Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze’nin yaklaşık 1700 kilometre doğusunda, büyük yardım malzemesi blokları bir Amerikan askeri nakliye uçağına yükleniyor. Katar’daki El Udeid üssünde mürettebat, uçağın kargo bölümüne altında karton bir palet ve üzerinde bir paraşüt bulunan 80 bloku yüklüyor.
Gazze’yi doyurmak şu anda karmaşık, riskli ve çok uluslu bir operasyon. İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetleri, iki yardım dağıtımı uçuşu yaptı. Fransa, Almanya, Ürdün, Mısır ve BAE de faaliyetlere katılıyor.
Bu, Amerikan güçleri tarafından gerçekleştirilen 18. yardım uçuşu. Kuşatma altındaki küçük savaş alanına 40 bin öğün yiyecek atmak için Doha’dan kalkan ve gidiş dönüş 6 saat süren bir uçuş gerekiyor.
Yardım dağıtımında en pahalı ve en etkisiz yöntem. Ayrıca kontrol etmesi de zor.
Geçtiğimiz günlerde, denize düşen yardım bloklarını almaya çalışan 12 kişi boğularak can verdi. Altı kişi de, yardıma ulaşmak için oluşan izdihamda ezilerek öldü.
Kokpite girişteki büyük Amerikan bayrağının altında duran yardım görevinin komutanı Binbaşı Boone “Bu haberlerin farkındayız ve kayıpları kısıtlamak için elimizden geleni yapıyoruz” diyor.
“Kelimenin tam anlamıyla elimizden geleni yapıyoruz. Gazzelilerin görüp, yoldan çekilebilmeleri için daha çok vakitleri olsun diye daha yavaş alçalan bir paraşüt kullanıyoruz.
“Ayrıca yardımların düştüğü bölgelerin boşaltılabilmesi için uğraşıyoruz, böylece ilgili noktada insanlar toplanırsa, buralara yardım atmıyoruz.”
Yarbay Boonne uçuş rotasını dikkatle belirlediklerini, Gazze kıyısındaki daha güvenli ve açık alanları hedef aldıklarını, ancak yardımları deniz üzerindeyken atarak, arızalı paraşütlerin binalara ve insanların üzerine değil, denize düşmesini sağlamaya çalıştıklarını söylüyor.
Bunların hiç biri kolay değil.
Büyük bir askeri kargo uçağının gelişi kilometrelerce öteden duyuluyor ve bu da kalabalıkların uçağı takip etmek için hızla toplanmaları anlamına geliyor.
Çaresizlik yüzünden bir çok kişi yardımlara erişebilmek için büyük riskler alıyor ve bir çoğu da boş ellerle geri dönüyor.
Ölen ve yaralanan sayısı artarken, Hamas’ın havadan yardımın durdurulması çağrısı yaptığı, “işe yaramaz ve aç sivillere yönelik gerçek bir tehlike” diye tanımladığı belirtiliyor.
Riskler, yardımlar yere indiğinde örgütlü bir dağıtım olmadığından daha da büyüyor.
Gazze üzerinde manevra yaparken, uçağın kargo kapısı açıldığında, bölgenin yıkılmış başkenti görülüyor. Geriye kalan birkaç yüksek apartman, geriye kalmış tek diş gibi görünüyor.
Amerikan yiyecek paketlerinin, Amerikan yapımı silahların zaten izlerini bıraktığı yerlere ulaştırılması hedefleniyor.
Altımızda, kıyı boyunca uzanan yol hızla aynı yöne doğru giden insanlar ve araçlarla dolu. Uçağı takip etmeye çalışıyorlar.
Paraşütlerin uçaktan atılıp, saniyeler içinde küçük noktalara dönüşmesini izliyoruz. Bir çoğu suyun üzerinde kalıyor, ancak paraşütü açılmaya ikisi doğrudan denize düşüyor.
ABD Hava Kuvvetleri Sözcüsü Binbaşı Ryan DeCamp, havadan yardımın Gazze’deki açlık krizinin çözümündeki en iyi yaklaşım olup olmadığını sorduğumuzda “Mükemmel değil. Yerde yiyeceğe ihtiyacı olan iki milyondan fazla kişinin, bu savaşı istemeyen masum siviller olduğunu biliyoruz ve biz de on binlere yetecek gıda atıyoruz” diyor.
“Denizde bir damla gibi mi gözüküyor? Belki biraz öyle ama yerde bu yardımın bir kısmına ulaşabilen bir aileyseniz, hayatınızı kurtarabilir.”
Gazze’de yerde, BBC’ye çalışan bir gazeteci Amerikan paraşütlerini izledi. O gün 11 havadan yardım dağıtımı saydı. Kuzey bölgelerindeki bazı Filistinlilerin, günlerce gökyüzüne bakıp, yardım uçaklarını beklediği söyleniyor.
Bir başka Gazze kenti sakini Ahmed Tafesh “Bu sabah iki kez yardım almayı denedik ama başaramadık” diyor.
“En azından bir kutu konserve fasulye ya da humus alabilirsek, bugün bir şeyler yiyebiliriz. Açlık çoğu kişiyi tüketti, artık enerjileri yok.”
