve onlar için değerli olan her şey yok oldu…”
Nükleer faciadan bir süre sonra Pripyat şehrinde ve Çernobil nükleer santralinin çevresindeki 10 kilometrelik alanda yaşayanlar tahliye edildi. 1986 Mayıs ayında 30 kilometrelik bölgeden tahliye edilen kişilerin sayısı farklı verilerde 116 bin ile 350 bin arasında gösteriliyor.
Kazanın yol açtığı yangın 10 gün sürdü. Patlamanın etkisiyle çevreye yaklaşık 380 milyon kuri (radyoaktivite birimi) radyasyon yayıldı.
Yüzde 70’i Belarus, Ukrayna ve Rusya topraklarında yer alan 200 bin kilometrekarelik bir alan radyasyonun etkisi altında kaldı.
Kaza sonrası radyoaktif madde yüklü bulutlar Avrupa’da birçok ülkeye yayıldı.
Facia nedeniyle kaç kişinin hayatını kaybettiği günümüzde de tartışma konusu.
Nükleer felaket, ilk anda santralde görevli 31 kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Ancak kazanın asıl yıkıcı etkileri daha sonra ortaya çıktı.
Çernobil faciası bazı bağımsız araştırmalara göre yaklaşık 200 bin kişinin doğrudan ya da dolaylı olarak ölümüne sebep oldu.
Farklı verilere göre, facianın etkilerini ortadan kaldırmak için yapılan çalışmalara Sovyetler Birliği’nde 600 bin ile 800 bin arasında görevli katıldı. Bu kişilerin 70 bininden fazlası kalıcı olarak sakat kaldı.
Maksim Kremen de 1986-1987 yıllarında bu çalışmalarda yer alan ve sonradan “onur madalyası” verilen kişilerden biriydi.
Kazanın etkileri nedeniyle Ukrayna’da 1,9 milyon, Belarus, Rusya, Ukrayna ve Avrupa ülkelerinde toplam 8,4 milyon kişi radyasyona maruz kaldı.
Patlamanın ardından santralin yakınlarındaki tüm çam ağaçları yüksek radyasyonun etkisiyle kızıl renge dönüştü ve öldü. Hayvanların tamamına yakını yok oldu.
Facianın Türkiye’ye etkileriyle ilgili de farklı iddialar ortaya atılmıştı.
Türk Tabipleri Birliği, facianın Türkiye’de özellikle Doğu Karadeniz bölgesini etkilediğine ve bölgedeki kanser vakalarıyla facia arasındaki ilişki olabileceğine dikkati çekmişti.
Farklı yetkililer ise bölgedeki kanser vakaları ile facia arasında ilişki bulunduğuna dair kanıt olmadığını ileri sürmüştü.
Çernobil günümüzde ne durumda?
1986’da Çernobil Nükleer Santrali’ndeki patlamadan bu yana yaklaşık 4 bin kilometrekarelik bir alan terk edilmiş durumda. Yasak bölge Ukrayna ve Belarus topraklarını kapsıyor. Santralin yakınlarındaki Pripyat kenti ise “hayalet şehre” dönüştü.
Radyoaktif kirliliğin bulunduğu bölgede tarım yasak ve yeni yapılaşmaya izin verilmiyor.
Yasak bölgeye 30 kilometre mesafede polis kontrol noktaları bulunuyor. Ancak buna rağmen şehir bugüne kadar birçok kez soygun ve yağmalama eylemlerine sahne oldu. “Hayalet şehir”de değerli eşyaların çalınmadığı neredeyse tek bir daire kalmadığı belirtiliyor.
Çernobil Nükleer Santrali’nin işleyen son reaktörü 15 Aralık 2000 tarihinde kapatıldı.
Nükleer facianın yaşandığı reaktörün enkazı, radyoaktif sızıntıyı engellemek için 2016 yılında dev bir çelik kalkanla örtüldü.
Günümüzde devre dışı olan Çernobil Nükleer Santrali’nde, nükleer tesislerin ve radyoaktif atıkların güvenliğinden, çevre denetiminden ve bilimsel çalışmalardan sorumlu devlet işletmesi faaliyet yürütüyor.
Bölgede güneş enerjisi santrali ve Avrupa için nükleer yakıt depolama tesisi kurmaya yönelik projeler de gündeme gelmişti.
Çernobil yangını turizme darbe vurdu
Nükleer facia sonrası yüksek radyasyona maruz kalan ormanlar, günümüzde ise adeta bir doğal yaşam cennetine dönüşmüş durumda.
Bölgede pek çok vahşi hayvan ve yüzlerce kuş türü yaşam sürüyor. Araştırmalar, yüksek radyasyon miktarının bugün Çernobil’deki vahşi doğaya ciddi bir olumsuz etkisi olmadığını gösteriyor.
Ancak bazı hayvanlarda anomalilere rastlanabiliyor. Örneğin, kuşlar arasında albino yaygın. Böceklerin ömrü normalden kısa, kemirgenlerde doğurganlık seviyesi düşük.
Çernobil Nükleer Santrali’nin patladığı bölge ve Pripyat şehri, son yıllarda dünyanın dört bir yanından turistleri ağırlıyor. Tüm dünyada büyük ilgi gören “Chernobyl” dizisinin de etkisiyle bölgeyi 2019 yılında resmi verilere göre 124 bin kişi ziyaret etti.
Fakat son yangının ardından Çernobil’deki turistik yerlerin üçte biri yok oldu. 1986’daki nükleer facia sonrası ilk tasfiye memurlarının yaşadıkları ahşap evlerin bulunduğu “İzumrudnoye” Sovyet gençlik kampının yanması en büyük kayıplardan biri oldu.
Nükleer felaketin bugünkü etkileri neler?
Çernobil, Rusya’nın Şubat 2022’de başlayan Ukrayna işgali ile yeniden gündeme geldi. Çernobil’de çalışan personel, 1 Nisan 2022 itibarıyla eski nükleer santrali ele geçiren Rus askerlerinin bölgeden ayrıldığını söyledi.
Çernobil’de 4 Nisan 2020’de başlayan ve yaklaşık iki hafta süren yangın da endişe yaratmıştı. Yangının Pripyat kentine ve radyoaktif atıkların yer aldığı tesislere iki kilometre mesafedeki bir bölgeye kadar ilerlemesi, Çernobil ile ilgili riskleri yeniden gündeme getirmişti.
Facianın günümüzdeki en önemli olumsuz etkisi, Ukrayna ve Belarus sınırları içinde yer alan yaklaşık 1 milyon hektarlık toprağın radyoaktif kirliliğin etkisi altında olması.
Görüşlerine başvurduğumuz Ukrayna Ulusal Bilimler Akademisi (NAN) Çevre Bilişimi Bölüm Başkanı İvan Kovalets, nükleer yakıt ve radyoaktif maddelerin kalıntılarının kontrol altında tutulmasının ve gömülmesinin günümüzdeki temel sorunlar olduğunu söylüyor.
Çernobil Nükleer Santrali’nin soğutma havuzunun dibinde çok sayıda radyoaktif madde bulunduğunu belirten akademisyen, şu risklere işaret ediyor:
“Havuzun kuruması halinde bu radyoaktif materyaller rüzgarın etkisiyle havaya karışabilir. Çernobil bölgesindeki orman yangınları da radyoaktif aktiviteyi artırabilir. Tüm bu sorunların çözümü için bölgede düzenli olarak çok sayıda uzmanın çalışması gerekiyor. Bu da onların sağlığı için bazı riskler oluşturuyor.”
Kovalets, bölgedeki yangınların ciddi bir risk yaratıp yaratmadığı konusundaki sorumuzu ise şöyle yanıtladı:
“Bazı radyoaktif atık depolarında uzun ömürlü radyoaktif materyaller bulunuyor. Bu nedenle elbette tehlike arz ediyorlar. Ancak bunlar genellikle betonarme bölmelerde depolandığından, yangınların bu materyallerin depolardan çıkmasına yol açması düşük ihtimal.
“Nükleer yakıt kalıntılarının bulunduğu depolama tesislerinde ise -sadece Çernobil için geçerli değil- kontrolsüz bir nükleer reaksiyonun yeniden başlaması (kritiklik kazası) ihtimali var. Ama bu nükleer patlama anlamına gelmiyor.”
NAN Nükleer Enerji Santrallerinin Güvenlik Sorunları Enstitüsü Müdür Yardımcısı Sergiy Paskeviç’e göre de bölgedeki radyoaktif atık depoları, yangın ya da sel ve kasırga gibi durumlarda radyoaktif maddelerin çevreye salınmasına yol açabilecek bir güvenlik riski oluşturmuyor.
Her iki uzman da, Çernobil’deki radyasyon miktarının günümüzde Ukrayna ve çevre ülkelerde insan sağlığını tehdit etmediği görüşünde.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) da son raporunda, Çernobil bölgesinde çıkan orman yangınlarının “havadaki radyoaktif partiküllerde tehlikeli bir artışa neden olmadığını” açıkladı. Raporda, ölçülen radyasyon seviyelerindeki artışın çok düşük olduğu ve insan sağlığı için risk oluşturmadığı belirtildi.
Ancak uzmanlar, insanlık tarihinin en büyük çevre felaketi olan Çernobil faciasının izlerinin günümüzde yaratabileceği olası risklerle ilgili daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç duyulduğunun altını çiziyor.
Not: Bu haber ilk olarak 26 Nisan 2020’de yayınlanmıştı.
]]>ESMA TURAN
(MUĞLA) – Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Arkeoloji Bölümü öğretim görevlisi Şahin Gümüş’ün, kazı evinde birlikte konakladığı öğrencisine “cinsel saldırıda” bulunduğu iddiasıyla açılan davada karar çıktı. Mahkeme, öğretim görevlisi Gümüş’e “iyi hal” indirimi uygulayarak, 12 yıl 6 ay hapis cezası verdi.
MSKÜ Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nde öğretim görevlisi olan Şahin Gümüş’ün öğrencisine 6 Ağustos 2022 tarihinde cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla açılan davanın 4. duruşmasında karar çıktı.
Mahkeme, Gümüş’e “nitelikli cinsel saldırı” suçundan önce 12 yıl daha sonra suç tekrarı nedeniyle cezayı artırarak 15 yıl hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme, Gümüş’ün “duruşmalardaki iyi halini” dikkate alarak cezasında altıda bir oranında indirim uyguladı ve cezayı 12 yıl 6 aya indirdi.
Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan öğrencinin avukatı Alev Öztürk, şu açıklamayı yaptı:
“Müvekkil 2022 yılı ağustos ayında Fethiye de kaldığı kazı evinde kaldıkları kazı evinin başkanlığını da yapan üniversitedeki hocası tarafından cinsel saldırıya uğramıştı. Müvekkil uğradığı bu cinsel saldırı sonucunda henüz 20 yaşında olması, öğrenci olması, kendisine inanılmayacağı endişesi ve korkuları yüzünden belli bir süre şikayet etmeye cesaret edememiş. Sonrasında kendisine cinsel saldırıda bulunan hocasıyla yaptığı konuşmalardaki ses kayıtları ile cesaretini toplayıp aradan geçen 4 ay sonunda şikayetçi olmuştu. Müvekkilin şikayeti sonucu başlatılan soruşturmada sanık ilk olarak tutuklanmış, bir buçuk ay kadar cezaevinde kalmış daha sonra tutukluluk değerlendirmesi ile serbest bırakılmış ve tutuksuz yargılanmıştı. Fethiye 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaklaşık bir senedir devam eden dava, dün dördüncü duruşmada karara bağlandı. Duruşmalarda devam eden yargılama aşamasında sanıkla müvekkil arasındaki ses kayıtlarının çözümü yapıldı. Tanıklar dinlendi. Var olan bu ses kayıtlarındaki sanığın suçunu kabul eden sözleri, dinlenen tanıklar ve var olan somut deliller neticesinde sanığa işlemiş olduğu ‘nitelikli cinsel saldırı’ suçundan önce 12 yıl hapis cezası verildi. Sonra bunu birkaç defa tekrarladığı için cezası 1/4 oranında artırılarak 15 yıla çıkartıldı. Duruşmalardaki iyi halinden dolayı da 1/6 oranında indirim uygulanarak 12 yıl 6 ay hapis cezasına döndürüldü.
“UMUT VEREN BİR KARAR OLDU”
Yerel mahkemede çıkan bu karar ebetteki sanık vekilleri tarafından istinafa taşınacaktır. Bugünden sonraki hukuki süreci kararlılıkla takip edeceğiz. Bu dosyada bizim için önemli olan şey genel itibariyle mahkemelerin erkek yargı sisteminin ve Yargıtay’ın aradığı bir takım kriterler var. Bu cinsel saldırı olayının akabinde belli bir süre geçtikten sonra yapılan şikayetleri ne yazık ki yargı sisteminin ciddi almamak gibi bir alışkanlığı var. Geç yapılan şikayetleri sanki yokmuş gibi kabul edip genelde sanıklar lehine yorumlar yapıp beraat yönünde genelde kararlar çıkıyor. Bu konuda birçok kadın yaşadığı bu mağduriyet ve sanığın cezasız kalmasın durumunda daha fazla mağduriyet yaşıyor. Bu dava bizim için bu açıdan önemli. Müvekkilin 4 ay sonra yaptığı şikayet bu şikayet sonrası yapılan yargılamada böyle bir karar çıkması kadına şiddet ile mücadele eden avukatlar için ve erkek şiddetine, cinsel şiddete maruz kalmış olanlar için umut veren bir karar oldu.”
“ARTIK KABUSLARIM SONA ERDİ”
Adaletin tecelli ettiğini söyleyen kız öğrenci, “Her zaman umut var. Ben ilk başlarda çok umutsuzdum. İlk başta kimsenin inanmayacağını düşünmüştüm ama bu süreçte başından beri gerek avukatım Alev hanım olsun gerekse ailem yanımdaydı. Artık o korkulu süreci atlattım. O kabuslarım artık sona erdi. O günden sonra rahat bir nefes aldım, nefes aldığımı hissedebildim. Şimdi artık onun kabusları başlasın. Kimse ümitsiz bir duruma düşmesin. İnsanlar arkamdan bir sürü şey söylediler gerek öğrenciler gerekse öğretmenler. Bana bir sürü iftira atıldı. Ama bu süreçte kendi davamdan vazgeçmedim. Alev hananım da bana inandı. Adaletse gerçekten tecelli etti. Bu karara çok sevindim” ifadelerini kullandı.
]]>
(İZMİR) – Hürriyetçi Eğitim Sen İzmir İl Başkanı Adnan Sarısayın, yeni müfredat çalışmalarıyla ilgili ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu. “Ben yaptım oldu” mantığı içerisinde bir sistem değişikliğine gidildiğini dile getiren Sarısayın, yeni müfredatın eğitim paydaşlarının görüşleri alınarak yapılması gerektiğini ve öğretmenlerin sorunları çözülmeden eğitimin sorunlarının çözülemeyeceğini söyledi.
Müfredat değişikliği yapılırken eğitimin tüm paydaşlarının birlikte yapılması gerektiğini dile getiren Sarısayın, “Her zaman olduğu gibi ‘ben yaptım oldu anlayışı’ ile bir müfredat değişikliği yapılıyor. Alıştığımız üzere ülkemizde bakan değiştikçe maalesef sistem değişiyor. Tabii ki değişiklik kaçınılmaz. Değişiklik yapılmalı. Yani bundan kaçmak mümkün değil. Devir değişiyor. Zaman değişiyor. Teknoloji değişiyor. Bu değişen zamana ve teknolojiye ayak uydurmak gerekiyor. Ancak bunu yaparken bu değişikliklerin eğitimin tüm paydaşlarıyla birlikte yapılması gerekiyor. Eğitimin paydaşları dediğimiz; sendikalar, üniversitelerin, eğitim kurumlarının değerli bilim adamları, bakanlığın uzman kişileri, tecrübeli öğretmenler tarafından oluşan komisyonlar. Ancak yine her zaman olduğu gibi ‘ben yaptım oldu’ mantığı içerisinde bir sistem değişikliğine gidiyoruz. İnşallah, gelen müfredat sistemi gideni aratmaz” dedi.
“ÇOK İYİ HAZIRLIKLAR YAPILMASI GEREKİYOR”
Eğitimin Türkiye’nin en önemli meselesi olduğunu kaydeden Sarısayın, “Atatürk’ün de dediği gibi ‘eğitimdir ki bir milleti refah içerisinde hür, bağımsız yaşatabileceği gibi sefalette de mahkum edebilir.’ Böylesi önemli bir konunun çok iyi hazırlıklar yapılması gerekiyor. Böyle bir değişiklik yapabilmek için. Ayrıca hangi sistemi getirirseniz getirin eğer öğretmen sorun yaşıyorsa, öğretmen sorun yumağı içerisindeyse o sistemi uygulayacak öğretmen yaşadığı bu sorunlardan dolayı bu sistem başarıya ulaşamayacaktır” diye konuştu.
“EĞİTİM SORUNLARINI ÇÖZMEK ÖĞRETMENİN SORUNLARINI ÇÖZMEKLE BAŞLAR”
“Öğretmenlerin sorunlarını çözmeden eğitimin sorunları çözülemez” diyen Sarısayın, şunları kaydetti:
“Öğretmenler dağ gibi sorun yumağıyla uğraşıyor. Öğretmenlik meslek kanunu çıkarıldı. Öğretmenler arasında büyük bir adaletsizlik, dengesizlik oluşturuldu. Öğretmenler; ücretli öğretmen, sözleşmeli öğretmen, uzman öğretmen, başöğretmen gibi değişik sıfatlara bölündü. Bu öğretmenlik meslek kanununun yeniden düzenlenmesi, ele alınması gerekiyor. Eğitim sorunlarını çözmek öğretmenin sorunlarını çözmekle başlar. Öğretmenlerin sosyal itibarını, saygınlığını, ekonomik itibarını arttırmakla başlar. Bugün öğretmenlerin tamamı yoksulluk sınırı altında bir maaş alıyor. Yoksulluk sınırının altında bir maaş alan öğretmen ne kadar verimli olabilir? Ücretli öğretmenlik adı altında 100 bin öğretmenimiz köle gibi çalıştırılıyor. 17 bin lira olan asgari ücretin altında bir maaşla 100 bin öğretmen çalıştırılıyor. Yüz binlerce öğretmen adayımız beklerken 100 bin öğretmen ücretli olarak çalıştırılıyor. Öğretmenin bu sorunlarının acilen çözülmesi lazım.
“ATAMALARINDAKİ KEYFİLİK SON BULMALI”
Atamalarda liyakate dayalı bir atama yapılmıyor. Biz Hürriyetçi Eğitim Sen olarak atamaların liyakate dayalı olarak yapılmasını istiyoruz. ‘Sendikal kimliğinden dolayı insanlar ideolojik yapısından dolayı ayrımcı bir yapılanmaya tabii tutulmamalı’ diyoruz. Ülkemizin göz bebeği, proje okulları var. Proje okullarına tamamen keyfi atamalar yapılıyor. Yani bir sistem yok. Sadece yandaşlık sistemine dayalı bir atama sistemi var. Buradaki idareci atamalarındaki, öğretmen atamalarındaki keyfilik son bulmalı. Yine öğretmenleri huzursuz eden bir mülakat sistemi var. İdareci atamalarında hala mülakat sistemi uygulanıyor. Bu mülakat sistemi tamamen kaldırılmalıdır. Öğretmenlerin bu sorunları dururken sistem değişikliğinin bir fayda getirmeyeceğini önce öğretmenin itibarının, saygınlığının arttırmak gerekir ki getireceğimiz sistem başarılı olsun. Eğitim meselesini çözmemiz gerekiyor. Bunu çözmek için de ‘eğitim her şeyin başıdır’ diyoruz. Eğitimin başı da öğretmendir. Öğretmenlerin sorunları acilen çözülmelidir.
MİLLİ EĞİTİM BAKANINDAN ALTI AYDIR RANDEVU BEKLİYORLAR
Müfredat değişikliğiyle ilgili eğitimcilerin görüşlerinin sorulmadığını da ifade eden Hürriyetçi Eğitim Sen İzmir İl Başkanı Adnan Sarısayın, sözlerinin devamında ise şu ifadeleri kullandı:
Biz Hürriyetçi Eğitim Sen olarak defalarca Milli Eğitim Bakanı’ndan seçim öncesinden itibaren randevu talep ediyoruz. Müfredat değişikliğiyle ilgili görüşlerimizi, proje okullarıyla ilgili sorunları, okullardaki aksayan yönleri, mülakat sisteminin olumsuzluğunu, ÇEDES projesi kapsamında yapılan olumsuzluğu anlatalım istiyoruz. Ancak bir türlü seçim çalışmalarından zaman bulup da bize randevu veremediler. 6 aydır biz randevu talep ediyoruz. Biz Türkiye’nin beşinci büyük eğitim sendikasıyız ama hala bize maalesef dönüş olmadı Bakan tarafından. İnşallah seçimler bitti. Artık seçimlerden eğitime zaman ayırır. Eğitimin paydaşlarını dinlemeye zaman ayırır. Bizlere kulak verir, bizlerin görüşlerini dinler diye düşünüyoruz.
“EĞİTİMİN TÜM MESELELERİNİ KENDİSİNE AKTARMAK İSTERİZ”
“Müfredatın iki niteliği olur; birisi milli bir müfredat olur. Türk Milletinin ihtiyaçlarını karşılayan bir müfredat olur. Atatürk’ün dediği gibi eğitimdir ki bir milleti diyor hür, bağımsız yaşatır ya da köleleştirir. Kendi değerlerimizi, milli değerlerimizi verme fonksiyonu, işlevi vardır. İkincisi çağın gereklerine uygun bir eğitim anlayışının yapılması bu doğrultuda sayın bakanımız bizlere randevu verirse müfredatla ilgili, eğitimle ilgili, eğitim çalışanlarının sorunlarıyla ilgili, sadece öğretmen değil tüm eğitim çalışanlarının sorunlarıyla ilgili özellikle geleceğimizi ilgilendiren, eğitimin tüm meselelerini kendisine aktarmak isteriz.”
]]>Ocak ayındaki ilk duruşmadan sonra tutuklu beş sanıktan ikisi serbest bırakıldı.
Ailelerin avukatları, Mart ayında serbest bırakılan otel sahibinin oğlu ve mühendisin yeniden tutuklanmasını talep edecek.
İlk duruşmadan sonra geçen 3 aylık süre içinde, sanık avukatları Ankara’daki Gazi Üniversitesi’nden ikinci bir rapor istedi.
İsias Otel aileleri, bu raporda otel enkazından örnek alınmadığını ve sadece projeler üzerinden inceleme yapıldığını kaydediyor. Aileler bu raporun reddedilerek, “daha donanımlı” bir üniversiteden rapor alınmasını isteyecek.
Aileler, iddianameye temel olan ve içinde kamu görevlilerinin de yer aldığı Karadeniz Teknik Üniversitesi raporunun esas alınmasını ve bu görevlilerin de soruşturma dosyasına girmesini istiyor.
BBC Türkçe’ye konuşan Murat Aktuğralı, henüz İsias Otel’deki ihmal iddiaları ile ilgili kamu görevlilerinin ifadesinin alınmadığını söyledi.
İkinci duruşmada, Gazimağusalı ailelerin yanına bakanlar ve siyasetçiler de hazır bulunacak.
Kuzey Kıbrıslı aileler ve avukatları yargılamanın, “bilinçli taksir” değil daha ciddi cezalar öngören “olası kast” suçlaması üzerine kurulması gerektiğini savunuyor.
Bilinçli taksirde öngörülmesine rağmen istenmeyen neticenin gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket edilmesi, olası kastta ise istenmeyen neticenin öngörülmesi ancak bunun kabullenilmesi söz konusu.
35’i Kıbrıslı kafileden toplam 72 kişi yıkılan otelde hayatını kaybetti.
Aileler, otelin yıllar içindeki inşaatıyla ilgili olarak suçladıkları kişiler dışında dönemin belediye başkanı, valilik, AFAD ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığına da dava açtı.
6 Şubat’ta İsias Otel’de ne yaşandı?
Geçmiş yıllarda İsias Otel, Adıyaman’ın önemli otellerinden biriydi.
6 Şubat depremleri sırasında otel binası yıkıldı.
Kuzey Kıbrıs’taki Gazimağusa Türk Maarif Koleji’nden Adıyaman’a voleybol turnuvası için giden kız ve erkek voleybol takımı oyuncuları, veliler ve öğretmenlerden oluşan 39 kişilik kafile, depremler sırasında burada konaklıyordu.
Burası, tur rehberleri tarafından da tercih edilen bir oteldi.
Depremler sırasında Turist Rehberleri Birliği’nden yaklaşık 40 kişilik bir grup da eğitim için otelde kalıyordu.
Binanın yıkılması sonucu, Kuzey Kıbrıslı öğrenciler ile rehber ve rehber adaylarının büyük bölümünü oluşturduğu 72 kişi hayatını kaybetti.
Yaşamını yitiren, çoğunluğu öğrenci 35 Kuzey Kıbrıslı’nın cenazeleri, Gazimağusa’da defnedildi.
Bu ölümler, şehrin 1974’teki savaştan sonraki en büyük toplu kaybı.
Ada’da, hayatını kaybeden öğrenciler “Şampiyon Melekler” olarak anılmaya başlandı.
Kuzey Kıbrıslı aileler hem hukuk mücadelesi vermek hem de çocukları adına çeşitli projeler yürütmek amacıyla Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneğini kurdu.
Dernek, davayla ilgili büyük bir kampanya başlattı.
Derneğin, bu kampanya kapsamında sosyal medyada kullandığı etiket ise #isiasortakdavamız oldu.
İddianame neler var? Bina neden yıkıldı?
Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame, Aralık başında kabul edildi.
İddianamede 5’i tutuklu 11 sanık hakkında “bilinçli taksirle birden fazla işinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 2 yıl 8’er aydan, 22 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası talep ediliyor.
Dosyada, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nün hazırladığı bilirkişi raporu da bulunuyor.
BBC Türkçe’nin incelediği iddianameye göre göre 1993’te otelin ruhsatı konut olarak alındı ancak ruhsat, 2001’de otel olarak yenilendi.
Raporda; kolon ve kirişlerin etriye aralıkları, kanca özellikleri, bindirme boyları, ankraj ve kenetleme boylarıyla ilgili eksikliklerin bulunduğu, donatı detayı eksikliklerinin binanın yıkılma nedenlerinden biri olabileceği, beton basınç dayanımlarının gerekli şartları sağlamadığının tespit edildiği belirtildi.
Dosyaya göre 2016’da binaya ruhsatsız kat eklendi ve deprem güvenliği göz ardı edilerek yapılan bu kat, yapının taşıyıcı sistemine ek yük getirdi.
Sanıkların binanın yapım tarihinde geçerli olan Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik esaslarına yeterince uymadıkları belirtilen iddianamede, dönem itibarıyla bilim ve fennin gerektirdiği teknik şartlara aykırı davranarak binanın yıkılmasında kusurlarının bulunduğu ifade edildi.
KTÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Can Altunışık, geçtiğimiz günlerde davadan bağımsız olarak gazetecilere yaptığı açıklamada, İsias Otel ile ilgili “Binanın yıkılış şeklinin, kovayı kaldırdıktan sonra kumun yayılış şekli gibi olduğunu görebiliyorsunuz” dedi.
]]>50 yaşındaki oyuncu, yazar ve şarkıcı Paola Cortellesi’nin C’è Ancora Domani (Hala Umut Var) adlı filmi, geçen yıl İtalya’da hem Barbie hem de Oppenheimer’ın önüne geçtikten sonra şimdi Avrupa’da gösterime giriyor.
Sinemalarda geçen ay itibarıyla neredeyse 40 milyon dolarlık bilet satışı yapan ve kadınların maruz kaldığı şiddeti ele alan film aynı zamanda bir İtalyan kadın yönetmen tarafından yönetilen en başarılı film seçildi.
BBC’ye konuşan Cortellesi, filmin başarısına hâlâ inanamadığını söyledi.
“Hiç kimse izleyicilerin bu filme olan ilgisini ve sevgisini tahmin edemezdi” diyen Cortellesi sözlerine şöyle devam etti:
“Yaklaşık 30 yıldır oyunculuk yapıyorum ve son 10 yıldır senaryo yazıyorum, şimdi de 50 yaşında ilk filmimi yaptım. Barbie gibi kadınların deneyimlerini ele alan dev bir filmle beyazperdeyi ve gişeyi paylaşmak sanırım iyi bir şey olmalı.”
‘Kadın cinayetleri ne yazık ki İtalya’da çok güncel bir konu’
Filmin İtalya’da bu kadar ses getirmesinin bir nedeni, Cortellesi tarafından canlandırılan filmin kahramanı Delia’nın kocası tarafından fiziksel ve duygusal tacize uğraması.
Filmde Cortellesi, İtalya’da kadınların ilk kez oy kullanma hakkına sahip olduğu 1946 yılında, savaş sonrası Roma’da yoksulluk içinde yaşayan bir ev kadını ve anneyi canlandırıyor.
Ancak hikaye İtalyan izleyicide kadınların güvenliğine ilişkin günümüz kaygıları yansıtıyor.
En güncel istatistiklere göre İtalya’da 2023 yılında 120 kadın öldürüldü. Bu, her üç günde bir kadına denk geliyor.
Bu kadınların yüzde 50’den fazlasının partnerleri ya da eski partnerleri tarafından, dörtte birinin ise çocukları (yüzde 89’u erkek çocuğu) tarafından öldürüldüğü belirtiliyor.
İtalya’da kadın cinayetleri konusu Kasım 2023’te, filmin gösterime girmesinde birkaç hafta sonra patlak verdi.
Giulia Cecchettin adlı 22 yaşındaki bir üniversite öğrencisinin, hala yargılanmayı bekleyen eski erkek arkadaşı tarafından öldürüldüğü yönündeki iddialar ülkede kitlesel protestolara yol açtı. Cecchettin’in cenazesine binlerce kişi katıldı.
Kadın cinayetlerinin “ne yazık ki İtalya’da çok ama çok güncel bir konu” olduğunu söyleyen Cortellesi, filmin “binlerce yıldır devam ettiğini” savunduğu kültürel bir zihniyeti keşfetmeye çalıştığını belirtiyor.
‘Nelerin değiştiğini ve nelerin aynı kaldığını karşılaştırmak istedim’
İtalya’da “Tutku suçları” olarak adlandırılan suçların 1981 yılından beri cezası var.
Temmuz 2023’te cinsel saldırının 10 saniyeden az sürmesi nedeniyle bir okul bekçisinin 17 yaşındaki bir kız öğrenciyi taciz etmekten beraat etmesi dünya çapında manşetlere taşındı.
“Kısa süreli taciz” ifadesi İtalya’da Instagram ve TikTok’ta #10secondi hashtag’iyle birlikte bir trend haline geldi.
Cortellesi, kadına yönelik şiddet temasının yıllardır senaryolarının yanı sıra oyunculuğunun da bir parçası olduğunu, ancak bunu bizzat yaşamadığını paylaşıyor.
“Nelerin değiştiğini ve nelerin aynı kaldığını karşılaştırmak için geçmişte geçen çağdaş bir film yapmak istedim” diyen Cortellesi devam ediyor:
“Artık kadınlar olarak bazı haklara ve güvencelere sahip olabiliriz, ancak toplumda değişmeyen şey, sevgiyi çarpıtan ve onu sahiplenme eylemine dönüştüren zihniyet. Bu yüzden daha iyi bir eğitim sistemine ihtiyacımız var.”
Mizahın kullanımı
C’è Ancora Domani zor konuları ele alan bir film olabilir, ancak Cortellesi, izleyicilerin filmle ilişki kurmasına yardımcı olmak için mizaha başvurduğunu söylüyor.
“Geçmişte yazdığım senaryolarda da aynı dili kullandım” diyen Cortellesi, “Bu komedi değil ama çok ciddi temalar hakkında konuşmak için komedi dilinin kullanımı” diye açıklıyor.
Cortellesi aynı zamanda İtalya’daki izleyici kitlesinin yüzde 45’inin erkek olduğunu belirtiyor ve bunu “büyük bir mutluluk” olarak nitelendiriyor.
Cortellesi, “Bu asla İtalyan erkeklere karşı bir film değil, paylaşmaya ve hayatta aynı yolda birlikte yürümeye bir davet. Erkekleri filmi izlemekten soğutmak ve onları suçlayan bir parmakla işaret ettiğimi düşünmelerini istemedim” diyor.
]]>KEMAL ONUR ATALAY
(AKSARAY)- Aksaray İl Halk Kütüphanesi Müdürü Çağatay Van, “Koleksiyonumuzu mümkün olduğu kadar yeni bir halde tutmaya çalışıyoruz. Bu konuda dezavantajlı olduğumuz binamızın yapısından dolayı çalışma alanlarını genel okuyucunun koleksiyonu kullanma alanlarından ayrı tutmamız pek mümkün olmadığı için bu anlamda bir sıkıntı yaşıyoruz” dedi.
1926 yılında kurulan Aksaray İl Halk Kütüphanesi’nde elle yazılmış, sanatsal, tarihsel ve içerik değeri olan, kitap, gazete, dergi, mektup, ferman, berat, levha, hilye, hat ve benzeri eserler Bölge Yazma ve Basma Eserler Kütüphanelerine gönderilirken, Türkçe kaynaklar hala kütüphanede yer almaya devam ediyor. Kütüphane hakkında bilgi veren Aksaray İl Halk Kütüphanesi Müdürü Çağatay Van, şunları söyledi:
“Aksaray İl Halk Kütüphanesi hizmet binası, Türkiye’de kurulduğu günden beri aynı amaca hizmet ederek Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden bugüne kadar vermiş olduğu hizmet noktasında aynı adreste bulunan ender binalardan bir tanesidir. Binamız 1924 yılında genç cumhuriyetin yeni vatandaşlarını ortaya çıkartabilme, onları yurttaş bilinciyle yetiştirebilmenin bir aracı olarak 1924 yılında yapımına başlanmış, 1926 yılında da yapımı tamamlanarak hizmete girmiştir. Halk Evi olarak hizmete giren Aksaray İl Halk Kütüphanesi binası daha sonraki dönemlerde çeşitli unsurlarla hizmet vermekteyken çok uzunca bir süredir. İl Halk Kütüphanesi olarak Aksaray’a hizmet verme durumundadır.
“KÜTÜPHANEMİZDE 39 BİN 97 KİTAP BULUNUYOR”
239 bin 97 kitaba sahibiz. Şu anda kütüphanemizde yaklaşık 10 yıl öncesine kadar elle yazılmış olan kitaplar değil ama 24 ve 28. yıllar arasında harf inkılabına kadar olan sürede basılmış olan Osmanlıca eserler bulunmaktaydı. Daha sonra bakanlığımızın genelgesiyle bunlar tüm Türkiye’deki kütüphanelerden Bölge Yazma ve Basma Eserler Kütüphanelerine toplandı. Şu anda elimizde sadece Türkçe kaynakları bulunmaktadır. Biz toplum ve kütüphanenin vermiş olduğu hizmet anlayışına göre istatistiklendirme yaptığımız için ben genel 2023 yılı sonu istatistiklerimizden bahsedeyim; 26 bin 474 üyemiz var. 32 bin 317 okuyucumuza ödünç kitap vermişiz ve toplam okuyucu sayısını 82 bin 108 toplam okuyucu olarak tamamlamışız.
“AKSARAY TARİHİNDEKİ KİTAPLAR DEĞERLENDİRİLİYOR”
Biz Aksaray özelinde Kent Kitaplığı diye tanımladığımız küçük bir bölümde Aksaray tarihindeki kitapları değerlendiriyoruz. Aksaray’la ilgili yapılan çalışmaları değerlendiriyoruz. Genel Türk tarihi ve Türkiye tarihi olarak tanımlayacağımız kitaplar da 900 konu başlığı altında genel tarih raflarımızda okuyucunun hizmetinde bulunmaktadır. Öncelikle elimizden geldiği kadar koleksiyonu güncel tutma çabası içerisindeyiz. Ne kadar güncel kitaplar, ne kadar okuyucu talepleri, kitaplar koleksiyonunda bulunursa, ödünç verme servisindeki akış o kadar hızlı oluyor. Bu konu üzerinde hassasiyetle duruyoruz. Son dönem kitapları veya okuyucunun talep ettiği kitapları, okuyucular arasındaki yaptığımız küçük anketlerle veya onların yapmış olduğu bildirimlerle genel müdürlüğümüzden talep ediyoruz. Koleksiyonumuzu mümkün olduğu kadar yeni bir halde tutmaya çalışıyoruz. En önemli sebeplerden bir tanesi bu. Bu konuda dezavantajlı olduğumuz binamızın yapısından dolayı, binanın işlevinin yetersizliğinden dolayı arzu ettiğimiz şekilde çalışma alanlarını genel okuyucunun koleksiyonu kullanma alanlarından ayrı tutmamız pek mümkün olmadığı için bu anlamda bir sıkıntı yaşıyoruz. Daha iyi bir bina, daha iyi bir nitelikli yerleşim bizler için okuyucu akışının daha fazla olmasına imkan sağlayacaktır. Buna rağmen diyebilirim ki kent merkezinde konumlu olmanın avantajıyla bizler genel anlamda hem okuyucu sayımızdan hem ödünç verme sayımızdan oldukça memnunuz.”
]]>
EYLEMLER GEORGETOWN VE GEORGE WASHİNTON ÜNİVERSİTELERİNE DE SIÇRADI
ABD’de ülke genelindeki üniversite kampüslerine yayılan ” İsrail’in Gazze’ye saldırılarına tepki” eylemlerine başkent Washington’da bulunan Georgetown ve George Washington üniversitelerinde okuyan öğrenciler de katıldı. ABD’nin önde gelen üniversitelerinden Georgetown ile George Washington üniversitelerinde bazı öğrenciler, sabah saatlerinde kampüslerinin bahçesinde toplanmaya başladı.
Georgetown Üniversitesinin ana kampüsünün ortasında yer alan büyük bahçede bir araya gelen yüzlerce öğrenci, “Özgür Filistin” ve “Gazze’de hemen ateşkes” sloganları attı. Bazı öğrenciler ise polisin sınırlı izin verdiği alanlarda çadırlar kurdu.

Ellerinde taşıdıkları pankartlarla Gazze’deki İsrail saldırılarına tepkilerini ortaya koyan öğrenciler, daha sonra toplu halde George Washington Üniversitesi (GW) kampüsüne doğru yürümeye başladı. Başkentin en büyük üniversitelerinden George Washington Üniversitesi’nin ana kampüsündeki bahçede bir araya gelen yüzlerce öğrenci de sloganlar atarak Gazze’ye desteklerini dile getirdi.
GW güvenlik görevlileri ise çevrede güvenlik önlemleri alarak öğrenci temsilcilerine sabah saat 07.00 ile akşam 19.00 arasında kampüste gösteri yapabileceklerini ve bu saatler dışında gösteri izin verilmeyeceğini bildirdi. Bahçede çadır kurmak üzere hazırlık yapan öğrencilerin sayısının artması ve diğer üniversite kampüslerinde olduğu gibi eylemlerin bir süre daha devam etmesi bekleniyor.

GÖSTERİLERİN BAŞLADIĞI COLUMBİA ÜNIVERSİTESİNDE İSTİFA ÇAĞRISI
ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, ülkede üniversite eylemlerinin yayılmasına önayak olan Columbia Üniversitesini ziyaret etti.
Johnson, kampüsteki Filistin’e destek gösterilerini “nefret ve antisemitizm” şeklinde niteleyerek, protestoları sonlandıramaması durumunda Rektör Nemat Minouche Shafik’in istifa etmesi çağrısında bulundu.

Kampüsteki protestoların kontrol altına alınmaması durumunda Başkan Joe Biden’ın yetkisini kullanarak Ulusal Muhafızları devreye sokması gerektiğini savunan Johnson’ın konuşması sık sık öğrencilerin yuhalamaları ile kesintiye uğradı.
Columbia Üniversitesindeki Yahudi öğrenciler ise Johnson’ın sözlerini yalanlayarak, Filistin destekçisi protestoların antisemitik bir tehdit oluşturmadığını savundu.

TEXAS ÜNİVERSİTESİ’NDE ÖĞRENCİLERE SERT MÜDAHALE
Filistin’e destek gösterisi düzenleyen ABD’deki Texas Üniversitesi öğrencilerine güvenlik güçleri sert müdahale etti. İsrail karşıtı gösteriye katılan 200 kadar öğrenci üniversitenin Austin yerleşkesinde toplandı. Polis ilk aşamada, grubu yönlendirdiğini iddia ettiği 17 kişiyi, daha sonra toplam 34 kişiyi gözaltına alırken, atlı birliklerin de dahil olduğu güvenlik güçleri ile öğrenciler arasında arbede yaşandı.

Polisin “dağılın” uyarılarına rağmen üniversite bahçesine oturarak eylemlerine devam eden öğrenciler, güvenlik güçleri tarafından çembere alındı. Texas Valisi Greg Abbott ise sosyal medya platformu X’ten yaptığı paylaşımda, kalabalık dağılana kadar protestocuların gözaltına alınmaya devam edileceğini kaydetti.

Abbott, “Bu protestocuların yeri hapishane. Texas’ta antisemitizme müsamaha gösterilmeyecektir, nokta. Texas’taki herhangi bir üniversitede nefret dolu, Yahudi karşıtı protestolara katılan öğrenciler okuldan atılmalıdır.” ifadelerini kullandı.

MARYLAND ÜNİVERSİTESİ
ABD’de başkent Washington’a yarım saatlik mesafedeki Maryland Üniversitesinden bir grup öğrenci, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki amacıyla üniversite kampüsünün bahçesinde eyleme başladı.
Yüzden fazla öğrencinin katıldığı ve aralarında farklı din ve etnik kökene mensup öğrencilerin bulunduğu grup, Gazze’de acil ateşkes için sloganlar attı.

GÜNEY CALİFORNİA ÜNİVERSİTESİ
ABD’nin önde gelen üniversitelerinden Güney California Üniversitesinde polis, öğrencilerin kampüsün belli bölgelerine çadır kurmasına izin vermedi.
Göstericilerin dağılması için uyarılarda bulunan polis, gün içinde halen gösterilerine devam eden bir grup öğrenciyi gözaltına aldı. Polis daha sonra üniversitenin ana kampüsünü halkın kullanımına kapattı.
Öğrencilere dağılmaları için 10 dakika süre tanıyan Los Angeles polisi, gösteriye devam eden 93 öğrenciyi “izinsiz gösteri düzenleme” suçuyla gözaltına aldı.

CALİFORNİA BERKELEY ÜNİVERSİTESİ
ABD’deki California Berkeley Üniversitesinde öğrenciler, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesi ve üniversite yönetiminin İsrail’e destek veren şirketlerle ilişkilerini kesmesi talebi ile üniversite kampüsünde “dayanışma kampı” kurdu.
Öte yandan, Üniversite Sözcüsü, üniversitenin yatırım politikalarını değiştirmeye yönelik bir planları olmadığını söyledi.

PİTTSBURGH VE BROWN ÜNİVERSİTELERİ
ABD’deki Pittsburgh Üniversitesinde öğrenciler, üniversite yönetimini İsrail’i finanse eden kişi ve kurumlarla mali ilişkilerini kesmeye çağırdı.
Gösteriyi düzenleyen Sam Weiner, üniversite yönetimi taleplerini karşılayana kadar gösterilere devam edeceklerini söyledi.
ABD’deki Brown Üniversitesinden yaklaşık 80 öğrenci, kampüste kamp kurarak üniversitenin İsrail bağlantılı şirketlerle işbirliğini kesmesini talep etti.

Parlamenterler Arası Kudüs Platformu 5. Konferansı’na katılmak ve resmi ziyaret dolayısıyla Ankara’da bulunan Fildişi Sahili Ulusal Meclisi Başkanı Adama Bictogo ile bir araya gelen Kurtulmuş, TBMM’de ağırladığı Bictogo ile baş başa görüşmenin ardından heyetler arası toplantı gerçekleştirdi.
Kurtulmuş, burada yaptığı konuşmada, Bictogo ve heyetini Türkiye’de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Alassane Ouattara’nın Türkiye’yi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da Fildişi Sahili’ni ziyaretiyle iki ülke ilişkilerinde önemli bir ivme kazanıldığını belirtti.
Türkiye’nin özellikle son dönemde “Afrika açılımı” çerçevesinde Afrika ülkeleriyle çok yakın ilişkiler geliştirdiklerini belirten Kurtulmuş, “Biz Afrika halklarıyla ilişkimizi kazan-kazan prensibi üzerine oturtturuyoruz. Böylece her alanda müşterek projeler geliştirerek, ülkelerin karşılıklı menfaatlerini sağlayacak şekilde ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz.” diye konuştu.
Kurtulmuş, kendisinin de geçen mart ayı başında İslam İşbirliği Parlamenter Asamblesi (İSİPAB) 18. Konferansı’na katılmak üzere Fildişi Sahili’ne resmi bir ziyaret gerçekleştirdiğini anımsatarak, konferansta ele alınan konuları takip ettiklerini söyledi.
Ticarette, tarımda, enerjide, savunma sanayiinde yapılacak işbirliğinin her iki ülkenin de menfaatine olduğunu ifade eden Kurtulmuş, Bictogo’nun Türkiye’yi ziyaretinin de Türkiye-Fildişi Sahili ilişkilerinin gelişmesine pozitif katkı sağlayacağını belirtti.
Bictogo’ya, yarın İstanbul’da TBMM’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Parlamenterler Arası Kudüs Platformu 5. Konferansı’na katılımı dolayısıyla teşekkür eden Kurtulmuş, bu toplantı dolayısıyla İstanbul’dan dünyaya önemli mesajlar iletileceğini kaydetti.
Türk iş adamlarına davet
Fildişi Sahili Ulusal Meclisi Başkanı Adama Bictogo da Türkiye’de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Ouattara ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşılıklı ziyaretlerinin iki ülke arasındaki ilişkileri daha artırdığını söyledi.
İkili ticaret hacminin 600 milyon dolar seviyesine yaklaştığını belirten Bictogo, hedeflerinin, kısa süre içerisinde 1 milyar dolara ulaşmak olduğunu bildirdi.
İki ülke halkları arasındaki dostluk ilişkilerinin de memnuniyet verici düzeyde olduğunu dile getiren Bictogo, Fildişi Sahili halkının Paris’ten sonra en fazla ziyaret ettiği şehrin İstanbul olduğunu ve bu ilginin giderek arttığını ifade etti.
Bictogo, iki ülke vatandaşlarının ziyaretlerinin ekonomik ve ticari ilişkileri hızlandırmak için önemli bir fırsat olduğunu vurguladı.
Fildişi Sahili’ndeki enerji ve tarım alanında yürütülen çalışmalar hakkında bilgi veren Bictogo, enerji alanındaki kalkınma planlarının hayata geçirilmesiyle tarım alanındaki işbirlikleri konusunda Türk iş insanlarını ülkesine davet etti.
Abidjan’daki nehirde arıtma ve ulaşım gibi konularda da birlikte çalışma yapma arzusunda olduklarını dile getiren Bictogo, ortak çalışmayla Abidjan’ı Afrika’nın İstanbul’u haline getirmek istediklerini kaydetti.
Turizmin kendileri için önemli bir alan olduğunu söyleyen Bictogo, bu alanda çalışma yapan iş insanlarını da ülkesine davet etti.
İki ülke meclisi arasında işbirliği protokolü
Heyetler arası toplantının sonunda TBMM ve Fildişi Sahili Ulusal Meclisi arasında işbirliği protokolü imzalandı.
Buna göre, iki ülke ve halkları arasındaki ilişkileri daha da geliştirmek için çeşitli alanlarda parlamenter işbirliğinin geliştirilmesine katkıda bulunulacak.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Bictogo ve beraberindeki heyet ile 15 Temmuz darbe girişimi sırasında TBMM’de bombalanan alana geçti ve buraya karanfil bıraktı.
Bictogo’ya Genel Kurul salonunu gezdiren Kurtulmuş, Meclis’in çalışmaları hakkında bilgi verdi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, daha sonra Bictogo ve heyeti onuruna akşam yemeği verdi.
]]>MYP Genel Başkanı Remzi Çayır, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Çayır, şunları söyledi:
“31 Mart’ta halk ne yaptı? Değişimden yana oy mu kullandı, çare mi gördü? Hayır. Bir duvardan öbür duvara çarptı. Şimdi CHP farkındadır umarım. Aldıkları oyların birçoğu emanet oydur. ve milliyetçilerin, ülkücülerin oyudur.
“BAYRAK İLE NE DERDİN VAR AKILSIZ HERİF”
DEM Partililere ve DEM’in kazandığı belediye başkanlarına buradan seslenmek isterim; artık suyu tersine akıtmaya gerek yok. Silah ile siyaseti yan yana koymayı bırakın. Dağın ne dediğine kulak açmak yerine milletin ne dediği, Diyarbakır’ın, Hakkari’nin, Maraş’ın, Şırnak’ın ne dediğine bakın. Belediyeye gelip orada İstiklal Marşı’nı yok saymak, bayrağı indirmek akıllara zarar. Bayrak ile ne derdin var senin’Akılsız herif. Hiç mi akıl yok sizde? Kayyumu çağırıyorsun kendi elinde ve kendi tavrınla. Buradan DEM Partili siyasetçilere şunu söylemek istiyorum, PKK ile aranızda mesafe koymadığınız müddetçe yaptığınız bütün faaliyetler ne yazık ki -içinde iyi şeyler de olsa- gayrimeşru ilan edilecektir. Hele ortak değerlerimizi hiçe sayan davranışlarınız yüzünden ortak değerlerimizi şu veya bu şekilde yok saydığınız müddetçe söylediğiniz hiçbir sözün kıymeti yoktur, varlığınızın da kıymeti yoktur. Aklınızı başınıza alın. Almazsanız hiçbir hakkınız ve sözünüz olamaz.
Türkiye siyasi ağlarına son vermediği müddetçe siyasi partilerdeki feodal yapılar devam ettiği müddetçe Türkiye hiçbir şey üretemez. Siyaset üretemez. Karar verici mekanizma siyaset kurumudur, siyaset kurumu demokratik hale gelmediği müddetçe Türkiye’de hiçbir şeyin değişmeyeceğini söyleyen biziz. Siyaset, hizmet üretmeli. Siyaset kendi bir yere taşıma aracı olmamalı diyen kim? Biz. Anladınız mı millet? Anladı.
Sayın Cumhurbaşkanı şu an kendi ifadesi ile son dönemi değil mi? Son dönemini ortadan kaldırıp süresiz seçime devam edebilmek için yeni anayasa talebinde bulunuyorsa vay halimize. Çok yazık olur ülkeye. Zaten bu sebeple istediğini biliyorum. İşin içerisinde böyle bir madde koyacaklar ve diyecekler ki, ‘İki dönemde sınırlanmasın, üç dönemde sınırlanmasın’ böyle bir anlayış getirdiler. Diğerleri işin daha teferruatı olacak. Esası bu olacak diye korkarım.
Biz bununla ilgili en kısa sürede arkadaşlarımızla taslak hazırlayacağız. Bütün partilere bu taslağı götüreceğiz. Anlaşılır, kısa bir şekilde bizim genel çerçeveyi çizen, genel fikri ortaya koyan bir anayasa metnini milletle ve partilerle buluşturacağız. Bunu bir ay içerisinde kamuoyuna açıklayacağız.
“SAYIN CUMHURBAŞKANININ SARAYINA PARA YETİŞMİYOR”
Hayaline kavuşamayan, yarına ait düş kuramayan bir toplum haline geldik. Az önce bir bankaya gittim. Faiz oranlarını sordum. Kaç biliyor musunuz? Aylık yüzde 6’ya varmış. Dünya lideri, yüz yıl bilmem neyin lideri. Allah’tan kork. Böyle bir ekonominin olduğu ülkede neyin dünya liderisin sen? Ayıp. Kimle dalga geçiyorsun? Kime ne söylüyorsun sen? Almanya’da yılda yüzde 6 değil. Bir de tutmuş ne diyor biliyor musunuz? ‘Bazılarının gözü paraya doymuyor bu zammı onlar körüklüyor’ diyor. Yaptığının farkında değil. Olup bitenin de farkında değil. En kötüsü bu. Üretim yok Sayın Cumhurbaşkanı. Senin sarayına para yetişmiyor. Hani dünya bankasından para almayacaktınız? Gerçeği milletinden saklayan hiçbir siyasetçi bu millete hizmet etmemiştir. Olup biten zamları, yoksulluğu ve hayat pahalılığını 5-10 tane gözü dönmüş tüccara yüklemek ile kendi günahlarını örttüklerini sanıyorlar. Hadi oradan! İpi kaçırmışlar ellerinden bir türlü de toparlayamıyorlar.
“AVRUPA BİZİ ÇÖPÇÜ BAŞI OLARAK GÖRÜYOR”
Dünya Bankası bize borç verirken bir de şart sundu. ‘Göçmenlere iş alanı oluşturun’ dedi. Avrupa bizi ne görüyor biliyor musunuz? Çöpçü başı olarak görüyor. Gelen göçmenler çöp değil, biz de çöpçü başı değiliz. Ne yazık ki bu Avrupa’nın şımarık insanları bizi ve Ortadoğu toplumlarını böyle görüyorlar. Para veriyorlar bize, göçmelere bekçilik yaptıracaklar. Hükümet asla buna izin vermemeli, böyle bir şeyi imzalayarak para elde etmemelidir. Bu aşağılık teklifi, bu millet kabul edemez. Hükümetin de kabul etmemesi gerektiğine inanıyoruz. Artık Türkiye şu andaki ahvaliyle göç yolu haline dönüştü. Bu derhal yok edilmeli. Bunun yolu var. Bunun yolu, bir mülteci ve göçmen politikasının olmasına bağlı. Şu koskoca Türkiye’nin böyle bir politikası yok. Bu hükümet, bu belayı başından atamayacaktır. İnşallah Milli Yol Partisi bu konuda tutarlı olacak.”
olacak.”
]]>Birçok festivalden ödülle dönen film, Demirtaş’ın Niğde Andala’daki aile evinin yapılan baraj sebebiyle yıkılmadan önceki son halini mekan, insan ve hafıza ilişkisi üzerinden ele alıyor.
Belgesel gösterimi sonrası AA muhabirinin sorularını cevaplayan Demirtaş, Andala’ya 1970’lerde ailesinin taşındığını ve kendisi ile kardeşlerinin burada doğduğunu söyledi.
“Hafızamızın kökleri buraya dayanıyor”
Demirtaş, yaşadıkları yerden 1999’da İstanbul’a göç kararı aldıklarını, fakat her fırsatta ziyaret ettiklerini dile getirerek, “Andala, bizim pandemide dahi kaçış noktamız, doğa ile bağımızdı. 2019’da devlet tarafından kesin olarak baraj yapım kararı alındığında ve bu durum bize bildirildiğinde, ben de bir gazeteci ve film yapımcısı olarak ‘bir şeyler yapmalıyım’ diye düşündüm. Zira burayı tüm ailem gibi ben de çok seviyordum. Çünkü hafızamızın kökleri buraya dayanıyor.” dedi.
Belgesel projesiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünden destek aldıktan sonra 2020’de Andala’daki evlerine son kez ailesiyle ziyarete gittiğini belirten Ali Demirtaş, “Hem ön hazırlık hem de sonraki çalışmaları da kapsayan süreçte ‘Andala-Son Ziyaret’ bir belgesel film ürünü olarak 2022’nin ocak ayında ortaya çıktı. 2024 yılına kadar olan bu dönemde birçok film festivalinde gösterildi ve naçizane ödüller aldı.” diye konuştu.
“Belgesele dair eleştirdiğim noktalar var”
Demirtaş, belgeselin çekim sürecine ilişkin şunları anlattı:
“Olabildiğince profesyonel yaklaşmaya çalıştım. Zaman zaman aile üyelerine soru sorarken onların reaksiyonları sonucu kendimi tutamadığım ve profesyonel çizgiden kaydığım anlar da oldu. Ama onları çok iyi tanıyor olmamın da verdiği bazı kolaylıklar ve avantajlı durumlar da oldu. Aslında tüm bunlar başta bir çatışma idi. Yani bu belgeseli yazarken de çekerken de izlerken de hep şu soru aklımdaydı, ‘Ben bu filme yazar ve yönetmeni olarak mı yaklaşmalıydım, yoksa bu ailenin bir üyesi olarak mı?’ Bu ikilem sinema için çatışmaya müsait güzel bir şey gibi görülse de zaman zaman kafa karışıklığına da sebep oldu. Tüm bunlar da belgeselin sonucuna yansıdı elbette. Belgesele dair eleştirdiğim noktalar var tabii. Ama tüm bu eleştirileri finalde şöyle sonlandırıyorum; artık ‘Andala’ diye bir yer yok ve tüm bunlar belgeselle kayıt altına alınmış durumda.”
Belgeselin ayrıca kurgudan ve kurgusallıktan uzak olduğunun altını çizen Demirtaş, “Profesyonel kaygıdan uzak, samimi, özgün ve hikayesine yakışır bir üslupla hayata geçirdik. Eksikleri ve ‘daha iyi olabilirdi’ kısımları elbette var. Bu sebeple de benim için çok önemli bir okul oldu belgesel. Umarım sonraki yeni çalışmalarımda öğrendiklerimi uygulayabilir olacağım. Ama filmografim içinde ‘Andala-Son Ziyaret’ benim için çok özel ve farklı bir yerde durmaya devam edecek. Tüm bunlar hepimiz için aile hafızamıza ve tarihimize bir kayıt olarak düştü.” ifadelerini kullandı.
]]>2027 yılı yapay zekalı akıllı telefonların hakimiyetine hazırlanıyor
Dijitalleşme ve dolayısıyla otomatikleşmenin tüm kuruluş ve iş alanlarını doğrudan etkilediği günümüzde GenAI, yani üretken yapay zeka teknolojisi işleri daha da kolaylaştırmak adına geliştirilen ileri teknoloji bir sistem sunuyor.

Counterpoint Research’e göre, akıllı telefonların yaklaşık yarısı 2027’de generatif yapay zeka (GenAI) özelliklerine sahip oluyor. Araştırma, 2024’te bu tür cihazların pazar payının yüzde 11’e ulaşacağını ve 2024 ile 2027 arasında bileşik yıllık büyüme oranının yüzde 49 olacağını öngörüyor.
Bir teknoloji devi daha yapay zekalı telefon geliştiriyor!
Yapay zekalı akıllı telefon sevkiyatlarının 2027’de 550 milyon adedi geçmesi beklenirken, 2027’ye kadar 1 milyar yapay zekalı akıllı telefon kurulumu tahmin ediliyor. Apple’ın bu yılın sonunda bu segmentte yer almasının beklenmesiyle birlikte, bu tahminler Counterpoint’in 2023 Aralık tahmininden daha yüksek hesaplanıyor.
Araştırma, yapay zekalı akıllı telefonların 2025’te bir dönüm noktasına ulaşmasını ve cihazların 400-599 dolar fiyat segmenti gibi daha geniş bir fiyat aralığına yayılmasını bekliyor. 600 dolar ve üstü ile 400-599 dolar fiyat bandının, 2024’te satılan 10 GenAI akıllı telefondan 9’unu temsil etmesi bekleniyor.

MediaTek ve Qualcomm gibi lider çip şirketleri, üretken yapay zeka destekli akıllı telefonlar konusunda öncü oldular. Birkaç mobil bilgi işlem platformu, cihazlarda büyük ölçekli, önceden eğitilmiş generatif yapay zeka modellerini desteklemek için piyasaya sürülüyor.
Counterpoint Research, Yapay zekalı akıllı telefonu, büyük ölçekli, önceden eğitilmiş generatif yapay zeka modellerini kullanarak orijinal içerik oluşturma veya bağlamsal görevleri gerçekleştirme yeteneğine sahip mobil cihaz olarak tanımlıyor.

Bu tür cihazların metin, görüntü, ses ve diğer girdileri işleyip çeşitli çıktılar üretebileceği ve akıcı ve kesintisiz bir kullanıcı deneyimi sunabileceği öngörülüyor. Bu tür yapay zeka destekli akıllı telefonların önümüzdeki yıllarda daha yaygın hale gelmesiyle birlikte, teknoloji dünyası yapay zekalı akıllı telefonlar üzerindeki etkisini yakından takip ediyor.
Üretken yapay zekanın akıllı telefonlarda giderek yaygınlaşmasının, 2027’de pazarın neredeyse yarısını oluşturacak kadar büyük bir etki yaratması bekleniyor. Bu büyüme, yapay zeka özellikli cihazların çeşitlenmesini ve kullanıcı deneyimlerinin zenginleşmesini sağlarken, teknoloji şirketleri için de yeni fırsatlar ve inovasyon alanları açıyor.
Gelecekte, üretken yapay zeka akıllı telefon kullanıcılarının hayatında daha belirgin bir rol oynayacak ve cihazların yaratıcı ve bağlamsal görevleri üstlenmesini mümkün kılması bekleniyor. Bu eğilimin, akıllı telefonların kullanımını ve işlevselliğini yeniden tanımlayarak teknolojinin sınırlarını zorlayacağı düşünülüyor.
Gelecekte üretilecek olan yapay zekalı akıllı telefonlar hakkında sizler ne düşünüyorsunuz? Bu teknoloji, cihazlarımıza ne tür yenilikler getirebilir? Sizin bu konuda beklentileriniz veya endişeleriniz var mı? Düşüncelerinizi ve görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmında bizimle paylaşarak bu heyecan verici teknoloji hakkında birlikte konuşmaya başlayalım.
]]>Videonun yayımlanmasının ardından Hersh Goldberg-Polin adlı rehinenin ailesi, 23 yaşındaki oğullarını “güçlü olmaya” ve “hayatta kalmaya” çağırdı.
Videonun ne zaman çekildiği bilinmiyor, ancak Hersh Goldberg-Polin 200 gündür rehin tutulduğunu söylüyor.
Goldberg-Polin’in annesi ve babası, tarafların bir an önce rehinelerin serbest bırakılmasını sağlayacak bir anlaşmaya varmasını talep etti.
Çarşamba günü Hamas’ın Telegram hesabında yayınlanan videoda baskı altında konuşan Goldberg-Polin, tıbbi yardıma ihtiyacı olduğunu söyledi ve İsrail hükümetinin rehinelerin kurtarılmasını müzakere etme girişimlerini eleştirdi.
Haftalardır süren müzakerelerden henüz bir anlaşma çıkmadı. Hamas Gazze’de tutulduğu düşünülen 133 rehineden 40’ının serbest bırakılması karşılığında altı haftalık bir ateşkes önerisini reddetti. Bu süreçte en az 30 rehinenin öldüğü tahmin ediliyor.
Öte yandan İsrail, uyarılara rağmen Gazze’nin güneyindeki Refah’a yönelik saldırı planlarını sürdürüyor gibi görünüyor.
ABD dahil pek çok ülke, saldırının bölgede barınan 1,5 milyon kişi için felakete yol açabileceğini söylüyor.
Rehine Goldberg-Polin Supernova müzik festivalindeydi
Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısı sırasında Hersh Goldberg-Polin Supernova müzik festivaline katılmıştı.
Festivalde 360’dan fazla kişi öldürüldü.
Saldırı sırasında onlarca kişiyle birlikte bir sığınakta saklandı ancak silahlı kişiler dışarıda toplanarak el bombaları atmaya başladı.
Hayatta olduğuna dair son görüntü, Hamas tarafından çekilen ve 7 Ekim’de sol kolunun bir kısmı kopmuş halde bir kamyonete bindirildiğini gösteren bir videoydu.
Çarşamba günü yayımlanan videoda Goldberg-Polin, “vücudumun her yerinde ciddi yaralar var, yaşam savaşı veriyorum” diyor ve acil tıbbi yardıma ihtiyacı olduğunu belirtiyor.
Goldberg-Polin ayrıca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetini rehineleri “terk etmekle” suçluyor, “Senden bekleneni yap ve bizi derhal eve getir” diyor.
Rehineler ve Kayıp Aileler Forumu, Goldberg-Polin ailesinin yeni videonun yayınlanmasına izin verdiğini söyledi.
Forum, “Bu üzücü video, bu korkunç insani krizi çözmek ve sevdiklerimizin güvenli bir şekilde geri dönmesini sağlamak üzere hızlı ve kararlı bir şekilde harekete geçilmesi için acil bir çağrı niteliğindedir” dedi.
Hersh Goldberg-Polin’in anne ve babası da kendi video mesajlarını yayımladılar.
Jon Polin videoda, “Bugün Hersh’ün videosunu görmek bizi çok etkiledi” dedi ve şöyle devam etti:
“Onu hayatta gördüğümüz için rahatladık ama aynı zamanda onun ve diğer tüm rehinelerin ve bu bölgede acı çeken herkesin sağlığı ve refahı için endişeliyiz.”
Jon Polin, “Bugüne kadar müzakere yürüten tüm tarafların liderlerine bir çağrıda bulunuyoruz. Buna Katar, Mısır, ABD, Hamas ve İsrail de dahil. Cesur olun, elinizi taşın altına koyun, bu anı yakalayın ve hepimizi sevdiklerimize kavuşturacak ve bu bölgedeki acıları sona erdirecek bir anlaşma yapın” dedi.
Rachel Polin daha sonra oğluna doğrudan seslenerek, “Hersh, 201 gün sonra ilk kez bugün sesini duyduk ve eğer bizi duyabiliyorsan, sana şunu söylüyoruz. Seni seviyoruz, güçlü kal, hayatta kal” dedi.
İsrail ordusu sözcüsü Daniel Hagari, “Bu psikolojik terör videosu sadece Hamas’ın 7 Ekim’de yaptıklarını hatırlatmakla kalmıyor, aynı zamanda rehineleri ve ailelerini de terörize eden bu terör örgütünün ne kadar hasta olduğunu da hatırlatıyor” ifadelerini kullandı.
Kasım ayında varılan bir anlaşmanın ardından Hamas, bir haftalık ateşkes ve İsrail hapishanelerindeki 240 Filistinli mahkum karşılığında çoğu kadın ve çocuk 105 rehineyi serbest bırakmıştı.
Gazze sağlık bakanlığına göre 7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze’de büyük bir yıkıma neden olan saldırılarında 34 bin 200’den fazla kişi öldürüldü.
]]>Bolat, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen Meslek Kuruluşları İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda 81 ilin esnaf birlikleri başkanlarıyla bir araya geldi.
Bakan Bolat, burada yaptığı konuşmada, esnafın toplumun omurgası olduğunu söyledi. Esnafın ülkenin bu noktaya ulaşmasında en önemli toplumsal kesimlerin başında geldiğini vurgulayan Bolat, “Bir esnaf ve sanatkarın evladı olarak, sizin değer dünyanıza ve sıkıntılarınıza aşinayım. Sizin sorunlarınıza vakıfız ve çözme noktasında da hükümetimiz 21 yıldır canla başla mücadele ediyor.” diye konuştu.
Türkiye’nin 10 ay içinde 2 seçimi geride bıraktığını anımsatan Bolat, bu seçimlerin halkın demokratik olgunluğunu göstermesi açısından önemli olduğunu dile getirdi. Bolat, ülkenin daha refah içinde, gelişmiş ve kalkınma yarışına devam etmesini sağlayacak seçimsiz 4 yıllık bir dönem bulunduğuna dikkati çekti.
Eylül 2023’te açıklanan orta vadeli 3 yıllık yol haritalarının önlerinde olduğunu ifade eden Bolat, burada birinci hedefin yüksek enflasyonla mücadelenin başarılması olduğunu bildirdi.
Bolat, güven inşa etmek ve istikrarı pekiştirmek için gayretlerini boşa çıkarmaya çalışanların boş durmadığını, bu kişilerin ekonomideki iyi verileri görmediğini söyledi.
“Esnaf ve ticaret aktörlerinin sorunlarını gidermek için çalışıyoruz”
Geleceği doğru şekillendirmekle mükellef olduklarını belirten Bolat, “Esnaflarımızı, sanatkarlarımızı, çiftçilerimizi, girişimci sanayicilerimizi, memurlarımızı, işçilerimizi, tüketicilerimizi ve emeklilerimizi desteklemeye devam edeceğiz.” dedi.
Bolat, salgın, felaket ve savaş gibi durumlar ortaya çıktığında ekonomide fırsatçılık ve stokçuluk virüsünün hortladığını dile getirerek, bunlara karşı çok kararlı bir mücadele sergilediklerini söyledi. Bakanlık olarak güçlendirilmiş denetim ekipleriyle sürekli sahada çalıştıklarını ve bu hususta taviz vermeyeceklerini vurgulayan Bolat, “Fırsatçılara, stokçulara, karaborsa zihniyetine izin vermeyeceğiz. Önümüzdeki yakın günlerde yeni düzenlemelerle bu konuda çok daha sıkı şekilde bir çalışma içinde yola devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Her zaman esnaf ve ticaret aktörlerinin sorunlarını giderme konusunda canla başla çalıştıklarını ifade eden Bolat, Bakanlığın görev alanlarındaki her kesimle iletişim halinde olduklarını belirtti.
Türkiye’nin 1923-2002 yıllarında yüzde 4,7 büyüdüğünü anımsatan Bolat, son 21 yıllık dönemde ise yıllık büyümenin yüzde 5,4’ü bulduğunu söyledi. İki büyüme verisi arasındaki 0,7 puanlık farka işaret eden Bolat, “Eğer biz önceki 79 yılda da yıllık reel yüzde 5,4 büyüseydik bugün milli gelirimiz 1,1 trilyon dolar değil, 2 trilyon dolar olurdu. Refah seviyemiz de 2 katı olurdu.” diye konuştu.
Bolat, kişi başına düşen milli gelirin 13 bin doların üzerine çıktığını belirterek, “15 bin dolar rakamını da yakalamamız çok uzak olmayacak. 1-2 sene içinde bu rakamları göreceğiz.” dedi.
Ülkenin ihracatının 2002’den bu yana 7 kat artışla 255,4 milyara ulaştığı ifade eden Bolat, bu dönemde istihdamın da arttığını bildirdi. Bolat, sunumunda 2002-2024 döneminde esnaf ve sanatkarlar için yapılan çalışmaları da anlattı.
Pazarcı esnafı için Hal Kanunu’nda değişikliğe gidilecek
Bu dönemde esnaf ve sanatkarlara aktarılan kaynaklara ilişkin de bilgi veren Bolat, esnaf ve sanatkarların faiz yükünü hafiflettiklerini dile getirdi.
Bolat, esnaf ve sanatkarlar için yeni bir strateji belgesi hazırlamak üzere çalışmaların devam ettiğini belirterek, meslek kuruluşları ve sicil müdürlerine yönelik eğitim çalışmalarının düzenli olarak yapıldığını söyledi.
Kovid-19 salgını döneminde esnaf ve sanatkara gelir kaybı ve kira desteği kapsamında 9 milyar liralık kaynak aktardıklarına dikkati çeken Bolat, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde de “mücbir sebep” uygulamasıyla bölgedeki esnafın mali açıdan rahatlatıldığını bildirdi.
Bolat, pazarcı esnafı için Hal Kanunu’nda değişiklik yapacaklarını ifade ederek, “Kapalı pazar yerlerinde sınırlı ayni hak yöntemiyle kiralamanın kaldırılması ve bu yerlerin tahsis usulüyle işletilmesini sağlayacağız. Bu da pazarcı esnaflarımızın beklenti ve talebiydi.” diye konuştu.
“Ambalaj üzerine etiket” uygulanmasına ilişkin açıklamalar esnafı sevindirdi
TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken de Bakan Bolat’ın göreve gelmesinden itibaren enflasyonla mücadele ve gümrüklerle ilgili önemli çalışmalar yürüttüğünü söyledi.
Palandöken, son dönemde esnafın büyük sermaye karşısında cılız kaldığını, haksız rekabetin önlenmesi gerektiğini dile getirerek, “Kendi işini yapamayan ne kadar yatırımcı varsa gıda sektörüne birikti. Öyle bir rant olmuş ki fiyatları kontrol etmek mümkün değil.” dedi.
Kira stopajının esnaf için yük olduğunu belirten Palandöken, esnafın haksız rekabetle mücadele edemediğini söyledi. Palandöken, esnafın kullandığı POS cihazlarında komisyon oranlarının yüksek olduğuna da dikkati çekti.
Türkiye’de gıda fiyatları ve güvenliği konusunun en önemli mesele haline geldiğini kaydeden Palandöken, bu konudaki denetimlerin gerekliliğini vurguladı.
Fahiş fiyatların önüne geçilmesine yönelik çözüm önerilerine de değinen Palandöken, “ambalaj üzerine etiket” uygulamasına ilişkin açıklamaların kendisini sevindirdiğini belirtti.
]]>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, bu yıl ilk kez “Geleceğin Dünyasında Çocuk ve Çocukluk” temalı Çocuk Zirvesi düzenliyor. TBMM Başkanlığı himayesinde bugün başlayan ve yarında devam edecek zirvenin açılış töreni Meclis Tören Salonu’nda yapıldı. Karabük’ten gelen çocuklar, açılış töreninde enstrümanlar çalarak çeşitli şarkılar söyledi.
Törende konuşan Bakan Özdemir Göktaş, özetle şunları söyledi:
“ÇOCUKLARI GÜÇLÜ BİREYLER OLARAK GELECEĞE HAZIRLAMAK EN BÜYÜK SORUMLULUĞUMUZ”
“Şuna yürekten inanıyoruz ki, dünyada her türlü iyilik çocuklarla çoğalır, gençlerle büyür, yetişkinlerle yücelir. Bu anlamda bütün dünyada iyiliği hakim kılmak için çocuklarımızla güçlü bağlar kurmak, onları sevgi ve şefkatle büyütmek en asli vazifemizdir. Onların sağlıklı ve güvenli bir ortamda yaşamalarını sağlamak, güçlü bireyler olarak geleceğe hazırlamak en büyük sorumluluğumuzdur.
“20 YILDA KORUYUCU AİLE YANINDA KALAN ÇOCUK SAYISINI 20 KAT ARTIRDIK”
Bakanlık olarak, çocuklarımıza parlak bir gelecek sunmak için çocuğun üstün yararı ilkesi çerçevesinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, aile birliğini ve bütünlüğünü koruyan politikalarla her bir çocuğa sağlıklı, güvenli ve refah içinde yaşayacakları bir hayat sunmaya gayret ediyoruz. Emine Erdoğan Hanımefendinin himayelerinde yürütülen Gönül Elçileri Projesi’yle son 20 yılda koruyucu aile yanında kalan çocuk sayımızı 20 kat artırarak 10 binin üzerine çıkardık.
“GENÇLERİN ÇOCUK HAKLARINA YÖNELİK YÜRÜTTÜĞÜMÜZ ÇALIŞMALARDA AKTİF GÖREV ALMASINI SAĞLIYORUZ”
Evlat edindirme hizmetimizle bugüne kadar 20 bin çocuğumuzun sıcak bir aile ortamına kavuşmalarını sağladık. Bugün 14 bin 509 çocuğun; bin 185 çocuk evi, 115 çocuk evleri sitesi ve 62 ihtisaslaştırılmış çocuk evleri sitesinde aile ortamında büyümelerini sağlıyoruz. 81 ilimizde 46 bini aşkın üyesiyle Çocuk Hakları Komitelerimizle, çocuk haklarına yönelik yürüttüğümüz çalışmalarda gençlerimizin aktif bir şekilde görev almalarına destek oluyoruz.
“MECLİS’İMİZ GELECEĞİN SİZE AİLE OLDUĞUNUN SOMUT GÖSTERGESİ”
Sevgili gençler, yarının karar vericileri sizlersiniz. Umutlu yarınlarımızı bugünden şekillendiren sizlersiniz. Kuşaklar arası kurulan diyalog, geliştirdiğimiz politikalarda yolumuzu aydınlatıyor. Milli Mücadelemizin karargahı olan Meclis’imiz, gücün millet iradesine, geleceğin ise siz kıymetli evlatlarımıza ait olduğunun somut bir göstergesidir. Bu emaneti her koşulda gözünüz gibi koruyacağınıza, sakınacağınıza inancımız ve güvenimiz tamdır. 23 Nisan ruhunu hiçbir zaman unutmayın.
“SAVAŞ VE ÇATIŞMA BÖLGELERİNDE ÇOCUKLAR EN TEMEL HAKLARINDAN MAHRUM KALIYOR”
Çocuklarımızın barış ve huzur dolu, güvenli bir dünyada yaşamaları en tabi haklarıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocukların çatışma durumlarından korunması, sağlık, eğitim ve barınma gibi temel haklardan yoksun bırakılmamasını özellikle vurgular. Fakat ne yazık ki bugün, savaş ve çatışma bölgelerinde çocuklar en temel haklarından mahrum kalıyor. Gazze başta olmak üzere dünyanın farklı coğrafyalarında en temel ihtiyaçlarından mahrum olan çocukların geleceğinden endişe duyuyoruz. Hiç kimse, hiçbir kurum, hiçbir vicdan buna sessiz kalmamalıdır. Biz Türkiye olarak, çocukların bu tabi hakkını her platformda büyük bir kararlılıkla dile getirmeye devam edeceğiz.
“HİÇBİR ÇOCUK YAŞADIĞI COĞRAFYALARDAKİ KRİZLERİN, SAVAŞLARIN, ÇATIŞMALARIN SORUMLUSU DEĞİL”
Çocuklar savaşların, krizlerin neden olduğu acıların suskun tanıkları haline gelmemelidir. Hiçbir çocuk yaşadığı coğrafyalardaki krizlerin, savaşların, çatışmaların sorumlusu değildir ve olmamalıdır. Oluşturduğumuz bu platformu, çocuklarımızın geleceği için daha iyi politikalar geliştirmek adına çok kıymetli buluyorum. Bundan sonra da birlikte hareket ederek çocuklarımıza daha güvenli, sağlıklı ve mutlu bir gelecek inşa etmek için çalışmaya devam edeceğiz.”
TBMM Başkanı Kurtulmuş da Çocuk Zirvesi’nin TBMM’de yapılmasından mutluluk duyduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“ÇOCUĞUN KORUNABİLMESİ İÇİN AİLEYİ GÜÇLÜ HALE GETİRMEK GÜÇLÜ TÜRKİYE’NIN ÖNEMLİ ÖDEVLERİNDEN BİRİSİ”
“Çocuklara yapılacak yatırım bir ülkenin en akılı yatırımıdır. Bugün dünyada nesilleri tehdit eden en önemli tehditlerden birisi, çocukların zararlı akımlar çerçevesinde gelecekten kopartılmalarıdır. Aileyi yok sayan, değersizleştiren, aileyi dağıttığı için de çocukluğu kimsesiz bırakan bazı zararlı akımların dünyanın en büyük virüslerinden birisi olduğunu bilmek ve ona göre tedbir almak zorundayız. Çocuğun korunabilmesi için aileyi değerli, güçlü hale getirmek güçlü Türkiye’nin önemli ödevlerinden birisidir diye düşünüyorum. Bu konunun bütün insanlık için ortak mücadele edilmesi gereken bir alan olduğunun altını çizmek isterim.
“BÜYÜKLERİN MÜCADELE ETMEKTE ZORLANDIĞI SORUNLARIN TAMAMI ÇOCUKLARIN CILIZ OMUZLARINA YÜKLENDİ”
Bugün diyebiliriz ki koca koca insanların mücadele etmekle güçsüz kaldığı sorunların ne yazık ki tamamı çocukların cılız omuzları üzerine yüklenmiş bulunuyor. Savaş ve işgalerin de en ağır faturasını çocuklar ödüyor. Soykırım boyutlarına çoktan ulaşmış olan savaş suçlarının beledelini Gazzeli çocuklar ödüyor. Gazze’de oksijen yokluğu dolayısıyla kuvözde çırpınarak ölen 40’a yakın çocuğu dünya seyretmiş hiçbir şey yapamamıştır, bu ayıp bile dünya için yeterlidir.
“DÜNYA BUGÜN SADECE ÇOCUK KÖLELLİĞİ AYIBI İLE YÜZÜ KIZARSA YETER DE ARTAR BİLE”
Bugün dünyadaki bu sorunları çözebilmek için üstün bir iradeyi ortaya koymak mecburiyeti vardır. Masum çocukların açlık içinde kıvrandığını biliyoruz. Çatışma bölgelerinde ellerine ekmek verilmeyen ama 10 binlerce dolarlık silahlar verilen çocukların nasıl savaşın aparatı haline getirildiğini de biliyoruz. Birinci vazifemiz çocukların bütün bu zorluklardan korunabileceği güçlü bir mekanizmayı kurmak, uluslararası dayanışmayı tesis etmek mecburiyetindeyiz. Dünya çocuklarının en önemli sorunlarından birisi de çocuk işçiliği diyerek süsleyerek ifade edilen meslektir. Çocuk işçiliği denilen şey post-modern çocuk köleliğidir. Dünya bugün sadece çocuk köleliliği ayıbı ile yüzü kızarsa yeter de artar bile.
“ÇOCUKLARIMIZI 2050’NİN 2071’İN TÜRKİYE’SİNİN, DÜNYANIN ŞARTLARINA GÖRE HAZIRLAMAK BOYNUMUZUN BORCU”
Çocukların mutlaka teknolojik gelişmelerle iyi şekilde donatılması, gençlerimizin teknolojiyi geliştirecek büyük aktör olarak yetiştirilmesi elzemdir. Küresel kültürü en iyi ve en yakından takip edecek şekilde evlatlarımızı yetiştirmek mecburiyetindeyiz. Çocukları çok güçlü şekilde yetiştirmek her alanda teknolojide ileri gitmekten çok daha önde gelen önemli unsurdur. Çocukları güçlü yetiştirirseniz onlar zaten teknolojinin, bilimin, sanatın da zirvelerine çıkacak yolu kendileri bulur. Çocuklarımızı 2050’nin, 2071’in Türkiye’sinin, dünyanın şartlarına göre hazırlamak boynumuzun borcudur. Bunu özellikle çocuk politikalarımızın merkezine yetiştirmek zorundayız. Çocuklarımız düne göre fevkalade donanımlı, çok daha güçlü bir özgüven içerisinde ve çok daha güçlü gelecek umudu içerisindedir.”
]]>
Özvar, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Itri Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “2024 YÖKAK Uluslararası Kalite Güvencesi ve Akreditasyon Konferansı”nda yaptığı konuşmada, Yükseköğretim sisteminin 208 üniversitesi, örgün ve açık öğretime devam eden yaklaşık 7 milyon öğrencisi ve 185 bine yaklaşan akademik personeliyle önemli bir kapasiteye ulaştığını belirtti.
Türkiye’nin bu kapasiteyle Avrupa Yükseköğrenim Alanı içinde önde gelen ülkelerden biri olduğunu dile getiren Özvar, “Ancak ulaştığımız noktayı yeterli görerek yavaşlayacak bir anlayışta olamayız. YÖK olarak bir yandan kapasitemizi iş dünyasıyla öğrencilerin eğilim ve beklentileri doğrultusunda düzenlerken diğer taraftan üzerinde hassasiyetle durduğumuz kalite güvencesi standartlarımızı yükseköğretim sistemimizin bütün alanlarına yaygınlaştırmaya çalışıyoruz.” diye konuştu.
Erol Özvar, bu kapsamda gelecek 5 yıllık dönemde belirledikleri vizyona dair şunları söyledi:
“Üniversite yönetiminde kalite ve akademik üretkenliği esas alan, üniversite gençliği arasında içericiliği, çeşitliliği ve öğrenim hareketliliğini teşvik eden, yükseköğretim programlarının tasarımında teknolojik değişimlere duyarlı yetkinliklere odaklanan, üniversitelerimizde bilimsel ve teknolojik araştırmaları nitelikli yayınlara dönüştürmenin yanında ülkemizin kalkınma amaçlarına hizmet edecek alanlara yönlendiren, uluslararası yükseköğretimi önceleyen ve nihayet ulusal, bölgesel ve küresel sorunlara duyarlı, evrensel düzeyde geleceğe yön veren, yenilikçi ve rekabetçi bir yükseköğretim sistemi oluşturmaktır.
Kurumsal vizyonumuzu oluşturan bütün hususlar, takip etmekte olduğumuz kalite odaklı anlayışın birer yansımasıdır. Bu bakımdan Kurulumuz, üniversitelerimizde de benzer bir anlayışın hakim olması için ciddi gayret göstermektedir. Üniversitelerimiz kalite süreçlerine uyum sağlamaları açısından sürekli olarak teşvik edilmekte ve desteklenmektedir.”
Hedef 2027’ye kadar bütün üniversitelerin akreditasyon süreçlerini tamamlaması
Yükseköğretim Kalite Kurulunun (YÖKAK), Türkiye’deki kalite ve akreditasyon süreçlerini yönetmek üzere kurulduğunu hatırlatan Özvar, YÖKAK’ın kuruluşundan bugüne kadar kurumsal kapasitesini artırma, kalite süreçlerini yürütme konusunda önemli bir mesafe kaydettiğini belirtti.
Özvar, “Avrupa Yükseköğretimde Kalite Güvencesi Birliğinin üyesi olan ve Avrupa Yükseköğretim Kalite Güvencesi Tescil Kuruluşu tarafından tescil alan YÖKAK, bir yandan ulusal kalite standartlarına güvence sağlarken diğer taraftan bu standartların Avrupa Yükseköğretim Alanı Kalite Güvencesi standartları ve ülkeleriyle uyumlu hale getirilmesinde sorumluluklar üstlenmektedir.” diye konuştu.
Uluslararasılaşma ve kalite bağlamında, üniversitelerin uluslararası görünürlüklerini artırmak, uluslararası sıralamalardaki üniversite sayısını yükseltmek, akademisyenlerin yer aldığı uluslararası projelerle nitelikli ve etki değeri yüksek yayınların sayısını çoğaltmanın hedefleri arasında olduğunu aktaran Özvar, şunları kaydetti:
“Bu alanlarda sağlayacağımız başarı, bir taraftan yükseköğretimimizin kalitesini artıracak diğer taraftan çok daha fazla sayıda nitelikli uluslararası öğrencinin üniversitelerimize ilgi göstermesini sağlayacaktır. Böylece 350 bine yaklaşan uluslararası öğrenci sayısıyla dünyada ilk 10 içinde yer alan ülkemiz, ilk 5 ülkeden biri olma hedefine bir adım daha yaklaşmış olacaktır.”
Mevcut istatistiklere göre Türkiye’deki üniversitelerin 73’ünün kurumsal akreditasyona sahip olduğunu bildiren Özvar, 2027’ye kadar üniversitelerin tamamına yakınının akreditasyon sürecini tamamlamasını beklediklerini söyledi.
Erol Özvar, “Hayata geçireceğimiz yeni düzenlemelerle ülkemizde yükseköğretimin bileşenlerinin ekonomik kalkınmamızda daha etkin rol oynamalarını ve üniversitelerimizin eğitim-öğretim, bilimsel araştırmayla kültür ve sosyal sorumluluk alanlarında küresel ölçekte standartlar belirleyen kurumlar arasına girmelerini hedeflemekteyiz.” ifadelerini kullandı.
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve RTÜK’ün ortak çalışmasıyla yürütülen Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 4. Ulusal Eylem Planı Etik İlkeler Rehberi Tanıtım Toplantısı, ATO Congresium’da gerçekleştirildi.
Burada konuşan Ersoy, Türkiye’de kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda özellikle son yıllarda çok ciddi çalışmaların hayata geçirildiğini, özellikle “geçmiş dönemlerle mukayese edilemeyecek şekilde” alınan önlemler sayesinde toplumda ciddi bir hassasiyetin oluştuğunu söyledi.
Kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusuna bugün Türkiye’de en üst düzeyde dikkat çekildiğini belirten Ersoy, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın bu konuda çok sayıda kampanyaya destek verdiklerini, bu sorunla ilgili konferans, sempozyum, ulusal ve uluslararası toplantılar düzenlediklerini anımsattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın, kadına yönelik şiddetin çok farklı boyutlarına dikkati çektiklerini, kadın derneklerinin yürüttüğü çalışmalara katkı sağladıklarını belirten Ersoy, savaş ve şiddet bölgelerinde kadınların yaşadığı mağduriyete işaret ederek, kadına şiddet sorununun uluslararası boyutunu gözler önüne serdiklerini anlattı.
Tüm bu çalışmalar ve kadın haklarını önceleyen sivil toplum kuruluşlarının da önemli katkılarıyla bu konuda ciddi bir bilinç oluştuğunu dile getiren Ersoy, bu çerçevede kamu kurumları tarafından birçok yasal düzenlemenin hayata geçirildiğini bildirdi.
“Kadına yönelik şiddetin son bulması için daha fazlasını yapacağız”
Bürokrasi, yerel yönetimler, iş dünyası, spor kamuoyu, dernekler ve vakıfların bu alanda farkındalık oluşturacak kampanyalar düzenlendiğini aktaran Ersoy, meselenin psikolojik, sosyolojik, kültürel yanına dikkati çeken çalışmalar yapıldığını kaydetti.
Olumsuz haberlerin geldiğini üzülerek görmeye devam ettiklerini dile getiren Ersoy, “Kadınlarımızın bireysel özgürlüklerinin yanı sıra siyasi ve sosyal alandaki etkilerinin artmış olmasına rağmen karşılaştığımız bu tablo ne kadar büyük bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.” diye konuştu.
Ortaya konan mücadelenin, uzun soluklu ve zorluklarla dolu olduğunu gözler önüne serdiğini anlatan Ersoy, “Sorun ne kadar büyük olursa olsun, bu sorunu çözmek ne kadar karmaşık gibi görünse de biz kadına yönelik şiddetin son bulması için elimizden gelen gayretin daha fazlasını yapmaya devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Bakan Ersoy, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki bu soruna asla alışmayacağız. Kadına yönelik şiddeti asla normalleştirmeyeceğiz. Televizyon ekranlarında bu sorunla ilgili bir haberle karşılaştığımızda bunu sıradan bir olay olarak görmeyeceğiz. Unutulmamalıdır ki toplumsal yaşamı, insan onurunu, iyi bir yaşamı tehdit eden bir sorun karşısında en büyük tehlike onu normalleştirmektir. Bu soruna alışmaktır. İşte biz bu bakış açısını reddediyoruz. Kadına şiddeti asla normalleştirmeyeceğiz ve buna alışmayacağız.”
Bu açıdan en büyük rolün medya yöneticilerine düştüğünün altını çizen Ersoy, medyanın, üretilen içeriğin etkisini arttırmak adına kadına karşı şiddeti normal bir olay gibi göstermesi tehlikesinin de önemli bir sorun olduğunu vurguladı.
Dünyanın dört bir yanında ilgi gören, 150’den fazla ülkede seyredilen yapımlara imza atan medya temsilcileri ve yapımcılarından bu konuya biraz daha hassasiyet göstermelerini isteyen Ersoy, “Artık Türkiye Yüzyılı’nda bu meseleyi sorun olmaktan çıkartmak zorundayız. Bize yakışmayan, kültürel değerlerimizle bağdaşmayan şiddete karşı topyekun bir mücadele içine girerek bu sorunu kökten halletmek durumundayız.” değerlendirmesinde bulundu.
Ersoy, bu açıdan RTÜK tarafından hazırlanan “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Etik İlkelerine” bağlı kalınmasının, bu sorunun çözümüne katkı sağlayacak önemli adımlardan biri olduğuna inandığını aktardı.
“Toplumsal sorunun körüklenmesine sebep olan bazı içerikleri de görmüyor değiliz”
Programda konuşan RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin de medyanın kadına yönelik şiddetle mücadeleyi, yayınlar yoluyla yapmaları gerektiğini belirtti.
Kuşak programlarıyla ilgili daha önce televizyonların üst yöneticileriyle yaptıkları toplantılarda hassasiyetlerini dile getirdiklerini bildiren Şahin, üst yöneticilere konuyla ilgili tavsiyelerde bulunduklarını anlattı.
Şahin, “Dramatik yapımlar başta olmak üzere, bir takım haber bültenlerinde veya kuşak programlarında, belli ki bazen bilinçsizce bazen de bilinçli bir şekilde dikkatsizce, bu toplumsal sorunun körüklenmesine sebep olan bazı içerikleri de görmüyor değiliz.” sözlerini sarf etti.
Özellikle kuşak programlarına ilişkin çok sayıda şikayet aldıkları bilgisini veren Şahin, bu programların içeriklerini, kadın eğitimi, çocuk bakımı veya kadın hakları konularında oluşturmaları tavsiyesinde bulunduklarını hatırlattı.
Haber programlarına da akıllı işaret uygulaması gelecek
Haber bültenlerindeki durumların da bundan farklı olmadığını ifade eden Şahin, şöyle konuştu:
“Sabah kalktığımız zaman cinayet haberiyle başlayan haber programları akşam geç saatlere kadar cinayet ve şiddet, kadına yönelik şiddet içerikli haber programlarının yapılması sanki ülkemizde cinayetlerin, kadına yönelik şiddetin, toplumsal şiddetin en üst noktada olduğunu gösteren haber programlarına tahammül etmemiz mümkün değildir.”
Şahin, Üst Kurul’un onayının ardından haber programlarında da akıllı işaretler uygulamasını hayata geçirmeyi planladıklarını bildirdi.
Yayınlarda yer alan kadına yönelik şiddet konusundaki hassasiyetlerini bugüne kadar her fırsatta dile getirdiklerini anımsatan Şahin, “Bundan sonraki süreçte kusura bakmasınlar, programları yapanlar veya bu şekilde devam edenler. Artık, maalesef, üzülerek belirtmek istiyorum ki hiç sevmediğimiz, hiç gündeme getirmek istemediğimiz müeyyide konuları ve en ağır müeyyide konuları gündeme gelecektir.” görüşünü paylaştı.
RTÜK Başkanı Şahin, etik kurallarını “Mağduru değil faili göster”, “Şiddeti meşrulaştırma”, “Saygın değil suçlu”, “Cezayı yayınla, adaleti göster”, “Mücadeleyi destekle, çocuklara örnek ol”, “Güçlü kadını anlat, kadını güçlü anlat” şeklinde özetledi.
Konuşmaların ardından etik kurallarına ilişkin sunum yapıldı.
]]>Ay başında da Hazine Bakanı Janet Yellen ikinci kez Çin’e gitmişti. Washington Çin’e daha sık elçi göndererek işbirliği sinyalleri veriyor.
Devlet Başkanı Şi Jinping’in geçtiğimiz Kasım ayında San Francisco’yu ziyaret etmesinden bu yana Pekin de ABD ile farklılıklardan ziyade ortak yönleri vurgulama peşinde.
Pekin ayrıca yavaşlayan ekonomisini canlandırmak için yabancı yatırımcıları ülkeye çekmeye çalışırken, son aylarda daha yumuşak bir diplomatik yaklaşım benimsemiş görünüyor.
Blinken’in ziyareti öncesinde konuşan üst düzey bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisine göre ABD, “yanlış hesap ya da çatışma” olasılığını önlemek için “rekabeti sorumlu bir şekilde yönetme” çağrısında bulunuyor.
Bu, görüşmelerin kolay olacağı anlamına gelmiyor. ABD-Çin ilişkileri son yıllarda gelişse de hala gerilim ve şüphe içeriyor.
Blinken’in uçağı Çarşamba günü Pasifik üzerinde Rus topraklarının güneyinden Tayvan’ın kuzeyindeki kıyı şeridine ve Güney Çin Denizi’ne doğru yol aldı. Bu rota iki ülke arasında sorun olan noktaların bir yansıması gibi.
Geçen yılın başlarında Çin’e ait olduğundan şüphelenilen bir casus balonu aynı hava sahasında, ABD’ye ait Alaska üzerinde uçarak uluslararası bir krizi tetiklemiş ve ABD-Çin ilişkilerinin dibe vurmasına neden olmuştu.
Blinken’in Şanghay’a inmesinden birkaç saat önce ABD Senatosu, Başkan Biden’ın Tayvan’a 8 milyar dolar ekstra askeri yardım öngören bir yasa tasarısı paketini kabul etti. Pekin, ABD’nin en büyük müttefiki olan özerk ada üzerinde hak iddia ediyor.
Paket ayrıca, TikTok’un Çinli ana şirketi ByteDance’ı dokuz ay içinde hisselerini satmaya zorluyor; aksi halde popüler sosyal medya uygulamasının yasaklanması gündeme gelecek.
Hazine Bakanı Yellen bu ayın başlarında yaptığı ziyaret sırasında Çin’i, ucuz Çin mallarının ABD pazarına akın etmesine yol açan aşırı kapasite sorunları nedeniyle eleştirmişti.
Çin tüm bu gelişmelere sert tepki gösterdi. Bunları Washington’un kendisini ekonomik olarak çevreleme ve jeopolitik olarak kuşatma girişimlerinin bir parçası olarak görüyor.
ABD’li yetkililer ise Çin’e karşı yaptırım ve gümrük vergisi tehdidinin kaldırılması ya da bölgesel düşmanlarıyla ABD’nin yaptığı ikili anlaşmaların yumuşatılması için Pekin’in tutumunu değiştirmesi gerektiğini söylüyor.
Blinken ziyareti kapsamında Çinli mevkidaşı Wang Yi’yi ile yapacağı görüşmede onu Rusya’ya makine ve mikroçip ihracatının engellenmesi konusunda uyaracak. Moskova’nın bunları Ukrayna savaşında silah olarak kullandığı iddiasını Pekin “temelsiz bir suçlama” olarak nitelendirdi ve Washington’un Kiev’e milyarlarca dolarlık yardım kararının ardından bunu Amerikan ikiyüzlülüğü olarak gördü.
Pekin’in de Washington’a yönelik kendi uyarıları var. Blinken’in gelişinden önce, görüşmelerden ne beklediklerini ortaya koyan uzun ve sert ifadeler içeren bir açıklama yayınladı.
İlişkiler istikrara kavuşmaya başlamış olsa da, “ABD Çin’i çevreleme stratejisini ilerletmeye devam ediyor, Çin’in içişlerine karışan, imajını lekeleyen ve çıkarlarını baltalayan hatalı söz ve eylemleri benimsemeye devam ediyor. Çin bu tür hareketlere kararlılıkla karşı çıkmakta ve güçlü karşı tedbirler almaktadır” denildi.
Devlet medyası ve Çinli akademisyenler de bu mesajı yineledi. “Görünüşe göre Blinken Çin’e ültimatom vermek için burada” diyen Çin Dışişleri Üniversitesi profesörlerinden Li Haidong Global Times’a yaptığı açıklamada, “Ona boyun eğmeyeceğiz ve temel meselelerimizden taviz vermeyeceğiz” dedi.
Pekin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Okulu’ndan Wang Yong ise ilişkilerde bir “kazan-kazan durumu” sağlanabileceğini ancak ABD’nin Çin’i “yanlış algıladığını” ve Washington’un daha fazla “iyi niyet” göstermesi gerektiğini söyledi.
Singapurlu uzman Alfred Wu’ya göre Pekin için bu hafta yapılacak görüşmelerde en acil konulardan biri Tayvan olacak.
Blinken, Tayvan’ın bağımsızlık yanlısı başkanı William Lai’nin göreve başlamasından kısa bir süre önce Çin’i ziyaret ediyor ve bu ziyaretin Tayvan Boğazı’nın yanı sıra Güney Çin Denizi’nde de gerilimin artmasına yol açmasından endişe ediliyor.
Öğretim üyesi Wu’ya göre “Çin kırmızı çizgileri vurgulamak isteyecektir. İki taraf da özellikle 20 Mayıs’taki yemin töreni öncesinde herhangi bir tırmanma yaşanmamasını sağlamak için zemin hazırlamak isteyecektir”.
Daha sonra da ABD’deki başkanlık seçimlerinde her iki adayın da Çin’e karşı sert üslupta yarıştığı bir ortamda kırılgan ilişkiler daha da test edilecek.
Çin’e Rusya mesajı
Blinken’ın Cuma günü mevkidaşı Wang Yi ile uzun bir görüşme yapması bekleniyor. Pekin’e ulaştığında ve büyük olasılıkla Şi ile de görüştüğünde, Çin’in Rusya’ya çift kullanımlı ürün (makine ve mikroçip) satışına ilişkin tartışmaların gündeme gelmesiyle hava soğuyabilir.
ABD’nin söz konusu Çinli şirketlere yönelik yaptırımları da bu haftaki ziyarete damgasını vurabilir.
Washington, Ukrayna’daki savaşta Çin’in Rusya Devlet Başkanı Putin’i desteklediğine dair suçlamaları birçok kez dile getirdi ancak Pekin bu suçlamayı hep reddetti.
Blinken ziyareti öncesinde 19 Nisan’da yaptığı açıklamada “Rusya’nın savunma sanayine şu anda katkıda bulunan başlıca ülke Çin’dir” dedi ve ekledi:
“Hem Avrupa ülkeleriyle olumlu ve dostane ilişkiler kurmak istediğini iddia edip hem de Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Avrupa’nın güvenliğine yönelik en büyük tehdidi körükleyemez.”
Pekin ise Rusya ile “normal ilişkiler” olarak adlandırdığı ilişkileri savunurken, basında Washington’un tutumunu Moskova ile “nifak tohumları ekmeye” yönelik “beyhude” bir girişim olarak nitelendiren yazılar yer aldı.
Çin kendisini, tüm taraflarla konuşabilen tek büyük ülke, “eşsiz” bir rol oynayabilecek bir arabulucu olarak görüyor.
Pekin, Çin’i “suçlamak” yerine “ilgili tüm tarafların” çatışmanın “temel nedenleri” üzerinde düşünmesi gerektiğini söyledi.
]]>Azerbaycan Milli Meclisi Uluslararası ve Parlamentolar Arası İlişkiler Komisyonu Başkanı Samet Seyidov’un ev sahipliğinde düzenlenen toplantıya TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, Özbekistan Parlamentosu Uluslararası ve Parlamentolar Arası İlişkiler Komisyonu Başkanı Dilorom Favziyeva, Kazakistan Parlamentosu Uluslararası İlişkiler, Savunma ve Güvenlik Komisyonu Başkan Yardımcısı Aydos Sarım, Kırgızistan Parlamentosu Uluslararası İlişkiler, Savunma, Güvenlik ve Göç Komisyonu Başkan Yardımcısı Leyla Lurova, KKTC Cumhuriyet Meclisi, Hukuk, Siyasi İşler ve Dış ilişkiler Komitesi Başkanı Yasemin Öztürk ve TÜRKPA Genel Sekreteri Mehmet Süreyya Er katıldı.
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Oktay, toplantıda yaptığı konuşmada, Türk dünyasının bağlarının güçlendirilmesini ve gelecek nesillere aktarılmasını önemli bir görev olarak gördüklerini, son dönemde ortaya çıkan küresel sınamalarla mücadelede en önemli güçlerinin Türk dünyasının birlik ve beraberliği olduğunu söyledi.
Nahçıvan’ı Azerbaycan’ın batı illerine bağlayacak Zengezur Koridoru’ndan bahseden Oktay, “Zengezur Koridoru’nun en kısa zamanda hayata geçirilmesini son derece önemli görüyoruz. Hattın açılması Türkiye’yi ata yurdumuz olan Orta Asya’ya bağlayacak ve Türk coğrafyasının bütünlüğünü tesis edecektir. Bu sürecin başarıyla tamamlanması için Türk dünyası olarak Azerbaycan’a desteğimizi sürdürüyoruz. Bu hattın açılması Ermenistan ve İran’ın da içerisinde bulunduğu bölgesel barış ve refaha çok ciddi katkı sağlayacaktır.” diye konuştu.
Oktay, sel felaketi nedeniyle Kazakistan’a geçmiş olsun dileklerini iletti, ihtiyaç halinde Türkiye olarak tüm imkanlarıyla yardıma hazır olduklarını ifade etti.
KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatına (TDT) gözlemci üye olmasının son derece önemli olduğunu vurgulayan Oktay, “Kıbrıs Türklerinin kendi vatanlarında eşit haklara sahip, bağımsız ve hür yaşamak istemelerinin uluslararası alanda karşılık bulması bizleri mutlu etmiştir. Türk dünyasının tabii ferdi olan Kıbrıs Türkleri ile dayanışma içinde olunması hepimizin sorumluluğudur.” dedi.
Oktay, İsrail’in Gazze’ye saldırılarına ilişkin, “Töremiz adaleti gözetmeyi, haksızlıklar karşısında dik durmayı gerektirir. 7 Ekim’den bu yana Filistin’de, dünyanın gözü önünde eşi benzeri görülmemiş bir katliam yaşanıyor. Katliama göz yummamız mümkün değildir. Türk dünyası olarak sergileyeceğimiz ortak duruş uluslararası topluma da örnek teşkil edecektir. İsrail’in saldırgan tutumu karşısında olduğumuzu açıkça ortaya koymalıyız.” ifadelerini kullandı.
TDT ülkelerinin refah ve istikrarının bölgesel ve küresel barışa katkı sağlayacağını söyleyen Oktay, şu değerlendirmede bulundu:
“TDT’nin gelişmesine ve kurumsallaşmasına paralel olarak dünyanın da coğrafyamıza ilgisi giderek artıyor. Rusya-Ukrayna krizi, Afganistan’daki gelişmeler, Çin’in yükselişi ve bu çerçevede ortaya çıkan Batı ve Doğu arasındaki rekabetin artışı, yeni ticaret yolları arayışları ve Orta Koridor’un artan önemi coğrafyamızın dünya siyasetindeki yerini güçlendiriyor. Bu bağlamda bölge dışı aktörlerin de TDT üyesi ülkelerle ilişkilerini geliştirme çabasına girdiğini gözlemliyoruz. Türkiye olarak ortak coğrafyamızdaki tüm ülkelerin uluslararası toplum ve kuruluşlara katılımlarını ‘hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için’ anlayışıyla hep destekledik ve desteklemeye devam edeceğiz.”
Oktay, TDT ülkeleri olarak parlamenter diplomasiyi de en üst düzeye çıkarmaları gerektiğini belirtti.
Toplantıya katılan yetkililer şehitlikleri ziyaret etti
TDT Dışişleri Komisyonları 1. Toplantısı katılımcıları Bakü’de şehitlikleri ziyaret etti.
İlk olarak Azerbaycan’ın merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in mezarının bulunduğu Fahri Hıyaban’ı ziyaret eden heyet, daha sonra 20 Ocak şehitlerinin defnedildiği Bakü Şehitler Hıyabanı’nda da Ebedi Ateş Anıtı’na ziyarette bulundu.
Katılımcılar, Bakü Türk Şehitliği’ne geçerek temsili mezarlara çiçek bıraktı ve dua etti.
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Oktay’a AK Parti Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey, AK Parti İstanbul Milletvekili Derya Ayaydın, CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, MHP Erzurum Milletvekili Kamil Aydın ve İYİ Parti Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu eşlik etti.
]]>Aydın Veteriner Hekimleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Cemil Şahin yaptığı açıklamada, veteriner hekimlerin her dönemde fedakarca çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. Hayvan sağlığı, halk sağlığı ve çevre sağlığı konularında kritik bir rol oynayan veteriner hekimlerin, toplumun sağlığı ve refahı için vazgeçilmez olduğunu vurguladı. Veteriner hekimlerin, hayvanların sağlığını korumak ve hastalıklarla mücadele etmek için yoğun çaba harcadığını ifade eden Şahin, onların çalışmalarının sadece hayvanların değil, aynı zamanda insanların da sağlığı için hayati öneme sahip olduğunu söyledi.
Veteriner hekimlerin tarihin her döneminde fedakarca çalışmalarını sürdürdüğünü ifade eden Aydın Veteriner Hekimleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Cemil Şahin, “Veteriner Hekim meslektaşlarımız, tarihimiz boyunca, bugün olduğu gibi, mesai mefhumu olmaksızın, son derece fedakar ve başarılı çalışmalarla, ülkemizin olağan ve olağanüstü tüm süreçlerinde, hayvan sağlığı, halk sağlığı, gıda güvenliği ve çevre sağlığı alanlarında büyük hizmetler sunmuşlardır. Bu onurlu mesleğin, geçmişten gelen şan ve şerefle hizmet etme mirasını, bizler de günümüzde alnımızın akıyla taşımak için var gücümüzle mücadele ediyor, asla geri durmuyor, reva görülen her türlü özlük hakkı kaybına rağmen ön saflarda vatanımız, milletimiz ve ülkemiz için hizmet etmekten asla geri durmuyoruz. Zorlu Milli mücadele dönemlerimizde, ordumuzun lojistik ve besin kaynağını oluşturan hayvanlarda ortaya çıkan ve ordumuzun gücünü büyük ölçüde zayıflatan, sığır vebası, ruam v.b. hastalıklarla yine Veteriner Hekimlerimiz mücadele etmiş, ellerini değil canlarını taşın altına koyarak, türlü riskler altında bu hastalıkları ortadan kaldırmış ve ordumuzun eski gücüne kavuşmasında çok stratejik bir rol oynamışlardır. Bu ve saymakla bitmeyecek nice büyük hizmetlerimiz üzerine, Mareşal Fevzi Çakmak ‘Eğer Türk Veteriner Hekimleri olmasaydı, İstiklalimizi kazanamayacaktık’ demiş ve tarihe önemli bir not düşmüştür. Yakın zamanda atlattığımız covid pandemisi sürecinde de, ülkemizde ve dünyada, insanların kullanımına sunulan covid aşılarının üretim süreçlerinin büyük bölümünde yer almış ve bu aşıları kullanıma hazırlayarak insanlığa büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Yerli ve milli aşımızın da, bir Türk Veteriner Hekim Bilim İnsanı tarafından geliştirildiği de zaten hepimizin malumudur” dedi.
Yaşadıkları sorunlar nedeniyle günlerini istedikleri gibi kutlayamadıklarını kaydeden Şahin, “Bizler de, Dünya Veteriner Hekimleri Gününü günlerce kutlamalar, şenlikler düzenleyerek icra etmek isteriz. Ancak yıllardır maruz kaldığımız haksızlıklar, kronikleşmiş, gangren haline gelmiş problemler, motivasyonumuzu önemli derecede kırmış, mesleğimizin sürdürülebilirliğini neredeyse imkansız hale getirmiştir. Meslek örgütü olarak, tüm diyalog kanallarını, hukuki mücadele yöntemlerini kullanmış olmamıza rağmen, ne yasama organında ne yürütme organında ne de yargı organında gayretlerimiz karşılık bulamamıştır. Yılda bir defa tüm dünyada coşkuyla, şenliklerle kutlanan bu kıymetli gün maalesef bizim için bir farkındalık oluşturma, dert anlatma, yakınma gününe dönüşmüştür. Hükümetimizin, bürokrasimizin, yargı organlarımızın, siyasi partilerimizin vicdanlarına sesleniyoruz, gelin artık bu kronikleşmiş problemlerimizi ortadan kaldıralım, kutsal veteriner hekimliğin prangalarını söküp atalım, bu kadim mesleği tam anlamıyla insanlığın istifadesine sunalım” ifadelerine yer verdi. – AYDIN
]]>(ÇORLU) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Çorlu Tren Kazası davasında çıkan karara ilişkin “Halktan, milletten güçlü kimse yoktur. Bundan sonra biz birlikte durdukça, birlikte mücadele ettikçe kötülük geri adım atmaya, mahkum olmaya ve kaybetmeye devam edecek. Bundan sonra hepimize düşen bir şey var: Kim hak arıyorsa yanında olalım, arkasında olalım. Soma’ysa Soma, Çorlu’ysa Çorlu, İliç’se İliç… Evladını orada bırakmış bu gencecik anneler, mücadelelerine omuz verenler sayesinde bu gece rahat uyuyacaklar. İlk kez acıdan değil, sevinçten gözyaşı döktü bu anneler. Bu başarı dayanışma gösterenlerindir. Bundan sonra hep beraber olacağız. Hep birlikte duracağız. Hep birlikte yürüyeceğiz. Birleşe birleşe biz kazanacağız. Halk kazanacak. Türkiye kazanacak” dedi.
Tekirdağ’ın Çorlu ilçesi Sarılar köyü yakınlarında 2018’de meydana gelen ve 7’si çocuk 25 kişinin yaşamını yitirdiği, 328 kişinin yaralandığı tren kazasıyla ilgili davada, 6 yılın sonunda karar açıklandı. Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi, kaza sırasında TCDD Bölge Müdürü olan Nihat Aslan’a 15 yıl, Bölge Bakım Müdürü olan Mümin Karasu’ya 17 buçuk yıl, Bölge Müdür Yardımcısı Levent Meriçli’ye 9 yıl 2 ay hapis cezası verdi. Duruşmaya katılan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, karar sonrasında açıklama yaptı. Özel, şunları söyledi:
“Bugün, Çorlu Tren Katliamı’nın karar duruşması için buradaydık. Şubat ayında, hiç beklenmedik bir şekilde duruşma bugüne atıldığında büyük bir infial vardı. O gün ailelere söz vermiştik; ‘Günü geldiğinde, 25 Nisan’da buraya çok daha güçlü geleceğiz ve çok daha kalabalık olacağız’ diye. Defalarca ifade ettiler, buralarda kimsesiz kaldıkları tek başına yürüdükleri günler de oldu. Bugün burada büyük bir kalabalık ve büyük bir inançla yıllardır bu mücadeleyi gösteren ve bütün Türkiye’deki mağdurlara umut olan, hakkı yenenlere örnek olan bu büyük ailenin önünde öncelikle hepimiz, bütün Türkiye olarak saygıyla eğiliyoruz. Ardından başta Çağdaş Hukukçular olmak üzere -çünkü Türkiye tarihinin en büyük iş cinayetinde; Soma’da sadece iki tutuklu var birisi Selçuk Kozağaçlı, birisi sevgili Can Atalay. Soma’da o günkü şartlarda, bütün mücadeleleri sonucunda onları alıp içeriye attılar ve Soma’nın katillerini dışarıya bıraktılar. Bugün burada, belki de ilk kez kamu görevlilerinin ceza aldığı, tutuklandığı, 22 yıldır yerleştirilmiş cezasızlık kültürünün ilk kez geriletildiği, ülkeyi yönetenlerin ‘Benim bürokratıma, yöneticime, kamu görevlime dokundurtmam çünkü verdiğim kanunsuz emirleri onlar uyguluyor. Onlar yargılanırsa bundan sonra sözümü dinlemezler’ mantığıyla hiçbirini feda etmeyenlerin, bugün halkın göstermiş olduğu büyük dirayet, büyük dayanışma sonucunda geri adım attıklarını görüyoruz.
“SADECE BÖLGE MÜDÜRLÜKLERİ NEZDİNDEKİ CEZALANDIRMALAR YETERLİ DEĞİLDİR”
Mahkeme heyeti tarihe kendileri adına bir utanç değil, aslında hukuk için küçük ama Türkiye’deki mücadelelerin tümü için büyük bir adıma katkı sağladılar. Ben olası kast, taksir, bilinçli taksir tartışmalarını kıymetli hukukçulara bırakıyorum. Ama bildiğimiz bir şey var: Sadece bölge müdürlükleri nezdindeki cezalandırmalar ilk adımdır ama yeterli değildir. Bundan sonra hepimize düşen istinaf aşamasını, Yargıtay aşamasını titizlikle, dikkatle ve inatla takip etmektir. Buradaki kazanımın üst aşamalarda aşındırılmasına, geri gitmesine asla izin vermeyeceğiz. Sözümüze değer veren herkese şunu söylüyoruz: Bir olay ortaya çıktığında hep beraber ağlıyoruz, önemli. Büyük sözler söylüyoruz, ‘Unutursak yüreğimiz kurusun’ diyoruz, önemli. Ama süreci takip etmek; son güne, son ana kadar ilk günkü öfkeyi, ilk günkü acıyı unutmadan takip etmek önemlidir. Devlet Demir Yolları’nın genel müdürleri ve oradaki genel müdür yardımcıları ve tüm sorumluların yargılanması gerekmektedir. ve siyasi sorumluluk asla unutulmamalıdır.
“ÇORLU HEPİMİZE UMUT OLMUŞTUR”
Seçim öncesi, ‘hızla yetişsin, faaliyete geçsin, seçim vaadimiz yerine gelsin’ diye kanunsuz emir verenlerin, alelacele hakları devreye alanların, bir başka seçim öncesi ‘aman kesintiye uğramasın’ diye bakım-onarım meselesinin aksaltılmasına yönelik siyasi talimat verenlerin hesap verdiği günler gelmeden Çorlu için tam adalet sağlandı diyemeyiz. Ama Çorlu, hepimize umut olmuştur. Ben ilk günden beri bütün Türkiye’ye örnek, bir birlik ve dayanışma gösteren Çorlu annelerine, babalarına, dedelerine ve evlatlarına; bugün yolda benim boynuma sarılıp da ‘Özgür Amca, benim babam da burada oldu. İyi ki geldiniz’ diyen güzel kızlarımıza, bir maddi menfaat peşinde olmadan sırf adalet için onlara sahip çıkan tüm avukatlara, tüm avukatlarımızın kıymetli meslek örgütü barolarımıza ve ilk günden beri bu davayı takip eden -aileler yüz kere dedi diye boynumun borcudur- Çorlu’nun yeniden de seçilen Belediye Başkanı Ahmet Başkan’a -hiç yalnız bırakmadı dedikleri için- ve hangi siyasi partiden olursa olsun hem partimin hem diğer siyasi partilerin milletvekillerine, dün yaptığımız çağrıdan sonra yüzlerle gittiğimiz buradan binlerle, üç binlerle, beş binlerle destek için buraya koşup gelen, sözümüze değer veren herkese, İstanbul’un ve Trakya’nın tüm il başkanlarıma ve bu büyük mücadeleye katkı için burada olan herkese teşekkür ediyoruz.
“ANNELER, ‘EVLATLARIM BU GECE RAHAT UYUYACAK’ DİYORSA MÜCADELENİN ÖNEMİ BUDUR”
Türkiye’de yeni bir siyasi iklim vardır. Bu iklim bir siyasi partinin yarattığı, başardığı bir iklim değildir. Bu iklim mağdurların, mazlumların, unutulanların, yok sayılanların ve hakkı yenip yok sayılmaya çalışanların mücadelesine omuz veren, nefes veren herkesin yarattığı bir iklimdir. Yıllardır mahkemelere giderim. Soma’da 83 mahkeme takip ettim. Bu karar duruşmasında sağımda Can Atalay, solumda Evren İşler, etrafımızda aileler, biz hüngür hüngür ağladık. Bir tane tutuklu yoktu. O gün Selçuk tutukluydu, üstüne de Can’ı tutukladılar. Bugün buradan bu sonuç alınıyorsa bu bir kazanımdır. Direnenlerin, mücadele edenlerin, dayanışma gösterenleri başarısıdır, onların zaferidir. Orada raylar altında bırakan teyzem, burada adalet için geldiyse; torununu bırakanlar, evladını bırakanlar bugün buradaysa; ‘Bugün biz bir nebze olsun adaleti bulduk, yüreğimize su serpildi’ diyorsa avukatlar; anneler, ‘Evlatlarım bu gece rahat uyuyacak’ diyorsa dayanışmanın önemi, mücadelenin önemi budur.
“BU BAŞARI, DAYANIŞMA GÖSTERENLERİNDİR”
Halktan, milletten güçlü kimse yoktur. Bundan sonra biz birlikte durdukça, birlikte mücadele ettikçe kötülük geri adım atmaya, mahkum olmaya ve kaybetmeye devam edecek. İyiler kazanacak, anneler kazanacak, mağdurlar kazanacak. Bundan sonra hepimize düşen bir şey var: Kim hak arıyorsa yanında olalım, arkasında olalım. Soma’ysa Soma, Çorlu’ysa Çorlu, İliç’se İliç… Atanmayan öğretmense pazar günü Ulus’ta atanmayan öğretmen, açlığa mahkum emekliyse emekli, kim hak arıyorsa yanında olalım. Türkiye’deki herkese söylüyorum: Kolunu rayın altında bırakmış bu annem, size bu mücadeleye katkı sağlayanlara, ‘Allah razı olsun’ diyor. Evladını orada bırakmış bu gencecik anneler, mücadelelerine omuz verenler sayesinde bu gece rahat uyuyacaklar. İlk kez acıdan değil, sevinçten gözyaşı döktü bu anneler. Bu başarı dayanışma gösterenlerindir. Bundan sonra hep beraber olacağız. Hep birlikte duracağız. Hep birlikte yürüyeceğiz. Birleşe birleşe biz kazanacağız. Halk kazanacak. Türkiye kazanacak.”
]]>Kabulde Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yavuz Selim Sağlam, EAEVE İrtibat Görevlisi Prof. Dr. Armağan Hayırlı ile Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Sözbilir de yer aldı.
Rektör Çomaklı: “Veteriner Fakültemizin Uluslararası Akreditasyona Sahip Olacağına Yürekten İnanıyorum”
Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı yaptığı konuşmada; Atatürk Üniversitesinin, kaliteli eğitim-öğretim ve bilimsel çalışmaları ile bölgenin ve ülkenin kalkınmasına önemli katkılar sağladığını belirtti. Atatürk Üniversitesinin, hedeflerini dünya standartları doğrultusunda belirlediğini ve bunları gerçekleştirmek için stratejiler oluşturduğunu aktaran Çomaklı: “Dünyada ve ülkemizde meydana gelen değişimleri yakından takip eden üniversitemiz, seçkin akademik ve idari kadrosu ve üstün nitelikli öğrencileri ile aydınlık geleceğin şekillenmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Üniversitemiz Veteriner Fakültesi de eğitim, araştırma ve hayvan sağlığına yönelik hizmetlerini başarıyla sürdürmektedir. Üniversite yönetimi olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da fakülteye her türlü desteği vermeye devam edeceğimizi belirtmek isterim. Ulusal düzeyde VEDEK tarafından akredite edilen Veteriner Fakültemizin uluslararası akreditasyona sahip olması için yoğun çalışmalar yaptık. Bu başarıya da tüm çalışma arkadaşlarımla birlikte ulaşacağımıza yürekten inanıyorum” diye konuştu.
Dekan Sağlam: “Fakültemiz, Hayvan Sağlığına Yönelik Hizmetlerini Başarıyla Sürdürmektedir”
EAEVE değerlendirme ekibini ağırlamaktan büyük mutluluk duyduklarını ve heyeti Erzurum’da ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyduklarını ifade eden Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yavuz Selim Sağlam da yaptığı açıklamada: “Bildiğiniz gibi fakültemize ilk tam ziyaret EAEVE ekibi tarafından 15-19 Kasım 2021 tarihlerinde yapıldı. Bu hafta fakültemize “yeniden ziyaret” yapıyor. İlk ziyaret raporunda belirtilen büyük ve küçük eksiklikleri gidermek için yoğun bir şekilde çalıştık. Hazırladığımız Yeniden Ziyaret Öz Değerlendirme Raporunda çalışmalarımızı detaylı bir şekilde anlattık. Veteriner Fakültemiz; eğitim, araştırma ve hayvan sağlığına yönelik hizmetlerini başarıyla sürdürmektedir. İlk ziyaret raporunda sunulan övgüler ve olumlu yorumlar bizi cesaretlendirdi. Ziyaret ekibinin görüş ve önerileri dikkate alınarak öğrencilerin uygulamalı eğitim deneyimlerini artıracak önemli iyileştirmeler yapıldı” dedi.
İlk ziyaret sonrasında yapılan revizyon ve değişikliklerin Veteriner Fakültesinin EAEVE standartlarına uyumunu önemli ölçüde artırdığını ve akreditasyon durumu açısından olumlu gelişmeler olarak değerlendirileceğini düşündüklerini aktaran Dekan Sağlam: “Dr. Bertil Douw ve Prof. Pierre Lekeux’u üniversitemizde ve fakültemizde ağırlamaktan bir kez daha mutluluk duyduğumuzu belirterek, nazik iş birlikleri ve yardımlarından dolayı kendilerine teşekkür ediyor, verdiği sonsuz destek için Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı nezdinde tüm fakülte ailemize şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.
Ziyaretin ardından Avrupa Veteriner Eğitim Kurumları Birliği (EAEVE) değerlendirme ekibi; Veteriner Fakültesinin değerlendirilmesi, öğrenci ve akademisyenler ile yüz yüze görüşmeler yapılması ve uygulamalı derslerin yerinde incelenmesi neticesinde yapmış oldukları raporlama çalışmalarının ardından şehirden ayrıldı. – ERZURUM
]]>Prof. Dr. Necmettin Erbakan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bahçesine 6 ay önce, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğinde yürütülen “Okulda Çiftlik Projesi” kapsamında sağlanan yüzde 100 hibeyle temin edilen bitki kabini kuruldu.
Öğrenciler, Trabzon Teknokent’teki özel bir şirket tarafından hazırlanan ve 8 farklı bitki türüne ihtiyacı olan su, aydınlatma, sıcaklık, uygun besin oranları ve asidik koşulları sağlayan kabinde ilk etapta 736 kök marul yetiştirdi.
İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin de desteklediği öğrenciler, ilk mahsullerini hasat etmenin mutluluğunu yaşadı. Bitki kabininde domates, salatalık ve çilek yetiştirilmesi planlanıyor.
Ortahisar Milli Eğitim Müdürü Cemil Karakaş, AA muhabirine, öğrencilerin teknolojinin imkanlarından faydalanarak güzel bir üretim alanına kavuştuğunu söyledi.
Karakaş, bitki kabininin enerjisinin güneş panellerinden karşılanması amacıyla da çalışma yapıldığını belirterek, “Ayrıca bu kapsamda 80. Yıl Çok Programlı Anadolu Lisesi’nde tamamen teknolojik tarıma yönelik bir alan da açacağız.” dedi.
Altyapı çalışmalarına 1,5 yıl önce başlanan projeyi önemsediklerini ifade eden Karakaş, şu değerlendirmede bulundu:
“Çocuklarımız bitkilerin üretilmesini hem yerinde görüyorlar hem de biz milletimize çok güzel hizmet sunmuş oluyoruz. Ekonomik ve zirai ilaçlardan kurtularak daha sağlıklı ürünlere kavuşacağız. Tarıma dayalı teknoloji ilk defa okul olarak burada uygulandı. Bu açıdan da önemli bir proje.”
“Amacımız çocuklarımızın 4 yılı en verimli şekilde geçirmelerini sağlamak”
Okul Müdürü Halil İbrahim Aydın ise öğrencilerin farklı alanlarda da eğitim almalarını sağlamayı amaçladıklarını söyledi.
Aydın, projenin maliyetine ilişkin de bilgi vererek, “Farkındalık oluşturan bir proje okuluyuz. Amacımız çocuklarımızın her türlü imkan dahilinde farklı alanlarda 4 yılı en verimli şekilde geçirmelerini sağlamak.” diye konuştu.
Projenin yazılımının Karadeniz Teknik Üniversitesindeki akademisyenlerce hazırlandığını dile getiren Aydın, “Projenin yazılım ve elektronik donanımı, domates, salatalık ve çilek gibi çeşitli ürünleri de yetiştirmeye olanak sağlıyor. Trabzon gibi coğrafi şartları zor ve engebeli bir şehirde nasıl tarım yapılabilir onu anlatmaya çalıştık.” ifadelerini kullandı.
Projenin yazılımını yapan şirketin yöneticilerinden, Karadeniz Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Yazgan, şu bilgileri paylaştı:
“Farklı besin değerlerini ve ortam koşullarını seçilen bitki türüne göre otomatik bir şekilde ayarlayan ve asidik düzenlemesini sağlayan bir elektronik donanım ve yazılım tasarladık. İlk sonuçlarını marullarda görüyoruz. Burada sadece tek bir ürün değil, seçmiş olduğunuz ürüne özel beslenme maddelerinin istenilen periyodda sıvıyla karıştırılarak bitkilerin beslenmesini sağlamış oluyoruz. Bu sayede ekimi yaptıktan sonra herhangi bir müdahale olmadan hasat zamanına kadar kendi kendine yetişmesi sağlanıyor. Kişinin yapacağı hatalardan ve zirai ilaçlamadan bağımsız bir üretim gerçekleşmiş oluyor.”
Lisenin motorlu araçlar bölümü öğrencisi Metehan Öztürk, böyle bir projede yer almaktan mutluluk duyduğunu, sebze üretimindeki yeni uygulamaları öğrendiklerini anlattı.
]]>Moskova Ekonomi Üniversitesi’ndeki eğitiminin ardından çalıştığı şirkette patronunun Türk kültürünü tanıma önerisi üzerine birçok kez İstanbul’u ziyaret eden Kirillova, burada tanıştığı ebru sanatına yönelip ülkesinde açtığı atölyede eğitim vermeye başladı.
Ebru sevgisinin peşinden giden ve 9 yıl önce Rus psikiyatrist eşi İvan ve iki çocuğuyla İstanbul’a yerleşen Kirillova, “Rengi-su” adını verdiği teknikle birleştirdiği ebruyu farklı boyuta taşıdı.
Türkiye’ye yerleştikten sonra şarkılarından tanıdığı, Muğla’nın Bodrum ilçesinde 17 yıl önce geçirdiği trafik kazasında vefat eden müzisyen Akarsu’nun ailesiyle tanışmak için geldiği Amasra’ya hayran kalan Kirillova, ilçeyi sık sık ziyaret ediyor.
Deniz suyuna batırdığı tuvallerine boyaları döken Kirillova, dalga hareketiyle oluşan desenler üzerinden yaratıcılığını kullanıyor. Böylece özgün çalışmalarını ortaya çıkaran Kirillova, eserlerini başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok ilde sergiliyor.
“Amasra hikayesi benim için Barış Akarsu ile başladı”
Sanatını ve Amasra hayranlığını AA muhabirine anlatan Kirillova, küçük yaşlardan itibaren çok sevdiği resmin zamanla hayatının parçası haline geldiğini, kendisinde bulamadığı ressam olma cesaretinin Türkiye’ye yerleşmesiyle oluştuğunu anlattı.
“Amasra hikayesi benim için Barış Akarsu ile başladı.” diyen Kirillova, Akarsu’nun son derece etkili bir sanatçı olduğunu dile getirdi.
Kirillova, Akarsu’nun müziğinden ve enerjisinden sanatı adına istifade ettiğini ve bunun için Amasra’ya gelmek istediğini aktararak, “Amasra’da bir tür enerji olması lazım.’ dedim. Merak ettim. Akarsu’nun ailesiyle de tanıştık. Ondan sonra kendim için kocaman bir güzellik buldum burada. Hem doğanın gücü ortaya çıkıyor hem hava gerçekten büyüleyici. Işık farklı oluyor burada. Özel coğrafyası var. Gerçekten büyüleyici bir yer. Ben de bu doğadan büyük ilham alıyorum.” diye konuştu.
Amasra’da doğayla özel temas kurduğunu düşündüğünü ve ilçenin suyunun, rengarenk toprağı ve tepelerinin, denizinin zenginlik sunduğundan bahseden Kirillova, bu kadar güçlü duygular hissettiği yerde resim yapmamasının mümkün olmadığını vurguladı.
“Amasra’dan çok büyük destek aldım, Amasra aşığı oldum”
Rus sanatçı Kirillova, buradan aldığı enerjiyle uzun süren çalışmalar yapabildiğini, ilçenin doğal güzelliğinden yüksek derecede ilham aldığına işaret ederek, şöyle devam etti:
“Resmini yapacağım objeyle bağ kuruyorum. Ona göre renkler seçiyorum. Suya koyduğum tuvalin üzerine boyaları döküyorum. Doğadan, sudan hareket gelmesini bekliyorum. Bu enerjiyi en iyi suyun hareketleri yansıtıyor. Ondan sonra ortaya çıkan dokulara göre fırçayla kendi yorumumu ekliyorum. Böylece doğayla ortak resmimiz oluyor. Hem sudan hem de benim dokunuşlarımla obje oluşturuyorum.”
Yıllarca kendi tekniğini oluşturmaya çalıştığından bahseden Kirillova, “Ressamın tekniği zaten malzeme değil, önemli olan özgün bir algoritma oluşturmasıdır. Her ressamın kendine özgü tarzı vardır. Ben de yıllarca kendi tarzımı keşfetmeye ve yaratmaya çalıştım. Bu sürede Amasra’dan çok büyük destek aldım, Amasra aşığı oldum.”
Amasra ve Barış Akarsu temasını restoran duvarına işledi
Rus ressam Kirillova, sanatını icra ederken ilham aldığı Amasra’ya ve ilçeyle tanışmasını sağlayan müzisyen Barış Akarsu’ya eserlerinde yer vermeyi ihmal etmiyor. Rus sanatçı, özgün tekniğiyle tuvaline yansıttığı bu ikiliyi, bölgedeki bir işletmenin duvarına da resmetti.
İlçede balık restoranı işleten Mete Ayyıldız, tanışmalarının ardından Kirillova’dan işletmesinin duvarları için çalışma yapmasını istediğini söyledi.
Kirillova’nın Amasra’yı ve Akarsu’yu kendine özgü yorumuyla restorana resmettiğini anlatan Ayyıldız, “Yaptığı çalışma neredeyse tüm müşterilerimizin dikkatini çekiyor. Barış Akarsu’yu, Amasra Kemere Köprüsü ve deniziyle birleştirerek yaptığı çalışma işletmemiz için de değer oldu.” ifadesini kullandı.
]]>Karnak, AA muhabirine, son dönemde ülke genelinde etkili olan toz taşınımının insan sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin açıklama yaptı.
Bitkilerin üremek, hayati süreçlerini devam ettirmek için birtakım tozları atmosfere saldığını ve bunların rüzgarla birlikte hareket ettiğini anlatan Karnak, “toz taşınımı” olarak adlandırılan bu doğa olayının duyarlı insanlarda bazı hastalıkları ortaya çıkarabildiğini vurguladı.
Prof. Dr. Karnak, “Tek bir çam ağacının bile atmosfere milyarlarca polen salgıladığını düşünürsek, konunun ne kadar ciddi olduğunu anlayabiliriz. Özellikle astım, KOAH hastalarında, hava yolu duyarlılığı bulunan, bağışıklığı baskılanmış kişilerde toz taşınımıyla havaya saçılan, havada asılı kalan partiküller, artan öksürük şikayetlerine ve çeşitli hastalıklara sebep olabilir. Bu nedenle durumu hassas kişilere, içinde bulunduğumuz süreç gibi toz taşınımının çok yüksek olduğu günlerde evde kalmalarını, mümkün olduğunca dışarı çıkmamalarını öneriyoruz.” ifadesini kullandı.
8 haftadan uzun süren öksürüğe dikkat
Basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun bile kişilerde hava yolu duyarlılığına yol açabildiğine dikkati çeken Karnak, geçmeyen öksürüğün mutlaka dikkate alınması gereken bir durum olduğunu vurguladı.
Prof. Dr. Karnak, “Özellikle 8 haftadan fazla süren öksürükte mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurulması gerekiyor. Basit bir akciğer filmi, birtakım ek tetkiklerle öksürüğün altta yatan sebebi kolaylıkla anlaşılabilir.” uyarısında bulundu.
“Toz taşınımı bütün organizmayı etkileyebilir”
Geçmeyen öksürüğün, sadece toz taşınımı değil, birçok farklı nedenle de ortaya çıkabildiğini belirten Karnak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Toz taşınımıyla milyarlarca ton toz havaya kalkıyor, bu tozların içinde nütrientler, demir, selenyum, zehirli sülfür dioksit gazları gibi birçok unsur var. Bunlar insanda sadece havayolunu değil, bütün organizmayı etkileyebiliyor.
Toz taşınımı, kronik öksürük haricinde, tekrarlayan inflamasyon nedeniyle kalıcı hasara, akciğer dokusunda kalınlaşmaya, hava yolunda sekresyonun artmasına sebep olabilir. Geçmeyen enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Kişinin sağlık durumu içinden çıkılmaz, karmaşık bir hal alabilir. Dolayısıyla öksürük, nefes darlığı, balgam çıkarma gibi semptomlar hafife alınmamalı, böyle durumlarda mutlaka bir uzmana başvurulmalı.”
Sanayileşmiş bölgelerde fabrika tozları, karbon partikülleri, taşıtların egzoz dumanının da atmosferi zehirlediğine, hava kirliliğine yol açtığına ve benzer sağlık risklerini ortaya çıkardığına işaret eden Karnak, Dünya Sağlık Örgütünün de bunları birinci derece kanserojen ilan ettiğini anımsattı.
“Normal, sağlıklı birey öksürmez”
Prof. Dr. Karnak, tütün ve tütün ürünleri kullanımının da akciğer sağlığı açısından önemli risk faktörü olduğuna dikkat çekerek, “Özellikle sigara kullanan hastalara ‘öksürüyor musun?’ diye sorduğumuzda ‘Normal öksürüyorum’ diye karşılık veriyor. Oysa normal, sağlıklı birey öksürmez. Öksürük ve balgam çıkarma normal bir semptom değildir. Öksürüğün sebebinin mutlaka tıbbi açıdan araştırılması gerekir.” dedi.
Kişilerin genelde kan tükürmeye başladığında doktora başvurduğunu ama bunun ilerlemiş hastalık göstergesi olduğunu anlatan Karnak, “Çöl tozları, havada asılı bakteriler, virüsler, hava kirliliği, sigara, karbon partikülleri akciğer kanserine bile neden olabiliyor. Bu nedenle öksürük deyip geçmemek, erken dönemde uzmana başvurmak önem taşıyor.” açıklamasında bulundu.
Toz taşınımı açısından bu ayların özellikle tehlikeli dönemler olduğunu, çöl tozları, polenlerin havada yoğun şekilde yer aldığını söyleyen Karnak, partikül tutucu maskelerin insanları dışarda toz taşınımından bir miktar koruyabileceğine ama çok katlı olmaları sebebiyle günlük hayatta kullanımlarının zor olduğuna değindi.
Prof. Dr. Karnak, kronik hastalığı bulunanların mümkün olduğunca toz taşınımı günlerinde dışarı çıkmamasının en iyi korunma yöntemi olduğunun altını çizdi.
]]>İzmir’in Selçuk ilçesinde Efes Antik Kenti’ne çok yakın konumdaki Selçuk Efes Havalimanı, uçuş ve havacılık sporlarında ülkenin en aktif eğitim ve uygulama alanları arasında yer alıyor.
Türk Hava Kurumu bünyesindeki Selçuk Havacılık Eğitim Merkezi Koordinatörlüğü, paraşüt ve tandem atlayışları, model uçak, microlight uçuşlarının yanı sıra pilotaj eğitimleriyle de öne çıkıyor.
Merkez, pilotluğu meslek olarak seçen THK Üniversitesi Pilotaj Bölümü öğrencilerinin yanı sıra uçma tutkusunu hayata geçirmek isteyenlere Cessna C-172 tek motorlu eğitim uçağı ve Tecnam P2006T çok motorlu eğitim uçağında teorik ve pratik eğitim veriyor.
İstedikleri lisans programına göre uçuş gerçekleştiren öğrenciler başarılı olmaları halinde, 45 saatlik uçuşla PPL hususi pilot lisansı, 205 saatlik uçuşla CPL ticari pilot lisansı ve ATPL hava yolu nakliye lisanslarını alabiliyor.
Hususi pilot lisansına sahip olan kişiler kendi uçaklarıyla uçabilirken ticari pilot lisansı olanlar çalışacakları platforma göre ilave eğitimlere tabi tutuluyor.
“Hayalim tam olarak bunu yaşamaktı”
THK Uçuş Eğitmeni Mustafa Ak, AA muhabirine, merkezdeki eğitimlerin tek ve çift motor uçakların yanı sıra simülatör programlarında verildiğini, her yıl yaklaşık 200 öğrencinin yoğun bir eğitim sürecinden geçtiğini söyledi.
Uçmak isteyen insanların hayallerini gerçekleştirdiklerini kaydeden Ak, şöyle konuştu:
“Buraya gelenlerin hepsi severek geliyor. İçlerinde uçuş arzusu olduğu için geliyorlar. Burada tutkularını yerine getiriyorlar. İş adamları da geliyor. Boş zamanlarında gelip bu tutkularını gidermiş oluyorlar. Kimileri de gelecekte hava yollarında pilot olarak görev almak istiyor. Geldiklerinde ilk heyecanlarını görebiliyoruz. Uçtukça, uçağı tanıdıkça daha bir kendilerine güvenleri geliyor. Tabii bütün bunları yaparken de gerekli önlemleri alarak eğitimlerimize devam ediyoruz.”
THK Üniversitesi Pilotaj Bölümü 2. sınıf öğrencisi Berru Barın, en büyük hayalinin pilotluk olduğunu söyledi.
Çok çalışıp istediği bölümde okuduğunu aktaran Barın, “Çok çalıştım ama verilen emeklere değiyor. Çünkü gökyüzü gerçekten bir tutku haline geliyor. Hayalim tam olarak bunu yaşamaktı ve burada olmaktı. Hedefim havayollarına girmek.” ifadelerini kullandı.
Aynı üniversitenin öğrencisi Esin Şaylık da çocukluğunda uçağa ilk bindiği günden bu yana pilot olmayı hayal ettiğini belirterek, “Kokpite girmek nasip oldu, çok mutluyum. Merakla, heyecanla uçmayı bekliyoruz. Ben derslerimi tamamladıktan sonra İzmir’de uçmak istedim. Bu hafta ilk sortimizi atarız diye bekliyoruz. Çok heyecanlıyız.” dedi.
Öğrencilerden Yusuf Burakhan Türkaydın, teorik eğitimlerin ardından uçuş safhasına geldiklerini dile getirerek, duygularını şu sözlerle aktardı:
“Bana uçmak özgürlüğü, sonsuzluğu ifade ediyor. Çünkü ucu bucağı olmayan bir şey. Mesleğimiz de bize dünyanın kapılarını aralayacak, güzel bir meslek. Buraya gelirken bile heyecan var. O koltuğa oturmanın verdiği heyecan tarif edilecek bir duygu değil. Bizim için hem ilk olması hem de çabalarımızın karşılığını almamız için önemli bir andı.”
]]>33 medeniyete ev sahipliği yapan Diyarbakır, tarihi ve turistik mekanlarıyla kültür turizminde son yılların en önemli cazibe merkezlerinden biri oldu.
UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan tarihi surlar, İçkale Müze Kompleksi, tarihi Ulu Cami, Ongözlü Köprü, restore edilen kiliseler, Hasanpaşa Hanı gibi tarihi ve kültürel mekanlar ile çarşıların ziyaretçi akınına uğradığı kentte turizm polislerinin görev yapması için İl Emniyet Müdürlüğünce çalışma yürütülüyor.
Kentin tarihi ve kültürel mekanlarında, İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça, Kürtçe ve Zazaca bilen polislerden görevlendirilecek ekipler hem yerli ve yabancı turistlerin güvenliğini sağlayacak hem de gerektiğinde rehberlik hizmeti sunacak.
“Diyarbakır’ın huzuru gururumuzdur”
İl Emniyet Müdürü Fatih Kaya, AA muhabirine, kentte sağlanan huzur ve güven ortamı sayesinde Ramazan Bayramı’nda otellerdeki doluluğun yüzde 100’e ulaştığını, kentin ziyaretçi akınına uğradığını söyledi.
Ziyaretçi ilgisini sevinçle karşıladıklarını ifade eden Kaya, tarihi, coğrafi güzellikleri, kültürü ve gastronomisi ile kentin turistlerin odak noktası haline geldiğini belirtti.
Kaya, “Adeta batıdan doğuya turist akını var. ‘Kentin huzuru ve güvenliği bizim onurumuz ve gururumuz’ sloganıyla yola çıktık. Emniyet Müdürlüğü ve polis teşkilatı olarak Diyarbakır’ı huzur ve güven kenti haline getirmek için var gücümüzle gece gündüz çalışıyoruz. Suçun azaltılması, güvenliğin sağlanması noktasında büyük mesafe katettik.” dedi.
Ramazan Bayramı’nda yaşanan turist yoğunluğunun Kurban Bayramı’nda daha da artmasının beklendiğini dile getiren Kaya, bu doğrultuda Kurban Bayramı’nda güvenlik önlemlerinin daha da artırılması gerektiğine inandıklarını aktardı.
Kaya, “Kentimizin Kurban Bayramı’nda daha da güvenlikli bir hal alacağının şimdiden sözünü veriyoruz. Şehrimizin güvenli olması, buranın bir turizm cenneti haline gelmesi için bize düşen misyonun farkındayız ve bunun gereklerini yerine getirmek için bütün personelimizle gece gündüz özveriyle çalışıyoruz.” diye konuştu.
“Diyarbakır artık bir turizm kenti”
Diyarbakır’ın son yıllarda herkesin akın ettiği bir kent haline geldiğini belirterek, ziyaretçilerin kentten memnuniyetle ayrıldığını aktardı.
Kaya, “Diyarbakır artık bir turizm kenti. Hiç aman vermiyor, bir suç şebekesi veya bir suçlu grubunun yeşermesine müsaade etmiyoruz. Bu da şehrin güvenliğinin sağlanmasında çok ileri bir sıçrama sağlıyor.” ifadelerini kullandı.
-“Turizm patlaması var ama turizm polisi yok”
Turizm kenti Diyarbakır’da turizm polisi gibi önemli bir eksikliği fark ettiklerini kaydeden Kaya, bunun için de çalışmalara başladıklarını belirtti.
Polislerin İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça, Kürtçe ve Zazaca tercümanlık yapacağını dile getiren Kaya, şunları söyledi:
“Diyarbakır’da turizm polisi yok ama turizm patlaması var. Yakın zamanda turistik lokasyonda turizm polislerimizi göreceğiz, çalışmalara başladık. Hem buradaki huzur ve güven ortamını sağlayacaklar hem de vatandaşlarımızın turizm konusunda ihtiyaçlarına cevap verecekler. Bütün polislerimize duyuru yaptık. İngilizce, Arapça, Almanca, Fransızca gibi dünyada kullanılan diller konusunda eğitimi, becerisi olan, bu dilleri bilen arkadaşlarımızı seçiyoruz. Hiç Türkçe bilmeyen ninemizin, amcamızın da dilinden anlayacak arkadaşlarımızı eğitiyoruz, donatıyoruz. Hatta Çince, Japonca bilen polislere de fırsat tanıyacağız, onlardan da istifade edeceğiz. Aynı zamanda halkla ilişkiler konusunda da eğitim vereceğiz. Kültür ve Turizm Müdürlüğümüzden de bölgeyle alakalı, bilgi içeren dersler talep edeceğiz. Çok yönlü olarak arkadaşlarımızı donatacağız.”
Polislerin motosikletli görev yapması planlanıyor
Kaya, turizm polislerinin motosikletli görev yapmasını öngördüklerini belirterek, turizm polislerinin bulunacağı merkezin de Sur ilçesinin Yenikapı Caddesi’nde olacağını aktardı.
“Çok güzel çalışmalarımızın olduğunu müjdeleyebilirim. Bundan iyi sonuçlar alacağımızı tahmin ediyorum. Bu sıcak ilişkiler insanımızın ve şehrimizin tanıtılması açısından da son derece önemli.” diyen Kaya, hazırlıkların sürdüğünü ifade etti.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 31 Mart 2024 yerel seçimlerini kazanarak Beyoğlu Belediye Başkanı seçilen İnan Güney’e tebrik ziyaretinde bulundu. İmamoğlu, ziyaret öncesinde, Güney ve İBB bürokratlarıyla birlikte, İstiklal Caddesi’nde incelemelerde bulundu. Saat 08.00’de başlayıp, Taksim Meydanı’ndan Tünel’e kadar yürüyen İmamoğlu ve Güney, vatandaşlarla anı fotoğrafları çektirdi. İmamoğlu ve Güney, yaklaşık 1 saat süren İstiklal turunun ardından, Şişhane’deki Beyoğlu Belediye Bakanlığı’nın merkez binasına ulaştı.
“BEYOĞLU’NDA YAPACAK ÇOK İŞİMİZ VAR”
Güney’i makam odasında tebrik eden İmamoğlu, konuşmasına, mutlu ve gururlu olduğunu vurgulayarak başladı. Güney’in Beyoğlu’na verdiği emeğe yıllardır tanıklık ettiğini belirten İmamoğlu, “Beyoğlu’na hizmet edileceğinizden, en iyi hizmetleri yapacağınızdan zerre kuşkumuz yok. Bilakis umutlarımız yüksek. Başarılar diliyorum” dedi. Beyoğlu’nun, İstanbul’un kadim ve sembol ilçelerinden biri olduğunun altını çizen İmamoğlu, “Bu kapsamda yapacağımız çok işimiz de var. Dünden bugüne tasarladığımız, eksik kalan, bazen belki ufak tefek aksaklık, uyumsuzluk üzerinden yol alamadığımız, ama şimdi daha daha uyumlu bir süreci nasıl yapabiliriz diye, bugünkü ilk buluşmamızla beraber bütün kadrolarımızın eş güdümlü çalışmasını sağlayıcı bir planlamayı yapacağız” diye konuştu.
“SON 5 YILDIR BEYOĞLU’NA DÖNÜK BİR STRATEJİK ÇALIŞMA YÜRÜTTÜK”
“Beyoğlu” denince ilk akla gelen noktalardan birinin İstiklal Caddesi ve çevresi olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, “Taksim, Gezi Parkı… Birçok mevzusu var. Her sokağı belki kendi içinde mevzulara sahip ya da geçmişten bugüne birtakım konulara, çelişkilere, problemlere sahip. Ama her konusuyla ilgili de hazırlığımız zaten var. Biliyorsunuz; son 5 yıldır Beyoğlu’na dönük bir stratejik çalışma yürüttük. Bunları toparlamak üzereyiz. Seçimden önce de zaten hakim olduğunuz bir çalışma. Umut ederiz, Beyoğlu’na böyle farklı bir çağı, farklı bir dönemi, geçmişten bugüne iyilerini muhafaza ederek, eksiklerini tamamlayarak, sıkıntılı hallerini değişimle daha güzel bir yere dönüştürerek, elbette büyük işler başaracağız Beyoğlu’nda birlikte” ifadelerini kullandı.
“BEYOĞLU’NDA EŞGÜDÜMLÜ BİR ÇALIŞMAYI HAYATA GEÇİRECEĞİZ”
İstiklal Caddesi’nin hassas bir nokta olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “Elbette altyapısıyla ilgili konularımız var. Malum, aslında bir değişim öngörmüştük. Çok da iyi gelmişti. Çok soluk aldırmıştı. Keyifle karşılanmıştı ama yaşanan talihsiz terör saldırısının, sanki bir parçasıymış gibi yorumlanarak, o ortaya koyduğumuz güzel gelişim, sıkıntıya uğradı. Bunları konuşuruz. Ama İstiklal Caddesi, Taksim ya da Cumhuriyet Meydanı, aslında iyiliklerin, güzelliklerin, hak aramanın aynı zamanda, demokrasinin buluşma noktaları. Hem Taksim Meydanı’nda hem İstiklal Caddesi’nde bugün de tespit yaptık. Tabelalarından, binaların estetik haline, onların iyileştirilmesinden kullanım biçimlerine, sokaklarına varıncaya kadar şimdi daha eşgüdümlü bir çalışmayı, Beyoğlu Belediyesi’yle güçlü bir şekilde harekete geçiriyor olacağız” diye konuştu.
“KENTSEL DÖNÜŞÜM VE TAPU SORUNUNU MAHALLE MAHALLE ELE ALACAĞIZ”
Beyoğlu’nun kentsel dönüşüm ve tapu sorunları olduğunu da kaydeden İmamoğlu, “Ayakta kalabilme konusunda özenli beklentileri olan hemşerilerimiz var. O alanı da hem iyi bildiğinize şahidim hem de bu konuda vatandaşla uyumlu bir çözüm üretme kabiliyetine de sahip olduğunuzu biliyorum. Orada da çok işimiz var. Mahalle mahalle ele alacağız. İnşallah hem yaşayanlarına mutluluk, huzur hem İstanbul’a çok güzel mesajlar veren ve bir ev sahipliği yapan Beyoğlu; ama bir o kadar da hem Türkiye hem uluslararası arenaya da geçmişiyle, kültürüyle, sanatıyla çok büyük mesajlar vermeye aday bir Beyoğlu’nu beraber oluşturacağız. Yolunuz açık olsun. Başarılar dilerim. İnşallah 1 yıl sonra bambaşka işleri konuşuyor olacağız. İnşallah Beyoğlu’nda her şey çok güzel olacak” dedi.
GÜNEY: “BEYOĞLU’NDA İKTİDARIN TEMELİNDE HİZMETLE YIKILAN BİR ÖNYARGI VAR”
Güney de İmamoğlu’nun ziyaretinden duyduğu memnuniyeti, şu sözlerle dile getirdi:
“Başkanım, sizi burada ağırlamak, büyük keyif bizim için. Biliyorsunuz; ömrümüz Beyoğlu’nda geçti hakikaten. Daha iyi yöneteceğiz, mücadele edeceğiz. Sizin de desteğinizle, bugün Beyoğlu’nda iktidar olduk. Bu iktidarın, kazanımın temelinde, sizin hizmetle yıktığınız bir önyargı var. Sonuçta yıllarca, ‘CHP gelirse işçi çıkarır…’ Çıkarmadığı görüldü. ‘CHP gelirse sosyal yardımı keser…’ Dört kat arttırıldığı görüldü. Dolayısıyla siz önden bir o algıyı hizmetle kırdınız. Biz de onun üzerine arkadaşlarımızın, ilçe başkanımızın emeğiyle, Beyoğlu halkının sahiplenmesiyle, burada belediyeyi kazandık. Çok güzel işler yapacağımıza hep birlikte ben inanıyorum. Tabii Belediye Başkanı olarak, 30 yıldır hasretini duyduğumuz bu Beyoğlu’nda sizi de ağırlamak, gençlik kollarından beri burada ömrünü vermiş biri olarak, benim için ayrı bir keyif, ayrı bir mutluluk. Bu anlamda da tekrar hoş geldiniz, Beyoğlu’na şeref verdiniz demek istiyorum ben Sayın Başkanım.”
İmamoğlu ve Güney, konuşmaların ardından, aralarında İBB Genel Sekreteri Can Akın Çağlar, Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’ün ile her iki kurumun bürokratlarının bulunduğu bir heyetle, toplantıya geçti. Toplantıda, Beyoğlu’nun sorunları ve çözüm yolları masaya yatırıldı.
]]>Osmaniye’de 2014’te ön bacakları dibinden kesilmiş ve arka ayağı yaralı halde bulunan, bir süre oyuncak araba parçaları kullanılarak hareket etmesi sağlanan Umut tedavi için Ankara’ya gönderildi. Umut, Ankara Kedi Hastanesindeki uzun tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuştu.
Hastanenin Veteriner Başhekimi Tarkan Özçetin’in himayesine aldığı Umut’a, her anına tanıklık eden veteriner hekimlerle birlikte 10’uncu yaş günü kutlaması yapıldı.
Umut’un yeni yaşı, artık evi olan hastanede mumların dikildiği yaş mamadan “pasta” ile kutlandı.
Özçetin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 10 yıl önce bir kedinin 2 ön bacağının kökünden kesik halde tren raylarının yakınında bulunduğu haberiyle Umut ile tanıştıklarını anlattı.
Özçetin, “Tren raylarının üstünde bir kedi, kesilen ayakları da kenara bırakılmış, oldukça dramatik ve üzücü bir haberdi. Osmaniye’deki imkanlar yeterli olmadığı için Umut’u hastanemize naklettiler. Umut’un hayata tutunması için yoğun çaba verdik. Umutsuz bir vakaydı ama yaşama azmini görünce biz de Umut ismini verdik.” dedi.
“Bunu sadist ruhlu bir varlığın yaptığından neredeyse eminiz”
Umut’un iddia edildiği gibi tren kazası sonucu 2 bacağını kaybettiğini düşünmediklerini ifade eden Özçetin, şunları söyledi:
“Bir kedinin tren raylarında kalıp sadece iki ön ayağının kesilmesi bize inandırıcı gelmedi. Biraz araştırınca olayın gerçekten öyle olmadığı ortaya çıktı. Umut’un tren kazasından dolayı bu duruma düşmediğini herkes biliyor. Bunu sadist ruhlu bir varlığın yaptığından neredeyse eminiz. Bunu yapan insanlar yarın çocuklara, güçsüzlere yapıyor. Keşke 10 yıl önce bu daha ciddiye alınsaydı da belki bugün yaşadığımız olayları daha az yaşardık.”
Özçetin, Umut’un Ankara’ya geldiğinde yaşam mücadelesi verdiğini, Osmaniye’de geçirdiği ameliyatların uygun şartlarda yapılmadığını, orada oyuncak arabadan geçici ayak takıldığını, Ankara’da geldiğinde ilk olarak o aparatı çıkardıklarını söyledi.
Umut’a yürümesi için protez bacak yapıldığını ama Umut’un bunları reddettiğini, sadece ilk adımlarını atarken kullandığını kaydeden Özçetin, Umut’un zamanla arka ayaklarını kullanarak yürümeye başladığını aktardı.
“Uyutun diyenlere en güzel cevabı 10 yıl sonra Umut veriyor”
Özçetin, 10 yıl önce bazı kişilerin Umut’un uyutulmasını önerdiğini ancak tedaviye devam ettiklerini anlatarak, “Uyutun, o engelli kedi. Yaşamasının anlamı yok dendi. ‘Uyutun’ diyenlere en güzel cevabı 10 yıl sonra yine Umut veriyor” dedi.
Hayvanların can taşıdığının unutulmaması gerektiğine dikkati çeken Özçetin, hayvanların bazı uzuvlarını kaybetmesinin uyutma nedeni olmaması gerektiğini, hekimlerin de bunu en son çare olarak gördüğünü ifade etti.
“Hiçbir problemin çözümü ölüm olmamalı”
Özçetin, “Günümüzde teknoloji gelişti. Her canlının yaşamaya hakkı olduğunu düşünüyoruz. Hiçbir problemin çözümünün ölüm olmaması lazım. Maalesef insanlar birbirlerini öldürerek, hayvan öldürerek bir takım şeylere çözüm bulacaklarını zannediyorlar. Bu geldiğimiz yüzyılda bunların olmaması en büyük dileğimiz.” ifadelerini kullandı.
Özel bakıma ihtiyaç duyan Umut’un hastanede kalmasının sağlığı için daha iyi olduğunu düşündüklerini kaydeden Özçetin, bu konuda yanılmadıklarını belirtti. Özçetin, “Umut’un 10. yılını aslanlar gibi geçiriyoruz. Umarım bir 10 yıl sonra da sizlerle buluşuruz.” dedi.
]]>CİNSEL İÇERİKLİ MESAJLARLA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU
Konya’da bir lisede öğrenim gören 9’uncu sınıf öğrencisi, 18 Nisan günü ailesine, öğretmeni M.K.’nin ocak ayından itibaren kendisine ‘WhatsApp’ ve sosyal medya üzerinden mesajlar gönderdiğini, özellikle son bir aydır da mesajların cinsel içerikli olduğunu söyledi. Bunun üzerine ailesi, öğretmen M.K. hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Soruşturma kapsamında S.D.’nin alınan ifadesinde, ‘M.K. hocamız, bir öğretmenden özel ders almak istediğimi söylediğimde, bana yardımcı olmak için cep telefonu numaramı almıştı. Sonrasında hoca, bana 3 ay kadar önce mesaj yazmaya başladı. Bana ‘Ne yapıyorsun prenses, ders mi çalışıyorsun?’ gibi şeyler yazıyordu.
Hocanın, başka öğrencilere mesaj yazdığını duymadım. Bana özel olduğunu söyledi. Bir ay önce M.K hoca, bana ‘Hoca lafını kaldırsak mı?’ dedi. Ben, öğretmen öğrenci ilişkimiz olduğunu söyledim; ama o bana sevgili olmak istediğini yazıyordu. Ona evli olduğunu, böyle bir şey olmayacağını yazdım. O da bunun engel olamayacağını yazdı’ dedi.
HEDİYELER ALIP, PARA VERDİĞİ İDDİASI
S.D., öğretmeni M.K.’nin, kendisinin haberi olmadan sıranın üstünde duran kalemliğine bin TL ile ceketinin cebine içinde gümüş kolye, küpe ve yüzük bulunun takı seti kutusu koyduğunu, durumu fark ettikten sonra da her iki hediyeyi de iade ettiğini söyledi. Öğretmeni M.K.’nin, kendisini erkek öğrencilerin yanında gördüğünde kızıp tepki gösterdiğini belirten S.D., daha önce arabasıyla eve bırakınken M.K.’nin öpmeye çalıştığını, son olarak da okulda merdivenlerde arkadaşıyla sohbet ederken, yanından geçerken eliyle dokunduğunu iddia etti. S.D.’nin ‘WhatsApp’ ile sosyal medya hesabına M.K. tarafından gönderilen cinsel içerikli mesajlar da savcılığa delil olarak sunuldu.
BABASI, KIZINA GÖZ KULAK OLMASINI İSTEMİŞ
S.D.’nin ifadesinin ardından M.K. gözaltına alındı. Suçlamaları kabul etmeyen M.K., ifadesinde, okulun ilk dönemi öğrencisi S.D.’nin babasıyla birlikte yanına geldiğini, babasının başka bir ilde çalıştığını ve kızına göz kulak olmasını istediğini söylediğini belirtti. M.K. ifadesinde, “İlk dönem içerisinde okulda bulunduğum bir anda yanıma gelerek, annesinin kendisini alamayacağını ve parkta taciz amaçlı kendisini bekleyen erkeklerin olduğunu, bu nedenle kendilerini araçla eve bırakmamı istedi. Ben de başka arkadaşının olup olmadığını sordum. Bir süre sonra İ. adlı öğrenci yanımıza geldi. Kendilerini aracıma bindirdim. S.D., araçta yanıma oturdu. İ. adlı öğrenci de arka kısma oturdu. Bahsettiğim bu olay dışında S.D., aracıma binmedi.” dedi.

