Ruanda, 7 Nisan 1994 tarihinde, çoğunluğu Tutsilerden oluşan yaklaşık 1 milyon Ruandalının üç ay içinde vahşice yok edilmesiyle karanlığa gömülmüştü. Hutu milisler, aralarında çok sayıda kadın ve çocuğun bulunduğu sivil Tutsilere karşı dayak, işkence, tecavüz ve cinayetten oluşan bir terör dalgası estirmişti.
Aynı dili ve dini paylaşan Hutu ve Tutsi topluluklarını birbirinden koparan soykırımın kökleri Batılı güçlerin sömürgeci politikalarına uzanıyor. Tefrika tohumları, sömürgeci “böl ve yönet” planıyla atıldı.
BİRBİRİMİZDEN FARKIMIZ YOK
Afrika’nın kalbinde yer alan Ruanda, “bin tepeli ülke” olarak biliniyor. Ülkenin nefes kesen manzaraları, durgun göllerle süslenen inişli çıkışlı tepeler ve gür bir yeşil örtüyü besleyen, kıvrılarak akan nehirlerle bezeli.
Hutu ve Tutsi toplulukları, önde gelen etnik gruplar olarak uzun yıllar boyunca bir arada yaşamış. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan Hutular temel olarak tarımla uğraşırken, kayda değer büyüklükteki bir azınlık olan Tutsiler ise geleneksel olarak hayvancılıkla geçiniyor. İki topluluk nesiller boyu iç içe geçmiş, karma yerleşim bölgelerinde yaşamış ve evlilik bağları kurmuş.
Ruandalı siyaset analisti Jean-Baptiste Gasominari, “Sömürgeciler gelmeden önce Ruandalılar tam bir uyum içinde yaşıyordu. Hutular, Tutsiler ve Twalar toplum içinde kendi rollerini oynuyordu” diyor.
19. yüzyılın sonlarında ilk olarak Almanlar ve sonrasında Belçikalılar olmak üzere Avrupalı sömürgecilerin bölgeye gelmesiyle, Ruanda’nın kaderi keskin biçimde değişti. Irksal sınıflandırma hilesine başvuran sömürgeciler, iki etnik grup arasındaki uzun süreli uyumu paramparça etti.
Kusurlu bir tertiple kendilerini Afrikalılardan üstün sayan Avrupalılar, kendilerine daha yakın fiziksel özelliklere sahip Tutsileri “üstün ırk” olarak kabul edip, onları yönetimde vekil tayin etti.
Sınıflandırma ve kontrol arayışındaki Batılı antropologlar, yerli nüfusun kafataslarını, yüz hatlarını ve beden tiplerini incelemeye aldı. Burnun uzunluk ve genişliği gibi küçük farklar, etnik belirleyici olarak algılanıyordu. Bunun sonucunda Belçikalı sömürgeciler, 1933 yılından itibaren Ruandalıların kimlik belgelerinde “Hutu” ya da “Tutsi” olarak ayrılacak şekilde etiketlenmesini dayattı.
Kendisi de Tutsi olan dönemin Ulusal Meclis Başkan Yardımcısı Laurent Nkongoli, Amerikalı yazar Philip Gourevitch’e verdiği demeçte, “Birbirimizden farkımız yok. Biz bile birbirimizi ayırt edemeyiz” diyor ve bir Hutu yerleşim yerindeyken kendisine “onlardan biri” gibi davranıldığını söylüyor.
Ruanda Yerel Yönetim İdareleri Birliği Genel Sekreteri Ladislas Ngendahimana ise, “Hutular ve Tutsiler bir zamanlar sosyal sınıfları temsil ediyordu ancak sömürgeciler bu kimlikleri siyasi araçlara dönüştürdü” diyor.
SÖMÜRGECİLERİN YARATTIĞI TEFRİKA
Sömürgeci yönetim Ruanda’da sistematik olarak Hutuları baskılarken, Tutsileri ise askeri ve siyasi alanlarda ayrıcalıklı muameleye tabi tuttu. Tutsi üstünlüğü zorla kabul ettirilirken, Hutu liderleri değiştirildi ve Hutu gençlerin eğitim olanakları kısıtlandı.
Gasominari, “Sömürgeciler bölünmeyi körüklemekle kalmadı, bölünmeyi yaratan bizzat onlardı. Sömürgecilerin, birlik ve barış içinde yaşayan bir ülkenin kökünü kazıması çok zor. O nedenle Afrika ülkelerini böldüler, bizleri zayıflattılar ve madenlerimizle altınımızı alıp götürdüler” diyor.
SÖMÜRÜLENLER BİRBİRİNE DÜŞMAN EDİLDİ
1959 yılında Hutuların kızgınlığının Tutsilere karşı şiddete dönüşmesiyle Ruanda’da “sosyal devrim” patlak verdi. Aralarında 2 yaşındaki Paul Kagame’nin de bulunduğu yüz binlerce Tutsi sürgüne gönderildi.
İktidar üzerindeki kontrollerini kaybeden Belçikalı yetkililer ise Hutulara destek vererek 1960 yerel seçimlerinde ezici bir zafer kazanmalarının yolunu açtı.
1962’de bağımsızlığını elde eden Ruanda’nın yeni hükümeti, Tutsileri siyasi arenadan çıkararak, yüksek eğitim almaktan ve kazançlı işlerden men etti.
1994’teki soykırımda hayatta kalan bir Tutsi olan Jacqueline Mukamana, kendi kimliğinin farkına vardığı anı şöyle anlatıyor: “Okulda Hutu çocuklarını kayıran politikalar yüzünden ayrımcılığa uğrayana kadar Tutsi olduğumun farkında değildim.”
Uganda’dan gelen sürgün edilmiş Tutsilerden oluşan Ruanda Yurtsever Cephesi (RPF), Ekim 1990’da Ruandalı hükümet güçleriyle çatışarak ülkeye dönme ve Ruanda vatandaşı olarak tanınma hakkı talep etti.
Çatışmalar tırmanırken, dış aktörlerse durumu daha da karmaşık hale getirdi. Afrika’da nüfuz yarışında olan Fransa, Fransız yanlısı Hutu yönetimine destek vererek Tutsi güçlerini püskürtmeleri için silah ve eğitim sağlarken, Tutsiler ise Uganda gibi eski İngiliz sömürgeleriyle yakın ilişkiler içindeydi.
6 Nisan 1994’te Ruanda’nın Hutu Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana ve Burundi Devlet Başkanı Cyprien Ntaryamira’nın Kigali Havalimanı yakınlarında bir uçak kazasıyla trajik bir suikasta uğraması, Ruanda’da barut fıçısına dönen çatışmanın fitilini ateşleyerek ülkeyi en karanlık döneme sürükledi.
YÜKSEK AĞAÇLARI KESİN
Devlet başkanının uçak kazasını takip eden kaotik günlerde, aşırılık yanlısı Hutular vakit kaybetmeden kontrolü ele geçirip geçici bir hükümet kurdu. Ordu birimleri ve Hutu milisler Kigali genelinde yollara barikatlar kurarak insanların kimlik kartlarındaki ırksal sınıflandırmaları teftiş etmeye girişti.
Ardından organize katliamlar başladı. Tutsileri “hamam böcekleri” olarak niteleyip düşmanlaştıran ve Hutuları “yüksek ağaçları kesmeye” çağıran Bin Tepe Özgür Radyo ve Televizyonu’nun (RTLM) zehir saçan yayınları her yeri sardı.
ULUSLARARASI TOPLUMUN İHANETİ
Kagame önderliğindeki RPF’nin Temmuz 1994’te önce Kigali’nin, daha sonra da tüm ülkenin kontrolünü ele geçirmesiyle 100 günlük trajedi sona erdi.
Ruanda, soykırımı takip eden zorluklarla boğuşurken sömürgeciliğin yankıları ise tüm Afrika kıtasında yansımaya devam ediyordu.
Ngendahimana, sömürge yönetiminin getirdiği bölünmenin Afrika ülkelerini kötü etkilemeye devam ettiğini söylüyor. Ngendahimana, “Kendi değerlerimizi, dilimizi ve kimliğimizi reddetmek ve yabancı bir kimliği kabul etmek zorunda bırakıldık. Bu sömürgecilik mirası ise Nijerya, Kamerun, Somali ve Sudan gibi Afrika ülkelerinde çatışma ve savaşları tetikledi” diyor.
KÜLLERİNDEN DOĞMAK
Ruanda son yıllarda istikrarlı siyasi ortam, güçlü güvenlik ve şeffaf yönetime bağlılık sayesinde dikkate değer bir ekonomik ve sosyal kalkınma gerçekleştirdi.
Dünya Bankası verilerine göre, Ruanda ekonomisi 2009-2019 arasında yıllık ortalama yüzde 7,2 oranında olağanüstü bir büyüme ve kişi başına gayrisafi yurtiçi hasılada yüzde 5’lik artış kaydetti. Kigali, 2008 yılında Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı (UN-Habitat) Onur Parşömeni Ödülü’nü alan ilk Afrika kenti oldu.
Güney-Güney işbirliğinin güçlendirilmesi, Küresel Güney’in bir üyesi olan Ruanda için dış ilişkiler açısından önemli bir doğrultuyu temsil ediyor. Ruanda’nın dönüştürücü inovasyonlarını küresel ortaklara sergilemek ve kalkınma arayışındaki gelişmekte olan ülkeler arasında etkileşim ve işbirliğini güçlendirmek amacıyla 2018 yılında hükümet tarafından finanse edilen Ruanda İşbirliği İnisiyatifi kuruldu.
Ruanda, Çin’in önerdiği Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne 2018 yılında dahil oldu. İstatistiklere göre Çinli işletmelerin inşa ettiği karayolları, ülkedeki tüm yolların yüzde 70’inden fazlasına tekabül ediyor. Bu yollar, denizle bağlantısı olmayan Ruanda’nın ekonomik ve sosyal kalkınmasının atardamarları haline gelirken, ülkeyi diğer komşu ülkelere bağlıyor.
]]>Türkiye Tanzanya İş Forumu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti Devlet Başkanı Samia Suluhu Hassan’ın katılımı ile gerçekleşti. Toplantıda Türkiye ve Tanzanya arasında yapılacak olan ticari ilişkiler hakkında açıklamalarda bulunan Yılmaz, “Afrika kıtası ile 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2023 yılında 37 milyar dolara ulaşmıştır. Bu dönem zarfında ihracatımız 2,1 milyar dolardan 22 milyar dolara; ithalatımız ise 3,3 milyar dolardan 15 milyar dolara ulaşmıştır. Tanzanya’dan ülkemize Cumhurbaşkanı düzeyinde 14 yıl sonra yapılan bu ilk ziyaretin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Tanzanya ile 2003 yılında yaklaşık 11 milyon dolar olan ikili ticaret hacmimiz, 2023 yılında 346 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir” dedi.
“21’inci Yüzyıl Afrika ve Türkiye yüzyılı olacaktır”
Türkiye, Afrika kıtasının her alanda gelişmesine ve ilerlemesine katkıda bulunmaya devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Afrika kıtası ile 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2023 yılında 37 milyar dolara ulaşmıştır. Bu dönem zarfında ihracatımız 2,1 milyar dolardan 22 milyar dolara; ithalatımız ise 3,3 milyar dolardan 15 milyar dolara ulaşmıştır. Tanzanya’dan ülkemize Cumhurbaşkanı düzeyinde 14 yıl sonra yapılan bu ilk ziyaretin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Tanzanya ile 2003 yılında yaklaşık 11 milyon dolar olan ikili ticaret hacmimiz, 2023 yılında 346 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.
Türk müteahhitleri günümüze kadar Tanzanya’da 6,4 milyar dolar değerinde 14 adet proje üstlenmiştir. İyileşen yatırım ortamı ve olası iş birliği fırsatları, Türk firmalarının Tanzanya’ya olan ilgisini artırmaktadır. Ticaret hacmimizi ilk etapta 1 milyar dolar seviyesine çıkarmayı hedefliyoruz. 21’inci Yüzyıl Afrika ve Türkiye yüzyılı olacaktır. Yaşlanmadan zenginleşmek lazım. Bazı kıtaların bazı ülkelerin Avrupa gibi yaşlandığını görüyoruz. Yaşlanmadan zenginleşmek lazım. Bunu da Afrika’nın başaracağına inanıyorum. Tanzanya ekonomisi geçen yıl yüzde 6 büyüdü. Türkiye olarak biz de geçen yıl yüzde 4,5 büyüdük. Dünya ise 3 büyüdü” şeklinde konuştu.
“Türkiye-Tanzanya ikili ticari, ilişkilerinde ulaşılan rakamların aşılacağına inanıyorum”
Ülkemiz firmalarının Tanzanya’da üstlendiği büyük çaplı projelerin gelecek vadetmekte ve örnek olmakta olduğunu belirten Yılmaz, “Özellikle Türk inşaat sektörü açısından özellikle konut, alışveriş merkezleri, kongre ve konferans merkezleri ile yol ve köprü inşasına yönelik iş imkanları olduğunu biliyoruz. Bu doğrultuda iş insanlarının aralarında kuracakları yeni bağlantılar önemlidir. Dün Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettikleri gibi; Türkiye-Tanzanya ticari ilişkilerinde potansiyelimizi tam olarak kullanmanın zamanı artık gelmiştir.
Bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirerek, Türkiye-Tanzanya ikili ticari, ekonomik ve yatırım ilişkilerinde bugün ulaşılan rakamları önümüzdeki dönemde çok rahat bir şekilde aşacağınıza inanıyorum. Bu değerli iş forumu vesilesiyle Türk yatırımcıları Tanzanya’da yatırım yapmaya teşvik ediyorum” dedi.
Toplantıya, Tanzanya Endüstri ve Ticaret Bakanı Dr. Ashatu K. Kijaji, Büyükelçi Mehmet Güllüoğlu ve Iddi Seif Bakari, Ticaret Bakan Yardımcı Mustafa Tuzcu, DEİK/Türkiye-Tanzanya İş Konseyi Başkanı Erdem Arıoğlu, Tanzanya Özel Sektör Kurumu Başkanı Angelina Ngalula ve iş dünyasının temsilcilerinin katıldı. – İSTANBUL
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, İstanbul’da bir otelde düzenlenen Türkiye-Tanzanya İş Forumu’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin Afrika kıtasının her alanda gelişmesine ve ilerlemesine kardeşlik temelinde katkıda bulunmaya devam ettiğini söyledi.
Kıtada 62 noktaya uçan THY, TİKA, Maarif Vakfı ve Yunus Emre Enstitüsü gibi kurumlar eliyle kardeş kıta ve oradaki halklarla daima gönül gönle olduklarını kaydeden Yılmaz, Afrika’da 2002 yılında 12 olan büyükelçilik sayısının bugün 44’e ulaştığını, Ankara’daki Afrika büyükelçiliklerinin sayısının ise 2008 yılı başında 10 iken bugün 38’e yükseldiğini aktardı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Afrika Ülkeleriyle Ticari ve Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi” ile daha da artan temasların hem kıta ülkeleriyle olan güçlü siyasi ve dostluk bağlarında hem de ekonomi, ticaret ve yatırım ilişkilerinde kendisini gösterdiğine işaret ederek, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından Afrika ülkeleriyle kurulan iş konseylerinin sayısının 48’e ulaştığını belirtti.
