Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 1. sınıfta okuyan 23 yaşındaki Abu Taher, 2012’de ülkesinde yengesinin de vefat ettiği trafik kazasında kafatası ve sol bacağında kırıklar oluştu.
Özel ve devlet hastanelerinde tedavi gören Taher’e ülkesindeki doktorlar bacağının kesilmesini ve protez takılmasını önerdi.
Umudunu kaybeden Taher, yaklaşık 5 ay önce üniversite eğitimi için geldiği kentte tavsiye üzerine Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalından Doç. Dr. Çağatay Engin’e başvurdu.
Tetkiklerde sol bacağında diğerine göre 5 santim kısalık, kemiklerde kaynamama ve dizilim bozukluğu tespit edilen Taher, Engin ve ekibince ameliyata alındı.
Operasyonda bacakta canlılığını kaybeden kemikler alınıp uzaklaştırıldıktan sonra bilgisayar destekli “ilizarov sirküler fiksatör” ile kırıklar uç uca getirildi.
70 gün süren tedavinin ardından sol bacağı, sağ ile eşit seviyeye getirilen ve yanlış kaynayan kemikleri düzeltilen Taher, topallayarak yürümekten ve bacağını kaybetmekten kurtuldu.
Tedavi sürecini AA muhabirine anlatan Doç. Dr. Engin, uzvun kaybedilme ihtimalini anlatıp hastayı ameliyat ettiklerini belirterek, “Kısalık ve kaynamayan kemiklerden dolayı yürüyüşü çok kötüydü. Bilgisayar destekli ilizarov sistemlerini kullanarak, cansız olan, artık kaynama beklemediğimiz kemikleri çıkardık. Çıkardığımız kemikle oluşan kısalığı ve deformiteyi uzatıp, düzelterek sonuca ulaşmaya hedefledik.” dedi.
Engin, hastayı bilgisayar destekli çivi üzerinden uzatma yöntemiyle ameliyat ettiklerini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Bacağın üst bölümünden küçük kesilerle kemiği 7 santim uzattık, üst tarafta kemik oluştu, alt kısımlarda ise kemiklerin kaynamasını bekliyoruz. Bu tip hastalarda ciddi cilt sorunları yaşıyoruz. Ülkesinde bacağın kesilip protez kullanmasını önermişler, bunu rafa kaldırıp tedavi ettik.”
“7 santim için yaklaşık 70 günlük uzatma süreci oldu”
Bu tedavilerde ameliyat kadar sonraki sürecin de önemli olduğunu aktaran Engin, 3 yıl önce kırılan ve kaynamayan kemikler nedeniyle tedavinin uzun sürdüğünü dile getirdi.
Engin, kemiği tek seferde 7 santim uzatmanın mümkün olmadığını belirterek, “Günde 1 milim, kemiği 4 eşit parçaya bölüp açarak uzatma tekniği kullandık. 7 santim için yaklaşık 70 günlük uzatma süreci oldu. Daha sonra kemiğin iyileşme ve yeniden şekillenme dönemi geliyor ki bu dönemde Taher artık basıp yürüyor. Şu an boy farkını yendi, koltuk değneğiyle geziyor.” diye konuştu.
Engin, kaynama tamamen gerçekleştikten sonra Taher’in bacağındaki cihazdan da kurutulacağını sözlerine ekledi.
“Bacağım kısaldığı için dengesiz yürüyordum”
Bangladeşli Taher de trafik kazasından sonra doktorların tedavide önceliği başındaki kırıklara verdiğini, bacağındaki kırıkların zamanla kaynamayıp daha kötüye gittiğini ifade etti.
Doç. Dr. Engin ile konuştuktan sonra normal yürümek için umutlandığını anlatan Taher, şöyle konuştu:
“Ülkemde doktorlar bacağımı kesip protez takılacağını söylemişti, özel hastanelerde tedavi gördüm ama sonuç alamadık, kırılan kemikler de kaynamadı. Bacağım kısaldığı için dengesiz yürüyordum. Çağatay hocamın verdiği umutlara güvendim, ameliyat başarılı geçti. Bacağımın eskisi gibi olacağından çok mutluyum. Çağatay hocamdan Allah razı olsun, ona minnettarım, bacağımı kesilmekten kurtardı.”
Taher, ailesinin yanında olmamasına rağmen tedavi sürecinde desteklerini esirgemeyen Dr. Engin’in yanı sıra hastanedeki sağlık personeli ve Türk arkadaşlarına teşekkür etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SAMSUN’un Atakum ilçesinde karın ve kol germe ameliyatı sonrası vücudunda izler kaldığını belirten Y.Ş. (62), estetik merkezi sahibi Doktor H.A. (63) ve 4 çalışanından şikayetçi oldu. Y.Ş. ifadesinde, “Merkezin sahibi Doktor H.A. ile görüştüm. Kendisi bana komplikasyon oluştuğunu, ameliyatın başarısız olduğunu, paramı da iade edeceklerini söyledi. Bana 200 bin liramı verdiler ama 100 bin liramı vermediler” dedi. Doktor H.A. ise ifadesinde, “Maddi sıkıntılarının olduğunu söyleyince, ameliyatta hata yok ama karın germe parasını geri alabilirsin dedim” diye konuştu.
Atakum ilçesinde Y.Ş., 30 Eylül’de özel bir estetik merkezinde kol ve karın germe ameliyatı oldu. Tedavi gördükten sonra ameliyat olduğu bölgede dikiş izi kalan Y.Ş., 20 Kasım’da tekrar estetik merkezine gitti. Buradan da bir sonuç alamayan Y.Ş., son olarak polise şikayette bulundu. Y.Ş. verdiği ifadede, “Ameliyattan önce 300 bin liralık parayı elden muhasebeciye verdim. Bana 10 bin liralık fiş kestiler. Ameliyat sonrası 15 gün burada kaldım. Yarayı beslemek için bir alet koydular ve çıkarttılar. Her gün pansuman yaptım, yaram açıktı. Sonrasında merkezin sahibi Doktor H.A. ile görüştüm. ‘Karnımda yamuk bir dikiş var, aynı zamanda iz kaldı’ dedim. Kendisi bana komplikasyon oluştuğunu, ameliyatın başarısız olduğunu, paramı da iade edeceklerini söyledi. Muhasebeye gittim, kendilerinin hazırladığı ibraname ve feragatnameyi imzalamam gerektiğini söylendi. Paramı almadan imzalamayacağımı söyleyince, ‘İmzalamazsan hiç alamazsın 200 bin liranı vereceğiz’ dediler. İmzaladım, bana 200 bin liramı verdiler ama 100 bin liramı vermediler” diyerek estetik merkezinin sahibi Doktor H.A. ile çalışan 4 kişi hakkında şikayette bulundu.
‘200 BİN LİRAYI GERİ ALABİLİRSİN DEDİM’
H.A. ise verdiği ifadede, “Ameliyattan sonra yarada açılma oldu. Pansumanlar yapıp, takip ettik. Buna devam ederken Y.Ş., İstanbul’a gitmesi gerektiğini söyleyip, gitti. 15 gün sonra ise tekrar geldi. Yarasına küçük bir operasyon yaptım sonra da yarasını kapattım. Aradan 1 yıl geçtikten sonra yarada izler olursa gerekeni yapacağımı söyledim. Maddi sıkıntılarının olduğunu söyleyince, ameliyatta hata yok ama karın germe parasını geri alabilirsin dedim. Muhasebecim 200 bin lirayı ona teslim etti. Y.Ş., 300 bin lira istemiş. Kol germe ameliyatıyla ilgili sorun olmadığından 100 bin lirayı ödememiş. Üzerime atılan suçlamaları kabul etmiyorum” dedi.
Soruşturma sürüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ekim 2023’te glioblastoma teşhisi konan Miller, ameliyat sonrası yaşadıklarını şöyle anlattı: “Ameliyatta uyanık kalmayı ben seçtim. Doktorlar sol tarafımı nasıl kullandığımı sorduğunda gitar çaldığımı söyledim. Ameliyat sırasında beni uyandırıp gitar çalmamı istediler. Bildiğim şarkıları çalamadım ama akorları çalabildim.”
Miller, hastalığına rağmen kilise korosundaki çalışmalarına devam ediyor. “İlginç bir durum yaşıyorum. Konuşurken zorlanıyorum ama şarkı söylerken hiç sorun yaşamıyorum” diyen Miller, üç ayda bir kontrole gidiyor.
Ameliyatının yıldönümünde anlamlı bir kampanya başlatan Miller, beyin tümörü araştırmalarına destek için bir ayda 159 kilometre yürümeyi hedefliyor. Şimdiye kadar 27 bin TL değerinde bağış toplayan Miller, “Ehliyetimi bırakmak zorunda kaldım ama yürüyebiliyorum. Bu kampanyayla umut olmak istiyorum” dedi.



Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Theresia, toplam 128.000 sterlin harcayarak bir dizi acı verici ameliyat geçirdi. Bu ameliyatlarda bacak kemikleri kesilip metal çubuklarla donatıldı. Sonuç olarak, boyunu 1.70 metreden 1.84 metreye çıkardı.
Ameliyatlar 2016’da başladı ve 2022’de devam etti. Her ameliyatta bacak kemikleri biraz daha uzatıldı. Son olarak Haziran ayında, büyümeyi sağlayan metal çubuklar çıkarıldı.
Theresia şimdi eski sevgilisinden ayrılmış durumda ve yeni partneri Stefan ile mutlu. Eski ilişkisini “küçülme ve boyun eğme” olarak tanımlıyor ve şimdiki ilişkisinin daha sağlıklı olduğunu söylüyor.
Model, yeni uzun bacaklarıyla geçen hafta Hamburg’da bir galada boy gösterdi. Boyunun avantajlarından bahsederken, özellikle yeni partnerinin bundan memnun olduğunu vurguladı.
Theresia, artık eski sevgilisinin isteklerinden kurtulduğunu ve kendi hayatını yaşadığını belirtiyor. Gelecekte modellik kariyerine devam etmeyi ve aile kurmayı planlıyor.




Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MAKASLA ŞEYTAN TIRNAĞINI KESMEYE ÇALIŞTI
Rusya’da yaşayan Çeçenistan uyruklu 10 yaşındaki Umisha Lakhieva, parmağındaki şeytan tırnağı uzayınca kaşımaya başladı. Küçük çocuk bir süre sonra makasla şeytan tırnağını kendisi kesmeye çalışsa da parmağının enfeksiyon kapmasını önleyemedi. Basit bir sorun gibi gözükmesi nedeniyle ailesi ve kendisinin ihmal ettiği sorun zamanla büyüdü.
Küçük hastanın parmağı 3 gün içinde hızla şişmeye başladı. Hastanın şikâyetleri 1 haftalık sürede geçmeyip akıntı ve siyahlaşma da başlayınca Lakhieva ailesi, acil olarak Rusya’da bir hastaneye başvurdu. 4. sınıf öğrencisi olan Umisha için hekimler ilaç tedavisine başladı. İlaç tedavisine rağmen küçük kızın parmağında iyileşme yaşanmadı, hatta zaman geçtikçe durum daha da kötüleşti. Parmaktaki ölü dokunun tamamen eli sararak enfeksiyonun tüm vücuda yayılmasından korkan Rus doktorlar, aileye parmağın kesilmesi önerisinde bulundu. Bu öneri karşısında şoke olan aile, küçük kızlarının tedavisi için Türkiye’ye gelme kararı aldı.

1 AY HASTANEDE GÖZLEM ALTINDA KALDI
İstanbul’da bir özel hastaneye başvuran küçük Umisha’nın önce parmağındaki ölü deri temizlendi, ardından bu dokular kesilerek flep yapıldı. 4 saat süren bir ameliyata alınan hastanın parmağı, Türk hekimlerin 1 ay süren başarılı tedavisiyle kurtarıldı.
Hastanın tedavi süreci ile ilgili bilgi veren Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Prof. Dr. Yakup Çil, ameliyat kararı aldıklarında parmağın rengi tamamen siyaha dönmüş olduğunun altını çizdi.
Parmağın kurtarılma ihtimalinin çok zor olduğunu aileye anlatarak yola çıktıklarını belirten Prof. Dr. Çil, şu açıklamalarda bulundu:
“Hastamıza kasık bölgesinden damarı ile birlikte kaldırılan, ‘kasık flapi’ adı verilen bir işlem gerçekleştirdik. Özellikli dokuları ilgili bölgeye getirebilmek için mikroskop altında bir işlem uyguladık. Ameliyat 4 saat sürdü. Parmaktaki ölü dokular temizlendikten sonra, kasıktaki damarlı doku getirildi. Böylece hem o bölgenin kanlanmasını daha iyi hale getirdik hem de parmağın canlılığını (yumuşak doku örtüsünü) sağlayarak parmağı kurtarmaya çalıştık. Ameliyat sonrasında herhangi bir komplikasyon gözlemlemedik. Hastamız hastanemizde 1 ay gözlem altında kaldı. Kontrollerde aktarılan dokunun yaşadığı ve başarılı olduğu görüldü.”
“EKSTRA DENEYİM GEREKTİREN BİR AMELİYAT YAPTIK”
Hastasına ülkesine döndükten sonra parmak hareketlerine devam etmesini söylediklerini ifade eden Prof. Dr. Çil, “10 yaşındaki hastamızın söylediklerimizi harfiyen yapması için ailesi ile hep temas halinde olduk. Yara iyileşmesi tamamlandı ve artık parmak kesilme tehlikesinden kurtuldu. Ufak gibi gözüken şeytan tırnağından oluşan enfeksiyonun çocuğun tamamen parmağının kesilmesine yol açmasını ve hatta vücuda yayılmasını önledik. Bundan sonraki süreçte hastamız takibimizde olacak. Parmağın gelişimi ve büyümesi devam ediyor.
Bu gerçekleştirdiğimiz ameliyat, mikrocerrahi gerektiren özellikli bir ameliyat. Böyle bir ameliyatı çocuk hastaya yapmak ekstra tecrübe ve yetenek gerektiriyor. Hastanenin de donanımlı olması ve olası komplikasyonlara karşı hastanede ilgili tüm branşların hizmette olması gerekmektedir” şeklinde konuştu.
“PARMAĞIM KESİLECEK DİYE ÇOK KORKTUM”
Tedavi sürecinde yaşadıklarını anlatan Umisha Lakhieva ise “Şeytan tırnağına yaptığım küçük müdahale neredeyse beni parmağımdan ediyordu. Hatta o enfeksiyon vücuduma yayılsaydı, belki de daha kötü sonuçlar doğurup sağlığımı tehdit edecekti. Parmağım kesilecek diye çok korktum. Morarmış halini gördükçe çok üzüldüm. Hekimlerin uzun uğraş ve emekleri sonucunda parmağım düzeldi. Çok mutluyum. Yakup Hoca’yı bulduğumuz için kendimi çok şanslı hissediyorum” ifadelerini kullandı.
“ŞİMDİ SIRADA ESTETİK AMELİYAT VAR”
Hastanede 1 ay kaldıklarını ancak sonunda kızlarının parmağının kurtarılması nedeniyle çok mutlu oldukların dile getiren hastanın annesi Zarema Lakhieva ise “Eğer hastanede yapılan müdahale olmasaydı, çocuğumun parmağı kesilmek zorunda olacaktı. Şimdi parmağı kurtarıldı, sırada parmağın düzgün gözükmesi için estetik ameliyat var” dedi.
]]>Büyükşehir Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, geçirdiği kaza sonucu kalça kemiğini sakatlayan ve tedavi sürecinde felç geçiren Cevdet Gülal, yatağa bağımlı hale geldi. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığına bağlı ‘Evde Sağlık ve Bakım Hizmetleri’ne ‘Alo 185’ hattı üzerinden başvuran Gülal, 6 ay gibi kısa bir sürede tekrar adım atmaya başladı. Belediyenin profesyonel sağlık ekibi ile sağlığına kavuşma yolunda hızla ilerleyen Gülal, sağlığına tamamen kavuşabilmek için fizyoterapistlerin önerdiği egzersizleri de gün içinde eksiksiz yapıyor.
