Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de, “Parçalanmış dünyayı düzeltmek” temalı 11. Küresel Bakü Forumu başladı. Foruma katılan eski Başbakan ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Aksakallar Heyeti Başkanı Binali Yıldırım, “Savaş ve Barış Üzerine: Reelpolitik Dönüşüm” başlıklı panelde konuşma yaptı.
Panelin temasının çok güzel olduğunu belirten Yıldırım, “Savaş ve barış arasındaki ince çizgi kayboluyor, güce dayalı reel politik ise kurallara dayalı uluslararası sisteme giderek daha fazla hakim oluyor. Bir yanda Birinci Dünya Savaşı’nı anımsatan büyük çaplı cephe savaşları, diğer tarafta da nükleer tehdit bir yerlerde hala kalıyor. Diğer taraftan vekil örgütler üzerinden asimetrik savaşların artması, farklı bölgelerde birbirini tetikleyen çatışmalar ve mevcut sözde ‘kurallara dayalı uluslararası sistem’, bu savaşları önleme ve bunlara yanıt verme konusunda yetersiz kalıyor. Aynı zamanda, özellikle Güney Kafkasya’da kalıcı ve kapsamlı barışa yönelik yeni fırsatlar ortaya çıkıyor” dedi.
“Kurallara dayalı uluslararası sistem, bitmek bilmeyen savaşı durdurmakta yetersiz kaldı”
Tarihi İpek Yolu üzerinde Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattını inşa ettiklerini hatırlatan Yıldırım, “Savaşmak yerine işbirliğini güçlendirmek için yaptık. Bölgede yeni çekişmeler yaşansın diye değil. İşbirliği bölgede güvenlik, istikrar sağlanmasına hizmet edecektir. Bildiğiniz gibi bu savaşların büyük çoğunluğu Türkiye’nin yakın çevresinde yaşanıyor. Türkiye, Suriye, Irak, Ukrayna ve Rusya savaşlarından direk olarak etkileniyor. Bunun sonucunda dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke Türkiye oluyor. Ne yazık ki, bazı dost ve müttefiklerimizi 40 yıldır mücadele ettiğimiz terör örgütüyle aynı safta görüyoruz. Bu üzücü bir durum. Mevcut sözde “kurallara dayalı uluslararası sistem”, başta Suriye, Yemen, Libya, Ukrayna ve son olarak da Gazze’de bu bitmek bilmeyen savaşı durdurmakta yetersiz kaldı” dedi.
“Milli güvenliğimize yönelik tehditlere karşı gerekli önlemleri almak zorundayız”
Uluslararası sistemin çöküşünün en iyi Gazze’de gördüğünü belirten Yıldırım, “Dünya İsrail’in etnik temizlemesine şahit oluyor ve kurallara dayalı uluslararası sistem hiçbir şey yapmıyor. Kadınlar, çocuklar öldürülüyor ve insanlık her geçen gün ölüyor. BM Güvenlik Konseyi, doğuştan gelen kusurları nedeniyle felç olmuş ve neredeyse soykırıma varabilecek bitmek bilmeyen İsrail katliamları karşısında temel sorumluluklarını yerine getirememiştir. Mevcut uluslararası düzende güvenin olmadığı bir ortamda ‘reel politik’ hem sahada hem de masada güçlü bir dış politikayı dayatıyor. Bu ortamda milli güvenliğimize yönelik tehditlere karşı gerekli önlemleri almak zorundayız. Geçtiğimiz ay beşinci nesil savaş uçağımızın ilk uçuşunu gerçekleştirdik. Biz savaşı değil, çevremizde kalıcı bir barışı amaçlıyoruz. Nihai amacımız, ulusal sınırların ötesinde, çevremizde kalıcı bir barış, güvenlik ve refah kuşağı oluşturmaktır” dedi.