Afrika’daki Türk yatırımlarının piyasa değerinin 10 milyar doları aştığını dile getiren Yılmaz, kıtada faaliyet gösteren müteahhitlik firmalarının bugüne kadar piyasa değerinin yaklaşık 87 milyar dolar olan 1885 projeyi üstlendiğini anlattı.
Afrika ülkeleriyle ticari ilişkilerin karşılıklı anlayış ve kazan-kazan ilkeleri temelinde her geçen gün geliştirdiklerine dikkati çeken Yılmaz, “Afrika kıtası ile 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2023 yılında 37 milyar dolara ulaşmıştır. Bu dönem zarfında ihracatımızın 2,1 milyar dolardan 22 milyar dolara, ithalatımızın ise 3,3 milyar dolardan 15 milyar dolara yükseldiğini görüyoruz. Bunlar çok önemli gelişmeler ama hala katedecek çok mesafemiz var. Bunu da ifade etmek isterim.” diye konuştu.
Yılmaz, Türkiye’nin Afrika’yla ilgili bakış açısının son derece güçlü olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:
“Biz, 21. yüzyılın ‘Türkiye Yüzyılı’ ve ‘Afrika Yüzyılı’ olacağına inanıyoruz. Afrika son derece genç ve dinamik bir kıta. Geçmişte Kalkınma Bakanı olarak uzun süre görev yaptım. O dönemde de hep altını çizerdim. Nüfus dinamikleri çok önemli. 21. yüzyılda dünyadaki nüfus artışının yarıya yakının Afrika’dan geleceği düşünülüyor. ve bu nüfus, genç, dinamik nüfus daha iyi eğitimle ve girişimci bir kültürle dünya ekonomisine katıldığında hem dünya ekonomisinin gelişimine güç verecektir hem de Afrika’yı çok farklı bir seviyeye taşıyacaktır. Buna yürekten inanıyorum.”
“Yaşlanmadan zenginleşmek lazım”
Yaşlanmadan zenginleşmek gerektiğini vurgulayan Yılmaz, bazı kıtaların ve ülkelerin Avrupa başta olmak üzere yaşlandığını gördüklerini söyledi.
Yılmaz, bu yaşlı kıtaların zenginleşmişlerse yaşlı nüfuslarıyla idare edebileceğini vurgulayarak, “Ama hem yoksul hem de yaşlı olursanız işte o çok kötü. Dolayısıyla yaşlanmadan zenginleşmek lazım. Bunu da Afrika’nın başaracağına ben yürekten inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
Tanzanya’nın son dönemde yaptığı reformlar ve elde ettiği yüksek büyüme oranıyla Türkiye’nin Afrika ilişkilerinde önemli ve ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu dile getiren Yılmaz, bu ülkeye yönelik geliştirdikleri dostluk ve kardeşlik ikliminin kendilerini daha çok birbirine bağladığını, aralarındaki engel ve mesafeleri ortadan kaldırdığını söyledi.
Yılmaz, Tanzanya Cumhurbaşkanı Samia Suluhu Hassan ile heyetinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a gerçekleştirdiği ziyaretin ikili ilişkilerini daha da ileriye taşıyacak, tarihi önemde bir kilometre taşı olduğunun altını çizerek, dün Ankara’da verimli toplantılar yapıldığını, çok önemli anlaşmalar imzalandığını anlattı.
Tanzanya’dan Türkiye’ye Cumhurbaşkanı düzeyinde, 14 yıl sonra yapılan bu ziyaretin hayırlara vesile olmasını dileyen Yılmaz, dost ülke Tanzanya ile 2003 yılında yaklaşık 11 milyon dolar olan ikili ticaret hacminin, 2023 yılında yaklaşık 350 milyon dolar seviyesine ulaştığını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Türk müteahhitleri günümüze kadar Tanzanya’da 6,4 milyar dolar değerinde 14 adet proje üstlenmişlerdir. Son derece önemli bir rakam olduğunu görüyoruz. İyileşen yatırım ortamı ve olası işbirliği fırsatları, Türk firmalarının Tanzanya’ya olan ilgisini artırmaktadır. Dünya çapında rekabetçi, kurumsal ve uzmanlaşmış yapısıyla Türk firmaları, Tanzanya’nın altyapı ve yatırım ihtiyaçları için işbirliğinde öne çıkmaktadır.” dedi.
“Türkiye, Afrika’ya çok farklı bir perspektifle yaklaşıyor”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“Şunun da altını çizmek isterim: Türkiye olarak bizim geçmişimizde bir sömürgecilik bagajı yok çok şükür. Türkiye, Afrika’ya çok farklı bir perspektifle yaklaşıyor. Kazan-kazan prensibiyle yaklaşıyor. Gittiği her yerde firmalarımız o ülkeye de değer katıyorlar. Oradaki işletmeciliğin, girişimciliğin gelişmesine katkıda bulunuyorlar. Oradaki iş gücünün niteliğini bir taraftan artırıyorlar. Bu anlamda Türk firmalarının hem ticari hem de ikili ilişkilerimiz anlamında son derece olumlu katkılarda bulunduğunu ifade etmek isterim.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Tanzanya Cumhurbaşkanı Hassan’ın önlerine 1 milyar dolar ticaret hedefi koyduğunu belirten Yılmaz, kamu ve özel sektör olarak birlikte çalıştıklarında bu hedefi yakın zamanda yakalayacaklarına ve çok daha ötesine geçeceklerine inandığını belirtti.
Türk firmalarının Tanzanya’da üstlendiği büyük çaplı projelerin gelecek vadettiğini ve örnek olduğunu kaydeden Yılmaz, enerji, madencilik, ulaştırma, turizm, tarım, gıda, yenilenebilir enerji ile müteahhitlik sektörleri başta olmak üzere Türkiye-Tanzanya işbirliklerini genişletecek pek çok fırsat alanı bulunduğunu, Türk inşaat sektörü açısından özellikle konut, alışveriş merkezleri, kongre ve konferans merkezleri ile yol ve köprü inşasına yönelik iş imkanları olduğunu bildiklerini dile getirdi.
Bu doğrultuda iş insanlarının aralarında kuracakları yeni bağların ve işbirliklerin önemine işaret eden Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye-Tanzanya ticari ilişkilerinde potansiyellerini tam olarak kullanmanın zamanının artık geldiğine yönelik ifadelerini aktardı.
“Bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirerek, Türkiye-Tanzanya ikili ticari, ekonomik ve yatırım ilişkilerinde bugün ulaşılan rakamları önümüzdeki dönemde çok rahat aşacağınıza inanıyorum.” diyen Yılmaz, hedeflerinin iki ülkenin artılarını öne çıkararak, kardeşlik, dostluk ve karşılıklı anlayış temelinde yeni işbirliği imkanları yaratmak olduğunu dile getirdi.
Ortak amacın, tesis edilecek olan iş ve yatırım süreçlerini kolaylaştırmak olduğuna dikkati çeken Yılmaz, gelecekte de iş ve yatırım forumları, iş konseyi toplantıları ve karşılıklı ticaret heyeti gibi farklı organizasyonlarla işbirliği imkanlarını artırmaları gerektiğini sözlerine ekledi.
Forum, oturumlarla devam ediyor
?Programa, Tanzanya Cumhurbaşkanı Hassan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Tanzanya Sanayi ve Ticaret Bakanı Ashatu Kijaji, Türkiye’nin Darüsselam Büyükelçisi Mehmet Güllüoğlu, DEİK Başkanı Nail Olpak, DEİK Türkiye-Tanzanya İş Konseyi Başkanı Erdem Arıoğlu ile iş dünyasından bazı davetliler katıldı.
Tanzanya Cumhurbaşkanı Hassan, Ticaret Bakanı Bolat ve DEİK Başkanı Olpak da programda konuşma yaptı.
Açılış programı, protokol üyelerinin aile fotoğrafı çektirmesiyle sona ererken forum oturumlarla devam ediyor.
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Mali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Abdoulaye Diop, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda baş başa ve heyetler arası görüşmeler yaptı. Görüşmelerin ardından Kacır ve Diop’un eş başkanlıklarında Türkiye-Mali KEK 4. Dönem Toplantısı düzenlendi.
Toplantı sonrasında, 4. Dönem KEK Protokolü ve buna ilişkin eylem planları imzalandı.
Bakan Kacır, yaptığı konuşmada, protokolle yatırım ortamını iyileştiren yasal mevzuatlar, ticaret hacmini artıracak hamleler, altyapı hizmetlerinin genişletilmesi ve savunma sanayi başta olmak üzere sektörel işbirlikleri için uzlaşıya vardıklarını söyledi.
Bilim ve teknolojiden enerji ve madenciliğe, tarım ve hayvancılıktan su kaynaklarının yönetimine, sağlıktan ulaştırmaya kadar geniş bir yelpazede bir yol haritası oluşturduklarının altını çizen Kacır, karşılıklı ekonomik fayda esasıyla milletlerin refahını hedefleyen alanlarda işbirliklerinin daha fazla geliştirilmesi hususundaki kararlılıklarını yinelediklerini ifade etti.
Kacır, bu toplantının Türkiye ve Mali arasında siyasi, ekonomik ve ticari işbirliğini daha da geliştireceğine inandıkları vurgulayarak, ikili görüşmelerin ve imzalanacak protokolün yeni projeleri, yatırımları ve işbirliklerini teşvik etmesini diledi.
50 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi
Afrika kıtasındaki ülkelerle ilişkilere son 22 yılda kayda değer bir ivme kazandırdıklarını aktaran Kacır, yurt dışındaki misyonlar aracılığıyla Afrika’da son derece proaktif bir dış politika yürüttüklerini dile getirdi.
Kacır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 31 Afrika ülkesine gerçekleştirdiği 50’den fazla ziyaret, kıtada faaliyet gösteren 44 büyükelçilik ve Türkiye’deki 38 Afrika ülkesinin büyükelçiliklerinin bu aktif dış politikanın en önemli göstergeleri olduğunu belirtti.
Türk Hava Yollarının (THY) kıtada 62 noktaya sefer düzenlediğine işaret eden Kacır, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından Afrika ülkeleriyle kurulan iş konseylerinin sayısının 47’yi geçtiğini bildirdi.
Kacır, Afrika ülkeleriyle ilişkilerin günden güne gelişmesi için çaba harcadıklarını vurgulayarak, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının (TİKA) kıtada 22 ofisi olduğunu kaydetti.
Afrika açılımı ve müteakiben Afrika ortaklık politikalarının kıta ülkeleriyle ilişki ve işbirliklerinin geliştirilmesi bakımından başarılı sonuçlar verdiğini ifade eden Kacır, “Afrika ülkeleriyle pozitif seyreden ilişkilerin en somut örneği ‘kazan-kazan’ ilkesi temelinde katlanarak artan ticaret verileridir. Kıtayla toplam ticaretimiz 2003’te 5,4 milyar dolar düzeyindeyken 2023’te 37 milyar dolara yükselttik. Önümüzdeki yıllarda ticaret hacmimizi 50 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Afrika kıtasındaki ticari faaliyetlerimize ek olarak, müteahhitlik ve yatırım faaliyetlerimizin gelişmesi için işbirliklerimizi genişletiyoruz. Bu çerçevede, Afrika’daki Türk yatırımları 10 milyar dolara ulaştı. Sektörde kendini ispat etmiş ve Afrika ülkelerinde de deneyim kazanmış müteahhitlik firmalarımız, kıtada bugüne dek bin 885 projeyi başarıyla üstlendiler.” diye konuştu.
Mali ile 255 milyon dolarlık ticaret
Kacır, coğrafi konumu ve bölgede oynadığı önemli rolü göz önüne alarak, Batı Afrika’da güçlü bir potansiyel ortak olarak gördükleri Mali ile ticari ve ekonomik bağlamda sağlam temeller kurmaya ayrı bir önem atfettiklerini söyledi.
Erdoğan’ın 2018’deki Mali ziyaretini anımsatan Kacır, “Bu ziyaret sırasında ikili ticaret hacmimizin 500 milyon dolar değerine ulaşması hedefinde mutabık kalınmıştı. Türkiye-Mali arasındaki ticaret hacmi bu tarihten sonra sürekli artarak 2023’te tarihinin en yüksek seviyesine ulaşarak 255 milyon doları aştı. Gelecek yıllarda, hedeflediğimiz ticaret hacmine ulaşacağımızdan eminim.” değerlendirmesinde bulundu.
Kacır, ikili ticari ilişkilerinde sürdürülebilir bir artış sağlanması için karşılıklı yatırımlara ve altyapı projelerine odaklanılması konusunda mutabık kaldıklarını aktardı.
Ülkeler arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri ortak fayda ve kazan-kazan ilkeleri temelinde ilerletmenin ve diğer alanlarda da işbirliği geliştirmenin nihai amaçları olduğunun altını çizen Kacır, yatırımların bu hususta ticaretin gelişmesi için anahtar rol üstlendiğini vurguladı.
Kacır, Türk müteahhitlerinin Mali’de bu zamana kadar altyapı ve üstyapı, rehabilitasyon gibi alanlarda 450 milyon dolar değerinde 10 proje üstlendiğini dile getirdi.
Ülkeler arasındaki iktisadi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi için ciddi bir potansiyel olduğuna işaret eden Kacır, şöyle devam etti:
“Bu potansiyelin değerlendirilmesi ve ticari ve ekonomik ilişkilerimizin artırılması sadece ülkelerimizin ortaklığını güçlendirmekle kalmayacak, milletlerimizin refahına da büyük katkı sağlayacak. Türk ve Malili iş insanlarının daha güvenli bir iş ortamında hareket etmeleri ve yatırım yapabilmeleri için bazı temel anlaşmaların da yürürlükte olması gereklidir. Bu bağlamda yine Cumhurbaşkanımızın 2018’deki Mali ziyaretinde imzalanan Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması’nın onay sürecinin en kısa sürede tamamlanması ve Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması’nın müzakerelerinin bir an önce tamamlanarak imzalanmasını arzuluyoruz.”
Çok yönlü işbirliği
Kacır, bunların yanı sıra TİKA’nın, özellikle su sanitasyonu, insani yardımlar, kültürel mirasın korunması gibi alanlarda Mali’de aktif rol oynadığını belirti.
Bugünkü toplantının pek çok alana yönelik işbirliği kararlarını kapsaması nedeniyle gelecek dönem adına önemli bir yol haritası sunduğunu vurgulayan Kacır, şunları kaydetti:
“Barış, istikrar, dostluk ve karşılıklı fayda ilkeleri üzerinde temellenen Türkiye-Mali ilişkilerinin sağlam ve uzun ömürlü olacağından hiçbir şüphem yok. Türkiye sahip olduğu imkan ve kabiliyetleri kullanarak, Mali ile her türlü işbirliğini değerlendirmekte kararlıdır. İkili ekonomik ve ticari ilişkilerimizi geliştirebilecek her projenin takipçisi olacağımızdan ve KEK toplantılarında mutabık kalınan hususları gerçekleştirmedeki kararlılığımızdan şüpheniz olmasın. İki dost ülkenin birlikte atacağı her adım, başlayacağı her yatırım, bitireceği her proje sadece Mali’nin ve Türkiye’nin ekonomilerini değil, kardeşliklerini de güçlendirecektir. Bugün attığımız somut adımlar, gelecekte ülkelerimizin dostluğunun gelişmesine vesile olacaktır.”
