Aral Gölü’nün kuruyan kısmında dünyanın en genç Aralkum Çölü oluşurken Özbekistan yönetimi bölgede çöle dayanıklı ağaç ve bitki ekerek gölün kuruyan kısmının ağaçlandırılması yoluyla bölgedeki çevre felaketinin sonuçlarının yumuşatılması için çalışmalarını sürdürüyor.
1960’lı yıllardan itibaren suları çekilmeye başlayan Aral Gölü’nün kuruyan kısmında oluşan Aralkum Çölü’nden kalkan kum ve toz fırtınaları, bölgedeki ülkelerde her sene 100 milyon dolar değerinde maddi kayba yol açıyor.
Bölge ülkeleri de bunu önlemek için Aral Gölü’nün kuruyan dibinde ağaçlandırma çalışmaları yaparak bu kaybı belirgin ölçüde azaltmayı, bu felaketin bölge nüfusu sağlığına verdiği zararı en aza indirmeyi amaçlıyor.
Özbekistan hükümeti son yıllarda Aral Gölü’nün kuruyan havzasının ağaçlandırma çalışmalarına hız verirken bu çalışmalar sonucunda gölün tuzlu tabakayla kaplı kuruyan kısmını yeşillendirmeyi ve bunun sonucunda kum ve tuzlu tozların bölgeye yayılmasını önlemeyi hedefliyor.
Aral Gölü’nün kuruyan 1,7 milyon hektar kısmı ağaçlandırıldı
AA muhabirinin Özbekistan Ekoloji, Çevre Koruma ve İklim Değişikliği Bakanlığından aldığı bilgiye göre, hükümet bölgedeki ekolojik durumun iyileştirilmesi amacıyla 2017 yılından bu yana Aral Gölü’nün kuruyan kısmında ağaçlandırma çalışmalarını arttırırken bu amaçla gölün kuruyan dibinde Orta Asya çöllerine özgü saksaul gibi ağaç ve bitkilerin tohum ve fideleri ekiliyor.
Bu çerçevede 2017’de “yeşil kuşak” oluşturulmasına yönelik başlatılan proje kapsamında Aral Gölü’nün kuruyan kısmındaki 1 milyon 730 bin hektar alana çöl ağaçları ve bitkileri dikilerek 17 bin kilometrekare alan ağaçlandırıldı.
Özbekistan Bakanlar Kurulunca Aral Gölü’nün kuruyan kısmında ağaçlandırma çalışmalarının yapılmasına ilişkin imzalanan karara göre, bu yıl da Aral Gölü’nün kuruyan kısmındaki 150 bin hektarlık alanda ağaçlandırma çalışmaları yapılacak.
Ülke hükümetince, gölün kuruyan kısmının ağaçlandırılmasına yönelik bir eylem planı hazırlanırken bu planın 12 yıla kadar başarılı bir şekilde yürütülmesi sonucunda Aral Gölü havzasındaki çevresel durumun önemli ölçüde iyileştirilmesi öngörülüyor.
Aral Gölü’nün kuruması
Eski Sovyetler Birliği döneminde, Aral Gölü’nü besleyen Seyhun (Siriderya) ve Ceyhun (Amuderya) ırmaklarının sularının büyük kısmının pamuk tarlalarına akıtılması sonucu göl, 1960’lı yıllarda kurumaya başladı.
1960 yılında 68 bin kilometrekare yüzölçümü ve 1083 kilometreküp su hacmine sahip Aral Gölü’nün uzunluğu 426 kilometre, eni 284 kilometre, en derin noktası ise 68 metreydi. Gölün yüzölçümü son yıllarda 8 bin kilometrekareye, su hacmi 75 kilometreküpe, en derin noktası ise 20 metreye düştü ve göl ikiye bölündü.
Eski Sovyetler Birliği’nin, 1960-1990 yıllarında pamuk deposu olarak kullandığı Orta Asya’da pamuk üretimini artırmak amacıyla sulanan tarım arazilerini 4,5 milyon hektardan 7 milyon hektara çıkarması sonucunda bölgede suya talep artarken gölü besleyen Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının suları oldukça azaldı.
