Bilecik İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Bozüyük Asayiş Büro Amirliğine gelen bir ihbar üzerine emniyet güçleri harekete geçerek; Büyükçekmece Asliye Ceza İlamat Masası’nca; ‘Hizmet Nedeniyle Görevi Kötüye Kullanma’ suçundan 4 yıl süreyle kesinleşmiş hapis cezası ile aranan şüpheli şahıs Bozüyük Asayiş Büro Amirliği ekipleri tarafından gözaltına alınarak tutuklandı. Şahıs Bilecik M Tipi Kapalı Cezaevi’ne teslim edildi. – BİLECİK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Seçim günü CHP’lilerin kendilerini içeri almamak için gerginlik çıkardığını söyleyen Baki Ersoy, “Kamuoyunun dikkatine; 31 Mart Pazar günü yapılan seçimlerin iptali sonrasında seçimlerin iptal edilmesine neden olan olaylar bazı mihraklarca çarpıtılmaya çalışılmakta, gerçeklerin üzeri örtülmek istenmektedir. Bu dezenformasyonun önüne geçmek için yaşanan olayların perde arkasını ve belgelerini kamuoyu ile paylaşmak kaçınılmaz olmuştur. Öncelikle belirtmek isterim ki, Pınarbaşı Adliyesi’nde görevli seçim kurulu hakimine saldırdığım tamamen iftiradan ibarettir. Sosyal medyaya yansıtılan görüntüler tüm detaylarını bütün çıplaklığı ile anlatacağım FETÖ kumpasının bir parçası olarak çarpıtılarak kamuoyuna sunulmuştur. Devletimize ve devletimizin bütün görevlilerine saygım sonsuzdur. Yaşanan olayların kamuoyu tarafından da etraflıca anlaşılması için gelişmeleri kronolojik olarak anlatmak istiyorum. Ben Pınarbaşı ilçemizdeki seçim sürecini takip etmek için 31 Mart tarihinde Pınarbaşı Adliyesi’ni iki kez ziyaret ettim. İlk gittiğimde saldırdığım iddia edilen Seçim Kurulu hakimimizi ziyaret ederek tokalaştım, kolaylıklar diledim. O ziyaretimde partimizin yetkilisi olan arkadaşların çoğunun Adliye’de olmadığını fark ettim, bir gariplik vardı ve çıkıp parti teşkilatımıza gittim. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Daha sonra saat 19: 00 gibi CHPli yetkili ve yetkisiz kişiler tarafından adeta baskın yapar gibi partimizin yetkili sandık görevlilerinin, müşahitlerinin Adliyeden uzaklaştırıldığı şeklinde bilgiler geldi. İnanmak istemedim. Adliyede kalan bazı görevli arkadaşlarımızın, “mühürsüz bir oy torbasının adliyeye getirildiği, sandık başkanının tuvalete gittiği, arkadaşlarımız tarafından video kaydına alınan bu mühürsüz oy torbasının yetkisiz CHPlilerin elini kolunu sallayarak cirit attığı adliye koridorlarında orta yere bırakıldığı daha sonra bir başka oy çuvalının yani 1126 nolu sandık çuvalının mühürsüz ve ağzı açık halde Adliye binasına getirildiği” şeklinde bilgiler aktarması üzerine yeniden Adliye binasına gittim. Adliye girişinde karşılaştığımız CHP’nin belediye başkan adayı Deniz Yağan’a yetkisiz bir şekilde Adliye binası içerisinde bulunan CHPlileri dışarı çıkarması gerektiğini, yetkili arkadaşlarımızın bu kişilerce yasa dışı bir şekilde dışarı çıkarıldığını söyledim. Adliye binası adeta yetkili yetkisiz CHP taraftarlarınca abluka altına alınmış durumdaydı. Bu sırada Deniz Yağan’ın amcamın oğlu dediği Şamil isimli seçimde yetkisiz kişi ile sonradan adının Yusuf Başak olduğunu ve uzman çavuşluktan FETÖ’cü olduğu için ihraç edildiğini öğrendiğimiz şahıs da yanındaydı. Yetkisiz kişilerin Adliye dışına çıkarılması gerektiğini söyleyince CHP belediye başkan adayı Deniz Yağan’ın yanıbaşında bulunan ve uzman çavuşluktan FETÖ’cü olduğu için atılan Yusuf Başak isimli şahıs bana “Artist artist konuşma, sen kimsin lan” diye karşılık verdi.
