BATMAN – Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından son 21 yılda Batman’da 11 milyar 524 milyon TL değerinde 39 tesis inşa ederek bölge ekonomisinin kalkınmasına destek oldu.
DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, iklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, artan sanayileşme ve diğer çevre sorunlarıyla birlikte yaşamın kaynağı olan suyun değerinin her geçen gün daha da arttığını söyledi. Balta, DSİ tarafından tamamlanarak milletin hizmetine sunulan içme suyu tesisleri, tarımsal üretimin lokomotifi olan barajlar, gölet ve yer altı depolama tesisleri, ülkenin enerjide dışa bağımlılığına set çeken HES’ler ve parçalanmış tarım arazilerini yeniden ekonomiye kazandıran arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme projeleri ile suya yön verildiğini kaydetti.
Batman’a son 21 yılda 11 milyar 524 milyon TL değerinde 39 tesis inşa ettiklerini vurgulayan Balta, “Ülkemizin dört bir yanında, milletimizin refah düzeyini artıran su yapılarını inşa ederek vatandaşlarımızın hizmetine sunma sorumluluğunu yerine getiriyoruz. Ülkemiz için Batmanlı hemşehrilerimiz için üretmeye devam edeceğiz” dedi.
“183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirildi”
‘Su Vatandır’ hassasiyeti ile çalışmalarını sürdürdüklerini aktaran Balta, “DSİ olarak suyun özellikle tarım ve sanayide oluşturduğu güçlü etkisi sayesinde geniş iş sahalarının doğmasına imkan sağlarken yapmış olduğumuz taşkın koruma tesisleri ile de muhtemel taşkınlardan kaynaklanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek için de mücadele ediyoruz. ‘Su Vatandır’ anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürerek işletmeye aldığımız baraj ve göletler ile 183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirildi. Tamamlanan projeler ile 71 milyon dekar arazi sulamaya açılmış, yaklaşık 2 milyon hektar alan taşkınlardan korunmuştur. Hizmete alınan içme suyu tesisleri ile yıllık 5,2 milyar metreküp memba kalitesinde içme suyu temin edilmektedir. Güç ve ilhamını aziz milletimizden alan DSİ dün olduğu gibi bundan sonrada hayata geçireceği projeler ile Türkiye Yüzyılına damga vurmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
“Pamuk ve mısır diyarı Batman’da, 138 bin dekar araziyi suyla buluşturduk”
Balta, elverişli tarım arazileri, uygun iklim özellikleri ve çalışkan Batmanlıların emekleriyle can bulan bereketli Güneydoğu topraklarının, tarımsal üretim potansiyeli bakımından Türkiye tarımına destek vermeye devam ettiğini söyledi.
Batman’a yapmış oldukları DSİ yatırımları hakkında açıklamalarda bulunan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Özellikle modern sulama projelerimiz ülkemiz için son derece önem arz etmektedir. Son 21 yılda Batman’a inşa ettiğimiz 6 sulama tesisi ile 138 bin dekar tarımsal araziyi sulamaya açtık. Batman’da refah düzeyinin artması için son 21 yılda 39 adet tesis ile 11 milyar 524 milyon TL yatırım yapıldı. Kente kazandırdığımız Batman Barajı 400 bin dekar araziyi sulamaya sağlayacak suyun depolamasını sağlıyor aynı zamanda da kentin enerji üretimine fayda sağlıyor” dedi.
“Taşkın riskini ortadan kaldırmak için çalışmalarımız devam ediyor”
Kentte taşkın riskini ortadan kaldırmak için çalışmaların aralıksız sürdürüldüğünü aktaran Balta, şunları kaydetti:
“Batman’da taşkın riskini azaltmak için son 21 yılda tamamlanan 27 adet taşkın koruma tesisi ile Batman şehir merkezi, 36 adet yerleşim yeri ve 695 dekar arazinin taşkın kontrolü sağlanmıştır. 6 adet taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmaları devam etmektedir. Hayata geçirdiğimiz taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azaltıyor, vatandaşlarımızı ve toprağımızı güvence altına alıyoruz.”
“Milli ekonomiye 1.5 milyar TL katkı”
Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri kapsamında Batman’da 1 adet iş tamamlanarak toplam 377 bin dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapıldığına dikkat çeken Genel Müdür Mehmet Akif Balta, Batman’da 36 adet yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalandığını söyledi.
Batman’da son 21 yılda 2 adet Hidroelektrik Enerji tesisi işletmeye alınarak yıllık 702,58 GWh enerji üretimi sağlandığını ifade eden Genel Müdür Mehmet Akif Balta, kurulu gücü 250 MW olan bu tesisler sayesinde milli ekonomiye, yalnızca enerji alanında yıllık 1,5 milyar TL katkı sunulduğunu aktardı.
Çalışmaların devam edeceğini vurgulayan Genel Müdür Mehmet Akif Balta; “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak hayata geçirdiğimiz projeler hakkında değerli Batmanlılardan, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle “Türkiye Yüzyılı” idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
]]>DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, iklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, artan sanayileşme ve diğer çevre sorunlarıyla birlikte yaşamın kaynağı olan suyun değerinin her geçen gün daha da arttığını söyledi. Balta, DSİ tarafından tamamlanarak milletin hizmetine sunulan içme suyu tesisleri, tarımsal üretimin lokomotifi olan barajlar, gölet ve yer altı depolama tesisleri, ülkenin enerjide dışa bağımlılığına set çeken HES’ler ve parçalanmış tarım arazilerini yeniden ekonomiye kazandıran arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme projeleri ile suya yön verildiğini kaydetti.
Batman’a son 21 yılda 11 milyar 524 milyon TL değerinde 39 tesis inşa ettiklerini vurgulayan Balta, “Ülkemizin dört bir yanında, milletimizin refah düzeyini artıran su yapılarını inşa ederek vatandaşlarımızın hizmetine sunma sorumluluğunu yerine getiriyoruz. Ülkemiz için Batmanlı hemşehrilerimiz için üretmeye devam edeceğiz” dedi.
“183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirildi”
‘Su Vatandır’ hassasiyeti ile çalışmalarını sürdürdüklerini aktaran Balta, “DSİ olarak suyun özellikle tarım ve sanayide oluşturduğu güçlü etkisi sayesinde geniş iş sahalarının doğmasına imkan sağlarken yapmış olduğumuz taşkın koruma tesisleri ile de muhtemel taşkınlardan kaynaklanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek için de mücadele ediyoruz. ‘Su Vatandır’ anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürerek işletmeye aldığımız baraj ve göletler ile 183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirildi. Tamamlanan projeler ile 71 milyon dekar arazi sulamaya açılmış, yaklaşık 2 milyon hektar alan taşkınlardan korunmuştur. Hizmete alınan içme suyu tesisleri ile yıllık 5,2 milyar metreküp memba kalitesinde içme suyu temin edilmektedir. Güç ve ilhamını aziz milletimizden alan DSİ dün olduğu gibi bundan sonrada hayata geçireceği projeler ile Türkiye Yüzyılına damga vurmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
“Pamuk ve mısır diyarı Batman’da, 138 bin dekar araziyi suyla buluşturduk”
Balta, elverişli tarım arazileri, uygun iklim özellikleri ve çalışkan Batmanlıların emekleriyle can bulan bereketli Güneydoğu topraklarının, tarımsal üretim potansiyeli bakımından Türkiye tarımına destek vermeye devam ettiğini söyledi.
Batman’a yapmış oldukları DSİ yatırımları hakkında açıklamalarda bulunan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Özellikle modern sulama projelerimiz ülkemiz için son derece önem arz etmektedir. Son 21 yılda Batman’a inşa ettiğimiz 6 sulama tesisi ile 138 bin dekar tarımsal araziyi sulamaya açtık. Batman’da refah düzeyinin artması için son 21 yılda 39 adet tesis ile 11 milyar 524 milyon TL yatırım yapıldı. Kente kazandırdığımız Batman Barajı 400 bin dekar araziyi sulamaya sağlayacak suyun depolamasını sağlıyor aynı zamanda da kentin enerji üretimine fayda sağlıyor” dedi.
“Taşkın riskini ortadan kaldırmak için çalışmalarımız devam ediyor”
Kentte taşkın riskini ortadan kaldırmak için çalışmaların aralıksız sürdürüldüğünü aktaran Balta, şunları kaydetti:
“Batman’da taşkın riskini azaltmak için son 21 yılda tamamlanan 27 adet taşkın koruma tesisi ile Batman şehir merkezi, 36 adet yerleşim yeri ve 695 dekar arazinin taşkın kontrolü sağlanmıştır. 6 adet taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmaları devam etmektedir. Hayata geçirdiğimiz taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azaltıyor, vatandaşlarımızı ve toprağımızı güvence altına alıyoruz.”
“Milli ekonomiye 1.5 milyar TL katkı”
Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri kapsamında Batman’da 1 adet iş tamamlanarak toplam 377 bin dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapıldığına dikkat çeken Genel Müdür Mehmet Akif Balta, Batman’da 36 adet yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalandığını söyledi.