Aral Gölü’nün kuruyan dibinde Aralkum Çölü oluştu
Daha önce dünyanın dördüncü büyük gölü olarak bilinen Aral Gölü, 2020’de eski kıyılarından 170 kilometreye kadar geri çekilirken suların çekildiği 60 bin kilometrekarelik alanda “dünyanın en genç çölü” olarak nitelendirilen Aralkum Çölü meydana geldi.
Tuzlu kum tabakalarıyla kaplı çölden her sene kum fırtınalarında uçan yaklaşık 100 milyon ton kum ve tuzlu toz, bölgeyi büyük bir çevre felaketiyle karşı karşıya bırakırken uzmanlar bu tozların Orta Asya’nın tamamına yayıldığını ve Orta Asya’nın en yüksek buzullarında bile rastlandığını belirtiyor.
Gölün kurumasıyla ortaya çıkan toprak erozyonu ve hava kirliliği insan sağlığını, yaşam koşullarını ve çevreyi olumsuz yönde etkilerken yaklaşık 2 milyon nüfusun yaşadığı Aral Gölü havzasındaki çevre felaketi, halk arasında çeşitli hastalıkların yaygınlaşmasına ve bebek ölümlerinin artmasına da neden oldu.
1960’lı yıllarda Aral Gölü’nün kıyısındaki balıkçı kasabası Moynak’ta, tarım arazilerinin büyük oranda tuzlanması ve gölün kıyılarının 100 kilometreden fazla geri çekilmesi sonucu tarım ve balıkçılık zarar gördü, daha iyi yaşam koşulları arayışına giren halkın bir kısmı ise diğer bölgelere göç etti.???????
Aral Gölü havzasında 1960’lı yıllarda rastlanan 300’den fazla bitki, 35 kuş ve 23 hayvan türü, Özbekistan’da ender görülen bitki ve hayvan türlerinin yer aldığı “Kırmızı Kitap”ta kayıt altına alınırken bu bitki, kuş ve hayvanların büyük bir kısmı yok olmuş, bir kısmı da göç etmiş bulunuyor.
1960’ta 34 balık türünün bulunduğu gölde o dönemde yılda ortalama 60 bin ton balık avlanırken gölün kurumasıyla suyun tuzlanma oranının 10 kat artması sonucunda göldeki balıkların neredeyse tamamı yok oldu.
Eskiden gölün kıyısında bulunan balıkçı kasabası Moynak’taki balık konservesi fabrikaları kapanarak harabeye dönüştü. Balıkçı tekneleri, eski sahili gemi hurdalığına çevirirken suyun geri çekildiği alanlarda oluşan çölde ise artık develer geziyor.
]]>Meyvecilikte budamanın önemi ve budama sonrası dikkat edilecek hususlara değinen İbrahim Sağlam, “Budamada dikkat edilecek önemli hususlardan birisi, hangi budama metodu uygulanırsa uygulansın her ağaç ayrı bir birey gibi düşünülerek, ağaçlara farklı seviyelerde budama işlemleri yapılması gerekmektedir. Kış budaması ağaçların kış dinlenmesinden çıkmasını teşvik ettiği için özellikle ilkbahar geç donlarının oluştuğu bölgelerde budama işlemlerinin imkanlar ölçüsünde dinlenme döneminin sonuna yakın zamanlarda yapılması gerekmektedir. Özellikle fidanların dikiminden sonra ilk yıllarda uygulanacak olan şekil budaması ile oluşturulacak düzgün ve kuvvetli bir taç yapısı, meyve ağaçlarının fizyolojik ve ekonomik ömürlerinin devamlılığını sağlayacaktır. Meyve yan dallarının ağaç gövdesiyle açısının 45-60 derece olması gerekmektedir. Meyvelerde doğru bir şekilde oluşturulan taç yapısı, meyve ağaçlarının içerisine yeterli miktarda ışık girmesini sağlayarak meyve kalitesini doğrudan etkiler. Yanlış yapılan uygulamalar sonucunda sık dallı ağaçlarda, ışığın iç kısımlara nüfuz etmemesi, ağaçlarda hastalıkların ortaya çıkmasına ve meyvelerin sadece uç dallarda oluşmasına yol açabilir. Şekil verme işlemleri tamamlandıktan sonra ağaçlar gençlik kısırlığını atlatarak verim çağına geçerler. Bu dönemde yapılan budamalarda her yan dal ayrı ayrı ele alınmalıdır. Hastalık ve zararlı taşıyan, dik gelişen, birbiri üzerine gelen dallar ve ağaçlardaki dip sürgünler çıkarılmalıdır. Ayrıca, ağaçlarda çıplaklaşmaya yönelen bölgelerdeki dallar kısa kesilerek boş kalan yerlerde yeni dalların oluşturulması sağlanmalıdır” dedi.