Ben de sen kimsin diye sorduğumda “Ben Yusuf Başak ne olacak” diyerek sinkaflı cümleler kurunca kısa süreli gerginlik yaşadık. FETÖ militanının da aralarında bulunduğu CHP’liler beni ve seçimde yetkili arkadaşlarımı içeri almamak için arbede çıkardılar. Öyle ki, kolluk kuvvetleri de o sırada ne yapacağını şaşırdı, partimizin Melikgazi İlçe Başkanı ve seçimde itiraza yetkili Avukatı Enes Ertuğrul Kalın Jandarma tarafından gözaltına alınmak istendi, Adliye dışına çıkarıldı. Polis memurlarının Enes başkanın yetkili olduğunu söylemesi üzerine kendisi yeniden Adliye binasına girebildi. Milletvekili olmama rağmen CHPliler beni ve yetkili arkadaşlarımı giremezsiniz diyerek içeri almamak için gerginliği sürdürdü” dedi.
Ersoy, kendisinin kamuoyuna çarpıtılarak yansıtılan videosunun ardında FETÖ’den dolayı görevinden ihraç edilen bir uzman çavuşun yanındaki partililere fiziki olarak saldırmasından kaynaklı olarak başladığını söyleyerek, “Bu sırada Adliye önünde 200-300 CHP destekçisi vardı. Saat 21.30 gibi bir sandık görevlisine beraberindeki kolluk görevlisinin yanı sıra partimizin sandık müşahidi de yasal hakkı çerçevesinde eşlik ederek Adliyeye gelmiş, CHP’li ya da diğer siyasi partilerin müşahitleri de yasal hakları çerçevesinde eşlik edebilirlerdi ama sadece partili müşahidimiz eşlik etmiş. Video görüntülerini de kayıt altına aldığımız bu olayda Adliye önünde bekleyen 200-300 CHP taraftarı, sandık başkanını darp ederek oy çuvalını zorla elinden almış, Polis olaya müdahale ederek hem sandık başkanını hem partilimiz olan sandık müşahidini hem de oy torbasını kurtarmıştır. Olayla ilgili Cumhuriyet Savcılığı tarafından da ayrıca bir soruşturma başlatılmıştır. Dışarıda bu olaylar yaşanırken içeride de bizler CHP taraftarlarının engellemesiyle karşılaştık, buna rağmen ilerlemeye devam ettik. Hakim beye saldırdığım iftirası atılan olay ise adliye koridorunun ikinci kısmında yaşandı. Ben seçim kurulu hakimine mühürsüz oy torbaları ve adliye içerisindeki yetkisiz CHP destekçilerinin dışarı çıkarılması için uyarıda bulunmaya gitmek isterken FETÖ’cü olduğu için uzman çavuşluktan ihraç edilen Yusuf Başak isimli şahıs bu kez de seçimlerde görevli partilimiz Bekir Dursun’a fiziki olarak saldırdı. Ben de Yusuf Başak isimli FETÖ militanına tepki gösterdiğim sırada hakim bey kargaşayı duyup dışarı çıktı. Kamuoyuna çarpıtılarak yansıtılmak istenen videonun çekildiği anlar ise bu anlardır. Hakim beyin arkasına saklanan FETÖ militanına tepkim hakim beye saldırdığım iftirasına dönüştürüldü. Hakim bey de orada ilk etapta ne olduğunu anlamadığı için bizleri yetkisiz kişiler sanarak içeri giremezsiniz şeklinde ifadeler kullandı ama sonrasında durumun ne olduğunu kendisi de anladı. Hakimin arkasına saklanan