“BİN TL FİTRE PARASI BIRAKTIM”
Şüpheli, “S.D.’ye herhangi bir şekilde kolye hediye etmedim. 2024 yılının ramazan ayı içerisinde okulda bulunduğum bir dönemde teneffüs esnasında S.D.’nin sınıfına girerek şahsın kalemliğinin içerisine rencide olmaması için gizli bir şekilde bin TL fitre parası bıraktım. S.D., babasının başka bir ilde yaşadığını söylemişti. Bu nedenle tamamen yardım amaçlı olarak kendisinin kalemliğine bu şekilde para bıraktım. 17 Nisan benim doğum günümdür. 17 Nisan 2024 günü S.D., yanıma arkadaşı R. ile birlikte gelerek doğum günümü kutladı ve ardından bir kutu verdi. Kendisine hediyesini alamayacağımı, ücretini verebileceğimi söyledim. Zaten zamanım olmaması nedeniyle söz konusu kutuyu dolaba koydum. İçerisine halen de bakmış değilim’ diye konuştu.

“ÖĞRETMEN ÖĞRENCİ İLİŞKİMİZ VARDI”
M.K., mesajlarla ilgili olarak da “Instagram hesabımda S.D. de eklidir. Kendisi beni eklemişti. S.D., kendisinin hesabında ara ara erkek bir şahsın fotoğrafını paylaşıyordu. Fotoğrafta ‘karıcım, kocacım’ yazıyordu. Ben de bu erkek şahsın profilini incelediğimde kendisinin şiddet yanlısı olduğunu, silahlı resimlerinin olduğunu fark ettim. Ben de bunun üzerine 16.04.2024 günü okulda S.D.’ye ‘pis bir yere düşmüşsün, nereye götüreceği belli değil, başın belaya girer, ailene de söyleyeceğim, okul disiplin kuruluna da bildireceğim’ dedim. Bu esnada yanımızda kimse yoktu. Zaten özel bir konu olması nedeniyle bu hususu kendisine baş başa okul bahçesinde söyledim. Ben kesinlikle S.D.’nin kalçasına dokunmadım. Kendisini öpmedim. S.D. ile ara ara Instagram üzerinden yazışıyorduk. Bu konuşmalar hal hatır sorma ve derslerin gidişatı hakkındaydı. Özel bir konuşmamız olmuyordu. Öğretmen öğrenci ilişkisi çerçevesinde bir konuşmamız vardı’ ifadelerini kullandı.

“İFTİRA ATTILAR”
M.K., öğrencisi S.D.’yi erkek arkadaşıyla uygunsuz bir şekilde görüp, uyarmasından sonra erkek arkadaşının yönlendirmesiyle kendisine iftira attıklarını savundu. M.K. savcılıktaki ifadesinin ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. İl Milli Eğitim Müdürlüğü de müfettiş görevlendirip soruşturma başlatırken, M.K. da açığa aldı.

ÖĞRENCİLER TANIK OLARAK DİNLENDİ
Soruşma kapsamında tanık olarak dinlenen aynı sınıftaki öğrencilerden biri, S.D.’nin yaklaşık bir ay önce kolye, yüzük ve küpeden oluşan gümüş takımını gösterip, öğretmen M.K.’nin kendisine alıp, ceketinin cebine koyduğunu anlattığını söyledi. Aynı öğrenci, öğretmenleri M.K.’nin sınıfa gelerek S.D.’nin kalemliğini sorduğunu ve daha sonra S.D., ile öğretmenin yanına gidip kalemliği teslim aldıklarında içinde bin TL’nin olduğunu, bir sonraki teneffüste ise gümüş takı ve parayı iade etmek için öğretmenin yanına gittiklerini anlattı. Aynı öğrenci, öğretmen M.K.’nin S.D.’yi evine bırakırken aynı araçta kendisinin de olduğunu, öğretmeninin, S.D.’yi yanağından öptüğünü öne sürdü.
İfadelerine başvurulan diğer iki öğrenci ise öğretmenleri M.K.’nin başka öğrencilere de iltifatlarda bulunduğunu, ancak S.D.’ye daha fazla iltifat yaptığını söyledi.

KARAKOLDA TEHDİT MESAJI
Kızının yaşadıklarını öğrendikten sonra savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını belirten anne N.D., gözaltına alınan öğretmen M.K.’nin polis merkezinde ifade verirken, kızına tehdit içeren mesajlar gönderdiğini belirtti. N.D., ‘Bu olay ocak ayında başladı. Önce öğretmen, öğrencisine nasıl yaklaşırsa o şekilde yaklaşmış. Biz öğretmenle tanışmıştık, ‘hoca kızı gibi seviyor’ diye düşündük. Bir defasında, ‘Ben de aynı tarafa gidiyorum’ diye eve bırakmış ve kızımı öpmeye çalışmış. Kızım uzak durmaya çalışınca da cinsel mesajlar göndermiş. Okulda da el hareketiyle cinsel istismarda bulununca, kızım durumu bize söyledi. Bizde gerekeni yapıp, savcılığa ve okul idaresine şikayette bulunduk’ dedi.

“KIZIMIN RUH SAĞLIĞI BOZULDU”
Yaşananlar nedeniyle kızının ruh sağlığının bozulduğunu belirten N.D., ‘Önce çok sakindi. Şimdi çok agresif, bir şey söylediğimizde, bir şeyleri alıp atıyor. Küçük kızıma hırçın davranıyor. Bu olaylardan sonra okula gideceği zaman ‘Ben okula gitmesem olmaz mı?’ diye gitmek istemedi. Ben de çeşitli telkinlerle gönderdim. O öğretmenin en ağır cezayı almasını istiyorum’ diye konuştu.
]]>Üsküdar’da site sakinlerine saldıran müteahhit ve yönetici protesto edildi
İSTANBUL – Üsküdar’da bir sitede yöneticilerin iddiaya göre keyfi uygulamaları site sakinlerini bıktırdı. Sabah saatlerinde elektriğin yönetim tarafından kesilmesi üzerine itiraz eden site sakinleri ile müteahhit ve işçileri arasında başlayan tartışma kısa sürede büyüyerek kavgaya dönüştü. Site sakinleri tarafından müteahhit ve yönetime karşı protestolar başladı.
Üsküdar Küçüksu Mahallesi’nde bulunan sitesinde yöneticilerin iddiaya göre keyfi uygulamaları site sakinlerini isyan ettirdi. Sabah saatlerinde yönetim tarafından elektriğin kesilmesi üzerine olaya itiraz eden site sakinleri ile müteahhit ve işçileri arasında başlayan tartışma kısa sürede büyüyerek kavgaya dönüştü. Site sakinlerinden Furkan Çabuk ve babası Ayhan Çabuk’un müteahhit O. K., babası C. K., şoförleri F. T. ve işçileri arasında çıkan kavga birlikte site yönetimine ve müteahhit firmaya protestolar başladı. Site sakinleri yönetimi tencere tava ve düdük çalarak protesto etti.
Konuyla ilgili konuşan site sakinlerinden avukat Sevil Tosun, “Burada boğaz dediğimiz bölgede bizler kat maliki olarak maalesef müteahhit tarafından ve atadığı yönetim tarafından çok ciddi bir mağduriyet yaşıyoruz. Sabah 9’dan beri elektriklerimiz kesiktir. Burada müteahhit kendi üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmeyerek bunun cezasını da, bedelini de bizzat bizlere ödetmeye çalışarak hepimizi mağdur ediyor. ve burada yaşlı olan var, çocuğu olan var. Çok ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Maalesef ki yasal yollara başvurduk. Ama tabi ki bu bir süreç alıyor. Bu süreç içerisinde de yine tehdit var. Birtakım hareketler ve müvekkillerime karşı bugün çok ciddi bir darp eylemi gerçekleşmiştir. Kendisi burada site içerisinde müteahhit ve yönetim tarafından darp edilmiş, burnunda kırık oluşmuş. Ciddi anlamda maddi manevi zarara uğramıştır. Bunun biz her ne kadar yasal takibini yapıyor ve yapacak olsak da bu tarz mağduriyetlerin önüne geçilmesi ve gerekli önlemlerin bakanlık tarafından alınmasını talep ediyoruz. En önemli istirhamımız bu olacaktır.” dedi.
Site sakinlerinden ve darp edilen Furkan Çabuk’un babası Ayhan Çabuk ise, “Ben bugün firma sahibi tarafından darp edilen Furkan Çabuk’un babasıyım. Onları ayırmaya çalışırken beni de darp ettiler. ‘Buranın kralı biziz. Polisi biziz. Belediyesi de biziz. İtirazı olan gelsin’ diyerek sözlü tacizde bulundular. Sonra ben ayırmaya çalışsam da firma yetkilisi ve sahibi oğluma yumruk atarak yanındaki adamlarla beraber darp ettiler. Ben de araya girip yardım için ayırmaya çalışırken de beni darp ettiler. Şikayetçi olduk. İstek dışı para toplayıp fahiş fiyattan elektrik satmak istiyorlar. Buna karşı çıktığımız için de iskanı vermiyorlar. ve iskanı vermedikleri için şantiye elektriği ile beraber bunlar istedikleri gibi fiyatlardan hem yönetime fahiş fiyattan aidat topluyorlar, hem de elektriği istedikleri fiyattan satıyorlar. Biz de onlara karşı çıkıyoruz site olarak.” şeklinde konuştu.
Konu ile ilgili site yöneticiler sorulan sorulara cevapsız bıraktı.
]]>Daha önceleri bazı okulların öğrencilerini İstanbul ve Çanakkale gezisiyle ödüllendiren Vali Çelik, bu sefer de Hakkari Fen Lisesi ve Hakkari Anadolu Lisesi öğrencilerini, İstanbul ve Erzurum gezisiyle ödüllendirdi. Gezilerini tamamlayan öğrenciler Hakkari’ye döndü.
Gelecek planları yapan gençlere, üniversite tercihlerinde yol haritası olacak bu gibi gezileri hediye etmekten mutluluk duyduğunu ifade eden Vali Çelik, amaçlarının gençlerin moral ve motivasyonlarını artırmak ve büyük şehirlerdeki gözde üniversiteleri ziyaret ettirerek buralara özendirmek olduğunu belirtti. Hakkari il ve ilçelerinde ikamet eden ve şehir dışına hiç çıkmayan öğrencilerin, bu tür gezilere katılmalarını sağlayarak yeni ufuklar kazanmalarını çok önemsediğinin ifade Vali Çelik “Hakkari Fen Lisesi ve Hakkari Anadolu Lisesi’ndeki öğrencilerimiz, bu geziyle kendi alanlarında en iyi olan üniversiteler hakkında, bilgi sahibi oldular. Bu gezimizde, 92 öğrencimizi, 3 yönetici ve 9 öğretmen eşliğinde, uçakla İstanbul’a ve karayoluyla Erzurum’a yollayarak oralarda konaklamalarını sağladık. Çocuklarımız, oralarda güzel anılar edindiler ve inanıyorum ki bu anılar, yavrularımızın hayatında özel bir yer tutacaktır. İstanbul ve Çanakkale Valilikleri ile bu illerimizin İl Milli Eğitim Müdürlüklerine ve Üniversitelerin Rektörlerine de şükranlarımı sunuyorum, çocuklarımızı orada sahiplendiler” dedi.
“Başarılı öğrencilerimizi, ödüllendirmeye devam edeceğiz”
Hakkari Valiliği olarak öğrencilerin iyi birer insan ve vatandaş olarak yetişmeleri için eğitime destek olmaya ve katkı vermeye devam edeceklerini belirten Vali Çelik, “Hakkarimiz, kadim medeniyet mirasıyla kültürel zenginliğin kentidir. İnanıyorum ki ilimiz, genç nüfusuyla eğitim ve spor alanındaki birçok sınav, yarışma ve etkinliklerdeki başarı oranlarıyla örnek bir şehir olacaktır. Bunun emarelerine de hep birlikte müşahede etmekteyiz. Bu doğrultuda, ilimizin eğitimine, ilim nefesleriyle çok büyük katkı vereceklerine inandığım öğretmenlerimize büyük işler düşmektedir. Özellikle eğitim alanında, başarının karşılığını vermek ve ödüllendirmek, şüphesiz olması gereken bir tavırdır. Bizler de başarılı öğrencilerimizi, yurt içi ve dışı gezileriyle ödüllendirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
İl Milli Eğitim Müdürü Nurettin Yılmaz ise: “Bu gezilere katılan başarılı 92 öğrencimiz, gerçekçi hedeflere, yeteri kadar gayret gösterilince ulaşılabileceğini yerinde görerek ve yaşayarak benimsediler ve buna şahit oldular. Valimiz Ali Çelik’e, öğrencilerimize bu imkanı sağladıkları için Hakkari Eğitim Ailesi olarak şükranlarımızı sunuyoruz” dedi.
Geziye katılan öğrencilerden Hasan Emre Beyter: “İnsan büyük bir şehri gezince başkalaşıyor. Yeni ve ulaşabileceği hayaller kuruyor. Tıpkı şu anda hepimizin öğrenimimizle alakalı kurduğumuz hayallerimiz gibi. Kampüsteki öğrenci atmosferini hissetme şansını yakaladım. Çok iyi bir şekilde ağırlandık. İstanbul’un üniversitelerini, tarihi ve turistik yerlerini görme şansımız oldu. Bu gezi, bizlere değer verildiğini hissettirdi. Vali Çelik ve Milli Eğitim Müdürümü Nurettin Yılmaz’a gezide, bizleri sahiplenen büyüklerimize, minnettarlığımızı ifade etmek istiyorum” dedi. – HAKKARİ
]]>Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan değerlendirmelerde Marmara’nın güneyi, İç Ege, Batı Akdeniz, İç Anadolu ile Batı Karadeniz’in iç kesimlerinde yer yer toz taşınımı beklenildiği açıklandı. Kuzey Afrika’dan beklenen çöl tozlarının hava kirliliği ve görüş mesafesini düşürmesine karşı yerel yönetimler vatandaşlara tedbirli olmaları konusunda uyarılarda bulundu. Ayrıca uzmanlar toz taşınımına uzun süreli maruz kalınması durumunda solunum yetmezliğine varabilecek rahatsızlıklar nedeniyle en yakın sağlık kuruluşuna gidilmesi gerektiğini dile getirdi.
Solunum ve kronik rahatsızlığı bulunanların yanı sıra yaşlılar, hamileler ve çocukların risk altında bulunduğunu ifade eden uzmanlar, mümkün olduğunca toz taşınımı geçene kadar dışarı çıkılmaması, mecburi durumlarda ise maske takılması gerektiğini kaydetti.
Uzmanlardan maske uyarısı
Mecbur kalınmadığı taktirde dışarıya çıkılmaması gerektiğini ifade eden Acıbadem Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Arzu Ertem Cengiz, “Toz taşınımı dediğimiz dönem 3 gün boyunca ülkemizde çöl tozlarının yoğun olarak görülmesi demek. Hava kirliliğine neden olarak görüş mesafesini bozabildiği gibi özellikle solunum rahatsızlığı bulunan hastalarımızda, solunum sıkıntısına neden olabilir. Özellikle astım ve alerjisi olan kişilerde astım atağı gibi solunum sıkıntılarının yoğun olduğu dönemlere neden olabilir. KOAH’lı (kronik obstrüktif akciğer) ve kronik hastalığı olan kişilerde de solunum sıkıntısı ataklara neden olabilir. Bu dönemde en önemlisi toza maruz kalmamaktır. Kronik ve ciddi hastalığı olan kişilerin bu dönemde mümkünse dışarıya çıkmamasını tavsiye ediyoruz. Dışarıya çıkmaları gerekiyorsa özellikle toza karşı koruyu N95 gibi kullanmaları, bulamıyorlarsa bile normal maske faydalı olabilir. Maske kullanmak bu dönemde çok önemli. Astım hastalıklarında özellikle atağı tetikleyebilir, astım krizine neden olabilir. Böyle bir durum oluştuğunda hastaların bir sağlık kuruluşuna başvurarak etkili bir astım tedavisi almaları gerekebilir” şeklinde konuştu.
Solunum rahatsızlığı bulunanlar kadar yaşlı, hamile ve çocuklar da risk altında
Kronik rahatsızlığı bulunanların yanı sıra çeşitli grupların da risk taşıdığını belirten Cengiz, “Yaşlılarda ek hastalıklar, kronik rahatsızlıklar daha fazla olduğu için onlar daha hassas. Hamileler ve çocuklar etkilenebilir. Solunum hastalığı olanlar ekstra risk altında. Çünkü bu tozlar çok küçük partiküller halinde olup solunum yollarını etkileyebilmekte, hastalarda atakları tetikleyebilmektedir.
Uzun süreli maruz kalma durumunda solunum yetmezliğine görülebilir
Toz taşınımına uzun süreli maruz kalınmaları durumunda solunum yetmezliğine varan ciddi rahatsızlıklar görülebileceğine dikkat çeken Cengiz, “Kriz atak dediğimiz kriz tablosuna neden olabilir. Ciddi solunum sıkıntısı, hatta çok fazla maruz kalınırsa solunum yetmezliğine bile neden olabilir. Bizim en çok beklediğimiz tablo, öksürük ile birlikte nefes darlığı ve atak tablosudur” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>Artan hayat pahalılığı, özellikle temel gıda ürünleri olan et, süt ve yumurtanın fiyatlarındaki fahiş artış çocukların beslenmesini de olumsuz etkiliyor. Yurttaşlar çocuklarını bir nebze iyi beslemek için kendi ihtiyaçlarından kısıyor. Emekli öğretmen Mustafa Kara, “Beslenme diye bir şey yok. Bizim kuşak bir şekilde idare etti ama şimdi bırak çocukları anne babalar bile beslenemiyor. Çocuklar beslenme çantalarına istediğini koyamıyor. Ekmeğin içine ekmek koyuyorlar. Böyle beslenme zor” dedi. ANKA’ya derdini anlatan bir anne de “Çocuğa 200-300 gram alıyoruz alıyoruz, bize yok. En son eti 6 ay önce aldık. O da yarım kilo. Böyle idare etmeye çalışıyoruz. Yoktan var etmeye çalışıyoruz” sözleri ile durumu anlattı.
Gün geçtikçe artan ekonomik kriz aileleri kara kara düşündürüyor. Aileler özellikle temel gıda ürünleri olan et, süt ve yumurtayı almakta zorlanıyor. Bu durumdan ise en çok çocuklar etkileniyor. Şişli Meydanı ve Kağıthane semt pazarında vatandaşlara mikrofon uzatarak, çocukların yeterince beslenip beslenemediğini sorduk. Semt pazarındaki vatandaşlar şöyle konuştu:
“YOKTAN VAR ETMEYE ÇALIŞIYORUZ”
Çürük biber aldım, semiz otu aldım, ıspanak aldım, 100 lira tuttu. Çocuklarımız yeterince beslenemiyor. Yumurta alabiliyorum ama köfte et gibi şeylere mümkün değil. Çocuk istediği zaman aldığımız oluyor ama biz yemiyoruz, çocuğa göre 200-300 gram alıyoruz alıyoruz, bize yok. En son eti 6 ay önce aldık. O da yarım kilo. Böyle idare etmeye çalışıyoruz. Yoktan var etmeye çalışıyoruz. Bütçemize göre hareket ediyoruz.
“GIDA ÖNEMLİ OLDUĞU İÇİN DAHA ÖNEMSİZ ŞEYLERDEN KESMEYE ÇALIŞIYORUM”
Şu an 500 lirayı buldu aldığım malzemeler. Çocuğum yeterince beslenemiyor. Et, süt, yumurtayı gücümüz yettiği kadar alabiliyoruz. Onların ihtiyacı olduğu kadar alamıyoruz. Bir çok şeyden kesiyorum, giyimden özellikle. Gıda önemli olduğu için daha önemsiz şeylerden kesmeye çalışıyorum. Kendi ihtiyaçlarımı erteliyorum ama çocuklarımın beslenmesi tabi her şeyden önemli. Türkiye’deki çocuklar da yeterince beslenmiyor. Ben böyleysem diğerleri de öyle. Hepimiz aynıyız. Herkes bazı şeyleri alıyor, bazı şeyleri alamıyor. Eti de eskisi gibi yiyemiyoruz. Et fazla alamıyoruz, alıyoruz ama az alıyoruz. Eskisi gibi değil, çok şey değişti. Her şey çok pahalandı. Zor durumdayız. Maaşlarımız yetmiyor. Hiçbirimiz yeterince beslenemiyoruz bence. Ben daha kaliteli, pahalı ürünler almak istiyorum ama alamıyorum. Param yetmiyor. Çocuğum burada karadut istedi, pahalıydı alamadım ama almak isterdim.
“EKMEĞİN İÇİNE EKMEK KOYUYORLAR”
Hayat pahalı. Et 600-700-800 lira. Bir gün kasaba gidiyorsun, ertesi gün fiyatların ne olacağı belli değil. Çocuklar yeterince beslenmiyor. Okullara gidin bakın. Ben aynı zamanda emekli öğretmenim, beslenme diye bir şey yok. Bizim kuşak bir şekilde idare etti ama şimdi bırak çocukları anne babalar bile beslenemiyor. Çocuklar beslenme çantalarına istediğini koyamıyor. Ekmeğin içine ekmek koyuyorlar. Böyle beslenme zor.
“ESKİDEN PAZAR ARABASI AĞZINA KADAR DOLARDI, ŞİMDİ TANEYLE ALIYORUZ”
Çocuklar beslenemiyorlar. Çünkü her şey çok pahalı. Hiçbir şey, hiçbir şeye yetmiyor. Et yiyemiyorlar, eskidendi o. Artık bitti, hayat bitti. Şimdi pazarcıyla konuşuyordum sigortamı bile yatıramıyorum diyor. Eskiden daire, araba alabiliyordum ama artık hiçbir şey yapamıyorum diyor. Çocukların geleceği çok zor. Allah herkese yardım etsin. Eskiden pazara gidiyorduk, araba ağzına kadar dolardı, artık taneyle alıyoruz. Eskisi gibi değil. En iyi yumurtayı alırsan eğer tanesi 5-6 lira, daha kalitesizi 4 lira. Güzel yumurta da değil.
“ÇOCUKLAR BESLENMEYİ BIRAK, KARINLARINI BİLE DOYURAMIYOR”
Şişli Mecidiyeköy Meydanı’nda ise mikrofon uzattığımız yurttaşlardan emekli olduğu halde çalıştığını söyleyen Kamil Dibek, “Çocuklar beslenmeyi bırak, karınlarını bile doyuramıyor. Beslenmek için çocukların yeterli vitaminleri alması lazım. Maalesef günümüzde alamıyorlar. Ben İstanbul’a 90’larda geldim. Evimi aldım arabamı aldım. Şu anda ailede hepimiz çalışıyoruz, eşim emekli, ben emekliyim, çocuklarımdan biri çalışıyor, kenara para koyamıyoruz. Kirada olsak geçinemeyiz, böyle bir durum var” dedi.
“YETERİNCE ALAMIYORUM”
4 çocuk babası Hüsnü Alkan ise çocuklarına her gün süt almasının bile mümkün olmadığını belirterek, “4 çocuk okutuyorum. Birine bir şey alsam diğeri de istiyor ona da almak zorunda kalıyorum. Tabi yeterince alamıyorum, yeterince beslenemiyorlar. Ekmek arası ancak, o tür şeyler götürebiliyorlar, yumurta, peynir. Süt de mümkün değil. Hayat pahalılığından geçinemiyoruz. Ben emekliyim 10 bin TL maaş alıyorum. 4 tane çocuk okuyor” dedi.
“ERDOĞAN VİCDANA GELSİN, ÇOCUKLARI DÜŞÜNSÜN”
Elmas Sarıbağ da cumhurbaşkanına seslenerek, “Beslenemiyorlar, nerede beslenecekler, etin kilosu bir milyon olmuş. 600 TL kuşbaşı kıyma. Biraz vicdana gelsin Tayyip Erdoğan, çocukları düşünsün” diye konuştu.
“ET ZENGİN İLE ARAP’IN GIDASI OLDU”
Nuri Güzelyurt da et almanın ço kzor olduğunu söyleyerek şöyle konuştu: “Kim yeterli besleniyor ki? Çocuklar değil sadece yetişkinler de yeterli besleniyor mu? Hayır. Şimdi öyle bir hale getirdiler ki et artık tamamen zenginin ve Arap’ın gıdası oldu.”
Türkiye’de şartların giderek zorlaştığını belirten İbrahim Bumin, “Türk halkının geçim şartları çok sınırlı. İnsanların istediklerini yiyebildiklerini sanmıyorum. Hayat pahalılığını, gelir adaletsizliğini düşündüğümüz zaman tabii ki en çok da çocuklar bundan nasibini alıyor” dedi.
]]>“Dur” ihtarına uymayıp jandarmadan kaçan alkollü kadın 53 kilometre sonra yakalandı
3 alkolmetre değiştiren ve 43 kez üflermiş gibi yapan kadın sürücünün 44. üflemesinde promili alındı
AKSARAY – Aksaray- Konya Karayolunda jandarmanın “dur” ihtarına uymayarak kaçan kadın sürücü, jandarma ve emniyeti alarma geçirdi. 53 kilometre kaçan kadın sürücü E-90 Karayolunda kovalamaca sonucu yakalandı. Alkolmetreye üflermiş gibi yapıp üflemeyen ve 3 alkolmetre değiştirerek kadına üfleme eğitimi veren polis, üfletme imtihanına girdiği kadın sürücünün 44. üflemesinde promilini alabildi. 0.97 promil alkollü çıkan kadın sürücüye ceza kesilerek ehliyetine el konuldu.
Olay Aksaray – Konya Karayolu Eşmekaya Kavşağı’nda yaşandı. Edinilen bilgiye göre, Aksaray Konya Karayolunda yol kontrolü yapan İl Jandarma Komutanlığı ekipleri durumundan şüphelendikleri kadın sürücünün kullandığı 68 AAN 849 plakalı otomobile ‘dur’ ihtarında bulundu. İhtara uymayan kadın sürücü hızla denetim noktasından kaçtı. Aksaray istikametine kaçan kadın sürücünün plakası jandarma ekipleri tarafından hem jandarma hem de emniyet haber merkezine bildirildi. Bunun üzerine jandarma ve polis ekipleri karayolu ve aracın geldiği istikamete yönelik adeta bölgeyi abluka altına aldı. Jandarma ekipleriyle kısa süre kovalamacaya giren kadın sürücü 53 kilometre kaçtıktan sonra şehir merkezi girişinde polis ekiplerinin de “dur” ihtarına uymadı. Ekiplerin kaza riskine karşı kontrollü bir şekilde takip ettiği kadın sürücü çok gidemeden Tacin Mahallesi E-90 Karayolu üzerinde yakalandı.
44. üflemesinde pes eden kadın sürücü 0.97 promil alkollü çıktı
Durdurulduktan sonra araçtan indirilen ve isminin Gülten Nas Y. olduğu belirlenen kadın sürücü rahat tavır ve hareketleriyle dikkat çekti. Ehliyet ve ruhsat kontrolünden geçirilen kadın sürücüye alkol kontrolü yapmak isteyen polis memurlarının üfleme eğitimi ile imtihanı burada başladı. Alkol kontrolünden geçirilmek istenen kadına polis memurlarınca alkolmetre üfletilmek istendi. Alkolmetreyi üflemeye çalışan kadın üflermiş gibi yapıp üflemekten çekinirken, polis memurları kadına adeta üfleme eğitimi verdi. Bir polis memuru ağzıyla kadına üflemeyi gösterirken, bir değir polis memuru da elindeki üfleme çubuğunun poşetiyle üflemeyi anlattı. Eğitimin ardından polis memurlarının üfletme imtihanı başladı. Kadına defalarca alkolmetreyi üfletmeye çalışan polis memurları kadının üflemeyip üflüyormuş gibi göstermesiyle büyük bir sınav verdi. Alkolmetreye de güvenmeyen kadın sürücüye 3 farklı alkolmetre üfletildi. Zaman zaman su içen ve dinlenmeye geçen kadın sürücü 1 saat boyunca polis memurlarına ecel teri döktürdü. 43 kez alkolmetreyi üflemeyerek kandırmaya çalışan kadın sürücü 44. üflemesinde pes ederek normal bir şekilde üfledi. Üflemenin ardından kadının 0.97 promil alkollü olduğu belirlendi. Polis ve kadın arasındaki yaşanan ilginç diyaloglar ise anbean kameralara yansıdı. Alkollü araç kullanmaktan 6 bin 439 TL para cezası kesilen kadın sürücünün ehliyetine de 6 ay süreyle el konuldu. Araç ise olay yerine çağırılan bir yakınına teslim edildi.
]]>Kadına yönelik şiddet ile aile içi şiddete karşı ağır cezalar içeren yeni yasa, kadın sünneti ve zorla evlendirmeyi suç kapsamına alıyor.
Yeni yasal düzenleme, siber şiddete karşı daha güçlü mücadele, mağdurlara daha iyi yardım ve tecavüzü önlemeye yönelik adımları içeriyor.
Çarşamba günü Avrupa Parlementosu Genel Kurulu’nda ele alınan yasa, 27’ye karşı 522 oyla kabul edildi. 72 milletvekili de çekimser kaldı.
Yasa hangi düzenlemeleri içeriyor?
Büyük bir çoğunluğun desteğiyle kabul edilen yasa, üye ülkelerde yeterince ele alınmayan, kadınları orantısız şekilde etkileyen belirli şiddet türlerini AB genelinde suç kapsamına alıyor.
Yeni düzenleme ile kadın sünneti ve kadınların zorla evlendirilmeleri yasaklanıyor. Özel bilgilerin ifşa edilmesi ve internet yoluyla işlenen suçlara ilişkin yeni kurallar getiriliyor.
Yasa uyarınca, tecavüzün önlenmesi konusunda “rıza” kavramına kapsamlı bir açıklama getirilirken, internet ve sosyal medya üzerinden yapılan taciz de cezalandırılıyor.
Yeni yasa, şu suçları düzenliyor:
Yasada hangi cezalar öngörülüyor?
Yasa kapsamında, tecavüz tanımı, rıza dışı tüm cinsel eylemleri kapsayacak şekilde genişletiliyor.
Yeni yasada, korkutma, bilinç kaybı, sarhoşluk, uyku, hastalık, bedensel yaralanma veya sakatlık gibi savunmasız durumlar, “rıza dışı eylem” kapsamında değerlendiriliyor.
Kadının sessizliği, sözlü veya fiziksel olarak direnmemesi, faille mevcut ya da geçmişteki ilişkisi gibi etkenlerin, “rızası varmış gibi” ele alınması yasaklanıyor.
Yasada, bireyin rıza göstermiş olmasına rağmen rızasından vazgeçme hakkı da tanınıyor.
Kadına Yönelik Şiddet ile Aile İçi Şiddetin Önlemesi Yasası, tecavüz ve şiddete ilişkin suçlarda 8 – 10 yıl hapis cezası öngörüyor.
Yasa, cinsel saldırı suçları için en az 3 yıl, suçun ağırlaştırıcı nedenler altında işlenmesi halinde ise en 5 yıl hapis cezası verilmesini emrediyor.
Yeni yasayla, bu suçlara ilişkin ağırlaştırıcı nedenler listesi de genişletildi.
Liste, kamu görevlilerine, gazetecilere veya insan hakları savunucularına karşı işlenen suçların yanı sıra, mağdurların cinsiyetlerine, cinsel yönelimlerine, ten renklerine, dinlerine, sosyal kökenlerine veya siyasi inançlarına göre cezalandırmayı da içeriyor.
Mağdurlar için neler öngörülüyor?
Avrupa Parlementosu tarafından kabul edilen yasa, cinsel şiddet mağdurlarına destek konusunda da yeni düzenlemeler içeriyor.
Mağdurlara, sığınma ve barınma ortamı ile kapsamlı sağlık hizmeti sağlanması başta olmak üzere, güvenlik ve refahı artırıcı çeşitli yardımlar sağlanacak.
Yeni düzenlemeyle, şikayetler ve yasal işlemlerin takibi kolaylaştırılacak.
Yasa kapsamında, AB üyesi ülkeler, “rıza dışı cinsel ilişkinin ceza gerektiren bir suç olarak kabul edildiği” konusunda kamuoyunu bilinçlendirecek kampanyalar düzenleyecek.
Yeni yasa ne zaman yürürlüğe girecek?
Yeni yasal düzenleme, AB Resmi Gazetesinde yayımlandıktan 20 gün sonra yürürlüğe girecek.
AB üyesi ülkeler, yeni yasayı 3 yıl içinde hayata geçirmiş olacak.
Yasal düzenlemeye neden ihtiyaç duyuldu?
Avrupa Parlementosu’na göre, kadınlara yönelik şiddet ile aile içi şiddet AB genelinde oldukça yaygın.
AB üyesi ülkelerde her 3 kadından birinin bu durumdan etkilediği tahmin ediliyor.
AB verilerine göre, 2014 yılında her 10 kadından biri cinsel saldırıya uğradığını, her 20 kadından biri ise tecavüze uğradığını bildirdi. Her 5 kadından yaklaşık ikisi de aile içi şiddete maruz kaldığını söyledi.
Avrupa Parlementosu’na göre, son yıllarda da tahminen her 2 genç kadından biri cinsiyete dayalı siber şiddete maruz kalıyor.
Siber şiddet özellikle politikacı, insan hakları savunucuları veya gazeteciler gibi kamusal yaşamda aktif olan kadınları etkiliyor.
AB genelinde cinsel tacize uğrayan kadınların yaklaşık üçte biri iş yerinde şiddete maruz kalıyor.
Bu nedenle de bütün üye ülkelerin, bu konuda daha etkin ve hızlı önlemler alması için kapsamlı bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyduğu savunuldu.
Yasanın kabulüne yönelik tepkiler neler?
Avrupa Parlementosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu eş raportörü Frances Fitzgerald, yasal düzenlemenin kabul edilmesini, “Avrupa’yı dünyada kadına yönelik şiddeti sona erdiren ilk kıta yapmak için atılan ilk adım” olarak değerlendirdi.
Düzenlemeyi, “kadına yönelik şiddeti önleyecek, mağdurları koruyacak ve failleri yargılayacak, böylece bu menfur suçlarla mücadelede bütünsel bir yaklaşım sağlayacak geniş kapsamlı bir yasa” diye tanımlayan Fitzgerald, “Kadına yönelik şiddet ortadan kaldırılmadan eşitlik olamaz; Bu tür suçları işleyenlerin cezasız kalmamasını sağlamalıyız” dedi.
Parlamento Sivil Özgürlükler Komisyonu eş raportörü Evin İncir de, yasanın, “AB genelinde adalet ve eşitlik için bir zafer” olduğunu söyledi.
]]>vivo X100 Ultra kamerası Blueprint Image yapay zeka teknolojileri ile gelecek
Weibo’da paylaşım yapan vivo Marka ve Ürün Stratejisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Jia Jingdong, önemli bilgiler X100 Ultra görselleri ile karşımıza çıktı. Bu paylaşıma göre vivo X100 Ultra tanıtım tarihi olarak Mayıs ayı karşımıza çıkıyor. Buna göre X100 Ultra tanıtım tarihi sadece Çin’i kapsıyor. Yani modelin globalde ne zaman tanıtılacağı henüz belli değil.
Ancak bu paylaşımın belki de en önemli noktası Blueprint Image teknolojisi. Jia Jingdong, teknolojiyi genel anlamda ele alsa da X100 Ultra için üretici yapay zeka özellikleri gelecek gibi görünüyor. Paylaşımın satır aralarında vivo X100 Ultra yapay zeka özellikleri ile ilgili önemli detaylar da yer alıyor. Buna göre metinden resim üretme, çekilen fotoğrafları yapay zeka ile daha yaratıcı hale getirme gibi özellikler vivo X100 Ultra özellikleri arasında yer alacağa benziyor.

İlginç olan ise bu teknolojinin BlueImage şeklinde bir logoyla karşımıza çıkması. Yani logoda BlueImage vurgusu yer alsa da teknolojinin tam ismi Blueprint Image olarak karşımıza çıkıyor.
Galaxy Note 9’a yapay zeka müjdesi! Ama bir şartla
Şu an için olmasa da vivo, kameradan diyabet yani şeker hastalığı ve felç için erken tanı koyma gibi özellikleri de denemeye başladı. Buna göre vivo Blueprint Image, gelecekte kameradan sağlık teşhisi koymak gibi yapay zeka özellikleri ile de karşımıza çıkacak. Yine BlueImage ya da Blueprint Image teknolojisi, paylaşıma göre vivo’nun bundan sonra kameralarda kullanacağı tüm teknolojileri tek bir marka altında toplayacak.
Burada X100 Ultra ile VCS görüntü motoru teknolojisine kendi geliştirdiği NICE algoritması ile eşlik edecek. Buna karşın vivo, Carl Zeiss ortaklığı da devam ediyor. Ancak firma Blueprint Image teknolojisi ile kendi görüntü işleme algoritmasını kullanacağa beziyor. Buna karşın paylaşımda Carl Zeiss ile de ortak görüntü işleme teknolojileri geliştirildiği vurgusu da yer aldı.
Jingdong’un paylaştığı X100 Ultra görselleri ise pek beklentileri karşılayacak türden değil. Buna karşın modelin dört kamera ile geleceği de tahminler arasında.
vivo X100 Ultra özellikleri
Aslında görseller de biraz da olsun bu tahminleri doğruluyor. Buna göre X100 Ultra, 200 Megapiksel çözünürlük, 200x dijital zoom ve 4.3x optik zoom özellikleri bulunan periskop kamera yer alacak. Ana kamera tarafında ise 50 Megapiksel çözünürlüğe sahip LYT-900 ana sensör yer alacak. Ayrıca vivo X100 Ultra kamerası 50 Megapiksel ultra geniş lens ve 50 Megapiksel telefoto kamera kurulumu ile gelecek.
X100 Ultra özellikleri arasında ekranı da dikkat çekiyor. Buna göre 120 Hz yenileme hızına sahip AMOLED, 6,78 inç büyüklüğünde ve 2K çözünürlüğe sahip bir ekran karşımıza çıkacak. İşlemci tarafında ise X100 Ultra Snapdragon 8 Gen 3 ile karşımıza çıkacak. Şu an için ise modelin Mayıs ayının kaşında tanıtılacağı henüz belli değil.
]]>Bakan Tekin, çocukların 2071 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde neler yaşanacağını, milletin o günlerde nasıl bir konumda olacağını hayal ettikleri konuşmalarına yer verilen tarihi Birinci Meclis binasındaki temsili “23 Nisan 2071 Özel Oturumu”na katıldı.
Buradaki sözlerine, “Burada konuşmak Meclis’te konuşmaktan daha zormuş.” diyerek başlayan Tekin, 23 Nisan etkinlikleri kapsamında, tarihi Meclis binasında çocuklarla sabah 23 Nisan 1920 oturumunu, öğleden sonra da 2071 oturumunu düzenlediklerini ve bunun iki ana amacı olduğunu anlattı.
Milli Eğitim Bakanlığının, ülkenin hangi zorluklarla kurulduğu, ülkeyi kuranların ne tür fedakarlıklar yaptığı, nasıl büyük yapılarla, büyük güçlerle mücadele ettiği, ataların sahip olduğu vatanseverlik, millete hizmet şuuru, ülkeyi korumak için nasıl davranılması gerektiği konusunda genç kuşakları yetiştirme görevi bulunduğuna işaret eden Tekin, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda gerçekleştirdikleri ilk oturuma ilişkin simülasyonun bu görevi yerine getirmek amacıyla yapıldığını aktardı.
Kendilerine emanet edilen çocukları, referans değerler etrafında yetiştirirken bir yandan da içinde yaşanılan dünya için gerekli donanıma sahip yetişmelerinin de görevleri olduğunu anlatan Tekin, şöyle devam etti:
“Milli Eğitim Bakanlığı olarak hem geçmişimizi unutturmamaya çalışıyoruz hem de çocuklarımızın, bize emanet bırakılan bu vatana sahip çıkabilmeleri için en iyi şekilde yetişmeleri için çaba sarf ediyoruz. Oturumumuzda, yaklaşık 50 yıl sonra milletvekili olacak, olmasa bile toplumun sorumluluk sahibi bir ferdi olacak arkadaşlarımızın ülke meselelerine, milletin sorunlarına duyarlı, saygılı bir şekilde yetişmesi ve çözüm üretebilmesini ele aldık.”
Kendisinden önce söz alan çocukların ülkenin bugün olduğu gibi belki 50 yıl sonra da ana tartışma konularından olacak belli başlıklar hakkında kanaatlerini ortaya koyduklarını dile getiren Tekin, bu deneyimin onların bundan sonraki yaşamlarında da etki bırakacağını, ülkenin sorunlarına karşı daha duyarlı yetişeceklerine inandığını ifade etti.
Bakan Tekin, konuşmasında, Birinci Meclis binası ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ilişkin tarihi olayları anlattı.
Birinci Meclis binasının Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından 23 Nisan 1920 günü dualar eşliğinde açıldığına işaret eden Tekin, binanın çatısının Ankara halkının evlerinden getirdiği kiremitlerle onarıldığını, sıraların da muallim mektebinden taşındığını söyledi.
Savaş ortamında dönemin milletvekillerinin ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bulundukları bir ortamda kurtuluş mücadelesini yürüttüklerini vurgulayan Tekin, “İşte bu simülasyonu bunun için yaptık. Burada çalışanlar, burada o mücadeleyi yürüten kişiler olmasaydı eğer sizler burada olmazdınız, bizler burada olmazdık. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün şehitlerimiz, bu vatanı bize onlar emanet ettiler. Ruhları şad, mekanları cennet olsun, Allah kendilerinden razı olsun.” diye konuştu.
Çocukların bu değerlere sahip bireyler olarak yetişmesinin vazifeleri olduğunun altını çizen Tekin, “23 Nisan’ı bunun için bir vesile kıldık. Sizin bu değerlere sahip çıkacak şekilde yetişmeniz için üstümüze düşenleri bildiğimizi, onun için çaba sarf ettiğimizi, bütün kamuoyunda tartışılan müfredat değişikliklerinden tutun, öğretmen arkadaşlarımızın bu anlamdaki çabalarına değin her şeyi işte bu değerlere sahip çıkasınız diye yapıyoruz.” ifadesini kullandı.
Temsili, 23 Nisan 2071 özel oturumunda çocuk milletvekillerinin konuşması
TBMM’nin açılışının 151. yılı dolayısıyla 23 Nisan 2071 tarihli temsili özel oturumu Meclis Başkanı ve Osmaniye Milletvekili Melisa Yalman yönetti.
Gazi Meclis’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve tüm şehitler için saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla özel oturum açıldı. Özel oturumda, 10 ilden temsili milletvekili çocuk kürsü konuşması yaptı.
Temsili TBMM Başkanı Yalman, özel oturumdaki konuşmasına, “Türk milletinin Anadolu’yu vatan kılışının 1000. yılı ve yüce TBMM’nin 151. yıl dönümünde sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.” ifadeleriyle başladı.
Hatay Milletvekili Faruk Alkan, Türk aile yapısı ve değerler üzerine yaptığı konuşmada, 21. yüzyılın başından bugüne hemen hemen tüm dünya ülkelerinde aile kavramı çöküş yaşarken ülkenin nitelikli eğitim programlarıyla bu döngüyü kırabilmeyi başardığını, “güçlü aile güçlü millet” hedefine ulaşabilmek için devlet olarak tüm kurum ve kuruluşların da katkılarıyla aile yapısını güçlendirmeye devam ettiklerini vurguladı.
Edirne Milletvekili Elif Naz Köstere ise sürdürülebilir çevre, sıfır atık çalışmaları konusunda konuştu. 2017’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın başlattığı “Sıfır Atık Projesi”yle atık yönetiminin sürdürülebilir olmasının sağlandığını ifade eden Köstere, her yaştan insanın çevre koruma bilinci konusunda zihinsel bir dönüşüm yaşadığını aktardı.
İzmir Milletvekili Ensar Sevilen de milli savunma alanındaki çalışmalara değindi.
Elazığ Milletvekili Özge Elitaş, tarım sektörü ile çevre ve iklim dostu uygulamalar hakkında konuştu. Türkiye Tarım İnovasyon Robotu ile tarımda yaşanan gelişmelere değinen Elitaş, GÖKYURT isimli uzay üssünde su konusundaki sıkıntıların çözüldüğünü anlattı.
Türkiye uzaydaki ilk yerleşim yerini kurdu
Giresun Milletvekili Furkan Alp Çelebi de çocukluğunda Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’yı gördüğünü, o gün uzay üzerine çalışmaya karar verdiğini belirterek, “Bugün Türkiye Uzay Ajansının Eski Başkanı olarak ülkemizin 2071 yılında bulunduğu konumdan oldukça memnunum.” dedi.
Bu gelişmenin üzerinden geçen sürede, Türkiye’nin uzaydaki ilk yerleşim yerini kurduğunu dile getiren Çelebi, ülke ekonomisinin yüzde 13’ünün uzay tarımından sağlandığını kaydetti.
Mars’ta Türk Araştırma Merkezi kuruldu
Kahramanmaraş Milletvekili Alper Pakyardım ise uzay yolculuğu konulu konuşmasında, “İlk astronot Alper Gezeravcı emekli oldu, artık ben varım, ülkem adına uzak gezegenlere gidip araştırmalar yapacağım. Mars’ta kurulmuş olan Türk Araştırma Merkezi TÜRKAMAR’da yeni ortama dayanabilecek bitki ve hayvan çeşitleri üzerine denemeler yapacağım.” diye konuştu.
Sakarya Milletvekili Elif Şimşek, sağlık alanındaki gelişmeleri anlatırken, ülkede geliştirilen Alzheimer ve Parkinson ilaçlarının tüm dünya için umut kaynağı olduğunu vurguladı. Dünyanın göz sağlığı merkezinin Türkiye olduğunu aktaran Şimşek, gözyaşı ile hastalık tespitinin ülkede yapılabildiğini söyledi.
]]>Realme Narzo 70 5G özellikleri!
Narzo serisinin özellik bakımından ortası olan Realme Narzo 70 5G bugün gözler önüne sürüldü. 6,67 inç büyüklüğünde AMOLED ekran ile gelen Narzo 70, bu ekranda 120Hz yenileme hızı ve FHD+ kalitesinde görüntüler sunuyor. 1200 nit parlaklığa ulaşabilen bu panel, aynı zamanda ıslak elle kullanılabiliyor. Yüzde 92,65 ekran/gövde oranı sayesinde ince çerçevelerle gelen cihaz, 16 Megapiksel selfie kamerasını da üst tarafında taşıyor.

Arka tarafta ana kamera olarak 50 Megapiksel Samsung S5KJN1 sensörü kullanan Narzo 70, bunun yanında 2 Megapiksel derinlik sensörüne de yer veriyor. Siyah dairesel tasarım ile ilgi çekici duran kamera adası, 5000 mAh’lik bataryanın üzerinde konumlanıyor. 45W SuperVOOC hızlı şarj desteği ile gelen cihaz, performans tarafında MediaTek Dimensity 7050’den güç alıyor. 6GB ve 8GB olmak üzere iki farklı RAM bellek seçeneği ile gelen Narzo 70, 128GB depolamaya ve sanal RAM özelliğine de sahip.
Uygun fiyatlı Realme C65 5G tamamen sızdırıldı! İşte tüm özellikleri
IP54 ile suya ve toza karşı dayanıklılık sunan Realme Narzo 70 5G, Android 14 tabanlı Realme UI 5.0 ile çalışıyor.
Realme Narzo 70 fiyatları!
4/128GB – 144 Dolar
6/128GB – 162 Dolar

Realme Narzo 70x 5G özellikleri!
Üst modelinden farklı olarak 6,72 inç büyüklüğünde bir ekranla gelen Narzo 70x, 800 nit tepe parlaklık değeri ve yüzde 91,4 ekran/gövde oranı ile Narzo 70’in biraz gerisinde kalıyor. Yine 120Hz yenileme hızı ve FHD+ kalitesinde görüntüler sunabilen Narzo 70x, 8 Megapiksel ön kameraya sahip. Arka tarafta ise AI destekli 50 Megapiksel ana kamera görev alırken, 2 Megapiksel mono kamera da yanında yer alıyor.
MediaTek Dimensity 6100+ işlemci ile çalışan Realme Narzo 70x, 4GB ve 6GB RAM bellek ile geliyor. 128GB tek depolama seçeneği ile gelen cihaz, yine 6GB sanal RAM ve microSD kart desteği sunuyor. Narzo 70 ile aynı bataryaya ve aynı hızlı şarj özelliklerine sahip olan Narzo 70x, tüm bunlara ek olarak yana monte parmak izi sensörü, Wi-Fi 5 ve Bluetooth 5.3 gibi özelliklere sahip.
Realme Narzo 70x fiyatları!
6/128GB – 192 Dolar
8/128GB – 216 Dolar
Realme Narzo 70 ve Narzo 70x teknik özellikleri!
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Almanya ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin 100’üncü yıl dönümü dolayısıyla Türkiye’ye üç günlük resmi ziyarette bulundu. Steinmeier, ziyaretinin üçüncü gününde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü. Erdoğan, Steinmeier’i Cumhurbaşkanlığı’ndaki resmi tören ile karşıladı. Karşılamanın ardından iki lider baş başa görüştü. Ardından heyetler arası görüşmeye geçildi.
İki Cumhurbaşkanı daha sonra ortak basın toplantısı düzenledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ortak basın toplantısında şöyle konuştu:
“Beşeri bağlarla bugüne kadar hep güçlenen Türk-Alman dostluğunun kuvvetlenerek gelişmeye devam edeceğine inanıyorum. Kıymetli dostum Steinmeier’in de ilişkilerimizi ilerletme konusunda bizimle hemfikir olduğunu görmekten ayrıca memnuniyet duyuyorum. Bu vesileyle Almanya’ya ve Alman halkına 6 Şubat depremlerinde milletimizle sergiledikleri dayanışma için tekrar teşekkür ediyorum.
“SAVUNMA SANAYİNDEKİ KISITLAMALARI GÜNDEMİMİZDEN ÇIKARTALIM İSTİYORUZ”
NATO müttefikimiz Almanya ile güvenlikten ekonomiye kültürden bilime her alanda yoğun ilişkilere sahibiz. 50 milyar doları bulan ikili ticaret hacmimizi dengeli biçimde 60 milyar dolar seviyesine ulaştırmayı hedefliyoruz. Karşılıklı yatırımların arttırılmasına bu bakımdan özel önem veriyoruz. Savunma sanayi alanındaki iş birliğimizi de ikili ilişkilerimize ve müttefiklik ruhuna uygun şekilde ilerletmek arzusundayız. Savunma sanayinde karşılaştığımız kısıtlamaları artık gündemimizden tamamen çıkartalım istiyoruz.
Bundan 63 yıl önce Sirkeci Garı’ndan uğurladığımız insanlarımızın sayısı 3,5 milyona ulaştı. 63 yıllık süre zarfında Türk toplumu gurbetçilikten çıkarak Almanya’nın sosyal, ekonomik, kültürel ve akademik hayatında kritik rolleri üstlenmeye başladı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın heyetinde yer alan değerli temsilciler bunun örneğidir. Vatandaşlarımızın kültürden sanata, siyasetten bilim ve ticarete kadar her alanda önemli başarılarına şahit oluyoruz. Alışıla gelmiş kalıpları yıkan ön yargıları kıran önlerine çıkan engelleri tek tek aşarak Türkiye-Almanya arasında beşeri bir köprü vazifesi gören tüm vatandaşlarımızla gurur duyuyoruz.
Türk toplumunun eşit katılım temelli entegrasyonuna önem veriyor, teşvik ediyoruz. Çifte vatandaşlığı mümkün kılan yeni Alman Vatandaşlık Yasası’nı bu bağlamda atılmış kıymetli bir adım olarak görüyoruz. Ancak Avrupa ile birlikte Almanya’da yükselen yabancı karşıtı, İslam düşmanı, aşırı sağcı ve ırkçı örgütlere ilişkin endişelerimiz giderek artıyor. Solingen faciasından 31 yıl sonra benzer bir saldırı maalesef ikisi çocuk dört kardeşimizi kurban verdik.
“TERÖRLE MÜCADELEDE DAHA FAZLA DESTEK BEKLEDİĞİMİZİ İFADE ETTİK”
PKK, YPG, FETÖ başta olmak üzere insanlarımızın huzurunu kaçıran ve temsilciliklerimize saldıran terör örgütleriyle mücadeleye de değindik.
Terörle mücadele hususunda Alman makamlarından daha fazla destek ve dayanışma beklediğimizi ifade ettik.
Gümrük Birliği ve vize serbestisi başta olmak üzere atılması gereken adımları ele aldık. Sayın Cumhurbaşkanı ile bölgesel ve küresel gelişmeler hakkında görüş alışverişinde de bulunduk. Gazze’de 200 gündür yaşanan benzeri görülmemiş zulmün son bulması çağrımızı tekrarladık. Netanyahu sırf siyasi ömrünü uzatmak adına kendi vatandaşları dahil tüm bölgemizin güvenliğini tehlikeye atıyor. İsrail yönetiminin Gazze’de işledikleri insanlık suçlarını ve katliamlarını gündemden düşürme çabalarına prim verilmemesi gerekiyor. İsrail’in saldırıları devam ettiği müddetçe hem bölgesel hem de küresel barışa yönelik tehditlerin arttığının herkes bilincindedir. İran ile İsrail arasında geçtiğimiz hafta tırmanan gerilim bunun en son ve en çarpıcı örneğidir.”
STEİNMEİER: ALMANYA’NIN HİÇBİR ÜLKEYLE BU KADAR DOSTANE İLİŞKİLERİ YOKTUR
Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier ise şunları kaydetti:
“İstanbul’a, Gaziantep’e ve Ankara’ya davetiniz için teşekkür ederim. Yoğun görüşmelerin bugün de sizinle son derece yararlı oldu.
Gerçekler siyasal hayatımızı ne kadar da etkilese ilişkilerimiz çok uzun bir geçmişe ve zengin bir geçmişe dayanıyor. Benim için diplomatik ilişkilerimizin başlamasının 100’üncü yıl dönümünde Türkiye’ye gelmek çok önemliydi. İkimiz de biliyoruz ki bu ilişkiler sadece devletler ve hükümetler arasındaki ilişkiler değildir. Özellikle insani ilişkiler bağlarımızı özel kılıyor. Dünyadaki hiçbir ülkeyle Almanya’nın bu kadar yoğun, dostane ve ailevi ilişkileri yoktur. Yaklaşık 3 milyon Türkiye kökenli insan ve dört kuşak önce 1961 yılında imzalanan İş Gücü Anlaşması’ndan sonra Almanya’da yaşıyor.
Depremlerin ardından insani yardım kuruluşları, doktorlar çok kısa bir sürede geldiler, arama-kurtarma ekiplerine katıldılar. Almanya’dan çok yoğun maddi destek de sağlandı. Dün deprem bölgesini ziyaret ettim. Orada yeniden inşa çalışmalarının ne kadar takdire şayan olduğunu ifade ettim. Burada aynı zamanda Suriyeli göçmenler de bu deprem mağdurları oldular, onlarla da konuştum. Almanya olarak depremzedeleri unutmayacağız ve desteklemeye devam edeceğiz.
Ekonomik ilişkilerimizi daha da geliştirmek zorundayız. Elbette yasal güvenlik ve hukuk devleti ilkeleri bunun için çok önemli.
Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkiler konusunda da basın özgürlüğü, hukuk devleti ilkeleri son derece önemli. Almanya geçtiğimiz hafta AB Zirvesi sırasında bu konuda somut ilerlemelerin kaydedilmesi konusunda; örneğin vize konularında ilerleme kaydedilmesi için çaba harcanması gerektiğini söyledi. Ülkelerimizdeki insanların bunu istediğinden eminim. Bu seyahatin her aşamasında Türkiye’nin son derece gayretli bir sivil toplumu var. Ülkelerinin iyiliğini isteyen insanlar var. Türkiye’ye dinamik ve demokratik ve Avrupa’ya yönelen bir gelişme diliyorum. 100 yıldır süren ilişkilerimizin daha da başarılı olması ve geleceğe dönük olmasını arzu ediyorum. Arzu ediyorum çünkü dünyada yaşanan gelişmeler hepimizi son derece endişelendiriyor. Bunu da ele aldık.
“ORTAK ÇIKARLARIMIZI ÖN PLANA ÇIKARMALIYIZ”
Biz iki ülke olarak birbirimiz için vazgeçilmeziz, birbirimize ihtiyacımız var. NATO’da, G-20 nezdinde, özellikle de Orta Doğu’daki dramatik gelişmeler karşısında bilgi ve görüş alışverişinde bulunmalıyız. Ortak çıkarlarımızı ön plana çıkarmalıyız ve ortak çözümler bulmalıyız. Kıbrıs konusunu da ele aldık sayın Cumhurbaşkanı ile. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırı savaşı da önemli bir konuydu. ABD’de uzun süredir beklenen siyasi kararların verilmiş olmasından memnuniyet duyduğumuzu ifade ettik. Böylece ABD’den de yardımların gelmesi söz konusu.
Hamas İsrail’e bu vahşice saldırı ile bin 200 kadını, erkeği ve çocuğu öldürdü. Altı ayı aşkın süredir 300’ü aşkın rehineyi hala tutuyor. Bize göre 7 Ekim saldırısı olmasaydı Orta Doğu’daki bu savaş olmazdı.
Gazze’deki insani durumu düzeltmeliyiz, düzeltmek zorundayız. Savaşın bölgeye yayılmasını engellemeliyiz. Bu konuda da Türkiye’nin önemli bir görevi var.”
ERDOĞAN: HERHALDE DÖNER İSTANBUL’DA BİTİRİLDİ
Açıklamalardan sonra basın mensuplarının sorularına geçildi. Bir basın mensubunun “döner” konusuna ilişkin sorusunu Almanya Cumhurbaşkanı, “İlişkilerimizin yüzeysel olduğunu düşünmüyorum. Bu ziyaretle ilgili tartışmaların yüzeysel olduğunu düşünüyorum. Bu kadar kalabalık bir heyetin bana refakat etmesinden çok mutlu oldum. Çünkü onlar Almanya’daki Türk cemaatinin ne kadar çeşitli olduğunu gösteriyorlar” ifadeleriyle yanıtladı. Erdoğan ise, “Herhalde döner İstanbul’da bitirildi” dedi.
“REHİNELERİN TAKASI NOKTASINDA BİR GAYRET İÇERİSİNDEYİZ”
Bir basın mensubunun İsrail ve Başbakan Netanyahu’ya yönelik suçlamalarına rağmen İsrail ile ticaretin devam ettiğini belirtmesi ve ardından “Bu çelişkiyi nasıl açıklayabilirsiniz” diye sorması üzerine Erdoğan şu yanıtı verdi:
“İsrail ile yoğun ticari ilişkileri artık ayakta tutmuyoruz, o iş bitti. Bunu da kısa zaman önce Dışişleri Bakanım açıkladı. Fakat şunu bilmenizi istiyorum, şu anda İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırılardaki ölüm sayısı ne yazık ki 45 bini buldu. Bu rakamı bir kenara koymamız söz konusu olamaz. Yaralılar 75 bini buldu. Bu yaralılar içerisinde durumu ağır olanların bir kısmını biz ülkemize aldık, burada tedavileri devam ediyor. Tabii çocuk, kadın, yaşlı bir burada maalesef ağır manzara var. Bu manzarayı Alman dostlarımızın görmesi lazım. Bu kadar Gazze, Filistin tamamıyla yerle yeksan olmuş, her taraf yıkılmış durumda. Kaldı ki, İsrail ile Gazze’nin, silah, mühimmat, araç-gereç zaten bunlar mukayese edilmez. Bunları görerek değerlendirme yapmak lazım. Bütün bunların yanında tüm Batı kimin yanında yer alıyor? İsrail’in yanında yer alıyor. İsrail’in acımasız bu saldırıları karşısında Gazze’nin bir imkanı var mı? Yok. İmkansızlıklar içinde bütün bunlara rağmen biz şu anda rehinelerin takası noktasında bir gayretin içindeyiz, bir mücadelenin içindeyiz. Temenni ederiz ki bu takasta başarılı oluruz.”
STEİNMEİER: ALMANYA’NIN SOYKIRIMA KATKISI OLDUĞU İZLENİMİNE KARŞI GİRİŞİMDE BULUNUYORUZ
Steinmeier, Uluslararası Adalet Divanı’nda “soykırıma yardım” suçlamasıyla Almanya hakkındaki davaya ilişkin soru yöneltilmesi üzerine, “İddianameden alıntı yaptınız ve bu bizim görüşümüz değil. Mahkeme nezdinde bu konuda Almanya’nın desteğinin bir soykırıma katkısı olduğu izlenimine karşı biz de tabii ki girişimde bulunuyoruz. Biz bu fikri paylaşmıyoruz. Hukukçularımız, Uluslararası Mahkeme nezdinde de konumumuzu savunuyoruz” dedi.
“ALMAN YARGISI FAİLLERE HAK ETTİKLERİ CEZAYI VERECEKLER”
Almanya’da Türk kökenli vatandaşlara yönelik saldırılara karşı Alman hükümetinin önlem alıp almadığının sorulması üzerine Steinmeier, “Benzer bir olayın tekrarlanabileceğini düşünemezdik. Yeni bir saldırı oldu maalesef. Alman güvenlik güçleri, yargısı bu faillere hak ettikleri cezayı verecekler” dedi.
]]>
Astana Yunus Emre Enstitüsü tarafından Kazakistan Milli Müzesi’nde açılan sergi, ülkenin güneyindeki Sırderya (Seyhun) Nehri bölgesinin idari merkezi Kızılorda eyaletinde bulunan “Kızılorda İl Müzesi” işbirliğinde gerçekleştirildi.
Dede Korkut’un eserlerinin seslendirilmesiyle başlayan serginin açılış törenine Türkiye’nin Astana Büyükelçisi Mustafa Kapucu, Kazakistan Senato ve Meclis milletvekillerinin yanı sıra Astana’daki yabancı diplomatik misyon temsilcileri, tarihçiler, arkeologlar, basın mensupları ile çok sayıda davetli katıldı.
Sergide Kazakistan’ın Kızılorda, Türkistan ve Karagandı bölgelerinde yapılan arkeolojik kazı çalışmaları sonucu gün yüzüne çıkarılan Orta Çağ Oğuz dönemine ait Oğuz kentlerinin kalıntıları, tarihi türbeleri ile eserlerinin 30 fotoğrafı yer alıyor.
Bunun yanı sıra Kızılorda İl Müzesi’nde sergilenen Oğuzlar dönemine ait 50’den fazla eser de “Kazak Bozkırlarında Oğuzların Tarihi Mirası” sergisinde sanatseverlerle buluştu.
Büyükelçi Kapucu, açılış töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye için Kazakistan’ın yalnızca çok iyi ilişkilere sahip olduğu bir ülke değil aynı zamanda ortak kültürel mirasa sahip ve kardeşlik hukukuyla bağlı olan bir ülke olduğunu söyledi.
Türkiye Türklerinin büyük ölçüde mensubu olduğu Oğuz boyları ile Kazakların mensubu olduğu Kıpçak Türk boylarının aynı çınarın dalları olduğunu belirten Kapucu, “Nasıl Kazak bozkırlarından Oğuz izlerinden bahsediyorsak, Kıpçak isimli yerleşim yerlerinin bulunduğu Azerbaycan’da ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde Kuman-Kıpçak izlerine rastlamak mümkündür. Dolayısıyla ortak tarihimiz konusunda kapsamlı çalışmalar yapılması, kültürlerimize yönelik bu tür projelere imza atılması ve Türkiye-Kazakistan toplumları arasındaki bu ortak bilincin gelecek nesillere aktarılması bizi memnun ediyor.” diye konuştu.
Kızılorda İl Müzesi Araştırma Görevlisi Saylau Ashat, AA muhabirine, bu serginin Türkiye ile ortak düzenledikleri ilk proje olduğunu söyledi.
Seyhun Nehrinin aktığı Kızılorda bölgesinin Oğuz mirası açısından zengin bir bölge olduğuna işaret eden Ashat, “Müzemiz, 2 binden fazla Oğuz dönemine ait eserlere ev sahipliği yapıyor.” dedi.
Ashat, sergide Oğuzlarda kentleşme kültürünün geliştiğini gösteren eserlerin yer aldığını dile getirerek “Bunların arasında Orta Çağ döneminin ünlü kentleri Jankent, Jent, Asanas, Sortöbe, Zangar, Sıganak ön plana çıkıyor. Bu konuda zamanında Oğuz Devletinin başkenti olan Jankent’in bambaşka bir rolü var.” ifadesini kullandı.
Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkan Göksu da söz konusu serginin önemine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Bizim mevcut kaynaklarımızın tamamında aslında Selçuklu Devletinin kurucusu Oğuzların bu topraklarla ilişkisine dair çok fazla kayıtlar var. Hatta bu sadece Orta Çağ tarih kaynaklarında değil aynı zamanda destanlarda, mitolojide, halk edebiyatında da mevcut. Ama bunların maddi kayıtları henüz çok bilinmiyordu.”
Göksu, Kazakistan coğrafyasında yapılan arkeolojik araştırmaların, bu ülkedeki Oğuz mirasını delilleriyle ortaya koyduğuna ve bu bakımdan çok önemli olduğuna dikkati çekti.
Türklerin genellikle Avrupa kaynaklı tarih anlayışının etkisiyle hep göçebe olarak nitelendirildiğini hatırlatan Göksu, şu değerlendirmede bulundu:
“Fakat bu coğrafyada irili ufaklı 200 Oğuz şehrinden bahsediliyor. Özellikle Sırderya havzasında 10 ila 20 büyük şehirden söz ediliyor. Bu bize gösteriyor ki Türkler tamamı göçebe olan bir topluluk değil Oğuzların bir kısmı konar göçer hayatını devam ettirirken bir kısmı da çok önemli şehirler kurmuş.”
Sergi kapsamında Kazak ve Türk bilim insanlarının katılımıyla “Kazakistan’daki Oğuz Türk Mirası: Kültürel Değerler ve Zaman Kervanı” konulu uluslararası seminer de düzenlendi.
Sergi, bir hafta süreyle ziyaret edilebilecek.
]]>Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, hakkında, “kasten öldürme, canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme, cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetin yoksun kılma, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı silahlı yağma, nitelikli cinsel saldırı ve ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma, taşıma, bulundurma” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 50 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan tutuklu sanık İlyas Sarıkaya (50) hazır bulundu.
Müşteki F.O. (44), öldürülen Recep Özaslan’ın (47) yakınları, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ile taraf avukatları da duruşmaya katıldı.
Tanık olarak dinlenen Özkan D, sanığın ağabeyinin arkadaşı olduğunu ve beraber büyüdüklerini anlattı.
Olay ortaya çıkmadan önce sanığın borcunu ödeyeceğini söyleyerek evine çağırdığını dile getiren Özkan D, sonrasında ise kendisiyle ilgili cinsel içerikli görüntüler izlediğini iddia ederek başına silah dayadığını ve öldüreceğini söylediğini ileri sürdü.
Evde müştekiyi yatar halde gördüğünü ancak çekindiği için durumunu soramadığını belirten tanık, sanığın iddia ettiği görüntüyü onun için bulacağını söyleyerek kurtulduğunu, günler sonra polisin müdahalesiyle evde yaşananlardan haberdar olduğunu ifade etti.
Müştekinin annesi A.O. ise 11 yıldır kızıyla beraber yaşadıklarını, kızının olaydan önce oğlunun saatini alıp kaybettiğini ve bulmak için girişimde bulunduğunu anlattı.
Bir gün kızının saati bulmak için biriyle görüşeceğini söylediğini aktaran A.O, sonrasında kızının gittiği evde rehin alındığını ve bir süre haber alamadıklarını dile getirdi.
Daha sonra kızının sanıkla resmini yollayarak evleneceklerini söylediğini belirten A.O, “Bunun usulü var, böyle olmaz, eve gel’ dedim. Kızım ara ara sanığın telefonundan arayarak iyi olduğunu söylüyordu. Yine bir gün kızım arayarak acil paraya ihtiyacı olduğunu söyledi ‘gel al’ dediğimde merdivenden düştüğünü başkasını yollayacağını söyledi. Sanık taksiyle gelip benden para alıp gitti.” diye konuştu.
A.O, başka bir gün kızının sanığın telefonundan gizlice mesaj atarak vurulduğunu, evde ceset olduğunu ve kendisini kurtarmasını istediğini belirten mesaj attığını, bunun üzerine polisle plan yaparak sanığın yakalanmasını sağladıklarını ve kızının kurtulduğunu anlattı.
Cumhuriyet savcısı, sanık hakkında tanık Özkan D’ye yönelik eylemi nedeniyle “konutta silahla yağma” suçundan Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasını ve tutukluluğunun devamına karar verilmesini talep etti.
Şikayetinin devam ettiğini belirten müşteki F.O, duruşmanın ardından fenalaştı.
Kararını açıklayan mahkeme heyeti, müştekiyle olayın ardından yapılan bir röportajın çözümünün bilirkişi tarafından yapılmasına, sanık hakkında tanık Özkan D’ye yönelik eylemi nedeniyle “konutta silahla yağma” suçundan suç duyurusunda bulunulmasına ve tutukluluğunun devamına karar vererek duruşmayı erteledi.
Müşteki avukatları Elif Tuba Karakoç Tosun ile Gizem Berceste Olgun, duruşmanın ardından AA muhabirine, müştekinin sağlık durumuna ilişkin kati rapor alınması için gerekli sürenin bekleneceğini ve hakkında bugün dinlenen tanığa yönelik suç duyurusunda bulunulması kararı verildiğini belirterek, sanığın hak ettiği cezayı alacağına inandıklarını ifade etti.
Olay
Bursa’nın Osmangazi ilçesinde 12 Temmuz’da Gasp Büro Amirliğine müracaat eden A.O, kızı F.O’nun mesajla kendisine gizli şekilde ulaşarak İlyas Sarıkaya tarafından alıkonulduğunu ve zor durumda olduğunu belirttiğini bildirerek polisten yardım istemişti.
Sarıkaya’yı, kendisine para vereceğini belirterek çağıran A.O, polisin operasyonuyla yakalanmıştı. Küplüpınar Mahallesi’ndeki eve giren polis ekipleri, haziranda alıkonan F.O’yu silahla yaralanmış halde bulmuştu. Ekipler, Sarıkaya’nın alzaymır hastası annesinin de bulunduğu evde, yine Sarıkaya tarafından tabancayla vurularak öldürülen Recep Özaslan’ın sarılmış haldeki cesedine de ulaşmıştı.
Gözaltına alınan Sarıkaya tutuklanmıştı.
]]>SOSYAL MEDYA FENOMENİ ABD’DE HAYATINI KAYBETTİ
“İşte Benim Stilim” isimli televizyon yarışmasıyla ünlenen Adanalı sosyal medya fenomeni Yağmur Taktaş (28), 3 Nisan’da ABD’de fenalaşarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Kesin ölüm nedeninin belirlenebilmesi için otopsi yapılan Taktaş’ın cansız bedeni, 20 Nisan’da hava yoluyla getirildiği Adana’daki Kabasakal Mezarlığı’nda toprağa verildi. Taktaş’ın ailesi, daha önce darbedilen ve dalağını kaybeden kızlarının ölümüne sebep olduğunu iddia ederek avukatları aracılığıyla Türk asıllı ABD vatandaşı ressam sevgilisi A.C.F.’den şikayetçi oldu.

