6 Şubat depremlerinde evlerini kaybeden şehit aileleri, BAYKAR tarafından kurulan 2 bin kişilik konteyner kentte yaşamlarını sürdürüyor
KAHRAMANMARAŞ – Şehit Ali Suna’nın annesi Elif Ergüzel Suna, “Şehit annesi olarak çok gururluyum, Allah razı olsun devletimizden ve milletimizden. Onun gururu hiçbir zaman anlatılamaz. Son konuşmamızda 15 Temmuz olayı yeni geçmişti, bana anne ölüm her yerde var dedi, oraya gelsem ayağım taşa değse orda da ölebilirim vadem yettiyse dedi. Ama burada olursa en azından şehit olurum dedi. Öyle güldük, şakalaştık konuştum, keşke hiç kapamasaydım bu telefonu sabaha kadar konuşsaydım” diye konuştu.
Şırnak’ta 2016 yılında PKK’lı teröristlerin saldırısında şehit olan Ali Suna’nın annesi Ergüzel Suna ve abi İbrahim Suna, 2013 yılında Mardin’de teröristler tarafından düzenlenen saldırıda şehit düşen polis memuru Cengiz Engizek’in babası Hanifi Engizek ve anne Elif Engizek, 14-20 Nisan Şehitler Haftası vesilesi ile bir araya geldi.
6 Şubat depremlerinde evlerini kaybeden şehit aileleri, BAYKAR tarafından kurulan 2 bin kişilik konteyner kentte yaşamlarını sürdürüyor. Şehitler Haftası vesilesi ile bir araya gelen Suna ve Engizek ailelerinin evlat acıları yıllar geçse de halen ilk günkü gibi. Vatan için canlarını feda eden evlatlarının hatıralarını her zaman yaşatan aileler, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremlerde yaşadıkları acı dolu hatıralara rağmen güçlü bir şekilde hayatlarına devam ediyor.
“Allah orada doyursun, burada doymadı”
Şehit Ali Suna’nın annesi Ergüzel Suna, “Şehit annesi olarak çok gururluyum, Allah razı olsun devletimizden ve milletimizden. Onun gururu hiçbir zaman anlatılamaz. Son konuşmamızda 15 Temmuz olayı yeni geçmişti, bana anne ölüm her yerde var dedi, oraya gelsem ayağım taşa değse orda da ölebilirim vadem yettiyse dedi. Ama burada olursa en azından şehit olurum dedi. Öyle güldük, şakalaştık konuştum, keşke hiç kapamasaydım bu telefonu sabaha kadar konuşsaydım. Namaz kıldım, selam verdim ve beni bir titreme tuttu. Ne oldu dediğimde kimse cevap vermedi. Kardeşimin hanımı söyledi, Ahmet vurulmuş, şehit olmuş dedi. Allah mekanını cennet etsin, kurban olduğum Allah orada doyursun, burada doymadı. Devletimize de milletimize de zeval gelmesin” dedi.
“Şehit ailelerinin hepsi ile gurur duyuyorum”
Abi İbrahim Suna ise, “Bu hafta şehitler haftası, şehir ailesi, şehit abisi ve bir depremzede olarak Aile Bakanlığı’na teşekkür ediyorum bizlere böyle bir hizmet sundukları için. Şehit ailesi olmak bir ayrıcalıktır, şehit ailesi kimliğini taşımak şeref verici bir şey. Biz bu vatanı seven insanlarız kardeşimiz şehit oldu, şehitlik ona nasip oldu. Kardeşim Ali Suna, 2016 yılında darbeden 25 gün sonra roketatarlı saldırıya maruz kaldılar. Mekanı cennet olsun, kendisini kıskanıyorum hem şehit oldu hem de arkasından o kadar çok Kur’an’ı Kerim hatmi okundu ki, dediğim şuydu ben ölsem arkamdan bu kadar hatim okunmazdı dedim. Mekanları cennet olsun, şehitlerimiz var olsun. Şehit ailelerinin hepsi ile gurur duyuyorum” diye konuştu.