Budama faaliyetlerini sadece ağaçların dinlenme dönemlerinde yapılan işlemlerden ibaret olmadığını belirten Sağlam, “Budama faaliyetlerinin yaz aylarında da devam etmesi gerekir. Yaz budamasında dik büyüyen sürgünlerin çıkarılması önemlidir. Yaz budaması ile ağaç içlerinin ışıklanması artacağından meyve kalitesini etkileyen renk, büyüklük, aroma gibi faktörler olumlu yönde etkilenmektedir. Budama faaliyetlerinde kullanılan alet ve ekipmanın mutlaka dezenfekte edilerek kullanılması gerekmektedir. Budama sonrası kesilen artık dal parçaları bahçelerden uzaklaştırılmalı, yakılarak yok edilmelidir. Meyve ağaçlarında oluşacak olan çiçek tomurcukları bir önceki yılın yaz aylarında oluşmaya başlamaktadır. Meyveciliğin ekonomik olarak devamlılığın sağlanabilmesi için mutlaka üretim sezonunun tamamında dengeli bir sulama ve bitki besleme yapılmalıdır. Verim çağına gelmiş ağaçlarda yapılacak olan gübre uygulamaları meyve oluşumunu ve gelecek sezon için oluşacak olan meyve tomurcuklarını teşvik etmektedir. Gübreleme faaliyetlerinde mutlaka tam bir toprak analizi yaptırılarak ağaçların ihtiyacı olan bitki besin maddelerin topraktan veya yapraktan uygulamalar ile ağaçlara verilmesi gerekmektedir. Sulama yaparken mümkünse vahşi sulama metotlarından kaçınılmalı ve damla sulama metotları kullanılmalıdır. Damla sulama metotları ile gübre uygulamaları kolayca yapılabilmekte ve verilen suyun bitki köklerine ulaşması kolaylaşmaktadır. Unutulmamalıdır ki günümüzde su kısıtlılığının arttığı bir dönemde, damla sulama yöntemiyle verilen suyun yüzde 90-95’i meyve ağaçlarına ulaşmakta ve büyük bir su tasarrufu sağlamaktadır. Ayrıca, kontrolsüz sulama nedeniyle oluşabilecek sorunları da önlemektedir” diye konuştu.
Tüm yıl boyunca örnek bahçe uygulamaları, halk eğitim merkezleriyle ortaklaşa yapılan budama eğitimleri, entegre mücadele tarla okulları, bahçe kontrolleri ve üretici ziyaretlerinin devam edeceğini belirten İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, üreticilerin teknik bilgi ve destek almak için ilçe tarım müdürlüklerine başvurmaları gerektiğini sözlerine ekledi. – SAMSUN
]]>Muğla Orman Bölge Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmaların yerinde incelenmesi için 2021 ve 2022 yılında yanan yanık alanlara bilgilendirme programı düzenlendi. Bilgilendirme programında Muğla Orman Bölge Müdür Yardımcısı Adnan Güller, Muğla Orman Bölge Müdürlüğü Basın Şube Müdürü Yüksel Savaş, Marmaris Orman Bölge Müdür yardımcısı Volkan Aydın ve Marmaris Orman Müdürlüğü şefleri katıldı. Muğla Orman Bölge Müdür Yardımcısı Adnan Güller yanık alanlarda önce temizleme akabinde teraslama çalışmalarının ardından da fidan dikimi ve doğal tohum atımı ile ilgili bilgilendirmeler yaparak sahada yürütülen faaliyetler hakkında bilgi verdi.
