Toplantı öncesi, Biyoçeşitlilik Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesinde yer alan Atatürk Üniversitesi Biyoçeşitlilik Bilim Müzesinin (ABMM) açılışını gerçekleştiren Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı, yaklaşık bir yıldır misafir kabulüne başlayan müzenin resmi açılışını, Senato ve Yönetim Kurulu Toplantısıyla birlikte yaparak tarihe bir not düştüklerini ifade etti. Törene Rektör Yardımcıları, Üniversite Genel Sekreteri, Senato ve Yönetim Kurulu Üyeleri ile merkez çalışanları katıldı.
Rektör Çomaklı: “Şimdiki Neslin Gelecek Nesillere Karşı Taşıdığı Sorumluluğun Bilinciyle Çalışmalarımızı Yürütüyoruz”
Açılış töreninde kısa bir konuşma gerçekleştiren Rektör Çomaklı, ekosistemdeki her bir yaşam şeklinin benzersiz olduğunu ve dünyadaki her organizmanın, insan için değerli olsun veya olmasın, var olma hakkına sahip olduğuna vurgu yaptı. Şimdiki neslin gelecek nesillere karşı sosyal bir sorumluluğunun varlığından bahseden Çomaklı: “Bu sorumluluk, dünyadaki tüm canlı organizmaların korunmasının gerekliliğini de bizlere yüklemektedir. Günümüzde tehdit altında olan biyoçeşitliliğimizi korumak ve gelecek nesillere aktarabilmek için gerekli önlemler almak oldukça önemlidir. Daha göreve gelmeden önce önemine vakıf olduğumuz bu alana yönelik ilk çalışmalarımızı yönetime gelir gelmez gerçekleştirdik ve merkezimizin kurulumuna başladık. Üniversitemizin öz kaynakları ile yürütmüş olduğumuz bu çalışma kısa sürede önemli bir seviyeye ulaştı. Ülkemiz başta olmak üzere birçok dünya üniversitesi ile iş birliği içerisinde projelerine devam eden merkezimiz, aynı zamanda bünyesinde barındırdığı Biyoçeşitlilik Bilim Müzesi ile toplumla iç içe bir süreç yürütüyor” dedi.
Dünyadaki birçok canlı türünü içinde barındıran ve bu doğrultuda 7’den 70’e herkesin ilgisini çeken Biyoçeşitlilik Müzesinin özellikle çocukların hayal güçlerini geliştirmesi ve yaşadıkları dünyayı daha yakından tanıması açısından oldukça önemli olduğunu belirten Rektör Çomaklı, Doğu Anadolu’nun kesişim noktasında yer alan Erzurum’a kazandırmış olmanın gururu içerisinde olduklarını söyledi.
Prof. Dr. Gültekin: “Uluslararası Bilim İnsanlarıyla Ortak Araştırmalar Yürütüyoruz”
Merkez Müdürü Prof. Dr. Levent Gültekin ise Uygulama ve Araştırma Merkezinde hayvanlar ve bitkiler alemi laboratuvarı ile taksonomi ve moleküler sistematik gibi temelde 4 laboratuvarın bulunduğunu, uluslararası bilim insanlarıyla ortak araştırmalar yürütüp eğitim ve uygulama laboratuvarıyla topluma bilgi aktardıklarını belirterek, Doğu Anadolu Bölgesi başta olmak üzere dünyanın her noktasını yoğun bir şekilde taradıklarını ve buldukları özel türleri koruma altına aldıklarını, ayrıca gelecek nesillere karşı olan sorumluluklarını da yerine getirmek için yoğun bir gayret sarf ettiklerini ifade etti.
Müzede 250 Bin Bireyden ve 10 Bin Türden Oluşan Koleksiyon Mevcut
Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesinde kurulan Biyoçeşitlilik Bilim Müzesi hakkında da bilgi paylaşımında bulunan Prof. Dr. Levent Gültekin; müzede, Doğu Anadolu başta olmak üzere Türkiye ve dünyanın dört bir yanından 60 yılda toplanan 250 bin birey, 10 bin türden oluşan koleksiyonun özenle muhafaza edildiğini söyledi. Dev mamut, dinozor ve balina replika koleksiyonlarının yanı sıra çok sayıda türden oluşan bitki, böcek, memeli hayvan, sürüngen, balık ve milyonlarca yıl öncesine ait fosilin bulunduğu müzede, üniversitenin öz kaynağı ve Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı’nın destekleriyle üst düzey bilimsel araştırmaların yapıldığını belirten Gültekin, biyoçeşitliliğin korunması ve eğitim anlamında topluma katkı sunulmasının hedeflendiğini dile getirdi. – ERZURUM
]]>(DİYARBAKIR)- Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi, 10-23 Nisan 2024 tarihinde 15 kentte yerel seçimlere ilişkin saha araştırması yaptı. Ankara, Kocaeli, İstanbul, İzmir, Mardin, Mersin, Şanlıurfa, Şırnak, Diyarbakır, Van, Batman, Kars, Bingöl, Elazığ, Gaziantep’te bin 291 kişinin katıldığı ve online olarak gerçekleşen çalışmada, seçimler sonrası en çok tartışma konusu olan “katılım oranlarına” dair seçmen algısı ölçülmeye çalışıldı.
Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi, “31 Mart 2024 Yerel Seçimlerine ve Seçimlere Katılım Oranlarına Dair Anket Çalışma Raporu’nu açıkladı. Raporda, şu tespitlere yer verildi:
“Araştırma grubuna yöneltilen ’31 Mart 2024’de yapılan belediye başkanlığı seçimlerinde hangi partiye/adaya oy verdiniz’ sorusuna katılımcıların yüzde 51,4’ü CHP, yüzde 18,7’si AKP, yüzde 15,3’ü DEM Parti, yüzde 10,7’si ‘Oy kullanmadım’ yanıtlarını vermişlerdir.
‘Oy kullanmadım’ diyenlerin yüzde 30,4’ü ‘partimin yanlış tutumlarından kaynaklı’, yüzde 21,7’si ‘gerek duymadım’, yüzde 13’ü ‘şehir dışında olduğum için’, yüzde 12,4’ü ‘alternatifler arasında tercih yapmamak için’, yüzde 10,9’u ‘sağlık sorunlarımdan kaynaklı’, yüzde 10,2’si ‘mevcut düzeni meşrulaştırmamak için’, yüzde 1,4’ü ‘adil bulmadığım önseçimlerden kaynaklı’ oy kullanmadığını bildirmiştir. Çalışmaya katılan araştırma grubu içinde, parlamentoda grubu bulunan İYİ Parti’ye oy veren seçmenlerin bulunmadığı dikkat çekmiştir. O nedenle verilen yanıtlar ve oy tercihleri karşılaştırmalarında İYİ Parti’ye oy verenlerin algı ve eğilimleri yer almamıştır.
AKP’YE OY VEREN KATILIMCILARIN YÜZDE 36’SI PARTİLERİNİ BAŞARILI BULMADI
Araştırma grubunun yüzde 52,4’ü ‘seçim sonuçlarına göre belediye başkanlığı seçimlerinde oy verdiği partiyi başarılı bulduğunu’ bildirirken, yüzde 12,9’u ‘başarılı bulmadığını’, yüzde 23,3’ü ‘kısmen başarılı bulduğunu’ ifade etmiştir.
‘Seçim sonuçlarına göre belediye başkanlığı seçimlerinde oy verdiğiniz partiyi başarılı buluyor musunuz’ sorusunun 31 Mart 2024’te yapılan belediye başkanlığı seçimlerinde hangi partiye/adaya oy verdiniz’ karşılaştırmasına bakıldığında; AKP’ye oy veren katılımcıların yüzde 31,4’ü, CHP’ye oy veren katılımcıların yüzde 67,6’sı, DEM Parti’ye oy veren katılımcıların yüzde 54,5’i, YRP’ye oy veren katılımcıların yüzde 95,2’si ‘Evet oy verdiğim partiyi başarılı buluyorum’ derken, AKP’ye oy veren katılımcıların yüzde 36’sı, CHP’ye oy veren katılımcıların yüzde 5,9’u, DEM Parti’ye oy veren katılımcıların yüzde 18,7’si, YRP’ye oy veren katılımcıların yüzde 2,4’ü ‘Hayır başarılı bulmuyorum’ yanıtı verdi.
AKP’ye oy veren görüşmecilerin yüzde 83,1’i, CHP’ye oy veren görüşmecilerin yüzde 67,2’si, DEM Parti’ye oy veren görüşmecilerin yüzde 69,7’si, ‘Oy kullanmadım’ yanıtını eren görüşmecilerin yüzde 73,2’si Türkiye geneli katılımın düşük olduğunu düşündüğünü bildirmiştir.
KATILIMCILARIN YÜZDE 50,5’İ, EN ÇOK AKP SEÇMENİNİN SEÇİME KATILMADIĞI DÜŞÜNÜYOR
Türkiye genelinde seçimlere katılımın düşük olduğunu düşünenlere yöneltilen ‘Türkiye genelinde en çok hangi parti seçmeninin katılmadığını düşünüyorsunuz’ sorusuna; katılımcıların yüzde 50,5’i AKP, yüzde 12,3’ü AKP ve DEM Parti, yüzde 11’i ‘bütün partilerin seçmenleri’, yüzde 7,6’sı AKP-MHP, yüzde 6,5’i DEM Parti yanıtını vermişlerdir.
Türkiye geneli seçmen katılım oranının düşük olduğunu düşünen görüşmecilerin yanıtları ile 31 Mart 2024’te yapılan belediye başkanlığı seçimlerinde hangi partiye/adaya oy verdiniz’ sorusuna verilen yanıtların karşılaştırmasına baktığımızda;
AKP’ye oy veren görüşmecilerin yüzde 42,1’i AKP, yüzde 14,9’u ‘bütün partilerin seçmeni’, yüzde yüzde 13,4’ü AKP-DEM Parti; CHP’ye oy veren görüşmecilerin, yüzde 55,3’ü AKP, yüzde 13,3’ü AKP-DEM Parti, yüzde 8,4’ü AKP-MHP; DEM Parti’ye oy veren oy veren görüşmecilerin, yüzde 69,6’sı AKP, yüzde 9,4’ü DEM Parti, yüzde 9,4’ü ‘bütün partilerin seçmenleri; ‘Oy kullanmadım’ yanıtını veren görüşmecilerin, yüzde 25,7’si AKP, yüzde 24,8’si ‘bütün partilerin seçmenleri’, yüzde 16,8’iAKP ve DEM Partiseçmeninin daha çok katılmadığını düşündüğünü ifade etmiştir.
Araştırma grubuna yöneltilen ’31 Mart 2024 belediye başkanlığı seçiminde, oy kullandığınız kentte, seçmen katılım oranının düşük olduğunu düşünüyor musunuz’ sorusuna katılımcıların yüzde 62,3’ü ‘Evet’ yüzde 37,7’si ‘Hayır’ yanıtı vermiştir. ‘Sizce kentinizde seçime katılmama nedeni nedir’ sorusuna katılımcıların yüzde 15’i ‘ekonomik kriz’, yüzde 12,7’si ‘partilere olan tepkilerden dolayı’, yüzde 9,5’i ‘siyasetin çözüm üretememesi’, yüzde 7,2’si ‘aday profillerinden kaynaklı’, yüzde 6,4’ü ‘parti yönetimlerinin yaklaşımlarından kaynaklı’ olarak belirtmiştir.”
]]>
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve AB Komiseri Iliana Ivanova bilim, araştırma, teknoloji ve yenilik alanında ikincisi düzenlenen Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Diyalog Toplantısında bir araya geldi. Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde düzenlenen toplantıya Türkiye ve AB tarafından çok sayıda üst düzey temsilci katıldı. Toplantı kapsamında basın açıklamasında bulunan Bakan Kacır, Türk araştırmacıların, mühendislerin ve yenilikçi firmaların diğer Avrupalılarla birlikte çalışmalarını kolaylaştırmak adına yapay engellerin kaldırılmasının elzem olduğunu belirterek, “Avrupa’nın inovasyon ve teknoloji ekosistemine dinamizm ve ivme kazandıran genç araştırmacılarımız ve girişimcilerimiz için vize muafiyetinin kritik önemi haiz olduğunu belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
“AB yapılarına katılımımızın artması yönünde önemli istişarelerde bulunduk”
AB ile ikili ilişkileri en üst seviyede ele alarak görüşme gerçekleştirdiklerini belirten Bakan Kacır, “Bugün Sayın Ivanova ile birlikte bilim, araştırma, teknoloji ve yenilikçilik alanında Yüksek Düzeyli Diyalog mekanizmasının ikinci toplantısını İstanbul’da gerçekleştirdik. Yüksek Düzeyli Diyalog, ikili ilişkileri daha odaklı bir şekilde, en üst mercilerden ele almayı amaçlayan bir mekanizma. AB ile ikili ilişkilerimizi en üst seviyede ele alarak önemli ve kapsamlı bir gündem etrafında verimli görüşmeler gerçekleştirdik. Bilim ve teknoloji politikalarından, sanayinin yeşil ve dijital dönüşümüne; ülkemizin AB fonlarından daha etkin yararlanmasından bilim ve Ar-Ge ile ilgili AB yapılarına katılımımızın artması yönünde önemli istişarelerde bulunduk. Ülkemizin Avrupa Araştırma Alanı’na entegrasyonunu arttırabilmek amacıyla önerilerimizi ve iyi uygulama örneklerimizi karşılıklı olarak paylaştık. Bilim, teknoloji ve inovasyon politikalarımızdaki önceliklerimizi ortaya koyduk. Yeşil ve dijital dönüşüm alanında son dönemde kaydettiğimiz ilerlemeleri paylaştık. İkiz dönüşümde ortak hedeflerimizin gerçekleştirilmesi için Ufuk Avrupa ve Dijital Avrupa başta olmak üzere Birlik programları ile Katılım Öncesi Yardım Aracı arasındaki sinerjinin arttırılması gerekliliğini ele aldık. Son olarak inovasyon eko-sistemlerimizin entegrasyonunu sağlamak amacıyla teknoloji transferi ve girişimcilik alanında işbirliği fırsatlarını değerlendirdik. Bugün gerçekleştirdiğimiz Yüksek Düzeyli Diyalog Toplantısı aynı zamanda ülkemizdeki önemli başarıların ödüllendirilmesine de vesile oldu” ifadelerini kullandı.
“2021 yılından bu yana 243,4 milyon avro hibe desteğini ülkemize kazandırdık”
Milli Teknoloji Hamlesi doğrultusunda, ülkedeki Ar-Ge ve inovasyon altyapısını adım adım güçlendirerek teknolojide öncü Türkiye’yi inşa ettiklerini ifade eden Bakan Kacır, “Bilimde, teknolojide ve inovasyonda uluslararası iş birliklerini bu vizyonun olmazsa olmaz bir parçası olarak görüyoruz. Bu bakış açısıyla; araştırmacılarımıza, girişimcilerimize, sanayicilerimize ve KOBİ’lerimize Avrupalı ortaklarıyla beraber çalışma imkanı sunan AB Programlarına katılımı ve bu programların sunduğu imkanlardan en üst düzeyde yararlanmayı stratejik öncelik olarak belirledik. 2003 yılından bu yana aktif olarak yer aldığımız AB Araştırma ve yenilik Programlarında son yıllarda elde ettiğimiz başarılar, Türkiye’nin Avrupa araştırma ve inovasyon ekosisteminin önde gelen paydaşları arasında olduğunu göstermekte. Türk araştırmacılar ve yenilikçi firmalarımız; bu programlardan etkin faydalanmamızda en fazla katkı sağlayan başat aktörler olarak öne çıkmakta. Araştırma ve inovasyon alanında, Avrupalı ortaklarımızla somut iş birliğimizin örnekleri arasında dünyanın en büyük sivil Ar-Ge programı Ufuk Avrupa’da ülkemizin başarı grafiği yer alıyor. 2021 – 2027 yıllarını kapsayan Ufuk Avrupa Programı’nda; 2021 yılından bu yana bin 107 Türk yürütücünün dahil olduğu 486 proje aracılığıyla; 243,4 Milyon Avro hibe desteğini ülkemize kazandırdık” diye konuştu.
“Türkiye; güçlü Ar-Ge ve teknoloji ekosistemi ile Avrupa’nın kalbinde yer almakta”
Avrupa ve Türk Araştırma Alanının entegrasyonunu sağlamak adına somut işbirliği mekanizmaları geliştirdiklerini aktaran Bakan Kacır, “Araştırma ve inovasyon ekosistemi, planlı endüstri alanları, girişimcilik kültürü ve nitelikli insan kaynağıyla küresel bir üretim üssü haline gelen ülkemiz sanayisi, her geçen gün Avrupa değer zincirindeki güçlü rolünü perçinlemeye devam ediyor. Güneş paneli, beyaz eşya, ticari araç, düz cam ve çimento gibi birçok alanda Avrupa’da lider konumda olan sanayimizin rekabetçiliğini korumak ve 2053 net sıfır emisyon hedefimizi hayata geçirebilmek amacıyla ikiz dönüşümü her daim ajandamızın en üst sıralarında tutuyoruz. Türkiye; güçlü Ar-Ge ve teknoloji ekosistemi, nitelikli nüfusu ve yenilikçi girişimcileri ile Avrupa’nın kalbinde yer almakta. Avrupa ve Türk Araştırma Alanının entegrasyonunu sağlamak adına somut işbirliği mekanizmaları geliştiriyoruz. Bu mekanizmaları ve programları sadece ülkemize kazandırdığımız fon ve finansal imkanlar olarak görmüyoruz. Aynı zamanda Türk ve diğer Avrupalı paydaşları bir araya getiren, birlikte çalışmaları için fırsat sağlayan yapılar olarak görüyoruz. Bu nedenle; Türk araştırmacılarımızın, mühendislerimizin ve yenilikçi firmalarımızın diğer Avrupalılarla birlikte çalışmalarını; teknoloji ve Ar-Ge transferlerini kolaylaştırmak adına yapay engelleri kaldırmamız elzem. Avrupa’nın inovasyon ve teknoloji ekosistemine dinamizm ve ivme kazandıran genç araştırmacılarımız ve girişimcilerimiz için vize muafiyetinin kritik önemi haiz olduğunu belirtmek istiyorum” dedi. – İSTANBUL
]]>Avrupa Birliğinin ileri düzey araştırmalar için verdiği destekle yürütülen proje tamamlandığında, uzayda Türkiye adresli haberleşme protokolleri kullanılacak, proje çıktıları 6G standardını da etkileyecek.
Türkiye’ye 4’üncü kez ERC Advanced Grant ödülünü getiren ve bu kategoride desteklenen ilk kadın araştırmacı olan ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uysal, uzayda bir ilki başlatacak GO SPACE (Goal Oriented Networking for Space) isimli projesinin detaylarını AA muhabirine açıkladı.
Derin uzayda toplanan verilerin Dünya’ya 50 yıldır genelde büyük çanak antenler ya da uydularla iletildiğini anlatan Uysal, artan uzay yolculuklarının uzaydaki unsurlar arasında doğrudan iletişim ihtiyacını artırdığını, projelerinin de bu ihtiyaçtan doğduğunu ifade etti.
Bunun yanında, son yıllarda uydu üzerinden nesnelerin interneti (IoT) ve benzeri veri servislerinde çok hızlı artış yaşandığını vurgulayan Uysal, ayrıca bu konuda faaliyet gösteren firmaların çıkmaya başladığını hatırlattı.
Dünya alçak yörüngesindeki Uluslararası Uzay İstasyonu’na benzer, Ay’ın yörüngesinde de Artemis projesi dahilinde “Lunar Gateway” isimli uzay istasyonu planlandığını belirten Uysal, Ay yüzeyinde hizmet vermek için 4G baz istasyonları kurulduğunu aktardı.
Dünya ve Ay arasında resmi ve özel teşebbüse ait görevlerin ve derin uzaya bilimsel amaçla gönderilen misyonların da arttığını vurgulayan Uysal, Avrupa Uzay Ajansı tarafından yeni bir keşif modülünün gönderilmesinin planlandığını söyledi.
Güneş sisteminde artan veri akışını taşıyabilecek, dünyadaki internete benzer gezegenler arası haberleşme ağı altyapısına gereksinim doğduğuna işaret eden Uysal, şöyle devam etti:
“Ancak internetin tasarım prensipleri uzayın zorlu ortamına uygun değil. Uzay ortamındaki yörüngesel hareket dolayısıyla bağlantıların zamana göre değişkenlik göstermesi ve verinin ara noktalarda depolanması ve sonra geri iletilmesini zorunlu kılıyor. Dilediğimiz zaman uçtan uca veriyi getiremiyoruz. Bununla beraber, 50 yıldır uzaydan iletilmekte olan bilimsel ve telemetri verisinden farklı olarak, uzaktan izleme ve otomasyon gibi uygulamalar için artan sayı ve çeşitlilikte veri akışının taşınması gerekecek. Bu çok sayıda ve IoT tipi veriyi uzayın değişken bağlantı ve propagasyon koşullarında zamanında aktarmayı başarmak için uçtan uca etkinlik sağlayabilen ölçeklenebilir ve verimli iletişimi ağ mimarileri gerekiyor.”
“Yeni çözümlerimiz merakla bekleniyor”
Prof. Dr. Uysal, uzayda gezegenler arası iletişimde bu ihtiyacı karşılamak için hazırladıkları GO SPACE isimli projelerinin, Avrupa’nın en prestijli ileri düzey araştırmacılara verilen Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) Advanced Grant desteği almaya hak kazandığını bildirdi.
Yeni nesil telekomünikasyon teknolojileri üzerine dünya çapındaki bilimsel yayınları ile ODTÜ’nün alanda öncü rol üstlendiğini ifade eden Uysal, aldıkları 5 yıl sürecek proje desteğinin de bu çalışmalar dolayısıyla verildiğini söyledi.
Araştırma programında, uzaydaki koşullara uyum sağlayabilen semantik ve hedef odaklı bir haberleşme ağ kuramını geliştireceklerini belirten Uysal, derin uzay haberleşmesi için geliştirecekleri yeni çözümlerin, standartları belirleyen organizasyonlarca merakla beklendiğini ifade etti.
“Haberleşmede beklenen dar boğazı çözebilecek teknikler geliştiriyoruz”
Elif Uysal, yeni fikirlerinin standartlara girerek uzay haberleşmesinde kullanılmasını beklediklerini ifade ederek, “Çünkü Dünya ile Ay arasında haberleşmede beklenen dar boğazı çözebilecek teknikler geliştiriyoruz.” dedi.
Uysal, projenin detaylarına ilişkin şu bilgileri verdi:
“Projemizle gezegen üzeri, gezegenler arası haberleşme senaryolarını var olan teknolojiye göre frekans spektrumu ve enerji kullanımı bakımından daha verimli şekilde destekleyebilecek haberleşme ağı tasarım prensipleri ortaya çıkarıyoruz. Yani uzayda gerekli olan hem spektrum ve enerji yükünü en aza indireceğiz ve uzay araçlarının daha etkin haberleşmesini sağlayacağız. Sonuçların uzay teknolojisine zamanında aktarılmasını ve yaklaşan 6G standardına da faydalı etkilerini sağlamak için GO SPACE Projesi ile gerçek uydular üzerinde prototip uygulamalar ve gezegenler arasında uygulanacak yeni haberleşme protokolleri geliştireceğiz.”
Elif Uysal, yeni protokollerin Dünya ile Ay arasında hızla artması beklenen veri trafiğini taşımaya yönelik olarak Alman Uzay ve Havacılık Merkezi ile işbirliği halinde uygulanacağını belirterek, “Dolayısıyla proje ile ülkemiz uzay teknolojilerine büyük bir katkı sunacak. Türkiye, 5 yıl içerisinde gezegenler arası internetin yapı taşlarının oluşturulmasında öncü ülkelerden biri olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
6G standardına da girecek
Elif Uysal, proje çıktılarının derin uzay haberleşmesi standartlarının yanı sıra 6G standardına da girmesini hedeflediklerini bildirdi.