“Hasta üzerindeki hedefimiz, tek başına hareket edebilir hale gelmesi”
Büyükşehir Belediyesi Evde Sağlık ve Bakım Biriminde fizyoterapist olarak görev yapan Deniz Bahar İnal, Cevdet Gülal’ın kalça ameliyatı olduktan sonra hareket kabiliyetinin hiç kalmadığını belirterek, “Cevdet Amcamızı tedavi etmeye gelmeden önce, kendisi kalça ameliyatı olmuş ve ameliyat sonrasında inme geçirmiş” dedi. Tedaviye ilk başladıklarında Cevdet Gülal’ın yatağa bağımlı bir şekilde yaşadığını aktaran İnal, “Biz tedaviye ilk başladığımızda Cevdet Amca yürüyemiyor ve oturamıyordu. Kasları da çok güçsüzleşmişti. Ayrıca şekere bağlı olarak, yüzde 94 görme kaybı vardı. Biz tedaviye bu şekilde başladık” diye konuştu.
Fizik tedavi programına başladıktan 3 ay sonra Cevdet Gülal’ın gelişme kaydettiğini ve yürüteç desteği ile yürümeye başladığını söyleyen İnal, “Eşinin desteği ile tuvalete gidebiliyor, banyo yapabiliyor ve balkonda oturabiliyor. Bizim hedefimiz tek başına yürümesi, merdiven inip çıkması, aşağıda gezmesi. Böyle olana kadar da tedavimizi devam ettireceğiz” diyerek, hastaların tedavi sürecinde ulaşabildikleri en iyi hedefe kadar onların yanında olduklarını ifade etti.
“Mersin’de ihtiyaç duyan her vatandaşımızın bizi araması yeterli”
Tedavi sürecinde uyguladıkları program biçiminden de bahseden İnal, “Hastanın eklem hareket açıklığına yönelik; germe ve güçlendirme egzersizlerinin yanı sıra, herhangi bir problemi yoksa elektro terapi uygulaması yapıyoruz. Hastayı yürütüyor ve denge çalışıyoruz” dedi. Mersin sınırları içerisinde ihtiyaç duyan her vatandaşa hizmet götürdüklerini ve bunun için kendilerine ulaşmalarının yeterli olduğunu belirten İnal, “İhtiyacı olan her vatandaşımız ‘Alo 185 Teksin’ uygulaması üzerinden veya ‘0324 223 4242’ numaralı hattan arayıp bizlere ulaşabilir” diye konuştu.
“Fizik tedavinin çok faydasını gördüm”
Cevdet Gülal, ameliyat sonrası hiç yürüyemediğini, ancak Büyükşehir Belediyesi ekiplerinden aldığı fizik tedavi hizmeti ile ayağa kalktığını belirterek, “6 ay kadar önce dengemi kaybedip düştüm. Kalça kemiğim 3 yerinden kırıldı ve 25 tane platin takıldı. Ameliyattan sonra da beynime pıhtı attı ve felç geçirdim. Düştüğümde 5 saat yattım, olduğum yerden kaldıramadılar. Hiç yürüyemiyordum, yatakta döndürüyorlardı. 6 aydır Büyükşehir fizyoterapistlerinden tedavi alıyorum” sözlerine yer verdi. Belediyenin Evde Sağlık Hizmetini, etrafındaki insanların tavsiye ettiğini belirten Gülal, “Lavaboya giderken eşim, kızım yardımcı oluyordu. Fizik tedavi öncesi hiç yürüyemiyor ve kımıldayamıyordum. Tedavi sonucu artık kapı önüne çıkıyorum. Çok faydasını gördüm. Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve ekibine sonsuz teşekkür ederim. Fizik tedaviye ihtiyacı olanlara da tavsiye ediyorum” diyerek, normal yaşantısına dönmeyi beklediğini ifade etti. – MERSİN
]]>İstanbul’da yaşayan Hasan Karakök, yaklaşık 2 yıl önce mide bulantısı, kusma ve şiddetli sırt ağrısı şikayetiyle birçok hastaneye başvurdu ancak sonuç alamadı.
Çeşitli tedavi yöntemleri denenen ama şikayetleri süren hasta, internetten yaptığı araştırma sonucu Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesi’ne başvurdu.
Tahlil ve tetkikleri yapılan hastaya, yemek borusunun alt ucundaki kasın gevşememesi nedeniyle yutma güçlüğüne sebep olan akalazya hastalığı tanısı konuldu.
Dünyada 100 binde bir görülen hastalık yüzünden yeme içme güçlüğü çeken Karakök, yapılan tedavinin ardından sağlığına kavuşarak, 2 yıl sonra rahat bir şekilde yiyecek ve içecek tüketmeye başladı.
Hasan Karakök, AA muhabirine, hastalığından dolayı 2 yıldır yeme ve içme problemi yaşadığını, hatta uyuyamadığını söyledi.
Şikayetlerinden kurtulmak için uzun süre araştırma yaptığını anlatan Karakök, Necip Fazıl Şehir Hastanesi’nde tedavi gören hastaların şifa bulduğunu öğrenince kente gelmeye karar verdiğini belirtti.
Ameliyatın ertesi günü rahatlıkla su içebilmenin sevincini yaşadığını ifade eden Karakök, şöyle konuştu:
“Hastalığımın tedavisi için araştırma yapıyordum ve sosyal medyada Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesi’nde ameliyat olan hastaların şifa bulduğunu gördüm. Dünyanın her yerinden insanlar tedavi için buraya geliyor. Kahramanmaraş 1 yıl önce büyük bir deprem yaşadı. Depremzede olmalarına rağmen hemşiresinden doktoruna kadar herkesin özveriyle çalışmaya devam ettiğine şahit oldum. Su boğazımdan geçmiyordu. Yoğurt ve çorbalarla besleniyordum. Ameliyatımın ikinci gününde su içmeye başladım. Doktorumuza ve ekibine teşekkür ediyorum.”
Karakök, ameliyatının ardından rahatlıkla katı yiyecekler de tüketebildiğini dile getirdi.
“Operasyon genellikle 1 veya 1,5 saat sürüyor”
Ameliyatı gerçekleştiren Gastroenterolojik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Bahtiyar Muhammedoğlu da akalazya hastalığının tedavisinin nadir sağlık merkezlerinde gerçekleştirildiğine işaret etti.
Tedavi için son teknolojiyi başarıyla kullandıklarını vurgulayan Muhammedoğlu, yurt içi ve dışından çok sayıda hasta kabul ettiklerini, başarı oranlarının neredeyse yüzde 100 olduğunu kaydetti.
POEM’in dünya genelinde akalazyanın en güncel tedavi yöntemi olduğuna dikkati çeken Muhammedoğlu, şöyle devam etti:
“Endoskopiyle yemek borusuna giriliyor, orada üstteki katmanı koruyarak bir tünel açılıyor. Darlığa sebep olan kaslar kesiliyor ve hastanın yaşadığı sıkıntı tamamen geçmiş oluyor. Operasyon genellikle 1 veya 1,5 saat sürüyor. Bu hastalıkla yaşayan hastalar için mesafe değil, sağlık önemli. Bu özellikli ameliyatlar hastanemizde dünya standartlarıyla rekabet edecek şekilde yapılıyor. Son yıllarda 2 binden fazla hastamızı laparoskopik cerrahi yöntemiyle sağlığına kavuşturduk. Özellikle endoskopik tedavi yöntemiyle 150’ye yakın akalazya hastasına POEM işlemi yaptık. Her hafta 2-3 akalazya hastasını tedavi etmekteyiz ki dünyada en büyük merkezlerde bile bu kadar rakam yok. Depremden sonra devletimizin kentimize, hastanemize sağladığı imkanları kullanarak hastalarımıza üst düzey hizmet veriyoruz.”
]]>Doğubayazıt ilçesi Suluçam köyünde yaşayan 87 yaşındaki Zübeyde Kaya, 3 ay önce aşırı kilo kaybı ve dışkı yapamama gibi şikayetlerle başvurduğu çeşitli hastanelerin ardından yatalak halde Erzurum Şehir Hastanesinden cerrahi onkolog Hamdi Sakarya’ya getirildi.
Tetkiklerde, karın bölgesindeki tümörün ince bağırsak, yumurtalık ve karın içi zarlarına yayıldığını, aynı zamanda sağ bacağa giden ana sinirlerin de tamamını sardığı tespit edilen Kaya, Sakarya ve ekibince ameliyata alındı.
Ameliyatta safra kesesiyle bağırsaklarının bir kısmı alınan, tümörün yayıldığı dokular karın bölgesinden temizlenen Kaya, başarılı ameliyatın ardından yoğun bakıma alındı.
“Bir deri bir kemik” geldiği hastanede, 33’ten 39 kiloya çıkan ve bir ay sonra normal serviste takibe alınan Kaya’nın, yeme ve içmesi düzeldi, çoklu organ tutulumlu kalın bağırsak kanserinden kurtuldu.
“Tümör, karın duvarındaki kasları ve bacağına giden femoral sinirleri sarmıştı”
Cerrahi Onkoloji Kliniği Şefi Sakarya, AA muhabirine, hastayı incelemelerinde, ileri evre kanserin, ince bağırsak ve yumurtalıklara sıçradığını, karın ön ve arka duvarındaki kaslara yayılıp aynı zamanda bacak hareketini sağlayan siniri de sardığını söyledi.
Tetkiklerde, kan kalsiyum düzeyi yüksek çıkan Kaya’nın boyun bölgesindeki paratiroid bezinde kansere benzer tümör tespit ettiklerini ifade eden Sakarya, şöyle konuştu:
“Safra kesesinde sıkıntıları da olan hastayı ameliyata aldık. Öncelikle yüksek kalsiyum düzeyleri için boyun bölgesinde ameliyat gerçekleştirdik. Ardından karın bölgesine yayılan kanser ameliyatına geçtik. Kalın bağırsağın yarısını, ince bağırsağın üçte birini, yumurtalık ve tüpleri, safra kesesini aldık. Ayrıca tümör karın ön ve arka duvarındaki kaslara yayılmıştı, aynı zamanda bacağına giden femoral sinirlerini sarmıştı. Ameliyatla sinirleri tamamen tümörlü dokulardan ayırdık.”
Sakarya, 5 saat süren ameliyatın ardından 1 ay yoğun bakımda kalan hastayı şifayla taburcu ettiklerini anlattı.
Hastanın ileri yaşta ve tümör nedeniyle aşırı kilo kaybıyla yatalak halde geldiğine işaret eden Sakarya, “Yemek yiyemiyor, büyük abdestini yapamıyordu. Ön hazırlık döneminde damardan besledik. Hastamız geldiğinde 33 kiloydu, 2,5 ay içinde 39 kiloya ulaştı, sağlıklı şekilde hayatına devam ediyor. Yakınları hastanın ameliyatı kaldıramayacağını düşünüyordu ama biz ileri yaş, aşırı kilo kaybı ve çoklu organ tutulumunun, kanser cerrahlarınca yapabileceğinin bir örneğini gerçekleştirdik.” diye konuştu.
” ’80-90 yaşında ve aşırı kilo kaybediyor’ diye kimse hastasından vazgeçmesin”
Hasta yakını muhtar Zafer Kaya da halasını Van, Ağrı, Iğdır ve Erzurum’daki üniversite hastanesine götürdüklerini, son olarak tavsiye ve duyum üzerine Erzurum Şehir Hastanesinden Sakarya’ya getirdiklerini belirtti.
Halasının son aylarda hiç yemek yiyemediğini söyleyen Kaya, “Adeta hayatı durmuştu. Allah razı olsun, Hamdi hocamız hastamızı başarılı ameliyatla kanserden kurtardı.” dedi.
Kaya, doktor yeğeninin halasının tedavi ve ameliyat sonrası sağlığına kavuşmasına çok şaşırdığını dile getirerek, “Buraya ilk getirdiğimizde 33 kiloydu, bugün tarttığımızda 39 kiloya çıktı. Önceden sıvıyla beslenirdi şimdi yemeğini yiyor. Hocamın başarılarının devamını diliyor, teşekkür ederiz. ’80-90 yaşında ve aşırı kilo kaybediyor’ diye kimse hastasından vazgeçmesin. Doktora güvensin.” ifadelerini kullandı.
]]>“Mecburen hasta seçmek zorunda kalıyoruz”
GAZZE – Gazze Şeridi’ndeki Türk Doktor Taner Kamacı, “Hayati riski en yüksek olanlar ameliyata alınıyor, diğerleri alınamıyor. Mecburen hasta seçmek zorunda kalıyoruz” dedi.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları devam ederken, bölgede bulunan Türk Doktor Taner Kamacı, izlenimlerini aktardı. Refah’taki Avrupa Hastanesi’nde görevli olan Kamacı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Gazze Şeridi’nde ateşkes öngören karar tasarısının kabul edilmesinin ardından son iki gündür İsrail bombardımanlarının daha arttığını belirterek, “Susmasını beklerken, bitmesini beklerken daha da şiddetlendi, iki gündür aralıksız bombalamalar oluyor” dedi.
Çalıştığı hastanenin acil servisinin enkaz altından çıkarılan yaralılarla dolu olduğunu ifade eden Kamacı, insani yardımların bölgeye girişinin yetersiz olduğunu aktardı.
“Mecburen hasta seçmek zorunda kalıyoruz”
Sadece acil ameliyatları yapabildiklerini belirten Kamacı, “Hayati riski en yüksek olanlar ameliyata alınıyor, diğerleri alınamıyor. Hem hastane ve ameliyathane yokluğundan hem de malzeme yokluğundan dolayı mecburen hasta seçmek zorunda kalıyoruz. Hayati riski en yüksek olanları ameliyat ediyoruz. Diğerleri kalıyor maalesef” dedi.
“Çocuklar yanmış bir şekilde geliyor”
Acil servise en çok çocukların getirildiğini aktaran Kamacı, “Çocuklar yanmış bir şekilde geliyor. Yani multi travma dediğimiz, vücudun her tarafında, kafasında, göğsünde, karnında, kolunda, bacağında kırıklar. Yani birçok çocuğun burada kolunu, bacağını kesmek durumunda kaldık. Yanıklar içler acısı. Bu tablo dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir” dedi.
“Buradaki insanlar 6 aydır bunu çekiyorlar”
Gazze Şeridi’nde 10 gündür bulunduğunu ifade eden Kamacı, “İlk günler bomba sesleri geldiği zaman biraz irkiliyorduk. Şimdi artık çok da bir şey yapmıyoruz. Yani başımıza düşerse şehit olacağız inşallah. Buradaki insanlar 6 aydır bunu çekiyorlar. Dolayısıyla bu bana çok garip gelmişti ama 10 günde ben de buna alıştım. Bomba sesleri evimize kadar geliyor” dedi.
“Sadece iki tanesinde ameliyat yapılabiliyor”
Herkesin hayatına bir şekilde devam ettiğini fakat bunun alışılmış çaresizlik başka bir şey olmadığını belirten Kamacı, “Gazze’deki hastanelerin zaten çoğu hizmet dışı kalmış. Şu anda aktif olarak çalışan iki üç tane hastane kalmış ve sadece iki tanesinde ameliyat yapılabiliyor. Bir tanesi benim bulunduğum Avrupa Hastanesi. Burası nispeten Gazze’nin daha güvenlikli güney kısmında, Han Yunus ile Refah arasında bir yerde.
Hastaneye de bir saldırı olmadığını fakat yakın bölgelere saldırılar düzenlendiğini aktaran Kamacı, “Zaten bir burası kaldı, bir de iki üç hastane daha kaldı. Yani Refah’taki hastaneler ve bu hastane dışında başka girmedikleri hastane kalmadı” dedi.