Suriye’nin DEAŞ, PKK/YPG/PYD terör örgütlerinin tarafından neredeyse parçalanmanın eşiğine geldiğini vurgulayan Yıldırım, “Türkiye, DEAŞ’la sahada mücadele eden tek NATO müttefiki olarak Suriye’nin parçalanmasını ve ‘küçük terör devletlerine’ dönüşmesini engelledi. Azerbaycan 30 yıldır Karabağ’ın işgalinden acı çekiyordu. Bu hukuksuz işgale son vermek ve toprak bütünlüğünü yeniden sağlamak için Azerbaycan’la ‘tek millet, iki devlet’ olarak dayanışmamızı ortaya koyduk. Artık kalıcı barış, istikrar ve refah için bir fırsat penceresi açıldı. Güney Kafkasya’da barışa her zamankinden daha yakın olduğumuza inanıyorum” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin küresel bir gıda krizini önlemek amacıyla Karadeniz Tahıl Girişimi’ne aracılık ederek küresel savaş sınırlarını hafifletmeye çalıştığını belirten Yıldırım, 2Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz Cuma günü Türkiye’yi ziyaret eden Devlet Başkanı Zelenskiy’e söylediği gibi, Rusya’nın da katılımıyla bir barış zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırız. Türkiye’nin her iki tarafla da açıkça konuşabilmesi herkes için bir avantajdı. Bu diplomasinin erdemidir” dedi.
11. Küresel Bakü Forumu
Yaklaşık 350’den fazla davetlinin katıldığı forum kapsamında “Parçalanmış dünyayı düzeltmek”, “Savaş ve Barış Üzerine: Reelpolitik Dönüşüm”, “Küresel Yönetimi Düzeltmek/Geleceğin Zirvesi” başlıklı paneller düzenlenecek. 16 Mart’a kadar devam edecek Küresel Bakü Forumu’nda, küresel tartışmalar, güvenlik meselesi, barışın sağlanmasına yönelik beklentiler, bölünmüş dünyada istikrarın tesisi, bunun küresel barışa etkisi, iklim sorunları, mega tehditler, gıda ve nükleer güvenlik konuları da dahil olmak üzere tartışmalar yapılacak. – BAKÜ
]]>Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa’nın vefatının üzerinden 75 yıl geçti. Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) tarafından Nuri Paşa’nın vefatının yıl dönümünde Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de anma programı düzenlendi. Programa TÜRKPA Genel Sekreteri Mehmet Süreyya Er, Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Cahit Bağcı, milletvekilleri, akademisyenler ve çok sayıda davetli katıldı.
“Nuri Paşa ve Kafkas İslam Ordusu sayısız kalplerin fatihine çevrildi”
Programdaki konuşmasında Bakü’nün Kafkas İslam Ordusu tarafından kurtarılmasının zorlu bir dönemde gerçekleştiğini belirten TÜRKPA Genel Sekreteri Mehmet Süreyya Er, “Değer çok büyüktür ve Azerbaycan devletinin tarihinde çok önemli bir rol oynamıştır. Gösterdiği iradesi ve şecaatiyle Nuri Paşa ve Kafkas İslam Ordusu sayısız kalplerin fatihine çevrildi. Azerbaycan halkının gönlünde ebediyete kadar var olacaktır. Onların şecaati ebediyen Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin bir örneğini daha altın harflerle tarihe yazdı. Nuri Paşa’nın kahramanlığı iki halkın ortak tarihinde şerefli kardeşlik sayfasına çevrildi. İnanıyorum ki, bugün Nuri Paşa’nın, Kafkas İslam Ordusu’nun verdiği şehitlerin, canlarını vatan için feda etmiş bütün vatan evlatlarının ruhları şaddır” dedi.
Nuri Paşa’nın vefatının üzerinden 75 yıl geçmesine rağmen Azerbaycan Türkleri tarafından saygı ve minnetle hatırlanmasının kendilerini memnun ettiğini ifade eden TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyesi, MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Nevşehir Milletvekili Prof. Dr. Filiz Kılıç, “Boşuna bir millet, iki devlet demiyoruz. İki ki bir milletiz, iyi ki bağımsız Türk devletleriyiz. Kafkas İslam Ordusu, Bakü’nün kurtuluşu için bin 130 şehit verdi. Nuri Paşa, Azerbaycan’da gittiği her yerde saygı ve hürmetle karşılandı. Nuri Paşa, sık sık bir olmadan, bir olarak çok güçlü olunacağından bahseder, bir gün bu arzusunun mutlaka gerçekleşeceğini söylerdi” diye konuştu.