Malili Bakan’dan SİHA’lara övgü
Bakan Diop ise ticaret hacmini 500 milyon dolara çıkarma hedefini çok rahatlıkla yakalayabileceklerini ifade ederek, çalışmalarının da bunu gösterdiğini söyledi. 3. KEK toplantısının ardından çok çeşitli alanlarda Türkiye ile işbirliği yaptıklarına dikkati çeken Diop, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bizler savunma ve güvenlik konusunda da ciddi bir işbirliğine sahibiz. Özellikle SİHA teknolojisinin kullanılması, gerçekten durumu değiştirerek bugün takdir edilecek neticeler elde etmemize ve topraklarımızı kontrol edebilmemize imkan sağladı. Değişen dünyada herkes barış için çözümler arıyor ama uluslararası alanda istikrar da istiyor. Bu doğrultuda Türkiye’nin de önemine değinmek isterim. Ayrıca Mali hükümeti olarak Türk firmalarının olumlu ortamlarda çalışması için her türlü çalışmayı sürdüreceğiz. Karşılıklı özel sektörlerimiz görüşmelerde bulunacak, işbirlikleri gerçekleştirecekler. Türk ve Mali devleti de iş insanlarına nasıl yardımcı olabileceği konusunda değerlendirme yapıyor. Mali ve Türkiye bölgesel olarak da önemli ülkeler.”
Diop, özellikle tarım, tekstil ve madencilik gibi alanlarda yapacakları dönüşümü de Türkiye gibi güvenilir, dost ve stratejik ortaklarla gerçekleştirmek istediklerini sözlerine ekledi.
]]>Türkiye-Mali 4. Dönem Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) Toplantısı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ev sahipliğinde Ankara’da gerçekleştirildi. Bakanlık binasında düzenlenen toplantıya Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Mali Dışişleri ve Bölgesel İş Birliği Bakanı Abdoulaye Dop ve her iki taraftan yetkili heyetler katıldı. Toplantıda konuşan Bakan Kacır, “Karma Ekonomik Komisyonu toplantımız sonrasında imzalayacağımız protokolle birlikte yatırım ortamını iyileştiren yasal mevzuatlar, ticaret hacmimizi artıracak hamleler, altyapı hizmetlerinin genişletilmesi ve savunma sanayii başta olmak üzere sektörel iş birlikleri için uzlaşıya vardık. Ayrıca bilim ve teknolojiden enerji ve madenciliğe, tarım ve hayvancılıktan su kaynaklarının yönetimine, sağlıktan ulaştırmaya kadar geniş bir yelpazede bir yol haritası oluşturduk” dedi.
Afrika kıtasında yer alan ülkelerle ilişkilerde son 22 yılda kayda değer bir ivme kazandıklarını belirten Kacır, yurtdışındaki misyonlar aracılığıyla Afrika’da son derece proaktif bir dış politika yürüttüklerini vurguladı.
“Afrika ülkeleri ile kurulan iş konseylerinin sayısı 47’yi geçmiş durumda”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 31 Afrika ülkesine 50’den fazla ziyaret gerçekleştirdiğini hatırlatan Kacır, “Kıtada faaliyet gösteren 44 büyükelçiliğimiz ve ülkemizdeki 38 Afrika ülkesinin büyükelçilikleri bu aktif dış politikanın en önemli göstergeleridir. Türk Hava Yolları, kıtada 62 noktaya sefer düzenlemekte. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından Afrika ülkeleri ile kurulan iş konseylerinin sayısı ise 47’yi geçmiş durumda. Kıtaya sadece ticari ve ekonomik alanlarda değil, her alanda katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Afrika ülkeleri ile ilişkilerimizin günden güne gelişmesi için çaba harcıyoruz. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı’nın (TİKA) kıtada 22 ofisi bulunmaktadır” şeklinde konuştu.
“Ticaret hacmimizi 50 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz”
Afrika kıtasına toplam ticaret 2003 yılında 5,4 milyar dolar düzeyinde iken, 2023 yılı itibarıyla 37 milyar dolar düzeyine yükseldiğini söyleyen Bakan Kacır, “Önümüzdeki yıllarda ticaret hacmimizi 50 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Afrika kıtasındaki ticari faaliyetlerimize ek olarak, müteahhitlik ve yatırım faaliyetlerimizin gelişmesi için iş birliklerimizi genişletiyoruz. Bu çerçevede Afrika’daki Türk yatırımları 10 milyar dolara ulaştı. Sektörde kendini ispat etmiş ve Afrika ülkelerinde de deneyim kazanmış müteahhitlik firmalarımız, kıtada bugüne dek bin 885 projeyi başarıyla üstlendiler” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2018 yılında Mali’ye gerçekleştirdiği ziyarette ikili ticaret hacminin 500 milyon dolar değerine ulaşması hedefinde mutabık kaldıklarını hatırlatan Kacır, Türkiye-Mali arasındaki ticaret hacminin bu tarihten sonra sürekli artarak 2023 yılında tarihinin en yüksek seviyesine ulaşarak 255 milyon doları aştığını ifade etti. Türk müteahhitlerinin Mali’de bu zamana kadar altyapı ve üst yapı, rehabilitasyon gibi alanlarda 450 milyon dolar değerinde 10 adet proje üstlendiğinin altını çizen Kacır, “Ülkelerimiz arasındaki iktisadi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi için ciddi bir potansiyel olduğunu görüyoruz. Bu potansiyelin değerlendirilmesi ve ticari ve ekonomik ilişkilerimizin artırılması sadece ülkelerimizin ortaklığını güçlendirmekle kalmayacak, milletlerimizin refahına da büyük katkı sağlayacak. Türk ve Malili iş insanlarının daha güvenli bir iş ortamında hareket etmeleri ve yatırım yapabilmeleri için bazı temel anlaşmaların da yürürlükte olması gereklidir. Bu bağlamda yine Cumhurbaşkanımızın 2018 yılında gerçekleşen Mali ziyaretinde imzalanan Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması’nın onay sürecinin en kısa sürede tamamlanması ve Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması’nın müzakerelerinin bir an önce tamamlanarak imzalanmasını arzuluyoruz” diye konuştu.
TİKA’nın özellikle su sanitasyonu, insani yardımlar, kültürel mirasın korunması gibi alanlarda Mali’de aktif rol oynadığını belirten Kacır, Türk Maarif Vakfı’nın Mali’de bulunan farklı seviyelerdeki 28 okul ile 3 bin 200’den fazla Malili öğrencinin eğitimlerine katkıda bulunduğunu söyledi.
4. Dönem Karma Ekonomik Komisyonu Toplantısı, Türkiye ile Mali arasında imzalanan iş birliği protokolüyle sona erdi. – ANKARA
]]>***
Geçtiğimiz günlerde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Komutanı General Michael Langley, diplomatik protokol kurallarına ve teamüllere aykırı olarak Nijer’e bir ziyaret gerçekleştirdi. AFRICOM heyetinin ne zaman, hangi gündemle ve kimlerin ziyaret listesinde olacağı bilgisini Nijer yönetimine bildirmeden gelmesi yönetimde rahatsızlık oluşturdu. Dolayısıyla, AFRICOM tarafından yapılan ziyaret sonrası Nijer yönetimi ABD ile anlaşmalarını sonlandırmaya karar verdi.
ABD’nin Sahel’deki varlığı tehlikede
ABD’nin kıtadaki en büyük askeri üslerinden biri olan insansız hava aracı (İHA) üssü Nijer’in Agaden şehrinde bulunuyor. Bu üs aynı zamanda Sahel bölgesi için oldukça büyük öneme sahip. Fransa’nın Nijer’den ve bölgenin bir kısmından çıkarılmasından sonra aynı durumun ABD için bir gün gerçekleşip gerçekleşmeyeceği geçtiğimiz dönemlerde tartışılmıştı. Bugün gelinen noktada Nijer ve ABD arasındaki anlaşmanın “hızlı bir şekilde yürürlükten kaldırılması kararı” ABD’nin Sahel’deki varlığının ve operasyonlarının risk altında olduğunu gösteriyor.
Bununla birlikte ABD’nin bu talebe yaklaşımı da oldukça önemli. ABD tarafından temkinli açıklamalar gelse de tavırları henüz netlik kazanmadı. Bu kapsamda, ABD’nin vereceği tepki üssün geleceği ve bölgedeki terörle mücadele kapsamında varlığının nerede ve nasıl konumlanacağı açısından önemli.
Nijer yönetiminin aldığı bu karar Temmuz 2023’te Nijer’de gerçekleşen darbeden sonra Sahel’deki en stratejik üssü olan Air Base 201 adındaki İHA üssünün varlığını ortadan kaldırıyor. Bu durum ABD’nin bölgesel varlığı için bir gerileme olarak nitelendirilebilir. Bu süreç Rusya’nın Sahel’de varlığını artırma çabalarıyla birlikte düşünüldüğünde Batı’nın Sahel’deki nüfuzunun azalması olarak yorumlanabilir. Bölge geneline bakılacak olursa, Afrika’da yeni dönemde özellikle Sahel’de Nijer, Mali ve Burkina Faso ittifakının daha keskin şekilde ayrışmaya gittiğini görüyoruz.
Uluslararası güçler Afrika’da köşe kapmaca oynuyor
Bölgede uluslararası güçler arasında köşe kapmaca yaşanması mümkün olabilir. Özellikle, Rusya’nın askeri ve enerji, İran’ın ise enerji işbirliği üzerinden bölgede varlığını artırmaya yönelik çabaları bir süredir dikkat çekiyor. Rusya, Afrika’da kalıcı bir aktör olmak için uzun yıllardır efor harcıyor. Dolayısıyla, Rusya’nın faaliyetleri Yevgeniy Prigojin’in ölümüne kadar Wagner ve daha sonrasındaki süreçte kademeli olarak African Corps üzerinden devam ediyor.
Öte yandan, Ocak 2024’te İran ve Nijer arasında imzalanan ekonomik, siyasi ve sağlık sektörlerinde işbirliği anlaşmaları da dikkat çekici. Nitekim İran’ın uranyum açısından önemli kaynaklara sahip Nijer ile işbirliğini artırmak istemesi mümkün görünüyor. Bu noktada, sağlık sektöründeki anlaşmalar dikkat çekici. Nükleer tıp bağlamında çeşitli faaliyetlerin gerçekleştirilmesi ve buna yönelik işbirliklerinin yapılması İran açısından oldukça önemli bir yere sahip.
Kıtada büyük yatırımlarla bulunan Çin’in yanı sıra özellikle son 2 yıldır Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) de Afrika’daki yatırım taahhütleri dikkat çekiyor. Son 2 yıllık dönemde BAE’nin kıtadaki yatırım vaatleri Çin’i geçti. Çin’in 2022 ve 2023 yılları yatırım taahhütleri sırasıyla 2,8 ve 25,9 milyar dolar iken, BAE’nin yatırımları 44,5 ve 52,8 milyar dolar olarak öne çıkıyor. Bu kapsamda BAE’nin kıtanın sahip olduğu kaynaklara erişimin yanı sıra küresel ve bölgesel güç mücadelesinde sahasını genişletmek için farklı ülkelerle angajman arayışları dikkat çekiyor.
Bunların dışında güç mücadelesinde Batı Afrika’da azalan etkisini ve sahasını Doğu Afrika’ya yönelerek kapatmaya çalışan bir Fransa bulunuyor. Kıtada geçmişten bu yana sömürgecilik faaliyetleriyle anılan Fransa’nın hırsı ve ihtirasları gerek Batı Afrika ve Sahel Kuşağını gerekse Doğu Afrika’yı yeni istikrarsızlıklara doğru sürükleme potansiyeli barındırıyor.
Türkiye nerede duruyor?
Son olarak, kıtada çeşitli ülkelerde kapasite inşası gerçekleştiren, güvenlik sorunlarına karşın istikrar sağlayıcı olarak meşru hükümetlerle işbirliği yapan, varlığına yönelik Afrika’daki halklardan destek alan ve kendine özgü modeliyle kıtadaki varlığını sürdüren Türkiye bulunuyor. Türkiye’nin Somali’yle son anlaşmasının ardından Afrika politikasında 2’nci faza geçtiği görülüyor. Bu yeni fazda Afrika’da daha mikro ve odaklı politikalarla yol kat etmesi beklenen Türkiye’nin bu süreçte kıtadaki meşru hükümetlerle ortaklık politikası üzerinden karşılıklı ihtiyaca yönelik hedeflere odaklanması mümkün. Türkiye’nin Afrika halkından aldığı gücü, bölgede gizli ajandalara sahip diğer uluslararası güçlerle kıyaslandığında büyük bir avantaj olarak ortaya çıkıyor.
[Dr. Tunç Demirtaş SETA Dış Politika Araştırmacısı ve Mersin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Türkiye’ye resmi ziyaret gerçekleştiren Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Peter Katjavivi ile bir araya geldi. Kurtulmuş, Katjavivi ile gerçekleştirdiği baş başa görüşmede yaptığı konuşmada, birçok bölgesel ve uluslararası alandaki konularda müşterek görüşlere sahip olunan Namibya’nın Meclis Başkanını Türkiye’de ve İstanbul’da ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduklarını söyledi. Kurtulmuş, “Bugün Türkiye-Namibya ilişkileri bakımından tarihi bir güne tanıklık ediyoruz. Bu ziyaret, Namibya tarafından Türkiye’ye yapılan en üst düzey ziyaret olması bakımından tarihi bir önem arz ediyor. Sayın Başkana hoş geldiniz diyorum” ifadesini kullandı.
Namibya’nın, bağımsızlık mücadelesi başladığı 1960’lardan itibaren Türkiye olarak Namibya halkının yanında yer aldıklarını ve bağımsızlık mücadelesine destek verdiklerini belirten Kurtulmuş, Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Katjavivi’nin de Namibya’nın kurtuluş mücadelesinin önemli figürlerinden birisi olduğunu, kendisini bu özelliği bakımından da Türkiye’de ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını söyledi. Namibya’nın, Güney Afrika apartheid rejiminin yıkılmasında çok önemli katkıları olduğunu dile getiren Kurtulmuş, bugün de Namibya hükümetinin özellikle Filistin davasına verdiği destekleri fevkalade önemli bulduklarını vurguladı.
Kurtulmuş, “Gazze’de İsrail’in altı aya yaklaşan bir süredir devam ettirdiği insanlık suçlarını, artık soykırım boyutlarına varmış olan bu katliamlarına karşı Namibya’nın uluslararası alanda göstermiş olduğu tavrı, Türk milleti olarak büyük bir takdirle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Ümit ediyoruz ki nasıl birinci apartheid rejimi Güney Afrika’da yıkıldıysa şu anda insanlığa karşı büyük suçlar işleyen İsrail’deki Netanyahu hükümeti ve onun çetesi de ikinci apartheid rejimi olarak yıkılacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye olarak son 20 yıllık süre içerisinde fevkalade ciddi bir Afrika açılımı gerçekleştirdiklerini bildiren Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Afrika’ya karşı yeni bir yaklaşım içerisindeyiz. Bu çerçevede Türkiye’nin şu anda Afrika’nın hemen hemen her bölgesiyle çok yakın ilişkileri giderek daha da gelişmektedir. 38 büyükelçiliğimizin Afrika kıtasında artık çok aktif bir şekilde çalıştığını görüyoruz. Kısa süre içerisinde bu büyükelçilik sayısını da 50’ye çıkarmayı hedefliyoruz. Afrika’daki temel prensibimiz, Afrika halklarıyla işbirliği esasında, kazan kazan prensibi çerçevesinde her alanda işbirliğini geliştirmektir. Bu anlamda ticari ilişkilerimizin, kültürel ilişkilerimizin, eğitim alanındaki ilişkilerimizin, kalkınma alanındaki ilişkilerimizin çok güçlü hale getirilmesini temin etmek için gayret sarf ediyoruz. Afrika’ya karşı yaklaşımımız asla ve asla bazı kolonyalist devletlerin yaptığı gibi üstenci bir yaklaşımla Afrika halklarına buyurgan bir edayla yaklaşmak değil. Tam tersine dostça, kardeşçe elimizi uzatmak ‘Buyurun hep beraber elimizi tutun, hep birlikte dünyada gelişen, kalkınan, birlikte büyüyen ülkeler olalım’ teziyle hareket ediyoruz. Bunda da inşallah başarılı olacağız.”