” Türkiye’den bir ekip oluşturma gayretindeyiz”
Gönüllü olarak Gazze Şeridi’ne geldiğini ifade eden Kamacı, “Uluslararası bir organizasyonla geldim buraya. Türkiye’den ben varım sadece. Diğer 25 kişilik ekip, Avrupa ve ABD’den. İki haftalık bir görevle geldik. 10 gündür buradayız. Bir hafta sonra bir aksilik olmazsa döneceğiz. Yeni bir ekip gelecek inşallah. Yeni ekibin içinde de Türkiye’den bir kişi olacak. Hatta şu anda biz sadece Türkiye’den bir ekip oluşturma gayretindeyiz. Listelerimiz hazır. Gönüllü olan hekimlerin bilgileri, her şeyleri hazır. Şu an Sağlık Bakanlığımıza da başvuru Türkiye’deki arkadaşlarımız yapıyorlar” dedi.
Dünyadaki hekimlere seslenen Kamacı, herkesin Gazze Şeridi’ne gelemeyeceğinin farkında olduğunu fakat hekimlerin ülkelerinde Gazze’deki insani krizi herkese anlatmaları çağrısında bulundu.
“Müslümanların, hekimler gibi Hipokrat yemini yok ama kalben ettikleri bir yemin var”
Kamacı, dünyadaki Müslümanlara da seslenerek, “Müslümanların, hekimler gibi Hipokrat yemini yok ama kalben ettikleri bir yemin var. Yani Allah’a verdiğimiz bir söz var. Müslümanlar kardeştir ve bir kardeşinizin yaralandı ise kardeşinizin bir yeri kırıldı ise kardeşinizin bacağı kesildi ise siz normal hayatınıza devam edemezsiniz. Yani bunun acısını, bunun ıstırabını çekersiniz ve bunu unutmasınlar, bu duyguyla yaşasınlar. Bu duygu ile yaşanırsa birçok şey değişecektir bence” dedi.
]]>Samsun’da yaşayan ve bir süredir skolyoz hastası olan 10’uncu sınıf öğrencisi Zeynep Pehlivan, tedavi için Antalya Memorial Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümünden Doç. Dr. Ömer Bozduman’a ulaştı. Yapılan görüşmelerin ardından Pehlivan ve ailesi Antalya’ya davet edildi. 4 gün önce Antalya’ya gelen Zeynep Pehlivan için ameliyat kararı alındı. Ameliyatla genç kızın sırtında ve belinde bulunan eğrilikler enstrümantasyonlu bir sistemle füzyon cerrahi tedavisi yaparak düzeltildi. Ameliyatın hemen ardından bir gün sonra yürümeye başlayan Pehlivan, 4 gün sonra taburcu edildi.
4 yıldır skolyoz hastalığı ile mücadele ettiğini ve bunun aort damarı yetmezliği ile doktora gittiği zaman ortaya çıktığını belirten Zeynep Pehlivan, “Doktora gittiğimizde ortopediye yönlendirdi. 6 ay fizik tedavi sürecim oldu. Bu sefer korse verdiler. Korseyle de ilerledi. Sonra bir süre sonra durduruldu ama tekrar ilerledi bu sefer ameliyat boyutuna geldiğini söylediler. Doç. Dr. Ömer Bozduman’a ulaştım. Yapacaklarını tek tek anlattı. Şu an gayet iyiyim. Yürüyebiliyorum, ağrılarım az da olsa devam ediyor. Ama onun haricinde öyle çok dayanılmaz bir ağrım yok. Bu süreçte mide bulantılarım oldu” dedi.
“Korse takarken korselerin sıkması çok bunalttı, eğilemiyordum”
Hastalığın kendisini nasıl kısıtladığı hakkında da açıklamalarda bulunan Pehlivan, “Korse takarken korselerin sıkması çok bunalttı, eğilemiyordum, hiçbir hareketi yapamıyordum. ve onun haricinde geceleri de uyuyamıyordum. O kadar çok ağrı oluyordu ki böyle dayanılmaz bir ağrıydı ve sabahlara kadar uyuyamadığım oluyordu. Şimdi sağlığıma tekrar kavuştuğum için çok mutluyum” sözlerine yer verdi.
“Enstrümantasyonlu bir sistemle füzyon cerrahi tedavisi yaparak düzelttik”
Zeynep’in skolyoz hastalığından dolayı uzun zamandır takiplerinde olduğunu belirten Doç. Dr. Ömer Bozduman, “Rahatsızlığı gerilemek yerine ilerleme olunca müdahale etmeye karar verdik. Ameliyatını gerçekleştirdik. Sırtında ve belinde olan eğriliklerini enstrümantasyonlu bir sistemle füzyon cerrahi tedavisi yaparak düzelttik. Ameliyattan sonra birinci gün yürüttük. Problem yaşamadık, dördüncü gün taburcu edeceğiz. Zeynep’in en sık hareketlenmelerinin olduğu boyun sırt bileşkesine beliyle kalça bileşkesine dokunmadık. Daha az hareketsiz olan sırt bölgesine füzyon cerrahi yaptık. Bundan sonra çok fazla bir fonksiyon kaybı olacağını düşünmüyoruz” dedi.
“Ailelere 10 yaşından sonra özellikle kız çocuklarında çıplak muayene öneriyoruz”
Skolyoz hastalığının daha çok ergenlik döneminde ortaya çıktığını ve nedeninin tam olarak bilinmediğini belirten Doç. Dr. Ömer Bozduman, “Doğuştan ve farklı nedenlerden dolayı ortaya çıkanlar da var. Ailelere 10 yaşından sonra özellikle kız çocuklarında çıplak muayene öneriyoruz. Omuz dengesi, kol hizası, kolları ile bedeni arasında boşluğun simetrik olup olmaması, göğüs hizasının kontrol edilmesi gerekir. Akıllarına yatmayan bir asimetri olduğu zaman ortopedi ve travmatoloji bölümüne başvurmalarını öneriyoruz. Bu tür durumlarda müdahale edilmediği zaman iç organ basısına ve fonksiyon kayıplarına neden olur” dedi.
Erken tanıya çok önem verdiğini belirten Bozduman, “Bu çocukların birçoğunu zamanında yakalarsak ameliyat olmadan tedavi edebiliriz. Biz olabildiği kadar ameliyatsız tedavi yapmaya çalışıyoruz. Bir farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Bütün ailelerden ricam gözlerimiz çocuklarımızda olsun, onları kontrol edelim” dedi. – ANTALYA
]]>Çanakkale’de ikamet eden ve 48 yaşında sağ gözünde görme kaybı yaşayan Nihal Gültekin, görme yetisini kaybeden gözünün yeniden ışığa kavuşması için tedavi görmeye başladı. Göz içi uygulamalar sonuçsuz kalan Gültekin, hastane hastane dolaşarak derdine çare aradı.
Çevre illerdeki hastanelerde de netice alamayan ve sağ gözündeki görme oranı yüzde 1’in altına inen Gültekin, tavsiye üzerine soluğu İstanbul Biruni Üniversite Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nde aldı.
13 yıl sonra gelen ışık
Gültekin, bu hastanede Biruni Üniversite Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç.Dr. Mehmet Giray Ersöz’ün başarılı ameliyatıyla 13 yıl aranın ardından yeniden görmeye başladı.
AA muhabirine bilgi veren Ersöz, Gültekin’in sağ gözünde uzun yıllardır görme kaybı yaşandığını, şeker hastalığı ve retinadaki damar tıkanıklığının buna sebep olduğunu söyledi.
Damar tıkanıklığına bağlı göz arkasında kanama oluştuğunu muayenede tespit ettiklerini anlatan Ersöz, kanamanın çok uzun yıllar gözde kaldığını, hastaya ameliyat tedavisi yapılmadığını, daha önce gittiği kliniklerde göz içi iğne uygulamalarının fayda sağlamadığını ve kanın 13 yıldır retinanın önünde, retinaya yapışmış şekilde durduğunu aktardı.
Hastanın tüm işlerini yapabilmesine yetecek görme oranı: Yüzde 20
Ayrıca gelişen zarların ön yüzeyde retinayı ciddi şekilde tehdit ettiğini muayenede fark ettiklerini ve hastanın tedaviden yarar görebileceğin anladıklarını kaydeden Ersöz, ameliyat sürecini şöyle anlattı:
“Bir retina ameliyatı gerçekleştirdik. Aynı zamanda kataraktı vardı, kataraktı da aldık aynı ameliyatta. Vitrektomi ve katarakt ameliyatı yapmış olduk hastamıza. Bunun sonucunda ameliyatta hem göz içine yapışmış olan kanı temizledik, kan gözdeki jelin içerisine tamamen yapmıştı, onu temizledik. Ayrıca, zarlar vardı retinayı çeken, o zarları da mikro cerrahiyle keserek retinanın üzerinden uzaklaştırdık. Hastamız ameliyat öncesinde yüzde 1’in altında bir görmeye sahipti, ameliyat sonrasında hastamız yüzde 20 görmeye ulaştı ki bu, hastanın gündelik yaşantısındaki tüm işlerini yapabilmesine yetecek bir görme oranı.”
Söz konusu operasyonun 13 yıl önce yapılmasının daha faydalı olabileceğine dikkati çeken Ersöz, “Farklı hastanelerden görüş almışlar, üniversite hastanelerinde takip edilmiş hastamız. 13 yıl önce de biz bu ameliyatı yapabilirdik. Daha çok fayda da sağlayabilirdi. Tabii o zamanki durumunu bilip söylemek lazım bunu. O zaman bu müdahale yapılsaydı hastamız 13 yıl bu zorlukları çekmemiş olurdu. Tek gözle yaşamış gibi oldu 13 yıl boyunca.” ifadesini kullandı.
“Denge kaybım çoktu, yürümekte zorlanıyordum”
Tedavileri ve ameliyatı için Çanakkale’den İstanbul’a gelen Nihal Gültekin, görme kaybından sonra birçok hastanede tedavi aldığını, 2013 yılından beri il dışındaki hastanelere gidip geldiğini belirterek, “Sonra iğne tedavisi başladı, ‘6 ayda eriyen iğne’ diyerek bir iğne uyguladılar, 2 ayda bir vurdular. En az hatırlayabildiğim kadarıyla 15’in üzerinde…’Ameliyat olma imkanı yok mu?’ dediğim zaman, ‘Riskli, çare değil.’ dediler.” ifadelerini kullandı.
Doktoruna ve hastane çalışanlarına teşekkür eden Gültekin, şunları dile getirdi:
“Şu anda iyiyim. Önceden yolda çok düşüyordum, çünkü sağ tarafımdaki taşları falan görmüyordum takılıp düşüyordum. Denge kaybım çoktu, yürümekte zorlanıyordum. Memur olduğum için de maddi yönden bayağı bir yükümüz oldu bunlar. Ama şu anda Giray hocanın ve hastanesinin hakkını ödeyemem. Tabii ışık görüyordum ama şu anda seçebiliyorum. Siyah bir gerelti (perde) görüyordum. Ben örgü örmeyi çok seven bir bayanım. Örgü falan yaptığımda kanamam çoğalıyordu, batmalarım çoğalıyordu. Sağ tarafıma döndüğüm zaman bazen şişlerimi bile kaçırdığım oluyordu, sökülüyordu. Evde hobi olarak dışarıya örgü örüyorum ben. Şimdi çok rahat örebiliyorum, hiçbir sıkıntım yok.”
]]>Gemerek ilçesinde yaşayan 15 yaşındaki Dilara Durmuş, 1 ay önce, hayvancılıkla uğraşan ailesine yardım ettiği sırada, önce hırkasını ardından saçlarını yem makinesine kaptırdı.
Genç kızın kafa derisinin tamamı koptu. Ailesi, kızları Dilara’yı kopan deri ile Gemerek Devlet Hastanesine götürdü.
Buradaki müdahalenin ardından Kayseri’deki bir hastaneye sevk edilen Dilara, önemli operasyon gerektiği için Konya’daki Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine yönlendirildi.
Gece saatlerinde Konya’da hastanenin acil servisine getirilen Dilara, vakit kaybetmeden ameliyata alındı.
Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Dadacı ve ekibi, 8 saatlik mikrocerrahi operasyonla kızın kopan saçlı derisini dikti.
Durmuş, 1 aylık tedavisinin ardından, taburcu edildi.
“Meşakkatli, 7-8 saatlik bir operasyon oldu”
Prof. Dr. Mehmet Dadacı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, genç hastasının kaza nedeniyle tüm saçlı derisi kopmuş halde acile getirildiğini belirterek, şöyle konuştu:
“Yaklaşık 8 saatlik bir ameliyat sonrası mikrocerrahi yöntemlerle saçlı deriyi yerine yerleştirdik. Yaklaşık bir aylık takibi sonucunda da çok şükür kopan saçlı deri tümden yerine adapte oldu. Artık herhangi bir sıkıntımız kalmadı. Zor bir ameliyat. Mikrocerrahi ile yapılıyor ve normal bir kesi değil. Makineye dolanma nedeniyle koparak yaralanma, damar yapılarında daha kötü yaralanmalar vardı. Zor, meşakkatli 7-8 saatlik bir operasyon oldu. Sonrasında ‘tutacak mı tutmayacak mı’ diye yakın takibimizdeydi. Çok şükür zor dönemlerin hepsini atlattık, güzel bir sonuç aldık.”
“Operasyon olmasaydı hayatı boyunca peruk takmak zorunda kalırdı”
Dadacı, hastanın başarılı operasyonla saçlarına kavuştuğunu ifade ederek, şöyle devam etti:
“Operasyon olmasaydı hayatı boyunca peruk takmak zorunda kalırdı. Kafasında hiç saç yoktu. Oraya deri yaması koyacaktık. Sonraki dönemde de ya takma protez ya da perukla durumu idare etmeye çalışacaktı. 15 yaşında bir kız çocuğu olduğunu düşünürseniz bu ameliyatın ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Nadir görülen vakalar. Ameliyat sırasında saçlarını küçülttük. Yaklaşık üç dört ay sonra uzayan saçlarını istediği modele getirtebilir.” diye konuştu.
Genç kızın kulağında ve saç arkasındaki bazı işlemlerinin ileride yapılacağını belirten Dadacı, “İleride kulak şekline küçük dokunuş yapacağız.” dedi.
“Saçlarım uzamaya başlıyor”
Dilara Durmuş ise kaza anını net hatırladığını belirterek, “Yem makinesi ilk önce hırkamı kaptı, kolumu çekti, yere düştüm, sonra saçımı çekti. Yüzüm kanlar içinde kaldı. İlk müdahalenin ardından hızla gece Konya’ya geldik.” ifadelerini kullandı.
Doktorlarına büyük minnet duyduğunu ifade eden Durmuş, “Ameliyat başarılı geçti. Saçlarım uzamaya başlıyor. Taramaya başladım. Küçüklüğümde erkek tıraşı gibi kısa olurdu saçlarım, uzun saçı sevmezdim, ilk kez uzadı ama o da bu kazada koptu. Şu anda iyiyim.” şeklinde konuştu.
Kopan saçlı deri hastaneye poşetle getirilmiş
Tedavi sürecinde Dilara’nın yanından ayrılmayan ablası Nazmiye Durmuş ise kaza haberini aldığında hemen eve koştuğunu dile getirerek, şunları söyledi:
“Gemerek Devlet Hastanesinde ilk önce pansumanla yarayı temizlediler, ardından Kayseri’ye sevk ettiler. Orada da doku ve tek kulak kaybı olduğunu, Konya’ya sevk edeceklerini söylediler. ‘Yoğun bakım süreci olabilir, deri tutmayabilir’ denildi. Gece 23.30 sularında Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine geldik. Ameliyatı sabaha kadar sürdü. Yoğun bakım süreci de olmadı, saç derisi de tuttu. Kaza yerinde kafa derisini yakınlarım poşetle almışlardı. O durumdan bugüne geleceğine hiç inanmıyordum. Ümidimiz yoktu. Her şey çok güzel yapıldı.”