Yusuf isimli FETÖ militanının yetkisi olmadığı halde Pınarbaşı Adliyesi’nde ne işinin olduğunu, neden bizlere kafa tutup arkadaşlarımıza saldırarak provakasyon yaptığını ise anlatacağım diğer detaylarda ve paylaşacağım belgelerle daha net anlayacaksınız. Kamuoyuna çarpıtılarak yansıtılan bu arbede sonrası ortalık yatıştı ve Kaymakam beyin odasına geçtik. Kaymakam beyin yanı sıra Pınarbaşı Belediye Başkanımız Memduh Uzunluoğlu, İlçe Başkanımız Kadir Akbaş, bir hakim bey, bir savcı bey ve CHP Kayseri Milletvekili Aşkın Genç de odadaydı. Konuya muhatap olan seçim kurulu hakimi de davet edildi. Seçim kurulu hakimi seçimde görevli olmayan kişilerin Adliye’de olduğunu bilmediğini, mühürsüz oy torbalarından haberinin olmadığını söyledi. Mühürsüz 2 oy torbasının olduğunu söylememiz üzerine durumun tutanak altına alınması gerektiği sonucuna varıldı. CHP Milletvekili Aşkın bey de bu durumun kim tarafından yapılırsa yapılsın seçimin iptalini gerektireceğini ifade etti. Kaymakam beyin kolluk kuvvetlerine talimatı üzerine orada bulunan yetkisiz CHP taraftarları Adliye binasından dışarı çıkarıldı. Buna rağmen Yusuf isimli FETÖ militanının yetkili olmadığı halde bulunduğu Adliye binasında duruşma salonundaki sayımda bir kenara saklanarak dışarı çıkmadığı, gece 03.00’te arkadaşlarımız tarafından fark edilmesi sonucu kolluk marifetiyle dışarı çıkarıldığı ise tutanak altına alınmıştır. CHP belediye başkan adayı Deniz Yağan “O benim yeğenim” diyerek provokasyon yapan FETÖ militanını korumaya çalışmıştır” ifadelerini kullandı.
Pınarbaşı’da sabah saatlerine kadar adliyeye getirilmemiş oy torbalarının olduğunu söyleyen Baki Ersoy, “Bizim 2 mühürsüz oy torbası uyarımızdan sonra Adliyeye getirilen oy torbaları kolluk kuvvetleri tarafından tek tek kontrol edilmiş ve 12 mühürsüz torba daha tespit edilmiştir. Bu durum sandık başkanlarının da imza attığı tutanaklarla sabittir. Mühürsüz torbalar getiren sandık başkanlarının çoğu mühürsüz torba getirdiklerine yönelik tutanağa imza atarken birkaç sandık başkanı CHPli Avukatların “İmza atarsanız başınız yanar” şeklindeki tehditleri üzerine imzadan imtina etmiştir. Değerli kamuoyu. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir. Hukukun seçimlerle ilgili kuralları ise açıktır. Sandıklardan çıkan ve sayılan oylar, oy torbalarına iki boğum halinde konulur. Birinci boğumda sayılan oy pusulaları olur ve torbanın ağzı sandık başkanı tarafından mühürlenir. İkinci boğumda ise sandık sonucu bağlama tutanağı bulunur ve bu boğum da sandık başkanı tarafından mühürlenir, mühür sandık başkanında kalır. Bizim uyarımızla 2 mühürsüz oy torbası, bizim uyarımızdan sonra da mühürsüz 12 oy torbası kolluk kuvvetleri nezaretinde tespit edilmiş ve tutanak altına alınmıştır.