Uydu haberleşmesi için araştırma grubuyla birlikte son bir yılda Türkiye adına pek çok patent başvurusuna katkı verdiklerini belirten Uysal, “Bu konuda patent portföyü oluşturarak Türkiye’nin standartlara katkı yapmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ülkemizin 6G’de de söz sahibi olmasına yönelik çalışıyoruz.” dedi.
Elif Uysal, projenin oluşturulması ve yazımının TÜBİTAK tarafından EBAG ve 2247-B programları ile desteklendiğini söyledi.
“Nobel öncesi ödülü ODTÜ’lü kadın profesör aldı”
ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, projeye ilişkin AA’nın sorularını yanıtlarken, ERC fonundan destek alan araştırmacıların, hem çığır açıcı hem de alanlarında en ileri düzeyde projeler yürüttüğünü anlattı.
ERC ileri araştırma desteği alan araştırmaların bu desteği “Nobel öncesi ödül” olarak değerlendirilebileceğini ifade eden Kök, “2007’de kurulan ERC’den fon alan araştırmacılardan 14’ü Nobel ödülü aldı. Dolayısıyla ERC’den özellikle ileri araştırma boyutunda destek alan araştırmacılarımızın Nobel öncesi fon desteği aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa Araştırma Konseyinin başlangıç, orta ve ileri olmak üzere 3 aşamalı bir fon sistemi bulunduğunu anlatan Kök, “ODTÜ’de, toplam bütçeleri 10 milyon avrodan fazla, 1’i yakın zamanda tamamlanan 4’ü devam eden toplamda 5 ERC projemiz bulunuyor. ERC projelerimiz, elektrik-elektronik, kimya mühendisliği, kimya, biyolojik bilimler ve deniz bilimlerinde devam ediyor. Gerçekten hepsi kendi alanlarında çığır açıcı ve üst düzey projeler. ODTÜ, aynı zamanda ülkemizde ilk ERC projesi alan devlet üniversitesi.” dedi.
ODTÜ’nün bugüne kadar ülkeye kazandırdığı ilklere bir yenisini eklediğini belirten Kök, ERC’den ileri seviyede araştırma projesi desteği alan Elif Uysal’ın başarısına ilişkin, “Ülkemizde ileri seviyede araştırma desteği alan ilk devlet üniversitesi olduk. Bu başarıyı gururla paylaşıyorum. Hocamız, iletişim ve sistem mühendisliği panelinden desteklenen ülkemizdeki tek ve ilk kadın araştırmacıdır, bu da hem üniversitemize hem de ülkemize büyük bir gurur vermekte.” ifadelerini kullandı.
Elif Uysal’ın Türkiye birincisi olarak yerleştiği ODTÜ’den birincilikle mezun olduğunu, yüksek lisans ve doktorasını ABD’de MIT ve Stanford üniversitelerinde yaptıktan sonra ODTÜ’ye döndüğünü anlatan Kök, “Hocamız, hem üniversitemize hem ülkemize büyük bir gurur kazandırdı. Hocamızın projesi, uzaydaki haberleşme sistemlerine ve 6G teknolojilerine yepyeni bir boyut kazandıracak.” diye konuştu.
]]>BAKAN IŞIKHAN VERİLERİ PAYLAŞTI
Konuyla ilgili açıklamada bulunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, işgücü piyasasının ihtiyaçlarını belirlemek ve etkin çözümler üretebilmek için çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti.
Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından 2023’de 2 ve üzeri istihdam sağlayan 86 bin iş yeriyle görüşülerek hazırlanan İşgücü Piyasası Araştırması’nın sonuç raporlarının yayımlandığını bildiren Işıkhan, şu ifadeleri kullandı:
“İş gücü ihtiyacının en fazla olduğu alan imalat sektörü. İşverenlerden alınan geri bildirimlere göre gelecek 10 yılda ön plana çıkması beklenen meslekler ise yazılım mühendisi, e-ticaret uzmanı, yapay zeka uzmanı, bilişim uzmanı, inşaat mühendisi, pazarlama uzmanı, dil ve konuşma terapisti ve CNC operatörü.”
3 SEKTÖRDE KADIN ÇALIŞANLAR ERKEKLERDEN DAHA FAZLA
Bakanlıktan araştırmaya ilişkin yapılan yazılı açıklamaya göre, İŞKUR’un 5 Haziran-14 Temmuz 2023 tarihlerinde bilgi formu uygulayarak gerçekleştirdiği araştırma kapsamındaki çalışanların yüzde 70’i erkekler, yüzde 30’u kadınlardan oluştu.
Kadın çalışan sayısının, erkeklerden daha yüksek olduğu sektörler, “insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri” ile “eğitim” oldu. Ayrıca kısmi zamanlı çalışma yapılan iş yerlerindeki kadın istihdamının, kısmi zamanlı çalışma yapılmayan iş yerlerine göre daha yüksek olduğu belirlendi.
Araştırmaya göre, işgücü ihtiyacının en fazla olduğu imalat sektöründeki iş yerlerinin yüzde 16,6’sında, aynı sektördeki 20 ve üzeri çalışanı olan iş yerlerinin ise yüzde 37,3’ünde eleman ihtiyacı bulunuyor.
EN FAZLA ELEMAN ARANAN MESLEKLER
Araştırma kapsamında işverenler tarafından en fazla eleman aranan meslekler de belirlendi. En çok açık iş olan 10 meslek arasında, makineci (dikiş), garson, satış danışmanı, ahşap mobilya imalat ustası, temizlik görevlisi, gazaltı kaynakçısı, konfeksiyon işçisi, akaryakıt satış elemanı, ark kaynakçısı ve yük taşıma şoförü yer aldı. Açık işlerde en fazla aranan beceriler, “yeterli mesleki ve teknik bilgi” ve “iş tecrübesi” oldu.
Ülke genelinde iş yerlerinin yüzde 8,7’sinde açık iş bulunduğu, bu oranın 20 ve üzeri çalışanı olan iş yerlerinde 27,6’ya ulaştığı tespit edildi. Kadın iş gücü tercih edilen açık işlerde, makineci (dikiş), temizlik görevlisi, satış danışmanı, mutfak görevlisi, mantı ustası, ön muhasebeci, garson, konfeksiyon işçisi, aşçı ve okul öncesi öğretmeni meslekleri öne çıktı.
10 MESLEKTE ELEMAN TEMİNİNDE GÜÇLÜK ÇEKİLİYOR
Araştırmada, işverenlerin yüzde 12,5’inin eleman temininde güçlük çektiği saptandı. Eleman temininde en fazla güçlük çekilen 10 meslek, makineci (dikiş), garson, ahşap mobilya imalat ustası, gazaltı kaynakçısı, inşaat işçisi, satış danışmanı, tır-çekici şoförü, yük taşıma şoförü, akaryakıt satış elemanı ve çelik kaynakçısı olarak sıralandı.
Bu mesleklerde eleman temininde güçlük çekilmesinin en önemli nedenleri, “ilgili meslekte yeterli iş başvurusunun yapılmaması”, “gerekli mesleki beceriye/niteliğe sahip eleman bulunamaması” ve “yeterli iş tecrübesine sahip eleman bulunamaması” oldu.
Araştırma kapsamında görüşülen iş yerlerinde bir yıl sonraki istihdam artış beklentisinin yüzde 5,4 olduğu tespit edildi.
En fazla istihdam artışı beklenen 10 meslek arasında garson, kurye, satış danışmanı, makineci (dikiş), inşaat işçisi, ahşap mobilya imalat ustası, ark kaynakçısı, yük taşıma şoförü, konfeksiyon işçisi ve ağ teknolojileri meslekleri gösterildi.
İŞVERENLERLE YÜZ YÜZE GÖRÜŞÜLECEK
İŞKUR, 2024 yılı İşgücü Piyasası Araştırmasını 15 Nisan-17 Mayıs 2024 tarihlerinde yapacak. Geçmişten farklı olarak bu yıl İŞKUR personeli araştırmanın tamamını yüz yüze ziyaretlerle gerçekleştirecek.
Türkiye genelinde, iş gücü piyasasının talep tarafının geniş bir çerçevesini çizecek araştırmayla, iş yerlerinin yapısal özellikleri, çalışan sayıları, açık işleri, eleman temininde güçlük çektikleri meslekler ve istihdam beklentileri gibi veriler temin edilerek geleceğin mesleklerine ilişkin tahminler üretilecek.
]]>“İnsan gelişiminin kara kutusu” olarak tanımlanan bu keşif sayesinde, organ nakli bekleyen hastalar için uygun dokuların geliştirilmesi ve tüp bebek sonrası tek yumurta ikizlerinin sayısının azaltılması sağlanabilecek.
Hollanda’daki Maastricht Üniversitesi Tıp Fakültesi uzmanları tarafından gerçekleştirilen araştırma, uluslararası saygınlığı olan hakemli bilim dergisi Advanced Materials’da yayımlandı.
“Biyomühendislik ile Geliştirilmiş İnsan Embriyo Modellerinde Monokoryonik İkizleme” adlı çalışma, daha önce bilinmeyen, tek yumurta ikizlerinin nasıl meydana geldiğini ilk kez ortaya koydu.
Bilim insanlarına göre, en basit anlatımıyla, embriyo çok erken bir aşamada hızlı bir büyüme gösterirse tek yumurta ikizleri oluşabiliyor. Embriyo daha sonra ikiye bölünüyor.
Maastricht Üniversitesi uzmanları, rahim dışında ilk kez kök hücrelerden sentetik bir insan ikiz embriyosu geliştirdi.
Baş araştırmacılar Clemens van Blitterswijk ve Erik Vrij’a göre, anne karnında görünmez bir şekilde gerçekleşen bu olay, araştırma kapsamında rahim dışında görünür hale getirildi.
Hızlandırılmış büyüme, “blastosist” adı verilen ve daha sonra plasentaya dönüşecek olan bir tür küçük balon içinde gerçekleşiyor.
Eğer bu küçük balon çok hızlı büyürse, daha sonra embriyoya dönüşecek olan hücre yığını ikiye ayrılıyor.
Araştırmacılara göre, istisnai durumlarda, benzer şekilde özdeş bir üçüz veya dördüzün ortaya çıkması da mümkün.
Maastricht Üniversitesi uzmanları, 2018 yılında fare kök hücrelerinden yetiştirilen ilk sentetik embriyoyu yaratmıştı.
İsrailli araştırmacılar geçen yıl bu işlemin aynısını insan kök hücreleriyle yapmayı başardı.
Bu çalışmaların ardından Maastricht’teki uzmanlar, aynı anda milyonlarca hücreyi inceleme ve farklı koşullara maruz bırakma olanağı sağlayan “yüksek verimli tarama” sayesinde, tek yumurta ikizlerinden oluşan sentetik bir embriyo geliştirdi.
Araştırmacılara göre, bu çalışmanın en önemli sonuçlarından biri, düşükler ve doğurganlık hakkında daha fazla bilgi elde edilmesini sağlayacak olması.
İkiz gebelik oluşumundaki sorunlar önlenebilecek
Araştırmalara göre, ikiz gebeliklerde, döllenmiş yumurtanın rahim iç tabakasında tutunmaya çalışması (erken implantasyon) sırasında sık sık istenmeyen durumlar meydana geliyor.
Hollandalı araştırmacıların buluşu sayesinde, ikiz gebelik oluşumundaki sorunlar önlenebilecek veya tedavi edilebilecek.
Çalışmanın, nakil için organ bulunmayan hastalar için de umut olacağı belirtiliyor.
Araştırma, dokuların geliştirilmesine de odaklanıyor. Uzmanlara göre, sentetik embriyolarda organ oluşumunun başlangıcı izlenebiliyor.
Bu süreç daha iyi kontrol altına alınabilirse, örneğin birçok hasta için gerekli olan kalp kapakçığı gibi dokular büyütülebilecek.
Amsterdam Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden embriyolog Sebastiaan Mastenbroek’e göre, bu yeni keşif sayesinde, tüp bebek sonrası istenenden daha sık gerçekleşen tek yumurta ikizlerinin sayısı da azaltılabilecek.
Araştırmada yer almayan Sebastiaan Mastenbroek, Maastricht’teki uzmanların çalışmasını etkileyici olarak değerlendi.
Mastenbroek, Hollandalı kamu yayıncısı NOS’a, “Bu gerçekten de üreme biliminde son yıllarda yaşanan bir yenilik. İnsan gelişiminin ilk günleri ve haftaları hakkında neredeyse hiç bilgimiz yoktu, şimdi bu kara kutuyu açıyoruz” dedi.
Baş araştırmacı van Blitterswijk, artık sentetik bir embriyonun nasıl tek yumurta ikizlerine dönüştüğü anlaşılsa da, doğal döllenmede durumun her zaman tam olarak böyle olmayabileceğine de işaret ediyor.
Van Blitterswijk, “Fakat kanıtlar dolaylı olarak sunuluyor. Gördüğümüz tamamen mantıklı, basit bir açıklama” görüşünü dile getiriyor.
Maastricht Üniversitesi’ndeki araştırma, Clemens van Blitterswijk, Erik Vrij, Aslı Ak, Dorian Luijkx, Ge Guo ve Stefan Giselbrecht’ten oluşan ekip tarafından gerçekleştirildi.
]]>“İnsan gelişiminin kara kutusu” olarak tanımlanan bu keşif sayesinde, organ nakli bekleyen hastalar için uygun dokuların geliştirilmesi ve tüp bebek sonrası tek yumurta ikizlerinin sayısının azaltılması sağlanabilecek.
Hollanda’daki Maastricht Üniversitesi Tıp Fakültesi uzmanları tarafından gerçekleştirilen araştırma, uluslararası saygınlığı olan hakemli bilim dergisi Advanced Materials’da yayımlandı.
“Biyomühendislik ile Geliştirilmiş İnsan Embriyo Modellerinde Monokoryonik İkizleme” adlı çalışma, daha önce bilinmeyen, tek yumurta ikizlerinin nasıl meydana geldiğini ilk kez ortaya koydu.
Bilim insanlarına göre, en basit anlatımıyla, embriyo çok erken bir aşamada hızlı bir büyüme gösterirse tek yumurta ikizleri oluşabiliyor. Embriyo daha sonra ikiye bölünüyor.
Maastricht Üniversitesi uzmanları, rahim dışında ilk kez kök hücrelerden sentetik bir insan ikiz embriyosu geliştirdi.
Baş araştırmacılar Clemens van Blitterswijk ve Erik Vrij’a göre, anne karnında görünmez bir şekilde gerçekleşen bu olay, araştırma kapsamında rahim dışında görünür hale getirildi.
Hızlandırılmış büyüme, “blastosist” adı verilen ve daha sonra plasentaya dönüşecek olan bir tür küçük balon içinde gerçekleşiyor.
Eğer bu küçük balon çok hızlı büyürse, daha sonra embriyoya dönüşecek olan hücre yığını ikiye ayrılıyor.
Araştırmacılara göre, istisnai durumlarda, benzer şekilde özdeş bir üçüz veya dördüzün ortaya çıkması da mümkün.
Maastricht Üniversitesi uzmanları, 2018 yılında fare kök hücrelerinden yetiştirilen ilk sentetik embriyoyu yaratmıştı.
İsrailli araştırmacılar geçen yıl bu işlemin aynısını insan kök hücreleriyle yapmayı başardı.
Bu çalışmaların ardından Maastricht’teki uzmanlar, aynı anda milyonlarca hücreyi inceleme ve farklı koşullara maruz bırakma olanağı sağlayan “yüksek verimli tarama” sayesinde, tek yumurta ikizlerinden oluşan sentetik bir embriyo geliştirdi.
Araştırmacılara göre, bu çalışmanın en önemli sonuçlarından biri, düşükler ve doğurganlık hakkında daha fazla bilgi elde edilmesini sağlayacak olması.
İkiz gebelik oluşumundaki sorunlar önlenebilecek
Araştırmalara göre, ikiz gebeliklerde, döllenmiş yumurtanın rahim iç tabakasında tutunmaya çalışması (erken implantasyon) sırasında sık sık istenmeyen durumlar meydana geliyor.
Hollandalı araştırmacıların buluşu sayesinde, ikiz gebelik oluşumundaki sorunlar önlenebilecek veya tedavi edilebilecek.
Çalışmanın, nakil için organ bulunmayan hastalar için de umut olacağı belirtiliyor.
Araştırma, dokuların geliştirilmesine de odaklanıyor. Uzmanlara göre, sentetik embriyolarda organ oluşumunun başlangıcı izlenebiliyor.
Bu süreç daha iyi kontrol altına alınabilirse, örneğin birçok hasta için gerekli olan kalp kapakçığı gibi dokular büyütülebilecek.
Amsterdam Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden embriyolog Sebastiaan Mastenbroek’e göre, bu yeni keşif sayesinde, tüp bebek sonrası istenenden daha sık gerçekleşen tek yumurta ikizlerinin sayısı da azaltılabilecek.
Araştırmada yer almayan Sebastiaan Mastenbroek, Maastricht’teki uzmanların çalışmasını etkileyici olarak değerlendi.
Mastenbroek, Hollandalı kamu yayıncısı NOS’a, “Bu gerçekten de üreme biliminde son yıllarda yaşanan bir yenilik. İnsan gelişiminin ilk günleri ve haftaları hakkında neredeyse hiç bilgimiz yoktu, şimdi bu kara kutuyu açıyoruz” dedi.
Baş araştırmacı van Blitterswijk, artık sentetik bir embriyonun nasıl tek yumurta ikizlerine dönüştüğü anlaşılsa da, doğal döllenmede durumun her zaman tam olarak böyle olmayabileceğine de işaret ediyor.
Van Blitterswijk, “Fakat kanıtlar dolaylı olarak sunuluyor. Gördüğümüz tamamen mantıklı, basit bir açıklama” görüşünü dile getiriyor.
Maastricht Üniversitesi’ndeki araştırma, Clemens van Blitterswijk, Erik Vrij, Aslı Ak, Dorian Luijkx, Ge Guo ve Stefan Giselbrecht’ten oluşan ekip tarafından gerçekleştirildi.
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Yumaklı, Bakanlığa bağlı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) bünyesinde faaliyet gösteren iki tohum gen bankasından Ankara’daki Türkiye Tohum Gen Bankası’nı ziyaret ederek incelemelerde bulundu.
Açıklamada tohum gen bankalarının çalışmalarıyla ilgili değerlendirmelerine yer verilen Yumaklı, Türkiye’nin tohumlarının, tohum gen bankalarında muhafaza altında tutulduğunu bildirdi.
Yumaklı, Ankara ve İzmir’deki tohum gen bankalarının yedekli olarak çalıştıklarına işaret ederek şu bilgileri verdi:
“Türkiye Tohum Gen Bankası, kapasite olarak dünyanın üçüncü büyük gen bankası durumunda. Burada hem geçmişimizi hem de geleceğimizi muhafaza altında tutuyoruz. Türkiye’nin hububattan farklı türlerdeki bitki çeşitlerine ve yabani türlere kadar ülkemizin bütün zenginliklerini oluşturan bitki örtüsüne ait tohumlar, bu gen bankasında tasnif ve analiz ediliyor. İzmir ve Ankara’daki iki gen bankamızda 120 bin genetik materyali koruma altında tutuyoruz. Hem yurt içinde hem de yurt dışında her bakımdan referans alınan bir Tohum Gen Bankasına sahibiz.”
Bankanın Türkiye’deki akademik camianın araştırmalarına, inovasyon ve geliştirmelerine de ışık tuttuğunu bildiren Yumaklı, şunları ifade etti:
“Ülkelerin hem konjonktürel hem de farklı durumlarda kendi gıda arz güvenliklerini temin için gıda milliyetçiliği dediğimiz kavramın ortaya çıktığı bir dönemde, bu gen bankasının önemi çok daha iyi anlaşılıyor. Anadolu coğrafyasının zenginliğini de dikkate alacak olursak ve bundan sonraki dönemlerde her türlü olumsuz duruma karşı bu gen bankasının önemi de böylelikle anlaşılmış olacaktır. Türkiye Tohum Gen Bankası’nda çalışan mühendislerimizin ve diğer çalışan arkadaşlarımızın, Türkiye tohumculuğuna katkıda bulunan akademik camianın ve özellikle tohum ıslah çalışmalarına paydaş olan bütün çalışma arkadaşlarımızın bu çalışmalarında başarılar diliyorum. Yapmış oldukları bu önemli çalışmalardan dolayı da kendilerine teşekkür ediyorum.”
Türkiye Tohum Gen Bankası
Ankara Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü bünyesinde genetik kaynakların toplanması ve muhafazası çalışmalarına 1988 yılında başlandı.
???????Toplanan tüm materyallerle devamlılığı sağlanan tohumların kalıcı muhafazası için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde açılışını yaptığı “Türkiye Tohum Gen Bankası” 2010’da faaliyete geçti.
Enstitüsünün birimi olarak kurulan Türkiye Tohum Gen Bankası, ülkedeki bitki genetik kaynaklarının tespiti, toplanması, muhafazası, karakterizasyonu, ıslah çalışmalarında kullanılacak gen havuzunun oluşturulması ve söz konusu materyalin uluslararası standartlarda uygun miktarda araştırma projelerine verilmesi amaçları doğrultusunda çalışmalar yürütüyor.
Yerel ve yerli tohumların da muhafaza edildiği Bankanın çalışmaları çerçevesinde, biyolojik çeşitliliğin korunması için farkındalık oluşturmak ve elde edilen deneyimleri aktarmak amacıyla ulusal/uluslararası seminerlerle eğitimler de düzenleniyor.
Kurum, 2024 yılı itibarıyla 4 TAGEM projesinin doğrudan yürütücüsü ve diğer bölüm ile enstitülerin projelerine araştırmacı olarak katılım sağlıyor.
Ankara’daki gen bankasında dokümantasyon, tohum temizliği hazırlık ünitesi, kurutma ve paketleme ünitesi, 7 soğuk muhafaza odası, tohum fizyolojisi laboratuvarı, 2 iklim odası, bitki moleküler biyolojisi laboratuvarı ve bir herbaryum bulunuyor.
İzmir Tohum Gen Bankası
Türkiye ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü arasında Güney Batı Asya ülkelerinde tarımı yapılan bitki türlerinin, bu türlerin yabani akrabalarının ve ekonomik potansiyele sahip yabani türlerin sürveyi, toplanması, muhafazası ve değerlendirilmesi amacıyla imzalanan Uluslararası Bölgesel Merkez kurulması anlaşması çerçevesinde, ülkede bitki genetik kaynaklarının korunması çalışmalarına 1964 yılında bugünkü adı Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsünde (ETAE) başlandı.
1995 yılından itibaren Tarımsal Araştırma Projesi’nin yürürlüğe girmesiyle “Bitkisel Çeşitlilik ve Genetik Kaynaklar” araştırma fırsat alanının “Bitki Genetik Kaynakları” ve “Bitkisel Çeşitlilik ve Genetik Kaynaklar İçin Veri Tabanı Oluşturma” programları ülkesel olarak yürütülüyor.
ETAE, bu ulusal programların koordinasyon merkezi olarak görev yaparken koordinasyon görevini Biyolojik Çeşitlilik ve Genetik Kaynakları Bölümü üstleniyor.
Bitki genetik kaynakları çalışmaları, sürvey, toplama, sistematik ve taksonomi, muhafaza ve dokümantasyon ana disiplinlerinde tahıllar, yemeklik tane baklagiller, yem bitkileri, endüstri bitkileri, sebzeler, meyve ve bağ ile süs bitkileri, endemik türler, tıbbi ve kokulu bitkiler gruplarınca yürütülüyor.
]]>“OMÜ; AR-GE, patentleme ve patentlerin ticarileştirilmesi noktasında Türkiye’de üniversiteler arasında ilk 10’daki yerini sabitledi”
SAMSUN – Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal,” OMÜ girişimci ve yenilikçi üniversiteler arasında 11 basamak yükselmek suretiyle 35. sırada kendisine yer bulmuş, Webometrics sıralamasında 29. sıradan 21.sıraya yükselmiş, etkili üniversiteler arasında 18. sırada yer almıştır. AR-GE, patentleme ve patentlerin ticarileştirilmesi noktasında Türkiye’de üniversiteler arasında ilk 10’daki yerini sabitledi” dedi.
Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, 1 Nisan 1975 yılında kurulan OMÜ’nün 49’ncı yılına özel açıklama yaptı. OMÜ’nün sürekli kendisini yükselttiğini ifade eden Rektör Prof. Dr. Yavuz Ünal, “Aday araştırma üniversitesi olarak tanımlanan Ondokuz Mayıs Üniversitesi girişimci ve yenilikçi üniversiteler arasında 11 basamak yükselmek suretiyle 35. sırada kendisine yer bulmuş, Webometrics sıralamasında 29. sıradan 21.sıraya yükselmiş, etkili üniversiteler arasında 18. sırada yer almıştır. Aynı zamanda URAP’ta 31 sıradan 26. sıraya yükselmiş, özellikle AR-GE, patentleme ve patentlerin ticarileştirilmesi noktasında Türkiye’deki üniversiteler arasında ilk 10’daki yerini sabitlemiş gibi gözüküyor. Ürettiği nitelikli sağlık hizmetiyle bölgenin güvencesi haline gelmiş, lisans düzeyindeki projeleri desteklemek suretiyle üniversitedeki öğrenci tercihini yönlendirmiş, yüksek lisans ve doktoradaki araştırmacıları burslandırmak suretiyle kendi geleceğini kurmak çabası içerisine girmiştir” diye konuştu.
“Kenevirle ilgili 34 proje”
Üniversite olarak bölgede üretilen sınai ürünler hem de zirai ürünleri dikkate alınmak suretiyle nitelikli araştırmalar yaptıklarını söyleyen Rektör Ünal, “Ondokuz Mayıs Üniversite bünyesinde yeni kurulan Eczacılık Fakültesi ile birlikte 20 fakülte, 3 enstitü, 3 meslek yüksek okulu bulunmaktadır. Hem lisans düzeyinde hem de sektörün ihtiyaç duyduğu nitelikle eleman noktasında müfredatını gözden geçirmiş, ihtiyaç duyulan ara elaman noktasında sürekli eğitim merkezinin hazırladığı eğitim programları sayesinde sektörün ihtiyacı karşılar hale gelmiş aynı zamanda da Milli Eğitim Bakanlığınca yapılan bir protokol çerçevesinde OMÜ Meslek ve Teknik Lisesi kurulmuştur. Kendi altyapısını oluşturma noktasında hem bölgeye katkı sağlama hem de bölgeden destek alma yoluna gitmiştir. Araştırma politikasında bölgede üretilen sınai ürünler hem de zirai ürünleri dikkate almak suretiyle nitelikli araştırmaları öncelikli alan olarak tanımlamış, bu bağlamda kenevirle alakalı 34 tane proje yapmış, sektörün ihtiyaçlarını karşılama noktasında da akademik personeli danışmanlığını sektörün hizmetine sunmuş, bu haliyle OMÜ, yarım asırlık tarihinde sadece kendi güçlü yapısını kurmakla kalmamış aynı zamanda bölgeye nitelik bir yatırımcının gelmesi için bir güvence teminatı oluşturmuştur” şeklinde konuştu.
Üniversite hakkında bilgi
Ayrıca OMÜ’den alınan bilgiye göre, OMÜ Karadeniz Bölgesi’nin ekonomik, kültürel ve sosyal hayatına yeni bir soluk getirmek ve bölgeye katkı yapmak amacıyla 1975 yılında kurulan köklü bir devlet üniversitesi. Bölge üniversitesi olarak kurulan ve geride bıraktığı 49 yıllık tarihiyle üniversite, kuruluş misyonunun çok ötesine geçerek bugün 2 bin 318 akademisyen ve 2 bin 464 idari personelle 53 bin 618 öğrenciye hizmet veriyor. Araştırma Üniversitesi olma hedefi ve uluslararasılaşma misyonuyla, Türkiye’nin en güçlü araştırma ve eğitim-öğretim kurumlarından biri haline geldi. Adını; Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a gelişiyle Milli Mücadelenin başladığı tarih olarak kayıtlara geçen “19 Mayıs 1919” tarihinden alan Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde, 20 fakülte, 1 yüksekokul, 13 meslek yüksekokulu, 3 enstitü, 1 konservatuvar ve 27 uygulama araştırma merkezi bulunuyor. Uluslararasılaşma konusunda büyük bir gayret gösteren üniversite, 111 ülkeden 5 bin 510 uluslararası öğrenci sayısı ile Türkiye’deki tüm üniversiteler arasında en çok sayıda uluslararası öğrencisi olan ilk 5 üniversiteden biri olan uluslararası bir üniversite. Üniversitenin Merkez Kurupelit yerleşkesi, yeşil doğası ve göletleri ile muhteşem deniz, orman ve dağ manzarasına sahip 8 bin 800 dönümlük yemyeşil bir arazi üzerine kuruldu. Üniversite ayrıca şehir merkezinde ve deniz kenarında konuşlanmış Güzel Sanatlar Yerleşkesi, Çarşamba ilçesinde Mustafa Kemal Güneşdoğdu Yerleşkesi ve Bafra ilçesinde Bafra Yerleşkesi bulunuyor. Üniversitenin yerleşkeleri dışında da şehrin birçok ilçesinde yerleşkelerden bağımsız 9 eğitim birimi (MYO’lar) bulunuyor. Üniversite “Engelsiz Üniversite” olma yolunda eğitim, öğretim ve yaşam alanlarının engelli öğrencilerin durumlarına uygun hale getirilmesi, üniversitesinin öncelik verdiği çalışma alanlarından biri oldu. Engelsiz Üniversite hedefi doğrultusunda birimlerin yaptığı çalışmalar ve başvurular neticesinde, 16 birim YÖK tarafından verilen Turuncu Bayrak almaya hak kazandı. Bu çalışmalar kapsamında 9 birim Turuncu Bayrak adaylık süreci de halen devam ediyor.
]]>Ünal, 1 Nisan 1975’te kurulan OMÜ’nün, kuruluş yıl dönümü nedeniyle gazetecilere yaptığı açıklamada, 49 yılı geride bırakmanın gururunu yaşadıklarını söyledi.
Sürekli gelişen bir üniversite olduklarına işaret eden Ünal, “Üniversitemiz girişimci ve yenilikçi bir ruhla, bilim, teknik ve metedolojideki değişimleri dikkate alarak, politika üretmekte, kendini yenileyerek uluslararası üniversite olma yolunda emin adımlarla yürümektedir. Üniversitemizde eğitim, araştırma ve topluma hizmet politikalarındaki revizyonda, istihdam alanlarının beklentileri esas alınmış ve Yüksek Öğretim yeterlilikleri çerçevesi tam olarak uygulamaya konulmuştur. Bütün mezunlardan İngilizce, Arapça, Fransızca ve Almanca dillerinden birinde B1 düzeyinde dil yeterliliği aranmış ve bitirme projeleriyle yetkinlik ölçümlenmesi bütün programlarımızda uygulamaya konulmuştur.” diye konuştu.
Eğitim, araştırma ve topluma hizmet politikalarındaki revizyon ve uygulamadaki kararlılığın sonucu olarak OMÜ’nün YÖKAK’tan 2021 yılında kurumsal akreditasyon belgesi aldığına işaret eden Ünal, “2023 yılında ‘Yüksek Öğretimde İnovasyon ve Başarı’ ödülüne layık görülmüş, Aday Araştırma Üniversitesi olarak tanımlanmış ve gözleme alınmıştır. OMÜ, girişimci ve yenilikçi üniversiteler arasındaki yerini de 11 basamak yükselterek 35. sırada yer almış, URAP sıralamasında 26, Webometric’te 21, etkili üniversiteler sıralamasında 18, patentleme ve patentlerini ticarileştirmede üniversiteler arasında ilk 10 içerisinde yer almıştır.” ifadelerini kullandı.
Üniversite olarak Araştırma ve geliştirmeyi (AR-GE) kültüre dönüştürme iddiasında olduklarını bildiren Ünal, şöyle devam etti:
“OMÜ, lisans düzeyindeki araştırmaları desteklemeyi önemsemiş, sonuç olarak TÜBİTAK lisans desteklerinde 2022 yılında 114 proje ile 2 kez 5’inci, 2023/2 dönemde 176 projeyle üniversiteler arasında 9’uncu sırada yerini almıştır. OMÜ, lisans düzeyindeki araştırmacıları desteklemek suretiyle ekosistemini geliştirmeyi ve tabana yaymayı hedeflemektedir. Bu amaçla Milli Eğitimle işbirliği yapmış ve OMÜ Mesleki Teknik Anadolu Lisesinin kurulmasına ön ayak olmuştur. Üreten her sektörün gereksinimi olan nitelikli personel ihtiyacını karşılayacak sertifikalı eleman yetiştirmek suretiyle de insan kaynağını iyileştirmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda sektördeki gelişmeleri dikkate alarak elektrikli araç ustası yetiştirmek için özel bir gayrete girmiş, sektöre hizmet edecek 21 personel için 6 aylık sertifikalı bir eğitim programını uygulamaya başlamıştır. 2023 yılında bu tip programlarda 673 sertifika ile hizmetini belgelemiştir.”
OMÜ’nün yarınlara güçlü kadrolar oluşturmak amacı içinde olduğunun altını çizen Rektör Ünal, şunları kaydetti:
“Uluslararası bir üniversite olma iddiasına sahip olan OMÜ, 116 ülkeden yaklaşık 6 bin öğrenciye ev sahipliği yapmaktadır. Toplumun her katmanına nitelikli sağlık hizmeti de sunan OMÜ, bölgede üretim yapan bütün sektörlerle kazan-kazan ilkesi çerçevesinde ilişki kurmakta, AR-GE’lerini üstlenme, ya da danışmanlık yapmak suretiyle üretimi daha verimli ve kazançlı hale getirme çabası içerisine girmiştir. Sanayicinin çalışan elemanlarının ihtiyaç duyduğu eğitimleri verme konusunda da üzerine düşeni yapmıştır ve yapmaya da devam edecektir. 2023 yılını dijital dönüşüm yılı olarak tanımlayan OMÜ, hizmetlerini dijital ortama taşımıştır. Jop Social ismiyle marketlerde yerini alan bir mobil uygulama geliştirmiş, tamamen yerli olan bu uygulama ile uzmanlıklara erişimi kolaylaştırmış, staj ve iş bulma imkanlarını ilgililere sunma gayreti içerisine girmiştir.”
]]>NATO inovasyon hızlandırıcısı ağına Türkiye’den 8 yeni üye daha katıldı!
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ulusal eşgüdümlü olarak yürütülen NATO Hızlandırma Programı DIANA’nın Test Merkezleri Ağına Türkiye’den 8 yeni merkezin daha katıldığını duyurdu. Bu sayede ülkenin ağda yer alan test merkezi sayısının 10’a ulaşmış olduğu söylendi.

Dokuz ileri teknoloji alanında sivil ve askeri amaçlı teknolojiler geliştiren, şirketlere 300.000 Avro’ya kadar hibe desteği sağlayan bu DIANA Programı’nın ayrıca danışmanlık, yatırımcı ağlarına ulaşım, hızlandırma ve test merkezlerine ücretsiz erişim, NATO ve müttefik ülkelerin pazarlarına erişim gibi hizmetler sunduğu da belirtildi.
STM, NATO için istihbarat yazılımı geliştirecek!
Programın 2023 yılında açılan pilot çağrılarında desteklenmeye hak kazanan 44 firma içerisinde 2 Türk firma da yer almıştı. DIANA Hızlandırma Programına seçilen şirketlerin teknolojilerini geliştirebilecekleri, test edebilecekleri ve doğrulayabilecekleri alt yapılara sahip 10’u Türkiye’de olmak üzere 182 Test Merkezine ücretsiz erişim imkanı sağlayabilecekleri vurgulandı.
Kuzey Atlantik Savunma İnovasyon Hızlandırıcısı Programının Türkiye’deki Test Merkezleri ise şöyle:
TÜBİTAK BİLGEM
TÜBİTAK SAGE
TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM)
Biyolojik Kimyasal Test Merkezi
KBRN Savunma Teknolojileri Araştırma Grubu
ODTÜ Mikro Elektromekanik Sistemler Merkezi (MEMS)
ODTÜ Güneş Enerjisi Araştırma Merkezi (GÜNAM)
Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM)
Bilkent Üniversitesi Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM)
İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi (İBG)
TUSAŞ Türk Havacılık ve Uzay Sanayi Anonim Şirketi
BİAS Mühendislik
Türkiye’nin teknoloji altyapısı ve kabiliyetlerine yaptığımız yatırımların getirilerini uluslararası arenada da görüyoruz.
Ulusal eşgüdümü Bakanlığımızca yürütülen NATO Hızlandırma Programı DIANA’nın Test Merkezleri Ağına Türkiye’den 8 yeni merkez daha katıldı. Böylece… pic.twitter.com/ZgWHNZPRMc
— Mehmet Fatih KACIR (@mfatihkacir) March 19, 2024
Tüm bu açıklamalarda bulunan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır şu ifadeleri de kullanarak projeyi destekledi.
“Türkiye’nin teknoloji altyapısı ve kabiliyetlerine yaptığımız yatırımların getirilerini uluslararası arenada da görüyoruz. Ulusal eşgüdümü Bakanlığımızca yürütülen NATO Hızlandırma Programı DIANA’nın Test Merkezleri Ağına Türkiye’den 8 yeni merkez daha katıldı.
Böylece ülkemizin ağda yer alan test merkezi sayısı 10’a ulaştı. DIANA programı dokuz ileri teknoloji alanında çift kullanım (sivil ve askeri) amaçlı teknolojiler geliştiren şirketlere 300.000 Avro’ya kadar hibe desteği sağlıyor.
Ayrıca, danışmanlık, geniş bir yatırımcı ağına ulaşım, hızlandırma ve test merkezlerine ücretsiz erişim, ürün test imkanları, NATO ve müttefik ülkelerin pazarlarına erişim imkanı sunuyor. Programın 2023 yılında açılan pilot çağrılarında desteklenmeye hak kazanan 44 firma içerisinde 2 Türk firmamız da yer aldı. DIANA Hızlandırma Programına seçilen şirketler teknolojilerini geliştirebilecekleri, test edebilecekleri ve doğrulayabilecekleri alt yapılara sahip 10’u ülkemizde yer alan 182 Test Merkezine ücretsiz erişim imkanı elde ediyor.
Bu ağda Türkiye’den daha çok merkezinin yer alması sayesinde programın uygulamasında ülkemizin etkinliği artacak, desteklerden daha çok şirketimiz faydalanırken, programa seçilen şirketler ülkemizdeki test merkezlerini kullanabilecekler.”
Peki inovasyon hızlandırıcısı ağı nedir?
İnovasyon hızlandırıcısı ağı yani DIANA programı büyük veri, yapay zeka, otonomi, kuantum, biyoteknolojiler ve insan gelişimi, hipersonik, enerji ve itki, yeni malzemeler ve gelişmiş üretim ve uzay olmak üzere dokuz teknoloji alanında sivil ve askeri amaçlı teknolojiler geliştiren şirketlere hibe desteği sağlayan NATO’nun yürüttüğü bir programdır.
]]>Göktaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın ev sahipliğinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında huzurevi sakinleri ile gerçekleştirilen iftara katıldı.
“Kadim medeniyeti ve gelenekleri yarınlara taşıyan en değerli varlıklar” olarak nitelendirdiği yaşlılarla bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti ifade eden Göktaş, büyüklerin tecrübelerinin her daim gençlerin yolunu aydınlattığını belirtti.
Hızla akıp giden hayatta kuşaklararası dayanışmanın her geçen gün daha da önemli hale geldiğini bildiren Göktaş, “Gençlerin yaşlıların bilgeliklerinden, yaşlıların ise gençlerin enerjisi ve yeniliğe açık olmalarından faydalanmaları bizler için çok kıymetlidir. Bu nedenle, kuşaklararası dayanışma, yaşlıların sosyal hayata daha aktif bir şekilde katılımlarına fırsat sunar. Ayrıca, gençlerin de büyüklerimize yardım etmeleri ve ihtiyaçlarına karşı duyarlı olmalarını sağlar.” diye konuştu.
Kuşaklararası etkileşimin toplumun her kesiminin birbirine destek olmasını sağladığını, toplumsal birliği ve bütünleşmeyi güçlendirdiğini dile getiren Göktaş, şunları söyledi:
“Bakanlık olarak, her zaman değerli büyüklerimizin yanında ve hizmetinde olmaya gayret ediyoruz. Yaşlılarımızın aileleri ve yakınlarıyla beraber, sosyal hayat ile bağlarını güçlendirerek güvenli ve mutlu bir hayat sürmeleri için çalışıyoruz. Ülkemizin her köşesinde ve tüm illerimizde yaşlılarımız ve aileleri için özel hizmet modelleri geliştiriyoruz. Yaşlılarımıza, uzun süreli, gündüz ve evde bakım yardımlarımızla destek oluyoruz. Bu hizmetlere yönelik altyapımızı her geçen gün daha da güçlendiriyoruz. Kurumlarımızda ağırladığımız büyüklerimize, tüm ihtiyaçlarını kapsayan hizmetler sunuyoruz. Aynı zamanda gündüz merkezlerimizde sosyal hayata katılımı destekleyerek, hayatın her anını değerli büyüklerimizle paylaşmak istiyoruz. 2016’da başlattığımız Yaşlı Destek Programı’mızla yaklaşık 88 bin hanede 128 bin yaşlımızın bakımlarını gerçekleştirdik.”
Göktaş, Bakanlık olarak yaptıkları Yaşlı Profili Araştırması’nı tamamladıklarını belirterek ” 22 Mart’ta milletimizle paylaşacağız. Bu araştırmanın sonuçları, yaşlılara yönelik yürüttüğümüz çalışmaların ve politikaların geliştirilmesinde bize önemli bir yol haritası sunacak.” dedi.
Büyüklerle bir araya gelmeyi, onların duasını almayı her şeyden kıymetli olarak nitelendiren Göktaş, salondaki yaşlılara hitaben, “Sizlerin tecrübesiyle yolumuz aydınlanıyor, sizlerin duasıyla zorluklar kolaylaşıyor. Gönlünün gücüyle bizlere destek olan, merhameti ve güler yüzüyle yüreğimizi ısıtan, zamanı aşan tecrübesiyle bize yol gösteren, cesaret veren büyüklerimize her zaman ihtiyacımız var. Biz 7’den 77’ye, geçmişten geleceğe, her birlikte Türkiye’yiz. Türkiye Yüzyılında, her geçen gün büyüyen bir aşkla, ülkemize hizmet ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
-Yaşlı Profili Araştırması
Öte yandan Bakan Göktaş, iftar öncesi gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Sözlerine tüm büyüklerin Yaşlılara Saygı Haftası’nı kutlayarak başlayan Göktaş, onlara sağlıklı, mutlu, huzurlu yaşam dileklerini iletti.
Her yıl 18-24 Mart tarihlerinin Yaşlılara Saygı Haftası olarak kutlandığını dile getiren Göktaş, “Bugünlere gelmemizde büyük emekleri olan büyüklerimize daha fazla ihtimam göstermeye her daim saygı ve sevgiyle yaklaşmaya vesile olmasını temenni ediyorum” dedi. Bakanlık olarak her zaman onların yanında olma, onlara hizmet etme gayretinde olduklarını aktaran Göktaş, şunları söyledi:
“Yaşlılarımızın aileleri ve yakınlarıyla beraber, sosyal hayat ile bağlarını güçlendirerek güvenli ve mutlu bir hayat sürmeleri için çalışıyoruz. Ülkemizin her köşesinde ve tüm illerimizde yaşlılarımız ve aileleri için özel hizmet modelleri geliştiriyoruz. Evde bakım desteğimizle Türkiye’nin dört bir yanında yaşlılarımızın yanında oluyoruz. 2016 yılında başlattığımız Yaşlı Destek Programı’mızla yaklaşık 88 bin hanede 128 bin yaşlımızın bakımlarını gerçekleştirdik.”
Bakanlık tarafından yapılan Yaşlı Profil Araştırması’na yönelik soru üzerine de Göktaş, araştırmanın sonuçlarını cuma günü kamuoyuyla paylaşacaklarını yineledi.
Tüm dünya ile Türkiye’de de yaşlı nüfusunun giderek artığına dikkati çeken Göktaş, “Bugün yüzde 10 olan 65 yaş ve üzeri nüfus oranımızın 2030’da yüzde 12,9, 2040’ta ise yüzde 16,3 olması bekleniyor. Türkiye’de ilk kez yapılan Yaşlı Profili Araştırması’nda çok çarpıcı sonuçlar elde ettik. Araştırma kapsamında 22 binden fazla haneyle görüşmeler gerçekleştirdik. Üç gün sonra araştırmanın sonuçlarını milletimizle paylaşacağız” dedi.
]]>Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Beyin Haritalama ve Tedavileri Derneğinin (SBMT) ABD başta olmak üzere sinirbilim alanındaki seçkin araştırmacıların yer aldığı 21’inci yıllık kongresi ABD’nin Los Angeles şehrinde yapıldı.
Üsküdar Üniversitesi ekibi iki ayrı oturumda Türkiye’yi temsil etti
Görüntülemeden genomik ve nanoya kadar tüm nörolojik bozuklukları kapsayan, ABD başta olmak üzere sinirbilim alanındaki seçkin araştırmacıların yer aldığı yıllık kongrenin 21’incisine Türkiye’den sadece Üsküdar Üniversitesi ve NPİSTANBUL Hastanesi araştırmacıları katıldı.
Kongreye Prof. Dr. Tarhan başkanlığında katılan araştırma ekibi, “Advances in Neuroimaging Techniques” ve “Addiction Medicine” başlıklı iki ayrı oturumda Türkiye’yi temsil etti.
Bu alanda yapay zeka odaklı ve derin öğrenme algoritmalarını “cloud” üzerinde kullanarak akıllı öngörü modelleri geliştiren Üsküdar Üniversitesi araştırmacıları sinirbilim alanındaki çalışmalarını nöromorfik bilgisayarlar üzerine kaydırma stratejisi ile Türkiye’de sinirbilim alanındaki dönüşüme öncülük ediyor.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan klinik farmakogenetik uygulamaları paylaştı
Dünyanın birçok yerinden bilim insanının katıldığı toplantıda Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sunumunda, sinirbilim alnındaki güncel çalışmaların altını çizerken üniversitede yürütülen ilaç kan düzeyi ölçümleri ve klinik farmakogenetik uygulamalarını paylaştı.
Kanda ilaç düzeyi ölçümü (TDM) uygulamalarının hasta için uygun dozu seçmede önem taşıdığının ve toksik ilaç düzeyi oluşmasını engellediğinin altını çizen Prof. Dr. Tarhan, farmakogenetik profilleme sonuçlarını, beyinde dopamin miktarını belirleyen COMT enzim aktivitesi ve serotonin taşıyıcı protein aktivitesi ölçüm çalışmaları başlığı altına paylaştı.
Bu genetik profilleme çalışmaları sonucunda kişiye özgü özellikler belirlenerek kişiye özgü tedavi planları dizayn edilebildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Bu yöntem dünyada yeni gelişen kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarının başarılı bir örneği sayılabilir. Bu yeni uygulamalar sayesinde her hastaya aynı tedaviyi vermek yerine hastanın genetik yapısına özel bir tedavi verilmesi ve hangi ilacın daha çok işe yarayacağı önceden belirlenebiliyor.” ifadelerini kullandı.
“Metamfetamin, tıbbi ve ruhsal hastalıklara yakalanma riskini artıyor”
Araştırma ekibinde yer alan NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz da metamfetamin kullanım yaygınlığı ve bu hastaların yakın ve uzun gelecekte Parkinson tıbbi ve ruhsal hastalıklara yakalanma riskinin artışı konusunda bilgi verdi.
Met’in uzunca süre alınmasa bile haftalar veya aylar boyunca bedende ve beyinde bulunmaya devam ettiğini belirten Dilbaz, bu açıdan hastaların büyük bir çoğunluğunun tedaviye dirençli başka bir ruhsal hastalığa da sahip olacağının öngörüldüğü ve sadece met kullanım bozukluğu olan hastaların yaklaşık yüzde 55’inin Derin TMS tedavisinden yararlandığını kaydetti.