“DAYAK YEDİĞİ İÇİN YEĞENİMİN DALAĞI ALINMIŞTI”
Taktaş’ın yaşadığı tüm sıkıntıları sürekli paylaştığı Adana’da yaşayan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen teyzesi K.C, yeğeninin 2 senedir A.C.F. ile sevgili olduğunu öne sürdü. A.C.F.’nin yeğenine saplantılı bir aşk beslediğini anlatan K.C., “Geçen yıl yeğenimi İstanbul’a geldiklerinde dövmüştü. Ağır darbe alan yeğenimin götürüldüğü hastanede dalağı alınmıştı. Bu olayla ilgili açılan dava halen devam ediyor. Ancak yeğenim tehditler sonucu şikayetini geri çekti ama yargılama kamu davası olduğu için sürdü” diye konuştu.
Taktaş’ın sevgilisiyle geçen yıl ağustos ayında tatil amaçlı ABD’ye gittiğini ancak geri dönmediğini aktaran K.C., baskı ve tehdit nedeniyle psikolojisinin her geçen gün kötüye giden yeğenini sevgilisinin bırakmadığını da anlattı.

“KANINDA ÖLÜME SEBEP OLMAYACAK KADAR UYUŞTURUCU ÇIKTI”
DHA’ya açıklamalarda bulunan teyze K.C. şunları söyledi: “Yeğenimin ölümünü konsolosluğun açtığı telefonla öğrendik. Annesi, babası, biz, yıkıldık. Ailenin tek çocuğuydu. Hayatını kaybettiği hastanedeki doktorla tercüman aracılığıyla görüşme yaptık. Kesin ölüm sebebi otopsi sonucunda belirlenecek. Bu da 4-5 ay sürüyormuş. Kanında ölüme sebep olmayacak kadar uyuşturucu çıktığını söylediler. Yeğenimin ölmesinde sevgilisinin mutlaka bir bağlantısı olduğunu düşünüyorum hatta adım kadar eminim çünkü biz sürekli iletişimdeydik.
“KISKANÇLIĞI YÜZÜNDEN YEĞENİMİN SAÇLARININ ÖN KISMINI KAZIYORDU”
Yeğenimi bu madde öldürdüyse onu bile sevgilisinin verdiğinden eminim. Kıskançlığı yüzünden yeğenimin kaşını ve saçlarının ön kısmını kazıyordu. Kimse ona bakmasın, beğenmesin, diye. Yeğenimi öldüresiye dövdü, dalağını kaybetti. Türkiye’deyken de bu şiddet sürüyordu. Yağmur yanına gitmeyince sosyal medya hesabından paylaşımlar yapıp, kötü fotoğraflarını paylaşıyordu. Evimize geliyordu. Yağmur 1.80 boyunda ama son zamanlarda 50 kiloya kadar düşmüş, ufacık kalmıştı. Kızımı darbetmesinin yanı sıra aç bırakıyordu, dışarı çıkarmıyordu. Psikolojisi de bozulmuştu, adeta paranoyak olmuştu.”

“BANA ‘YÜRÜYECEK KADAR BİLE HALİM YOK’ DİYORDU”
Yağmur ile mesajlaşmalarını da dava dosyasına koyduklarını dile getiren K.C., soruşturmanın tüm yönleriyle araştırılmasını isteyerek şöyle konuştu: “Bana gönderdiği mesajlarda sürekli Türkiye’ye dönmek istediğini ancak erkek arkadaşının buna izin vermediğini, ona sürekli vurduğunu ve kötü davrandığını söylüyordu. Son dönemde konsolosluğa başvurmasını söylüyordum ama ‘Teyze yürüyecek kadar bile halim yok’ diyordu. Kızımı aç bırakarak işkence yaptığını düşünüyorum.

“CEP TELEFONU KULLANMASINA İZİN VERMİYORDU”
Cep telefonu kullanmasına genellikle izin vermiyordu. Daha önceki tehditlerinden de şikayetçi olmuştuk ama işlem yapılmadı. Hem ABD’de hem Türkiye’de hukuk mücadelesi başlattık. Bu konunun asla peşini bırakmayacağız. Kesin ölüm nedeniyle ilgili otopsi raporunu bekliyoruz. Yeğenimin en azından mezarında rahat uyumasını istiyorum.”



Elektrikli Mercedes G Serisi fiyatı ve özellikleri
Elektrikli G Serisi, dört elektrik motoruyla çalışıyor ve her tekerlek için bir motor kullanıyor. G 580 with EQ Technology olarak adlandırılan bu yeni G Serisi, 116 kWh’lik bir bataryaya sahip ve 0-100 kilometre hıza 4.7 saniyede ulaşabiliyor.

Yeni G Serisi, G-Turn ve G-Cornering gibi yeni teknolojik özelliklerle dikkat çekiyor. G-Turn, aracın kendi ekseni etrafında dönmesini sağlarken, G-Cornering sıkı dönüşlerde iç arka tekerleklerin hızını azaltarak daha iyi yol tutuşu sağlıyor. Batarya, 1 inç kalınlığında bir koruyucu plakayla korunmuş ve 57,6 kilogram ağırlığında.
Elektrikli G Serisi için önemli değişiklik! İsmi…
İşte tamamen elektrikli Mercedes-Benz G Serisi SUV’nin özellikleri:
Dört elektrik motor: Her tekerlek için bir elektrik motoru ile donatılmış, bu da gelişmiş güç ve çekiş sağlıyor.
G-Turn teknolojisi: Aracın kendi ekseni etrafında dönmesini sağlayarak sıkı manevralar yapma yeteneği sunuyor.
G-Cornering: Sıkı dönüşlerde iç arka tekerleklerin hızını azaltarak daha iyi yol tutuşu sağlıyor.
116 kWh batarya kapasitesi: Yüksek kapasiteli batarya, 402 kilometre EPA menzili sunuyor ve karbon fiber bir kaplama ile güçlendirilmiş.
Su geçirmezlik ve dayanıklılık: Araç, suyun içinde 33.5 inç derinliğe kadar yüzebiliyor ve diğer G-Class modellerinden daha fazla dayanıklılık sağlıyor.
Yerden yükseklik ve Off-Road yetenekleri: Elektrikli G Serisi, ek yerden yükseklik ve daha fazla yaklaşım açısıyla donatılmış, bu da off-road performansını artırıyor.
Hızlı şarj yeteneği: 200 kW’a kadar hızlı şarj kapasitesi sunuyor, bu da hızlı bir şekilde şarj olmasını sağlıyor.
Yüksek performans: 579 beygir gücü ve 0-100 km hıza 4.7 saniyede ulaşabilme kapasitesi ile yüksek performans sunuyor.
İç tasarım ve teknoloji: 12.3 inç dokunmatik ekran ve gelişmiş teknolojik özelliklerle donatılmış.
Çevresel Sürdürülebilirlik: Elektrikli olduğu için sıfır emisyon sunuyor ve Mercedes’in sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda tasarlanmış.