Mühürsüz oy torbası ne anlama gelir? Tabi ki kullanılan oyların istenildiği gibi değiştirileceği anlamına gelir. Arada 319 oy fark görünmektedir. Yüksek Seçim Kurulu’nun, mühürsüz oy torbalarındaki oy sayısının seçimin sonucunu değiştirecek sayıda olması halinde seçimin iptalini gerektirdiği yönünde genelgesi mevcuttur. Seçimin iptal edilmesi birilerinin iddia ettiği gibi siyasi değil tamamen hukukun emrettiği şekildedir. YSK genelgesinin bir gereğidir. CHP Kayseri Milletvekili Aşkın Genç de mühürsüz oy torbalarının seçimin iptalini gerektireceğini kaymakam beyin odasında söylediği gibi partimizin itiraza yetkili Avukatı Enes Ertuğrul Kalın beyle görüşmesinde de, “Böyle bir seçim olabilir mi? Seçim hukukuna riayet edilmiyorsa yazık, mühürsüz oy torbaları varsa bunun yenilenmesi lazım” diyerek hukukun emrettiği konuya işaret etmiştir. Mühürsüz olarak Adliyeye getirildiği kolluk nezaretinde tespit edilen toplam 14 oy torbasındaki oyların sayısı aradaki 319 oydan çok çok fazla ve seçimin sonucunu etkileyecek miktardadır. Düşünün ki, Kayseri merkezinde bile oy sayımı 02: 00 sularında sona ererken 16 bin 222 oyun kullanıldığı Pınarbaşı ilçesinde sabah 05.00’e kadar Adliyeye getirilmeyen oy torbası vardı. ve bu oy torbası da mühürsüzdü, tutanakları yanlıştı. İtirazımız üzerine yapılan yeniden sayımda da MHP’nin oylarının daha fazla çıktığı bir oy torbasıydı. Gece yarısı zorla evlerinde imzaları alınan sandık görevlilerinin anlatımları tutanak altına alınmıştır. Lamı cimi yok oyları çalan CHP Pınarbaşı’da suçüstü yakalanmıştır. Sandık başkanları Adliye’den içeri girerken x-ray cihazından geçer ve bu sırada tutanak tutulur. Partimizin itiraza yetkili avukatları tarafından kolluk kuvvetlerinin nezaretinde mühürsüz 14 oy torbasının tespit edildiğinin tutanağı ve sandık başkanlarının mühürsüz oy torbası teslim ettiklerine yönelik tutanakları, gece zorla evlerinde imzaları alınan sandık görevlilerinin anlatımlarının belgelerini açıklamamızın ekinde orijinal görünümüyle tüm kamuoyu ile de paylaşıyoruz” dedi.
Baki Ersoy, kimsenin milletin iradesine kumpas kuramayacağını söyleyerek, “Pınarbaşı’da seçimin iptal gerekçesi anlattığım bu hukuksuzluktur, FETÖ militanlarının provokasyonu ile üstü kapatılmaya çalışılan oy hırsızlığıdır. Devletimizin ilgili birimlerinin ortaya çıkarması gereken şey ise buradaki FETÖ faaliyetidir. Pınarbaşı Adliyesi’ne CHPli görünümünde konuşlandırılmış bu FETÖ’cüler kimdir? Ne işleri vardı orada? CHP belediye başkan adayı Deniz Yağan’ın benim yeğenim, benim adamlarım dediği bu kişiler kimlerdi? Dışarıda bekleyen ve sandık görevlilerini dövüp ellerinden oy çuvallarını zorla alan kalabalığı bu ekip mi yönlendiriyordu? Gece sandık görevlilerinin evine giderek kendi düzenledikleri oy pusulası birleştirme tutanaklarını imzalatmaya çalışan kişileri de mi bu FETÖ’cü ekip yönlendirdi? Seçim kurulunda saat 21.00 sularında kaç adet FETÖ’cü vardı, bütün odaları hınca hınç doldurup yetkileri olmadığı halde orada ne yapıyorlardı? Bu soruların ışığında şunu söylemek isterim, Cenab-ı Allah karşımıza çıkardı organize olmuş profesyonel bir FETÖ kumpasını, kirli bir oyunu bozduk. Hiç kimse milletimizin iradesine kumpas kuramaz ipotek koyamaz helal oylarını çalıp haram saltanatlar kuramaz. Buna asla müsaade etmeyeceğimizin bilinmesini isterim” ifadelerini kullandı. – KAYSERİ
]]>Muğla’ya bugüne kadar önemli adliye yatırımları yaptıklarını açıklayan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Yatağan ilçesine yeni adliye sarayı yapımı işinin ihale sürecinin tamamlandığını ve önümüzdeki 10 gün içinde ihale gününü belli olacağını açıkladı.