Batman’da son 21 yılda 2 adet Hidroelektrik Enerji (HES) tesisi işletmeye alınarak yıllık 702,58 GWh enerji üretimi sağlandığını ifade eden Genel Müdür Mehmet Akif Balta, kurulu gücü 250 MW olan bu tesisler sayesinde milli ekonomiye, yalnızca enerji alanında yıllık 1,5 milyar TL katkı sunulduğunu aktardı.
Çalışmaların devam edeceğini vurgulayan Genel Müdür Mehmet Akif Balta; “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak hayata geçirdiğimiz projeler hakkında değerli Batmanlılardan, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle “Türkiye Yüzyılı” idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz” diye konuştu. – BATMAN
]]>DSİ 10. Bölge Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, kurumsal altyapısı, tecrübeli personeli ve güçlü makine parkıyla Türkiye’nin dört bir yanında vatandaşların refah düzeyini artıran su yapıları inşa ederek, vatandaşın hizmetine sunma sorumluluğunu yerine getiriyor.
İklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, artan sanayileşme ve diğer çevre sorunlarıyla birlikte yaşamın kaynağı olan suyun değeri her geçen gün artarken, DSİ tarafından tamamlanarak milletin hizmetine sunulan içme suyu tesisleri, tarımsal üretimin lokomotifi olan barajlar, gölet ve yer altı depolama tesisleri, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığına set çeken HES’ler ve parçalanmış tarım arazilerini yeniden ekonomiye kazandıran arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme projeleri ile suya yön veriliyor.
“Su vatandır” hassasiyeti ile çalışmalarını sürdüren DSİ Genel Müdürlüğü, suyun özellikle tarım ve sanayide yarattığı güçlü etkisi sayesinde geniş iş sahalarının doğmasına imkan sağlarken, yapmış olduğu taşkın koruma tesisleri ile de olası taşkınlardan kaynaklanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek için de mücadele ediyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, DSİ Genel Müdürlüğünün Türkiye’nin su ve enerji gücü olarak faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtti.
18 Aralık 1953’te kurulan genel müdürlüklerinin “Su vatandır” anlayışıyla çalışmalarını sürdürerek işletmeye aldığı baraj ve göletlerle 183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirdiğini aktaran Balta, “Tamamlanan projeler ile 71 milyon dekar arazi sulamaya açılmış, yaklaşık 2 milyon hektar alan taşkınlardan korunmuştur. Hizmete alınan içme suyu tesisleri ile yıllık 5,2 milyar metreküp memba kalitesinde içme suyu temin edilmektedir. Güç ve ilhamını aziz milletimizden alan DSİ dün olduğu gibi bundan sonrada hayata geçireceği projeler ile ‘Türkiye Yüzyılı’na damga vurmaya devam edecektir.” ifadelerini kullandı.
Diyarbakır’da 588 bin dekar arazi suyla buluşturuldu
Balta, son 21 yılda Diyarbakır’a inşa ettikleri 15 sulama tesisi ile 588 bin dekar tarımsal araziyi sulamaya açtıklarını aktardı.
Elverişli tarım arazileri, uygun iklim özellikleri ve Diyarbakırlıların emekleriyle can bulan bereketli Güneydoğu topraklarının tarımsal üretim potansiyeli bakımından Türkiye’de ilk sırada yer aldığını ifade eden Balta, şunları kaydetti:
“Son 21 yılda Diyarbakır’a 94 milyar 463 milyon değerinde 127 tesis inşa ettik. Diyarbakırlılar için üretmeye devam edeceğiz. Diyarbakır’da son 21 yılda 5 baraj ve 3 yer altı su depolaması inşa ettik ve böylece 250 milyon metreküp su depolama hacmine ulaştık. Diyarbakır’ın su kaynaklarını değerlendirmek için yeni barajlar inşa ediyoruz. Şu anda 5 barajın yapım çalışmaları devam ediyor. Bu barajların tamamlanmasıyla 2 milyon 191 bin dekar tarımsal araziyi daha suya kavuşturmayı hedefliyoruz.”
Bu süre zarfında tamamlanan 61 taşkın koruma tesisi ile şehir merkezi, 62 yerleşim yeri ve 1580 dekar arazinin taşkın kontrolünün sağlandığını ve 5 taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmalarının devam ettiğini belirten Balta, hayata geçirdikleri taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azalttıklarını, vatandaşları ve toprakları güvence altına aldıklarını vurguladı.
Balta, şu bilgileri paylaştı:
“Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri” kapsamında ilde 39 işin tamamlandığını, toplam 5 milyon 714 bin dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapıldığına dikkati çekerek, “Diyarbakır’da 435 yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalanmaktadır. Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri ile toprağımız daha kıymetli ve daha verimli olmaktadır.”
İlde son 21 yılda 3 hidroelektrik enerji tesisini işletmeye alarak yıllık 150,10 GWh enerji üretimi sağlandığını kaydeden Balta, kurulu gücü 47,14 MW olan bu tesisler sayesinde milli ekonomiye yalnızca enerji alanında yıllık 330 milyon lira katkı sunduklarını bildirdi.
Balta, “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak hayata geçirdiğimiz projeler hakkında değerli Diyarbakırlılardan, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle ‘Türkiye Yüzyılı’ idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
]]>Tarım ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü; kurumsal altyapısı, tecrübeli personeli ve güçlü makine parkıyla, ülkenin dört bir yanında, milletin refah düzeyini artıran su yapılarını inşa ederek vatandaşların hizmetine sunma sorumluluğunu yerine getiriyor.
İklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, artan sanayileşme ve diğer çevre sorunlarıyla birlikte yaşamın kaynağı olan suyun değeri her geçen gün artarken, DSİ tarafından tamamlanarak milletin hizmetine sunulan; içme suyu tesisleri, tarımsal üretimin lokomotifi olan barajlar, gölet ve yer altı depolama tesisleri, HES’ler ve parçalanmış tarım arazilerini yeniden ekonomiye kazandıran arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme projeleri ile suya yön veriliyor.
“Su Vatandır” hassasiyeti ile çalışmalarını sürdüren Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, suyun özellikle tarım ve sanayide oluşturduğu güçlü etkisi sayesinde geniş iş sahalarının doğmasına imkan sağlarken yapmış olduğu taşkın koruma tesisleri ile de taşkınlardan kaynaklanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek için de mücadele ediyor.
DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Bizler maziden atiye uzanan, tarihini insanı yaşat ki devlet yaşasın ilkesinin üzerine inşa eden köklü bir geleneğin mensuplarıyız. 18 Aralık 1953 yılında kurulan Genel Müdürlüğümüz kurulduğu tarihten bu yana su vatandır anlayışıyla çalışmalarını sürdürerek işletmeye aldığı baraj ve göletler ile 183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirmiştir. Tamamlanan projeler ile 71 milyon dekar arazi sulamaya açılmış, yaklaşık 2 milyon hektar alan taşkınlardan korunmuştur. Hizmete alınan içme suyu tesisleri ile yıllık 5,2 milyar metreküp memba kalitesinde içme suyu temin edilmektedir. Güç ve ilhamını aziz milletimizden alan DSİ dün olduğu gibi bundan sonrada hayata geçireceği projeler ile Türkiye Yüzyılına damga vurmaya devam edecektir.” dedi.
“Tarım kenti Erzincan’da, 121 Bin 400 dekar araziyi suyla buluşturduk”
Erzincan’a yapmış oldukları DSİ yatırımları hakkında açıklamalarda bulunan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Özellikle modern sulama projelerimiz ülkemiz için son derece önem arz etmektedir. Son 21 yılda Erzincan’da inşa ettiğimiz 5 sulama tesisi ile 121 Bin 400 dekar tarımsal araziyi sulamaya açtık.” dedi.
“Erzincan’ımıza 4 baraj ve 1 gölet kazandırdık”
Elverişli tarım arazileri, uygun iklim özellikleri ve çalışkan Erzincanlıların emekleriyle can bulan bereketli Erzincan toprakları, tarımsal üretim potansiyeli bakımından Türkiye’de ilk sıralarda yer alıyor. Erzincan’da refah düzeyinin artması için son 21 yılda; 82 adet tesis ile 4 Milyar 837 Milyon TL yatırım yaptıklarını vurgulayan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Erzincan’da son 21 yılda 4 baraj ve 1 gölet inşa ettik ve böylece 52,93 milyon m su depolama hacmine ulaştık.” dedi.
3 barajda inşaat çalışmaları devam ediyor
Erzincanlı çiftçilerin tarımsal arazilerini büyük bir emek ve özveri ile değerlendirdiklerini vurgulayan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Erzincan’ın su kaynaklarını değerlendirmek için yeni barajlar inşa ediyoruz. Şu anda 3 barajın yapım çalışmaları devam ediyor. Bu barajların tamamlanması ile 19 bin 700 dekar tarımsal araziyi daha sulama suyuna kavuşturmayı hedefliyoruz.
Ayrıca; Erzincan’da taşkın riskini azaltmak için son 21 yılda tamamlanan 61 adet taşkın koruma tesisi ile Erzincan şehir merkezi, 55 adet yerleşim yeri ve 5 bin 950 dekar arazinin taşkın kontrolü sağlanmıştır. 6 adet taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmaları devam etmektedir. Hayata geçirdiğimiz taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azaltıyor, vatandaşlarımızı ve toprağımızı güvence altına alıyoruz.” diye konuştu.
Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme yatırımlarımız ile toprağımız daha kıymetli
Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri kapsamında devam eden Erzincan’da 2 adet işin tamamlandığında toplam 1 Milyon dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapılacağına dikkat çeken Genel Müdür Mehmet Akif Balta, “Erzincan’da 124 adet yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalanmaktadır. Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri ile toprağımız daha kıymetli ve daha verimli olmaktadır.” dedi.
Erzincan tarımını bereketlendiren “Su” Türkiye’nin enerjisine güç oldu
Erzincan’da son 21 yılda 11 Adet Hidroelektrik Enerji (HES) Tesisi işletmeye alınarak yıllık 928,31 Milyon KWh enerji üretimi sağlandığını ifade eden Genel Müdür Mehmet Akif BALTA; “Kurulu gücü 257,33 MW olan bu tesisler sayesinde Milli Ekonomimize, yalnızca enerji alanında yıllık 2 Milyar 48 Milyon TL katkı sunuyoruz.
34,10 MW kurulu güçündeki İnşaatı devam eden HES tamamlandığında 179,38 Milyon KWh enerji üretecektir.
Şuan planlama ve projelendirme safhasında olan 8 adet HES ile de Ülkemizin enerjisine güç verecek olmaktan heyecan duyuyoruz. 31 Aralık 2023 tarihi itibariyle yaklaşık 42 bin 97 hanenin enerji ihtiyacını Erzincan’da Kurulu HES’lerle karşılıyoruz.” dedi.
Çalışmaların devam edeceğini vurgulayan Genel Müdür Mehmet Akif Balta; “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak hayata geçirdiğimiz projeler hakkında değerli Erzincanlılardan, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle “Türkiye Yüzyılı” idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz.” dedi. – ERZİNCAN
]]>Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğü, Çivril yerleşkesinde kurulan PAÜ Ziraat Fakültesine uygulama alanları oluşturmak adına Tarım ve Orman Bakanlığından bir arazi talebinde bulunuldu. PAÜ’nün talebini değerlendiren Bakanlık, yaklaşık 30 yıldır bölgede üreticileri ve kent dışında yaşayan 2 kişi tarafından kiracı olarak kullanılan 1970 dekar araziyi, 2 yıllığına PAÜ Ziraat Fakültesine tahsis etti. Arazide ekili ürünleri bulunan üreticilerin mağdur olmaması için geçtiğimiz yıl ürünün hasat edilmesine izin veren PAÜ Rektörlüğü, bu yıl için ilk etapta Ar-Ge çalışmalarında kullanmayı planladığı ve kiracıları başka şehirlerde yaşayan 2 parsele ekim yapılmamasını Çivril Kaymakamlığının resmi yazısıyla iletti. Resmi yazışmaya rağmen araziyi eken 2 kiracı, PAÜ’ye yapılan tahsisin iptali için de yargıya başvurdu. Yapılan başvuru İstinaf Mahkemesi tarafından reddedilerek, arazinin PAÜ Ziraat Fakültesine tahsisi onaylandı.
Yaşanan süreç nedeniyle 1,5 yıldır araziden faydalanamayan PAÜ Ziraat Fakültesi Dekanlığı, tahsisin onaylanmasının ardından söz konusu 2 kişi tarafından kullanılan arazilerde Ar-Ge çalışmalarına başladı. Arazinin büyük olması nedeniyle diğer alanlarda bölge çiftçisi tarafından bu yıl da ekime izin verildiği, yapılacak yeni tahsis başvurusunun onaylanması halinde tüm arazide yine bölge üreticilerinden hizmet alımı yapılarak proje çalışmalarının yürütüleceği öğrenildi.
Arazinin PAÜ’ye tahsisi süreci hakkında bilgiler veren Pamukkale Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Karadeniz, “Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğü, 8 Temmuz 2022 tarihinde Çivril yerleşkesinde kurulan Ziraat Fakültesine uygulama alanları oluşturmak adına Tarım ve Orman Bakanlığından bir arazi talebinde bulunuldu. 194 ada, 633 parsel numaralı 1970 dekar olan arazi, Üniversitemize 19 Eylül 2022 tarihinde tahsis edildi. Bu arazi gerek Tuğlu, Yuvaköy, Balçıkhisar köyleri, gerekse il dışında ikametgahı bulunan vatandaşlarca 30 yıldır işletilmekte idi. 2 tane vatandaş, Bölge İdare Mahkemesine giderek bu tahsisin durdurulmasını talep etti. Talepleri istinaf mahkemeleri tarafından reddedilerek arazinin Üniversitemize tahsisi onaylandı. Bu kadar büyük bir arazinin tamamını aynı anda değerlendiremeyeceğimiz ve bölge üreticilerinin desteklenmesi için Ar-Ge çalışmalarına ikametgahı il dışında olan 2 kişiye ait alanlardan başlamayı planladı. Durumu kendilerine resmi olarak da ilettiğimiz için bu araziyi sürüp ekiyoruz. Çünkü bizim gerek Bahçe Bitkileri Bölümü öğretim üyelerimizin, gerekse Tarla Bitkileri Bölümü öğretim üyelerimizin ulusal anlamda projeleri var. Bu projeleri burada çalışmaya başladık. Sonuçlarını ülke tarımına katkısı olması amacıyla paylaşacağız” dedi.
“Ar-Ge çalışmalarımızı köylü vatandaşlarımızın eliyle yürüteceğiz”
Personel ve ekipman ihtiyacını karşılamayacakları için Ar-Ge çalışmalarını gene bölge üreticilerinden hizmet alımı yaparak çözmeyi hedeflediklerini kaydeden Prof. Dr. Karadeniz, “Köylülerin kullandığı arazilerle ilgili bir problem yok. Onlar bu sene ektiği ürünleri, Temmuz-Ağustos aylarında hasatlarını gerçekleştirecekler, ürünleri kendilerinin olacak. Ancak bundan sonraki aşamada köylü vatandaşlarımıza, bizim Ar-Ge çalışmalarımızın neler olduğunu onlara söyleyeceğiz, gerekirse tohum gübre planlamaları yapacağız. Bizim Ar-Ge çalışmalarımızı köylü vatandaşlarımızın eliyle yürüteceğiz. Dolayısıyla 1970 dekar arazinin tamamında Ar-Ge faaliyetlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Söz konusu arazide Tarla Bitkileri ve Bahçe Bitkileri başta olmak üzere PAÜ Ziraat Fakültesinin çalışma alanlarında olmak üzere bölge ve ülke tarımına uygun araştırma ve geliştirme çalışmalarına yönelik proje çalışmalarını yürüteceğiz. Bu projelerin başında tıbbi ve aromatik bitkiler, tahıllar, yağlı tohumlar, endüstri bitkileri, yem bitkileri, ballı bitkiler, farklı sebze türleri, yeni anaç ve meyve türleri, gübreleme, sulama sistemleri gibi çok farklı alanlar yer alıyor” şeklinde konuştu. – DENİZLİ
]]>‘Su Vatandır’ hassasiyeti ile çalışmalarını sürdüren Tarım ve Orman Bakanlığı suyun özellikle tarım ve sanayide oluşturduğu güçlü etkisi sayesinde geniş iş sahalarının doğmasına imkan sağlarken yapmış olduğu taşkın koruma tesisleri ile de taşkınlardan kaynaklanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek için de mücadele ediyor.
Aydın’da asırlık projeleri hayata geçirerek 591 bin 898 dekar araziyi suyla buluşturan Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, son 21 yılda Aydın’da inşa edilen 42 sulama tesisi ile 591 bin 898 dekar tarımsal arazinin sulamaya açıldığı belirtildi. Elverişli tarım arazileri, uygun iklim özellikleri ve çalışkan Aydınlıların emekleriyle can bulan bereketli toprakları, tarımsal üretim potansiyeli bakımından Türkiye’de ilk sıralarda yer alıyor. Aydın’da refah düzeyinin artması için son 21 yılda; 210 adet tesis ile 61 milyar 186 milyon TL yatırım yapıldığı belirtilirken, Aydın’da son 21 yılda 14 baraj, 13 gölet ile 17 adet yeraltı depolama tesisi inşa edilerek, 597 milyon m su depolama hacmine ulaşıldığı kaydedildi.
Aydın’ın su kaynaklarını değerlendirmek için yeni barajlar inşa edildiğinin belirtildiği açıklamada, “Şu anda 4 barajın yapım çalışmaları devam ediyor. Bu barajların tamamlanması ile 6 bin 448 dekar tarımsal araziyi sulamaya açmayı ayrıca Kuşadası ile Söke ilçeleri başta olmak üzere Davutlar ve Güzelçamlı mahallelerini yıllık 20 milyon 750 bin metreküp içme kullanma suyu ile buluşturmayı hedefleniyor. Diğer taraftan Aydın’da son 21 yılda tamamlanan içme suyu tesisleri ile 594 bin 344 kişinin ihtiyacını karşılayacak olan, yıllık 72,60 milyon m içme suyu temin ediliyor. Ayrıca, Aydın’da taşkın riskini azaltmak için son 21 yılda tamamlanan 103 adet taşkın koruma tesisi ile Aydın şehir merkezi, 121 adet yerleşim yeri ve 169 bin 869 dekar arazinin taşkın kontrolü sağlandı. 19 adet taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmaları devam ediyor. Hayata geçirdiğimiz taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azaltıyor, vatandaşlarımızı ve toprağımızı güvence altına alıyoruz” denildi.
Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri kapsamında Aydın’da 8 adet iş tamamlanarak toplam 351 bin 142 bin dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapıldığına dikkat çekilen açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı;
“Aydın’da 80 adet yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalanmaktadır. Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri ile toprağımız daha kıymetli ve daha verimli olmaktadır. Aydın’da son 21 yılda 6 Adet Hidroelektrik Enerji (HES) Tesisi işletmeye alınarak yıllık 264,09 GWh enerji üretimi sağlanıyor. Kurulu gücü 89 MW olan bu tesisler sayesinde milli ekonomimize, yalnızca enerji alanında yıllık 388 milyon 212 bin 300 TL katkı sunuyoruz. 31 Aralık 2023 tarihi itibariyle yaklaşık 92 bin 469 hanenin enerji ihtiyacını Aydın ilinde kurulu olan HES’lerle karşılıyoruz. Hayata geçirilen projeler hakkında değerli Aydınlılardan, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle ‘Türkiye Yüzyılı’ idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz” – AYDIN
]]>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odasından (SATSO) yapılan açıklamaya göre, yer seçimi 2019 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca onaylanarak Söğütlü Kantar ve Fındıklı mahalleleri sınırları içerisinde 230 hektarlık alanda 2023 yılında tüzel kişilik kazanmış olan Söğütlü OSB’de kamulaştırma çalışmaları devam ediyor.
Aynı zamanda SATSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olan Söğütlü OSB Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Tiryaki, karma olarak planlanan Söğütlü OSB ile ilgili hassas çalışma içerisinde olduklarını, müteşebbis heyet çalışmalarının Sakarya Valiliği, SATSO, Büyükşehir Belediyesi ve Söğütlü Belediyesi koordinatörlüğünde yürütüldüğünü belirtti.
Arazi kamulaştırma ve altyapı çalışmalarının tamamlanmasının ardından sanayi tesislerinin inşaatına başlanmasının planlandığını aktaran Tiryaki, “Karma niteliğinde olması sebebiyle yatırımcılar tarafından çok fazla talep alan bir OSB’dir. Bu konuda artan sanayici taleplerini fırsata ve ranta çevirmeye çalışan aracı kişi veya kişilere itibar edilmemesini istirham ediyoruz. Bölgede yatırım yapmak isteyen yatırımcıların dikkatli olmalarını önemle tavsiye ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Tiryaki, OSB içerisinde yatırım yapmak isteyen üreticilerin SATSO hizmet binasındaki Söğütlü OSB Müdürlüğüne başvurmaları gerektiğini belirterek, yatırımcılar için yer tahsisi yapma yetkisinin sadece Söğütlü OSB yönetiminde olduğunu kaydetti.
Söğütlü OSB’de şeffaflık esaslı çalıştıklarını vurgulayan Tiryaki, şöyle devam etti:
“Kamulaştırma sürecinde yaptığımız çalışmalarda arazi simsarlarına karşı OSB’yi ve halkımızı korumak adına rantın önüne geçmek için yer talebi amacıyla başvuran firmalardan özellikle kapasite raporu, sanayi sicil belgesi ve yeşil OSB taahhütnamesi talep ediyoruz. Tüm işlemlerimiz şeffaflıkla ilerliyor. Çünkü ulusal kara yolu hatları, demiryolu yük-yolcu hatları ve limanı ile sahip olduğu güçlü ulaşım altyapısının yanı sıra pazara yakınlığı, hammadde ve ara mamul temininde lojistik kolaylığı ile sanayi-teknoloji ağına kolay ulaşım imkanları ile ülkemizin üretim üssü haline gelen ilimizin gerçek anlamda üretim üssü olmasına gayret ediyoruz.”
“OSB’lerin arazi alım satımı üzerinden gelir kaynağı olmasını istemiyoruz”
Tiryaki, OSB’lerin arazi alım satımı üzerinden gelir kaynağı olmasını istemediklerinin altını çizerek, amaçlarının çevresel duyarlılık, tarafsızlık ve hukuka uygunluk ilkeleri içerisinde yatırımcıların ihtiyaç duyduğu tüm altyapı unsurlarını sağlayarak, en uygun sanayi alanlarını oluşturmak, Söğütlü bölgesine nitelikli, yeni nesil teknoloji üreten, yeşil üretim odaklı faaliyet gösteren firmalar kazandırarak bölge ve ülke istihdamına katkı sağlamak olduğunu vurguladı.
Söğütlü’de OSB odaklı rantın söz konusu olamayacağını ifade ederek, şunları kaydetti:
“Bölgede kurulacak OSB üzerinden hangi amaçla olursa olsun bir arazi rantına müsaade edilmediğini özellikle belirtmek isterim. Halkımız ve yatırımcılarımızı bu konuda daha önce de uyarmıştık, uyarımızı tekrar ediyoruz. Zaten hukuki olarak gerekli tedbirler de alınmış ve bölge OSB sahası olarak bölgedeki arazi tapularına satış yapılamaz şerhi konmuştur. Arazi simsarlarının haksız kazanç elde etmesine, artan sanayici taleplerini fırsata ve ranta çevirmeye çalışan aracı kişi veya kişilere itibar edilmemesini istirham ediyoruz.”
]]>Kaç belediye başkanı geldi geçti, bu arazi bir türlü çözüme kavuşamadı
Aziz Kocaoğlu: “Kentin başında çıban başı, kara bulut gibi”
Burhan Özfatura: “İzmir için bir utanç çukuru olarak bugüne kadar çözüme kavuşamadı”
Esnaf Ahmet Üzüm: “Utanç duvarını kaldırın”
Basmane Çukuru tonlarca molozla artık dümdüz
İZMİR – İzmir’in Konak ilçesinde, 40 yılı aşkın bir süredir kentin göbeğinde davalık olan, bir türlü çözüme kavuşturulamayan ve “Basmane Çukuru” olarak anılan arazinin hikayesi, filmlere bile konu olacak bir karmaşa olarak tarihe geçti. Yılan hikayesine dönen araziyle ilgili yoğun mücadele veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanlarından Aziz Kocaoğlu, “Kentin başında çıban başı, kara bulut gibi. Ben 15 sene uğraştım” derken, Burhan Özfatura da, “İzmir için bir utanç çukuru olarak bugüne kadar çözüme kavuşamadı” yorumunu yaptı.
Konak’ta, 40 yılı aşkın sürekli davalık olan, şehrin en önemli noktasında atıl vaziyette bekleyen ve “Basmane Çukuru” olarak anılan arazi, bugüne kadar ne yapıldıysa bir türlü çözüme kavuşamadı. Sayısız belediye başkanının canlandırmak için girişimde bulunduğu, mimari projelerin çizildiği; fakat yargıya takılan arazinin hikayesi, adeta filmlere bile konu olacak cinsten.
Kentin merkezinde tam bir yılan hikayesi
Kentte zaman zaman “utanç çukuru” olarak da anılan 20 bin metrekareyi aşkın büyüklüğündeki alan, 1980’li yılların sonuna kadar otobüs garajı olarak hizmet verdi. İsmet Kaptan Mahallesi’ndeki arazi, şehirlerarası garajın taşınması, bölgede hareketliliğin ve ticaretin azalmasıyla yılan hikayesine dönüştü ve süreç böyle başladı.
Meşhur Basmane Meydanı’nın hemen karşısında bulunan ve bu nedenle Basmane Çukuru olarak anılan arazi, kentin en işlek bölgesinde yer alıyor. Zamanla hisseleri devredilen ve şuan itibariyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun yüzde 70, İzmir Büyükşehir Belediyesinin yüzde 30 hissesinin bulunduğu arazi, artık çözüm bekliyor.
Alanda hareketlilik: Tonlarca molozla dolduruldu, artık dümdüz
“İzmir’in bir sorunu” haline gelen arazi, kısa bir süre öncesine kadar ise kent merkezinde mini göleti andırıyordu. Çeşitli dönemlerde atılan temellerin üzerine yağmur sularının dolduğu arazide ise şu sıralarda hummalı bir çalışma var.
İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri, aylar süren çalışmayla kamyonlar vasıtayla tonlarca molozla araziyi doldururken, 20 bin metrekarelik alan son aşamada dümdüz oldu.
Aziz Kocaoğlu: “Kentin başında çıban başı, kara bulut gibi”
2004 ve 2019 yılları arasında görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Aziz Kocaoğlu da, 15 yıllık görev süresince arazinin çözümü için uğraştıklarını belirtti. Kendi döneminde yüzde 12’lik hisseyi yüzde 30’a çıkardıklarını anlatan Kocaoğlu, arazi için, “Kentin başında çıban başı, kara bulut gibi. Ben 15 sene uğraştım. İyi niyetle ve samimiyetle tarafları birleştirdim; ama bir yere kadar aşabiliyorsunuz” dedi.