]]>İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Alimoğlu, Sağlık Bakanlığının hasta tahliye operasyonları, uluslararası tıp kongreleri ve kursları, sağlık merkezlerinin açılışları ile yardım faaliyetleri için pek çok kez Gazze’ye gitti.
2014’te İsrail’in Gazze’ye saldırısı sonucu yaralanan ağır hastaların tespiti ve Türkiye’ye getirilmesi, 2015’te düzenleyicilerinden biri olduğu Türkiye-Filistin Cerrahi Kongresi ile bazı sağlık merkezlerinin açılışları, 2016’da Gazze’deki cerrahlar için düzenlenen damar cerrahisi kursu ve geçen yıl düzenlenen Filistin Cerrahi Kongresi için Filistin’e giden Prof. Alimoğlu, burada yaşadıklarını ve tecrübelerini “Sevgili Gazze, Bir Doktorun Anıları” isimli kitapta bir araya getirdi.
Prof. Alimoğlu, acının ve gözyaşının kök saldığı toprakları olan, onurlu, cesur ve vakur insanların yaşadığı Gazze’nin içinde hep ukde olarak kalacağını ve onları asla unutmayacağını belirterek, “Gazze’den ayrılırken ‘Şimdi gidiyorum ama bu bir daha gelmeyeceğim, seni unutacağım anlamına gelmiyor. Mutlaka yine sana doğru geleceğim. Çünkü kalbim burada kalıyor.’ diye yazmıştım.” ifadelerini kullandı.
“Yahudi olsun, Hristiyan olsun, Budist olsun fark etmez, çocuk çocuktur”
İsrail’in 2014’te Gazze’ye yönelik saldırılarında boynu kırılan, annesi ile babasını aynı saldırıda kaybeden 7 yaşındaki Maha’yla anısını aktaran Prof. Alimoğlu, “Maha’yı gördüğümde siyah saçlarında kan ve toz toprak lekeleri duruyordu. Dünyalar güzeli bir çocuktu.” dedi.
Bütün çocukların güzel ve değerli olduğunu, gördükleri karşısında tüm dünya çocukları için ağladığını aktaran Alimoğlu, “Yahudi olsun, Hristiyan olsun, Budist olsun fark etmez, çocuk çocuktur.” dedi.
Maha’ya nefes alamadığı için boynundan bir delik açıldığını dile getiren Alimoğlu, şöyle devam etti:
“Hırıltılı bir şekilde oradan nefes alıyordu. Yanı başında bir oyuncak bebek vardı. Yıkıntının içinden almışlardı. Geride bir tek oyuncak bebeği kalmıştı. Evi, barkı yıkılmıştı. Annesiyle babası o yıkıntının altında can vermişlerdi. Geceleri korktuğunda sarıldığı annesi babası yoktu. Bir tek bebeği vardı ama ona da dokunamıyordu, kucaklayıp sarılamıyordu. Sadece başını çevirip bakabiliyordu. Gözyaşları, göz kapaklarında tuz zerreciklerine dönüşmüştü. Maha, çok akıllı bir çocuktu. Bu felaket başına gelmemiş olsaydı belki de okuyacak, vatanına milletine bilim insanı, öğretmen, doktor olarak ya da hangi mesleği istiyorsa o şekilde hizmet edecekti. Oysa şimdi bırakın okuyup meslek sahibi olmasını çocukluğunu bile yaşayamayacak.”
Prof. Alimoğlu, yaralanan Maha’nın kollarını ve bacaklarını oynatamadığını, bakışlarıyla bir şeyler yapmaya çalıştığını ve konuşamadığı için dudaklarını kıpırdatıp yaşadıklarını anlattığını dile getirdi.