Muğla Valisi, Cumhuriyet Başsavcısı ve Komisyon Başkanı ile yaptıkları değerlendirme toplantısında yeni adliye binalarının yapımı ile ilgili planlama yaptıklarını açıklayan Adalet Bakanı Tunç, “Adliye saraylarımız, cezaevlerimiz toplam yatırım tutarımız 6,5 milyar lirayı buluyor. İlçelerimizde ihtiyaç duyulan planlamalarımızı yaptık. Muğla merkeze büyük bir adliye binasını planlıyoruz. Burada arsa problemimiz de yok. 48 bin 570 m2 ihtiyaç programı belirledik. Kapalı alana sahip olacak. Yeni adliye binamız eskisinden çok daha büyük. Proje çalışmalarını başlatıyoruz. İnşallah ek programa da alarak sonrasında da Muğla merkeze büyük bir adliye binasını inşallah kazandıracağız. Yine Bodrum’un ihtiyacı var. 198 bin Bodrum’un nüfusu ama bunu yaz nüfusu olarak baktığınız zaman 29 kata varan milyonlarca insanın ziyaret ettiği, burada sağlık hizmeti, yargı hizmeti noktasında ihtiyaç duyulan bir ilçemiz. Bodrum’da da yeni adliye binası planlıyoruz. 32 bin 393 m2 kapalı alana sahip olacak. Burada arsamız da hazır. İnşallah Bodrum’umuzda da planladığımız adalet binamızı yakın zamanda programa alarak çalışmalarımızı başlatacağız. Fethiye’mizde de 6 bin 540 m2 kapalı alana sahip olacak yeni adliye binasını planlıyoruz. Köyceğiz ilçemizde de yeni adliye binası planlamamız var. 5 bin 123 m2 kapalı alan sahip ihtiyaç programını belirledik. İnşallah onun da çalışmalarını gerçekleştireceğiz. Ortaca ilçemizde de yeni bir adliye binası ile ilgili çalışmamız olacak. 17 bin 749 m2 kapalı alana sahip bir adliye binasını da Ortaca ilçemize planlıyoruz. Yine Datça ilçemizde de İçişleri Bakanlığı ile ortak bir projemiz var. İçişleri Bakanlığı Hükümet Konağı içerisinde gerçekleşecek olan adliye binamızı da İçişleri Bakanlığımız ile birlikte istişareli bir şekilde o yatırımı da takip ediyoruz” dedi.