Prof. Dr. Dilbaz, kendi yaptıkları çalışmada met kullanıcılarının yaklaşık yarısından daha fazlasında özellikle şizofreni veya psikotik bozukluk saptandığını belirterek, bu hastaların standart bağımlılık ve veya psikoz tedavisinden yararlanmamaları nedeniyle uzun etkili antipsikotik tedavi ile birlikte elektrokonvülsif tedaviden de yararlandıklarını ve hastaların sadece psikozlarının değil aynı zamanda madde kullanımına başlama sürelerinin ve oranlarının da daha azaldığını belirtti.
“Kişisel risk faktörlerinin belirlenmesi özelleştirilmiş tedavi stratejilerinin geliştirilmesinde kritik bir öneme sahip”
NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Onur Noyan ise bağımlılık ve genetik araştırmaların kesişimi, psikyatrik bozuklukları ele aldı.
Son dönemde, bağımlılık ve genetik araştırmaların kesişimi, psikiyatrik bozuklukların anlaşılması ve yönetilmesi açısından önemli bir paradigmaya dönüştüğünü ifade eden Prof. Dr. Noyan, özellikle, bağımlılık gelişimindeki genetik predispozisyonların tanımlanması, kişisel risk faktörlerinin belirlenmesinin özelleştirilmiş tedavi stratejilerinin geliştirilmesinde kritik bir öneme sahip olduğunu, genetik analizlerin, bireylerin madde kullanımı sonrası psikoz veya majör psikiyatrik bozukluklara yatkınlığını belirlemede, spesifik farmakoterapilerin seçiminde ve relaps riskinin öngörülmesinde temel bir araç olarak ön plana çıktığını aktardı.
Prof. Dr. Noyan, bu yöntemlerin, genetik bilgiye dayalı bir yaklaşımın, bağımlılık tedavisindeki etkinliği artırabileceğini ve hastalığın yönetiminde bireyselleştirilmiş tedavi planlamasına olanak tanıyabileceğini vurguladı.
]]>Yerel seçimlere iki haftadan az bir süre kala İstanbul’da Kürt seçmenin eğilimleri de uzmanlar tarafından analiz edilmeye devam ediyor. Kürt Z kuşağı üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen Spectrum House Araştırma Merkezi Genel Direktörü ve sosyolog Azad Barış, İstanbul seçimleri üzerine yaptığı araştırma hakkında bilgi verdi. Barış’a göre, Kürt Z kuşağının İstanbul seçimlerinde Ekrem İmamoğlu’nu destekleyecek. Azad Barış, “Kürt Z kuşağı, kendi kültüründen utanmıyor ve baskıya karşı da bir şekilde direnç gösteriyor. Gitarını alıp sokakta Çevraşam şarkısını çalabiliyorlar. Bu nedenle yerel dinamiklerden hareketle aslında evrensel değerler merkezine en yakın kim duruyorsa, oyunu ona verecekler. Ağırlıklı ekseriyetin İmamoğlu’na vereceğini düşünüyorum, çünkü DEM’in İstanbul’u kazanmayacağını çok iyi biliyor” diye konuştu.
KENT PROBLEMLERİNİN YANI SIRA 2028’İ DE DÜŞÜNEREK OY VERECEK
Barış şunları söyledi:
“İstanbul Kürtleri hangi kaygılarla gidecek? Tabii ki, kentin problemlerinden hareketle bunu yapacaklar. İlk etapta, ulaşım, ekonomi, kentsel dönüşüm ve diğer bütün insanları ilgilendiren sorunlar gibi meseleler ön planda. Ancak bunları aşan bir boyut var. Kürtlerin, tabii ki herkes gibi barışa ihtiyacı var, ancak Kürt meselesinin çözülmesi, bu sorunun ortadan kaldırılması ve toplumsal barışın sağlanması için bütün Kürtlerin beklentileri var. Dolayısıyla, İstanbul seçimleri sadece yerel bir seçim olarak değil, yerel meseleleri aşan bir seçim olarak görülüyor. İstanbul’u kazanan, Türkiye’yi kazanır mantığıyla hareket ederek, 2028’e yönelik oy vereceğini düşünüyorum.”
İMAMOĞLU MUHAFAZAKAR KÜRTLERİ DE ETKİLİYOR, 4 PUAN ÖNDE
Kürt dindarların İmamoğlu’na karşı ön yargısı olmadığını belirten Barış “Araştırmalarımıza göre İstanbul seçimlerinde İmamoğlu 4 puan önde gidiyor. İmamoğlu’na karşı Kürt dindarların bir ön yargısı olduğunu düşünmüyorum. Daha önce yaptığınız spesifik çalışmalar da bunu gösterdi. İstanbul Kürtleri hangi kaygılarla gidecekler? AK Parti seçmeninin önemli bir kısmının da aslında İstanbul’u İmamoğlu’nun yönetmesini istiyor. Bizim elde ettiğimiz verilere göre, çok net bir şekilde belirlenen bir durum var. Ak Parti seçmenlerinin yaklaşık olarak üçte biri İmamoğlu’nun kenti bireysel olarak yönetmesini istiyor, ancak bu isteğe rağmen oy vermiyorlar. Örneğin, DEM Parti seçmenlerinin yüzde 70’i İmamoğlu’nun kenti yönetmesini tercih ediyor. Bu tercihin sebebi, İmamoğlu’nun elde ettiği başarıların olumlu etkilerinin farkında olmalarıdır” dedi.
AK PARTİ’NİN KÜRT OYLARI GERİLEDİ
Spectrum House Araştırma Merkezi Genel Direktörü ve sosyolog Azad Barış, kayyum uygulamaları ve güvenlikçi politikalar nedeniyle AK Parti’nin Kürt seçmenler açısından gerilediğini belirtti. Daha önce yüzde 25’lerde olan oy oranının şimdi yüzde 16’lara kadar düştüğünü ifade etti. Özellikle batı illerinde bu düşüşün belirgin olduğunu vurguladı.
AZAD BARIŞ KİMDİR?
Dr. Azad Barış, Leuphana Lüneburg Üniversitesi ve Ruhr Üniversitesi’nde Felsefe alanında doktora eğitimi almıştır. Akademik serüvenine Hamburg Üniversitesi’nde Siyasal Bilimler ve İktisadi Fakültesinde araştırma görevlisi olarak görev yaptı. Azınlıkların kültürel antropolojisi ve inanç kökenleri üzerine kapsamlı araştırmalarıyla tanınan Barış, 2021 yılından bu yana Spectrum House Düşünce ve Araştırma Merkezi’nde Genel Direktör olarak görev yapıyor. Spectrum House, Kürt Z kuşağının eğilimleri üzerine yaptığı araştırmalarla da tanınıyor.
]]>Araştırmacılar, aşırı ilaç kullanımı ile tetiklenen huzursuz bağırsak belirtilerinin migren hastalarında kelime bulamama, hatırlayamama gibi bilişsel işlev bozukluklarının görülme riskini artırdığını ortaya çıkardı.
Prof. Dr. Hayrunnisa Bolay Belen, Gazi Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Merve Hilal Ceren Akgör ve Doç Dr. Doğa Vurallı’nın aralarında bulunduğu bilim insanları tarafından migren ataklarının tetiklenmesine neden olan gıdalara ilişkin yapılan araştırma sonuçları, “Journal of Clinical Medicine” dergisinde yayımlandı.
Prof. Dr. Belen, AA muhabirine araştırma sonuçlarına ilişkin yaptığı açıklamada, migrenin, dünya çapında 50 yaş altı en sık görülen ve kadınların dörtte birini etkileyen bir beyin hastalığı olduğunu söyledi.
Ağrı kesicilerin aşırı kullanımının da migren baş ağrısının sıklaşmasına yol açtığını bildiren Belen, NÖROM’da hastalarda sık görülen sorunlara karşı çözümler üretmek amacıyla bir dizi çalışma yürüttüklerini ifade etti.
Bu araştırmalardan birinde, önce hayvan deneylerinde sonra da migren hastalarında, aşırı ağrı kesici kullanımına bağlı geçirgen bağırsak sendromuyla ilişkili inflamasyon belirteçlerinin varlığını keşfettiklerini bildiren Belen, şöyle devam etti:
“Kronik migren hastalarının çoğunluğuna eşlik eden ilaç aşırı kullanımının bağırsak geçirgenliğini arttırdığını, bakteri toksinlerinin kana sızdığını deney hayvanlarında gösterdik. Buna bağlı olarak kanda ve beyinde inflamasyon süreçlerinin arttığı ve bunun ilaç aşırı kullanım baş ağrısının altında yatan mekanizmalardan biri olduğunu gösterdik. Sonuçlarımızı, etki faktörü yüksek Q1 dergi, The Journal of Headache and Pain’de yayımlanarak bilim dünyasına duyurduk.”
Belen, bu araştırmada ise 1118 kişi üzerinde hastanın baş ağrısı yanında ciddi hazımsızlık sorunları, bağırsak geçirgenliği gibi sindirim sistemlerine ait problemlerini ortaya koyduklarını anlattı.
125 farklı gıda yapay zeka ile analiz edildi
NÖROM Müdürü Prof. Dr. Belen, araştırma kapsamında, migren hastalarının günlük hayatta sık kullandıkları 125 farklı gıda içeriğini yapay zeka veri madenciliği yöntemiyle analiz ettiklerini belirtti.
Belen, “Yapay zeka bize büyük verinin yorumlanmasında büyük katkı verdi. Böylece ilk kez kronik migren ve aşırı ilaç kullanımında huzursuz bağırsak belirtilerinin çok yüksek olduğunu gösterdik. Migren ve ilaç aşırı kullanımı halinde huzursuz bağırsak belirtilerini 2 kat yüksek saptadık.” diye konuştu.
Prof. Dr. Belen, araştırmada, normalde baş ağrısı ile ilişkisi bilinmeyen bazı meyvelerin ve sağlıklı gıdalarında da ilk kez tetikleyici olarak tanımlandığını kaydetti.
“Migren hastalarında huzursuz bağırsak varlığı artıyor”
Prof. Dr. Belen, araştırmada ayrıca migren hastalarında huzursuz bağırsak varlığının bilişsel işlev bozukluğunu, kaygı ve depresyonu artırdığını ortaya koyduklarını bildirdi.
Hastalarda huzursuz bağırsakla ilişkili şikayetlerin fazla olması durumunda bilişsel işlevlerinin daha kötü olduğunu kaydeden Belen, şu bilgileri paylaştı:
“Migren hastalarında huzursuz bağırsak varlığının arttığını ve bunun da bilişsel işlev bozukluğu ve artmış kaygı ve depresyon ile ilişkisini ortaya koyduk. Huzursuz bağırsağın yüksek olduğu migren hastalarında depresyon, uyku bozukluğu, kaygı bozukluğunun yanı sıra kelime bulamama, yol bulamama, ne yapacağını hatırlayamama gibi bilişsel bozukluk riski de artıyor. Böylece yapay zeka yardımı ile migren hastalığında beyin-bağırsak-gıda etkileşimini ortaya çıkardık.”
Belen, çalışmanın son verilerine doktorlar olarak migren hastalarına yeni öneriler sunduklarını belirterek, şöyle konuştu:
“Hastalara, ağrı kesici ilaçların kesilmesi ve tedavi sürecinde beslenme önerileri getiriyoruz. Hızlı yemekten kaçınmaları ve lokmalarını 30 saniyeden uzun çiğneyerek sindirimi kolaylaştırmalarını öneriyoruz. Ayrıca bir öğünde aşırıya kaçmadan, karbonhidrat içeriğini kontrol ederek ve uzun süre çiğneyerek beslenmelerini tavsiye ediyoruz. Türk kültüründe çok yoğun tükettiğimiz simit, poğaça, sucuk, kaymak gibi gıdaları dikkatli tüketmelerini öneriyoruz.”
“Huzursuz bağırsak belirtileri, tedavi planına eklenmeli”
Gazi Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Merve Hilal Ceren Akgör de migrenin iş gücü kaybı ve yaşam kalitesinde bozukluğa yol açan ciddi bir hastalık olduğunu vurguladı.
Araştırmada, normalde baş ağrısı ile ilişkisi bilinmeyen kiraz, karpuz gibi bazı meyvelerin ve sağlıklı gıdaların da bu hastalarda tetikleyici olduğunu saptadıklarını belirten Akgör, “Ayrıca kaymak, krema, poğaça, simit, işlenmiş et ürünleri, hazır konserve ve dondurulmuş gıdalar, mayonez, ketçap gibi hazır soslar, kırmızı renkli gıda boyası içeren tatlılar tetikleyici listesinde yer aldı. Bu sonuçlar gıda içeriğindeki histamin yanında dopaminin de baş ağrısındaki tetikleyici rolüne işaret etmiş oldu.” bilgilerini verdi.
Akgör, tıpta uzmanlık tezi olan çalışma sonuçlarının hastalığa ilişkin daha önce bilinmeyen bazı durumları aydınlattığını belirterek, tedavilere ekledikleri bu durumları şöyle anlattı:
“Huzursuz bağırsak belirtileri, migren hastalarında sorgulanmalı ve tedavi planına eklenmelidir. Baş ağrısı yanında gıda günlüğü tutulmalı, kişiye özgü diyet uygulanmalı ve listelenen gıdalar için farkındalık oluşturulmalıdır. Ağrı kesici kullanımı kesilmeli ve uygun koruyucu tedavi başlanmalıdır. Öğünlerde az miktarda yemek yemeli, düşük miktarda karbonhidratlı gıdalar tüketilmelidir.”
]]>“KURUM 1 PUAN ÖNDE GÖTÜRÜYOR”
Önümüzdeki haftalarda çok daha yoğun bir seçim sürecine girileceğini ifade eden Şen, “Seçimler demokrasinin şölenidir, vatandaş kendi iradelerini ortaya koymaktadır. İstanbul’da son durum Murat Kurum. Kurum, 1 puan civarında önde gözüküyor” ifadelerine yer verdi.
ANKARA VE İZMİR’DE SON DURUM
Ankara ve İzmir’de yaptırdıkları anketlerin sonuçlarını da paylaşan Şen, “Ankara’da Turgut Altınok durumu baş başa noktaya getirdi. Altınok mesafeyi kapattı. İzmir’de süreç kolay değil ama oraya doğru gidiyor iş. Hamza Dağ hızla yükseliyor. Epey bir mesafe vardı kapandı, kimse şaşırmasın, Hamza Dağ müthiş gidiyor” dedi.
DİĞER ANKETLERDE İMAMOĞLU ÖNDE
31 Mart’taki seçimlere az bir zaman kala 6 farklı anket şirketi, megakentteki araştırma sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. İşte anket şirketlerinin İstanbul tahminleri…
MAK DANIŞMANLIK
MAK Danışmanlık Şirketi’nin 21 Şubat – 9 Mart 2024 tarihlerinde yaptığı ankete göre İstanbul’da Ekrem İmamoğlu, Cumhur İttifakı’nın İBB adayı Murat Kurum’un 1,5 puan önünde görünüyor. 5 bin 700 kişiyle yüz yüze gerçekleştirilen anket sonucuna göre, İstanbul’da İmamoğlu yüzde 41.5, Kurum yüzde 40, İYİ Parti yüzde 4, DEM Parti yüzde 3, YRP ise yüzde 2.5 oy oranında.
KONDA
Son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde araştırması tutmasa da siyasilerin ve vatandaşların merakla anketini beklediği KONDA’nın da yaptığı ankette İmamoğlu önde çıktı. 2-3 Mart 2024 tarihlerinde yapılan ankette Ekrem İmamoğlu’nu tercih edeceklerini söyleyenlerin oranı yüzde 38,2, tercihlerini Murat Kurum’dan yana kullanacaklarını söylerin oranıysa yüzde 32,2 oldu. Ankete katılanların yüzde 6’sı kararsız kalırken, yüzde 12,5’i de diğer adaylara oy vereceğini söyledi. Kararsızlar dağıtıldıktan sonra ortaya çıkan tablo ise şöyle: Ekrem İmamoğlu yüzde 46.1, Murat Kurum 38.8
METROPOLL
MetroPOLL Araştırma’nın 21-22 Şubat arasında 39 ilçede 1664 kişi yapılan anketinde ipi göğüsleyen İmamoğlu oldu. Anket sonuçlarına göre kararsızlar dağıtıldıktan sonra İmamoğlu, yüzde 43,5 ile en yüksek oyu alan aday oldu. AK Parti ve MHP’nin adayı Murat Kurum ise yüzde 40,2 oy alabiliyor.
DEM Parti adayları Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni ise bu ankette yüzde 6,1; İYİ Parti’nin adayı Buğra Kavuncu ise yüzde 3,1; Zafer Partisi’nin adayı Azmi Karamahmutoğlu yüzde 2,5; Yeniden Refah Partisi’nin (YRP) adayı Mehmet Altınöz ise yüzde 2,3 oy aldı.
SONAR
İktidara yakınlığı ile bilinen Sonar Araştırma’nın 22 Şubat’ta açıkladığı anket sonuçlarına göre, Murat Kurum yüzde 41.3, Ekrem İmamoğlu yüzde 41.9, DEM Parti yüzde 4.8, İYİ Parti yüzde 4, Yeniden Refah Partisi ise yüzde 2.5 oy alabiliyor.
ASAL ARAŞTIRMA
Asal Araştırma’nın 23-27 Şubat tarihleri arasında yaptığı ankete göre de bu seçimi İmamoğlu kazanıyor. Ankete göre Ekrem İmamoğlu yüzde 41.9, Murat Kurum yüzde 40.8, Meral Danış Beştaş/Murat Çepni yüzde 4.5, Buğra Kavuncu yüzde 3.6, Mehmet Altınöz yüzde 2.9, Azmi Karamahmutoğlu yüzde 2.5, Berk Hacıgüzeller yüzde 0.9, Birol Aydın yüzde 0.5, diğerleri ise yüzde 2.4 oy alabiliyor.
OPTİMAR
Optimar Araştırma’nın son anketinde de Ekrem İmamoğlu önde çıktı. Bu ankete göre “Ekrem İmamoğlu’na oy veririm” diyenlerin oranı yüzde 39.1 olurken, “Murat Kurum” diyenlerin oranı yüzde 37.7 oldu.
]]>Yumaklı, Afyonkarahisar Valiliğini ziyaret ederek Vali Kübra Güran Yiğitbaşı’dan kentteki çalışmalara ilişkin bilgi aldı.
Daha sonra AK Parti Afyonkarahisar Belediye Başkan adayı Hüseyin Ceylan Uluçay’ın Seçim Koordinasyon Merkezi’ni ziyaret eden Yumaklı, ardından Milli Egemenlik Caddesi’nde esnaf ziyaretinde bulundu, vatandaşlarla sohbet etti.
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinin Kocatepe Hayvan Hastanesinin açılışına katılan Yumaklı, burada yaptığı konuşmada, bugün gıda arz güvenliğinin bir parçası ve hayvansal üretimle alakalı önemli unsurlardan biri olan hayvan sağlığıyla ilgili bir tesisi açmak üzere bir arada olduklarını söyledi.
Bakanlık olarak politikalarının “sağlıklı insan için sağlıklı gıda, sağlıklı gıda için de sağlıklı hayvansal üretim” olduğunu aktaran Yumaklı, şöyle konuştu:
“Herkes artık herhangi bir tereddüde mahal vermeyecek şekilde tarımsal üretimin stratejik bir sektör olduğu ve stratejik öneme sahip bu sektörün çok farklı dış etkenlerle etkilendiği, özellikle son dönemde salgınlar, savaşlar, doğal afetler, iklim değişikliği ve nüfus artışıyla beraber bu konunun önem derecesinin arttığında mutabık. Biz bu risk faktörlerini, yeni normal olarak niteliyoruz. Bu minvalde bir yandan daha çok gıda üretmemiz gerekirken diğer yandan da üretimi baskılayan girdi maliyetlerini yükselten bazı süreçlerle karşı karşıya kalıyoruz.”
-“130 yıllık AR-GE kültürümüzde çalışmalarımıza devam ediyoruz”
Yumaklı, etkin politikalar ile sektör paydaşlarının azmiyle hep birlikte tarımsal üretimi daha ileriye taşıyacaklarını vurguladı.
Tarımsal AR-GE’ye yatırım yaptıklarına değinen Yumaklı, “Bakanlığımız birimlerinden Tarımsal Araştırma Geliştirme Genel Müdürlüğü 35 ilimizde faaliyette bulunan araştırma enstitüleri ile ülkemizin en büyük, dünyanın da önde gelen ilk 10 AR-GE kuruluşundan birisidir. 49 araştırma enstitümüzde 2 bin 400’ü araştırmacı, 6 bin 500 çalışanımız, 300 laboratuvarımız, 130 yıllık AR-GE kültürümüzde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Ayrıca, AR-GE destek programımızla ülkemizin ihtiyaç duyduğu bilgi ve teknolojileri özel sektör ve üniversitelerle birlikte paylaşıyoruz. Sonuna kadar da onlara destek veriyoruz.” diye konuştu.
-“Ülkemizin tarımsal üretimdeki rekabet gücünü arttırmak için var gücümüzle çalışacağız”
Yumaklı, veteriner hekimlerin ülke hayvancılığının gelişmesi için kamu ve özel sektörde çok önemli rol oynadığına dikkat çekti.
Veteriner fakültesi bünyesinde faaliyet gösterecek olan hayvan hastanesinin de genç veteriner hekim adayları için iyi bir uygulama merkezi olması temennisinde bulunan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bu modern hastanenin bölge için önemli bir eser olduğunun altını çizmek istiyorum. Bizler ‘Ambarın anahtarı kimdeyse güç ondadır.’ düsturuyla ülkemizin tarımsal üretimdeki rekabet gücünü artırmak için var gücümüzle çalışacağız. Ülkemizde her şey bol olsun, bereketli olsun. Verimli olsun, kaliteli olsun. Buradaki bütün öğretim üyesi hocalarım, öğrencilerim ve buna destek olan kimler varsa canıgönülden tebrik ve teşekkür ediyorum. Bakanlığımızın her daim destekleri onların yanında olacaktır.”
Programda, Afyonkarahisar Valisi Kübra Güran Yiğitbaşı, AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakaş da konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından Kocatepe Hayvan Hastanesinin açılışı yapıldı.
]]>Eskişehir’de, Anadolu Üniversitesinde 8- 14 Mart Bilim ve Teknoloji Haftası kapsamında düzenlenen etkinliğe katılan Mandal, AA muhabirine, haftayla ilgili faaliyetlerin en büyüğünü, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde yer alan TÜBİTAK Kampüsü’ndeki festival alanında oluşturduklarını söyledi.
3 gün boyunca alanda olduklarını ve gençlerin, çocukların, teknoloji meraklılarının hayallerini nasıl dönüştürebileceklerini görme imkanı sunduklarını belirten Mandal, şöyle devam etti:
“Bu ne demek? İMECE Uydusu’nu 15 Nisan 2023’te gönderdik. Bu çocuklarımız bu uyduların maketlerini yapıyorlar. Orada bir zaman, emek ayırıyorlar, bilgileniyorlar. Yine ‘Eskişehir-5000’ tip elektrikli lokomotifimiz, bunun maketini yapıyorlar. Amacımız şu; bu çocuğumuz, gencimiz akşam evine giderken bunu alıp gitsin. Karşısına koyduğu zaman düşünecek, ‘Bugün bunu mühendisler, araştırmacılar yapabiliyorsa ben bundan daha iyisini yapmak için adayım’ diye.”
Mandal, Bilim ve Teknoloji Haftası’nda, gençlerin teknolojinin kullanıcısı ve bağımlısı olmaktan çok teknolojinin hem ülke hem de insanlık için tasarlayıcısı, geliştiricisi ve üretici olmalarını sağlamayı amaçladıklarını vurguladı.