Batarya teknolojisi, Mercedes’in Sila ortaklığından elde edilen silikon-anot teknolojisini kullanmıyor, ancak dayanıklılık ve verimlilik konusunda ileri düzeyde. Elektrikli G Serisi, su geçirmez özelliği sayesinde diğer G Serisi modellerinden 5.9 inç daha derin suda hareket edebiliyor. Mercedes-Benz elektrikli G Serisi SUV aracın başlangıç fiyatının 180 bin dolar civarında olacağı tahmin ediliyor.
Mercedes-Benz, elektrikli G Serisi ile elektrikli SUV pazarında yeni bir sayfa açıyor. CEO Ola Källenius, elektrikli araçlara olan talebin bölgeler arasında farklılık gösterdiğini belirtiyor. Ancak yine de Mercedes, 2024’te elektrikli G Serisi’nin teslimatlarına başlayacak. Bu yeni elektrikli SUV, Mercedes’in elektrifikasyon hedeflerine bağlı kalması açısından önemli ve şirketin gelecekteki başarısı için kritik bir rol oynayabilir.
Siz bu yeni SUV hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmına yazabilirsiniz.
]]>(İSTANBUL)– İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İştiraki KİPTAŞ, İstanbul Yenileniyor Platformu kapsamında riskli yapıların dönüşümüne devam ediyor. Bu kapsamda hak sahiplerince varılan uzlaşma sonucunda Kadıköy Merdivenköy Mahallesi’ndeki 8 katlı Gökay Apartmanı’nın yıkımı gerçekleştirildi. Yıkım çalışmalarıyla ilgili konuşan KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt, “Büyükşehir belediye başkanımızın seçim vaatlerinde en büyük hedeflerinden biri 50 bin tane riskli, bağımsız birimi yerinde dönüştürmekti. Bugün 50 tanesiyle başlıyoruz. Çok yakın zamanda 600 tanesini daha temelini atacağız. Durmadan hızlı bir şekilde yolumuza devam edeceğiz.” dedi.
Kadıköy ilçesinin Merdivenköy Mahallesi’ndeki Gökay Apartmanı sakinleri, riskli yapı ilan edilen 36 konut bağımsız birimden oluşan binalarını yenilemek için 22 Kasım 2021’de istanbulyenileniyor.com’a tek yapı başvurusunda bulundu. Talepleri dinlendi, proje hazırlandı, 27 Ekim 2023’te resmi sözleşmeler imzalanmaya başlandı. 4 Aralık 2023’te 46 hak sahibinin tamamıyla uzlaşıldı ve tahliye süreçleri hızla tamamlandı.
YIKIMI GERÇEKLEŞTİ
Gökay Apartmanın yıkım işlemleri bugün saat 10.00’da KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt’un katılımıyla gerçekleştirildi. Kısa süre içerisinde, yerine inşa edilecek olan 48 konut 2 ticari birim olmak üzere toplam 50 bağımsız birimden oluşacak yeni projenin temeli atılacak.
“HEDEFİMİZ 50 BİN RİSKLİ BAĞIMSIZ BİRİMİ YERİNDE DÖNÜŞTÜRMEK”
Yıkımda çalışmalarıyla ilgili konuşan KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt, “Yeni dönemimizin ilk yıkımı bu. Biz geçen dönem İstanbullulara söz vermiştik. Önümüzdeki dönem en büyük önceliğimiz yine kentsel dönüşüm olacak dedik ve şöyle bir hedef koyduk; 50 bin riskli bağımsız birimi yerinde dönüştüreceğiz dedik. Bunun zaten 26 biniyle ilgili çoğunluğu sağladık. Bu yapımızda onlardan bir tanesi. Tek bir bloğun yenilemesinden bahsediyoruz şu anda. Tek bir yapının yıkılıp yapılması sürecindeyiz şu anda. Bunlar belli kesimler tarafından maalesef küçük görünen işlerdi. Ama burada yaklaşık 200 insanımız yaşıyordu. Burada 50 tane bağımsız birimi inşa edeceğiz. Bu işleri yapmak, KİPTAŞ gibi şirketler için o kadar kolay değil. Mahalle arasında inşaat yapmak gerçekten hep maddi, manevi olarak çok zor. Ama biz vatandaşın uzlaştığı her yerde çözüm üretme noktasında varız. Bu da bunlardan bir tanesi. Bize İstanbul yenileniyor kapsamında şu ana kadar 31 binin üzerinde başvuru var. Yaklaşık 470 bin riskli bağımsız birimi temsil ediyordu. ve hepsi de bu kalitede binalar. Yani bir kepçe darbesiyle yıkılacak binalar. Biz bunlara çözüm üretmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Zaten seçim vaatlerinde büyükşehir belediye başkanımızın en büyük hedeflerinden biri buydu. 50 bin tane riskli, bağımsız birimi yerinde dönüştürmek. Bugün 50 tanesiyle başlıyoruz. Çok yakın zamanda 600 tanesini daha temelini atacağız. Durmadan hızlı bir şekilde yolumuza devam edeceğiz.” dedi.
“İYİ BİR SİNERJİ YAKALARSAK İSTANBUL’U ÇOK HIZLI BİR ŞEKİLDE DAYANIKLI HALE GETİREBİLİRİZ”
Kurt, sektör temsilcilerine, kamu bankalarına ve iktidara çağrılarda bulunarak şöyle konuştu:
“Burada sektör temsilcilerine çağrıda bulunmak istiyorum. KİPTAŞ’ta ‘İstanbul Yenileniyor’ kapsamında çok ciddi elinde bir envanter var. Biz yüklenici firmalara hiçbir şekilde vatandaşla veya bürokrasiyle yormadan tamamen KİPTAŞ’la muhatap olacağı şekilde bir sistem geliştirdik. Vatandaş, özellikle yüklenici firmalarımıza ‘İstanbul Yenileniyor’ üzerindeki portaldan veya KİPTAŞ’a dilekçeyle başvurmak suretiyle süreçlerimize paydaş olmaya davet ediyoruz. Bu güç birliğini eğer yakalarsak, iyi bir sinerji yakalarsak İstanbul’u çok hızlı bir şekilde dayanıklı hale getirebiliriz.
“GEÇEN DÖNEMDE HİÇBİR PROJEMİZDE KAMU BANKALARI VATANDAŞLARIMIZA DESTEK OLMADI”
Diğer bir çağrım da kamu bankalarına, geçen dönemde maalesef hiçbir projemizde kamu bankaları vatandaşlarımıza destek olmadı. Tekrar söylüyorum, biz kamu bankalarından KİPTAŞ’a veya büyükşehire değil, bizde borçlanan alt gelir grubu vatandaşlarımıza ve özellikle risk yapıda oturan vatandaşlarımıza destek olmalarını, destek paketleri sunmalarını istiyoruz. Çünkü inşaat maliyetleri her geçen gün maalesef artıyor, artmaya da devam edeceğini öngörüyorum. Vatandaşlarımızın bu borç yükünün altında ezilmemesi için, kamu bankalarımızın özellikle riskli yapıda oturan vatandaşlarımıza çözüm üretmeleri şart. Biz vatandaşlar adına kefil olmaya da varız. Kamu bankaları bizimle çalıştıkları için de çok mutlu olacaklar. Yeter ki süreci bizim kadar dert etsinler.
İKTİDARA ÇAĞRI: ÖNÜMÜZDEKİ EN BÜYÜK ENGEL AŞIRI ARTAN İNŞAAT MALİYETLERİ
Bir çağrım da merkezi yönetime, inşaat fiyatlarındaki artışın önüne geçebilmek için, özellikle tedarik zincirini bir araya getirip üretimi teşvik edecek modeller geliştirmeleri lazım. Aksi takdirde bu enflasyonist ortamda hiç kimse inşaat yapamaz hale gelebilir. Bizim şu anda İstanbul’a dayanıklı bir kent haline getirmemiz ve önündeki en büyük engel aşırı artan inşaat maliyetleri. Bu da kontrol altına alınabilir. Yeter ki planlı bir süreç yönetilsin. Bu konuda da iş, merkezi yönetime düşüyor. Biz de elimizdeki tüm bilgi ve tecrübemizle sürece destek olmak için varız.”
HAK SAHİPLERİ DE SÜREÇTEN MEMNUN
Dairesi yenilenen hak sahiplerinden Hüseyin Çavuşoğlu, “Her şeyden önce çok mutluyum. Yani işte gördüğünüz bina tuzla buz oluyor. Çok kolay yıkılan bir bina haline gelmiş. 35 senedir oturuyorum ben bu binada. Yaklaşık 2022’nin Aralık ayından beri süren bir süreç. KİPTAŞ bize çok yardım etti. Çok destek oldular, kolaylık gösterdiler. Bugünlere geldik. Sözleşmemizi yaptık ve binayı yıkıyorlar.” dedi.
Hak sahiplerinden Mehmet Orhan ise duygularını şu sözlerle ifade etti:
“Zaten biz başından aşağı yukarı bir 8-10 senedir beri bununla yattık, bununla kalktık. Şu anda da muradımıza erdik. Gerçi bize biraz pahalıya mal oldu ama sağlıklı bir binaya kavuşacağız. Mutluyuz. En azından bugün mesela bu sektörde dolandırılanları görüyoruz. 10 sene bekleyen mesela benim yeğenim var. Pendik’te verdiler dairelerini 10 senedir bekliyorlar. Hala mahkemelikler. 10 senedir giremediler, yapamadılar yani. Yani KİPTAŞ’ın bize burada bir garantisi var en azından sağlamdayız.”
]]>Milli Savunma Bakanlığı (MSB) İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda bulunan DPO, kapılarını basın mensuplarına açtı. Tersane Komutanı Tuğamiral Erdinç Yetkin??????? ile DPO Müdürü Doç. Dr. Mühendis Albay Hakan Uçar, tersanede ve Dizayn Proje Ofisi’nde yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Buna göre, İstanbul Tersanesi Komutanlığının geçmişi, 1454’te Fatih Sultan Mehmet döneminde Haliç’te kurulan Tersane-i Amire’ye dayanıyor. 1999 Gölcük Depremi sonrası Pendik’e taşınan tersanede faaliyet gösteren DPO ise 1997’de Türkiye’nin ilk milli deniz harp platformu olan MİLGEM Projesini gerçekleştirmek amacıyla oluşturuldu.
MİLGEM Proje Ofisi adıyla 12 Mart 2004’te faaliyetlerine devam eden bu birim, 2010’da yeniden Dizayn Proje Ofisi Müdürlüğü olarak isimlendirildi.
EylüI 2015’ten itibaren tersanedeki yeni binasında faaliyetini sürdüren DPO, askeri gemi tasarım inşa standartlarını oluşturan, muharip gemilerin tekne, makine, elektrik ve savaş sistemleri ile sistem entegrasyon tasarımlarını yapan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın uzman kurumu olarak çalışıyor.
MİLGEM ve İstif Sınıfı Fırkateyn projeleri
MİLGEM Projesi kapsamında İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda inşa edilen TCG Heybeliada, TCG Büyükada, TCG Burgazada ve TCG Kınalıada isimli ADA sınıfı korvetlerin tasarım ve entegrasyon faaliyetleri DPO Müdürlüğünce yapıldı. Bu gemiler 2011, 2013, 2018 ve 2019 yıllarında hizmete girdi.
Uluslararası alanda da takdir edilen ADA sınıfı korvetlerden daha üstün harekat ve manevra görev fonksiyonlarına sahip olan bir fırkateyn tasarımı hedefiyle DPO’da MİLGEM projesi esas alınarak “İstif Sınıfı Fırkateyn Projesi”nin tasarım faaliyetlerine başlandı.
İstif Sınıfı Fırkateyn Projesi’nin ilk gemisi olan TCG İstanbul fırkateyni, İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda inşa edildi. 19 Ocak 2024’te hizmete başlayan, yüzde 80 oranında yerli üretim olarak inşa edilen TCG İstanbul’un tasarımı ise yüzde 100 yerli.
Yakıt ikmali yapmadan Gölcük’ten New York’a gidebilecek
Projenin ilk 4 gemisi olan ADA sınıfı korvetlerden daha farklı kabiliyetlere, daha yüksek deplasmana sahip 113 metre uzunluktaki ve 14,4 metre genişlikteki TCG İstanbul, yakıt ikmali ihtiyacı duymadan, Gölcük’teki Donanma Komutanlığı’ndan New York’a kadar gidebilecek özellikte.
Fırkateynde aynı zamanda Roketsan tarafından geliştirilen 120 deniz mili menzile sahip ATMACA güdümlü mermi kullanılabiliyor. Gemide, su üstü hedefleri ile kara hedeflerine atış yapabilen bir adet 76 milimetrelik baştopu ile 2 adet 25 milimetrelik uzaktan komutalı silah sistemi de yer alıyor.
Gemide, yerli ve milli silah sistemlerinin yanı sıra Türk mühendisler tarafından geliştirilen Alper seyir ve gezi radarı, Cenk hava arama radarları ile Denizgözü Ahtapot sensörü ve Gökdeniz entegre takip sensörleri bulunuyor. Geminin beyni olarak nitelendirilen Savaş Harekat Merkezi’ndeki tüm cihazların yazılımları ise Havelsan tarafından tamamen yerli olarak yapıldı.
Yerli ve millilik oranını yüzde 85’e çıkaracak proje: TF-2000
DPO’nun yürüttüğü bir diğer proje, Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca 14 Ocak 2019’da verilen direktif ile başlanan “TF 2000 Hava Savunma Harbi Muhribi Projesi”.
Ülke hava savunmasının denizden başlayarak kademeli olarak karşılanması ve üstün taarruz ve hava savunma kabiliyetine sahip bir yüzer platform ihtiyacının giderilmesi maksadıyla milli kaynaklarla geliştirilen projenin tasarım çalışmalarına devam ediliyor.
Bu muhripte, ADA sınıfı korvet ve istif sınıfı fırkateynden farklı olarak bölge hava savunma harbi kabiliyetine sahip olunması amacıyla milli olarak tasarlanmış çok fonksiyonlu ve uzun menzilli radarlardan oluşan çok amaçlı faz dizinli radar ve 96 hücreli Milli Dikey Atım Sistemi bulunacak.
Ayrıca gemide, hava savunma harbi kabiliyeti ile üstün denizaltı savunma harbi kabiliyeti de olacak. Bu gemide kullanılacak olan karinaya monteli sonar sistemi ve düşük frekanslı aktif sonar sistemi ile geminin denizaltı savunma harbi menzilinin 80 bin yarda, yani 73 kilometre üzerine çıkması bekleniyor.
DPO’da yapılan çalışmalar doğrultusunda TF-2000 tasarımı ile yerli ve millilik oranının yüzde 85’e çıkarılması hedefleniyor. Bu da TF-2000’in, Türkiye’nin en yüksek yerli ve millilik oranına sahip savaş gemisi olacağını gösteriyor.
110 kişilik ekip TCG Anadolu’nun daha büyüğünü tasarlıyor
Son olarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın direktifi ile Deniz Kuvvetlerinin caydırıcılığını, güç aktarım yeteneğini artırmak ve ülke savunmasını daha etkin yapabilmek amacıyla “Milli Uçak Gemisi Projesi” yürütülüyor.
TCG Anadolu’dan daha büyük bir milli uçak gemisinin tasarımı, DPO’da yapılıyor. İspanya Donanmasına bağlı Juan Carlos I gemisi model alınarak tasarlanan TCG Anadolu’nun yüzde 70’i yerli üretimle inşa edilmişti. Şimdi ise DPO’da tasarlanan yeni milli uçak gemisinde bu oranın artırılması hedefleniyor.
Konsept tasarım aşamasında olan gemide, yerli ve milli insanlı ve insansız hava araçlarının konuşlandırılması planlanıyor. Bu amaç doğrultusunda havacılık sektöründe ileri gelen Baykar ve TUSAŞ firmaları ile çalışmalar yapılıyor.
Fizibilite çalışması yapılan yeni milli uçak gemisi için Deniz Kuvvetlerinin farklı birimlerinden uzman personelin de katılımıyla DPO bünyesinde 110 kişilik Uçak Gemisi Çalışma Grubu oluşturuldu. Çalışma Grubu, uzmanlık alanlarına göre alt gruplara bölünerek konsept tasarıma başladı.
Halihazırdaki teknolojik kazanım dikkate alınarak gemiden kalkış-iniş yapabilecek hava araçları ile pist geometrisinin belirlenmesine yönelik çalışmalar yapıldı.
“Makineleri de büyük bir gayretle millileştirme yolunda çalışıyoruz”
Basın mensuplarına tersaneyi gezdiren İstanbul Tersane Komutanı Tuğamiral Erdinç Yetkin, “Ana muharip unsurlarımız olan hücum botlarımız, karakol gemilerimiz, korvetlerimiz ve fırkateynlerimizin tüm makineleri üretici seviyesinde, yurt dışı bağımlılığımız olmaksızın burada toplanabilmekte, arızaları giderilebilmekte ve tekrar gemilere monte edilebilmektedir.” dedi.
Yetkin, makinelerin göreve hazır hale getirilmesinin ardından sanki gemideymiş gibi test edilebildiğini aktardı.
TCG İstanbul fırkateyninin eğitimlerinin de devam ettiğini anlatan Yetkin, şöyle devam etti:
“Mavi Vatanımızda görev yapmaya hazırdır. Gelişmiş ve yetkin komuta kontrol sistemleriyle artan sensör ve silahlarıyla çok etkin bir vuruş gücüne sahip olacaktır. Yapımı devam eden gemilerle Deniz Kuvvetlerimizin çok önemli bir yetenek kazanacağını düşünüyorum. Yüzde 80 yerlilik oranı bulunmaktadır. Tek eksik noktamız olan ana tahrik sistemleri, yani makineleri de büyük bir gayretle millileştirme, yerlileştirme yolunda devam ediyoruz. 23 Ocak 2021’de denize indirilen TCG İstanbul fırkateynimiz, 19 Ocak 2024 tarihi itibarıyla teslim edilmiştir. Yaklaşık bir ay içerisinde tamamen donanmamıza katılmasını bekliyoruz.”
Atatürk’ün yatı Savarona’nın onarım çalışması
Tuğamiral Yetkin, Atatürk’ün son 54 gününü geçirdiği ve son Bakanlar Kurulu toplantısını içinde yaptığı Savarona yatının İstanbul Tersane Komutanlığı’ndaki onarım çalışmalarına ilişkin de şu bilgiyi verdi:
“Devletimizin sağladığı bütün olanakları kullanarak bu gemimizi de yaz aylarında yeniden seyir yapabilir hale getirmek için büyük bir özveri ve gayretle çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Geminin 7 yıldır suda bulunmasından mütevellit tekne ve karine onarımlarına ihtiyaç duyulmuştur. Sac, tekne ve karine onarımları büyük oranda tamamlanmış durumdadır. Onarım sonrasında öncelikle eğitim gemisi, daha sonra halkımıza denizciliği sevdirebilecek şekilde limanlarımızda seyir yapılması planlanmaktadır. Maalesef gemide asbest tespit edildi. Bu asbestin temizlenmesi, bertaraf edilmesi, çevre mevzuatımıza uygun olarak tamamlanmıştır. Şu ana dek 80 ton asbest giderildi. Geminin içerisinde yaklaşık 55 ton sac değişimi yapıldı. Güvertelerin de neredeyse tamamını yeniden elden geçiriyoruz ve uygun teknolojilerle kaliteli işçiliğimizle yeniden emniyetli bir seyir yapmak için her türlü gayreti gösteriyoruz.”
1 milyon metrekarelik alanda dev çalışmalar
Savarona’nın yanında 2 korvet tipindeki geminin inşası da İstanbul Tersane Komutanlığı’nda sürüyor. Ayrıca, açık deniz karakol gemileri Akhisar ve Koçhisar’ın da donatım çalışmaları devam ediyor.
“Pakistan MİLGEM Korvet Projesi” kapsamında inşa edilen gemilerden PNS Babur Korveti ise tersane rıhtımında TCG İstanbul fırkateyni yanında bulunuyor.
1 milyon metrekarelik alanda konuşlu tersanede gemilerin dizaynı, inşası ve bakımı ve modernize edilme çalışmaları yapılıyor. Kıbrıs savaşına katılmış, 70 yıllık TCG Beykoz gemisine de deniz topu monte edilen tersanenin sorumluluğunda 168 gemi bulunuyor.???????
]]>Eyigün, Trabzon Büyükşehir Belediyesi Toplantı Salonu’nda düzenlenen “Trabzon Hafif Raylı Sistem Projesi”nin Raylı Sistem Hattının Devir Protokolü imza töreninde, toplu taşımanın önemine dikkati çekti.
Son 15-20 yılda toplu taşımanın daha hayati hale geldiğine işaret eden Eyigün, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Cumhuriyet tarihine baktığımızda da 2010 yılında Sayın Cumhurbaşkanı’mızın başlattığı genel bütçeden büyükşehir belediyelerine raylı sistem katkısı diyebileceğimiz uygulama devrim niteliğinde oldu. Böylece ilgili büyükşehrin genel bütçeden raylı sistem hattı için gerekli ödenek alması suretiyle Ulaştırma Bakanlığı ile büyükşehir belediyesinin A’dan Z’ye işbirliğiyle iyi eserler çıkmaya başladı.”
Eyigün, söz konusu eserlere örnekler vererek, “Şehirler büyüdükçe ulaşım ana planlarının gerektirdiği ulaşım ihtiyaçları artıyor. Trabzon’umuzda da 2-3 yıllık bir geçmişi var. Ulaşım ana hatlarının güncellenmesiyle bir raylı sistem ihtiyacı ortaya çıktı.” diye konuştu.
“Kent raylı sistem devir protokolüne esas en uzun raylı sistem çalışması olacak”
Hafif raylı sistem hattının detaylarına dikkati çeken Eyigün, şunları kaydetti:
“Dolayısıyla burada uzun bir planlama, fiziksel olarak da söyleyebilirim, gerekiyordu. Bu anlamda bugüne kadar Türkiye’de 12 ilde 970 kilometre raylı sistem işletmeciliği var. Bunun 433 kilometresini bakanlığımız gerçekleştirdi. Bugünkü protokolde de tek bir protokolle en uzun raylı sistem çalışması Trabzon için başlıyor. İki ucuna baktığımızda 32 kilometreden bahsediyoruz. Hatta uygulamaya geçtiğimizde belki etüt çalışmaları gereğince, analizlerimiz gereğince belki daha da uzun bir kilometre gösterecek.Yani bakanlığımızın bir şehirde kent raylı sistem devir protokolüne esas en uzun raylı sistem çalışması olacak diyebiliriz.”
Eyigün, yapım aşamasının 2025’te başlatılmasının planlandığını aktararak, “Başka şehirlerde gösterdiğimiz hızlı inşaat, halkı rahatsız etmeyen, trafiği bozmayan, hem gerçek güncel hayatı destekleyen hem de inşaatı gerçekleştiren bir anlayışla bir şehir şantiyeciliği örneği göstererek bu projeyi gerçekleştireceğimizi düşünüyoruz, planlıyoruz.” dedi.
“Projeye sirkülasyonun en yoğun olduğu alana hizmet etme hedefiyle başlanılıyor”
Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç de Trabzon Hafif Raylı Projesi’nin önemi ve detayları hakkında bilgilendirmede bulunarak, bugünden itibaren inşallah ay, gün, saat bu işi takip edip, bu dönem nihayetlendirmek istediklerini ifade etti.
Yapılacak hafif raylı sistem hattı hakkında teknik bilgi de veren Genç, şöyle konuştu:
“Projeye genel itibariyle 824 bin kişinin yaşadığı şehrimizde özellikle Akçaabat, Yomra ve Ortahisar ölçeğimizde 500 bin nüfusun yaşadığı sirkülasyonun en yoğun olduğu alana hizmet etme hedefiyle beraber başlanılıyor. Yani Akçaabat ve Yomra arası planlanıyor ancak projemizin başlangıç aşaması şehir hastanemizin de hizmete alınmasıyla beraber daha yoğun bir alan olacak. Etaplamanın en yoğun alanı Akyazı- Meydan olarak yani 8,7 kilometrelik alan itibarıyla inşallah başlayacağız. Hemen akabinde üniversitemize, yani Akyazı-Havalimanı aksı ile 16 kilometrelik kısmını Ortahisar ölçekli olarak ele alacağız. Ardından da Akçaabat bağlantımız ve Yomra bağlantımız şeklinde projemizi inşallah devam ettirmeyi arzu ediyoruz.”
Genç, söz konusu projeyi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Trabzon ziyaretinde de gündeme getirdiğini anımsatarak, “Biz de bir manada ondan sonraki süreci şehrimizde bu projeyi önceleyerek ve şehirdeki beklentiyi karşılamak adına çalışmayı hızlı şekilde başlattık. Ben bu vesileyle kıymetli Cumhurbaşkanımıza şehrimiz adına, hemşehrileri adına şükranlarımı arz etmek istiyorum.” diye konuştu.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile projede emeği geçenlere teşekkür eden Genç, Büyükşehir Belediyesi olarak projeyi takip edip şehre kazandıracaklarını sözlerine ekledi.
Konuşmaların ardından Genç ve Eyigün, Raylı Sistem Hattının Devir Protokolü’nü imzaladı.
]]>Tasarı TikTok’un Çinli sahibi ByteDance’a hisselerini satması için dokuz ay süre veriyor.
ABD Başkanı Joe Biden, masasına gelecek yasayı hemen imzalayacağını söyledi.
ByteDance bu hamleye hemen yanıt vermedi. Firma daha önce TikTok’u satmaya zorlayacak her türlü girişime karşı duracağını söylemişti.
ABD ByteDance’ın TikTok’u satmasını sağlarsa, Çinli yetkililerin bu anlaşmayı onaylaması gerekecek. Pekin ise buna karşı çıkacağını söyledi. Uzmanlar sürecin en az iki yıl alabileceğini söylüyor.
TikTok tasarısı, ABD’nin Ukrayna, İsrail, Tayvan ve Hint-Pasifik bölgesindeki diğer ortakları için askeri yardımlarını içeren dört yasa tasarısından oluşan paketin parçası olarak kabul edildi.
ABD neden TikTok’u yasaklamak istiyor?
Çin hükümetinin ByteDance’ı TikTok’un 170 milyon ABD’li kullanıcısı hakkındaki verileri teslim etmeye zorlayabileceği endişesi hakim.
İstihbarat Komitesindeki en üst düzey Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio, “Yıllarca Çin Komünist Partisi’nin Amerika’daki en popüler uygulamalardan birini kontrol etmesine izin verdik, bu tavır tehlikeli derecede dar görüşlüydü. Yeni yasa Çinli sahibinin uygulamayı satmasını gerektirecek. Bu Amerika için iyi bir hamle” dedi.
TikTok yabancı kullanıcı verilerini Çin hükümetine vermeyeceğinde ısrar ediyor. ByteDance’in “Çin’in ya da başka bir ülkenin ajanı olmadığını” söylüyor.
ByteDance ise Çin firması olmadığını, %60 hissesinin küresel yatırım şirketlerine ait olduğunu vurguluyor.
Yasak ne zaman uygulanabilir?
Biden tasarıyı imzaladıktan sonra bile yasak hemen yürürlüğe girmeyecek.
Aslında, ByteDance zorunlu satışı engellemek için dava açtığından ve muhtemelen Yüksek Mahkeme’ye kadar gideceğinden, uygulamanın Amerikalılara kapanması birkaç yıl alabilir.
Ayrıca mevzuat, ByteDance’a TikTok’u Amerikalı bir alıcıya satması için dokuz ay süre tanıyor ve herhangi bir yasağın yürürlüğe girmesinden önce üç aylık bir ek süre veriyor.
Bu da son satış tarihinin büyük olasılıkla 2025 yılında, yeni seçilecek ABD başkanının göreve gelmesinden sonra olacağı anlamına geliyor. Başkanlık seçimlerinin Cumhuriyetçi adayı Donald Trump kazanırsa, yasağın uygulanmasını engellemeye çalışabilir.
Trump, 2020’de Beyaz Saray’dayken uygulamayı yasaklamaya çalışmış olsa da, TikTok’u sınırlamanın Facebook’a haksız yere fayda sağlayacağını savunarak yeni mevzuatı eleştirdi.
Yasak nasıl uygulanabilir?
ABD, iOS ve Android cihazlar için Apple ve Google tarafından işletilen uygulama mağazalarından TikTok’u kaldırarak uygulamayı yasaklayabilir.
Böylece yeni kullanıcıların TikTok’u alması engellenmiş olur.
Uygulamaya zaten sahip olan kişiler de güvenliği artırmak veya hataları düzeltmek için yapılacak güncellemeleri artık alamaz hale gelir.
ABD tasarısı, ABD’ye düşman ülkeler tarafından kontrol edilen uygulamaların ABD’de güncellenmesini ve bakımının yapılmasını yasaklıyor.
Başkana Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore ile bağlantılı uygulamaları sınırlama konusunda geniş yetkiler veriyor.
TikTok yasaya nasıl tepki gösterdi?
TikTok, ABD’nin ifade özgürlüğü hakkına hakaret olarak nitelendirdiği bu yasayı eleştirdi.
İcra Kurulu Başkanı Shou Zi Chew, tasarının “bir avuç diğer sosyal medya şirketine daha fazla güç” vereceği ve binlerce Amerikalının işini riske atacağı uyarısında bulundu.
ByteDance, TikTok’u satmak için Çinli yetkililerden onay almak zorunda kalacak, ancak Pekin buna karşı çıkacağına söz verdi.
Tasarıya karşı çıkan sosyal medya şirketi, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada TikTok’un “ABD ekonomisine yılda 24 milyar dolar katkıda bulunan bir platform” olduğunu ve kapatma girişiminin “170 milyon Amerikalının ifade özgürlüğünü ayaklar altına alacağını, yedi milyon işletmeyi olumsuz etkileyeceğini” söyledi.
Şirketin CEO’su Shou Zi Chew geçen ay yaptığı açıklamada, şirketin platformu korumak için “yasal haklarını” kullanmak da dahil olmak üzere elinden geleni yapmaya devam edeceğini söyledi.
ABD’deki kullanıcılar nasıl tepki verdi?
Bazı ABD’li içerik üreticileri ve kullanıcılar da önerilen yasağı eleştirdi.
Los Angeles’tan genç bir engelli savunucusu olan Tiffany Yu, Beyaz Saray önünde yapılan bir protestoda platformun çalışmaları için önem taşıdığını söyledi.
TikTok 170 milyon ABD’li kullanıcısından siyasi temsilcileriyle temasa geçmelerini ve tasarıyı desteklememelerini istedi.
Ancak TikTok kullanıcılarından kongre üyelerine ve senatörlere yapılan çağrılar geri tepmiş olabilir.
Bazı siyasetçiler kampanyanın uygulamayla ilgili endişelerini daha da arttırdığını ve yasayı geçirme kararlılıklarını güçlendirdiğini söyledi.
TikTok hangi ülkelerde yasaklandı?
Tasarı ABD’de yasalaşırsa, başka yerlerde de benzer hamleler görülebilir.
TikTok, Haziran 2020’de Hindistan’da yasaklandı.
Ayrıca İran, Nepal, Afganistan ve Somali’de de engellenmiş durumda.
İngiltere ve Avrupa Komisyonu 2023’te resmi personelin çalışma cihazlarında TikTok’u yasakladı.
BBC de güvenlik endişeleri nedeniyle personeline TikTok’u kurumsal telefonlardan silmelerini tavsiye etti.
TikTok nasıl çalışıyor ve ne kadar kullanıcı verisi topluyor?
TikTok’un algoritması, uygulama içinde, önceki materyallerle nasıl etkileşimde bulunduklarına ilişkin verilere dayanarak kullanıcılara hangi içeriğin sunulacağını belirleyen bir dizi talimattır.
Kullanıcılara uygulamalarında, Takip Edilenler, Arkadaşlar ve otomatik olarak oluşturulan Sizin İçin kategorilerinde üç ana akış sunuluyor.
Eleştirmenler, uygulamanın son derece kişiselleştirilmiş sistemini güçlendirmek için diğer sosyal medya platformlarından daha fazla veri topladığını söylüyor.
Bu, kullanıcıların konumu, cihazı, etkileşimde bulundukları içerik ve yazarken sergiledikleri tuş vuruş ritimleri hakkında bilgi içerebilir.
Ancak Facebook ve Instagram gibi popüler sosyal medya uygulamaları da kullanıcılardan benzer veriler topluyor.
]]>Bakan Yardımcısı Mammadov, Ermenistan’ın, daha önce işgali altında bulunan Karabağ’da, 1991’den itibaren çeşitli ihlallerde bulunması ve karıştığı suçların soruşturulması amacıyla süreci uluslararası mahkemelere taşıdıklarını belirtti.
Azerbaycan tarafından, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) nezdinde “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme”nin ihlal edildiği iddiasıyla Ermenistan’a karşı açılan dava duruşmasında konuşan Mammadov, süreci ve Divan’dan beklentilerini AA muhabirine değerlendirdi.
Mammadov, “2. Karabağ Savaşı’ndan sonra Azerbaycan, kendi egemenliğinde kabul edilen bu topraklarda, Ermenistan’ın işlediği çeşitli suçlardaki sorumluluğu sebebiyle uluslararası mahkemelerde bazı davalar açtı. Bunlardan biri de Eylül 2021’de Ermenistan’a karşı Uluslararası Adalet Divanında 1965 tarihli ‘Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’ kapsamında açtığı dava.” dedi.
Ermenistan’ın, Azerbaycanlılara karşı etnik temizlik politikaları
Ermenistan’ın, uzun süren işgal sürecinin tamamında işlediği suçları ele alan davaya ilişkin itirazlarda bulunduğunu ifade eden Mammadov, “İlk turda Ermenistan tarafı itirazlarını sundu sonra Azerbaycan bu itirazlara ilişkin cevabını sunacak. Daha sonra da ikinci tur sunumlar yapılacak. İlk olarak Ermenistan, daha sonra Azerbaycan meseleye ilişkin cevaplarını Mahkeme’ye sunacak.” diye konuştu.
Azerbaycanlılara karşı soykırım ve etnik temizlik politikaları uyguladığı gerekçesiyle Ermenistan’ı dava ettiklerini anlatan Mammadov, “Ermenistan’ın, bu topraklarda bir daha Azerbaycanlıların yaşamaması ve sadece Ermenilerin yaşamasını sağlamaya yönelik planları vardı.” değerlendirmesinde bulundu.
Mammadov, açtıkları davayla Ermenistan’ın bu zamana kadarki ihlallerinin UAD tarafından tespit edilmesi ve Azerbaycanlıların Karabağ’daki topraklarına geri dönüşleri sürecinde Ermenistan’ın yükümlülüklerine uymasını sağlamayı amaçladıklarını ifade etti.
Mammadov, 2. Karabağ Savaşı’ndan sonra buradan sürülen Azerbaycanlıların yeniden topraklarına dönmesine yönelik programlarının devam ettiğini kaydetti.
Tazminat ve Karabağ’a dönüş
Ermenistan’ın işlediği ihlaller sebebiyle UAD tarafından tazminata mahkum edilmesini talep ettiklerini aktaran Mammadov, Divan’ın yargı yetkisine sahip olduğuna karar vermesinin ardından davanın esası aşamasında Azerbaycan’ın taleplerini ele alacağını aktardı.
Mammadov, Ermenistan’ın toprağa yerleştirdiği mayınları, Azerbaycanlılara yönelik etnik temizlik politikasının bir unsuru olduğunu Divan yargıçlarına anlattıklarını belirterek “Mahkeme bu haftaki sunumların ardından henüz temizlenmemiş mayınlara ilişkin de bir değerlendirme yapacak. Bizim değerlendirmemiz göre Ermenistan, Azerbaycanlılara karşı yaptığı ırk ayrımcılığında farklı araçlar kullandı ve bunlardan biri de döşediği mayınları Azerbaycanlıların dönüşünü engellemek için kullanması.” ifadelerini kullandı.
Mayınların temizlenmesi
2. Karabağ Savaşı’ndan sonraki süreçte, Ermenistan’ın işgal döneminde döşediği mayınların patlaması nedeniyle 352 Azerbaycanlının yaralandığını veya yaşamını yitirdiğine işaret eden Bakan Yardımcısı Mammadov, bundan önceki duruşmalarda olduğu gibi bu haftaki duruşmalarda da Ermenistan’ın kullandığı mayınları Divan’ın dikkatine sunacaklarını belirtti.
Mammadov, şöyle devam etti:
“Ermenistan, uzun süre bu arazilerdeki mayınların yerini gösteren haritaların kendisinde olmadığını iddia ediyordu. Daha sonra uluslararası baskıların neticesinde bu haritaların kendisinde olduğunu kabul etti. Son üç yılda bu haritaları parça parça verdiler. Bunların yaklaşık yüzde 25’lik doğruluk oranı bulunuyor ve bunlar da bizim için bir şey ifade etmiyor. Bu da Azerbaycanlılara olan nefretin bir göstergesidir.”
Ermenistan’ın mayın meselesinde gerektiği gibi işbirliğine gitmediğini ve uluslararası yükümlülüklerine uygun davranmadığını vurgulayan Mammadov, “Bu bakımdan, bizim için bu meseleleri uluslararası mahkemelere taşımaktan başka yol kalmıyor.” dedi.
Azerbaycan’ın gerekçeleri
Azerbaycan, Ermenistan’ın, “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Tasfiye Edilmesine Dair Uluslararası Sözleşmesi”ni etnik temizlik, kültürü yok etme, çevresel saldırı ile nefret söylemi ve dezenformasyon yapmak suretiyle 4 farklı şekilde ihlal ettiğini bildiriyor.
Azerbaycan ilk olarak, Ermenistan’ın, 1987’den 2020’ye kadar “ulusal ve etnik köken” temelinde eskiden işgal ettiği topraklarda ve Ermenistan’da yaşayan Azerbaycanlılara karşı “etnik temizlik” yaptığını ve bu “etnik temizlik politikasının” Karabağ’da sadece Ermeni etnisitesine mensup kişilerden oluşan bir devlete ulaşmak amacıyla uyguladığını ifade ediyor.
Azerbaycan, en üst düzeyindeki devlet kademesinden itibaren tüm Ermenistan makamlarının ırkçı ve nefret söylemlerinde bulunduğunu beyan ediyor.
Azerbaycan, Ermenistan’ın işgal ettiği topraklarda yaşayan yaklaşık 1 milyon Azerbaycanlıyı topraklarından sürerek Azerbaycan şehirlerini, kasabalarını ve kültürel mirasını tahrip ettiğini belirtiyor.
Azerbaycan son olarak Ermenistan’ı, Azerbaycanlıları temel kaynaklardan mahrum bırakmak, işgal altındaki topraklarda doğal kaynakları sömürmek ve çevreyi tahrip etmekle suçluyor.
Azerbaycan’ın UAD’den talepleri
Azerbaycan, Divan’dan, Ermenistan’ın devlet organları, temsilcileri ve hükümet yetkisini kullanan veya yönlendirmesi altında hareket eden diğer kişi ve kuruluşlar aracılığıyla Irk Ayrımcılığı Sözleşmesi’nin 2, 3, 4, 5, 6 ve 7. maddelerini ihlal ettiğinin tespitini;
Ermenistan’ın, diğer kişi, grup ve kuruluşlar tarafından yürütülen Irk Ayrımcılığı Sözleşmesi’yle bağdaşmayan faaliyetlere yardım, destek ve sponsorluk yaparak Sözleşme’yi ihlal ettiğini;
Azerbaycanlılara yönelik her türlü etnik temizlik politikası ve uygulamasından derhal vazgeçmesini;
Mayın sahalarının yerlerine ilişkin kapsamlı ve doğru haritalar ve diğer bilgilerin sağlanması, Azerbaycan topraklarında kara mayınlarının döşenmesinin durdurulması ve mayın temizleme operasyonları için Azerbaycan’la işbirliği yapmasını;
Azerbaycanlıların doğal kaynak ve kültürel miraslarına erişim hakkına yönelik engelleri kaldırmasını;
Azerbaycanlılara yönelik ırk ayrımcılığının engellenerek bunlara karışanların cezalandırılmasını ve Ermenistan’ın ihlalleri sonucunda uğradığı zarar için Azerbaycan’a tazminat ödenmesine hükmedilmesini istedi.
İki ülke arasındaki karşılıklı dava
İki ülke birbirine karşı karşılıklı aynı davayı açtı.
Ermenistan, 16 Eylül 2021’de “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme”nin ihlal edildiği iddiasıyla Azerbaycan aleyhine UAD’de dava açtı.
Ermenistan’ın Azerbaycan aleyhine iddiaları, Azerbaycanlıların “Vatan Muharebesi” dediği, Eylül 2020’de başlayarak 44 gün süren 2. Karabağ Savaşı ve sonrasında yaşananları kapsıyor.
Azerbaycan, 21 Nisan 2023’te, mahkemenin yargı yetkisine ilişkin ön itirazlarda bulundu ve bu itirazlar hakkında verilecek karara kadar davanın esası hakkındaki yargılamanın askıya alınmasını istedi.
Divanın, 15-19 Nisan tarihlerinde her iki ülkenin de yargı yetkisine ilişkin sözlü beyanlarının alındığı duruşmalarda Azerbaycan, mahkemenin yargı yetkisinin bulunmadığını, Ermenistan’ın gerekli kabul edilebilirlik şartları oluşmadan siyasi amaçla dava açtığını ve UAD nezdindeki dava açma amacını kötüye kullandığını belirterek davanın reddini istemişti.
22 Nisan’da başlayan duruşmalar ise Azerbaycan’ın 23 Eylül 2021’de, yine aynı sözleşmenin ihlal edildiği iddiasıyla Ermenistan aleyhine açtığı davaya ilişkin bulunuyor.
Ermenistan, 21 Nisan 2023’te Azerbaycan’ın açtığı davada mahkemenin yargı yetkisine ilişkin ön itirazlarda bulundu ve bu itirazlara ilişkin bugün başlayan duruşmalar 26 Nisan’da sona erecek.
]]>Senaryosunu Derya Dobrişan’ın kaleme aldığı, yönetmenliğini Elçin Elmalıoğlu Karaahmet’in üstlendiği tek perdelik oyunda Ceren Tüysüz, Ferhat Karataş, Hüseyin Demir, İpek Uzkalan ve Tuğçe Güney rol alıyor.
Eskişehir Hasan Polatkan Kültür Merkezi’nde bu ay sahnelenmeye başlanan oyun, Kırım’da yaşayan Tatarların 14 Mayıs 1944’te Sovyet askerleri tarafından vagonlara bindirilmesi, yolculuk sırasında yaşananlar ve Tatarların yıllar sonra Kırım’a dönüşünü anlatıyor.
Kırım Tatarlarının gündelik hayatlarına dair kültürel unsurların da işlendiği yapıtta, oyuncular çeşitli Tatar ağıtları, deyimleri ve tekerlemeleriyle dönemin ruhunu sahneye taşımaya çalışıyor.
İsmail Gaspıralı gibi Tatar tarihinde öne çıkan isimlerin hatırlatıldığı oyunda, seyircileri anlatıya dahil edebilmek için sahne dışında bulunan farklı yollar da kullanılıyor. Başlangıçta vagon şeklinde kurulan koridorlarda bekletilen seyircilere, Kırım Tatar Sürgünü’ne dair bilgilendirici anons yapılıyor. Seyirciler, karanlıkta bir süre anonsu dinledikten sonra oyun salonuna girebiliyor.
“1,5 ay prova yaptık, sahneye çıktığımız her gün ağladık”
Yönetmen Elçin Elmalıoğlu Karaahmet, AA muhabirine, oyunda anlatılanların tamamının yaşanmış olmasının kendilerini çok etkilediğini söyledi.
Oyunun inşa sürecinde sürgünü yaşamış, tanıklık etmiş kişilerle çalıştıklarını belirten Karaahmet, bu durumun seyirci ile oyuncu kadrosu arasında önemli bağlar oluşturduğunu dile getirdi.
Konuştukları kişilerden bazılarının babasının sürgünü yaşadığını, kimilerinin küçük yaşlarda o trenlere bindirildiğini anlatan Karaahmet, “Henüz projenin başında onların hikayelerini duyar duymaz gözyaşlarına boğulmuştuk. Dolayısıyla sahnede sergilenenler tamamen gerçektir. İzleyiciler de öyle; kiminin babaannesi, dedesi, babası bir şekilde bunu yaşamış. Oyun için 1,5 ay prova yaptık, sahneye çıktığımız her gün ağladık.” diye konuştu.
Ekibin çok zor bir prova süreci geçirdiğini aktaran Karaahmet, gerçek olduğu bilinen her şeyin insanları etkilediğini vurguladı.
Seyircilerin vagondan geçerek yerlerini almasına değinen Karaahmet, “O atmosferi yaşamalarını istedik. O vagona giremeyen, bunu kaldıramayan seyircilerimiz dahi var. Oyuna girmeden ağlamaya başlayan seyircilerimiz var.” dedi.
“İnsanlığın ne kadar korkunç şeyler yaşadığını hissedebiliyorsunuz”
Oyunculardan Ferhat Karataş da “Hasret”in sergilendiği an ve sonrasının, bir oyuncuya hissedebileceği en güzel duyguları yaşattığını ifade etti.
Eserin, yükü ağır ve tarihsel gerçekliğe dayandığı için sorumluluğu fazla bir oyun olduğunu kaydeden Karataş, “Tiyatro anlamında hiçbir örneği olmayan bir oyun bu. Böyle bir şeyin ilk kez yapılması ve bunun içinde yer almak oldukça etkileyici.” değerlendirmesinde bulundu.
İpek Uzkalan, gerçeği olduğu gibi yansıtmaya gayret ettiklerini anlatarak, “Bunun için Kırım Tatarlarına yönelik araştırmalar yaptık, insanlarla görüştük. Eskişehir’deki müzeleri inceledik. Onların dillerini, sözlüklerini araştırdık. Kimi dostlarımız bizlere her kelimenin ne anlama geldiğini tek tek anlatarak yardımcı oldular. Çok çalışarak oyunu bu hale getirdik.” ifadesini kullandı.
En genç oyuncu Tuğçe Güney, turneler düzenlenmesi ve oyunun farklı şehirlerde izleyiciyle buluşmasını diledi.
İzleyicilerden Gönül Karasu ise oyunun seyirci için etkileyici olduğuna işaret ederek, geçmişi hatırlamanın önemli olduğunu vurguladı.
Karasu, “Tatar arkadaşlarımı hatırladım. Onların ne zaman göç ettiği, dedelerinin, babalarının hikayelerini hatırladım. Tarih boyunca insanlığın ne kadar korkunç şeyler yaşadığını hissedebiliyorsunuz. Oyunun şarkılarını ve yapısını çok beğendim.” görüşünü dile getirdi.
]]>Bayındır ilçesindeki bir ortaokulda öğrenim gören 12 yaşındaki N.T., iddiaya göre okulda görev yapan Fen Bilgisi Öğretmeni F.Ş. (53) tarafından şiddete maruz kaldığını ve taciz edildiğini ailesine söyledi. Babasının gözetiminde halaları ile yaşayan N.T.’nin durumu bildirmesi üzerine aile, öğretmen hakkında suç duyurusunda bulundu.
Daha önce de aynı suçtan soruşturma geçirmiş
N.T.’yi taciz ettiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunan aile, Fen Bilgisi Öğretmeni F.Ş.’nin 8 yıl önce benzer suçlamayla soruşturma geçirdiğini öğrendi. F.Ş.’nin Bayraklı ilçesindeki bir ortaokulda da taciz suçlamasıyla hakkında soruşturma açıldığı, daha sonra da görev yeri değişikliği yapılarak Bayındır ilçesindeki okula tayin edildiği öğrenildi.
Açığa alındı, soruşturma sürüyor
Yapılan suç duyurusunun ardından ifadesi alınmak üzere emniyete götürülen F.Ş., buradaki işlemlerinin ardından sevk edildiği mahkeme tarafından serbest bırakıldı. İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü de, suçlamanın ardından olayla ilgili inceleme başlatıldığını ve soruşturma nedeniyle F.Ş.’nin açığa alındığını bildirdi.
“Olayın peşini asla bırakmayacağız
N.T.’ye bebekliğinden itibaren bakan ve birlikte yaşadıkları kuzeni Elif Özsüer, olayın peşini bırakmayacaklarını söyledi. Özsüer, “N.T., bebekliğinden itibaren bizimle ve ona biz bakıyoruz. 5 Nisan günü öğretmenine soru sorarken kuzenim öğretmeni tarafından şiddete ve tacize maruz kalıyor. Öğretmenin o gün okulda dersi olmamasına rağmen okulda bulunduğunu öğrendik. Öğretmen tokat attıktan sonra kuzenimin arkasına geçerek kendisini taciz etmiş. Kuzenim bunu daha sonra bize anlattığında da önce okula gidip öğretmeniyle görüşmek istedik; ardından da suç duyurusunda bulunduk. Daha sonra yaptığımız araştırmada, öğretmen F.Ş.’nin Bayraklı’da da benzer bir olay yüzünden soruşturma geçirdiğini, daha sonra Bayındır’a tayin edildiğini öğrendik. Öğrencileriyle sürekli yakınlaşan, elle temas eden bir öğretmen olduğunu öğrendik ve biz bu adamın başka bir yerde görev yapmasını istemiyoruz. Gerekli suç duyurusunda da bulunduk ve olayın peşini bırakmayacağız” dedi.
“Tutuklanmasını istiyoruz”
N.T.’nin eniştesi Anıl Yavuz Özsüer ise F.Ş.’nin tutuklanmasını istediklerini belirterek, “Biz ailesi olarak bu işin peşini asla bırakmayacağız. Duyduğum ilk dakika itibariyle zaten bütün ailemiz çökmüş durumda. N.T., bizim çocuğumuz gibidir. Bu durumu ilk esnada kendisinden duyduğumuz zaman okula gidip bir araştırmada bulunduk. Zaten öğretmenin daha önce farklı aynı sebeplerden dolayı başka bir okuldan bu okula sürgün edildiğini öğrendik. Bu zaten bizim için daha çok acı veren bir durum. Yarın öbür gün bu durumun başka bir çocuğun başına da gelme riskini de taşıyor. Benim sadece anlamadığım bir nokta var; hala neden bu şekilde dosyası açık olmasına rağmen bu kişinin dışarıda serbest bir şekilde, geziyor. Biz devletimizden destek bekliyoruz bu konu hakkında. En yakın zamanda da çözülmesini istiyoruz. Uyku uyuyamıyoruz çünkü. Bize iftira diyor ancak, daha önceki olayda mı iftiraydı? Biz bu öğrencilerin, mağdur olan öğrencilerin hepsinin arkasındayız ve peşini asla bırakmayacağız” açıklamasında bulundu.
“Adalet yerini bulacak”
Olayla ilgili açıklama yapan öğretmen F.Ş. de, “Şu anda soruşturma aşamasında olan bir konu ile ilgili herhangi bir açıklama yapmamın doğru olmaz. Olay netleştikten ve adli ve idari soruşturmalar tamamlandığında adaletin yerini bulacağına olan inancımızı dile getirmek isteriz” sözlerine yer verdi. – İZMİR
]]>(İSTANBUL) Türkiye’nin en yüksek yerlilik oranına sahip savaş gemisi TCG İSTANBUL fırkateyni, demirli bulunduğu MSB İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda basın mensuplarına gezdirildi. Son teknolojik yerli silah ve sensörlerle donatılan TCG İSTANBUL fırkateyni dosta güven düşmana korku veriyor. Tersane Komutanı Tuğamiral Recep Erdinç Yetkin, TCG İSTANBUL fırkateyninin yüzde 80 yerlilik oranına sahip olduğunu belirterek, “Tek eksik noktamız olan ana tahrik sistemleri yani makinaları da büyük bir gayretle millileştirme yolunda devam ediyoruz.” dedi.
Fikri mülkiyet hakları ile tasarım ve performans sorumluluğu Milli Savunma Bakanlığı’nda, tasarımı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (DZKK) Dizayn Proje Ofisi’nde, yapımı ise İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda gerçekleştirilen istif sınıfı fırkateyn projesinin ilk gemisi TCG İSTANBUL fırkateyni, son teknolojik yerli silah ve sensörlerle donatılmış durumda. 19 Ocak 2017 tarihinde MSB İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda yapımına başlanan, 23 Ocak 2021’de denize indirilen ve 19 Ocak 2024 tarihine de hizmete giren TCG İSTANBUL Fırkateyni basın mensuplarına gezdirildi.
İlk olarak basın mensuplarına Dizayn Proje Ofisi’nde yerli ve milli gemilerin proje ve yapılış aşamaları anlatıldı. Ardından da gemilerin yapımı ve modernizasyonunun yapıldığı alanlar gezdirildi.
“YAKLAŞIK BİR AY İÇİNDE TAMAMIYLE DONANMAMIZA KATILMASINI BEKLİYORUZ”
Basın mensuplarına gemi hakkında açıklama yapan Tersane Komutanı Tuğamiral Recep Erdinç Yetkin, “Şu anda rıhtımımızda iki adet gemimiz var. Bunlardan bir tanesi 515 borda numaralı ilk milli fırkateynimiz TCG İstanbul. Hemen sağ tarafta ise Pakistan MİLGEM Korvet projesinin ilk gemisi PNS Babur korvetini görmektesiniz. Her iki gemimizi de teslim ettik. Açık işlem maddelerinin ve eğitim faaliyetlerinin tamamlanmasını bekliyoruz. Geçtiğimiz hafta içerisinde PNS Babur, atış testlerinden de büyük bir başarıyla geçti ve ilk atışta hedefini başarıyla vurduğunu ifade etmek isterim. TCG İstanbul gemimizin de eğitimleri büyük bir hızla devam etmektedir. Mavi vatanımızda görev yapmaya hazırdır. TCG İstanbul, gelişmiş komuta kontrol sistemleriyle, etkin komuta kontrol sistemleri ve artan sensör ve silahlarıyla çok etkin bir vuruş gücüne sahip olacaktır. Deniz Kuvvetlerimize çok önemli bir yetenek kazandıracağını değerlendiriyorum. Yüzde 80 yerlilik oranına sahiptir. Tek eksik noktamız olan ana tahrik sistemleri yani makinaları da büyük bir gayretle millileştirme yolunda devam ediyoruz. Milli Savunma Bakanlığımızın gayret ve destekleriyle inşallah bunda da adım adım hedefe doğru ilerlemekteyiz. 23 Ocak 2021 tarihinde denize indirilen İstanbul fırkateynimiz 19 Ocak 2024 tarihi itibariyle de teslim edilmiştir. Şu anda testlerden kalan açık işlem maddelerinin giderilmesi, eğitim faaliyetlerine devam ediyoruz. Yaklaşık 1 ay içerisinde tamamıyle donanmamıza katılmasını bekliyoruz”
TCG İSTANBUL HAKKINDA
TCG İSTANBUL, MİLGEM projesi çerçevesinde % 80 yerlilik oranı ile İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda inşa edilmiş olan İSTİF sınıfı firkateynlerin ilk gemisi ve yerli imkanlar ile üretilen ilk firkateyndir.
TCG İSTANBUL, ana görev fonksiyonları Hava Savunma Harbi, Denizaltı Savunma Harbi ve Suüstü Savunma Harbi olan çok amaçlı bir fırkateyndir.
TCG İSTANBUL, Deniz Kuvvetleri’nin, Deniz Kuvvetleri Araştırma Merkezi Komutanlığı ve HAVELSAN tarafından ortaklaşa geliştirilen, modern ve son teknoloji ürün olan Ağ Destekli Veri Entegre Savaş Yönetim Sistemi (ADVENT) ile entegre olarak, ROKETSAN A.Ş. tarafından geliştirilen; Satıhtan Satıha Atılan ATMACA Güdümlü Mermisi, Milli Dikey Lançer Atım Sistemi ile Satıhtan Havaya Atılan HİSAR-D Güdümlü Mermisi, ASELSAN A.Ş tarafından geliştirilen; CENK 3 Boyutlu Arama Radarı, AKREP Atış Kontrol Radarı, Elektronik Harp Sistemi ve GÖKDENİZ Yakın Hava Savunma Sistemleri ile donatılmış durumda.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından verilen bilgiye göre gemideki Aktif Sensörler ise şöyle:
CENK 3 Boyutlu Arama Radarı (Milli Sistem)
VISION MASTER Seyir Radarı
ALPER-P LPI S/Ü Gözetleme Radarı (Milli Sistem) *FERSAH Sonarı (Milli Sistem)
Akrep Atış Kontrol Radarı (Milli Sistem)
AHTAPOT Elektro Optik Dayrektör (Milli Sistem)
Gemideki Pasif Sensörler;
Elektronik Harp Süiti (Milli Sistem)
*IFF Sistemi (Milli Sistem)
Lazer İkaz Sistemi (Milli Sistem)
Torpido Karşı Tedbir Sistemi (Milli Sistem)
TSK X-BAND Uydu Muhabere Sistemi (Milli Sistem)
Gemideki Silah Sistemleri;
76 mm. Süper Rapid Top,
HİSAR-D RF Güdümlü Mermisi (Milli Sistem)
Milli Dikey Atım Lançer Sistemi (Milli Sistem)
Torpido Kovan Sistemi (Milli Sistem)
*25 mm. Stabilize Makineli Tüfek (Milli Sistem)
Kalkan Çaf Sistemi (Milli Sistem) *ATMACA Güdümlü Mermisi (Milli Sistem) * GÖKDENİZ YHSS (Milli Sistem)
HIZIR TKAS Sarf Edilebilir Dekoy (Milli Sistem)
]]>Hüseyin Julood, Irak’ta BP tarafından işletilen bir petrol sahasındaki gazın yakılması nedeniyle oğlu Ali’nin lösemi hastası olduğunu iddia ediyor.
Ali’nin petrol sahası içinde yer alan köyünde, BBC’nin 2022 yılında yaptığı bir araştırma, gaz yakma (flaring) işleminden kaynaklanan ve kansere neden olan kirleticilerin yüksek düzeyde bulunduğunu ortaya koydu.
BP “endişeleri anlıyoruz” dedi ve değişimi desteklediklerini belirtti.
İlk kez bir birey tarafından büyük bir petrol şirketine karşı yakma uygulamaları nedeniyle dava açıldığına inanılıyor.
BBC’nin gördüğü dava dilekçesinde, Irak’ın güney doğusundaki “Rumaila petrol sahasından kaynaklanan zehirli emisyonların” Ali’nin lösemisine ve ardından ölümüne neden olduğu ve BP’nin ana müteahhit olarak kısmen sorumlu olduğu iddia ediliyor.
Julood, oğlunun kemoterapi ve kemik iliği nakli de dahil olmak üzere yurtdışındaki tıbbi tedavi masrafları, kazanç kaybı, cenaze masrafları ve oğlunun “manevi kaybı” için tazminat talep ediyor.
“BP’nin sesimi duymasını ve durumumu dikkate almasını umuyorum. Ben sadece kendimi değil, burada yaşayan ve kirlilikten mustarip olan yoksul insanları da temsil ediyorum.”
Julood’u temsil eden Hausfeld & Co avukatlık şirketinden Wessen Jazrawi, davayı “önemli bir çevre davası örneği” olarak niteledi ve “Bu tür şirketler özellikle Küresel Güney’de meydana gelen zararlı çevresel uygulamaları genellikle cezasız bir şekilde gerçekleştirebiliyor” dedi.
Gaz yakma (flaring) petrol çıkarılırken açığa çıkan gazın yakılmasıdır; gaz, benzen gibi kansere neden olan zararlı kimyasalların karışımını içerebileceğinden insan sağlığı için tehlikelidir.
BBC’nin Dünya Bankası rakamları üzerinden yaptığı analize göre, Rumaila petrol sahası dünyada belgelenmiş en yüksek gaz yakma seviyesine sahip.
Hüseyin Julood, daha fazla ailenin acı çekmemesi için düzenli gaz yakmanın durdurulmasını hedeflediğini belirtiyor.
Ali’ye akut lenfoblastik lösemi teşhisi konulduğunda 15 yaşındaydı ve kemoterapi, ilik nakli ve radyoterapi de dahil olmak üzere iki yıl tedavi gördü.
Bir süre sonra hastalığı nüksetti ve geçen yıl Nisan’da hayatını kaybetti.
2021 yılında BBC Arapça Servisi, Rumaila petrol sahasında ilk kirlilik izleme çalışması yaptı. Sonuçlar, yüksek düzeyde benzen ve diğer kanserojen maddelere maruz kalınması nedeniyle bölge halkının yüksek lösemi riski altında olduğunu gösterdi.
Rumaila petrol sahasının sahibi Irak hükümeti; ancak BP ile Çin’in PetroChina şirketi ROO adlı bir konsorsiyumda ortaklık halinde sahanın yönetiminde ana işletici konumunda.
BP’nin de imzaladığı ROO’nun işletme standartlarına göre “Ulusal sınırları aşan kirlilik seviyelerinden etkilenenler yasal olarak tazminat alma hakkına sahip”.
Söz konusu faaliyet Irak’ta gerçekleşmiş olsa da, BP’nin merkezi İngiltere’de olduğu için Julood İngiltere mahkemelerinde dava açabiliyor.
BBC’nin yorum talebine yanıt olarak BP, Rumaila sahasının işletmecisi olmadığını, ancak ROO’nun “gaz yakma ve emisyonları azaltma konusunda yardımcı olmak için yaptığı çalışmalarda ana işletmeci olan Basra Energy Company Limited’i (BECL) aktif olarak desteklemeye devam ettiğini” belirtti.
O dönemin bir yetkilisi ROO’nun gaz yakmayı azaltmaya çalıştığını ve “toplum sağlığı girişimleri için fon desteği sağladığını” söylese de, Julood neredeyse her gün gaz yakımı ve siyah duman gördüğünü söylüyor.
“Bunlar sahte vaatler. Hiçbir gelişme yok. Çevre nefes alamayacak kadar kirlenmiş durumda” diyor.
Julood ayrıca Ali’nin ölümünden bu yana, biri genç bir çocuk olmak üzere dört ya da beş kişinin kanserden öldüğünü söyledi.
Julood’un avukatları BP’nin tazminat konusunda müzakerelere başlayabileceğini ya da iddiayı reddedebileceğini belirtiyor.
BP’nin talebi reddetmesi halinde bir sonraki adım Julood’un mahkemeye başvurması olacak ve dava İngiltere’deki yargıçlar önünde görülebilecek.
]]>Elon Musk: “Tesla Model 3 Performance, Porsche 911’den daha hızlı”
Tesla CEO’su Elon Musk, yeni Model 3 Performans için net bir açıklama yaptı. Musk, aracın Porsche 911’den daha hızlı olduğunu belirtti, bu da aracın ne kadar iddialı olduğunu gösteriyor. Ancak altına gelen yorumlara bakılırsa bu, insanların pek umurunda değil.
Model 3 is quicker than a Porsche 911 https://t.co/y3FUJ0zEOI
— Elon Musk (@elonmusk) April 23, 2024
İlk dikkat çeken özelliklerinden biri, 0-100 km/s hızlanma süresindeki etkileyici gelişme. Yeni Model 3 Performans, sadece 2,9 saniyede bu hıza ulaşabiliyor. Araç 510 beygir gücünde, 741 Nm torka ve 262 km/s’lik üst hıza sahip.
Tesla, sitesindeki 800 bin TL’lik hatasını düzeltti!
Performans odaklı şasi, daha sessiz ve konforlu kabin ile birleştirilmiş ve özel olarak tasarlanmış şasi donanımı, daha yüksek performans seviyelerine ulaşmak için sağlam bir zemin oluşturuyor. Ayrıca, daha fazla güç sağlarken daha düşük enerji tüketimi sunan yeni Performans 4. nesil sürücü ünitesi, önceki Model 3’e kıyasla %22 sürekli güç artışı, %32 pik güç artışı ve %16 pik tork artışı sunuyor. Tüm bunlar, daha düşük toplam enerji tüketimiyle gerçekleşiyor.
20 inçlik jantlar ile Pirelli P Zero 4 lastikler, virajlardan daha iyi çıkış sağlarken çekiş kontrol müdahalelerini sınırlıyor. Ayrıca, daha iyi konfor, daha düşük yuvarlanma direnci ve artan menzil sağlıyor.
New Model 3 Performance launching today ???
› https://t.co/IEF8dpRyvJ
0-60 mph in 2.9
510 hp/ 741 Nm
163 mph top speed
—
Performance-tuned chassis
Same quiet & comfortable cabin plus bespoke chassis hardware for improved stiffness and higher performance baseline.
More power,… pic.twitter.com/kJKOuDpOTP
— Tesla (@Tesla) April 23, 2024
Yeni Model 3 Performance’ın daha iyi bir iz sürme deneyimi sunmak için geliştirilen Track Mode V3, motor kontrolünü, süspansiyon kontrolünü, güç aktarma organı soğutmasını ve Araç Dinamikleri Kontrolörünü (VDC) tek bir birleşik sistem altında entegre ediyor. Bu, çeşitli pist ortamlarında daha öngörülebilir, kararlı ve tutarlı bir deneyim sunuyor.
Yeni Adaptif Amortisör sistemi, sürücü ve yol girişlerine gerçek zamanlı olarak uyum sağlayarak sürüşü ve yol tutuşunu optimize ederken, sürüş konforunu artırıyor. İç yazılım aracılığıyla kontrol edilen bu sistem, gelecekteki over-the-air yazılım güncellemeleriyle sürekli olarak gelişiyor.
Tesla Model 3 Performance hakkında yeni sızıntı! İşte özellikleri
Daha aerodinamik bir dış tasarıma sahip olan yeni Model 3 Performance, önceki modele kıyasla %5 azalan hava direnci, %36 azalan kaldırma kuvveti ve %55 artan ön-arka kaldırma dengesi sağlıyor. Yeni Spor Koltuklar, önceki versiyonun işlevselliği ve konforunu korurken, köşelerde ve dinamik sürüşlerde çok daha iyi yan destek sunuyor.
Yeni Model 3 Performans, sürücülere daha fazla güç, performans ve teknoloji sunarak elektrikli araç endüstrisinde yeni bir dönem başlatacak gibi görünüyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yorumlardan bizlerle paylaşmayı lütfen unutmayın.
]]>(İSTANBUL) – İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 23 Nisan coşkusunu Üsküdar Meydanı’nda yaşayan vatandaşlarla buluştu. TBMM’nin kuruluş mayasında eşitlik, kardeşlik, özgürlük ve bağımsızlık kavramlarının bulunduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “Demokrasimize ve Cumhuriyetimize sahip çıkamazsak, çocuklarımıza da sahip çıkamayız. Bu ülkenin bütün çocuklarına, eşit imkan ve fırsatlar sunmayan hiç kimseye çocuklarımızın, gençlerimizin hakkını yedirmeyeceğiz” dedi.
İBB, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kentin farklı noktalarında gün boyu süren organizasyonlarla kutladı. Bu programların birçoğuna katılan ve 23 Nisan coşkusuna ortak olan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bayramın finalini Üsküdar Meydanı’nı dolduran İstanbullularla birlikte yaptı. Eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu’yla birlikte el ele sahneye çıkan İmamoğlu’na, 15 farklı ülkeden gelen çocuklar da folklor kıyafetleriyle eşlik etti.
23 Nisan’ın sadece Türk çocuklarının değil, tüm dünya çocuklarının bayramı olduğunu vurgulayan İmamoğlu şunları söyledi:
“MUSTAFA KEMAL ATATÜRK DEYİNCE, COŞUYORUM; TÜRKİYE DEYİNCE, CANIM FEDA DİYORUM”
“Üsküdar beni çok heyecanlandırıyor. İstanbul beni çok heyecanlandırıyor. Hele hele Cumhuriyet deyince, çok daha fazla heyecanlanıyorum. Mustafa Kemal Atatürk deyince coşuyorum. Türkiye deyince, canım feda diyorum. Ulusal egemenliğimizin bayramı, çocuklarımızın bayramı kutlu olsun. Atatürk’ümüzün armağanı 23 Nisan, kutlu olsun. Coşkuyla alkışlayın. Bugün bayram, tabii ki neşe dolu olacağız. Tabii ki mutlu olacağız. Caddelerde, meydanlarda buluşacağız. Bu güzel günü hep birlikte kutlayacağız. Bayramları kutlamak, birlikte olmak, bir olmak, birbirimizi coşkuyla hissetmek, birbirimizi sevmek, birbirimizi tanımak, dünyanın en güzel şeyi. Bizim içimizdeki barış, bizim içimizdeki coşku, inanın sadece İstanbul’a, sadece Türkiye’ye değil, bütün dünyaya iyi geliyor.
“HEP BİRLİKTE, ‘TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’ DEDİK”
Milletçe ne yaptık? Milletçe bir olduk. Gücümüzü, irademizi tek bir çatı altında birleştirdik. Tek bir çatı altında toplanabildiğimiz için neyi başardık? Ülkemizi işgalden kurtarıp, özgürlük ve bağımsızlığımızı hep birlikte elde ettik. Hep birlikte, ‘Tam bağımsız Türkiye’ dedik. Bu ülkenin bütün farklı seslerini ve renklerini tek bir çatı altında buluşturabildiğimiz için, gelişen ve güçlenen bir ülke olabildik. 23 Nisan, işgal altındaki bir ülkenin, ulusal egemenliğin gücüyle yeniden güçlü şekilde doğduğu bir gündür. 23 Nisan 1920’de biz; bir kişinin, bir grubun değil, sizlerin, milletin iradesini kabul ettik. Ne dedik? ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ dedik. Milletin iradesini, TBMM temsil eder dedik. O gün bu gündür bu ülkede ne oldu? ‘Millet ne derse, o olur’ dedik. Bu ülkede hiç kimse, millete rağmen, milleti hiçe sayarak yöneticilik yapamaz. Hiç kimse, milletten başka bir yerden emir alamaz.
“MİLLET HADDİNİ BİLMEYENE NE YAPAR?”
Kendisini milletin üstünde görenler çıkabilir. Ama millet haddini bilmeyene ne yapar? Hak ettiği dersin verilmesini çok iyi bilir. Bunun için ‘mucize demokrasi’ her şeye yeter. Bir oy pusulası, bir mühür her şeye yeter. Bu ülkede vatandaştan daha değerli, daha imtiyazlı hiç kimse yoktur. Olmaz, olamaz. Bu ülkede vatandaş olmaktan daha üstün bir makam olmaz, olamaz; yoktur. TBMM’nin kuruluş mayasında eşitlik, kardeşlik, özgürlük ve bağımsızlık kavramları var. Demokrasimize ve Cumhuriyetimize sahip çıkamazsak, çocuklarımıza da sahip çıkamayız. Bu ülkenin bütün çocuklarına, eşit imkan ve fırsatlar sunmayan hiç kimseye çocuklarımızın, siz pırlanta gençlerimizin hakkını yedirmeyeceğiz. Yılmadan mücadele edeceğiz. Mücadeleye hazır mıyız? Coşkuyla, akılla, bilimle çok çalışmaya, İstanbul’un çocukları, bu milletin evlatları, İstanbul’un gençleri; hazır mıyız? Sizleri asla adaletsizlikle baş başa bırakmayacağız. Bu ülkenin bütün çocuklarına; doğusuna-batısına, güneyine-kuzeyine Kars’a, Ardahan’a, Edirne’ye, Çanakkale’ye, Adana’ya, Gaziantep’e, Sinop’a, Samsun’a, Sivas’a, Erzurum’a, Artvin’e, Trabzon’a, her yere, bütün milletin evlatlarına, hep beraber sahip çıkacağız.
“DÜNYADAKİ EN DEĞERLİ İLKE: YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ”
Yurtta barış, dünyada barış… Bu ilke var ya bu ilke, dünyada en değerli ilke. Bu ilkeyi Mustafa Kemal Atatürk söyledi. İşte onun izinden gideceğiz. ve ne diyeceğiz biliyor musunuz? Savaşlar son bulsun. Dünyanın hiçbir yerinde mazlum insanlar ezilmesin. Çocuklar ölmesin. Gençler ölmesin. Kadınlar ölmesin. Yurtta barış, dünyada barış için hep birlikte, çok çalışacağız. Bütün dünya çocukları barışa kavuşsun diye, hep birlikte Cumhuriyet için, dünyada barış için, Türkiye’miz için mücadele edeceğiz. Şehirlerin ve ülkelerin gelişme düzeyleri, çocuklara verilen değerle ölçülür. Biz, İstanbul’u çocuklarımızın saygı gördüğü, ihtiyaçlarının özenle karşılandığı bir şehir yapmak için çok çalışıyoruz. Çocuklara saygı duymak, onların kendilerini ifade etmelerine imkan tanımakla başlar. Ben, çocuklara çok saygı duyuyorum. Onların sahip olduğu bütün haklara çok saygı duyuyorum. Her bir çocuğun kendine özel bir kişiliği olduğunu kabul ediyorum.
“BU ÜLKEDE YAŞAYAN HERKES İÇİN ÇOK ÇALIŞACAĞIZ”
23 Nisan, aynı zamanda bu anlamlı günü çocuklara armağan eden Mustafa Kemal Atatürk’ü ve onunla birlikte mücadele eden herkesi ama herkesi, silah arkadaşlarını, her birinizin geçmişindeki dedesini, ninesini, atasını, sevgiyle, saygıyla, minnetle anma günüdür. Onun için onlara minnet duyun. Atatürk ve dava arkadaşlarına, geçmişte mücadele eden bu milletin bütün büyüklerine asla ve asla saygı duymayı, minnet duymayı unutmayın. Onları unutmayın. Unutmayacağız ve asla unutturmayacağız. Bizi bekleyen çok güzel günlere, geçmişimizden gelen değerlerimize sahip çıkma, hep birlikte umutla ve cesaretle geleceğe yürüme konusunda kararlıyız. Bu ülkede yaşayan herkes için çok çalışacağız. Herkesin mutlu olması için, huzurlu olması için çok çalışacağız. Dünyanın en güzel şehrini, İstanbul’da inşa edeceğiz. Demokrasiyle, huzurla yaşamınızı sürmeniz için biz çok çalışacağız. Hepinizin geleceğinde iyi meslekler edinmeniz için, eğitiminiz için güzel bir çevre için, kültür için, sanat için, bilim için çok çalışacağız.”
Üsküdar tarihinin ilk kadın Belediye Başkanı Sinem Dedetaş da eşi Barış Dedetaş’la birlikte çıktığı sahnede, özetle şunları söyledi:
“BAŞKAN OLDUYSAM, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SUNDUĞU FIRSAT EŞİTLİĞİ SAYESİNDEDİR”
“Her 23 Nisan’da, ben de çocukluğuma gidiyorum. O çocuksu heyecanı, mutluluğu, gururu yeniden yaşıyorum. 23 Nisan’ın gelişine haftalar öncesinden nasıl hazırlandığımızı, bugünü nasıl iple çektiğimizi hatırlıyorum. Sonra bu çok güzel anılara Atatürk’ün yüzyılları aşan vizyonu sayesinde sahip olduğumu bir kez daha anlayıp, böyle büyük bir liderin izinden yürümenin gururunu yaşıyorum. Her 23 Nisan’a, özenle ve heyecanla hazırlanıp, elinde Türk bayrağıyla gurur içinde bayramını kutlayan bir kız çocuğundan, bugün Üsküdar’a hizmet etme onurunu yaşayan bir Cumhuriyet kadını olduysam, bu Türkiye Cumhuriyeti’nin sunduğu fırsat eşitliği sayesindedir. İşte bu Ulusal Egemenlik demektir. Ne yazık ki 23 Nisan’ın ve diğer milli bayramlarımızın bizim çocukluğumuzdaki gibi coşkuyla, hep birlikte kutlanmadığı günler de yaşadık. İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu ile beraber, milli bayramlarımız İstanbul’da yeniden, tüm yurttaşlarımızla birlikte, önemlerine yakışır bir coşkuyla kutlanmaya başladı. Bunun için Başkanımıza ve İBB’nin değerli çalışanlarına teşekkür ediyorum. Etkinlikte emeği geçen herkese, değerli sanatçılara teşekkür ediyorum. ve tabii ki bugün buraya gelerek 23 Nisan’ın coşkusunu paylaşan sizlere çok teşekkür ediyorum.”
23 Nisan coşkusu, Zeynep Bastık konseri ile doruğa ulaştı.
]]>Beşiktaş’ta 23 Nisan kutlamaları, sabah saatlerinde Beşiktaş Anadolu Lisesi’nde düzenlenen resmi törenle başladı. Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, makamını çocuklara bırakarak onlarla gelecek planları hakkında konuştu.
İsmet İnönü Spor Tesisleri’nde düzenlenen Çocuk Şenliği kutlamaların ana adresi oldu. Tesiste kurulan oyun parklarında eğlenen çocuklar, gün boyunca bayram coşkusunu doyasıya yaşadı. Beşiktaş Kaymakamı Oğuzhan Bingöl, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Beşiktaş İlçe Milli Eğitim Müdürü Sedat Işık ve ilçe protokolü, İsmet İnönü Tesisleri’nde düzenlenen törene katılarak, çocuklarla vakit geçirdi.
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, 23 Nisan’ın ve resmi bayramların Beşiktaş için önemime dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı:
“23 Nisan ve diğer resmi tüm milli bayramlarımız bizim için çok önemli. Ulu Önderimiz ‘Bütün ümidim gençliktedir’ diyerek 23 Nisan’ı çocuklara 19 Mayıs’ı da gençlere armağan etmiştir. Önümüze bir vizyon koymuştur. Beşiktaş’ta milli bayramlarımızı coşkulu bir şekilde kutlamaya çalışıyoruz ve buna çok önem veriyoruz. Neden önemli? Burada gençlerimiz de var, çocuklarımız da var onların da duymasını istiyorum. Beşiktaş Milli Mücadelenin başladığı yerlerden bir tanesi, en önemli ayağı. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşadığı, bütün Kurtuluş Savaşı planlarını yaptığı, Cumhuriyet fikrini geliştirdiği, düşman gemileri Dolmabahçe önüne geldiğinde, geldikleri gibi giderler dediği yerin adıdır Beşiktaş.
O günün şartlarında bir kurtuluş savaşı verilmiş. Ülkenin dört bir yanı düşmanlar tarafından sarılmış. İşgal edilmiş, istese tek adam rejimini çok rahat kurabilir. Diktatörleşebilir ama bunları yapmamış egemenlik kayıtsız şartsız milletindir demiş. Millete egemenliği teslim etmiş, bu ülkenin çocuklarına gençlere emanet etmiştir. Dolayısıyla o da bizim en büyük vazifemizdir.
Biz de bu sorumluluk bilinciyle her gün, güne başlarken, hazırladığımız bütün işlerde, projelerde, bu sorumluluğu anlayışımızın tam merkezine koymuş durumdayız ve bu sorumluluk duygusuyla hareket ediyoruz.
Burada bulunan herkesin de bu sorumluluk duygusuyla hareket ettiğini biliyorum. Biz geleceğe doğru umutlu adımlar atıyoruz. Siyasetin olmadığı, insanların kutuplaşmadığı, keskinleşmediği, kavga etmediği gerçek sorunlara gerçek çözümler ürettiği yeni umutlarla sesleniyorum. Bu duygularla sizlerin Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı Kutluyorum.”
ZEYNEP BİRSİN, BELTAŞ KİTAP KAFE’DE OKURLARIYLA BULUŞTU
Beşiktaş Belediyesi’nin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla düzenlediği etkinlikler kapsamında çocuk kitapları yazarı ve eğitimci Zeynep Birsin, Beltaş Kitap Kafe’de çocuk okurlarıyla bir araya geldi. 23 Nisan Salı günü saat 14.00’te başlayan söyleşi ve imza gününe, çocuklar ve ebeveynleri yoğun ilgi gösterdi.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın Atatürk’ün bıraktığı en büyük miraslardan biri olduğunu kaydeden Zeynep Birsin, “Bugün
burada çocuklar için olmak benim için çok kıymetli. Atatürk’ümüzün bize açtığı yolda hepimiz alanımızda en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Buraya böylesi önemli birgün için davet edilmem, gerçekten çok büyük bir onur. Bundan dolayı Beşiktaş Belediyesi’ne ve onun değerli başkanı Rıza Akpolat’a çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.
ANKARA GEZİSİ’NE YOĞUN İLGİ
Beşiktaş Belediyesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle komşuları için Ankara gezisi düzenledi. Önceki gece kalabalık bir kafileyle, Beşiktaş Belediyesi Levent Hizmet Binası’nda toplanan Beşiktaşlılar, Başkan Rıza Akpolat tarafından uğurlandı. Gezi kapsamında; Kurtuluş Savaşı Müzesi, Cumhuriyet Müzesi ve Anıtkabir ziyaret edildi. Kafilelerde hazır bulunan rehberlerde Ankara’nın tarihi ve gezilen yerler hakkında ziyaretçileri bilgilendirdi.
PERDELER ÇOCUKLAR İÇİN ARALANDI
Beşiktaş Belediyesi’nin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda düzenlediği etkinliklerden bir diğeri de belediyeye ait kültür merkezlerinde sergilenen tiyatro oyunları oldu. Ortaköy ve Akatlar Kültür Merkezi’nde perdeler çocuklar için aralandı. Ortaköy Kültür Merkezi’nde “Mutluluk Denilince Akla”, Akatlar Kültür Merkezi’nde ise “Dünya Bizim Evimiz” oyunları sahnelendi. Oyunlar çocuklar ve ebeveynleri tarafından büyük ilgi gördü.
]]>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, TBMM’nin açılmasıyla beraber çocuklara armağan ettiği “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayram”ı Başkentte birbirinden renkli etkinliklerle kutlandı.
“ÇOCUKLAR ÇEŞİTLİ ETKİNLİĞİ BİR ARADA BURADA YAŞAMIŞ OLDU”
Gençlik Parkı’nda düzenlenen “Çocuk Şenliği”nde çocuklar ve aileleri, yarışmalardan konserlere, korodan yüz boyamaya, halk oyunlarından Karagöz Konserde konulu tiyatro gösterisine, pamuk şeker ikramından balon kortejine kadar pek çok etkinlikle keyifli anlar geçirdi.
Sanat Toplulukları Şube Müdürü Şenay Yılmaz, “23 Nisan’ı bu sene de tüm hafta olarak kutluyoruz. Kültür Sosyal İşler Daire Başkanlığı olarak 3 gündür Ankara’nın her yerinde 23 Nisan’ı çocuklarla beraber coşkuyla kutlamaya çalışıyoruz. Bugün de burada Çocuk Şube Müdürlüğümüzle beraber çocuklarımız için bir çocuk şenliği düzenledik. Gün boyu burada çok keyifli aktivitelerle eğlendiler. Öncelikle burada bando ekibimizle beraber balon korteji yaptık. Korteje katılanlarla animasyon gösterileri yaptık. Atölyelerimizde yüz boyama etkinliği yapıldı. Kreşlerde olan çocukların gösterileri düzenlendi. Çocuklar çeşitli etkinliği bir arada burada yaşamış oldu” dedi.
NOSTALJİ TRENİ YOLCULARLA BİRLİKTE SEFERE ÇIKTI
Kentin dört bir yanı Türk bayrağı ve Atatürk posterleri ile donatılırken metro istasyonlarında kutlama anonsları yapıldı. 1997 yılında hizmete açılan ve Ankara Metrosunda kullanılan Türkiye’nin ilk bombardier metro vagonu Macunköy Metro İşletme Müdürlüğünden hareket ederek Koru Metro İstasyonu ve Sincan- OSB Törekent güzergahında dolaşarak yolcularla birlikte sefer düzenlendi.
EGO Genel Müdür Yardımcısı Zafer Tekbudak, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ülkemizin dört bir yanında coşkuyla kutlanan önemli bir bayramdır. Başkentte yaşayan çocuklarımız için etkinlik planladık onların sevinç ve coşkusuna ortak olmak istedik. 1997 yılında hizmete açılan ve Ankara Metrosunda kullanılan bombardier metro vagonları Türkiye’nin ilk metro olma özelliği taşıyor. 2018 yılında servisten kaldırıldı ve 2021 yılında trenlerin dışını grafiti, iç kısmını da Türk bayrakları ve balonlarla süsledik. Buda büyük bir ilgi gördü. Bugün Kent Orkestrasının seslendireceği mini konser ile güzel bir yolculuk yaptık. Yolcuğumuz Macunköy Metro İşletme Müdürlüğünden başlayarak Koru metro İstasyonu ve Sincan Organize Sanayi Bölgesi yönünü dolaşarak yolcularla birlikte bir tur yaptık. Çocukların 23 Nisan ile ilgili yaptıkları resimlerde trenlerimizde sergileniyor. Diğer trenlerimizin tutamaçlarında da resimler yer alıyor” dedi.
ENGELSİZ ÇOCUK GÜNDÜZ BAKIMEVİ ÜYESİ MİNİKLER ATA’NIN HUZURUNA ÇIKTI
Ankara Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Çocuk Gündüz Bakımevi üyeleri için 23 Nisan Bayramı kapsamında Anıtkabir ziyareti düzenlendi. 3-6 yaş aralığındaki özel gereksinime ihtiyaç duyan ve normal gelişim gösteren çocukların birlikte eğitim gördüğü Engelsiz Çocuk Gündüz Bakım Evi üyesi 60 öğrenci, öğretmenleriyle birlikte Ata’nın huzuruna çıktı.
Atatürk baskılı tişörtler giyen minikler el ele tutuşarak Atatürk’ün mozolesini selamlarken nöbet değişimi sırasında askerlerin seremonisini de ilgiyle izledi.
ÇOCUKLAR 23 NİSAN COŞKUSUNU DOYASIYA YAŞADI
Nostalji treninde seyahat eden ve Gençlik Parkında gerçekleştirilen Çocuk Şenliğine gelen çocuklar, 23 Nisan etkinlikleri ile ilgili duygularını şu sözlerle dile getirdi:
– Mehmet Çağan Buzlu: “Trene binmeden önce heyecanlıydım. Trende yolculuk ederken çok mutluyum. Şarkılar çalıyor biz de eşlik ediyoruz.”
– Güneş Köylüoğlu: “Çocuğumu getirdim. Gayet güzel ve eğlenceli zaman geçirdik.”
-İkra Köylüoğlu: “Okulda gösteri yaptım. Burada da işaret dili ve drama gösterisi yaptım. 23 Nisan’ın önemini ve coşkusunu anlattım.”
-Berra Sever Bilgin: “Burası çok güzel olmuş. Herkes iş birliğiyle güzel etkinlik hazırlamışlar. Bir sürü hayvan getirmişler. Gösterileri çok beğendim. Oyuncaklar var herkes binebiliyor. 23 Nisan’ı doya doya kutluyoruz.”
-Judi Selin: “Çok eğleniyorum. Okulda gösteri yaptım. Burada da gösteriler yaptılar. Balonlar ve bayraklar var. Mutluyum burada olmaktan.”
-Furkan Şamil Kayabaşı: “2 Nisan çocukların günüdür. Bu etkinliği çok beğendim. Bütün çocuklar çok eğlendi.”
]]>Adapazarı ilçesi Yağcılar Mahallesi’nde bulunan bir sitede pandemi dönemiyle gelenek haline gelen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarında bu senede site sakinleri, çocuklar için çeşitli hediyeler vererek gönüllerince eğlenmelerini sağladı. Türk bayrakları, balonlarla donatılan site içinde çocuklar palyaço ve oyuncaklarla eğlendi. Meşale ve havai fişeklerle kutlanan 23 Nisan gününde Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu’da çocukların mutluluğuna ortak olarak hediye takdim etti. Pandemi döneminde yapmaya başladıkları kutlamayı gelenekselleştirdiklerini Belirten Büşra Baycan, çocukların mutlu olması için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştıklarını belirtti.
“Değerlerimizi öğretiyoruz aslında çocuklarımıza”
Pandeminin bile kutlamaya engel olmadığı günü gelenekselleştirdiklerini belirten Büşra Baycan, “Biz her sene çok büyük özenle bugünü programlıyoruz. Hatta bir hafta öncesinde bunun hazırlıklarına başlıyoruz. Bütün site sakinleri olarak mutlaka herkes bir şeyler yapıyor. Çocuklarımızın, bugünleri unutmaması için bir de bu evde kalmışlığın vermiş olduğu bir sıkıntıyı dışarı atmak için bir hafta boyunca bu sitede çalışmalar yapıyoruz. Camları süslüyoruz, balonlar şişiriyoruz. Hatta geçtiğimiz yıllarda resim yarışması yapmıştık, hala onları saklıyoruz. Onlar da büyüyorlar bununla. Değerlerimizi öğretiyoruz aslında çocuklarımıza. Pandemi sürecinde çocuklarımızın, okullarda bile iptal olan bir tören süreçleri vardı. Biz bugünü yaşatmak istedik, çünkü çocuklarımız bunu unutsun istemedik. Pandemi sürecini ne kadar süreceğini de bilmiyorduk sonuç olarak. Çocuklarımızın üzerinde evde kalmış olmanın verdiği sıkıntılar vardı dolayısıyla birlikte toplandık ve bu organizasyonu yapmaya karar verdik, sitemizi süsledik. İlk olarak resim çizmeyle başladık, sonrasında görkemli törenlere dönüştürdük. İlk başta mesafeli olarak kutladığımız süreç şimdi sarılma ve kucaklaşma ile devam ediyor, çok mutluyuz” dedi.
“Herkes katılım gösteriyor, site dışından da ilgi var”
Site dışından da katılım olduğu söyleyen Baycan, “Pandemide doğan çocuklar var, hiçbir şey bilmeden devam edeceklerdi ama şimdi onları da bu sürece empoze etmiş durumdayız. Herkes katılım gösteriyor, site dışından da ilgi var. Yani yan sitelerden bile gelmek istiyorlar, bu bizim için gurur verici bir durum. Çocuklarımıza armağan edilen bu kutlu günü pandemi bile bozamadı, biz dört senedir her şeye rağmen kutlamaya ve çocuklarımıza bugünün değerini, kıymetini anlatmaya devam ediyoruz” diye konuştu.
“Bir önceki yıl da kutlamalarda çok eğlenmiştik ve bu kutlama da çok eğlenceli geçiyor”
Gönlünce eğlendiğini belirten 8 yaşındaki Esmanur Tahtakale, “Burada eğlenceli oyunlar oynuyoruz. Bir önceki yıl da kutlamalarda çok eğlenmiştik ve bu kutlama da çok eğlenceli geçiyor. Taç aldım, baloncuk aldım, bardak aldım, verdikleri hediye paketinin içerisinden ayıcık çıktı. Pamuk şeker aldım. Çok mutluyum” şeklinde konuştu. – SAKARYA
]]>Tanıtımda konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, kitapların erişilebilirliği konusunda çeşitli çalışmalar yaptıklarını söyledi.
Yazgı, dijital platformlar üzerinde yayıncılığın ve okuma kültürünün gelişmesi amacıyla çeşitli uygulamaları da hayata geçirdiklerini belirterek, “Kitap Artı projesi ve E-kitap mobil uygulaması ile çocukların kitaplara erişimini kolaylaştırırken, işitme engelliler için özel olarak hazırlanan video kitaplar ile de herkes için erişilebilir bir yayıncılık anlayışını desteklemekteyiz.” dedi.
“Her kitap, kendi içinde farklı bir anlatım ve çizim tekniğiyle farklı bir okuma kültürü mekanını tanıtıyor”
“Okuma Kültürü Mekanları” kitap seti aracılığıyla çocuklara temel bir bilinç oluşturmayı hedeflediklerini ifade eden Yazgı, şöyle devam etti:
“Farklı, edebi deneyimler sunarak, okuma kültürü mekanlarını tanıtmak ve temel sanat algısını desteklemek amacıyla hazırlanan bu seri, yedi farklı çizer tarafından resimlendi. Her kitap, kendi içinde farklı bir anlatım ve çizim tekniğiyle farklı bir okuma kültürü mekanını tanıtıyor. Bu sayede Türkçenin anlatı türlerini ve okuma kültürü mekanlarını çocuklarımıza eşsiz bir şekilde sunuyoruz.”
Yazgı, kitap setinin çocukların okuma kültürüne sağlayacağı katkıdan bahsederek, “Tüm çocuklarımızın kitabın üretiminden başlayarak, okuyucularıyla buluşmalarına kadar olan yolculuğunda verilen emekleri, emek veren kişileri ve tüm bunları öğrenebilecekleri terimleri içeren sözcüklere sahip olması bu seti özel kılan unsurlardan bir tanesidir. Ayrıca kitap setimizin yurt dışı lansmanını gerçekleştirdiğimiz çocuk kitapları fuarında, yazar ve çizerlerimizin de katılımıyla güzel bir etkinlik yaptık.” değerlendirmesinde bulundu.
Kültür Yolu Festivalleri kapsamında proje bünyesinde yazar ve çizerlerin çocuklarla bir araya geleceğine işaret eden Gökhan Yazgı, şunları kaydetti:
“Bakanlık olarak çocuklarımızın kültürel gelişimine katkı sağlayacak olan bu önemli projenin gelecekte daha da büyüyerek devam etmesini umut ediyoruz. Çocuklarımızın, geleceğimizin teminatı olduğunu unutmadan, onların edebi dünyaya olan ilgisini ve sevgisini desteklemeye de devam edeceğiz. Bu eserin ortaya çıkmasında değerli yazarımız Figen Yaman Coşar ve çok kıymetli çizerlerimiz başta olmak üzere emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.”
“Kitap okuma dediğimiz mesele sadece zamanı değerlendirmesi meselesi değil, bir kültür meselesi”
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Taner Beyoğlu ise proje tanıtımın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özellikle denk gelmesini istediklerini ifade ederek, “23 Nisan’da, Rami gibi özel bir mekanda tanıtım yapmak bizim için mutluluk verici. Çok kişinin emeği olan önemli bir eserden bahsediyoruz. Ülkemizde özellikle son yıllarda bu alanda hem içerik hem fiziksel özellikleri bakımdan çok nitelikli yayınlar yapan çok sayıda yayıncımız var. Biz Bakanlık olarak yayıncılarımızı, yazarlarımızı, editörlerimizi, çizerlerimizi yurt dışında tanıtmaya çalışıyoruz.” dedi.
Beyoğlu, Türk Kültür, Sanat ve Edebiyat Eserlerinin Dışa Açılımını Destekleme Projesi’ne (TEDA) de değinerek, bugüne kadar projede dört bine yakın eserin yayınlanmasına destek verdiklerini söyledi.
Okuma kültürünün gelişiminde erken okur yazarlığın önemine dikkati çeken Beyoğlu, şöyle konuştu:
“Çocuklarımızın bilişsel, eğitsel yapılarının oluşması, olgunlaşmasında, kitap okuma alışkanlığını çok önemli bir yeri var. Kitap okuma dediğimiz mesele sadece zamanı değerlendirmesi meselesi değil, bir kültür meselesi. O yüzden en küçük yaşlardan ve hayatın her alanını kapsayacak şekilde bu alana müdahale etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kütüphaneler Yayımlar Genel Müdürlüğü olarak ülkemizin 81 ili 1900’e yakın ilçesinde 1300 kütüphane işleten yapı olarak Halk Kütüphanesi bizim birinci sorumluluklarımızdan.”
Taner Beyoğlu, son dönemde 0-3 yaş grubuna özel bebek kütüphaneleri de açtıkları bilgisini vererek, müstakil bebek ve çocuk kütüphane sayısında 90’a yaklaştıklarını sözlerine ekledi.
Tanıtım programının ardından “Okuma Kültürü Mekanlarının Edebi Özellikleri” ve “Çocuklarda Okuma Kültürünün Gelişmesinde Mekanların Önemi” başlıklı paneller düzenlendi.
]]>(İZMİR) – TCG Nusret Müze Gemisi, Ege ve Akdeniz limanlarına yapılan ziyaretler kapsamında 22-23 Nisan 2024 tarihlerinde İzmir’de ziyaretçilerini ağırladı. 7’den 70’e ziyaretçilerin yoğun ilgisi gösterdiği programda, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özel faaliyeti olan Güney Deniz Saha Komutanlığı Bandosu’nun dinletisi de büyük beğeni topladı. Program kapsamında çocuklara da hediyeler verildi.
T.C. Milli Savunma Bakanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 18 Nisan – 8 Haziran 2024 tarihleri arasında düzenlenen TCG Nusret Müze Gemisi Liman Ziyaretleri devam ediyor. Çanakkale Deniz Savaşları’na büyük katkısı olan Kahraman Nusret Mayın Gemisi’nin anısını yaşatmak ve ziyaretçileri bilgilendirmek amacı ile asıl gemi planına birebir uygun olacak şekilde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 2011 yılında inşa edildi. TCG Nusret Müze Gemisi, Ege ve Akdeniz limanlarına yapılan ziyaretler kapsamında 22-23 Nisan 2024 tarihlerinde İzmir’de ziyaretçilerini ağırladı. İzmir’de 7’den 70’e ziyaretçilerin akınına uğrayan gemi yoğun ilgiyle karşılandı.
Program kapsamında gemiyi ziyaret eden vatandaşlar, 7-8 Mart 1915 gecesi Çanakkale Boğazı’nda Çanakkale Nusret Mayın Harbi ve 18 Mart gecesi Çanakkale Deniz Savaşı’nı anlatan detaylı bir sunum izledi. Ardından ziyaretçiler, o dönemde askerlerin uyuduğu efrad mangası ve askerlerin yemek yediği, istirahat ettiği efrad salonu, revir, mutfak, zabitan salonu, süvari kamarası, gedikli zabiyan kamarası (dönemin astsubaylarına verilen isim) ve dümen evini gezerek bilgiler aldı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özel faaliyeti olan Güney Deniz Saha Komutanlığı Bandosu’nun dinletisine de çok sayıda vatandaş katıldı.
Modern seyir cihazları ile donatılmış olan yüzer müze gemi olarak da hizmet veren ve bu anlamda dünyada ilk ve tek olan gemiyi ziyaret eden çocuklara 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında hediyeler dağıtıldı.
“ÇOK DUYGULANDIK”
TCG Nusret Müze Gemisi’ni gezen bir ziyaretçi, “Gemiyi gezdik. Çok duygulandık. Çok güzel anılar kalmış. Bugün 23 Nisan. Çok mutluyuz çünkü çocuklarımızın bayramı. Okullarımızda da kutladık. Bugün Konak’ta da etkinliklere katıldık. Çok teşekkür ediyoruz bu kutlamaları bizim için hazırladıkları için” dedi.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda gemiyi ailesi ile ziyaret eden bir çocuk ise “23 Nisan çok güzel oldu çünkü çok eğlendik. Çok heyecanlıydık. Teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
“ÇOCUKLAR GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİNİ DAHA İYİ ANLIYOR”
Kızı ile birlikte gemiyi ziyaret eden bir yurttaş ise “Kızımız için çok güzel oluyor böyle programlar. Günün anlam ve önemini daha da iyi anlıyor, yaşıyor ve birebir görebiliyor. O yüzden çok mutluyuz” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUKLARIMIZA DERS NİTELİĞİNDE BİR GEZİ”
Ailesi ile birlikte gemiyi ziyaret eden bir diğer vatandaş ise “Çocuklarımız tarihi öğrensin diye zaten gezdirmeye geldik. Onlar da gördü askerleri ve o zamanki durumlarda neler yaşadıklarını. Şimdi onlara ders olmaları niteliğinde geziyoruz” dedi.
Bir diğer yurttaş da “Çok güzel bir aktivite olmuş. Planladığımız bir organizasyon değildi. Kuzenimle gezerken denk geldik düzenleyenlere emeği geçen herkese çok teşekkür ederiz. Bize yeniden bu vatanın güzelliklerini hatırlattılar. Çocukluğumuzdaki bildiğimiz marşları farkında olmadan tekrar söyler olduk. Çok memnunuz. Çok teşekkür ederiz herkese” ifadelerini kullandı.
Bir vatandaş da “Burada olmak çok güzel. Çok gurur verici. Umarım yakında Türkiye için her şey güzel olur” diye konuştu.
NUSRET MAYIN GEMİSİ HAKKINDA BİLGİ
T.C Milli Savunma Bakanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Nusret Mayın Gemisi’ne ilişkin şu bilgiler verildi:
“Çanakkale Savaşları’nın ilk aşamasını oluşturan 18 Mart Deniz Zaferi, Dünya Harp Tarihine mal olmuş bir kahramanlık destanıdır. Bu zaferin kazanılmasında kuşkusuz en büyük pay, Kahraman NUSRET Mayın Gemisi’ne aittir. Kahraman Nusret Mayın gemisi 1910 yılında Almanya’ya sipariş edilerek 1913 yılına doğru Osmanlı Donanması hizmetine girmiştir. Nusret Mayın Gemisi Çanakkale Savaşlarında tesis ettiği mayın hatları ile 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin kazanılmasında büyük rol oynamıştır. Yüzbaşı Hakkı Bey komutasındaki Nusret mayın gemisi, 8 Mart 1915 sabahı büyük bir gizlilik içerisinde Erenköy Koyu önlerinde sahile paralel olarak 26 mayın dökerek, yeni bir mayın hattı meydana getirmiştir. 18 Mart 1915 sabahı saat 10.00’dan itibaren Müttefik Donanması, Boğazı zorlamaya başlamıştır. Türk kıyı bataryalarından açılan topçu ateşi sonucu manevra yapma ihtiyacını hisseden Müttefik donanmaya ait gemiler, Nusret mayın gemisi tarafından dökülen mayınlara çarpmış, İngiliz Donanmasına ait Ocean ve Irresisitble zırhlıları ile Fransız Donanmasına ait Bouvet zırhlısı batmıştır. Ayrıca Müttefik Donanma’ya ait Gaulois, Suffren ve Inflexible zırhlıları ağır hasar almış, birçok zırhlı de çeşitli yaralar almıştır.”
TCG Nusret tarafından deniz müzelerinin tanıtılması, denizciliğin sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması ile Türk Deniz tarihi hakkında farkındalık yaratılması amacıyla liman ziyaretleri yapılmaktadır. Bu kapsamda 29 Nisan 24 Haziran 2023 tarihleri arasında Marmara ve Karadeniz limanlarına istinaden liman ziyaretleri gerçekleştirildi, 50 bin 40 kişi tarafından gemi ziyaret edildi.
Bu yıl ise 18 Nisan-8 Haziran 2024 tarihleri arasında TCG Nusret tarafından Ege ve Akdeniz limanlarına toplam 51 gün süre ile 18 farklı limana 22 gün boyunca düzenlenecek ziyaretlerin programı ise şöyle:
Kuşadası – 26 Nisan 2024
Bodrum – 28 Nisan 2024
Aksaz – 1 Mayıs 2024
Kaş – 3 Mayıs 2024
Alanya – 6 Mayıs 2024
Kıbrıs/Gime 9-10 Mayıs 2024
Mersin – 13-14 Mayıs 2024
İskenderun – 16 Mayıs 2024
Silifke (Taşucu) – 19 Mayıs 2024
Anamur – 21 Mayıs 2024
Antalya – 24-25 Mayıs 2024
Fethiye – 28 Mayıs 2024
Marmaris – 30 Mayıs 2024
Milas (Güllük) – 2 Haziran 2024
Çeşme – 5 Haziran 2024
Ayvalık – 7 Haziran 2024
]]>Her fırsatta çocukların yüzünü güldüren Esenyurt Belediyesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda da birbirinden eğlenceli etkinliklere ev sahipliği yaptı. Esenyurt Eski Belediye Bahçesi’nde gerçekleşen programa Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer, CHP Esenyurt İlçe Başkanı Hüseyin Ergin, birim müdürleri, başkan yardımcıları, yüzlerce çocuk ve aileleri katıldı. Çocuklar, onlar için hazırlanan konser ve tiyatro oyunlarının yanı sıra şişme oyun grupları, yarışmalar, maskot karakter, palyaço ve yüz boyama etkinlikleriyle doyasıya eğlendi. Çocuk Şenliği’nde keyifli vakit geçiren çocuklar ve aileleri Başkan Özer ile bol bol fotoğraf çekilerek düzenlenen etkinlik için kendilerine teşekkür etti.
“Keşke her gün böyle bayram olsa”
Başkan ı Özer, “Burada cıvıl cıvıl çocukları gördüğümde günlerdir gece gündüz çalışmanın neden olduğu yorgunluğu bir anda unuttum. Keşke her gün böyle bayram olsa dedim. Bizim belediye olarak önemsediğimiz guruplar var. Kırmızıçizgilerimiz; en başta annelerimiz ve çocuklarımız ve gençlerimiz. Burada çocuklarımızın daha iyi yetişebilmesi için en önemli özellik iyi bir eğitim almalarıdır. Bu gün Kaymakam Bey’e de, Milli Eğitim Müdürümüze de söyledim. Çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Onların iyi yetişebilmesi için Milli Eğitim Bakanlığının buraya yatırım yapması ve artık çocuklarımızın 60 kişilik sınıflardan kurtulması lazım. Eğitim niteliği yüksek bir sisteme kavuşmamız lazım. Aslında çocuklarımız çok zeki. Biraz önce makamımı bir kız çocuğuna devrettim. Adı Nehir’di. Öyle bir konuşma yaptı ki, öyle isteklerde bulundu ki gerçekten şaşırdım. Dedim ki belediye başkanlığını sen yürüt, bu kadar bilgi birikimin var” diye konuştu.
“Çocuklarımıza yeteneklerini keşfedebilmeleri için imkanlar sunacağız”
Çocukların yeteneklerini keşfetmeleri ve kendilerini geliştirebilmeleri için çeşitli imkanlar sunacaklarını belirten Başkan Özer şunları kaydeti:
“İlçemizde çok zeki çocuklarımız var. Bütün mesele onlara imkan sunmak. Peki, biz ne yapacağız? Biz Esenyurt Belediyesi olarak annelerimiz işe giderken gözlerinin arkada kalmaması için kreşler yapacağız. En önemli gördüğümüz ve acilen yapacağımız şey kreş. Beş tane kreş yerinin tespiti için arkadaşlara talimat verdim. Hemen yapacağız. Size ilk müjdem bu olsun. Kreşlerimiz geliyor Allah’ın izniyle. Belediyemiz bütün bu faaliyetlerini ara vermeden yapacak. Resim atölyeleri, müzik atölyeleri, sinema ve tiyatro kursları etkinlik alanlarımızda devam edecek. Çünkü çocuklarımızın kendi içindeki yeteneklerini gerçekleştirebilmesi için onlara bu olanakları belediye olarak bizim sunmamız lazım. Burası sizin belediyeniz, başkasının değil. Her zaman sizin hizmetinizde olacak. Annelerimizin, babalarımızın, kardeşlerimizin ve de özellikle de çocuklarımızın hizmetinde olacağız. Evinize gelir gider gibi belediyeye geleceksiniz. Salonlarımızı, kültür merkezlerimizi kullanacaksınız. Özellikle çocuklarımızın yetişebilmesi için elimizden gelen her desteği sonsuz bir biçimde sağlayacağız. Bu 23 Nisan, Mustafa Kemal’in Cumhuriyeti kurduktan sonra çocuklara armağan ettiği bir bayram. Bir kez daha 23 Nisan Bayramı’nız kutlu olsun sevgili çocuklar. Size görkemli bir gelecek diliyorum. Yolunuz açık olsun.” – İSTANBUL
]]>(İZMİR)- CHP İzmir İl Başkanlığı tarafından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında düzenlenen kutlama programında konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, “Biz çocuklar için bayram diyoruz, bayramlarını kutluyoruz. Ama galiba bu ülkede bazı çocukların bayramı olmadığını da bugün dile getirmemiz gerekiyor” dedi.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında CHP İzmir İl Başkanlığı, kutlama programı düzenledi.CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, CHP İzmir İl Kadın Kolları Başkanı Nurdan ve CHP İzmir İl Gençlik Kolları Başkanı Burak Kotan’ın Konak ilçesi Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’na çelenk konuldu. Programa İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, CHP İzmir Milletvekili Rıfat Nalbantoğlu, CHP YDK Üyeleri Özkan Tice ile Ekincan Aksoy, CHP’li ilçe belediye başkanları, partinin İzmir ilçe başkanları ile il ve ilçe yöneticileri ile partililer katıldı.
“1920’DEN SONRA AYDINLIK VE GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE DOĞMUŞTUR”
Programda konuşan CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, “Bu Bayram gelecek güzel günlerin habercisi olsun. Zor günlerden çıkışımızın ışığı ve yeniden umudun yeşerdiği bu baharda, aydınlık güneşimiz olsun. Bugün, Türk milletinin kendi geleceğini belirlediği, egemenliğin milletin iradesine teslim edildiği ve milletin bağımsızlığını tüm dünyaya haykırdığı, tarihimizin en önemli dönüm noktalarından birisidir. Aziz milletimizin yokluklar ve güçlükler içerisinde milli mücadelede gösterdiği azim ve kararlılık, bugünkü mücadelemizin daha çağdaş bir Türkiye için ortaya koyduğumuz çabanın da ilham kaynağıdır. Ulusal egemenlik, ulusun namusu ve şerefidir. 23 Nisan 1920 tarihi sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış tarihi değil, kurulma aşamasında olan genç Cumhuriyetimizin demokrasiyle tanışması ve demokrasiye geçişin ilk adımıdır. Milletimizin üzerindeki kara bulutlar, Gazi Meclisimizin kurulmasıyla dağılmaya başlamıştır. Ateşkes anlaşması adı altında, işgale direnmeyen zamanın saray hükümetine ve İzmir’in işgaline ses çıkaramayan işbirlikçilere karşı, milletin sesi ve direnişin simgesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi. Kuruluş ilkeleri, bizlere önce milli mücadeleyi kazandırmış, bu zafer sonrasında cumhuriyet ile taçlandırılarak tam bağımsızlık ilan edilmiştir. 23 Nisan 1920’den sonra bu millet karanlık ve makus talihini yenmiş, aydınlık ve güçlü bir Türkiye doğmuştur. O günkü kararlılık ve azim, bugünkü güçlü cumhuriyetimizin temel taşıdır” dedi.
“MİLLETİMİZ BİZLERİ HİZMET AŞKIYLA ÇALIŞIRKEN GÖRECEK”
“Bizler 31 Mart’tan sonra, güneşli günleri müjdeleyen, bayram coşkumuzu katlayan günlerden geçiyoruz” diyerek sözlerini sürdüren Aslanoğlu, şunları kaydetti:
“Cumhuriyetin ilkelerinde birleşen, milletin iradesiyle yükselmekte olan Türkiye ittifakı; çocuklarımızı, gençlerimizi, kadınlarımızı yeniden umutlandırmış, yüzleri güldürmüştür. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının ilk yerel seçimlerinde milletin iradesinin tecelli bulmasıyla yüzyılın değişimini vaat eden bir geleceğe adım atılmıştır. Yüzyılın değişimi, çocuklarımızdır, kadınlarımızdır, eşitlik, adalet ve hizmettir. Yüzyılı değiştirecek olan sizsiniz… Yüzyılın değişimini yapmak isteyen CHP’yi, milli irade Türkiye’nin 1. partisi yapmıştır. Milletimiz, bize verdiği bu payenin karşısında bizleri asla şımarık kibir abideleri olarak görmeyecektir. Birileri gibi kibre düşmeyeceğiz. Şuna emin olunuz ki, milletimiz bizleri, 23 Nisan’ı, bizlere bırakanların kararlılığı ve çalışkanlığı içinde, hizmet aşkıyla çalışırken görecek. Çocuklarımızın geleceğini özlü sözlerle değil, hizmet ederek ve üreterek kuracağız. Bunun için, Kadınlar ve gençlerle kurduğumuz bir hizmet ordumuz var. İzmir’de bu hizmet ordusunun neferi olan belediye başkanlarımız, verilen her oyun hakkını, cumhuriyete olan borçlarını, çocuklarımızı gülümsetecek hizmetlere imza atarak ödeyecekler. Bu hizmetler hiç kimseyi ayırt etmeksizin, 23 Nisan’ın ruhuna uygun bir biçimde herkese eşit olarak yayılacak.”
“BU MİLLETE HİZMET ETMEK İÇİN CANLA BAŞLA ÇALIŞACAĞIZ”
“Milli bayramlarda birliktelik vurgusu yapan Aslanoğlu, İzmir Valisi Süleyman Elban’a da teşekkür etti. Aslanoğlu, “Bu bayramlar milli birliğimizi güçlendirerek en büyük görevimiz olmalı. Çünkü artık ayrışmaktan, bölünmekten, etiketlenmekten ve hamasetten yorulduk. İzmir’de 23 Nisan’ı hep beraber kutlamamız için çağrı yapan, tüm İzmirlileri meydana davet eden İzmir Valimiz Sayın Süleyman Elban’a da teşekkür ediyorum. Milli bayramları kutlamayan devletten sıkılmıştık. Milli Bayramlarda çelenk koymaya bile müsaade etmeyen, kendini devlet sanan bürokratlardan sıkılmıştık. Devletin Valilerinden siyasetten uzak, birleştiren mesajlar duymak hepimizin özlediği bir tavır. İzmir Valimizi bu birleştiren tavrı sebebiyle, sizlerin huzurunda tebrik ediyorum. AKP’nin valilerini, devlet valisi gibi görmemizi sağlayacak milletten yana tavırlara davet ediyorum. Herkes bilsin ki devlet, millete hizmet için vardır. Bizler bu millete hizmet etmek için canla başla çalışacağız. Kendini devlet sanan bürokratlarda milletin sesini iyi dinlemeli.”
ASLANOĞLU, ÇOCUKLARA SESLENDİ
Konuşmasının sonunda çocuklara da seslenen CHP İzmir İl Başkanı Aslanoğlu, “Sevgili çocuklar… Bugünü doya doya kutlayın, şarkılar söyleyin, kahkahalar atın, dans edin ve eğlenin. Bu bayram en çok sizin hakkınız. Sizlere söz veriyoruz, bu bayramları kutlamanız için verilen mücadeleleri, yaşanan zorlukları ve acıları sizlere yaşatmayacağız. Emaneti sizlere daha güçlü ve daha derine kök salmış şekilde teslim edeceğiz. Bugün Ata’nın huzuruna gelerek emanete sahip çıkan, İzmir’in cesur ve cumhuriyet sevdalı insanları. Asıl şimdi başlıyoruz. Çocuklarımız için, milletimiz için, memleketimiz için mücadeleye, çalışmaya ve büyük hizmetler yapmaya, şimdi başlıyoruz. Bize bu yolu çizen, mücadeleyi devreden, Çocuklarımıza bu bayramı armağan eden, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizi minnet ve saygı ile anıyorum. Çocuklarımızın ve tüm dünya çocuklarının bayramını kutluyor, halkımıza birlik içinde kutlayacağı nice 23 Nisan’lar diliyorum” ifadelerini kullandı.
TUGAY: “BİR CUMHURİYET KURDUK, BİR DEMOKRASİ AĞACI DİKTİK”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ise “Bugün bayram. Bugün hem güzel şeyleri dile getirme günü hem de bazı görevlerimizi birbirimize hatırlatma günü. 31 Mart’ta yapılan seçim gerçekten partimiz adına uzun yıllardır özlediğimiz başarıyı getiren seçim olduğu için hepimizi çok gururlandırmış ve umutlandırmıştır. Bu sonucun mimarı ve emekçisi olan CHP örgütünün her birini yürekten selamlıyorum. 104 yıl önce ulusumuza egemenlik hakkını verme yolunda atılan ilk adımdı 23 Nisan 1920’de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi. O günden bu güne bir cumhuriyet kurduk, bir demokrasi ağacı diktik. Bu demokrasi ağacının kökleri derine inerken dalları da göğe doğru yükseldi” dedi.
“BU ÜLKEDE BAZI ÇOCUKLARIN BAYRAMI OLMADIĞINI DA BUGÜN DİLE GETİRMEMİZ GEREKİYOR”
Tugay, şunları kaydetti:
“Son seçimden sonra insanlarımızın arasında gezerken onların gözlerindeki o umudu bizden beklediği o geleceğe dair güzel günleri gözlerinde ve sözlerinde görürken, duyarken şunu düşündü. Biz artık Cumhuriyet Halk Partisi olarak daha fazla çocuğuz. Daha fazla genciz, daha fazla kadınız, daha fazla işçiyiz. Daha fazla emekçiyiz, daha fazla çiftçiyiz. Daha fazla emekliyiz. Daha fazla bu ülkede haksızlığa maruz kalmış olan herkesiz. Yani biz artık çok daha çokuz. Ama bundan elbette ki büyük mutluluk duyuyoruz. Gurur duyuyoruz ve bugünü de coşkuyla kutluyoruz. Aramızdaki güzel çocukların bayramını hepimize ayrı ayrı kutluyoruz. Ama biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz. Bu ülkedeki kimsesizlerin kimsesi olmak üzere kurulmuş olan cumhuriyetin bekçileriyiz. Ben şunu düşünmeden edemiyorum; bugün barınma hakkı elinden alınmış çocuğumuz var mı? Şu anda karnı aç olan, canı bir şey yemek istediği halde o yemeği bulamayan çocuğumuz var mı? Gece yatağa girdiğinde o gün karnını doyuramayan çocuğumuz var mı? Biz bugün şu an burada bayram kutluyorken bir tamirhanede kirli elleriyle araba tamir etmeye bir çalışan çocuk var mı? Almanya’da 18 yaşın altında çalışmak yasak. kimse 18 yaşın altında birisini çalıştıramıyor. Biz bunu konuşabiliyor muyuz? Diyebiliyor muyuz bu ülkede? Çocuklar çalışmasınlar, okusunlar, oynasınlar, eğitim alsınlar diyebiliyor muyuz? Karşıyaka’da Yamanlar ve Sancaklı köyündeki çocuklar köylerindeki okullar kapatıldığı için başka yerlere gidecek okula araç arıyorlar. O araçları belediye temin etmezse gidemiyorlar. Bu yüzden okula gidemeyen kaç çocuk olduğunu biliyor muyuz? Tarikatların penceresinde, beyinleri yıkanmaya çalışılan kaç çocuk olduğunu biliyor muyuz? Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Biz çocuklar için bayram diyoruz, bayramlarını kutluyoruz. Ama galiba bu ülkede bazı çocukların bayramı olmadığını da bugün dile getirmemiz gerekiyor.”
“BİZE BAKAN GÖZLERDE BEN UMUDU GÖRÜYORUM”
Konuşmasının devamında ise Tugay, “Bir ismi hatırlatacağım. Gezi Davasında tutuklanan Tayfun Kahraman’ı hatırlıyorsunuz değil mi? Çocuğuyla nasıl kucaklaştığını hatırlıyor musunuz? Bugün o çocuğun da bayramı. Bugün Vera’nın da bayramı. Biz CHP’yiz. Nerede bir yanlış varsa onun karşısında, doğrunun yanında olacağız. Biz mücadele etmemiz gereken zamanlarda alanlarda olacağız. Hep beraber olacağız, meydanlarda olacağız. Artık bu bizim boynumuzun borcu. Bize bakan gözlerde ben umudu görüyorum. ‘Sizden çok şey bekliyoruz. Önümüzdeki dönem iktidar olmak için sizden çok şey bekliyoruz’ diyorlar” şeklinde konuştu.
“EN ÇOK ÇALIŞAN, EN ÇOK EMEK HARCAYAN OLMALIYIZ”
“Beni Büyükşehir Belediye Başkanı yaptınız. Görevimi yerine getireceğim. Göreceksiniz. Her günüm ve saatim nasıl emek harcayarak geçiyor göreceksiniz” diyerek sözlerini sürdüren Tugay, şunları kaydetti:
“Ama bugün örgütüme seslenmek istiyorum.Bu alan hınca hınç dolmalı. Nerede haksızlık varsa karşısında hep beraber olmalıyız. Nerede haksızlık varsa karşında olmalıyız. CHP’ye yakışanı yapmalıyız. Bu alan sadece yapmış olmak için yaptığımız resmi törenler için olmamalı. O yüzden lütfen, bir dahaki bayramlarda bu alana sığmayalım. Herkesi kolundan tutun ve getirin. Bir ülkenin birinci partisi neymiş, Atatürk’ün partisi neymiş, cumhuriyetin bekçisi olan parti neymiş, kimsesizlerin kimsesi olan parti neymiş duysun 4,5 milyonluk bu şehir ve 86 milyonluk bu ülke. Ben o ruha inanıyorum. O ruh mücadele etti ve geçmiş yerel seçimleri kazandırdı. O ruh CHP’yi iktidar yapacak. Ama biz tertemiz olmalıyız. Pırıl pırıl, lekesiz olmalıyız. En çok çalışan, en çok emek harcayan olmalıyız. Buradan Tayfun Kahraman’a ve Gezi mahkumlarına selam olsun. Onları cezaevinden çıkardığımız güne kadar bu mücadele bitmeyecek.”
]]>(ANKARA) – TBMM 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 104. açılış yıl dönümü dolayısıyla Meclis Genel Kurulu özel gündemle toplandı. Yeniden Refah Partisi, HÜDA PAR, Türkiye İşçi Partisi ve Demokratik Sol Parti genel başkanları, Genel Kurul’da 3 dakika konuştu.
TBMM 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 104. açılış yıl dönümü dolayısıyla Meclis Genel Kurul’u özel gündemle toplandı. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Meclis’te Genel başkanlık düzeyinde temsil edilen dört partiye 3 dakika söz hakkı tanıdı.
İlk konuşmayı Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan yaptı. Erbakan, şunları söyledi:
“Bu meclisin niçin ve nasıl kurulduğunu her yıl özellikle 23 Nisan’da bir kere daha hatırlamakta ve bundan büyük ders almakta yarar vardır. Bunun için en iyi yol bu Meclis’i açan ve toplantıya çağıran Gazi Mustafa Kemal’in Meclis’i toplantıya çağırmak için bütün anadoluya göndermiş olduğu orjinal çağrı metnine bakmaktır. Nisan 1920’de açılan TBMM’nin şu hususiyetleri her zaman gündemde bulundurulmalı bunlara bağlı olmalıyız. Birincisi milletin özüne, tarihine inancına bağlılık. İkincisi milli iradeyi aynen temsil ona saygı bağlılık. Üçüncüsü, çoğulcu demokrasi ve millet mozaiği. Dördüncüsü fikir ve inanç hürriyeti.”
YAPICIOĞLU: “DEVLETİN ŞEKLİ CUMHURİYETTİR”
HÜDA-PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu ise Kurtuluş Savaşı’nın önemine değinerek, “Bu değişimin vardığı yeri test etmek için acaba bugün sadece 23 Nisan mahiyetinde birinci Meclis’in açılışındaki fotoğraf burada canlansaydı, tepki burada ne olurdu? 104 yıl etkin muhasebe için yeterli süredir. Bu Meclis, milletin meclisidir. Hiçbir vesayeti kabul etmemelidir. Devletin şekli cumhuriyettir, cumhur bütün renkleriyle milletin bütünüdür” dedi.
BAŞ: “HER GÜN ARTAN ÇOCUK İŞÇİLİĞİNİ KONUŞALIM”
TİP Genel Başkanı Erkan Baş ise çocuk işçileri ve Filistinli çocukları hatırlatarak, şunları söyledi:
“23 Nisan Çocuk Bayramı değil mi? 31 Mart’ta seçim yapıldı. Van halkı belediye başkanını seçti. Ama birileri Van halkının seçtiği başkanı değil de kaybeden iktidar temsilcisi mazbatayı alsın gibi saçmasapan bir adım attılar. Halk, buna isyan etti. Buna karşı yapılan protestolara katılan halk egemenliğini savunan 17 yaşındaki Umut Polat bugün cezaevinde. Alın size ulusal egemenlik, alın size çocuk bayramı. 23 Nisan Çocuk Bayramı ama gerçekleri konuşalım. Çocuklarımızın tarikat ellerinde nasıl can verdiğini konuşalım. Saraylarda yaşayıp binlerce korumayla gezen zenginlerin iktidarında deniz görmeyen, somun ekmeğin arasında pazarda topladığı domatesi koyan, gecekonduda oturup yırtık ayakkabıyla gezen çocukları konuşalım. Okula gidemeyenleri, SMA hastası tedavi olamayan çocuklarımızı konuşalım. Son 10 yılda çalışırken hayatını kaybeden 689 çocuk işçiyi, her gün artan çocuk işçiliğini konuşalım. Sadece bu toprakların çocuklarını değil zengin çocukları gemilerini yürütürken, Filistin’de katil İsrail’in bombalarıyla katledilen çocukları da konuşalım.”
AKSAKAL: “DEVLETE BAŞKALDIRAN ASİLERDEN FARKLARI YOK”
DSP Genel Başkanı Önder Aksakal ise şunları söyledi:
“Tam bağımsızlık hedefi doğrultusunda ülkemizde demokrasinin gelişmesi, halkın refah ve mutluluğunun artması için yasama organının üyeleri olarak hepimize büyük sorumluluklar düşmektedir. Ülkemiz jeopolitik olarak dünyanın en sıcak bölgesinde yer almaktadır. Egemen güçlerin bölgemiz ve topraklarımız üzerindeki hayal ve hevesleri 100 yıl önceki ihtiras gücüyle bugün de devam etmektedir. Artık bölgemizdeki saldırılar, saldırı boyunu aşmış katliam boyutuna ulaşmıştır. Günün her dakikasında İsrail terör devletinin Gazze’de yaşayan insanlara yaptığı zulüm haberleri ile karşılaşıyoruz. Öyle ki bu katiller amaçlarına ulaşabilmek için bölgemizi tümden cehenneme çevirmekten de çekinmeyeceklerini açıkça ilan etmiştir. Hedef topraklardan biri olan Türkiye’de de birtakım karışıkların altyapısını oluşturmak adına özellikle Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgemizdeki bazı yerel kurullarımızda milli değerlerimize yönelik kalkışma denemelerine de girmişlerdir. Belediye Başkanı makam odası ve Meclis toplantı salonlarındanTürk bayrağını çıkaranların, 1 dakikalık saygı duruşu ve İstikal Marşımızın okunmasından imtina edenlerin Atatürk’ün ve Cumhurbaşkanı’nın resimlerini kaldırmaya cüret edenlerin Cumhuriyet’in ilanı sonrasında siyonist kışkırtmlar neticesinde devlete başkaldıran asilerden hiçbir farkı yoktur.”
Aksakal’ın konuşmasının ardından, DEM Parti Muş Milletvekili Sırrı Sakik, Aksakal’a “yalan söylüyorsun” diye bağırdı.
]]>Önceki dönem dernek başkanı Prof. Dr. Ali Kurt’un vefatının ardından yönetim kurulu kararı ile dernek başkanlığına getirilen Prof. Dr. Ömer Özden, ilk genel kurulunu yaptı. Prof. Dr. Özden, amaçlarının Erzurum Tarihini sadece Erzurumlulara değil, Türkiye’nin yanı sıra tüm dünya ülkelerine tanıtmak olduğunu söyledi.
Erzurum Teknik Üniversitesi’ne (ETÜ) ait tarihi Erzurum Kalesinin yanında bulunan Erzurum Şehir Arşivi’nin tarihi binadaki konferans salonunda yapılan genel kurula birçok tarihçi katıldı.
Divan başkanlığını Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanı Ergün Engin’in yaptığı genel kurul, saygı duruşu ve istiklal marşının okunması ile başladı. Açılış konuşmasını yapan dernek başkanı Prof. Dr. H.Ömer Özden, derneğin geçmişte ki faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Dernek yönetiminin yanı sıra, hesap bilançosu ve denetleme raporlarının ibra edilmesinin ardından seçimlere geçildi.
Toplantıya katılan üyelerin tamamının oyunu alan Prof. Dr. Ömer Özden, Erzurum Tarih Derneği Başkanlığı’na seçildi. Yönetim Kurulu Üyeliklerine ise İsmail Bingöl, Mahir İnanç, İsmail Arslan ve Zübeyir Saltuklu seçilirken, Naim Ürkmez, Muammer Çelik, Uğur Akbulut, Nurtaç Canpolat ve Abdurrahman Zeynal da yönetim kurulu yedek üyeliklerine seçildiler. Denetim Kurulu Üyeliklerine ise Nizam Işık, Sinan Gügen, Metin Sarıgül seçilirken, yedek kurulu yedek üyeleri ise şu isimlerden oluştu: Erdal Güzel, Erdoğan Serdar Çalık ve Müslüm Çağlar.
Tarihçiler tarihin kalbinde buluştu
Genel kurul sonrası katılımcılara teşekkür konuşması yapan Prof. Dr. H. Ömer Özden, şöyle konuştu: “2022 yılında son dernek başkanımız Prof. Dr. Ali Kurt’un vefatı dolayısıyla devraldığım Erzurum Tarih Derneği’nin bu toplantısında ilk ilk genel kurulumuzu yaparak yeni yönetim ve denetim kurulumuz ile yedek yönetim ve denetim kurullarımız seçildi. Dilek ve temennilerde bulunulduğu bu toplantının şehrimiz için faydalı hizmetlerin bir buluşması olduğunu düşünüyorum. Yönetim olarak daha önce başta sayın valimiz olmak üzere, büyükşehir belediye başkanımız, A.Ü ve ETÜ rektörlerimizi ziyaret ettik.
İnşallah önümüzdeki dönemlerde şehrimizin ileri gelen Sivil Toplum Kuruluşları ile bir araya gelerek önemli faaliyetler yapmayı amaçlıyoruz. Kitap yayını, panel, sempozyum düzenlemek gibi faaliyetlerde bulunacağız. Bundan sonra inşallah Erzurum Tarih Derneğini sahada da göreceğiz. Zaten derneğimizin kuruluş amacı; Erzurum tarihini tanıtmak, mevcut şehrimiz hakkında bilgi sunmak ve bunları kitap haline getirmek. Biz de bu doğrultu da çalışmalarımızı yürüteceğiz. Başta kitap ve dergi yayınları olmak üzere çeşitli yayın organları aracılığıyla şehrimizin tarihini Erzurum halkına ulaştırmakla kalmayıp, Türkiye’nin dört bir yanına ve yurt dışına sadece Erzurumlulara değil tüm dünyaya tanıtmak istiyoruz.”
Genel kurulu Prof. Dr. Erol Kürkçüoğlu, Prof. Dr. Murat Küçükuğurlu ve Abdurrahman Zeynal gibi bir çok tarihçinin yanı sıra, Erzurum Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanı Ergün Engin, Türk Ocakları Erzurum Şube Başkanı Nizam Işık, Prof. Dr. Uğur Akbulut, Doç. Dr. Naim Ürkmez gibi isimler de katıldı. Genel kurul toplantısı, dernek üyelerine rozet katılması ile tamamlandı. – ERZURUM
]]>Hafta sonundan itibaren Keçiören’de başlayan 23 Nisan kutlamaları çerçevesinde ilçede bulunan caddeler, meydanlar ve belediye önü Türk Bayrakları ile donatıldı. Etkinliğin son gününde ise Kalaba Kent Meydanı’nda bir araya gelen minikler gönüllerince eğlendi. Çocuk bayramı kapsamında; kum boyama, ebru sanatı, akıl oyunları ve uçurtma etkinliği atölyeleri kurulurken minikler için bando gösterisi, çocuk oyun alanları ve Azeri dans gösterisi etkinlikleri düzenlendi. Etkinlik kapsamında Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan ‘Woswos’ araçlarla ilçede konvoy yaptı.
“Ant olsun bütün milli bayramlarımızı aynı coşkuyla kutlayacağız”
Burada konuşan Keçiören Belediye Başkanı Özarslan, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın sadece Türkiye’de değil tüm dünyadaki çocukların bayramı olduğunu dile getirdi. Özarslan, Keçiörenlilerlerle birlikte 3 gündür 23 Nisan’ı sevincini yerine getirmek için çalıştıklarını ifade ederek, “Çocuklarımızla ve halkımızla bir bütünlük içerisinde senelerdir özlemini duyduğumuz bir bayramı Keçiören’de hep birlikte halkımızda kucaklayarak kutluyoruz. Bunda önemli olan şu, Atatürk sevgisini, bayrak sevgisini ve vatanına millete olan sadakatimizi gelecek nesillerimize göstermemizdir. Bu noktada da halkımızın hepsi inanılmaz derece teveccüh ediyor çocuklarıyla birlikte. Alanı görüyorsunuz işte meydan işte bayraklar, işte Atatürk’ümüz, işte Türk bayraklarımız, işte halkımız bir arada. 23 Nisan 1920’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları bizlere bu vatanı bırakmış, bu günlere getirmişse bizlere de ant olsun bütün milli bayramlarımızı aynı coşkuyla kutlayacağız. Gençlerimize gelecek nesillerimize sahip olacağız. Onlara Atatürk’ün emanet ettiği bu vatanda yaşamanın ne kadar aziz Türk milleti için kıymetli olduğunu ve onun bıraktığı ilke ve inkılaplarının çok değerli olduğunu ve Cumhuriyete sahip olmanın ne kadar önemli olduğunu anlatmaya devam edeceğiz. Bütün Türkiye’mizin 23 Nisan kutlu olsun diyorum” ifadelerini kullandı.
“Böyle bir fırsat verildiği için çok mutluyum”
Etkinlik alanında gönlünce vakit geçirerek dünya üzerindeki tek çocuk bayramını kutlayan 10 yaşındaki Eril Çelikyıldız, “Bugün 23 Nisan olduğu için ben çok mutluyum. Bugün 23 Nisan diye buraya gelelim dedik. Bugün burada kek ve balon aldım ve alanı gezdim” dedi. 10 yaşındaki miniğin velisi Gülseren Çelikyıldız ise “Öncelikle bize böyle bir fırsat verildiği için çok mutluyum. Çocuklarımıza böyle güzel bir bayram armağan edildiği için Atatürk’e sonsuz sevgi ve saygılarımı sunuyorum” şeklinde konuştu.
“Çok mutluyum iyi ki bayram var”
7 yaşındaki Hiranur Atatürk’ün çocuklara 23 Nisan’ı armağan ettiğini dile getirerek, “Buraya geldiğim için çok mutluyum. Bol bol oynamak istiyorum. Bugün dans edeceğiz, oyun oynayacağız çığlık atacağız her şeyi yapacağız” diyerek sevincini paylaştı. 9 yaşındaki Aktuğ Ege bayramın çok güzel olduğunu söyleyerek, “Oyun oynamak dans etmek istiyorum. Burası çok güzel. Atatürk olmasaydı 23 Nisan olmazdı. Çok mutluyum iyi ki bayram var” ifadelerine yer verdi.
“Gelecek nesilleri en iyi şekilde eğitmemiz gerekiyor”
Minik Aktuğ Ege’nin velisi Derya Takar, ise “Ben daha önce böyle görmemiştim. Sevgili belediye başkanımıza ayrıca çok teşekkür ediyorum. Böyle güzel bir işte eğlence düzenlediği için hem çocuklarımız çok mutlu oldu hem biz. 23 Nisan Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bir bayram. Gelecek nesilleri en iyi şekilde eğitmemiz gerekiyor” diye konuştu. – ANKARA
]]>Geçtiğimiz günlerde düzenlenen bir toplantıda konuşan Vali Kaya, hastane yolunda yaşanan çökmeyle ilgili açıklamalarda bulundu. Kaya, “Projeyi hazırlarken orada dolmuş durağı yok. Orada taksilerin durabileceği bir yer yok. Ben de gittim inceledim. En azından bu yol yapılırken onlara da cepler yaparsak hem dolmuşların durabileceği hem de vatandaşların durabileceği indi-bindi yapılabileceği güvenli bir yol ortamı oluşturmak gerekiyor. Biraz hastanenin duvarını da içeriye almak lazım. Orada 2 metre daha içeriye girilse orası vatandaşın trafiğini yönetme adına güzel olacak. Şu haliyle biz oradaki trafiği yönetemiyoruz. Proje çizilirken yanlış çizilmiş. Bunların hepsinin düşünülmesi lazımdı. Bunlar düşünülmemiş. Madem yol kaydı bu da bir fırsat oldu. Yaparken en azından orayı düzgün yapalım. Böyle bir planlama gerçekten olmaz. Taksi nereden girecek nereden çıkacak o düzenlenmemiş. Orada bir maalesef keşmekeşlik var” ifadelerine yer verdi.
Karayolları 14. Bölge Müdürlüğü’ne teşekkür eden Vali Kaya, “Proje ihalesi yapılırken de mutlaka haberimiz olsun biz de planlamasını yapalım. En azından yap-boz meselesine yeniden dönmesin. Müdürlüğü de anlayışınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Burası Karayolları ağında değildi. Daha öncesinde hastane açılırken kolaylık olsun diye bu yol yapılmış. Ama bu yol kaydı. Burada da bir mağduriyet oluştu. Biz buna duyarsız kalamayız dediler ve bu işe el attılar. Yereldeki imkanlar ile Karayolları standardına uygun yol yapmak mümkün değil. Belediyenin imkanı da yoktu. Çok ciddi bir bütçe karşımıza çıkıyordu. Bakanımız talimatı verdi ve müdürlüğümüz hızlı bir şekilde çalışmaya başladı. Ben müdürlüğünüze hassasiyetinizden dolayı teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Yalova Belediye Başkanı Mehmet Gürel de hastanenin arkasında bulunan duvarın da sıkıntılı olduğunu hatırlatarak, “Bunu hızlandırmamız gerekiyor. Hastane çevresiyle alakalı daha önce siyaseten de dile getirdim. Hastanenin ön tarafında sorun olduğu gibi arka tarafında da problem bulunuyor. Hastanenin arkasındaki istinat duvarının altı boş. Toprak altından kayıyor. Oraya da bakmak lazım. Bu hastane çevresindeki projelendirmelerin bir an önce bitmesi gerekiyor. Orası kentin tamamını ilgilendiren bir bölge. Kentin merkezinde de ulaşım problemini çözebilecek bir aks. Kentin merkezindeki ulaşım probleminin çözüm önerilerini de vatandaş ile paylaştığım için hastane önündeki yolun ve kavşağın bir an önce bitirilmesi gerekiyor. Çevre Yolu’nun ne zaman biteceğini bilmem gerekiyor. Ona göre şehir merkezinde bir planlama yapacağız” dedi.
Karayolları 14. Bölge Müdür Yardımcısı Alican Birincioğlu da açıklamalarında şu sözlere yer verdi: “Güney Çevre yolunda ihale süreci devam ediyor. Güney Çevre yolunun bitişi muhtemel 2026 yılı. Hastane yoluyla alakalı da belediyemizin bir proje çalışması olmuş ama Karayolları standartlarına tam uygun kriter olmadığı için projesini Karayollarına göre yapıyoruz. Proje bittikten sonra da akabinde imalatını tamamlayacağız. Hastane yolu ve Güney Çevre Yolu’nun oluşturduğu sıkıntının farkındayız. Zemin yapısından kaynaklı problemler var. Çözüme kavuşturacağız.” – YALOVA
]]>Gaziosmanpaşa Belediyesi tarafından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle çeşitli etkinlikler düzenlendi. Belediye binası önünde düzenlenen etkinliklere, birçok aile çocuklarıyla birlikte katıldı. Etkinlikte Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’ye de eşi Gözde Bahçetepe eşlik etti. Programda ilk olarak, 3 ve 5 yaş arası çocuklar orf gösterisi yaparken, Sanat Akademisi öğrencileri ise tiyatro oyunu sergiledi. Tiyatronun ardından sahneye çıkan çocuklar şiirler okurken, Gaziosmanpaşa Kültür Sanat Merkezi öğrencileri de gitar, bağlama, piyano ve bateri dinletisi yaptı. Ayrıca etkinlikte çocuklar için sihirbaz gösterisi ve GKM Oyunculuk Akademisi oyuncuları tarafından ‘Çöpleri Dönüştürelim Tiyatro Oyunu’ oynandı. Alana kurulan etkinlik çadırlarındaki çeşitli atölyelerde, çocuklar keyifli vakit geçirdi. Çocuklar alandaki oyun alanlarında oynayıp, ikramlıkların da tadına baktı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı festival havasında kutlanırken, çocuklar doyasıya eğlendi.
“Sizlerin mutluluğu bizlerin mutluluğu ile eş değer”
Programda konuşan Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe, “Bugün Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Gazi Mustafa Atatürk’ün dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı coşkuyla kutluyoruz. Aynı zamanda TBMM’nin açılışı olduğu ve Türk milletinin egemenliğini ilan ettiği günün yıl dönümü olarak tarihimizde büyük bir önem tutuyor. Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın dünya sahnesinde barış ve dostluk mesajlarını yaydığı bu günlerde Atatürk’ü yurtta barış dünyada barış idealinin sizlerin yetiştirdiği çocukların omuzlarında yükseldiğini hatırlatmak isterim. Gaziosmanpaşa Belediyesi olarak çocuklarımızın en iyi eğitimi almasını, sağlıklı güvenli bir çevrede büyümesini sağlamak için belediyemizin tüm imkanlarını seferber edeceğimizi bildirmek isteriz. Çocuklarımızın bilgi, sevgi ve güvenle dünya çocukları olmasını ve ülkemizin aydınlık geleceğini şekillendireceğini çok iyi biliyoruz. Sevgili çocuklar bu özel gün sizin gününüz, dilediğiniz gibi eğlenin, dans edin, şarkılar söyleyin. Sizlerin mutluluğu bizlerin mutluluğu ile eş değer. Çocuklarımız ne kadar mutlu ve başarılı olursa ülkemiz de gelecekte o kadar güçlü olur. Tüm çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum” dedi.
“Burada olmaktan çok mutluyum”
Etkinliğe babaannesiyle gelen Zeynep Nur Aydoğdu, “Bugün 23 Nisan. Çok güzel bir gün. Burada resim yaptım ve diğer alanlara gittim. Bugün resim çiziyorum daha bitmedi. Güzel vakit geçiriyorum. Buraya babaannemle geldim. Burada olmaktan çok mutluyum” şeklinde konuştu.
“Güzel vakit geçiriyorum”
Resim yapmayı sevdiğini söyleyen Sümer Sayan ise, “Biraz oyun oynayıp vakit geçirdim. Güzel vakit geçiriyorum. Oyunlar oynadım. Resim yapmayı seviyorum” ifadelerini kullandı.
“Çok eğleniyorum”
Etkinliğe anne ve basıyla katılan Yade Karen Özaltun ise, “Bugün 23 Nisan. Burada uçak yaptım, birazdan da ebru yapacağım. Ailemle geldim. Çok eğleniyorum. Çok güzel vakit geçiriyorum. Sabah okuluma gidip gösterileri izledim. Burada da şarkılar dinledim” diye konuştu.
“Belediyemize teşekkür ediyoruz”
Çocukları ile etkinliklere katılan Hilal Tanju ise, “Bugün çocuklarımı etkinlikler için buraya getirdim. Kitaplarımızı alıp çaylarımızı içtik. Palyaçolar eşliğinde yüzlerimizi boyadık. Belediyemize teşekkür ediyoruz. Çocuklarımız için yapılan etkinliklere katılıyoruz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Orta ilçesinde düzenlenen törende 15 Temmuz Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’na çelenk sunuldu.
Belediye Başkanlığı ve Kaymakamlık makamının çocuklara teslim edilmesinin ardından İlçe Stadı’nda düzenlenen programda, İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Başar, günün anlam ve önemini belirten konuşma yaptı.
Konuşmanın ardından öğrenciler tarafından şiirler okundu, gösteriler sunuldu.
Çerkeş
Çerkeş’te Hükümet Konağı önündeki Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
İlçe Stadı’nda devam eden programda İlçe Milli Eğitim Müdür Vekili Cengiz Yılmaz, günün anlam ve önemini belirten konuşma yaptı.
Öğrencilerin hazırladığı gösterilerin sunulmasının ardından çeşitli yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi.
Programa, Kaymakam Emir Osman Bulgurlu, Belediye Başkanı Sayın Hasan Sopacı, Saçak Belediye Başkanı Erdal Karakaya, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, kurum amirleri, öğretmen, öğrenciler, veliler ve vatandaşlar katıldı.
Şabanözü
İlçe Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
Mehmet Ali Şahit İlçe Stadı’nda devam eden programda protokol konuşmalarının ardından öğrencilerin hazırladığı gösteriler sunuldu.
Törene, Kaymakam Emre Urhan, Belediye Başkanı Faik Özcan, kurum amirleri, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
Atkaracalar
İlçe merkezindeki Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından program kapalı halı sahada devam etti.
Öğrencilerin hazırladıkları gösterilerin sunulmasının ardından protokol üyeleri ve öğrenciler fotoğraf çektirdi.
Törene, Kaymakam Volkan Kaplan, Belediye Başkanı Harun Oflaz ile kurum amirleri, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
Korgun
Hükümet Konağı önündeki Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
Şehit Komiser Veysel Çirişlioğlu İlkokulu bahçesinde devam eden programda, öğrencilerin hazırladığı gösteriler sunuldu.
Çuval yarışması, halat çekme, pinpon topu yarışması, mendil kapmaca, balon patlatma ve sandalye kapmaca yarışmalarının ardından çeşitli yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi.
Törene, Kaymakam Durdu Yavuz Öğüt, Belediye Başkanı Hasan Hüseyin Kozan, kamu kurum ve kuruluş müdürleri, siyasi parti temsilcileri, öğretmenler, öğrenciler, veliler ve vatandaşlar katıldı.
Kurşunlu
Hükümet Konağı önündeki Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından tören ilçe stadyumunda devam etti.
İlçedeki okullardaki öğrenciler tarafından hazırlanan gösterilerin sunulmasının ardından yarışmalarda dereceye giren öğrencilere hediyeleri takdim edildi.
Programa, Kaymakam Ahmet Yeşilyurt, Belediye Başkanı Şerafettin Uslu, kamu kurum ve kuruluş müdürleri, siyasi parti temsilcileri, öğretmenler, öğrenciler, veliler ve vatandaşlar katıldı.
Yapraklı
Yapraklı İlkokulu önünde düzenlenen törende, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
Günün anlam ve önemini belirten konuşmanın ardından öğrencilerin hazırladığı gösteriler sunuldu.
Programa, Kaymakam Mücahit Özkök, Belediye Başkanı Ömer Güngör, kamu kurum ve kuruluş müdürleri, siyasi parti temsilcileri, öğretmenler, öğrenciler, veliler ve vatandaşlar katıldı.
Kızılırmak
Hükümet Konağı önündeki Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından tören Şehit Remzi Aslan İlkokulu’nda devam etti.
Burada düzenlenen törende günün anlam ve önemini belirten konuşmanın ardından öğrencilerin hazırladığı gösteriler sunuldu.
Törene, Kaymakam Vekili Abdurrahim Tomakin, Belediye Başkanı Erol Şentürk, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, kurum amirleri, öğretmen, öğrenciler, veliler ve vatandaşlar katıldı.
Bayramören
İlçe merkezindeki Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
Günün anlam ve önemini belirten konuşmanın ardından Nevzat Ayaz İlkokulu öğrencileri tarafından hazırlanan gösteriler sunuldu, şiirler okundu.
Törene, Kaymakam Hüseyin Taha Fidan, Belediye Başkanı Raşit Güngör, kurum müdürleri, siyasi parti temsilcileri, öğretmen, öğrenciler, veliler ve vatandaşlar katıldı.
]]>Azerbaycan tarafından, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) nezdinde “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme”nin ihlal edildiği iddiasıyla Ermenistan’a karşı açılan davada, Divan’ın yargı yetkisine ilişkin duruşmalar sürüyor.
Birleşmiş Milletlerin (BM) yargı organı UAD’nin Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Barış Sarayı’ndaki yerleşkesinde yapılan duruşmalarda, Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı Elnur Mammadov, Ermenistan’ı Azerbaycan Türklerine karşı etnik temizlik yapmakla suçladı.
Mammadov, Divan yargıçları karşısındaki sunumunda “Ermenistan, 1991’deki yasa dışı işgalinin ardından, daha önce işgal ettiği topraklardaki Azeri nüfusa ve kültürüne yönelik 30 yıllık etnik temizlik ve buna bağlı kültürel yok etme kampanyası yürütüyor.” dedi.
Ermenistan’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) birçok kararına açıkça meydan okuduğunu belirten Mammadov, “Ermenistan, Azerbaycan Türklerini atalarının evlerinden sürmek, yerlerine tek etnikli bir Ermeni nüfusu yerleştirmek ve Azerbaycanlıların geri dönmelerini engellemek için sistematik bir kampanya yürütmüştür.” ifadelerini kullandı.
Mammadov, Ermenistan’ın Karabağ’da kasıtlı olarak kara mayınları ve bubi tuzakları yerleştirdiğini anlatarak, “Azerbaycan’ın sunduğu gerçekler ve kanıtlar, bu sistematik, ırkçı motivasyonlu kampanyanın sadece bir parçasını oluşturmaktadır.” şeklinde konuştu.
Ermenistan’ın, BMGK’nin birçok kararında, Azerbaycan egemenliğindeki topraklardaki güçlerini “derhal, tamamen ve koşulsuz” olarak çekmesi çağrısına uymadığından bahseden Mammadov, Ermenistan’ın uluslararası ve insan hakları mahkemelerinin kararlarına da karşı hareket ettiğini aktardı.
Mammadov, sunumunda, Ermeni ırkçı hareketinin ana liderlerinden biri haline gelen Garegin Nzhdeh’in sadece Ermeni ırkından oluşan ve Ermenistan toprakları dışındaki bölgelere de yayılmayı hedefleyen tek uluslu devlet ideolojisinin bugünkü Ermenistan’da giderek daha yaygın ve görünür hale geldiğini anlatarak, bu ideolojinin Azerbaycan Türklerine karşı yapılan ırkçı ve ayrımcı saldırılara kaynaklık ettiğini vurguladı.
Azerbaycan Türkleri topraklarına geri dönmek istiyor
Ermenistan işgali öncesinde, Karabağ’daki birçok noktada Azerbaycan Türklerinin nüfusun büyük bölümünü oluşturduğunu fakat işgal süresince bu durumun tersine döndürüldüğünü aktaran Mammadov, Ermenistan tarafından sürülen Azerbaycan Türklerinin topraklarına geri dönme hakkı talep ettiğini söyledi.
Mammadov, Ermenistan’ın mayın ve bubi tuzakları yerleştirerek, Azerbaycan Türklerinin topraklarına dönüşünü engellediğini ifade etti.
Mammadov, Ermenistan’ın kasıtlı olarak mayınların yer aldığı haritaları Azerbaycan’a vermediğini ve bunun yanında Azerbaycan Türklerine karşı yürütülen nefret söylemini ve dezenformasyonu engellemediği gibi, sorumluları cezalandırmadığını vurguladı.
Ermenistan’ın Azerbaycan Türklerine yönelik ırkçı uygulamaları
Azerbaycan’ın avukatlarından Stephen Fietta, Ermenistan’ın Azerbaycan Türklerine yönelik ırkçı uygulamalarını anlatarak, Ermenistan tarafının iddia ettiğinin aksine Divan’ın yargı yetkisi olduğunu ve davayı esastan incelemesi gerektiğini belirtti.
Fietta, UAD’nin söz konusu davaya ırk ayrımcılığı sözleşmesi kapsamında bakmaya yetkili olduğunu vurguladı ve bu sebeple davanın esasına girerek Azerbaycan’ın Ermenistan’a yönelik iddialarını incelemesini talep etti.
Azerbaycan’ın avukatlarından Uluslararası Hukuk Profesörü Stefan Talmon ve Profesör Vaughan Lowe, Ermenistan’ın itirazlarının hukuken geçerli olmadığını anlatarak, Azerbaycan’ın, Ermenistan’a karşı açtığı davanın konu ve zaman bakımından Divan’ın yetkisine uygun olduğunu belirtti.
Azerbaycan’ın avukatlarından Samuel Wordsworth, Ermenistan’ın, savunma amaçlı değil, aksine Azerbaycan Türklerine yönelik ırkçı saiklerle mayınları yerleştirdiği ve geri dönmelerini engellemek için kullandığını dile getirdi.
Cenevre Üniversitesinden Uluslararası Hukuk Profesörü Laurence Boisson de Chazournes, Ermenistan’ın, 1991’den Karabağ’ın kurtarılmasına kadar devam eden süreçte, Azerbaycan Türklerine yönelik kültürel unsurları bilinçli şekilde yok ettiğini ve bunu yaparken çevreye ağır tahribat verdiğini vurguladı.
Ermenistan suçlamaları reddetti
Ermenistan avukatları, dün yapılan duruşmada UAD’nin davaya bakmaya konu ve zaman bakımından yetkisi olmadığını belirterek, Azerbaycan’ın açtığı davanın yetkisizlik sebebiyle düşürülmesini istemişti.
Duruşmalar yarın Ermenistan, 26 Nisan Cuma günü ise Azerbaycan tarafının yapacağı ikinci tur sunumların ardından sona erecek.
İki ülke arasındaki karşılıklı dava
İki ülke birbirine karşı karşılıklı aynı davayı açtı.
Ermenistan, 16 Eylül 2021’de “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme”nin ihlal edildiği iddiasıyla Azerbaycan aleyhine UAD’de dava açtı.
Ermenistan’ın Azerbaycan aleyhine iddiaları, Azerbaycanlıların “Vatan Muharebesi” dediği, Eylül 2020’de başlayarak 44 gün süren 2. Karabağ Savaşı ve sonrasında yaşananları kapsıyor.
Azerbaycan, 21 Nisan 2023’te, mahkemenin yargı yetkisine ilişkin ön itirazlarda bulundu ve bu itirazlar hakkında verilecek karara kadar davanın esası hakkındaki yargılamanın askıya alınmasını istedi.
Divanın, 15-19 Nisan’da her iki ülkenin de yargı yetkisine ilişkin sözlü beyanlarının alındığı duruşmalarda Azerbaycan, mahkemenin yargı yetkisinin bulunmadığını, Ermenistan’ın gerekli kabul edilebilirlik şartları oluşmadan siyasi amaçla dava açtığını ve UAD nezdindeki dava açma amacını kötüye kullandığını belirterek, davanın reddini istemişti.
Bugün başlayan duruşmalar ise Azerbaycan’ın, 23 Eylül 2021’de, yine aynı sözleşmenin ihlal edildiği iddiasıyla Ermenistan aleyhine açtığı davaya ilişkin.
Ermenistan, 21 Nisan 2023’te Azerbaycan’ın açtığı davada mahkemenin yargı yetkisine ilişkin ön itirazlarda bulundu ve bu itirazlara ilişkin bugün başlayan duruşmalar 26 Nisan’da sona erecek.
]]>104 yıl önce Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ve Türk halkının tüm dünyaya egemenliği ilan ettiği gün olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı her yıl olduğu gibi bu yıl da büyük bir coşkuyla kutlandı. Büyükçekmece’de iki süren kutlamaların ilk gününde ilçenin 24 mahallesine yayılan etkinliklerde çocuklar Atatürk’ün kendilerine armağan ettiği bayramı gönüllerince kutladı. Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün’ün katılımıyla Kaymakamlık Meydanı’nda düzenlenen törende Büyükçekmeceli çocuklar tarafından Atatürk Anıtı’na çelenk takdim edildi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından Büyükçekmece Belediyesi’nce yaptırılan Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi Ulusal Bağımsızlık ve Kuruluş Müzesi’nde bir araya gelen Büyükçekmece Belediyesi Çocuk Meclisi tarafından bir oturum gerçekleştirildi. Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün’ün katılımıyla gerçekleşen oturumda konuşan Çocuk Meclisi Başkanı Gökmen Poyraz Gümüşay günün anlam ve önemine değinerek, dünyada tek olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kendilerine armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e teşekkür etti.
Resmi törene katılım yoğun oldu
Daha sonra belediye binasında Büyükçekmece Çocuk Meclisi’ni kabul eden Başkan Akgün, makamını Çocuk Meclisi Başkanı Gökmen Poyraz Gümüşay’a bıraktı. Büyükçekmece Kemal Sunal Amfi Tiyatro’da düzenlenen resmi törene katılım da yoğun oldu. Büyükçekmece Kaymakamı Ali İkram Tuna ile birlikte öğrencilerin gösterilerini izleyen Başkan Akgün, çocukların bayramlarını kutladı.
Binlerce çocuk gönüllerince bayramlarını kutladı
Büyükçekmece Belediyesi Kent Meydanı’nda düzenlenen kutlamalara ise binlerce çocuk aileleri ile birlikte katıldı. Büyükçekmece Belediyesi’nce düzenlenen kutlama etkinliklerine çocuklar kültür, sanat ve spor dallarında hünerlerini sergilerken miniklerde kendileri için hazırlanan istasyonlarda oyunlar oynadı. Halk oyunları, dans gösterileri ile gün boyu devam eden kutlama etkinliklerinin finalinde ise şarkıcı Ahmet Özhan Güven ve Ünal Tüzün çocuklar için birer konser verdi.
“Mustafa Kemal Atatürk’ün dehası”
Etkinlerde çocukları yalnız bırakmayan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın 104.yılını coşkuyla kutluyoruz. Arkamızda birinci meclis çok anlamlı bir bina, ilk defa Büyükçekmece’de, Türkiye’ de ilk defa Büyükçekmece’de birebir örneği yapıldı. Şimdi biraz sonra çocuklarımızla beraber içeriye, ilk meclis toplantısının Türkiye Büyük Millet meclisinin toplantısının yapıldığı salonda birebir yaşayacağız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk önce meclisi açıyor, sonra da Kurtuluş Savaşı’na başlıyorlar ve 29 Ekim 1923 de Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Cumhuriyeti ilan ediyor. İşte 23 Nisan 1920 Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının en önemli sebebi Cumhuriyeti kurmak, vatanı kurtarmak. İşte Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dehalığı orada meclisi kuruyor, kurtuluş savaşının yol haritasını ondan sonra daha emin adımlarla belirliyor, çiziyor ve sonuçlar koymuş olduğu hedefe ulaşıyor 23 Nisan 1920, sonuçta 29 Ekim 1923 de Cumhuriyeti doğuruyor ve bu bayramı Gazi Mustafa Kemal Atatürk bütün dünya çocuklarına armağan ediyor. Bütün Dünya çocuklarının ama tabi ki bizim çocuklarımızın Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı kutlu olsun.” – İSTANBUL
]]>Diyarbakır’da Anıt Park’ta başlayan törende, İl Milli Eğitim Müdürü Murat Küçükali, Atatürk Anıtı’na çelenk sundu.
Küçükali, daha sonra iki öğrenciyle Vali Ali İhsan Su’yu makamında ziyaret etti. Vali Su, kendisine çiçek takdim eden öğrencilerle bir süre sohbet etti.
Valilik önünde devam eden törende, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
Öğrencilerin şiirler okuduğu, dans ve halk oyunları gösterisi ile müzik dinletisinin yapıldığı törende, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in mesajı okundu, İl Milli Eğitim Müdürü Küçükali konuşma yaptı.
Törene, Vali Ali İhsan Su, 7. Kolordu ve Garnizon Komutanı Tümgeneral Fedai Ünsal, 8. Ana Jet Üs Komutanı Tuğgeneral Gürtaç Kayapınar, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Eser Sönmez, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çelenk, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Selçuk Yıldırım, İl Emniyet Müdürü Fatih Kaya, Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakoç, vali yardımcıları, kaymakamlar, askeri erkan, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
Mardin
Mardin’de, Hükümet Konağı’nda düzenlenen ilk törende, Atatürk Anıtı’na çelenk sunuldu.
Noter Cevdet Altun Ortaokulu bahçesinde devam eden törende, saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı’nın okundu.
Törende, öğrenciler şiirler okudu, gösteri sundu.
Törene, Mardin Valisi Tuncay Akkoyun, 70. Mekanize Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Ahmet Yaşar Dener, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, İl Emniyet Müdürü Cebrail Buğday, kurumlar siyasi parti ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
Batman
Batman Valiliği önünde düzenlenen törende saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
İl Milli Eğitim Müdürü Mahmut Kurtaran günün anlam ve önemine ilişkin bir konuşma yaptı.
Törende, öğrenciler çeşitli gösteriler sundu, düzenlenen yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi.
Törene, Vali Ekrem Canalp, Cumhuriyet Başsavcısı Murat Şahingöz, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Mehmet Ali Koç, Batman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İdris Demir, İl Jandarma Komutanı Albay Adem Taşkın, İl Emniyet Müdürü İbrahim Kaba, resmi kurum amirleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
Siirt
Siirt’te Cumhuriyet Meydanı’nda başlayan törende, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
İl Milli Eğitim Müdürü Salih Sadoğlu, Atatürk Anıtı’na çelenk sundu.
2 Nolu Sentetik Çim Saha’da devam eden törende, İl Milli Eğitim Müdürü Sadoğlu, günün anlam ve önemini belirten konuşma yaptı.
Şiirlerin okunduğu törende, öğrenciler tarafından halk oyunları gösterisi sunuldu.
Törende yumurta, çuval, halat çekme ve sandalye kapmaca yarışmaları güzel görüntüler oluşturdu.
Vali Kemal Kızılkaya, çeşitli yarışmalarında dereceye giren öğrencilere ödüllerini verdi.
Törene, Siirt Belediye Başkan Vekili Songül Bulğa, Siirt Cumhuriyet Başsavcı Vekili Mehmet Çetiner, Siirt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat Şındak, Siirt Barosu Başkan Vekili Sinem Çalapkulu Aslan, İl Emniyet Müdürü Necmettin Öztürk, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Emrullah Büyük, protokol üyeleri ile vatandaşlar katıldı.
Şırnak
Şırnak Valiliği önünde düzenlenen tören saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
İl Milli Eğitim Müdürü İzzettin Aydın, Atatürk Anıtı’na çelenk sundu.
Spor Salonu’nda devam eden programda, Aydın günün anlam ve önemini belirten konuşma yaptı.
Törende, öğrenciler şiir okudu, çeşitli gösteriler sundu, 23 Nisan etkinlikleri kapsamında düzenlenen yarışmalarda dereceye giren öğrenciler ödüllendirildi.
Törene, Vali Cevdet Atay, Belediye Başkanı Mehmet Yarka, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Murat Bulut, Cumhuriyet Başsavcısı Hayrullah Şahin, 23. Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Emre Tayanç, Şırnak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdurrahim Aktaş, resmi kurum amirleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
Bingöl
Bingöl’de Merkez Karşıya Spor Salonu’nda düzenlenen törende, İstiklal Marşı okundu.
Öğrencilerin şiirler okuduğu etkinlikte karate, halk oyunu, bando takımı ve İl Jandarma Komutanlığında görevli Belçika Malinois cinsi dedektör köpek Meke tarafından gösteri sunuldu.
Vali Ahmet Hamdi Usta, Belediye Başkanı Erdal Arıkan, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Bilgihan Yeşilyurt, İl Emniyet Müdürü Şükrü Orhan tarafından yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödül verildi.
Törene, öğretmenler ve veliler katıldı.
Etkinlikler kapsamında Vali Usta, koltuğunu ortaokul öğrencisi Muhammed Berke Saray’a devretti.
Elazığ
Elazığ Valiliği önünde başlayan törende, İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Yiğit, Atatürk Anıtı’na çelenk sundu, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
Yakup Kılıç Spor Salonu’nda devam eden programda, öğrenciler günün anlam ve önemine ilişkin konuşmalar yaptı, şiirler okudu, çeşitli gösteriler sundu.
Törene, Vali Ömer Toraman, 8. Kolordu Komutanı Tümgeneral Tamer Atay, Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları, Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fahrettin Göktaş, Cumhuriyet Başsavcısı Aşkın Yeğin, İl Emniyet Müdürü Adnan Karayel, kurum müdürleri, öğrenciler ve veliler katıldı.
]]>ÇERKEZOĞLU “TAKSİM’DE KARANFİLLERLE YÜRÜYECEĞİZ” DEMİŞTİ
2 Nisan’da bir açıklama yapan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kitlesel olarak Taksim Meydanı’nda kutlayacaklarını açıklamıştı. Çerkezoğlu, “1 Mayıs’ta demokrasi şimdi, Taksim şimdi diyoruz. Kararımız kesindir. 1 Mayıs sabahında bir elimizde karanfil, bir elimizde çocuklarımızla Taksim Meydanı’na yürüyeceğiz” demiş, ardından da diğer işçi örgütlerle birlikte resmi başvuruyu İstanbul Valiliği’ne yapmıştı.
Çerkezoğlu, ulusal ve uluslararası mahkemelerce de kabul edilen bu hakkın kullanımı 2013 yılından beri keyfi bir biçimde engellendiğini belirterek, “Son olarak geçtiğimiz yıl Anayasa Mahkemesi, tarihsel bir karar verdi. Kararları herkes için bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesi kararını verdi ve bu karar kesindir. Anayasa Mahkemesi kararı, açıkça ‘1 Mayıs’ta Taksim’de olmak, her işçinin, emekçinin hakkıdır’ diyor. Bu hakkı engellemek açıkça hukuk dışıdır” demişti.
İSTANBUL VALİSİ GÜL: TAKSİM BU TÜR ETKİNLİKLERİN TAMAMINA KAPALI
Taksim başvurusuna yanıt 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinleri sonrasında İstanbul Valisi Davut Gül’den geldi. Gül, Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen Taksim’in 1 Mayıs’a, işçilere kapalı olduğunu şu sözlerle açıkladı:
“Önümüzde 1 mayıs etkinlikleri var. Biliyorsunuz 1 Mayıs 2012 yılında itibaren Taksim’de kutlanmıyor. Dolaysıyla Taksim bu anlamda bu tür etkinliklerin tamamına kapalı. Biz başta DİSK, KESK ve benzeri kuruluşlar olmak üzere talep eden herkes ile konuştuk. Taksim’de bu sene olmayacağını kendilerine izah ettik. İstanbul’un her hangi bir yerinde uygun gördükleri bir yerde karar verirlerse bunun çoşku içerisinde, günün anlamına uygun bir şekilde kutlanması için üzerimize düşeni yapacağımızı söyledik, kendi aralarında istişare ediyorlar. İnşallah her sene olduğu gibi kutlanır. Bu sene de 1 Mayıs Birlik ve Dayanışma Günü olarak emekçilerimizin bayramı olarak İstanbul’da, İstanbul’umuza yakışır bir şekilde coşku içerisinde kutlanır. Olayın taraflarıyla biz iki kez görüştük, muhtemelen bu hafta içerisinde netleşir. Kutlanacak yer itibariyle netleşir. Biliyorsunuz 2012 yılından itibaren öyle. Taksim’in dışındaki her hangi bir alanda kutlanacak. O alanın neresi olacağına karar verip talep edecekler biz de güvenlik tedbirleri başta olmak üzere ne gerekiyorsa üzerimize yapacağız”
AYM “HAK İHLALİ VAR” DEMİŞTİ
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ile Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi 5 ay önce Taksim’de kutlama yapılmasının engellenmesinin “Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının engellenmesi” olduğuna karar vermişti. Oy çokluğu ile alınan kararda, 1977 yılındaki katliama atıfla Taksim’in işçi ve emekçilerin ‘ortak hafızası’ ve ‘sembolik değeri’ olduğuna vurgu yaparak, meydanın önemine ilişkin şu değerlendirmeye yer vermişti:
“İçi ve sendika kültürünün yapı taşlarından biri olan Taksim Meydanı yalnızca 1 Mayıs günü orada olanların dayanışmasının değil, aynı zamanda emekçilerin ortak hafızasının varlığını göstermektedir. Bu durumda kendisini o kültürün bir parçası olarak gören her kişinin 1 Mayıs günlerinde Taksim Meydanı’nın ifade ettiği anlamı doğrudan tecrübe etmek ve edindiği tecrübeyi kuşaklar boyunca aktarmak için burada bulunma hakkı vardır. 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı ile özdeşleşmesi nedeniyle anılan mekanın sınırlanması aktarılmak istenen düşüncenin de sınırlanmasına neden olmaktadır”
]]>Samsun’da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı programları Atatürk Anıtı’na çelenk sunumu ile başladı.
İl Milli Eğitim Müdürü Murat Ağar ve protokol üyelerince Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasıyla başlayan törenler, Mustafa Dağıstanlı Spor Salonu’nda devam etti.
Kutlama programında günün anlam ve önemini belirten konuşmaların yapılması ve şiirlerin okunmasının ardından öğrenciler halk oyunları ve çeşitli gösteriler sundu.
Törene, Samsun Valisi Orhan Tavlı, Samsun Garnizon Komutanı Tümgeneral Davut Ala, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Sabri Kılıç, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mustafa Bakçepınar, İl Emniyet Müdürü Ahmet Arıbaş, kurum ve kuruluşların yetkilileri, askerler ile çok sayıda vatandaş katıldı.
Sinop
Sinop’ta, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla tören düzenlendi.
Valilik önünde gerçekleştirilen tören saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı ardından İl Milli Eğitim Müdürü Osman Cebeci tarafından Atatürk Anıtı’na çelenk sunuldu.
Gazi Mustafa Kemal İlkokulu’ndaki kutlama programında ise günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılarak şiirler okundu.
Kutlamalar öğrenciler tarafından sunulan halk oyunları, okul öncesi öğrencilerinin dans gösterileri ve çeşitli yarışmalarda dereceye girenlere ödüllerinin takdim edilmesiyle sona erdi.
Amasya
Amasya Yavuz Selim Meydanı’nda düzenlenen tören, Atatürk Anıtı’na çelenk sunulması, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
Vali Yılmaz Doruk, Belediye Başkanı Turgay Sevindi ve Garnizon Komutanı Tuğgeneral Kemal Çakıroğlu, vatandaşların ve çocukların bayramını kutladı.
Günün anlam ve önemini belirten konuşmaların yapılması ve şiirlerin okunmasının ardından öğrenciler halk oyunları gösterileri sundu.
Program, öğrencilerin balon uçurmasıyla tamamlandı.
Çankırı
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Çankırı Atatürk Ortaokulu’nda kutlandı.
İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Öztürk, törende yaptığı konuşmada, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 104. yılını sevinçle ve coşkuyla kutladıklarını söyledi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara olan sevgi ve inancını göstererek, onlara ülkenin geleceğini emanet ettiğini ve bu özel günü çocuklara armağan ettiğini belirten Öztürk, ” Türkiye’de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, milli bayramlar arasında en özel ve sevgi dolu olanıdır. Bu özel günde, çocuklarımızın mutluluğu, güvenliği ve sağlığı için üzerimize düşen sorumluluğun farkına vararak onlara daha iyi bir dünya bırakmanın önemini bir kez daha kavrarız.” dedi.
Konuşmanın ardından öğrenciler şiirler okuyup gösteriler sundu.
Törene, Vali Mustafa Fırat Taşolar, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Salih Büyük, Belediye Başkanı İsmail Hakkı Esen, Cumhuriyet Başsavcısı Oğuz Şükrü Ener, Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Harun Çiftçi, kurum müdürleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, okul idarecileri, öğretmenler, öğrenciler ve veliler katıldı.
Kastamonu
Kastamonu’da, Gazi Stadı’nda düzenlenen tören saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Gümüş’ün günün anlam ve önemine belirten konuşmasının ardından öğrenciler tarafından şiirler okundu.
Öğrencilerin halk oyunları gösterileri yaptığı programda Makedonya’dan gelen öğrenciler de gösteri sundu.
Jimnastik gösterisinin yapıldığı programda ilkokul öğrencilerinin anneleriyle halk oyunları oynaması izlendi.
Törene, Kastamonu Valisi Meftun Dallı, Kastamonu Belediye Başkanı Hasan Baltacı, İl Jandarma Komutanı Albay Zafer Özen, İl Emniyet Müdürü Kayhan Ay ile vatandaşlar katıldı.
Tokat
Tokat’ta Hüseyin Akbaş Spor Salonu’nda düzenlenen tören, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
İl Milli Eğitim Müdürü Hüseyin Kır’ın günün anlam ve önemine belirten konuşmasının ardından öğrenciler tarafından şiirler okundu, halk oyunları gösterileri sunuldu.
Törene Vali Numan Hatipoğlu, Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu, Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Çoban, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Yılmaz, protokol üyeleri ve vatandaşlar katıldı.
Çorum
Çorum’da, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenlerle kutlandı.
Çorum Milli Eğitim Müdürü Abdullah Kodek, Atatürk Anıtı’na çelenk sundu.
Atatürk Spor Salonu’nda düzenlenen törende, ilkokul ve ortaokul öğrencileri gösteriler sundu. Veliler ise ellerinde Türk bayrakları ile çocuklarının gösterilerini izledi.
Yıl içinde çeşitli yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödüllerin verildiği törene Vali Zülkif Dağlı, Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın, Başsavcı Ahmet Bektaş, Hitit Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Eşref Savaş Başçı ve vatandaşlar katıldı.
Vali Dağlı, törenin ardından Fatih Sultan Mehmet İlkokulu öğrencisi Ayşe Nefin Ölçüm’e makamını devretti.
Ölçüm, makam odasında İl Emniyet Müdürü Arif Pehlivan’ı telefonla arayarak okul servislerinin daha çok denetlenmesini istedi.
Ahlatcı Çorum FK Başkanı Oğuzhan Yalçın’ı da arayan Ölçüm, çocukların da maçlara gelebilmesi için maç esnasında argo kelime kullanılmasının önlenmesi talimatını verdi.
İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde, öğrencilere “Bu şehri sen yönetmiş olsaydın ne yapardın?” diye soru sorulmasını isteyen Ölçüm, bu sayede çocukların daha rahat yaşayacağı bir Çorum kurulabileceğini kaydetti.
Vali Dağlı da öğrencinin talimatlarının resmi yazı ile ilgili kurumlara iletilmesini istedi.
]]>Erzurum’da Atatürk Üniversitesi 15 Temmuz Milli İrade Salonu’nda yapılan kutlama programına, Vali Mustafa Çiftçi, 9. Kolordu ve Garnizon Komutanı Tümgeneral Tevfik Algan, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, protokol üyeleri, öğrenciler ve öğretmenler katıldı.
İl Milli Eğitim Müdürü Yakup Yıldız’ın konuşma yaptığı programda, öğrencilerden oluşan koro türküler söyledi, halk oyunu ekipleri gösteri yaptı.
Kars
Kars’ta 23 Nisan kutlamaları, İl Milli Eğitim Müdürü Nevzat Kaya’nın Hükümet Konağı önündeki Atatürk Anıtı’na çelenk sunmasıyla başladı.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla buradaki tören sona erdi, etkinlikler Kars Atletizm Sahası’nda devam etti.
Öğrencilerin halk oyunları oynadı, spor branşlarında dereceye girenlere ödül verildi.
Etkinlik müzik dinletisiyle son erdi.
Törene, Vali Ziya Polat, 14. Mekanize Tugay Komutanı Tuğgeneral Şahin Yenilmez, Belediye Başkanı Ötüken Senger, İl Jandarma Komutanı Albay Fatih Cemal Kiper, il protokolü ile vatandaşlar katıldı.
Kağızman, Sarıkamış ve Akyaka ilçelerinde de 23 Nisan coşkuyla kutlandı.
Ardahan
Ardahan’daki kutlamalar, Cumhuriyet Stadyumu’nda yapıldı.
Burada renkli görüntülerin oluştuğu kutlamalara, çok sayıda çocuk katıldı.
Kutlamalar, oyun gösterisi ve şiirlerin okunmasıyla sona erdi.
Ağrı
Ağrı’da da Şeyh Edebali İlkokulu öğretmen ve öğrencileri, Vali Mustafa Koç’u ziyaret etti.
Vali Koç, temsili olarak makam koltuğunu 7 yaşındaki 2. sınıf öğrencisi Mustafa Bekir Hansu’ya devretti.
İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Kökrek ve beraberindekilerin Abide Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’na çelenk sunmasının ardından programa, Kültür ve Kongre Merkezi’nde devam edildi.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda, öğrenciler şiirler okuyup, yöresel halk oyunları gösterisi ve müzikli dans gösterisi yaptı.
Çeşitli yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödüllerin verilmesiyle sona eren programa, Vali Koç ve eşi Neslihan Gül Koç, Ağrı Cumhuriyet Başsavcısı Adem Çalış, İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdulhalik Karabulut, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Hüsamettin Erol, İl Emniyet Müdürü Yılmaz İpar, 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanı Vekili Albay Erhan Cesur, İl Milli Eğitim Müdürü Kökrek, öğrenciler ve aileleri katıldı.
Erzincan
Erzincan’da, Vali Hamza Aydoğdu, koltuğunu Şehit Jandarma Uzman Çavuş Fırat Kılıç İlkokulu öğrencisi Beren Lizge Albayrak’a devretti.
Albayrak, Erzincan’ın doğal güzelliği ile huzurlu bir il olduğunu belirterek herkesi Erzincan’ı görmeye davet etti.
Öğrencilerin genel anlamda öğretmenleri ile ilişkilerinin iyi olduğunu ifade eden Albayrak, okullarda bulunan güvenlik tedbirlerinin devam etmesi konusunda talimat verdi.
Erzincan Belediyesi önündeki Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından kutlamalara, Merkez Spor Salonu’nda devam edildi.
İl Milli Eğitim Müdürü Hacı Ömer Kartal’ın konuşma yaptığı programda, öğrenciler dans gösterileri yaptı.
Tunceli
Tunceli’de de Atatürk Stadı’nda düzenlenen kutlama programı, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
Programda, Vali Bülent Tekbıyıkoğlu günün anlam ve önemine ilişkin konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından öğrenciler, şiirler okuyup gösteriler sundu.
Törene, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Nuh Köroğlu, Cumhuriyet Başsavcısı Enver Eroğlu, İl Emniyet Müdürü Hakan Duman, vali yardımcıları, öğretmenler, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
Çemişgezek ilçesinde de Kaymakam Orçun Cüneyt Zor’un katılımıyla program düzenlendi.
Iğdır
Iğdır’da, Belediye Meydanı’nda bulunan Atatürk Büstü’ne çelenk sunulmasıyla başlayan program, aynı alanda Vali Ercan Turan, Belediye Başkanı Mehmet Nuri Güneş, protokol üyeleri ve öğrencilerin katılımıyla devam etti.
Kutlamalarda, şiirler okundu, halk oyunları gösterileri sunuldu.
Program sonunda, öğrenciler ve çocuklar, valilik tarafından alanda kurulan oyun parkurlarında eğlendi.
]]>Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinden 8 yaşındaki bir çocuk mektuba adını yazmayarak, “Teşkilat sizi bulur” ifadesini kullandı.
Teşkilat çalışanlarını çok sevdiğini ve TRT’de yayınlanan “Teşkilat” adlı diziyi takip ettiğini belirten çocuk mektubunda şu ifadelere yer verdi:
“Teşkilat çalışanları devletimiz için çalışıyor. Türk istihbaratı, bizi düşmanlardan koruyan sizlersiniz. Bayrağımız için savaşanlar var. Atatürk 23 Nisan’ı çocuklara armağan etti. Bu ülkeyi kurtaran Atatürk, koruyan ise Teşkilattır. Güvenliğimiz için çalışan ajanları filmlerde izliyorum. Büyüdüğümde ben de sizin gibi kahraman olmak istiyorum.”
“Hiç gizli ajan görmedim”
Küçük Asel ise mektubuna “Bal Arısı” başlığını koyarak, şunları yazdı:
“Bal arıları yaratılış özü itibariyle çalışkan, üretken ve kovanına sadık hayvanlardır. Dışarıdan gelecek tehditlere karşı kovanı canı pahasına korurlar. Kovan benim gözümde yaşadığımız ülkeyi, ana merkezi sistemi temsil ediyor. Arılar ise gizli ajanları temsil ediyor. Her yere gidebilen arıların bin bir emekle çabayla harcadıkları emek vererek yaptıkları bal ise istihbarat bilgi akışını hayal dünyamda yansıtıyor.”
Demir ise mektubunda, “Hiç gizli ajan görmedim. Belki ilerde Cumhurbaşkanı olursam görürüm. Bana yaptıkları gizli işleri anlatırlar.” ifadelerini kullandı.
Mektubuna “Merhaba ajan amcalarım” diye başlayan Hikmet adlı çocuk ise, “Ben televizyonlarda izliyorum. İsrail çocukları öldürüyor. Siz çocuklara yardım edemez misiniz? Yardım edemezseniz çok üzülürüm. Ben babama dua ederken size de ediyorum.” ifadelerini yazdı.
Zeynep adlı çocuk ise mektubunda şöyle dedi:
“Her hafta Teşkilat dizisini izliyorum. ve oradaki abilerin bizler için neler yaptıklarını görüyorum. Ama her pazar babam ile kavga ediyoruz. Dizinin sonunu izleyemiyorum. Lütfen babama söyleyin, dizinin tamamını izlemem için izin versin. Her akşam yatmadan önce dua ediyoruz, etmezsek kabus görüyorum. ‘Allahım, vatanımızı savunan güvenlik güçlerimize güç, kudret ver. Amin!'”
Kalın da çocuklara mektupla yanıt verdi
MİT Başkanı İbrahim Kalın da çocukların resim ve mektuplarını mektupla yanıtladı.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayan Kalın, bu özel gün için gönderilen mektup ve resimleri çok beğendiğini, resimlerin harika olduklarını, mektuplarda çok güzel ifadeler bulunduğunu ifade etti.
Kalın, mektubuna şöyle devam etti:
“Bizi, ülkemizi ve teşkilatımızı çok güzel anlatmışsın. Seni tebrik ediyorum. Senin bu zekan, yeteneğin ve heyecanın beni ve teşkilatta çalışan arkadaşlarımı da mutlu ediyor. Mektubunda, bize güvendiğini söylüyorsun buna özel olarak sevindiğimi belirtmek istiyorum. Zira senin bize güvenmen demek işimizi doğru yaptığımız anlamına geliyor. Senin ve arkadaşlarının Milli İstihbarat Teşkilatına güvenmesi demek bizim işimize daha iyi, daha güçlü, daha etkin ve daha büyük bir heyecanla yapmamızı sağlıyor.
Ben ve teşkilatta çalışan tüm arkadaşlarım senin, anne ve babanın, ailenin, arkadaşlarının, okulunun, köyünün, şehrinin ve ülkemizin güvenliği için buradayız. Ülkemizi her türlü tehlikeye karşı korumak için gece gündüz demeden çalışıyoruz. Bu kutsal görevi yerine getirirken senden böyle güzel mektuplar, resimler, şiirler ve yeni fikirler almak çok güzel.”
Ülke güvende olduğunda bölgenin de güvende olduğunu aktaran Kalın, ama ülkeyi güvende yapmak için bölgeyi ve dünyayı da güvenli bir yer yapmak zorunda olunduğunu belirtti.
Kalın, mektubuna şöyle devam etti:
“O yüzden senin de tahmin ettiğin gibi dünyanın her yerinde ülkemiz, milletimiz, kardeşlerimiz ve dostlarımız için çalışıyoruz. Teşkilatımızın mottosunu biliyorsun, değil mi? Vatan için her an her yerde. Bizler dünyanın en güzel vatanında yaşıyoruz, onu her an, her yerde korumak için hep birlikte çalışıyoruz. Sen de bu faaliyetin bir parçasısın, biliyor musun?
Nasıl diye merak ediyorsun. Aramızda kalması şartıyla seninle bir sırrı paylaşayım. Sen derslerinde başarılı olduğunda, arkadaşına yardım ettiğinde, küçüklerine sevgi, büyüklerine saygı duyduğunda, anneni babanı mutlu ettiğinde, odanı temiz tuttuğunda, ödevlerini yaptığında, hayvanlara asla kötü davranmadığında, kocaman dünyamız ve upuzun tarihimiz hakkında her gün yeni bir bilgi edindiğinde, iyi bir kitap okuduğunda, güzel yazı yazdığında, resim yapmayı ve müzik aleti çalmayı öğrendiğinde, yeni fikirler ve projeler geliştirdiğinde, göğe bakıp hayal kurduğunda… ülkemizin ve dünyamızın geleceğine çok önemli katkılar sunuyorsun. Nasıl sen bize güveniyor ve bizimle gurur duyuyorsan biz de senin bu güzel faaliyetlerinle gurur duyuyor, sana inanıyor ve güveniyoruz.”
23 Nisan’ın tarihte çok özel bir gün olduğunu, Cumhuriyetin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm çocuklara armağan ettiği bir bayram ve dünyada çocuklara adanmış tek bayram olduğunu ifade eden Kalın, mektubunu şöyle tamamladı:
“Çok özel, çok güzel bir bayram. Bu özel gün hepimizin ama en çok da senin. Bugünün hakkını ver tadını çıkar anlamını düşün ve tebessüm et.
Gazi Meclisimizin kuruluşunun 104. yılını ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum. Devletimizin kurulmasında ve vatanımızın korunmasında emeği geçen tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle yad ediyorum.
Daha nice 23 Nisan’lara sevgi sağlık heyecan mutluluk ve başarıyla kavuşmayı diliyorum. Kendine inan, ülkene güven ve hepimizi gururlandır.”
]]>Van Valiliği önündeki törende, Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.
Yapımı tamamlanan Van Gölü Anaokulunun bahçesinde devam eden programda öğrencileri tarafından hazırlanan gösteriler sahnelendi, şiir, resim ve kompozisyon yarışmalarında dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi.
Daha sonra Valilik tarafından yaptırılan Van Gölü Anaokulunun açılışı gerçekleştirildi.
Açılışta konuşan Vali Balcı, TBMM’nin açılışının 104’üncü yılını kutlamanın gururunu yaşadıklarını söyledi.
Van’da eğitim alanında güzel işlerin yapıldığını belirten Balcı, “Halkımızın huzuru, refahı ve esenliğini sağlama, çocuklarımızın hayalini gerçekleştirme gayesindeyiz. İlimizde şu ana kadar 111 anaokulu ve kreş açtık, 7’sinin inşaatı sürüyor. Böyle anlamlı bir günde anaokulunun açılışını yapmanın mutluluğunu yaşıyoruz.” dedi.
Programa, Van Cumhuriyet Başsavcısı Harun Karahan, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Adem Şen, İl Emniyet Müdürü Murat Mutlu, İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Nurettin Aras, vali yardımcıları, kurum amirleri, öğretmen, öğrenci ve vatandaşlar katıldı.
Muş
Kent Meydanı’nda düzenlenen törende Muş Milli Eğitim Müdürü Enver Kıvanç, Atatürk Anıtı’na çelenk sundu.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla son bulan tören, Eko İnşaat İlkokulu bahçesinde düzenlenen programla devam etti.
Programa katılan Muş Valisi Avni Çakır, milli egemenliğin sembolü kurtuluş mücadelesinin ve demokrasi tarihinin en önemli kurumlarından olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 104. yılını gururla kutladıklarını söyledi.
Öğrencilerin gösterilerini sahnelemesiyle sona eren programa Muş Belediye Başkanı Sırrı Söylemez, İl Jandarma Komutanı Albay Mehmet Kasım Ermiş, Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Kantar, Muş Alparslan Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Yaşar Karadağ, İl Emniyet Müdürü Serkan Karaman, kurum amirleri, öğretmen ve öğrenciler katıldı.
Bitlis
Bitlis İsmail Eren Spor Kompleksi’nde düzenlenen program, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
İl Milli Eğitim Müdürü Bilal Gür, yaptığı konuşmada, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının yıl dönümünü ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı büyük bir gurur ve coşkuyla kutladıklarını belirtti.
Gösteri ve dereceye giren öğrencilere ödüllerin verilmesiyle son bulan programa, Bitlis Valisi Erol Karaömeroğlu, Bitlis Belediye Başkanı Nesrullah Tanğlay, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Eyüp Subaşı, İl Emniyet Müdürü Ortaç Şekeroğlu, kurum amirleri, öğretmen, veli ve öğrenciler katıldı.
Hakkari
Valilik binası önünde düzenlenen törende İl Milli Eğitim Müdürü Nurettin Yılmaz, Atatürk Anıtı’na çelenk sundu.
Hakkari Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü spor salonunda devam eden programda konuşan Yılmaz, “23 Nisan 1920’de ilk meclisi açan Türkiye ile 15 Temmuz Gecesi’ne imza atan Türkiye, aynı ruhta ve aynı azimdedir.” ifadelerini kullandı.
Öğrencilerin gösterilerini sahnelediği törende, Cumhuriyet İlkokulu ve Ortaokulu’nun hazırladığı “Babalar ve Kızlar” adlı gösteri programa katılanlara duygusal anlar yaşattı.
Etkinliğe, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Necip Çarıkcıoğlu, Hakkari Belediye Başkan Yardımcısı Ali Onay, Hakkari Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Sait Taylan, İl Emniyet Müdürü İdris Yılmaz, AK Parti Hakkari İl Başkanı Zeydin Kaya, kurum amirleri, öğrenci ve veliler katıldı.
]]>Gaziantep Valisi Kemal Çeber, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla koltuğunu Şehit Mehmet Öter İlkokulu 4. sınıf öğrencisi Çağdaş Ata Daşdemir’e devretti.
Valilik koltuğuna oturan Daşdemir, İl Emniyet Müdürü Celal Özcan’ı arayarak okul çevrelerinde ve parklarda alınan güvenlik tedbirlerinden memnun olduğunu belirtti, bu çalışmaların artırılarak devam ettirilmesi talimatını verdi.
Makamda çekilen hatıra fotoğrafının ardından Vali Çeber, öğrencilerle birlikte Festival Park Alanı’nda düzenlenen 23 Nisan etkinliklerine katıldı.
Şanlıurfa
Şanlıurfa’da, 2002 Vakıflar İlkokulu bahçesinde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı töreni gerçekleştirildi.
İl Milli Eğitim Müdürü Asım Sultanoğlu, günün anlam ve önemini belirten bir konuşma yaptı.
Tören öğrencilerin hazırladığı gösteriler ve şiirlerin okunması ile sona erdi.
Törene, Vali Hasan Şıldak, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar, protokol üyeleri, öğrenciler ve veliler katıldı.
Kahramanmaraş
Kahramanmaraş İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Kahraman, Valilik bahçesindeki Atatürk Anıtı’na çelenk sundu.
Törende, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
Daha sonra Dulkadiroğlu İlkokulu’nda devam eden programda, öğrenciler halk oyunları gösterileri sundu, şiirler okudu.
Vali Mükerrem Ünlüer, makamını Ayşe Gümüşer İlkokulu 3. sınıf öğrencisi Ali Altay Samray’a, Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel koltuğunu 100. Yıl Ortaokulu 6. sınıf öğrencisi Tuğsem Ersoy’a, Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş ise makamını Yunus Emre Ortaokulu 6. sınıf öğrencisi Azra Gök’e bıraktı.
23 Nisan kapsamında Valilik koltuğuna oturan Samray, deprem tedbirleri kapsamında binaların daha sağlam ve sağlıklı inşa edilmesini istedi.
Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer, bütün çocukların bayramını kutlayarak kentin tüm afetlere karşı dirençli hale getirilmesi için çalışmaların hız kesmeden sürdüğünü belirtti.
Türkiye- Azerbaycan Kardeşlik Konteyner Kenti ve Elbistan’daki Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yaşam Kenti’nde de çeşitli etkinlikler gerçekleştirildi.
Depremzede çocuklar, kurulan oyun alanlarında gönüllerince eğlendi.
Malatya
Malatya Milli Eğitim Müdürü Behçet Bakır, Atatürk Caddesi’ndeki Atatürk Anıtı’na çelenk sundu.
Bakır, daha sonra beraberinde Öğretmenler Ortaokulu öğrencisi Erva Çetin ile Vali Ersin Yazıcı’yı ziyaret etti.
Makam koltuğunu Çetin’e bırakan Yazıcı, tüm çocukların ve Türk milletinin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladı.
Yazıcı, daha sonra Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Spor Salonu’na geçerek buradaki 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlama etkinliklerini izledi.
Adıyaman
Adıyaman Milli Eğitim Müdürü Ali Tosun, Valilik bahçesindeki Atatürk Anıtı’na çelenk sundu.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından son bulan tören, kentte çeşitli etkinliklerle devam etti.
Kilis
Kilis Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Mahmut Kesikminare’nin Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’na çelenk sunması ile başlayan tören Gençlik Spor İl Müdürlüğü Spor Salonu’nda devam etti.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan törende, 15 Temmuz Şehitleri İlkokulu Öğretmeni Fatma Yıldız Gözüküçük günün anlam ve önemini belirten konuşma yaptı.
Tören şiirlerin okunması, öğrencilerin hazırladığı gösteriler ile son buldu.
Törene, Kilis Valisi Tahir Şahin, Belediye Başkanı Hakan Bilecen, 1. Hudut Alay Komutanı Piyade Kurmay Albay Ümit Çelik, İl Jandarma Komutanı Albay Halil Coşkun ile protokol üyeleri, öğrenciler ve veliler katıldı.
]]>İzmir’deki tören, İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Yahşi’nin Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’na çelenk sunmasıyla başladı.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Yahşi, yaptığı konuşmada “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” şiarıyla kurulan TBMM’nin açılışının 104’üncü yılında olmanın gururu ve heyecanını yaşadıklarını söyledi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara bayram armağan etmesinin tesadüf olmadığını dile getiren Yahşi, “Biliyoruz ki çocukların mutlu olmadığı bir dünyada yanlış giden bir şeyler var demektir. Çocukların şen kahkahalarının çınlamadığı bir dünya, yarımdır, eksiktir. Bugün Gazze’den Doğu Türkistan’a zulme maruz kalan her bir çocuk dünyanın vicdan yarasıdır. Onların çıkaramadığı ses olmak, uğradıkları haksızlıklara karşı sesimizi yükseltmek insanlık ödevidir.” dedi.
Törende Vali Süleyman Elban, Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve Ege Ordusu ve Garnizon Komutanı Orgeneral Kemal Yeni, öğrencileri selamladı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in kutlama mesajının okunduğu törende farklı okullardan öğrenciler gösteriler sundu, halk oyunları oynadı, Konak Kemal Atatürk Ortaokulu öğrencileri “Türk diyor ki” ve “23 Nisan” adlı şiirleri okudu.
Vali ve belediye başkanları makamlarını çocuklara bıraktı
İzmir Valisi Süleyman Elban, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla koltuğunu temsili olarak Konak Güzelyalı Ortaokulu 5. sınıf öğrencisi Eda Arabacı’ya devretti.
Arabacı, yaptığı konuşmada kendilerine emanet edilen cumhuriyeti geliştirmek için çalışmaya devam edeceklerini belirterek, tüm okullarda robotik kodlama dersinin olmasını, parkların yakınlarına havuz ve voleybol sahası yapılmasını istedi.
Arabacı, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nü telefonla arayarak, “Merhaba ben İzmir Valisiyim. Ben okulumuzun yanına spor imkanları sağlayacak halı saha, voleybol sahası yapılmasını istiyorum.” dedi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında koltuğunu ilkokul 4. sınıf öğrencisi Alya Ada Nizamoğlu’na bıraktı. Uluslararası alanda Türkiye’yi solist olarak temsil etmeyi düşlediğini belirten 10 yaşındaki Nizamoğlu, “Paylaştıkça Her Şey Güzel” isimli şarkısını seslendirdi.
Denizli
Denizli’de Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasıyla başlayan etkinlikler kapsamında Dr. Necdet Durmuş Ortaokulu 7. sınıf öğrencisi Zeynep Ekin Kalkan, Vali Ömer Faruk Coşkun’un makamına oturdu. Ziya Tıkıroğlu Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen kutlama programında ise öğrenciler gösteri yaptı.
Öğrencilerin TBMM’nin açılışını canlandırdığı törende İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan, bir konuşma yaptı. Törene Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, 11. Komando Tugay ve Garnizon Komutan Vekili Topçu Albay Tamer Karayay ve İl Jandarma Komutanı Albay Hıdır Ayçiçek de katıldı.
Aydın
Aydın’daki tören valilik önündeki Atatürk Anıtı’na İl Milli Eğitim Müdürü Süleyman Ekici tarafından çelenk sunulmasıyla başladı.
Daha sonra Mimar Sinan Salonu’nda devam eden programda farklı okullardan öğrenciler gösteri yaptı.
Vali Yakup Canbolat, çeşitli yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödüllerini verdi.
Programa Aydın Büyükşehir Belediyesi Başkanı Özlem Çerçioğlu, Cumhuriyet Başsavcısı Ali Ulvi Yılmaz, Adalet Komisyonu Başkanı Önder Kürşad Mutlu, Efeler Kaymakamı İlker Arıkan, İl Emniyet Müdürü Mehmet Suat Ekici, İl Jandarma Komutanı Albay Ali Naci Aldemir ve Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin de katıldı.
Manisa
Manisa’da da Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen törende İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Uğurelli, Atatürk Anıtı’na çelenk sundu.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Uğurelli konuşma yaptı, öğrenciler halk oyunları ve cimnastik gösterileri sundu.
Törene Vali Enver Ünlü, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Zafer Tombul, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, Cumhuriyet Başsavcısı Kurtca Eker, İl Emniyet Müdürü Fahri Aktaş, ilçe belediye başkanları, siyasi parti temsilcileri ve kurum müdürleri ile vatandaşlar katıldı.
Uşak
Uşak’ta 15 Temmuz Şehitleri Meydanı’nda düzenlenen programda Vali Turan Ergün ve Belediye Başkanı Özkan Yalım, alandaki çocukların bayramını kutladı, vatandaşları selamladı.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından İl Milli Eğitim Müdürü Halil Yücel, günün anlamına ilişkin konuşma yaptı.
Programda öğrenciler tarafından şiirler okundu, dans ve halk oyunu gösterileri yapıldı.
???????Gül İlkokulu 4. sınıf öğrencisi Fatma Yücel, İstiklal Marşı’nın tamamını seslendirdiği törende 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla düzenlenen yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi.
Programa, Uşak Cumhuriyet Başsavcısı Serdar Durmuş, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Fahri Semiz, İl Emniyet Müdürü Mehmet Ali Kolcu, Adalet Komisyonu Başkanı Kayhan Yıldırım, kurum müdürleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri de katıldı.
]]>Sakarya Milli Eğitim Müdürlüğünce Demokrasi Meydanı’nda Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından Adapazarı ilçesindeki Osmanbey İlkokulu’nda program yapıldı.
Saygı duruşunda bulunulmasının ardından Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası eşliğinde İstiklal Marşı’nın seslendirilmesinin ardından konuşan İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Bakırtaş, 104 yıl önce açılan TBMM’nin, vatanın işgal edildiği bir dönemde milletin ve devletin hürriyet mücadelesinin merkezi olarak işgale karşı güçlü bir irade oluşturduğunu söyledi.
Bakırtaş, çocukların ülkenin huzuru, refahı ve gelişmesi için günü geldiğinde azim ve kararlılıkla sorumluluklarını yerine getireceğini ve milli birlik, beraberlik ve kardeşlik şuuruyla Türkiye Yüzyılı’nı yaşayacağını ve daha da ileriye taşıyacağını belirterek, “Çocuklarımızın en iyi şartlar altında en kaliteli eğitimi almaları ilk amacımız; sağlıklı, başarılı, huzurlu ve mutlu olmaları da önceliğimiz ve temennimizdir.” dedi.
Şiirlerin okunduğu etkinlikte, öğrenciler çeşitli gösteriler sundu, çocuklar aileleriyle geleneksel oyunlar oynadı.
Programa, Vali Yaşar Karadeniz, Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, Cumhuriyet Başsavcısı Osman Köse, İl Jandarma Komutanı Albay Nejdet Karaca, Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu, davetliler, öğrenciler ve velileri katıldı.
Kocaeli
Kocaeli’de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde düzenlenen tören, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
Törende İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Akmanşen, günün anlam ve önemine ilişkin konuştu.
Programda, resim, şiir ve kompozisyon yarışmalarında dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi. Daha sonra öğrenciler halk oyunları ve jimnastik gösterileri sundu.
Öte yandan Kocaeli Büyükşehir Belediyesince 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Ormanya’da etkinlikler düzenlendi.
“Bi Dünya Eğlence Ormanya’da” etkinlikleri kapsamında, doğal lezzetler, deneyim ve sanal gerçekliği içeren 35 atölye ile 5 doğada yaşam atölyesi kuruldu.
Ayrıca etkinlikler kapsamında Ormanya’da, AFAD, AKUT, Kızılay görevlileri afet konusunda bilgilendirme yaptı.
Bartın
Bartın’da düzenlenen törende İl Milli Eğitim Müdürü Ramazan Aşçı tarafından Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’na çelenk sunuldu.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından resim ve kompozisyon yarışmalarında dereceye giren öğrencilere hediyeleri verildi.
Öğrencilerin 23 Nisan ile ilgili şiirler okuduğu tören, çeşitli okulların halk oyunları ve sportif gösterilerinin ardından son buldu.
Törene, Vali Nurtaç Arslan, Belediye Başkanı Rıza Yalçınkaya, Garnizon Komutanı Deniz Kıdemli Albay Erkan Şahin, Cumhuriyet Başsavcısı Faruk Kaynak, Bartın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Uzun, kamu kurum ve kuruluşlarının yetkilileri ile vatandaşlar ve öğrenciler katıldı.
Düzce
Düzce’de Anıtpark Meydanı’nda İl Milli Eğitim Müdürü Emrullah Aydın’ın çelenk sunumuyla başlayan tören, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam etti.
Ardından Milli Savunma Bakanlığı Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı muharip uçaklar, gösteri uçuşu yaptı.
Kent semalarında süzülen uçakların geçişini meydanda toplanan vatandaşlar ilgiyle takip etti.
Kutlamalar kapsamında bando geçişi de yapıldı.
Kutlamalar, Bahçeşehir Spor Salonu’ndaki etkinliklerle devam etti.
Karabük
Karabük’teki tören, İl Milli Eğitim Müdürü Nevzat Akbaş’ın Valilik bahçesindeki Atatürk Anıtı’na çelenk sunmasıyla başladı.
Daha sonra program Dr. Necmettin Şeyhoğlu Stadyumu’nda devam etti.
Burada saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından çeşitli yarışmalarında dereceye giren öğrencilere hediyeleri verildi.
Akbaş, günün anlam ve önemini belirten konuşma yaptı.
Öğrencilerin şiirler okuduğu tören, sportif gösterilerin ardından son buldu.
Törene, Vali Mustafa Yavuz, Belediye Başkanı Özkan Çetinkaya, Cumhuriyet Başsavcısı Koray Kesgin, İl Emniyet Müdürü Mehmet Ali Hasan Köse, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay İsmail Gökcek, kamu kurum ve kuruluşlarının müdürleri, siyasi partilerin temsilcileri ile vatandaşlar ve öğrenciler katıldı.
Bolu
Bolu’da İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından 23 Nisan kutlamaları çerçevesinde Anıt Park’ta tören düzenlendi.
İl Milli Eğitim Müdürü Cemil Sarıcı tarafından Atatürk Anıtı’na çelenk sunuldu, ardından saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Törende, öğrenciler halk oyunu gösterileri sundu.
Kutlamalar, daha sonra Karaçayır Spor Salonu’nda devam etti.
Saygı duruşunda bulunulması ve Bolu Belediyesi Bandosu eşliğinde İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından İl Milli Eğitim Müdürü Cemil Sarıcı günün anlam ve önemine ilişkin konuşma yaptı.
Daha sonra Vali Erkan Kılıç tarafından şiir ve kompozisyon yarışmalarında dereye giren öğrencilere hediyeler takdim edildi.
Öğrencilerin çeşitli gösteriler sunduğu programa, Belediye Başkanı Tanju Özcan ve Garnizon Komutanı Tuğgeneral Gökhan Çelik, daire müdürleri, vatandaşlar ile öğrenciler katıldı.
Zonguldak
Zonguldak’ta Atatürk Anıtı’na çelenk sunumuyla başlayan törende, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
Törende, Dilaver İlkokulu 3. sınıf öğrencisi Ilgın Irmak İnce, makamı temsilen valilik koltuğuna oturdu. Programda, resim sergisi gezildi.
Karaelmas Kemal Köksal Stadyumu’ndaki programda ise Vali Osman Hacıbektaşoğlu ve Belediye Başkanı Tahsin Erdem, öğrencileri ve vatandaşları selamladı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in mesajının okunmasının ardından İl Milli Eğitim Müdürü Osman Bozkan tarafından günün anlam ve önemini belirten konuşma yapıldı.
Şiir okunan ve halk oyunu gösterileri yapılan programda, öğrenci korosu konser verdi, tekvando ve step performansı sergilendi.
Öte yandan gösteriler sırasında Zonguldak İlkokulu 1. sınıf öğrencisi Bilge Işıl Örenli’nin kendi halinde dans gösterilerine eşlik etmesi beğeni topladı.
Anne Gülay Örenli, gazetecilere, kızının vatan sevgisiyle içinden gelenleri yaptığını, bundan büyük mutluluk duyduğunu dile getirdi.
]]>İngiltere Parlamentosu’nun , Ruanda hükümeti bu odaları birkaç hafta içinde doldurmak istiyor.
Doğu Afrika ülkesi Ruanda, sığınmacıların sınır dışı edilmesine ilişkin tartışmalı plan konusunda İngiltere’deki yasal çekişmeleri büyük ölçüde geride durup izledi.
İngiltere mahkemeleri, buraya gönderilen sığınmacılar için daha fazla koruma talep ederek Kigali’nin insan hakları sicilini mercek altına aldı.
Ruanda ise Haziran 2022’den bu yana sığınmacıların gelişi için hazırlık yapıyor.
Ismael Bakina bize Kigali’de müdürü olduğu pansiyonu gezdirdi. Yatak odaları özenle düzenlenmiş, seccade ve banyo malzemeleri gibi ayrıntılar düşünülmüş.
Bahçıvanlar, bir futbol sahası ve basketbol sahasına sahip yemyeşil arazinin çitlerini düzeltirken, aşçılar ve temizlikçiler de kendi işleriyle meşguller.
Göçmenlerin Ruanda’ya sığınma başvurularını işleme koymak için sandalye dizilmiş bir çadır da var. Başvuruları kabul edilmese bile oturma izni almaya hak kazanacaklar. Ya da başka bir ülkeye gidebilirler ama İngiltere’ye geri dönemezler.
Pansiyonun pencerelerinden Kigali’nin düzenli mahallelerinin inişli çıkışlı tepeleri görülüyor. Düzenli ve suçtan uzak sokaklarıyla güzel bir şehir. Ülkenin sloganı “Ruanda çalışıyor”.
Yeni gelen sığınmacılardan bazıları burada iş arayabilir, ancak Ruanda’nın yeni işçilere ihtiyacı olup olmadığı konusunda farklı görüşler var.
Kigali’de bir restoran sahibi olan Emmanuel Kanimba, “Bunun ülke için ekonomik açıdan iyi olacağını düşünüyorum” diyor.
“İnsan sermayesi sağlayacaklar, mal ve hizmet üretecekler ve aynı zamanda tüketecekler. Ekonomimize getirebilecekleri yeni fikirler de var.”
“Peki bu insanlara nerede iş bulacaksınız?” diye soruyor bir başkası. “Biz de mezun olduk ama iş bulamadık. Dışarıda iş arıyoruz.”
İsminin açıklanmasını istemeyen bu kişi, hükümet politikasına karşı çıkan ve ülkedeki endişeleri yansıtan bir görüşü ifade ediyor.
Yetkililerin muhalefeti bastırdığına dair yaygın iddialar var. Eleştirenler arasında insan hakları kuruluşları muhalefet yer alıyor. Hatta 2021’de İngiltere Dışişleri Bakanlığı da olumsuz değerlendirmelerde bulunmuştu.
Bir zamanlar devlet güvenliğini tehdit etmek suçlamasıyla hapse atılan muhalif Victoire Ingabire, sığınmacılarla ilgili kötü bir anlaşma yapıldığı görüşünde.
“Onlar yoksulluk, savaş ve ülkelerindeki diktatörlükler yüzünden ülkelerinden kaçan insanlar. Aynı sorunlarla karşılaşacakları, kendilerini özgürce ifade edemeyecekleri, İngiltere’de aradıkları refaha sahip olamayacakları bir ülkeye gelecekler.
“İngiliz hükümetinin bu insanları neden Ruanda’ya göndermek istediğini anlamıyorum.”
Ruanda hükümeti ise bunu şiddetle reddediyor.
Ülkede insan hakları ihlalleri olabileceğine dair gidermek üzere bir yasa çıkarıldı. Bu yasa, sığınmacıların kaçtıkları ülkelere geri gönderilmeyeceklerine dair garantiler de dahil olmak üzere sığınmacılara yönelik korumaları güçlendirmek için İngiltere ile yakın zamanda yapılan bir anlaşmanın onaylanmasını içeriyordu.
İngiltere ile yapılan anlaşmadan sorumlu üst düzey yetkili Doris Uwicyeza Picard’a göçmenlerin hükümeti eleştirip protesto gösterileri düzenleyip düzenleyemeyeceklerini sordum.
“Ulusal yasalarımız protesto hakkı konusunda çok açık, belirli koşullar altında korunuyor. Eğer yasalar çerçevesinde barışçıl bir şekilde protesto etmek istiyorlarsa, başımızın üstünde yerleri var” dedi, ancak şu eklemeyi de yaptı:
“Genel olarak mültecilerin siyasi faaliyetleriyle ilgili olarak, Mülteci Sözleşmesi tarafından kısıtlandıklarını unutmamalısınız.”
Ruanda başka sığınmacılara da ev sahipliği yaptı ve Picard, onlara bakabildiklerinin kanıtı olarak başkentin güneyindeki bir transit merkezine işaret ediyor.
Bu kamp, Libya’da sıkışıp kalan ve Avrupa’ya gitmeye çalışan Afrikalıları barındıran ve Birleşmiş Milletler’in mülteci örgütü tarafından yönetiliyor.
Savunmasız insanlar için geçici bir sığınak ve Ruanda’ya yerleşmeyi tercih edebilirler. Kamp yöneticisi Fares Ruyumbu hiçbirinin yerleşmediğini söylüyor.
‘Burada iş bulmam mümkün değil’
Güney Sudanlı Daniel Diew yaşadığı trajik olaylardan sonra burada olduğuna memnun. 11 kardeşi var ve ailesine bakabilmek için iş bulmak amacıyla köyünden ayrılmış.
Diew yedi kez Libya’dan İtalya’ya deniz yoluyla geçmeye çalışmış ve her seferinde hapse girip geri gönderilmiş. Şimdi de Kuzey Amerika’ya gitmek istiyor.
“Burada iş bulmam mümkün değil. Beş aydır buradayım ama ilk fırsatta Ruanda’dan çıkmak istiyorum” diyor.
Avrupa’ya ulaştıktan sonra buraya gönderilseydi ne hissedeceğini soruyorum.
Derin bir iç çekiyor ve böyle olmasın diye dua ettiğini söylüyor.
Transit merkezindeki göçmenler ve yeni gelecekler daha iyi bir gelecek arayışı içinde. Ruanda’nın onlar için dolambaçlı bir yol mu, çıkmaz sokak mı yoksa yeni bir yuva mı olacağını zaman gösterecek.
]]>Menteşe Kent Parkı’nda gerçekleştirilen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliği Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan kutlama töreni Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Kutlama Mesajlarının Okunmasının ardından Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay’ın Konuşması gerçekleştirildi. Konuşmanın ardından 23 Nisan sebebi ile dereceye giren öğrencilere Muğla Valisi İdris Akbıyık tarafından ödülleri verildi.
Törende Konuşma yapan Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, “Bağımsızlık mücadelemizin, milli egemenliğimizin ve demokrasimizin sembolü olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 104. yıl dönümünde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı hep birlikte coşkuyla kutluyoruz. Dünyanın ilk ve yegane çocuk bayramı olarak tarihe geçen, temeli millet egemenliğine dayanan, demokrasinin gereği olarak sevgi, saygı, hoşgörü, dostluk, kardeşlik ve barış kavramları etrafında rengarenk görüntülerle ve dünya çocuklarıyla birlikte kutladığımız bu güzel bayram, Türk milleti olarak bizlere onur ve gurur veriyor. Milli hafızamızda çok önemli yer tutan 23 Nisan 1920 tarihi, Türk milletinin yazgısını belirleyen dönüm noktalarından biridir. Milli Mücadele döneminde çok zor şartlar altında açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile egemenliğin kayıtsız şartsız millettin olduğu tüm dünyaya ilan edilmiş; yeni bir devletin ilk adımları bu kutlu günde atılmıştır. Gazi Mustafa Kemal, Türk milletinin geleceğine yön çizen böylesi anlamlı bir günü, bu memleketin geleceği olan çocuklara atfederek TBMM’nin açılış sevincini çocuklarla paylaşmış, bu günün anlamını daha da pekiştirmiştir” dedi.
Çocuklara seslenen Çay, “Bugün sizin gününüz, sizin bayramınız. Doyasıya gülün, eğlenin, oyunlar oynayın, şarkılar söyleyin. Sizler bahar çiçekleri gibi dünyamızı güzelleştiriyor, kuş cıvıltıları gibi bizlere umut ve neşe veriyorsunuz. Milletimizin yarınlarını şekillendirecek olan sizler, ülkemizin geleceğine yön ve istikamet verecek, bu ülkede söz sahibi olacaksınız. Çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve donanıma sahip milli, ahlaki, manevi ve kültürel değerlerle bezenmiş, sağlıklı ve mutlu nesiller olarak yetişmeniz, ailenize, ülkemize ve tüm insanlığa yararlı bireyler olmanız ve atacağınız adımlarınızın bizimkilerden çok daha büyük olması adına, var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Bu nedenle sizlere sunulan imkanlardan en iyi şekilde yararlanmanız ve kendinizi geliştirmeniz, sizi, ailenizi ve öğretmenlerinizi mutlu edecek; geleceğe hep birlikte daha güvenle bakmamızı sağlayacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 104. yılını kutlamanın gururu ve mutluluğu içerisinde olduğumuz bu özel günde, başta cumhuriyetimizin kurucusu ve TBMM’nin ilk Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere ve kahraman ecdadımızı rahmet ve minnetle yad ediyor; tüm çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten duygularımla kutluyorum” diye konuştu.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlama törenine Muğla Valisi İdris Akbıyık, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Muğla İl Emniyet Müdürü Ali Canbolat, Jandarma Komutanı Tuğgeneral Ali Gemalmaz, Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal, Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar siyasi temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. – MUĞLA
]]>Bağımsız kurumlarca verilen iki farklı sağlık raporunda, 40 yaşındaki sürücünün, vücudun şekeri otomatik olarak alkole dönüştüren “Sarhoş Hasta Sendromu”na (auto-brewery sendromu) sahip olduğu belirlendi.
Belçikalı kamu yayıncısı VRT’ye göre, ilk kez 2019 yılındaki bir trafik kontrolünde, kanında yüksek oranda alkole rastlanan sürücü, içki içmediğini savundu.
Polis tarafından ehliyetine el konan ve para cezası verilen sürücü, 2022 yılının Nisan ve Mayıs aylarında iki kez daha ‘alkollü araç kullanmaktan’ suçlu bulundu.
Yapılan kontrollerde, Belçikalı sürücünün kanında, yaklaşık 8 ila 14 kadeh arasında içkiye denk gelen, binde 2,09 promil alkole rastlandı.
Bir bira fabrikasında çalışan Belçikalı sürücü, alkollü olarak direksiyon başına geçmediğini öne sürdü.
Her seferinde ehliyetine 15’er gün el konan sürücü hakkında Brugge Mahkemesi’nde dava açıldı. Sürücü alkol içmediği savunmasını tekrarladı.
Buna rağmen, trafik kontrollerinde kanında yüksek oranda alkol bulunduğunu söyleyen sürücü, bunun nedeninin belirlenmesi için doktora başvurdu.
İki ayrı hekim tarafından yapılan inceleme sonucu, Belçikalı sürücünün “sarhoş hasta sendromu” (auto brewery sendromu) adı verilen bir rahatsızlığa sahip olduğu belirlendi.
“Bağırsak fermantasyonu” olarak da bilinen ve oldukça nadir görülen bu hastalığa yakalanan kişilerde, vücuttaki şeker, otomatik olarak alkole dönüşüyor.
Yani bir başka deyişle, bu kişiler hiç içki içmese dahi sarhoş olabiliyor.
Duruşma öncesi iki bağımsız hekim tarafından yapılan sağlık testlerinde Belçikalı sürücü, 24 saat boyunca şekerli yiyeceklerle beslendi ve alkollü içecek içmedi.
‘Dünya çapında yaklaşık 20 hasta var’
İnceleme sonucu, 40 yaşındaki sürücünün vücudu, karbonhidratları büyük oranda alkole dönüştürdü.
Mahkeme tarafından atanan üçüncü bir hekim de, yaptığı incelemede aynı sonuçları elde etti.
Bunun üzerine mahkeme, Belçikalı sürücünün, varlığından haberdar olmadığı, öngöremediği, önleyemediği bir rahatsızlıktan muzdarip olduğunu belirterek, “mücbir sebep” gerekçesiyle beraatine karar verdi.
Brugge Mahkemesi hakimi, sürücünün yorgunluk veya bilişsel sorunlar gibi herhangi bir alkol zehirlenmesi belirtisi yaşamadığını da vurguladı.
Belçikalı sürücünün avukatı Anse Ghesquière, VRT’ye, “Soru aslında böyle bir durumun etkilerinin ne olduğudur. Bu konuda söylenecek çok az şey var çünkü tıp bilimi bu konuda neredeyse hiçbir şey bilmiyor. Dünya çapında yalnızca yirmi kadar vaka biliniyor” dedi.
Mahkeme, savcılığın, sürücünün tamamen trafikten men edilmesi talebini de reddetti.
Hakim, erkek sürücünün, bol miktarda protein ve az karbonhidrat içeren özel bir diyet veya gönüllü alkol kilidi gibi önlemler alması gerektiğine karar verdi.
Sarhoş Hasta Sendromu nedir?
Belçikalı Toksikolog Jan Tytgat’a göre, bağırsaklar steril bir ortam değil. Bazı insanlarda bağırsakta fermente olan mayalar ve bakteriler daha baskın olabiliyor. Bunun sonucu da, kişilerin aldıkları şeker, vücutta alkole dönüşüyor.
Normal bir insan vücudunda her zaman oldukça küçük miktarlarda alkol bulunduğunu vurgulayan Tytgat, bunun binde 0,003’ü geçmediğini belirtiyor.
Şeker (diyabet) hastalarında veya karaciğer sirozu olan kişilerde bu miktar biraz daha yüksek olsa da, alkol sınırı yine de yasal sınırın altında kalıyor.
Brugge Mahkemesi’ndeki davayı “istisnai” olarak tanımlayan Tytgat, “30 yıldır polis mahkemeleri için testler yapıyoruz ve böyle bir dosyayla hiç karşılaşmadım” dedi.
Klinik biyolog olan Lisa Florin de, VRT’ye yaptığı açıklamada, içki içilerek emilen alkol ile vücut tarafından üretilen alkol arasında hiçbir ayrım yapılamayacağını söyledi.
Bunun oldukça nadir bir durum olduğunu belirten Florin, “Tam olarak belirlenmesi çok zor olduğu için, tahmin ettiğimizden daha sık gerçekleşebilir. Hiçbir şikayeti olmayan kişilerde bu gözden kaçabilir” görüşünü dile getirdi.
]]>İzmir’de Valilik tarafından düzenlenen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları, Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleşti. Atatürk Anıtı’na İl Milli Eğitim Müdürlüğü çelenginin sunulmasıyla tören başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından bayraklar öğrenciler tarafından göndere çekildi. Törene İzmir Valisi Süleyman Elban, Ege Ordusu ve Garnizon Komutanı Orgeneral Kemal Yeni, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir Milletvekilleri, siyasi parti temsilcileri, dernek ve STK temsilcileri ile çok sayıda öğretmen, öğrenci ve aileleri katıldı.
Günün anlam ve önemine ilişkin konuşmasını gerçekleştiren İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Yahşi, “Aziz milletimizin tarihinde önemli bir dönüm noktası olan ve ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir’ şiarıyla kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 104. yılına vasıl olmanın gururunu ve heyecanını paylaşıyoruz. Bir asır önce umutla, inançla ve dualarla açılan Gazi meclisimiz, vatanımızın işgal edildiği bir dönemde milletimizin hürriyet ve istikbal davasının kalbi olmuştur. İstiklali genlerine kodlamış, Hakimiyet-i Milliye anlayışını her zerresiyle yaşayan ve yaşatan milletimiz, bu iradesini nesilden nesle aktarmıştır. Uğruna dünyada emsali görülmemiş bedeller ödenen mukaddes vatan toprağının her karışında kahraman ecdadımızın hayalleri, rüyası, duası olduğunu biliyoruz” dedi.
“Çocuklar Türkiye yüzyılını Türkiye bin yılına taşıyacak”
23 Nisan’ın çocuklara armağan edilmesinin tesadüf olmadığının altını çizen Yahşi, “Milletimizin yaradılışındaki bu hasletleri en iyi şekilde tahlil eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu bayramı evlatlarımıza armağan etmesi asla bir tesadüf değildir. ‘Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır’ ifadesiyle tasavvur ettiği bu ruh kudreti aziz vatanımızın istikbalinin ve ikbalinin teminatıdır. Şüphesiz ki bu vatanın evlatları şanlı mazimizden aldıkları ilhamla bu coğrafyaya aidiyetimizi baki kılacak, güzel ülkemizin şarkısını dünyanın dört bir yanında duyuracaktır. Şüphesiz ki onlar, Türkiye yüzyılını Türkiye bin yılına taşıyacak, ay yıldızlı sevdamızı ebediyetin göğünde dalgalandıracaktır” ifadelerine yer verdi.
“Çocukların mutlu olmadığı bir dünyada yanlış giden bir şey vardır”
Velilere seslenen Ömer Yahşi, çocukların mutlu olmadığı bir dünyada, yanlış giden bir durumun olduğuna dikkat çekti. Sözlerini sürdüren Yahşi, Gazze’den Doğu Türkistan’a, birçok yerde zulme maruz kalan çocukların da dünyanın vicdan yarası olduğunun altını çizdi.
Konuşmasında son olarak Öğretmenlere de seslenen Yahşi, şunları kaydetti:
“Medeniyet kurucu bir nesil yetiştirmek üzere çıktığımız bu yolculukta evlatlarımız, sizlerin rehberliğinde insanlık tarihinde iz bırakan işlere imza atacaklar. İzmir eğitim ailesi olarak çocuklarımızın ışıl ışıl parlayan gözlerinden aldığımız ilhamla onlara daha iyi bir dünya, huzurlu ve müreffeh bir gelecek bırakmak için tüm gücümüzle çalışmayı sürdüreceğiz.”
Çocukların gösterileri bayrama renk kattı
Konuşmaların ardından Cumhuriyet Meydanı’nda sahne alan her yaştan öğrenci, yöresel kıyafetler ve kırmızı-beyaz flamalar eşliğinde renkli gösterilere imza attı. – İZMİR
]]>(ELAZIĞ) – Elazığ Ağın ilçesi’nde Keban Baraj Gölü kıyılarında çok sayıda martının ölmesi vatandaşları tedirgin etti. Keban Fırat Kültür Sanat Arama Kurtarma Spor Kulübü Başkanı Fethi Oruç “Burada binlerce martı ölmüş. Bu martı ölümleri, İliç’teki altın madenindeki siyanürden kaynaklı olabileceğinin delili olabilir. Yetkililere sesleniyoruz. Bir an önce bu doğaya verilen zarara, katliama son verilsin” dedi.
Elazığ Ağın ilçesi’nde Keban Baraj Gölü kıyısında çok sayıda martının ölmesi vatandaşları kaygılandırıyor. Gölde yaşanan martı ölümlerini video kaydına alan Keban Fırat Kültür Sanat Arama Kurtarma Spor Kulübü Başkanı Fethi Oruç, martı ölümlerinin İliç felaketinden sonra Keban Baraj Gölü’ne siyanür sızıntısı olmasından kaynaklanmış olabileceğini söyleyerek yetkililerden çözüm istedi.
“MARTI ÖLÜMLERİ İLİÇ FACİASININ SONUCU OLABİLİR”
Keban Fırat Kültür Sanat Arama Kurtarma Spor Kulübü Başkanı Fethi Oruç şunları söyledi:
“Görmüş olduğunuz bu bölge Ağın’a bağlı Kaşpınar Köyü’nün sahili Keban Baraj Gölü’ne bağlı. Gördüğünüz gibi burada binlerce martı ölmüş. Şu anda yaşam mücadelesi veren martılar var. Bu martı ölümleri İliç’teki altın madenindeki siyanürden kaynaklı olabileceğinin delili olabilir bunlar. Hayvanlar yaşam mücadelesi veriliyor. Yetkililere sesleniyoruz. Bir an önce bu doğaya verilen zarara, katliama son verilsin. Hayvanlar can çekişiyor. Kalan martılar da muhtemelen ölecek. Sahil boyu, hatta baraj gölünün tamamını kaplamış martı ölümleri var.”
“BEN BU GÜNE KADAR BÖYLE BİR HAYVANIN, CANLININ ÖLÜŞ ŞEKLİNİ GÖRMEMİŞTİM”
Ağın İlçesi’nde Baraj gölü yakınında Kaşpınarı Köyü’nde yaşayan Salih Genç martı ölümlerinden duyduğu üzüntüyü ifade ederek şöyle konuştu:
“Şehir merkezinde arkadaşlardan duyum aldık. Sahilde martıların ölümüyle ilgili. Koşarak buraya geldik. Hakikaten biz 3-5 tane sanıyorduk. Ama buralarda onlarca, yüzlerce martının öldüğünü gördük. Hatta can çektiklerine şahit olduk. Ben bugüne kadar böyle bir hayvanın, canlının ölüş şeklini görmemiştim. İzlemek bile çok kötü. Arkamızda görünen bir ada var. Orası Martı Adası, bu hayvanların burada şarkı söyledikleri alanlar. Şu anda orada kimse yok. Martılar da maalesef kıyı şeridinde hayatları bitmiş vaziyette, ters dönmüş. Bu görüntü hoş bir görüntü değil. Çok üzüldük. Bu nedir? Nedendir? Bir takım şeyleri söyleyebiliriz ama büyük bir ihtimalle İliç’te meydana gelen kazanın facianın, dehşet verici örneklerini de sanırım biz Keban Baraj Gölü Havzası’nda da, Ağın’da da göreceğiz. Bu konuda üzgünüm. ve İnsanların daha duyarlı olmalarını ve bir önlem alınması gerektiğini belirtmek isterim.”
“GÖLDEKİ BÜTÜN MARTILAR ÖLMÜŞ”
Ağın ilçe sakini olan Oktay Kılıç ise şunları belirtti:
“Ağın İlçesi Karakaş köyü altındaki toplu martı ölümlerini gördükten sonra gelip yerinde gözlem yaptık. Gördüğümüz konu vahşet. Göldeki bütün martılar ölmüş. Hatta kıyıda zaman zaman ölmüş küçük balıklarla karşılaştık. Yıllardır bu coğrafyada yaşadığımız için, suyundan içtiğimiz, çay demlediğimiz Keban Barajı’nda siyanürle altın arama çalışması başladığı andan itibaren İliç’te, suyun rengi dahil olmak üzere canlıların bütün ekosistemi değişti. Toplu ölümler daha sık görülmeye başladık. Artık kıyıya ve baraja gelmekten korkar olduk. Bu sürecin kısa zamanda ilgili makamlara iletilmesini ve ölümlerin sebebinin araştırılıp sağlıklı bilgilendirilmesini devletimizden ve kurumlarımızdan rica ediyoruz.”
]]>
Bakan Tekin, TBMM’nin açılışının 104’üncü yıl dönümü ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla çeşitli okullardan gelen öğrencileri kabul etti.
Anıtkabir ve TBMM’deki törenlerin ardından Bakanlığa gelen Tekin, burada ellerinde Türk bayrakları taşıyan çocuklarca karşılandı. Çocuklar, bando takımı eşliğinde Bakan Tekin’e makam odasına kadar eşlik etti.
Kendisini ziyarete gelen öğrencilerle bir süre sohbet eden Tekin, makamını temsili olarak Gölbaşı İnönü Ortaokulu öğrencisi 11 yaşındaki Irmak Genç’e devretti.
Bakan Tekin, “23 Nisan, hem çocukların hem de milletin bayramı. İkisi aynı anda olunca bütün milletimiz 86 milyonun tamamı bayram etmiş oluyor. Artık bundan sonra yeni Milli Eğitim Bakanımız burada. İnşallah bundan sonra sizin için güzel kararlar alır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Eğitim imkanlarının her geçen gün daha iyiye gideceğine inanıyorum”
Minik Bakan Genç, dünyanın en güzel ülkelerinden birinin varisleri olmanın mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti.
Makama geçtiği andan beri Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Eğitim Bakanı olmanın, bu sorumluluğu taşımanın heyecanını, biraz da olsa anlama imkanı bulduğunu dile getiren Genç, “Elimden gelse ben de bütün çocukları, tüm arkadaşlarımı hemen en iyi standartlara kavuşturmak isterim. Burada nasıl çalışıldığını gördüm ve eğitim imkanlarının her geçen gün daha iyiye gideceğine inanıyorum. Elbette benim de bir çağrım var, Atatürk’ün bize armağan ettiği bu güzel günde tüm dünya çocuklarının sevincimize ortak olmaya ve birlikte dünyamızı daha sürdürülebilir, daha adil, daha mutlu bir yer yapmaya davet ediyorum.” diye konuştu.
Çocuklara armağan edilen bu özel günde Gazze’de yaşananlara da değinen Genç, “Gazze’deki arkadaşlarımızın acılı günlerinin son bulmasını diliyorum. Tüm dünya çocukları için barış diliyor ve hiçbir çocuğun böyle acılar yaşamamasını temenni ediyorum.” dedi.
Miras olarak devraldıkları bu cennet vatanı daha da ileriye taşımak, emanetlerini korumak ve geliştirmenin çocukların görevi olduğunu ifade eden Genç, bu görevi yerine getirirken birlik ve beraberlik içinde olunması gerektiğini vurguladı.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Genç, “İlk icraatınız ne olacak?” sorusunu, “Ben okullara daha çok atölye, müzik, resim, spor salonları açmayı düşünüyorum. Çünkü çocuklarımızın kendilerini geliştirmesi konusunda daha fazla üzerinde durmalarını istiyorum.” şeklinde cevapladı.
“Teneffüs ve tatil sürelerinde bir değişiklik olacak mı?” sorusuna da Bakan Genç,”Teneffüs ve tatil sürelerinin gayet yeterli olduğunu düşünüyorum.” yanıtını verdi.
Bakanlık bahçesi 1000’e yakın çocuk için hazırlandı
Bakan Tekin ve Irmak Genç, bu yıl 23 Nisan kutlamalarında ilk kez Bakanlık bahçesine çocuklar için kurulan etkinlik alanını ziyaret etti.
Atölye çalışması ve geleneksel oyun, müzikli aktiviteler, bilim, sanat, ebru atölyeleri, geleneksel oyunlar, şişme oyuncakların kurulduğu Bakanlık bahçesindeki etkinliklere katılan 1000’e yakın çocukla buluşan Bakan Tekin, minik misafirlere patlamış mısır ikram etti, çeşitli hediyeler verdi.
Öğrenciler, bayrama özel mesajların yer aldığı “Gazete Çocuk” ile Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 23 Nisan’a özel nüshasını, Bakanlığın minik misafirlerine ve Atatürk Bulvarı’ndan geçen vatandaşlara dağıttı.
]]>(İZMİR)– İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla temsili olarak büyükşehir belediye başkanlığı görevini ilkokul öğrencisi Alya Ada Nizamoğlu’na devretti.
İzmir Büyükşehir Belediyesi Egemenlik Evi başkanlık makamındaki temsili devir teslim töreninde görevini Nizamoğlu’na devreden Başkan Tugay, Mustafa Kemal Atatürk’ün 104 yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurarak Türkiye Cumhuriyeti yolunda önemli bir adım attığını kaydetti. Tugay, “Mustafa Kemal Atatürk, bir padişah tarafından değil de halkın temsilcileri tarafından yönetilmesi için Meclis’i kurmuş. Bugün onun açılışının yıl dönümü. Bizim için çok önemli bir gün. Ama bugünün bir özel tarafı da Atatürk’ün bu bayramı çocuklara armağan etmesi. O nedenle biz bugün çocuklarımızı onurlandırmak, onların daha keyifli vakit geçirmesini sağlamak için bir sürü şey yapıyoruz. Aynı zamanda kendi görevlerimizi, makamlarımızı da çocukların temsilcilerine bırakıyoruz. Onlara diyor ki; bu ülkenin geleceği sizsiniz. İlerde sizin sahip olduğunuz bu ülkenin, daha güzel olması için siz de demokrasiye, milli egemenliğe, meclise, Atatürk’ün bize bıraktığı mirasa sahip çıkmalısınız. Çocukları çok seviyoruz. İnşallah, güzel bir geleceğiniz olur. Bayramınız kutlu olsun” diye konuştu.
“SİZLERDEN ALDIĞIMIZ BU BAYRAĞI ÜLKEMİZİN EN GÜZEL YERLERİNE TAŞIYACAĞIZ”
Tugay, konuşmasının ardından koltuğunu “23 Nisan günü koltuğumuzu sizlere devrediyoruz, hayırlı olsun. Artık belediye başkanısınız, başarılar diliyorum” diyerek Nizamoğlu’na bıraktı. Tugay’dan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini devralan Konak Mehmet Akif Ersoy İlkokulu 4. sınıf öğrencisi Alya Ada Nizamoğlu ise “Bu güzel görevde bulunmamda emeği olan, üyesi olduğum Çocuk Belediye görevlisi büyüklerime ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay’ a teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.
Nizamoğlu, sözlerinin devamında ise “Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, tüm silah arkadaşlarını, şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle anıyoruz. Bizler vatanımızı, bayrağımızı korumayı, insan sevgisini, çalışkan ve dürüst olmayı kıymetli anne, babalarımızdan ve değerli öğretmenlerimizden öğreniyoruz. Bugünün çocukları, yarının büyükleri olarak, sizlerden aldığımız bu bayrağı, ülkemizin en güzel yerlerine taşıyacağız. Bizlere gösterdiğiniz güvene, verdiğiniz değere ve sevgiye layık olacağız. Barışın tüm dünyayı kucakladığı, yeryüzündeki tüm çocukların eşit şartlarda olduğu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız kutlu olsun” ifadelerini kullandı.
Şehirlerin geleceğinin gençler ve çocuklar üzerine kurulması gerektiğini kaydeden Alya Ada Nizamoğlu, “Belediyeler çocuk dostu oldukça, çocuklar ve aileleri tarafından daha çok sevilir, tercih edilir. Hayat ağacı gibi kök salar, basit bir yapı olmak yerine, içinde yaşayanlara hayat verirler” diyerek İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak yapmak istediklerini ise şu şekilde ifade etti:
“Yeteneklerimizi keşfetmeye yönelik ücretsiz kursların arttırılması, hayvan sevgisini hissedebilmek için sokak hayvanlarının ihtiyaçlarına yönelik bütçenin arttırılması. Sanatı ve sanatçıyı daha iyi gözlemleyebilmemiz için çocuklara yönelik etkinliklerin ve duyurularının arttırılması. ‘Hareket sağlıktır’ düşüncesiyle yürüyüş günleri düzenlenmesi.”
Devir teslimin törenin ardından İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Alya Ada Nizamoğlu’na günün anısına hediye takdim etti. Öte yandan tören sonrasında Alya Ada Nizamoğlu, şarkı söyledi.
]]>Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerin yaralarını sarmak için ilk günden bu yana yoğun çalışmalar gerçekleştiren Sabancı Vakfı ve Enerjisa Enerji bölgeye yönelik desteklerini sürdürüyor.
Hatay’da eğitimin aksamaması için geçen yıl “Hatay’a 3 ayda 3 okul” sözüyle yola çıkan ve planladığı gibi okulları eğitime kazandıran Sabancı Vakfı, Enerjisa Enerji’nin yabancı hissedarı olan E.ON’un katkılarıyla Hassa ilçesinde yaptırdığı Enerjisa Atatürk İlkokulu’nu 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda öğrenci ve öğretmenlere armağan etti.
Hassa Kaymakamı Osman Acar, açılıştaki konuşmasında, okulun yapım sürecinde emeği geçenlere teşekkürlerini sundu.
Okulun ülkeye ve ilçeye hayırlı olmasını temenni eden Acar, 6 Şubat’ta yaşanan depremler sonrasında ilçede süratli bir şekilde toparlanma yolunda ilerlediklerini söyledi.
Acar, depremler sonrasında ilçedeki okulların büyük tahribat aldığını ifade etti.
Depremde hasar alan okullardan birisinin de Atatürk İlkokulu olduğunu belirten Acar, “Yeni okulumuz çocuklarımıza, ilçemize hayırlı olsun. Burada biz eğitim ve öğretim faaliyetlerimize kaldığımız yerden inşallah daha güçlü bir şekilde devam edeceğiz.” dedi.
“Hatay’a bu dördüncü okul desteğimiz”
Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan da deprem bölgesinde eğitim ve öğretimin aksamaması için imkanlarını seferber ettiklerini söyledi.
Toplumsal sorunların çözümünde eğitimin öncelikli alan olduğunu bildiklerini ifade eden Safkan, şöyle konuştu:
“6 Şubat depremlerinden sonra tekrar bölgede eğitim öğretimin sürdürülebilir olması, öğretmen ve öğrencilerin güvenli okul ortamlarında bir araya gelmeleri, tekli sistemde eğitim öğretim alabilmeleri tabii çok çok önemli. Vakfımızın bu sene 50’nci yaşı. 50 yıllık faaliyet geçmişimizde en önemli alanlardan biri şüphesiz eğitim. Eğitim altında verdiğimiz desteklerden Hatay’a bu dördüncü okul desteğimiz. İnşallah beşincisi ve altıncısı da planlarımız arasında yer alıyor. Depremin yaralarını bir nebze de sarabilmiş olmaktan, destek vermiş olmaktan tabii son derece mutluyuz. Bu vesileyle bugün Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı da kutluyorum. Herkese hayırlı uğurlu olmasını dilerim.”
“Bölgenin kalkınması için eğitimin çok önemli olduğunu biliyoruz”
Enerjisa Dağıtım Şirketleri Genel Müdürü Oğuzhan Özsürekci, depremlerden etkilenen 11 ilin başta Hatay olmak üzere 5’inin Enerjisa Dağıtım Şirketleri Toroslar EDAŞ’ın sorumluluk bölgesinde olduğunu belirtti.
Özsürekci, depremlerde hem kaybettikleri çalışma arkadaşları hem de hasar gören şebeke unsurlarıyla depremzede bir şirket olduklarını aktardı.
Depremin ilk günlerinden itibaren bölgeye enerji vermek ve yaraları sarmak için büyük mücadele verdiklerine değinen Özsürekci, “Aynı zamanda bunları yaparken bölgenin sosyal sorumluluğu açısından kalkınması için eğitimin çok önemli olduğunu biliyoruz. Bugün Hatay Hassa’da Enerjisa Atatürk İlkokulu’nun açılışında bulunuyoruz. Bu okul aynı zamanda hissedarımız olan E.ON’un 70 bin çalışanının bağışlarıyla bugüne geldi. Herkese hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.” diye konuştu.
Enerjisa Enerji Mali İşler Lideri (CFO) Philipp Ulbrich, deprem sonrası birkaç günde 70 bin çalışanları ve şirketleri tarafından 1 milyon avrodan fazla para toplanarak okulun inşa edilmesine karar verildiğini belirtti.
Okulun ilçeye kazandırmasında katkı sağladıkları için çok mutlu olduklarını dile getiren Ulbrich, “Bugün burada bulunmam, hem E.ON hem de Enerjisa olarak deprem sonrasını iyileştirme ve yerel halkla dayanışma içinde olma konusundaki kararlılığımızı ifade ediyor.” dedi.
Konuşmaların ardından katılımcılar okulun açılış kurdelesini kesti, sınıfları gezdi ve öğrencilere hediyeler verdi.
]]>Hamas’ın İsrail’e saldırmasından ve Gazze’de savaş çıkmasından sonra Ümmü Muhammed, İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da, İsrail hapishanesindeki oğlundan bir telefon aldı.
Abdülrahman Mari, “Bana dua et” anne diyordu. “Burada işler zorlaşıyor. Bir daha seninle konuşmama izin vermeyebilirler.”
Oğlunun sesini son kez duyuyordu.
Batı Şeria’daki Filistin yönetimine bağlı Mahkum İşleri Komisyonuna göre, 7 Ekim’deki Hamas saldırısından sonra İsrail’deki Filistinli mahkumların koşulları kötüleşti.
Komisyon Başkanı Kadura Fares BBC’ye yaptığı açıklamada çoğu dayak ve gerekli ilaçların verilmemesi nedeniyle” İsrail hapishanelerindeki 13 Filistinli mahkum hayatını kaybetti.
Abdülrahman ilk ölenlerden biriydi.
Karavat Beni Hassan köyünde marangozluk yapan Abdülrahman, geçen Şubat ayında seyyar bir kontrol noktasında tutuklandığında Ramallah kentindeki işinden evine dönüyordu.
İsrail’in insanları suçlama yöneltmeden istediği kadar tutabildiği idari gözetime alınmış ve Megiddo Hapishanesine konulmuştu.
Kardeşi İbrahim, Abdülrahman’a, gösterilere katılmak ve ateşli silah bulundurmak gibi küçük suçlamalar yöneltildiğini söyledi. Ancak İbrahim, aynı zamanda örgütteki faaliyetleri konusunda belirli bir suçlama olmamasına karşın, Hamas üyesi olmakla da suçlandığını belirtti.
İbrahim hala kardeşinin nasıl öldüğünü anlamaya çalışıyor. Abdülrahman’ın eski hücre arkadaşlarının ifadeleri ve mahkemeden gelen haberlere dayanmak zorunda.
Adının açıklanmaması kaydıyla BBC’ye konuşan eski bir hücre arkadaşı “7 Ekim’den sonra tam bir işkenceydi. Hiç neden olmadan bizi dövüyor ve arıyorlardı. Birine ters bir şekilde baksan bile” diyor.
Abdülrahman’ın kendisinin ve diğerlerinin gözleri önünde ağır bir şekilde dövüldüğünü anlatıyor.
“Sabah 9’da hücremize geliyor ve bizi dövmeye başlıyorlardı. Gardiyanlardan biri Abdülrahman’ın anne ve babasına hakaret etmeye başladı. O da buna dayanamadı ve karşılık verdi. Kötü dövdüler ve bir haftalığına üst kattaki bir hücreye götürdüler. Bu sırada acı dolu çığlıklarını duyuyorduk.”
Abdülrahman’ın öldüğünü, hapisten çıktıktan bir hafta sonra dövdüğünü söylüyor. İsrailli hapishane yetkilileri BBC’nin ve Mahkum İşleri Komisyonu’nun Abdülrahman ve diğer Filistinli mahkumların ölümüyle ilgili sorularına doğrudan yanıt vermedi. Sadece “Bahsedilen iddialardan haberimiz yok ve bildiğimiz kadarıyla doğru değil” dediler.
İnsan Hakları Doktorları adlı gruptan Profesör Danny Rosin, Abdülrahman Mari’nin otopsisine katıldı. Anlattıkları, Abdülrahman’ın hücre arkadaşı ve kardeşinin söyledikleriyle örtüşüyor.
Prof. Rosin’in yazdığı raporda, Abdülrahman’ın sol göğsünde çürüklerden ve kırılan birkaç kaburgadan bahsediliyor. Sırtında, sol kolunda, kalçalarında, sol kolunda ve baldırında, başının sağında ve boynunda yaralardan bahsediliyor.
Ayrıca, ek bir polis raporunda Mari’nin ölümünden altı gün önce üzerinde “zorla bağlama” yönteminin kullanıldığından bahsediliyor.
Profesör Rosin’in raporunda belirli bir ölüm nedeninden bahsedilmiyor, ancak “vücudundaki çoklu yaralanma ve kaburga kırıklarının ölümüne katkıda bulunduğu söylenebilir” ifadesi yer alıyor.
Ayrıca, bu yaralanmaların herhangi bir fiziksel iz bırakmadan “nabız ritmi bozukluğu” ya da “kalp krizine” yol açmış olabileceği de vurgulanıyor.
İsrailli insan hakları grubu HaMoked’e göre İsrail şu an güvenlik nedenleriyle çoğu Filistinli 9300’den fazla kişiyi hapiste tutuyor. Bunların 3600’den fazlası da idari gözetim altında.
Bu sayılara, İsrail Ordusu’nun başka hapishanelerde tuttuğu Gazze Şeridi’nde yakalananlar dahil değil.
Kadura, 7 Ekim’den sonraki değişikliklerin “mahkumların yaşamının her boyutunu etkilediğini” söylüyor ve mahkumların aç ve susuz bırakıldığını, kronik hastalıklara olanlara ilaçlarının verilmediğini iddia ediyor. Dayağın da daha düzenli ve ağır bir hale geldiğini vurguluyor.
“Son üç ayda 20 kilo veren bir mahkumla tanıştım” diyor.
“Sanki Gazze’deki savaş, Filistinli mahkumlar üzerindeki bir savaş gibiydi. Hepsi bir tür intikamdı.”
BBC, 7 Ekim’den sonraki haftalarda Filistinli mahkumların haberini yapmıştı.
İsrailli yetkililer kötü muamele iddiasını reddetmiş ve “bütün mahkumların yasalara uygun tutulduğunu, profesyonel ve yetenekli hapishane personelinin gözetimi altında, temel insan haklarına saygı gösterildiğini” savunmuştu.
Batı Şeria’nın Beyt Sira köyünde, Arafat Hamdan’ın babası, oğlunu arayan İsrail Polisi’nin 22 Ekim’de sabaha karşı 04:00’te yaptığı baskında kapının neresine vurduklarını gösteriyor.
Polis, oğlunun yüzünü siyah bir bezle kapattı ve boynuna bir ip taktı, Maske kokuyordu ve Arafat maskeden beri nefes almakta zorlanıyordu.
Yaser Hamdan BBC’ye yaptığı açıklamada “Onu rahatlatmaya çalıştım. Ellerinde sana karşı, bize karşı bir şey yok dedim. Evin dışında oğlumu bağlarlarken bunları söyledim. Sonra da alıp, götürdüler.”
İki gün sonra bir telefon geldi. Arafat, Batı Şeria’daki Ofer Hapishanesi’nde, hücresinde ölü bulunmuştu.
İsrailli yetkililer nasıl öldüğünü söylemedi. Arafat Tip 1 diyabet hastasıydı ve zaman zaman kan şekeri düşerdi. Babası, gözaltına gelen polislerden birinin ilaçlarını yanında getirmesini söylediğini anlatıyor. Ancak alıp alamadığı net değil.
BBC, İnsan Hakları Doktorlarının talebiyle Arafat Hamdan’ın otopsisine giren Dr. Daniel Solomon’un yazdığı rapora ulaştı.
Dr. Solomon otopsinin 31 Ekim’de yapıldığını, ancak cesedin durumu ve uzun süre soğutmada kalmış olmasının ölüm nedenini belirlemeyi zorlaştırdığını belirtti. Aynı zamanda, Arafat’ın diyabet ilaçlarının verilip verilmediği ve verildiyse hangi dozlarda verildiğine yönelik bir kayıt olmadığını not etti.
Raporda ölüm nedeninin belirlenebilmesi için, otopsinin ötesinde de testler yapılması gerektiğini vurgulandı. Yaser Hamdan “Şu ana dek nasıl öldüğünü bilmiyoruz. Hiçbir şey net değil” diyor.
Arafat’ın da, Abdülrahman’ın da cenazeleri verilmedi. Aileler kendi otopsilerini yaptırmak, cenaze töreni düzenlemek ve son vedalarını etmek istiyordu.
Ümmü Muhammed, telefonundan Abdülrahman’ın fotoğraflarını gösteriyor. “Bakın, çok neşeliydi” diyor.
Bir dönem, hapisteki arkadaşlarının lideri olmuştu.
“Onlara kahvaltı hazırlarken beni arar, onlar daha uyurken beni arardı. Hep çok aktifti. Hiç yerine oturmazdı” diyor.
Sonra ağlamasına hakim olamıyor.
“Onu bana getirin. Son kez görmek istiyorum. Son kez bakmak.”
]]>Kim, akla hayale sığmayacak bu ihtimalin gerçekleşmesi halinde bu kitin ilk 72 saat hayatta kalmasına yardımcı olacağını düşünüyor. Su ve önceden pişirilmiş ve daha sonra kurutulmuş pirinç gibi acil durum yiyeceklerinin yanı sıra, cep telefonu şebekesi veya toplu taşıma gibi temel altyapının çökmesine karşı bir harita ve pusulayı da çantasına koydu.
Kurşun geçirmez yelek ve gaz maskesi de bulundurmak için harcadığı çaba da cabası. Ordunun yeterli koruyucu teçhizata sahip olmayabileceğini, bu nedenle 3,1 milyon yedek askerden biri olarak hazırlıklı olmasının daha iyi olacağını düşünüyor.
Hidrojen enerjisi üzerine çalışan yüksek lisans öğrencisi, “Seul’ün göbeğinde yaşıyorum. Tek bir füzeyle her şeyin yok olabileceği düşüncesi beni mahvediyor” diyor.
Kore Savaşı’nın ardından 1953 yılında imzalanan ateşkesle birlikte Güney Kore’nin başkenti Seul, askerden arındırılmış bölgenin yaklaşık 50 km kuzeyinde yer alıyor.
Ancak Kore Yarımadası’ndaki gerilim giderek yükseliyor. Nükleer silahlara sahip Kuzey Kore bu yıl şimdiye kadar dört balistik füze denemesi gerçekleştirdi. Nisan ayında ise Guam’a ulaşabilecek yeni bir katı yakıtlı hipersonik füzeyi başarıyla test ettiğini iddia etti.
Kim, Kuzey ile olası bir savaşa hazırlanan az sayıda gençten birisi. Ancak sayıları artıyor.
Güney Kore’nin en popüler mesajlaşma uygulaması olan Kakao’daki en az dört savaş hazırlığı grubuna yaklaşık 900 kişi katıldı. Ayrıca, 2010 yılından beri faaliyet gösteren “The Survival School – Daum Café” adlı bir hazırlık topluluğunun 25 binden fazla üyesi bulunuyor.
Savaş ihtimaline karşı hazırlıklı olan gençlerin sayısındaki artış, Kuzey’in daha saldırgan hale gelmesiyle birlikte iki ülke arasındaki ilişkilere dair de endişeleri bir kez daha gün yüzüne çıkarıyor.
Ocak ayında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Güney’i bir numaralı düşman ilan ederek iki Kore’nin barışçıl bir şekilde yeniden birleşmesinin imkansız hale geldiğini açıkladı.
Kore Üniversitesi’nde politik ekonomi dersleri veren Nam Sung-wook, bunun “benzeri görülmemiş” bir hareketlilik olduğunu söylüyor. Bu, Kuzey’in Güney’i artık etnik akrabaları olarak görmediği için Güney’e karşı nükleer silah kullanmaya başvurabileceği anlamına geliyor.
KBS Kamu Medya Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan bir ankete göre, ankete katılanların yüzde 75’inden fazlası güvenlik durumundan endişe duyduklarını söyledi. Bu oran anketin ilk yapıldığı 2021 yılına göre yüzde 19 daha artmış durumda.
“The Survival School – Daum Café” yöneticilerinden Woo Seong-yeop’a göre Rusya-Ukrayna ve İsrail-Hamas gibi küresel çatışmalar, genç Korelileri artan jeopolitik risklere karşı daha duyarlı hale getiriyor.
Sohbet gruplarından biri Ukrayna savaşının hemen ardından kuruldu. Üye sayısı iki yıl içinde on kat artarak 500’e ulaştı.
Kardiyopulmoner Resüsitasyon eğitimini (ani kalp durması ya da nefes alamama gibi vakalarda, kişiyi hayata döndürmek amacıyla uygulanan ilk yardım yöntemi) de tamamlayan fitness eğitmeni Park Hwi bin, “Hayatım boyunca bir savaşa hazırlanmayı hiç düşünmemiştim. Ama şimdi dünyaya bir bakın. Birçok savaş zaten devam ediyor” diyor.
Grupların bazı üyeleri Kuzey ile herhangi bir çatışma yaşanmadan önce ülkeyi terk etmek istiyor. Dil öğrenmek, para biriktirmek ve yeni kabiliyetler edinmek, daha güvenli gördükleri ülkelerde ikamet etme fikirlerinin bir parçası.
Bir üye gruplardan birisinde, “Paraguay’da yaklaşık 10 milyon won (7 bin 200 dolar) karşılığında kalıcı oturum izni alabileceğimi duydum” diye yazdı.
Adının açıklanmasını istemeyen başka bir kişi ise Hwaseong kentindeki iki katlı evinin altında bir sığınak inşa ettiğini söylüyor. Kalın betonla güçlendirilen sığınak, eşi ve altı yaşındaki oğlu için uzun süreli bir barınak imkanı tanıyacak şekilde jeneratörlerle donatılacak.
42 yaşındaki Koreli araziyi iki yıl önce satın almış. Arazi, en kötü senaryoda bombardıman hedefi haline gelebileceğini düşündüğü Pyeongtaek’teki ABD askeri üssünden oldukça uzakta yer alıyor.
Korelilerin birçoğu ise hazırlık yapanları aşırı hassas olarak nitelendiriyor. Hatta Kim’in annesi, oğlunu hayatta kalma kitlerine “gereksiz para” harcadığı için azarladı.
BBC’ye konuşan 28 yaşındaki pazarlamacı Lee Young-ah, “Kuzey ve Güney Kore arasındaki ilişkiler bugünlerde pek iyi olmasa da, savaş konusunda hiç endişelenmedim ve hayatımı her zamanki gibi yaşıyorum” diyor.
İki Kore teknik olarak hala savaş halinde olsa da Güney Kore parlayan ve müreffeh bir demokrasiye dönüştü.
Kore Üniversitesi’nde Woo, onlarca yıldır süregelen barış ikliminin Güney Korelilerin çoğunu “savaşa karşı kayıtsız” hale getirdiğini ve bunun “rehavete” yol açabileceğini söylüyor ve artan jeopolitik gerilim nedeniyle halkın hazırlıklara yönelik tutumunun giderek değiştiğini düşünüyor.
Kim ise kendini savunuyor:
“Bir uçağa bindiğinizde güvenlik ekipmanı sağlamıyorlar mı? Böyle bir güvenlik donanımı satın almak emniyet kemeri takmak gibi bir şey”
Park, bunun tıpkı sigorta satın almak gibi olduğunu savunuyor. Ancak tıpkı diğer sigorta poliçelerinde olduğu gibi kimse bu sigorta kullanılsın istemiyor.
]]>Canlı yayında paylaşılan o görüntüler tüyler ürpertti: “Yakacağım seni Apo”
AKSARAY – Aksaray’da 8 gün önce tüfekle yaşamına son veren borçlusunun ödeme gününde mezarı başına giden alacaklı şahıs, mezarı kısmen açıp ateşe verirken, mezarı tamamen açmak üzereyken bekçi ve polis ekiplerince yakalandı. Tüm bu yaptıklarını sosyal medya hesabından canlı olarak yayınlayan şahsın konuşmaları ve yaptıkları tüyler ürpertti.
Olay, 20 Nisan tarihinde Ervah Kabristanlığında yaşandı. Edinilen bilgiye göre, 8 gün önce Aksaray’da çobanlar tarafından tüfekle vurulmuş halde ölü olarak bulunan Abdullah Köse’nin (40), polisin yaptığı incelemelerin ardından intihar ettiği belirlendi. İntihar ederek yaşamına son veren Abdullah Köse’ye ticaret yapmak amacıyla yaklaşık 400 bin lira borç veren Aladdin Y., Abdullah Köse’nin ölmesi üzerine parasını alamayınca ödeme günü olan 20 Nisan tarihi akşam saatlerinde mezarı başına gitti. Ervah Kabristanlığındaki Köse’nin mezarı başında önce mezarla konuşmaya başlayan Aladdin Y., bir süre sonra adeta çılgına dönerek ölen borçlusuna hakaretler edip küfürler yağdırdı. Ölen Abdullah Köse’nin mezarını kısmen açan Aladdin Y. sosyal medyasından canlı yayını da açıp ölen şahsa yönelik canlı yayında “Kaçmak öyle kolay değil, seni toprağın altında yakacağım” dedi. Canlı yayında tüm yaptıklarını görüntülü olarak yayınlayan ve mezarın bir kısmını açan Aladdin Y. daha sonra mezara yanıcı bir madde dökerek ateşe verdi. Ölen şahsın başucunda gömülü olan isminin yazılı olduğu tahtayı söken Aladdin Y. onu da ateşe verdi. Ateşle birlikte bir yandan mezarı açmaya devam eden öte yandan ölen şahsa yönelik küfürler edip hakaretler eden Aladdin Y., “Evet Apo, döndük dolaştık geldik bak. Kaçmak öyle kolay veya basit değil kardeş. Nereye kaçıyorsun sen? Ezanlar şahit olsun, benim paramı öyle yiyip gidemezsin, eyvallah çekemem. Çoluğumun çocuğumun rızkını sen ye diye vermedim” dedi.
“Yakacağım seni, cesedini toprağın altında koymam Apo”
Mezar başında ayın 20’si olduğunu söyleyen Aladdin Y., “Bugün 4. ayın 20’si. Bugün bana ödeme günündü. Bana ödemeyi yapmak yerine ölmeyi seçtin. Belki doğruyu buldun kendince. Ama Kuran hakkı için seni toprağın altında yatırmam, 3-4-5-2-0 bitti. Şansınız bitti Apo. Bu kalleşliği bana yapmasaydın iyiydi, ama Allah şahidim olsun ki vicdanım rahat. Çünkü bana bu kalleşliği yapmasaydın iyiydi. Ben ticaret yaptım. Senden zorla para istemedim, zorla para vermedim, sen geldin beni kandırdın. Niye? Ticaret yapacağız diye beni kandırdın. Yakacağım dedim seni Apo, yakarım. Sen benim hakkımı yedin, kalleşlikle yedin. Ama şu bir gerçek ki ben kimsede hakkımı bırakmam. Dirin olsaydı dirinden alacaktım bunu. Kimsede hakkımı bırakmadım. Yakarım dediysem yakarım. Seni yakacağım oğlum bak. Kalleş Apo, namussuz Apo, onursuz Apo. Keşke bu kalleşliği yapmasaydın da, ticaret yapıyoruz diye beni oyalamasaydın. Sana yedirmem dedim Apo, çoluğumun çocuğumun rızkını yedirmem Apo, yedirmem oğlum. Senden eğer ki imza almadıysam senin adamlığına güvendiğim için almadım. Arkadaşlığına, dostluğuna güvenip almadım. Ama bu kalleşliğin aklımın ucundan geçmedi Apo. Çıkmazdaydın madem beni neden kandırdın oğlum ticaret yapıyoruz mahiyetinde. Bu kalleşliği bana neden mubah gördün Apo. Kalleş Apo, hain Apo, benim hakkımı niye yedin Apo. Senin o cesedini ben orada bırakmam Apo. Yakacağım seni. Cesedini toprağın altında koymam Apo” dedi.
Gözaltına alınan şahıs serbest bırakıldı
Canlı yayını gören ölen Abdullah Köse’nin yakınları durumu hemen 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi. İhbar üzerine mezarlığa çok sayıda polis ekibi sevk edildi. Kısa sürede Abdullah Köse’nin mezarı başına gelen polis ekipleri Aladdin Y.’yi ateşe verilmiş mezar başında mezarı açarken yakaladı. Şahıs sakinleştirilerek güçlükle gözaltına alınırken, mezardaki ateş polis ve bekçiler tarafından söndürüldü. Aksaray Belediyesi Mezarlıklar Şubesi ekipleri de açılan mezarı tekrar kapattı. Sorgulanmak üzere polis merkezine götürülen Aladdin Y. buradaki işlemlerinin ardından sevk edildiği adli makamlarca “Adli kontrol şartı” ile serbest bırakıldı.
]]>Sabreen daha bebeğini kucağına almadan ve sarılmadan hayatını kaybetmişti.
Genç anne yedi buçuk aylık gebeliği boyunca bebeğini taşıdı. Gece gündüz sürekli korkuyorlardı, ancak Sabreen’in ailesi, savaş sona erene kadar ailenin şansının devam edeceğini umuyordu.
Bu şans, 20 Nisan’da gece yarısından bir saat öne bir patlamanın gürlemesi ve ateşiyle sona erdi.
İsrailler, Sabreen’in eşi ve üç yaşındaki büyük kızları Melek ile birlikte uyuduğu El Sakani ailesinin, evine bomba attı.
Sabreen ağır yaralandı, eşi ve Melek öldü. Fakat acil durum görevlileri olay yerine geldiğinde, bebek hala annesinin rahminde canlıydı.
Sabreen’i hastaneye yetiştirdiler ve doktorlar acil sezaryenle bebeği dünyaya getirdiler.
Sabreen kurtarılamadı, ancak bebeğin yaşama döndürmeye çalışan doktorlar, yavaşça göğsüne vurup nefes almasını sağladılar. Akciğerlerine hava verildi.
Refah’taki Emirlikler Hastanesi’nde bulunan yeni doğan ünitesinde acil servisin baş hekimi Dr. Muhammed Salama “Ciddi bir solunum sorunuyla doğdu” diyor.
Ancak sadece 1,4 kilo ağırlığındaki bebek, doğumda yaşananlardan sağ kurtuldu.
Doktor bir bant parçasına “Şehit Sabreen el Sakani’nin bebeği” yazıp, bebeğin üzerine yapıştırdı, sonra da kuvöze konuldu.
Dr. Salama “Sağlık durumunda bir parça gelişme olduğunu söyleyebiliriz. Ancak risk hala devam ediyor. Solunum zorluğu sorunu prematüre doğum kaynaklı. Bebek şu anda annesinin rahminde olmalıydı, ancak bu hakkı elinden alındı” diyor.
Doktor, kız bebeğin bir ay kadar hastanede kalmasını bekliyor.
“O aşamada taburcu etmeyi düşüneceğiz. En büyük trajedi de burada. Bu çocuk yaşasa bile, öksüz dünyaya gelmiş olacak.”
Bebeğe ismini verecek anne baba yok. Hayatını kaybeden ablası Melek, kardeşine Ruh isminin verilmesini istiyordu. Ancak annesinin anısına bebeğe Sabreen denilmeye başlandı.
Hayatta kalan aile üyeleri, öksüz kalan bebek Sabreen’e yeni bir aile oluşturma çabalarıyla birlikte yaşadıkları öfke ve acının ortasında kaldı.
Bebeğin anneannesi Mirvat El Sakani “hiçbir şeyle ilgisi olmayan insanların yaşadıkları “adaletsizlik ve karalamadan” bahsediyor.
“Kızım hamileydi ve bebeği karnındaydı, kızı da onunlaydı, oğlum da onlarla birlikteydi.
“Oğlumun bedeni parçalandı ve onu daha bulamadılar. Tanıyamadılar. Niye onları hedef aldılar ki? Bilmiyoruz. Bilmiyoruz…sadece çocukları ve kadınları hedef alıyorlar.”
Bebeğin dayısı Rami el Şeyh, babasının kendisiyle birlikte berberlik yaptığını anlatıyor.
“Suçları neydi ki? Tüm bir aile kayıtlardan silindi ve tek sağ kalan küçük bir kız bebek. Bunlar sıradan siviller”
Sabreen’in dedesi Ahalam El Kürdi, bebeği kendisinin büyüteceğini söylüyor. “Benim aşkım, ruhum o. Babasının hatırası. Ona ben bakacağım.” diyor.
Gazze’deki yönetime göre savaşın başladığı 7 Ekim’den bu yana 34 bin kişi öldürüldü ve bunların en az üçte ikisi, kadınlar ve çocuklar.
İsrail, çoğu sivil 1200 İsrailli ve yabancının öldürüldüğü ve 253 kişinin de rehin alındığı Hamas saldırısından sonra Gazze’yi hedef almaya başladı.
İsrail Ordusu, sivilleri hedef almadığı konusunda ısrar ediyor ve Hamas’ı sivilleri kalkan olarak kullanmakla suçluyor.
İsrail’in 20 Nisan’da Refah’ta düzenlediği hava saldırısında aynı zamanda hepsi bir sülaleden 15 çocuk da öldürüldü.
Çocuklardan bazılarının babası Abid el Aal, tüm çocuklarının ve eşinin öldürülmesiyle kimliğinin kayıtlardan silindiğini söylüyor.
“Bana aralarında bir erkek gösterin. Hepsi kadın ve çocuktu” diyor.
Saldırılardan sonra İsrail Ordusu’nun BBC’ye gönderdiği yazılı açıklamada, “Bahsedilen zamanlarda, İsrail Ordusu Gazze’deki terör örgütü hedeflerine saldırı düzenledi. Bunlara askeri tesisler, saldırı düzenlenen yerler ve silahlı teröristler de dahil” demişti.
Şu anda, Refah’ta İsrail Ordusu savaşın önceki dönemlerinde güneye gitmenin güvenli olacağını söylediği için toplanan 1,4 milyon kişi yaşıyor.
Ancak son günlerde, İsrail güçlerinin Hamas’la savaşa devam etmek için Refah’a gireceği spekülasyonları büyüdü.
ABD, İsrail’e büyük bir insani bir krize yol açabilecek Refah’ın topyekun işgali yerine, daha hedef gözeten bir tutum takınması çağrısı yaptı.
]]>Olay, 20 Nisan tarihinde Ervah Kabristanlığında yaşandı. Edinilen bilgiye göre, 8 gün önce Aksaray’da çobanlar tarafından tüfekle vurulmuş halde ölü olarak bulunan Abdullah Köse’nin (40), polisin yaptığı incelemelerin ardından intihar ettiği belirlendi. İntihar ederek yaşamına son veren Abdullah Köse’ye ticaret yapmak amacıyla yaklaşık 400 bin lira borç veren Aladdin Y., Abdullah Köse’nin ölmesi üzerine parasını alamayınca ödeme günü olan 20 Nisan tarihi akşam saatlerinde mezarı başına gitti. Ervah Kabristanlığındaki Köse’nin mezarı başında önce mezarla konuşmaya başlayan Aladdin Y., bir süre sonra adeta çılgına dönerek ölen borçlusuna hakaretler edip küfürler yağdırdı. Ölen Abdullah Köse’nin mezarını kısmen açan Aladdin Y. sosyal medyasından canlı yayını da açıp ölen şahsa yönelik canlı yayında “Kaçmak öyle kolay değil, seni toprağın altında yakacağım” dedi. Canlı yayında tüm yaptıklarını görüntülü olarak yayınlayan ve mezarın bir kısmını açan Aladdin Y. daha sonra mezara yanıcı bir madde dökerek ateşe verdi. Ölen şahsın başucunda gömülü olan isminin yazılı olduğu tahtayı söken Aladdin Y. onu da ateşe verdi. Ateşle birlikte bir yandan mezarı açmaya devam eden öte yandan ölen şahsa yönelik küfürler edip hakaretler eden Aladdin Y., “Evet Apo, döndük dolaştık geldik bak. Kaçmak öyle kolay veya basit değil kardeş. Nereye kaçıyorsun sen? Ezanlar şahit olsun, benim paramı öyle yiyip gidemezsin, eyvallah çekemem. Çoluğumun çocuğumun rızkını sen ye diye vermedim” dedi.
“Yakacağım seni, cesedini toprağın altında koymam Apo”
Mezar başında ayın 20’si olduğunu söyleyen Aladdin Y., “Bugün 4. ayın 20’si. Bugün bana ödeme günündü. Bana ödemeyi yapmak yerine ölmeyi seçtin. Belki doğruyu buldun kendince. Ama Kuran hakkı için seni toprağın altında yatırmam, 3-4-5-2-0 bitti. Şansınız bitti Apo. Bu kalleşliği bana yapmasaydın iyiydi, ama Allah şahidim olsun ki vicdanım rahat. Çünkü bana bu kalleşliği yapmasaydın iyiydi. Ben ticaret yaptım. Senden zorla para istemedim, zorla para vermedim, sen geldin beni kandırdın. Niye? Ticaret yapacağız diye beni kandırdın. Yakacağım dedim seni Apo, yakarım. Sen benim hakkımı yedin, kalleşlikle yedin. Ama şu bir gerçek ki ben kimsede hakkımı bırakmam. Dirin olsaydı dirinden alacaktım bunu. Kimsede hakkımı bırakmadım. Yakarım dediysem yakarım. Seni yakacağım oğlum bak. Kalleş Apo, namussuz Apo, onursuz Apo. Keşke bu kalleşliği yapmasaydın da, ticaret yapıyoruz diye beni oyalamasaydın. Sana yedirmem dedim Apo, çoluğumun çocuğumun rızkını yedirmem Apo, yedirmem oğlum. Senden eğer ki imza almadıysam senin adamlığına güvendiğim için almadım. Arkadaşlığına, dostluğuna güvenip almadım. Ama bu kalleşliğin aklımın ucundan geçmedi Apo. Çıkmazdaydın madem beni neden kandırdın oğlum ticaret yapıyoruz mahiyetinde. Bu kalleşliği bana neden mubah gördün Apo. Kalleş Apo, hain Apo, benim hakkımı niye yedin Apo. Senin o cesedini ben orada bırakmam Apo. Yakacağım seni. Cesedini toprağın altında koymam Apo” dedi.
Gözaltına alınan şahıs serbest bırakıldı
Canlı yayını gören ölen Abdullah Köse’nin yakınları durumu hemen 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi. İhbar üzerine mezarlığa çok sayıda polis ekibi sevk edildi. Kısa sürede Abdullah Köse’nin mezarı başına gelen polis ekipleri Aladdin Y.’yi ateşe verilmiş mezar başında mezarı açarken yakaladı. Şahıs sakinleştirilerek güçlükle gözaltına alınırken, mezardaki ateş polis ve bekçiler tarafından söndürüldü. Aksaray Belediyesi Mezarlıklar Şubesi ekipleri de açılan mezarı tekrar kapattı. Sorgulanmak üzere polis merkezine götürülen Aladdin Y. buradaki işlemlerinin ardından sevk edildiği adli makamlarca “Adli kontrol şartı” ile serbest bırakıldı. – AKSARAY
]]>TİKA tarafından yapılan bilgilendirmeye göre, Başkanlık tarafından Pakistan’da faaliyet gösteren Türkiye-Urdu Haber Ajansına teknolojik altyapıyı güçlendirmek amacıyla ofis tadilatı ve teknik ekipmanların kurulumu tamamlandı.
Video-grafik sistemleri, mikrofonlar, kameralar gibi stüdyo ve ışık sistemlerinin yenilendiği projenin açılış törenine, Türkiye’nin Lahor Başkonsolosu Durmuş Baştuğ, TİKA İslamabad Koordinatörü Muhsin Balcı, Türkiye-Urdu Haber Ajansı Genel Müdürü Muhammed Hasan, Gazeteciler Birliği üyeleri ve basın mensupları katıldı.
Hasan, Türkiye ve TİKA’ya katkılarından dolayı teşekkür ederek, güncel haberlerin yanı sıra Pakistan-Türkiye ortak tarihini, kültürünü, değerlerini ve geleneklerini tanıtmak amacıyla alanında uzmanlarla programlar, röportajlar ve belgeseller hazırlanacağını ifade etti.
TİKA, Bangladeş’de de projelere devam ediyor
TİKA, 2019’da Başkanlık tarafından kurulan Türkiye-Bangladeş Teknik Enstitüsünde de (BTTI) sürücülük kursu, elektrik-elektronik ve sıhhi tesisat kurslarına eğitim malzemesi desteğinde bulundu.
Sürücü kursu törenle hizmete açılırken, törende, elektrik-elektronik ve sıhhi tesisat bölümleri için TİKA tarafından temin edilen eğitim malzemelerinin de teslimi yapıldı.
Açılış töreninde Türkiye Bangladeş Parlamentolararası Dostluk Komitesi Üyesi Milletvekili Motahar Hossain, Türkiye’nin Bangladeş ile dostluğuna vurgu yaparak TİKA projelerinin bu anlamda çok önemli etkiler bıraktığının altını çizdi.
Proje kapsamında sürücü kursu için bir araç, bir motosiklet temin edilerek mesleki eğitim binasının elektrik ihtiyacını büyük ölçüde karşılayacak bir güneş enerjisi sistemi kuruldu. Ayrıca elektrik-elektronik bölümü için multimetre, voltmetre, gerilim test cihazı; sıhhi tesisat bölümü içinse pistonlar, matkaplar ve bükücüler gibi tam kapasiteli bir eğitim olanağı oluşturacak teknik ekipmanlar temin edildi.
İlk etapta BTTI, bölgede ikamet eden gençlerden mesleki eğitim kurslarına ilgi duyan ve bu alanlarda uzmanlaşmak isteyenleri belirleyerek eğitim programlarına katılmaya teşvik etti. İşsiz kalan genç erkek ve kadınlar arasında yoksulluğun azaltılması, becerilerin geliştirilmesi ve farkındalığın artırılması ana hedefler olarak belirlendi.
Mesleki eğitim merkezi 3 bin 200 metrekarelik bir alana kurulu halde bulunan BTTI, başkent Dakka’nın 375 kilometre kuzeyinde, Bangladeş sınır bölgesindeki Lalmonirhat şehrinde yer alıyor.
TİKA tarafından kurulan teknoloji binasında, gençlere temel bilgisayar ve ofis araçları kullanımı, web site dizayn ve programlama gibi kursların yanı sıra, kadınlara yönelik tekstil işçiliği dersleri verilmesi de planlamalar arasında.
KKTC’de “Uygulama Oteli” yenileme projesi
TİKA, KKTC’de eğitim faaliyetlerini sürdüren Haydarpaşa Ticaret Lisesi bünyesindeki Uygulama Otelini yeniledi.
Yenilenen “Haydarpaşa Ticaret Lisesi Uygulama Oteli” açılışına, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, KKTC Başbakan Yardımcısı, Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, KKTC Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu, KKTC Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı Atilla Karaca, TİKA Lefkoşa Koordinatörü Havva Pınar Özcan Küçükçavuş, KKTC MEB Mesleki Teknik Öğretim Dairesi Müdürü Gülşen Hocanın ile öğretmenler ve öğrenciler katıldı.
KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, turizm alanında eğitim gören öğrenciler tarafından uygulama otelinde ağırlandı.
Uygulama Otelinin yenilenen bölümü, öğrencilerin pratik eğitimlerini gerçekleştirdiği alanın yanı sıra Türkiye’den gelen öğretmenler ve diğer misafirler için kısa süreli konaklama imkanı sunuyor.
1959’dan bu yana Lefkoşa’da mesleki eğitim alanında eğitim öğretim faaliyetlerini yürüten Haydarpaşa Ticaret Lisesi, muhasebe, finansman, pazarlama, büro yönetimi, yiyecek içecek konaklama ve ön büro hizmetleri olmak üzere üç alanda eğitime devam ediyor.
Okul bünyesinde 250’ye yakın öğrenci, yiyecek içecek ve konaklama, mutfak, servis, resepsiyon ön büro ve kat hizmetleri dallarında eğitim alıyor.
Bu eğitimler, 6 odalı, resepsiyon, restoran ve lobisi bulunan okul binasında yapılıyor. Okulun uzun yıllardır kullanılan, yıpranmış tarihi binası, TİKA tarafından detaylı bir tadilattan geçirilerek tekrar hizmete açıldı.
]]>Bakan Tekin, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla, Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreterliği ve Türk Kızılay koordinasyonunda, Türk Cumhuriyetlerinden 30 çocukla öğretmenlerini Bakanlıkta kabul etti.
Çocukları “Hoş geldiniz” diye karşılayan Tekin, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti açısından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın çok özel bir gün olduğunu vurguladı.
Türklerin binlerce yıllık devlet geleneğine sahip bir millet olduğunu dile getiren Tekin, devletin sıkıntıya düştüğü bir dönemde, ulusal kurtuluş mücadelesinin başlatılmış olması ve Mustafa Kemal Atatürk’ün devletin bekası açısından yürüttüğü bu mücadelenin başarıya ulaşmasından sonra gelecek kuşaklara aksettirilmesi açısından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını ilan etmesinin çok önemli olduğunu vurguladı.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı çok önemsediklerini vurgulayan Tekin, ülkeyi emanet edebilecek bir kuşak yetiştirme sorumlulukları olduğunu ifade etti.
“Çocuklarımız dünya barışına katkı yapacak bir birey olarak yetişsin istiyoruz”
Tekin, Mustafa Kemal Atatürk’ün dünya barışını çocuklara emanet ettiğini belirtti.
Atatürk’ün 23 Nisan’ı bütün dünya çocuklarının bayramı olarak ilan ettiğini aktaran Tekin, “Biz de bu vesileyle bütün Türkiye Cumhuriyeti kamu kurumları, bürokrasisi, sivil toplumu, vatandaşları herkes 23 Nisan’ı hem millet egemenliğinin bir bayramı olarak hem de çocuklarımızı bu anlamda iyi yetiştirmek gerektiğinin sorumluluğu olarak heyecanla kutluyoruz. Bu sevincimize bu heyecanımıza dünyanın çok değişik bölgelerinden çocuklarımız ortak oluyor. Biz de onlara bu anlamdaki düşüncelerimizi aksettirerek dünya barışına katkıda bulunmuş oluyoruz.” ifadelerini kullandı.
Çocuklara kısaca Bakanlığın görev alanındaki çalışmalardan bahseden Tekin, şöyle devam etti:
“Bizim asli görevimiz, bu ülkeyi kendisine vatan edinmiş, bu ülke için her türlü fedakarlığı yapan, bu millete hizmet etme aşkıyla yanan gelecek kuşaklar yetiştirmek. Mesaimizin tamamını buna ayırıyoruz. Çocuklarımız öncelikle iyi bir vatandaş, iyi bir insan olsun, bağımsızlığına, devletine, milletine sahip çıksın ve dünya barışına katkı yapacak bir birey olarak yetişsin istiyoruz. Ben inanıyorum ki dünyadaki bütün Milli Eğitim Bakanlıkları, eğitimle ilgili bütün yapılar aynı mantıkla hareket ederse, kendileri dışındaki ulusların da temel hak ve hürriyetlerini koruyacak bir eğitim süreci yürütülürse, dünyada bugün savaşlardan bahsetmiyor olurduk. Eğer böyle bir yapı olsaydı bugün biz hayatını kaybeden 40 bin Filistinliden, okullarından uzak kalan binlerce Filistinli çocuktan, canlarını kaybeden 5 binin üzerinde Filistinli çocuktan bahsetmiyor olurduk. Mustafa Kemal Atatürk’ün dünyaya verdiği mesajı bir kez daha tekrarlamak istiyoruz. ‘Bugün dünyanın geleceğini kurtaracak, dünyada barışı egemen kılacak, dünyada bütün milletlerin temel hak ve hürriyetlerini, insani haklarını koruyacak bir nesli hep beraber inşa edelim’ diye çağrıda bulunuyoruz.”
Daha sonra ziyarete gelen çocuklar, kabulü için Bakan Tekin’e teşekkürlerini iletirken Tekin de çocuklara, kendi ülkelerinde de çocuklara özel bir gün olup olmadığını sordu.
Özbekistan’dan gelen bir çocuk, kendi ülkelerinde Dünya Çocukları Koruma Günü dolayısıyla çocuklara yönelik eğlenceler düzenlendiğini söyledi. Kazakistan’dan gelen bir çocuk da ülkelerinde 1 Mayıs’ta çocuklar için etkinlikler düzenlendiğini dile getirdi.
Konuşmaların ardından, Kırgızistan’dan gelen Ayana Amanturova geleneksel müzik aleti komuz, Suimenkul Jıldızbekova da
kıl kopuz çaldı. Azerbaycan’dan gelen Hüseyin Aliyev de geleneksel müzik aleti tar ile müzik dinletisi sundu.
Tekin, müzik dinletilerinden dolayı çocuklara teşekkürlerini iletti.
]]>(İZMİR)- İzmir’de mali müşavirler, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve yükünün azaltılması için İzmir Mali Müşavirler Odası önünde toplanarak eylem yaptı. Burada yapılan açıklamada, “Buradan meslek odalarımıza ve meslek üst birliğimiz TÜRMOB’a da sesleniyoruz. Sesimize kulak verin. Bizi duyun. Bu süreçte tüm tarafların üzerine düşenleri yapmasını talep ediyor ve İzmir Mali Müşavirler Odamızın önünden bir kez daha haykırıyoruz. Angaryalara hayır. Mali müşavirler köle değildir. Demokratik mesleki mücadelemiz sürecektir” denildi.
İzmir Mali Müşavirler Odası önünde toplanan mali müşavirler çalışma koşulları ve iş yükünün fazla olması nedeniyle eylem yaptı. Eylemde “Angaryalara hayır”, “Çalışan altyapı istiyoruz”, “Enflasyon düzeltmesi yıllık yapılsın”, Ba bs bildirimleri kaldırılsın”, “Sözde değil özde mali tatil”, “Çalışan portal istiyoruz”, E-Defterler yıllık gönderilsin”, “KDV beyanları birleştirilsin” pankartları açılırken; “Maliye şaşırma sabrımızı taşırma”, “İnsanız, haklıyız, kazanacağız” sloganları atıldı.
Mali Müşavirler adına açıklamayı okuyan Ebru Akçınar, 3568 sayılı meslek yasasından aldıkları yetkiye dayanarak mesleklerini icra etmeye çalıştıklarını söyleyerek şunları kaydetti:
“Çok yoğun bir staj ve sınav maratonundan sonra binbir zorlukla ofislerimizi açıyoruz. ya da firmalarda bağımlı olarak çalışmaya başlıyoruz. Yaptığımız iş ülke ekonomisine büyük değer katıyor. Milyarlarca lira vergi bizlerin emeğiyle hesaplanmakta ve hazineye intikal etmektedir. Pandemi döneminde sağlık çalışanlarından sonra en fazla can kaybı veren meslek camiasıyız. Peki buradan başta TÜRMOB ve Hazine ve Maliye Bakanlığı olmak üzere yetkililere sormak gerekmez mi? Tüm bu fedakarlıklara ve zorluklara rağmen mali müşavirler neden gece yarılarına kadar ofislerinde çalışmak zorunda kalmaktadır? Bu kadar çok beyanname ve bildirim yapma sorumluluğuyla kuşatılmış başka bir meslek grubu var mıdır? Mali müşavirler köle midir? Mali müşavirler 50-55 yaşında masa başında kalp krizinden ölüp gitmek zorunda mıdır?”
“‘BEN YAPTIM OLDU’ DİYEREK YASAYA AYKIRI TEBLİĞLE DÜZENLEME YAPMA YETKİSİNİ HANGİ HAKLA KULLANABİLMEKTEDİRLER?”
Çok fazla iş yükünün olduğunu belirterek çalışma koşullarının iyileştirilmesini isteyen Akçınar, iş hayatında yaşadıkları sorunları ise söyle aktardı:
“KDV, KDV 2, Muhtasar SGK, ÖTV, Geçici, Yıllık, Kurumlar, GEKAP, TÜİK, Turizm Beyannamesi, Damga Vergisi Beyannamesi, Konaklama Beyannamesi, Form Ba Bs, Yıllık İşletme Cetveli ve yüzlerce beyan ve bildirimle mücadele eden mali müşavirlerin iş yükü yetmemiş olacak ki Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Usul Kanunu’nun 174. maddesini görmezden gelerek; adeta canına okuyarak geçici vergi dönemlerinde bilanço ve düzeltilmiş bilanço isteyebilmektedir. Vergi Usul Kanunu 174. maddesi ‘Defterler hesap dönemi itibariyle tutulur. Kayıtlar her hesap dönemi sonunda kapatılır ve ertesi dönem başında yeniden açılır. Hesap dönemi normal olarak takvim yılıdır’ demektedir. Enflasyon Düzeltmesi Tebliği’ni yazanların bunu bilmemesi mümkün olmadığına göre; ‘ben yaptım oldu’ diyerek yasaya aykırı tebliğle düzenleme yapma yetkisini hangi hakla kullanabilmektedirler? Bizler enflasyon düzeltmesine elbette karşı değiliz ya da devletin vergi toplamasına karşı değiliz. Bilakis bu konularda söyleyecek sözü olan bir akademik mesleki camiayız. Bizler bunu yaparken rasyonel yöntemlerin esas alınmamasına ve tüm iş yükünün mali müşavirlere bırakılmasına isyan ediyoruz. Bizler aynı anda onlarca beyan ve bildirim isteyen Bakanlığın yazılım, donanım ve bilişim altyapısını buna uygun hale getirmemesine karşıyız. Bilgisayarlarımızın karşısında Bakanlığın sistemlerinin açılmasını saatlerce beklemek zorunda oluşumuzadır isyanımız.”
“MESLEKTAŞLARIMIZIN ÇALIŞMA ŞARTLARI VE KOŞULLARI TAKİP EDİLMELİ VE GEREKLİ DÜZENLEMELER YAPILMALIDIR”
Yoğun çalışma koşulları ve iş yükünün fazla olması sebebi ile sabırlarının tükendiğini söyleyen Akçınar, mali müşavirlerin öncelikli taleplerini de şöyle aktardı:
“İzmir Mali Müşavirler Odamızın önünden bir kez daha sabrımızın tükendiğini belirtiyor, artık yeter diyoruz. Bizler de hafta sonunu ailelerimizle geçirmek istiyoruz. Mali müşavirlik hizmetlerinde KDV oranı yüzde 1 olarak düzenlenmelidir. Mali müşavirlik hizmetinde stopaj uygulamasına son verilmelidir. KDV 1 ve KDV 2 beyannameleri birleştirilmelidir. Vergi Usul Kanunu’nda hüküm algına alınan vergi mahremiyeti maddesi güncellenmeli ve SMİYB düzenleyenlere ilişkin sorgu sistemi mali müşavirlere açılmalıdır. Mali Tatil Uygulaması mevcut haliyle tatil olmanın uzağında kağıt üzerinde bir uygulamadır. Mali Tatil dönemindeki beyanname ve bildirimlere ait süreler bir sonraki aykilerle birleştirilmelidir. Mali müşavirlerin sağlık Bakanlığı’nın denetimindeki sağlık kuruluşlarından alacakları sağlık raporlarındaki süre kadar beyanname ve bildirim süreleri uzamalıdır. Başta Hazine ve Maliye Bakanlığı olmak üzere, kurumlar mesleğimizi ilgilendiren konularda tebliğ yayınlamadan önce TÜRMOB’un da görüşünü almalıdır. Meslek mevzuatımızda bulunan ve Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın vesayeti anlamına gelen tüm hükümler masama faaliyeti ile mevzuattan çıkarılmalıdır. Mali Mühür uygulaması kaldırılmalı, mali müşavirlerin Mali mühürleri mükellefleri için geçerli olabilmelidir. Başta Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın vereceği listelere binaen mali müşavirlere gönderdikleri beyanname ve bildirim başına hazineden katkı payı ödenmelidir. Ödenecek katkı payı ilgili işlem için alınan damga vergisinin yüzde 70’inden az olmamalıdır. 6 tane büyükşehirde devlet üniversitelerine bağlı mali müşavirlik fakülteleri kurulmalıdır. Bağımlı çalışan meslektaşlarımızın çalışma şartları ve koşulları takip edilmeli ve gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.”
“DEMOKRATİK MESLEKİ MÜCADELEMİZ SÜRECEKTİR”
Mali müşavirlerin başta haksız rekabet olmak üzere onlarca önemli problemle de karşı karşıya olduklarını dile getiren Akçınar, “Buradan meslek odalarımıza ve meslek üst birliğimiz TÜRMOB’a da sesleniyoruz. Sesimize kulak verin. Bizi duyun. Bu süreçte tüm tarafların üzerine düşenleri yapmasını talep ediyor ve İzmir Mali Müşavirler Odamızın önünden bir kez daha haykırıyoruz. Angaryalara hayır. Mali müşavirler köle değildir. Demokratik mesleki mücadelemiz sürecektir” dedi.
]]>
Türk tüketicisi için özel olarak geliştirilen “Advance” donanım seviyesi, mevcut Progressive (standart ve uzun) versiyonlara en optimum özellikliyle eşlik edecek. Hyundai Assan, bu yeni donanım seviyesiyle beraber Türk tüketicisinin elektrikli otomobillerden en üst seviyede faydalanmalarını ve aynı zamanda geleceğin teknolojilerini en uygun fiyatla deneyimlemelerini hedefliyor.