Türkiye-Namibya arasındaki ilişkileri istenen düzeye çıkarmak için mücadele edeceklerini belirten Kurtulmuş, özellikle parlamenter diplomasi alanındaki imkanları sonuna kadar kullanmak gerektiğini vurguladı. TBMM Başkanı Kurtulmuş, bu amaçla bugün Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Katjavivi ile iki ülke parlamentosu arasında işbirliği mutabakatını imzalayacaklarını ifade ederek, “Bu mutabakatla iki ülke parlamentosunun parlamenter diplomasi alanındaki faaliyetlerinin daha yakın bir ilişki içerisinde sürdürülebilmesini temin edeceğiz. Bu düzeyde ilkini gerçekleştirdiğimiz bu toplantıların verimli olmasını ve güzel sonuçlar çıkarmasını temenni ediyorum” dedi.
“Dünyada yeni bir küresel sistem nasıl kurulabilir bunun üzerine çalışmamız lazım”
Dünyada yaşanılan gelişmelere işaret eden Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Gazze’de yaşanan insanlık suçları, ağır insani kayıplar, Birleşmiş Milletler’in kararına rağmen İsrail’in durdurulamayan saldırganlığı ve bir soykırım, dünyanın gözü önünde işleniyor ve bütün dünya buna seyirci kalıyor, hiçbir şekilde bunu önleyemiyor. Aynı şekilde Rusya-Ukrayna arasında devam eden savaş, iki yılı aşmış olmasına rağmen, bu savaşı durdurmak için Birleşmiş Milletler’in en ufak bir etkisinin olmadığı görülüyor. Dünyadaki kitlesel göç meselesi, açlık meselesi, sağlık sorunları, hangi sorunu alırsanız alın, uluslararası sistemin tamamıyla fonksiyonsuz olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bizim hep beraber çalışıp dünyada yeni, adil, barışı esas alan insancıl bir küresel sistem nasıl kurulabilir bunun üzerine çalışmamız lazım. Her uluslararası platformda söylediğimiz, ‘Dünya beşten büyüktür’ sözü de buna işaret etmektedir.”
Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Katjavivi ise, Türkiye’de ve İstanbul’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, iki ülke parlamentosunun birlikte daha fazla çalışması, ilişkileri daha fazla derinleştirmesi arzusunda olduklarını söyledi. Namibya ve Türkiye ilişkilerini ve işbirliğini her anlamda derinleştirmeyi arzuladıklarını ifade eden Katjavivi, Türkiye’nin kendileri için son derece önemli ve kıymetli bir partner olduğunu, bu anlamda kendilerinin sürdürdüğü çok önemli çabalarda Türkiye’nin desteğini her zaman gördüklerini belirtti. Katjavivi, iki ülkenin parlamentosu arasındaki işbirliğini ve dayanışmasını daha da artıracak çalışmaları somutlaştıracaklarını söyleyerek, bunun da geleceğe yönelik atılacak önemli bir adım olacağını bildirdi. Namibya’nın Türkiye’ye atadığı ilk büyükelçinin de kendisinin olduğunu ifade eden Katjavivi, bu görevinde iki ülke işbirliğinin tesis edilmesi konusunda da önemli bir rol oynadığını düşündüğünü de kaydetti.
Milli Eğitim Bakanlığı ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkanlığıyla da önemli temaslarının olduğunu aktaran Katjavivi, şimdi Namibya Ulusal Meclisi Başkanı olarak iki ülke dostluğunu daha da ileri götürecek adımları atmanın büyük bir gurur olduğunu belirtti.
Kurtulmuş ve Katjavivi, daha sonra heyetler arası toplantıya başkanlık etti. İki ülke parlamentosu arasında işbirliği protokolü imzalandı. Heyetler arası toplantının sonunda TBMM ve Namibya Ulusal Meclisi arasında işbirliği protokolü imzalandı. Buna göre, iki ülke ve halkları arasındaki ilişkileri daha da geliştirmek için çeşitli alanlarda parlamenter işbirliğinin geliştirilmesine katkıda bulunulacak.
Görüşmede, Türkiye-Namibya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Ömer Oruç Bilal Debgici, AK Parti İstanbul Milletvekili Oğuz Üçüncü, TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun, TBMM Dış İlişkiler ve Protokol Başkanı Ali Murat Nas da yer aldı. – İSTANBUL
]]>Tarihsel ve kültürel ortak değerlere dayanan Türkiye-Afrika ilişkilerinin, gün geçtikçe gelişen ve çoğalan bir ivme kazandığını belirten Afrika-Türkiye İşbirliği Platformu Başkanı Genç, Türkiye’nin Afrika Açılımı politikasını değerlendirdi.
“Afrika Savunma Sanayii pazarına, Türkiye bir aktör olarak dahil olmuştur”
Türkiye-Afrika ilişkilerinin sadece savunma sanayii alanında değil diğer tüm alanlarda da başarılı ilerlediğini aktaran Genç, “2002 Yılında yalnızca 12 Afrika ülkesinde elçiliği bulunan Türkiye’nin bugün 54 Afrika ülkesinin 43’ünde Büyükelçiliği bulunmaktadır. Yine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son 20 yılda 30 Afrika ülkesini bizzat ziyaret edip, üst düzey temaslarda bulunması da ikili diplomatik ilişkilerin sağlam temellere oturmasını sağlamış, Türkiye 54 Afrika ülkesinin hemen hemen yarısı ile Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması imzalamıştır. Savunma sanayii alanında yapılan bu iş birliği anlaşmaları, Savunma sanayii ihracatının önünü açmış, yıllık savunma harcamaları yaklaşık 70-75 milyar dolar olan Afrika Savunma Sanayii pazarına Türkiye de bir aktör olarak dahil olmuştur. Çok uzun yıllardan bu yana Afrika ülkelerinin tedarikçileri olan ABD, Almanya, Rusya ve Çin ile rekabet etmek zorunda kalan Türk Savunma Sanayii, kısa zamanda bu devletlerin önemli bir rakibi olarak sahaya inmiş ve 2022 yılı sonu itibariyle ihracatımız 500 Milyon Doları aşmıştır” ifadelerini kullandı.
Afrika ülkelerinin yetersiz insan kaynağı ile terör faaliyetleri ile mücadele etmek için bu konuda Türk Savunma Sanayiine başvurduğunu aktaran Genç, Türkiye, Afrika Savunma Sanayii pazarında özellikle Kirpi, Hızır, Ejder, Cobra gibi hafif zırhlı araçlar, Şahingözü, Acar gibi havadan keşif araçları ve TB2, ANKA gibi İHA- SİHA sistemleri konusunda en çok tercih edilen ülke konumuna yükseldiğini kaydetti.
Somali’nin güvenli bir bölge devleti olarak uluslararası arenada yeniden boy göstermesi için Türkiye’nin yakın çevre güvenliğinin asli unsurlarından birisi olan Kızıldeniz bölge güvenliğinin sağlanması için imzalanan TÜRKSOM anlaşmasının önemini vurgulayan Genç, Anadolu coğrafyasının güvenliğinin, Barbera, Aden, Cibuti ve Sevakin’den geçtiğini söyledi.
“Türkçe dilinin kıtada yaygınlaşmasını temin edecek projelere destek verilmelidir”
Türkiye son 20 yılda Afrika’da çok doğru ve akılcı bir politika yürüttüğünü aktaran Genç, şu ifadeleri kullandı: “Özellikle Çin ve Rusya’nın uzun vadeli finansal krediler ve yatırım taahhütleri ile son 10 yıldan bu yana Afrika’da birçok önemli devlet nezdinde karar verici duruma geldiği de dikkatlerden kaçmamalıdır. Özellikle, Hava ve Deniz Limanları, Demiryolları, Karayolları gibi temel altyapı yatırımları konusunda Türk özel sektör firmalarının bölgeye girişi teşvik edilmeli, büyük tarım işletmeleri kurulması ve işletilmesi konusunda TİGEM ve Tarım Kredi Kooperatifleri gibi milli kuruluşların bölge ülkelerinde kalıcı ortak projeler geliştirmesi sağlanmalıdır. Tüm bu politikaların sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından da İnsani Yardım, Kalkınma, Sağlık ve Eğitim alanlarında Afrika ülkelerine verilen karşılıksız desteklerin devamlılığı sağlanmalı, Türkçe dilinin kıtada yaygınlaşmasını temin edecek projelere destek verilmelidir.” – ANKARA
]]>Türkiye ve Somali arasında 2011 yılı itibari ile gelişen ilişkiler “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması” ile yeni bir aşamaya geçti. Somali’nin son yıllarda devlet inşası noktasında Türkiye’nin savunma alanında gerçekleştirdiği yatırımların tamamlayıcısı olarak görülen bu anlaşmanın arka planında iki ülke arasındaki siyasi, ekonomik ve askeri ilişkiler yer alıyordu. Somali’nin sınırları içinde güvenliğini sağlaması için 2017 yılında kurulan Türkiye Somali Görev Gücü Misyonu (TÜRKSOM) ile Türkiye, Somali ordusunun önemli kısmını eğitti.
Akdeniz Havzası ve Afrika Medeniyetleri Araştırma Merkezi (AKAF) Müdürü Doç. Dr. Yunus Turhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011 yılında başbakanken Somali’ye yaptığı ziyaretin önemine dikkat çekerek, 2017’de stratejik ortaklığa evrilen ilişkilerin 8 Şubat’ta imzalanan anlaşma ile yeni bir seviyeye çıkmış olduğunu söyledi. İki ülke arasında yapılan anlaşmanın üçüncü ülkelere yönelik olmadığını aktaran Doç. Dr. Turhan, Türkiye ile Somali’nin bölgesel güvenlik anlamında barış inşa edici misyonunu daha görünür kılacağını kaydetti.
“Türkiye’nin Somali ordusuna vereceği destek Somali’nin kendi ayakları üzerinde durması için çok önemli”
Türkiye ve Somali arasında imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması’nın Somali’nin kendi ve bölgesel güvenliğini tesis edeceğine vurgu yapan Turhan, anlaşma içeriğinde üç temel temanın olduğunu belirterek, “Birincisi, olayın ekonomik boyutu. Zira Somali münhasır ekonomik bölge içerisinde, halihazırda ekonomik zorluklarla yüzleşen bir ülke. O yüzden deniz kaynaklarının Somali ekonomisine kazandırılması, Somali’nin gelişmesi için hayati önem arz ediyor. Bölgede halihazırda yürütülen kaçakçılıkla mücadelede de Türkiye’nin bu yaptığı anlaşma önemli bir rol oynayacak. Zira korsancılıkla mücadele, kaçak balıkçılıkla mücadele veya bölgedeki doğal zenginliklerin Somali ekonomisine kazandırılması aslında bu madde içerisinde görebiliyoruz. Bölgede Somali’nin kendi savunma kapasitesini geliştirmesi de bu mevcut anlaşmanın ikinci boyutu olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü 2007 yılında kurulan Afrika Birliği Somali Misyonu Kuvveti, kısa acıyla AMİSOM, 2022 yılında yerini Afrika Birliği Geçici Somali Gücü’ne devretmiş. O da bu yılın sonu itibarıyla Somali’den ayrılacak bir güç. O yüzden Somali ordusunun kendi milli gücünü, kapasitesini geliştirmesi ve terörle mücadelede de bu mevcut kapasitesinin artırılması hayati önem arz ediyor. O yüzden Türkiye’nin Somali ordusuna bu bağlamda vereceği destek, Somali’nin kendi ayakları üzerinde durması ve devlet bütünlüğüne, toprak bütünlüğüne zarar verebilecek hamlelerin bertaraf edilmesi için de çok önemli” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin Afrika ülkelerine ihraç ettiği İHA ve SİHA’lar hayati önem taşıyor
Türkiye’nin 2017 yılı itibari ile Afrika politikasında savunma alanı boyutunu ilişkilerini sürdürdüğünü belirten Turhan, bu gelişen ilişkilerin sahada önemli yansımalarının olduğunu belirterek şu ifadelere yer verdi:
“Bugün Afrika’daki 19 ülkede Türk askeri ateşesi mevcut. Bu önemli bir ayrım. Bugün 30 farklı Afrika ülkesi ile Türkiye arasında savunma ve güvenlik alanında işbirliği yapıldı ve bu ülkelerden bazıları Türkiye’den insansız hava aracı aldı veya alma noktasında da girişimleri bulundu. Bu ülkelerin kendi askeri kapasitesini geliştirme, terörle mücadelesine katkı sunması için Türkiye’nin sağlamış olduğu insansız hava araçları ve diğer askeri teçhizatlar hayati önem arz ediyor. Türkiye’nin mevcut askeri kapasitesinin sunduğu imkanlar hem kapasite anlamında hem fiyat anlamında batılı muadillerine nazaran çok daha efektif. Bu da Afrika ülkeleri nazarında önemli bir ayrıştırıcı faktör olarak kabul görüyor ve Türkiye’ye yönelik çok yoğun bir talep var. 2021 yılında İstanbul’da gerçekleşen Türkiye Savunma İşbirliği Zirvesi’ne Afrika’dan çok üst düzey katılım olmuştu ve bütün Afrika ülkelerinin son yıllarda Türk savunma alanına yönelik ilgisini de bu minvalden okuyabiliriz.”