Yaşanan süreci anlatan Aziz Kocaoğlu, “Burhan Özfatura’nın ikinci döneminde, EGS Holding ve Güç Birliği Holding, bu iki şirket, Basmane Çukuru dediğimiz, eski garaj yerinde bir proje yapmak istiyorlar. Burhan Bey’de bu konuya; kentin kalkınması, gelişmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması için olur veriyor. Bir mukavele yapılıyor, burada bu sözleşmeden sonra dava süreçleri başlıyor. Dava süreçlerinin iki tarafı var; birinci tarafı belediye, diğer tarafı da 1989-1994 yılları arasında Büyükşehir Belediye Başkanlığını yapan Yüksel Çakmur Beyefendi ve meslek odaları. Biz göreve geliyoruz. Bu problemin, sorunun çözülmesi için girişimlerde bulunduk. Önce odalarla topladık. Odalar, buraya; bir alışveriş merkezi, ticaret merkezi yapılmasına karşılar; ama aynı zamanda, daha çok kamu hakkının yendiğine, kamu vicdanının bu yüzde 12 orandan rahatsız olduğu konusunda kamu davası ağırlıklı olarak açıyorlar. Yüksel Bey’de plana karşı ve buranın bu amaçla kullanılmamasını istiyor. ‘İzmir Büyükşehir Belediyesi hissesini yüzde 30’a çıkartabilir miyiz?’ diye bizim başlattığımız bir çalışma oldu. Bu çalışma, odalar tarafından da genel kabul gördü. Yüksel Çakmur Beyefendiden randevu aldım, görüştüm. ‘Yüzde 30’a çıkartırsam, dava açmazsanız bu problem çözülür, hallolur şeklinde düşünüyorum’ dedim. ‘Yüz 30 çıkar, sonra görüşelim’ dedi. Biz de şirketlerle görüştük ve 30’a çıkarttık” şeklinde konuştu.
“Yüzde 30 hisseyi çıkarınca meslek odaları sözünce durdu, Yüksel Bey dava açtı”
Şirketlerin daha sonra borçlarından dolayı TMSF’ye devrildiğini, davaların açılmasıyla sürecin kilitlendiği ifade eden Kocaoğlu, şöyle devam etti:
“Odalar, meslek odaları sözlerinde durdular ve dava açmadılar; ama Yüksel Bey’e tekrar gittim, ‘Yüzde 30 çıkartıyorum, kamu zararı telafi ediliyor. Siz de dava açmayın’ dedim. ‘Hepsini almazsanız dava açacağım’ dedi, davayı sürdürdü. İşler tıkırında gitseydi, yürüseydi, dava açılmasaydı ve Güç Birliği Holding ve EGS Holding’in durumu bozulmasa, bugün bir ticaret merkezi ortaya çıkacaktı; ama bozulunca, kamunun hissesi İzmir kamuoyunda tasvip görmeyince bu noktaya geldi.”
Çözüm yolu hakkında önerilerde bulunan ve belediyenin yüzde 30 hissesinin bulunduğu yere İzmir Büyükşehir Belediyesi hizmet binası yapılması gerektiğini ifade eden Aziz Kocaoğlu, “Bunun karşılıklı anlaşmayla çözülmesi gerekiyor. TMSF’nin tavizde bulunması gerekiyor. Çözülmeyecek diye bir şey yok. Yeter ki iyi niyetle, samimiyetle çalışılsın; kıymetli bir mülk” ifadelerine yer verdi.
Burhan Özfatura anlattı: ” Türkiye’de yargı, istemezükçülere daha fazla prim tanıyor”
1984 ve 1999 yılları arasında görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Burhan Özfatura da, arazinin İzmir ekonomisine, turizmine katkısının olabileceğini belirtti.
“İzmir için bir utanç çukuru olarak bugüne kadar çözüme kavuşamadı” diyen Özfatura, “Fuarla beraberce oraya bir canlılık kazandırılması lazım. Türkiye’de yargı, maalesef istemezükçülere daha fazla prim tanıyor ve yapılan icraatlerin de engellenmesine imkan sağlıyorlar. Binlerce insan, orada iş imkanı bulacaktı. İzmir ekonomisine, fuarla bağlantılı olarak, fuarda da yeni bir takım aktiviteler geliştirerek çok güzel bir eser kazandırılabilirdi. Buranın sorununun çözülmemesi için hiçbir gerekçe yok” diye konuştu.
Özfatura, kendi döneminde yapılan satışa ilişkin de bilgi vererek, “Biz ilk başkanlık döneminde, orada 5 yıldızlı bir otel ve ona bağlı birtakım mekanların yapılması için yaptığımız ihaleyi Asil Nadir kazanmıştı. O iş olmadı. İkinci dönem Kemal Zorlu rahmetli, bu İzmir iş adamlarının bütün birlikte yürüttükleri şirket kanalıyla orayı bizden satın aldı. Bize gerçekten çok iyi bir fiyat verdi. Daha sonra, birtakım bizim hizmetlerimizi engellemek isteyen muhalefet mensubu politikacılar, devamı olarak orayı dava konusu yaptılar. Orası böyle sürüncemede kaldı. Bütün ihale mevzuatına hepsi açık ve net. İzmir’in çıkarları açısından en küçük bir problem yoktu” dedi.
Bölge esnafı da durumdan şikayetçi: “Utanç duvarını buradan kaldırsınlar”
Etrafı çevrili Basmane Çukuru çevresindeki esnaflarda, durumdan şikayetini dile getirdi. 39 yıldır esnaflık yapan Ahmet Üzüm (64), “Ben 39 yıldır burada esnafım. Benden eski esnaf çarşıda yok. 23 yıl önce buraya bir temel atıldı. Bu utanç duvarı böyle hanımızın, iş yerlerimizin önüne örüldü. Bütün pisliğini, bütün mikrobunu biz çekiyoruz. Hangi partiden olursa olsun, ricamız; bunu ilk birinci madde olarak gündemlerine alsınlar. Şu utanç duvarını, şu İzmir’in utancını buradan kaldırsınlar” diyerek isyan etti.
Bir başka esnaf Gökçe Özdayı da, şöyle konuştu:
“İzmir’in tam göbeğinde olan bir yer burası ve artık bir çözüme ulaşması gerekiyor. 23-24 yıldır atıl vaziyette duruyor. Yazık. Çok leş bir görüntüsü var. Su varken ayrı bir pislik, şimdi doldurdular. Tozuyla, toprağıyla uğraşmak da çok zor oluyor.
]]>Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, tarımsal kalkınma için verdiği sözleri yerine getirerek, çiftçilerin ve üreticilerin her zaman yanında olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Toplam maliyeti 20 Milyon TL’yi bulan Beğiş Susuzu Kapalı Sistem Sulama Tesisi Projesi, bölgedeki tarımsal potansiyeli harekete geçirerek, ekonomik ve sosyal anlamda önemli katkılar sağlayacak. Yürütülen proje kapsamında, Antalya Korkuteli Atıksu Arıtma Tesisine “Çıkış Suyu Filtrasyon Dezenfeksiyon Ünitesi” yapılarak, arıtılmış atık su sulama suyu kriterlerine uygun hale getirildi. Korkuteli Atıksu Arıtma Tesisi’nde arıtılan su, depolanarak yaklaşık 16 kilometrelik boru hattıyla Beğiş Susuzu Ovası’na ulaştırıldı. Her 100 metrede bir su almacı ile dağıtımı gerçekleştirilen su, 2000 dekarlık araziyi ilk kez modern sulama sistemleriyle buluşturacak. Tarımsal Hizmetler Dairesi’nin görevli mühendisleri tarafından yapılan son kontrollerin ardından, projenin deneme aşamasına geçilerek sulama sezonunda hizmete sunulması planlanıyor.
“Son kontoller yapılıyor”
Beğiş Susuzu Sulama Suyu Projesinde son kontrollerin gerçekleştiğini ve arazide son incelemenin yapıldığını ifade eden Tarımsal Dairesi Başkanlığı’nda görevli Ziraat Yüksek Mühendisi Atilla Ünal proje hakkında bilgi verdi. Ünal, “Korkuteli Beğiş Susuzu Kapalı Sistem Sulama Tesisi Projesi, 50 hane ve 250 çiftçimizin faydalanabileceği bir proje. Proje yaklaşık olarak 20 Milyon TL’ye mal olacak. Bu tesisle bu güne kadar sulanamayan yaklaşık 2000 dekar arazi modern sulama sistemine kavuşmuş olacak. ASAT’ın Korkuteli Atıksu Arıtma tesisinden tekrar arıtılarak elde ettiğimiz 85 litre/saniye su depolanarak, buradan da çelik ve polietilen borulardan oluşan bir isale hattı ile Beğiş Susuzu ovasına iletilerek, 105 adet su almacı ile arazilere verilecektir. Tesisin son aşaması olan kontrolleri gerçekleştiriyoruz. Yakında denemeleri yapılacak, sulama sezonunda da çiftçimizin kullanımına sunacağız “dedi
“Beğiş Susuzu’nu suya kavuşturdu”
Beğiş Susuzu Mahallesi Muhtarı Hüseyin Yalçın, muhtarlar toplantısında köyün su sorunlarını Başkan Muhittin Böcek’e ilettiklerini ve çözümü noktasında hemen çalışmaların başladığını söyledi. Yalçın, “Başkanımıza Beğiş Susuzunun yer üstü ve yer altı olmak üzere hiçbir su kaynağının olmadığını ifade ettim. O da sağ olsun hemen çalışmaların başlaması için talimat verdi. Yapılan projeyle Korkuteli Atıksu Arıtma Tesisinde arıtılan suyu borular vasıtasıyla arazilerimize kadar ulaştırdılar. Şu anda son kontroller yapılıyor. Muhittin Böcek başkanıma çok teşekkür ediyorum. Yılların Beğiş Susuzu’nu suya kavuşturdu” diye konuştu.