Bu durumun hızlı bir şekilde yayıldığını dile getiren Mandal, “TEKNOFEST Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali’yle 2018 yılından itibaren tüm Türkiye’de inanılmaz bir şekilde teknoloji bağımlılığından teknoloji tasarlayıcılığı ve geliştiriciliğine doğru bir dönüşüm var. Bu ülkemiz ve insanlık için bir kazanç. Onlara vermeye çalıştığımız; heyecan ve sorumluluk. Birini tek başına verdiğiniz zaman yetmez.” diye konuştu.
“49 şehirde 111 bilim söyleşisi gerçekleşiyor”
Prof. Dr. Mandal, Türkiye genelinde yerleşik 25 Bilim Merkezinin bulunduğunu dile getirdi.
Bu merkezlerde 14 Mart’a kadar etkileşim, faaliyet ve atölyelerin süreceğini aktaran Mandal, ” Ankara’da Savunma Sanayii Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü’nde (SAGE), yine Ankara’da Uzay Enstitümüzde devam ediyor. 49 şehirde 111 bilim söyleşisi gerçekleşiyor. Belki herkesin bir gündemi var. Bilim ve Teknoloji Haftası’nda çocuklarımızın, gençlerimizin bu heyecanını gördükçe mutlu oluyorum. Bizzat şahit oluyorum; aynısını değil daha iyisini yapabilme noktasında gençlerdeki, çocuklarımızdaki heyecanı görmek, bizim bu haftayı niye yaptığımızın güzel bir göstergesi.” ifadesini kullandı.
Kadın araştırmacıların kendileri için değerli olduğunu anlatan Mandal, TÜBİTAK’ın 6 bin çalışanından 3’te 1’inin kadınlardan oluştuğu bilgisini verdi.
Mandal, kadınları araştırmacı olmasının ötesinde karar verme, değerlendirme süreçlerine, yönetsel süreçlere daha fazla dahil edebilmek için çalıştıklarını belirtti.
Geçen hafta Eskişehir Teknik Üniversitesi’nde 55. TÜBİTAK Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Bursa Bölge Yarışması’nı gerçekleştirdiklerini anımsatan Mandal, sözlerini şöyle tamamladı:
“23 bin projede, 37 bin lise öğrencimiz vardı. Bu öğrencilerimizin yüzde 57’si kız öğrencilerimiz. Bu tesadüfi değil. Gerçekten kız öğrencilerimizin, kadın araştırmacılarımızın ne kadar hızlı ilerlediğini görüyorum. Yine burslarımıza baktığımız zaman, kadın araştırmacılarımızın oranı erkeklerin üzerinde. Projelerimize, proje yürütücülerimize baktığımız zaman da yüzde 40’lara, yüzde 50’ye çıkacağız inşallah artık ama sayı gittikçe artıyor. İhtiyaç duyulan bir gelişim alanı ve bunu da rahatlıkla söyleyebiliyorum. Kadın araştırmacılarımız daha fazla değerlendirici ve yönetsel süreçlerde görebilmemiz lazım. Kadınlarımızdaki bu hızlı gelişimi, araştırma projelerine dahil olma, proje yapma, yürütme deneyimini çok pozitif görüyorum. Daha fazla onlara güvenerek ve arkalarında durarak, yönetsel görevlerde daha fazla fırsat vermemiz lazım. Kurumum da bu noktada kendisine bu sorumluluğu alan bir kurum olarak gereğini yapmak için çaba gösteriyor.”
]]>Gazi Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Ankara Üniversitesinin güç birliğiyle kurulan NÖROM, beyin morfolojisi ve işleyişinin gizemini çözmek, nöral bağlantıları modellemek ve bu bilgiyi yapay zeka ve nöral arayüzler gibi yenilikçi uygulamalara dönüştürmek için 29 Kasım 2023’te faaliyete geçti. Dünyada sayılı araştırma merkezinde kullanılan Siemens Healthineers’ın MR sistemini kullanan NÖROM, Türkiye’yi beyin araştırmalarının ön saflarına taşımayı hedefliyor. Ayrıntılı beyin görüntüleri elde edebilen ve Türkiye’de bir ilk olan sistem, beyin aktivitesini ölçmede, beyin bölgeleri arasındaki etkileşimleri anlamada, beyin hastalıklarının teşhisinde, tedavisinde ve araştırılmasında önemli rol oynuyor.
NÖRON binasında düzenlenen tanıtım toplantısında konuşan NÖROM Nörogörüntüleme Birimi Sorumlusu Prof. Dr. Metehan Çiçek, nöro görüntüleme biriminin 29 Kasım 2023 tarihinde açıldığını hatırlatarak, “Nöro görüntüleme biriminin içerdiği 3 Tesla Siemens prizma emar cihazı ve tıpkı onun aynısı olan bir taklit emar Türkiye’de ilk defa NÖROM’da kuruldu. Aynı zamanda içinde eş zamanlı fizyolojik ölçüm cihazları, göz hareketleri monitörizasyonu yapılabiliyor. Bu da Türkiye’de en azından hepsi birlikte bir ilkti diyebiliriz” dedi.
“Sağlık geleceğini şekillendirmekte rol oynamaktan, ilklere imza atmaktan gurur duyan bir şirketiz”
Siemens Healthineers Türkiye Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Enis Sonemel ise, “Böyle bir merkezde Siemens teknolojilerinin tercih edilmesi bizler için büyük bir heyecan kaynağı. Siemens Healthineers Türkiye olarak asıl işimiz tıbbi teknoloji alanındaki ürün ve hizmetlerimizde sağlık profesyonellerine, sağlık kurumlarına ve hastalara değer oluşturmak. 136 yıllık tarihimizle ülkemizin sağlık gelişimi açısından sağlık geleceğini şekillendirmekte rol oynamaktan, ilklere imza atmaktan gurur duyan bir şirketiz. Ülkemizin sağlık gelişimi açısından üniversite-sanayi iş birliklerinin çok önemli bir işlev üstlendiğini düşünüyor ve bu anlamda pek çok adım atıyoruz. Özellikle tıbbi görüntüleme alanında Türkiye’deki akademi dünyasının taşıdığı potansiyelin gerçeğe dönüşmesi için gerekli teknolojileri, bilgi birikimini ve araştırma alanlarını sağlamak amacıyla uzun yıllardır hastaneler ve üniversitelerle nitelikli bilimsel araştırmalara ve iş birliklerine imza atıyoruz. Yakın zamanda NÖROM ile de temel araştırma sözleşmesi imzalamaya hazırlanıyoruz. Teknoloji birliğimizin ve iş birliğimizin ülkemizdeki araştırmacıların sayısını ve araştırmaların niteliğini arttırmasını hedefliyoruz” diye konuştu.
“Yeni tedavi yöntemlerini bulmayı hedefliyoruz”
NÖROM Müdürü Prof. Dr. Hayrunisa Bolay Belen, üniversitelerin deneyimlerinin bir araya getirildiğini ifade ederek, “Bir yapboz gibi bütünledi. Yurt dışındaki pek çok merkezden en önemli farkımız şu; çoğumuz gerçekten çok fazla hasta gören, gerçeğin ne olduğunu bilen ve o hastalıklarla ilgili eksikliklere insana fayda temelinde bakan kişileriz. Mümkün olduğunca da sürdürülebilir ve dünyanın her tarafındaki kişiler tarafından ulaşılabilir yeni tedavi yöntemlerini bulmayı hedefliyoruz” dedi. – ANKARA
]]>Genç beyinleri düşünmeye, gözlem yapmaya, merak etmeye ve merak ettiklerini araştırmaya teşvik ederek gelecekte karşılaşacakları problemlere çözümler üretebilen 21. Yüzyıl becerilerine sahip bireylerin yetişmesini sağlamak amacıyla 55.’si düzenlenen Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Erzurum Bölge Yarışmalarında dereceye giren öğrenciler için ödül töreni düzenlendi.
Atatürk Üniversitesi Nene Hatun Kültür Merkezi’nde düzenlenen törene ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Fatih Yetim, Atatürk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Hüseyin Özer, TÜBİTAK Proje Yarışmaları Erzurum Bölge Koordinatörü Prof. Dr. İrfan Kaymaz, TÜBİTAK Proje Yarışmaları Erzurum Bölge Koordinatör Yardımcısı Prof. Dr. Birol Soysal, akademisyenler, öğretmenler ve öğrenciler katıldı.
Programda konuşan TÜBİTAK Proje Yarışmaları Erzurum Bölge Koordinatörü Kaymaz, yarışmaya katılan tüm öğrencilerin Türkiye’nin bilim ve teknoloji alanında ilerlemesinin en önemli unsurlarından bir olduğunu vurgulayarak: “Bu ve benzeri yarışmalar çok önemli bir misyonu yerine getiriyorlar. Zira Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji alanındaki yolculuğundaki en önemli gereksinim ne araştırma bütçesi, ne yüksek teknolojiye sahip laboratuvarlar, ne de bunları içerecek devasa binalardır. Bunların hepsi bir şekilde elde edilir, yapılır. Ancak temin edilmesi bunlardan daha zor ve çok daha önemli olan ise araştırma aşkıyla, merak ettiği konuların peşinden heyecanla koşan, gözleri pırıl pırıl parlayan gençlere sahip olmaktır. Yani sizlere. Bu salonu dolduran ve değerlendirme jürilerimizi heyecanları ile büyüleyen çok kıymetli öğrencilere sahip olmak bu ülkenin en büyük servetidir. İşte siz değerli gençleri ortaya çıkararak ülkenin araştırma gücüne katmak için bu tür yarışmalar bir kilometre taşı vazifesi görmektedir. İşte bu nedenle sergilenen projelerin her biri birbirinden kıymetli ve ülkemizin teknoloji hamlesine katkı yapacak nitelikte projelerdir. Bu projelerin sahipleri olan siz değerli öğrencilerimizi kutluyorum. Bu süreçte ETÜ’nün tüm imkanlarını bizlere sunan Rektörümüz Prof. Dr. Bülent Çakmak’a ve bizlere bu salonu tahsis eden Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı’ya teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Kaymaz’ın ardından kürsüye çıkan Rektör Çakmak ise yarışmaya katılan tüm öğrencileri tebrik ederek: “Burada 103 proje yarıştı, her grup birçok sunum yaptı, heyecan ve stres yaşadınız. Ama bu yaşadıklarınız size çok kıymetli birikimler, tecrübeler ve donanımlar olarak geri dönecektir. Üniversitemizden mezun olan öğrencilerimizle sohbet ettiğimiz zaman iş başvuru süreçlerinde kendilerinden istenilen en önemli kriterden birinin takım çalışmasına yatkınlık olduğunu duyuyoruz. Siz henüz lise çağında takım çalışmasına yatkın olduğunuzu ortak çalışma kültürüne sahip olduğunuzu kanıtladınız. Burada sadece dereceye giren öğrencilerimiz değil bütün öğrencilerimiz kazandı. Bu vesileyle her birinizi bir kez daha tebrik ediyor ve organizasyonun gerçekleştirilmesinde emeği geçen tüm hocalarımıza teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından devam eden programda Biyoloji, Psikoloji, Coğrafya, Sosyoloji, Değerler Eğitimi, Tarih, Fizik, Teknolojik Tasarım, Kimya, Türk Dili ve Edebiyatı, Matematik ve Yazılım olmak üzere 12 alanda jüri üyeleri tarafından seçilen projeler açıklandı ve ödüller takdim edildi. – ERZURUM
]]>Kültür Merkezi Prof. Dr. Kemal Bıyıkoğlu salonunda, Araştırma Üniversitelerinin yarıştığı bir kulvar olan bu çağrı kapsamında gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısına Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı ile çok sayıda öğretim üyesi ile Proje Geliştirme ve Koordinasyon Ofisi ekibi katıldı.
5 ana tema üzerine çözüm üretmek için çalışmalar gerçekleştiriyor
1004 Programı kapsamında yükseköğretim kurumları araştırma altyapılarının özel sektör Ar-Ge/Tasarım merkezleri ve kamu Ar- Ge birimleri ile iş birliği yaparak geliştirdikleri ürün/teknolojileri özel sektöre transfer edebilecekleri yüksek teknoloji platformlarının oluşturulması amacına yönelik 3. çağrının duyurusu yapıldı.
Paris Anlaşmasına taraf olunması ve sıfır emisyon hedefinin açıklanması ile yeşil dönüşüm ve yeşil büyüme yolunda önemli bir adım Türkiye, 2053 net sıfır emisyonu hedefi ve yeşil kalkınma politikası doğrultusunda, “İklim Değişikliği, Çevre ve Biyoçeşitlilik”, “Temiz ve Döngüsel Ekonomi”, “Temiz Erişilebilir ve Güvenli Enerji Arzı”, “Yeşil ve Sürdürülebilir Tarım”, “Sürdürülebilir Akıllı Ulaşım” olmak üzere 5 ana temada çığır açıcı Ar-Ge ve yenilik temelli çözümler üretmek için çalışmalar yürütüyor.
Rektör Çomaklı: “Araştırma Üniversitesi Avantajını Her Alanda Görüyoruz”
Değerlendirme toplantısının açılışında konuşan Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı ise Araştırma Üniversitesi ünvanının getirdiği avantajları her alanda gördüklerini ifade ederek ilgili çağırıya başvurma hakkına sahip olunmasının da bu sürecin bir kazanımı olduğunu dile getirdi.
1004 programına başvurmanın prestijini vurgulayarak proje yazım süreçlerinde katkıda bulunacak ilgili fakülte dekanları ve öğretim üyeleri ile fikir alışverişinde bulunan Rektör Çomaklı, Türkiye’nin Milli Teknoloji Hamlesi rehberliğinde büyük atılımlar yapmaya devam ettiğini, bu süreçte herkese kritik roller düştüğünü, bu doğrultuda üniversite olarak kamu, sanayi ve akademiden paydaşları bir araya getirip aynı hedef doğrultusunda iş birliği yapmayı sürdürdüklerini aktardı.
Bu programın Türkiye’nin ihtiyacı olan yüksek teknoloji alanlarında açıldığını belirten Prof. Dr. Çomaklı: “Yüksek teknoloji içeren ithal ürünler yerine uluslararası pazarlarda rekabet edebilecek yerli ürünlerin teknoloji platformları aracılığıyla geliştirilmesine yönelik açılan bu çağrıyı oldukça önemsiyoruz. Çünkü araştırma altyapılarımızın ihtisaslaşmasını ve birer mükemmeliyet merkezine dönüşmelerini istiyoruz. Bu düşüncelerle; açılan çağrının hayırlara vesile olmasını diliyor, sonuçların başarıyla neticelenmesini temenni ediyorum” dedi.
Prof. Dr. Çadırcı: “Çağrı, Ar-Ge ve Yenilik Konularına Odaklanıyor”
Proje Geliştirme ve Koordinasyon Ofisi Koordinatörü Prof. Dr. Elif Çadırcı, program çağrısı kapsamında yaptığı bilgilendirme sunumunda, Yüksek Teknoloji Platformlarına yönelik açılacak bu çağrı kapsamındaki desteklerin; ülkemizin 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim değişikliği ile mücadele ve uyum ile Avrupa Yeşil Mutabakatına uyuma yönelik öncelikli Ar-Ge ve yenilik konularına odaklandığını belirtti.
Araştırma üniversitelerinin, 6550 sayılı Kanun kapsamında yeterlik almış altyapıları ve TÜBİTAK’a bağlı merkez ve enstitüler ile kuracakları yüksek teknoloji platformları doğrultusunda çağrıya başvurabileceklerini aktaran Prof. Dr. Çadırcı şunları aktardı: “Sunulacak araştırma programlarında; yüksek teknoloji platformunun, yönetici kuruluş dışında en az iki Ar-Ge/Tasarım merkezi (5746 sayılı Kanuna göre merkez kabul edilmiş) ve en az iki araştırma altyapısı veya Kamu Ar-Ge biriminden oluşması zorunlu. Çağrı kapsamında oluşturulacak araştırma programları tek fazlı olarak desteklenecek. Desteklenecek araştırma programlarına 150 milyon TL’ye kadar destek verilebilecek. Bu amaçlara uygun şekilde, 1004 – Mükemmeliyet Merkezi Destek Programı “Yüksek Teknoloji Platformları – Yeşil Dönüşüm Çağrısı” 26 Şubat 2024 tarihinde açıldı. Çevrimiçi başvurunun ve e-imza sürecinin tamamlanması için son tarih 17 Mayıs 2024 saat 23: 59 olarak belirlendi” dedi. – ERZURUM
]]>Doç. Dr. Caymaz, Küresel ısınmanın etkisiyle İzlanda, Grönland, İsveç, Norveç ve Sibirya’da eriyen buzulların bulunduğu bölgelerde 2013 yılında araştırma yapmaya karar verdi.
Ekstrem sporlarla ilgili çalışmaları da bulunan Caymaz, buzul bölgelerinde yerel halkın desteğiyle yürüttüğü araştırmalarda bu coğrafyadaki değişimleri fotoğraf ve videolarıyla kayıt altına aldı.
Kutuplara yönelik çalışmalarından dolayı Curtis&Edith Munson Vakfının desteğiyle Okyanus Vakfı (Ocean Foundation) ve Antarktika Bilimsel Araştırma Komitesi (Scientific Committee on Antarctic Research) tarafından hayata geçirilen çok uluslu “Kutup Bilimlerinde 100 Kadın Projesi”nde de yer alan Caymaz, çalışmasının sonuçlarını Uluslararası Kutup Haftası etkinlikleri kapsamında, 15 Mart’ta yapacağı sunumla dünya kamuoyuna duyuracak.
Doç. Dr. Ebru Caymaz, AA muhabirine, Grönland’a aralıklarla yaptığı ziyaretlerin ardından Ada ile ilgili 2020’de kuzeyinden güneyine geniş kapsamlı çalışma başlattığını söyledi.
Dalış ve izlenimlerinde vahim sonuçlarla karşılaştığını belirten Caymaz, “Örneğin güneydeki balıkların kuzeye göçtüğünü öğrendik. Güneyde 2016 yılında çok uygun fiyatlı bulduğumuz balıkların fiyatları 2020’de 3 katına çıkmıştı ve pek bulunamıyordu. Çünkü soğuk iklim balıkları ısınan sularla beraber kuzeye göç ediyordu.” dedi.
İsveç’te de çalışmalar yaptığını dile getiren Caymaz, araştırmalarını bilimsel yayınlara dönüştürmeye başlayınca “Kutup Bilimlerinde 100 Kadın Projesi”ne dahil edildiğini, 2024 yılı itibarıyla Uluslararası Arktik Bilim Komitesine bağlı kurulan Bilimsel İşbirlikleri ve Diplomasi Çalışma Grubunda da yer aldığını ifade etti.
İklim değişikliğini akademik olarak takip ettiği bu süreçte başka ülkelerden bilim insanlarıyla çalıştıklarını bildiren Caymaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birlikte çalıştığımız bilim insanlarının çoğu, buzul bölgelerinde araştırmalar yapıyor. Katılımcıların yüzde 90’ı yaz döneminde icra edilen seferlere katılıyor. Kış dönemindeki verilerimiz çok eksik diye çağrılar yapıldı. 2013 yılından beri her kış dönemi buzullara giden bir bilim insanı olarak verileri kaydettim. Çektiğim görüntüler ilgi gördü. Şu an bir hazırlık yapıyorum. 15 Mart’ta sonuçları dünya kamuoyu ile Uluslararası Kutup Haftası’nda ve hemen akabinde Arktik Bilim Zirvesi’nde paylaşacağım. Çünkü iklim değişikliğinde aslında yaptığımız ölçümler yılın bazı dönemlerinde yani birer yıl arayla yaptığımız ölçümler, aslında çok anlamlı sonuçlar ifade etmiyor. En az beşer, onar yıllık olmalı.”
“Erime bu şekilde devam ederse 100 yıl içinde İzlanda’da buzul kalmayacak”
Caymaz, NASA’nın yaptığı çalışmada 207 buzulun incelendiğini, 179’unda kalıcı hasar olduğunun tespit edildiğini aktardı.
Buzullardaki erimeye araştırmalarından örnek veren Caymaz, “Normalde doğa kendini adapte edebiliyor yeniden donma noktasında ancak o kadar geri çekilmişler ki bizzat gördüm; 4 saatte yürüdüğüm yeri 8,5 saatte yürüdüm. Bunları dron görüntüleriyle kayıt altına aldım.” ifadelerini kullandı.
Caymaz, 1 Ocak günü köpekli kızakla başladıkları faaliyette, zeminin sağlam olmaması nedeniyle en kuzeydeki kasabaya ulaşamadıklarını dile getirdi.
Buzullarda ayrışmaya başlayan derin, devasa çatlaklar gözlemlediğini vurgulayan Caymaz, şöyle konuştu:
“Oxford Üniversitesinin davetiyle Oxford Kutup Forumu ile yapmış olduğumuz bir çalışma var. Şu an nihai haline getiriyoruz. Orada ben insani boyutunu işledim. Dolayısıyla artık bunun halk tabanına da yayılması için mücadele veriyorum, çektiğim görüntülerle de dikkat çekiyorum. Özellikle sıfırın altında 45 derecede yapılmış faaliyetler, Sibirya’da yaptığım ölçümler var. İşte orada insanların iklim değişikliğinden nasıl etkilendiğine dair birtakım sonuçlar ortaya çıktı. İzlanda’ya üç kez gittim ve 2019 yılında çok acı bir şeyle karşılaştım. Orada bir buzul tamamen yok oldu. Ölen buzul için tüm dünyanın ilgisini çekmek amacıyla cenaze töreni düzenlendi. ‘Iceland’ diyoruz, buzlar diyarı ancak erime bu şekilde devam ederse 100 yıl içinde İzlanda’da buzul kalmayacak. 400’den fazla buzul var şu anda ve buzulların hepsi erimiş olacak. Bunları da 15 Mart’ta paylaşacağım.”
Doç. Dr. Caymaz, buzul erimelerini buz üstü, su altı ve dron çekimleriyle kayıt altına aldığını belirtti.
Bu görüntüleri ve uzaktan algılama sistemleriyle yapılan ölçümleri birleştirdiğinde tehlikenin büyüklüğünün ortaya çıktığını vurgulayan Caymaz, “NASA’nın ocak ayında yayınladığı raporda belirttiği üzere erimenin öngörülenden en az 5’te bir daha hızlı olduğunu gösteriyor ki bu Svalbard’da (Norveç’e bağlı takımada) tüm dünyaya kıyasla 4 kat, İzlanda da ise çok daha hızlı, Arktik bölgesinin genelinde de ortalama 3 kat daha fazla.” bilgisini paylaştı.
Erime bu hızda devam ederse 20-25 yıl sonra “iklim mültecileri” başta olmak üzere bazı sorunlar yaşanabileceğini, Türkiye’de de istilacı balık türlerinin görülmeye başladığını anlatan Caymaz, dünya genelinde etkin bir yönetişim süreciyle farkındalık faaliyetlerinin hızlandırılması, bilimsel araştırmaların çeşitlendirilmesi ve iklim değişikliği konusunda radikal önlemler alınması gerektiğini sözlerine ekledi.
]]>TÜBİTAK’tan yapılan yazılı açıklamaya göre, kurum, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda deprem çalışmalarına devam ediyor.
Bu alandaki projelerini TÜBİTAK BİLGEM Afet Yönetimi Programı çatısında toplayan TÜBİTAK, programla deprem, yangın, su baskını gibi afetlerin öncesi ve sonrasında afetzede ile arama-kurtarma ekiplerine yardım amacıyla geliştirilebilecek teknolojilere yönelik çalışma yapıyor.
Programdaki “Akustik Sismik Sensör Tabanlı Enkaz Altında Canlı Tespit Sistemi”yle akustik ve sismik sensörlerle enkaz altında canlı insan olup olmadığını tespit etmekte kullanılabilecek prototip bir ürün ortaya çıkarıldı. Türkiye’de ilk kez geliştirilen bu sistemin yurt dışında ise sadece iki muadili bulunuyor.
