“TÜRK HAKEMLERİNE GÜVENMİYORUM”
Türkiye Ligi’nin kaderini bir hakemi ruh hali mi belirleyecek? Adam belki tatil hayali kuruyor! Ne düşünüyor bilmiyoruz. Eğer bu iki adam hakem arkadaş, eğer deseler, “Kararımızın arkasındayız” deseler sıkıntı yok. Ama ekrandan gördüğü pozisyona bir hafta sonra penaltı değil diyorsa, burada art niyet, burada bir şeyler var, bir şey dönüyor derdim. Bu dakikadan itibaren Türk hakemlerine güvenmiyorum. Asla da güvenmeyeceğim.”
Ilıcalı’nın konuşmasında satır başları;
Hepimiz için tarihi bir gün yaşıyoruz. Burada, bu kalabalığı toplayabilmek, böyle bir kalabalığın burada olması gurur verici bir tablo. Fenerbahçeli olduğum için bir kez daha gurur duyuyorum. Herkesin eline, ayağına sağlık. İyi ki varsınız. Ülkemizde biliyorsunuz, ciddi bir futbol kaosu yaşanıyor. Yurtdışında insanların futboldan eğlendiğini, ülkemizde acı çektiğini görüyoruz. Biz neden acı çekiyoruz? Şu anda yaşadığımız ortamın nedeni ne? Ben uzun süre düşündükten sonra, ortamı da izledikten sonra, tek bir kelime söyleyeceğim, o kelime bu kaosun sebebi, adalet. Nasıl bir ülkede hakimler adaleti sağlıyorsa, spor dünyasında da hakemler adaleti sağlar. Aylardır söylediğim yabancı hakem, son bir ayda tescillendi. Adaletin olmadığı, hakemlerin de bu görevi yapabilecek durumda olmadıklarını bizlere gösterdiler.

“TRABZONSPOR MAÇINDA TAKIMIMIZA SALDIRDILAR”
Trabzonspor maçında, o gün provokotörler, sahaya atlayıp takımımıza vahşi saldırıyı yaptılar. Ama bunun öncesinde orada bir hakem olsa 60. dakikada maçı tatil edip, hak ettiğimiz güvenliğe ve o ortamda bulunmama hakkımızı bize sağlayabilirdi. Oradaki herkes olay olacağını biliyordu. Sahaya meşale atıldığı anda, hakem meşaleye dönüyor ve faulü görmüyor. Dumanlar çıkıyor ve faulü görmüyor, o sırada faul var hesapta, faulü uyduruyor. Sonra gol yiyoruz. Bir hakem futbolcuların can güvenliğini bu kadar tehlikeye atabilir mi? Bir hakem, bir şekilde acaba koca bir takımı linç ettirme tehlikesi yaşatır mı?. Son çıkan bir belge var. Hakem hocası ile hakemler konuşuyorlar. Galatasaray – Antalyaspor maçında hakem hataları var. Bu olabilir, her maçta olabilir. Ama hakem hocasının izlenimlerine baktığınız zaman, hakeme soruyor, “Sahada ne gördün de vermedin diyor? VAR’da ne gördün de penaltıyı verdin diyor?” Hakem de cevap veriyor, “Ben bir şey görmedim” diyor. Adam görmemiş, hemen VAR’daki hakeme, “Sen ne gördün?” diye soruyor. Hakemin cevabı, “Hangi ruh halindeydim bilmiyorum” diyor. Yani Türk futbolunun, Türk hakemliğinin geldiği noktayı anlatıyorum.
“TÜRK HAKEMLERİNE ASLA GÜVENMİYORUM”
Ben size soruyorum, ruh halimi hatırlamıyorum derken ne demek istiyor? Hangi ruh halindeydi bu adam? Koskoca Galatasaray veya Fenerbahçe’nin bir maçtaki kaderi bir hakemin ruh haline mi bağlı olacak? Türkiye Ligi’nin kaderini bir hakemi ruh hali mi belirleyecek? Adam belki tatil hayali kuruyor! Ne düşünüyor bilmiyoruz. Eğer bu iki adam hakem arkadaş, eğer deseler, “Kararımızın arkasındayız” deseler sıkıntı yok. Ama ekrandan gördüğü pozisyona bir hafta sonra penaltı değil diyorsa, burada art niyet, burada bir şeyler var, bir şey dönüyor derdim. Bu dakikadan itibaren Türk hakemlerine güvenmiyorum. Asla da güvenmeyeceğim.