“Ermenilerin kimlerin vekili olarak Azerbaycan’da katliam yaptıklarını çok iyi anlamak lazım”
Azerbaycan’ın farklı bölgelerinde bulunan Osmanlı askerlerinin mezarlarının kendilerine bırakılan bir emanet olduğunu vurgulayan Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Cahit Bağcı, “Tarihe baktığımızda, tarih penceresinden alacağımız çok dersler var. Bu derslerden en önemlisi de tarihin her döneminde vekalet savaşlarının yaşandığıdır. Burada Ermenilerin kimler tarafından kullanıldığı, kimlerin vekili olarak Azerbaycan’da, Kafkas coğrafyasında katliam yaptıklarını çok iyi anlamak lazım. Günümüzde vekalet savaşlarının da ne anlama geldiğini bugün Gazze’de de, Suriye’de de, başka coğrafyalarda da görüyoruz. Birileri kendi çıkarları adına başkalarıyla savaş verirken, savaşın içerisinde olan güçler olarak kullanmaktadır. Bu çerçevede uyanık olacağız ve kardeşliğimizi de tesis etmek için, korumak için mücadele vereceğiz” ifadelerini kullandı.
Nuri Paşa kimdir?
Azerbaycan’ın Osmanlı Devleti’nden yardım talep etmesi üzerine Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın talimatıyla Kafkas İslam Ordusu’nun başına geçen Nuri Paşa, 15 Eylül 1918 tarihinde başta Bakü olmak üzere Azerbaycan’ın çeşitli bölgelerini düşman işgalinden kurtardı. İstanbul Sütlüce’de kurduğu silah fabrikasında 2 Mart 1949’da meydana gelen büyük patlamada hayatını kaybeden Nuri Paşa’nın hatırası hem Azerbaycan’da hem de Türkiye’de yaşatılmaktadır. – BAKÜ
]]>Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) tarafından düzenlenen etkinliğe Genel Sekreter Mehmet Süreyya Er, Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Cahit Bağcı, Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Azerbaycan Aksakalı Hasan Hasanov, TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Başkanı, AK Parti Bursa Milletvekili Osman Mesten, TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyesi, MHP Genel Başkan Yardımcısı, Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç, milletvekilleri, akademisyenler ve yazarlar katıldı.
TÜRKPA Genel Sekreteri Er, programda yaptığı konuşmada, 1918’de, Osmanlı Devleti’nin kendisinin de zor durumda olduğu bir dönemde Azerbaycan’ın çağrılarını yanıtsız bırakmadığını ve yardıma koştuğunu belirtti.
Er, Nuri Paşa’nın ağabeyi Enver Paşa’nın talimatıyla Kafkas İslam Ordusu’nun başına geçerek Azerbaycanlı kardeşlerinin imdadına yetiştiğini ve Bakü’yü kurtardığını söyledi.
Kafkas İslam Ordusu’nun 15 Eylül 1918’de Bakü’yü Bolşevik ve Ermeni çetelerden kurtararak kahramanlık destanı yazdığını vurgulayan Er, Bakü’nün kurtarılmasının Azerbaycan devlet tarihinde önemli rol oynadığını kaydetti.
Er, “Nuri Paşa ve Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan halkının kalbinde ebediyen yer edinmiştir. Onların kahramanlığı, Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin bir parlak örneğini daha tarihin hafızasına altın harflerle kazıdı. Nuri Paşa’nın kahramanlıkları iki milletin ortak tarihinde şerefli kardeşliğin sayfasına dönüştü.” ifadelerini kullandı.
Nuri Paşa’nın Cumhuriyet döneminde kurduğu fabrikalarla Türk savunma sanayisinin öncüleri arasında yer aldığını hatırlatan Er, bu gibi şahısların gelecek nesillere öğretilmesi gerektiğine vurgu yaptı.
“Nuri Killigil Paşa, cumhuriyet tarihinin ilk endüstriyel silah tasarımcılarından olmuştur”
TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Başkanı Mesten de Kafkas İslam Ordusu’nun 1918’de Azerbaycan’a gelerek kardeşlerine yardımda bulunmasının iki ülke arasındaki kardeşliğin en büyük nişanelerinden olduğunu anlattı.