“Afrika ülkeleri artık Batı’ya bağımlılıktan kurtulma ve alternatif ortak bulma noktasında çok gayret ettiler”
Afrika ülkelerinin Batı’ya bağımlılığını bitirerek, çeşitli ortaklıklar noktasında Türkiye’yi bir partner olarak gördüğünü dile getiren Turhan, “Afrika ülkelerinin son yıllarda en büyük mücadelesi kolonyal mirasın ortadan kaldırılmasına yönelik olması. En son Mali, Çad, Burkina Faso özelinde baktığımız zaman Fransa’nın ülkedeki varlığına yönelik yeni iktidarların önemli bir hamlesi var. Bu bağlamda Afrika ülkeleri artık Batı’ya bağımlılıktan kurtulma ve alternatif ortak bulma noktasında çok gayret ettiler. O yüzden Türkiye’nin sunduğu bir imkan aslında bir alternatif sunuyor. İkincisi ve bence en önemlisi. Türkiye’nin Afrika ile yapmış olduğu savunma işbirliği anlamında ‘know-how’ dediğimiz bilgi transferi de var. Yani Türkiye tek taraflı gidip ürünlerini satmıyor. Aynı zamanda Afrika’nın kendi askeri kapasitesinin geliştirilmesine yönelik teknoloji transferi ve bilgi transferi yapıyor” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin Afrika’yla ilişkisinin çok kadim bir geçmişi olduğunu dile getiren Turhan, “Osmanlı döneminden alabileceğimiz, hatta daha eskiye gidecek olursak, Tolunoğulları Devleti döneminden bilfiil gelen bir ilişki yapımız var. Türkiye’nin Afrika’ya ilgisi aslında bu tarihsel ortak hafızayı yeniden canlandırmak bağlamında önemli. Afrika’da kolonyal geçmişi olmayan bir aktör olarak Türkiye’nin Afrika’da varlığı Afrika ülkelerinde devlet yöneticilerinde hatta daha önemlisi halk nazarında çok önemli bir karşılığı var. Çünkü Türkiye ‘kazan kazan’ ilkesi ve ‘birlikte kalkınalım’ politikası çerçevesini Afrika’ya yaklaşıyor. O yüzden ciddi bir Türkiye’ye yönelik sempati söz konusu. Türkiye’nin yapmış olduğu hamleler, Afrika ülkelerinin kalkınması, kendi ayakları üzerinde durması noktasında önemli bir görev ihtiva ediyor. Zira Afrika ülkeleri son yıllarda özellikle yeniden Afrika veya Afrika’nın kendi öznel bilincini geliştirebilecek ilişki modeli arzuluyorlar ki Türkiye bu minvalde bir ilişki modeli izliyor. Ayrıca Türkiye’nin Afrika’daki mevcut diplomatik varlığı önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Bugün halihazırda 44 Afrika ülkesinde diplomatik temsilciliğimiz var. Türk Hava Yolları’nın Afrika’daki 60’dan fazla noktaya uçuşu, Afrika’yı kendi içinde birbirine, Afrika’yı da aynı zamanda dünyaya bağlıyor. Bu bağlamda kültürel bir etkileşim inşa ediyor. TİKA, YTB gibi kurumlarımızın Afrika’nın kendi halkına yönelik yapmış olduğu katkıları takdire şayan. Bunların hepsini üst üste koyduğumuz zaman Türkiye-Afrika ilişkileri her geçen yıl derinleşerek ilerliyor ve uzun vadede de Afrika ülkeleri için Türkiye çok önemli bir stratejik ortak olacak. Hem Türkiye hem de Afrika’nın küresel sistem içerisinde ağırlığını arttırabileceği yeni bir ilişki modeli gelecekte bizi bekliyor diyebilirim” diye konuştu. – ANKARA
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, İslam İşbirliği Parlamenter Asamblesi (İSİPAB) 18’inci Konferansı’na katılmak üzere geldiği Fildişi Sahili’nde temaslarına devam ediyor. Kurtulmuş, Abdijan şehrinde, Fildişi Sahili Senato Başkanı Kandia Kamissoko Camara ile bir araya geldi.
Camara, Fildişi Sahili Senatosu Konutu’nda Kurtulmuş’u resmi törenle karşıladı. İki ülke milli marşlarının okunmasının ardından askerleri selamlayan Kurtulmuş, daha sonra Camara ile baş başa görüşme gerçekleştirdi. Kurtulmuş ve Camara heyetler arası toplantıya da başkanlık yaparak işbirliği konularını ele aldı. Kurtulmuş ve Camara, görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
Kurtulmuş, heyetler arası görüşmede yaptığı konuşmada, ev sahipliği ve gösterilen yakın ilgiden dolayı teşekkür etti. İSİPAB üyesi parlamento başkanları ve heyetlerini ağırlamalarından dolayı da Camara’ya teşekkürlerini ileten Kurtulmuş, Afrika Uluslar Kupası’nda şampiyonluğa ulaşan Fildişi Sahili’ni tebrik etti. Kurtulmuş, Fildişi Sahili’nin ilk kadın Senato Başkanı olması dolayısıyla Camara’ya da başarılar diledi.
Türkiye’nin son yıllardaki Afrika açılımının dış politikanın önemli ayaklarından birini oluşturduğunu belirten Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Türk yöneticilerin Afrika ülkelerine ziyaretler gerçekleştirdiğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 51 kez Afrika ziyareti yaptığını anlatan Kurtulmuş, bu ziyaretlerin Türkiye-Afrika yakınlaşması gayretinin göstergesi olduğunu belirtti.
Türkiye’nin çeşitli kurumlar vasıtasıyla Afrikalı kardeşlerinin yanında olmaya gayret gösterdiğini bildiren Kurtulmuş, Türk sivil toplum kuruluşlarının da Afrika’daki birçok ülkede destek amacıyla işbirliğini sürdürdüğünü söyledi.
“Beyaz adam geldi. Acaba neyimizi alıp götürecek, neyimizi çalacak?”
Afrika Kıtası’nda acı hatıralar, zihinlerden kaybolmayan sömürü dönemi yaşandığını hatırlatarak, Afrikalıların yaşadıklarından dolayı “Beyaz adam geldi. Acaba neyimizi alıp götürecek, neyimizi çalacak?” diye düşündüğünü ifade eden Kurtulmuş, “Türkiye olarak biz elimizi uzatıyoruz. ‘El sıkışalım ve buyurun hep beraber kurtulalım, hep beraber güçlenelim, hep beraber kazanalım’ diyoruz. Bunun için de özellikle kazan kazan prensibi içerisinde Afrikalı dostlarımızla, kardeşlerimizle yakın işbirliğini önemsiyoruz” dedi.
Türkiye ve Fildişi Sahili arasında yeni bir dönemin başladığını belirten Kurtulmuş, ticaret, kültür, eğitim alanında, modern dünyanın gerektirdiği bütün alanlarda işbirliği yapmaya Türkiye’nin hazır olduğunu söyledi. Kurtulmuş, her iki ülkenin potansiyelinin de iyi olduğunu vurgulayarak, “Bir tarafın kazandığı, diğer tarafın kaybettiği değil, iki tarafın da kazandığı, hatta çok taraflı olarak kazandığımız bir anlayış içerisinde sonuç almamız mümkündür” ifadelerini kullandı.
Kurtulmuş, işbirliği içinde, katma değeri yüksek ürünler üreterek ve Türk iş adamlarına yatırım imkanları da sağlanarak çok daha güçlü bir Fildişi Sahili’nin mümkün olacağına inandığını kaydetti.
Türkiye’nin önem verdiği en önemli hususlardan birinin Afrika Kıtası’nda güven ve istikrarın sağlanması olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Afrika’yı her türlü istikrarsızlıktan korumak ve Afrika halkları arasında karşılıklı güveni tesis edecek çabalarının içerisinde olmak herhalde hep beraber vazifemizdir diye düşünüyorum” dedi.
Kurtulmuş, ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, ise gösterilen ev sahipliğinden dolayı teşekkür etti ve Fildişi Sahili’ni ziyaret eden ilk TBMM Başkanı olarak, ziyaretin bundan sonraki ilişkilere pozitif katkısı olmasını temenni ettiğini kaydetti. TBMM ve Fildişi Sahili’nin her alanda işbirliğini artırabileceğini vurgulayan Kurtulmuş, bundan sonrasının parlamentoların üyelerinin vazifesi olduğunu dile getirdi.
Görüşmede, AK Parti Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş, AK Parti Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız, TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun ve Türkiye’nin Abidjan Büyükelçisi Deniz Erdoğan Barım da yer aldı. – ABİDJAN
]]>Kurtulmuş, İslam İşbirliği Parlamenter Asamblesi (İSİPAB) 18’inci Konferansı’na katılmak ve resmi ziyarette bulunmak üzere bulunduğu Fildişi Sahili’nin Abdijan şehrinde, Fildişi Sahili Senato Başkanı Kandia Kamissoko Camara ile bir araya geldi.
Camara, Fildişi Sahili Senatosu Konutu’nda Kurtulmuş’u resmi törenle karşıladı. İki ülke milli marşlarının okunmasının ardından askerleri selamlayan Kurtulmuş, daha sonra Camara ile baş başa görüşme gerçekleştirdi.
Kurtulmuş ve Camara heyetler arası toplantıya da başkanlık yaparak işbirliği konularını ele aldı.
Kurtulmuş, heyetler arası görüşmede yaptığı konuşmada, ev sahipliği ve gösterilen yakın ilgiden dolayı teşekkür etti.
İSİPAB üyesi parlamento başkanları ve heyetlerini ağırlamalarından dolayı da Camara’ya teşekkürlerini ileten Kurtulmuş, Afrika Uluslar Kupası’nda şampiyonluğa ulaşan Fildişi Sahili’ni tebrik etti.
Kurtulmuş, Fildişi Sahili’nin ilk kadın Senato Başkanı olması dolayısıyla Camara’ya da başarılar diledi.
Türkiye’nin son yıllardaki Afrika açılımının, dış politikanın önemli ayaklarından birini oluşturduğunu belirten Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Türk yöneticilerin Afrika ülkelerine ziyaretler gerçekleştirdiğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 51 kez Afrika ziyareti yaptığını anlatan Kurtulmuş, bu ziyaretlerin Türkiye-Afrika yakınlaşması gayretinin göstergesi olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin çeşitli kurumlar vasıtasıyla Afrikalı kardeşlerinin yanında olmaya gayret gösterdiğini bildiren Kurtulmuş, Türk sivil toplum kuruluşlarının da Afrika’daki birçok ülkede destek amacıyla işbirliğini sürdürdüğünü söyledi.
Afrika Kıtası’nda acı hatıralar, zihinlerden kaybolmayan sömürü dönemi yaşandığını anımsatarak Afrikalıların yaşadıklarından dolayı “Beyaz adam geldi. Acaba neyimizi alıp götürecek, neyimizi çalacak?” diye düşündüğünü ifade eden Kurtulmuş, “Türkiye olarak biz elimizi uzatıyoruz. ‘El sıkışalım ve buyurun hep beraber kurtulalım, hep beraber güçlenelim, hep beraber kazanalım’ diyoruz. Bunun için de özellikle kazan-kazan prensibi içerisinde Afrikalı dostlarımızla, kardeşlerimizle yakın işbirliğini önemsiyoruz.” diye konuştu.
Türkiye ve Fildişi Sahili arasında yeni bir dönemin başladığını belirten Kurtulmuş, ticaret, kültür, eğitim alanında, modern dünyanın gerektirdiği bütün alanlarda işbirliği yapmaya Türkiye’nin hazır olduğunu söyledi. Kurtulmuş, her iki ülkenin potansiyelinin de iyi olduğunu vurgulayarak “Bir tarafın kazandığı, diğer tarafın kaybettiği değil, iki tarafın da kazandığı hatta çok taraflı olarak kazandığımız bir anlayış içerisinde sonuç almamız mümkündür.” diye konuştu.
Kurtulmuş, işbirliği içinde, katma değeri yüksek ürünler üreterek ve Türk iş adamlarına yatırım imkanları da sağlanarak çok daha güçlü bir Fildişi Sahili’nin mümkün olacağına inandığını kaydetti.
Türkiye’nin önem verdiği hususlardan birinin Afrika Kıtası’nda güven ve istikrarın sağlanması olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Afrika’yı her türlü istikrarsızlıktan korumak ve Afrika halkları arasında karşılıklı güveni tesis edecek çabalarının içerisinde olmak herhalde hep beraber vazifemizdir diye düşünüyorum.” dedi.
Kurtulmuş ve Camara, görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
Numan Kurtulmuş, gösterilen ev sahipliğinden dolayı teşekkür etti ve Fildişi Sahili’ni ziyaret eden ilk TBMM Başkanı olarak, ziyaretin bundan sonraki ilişkilere pozitif katkısı olmasını temenni ettiğini belirtti.
TBMM ve Fildişi Sahili’nin her alanda işbirliğini artırabileceğine işaret eden Kurtulmuş, bundan sonrasının parlamentoların üyelerinin vazifesi olduğunu dile getirdi.
Görüşmede, AK Parti Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş, AK Parti Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız, TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun ve Türkiye’nin Abidjan Büyükelçisi Deniz Erdoğan Barım da yer aldı.
]]>Londra’daki Kraliçe 2. Elizabeth Konferans Merkezi’nde düzenlenen zirve kapsamında yapılan oturuma, Erbay’ın yanı sıra Bhutan Kraliyet Hükümeti Turizm Departmanı Genel Müdürü Dorji Dhradhul ile Brand Afrika Genel Müdürü Thebe Ikalafeng konuşmacı olarak katıldı.
Erbay, konuşmasında, turizmin Türkiye’nin yumuşak gücünün “aydınlık yüzü” olduğuna işaret ederek, “Dünyanın en çok ziyaret edilen 4’üncü ülkesiyiz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin 2023’te 50 milyonun üzerinde turist ağırladığının altını çizen Erbay, “yumuşak güç” ifadesinin Türkiye için anlamına değinerek, Türkiye’nin kolektif barışı ilerletmek ve yapıcı diplomasi yaklaşımından söz etti.
Erbay, Türkiye’nin ağırladığı Suriyelilerden küresel ve bölgesel barışa verdiği katkılara kadar birçok alanda atılan adımlardan örnek vererek, “Dünyada barışı sağlamak ve krizleri çözmek Türkiye için tek seferlik ya da spontane gelişen bir eylem değildir.” dedi.
Türkiye’nin Kovid-19 pandemisi döneminde 160 ülkeye tıbbi yardım malzemesi gönderdiğini hatırlatan Erbay, “Yardım eli uzatmak, bir hükümet projesi ya da uluslararası bir yasal yükümlülük değil, kalpten gelen bir durumdur. Eğer yumuşak güç kalpleri kazanmaksa biz sadece kalbimizden gelen fedakarlıkla kalpleri kazanıyoruz.” diye konuştu.
Erbay, Türkiye’nin diplomatik girişimleriyle milyonlarca ton tahılın Karadeniz’den çıkmasının sağlandığına da işaret ederek işbirliğinin önemine de vurgu yaptı.
“Birçok turist artık sürekli olarak Türkiye’de yaşamak istiyor”
“Turizmde yenilenme” kavramıyla ilgili halkta güven oluşturulması gerektiğini söyleyen Erbay, Kapadokya örneğini vererek, “Yerel halkta güven inşa ederseniz, onlar da yatırımlarını kendilerine ve eğitimin yanı sıra yenilenme hedeflerine ulaşmak için temel gerekliliklere yaparlar.” ifadelerini kullandı.
Bu konuda ve beklenmedik sınamalar karşısında uyumlu çalışmanın önemine vurgu yapan Erbay, Türkiye’de geçen sene yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerin ülkenin gastronomi turizmi merkezlerinin de bulunduğu 11 ili etkilediğini hatırlattı.
Erbay, yenileme ve hayatı yeniden canlandırma çabaları sürerken bu kentlerde turizmin afet öncesi seviyelerine çıktığını belirtti.
Konuşmasında sürdürülebilirlik konusuna da yer veren Erbay, “Sürdürülebilir turist yeni bir kavramken biz bunun ötesine geçtik. Birçok turist artık sürekli olarak Türkiye’de yaşamak istiyor. Çünkü Kovid-19, insanları Türk sağlık sisteminden faydalanmak isteyecek hale getirdi.” dedi.
Türk sağlık sisteminin yalnızca vatandaşlarına değil tüm dünyaya hizmet verdiğinin altını çizen Erbay, Türkiye’nin turizm dışında da birçok şey vadettiğine dikkati çekti.
Erbay, Türkiye’nin enerji alanında attığı sürdürülebilir yatırımlara da konuşmasında yer verdi.
“Tüm kıtaların bir geçmişi var ama Afrika’nın geleceği var”
Bhutan Kraliyet Hükümeti Turizm Departmanı Genel Müdürü Dhradhul da konuşmasında Bhutan’ın mutlu turistler kadar “önemseyen” turistlere de önem verdiğini söyledi.