“HAKKIMIZIN YENİLMESİNİ KABUL ETMİYORUM”
Ben yabancı hakem uygulamasının acil bir şekilde başlamasını sonuna kadar desteklememiz gerektiğini düşünüyorum. Adil ortam, adalet istiyorum. Hakkımızın yenilmesini kabul etmiyorum. Milyonlarca insanı, bir hakemin ruh hali mutsuz edemez. Bir belki bugün 30 bin kişiyiz ama 30 milyonu temsil ediyoruz. Bu kadar insanı, bir hakem saçma kararlarıyla mutsuz edemez. Kabul etmiyorum.
“FUTBOLDA ADALET ŞU ANDA TÜRKİYE’DE YOK”
Adaletin olmadığı yerde kaos olur. Buradan herkese sesleniyorum. Futbolda adalet şu anda Türkiye’de yok. İsyanımız bu yüzden. Bugün burada olmamızın tek nedeni var, adaletin yok olması. Biz bu gücümüzle, futboldaki adaleti getireceğimize inanıyorum.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı’ndaki ‘Adli Yargı Hakim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hakimleri Kura Töreni’nde; “Anayasamıza göre her birinin görev alanı farklı olan, dolayısıyla hiyerarşiden ziyade vazife tanımıyla konumları belirlenen yüksek yargı kurumlarımız arasındaki ihtilafı gidermek mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde, ülkemizin terörle mücadelesi başta olmak üzere ali menfaatlerine halel getirme potansiyeli taşıyan bu tartışmaların sürüp gitmesi kaçınılmazdır” dedi. Erdoğan ayrıca, “Yeni anayasa mümkün olmasa bile yargıdaki sorunu giderecek bir anayasa değişikliği için de uzlaşma yollarını arayacağız” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki ‘Adli Yargı Hakim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hakimleri Kura Töreni’ne katıldı. Erdoğan özetle şöyle konuştu:
“ADALETİN GÜCÜ YERİNE, GÜÇLÜNÜN ADALETİNİN HAKİM OLDUĞU DÖNEMLER TRAVMALARA SEBEP OLDU”
“Bugünkü kura törenimizle görev yerleri belli olacak 148 hakimimizi ve cumhuriyet savcımızı tebrik ediyor, kendilerine başarılar diliyorum. Artık sayıları 24 binin üzerine çıkan hakim ve savcılarımız ülkemizin dört bir yanında milletimiz adına adaleti tesis etmenin mücadelesini veriyor. Her şeyden önce adalet içinde yaşadığımız evrenin ruhudur. Şayet bu ruhu kaybedersek diğer hiçbir şeyin anlamı kalmaz.
Vazifenizi icra ederken hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalmaya itina göstermenizin altını özellikle çizmek istiyorum. Türkiye, geçmişte adaleti sağlaması gereken kurumların başka güçlerin emrine girmesinin yol açtığı sancıların bedelini ağır ödemiş bir ülkedir. Adaletin gücü yerine, güçlünün adaletinin hakim olduğu olağanüstü dönemler milletimizin hafızasında çok derin izler bıraktı, travmalara sebep oldu. Vatandaşın devlete olan itimadına telafisi imkansız zararlar verdi. Cumhuriyet tarihimizin en büyük demokrasi ve kalkınma atılımlarına imza atarken adalet sistemimizi güçlendirmeyi dört temel önceliğimizden biri olarak belirledik.