Hyundai IONIQ 5 Advance, segmentinde fark yaratacak!
C-SUV segmentinde yer alan IONIQ 5 Advance’ın öne çıkan özellikleri, günlük kullanımdaki tüm beklentileri karşılıyor. EV modellerin en önemli özelliklerinden biri olan ve bilhassa zorlu kış koşullarında da sürüş menzilini arttıran ısı pompası, diğer tüm Hyundai modellerinde olduğu gibi IONIQ 5’in Advance versiyonunda da standart olarak sunuluyor.

IONIQ 5 Advance’in donanım listesi ise bir hayli fazla. Piksel tasarımlı LED ön farlarla dikkat çeken otomobil, aktif güvenlik özellikleriyle de hem yaya hem de yolcu korumada öne çıkıyor. Euro NCAP’ten 5 yıldız ve aynı zamanda satışa sunulduğu günden bu yana 200’ün üzerinde ödül alan IONIQ 5, dur kalk özellikli akıllı hız sabitleme kontrolü ve çarpışma önleme asistanı gibi donanımlara sahip.
Yeni Hyundai KONA Elektrik Türkiye’de! İşte fiyatı ve özellikleri
Bununla beraber; ön tarafta soğutma özelliğine sahip deri koltukların ısıtması da var. Müzik keyfini zirveye taşıyan BOSE Premium ses sistemi, 12,3 inç çift entegre bilgi ve multimedya ekranları, sanal gösterge paneli (Head-Up Display), kayar tip orta konsol ve gizli otomatik kapı kolları, otomobili günlük kullanımda oldukça konforlu bir yol arkadaşı haline getiriyor.
IONIQ 5 Advance, 58 kWh batarya, 125 kW (170 PS) gücündeki arkaya konumlu tek elektrik motoru ve arkadan itiş sistemi ile geliyor. Otomobildeki 58 kWh bataryanın %100 dolu olduğumda durumda menzili, birleşik kullanımda 384 km (WLTP). Buna karşılık araç, şehir içi kullanımda da 587 km menzile kadar rahatlıkla ulaşabiliyor.

IONIQ 5’in 0-100 km/s hızlanması ise Advance donanım seviyesinde 8,5 saniye. Aracın ulaşabildiği maksimum hız ise 185 km/s ile sınırlandırılmış. Buna ek olarak; üstün 800 voltluk batarya sistemine sahip olması sayesinde 350 kW ultra hızlı DC şarj cihazına bağlandığında yalnızca 18 dakikada yüzde 10’dan yüzde 80 düzeyine şarj edilebiliyor.
Yine WLTP normlarına göre, IONIQ 5 kullanıcılarının 100 km menzil kazanmak için aracı ultra hızlı şarj istasyonlarında yalnızca 5 dakika şarj etmeleri yeterli. Hyundai, IONIQ 5 Advance modelini 7 farklı dış ve iki farklı iç renk seçeneği ile sunuyor.
Türkiye’deki model atağına çeşitli modeller ve yeni versiyonlarla devam edecek olan Hyundai Assan, yüzde 10 ÖTV diliminde yer alan IONIQ 5 Advance’ın fiyatını da 1.785.000 TL olarak açıkladı.
Detaylı bilgi için buraya tıklayarak Hyundai IONIQ 5 resmi sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
]]>Olay, dün saat 21.00 sıralarında Balçova ilçesi Onur Mahallesi Çimen Sokak’ta meydana geldi. İsmi öğrenilemeyen kişi, ayrıldığı kız arkadaşı Banu K.’nin adresine kapıda ödeme yöntemiyle çok sayıda yemek siparişi verdi. Kuryeler kısa sürede adrese ulaştı. Kapıyı açan olmayınca kuryeler, ödeme için beklemeye başladı. O anlar cep telefonu kamerasıyla kaydedildi.

“SİPARİŞLER SAAT 23.00’A KADAR GELMEYE DEVAM ETTİ”
Apartmanda oturan komşular ise durumu olay sırasında adreste olmayan tost büfesi işleten Hadi Küçükoğlu’na haber verdi. Eve gelen Küçükoğlu, siparişi teslim edip, ödeme almak için bekleyen kuryelere adreste Banu K. isimli biri olmadığını, kendisinin ailesiyle yaşadığı bilgisini verdi. Kuryeler ise iş yerlerine geri döndü. Küçükoğlu, siparişlerin saat 23.00’e kadar gelmeye devam ettiğini, kendi iş yerine döndüğünde ise yemek siparişi sisteminden kendi adresine de tost siparişi geldiğini söyledi.

“HERHALDE PİYANGO BİZE VURDU”
Konuyla ilgili DHA muhabirine konuşan Hadi Küçükoğlu, yaşadıklarını anlattı. Küçükoğlu, “O gün iş yerinde kendi siparişlerimizi yetiştirmeye çalışırken komşumuz arayıp, adrese aynı anda çok sayıda sipariş geldiğini ve ödeme için beklediklerini söyledi. Hemen evimin önüne gidip, adreste sipariş verilen ‘Banu’ isminde kimsenin yaşamadığını ve ailemle yaşadığımı söyledim. Kuryelere durumu açıklayıp, gönderdikçe geç saatlere kadar sipariş gelmeye devam etti. Daha önce İstanbul’da da buna benzer bir olayın yaşandığını görmüştüm. Sipariş veren kişinin ‘Banu’ adında ayrıldığı sevgilisinden intikam almak için gönderdiği söylenmiş ama adreste oturan biziz, bu adreste öyle biri yok ve tanımıyoruz. Rastgele bir adres seçmiş, o da evime denk gelmiş. Herhalde piyango bize vurmuş. Muhtemelen bunu yapan bot yazılım. İş yerine döndükten sonra sipariş ekranıma kendi evimin adresine tost sipariş geldi. Kapıda ödeme seçeneğini görüp, siparişi iptal ettim. Kabul etseydim, kurye arkadaşı kendi evime tost gönderecektim.” dedi.
Hadi Küçükoğlu3 İLÇEDEN KURYE AKINI
Hadi Küçükoğlu, internetten verilen siparişler için kapıda ödeme seçeneği kaldırılmasını ve internetin ödemenin güvenli olduğunu belirtip, sadece kuryelerin mağdur olmadığını işletmecilerin de zarar gördüğünü dile getirdi. 3 ilçedeki çok sayıda işletmeden sipariş verildiğini dile getiren Küçükoğlu, “Gelen siparişlerin hepsi çöp oldu. Burada 60-70 kurye gördüm. Her kuryede neredeyse 3-4 sipariş vardı. Yemeğinden içeceğine birçok sipariş verilmiş. Balçova ve Narlıdere’nin yanı sıra sistem otomatik olarak Güzelyalı’dan, Konak’tan kurye ataması yapmış. Oradan da kuryeler gelmiş. Yani çok ciddi bir yoğunluk vardı. Aracı kurum durumla ilgili hızlıca reaksiyon alamadı” diye konuştu. Küçükoğlu, yaşanan olayla ilgili şikayetçi olmadığını belirtti.

Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu “Blue Talks”, üst düzey diplomatik katılım ve ortak çevresel eylem için önemli bir platform görevi görecek.
Bizim Dünyamız Vakfı Başkanı Kahraman Halisçelik’in moderatörlüğünde düzenlenen panele, Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Katsumata Takahiko, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Ankara Büyükelçisi Said Sani ez-Zahiri, Kosta Rika’daki Barış Üniversitesinin (UPEACE) Somali temsilcisi Dr. Mohamed Osman, Dışişleri Bakanlığı Çevre, İklim Değişikliği ve Sınıraşan Sular Genel Müdür Yardımcısı Adnan Altay Altınörs ve Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ülgen Aytan konuşmacı olarak katıldı.
Panelistlerin konuşmalarından önce, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü’ne ilişkin kutlama mesajı davetlilere izletildi.
Büyükelçi Katsumata, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’nin güçlü ve etkili bir ülke olduğunu, iklim değişikliğiyle mücadeleye sağladığı desteğin de büyük önem taşıdığını söyledi.
Japonya ve Türkiye’nin yeni enerji teknolojileri alanında yeni işbirliklerini hayata geçireceğini kaydeden Katsumata, denizcilik konusunda da Türkiye ile işbirliğinin önemini vurguladı.
Katsumata, Japonya’nın iklim değişikliğiyle mücadelede yasal bir çerçeve uyguladığını ifade ederek “Her ülkenin farklı ekonomik ve sosyal yapısı var. Afrika gibi daha hassas olan ülkelere Japonya destek sağlıyor, özellikle sera gazı salınımının önlenmesi noktasında.” dedi.
Büyükelçi Zahiri de iklim değişikliyle mücadele diplomasisinin gerekli olduğunu belirterek, bu konularda ülkeler arası köprüler inşa etmenin önemine işaret etti.
Geçen günlerde BAE’de iklim değişikliğine bağlı olarak şiddetli yağışların yaşandığını anımsatan Zahiri, biyolojik çeşitliliğin korunmasında ülkesinin sürdürülebilir projeleri desteklediğini aktardı.
“Sıfır Atık projesi küresel bir hareket halini aldı”
Osman da okyanuslarda sıfır atığa ulaşabilmek için çalışmalar yürüttüklerini anlatarak, okyanusların bakımı ve temizliğinden insanların sorumlu olduğunu dile getirdi.
Afrika’nın büyük okyanus kıyılarına ev sahipliği yaptığına işaret eden Osman, “Bizler için diğer önemli bir konu deniz ve liman güvenliği. Bu bağlamda sorunların anlatıldığı ve çözümlerin arandığı bu tarz etkinlikler oldukça önemli.” diye konuştu.
Altınörs, Türkiye’nin iklim alanında çok çeşitli çalışmalar yaptığına dikkati çekerek Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası işbirliğine destek verdiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde başlatılan “Sıfır Atık” projesinin “küresel bir hareket” haline geldiğini vurgulayan Altınörs, “Proje, giderek daha da güçlü bir hal alıyor. Bu tarz bir hareketin ev sahibi olmaktan gurur duyuyoruz.” dedi.
Aytan da katılımcılara plastiğin karmaşık yapısını anlatarak, “Okyanuslarda milyonlarca plastik atık bulunabiliyor. Özellikle denizlerdeki mikroplastik kirliliği su altı yaşamını da olumsuz etkiliyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de “Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Programı’nın” 2013’ten bu yana başarılı şekilde yürütüldüğünü ve denizlerin bu şekilde izlendiğini aktaran Aytan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde denizlerin korunmasına ilişkin yürütülen diğer programlar hakkında bilgi verdi.??????
Aytan, plastik kullanımının azaltılması noktasında uyarılarda bulunarak, yenilikçi çözümlere ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Panelin moderatörlüğünü yapan Halisçelik, Anadolu Ajansına iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki katkılardan dolayı teşekkür etti.
“Blue Talks”
Bizim Dünyamız Vakfı tarafından Birleşmiş Milletler (BM) Barış Üniversitesi işbirliğiyle, Dışişleri Bakanlığı ve Kosta Rika’nın Ankara Büyükelçiliği destekleriyle düzenlenen “Blue Talks” etkinliğine, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay??????? ile Kosta Rika, Fransa, Japonya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi birçok ülkenin Ankara büyükelçileri katılıyor.
Her yıl düzenlenmesi planlanan ve okyanusların iklim dayanıklılığındaki önemine odaklanacak etkinlikte, üst düzey yetkililer ile uzmanların görüşlerine yer veriliyor.
]]>Kayseri, Aksaray, Nevşehir, Kırşehir, Niğde, Sivas ve Yozgat olmak üzere toplam 7 ilden oluşan Kayseri Bölgesi’nde 101 proje, Süleyman Demirel Spor Salonu’nda ziyaretçilerle buluştu.
Bu illerden başvuran 626 proje arasından 39 jüri üyesi tarafından yapılan ön değerlendirme sonucunda bölge yarışmasına katılmaya hak kazanan biyoloji, coğrafya, değerler eğitimi, fizik, kimya, matematik, tarih, teknoloji tasarım, Türkçe ve yazılım olmak üzere 10 alanda toplam 101 proje için 187 öğrenci ve 77 danışman öğretmen salonda hazır bulundu. Kız öğrencilerin ilgisinin yoğun olduğu yarışmaya; 103 kız ve 84 erkek öğrenci katıldı.
Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Oktay Özkan ve Prof. Dr. Hakan Aydın’ın yanı sıra Aksaray Milli Eğitim Müdürü Metin Alpaslan, Kayseri Milli Eğitim Müdürü Bahameddin Karaköse, okul müdürleri, danışman öğretmenler ile çok sayıda akademisyen ve öğrencinin katıldığı programın açılış töreni; saygı duruşunda bulunulması ve akabinde İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
Ardından konuşan Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Erciyes Üniversitesi olarak TÜBİTAK tarafından proje değerlendirme ve eleme süreçlerinin yapıldığı böylesine önemli bir programa ev sahipliği yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 101.’sinin kutlandığı bu anlamlı günde, bugünkü proje sayısının 101 olmasının güzel bir tesadüf olduğunu söyledi.
Konuşmasının devamında gençlere seslenen Rektör Prof. Dr. Fatih Altun; “Sizin fikirlerinize, sizin ortaya koyacağınız etkin projelere ülke olarak çok ihtiyacımız var. TÜBİTAK başkanımızın bu konudaki hassasiyetini bilen biri olarak bu tür programların yaygınlaşmasının ve üniversiteler olarak bu programlara ev sahipliği yapmamızın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sizler öyle bir nesil olarak yetişiyorsunuz ki, ortaya koyduğunuz bu projelerde ben kesinlikle hepinizin başarılı olduğunuz inancındayım. Bu yarışmada elenen ya da kaybeden bir proje kavramını aklınızda hiçbir zaman tutmayın. Siz buraya gelerek aslında kendinizi ispatlamış ve çok önemli bir aşamayı geçerek ciddi bir özgüven kazanmış durumdasınız. Bundan sonraki hayatınızda da bu özgüvene sahip olarak, kendinizden hiçbir zaman şüphe etmeden araştırmalarınızı artırarak devam ettirmenizi istiyoruz. Çünkü sizlerin araştırma ruhuna sahip olması, bırakın üniversiteye liseye gelmeden bu alışkanlıklar içerisinde olması önümüzdeki süreçte Türkiye’nin çok daha güçlü bir şekilde adımlar atacağının sinyalidir” şeklinde konuştu.
Kayseri’de düzenlenen ilk TÜBİTAK programında kendisinin jüri üyesi olarak bulunduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Altun, gençlerdeki o coşku ve heyecanı hala unutamadığını vurgulayarak, hem öğrencilerin ilgisinin hem de TÜBİTAK projelerinin artarak devam ettiğini görmenin kendilerini çok mutlu ettiğini de sözlerine ekledi.
Daha sonra TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal’ın açılış mesajı okundu. Öğrencilere 3 gün sürecek yarışmanın keyfini çıkarmalarını ve başka projeleri de inceleyerek fikir sahibi olmalarını tavsiye eden TÜBİTAK Proje Yarışmaları Kayseri Bölge Koordinatörü Prof. Dr. Oğuz Demiryürek ise 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda tüm çocukları projeleri incelemek üzere sergiye davet etti.
Konuşmaların ardından alkışlar eşliğinde açılış törenine geçildi. Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Altun serginin açılışını, proje sahibi öğrencilerle birlikte yaptı.
Yarışma kapsamında Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri projeler sergilenecek. Bütün öğrenciler jüri üyelerinin karşısına çıkacak; her alanda yarışmanın 1., 2. ve 3.’leri yapılacak mülakat sonucunda belirlenecek.Program; 25 Nisan Perşembe günü saat 10.00’da Sabancı Kültür Sitesi’nde gerçekleştirilecek ödül töreninin ardından sona erecek. – KAYSERİ
]]>Kasım ayında İngiltere’deki Yüksek Mahkeme planın yasalara aykırı olduğuna hükmetmişti.
Hükümet bunun üzerine planı sürdürebilmek için yeni bir yasa tasarısı hazırladı ve bu tasarı şu sıralar parlamentoda oylanıyor.
Planı hayata geçirmek için “durmaksızın” çalışıldığını söyleyen İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Ruanda’ya ilk uçuşların 10-12 hafta içinde başlayacağını duyurdu.
Peki Yüksek Mahkeme’nin itirazına rağmen plan neden halen tartışılıyor?
Ruanda sığınma planı nedir?
Hükümetin planı kapsamında İngiltere’ye yasa dışı yollarla giren bazı sığınmacılar Ruanda’ya gönderilebilir ve sığınma başvuruları orada değerlendirilebilir.
Başvurusu başarılı olanlara mülteci statüsü verildikten sonra Ruanda’da kalmalarına izin verilebilecek.
Başvurusu başarılı olmayanlar, Ruanda’ya başka bir sebeple yerleşmeyi talep edebilir veya “güvenli bir diğer üçüncü ülkeye” sığınma başvurusunda bulunabilir.
Plan yürürlüğe girerse hiçbir sığınmacı İngiltere’ye geri dönmek için başvuruda bulunamayacak.
Hükümet böylece insanları botlarla Manş Denizi’ni geçerek İngiltere’ye gelmekten caydıracağını savunuyor.
Ruanda’ya kaç sığınmacı gönderilebilir?
Teknik olarak 1 Ocak 2022’den sonra İngiltere’ye yasa dışı yollarla giren herkes, sayı sınırlaması olmaksızın Ruanda’ya gönderilebilecekti.
İlk uçuşun Haziran 2022’de yapılması planlanıyordu, ancak yasal itirazların ardından iptal edildi.
Henüz hiçbir sığınmacı Ruanda’ya gönderilmedi.
Başbakan Rishi Sunak, 22 Nisan’da düzenlediği basın toplantısında “sığınmacıları Ruanda’ya taşıyacak ilk uçuşun 10-12 hafta içinde kalkacağını” söyledi.
Sunak daha önce uçuşların 2024 baharında başlayacağını söylemişti.
Uçaklarda kaç kişinin bulunacağına dair ayrıntı vermekten kaçınsa da Sunak “yaz mevsimi boyunca ve sonrasında ayda birden fazla uçuş” olacağını belirtti.
Başbakan ayrıca hükümetin “bir havalimanını beklemeye aldığını” ve ticari uçakların kullanımı için rezervasyon yaptığını paylaştı.
Sunak, ülkedeki geri gönderme tesis sayısının 2 bin 200’e çıkarıldığını, sürecin hızlı ilerleyebilmesi için 200 eğitimli görevli, 25 mahkeme salonu ve her türlü davaya bakabilecek 150 hakimin hazır olduğunu da ekledi.
Başbakan ayrıca “yasa dışı göçmenlere Ruanda’ya kadar eşlik etmeye hazır 500 yüksek eğitimli kişi” olduğunu ve 300 kişinin daha eğitileceğini belirtti.
İngiltere’ye göç ne durumda?
İngiltere İçişleri Bakanlığı verilerine göre 2018’den bu yana ülkeye yasa dışı göçte önemli bir yükseliş kaydedildi.
2022 yılında ülkeye botlarla en çok giriş Arnavutluk’tan oldu.
2023’te Afganistan ilk sırada yer alırken Türkiye’den göç de üçüncü sıradaydı.
İçişleri Bakanlığı verilerine göre Haziran 2022-Haziran 2023 arasında İngiltere’ye yasal yollarla göç eden kişi sayısı 672 bindi.
Bakanlığa göre pandemi öncesine göre önemli bir artış kaydedilirken Aralık 2022’den sonra düşüş yaşandı.
Aralık 2022’de net göç 745 bindi.
Yüksek Mahkeme kararı neydi?
Kasım 2023’te İngiltere’de Yüksek Mahkeme, hükümetin sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planının yasalara aykırı olduğuna hükmetti.
Mahkeme mültecilerin plan kapsamında kendi ülkelerine geri gönderilme riskiyle karşılaşabileceğini söyledi.
Bu durum, İngiltere’nin de taraf olduğu ve işkence ile insanlık dışı muameleyi yasaklayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı.
Kararda ayrıca Ruanda’nın insan hakları standartlarının altına düştüğü ve geçmişte mültecilere yönelik endişe verici eylemlerde bulunduğu bildirildi.
Yargıçlar, 2021 yılında İngiltere hükümetinin Ruanda’yı “yargısız infazlar, gözaltında ölümler, zorla kaybetmeler ve işkence” nedeniyle eleştirdiğine dikkat çekti, 2018 yılında Ruanda polisinin protestocu mültecilere ateş açtığı bir olayın da altını çizdi.
Plan neden hala tartışılıyor?
Yüksek Mahkeme kararının ardından hükümet, Ruanda’nın güvenli bir ülke olduğunun yasalarda açıkça belirtilmesi için yeni bir yasa tasarısı hazırladı.
Hem Avam Kamarası hem de Lordlar Kamarası’nda onaylanması gereken bu yasa tasarısı, Yüksek Mahkeme kararının sonuçlarından kaçınmak için mahkemelerin İnsan Hakları Yasası’nın önemli bölümlerini göz ardı etmelerini gerektiriyor.
Tasarı bunun yanı sıra mahkemeleri Ruanda’ya sınır dışı edilmenin önünde engel teşkil eden diğer yasaları ya da Mülteci Sözleşmesi gibi uluslararası kuralları göz ardı etmeye zorluyor.
Bazı milletvekilleri, uluslararası hukuku çiğnediğine inandıkları için yasayı eleştirirken diğer bazı milletvekilleri de yeterince ileri gitmediğini savunuyor.
Yasa tasarısı parlamentodan geçebilir mi?
Tasarı, bazı Muhafazakar Partili milletvekillerinin itirazlarına rağmen 17 Ocak’ta Avam Kamarası tarafından kabul edildi.
Yasa bunun ardından Lordlar ve Avam Kamaraları arasında defalarca gidip geldi.
Lordlar Kamarası mevzuatın değiştirilmesi yönünde oy kullansa da milletvekilleri bu değişikliklerin tamamına itiraz etti.
Hükümet parlamentoda çoğunluğa sahip olduğu için tasarının bu hafta son aşamasından geçmesi bekleniyor.
Yasanın onaylanması halinde, sığınmacıları destekleyen sivil toplum kuruluşları “en kısa sürede” yasal itirazlarını yeniden başlatmayı planladıklarını açıkladı.
Ruanda ile yapılan yeni anlaşma nedir?
İngiltere hükümeti son dönemde Ruanda ile yeni bir göç anlaşması imzaladı.
İçişleri Bakanı James Cleverley, anlaşmanın Ruanda’ya gönderilen hiç kimsenin kendi ülkesine geri gönderilme riskiyle karşılaşmayacağını garanti ettiğini söyledi.
Anlaşma, yeni bir bağımsız izleme komitesinin Ruanda’nın yükümlülüklerine uymasını sağlayacağını ve İngiliz yargıçların yeni bir temyiz sürecine dahil edileceğini belirtiyor.
]]>Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlarken, “Kentimizin çocukları daha iyi imkanlarda spor yapsın, sanatla tanışsın ve uğraşsın, eğitimlerine katkı bulsun, koruyucu hekimliğin faydalarını görsün diye çalışmaya, böylelikle geleceğimize yatırım yapmaya devam edeceğiz” dedi.
Tepebaşı Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışı ile hayata geçirdiği Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, İki Elin Sesi Var Çocuk ve Gençlik Senfoni Orkestrası, 5 noktadaki erken çocukluk eğitim merkezleri ve 1 anaokulu, 4 noktadaki çocuk kültür ve sanat merkezleri, Matematik Evi, Bahriye Üçok Etüt Merkezi, Özdilek Sanat Merkezi, Yeryüzü Ekoloji Okulu’nun yanı sıra Belde Evleri’nde düzenlenen çok sayıda etkinlik ile çocukların gelişimine katkı sağlıyor.
İki Elin Sesi Var Çocuk ve Gençlik Senfoni Orkestrası
Tepebaşı Belediyesi İki Elin Sesi Var Çocuk ve Gençlik Senfoni Orkestrası ve Korosu, kurulduğu günden bu yana başarıdan başarıya koşuyor. Proje ile 7-17 yaş arası tüm çocuklarımız herhangi bir ücret ödemeden, yetenek sınavından geçmeden, akranları ile birlikte müzik yapıyor.
Orkestra bugüne kadar Belçika Brüksel ve Arnavutluk Tiran da dahil olmak üzere 41 konser gerçekleştirdi. Elde ettiği başarılar ile ünü ülkemiz sınırlarını aşan orkestramız, Türkiye’de türünün ilk örneği olarak bugüne kadar Fazıl Say, Şefika Kutluer, Rengim Gökmen, Gülsin Onay, Efdal Altun gibi birçok usta ile aynı sahneyi paylaştı ve birçok ödüle layık görüldü.
75 bin çocuk yararlandı
Tepebaşı Belediyesi’nin koruyucu hekimlik çalışmalarının en başarılı örneklerinden biri olan Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, Eskişehirli çocukların sağlıklı bir ağız yapısı ile yetişmesi adına çalışmalarını sürdürüyor.
Hiçbir ücret talep edilmeyen Türkiye’de dördüncü Eskişehir’de ilk olan merkez kısa sürede gerçekleştirdiği çalışma ile örnek gösterilen bir merkez haline geldi.. 4-18 yaş grubu çocuklara psikolojik danışmanlık, diş sağlığı eğitimi ve acil müdahale ve tedavi işlemleri bulunan merkezin, koruyucu hekimliğin ve sosyal belediyeciliğin bir araya geldiği merkezde, 2013 yılından bu yana 75 bin çocuk faydalandı.
Yavrularımıza katkı, velilerimize destek
Mart 2023 tarihinde faaliyete başlayan Bahriye Üçok Eğitim ve Gelişim Merkezi de aradan geçen kısa zamanda, yüzlerce çocuğun yararlandığı ve zamanını verimli şekilde geçirdiği bir merkez olmayı başardı. Bahçelievler Mahallesinde faaliyet gösteren merkez; 4,5,6,7 ve 8. sınıf öğrencilerine yönelik akademik ve sosyal gelişimi destekleyici programlar düzenliyor.
Erken Çocukluk Eğitim Merkezleri çocukların hizmetinde
Tepebaşı Belediyesi tarafından ilki 2018 yılında faaliyete geçirilen erken çocukluk eğitim merkezleri, Milli Eğitim Bakanlığı mevzuatına uygun şekilde, 36-68 ay arası çocukların gelişim alanlarını destekleyici bir hizmet anlayışı ile eğitim veriyor. Donanımlı iç alanlarıyla, okul öncesi eğitime uygun şekilde tasarlanan merkezler; çocukların en iyi şekilde eğitim almasını sağlamak amacıyla çalışmalarını sürdürürken, merkezlerden faydalanan öğrenciler ve velileri de memnuniyetlerini ifade ediyor. İsmail Hakkı Tonguç, Canan-Şükran Şeker, Sabiha Gökçen ve Yarbay Hüseyin Vecihi Erken Çocukluk Merkezleri kent çocukları için huzurlu ve nezih bir ortamda hizmet sunuyor. Tepebaşı Belediyesi tarafından erken çocukluk eğitim merkezlerinin 5’incisi ise Fevzi Çakmak Mahallesi’nde Hüsniye-Recep Uçkan ismiyle hayata geçirildi. Öte yandan Aşağı Söğütönü Erken Çocukluk Eğitim Merkezi de anaokulu olarak faaliyetlerine devam ediyor. Melih Savaş Yaşam Köyü içinde yer alan anaokulu, 58-68 ay arası 29 çocuğa hizmet veriyor. – ESKİŞEHİR
]]>Alanya Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü ile Sosyal Medya ve Dijital İletişim Yüksek Lisans Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından düzenlenen İletişim ve Tasarım Festivali, 22-26 Nisan tarihleri arasında, Alanya’nın çeşitli bölgelerinde gerçekleşecek. Festivalde, iletişim öğrencileriyle birlikte birçok kültürel ve sanatsal aktiviteler yapılacak. Alanya Kaymakamlığı, Alanya Belediyesi, Alanya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Alanya Ticaret ve Sanayi Odası’nın (ALTSO) destekleriyle düzenlenen festival kapsamında anlamlı bir çalışmaya imza atıldı. Alanya Üniversitesi öğrencileri, festival kapsamında Nimet Alaattinoğlu İlkokulu’nun duvarlarını boyadı. Alanya İlçe Milli Eğitim Müdürü Yusuf Yılmaz’ın da katıldığı festival etkinliğinde, Nimet Alaattinoğlu İlkokulu’nun duvarları, iletişim öğrencilerinin fikirleriyle renklendi. Birbirinden farklı ve etkileyici tasarımlarla okul duvarlarını boyayan sanat ve tasarım fakültesi öğrencileri, gerçekleştirdikleri çalışmayla sanatın eğitimdeki önemine ve iletişimin gücüne dikkat çekti.
“Festival; eğitim, sanat odaklı”
Alanya Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Burçin Ünal, festival hakkında bilgiler verdi. Alanya’ya iletişim odaklı bir festival kazandırmanın sevincini yaşadıklarını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Dr.Burçin Ünal, “Bu festival eğitim, sanat odaklı. Alanya’da eğitim ve sanatı bir araya getirerek güçlü bir sinerji oluşturmak istedik. Ayrıca bu yıl gerçekleştireceğimiz ilk festivalimiz, 23 Nisan Çocuk Bayramı’na denk geldiği için daha da anlamlı geldi. Bu özel gün vesilesiyle, Nimet Alaattinoğlu İlkokulu’nda çalışmalarını büyük ölçüde tamamladığımız duvar tasarım çalışmalarımızın açılışını, 23 Nisan’da ilkokul öğrencilerimizle birlikte gerçekleştireceğiz. 24 Nisan’da ise üniversite kampüsümüzde kültürel etkinliklerimiz devam edecek. “Kampüste Festival Var” etkinlikleri kapsamında, tüm gün boyunca Alanya Üniversitesi bahçesinde çeşitli kültürel etkinliklerimiz olacak. Etkinliklerimiz sabah saat 11’de başlayacak ve akşam saat 17.00’da sona erecek. 25 Nisan’da, Aspendos- Side’de kültür ve tarih dolu bir yolculuk yapacağız. Festivalimizin son günü olan 26 Nisan’da ise, Alanya Kızıl Kule’de uygulamalı atölye çalışmaları ve çalıştaylar gerçekleştireceğiz. Tüm halkımızı bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
“Gençlere ilham veren festival”
Alanya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Güner de festivale ilişkin görüşlerini dile getirdi. Alanya Üniversitesi olarak gençlere ilham veren, yenilikçi fikirleri desteklediklerini söyleyen Prof. Dr. Güner, bu yıl ilki gerçekleştirilen festivalin, öğrencilere ve katılımcılara yeteneklerini sergileme ve paylaşma fırsatını sunduğunu söyledi. İletişim ve tasarımın günümüzün hızla değişen dünyasında önemli bir rol oynadığına dikkat çeken Prof. Dr. Mesut Güner; “Sanat ve İletişim insan ilişkileri arasında güçlü bir bağ kurarak toplumları etkilemektedir. Bizler de bu festivalle, bu bağın gücünü ve önemini vurgulamak istiyoruz. Festivalimizde, birbirinden değerli atölye çalışmaları gibi pek çok etkinlik bulunmaktadır. Katılımcılarımız, alanlarında uzman isimlerle bir araya gelerek deneyimlerini paylaşacak, yeni fikirler edinecek ve ilham alacaklar” dedi. – ANTALYA
]]>Gençlerin takım halinde çalışmalarını, toplumsal ve kültürel değerlerimizi korumalarını, bilimsel etik kurallarını göz ardı etmemelerini, hayal gücü, mühendislik, problem çözme ve entelektüel becerilerini geliştirmelerini sağlamak amacıyla 18.’si düzenlenen TÜBİTAK Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması’nın Erzurum Bölge Finali ETÜ’de düzenlenen programla başladı.
Biyoloji, Coğrafya, Değerler Eğitimi, Fizik, Kimya, Matematik, Tarih, Teknolojik Tasarım, Türkçe ve Yazılım alanları olmak üzere 10 alanda Türkiye genelinde 16.712 proje başvurusu olurken Erzurum Bölgesi 2819 proje ile ikinci sırada yer alıyor.
Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi’nde düzenlenen etkinliğin açılış programına Erzurum Vali Vekili Ahmet Özdemir, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Recep Kaplan, ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, TÜBİTAK Proje Yarışmaları Erzurum Bölge Koordinatörü Prof. Dr. İrfan Kaymaz, Erzurum İl Milli Eğitim Müdürü Yakup Yıldız, akademisyenler, öğretmenler ve çok sayıda öğrenci katıldı.
Programda konuşan TÜBİTAK Bölge Koordinatörü Prof. Dr. Kaymaz, merak duygusunun bilimin gelişmesinde oynadığı rolün önemine dikkat çekerek, yarışma süreci hakkında bilgiler verdi.
Kaymaz’ın ardından kürsüye çıkan Rektör Çakmak ise TÜBİTAK Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Erzurum Bölge Yarışmalarına ev sahipliği yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek: “Salonda gözleri ışıl ışıl parlayan gençlerimizi gördüğümüzde ülkemizin geleceğine dair ümitlerimiz daha da yeşeriyor. Sizler hiç durmadan çalışmaya ve proje üremeye devam ettiğiniz sürece eminim dünya daha güzel, daha adaletli ve daha yaşanabilir bir yer haline gelecek. Bu yaptığınız çalışmalar sizler için sadece güzel hatıralar olarak kalmayacak. Aynı zamanda güzel bir referans da olacaktır. Liseye ve ardından üniversiteye gittiğinizde bugün buradan elde ettiğiniz sinerji ve motivasyon sizleri yeni projeler yapmaya teşvik edecek ve mezun olduğunuzda önemli avantajlar sağlayacaktır. Bu vesileyle her birinize başarılar diliyor ve TÜBİTAK Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Erzurum Bölge Yarışmasının gerçekleştirilmesinde emeği geçen başta koordinatör hocalarım Prof. Dr. İrfan Kaymaz ve Prof. Dr. Birol Soysal olmak üzere herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Programda konuşan Erzurum Vali Vekili Özdemir ise kendini geliştirme gayretinde olan ülkelerin bilim ve teknolojiye ağırlık vermesi gerektiğini vurgulayarak: “Cumhurbaşkanımızın liderliğinde milli teknoloji hamlesi vizyonu ışığında ülkemizin en büyük güvencesi olan gençlerimize destek vererek kendi teknolojisini geliştiren ve tüm dünyaya ihraç edebilen bir ülke olmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Küçük yaşlardan itibaren TÜBİTAK gibi bilim ve teknoloji ekosistemini her geçen gün daha da güçlendiren, milli teknoloji hamlesine destek veren projelerle öğrencilerimizi buluşturmak için çaba gösteriyoruz. Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışmaları da işte bu yaklaşımın en güzide örneklerinden biridir. Cumhuriyetimizin ikinci asrında söz sahibi olacak gençlerimizin bu süreçte gösterdikleri çabadan dolayı tebrik ediyor ve etkinliğin hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu.
Konuşmaların ardından kurdele kesimiyle devam eden programda Rektör Çakmak ve beraberindekiler stantları tek tek gezerek öğrencilerden geliştirdikleri projeler hakkında bilgi aldı. – ERZURUM
]]>Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı, Yeni Nesil Üniversite Tasarım ve Dönüşüm Projesinin en önemli çıktıları arasında yer alan uluslararasılaşma vizyonu doğrultusunda Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dzulkifli Abdul Razak’ı misafir etti.
Rektörlük makamında gerçekleşen ziyarette; Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi Sürdürülebilirlikten Sorumlu Direktör Prof. Zainal Sanusi ile Atatürk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Turgut Göğebakan, İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammed Kızılgeçit, Dış İlişkiler Ofisi Koordinatörü Prof. Dr. Taşkın Öztaş ile Mühendislik Fakültesinden Prof. Dr. İhsan Efeoğlu yer aldı.
Rektör Çomaklı: “İmzalanan Protokol, İki Ülke Arasındaki İlişkiye Katkı Sunacak”
İki ülke arasındaki akademik birlikteliğin; üniversiteler arası değişim programları, ortak araştırma projeleri ve akademik etkinlikler düzenleyerek birbirlerinin bilgi ve deneyimlerinden faydalanmalarını sağladığını aktaran Rektör Çomaklı, bu tür iş birliklerinin, kültürel alışverişi artırırken aynı zamanda bilimsel ve akademik alanda da gelişmeyi teşvik ettiğini dile getirdi. İki kurum arasındaki ilişkileri güçlendirmek ve akademik hareketliliği sağlamak amacıyla düzenlenen protokol töreninin taraflar için hayırlı olması temennisinde bulunan Rektör Çomaklı, atılan tüm adımların Atatürk Üniversitesinin başarı çıtasını daha da yukarı çıkarmak amacıyla gerçekleştirildiğini ifade etti.
Araştırma Üniversitesi statüsü ile artık dünya üniversiteleri ile rekabet edebilecek konuma ulaştıklarını belirten Rektör Çomaklı: “Öğrenci ve akademisyen değişimi, ortak araştırma projeleri ve akademik programlar konularında anlaşmaya vardığımız bu iş birliğinin uluslararası alanda kendisine fırsat oluşturmak isteyen öğrenci ve akademisyenlerimiz için önemli bir fırsat olduğu düşüncesindeyim. Ayrıca, protokolün kültürel alışveriş ve uluslararası anlayışın artırılmasına katkı sağlayacağına da yürekten inanıyorum. Her iki üniversitenin akademik ve kültürel etkileşimini artırmayı hedefleyen bu iş birliğinin hayırlı olmasını diliyor, sürece ilişkin katkılarından dolayı değerli mevkidaşım Prof. Dzulkifli Abdul Razak’a teşekkür ediyorum” dedi.
Prof. Razak: “İslam Dünyasının Önemli İki Ülkesi Arasındaki İş Birlikleri Giderek Artıyor”
Malezya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin tarih boyunca karşılıklı saygı ve iş birliğine dayalı bir şekilde ilerlediğini vurgulayan Rektör Prof. Razak ise iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin, kültürel etkileşim ve ticaret bağların her iki taraf için de önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirterek: “Özellikle son yıllarda, eğitim ve akademik alanlarda üniversitelerin birbirleri arasında iş birliği giderek artmaktadır. Malezya ve Türkiye’nin benzer kültürel değerlere ve tarihi bağlara sahip olmaları, akademik iş birliğini daha da güçlendirmektedir. Özellikle İslam dünyasının önemli iki ülkesi olarak, İslami bilimler, kültür ve dil alanlarında yapılan çalışmalar, bu iş birliğinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. İki ülke arasındaki iş birliği ve ortak projeler, hem bölgesel hem de küresel düzeyde barış, istikrar ve kalkınma için önemli bir potansiyele sahiptir. Bu nedenlerle, Malezya-Türkiye ilişkileri ve akademik birlikteliği, her iki ülkenin de çıkarlarına hizmet eden ve gelecek için umut vaat eden bir alan olarak ön plana çıkmaktadır. Ayrıca hem bireyler hem de toplumlar arasında daha derin anlayış ve iş birliği sağlayarak küresel düzeyde olumlu etkiler oluşturabilmektedir. Bu düşüncelerle ev sahibi olarak göstermiş olduğu misafirperverlik için Rektör Çomaklı’ya teşekkür ediyor, şahsı nezdinde tüm üniversite ailesine başarı dileklerimi iletiyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
Ziyaret, iş birliği protokolünün imzalanmasıyla sona erdi.
Malezya heyeti, rektörlük ziyaretinin ardından “Yeni Nesil Üniversite Tasarım ve Dönüşüm Projesi” üzerine Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Atilla Keskin ile, Dijital Dönüşüm Ofisinde “Eğitim Teknolojileri ve Dijitalleşme” üzerine Prof. Dr. Bülent Çavuşoğlu ile, İlahiyat Fakültesinde “Yapay Zeka” üzerine ise Prof. Dr. Kızılgeçit ile toplantı yaptı.
Toplantılar sonrası heyet, Buz Müzesi ve Biyoçeşitlilik Müzesi ziyaret ederek Atatürk Üniversitesi ziyaretini tamamladı. – ERZURUM
]]>Bilgili, temaslarda bulunmak için geldiği Azerbaycan’da Bakü Uluslararası Maarif Okulu’nu ziyaret ederek öğretmen ve öğrencilerle buluştu.
Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Cahit Bağcı’nın da katıldığı etkinlikte Büyükelçilik müşavirleri, Türk kurum ve kuruluşlarının temsilcileriyle iş insanları da yer aldı.
İki ülke milli marşlarının okunmasıyla başlayan etkinlikte konuşan Bilgili, küresel eğitim teşkilatı TMV’nin 52 ülkede 53 bin öğrenciye eğitim verdiğini söyledi.
Bilgili, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendilerine ” Birleşmiş Milletler’e üye tüm ülkelerde var olacaksınız” şeklinde hedef belirlediğini ifade ederek, “Tüm TMV kadrosu, bu hedefi gerçekleştirmek için canla başla çalışıyor. Eğitim üzerinden dostluklar kurmaya çalışıyoruz. Bunun aynı zamanda insan yetiştirme ve kutsal bir vazife olduğunu düşünüyoruz.” diye konuştu.
TMV okullarındaki eğitimin diğer okullardan farklarıyla ilgili görüşünü paylaşan Bilgili, “İyi insan yetiştirme hedefini gözetiyoruz. Ailesine saygılı, vatan sevgisini en kutsal değer olarak gören çocuklar yetiştiriyoruz. Çağdaş bir eğitim yapıyoruz, bilimsel usul takip ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bilgili, “TMV olarak dünyanın eğitim zirvesine doğru yol alıyoruz. TMV, dünyanın en iyi eğitim teşkilatı haline gelecektir.” dedi.
Öğretmenlerin eğitimine de büyük önem verdiklerini vurgulayan Bilgili, “Türkçeyi de bir dünya dili haline getirme gayreti içindeyiz.” şeklinde konuştu.
Bilgili, Azerbaycan’daki planlarıyla ilgili, “Bakü’de de zirveye oynayacağız çünkü TMV demek, zirveye oynamak demektir, zirvede var olmak demektir. Gelecek eğitim yılında ikinci kampüsümüzü faaliyete geçireceğiz. TMV, burada daha da büyümelidir. TMV’nin en güçlü olduğu ülkenin Azerbaycan olması gerekir. Buna inanıyoruz ve bunu gerçekleştireceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
“TMV, okullarını kardeş ve dost ülkelerle aramızda bir köprü olarak görmektedir”
Büyükelçi Bağcı da TMV’nin 52 ülkede 464 eğitim kurumuyla faaliyet göstermesinin Türkiye için gurur kaynağı olduğunu söyledi.
TMV’nin çok kısa sürede adından söz ettiren uluslararası eğitim kurumuna dönüştüğünü belirten Bağcı, şunları ifade etti:
“TMV aracılığıyla eğitim alanında kardeşlik ve dostluk köprülerini kalıcı, sağlam ve sarsılmaz bir şekilde tesis etmek istiyoruz. TMV, okullarını kardeş ve dost ülkelerle aramızda bir köprü olarak görmektedir. Bu köprü kalıcı dostluk, kalıcı kardeşlik, kalıcı diplomasi ve uluslararası alanda birlikte hareket etme hedef ve amacı doğrultusunda insanlar yetiştirmektir.”
Bağcı, dünyada krizlerin yaşandığını, küresel sistemde sorunlar, adaletsizlikler ve çifte standartların bulunduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Kendi hedeflerimizi belirlememiz gerekiyor. Bunun için ilmini ve irfanını insanlığın hizmetine sunacak, ülkesinin kalkınmasına, gelişmesine hizmet edecek, aynı zamanda küresel ve bölgesel meselelerde çözüm ortaya koyabilecek akıllar oluşturmamız lazım. Stratejik akıl inşa etmek durumundayız. Okullarımız, bir taraftan kardeşlik ve dostluk köprüsü olurken bir taraftan da insanlığın adaletine ve vicdanına hizmet edecek insanlar yetiştirmelidir. TMV, bu hususta büyük mesafe katetti. Pandemiye rağmen küçülmedik, büyüdük.”
TMV Azerbaycan Temsilcisi Serdar Gündoğan da Azerbaycan’daki faaliyetleriyle ilgili bilgi verdi.
]]>Bakan Işıkhan, Bakan Yarımcısı Faruk Özçelik, Çalışma Genel Müdürü Mehmet Baş ve beraberindeki heyet ile HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan’ı konfederasyon genel merkezinde ziyaret etti.
Ziyarette, beş yıllık aradan sonra Çalışma Meclisi’nin 29 Nisan’da toplanacağını belirten Işıkhan, şöyle konuştu:
“Bu dönemki toplantımızın başlığını, ‘Türkiye Yüzyılında Çalışma Hayatı: Emeğin, Sendikal Örgütlenmenin ve İstihdamın Geleceği’ olarak belirlemiş bulunuyoruz. Meclisimizde, çalışma hayatını ilgilendiren temel konulara ilişkin sorunları gündeme getiriyor ve bunlara yönelik politikaları tüm tarafların katkılarıyla hayata geçirmeye çalışıyoruz. 13. Çalışma Meclisi’ni Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle 29-30 Nisan’da düzenleyeceğiz. Üç gün sürecek program boyunca, ilgili bakanlıklarımız, kamu kurum ve kuruluşlarımız, işçi, işveren ve kamu görevlileri sendikaları ve konfederasyonlarımız, akademisyenlerimiz, iş dünyası, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla çeşitli paneller düzenlenecektir.”
“Bu yüzyılı çalışanın, emeğin ve üretimin yüzyılı yapacağız”
Işıkhan, sendikalardan habersiz, sendikalarla istişare etmeden, sosyal diyalog kurmadan hiçbir adım atmamaya özen gösterdiklerini belirterek, şunları söyledi:
“Üçlü Danışma Kurulu’nda, Kamu Personel Danışma Kurulu’nda ve diğer kurullarda ve toplantılarda gündemimizi yine hep birlikte oluşturduk. Kararlı atılımlarımızı, düzenlemelerimizi bugüne kadar, sosyal diyalog anlayışıyla gerçekleştirdik. Cumhuriyetimizin 100 yıllık birikiminin verdiği güçle birlikte, 2024’te kendimize yeni hedefler belirledik. Ulusal ve uluslararası düzeyde yaşanan birçok badireye rağmen; istikrarla büyüyen ekonomimiz, dünyada her geçen gün artan gücümüz, bize gerek ulusal gerekse uluslararası ölçekte büyük sorumluluklar yüklemeye devam ediyor.”
Türkiye Yüzyılı’na çalışan, üreten insanlarla erişilebileceğine inandıklarını dile getiren Işıkhan, “Bu yüzyılı çalışanın, emeğin ve üretimin yüzyılı yapacağız. Bu sebeple Çalışma Meclisi gibi çözüm odaklı platformlar, kalıcı refahın temini için çalışma hayatının hem yapısal hem de fonksiyonel sorunlarının çözüme kavuşturulabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu şekilde, pek çok konunun kapsamlı olarak ele alınacağı 13. Çalışma Meclisimizin şimdiden hayırlara vesile olmasını diliyorum.” diye konuştu.
” 1 Mayıs, anlamına uygun barışçıl gösterilerle kutlanmakta”
Bakan Işıkhan, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün yaklaştığını anımsatarak, işçi ve emekçilerin haklarının korunması ve geliştirilmesinin her zaman öncelikli meseleleri olduğunu ifade etti.
Sendikalaşma hakkından, sosyal güvenliğe kadar her alanda öncelikle çalışanların menfaatlerini gözettiklerini vurgulayan Işıkhan, “Son 21 yıldır, sendikal faaliyetlerin en büyük destekçisi biz olduk ve olmaya da devam edeceğiz. Sendikalarla ilgili çok sayıda düzenleme yaptık. Sadece örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırmamız dahi ülkemizdeki sendikalı sayısını büyük oranda artırdı. 2013 yılında 1 milyon olan sendikalı işçi sayısı, 2 milyon 495 bine, yüzde 9 olan sendikalaşma oranı ise yüzde 15,22’ye yükselmiştir.” dedi.
Daha önce kan ve katliamla anılan 1 Mayıs’ın artık emekçiler açısından bir işçi bayramı ve dayanışma günü haline geldiğini dile getiren Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birkaç azınlık grup dışında, işçilerimizin çok büyük bir kesimini temsil eden, en fazla üyeye sahip sendikalarımızla 1 Mayıs, anlamına uygun biçimde ve barışçıl gösterilerle kutlanmaktadır. Bu yıl ki kutlamalarımız, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını ve Türkiye Yüzyılı’nı başlatan bir milat olması sebebiyle her zamankinden çok daha anlamlı ve farklı atmosferde gerçekleştirilecek.
Hafta boyunca düzenleyeceğimiz çeşitli programlar eşliğinde, büyük ve güçlü Türkiye’nin çalışan, üreten, alın teri akıtan işçisi, emekçisi, yediden yetmişe tüm vatandaşlarımızla emek dünyamızın bu özel gününü tam manasıyla idrak edeceğimiz bir gün olacak.”
“Karmaşadan en fazla zarar gören kesimler emekçiler”
Bir taraftan emeğin hakkını korurken, diğer yandan bu hakkın istismar edilmesine hiçbir zaman müsaade etmediklerini vurgulayan Işıkhan, şu ifadeleri kullandı:
“Boş ve ideolojik sloganların değil, emekçimize gerçekten faydalı olacak icraatların peşinde olduk. Emekçilerimizi, ülkemizin kalkınmasının en önemli parçalarından biri olarak gördük. Vatan sevgisi had safhada olan işçilerimizin ülkemize zarar verecek, kaos peşinde koşanlarca temsil edilemeyecekleri bir gerçek. Zira günün sonunda, kaos ve karmaşadan en fazla zarar gören kesimler arasında yine emekçilerimiz gelmektedir. 1 Mayıs’ın huzursuzluk ve kaos ile anılmasını isteyenlere en büyük tepkiyi, yine bu ülkenin evladı olan emekçiler göstermektedir. 1 Mayıs’ı temsil ettiği anlayışa ve ruha yakışır şekilde kutsal addettiğimiz emeğin ve dayanışmanın sembolü haline getirerek ‘bayram olarak ilan eden’ yine Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti hükümeti olmuştur. Bu hafta boyunca hem Çalışma Meclisimizde çalışmalarımızı sürdüreceğiz hem de emek ve dayanışma günü Türkiye’nin çalışma hayatına yakışır şekilde kutlayacağız.”
Bakan Işıkhan’dan belediye yönetimlerine uyarı
Işıkhan, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinin geride kaldığına işaret ederek, seçilen belediye başkanlarına, meclis üyelerine ve muhtarlara muvaffakiyetler diledi.
Bakanlık olarak Türkiye’yi kalkındırma ve istihdamın geliştirilmesine yönelik her türlü projede tüm yerel yöneticilerin yanlarında duracaklarını belirten Işıkhan, şöyle devam etti:
“Ancak, yerel seçimlerin ardından yeni belediye başkanlarının göreve gelmesiyle birlikte, belediye çalışanlarının işlerinden çıkarılması ve mobbing endişesi birçok insanı tedirgin etmektedir. Belediye başkanlarının bu tür davranışları, çalışanların kazanılmış hak ve özgürlüklerinin kaybı anlamına gelecektir. Sadece adalet ve sosyal sorumluluk açısından değil, aynı zamanda şehrin sürekliliği ve hizmet kalitesi açısından da bu hususla alakalı uyarımı yapmak istiyorum. Ayırt etmeksizin tüm belediyelere sesleniyorum, bizler işçilerimizin ve memurlarımızın haklarının yakın takipçisi olacağız. Sizler de çalışanların haklarını göz önünde bulundurarak ve istihdama yönelik adil politikalar izleyerek çalışma hayatımızın niteliğini hep birlikte geliştirelim.”
Bakan Işıkhan, HAK-İŞ’in ardından Çalışma Meclisi gündemiyle Türkiye Kamu-Sen, TESK ve TZOB’a basına kapalı ziyaretler gerçekleştirdi.
]]>Merkez Bağlar ilçesi Şeyhşamil Mahallesi’nde Çiçek Gözen, Körhat Mahallesi’nde Dilek Dere, Muradiye Mahallesi’nde Dilek Demir, Yenişehir ilçesi Yolaltı Mahallesi’nde Suzan Altıntaş, Kooperatifler Mahallesi’nde Fatima Kantar, Şehitlik Mahallesi’nde Sadiye Sebat ve Sur ilçesinin Lalebey Mahallesi’nde Şener Çelik Mahalli İdareler Genel Seçimi’nde muhtarlık yarışına girdi.
2014 ve öncesinde tek kadın muhtarın görev yaptığı kent merkezinde, bu seçimde 7 mahallede mühür, kadın muhtarlara geçti.
Seçimde rakiplerini geride bırakan ve mazbata ile mühürlerini alan kadınlar, vatandaşlara hizmet için işe koyuldu.
Üçüncü dönemde yine muhtar seçildi
Muradiye Mahallesi’nde 3’üncü kez muhtar seçilen Dilek Demir, AA muhabirine, 5 çocuk annesi olduğunu ve 17 yıl önce eşinden ayrıldıktan sonra çocuklarını tek başına büyüttüğünü söyledi.
Muhtar olmadan önce mahallelinin sorunlarının çözümü için çaba gösterdiğini ve bu nedenle çevresindekilerin kendisine “muhtar” dediğini belirten Demir, mahalle esnafından kendisine muhtar adayı olması için öneri geldiğini ve ailesinin desteğiyle aday olduğunu dile getirdi.
2014 yerel seçimlerinde 6 erkek adaya karşı, 2019 yerel seçimlerinde bir kadın ve üç erkek adaya karşı, son seçimde de bir kadın ve bir erkek adaya karşı yarışı kazandığını ifade eden Demir, “Vatandaşım benden memnun, onlar tekrar aday olmamı istedi ve beni desteklediler. Ben halkıma verdiğim güzel hizmetin karşılığını aldım. Hem anneyim hem muhtarım. Mahallemin de annesiyim.” dedi.
Kendisinin başka kadınlara da örnek olduğunu ve son seçimde kentte seçimi kazanan kadın muhtar sayısında artış olduğunu anlatan Demir, kadın muhtarların sayısının artmasını istediğini dile getirdi.
Görev süresince 81 çocuğun hayatına dokunduğunu söyleyen Demir, “Bunlardan 41’i zorla evlendirilen kız çocukları, 25’i de aile ve çevreleri tarafından istismar edilen kız ve erkek çocuk, 15’i de madde bağımlısı. Hepsini hayata kazandırdık. En büyük zaferim budur.” ifadelerini kullandı.
Demir, mahalleye bugüne kadar olduğu gibi bundan böyle de hizmet etmeyi sürdüreceğini sözlerine ekledi.
Gelin olarak geldiği kentte muhtar oldu
Yaklaşık 20 yıl önce Mardin’in Midyat ilçesinden gelin olarak geldiği Kooperatifler Mahallesi’nde yaşayan 2 çocuk annesi Fatima Kantar da mahallede kendisini tanıyanların muhtar olması için öneride bulunduğunu anlattı.
İnsanların kalbine dokunmak için bu öneriyi kabul ettiğini, seçim için evleri tek tek ziyaret ettiğini belirten Kantar, şöyle konuştu:
“Çok sevindiler, hayır dualarını aldım. Gelin olarak Diyarbakır’a geldim, burada muhtar oldum. Seçimde 4 erkek adaya karşı tek kadındım. ‘Mahallemize kadın eli değsin’ dedik. Bu nedenle 8 azayı da kadınlardan seçtim. Bana güvendikleri için çok teşekkür ederim. İnşallah her şey çok güzel olacak. Güzel şeyler yapacağımızı umuyorum. Bu kentin gelini, ablaları ve kardeşi olarak elimden gelen bütün çabayı göstereceğime inanıyorum. Adaylık kararı almamda ve seçim sürecinde en büyük destekçim sevgili eşim oldu. Ona sonsuz teşekkür ederim.”
Kantar, mazbata ve mührü aldıktan sonra ilk işinin muhtarlığı temizleyip, boyasını yaptırmak olduğunu aktardı.
“Kadınların gücünü göstermek için geldim”
Yolaltı Mahallesi muhtarı emekli ve 4 çocuk annesi Suzan Altıntaş ise 12 yıl önce trafik kazasında eşini kaybettiğinden evinin sorumluluğunun kendisinde olduğunu söyledi.
Semt pazarında yaklaşık 3 yıldır çalıştığını ifade eden Altıntaş, kadınlarla kurduğu iletişim sayesinde onların sorun ve ihtiyaçlarını öğrendiğini belirtti.
Altıntaş, “Kadınlar erkek muhtarların yanına gelip her türlü dertlerini, sorunlarını anlatamıyorlar. Bir kadın, bir kadına her şeyini söyleyebilir. ‘Burası sizin eviniz gelip çay kahvemizi içersiniz, gelip derdinizi sorununuzu bana anlatırsınız.’ dedim. Onlar da sağ olsunlar bana destek verdi. Kadınların her isteğini yerine getirmek istiyorum.” dedi.
Seçimi 4 erkek rakibe karşı kazandığını ifade eden Altıntaş, mahallenin sorunlarını çözeceğini söyledi.
Altıntaş, şöyle devam etti:
“Kadın ve çocuklar için varım. Kadınların gücünü göstermek için geldim, aday oldum. İnşallah başarırım. Kadınlar olarak bu yola çıktık, 8 azamın hepsi kadın. Bir kadın olarak 8 kadın azamla birlikte bu mahalleyi çiçek, gül bahçesine çevireceğiz. Tabi erkekleri de dışlamıyoruz ama kadınların çok eksiği var, çok yıprandılar, artık onların mutlu olmasını istiyorum. Onlara, abla, kardeş ve anne olacağız. Onların her eksiğini tamamlamaya çalışacağız. Mühür artık dünyayı güzelleştiren kadının elinde, dünyayı, mahallemizi güzelleştireceğiz.”
“9 erkek adayla yarıştım”
Şehitlik Mahallesi muhtarı 4 çocuk annesi Sadiye Sebat da doğup büyüdüğü mahallesindeki sorunları çok iyi bildiğini ve bu sorunları çözmek için muhtar adayı olduğunu anlattı.
Azalarını 4 kadın ve 4 erkek olarak seçtiğini ifade eden Sebat, kadınların yanı sıra erkeklerden de destek aldığını söyledi.
2019’daki seçimlerde 20 oyla seçimi kaybettiğini dile getiren Sebat, “Bu seçimde tek kadın adaydım, 9 erkek adayla yarıştım. Kadının elinin değdiği her şey çiçek açar, kadın her şeyi başarır, yapabilir, neden yapamasın.” diye konuştu.
İlk projesinin atölyeler açtırıp sorun yaşayan kadınların maddi sorunlarına çözüm bulmak olduğunu dile getiren Sebat, kadın muhtarların daha verimli çalıştığına inandığını kaydetti.
Sebat, “Kadınlar gelip yanımda rahatlıkla oturabilir, sorunlarını dinleriz, çayımızı içebilirler. Burası benim yerim değil, onların yeri. Onlar sayesinde biz buraya geldik. Kadınlar destek çıkmasaydı, şu anda burada olmazdım.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinin Sarılar köyü yakınlarında 8 Temmuz 2018’de meydana gelen, 7’si çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği, 300’den fazla kişinin de yaralandığı tren faciasına ilişkin yargılamanın 19’uncu duruşmasında da karar çıkmamıştı. Duruşmanın ertelenmesine aileler ve avukatları tepki göstermişti.
25 Nisan’a ertelenen karar duruşması öncesinde kazada hayatını kaybeden Oğuz Arda Sel’in annesi Mısra Öz, Emel ve Derya adlı kardeşleri ile 6 aylık yeğeni Beren’i ve 14 yaşındaki kızı Bihter’i kaybeden Zeliha Bilgin ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Mısra Öz konuşmasında “Ne yazık ki bir karar veremiyor. Savcılık ve bununla ilgili olarak işte en son duruşmamızda bir üye hakimin iki günlük bir rapor alması sebebiyle davamız 25 Nisan’a ertelendi. Bizim artık bir tahammülümüz kalmadı” diyerek şunları söyledi:
]]>
Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu ve ilk kez düzenlenen “Blue Talks” etkinliği “Değişimin İçinde: Okyanus Eylemi ve İklim Değişikliği” temasıyla Ankara’da başladı.
Bizim Dünyamız Vakfı tarafından Birleşmiş Milletler (BM) Barış Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenen etkinliğin açılışında konuşan Bozay, okyanuslarda meydana gelen değişimlerin günlük hayatımızı etkilediğini belirterek, sularda yaşayan birçok türün tehlike altında olduğunu aktardı.
Okyanuslarda yaşanan sorunların çözüme kavuşturulması için sürdürülebilir adımların atılması gerektiğine işaret eden Bozay, “Bunları da geleceğimiz için beraber yapmalıyız. Okyanus konusunda daha çok bilinçlenmeliyiz. Tüm bunların ele alınması için bugün burada toplandık.” dedi.
Bozay, iklim haritasının siyasi haritayla aynı olmadığını ifade ederek, “Okyanus; enerji, tarım ve ulaşım gibi birçok alanda temel kanallardan birisini oluşturuyor. Dolayısıyla okyanuslara ihtiyacımız var. Mevcut durum devam ederse ciddi sorunlar yaşayabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de yeşil dönüşüme ilişkin çok sayıda projenin hayata geçirildiğini vurgulayan Bozay, yakın zamanda İklim Değişikliği Dijital Merkezi’nin de faaliyete başlayacağını söyledi.
Bozay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İsrafın önüne geçilmesi, atıkların geri dönüşüm ile yeniden kullanılmasının sağlanması için Sayın Emine Erdoğan’ın himayesinde 2017’de başlatılan ‘Sıfır Atık’ projesi ülkemizin dönüm noktası projelerinden oldu. Projenin en başından bu yana çok çalışıyoruz. Atıklardan geri kazanım oranını 2035’e kadar yüzde 60’a çıkarmayı hedefliyoruz. ‘Sıfır Atık’ projesi sayesinde 498 milyon ağaç kesilmekten kurtarıldı, ülke ekonomisine 185 milyar TL geri kazandırıldı, 5,9 ton sera gazı salınımı önlendi. En önemlisi de 20 milyon insan konuya ilişkin eğitim gördü.”
Türkiye’nin iklim meselelerinde çalışmalarına devam edeceğini kaydeden Bozay, uluslararası işbirliği vurgusunu yineledi.
Kosta Rika’dan ekolojik denge vurgusu
Kosta Rika Dışişleri Bakanı Arnoldo Andre Tinoco, video mesajında, dünyadaki oksijen oranının yaklaşık yüzde 50’sinin okyanuslarda üretildiğini vurgulayarak, bunun insan hayatı için ne kadar önemli olduğuna işaret etti.
Okyanuslara her yılı milyonlarca ton çöp atıldığını belirten Tinoco, yasa dışı balıkçılığın okyanusların ekolojik dengesine zarar verdiğini söyledi.
Tinoco, okyanuslardaki kirliliğin farkında olduklarını belirterek, 7-8 Haziran’da, Kosta Rika’da “Değişimin İçinde” adlı okyanuslara ilişkin yüksek seviyeli etkinlik düzenleyeceklerini aktardı.
Açıklamasında Tinoco, söz konusu etkinlikte insanların temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevreye erişim hakkının korunmasına yönelik kararlılığın ele alınacağını kaydetti.
Tinoco, etkinliğin, işbirliğinin okyanusların ve gezegenin korunması için önemini gösterecek “tarihi fırsat” olduğu değerlendirmesinde bulunarak, herkesi “Değişimin İçinde” etkinliğine davet etti.
“Blue Talks”
BM Barış Üniversitesi işbirliğiyle, Dışişleri Bakanlığı ve Kosta Rika’nın Ankara Büyükelçiliği destekleriyle düzenlenen “Blue Talks” etkinliğine, Bozay ve Tinoco’nun yanı sıra Fransa, Japonya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi birçok ülkenin Ankara büyükelçileri katılıyor.
Etkinlikte “Okyanusta Sıfır Atık, Değişimin İçinde” (Zero Waste on the Ocean, Immersed in Change) ve “İklim Görüşmelerini Geliştirmede Diplomasiden Faydalanmak” (Utilizing Diplomacy in Advancing Climate Negotiations) konulu paneller düzenlenecek.
“Değişimin İçinde: Okyanus Eylemi ve İklim Değişikliği” temasıyla düzenlenen “Blue Talks” etkinliğinde, küresel düzeyde kritik öneme sahip iklim diplomasisi ele alınacak.
Her yıl düzenlenmesi planlanan etkinlik, okyanusların iklim dayanıklılığındaki önemine odaklanacak ve etkinlikte üst düzey yetkililer ile uzmanların görüşlerine yer verilecek.
]]>BÜKREŞ – Romanya’nın başkenti Bükreş ve Köstence’deki Rumen, Türk ve soydaş çocuklar 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı coşkuyla kutladı.
Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı Bükreş ve Köstence’deki Rumen, Türk ve soydaş çocuklar ile birlikte kutladı. Bükreş’teki Program, Romanya’da Tercihim Türkçe Projesi’nin uygulandığı ilk eğitim kurumu olma özelliğini taşıyan, Bükreş’in köklü okullarından Dante Alighieri Lisesi’nde gerçekleştirildi.
Programa, Bükreş Büyükelçisi Özgür Kıvanç Altan, Bükreş 3’üncü Bölge Belediye Başkanı Robert Sorin Negoita, Yunus Emre Enstitüsü Romanya Müdürü Mustafa Yıldız, Romanya Eğitim Bakanlığı yetkilileri, Okul Müdürü Maria Dan, öğretmenler ve öğrenciler katıldı.
Programda Türkçe ve Rumence şarkılar söyleyip, şiirler okuyan çocuklar, Türk ve Rumen halk danslarını sergiledi. Büyükelçi ve diğer protokol üyelerinin de öğrencilere eşlik ettiği halk oyunları coşkulu şekilde devam etti. Onlarca çocuk, rengarenk balonları hep birlikte gökyüzüne bırakarak doyasıya eğlendi. Programın sonunda çocuklara, atıştırmalık ürünler ve içecek ikram edildi.
Sihirbaz gösterisi düzenlendi
Köstence’deki program ise Romanya’nın tanınmış sihirbazı Adrian Cuciuc’un gösterisiyle başladı. Sihirbaz gösterisine şapkasından, tarih boyunca barışın ve yeniden doğmanın sembolü olan beyaz güvercin çıkararak başladı. Sihirbazın gösterisini ilgiyle izleyen çocuklar, programa yüz boyama atölyesi ve balon atölyesi ile devam etti.
Türkçe ve Türk kültürüyle ilgili sunumların yapıldığı programda, Ebru Sanatı atölyesi, ipek kozasından çiçek yapımı atölyesi, renkli kum boyama atölyesi ve mis meyve sabunu atölyesi düzenlendi. Türkçe atölyesinde çocuklar güzel dilimiz Türkçeye “Merhaba” dediler. Türkiye temalı oyunlar ve yarışmalar yapıldı. Faaliyetler esnasında Türk kültürüne ait çeşitli hediyeler verildi. Katılımcılar, Türk kültürünün zenginliklerinin gözler önüne serildiği birçok faaliyete katılmanın yanı sıra Türk mutfağının lezzetlerini de deneyimleme imkanı buldu.
Dante Alighieri Lisesi Müdürü Maria Dan yaptığı açıklamada, “Türkiye’deki dostlarımızın çocuklara karşı sevgi dolu yaklaşımlarına, genç kuşaklarla kurdukları ilgi ve empatiye her zaman hayran kaldım. Çocuklara adanmak, geleceğe adanmaktır. Öğrencilerimize Türkçe öğrenme fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederiz” dedi.
Yunus Emre Enstitüsü Romanya Müdürü Mustafa Yıldız ise “Tercihim Türkçe Projesi kapsamında Türkçenin ilk defa seçmeli ders olarak okutulduğu yerde ilk çocuk şenliğimizi yapmaktan gurur duyuyoruz” ifadelerini kullandı. Çocukların evrenin özünü yansıttığını belirten Yıldız, “Çocuklar, 23 Nisan Çocuk Bayramınız kutlu olsun! Geleceğimizin mimarı sizsiniz çocuklar” dedi.
Bükreş Büyükelçisi Özgür Kıvanç Altan da, “Bugün çok güzel bir faaliyet düzenlendi. Türk ve Rumen çocuklar hep birlikte dostluk içinde çocuk bayramını kutladı” dedi.
Tercihim Türkçe Projesi
Yunus Emre Enstitüsü tarafından geliştirilen ondan fazla ülkede devlet okullarında seçmeli dil olarak Türkçe öğrenilmesini sağlayan Tercihim Türkçe Projesi, Romanya’da 2024 yılı ocak ayında başladı. Romanya’da öğrenci sayısının 2024-2025 öğretim yılında 2 bini bulacağı öngörülüyor.
]]>YTB Başkanı Abdullah Eren, AA muhabirine dün ödül töreni gerçekleştirilen festivale katılan öğrencilerin çok başarılı olduklarını belirterek, “Uluslararası öğrencilerimizden böyle bir festival çıktısı almak da bizi mutlu etti. Demek ki doğru öğrencileri burslandırıyor ve doğru şekilde devam ediyoruz.” dedi.
Kırgızistan’dan birinci olan film için tebriklerini ileten Eren, festivalin gelecek yıllarda da sürmesini istediğini vurguladı.
YTB Başkanı Eren, şunları söyledi:
“Uluslararası öğrencilerin bu kısa film festivalinin gelenekselleşmesini isterim. Burada inşallah önümüzdeki yıllarda bu kapasiteyi artırarak devam ettiririz diye düşünüyorum. Yeter ki öğrenci arkadaşlarımız, uluslararası öğrenciler, sinema alanında okuyan, bilhassa yönetmenlik konusunda belli tecrübesi olan ve bu alanda kariyer yapmayı düşünen kardeşlerimiz devam etsinler. Biz, onlara destek olacağız ve eminim ki önümüzdeki yıllarda da bu festival devam edecek.”
“Vermek istediğim mesaj bu: Dünya, hepimiz için”
“Kurmaca” dalındaki “Chanyrak (Yuva)” adlı eseriyle “En İyi 1. Film” ödülünü alan Kırgızistanlı Aizada Alymbek, İstanbul Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nde yüksek lisans eğitimi gördüğünü söyledi.
Alymbek, ödül kazanmayı beklemediğini belirterek, “Açıkçası beklemiyordum çünkü çok iyi filmler de seyrettim, çok iyi filmler de gördüm. Farklı fikirler, senaryolar, bir de çok iyi tarz, bakışlar vardı.” ifadelerini kullandı.
Filmde vermek istediği mesajda gerçek olaydan esinlenildiğini anlatan Alymbek, “Hepimiz aynı, bir yuvada yaşıyoruz ama insanlar o kadar egolu ki bu dünyada sadece kendilerinin yaşadığını düşünüyor. Benim vermek istediğim mesaj bu: Dünya, hepimiz için.” değerlendirmesinde bulundu.
Alymbek, filmin çekimlerini Kırgızistan’ın Narın şehrinde yaptıklarını dile getirerek, “Hayatımda ilk defa çocuklarla çalıştım yani çocuklarla çalışmak daha da zormuş hatta ekibim de zorlandı ama işte sonuç iyi oldu.” diye konuştu.
“Üsküp’te bir esnafın gözünden Üsküp’ün mimarisini anlatıyorum”
“Belgesel” dalındaki “Xhelo’nun Gözünden” adlı eseriyle “En İyi 2. Film” ödülünü kazanan Kuzey Makedonyalı Besa Tusha da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü’nden 2023’te mezun olduğunu söyledi.
Kuzey Makedonya’dan geldiğini belirten Tusha, Serdar Akar Atölyesi’nde ders aldığını ve filmi Kovid-19 salgını döneminde çektiğini anlattı.
Tusha, Xhelo’nun Gözünden filminin belgesel türünde olduğunu kaydederek, “Üsküp’te bir esnafın gözünden Üsküp’ün mimarisini anlatıyorum. 1963 depremini, Üsküp 2014 Projesi’ni ve şu anki halini anlatıyorum Üsküp’ün.” ifadelerini kullandı.
Filmde Vardar bölgesinin eski ve yeni tarafının ayrımını, siyasi, ekonomik ve sosyal ekonomisini anlattığını söyleyen Tusha, “Açıkçası beklemiyordum hiçbir şey kazanacağımı. Her şey çok sürpriz oldu benim için çünkü gayet güzel filmler vardı. Bir de çok kısa sürede çok film başvurmuş ve kabul edilmiş. O yüzden hiç fırsat vermiyordum kendime açıkçası.” diye konuştu.
Tusha, “Bu festivalin tabii ki de daha çok büyüyeceğini görebiliyorum çünkü çok katılım var ve bu çok hoş bir şey.” dedi.
“Dünyadaki bütün kadınlar çok güçlü”
Festival Koordinatörü Afganistanlı Vega Moqarabi de Afganistan’da bir üniversitede tiyatro, Marmara Üniversitesinde de yüksek lisans eğitimini tamamladığını, İstanbul Üniversitesinde radyo, televizyon ve sinema alanında doktora yaptığını söyledi.
Küçüklükten itibaren sinemaya ilgi duyduğunu belirten Moqarabi, Afganistan’dayken çok sayıda kısa film çektiğini ve ödül aldığını dile getirdi.
Festivalin ortaya çıkış serüvenine değinen Moqarabi, Kovid-19 salgını döneminde sinema grubu kurup dersler verdiklerini ve kısa film çektiklerini anlattı.
Moqarabi, çektikleri filmleri göstermek için festival düzenleme fikriyle yola çıktıklarını söyleyerek, YTB’nin desteğiyle bunu hayata geçirebildiklerini dile getirdi.
İki ay önce uzun metrajlı film çektiğini belirten Moqarabi, şunları kaydetti:
“Dünyadaki bütün kadınlar çok güçlü, özellikle Afganistan’dakiler çünkü biz, sürekli savaşlardan ötürü çok fırsat bulamadık. O yüzden Türkiye’ye geldiğimden beri her yeri denemek istiyorum yani kitap yazarak, bu festivalleri düzenleyerek, dersler vererek gönüllü şekilde her yere koşuyorum çünkü gerçekten böyle fırsatlar her yerde yok, çok zor.”
YTB Türkiye Bursları ile Türkiye’de eğitim alan yabancı öğrencilerin düzenlediği “Uluslararası Öğrenciler Kısa Film Festivali”nde dereceye giren filmler için dün Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde ödül töreni gerçekleştirilmişti. Koordinatörlüğünü Afganistanlı öğrenci Vega Moqarabi ile İtalyan öğrenci Gesufrancesco Petrillo’nun üstlendiği festivalin jüri üyeliğini Faysal Soysal, Mehmet Lütfi Şen ve Zeynep Esra Kara yapmıştı.
]]>Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı Bükreş ve Köstence’deki Rumen, Türk ve soydaş çocuklar ile birlikte kutladı. Bükreş’teki Program, Romanya’da Tercihim Türkçe Projesi’nin uygulandığı ilk eğitim kurumu olma özelliğini taşıyan, Bükreş’in köklü okullarından Dante Alighieri Lisesi’nde gerçekleştirildi.
Programa, Bükreş Büyükelçisi Özgür Kıvanç Altan, Bükreş 3’üncü Bölge Belediye Başkanı Robert Sorin Negoita, Yunus Emre Enstitüsü Romanya Müdürü Mustafa Yıldız, Romanya Eğitim Bakanlığı yetkilileri, Okul Müdürü Maria Dan, öğretmenler ve öğrenciler katıldı.
Programda Türkçe ve Rumence şarkılar söyleyip, şiirler okuyan çocuklar, Türk ve Rumen halk danslarını sergiledi. Büyükelçi ve diğer protokol üyelerinin de öğrencilere eşlik ettiği halk oyunları coşkulu şekilde devam etti. Onlarca çocuk, rengarenk balonları hep birlikte gökyüzüne bırakarak doyasıya eğlendi. Programın sonunda çocuklara, atıştırmalık ürünler ve içecek ikram edildi.
Sihirbaz gösterisi düzenlendi
Köstence’deki program ise Romanya’nın tanınmış sihirbazı Adrian Cuciuc’un gösterisiyle başladı. Sihirbaz gösterisine şapkasından, tarih boyunca barışın ve yeniden doğmanın sembolü olan beyaz güvercin çıkararak başladı. Sihirbazın gösterisini ilgiyle izleyen çocuklar, programa yüz boyama atölyesi ve balon atölyesi ile devam etti.
Türkçe ve Türk kültürüyle ilgili sunumların yapıldığı programda, Ebru Sanatı atölyesi, ipek kozasından çiçek yapımı atölyesi, renkli kum boyama atölyesi ve mis meyve sabunu atölyesi düzenlendi. Türkçe atölyesinde çocuklar güzel dilimiz Türkçeye “Merhaba” dediler. Türkiye temalı oyunlar ve yarışmalar yapıldı. Faaliyetler esnasında Türk kültürüne ait çeşitli hediyeler verildi. Katılımcılar, Türk kültürünün zenginliklerinin gözler önüne serildiği birçok faaliyete katılmanın yanı sıra Türk mutfağının lezzetlerini de deneyimleme imkanı buldu.
Dante Alighieri Lisesi Müdürü Maria Dan yaptığı açıklamada, “Türkiye’deki dostlarımızın çocuklara karşı sevgi dolu yaklaşımlarına, genç kuşaklarla kurdukları ilgi ve empatiye her zaman hayran kaldım. Çocuklara adanmak, geleceğe adanmaktır. Öğrencilerimize Türkçe öğrenme fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederiz” dedi.
Yunus Emre Enstitüsü Romanya Müdürü Mustafa Yıldız ise “Tercihim Türkçe Projesi kapsamında Türkçenin ilk defa seçmeli ders olarak okutulduğu yerde ilk çocuk şenliğimizi yapmaktan gurur duyuyoruz” ifadelerini kullandı. Çocukların evrenin özünü yansıttığını belirten Yıldız, “Çocuklar, 23 Nisan Çocuk Bayramınız kutlu olsun! Geleceğimizin mimarı sizsiniz çocuklar” dedi.
Bükreş Büyükelçisi Özgür Kıvanç Altan da, “Bugün çok güzel bir faaliyet düzenlendi. Türk ve Rumen çocuklar hep birlikte dostluk içinde çocuk bayramını kutladı” dedi.
Tercihim Türkçe Projesi
Yunus Emre Enstitüsü tarafından geliştirilen ondan fazla ülkede devlet okullarında seçmeli dil olarak Türkçe öğrenilmesini sağlayan Tercihim Türkçe Projesi, Romanya’da 2024 yılı ocak ayında başladı. Romanya’da öğrenci sayısının 2024-2025 öğretim yılında 2 bini bulacağı öngörülüyor. – BÜKREŞ
]]>Eğitimine, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü’nde Dr. Fulya Tezer ile başlayan Saraç, 3 yıldır Münih Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi Üstün Yetenekli Gençler Programı piyano bölümünde Prof. Michael Schafer’in öğrencisi olarak kariyerine devam ediyor.
Can Saraç, Almanya, İtalya, İspanya, Makedonya, Bulgaristan başta olmak üzere birçok ülkede düzenlenen uluslararası yarışmalarda solo ve duo performanslarıyla birincilik ödülleri alarak yurda döndü.
Yurt içi ve yurt dışında konserlerini sürdüren genç sanatçı, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) Ada Ankara Bankkart Mavi Salon’daki solo resitali öncesinde, AA muhabirine, çalışmalarını ve hedeflerini anlattı.
Saraç, piyano eğitimine ailesinin yönlendirmesiyle 5 yaşında başladığını, kısa bir dönem sonra dünyanın büyük konser salonlarında en iyi orkestralarla konser verme hayalleri kurmaya başladığını ve yeni hedefler edindiğini söyledi.
Piyano çalışırken ve konserlerinde, dışarıdaki her şeyi unuttuğunu ve çalışacağı eser üzerine yoğunlaştığını ifade eden Saraç, “Konser sırasında, çalıştığınız repertuvarı orada dinleyicinin önüne koyuyorsunuz. Çalarken farklı bir dünyada gibi hissediyorum.” dedi.
Münih Müzik ve Sahne Sanatlarında piyano eğitimi alırken, diğer taraftan İstanbul Kültür Koleji 11. sınıf öğrencisi olduğunu belirten Saraç, 3 senedir ayda ortalama 3 defa dersleri için Münih’e gittiğini, ilk zamanlarda bu temponun kendisini zorladığını, bir süre sonra alıştığını belirtti.
Genç piyanist, geçen aylarda şef Cemi’i Can Deliorman yönetimindeki, Rusya’nın efsanevi Mariinski Senfoni Orkestrası ile konser vermenin kendisi için kıymetli bir deneyim olduğunu vurguladı.
İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ile verdiği şef Deliorman yönetimindeki konserin Rusya konseri öncesi güzel bir tecrübe olduğunu aktaran Saraç, “Mariinski Tiyatrosu konser salonunda Mariinski Senfoni Orkestrası ile konser vermek çok heyecanlıydı. Bu, her müzisyenin hayalinde olan bir şey. Bu hayali kendi adıma gerçekleştirmiş olmak ayrı mutluluk.” diye konuştu.
CSO Ada Ankara’daki ilk konseri
CSO Ada Ankara’daki ilk konseri için büyük bir heyecan duyduğunu dile getiren Saraç, “Her konser öncesi olduğu gibi yoğun bir çalışmam oldu. Bu konserimde de en baştan beri istediğim, piyano eserlerinin bilindik ve en saygı duyulan eserlerinden F. Lizst’in Si Minör Sonatı ile başlayacağım. Çok uzun bir eser, yaklaşık yarım saat kadar sürüyor. Sonrasında Chopin’in 4 Balad’ı ile devam edeceğim.” ifadesini kullandı.
Zaman zaman çalmaktan zevk aldığı bestecilerin değiştiğini belirten Can Saraç, “Bir dönem Chopin ve Robert Schumann çalmaktan hoşlanıyordum. Bir süre sonra Beethoven dinlemeye başladım, bu sıralar ise F. Lizst ve Rahmaninov’un eserlerini dinlemeyi ve çalışmayı seviyorum, bestecilere yönelik ilgim dönem dönem değişiyor.” dedi.
Davet alan 4 piyanistten biri
CSO Ada Ankara’daki konserinin ardından aldığı davet üzerine Brezilya’ya gideceğini anlatan Can Saraç, şunları kaydetti:
“Brezilya’da Rio de Janeiro’daki ilk konserimde de CSO’daki aynı repertuarı çalacağım, ekstra Brahms Intermezzo 1 ve 2. numaralı eserlerini de sunacağım. Brezilya’ya ‘Piyanissomi Festivali’nin davetiyle gideceğim. Festival Yönetim Kurulu beni daha önce hem St. Petersburg’da hem de Moskova’da konser vermek için davet etmişti. Brezilya’da da bu festivali düzenliyorlar ve bu festival için davet ettikleri 4 piyanistten biriyim. 26 Nisan’da Brezilya Rio’da solo konser vereceğim. Her müzisyen kendi konseri için ne olacak, nasıl olacak diye düşünüyordur, ben de bu konserim için çok heyecanlıyım. İlerideki hedeflerim noktasında da heyecanlıyım. En büyük hedeflerimden birisi de yurt dışında istediğim yerde üniversiteye gidip orada eğitimime devam etmek. Üniversite için de Almanya veya Avusturya’yı düşünüyorum.”
Can Saraç, Brezilya’dan döndükten sonra Münih’te piyano hocasının sınıf konserinde performans göstereceğini aktardı.
“Enstrümana ve müziğe ilginiz varsa hiç durmayın başlayın”
Şu an için yeni bir yarışmaya katılmayı planlamadığını, bunu 2 yıl sonra düşündüğünü belirten Saraç, bir yarışmaya hazırlanmanın, öncesinde büyük bir çalışma ve efor ile eserlere odaklanarak, özel seçimler yapmayı gerektirdiğini söyledi.
Saraç, çoğu kişinin lise eğitimi ile piyano eğitiminin beraber zor olabileceği düşüncesinde olduğunu, yıllardır ikisini birlikte yürüttüğünden buna alıştığını ifade ederek, “Tabii bazen okuldan dolayı piyano çalışmadığım dönemler oluyor fakat bir şekilde onu telafi ederek, her zaman istediğim şeyi yapmaya zaman kalıyor.” dedi.
“Müzik yeteneği olanların, matematik ve dil becerilerinin daha iyi olduğu” yönündeki söylem hakkında net bir şey söyleyemeyeceğini vurgulayan Saraç, eğitim hayatına başladığından beri matematiğinin hiçbir zaman kötü olmadığını ama süper de olmadığını dile getirdi.
Ailesindeki tek müzisyen olan Saraç, yabancı dil eğitiminin ise müzisyenler için zorunluluk olduğuna dikkati çekti.
Genç piyanist, gençlerin profesyonel olarak değilse bile hobi olarak enstrüman eğitimlerini akademik eğitimleriyle sürdürebileceklerini ifade ederek, “Gençlere tavsiyem, enstrümana ve müziğe ilginiz varsa hiç durmayın, direkt başlayın, sonunun nereye gideceğini bilemezsiniz. Ufak bir şeyler bile çalsanız, çok az bile çalışsanız, enstrümanınız size ne kadar çalışırsanız karşılığını veriyor.” diye konuştu.
]]>Prof. Dr. Balcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kulak memesinde, genellikle çapraz 45 derecelik bir açıda, farklı derinlik seviyeleri bulunan ve adını, bu teoriyi 1973’te geliştiren Dr. Sanders T. Frank’tan alan çizginin, kalp-damar hastalıklarının habercisi olup olmadığına ilişkin bilgileri paylaştı.
Kalp tomografisi, EKG gibi yöntemlerin yeterince gelişmediği dönemde bazı fiziksel değişimlere bakılarak kalp hastalıklarının tespit edilmeye çalışıldığına ve bunlardan birinin de “Frank çizgisi” olduğuna işaret eden Balcı, sonrasında söz konusu çizgi ile ilgili bilimsel çalışmaların da yapıldığını anlattı.
Prof. Dr. Balcı, “Frank çizgisi, kulak memesinde çapraz seyirli bir çizgidir. Günlük hayatımızda belki çok dikkatimizi çekmeyebilir ama buna ilişkin geçmişte yapılan çalışmalar mevcut. Bu çalışmalarda, Frank çizgisine sahip kişilerde, artmış kalp-damar hastalığı ve artmış inme riski olduğu bildirilmiştir.” ifadelerini kullandı.
“Net bir bilimsel bağlantı kurulamamış”
Bir nedensellik söz konusu olsa da bunun tek başına bir gösterge olmadığını vurgulayan Balcı, şöyle devam etti:
“Frank çizgisi ile ilgili teori, kulak memesinin yapısal bütünlüğünü oluşturan dokuların, aort ve kalp kapaklarında da benzer bir yapıyla ilişkili olduğuna yönelik. Dolayısıyla kulak memesindeki deformasyonun aslında kalp dokularındaki deformasyonun da bir göstergesi olabileceği belirtiliyor. Ancak tam olarak, net bir bilimsel bağlantı kurulamamış.”
“Çizginin varlığı tek başına bir gösterge değil”
Hastaların tek bir fiziksel bulguya göre değil, eşlik eden başka hastalıklara ve laboratuvar değerlerine göre değerlendirildiğine işaret eden Balcı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yani bu çizginin varlığı, tek başına bir endişe kaynağı olamayacağı gibi olmaması da kişi de rahatlama sebebi olarak görülmemeli. Kalp-damar hastalığı riskini değerlendirirken tek bir fiziksel bulguyu değil, birçok faktörü dikkate alıyoruz. Bunların başında hipertansiyon, şeker hastalığı, sigara kullanımı, birinci derece yakınlarda erken yaşta ortaya çıkan kalp-damar hastalığı, kolesterol, ileri yaş, aktif bir yaşam tarzının benimsenmemesi geliyor.
Dolayısıyla sadece kulak memesindeki çizgi, bize kişide ‘kalp-damar hastalığı vardır veya yoktur’ bilgisini veremiyor. Böyle bir çizgiye sahip olanlar hemen paniğe kapılmamalı, gerçekten bireysel kardiyak risklerinin ne olduğunu bilmek istiyorlarsa uzman bir hekime başvurabilirler.”
“Şeker hastalarının riski çok daha yüksek”
Prof. Dr. Balcı, özellikle diyabetin kalp-damar hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü olduğunu belirterek, “Şeker hastalarının kalp-damar hastalıkları açısından riski, topluma göre çok daha yüksek. Bu nedenle diyabet tanısı alanların mutlaka kardiyoloji muayenesinden de geçmeleri önemli. Yapılan tetkiklerde bir anormallik olmasa bile yılda bir kez periyodik olarak kardiyoloji hekimince değerlendirilmelerini öneriyorum.” diye konuştu.
Erkeklerde 50 yaş altında, kadınlarda ise menopoz öncesi, erken yaşta, kalp krizi, “bypass” ameliyatı gibi operasyonları geçiren birinci derece aile yakını olanların da mutlaka kardiyolojik açıdan değerlendirilmesi gerektiğini anlatan Balcı, “Ayrıca birinci derece aile yakınında erken yaşta koroner arter hastalığı tespit edilenlerin de ‘ailesel hiperkolesterolemi’ dediğimiz kolesterol yüksekliği açısından da araştırılmalarını öneriyoruz.” açıklamasında bulundu.
Kalp sağlığını korumanın anahtarı, sağlıklı yaşam ve dengeli beslenme
Prof. Dr. Balcı, sağlıklı yaşam ve dengeli beslenmenin kalp sağlığını korumanın anahtarı olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Yediğimiz her şey bizi etkiliyor. Bu nedenle öncelikle sağlıklı beslenmenin bir yaşam rutini haline getirilmesi gerekiyor. Kardiyak hastalıklardan korunma kılavuzunda da defalarca belirtildiği gibi; yeşil sebze ağırlıklı, zeytinyağlı Akdeniz tipi beslenmenin benimsenmesi önemli. Düzenli egzersiz de bu sürecin bir parçası. Haftada en az 3-5 gün, 30-50 dakika arasında tempolu yürüyüş yapılabilir. Sigara, kesinlikle uzak durulması gereken bir faktör.
Ayrıca diyabet, hipertansiyon gibi altta yatan hastalıkların modifiye edilmesi lazım. Çünkü kontrol altına alınmamış diyabet, maalesef ‘ateroskleroz’ dediğimiz, damar duvarlarında daralmayı en çok hızlandıran faktörlerden biri. Bu hastaların şeker ve tansiyon düzeylerinin kontrol altında tutulması büyük önem taşıyor.”
Prof. Dr. Balcı, stresin de kalp-damar hastalıkları açısından risk oluşturduğunu belirterek, “Ömrümüzü uzatmak için stresten mümkün olduğunca uzak durmalıyız.” dedi.
]]>Tarihi ve doğasıyla ünlenen Gölyazı turistleri bekliyor
BURSA – Bursa’nın en zengin antik yerleşim yerlerinden biri olan Gözyazı, hava sıcaklıklarının artmasıyla sezonu açtı. Tarihin yanı sıra doğal güzellikleriyle de yerli ve yabancı turistlerin 12 ay boyunca ziyaret ettiği Gölyazı’nın vazgeçilmesi arasında olan tekne turları da start aldı.
Tarihi 2600 yıl öncesine dayanan Nilüfer ilçesine bağlı Gölyazı Mahallesi, hava sıcaklıklarının artmasıyla sezonu açtı. Avrupa’nın en güzel yerleri arasında gösterilen Gölyazı, tarihi ve doğası ile yerli ve yabancıların ilgi odağı oluyor. Roma çağında gelişen Gölyazı, Bizans döneminde ise daha çok dini içerikli eserler kazandı. Bol miktarda Bizans imparatorluk sikkeleri de bulunan Gölyazı, 1303 Dimboz zaferinden sonra Ürünlü Tekfuru’nun topraklarını alan Osman Gazi tarafından Türklere açıldı.
Halk arasında ‘Deliktaş’ olarak anılan ve su kemeri olduğu tahmin edilen bir yapı ile ‘Taş Kapı’ diye adlandırılan antik kale kalıntılarının yanı sıra, Kız Adası’nda bulunan Apollon Tapınağı da ilgi çekiyor. Valilik ve Nilüfer Belediyesi tarafından restore edilen antik tiyatro da yapılan çalışmaların ardından ziyaret edilebilecek. Yarımadanın çevresinde rastlanan sur kalıntıları ile Aziz Panteleimon Kilisesi bölgenin en ilgi çekici tarihi eserleri arasında yer alıyor.
Eski bir Rum köyü olan Gölyazı, Osmanlı döneminde Türklerin ve Rumların bir arada yaşadığı bir yerleşim yeriydi. Günümüzde ‘Ağlayan ağaç’ adıyla anılan, Gölyazı’nın yarımadayla bağlantısını sağlayan köprünün başında bulunan 750 yıllık çınar da turistlerin hatıra fotoğrafı çektirdiği yerler arasında geliyor.
Turizmi daha çok geliştirmek için çalıştığını ifade eden Gölyazı Muhtarı Mustafa Cihanoğlu, “Gölyazı Mahallesi’nin geçim kaynağı balıkçılıktır. Turizm sektörüyle daha da gelişti. Gölyazı Mahallesi’nin tarihi milattan önce 2 bin 600 yılına dayanır. Antik Kız Adası Tapınağı, antik tiyatro gibi bir çok tarihi yer var. Amacımız turizmi daha çok geliştirmek. Yerli ve yabancı misafirlerimizi daha rahat ve daha konforlu şeklide ağırlamak. Şu an ‘Ağlayan ağaç’ ile ilgili düzenleme çalışmamız var. Ağacın etrafında havuzumuz olacak. Misafirlerimiz için güzel bir hale getireceğiz” dedi.
Tekne turu kişi başı fiyatlar 100 lira
Bu sene tekne ile gezi fiyatlarının 100 TL olduğunu söyleyen Gölyazı Turizm Geliştirme Kooperatifi Başkanvekili Aydoğan Uysal, “Kooperatifimiz bu ay itibariyle sezonu açtı. Gezi turu teknelerimiz 7 metre boyunda 1.5 metre enindedir. Gelen misafirlerimize güvenli bir şekilde tur yaptırıyoruz. Turlara 2016 yılında arz-talep dengesiyle ek iş olarak başladık. 2017’de kooperatifimiz kuruldu ve o seneden beri hizmet veriyoruz. Yakıt fiyatları, işletme maliyetlerine göre fiyatlarımız güncelleniyor. Bu sene fiyatlarımız kişi başı 100 TL’dir. Teknelerimiz 4 kişi kapasitelidir. Ülkemizin her yerinden gelen misafirlerimiz var. Sosyal medyadan, televizyondan görenler merak edip geliyorlar. Bizde elimizden geldiği kadar ağırlamaya çalışıyoruz. Kooperatifimizde 41 üyemiz var. Daha sonra misafirlerimize daha iyi hizmet vermek adına 20 kişilik daha kontenjan açıldı. Ş anda 61 üyemiz var. 45 civarında aktif olarak çalışan teknemiz var. Sadece turizm maksadıyla çalışan tek kooperatif biziz. Bizim haricimizde kooperatifimze katılmayan bireysel olarak bu işi yapan arkadaşlarımız var. Onlarla birlikte toplamda 70 tekne var” şeklinde konuştu.
]]>Burhanettin Bulut, “Demokrasimizin güvencesi, özgür ve bağımsız olarak bir arada yaşama irademizin sembolü, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 104. kuruluş yılını kutlamanın gururunu ve onurunu yaşıyoruz” dedi.
“AKP İKTİDARI DÖNEMİNDE KURUCU İRADEYE SIRT ÇEVRİLMİŞTİR”
Bulut, şunları kaydetti:
“23 Nisan; ulusal egemenliği baş tacı yapacak kadar halkına güvenen, egemenliğin en son ferdine kadar ulusun olduğuna inanan büyük bir ruhun eseridir. Gazi Meclisimiz, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde, yedi düvele karşı Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yürütmüş, laik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atmıştır. Ancak 22 yıllık AKP iktidarları döneminde Cumhuriyet değerleri aşındırılmış, kurucu iradeye sırt çevrilmiştir. Ulusal egemenliğin yok sayıldığı, ‘tek adam rejiminin’ hakim kılındığı bugünlerde Atatürk’ün kayıtsız ve şartsız millete emanet ettiği ‘milli egemenlik’ tehlike altına girmiştir. Meclis, iktidar eliyle itibarsızlaştırılmış, yetkileri elinden alınmış ve kısıtlanmış, milli egemenlik milletin elinden alınmıştır. Bugün milli egemenliğin yeniden tesis edilmesine ihtiyaç vardır ve ülkemizin içinde bulunduğu ağır siyasi ve ekonomik buhrandan tek çıkış yolu Cumhuriyetin kuruluş değerlerine yeniden dönmektir.
“CUMHURİYET DEĞERLERİYLE HESAPLAŞMAK İSTEYENLERLE MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEKTİR”
Cumhuriyetimizin 2. yüzyılında TBMM’yi yeniden ayağa kaldıracak, milli iradeyi yeniden hakim kılacağız. Tek adam rejimine karşı, Cumhuriyet değerlerine bağlılığımız, Cumhuriyet değerleriyle hesaplaşmak, demokrasiyi yok etmek isteyenlerle mücadelemiz daha fazla azim ve kararlılıkla devam edecektir. Atatürk, barış ve kardeşlik gibi yüce değerlerin paylaşılmasına, dünyaya yayılmasına aracılık eden 23 Nisan’ı, milli egemenliğini sonsuza kadar koruyacak, yüceltecek geleceğimizin teminatı çocuklarımıza ve yeni nesillere armağan etmiştir. Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza demokratik, özgür, yaşanır bir ülke bırakmak boynumuzun borcudur. Bıraktığı eserleriyle gönüllerimizde yaşayan Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kez daha saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Ulusal egemenliğin hakim olduğu, tüm çocukların özgürce çocukluklarını yaşadığı bir ülke ve dünya dileğiyle, milletimizin ve özellikle çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum.”
“DEĞERLER ‘TEK ADAM’ REJİMİYLE BİRLİKTE TAHRİP EDİLMİŞTİR”
“Uygar toplumun, çağdaş ülke olmanın ve güçlü demokrasinin, çocuklarımızın omuzlarında yükseleceğine inanan Büyük Önderimiz, bu özel günü Türk Milleti’nin aydınlık geleceği olarak gördüğü çocuklara armağan etmiştir” diyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu da şunları kaydetti:
“Hiç şüphesiz Meclisimizin asli görevi, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini korumak, laik, demokratik, sosyal hukuk devletini geliştirmek ve ülkemizin çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmasını sağlamaktır. Ancak, bu değerler son yıllarda tüm yetkiyi tek elde toplayan ‘tek adam’ rejimiyle birlikte tahrip edilmiş, millet egemenliği ve ülkemiz adeta bir darboğazın içine sokulmuştur. Bu olumsuz tablodan en değerli varlığımız; sevginin, umudun, kardeşliğin ve aydınlık yarınlarımızın güvencesi olan çocuklarımız da payını almışlardır. Geleceğimizin teminatı olan ve en kıymetli hazinemiz çocuklarımızı, ülkesini ve milletini seven, vatanı için çalışıp üreten insanlar olarak yetiştirmek; kendi başına karar verebilen, kendine güvenen, ufku geniş, bilimin aydınlığına inanan yetenekli gençler olarak yetiştirilmelerini sağlamak ortak sorumluluğumuz ve en büyük hedefimizdir.”
]]>
22 Haziran 2020 tarihinde şikayet üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma devam ediyor. 3 kişilik bilirkişi heyetinin incelemeleri tamamlandı. Şikayetler üzerine yapılan çalışmalar ile hazırlanan 140 sayfalık bilirkişi rapor, soruşturma dosyasına eklendi.
Müştekilerin bir kısmının perakende kuyumculuk yaptığı, müştekilerin sanıklara altın, değerli maden, döviz ya da Türk Lirası verdikleri yer alan raporda, bu konunun müşteki beyanları ve sanık savunmaları ile sabit olduğu belirtildi.
Müştekilerin beyanlarına göre sanıklara verilen altın ve döviz miktarının suç tarihindeki değerinin Diyarbakır ili Huzur Polis Merkezinde alınan beyanlara göre 37 milyon 126 bin 100 lira 54 kuruş olduğu ifade edilen raporda, şunlar kaydedildi:
“Ancak bu beyanlar dışında müşteki katılan ve mağdur olarak adlarına yer verilen kişilerin gerçek mağduriyetlerinin soyut beyanlar dolayısıyla tespit edilemediği, dosya kapsamında yer alan Aklama Raporu’na göre, sanıkların elde ettikleri haksız menfaat miktarının ise tespit edilemediği, müştekilerin sanıklara altın ya da parayı kimi zaman elden verdikleri ve bir kısmını geri aldıkları, ancak söz konusu altın ve para trafiği banka üzerinden yapılmadığı için, müştekilerin zararının tam olarak tarafımızdan tespit edilemediği. Zira dosya kapsamında altın ve para alış verişine ilişkin ‘bilgi fişi’, ‘kartvizit’, ‘kağıt’ şeklinde belgeler bulunduğu, ancak bunların doğruluğunun tarafımızdan anlaşılamadığı, bankalardan alınan veriler ile yapılan ticari alışveriş boyutlarının, tarihlerinin belirlenemediği, hangi gönderilen paranın hangi alış için olduğu veya hangi ödenen paranın hangi alışverişe ait olduğunun tespitinin mümkün olamadığı. Sanıkların ‘kar elde edecekleri yönünde kanaat uyandırarak oluşturdukları güven duygusuyla müştekileri aldatıp’ altın ve para aldıklarının sabit olması halinde nitelikli dolandırıcılıktan söz edilebileceği, buna karşılık sanıkların müştekilerden altın ve dövizleri aldıkları esnada ‘hileli davranışlarının bulunmadığının kabulü halinde’ dolandırıcılık suçundan bahsedilemeyeceği. Bu ihtimalde ticari ilişki (hukuki ihtilaf) ya da güveni kötüye kullanma suçundan söz edilebileceği, özellikle sanıkların banka hesaplarındaki paraların tamamının çekilmesi, işyerindeki altın ve paranın alınarak, bilgisayar da dahil olmak üzere valize konulup, iş yerinden ayrılma eyleminin kastın belirlenmesinde dikkate alınabileceği, bu hususun takdirinin delillerle doğrudan temas eden yüce mahkemeye ait olduğu sonuç ve kanaatlerine varılmıştır.”
“Bilirkişi raporunda somut bir delil bulunmamaktadır”
Sanık avukatlarından Fatih Bulut, bilirkişi raporunda somut bir delil bulunmadığını söyledi. Avukat Bulut, “140 sayfalık bilirkişi raporu incelendiği zaman raporda sadece müştekilerin soyut beyanları ve herhangi bir somut delilin, emarenin olmadığını, bilirkişi raporunun sonuç kısmı incelendiğinde olayın ticari bir boyutunun ilerisine gitmediği, her hangi bir şekilde haksız bir menfaat tespit edilemediğini, müvekkillerimin ticari faaliyetleri kapsamında yaşadıkları zorluklardan kaynaklı olarak içine düştükleri mağduriyeti açıkça ortaya çıktığı görülmektedir. Buna rağmen müvekkillerimiz halen bugün itibariyle de tutuklu yargılanmaktadırlar. Bizim beklentimiz, adaletin iki yönü vardır. Hem müştekiler arasında olan yönü, hem de sanıklar arasında olan yönü. Önemli olan nokta, suça konu herhangi bir fiili işlememiş insanların koruma tedbirleriyle mağdur edilmemesi, bu durum masumiyet karinesinin bir gereğidir. Kamuoyuna ısrarla vurgulamak ve belirtmek istediğimiz olgu, Zerya Kuyumculuk davasının herhangi bir şekilde bir müvekkil-sanıklar tarafından haksız menfaat temini olmadığı, tamamen ekonomik zorluklarından kaynaklı bir süreç olduğu bu raporla da gün yüzüne çıktı. Bir an önce hukuki sürecin müvekkillerin fiili durumlarına uygun şekilde yürümesini talep ediyoruz” dedi.
28 Mart’ta Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, tutuklu sanıklar Serdar Adıgüzel ve Zülfikar Ortaç’ın tutukluluk hallerinin devamına karar verilmişti. Duruşma, 10 Haziran 2024’e ertelenmişti. – DİYARBAKIR
]]>İZKİTAP Fest – İzmir Kitap Fuarı, ikinci gününde on binlerce kişiyi ağırladı. İZKİTAP Fest, sadece kitap alışverişi için değil aynı zamanda söyleşiler, dinletiler, konserler ve imza günleri ile ziyaretçileri için tam bir kültür şölenine dönüştü. Fuarın onur konuğu olan yazar Ahmet Ümit’in “Masal Masal İçinde” isimli kitabı hakkında İzmir Sanat Merkezi’nde gerçekleşen söyleşi, okurlardan büyük ilgi gördü. Polisiye roman eleştirmeni Erol Üyepazarcı ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Yazar Seval Şahin’in konuşmacı olarak katıldığı söyleşi, Ahmet Ümit’in katılımıyla gerçekleşti. Konuşmacılar, Ümit’in sadece polisiye roman yazarı olmadığını, romanlarını tarih, arkeoloji, edebiyat gibi önemli sosyal bilimlerden yararlanarak kurguladığı ve kaynak belirterek yazdığı hakkında bilgiler verdi. Ümit, “Ben yazarlığa hikayeler ve şiirler yazarak başladım. İyi bir edebiyat okuruydum. Öğrenme merakı benim için çok önemli. Öğrendiğim şeyleri hayata geçiriyorum. Benim annem masal anlatıcısıydı. Gaziantep’teki evimizde tüm çocukluğum boyunca annemin anlattığı masallarla büyüdüm. Şimdi anlıyorum ki yazar olmamda en büyük etken, annemin bana anlattığı masallarmış” diye konuştu.
ÜMİT’İN YENİ KİTABI EKİM 2024’TE ÇIKACAK
İzkitapfest’te okurlarıyla buluşan onur konuğu Ahmet Ümit, Başkomser Nevzat karakterini ve yeni kitabını anlattığı söyleşinin ardından kitaplarını imzaladı. Ümit; yazmanın bir yolculuk olduğunu belirterek, “Romanlarda sadece ilginç olaylar değil ilginç karakterler olmalıdır. Düşünün ki hiç olmayan bir tarih profesörü ya da Hititler döneminde yaşamış bir kadın karakter yaratıyorsunuz. Bir insanı, ilişkileri, duyguları ile anlatmak zor bir yolculuktur. Her kitapta aynı karakteri yazmak kolaycılıktır. Başkomser Nevzat karakterine kadar yazdığım romanlarda karakterler hep farklıydı, ancak bir gazetenin arka sayfasında adını Başkomser Nevzat olarak belirlediğimiz karakter polisiye hikayelerle okuyucuların hayatına girdi. Sonra okuyucu Nevzat’ı çok sevdi. Ayrıca Başkomser Nevzat karakteri televizyonda yayınlanan ve çok beğenilen Arka Sokaklar adlı diziye de ilham kaynağı olmuştur. Toplam olarak çizgi romanlarla beraber 28 kitap var bunların 10 tanesinde Nevzat var. Yeni yazdığım kitapta Nevzat’ın hiç bilmediğiniz yönleriyle okuyacaksınız. Bu kitabı önümüzdeki Ekim ayında çıkaracağız ve imza etkinliğini de fuarizmir’de gerçekleşecek olan İzmir Kitap Fuarı’nda yapacağız” dedi.
KÜLTÜRPARK’TA GİZEMLİ SERÜVEN
İzkitapfest’in ikinci gününde, kitapseverlere heyecan veren bir macera yaşatan bir yarışma da düzenlendi. “Başkomser Nevzat’ın Macerası: Kültürpark’ta Gizemli Serüven” isimli etkinlikte dörder kişiden oluşan takımlar yarıştı. Ahmet Ümit’in ünlü romanı Sultanı Öldürmek’ten ilham alınarak düzenlenen yarışmaya katılanlar, Kültürpark’ta, bulmacaları çözerek cinayetin sırrına ulaşıp maceranın tadını çıkardı. Yarışmacılar, sırasıyla Zeki Müren Heykeli, Cevat Şakir Büstü, Nejat Uygur Büstü, Kaskatlı Havuz Kadın Heykeli, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü Heykeli yakınlarına gizlenen ipuçlarını bularak yanıta ulaştı. Bu gizemli serüvene katılan yarışmacılar unutulmaz anlar yaşadı. Yarışmayı 25 dakika gibi kısa bir sürede bitiren Deniz Çınar, Fatih Çınar, İkbal Ece Dizbay ve Güneş Bilgesu Çelik Şengir’den oluşan takım, birinci oldu. Birinci olan ekibe ödülleri, Ahmet Ümit tarafından verildi.
]]>Bursa’da yaşayan Ramazan Yılmaz (40), geçen yıl temmuz ayında, çene kemiğinde sızlama şikayetiyle Nilüfer ilçesindeki özel bir kliniğe gitti. Diş hekimi A.D, dişlerinin sallandığını, bu nedenle çekilmesi gerektiğini söyleyip, implant tedavisi önerdi.
Dişini çektiren Yılmaz, implant uygulamasını kabul etti. İddiaya göre, çekilen dişin yerine yerleştirilmek istenen implant, Yılmaz’ın çene kemiği ile sol gözünün arkasındaki “orbita tabanı” olarak tabir edilen kemik çukurunu delerek beyin omurilik sıvısına girdi.
Acı içinde kalan Yılmaz’ın röntgenini çeken doktor, vidanın kemik çukurunda olduğunu görünce Yılmaz’ı, Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi’ne götürdü.
Hastanede çekilen tomografi sonrası Yılmaz, ameliyata alındı. Sol gözünde geçici körlük oluşan 2 çocuk babası Yılmaz, operasyon sonrası sağlığına kavuşurken, diş hekimine maddi ve manevi tazminat davası açtı.
“İmplantı el yordamıyla ağzıma sokmaya çalıştı”
Yılmaz, gazetecilere yaptığı açıklamada, geçen yıl temmuz ayında gittiği diş hekimi A.D’nin, dişlerinin sallandığını ve çekilmesi gerektiğini söylemesi üzerine tedaviyi kabul ettiğini belirterek, “Kendisine güvendik. Kendimizi emanet ettik. Dişlerimi çekti aynı gün röntgen bile çekmeden implant uygulaması yapmaya çalıştı. İmplant uygulamasını yaparken elindeki aletin bozuk olduğunu yardımcısına söyledi. Yardımcısı aleti aldı. Daha sonra bu arkadaş galiba tecrübesine dayanarak el yordamıyla sokmaya çalıştı vidayı ağzıma. İmplantı sokarken de kemik sesleri geldi. Normal olduğunu, sonuçta kemiğe monte edilen bir şey olduğunu söylediler. Daha sonra ikinci denemede çene kemiğim kırılıp ani bir sancı hissettim.” diye konuştu.
Doktorun kendisini Bursa Uludağ Üniversitesi acil birimine götürdüğünü dile getiren Yılmaz, şunları kaydetti:
“Daha sonra oraya bıraktı, kaçtı. Yapılan tespitler sonucu implantın göz duvarını delip oradan beyin omurilik sıvısının olduğu bölgeye girdiği saptandı. Ameliyatımı yapmak için bayağı bir zorlandılar. Üç tane doktor kabul etmedi ameliyatı. Daha sonra Prof.Dr. Selçuk Yılmaz başarılı bir şekilde implantı yerinden çıkardı. Kendisi kaş üzerinden girip bunu yapabileceğini ama bu işlem sonucunda hayatımı kaybedebileceğimi, en iyi ihtimalle kör kalabileceğimi söyledi. Biz de kendisine güvendiğimizi söyledik. Başarılı bir ameliyat gerçekleştirdi. Daha sonrasında diş hekimine defalarca görüşme talebinde bulundum ama kendisi duyarsız kaldı. Kendisinden şikayetçiyiz. Hukuki süreç başlatıldı.”
“Yaşanan bu kaza neticesinde müvekkilim engelli raporu aldı”
Yılmaz’ın avukatı Edanur Akagündüz Turan da konuyla ilgili hukuki süreçleri başlattıklarını vurguladı.
Diş Hekimleri Odasına disiplin soruşturması için başvuru yaptıklarını aktaran Turan, “Soruşturmanın neticesinde karar çıktı. Hekime ‘mesleki kurallara uymamak’tan ceza verildi. Biz bu cezayı yeterli bulmadık ve meslekten uzaklaştırılması kanaatine başvurduk. Yaşanan bu kaza neticesinde müvekkilim engelli raporu aldı.” dedi.
Yılmaz’ın implant tedavisi için doktora toplamda 50 bin lira ödeme yaptığını ve bu ücretin iadesini talep ettiklerini anlatan Turan, şunları söyledi:
“Karşı taraf müvekkilimin hayatını tehlikeye sokmasına rağmen ücret iadesini dahi yapmadı. Diş çekimiyle aynı gün implant işlemi yapıldığı için zaten sağlam işçilik yapılmamış. Müvekkilim bu ücret iadesini alamayınca diş hekimiyle birebir iletişime geçmek ve ondan samimi bir özür bekledi açıkçası. Fakat diş hekimi özür dilemeyi geçin hiçbir şekilde müvekkilin yanında olduğunu hissettirmedi. Bu nedenle müvekkilim hukuki süreci başlatmak istedi, savaşmak istedi. Hukuki anlamda da müvekkilimizin maddi manevi haklarını talep ediyoruz. Müvekkilim aylarca çalışamadı. Hala şu an çalışamıyor. Kendisinde kalıcı hasarlar mevcut. Şiddetli baş ağrıları oluyor, gece mesailerinde artık yapamıyor. Bu tarz kayıpları mevcut. Bununla ilgili maddi manevi tazminat haklarımız saklıdır. Müvekkilime yapılan operasyon sonucunda Amerika’da makale yayımlandı. İmplant malzemesi steril olduğu için müvekkilimiz hayatta kaldı. Hukuki savaşımız devam edecektir.”
]]>Programa kabul edilen girişimcileri yılda 4.500’ü aşkın mentorluk görüşmesi, 250 saati aşan eğitim, 300’den fazla yatırımcı buluşması, 100’den fazla seminer, workshop, networking buluşmaları ile 90’dan fazla girişimcilik eğitimi bekliyor. Bu keyifli ve öğrenim dolu yolculuk için son başvuru tarihi ise 27 Mayıs.

Türkiye’nin girişimcilik ve inovasyon üssü İTÜ ARI Teknokent’in liderliğiyle 2011 yılından bu yana, hayalleri sınırları aşmış girişimcilerin başarı hikayelerine ortak olan dünyanın en iyi üniversite kuluçka merkezi İTÜ Çekirdek, bugüne kadar toplam 4 bin 700’ü aşkın girişim, 11 bin 500’den fazla girişimci ve 76 ülkeden 77 binden fazla başvuruya ulaştı.
“Etki Yaratan Kuluçka Merkezi” olmanın sorumluluğuyla ‘bir’den ‘bin’lere ulaşarak girişimcilik ekosistemini dönüştüren İTÜ Çekirdek, 27 Mayıs’a kadar devam edecek olan 3. dönem başvurularıyla teknolojik ve inovatif çözümünün ticarileşebilir olduğuna inanan tüm girişimcilere kapılarını açıyor.
Girişimcilik ekosisteminin kalbi İTÜ Çekirdek’te atıyor
Girişimcileri 360 derece destekle büyüten; ürün ve hizmetleri için küresel pazar kanallarını açan, hızlı bir şekilde gelişmeleri için tüm hizmetleri tasarlayan ve sunan İTÜ Çekirdek’e bir yılda 7 binden fazla başvuru yapılırken bunlardan 500’ü aşkın olanı programa kabul ediliyor.
Girişimcilerin her yıl aktif 500’den fazla mentor havuzuna erişebildiği İTÜ Çekirdek’te yılda 4500’ü aşkın mentorluk eğitimi verilirken bunu 250 saati geçen gelişim programı, 100’den fazla seminer, workshop, networking buluşmaları ile 90’dan fazla girişimcilik eğitimi takip ediyor.
Her yıl 300’ün üzerinde yatırımcı buluşması ve onlarca Demo Day düzenleyen İTÜ Çekirdek, bu sayede girişimcilere 1.000’den fazla kurumsal paydaşın karşısında sunum yapma ve kendini tanıtma imkanı sağlıyor.
Bunun yanında 30’un üzerinde partner kuluçka merkezi ile girişimciler çok geniş bir network ağına ulaşırken kendilerine indirimli ve öncelikli hizmet sağlayan 50’yi aşkın kurumun özel imkanlarından faydalanıyor. Başarının sürdürülebilir olduğu İTÜ Çekirdek, her yıl 90’dan fazla girişime yatırım alma imkanı sunuyor.
İTÜ Çekirdek, 12 yıldır “bir” Kuluçka Merkezi’nden daha fazlası
İTÜ Çekirdek bugüne kadar 76 ülkeden 77 binden fazla başvuru alırken 4 bin 700’ü aşkın girişimi, 11 bin 500’ün üzerinde girişimciyi kabul etti. 12 yılda İTÜ Çekirdek ekosisteminde girişimcilere destek veren 900’den fazla mentor 44 binin üzerinde mentorluk görüşmesi gerçekleştirirken endüstriyel tasarım, atölye, Ar-Ge fonu desteği ve patent gibi imkanlarla bu zamana kadar 650’den fazla girişime ilk ürünlerini geliştirmeleri, iyileştirmeleri ve fikri mülkiyetlerini korumaları için destek verildi.
Girişimciler İTÜ Çekirdek aracılığı ve ayrıcalığı ile 18,5 milyon doların üzerinde nakit ödül & hibeye ulaşma imkanına sahip olurken toplam 350 girişimci, 616 farklı turda 520’yi aşkın yatırımcıdan 273 milyon dolar yatırım alma başarısı gösterdi. İTÜ Çekirdek girişimleri sadece Türkiye’den değil globalden de yatırımcıların ilgisini çekerek 64 girişimci 35 farklı ülkeden yatırım aldı.
Yurt dışı yatırımlarında ise başı Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve İngiltere çekti. Girişimcilerin ulaştığı değerlemenin 3 milyar doları aştığı İTÜ Çekirdek’te toplam ciro 220 milyon doları geçerken toplam ihracat ciroları ise 120 milyon doların üzerine çıktı. İTÜ Çekirdek 230 girişim global pazarda aktif faaliyet gösterirken aynı zamanda 11 binin üzerinde kişiye de istihdam oluşturuyor.
İTÜ Çekirdek, teknolojik ve inovatif çözümünün ticarileşebilir olduğuna inanan tüm girişimcileri 27 Mayıs’a kadar itucekirdek.com adresinde devam eden 3. dönem başvurularıyla, destek ve yatırım almaya davet ediyor.
]]>Esenler Belediyesi tarafından Dörtyol Meydanı’ndaki program, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Daha sonra bir haftadır İstanbul’da bulunan Filistinli çocukların video gösterimi yapıldı.
Programda konuşan Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, kendisinin de Esenler’de oturduğunu ve burada ilk barış ekmeğini Belediye Başkanı Tevfik Göksu ile pişirdiklerini söyledi.
Dünyanın dört bir yanından İstanbul’a gelen çocukların, bu şehri gezip, barışı ve ekmeği paylaştıklarını, Türkiye’nin çocuklarıyla kaynaştıklarını dile getiren Bak, şunları kaydetti:
“Bu yıl hüzünlüyüz, çünkü 7 Ekim’den beri Gazze’de İsrail zulmüyle tüm dünya karşı karşıya. Tüm dünya seyrediyor ama Gazzeliler orada direnmeye devam ediyor. Bir söz var, ‘Çocuklar uyurken sessiz kalınır, çocuklar öldürülürken sesimizi yükseltmemiz lazım.’ İşte bu sesi dünyada yükselten yine Türkiye, yine Türkiye’nin lideri Recep Tayyip Erdoğan. Hep beraber görüyoruz. Herkes gözünü kapatmış, zulme ortaklık ediyor ama bu aziz millet, bu Türk milleti her zaman mazlumun yanında zalimin karşısında olmuştur.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler (BM) kürsüsünden “Dünya beşten büyüktür” dediğini hatırlatan Bak, “Şunu hiçbir zaman unutmayalım, Müslüman aleminin çocuklarının gözyaşları, Türkiye’nin çocuklarının gözyaşları bir gün bilgi olacak, teknoloji olacak, bu hainleri, bu emperyalistleri orada boğacak. İşte bu nedenle bu ülkenin çocukları çok çalışmalı, ülkesini sevmeli ve vicdanını korumalı.” ifadesini kullandı.
Dünyada çocuklara bayram armağan eden tek ülkenin Türkiye olduğunu söyleyen Bak, “Bu ülkenin çocukları her zaman vicdanlı olacak, zalimlere karşı olacak, devletini ve vatanını severek bu coğrafyanın koruyucusu olacak.” diye konuştu.
Bakan Bak, festivalde pişirilen barış ekmeklerinin, soykırım ve savaşların durdurulması isteğiyle dünya liderlerine göndereceğini bildirdi.
Vali ve belediye başkanının konuşmaları
İstanbul Valisi Davut Gül ise 14’üncüsü düzenlenen etkinliğin, Esenler Belediyesinin vizyonunu gösterdiğini belirterek, “Bu sene sadece Gazzeli çocuklar davet edilmiş. Bu da vizyonun yanında vicdanı gösteriyor. Esenler’in vicdanı, Esenlerli çocukların, yöneticilerin vicdanı, inanıyorum ki zalimleri, zulümleri alt edecektir.” dedi.
Türkiye’nin mazlumun yanında, zalimin karşısındaki duruşunu göstermeye devam edeceğini vurgulayan Gül, şöyle konuştu:
“Aslında mesele o kadar basit ki. Hani bize hep şunu öğrettiler, ‘kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar sınırsız.’ Sonra şunu gördük, ‘kaynaklar evet sınırlı ama ihtiyaçlar değil, aslında ihtiraslar sınırsız.’ Çocukların kendi gözüyle, bir barış ekmeğini, bir ekmeği paylaşması, Sayın Cumhurbaşkanımızın tabiriyle, dünyaya adaletin gelmesi, dünyanın 5’ten büyük olduğunun ispatlanması, bu ekmeğin herkese yeteceğini gösteriyor.”
Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın Türkiye’de ve dünyada çocuklara atfedilen en önemli bayramlardan biri olduğunu belirterek, 14 yıldan beri dünyanın değişik yerlerinden Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığıyla (TİKA) çocukları misafir ettiklerini, sadece geçen sene deprem dolayısıyla bu programı gerçekleştiremediklerini aktardı.
Misafir çocukların ülkelerinden un getirip burada ekmek pişirdiğini, sonra bu ekmekleri bir mektupla dünyadaki liderlere gönderdiğini ifade eden Göksu, şunları kaydetti:
“Biz bu 23 Nisan’da dünyadan çocukları çağırmak yerine, Gazze’de 7 Ekim’den bu tarafa katledilen, o soykırımdaki çocuklarımızı davet ettik. Tabii onlardan un getirmesini bekleyemezdik, çünkü Gazze’de un yok, yiyecek bir şey yok sadece katil İsrail’in attığı bombalar var. Gazze’de sadece katil İsrail’in askerleri var. Bugün o Gazzeli çocuklarımızdan 22’si burada yeniden o barış ekmeğini, bu toprakların ruhunda var olan özgürlük, merhamet ve vicdanı da içine, mayasına katarak dünya liderlerine mektup yazacak. Gazeli çocukların yazacakları bu mektubu, belki anlarlar, belki hissederler, belki insanlıklarından utanırlar diye biz üzerimize düşen görevi yapacağız.”???????
]]>(ANKARA) – Kahramanmaraş merkezli depremlerde yıkılan ve 51 kişinin ölümüne neden olan Gaziantep’in Nizip ilçesindeki Furkan Apartmanıyla ilgili hazırlanan yeni bilirkişi raporunda; “Statik Proje Müellifi’nin, Yapım Sorumlusu Müteahhidin, Teknik Uygulama Sorumlusu (TUS), Fenni Mesul, Şantiye Şefi’nin, Projesiz ve ruhsatsız olarak yapılan teras kat ilavesi ile zemin ve asma katlarda yapılan tadilat ve değişikliklerden sorumlu olan kişi veya kişilerin, belediyenin ilgili birimindeki yapı ruhsatlarında proje kontrollerinden sorumlu kişilerin asli kusurlu olduğu” belirtildi.
Kahramanmaraş merkezli depremlerde, Gaziantep’in Nizip ilçesinde yalnızca Furkan Apartmanı yıkılmıştı. Nizip Cumhuriyet Başsavcılığı, iddianamede tutuklu sanıklar Eyüp Öğüt, Faik Öğüt, Nejdet Alpay, Yılmaz Şahin Yurtyapan, tutuksuz sanıklar Abdullah Devrim Sever, Hasan Hüseyin Sever hakkında “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan 15’er yıla kadar hapis cezası talep etmişti.
Son duruşmada mahkeme, firari sanıklar ve binanın müteahhitleri Abdullah Devrim Sever ve Hasan Hüseyin Sever hakkında kırmızı bültenle arama kararı çıkartılmasına karar vermişti. Mahkeme, ayrıca bilirkişi raporunun yetersizliği nedeniyle Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden yeni bilirkişi raporu talep etmişti.
ASLİ VE TALİ KUSURLULAR…
Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin 7 kişilik akademisyen heyeti tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda; “Statik Proje Müellifi’nin, Yapım Sorumlusu Müteahhidin, Teknik Uygulama Sorumlusu (TUS), Fenni Mesul, Şantiye Şefi’nin, Projesiz ve ruhsatsız olarak yapılan teras kat ilavesi ile zemin ve asma katlarda yapılan tadilat ve değişikliklerden sorumlu olan kişi veya kişilerin, belediyenin ilgili birimindeki yapı ruhsatlarında proje kontrollerinden sorumlu kişilerin asli kusurlu olduğu” kaydedildi. Raporda, belediyenin yapı kontrol ile diğer ilgili birimlerin tali kusurlu olduğu belirtildi.
ZEMİN ETÜT RAPORU YOKMUŞ!
Bilirkişi raporunda, “Furkan Apartmanı’nın proje aşamasında zemin raporunun olmadığı, statik proje içeriğinin yeterli olmadığı, temel boyutlarının yetersizliği, temel zemin emniyet gerilmesi yetersizliği ve kolon donatı alanı yetersizliğinin tespit edildiği” belirtildi. Raporda, apartmanın yapım aşamasında ise rölöve ve projedeki taşıyıcı sistem eleman sayısı ve boyut uyumsuzluğu ve donatı detaylandırması yetersizliğine işaret edildi. Ayrıca, Furkan Apartmanı’nın iş bitim aşamasında da proje ile uygulama arasında farklılık olduğuna vurgu yapıldı.
KOLONLAR KESİLMİŞ!
Raporda, şu tespitler yer aldı:
“Dosya kapsamında heyete gönderilen bütün raporlar ve kanıtları dikkate alındığında; taşıyıcı sistem elemanlarının bazılarının inşasında statik projeye göre kesit ve yerleşim aksı farklılıklarının olduğu, binanın taşıyıcı sistem elemanlarının inşasında donatı detaylandırma (entriye sıklaştırması, kanca, gönye vb.) yetersizliklerin olduğu kanaatine varılmıştır.
Dosya kapsamındaki heyete gönderilen bütün raporlar dikkate alındığında, binanın inşası tamamlandıktan ve kullanıma başlandıktan sonra zemin, asma ve teras katlarda projesiz ve izinsiz bir şekilde eklentilerin yapıldığı tespit edilmiştir. Heyete gelen bütün raporlar ve kanıtları ortak bir şekilde değerlendirildiğinde, S11 kolonunun bina inşası tamamlandıktan sonra kesildiği, bodrum katta bulunan S4A ve S5A kolonların inşa edilmediği, bu kolonların yan kısımlarında bulunan S3A ve S4A kolonlarının ise kaydırılarak inşa edildiği değerlendirilmiştir.”
“BİR ADET KOLONUN KESİLDİĞİ AÇIKKEN…”
Konuya ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuşan mağdurların avukatı Mehmet Aykut Başderici, “Sürecin başından itibaren kusur durumu belli olmayan sanıklar hakkında en azından yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol talebimiz reddedildiği için şu anda sanıkların savunması mahkemece alınamamakta. Savunması alınmayan sanıklarla ilgili cezalandırmaya yönelik hüküm verilemeyeceği için kuvvetle muhtemeldir ki yakalama emri olanların dosyası tefrik edilecek ve diğer savunması alınanlarla ilgili karar verilecektir. Ancak firari kişilerin savunmasının alınmadan da diğer sanıklar hakkında hakkında karar verilmesinin uygun olmadığını düşünüyoruz.” dedi.
Kahramanmaraş’ta Ezgi Apartmanı’nda kolon kesen kişilere karşı “olası kast ile adam öldürme suçu”na yönelik iddianame düzenlendiğini hatırlatan Başderici, “Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden gelen bilirkişi raporlarında Furkan Apartmanı’nda bir adet kolunun kesildiği açık bir şekilde meydanda iken bilinçli taksirle adam öldürmeye yönelik cezalandırma istemek bizce usul ve yasaya aykırı olacak.” diye konuştu.
Davanın bir sonraki duruşması 26 Nisan’da görülecek.
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Moritanya Dışişleri Bakanı Muhammed Salim Merzuk ile bakanlığın İstanbul temsilciliğinde bir araya geldi. Görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yarın Irak’a yapacağı ziyarete ilişkin bilgi verdi.
Fidan, özetle şunları söyledi:
“Bizim amacımız bölgesel istikrarın, refahın ve kalkınmanın mümkün olduğu bir ilişki trafiği içerisinde bulunmak, ilişkilerimize bu şekilde kurumsallaşma getirmek, bölgede düzenin ve refahın gelişmesi için elimizden geleni yapmak.
Cumhurbaşkanımızın ziyareti esnasında 20’den fazla anlaşmanın imzalanması için ön mutabakatları tamamlamış durumdayız. Seyahat iki ayaklı olacak, Bağdat ve Erbil ayağı var. Bağdat’ta Cumhurbaşkanımız hükümet başkanı ile bir araya gelip bir çalışma toplantısı yemeği olacak. Daha sonra anlaşmalar imzalanacak. Kendisi ayrıca Irak Cumhurbaşkanı ile bir araya gelecek. Irak, büyük potansiyeli ve imkanlara sahip olmasına rağmen temel hizmetlerin halka ulaştırılması konusunda büyük sıkıntılar yaşamakta. Mevcut hükümetin farkındalık geliştirdiğini görüyoruz. Hep beraber neler yapabiliriz, daha iyi bir sulama sistemi nasıl kurulabilir, enerji konuları nasıl hayata geçirilebilir; bu konuda Türkiye olarak her türlü desteği verme konusunda bir kararlılığımız var. Bakanlığımız düzeyinde, iş adamları düzeyinde çeşitli temaslar devam ediyor. Artık Cumhurbaşkanımızın Irak’a ziyareti, orada bir stratejik çerçeve anlaşmasının imzalanması konusunda mutabık kalınmış durumda.
“IRAK’IN İÇ KARIŞIKLIKLARLA ANILMASINI İSTEMİYORUZ”
Çok alanda aynı anda nasıl iş birliği yürütülebilir? Bu iki ülke ilişkisi açısından önemli bir yol haritası teşkil edecek. İki ülke arasındaki ilişkilerde kalıcı faydaları ortaya koymak arzusundayız. Bölgemizin özellikle Irak’ın iç karışıklarla anılmasını istemiyoruz. Onun için ekonomik kalkınmanın siyasal istikrarın esas olmasını temenni ediyoruz. Bunun alt başlıkları arasında terörle mücadele bulunmakta. Terörle mücadelede nasıl büyük adımlar atılabilir, Bağdat hükümeti ile yoğun görüşmeler içerisindeyiz. Biz Irak-Türkiye ilişkilerinin bölgemizde önemli bir örneklik teşkil edeceğine inanıyoruz. Özellikle Cumhurbaşkanımızın önem verdiği Kalkınma Yolu projesinin hayata geçmesi durumunda Irak halkı ve bölge halkları için önemli bir örnek teşkil edeceğine inanıyoruz. Bölge çatışmalarla, istikrarsızlıklarla değil kalkınma ile refah ile kültür ile sanatla gündeme gelmeli. Bunun için çabalarımız artırıyoruz.
“GAZZE MESELESİ ELE ALINACAK”
Gazze meselesi de ele alınacak. Bağdat hükümeti ile Gazze konusunda aynı hassasiyetlerimizi paylaşıyoruz. Uluslararası sistem de verdiğimiz sese destek veriyor, bu da önemli bir konu. Cumhurbaşkanımızın Erbil ziyareti esnasında da bölgesel yönetim yetkilileri ile bir araya gelerek kendilerine verdiğimiz destek aramızdaki ilişkinin artırılması, Irak iç istikrarının sağlanmasında kendilerine düşen birtakım rollerin hatırlatılması konusunda da kendileri eminim vizyonlarını paylaşacaktır.”
]]>Afet ve Acil Durum (AFAD) İl Müdürlüğünde düzenlenen basın toplantısında konuşan Vali Dallı, dün kent merkeziyle Devrekani, Araç, Daday, İhsangazi ve Taşköprü ilçelerinde fırtına meydana geldiğini hatırlattı.
Fırtına nedeniyle çatıların uçtuğunu, direklerin devrildiğini ve seraların zarar gördüğünü anlatan Dallı, şunları söyledi:
“Konuyla ilgili kurumlarımız, başta İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğümüz olmak üzere hızlı bir şekilde ekiplerini sahaya çıkardılar. İlgili kolluk kuvvetlerimiz aynı şekilde gerekli müdahaleleri yaptılar. 112 Acil Çağrı Merkezi’miz gelen çağrıları topladı. Şu ana kadar il merkezimizden ve ilçelerimizden çatı hasarı, eşya, iş yeri ve tarım zararı olduğuna dair toplam 296 adet ihbar alındı. Bu ihbarlardan 244 adedi konutlardaki çatı uçmaları, 41 adet iş yeri ve araç hasarı, zararı, 11 adet de zirai zarar, yani tarımsal zarar şeklinde.”
“Çatı hasarlarının yüzde 40’ı vatandaşlarımıza ödenecek”
Fırtına nedeniyle 6 kişinin yaralandığını anlatan Dallı, yaralıların sağlık durumlarının iyi olduğunu aktardı.
Hasar tespit çalışmalarının 2 gün içinde tamamlanacağını ifade eden Dallı, “İçinde sürekli oturulduğu tespit edilen konutlarda Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğümüzün tespit ettiği hasarın yüzde 40’ı verilecek. Tabii bunun için öncelikle AFAD İl Müdürlüğümüz bu hasarların giderebilmesi için ödenek talebinde bulunacak. Oradan bu ödenek geldikten sonra dediğim şekilde içinde sürekli oturulduğu tespit edilen konutlarımızın çatı hasarlarının yüzde 40’ı vatandaşlarımıza ödenecek.” diye konuştu.
Fırtına nedeniyle ağaç devrilmesi sonucu kapanan yolların açıldığını belirten Dallı, şöyle devam etti:
“Enerji verilemeyen 20 köyümüz vardı bugün sabah itibarıyla. Onlar şu an itibarıyla 15’e düşmüş. İnşallah bugün akşama kadar enerji verilemeyen köyümüz veya yerleşimlerimiz kalmaz. İletişim anlamında internet ve diğer haberleşme konusunda bir kesintimiz şu an itibarıyla yok zaten. Allah’a şükür ki ciddi bir yaralanma veya can kaybımızın olmayışı hepimizi son derece mutlu etti. Sadece bir hayvanımız telef olmuş. Buna seviniyoruz. Bütün vatandaşlarımıza, kardeşlerimize, ilimizdeki herkese geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.”
Afetlere karşı alınacak tedbirin önemine değinen Dallı, şöyle konuştu:
“Önceden tedbir alınırsa mutlaka bu hasarlar, zararlar bir ölçüde önlenebiliyor. Onun için vatandaşlarımızdan bir kere daha her türlü afete karşı mümkün olan tedbirlerini önceden almalarını tavsiye ediyoruz. Mümkünse özellikle profesyonel olarak iş yapan, çalışan iş yerlerine sigortalarını mutlaka yaptırmalarını tavsiye ediyoruz. Bu tür durumlarda zararlarını çok daha kolay şekilde tazmin edebiliyorlar.”
Vali Dallı, toplantının ardından fırtınadan zarar gören konutlarda incelemelerde bulundu.
İncelemelere Vali Yardımcısı Ahmet Atılkan, İl Jandarma Komutanı Jandarma Albay Zafer Özden, İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Evren, AFAD İl Müdürü Uğur Minder, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Oktay Marşap ile Tarım ve Orman İl Müdür Yardımcısı Özcan Gazioğlu da katıldı.
]]>Paris merkezli Uluslararası Tahkim Mahkemesinin Türkiye ile Irak arasındaki petrol ihracatı konusunda verdiği karar sonrası 25 Mart 2023’te Irak’tan Ceyhan Limanı’na petrol akışı durdu.
Erbil ve Bağdat’ın petrol ihracatı konusunda henüz anlaşmaya varamaması nedeniyle Irak ekonomisinin bir yılda yaklaşık 14 milyar dolar zarar gördüğü tahmin ediliyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 Nisan’da gerçekleştirmesi beklenen Irak ziyaretinde, petrol ihracatının yeniden başlatılmasının önemli gündem maddelerinden biri olması bekleniyor.
AA muhabirine konuşan Iraklı enerji uzmanları, Irak’tan Türkiye’ye petrol ihracatının yeniden başlatılmasının hem iki ülke için hem de Bağdat-Erbil ilişkileri için olumlu etkileri olacağını düşünüyor.
-“Petrol sevkiyatının yeniden başlaması hem Irak hem de Türkiye için iyi olacak”
Enerji uzmanı Mazin es-Saad, Irak ve Türkiye arasında devam eden karşılıklı ziyaretlere işaret ederek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretiyle petrol ihracatı konusunun çözüme kavuşabileceğini söyledi.
“Irak ve Türkiye arasındaki olumlu hava bu konuyu (petrol sevkiyatı) birinci gündem maddesi yapabilir.” diyen Saad, “Erdoğan’ın ziyaretinden iki ülke çıkarına hizmet edecek sonuçların çıkmasını umut ediyor ve bekliyoruz.” diye konuştu.
Enerji uzmanı Hamza Cevahiri de Irak’ın Kerkük’ten Fişhabur’a giden petrol boru hattının onarımını tamamladığını ifade ederek, burada test amaçlı petrol sevkiyatının yapıldığını söyledi.
Cevahiri, “Petrol sevkiyatının yeniden başlaması hem Irak hem de Türkiye için iyi olacak ve iki ülke de bunu memnuniyetle karşılar. Bu konuda bir sorun görünmüyor.” ifadelerini kullandı.
“IKBY petrolünün sevkiyatı merkezi yönetimin bütçesinin faydasına olacak”
Irak Enerji Merkezi Başkanı Fırat Musevi de Irak’ın günlük 350 bin varil petrol transfer etme kapasitesine sahip olan boru hattını onarmayı sürdürdüğünü ifade etti.
“IKBY’den üretilen petrolün merkezi yönetimin denetimine girmesi lazım.” diyen Musevi, “Bu da Irak’ın petrolü Türkiye’ye sevk etmesinde elini güçlendirecektir.” yorumunda bulundu.
Musevi, “Irak petrol boru hattının yeniden çalıştırılması Bağdat ve Erbil arasında müzakerelere büyük bir kapı açar.” değerlendirmesinde bulunarak, şunları söyledi:
“Sonuçta IKBY petrolünün sevkiyatı merkezi yönetimin bütçesinin faydasına olacak. Nitekim Federal Mahkeme, tüm petrolün SOMO aracılığıyla sevk edilmesine karar verdi. IKBY’den yeniden petrol satışı meselesi, Erdoğan’ın Irak ziyareti sırasında yapılacak müzakerelere bağlı olacak.”
“Petrol ihracatının yeniden başlaması, IKBY’nin pazar ve ticaretine olumlu yansır”
Enerji uzmanı Rubin Semed de petrol ihracatının IKBY ekonomisi üzerinde ciddi etkisi olduğunu belirterek, petrol akışının durmasının bölgede çalışan çok sayıdaki petrol şirketleri için endişeye yol açtığını vurguladı.
Petrol ihracatının önünde petrol şirketleriyle yapılan anlaşmalar ve Irak ve IKBY’de petrolün çıkarılmasına ilişkin fiyatlandırmadaki farklılıklar gibi engeller olduğunu anlatan Semed, bunların kaldırılmasıyla birlikte ihracatın kolay bir şekilde yeniden başlayabileceğine işaret etti.
Semed, petrol akışının yeniden başlamasının bölgedeki petrol şirketlerinin faaliyetlerini motive edeceğini vurgulayarak, “Petrol arzının sürmesi ile bölge ile Türkiye arasındaki ekonomik ve ticari ilişki daha iyi bir noktaya gider. (IKBY’deki) Pazar ve ticarette de olumlu yansır.” ifadelerini kullandı.
“İhracatının yeniden başlaması, Erbil-Bağdat arasındaki sorunların çözümüne katkı sunar”
Enerji uzman Şehriyar Şeyhler, petrol ihracatının IKBY ekonomisinin bel kemiği olduğunu belirterek, Bağdat-Erbil arasındaki en büyük siyasi sorunun da petrol sorunu olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Petrol ihracatının durması nedeniyle 13 aydır bazı şirketlerin IKBY’yi terk ettiğini belirten Şeyhler, ihracatın yeniden başlamasının hem bu şirketler hem de bölgedeki yatırımlar için olumlu yansımaları olacağını kaydetti.
Şeyhler, “Petrol ihracatının durmasıyla Kürdistan Bölgesi ekonomisi gün geçtikçe sekteye uğradı. Bana göre petrol arzının devam etmesi, ekonomiyle ilgili konulan planların uygulanmaya geçmesini de kolaylaştıracak.” ifadelerini kullandı.
Petrol ihracatının başlamasıyla Erbil ve Bağdat arasındaki sorunlu konulardan olan IKBY memur maaşlarına ilişkin sorunun da çözülebileceği yorumunda bulunan Şeyhler, şunları söyledi:
“(Erbil ve Bağdat arasındaki) Bazı sorunların da çözümüne katkı sağlayacak olan bu (petrol akışının yeniden başlaması) durum, Erbil-Bağdat’ın yakınlaşması ile Erbil-Türkiye arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin de daha çok gelişmesine imkan sağlayacak.”
]]>Polis şu anda aktif olarak videoları çeken kişi ya da kişileri yakalamaya çalıştıklarını söylüyor.
Videoları çekilen herkesten polise başvurmaları isteniyor.
Manchester’dan 23 yaşındaki Meg, bu rahatsız edici akımın mağdurlarından biri.
Makyöz TikTok fenomeni, Manchester’da bir gece dışarıdayken filme alındığını, videonun linki kendisine gönderilinceye kadar bunu fark etmediğini söyledi.
“Bu şekilde hedef alındığıma inanamıyorum. Demek ki bana baktı ve ‘evet, bunları videoya çekeceğim’ diye düşündü.”
Meg, tanımadığı iki kadınla birlikte yürürken kayda alındığını aktardı. Bir grup erkek tarafından tacize uğradıklarını fark ettiğinde onlarla yürümeyi teklif etmiş.
Meg’in videosu o gecenin ilerleyen saatlerinde bir yabancı tarafından paylaşıldı.
Bu video TikTok, YouTube ve Instagram gibi platformlara her gün yüklenen onlarca videodan biri ve genellikle çekildikleri gece yayınlanıyor.
Genellikle “Manchester gece hayatı” ya da ” Liverpool gece hayatı” başlıklarını taşıyan klipler milyonlarca kez izleniyor ve çok sayıda kadın düşmanı yorum yapılıyor.
Meg olanlar için “Mide bulandırıcı” diyor ve filme çekilen birçok genç için “belki de kaydedildiklerinin farkında olmayan reşit olmayan kızlar” uyarısında bulunuyor.
“Kızların yere düştüğü, iç çamaşırlarının göründüğü ve benzeri videolar var. Ve sonra bu şekilde internette yayınlanıyor, bu konuda gerçekten bir şeyler yapılması gerekiyor.”
Manchester Polisi, videoları çeken kişileri yakalamak için aktif olarak çalıştığını söyledi.
Polis memurları vardiyalarından önce durum hakkında bilgilendiriliyor.
Polis, insanları toplum içinde filme almanın yasadışı olmamasına rağmen, eylemin sıkıntı veya tacize neden olması halinde suç olarak değerlendirilebileceğini belirtiyor.
Kullandıkları teknoloji nedeniyle film çeken kişileri tespit etmenin zor olabileceği vurgulanıyor.
Polis memuru Ellison, “Pek çok insan yanlarından geçerken telefonlarıyla konuşuyor. Caddede ilerlerken video çekip çekmediklerini bilmiyoruz. Bu yüzden bunu yakalamak oldukça zor olabiliyor” diyor.
Manchester Polisi yetkilisi Stephen Wiggins, filme çekilen ya da videolarda yer alan herkesi polise başvurmaya çağırdı.
“Eğer gerçek mağdurlardan bu bilgiyi alamazsak çok zor durumda kalırız” dedi.
Son zamanlarda şehir merkezinde şüpheli davranışlarda bulunan erkeklerin yer aldığı bir dizi olaya müdahale ettiklerini belirten Wiggins, “şehir merkezinde herhangi bir şüpheli davranış” görüldüğünde polisin aranması gerektiğini söyledi.
Tecavüzle ilgili çalışmalarıyla bilinen bir kuruluşta çalışan Charlotte, sosyal medya platformlarını bu tür paylaşımlarda bulunanların hesapları kapatmaya çağırıyor.
Yorumlarda mağdurun suçlanması nedeniyle, cinsel şiddete maruz kalmış kişilerin başvuru yapmasının zorlaştığını belirtiyor.
“Bu tür mağduru suçlayıcı yorumlar başka bir utanç düzeyi yaratıyor. Bu da kadınların desteğe erişiminin önünde bir engel haline geliyor.”
TikTok ve YouTube, kuralları ihlal ettiği için bu içeriklerle bağlantılı bir dizi video ve hesabı kaldırdıklarını söyledi.
Bir TikTok sözcüsü “TikTok’ta kadın düşmanlığı yasaktır. Bu kuralları ihlal ettiği tespit edilen tüm içerikler kaldırılacaktır” dedi.
Meg’e göre bu hesaplar bir an önce kapatılmalı.
“İzin alınmadan internette yayınlanmalarına izin verilmemeli. Bu videolar neredeyse kadınlara yönelik bir şiddet tehlikesi yaratıyor.
“Benimle ilgili çekilen video aynı gece yayınlandı. Yani o gece hala dışarıdaysam ve bu video yayınlandıysa, bunun bir tür şiddet tehlikesi yarattığına inanıyorum.”
]]>KÜFLÜ ÇİKOLATALARIN FOTOĞRAFINI PAYLAŞTI
İş dünyasını bir araya getiren sosyal medya platformunda da benzer bir olay yaşandı. Marketten aldığı çikolatanın beyazlaştığını ve küflendiğini fark eden bir kullanıcı söz konusu ürünün fotoğraflarını da hesabından paylaştı.
“TEDARİK ZİNCİRİ SÜRECİNDE PROBLEM VAR”
“Kahve eşlikçilerime bakın, küflenmiş çikolataya ilk defa şahit oluyorum. Üstelik son tüketim tarihine daha var” ifadelerini kullanan kullanıcı paylaşımına “Muhtemelen tedarik zinciri sürecinde muhafaza koşullarında bir problem var” diye devam etti.

ŞİRKET CEO’SUNDAN SKANDAL YANIT
Satın aldığı çikolata markası Patiswiss’in CEO’su Elif Aslı Yıldız Tunaoğlu nu etiketleyen kullanıcı hiç beklemediği bir yanıtla karşılaştı.
“PRİM YAPMAK İÇİN BİZE BAYA İHTİYACI VAR HERKESİN”
Tunaoğlu, “Bu ürünler hayatta küflenmez biliyor musun? Hadi doğru diyelim. Sen bence acil şekilde evindeki nem oranına falan baya bir bakmalısın. Bir de linkedinde paylaşacak hiç başka içeriğinin olmaması ne acı. Haklısın prim yapmak için bize baya ihtiyacı var herkesin.
“BÖYLE BİR DURUM OLSA SÖYLER TELAFİSİNİ İSTERSİN”
Baksana aşağıya “çöp” falan yazanlara. Bizim avukatların marka Karalama, Marka değeri düşürme vs’den isteyeceğinden herkes habersiz. Ayrıca! Bize böyle bir durum olsa söyler telafisini istersin. Karşında senin dev Migros ve biz varız. Herkes ürünün öyle arkasındaki. Haydi size kolay gelsin. Avukatlarımız iletişime geçecektir sizinle ama ben kendi işimi kendim çözmeyi severim”

TEPKİLER SONRASI PAYLAŞIMINI SİLDİ
Bu mesaja sosyal medyadan art arda tepkiler gelince Tunaoğlu, bu mesajı sildi. Instagram hesabından yeni paylaşımlar yapan Tunaoğlu şu ifadeleri kullandı; “Ah ülkemin güzel insanları… Ah güzel rakiplerim ki bizi rakip görenlere göre baya küçüğüz. Neyse. Sadece imla kurallarıma takıldınız. Özür dilerim herkesten imla kurallara uyumun yazılarımda hız kaynaklı eksik kalmış. Sosyal medya uzmanlarıma bırakmayacak kadar tez canlılığımın da etkisi var tabii. Kabul edelim şimdi işi bilene bırakmak lazım. Ben bu kadar önemli değilim ya da güzel dilimizi sosyal medya içinde kullanım notum hiç bir şeye referans değil. Tıpkı İngilizce yazma ve konuşma arasındaki farklılıklar gibi. Bu arada telefonum ing. klavye ve gözlerimde çok ciddi bir kuruluk var göremiyorum. Size zahmet benim hatalarımı yazım ve imla denetimini yapıp/düzeltir misiniz. Bu cümledeki yanlışları bulacak ve düzeltecek insanlara şimdiden teşekkür ederim.”

“‘ÇÖP ÜRETİYORSUNUZ’ DEYİNCE SAKİN KALMAK ÇOK ZORDU”
Tunaoğlu Instagram hesabından paylaştığı bir diğer açıklamada ise “Sormuşsunuz bana şunu söylemek çok mu zor diye! Onca insanın ekmek yediği emek verdiği bir üretici için bu postun altına yapılan yorumlarda, “çöp üretiyorsunuz” deyince sakin kalmak çok zordu. Sahiplenmek ve korumak, haksızlığa karşı gelmek yaradılışım da var. Hayatımın sonuna kadar da vazgeçmeyeceğim sanırım. Ancak yazım dili vs. derken kime yazdığım ciddi seviyede yanlış anlaşılmış ve karışmış durumda haklısınız. ‘Çöp satıyorsunuz’ diyenlerdir avukatlarımızın görüşmesi gereken. Yanlış anlaşıldığı, yeterince özne yüklem yerine oturmadığı ve tüm yazım/imla hataları için özür dilerim. Yine eklemek isterim ki satan da üreten de ürünün arkasındadır. Bizimle direk olarak iletişime geçme yönetimi, durumun sebebi/kaynağı belli olmadan kamuoyunu yanıltma olmamasını tercih ederdim. Ama bu da kabul. Türkçe lastik değildir, çekiştirmeyelim lütfen bir diğer ricam. Bu yazıdaki imla ve yazım hataları için özür diler, düzeltmeler için şimdiden teşekkür ederim”