Mesten, Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı’nda bütün cephelerde yenilgilerle yüz yüze kaldığı bir dönemde en seçkin askerlerini Azerbaycan’a gönderdiğini hatırlatarak, “Bu ordu sayesinde Azerbaycan bağımsızlığını tam olarak kazandı. 15 Eylül 1918’de Bakü işgalden ve zulümden kurtuldu. Bugün ise bizlere düşen atalarımızın yüzyıl öncesinden bıraktığı emanete sahip çıkmaktır.” dedi.
Nuri Paşa’nın savunma sanayiindeki faaliyetlerinden de bahseden Mesten, “Nuri Killigil Paşa, cumhuriyet tarihinin ilk endüstriyel silah tasarımcılarından olmuştur. Arap-İsrail savaşında Arap orduları için silah ve cephane üretmiştir.” diye konuştu.
Mesten, 2. Karabağ Savaşı’nda da Türk halkının ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Azerbaycan’a gösterdiği siyasi ve manevi destekleri hatırlatarak, “Azerbaycan ile Türkiye’nin kardeşliği et ile tırnak gibidir. Kardeş ülkelerimiz arasında bütün bu gelişmelere rağmen, önümüzde çok daha büyük görevler bizleri bekliyor. Bize düşen, aramızdaki bağları daha da sağlamlaştırarak gelecek kuşaklara güçlü bir miras bırakmak, her alanda işbirliğimizi derinleştirmektir.” şeklinde konuştu.
“Boşuna ‘bir millet iki devletiz’ demiyoruz”
TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyesi, MHP Genel Başkan Yardımcısı, Nevşehir Milletvekili Kılıç ise konuşmasında, Nuri Paşa’nın vefatının üzerinden 75 yıl geçmesine rağmen Azerbaycan Türkleri tarafından saygı ve minnetle hatırlanmasından memnuniyet duyduklarını belirterek, “Boşuna ‘bir millet iki devletiz’ demiyoruz. İyi ki bir milletiz, iyi ki bağımsız Türk devletleriyiz.” dedi.
Kılıç, Nuri Paşa’nın ve Kafkas İslam Ordusu’nun faaliyetlerinden, onların o dönemde Azerbaycan’da gördükleri saygı ve hürmetten bahsederek, “Killigil soyadını alan Nuri Paşa, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından milletle birlikte kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti’nde, ülkesi ve Türk dünyası için dinlenmeden çalışmaya devam etti. Sık sık Türk dünyasının bir olmasından, bir olarak çok daha güçlü olacağından bahseder, bir gün bu arzusunun mutlaka gerçekleşeceğini söylerdi.” şeklinde konuştu.
“Koyun koyuna yatan Osmanlı askerleri bize emanet ve mirastır”
Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Bağcı da Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’de kazandığı zaferin İstanbul ve Bakü’yü kontrol altında tutmak isteyen güçleri çılgına döndürdüğünü ve hüsrana uğrattığını vurguladı.
Bağcı, Azerbaycan’ın birçok bölgesinde Türk şehitliklerinin olduğunu aktararak, “Koyun koyuna yatan Osmanlı askerleri bize emanet ve mirastır. Bu miras ve emaneti, kardeşliğimizin mayasını teşkil eden bu birlikteliği korumak görevimizdir.” ifadelerini kullandı.
Nuri Paşa’yla ilgili filmin gösterildiği etkinlik, Türk ve Azerbaycanlı akademisyenlerin sunumlarıyla devam etti.
?
]]>Tarihe “Kanlı Ocak” adıyla geçen katliamın acısı, aradan 34 yıl geçmiş olmasına rağmen tüm Azerbaycanlıların hafızasında tazeliğini koruyor. Azerbaycan’da aynı zamanda bir kahramanlık destanı olarak da hafızalara kazınan Kanlı Ocak olayları, 70 yıl süren eski Sovyet esaretinden sonra bağımsızlığın kazanılmasında dönüm noktası kabul ediliyor.
Kanlı Ocak olayları, eski Sovyetler Birliği’nin çöküşünü hızlandırdı, Azerbaycanlılarda bağımsızlık duygusunu alevlendirdi. Olayların temelinde Karabağ sorunu bulunuyordu.