Bir dönem tek parti faşizminin, bir dönem vesayetin, bir dönem FETÖ’nün güdümüne giren adalet teşkilatımızı yeniden milletimiz adına karar veren bir güç haline getirmek için çok uğraştık. Hep birlikte 28 Şubat döneminde yargı desteğiyle postmodern darbe yapıldığına da 17-25 Aralık’ta ve 15 Temmuz’da yine yargı desteğiyle darbe teşebbüsünde bulunulduğuna da şahit olmadık mı?
“TERÖRİSTLER ADLİYEYE GİRMEYİ BAŞARIP HAKİM VE SAVCILARIMIZA ULAŞABİLSELERDİ, NELER YAŞANABİLECEĞİNİ TAHMİN BİLE EDEMİYORUZ”
Merdiven altı bir anlayışla yürüyen sistem vardı. Ama şimdi öyle değil. Şimdi artık merdiven altı olmak, koyun bir kenara, dört dörtlük fiziki imkanlarla halkına hizmet veren yargıyı bu noktada artık değerlendiren bir yapı var. Terör örgütlerinin güvenlik güçlerimizle birlikte yargı mensuplarımızı da hedef aldığı dönemler yaşadık. Daha geçtiğimiz haftalarda, İstanbul’da, Çağlayan Adliyesi’ne yapılan menfur saldırı girişimini biliyorsunuz. Şayet teröristler adliyeye girmeyi başarıp orada görev yapan hakim ve savcılarımıza ulaşabilselerdi, Allah göstermesin, neler yaşanabileceğini tahmin bile edemiyoruz. Bu vesileyle, terör örgütlerinin saldırılarında şehit olan Mehmet Selim Kiraz savcımız başta olmak üzere tüm yargı mensuplarımızı, güvenlik görevlilerimizi, vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum.
Adalet sistemimizin mevzuat altyapısını geliştirmek için başlattığımız reformları kesintisiz devam ettiriyoruz. Daha önce hayata geçirdiğimiz çalışmaların bir üst safhasını oluşturan Yargı Reformu Strateji Belgemizi 2019 yılında kamuoyuyla paylaştık.
“BU KONUDA TARAF DEĞİL HAKEM MEVKİNDE BULUNDUĞUMUZU ÇEŞİTLİ VESİLELERLE AÇIKLADIK”
Kurumların birbirleriyle uyumlu çalışmaları, her kurumun Anayasa’da ve yasalarda belirtilen sınırlar içinde faaliyetini yürütmesi devletin ahenkli işleyişi bakımından hayati öneme haizdir. Yüksek yargı kurumlarımız arasında son dönemde hem kendilerini yıpratan hem de vatandaşlarımızın adalete olan güvenini ve inancını sarsan bazı müessif tartışmalara şahit oluyoruz. Biliyorsunuz bu konuda taraf değil, hakem mevkinde bulunduğumuzu çeşitli vesilelerle açıkladık. Bu tavrımızı halen muhafaza ediyoruz ve edeceğiz. Yürütmenin başı ve yasama organındaki en büyük gruba sahip partinin Genel Başkanı sıfatıyla bize düşen, yüksek yargı kurumları arasındaki tartışmalarda taraf olmak değil, sorunu çözecek mekanizmaları işletmektir. Siyaset müessesesinin emanetini taşıdığı millete karşı göreve Meclis’te nümayiş yapmak, mahkeme önünde eylem yapmak asla değildir. Kanun yapıcı konumunun hakkını vermelidir. Yargıya dair hemen her tartışmada belli çevreler tarafından sokağın adres gösterilmesi siyaset kurumunun asli görevini inkar etmek demektir. Biz ülkenin ve milletin her meselesi gibi yargıdaki sıkıntıları çözmenin de görevimiz olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz. Sorunlardan beslenmek yerine çözümlerle milletimizin karşısına çıkmanın gayreti içindeyiz.