Seydikemer’e Hakim ve Savcı atamaları Haziran’da
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, 2014 yılında Muğla’nın Büyükşehir olması ile birlikte yeni kurulan Seydikemer ilçesinde adliye hizmetleri için Hakimler ve Savcılar Kurulu’na yeni atamalar için yazının yazıldığını açıkladı. Bakan Tunç, “Muğla Büyükşehir Belediyesi olduktan sonra Seydikemer beldemiz de ilçe olmuştu. Seydikemer 66 bin nüfuslu bir ilçemiz. Orada da artık bir yargı teşkilatının, mahkeme teşkilatının kurulması gerekiyordu. Bu anlamda mevcut binayı da hızlı bir şekilde onararak Seydikemer’e bir mahkeme teşkilatı kurulması ile ilgili süreç başlattık. Adalet Bakanlığı olarak biz kararımızı Hakimler ve Savcılar Kuruluma gönderdik. Kısa süre içinde Hakim ve Savcılar kurulumuz kararı vererek, Haziran kararnamesinde de yeni hakim ve savcılarımızın atamalarını Seydikemer’e gerçekleştirmek istiyoruz” dedi. – MUĞLA
]]>İstanbul Adliyesi önünde avukatların tuttuğu Adalet Nöbeti’ni haberleştirmek isteyen basın mensupları engellenerek meydana, merdivenlerin yukarısına, demir kapıların arkasına “süpürüldü”
Can Atalay’ın Arkadaşları/Meslektaşları bugün İstanbul Adliyesi’nde, “İliç Madeni’nin kapatılması, iş cinayetlerinin ve çevre katliamlarının son bulması, hukukun uygulanması ve Can Atalay’ın meclisteki yerini alması için” açıklama yapmak istedi. Adliyenin C Kapı girişi önündeki merdivenlerde açıklama yapmak isteyen avukatlar, polis engeliyle karşılaştı. Adliye meydanında açıklama yapabilecekleri bildirilen avukatlar, bunu kabul etmeyerek C Kapısı önünde açıklama yaptı. Bu sırada avukatların basın açıklamasını görüntülemek isteyen basın mensupları engellendi ve polislerin tabiriyle adliye dışında demir kapıların arkasına “süpürüldü”. Gazeteciler meydana çıkarıldıktan sonra demir kapı kapatıldı, girişleri engellendi. Basın mensupları, demir kapılar ardından görevlerini yapmaya çalıştı. Bir süre demir kapının ardında tutulan basın mensupları, daha sonra adliyeye alındı. Açıklama yapmalarına izin verilmeyen avukatlar da oturma eylemi gerçekleştirdi. Avukatlar, engellemelere karşın açıklamalarını yapmaya devam etti.
“BURADA SOHBET ETMEMİZ YASAKSA KİME ŞİKAYET EDİYORSANIZ EDİN. AÇSIN BAŞSAVCI ODASI GELELİM ORADA SOHBET EDELİM”
Yasağı tanımayan avukatlar, adliyenin işyerleri olduğunu söyleyerek açıklamalarını yapmakta ısrar etti. Oturma eylemi yapan avukatlardan Kemal Aytaç, polis memurların görevlerini yaptıklarını söyleyerek, “Biz de kendi görevimizi yapalım. Onlar da bizim niye burada olduğumuzu biliyorlar. Yıllardır burada basın açıklaması yaptığımızı biliyorlar. Biz zaten burada barışçıl birşekilde oturup sohbet ediyoruz. Basın açıklaması falan da yapmıyoruz. Eğer burada sohbet etmemiz yasaksa kime şikayet ediyorsanız edin. Açsın Başsavcı odası gelelim orada sohbet edelim. Eğer misafir edecekse söyleyin kalkalım orada anlatalım”
“BÜTÜN BUNLAR BİR AVUÇ YABANCI SERMAYE VE TÜRKİYE’DEKİ İŞBİRLİKÇİLERİNİN CEPLERİNİ DOLDURMASI İÇİN”
İliç’te yaşanan maden katliamı için burada olduklarını kaydeden Aytaç, “İliç’te bir cinayet işlendi, bir katliam yaşandı. İşçiler ‘öldü’ demiyorum, işçiler öldürüldü. Çünkü İliç, son 4-5 yıldır bütün çevre örgütleri, bilim insanları tarafından bin defa uyarıldı. Bunlar niye devam etti: Sermaye! Aç gözlü sermaye. Bildiğimiz kadarıyla 9 insanımız orada öldü. Buna rağmen hala siyanürlü maden aramacılığı devam ediyor. Bu vahşi bir yöntem. Bunu yapan Kanadalılar kendi ülkelerinde bu yöntemle altın aramıyor, çıkaramıyor. Topraklarımızın yüzde 10’undan fazlasına ruhsat verilmiş. Dünyada böyle bir ülke yok. Bütün bunlar bir avuç yabancı sermaye ve Türkiye’deki işbirlikçilerinin ceplerini doldurması için. Buna karşı durmayacağız da ne yapacağız” dedi.