Son günlerde yayımlanan bir küresel değerlendirme, Gazze’de açlığın kapıda olduğu uyarısında bulundu. Böylece BM’nin en üst düzey mahkemesi de İsrail’e yardımın “engelsiz” akışını sağlama talimatı verdi.
Binbaşı Boone “İnsanlar açlık çekiyorsa ve gıda verebiliyorsak, şu anda elimizden gelenin en iyisi bu. Başka insanlarının daha çok zaman alan yaklaşımları denediğini biliyorum. C17 filoma emir verildi ve 36 saat içinde ihtiyaç sahiplerine gıda götürebilmek için elimizden geleni yapmaya başladık” diyor.
İsrail hem Gazze’de açlık değerlendirmesini hem de BM Mahkemesi’nin talimatını görmezden geldi ve yardımın engellendiği iddialarının “Tamamen temelsiz” olduğunu savundu. Ayrıca Hamas’ı yiyecek yardımlarını çalmakla suçladılar.
Ancak Gazze’ye insani yardım, şu anda ABD ve İsrail arasındaki savaşa dair görüş ayrılıklarından biri.
ABD, Gazze’ye daha çabuk yardım ulaştırılması için geçici bir iskele kuruyor. İsrail’in Gazze Şeridi’nin 48 kilometre uzağındaki en işlek kargo limanı ise yardım dağıtımına açılmadı.
ABD Başkanı Joe Biden, hala büyük yardımları ulaştırmak için en iyi yol olan karadan yardım konvoylarının gönderilmesi için İsrail Başbakanına baskı yapmaya devam ediyor.
Gazze’deki hastanelerden gelen hasta, kötü beslenmiş, ölen çocukların görüntüleri Amerika’daki seçmenleri etkiliyor. Ancak Biden hala isteklerini kabul ettirebilmek için ülkesinin İsrail’e verdiği silahları bir koz olarak kullanmakta isteksiz.
Arap ve Batılı ülkeler yardım uçuşlarını yoğunlaştırıyor. Riskli ve etkisiz olsa da, çaresiz halka küçük miktarlarda yardımları atıyorlar.
Aslında bu son çare.
Değerleri ise basit soruyla ölçülüyor: Gazze nüfusu üzerindeki ve başka yerlerdeki hükümetler üzerindeki baskıyı ne ölçüde azaltıyorlar?
]]>CHP, 1 Mart tezkeresinin TBMM’de reddedilmesinin ekonomik, sosyal ve siyasal sonuçlarının araştırılması amacıyla verdiği Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşülmesi için TBMM Genel Kurulu’na grup önerisi verdi. Önergenin gerekçesini açıklayan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, şunları söyledi:
“YÜREĞİNİZ VARSA ELİNİZİ KALDIRIN, BU KAPALI OTURUM TUTANAKLARINI YAYIMLAYALIM”
“28 Şubat için konuşma yapanlardan önemli bir bölümünün 1 Mart için ağızlarını dahi açmadıklarını gördük. Oysa şunu ima ediyorsunuz: 28 Şubat bu memlekette milli ve yerli olanların önünü kesmek için yapıldı. Sizin de bu sürecin devamını izleyen bir siyasal parti olarak antiemperyalist, ulusalcı, halktan yana bir çizgi izlemeniz lazım. Tezkerede sizlerin imzası vardı ama tezkerenin sahibi George Bush’tu. Ona işbirlikçiliği yapabilecek İngiltere Başbakanı çıktı, Tony Blair. Peki, ne yapmaya çalışıyorlardı bunlar? Amerikan askerlerini Irak’a sokacaklardı ve Irak’ın bütün kaynaklarını Irak’ı destabilize etmek suretiyle Batının, emperyalizmin çıkarlarına alet edeceklerdi. George Bush ve Tony Blair’in yanına dönemin Başbakanı Abdullah Gül’ün imzasını eklediniz. Peki, bugün ‘reis’ diye andığınız Recep Tayyip Erdoğan ne yapıyordu? Henüz milletvekili olamamıştı ve Meclise girememişti ama Genel Başkanınız olarak bu tezkerenin geçmesi için hepinize ayrı ayrı baskı yapıyordu. Bütün AKP milletvekillerine karşı burada yine onurlu, direnç gösteren bir CHP Grubu vardı. Allah’tan korkmuyordunuz Amerika’dan korkuyordunuz ve siz bu çerçevede gittiniz o tezkerenin altına imza attınız. Siz bu tezkerenin imzasına öyle bir teşneydiniz ki bu memlekette tezkere daha geçmeden Amerikan askerleri İskenderun Limanı’na yerleşmeye başlamıştı. Türkiye’nin limanlarını, havaalanlarını, bölgesini Amerikan emperyalizmine daha tezkereyi çıkartmadan kullandırtmaya başladınız. CHP burada gerçekten şanlı bir direniş gösterdi ama CHP’nin oyları yetmiyordu. O zaman var ya, bu sıralarda oturmasına rağmen gelen talimatlara karşı çıkıp vicdanını dinleyen AKP’li vekiller vardı. Burada görülüyor ki hamasetle dünya dönmüyor. Ne zaman bayrağın arkasına saklandıysanız, ne zaman ezanın arkasına saklandıysanız aslında siz emperyalizmin çıkarlarına uygun hareket ettiniz. İç Tüzük’ün 71’inci maddesi diyor ki, ‘Kapalı oturumların tutanakları 10 yıl geçtikten sonra açıklanır.’ Maalesef, sizin işaret oyunuza ihtiyacımız var. Böyle bağıran var ya ‘Kahrolsun emperyalizm’ falan diye, ağababalarınız 21 yıl evvel buralarda ne konuşmuşlar, Amerika’nın çıkarlarını nasıl savunmuşlar? Yüreğiniz varsa elinizi kaldırın, bu kapalı oturum tutanaklarını yayımlayalım ne kadar Amerikancı olduğunuzu da hepiniz görün.”