“YÜKSEK YARGI KURUMLARIMIZ ARASINDAKİ İHTİLAFI GİDERMEK MECBURİYETİNDEYİZ”
Şu gerçeği artık hepimiz görebiliyoruz: yüksek yargı kurumlarımızın Anayasa’da belirtilen görev tanımları, sınırları ve onlara yüklenen misyonlar konusunda bir belirsizlik söz konusudur. Esasen bu kurumlarımız arasında eskiden beri bir hiyerarşi tartışması yaşandığını biliyoruz. Anayasamıza göre her birinin görev alanı farklı olan, dolayısıyla hiyerarşiden ziyade vazife tanımıyla konumları belirlenen yüksek yargı kurumlarımız arasındaki ihtilafı gidermek mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde, ülkemizin terörle mücadelesi başta olmak üzere ali menfaatlerine halel getirme potansiyeli taşıyan bu tartışmaların sürüp gitmesi kaçınılmazdır.
“YENİ ANAYASA MÜMKÜN OLMASA BİLE YARGIDAKİ SORUNU GİDERECEK BİR ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN UZLAŞMA YOLLARINI ARAYACAĞIZ”
Danıştay’ın FETÖ’den ihraç edilen yargı mensuplarından bazılarıyla ilgili verdiği tartışmalı kararlar da bazı hususların daha kesin bir şekilde ortaya konulmasının şart olduğuna işaret ediyor. Bu doğrultuda ilk adımları biraz önce ifade ettiğim 8. Yargı Paketimiz ile atmaya başladık. Ancak yargıdaki bu dağınık görüntüyü ortadan kaldırmak için hem anayasa, hem yasa düzeyinde çalışılması gereken daha pek çok husus olduğunun farkındayız. Anayasa değişikliği gerektiren hususlarda Meclis’te geniş bir uzlaşma zemini oluşturulması gerekiyor. Biliyorsunuz, uzunca bir süredir ülkemizin sivil ve günün değil geleceğin ihtiyaçlarını da karşılayacak yeni bir anayasa ihtiyacı olduğunu dile getiriyoruz. Son dönemdeki tartışmalar başta olmak üzere yaşadığımız her hadise bize böyle bir anayasanın Türk demokrasisinin selameti açısından ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Eğer bu konuda Meclis’te bir mutabakat temin edebilirsek zaten meseleyi kökten çözmüş olacağız. Yeni anayasa mümkün olmasa bile yargıdaki sorunu giderecek bir anayasa değişikliği için de uzlaşma yollarını arayacağız. Amacımız ülkemiz bu gereksiz ve yargıya zarar verecek tartışmalardan bir an önce kurtulmalıdır.”
]]>
Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen 12. Dönem Adli Yargı Hakim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hakimleri Kura Töreni’ne katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı konuşmada, bugünkü kura töreninde görev yerleri belli olacak 148 hakim ve Cumhuriyet savcısını tebrik etti. Erdoğan, sayıları 24 binin üzerine çıkan hakim ve savcıların ülkenin dört bir yanında millet adına adaleti tesis etmenin mücadelesini verdiğini ifade etti.
Adaletin, içinde yaşanılan evrenin ruhu olduğunu vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şayet bu ruhu kaybedersek diğer hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Nitekim, insanlık tarihine baktığımızda adalet temelinde yükselen toplumların güvenlik ve refah içinde yaşadığını, adaletin kaybolduğu toplumların da kısa sürede yıkılıp gittiğini görürüz. Bunun için bizim medeniyetimizde, devlet yönetiminde adaletin önemine bilhassa vurgu yapılır. Zaten medeniyet dediğimiz olgu da ancak adaletin bulunduğu yerde ortaya çıkabilir ve gelişebilir. Eskiler, ‘Adalet olunca yiğitliğe gerek kalmaz’ derler. Sizler devlet ve toplum hayatı bakımından işte böylesine hayati bir görevi yerine getirmek üzere seçilmiş, eğitilmiş, görevlendirilmiş kişilersiniz. Türk milleti adına karar verme mesuliyeti gibi bir vazifeyi inşallah alnınızın akıyla yerine getireceksiniz. Vazifenizi icra ederken, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalmaya itina göstermenizin altını özellikle çizmek istiyorum.”
