CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, bakanlıklar tarafından hangi vakıf ve derneklerle protokoller yapıldığını ve bu protokollerin içeriklerinin açıklanması için TBMM Başkanlığı’na her bakanlık için ayrı ayrı soru önergesi verdi.
Kılıç, Bakanlıklara, “Bakanlığınızın, taşra teşkilatlarınızın ve/veya bağlı kuruluşlarınızın herhangi bir vakıf ve/veya dernekle yapmış olduğu protokol var mı? Varsa hangi konudadır? Bu vakıf ve/veya dernekler hangileridir?” sorularını yönlendirdi.
13 BAKANLIK SORULARI YANITSIZ BIRAKTI
Erdan Kılıç’ın soru önergesine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Tarım ve Ormancılık Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı’nın yani toplamda 13 bakanlık yanıt vermedi.
MEB VE MSB DERNEK VE VAKIFLARIN İSİMLERİNİ AÇIKLAMADI
Milli Eğitim Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı protokol imzaladıklarını kabul ederken, protokol yapılan dernek ve vakıfların isimlerini ise açıklamadı. Sorulara sadece Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı yanıt verdi. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, hiçbir dernek ve vakıfla protokol imzalanmadığını açıklarken, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ise Ankara ve İstanbul’da, Ali Nihat Gökyiğit Vakfı ile Türk Amerikan Kadınları Kültür ve Yardımlaşma Derneği ile iki adet bedelsiz protokol imzalandığını bildirdi.
Konuya ilişkin Erden Kılıç, şunları söyledi:
“15 Ocak 2024 tarihinde 17 bakanlığa da ayrı ayrı hangi dernek ve vakıflarla ilişkileri olduğunu, hangileriyle protokol yaptıklarını, bu protokollerin içeriklerini sormuştum. Bu 17 bakanlıktan sadece Enerji ve Ulaştırma Bakanlıkları sorduğum sorulara şeffaflıkla yanıt verdi. 2024 yılı bütçe konuşmasında gerici vakıf ve derneklerle protokol imzaladığını itiraf eden Milli Eğitim Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı soruları geçiştirmekle yetinmiş, 13 bakanlık ise yanıt vermeye tenezzül dahi etmemiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı, ‘Eğitim ve öğretimin desteklenmesi amacıyla ve öğrenci menfaatleri gözetilmek suretiyle Bakanlığımız ilgili birimleri tarafından protokoller hazırlanmakta ve imzalanmaktadır’ diye cevap vermiştir. Milli Savunma Bakanlığı ise ‘Bakanlığımızca icra edilen tüm faaliyetler ilgili mevzuat esaslarına göre yürütülmektedir’ demekle yetindi. Türk milleti adına bir kez daha soruyorum; hangi dernek ve vakıflarla, hangi protokolleri imzaladınız ve bu protokollerle kimlere, ne kadar ödeme yaptınız?
“NEDEN SUSUYORSUNUZ, NEDEN ÇEKİNİYORSUNUZ”
Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir ferdinin cebinden çıkan vergilerle yapılan bu harcamalar halktan neden saklanıyor? Vatandaş yokluktan sıkacak kemer bulamazken kamunun kaynakları ne olduğunu, kim olduğunu bilmediğimiz dernek ve vakıflara içerikleri açıklanmayan protokollerle dağıtılıyor. Vakıf, dernek adı altında bazı cemaatler de bundan besleniyor. Neden susuyorsunuz, neden çekiniyorsunuz? Vatandaşın vergilerini kamuya harcamak yerine nerelere peşkeş çektiğinizi açıklamak zorundasınız.”