Çocuğun, saldırılar gerçekleştiğinde evindeki merdivenin altına girdiğini ifade ettiğini kaydeden Alimoğlu, “Babası köşeye geçmesini söylemiş, saldırı olunca da yere düşmüş. Annesi karnından yaralanmış. Ambulans geldiğinde ayağa kalkamamış, annesine bakmış, o da kalkamamış. Küçücük yaşında gördükleri, yaşadıkları akıl almaz şeyler. ‘Anne, baba’ diye seslenmiş ama ne annesinin ne de babasının seslerini duyabilmiş. Duyabildiği sesler sadece İsrail uçaklarının motor sesleri ve bombaların tahrip ettiği, canlı cansız, her şeyin boşluğa bıraktığı seslermiş. Boynundan aşağısı tutmuyordu, felç olmuştu. Uzun yıllar gerektirecek bir tedavi süreci onu bekliyordu. Başarı şansı çok düşüktü. Maha’nın yanından ayrıldığımda yüreğim buruktu.” diye konuştu.
“Gazze iyileşmeden dünya iyileşmez”
Prof. Alimoğlu, Gazzelilerin İsrail’in saldırıları altında ramazana girdiğini vurguladı.
Dünyanın vicdan sahibi insanlarının Filistinlilere sahip çıktığını dile getiren Alimoğlu, “Gazze hiçbir zaman umudunu kaybetmedi. Ağızlarından çıkan tek cümle: ‘Allah bize yeter.’ Öyle görünüyor ki sevgili Gazze iyileşmeden dünya iyileşemez. Zulümden en çok yaralanan Gazze’nin yaralarının iyileştiği, zulmün yok olduğu günleri en kısa zamanda görmek umuduyla.” diye konuştu.
]]>Hastalığı nedeniyle ayakta durmakta ve yürümekte güçlük çeken Uzunoğlu, ilkokul yıllarında karşılaştığı olumsuzlukları başkalarının yaşamaması için öğretmen olmaya karar verdi.
İlkokulda kendisini sırtında okula götüren annesi Yaşar Cüccam’a verdiği sözü tutmak için çok çalışarak kazandığı Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Bölümünden 2019’da mezun olan Uzunoğlu, geçen yıl atandığı Karaman Mesleki Eğitim Merkezinde edebiyat öğretmeni olarak göreve başladı.
Eşi ve annesinin desteğini hep yanında gören Uzunoğlu, öğrencilerine ve çevresindekilere azmettikten sonra nelerin başarılabileceğini göstermek istiyor.
“Hem psikolojik hem fiziksel bir savaş vermem gerekti ama bu beni yıldırmadı”
Yaşadığı fiziksel zorluklara rağmen mesleğini severek yapan ve koltuk değnekleriyle hareket eden Uzunoğlu, AA muhabirine, iyi bir eğitim almak için annesiyle zorlu bir mücadele içine girdiklerini söyledi.
Uzunoğlu, minnettar olduğu annesinin bir gün öğretmen olacağına hep inandığını dile getirdi.
Yaşı ilerledikçe zorlukların da peşini hiç bırakmadığına ama pes etmeden, azimle yoluna devam ettiğine dikkati çeken Uzunoğlu, şöyle konuştu:
“İlkokulu bitirdikten sonra başaramayacağım empoze edilmeye çalışıldı. Hem psikolojik hem fiziksel bir savaş vermem gerekti ama bu beni yıldırmadı. Hatta daha da güçlendirdi. Tek çıkış kapım okumaktı. Okula gelmezsem sosyalleşebildiğim bir yer yoktu. Dışarda oyun oynayamıyorsunuz ama okulda arkadaşlarınız var. Okul benim özgürleşme alanımdı ve halen de öyle. Annem olmasa ben bunları başaramazdım. Okula beni getirdiğinde öğretmenler odasında beklerdi. Göze batmamak için öğretmenler odasını temizler, çay kahve yapardı. Bir gün öğretmen olup anneme öğretmenler odasında çay içirmek istiyordum. Geçen yıl atanınca, ilk yaptığım şey anneme öğretmen odasında çay içirmekti.”