Sinema Türk Film Merkezi Derneği’nin bünyesindeki Münih Türk Film Günleri başladı. Festivaldeki film yolculuğu İstanbul’dan başlayarak Ege’ye uzandı, İç Anadolu’dan geçerek ülkenin doğusuna doğru devam ediyor. Gösterimler Goetheplatz Royal Filmplatz ile Sendlig Gasteig HP8’de yapılıyor. 35 yıldır tamamen gönüllülerden oluşan bir ekip tarafından hazırlanan festivalde 450 eser arasından seçilen 27 film yer aldı. Türkiye’den deneyimli yapımcı ve yönetmenlerin hazırladığı bağımsız sanat filmleri seçkisi dokuz uzun metraj, sekiz belgesel ve on kısa filmden oluştu.
Bu yıl odak noktasına tüm engelleri aşan güçlü kadınları koyan festival, 50. yılını kutlayan Türk sinemasının yıldızlarından Müjde Ar’ı “Yaşam Boyu Başarı ve Onur Ödülü”ne değer gördü. München Royal Film Palast’ta gerçekleştirilen galaya Müjde Ar ile eşi Ercan Karakaş, Münih Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Verena Dietl, Avrupa Sosyal Demokrat Halk Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Necip Şahin de katıldı.
DİETL: MÜJDE AR BÜYÜK BİR İDOL
Sunuculuğu Esra Şahin ile Erkan Taşkıran’ın, çevirileri Şükran Atay ile Aylin Romey’in yaptığı galada sahneye davet edilen Belediye Başkanı Verena Dietl, “Münih Türk Film Günleri bugüne kadar pek çok tanınmış başarılı sanatçıyı ağırladı fakat Müjde Ar gibi bir şöhret sanırım ilk kez burada. O Türkiye’de büyük bir film idolü ve Türkiye’de yaşamış ya da orada kökleri olan herkes ona saygı duyuyor. Kariyeri 1974 yılında başlamıştı. Bugün sadece Münih Türk Film Günleri’nin 35’inci yılını değil, Müjde Ar’ın da sahnelerdeki 50’nci yılını kutluyoruz. Çok saygıdeğer Müjde Ar, yıl dönümünüzü Münih kentiyle ve şehrin bu festivaliyle paylaştığınız için mutluyum” dedi.
LİNDNER: PEK ÇOK KADINA ROL MODEL OLDU
Sinema Türk’ün ve festivalin kurucularından Margit Lindner, “Müjde Ar konformist olmayan, asi, aynı zamanda şehvetli kadınları canlandırarak Türk sinemasında yeni bir kadın tipi yarattı. Bunu yaparken sinemaseverlerin kalbini kazandı ve Türk sinemasının ikonu haline geldi. 85 fazla filmde önemli karakterlere can veren Müjde Ar, kadının toplumdaki konumunu, cinsiyet eşitsizliğini ve erkek egemen bakış açısını benzersiz bir şekilde sorgulama ve hicvetme cesaretine sahipti. Pek çok kadın için rol model oldu ve kendisinden sonra gelen pek çok oyuncuyu etkiledi. Sadece rolleri ile Türk Sinema tarihinin yarım yüzyılını şekillendirmekle kalmadı, kişiliği ve karakteriyle Türkiye’de kadınların bağımsızlığı ve eşitliği için de bir öncü oldu” diye konuştu.
MÜJDE AR: BEN SIKI BİR FEMİNİSTİM
Daha sonra gecenin yıldızı Müjde Ar, alkışlar eşliğinde sahneye çıktı. “Şunu anladım ki, başka hayatlarda var olmak inanılmaz bir zenginlik. 50 yıl boyunca, boynunu eğmeden dimdik ayakta durabilmek çok da kolay değil” diyen Ar, “Ben yorulmaz ve yılmaz bir insan hakları savunucusu ve kadın hakları savunucusuyum. Sıkı bir feministim. Onun için bu ödülü annem Deli Aysel (Gürel) ve ablam Mehtap Ar dahil bütün kadınlara adıyorum. Acı çeken, şiddet gören, haklarını alamayan bütün güzel kadınlara” ifadelerini kullandı. Konuşmanın ardından yönetmenliğini Kartal Tibet’in yaptığı, Müjde Ar’ın Şener Şen’le başrolü paylaştığı “Şalvar Davası” filminin gösterimi yapıldı.
]]>ÇEKİM TARİHİ: 19 Nisan 2024
1. İstanbul’dan çeşitli görüntüler
2. Sınıfta Çince öğreten Çinli öğretmenin arşiv görüntüleri (2023)
5. Sınıfta Çince öğreten Çinli öğretmenin arşiv görüntüleri (2023)
7. SES 4 (Türkçe): ÇİLE MADEN KALKAN, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi
8. SES 5 (Türkçe): ÇİLE MADEN KALKAN, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi
9. Sınıfta Çince öğreten Çinli öğretmenin arşiv görüntüleri (2023)
10. SES 6 (Türkçe): MUSTAFA KARSLI, Türk-Çin Kültür Derneği Başkan Yardımcısı
11. SES 7 (Türkçe): MUSTAFA KARSLI, Türk-Çin Kültür Derneği Başkan Yardımcısı
Üniversite öğrencisi Meryem Nur Taşçıova’nın lise yıllarından bu yana bir hayali vardı: Çince öğrenmek. Taşçıova artık Çin dili ve edebiyatı alanında uzmanlaşan bir üniversite öğrencisi olarak nihayet hayalini gerçekleştirmiş durumda.
“Benim aklımda genel olarak çevirmenlik var. Tabii ki de öğretmek de istiyorum. İnsanlarla konuşmayı istiyorum.”
Çince öğrenme merakı tüm dünyada yayılmaya devam ederken Türkiye’de de bu konudaki talep dikkat çekiyor. Türkiye’de son yıllarda Çince öğrenenlerin sayısında hızlı bir artış yaşandı.
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Çin Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde akademisyen olan Çile Maden Kalkan, ülke genelindeki üniversitelerin artan ilgiyi karşılamak için daha fazla öğrenci ve öğretmen kontenjanı açtığını söyledi.
“Özellikle ekonomik anlamda, akademiye diyemem ama, özel sektör alanında çalışmak, ticarete dayalı işler yapmak için öğrencilerden büyük talep var.”
Kalkan’a göre, Çin’in gelecek vaat eden ekonomik beklentileri, hızla ilerleyen teknolojik kabiliyetleri ve modernleşme alanındaki başarıları, dünya genelinde Çinceye duyulan ilginin başlıca nedenleri arasında yer alıyor.
SES 4 (Türkçe): ÇİLE MADEN KALKAN, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi:
“Çin bugün dünyanın tüm ülkelerinden yatırımları bildiğiniz gibi mıknatıs gibi çeken bir ülke. Bu durumu ekonomik bir güç ve istihdam olarak kullanıyor ülke.”
SES 5 (Türkçe): ÇİLE MADEN KALKAN, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi:
“Dünyanın ekonomisini neredeyse yönlendiren bir ülkenin dilini bilmek de büyük bir avantaj sağlıyor öğrencilerimize.”
1999 yılında kurulan Türk-Çin Kültür Derneği de son yıllarda Çince dil kurslarına yönelik talepte kayda değer artışa tanık oldu.
2023 yılında İstanbul ve Ankara’daki öğrenci sayısı 300 iken, bu sayı 2024’te önemli derecede artarak 720’ye ulaştı. Dernek, yüz yüze dersler sunmanın yanı sıra okul, üniversite ve kurumlara da Çince dil dersi hizmeti veriyor.
SES 6 (Türkçe): MUSTAFA KARSLI, Türk-Çin Kültür Derneği Başkan Yardımcısı:
“Özellikle Kuşak ve Yol’un tanınmaya devam etmesi, hızlanması ve Çinli şirketlerin Türkiye’deki yatırımlarının artması, doğal olarak Çinceye olan ilgiyi de artıyor.”
Dernek son yıllarda öğretmen sayısını iki kat artırarak 12’den 24’e çıkardı.
SES 7 (Türkçe): MUSTAFA KARSLI, Türk-Çin Kültür Derneği Başkan Yardımcısı:
“Çincenin yapısı itibarıyla doğru telaffuz gerektiren tonlamalı bir dil olması dolayısıyla, doğru öğretebilecek kaliteli, diksiyonu ve aksanı temiz öğretmenler gerekiyor.”
Xinhua Haber Ajansı muhabirleri İstanbul’dan bildiriyor. (XHTV)
]]>Van Valiliği ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) işbirliğiyle, gençlerin teknolojiye uyum sağlamaları ve yazılım konusunda kendilerini geliştirmeleri amacıyla başlatılan “Yazılım Van Projesi” devam ediyor.
Projeden yararlanmak için başvuruda bulunan gençler arasında yapılan sınavda başarılı olan 40 öğrenciye, YYÜ’deki akademisyenler ve alanında uzman öğretmenler tarafından eğitimler düzenleniyor.
YYÜ İnnovan Girişimcilik Merkezinde yazılım geliştirme, kodlama, veri analizi, yapay zeka, mobil yazılımı, web yazılım, siber güvenlik, ağ ve sistem yönetimi konularında 8 aylık kursa tabi tutulan öğrencilerden başarılı olanlara sertifika veriliyor.
Bu sayede iş bulma imkanı kazanan öğrenciler, yazılım alanında önemli projeler geliştirmek istiyor.
“Öğrencilerimizi uzman statüsüne getirmeyi hedefliyoruz”
YYÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Şevli, AA muhabirine, gençlere ve öğrencilere hem girişimcilik konusunda hem de kariyerlerinde daha iyi noktalara gelmeleri için fırsat sunduklarını söyledi.
Kentin genç bir nüfusa sahip olduğunu ve bunu değerlendirmek istediklerini belirten Şevli, “Yapay zekanın hayatımıza bu kadar dahil olduğu bir süreçte Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı kapsamında İnnovan Girişimcilik Merkezini hayata geçirdik. 8 aylık eğitim sonucunda 40 öğrencimizi mezun ettik ve ikinci dönem için 40 öğrencimizin daha eğitimlerine başladık. Öğrencilere, mobil yazılım, web yazılım, siber güvenlik, ağ ve sistem yönetimi konularında dört sınıfta ders veriyoruz.” diye konuştu.
Öğrencilerin ilgi alanlarına göre 10 kişilik sınıflarda eğitim gördüğünü vurgulayan Şevli, şunları kaydetti:
“Proje kapsamında haftada 16 saat eğitim alan öğrencilerimizi, mezun olduktan sonra alanlarına göre uzman statüsüne getirmeyi hedefliyoruz. Bu eğitimlere her bölümden öğrencilerin yanı sıra lise mezunu ya da farklı üniversite öğrencileri de başvuru yapabiliyor. Projeye yoğun ilgi var. Öğrencilerin hayal güçlerini geliştirerek, fikirlerini daha iyi noktaya taşımaları konusunda ulusal ve uluslararası fonlarla proje yazma eğitimleri veriyoruz. İlerleyen süreçlerde fikirlerini projeye dönüştürmeleri ve yatırımcı bulmaları konusunda bir zemin oluşturuyoruz. Kentte ve çevre illerdeki girişimcileri de merkezimize bekliyoruz. Girişimcilik merkezimizi 24 saat eğitim görebilecekleri hale getirmeyi planlıyoruz.”
“Yerli ve milli teknoloji hamlesine katkı sunmak amacıyla projeye başladık”
İnnovan Girişimcilik Merkez Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Erol Kına da proje ile istihdama da katkı sağlamak istediklerini dile getirdi.
İlk grupta mezun olan 40 öğrenciyi işverenlerle buluşturduklarını anlatan Kına, bu öğrencileri ilerleyen zamanlarda çok iyi yerlerde göreceklerine inandıklarını vurguladı.
Bilgisayar Bilimleri Araştırma Uygulama Merkez Müdürü Emre Biçek ise “Geleceğin yazılımcılarını yetiştirmek ve teknolojiye ayak uydurmak için bu eğitimleri uygun gördük. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın istihdam seferberliğine, yerli ve milli teknoloji hamlesine katkı sunmak adına kamu kurumlarını bir araya getirerek projeye başladık. Gençler yoğun ilgi gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
Merkezdeki eğitime katılan Sena Polater, “Yazılım projesinin ilk mezunlarından biriyim. Veri tabanı uzmanlık eğitimi aldım. Şu an hem çalışıyor hem de üniversite okuyorum. DATA QR projemizi daha da geliştirerek, girişimcilik ekositemine dahil olmaya çalıştık. Turizm sektöründe de QR kod ile herkes istediği veriye ulaşabiliyor. Amacımız bölgede dijital okuryazarlığı artırmak. Daha sonra mobil uygulamaya dönüştürerek, şirketleşme yolunda ilerlemeyi hedefliyoruz.” diye konuştu.
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
(YOZGAT)– Yozgat’ta 2014 yılında kurulan Sorgun Gençlik Derneği (SORGED) tarafından hazırlanan proje kapsamında Ürdün ve İtalya’dan 12 genç kente geldi. Gençler, Yozgatlı gençlerle birlikte ilin sosyal ve kültürel yapısı hakkında bilgi edinirken, düzenledikleri etkinliklerle farklı konularda farkındalık çalışması yapıyor.
Yozgat’ın Sorgun ilçesinde 2014 yılında kurulan SORGED, yurt içerisinde eğitim faaliyetleriyle her yıl yaklaşık 2 bin gence ulaşıyor. SORGED tarafından koordine edilen ve Avrupa Komisyonu Eğitim, Görsel-İşitsel ve Kültür Yürütme Ajansı (EACEA) tarafından desteklenen Avrupa Dayanışma Programı (ESC) Yüksek Öncelikli Alanlarda Gönüllü Ekipler Programı çerçevesinde yürütülen ‘Spor ve Sağlıklı Yaşam’ başlıklı proje kapsamında Ürdün ve İtalya’dan 12 gönüllü genç Yozgat’ın Sorgun ilçesine geldi. 40 gün Sorgun’da kalacak olan Ürdün ve İtalyalı gençler, Yozgatlı gençlerle birlikte spor, sağlıklı beslenme, çevre ve kanser üzerine çeşitli faaliyetler organize ederek, farkındalık çalışması yapıyor. Yozgat’ı tanımaya ve tanıtmaya yönelik düzenlenen kültür gezisi etkinliği için Yozgat’a gelen gençler, tarihi ve turistik alanları gezip, bilgi edindi; Hayri İnal Konağı’nda yöresel oyunlar oynayıp, türküler söyledi.
Ürdün’den gelen Mohammed Alzawahreh, “Ürdün’den geldim ve burada farklı deneyimler yaşamak için buradayım” diye konuşurken; İtalya’dan gelen Marta Scavuzzo da “İtalya’dan geliyorum. Burada SORGED’te gönüllülük yapmak için bulunuyorum. Çevre hakkında, çevre ve spor hakkında insanları bilgilendirmek için buradayım” dedi.
“AVRUPA’YA 500’DEN FAZLA GENCİMİZİ GÖNDERDİK”
Yozgat’ın alternatif bir turizm merkezi olduğunu vurgulayan SORGED Yönetim Kurulu Başkanı Halil Uğuz, Yozgat ve ilçelerinin kendisine özgün güzellikleri bulunduğunu, bu güzellikleri gençlere tanıtmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlediklerini söyledi. Uğuz, yaptıkları etkinlikler ve dernek hakkında şu bilgileri verdi:
“Sorgun Gençlik Derneği 2014 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesinde kurulmuş bir sivil toplum kuruluşu. Kuruluş amacımız gençlik çalışmaları ve gençlik bilgilendirmesi yapmak, yereldeki ve bölgemizdeki gençlerin sanat, kültür, eğitim gibi birçok gönüllülük, spor, sağlık gibi birçok faaliyette çalışmalar yürütmek, projeler hazırlamak. 2014 yılından bu yana birçok projeye imza attık. O projenin bir tanesi de şu andaki uyguladığımız, yürüttüğümüz bir proje. Erasmus Plus ve ESC projelerinde aktif aktif olarak projeler hazırlıyoruz. Türkiye Uluslar Ajansı’na, Gençlik Spor Bakanlığına, İçişleri Bakanlığı’na, Avrupa Komisyonu’na, kalkınma ajanslarına farklı konularda gençlerin sorunlarıyla ilgili projeler hazırlıyoruz ve aldığımız fonlarla da projelerimizi yürütüyoruz. Avrupa Komisyonu’ndan almış olduğumuz bu proje sayesinde şu an ikinci takım gönüllülüğü burada. Daha önce bir takım gönüllülüğümüz 40 gün Sorgun’a geldi, Yozgat’ta gönüllülük çalışmalarında bulundu ve döndü. Şu anda ikinci takım geldi. Ürdün’den ve İtalya’dan ve Türkiye’den olmak üzere üç ülkeden, şu anda 12 gencimiz gönüllü faaliyetlerine katılıyor. Yereldeki gençlerle, çocuklarla ve halkla birlikte yereldeki vatandaşlarımızla birlikte çeşitli spor, sanat, kültür, çevre üzerine, kanser üzerine farkındalık etkinlikleri düzenliyorlar. Erasmus Plus programı kapsamında akreditasyonumuz bulunmakta. Bu kapsamda yine kısa dönemli, uzun dönem gençlerimizi Sorgun’dan Avrupa’ya 500’den fazla gencimizi gönderdik. Aynı şekilde Avrupa’dan da Sorgun’a 400’den fazla gencimizi getirdik, getirmeye devam ediyoruz.”
]]>Önce arkadaşlarından sipariş alarak yemek yapan, sonra belediyenin hanımeli pazarında yemek yapıp satan, ardından küçük bir dükkanda çeyizinden kalan küçük tencere ve küçük tüp ile yemek üretimini devam ettiren kadın şimdi açtığı yemek fabrikasında 25 kişilik istihdamı ile günlük 2 bin kişiye yemek yapıyor.
Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesinde radyoloji memuru olarak çalışırken memleketi Hatay’ın yemeklerini iş arkadaşlarına ikram ederek tattıran Nuriye Akar, bir süre sonra arkadaşlarının ısrarı üzerine ücret karşılığında sipariş almaya başladı. Arkadaşlarından aldığı siparişlerini evde hazırlayarak satan Nuriye Akar (54), memuriyetten emekli olduktan sonra Aksaray Belediyesi tarafından açılan Hanımeli Pazarı ile tanıştı. Yine belediye tarafından verilen yemek kurslarına katılarak başarıyla tamamladıktan sonra haftada 1 gün semt pazarında tezgah açan Nuriye Akar, Hatay mutfağına ait yemekleri satmaya başladı. 2018 yılından 2022 yılının sonuna kadar Hanımeli Pazarında ürün satan Nuriye Akar, orada edindiği tavsiyeler üzerine küçük bir dükkan tutarak piknik tüpü ve çeyizinde sakladığı tencere ile öğrencilere yemek yapıp satmaya başladı. Bir süre sonra dükkanını büyüten Akar, işini de büyütme kararı aldı. Organize Sanayi Bölgesinde açtığı yemek fabrikası ile endüstriyel yemek ve tabildot yemek satışına başlayan Nuriye Akar, fabrika bünyesinde 25 kişiyi istihdam ederek günlük 2 bin kişiye yemek yapıyor. Alışılagelmiş menülerle yapılan endüstriyel yemek servisinden ayrı hizmet veren Akar, tamamen doğal ürünlerle ev yemekleri yaparak bu servis anlayışını da değiştirdi. Şimdi ise okullar, fabrikalar ve kamu kurumlarına yemek üreten Nuriye Akar, Hanımeli Pazarında emek veren kadınlara da örnek oluyor.
25 çalışanıyla günlük 2 bin kişiye yemek pişiriyor
Memurluktan yemek fabrikası serüvenine geçiş sürecini anlatan Nuriye Akar, her şeyin arkadaşlarına olan ikramıyla başladığını söyledi. İkramın ardından iş arkadaşlarından yoğun bir talep aldığını diye getiren Akar, “Devlet memurluğundan emekli oldum. Çalıştığım dönemlerde de sürekli bir şeyler üretiyordum. Memleketim Hatay olduğu için biberli ekmek, içli köfte, humus yapıyordum. Bunları iş yerindeki arkadaşlarıma ikram ederken baktım ki maliyeti çok yüksek olacak. Sonrasında arkadaşlarım da üzüldü ve biz satın alalım dediler. Böyle başladı ufak ufak. Hiç ticareti bilmezken, yani memur zihniyeti ile baktığımız için sonrasında emekliliğim yakındı ve emekli oldum. Sonra Aksaray Belediyesinin Hanımeli Pazarı açtığını duydum. Oraya müracaat ettim ve 3 aylık kursuna katıldım. Sonra da bana yer verdiler. Orada tezgah açtım ve kendi ürettiğim salça, baharatlar, yöresel ürünlerimi sergiledim. Çok da güzel bir tanıtım oldu ve oranın bana müşteri olarak çok faydası oldu. Sonrasında hanımeli bana yetmez olunca ticareti bilmediğim için önce cesaret edemedim ama küçük bir dükkan kiraladım. Burada çeyizimden kalmış küçük bir tencere, elimdeki tüm paramı da dükkan kirasına verdiğim için tencerem ve küçük tüpüm ile başladım. Küçük tencerem ve küçük tüpüm hala durur, onlar benim uğurum. Okul öğrencilerine yemek yaptım, yiyenler memnun kaldığı için onlar etrafa söylediler. Sonra ilk olarak kuruma 9 kişilik yemek siparişi aldım. Elim ayağıma dolaştı nasıl yapacağım diye. Lezzetimden hiçbir korkum yoktu ama sistemi bilmediğim için endişe duydum. Sistemi kısa sürede öğrendim. Yemekleri tamamen el emeği, mutfak lezzeti tadında ürettim. Hanımeli pazarı ve ardından dükkan ve 1,5 yıl dükkan işletmeciliğinden sonra bu fabrikaya yolcuğum böyle başladı. Şu anda fabrikada 25 kişi istihdam ediyorum. Şu anda geldiğim konum bin 800 – 2 bine yakın müşteriye yemek veriyorum. İlk işçi aldığımda maaşları nasıl öderim diye tedirgin oldum ama lezzetime güvendiğim için kısa sürede iyi bir yere geldim. Fabrika yemeği çıkarıyorum ama yemeğin içine işçilik katarak ev yemeği lezzetinde yapıyorum. Dışarıdan hazır ürün almadan tamamen kendimiz burada üretiyoruz. Salçasından baharatına kadar, pastamız ve tatlılarımız tamamen kendi doğal üretimimiz” dedi. – AKSARAY
]]>2011 yılında Serdivan Belediyesi tarafından hayata geçirilen ve ülkede ilk kurulan gezegen evleri arasında olan Planetaryum ücretsiz olarak vatandaşa hizmet veriyor. Yapı içerisinde ise güneşin, yıldızların, gezegenlerin ve diğer tüm gök cisimlerinin yapay görüntüsü Dome adı verilen özel bir sistemle kubbe şeklindeki tavana yansıtılıyor. Gezegen evinde uzayın derinlikleri birebir izlenirken, ziyaretçilere gök cisimleri hakkında temel bilgiler de anlatılıyor. 7’de 70’e herkesin ilgisini gören tesis özellikle öğrencilerin dikkatini çekiyor.
Astronotluk çocuklar için artık hayal değil
İlk Türk astronot Alper Gezeravcı’nın uzaya gitmesinin ardından astronotluk çocuklarda hayal olmaktan çıkarken gezegen evini ziyaret eden birçok çocuk, uzaya ayak basan Türklerden biri olmak istiyor. Gezegen evinde uzay gösterimini izleyen 5 yaşındaki Öykü Yılmaz, astronot olmak istediğini belirterek, “Buraya uzayı öğrenmek için geldik. Uzayda gezegen, yıldız ve güneş var. Ben büyünce astronot olmak istiyorum” derken Yağız Alp Demirbilek ise, “Uzaydaki gezegenleri görmek için buraya geldik” dedi.
“Türk astronotun uzaya çıkmasıyla birlikte yoğunluğumuz arttı”
Serdivan Belediyesi Bilgi İşlem Şefi Basri Kovaç, “7’den 70’e gösterimlerimiz oluyor ve uzayın derinliklerinde neler olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Dome teknolojisiyle filmlerimizi çocuklarımıza, gençlerimize, herkese gösteriyoruz. Uzay tüm insanlar için bilinmezlerden oluşan bir durum ve herkesin bir merakı oluyor. İlk astronotumuz ile beraber bu merak biraz daha arttı, ilgi giderek çoğaldı ve inanılmaz bir yoğunluğumuz var. Biz elimizden geldiği kadar ve sahip olduğumuz filmlerle bunu tüm insanlara anlatmaya çalışıyoruz. Serdivan Planetaryum, 2011 yılından beri vatandaşlarımıza ücretsiz hizmet veriyor. 2011 yılında aslında bizim hayalimizde uzay yoktu ama ilk astronotumuzla beraber Türk armamızı biz buradaki uzayda sergiliyoruz aslında. Tabi Türk astronotun uzaya çıkmasıyla birlikte yoğunluğumuz arttı. Çocuklarımızın ilgisi de çoğaldı, astronot olmak isteyen çocuklarımızın sayısı da bir hayli arttı” dedi.
” Türkiye’nin ilk ücretsiz planetaryumlarından biri olduğunu biliyoruz”
Ülkede ilk kurulan gezegen evlerinden birinin Serdivan’da açıldığını aktaran Kovaç, “2011 yılında hizmet vermeye başladığımızda buranın, Türkiye’nin ilk ücretsiz planetaryumlarından biri olduğunu biliyoruz. O zamanlar bir yıl içinde yaklaşık 35 bin çocuğumuza, gencimize ve vatandaşımıza hizmet verdik. Pandemi döneminde bir süre kapalı kaldık ve sonrasında tekrar açıldığımızda bir ayda 9 bine yakın arkadaşımızı ağırladık. Çocukların heyecanı gözlerinden okunuyor ve içeride gördükleri, öğrendikleri bizim de çok hoşumuza gidiyor. Belki böylelikle Türkiye’ye bir astronot daha kazandırabiliriz. Buraya gelen misafirlerimiz 360 derecelik bir açıyla uzayı izliyor ve bir tarafa baktığında ayı diğer tarafa baktığında ise yıldızı görebiliyor” diye konuştu.
“10’a yakın vatandaşımız geldiğinde gösterimi açıyoruz”
Gezegen evine olan ziyaretler hakkında konuşan Kovaç, “Hafta içleri okullara destek veriyoruz. Bizim bir programımız var, okul öncesi, ilkokul ve ortaokul çocuklarına hizmet veriyoruz. Hafta sonları halk günümüz 10’a yakın vatandaşımız geldiğinde gösterimi açıyoruz” şeklinde konuştu. – SAKARYA
]]>Yumaklı, Antalya’daki Uluslararası Ormancılık Eğitim Merkezi’nde AA muhabirine yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın destekleriyle 2023’te orman yangınlarıyla mücadelede hem personel hem de makine, ekipman ve müdahale imkanları olarak en üst düzeye çıktıklarını belirtti.
Yangınlara müdahale için 105 helikopter, 26 uçak, 5 bin kara aracı ve 14 insansız hava aracı olduğunu anlatan Yumaklı, “Bunun altını çizmek gerekir, dünyada orman yangınlarında insansız hava aracını kullanan iki ülkeden biriyiz. İnsansız hava araçları bizler için son derece önemli. 25 bin orman kahramanımız var. Onlar gözlerini kırpmadan alevlerin arasına dalarlar. 120 binin üzerinde gönüllümüz var. Her şeyden daha önemlisi bizlere bu mücadelemize destek veren vatandaşlarımız var.” diye konuştu.
Yangınla mücadele konusundaki eğitim, bilinçlendirme ve farkındalığın 12 aya yayıldığını belirten Yumaklı, özellikle Antalya’daki Uluslararası Ormancılık Eğitim Merkezi’nde Türkiye’nin dört bir köşesindeki orman teşkilatından yöneticisinden işçisine kadar herkese eğitim verildiğini ifade etti.
Merkezde her türlü imkanın olduğuna dikkati çeken Yumaklı, “12 aya yayılan yoğun eğitimlerimizle özellikle simülasyon yazılımlarıyla anlık değişebilen, rüzgar, nem oranları ya da yangının seyri yönetilerek, eğitime katılanların reaksiyonlarını, nasıl tepki verdiklerini, nasıl karar verebildiklerini tespit ediyoruz. Onların gerçek yangın esnasında hazır halde olmasını sağlayacak eğitim dizisi devam ediyor.” dedi.
İbrahim Yumaklı, bu eğitimlerin yanı sıra tatbikatlar da gerçekleştirdiklerini dile getirdi.
Orman yangınlarıyla mücadele ileri teknolojiyi kullanılıyor
Tüm kabiliyeti, kapasiteyi kullanarak orman yangınlarının söndürülmesinin önemine işaret eden Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bizce asıl başarı orman yangınının çıkmamasını sağlamak. Dolayısıyla bütün konsantrasyonumuz bu yönde. 26 Nisan’da Ormanım Temiz Kampanyası başlatacağız. Burada özellikle ormanlık alanlara yakın yerleşim birimlerinden başlayarak sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin ve vatandaşlarımızın desteğiyle orman içlerinde çok hızlı şekilde yanmaya dönüşebilecek materyallerin temizlenmesini sağlamak. Tabii ki asıl amaç o bilinçlenmeyi, o farkındalığı oluşturmak.”
Orman yangınlarıyla mücadele her zaman en ileri teknolojiyi kullanmaya çalıştıklarını vurgulayan Yumaklı, orman yangınlarıyla mücadelede yapay zekayı da etkin kullandıklarını bildirdi.
Teknolojiye yapılan yatırımlarının önemine dikkati çeken Yumaklı, şöyle konuştu:
“Yapay zekayla çalışan akıllı kulelerimiz var ve bunu geliştirmeye gayret ediyoruz. Bu akıllı kulelerimiz 7 gün 24 saat bulundukları sahayı tarıyor ve herhangi bir şekilde sensörlerine takılan ısı farklılıklarını hemen merkeze bildirerek, buradaki arkadaşlarımızın aksiyon almasını sağlıyor. Bunun yanı sıra Karar Destek Sistemimiz yapay zekayla yönetiliyor. Elbette bunun sonu yok. Netice itibarıyla siz teknolojinin bütün nimetlerinden faydalanmalısınız. Dolayısıyla hem hava araçlarınız hem kuleleriniz hem vatandaşların sizlere iletmiş oldukları ihbardan sonra hızlıca koordine olarak orman yangınına müdahale çok önemli. Biz de özellikle bu konuda gittikçe gelişen teknolojinin kullanımını sağlıyoruz.”
“Orman yangınlarının yüzde 90’ı insan unsurundan kaynaklanıyor”
Bakan Yumaklı, orman yangınlarının yüzde 90’ının insan unsurundan kaynaklandığını, yangınlarda dikkatsizlik ve ihmalin temel sebepler olduğunu ifade etti.
Bunun acı bir tablo olduğuna değinen Yumaklı, sözlerini, “Vatandaşlarımızın bizlere destek olmalarına her ne kadar müteşekkirsek de dikkatsizlik ve ihmalin oluşturacağı olumsuz sonuçların ülkemizin hem yeşil vatanını hem ciğerlerini tahrip etmesini hem de çok ciddi bir kaynak kaybına sebep olmasını istemeyiz. Dolayısıyla vatandaşlarımızı bu konuda duyarlı olmaya davet ediyorum. Orman yangınına sebep olabilecek tehlikeyi gördükleri anda bize ihbar etsinler.” diye tamamladı.
]]>Bu yılın sonuna kadar yürürlüğe girmesi beklenen yasa, dünyanın herhangi bir yerinde uygulamaya giren en sert sigara yasaklarından biri olacak.
150’den fazla ülkede sigara kullanımını azaltmak için farklı seviyelerde önlemler yürürlükte.
İngiltere’deki yasak neyi kapsıyor?
Salı akşamı onaylanan Tütün ve Elektronik Sigara Yasası ile bu yıl 15 yaşına giren çocuklar, hayatları boyunca sigara alamayacak.
İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın da aynı tedbiri uygulaması bekleniyor.
Mevcut yasalarla İngiltere’de 18 yaşın üzerindeki kişilere tütün ürünleri satılıyor.
Yeni yasa bu sınırı da her yıl bir yıl artıracak, bu da bir gün geldiğinde kimsenin tütün ürünleri satın alamayacağı anlamına geliyor.
İngiltere’deki tasarı 2023’te Yeni Zelanda’da kabul edilen ve benzer şekilde 2009’dan sonra doğanlara tütün satışını yasaklayan yasadan ilham aldı.
Yeni Zelanda’daki yasanın Temmuz 2024’te yürürlüğe girmesi gerekiyordu ancak hükümet değişikliğinin ardından yasa masadan kaldırıldı.
Peki başka hangi ülkeler sigara yasağını uygulamaya koydu?
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şu anda 151 ülkede halka açık kapalı alanlarda sigara içilmesini yasaklayan yasalar olduğunu belirtiyor.
Bu yasaların dünyadaki her 10 kişiden yaklaşık 7’sini (5,6 milyar insanı) pasif içilikten koruduğu düşünülüyor.
2004 yılında İrlanda; ofisler, barlar, restoranlar gibi halka açık yerlerde ve toplu taşıma araçlarında sigara içmeyi yasaklayan dünyadaki ilk ülke oldu.
O tarihten bu yana, Avrupa Birliği’ndeki (AB) 16 ülke daha benzer yasalar çıkardı ancak üye ülkelerin yasaları uygulayış sıkılığında farklılıklar var.
Güney Amerika’daki her ülkede de sigara karşıtı yasalar var.
2006 yılında Uruguay’da tüm kapalı halka açık yerlerde ve ayrıca hastane ve okulların yakınında sigara içmek yasaklandı.
Paraguay, kıtada sigara içmeye karşı ulusal yasalar çıkaran son ülke oldu. 2020’den beri ülkedeki tiryakilere, yalnızca kalabalık olmayan mekanlarda sigara içme hakkı tanınıyor.
2023 yılında Meksika, dünyadaki en katı sigara karşıtı yasalardan birini yürürlüğe koydu. Yasak, parklar, plajlar, oteller, ofisler ve restoranlar dahil tüm halka açık yerleri kapsıyor.
Bu, Meksikalıların kendi evleri dışında hiçbir yerde sigara içemeyeceği anlamına geliyor.
Temmuz 2024’ten itibaren Kanada’daki tütün mamülü üreticilerinin, her bir sigaranın üzerine sağlık uyarıları basması zorunlu olacak.
Pan Amerikan Sağlık Örgütü, Amerika kıtasında sigara kullanımına bağlı veya pasif içicilikten dolayı yılda yaklaşık bir milyon ölümün meydana geldiğini söylüyor.
Sigara yasağı işe yarıyor mu?
İngiltere Ulusal Sağlık ve Bakım Araştırma Kurumu, 21 ülkedeki sigara yasağının etkilerini inceledi.
Kurum, sigara yasağının, kalp krizi ve felç oranlarının yanı sıra bronşit ve astım oranlarının düşüşü ile de ilişkili olduğunu belirtiyor.
İngiltere, 2007 yılında kapalı halka açık yerlerde ve işyerlerinde sigara içme yasağı ile tanıştı.
British Medical Journal’da (BMJ) yer alan bir rapora göre, yasağın yürürlüğe girmesinden sonraki yıl kalp krizi nedeniyle hastaneye kaldırılan kişi sayısı bir önceki yıla göre bin 200 azaldı.
Glasgow Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, İskoçya’da halka açık yerlerde sigara içme yasağı sonrası astım nedeniyle hastaneye giden çocukların sayısı üç yıl boyunca neredeyse beşte bir oranında azaldı.
İskoçya’da yasak uygulanmadan önce astımlı çocukların hastaneye kabul sayısı her yıl yüzde 5 artıyordu.
Sigara yasağı da pek çok kişinin bu alışkanlıktan vazgeçmesine neden oldu.
İngiltere hükümetinin verilerine göre 2006 yılında ülkedeki yetişkinlerin yüzde 22’si sigara içiyordu. 2023 yılına gelindiğinde ise sigara içen yetişkinlerin oranı yüzde 14’e geriledi.
Dünya Sağlık Örgütü’nün hesabına göre, son 15 yılda dünya çapındaki sigara yasaları sayesinde, küresel nüfusta 300 milyon daha az sigara içicisi bulunuyor.
]]>Bu yılın sonuna kadar yürürlüğe girmesi beklenen yasa, dünyanın herhangi bir yerinde uygulamaya giren en sert sigara yasaklarından biri olacak.
150’den fazla ülkede sigara kullanımını azaltmak için farklı seviyelerde önlemler yürürlükte.
İngiltere’deki yasak neyi kapsıyor?
Salı akşamı onaylanan Tütün ve Elektronik Sigara Yasası ile bu yıl 15 yaşına giren çocuklar, hayatları boyunca sigara alamayacak.
İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın da aynı tedbiri uygulaması bekleniyor.
Mevcut yasalarla İngiltere’de 18 yaşın üzerindeki kişilere tütün ürünleri satılıyor.
Yeni yasa bu sınırı da her yıl bir yıl artıracak, bu da bir gün geldiğinde kimsenin tütün ürünleri satın alamayacağı anlamına geliyor.
İngiltere’deki tasarı 2023’te Yeni Zelanda’da kabul edilen ve benzer şekilde 2009’dan sonra doğanlara tütün satışını yasaklayan yasadan ilham aldı.
Yeni Zelanda’daki yasanın Temmuz 2024’te yürürlüğe girmesi gerekiyordu ancak hükümet değişikliğinin ardından yasa masadan kaldırıldı.
Peki başka hangi ülkeler sigara yasağını uygulamaya koydu?
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şu anda 151 ülkede halka açık kapalı alanlarda sigara içilmesini yasaklayan yasalar olduğunu belirtiyor.
Bu yasaların dünyadaki her 10 kişiden yaklaşık 7’sini (5,6 milyar insanı) pasif içilikten koruduğu düşünülüyor.
2004 yılında İrlanda; ofisler, barlar, restoranlar gibi halka açık yerlerde ve toplu taşıma araçlarında sigara içmeyi yasaklayan dünyadaki ilk ülke oldu.
O tarihten bu yana, Avrupa Birliği’ndeki (AB) 16 ülke daha benzer yasalar çıkardı ancak üye ülkelerin yasaları uygulayış sıkılığında farklılıklar var.
Güney Amerika’daki her ülkede de sigara karşıtı yasalar var.
2006 yılında Uruguay’da tüm kapalı halka açık yerlerde ve ayrıca hastane ve okulların yakınında sigara içmek yasaklandı.
Paraguay, kıtada sigara içmeye karşı ulusal yasalar çıkaran son ülke oldu. 2020’den beri ülkedeki tiryakilere, yalnızca kalabalık olmayan mekanlarda sigara içme hakkı tanınıyor.
2023 yılında Meksika, dünyadaki en katı sigara karşıtı yasalardan birini yürürlüğe koydu. Yasak, parklar, plajlar, oteller, ofisler ve restoranlar dahil tüm halka açık yerleri kapsıyor.
Bu, Meksikalıların kendi evleri dışında hiçbir yerde sigara içemeyeceği anlamına geliyor.
Temmuz 2024’ten itibaren Kanada’daki tütün mamülü üreticilerinin, her bir sigaranın üzerine sağlık uyarıları basması zorunlu olacak.
Pan Amerikan Sağlık Örgütü, Amerika kıtasında sigara kullanımına bağlı veya pasif içicilikten dolayı yılda yaklaşık bir milyon ölümün meydana geldiğini söylüyor.
Sigara yasağı işe yarıyor mu?
İngiltere Ulusal Sağlık ve Bakım Araştırma Kurumu, 21 ülkedeki sigara yasağının etkilerini inceledi.
Kurum, sigara yasağının, kalp krizi ve felç oranlarının yanı sıra bronşit ve astım oranlarının düşüşü ile de ilişkili olduğunu belirtiyor.
İngiltere, 2007 yılında kapalı halka açık yerlerde ve işyerlerinde sigara içme yasağı ile tanıştı.
British Medical Journal’da (BMJ) yer alan bir rapora göre, yasağın yürürlüğe girmesinden sonraki yıl kalp krizi nedeniyle hastaneye kaldırılan kişi sayısı bir önceki yıla göre bin 200 azaldı.
Glasgow Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, İskoçya’da halka açık yerlerde sigara içme yasağı sonrası astım nedeniyle hastaneye giden çocukların sayısı üç yıl boyunca neredeyse beşte bir oranında azaldı.
İskoçya’da yasak uygulanmadan önce astımlı çocukların hastaneye kabul sayısı her yıl yüzde 5 artıyordu.
Sigara yasağı da pek çok kişinin bu alışkanlıktan vazgeçmesine neden oldu.
İngiltere hükümetinin verilerine göre 2006 yılında ülkedeki yetişkinlerin yüzde 22’si sigara içiyordu. 2023 yılına gelindiğinde ise sigara içen yetişkinlerin oranı yüzde 14’e geriledi.
Dünya Sağlık Örgütü’nün hesabına göre, son 15 yılda dünya çapındaki sigara yasaları sayesinde, küresel nüfusta 300 milyon daha az sigara içicisi bulunuyor.
]]>Göktaş, yaptığı yazılı açıklamada, aile odaklı hizmet modelleri kapsamında uygulanan koruyucu aile sisteminde gelinen son duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Göktaş, koruyucu aile hizmet modelinin çeşitli nedenlerle biyolojik ailesi yanında bakımları sağlanamayan çocukların aile ortamlarında eğitim, bakım ve yetiştirilmesine yönelik aile odaklı bir hizmet modeli olduğunu belirtti. Göktaş, koruyucu aile hizmet modeli ile Bakanlık tarafından belirlenen güvenli ve destekleyici bir aile ortamında çocukların gelişimine katkı sağlandığını ifade etti.
8 BİN 140 KORUYUCU AİLE BULUNUYOR
Göktaş, koruyucu aile hizmet modelinin, biyolojik ailelerinin yanında bakımı sağlanamayan çocuklar için bir umut kaynağı olduğunu ifade ederek, “Koruyucu ailelerimiz çocuklarımıza sadece bir yuva sunmakla kalmıyor, aynı zamanda onların hayallerini ve umutlarını yeşertiyor. Koruyucu aile hizmet modelimiz kapsamında 2002 yılında 500 ailemizin yanında 515 çocuğumuzun bakımı sağlanırken, bugün 8 bin 140 koruyucu ailemizin yanında bakımı sağlanan çocuk sayımız 10 bin 84’e ulaştı” dedi.
“Sosyal hizmet anlayışımız gereği bütün çocuklarımız için aynı şartları oluşturmaya çalışıyoruz” diyen Göktaş, “Koruyucu aile yanına yerleştirildikten sonra çocuklarımızı ilk bir yılda her ay, ikinci yıldan itibaren de 3 ayda bir yerinde ziyaretler yaparak izliyoruz. İzlemelerde çocuklarımızın psikososyal gelişimlerini ve eğitime devam durumlarını değerlendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUKLARI YETİŞTİRME SORUMLULUĞU, DEVLET İLE KORUYUCU AİLE ARASINDA PAYLAŞILIYOR”
Göktaş aileleri, üstlendikleri bu özel sorumluluktan ötürü maddi olarak da yalnız bırakmadıklarını ve çocukların ihtiyaçlarını karşılamaları amacıyla ekonomik olarak desteklediklerini belirtti.
Göktaş, “Koruyucu ailelere sigorta ödemeleriyle birlikte aylık ortalama 8 bin 895 lirayı bulan miktarda destek sağlıyoruz. Engel durumu olan çocuğa bakan koruyucu ailelere de engel durumundan dolayı bakım desteği sağlıyoruz. Böylece çocukları yetiştirme sorumluluğu, devlet ile koruyucu aileler arasında paylaşılıyor” dedi.
Koruyucu ailelerin ve hizmetten yararlandırılan çocukların karşılaştıkları sorunları gidermek için çeşitli çalıştaylar ve toplantılar gerçekleştirdiklerini ifade eden Göktaş, “Koruyucu aile hizmet modelimizin kalitesini artırmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu kapsamda Ocak ayında ‘Çocuk Koruma Temelli Koruyucu Aile Çalıştayı’mızın ikincisini gerçekleştirdik. Bu çalıştaydan elde ettiğimiz çıktıları hayata geçirmeye başladık. Birçok ilimizde tematik toplantılar ile koruyucu aile hizmetinden yararlanan ergenlik dönemindeki ve yabancı uyruklu çocuklarımız başta olmak üzere tüm çocuklarımız için hizmetimizi güçlendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
AZERBAYCAN’DA ÖRNEK UYGULAMA OLARAK GÖRÜLÜYOR
Göktaş, “Geçici Koruyucu Aile Çalıştayı” düzenlediklerini belirterek, “Geçici koruyucu aile modelinin faaliyete geçmesi ile ülkemizde koruyucu aile hizmetinin kapsamını daha da genişleterek bakım ve korunma altındaki çocuklarımıza sıcak bir yuva sunmaya devam edeceğiz.” dedi.
Öte yandan, koruyucu aile hizmet modelinin Azerbaycan’da da örnek alındığını ve ülkeye adapte edilmek üzere çalışmalar yürütüldüğünü ifade eden Göktaş, alanda görev yapan uzmanların Azerbaycan’da koruyucu aile hizmetinin oluşturulmasında yardımcı olduklarının bilgisini verdi.
]]>Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği ’23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ coşkusunu tüm kente yayacak Uluslararası Çocuk Festivali başladı. Kent merkezinde Özgecan Aslan Barış Meydanı’nın yanı sıra Silifke, Anamur gibi ilçelerde de kutlanacak ve 4 gün sürecek festivalin ilk günü, Tarsus Kültür Park’ta kutlandı.
İTFAİYECİ EĞİTİMİ VERİLDİ
Kültür Park’ta Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı tarafından kurulan çocuk oyun parkurunda çocuklar eğlenceli anlar yaşarken, boyama etkinliğinde de hayal dünyalarını kağıda döktü. Etkinliklerin en ilgi gören stantlarından biri de İtfaiye Dairesi Başkanlığı standı oldu. Özellikle çocuklar için hazırlanan itfaiyeci eğitim çocuk parkuru miniklerin ilgi odağı olurken, köpekli arama-kurtarma ekibinin gösterileri izleyenlerin beğenisi topladı. Mersin İtfaiyesi’nin maskotu Ateş ve Su ise yoğun ilgi çekti.
KİTAP HEDİYE EDİLDİ
Etkinlikte, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı bünyesindeki Kitobüs Gezici Kütüphanesi ile ilkokul ve ortaokul yaş grubuna uygun çocuklara kitap hediye edilirken, İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı’nın gözlem teleskobu ile çocuklar, güneş patlamaları ve güneş hareketlerini gözlemledi. Tarımsal Hizmetler Dairesi öncülüğünde gerçekleşen atölye çalışmasında ise çocuklara, çiçek dikimi öğretilirken, toprağın ve doğanın önemi de anlatıldı.
SU DENEYİ YAPILDI
Çocukların su kaynaklarını verimli kullanması ve su tasarrufunu öğrenmesi için MESKİ bünyesinde çocuklar, suyun pH değerini ölçmek için su deneyi yaparken, Ulaşım Dairesi Başkanlığı’nın gezici trafik mobil aracı ile çocuklara trafik kurallarına uymanın önemini anlatmak için animasyon izletildi. Animasyon ekibi ile birlikte dans eden çocuklar, şişme oyun gruplarında eğlenceli anlar yaşarken etkinlik alanı, her yaştan vatandaştan büyük beğeni topladı. Alanda çocuklara patlamış mısır, balon ve pamuklu şeker dağıtılırken Sosyal Hizmetler Dairesi ekipleri tarafından da limonata ikramı yapıldı.
ÜRETİCİ KADIN STANTLARI BU KEZ ÇOCUKLAR İÇİN KURULDU
Kent merkezinde yürütülen etkinliklerin bir diğer adresi de Özgecan Aslan Barış Meydanı oldu. Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’nın uzun süredir yürüttüğü projesi Kadın Üretici Stantları’nda bu kez çocuk ürünleri satışa sunuldu. Stantların ilgi odağında ise Büyükşehir Belediyesi’nin Engelsiz Yaşam Parkı’nda özel gereksinimli çocukların anneleri ile birlikte hazırlamış olduğu ürünler yer aldı.
Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Şerife Hasoğlu Dokucu, 23 Nisan Uluslararası Çocuk Festivali’ni Tarsus’tan başlattıklarını dile getirerek, şunları söyledi:
“350 ÇOCUĞUMUZ GÖSTERİ YAPMAK İÇİN MERSİN’E GELECEK”
“Çocuklarımızın her gününün böyle geçmesi için çalışıyoruz. Mersin’de Özgecan Aslan Barış Meydanı kutlama alanımız. Tarsus’ta da Kültür Park’ta kutlamalarımıza başladık. Cumartesi günü olmasını avantaja çevirdik. Salı gününe kadar 23 Nisan kutlamalarımız devam edecek. Bu yıl hem yurt içinden hem yurtdışından 350 çocuğumuz gösteri yapmak için Mersin’e gelecek. Çocuklarımız çok hareketli. Onları böyle rengarenk ve mutlu gördüğümüzde biz de mutlu oluyoruz. Hepimizin özlediği bir ortam.”
]]>Suriye iç savaşında her şeyini kaybettikten sonda 2015 yılında Halep’ten Türkiye’ye gelerek, Hatay merkez Antakya ilçesinde ikamet eden 52 yaşındaki Yahya Alsuhni, umutlarını canlandırmak için açtığı mobilya dükkanını çocuklarıyla işleterek, hayatını geri kazanmaya başladı.
Dram üstüne dram yaşadı
Asrın felaketi 6 Şubat depreminde kızını, eşini, bacağını ve tüm mal varlıklarını kaybeden Yahya Alsuhni, önce Halep’te daha sonra da Hatay’da dram üstüne dram yaşadı. Yaşadığı felaketlerin ve hastanelerdeki uzun süren tedavilerinin ardından hayatını geri kazanmak, tekrar yürüyebilmek için İstanbul’a gelen Alsuhni, İrade Adımları Derneği’ne başvurarak ücretsiz protez taktırdı.
“Depremde eşimi, kızımı ve bacağımı kaybettim”
Yaşadıklarını anlatan Alsuhni, “Savaştan dolayı Suriye’deki evimi ve iş yerimi kaybettim. 2015 yılında Halep’ten Türkiye’ye gelip Antakya’da ikamet ettim. Antakya’da sıfırdan bir hayata başladım. Kendime mobilya dükkanı açtım. İki çocuğum da benimle çalışmaya başladılar. Deprem olduğunda evde 6 kişiydik, bulunduğumuz bina üzerimize yıkıldı. Deprem felaketinde eşimi ve kızımı kaybettim. Bir oğlumun ellerinde ezilme ve yaralanmalar vardı. Benim ise iki bacağımda yaralanmalar vardı. Yaralarım şiddetli ve ağrılıydı. Ayrıca omzumda çıkık var ve hala iyileşmedi. Adana’ya götürüldüm, ondan sonra Ankara’ya sevk edilip, orada ampute oldum” dedi.
“Tekrar mobilya dükkanı açabilirim”
Ampute edildikten sonra engelli olarak evde oturduğunu hatırlatan Yahya Alsuhni, “Protezi taktıktan sonra yürüyebiliyorum ve çok şükür ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum. Dışarı çıkıp yürüyüş yapabiliyorum. Eskiden engelli olarak evde oturuyordum şimdi ise protezi taktıktan sonra eski hayatıma geri döndüm. Üstelik kendi işimi yapabilirim, tekrardan mobilya dükkanı açabilirim. İrade Adımları Derneği’ne çok teşekkür ediyorum. Merkezde bulunan çalışanlar ilgili, güler yüzlü ve iyi niyetli insanlardı. Zorlu tedavi sürecinde büyük destek oldular. Allah onlardan bin kere razı olsun” ifadelerini kullandı.
“Umudunu hiç kaybetmemesi beni çok etkiledi”
Tedaviyle ilgili bilgi veren Fizik Tedavi Teknikeri Beyza Hummadioğlu, “Merkezimize gelen sol diz altı ampute olan Yahya beye, herkese gösterdiğimiz gibi özel ilgiyle fizik tedavi seansları yaptık. Depremde eşini ve iki çocuğunu kaybetmiş. Diğer çocukları için hayata karşı olan umudunu hiç kaybetmemesi beni gerçekten çok etkiledi. Yahya Bey ile birlikte fizik tedavi seanslarında denge, koordinasyon ve kas kuvveti için egzersiz programları hazırladık. Karşılıklı olarak çok çaba gösterdik ve hasta artık eskisinden daha iyi hayatına devam edebiliyor. Hastanın bu umudu ve çabası beni ve iş arkadaşlarımı gerçekten çok etkiledi” diye konuştu.
Ortez ve Protez Teknikeri Samet Yılmazer ise depremzedenin durumuyla ilgili bilgi vererek, şunları söyledi:
“Yahya’nın depremde sağ bacağın diz altından ampute edilmiş ve sağ omzu kırılmış. Sol ayağında ise düşük ayak sendromu var. Ölçüden başlayıp protezin teslimine kadar olan bu serüvende uzuvlardaki fonksiyon bozuklukları, yaşı ve psikolojik durumu en zorlayıcı faktörler oldu. Kendisi için uygun ve güvenilir olan pin (kilitli) sistem protez uygulaması yapıldı. Sol ayağındaki sendrom için ise düşük ayak ortezi uygulandı. Yapılan bu uygulamalar sonucu hastamız hem desteksiz yürüyebildi hem de fonksiyonel bozukluklar ortez ile stabil hale geldiği için daha dengeli adım atabildi.” – HATAY
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Trabzon Devlet Tiyatrosu sanatçılarından oluşan ekip, Çin’in Pekin ve Guangcou şehirlerinde Karagöz ve Hacivat etkinlikleri gerçekleştirdi.
Pekin’de Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nde 17 Nisan’da düzenlenen etkinlikte, “Sihirli Lamba” adlı, Geleneksel Türk Gölge Tiyatrosu’nun yanı sıra Geleneksel Çin Gölge Tiyatrosu’ndan motif ve figürler içeren gölge oyunu gösterimi yapıldı.
Özellikle Çinli çocuklardan büyük ilgi gören oyun, iki kültür arasında geçmişi yüzyıllar ötesine giden kadim estetik bağları hayal perdesinde yeniden canlandırdı.
Türkiye’nin Pekin Büyükelçiliği Müsteşarı Gözde Öztürk Bican, burada yaptığı konuşmada, hem Karagöz ve Hacivat’ın hem de Geleneksel Çin Gölge Tiyatrosu’nun geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan derin kökleri olduğunu belirterek, “Türk ve Çin gölge oyunlarının ortak misyonu, topluma ilham vermek ve eğitmek, insanlar arasında empatiyi, anlayışı ve saygıyı teşvik etmek olmuştur.” dedi.
Türk ve Çin gölge oyunu gelenekleri
Oyunda gölge karakterleri oynatan ve canlandıran Devlet Tiyatrosu sanatçısı Durulcan Yaman, ülkeye ziyaretlerinde Çinli gölge sanatçılarıyla tanışma fırsatı bulduklarını, çok sayıda ortak noktaya sahip olduklarını ve tekniklerinin çok sayıda benzer unsur taşıdığını fark ettiklerini belirtti.
Çin’de 2 bin yıla yakın ve belki de daha eskiye giden bir gölge oyunu geleneği olduğunu, Türkiye’de ise bugünkü haliyle 15. ve 16. yüzyıllardan beri var olduğuna dikkati çeken Yaman, “Türkler, gölge tiyatrosunda kendi tarzını oluşturmuştur; yani yalnızca esinlenmeye dayalı değil, tamamıyla bize ait bir gölge tiyatrosu anlayışımız var. Çinlilerle etkileşimimizde bunun özellikle merak uyandırdığını gördük.” ifadelerini kullandı.
Oyunun diğer gölge ustası, Devlet Tiyatrosu sanatçısı Gürkan Eraslan da Çin’e gelirken oyunu başka dilde ve kültürde sergilemenin endişesini taşıdıklarını, ancak Karagöz ve Hacivat’ın modern bir yorumu olan oyunun hikayesindeki evrensel meseleler ve diğer tanıdık unsurlar sayesinde iyi anlaşıldıklarını ve güzel tepkiler aldıklarını kaydetti.
Gölge oyununun Uzak Doğu ve Çin’den İpek Yolu aracılığıyla Batı Asya’ya ve Anadolu’ya ulaştığını anlatan Eraslan, “Uzak Doğu gölge oyunu daha çok hayvan figürleri ve doğa güçleri üzerine. Bizde ise karakterlere ve toplumsal tiplere dayalı bir oyun tarzı ve yorumu var. Bunların her ikisi de ayrı ayrı keyifli tarzlar, bir araya gelmeleri ise daha da keyifli oluyor.” diye konuştu.
Figür yapımı atölyesi
Oyunun dekor tasarımcısı, Devlet Tiyatrosu sanatçısı Hakan Dündar, gösterinin ardından Pekin Yunus Emre Kültür Merkezi’nde Çinli çocuklar için Karagöz ve Hacivat figürlerinin yapımını anlatan atölye çalışması gerçekleştirdi.
Atölyede Çinli çocuklar, Karagöz ve Hacivat tasvirlerini hem boyadılar hem de kesip birleştirerek hayal figürlerini kendileri oluşturdu.
Çocuklar, figürleri “Küşteri meydanı” adı verilen hayal perdesinde oynatarak gölge oyununu ilk elden deneyimleme fırsatı buldu.
Karagöz ve Hacivat sergisi
Devlet tiyatrosu sanatçıları Pekin’de etkinliklerin ardından ülkenin güneyindeki Guangdong eyaletinin merkezi Guangcou şehrine hareket etti.
Ekip, Türkiye’nin Guangcou Başkonsolosluğu ile Guangcou Şehir Kütüphanesi işbirliğinde gerçekleştirilen etkinlikler kapsamında bugün “Sihirli Lamba” oyununu sergiledi ve figür yapımı atölyesi düzenledi.
Etkinliğe katılan Geleneksel Çin Gölge Tiyatrosu ekibi de kendi gölge oyunları Lufıng’ı icra etti.
İki ülkenin gölge sanatçıları UNESCO’nun Somut Olmayan Kültür Mirası listesindeki geleneksel gölge sanatlarından örnekler vererek kültür alışverişi gerçekleştirdi.
Etkinlikler kapsamında ayrıca Karagöz ve Hacivat Gölge Oyunu Sergisi, Guangcou Şehir Kütüphanesi’nde açıldı.
Türk sanatçılar, Guangcou’da 3 gösteri ve 2 atölye çalışması daha yapacak. Karagöz ve Hacivat sergisi ise 20 Mayıs tarihine kadar kütüphanede ziyaret edilebilecek.
]]>Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatından (TÜRKSOY) yapılan açıklamaya göre, “2024 Mahtumkulu Firaki Anma Yılı” vesilesiyle başkentte Firaki heykelinin açılış töreni, kitap tanıtımı programı ve konser düzenlendi.
Programın ilk ayağı kapsamında Ankara Dikmen Vadisi Türkmenistan Parkı’ndaki Mahtumkulu Firaki heykeli önünde yapılan açılış törenine TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev, Türkmenistan’ın Ankara Büyükelçisi Mekan İşanguliyev, Türkmenistan Devlet Kültür Enstitüsü Rektörü Amanmurad Aydogduev ve davetliler katıldı.
Raev, burada yaptığı konuşmada, şunları söyledi:
“Türkmen edebiyatının sembol ismi olan Mahtumkulu Firaki’yi ve bizlere bıraktığı büyük mirası keşfetmek için ‘dil’ dediğimiz olgu ve onunla işlenen sanata yakından bakmalıyız. Hepimizin bildiği üzere dil, ulusların kültürünü, geleneklerini, örf-adetlerini içinde saklayan bir mucizedir. Ortaya koyduğu sanatla Türkmen edebiyatının zirvesinde parlayan bir yıldız olarak kendi döneminde ve sonraki kuşaklarda derin izler bırakan Mahtumkulu bölgesel bir şair olarak değil, aynı zamanda Türk Dünyası’nın edebi mirasında derin izler bırakan büyük bir kalemdir.”
Firaki’nin şiirlerindeki incelikli anlatım ve derin duygular nedeniyle Türkmenistan edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden birisi olarak kabul edildiğini belirten Raev, “Onun eserleri, okuyucularını duygusal bir yolculuğa çıkarırken aynı zamanda Türkmen halkının ruhunu yansıtır. Türkmencenin bir dil olarak işlenmesi, Türkmen boylarının birleşmesi ve Türk Dünyası içinde Türkmen ulusunun var olmasında Mahtumkulu’nun önemi büyüktür.” diye konuştu.
Büyükelçi İşanguliyev, TÜRKSOY’a ve Türkiye’ye teşekkür ederek, 2024’ün Türkmenistan için öneminin altını çizdi.
İşanguliyev, “Bu yıl Türk Dünyası Kültür Başkenti Anev şehri. Mahtumkulu Firaki’nin 300. doğum yılı anma etkinlikleri de yine 2024 yılı içinde gerçekleşiyor. Türkmen kültürü ve tarihi açısından tarifi imkansız anlam içeren bu iki bayrama dair etkinliklerde TÜRKSOY’u aktif olarak görmekten duyduğum memnuniyeti burada belirtmek istiyorum. TÜRKSOY kardeşliğimizin bir nişanesi olarak Türk Devletleri arasında altın köprü vazifesi görüyor.” diye konuştu.
Aydogduev ise Mahtumkulu Firaki’nin Türkmen kültürü ve tarihi açısından önemini vurgulayarak Firaki’nin yazdığı şiirlerle sadece Türkmen edebiyatının değil dünya edebiyatının da önde gelen kalemleri arasında olduğunu söyledi.
Tören, Türkmenistan Devlet Kültür Enstitüsü Miras Dans Topluluğu ve Ankara Devlet Sahne Sanatları Topluluğu tarafından icra edilen dans gösterisi ile son buldu.
Bu arada, Türkmenistan Devlet Başkanı Serdar Berdimuhamedov’un kaleme aldığı “Bin Yılların Derinliğinden Gelen Medeniyet: ANEV” kitabının tanıtım toplantısı TÜRKSOY Genel Sekreterliği konferans salonunda yapıldı.
Ankara’da doğumunun 300. yılında Mahtumkulu Firaki konseri düzenlendi
Öte yandan, TÜRKSOY, Türkmenistan’ın Ankara Büyükelçiliği, Türkmenistan Kültür Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla “Doğumunun 300. yılında Türk Dünyası’nın Büyük Şair ve Düşünürü Mahtumkulu Firaki” konseri düzenlendi.
TÜRKSOY tarafından ilan edilen Türk Dünyası Kültür Başkenti Anev ve Doğumunun 300. yılında Mahdumkulu Firaki’yi anma etkinlikleri çerçevesinde gerçekleştirilen konsere Ankaralı müzikseverler yoğun ilgi gösterdi.
Türkmenistan’dan gelen halk sanatçıları ve dans topluluğunun sahne aldığı konserde Türkmenistan halk sanatçıları Akmuhammed Hanov, Dovletmurad Hanmammedov, Meylis Goçmuradov, Maya Orozberdiyeva, Gülşat Gurdova ve Türkmen Devlet Kültür Enstitüsü “Miras” Dans Topluluğu sahne aldı.
]]>Uraloğlu, Ankara-İzmir Hızlı Tren Hattı Projesi’nde çalışmaları yerinde incelemek için geldiği Afyonkarahisar’da Bayat ilçesindeki Bayat-1 tüneli ile il merkezindeki V01 Viyadüğü’nde çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Uraloğlu, burada yaptığı konuşmada, Ankara-İzmir Hızlı Tren Projesi’nde gelinen son durumu yerinde görmek için saha programı düzenlediklerini söyledi.
Güzergah boyunca incelemelerde bulunduklarını ve çalışma arkadaşlarından projeyle ilgili bilgi aldıklarını kaydeden Uraloğlu, “Hızlı tren hattında Polatlı-Afyonkarahisar arasında toprak işleri, viyadük, köprü ve tünel çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Şu an itibarıyla 660 metrelik Bayat-1 tünelinin yarısını tamamlamış durumdayız. İnşallah mayıs ayı içinde de kazısını bitirmiş olacağız.” dedi.
Aynı şekilde Afyonkarahisar’ın kuzeyinden ilerleyen 2 bin 208 metre uzunluğundaki V1 Viyadüğü’nde de çalışmaların hızla sürdüğüne işaret eden Uraloğlu, şöyle konuştu:
“Ankara-İzmir Yüksek Hızlı Tren hattında yakın zamanda elektrifikasyon ve sinyalizasyon gibi üstyapı işlerinde de çalışmalara başlayacağız. Hattın, TCDD Genel Müdürlüğü tarafından inşa edilen Banaz-Eşme, Eşme-Salihli ve Salihli-Manisa olmak üzere 180 kilometrelik kesimindeki altyapı işlerinin yüzde 63’lük fiziksel ilerlemesini de gerçekleştirdik. Projemizin bir bölümünü 2026, tamamını ise 2027 yılında bitirmeyi hedefliyoruz. 508 kilometre uzunluğundaki proje kapsamında; Emirdağ, Afyonkarahisar, Uşak, Alaşehir, Salihli, Manisa, Muradiye, Ayvacık, Emiralem ve Menemen İstasyonları olacak şekilde 10 istasyon tasarladık. 40,7 kilometre uzunluğunda 49 tünel, 25,5 kilometre uzunluğunda 67 viyadük, 81 köprü, 781 menfez ve 177 üstgeçit ile 244 altgeçit inşa ediyoruz. Ankara-İzmir Hızlı Tren Projesi’nin tamamlanması ile mevcut demiryolu bağlantısıyla 824 kilometre olan mesafe 624 kilometreye inecek. Ankara-İzmir arası 14 saat olan seyahat süresi ise 3 saat 30 dakikaya inecek.”
“13 milyon insanımız doğrudan hızlı tren konforuna kavuşacak”
Proje tamamlandığında Ankara-İzmir arası hat uzunluğunun 624 kilometre olacağını dile getiren Uraloğlu, “Çalışmalarımız zaten Polatlı’ya kadar olan hızlı tren hattından sonra başladığı için 508 kilometre olarak ifade ediyoruz. 508 kilometre uzunluğu olan projede kullanılacak hattın dizayn hızı 250 kilometre saattir. Hattımız tamamıyla hizmete girdiğinde Ankara, Afyonkarahisar, Uşak, Manisa ve İzmir’de yaşayan yaklaşık 13 milyon insanımız doğrudan hızlı tren konforuna kavuşacak.” diye konuştu.
Uraloğlu, Ankara-Afyonkarahisar arası seyahat süresinin 1 saat 40 dakikaya düşeceğini ifade ederek, şunları kaydetti:
“Ankara-Uşak arası seyahat süresi 6 saat 50 dakikadan 2 saat 10 dakikaya, Ankara-Manisa arası 11 saat 45 dakikadan 2 saat 50 dakikaya, Ankara-İzmir arası ise 3 saat 30 dakikaya düşecektir. Hattımız tamamlandığında yılda yaklaşık 13,3 milyon yolcu ve 90 milyon ton yük taşıyacağımızı öngörüyoruz. Dolayısıyla sanayisi, turizm potansiyeli ve limanıyla ülkemizin 3. büyük şehri olan İzmir’i ve güzergahındaki Manisa, Uşak ve Afyonkarahisar’ı Ankara’ya daha da yaklaştırarak, bölgedeki ticaret hacmini de büyüteceğiz.”
“Ülkemizi, Avrupa’da 6, dünya da 8’inci hızlı tren işletmecisi yaptık
Demiryollarında yük ve yolcu taşımacılık oranlarını artırmak üzere büyük projeler hayata geçirdiklerini anlatan Uraloğlu, 22 yılda demiryollarına 57 milyar dolar yatırım gerçekleştirdiklerini söyledi.
Uraloğlu, mevcut konvansiyonel demiryolu hattını yenilediklerini hatırlatarak, “2002’de devraldığımız 10 bin 948 kilometre olan demiryolu uzunluğumuzu 13 bin 919 kilometreye çıkardık. 2 bin 251 kilometre yüksek hızlı ve hızlı tren hattı da inşa ettik. Demiryolu ağımızı 13 bin 919 kilometreye yükselttik. Ülkemizi, yüksek hızlı tren işletmeciliği ile tanıştırdık ve Avrupa’da 6, dünya da 8’inci hızlı tren işletmecisi yaptık. Uzun yıllar vatandaşların tercih etmediği demiryolu seyahatlerini artık hızlı ve konforlu seyahat isteyenlerin ilk adresi haline dönüştürdük.” ifadelerini kullandı.
Uraloğlu, yüksek hızlı trenler ile hizmete girdiği 2009 yılından bu yana 85 milyon yolcu taşıdığını aktardı.
“Ülkemiz adına çok büyük ve önemli bir projeyi daha hayalden gerçeğe dönüştüreceğiz”
Ayrıca Ankara-İstanbul Süper Hızlı Tren Hattı Projesi’ni gündeme aldıklarını vurgulayan Uraloğlu, “Süper hızlı tren hattımızın güzergah uzunluğu 344 kilometre olacak. Saatte 350 kilometre hıza ulaşacak trenlerimizle seyahat süresini 80 dakikaya indirmeyi planlıyoruz. Yine Gebze’den başlayıp Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçerek İstanbul Havalimanı’na, son olarak Çatalca’ya ulaşacak Kuzey Marmara Hızlı Tren hattı projesini de planlarımız arasına aldık.” diye konuştu.
Demiryollarının çağın gerektirdiği değişimi yakaladığını ve dinamik bir yapıya kavuştuğunu belirten Uraloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2053 yılı hedeflerimiz doğrultusunda da demiryolu hat uzunluğumuzu 28 bin 590 kilometreye yükseltmeyi planlıyoruz. Karayollarındaki yüzde 72’lik yük taşımacılığının payını düşürmeyi, demiryollarının yüzde 5 olan taşımacılık payını yüzde 22’ye çıkarmayı hedefliyoruz. Yolcu taşımacılığında yıllık ortalama 19,5 milyon olan yolcu sayısını 270 milyona çıkarmayı planlıyoruz. Ülkemiz adına çok büyük ve önemli bir projeyi daha hayalden gerçeğe dönüştürmüş olacağız.”
]]>Bakan Kacır, Esenyurt’taki Pelit Çikolata Müzesi’nde düzenlenen “Türkiye Yüzyılı Çocukları Gençlik Buluşması” programında, 2023 LGS’de 500 tam puan alan liseli gençlerle kahvaltıda bir araya geldi.
Konuşması öncesinde İstanbul Valisi Davut Gül ve AK Parti İstanbul Milletvekili Nilhan Kösen Ayan ile salondaki gençlerin masalarını tek tek ziyaret ederek sohbet eden Kacır, gençlere TEKNOFEST’i yakından takip etmeleri tavsiyesinde bulundu.
Bakan Kacır, programda, salona girdiği andan itibaren tanıştığı her bir gençte gelecek adına kendisini umutlandıran bir heyecan ve özgüven gördüğünü dile getirdi.
Türk gençliğine çok kıymet verdiklerini vurgulayan Kacır, “Ben tüm buluşmalarımızda, bir araya geldiğim tüm topluluklarla yaptığım konuşmalarda ifade ediyorum. Türkiye’nin en büyük gücü, en büyük kuvvet çarpanı genç ve çalışkan nüfusudur. Bizim nüfusumuzun ortanca yaşı 33, Avrupa ülkelerinin nüfuslarının ortanca yaşı 43, Almanya gibi bazı Avrupa ülkelerinin ortanca yaşı 47-48.Biz onlardan 14-15 yaş daha genciz. Bu çok kıymetli.” ifadelerini kullandı.
-“Türk gençliği, önündeki engeller kaldırıldığında dünyanın ‘en iyisi’ işleri başarabiliyor”
Dünyanın hızla dönüştüğü bu çağda, bu dönüşümü ortaya çıkaran neredeyse her şeyi genç insanların ortaya koyduğuna dikkati çeken Kacır, şunları söyledi:
“Genç insanların kurduğu teknoloji girişimleri, o teknoloji girişimlerinin geliştirdiği fikirler, ürünler ve hizmetler dünyayı büyük bir hızla değiştiriyor ve dönüştürüyor. O vakit biz, gençlerimizin önündeki engelleri kaldırabilir, onların enerjisinden, birikiminden, heyecanından, aklından, fikrinden istifade edebilirsek rakiplerimizin önüne geçme imkanımız çok daha yüksek olacak diye düşünüyoruz. Bu anlayışla Cumhurbaşkanı’mızla birlikte, onun liderliğinde sürdürdüğümüz milli teknoloji hamlesi yolculuğunda her daim işin kalbinde Türk gençliğini, Cumhurbaşkanı’mızın tarifiyle Teknofest kuşağını görüyoruz. Bu anlayışla 2018’den bu yana dünyanın en büyük teknoloji festivallerini Türk gençliğiyle birlikte düzenliyoruz. Biliyoruz, görüyoruz ki Türk gençliği önündeki engeller kaldırıldığında dünyanın ‘en iyisi’ işleri başarabiliyor.”
Bakan Kacır, Türkiye’nin geçmişte Nuri Demirağ, Vecihi Hürkuş, Nuri Killigil ve Şakir Zümre gibi isimlerle havacılık ve sanayide çok başarılara ve girişimlere imza attığını ancak havacılık ve hatta sanayileşme adına ne varsa adeta akamete uğratıldığını, bütün sanayileşme tarihinin, havacılık tarihinin engellenmiş hikayeler tarihine dönüştüğünü dile getirdi.
-“???????Türkiye dünyada eşine az rastlanır bir başarı hikayesini bütün dünyaya ispatladı”
Türkiye’nin bu koşullarda 2000’li yıllara geldiğini belirtti ve “Zorluklar içinde, güçlükler içerisinde, terörle mücadele etmek zorunda olan bir ülke olarak 2000’li yıllara geldik. 2000’li geldiğimizde elimizde kendi üretebildiğimiz uçaklar yoktu. Başkalarından almaya çalıştığımız uçaklarla, insansız hava araçlarıyla kendi mücadelemizi sürdürme çabası içindeydik. Hatta o yıllarda İHA denince kimsenin aklına insansız hava aracı gelmiyordu.” yorumunu yaptı.
“Heron dendiğinde insansız hava araçlarını anlayabiliyorduk. Heron İsrail’in insansız hava aracı markasıdır…” diyen Kacır sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onlar da ne zaman lazım olsalar gereğince çalışmıyorlardı. ve Türkiye o dönemde bir sağlam iradeyle bütün bu alanlarda kendi evlatlarının alın teriyle, akıl teriyle geliştirdikleri sistemleri kendi hedefleri için kullanma kararlılığı gösterdi. ve bu milletin evlatları, sizler gibi gencecik insanlar, o yıllardan itibaren yürüttükleri gayretli çalışmalarla Türkiye’yi havacılıkta parmak ısırtacak bir seviyeye yükselttiler. Bayraktarlarla, Ankalarla, Akıncılarla, Aksungurlarla, Kızılelmalarla, Hürkuşlarla, Hürjetlerle, Ataklarla, Gökbey’lerle ve nihayetinde Kağan’la Türkiye dünyada eşine az rastlanır bir başarı hikayesini bütün dünyaya ispatlamış oldu. Demek ki bizim gençlerimizin önünü açtığımızda, önlerindeki engelleri kaldırdığımızda pekala dünyayla yarışabilir, hatta dünyanın önüne geçme imkanına sahip olabilirmişiz.”
Kacır, “İşte biz ne yapıyorsak bu prensiple, bu inançla, bu ilkeyle yapıyoruz. Biliyoruz ki sizler dünyanın hiçbir köşesindeki gençlerden daha az kabiliyetli, daha az yetenekli değilsiniz. Yeter ki biz, sizin hayallerinizin, sizin ufkunuzun önündeki sınırları kaldıralım. Sizler bu topraklarda inşallah dünyanın en başarılı işlerini ortaya koyacaksınız. Bu anlayışla Milli Uzay Programı’nı gerçekleştiriyoruz. Bu anlayışla Türkiye’nin insanlı ilk uzay misyonunu gerçekleştirdik.” dedi.
-“Ümit ediyorum ki her birinizin kalbinin baş köşesinde her daim Türkiye olacak”
Gerçekleştirilen her bir misyonun, her bir programın Türk bilim insanlarının alanlarında dünyanın en iddialı işleriyle yarışabilecek projeler gerçekleştirmesi anlamına geldiğini vurgulayan Kacır, “Biz inşallah bu kararlılıkla, bu istikamet doğrultusunda sizlerle birlikte yürümek istiyoruz. Biliyorum ki her birinizin çok farklı hayalleri var. Her biriniz hayat yolculuğunuzda ya Türkiye’de ya dünyanın bir köşesinde farklı dönemlerde hem eğitim hem sonrasında belki çalışma tecrübesi edineceksiniz. Ama ümit ediyorum ki her birinizin kalbinin baş köşesinde her daim Türkiye olacak.” yorumunu yaptı.
“Her biriniz, bu güzel ülkenin, bu yarışta dünyadaki rakiplerinin önüne geçmesinin, geçebilmesinin heyecanını duyuyor olacaksınız.” diyen Kacır, şöyle konuştu:
“Aranızda dünyanın farklı ülkelerinde üniversite öğrenimi görmeyi hedefleyen var. Her birinizin hedeflerine büyük bir saygı duyuyorum. ve bu hedefleri neden tasarladığınızı sorduğumda farklı cevaplar işittim. Ama genellikle duyduğum cevap, birtakım imkanların, olanakların, fırsatların bazı yerlerde, bazı alanlarda daha iyi olduğuna dairdir. Acaba biz 60’lı yıllarda, ellilerde, kırklarda, otuzlarda, bu sizlerle paylaştığım fırsatları kaçırmamış olsaydık, bugün sizin bu söylediğiniz tablo böyle olur muydu? İşte biz yarının geçleri için bu tabloyu değiştirmek istiyoruz.”
Kacır, gençlere kendilerini çok yönlü olarak geliştirmeye devam etmelerini, sadece sayısal alanlarda yani teknik alanlarda değil mutlaka sosyal alanlarda da kendilerini geliştirmeleri, sporla, sanatla ve edebiyatla meşgul olmaktan vazgeçmemeleri tavsiyesinde bulundu.
Konuşmaların ardından öğrenciler Bakan Kacır ve davetlilerle hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>İlçede yaşayan, bir süre önce Mimarlar Odası Konya Şubesi tarafından meslekte 50’inci yılını doldurmasından dolayı teşekkür plaketi verilen mimar Sabit Kasapoğlu’nun evinin bir odası aile fertleri ile çok az kişinin bildiği birçok ilginç ve sıra dışı koleksiyonları barındırıyor. Çocuklarına ve aile fertlerine ait ne varsa küçük yaşlarından itibaren hatıra olarak biriktiren ve saklayan Kasapoğlu’nun koleksiyonları arasında en ilginçleri olan evlatlarına ait “Çocuklarımdan bir parça” diyerek biriktirdiği diş çıkarttığı dönemden kalan dişler ile diş filmleri de yer alıyor.
“Çocuklarımla ilgili ne varsa biriktirdim”
Sabit Kasapoğlu, 4 çocuğunun olduğunu ve çocuklarının çıkardığı dişleri de sakladığını ifade etti. Hepsini ayrı kutularda sakladığını ifade eden Kasapoğlu, çocuklarının göbek bağlarını da sakladığını söyledi. Kasapoğlu, geçmişte oğlunun uzattığı saçları da sakladığını belirtirken, ayrıca, annesinin evlenmeden önceki kızlık dönemine ait saçlarını da muhafaza ettiğini ifade etti. Kasapoğlu, uzun yıllar önce bir yakınının boğazına kaçan ve yaptığı müdahale sonrası çıkardığı balık kılçığını bile atmayıp o günlerden hatıra olarak sakladığını kaydetti. Koleksiyonunda pul, eski para, çocuklarına ait ne varsa her türlü eşya ve malzeme, oyuncaklar, kıyafetler, eski eşyalar, aile fertlerine ait saçlar, eski nüfus cüzdanları, eski kap kacaklar, devrin aydınlatmalarının da yer aldığını anlatan Kasapoğlu, odasına sığmayan evin depo ve ardiye bölümlerinde de farklı birçok malzemeyi bulundurduğunu belirtti. Kasapoğlu, “Çocuklarımla ilgili neler varsa biriktirdim. İlk giydikleri ayakkabılar, dişleri, bana ait değeri olan her şey, kullandığım aletler, pense, tornavida. Bana lazım olabilecek her şeyim var biriktirdiklerim arasında. Günümüzde de ihtiyaç olursa yeri geldi mi bunları hala kullanıyorum. Günümüzde kullanmadığım şeyler ise kazma ve balta diyebilirim” dedi.
“Sakladıklarımızın hepsi de bizim için çok değerli”
İlginç ve sıra dışı koleksiyon hikayesi hakkında bilgiler veren Kasapoğlu, uzun yıllardan beri kendisine göre değer verdiği her şeyi atmayıp biriktirdiğini aktardı. Çocuklarının 4 veya 5 yaşlarında dişlerinin çıkmasının ardından bu hevesin kendisinde başladığını anlatan Kasapoğlu, bu koleksiyonların muhafazası için de evinin bir odasını özel olarak ayırdığını kaydetti. Koleksiyonuyla ilgili olarak, “Bende yok yok” diyen Sabit Kasapoğlu, “En değerli şeylerimin iyi kötü hepsi burada. Aşağıda depolar, ardiyeler var. Oralarda da var, buraya sığmayan. Beyşehir’in 6 veya 7 tane sokak çeşmesi vardı eskiden, benim çocukluğumda. Bir tanesi bende muhafaza oluyor. Biraz kırığı döküğü var ama saklıyorum. Neden saklıyorum? Bu konuya gelince; benim için bunlara paha biçilmez. Başkaları için ne ifade eder, takdir onların. Kimseyi zorlayamam, burada kitaplar var, oyuncaklar var, halı üzerine yapılan bir Atatürk’ümüz var, ilk Atatürk, bir bende değil birçok yerde de vardır muhakkak ama bende de var. Bu malzemeler içinde tarihlerini tam bilemediğim burada saat, takvim, yuvarlak bakır kaplar var. Devrin aydınlatma aletleri, sefer tasları, çay semaveri var, yok yok diyebiliriz. Eski telefonlar var. Bizim evde kıymet verdiğimiz hiçbir şey atılmaz, saklıyoruz, sadece çöpleri atıyoruz. Sakladıklarımızın hepsi de bizim için çok değerli şeyler” şeklinde konuştu.
Kasapoğlu, koleksiyon olarak biriktirip sakladığı malzemelerinin yer aldığı odanın herkesin görebileceği bir alan olmadığını ama evine misafir olarak gelenlerden arzu edenler olursa kendilerine gösterdiğini de vurgulayarak, “Meraklıları az çok bilirim gelenlerden, onlara az çok gösteririm. Arzu edene gösteririm ama arzu eden çok fazla değil. Benden sonraki neslime bir hatıra olsun diye bunları biriktiriyor ve saklıyorum. Ayrıca, çocuklarımın yanı sıra eşime ait özel hatıralarım da var bu odada” diye konuştu. – KONYA
]]>PROF. DR. YÜKSEL: “ÇAĞDAŞ VE LAİK BİR TÜRKİYE İÇİN ÇALIŞMAKTAN GERİ KALMAYACAĞIZ”
Sunuculuğunu Can Coşkun’un yaptığı ve yoğun bir katılım ile gerçekleşen ödül töreninin açış konuşmasını Prof. Dr. Ayşe Yüksel yaptı. Atatürk ilke ve devrimleri ile cumhuriyetin ışığında çalışmaya devam edeceklerini belirten Yüksel, “Bu yıl değerli yazarımız Ayşe Kulin, laiklik anısına verdiğimiz Cumhuriyet Ödülü’nü almaya hak kazandı. Çok mutlu ve gururluyuz. Ayşe Kulin ülkemizin en önemli yazarlarından birisi ve Atatürk’ün bir evladı. Hayatı boyunca Atatürk’e borcunu ödemek için çalıştı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türkan Hocamız ile tanışarak hayatını kitaplaştıran, kardelenleri yazan kıymetli bir yazarımız. Onun kıymetli çalışmalarını Cumhuriyet Ödülü ile taçlandırmak bizim için çok önemliydi. Biz Cumhuriyet sayesinde bugün buradayız. Cumhuriyet kazanımlarını her zaman ve her koşulda savunacak, bu doğrultuda mücadele etmeye devam edeceğiz. Çağdaş ve laik bir Türkiye için çalışmaktan geri kalmayacağız. Gecemiz güzel anılarla taçlandı. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum” dedi.
AYŞE KULİN: BİZE BIRAKILAN EN BÜYÜK MİRASI, CUMHURİYET’İ İLELEBET SAVUNACAĞIZ”
18. Çağdaş Yaşam Cumhuriyet Ödülü’nü kazanan yazar ve gazeteci Ayşe Kulin ise ödülün bugüne kadar layık görüldüğü tüm ödüllerin en değerlisi olduğunu belirterek Çağdaş Yaşam ailesine teşekkür etti ve “Bugün benim için çok özel bir gündü. Çünkü Cumhuriyet, Türkiye için bir mucizedir ve ben bugün bir mucizenin ödülünü aldım. Bize bırakılan bu büyük mirası, Cumhuriyet’i ilelebet savunacağız. Daha çağdaş, daha aydınlık ve laik bir Türkiye için üretmeye, çalışmaya ve anlatmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Törende; Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz, da “Laiklik, Demokrasi ve Cumhuriyet başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi.
Tören, Çağdaş Yaşam Gençlik Orkestrası tarafından gerçekleştirilen klasik müzik dinletisi ile son buldu.
Çağdaş Yaşam Cumhuriyet Ödülü’nü kazananların kronolojik listesi şöyle:
2007: Muazzez İlmiye Çığ
2008: Fazıl Say
2009: Sabih Kanadoğlu
2010: Dr. Rıza Türmen 2011: Prof. Dr. Yıldız Kenter
2012: Gülriz Sururi ve Genco Erkal
2013: Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen
2014: Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu
2015: Prof. Dr. Nermin Abadan Unat
2016: Prof. Dr. Doğan Kuban
2017: Doç. Dr. Ümit Kocasakal
2018: Prof. Dr. İlber Ortaylı
2019: Müjdat Gezen
2020: Prof. Dr. Yücel Aşkın
Prof. Dr. Mehmet Haberal
Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran
Prof. Dr. Ferit Bernay
2021: Prof. Dr. Emre Kongar
2022: Ataol Behramoğlu
2023: Prof. Dr. İonna Kuçuradi
2024: Ayşe Kulin
]]>Çevre dostu çalışmalarına devam eden ASKİ Genel Müdürlüğü, Yenimahalle ilçesi Akköprü mevkiinden başlayarak Etimesgut’un Yeşilova Mahallesi sınırına kadar uzanan 20 kilometrelik hat boyunca Ankara Çayı’nda temizlik çalışması gerçekleştiriyor. 3 aydır yürütülen çalışmalarda kamyonlarla 7 bin 500 sefer yapılarak tabanda biriken 170 bin ton malzeme çaydan uzaklaştırıldı.
ASKİ Genel Müdürü Memduh Aslan Akçay, insan ve çevre sağlığını tehdit etmemesi, ayrıca kötü kokunun giderilmesi için Ankara Çayı’nın düzenli şekilde temizlenmesi amacıyla program yapıldığını belirtti. Akçay, Yenimahalle Akköprü ve Etimesgut Yeşilova arasındaki 20 kilometrelik hattın tamamlanmasının ardından, Ankara Çayı ıslahı boyunca 6 kilometre daha Sincan 1. OSB’ye kadar temizlik yapılacağını, ardından da 10 kilometre dere yatağı genişletme ve düzenleme çalışmasının başlatılacağını bildirdi.
KÖTÜ KOKU ÖNLENECEK
ASKİ olarak toplum sağlığının korunması için Ankara Çayı’ndaki temizlik çalışmasını çok önemsediklerini belirten Akçay, şunları kaydetti:
“Ankara Çayı, Sakarya Nehri’nin 2. büyük kolu ve Başkentin doğusundan başlayıp, Sincan’da Çubuk Çayı ile birleşiyor, Ayaş, Beypazarı ve Nallıhan ilçelerinden geçerek Ankara’yı 2’ye bölüyor. 2013 yılında ıslahı tamamlanan çay, Ankara’nın yağmur suyu yükünü de taşıyor. İklim krizi ve küresel ısınma nedeniyle geçmişte karşılaştığımız ani sel ve su baskınlarında, Ankara Çayı’nın tam kapasiteye ulaştığı, zaman zaman ise kapasitesinin üzerine çıktığı durumları yaşadık. Bu tarz sorunların çözümü için kollarını sıvayan ekiplerimiz, 7 gün 24 saat kesintisiz çalışıyor. Sel manzaralarının oluşmaması için Ankara Çayı’nda düzenli akışın sağlanması çok önemli. 3 aylık çalışma sonucunda tabanda biriken 170 bin ton malzemeyi çaydan uzaklaştırdık. Kamyonlarla toplam 7 bin 500 sefer yapılarak sağlanan temizlik, Ankara Çayı’nda kökü koku oluşmasını da önleyecek.
ATIL DURUMDAKİ KÖPRÜ YIKILDI
Ayrıca yapılan temizlik çalışmasında; 2013 yılında gerçekleştirilen ıslah çalışması sırasında yenisi planlanmasına karşın eski köprünün yıkılmadığını fark ettik. Ekiplerimiz, Ankara Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Dairesi Başkanlığı ile iletişime geçerek artık atıl durumdaki köprünün yıkımını da sağladı. Eski köprü, dere yatağı kesitini büyük oranda azaltarak risk oluşturuyordu.”
DERE ISLAH ÇALIŞMASI
Ankara Çayı’nınÇubuk, Hatip, Ova ve İmrahor Çayları ile Ravlı ve Söğütözü Derelerinden beslendiğine dikkati çeken Akçay, ASKİ ekiplerinin bu dereleri de yağışların getirdiği teressübat ve bitkilerden temizlediğini kaydetti.
ATIK SULAR, YAĞMUR SUYU HATTINA AKTARILMIŞTI
ASKİ, 2021 yılında ise Yenimahalle’nin Ergazi ve Turgut Özal Mahallelerinin atık sularının (kanalizasyon) Ankara Çayı’na karışarak kirlilik yarattığını tespit ederek, atık suların ayrıştırılması için çalışma gerçekleştirmişti.
Aslında kent için çok önemli bir tatlı su kaynağı olmasına rağmen doğal unsurların yanı sıra yıllardır evsel ve endüstriyel atıklar nedeniyle kirlenen Ankara Çayı, 1990’lı yıllardan itibaren kirlilik alarmı veriyor. ASKİ, Ankara Çayı’nı programlı şekilde temizleyerek kötü koku ve çevre kirliliğini önlemek için çaba sarf ediyor.
]]>Diyanet İşleri Başkanlığınca hazırlanan Kur’an Eğitim Merkezleri Yönetmeliği, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Yönetmelikle “Kur’an eğitim merkezleri ve bu merkezlerde eğitim alan öğrencilere yönelik olan yurt ve pansiyonların çalışma usul ve esasları ile yürütülecek eğitim hizmetleri ve bunların yönetim ve denetim esasları” belirleniyor.
Yönetmelikte “Kur’an eğitim merkezi”, “Kur’an-ı Kerim, temel dini bilgiler ve hafızlık ile ilgili bilgileri geliştirmek ve Arapça ile İslami ilimler alanımda eğitim verilmesi amacıyla doğrudan Başkanlığa bağlı olarak kurulan merkezler” olarak tanımlandı.
Kur’an eğitim merkezlerinin hedefleri ve ilkeleri ile görev ve faaliyetleri “Öğrencilerin Kur’an-ı Kerim’i okuma, temel dini bilgiler ve hafızlık ile ilgili bilgi ve becerilerini geliştirmek, temel düzeyde Arapça eğitimi vererek öğrencilerin Kur’an-ı Kerim’in ana konularına vakıf olmalarımı sağlamak, İslami ilimler alanında Kur’an-ı Kerim ve sünnet temelli eğitim vermek, Kur’an-ı Kerim başta olmak üzere, İslami ilimlerle ilgili temel kaynakları ve güncel çalışmaları kullanabilme becerisi kazandırmak, öğrencilerin sosyal ve kültürel açıdan gelişimlerini sağlamak, öğrencilerin milli ve manevi bilince sahip, insanlara saygılı, öğrendiklerini teori ve pratik bütünlüğü içinde ahlaki yaşantılara dönüştürebilen bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak, öğrencilerin katılımcı, araştırmacı, problem çözücü ve aidiyet bilincine sahip sorumluluk sahibi olarak yetişmelerine katkı sağlamak” olarak belirtildi.
Teorik ve pratik olarak yapılacak eğitim hizmetlerinin yürütülmesinde Diyanet Akademisi, müftülükler ve ilahiyat fakülteleriyle iş birliği yapılacak.
KUR’AN EĞİTİM MERKEZLERİNİN AÇILIŞI
Kur’an eğitim merkezleri, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak fiziki şartlar, coğrafi konum, ulaşım, öğrenci potansiyeli ve ihtiyaçlar dikkate alınarak uygun görülen yerlerde Diyanet İşleri Başkanı’nın onayıyla açılacak.
Kur’an eğitim merkezlerinin Başkanlığa tahsisli veya Türkiye Diyanet Vakfı mülkiyetindeki taşınmazlarda açılması esas olacak. Kur’an eğitim merkezleri olarak kullanılacak binanın fiziki koşulları ve teknik şartları, Diyanet İşleri Başkanlığınca belirlenecek. Kur’an eğitim merkezlerinin yönetimi, Diyanet İşleri Başkanlığınca atanan müdürler tarafından yürütülecek.
MÜFREDATI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI HAZIRLAYACAK
Kur’an eğitim merkezlerinde, Diyanet İşleri Başkanlığınca hazırlanan eğitim programları uygulanacak, eğitimlerde Başkanlıkça hazırlanan veya belirlenen ders kitapları kullanılacak ve uygun görülen ders materyalleri takip edilecek.
EĞİTİM TAKVİMİ VE SAATLERİ
Eğitimler yüz yüze gerçekleştirilecek ancak uzaktan eğitim yöntemi de kullanılabilecek. Kur’an eğitim merkezlerinde eğitim takvimi, programlar ve illerin özellikleri dikkate alınarak Diyanet İşleri Başkanlığınca belirlenecek.
Kur’an eğitim merkezlerinin eğitim saatleri; öğrencilerin örgün eğitim dışında kalan zaman, mahalli şartlar ile öğrencilerin istek ve ihtiyaçları dikkate alınarak 05.00- 22.00 arasında olacak şekilde Diyanet İşleri Başkanlığınca belirlenecek. İhtiyaca ve talebe bağlı olarak, mesai saatleri dışında ve hafta sonunda da eğitim yapılabilecek.
MEZUNİYET BELGESİ VERİLECEK
Kur’an eğitim merkezlerinde yapılacak sınavlara ait usul ve esaslar ile sınavları yapmak ve değerlendirmek için komisyonlar oluşturulacak. Eğitimin ardından yapılacak sınavlarda başarılı olanlara Kur’an Eğitim Merkezi Mezuniyet Belgesi verilecek.
Eğitimlerin beklenen sonuçlara ulaşıp ulaşmadığının tespitine yönelik anket, gözlem ve görüşme gibi ölçme ve değerlendirme araçları uygulanacak.
Kur’an eğitim merkezlerine ilişkin Diyanet İşleri Başkanlığında, Başkan veya eğitimden sorumlu Başkan yardımcısının başkanlığında 9 kişilik “Kur’an Eğitim Merkezleri Kurulu” oluşturulacak.
Kur’an Eğitim Merkezleri Kurulu, her yıl mayıs veya haziran aylarında belirlenecek bir tarihte olağan olarak toplanacak.
Kur’an Eğitim Merkezleri Kurulunun görevleri, “Kur’an eğitim merkezleri açılmasına ihtiyaç duyulan yerlerle ilgili teklifleri değerlendirmek, uygulanacak eğitim programları ve materyalleri ile ilgili görüş ve önerilerde bulunmak, eğitim yılını değerlendirmek ve uygulamada karşılaşılan sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunmak, eğitimlerin etkinlik ve verimliliğini artırmaya yönelik görüş ve önerilerde bulunmak” olarak belirtildi.
Ayrıca, Kur’an eğitim merkezlerinde Öğretmenler Kurulu oluşturulacak.
KUR’AN KURSLARINA KİMLER KAYIT YAPTIRACAK
Kur’an eğitim merkezlerine kayıtlar, Diyanet tarafından belirlenecek esaslara ve sürelere uygun olarak yapılacak.
Kur’an eğitim merkezlerine kayıt yaptırmak için “Hafızlık icazetnamesine/belgesine sahip olmak, 14-17 yaş aralığında olup lise eğitimine örgün olarak devam ediyor olmak, yapılacak Kur’an eğitim merkezi giriş sınavlarında başarılı olmak” şartları aranıyor.
Yabancı uyruklu olanlar da Kur’an eğitim merkezlerine kabul edilecek.
Kur’an eğitim merkezlerinde eğitim alan öğrencilerin eğitime katılmaları ve derslere devamları zorunlu olacak. Öğrencilerin devam durumu takip edilecek. Geçerli bir mazereti olsa dahi, bir dönemin fiilen eğitim verilen veya ders yapılan günlerinin 1/8’inde eğitime katılmamış olan öğrencilerin, Kur’an eğitim merkezinden kaydı silinecek ve ilişiği kesilecek. İlişikleri kesilenlerin durumları Genel Müdürlüğe bildirilecek.
YURT VE PANSİYONLAR AÇILABİLECEK
Kur’an eğitim merkezleri bünyesinde öğrencilerin barınma ve beslenme ihtiyacını karşılamak üzere Diyanet İşleri Başkanlığının onayı ile yurt ve pansiyonlar açılabilecek. Yurt ve pansiyonlar Kur’an eğitim merkezinde eğitim eğitim faaliyetleri devam ettiği sürece hizmete açık bulundurulacak.
Kur’an eğitim merkezleri ile bünyelerindeki yurt ve pansiyonların; yemek, temizlik, güvenlik ve benzeri ihtiyaçlarını karşılamak üzere, bütçe durumuna ve ilgili mevzuata uygun olarak hizmet satın alınabilecek.
Kur’an eğitim merkezleri ile bünyelerindeki yurt ve pansiyonların denetimi, Başkanlık müfettişleri tarafından yapılacak.
YÖNERGE ÇIKARILACAK
Kur’an eğitim merkezleri bünyesindeki yurt ve pansiyon binalarının taşıyacağı teknik şartlar, müdür ve öğretmenler ile diğer personelin görevleri, Kur’an eğitim merkezlerinde belirlenen kurallara uymayan, düzen ve disiplini bozan öğrenciler için yapılacak işlemler, Kur’an eğitim merkezlerindeki sınıf mevcuduna ilişkin esaslar, Kur’an eğitim merkezlerinde bulundurulacak yazılı ve görsel yayınların nitelik ve türleri ile diğer hususlar Başkanlık tarafından çıkarılacak yönerge ile belirlenecek.
]]>BURSA – Nilüfer Belediyesi’nin kente kazandırdığı Nilüfer Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi, envanterine 22 adet son teknoloji kentsel arama ve kurtarma malzemeleri daha ekledi. Hayat kurtaran malzemeler hakkında bilgi alan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, ” Deprem, her zaman gündemimizde ve çalışmalarımızı bu doğrultuda yapıyoruz” dedi.
Nilüfer Belediyesi’nin 2017 yılında kente kazandırdığı, bünyesindeki simülasyon odaları ve envanteriyle Türkiye’de ilklere sahip olan Nilüfer Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi, bir yandan çalışmalarını titizlikle sürdürürken, bir yandan da envanterine son teknolojiye sahip, hayat kurtaran yeni malzemeler ekliyor. Kentte yaşanan afet ve acil durum niteliği taşıyan tüm olayların 7 gün 24 saat takip edildiği merkez, yeni kentsel arama ve kurtarma malzemelerini bünyesine katarak daha donanımlı hale geldi. Sismik enkaz altı dinleme cihazı, havalı enkaz kaldırma seti, enkaz altı görüntüleme kamerası, termal kameralı drone, spiral hortumlu duman tahliye fanı, aydınlatma, taşlama, kesme, kırma aletleri gibi 22 adet malzemeyi envanterine ekleyen merkez, afet ve acil durum anlarında artık daha nitelikli hizmet verecek.
Başkan Şadi Özdemir: “Halkın bilinçlenmesi önemli”
Deprem başta olmak üzere her türlü afetle mücadeleye büyük önem veren, deprem parkları ve deprem lojistik merkezi gibi projeler hayata geçirmeyi planlayan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de, Nilüfer Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi’ne giderek, kentsel arama ve kurtarma malzemelerini yerinde inceledi. Nilüfer Belediyesi Sivil Savunma Amiri ve İş Güvenliği Uzmanı Fatih Işık’tan malzemeler hakkında detaylı bilgi alan Başkan Şadi Özdemir, halkın afet ve acil durum öncesi, sırası ve sonrasında yapılacaklar hakkında bilinçlenmesinin önemine değindi. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Nilüfer Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi’ndeki kullanım ömrünü tamamlamış aletleri yenilediklerini, ayrıca envantere yeni malzemeler de kazandırdıklarını belirtti. Nilüfer Belediyesi’nin afet ve acil durum konusundaki bilincinin yüksek olduğuna dikkat çeken Başkan Şadi Özdemir, “Bu merkezde hem afetle mücadelede halkın her an hazır olması için eğitimler veriliyor hem de kentteki afet ve acil durum niteliğindeki durumlar 7 gün 24 saat takip ediliyor. Halkın bu merkezde verilen eğitimlere katılarak, bilinçlenmesi çok önemli” dedi.
Deprem parkları ve lojistik merkezi
Muhtemel bir deprem sonrasında hızlı müdahaleyi sağlamak ve kargaşayı önlemek adına deprem parkları ve deprem lojistik merkezi gibi önemli projeleri kente kazandırmayı hedeflediklerini de ifade eden Başkan Özdemir, “Deprem sonrası, en az iki günlük acil ihtiyacın içinde olduğu, temel yaşam malzemelerinin yer aldığı mekanlar oluşturmayı düşünüyoruz. Deprem sonrası alet ve edevat ihtiyacı da çok yüksek oluyor. Basit aletlerle birçok insanın hayatını kurtarmak mümkünken, eksiklerden dolayı birçok insan yaşamını yitiriyor. Bu nedenle deprem lojistik merkezi yapma hedefimiz var. Deprem anında ihtiyaç duyulabilecek her türlü alet ve edevata sahip bir mekan oluşturmayı, afet sonrası ihtiyaç bölgelerine hızlıca eriştirilmesini hedefliyoruz” diye konuştu.
Bursa’nın bir deprem kenti olduğunu, Nilüfer’de alüvyonlu toprakların yer aldığını hatırlatan Başkan Şadi Özdemir, depremin her zaman gündemlerinde olduğunun altını çizdi. Başkan Şadi Özdemir, “Çalışmalarımızı, bu bilinçle yapacak, tedbirlerimizi alacağız. Yeni planlamalarda, kentsel dönüşüm çalışmalarında fay hatlarını dikkate alacağız. Önemli olan Nilüferliler’in deprem konusunda bilinçli olması. Biz, her zaman onların yanındayız” ifadelerini kullandı.
]]>Büyükelçi Güllüoğlu, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından İstanbul’da düzenlenen Türkiye-Tanzanya İş Forumu’nda, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Türkiye’nin 2009’da Tanzanya’da büyükelçilik açtığını belirten Güllüoğlu, bu ülkeyle ticaret hacminin 350 milyon dolar civarında olduğunu kaydetti.
Güllüoğlu, Tanzanya’nın Afrika’nın diğer ülkeleri için geçiş noktası konumunda olduğuna işaret ederek “Tanzanya birçok alanda yatırım imkanı sunuyor.” dedi.
Tanzanya’nın 62 milyonluk nüfusuyla geniş tarım alanlarına ve yer altı kaynaklarına sahip olduğuna dikkati çeken Güllüoğlu, Doğu Afrika’ya kıyısı bulunan bir ülke olan Tanzanya’nın Uganda, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Ruanda, Güney Sudan, Zambiya ve Malavi gibi ülkelere açılan bir kapı olduğunu söyledi.
Mehmet Güllüoğlu, endüstriyel tarım alanında yapılacak çok fazla şey olduğunu belirterek “Nüfusunun yüzde 75 ila 80’i tarım sektöründe çalışıyor. Tanzanya’nın çayı, meyveleri ve kajusu gibi çok fazla ürünü bulunuyor. Ayrıca Hint Okyanusu’na kıyısı olması nedeniyle de balıkçılık açısından potansiyeli olan bir ülke.” diye konuştu.
Tanzanya’nın topraklarının verimli olduğunu vurgulayan Güllüoğlu, “Biz Türkiye’de de çay üretiyoruz ve yılda üç defa çay hasat ediyoruz ama Tanzanya’da yılda 20 defa çay hasat ediliyor. Ayrıca ekilebilir ve sulak alanlarıyla çok geniş alanlar tarım yapılmayı bekliyor ancak traktör ve tarım ekipmanları konusunda Tanzanya’nın ciddi eksiği bulunması nedeniyle bu alanlar boş duruyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin Darüsselam Büyükelçisi Güllüoğlu, Türkiye’den Tanzanya’ya tekstil makine ürünleri ve inşaat malzemeleri gibi birçok ürünün ihraç edildiğini aktardı.
Tanzanya’dan ise bazı meyveler, yağlar ve gıda ürünlerinin alınabileceğini belirten Güllüoğlu, hem iki ülkenin pazarına sunulabilecek hem de dünyaya ihraç edilebilecek birçok ürün olduğunu ifade etti.
Güllüoğlu, Tanzanya’nın aynı zamanda bir maden ülkesi olduğuna dikkati çekerek altın gibi madenlerin yanında birçok değerli taşın çıkarılmayı beklediğini belirtti.
Tanzanya’nın turizm alanındaki özelliğine değinen Güllüoğlu, Hint Okyanusu kıyısında olması ve doğası nedeniyle turizm alanında yatırım yapacaklar için önemli bir merkez olduğunu söyledi.
İş forumunda Türk ve Tanzanyalı iş insanları bir araya geldi
Forumda, iki ülke ekonomik ilişkilerinin gelişmesine katkı sağlamak amacıyla Türk ve Tanzanyalı iş insanları bire bir görüşmeler yaptı.
Büyükelçi Güllüoğlu, Tanzanya Cumhurbaşkanı Samia Suluhu Hassan’ın bu hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın davetlisi olarak resmi temaslarda bulunmak üzere Türkiye’ye geldiğini ve bu çerçevede düzenlenen forum kapsamında 60’dan fazla Tanzanyalı ve 200’den fazla Türk şirketin karşılıklı görüşmeler gerçekleştirdiğini anlattı.
Tanzanya ile kültürel ilişkilere de değinen Güllüoğlu, iki ülke toplumunun da Müslüman olması ve Türk dizilerinin Tanzanya’da çok fazla izlenmesinin, ilişkileri güçlendirdiğini belirtti.
Güllüoğlu, “Konuştukları dil Svahili ve bu dilde çok fazla Arapça kelime var. Aslında çok fazla ortak kelimemiz bulunuyor. Uzak coğrafyalarda olsak bile çok önemli kültürel yakınlıklarımız bulunuyor.” diye konuştu.
Yapı Merkezi gibi Türkiye merkezli şirketlerin, yürüttükleri projelerle Tanzanya’nın geleceğini inşa ettiğini anlatan Güllüoğlu, sağlık, savunma sanayisi ve denizcilik gibi alanlarda görüşmelerin devam ettiğini sözlerine ekledi.
14 yıl sonra Tanzanya’dan Türkiye’ye ilk ziyaret
Tanzanya Cumhurbaşkanı Hassan’ın Türkiye’ye bu hafta yaptığı resmi ziyaret kapsamında düzenlenen iş forumunun yanı sıra iki ülke arasında eğitim, teknoloji ve yatırım alanlarında 6 anlaşma imzalandı.
Tanzanya’dan cumhurbaşkanlığı düzeyinde Türkiye’ye 14 yıl sonra ilk kez yapılan bu ziyaretle iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi hedeflendi.
Tanzanya’dan Türkiye’ye Cumhurbaşkanı düzeyinde son ziyaret, eski Cumhurbaşkanı Jakaya Kikwete tarafından Şubat 2010’da yapılmıştı.
]]>“Tarih Okuyan Şaşırmaz” sloganıyla 12 yılda 172 sayıya ulaşan derginin genel yayın yönetmeni Taha Kılınç, Türkiye’de yayınlanmaya devam eden tarih dergileri içinde Derin Tarih’in seçkin konumuna işaret ederek, editoryal bağımsızlık, ekonomik güç ve çalışkan yazı işleri kadrosuyla avantajlı bir durumda olduklarını söyledi.
Dergideki görevine 2021’de başlayan Kılınç, kağıt fiyatlarının günden güne arttığı ve insanların alım gücünün düştüğü bir ortamda kağıda basılı dergi yayınlamanın Albayrak Medya yönetimi açısından ciddi bir özveri olduğunu ifade etti.
“İslam medeniyeti, Müslümanların dünyada bıraktığı izler Osmanlı’dan ibaret değil”
Derin Tarih’in yazı işleri kadrosunun alanında tecrübeli isimlerden oluştuğunu aktaran Kılınç, 5 bin aboneye sahip olduklarını ve her ay 12, 15 bin adet baskı gerçekleştirdikleri bilgisini verdi.
Taha Kılınç, göreve ilk geldiğinde 1944 Tatar Sürgünü’nü dergide dosya olarak ele aldığını dile getirerek, “Sonra Ermeni lobilerinin dünyada nasıl çalıştığını ele alan bir sayı yaptık. Haccın serüvenini yaptık, bu benim çok önemsediğim bir sayı. Türkiye’de yapılmamıştı, birçok konuda dikkat çekti, çok farklı yerlere ulaştı. Abdürreşid İbrahim Efendi’yi seyyah ve alim olarak özel bir dosyaya konu ettik. Yine unutturulan Tripoliçe Katliamını özel bir sayıda ele aldık. Gündemde tutmak gerektiğini düşündük.” dedi.
Kılınç, dergide ayrıca Osmanlı’nın denizlerdeki hakimiyeti, Köprülü Ailesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun hakim olduğu şu anda Türkiye sınırları dışında kalan coğrafyalarda da ne yaşandığı, Balkanlar ve Gazze’nin de arasında bulunduğu birçok önemli konuyu dosya olarak işlediklerini anlattı.
Üç ayda bir özel sayı da hazırladıklarını, Valide Sultanların yanı sıra Osmanlı dağıldıktan sonra Balkanlar’da neler olduğuyla ilgili ve Timur üzerine de yakın zamanda özel sayı çıkaracaklarını belirten Kılınç, “Bizde Osmanlı merkezci bir bakış var. Sadece tarih ve coğrafya, Osmanlı üzerinden değerlendiriliyor ama İslam medeniyeti, Müslümanların dünyada bıraktığı izler Osmanlı’dan ibaret değil. Büyük bir medeniyet, başka parçalar da var.” diye konuştu.
“Türkiye’de tarih hususen Cumhuriyet ideolojisi ile birlikte bir savaş alanı haline geldi”
Derin Tarih dergisinin en eski yazarlarından Prof. Dr. İsmail Kara ise programda Türkiye’de tarih dergiciliği konusunu ele aldığı konuşmasında, Derin Tarih’in alanı içerisinde büyük bir boşluğu doldurduğunu ifade etti.
Derginin aynı zamanda okurla çok sıcak ve samimi bir bağ kurduğunu söyleyen Kara, popüler tarihçilikte 1965 yılının önemli bir dönüm noktası olduğuna işaret ederek, “Hayat Tarih dergisinin çıkmaya başladığı dönem hem kalite itibariyle hem kağıt, baskı itibariyle tarih dergiciliğinde gerçekten bir seviye işareti. Aslında bizde popüler tarihçilik şifahi kültürle yaşıyor, matbuat dönemine kadar. Matbuat dönemiyle beraber gazetelerde artık tarih köşeleri görmeye başlıyoruz. Bu durum Batı’da da biraz böyle. Yani matbuatın gelişmesi, yazılı tarihe olan ilgiliyi arttırıyor ve kuvvetlendiriyor. Tarihi romanların çıkışı da böyle bir şey.” açıklamasını yaptı.
Kara, Şevket Rado tarafından 1956’dan 1978 yılına kadar çıkarılan Hayat mecmuasının de popüler tarihçiliğe önemli katkılar sunduğunun altını çizerek, “1980’li yıllara kadar popüler tarih dergileri tarihseverlere hitap etmek bakımından daha rahat bir atmosfere sahiptiler. Ama Türkiye’de tarih hususen Cumhuriyet ideolojisi ile birlikte bir savaş alanı haline geldi ve şu anda da bu savaş devam ediyor. Maalesef bu savaşı hala çözemedik, bu durum birbirimizden istifademizi, çalıştığımız konuların ilgili herkese hitap etme imkanlarını zayıflatıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Popüler tarihçiliğe Reşat Ekrem Koçu, Niyazi Ahmet Banoğlu, Cemal Kutay, Murat Sertoğlu, Midhat Sertoğlu, Feridun Fazıl Tülbentçi, Feridun Kandemir, İbrahim Hakkı Konyalı, Fazıl İsmail Ayanoğlu, Yılmaz Öztuna ve Cemaleddin Server Revnakoğlu’nun önemli katkılarda bulunduğunu vurgulayan İsmail Kara, “Türkiye’de popüler tarihçiliğe Hayat Tarih dergisinden sonra birkaç merhale kat ettiren Mete Tunçay’dır. Tarih ve Toplum dergisi 1984 yılında çıkmaya başlamıştır.” ifadesini kullandı.
Programa, Prof. Dr. Adnan Demircan, Doç. Dr. Abdülkadir Macit, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, Dr. Ahmet Uçar, yazar Beşir Ayvazoğlu, Prof. Dr. Arzu Terzi, Fatma Türk Toksoy, Yıldırım Ağanoğlu, Prof. Dr. İdris Bostan, Prof. Dr. İsmail Taşpınar, Prof. Dr. Kahraman Şakul, Prof. Dr. Mehmet İpşirli, Prof. Dr. Mustafa Budak, Prof. Dr. Süleyman Berk, Tahir Günay, Dr. Turgay Şafak ve Yusuf Sami Kamadan’ın aralarında olduğu çok sayıda akademisyen ve yazar katıldı.
]]>BBC Farsça
Patlama seslerinin duyulduğu İsfahan saraylarıyla, mozaiklerle süslü camileri ve minareleriyle meşhur. Aynı zamanda, İran’ın askeri sanayinde büyük bir merkez.
İran’ın üçüncü en büyük kentinin lakabı “Nesf-i Cihan” yani dünyanın yarısı. Ülkenin orta kesimlerinde, Zagros Dağları’nın yakınlarında yer alıyor.
Kent ve etrafındaki bölge, insansız hava aracı ve füze fabrikalarına ev sahipliği yapıyor.
İran’ın nükleer zenginleştirme programındaki önemli merkezlerden Natanz Nükleer Tesisi’ne görece yakın.
İsfahan, İran’ın nükleer tesisleriyle birlikte anılan bir yer olduğu için saldırının sembolik önemi var.
Benyamin Netanhayu bir yandan bu aşamada tam anlamıyla vurmaktan geri durmuş, bir yandan da İran’a bu bölgedeki hassas hedefleri vurma kabiliyeti olduğu mesajını vermek istemiş olabilir.
Saldırı haberlerinin ardından İranlı yetkililer hızla, İsfahan bölgesindeki nükleer tesislerin “tamamen güvende” olduğunu duyurdular. Şu an nükleer silahı olmayan İran, sivil nükleer programını nükleer silahlı bir ülkeye dönüşmek için kullanmaya çalıştığı iddialarını reddediyor.
Ancak olanlar konusunda birbiriyle çelişen haberler var. İran’ın Uzay Kurumu Sözcüsü Hüseyin Daliryan, “birkaç” insansız hava aracının “başarıyla düşürüldüğünü” söyledi ve bir füze saldırısı olduğu haberlerini reddetti.
Daha sonra, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahyan, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, “İsrail yanlısı medyanın” haberlerine karşın, “birkaç mini insansız hava aracının başarıyla düşürüldüğünü” savundu ve bir füze saldırısı olduğu haberlerini kabul etmedi.
İran medyasının bir kısmı da İsfahan Havaalanı ve askeri üssü yakınlarında üç patlama olduğunu duyurdu.
İran Kara Kuvvetleri Komutanı Abdülrahim Musavi bunun “şüpheli bir nesneye doğru ateş eden uçaksavar sistemi olduğunu” belirtti.
İran Hava Kuvvetleri’nin İsfahan Havaalanı yakınlarında bir üssü var ve üste İran’ın elinde yaşlanan F-14 tipi savaş uçaklar da var.
İran, ABD yapımı F-14’leri ilk olarak 1970’li yıllarda, Şah döneminde almıştı ve bu uçaklar hala faal. Hatta bu uçakların hala faal olduğu tek ülke.
İsfahan’da daha önce de İsrail’in düzenlediğinden şüphelenilen bir saldırı olmuştu. İran, Ocak 2023’te kentin orta kesimlerindeki bir cephane fabrikasına düzenlenen insansız hava aracı saldırısından İsrail’i sorumlu tuttu. Saldırının, dört pervaneli küçük insansız hava aracıyla düzenlendiği bildirilmişti.
Benzer İHA saldırıları haberleri son yıllarda İran’ın farklı yerlerinden geldi. İsrail, bu saldırıların sorumluluğunu hiç üstlenmedi.
İngiltere ve NATO Nükleer Güçleri’nin eski komutanlarından, kimyasal silah uzmanı Hamish de Bretton-Gordon, BBC’ye yaptığı açıklamada, İsfahan’ın hedef alınmasının, etrafındaki askeri üsler nedeniyle “çok önemli” olduğunu söyledi.
De Bretton-Gordon, füze saldırısının “İran’ın nükleer silah geliştirdiğine inanılan yere çok yakın olduğunu, belki de buna bir gönderme olabileceğini” belirtti.
Kimyasal silah uzmanına göre İsrail saldırısı “bir kabiliyet ve belki de niyet gösterisi” olabilir. Uzman, İran’ın geçen hafta sonu yolladığı 300’den fazla SİHA ve füzenin imha edildiğine, İsrail’in ise yolladığı “bir ya da iki füzenin” hedefe ulaştığını ve “hasara” yol açtığını belirtiyor.
De Brotton Gordon, İranlı yetkililerin, saldırıyı küçümsemeye çalıştığını ve İsrail’in İran’ın “antik” hava savunma sistemini geçmekteki başarısının kamuoyunda duyulmasını istemediklerini belirtti.
“İsrail askeri anlamda İran’ın çok üzerinde ve bunlar da bunun göstergesi. İran, İsrail ile büyük bir darbe alacağı konvansiyonel bir savaşa girmek yerine, terör örgütlerini ve vekil güçlerini kullandığı, gölgelerin altındaki bir savaşı tercih edecektir.”
İran ile giderek daha yakın bir askeri işbirliği içine giren Rusya ise Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a göre, İsrail’e İran’ın “gerilimi yükseltmek istemediği” mesajını verdi.
Lavrov “Rusya ve İran lider kadrosu, bizim temsilcilerimiz ve İsraillilerin yer aldığı telefon temasları oldu. Bu görüşmelerde, İsraillilere İran’ın gerilimi yükseltmek istemediği mesajını net bir şekilde verdik” dedi.
]]>Gaziosmanpaşa Yıldıztabya Mahallesi Bahadır Sokak’ta dün toprak kayması meydana geldi. Ölen ya da yaralananın olmadığı olayda çevrede bulunan 30 bina ve 114 kişi tahliye edildi. Tahliye edilen yurttaşların bir kısmı otellere, bir kısmı da kendi istekleriyle akrabalarının yanlarına yerleştirildi.
İstanbul Valisi Davut Gül, sabah saatlerinde toprak kaymasının yaşandığı alanda inceleme yaparak yetkililerden bilgi aldı.
VALİ GÜL: 30 EV BOŞALTILDI
İncelemelerinin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Vali Gül, “Arkamızda da gördüğünüz üzere burası riskli alan ilan edilmiş ve kentsel dönüşüm devam ediyor. Tek katlı evler var. Burada yer alan tek katlı evlerden 3 tanesi toprak kayması sebebiyle zarar gördü. Diğer evler de gerek yağmurdan, gerekse de toprak kaymasında etkilenmemesi için tedbir amaçlı boşaltıldı. Önce 14 ev boşaltılmıştı şu an itibariyle 30 ev boşaltıldı. Aslında bu bölgedeki evlerin normalde de boşaltılması gerekiyor. Bunlar toplamda 114 kişiye denk geliyor. Otellere yerleştirildi, akrabalarının yanlarına yerleştirildi. Şu an yaptığımız şey, evlerde yaşayanların kiracı mı ev sahibi mi bunun ayrıntılarını çıkartmaya çalışıyoruz. Bugün ve yarın içerisinde kiracı olanların kiracı olarak, ev sahibi olanları da ev sahibi olacak şekilde kalıcı olarak evlerine çıkartacağız.” dedi.
“BÖLGE GENELİNDE BİR TOPRAK KAYMASI TESPİT ETTİK”
Olayın ardından herhangi bir can kaybı ve yaralının bulunmadığını da açıklayan Gül şöyle konuştu:
“Buradaki operasyon tamamen tedbir amaçlı. Vatandaşlarımızın olası can ve mal kaybıyla karşılaşmaması için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın koordinesinde, bizim de yerelde, valilik, kaymakamlık, belediye, KIZILAY, AFAD bütün kurumlarımızla birlikte yaptığımız bir organizasyon. Toprak kayması inşaat çalışması yapılan yerdeki meyilli arazilerde. Buradaki bölgenin genelinde bir toprak kayması tespit etmedik. Daha önce bilinen tespit edilen riskli yapı olarak da kayıtlarda olan ve normalde taşınması gereken, yıkılması gereken fakat şimdiye kadar hak sahipleri ve belediyle arasında anlaşma olmadığı için taşınması geciken yapılar. Normalde toprak kayması olmasa bile buradaki yapıların taşınması lazım, yıkılması lazım”
BELEDİYEDEN AÇIKLAMA
Gaziosmanpaşa Belediyesi de toprak kaymasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Tahliye edilenlerden bir bölümünün otellere yerleştirildiğini belirten Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin açıklaması şöyle:
“Değerli Gaziosmanpaşa sakinleri, 19 Nisan 2024 tarihinde, Yıldıztabya Mahallesi, Bahadır Sokak’ta saat 11.00 sıralarında yaşanan toprak kayması sonucunda acil güvenlik önlemleri alındı. Olay yerine hızla müdahale eden belediye ekiplerimiz ilk etapta risk altında olduğu belirlenen 26 haneyi güvenli bir şekilde boşalttı. Toplamda 96 kişiyi tahliye edildi.
Tahliye edilen vatandaşlarımızın bir kısmı, ilçemizdeki otellere yerleştirilerek geçici konaklama ihtiyaçları güvence altına alındı. Şu anda 78 kişi, belediyemiz tarafından koordine edilen otellerde misafir edilmektedir.
İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Belediye ekiplerimiz, olayın ardından bölgede sürekli olarak incelemelerde bulunmakta ve risk analizleri yapmaktadır. Bölgedeki diğer riskli alanlar da belirlenerek, gerekli tahliyeler yapılmıştır. Bu süreçte, vatandaşlarımızın güvenliği her şeyden önce gelmektedir.
Belediye olarak, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlamak adına gereken tüm önlemleri almaya devam edeceğiz. Konuyla ilgili gelişmelerden sizi haberdar etmek için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Güvenliğiniz için alınan kararları ve yapılan duyuruları dikkatle takip etmenizi rica eder, herhangi bir sorunuz veya ihtiyacınız olduğunda belediyemize başvurmanızı öneririz.”
]]>Konak Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü’ne bağlı olarak hizmet veren Zeytinlik Semt Merkezi ile Mersinli Semt Merkezi’nde23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı minik kursiyerlerin gösterileriyle kutlandı. İlk olarak Zeytinlik Semt Merkezi’nde yapılan bayram etkinliğine Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu’nun yanı sıra sevilen oyuncu Mert Fırat, Konak İlçe Halk Eğitim Müdürü Hüseyin Akpınar, Müdür Yardımcısı Erdoğan Ünlü, belediye meclis üyeleri, muhtarlar ve veliler katıldı.
MUTLU: ETKİNLİKLERİMİZ DAHA DA ÇEŞİTLENECEK
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından törenin açılış konuşmasını yapan Başkan Mutlu, miniklerin bayramını kutladı. Çocuklara bir de sürprizi olduğunu belirten Mutlu, ünlü oyuncu Mert Fırat’ın da kendileriyle birlikte olduğunu ve bayram kutlamasına eşlik edeceğini söyledi. Başkan Mutlu, “23 Nisan kutlaması için dünya güzeli çocuklarımızın gösterisini ünlü sanatçı Mert Fırat’la, meclis üyelerimizle, sevgili dostlarımızla birlikte izlemeye geldik. Semt merkezlerimizdeki etkinlikler bundan sonra kültürel-sanatsal olarak da çok daha farklı, çok daha sizleri tatmin edecek şekilde çeşitlenecek.Burada sizlerle olduğumuz için çok mutluyum. Önümüzdeki günlerde daha güzel etkinliklerle buluşmak üzere Atatürk’ün çocuklarımıza armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun” dedi.
Başkanın konuşmasının ardından etkinlik, 7-11 yaş arası jimnastik grubunun gösterisiyle devam etti. Heyecanları gözlerinden okunan minikleri Mert Fırat’la birlikte ilgiyle izleyen Başkan Mutlu, sonrasında 3-6 yaş Oyun Odası grubunun şarkılar eşliğinde yaptıkları dansı izledi. Bayram kostümleri içinde birbirinden sevimli çocukların sevgi çemberi içinde kalan Başkan Mutlu, tüm çocukları başarılı gösterilerinden ötürü kutladı.
İKİ KURUM UYUM İÇİNDE ÇALIŞIYOR
Zeytinlik Semt Merkezi’nin ardından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı coşkusu Mersinli Semt Merkezi’nde devam etti. Miniklerin gösterisinden önce konuşan Halk Eğitim Müdürü Hüseyin Akpınar, dünyada ilk kez çocuklara Atatürk tarafından bir bayram hediye edildiğini hatırlatarak, çocuklarla birlikte her yıl 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı coşku içinde kutladıklarını belirtti. Akpınar, “Çocuklarımız Mustafa Kemal Atatürk’e yakışır olarak bu bayramı kutlamakta. Biz de burada açtığımız kurslara gelen çocuklarımızın etkinliğini izlemek için bir aradayız. Konak Belediyesi’nin semt merkezlerinde açtığımızı kurslarla 3 yaşından 80 yaşına kadar her yaştan vatandaşa hizmet veriyoruz. İlçe Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğümüz ile Konak Belediye Başkanımız arasında tam bir uyum ve işbirliği var. İki kurum olarak birlikte hizmet sunmaya çalışıyoruz” diyerek çocukların, eğitimcilerin ve tüm konukların bayramını kutladı.
3-6 yaş Oyun Odası grubundan Fatma Zümra Kaya’nın ‘Geldi 23 Nisan’ şiiriyle başlayan bayram coşkusu miniklerin şarkılar eşliğinde yaptığı danslarla devam etti. Son olarak Atatürk Çocukları Marşı eşliğinde Türk Bayraklarını sallayarak marşa eşlik eden minikler gösterileriyle göz doldurdu. Gösterileri gururla izleyen öğretmenler, anne ve babalar ise etkinlik sonunda çocuklarını ayakta alkışladı.
]]>Nilüfer Belediyesi’nin 2017 yılında kente kazandırdığı, bünyesindeki simülasyon odaları ve envanteriyle Türkiye’de ilklere sahip olan Nilüfer Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi, bir yandan çalışmalarını titizlikle sürdürürken, bir yandan da envanterine son teknolojiye sahip, hayat kurtaran yeni malzemeler ekliyor. Kentte yaşanan afet ve acil durum niteliği taşıyan tüm olayların 7 gün 24 saat takip edildiği merkez, yeni kentsel arama ve kurtarma malzemelerini bünyesine katarak daha donanımlı hale geldi. Sismik enkaz altı dinleme cihazı, havalı enkaz kaldırma seti, enkaz altı görüntüleme kamerası, termal kameralı drone, spiral hortumlu duman tahliye fanı, aydınlatma, taşlama, kesme, kırma aletleri gibi 22 adet malzemeyi envanterine ekleyen merkez, afet ve acil durum anlarında artık daha nitelikli hizmet verecek.
Başkan Şadi Özdemir: “Halkın bilinçlenmesi önemli”
Deprem başta olmak üzere her türlü afetle mücadeleye büyük önem veren, deprem parkları ve deprem lojistik merkezi gibi projeler hayata geçirmeyi planlayan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de, Nilüfer Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi’ne giderek, kentsel arama ve kurtarma malzemelerini yerinde inceledi. Nilüfer Belediyesi Sivil Savunma Amiri ve İş Güvenliği Uzmanı Fatih Işık’tan malzemeler hakkında detaylı bilgi alan Başkan Şadi Özdemir, halkın afet ve acil durum öncesi, sırası ve sonrasında yapılacaklar hakkında bilinçlenmesinin önemine değindi. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Nilüfer Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi’ndeki kullanım ömrünü tamamlamış aletleri yenilediklerini, ayrıca envantere yeni malzemeler de kazandırdıklarını belirtti. Nilüfer Belediyesi’nin afet ve acil durum konusundaki bilincinin yüksek olduğuna dikkat çeken Başkan Şadi Özdemir, “Bu merkezde hem afetle mücadelede halkın her an hazır olması için eğitimler veriliyor hem de kentteki afet ve acil durum niteliğindeki durumlar 7 gün 24 saat takip ediliyor. Halkın bu merkezde verilen eğitimlere katılarak, bilinçlenmesi çok önemli” dedi.
Deprem parkları ve lojistik merkezi
Muhtemel bir deprem sonrasında hızlı müdahaleyi sağlamak ve kargaşayı önlemek adına deprem parkları ve deprem lojistik merkezi gibi önemli projeleri kente kazandırmayı hedeflediklerini de ifade eden Başkan Özdemir, “Deprem sonrası, en az iki günlük acil ihtiyacın içinde olduğu, temel yaşam malzemelerinin yer aldığı mekanlar oluşturmayı düşünüyoruz. Deprem sonrası alet ve edevat ihtiyacı da çok yüksek oluyor. Basit aletlerle birçok insanın hayatını kurtarmak mümkünken, eksiklerden dolayı birçok insan yaşamını yitiriyor. Bu nedenle deprem lojistik merkezi yapma hedefimiz var. Deprem anında ihtiyaç duyulabilecek her türlü alet ve edevata sahip bir mekan oluşturmayı, afet sonrası ihtiyaç bölgelerine hızlıca eriştirilmesini hedefliyoruz” diye konuştu.
Bursa’nın bir deprem kenti olduğunu, Nilüfer’de alüvyonlu toprakların yer aldığını hatırlatan Başkan Şadi Özdemir, depremin her zaman gündemlerinde olduğunun altını çizdi. Başkan Şadi Özdemir, “Çalışmalarımızı, bu bilinçle yapacak, tedbirlerimizi alacağız. Yeni planlamalarda, kentsel dönüşüm çalışmalarında fay hatlarını dikkate alacağız. Önemli olan Nilüferliler’in deprem konusunda bilinçli olması. Biz, her zaman onların yanındayız” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kentin dört bir yanında düzenleyeceği etkinliklerle kutlayacak. “İzmir’in Dört Bir Yanında Şenlik Var” temasıyla 30 gün boyunca 30 ilçede düzenlenecek “Gezici Çocuk Şenlikleri” ile çocuklar pandomin, sihirbaz gösterileri, konserler, dans ve tiyatro gösterileriyle bayramın tadını doyasıya çıkaracak. 23 Nisan’da ise binlerce çocuk Kültürpark’ta düzenlenecek Çoçuk Şenliği’nde bayramın tadını doyasıya yaşayacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı toplu taşıma hizmetleri (İZDENİZ, İZULAŞ, METRO, ESHOT, İZTAŞIT, TRAMVAY) 23 Nisan Salı günü ücretsiz hizmet verecek. İzmir Doğal Yaşam Parkı ise 6-18 yaş arasındaki ziyaretçilerini 22-28 Nisan tarihlerinde ücretsiz olarak ağırlayacak.
Kültürpark’ta büyük şenlik
Kültürpark’taki Çocuk Şenliği 23 Nisan Salı günü saat 12.00’de başlayacak. Kaskatlı Havuz yanında düzenlenecek programda 12.00 ile 15.00 arası çocuklar için çadır etkinlikleri yapılacak. Saat 13.00-17.00 arasında konserlerin, sihirbaz ve dans gösterilerinin yer alacağı sahne etkinlikleri düzenlenecek. Açık alan etkinlikleri de saat 12.00-15.00 arasında yapılacak. Çocuklar kukla gösterileri, spor etkinlikleri, sokak oyunları, oyun parkuru, gezici kütüphane gibi birçok etkinlikle keyifli bir gün geçirecek.
Müzikli tiyatro gösterimleri çocukları büyüleyecek
27 Nisan 2024 Cumartesi günü saat 13.00’te İzmir Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Çağdaş Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği iş birliğiyle “Çağdaş Yaşam Çocuk Korosu” Atatürk Oratoryosu’nu sunacak. Etkinlik ücretsiz yapılacak. 24 ve 26 Nisan tarihlerinde ise Kültürpark Atatürk Açık Hava Tiyatrosu’nda saat 19.00’da çocuklar ve aileleri için ücretsiz müzikli tiyatro gösterileri olacak. 24 Nisan’da Kral Şakir : Kapadokya Macerası, 26 Nisan’da ise Maşa ile Koca Ayı gösterisi ile çocuklar keyifli zaman geçirecek.
Çocuklarla “Dönüşüm Aile Kampı” Olivelo’da
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı tarafından ilki düzenlenecek Dönüşüm Aile Kampı Güzelbahçe Olivelo Yaşayan Parkı’nda yapılacak. Herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkından hareketle, çevresel sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda sürdürülebilir bir yaşam için atığın önlenmesi, azaltılması, yeniden kullanılması ve dönüştürülmesi bilincinin yaygınlaştırılması amacıyla 27-28 Nisan 2024 tarihlerinde düzenlenecek kampta 8-9 yaş grubu öğrencileri ve aileleriyle birlikte Atıksız Yaşam Atölyeleri, Doğa Yürüyüşü, Yoga, Kuş Gözlemi, Kaçeli Koyunlarla Tanışma, Eko-Pinsel Perspektif: Geri Dönüşüme Odaklı Sanat Atölyesi, Geri Dönüşüm Müzik Aletlerinin Hikayesi ve Müzik konseri olmak üzere pek çok etkinlikte yer alacak. – İZMİR
]]>Kongre ve Sergi Sarayı Çok Amaçlı Salon’da gerçekleştirilen çalıştayda; MESKİ, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Mersin Deniz Ticaret Odası, Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, MedCities ve Türkiye Akdeniz Hub’ından temsilciler yer aldı. Temsilciler, deniz ve kıyı ekosisteminin korunması için devam eden projeleri ele aldılar ve bu ekosistemi sürdürülebilir kılmak amacıyla gelecekte yapılması gereken uygulamaları aktardılar. Ek olarak çalıştayda, özellikle deniz kirliliği ile başa çıkılabilmesi ve deniz ekosistemi içerisinde yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan canlı türlerinin korunmasına yönelik çalışmalar da dile getirildi.
ÇALIŞTAY, 2 OTURUMDA GEÇEKLEŞTİRİLDİ
Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı İbrahim Evrim’in açılış konuşmasını gerçekleştirdiği çalıştay 2 oturumda gerçekleştirildi. Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanı Dr. Kemal Zorlu’nun moderatörlüğünde düzenlenen ilk oturumda; ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Mersin Deniz Ticaret Odası ve Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden temsilciler yer aldı.
ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Dr. Öğr. Üyesi Devrim Tezcan ‘Deniz Alan Planlaması ve Çözüm Önerileri’, Dr. Öğretim Üyesi Korhan Özkan ise, ‘Kıyı Ekosistem Restorasyonu’, Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nde Prof. Dr. Deniz Ayaş ‘Meditterranizsyondan Tropikaliasyona: Büyük Değişim’, Mersin Deniz Ticaret Odası Genel Sekreteri Mesut Öztürk, ‘Mersin’de Kıyı Ekonomisine İlişkin Yürütülen Çalışmalar, Çarçur Etme, Gargur Ye Projesi’ başlıklı konuları ele aldı. ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün İspanya ortağı Instituto de Ciencias del Mar (ICM) bünyesinde çalışan Dr. Vanessa Sarah Salovo da çevrim içi platformla çalıştaya katılarak, sürdürülebilir bir çevre deniz ekosisteminin korunmasına yönelik bilgi verdi.
Mersin Kent Konseyi Başkanı Ayferi Tuğcu’nun moderatörlüğünde gerçekleştirilen çalıştayın ikinci oturumunda ise Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Dr. Bülent Halisdemir, deniz kirliliğinin önlenmesi ve ortadan kaldırılmasına yönelik Büyükşehir bünyesinde yapılan çalışmaları aktardı. Aynı zamanda MESKİ Arıtma Tesisleri Daire Başkanı Dr. Emel Deniz Avcı da Atıksu Yönetimi ve MESKİ Genel Müdürlüğü’nün yapmış olduğu çalışmaları dile getirdi. ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Doç. Dr. Koray Özhan da ‘Temiz Denizler Hedefine Yönelik İyi Uygulamalar’ başlıklı sunum gerçekleştirdi. ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün İspanya ortağı Instituto de Ciencias del Mar (ICM) bünyesinde Çevre Eğitmeni ve Oşinograf olarak çalışan Berta Companys Oliva, deniz ve kıyı ekosistemlerindeki biyoçeşitliliğin incelenmesi ve deniz canlılarının tanınması amacıyla hayata geçirilen MINKA uygulaması hakkında bilgi verdi.
Katılımcılar, çalıştay bitiminde deniz ve kıyı ekosistemini incelemek ve gözlem yapmak amacıyla merkez sahilinde saha çalışması gerçekleştirdi.
EVRİM: “BU ÇALIŞTAY BÖLGEMİZ İÇİN BİR MİLAT VE BAŞLANGIÇ OLACAK”
Çalıştayın açılışında konuşan Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı İbrahim Evrim, önemli bir çalışma için bir araya geldiklerini ifade ederek, “Konumuz Mare Nostrum. Romalılar Akdeniz’e böyle dermiş. ‘Bizim deniz’ demek. Akdeniz’in bizim denizimiz olduğunu yeni yeni anlıyoruz. Her yıl yaklaşık 500-600 milyon insanın turizm maksadıyla akın ettiği ve kirlettiği bir deniz. Artık düzeltme ve elimizden geleni yapma zamanı geldi. Bu çalıştay bizim ve bölgemiz için sanki bir milat, bir başlangıç olacak. Bundan sonra bu çalışmaları hızlandıracağız” dedi.
DR. HALİSDEMİR: “24 SAAT SIFIR TAVİZ ESASLI ÇALIŞIYORUZ”
Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Dr. Bülent Halisdemir, Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluk ve görev alanları dahilinde sık sık denetim ve uygulama yaptıklarını belirterek, şunları söyledi:
“Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak deniz kirlilikleriyle ilgili ihbar ve şikayetlerle ilgili bütün konulara anında müdahil oluyoruz ve çözüm üretiyoruz. Büyükşehir Belediyesi olarak gerekli ekipmanlarımız, deniz araçlarımız ve uzman personellerimizle denizimizin kirlenmemesi için denetimlerimize devam ediyoruz. Sorumluluk alanımızda bulunan gemileri 24 saat izleyip, takip ederek gerekenleri yapıyoruz. Özellikle yetki alanımızda bulunan katı atıkları, yüzeydeki katı atıkları ve kıyıdaki katı atıkları toplama ile ilgili birçok etkinlik yapıyoruz. Deniz süpürgesi aracımız bir günde 2 veya 3 kez çıkarak girebildiği bütün alanlarda temizlik yapıyor. Biz, 24 saat esaslı olarak çalışıyoruz ve bu çalıştığımız yerlerde sıfır taviz veriyoruz. Denetimlerimizde deniz kirliliği yaratabilecek her konuya dikkat ediyoruz.”
“DENİZ KİRLİLİĞİN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN FARKINDALIK YARATIYORUZ”
Deniz denetimleriyle ilgili şimdiye kadar 1264 adet denetim yaptıklarını ve bu denetimlerden 71’ine idari yaptırım uyguladıklarını kaydeden Halisdemir, deniz yüzeyinde çok ciddi bir atık kirliliği ile karşı karşıya kaldıklarını ve farkındalık oluşturmak için sık sık bunları sergilediklerini aktardı. ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü ile iş birliği yaptıklarını belirten Halisdemir, deniz ekosistemini korumak adına yapay resif oluşturduklarını ifade etti.
Gelecek günlerde deniz denetimlerini artırmak ve denizle ilgili faaliyetleri daha yakından izleyebilmek için SCADA merkezi kuracaklarını aktaran Halisdemir, ‘Temiz Akdeniz’ projesini de hayata geçirdiklerini belirtti. Deniz kirliliği ile ilgili en önemli etkenlerden bir tanesinin kıyı akıntıları olduğunu söyleyen Halisdemir, proje kapsamında deniz kirlilik haritası oluşturduklarını ve bu raporla birlikte özellikle deniz kirliliğine sebep olan etkenleri ve seviyelerini belirlediklerini bu sayede çözüm önerileri geliştirdiklerini kaydetti.
TEZCAN: “YEREL YÖNETİM, ÜNİVERSİTE VE AKADEMİSYENLERLE SÜREKLİ İŞ BİRLİĞİ HALİNDE”
Mersin’in kıyı şeridinin birbirinden farklı biyoçeşitlilik içerdiğini belirten ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nde Dr. Öğr. Üyesi Devrim Tezcan, merkezden uzaklaştıkça bu biyoçeşitliliğin arttığını, tahribatın da görece azaldığını dile getirdi. Deniz taşımacılığı, atık su deşarjları, kıyı dolguları, balıkçılık faaliyetleri gibi pek çok uygulamaların biyoçeşitliliği ve deniz ekosistemini etkilediğini aktaran Tezcan, “Yerel yönetimin görülen o ki, bu konuda oldukça gayreti var ve bölgedeki üniversiteler ve akademisyenlerle de sürekli iş birliği içinde” dedi.
]]>
TİKA’dan yapılan açıklamaya göre, Budapeşte’de “Geçmişten Günümüze Türk-Macar İlişkileri” konulu sempozyumu düzenlendi.
Eötvös Lorand Üniversitesinin (ELTE) ev sahipliği yaptığı sempozyuma, Türkiye’nin Budapeşte Büyükelçisi Gülşen Karanis Ekşioğlu ve TİKA Balkanlar ve Doğu Avrupa Dairesi Başkanı Muhammed Ünal ve akademisyenler katıldı.
Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Ünal, iki ülke arasındaki güçlü ilişkilere kültürel alanda da ivme kazandırmak amacıyla TİKA’nın, “Türk-Macar Kültür Yılı” kapsamında dört proje hayata geçireceğini belirtti.
Ünal, tarih, dil ve ortak kültürel değerler üzerine Türkiye ve Macaristan’da çalışmalar yürüten akademisyenleri bir araya getirmekten memnuniyet duyduğunu anlattı.
Türkiye’nin Budapeşte Büyükelçisi Ekşioğlu da iki devlet arasında 18 Aralık 1923’te İstanbul’da imzalanan Dostluk Antlaşması ile yeniden tesis edilen dostane ilişkilerin 100. yılında da hız kesmeden, daha da artan bir ivmeyle devam etmesinden gurur duyulduğunu aktardı.
Tarihçi ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Pal Fodor, Prof. Dr. David Geza, Prof. Dr. Sandor Papp gibi hocaların sunum yaptığı sempozyumda Türk ve Macar ilişkileri derinlemesine ele alındı.
Sempozyum, Türkiye’den ve Macaristan’dan katılan akademisyenlere plaketlerinin takdim edilmesiyle son buldu.
TİKA, Bosna Hersek emniyet mensuplarına eğitim verdi
TİKA ve Türkiye Cumhuriyeti Emniyet Genel Müdürlüğü işbirliğinde, Saraybosna’da, “Uluslararası Polis Eğitimi İşbirliği Projesi” kapsamında eğitim düzenlendi.
TİKA’dan yapılan açıklamada, proje kapsamında, Bosna Hersek emniyet yetkililerine “Yolsuzlukla Mücadele Eğitimi” verildi.
Eğitimin kapanış ve sertifika töreni, Bosna Hersek Federasyonu İçişleri Bakanı Ramo İsak, TİKA Saraybosna Koordinatörü Erdinç Işık, Türkiye’nin Saraybosna Büyükelçiliği İçişleri Müşavirleri Ali Durmaz ve Mehmet Erduğan’ın katılımıyla gerçekleşti.
Eğitimin kapanış töreninde, eğitimi başarıyla tamamlayan 12 Bosna Hersekli kursiyere sertifikaları takdim edildi.
Bosna-Hersek Federasyonu İçişleri Bakanı İsak, törende yaptığı konuşmada, Türkiye ve TİKA ile uzun yıllardır devam eden işbirliğinden duyduğu memnuniyetini dile getirdi.
Uluslararası Polis Eğitimi İşbirliği Projesi
2007’de pilot proje olarak başlatılan Uluslararası Polis Eğitimi İşbirliği Projesi 2010’dan bu yana Bosna Hersek Federal İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere Bosna Hersek emniyet teşkilatları işbirliğinde de gerçekleştiriliyor.
Bugüne kadar siber suçlarla mücadele, terörle mücadele, toplumsal olayların yönetimi, oto hırsızlığı ile mücadele, polis liderliği, suç istihbaratı ve uluslararası suçlarla mücadelede yaklaşık 35 eğitim düzenlendi, Bosna Hersek’ten 650 emniyet mensubunun eğitimlere katılması sağlandı.
Arnavutluk’da “Osmanlı’da Göriceli İki Önemli Şahsiyet: İmrahor İlyas Bey ve Koçi Bey Sempozyumu”
TİKA, Alsar Vakfı ve Korçe Fan S. Noli Üniversitesi işbirliğinde, Arnavutluk’un Görice kentinde, “Osmanlı’da Göriceli İki Önemli Şahsiyet: İmrahor İlyas Bey ve Koçi Bey Sempozyumu” düzenlendi.
TİKA’dan yapılan açıklamaya göre, sempozyuma, Korçe Fan S. Noli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Dimitri Belo, TİKA Tiran Koordinatörü Mustafa Ata, Alsar Vakfı Başkanı Mehdi Gurra, Türkiye’nin Tiran Büyükelçiliği Eğitim Müşaviri Metin Bulut ve davetliler katıldı.
Sempozyum kapsamında düzenlenen oturumlarda, Türkiye’den, Kuzey Makedonya’dan ve Arnavutluk’tan davet edilen akademisyen, araştırmacı ve ülke uzmanlarından oluşan 11 kişi bildiri sundu.
Sempozyumla Arnavutluk-Türkiye arasında kökleri 14. yüzyıla dayanan sağlam tarihi, kültürel ve toplumsal bağların kuvvetlenmesine, iki ülke arasındaki köklü tarihi geçmişin aydınlatılmasına ve genç nesilde farkındalık oluşturulmasına katkı sunulması amaçlanıyor.
]]>CHP Genel Merkezi’nde, Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında 31 Mart Yerel Seçimleri’nin ardından ilk Parti Meclisi (PM) toplandı. CHP Sözcüsü ve İzmir Milletvekili Deniz Yücel, PM Toplantısı devam ederken açıklamalarda bulundu.
31 Mart yerel seçimlerinde halkın CHP’yi birinci parti yaparak, büyük ve önemli bir sorumluluk verdiğini belirten Yücel, kazandıkarı büyük seçim başarısı sonrasında asla rehavete kapılmadan ve hiç ara vermeden çalışmaya devam ettiklerini söyledi.
Hafta başındaki seçim sonuçlarının değerlendirildiği olağan MYK toplantısının ardından bugün de MYK toplantısı gerçekleştirdiklerini ifade eden Yücel, il başkanları ve belediye başkanlarıyla yarın ve pazar günü “İktidar yolunda CHP belediyeciliği çalıştayı” yapacaklarını kaydetti. Yücel, “Genel Merkezimiz bünyesinde kurulan ‘Yerel Yönetimler Eşgüdüm, Denetim ve Eğitim Birimi’ ile yerel yönetimlerde başka bir sayfa açıyoruz. Bu birimle, denenmiş ve başarılı olmuş projeleri başka illere ulaştıracağımız bir sistem kuracağız. Geçmiş dönemde görev yapmış başarılı belediye başkanlarımız, emekli sayıştay denetçileri deneyimleri ve birikimleriyle belediyelerimizin bütçelerinin ve kaynaklarının çok daha verimli kullanılmasında yol gösterici olacak.” eklinde konuştu.
“CHP İKTİDARA GELDİĞİNDE HAYAT PAHALILIĞINI ORTADAN KALDIRACAK”
Genel Başkan Özel’in 2 gün önce Fransa’nın Strazburg kentinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ilkbahar oturumuna katıldığını anımsatan Yücel, şöyle devam etti:
“Genel Başkanımızın burada yaptığı konuşma katılımcılarca büyük bir ilgiyle takip edildi ve beğeniyle karşılandı ve konuşması ayakta alkışlandı. Konuşmasında İstanbul Sözleşmesi’ne yaptığı vurgu, partimizdeki değişim ve gençleşmenin öznesi olarak ‘kadın ve gençlerin ön plana çıkması’ büyük beğeni topladı. CHP’nin Türkiye’yi heyecanlandıran yerel seçim başarısı; sadece Türkiye’ye değil Avrupa’nın sol sosyalist partilerine de umut oldu. Genel Başkanımızın Sayın Özgür Özel’in önderliğinde başlattığımız değişim, Türkiye’nin sıkışmış siyasetinde açtığımız yol, göreceksiniz CHP iktidara geldiğinde demokrasiyi kurumsallaştıracak, ülkeyi normalleştirecek, ekonomiyi düzelterek, toplumun belini büken hayat pahalılığını ortadan kaldıracaktır. Türkiye’de çağdaşlığın, eşitliğin, özgürlüğün, adaletin ve demokrasinin teminatı olan CHP, aynı zamanda ülkemizin medeni dünya ile de köprüsüdür.”
“OLASI BİR MÜLTECİ AKININA KARŞI ÖNLEM ALINMIŞ MIDIR?”
Orta Doğu’da tansiyonun günden güne yükseldiğine işaret eden Yücel, şu değerlendirmede bulundu:
“İran-İsrail geriliminin arkasında İsrail Gazze’yi vurmaya ve sivilleri öldürmeye devam ediyor. İsrail İran’a gerçekleştirilen saldırıyı üstlenmezken; ABD’den ‘İsrail İran’a saldırı yapacağını bize bildirdi’ açıklaması geliyor. Peş peşe gelen, birbirini yalanlayan, çelişkili, tutarsız açıklamalar bölgede gerilimi tırmandırıyor. Olası bir bölgesel savaşta Türkiye her konuda bundan etkilenecektir. Peki, tüm bunlar yaşanırken başta Dışişleri Bakanı olmak üzere tek bir yetkilinin dahi uzunca bir süre açıklama yapamadığı Türkiye bu konuda ne yapıyor? Tıpkı siz basın mensupları ve ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımız gibi ne yaptıklarını biz de bilmiyoruz.
Bu nedenle, AKP iktidarına şu soruları sormak milletimiz adına bizim görevimizdir; Türkiye’nin böylesi bir askeri, siyasi ve ekonomik batakta konumu ve stratejisi ne olacak? Olası bir bölgesel savaşta, yol geçen hanı haline getirdikleri Suriye ve İran sınırlarında, olası bir mülteci akınına karşı herhangi bir önlem alınmış mıdır? Kürecik Radar Üssü saldırı bilgilerini NATO müttefikleri ile yani dolaylı olarak İsrail’le paylaşacak mı? Mustafa Kemal Atatürk bu günleri öngörerek doğu sınırlarını 1937’de Sadabat Paktı’yla, batı sınırlarını 1934’te Balkan Antantı’yla güvence altına aldı. AKP Mustafa Kemal Atatürk’ün dış politika vizyonunu biraz örnek olsun örnek alabilseydi Türkiye’yi bu duruma düşürmezdi. Böyle bir ortamda, hiç şüphesiz, ülkemizin ve partimizin kurucusu Büyük Önder Atatürk’ün bize gösterdiği ‘Yurtta Barış Dünyada Barış’ anlayışı ile hareket edilmelidir. Türkiye’nin Ortadoğu’da gerilimi yükseltecek tüm politikaların karşısında olduğu net bir şekilde ortaya koyulmalıdır.”
“AKP VE MHP’DEN DEVRALINAN BELEDİYELERİN BORÇ YÜKÜ 100 MİLYAR LİRA”
Yücel açıklamasında CHP’nin kazandığı belediyelerdeki borçlara da değindi. 22 yıllık AKP iktidarının merkezi yönetimde yarattığı ekonomik tahribatın yerel yönetimlerde de çok ciddi boyutlara ulaştığını vurgulayan Yücel, şöyle devam etti:
“AKP ve MHP’den devralınan belediyelerin borç yükü 100 milyar lira. Kasaları bomboş. İsraf olağanlaşmış. Gereksiz harcama rekoru kırılmış. Sadece birkaç belediyenin durumunu anlatmak bile genel tablonun ne kadar vahim olduğunu gösterecektir. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin borcu 11 milyar Lira. İstanbul Sancaktepe Belediyesi 2 milyar lira, Kütahya Belediyesi 1 milyar 700 milyon lira, Kilis Belediyesi: 502 milyon lira, 85 bin nüfuslu Edirne Keşan Belediyesi’nin borcu 483 milyon lira, 65 bin nüfuslu Antalya Kaş Belediyesi; 400 milyon lira borcu var. 43 bin nüfuslu İzmir Kiraz Belediyesinin borcu 332 milyon lira.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Bir de 78 yıl sonra kazandığımız Manisa’da bir soygun hikayesi var ki akıllara zarar. Seçimlere 3 hafta kala Manisa Büyükşehir Belediyesi’nden 1 milyon lirası kuruyemiş faturası olmak üzere, toplam 416 milyon 587 bin lira harcama yapılıyor. Manisa’yı 15 yıldır yöneten MHP’li Manisa Büyükşehir belediye Başkanı seçimi kaybedince, belediye başkanımız Ferdi Zeyrek’e devir teslim yapılmadan, apar topar belediyeye fatura girişi yapıp, bürokratlar üzerinden, bürokratlara baskı yaparak belediye kasasından, 130 milyonu belediye şirketi MASKİ üzerinden, 480 milyonu ise Belediye’den olmak üzere toplam 610 milyon lira ödeme yapmaya çalışıyor. ve Manisa Büyükşehir Belediye başkanımız Sayın Ferdi Zeyrek bu soygun girişimini ifşa ederek engelliyor. İşte 22 yıllık AKP iktidarının kurmuş olduğu ve sonradan MHP’nin de yanaşarak sebeplendiği ve ortak olduğu soygun düzeninden birkaç çarpıcı örnek.
“MONAKO’DA ISTAKOZ YİYEN, PERSİLVANYA’DA POZ VEREN KİŞİ MECLİS’TE”
Hizmet bekleyen halkımızın parasının nasıl çar çur edildiğini üzülerek görüyoruz. AKP Genel Başkanının açıklamalarından, halkımızın verdiği mesajı hala almadığını, seçim sonuçlarını idrak edemediğini görüyoruz. Neden biliyor musunuz? Bunlar halktan kopmuşlar. Bunların halkı anlamaları mümkün değil. Bunlar halka hizmet etmek yerine kendilerine saray yapacak kadar kibir abidesi olmuşlar. İstanbul’da Sancaktepe Belediye Binasında hiç utanmadan kendilerine 6 bin metrekare başkanlık katı yapmışlar. Hiç boşaltmayacaklarmış gibi şatafata boğdukları o belediye binalarını gördükçe insanın aklına genel seçim sonrasında boşalacak olan saray geliyor. Asıl şatafat orada. O saray boşaldığında işte o zaman anlayacaksınız emekliye neden bütçe olmadığını.
Sancaktepe Belediyesi’nde, içinde bu lüksü, şatafatı ve 6 bin metrekarelik başkanlık makamını içinde barındıran bu ucubeyi yapan şahıs şimdi Meclis’te. Monako’da ıstakoz yiyen, Pensilvanya’da poz veren kişi de Meclis’te. Emekliler simit satsın diyeni de Meclis’te. ‘Biz bu milletin ta kendisiyiz’ deyip 562 bin liralık saatle fotoğraf çektiren de mecliste. Dedik ya bunlar halktan kopmuşlar. Halkın verdiği mesajı almak bir yana; halkın halinden, en küçük derdinden bihaberler. ‘Fazladan belediye kazanmakla iktidar olunmaz, Türkiye’yi yöneten iktidar değişmemiştir’ yada
‘Milli irade sandığa tam olarak yansımamıştır’ diyerek, CHP’nin seçim başarısını küçümseyenler; kendilerini avutmaya, kendilerini kandırmaya devam etsinler. ‘Biz bitti demeden hiçbir şey bitmez’ deme egosu taşıyanlar, ‘Halkımız bitti dediğinde bittiğini’ er ya da geç anlayacaktır.”
“MHP’NİN GENEL BAŞKANI KILIF ARAYACAĞINA, BELEDİYELERİN ÖN CEPLERİNE BAKSIN”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına ilişkin Deniz Yücel, şunları kaydetti:
“Bahçeli bir hesap yapıyor, sanırsınız seçim 81 ilde değil de, 51 ilde yapılmış. Seçmenlerin 3’te 2’sinin yaşadığı büyükşehirlerde oy kullananları seçmenden saymıyor MHP. MHP’nin Genel Başkanı, Cumhur İttifakı’nın yaşadığı hezimete kılıf arayacağına, belediyelerin ön cephelerine baksın. Denizli’den Kiraz’a, Kastamonu’dan Gölbaşı’na her yerde sadece borç bıraktınız. Siz kabul etseniz de etmeseniz de beğenseniz de beğenmeseniz de, Milli irade sandığa yansıdı. Şimdi şeffaf, hesap veren ve halkçı belediyecilik yapma zamanı.
Belediyeler artık sadece halka hizmet edecek. Para muslukları kesildi, tabiki üzülecekler. İsraf azalacak, tabii şaşıracaklar. CHP, yerelden sonra merkezi iktidara geldiğinde de, köşelerine çekilip izleyecekler ne yapalım. Bu kadar soygunun, israfın, kibirin, Anayasa tanımazlığın, halk düşmanlığının bir karşılığı olacak. Hiç merak etmeyin; o belediyelere yerleştirdiğiniz böceklerin, kameraların hesabı da sorulacak. Belediyelerin kasalarını boşaltanlar, makam araçlarını çamurlu suyla dolduranlara bu millet elbette bir ceza kesecek.”
“SAYIN ERDOĞAN NEDİR BU PARLEMENTER SİSTEM KORKUNUZ?”
Deniz Yücel, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına ilişkin de şunları söyledi:
“Erdoğan’a göre, 14 – 28 Mayıs seçimlerinden sonra parlamenter sisteme dönüş tartışmaları milletimiz tarafından bir daha açılmamak üzere kapanmış. Sayın Erdoğan nedir bu parlamenter sistem korkunuz? Neden bu kadar korkuyorsunuz? 20 yılda 6 kez Merkez Bankası Başkanı değiştiriyorsun, ‘Faiz sebep enflasyon sonuç’ politikanızdan bir türlü vazgeçmiyorsunuz. Merkez Bankası fakirden alıp zengine veriyor,
Daha önce hiç zarar etmemiş olan Merkez Bankası KKM ödemelerini üstlendikten sonra, 818 milyar lira tarihi zarar açıklıyor. Ülkede onca hukuksuzluk yaşanıyor, Hatay’ın iradesi hapse tıkılıyor, bir milletvekili haksız ve hukuksuz bir şekilde tutsak ediliyor, emeklilerin taşan sabrı iktidara büyük bir ders veriyor, açlık sınırıyla asgari ücret eşitlenmiş, et fiyatlarındaki artış geçen yıla göre yüzde 100. Milyonların hızla yoksullaştığı, işçinin, emekçinin, emekçi, öğrencinin, dar gelirlinin bırakın et almayı, ekmek almakta zorlandığı bir ülke haline gelmişiz,
Ülkede dertler çığ gibi büyüyor, bunlardan korkmuyorsunuz da parlamenter sistemden korkuyorsunuz öyle mi? Neden korkuyor biliyor musunuz? Çünkü Erdoğan tek adam konforunu kaybetmek istemiyor. Kontrolün kendisinde olmadığı bir ihtimale tahammülü bile yok. Çünkü ülkede kendisini denetleyecek kimseyi istemiyor.”
“FİYATLARDAKİ FAHİŞ ARTIŞIN TEMEL SEBEBİ AKP’NİN YANLIŞ EKONOMİ POLİTİKALARI”
Ülkenin ekonomik durumuna dikkati çeken Deniz Yücel, şöyle devam etti:
“AKP’nin seçim boyu ilden ile gezdirdiği Bakanlar, nihayet görevlerinin başına geçti. Ancak yine akıllara durgunluk veren açıklamalar yapmaya başladılar. Ticaret Bakanlığının başındaki şahıs, AKP iktidarından önce enflasyonun 2-3 haneli rakamları gördüğünü söylemiş. Neymiş 20 yıl önce enflasyon tek haneliymiş. Neymiş, fahiş fiyat artışları ve yüksek enflasyonun sebebi Covid-19 salgınıymış. Sayın Bakan, Sizi hiç üzmek istemeyen TÜİK’in en son açıkladığı enflasyon verisi bile yüzde 68.50 yani 2 haneli gerçek enflasyon ise ENAG verilerine göre yüzde 124.63 yani 3 haneli. Fiyatlardaki fahiş artışın temel sebebi pandemi değil AKP’nin yanlış ekonomi politikaları. Sayın Bakan, ‘Dünyada da enflasyon çok yüksek’ demiş. Sen bebek mi avutuyorsun? Çocuk mu kandırıyorsun? Bakın, bu milleti kimse aptal yerine koymaya çalışmasın. TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranlarına göre Türkiye Şubat ayında Avrupa’da yüksek enflasyonda ilk sıradaydı.
Dünyada ise en yüksek enflasyonun olduğu 5’inci ülke idi.”
“ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI GÜNDEMİNE DERHAL ASGARİ ÜCRET GÜNCELLEMESİNİ ALMALI”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın asgari ücrete Temmuz ayında herhangi bir ara zammın gündemlerinde olmadığını açıkladığını anımsatan Deniz Yücel, “Emekliye de, enflasyon ya da sözleşme farkı dışında bir zam yapılamayacakmış. Emekliler, çalışanlar mağdur, gençler işsiz. Bir çözüm, bir adım, bir müjde bekliyorlar. Ama yapılan açıklama ortada. Mevcut asgari ücretle bir ay değil, bir haftayı geçirmek imkansız. 10 bin liralık emekli maaşıyla geçinme ihtimalini bile konuşmuyoruz. Bu ekonomik koşullarda, asgari ücrete bir güncelleme yapılması, tarafından derhal gündeme alınmalıdır.” diye konuştu.
Yücel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Halkımız bu haldeyken, AKP iktidarı hala utanmadan, sıkılmadan, ‘2023 yılını yüzde 4,5 büyüme oranıyla kapattık’, ‘Satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük 11. Ekonomisiyiz’ ‘Milli gelirde 1,1 trilyon doları, kişi başına düşen gelirde de 13 bin doları aştık’ masallarıyla halkın gözünü boyamaya çalışıyor. Kişi başına düşen milli gelir hedefi hani 25 bin dolardı? 25 bin dolar nerede, 13 bin dolar nerede? Ayrıca ‘satın alma gücü paritesini’ baz almak nedir değerli arkadaşlar? Neden üretimde büyümeyi baz almıyorsunuz? Neden ihracatta büyüme rakamlarını baz almıyorsunuz? Çünkü üretimde ve ihracatta bir büyüme yok, dışa bağımlı ülke konumumuzu hala sürdürüyoruz. Bunlar boş laflar. Nasıl oluyor da, hem ekonomik olarak devamlı bir büyüme içinde oluyoruz? Hem de emekliye kaynak bulamıyoruz? ‘Emekliye 10 bin lira yeterli değil ama ülkemizde tek çivi çakmasak, tüm yatırım bütçesini buraya aktarsak bile yetmiyor’ diyen Erdoğan değil miydi?”
“AKP İKTİDARI YEREL SEÇİMLERDE HALKTAN SARI KART GÖRDÜ AMA YETMEMİŞ. İLLA KIRMIZI KART GÖSTERİN DİYOR”
CHP Grubu’nun ‘En düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çekilmesi teklifi”nin Meclis’te bekletildiğini kaydeden Deniz Yücel, şunları söyledi:
“Sonra da ekonomimiz büyüyor diyorlar, ekonomik göstergelere toz kondurmuyorlar. Bu ekonomik büyüme emeklilere neden yansımıyor? Her şeye para var, emekliye gelince para yok. Emeklilerimiz bu ülkede üvey evlat muamelesi görmekten bıktı usandı, sandıkta da tepkisini gösterdi, anlamak istemeyen, mesajı almayan AKP iktidarıdır. AKP iktidarı yerel seçimlerde halktan sarı kart gördü ama yetmemiş. İlla kırmızı kart gösterin diyor. Erdoğan’ın ekonomik büyümeden anladığı Osmangazi Köprüsünden geçen araç sayısı, İstanbul Hava Limanı’nın bilmem kaç kişiye hizmet vermesi. Neymiş, bu hizmetler kamu özel iş birliği ile yapılmış, devletin kasasından hiç para çıkmamış. Sayın Cumhurbaşkanı, bu milletin aklını, zekasını hafife alıyor. Vatandaşın vergisiyle yapılan köprülerin, yolların, hava limanlarının verdiği hizmetlerle övünmek ve ‘biz yaptık, devletin kasasından 5 kuruş para da çıkmadı’ diyebilmek en hafif tabiriyle yüzsüzlüktür. AKP’nin uyguladığı ‘Kamu özel iş birliği modeli’, vatandaşımızın sırtında bir yüktür. Verilen geçiş garantileri, tutturulamayan hedeflerin hepsi vatandaşın vergilerinden karşılanıyorken devletin kasasından tek bir kuruş çıkmadı diyemezsiniz. Tabii siz vatandaşın ödediği vergiyi keyfi olarak harcamayı alışkanlık haline getirdiğiniz için devletin asli görevi olan hizmetleri de marifet sayıyorsunuz. Cumhuriyet tarihi boyunca halktan bu kadar kopuk bir iktidar görülmemiştir.
Bu ülke bu kadar müsrif, sadece kendini düşünen, ‘İtibar itibar’ deyip har vurup harman savuran bir yönetici kadrosuyla daha önce hiç yönetilmedi.”
“ADALET BAKANI DUYSUN”
Yücel, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un açıklamalarına ilişkin de şu değerlendirmeyi yaptı:
“Adalet Bakanı ‘Yeni Anayasa konusunda herkes mutabık’ demiş. Şunu net bir şekilde söyleyelim; Sayın Bakan da duysun. Hukuku yok sayan, demokrasiyi benimsemeyip, halkın iradesini gasp eden, yargıya müdahale edip, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını ortadan kaldıran, hak ve özgürlükleri tırpanlayan, Anayasal kurumları yok sayıp, Anayasa’yı ihlal edenlerle bizim, toplumun yüzde 38’inin oyunu alarak birinci parti olan CHP’nin mutabık olması söz konusu dahi değildir. Adalet Bakanlığı koltuğunda oturan şahıs, kendisi de hukukçu ama yine de hatırlatmakta fayda var. Anayasalar toplumsal mutabakat metinleridir. Anayasalar tabii ki değiştirilebilir. Ancak Anayasa değişikliklerindeki en temel kriter, toplumun ihtiyaçlardır. Bir siyasi partinin varlık kaygısı değil.
Bu ülkenin kurucu partisi olan CHP olarak, Anayasal ile teminat altına alınan temel hak ve özgürlüklerin korunması; Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliklerinin kuvvetlendirilmesi ve işler hale getirilmesi konusundaki duruşumuz son derece kararlıdır ve nettir.”
“CHP’NİN BAŞARISINI ZAYIFLATMAK İÇİN ÇALIŞAN PARTİLİ VARSA YAPTIRIM UYGULAMAK GÖREVİMİZ”
Yücel, açıklamasının ardından bir gazetecinin “Seçim sürecinde bazı CHP’lilerin parti aleyhine çalıştığının tespit edildiği ve bir genelge yayınlandığı söyleniyor, doğru mu” sorusuna “CHP, kurallarla, tüzük ile yönetmelik ile yönetilen bir parti. CHP’nin seçim sürecindeki başarısına engel olmak ya da zayıflatmak için çalışan bir partili varsa bir yaptırım uygulanması, bizim her şeyden önce görevimiz ve sorumluluğumuzdur. Bu yönde birtakım iddialar gündeme geldiyse bunlar araştırılır. İl, ilçe başkanlıklarımız bunlarla ilgili verileri toplar ve gerekli disiplin süreçlerini başlatırlar.”
]]>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İstanbul’da Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Kılavuz ve Strateji Geliştirme Çalıştayı’na katıldı. Bugüne dek toplam 18 bin 597 adet geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulayıcı sertifikası verildiğini açıkladı. Bakan Koca, Emine Erdoğan’a geleneksel tıbbın simgesi “hayat ağacını” hediye etti.
Sağlık Bakanlığı, ulusal ve uluslararası bilim insanlarının katılımıyla bugün İstanbul’da Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları (GETAT) Kılavuz ve Strateji Geliştirme Çalıştayı’nı düzenlendi.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Sağlık Bakanı Yardımcısı Huzeyfe Yılmaz, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. İhsan Ateş, DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Dr. Hans Kluge, DSÖ Geleneksel, Tamamlayıcı ve Entegratif Tıp Birimi Sorumlusu/ Dünya Sağlık Örgütü Bitkisel İlaçlar İçin Uluslararası Düzenleyici İşbirliği Ağı (DSÖ-IRCH) Sekreterya Grup Başkanı Dr. Kim Sungchol ve DSÖ-IRCH Sekreterya Grup Başkan Yardımcısı Dr. Charles Wu katıldı.
Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma Grubu (TÜMATA) tarafından mini konser verilen programda, çalıştayla ilgili tanıtım videosu izletildi.
Programda, Emine Erdoğan ve DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Dr. Kluge konuşma yaptı. Konuşmaların ardından, Sağlık Bakanı Koca Emine Erdoğan’a geleneksel tıbbın simgesi olan “hayat ağacını” hediye olarak takdim etti.
Koca, İstanbul’da bir otelde Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ev sahipliğinde düzenlenen “Dünya Sağlık Örgütü – Bitkisel İlaçlar İçin Düzenleyici İşbirliği Ağı (IRCH) 15. Yıllık Toplantısı” ile “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Kılavuz ve Strateji Geliştirme Çalıştayı”nda yaptığı konuşmada, “geleneksel tıp” teriminin ana akım tıpla birleşerek, “tamamlayıcı tıp” terimiyle eş anlamlı olarak kullanıldığını söyledi.
Sağlık Bakanı Koca, DSÖ-IRCH 15. Yıllık Toplantısı’nda şöyle konuştu:
“GELENEKSEL TIP YÖNTEMLERİNİN MERKEZE ALINARAK, MODERN TIP İLE BİRLEŞTİRİLMESİ İÇİN YASAL DÜZENLEMELERİN YAPILMASI, ÖNEMLİ, VE İHMAL EDİLEMEZ”
“İnsanlık tarihi boyunca, hastalıkların tedavisinde, çok sayıda yöntem denenip uygulanmıştır. Etkinliği tecrübe edilerek, insanların ilgisine mazhar olmuş ve nesilden nesile aktarılarak, insanlığın ortak mirası haline gelmiştir. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları, tarihin derinliği içinde, oldukça yeni sayılabilecek bir dönemde, Hipokrat veya İbn-i Sina gibi, dünyaca ünlü tıp insanları tarafından uygulanmıştır. Devam eden süreçte ve özellikle son iki yüzyılda, bu ortak mirastan devralınan tedavi modelleri, yeni araştırma usulleri ile kadim ama tamamen yeni bir tıp anlayışı ortaya çıkmıştır. Bugün “geleneksel tıp” terimi, insanlığın ortak tıp mirasına işaret ederken, ana akım tıpla birleşerek, “tamamlayıcı tıp” terimi ile, eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Geleneksel tıp yöntemlerinin merkeze alınarak, modern tıp ile birleştirilmesi için yasal düzenlemelerin yapılması, önemli, ve ihmal edilemez, toplumsal bir ihtiyaç haline gelmiştir. Ülkemizde bu ihtiyaca binaen; geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulama yöntemlerini belirlemek, bu yöntemleri uygulayacak kişilerin, eğitimi ve yetkilendirilmeleri ile, bu yöntemlerin uygulanacağı sağlık kuruluşlarının, çalışma usul ve esaslarını düzenlemek amacıyla, 27 Ekim 2014 tarihinde yürürlüğe giren, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği ile, yasal çerçevesi tanımlanmış ve sağlık sistemimize entegre edilmiştir. O tarihten bu yana, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları konusunda, eğitim vermek ve uygulama yapmak üzere başvuran, ve belirlenmiş yeterlilikleri sağlayan, kamu ve özel sağlık kuruluşları, Bakanlığımızca değerlendirilerek yetkilendirilmiştir.
“BAŞARILI HEKİMLERE, BUGÜNE DEK TOPLAM, 18.597 ADET, GELENEKSEL VE TAMAMLAYICI TIP UYGULAYICI SERTİFİKASI VERİLMİŞTİR”
Ülkemizde, bu alanda eğitim verebilme yetkisi, en üst seviyede sağlık hizmetleri veren, 3. basamak sağlık kuruluşu olan, tıp fakültesi hastaneleri ile, eğitim ve araştırma hastanesi statüsündeki, sağlık kuruluşlarındadır. Uygulama yapılabilecek birimler açma yetkisi ise, bu sağlık kuruluşlarının yanı sıra, devlet hastanesi, özel hastane, tıp merkezi, muayenehane gibi sağlık kuruluşlarına da verilebilmektedir.Bu birimlerde verilen hizmetler, bütüncül sağlık sistemimizin, ayrılmaz birer parçası olmuştur. Güncel olarak, 2.408 sağlık kuruluşu, geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanında, uygulama yapabilme yetkisine sahiptir. Ayrıca yetkilendirdiğimiz merkezlerce ilan edilen eğitimlere, tam katılım sağlayarak başarılı olan hekimlere, bugüne dek toplam, 18.597 adet, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulayıcı sertifikası verilmiştir. Sertifikaları tescil edilmiş hekimlerimiz, görev yaptıkları sağlık kuruluşlarında, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarıyla hizmet vermektedir. Sağlıkta gerçekleştirdiğimiz reformların, temel amacı olarak tanımlanan: ‘Herkes için ulaşılabilir, nitelikli ve sürdürülebilir sağlık hizmetinin, etkili, kaliteli, verimli ve hakkaniyete uygun bir şekilde sunulması’ hedefi, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları için de, aynen geçerlidir. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının, yetkin kişiler tarafından uygulanması, hayati önem arz etmektedir. Bu uygulamalar, her ne kadar yan etkisi çok az olan, doğal tedavi yöntemleri olarak görülse de, ehil kişiler tarafından yapılan uygulamalar, insan sağlığı için, en iyi sonuçları sağlayacaktır. Vatandaşlarımıza, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları alanında sunulan hizmetlerin, yalnızca bu alanda eğitimi bulunan kişilerce ve yine yalnızca, Bakanlığımızca yetkilendirilen sağlık kuruluşlarında sunulmasına, bütüncül bir sağlık hizmet sunumu olarak bakıyor ve büyük önem veriyoruz. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları alanında, güncel gelişmeleri, gerek ulusal, gerekse uluslararası alanda yürütülen uygulamalı, bilimsel ve akademik çalışmaları takip etme ve Bakanlığımıza görüş vermek amacıyla, 11 üyeden oluşan, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Ana Bilim Komisyonu teşkil edilmiştir.
“ÜLKEMİZDEKİ GELENEKSEL VE TAMAMLAYICI TIP UYGULAMALARININ, “ANADOLU TIBBI”, İSMİ ALTINDA YÜRÜTÜLMESİNİ AMAÇLIYORUZ”
“Dünya Sağlık Örgütü tarafından tanınan ve DSÖ işbirliğinde bir akademi olmak üzere teklif edilen işbirliğinin Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı bünyesinde bulunan GETAT Enstitüsü ile birlikte yapılacağını ilan etmekten memnuniyet duyarım. Buradan Hans Kluge’ye destekleri için tekrar teşekkür ediyorum. Bu sayede, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları alanında, ar-ge çalışmaları, ve ürün geliştirme faaliyetleri hız kazanacak, ülkemizde, geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanında sunulan hizmetin standardı ve kalitesi, en üst düzeye çıkarılarak, uluslararası tanınırlığının artırılması sağlanacaktır. Kadim medeniyetlerin beşiği, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının birleşim noktası Anadolu toprakları, tarihteki, en önemli tıbbi gelişmelerin hamisi olmuştur. Birçok medeniyetten yetişen ve halen isimleri ve uygulamaları, saygıyla anılan bilim insanlarını taşımıştır.Kadim tekniklerimizin, dünyaya duyurulması yönünde çalışmalar yapmak, bugün kaçınılmaz olmuştur. Ülkemizdeki geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının, “Anadolu Tıbbı”, ismi altında yürütülmesini amaçlıyoruz. “Anadolu Tıbbı” ismi, 1 Haziran 2021, “Anatolian Medicine” ismi, 24 Haziran 2021 itibariyle, ve Hayat Ağacı sembolümüzün sonuncusu, 19 Şubat 2024 tarihinde tescil edilerek, korumaya alınmıştır.
“MODERN TIP İLE GELENEKSEL TIBBIN BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ OLDUĞU, AYRI AYRI ELE ALINMASI GEREKTİĞİ DÜŞÜNÜLEMEZ”
Ülkemizde, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları, bu markalar adı altında icra edilerek geliştirilecek, ve dünyaya tanıtılacaktır. Tedavide uygulanan yöntemlerin yanı sıra, tedaviyi olumlu yönde etkileyen en önemli etmen, inanç ve güvendir. Kadim olana inanç ve güven ise her zaman çok yüksektir. Geleneksel hale gelenin, çok defa tecrübe edilerek bugüne kadar geldiğini, akıldan çıkarmamak gerekir. Modern tıbbı geliştiren bizleriz. Kadim olanı da, bizler geliştirmiştik. Modern tıp ile Geleneksel tıbbın birbirinden bağımsız olduğu, ayrı ayrı ele alınması gerektiği düşünülemez. Modern olanın arka planında, kadim olan, Kadim olanın bugüne uygulanmasında, modern olanın yeri tartışılamaz. Bizim amacımız, sağlık hizmet sunumuna, bütüncül ve birleştirici bir bakış açısı getirmektir. Tam bu noktada, Cumhurbaşkanımızın kıymetli eşi, Emine Erdoğan hanımefendinin, bu konuda gösterdiği hassasiyet ve himaye için, şükranlarımı arz ediyorum. Destekleri ve bu konunun öncüsü olmaları, bizlere cesaret veriyor, bizleri gayretlendiriyor. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarında, Türkiye’nin öncü ülkeler arasında yer alması konusunda çalışmalarımızı, kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Bu amaçla; Dünya Sağlık Örgütü ile Bakanlığımız işbirliğinde gerçekleştirilen bu organizasyona, katılım sağlayan siz değerli katılımcılara, teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum”
]]>İZKİTAP Fest-İzmir Kitap Fuarı Kültürpark’ta “Çocuk Edebiyatı” ana temasıyla okurlarla buluştu. Fuarın açılışında konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, “Kapılarınız kitaplara her daim açık olsun, deniz fenerleriniz kitaplar olsun” dedi.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde İZFAŞ ve SNS Fuarcılık iş birliği ile düzenlenen İZKİTAP Fest – İzmir Kitap Fuarı “Çocuk Edebiyatı” ana temasıyla kapılarını açtı. Onur konuğu yazarın Ahmet Ümit’in olduğu fuar, 19-28 Nisan 2024 tarihleri arasında Kültürpark’ta 10 gün sürecek. Girişin ücretsiz olduğu fuar, saat 10.00 ile 21.00 saatleri arasında ziyaret edilebilebiliyor. Fuarda bu yıl 350’ye yakın yayınevi, 50’ye yakın sahaf ile onlarca kurum yer alıyor. Okurlar, fuarda kitap alışverişinin yanı sıra düzenlenen söyleşiler, dinletiler, yarışmalar, konserler ve imza günleri gibi kültür programlarına katılabilecek. Fuarda; yazar, şair, çizer, gazeteci, edebiyat dünyasının birbirinden önemli 800’den fazla ismi, düzenlenecek binin üzerinde imza etkinliği ve söyleşi ile deneyimlerini paylaşacak.
“KİTAPLAR BİZİ DÜNYAYA AÇIYOR”
Fuarın açılışı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, onur konuğu Yazar Ahmet Ümit, önceki dönem CHP Zonguldak ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol, SNS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Saruhan Simsaroğlu ile yazar ve okurların katılımıyla gerçekleştirildi. Furarın açılış töreninde konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tugay, “Anadolu’dayız. Kültürün beşiğindeyiz. İzmir’deyiz. Dünyanın en güzel kentlerinden birindeyiz. Kültür Park’tayız. İzmir’i İzmir yapan mekanlardan birindeyiz. Mevsim bahar, konumuz; kitap, edebiyat, hikaye, roman, şair, şiir ve söylenmeye, yazılmaya değer ne varsa her şey. Bundan daha güzel hangi ortam olabilir ve bundan daha güzel hangi konu olabilir? Bugün İzmir’imizin hazinesi Kültürpark’ın kapılarından geçerken geldiğimiz yer sadece Kültürpark değildi. Zamanları ve mekanları aşan bir yolculuğa adım attık hep birlikte. Öyle ki parkımızın sınırları genişledi. İçine tüm zamanları, coğrafyaları, evrenin sonsuzluğunu ve dünyanın tüm hikayelerini aldı. İnsanlığın başlangıcından bu yana üretilen fikirler, yaşanan duygular, durumlar, hikayeler bilimin ve sanatın bütün yolculuğu burada. Kültür Park’ın sınırları içerisinde bugün. Çünkü bugün kitapların şenliğini başlatıyoruz. Çünkü kitaplar bizi dünyaya açıyor” dedi.
“MERAKI KARŞILAMANIN YOLU KİTAPLARDAN GEÇER”
Konuşmasını fuarla ilgili bilgi vererek sürdüren Tugay, “İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak Türkiye’de ilk defa açık alandaki kitap festivalini gerçekleştiriyoruz. İZKİTAP Fest’i aynı zamanda Kültürpark’ta yapılan en büyük kitap fuarı. Fuarımızın ana teması tam da birkaç gün sonra kutlayacağımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Buna yakışacak şekilde ‘Çocuk Edebiyatı’. Hem 23 Nisan etkinliklerine ev sahipliği yapacağız. Hem de çocuk edebiyatının pek çok yetkin kalemini yine okurlarla buluşturacağız. Çocuk ve kitap buluşmasına çok önem veriyoruz. Herkes kitap okuma sevgisiyle doğar. Çünkü merak etmek insanın doğasında vardır. Merakı karşılamanın yolu da kitaplardan geçer. Çocuklar büyüdükçe bu merak duygusunu kaybetmesin, okumaktan, öğrenmek hayal etmekten, kendini başkalarının yerine koyabilmekten vazgeçmesin diye bu ilk festivalimizi onlara ithaf ettik. Geleceğin yetişkin okurları da bu kapıdan geçti. Büyüyünce anlatacakları pek çok hatıraları olacak. Örneğin İZKİTAP Fest’in onur konuğu yazarı Ahmet Ümit’le tanışacaklar. Ahmet Ümit’in Sultan’ı Öldürmek romanından esinlenerek gizem dolu macera oyununu ilk kez bu fuarda gerçekleştireceğiz. Bugünden itibaren 28 Nisan akşamına kadar yaklaşık 800 Gazeteci ve sizlerle buluşacağız. Fuara 350’ye yakın yayınevi, 50’ye yakın sahaf ile onlarca kurum ve kuruluş katıldı. Sahaf sokağı Türkiye’nin en geniş şahıs katılımına ev sahipliği yapıyor, fuarımızda. Kitap müzayedesi de yapacaklar” ifadelerini kullandı.
“KÜLTÜRPARK’A İŞTE ŞİMDİ BAHAR GELDİ”
“İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak kitap bizim en önemli işlerimizin arasında yer alıyor” diyen Tugay sözlerinin devamında şunları kaydetti:
“Yayın dünyasına İzmir Büyükşehir Belediyesi yayınlarını kazandırmış bulunuyoruz. Bir yılda 35 kitabı yayınlayarak kamu yayıncılığına yeni bir soluk getirdik. İzmir hakkında sanat, tarih, arkeoloji, sosyoloji gibi akademik alanlar ile edebiyat alanında yerli ve yabancı yazarların eserlerini yayınladık. Okul öncesine ait resimli çocuk kitapları da İzmir Büyükşehir Belediyesi yayınları arasında önemli bir yer aldı. Yayınevimiz bugün İzmir Kitap Fuarı’nda çok değerli diğer yayınevleriyle birlikte kentimizi odağına aldığı eserlerini okurlara sunacak. Söyleşiler, imza günleri, konserler, müzikaller, tiyatrolar, illüzyon gösterileri gibi onlarca türde, binlerce etkinlikle tam anlamıyla bir kitap festivali bizi bekliyor. Kültürpark’ın tüm alanlarında doğayla iç içe iç edebiyat buluşması yaşayacağız. İzmirliler Kültürpark’ın tamamında bir fuar yaşamanın keyfini ve değerini iyi bilirler. Şimdi ülkemizin ilk fuarı İzmir Enternasyonal Fuarı ile yaşadığımız bu geleneğe İZKİTAP Fest’i de ekledik. ‘Baharın coşkusuyla, Kültürpark’ta’ sloganıyla düzenlediğimiz festival sayesinde Kültürpark’a işte şimdi bahar geldi. Kapılarınız kitaplara her daim açık olsun, deniz fenerleriniz kitaplar olsun. Hep kitapla kalın.”
“31 MART’TAN BU YANA ÇOK MUTLUYUZ”
Yazar Ahmet Ümit ise fuarın onur konuğu olmasının kendisi için büyük bir onur olduğunu belirterek “İzmir gibi Türkiye’nin çok anlamlı bir şehri. Hem çok güzel hem zihnen çok güzel hem özgürlük aşığı bir şehirde kitap fuarının onur konuğu olmak muhteşem bir şey. Beni bu Onur’a layık gören herkese çok çok teşekkür ediyorum. Başta Sayın Başkanımıza çok teşekkür ediyorum. Yeni görevlerinde başarılar diliyorum. Umarım çok daha iyi yerlere gidecek Türkiye. 31 Mart’tan bu yana çok mutluyuz. Hepimiz çok mutluyuz. Daha aydınlık günler bizi bekliyor. Buna inanıyoruz. Olacak. Hep beraber olacak” dedi.
“SANATI, EDEBİYATI ZORUNLU TÜKETİM MADDESİ HALİNE GETİRMEMİZ GEREKİYOR”
Türkiye’de kitap okunmadığını dile getiren Ümit, “Türkiye’de Kitap okunmuyor. Bu cehaleti nasıl ortadan kaldıracağız? Okullarda verilen eğitim belli. Ama çocuklarımıza edebiyatı nasıl sevdireceğiz? Bu en önemli meselelerden biri olarak duruyor ve benim buna verdiğim bir yanıt var. O yanıt da şudur; nasıl ki çocuklarımıza süt, et, yumurta, ıspanak yani gıda maddeleri nasıl zorunluysa kitap okutmanın da zorunlu olması gerekiyor. Yani bu artık bir lüks değil, bir roman okumak, bir masal okumak, bir şiir okumak. Edebiyat, sanat lüks değil. Eğer bunlar olmazsa Türkiye, maalesef karanlıktan kurtulamıyor. O nedenle asıl mesele bizim sanatı, edebiyatı zorunlu tüketim maddesi haline getirmemiz gerekiyor. Okullardan, ailelerden başlayarak bunun egemen kılınması gerekiyor ki fuarımızın ana konusunun, çocuk edebiyatı olması bu açıdan çok isabetli olmuş, doğru olmuş. Çünkü orada başlıyor her şey” diye konuştu.
YAZAR ÜMİT’TEN İZMİRLİYE ROMAN MÜJDESİ
Kentte çok büyük bir kitlesi olduğunu ve İzmir’le ilgili bir roman yazmadan ölmeyeceğini de kaydeden Ümit, “İzmir’le ilgili şahane bir roman yazacağım. Ama tabii tarihi bir roman olacak. Tabii Smirni olacak. ve elbette bu şehrin ilk ozanı dediğimiz ve yeryüzünde edebiyatın ilk kurucularından biri olan elbette Büyük Homeros’la ilgili olacak. Başka çaresi var mı? Homeros olmadan İzmir olur mu?” dedi.
“İZMİR İZKİTAP FESTİVALİ UNUTULMAZ ANILAR VE YENİ BAŞLANGIÇLAR SUNACAK”
SNS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Saruhan Simsaroğlu da “Fuarımızı Cumhuriyetimizin en özel günlerinde düzenliyoruz. İZKİTAP fuarını Cumhuriyetimizin coşkusuyla gerçekleştiriyoruz. Cumhuriyetin aydınlanmasının yolunun bilim, bilgi ve sanat olduğunu biliyoruz. Bu yıl temamız çocuk edebiyatı. Çocuk edebiyatına dair birçok söyleşi, imza atölyeler hazırladık. Çocuklarımız, İZKİTAP’ta tohum dikecekler, masal dinleyecekler, şiiri okuyacaklar, boyama yapacaklar, dans edecekler, oyun oynayacaklar ve tiyatro izleyecekler” diye konuştu.
]]>VİYANA, 19 Nisan (Xinhua) — Birleşmiş Milletler (BM) Uzay İşleri Ofisi (UNOOSA) Direktörü Aarti Holla-Maini, Çin’in uzay keşfi alanındaki başarılarından ve tüm insanlığa fayda sağlamak üzere uzay teknolojilerinden yararlanma konusunda ofisiyle yaptığı yakın işbirliğinden övgüyle bahsetti.
Holla-Maini, bu haftanın sonunda bir dizi uzay etkinliğine katılmak üzere Çin’e doğru yola çıkmadan önce Xinhua ile özel söyleşisinde söz konusu açıklamayı yaptı.
25 yılı aşkın profesyonel deneyime sahip olan Holla-Maini, “Çin her zaman benim radarımda olmuştur” derken, Çin’in Ay keşif projesi ve kendi uzay istasyonundan örnek vererek, Çin’i “fırlatma alanı ve uydu navigasyon sisteminden daha yakın zamanlı gelişmelere kadar, uzaya araç gönderen saygın bir ülke” olarak tanımladı.
Yapımı 2022 yılında tamamlanan Çin’in Tiangong uzay istasyonu, istasyondaki astronotlar tarafından yürütülen çeşitli bilimsel deneylerle uygulama ve geliştirme aşamasına girdi. Söz konusu deneyler arasında, 2019 yılında UNOOSA ve Çin İnsanlı Uzay Ajansı tarafından ortaklaşa seçilen uluslararası işbirliği projeleri de yer alıyor.
Çin Ulusal Uzay İdaresi’ne göre, ülke şu anda Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu’nun temel modelini oluşturmayı hedefleyen Ay keşif programının dördüncü aşamasını hayata geçiriyor. Dördüncü aşama kapsamında, Chang’e-6 Ay keşif aracının Ay’ın uzak tarafından örnekler toplamak üzere yılın ilk yarısında fırlatılması planlanıyor.
“Bu nedenle Çin hakkında daha fazla bilgi edinmeyi çok önemsiyorum” diyen Holla-Maini, Çin’in orta kesimindeki Wuhan kentinde 1. Çin- Latin Amerika ve Karayipler Uzay İşbirliği Forumu’nun düzenleneceği 24 Nisan’daki Çin Uzay Günü etkinliklerine katılmayı dört gözle beklediğini söyledi.
Holla-Maini, ofisinin Çin uzay topluluğu ile ortaklığını daha da geliştirmek amacıyla, Çin’e yapacağı ilk ziyarette Çinli uzay yetkilileri ve uzmanlarıyla bir araya gelmeyi beklediğini ifade etti.
BM yetkilisi, kapasite inşa etme, afet riskini azaltma, uluslararası uzay işbirliğini geliştirme ve başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere tüm ülkelerin uzaya erişimine yardımcı olma konusunda UNOOSA’nın Çin ile yaptığı güçlü işbirliğinden övgüyle söz etti.
Holla-Maini, Çin’in Asya ve Pasifik’te Uzay Bilimi ve Teknolojisi Eğitimi Bölgesel Merkezi’ne ev sahipliği yaptığını da hatırlattı. UNOOSA’ya bağlı bölgesel eğitim ve araştırma kurumu bu yıl 10. yıldönümünü kutlayacak.
Çin ayrıca, özellikle gelişmekte olan ülkeler için afet yönetimi ve acil durum müdahalesinde uzay teknolojisinin kullanımını kolaylaştırmayı amaçlayan UN-SPIDER programının bir ofisine de ev sahipliği yapıyor.
Holla-Maini, ileriye dönük olarak, Çin’in uzay istasyonu ve planlanan Ay araştırma istasyonunun, uluslararası uzay keşfi ve araştırmalarına katkıda bulunacağını ve bunun “nihayetinde insanlığın yararı için herkesle paylaşılacağını” umduğunu belirtti.
Yetkili ayrıca, özellikle Küresel Güney’deki ülkeler için iklim değişikliğinin azaltılması ve sürdürülebilir kalkınma amacıyla uzay verilerine erişimin sağlanması yönünde Çin ile işbirliğini derinleştirmek istediğini ifade etti.
BM yetkilisi, Çin’in önerdiği Küresel Güvenlik İnisiyatifi ve Küresel Kalkınma İnisiyatifi’ni “memnuniyetle karşıladığını” ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşılmasında bu iki inisiyatifi “önemli bir katkı” olarak gördüğünü vurguladı.
Holla-Maini, uzayın barışçıl kullanımı ve keşfinde uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan bir BM ajansı olan UNOOSA’nın başına Haziran 2023’te geçti.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, İstanbul’da Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Kılavuz ve Strateji Geliştirme Çalıştayı”ndakonuştu. EmineErdoğan, “Şifanın arandığı en kadim kaynaklardan biri hiç şüphesiz hala keşfedilmemiş sayısız türü bünyesinde barındıran bitkiler alemidir. Bugün fitoterapi olarak bilinen bitkilerle tedavi, bilimsel geçerliliği olan, kanıta dayalı bir tedavi yöntemi halini almıştır. Anadolu toprakları, sahip olduğu 3 bini endemik, toplam 12 bin bitki türüyle bitkilerle tedavi alanında müstesna bir yere sahiptir” dedi.
Emine Erdoğan, İstanbul’da Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ev sahipliğinde düzenlenen “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) – Bitkisel İlaçlar İçin Düzenleyici İşbirliği Ağı (IRCH) 15. Yıllık Toplantısı ile Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Kılavuz ve Strateji Geliştirme Çalıştayı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’den ve dünyanın farklı yerlerinden gelen, bilim insanları ile buluşmaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu söyledi.
Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma Grubu (TÜMATA) tarafından mini konser verilen programda, çalıştayla ilgili tanıtım videosu izletildi. Programda, Sağlık Bakanı Koca ve DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Dr. Kluge konuşma yaptı. Konuşmaların ardından, Sağlık Bakanı Koca Emine Erdoğan’a geleneksel tıbbın simgesi olan “hayat ağacını” hediye etti.
Sağlığı korumanın ve hastalıklardan arınmanın, var olduğu günden bu yana insanlığın ortak derdi olduğunu dile getiren Erdoğan, bu yolda birbirine eklenerek kar topu gibi büyüyen tecrübelerin insanlık tarihinin tüm birikiminden izler taşıdığını söyledi. Emine Erdoğan, şöyle konuştu:
“Yüzyıllar boyunca hekimler, ‘Biz insanı en güzel biçimde yarattık.’ ayetikerimesinin bir tezahürü olarak, kutsal kabul edilen sağlığı korumak ve bu uğurda tedavi yöntemleri geliştirmek için tabiatı incelemiş, yaratılan her şeyi hikmet nazarıyla satır satır okumuştur. Şifanın arandığı en kadim kaynaklardan biri hiç şüphesiz hala keşfedilmemiş sayısız türü bünyesinde barındıran bitkiler alemidir. Bugün fitoterapi olarak bilinen bitkilerle tedavi, bilimsel geçerliliği olan, kanıta dayalı bir tedavi yöntemi halini almıştır”
“SAYISIZ ALİMİN KEŞİFLERİ VE KALEME ALDIKLARI ESERLER HALA BİLİM İNSANLARIMIZ TARAFINDAN KEŞFEDİLMEYİ BEKLEMEKTEDİR”
“Anadolu toprakları, sahip olduğu 3 bini endemik, toplam 12 bin bitki türüyle bitkilerle tedavi alanında müstesna bir yere sahiptir. Sadece bitki çeşitliliği açısından değil, üzerinde birçok önemli hekim ve bilim insanının yaşamış olması hasebiyle de Anadolu toprakları kadim tıp kaynakları açısından önemli bir konumdadır. Razi’den İbni Sina’ya, Hipokrat’tan Galen’e sayısız alimin keşifleri ve kaleme aldıkları eserler hala bilim insanlarımız tarafından keşfedilmeyi beklemektedir”
Emine Erdoğan, geçen yıllarda tercümesini gerçekleştirdikleri “Kitabül Cemi Fil Edviyetül Müfrede” kitabından bahsetmek istediğini aktararak, şöyle devam etti:
“13. yüzyılda yaşayan ve botanik biliminin kurucusu olarak kabul edilen İbnü’l Baytar’ın bu değerli eserinin ne yazık ki Türkçe tercümesi bulunmuyordu. 19. yüzyılda Batılı bilim insanları tarafından önemi fark edilerek çeşitli dillere çevrilmiş olan bu eseri Türkçeye kazandırmış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Ancak elbette yeterli görmüyoruz. Ülkemizin bu anlamda büyük bir potansiyeli ve mirası var. Bu mirasın modern bilimin süzgecinden geçerek günümüze kazandırılmasının, insan hayatına eşsiz bir katkı sunacağı kanaatindeyim.”
Emine Erdoğan, hastalıklarla mücadelenin, biçim değiştirse de her dönem insanlığın temel uğraş konularından biri olduğunu dile getirerek, “Teknolojinin gelişmesiyle teşhiste kat edilen mesafenin önemini yadsıyamayız. Ancak diğer taraftan artan kronik hastalıklar ve aşırı ilaç kullanımı tüm dünyada sağlık politikalarını yeniden gözden geçirmenin zorunlu olduğu kanısını güçlendirmiştir. Bu noktada DSÖ geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemlerinin ülkelerin sağlık sistemlerine dahil edilmesini teşvik etmektedir” ifadelerini kullandı.
“GETAT UYGULAMALARININ BİLİMSEL VE AKADEMİK BİR ZEMİNDE YÜRÜTÜLMESİ SON DERECE ÖNEMLİ”
Emine Erdoğan, 2014 yılında yürürlüğe giren Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği’nin bu çerçevede önemli bir adım olduğundan bahsederek, şunları söyledi:
“Bu sayede Sağlık Bakanlığı öncülüğünde, birçok üniversitede Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları (GETAT) eğitim ve uygulama merkezleri açıldı. Ancak GETAT uygulamalarının bilimsel ve akademik bir zeminde yürütülmesi son derece önemli. Bu minvalde geçtiğimiz aylarda ülkemizin saygın araştırma kuruluşlarından biri olan TÜBİTAK Başkanlığımız tarafından geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın araştırılmasına yönelik proje çağrısına çıkıldı. Akademik çalışmaların ve bilim insanlarının GETAT uygulamalarına gösterdiği ilginin son derece önemli olduğunu düşünüyorum.”
Türkiye’nin GETAT uygulamalarında önde gelen ülkelerden biri ve tüm dünya için bir cazibe merkezi olacağına emin olduğunu vurgulayan Erdoğan, topraklarının zengin şifa birikiminin, Sağlık Bakanlığınca patenti alınan “Anadolu Tıbbı” markası altında daha da geliştirilerek, insanlığın yararına sunulacak olmasının ümit verici olduğunu dile getirdi.
]]>Yandex, haritalama çözümlerini tanıttı
Harita, jeo-uzamsal teknoloji ve yönlendirme hizmetleri geliştirmede 20 yılı aşkın deneyime sahip olan Yandex Maps API, işletmelere üç ana başlıkta çözüm sunuyor. Rota planlama ve navigasyon, adrese göre koordinat belirleme ve yer arama, haritaları web siteleri ve uygulamalara entegre etmek için sunulan API çözümleri, aylık ortalama 4 milyon aktif kullanıcıya sahip olan Türkiye’nin popüler Yandex Navigator uygulamasının temelini oluşturuyor.