Bir başka avukat Muharrem Özay ise şunları söyledi:
“Bugün biz konuşulduğu her yerde olduğu gibi yine hak arayanlar, avukatlar ve emniyet görevlileri olarak. Emniyet görevlileri arkadaşlarımız bizim mesai arkadaşlarımız. Bunlar da bizim gibi mesailerde karakollarda, emniyetteyiz, çay ortağıyız. Aynı çay paylaşıyoruz. Bir polis memurunun yıllar önce söylediği bir şey hala içimde derttir. Demiş ki “Abi dedi çocuk sahibi olamıyoruz. Bağcılar’da oturuyorum. Güneşim yok, havam yok, rüzgarım yok. Çocuğun oynayacağı beş metrekarem yok. Ben nasıl çocuk doğurayım”. Bizim güneşimizin, bizim havamızı, bizim ağaçlarımızı ve bizim sularımızı çalanlar karşımızda. Siz bizim kardeşlerimizsiniz. Bu ülkenin halkı, güneşini, suyunu, taşını, toprağını yitirmekte. Buradaki hukukçular bir şekilde hakkınızı aramakta hepimizin. İliçli ölen 9 kişi sadece 9 kişi değil. Hepimizden 9 kişi. Altın maden işleticiliği, altın madeni hiçbir ülkenin ekonomisine, geleceğine bir katkı üretmiyor. Bir kumar işi, kumar oynanıyor. Ülkenin tarımını güçlendirmiyor, eğitimini güçlendirmiyor, sanayisini güçlendirmiyor. Erzincan İliçli’yım. Erzincanlı ve İliçli olanlardan hicap duyuyorum, utanıyorum. Anagold firması Erzincan’da öyle büyük bir baskı kurdu ki, öyle büyük lobi yaptı ki, öyle büyük bağlantılar kurdu ki, sosyal medyada arılarım ölüyor diyen benim akrabalarımı, köylü akrabalarımı soruşturmalara konu ettiler. Arılarım ölüyor diyenler sizlerin kollarında buraya adalet hakimlerin önüne getirildi. Bu hepimiz için bir utançtır. Hepimizin geleceğinin karartılmasına ilişkin bir hamledir. O yüzden yeni İliçler olmasın. Çevreyi, doğayı katlederek o doğacak çocuğun güneşini alarak yapılamaz, yapılmamalıdır”
]]>İstanbul’da DHKP/C’li teröristlerin adliye önündeki polis kontrol noktasına saldırarak bir vatandaşın şehit edilmesi, 3 polis ve 3 vatandaşın yaralanmasına ilişkin soruşturma sürüyor.
AA muhabirleri, terör örgütü DHKP/C üyesi Pınar Birkoç ve Emrah Yayla tarafından adliyeye yönelik gerçekleştirilmek istenen ancak devriye görevi yapan polisin hareketlerinden şüphelenerek kimlik sorması üzerine iki saldırganın polislerle vatandaşlara ateş açmasıyla son bulan eylemi derledi.
Teröristler 5 dakikada etkisiz hale getirildi
Buna göre adliye binasının karşısındaki metrobüs üst geçidinin önünde 11.35’te polis ekiplerinin dikkati çeken 2 terörist, şüpheli görülmeleri üzerine durdurularak GBT sorguları yapılmak istendi.
Bu sırada panikleyerek polislere biber gazı sıkıp kaçan 2 saldırgan, adliye binasının ana giriş kapısının karşısındaki meydana doğru ateş ederek koşmaya başladı.
Terörist Emrah Yayla, meydana ulaştığında burada bulunan polis kontrol noktasına silahla ateş etmeye devam etti.