Ülkelerinin doğası, yerel yaşamı ve kültürünü korumayı öncelediklerini kaydeden Dhradhul, Bhutan’ın güneyindeki Gelephu bölgesinde yeni bir şehir kuracaklarını ve burada doğaya, yaşama ve kültüre önem verenlerin yaşayabileceği huzurlu kent oluşturacaklarını ifade etti.
Dhradhul, Gelephu’nun dünyanın her yerinden turiste ve yerleşmek isteyene de açık olacağını söyledi.
Brand Afrika Genel Müdürü Ikalafeng ise konuşmasında Afrikalı gençlerin ülkelerine turizm, kültür ve sanat alanında katkılarından söz etti.
Dünyanın birçok ülkesinden Afrika kökenlilerin ülkesine döndüğünü, diasporaların ise Afrika ülkelerine kalkınma konusunda önemli destekler verdiğini anlatan Ikalafeng, “Tüm kıtaların bir geçmişi var ama Afrika’nın geleceği var.” sözleriyle kıtanın geleceğinin aydınlık olduğuna vurgu yaptı.
Türkiye, yumuşak gücünü artırmak için bilinçli çaba gösteriyor
Brand Finance’ın düzenlediği “Küresel Yumuşak Güç Zirvesi 2024″ün sona ermesinin ardından “Küresel Yumuşak Güç Endeksi 2024” başlıklı temel bulguların yer aldığı rapor açıklandı.
Raporda, ABD ve İngiltere’nin daha hızlı “yumuşak güç” büyümesi gösterdiğine işaret edilerek, bu iki ülkenin “üst üste üçüncü kez 1. ve 2. sırayı koruduğu” belirtildi.
Raporda, Türkiye’ye atıfta bulunularak, Türkiye’nin daha güçlü “Benzerlik ve Kültür ve Miras” bağlamında aralarında BAE, Suudi Arabistan, ve Katar’ın olduğu Orta Doğu ülkelerinden biraz daha farklı bir profile sahip olduğu kaydedildi ancak Türkiye’nin de aralarında olduğu bu ülkelerin tamamını karakterize eden şeyin, ulus markalaşma projeleri, diplomatik girişimler ve önemli etkinliklere ev sahipliği yaparak yumuşak güçlerini artırmak için bilinçli çaba gösterdiklerine vurgu yapıldı.
Raporda, Türkiye’ye atıfta bulunulan bir diğer bölümde ise yumuşak güç potansiyellerini gerçekleştirmekte zorlanan Hindistan, Güney Afrika ve Brezilya’nın, Türkiye örneğinde olduğu gibi “Uluslararası İlişkiler ve Kültür ve Miras” gibi alanlara daha odaklı yatırım yaparak yumuşak güçte olumlu etki elde edebilecekleri bildirildi.
İsrail, Gazze’yi işgal ederek uluslararası algısı büyük darbe aldı
Raporda, sert gücün yumuşak gücü zayıflattığına işaret edilerek, silahlı çatışmaya giren ülkelerde yumuşak güçte düşüşler görüldüğüne dikkati çekildi.
Bu bağlamda, İsrail’in, Gazze’yi işgalinin ardından yumuşak güç indeksinde 5 basamak gerileyerek tüm zamanların en düşük 32. seviyesine indiğinin altı çizildi.
Raporda, “İsrail’in, Hamas’ın saldırılarının hemen ardından yaygın uluslararası destek aldığı” ancak İsrail’in misilleme olarak Gazze’yi işgal etmesiyle “uluslararası algısının büyük darbe aldığı” ortaya kondu.
Raporda, “(İsrail’in) İtibarı -0,3 düşerek, 18 sıra gerilemiş ve 79. sıraya düşmüştür. 35 özellikten 34’ünde kaydedilen puan düşüşleri ile ulus markasının geneli üzerinde de olumsuz zincirleme etki söz konusudur.” ifadesine yer verildi.
]]>İSTANBUL – İstanbul 10’uncu Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu’na (WCI Forum) ev sahipliği yapıyor. Afrika’nın 50 farklı ülkesinden gelen 1500’e yakın iş insanı ile Türkiye’den 400’ü aşkın üretici İstanbul’da buluştu.
İstanbul 10’uncu Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu’na (WCI Forum) ev sahipliği yapıyor. Açılış töreninde siyaset ve iş dünyasının önde gelen isimleri bir araya geldi. Afrika’nın 50 farklı ülkesinden gelen 1500’e yakın iş insanı ile Türkiye’den 400’ü aşkın üretici ve ihracatçı, 2 gün boyunca ikili iş görüşmelerine katılacaklar.
İWCI Forum bu yıl “Gelecek Afrika’da; geleceği yakala” sloganıyla düzenlenirken uluslararası işbirliği, inovasyon ve Afrika kıtasında sürdürülebilir ticaretin merkezi olmayı hedefliyor. Katılımcılar arasında bulunan iş insanları, ticari heyetler ve üreticiler, etkinlik boyunca çeşitli sektörlerde işbirliği fırsatlarını değerlendirecekler.
“Hizmet ihracatını 2024 yılında 110 milyar dolara çıkartmak istiyoruz”
Bu forumun ülkemiz ve Afrika ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırım fırsatları için bir araya geldiklerini belirten Ticaret Bakanı Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, “Afrika son zamanlarda sosyal, ekonomik ve siyasal alanda kaydettiği ilerleme ile dünyanın ilgi odağı halindedir. Türkiye ve Afrika kıtası Ortadoğu ve İslam dünyasında ortak kültürel mirasa sahip olmak ile birlikte başlıca ticaret ortaklarımız arasında yer almaktadır. Kıta ile son 5 yılda karşılıklı ticaretimiz yaklaşık 5 kat artış ile 2023 yılında yaklaşık 32 milyar dolara ulaşırken, 2024 yılına ise güzel başladık. Ocak ayında, ikili ticaretimiz yüzde 26 artış ile 3 milyar dolara yükseldiğini gördük. Afrika kıtasına ihracatımız ise 2002 yılına göre 12 kat artarak 2023 yılında 21,3 milyar dolara yükseldi. Kıtada bulunana 54 ülkeye ihracatımız, toplam ihracatımızın yüzde 8,3’ünü oluşturuyor. Hizmet ise ihracatı Afrika ile büyük bir potansiyele ulaştı. Türkiye hizmet ihracatını son 20 yılda 7 kat arttırarak 100 milyar dolara ulaştırdı. 2024 yılında bunu 110 milyar dolara ulaştırmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz”
Forumun bu yıl 10’uncusunu düzenlediklerini ifade eden WCI Forum Başkanı Utku Bengisu, “Bu yıl amacımız, Türk Kobileri ile Afrika traderlerini buluşturmak. Türkiye’den 500 tane kobimiz var ve 68 farklı şehirden insan var. Afrika’dan 53 farklı ülkeden 1600’ın üzerinde iş insanı var. Biz bu sene sonuç odaklı bir strateji yaptık. Bu organizasyon sayesinde bugün burada 2,5 milyon dolar ihracata ulaşmış bir Kayserili bir üreticiyi, 40 bin dolarla başlattığı ticareti yıllık 1 milyon dolar ihracata taşımış Ordulu bir üreticiyi, Batmandan ise bir üreticimizin 120 bin dolara 3 ayda gördüğü hikayeleri paylaştık. Amacımız burada, Türkiye gelişmek isteyen bir ülke olmak istiyorsa, 244 milyar dolar ihracatımızı, 500 milyar dolara, yüzde 1,06 olan dünya ticaretinden aldığımız payı yüzde 1,30’a çıkartmış oluruz. Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz” ifadelerini kullandı.
“Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı var”
Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı olduğunu belirten Bengisu, “Afrika’nın artık teknolojik yatırımlar, sanayi ile ilgili iletişim kurmak, ulaşım, telekomünikasyon, iletişim gibi alanlara ihtiyaçlar var. O yüzden bu alanlar için Türkiye Afrika için önemli bir fırsat. Afrika’nın tabiki tekstile, inşaat gibi birçok alana ihtiyacı var. Ama artık öncelikler değişti. Odağımızı artık açtık. Bugüne kadar uzanmadığımız ülkelere uzanıyoruz. Yeşil burun, Angola, Mozambik gibi ülkelere uzandık. Burada bugün 50 tane Portekizce konuşan müşterilerimiz var.
]]>İstanbul 10’uncu Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu’na (WCI Forum) ev sahipliği yapıyor. Açılış töreninde siyaset ve iş dünyasının önde gelen isimleri bir araya geldi. Afrika’nın 50 farklı ülkesinden gelen 1500’e yakın iş insanı ile Türkiye’den 400’ü aşkın üretici ve ihracatçı, 2 gün boyunca ikili iş görüşmelerine katılacaklar.
İWCI Forum bu yıl “Gelecek Afrika’da; geleceği yakala” sloganıyla düzenlenirken uluslararası işbirliği, inovasyon ve Afrika kıtasında sürdürülebilir ticaretin merkezi olmayı hedefliyor. Katılımcılar arasında bulunan iş insanları, ticari heyetler ve üreticiler, etkinlik boyunca çeşitli sektörlerde işbirliği fırsatlarını değerlendirecekler.
“Hizmet ihracatını 2024 yılında 110 milyar dolara çıkartmak istiyoruz”
Bu forumun ülkemiz ve Afrika ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırım fırsatları için bir araya geldiklerini belirten Ticaret Bakanı Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, “Afrika son zamanlarda sosyal, ekonomik ve siyasal alanda kaydettiği ilerleme ile dünyanın ilgi odağı halindedir. Türkiye ve Afrika kıtası Ortadoğu ve İslam dünyasında ortak kültürel mirasa sahip olmak ile birlikte başlıca ticaret ortaklarımız arasında yer almaktadır. Kıta ile son 5 yılda karşılıklı ticaretimiz yaklaşık 5 kat artış ile 2023 yılında yaklaşık 32 milyar dolara ulaşırken, 2024 yılına ise güzel başladık. Ocak ayında, ikili ticaretimiz yüzde 26 artış ile 3 milyar dolara yükseldiğini gördük. Afrika kıtasına ihracatımız ise 2002 yılına göre 12 kat artarak 2023 yılında 21,3 milyar dolara yükseldi. Kıtada bulunana 54 ülkeye ihracatımız, toplam ihracatımızın yüzde 8,3’ünü oluşturuyor. Hizmet ise ihracatı Afrika ile büyük bir potansiyele ulaştı. Türkiye hizmet ihracatını son 20 yılda 7 kat arttırarak 100 milyar dolara ulaştırdı. 2024 yılında bunu 110 milyar dolara ulaştırmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz”
Forumun bu yıl 10’uncusunu düzenlediklerini ifade eden WCI Forum Başkanı Utku Bengisu, “Bu yıl amacımız, Türk Kobileri ile Afrika traderlerini buluşturmak. Türkiye’den 500 tane kobimiz var ve 68 farklı şehirden insan var. Afrika’dan 53 farklı ülkeden 1600’ın üzerinde iş insanı var. Biz bu sene sonuç odaklı bir strateji yaptık. Bu organizasyon sayesinde bugün burada 2,5 milyon dolar ihracata ulaşmış bir Kayserili bir üreticiyi, 40 bin dolarla başlattığı ticareti yıllık 1 milyon dolar ihracata taşımış Ordulu bir üreticiyi, Batmandan ise bir üreticimizin 120 bin dolara 3 ayda gördüğü hikayeleri paylaştık. Amacımız burada, Türkiye gelişmek isteyen bir ülke olmak istiyorsa, 244 milyar dolar ihracatımızı, 500 milyar dolara, yüzde 1,06 olan dünya ticaretinden aldığımız payı yüzde 1,30’a çıkartmış oluruz. Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz” ifadelerini kullandı.
“Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı var”
Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı olduğunu belirten Bengisu, “Afrika’nın artık teknolojik yatırımlar, sanayi ile ilgili iletişim kurmak, ulaşım, telekomünikasyon, iletişim gibi alanlara ihtiyaçlar var. O yüzden bu alanlar için Türkiye Afrika için önemli bir fırsat. Afrika’nın tabiki tekstile, inşaat gibi birçok alana ihtiyacı var. Ama artık öncelikler değişti. Odağımızı artık açtık. Bugüne kadar uzanmadığımız ülkelere uzanıyoruz. Yeşil burun, Angola, Mozambik gibi ülkelere uzandık. Burada bugün 50 tane Portekizce konuşan müşterilerimiz var. – İSTANBUL
]]>Afrikalı akademisyen, diplomat, öğrenci ve iş insanları ile kıtaya ilgi duyan ve bu alanda farklı çalışmalar yürüten kişilerin katıldığı forumda, Afrika diasporasının sorunları konuşuldu.
Bizim Afrika Platformu Genel Koordinatörü Faruk Mintoiba, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Afrika dışında yaşayan Afrikalılar olarak ilk kez Türkiye’de bir araya gelerek bu forumu düzenlediklerini belirtti.
Mintoiba, “Foruma, Afrikalı yazar, müzisyen, entelektüel olmak üzere farklı kesimlerden kişiler katılıyor. Burada diasporadaki Afrikalıların sorunlarını ve çözüm yollarını konuşmak istiyoruz.” dedi.
Forumda Türkiye-Afrika ilişkilerinin güçlendirilmesinde diasporanın yeri, Afrikalıların Türkiye’deki geleceği ve kültürler arası ilişkiler gibi başlıklarda paneller düzenlendiğini ifade eden Mintoiba, Türkiye’de Afrika diasporasının birlik ve beraberliği, ileriye yönelik daha yapıcı adımların atılması için çalışmalarının devam edeceğini söyledi.
Bizim Afrika Platformunun 2022’de faaliyete geçtiğine değinen Mintoiba, Türkiye’de zaman zaman yabancılarla ilgili yaşanan sorunların çözümü için Afrikalılar olarak her zaman yapıcı katkı sunmayı amaçladıklarını belirtti.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler öğrencisi ve Bizim Afrika Genel Sekreteri Madagaskarlı Harena Rilamasinavalona Rabiarison ise Türkiye’deki Afrika diasporasının sayısının her geçen gün arttığını kaydederek, “Türkiye’de Afrika’nın farklı ülkelerinden öğrenciler bulunuyor. Bizim de amacımız bu öğrenciler arasındaki ilişkileri güçlendirmek.” şeklinde konuştu.
Rabiarison, “Bu platformla tecrübelerimizi paylaşıyoruz, sorunlarımıza çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bu sorunları hem Afrikalılar olarak hem de Türkiye’deki resmi makamlarla işbirliği içinde azaltmayı hedefliyoruz.” ifadesini kullandı.
Binlerce Afrikalı genç Türkiye’de eğitim alıyor
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) İstanbul Koordinatörü Emre Oruç da forumda yaptığı konuşmada, YTB olarak tüm dünyada olduğu gibi Afrika’da da çalışmalar yürüttüklerini dile getirdi.
Türkiye’deki Afrika diasporasının deneyimleri ve karşılaşılan zorlukları ele almak üzere bir araya geldiklerini belirten Oruç, “Bu toplantının ele alacağı konuların konuşulması, tartışılması ve farklı bölgelerdeki tecrübelerin paylaşılmasının son derece önemli olduğunu düşünüyorum.” dedi.
2012’den bu yana yaklaşık 12 bin Afrikalı öğrenciye burs verildiğini anlatan Oruç, 2023’te bu kıtadan 35 binin üzerinde başvuru alındığını ve 941 öğrenciye burs desteği sağlandığını bildirdi.