“Enkaz Altı Canlı Tespiti Doppler Radarı” da enkaz altında canlı varlığının tespitini yapabilen bir prototip radar sistemi geliştirildi. Bu radar prototipinin çalışma performansı, enkaz ortamlarında yapılan test çalışmalarıyla da doğrulandı. Geliştirilen prototip radar sistemi, enkaz içinde bulunan canlının nefes alıp verme gibi minör hareketleri ile uzuv hareketlerini tespit edilebiliyor. Aynı zamanda canlının konumu hakkında da bilgi ediniliyor.
“Akıllı Telefon Enkaz Arama Sistemi” de enkaz altında kalan afetzedelerin akıllı telefonundaki mobil uygulamayla iletişime geçerek, afetzedelerin durumu ve konumunun belirlenmesini amaçlıyor. Sistem, GSM şebekesi çalışmasa da tespitte bulunmayı öngörüyor.
“Afet Risk İzleme ve Tahmin Sistemi” de deprem, sel, heyelan gibi afetlere ilişkin çeşitli veri kaynaklarının gerçek zamanlı işlenmesini ve yapay zeka teknikleri yardımıyla afet risklerinin tahmin edilmesini sağlıyor.
Sismik tehlike ve hasar dağılım tahmini haritaları
TÜBİTAK, sismik tehlike ve zemin sınıflaması konusunda Yalova, Kocaeli, Bursa, İstanbul ve Balıkesir belediyeleri ile hem deprem hem de heyelan tehlikesi konusunda projeler yürüttü. Gaziantep Sismik Tehlike Değerlendirme Projesi’nde ise senaryo depremlere göre sismik tehlike ve hasar dağılım tahmini haritaları oluşturuluyor.
Büyük Deprem Sonrası Acil Gözlem Araştırmaları (DEPAR) Projesi kapsamında da büyük depremlerin hemen ardından bölgeye gidilerek depremin merkez üssünü çevreleyen geçici sismolojik gözlem ağlarıyla artçı depremler kayıt altına alınıyor.
136 sismoloji istasyonu kuruldu
TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM), University of Missouri ve Georgia Tech işbirliğiyle hayata geçirdiği çalışmayla Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş, Kayseri, Osmaniye, Adana ve Hatay’da 136 sismoloji istasyonu kurdu. Sismolojik ağ ile toplanan veriler, yapay zeka algoritmaları kullanılarak analiz ediliyor ve depremler yüksek hassasiyetle saptanabiliyor. Yapılan çalışmalar, fay mekanizma çözümleri, gerilme dağılımları, sismik boşlukların ve enerji transferlerinin dağılımı gibi önemli bilgilerin ortaya konmasına olanak sağlıyor.
TÜBİTAK MAM ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü işbirliğiyle havalimanı sahalarında deprem tehlikesinin belirlenmesi ve zemine yönelik parametrelerin izlenmesine yönelik çalışmalar da yapılıyor.
Muğla’da Ula-Akyaka’daki diri fayların tanımlanması ve sismik tehlikenin belirlenmesine yönelik de çalışmalar sürüyor.
Arkeolojik örneklerin Karbon-14 yaş tayinini yapabilen ülkenin ilk ve tek Hızlandırılmış Kütle Spektroskopisi (AMS) Laboratuvarı da tarihsel depremlere ışık tutuyor.
Marmara Bölgesi Deprem Gözlem Ağı kapsamında 25 yıldır sismik hareketlilik izleniyor. Marmara Denizi’ndeki deprem tehlikesine yönelik sismik hareketlerin oluşum mekanizmaları ve diri fayların sismik etkinliğine yönelik bilgiler toplanıyor.
Deprem çalışmaları destekleniyor
Öte yandan, “1001-Deprem Araştırmaları” başlıklı özel bir çağrıya çıkılırken, 2021 yılından bu yana 80 proje desteklendi.
Deprem Bölgesi Üniversiteleri Özel Çağrısı’yla da 6 Şubat depremlerinden etkilenen 11 ildeki araştırmacıların AR-GE faaliyetlerinin desteklenmesi amaçlandı. Çağrıya 1499 proje başvurusu yapıldı, 245’ine destek verildi.
Türkiye Paleosismoloji Araştırmaları Projesi’yle de diri fayların bulunduğu bölgelerde yerleşim alanlarını etkileyebilecek deprem senaryoları ortaya konacak.
Ulusal Deprem Araştırmaları Programı Ortak Çağrısı’nda da çağrı süreci devam ediyor.
Depremlerden etkilenen lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri ile doktora sonrası araştırmacıların TÜBİTAK tarafından yürütülen veya desteklenen araştırma projelerinde yer almalarını sağlamak için de Birlikte Çalışıp Birlikte Başaracağız Programı çağrısı açıldı. Bu kapsamda 1317 lisans, 648 yüksek lisans ve 419 doktora öğrencisi ile 99 doktora sonrası araştırmacısı desteklendi.
]]>İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Nihal Acar, Prof. Dr. Birol Gülnar danışmanlığında hazırladığı doktora tezinde Türkiye’nin sosyal ağ yorgunluğu yaşadığını belirledi.
2022 yılında başlayan ve 5 ayın sonunda tamamlanan araştırmada en az sosyal ağ yorgunluğu yaşayan şehrin Erzincan, en yoğun sosyal ağ yorgunluğu yaşayan ilin Afyonkarahisar olduğu belirlendi. Bölge bazında ise Güney Doğu ile Doğu Anadolu bölgelerinin batı bölgelerine göre daha fazla sosyal ağ yorgunluğu yaşadıkları tespit edildi. Araştırmada, kişilerin yaşadıkları sosyal ağ yorgunluğunun kendilerinden kaynaklamadığı görülürken, kullanıcılar; platformlarda yer alan aşırı miktardaki bilgi, sürekli iletişim hali ya da sosyal ağların kendi teknik özelliklerine bağlı olarak yorgunluğa maruz kaldığı belirtildi.
Araştırma 81 ili kapsıyor
Türkiye’de ilk olan araştırma ile ilgili bilgiler veren Dr. Öğr. Üyesi Nihal Acar, “Çalışmamız aslında 2010 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Pazar araştırmacıların bulduğu bir durum tespitidir. Şöyle ki sosyal ağların kullanım oranlarında ki düşüşe ve bu düşüşün kişiler üzerinde ortaya çıkarttığı fiziksel ve ruhsal nedenlere dayanan bir araştırmadır. Araştırmada Türkiye’de ilk Prof. Dr. Birol Gündar ve benim tarafımdan doktora tezi olarak hazırlandı. Araştırmayı biz tüm Türkiye’de yani 81 ili temsil edecek şekilde yapılandırdık. Kavramın yani sosyal ağ yorgunluğunun nasıl üretildiğine baktığımızda ise büyük Pazar şirketleri kullanım oranlarında 2011 yılında 2010’a göre yüzde yirmilik bir düşüşten bahsediyor. Bu oran sosyal ağ için yüksek bir oran. Pazar araştırmacılar bunun yani insanların neden artık platform kullanmaktan uzaklaştığının araştırılması gerektiğini literatür kısmına yöneltiyor. Yani biraz daha bu işle uğraşan bilim adamlarının araştırma yapmasını söylüyor” ifadelerine yer verdi.
“Sosyal ağ yorgunluğu Türkiye’de mevcut”
Pazar araştırmacılarının temel nedeninin reklam olduğuna dikkat çeken Nihal Acar, “Çünkü onlar sosyal ağlar üzerinden reklam aldığı için kullanılmayan bir platforma da ister istemez hiçbir firma reklam vermez. Araştırma da 2 boyut elde ettik. Vatandaşların sosyal ağ kullanımı sonucunda 2 olumsuz durumla karşılaştığını tespit ettik. Bunlardan bir tanesi teknostres, yani sosyal ağ kullanımına bağlı olarak kişilerin bunalma, stres, depresyon, anksiyete. Fiziksel anlamda da kas ve eklem ağrıları sürekli masa başında oturmaktan ya da göz bozuklukları, ani kalp atışı, nefesin aniden yükselmesi gibi durumlar tespit edilir. Ama araştırmanın bir diğer ilginç boyutunda da tükenme. Yani Kişiler artık yavaş yavaş sosyal ağ kullanmak istemiyor. Örnek verecek olursak bir sosyal ağ platformu temmuz ayında kendisine bağlı küçük bir üretip piyasaya sürdü. Burada ki temel neden kullanıcı sayısını düşürmemek, kullanıcı sayısını kaybetmemek olarak söylenebilir. Sosyal ağ yorgunluğu artık bizim ülkemizde mevcut. Kişiler özellikle ağ kullanımından yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı” şeklinde konuştu. – ERZİNCAN
]]>Göktaş, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanlığının sosyal tesislerinde düzenlenen, “STK ve İş Dünyası Buluşması”nda, Palandöken’in eteklerinde kurulmuş kutlu bir medeniyet olarak nitelendirdiği Erzurum’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selam, sevgi ve muhabbetlerini ileten Göktaş, heyetine gösterilen misafirperverlikten dolayı da teşekkür etti.
Erzurum’un Milli Mücadele dönemindeki önemine vurgu yapan Göktaş, “Bu şehir, Gazi Mustafa Kemal önderliğinde 105 yıl önce başlatılan Milli Mücadele’mizin kalesidir. Bu şehir, Erzurum Kongresi ile kurtuluş meşalesinin yanan ilk ateşidir. Bu şehir, ‘Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez’ kararının filizlendiği yerdir.” diye konuştu.
Milletle el ele Türkiye’nin ikinci asrının temellerini attıklarını vurgulayan Göktaş, şunları söyledi:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde milletimizle gönül gönüle Türkiye Yüzyılı’nı tuğla tuğla inşa ediyoruz. Ecdadımızın emaneti olan bu vatanı eğitimden ulaşıma, sanayiden ticarete, turizmden sosyal hizmetlere kadar her alanda güçlü kılarak geleceğe taşıyoruz. Çocuklarımıza refah ve huzur içinde yaşayacakları bir ülke, tarihi, kültürel, doğal zenginlikleri korunan şehirler bırakmak için çalışıyoruz. Bunu siz kıymetli sivil toplum kuruluşlarımızla iş insanlarımızla, teşkilatlarımızla güç birliği yaparak gerçekleştiriyoruz. Bugün, Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesi, istihdamın ve üretimin artması iş dünyamızın gösterdiği azim ve kararlılığın bir neticesidir. Artan refahın, toplumda adil ve etkili bir şekilde dağıtılması sivil toplum kuruluşlarımızın ortaya koyduğu özverinin bir neticesidir.”
Türkiye ekonomisinin dünyada yükselen bir değer olmasının daha fazla kadının iş dünyasına katılmasıyla mümkün olduğunu dile getiren Göktaş, “Sevginin ve merhametin bütün insanlığı kuşatması ancak ve ancak daha fazla kadının sivil toplum kuruluşlarının her kademesinde yer almasıyla mümkündür. Bakanlık olarak, kadınların istihdamının artırılması, çalışma şartlarının iyileştirilmesi için elimizden gelen tüm çabayı ve gayreti gösteriyoruz.” ifadesini kullandı.
Türkiye’de ilk defa yapıldı
Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de yaşlı nüfusunun arttığına işaret eden Göktaş, “Bugün yüzde 10 olan 65 yaş ve üzeri nüfus oranımızın 2030’da yüzde 12,9, 2040’ta ise yüzde 16,3 olması bekleniyor.” diye konuştu.
Bakanlık olarak “Yaşlı Profili Araştırması” yaptıklarını bildiren Göktaş, şunları kaydetti:
“Yine dünyada ve Türkiye’de yalnızlaşma oranları giderek artıyor. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılarımızın sayısının gün geçtikçe daha da arttığına şahit oluyoruz. Türkiye’de ilk kez yapılan Yaşlı Profili Araştırması’nda çok çarpıcı sonuçlar elde ettik. Bu ay içerisinde sonuçları milletimizle paylaşacağız. Araştırma kapsamında 22 bin 640 hanede çalışma hayatından sosyal yardımlara, yaşlı haklarından toplumsal hayata katılıma 9 başlıkta yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdik. Elde ettiğimiz sonuçlar, yaşlılarımıza sunduğumuz hizmetlerimize yön verecek. 4 yılda bir güncelleyeceğimiz veriler doğrultusunda hizmetlerimizi günün koşullarına göre ele alacağız. Yaşlı vatandaşlarımıza sunacağımız hizmetlere ilişkin göstergeleri bütüncül olarak değerlendirebileceğimiz bir sistemin alt yapısını oluşturacağız.”
Araştırmayla yaşlıların her türlü riskten korunması ve yaşlılar için iyileştirici tedbirler alınmasını sağlayacak politikalara temel teşkil edecek somut veriler elde edeceklerini bildiren Mahinur Özdemir Göktaş, “Mağduriyete sebep olabilecek riskleri tespit edebileceğiz. Vatandaşlarımızın ihtiyaç duydukları destek hizmetlerine ulaşmalarını sağlayan, koruyucu ve önleyici müdahaleleri içeren bir yapının oluşturulmasına yönelik ihtiyaç analizi yapacağız.” değerlendirmesini yaptı.
Bakan Göktaş, konuşmanın ardından katılımcıların sorularını yanıtladı.
]]>12’nci sınıf öğrencisi Çakaroğlu, 2022’de TÜBİTAK’ın düzenlediği Lise Öğrencileri Arası Kutup Araştırma Projeleri Yarışması’nda arkadaşlarıyla geliştirdiği “Kutup Gözlemleri ve İklim Değişikliği Analizi için Yerli Mikro Uydu Geliştirilmesi” projesi ile Türkiye üçüncülüğü elde etti.
Aynı proje ile TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Enstitüsüne davet edilen Çakaroğlu, yaklaşık bir yıldır İstanbul Teknik Üniversitesi Geomatik Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu’nun araştırma asistanı olarak çalışıyor.
Liseli genç bu sürede Güney Okyanusu, Antarktika ve okyanus tabanlarının topoğrafik ölçümlemesi (batimetri) üzerine geliştirdiği projelerle, iklim ve deniz bilimlerindeki deneyimini artırdı.
Yaman Çakaroğlu, yürüttüğü çalışmalar sayesinde Japonya’daki Okyanus Politikası Araştırma Enstitüsü (OPRI) tarafından düzenlenen Uluslararası Okyanus Bilinci Geliştirme Projesi’ne davet edildi.
8-24 Mart’ta gerçekleştirilecek proje kapsamında Çakaroğlu, dünya genelinde lise ve üniversite düzeyinden seçilen 25 kişilik ekiple Batı Pasifik Okyanusu’nda yaklaşık 20 günlük bilim seferine katılacak.
Yaman Çakaroğlu, AA muhabirine, Tokyo’da başlayarak Palau Adaları’nda son bulacak sefere katılma şansını elde ettiği için heyecanlı olduğunu söyledi.
Projenin iklim değişikliğinin okyanuslar üzerindeki etkilerini araştırmak ve anlamak amacıyla gerçekleştirileceğini anlatan Çakaroğlu, teknolojiye ilgisinin TEKNOFEST ile başladığını dile getirdi.
Çakaroğlu, söz konusu bilim seferi projesine ise TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü’nde çalışan Sinan Yirmibeşoğlu’nun paylaşımını görerek ve gerekli belgeleri yükleyerek başvurduğunu anlattı.
Projeleri Antarktika’da da uygulanıyor
Ocak ayında projeye kabul edildiğini aktaran Çakaroğlu, şunları kaydetti:
“Yaklaşık 25 kişilik bir ekip olarak gideceğiz oraya. Sefer kapsamında 3 farklı proje yapacağız. Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu ile geliştirdiğimiz ‘troposferik su buharı kestirimi’ ismini verdiğimiz bir projemiz var. Aslında şu an bu proje Antarktika’daki seferde uygulanıyor. Projede geliştirdiğimiz düşük maliyetli GNSS modülü ile havaya karışan su buharı ve dolaylı olarak bundan dolayı su seviyeleri, iklim değişikliğine dair verileri elde etmiş olacağız.
Diğer projemizse meteorolojik verilerin ölçümü. Seferde bulundurduğumuz iki farklı sensörle barometrik basınç, bağıl nem ve sıcaklık gibi değerleri 20 günlük dönemde ölçeceğiz. Son projemiz ise iklim bilinci projesi. Sefer boyunca her gün 30-45 dakika olmak üzere ufak ufak vloglar çekerek aslında genç arkadaşlarımızı etkilemeyi amaçlıyoruz. Benim için çok gurur verici. Çünkü Türkiye’den daha önce katılan bir aday olmadı ve bu yaşta bizi aslında bir araştırmacı gibi görüp kabul etmeleri gerçekten gurur verici. Lisans ya da yüksek lisans seviyesinde elde edebileceğim tecrübeleri, araştırma deneyimini çok daha erken yaşta elde edebileceğim.”
Sefer sonrasında konuyla ilgili makale yazacağını vurgulayan Yaman Çakaroğlu, hep araştırmacı olmayı hedeflediğini, elektrik elektronik ve yan dal olarak jeoloji veya geometrik mühendisliği okumak istediğini ifade etti.
Çakaroğlu, bu kapıyı kendisine TEKNOFEST’in açtığına işaret ederek, “Öğrencilerin de bu yarışmaları katılması gerekiyor. Çünkü sadece bir ödül, bir derece getirmiyor bu yarışmalar. Çok daha büyük network imkanı getiriyor aslında. Orada standınızda sunum yaparken rastgele gelen biri TÜBİTAK’ta hoca olabilir.” dedi.???????
Yaman Çakaroğlu, desteklerinden dolayı TÜBİTAK MAM Başkanı ve Kutup Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Burcu Özsoy, enstitü ekibindeki Sinan Yirmibeşoğlu, projenin danışmanı Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu ve sponsoru ROKETSAN ile okul idarecilerine teşekkür etti.
Selbesoğlu’ndan Yaman’a övgü
Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu da Yaman’ın küçük yaşına rağmen bir üniversite öğrencisi seviyesinde çalıştığını ve bu sayede dikkatleri çektiğini söyledi.
Söz konusu projenin çok değerli olduğunu ve Yaman’a çok güvendiğini belirten Selbesoğlu, “Biz kutuplarda çalışan araştırmacılar olarak Pasifik’te de araştırmaların çok kıymetli ve değerli olacağını düşündük. Şimdi kendisi gidecek ve bu çalışmaları sefer boyunca gemi üzerinden gerçekleştirecek, verileri toplayacak. Daha sonra da bunları değerlendireceğiz. Sonra da bunları rapor olarak sunacağız elbette. Hem rapor olarak hem de bir yayın olarak sunacağız.” ifadelerini kullandı.
]]>The Lancet dergisinde yayınlanan araştırmanın 2022 verilerine göre, bu kişilerin yaklaşık 880 milyonunu yetişkinler ve 159 milyonunu çocuklar oluşturuyor.
Ada ülkeleri Tonga ve Amerikan Samoası, obeziteyle yaşayan kadınların oranında başı çekiyor. Amerikan Samoası ve yine bir ada ülkesi olan Nauru ise obez erkeklerin oranında ilk sırada geliyor.
Uluslararası bilim insanları ekibi, acilen obeziteyle mücadelede büyük değişikliklere ihtiyaç duyulduğunu söylüyor.
Obezite, kalp hastalığı, tip 2 diyabet ve bazı kanserler dahil olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununun oluşma riskini artırabilir.
Araştırmacılar, küresel obezite oranlarını (yaş farklılıkları hesaba katıldıktan sonra obez olarak sınıflandırılan nüfusun yüzdesi) sıralarken şu verilere ulaştı::
Imperial College London’dan kıdemli araştırmacı Profesör Majid Ezzati BBC’ye, “Bu ada ülkelerinin çoğunda sorun sağlıklı gıda yerine sağlıksız gıdanın bulunması” dedi.
“Bazı durumlarda sağlıksız gıdaları teşvik eden pazarlama kampanyaları sorun olurken, daha sağlıklı gıdaların maliyetli olması ve bulunabilirliği de sorun yaratabiliyor.”
Yıllardır küresel verileri inceleyen Prof. Ezzati, pek çok ülkenin artık obezite kriziyle karşı karşıya olduğunu söylüyor, insanların düşük kilolu olmasının endişe yarattığı yerlerin sayısının azaldığı bir tabloda, bu kadar hızlı değişime şaşırdığını belirtiyor.
Çocuklar ve ergenlerde dört katına çıktı
1990 ile 2022 yıllarını kapsayan araştırma, çocuklar ve ergenler arasında obezite oranının dört katına çıktığını ortaya koydu. Yetişkinlerde ise bu oran kadınlarda iki katın üzerine, erkeklerde ise neredeyse üç katına çıktı.
Aynı zamanda, düşük kilolu olarak sınıflandırılan yetişkinlerin oranı %50 oranında düştü, ancak araştırmacılar bunun özellikle yoksul ülkelerde hala acil bir sorun olmaya devam ettiğini vurguluyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Bu yeni çalışma, obeziteyi küçük yaşlardan yetişkinliğe kadar beslenme, fiziksel aktivite ve yeterli bakım yoluyla önlemenin ve yönetmenin önemini vurguluyor” dedi.
Bunun hükümetlere ve topluluklara sorumluluk yüklediğini ve “ürünlerinin sağlık üzerindeki etkilerinden sorumlu tutulması gereken özel sektörün işbirliğinin gerektiğini” ekledi.
Küresel sorunlar kötü beslenmeyi artırabilir
Araştırmanın yazarlarından, Madras Diyabet Araştırma Vakfı doktoru Guha Pradeepa, küresel sorunların kötü beslenmeyi artırma riski taşıdığını söylüyor.
“İklim değişikliği, Covid-19 salgınının neden olduğu aksaklıklar ve Ukrayna’daki savaş gibi sorunların etkisi, yoksulluğu ve besin açısından zengin gıdaların maliyetini artırarak, hem obeziteyi hem de düşük kilolu olma oranlarını kötüleştirme riski taşıyor” diyor.
“Bu, bazı ülkelerde ve hanelerde yetersiz beslenmeyle, diğerlerinde ise daha az sağlıklı gıda tüketmeyle sonuçlanacaktır.”
Dünya Sağlık Örgütü ile işbirliği yapan 1.500’den fazla araştırmacıdan oluşan ağ, 5 yaş ve üzeri yaklaşık 220 milyon kişinin boy ve kilo ölçümlerini analiz etti.
Vücut kitle indeksi adı verilen bir ölçüm kullandılar.
Bunun vücut yağının oranına ilişkin kesin bir ölçüm olmadığını kabul edip, bazı ülkelerin diğerlerinden daha iyi verilere sahip olduğunu söyleseler de, bunun en yaygın kullanılan ölçüm olduğunu ve küresel analizi mümkün kıldığını söylüyorlar.
]]>TÜBİTAK 1003 – Öncelikli Alanlar Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı kapsamındaki destekle tamamlanan projede, ilk prototip hayata geçerken, klinik aşamanın da dahil olduğu ileriki aşamaları, beynin şifrelerinin araştırıldığı Nörobilim ve Nöroteknoloji Ortak Uygulama ve Araştırma Merkezinde (NÖROM) yürütülecek.
NÖROM Yönetim Kurulu Üyesi ve ODTÜ Enformatik Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yeşim Aydın Son, AA muhabirine, projeye ilişkin açıklamalarda bulundu.
Aslen tıp doktoru olan ve ABD’de biyoenformatik alanında doktora eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönen Aydın Son, ODTÜ’de açılan bu alandaki ilk lisansüstü programının eğitime başlamasına katkı vermesinin üzerinden 14 yıl geçtiğini ve son 10 yıldır tıp ve yapay zekayı birleştiren araştırmalar yaptığını anlattı.
ODTÜ Enformatik Enstitüsünün bu alanda çalışan diğer üniversitelerden farklılığına işaret eden Son, bu kapsamda, laboratuvar ortamında veri üretimi, analizi ile yapay zeka modellerinin moleküler testler ile doğrulamasını yapabildiklerini söyledi.
Sağlık bilişimi alanında MR, PET gibi radyolojik görüntülerin bilgisayar ortamında modellemesine dayalı tanı sistemleri geliştirmeye dönük çalışmaların ilerlediğini ifade eden Son, “Böylece klinikte, doktorların hastalığın ayırıcı tanısına destek olabilecek ön araştırmalar yapılıyor.” diye konuştu
Biyoinformatik bölümünde ise son 10 yıldır Alzheimer hastalığı üzerine yoğunlaştığını dile getiren Son, bu hastalığa karşı klinikte “erken tanı” için özelleşmiş testlerin bulunmadığını vurguladı.