Orman Bölge Müdürlüğünden verilen bilgide, “29 Temmuz 2021 tarihinde başlayan 6 Ağustos 2021 tarihinde kontrol altına alınan büyük Marmaris yangınında 9 bin 52 hektar orman alanı zarar görmüştü. Orman Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmalarda yanan alandan zarar görmüş ağaçlar sahadan toplandı akabinde ağaçlandırma çalışmaları yapılmaya başlandı. 5 bin hektarlık alanda doğal gençleştirme yani yanan ağaçların kozalaklarından düşen tohumlardan çimlendirme yöntemi uygulandı. 630 hektarlık alanda suni gençleştirme, araziyi hazır duruma getirerek tohum serpme ve fidan dikim yöntemi uygulandı. 393 hektarlık bölümde iyileştirme çalışması yani arazinin toprak hazırlığını yapmadan tohum serpme yöntemi uygulandı. Kalan 3 bin 19 hektarlık alanda ise aşırı kayalık ve eğilimli arazi yapısı sebebiyle ağaçlandırma çalışması yapılamadı ancak tohum takviyesi yapılarak doğa kendi halinde büyümeye bırakıldı. Bir yıl sonra yaşanan bir diğer büyük yangın olan Bördübet koyu yangını 21 Haziran 2022 tarihinde başlayıp 25 Haziran tarihinde tamamen kontrol altına alındı. 4 gün devam eden yangında 4 bin 392 hektar alan zarar gördü. 930 Hektarlık alanda doğal gençleştirme, 2 bin 630 hektarlık alanda suni gençleştirme, 600 hektarlık alanda fidan dikim yöntemiyle ağaçlandırma ve 232 hektarlık alan aşırı kayalık ve eğimli arazi olması sebebiyle tohum takviyesi ile doğal ağaçlandırma çalışması gerçekleştirildi” denildi.
Yanık alanlara dikilen fidanların dipleri özellikle bahar aylarında orman işçileri tarafından temizleniyor
Büyük orman yangın felaketlerinin ardından, ağaçlandırma çalışmalarına, orman işçileri fidanların diplerini açma işlemi uygulayarak fidanların daha sağlıklı büyümesini sağlamak için hummalı bir çalışma sergiliyorlar. Marmaris’e farklı mahallelerden gelerek fidan dibi temizlemesi yapan işçiler, “Fidanların altlarındaki yabani otları temizleyerek, daha sağlıklı şekilde büyümesi için çalışıyoruz” diyerek tüm alanda bu çalışmayı yapacaklarını söylediler.
“İlk milli ağaçlandırma gününden itibaren yüzbinlerce fidan ve milyonlarca tohum toprakla buluştu”
Muğla Orman Bölge Müdür yardımcısı Adnan Güller devam eden çalışmalar hakkında yaptığı açıklamada, “2021 yılında burada 9 bin hektar civarında bir alanımız yandı. Yangının ardından Orman İşletme Müdürlüğümüzce öncelikle yanan ağaçlarımızı araziden temizledik. Temizledikten sonra teraslama çalışması gerçekleştirdik. 11.11.2021 tarihinde ilk fidanı diktik. Daha sonra önceliğimiz doğal gençleştirme, yani ağaçların kendi tohumlarını dökmesi sonucu çimlenmesi ile elde ettiğimiz fidanlarla bu sahaya yayma çalışması gerçekleştirdik. Öncelikle doğal gençleştirme çalışmaları yaptık, rehabilitasyon çalışmaları yaptık. Çok az bir yerde de suni gençleştirme dediğimiz fidan dikimimiz var. Diktiğimiz fidanlar da mavi servi, kara servi, zakkum, Kıbrıs, Akasya. 500 bin adet fidan diktik. Ama bunun dışında milyonlarca tohum ekme planlarımız var” dedi.