Oruç, “Türkçe öğrenmek ve Türkiye’yi yakından tanımak isteyen kamu görevlileri, akademisyenler ve araştırmacılara yönelik tasarlanan KATİP programı kapsamında, 2014 yılından itibaren 82 farklı ülkeden 178 katılımcı ülkemizde 8 ay süreyle misafir edilmiştir. Bu katılımcılardan 74’ü Afrika’nın 29 ülkesini temsilen programa katılmıştır. Afrika Medya Temsilcileri Eğitim Programı’na (AFMED) ise 23 Afrika ülkesinden 56 Afrikalı medya temsilcisi katılmıştır.” diye konuştu.
Emre Oruç, YTB ile Afrika Birliği (AfB) arasında, diaspora, yükseköğrenim bursları, bilimsel ve akademik araştırma programları, dil öğrenimi ve kısa dönem eğitim programlarına ilişkin ortak çalışmaların artırılması hedefiyle 2021’de işbirliği protokolü imzalandığını ifade etti.
Forumda, Afrika’nın kültürel zenginliğini tanıtan etkinlikler ve müzik dinletileri yapıldı.
]]>Savunma ve güvenlik alanındaki çalışmalarıyla bilinen İngiltere merkezli düşünce kuruluşu RUSI’nin hazırladığı rapor, “Wagner Afrika’da: Rus paralı asker grubu nasıl yeniden şekillendi?” başlığını taşıyor.
Rus hükümetinin iç belgeleri, Batılı şirketleri stratejik öneme sahip bir bölgeden uzaklaştırmak amacıyla Batı Afrika’daki madencilik yasalarını değiştirmek için nasıl çalıştığını da detaylandırıyor.
Bu çalışmalar, Rus hükümetinin Haziran 2023’te başarısız bir darbenin ardından dağılan Wagner paralı asker grubunun yaptığı işleri devralma sürecinin bir parçası.
RUSI’de kara savaşı uzmanı ve raporun yazarlarından biri olan Jack Watling bu durumu “Rus devletinin Afrika politikasının açığa çıkması” olarak nitelendiriyor.
Haziran 2023’te Yevgeni Prigojin muhtemelen dünyanın en korkulan ve en ünlü paralı askeriydi. Wagner Grubu milyarlarca dolar değerinde şirketi ve projeyi kontrol ediyor, paralı askerleri Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin merkezinde yer alıyordu.
Prigojin, Devlet Başkanı Vladimir Putin’i tehdit edecek şekilde askerleriyle Moskova’ya doğru yürüyüşe geçmesi ardından Wagner grubu liderlerinin büyük bir kısmıyla birlikte şüpheli bir uçak kazasında öldü.
Watling’e göre, “Prigojin’in isyanından kısa bir süre sonra Kremlin’de yapılan bir toplantıda Wagner’in Afrika operasyonlarının doğrudan Rus askeri istihbaratı GRU’nun kontrolü altına girmesine karar verildi”.
Kontrol, 29155 Birimi’nin başındaki General Andrey Averyanov’a verilecekti. Bu birim, yabancı hükümetleri istikrarsızlaştırma ve suikastlar konusunda uzmanlaşmış gizli operasyonları yürütüyordu.
Ancak General Averyanov’un yeni görevi hükümetleri istikrarsızlaştırmak değil, Rusya’nın madenlere erişimini sağlama karşılığında bu hükümetlerin geleceğini güvence altına almaktı.
Eylül ayı başında General Averyanov, Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov ile birlikte Afrika’daki eski Wagner operasyonlarını kapsayan bir tura başladı.
Libya’nın bir kısmını kontrol altında tutan General Halife Hafter, Burkina Faso’daki darbe lideri İbrahim Traoré ile görüştükten sonra, muhtemelen kıtadaki en köklü Wagner operasyonunun merkezi olan Orta Afrika Cumhuriyeti’ne ve cunta liderleriyle görüşmek üzere Mali’ye gittiler.
Daha sonra geçen yıl Nijer’de darbe ardından iktidarı ele geçiren askerlerden biri olan General Salifou Modi ile görüştüler.
Toplantı tutanakları, Wagner’in kıtadaki ortaklarına, Prigojin’in ölümüyle anlaşmalarının sona ermediği konusunda güvence verildiğini gösteriyor.
Burkina Faso’daki görüşme tutanağı, askerlerin eğitimi de dahil olmak üzere “askeri alanda işbirliğinin devam edeceğini” gösteriyordu.
Kısacası Prigojin’in ölümü cuntanın Rusya ile ilişkilerinin sonu anlamına gelmiyordu; bazı açılardan daha da derinleşecekti.
Wagner ile yakın bağları olan üç Batı Afrika ülkesi Mali, Nijer ve Burkina Faso’da son yıllarda askeri darbeler oldu. Bu ülkeler Afrika bölgesel örgütü ECOWAS’tan çekilerek “Sahel Devletleri İttifakı”nı kurdular.
Mali’de eski sömürgeci güç olan Fransa devre dışı bırakılıp yerine Wagner grubunun güvenlik operasyonları ve Rus desteği geçti.
Amber Danışmanlık şirketinden Afrika uzmanı Edwige Sorgho-Depagne, bu gelişmede pragmatizmin ötesinde nostaljinin de rolünü vurguluyor ve “Bu ülkelerde Rusya yeni bir müttefik değil. Rusya daha önce 1970-80’lerde de oradaydı. Daha iyi bir zamana geri dönme hayali var ve bu Rusya ile ilişkilendiriliyor” diyor.
Bu ülkeleri yöneten askeri cuntalar için Rusya’nın askeri varlığının önemine işaret eden Depagne’ye göre, “Rus paralı askerleri askeri cuntayı korumak için getiriliyor ve istedikleri kadar kalmalarına izin veriliyor.”
Wagner’in güvenlik operasyonları karşılıksız değildi. Birçok Afrika ülkesi gibi Mali de kereste, altın, uranyum ve lityum gibi değerli ve stratejik öneme sahip doğal kaynaklar açısından zengin.
Watling’e göre Wagner köklü bir geleneğe uygun hareket ediyordu: “Rusya’da standart bir işleyiş tarzı vardır; operasyonel maliyetleri ticari faaliyetlerle karşılarsınız. Afrika’da bu öncelikle madencilik imtiyazları yoluyla gerçekleşiyor.”
Wagner’in faaliyet gösterdiği her ülkede değerli doğal kaynakları güvence altına aldığı ve bunları sadece maliyetleri karşılamak için değil, önemli gelirler elde etmek için de kullandığı belirtiliyor. Blood Gold Report’a göre Rusya son iki yılda Afrika’dan 2,5 milyar dolar değerinde altın çıkardı ve bu da muhtemelen Ukrayna’daki savaşını finanse etmesine yardımcı oldu.
Bu ay, eskiden Wagner’in paralı askerleri olan Rus savaşçılar Mali’nin Burkina Faso sınırına yakın Intahaka altın madeninin kontrolünü ele geçirdi. Watling’e göre Rusya ayrıca, “Batı’nın kritik mineral ve kaynaklara erişim üzerindeki kontrolünü kaldırmaya çalışıyor”.
Mali’de cuntaya doğal kaynaklar üzerinde daha fazla kontrol sağlamak için madencilik kanunu değiştirildi. Bu süreçte Avustralyalı bir lityum madeni, kanunun uygulanmasına ilişkin belirsizlik nedeniyle hisselerinin alım satımını askıya aldı.
Lityum ve altın madenleri önemli olsa da, Dr Watling’e göre muhtemelen daha da büyük bir stratejik sorun var: “Nijer’de Ruslar, Fransa’nın ülkedeki uranyum madenlerine erişimini ortadan kaldıracak benzer bir dizi imtiyaz elde etmeye çalışıyor.”
‘Seferi Birlik’
Mali’de madenler üzerinde sağlanan kontrolün Nijer’de de yapılmasına odaklanan Rus iç yazışmaları raporda detaylandırılıyor. Rusya Batı Afrika’nın uranyum madenlerinin kontrolünü ele geçirmeyi başarırsa, Avrupa bir kez daha Rusya’nın “enerji şantajına” maruz kalabilir.
Fransa, nükleer enerjiye dünyadaki diğer tüm ülkelerden daha fazla bağımlı. 56 reaktörle ülke enerjisinin yaklaşık üçte ikisini bu şekilde üretiyor. Reaktörler için gereken uranyumun yaklaşık beşte biri Nijer’den ithal ediliyor. Eski sömürgeci gücün Nijer gibi ülkeleri sömürdüğüne dair iddialarla birlikte, daha önce de ticaret koşulları hakkında şikayetler gündeme gelmişti.
Watling’e göre, “Rusya’nın kullandığı söylem, Batılı devletlerin temelde sömürgeci bir tutum içinde oldukları yönünde. Bu çok ironik çünkü bu rejimleri izole etmeye, elitlerini kontrol etmeye ve doğal kaynaklarını çıkarmaya odaklanan Rus yaklaşımı da oldukça sömürgeci”.
Gerçekte, “Seferi Birlik” Rus dış politikasında radikal bir değişimden ziyade “Wagner 2.0” gibi görünüyor. Prigojin Afrika kıtasında derin siyasi, ekonomik ve askeri bağlar kurmuştu – bu karmaşık ağı parçalamak zor ve ters etki yaratacaktı.
“Seferi Birlik” aynı ülkelerde, aynı teçhizatla ve görünüşe göre aynı nihai hedefle faaliyet gösteriyor.
Watling’e göre temel değişiklik “Rusya’nın politikasını izlerken gösterdiği aşırılıkta” yatıyor. Prigojin’in Wagner Grubu Rusya’ya her zaman operasyonlarında ve yurtdışındaki nüfuzunda inkar olanağı sağlamıştı.
Ukrayna’nın işgalinin ardından, Batı güvenlik aygıtındaki pek çok kişi Rusya’nın maskesinin düştüğünü söylüyor.
Watling’e göre, “Uluslararası krizlerimizi daha da derinleştirmeye, başka yerleri ateşe vermeye ve zaten var olan yangınları genişleterek dünyayı daha az güvenli bir yer haline getirmeye çalışıyorlar”.
“Nihayetinde, şu anda karşı karşıya olduğumuz küresel rekabette bizi zayıflatıyor. Yani etkisi hemen hissedilmiyor ama zaman içinde ciddi bir tehdit oluşturuyor.”
]]>Dr. Kahveci, Mısır Nefroloji ve Transplantasyon Derneğince, Mısır’ın başkenti Kahire’deki bir otelde düzenlenen 42. Mısır Ulusal Organ Nakli Kongresine konuşmacı olarak katıldı.
Eyüp Kahveci, sunumunda Türkiye’deki organ bağışı ve nakil sistemini anlattı, Türkiye’nin bu alandaki deneyimini meslektaşlarıyla paylaştı. Türkiye’nin organ naklinde önde gelen ülkelerden biri olduğunu söyleyen Dr. Kahveci, organ bağışı ve nakliyle ilgili yürüttükleri uluslararası işbirliği programları hakkında bilgi verdi.
Batı Afrika’nın nakillerini Senegal’de başlattık
Kongrenin ardından AA muhabirine açıklama yapan Dr. Kahveci, 42. Mısır Ulusal Organ Nakli Kongresine Türkiye’den 3 uzman doktorun davet edildiğini, 20 Türk doktorun da katılımcı olarak kongrede bulunduğunu söyledi.
Türkiye’nin organ naklinde bölgede lider ülke konumunda olduğunu, bazı uygulamalarda ise dünyada sayılı ülkeler arasında yer aldığını ifade eden Dr. Kahveci, “Burada Türkiye’nin organ nakli alanındaki deneyimlerini paylaşma fırsatı bulduk. Kongreye Orta Doğu ve Afrika ülkelerinin bir çoğundan katılım oldu. Kongrede hem Mısır hem de diğer ülkelerle işbirliği fırsatlarını görüşme, tartışma imkanı bulduk.” diye konuştu.
Afrika ülkeleriyle yürüttükleri işbirliğine değinen Kahveci, “Senegal’de yürüttüğümüz teknik yardım ve işbirliği programı çerçevesinde 2 ay önce Batı Afrika’nın ilk organ nakillerini Senegal’de başlattık.” dedi.
Senegal’deki nakillerin uluslararası medyaya yansımasıyla birlikte diğer Afrika ülkelerinden de talepler geldiğini bildiren Dr. Kahveci, “Bir çok Afrika ülkesi organ nakli programlarını başlatmak için bizden teknik yardım istedi. Şu anda Burkina Faso, Çad, Nijer, Mali ve Moritanya ile görüşmelerimiz devam ediyor. Türk ekipleri olarak bu ülkelerde kapasite geliştirme programları yürüteceğiz.” ifadelerini kullandı.
Vatandaşlardan organ bağışı konusunda daha duyarlı olmasını da isteyen Dr. Kahveci, şunları söyledi:
“Sağlık Bakanlığı verilerine göre 30 bin civarında hastanın hayata dönmek için organ beklediğini görmekteyiz. Hiçbir canlı vericisi olmayan bu hastalar bekleme listesinde. Ancak ölen insanların bağışlanacak organlarıyla hayata tutunmak için bekleyen hastalar bunlar. Bu noktada toplumsal dayanışma önemli. Daha fazla desteğe ihtiyaç var. Vatandaşlarımızın organ bağışı konusunda daha duyarlı davranmasını, bekleme listelerinde bulunan çocuklara, gençlere, yetişkinlere hayata tutunma fırsatı sağlamasını istiyoruz. Biz ancak bu şekilde bir organa erişebilirsek organ nakli bekleyen hastalara çare üretebiliyoruz.”
“Afrika’ya önemli katkılarımız oldu”
Avrupa Transplantasyon Derneği Böbrek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Barış Akin ise böbrek nakli sonrası hemodiyaliz amaçlı açılan damar yollarıyla ilgili değerlendirmede bulundu.
Prof. Dr. Akin, Mısır Nefroloji ve Transplantasyon Derneğince düzenlenen kongrede, hem Türkiye’yi hem de böbrek kurulu başkanlığını yürüttüğü Avrupa Transplantasyon Derneğini temsilen bulunduğunu söyledi.
Organ nakli konusunda Türkiye’nin Afrika ülkelerine önemli destek sağladığını ifade eden Prof. Dr. Akin, “Özellikle eğitim konusunda yaptığımız çalışmalar sayesinde tüm Afrika’nın bir araya gelmesine, hatta Afrika Transplantasyon Derneğinin oluşup ileri gitmesine önemli katkımız oldu.” dedi.
Türkiye’nin böbrek ve karaciğer naklinde Avrupa’da öncü ülkelerden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Akin, şunları söyledi:
“Biz canlıdan nakil, yani yakınlarına böbrek veren kişilerden organların alınıp nakledilmesinde Avrupa’da öncü ülkelerden biriyiz. Bu konuda Orta Doğu ve Afrika’nın da aralarında olduğu pek çok bölgeye eğitim ve alt yapı desteği sağlıyoruz. Bu sayede Türkiye’nin tüm dünyaya organ nakli konusunda önemli bilimsel katkısı oluyor. Türkiye, organ naklindeki başarısını eğitim ve alt yapı desteğiyle tüm Afrika’ya ulaştırmış durumda. Pek çok ülkede önemli adımlar atılıyor. Geçtiğimiz dönemde Senegal’de ilk böbrek nakli yine Türkiye’nin eğitimi ve desteği sayesinde sağlandı. Bunların hepsi Türkiye’nin Afrika üzerindeki itibarına oldukça önemli katkı sağlıyor. Biz bu alandaki birikimimizi dünyayla paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.”