Annesinin hayalini de gerçeğe dönüştürdü
Hayattaki en büyük şansının annesi olduğunu düşündüğünü belirten Uzunoğlu, şöyle devam etti:
“Annem evlenmek için üniversiteyi yarıda bırakmış. Dedim ki, bütün hayallerini bende gerçekleştireceksin. 2019’da üniversiteden mezun oldum, törende kepi birlikte attık. Çabam birilerine örnek olursa mutlu olurum. Benim konuşabilmem, oturabilmem bile mümkün görünmüyormuş ama başardım. Engelliler asla vazgeçmesin, olumsuzluklara karşı kulak tıkasınlar. İstendikten sonra her şey yapılır.”
“Zorluk çektik ama başardık. Çünkü birbirimize söz vermiştik”
İki çocuk annesi Yaşar Cüccam ise yeri geldiğinde sırtında okula götürdüğü kızı Ayşe’nin, 5 yaşında konuşmaya başladığını, 8 yaşında destekle ayakta durabildiğini söyledi.
Tüm hayatını kızının eğitimine adadığını vurgulayan Cüccam, şunları anlattı:
“Kızını eve götür, adresleri öğrensin yeter, dediler ama biz yılmadık. ‘Üniversiteyi yarım bıraktım ama kızıma bıraktırmayacağım’ dedim. Maddi açıdan çok sıkıntılar yaşadık. Üniversitenin kafeteryasında çalıştım. Zorluk çektik ama başardık. Çünkü birbirimize söz vermiştik. Kızım bana verdiği sözleri tuttu. O kep ve cübbeyi bana giydirdi. Şimdi öğretmenler odasına girdiğimde, herkes bana, ‘Hocamın annesi’ diyor. Çok mutlu oluyorum. Allah devletimize zeval vermesin. İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Karaman Valiliği bize çok yardım etti.”
]]>MUĞLA’nın Bodrum ilçesinde emlak ve oto kiralama işiyle uğraşan Ümit Erol’un (50) ormanda çuvalda cesedinin bulunmasına ilişkin yürütülen soruşturmada 4’ü tutuklu, 8 sanık için iddianame hazırlandı. İddianamede, Hasan Tahsin Akbal (32), Erol’un eski ortağı Fatma Nihal Akbal (50), Burak Aydoğan (30) ve Gökhan İlkay (27) hakkında ağırlaştırılmış müebbet, delilleri gizleyip, yok ettikleri ileri sürülen Aybars Talu S. (24), Erkan D. (34), Sinan E. (45) ve Tevfik Bülent S.’nin (54) ise 5 yıla kadar hapis cezası istendi.
Bodrum ilçesi Ortakent Mahallesi Üniversite Caddesi’nde 28 Haziran 2022’de saat 00.30 sıralarında yürüyen bir kişi, yol kenarından gelen yoğun koku üzerine şüphelenip, ihbarda bulundu. Bölgeye sevk edilen ekiplerin incelemesinde, toprakla dolu çuvalda erkek cesedi bulundu. Üzerinden kimlik çıkmayan ceset, yapılan incelemenin ardından otopsi için Muğla Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı. Cesedin emlak ve oto kiralama işi yapan Ümit Erol’a ait olduğu belirlendi. Ümit Erol’un Çiftlik Mahallesi’nde oturan kardeşi Uğur Erol’un, ağabeyinin 20 Haziran’da saat 18.30 sıralarında evden ayrıldığını ve hayatından endişe ettiğini belirterek, 25 Haziran’da jandarmaya kayıp başvurusunda bulunduğu tespit edildi. Soruşturmayı derinleştiren ekipler, Ümit Erol’un telefon kayıtlarını incelemeye aldı.