“Yargı desteğiyle darbe teşebbüsünde bulunulduğuna da şahit olmadık mı”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin geçmişte adaleti sağlaması gereken kurumların başka güçlerin emrine girmesinin yol açtığı sancıların bedelini ağır ödemiş bir ülke olduğunu dile getirdi.
Adaletin gücü yerine, güçlünün adaletinin hakim olduğu olağanüstü dönemlerin milletin hafızasında çok derin izler bıraktığını, travmalara sebep olduğunu, vatandaşın devlete olan itimadına telafisi imkansız zararlar verdiğini anlatan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Cumhuriyet tarihimizin en büyük demokrasi ve kalkınma atılımlarına imza atarken, adalet sistemimizi güçlendirmeyi dört temel önceliğimizden biri olarak belirledik. Ülkemizi sağlık, eğitim ve güvenlikle birlikte adalet üzerinde yükseltme sözüyle milletimizin huzuruna çıktık. Bir yandan Anayasa’mızda ve temel kanunlarımızda gereken düzenlemeleri Meclisimizle birlikte hayata geçirmek, diğer yandan adalet teşkilatımızı güçlendirmek için zorlu bir mücadele yürüttük. Bir dönem tek parti faşizminin, bir dönem vesayetin, bir dönem FETÖ’nün güdümüne giren adalet teşkilatımızı yeniden milletimiz adına karar veren bir güç haline getirmek için çok uğraştık. Hep birlikte 28 Şubat döneminde yargı desteğiyle postmodern darbe yapıldığına da 17/25 Aralık’ta ve 15 Temmuz’da yine yargı desteğiyle darbe teşebbüsünde bulunulduğuna da şahit olmadık mı?”
Çağlayan Adliyesi’ne yapılan menfur saldırı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yargının personelinden binasına kadar vazifesini hakkıyla yerine getirmesini zorlaştıran fiziki eksikliklerini giderirken aynı zamanda adalet teşkilatını darbeci zihniyetten de temizlemeye çalıştıklarını ifade etti.
Bu süreçte darbe girişiminin yanı sıra terör başta olmak üzere demokrasiye kasteden, milli iradeyi devre dışı bırakmayı amaçlayan pek çok badireyle de karşılaştıklarını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Az önce de söylendiği gibi, merdiven altı bir anlayışla yürüyen bir sistem vardı. Ama şimdi öyle değil. Şimdi artık merdiven altı olmak bir yana dört dörtlük fiziki imkanlarla halkına hizmet veren, yargıyı bu noktada artık değerlendiren bir yapı var. Terör örgütlerinin, güvenlik güçlerimizle birlikte yargı mensuplarımızı da hedef aldığı dönemler yaşadık. Daha geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da Çağlayan Adliyesi’ne yapılan menfur saldırı girişimini biliyorsunuz. Şayet teröristler adliyeye girmeyi başarıp orada görev yapan hakim ve savcılarımıza ulaşabilselerdi, Allah göstermesin neler yaşanabileceğini tahmin bile edemiyoruz.”
Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı andı
Erdoğan, terör örgütlerinin saldırılarında şehit olan Savcı Mehmet Selim Kiraz başta olmak üzere tüm yargı mensuplarını, güvenlik görevlilerini, vatandaşları rahmetle andı.
Yasamasıyla, yürütmesiyle, yargısıyla, ülkenin güvenliğini, esenliğini, huzurunu güçlendirmek için hep birlikte çalışmayı sürdüreceklerine dikkati çeken Erdoğan, “Büyük ve güçlü Türkiye’nin inşası yolunda verdiğimiz mücadeledeki onurlu duruşumuz, evlatlarımıza miras bırakacağımız birer iftihar beratı hükmündedir. Böylesine kutlu bir vazifenin manevi hazzını başka hiçbir dünyevi karşılıkla mukayese etmek mümkün değil. Hakimlerimiz ve savcılarımız, milletimizin omuzlarına yüklediği sorumluluğun bilinciyle vazifelerini yürüttüğü müddetçe Allah’ın izniyle bu ülkenin hedeflerine ulaşmasına kimse mani olamaz.” dedi.
(Sürecek)
]]>