CHP’nin grup önerisi için Saadet Partisi Grubu adına söz alan Grup Başkanvekili Bülent Kaya, şunları ifade etti:
“HEP GERİDEN GELİYORSUNUZ, BİZİM SİZİ UYARMAMIZA RAĞMEN KAFANIZI DUVARA ÇARPIYORSUNUZ”
“1 Mart öncesinde, 11 Eylül 2001 tarihindeki ikiz kule saldırılarıyla Irak ve Afganistan’ın işgalinin aslında gerekçeleri oluşturulmaya başlandı. Bu işgale katılan İngiltere’nin Başbakanı Tony Blair Chilcot Raporu’yla rapor verdi çünkü kimyasal silah olmamasına rağmen böyle bir katliama ortak olduğu için kendi ülkesinde hesap verdi hesap ama Türkiye’de 1 milyondan fazla Iraklının ölümüne sebep olup İncirlik’ten o uçakları kaldıranlar maalesef 22 yıldır hala hesap vermediği gibi sütten çıkmış ak kaşık gibi burada millilik ve yerlilik taslamaktadırlar. Peki, 1 Mart sürecini çok konuştuk; sonrasında ne oldu? 4 Temmuz 2003 tarihinde Süleymaniye’de Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup subayların başına çuval geçirildi. Niye? 1 Martta bu tezkereyi buradan çıkarmayı becerememenizin bir cezasıydı. Sonra ne oldu? Ergenekon, Balyoz süreçleri başladı. Ergenekon, Balyoz süreçleri Türkiye’de askeri vesayeti bitirmek için mi, yoksa Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki farklı eğilimdeki insanları tasfiye edip bir başka kullanışlı aparatı işbaşına getirmek için miydi? Kıbrıs’ta da biz milli ve yerliydik, 1 Martta da biz milli ve yerliydik. Ergenekon, Balyoz operasyonlarının baş mimarlarıydınız. Sonradan nedamet duydunuz ama bu ülkeyi 15 Temmuzun eşiğine kadar getirmiş oldunuz. Yani Saadet Partililer olarak bizler sizlerin dostlarınızız, tuzağa düşmemek için sizleri uyarıyoruz ama maalesef siz hep geriden geliyorsunuz, bizim sizi uyarmamıza rağmen kafanızı duvara çarpıyorsunuz, ondan sonra bizi anlıyorsunuz.”
İYİ Parti Grubu adına söz alan Tekirdağ Milletvekili Selcan Hamşıoğlu da şöyle konuştu:
“TÜRK MİLLETİNİN KUKLACILARIN ELİNE HİÇBİR DÖNEMDE, HİÇBİR SEBEPLE VERİLECEK İPİ YOKTUR”
“1 Mart, 11 Eylül ve ABD’nin Afganistan’ı işgaliyle başlayan, 6 Şubat 2003’te Amerikan askerlerinin işgalde kullanacakları üs ve limanların modernizasyonu için Türkiye’ye gelmesini öngören, ilk tezkerenin kabulünden sonra da tıkır tıkır işleyeceği varsayılan bir küresel senaryonun bozulan ilk ve tek paragrafıdır. Türkiye açısından, başta, o güne kadar stratejik ortak varsaydığı Amerika’nın Türk askerinin başına çuval geçirilmesiyle de beliren, Türkmeneli’deki bütün Türk izlerinin, tapu kayıtlarının silinmesi, nüfus değişimiyle de beliren açık düşmanlığı ve AB merkezli başka bir rotaya yönelmesi gibi analize değer etkileri olmuştur. Diğer yandan, tezkere reddedilmiş de olsa iktidar 20 Mart 2003’te hava sahasını açarak, Türk askeri hastanelerini Amerikan askerlerine açarak, Türkiye’de bulunan Amerikan askeri varlığının Irak’a intikalini sağlayarak, ticari tedarik güzergahı oluşturarak, Amerikan işgalcileri için gerekli lojistik malzemenin Irak’a ulaştırılmasını sağlayarak TBMM’nin duruşunun hilafına bir tavırdan da zaten geri durmamıştır.”
CHP’nin grup önerisi AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.
]]>