8 ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI
Soruşturma kapsamında Hasan Tahsin Akbal, annesi Fatma Nihal Akbal, Gökhan İlkay, Erkan D., anestezi teknikeri Burak Aydoğan, Aybars Talu S., Sinan E., Tevfik Bülent S. gözaltına alındı. Çapraz sorguya alınan şüphelilerin ifadesi doğrultusunda, Ümit Erol’un para meselesi nedeniyle öldürüldüğü ortaya çıktı. Olay günü şüphelilerin, Erol’u uyutup, tabancayla vurduktan sonra cesedi, içi toprak dolu çuvala koyup, 20 kilometre mesafedeki boş araziye attığı belirlendi. Şüphelilerden 7’si tutuklandı, Aybars Talu S. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ümit Erol’un cenazesi Bitez Mezarlığı’nda toprağa verilirken, itiraz üzerine şüpheliler Erkan D., Sinan E. ve Tevfik Bülent S., serbest bırakıldı.
Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı, Ümit Erol’un ölümüyle ilgili soruşturmayı tamamladı. 6 sayfalık iddianamede tutuklu Hasan Tahsin Akbal, annesi Fatma Nihal Akbal, Burak Aydoğan ve Gökhan İlkay hakkında, ‘beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, tutuksuz sanıklar Aybars Talu S., Erkan D., Sinan E. ve Tevfik Bülent S. için ‘delilleri yok etme ve gizleme’ suçundan 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezası istendi.
KİN BESLEDİ, İÇECEĞİNE İLAÇ KATIP, UYUTTU
İddianamede, Hasan Tahsin Akbal’ın öldürülen Ümit Erol ile münasebetinin annesi Fatma Nihal Akbal ile olan oto- kiralama işindeki ortaklığından ileri geldiği, ortaklığın bozulmasından sonra da devam ettiği belirtildi. Burak Aydoğan’ın savcılıktaki beyanında Hasan Tahsin Akbal’ın annesinin parasını vermemesi nedeniyle Ümit Erol’a kin güttüğünü söylediğine iddianamede yer verildi. Hasan Tahsin Akbal’ın, olay günü 20 Haziran’da Ümit Erol’u annesinin ortağı olduğu oto-kiralama şirketine çağırdığı, güttüğü kin nedeniyle de içeceğine arkadaşı anestezi teknikeri olan Burak Aydoğan’dan temin ettiği ilaçları katarak, etkisiz hale getirdiği belirtildi. Ardından da sonradan yanlarına gelen Aydoğan ile Erol’u otomobile taşıdıklarına da iddianamede yer verildi. Aydoğan’ın otomobilde Erol’un koluna uyku ilacı enjekte ederek, kendisini savunamayacak hale gelmesini sağladığı vurgulandı.
ORMANA GÖTÜRÜP, OTOMOBİLİN İÇİNDE GÖĞSÜNE ATEŞ ETMİŞ
Hasan Tahsin Akbal, ardından Aydoğan’ı yol üzerinde bir yere bıraktıktan sonra baygın haldeki Erol’u Kızılağaç tarafındaki ormana götürüp, otomobilin içinde göğsüne ateş ederek yaraladığı belirtildi. Akbal’ın ardından Erol’u ormana atıp, tekrar oto-kiralama yaptıkları iş yerine döndüğünün HTS kayıtlarından belirlendiği de iddianameye girdi. Akbal’ın bir süre sonra Erol’un öldüğünden emin olmak için çalışanı Gökhan İlkay ile ormana gittiği belirtildi.
ÇOCUĞUNUN TEDAVİSİ İÇİN SUÇU ÜSTLENMESİNİ İSTEDİ
Hasan Tahsin Akbal’ın burada Gökhan İlkay ile henüz ölmeyen Erol’u birlikte öldürdükleri kaydedildi. Akbal’ın ardından da annesi Fatma Nihal Akbal ile cesedin ortadan kaldırılması ve suçu üstlenmesi için önceden tanıdıkları Erkan D. ile görüşüp, karşılığında hasta olan bebeğinin tedavisini üsteleneceklerini vadettikleri ifade edildi. Teklifi kabul eden Erkan D.’nin cesedin gömeceği gece taşıyabilmek için Fatma Nihal Akbal’dan battaniye istediği de iddianameye girdi. Erkan D.’nin arkadaşları Sinan E. ve Tevfik Bülent S.’den yardım aldığı da iddianamede yer buldu. Erkan D. ve 2 arkadaşının Erol’un cesedinin bulunduğu yere gittiği ve cesedi sarmak için marketten alet satın aldıkları belirtildi. Daha sonra 3 arkadaşın araç kiralayıp, cesedi Ortakent yol kavşağı kenarına götürüp, çuval içinde attıkları, üzerine moloz dökerek gömdükleri ifade edildi.