Polisle çatışmaya giren ve hedef gözetmeksizin ateş eden Yayla, 11.39’da başından vurularak etkisiz hale getirildi.
Peşinden meydana koşarak gelen diğer terörist Pınar Birkoç da elindeki çantayı yere atarak polislere ateş etmeye başladı.
Polis ekiplerince açılan ateş soncu Birkoç da 11.40’ta başından vurarak etkisiz hale getirildi.
Bu sırada meydanda bulunan 4 vatandaş ile 3 polis memuru, isabet eden kurşunlar nedeniyle yaralandı. Akrabasının mevlidine gitmek için sabah evinden çıkan ve saldırıda yaralanan Dilfiraz Karataş kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Silahlı saldırı anında adliye önündekiler, bina içerisine kaçarken, adliye içindekiler de yere yattı.
Terör saldırısının ardından olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi.
Çantada plastik kelepçeler ele geçirildi
Adliyenin meydan yakınında bulunan C kapısı kapatılırken, polis ekiplerince binanın çevresinde yoğun güvenlik önlemi alındı. Ayrıca, polis helikopteri de önlemlere havadan destek verdi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ile Başsavcı vekili Mehmet Yılmaz 11.47’de saldırının gerçekleştiği alanda inceleme yaptı.
Kadın teröristin meydana bıraktığı şüpheli çantada, bomba imha uzmanları tarafından yapılan incelemede içeriği henüz belirlenemeyen bir düzenek, plastik kelepçeler, 48 mermi ve örgütsel doküman bulundu.
Saldırı sırasında adliyede teröristin ablasının örgüt davası görülüyordu
Saldırının ardından çalışma başlatan polis, olayda öldürülen Pınar Birkoç’un ablasının İstanbul Adliyesi’nde “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan duruşmasının olduğunu belirledi.
Bunun üzerine İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne giden ekipler, tutuklu sanık Necmiye Birkoç ile duruşmaya izleyici olarak katılan diğer kardeşi ve bazı kişileri 12.05’te gözaltına aldı.
Olay yeri inceleme ekipleri 12.12’de adliye çevresinde çalışma başlatıldı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca terör saldırısıyla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında, terör örgütü DHKP/C üyelerinin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti veya duruşma savcısını hedef alınıp almadığına yönelik çalışma sürüyor.
Çatışmanın izleri demir korkuluklarda
Öte yandan, saldırganlarla polis arasındaki çıkan çatışmanın şiddeti, demir korkuluklara isabet eden kurşun izleriyle gün yüzüne çıktı.
Olay yeri inceleme ekiplerinin tebeşirle daire içine aldıkları kovan yerlerinin, adliye binasına çok yakın mesafede olduğu görüldü.
Çok sayıda polisin devriye attığı alanda, güvenlik üst seviyede tutulmaya devam ediyor.
Saldırganlar hakkında çeşitli davalar açılmıştı
Saldırıda öldürülen teröristlerden Emrah Yayla, 23 Kasım 2021’de “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan dava kapsamında 21 Haziran 2023’te 7,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Hakkında ikametine en yakın karakola imza atma ve yurt dışına çıkış yasağı yönünde adli kontrol tedbirleri uygulanan Yayla’nın dosyası İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine gönderildi.
Adana’da 2007 yılında yakalanan Yayla, sırt çantası ve arabasında bomba yapımında kullanılan düzenekler ve patlayıcı maddeler ele geçirilmesi üzerine hakkında açılan dava kapsamında 14 yıl cezaevinde kaldıktan sonra salıverildi.
Ardahan’da 1998 yılında doğan diğer terörist Pınar Birkoç ise terör örgütü DHKP/C üyesi olmak ve patlayıcı madde bulundurmak suçlarından İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu yargılandığı davada yaklaşık 6 yıl tutuklu kaldıktan sonra Şubat 2022’de tahliye edildi.
]]>