“Yanan alanların imara açılması söz konuş değil”
Muğla Orman Bölge Müdür Yardımcısı Adnan Güller, yanan alanlar imara açılacak mı sorusuna ise, “Kesinlikle öyle bir şey olamaz. Ormanlarımız Anayasamızın 169. maddesi kapsamında koruma altındadır. En ufak bir metrekare alan bile yapılaşmaya ya da bir başka kişinin kullanımına açılma imkanı yoktur” dedi. – MUĞLA
]]>“Sakin şehir” ünvanıyla ulusal ve uluslararası alanda tanınan ilçenin en önemli turizm destinasyon merkezi konumundaki Karagöl-Sahara Milli Parkı ve çevresindeki ladin ağaçlarının hızla kurumaya başlaması üzerine Doğa Koruma Milli Parklar Artvin Şube Müdürlüğü ve Artvin Orman Bölge Müdürlüğü ekiplerince çalışma yürütülüyor.
Yapılan incelemelerde kurumalara iklim değişikliğine bağlı nedenlerle popülasyonu artan sekiz dişli kabuk böceğinin neden olduğu tespit edildi.
Ağaçlarda hızla artan kurumanın önüne geçebilmek için ilk etapta mekanik mücadeleyle böcekli ağaçların alandan çıkartılması işlemine başlandı.
Artvin Orman Bölge Müdürü Mimar Sinan Özkaya, AA muhabirine, son yıllarda iklim değişikliğine bağlı artan sıcaklıkla böcek zararlılarında da yoğun artış olduğunu söyledi.
Şavşat’ta 576 hektar alanda yaklaşık 14 bin ağacın böceklerin etkisiyle zarar gördüğünü kaydeden Özkaya, “Müdahale edilmez ise çevredeki tüm ladin ormanları risk altındadır, zarar görecektir.” dedi.
Orman zararlısı böceğe karşı mekanik mücadele çalışması yürüttüklerini kaydeden Özkaya, “Mekanik mücadelemizi, biyolojik ve biyoteknik yöntemlerle de destekleyerek sekiz dişli ladin kabuk böceğini doğal denge sınırına çekerek zararı minimum seviyede tutmayı amaçlıyoruz.” diye konuştu.
Suya ulaşamayan ağaç strese giriyor
Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Toprak İlmi ve Ekoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın Tüfekçioğlu da dünya genelinde sıcaklık artışı ve iklim değişikliğinin ladin ormanlarında kurumalara neden olduğunu söyledi.
Kurumaların nedeninin, artan sıcaklıkla beraber ağaçların strese girmesi ve neticesinde savunmalarının zayıf düşmesiyle böcekler tarafından zarar görmeleri olduğunu aktaran Tüfekçioğlu, Kanada, Avrupa, Rusya ve Türkiye’deki ladin ormanlarında bu durumun sıklıkla görüldüğünü dile getirdi.
Tüfekçioğlu, “Burada biraz daha fazla gözükmesinin nedeni topraktaki killi yapı. Killi yapı kök sisteminin gelişmesini engelliyor. Ağaç derindeki suyu alamıyor, daha çok strese giriyor. Ayrıca milli park olduğu için ağaçların sıkışık bir yapısı var. Sıkışık yapıdan dolayı da artan bir stres söz konusu. Bu nedenle burada biz daha fazla kuruma gördük.” dedi.