Olayın ardından Sinan E. ve Tevfik Bülent S.’nin alınan beyanlarında, Hasan Tahsin Akbal’ın hesaplarına para gönderdiğini söylediği iddianameye girdi. Öte yandan, Hasan Tahsin Akbal’ın yanında çalışan Aybars Talu S. ile iş yerine ait güvenlik kamera kayıtlarını teknik ekip çağırarak sildirdiği de kaydedildi.
]]>TÜRKİYE’nin en prestijli güzellik yarışmalarından biri olan ‘1952 Türkiye Güzeli’ yarışmasının birincisi Gelengül Melek Erman hayatını kaybetti. Erman, Türkiye’yi dünyanın ilk Miss Universe yarışmasında da temsil etmişti. Oğlu Fuat Erman annesini, “Film dünyasına pek girmiyor, o dönemin gereği ev kadını olarak devam ediyor. Elinden birçok şey gelirdi, mutfağı kuvvetliydi, örgüsü kuvvetliydi. ‘Ya siz güzellik kraliçesi’ deseniz hemen geçiştirirdi” diyerek anlattı.
‘1952 Türkiye Güzeli’ yarışmasının birincisi Gelengül Melek Erman, Türkiye’yi 1952 yılında Los Angeles’taki Long Beach sahilinde ilk kez düzenlenen Miss Universe’de temsil etti. Dünyanın 30 ülkesinden gelen güzellerle yarışan Gelengül Melek Tayfuroğlu, Amerika’dan bir derece alamayarak döndü. Rus annesinin ısrarıyla yarışmaya katılan, güzelliğiyle dikkat çeken Tayfuroğlu, İstanbul’a geldiğinde film çekimi için yönetmen Hürrem Erman’la tanıştı. Kendisinden 20 yaş büyük olduğu için Hürrem Erman’la evlenmek istemeyen güzel, yine annesinin ısrarıyla 1954 yılında Erman’la hayatını birleştirdi.
Güzelliğiyle konuşulmak istemeyen genç kadın, o dönem eşinin destekçisi olarak hayatına devam etme kararı aldı. Yaşantısını Gelengül Melek Erman olarak sürdüren Türkiye güzelinin, Fuat ve Nail adında da iki çocuğu oldu. 2003 yılında eşi Hürrem Erman’ın hayatını kaybetmesiyle bir nevi hayata küsen, kendini çocuklarına ve ailesine adayan Gelengül Erman, 90 yaşında, 9 Ocak Salı günü Cihangir’deki evinde yaşa bağlı olarak hayatını kaybetti. Teşvikiye Camii’nde düzenlenen cenaze namazında çocukları, torunları ve dostları yer aldı. Gelengül Erman’ın oğlu Fuat Erman, annesinin çocuklarıyla çok ilgili olduğunu ve güzelliğinin konuşulmasından hiç hoşlanmadığını belirtti. Halit Refiğ’in eşi, Erman’ın aile dostu Gülper Refiğ ise, “Sık sık yemekler yapardı, biz de sinema camiasıyla yemeklere giderdik. Orada yediğimiz yemekler, onlar bitti” diye anlattı.
Türkiye güzeli Erman, kılınan cenaze namazının ardından Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.