]]>Gaziemir ilçesinde yaşayan Murat Sağlam, çocukken bir kahvede gördüğü olimpiyat oyunlarından sonra merak sardığı atletizmle birçok başarıyı elde etti. Gençken ailesinin yaşadığı ekonomik sorunlardan dolayı çok sevdiği atletizmden uzak kalıp çalışma hayatına atılan Sağlam, emekli olduktan sonra kızının atletizm hocasının ‘masterlerde koşabilirsin’ demesi üzerine harekete geçti. Ülke genelinde ise çok sayıda yarışta dereceler elde etti. 2018’de eşinin hastalığı üzerine gittiği hastanede kontrol olmasının ardından Sağlam’a, kalp damarlarının tıkalı olduğu teşhisi konuldu. Bunun üzerine Bypass ameliyatı geçirerek sağlığına kavuşan Sağlam, kısa bir süre sonra prostat kanseri olduğunu öğrendi. Yine ameliyat olan Sağlam, bu hastalığı da atlattıktan sonra tutkuyla bağlandığı koşmaya devam etti.
“Maddi sorunlardan dolayı koşmayı bıraktım”
20 yaşına kadar bu sporu yaptığını ve hep başarılı olduğunu ifade eden Murat Sağlam, “İzmir birinciliklerim var. Her katıldığım yarışta ilk üçe girdim. Türkiye beşinciliğine kadar gittim. Maddi durumlardan dolayı 20 yaşından sonra koşuyu bırakmak zorunda kaldım. Daha sonra 50 yaşında emekli oldum. Emekli olunca kızımı bu sahaya çalışma yapması için getirdim. Burada bir antrenörle sohbet ederken ona zamanında benim birinciliklerimin olduğunu söyledim. O da, “Masterlar kategorisinde koşabilirsin” dedi. 50 yaşında başladım. Şu anda 63 yaşındayım. Yani 13 senedir koşuyorum” dedi.
“Ameliyattan önce Türkiye şampiyonu olmuştum”
2018 yılında bypass ameliyatı olması gerektiğini vurgulayan Sağlam, “Ameliyattan bir hafta önce Türkiye şampiyonu oldum. Eşimin kalp tansiyonu için hastaneye gittik. Oraya gitmişken bana da bakmalarını istedim ve baktılar. Doktorlar ‘acil ameliyat olmam gerektiğini’ söyledi. Anjiyo sonucu çıktı ve damarlarımda tıkanıklıklar varmış. Ben de şaşırdım. Çünkü bir hafta önce Türkiye şampiyonu olmuştum. Daha sonra ameliyat oldum. Ameliyat olmadan hemen önce kanser olduğumu öğrendim. Ameliyattan üç ay sonra da prostat kanserini düzeltemediğimiz parçayı almak zorunda kaldılar. Bundan sonra artık yarışamam diye düşünüyordum. Yani iki ameliyat olduğum için doktorların izin vermeyeceğini düşündüm. Daha sonra sadece bir doktorum, ‘bir mahsuru olmadığını ve tekrar koşabileceğimi’ söyledi. Ben de ufak ufak çalışmalar, antrenmanlar yaptım ama tekrar Türkiye şampiyonu olacağım aklıma gelmiyordu. Bypass ameliyatı ve kanseri atlatıp yaklaşık bir sene sonra koşmaya başladım ve yine Türkiye şampiyon oldum.
“Kalp krizi hiç geçirmedim”
Bypass olmuş bir insanın kendini her şeyden soğuttuğunu anlatan Sağlam, “Ben artık hastayım ve koşamam’ diyor. Burada insanlara şunu göstermiş oluyorum; Herkes bypass olduktan sonra koşabilir, her şeyi yapabilir ve normal bir insan gibi davranabilirler. Bunu bilmeleri gerekir insanlarımızın. Benim haricimde eşim, akrabam herkes, ‘Koşma, koşarken öleceksin, deli misin?’ dediler. Fakat ben vücudumda bir rahatsızlık görmüyorum. Ama benim erken teşhis oldu. Hiçbir kalp krizi geçirmeden olduğum için belki de böyle oldu. Kendimi çok iyi hissediyorum. Yarışlardan sonra da rahatım. Doktor da bana daha iyi olacaksın demişti. Öyle de oldu. Bu ameliyatı olduktan sonra üç tane doktora gittim. Bana koşamazsın diye lisans çıkartmadılar. Herkesin merak ettiği olay bu ameliyattan sonra bir insan koşup yarışabilir mi? Ben tekrar birinci geldim ve rekor kırdım. Ben koşmakla çok iyi bir şey yaptığımı düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Koşmayı çok sevdiği dile getiren Sağlam, sözlerini şöyle noktaladı: “Eğer ki koşamasaydım çok üzülürdüm. Ben ameliyattan sonra koşmayı bırakmayacaktım ama tekrar böyle madalyalar alacağım ve rekor kıracağım aklıma hiç gelmezdi. Çok mutluyum ve yaşadığım sürece de bu koşuyu bırakmayacağım. Yurt dışında da yarışlarım oldu. Budapeşte’de düzenlenen Dünya Atletizm Şampiyonası ile İspanya’da düzenlenen Avrupa Şampiyonası’na katıldım. Selanik’e, Zagrep’e, Belgrad’a gittim ve oralarda da yarıştım.” – İZMİR
]]>Kars’ın Selim ilçesinde yaşayan 72 yaşındaki Kronik Obstrüktif Akciğer Hastası (KOAH) hastası Tatar’a, yaklaşık 5 ay önce iştahsızlık ve kilo kaybı nedeniyle başvurduğu hastanelerde ileri evre mide kanseri teşhisi konularak çok fazla ömrünün kalmadığı ve tedavi şansının olmadığı belirtildi.
Daha sonra Erzurum Şehir Hastanesinden cerrahi onkolog Hamdi Sakarya’ya getirilen Tatar’a yapılan tetkiklerde, kanserin kalın bağırsak ve karın boşluğuna yayıldığı, önceden geçirdiği Kovid-19 nedeniyle akciğerinde ciddi sorunlar olduğu tespit edildi.
Bir süre kemoterapi ve ardından akciğeri destekleyici tedaviler gören Tatar, 1 ay önce Sakarya ve ekibince ameliyata alındı.
Kanser tedavisi görürken verem hastası olduğu belirlendi
Ameliyatta kanserli dokuları temizlenip yoğun bakımda 3 hafta boyunca ölüm ile yaşam arasında mücadele veren Tatar’ın patoloji sonucunda verem hastalığı da ortaya çıktı.
Bunun üzerine 3 hafta verem tedavisi gören ve destekle yürüyebilen Tatar, yaklaşık bir ay süren yoğun bakım tedavisi ve kanser ameliyatıyla “amansız” hastalıklarından kurtuldu.
Dr. Sakarya, AA muhabirine, Kovid-19’a bağlı akciğerlerinde sıkıntılar tespit ettikleri hastanın ileri evre kanser olması nedeniyle multidisipliner yaklaşımla ameliyat öncesi kemoterapi uyguladıklarını söyledi.
Kemoterapiden sonra iştahsızlık ve kilo kaybını toparlamak için hastayı akciğeri destekleyici tedavilerle ameliyata hazırladıklarını anlatan Sakarya, “Bütün destek tedavilerine rağmen hastada düşkünlük hali düzeleceğine giderek arttı, bu da bizde bazı tereddütler oluşturdu ve yeniden incelemelerini yaptığımızda kandaki iltihabi hücrelerinin yükseldiğini tespit ettik.” dedi.
Sakarya, yaklaşık 1 ay önce oral yoldan yeme ve içmesi tamamen durma noktasına gelen hastayı ameliyata alıp kanserli dokuları temizlediklerini anlattı.
Ameliyattan sonra yoğun bakımda toparlanmasını bekledikleri Tatar’ın kötüye gittiğini, ölümle yaşam arasında çok aktif şekilde tedavisini sürdürdüklerini belirten Sakarya, “Hastayı yoğun bakımda hayatta tutmayı başardık, 3 haftalık yoğun bakım döneminde hastamız zaman zaman ölümle burun buruna geldi, iki kişi koltuğunun altına girip ancak hareket ettirebiliyordu. 3. haftanın sonunda ise normal servise aldığımız hasta zaman zaman yine düşkünleşti. O sırada çıkan patoloji raporunda karın içi verem tespit ettik.” diye konuştu.
Sakarya, Tatar’ın kanser ve kronik akciğer hastalıklarının yanı sıra veremle de mücadele ettiğini, bu süreçte uygulanan tedavilerin verem hastalığının alevlenmesine sebep olduğunu belirterek, böyle bir hastanın yoğun bakımda hayatta kalmasının mucize olduğunu dile getirdi.
“Ameliyat etmeseydik veremi teşhis edemeyecektik ve hastayı kaybedecektik”
Hastayı yoğun bakım tedavisiyle hayatta tutabilmenin büyük başarı örneği olduğunu vurgulayan Sakarya, şunları kaydetti:
“Ameliyatın ardından yoğun bakım sürecinden sonra 3 haftalık verem tedavisine başladık, sonucunda iki kişinin kolundan tutup yürütebildiği hasta koşar adım yürümeye başladı, günlük 2 kilometreye yakın kendi başına yürüdü, 4 kilo aldı ve sağlığına kavuştu. Kanserin ve Kovid-19’un getirdiği akciğerdeki sıkıntıların yanı sıra hem KOAH’ın getirdiği zorlukları hem kemoterapinin verdiği düşkünlüğü hem o ağır ameliyat sürecini hem de verem hastalığını atlatmayı başardık. Bu bizim için olağanüstü bir mutluluk. Ameliyat hazırlığı yapmasaydık verem teşhisi koyamayacak ve hastayı kaybedecektik. Bu hastanemizin modern yoğun bakım ünitesindeki arkadaşlarımızla multidisipliner olarak verdiğimiz çok başarılı çalışmanın mükafatı oldu.”
Sakarya, literatürde bu tarz vakaların nadir görüldüğünü, hastayı cerrahi şans vererek ve önceden bilinmeyen verem hastalığıyla mücadele ederek kurtardıkları için mutlu olduklarını ifade ederek, “Aktif tedavi protokolü uygulanmasaydı hasta 3 aya kalmaz vefat edecekti.” dedi.
Hasta Tatar da Sakarya ve ekibine teşekkür ederek, “Kanser ve hastalıklardan kurtuldum çok mutluyum, iyiyim, rahatça yürüyebiliyorum.” diye konuştu.
Hastanın oğlu Ali Tatar ise babasını tedavi için götürdükleri hastanelerden sonuç alamadıklarını ve şehir hastanesindeki tedavilerle babasının hayata tutunduğunu anlatarak, şunları anlattı:
“Babama, iç organlarına kadar yayılan mide kanserinin tedavisinin olmadığını, 3 ay kadar ömrünün kaldığını, eve götürmemizi söylediler. ‘Başka yere götürseniz de sonuç değişmez’ denildi. Uzun araştırmalar sonucu Dr. Sakarya’yı buldum ve babamı Erzurum’a getirdik. Hamdi hocam babamı ameliyat etti, ameliyat sonrası verem hastalığı da çıktı. Yoğun bakım süreci çok yıprattı ve sonunda babam hastalıklarından kurtuldu, taburcu edildi. Babamın durumu gayet iyi, Hamdi hocam ve ekibine, Sağlık Bakanlığına, hastane çalışanlarına müteşekkiriz.”
]]>Adana’nın Ceyhan ilçesinde yaşayan ev kadını Demet Kutluakdoğan (31) ve devlet memuru eşinin geçen 18 Haziran’da merkez Çukurova ilçesine bağlı Güzelyalı Mahallesi’nde bulunan özel bir hastanede Burak ismini verdikleri evlatları dünyaya geldi. Aile, evlatlarını 7 günlükken aynı hastanede çalışan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. A.B.K.’ye sünnet ettirdi.
Burak 2,5 aylıkken, dikişlerinden idrar geldiği fark edildi
Sünnetten sonra hiçbir sorun olmadığı söylenmesi üzerine aile evlatlarını evlerine götürdü. Burak 2,5 aylık olduğunda annesi Demet, bebeğinin altını değiştirirken idrarını sünnet yaptığı dikişten de yaptığını fark etti. Bunun üzerine aile bebeklerini yine aynı hastaneye ve doktora götürdü.
Hatasını kabul etti
Op. Dr. A.B.K. ise yaptığı tetkikler sonucu sünnette komplikasyon oluştuğunu ve kendi hatası olduğunu kabul etti. Ayrıca Dr. A.B.K., bebeği 6 aylık olduğunda tekrar ameliyat edeceğini ve hatasını düzelteceğini söyledi. Aile ise bunun üzerine doktordan şikayetçi olmadı.
Ameliyat edildi, sorun devam etti
Minik Burak 6 aylık olduğunda aile tekrar bebeklerini hastaneye götürdü ve ameliyat ettirdi. Ancak ameliyattan sonra Burak’ın idrar sorunu düzelmedi. Aile bebeklerini Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’ne götürdüklerinde ise sünnetin ve ameliyatın yanlış yapıldığı bilgisini alıp yeni bir ameliyat ile sorunun düzeltileceği bilgisini aldı.
‘Ben elimden geleni yaptım’ savunması
Bunun üzerine aile tekrar özel hastaneye gidip doktora durumu anlattıklarında ise Op. Dr. A.B.K., ‘Ben elimden geleni yaptım’ savunmasını yaptı. Aile özel hastaneye başvurduğunda ise iddiaya göre hastane aileye yardımcı olmadı.
Suç duyurusunda bulundular
Hastaneden ve doktordan herhangi bir yardım alamayan aile önce Adana İl Sağlık Müdürlüğü’ne ardından da savcılığa gidip suç duyurusunda bulundu.
“İki delikten idrar yapıyor”
İhlas Haber Ajansı’na konuşan anne Demet Kutluakdoğan, sünnet sonrası mağdur olduklarını anlatarak, “Tamamen dini hassasiyetimizden dolayı oğlumu sünnet ettirdik. Sünnetten yaklaşık iki buçuk ay sonra oğlumun altını değiştirirken iki delikten idrar yaptığını fark ettim. Sünnet dikişlerinin olduğu hizada fazladan bir delik vardı. Hemen doktora gittik, doktor kontrol etti ve sünnette bir komplikasyon oluştuğunu, bu yüzden 6 aylık olduğunda hatasını telafi etmek için oğluma tekrar bir operasyon yapacağını söyledi. Bu süreçte doktordan herhangi bir şikayette bulunmadık çünkü hatasını kabul etti ve telafi edeceğini belirtti. Oğlumuz 6 aylık olduğunda tekrar ameliyat oldu ancak yine delik kapanmadı ve doktor başarısız oldu” diye konuştu.
“İyileşme şansı azaldı”
Oğlunun 2 yaşında 1 kere daha ameliyat olacağını aktaran anne Kutluakdoğan, “Oğlum 6 aylıkken vücuduna genel anestezi almak zorunda kaldı, ameliyat öncesi ve sonrasında birçok tıbbi müdahaleye maruz kaldı. Oğlumu boşuna ameliyat etti ve bunun sonucunda oğlum tekrar ameliyat olmak zorunda. Bunun maddi yükümlülüğü bize ait, maddi ve manevi olarak kayıptayız. Kapatma ameliyatlarında sayı arttıkça başarı oranı azalıyormuş. Doktor ehli olmadığı bir ameliyatı yaparak benim oğlumun bir sonraki ameliyatta tamamen iyileşme şansını, başarısını da azaltmış oldu” ifadelerini kullandı.