]]>CHP Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, yerel seçime sayılı günler kala Cumhurbaşkanı’nın ve Bakanların “açılış”, “anahtar teslimi”, “temel atma” adı altında gerçekleştirdikleri toplantılarda AKP’li belediye başkan adaylarına oy istediklerini belirterek, vatandaşın vergisiyle yapılan harcamaları eleştirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye yazılı soru önergesi veren Karasu, önergesinde, bakanlıkların ve ilgili kamu kurumlarının bütçeleriyle gerçekleştirilen yatırımlar için “açılış”, “toplu açılış”, “anahtar teslimi”, “temel atma” törenleri düzenlendiğine dikkat çekti. Karasu, yapılan açılışların AK Parti’nin mitingleri için kullanıldığını, mitinge dönüştürülen bu törenlerde muhalefet partilerine haksız itham ve iddialarla saldırılarda bulunulduğunu ifade etti. Bakanların bu süreçte özellikle İstanbul’da açılış adı altında düzenledikleri bu toplantılarda siyasi mesajlara yer verdiklerini hatırlatan Karasu şunları kaydetti:
“Cumhurbaşkanı Anayasa’yı çiğneyip hamaset edebiyatıyla partisinin adaylarına oy istiyor. Masrafını devlete ödetiyor. Bakanlar da devletin parasıyla AKP’nin seçim propagandası yapıyor. Müslümanlıktan dem vuranlar, yetim parasını kendileri için kullanmaktan hiç ama hiç sıkılmıyorlar. Bazı bakanlar İstanbul’u adeta mesken tuttular, yatıp kalkıp AKP’nin İstanbul adayına oy istiyorlar. Açılışları, AKP mitinglerine ve siyasi şova dönüştürüp bir yandan oy devşirmeye çalışırken, bir yandan da başta CHP olmak üzere tüm muhalefet partilerine ağızlarına geleni söylüyorlar. Şikayetini, taleplerini dile getirmek isteyen vatandaşları yaka paça gözaltına aldırıyorlar. Düşün artık milletin yakasından”
“BU TÖRENLER İÇİN YAPILAN HARCAMANIN MİKTARI NEDİR?”
Karasu, soru önergesinde AKP döneminde seçim dönemlerinde yapılan bu tür uygulamaların sıradanlaştığını da belirterek Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a şu soruları yöneltti:
“Bu uygulamalar hakkında, herhangi bir bakanlıkta ya da bakanlıklarda inceleme yapılmış mıdır? Yapılmış ise sonuçları nelerdir? Kamu kaynaklarıyla yapılan bu yatırımların, Bakanlıkların bütçesinden düzenlenen törenlerle iktidar partisine oy devşirilmeye yönelik mitinglerle dönüştürülmesi kamu yönetimi ve kamu yönetim ilkelerine uygun mudur? 1 Ocak 2024 tarihinden itibaren her bir bakanlık ayrı ayrı gösterilmek üzere kaç açılış, toplu açılış, temel atma, anahtar teslimi vb. töreni düzenlenmiştir? Bu yatırımların bakanlıklara göre dağılımı ve bütçesi nedir? Belirtilen her bir açılış, toplu açılış, temel atma, anahtar teslimi vb. töreni için her bir bakanlığın bütçesinden yapılan harcama miktarı nedir? 1 Ocak 2024 tarihinden önergenin yanıtlandığı tarihe kadar olan dönemde Cumhurbaşkanı’nın katıldığı açılış, temel atma ve anahtar teslimi adı altında gerçekleştirilen törenler hangileridir? Bu törenler için yapılan harcamanın miktarı nedir?”
]]>Tekin, ATO Meclis Salonu’nda düzenlenen “Atatürk’e Vefa Valizi” sergisinin açılışında yaptığı konuşmada, açılışın 18 Mart’a denk gelmesinin “güzel tevafuk” olduğunu belirterek, bakanlık olarak 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109. yıl dönümü dolayısıyla kısa film hazırladıklarını söyledi.
Bakanlık olarak atalarına, tarihine, geçmişine, ülkesine sahip çıkan, canı pahasına koruyan bir nesil inşa etmeye gayret gösterdiklerini vurgulayan Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu bilinci gelecek kuşaklara taşımak istiyoruz. Çanakkale Zaferi de bunun en müşahhas örneklerinden biri. Anadolu’da o yıl lise öğrencileri savaşa gittiği için mezun veremeyen liseler var, biz 15 yaşında çocuklarımızla bu savaşta bakanlık olarak yer almıştık, biz de oradaydık. Anadolu’da savaşa gidip de dönemeyen çocuklar için türkülerin, ağıtların yakıldığı bir zafer Çanakkale Zaferi.”
Coğrafyaya, vatana, millete sahip çıkacak nesiller yetiştirmek isteyen bir bakanlık olduklarını kaydeden Tekin, asli görevlerinin bu olduğunu bildirdi.
Tekin, bünyelerinde 60 bine yakın okul, 1 milyon 100 bin öğretmenin olduğunu belirterek, bakanlığın öğretmen ve öğrencilerle birlikte güzel işler yaptığını vurguladı.
Öğretmen ve öğrencilere teşekkür eden Tekin, “Biz proje yapıyoruz, öğrenci arkadaşlarımız bizimle beraberler ama bize paydaş olan, maddi ya da manevi destek olan paydaşlarımıza ayrıca teşekkür etmek istiyorum.” dedi.