İlk kategoride yer alan rotalar ve navigasyon alanındaki ürünler, Mesafe Matrisi ve Ulaşım Rotası Ayrıntıları gibi çözümleri kapsıyor. Bu çözümler araba, kamyon, toplu taşıma veya yürüme gibi tüm ulaşım türleri için en uygun rotaları oluşturmak ve trafik tahminlerine, transferlere, merdivenlere ve hatta hava tahminlerine göre seyahat sürelerini tahmin etmek için kullanılıyor.
Yandex Reklam Ağı, yapay zeka desteğiyle hedefe ulaştırıyor
Ayrıca NaviKit SDK ise ücretsiz yollar, hız sınırları veya sürekli seyahat süresi kısıtlamaları gibi filtrelerin seçilerek; belirli iş ihtiyaçlarını karşılamak için özel navigasyon uygulamalarının geliştirilmesine olanak tanıyor. Böylece NaviKit SDK, şirketlerin sıfırdan özel bir navigatör oluşturmak için gereken yıllar süren geliştirme süresinden tasarruf etmesini sağlıyor.
İkinci kategoride bulunan adres girme ve yer arama alanındaki ürünler Geocoder, Arama İpuçları ve Kurum Arama çözümlerini içeriyor. Bu araçlar, adresle ilgili görevleri kolaylaştırmalarının yanı sıra sipariş formunun doğruluğunu artırıyor ve şehirleri, caddeleri, adları belirtirken hataları en aza indiriyor. Ayrıca teslimat maliyetlerinin hesaplanmasını da basitleştiriyor ve adrese, telefon numarasına ve hizmet türüne göre hızlı aramaları kolaylaştırıyor.
Üçüncü kategoride ise interaktif haritaların web sitelerine ve uygulamalara sorunsuz bir şekilde entegre edilmesinin yanı sıra müşteriler ve çalışanlar için teslimat bölgelerini işaretleme veya rakiplerin konumlarını gizlerken; ofisleri, mağazaları, teslim alma noktalarını öne çıkarma olanağı sağlayan JS API ve MapKit SDK bulunuyor.
Yandex Maps API Türkiye Ülke Müdürü Yasin Yılmaz konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Türkiye teknoloji, e-ticaret, mobilite ve lojistik alanlarında hızla ilerliyor. Bu yolculukta yerel işletmeleri desteklemekten heyecan duyuyoruz. Yandex Maps API çözümleri, süreçlerin otomasyonu ve şirket içi personel ile sipariş işleme uzmanları üzerindeki iş yükünün azaltılması yoluyla Türk şirketlerinin lojistiği optimize etmesine ve müşteri hizmetlerinin kalitesini artırmasına olanak tanıyor.
Dünya genelinde 50.000’den fazla şirket, her yıl 1,5 milyardan fazla rota planlamak için Yandex Maps API’yi kullanıyor. Yandex Maps API kullanan web siteleri 300 milyondan fazla tekil ziyaretçi çekiyor. Türkiye’de Yandex Maps API lisansları yıllık olarak sunuluyor. Çözümlerin fiyatlandırması esnek olup, günlük talep hacimlerine veya aylık aktif kullanıcılara göre belirleniyor ve belirli koşullar altında ücretsiz kullanım seçeneği sunuluyor.
]]>Nothing Phone (2)’ye güncelleme ile birçok yeni özellik geliyor
Phone (2a) için Nothing OS 2.5.5 güncellemesini kamera geliştirmeleri, hata düzeltmeleri, Nisan güvenlik paketi gibi özelliklerle yayınlayan şirket, şimdi de Phone (2) için aynı güncellemeyi ChatGPT eklentisiyle kullanıcılara sundu.

ChatGPT eklentisi ile daha hızlı performans ve daha kolay erişim sağlamayı hedefleyen Nothing, bu ayın sonunda Phone (1) ve Phone (2a) için eklentiyi yayınlayacak. Haziran ayında ise Ear ve Ear (a) ürünlerine de ChatGPT entegrasyonunu duyuracak üretici, yapay zeka desteğini arkasına almış gibi görünüyor.
Nothing’den AirPods rakibi iki kulaklık birden! Tarih verildi
İşte Nothing Phone (2) için Nothing OS 2.5.5 güncelleme notları:
ChatGPT Entegrasyonu
Play Store’dan yüklenen en son ChatGPT sürümünde aşağıdaki özellikler mevcuttur:
Ear ve Ear (a) için ChatGPT ile sesli görüşme başlatmak üzere Nothing X’e yeni bir hareket seçeneği eklendi. Çok yakında diğer ses ürünlerimizle de karşınızda olacağız.
Daha hızlı erişim için ChatGPT’yi ana ekranınızdan farklı modlarda başlatmak üzere yeni ChatGPT widget’ları eklendi.
İçeriği doğrudan ChatGPT’deki yeni bir sohbete yapıştırmak için ekran görüntüsüne ve pano açılır penceresine bir düğme eklendi.
Yeni özellikler
Kamera artık Ultra XDR’yi destekliyor. Ayarlamak için Kamera ayarları > Ultra XDR’ye gidin.
Kamera uygulamasında Fotoğraf ve Portre Modları artık bir HDR anahtarına sahip. Üstteki ayarlar aracılığıyla etkinleştirin veya devre dışı bırakın.
RAM Güçlendirici özelliği eklendi. Ayarlamak için Ayarlar > Sistem > RAM Güçlendirici’ye gidin.
Daha kolay ses yönetimi için Hızlı Ayarlar’a Zil Modu seçeneği eklendi.
Hareket halindeyken zahmetsiz ses kaydı için yeni bir Kaydedici widget’ı eklendi.
Güç kullanımını daha verimli bir şekilde izlemek için yeni bir Pil widget’ı tanıtıldı.
Geliştirici seçeneklerine Glif Arayüzü Hata Ayıklama Modu eklendi.
İyileştirmeler ve Hata Düzeltmeleri
Gelişmiş sistem kararlılığı, NFC işlevselliği ve Wi-Fi bağlantı kararlılığı.
Daha düzgün widget ve uygulama açılışları için optimize edilmiş animasyonlar.
Hızlı Ayarlar’da Bluetooth’u ayarlarken tepki hızı iyileştirildi.
Etkileşimleri daha sezgisel hale getirmek için optimize edilmiş ses seviyesi ayarları.
Müzik Çalar widget’ındaki albüm kapağı ekranının netliği iyileştirildi.
Arama sırasında veri özelliği etkinken SIM kartları değiştirirken yaşanan deneyim sorunları düzeltildi.
Uygulamaları kilit ekranındaki Hızlı Ayarlar’dan başlatırken yaşanan titreme sorunu çözüldü.
AOD arayüzündeki titreme sorunları çözüldü.
Belirli senaryolarda ekran paylaşımı sonlandırıldıktan sonra kilit ekranı widget’larının kaybolması sorunu giderildi.
Kilit açmak için kaydırma işlemi kesintiye uğradığında anormal kilit ekranı duvar kağıdı görüntüsü giderildi.
Bir saat bağlandığında Bluetooth’un kapalı olduğunu gösteren widget görüntüleme sorunu düzeltildi.
Hızlı Ayarlar widget’ında Wi-Fi ayarlanırken sık sık yenileme ve titreme sorunu çözüldü.
Diğer hata düzeltmeleri ve performans iyileştirmeleri.
Peki ya siz Nothing Phone (2) ChatGPT güncellemesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yorumlarda belirtebilirsiniz.
]]>(İZMİR) Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli, 13. Alaçatı Ot Festivali’nin ikinci gününde düzenlenen kortej yürüşünün ardından katılımcıların ve turizmcilerin çok memnun olduklarını ve festivalin çok güzel geçtiğini belirtti. Denizli, “Aldığımız geri dönüşler büyük oranda başardığımızı gösteriyor. 21 Nisan’a kadar da festivalimizin bu şekilde devam etmesi en büyük temennimiz” dedi.
Çeşme Belediyesi tarafından düzenlenen Ege Bölgesi’ne özel otların ve yöresel yemeklerin yer aldığı Alaçatı Ot Festivali, bu yıl 13’üncü kez kapılarını ziyaretçilere açtı. 18-21 Nisan tarihleri arasında “Şevketi Bostan” teması ve “Öz’e Dönüş” konsepti ile gerçekleşen Alaçatı Ot Festivali’nin 2. gününde Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli’nin katılımı ile kortej yürüyüşü düzenlendi. Ağaçlı yolda başlayarak Alaçatı Meydanı’nda son bulan kortej yürüyüşü renkli görüntülere sahne oldu. Yerli ve yabancı ziyaretçilerin yoğun katılım gösterdiği festivalde, şarkılar, gösteriler ve dans sanatçıları ile adeta görsel şölen yaşandı.
“KATILIMCILARIMIZ VE TURZİMCİLERİMİZ MEMNUN”
Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli, bu yıl Öz’e Dönüş konsepti ile 13’üncüsü düzenlenen bölgenin yemek kültürü ve geleneklerinin tanıtıldığı Alaçatı Ot Festivali’nde katılımcıların ve turizmcilerin çok memnun olduklarını ve festivalin çok güzel geçtiğini belirterek şunları söyledi:
“Çok güzel bir festival geçiyor. Katılımcılar son derece memnun, turizmcilerimiz memnun. 9 günlük bir bayram tatilinden sonra olmuş olduğu halde kalabalık çok güzel. İnsanlara farklı etkinlikler sunuyoruz. Bu yıl ilk defa Alaçatı’da normalde etkinlik alanları olmayan farklı alanlara etkinlikler koyduk. İlk defa bu sene sokak sanatçılarımız belli performanslar gösteriyor. Birkaç farklı etkinlik noktası oluşturduk. Alaçatı içerisindeki esnafımızla festivalden tıpkı tezgahlarımız gibi yerli üreticilerimizin yaptığı satışlar gibi yararlanabilsin diye. Biliyorsunuz bu sene konseptimiz ‘Öz’e Dönüş’. Bunun böyle olmasına seçim öncesinde şubat ayında karar verdim. Bunun da nedeni aslında festivalin ruhunun son yıllarda en azından katılımcıların eskisi gibi olmadığını sık sık vurgulamasıydı. Ben de kendi deneyimlerimden gözlemliyordum. O nedenle burada yerli üreticilerimizi ön plana çıkardık. Sadece Çeşme’de, Alaçatı’da değil ama bölgemizin kıymetlerinin tanıtıldığı, geleneklerinin tanıtıldığı bir festivale dönüşmesi için elimizden geleni yaptık. Aynı zamanda da eğlenceleri de bununla birlikte özleştirdik. Şimdilik çok şükür katılımcılarımız son derece memnun. Ekiplerimizin sayılarını arttırdık. Olağanüstü bir durum yaşanmaması için emniyetimizle zabıtalarımızla sürekli alanlardayız. Kaymakamımız yakından takip ediyor festivalimizi. Her sene değişik konseptlerimizde ama yerli üreticilerimizi koruyarak festivalimizi daha da güçlendirerek yapmaya devam edeceğiz.”
Festivalde ziyaretçilerin ‘Festivale bir kadın eli değdiği belli oluyor’ sözlerine ilişkin konuşan Başkan Denizli, festivallerde, eğlence alanlarında kadının gelmiş olduğunun farkını ortaya koymanın en büyük hedef olduğunu söyledi. Festivalde aldıkları dönüşlerin büyük oranda başardıklarını gösterdiğini ifade eden Denizli, şunları söyledi:
“Çeşme’nin ilk kadın belediye başkanı olarak bu dönem seçim sürecinde bu festivali planlarken bile heyecanım gerçekten ikiye katlandı. Çünkü festivallerde, eğlence alanlarında kadının gelmiş olduğunun farkını ortaya koymak en büyük hedefti. Katılımcılardan ben de aynı şeyim duyuyorum ve gurur duyuyorum. Çok güzel bir ekibimiz var. Festival için kurmuş olduğumuz koordinasyon ekibimiz son derece kendi alanlarında tecrübeli Alaçatı Ot Festivali’ne dair tecrübeliler. Festivalden bu şekilde geri dönüş almaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Seçim sürecinde bunun hazırlığını yapmış olmak yeterince zordu. Büyük bir sorumluluktu. Çünkü dediğimiz gibi 13’üncüsü yapılıyor ve iddiamız şuydu; hem öze dönüş yapacağız hem de önceki yılların üzerine katacağımız bir festival olması. Festivalin 2. günündeyiz. Şimdilik aldığımız geri dönüşler büyük oranda başardığımızı gösteriyor. 21 Nisan’a kadar da festivalimizin bu şekilde devam etmesi en büyük temennimiz.”
]]>Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, tutuksuz yargılanan binanın müteahhidi Hüseyin B, statik betonarme projeye onay veren Nasir Ç. hazır bulundu, binanın statik proje müellifi Cihan U. da bulunduğu ilden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi’yle (SEGBİS) duruşmaya katıldı. Diğer tutuksuz sanık olan bina fenni mesulü Ekrem B. ise duruşmaya katılmadı. Duruşma salonunda bazı mağdurlar ve avukatları da hazır bulundu.
Kimlik tespitinin ardından savunma yapan sanık Hüseyin B, binanın müteahhitti olmadığını ve söz konusu proje hakkında bilgisinin bulunmadığını ileri sürdü.
Mağdur olduğunu savunan Hüseyin B, “Söz konusu apartmanda herhangi bir mülküm yoktur. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı.
Sanık Nasır Ç. ise, dava konusu binanın proje tarihinde İnşaat Odası Diyarbakır Şubesi’nde yönetim kurulu üyesi olduğunu bildirdi.
Üyeleri tarafında uygulanmak üzere hazırlanan projelerin vize işlemleri ile yükümlü olduklarını öne süren Nasır Ç, şöyle devam etti:
“Burada projeyi inceleme, onaylama, uygulamaya sevk etmek gibi bir görev ve sorumluluğum yoktur. Projeyi değerlendirmem söz konusu değildir. Tek yaptığımız işlem projeyi hazırlayan kişinin projeyi hazırlamaya ehliyeti olup olmadığına yöneliktir. Projenin kapağına imza atıyoruz. Ancak inceleme yetkimiz ve görevimiz bulunmamaktadır. Bu inşaatın yapımındaki eksiklikler ve deprem nedeniyle yıkılmasında kusurum bulunmamaktadır. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum.”
Sanık Cihan U. da, binanın sadece statik projesini hazırladığını ve inşaatın statik projesine uygun imal edilip edilmediğini denetleme görevinin belediyeye ait olduğunu savundu.
İnşaat yapım aşamasında yıkılan binaya hiç gitmediğini ileri süren Cihan U, şunları kaydetti:
“1999 yılında İzmir’e taşındım ve o zamandan beridir proje hakkında bilgim yoktur. Projemizin 1975 yönetmeliğine göre denetlenmesi gerekmektedir. Ancak biz kendimizi sağlama almak adına değerleri hep yüksek girerdik. Bu nedenle üzerime isnat edilen suçlamaları kabul etmiyorum.”
Mağdur olan müştekiler ise depremde binanın enkazında yakınlarını kaybettiklerini, binanın yakınında köprülü kavşak yapılmasının sarsıntıya sebep olduğunu savundu.
Binanın altında bulunan bankada ise kolon kesme iddialarının bulunduğunu aktaran müştekiler, bu konuların araştırılarak, kusuru bulunanların cezalandırılmalarını istedi. Cumhuriyet savcısı, mütalaasında dosyadaki eksikliklerin giderilmesi yönünde görüş bildirdi.
Mahkeme heyeti de savunmaların alınmasının ardından ilgili kuruma köprülü kavşak inşaatının bölgedeki yapılara zarar verip vermediğine yönelik araştırma yapılıp yapılmadığının sorulması, Bağlar Belediyesine bölgedeki zeminin bataklık olup olmadığının tespiti ve binanın altında bulunan bankanın da tüm tadilat projeleri hakkında bilgi verilmesi için müzekkere yazılmasını kararlaştırarak, duruşmayı 14 Ekim’e erteledi.
Davanın iddianamesinde, tutuksuz sanıklardan binanın müteahhidi Hüseyin B, binanın statik proje müellifi Cihan U, statik betonarme projeye onay veren Nasir Ç. ve bina fenni mesulü Ekrem B. hakkında, “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ve yaralanmasına neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis isteniyor. – DİYARBAKIR
]]>Özvar, Bursa Teknik Üniversitesince (BTÜ) Mimar Sinan Yerleşkesi’nde “2030’da Nasıl Bir BTÜ?” temasıyla düzenlenen Arama Konferansı’nın açılışında “Türk Yükseköğretiminin Gelecek Vizyonu” başlıklı konuşmasında, Türk yükseköğretiminin dünya ölçeğinde rekabetçi, yenilikçi, sürdürülebilir ve her bakımdan nitelikli bir yapıya sahip olmasını hedeflediklerini bildirdi.
Türk yükseköğretim sisteminin son yıllarda mesafe katettiğini ve büyük gelişme gösterdiğini vurgulayan Özvar, “Ülkemiz 208 üniversitesi, yaklaşık 185 bin akademisyeni ve yaklaşık 4 milyonu örgün eğitimde olmak üzere 7 milyona ulaşan öğrencisiyle son derece büyük bir kapasiteye ulaşmıştır.” dedi.
Özvar, son 20 yılda yükseköğretim sistemine yapılan yatırımların bu kapasiteye ulaşmada önemli katkısının bulunduğunu dile getirdi.
Yükseköğretime erişim talebinin güçlü şekilde sürdüğünü kaydeden Özvar, şunları anlattı:
“2023 yılında 3,5 milyondan fazla öğrenci üniversite sınavlarına başvurmuş ve üniversite kontenjanların doluluk oranı, açık öğretim öğrencileriyle yüzde 99,8 gibi son derece yüksek bir seviyeye ulaşmıştır. Bu yoğun ve güçlü talebe doğru politikalarla cevap vermek, Yükseköğretim Kurulunun en temel hedeflerinden biridir. Üniversitelerimizin uluslararası alandaki saygınlıklarını ve görünürlüklerini yükseltmek, akademisyenlerimizin etki değeri yüksek, nitelikli bilimsel yayınlarının ve projelerinin sayısını artırmak, AR-GE faaliyetlerini teşvik etmek ve nihayetinde ülkemizin her alanda ihtiyaç duyduğu nitelikli beşeri sermayeyi artırmak başta olmak üzere kaliteyi önceleyen bir anlayışla hareket ediyoruz.”
Yapay zeka kullanımıyla ilgili hazırlanan rehber, üniversitelerle paylaşılacak
Prof. Dr. Özvar, YÖK bünyesinde yapay zeka, dijitalleşme ve büyük veri alanlarında önemli çalışmalar yürüttüklerini aktardı.
Yapay zekayla ilgili uzman akademisyenlerin katkıları ve YÖK’ün yoğun çalışmaları sonucunda bir rehber hazırladıklarını duyuran Özvar, “Dün gerçekleştirdiğimiz Yükseköğretim Genel Kurulunda onaylanan ‘Yükseköğretim Kurumlarında Bilimsel Araştırma ve Yayın Faaliyetlerinde Üretken Yapay Zekanın Kullanımına Dair Etik Rehberi’ni önümüzdeki hafta üniversitelerimizle paylaşacağız. Bu rehber, her alanda hızla gelişen üretken yapay zeka kullanımına dair riskleri ve fırsatları anlamaya, değerlendirmeye, risklere karşı önlem almaya katkı sağlamak üzere yükseköğretim kurumlarımızı bilgilendirmek maksadıyla hazırlanmıştır.” diye konuştu.
Özvar, yapay zekayla ilgili 20 devlet üniversitesinde 2’si yeni 5 lisans ve tamamı yeni 12 ön lisans programının açılması kararını aldıklarını anımsattı.
Gerekli hazırlıkların tamamlanmasıyla bu programlara gelecek eğitim öğretim yılında öğrenci kabulüne başlanacağını bilgisini veren Özvar, “Yeni açılan programların ülkemiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum. Yapay zeka, dijitalleşme ve büyük veri konuları bundan sonraki dönemde de başlıca gündem maddelerimizden biri olmaya devam edecektir.” ifadesini kullandı.
“Uluslararası öğrencilere karşı çok yoğun bir olumsuz algı çalışması yapılıyor”
Özvar, YÖK’ün stratejik hedeflerinden birinin de yükseköğretimde uluslararasılaşma olduğunu, bu hedefin Türkiye Cumhuriyeti Kalkınma Planları içinde de yer aldığını belirtti.
Türkiye’deki üniversitelerde 198 ülkeden 350 bine yakın uluslararası öğrenci öğrenim gördüğünü bildiren Özvar, şunları kaydetti:
“Ülkemiz, dünyada en fazla öğrenciye sahip ilk 10 ülke arasına girmiş ve yükseköğretimde küresel bir eğitim merkezi haline gelmeye başlamıştır. Türkiye’nin hedefi, ilk 5 ülke arasına girmektir. Yükseköğretim Kurulunun uluslararasılaşma stratejisinin temel hedefi, ilk 5 ülke arasına girmektir. Dünyanın farklı yerlerinden gelen uluslararası öğrenciler, ülkemizde barış ve huzur içinde eğitim hayatlarına devam etme olanağı bulmaktadır. Bu çerçevede, son zamanlarda uluslararası öğrencilere yönelik, bir yabancı düşmanlığı kampanyası başlatılmak arzu ediliyor. Yükseköğretim Kurulu olarak böyle bir yanlı, ırkçı, aşağılayıcı kampanyayı şiddetle kınadığımızı ifade etmek isterim. Son zamanlarda uluslararası öğrencilere karşı çok yoğun bir olumsuz algı çalışması yapılıyor. Yükseköğretim Kurulu olarak, öğrencileri ve yükseköğretim kurumlarını töhmet altında bırakan mesnetsiz bazı ifade ve paylaşımlar nedeniyle dün bir açıklama yayınladık. Orada da ifade ettiğimiz üzere Türkiye’deki uluslararası öğrencilerin yaklaşık yüzde 95’i eğitimlerini kendi imkanlarıyla sürdürmekte ve ülkemizin gönüllü elçileri olarak ülkelerine dönmektedir. Uluslararası öğrencilerin içerisinde en başarılı, en parlak olanlarına ancak Türkiye’de burs verilebilmektedir ki bunların oranı toplamın oranının yüzde 5’ini dahi bulmamaktadır. Uluslararası öğrencilerin mevcudiyeti, Türk vatandaşı öğrencilerimiz için herhangi bir hak kaybına da neden olmamaktadır. Bu bakımdan uluslararası öğrenciler konusuna, bir düzensiz sığınmacı ya da göçmen sorunu olarak bakmak yanlış bir tutumdur. Ülkemizin bir uluslararası yükseköğretim merkezi olmasını engelleyecek her türlü söz ve davranıştan uzak durulması, fevkalade önemli bir konudur.”
Konuşmanın ardından BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, YÖK Başkanı Prof. Dr. Özvar’a hediye takdim etti.
]]>(ADANA) Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Adana’da bu yıl 12’ncisi düzenlenen Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı’yla ilgili olarak, “Bir etkinlik, kentte yapılan bir güzellik, kentin üst dinamikleriyle halkı tam sahiplenmezse onun başarıya ulaşması mümkün değil. Bütün atanmış ve seçilmişlerle birlikte halkın sahiplendiği bir etkinlik oldu karnaval” dedi.
Adana’da bu yıl 13-21 Nisan tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı nedeniyle Çukurova Gazateciler Cemiyeti sosyal tesislerinde basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya, Adana Valisi Yavuz Selim Köşger, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Kültür Yolu Festivalleri Genel Müdürü Selim Terzi, Adana TSO Başkanı Yücel Bayram, Karnaval Komitesi Başkanı Ali Haydar Bozkurt katıldı.
“ADANA’DA 12 YILDIR MUHTEŞEM BİR İŞ YAPILIYOR”
Kültür yolu Festivalleri Genel Müdürü Selim Terzi, “12 yıldır Adana’da muhteşem bir iş yapılıyor. Biz de bu vesile ile bir kez daha müşahede etmiş olduk. Şehre ilk keşfe geldiğimizden bugüne kadar, kimle temas ettiysek güzel bir birliktelik yaşamış olduk. 2021 yılında İstanbul’da Beyoğlu’nda Kültür Yolu projesi ile restore ettiğimiz mekanlarla insanlarımızı nasıl tanıştırırız diye başladık Sayın Bakanımızın bu projesi. Bugün çok şükür Türkiye’nin 7 bölge 16 şehrinde 8 ay boyunca devam ediyor. 2024 yılı ilki olan Türkiye’nin en özellikli ili olan Adana’da Portakal Çiçeği karnavalı ile start vermiş olduk” dedi.
Karnaval Komitesi Başkanı Ali Haydar Bozkurt festivalin ekonomiye değer kattığını belirterek, “Bugün karnavalımız yaklaşık 5 milyar liranın üzerinde bir ekonomik değere ulaşacak karnavalımız, konuştuğumuz esnaf diyor ki kazancımızla 3 aylık kiramızı ödedik diyor elde ettikleri gelirle. Katılan insanlara bakıyorsunuz Adana halkı ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen insanlar geldikleri için mutlu olduklarını söylüyorlar gelecek sene daha kalabalık geleceklerini belirtiyorlar” dedi.
“HALKIN SAHİPLENDİĞİ BİR ETKİNLİK OLDU”
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ise şunları söyledi:
“Keşke bizim dijital bir şansımız olsa da dünyaya bir koku yayabilsek, inanın bütün dünya o olağanüstü huzur verici portakal çiçeği kokusunu tenefüs etmek için buraya gelir. Ben portakal çiçeği kadar olağanüstü kokan ve insanı rahatlatan bir koku görmedim. Bir etkinlik, kentte yapılan bir güzellik, kentin üst dinamikleriyle halkı tam sahiplenmezse onun başarıya ulaşması mümkün değil. Adana, Sayın Valimizin önderliğinde ve bütün atanmış ve seçilmişlerle birlikte halkın sahiplendiği bir etkinlik oldu karnaval” diye konuştu.
Adana Valisi Yavuz Selim Köşger, Karnavalımız kültür yolu festivaliyle birlikte gerçekleştiriliyor olmasını önemsiyorum. Şu anlamda önemsiyorum; yeni bir yerel seçimden çıktık, yeni yönetimler oluştu. Türkiye’de yeni bir aşamaya geçildi. Portakal çiçeği karnavalı ve Kültür Yolu Festivalinin bakanlığımız, yerel idareler ve sivil toplumla birlikte gerçekleştiriliyor olması bundan sonra ülkemizde eş uyum içinde hizmet etmenin bir başlangıcı ve bir baş örneği olsun diyorum. Yani burada hem sivil toplum var, halkın eli var, hem yerel yönetim var, hem de merkezi idare var. Bu anlamda önemsenmesi gerek bir iş olduğunu değerlendiriyorum ve çokta başarılı yürüttük, şu ana kadar 30’un üzerinde noktada binlerce kültürel sosyal etkinlik gerçekleşti” diye konuştu.
]]>(ANKARA) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel bülten hazırladı. Buna göre; ekonomik krizin yarattığı etki çocuk işçi istatistiklerine de yansıdı. 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 18,7’den yüzde 22,1’e yükseldi. Çocuk işçi sayısı geçen yıla göre 3.5 puan arttı.
TÜİK, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel hazırladığı, 2023 yılına ilişkin verileri içeren “İstatistiklerle Çocuk” bültenini bugün yayımladı. Bültende, çocuk işçi, çocukların okullaşma, kız çocuk evliliği, devletin koruması altında olan çocuk oranları gibi istatistiklere yer verildi.
TÜRKİYE NÜFUSUNUN YÜZDE 26’SI ÇOCUK
Bültene göre; 2023 yıl sonu itibarıyla, Türkiye nüfusu 85 milyon 372 bin 377 kişi iken bunun 22 milyon 206 bin 34’ünü çocuklar oluşturdu. Çocuk nüfusun yüzde 51,3’ü erkek, yüzde 48,7’si kız çocuklardan oluştu. Birleşmiş Milletler tanımına göre 0-17 yaş grubunu içeren çocuk nüfus, 1970 yılında toplam nüfusun yüzde 48,5’ini oluştururken bu oran 1990 yılında yüzde 41,8 ve 2023 yılında yüzde 26 oldu.
Nüfus projeksiyonlarına göre çocuk nüfus oranının 2030 yılında yüzde 25,6, 2040 yılında yüzde 23,3, 2060 yılında yüzde 20,4 ve 2080 yılında yüzde 19 olacağı öngörüldü.
TÜRKİYE’NİN ÇOCUK NÜFUS ORANI AB ÜLKELERİNDEN YÜKSEK
Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin çocuk nüfus oranları incelendiğinde, 2023 yılında çocuk nüfus oranının AB ortalaması yüzde 8 oldu. AB üye ülkeleri içinde en fazla çocuk nüfus oranına sahip olan ülkelerin sırasıyla, yüzde 23,4 ile İrlanda, yüzde 21,1 ile Fransa, yüzde 20,9 ile İsveç olduğu görüldü. Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu ülkeler ise sırasıyla, yüzde 15,1 ile Malta, yüzde 15,4 ile İtalya, yüzde 15,9 ile Portekiz oldu. Türkiye’nin çocuk nüfus oranının yüzde 26 ile AB üye ülkelerinden daha yüksek olduğu görüldü.
ÇOCUK NÜFUS ORANI EN YÜKSEK ŞANLIURFA’DA
İllerin toplam nüfusları içindeki çocuk nüfus oranları incelendiğinde, 2023 yılında en yüksek çocuk nüfus oranına sahip olan il, yüzde 44,4 ile Şanlıurfa oldu. Şanlıurfa ilini yüzde 40,5 ile Şırnak, yüzde 38,2 ile Ağrı ve Muş izledi.
Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu il, yüzde 16,5 ile Tunceli oldu. Tunceli ilini yüzde 17,5 ile Edirne ve yüzde 18,3 ile Kırklareli izledi.
TÜRKİYE’DE 0-17 YAŞ GRUBUNDA EN AZ BİR ÇOCUK BULUNAN HANEHALKI ORANI YÜZDE 43,6
2023 yılında toplam hanehalkı sayısı 26 milyon 309 bin 332 oldu. Hanelerin yüzde 43,6’sında 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunduğu görüldü. Bu hanelerin illere göre dağılımı incelendiğinde, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hanehalkı oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 69 ile Şanlıurfa, en düşük olduğu ilin yüzde 29,1 ile Tunceli ve Sinop olduğu görüldü.
En az bir çocuk bulunan hanelerin yüzde 8,9’unda 0-17 yaş grubunda bir çocuk, yüzde 15’inde iki çocuk, yüzde 6,3’ünde üç çocuk, yüzde. 2,1’inde dört çocuk, yüzde 1,2’sinde ise beş ve daha fazla çocuk bulunduğu görüldü.
ÇOCUK NÜFUSUN YÜZDE 29,6’SI 5-9 YAŞ GRUBUNDA
Çocuk nüfus yaş grubuna göre incelendiğinde, 2018 yılında çocuk nüfusun yüzde 28,3’ünün 0-4 yaş grubunda, yüzde 27,7’sinin 5-9 yaş grubunda, yüzde 27,7’sinin 10-14 yaş grubunda ve yüzde 16,3’ünün 15-17 yaş grubunda yer aldığı görülürken, 2023 yılında yüzde 24,1’inin 0-4 yaş grubunda, yüzde 29,6’sının 5-9 yaş grubunda, yüzde 28,8’inin 10-14 yaş grubunda ve yüzde 17,5’inin 15-17 yaş grubunda yer aldığı görüldü.
CANLI DOĞAN BEBEK SAYISI 2022 YILINDA 1 MİLYON 35 BİN 795 OLDU
Doğum istatistiklerine göre 2022 yılında canlı doğan bebek sayısı, 1 milyon 35 bin 795 oldu. Doğan bebeklerin 531 bin 946’sı erkek, 503 bin 849’u ise kız oldu. Canlı doğan bebeklerin yüzde 96,8’ini tekil, yüzde 3,1’ini ikiz, yüzde 0,1’ini ise üçüz ve daha fazla çoğul doğumlar oluşturdu.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre hastanede gerçekleşen doğumların oranı, 2010 yılında yüzde 91,6 iken 2022 yılında yüzde 97,3 oldu. Beşli karma aşı (DPT+IPV+Hib) 3 doz ile aşılama oranı 2021 yılında yüzde 95 iken 2022 yılında yüzde 99,5 olarak gerçekleşti.
BEKLENEN YAŞAM SÜRESİ 15 YAŞINDAKİ ÇOCUKLAR İÇİN 63,5 YIL OLDU
Hayat Tabloları, 2020-2022 sonuçlarına göre doğuşta beklenen yaşam süresi, Türkiye geneli için 77,5 yıl, erkekler için 74,8 yıl ve kadınlar için 80,3 yıl oldu.
Türkiye’de 7 yaşına ulaşan bir çocuğun kalan yaşam süresinin ortalama 71,4 yıl, erkek çocuklar için 68,7 yıl ve kız çocuklar için 74,1 yıl olduğu görüldü. Çalışma çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki çocuklar için bu süre 63,5 yıl oldu. Erkek çocuklar için bu süre 60,8 yıl iken kız çocuklar için 66,2 yıl olarak beirlendi. Bu yaş için kız ve erkek çocuklar arasındaki beklenen yaşam süresi farkının 5,4 yıl olduğu görüldü.
BEBEKLERE KONULAN EN POPÜLER KIZ İSMİ ASEL, ERKEK İSMİ ALPARSLAN
ADNKS sonuçlarına göre 2023 yılında doğan bebeklere konulan en popüler erkek bebek isimleri, Alparslan, Yusuf ve Göktuğ; en popüler kız bebek isimleri ise Asel, Zeynep ve Defne oldu. Doğan erkek bebeklerin 8 bin 957’sine Alparslan, 5 bin 538’ine Yusuf, 5 bin 361’ine Göktuğ, kız bebeklerin 8 bin 114’üne Asel, 7 bin 614’üne Zeynep, 6 bin 895’ine ise Defne ismi verildi.
Türkiye’de 2023 yılında 0-17 yaş grubundaki çocuklarda en çok kullanılan erkek çocuk isimlerinin Yusuf, Mustafa ve Mehmet; kız çocuk isimlerinin ise Zeynep, Elif ve Yağmur olduğu görüldü.
ÇOCUK BAĞIMLILIK ORANI 2023 YILINDA YÜZDE 31,4
Toplam yaş bağımlılık oranı, 15-64 yaş grubunda çalışma çağındaki her 100 kişi başına düşen, 0-14 ile 65 ve üzeri yaş grubundaki kişi sayısı olarak tanımlanıyor.
Buna göre 2023 yılında toplam yaş bağımlılık oranı yüzde 46,3 oldu. Yaş grubu 15-64 olan her 100 kişi başına düşen, 0-14 yaş grubundaki çocuk sayısını ifade eden çocuk bağımlılık oranı ise yüzde 31,4 olarak gerçekleşti.
BEŞ YAŞINDAKİ ÇOCUKLARIN NET OKULLAŞMA ORANI YÜZDE 85
Milli Eğitim Bakanlığı örgün eğitim istatistiklerine göre okul öncesi eğitim seviyesinde beş yaş net okullaşma oranının, 2021-2022 öğretim yılında yüzde 81,6 iken 2022-2023 öğretim yılında yüzde 85 olduğu görüldü. Beş yaş net okullaşma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, bu oran erkek çocuklar için yüzde 85,2, kız çocuklar için yüzde 84,7 oldu.
İlkokul seviyesinde net okullaşma oranı 2022-2023 öğretim yılında yüzde 93,8, ortaokul seviyesinde net okullaşma oranı yüzde 91,2 ve ortaöğretim seviyesinde net okullaşma oranı yüzde 91,7 oldu.
EĞİTİM KADEMELERİNDE OKUL TAMAMLAMA ORANLARI ARTTI
Ulusal Eğitim İstatistikleri Veri Tabanı sonuçlarına göre eğitim kademesi ve cinsiyete göre okul tamamlama oranları incelendiğinde, yıllara göre bir artış gözlendi. İlkokul tamamlama oranı 2017-2018 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 98,4 iken bu oran 2022-2023 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 98,5 oldu. Ortaokul tamamlama oranı 2017-2018 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 90,2 iken bu oran 2022/2023 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 96,3 oldu. Ortaöğretim tamamlama oranı ise yüzde 65,1’den yüzde 80,3’e yükseldi.
Ortaöğretim okul tamamlama oranı cinsiyete göre incelendiğinde, 2022/2023 eğitim ve öğretim döneminde bu oranın erkek çocuklar için yüzde 78,8, kız çocuklar için yüzde 81,8 olduğu görüldü.
ÖZEL EĞİTİM ALAN ÖĞRENCİLERİN ORANI YÜZDE 2,6
Milli Eğitim Bakanlığı örgün eğitim istatistiklerine göre Türkiye genelinde 2022-2023 eğitim ve öğretim döneminde örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı 19 milyon 904 bin 679 oldu. Bu öğrencilerin yüzde 51,6’sını erkek öğrenciler, yüzde 48,4’ünü ise kız öğrenciler oluşturdu.
Özel eğitim gerektiren bireylere (işitme, görme, ortopedik ve hafif düzeyde zihinsel engelli) hizmet veren, özel olarak yetiştirilmiş personelin bulunduğu, geliştirilmiş eğitim programlarının uygulandığı özel öğretim kurumlarında örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı ise 507 bin 804 oldu. Özel eğitim alan öğrenciler örgün eğitimdeki öğrencilerin yüzde 2,6’sını oluşturdu. Özel örgün eğitime devam eden öğrencilerin yüzde 63,3’ü erkek öğrenciler, yüzde 36,7’sini ise kız öğrencilerden oluştu.
YAŞ GRUBU 2-14 OLAN ÇOCUKLAR EN FAZLA ÖĞRENMEDE VE YÜRÜMEDE ZORLUK ÇEKİYOR
Türkiye Sağlık Araştırması 2022 yılı sonuçlarına göre ailelerin beyanları doğrultusunda, 2-14 yaş grubundaki çocukların yüzde 1,5 ile en fazla öğrenmede ve yürümede zorluk çektiği görüldü. Aynı yaş grubundaki çocukların yüzde 1’inin konuşmada, yüzde 0,8’inin görmede, yüzde 0,4’ünün ise duymada zorluk çektiği belirtildi.
ÇOCUKLARDA EN FAZLA GÖRÜLEN HASTALIK ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONU
Türkiye Sağlık Araştırması 2022 yılı sonuçlarına göre çocuklarda son 6 ay içinde görülen hastalık türleri incelendiğinde, 0-6 yaş grubunda yüzde 31,3 ile en çok üst solunum yolu enfeksiyonu görüldü. Bunu yüzde 29,4 ile ishal, yüzde 6,9 ile alt solunum yolu enfeksiyonu, yüzde 6,7 ile kansızlık izledi.
Yaş grubu 7-14 olan çocuklarda da yüzde 27,1 ile üst solunum yolu enfeksiyonu ilk sırada yer aldı. Bunu yüzde 19,8 ile ishal, yüzde 11,2 ile ağız ve diş sağlığı sorunları, yüzde 8,8 ile göz ile ilgili sorunlar izledi.
ÇOCUK İŞÇİ SAYISI ARTTI
Hanehalkı İşgücü Araştırması 2023 yılı sonuçlarına göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 22,1 oldu. İşgücüne katılma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, bu oranın erkek çocuklar için yüzde 32,2 kız çocuklar için yüzde 11,5 olduğu görüldü.
Hanehalkı İşgücü Araştırması 2022 yılı sonuçlarına göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 18,7 olarak açıklanmıştı. Buna göre çocuk işçi sayısı geçen yıla göre 3.5 puan arttı.
RESMİ ‘KIZ ÇOCUK EVLİLİKLERİ’ AZALDI
Evlenme istatistiklerine göre 16-17 yaş grubunda olan kız çocuklarının resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002 yılında yüzde 7,3 iken bu oran 2023 yılında yüzde 1,9’a düştü. Böylece geçen yıla göre resmi kız çocuk evlilik oranı 0,1 düştü.
Diğer taraftan, aynı yaş grubunda olan erkek çocukların resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002 yılında yüzde 0,5 iken bu oran 2023 yılında yüzde 0,1 oldu.
BABASI VEFAT ETMİŞ ÇOCUKLARIN SAYISI 263 BİN 757
2023 yılında 22 milyon 206 bin 34 çocuk nüfusun içinde babası vefat etmiş çocuk sayısının 263 bin 757, annesi vefat etmiş çocuk sayısının 82 bin 291, hem annesi hem de babası vefat etmiş çocuk sayısının ise 5 bin 461 olduğu görüldü.
KORUYUCU AİLE YANINDA BAKIMI SAĞLANAN ÇOCUK SAYISI 9 BİN 806
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre 2023 yılında Türkiye genelinde kuruluş bakımı altında bulunan çocuk sayısının 14 bin 435 olduğu görüldü. Mevcut koruyucu aile sayısı 8 bin 164, koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı ise 9 bin 806 oldu. Evlat edindirilen çocuk sayısı 2023 yılında 637 olarak belirlendi.
BOŞANMA DAVALARI SONUCU, VELAYETİ ANNEYE VERİLEN ÇOCUKLARIN ORANI YÜZDE 74,9
Boşanma istatistiklerine göre 2023 yılında boşanan çiftlerin sayısı 171 bin 881 oldu. Kesinleşen boşanma davaları sonucunda 171 bin 213 çocuk velayete verildi. Çocukların velayetinin yüzde 74,9’unun anneye, yüzde 25,1’inin ise babaya verildiği görüldü.
ÇOCUKLAR EN FAZLA DIŞSAL YARALANMA VE ZEHİRLENMELER SONUCU HAYATINI KAYBETTİ
Ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre 2022 yılında 1-17 yaş grubunda en fazla çocuk ölümleri, dışsal yaralanma ve zehirlenmeler nedeniyle gerçekleşti. Söz konusu nedenle hayatını kaybeden 1-17 yaş grubundaki çocuk sayısı, 2022 yılında bin 275 oldu. Sinir sistemi ve duyu organları hastalıkları nedeniyle 866 çocuk, iyi huylu ve kötü huylu tümörler nedeniyle 635 çocuk, dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle 385 çocuk hayatını kaybetti.
BEBEK ÖLÜM HIZI BİNDE 9,2 OLDU
Ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre 2009 yılında bebek ölüm hızı binde 13,9 iken 2022 yılında binde 9,2’ye düştü. Bebek ölüm hızı cinsiyete göre incelendiğinde, 2009-2022 yılları arasında bebek ölüm hızının erkek bebekler için binde 14,6’dan binde 9,9’a, kız bebekler için binde 13,1’den binde 8,4’e düştüğü görüldü.
Doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı, 2009 yılında binde 17,7 iken 2022 yılında binde 11,2’ye düştü. Beş yaş altı ölüm hızı cinsiyete göre incelendiğinde, 2009-2022 yılları arasında beş yaş altı ölüm hızının erkek çocuklar için binde 18,5’ten binde 12,1’e, kız çocuklar için binde 16,8’den binde 10,2’ye düştüğü belirlendi.
]]>
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, İstanbul’da bir otelde düzenlenen Türkiye-Tanzanya İş Forumu’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin Afrika kıtasının her alanda gelişmesine ve ilerlemesine kardeşlik temelinde katkıda bulunmaya devam ettiğini söyledi.
Kıtada 62 noktaya uçan THY, TİKA, Maarif Vakfı ve Yunus Emre Enstitüsü gibi kurumlar eliyle kardeş kıta ve oradaki halklarla daima gönül gönle olduklarını kaydeden Yılmaz, Afrika’da 2002 yılında 12 olan büyükelçilik sayısının bugün 44’e ulaştığını, Ankara’daki Afrika büyükelçiliklerinin sayısının ise 2008 yılı başında 10 iken bugün 38’e yükseldiğini aktardı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Afrika Ülkeleriyle Ticari ve Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi” ile daha da artan temasların hem kıta ülkeleriyle olan güçlü siyasi ve dostluk bağlarında hem de ekonomi, ticaret ve yatırım ilişkilerinde kendisini gösterdiğine işaret ederek, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından Afrika ülkeleriyle kurulan iş konseylerinin sayısının 48’e ulaştığını belirtti.
Afrika’daki Türk yatırımlarının piyasa değerinin 10 milyar doları aştığını dile getiren Yılmaz, kıtada faaliyet gösteren müteahhitlik firmalarının bugüne kadar piyasa değerinin yaklaşık 87 milyar dolar olan 1885 projeyi üstlendiğini anlattı.
Afrika ülkeleriyle ticari ilişkilerin karşılıklı anlayış ve kazan-kazan ilkeleri temelinde her geçen gün geliştirdiklerine dikkati çeken Yılmaz, “Afrika kıtası ile 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2023 yılında 37 milyar dolara ulaşmıştır. Bu dönem zarfında ihracatımızın 2,1 milyar dolardan 22 milyar dolara, ithalatımızın ise 3,3 milyar dolardan 15 milyar dolara yükseldiğini görüyoruz. Bunlar çok önemli gelişmeler ama hala katedecek çok mesafemiz var. Bunu da ifade etmek isterim.” diye konuştu.
Yılmaz, Türkiye’nin Afrika’yla ilgili bakış açısının son derece güçlü olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:
“Biz, 21. yüzyılın ‘Türkiye Yüzyılı’ ve ‘Afrika Yüzyılı’ olacağına inanıyoruz. Afrika son derece genç ve dinamik bir kıta. Geçmişte Kalkınma Bakanı olarak uzun süre görev yaptım. O dönemde de hep altını çizerdim. Nüfus dinamikleri çok önemli. 21. yüzyılda dünyadaki nüfus artışının yarıya yakının Afrika’dan geleceği düşünülüyor. ve bu nüfus, genç, dinamik nüfus daha iyi eğitimle ve girişimci bir kültürle dünya ekonomisine katıldığında hem dünya ekonomisinin gelişimine güç verecektir hem de Afrika’yı çok farklı bir seviyeye taşıyacaktır. Buna yürekten inanıyorum.”
“Yaşlanmadan zenginleşmek lazım”
Yaşlanmadan zenginleşmek gerektiğini vurgulayan Yılmaz, bazı kıtaların ve ülkelerin Avrupa başta olmak üzere yaşlandığını gördüklerini söyledi.
Yılmaz, bu yaşlı kıtaların zenginleşmişlerse yaşlı nüfuslarıyla idare edebileceğini vurgulayarak, “Ama hem yoksul hem de yaşlı olursanız işte o çok kötü. Dolayısıyla yaşlanmadan zenginleşmek lazım. Bunu da Afrika’nın başaracağına ben yürekten inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
Tanzanya’nın son dönemde yaptığı reformlar ve elde ettiği yüksek büyüme oranıyla Türkiye’nin Afrika ilişkilerinde önemli ve ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu dile getiren Yılmaz, bu ülkeye yönelik geliştirdikleri dostluk ve kardeşlik ikliminin kendilerini daha çok birbirine bağladığını, aralarındaki engel ve mesafeleri ortadan kaldırdığını söyledi.
Yılmaz, Tanzanya Cumhurbaşkanı Samia Suluhu Hassan ile heyetinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a gerçekleştirdiği ziyaretin ikili ilişkilerini daha da ileriye taşıyacak, tarihi önemde bir kilometre taşı olduğunun altını çizerek, dün Ankara’da verimli toplantılar yapıldığını, çok önemli anlaşmalar imzalandığını anlattı.
Tanzanya’dan Türkiye’ye Cumhurbaşkanı düzeyinde, 14 yıl sonra yapılan bu ziyaretin hayırlara vesile olmasını dileyen Yılmaz, dost ülke Tanzanya ile 2003 yılında yaklaşık 11 milyon dolar olan ikili ticaret hacminin, 2023 yılında yaklaşık 350 milyon dolar seviyesine ulaştığını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Türk müteahhitleri günümüze kadar Tanzanya’da 6,4 milyar dolar değerinde 14 adet proje üstlenmişlerdir. Son derece önemli bir rakam olduğunu görüyoruz. İyileşen yatırım ortamı ve olası işbirliği fırsatları, Türk firmalarının Tanzanya’ya olan ilgisini artırmaktadır. Dünya çapında rekabetçi, kurumsal ve uzmanlaşmış yapısıyla Türk firmaları, Tanzanya’nın altyapı ve yatırım ihtiyaçları için işbirliğinde öne çıkmaktadır.” dedi.
“Türkiye, Afrika’ya çok farklı bir perspektifle yaklaşıyor”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“Şunun da altını çizmek isterim: Türkiye olarak bizim geçmişimizde bir sömürgecilik bagajı yok çok şükür. Türkiye, Afrika’ya çok farklı bir perspektifle yaklaşıyor. Kazan-kazan prensibiyle yaklaşıyor. Gittiği her yerde firmalarımız o ülkeye de değer katıyorlar. Oradaki işletmeciliğin, girişimciliğin gelişmesine katkıda bulunuyorlar. Oradaki iş gücünün niteliğini bir taraftan artırıyorlar. Bu anlamda Türk firmalarının hem ticari hem de ikili ilişkilerimiz anlamında son derece olumlu katkılarda bulunduğunu ifade etmek isterim.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Tanzanya Cumhurbaşkanı Hassan’ın önlerine 1 milyar dolar ticaret hedefi koyduğunu belirten Yılmaz, kamu ve özel sektör olarak birlikte çalıştıklarında bu hedefi yakın zamanda yakalayacaklarına ve çok daha ötesine geçeceklerine inandığını belirtti.
Türk firmalarının Tanzanya’da üstlendiği büyük çaplı projelerin gelecek vadettiğini ve örnek olduğunu kaydeden Yılmaz, enerji, madencilik, ulaştırma, turizm, tarım, gıda, yenilenebilir enerji ile müteahhitlik sektörleri başta olmak üzere Türkiye-Tanzanya işbirliklerini genişletecek pek çok fırsat alanı bulunduğunu, Türk inşaat sektörü açısından özellikle konut, alışveriş merkezleri, kongre ve konferans merkezleri ile yol ve köprü inşasına yönelik iş imkanları olduğunu bildiklerini dile getirdi.
Bu doğrultuda iş insanlarının aralarında kuracakları yeni bağların ve işbirliklerin önemine işaret eden Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye-Tanzanya ticari ilişkilerinde potansiyellerini tam olarak kullanmanın zamanının artık geldiğine yönelik ifadelerini aktardı.
“Bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirerek, Türkiye-Tanzanya ikili ticari, ekonomik ve yatırım ilişkilerinde bugün ulaşılan rakamları önümüzdeki dönemde çok rahat aşacağınıza inanıyorum.” diyen Yılmaz, hedeflerinin iki ülkenin artılarını öne çıkararak, kardeşlik, dostluk ve karşılıklı anlayış temelinde yeni işbirliği imkanları yaratmak olduğunu dile getirdi.
Ortak amacın, tesis edilecek olan iş ve yatırım süreçlerini kolaylaştırmak olduğuna dikkati çeken Yılmaz, gelecekte de iş ve yatırım forumları, iş konseyi toplantıları ve karşılıklı ticaret heyeti gibi farklı organizasyonlarla işbirliği imkanlarını artırmaları gerektiğini sözlerine ekledi.
Forum, oturumlarla devam ediyor
?Programa, Tanzanya Cumhurbaşkanı Hassan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Tanzanya Sanayi ve Ticaret Bakanı Ashatu Kijaji, Türkiye’nin Darüsselam Büyükelçisi Mehmet Güllüoğlu, DEİK Başkanı Nail Olpak, DEİK Türkiye-Tanzanya İş Konseyi Başkanı Erdem Arıoğlu ile iş dünyasından bazı davetliler katıldı.
Tanzanya Cumhurbaşkanı Hassan, Ticaret Bakanı Bolat ve DEİK Başkanı Olpak da programda konuşma yaptı.
Açılış programı, protokol üyelerinin aile fotoğrafı çektirmesiyle sona ererken forum oturumlarla devam ediyor.
]]>