“Sonuna kadar şikayetçiyiz”
Doktordan ve hastaneden şikayetçi olduklarını vurgulayan Demet Kutluakdoğan, şunları söyledi:
“Eğer doktor bize ilk ameliyatta bu işin ehli olmadığını, daha profesyonel kişilere götürmemizi söyleseydi biz o zaman başka bir doktora götürürdük, en azından oğlumun ameliyatının başarı şansı artardı. Oğlum şu an 8 aylık. 2 yaşına gelince bu sorundan dolayı tekrar bir ameliyat olmak zorunda. Hastane, şikayetimiz üzerine sadece doktoru işten çıkardı. Bunu benim için yapmadı zaten, olay duyulursa kendi itibarını zedelememek için yaptı. Aynı zamanda hastane, İl Sağlık Müdürlüğüne yaptığımız dilekçemize karşılık verdiği savunmada, oğlumun sünnetini idrar yapamama şikayetinden dolayı yaptırdığımızı öne sürdü. Biz sonuna kadar şikayetçiyiz.”
İhlas Haber Ajansı’nın ulaştığı Özel Güzelyalı Hastanesi ise doktoru işten çıkardıklarını aileye ise yardımda bulunduklarını söyledi. – ADANA
]]>Bayındır Sağlık Grubu’ndan yapılan açıklamaya göre, dünyada gün geçtikçe yaygın şekilde kullanılmaya başlanan robot teknolojilerine, sağlık alanında oldukça sık başvuruluyor.
Bu gelişmelere paralel olarak robot teknolojisi, ortopedi alanında başvurulan diz ile kalça protezi ameliyatlarında kullanılıyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Bayındır Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Okan Karaeminoğulları, robotik ve klasik protez cerrahisinde temel olarak yapılan işin aynı olduğunu ve her iki cerrahide de hastanın hasarlanmış diz ya da kalça ekleminin protez ile değiştirildiğini ifade etti.
Karaeminoğulları, robotik protez cerrahisinde yer alan aşamaların klasik cerrahi ile aralarında büyük fark taşıdığını belirterek, şunları kaydetti:
“Ameliyatın planlanması, hastaya ait verilerin değerlendirilmesi ve ameliyatın 1 derece ve 1 milimetre hassasiyetle gerçekleştirilmesi ortopedi uzmanı tarafından robotik sistemler yardımıyla yapılıyor. Ameliyatta yapılacak kemik kesileri ameliyattan önce bilgisayar ortamında tasarlanıyor. Bu sayede komponent pozisyonlar ideal şekilde ayarlanabiliyor ve kemik kesileri robotik kol yardımıyla yapılıyor. Robotik diz ya da kalça cerrahisi planlanan hastalarda, ameliyattan önce hastanın her iki ekleminin tomografisi çekiliyor ve özel yazılım sayesinde eklemin üç boyutlu bir modeli oluşturuluyor. Bu model üzerinden kemik kesileri, protez boyutu ve yerleşimi ile ilgili bir plan oluşturuluyor. Ortopedi uzmanının son gözden geçirmesi sonrasında plan robota yükleniyor.”
“Daha uzun protez ömrü sağlanabiliyor”
Robotik protez cerrahisi ile protezin ideal pozisyonda yerleştirilebildiğini ve böylece protez aşınmalarının ve gevşemelerinin daha geç ortaya çıktığını aktaran Karaeminoğulları, “Robotik protez cerrahisi hasta açısından birçok avantaj sağlıyor. Hastalar ameliyat sonrasında daha az ağrı hissediyor ve hızlı iyileşiyorlar. Ama belki de en önemlisi, robotik sistem yardımı ile yapılan cerrahide, protez aşınmaları ve gevşemeleri daha geç ortaya çıktığından daha uzun protez ömrü sağlanabiliyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Karaeminoğulları, eklem protezi planlaması yapılan her hastanın, eğer genel durumu uygunsa robotik cerrahi için de uygun olduğunu kaydetti.
Ayrıca, yüksekte doğuştan kalça çıkığı olan hastalarda da uygun planlamayla robotik cerrahi gerçekleştirilebildiğine işaret eden Karaeminoğulları, “İleri kemik kaybının eşlik ettiği diz sorunları olan hastalar ise robotik protez cerrahisi için uygun olmayabiliyor. Son olarak robotik cerrahi, henüz diz ve kalça protezi revizyon ameliyatlarında kullanılamıyor.” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Karaeminoğulları, robotik protez cerrahisi sonrasında dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin şu bilgileri verdi:
“Ameliyat sonrasında yaklaşık 3 gün hastanede kalınıyor. Taburculuk sonrası reçete edilen ağrı kesici, mide koruyucu ve kan sulandırıcı ilaçların kullanılması gerekiyor. Diz protezi ve kalça protezi için ise yaklaşık 30 gün kan sulandırıcı iğne ya da hap kullanılarak, ameliyat sonrası toplardamarda pıhtılaşma oluşma riski en aza indiriliyor. Yara yerini su geçirmeyen pansumanlar ile takip etmek ve protez dikişleri 15 gün civarı aldırmak gerekiyor. Protez cerrahileri sonrası kas kontrolü ve kişinin kendine olan güveni yerine gelene kadar bir yürüteç yardımı almak gerekiyor. Ayrıca ameliyat sonrası verilen egzersizleri evde de devam ettirmek büyük önem taşıyor.”
]]>Zeynep ve Hakan Kırcıoğlu çifti, tek çocukları Derin Mai için henüz bebekken kaşıntı şikayetiyle sağlık kuruluşlarına başvurdu. Yapılan tetkikler neticesinde Derin Mai’ye, karaciğerin safra yollarında işlev bozukluğuna neden olan nadir görülen genetik bir hastalık olan PFIC-2 ve karaciğer kanseri tanısı konuldu. Kırcıoğlu ailesi, Derin’i 2013 yılının aralık ayında ameliyat için Amerika’ya götürdü.
Hazırladığı kartı “kahramanım” dediği doktora verdi
Derin, o dönem Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi Transplantasyon Bölüm Başkanı olan Prof. Dr. Şükrü Emre tarafından ameliyat edildi ve sağlığına kavuştu. Geride kalan yıllarda ailesi, Derin Mai’ye kendisini iyileştiren doktoru sık sık anlatınca, Derin Mai de Prof. Dr. Şükrü Emre’ye teşekkürlerini sunan bir kart hazırladı. Sonrasında ise aile, İzmir Ekonomi Üniversitesi Tıp Fakültesi Medical Point Hastanesinde Prof. Dr. Şükrü Emre ile bir araya geldi. Ziyarette Derin, hazırladığı kartı ‘kahramanım’ dediği Emre’ye verirken, Emre de duygusal anlar yaşadı.
“O olmasaydı şu an sizinle konuşuyor olamayabilirdim”
İzmir Ekonomi Üniversitesi Tıp Fakültesi Medical Point Hastanesi Direktörü Prof. Dr. Şükrü Emre’yi kahramanı olarak niteleyen Derin Mai, “Evde genellikle hayatımı kurtaran insan olarak konuşuluyordu. Ben de bu yüzden onu tanımayı çok istiyordum. Sonunda görebildim. Benim için özel olan insanlara genellikle kart yazar, içine resimler yaparım. Şükrü Bey de benim için çok özel bir insan olduğu için kartı yapmaya karar verdim. O benim hayatımı kurtaran bir kahraman. Ameliyatımı yapmış. O olmasaydı şu an sizinle konuşuyor olamayabilirdim” diye konuştu. Derin Mai ayrıca ilerde robot mühendisi olmak ve Prof. Dr. Şükrü Emre’yi gururlandırmak istediğini de sözlerine ekledi.
“Bu hediyenin tarifi yok”
Ameliyatı anlatan Organ Nakli Bölüm Başkanı ve Hepatobiliyer Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Emre, yaptığı yöntemle organ nakline gerek kalmadan Derin Mai’nin sağlığına kavuştuğunu söyledi. Emre, “Tabi ki arzumuz organ nakline gerek kalmadan hastalarımızın kendi organlarıyla yaşamaları. Derin de bunun çok güzel bir örneği; ayrıca Derin’in karaciğerinde kanseri de vardı. O kanseri çıkarttım. Yaptığım yöntemde amacımız safra yoğunluğu araya koyduğumuz izole bağırsak urvesiyle kalın bağırsağa bağlayıp safranın tekrar geri dönmesini önlemek ve bu şekilde safranın karaciğerde yapacağı hasarı sıfıra indirip Derin’in kendi karaciğeriyle hayatına devam etmesini sağlamaktı. Bunu yaptık” dedi.
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti de dile getiren Emre, “Bunlar bir hekime verilecek en güzel hediyeler. Bunun bir hekimin kalbinde oluşturduğu güzellikleri açıklamak mümkün değil. Tüm seneler boyunca olan yorgunluğunuz, üzüntüleriniz hepsi güzelliklere, iyiliklere dönüşüyor. Biz hekimlerin ve benim aldığım en güzel hazlar hastalarımdan gelen bu güzel dönüşler ile onlarla buluşup eskileri yad etmek” ifadelerini kullandı.
Derin’in hastalık sürecinden bahseden annesi Zeynep Kırcıoğlu, “Bize ülkemizde karaciğer nakli yapılması gerektiği söylendi. Çözüm yolları ararken Şükrü Bey’e ulaştık. Kendisi Derin’i ameliyat için uygun buldu. Safra kesesini bağırsağa bağladı ve böylece safranın vücuttan atılmasını sağladı. Derin Mai ameliyat olduğunda 18 aylıktı. Şimdi şükürler olsun ki 11 yaşında. Her şey yolunda gidiyor. Şükrü Bey ile iletişimi hiç kaybetmedik. Kendisi de literatür olarak Derin Mai’yi yazmak istiyor” diye konuştu. – İZMİR
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin geçen ay Menemen Seyrek’te hizmete aldığı Türkiye’nin en modern ve kapsamlı sahipsiz hayvan hastanesi can dostlara şifa dağıtıyor. Bir yerel yönetim tarafından ilk defa hayata geçirilen, içinde yoğun bakım ve yatan hasta üniteleri bulunan Seyrek Sahipsiz Hayvan Hastanesi’nde 24 saat uzman veteriner hekim kadrosu ile cerrahi operasyonlar yapılıyor. Hastanede yer alan yoğun bakım ünitesi, modern teşhis ve tedavi cihazları ve tam donanımlı laboratuvarı ile sokak hayvanları modern tedavi imkanı ile buluşuyor.
EN ZORLU AMELİYATLAR BAŞARIYLA YAPILIYOR
Ocak ayında hizmete giren hastanede 107’si köpek, 7’si kedi, 4’ü de kuş, güvercin ve tavşan olmak üzere 118 hasta hayvanı tedavi altına aldıklarını anlatan Veteriner Hekim Oğuz Emre Özlülerden, “İlk muayeneden sonra teşhisi koyuyor ve gerekli tedavi için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz. Çiğli Belediyesi’nden hastanemize getirilen 50-55 kilogram civarında bir kangal köpeğin ameliyatını başarıyla yaptık. Dirsek ekleminde çıkık ayrıca kaval kemiğinde de açık kırık vardı. Bu kiloya sahip bir köpeğin ameliyatı zorlu olur. Ameliyat sonrasındaki süreç de meşakkatli olur. Biz kaval kemiğine plaka yönetimi ile operasyon yaptık. Çıkan dirsek eklemini de açık redüksiyon yöntemi dediğimiz müdahale ile yerine oturttuk. Ardından burayı atele aldık ve stabil hale getirdik. Yaklaşık 3 buçuk saatlik bir ameliyattı. Başarıyla tamamladık” diye konuştu.
ÖLECEĞİ DÜŞÜNÜLEN CAN DOSTLAR SAĞLIĞINA KAVUŞTU
Öleceği düşünülen zor durumdaki can dostu sağlığına kavuşturduklarının altını çizen Özlülerden, “Hastanemize getirilen ve durumu ne kadar kritik olursa olsun her hasta için ekstra çaba gösteriyoruz. Tüm ekip arkadaşlarımız elinden gelenin fazlasını yapıyor. Emek verince bunun da karşılığını alıyoruz. Tedavi ettiğimiz canların yürüyerek, koşarak yaşadıkları bölgelere kavuştuklarını görmek bizi mutlu ediyor. Umarım daha çok cana dokunup, daha çok hastamızı iyileştirebiliriz” dedi.
YOĞUN BAKIM ÜNİTELERİNDE ÖZEL BAKIM
Hastanede aynı zamanda kedi ve köpeklere özel kafeslerde yoğun bakım hizmeti de sunuluyor. Ameliyattan sonra hastaları yoğun bakım ünitesinde tuttuklarını vurgulayan Veteriner Hekim Oğuz Emre Özlülerden, “Anesteziye alınan hayvanlar kış aylarında uyanmakta güçlük çekebilirler. Yoğun bakım ünitelerinde nem, sıcaklık oranını ayarlayabiliyoruz. Bu da hastalarımız açısından doğabilecek riskleri ortadan kaldırıyor. Durumu stabil hale gelen hastalarımızı müşahede kafeslerimize alıp tedavimize orada devam ediyoruz” diye konuştu.
TAM TEŞEKKÜLLÜ HAYVAN HASTANESİ
Yaklaşık 600 metrekare kapalı alana sahip olan hastanede, haftanın 7 günü 24 saat sahipsiz hayvanların bakım, tedavi ve rehabilitasyonu yapılıyor. Kapalı devre gaz anestezi cihazından tam otomatik operasyon masalarına kadar her türlü donanımın bulunduğu Cerrahi Müdahale Ünitesi’nde birçok komplike cerrahi operasyon yapılabiliyor. Renkli doppler ultrason cihazı ve yoğun bakım ünitelerinin yer aldığı Dahili Vakalara Müdahale Ünitesi hızlı teşhis ve müdahale imkanı sunuyor. Kavitron cihazlarının yer aldığı Diş Tedavi Ünitesi ile sokak hayvanlarına ağız sağlığı hizmeti veriliyor. Tesis içerisinde sahipsiz hayvanların ikamet etmesine olanak sunan padokların yanında Türkiye’nin en düzenli sahipli pet hayvanı gömü alanı da bulunuyor.
]]>GÜMÜŞHANE – Gümüşhane’de 112 yaşındaki Gülhanım Nas isimli hasta, ilerlemiş yaşına rağmen Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde geçirdiği başarılı beyin ameliyatıyla sağlığına tekrar kavuştu.
Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinde yaşayan Gülhanım Nas (112), geçen hafta Cuma günü yakınları tarafından vücudunun sağ tarafında kuvvet kaybı ve bilinç bulanıklığı şikayetiyle Kelkit Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak yoğun bakıma alındı. Beyninde kanama olduğu tespit edilen 112 yaşındaki Nas daha sonra Gümüşhane Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Burada Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde görevli Beyin Cerrahı Op. Dr. Bedrettin Özsoy tarafından muayene edilen yaşlı kadının beyin zarının altında yaklaşık 3 santimetre kalınlığında büyük bir kanama tespit edildi.
Ameliyat gerektiren ve 112 yaşındaki bir hasta için çok riskli olabilecek operasyon için hasta yakınlarını bilgilendiren Op. Dr. Özsoy, anestezi ekibinin çalışmasıyla hastayı tamamen uyutmadan sadece kafa derisinin uyuşturulmasıyla ameliyata aldı.
Yaklaşık 1 saat süren başarılı operasyonun ardından yoğun bakım servisine alınan Gülhanım Nas, hızlı bir iyileşme süreci geçirerek 1 gün sonra servise alındı. Vücudunun sağ tarafındaki kuvvet kaybı ve bilinç bulanıklığı şikayeti gerileyen hastanın yakınları da başarılı ameliyat nedeniyle doktor ve sağlık ekibine teşekkürlerini iletirken, yaşlı kadının hafta sonu taburcu edileceği öğrenildi.