Bölgedeki ladin ağaçlarının tamamen kuruyup yok olma riski ile karşı karşıya olduğuna dikkati çeken Tüfekçioğlu, şunları kaydetti:
“14 bin ağaç kurmuş bu çok ciddi bir rakam. Eğer müdahale edilmez ve bu kuruyan ağaçlar bölgeden çıkartılmazsa milli parktaki bütün ağaçların kaybedilme riski söz konusu. Aynı zamanda diğer ormanlara da sıçrayabilir. Kabuk böcek zararını dumansız yangın olarak görüyoruz. Bundan dolayı muhakkak müdahale edilerek, böceğin daha fazla alanda ağaç kurutmasının önüne geçilmesi gerekiyor.”
Böcekli ağaçların alandan çıkartılmaması halinde daha fazla ağacın kuruyacağının altını çizen Tüfekçioğlu, bütün ağaçların kuruması halinde milli parkın bir anlamının kaymayacağını dile getirdi.
Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Orman Entomolojisi ve Koruma Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Temel Göktürk de Sahara-Karagöl Milli Parkı’ndaki ladin ağaçlarının iklim değişikliği nedeniyle sekiz ve on iki dişli kabuk böceğinin tehdidi altında olduğuna işaret etti.
Göktürk, “Bu böcekler son bir yılda korkunç derecede kurumalara neden olmuştur. Yaklaşık 18 bin 800 metreküp ağacın alanda kuruduğu tespit edilmiştir. Bu bölgede bu iki zararlı türün oldukça fazla kuruma yapması sonraki yıllarda zararın katlanarak artacağı anlamına gelmektedir. Nisan başında bir tane olan böcek, çoğalarak ekim ayında yaklaşık 1400 böceğe ulaşmaktadır.” dedi.
Mücadelede mekanik, biyolojik ve biyoteknik yöntemin birlikte yürütülmesinin önemine vurgu yapan Göktürk, şunları kaydetti:
“Mekanik yöntemle böcekli kuru ağaçlar ivedilikle ormandan çıkartılarak kabukları soyulmalı ve kabuğun altındaki böcekler bir şekilde ölmelidir. Biyoteknik mücadele olarak ‘Feromon’ tuzakları ağaçlara asılmalı ve bu tuzaklara düşen böceklerin imha edilmesi gerekiyor. Biyolojik mücadele kapsamında da bu iki türün yırtıcısı olan türün laboratuvarda üretilerek alana salınması lazım. Bu üç yöntem birlikte kullanıldığı takdirde burada meydana gelen böcek salgını önümüzdeki yıllarda diğer alanlara yayılmayacaktır.”
]]>Mersin Şehir Hastanesinin Sağlıklı Yaş Alma Merkezi tarafından hastaların sosyal aktivitelere katılması, bazı alışkanlıklar kazanması ve sosyal ilişkilerini geliştirmeleri amacıyla ‘çınarlarımızdan geleceğe bir fidan’ sloganıyla etkinlik düzenlendi. Hastane bahçesinde bir araya gelen yaşlılar, görevlilerin de yardımıyla getirilen fidanları kazılan çukurlara dikerek suladı. Renkli görüntülerin oluştuğu etkinlikte yaşlılar, yanlarında getirdikleri yiyecekleri de birbirlerine ikram etti.
Sağlıklı Yaş Alma Merkezinde görevli İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Ercüment Öztürk, merkezde 80 yaş üstü hastalara hizmet verdiklerini söyledi. Özellikle belli yaştan sonra yaşlanmayla beraber çıkan bazı sağlık problemleri ve sağlık durumlarıyla özel ilgilenmek gerektiğini ifade eden Öztürk, “Bizim branşımız da bu alanla ilgileniyor. Hastalarımızın sadece sağlıklarıyla değil, onların sosyal ilişkileriyle de sosyal aktiviteleriyle, alışkanlıklar kazanması yönüyle de ilgileniyoruz” dedi.