Bakan Tekin, eğitim sistemini eleştirenlere ilişkin de şunları söyledi:
“Dışarıdan eğitim, eğitim sistemi, öğretmenler ve benzeri konularda ahkam kesmek kolay, ben ahkam kesen, bu konularda beylik laflar eden herkese şunu söylüyorum, siz bu sürece ne katkı verdiniz, eleştirdiğiniz şeylerin olmaması, eksikliklerin giderilmesi için ne tür destekler verdiniz bize? Önce elinizi vicdanınıza koyun, şapkanızı önünüze koyun, bir düşünün, siz üstünüze düşeni yapıyor musunuz ki öğretmenlerimizi, okullarımızı, eğitim sistemimizi eleştiriyorsunuz. Bu süreç, 1 milyon 100 bin öğretmenin tek başına yapacağı bir süreç değil, 86 milyon vatandaşın, ülkesini, milletini seven insanın hep beraber yüklenmesi gereken ödevlerin olduğu bir süreç. Velilerimizin, ailelerin, STK’lerin, siyasetçilerin, sanatçıların herkesin bu süreçle ilgili ödevleri var.
Herkes kendi ödevini yaptığında toplamda eğitim öğretimden beklediğimiz faydayı, niteliği elde ederiz. Sorumluluklarını, görevlerini yerine getiren paydaşlarımıza teşekkür diyorum, diğer paydaşlarımızı da sürecin içinde bize destek olmaya davet ediyorum.”
Programda, savaşa katılan öğrencilerin şehit olmasıyla mezun veremeyen ya da çok az mezun veren okulların tarihi fotoğraflarının yer aldığı bakanlıkça hazırlanan kısa film izletildi.
Tekin, Dr. Ufuk Ege Anaokulu’nun hayata geçirdiği proje kapsamında, Türkiye genelinde 340 okuldan 20 bin öğrencinin “Atatürk ve Atatürk sevgisi” konusuyla hazırladığı portre, mektup, üç boyutlu yazıcıyla yapılan eserler, tablolar, geleneksel el sanatları eserlerinin yer aldığı “Atatürk’e Vefa Valizi” sergisinin açılışını yaptı, öğrencilerle hatıra fotoğrafı çektirdi.
Programa Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, İl Milli Eğitim Müdürü Yaşar Koçak da katıldı.
]]>Özhaseki, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile maden ocağı sahasında açıklamalarda bulundu.
Olayın olduğu andan itibaren bakanlığın ilgili birimlerinin, 10 bilim insanı ve bakanlık uzmanlarının donanımlı mobil cihazlarla bölgeye gittiğini bildiren Özhaseki, olayları yakından takip ettiklerini vurguladı.
Bölgeye geldikten sonra heyelan alanında uçan, biriken toprağın nehir ile buluşmasını kesmek için menfez kapaklarının kapatıldığını aktaran Özhaseki, sonrasında bu toprağın güvenli bir yere nakli için gerekli arama çalışmaların yapıldığını söyledi.
Özhaseki, şöyle devam etti:
“Bu toprağın herhangi bir şekilde insan sağlığına çevreye zararı var mı, havada, suda, toprakta tehlikeli atıklar oluştu mu gibi bir soruya cevap bulabilmek amacıyla da arkadaşlarımız her gün 9 noktadan numune alıyorlar. Sonra bunu gerek kendi mobil cihazımızda gerekse üç ayrı dışarıdaki yetkin laboratuvarlarda incelettiriyorlar. Şu ana kadar çok şükür tehlike oluşturacak bir zehirli atığa rastlanmadı. Bundan sonra da bu titizliği devam ettireceğiz, sonuna kadar sürdüreceğiz. Herhangi bir tehlikenin oluşmaması için elimizde ne geliyorsa onu yapacağız.”
Özhaseki, toprağın taşınması aşamasında taşınabilecek yerlerin tespiti dahil üzerlerine düşeni yapacaklarını vurgulayarak, “Çok şükür burada bir tehlikenin oluşmaması bizim için son derece önemliydi, bundan sonra da inşallah olmaz diye ümit ediyorum. Ama bu hiçbir zaman bizim yapacağımız çalışmalara mani değil, burada biz bu çalışmaları titizlikle sürdüreceğiz.” diye konuştu.
Her gün topraktan numune alınıp, havadaki ölçümleri yapacaklarını bildiren Özahseki, “Ayrıca yer altındaki suların nehre ulaşma konusundaki tehdidini de göz önünde bulundurarak, ne yapılması icap ediyorsa bilim adamlarımızın tavsiyeleriyle, uzmanlarımızın bu konudaki görüşleriyle istişareyle bakanlıklar arasındaki bir koordinasyonla üzerimize düşen de yapmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Gelememe nedenim sadece özel sağlık nedenleri”
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Özhaseki, bölgeye geç gitmesine yönelik tepkiler olduğunun belirtilmesi üzerine, “Özellikle kendi özelimle ilgili bir şey söylemek istemezdim ancak bir ay kadar önce 8 saat süren bir operasyon geçirdim ve buradaki hadisenin vuku bulduğu gün de devamında 2 saatlik bir operasyon daha geçirdim. Hastanede kalıp doktorların nezaretinde uzunca bir süre tedavi oldum.” dedi.