Genom araştırmalarının son yıllarda pek çok hastalığın teşhisindeki önemine işaret eden Son, çalışmalarında genom araştırmaları ile makine öğrenmesini birleştirdiklerini belirterek, şu bilgileri verdi:
“Uluslararası çalışma grupları tarafında oluşturulmuş 3 büyük veri seti alt yapısını yapay zeka kullanarak analizi ile erken evrede risk göstergesi olabilecek genetik profilleri tespit ediyoruz.
Bu genetik profilleri doğrulamak için geliştirdiğimiz teknikte, katılımcıların yanak içinden tükürük örneklerini alıyoruz ve DNA’larını izole ediyoruz. Hastalık riskini 1,5-2 kat artıran genetik değişiklikler tespit ettik, ayrıca koruyucu olabilecek çeşitlilikler gözledik. TÜBİTAK projemiz kapsamında, tüm bunları yapabilen bir moleküler tanı kiti prototipi geliştirdik. Bu analizler ile hastalığın en erken aşamasında, sadece yanak içinden alınan bu örneğin yapay zeka modeline dayanarak kişilerin riskli olup olmadığını veya Alzheimer’a karşı koruyucu bir genetik yapı taşıyıp taşamadığını doktorlarımıza bilgi olarak sunmayı hedefliyoruz.”
“Hedef test kiti geliştirmek”
Yöntemin doğrulamasını Hacettepe Üniversitesi Geriatri Bölümünün ortaklığıyla 100 kişilik Alzheimer hasta grubu üzerinde yaptıklarını aktaran Aydın Son, “Projemiz, prototip aşamasına geldi. Projenin ikinci fazını da büyük ihtimalle bir TÜBİTAK projesiyle, klinik araştırma projesiyle desteklemek istiyoruz. Tüm bu çalışmalarda temel hedefimiz bir tanı kiti veya bir test geliştirmek. Bu testlerin temelini oluşturmuş durumdayız.” dedi.
NÖROM’da klinik araştırmalar başlatılacak
Elde ettikleri sonuçların optimize edilmesi için geniş çaplı bir klinik çalışmayı NÖROM merkezinde gerçekleştireceklerini ifade eden Son, şunları kaydetti:
“Doktorların tanılarına destek olmayı hedefliyoruz. Klinik araştırmalarımız başladığında, örneğin 65 yaş üstünde ‘hatırlayamama’ gibi semptomlar gösteren kişiler bize yönlendirilecek. Biz de bu genetik analizlerini yaparak hastanızda ‘risk arttıran ya da koruyuculuk sağlayan faktörlere dayalı değerlendirmesi buradadır, klinikte gördüğünüz tablo ile bunu birleştirerek karar verebilirsiniz’ diyeceğiz. Aynı zamanda klinikten hasta gönderen doktorlara tanıda yardımcı olurken bu hastaları uzun süreli yani 2-3 sene sonra takip edeceğiz. Böylece geriye dönük testimizin güvenirliği de daha iyi test edebileceğiz.”
“Hastalıkta erken tanı çok önemli”
Yeşim Aydın Son, Alzheimer’da ayırıcı tanının yanında erken tanının da önemine işaret ederek, “Beyinde oluşan dejeneratif olguları engelleyemesek bile yavaşlatmak için bazı yöntemler literatüre girmiş durumda. Bu noktada erken tanıda bizim araştırmamız büyük önem taşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü, ‘Samsun işgücü piyasası araştırması’nı tamamladı. İstihdamın artırılması ve işsizliğin azaltılmasının; eğitimin işgücü talebine duyarlılığının artırılmasına, işgücü arz ve talebinin doğru olarak tespit edilmesine ve buna uygun politikaların geliştirilmesine bağlı olduğu ifade edildi. Bu hedef doğrultusunda kurum tarafından Samsun’da işgücü piyasası talep boyutunu tespit edebilmek amacı ile 2023 yılında işgücü piyasası araştırması gerçekleştirildi.
En çok erkek ve kadın terzisi aranıyor
Konu hakkında yapılan yazılı açıklamada, “Saha çalışmasından elde edilen veriler doğrultusunda Samsun genelinde açık iş oranı yüzde 1,9 olarak hesaplanmıştır. Sektörler itibari ile bakıldığında en yüksek açık iş oranının yüzde 4,5 ile imalat sektöründe olduğu görülmektedir. Diğer hizmet faaliyetleri sektörünün yüzde 2,8’lik açık iş oranını, yüzde 2,4 ile gayrimenkul faaliyetleri sektörü ve yüzde 2,2’lik açık iş oranı ile finans ve sigorta faaliyetleri sektörü izlemektedir. Ancak bu oranlar değerlendirilirken ilgili sektörlerdeki işyeri ve çalışan sayılarının göz ardı edilmemesi gerekmektedir. İl genelinde açık işlerin en fazla olduğu ilk beş meslek şu şekilde sıralanmaktadır: Diğer erkek terzileri kadın terzileri ve giyecek dikicileri, dokuma konfeksiyon makineci, konfeksiyon işçisi, makineci (dikiş), garson (servis elemanı)” ifadeleri kullanıldı.
Net istihdam artışı beklentisi yüzde 2,8 olarak tahmin ediliyor
Açıklamada, Samsun işgücü piyasası araştırması sonuçlarına göre 14 Temmuz 2024 itibari ile net istihdam artışı beklentisi yüzde 2,8 olarak tahmin edildiği belirtilirken, “14 Temmuz 2024 itibari ile istihdam artışının; yüzde 54,1’inin imalat, yüzde 9,3’ünün toptan ve perakende ticaret, yüzde 7,6’sının da su temini; kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetleri sektörlerinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Söz konusu istihdam artışının yüzde 71’inin bir önceki cümlede sıralanan üç sektörde gerçekleşmesi beklenmektedir. Diğer taraftan, sektörler içerisinde istihdam değişimine oransal olarak bakıldığında; sektör içerisinde oransal olarak en yüksek istihdam artışı beklenen üç sektörün; yüzde 27 ile gayrimenkul faaliyetleri, yüzde 14,2 ile su temini; kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetleri ve yüzde 4,8 ile imalat sektörü olduğu görülmektedir” denildi.
İstihdam artışı en çok konfeksiyon işçilerinde artacak, inşaat işçilerinde azalacak
Araştırmada en çok istihdam artışının beklendiği meslek kollarına da değinilirken, “Konfeksiyon işçisi, dokuma konfeksiyon makineci, elektronik cihazlar montörleri, beden işçisi (inşaat), makineci (dikiş) meslekleri 14 Temmuz 2024 itibarıyla en fazla net istihdam artış beklentisinin olduğu ilk beş meslektir. Buna karşılık; inşaat işçisi, alüminotermit kaynakçısı, ısıtma ve doğal gaz iç tesisatçısı, fındık işleme işçisi, açık deniz balıkçısı meslekleri ise 14 Temmuz 2024 itibari ile en fazla net istihdam azalış beklentisinin olduğu ilk beş meslektir. Araştırma kapsamında işyeri ziyaretleri sırasında görüşülen işverenlere hangi mesleklerde eleman temininde güçlük çektikleri ve hangi nedenlerden dolayı eleman temininde güçlük çektikleri sorulmuştur. Eleman temininde en fazla güçlük çekilen ilk beş meslek; dokuma konfeksiyon makineci, makineci (dikiş), düz dikiş makineci, garson (servis elemanı) ve mekanik bakım onarımcısıdır. Diğer taraftan, bu kapsamda görüşülen işverenlerin; yüzde 94,4’ü ilgili meslekte yeterli beceriye/niteliğe sahip eleman olmamasından, yüzde 84,2’si ilgili meslekte işe yeterli başvuru yapılmamasından, yüzde 78,9’u ilgili meslekte iş tecrübesine sahip eleman olmamasından, yüzde 22,9’u çalışma ortam ve şartlarının beğenilmemesinden ve yüzde 22,6’sı da önerilen ücretin az bulunmasından dolayı eleman temininde güçlük çektiklerini belirtmişlerdir” açıklamasında bulunuldu.
Araştırmanın detayları
Bu araştırma Samsun’da il genelinde, Haziran-Temmuz 2023 döneminde, toplam bin 451 işyerinde işverenler/işveren temsilcileri ile yüz yüze gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda derlenen verilere dayanılarak hazırlandı. Bu verilerin daha kapsamlı ve ayrıntılı sonuçlarının da kapsandığı “Samsun İşgücü Piyasası Analizi Raporu” ilerleyen günlerde yayınlanacak. Bu rapor kapsamında ilin işgücü arzı ve talebine ilişkin temel veriler derlenecek. – SAMSUN
]]>Almanya’daki laboratuvarda akvaryumdan gelen esrarengiz sesler üzerine araştırmaya başlandığında, Danionella cerebrum adlı balığın güçlü bir ses çıkardığı görüldü.
Balık bu sesi, yüzme kesesi adı verilen organından çıkarıyor ve balığa yakın sularda, bir silah sesi kadar yüksek olan ses ölçüm cihazında 140 desibeli gösteriyor.
Araştırmacılar 12 mm uzunluğundaki bu türün, boyutuna göre şimdiye kadar bulunan en gürültülü balık olduğuna inanıyor.
Bu ritmin bir sosyal iletişim biçimi olabileceği tahmin ediliyor.
Doğada genellikle hayvan ne kadar büyükse sesi de o kadar yüksek olur.
Suyun altında ise durum farklı – bu minik deniz canlısı şimdiye kadar keşfedilen en gürültülü türlerden biri.
Bilim insanları, tabanca karidesi gibi canlıların diğer türleri avlarken yaklaşık 200 desibele kadar yüksek sesler çıkarabildiğini biliyordu.
Danionella, şeffaflığı sayesinde beyni çalışırken görülebildiği ve bu sayede araştırmacıların davranışlarını yakından inceleyebildiği için araştırmalarda ilgi görüyor.
Berlin Charité Üniversitesi’nde araştırmacılar laboratuvarlarında bu balıklarla çalışırken ilginç bir şey fark ettiler.
Araştırmanın başyazarı ve doktora öğrencisi Verity Cook, “İnsanlar balık tanklarının yanından geçerken bu sesleri duyuyor ve nereden geldiğini merak ediyorlardı” diyor
“Seslerin balığın kendisinden geldiği ortaya çıktı. Bu olağanüstü bir şey, çünkü çok küçük ama çok gürültülüler.”
Araştırma ekibi bir dizi mikrofon ve video kamera kullanarak sesin ne kadar yüksek olduğunu tespit etti.
Cook, sesin genliğinin balık yakınında yaklaşık 140 desibel olduğunu belirtiyor ve diğer balıklar tarafından ne kadar yüksek algılandığına işaret ettiğini söylüyor.
“Ses mesafeyle birlikte zayıflıyor, bu nedenle bir metre uzaklıkta genlik yaklaşık 108 desibel.”
Bu kabaca bir buldozerin çıkardığı gürültüye eşdeğer.
Ancak bu sesin büyük bir kısmı suya geri yansıyor, dolayısıyla insanlar balık tanklarının yanında durduklarında bunu sürekli bir vızıltı olarak duyuyor.
Daha gürültülü başka balıklar olsa da hepsi Danionella’dan çok daha büyük.
Cook, “İletişim sinyalleri açısından, bu boyutta bu kadar yüksek ses çıkaran başka bir hayvan bulamadım” diye ekliyor.
Araştırmacılar, balıkların kullandığı ses mekanizmasının çok gelişkin bir enstrüman olduğunu savunuyor.
Tüm kemikli balıklarda, suyun altında kalmalarına yardımcı olan gaz dolu bir yüzme kesesi bulunuyor.
Birçok balık türü ses çıkarmak için kaslarını kullanarak bu keseye vuruyor ancak Danionella daha ileri gidiyor.
Kasları kasıldığında, bunlar bir kaburgayı çekiyor, bu da kasın içinde bulunan bir kıkırdak parçası ile gerginlik yaratıyor ve kıkırdak serbest kaldığında yüzme kesesine çarpıyor.
Bu sesi sadece türün erkekleri bir aradayken çıkarıyor. Bazılarının sesi diğerlerinden daha yüksek çıkabiliyor.
“Büyük bir tankta sekiz erkek bir arada olduğunda, üçünün ses üretimine hakim olacağını ve diğerlerinin sessiz kalacağını biliyoruz. Dolayısıyla bir tür hiyerarşi olduğunu düşünüyoruz” diyor Cook.
Araştırmacılar, Myanmar’daki bulanık sularda evrimleşmenin, iletişim kurmalarına yardımcı olmak için büyük bir ses çıkarma yeteneğinin geliştirilmesinde rol oynadığına inanıyor.
Cook’a göre, “Evrim birçok ilginç sorunu çözmek için ilginç yollar buluyor. Diğer türlerde işlerin nasıl yürüdüğünü bildiğimizde, hepsi için aynı şeyi varsaymamak gerekiyor.”
Araştırma, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlandı.
]]>SAĞLIKLA İLGİLİ YENİ DÜZENLEMELER TBMM’DEN GEÇTİ
TBMM Genel Kurulu’nda Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmeleri yapıldı. Kanun teklifi kabul edilerek yasalaştı.
TBMM Genel Kurulu’nda “Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” görüşüldü. Yapılan görüşmeler sonrası teklif kabul edildi. Yeni düzenlemeye göre mesleğini serbest olarak icra eden diş tabipleri, ağız ve diş sağlığı muayenehanelerinde diş tabibi istihdam edebilecek.
Ebeler, normal doğum ve riskli durumlarda tıbbi bakım ve desteğe erişimin sağlanmasında, kadın sağlığının korunması, üreme sağlığı ve çocuk bakımı konularında aile ve topluma verilecek danışmanlık ve eğitim hizmetlerinde görev alacak. Ayrıca acil tıp ana dal uzmanlarına yoğun bakım yan dal, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarına da sosyal pediatri yan dal uzmanlık yapabilme imkanı veriliyor.

İLAÇ ÜRETİMİNDE ŞARTLARI BAKANLIK BELİRLEYECEK
İlaç üretimi ve ilacı piyasaya arz eden tüzel kişilerin taşıması gereken nitelik ve şartlar Sağlık Bakanlığınca belirlenecek. Bu doğrultuda Bakanlık düzenleme yapma yetkisine sahip olacak. Eczanelerde yapılacak teftişler, sağlık müfettişleri veya sağlık müdürleri veyahut Sağlık Bakanlığı veya müdürlüğünce tensip edilecek resmi tabipler veya eczacılar tarafından yapılacak.
UZMAN TABİPLER İÇİN EK ÖDEME ARTIRILIYOR
Düzenlemeyle yan dal uzmanlığının teşvik edilmesi amacıyla uzman tabipler için öngörülen ek ödeme, yan dal uzmanları için 200 puan arttırılarak ödenecek. Üniversiteler, Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastaneleriyle kullanım protokolleri yaparak, sağlık uygulama ve araştırma faaliyetlerini yürütebilecek. Öğretim elemanları ile eğitim ve araştırma faaliyetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmeti sunumu için sözleşme imzalanabilecek.
Düzenleme ile herhangi bir tedavi yöntemi veya ruhsat veya izin alınmış olsa dahi beşeri tıbbi ürünler ile tıbbi cihazların bilimsel araştırma amacıyla insanlar üzerinde kullanılabilmesi için Sağlık Bakanlığından izin alınacak.
SÖZLEŞMELİ PERSONEL SAYISI 27 BİNDEN 36 BİNE ÇIKACAK
Kanunla, eleman temininde güçlük çekilen yerlerde personel istihdamını teşvik etmek, devlet hizmeti yükümlülük süresini tamamlayan tabip ve uzman tabiplerin bulundukları yerde hizmete devam etmelerini teşvik ederek kamu sağlık hizmetlerinde devamlılığı sağlamak gayesiyle sözleşmeli pozisyon sayısı 27 binden 36 bine çıkarılacak.

Kanunla sözleşmeli personel; Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının harekat ve benzeri ihtiyaçları ile genel hayatı etkileyen afet, salgın hastalık durumlarında, olağanüstü hal, seferberlik ve savaş hallerinde yurt içi ve yurt dışında her takvim yılı için 2 aya kadar; hizmet içi eğitim faaliyetleri kapsamında her takvim yılı için bir aya kadar, pozisyonunun tahsis edildiği yer dışındaki birimlerde geçici olarak görevlendirilebilecek.
DİSİPLİN CEZALARI DA DÜZENLENECEK
Kanunla ayrıca sözleşmeli personele uygulanacak disiplin cezaları yeniden düzenleniyor. Sözleşme ile çalıştırılan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına, halk sağlığının geliştirilmesine destek olmalarını, halkın birinci basamak sağlık hizmetlerine erişimlerini kolaylaştırmalarını ve düzenli hizmet sunmalarını temin etmek için ödüllendirilmeleri ve motivasyonlarının artırılması amacıyla destek ödemesi yapılacak.
Kanunla, hastanelerde oluşturulacak koordinasyon kurulu, disiplin cezası gerektiren fiilleri tespit etmek ve bildirmekle yetkili olacak. Ayrıca birlikte kullanım kapsamındaki hastanelerde, hastane hizmetlerinin düzenli, etkin ve verimli yürütülmesini temin etmek için hizmet birimleri arasında koordinasyonun sağlanması görevi, kurulun görevleri arasında yer alacak.

1 MİLYON LİRAYA KADAR İDARİ PARA CEZASI
Kanunla, Türk Ceza Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla, salt akademik amaçlı bilimsel çalışmalar veya araştırmalar hariç olmak üzere, Sağlık Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslara aykırı faaliyette bulunan destekleyiciler ile araştırmayı devralanlar hakkında, fiillerinin niteliğine göre 100 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.
Sağlık Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslara aykırı faaliyet gösteren veya gönüllülerin güvenliğini ve esenliğini tehlikeye atacak şekilde yükümlülüklerini yerine getirmeyen araştırmacılar, fiillerinin niteliğine göre 6 aydan 2 yıla kadar belirtilen araştırma ve çalışmalara katılmaktan men edilecek. Sağlık Bakanlığınca yetkilendirilen etik kurulların, belirlenen çalışma usul ve esaslarına bir yıl içerisinde üç kez aykırı hareket etmesi halinde etik kurulun kuruluş onayı iptal edilecek.
Sağlık Bakanlığınca belirlenen çalışma usul ve esaslarına aykırı davranan etik kurul üyelerinin, etik kurullarda üye olmaları bir yıl süre ile yasaklanacak. Sağlık turizmi kapsamındaki her türlü kuruluşun faaliyetleri Sağlık Bakanlığı tarafından denetlenecek. Olağanüstü durumlarda mesleğini icraya yetkili kişilerce acil sağlık hizmeti ulaşana ve sağlık hizmeti devamlılık arz edene kadar verilecek olan sağlık hizmeti hariç, ruhsatsız veya yetkisiz olarak sağlık hizmeti veren veya verdirenler hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 20 bin güne kadar adli para cezası uygulanacak.
]]>Kanunla, mesleğini serbest olarak icra eden diş tabipleri, ağız ve diş sağlığı muayenehanelerinde diş tabibi istihdam edebilecek ve bu sayı birden fazla olamayacak.
Ebelerin görevlerine ilişkin kanunla düzenleme yapılacak.
Ebeler, normal doğum ve riskli durumlarda tıbbi bakım ve desteğe erişimin sağlanmasında, kadın sağlığının korunması, üreme sağlığı ve çocuk bakımı konularında aile ve topluma verilecek danışmanlık ve eğitim hizmetlerinde görev alacak. Gebeliğin tespitini, gebe izlemini ve bu amaçla gerekli muayene ve değerlendirmeleri yapacak olan ebeler, normal doğum eylemini gerçekleştirecek, normal doğum sırasında gereken küçük tıbbi müdahaleleri yapacak. Küçük tıbbi müdahalelerin kapsam ve sınırları Sağlık Bakanlığınca belirlenecek.
Kanunla acil tıp ana dal uzmanlarına yoğun bakım yan dal, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarına da sosyal pediatri yan dal uzmanlık yapabilme imkanı getiriliyor.
İlaç üretimi ve ilacı piyasaya arz eden tüzel kişilerin taşıması gereken nitelik ve koşullar Sağlık Bakanlığınca belirlenecek, bu doğrultuda Bakanlık düzenleme yapma yetkisine sahip olacak.
Beşeri tıbbi ürün güvenliğinin daha etkin olarak sağlanması ve ruhsatlandırma sürecinin hızlandırılarak hastaların ihtiyaç duydukları ilaca daha hızlı erişimi amacıyla ruhsatlandırmaya esas Sağlık Bakanlığınca yapılan analizler, ürünün ruhsatlandırılmasını takiben yapılacak.
Ruhsatlandırma işlemlerinde Avrupa Birliği müktesebatına uyum düzenlemeleri gerçekleştirilecek.
İlaçlara ilişkin numuneler ve tahlil masrafları ruhsatname sahipleri tarafından karşılanacak.
Beşeri tıbbi ürün üzerinde yer alan karekodun okutulması ile fiyat bilgisine ulaşılabilmesi mümkün olduğundan beşeri tıbbi ürünün sekonder ambalajında ayrıca sabit fiyat bilgisinin yer almasına gerek olmayacak.
Kanunla, eczanelere yönelik yapılacak teftişlere eczacılar da eklendi. Buna göre teftişler, sağlık müfettişleri veya sağlık müdürleri veya Sağlık Bakanlığı veya müdürlüğünce tensip edilecek resmi tabipler veya eczacılar tarafından yapılacak.
Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanununda yapılan değişiklikle, kanun kapsamında istihdam edilen personele ek ödemenin usul ve esaslarının Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek.
Yan dal uzmanlığının teşvik edilmesi amacıyla uzman tabipler için öngörülen ek ödeme, yan dal uzmanları için 200 puan arttırılarak ödenecek. Ek ödemenin yapılabilmesi için disiplin cezası almamış veya sözleşmede belirtilen yükümlülüklerin haklı bir nedene dayanmaksızın ihlali nedeniyle ikaz edilmemiş olmak gerekecek.
Ödüllendirilerek motivasyonunun artırılması amacıyla yapılan ek ödeme, uyarma cezası alanlara bir ek ödeme dönemi, kınama cezası alanlara iki ek ödeme dönemi, aylıktan kesme ya da kademe ilerlemesinin durdurulması cezası alanlara üç ek ödeme dönemi süresince yapılmayacak.
Bu düzenleme öğretim elemanları ve diğer personel için sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirilmemesi nedeniyle, savunması alınmak kaydıyla, bir sözleşme döneminde yazılı olarak, hastane koordinasyon kurulu tarafından bir kez ikaz edilenlere bir ek ödeme dönemi, iki kez ikaz edilenlere iki ek ödeme dönemi, üç kez ikaz edilenlere üç ek ödeme dönemi ödeme yapılmaması şeklinde uygulanacak.
Norm kadro sayısı Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilecek
Kanunda, ilaç analizlerinin ruhsatlandırmadan sonra yapılacağı düzenlendiğinden, Harçlar Kanunu’nda uyum düzenlemesi yapılacak. Bu kapsamda ilaçların ticarete çıkarılması için Sağlık Bakanlığınca verilecek ruhsatnamelerin tarifesinde değişikliğe gidilecek.
Üniversiteler, Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastaneleriyle kullanım protokolleri yaparak sağlık uygulama ve araştırma faaliyetlerini yürütebilecek.
Üniversitenin birlikte kullanım protokolü imzaladığı eğitim ve araştırma hastaneleri, aynı zamanda üniversitenin uygulama ve araştırma merkezi statüsü kazanacak.
Üniversite öğretim elemanı kadrolarından birlikte kullanılan eğitim ve araştırma hastanelerine tahsis edilecek akademik kadroların dağılımı ve nitelikleri Sağlık Bakanlığınca belirlenecek.
Bu kadrolara öğretim üyelerinin atamaları üniversite tarafından Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak yapılacak.