Etkinliği 18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında düzenlediklerini dile getiren Öztürk, şöyle devam etti:
“Hastalarımızın yaşam merkezleriyle olan, hastaneyle olan, bizlerle olan bağlarını, aidiyetlerini kuvvetlendirmek için bir ağaç dikme etkinliği düzenledik. Böylece her hastamızın bir ağaca sahip olmasını istedik. İsimlerini künye olarak bu ağaçlara vereceğiz. Böylece hastaneyle, doktorlarıyla, hekimleriyle ve kendileriyle ilgilenen sağlık çalışanlarıyla bağlarını daha da güçlendirecek, kendilerini daha da yakın hissedecekler.”
“Yaşlılar için fiziksel bir aktivite oldu”
Başhekim Yardımcısı İbrahim Yimsek de etkinlikle insanlara dokunduklarını söyledi. Etkinlikle onları daha sosyal varlık yapmayı amaçladıklarına işaret eden Yimsek, “Hastalarımıza değişik etkinlikler düzenleyerek onların sosyal bir varlık olduğunu tekrar hatırlatmak, onları ruh bütünlüğü haline sokmak için de bir çabamız var. An itibariyle hastalarımızda bu enerjiyi görmeye başladık. İlk buraya geldiklerinde biraz bezginlerdi ama bugün ağaçlar dikilirken onların ne kadar enerjik olduklarını, ne kadar yaşama sarıldıklarını görmek bizi mutlu etti” diye konuştu.
“Burayı onlar için hobi bahçesi haline getirmeyi hedefliyoruz”
Gerentolog Ali Tanık, etkinlikle hem temiz hava aldıklarını, hem de bağlarını güçlendirdiklerini dile getirerek, “Merkeze gelen büyüklerimizle aile olmayı başardık. Bizler için değerliler. Burayı ileride hobi bahçesi haline getirmeyi, onların istedikleri zaman vakit geçirecekleri alan oluşturmayı hedefledik” şeklinde konuştu.
Gerentolog Meltem Sungur da, ‘Çınarlarımızdan Geleceğe Fidan’ etkinliğiyle hem doğaya hem de gelecek nesillere bir fayda olmayı amaçladıklarını ifade etti. Etkinliğin aynı zamanda yaşlılar için fiziksel bir aktivite de olduğunu vurgulayan Sungur, “Onlar sosyalleşerek geleceğe güzel bir miras bırakmış oldular. Bunun mutluluğunu yaşadılar, onların mutluluğun görmek bizleri de mutlu ediyor” dedi.
“İnşallah güzel bir ağaç olur, herkes meyvelerinden yer, dua eder”
Etkinliğe katılan hastalardan 81 yaşındaki Ayben Özek, etkinlikten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Aile doktorunun tavsiyesi üzerine merkeze başvurduğunu aktaran Özek, “Doktorum bana 80 yaş üzerini muayene ettiklerini, çok güzel baktıklarını söyledi bana. Ben de buraya geldim. Hepsini çok sevdim, hepsini çok beğendim ve beni muayene ettiler. Şimdi yine muayeneye geldim, ‘hem de ağaç dikelim’ denildi. Onlara yardıma geldim. Bir ağaç diktim. İnşallah güzel bir ağaç olur, herkes meyvelerinden yer, dua eder” ifadelerini kullandı.
Elif Bozkurt da merkez ile 3 ay önce tanıştığını belirterek, “Biz onlardan çok memnun kaldık. Onlar bize bugün ağaç dikmeyi layık gördüler. Biz de onlara katıldık. Hocalarımızla beraber kendi adımıza bu ağaçları diktiğimiz için çok sevindik. İnşallah güzel yaşamlarımız olur, uzun ömürler olur, sağlığımız yerinde olur” şeklinde konuştu. – MERSİN
]]>Taklacı, AA muhabirine, mobilya ve ağaç işleri sektörünün, Cumhuriyet’in 100. yılında geldiği nokta ve hedeflerine ilişkin değerlendirmede bulundu.
Tarihin ilk mobilyalarının, taştan yapılan oturma grupları olarak Çatalhöyük’te bulunduğunu hatırlatan Taklacı, medeniyetin beşiği Anadolu’da milattan önce başlayan serüvenin, son 100 yılda büyük bir endüstri haline geldiğini söyledi.
Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde özellikle İstanbul, Kahramanmaraş, Eskişehir gibi illerde yoğun şekilde sandık, rahle, sedir ve divan üretildiğini anlatan Taklacı, daha sonra ülkeye batıdan gelen sandalye, yemek masası ve vitrin gibi eşyaların evlerde yer almaya başladığını dile getirdi.
Talebin artmasıyla, yerli üretim ihtiyacının doğduğuna işaret eden Taklacı, “Başkentte 1960’lı yıllarda Siteler Sanayi Sitesi’nin kurulmasıyla, makineleşme gelişti, yeni modellerin tasarlanmasına ve yapılmasına başlandı. Günümüze kadar uzanan Türk mobilya endüstri serüveni, bugün dünya mobilya devleriyle yarışacak konumda.” diye konuştu.
Taklacı, mobilya sektöründe özellikle son 15-20 yıllık süreçte küçük ölçekli işletmelerin yanı sıra orta ve büyük ölçekli işletmelerin sayısının da arttığına dikkati çekerek, sektörde yaklaşık 380 bin kişiye istihdam sağlayan 38 binin üzerinde firma bulunduğunu bildirdi.
“Türkiye, mobilya ihracatında sınırları aşıyor”
Taklacı, 2000 yılında 379 milyon dolar ve sayılı ülkelerle sınırlı olan ağaç ve orman mamulleri ihracatının, 2010 yılında 2,9 milyar dolara yükseldiğini belirterek, “2023 yılında 7,3 milyar dolara ulaşan ağaç ve orman mamulleri ihracatımız, zaman zaman aşağı yönlü hareket etse de 23 yıl içinde büyük bir büyüme göstermiştir.” ifadesini kullandı.
Taklacı, bu yıl en çok ihracatın sırasıyla Irak, Almanya, Fransa, Romanya, İsrail, Libya, Birleşik Krallık, Hollanda ve Suudi Arabistan’a yapıldığını bildirdi.
Mobilya sektörünün Kovid-19 salgınını da avantaja çevirdiğini anlatan Taklacı, ABD, Avustralya, Polonya ve Portekiz gibi ülkelerin de ihracat listesine eklendiğini belirtti.
Küresel mobilya sektörünün 2026 yılına kadar yıllık ortalama yüzde 8,2 büyümesinin, ekonomik büyüklüğünün de 940 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini dile getiren Taklacı, Türkiye’de ise 2030 yılına kadar yıllık ortalama yüzde 10 büyümenin, ekonomik büyüklüğün de 29 milyar dolar seviyelerine ulaşmasının hedeflendiğini vurguladı.
“Mobilya ihracatında el işçiliği öne çıkıyor”
Taklacı, mobilya ve ağaç mamulleri sektöründe yüzde 88 seviyelerindeki yerlilik oranının, aydınlatma, elektronik, metalden plastikten hırdavat ve kimyasalların üretimine hız verilmesi halinde yüzde 99’a ulaşabileceğini söyledi.
Türkiye’de mobilyada kilogram başına ihracat ortalamasının 2,74 dolar olduğunu anlatan Taklacı, Ankara ve Adana gibi el işçiliğinin yoğun olduğu illerde veya proje dekorasyon işlerinde kilogram başına tutarın 10 dolara kadar çıktığına dikkati çekti. Katma değerli ürün üreterek, bu tutarları daha da yükseltmenin mümkün olduğunun altını çizen Taklacı, ayrıca ülkenin lojistik konumunun da ihracat başarısı açısından firmalar için büyük şans olduğunu dile getirdi.
İhracatta dünyada ilk 10’da bulunan Türk mobilya üreticilerine çok güvendiğini ifade eden Taklacı, gerekli imkan ve destekler sağlandığı takdirde, sektörün gelecek 10 yılda ilk etapta el işçiliği mobilya üretiminde, sonrasında da tüm türdeki mobilya üretiminde dünyada ilk 3’e girebileceğini sözlerine ekledi.
]]>