Olayın olduğu ilk andan itibaren narkozun etkisinden kurtulmasıyla, çevreden sorumlu Bakan Yardımcısı, ÇED Genel Müdürü, Çevre Yönetimi Genel Müdürü ve bilim insanlarından oluşan ekipten anbean olayları takip ettiğini anlatan Özhaseki, “Buradaki olayların hepsinden de sonuna kadar tabii ki haberim var. Gelememe nedenim sadece özel sağlık nedenleri, o yüzden eğer özür dilemem gerekiyorsa bütün kamuoyundan özür dilerim.” ifadelerini kullandı.
“Bugüne kadar tutanaklara yansıyan tam 135 denetim yapılmış”
Özhaseki, bölgedeki denetimlere ilişkin soruyu yanıtlarken, ÇED raporlarının Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından alındığını anımsattı.
Kirleticilik vasfı bulunan herhangi bir işletmeyi açacak olan her kim varsa Bakanlığa müracaat ettiğini anlatan Özhaseki, şöyle konuştu:
“Kirleticilik vasfı yüksekse Bakanlık yetkilidir bu konuda, değilse biraz düşük oranda ise onda valiliklerimiz, çevre il müdürlükleri yetkili. Buradaki hadise ÇED çıkmadan önce başlamış ama 2008’de ilk raporu alınmış. Yani neredeyse tam 16 sene kadar önce bu rapor alınmış, aradan geçen zaman ve süre içerisinde 2-3 bazen 4 yıl gibi aralıklarla ya genişletme ya alandaki değişik proseslerin uygulanması ile ilgili de bir takım ÇED raporundaki yenilenmeler söz konusu olmuş, arkadaşlarımız titizlikle tabii bu işi takip ediyorlar.”
Özhaseki, bir ÇED raporu için müracaat edildiğinde 2 yılı bulabilen uzun bir süreç yaşandığını belirterek, oradaki birçok bakanlık, kamu kuruluşu, yereldeki idarelerle yazışmalar yapıldığını bildirdi.
Rapor verildikten sonra belli aralıklarla tüm bakanlıkların kendi alanına düşen denetimleri yaptığını aktaran Özhaseki, “Arkadaşlarımız bugüne kadar burayla ilgili tutanaklara yansıyan tam 135 tane denetim yapmışlar. En çok denetim 2022 yılı ortalarında meydana gelen bir borunun patlaması üzerine olmuş. Burada kapatma kararı vermişler, en ağır para cezasını vermişler, ayrıca da savcılığa suç duyurusunda bulunmuşlar. Daha sonra ilgili firma bunları giderdiğini ispat ederek, yeniden müracaat ettiğinde de tabii ki çalışmasına izin vermişler.” diye konuştu.
Özhaseki, denetimlerin büyük çoğunluğunun 2022 ortasından itibaren başladığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Burada çevreye bir zarar veriliyor mu, verilmiyor mu? Nihayetinde oradaki madende üretim şartlarından dolayı tabii olarak bir tehlike oluştuğu için bunun çevreye etkisi noktasında arkadaşlarımız ölçümler yapmaya da devam etmişler. Şu ana kadar bizim raporlarımızda söylüyorum bu konuda tehlike oluşturacak bir şey olmadığı hususunda da bilgiler var. Yığının ne kadar olduğu, kaç metre yükseklikte olduğu, bunların ÇED raporlarına nasıl yansıdığı, sınırların aşılıp aşılmadığı bunların hepsi hem idari hem adli hem de hukuki boyutlarıyla inceleniyor.”
Bütün bakanlıkların kendi müfettişlerini gönderip, kendi bakanlıkları açısından ilgili genel müdürlüklerin bir kusuru olup olmadığını incelediklerini dile getiren Özhaseki, “Bizim de baş müfettişlerimiz buradalar, ilgili birimlerimize düşen tarafta bir kusur var mı yok mu, biz de onu inceliyoruz. Varsa zaten gereğini yaparız. Öbür taraftan da adli olarak da savcılarımız burada serbestçe çalışıyorlar. Nihayetinde kusur kimde niye böyle bir olay meydana geldi, bu da ortaya çıkacaktır, diye düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
]]>