“112 yaşındaki bir hasta için oldukça riskli bir ameliyattı”
Ameliyatın ardından 112 yaşındaki hastanın şikayetlerinin gerilediğini ifade eden Op. Dr. Bedrettin Özsoy, “Teyzemiz geçen hafta Cuma günü sağ tarafında kuvvet kaybı, bilinç bulanıklığı şikayetleriyle Kelkit Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı ve yoğun bakıma alındı. Daha sonra Salı sabahı hastanemize geldiler. Beyin zarının altında yaklaşık 3 santimetre kalınlığında büyük bir kanaması vardı. Hastamız 112 yaşında. Bu yaş bu ameliyatlar için özellikle anestezi alması için çok ileri bir yaş. Bu ameliyat daha genç yaşlarda daha az riskli bir ameliyat ama 112 yaşındaki bir hasta için oldukça riskli bir ameliyattı. Hasta yakınlarını bu konuda bilgilendirdikten sonra ameliyatın yapılmasını istediler. Salı günü ameliyatını gerçekleştirdik, hastanemizde deneyimli bir anestezi ekibimiz var onlar hastayı entübe etmeden sadece kafa derisi uyuşturularak yapılan bir anestezi tekniğiyle yaptık. Bu şekilde hayatını daha az riske sokacak bir ameliyat yapmaya çalıştık. Sonrasında yoğun bakıma aldık orada da Murat hocamız vardı çok ilgilendi hastayla, ertesi gün hastamız toparlayınca servise aldık. Hastamızla ilgileniyoruz bu süreçte hem yakınları hem de biz, ameliyattan sonra konuşmasında açılma oldu, güç kaybı da geriledi. Zor bir ameliyattı ama şu an ameliyatı kaldırdı ve daha iyi oldu. Önümüzdeki günlerde de taburcu edeceğiz” dedi.
“İlerleyen yaşına rağmen hocamız ve sağlık çalışanları sayesinde ameliyat başarılı geçti”
Başarılı operasyondan dolayı doktor ve sağlık ekiplerine teşekkürlerini ileten Gülhanım Nas’ın torunu Barış Nas, “Yoğun bakıma kaldırıldığında beyin kanaması geçirdiğini söylediler. Biz de akrabalarımızın yurtdışında olması sebebiyle onları bekledik daha sonra hocamızla konuşarak Gümüşhane Devlet Hastanesi’ne getirdik. Daha sonra ameliyat olmasına karar verdik. Çok şükür ameliyattan başarıyla çıktı, gözlerini açtı. Eğer ameliyat olmasaydı ölüme terk edebileceğimizi söyledi biz de riskleri göze alarak ameliyat olmasına karar verdik. Hocamıza ve ekibine teşekkür ederiz. Şu anda gayet iyi konuşabiliyor, kendini ifade edebiliyor ve hareket edebiliyor. İlerleyen yaşına rağmen hocamız ve sağlık çalışanlarının emekleriyle birlikte ameliyatı başarıyla atlattık. Teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
]]>OSMANİYE – Osmaniye’de mide bulantısı, kusma ve karın ağrı şikayeti ile özel bir hastaneye başvuran 40 yaşındaki kadın hastanın midesinden ve ince bağırsağından toplam 2 kilo ağırlığında kıl kütlesi çıkarıldı.
Osmaniye’de uzun süre devam eden karın ağrısı ve mide bulantısı şikayeti ile defalarca başka sağlık merkezlerine başvuran ve şikayetleri devam eden bayan hasta daha sonra özel bir sağlık kuruluşuna başvurdu. Burada İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Turgay Güler tarafından muayene edilen hastanın yapılan tetkikler sonucunda midesinde yabancı bir cisim olduğu tespit edildi. Ameliyata alınmasına karar verilen hastanın cerrahi müdahalesi Genel Cerrahi Uzmanı Yardımcı Doç. Dr. Seçkin Akküçük tarafından yapıldı. Yapılan ameliyatta 40 yaşındaki bayan hastanın midesinden 2 adet 12-13 santimetrelik ve ince bağırsağında 10 santimetre uzunluğunda 3 adet toplam 2 kilogram kıl kütlesi çıkarıldı. Yapılan ameliyatın ardından hastanın sağlık durumunun iyi olduğu ve önümüzdeki günlerde taburcu edileceği bildirildi.
Nadir görülen bir vakanın ameliyatını gerçekleştirdiğini söyleyen Yardımcı Doç. Dr. Seçkin Akküçük,” Hastamız 40 yaşında kadın hasta yaklaşık bir bir buçuk aydır sürekli sıklıkla olan kusma şikayetiyle daha önce başka merkezlere de başvuruyor. Sonrasında hastanemiz dahiliye kliniğine başvuruyor. Burada genel durum bozukluğu olması sebebiyle ki uzun zaman kusması olduğu için tabii ki vücudun yeterli gıda, mineral vitaminleri alamaması ya da aldıklarını kaybetmesi sebebiyle genel durum bozukluğu ortaya çıkıyor dahiliyedeki hocamız sayın Turgay Güler hocamızla hastamızı genel durum bozukluğu ile yatırıp tetkiklerine başladık. Bu sırada tetkiklerinde bizim de dahil olduğumuz tetkiklerinde mide ve ince bağırsaklarında tıkanıklığa yol açan midesini tamamına yakını dolduran ince bağırsakta tıkanmaya yol açan büyür kıl yumakları bizim Trikobezoar dediğimiz sindirilmemiş gıdalardan ya da kıl yumaklarından ya da bazı ilaçlardan oluşan bezoarın olduğunu tespit ettik. Hastamızın genel durumunun toparlanmasını biraz daha bekledik gerekli destek ve tedaviyle hastamız genel durumu artık ameliyata uygun hale geldikten sonra dün ameliyatımızı gerçekleştirdik. Midesinden 2 adet yaklaşık 12-13 santimetrelik ve ince barsağını tam tıkayan yaklaşık 10-11 santimetrelik 2 adet bezoar çıkardık. Şu an hastamızın genel durumu gayet iyi kusmaları ortadan tabii ki kalktı. Bundan sonra iyileşme safhasındayız. Hastamız inşallah birkaç gün içerisinde sağlıklı şekilde taburcu etmeyi planlıyoruz ‘dedi.
-Hastamızda nadir gördüğümüz Trikobezoar(Rapunzel) sendromu vardı
Hastada nadir görülen rapunzel sendromu tespit ettiklerini belirten Yardımcı Doç. Dr. Seçkin Akküçük, “Bezoarlar çok nadir görülür, çok sık görülmez sindirilmemiş bazı sebze gıda artıkları birikebilir midede buna Phytobezoar diyoruz. Saç yeme alışkanlıkları olabilir, bazı psikolojik rahatsızlıklardan dolayı Trikobezoar diyoruz. Hatta literatürde bu rapunzel sendromu olarak da geçer. Rapunzelin özel masalı vardır, kuleden saçlarını uzatarak kurtulmaya çalışan bir prensesin hikayesi buradan esinlenilmiş bir rapunzel sendromu adı verilmiş. Çoğunlukla mide ne görülür, nadiren ince bağırsaklarda görülür. Bu hastamızı ilginç kılan özelliklerden bir tanesi hem midede hem de ince bağırsakta ayrı ayrı izole bezoarlarının olmasıydı. Bazen de çok çok daha nadiren de verilen ilaçların erimemesi sonrasında oluşabilir hatta ve hatta yeni doğan ya da sonrasındaki bebeklik aşamasındaki çocuklarda sütün sindirilememesine bağlı olabilir ama onları çok çok nadir görüyoruz. En çok gördüğümüz Phytobezoar’dır sonrasında Trikobezoar yani saç yeme alışkanlığıyla ortaya çıkan bizim hastamızdaki de Trikobezoar vardı. Umuyoruz ki bundan sonra o alışkanlığından da kurtulması üzerinde gerekli desteği alacaktır. Bezoarlar çoğunlukla geç fark edilirler çünkü belirli bir boyuta gelene kadar klinik vermezler. Eğer hastaya yakınları da bu alışkanlığından dolayı bir şeyden şüphelenmemiş hekime gitmemişlerse de bu hastamızda da olduğu gibi artık ilerlemiş tıkanıklıklara yol açmış durumda olurlar. Bazen kanamaya yol açabilirler hastamızda kanama yoktu ama midesi kanamaya yakın derecede iltihaplanmıştı. İlaçla tedavisi pek mümkün değildir maalesef dediğimiz o Phytobezoar sebze artıkları ya da çocuklarda görülen laktobezoarlar belki eritici enzim ya da asitli gıdalarla içeceklerle eritilmeye çalışılsa da çoğu zaman cerrahi gerekir. Trikobezoar zaten ilaç tedavisinin yeri yoktur. Dolayısıyla ameliyat gerekiyor ve bizde ameliyatımızı başarıyla gerçekleştirdik” şeklinde konuştu.
]]>SİİRT’te Gülbahar Erdal’ın (30) ultrason muayenesinde, karnındaki bebeğinin ağzını kaplayan 3 santimetrelik kitle tespit edildi. Doğunca nefessiz kalacağı için kaybedilme olasılığı yüksek olan bebeğin kordonu kesilmeden yapılan ameliyatla ağzındaki kitle çıkartıldı. Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Obut, “Bebeğin oksijensiz kalmaması için kordonunu kesmeden kısmen doğurtarak ameliyatı gerçekleştirdik. Bebeği omuza kadar doğurttuk. Bu sırada başka bir doktorumuz buruna cihaz takarak nefes almasını sağladı. Yaklaşık 6 dakika süren bir işlemden sonra, yeni doğan doktoruna teslim ettik” dedi.
Baykan ilçesinde 4’üncü çocuğuna hamile olan Gülbahar Erdal’ın yapılan ultrason muayenesinde bebeğinin ağzını kaplayan 3 santimetrelik bir kitle tespit edildi. Aile, doktorların tavsiyesi üzerine Diyarbakır’a gelerek Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Ek Hizmet Binası’nda tedaviye alındı. Doktorlar, doğunca nefessiz kalma riski yüksek olan bebeğin, kısmi doğum ile anne ile kordon bağı kesilmeden ameliyat edilmesine karar verdi. Bebek doktorların yaklaşık 6 dakika süren operasyonunun ardından ağzındaki kitle çıkarılarak sağlığına kavuştu. Bir süre gözetim altında tutulan ve Zeynep adı verilen bebek, taburcu edildi. Bebeğin annesi Gülbahar Erdal başarılı geçen operasyonun ardından, “Benim çocuğumun yaşamayacağını ve doğar doğmaz öleceğini söylediler. Çok şükür atlattık. Bu 4’üncü çocuğumdur. Çocuğumun ağzında bir kitle vardı. Onu doktorlar aldı. Çok mutluyum, çok şükür benim de bebeğin de ameliyatım iyi geçti. Allah onlardan razı olsun” diye konuştu.
‘AĞZI AÇIKTA BIRAKAN 3 SANTİMLİK BİR KİTLE VARDI’
Operasyona katılan Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Obut çok zorlu bir ameliyat gerçekleştirdiklerini belirterek, şunları söyledi:
“Hastamız 34 haftayken ağız içinde 3 santimetrelik bir kitle görülmesi üzerine tarafımıza yönlendirildi. Geldiğinde yaptığımız ultrason incelemesinde 34 hafta ile uyumlu, ağız içini komple dolduran ve genize doğru uzayan, ağzı açıkta bırakan 3 santimetrelik bir kitle vardı. Çocuk cerrahimizden bir ön değerlendirme istedik. Hocalarımızla hastayı tekrar değerlendirdik. Bu hastanın doğumunda bebeğin nefes almasıyla ilgili sıkıntı yaşayabileceğini öngördük. Bu yüzden bebeği, anne ile olan dolaşımını kesmeden, bebeğin oksijensiz kalmaması için kordonunu kesmeden kısmen doğurtarak ameliyatı gerçekleştirdik. Bu şekilde hava yolunu garantiye aldık ve ondan sonra göbek bağını kesmeyi amaçladık. Bebeği omuza kadar doğurttuk. Bu sırada başka bir doktorumuz buruna cihaz takarak nefes almasını sağladı. Yaklaşık 6 dakika süren bir işlemden sonra vaka entübe edildi ve yeni doğan doktorlarına verildi” diye konuştu.
Yenidoğan Yoğun Bakım Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Okur ise solunum yolunu tıkayan böyle kitleleri olan bebeklerin genelde kaybedildiğini söyledi. Doç. Dr. Okur, “Çünkü nefes yolunu açmak için acil müdahaleler sırasında hastalar kaybediliyor. Ancak bu işlem sayesinde bu hastanın solunum yolu açılabildi ve hastanın oksijensiz kalması engellendi. İşlem sonrasında yoğun bakıma alındı. Dilinde, ağız içerisindeki ödem giderek azaldı. Hasta solunum cihazından ayrıldı” dedi.
]]>KONYA’da çene ağrısı çekip, yüz asimetrisi bozulan 2 hastanın çene eklemlerinde tümör olduğu tespit edildi. Uzun yıllar farklı tedaviler görüp, doğru teşhis alamayan Semiha Tezcan (54) ile Mustafa Küçükdemir (52), Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde yapılan operasyonla sağlığına kavuştu. Operasyonları gerçekleştiren Prof. Dr. Alparslan Esen, “Bu tümör yavaş büyüdüğü için ve yüzdeki asimetri de geç fark edildiği için genellikle ileri evrelerde karşımıza çıkıyor” dedi.
Necmettin Erbakan Üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi’ne çenesindeki bozulma ve ağrı şikayetiyle başvuran yemek ve pasta eğitmeni Semiha Tezcan (50) ile bir fabrikada işçi olan Mustafa Küçükdemir’in (52) çene kemiklerinde tümör olduğu tespit edildi. Tedavilerine başlanan 2 hasta, ameliyat edilerek tümörleri alındı. Çene kemiklerine cerrahi müdahale yapılan 2 hastanın yüzlerindeki bozulma da tedavi edildi.
‘FARKLI FARKLI ŞEYLER SÖYLEDİLER’
2 çocuk annesi ve 1 torun sahibi Semiha Tezcan, “Yıllardır bu rahatsızlığı çekiyordum ve kurtuldum. Şu an çok iyiyim, hayatımı düzene soktum. Sol tarafta bir tümör içeride büyümüş. Tümör büyüdükçe çenemi sağ tarafa doğru bozulma yaptı. 3 ameliyat birden yaşadım. 20 yıldır bu rahatsızlığı yaşıyordum. Bana daha farklı tedaviler önerdiler ama sonuç vermedi. Ağrılarım artmaya başladı, kulağımın duymaması, ağzımı açamamam gibi problemler yaşamaya başlamıştım. Burada ameliyat oldum ve iyiyim. Daha önce gittiğim yerlerde tümör olduğunu söylemediler. ‘Kemikte uzama var’ dediler. Diş tedavisi gördüm. Neden kaynaklandığı da belli değildi. Farklı farklı şeyler söylediler. Böyle kalırım diye düşünüyordum. Kendimi daha öz güvenli hissediyorum. Daha rahat hissediyorum. Aynaya baktığımda daha mutluyum. Keşke 10 yıl önce olsaydı bu ameliyatı ama yine de mutluyum” dedi.
‘İNSAN İÇİNE ÇIKAMIYORDUM’
Mustafa Küçükdemir de “10 yıl önce bu rahatsızlığım başladı. Birkaç sağlık kuruluşuna gittim ama sonuç alamadım. En son Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde teşhisimi koydular ve ameliyat oldum. Bana yüz felci geçirdiğimi söylediler. Yüz felci tedavisi gördüm ama geçmedi. Ağrılarım başladı, yüzümün şekli değişti. Burada ameliyat oldum ve şu an çok iyiyim. Psikolojim bozulmuştu, insan içine çıkamıyordum. Görüntümden dolayı dışarıya çıkamıyordum. Ağzım bir tarafa eğilmiş, konuşamıyordum. Dostlarımdan bile uzaklaşmaya başlamıştım ama şimdi çok iyiyim” diye konuştu.