“İçme suyunu kuyulardan alırdık”
82 yaşındaki Durmuş Yıldırım, Beğiş Susuzu köyünde eskiden içme suyunu bile arazide yer alan su kuyularından temin ettiklerini ve susuzluk yüzünden başka köylere göç ettiklerini söyledi.
Burada kalan arazilerde de yıllardır kuru tarım yaptıklarını ifade eden Yıldırım, “Eskiden yağmur yağdığı zaman mahsulümüz iyi olurdu. Tabi eski yağmurlar yok. Suyu getirenlerden Allah razı olsun ” diye konuştu. – ANTALYA
]]>DİYARBAKIR – Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 9 kişinin ölümüyle sonuçlanan arazi anlaşmazlığı olayına ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı. İddianamede muhtar Behçet Taş’ın olaydan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün. Ölen ölür” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, hatta araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları belirtildi.
İlçenin Serçeler Köyünde 15 Haziran 2023 tarihinde arazi anlaşmazlığı nedeniyle kalaşnikof silahların kullanıldığı, 9 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili soruşturma tamamlandı. İddianamede, olayı gerçekleştiren Taş ve Alyamaç ailelerine mensup 31 kişi hakkında birden fazla kişiye karşı tasarlayarak kasten öldürme suçunu işledikleri gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis istendi.
Sanıkların tarlada birbirlerine karşı vahim nitelikli silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda Halil, Orhan, Serhat ve Mehmet Can Taş ile Mehmet Emin, Mehmet Selim, Ömer, Yunus ve Muhammet Alyamaç’ın öldürüldükleri belirtildi.
Olay yerine giden jandarma timlerine de yaralılara müdahale etmeyi engellemek için araziye hakim olup silahlı kontrolü sağlayarak güvenlik güçlerine de ateş açtıkları belirlendi.
Yaralılara yardım ve ilk müdahale edildiği sırada arazinin hakim tepelerine yerleşen faillerin jandarma timlerine kesintisiz yoğun yaylım ateşi açtıkları, jandarma timlerinin tüm uyarılarına rağmen siren ve tepe lambalarını açan jandarmaya ait resmi araçlara ve timlere yoğun ateş açmaya devam ettikleri kaydedildi. Yerde yatan ölü ve yaralıların güvenli bir bölgeye taşınmak istediği sırada tepelere yerleşen faillerin seri atışa devam ettikleri belirtildi.
İddianamede, olay yerindeki bir traktör ile pulluğun arkasına siper alan timleri gören saldırganların bu kez yoğun biçimde traktörü yaylım ateşine tuttukları, jandarma timlerinin kafalarının üzerinden birbiri ardına kalaşnikof mermilerinin geçtiği ve timlerin ölü ve yaralılara müdahalesini geciktirdikleri yer aldı.
Saldırganların arazi yapısını ve kırsal patika yollarını iyi bildikleri için araçlarla toz bulutu oluşturup plakası belirlenemeyen bir araçla olay yerinden kaçtıkları belirtildi. Ateşin kesilmesi üzerine tarlada üzerlerinde hücum yeleği ve 5 kalaşnikof ile 3 tabanca bulunan 6 cesedin hastaneye kaldırıldığı, bunlar arasında yaralı olanlardan 3’ünün de daha sonra hayatını kaybettiği belirtildi.
İddianamede, ölü ve yaralılara müdahale etmek için olay yerine giden ve saldırıya uğrayan jandarma timi ile mağdur-sanıkların da ifadelerine ayrıntılı yer verildi. Dehşet anını anlatan timler, kaçan saldırganları da fotoğraflarından teşhis ettiler. Otopsi raporlarında ise katliamın boyutu yer aldı. Ölü muayenesi yapılan cesetlerin topuklarından, kafa ve vücutlarına kadar mermi çekirdeği olduğu bildirildi. Olay yeri inceleme ekiplerince geniş bir alanda yürütülen arama ve tarama faaliyetinde ise yüzlerce boş kovan ve mermi çekirdekleri bulunduğu belirtildi.
Ambulans kamerasına yakalandılar
İddianamede, sanıkların katliam öncesi ve sonrasında araç içinde ve açık arazide yüzleri poşu ile ellerinde kalaşnikof tüfeklerle biçilmemiş buğday tarlasında yürürken ve güvenlik güçlerinin yaralılara müdahalesini engellemek için araçlara ve jandarma timlerine rastgele ateş açtıklarını gösteren fotoğraflar da delil olarak yer aldı. Bu fotoğrafların bir kısmının sanıklar üzerinde, bir kısmının da ambulansa ve olay yerine giden güvenlik güçlerine ait araçların kamera görüntülerinden alındığı yer aldı.
İddianamede, geçmişte de anlaşmazlık nedeniyle mahkemelik olan arazinin büyüklüğü ve maddi değerinin yüksek olması, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı nedeniyle aileler arasında husumet başladığı ve devamında 9 kişinin öldüğü olayın yaşanmasıyla noktalandığı vurgulandı. Taş ailesinden maddi gücü olan ve aynı zamanda eski muhtar olan Behçet Taş’ın, Alyamaç ailesinden ise Mehmet Selim ile Ahmet Alyamaç’ın aile meclisinde söz sahibi oldukları kaydedildi.
Alyamaç ailesini öldürmek için yangın çıkarıp araziye çekmişler
Muhtar Behçet Taş’ın katliamdan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün. Ölen ölür” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, hatta araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları ifade edildi.
Taş ailesinin uzun namlulu silah ve tam teçhizat ekipmanlarla olay yerine çatışma amacıyla gidildiği belirtilen iddianamede, amaçlarının Alyamaç ailesinin mülkiyetinde bulunan araziyi ateşe vererek Alyamaç ailesini araziye çekmeye çalışarak katliamın fitilini ateşledikleri vurgulandı. Çıkan yangını görünce söndürmek amacıyla olay yerine giden Alyamaç ailesinin tarlaya gittiklerini gören Taş ailesi ve akrabalarının daha sonra birbirleriyle yoğun telefon trafiğine girerek olay yerine uzun namlulu silahlarla gitme şeklini planladıkları ifade edildi.
“PALA” yoğun silah kullandı
Yangına müdahaleye giden Alyamaç ailesine mevzi ve siper alarak organize biçimde ateş açtıkları ve karşılıklı çatışmada Alyamaç ailesinden 5, Taş ailesinden 4 olmak üzere 9 kişinin öldüğü kaydedildi. Şaban Taş tarafından aile bireylerinin kışkırtıldığı, Behçet Taş tarafından azmettirildiği, Ömer Taş tarafından da aile bireylerinin olay yerine toplandığı, Ömer Taş’ın bizzat traktör üzerinde bulunan Alyamaç ailesine yoğun ateş açıldığı bildirildi.
Nurettin Taş’ın telefon dinlemesinde, “O öldürdü Serçeler’dekileri” dediği, Pala lakaplı Mehmet Taş’ın da yoğun silah kullandığı ve ölenlerden bazılarını bizzat kendisinin vurduğu ifade edildi.
Katliamdan sonra ölen ve tutuklanıp cezaevine girenlerin ailelerine de muhtar Behçet Taş tarafından bir ömür bakılması için aile meclisinin de kendi aralarında karar aldıkları belirtildi.
Behçet Taş’ın gözlerinin görmediği için her yere oğlu Aziz ile birlikte gittiği ve Aziz’in de katliam sonrasında alacağı cezadan kurtulmak için başkasına ait pasaportla yurtdışına kaçmaya çalıştığı vurgulandı. Bazı sanıkların ise katliamdan hemen sonra silah kullandıkları için üzerlerinde atış artığı ve svap örneği çıkan elbiselerini evlerine yakın noktadaki tandırın içinde yakarak, duş aldıkları ve delilleri gizlemeye çalıştıkları kaydedildi.
Bazı sanıkların ısrarla olay yerinde olmadıklarını ve suçsuz olduklarını belirtmiş olmalarına rağmen, cenaze ve yaralılara almaya gelen ambulansa ait kamera görüntülerinde ellerinde uzun namlulu silahlarla olay yerinde oldukları da tespit edilerek bu kayıtlar dosyaya delil olarak konuldu.
İddianamede, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı, aile meclisi kararlarının bağlayıcılığı, aile meclisinde alınan kararlarına tüm aile bireyleri tarafından uyulmasının yaptırıma tabi olduğu, aile bireylerinin olaya katılmaması halinde hak iddia edemeyeceklerine dikkat çekildi. Bu nedenle her iki aile meclisince alınan kararlara aşiret kararı gibi aile fertlerinin kesin olarak katılmasının esas alındığını vurgulandı.