“FİLM DÜNYASINA GİRMİYOR, EV KADINI OLARAK DEVAM EDİYOR”
Gelengül Erman’ın büyük oğlu Fuat Erman, “Türkiye güzellik kraliçesi seçiliyor ve Amerika’ya gidiyor. Amerika’da bulunuyor, fotoğraflar var, çiçekli arabalarla falan geçiyor… Ondan sonra Türkiye’ye dönüyor, Amerika’da bir derece almıyor. İlk güzellik yarışmasına seçildikten sonra Türkiye’de bir demo film yapılıyor. O filmi babam çekiyor, orada tanışıyorlar. Arada bir bayağı yaş farkı var. Kendisi ben çok gencim evlenmem diyor, onun üzerine annesi ısrar ediyor. Annesi Rus, o yüzden çok güzel Rusça konuşuyordu. Sonrasında babamla evleniyorlar. Film dünyasına pek girmiyor, o dönemin gereği ev kadını olarak devam ediyor. Elinden birçok şey gelirdi, mutfağı kuvvetliydi, örgüsü kuvvetliydi. Babamın vefatından sonra biraz çekildi. Hareketli olamadı. Zorla dışarı bile çıkaramadık. Öyle bir yas dönemi yaşadı. Film dünyasına yakın oldu ama hiç içine girmedi. O sektörde de saygın birisiydi. Her erkeğin arkasında bir kadın vardır… Çocuklarıyla ilgili bir anneydi, iş kadını olmadığı için bütün ilgisini oraya veriyordu. Birlikte iyi gezdiler, film çekimleri için dışarı gittiler” diye konuştu.
“GÜZELLİĞİNİN KONUŞULMASINDAN RAHATSIZ OLURDU”
Fuat Erman, “Güzelliğinin konuşulmasından çok rahatsız olurdu. ‘Ya siz güzellik kraliçesi’ deseniz, hemen geçiştirirdi. Onda da sanırım şunun etkisi var, annesi oraya da zorlamış. Hem evlenmeye hem de güzellik yarışmasına. Evlenmezsen ben evden gidiyorum demiş annesi ve gitmiş. İlginç bir şeyi var, ‘O kadar sinirlendim ki, babamın yanında sigaramı çıkardım ve babam güldü’ diye anlatırdı. Güzellik yarışmalarını çok takip etmiyordu. Belki de kendisindeki bu titr öne çıkmasın diyeydi. Her istediğini yaptı, seyahat etti, gezdi” dedi.
“ÖZEL BİR İLETİŞİMİMİZ VARDI”
Torunu Emir Erman da, “Çok güçlü bir insan olduğunu söylüyorlar hep. Herkese yardımsever, kimseye zorluk çıkarmayan, kendi halinde, kimseye zararı olmayan biriydi. Özel bir iletişimimiz vardı, bana ‘Mirko’ diyordu. Kendisi Rusça konuşuyordu. Eskiden gazete küpürlerini topluyorlarmış, kendi aralarında sıralıyorlarmış kim birinci olur, kim ikinci olur diye” ifadelerini kullandı.
“SIK SIK YEMEKLER YAPARDI”
Halit Refiğ’in eşi Gülper Refiğ de, “Gerçekten o nesil istisnai bir nesildi. Sık sık yemekler yapardı, biz de sinema camiasıyla yemeklere giderdik. Bu kadar asil, duruşuyla, ruhuyla, her hareketiyle çok samimi söylüyorum, ben böyle bir insan daha tanımadım. Hatırlıyorum, köpeği bile kendisi kadar zarif, hoştu. Çok istisnai insandı ve öyle de evlatlar yetiştirdi. Orada yediğimiz yemekler, onlar bitti… Cilt konusunda mütehassıstı, ‘Elini sildiğin havluya yüzünü silme’ demişti bana. O gün bugün ben hep kağıt ile yüzümü siliyorum. Ondan bir hatıra… Her seferinde şimdi Gelengül Hanım’ı hatırlayacağım. İnşallah sonsuza kadar yolculuğu iyi geçsin” dedi.
]]>