‘HASTALARIMIZIN BÜYÜK KISMI, 50 YAŞ ÜSTÜ’
Ameliyatları gerçekleştiren Necmettin Erbakan Üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alparslan Esen, “Bu hastalarımız, tek taraflı eklem sorunu olan hastalar ve tümöre bağlı çene kemiklerinde büyüme meydana geliyor. Fakat bu eklemlerde oluşan tümörler yavaş büyüdüğü için hemen yüzde hızlı bir bozulma meydana gelmiyor. Zamanla tümör büyüdükçe yüzde de bozulmalar meydana geliyor. Dolayısıyla hastada ciddi bir yüz asimetrisi meydana geliyor. Aynı zamanda sadece estetik olarak değil; bu tümörün büyümesine bağlı olarak hastalarımız ağız açma konusunda sıkıntı yaşıyor. Burada tedavi ettiğimiz hastalarımızın büyük bir kısmı, 50 yaş üstü. Çünkü bu tümör yavaş büyüdüğü için ve yüzdeki asimetri de geç fark edildiği için genellikle ileri evrelerde karşımıza çıkıyor. Hastalarımız yüz asimetrisinin farkına varıyor ancak bunu önemsemiyor. Sonrasında ağız açıklığında kısıtlılık ve ağrı da meydana geldiği için bize başvuruyorlar. Aslında bize gelmeden önce başka merkezlere de başvurmuşlar ancak kompleks bir tedavi gerekiyor” dedi.
‘SADECE TÜMÖRÜ ALDIĞINIZDA İŞ BİTMİYOR’
Tedavi sürecine ilişkin de Prof. Dr. Esen, şunları söyledi:
“Sadece bu tümörü aldığınızda iş bitmiyor. Fonksiyonel açıdan belki hasta rahatlıyor ama yüz asimetrisi devam ediyor. Bu tümör alındığında yüz asimetrisi de hemen düzelmiyor. Dolayısıyla bu hastalarda cerrahi olarak hem eklem bölgesindeki bu tümörü çıkardık hem de aynı anda üst ve alt çene ameliyatı yaptık. Ortopedik cerrahi dediğimiz üst ve alt çene ameliyatlarını yaptık. Çünkü hem üst çenede hem alt çenede yer değiştirmeler oluyor. Yüz asimetrisi buna bağlı olarak zaten ortaya çıkıyor. Hem üst çene hem alt çene yerini alındığında tümör de ortadan kalktığında hasta normal görüntüsüne dönmüş oluyor hem de fonksiyonlarını normal sağlıyor.”
]]>İstanbul’da 9 yaşındaki otizmli Harun Duman, ailesi fark etmeden 13 küçük mıknatıs yuttu. Kusma şikayeti üzerine ailenin hastaneye götürdüğü çocuk, ameliyata alındı. Gerçekleştirilen başarılı ameliyat sonrası Harun’un bağırsaklarından birbirine yapışmış halde 13 mıknatıs çıkarıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Mehmet Çakmak “Çoklu mıknatıs yutulduğu zaman bağırsakta mıknatıs birbirine çekiyor ve yapışıklık meydana geliyor. Böylelikle bağırsaklar birbirine yapışmış oluyor. Saatler ilerledikçe arada kalan bağırsak duvarı deliniyor. Bağırsağın delinmesi sonrası, içerisindeki dışkılar, atıklar kana yayılıyor. Bu da hayati tehlikeye varan durumlara sebep oluyor. Bu yüzden böyle durumlar çok gecikmeden cerrahi müdahale gerektiriyor” dedi.
İstanbul’da yaşayan 9 yaşındaki otizmli Harun Duman, 13 boncuk şeklindeki mıknatısı yuttu. Çocuğun kusma şikayeti günlerce geçmeyince aile Harun’u hastaneye götürdü. Cuma akşamı iğne yapılarak ve ilaç yazılarak eve gönderilen Harun’un kusma şikayeti devam etti. Cumartesi gecesi saat 01.00 sıralarında Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ne sevk edilen çocuğa çekilen röntgen sonrası teşhis koyan doktorlar, Harun’u acilen ameliyata aldı. Yaklaşık 3 saat süren ve kapalı yöntemle gerçekleştirilen ameliyat sonrası 9 yaşındaki Harun’un bağırsaklarından birbirine yapışmış halde 13 mıknatıs çıkarıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Op. Dr. Mehmet Çakmak, “Mıknatıslar Harun’un bağırsağında iki noktada delinmeye sebep olmuştu. Birincisi 12 parmak bağırsağından itibaren bir 30 santimetrede bir mıknatıs, diğeri de kalın bağırsağın çıkan kısmında olan birbirine yapışmış 12 tane mıknatıs vardı. Bunlar her iki bağırsakta da delinmeye sebep olmuştu. Biz bu mıknatısları çıkardıktan sonra bağırsakları tekrar dikerek onarmak durumunda kaldık” dedi.
“MIKNATISLAR KALIN BAĞIRSAĞA KADAR İLERLEMİŞTİ”
Yabancı cisim yutma vakalarında acil müdahalenin önemini vurgulayan Op. Dr. Mehmet Çakmak, “Yabancı cisim yutma çocuklarda daha çok ilk iki yaş içerisinde görülüyor. Genellikle arama, yutma refleksi, bulduğu şeyleri ağza götürme refleksi daha çok ilk iki yaş civarında oluyor. Çocuklar evde buldukları her şeyi genelde ağızlarına atıyorlar. Bunlar içerisinde en tehlikeli olanlar disk pil ve çoklu mıknatıs yutma vakaları oluyor. Onun dışında çocuklar diğer plastik maddeleri yuttukları zaman biz onu dışkı yoluyla atmasını bekliyoruz. Öyle durumlarda bir müdahale yapmıyoruz fakat disk pil, mıknatıs yutma vakalarında cerrahi müdahale acildir. Maddenin mutlaka çıkarılması gerekiyor en kısa zamanda. Yutma durumlarını aile fark ettiği zaman hemen hastaneye gelmeleri lazım. Bu maddeleri önce endoskopik olarak çıkarıyoruz. Fakat bu maddeler mideyi geçmiş ve bağırsağı ilerlemişse bunların cerrahi operasyon ile çıkarılması gerekiyor. Çoklu mıknatıs yutulduğu zaman bağırsakta mıknatıs birbirine çekiyor ve yapışıklık meydana geliyor. Böylelikle bağırsaklar birbirine yapışmış oluyor. Saatler ilerledikçe arada kalan bağırsak duvarı deliniyor. Bağırsağın delinmesi sonrası, içerisindeki dışkılar, atıklar kana yayılıyor. Bu da hayati tehlikeye varan durumlara sebep oluyor. Bu yüzden böyle durumlar çok gecikmeden cerrahi müdahale gerektiriyor” dedi.
“BAĞIRSAKTA İKİ NOKTADA DELİNME MEYDANA GELMİŞTİ”
Op. Dr. Mehmet Çakmak, “Harun dokuz yaşında bir hastamız. Normalde bu yaşlarda çok fazla yabancı cisim yutmaya rastlamıyoruz. Fakat Harun özel bir çocuk. Evde bulduğu mıknatıslar küçük ve renkli olunca, onları muhtemelen şeker zannetti ve yuttu. Geldiği zaman röntgeninden birden fazla mıknatıs yuttuğunu fark ettik. Cumartesi günü gece saat 01.00 gibi başvurdular. Biz hemen yatışını yapıp ameliyata aldık. O sırada bağırsağında bir yapışıklık meydana gelmişti. Muhtemelen mıknatısları saatler öncesinden yutmuştu zaten. Mıknatısların sayısı röntgende tam belli olmuyordu, biz dokuz tane saymıştık. Harun’u acil ameliyata aldık. Ameliyatını kapalı yöntemle yaptık ve bağırsaklarından 13 tane mıknatıs çıkardık. Çıkardığımız mıknatıslar renkli boncuk gibilerdi. Çocukların dikkatini çeken cinsten mıknatıslardı. Ailenin öyküsüne göre Harun’un cuma günü kusma şikayeti varmış. Bu mıknatısları cuma günü yutmuş olabilir. Tam olarak emin olamıyoruz ama 6- 8 saatin geçmiş olması lazım, çünkü mıknatıslar kalın bağırsağa kadar ilerlemişti. Ameliyatımız ortalama 2 buçuk 3 saat kadar sürdü. Mıknatıslar Harun’un bağırsağında iki noktada delinmeye sebep olmuştu. Birincisi 12 parmak bağırsağından itibaren bir 30 santimetrede bir mıknatıs, diğeri de kalın bağırsağın çıkan kısmında olan birbirine yapışmış 12 tane mıknatıs vardı. Bunlar her iki bağırsakta da delinmeye sebep olmuştu. Biz bu mıknatısları çıkardıktan sonra bağırsakları tekrar dikerek onarmak durumunda kaldık. Ameliyatımız da başarılı geçti. Harun’un kontrolleri de oldukça iyi geçiyor. Bir sıkıntı yaşamazsak iki gün sonra Harun’u taburcu edeceğiz. Buradan aileleri uyarıyorum, bu mıknatısları eve sokmamak lazım. Çocuklar için farklı oyuncaklar tercih etmeliyiz. Mıknatısları çocukların eline kesinlikle vermeyelim. Aileleri bu konularda hassas davranmaları konusunda tekrar uyarmış olalım” diye konuştu.
“OĞLUMUN SÜREKLİ OLARAK YUTMA OLAYLARI OLUYOR”
Baba Ali Duman ise, “Oğlumun cuma ve cumartesi günü kusma şikayeti vardı. Acile götürdük, orada bir iğne yapıp ve ilaç vererek bizi geri gönderdiler. Cumartesi günü kusması devam etti. Gece tekrar acile götürdük. Saat gece 01.00’da bizi buraya gönderdiler. Bir saat sonra bizi acilen ameliyata aldılar. Bu çocuk otizmli bir çocuk. Özel bir çocuk olduğu için eline ne geçerse, ağzına atıyor. Maalesef böyle bir durumumuz var. Ne kadar gözetlemeye çalışsak da böyle şeyler yaşanabiliyor. Buraya geldiğimizde doktorlar bize oğlumun bir cisim yuttuğunu ve acilen ameliyat olması gerektiğini söylediler. Biz de şok olduk o esnada. Ardından oğlumu hemen ameliyata aldılar. Ameliyat sonrasında oğlumun bağırsağında 13 adet mıknatıs çıktı. Biz de çok korktuk. Ameliyattan çıktığından beri durumu düzeliyor. Şu an iyi. Daha önce de böyle yutma olayları olmuştu. Yattığı battaniyeyi ısırıp yuttuğu oldu. Evde nevresimleri kopartıp yutmaya çalışıyor. Tülleri astığımız aparatları koparıp yutmaya çalışıyor. Böyle yutma huyları var. Daha önce hiç ameliyat olmamıştı. Kusma şikayeti devam edince, biz de ilk defa böyle bir şey yaşadık. Biz böyle bir şey çıkmasını hiç beklemiyorduk. İnsanın başına her türlü dert geliyor. Otizm tanısı Harun’a iki yaşında konuldu. Tanı konduktan sonra böyle davranışları olmaya başladı. Biz ne kadar korumaya çalışsak da oğlumuzu bazen koruyamıyoruz. Doktorumuz sağ olsun, gerçekten bizi çok rahatlattı. Onun uyarılarını da dikkate alacağız. Bundan sonra daha dikkatli olacağız” ifadelerini kullandı.
]]>HENÜZ anne karnındayken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar, “İleride kalp naklinden başka çaresi olmayacak” dedi. O büyürken, tümör de büyüdü ve kalbiyle aynı boyuta ulaştı. Ekin Ada Işık, 5 yaşına geldiğinde mucizevi bir ameliyatla yeniden doğdu. Adı, “Yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ile Opr. Dr. Yılmaz Zorman, ameliyat sırasında Ekin’in ‘kalbini yerinden söktü’, ameliyathane masasında iğneyle kuyu kazar gibi kalpteki tümörü temizledi ve 8 saat boyunca göğüs boşluğunda kalbi olmadan yaşatılan Ekin’e, kendi kalbi tekrar nakledildi. Doktorları, dünyada “bu kadar küçük yaşta” kardiyak oto-transplantasyon (kendinden kalp nakli) ile hayata dönen başka vakaya rastlamadıklarını söyledi.
Balıkesir’de yaşayan Mustafa ve Fahriye Işık çiftinin tek çocuğu Ekin Ada’nın, anne karnında 32 haftalıkken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar bebeği alalım dese de anne Fahriye Karaca Işık, onu doğurmak istedi. Daha doğmadan başvurdukları her doktor “Tek çare kalp nakli olur” dedi. 5 yaşına kadar, tümörü kalbiyle birlikte büyüdü, 8 santimlik minik kalbi, kendi büyüklüğünde bir tümörü de taşımak zorunda kaldı. Ekin Ada, geçtiğimiz Ekim ayında Koç Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ve dünya tıp literatürüne girecek bir ameliyatla yeniden doğdu. 8 saat süren ameliyat sırasında Ekin Ada’nın kalbini “yerinden söküp” tümörü ameliyat masasında temizledikten sonra tekrar nakleden, “yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ve Opr. Dr. Yılmaz Zorman, bu eşi benzeri olmayan operasyonu, “O kadar riskli bir ameliyattı ki nefesimizi tutarak yaptık. Kadavradan kalp nakli olsa, elinizde sağlam başka bir organ var. Oto-transplantasyon, yani hastanın kendinden nakilde ise en ufak bir hatada tekrar yerine takabileceğiniz başka bir organ yok” şeklinde anlattı.
“İKİNCİ DOĞUMUNA ŞAHİT OLDUM”
“Bu çocuğun ben ikinci doğumuna tanık oldum” diyen Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatrik ve Konjenital Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekin Ada kızımızla 32 haftada anne karnındayken ilk olarak tanıştım. Fetal EKO’sunda bir kalp tümörü tespit edilmişti. Kızımız doğdu, ondan sonra 3 ila 6 aylık aralarla izlemeye başladık. Kalp içindeki tümör yaşı büyüdükçe, kalple beraber büyüyordu. Bu tümörlerin bir kötü tarafı da ritim düzensizlikleri yaratmaları. Ani ölüm riskinin çok yüksek olduğu vakalar bunlar. Tümörün büyüklüğü neredeyse kalp kadar olmuştu. 7 santimlik bir tümör, Ekin Ada’nın kalbi 8 santim uzunluğundaydı zaten. Sol karıncıktaki tümörün bir büyük tehlikesi daha vardı. Önemli bir koroner arter damar, tümörün içinden geçiyordu.”
“SOĞAN KABUĞU SOYAR GİBİ TÜMÖRÜ KALPTEN AYIRDIK”
Tümörün içinden hayati bir damarın geçmesi nedeniyle kalp yerindeyken ameliyat etmenin imkansız olduğunu anlatan Prof. Dr. Kalangos, çok büyük bir riske girerek kalbi yerinden çıkarıp ameliyat etme yolunu seçtiklerini vurguladı. Prof. Dr. Kalangos, “Çok dikkatli çalışmamız gerekiyordu o nedenle kalbi yerinden söktük, damarlarından ayırdık ve masanın üzerine yatırarak (kalp vücuttan ayrıyken) ameliyata devam ettik. Göğüs boşluğu tamamıyla boş kaldı, ‘kalpsiz’ bir durumda makineye bağlı takip edildi. Kalbi masanın üzerinde sol karıncığa hasar vermeden, hem kasları hem arterleri koruyarak açtık. Dr. Yılmaz Zorman ile beraber nefesimizi tuttuk, ince ince, soğan kabuğu soyar gibi kalp kasından tümörü ayırdık. Tümörün içinden geçen o ince, bir milimetrelik koroner damarı bulduk ve onu da titiz bir şekilde tümörden ayırarak kalbi tamamen temizledik. Onarılmış kalbi tekrar yerine taktık” dedi.