Öğretim elemanları ile eğitim ve araştırma faaliyetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmeti sunumu için sözleşme imzalanabilecek. Üniversitenin birimlerine tahsis edilecek öğretim üyesi norm kadro sayısı, rektörün önerisi ile Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilecek.
Birlikte kullanıma konu sağlık tesisleri için birden fazla üniversiteyle de protokol yapılabilecek. Birlikte kullanımdaki hastane tarafından üniversitenin tıp ve diş hekimliği fakültesi öğretim elemanları ile ilgili fakülte dekanının görüşü alınarak, eğitim ve araştırma faaliyetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmeti sunumu için 2 yıl süreli ayrı ayrı sözleşme imzalanabilecek.
Ayrıca tıp ve diş hekimliği fakültesi kadrosunda bulunan öğretim elemanı dışındaki diğer personelle ve bu fakültelerin dışındaki üniversite personeli ile de ilgili fakülte dekanının görüşü alınarak sözleşme yapılabilecek.
Öğretim elemanlarına Bakanlıkça ek ödeme yapılabilmesi için hizmet sözleşmesi akdedilmesi şart olacak. Bu sözleşmelerde, sunulacak hizmetin niteliği, performans hedefleri ve süresi yer alacak.
Düzenleme ile ayrıca öğretim elemanları ile akdedilecek sözleşmenin konusuna ve feshedileceği hallere açıklık kazandırılıyor.
İnsanlar üzerinde gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar
Kanunla, herhangi bir tedavi yöntemi veya ruhsat veya izin alınmış olsa dahi beşeri tıbbi ürünler ile tıbbi cihazların bilimsel araştırma amacıyla insanlar üzerinde kullanılabilmesi için Sağlık Bakanlığından izin alınacak.
Bu iznin yanı sıra araştırmanın, öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması insan dışı deney ortamında veya hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin, varılmak istenen hedefe ulaşmak açısından bunların insan üzerinde de yapılmasını gerekli kılması, araştırmanın, insan sağlığı üzerinde öngörülebilir zararlı ve kalıcı bir etki bırakmaması, araştırma sırasında kişiye insan onuruyla bağdaşmayacak ölçüde acı verici yöntemlerin uygulanmaması, araştırmayla varılmak istenen amacın, bunun kişiye yüklediği külfete ve kişinin sağlığı üzerindeki tehlikeye göre daha ağır basması, üzerinde araştırma yapılacak ilgilinin, araştırmanın mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak yazılı rızasının olması ve bu rızanın herhangi bir menfaat teminine bağlı bulunmaması ve yapılacak araştırmayı ilgili etik kurulun uygun görmesi şart olacak.
Kozmetik ürünlerin insanlar üzerinde yapılacak çalışmaları Sağlık Bakanlığınca belirlenen etik kurul onayının ardından Sağlık Bakanlığından izin alınarak başlatılacak.
İnsanlardan alınan biyolojik materyaller üzerinde vücut dışı tanı amaçlı tıbbi cihazları konu alan, amacı yalnızca performans değerlendirmek olan ve cerrahi prosedürler yoluyla numune alımının yapıldığı performans değerlendirme çalışmaları yürütülmesinde ilave girişimsel prosedürler veya gönüllüler için başka riskler bulunan performans değerlendirme çalışmaları, test sonuçlarının hasta yönetimi kararlarını etkileyebildiği veya tedaviye yön vermek üzere kullanılabildiği performans değerlendirme çalışmaları, Sağlık Bakanlığınca belirlenen etik kurul onayı ve Sağlık Bakanlığından izin alınarak başlatılacak.
Uygunsuzluk giderilinceye kadar araştırmanın devamına izin verilmeyecek
Destek tanı cihazlarına ilişkin performans değerlendirme çalışmaları, bilimsel esaslara, mevzuat hükümlerine veya etik ilkelere uygun olmaması durumunda araştırmanın geçici olarak durdurulmasına karar verilecek ve uygunsuzluk giderilinceye kadar araştırmanın devamına izin verilmeyecek.
Belirtilen araştırmalar, üzerinde araştırma yapılacak kimselerin emniyetini sağlamaya ve araştırmanın sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesine, takibine ve gereğinde acil müdahale yapılabilmesine elverişli ve araştırmanın vasfına uygun personel, teçhizat ve laboratuvar imkanlarına sahip olan sağlık kurum ve kuruluşları ile araştırma ve geliştirme merkezlerinde yapılacak.
Bu yerlerde yapılabilecek araştırma türleri, Sağlık Bakanlığınca belirlenecek. Bu araştırmalarda, bireyin hakları ve sağlığının korunması her şeyin üstünde tutulacak. Üzerinde araştırma yapılacak veya yapılan gönüllü, muvafakatini araştırmanın her aşamasında ve hiçbir şarta bağlı olmaksızın geri alabilecek.
Araştırma türlerine bağlı olarak gönüllülerin araştırmadan doğabilecek zararlara karşı güvence altına alınması amacıyla sigorta yaptırılması zorunlu tutulacak.
Araştırma sonucunda elde edilecek bilgilerin yayımlanması durumunda gönüllünün kimlik bilgileri açıklanamayacak.
Sağlık Bakanlığı, araştırmanın yürütülmesi sırasında araştırmaya izin verilirken mevcut şartlardan birinin ortadan kalktığını tespit ederse klinik araştırma derhal durdurulacak.
Bu şartların belirlenen süre içerisinde yerine getirilmemesi veya yerine getirilmesinin mümkün olmadığının anlaşılması veyahut gönüllü sağlığının tehlikeye girmesi hallerinde doğrudan araştırma sonlandırılacak.
Belirtilen araştırmalara veya çalışmalara katılacak gönüllülerin hakları, güvenliği ve esenliğinin korunmasını sağlamak ve araştırmaları etik ve bilimsel yönden değerlendirmek amacıyla etik kurullar kurulacak. İlgili etik kurullar, Sağlık Bakanlığının izni sonrası görevlerine başlayacak. Etik kurullar bağımsız, tarafsız ve şeffaf şekilde faaliyet gösterecek.
İdari cezalar
Kanunla, Türk Ceza Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla, salt akademik amaçlı bilimsel çalışmalar veya araştırmalar hariç olmak üzere, Sağlık Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslara aykırı faaliyette bulunan destekleyiciler ile araştırmayı devralanlar hakkında, fiillerinin niteliğine göre 100 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.
Sağlık Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslara aykırı faaliyet gösteren veya gönüllülerin güvenliğini ve esenliğini tehlikeye atacak şekilde yükümlülüklerini yerine getirmeyen araştırmacılar, fiillerinin niteliğine göre 6 aydan 2 yıla kadar belirtilen araştırma ve çalışmalara katılmaktan men edilecek.
Sağlık Bakanlığınca yetkilendirilen etik kurulların, belirlenen çalışma usul ve esaslarına bir yıl içerisinde üç kez aykırı hareket etmesi halinde etik kurulun kuruluş onayı iptal edilecek.
Sağlık Bakanlığınca belirlenen çalışma usul ve esaslarına aykırı davranan etik kurul üyelerinin, etik kurullarda üye olmaları bir yıl süre ile yasaklanacak.
Yetkisiz sağlık hizmeti verenlere hapis cezası
Sağlık turizmi kapsamındaki her türlü kuruluşun faaliyetleri Sağlık Bakanlığı tarafından denetlenecek.
Olağanüstü durumlarda mesleğini icraya yetkili kişilerce acil sağlık hizmeti ulaşana ve sağlık hizmeti devamlılık arz edene kadar verilecek olan sağlık hizmeti hariç, ruhsatsız veya yetkisiz olarak sağlık hizmeti veren veya verdirenler hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 20 bin güne kadar adli para cezası uygulanacak.
Özel izne tabi hizmet birimlerini ve sağlık kuruluşlarını Sağlık Bakanlığından izin almaksızın açan veya buralarda verilecek hizmetleri sunanlar, 250 bin liradan az olmamak üzere bir önceki aya ait brüt hizmet gelirinin yarısına kadar idari parayla cezalandırılacak.
Bakanlıkça belirlenen kayıtları uygun şekilde tutmayan veya bildirim zorunluluğunu yerine getirmeyen sağlık kurum ve kuruluşlarına 50 bin liradan az olmamak üzere bir önceki aya ait brüt hizmet gelirinin yüzde ikisi kadar idari para cezası verilecek.
Sağlık Bakanlığınca belirlenen acil hastaya müdahale esaslarına; personel, tıbbi cihaz ve donanım, bina ve hizmet birimleri, malzeme ile ilaç standartlarına uyulmaması hallerinde 100 bin liradan az olmamak üzere bir önceki aya ait brüt hizmet gelirinin yüzde beşine kadar idari para cezası uygulanacak.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası
Kanunla idare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra hukuken sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle tazminatın ödenmesine sebep olan ve zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının yerine geçecek.
Sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle her türlü kusuru ve görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek verdikleri zararlardan dolayı, idare tarafından ödenen tazminat sigorta şirketinden talep edilecek.
Kanunun Genel Kurul’daki görüşmeleri sırasında kabul edilen önergeye göre, devlet üniversitelerinden görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak 6 ay içerisinde nihai karar verilecek.
Sözleşmeli pozisyon sayısı 36 bine çıkarılıyor
Kanunla, eleman temininde güçlük çekilen yerlerde personel istihdamını teşvik etmek, devlet hizmeti yükümlülük süresini tamamlayan tabip ve uzman tabiplerin bulundukları yerde hizmete devam etmelerini teşvik ederek kamu sağlık hizmetlerinde devamlılığı sağlamak gayesiyle sözleşmeli pozisyon sayısı 27 binden 36 bine çıkarılacak.
Kanunla sözleşmeli personel; Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının harekat ve benzeri ihtiyaçları ile genel hayatı etkileyen afet, salgın hastalık durumlarında, olağanüstü hal, seferberlik ve savaş hallerinde yurt içi ve yurt dışında her takvim yılı için 2 aya kadar; hizmet içi eğitim faaliyetleri kapsamında her takvim yılı için bir aya kadar, pozisyonunun tahsis edildiği yer dışındaki birimlerde geçici olarak görevlendirilebilecek.
Kanunla ayrıca sözleşmeli personele uygulanacak disiplin cezaları yeniden düzenleniyor.
Sözleşme ile çalıştırılan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına, halk sağlığının geliştirilmesine destek olmalarını, halkın birinci basamak sağlık hizmetlerine erişimlerini kolaylaştırmalarını ve düzenli hizmet sunmalarını temin etmek için ödüllendirilmeleri ve motivasyonlarının artırılması amacıyla destek ödemesi yapılacak.
Kanunla, hastanelerde oluşturulacak koordinasyon kurulu, disiplin cezası gerektiren fiilleri tespit etmek ve bildirmekle yetkili olacak.
Ayrıca birlikte kullanım kapsamındaki hastanelerde, hastane hizmetlerinin düzenli, etkin ve verimli yürütülmesini temin etmek için hizmet birimleri arasında koordinasyonun sağlanması görevi, kurulun görevleri arasında yer alacak.
]]>TBMM Genel Kurulunda, Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde yaşanan toprak kayması olayının araştırılması için komisyon kurulması önerildi. MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, “Araştırma neticesinde hata, kusur ve varsa kasıtların tespit edilerek alınacak önlemlerin belirlenmesinin yerinde olacağını düşünüyoruz. İlerleyen saatlerde ortaklaşa bütün gruplar olarak Meclis araştırma komisyonu kurulmasını temin edeceğiz” dedi.
TBMM Genel Kurulu, Erzincan İliç’te meydana gelen maden kazasını görüşmek üzere Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder başkanlığında toplandı. Burada söz alan MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, “Erzincan İliç’teki özel bir maden ocağında dün maden ocağından çıkarılan cevherin konumlandırıldığı yığının kayması sonunda 9 madencimiz toprak altında kalmıştır. Kayıp 9 işçiye ulaşmak için tüm imkanların seferber olduğunu ve 827 personelin arama ve kurtarma çalışmalarına katıldığını öğrendik. İnşallah diliyoruz ki tüm madencilerimize sağ salim kavuşuruz. Bütün ülkemize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Ancak kayan yaklaşık 10 milyon metreküplük toprak yığını yaklaşık 300 dönümlük bir alana yayılmış ve bölgede etkisini gösteren yağışlı hava arama çalışmalarını da zorlaştırmaktadır. Erzincan İliç’te yaşanan bu hadisenin meclis araştırma komisyonu kurulması; araştırma neticesinde hata, kusur ve varsa kasıtların tespit edilerek alınacak önlemlerin belirlenmesinin yerinde olacağını düşünüyoruz. İlerleyen saatlerde ortaklaşa bütün gruplar olarak meclis araştırma komisyonu kurulmasını temin edeceğiz” dedi.
CHP’Lİ GÜNAYDIN: ALTIN MADENCİLİĞİNİ KAMUSAL BİR HALE GETİRELİM
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın da söz konusu bölgede siyanürle altın araması yapıldığını ve bunun da çok doğal olduğunun söylendiğini belirterek, “Ben söyleyeyim size; 2000 yılında Çekoslovakya siyanür ile altın aramayı yasakladı. 2002 yılında Almanya yasakladı. 2009 yılında Macaristan yasakladı. 2010 yılında Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Avrupa topraklarında siyanürle altın madenciliğinin yasaklanmasına ilişkin bir teklifi oy birliği ile kabul etti. Demek ki 2010’da Avrupa’nın yasakladığı bir şeyi, çok daha evvel AB’nin bazı ülkelerinin yasakladığı bir konuyu Türkiye normalmiş gibi 2024’te yapıyor. Bugün altın madeninde çıkartılan altının yüzde 98’ini çıkartan yabancılar alıyor. Yani benim toprağımı bir daha kullanılamaz hale getiriyorlar. Bana siyanürlü bir çevre felaketi armağan ediyorlar. Gelin bir başka teklif daha getirelim. Altın madenciliğini kamusal bir hale getirelim ve Türkiye’de çıkarttığımız; elbette bilime uygun, çevre sağlığına, işçi sağlığına uygun şekilde çıkarttığımız altını kamunun yararına kullanalım. Kendi malımız olsun. Yabancıların malı olmasın” diye konuştu.
AK PARTİ’Lİ GÜL: KİMİN İHMALİ VARSA GEREKEN CEZAYI ALACAK
AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül ise “Dünkü acı haber ile birlikte tüm millet olarak hepimiz büyük bir üzüntü ile sarsıldık. ve maalesef 9 işçimiz toprak altında. ve tüm imkanlar seferber edilmiş durumda. Tüm duamız, tüm istediğimiz bu canların salimen kurtulmasına yöneliktir. Çok üzgünüz. Kalbimiz, dualarımız Erzincan ile beraber. Devletimiz olayın ilk anından itibaren tüm imkanlarını seferber etmiş durumda. Olayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli soruşturma başlatılmıştır. Ayrıca idari soruşturmalar başlatılmıştır. ve ilk etapta saha sorumlularının da bulunduğu 4 şahıs gözaltına alınmıştır. İnsanımızın canı her şeyden önce gelmektedir. Hiçbir şey insan canından daha kıymetli değildir. Tek bir insanımızın kaybı da bizi derinden yaralar, derinden sarsar. Bu konuyla ilgili adli soruşturma çerçevesinde titiz bir şekilde yapılan çalışma maddi gerçeği ortaya çıkaracak; kimin ihmali, kusuru, sorumluluğu varsa adalet önünde gereken cezayı alacağına inancımız tamdır” ifadelerini kullandı.
]]>İstanbul Havalimanı’ndan THY uçağıyla önce Brezilya’nın Sao Paulo kentine gidecek 20 kişilik bilim heyeti ve 3 lise öğrencisinden uluşan ekip, uzun bir yolculuğun ardından Antarktika’nın King George Adası’na ulaşacak.
TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü Müdürü ve 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi Koordinatörü Prof. Dr. Burcu Özsoy, havalimanından hareket öncesinde AA muhabirine yaptığı açıklamada, ekipçe sefere hazır olduklarını söyledi.
Özsoy, bilimsel araştırmalar yapmak üzere farklı kurumlarda görevli kişilerin ekipte yer aldığını belirterek, “Geçen sene TEKNOFEST’te TÜBİTAK BİDEB tarafından açılan Kutup Araştırmaları Projeleri Yarışması çağrısı kapsamında 3 liseli birincimiz, 20 kişilik ekibimize ek olarak bu sene Antarktika ekibimize dahil oldu. Ekibimizi uzun bir yolculuk bekliyor. Hava müsaade ederse 2-3 gün sonra Antarktika’ya varmayı planlıyoruz.” dedi.
“Bu teknolojilerin orada denenmesi, milli teknoloji hamlesi çerçevesinde çok önemli”
Antarktika’ya vardıktan sonra bilimsel çalışmalara başlayacaklarını dile getiren Özsoy, şöyle konuştu:
“Sefer süremiz normalde 30-35 gün. Planladığımız 22 ayrı bilim projesi mevcut. Bu projeler çok çeşitlilik gösteriyor. Antarktika’daki hava koşulları bu projelerin hayata geçmesi için çok önemli. Havanın müsaade ettiği tüm koşullarda bu çalışmaları yürüteceğiz. Birbirinden farklı, çok kıymetli bilimsel çalışmalarımız var. Antarktika’da geçici yerleşkemizin bulunduğu 68 güney enlemi Horseshoe Adası’ndaki buzul çekilmelerinden denizdeki gelgite, atmosferik koşullardan mikroplastik ölçümlerine kadar jeolojik yapılarla ilgili çalışmalarımız mevcut. Aynı zamanda geliştirilmiş teknolojilerimiz mevcut. Özellikle bu teknolojilerin orada denenmesi, milli teknoloji hamlesi çerçevesinde çok önem arz ediyor.”
Özsoy, geçen yıllarda oluşturulmuş GNSS istasyonunda milli imkanlarla geliştirilmiş, yurt dışından getirilmeyen ve çok daha ucuza maliyetle Antarktika için geliştirdikleri cihazla ölçümler yapabildiklerini, yine bu konuyla ilgili geliştirilmiş, orada denenecek ekipmanları bulunduğunu kaydetti.
Milli imkanlarla geliştirilen enerji depolama sistemini de orada deneyeceklerini ifade eden Özsoy, ekstrem koşullarda denenmiş ve dünyaya entegre edilmiş bu sistemin önemli hedeflerinden biri olduğunu vurguladı.
“Giyilebilir teknolojinin çok önem arz ettiği bir döneme girdik”
Prof. Dr. Özsoy, ekipte yer alan 3 lise öğrencisi tarafından bir kıyafet geliştirildiğini kaydederek, “Onlar bir mont tasarladı. Bu kıyafetle TEKNOFEST yarışmasında birinci olmuşlardı. Bu kıyafeti Antarktika koşullarında deneyecekler. Vücudun ısısını, kalp ritmini, insana ait tüm detayları ölçebilen sensörler yerleştirdiler bu monta. Hem Antarktika olsun hem Arktik koşullarda olsun hem de uzay koşullarında olsun giyilebilir teknolojinin çok önem arz ettiği bir döneme girdik.” diye konuştu.
Bu sene yapacakları çalışmalardan birinin de canlı bilimleriyle ilgili mikroplastikler konusunda olacağını belirten Özsoy, “Aynı zamanda Arktik bölgesinden alınan örneklerin Antarktika bölgesinden alınacak örneklerle karşılaştırılması gibi kuzey ve güney karşılaştırmasında bilimsel çalışmalara yer vereceğiz.” dedi.
Özsoy, ekibe, İspanya’dan 2, ABD ve Bulgaristan’dan da birer kişi olmak üzere 4 uluslararası araştırmacının da dahil olacağını ve Türkiye Cumhuriyeti Santiago Büyükelçisi’nin seferin başlangıcında Türk bilim ekibiyle diplomatik ziyaretler yapacağını kaydetti.
Ekipte, TÜBİTAK Bilim ve Toplum Başkanlığından (BİTO) bir katılımcının da yer aldığına dikkati çeken Özsoy, “Antarktika gibi ekstrem koşullarda yapılan çalışmalarımızın toplumla buluşması bizler için çok önemli. BİTO’dan katılan araştırmacımız topluma bu yaptığımız çalışmaları aktaracak.” diye konuştu.
“Antarktika’da hava çok değişken”
Ekibin lideri Prof. Dr. Ersan Başer de Türkiye’den Antarktika’ya 2017’den bu yana bilimsel araştırma amaçlı seferlerin düzenlendiğini hatırlattı.
Seferden 1 yıl önce bu amaçla projeler alındığını belirten Başer, “Projeler, TÜBİTAK tarafından değerlendiriliyor ve uygun görülen projelerin yürütücüleri Antarktika’ya giderek bu bilimsel çalışmalarda yer alıyor. Projeler hem ülkemiz hem de dünya için çok önemli. Orada aldığımız verileri Türkiye’ye getiriyor ve laboratuvarlarda değerlendiriyoruz. Bilimsel yayınlar ile bilim dünyasına katkı sunuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Başer, Antarktika’da çalışma yürütmenin zorluklarına dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“Kutup bölgesinde çalışmak oldukça zorlu. Rüzgar, fırtına, hava koşulları oldukça zorluyor bizi. Bunun için gitmeden önce tüm katılımcılara yönelik teorik çalışmalar yapıyoruz. Ardından 3 gün süren uygulama eğitimi yapıyoruz. Karda, buzda yürüyüş teknikleri, karda hayatı idame, karda numunelerin alınması ve acil hallerde nasıl müdahale yapılması gerektiği hakkında eğitimler veriyoruz. Bu eğitimler verildikten sonra sahada çalışma yapılıyor. Sahada çalışmalar yapılırken tüm katılımcıları takip ediyoruz. Çünkü Antarktika’da hava çok değişken. Aniden fırtına, sis çıkabiliyor. Emniyet en önemli kuralımız.”
“Kutuplarda yapılan çalışmayla uzaydaki çalışmalar çok önemli”
TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, bilim heyetiyle sefer öncesi internet üzerinden görüntülü toplantı gerçekleştirdi.
Kutuplardaki ve uzaydaki çalışmaları birlikte değerlendirdiğini belirten Mandal, buralarda söz sahibi olmanın önemine değindi.
Mandal, “Hem kendi bilim misyonumuz açısından, ülkemizin ihtiyaçları, menfaatleri ve görünürlüğü açısından, aynı zamanda da insanlık için çözüm oluşturma açısından bakıldığında kutuplarda yapılan çalışmayla uzaydaki çalışmalar çok önemli.” dedi.
“Sefere katılan 24 bilim insanı 22 farklı proje üzerinde çalışacak”
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Bilim insanlarımız yeniden Antarktika yolunda. 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılmak üzere bilim insanları ve araştırmacılarımız İstanbul’dan yola çıktı. 20’si Türk, 4’ü yabancı olmak üzere sefere katılan 24 bilim insanı 22 farklı proje üzerinde çalışacak.” ifadelerini kullandı.
TEKNOFEST kapsamında TÜBİTAK tarafından düzenlenen “Lise Öğrencileri Kutup Araştırma Projeleri Yarışması”nda birinci olan öğrencilerin de sefere katılarak projelerini test etme imkanına kavuşacağını vurgulayan Kacır, şunları kaydetti:
“2017’den itibaren gerçekleştirdiğimiz ulusal kutup seferleriyle bilim insanlarımıza büyük bir imkan sağladık. Antarktika ve Arktik’e 10 bilim seferi düzenledik ve 116 Türk bilim insanının bu bölgelerde araştırma yapmasına imkan tanıdık, 252 bilimsel çıktı elde ettik. Antarktika’da kurulacak Türk Bilim Araştırma Üssü için ise çalışmalarımız devam ediyor. Hedefimiz Türkiye’yi Antarktika Antlaşmalar Sistemi içinde asli üye olarak konumlandırmak. Ülkemiz uzay, uydu sistemleri, milli otomobil, savunma sanayisi, Antarktika çalışmaları ve Milli Teknoloji Hamlesi’nin diğer önemli projeleri ile her alanda güçlü ve tam bağımsız ülke olma hedefine hızla yol almaya devam ediyor.”
]]>