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rümeyza Kazancıoğlu da kongredeki sunumunda, böbrek yetmezliğinin son aşamasında bulunan hastalar için tedavi yöntemi olan periton diyalizindeki güncel uygulamalar hakkında bilgi verdi.
Prof. Dr. Kazancıoğlu, sunumun ikinci bölümünde, kronik böbrek hastalarının tedavi süreçleri konusunda sağlık çalışanlarıyla iletişim halinde olmalarının ve güncel tedaviler konusunda bilgilendirilmelerinin önemini vurguladı. Kazancıoğlu kongrede, Türkiye’nin organ nakli konusundaki deneyimlerini Orta Doğu ve Afrika ülkelerinden gelen doktorlara aktarma fırsatı bulduklarını dile getirdi.
]]>O gün de diğerleri gibi başladı. Steve sabah saatlerinde Nairobi’deki evinden çıktı ve hayvanlarını almak için tarlaya gitti.
“Onları göremedim. Bütün gün, bütün gece ve ertesi gün onları aradım.”
Üç gün sonra bir arkadaşı arayıp hayvanların iskeletlerini bulduğunu söyledi.
Steve, “Öldürülmüşlerdi, kesilmişlerdi, derileri alınmıştı” diye anlatıyor.
Bu tür eşek hırsızlıkları Afrika’nın pek çok bölgesinde ve dünyada eşek nüfusunun yüksek olduğu yerlerde giderek yaygınlaşıyor.
Steve ve eşekleri, küresel eşek derisi ticaretinden etkilenenler arasında.
Çin’deki ilaca talep yüksek
Eşek derisi ticaretinin kökeni, Kenya’daki o tarladan binlerce kilometre uzakta, Çin’e uzanıyor.
Çin’de eşek derisindeki jelatin ile yapılan, Ejiao adlı geleneksel bir ilaca talep çok yüksek.
Bu ilacın sağlığı geliştirici ve gençliği koruyucu özelliklere sahip olduğuna inanılıyor.
Eşek derileri kaynatılarak jelatin elde ediliyor ve bu jelatin toz, hap veya sıvı haline getiriliyor veya yiyeceklere ekleniyor.
Eşek derisi ticaretine karşı kampanya yürütenler, Steve gibi insanlar ve eşeklerinin, Ejiao’ya olan olağanüstü talebin kurbanı olduklarını söylüyor.
2017’den bu yana kampanya yürüten Donkey Sanctuary (Eşek Barınağı) adlı kuruluş, yeni bir raporda dünyada her yıl en az 5,9 milyon eşeğin Ejiao yapımı için katledildiğini tahmin ediyor.
BBC bu rakamları bağımsız olarak doğrulayamadı, ancak yardım kuruluşu talebin giderek arttığını söylüyor.
Ejiao endüstrisi için tam olarak kaç eşeğin öldürüldüğünü anlamak pek kolay değil.
Zirvede görüşülecek
Dünyadaki yaklaşık 53 milyon eşeğin üçte ikisinin Afrika’da yaşadığı düşünülüyor.
Afrika’da endüstriye yönelik çeşitli düzenlemeler bulunuyor.
Eşek derisi ihracatı bazı yasa dışı bir suç olarak sayılıyor.
Ancak talebin ve eşek derisi fiyatlarının yüksek olmasıyla eşek hırsızlığının körüklendiği söyleniyor.
Eşek Barınağı, eşeklerin kaçırılarak ticaretin yasal olduğu yerlere götürüldüğünü söylüyor.
Ancak, Afrika ülkeleri ve Brezilya hükümetinin, azalan eşek nüfusuna tepki olarak eşeklerin kesilmesini ve ihraç edilmesini yasaklamaya hazırlanmasıyla yakında bir dönüm noktası yaşanabilir.
Afrika genelinde endüstriyi yasaklamayı öngören yeni bir yasa tasarısı, 17 ve 18 Şubat tarihlerinde tüm devlet liderlerinin bir araya geldiği Afrika Birliği Zirvesi’nde gündemde olacak.
Eşek Barınağı için çalışan ve Nairobi’de bulunan Solomon Onyango, “2016 ile 2019 yılları arasında Kenya’daki eşeklerin yaklaşık yarısının [deri ticareti için] katledildiğini tahmin ediyoruz” diyor.
Afrika ve Brezilya’daki yasaklar ticareti başka yerlere kaydırabilir mi?
Ejiao üreticileri eskiden Çin’den temin edilen eşek derilerini kullanıyordu.
Ancak Çin’deki Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na göre ülkedeki eşek sayısı 1990’da 11 milyon iken 2021’de iki milyonun altına düştü.
Aynı zamanda, Ejiao niş bir lüks olmaktan çıkıp popüler, yaygın olarak bulunabilen bir ürün haline geldi.
Çinli şirketler deriyi başka ülkelerde aramaya başladı. Afrika, Güney Amerika ve Asya’nın bazı bölgelerinde eşek mezbahaları kuruldu.
Afrika’da bu durum, ticaret üzerinden acımasız bir çekişmeye yol açtı.
Eşek eti tüketiminin tabu olduğu Etiyopya’da bulunan iki eşek mezbahasından biri 2017 yılında halkın protestoları ve sosyal medyada insanların tepkisi üzerine kapatıldı.
Tanzanya ve Fildişi Sahili gibi ülkeler 2022 yılında eşek derisi kesimini ve ihracatını yasakladı, ancak Çin’in komşusu Pakistan bu ticarete kucak açtı.
Geçen yılın sonunda Pakistan basınında yer alan haberlerde, “en iyi cinslerden bazılarını” yetiştirmek üzere ilk “resmi eşek yetiştirme çiftliğinin” kurulduğu duyuruldu.
Sydney Üniversitesi’nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Prof. Lauren Johnston’a göre bu oldukça kârlı bir işe dönüştü.
Johnston, Çin’de 2013 yılında yaklaşık 3,2 milyar dolar değerindeki Ejiao pazarının 2020 yılında yaklaşık 7,8 milyar dolara yükseldiğini söylüyor.
Bu durum halk sağlığı yetkilileri, hayvan refahı kampanyacıları ve uluslararası suç araştırmacıları için bir endişe kaynağı haline geldi.
Oxford Üniversitesi’nden uzmanların yaptığı bir göre eşek derisiyle birlikte çeşitli diğer yasa dışı yaban hayatı ürünlerinin ticareti de yapılıyor.
Pek çok kişi, ulusal yasakların bu ticareti daha da yeraltına iteceğinden endişe ediyor.
Ülkeler için temel bir soru da şu: Gelişmekte olan bir ekonomi için eşeklerin ölüsü mü yoksa dirisi mi daha değerli?
Eşek Barınağı’nda veteriner olan Faith Burden, eşeklerin dünyanın pek çok yerinde kırsal yaşamın “kesinlikle ayrılmaz bir parçası” olduğunu söylüyor.
Eşeklerin güçlü ve uyum sağlayabilen hayvanlar olduğunu söyleyen Burden, “Bir eşek belki de 24 saat boyunca su içmeden durabilir ve herhangi bir sorun yaşamadan çok hızlı bir şekilde yeniden sıvı alabilir” diyor.
Ancak tüm bu özelliklerine rağmen eşekler kolay ya da hızlı bir şekilde üremiyor.
Bu yüzden de kampanyacılar, ticaretin kısıtlanmaması halinde eşek nüfusunun azalmaya devam edeceğinden ve daha fazla yoksul insanı bir yaşam çizgisinden ve bir arkadaştan mahrum bırakacağından korkuyor.
Ejiao’nun tarihi
Ejiao, kanı güçlendirmekten uykuya yardımcı olmaya ve doğurganlığı artırmaya kadar sayısız faydası olduğuna inanılan binlerce yıllık bir ilaç.
Ancak 2011 yılında Çin’de yayınlanan ve bir imparatorluk sarayını anlatan bir televizyon TV programında popülaritesi artmaya başladı.
Sydney Üniversitesi’nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Prof. Lauren Johnston, “Zekice bir ürün yerleştirmeydi. Dizideki kadınlar güzel ve sağlıklı olabilmek için her gün Ejiao kullanıyordu. Bu elit kadınlığın bir ürünü haline geldi. İronik bir şekilde, bu artık birçok Afrikalı kadının hayatını mahvediyor” diyor.
]]>Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında Afrika’dan göç akşının ilk duraklarından olan İtalya, Roma’da düzenlenen İtalya-Afrika Zirvesi kapsamında, bu kıtaya yönelik kalkınma-istikrar projelerini içeren Mattei Planı’nı açıkladı. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, bu planla Afrika’nın enerjisini özgürleştireceklerini, bu kıtadan gençlerin göç etmeme ve köklerinden kopmama hakkını garanti altına almak istediklerini belirtti.
Başkent Roma’daki Senato binasında dün akşam saatlerine kadar süren “İtalya-Afrika: Ortak Büyüme İçin Bir Köprü” başlıklı zirveye 45 Afrika ülkesinden devlet ve hükümet liderleri ile dışişleri bakanları ve İtalyan hükümetinin yanı sıra Afrika Birliği (AfB), Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletlerin bazı kuruluşları, Uluslararası Enerji Ajansı ve Uluslararası Para Fonu gibi 25 uluslararası kuruluşun üst düzey temsilcileri katıldı.
Daha önce bakanlar seviyesindeyken ilk kez liderlerin katılımıyla düzenlenen zirve, İtalya’nın G7 başkanlığını yılbaşında üstlenmesinin ardından gerçekleştirdiği ilk uluslararası etkinlik olma özelliğini taşıyor. Ev sahibi Başbakan Giorgia Meloni, bu girişimin, G7 gündeminde Afrika’ya onurlu bir yer verilmesine yol açacak son derece kesin bir dış politika tercihinin sonucu olduğunu ifade etti.
MATTEI PLANI
Afrika’dan Avrupa’ya göç akışının önüne geçmek için göçe yol açan sebepleri zayıflatarak bu kıtadaki ülkeleri ekonomik açıdan istikrara kavuşturmayı amaçlayan İtalya’nın Mattei Planı adını, enerji devi ENI’nin kurucusu Enrico Mattei’den alıyor. Bunun için Afrika ülkeleriyle ikili ilişkilerin güçlendirilmesinin yanı sıra, Afrika Kalkınma Bankası bünyesinde çok taraflı bir fon oluşturulması da bekleniyor.
5.5 MİLYAR EUROLUK PİLOT PROJELER
2022’nin sonbaharında bu göreve gelmesinden önce seçim kampanyasının hatırı sayılır bir kısmını Afrika’dan göç akışına karşıtlık üzerine kurarak “Bu meseleyi kaynağından çözmek gerek” diye Afrika’yı işaret etmiş olan Meloni, Roma’daki zirvenin başarılı geçtiğini, ancak önlerinde yapacak çok iş olduğunu söyledi. İlk etapta 9 Afrika ülkesinde başlatılacak eğitim ve öğretim ile sağlık, tarım, enerji ve su alanlarında bazı pilot projeleri hayata geçirmeyi hedefleyen İtalya, 5.5 milyarlık Euroluk bir kaynakla bu planı devreye soktu.
Başbakan Meloni, bunun 3 milyar Euro’sunun ülkesinin iklim fonundan, 2.5 milyar Euro’sunun ise kalkınma işbirliği fonundan sağlandığını aktardı. Meloni, bunun yeterli olmadığını, bu nedenle uluslararası kuruluşların ve bağışçıların bu plana dahil olmasının gerekliliğini de ifade etti.
“AFRİKALILAR GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALMAMALI”
Afrika uluslarıyla işbirliği, kalkınma ve eşit ortaklık modeli yoluyla birlikte büyümeyi hedefleyen Mattei Planı’nın başarılı olacağına inanan Başbakan Meloni, Afrikalı gençlerin göç etmek zorunda kalmaması gerektiğini ifade ederek şöyle konuştu:
“Bu, Afrika’nın enerjisinin özgürleşmesine katkı sağlamasını istediğimiz bir müdahale planıdır. Aynı zamanda oradaki genç nesillerin şimdiye kadar reddedilen hakkını garanti altına almak istiyoruz; Avrupa’da sık sık göç etme hakkından bahsettik, ancak göç etmeye zorlanmama hakkının nasıl garanti altına alınacağından neredeyse hiç bahsetmedik. Onlar, Avrupa’da elde edilmesi giderek zorlaşan daha iyi bir yaşam arayışı için köklerinden kopmak zorunda kalmamalı.”
Başbakan Meloni, eğer Afrika’daki insanların evini terk etmeye iten nedenler ele alınmazsa kitlesel yasadışı göçün asla durdurulamayacağını ve insan kaçakçılarının asla yenilmeyeceğini de ekleyerek, “Bir yandan üçüncü binyılın köle tüccarlarına savaş ilan edip, diğer yandan Afrika halklarına fırsatlar, iş, eğitim ve yasal göç yollarından oluşan bir alternatif sunmaya çalışmak, yapmak istediğimiz şey tam olarak budur,” diye sözlerini sürdürdü.
MELONI: ZENGİN OLANIN DOĞAL, FAKİR OLANIN SENTETİK GIDA YEMESİNE MÜSAADE EDEMEYİZ
Zirvede konuşan Başbakan Giorgia Meloni, Afrika’yı İtalya’nın stratejik önceliği olarak tanımlarken Afrika ülkeleri olmadan geleceği düşünemeyeceklerini söyleyerek, “Afrika’nın fakir bir kıta olduğuna ilişkin bazı yanlış anlatıları ortadan kaldırmalıyız. Çünkü öyle değil; Afrika dünya maden kaynaklarının yüzde 30’unu, ekilebilir arazinin de yüzde 60’ını barındırıyor. Nüfusunun yüzde 60’ı 25 yaşın altında; dünyanın en genç kıtası ve bu aynı zamanda onu insan sermayesi için muazzam potansiyele sahip bir ülke haline getiriyor,” ifadelerini kullandı.
Bugün Afrika ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açıldığını belirten Meloni, “Hayırsever ya da vahşi bir tavırla değil, eşitlerin işbirliğinden bahsedilen bir işbirliğini düşünüyoruz,” dedi.
Zirvenin önemli başlıklarından biri olan tarıma ve gıda güvenliğine de değinen Meloni, Afrika kıtasındaki ekilebilir arazilerin çoğunun bir dizi nedenden dolayı kullanılamadığını ve amaçlarının onları kullanmaya uygun hale getirmek olduğunu dile getirerek, “Amaçlarımızdan biri herkese sadece güvenli gıda değil, kaliteli gıda da sağlamak. Zengin olanın parası olduğu için doğal gıdayı yiyebilmesi ve fakirin de sentetik gıdaya muhtaç edilmesi, inşa etmek istediğimiz bir dünyayı temsil etmiyor,” diye konuştu.
Zirveye katılan Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Moussa Faki Mahammed, kıtada büyük sorunlar olduğunu, ancak bu planla ilgili kendilerine danışılmadığını söyleyerek soğuk rüzgarlar esmesine neden oldu. Muhammed, yine de bu planı tartışmaya hazır olduklarını, verilen sözlerin ötesine giderek artık harekete geçilmesi gerektiğini dile getirerek, “Hiçbir zaman yerine getirilmeyen basit vaatlerle artık bizi mutlu etmelerine izin veremeyiz,” dedi.
]]>