Olaya katılmayı reddeden aile bireylerinin dava konusu arazi üzerinde bir hak edemeyeceği gibi, bundan sonraki süreçte de meydana gelen olaylarda aile fertleri tarafından dışlanarak korunmayacaklarını bildikleri için tüm aile bireyi olan sanıkların fikir ve eylem birliği içinde çatışmaya katılarak 9 kişinin ölümünden sorumlu olduklarına işaret edildi. Olayda 7 kalaşnikof tüfek ile 4 tabanca ele geçirilmiş olsa da, olay yerinden toplanan boş kovanların kriminal incelemesinde, katliamda 17 ayrı kalaşnikof tüfek kullanıldığı tespit edildi.
Mahkeme nakil istedi
Sanıkların 9 kişiyi tasarlayarak öldürmek, ölü ve yaralılara müdahaleye giden 9 jandarma timini de öldürmeye teşebbüs etmek suçundan 19 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi. İddianameyi kabul eden Ağır Ceza Mahkemesi ise, taraflar arasında husumetin devam etmesi nedeniyle davanın güvenlik gerekçesiyle naklini talep etti. Davanın Diyarbakır’da görülmesinin güvenlik açısından sakıncalı olacağı gerekçesiyle başka bir ilde görülmesi için Valilikten nakil talebinde bulunuldu.
]]>TÜRKİYE 30 yılda tarım alanlarının yüzde 13’ünü, Antalya ise yüzde 15’ini kaybetti. Üretimden vazgeçen çiftçi, sera ve tarlalarını müteahhitlere vererek depo ve daire yaptırıp kira geliriyle geçinmeyi tercih ediyor.
Turizm kenti Antalya, aynı zamanda örtü altı üretimin de merkezi. Kentte naylon ve cam seralarda yılın her mevsiminde sebze ve meyve üretimi yapılıyor. Gazipaşa ilçesi muz ve tropikal meyve üretimi, Manavgat ilçesi de muz yetiştiriciliğinde adından söz ettirir hale geldi. Ancak son yıllarda artan girdi maliyetleri nedeniyle üreticiler tarım için kullandıkları arazilerini elden çıkarmaya başladı. Türkiye’de son 30 yılda tarım arazilerinde büyük oranda daralma oldu.
Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Erkan, betonlaşmanın Antalya’nın turizm kenti olması nedeniyle biraz daha fazla olduğunu söyledi. Tarım alanlarındaki azalmaya dikkati çeken Prof. Dr. Erkan, “Antalya’daki tarım alanlarında yüzde 15’in üzerinde bir azalma söz konusu. Üretim anlamında bakıldığında Avrupa’nın en büyük tarım üreticisi konumundayız. Bu anlamda bir sorunumuz yok. Meyvede 5, sebzede 4’üncü ülkeyiz Avrupa’da. Son 30 yılda tarım alanlarında Türkiye genelinde yüzde 13, Antalya’da ise yüzde 15’lik azalma var. Turizm sektörünün canlı olması, tarımsal alanlardaki azalmayı daha da artırmış durumda” diye konuştu.
‘TARIM ALANLARI AZALIYOR, ÜRETİM ARTIYOR’
Tarım alanları azalmasına rağmen üretimde sorun yaşanmadığını kaydeden Prof. Dr. Mustafa Erkan, “En sevindiğimiz nokta da bu. Bu kadar olumsuzluğa rağmen tarımda çok ciddi üretim artışı var. Islah ile çok üstün verimli ürünler elde ediliyor. Son 30 yılda buğday üretiminde 4 katlık verim artışı, bazı meyve türlerinde 2, sebzede 3 katı olabiliyor. Genel olarak bakıldığında 30 yılda yüzde 50 oranında tüm ürün kollarında verim artışından söz edebiliriz” dedi.
ÜRETİMDEN VAZGEÇEN ÇİFTÇİ KOLAY KAZANCIN PEŞİNDE
Kentin merkez ilçelerinden Aksu’da domates ve sebze üretimi yapan çiftçilerin birçoğu, üretimden vazgeçerek tarım alanlarını farklı şekilde değerlendiriyor. Girdi maliyetlerinin hasat zamanı kazandıkları paraya eş değer duruma geldiğinden dert yanan üretici, çözümü ise sera ve tarlalarını depoya çevirmekte buldu. Bazıları depo inşa edip kiraya vererek geçinmeyi planlarken ev ya da iş yeri yapımı konusunda sorun olmayan tapulu araziler ise daire ve dükkan karşılığında müteahhitlere veriliyor. Yaşı genç olan kesim ise turizm tesislerinde aylık ücretle çalışmayı tercih ediyor.
Aksu’da uzun yıllardır üreticilik yapan Gökhan Kurul, “Çiftçiliği artık bıraktık. Yapamıyoruz. Zorluğundan, girdi maliyetlerinden dolayı bıraktık. Seranın her şeyi maliyet. İlacı, gübresi ve bakımı maliyetli. Özel sektörde iş buldum ve çalışıyorum” dedi.
Kurul, seranın kurulduğu tarlanın artık atıl durumda olduğunu, mesafenin uzaklığı nedeniyle de gidemediklerini söyledi. Kurul, “Boş bekliyor o alan. Müteahhit ya da benzer şekilde bir teklif gelse vermek isteriz. Uzun vadede karı zararı ne olur hesaplamadık” diye konuştu.
Bir başka çiftçi Erhan Bahar, 10 yıl öncesine kadar 20 dönüm serada üretim yaptıklarını anlattı. Girdi maliyetlerinin artması ve gençler artık üretim yapmaktan vazgeçtiği için çiftçiliği bıraktıklarını belirten Bahar, “Bizim kendimizi bir şekilde geçindirmemiz lazım. Müteahhit ve depo gibi çözümler bulduk. Kalan yerleri de ailemiz kendileri işletmeye çalışıyor. İşi garantiye almak zorunda kaldık. Kira geliri olsun yeter” dedik.
TARIM ARAZİSİNİN YARIDAN FAZLASINDA TARLA BİTKİSİ VAR
Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün paylaştığı verilere göre, 20 bin 177 kilometrekarelik yüz ölçüme sahip kent, 10,8 milyar liralık gelirle bitkisel üretimde Türkiye’de ilk sırada yer alıyor. Arazi alanı açısından Türkiye’deki arazi varlığının yüzde 2,78’ini elinde bulunduran Antalya’nın tarım alanı 360 bin 245 hektar. 180 bin 587 hektarlık alanda tarla bitkileri üretilirken, genel tarım alanlarına göre oranın yüzde 50’nin üstünde olduğu kaydedildi.
]]>TÜRK Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) eğitimli köpekleri, Bursa’daki Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Köpek Üretim ve Eğitim Tabur Komutanlığı’nda yetiştiriliyor. Farklı branşlarda eğitilen köpekler, yurt içi ve sınır ötesi operasyonlarda etkin rol oynuyor. Eğitimleri tamamlanan köpekler, timleriyle birlikte başta komando birlikleri olmak üzere TSK’nın çeşitli birliklerine sevk edilmeden önce, eğiticileriyle arazide gerçeğe yakın eğitim faaliyeti de icra ediyor. Askeri köpekler sadece operasyonlarda değil, doğal afetlerde de etkin rol alıyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde, Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı’nda görev yapan Köpek Üretim ve Eğitim Tabur Komutanlığı’nda, 1963 yılından bu yana köpek üretim ve eğitimi yapılıyor. Gemlik’teki merkezde üretilen ve yetiştirilen zerdava, akbaş, Kangal, Kars çobanı, Aksaray malaklısı ve Türk tazısının aralarında olduğu 6’sı yerli, 12 farklı ırktan köpek, 8 branşta zorlu eğitim alıyor. Köpeklerin 3 aylıkken başlayan eğitim süreci ortalama 14-17 ay sürüyor. ‘Bomba arama’, ‘mayın arama’, ‘narkotik madde arama’, ‘devriye’, ‘iz takip’, ‘keşif’, ‘arama’ ve ‘ceset arama’ branşlarında eğitilen köpeklerin hangi eğitimi alacağına ise bir heyet tarafından karar veriliyor.
MİZAÇLARI VE İLGİ ALANLARI BRANŞ SEÇİMİNDE ETKİLİ OLUYOR
Irk, cinsiyet, mizaç, cesaret, ilgi alanı gibi genel hususlarda pek çok kritere göre değerlendirilen köpeklerin, hangi branşta eğitileceğinde karakteristik özellikleri etkili oluyor. ‘Bomba’ ve ‘narkotik madde arama’ için meraklı, araştırmacı ve oyuncaklarla oynamayı seven, ‘devriye’ ve ‘keşif’ için saldırganlık ve koruma içgüdüsüne sahip, ‘iz takip’ ve ‘mayın arama’ köpekleri için araştırma ve odaklanma duyusu yüksek, sakin mizaçlı köpekler tercih edilirken, ‘arama’ için yükseklik korkusu ve diğer hayvanlar ile insanlara agresyonu bulunmayan, hedefe odaklanma içgüdüsü yüksek, atletik yapıdaki köpekler seçiliyor. Köpeklerin bu özelliklerinin tespiti için yavru köpekler, değişik ortamlarda gözlemlenip, birçok farklı teste tabi tutuluyor. Bu şekilde eğitileceği alan belirlenen köpekler, zorlu eğitim sürecinin ardından eğiticisiyle birlikte görevlendirildiği askeri birliklere gidip, hem yurt içinde hem de sınır ötesinde etkin rol alıyor.