KALBİ TAKTIKTAN SONRA GÖZÜ EKRANDA, İLK ATIŞINI BEKLEDİ
Kalbi Ekin Ada’ya geri naklettikten sonra ilk yaptığı şeyin monitöre bakmak olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Kalangos, sözlerini şöyle noktaladı: “O anda ilk yaptığınız şey tabii ki monitöre gözünüz takılıyor. Kalp tekrar çalışmaya başladı ve büyük bir rahatlama yaşadık. Ben özellikle yurt dışında Cenevre’deyken çocuklarda kalp akciğer transplantasyonunu rutin olarak yapan bir cerrahtım. Kalp naklinde oldukça tecrübesi olan bir cerrah olmama rağmen oto-transplantasyon yani hastanın kalbini yerinden çıkarıp tekrar takma tecrübesini ilk defa yaşadım. Dolayısıyla benim için de özel bir andı bu. Ekin Ada’nın başka alternatifi yoktu. Düşünün ölüme mahkum olan bir insanın, mucizevi bir şekilde tekrar hayata dönmesi, bu ikinci doğuş değil de nedir?”
“EN UFAK BİR HATADA BAŞKA ALTERNATİFİMİZ YOKTU”
Prof. Dr. Kalangos ile birlikte ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Yılmaz Zorman ise 8 saat süren ameliyat sırasında defalarca nefeslerini tuttuklarını söyleyerek şunları anlattı: “Çok uzun süren bir ameliyattı. Hocayla kaç kere göz göze geldik, kaç kere nefesimizi tuttuk gerçekten hatırlamıyorum. Ekin Ada, her şeyiyle çok özel bir çocuk. Ben bu tür bir ameliyatla meslek hayatım boyunca hiç karşılaşmadım. Literatür taraması da yaptık hocamızla birlikte. Böyle bir tanıyla, başarılı bir şekilde ameliyat olmuş bu yaşta bir hasta literatürde bulamadık. Bazı denemeler olmuş ama bu yaştaki bir çocukta başarılı bir ameliyat ve oto-transplantasyon, bence bu ameliyatı nadir kılan unsurlar.”
Ritim bozuklukları nedeniyle ani ölüm riski yaşamaya başlayan Ekin Ada’nın kendi yaşı, boyu ve kilosuna uygun kalp bulunana kadar nakil bekleyecek durumda olmadığını da anlatan Dr. Zorman, “Diyelim ki kalp nakli ameliyatı yapıldı, elinizde bir alternatifiniz olurdu o anda. Çünkü orada sağlam bir kalp dokusu var ve yerine taktığınızda çalışacak. Ama bizim ikinci bir alternatifimiz yoktu. Hatta biz Ekin’i ameliyata almadan önce neden yapıyorsunuz sorusuyla da çok muhatap olduk. Çünkü annesinin kucağından alıp ameliyathaneye götürüyorsunuz ama işler yolunda gitmezse onlara kötü bir haber vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu, çok yıkıcı olurdu hepimiz için. Şimdi bizi ziyarete geliyor, bu mutluluğun tarifi inanın yok” diyerek sözlerini noktaladı.
“BİRİLERİ RİSK ALMALI DEDİ VE ONU KURTARDI”
Hamileliğinin son haftalarında aldığı korkunç teşhisle yüzleşmenin çok zor olduğunu anlatan anne Fahriye Işık Karaca ise duygularını şu şekilde ifade etti: “Her şey 32 haftaya kadar çok güzel giderken bir anda bizi alt üst eden bir haberle sarsıldık. Gezdiğimiz hastanelerde, kızımız için hiçbir şey yapılamayacağı söylendi. Doğumdan sonra 10 gün yoğun bakımda kaldı, ancak 10 gün sonra kucağıma alabildim. Herkes çocuğunu alıp çıkıyor ama siz hastaneden boş çıkıyorsunuz. Çaresizliğin ne demek olduğunu ben kızımda yaşadım. Allah’a şükürler olsun ki Kalangos hocamızla tanıştık. O bize hiçbir çocuğun kaderine terk edilemeyeceğini, birilerinin risk alması gerektiğini söyledi. Denenecek başka bir yöntem de yoktu. Onun için gözünüzü karartıp kabul ediyorsunuz. İlk gittiğimiz hastanede anne karnında çocuğun hayatını sonlandırıp bana doğum yaptırmaktan bahsedilirken, öyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki çocuğunuzu sizin elinize sağlığına kavuşturup veriyor, onunla bir ömür geçirebileceğinizi size gösteriyor. Dünyalar benim oldu desem az kalır yanında.”
“KAHRAMAN GİBİ HİSSEDİYORUM”
Baba Mustafa Işık ise kızının doğumundan önce başvurdukları her hastanede kalp naklinden başka şansının olmadığını söylediklerini kaydederek, “Ameliyat tamamlandığında hocamız bizi ameliyathanenin kapısını çağırdı. Ellerini açtığı anda ameliyatın iyi geçtiğini anladık ve bütün dünyalar bizim oldu. Hocama sarılıp ağladım” diye konuştu. Minicik bedeniyle böylesine zor bir hastalığa direnen ve geçirdiği mucizevi ameliyatla sağlığına kavuşan minik ekin Ada ise kendini kahraman gibi hissettiğini söyleyerek, “Ameliyata girmeden önce ne olacağını çok merak etmiştim. Kahraman gibi bekliyordum. Daha önce iki kez yoğun bakımda yatmıştım. Günler çok uzun geçmişti o zaman. Artık korkmuyorum çünkü büyüdüm. İleride veteriner olmak istiyorum çünkü hayvanları çok seviyorum. Onları iyileştirmek istiyorum” dedi.
]]>HENÜZ anne karnındayken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar, “İleride kalp naklinden başka çaresi olmayacak” dedi. O büyürken, tümör de büyüdü ve kalbiyle aynı boyuta ulaştı. Ekin Ada Işık, 5 yaşına geldiğinde mucizevi bir ameliyatla yeniden doğdu. Adı, “Yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ile Opr. Dr. Yılmaz Zorman, ameliyat sırasında Ekin’in ‘kalbini yerinden söktü’, ameliyathane masasında iğneyle kuyu kazar gibi kalpteki tümörü temizledi ve 8 saat boyunca göğüs boşluğunda kalbi olmadan yaşatılan Ekin’e, kendi kalbi tekrar nakledildi. Doktorları, dünyada “bu kadar küçük yaşta” kardiyak oto-transplantasyon (kendinden kalp nakli) ile hayata dönen başka vakaya rastlamadıklarını söyledi.
Balıkesir’de yaşayan Mustafa ve Fahriye Işık çiftinin tek çocuğu Ekin Ada’nın, anne karnında 32 haftalıkken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar bebeği alalım dese de anne Fahriye Karaca Işık, onu doğurmak istedi. Daha doğmadan başvurdukları her doktor “Tek çare kalp nakli olur” dedi. 5 yaşına kadar, tümörü kalbiyle birlikte büyüdü, 8 santimlik minik kalbi, kendi büyüklüğünde bir tümörü de taşımak zorunda kaldı. Ekin Ada, geçtiğimiz Ekim ayında Koç Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ve dünya tıp literatürüne girecek bir ameliyatla yeniden doğdu. 8 saat süren ameliyat sırasında Ekin Ada’nın kalbini “yerinden söküp” tümörü ameliyat masasında temizledikten sonra tekrar nakleden, “yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ve Opr. Dr. Yılmaz Zorman, bu eşi benzeri olmayan operasyonu, “O kadar riskli bir ameliyattı ki nefesimizi tutarak yaptık. Kadavradan kalp nakli olsa, elinizde sağlam başka bir organ var. Oto-transplantasyon, yani hastanın kendinden nakilde ise en ufak bir hatada tekrar yerine takabileceğiniz başka bir organ yok” şeklinde anlattı.
“İKİNCİ DOĞUMUNA ŞAHİT OLDUM”
“Bu çocuğun ben ikinci doğumuna tanık oldum” diyen Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatrik ve Konjenital Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekin Ada kızımızla 32 haftada anne karnındayken ilk olarak tanıştım. Fetal EKO’sunda bir kalp tümörü tespit edilmişti. Kızımız doğdu, ondan sonra 3 ila 6 aylık aralarla izlemeye başladık. Kalp içindeki tümör yaşı büyüdükçe, kalple beraber büyüyordu. Bu tümörlerin bir kötü tarafı da ritim düzensizlikleri yaratmaları. Ani ölüm riskinin çok yüksek olduğu vakalar bunlar. Tümörün büyüklüğü neredeyse kalp kadar olmuştu. 7 santimlik bir tümör, Ekin Ada’nın kalbi 8 santim uzunluğundaydı zaten. Sol karıncıktaki tümörün bir büyük tehlikesi daha vardı. Önemli bir koroner arter damar, tümörün içinden geçiyordu.”
“SOĞAN KABUĞU SOYAR GİBİ TÜMÖRÜ KALPTEN AYIRDIK”
Tümörün içinden hayati bir damarın geçmesi nedeniyle kalp yerindeyken ameliyat etmenin imkansız olduğunu anlatan Prof. Dr. Kalangos, çok büyük bir riske girerek kalbi yerinden çıkarıp ameliyat etme yolunu seçtiklerini vurguladı. Prof. Dr. Kalangos, “Çok dikkatli çalışmamız gerekiyordu o nedenle kalbi yerinden söktük, damarlarından ayırdık ve masanın üzerine yatırarak (kalp vücuttan ayrıyken) ameliyata devam ettik. Göğüs boşluğu tamamıyla boş kaldı, ‘kalpsiz’ bir durumda makineye bağlı takip edildi. Kalbi masanın üzerinde sol karıncığa hasar vermeden, hem kasları hem arterleri koruyarak açtık. Dr. Yılmaz Zorman ile beraber nefesimizi tuttuk, ince ince, soğan kabuğu soyar gibi kalp kasından tümörü ayırdık. Tümörün içinden geçen o ince, bir milimetrelik koroner damarı bulduk ve onu da titiz bir şekilde tümörden ayırarak kalbi tamamen temizledik. Onarılmış kalbi tekrar yerine taktık” dedi.
KALBİ TAKTIKTAN SONRA GÖZÜ EKRANDA, İLK ATIŞINI BEKLEDİ
Kalbi Ekin Ada’ya geri naklettikten sonra ilk yaptığı şeyin monitöre bakmak olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Kalangos, sözlerini şöyle noktaladı: “O anda ilk yaptığınız şey tabii ki monitöre gözünüz takılıyor. Kalp tekrar çalışmaya başladı ve büyük bir rahatlama yaşadık. Ben özellikle yurt dışında Cenevre’deyken çocuklarda kalp akciğer transplantasyonunu rutin olarak yapan bir cerrahtım. Kalp naklinde oldukça tecrübesi olan bir cerrah olmama rağmen oto-transplantasyon yani hastanın kalbini yerinden çıkarıp tekrar takma tecrübesini ilk defa yaşadım. Dolayısıyla benim için de özel bir andı bu. Ekin Ada’nın başka alternatifi yoktu. Düşünün ölüme mahkum olan bir insanın, mucizevi bir şekilde tekrar hayata dönmesi, bu ikinci doğuş değil de nedir?”
“EN UFAK BİR HATADA BAŞKA ALTERNATİFİMİZ YOKTU”
Prof. Dr. Kalangos ile birlikte ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Yılmaz Zorman ise 8 saat süren ameliyat sırasında defalarca nefeslerini tuttuklarını söyleyerek şunları anlattı: “Çok uzun süren bir ameliyattı. Hocayla kaç kere göz göze geldik, kaç kere nefesimizi tuttuk gerçekten hatırlamıyorum. Ekin Ada, her şeyiyle çok özel bir çocuk. Ben bu tür bir ameliyatla meslek hayatım boyunca hiç karşılaşmadım. Literatür taraması da yaptık hocamızla birlikte. Böyle bir tanıyla, başarılı bir şekilde ameliyat olmuş bu yaşta bir hasta literatürde bulamadık. Bazı denemeler olmuş ama bu yaştaki bir çocukta başarılı bir ameliyat ve oto-transplantasyon, bence bu ameliyatı nadir kılan unsurlar.”
Ritim bozuklukları nedeniyle ani ölüm riski yaşamaya başlayan Ekin Ada’nın kendi yaşı, boyu ve kilosuna uygun kalp bulunana kadar nakil bekleyecek durumda olmadığını da anlatan Dr. Zorman, “Diyelim ki kalp nakli ameliyatı yapıldı, elinizde bir alternatifiniz olurdu o anda. Çünkü orada sağlam bir kalp dokusu var ve yerine taktığınızda çalışacak. Ama bizim ikinci bir alternatifimiz yoktu. Hatta biz Ekin’i ameliyata almadan önce neden yapıyorsunuz sorusuyla da çok muhatap olduk. Çünkü annesinin kucağından alıp ameliyathaneye götürüyorsunuz ama işler yolunda gitmezse onlara kötü bir haber vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu, çok yıkıcı olurdu hepimiz için. Şimdi bizi ziyarete geliyor, bu mutluluğun tarifi inanın yok” diyerek sözlerini noktaladı.
“BİRİLERİ RİSK ALMALI DEDİ VE ONU KURTARDI”
Hamileliğinin son haftalarında aldığı korkunç teşhisle yüzleşmenin çok zor olduğunu anlatan anne Fahriye Işık Karaca ise duygularını şu şekilde ifade etti: “Her şey 32 haftaya kadar çok güzel giderken bir anda bizi alt üst eden bir haberle sarsıldık. Gezdiğimiz hastanelerde, kızımız için hiçbir şey yapılamayacağı söylendi. Doğumdan sonra 10 gün yoğun bakımda kaldı, ancak 10 gün sonra kucağıma alabildim. Herkes çocuğunu alıp çıkıyor ama siz hastaneden boş çıkıyorsunuz. Çaresizliğin ne demek olduğunu ben kızımda yaşadım. Allah’a şükürler olsun ki Kalangos hocamızla tanıştık. O bize hiçbir çocuğun kaderine terk edilemeyeceğini, birilerinin risk alması gerektiğini söyledi. Denenecek başka bir yöntem de yoktu. Onun için gözünüzü karartıp kabul ediyorsunuz. İlk gittiğimiz hastanede anne karnında çocuğun hayatını sonlandırıp bana doğum yaptırmaktan bahsedilirken, öyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki çocuğunuzu sizin elinize sağlığına kavuşturup veriyor, onunla bir ömür geçirebileceğinizi size gösteriyor. Dünyalar benim oldu desem az kalır yanında.”
“KAHRAMAN GİBİ HİSSEDİYORUM”
Baba Mustafa Işık ise kızının doğumundan önce başvurdukları her hastanede kalp naklinden başka şansının olmadığını söylediklerini kaydederek, “Ameliyat tamamlandığında hocamız bizi ameliyathanenin kapısını çağırdı. Ellerini açtığı anda ameliyatın iyi geçtiğini anladık ve bütün dünyalar bizim oldu. Hocama sarılıp ağladım” diye konuştu. Minicik bedeniyle böylesine zor bir hastalığa direnen ve geçirdiği mucizevi ameliyatla sağlığına kavuşan minik ekin Ada ise kendini kahraman gibi hissettiğini söyleyerek, “Ameliyata girmeden önce ne olacağını çok merak etmiştim. Kahraman gibi bekliyordum. Daha önce iki kez yoğun bakımda yatmıştım. Günler çok uzun geçmişti o zaman. Artık korkmuyorum çünkü büyüdüm. İleride veteriner olmak istiyorum çünkü hayvanları çok seviyorum. Onları iyileştirmek istiyorum” dedi.
]]>