Henüz yavruyken, karakter özelliklerine göre seçilen köpeklere, 3 aylıkken sosyal hayata alıştırma parkurlarında ortalama 6 ay süreyle eğitim veriliyor. Bu eğitim döneminde yavru köpekler, insana, emir almaya, çevre ve arazi koşullarına alıştırılıyor. Cesaret ve kondisyon parkurlarında ise öz güven oluşturulması, av dürtülerinin ve koku alma duyularının geliştirilmesi, yaradılışında var olan araştırma güdüsünün güçlendirilerek branş eğitimine hazır hale gelmeleri sağlanıyor. ‘Sosyalizasyon’ ve ‘branş’ eğitimleri alan köpeklere, detaylı bir ‘itaat’ eğitimi de veriliyor. Askeri disiplinin temelini oluşturan, 2 ay süren temel ve ileri itaat eğitiminde, komut almayı ve davranışlarını eğiticisinin emirleri doğrultusunda kontrol etmeyi öğrenen askeri köpeklerin kullanımı böylece tamamen eğiticisinin kontrolü altına giriyor.
ARAZİDE GERÇEĞE YAKIN EĞİTİM ALIYORLAR
Eğitimleri tamamlanan köpekler, açılan kurslarda kullanıcı personeliyle eşleştirilip, askeri köpek timi olarak başta komando birlikleri olmak üzere, TSK’nın çeşitli birliklerindeki ilk görev yerlerine sevk edilmeden önce, eğiticileriyle, arazide gerçeğe yakın eğitim faaliyeti de gerçekleştiriyor. Her türlü hava, arazi ve muharebe koşullarında görev yapabilecek üstün nitelikli eğitilmiş askeri köpekler, bu faaliyetlerde, ‘arama’, ‘mayın arama’, ‘bomba arama’ ve ‘keşif’ görevlerini birebir icra edip, eğitimlerini pekiştiriyor. Güç, cesaret ve çeviklikleriyle ön plana çıkan, genelde Belçika Malinois ve Alman çoban köpeklerinden seçilen, yurt içi ve sınır ötesi operasyonlarda etkin rol oynayan keşif köpekleri, ‘Duruma Dayalı Eğitim’de, senaryo gereği, bir mağarada saklanan terörist ya da düşman unsurlarını etkisiz hale getiriyor. Eğiticisiyle birlikte sarp kayalıklardan ipe bağlı şekilde araziye inen köpek, eğiticisinin komuta ve kontrolünde girdiği mağarada, saklanan teröristi de yakalıyor.
‘Bomba arama’ köpeği, Duruma Dayalı Eğitim’de, araziye yerleştirilen patlayıcıyı tespit edip oturarak işaret verirken, ‘mayın arama’ köpeği de operasyon faaliyeti senaryosuna dayalı olarak, birliğin intikali sırasında önden giderek patlayıcıları tespit edip, yine oturarak işaret veriyor.
‘SESSİZ KAHRAMANLAR’ ENKAZDAN 78 KİŞİNİN KURTARILMASINI SAĞLADI
Gemlik’teki Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Köpek Üretim ve Eğitim Tabur Komutanlığı’nda üretilip eğitilen köpekler, sadece yurt içi ve sınır ötesi operasyonlarda değil doğal afetlerde de etkin rol oynuyor. İlk olarak 17 Ağustos Marmara Depremi’nde enkazda aktif olarak görev alan askeri köpekler, son olarak 11 ili etkileyen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bölgedeydi. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı birliklerle Gemlik’teki Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı’ndan deprem bölgesine sevk edilen 28 arama köpeği ile 1 ceset arama köpeği, 78 kişinin enkazdan kurtarılmasını sağladı. Canlı tespiti yaparak arama-kurtarma ekiplerini yönlendiren 29 askeri köpekli timin, enkazda işaretledikleri noktalardan açılan yaşam koridorlarıyla yüzlerce kişi de yeniden hayata tutundu.
]]>ÖZGÜR DEDEOLUK
Aydın’ın Karacasu ilçesinde kurulması planlanan Hacıhıdırlar Rüzgar Enerji Santrali projesinde ÇED Raporuna onay veren Bakanlığa karşı açılan dava sonucunda dün yürütmeyi durdurma kararı verildi. Aydın 2. İdare Mahkemesi’nde yapılan davanın duruşmasına avukat Akın Yakan, davacı 5 mahalle muhtarı ve bölge sakinleri katıldı.
Aydın ili Karacasu ilçesi Karacaören, Ataköy, Yeşilyurt, Hisar ve Kıranyer Mahallesi sınırları içerisinde, Enerjisa Enerji Üretim A.Ş. tarafından yapılması planlanan Hacıhıdırlar Rüzgar Enerji Santrali (RES) rüzgar enerji santraline karşı mücadele yürüten Ataköy, Karacaören ve Dedeler mahalle sakinleri verdikleri mücadelede ilk bölümü kazandı. Aydın 2. İdare Mahkemesi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen ÇED olumlu raporunun yürütmesini durdurdu.
“7 KÖYÜN VATANDAŞINI GÖÇE ZORLUYORLAR”
Duruşmanın ardından Adliye binası önünde açıklama yapan mahalle sakinlerinden Birol Ekşi, “EnerjiSA’nın Aydın’ın dört, Denizli’nin 3 köyü üzerinde yapmak istedikleri Hacıhıdırlar RES Projesi var. 2 bin parsel arazi üzerinde 3 yıldır şerh var, kaldırmıyorlar. Hayvancılık, arıcılık, oradaki arazilerdeki tüm üretimleri hiçe sayıyorlar. 7 köyün vatandaşını göçe zorluyorlar. Tütün, fasulye, börülce, arpa, buğday, yulaf, elma, kiraz, yeni yeni kestaneye geçtik. Bir türbinin olduğu yerde 2 bin- 2 bin 500 kestane üretimi var. Bunları hiçe sayıyorlar. Bu projenin iptalini istiyoruz” dedi.
“ÇEVRE KATLİAMININ DURDURULMASI İÇİN YARGIYA GÜVENİYORUZ”
Avukat Akın Yakan ise şunları söyledi:
“Hacıhıdırlar RES projesi ile birlikte 15 tane türbin yapılacak. Bunu takip eden alanda 25 tane daha mevcut türbin var Denizli RES’e ait. Tüm bu projenin bitmesi halinde 35 tane türbinlik çok büyük bir doku hem tarımsal anlamda hem hayvancılık anlamında olumsuz etkilenecek. Karacasu’nun 5 muhtarı davacı olarak dava açtı. Halk buradaki santralin yapılmasına açıkça karşı çıkıyor. Nitekim bu santralin yapılmasıyla çok ciddi bir ekolojik kıyım ve yok oluş gerçekleşecek. Yargılama süreci içerisinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesinde projenin yaratacağı etkiler hayvancılık ve ekolojik sistem üzerindeki etkileri açıkça ortaya konmuştur. Sayın Aydın 2. İdare Mahkemesi de bu hususta bilirkişi raporuna dayanarak yürütmeyi durdurma kararı verildi. Bunun sonunda 10-15 gün içerisinde mahkeme yeniden dosyayı değerlendirerek bunun kararını verecek. Biz buradaki hukuksuzluğun, çevre katliamının mahkeme kararıyla ortadan kaldırılacağına inanıyoruz ve yargıya güveniyoruz.”
“BÖLGEDE TARIM ARAZİLERİNİN ÖNEMİ BÜYÜKTÜR”
ÇED raporunda şu ifadelerin de yer alması dikkat çekti:
“Dağlık ve ormanlık yapıdan dolayı orman arazileri arasında arazi eğimi ve toprak yapısının nispeten uygun olduğu yerlerde yağışa bağlı olarak kuru tarım ve özellikle buğday, arpa, tütün tarımı yapıldığı görülmüştür. Bu nedenle tarım arazilerinin alan için önemi büyüktür. Tarım arazilerinin küçük ve parçalı şekillerde orman arazileri çevresinde oldukları mahkeme keşfi sırasında görülmüştür. RES proje sahası ve çevresinde böylesine az olan tarım arazilerinin bazılarında RES türbinlerinin planlandığı görülmektedir. Bu tarım alanlarında RES türbinlerinin yapılması yaşamlarını tarım ve hayvancılıkla sürdüren yöre halkının proje alanında zaten az konumda olan tarım arazilerinin alanlarının azalmasına neden olacağı açıktır. Ayrıca diğer önemli bir husus da proje alanında orman arazisi içinde yapılması planlanan türbin alanları açısından tarımsal üretim açısından bir sıkıntı olmadığı bu alanlara erişimi için kullanılacak yolların tarım arazilerin arasından geçtiği, inşaat ve türbin parçalarının kanat ve gövde parçalarının taşınımı sırasında kanat uzunlukları ve türbin gövde büyüklükleri nedeni ile bu yolların genişletilmesi gerektiği düşünüldüğünden tarım arazilerinde alan kaybı olacağı düşünülmektedir.”
]]>