Ermeniler, 1980’li yılların sonlarında Karabağ’ın Azerbaycan’dan koparılması için faaliyetlerini artırdı ve Aralık 1989’da Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti Yüksek Konseyi, Karabağ’ın Ermenistan’la birleştirilmesi yönünde karar aldı.
Azerbaycanlılar, bu kararı tepkiyle karşıladı ve Bakü’de yüz binlerce kişinin katıldığı mitingler düzenlendi. Halk, Ermenilerin artan toprak taleplerine ve Sovyet yönetimine tepkilerini göstermek için Bakü’nün Azadlık Meydanı’na akın etti.
Aralıksız süren mitingler Sovyet yönetimini tedirgin etti ve Bakü’ye asker gönderilmesi yönünde karar alındı. Halk ise kentin giriş yollarını ve Bakü’deki askeri birliklerin önünü kapattı.
İlk önce 19 Ocak 1990’da Sovyet istihbaratınca Azerbaycan televizyonunun enerji sağlayıcısı patlatıldı. Akşam saatlerinde ise 26 bin kişilik Sovyet ordusu zırhlı araçlarla 5 yönden Bakü’ye girdi.
Sovyet ordusu, onları engellemeye çalışan silahsız sivillere mermi yağdırarak kente ulaştı. Tanklar ve ağır zırhlı araçlar insanların üzerlerine sürüldü, ambulanslara ve yolcu otobüslerine ateş açıldı. O gece Bakü’de 130 sivil hayatını kaybetti.
Sovyet ordusu, katliamını Neftçala ve Lenkeran gibi diğer illerde de sürdürdü ve toplam 147 Azerbaycanlı sivil, 20 Ocak katliamının kurbanı oldu. Olaylarda 744 kişi yaralandı, yaklaşık 400 kişi Sovyet ordusunca gözaltına alındı.
Bakü’de Sovyet yönetiminin olağanüstü hal ilan etmesine ve kentin tamamen Sovyet ordusu tarafından kontrol altına alınmasına rağmen halk yine sokaklara çıktı ve şehitlerin defni için çalışma başlatıldı.
Şehitlerin naaşları, 31 Mart 1918’de Ermenilerin saldırıları sonucu hayatını kaybeden Azerbaycanlıların cenazelerinin toprağa verildiği, daha sonra Sovyet döneminde park haline getirilen Dağüstü Park’ta defnedildi. Cenazeler, Azadlık Meydanı’nda toplandı ve buradan insanların omzunda, daha sonra Şehitler Hıyabanı ismi verilen şehitliğe getirilerek yan yana defnedildi. Cenazelere yaklaşık 1 milyon kişi eşlik etti.
Kanlı Ocak Katliamı, Azerbaycanlıların eski Sovyet yönetimine güvenini tamamen sarstı ve ülkenin bağımsızlığına giden süreç başladı.
Azerbaycanlılar 34 yıldır her 20 Ocak’ta, o günün kurbanlarının simgesi haline gelen karanfillerle şehitliğe akın ediyor, bağımsızlık ateşini yakanlara minnettarlığını gösteriyor.
“Öf bile demeden canlarını feda etti”
20 Ocak Katliamı’nın tanıklarından 68 yaşındaki Nizami Rızaşuvari, o günlerde yaşadıklarını AA muhabirine anlattı.
Rızaşuvari, o dönemde her bir Azerbaycanlı gibi kendisinin de bağımsızlık talebiyle yapılan gösterilerde yer aldığını söyledi.
Sovyet Rusya yönetimine karşı milyonlarca Azerbaycanlının “özgürlük” diye bağırdığını vurgulayan Rızaşuvari, bağımsızlık için tüm halkın tek yumruk olduğunu belirtti.
Rızaşuvari, bağımsızlık yanlılarının oluşturduğu Azerbaycan Halk Cephesi’nin (AHC) aktivistlerinden olduğunu belirterek AHC’nin bazı gizli evraklarının saklanması için kendisine emanet edildiğini kaydetti.
20 Ocak Katliamı sonrasında Devlet Güvenlik Servisi (KGB) çalışanlarının bu bilgiyi öğrendikten sonra evlerine gelerek babasını darbettiğini, kendisini de gözaltına aldığını anlatan Rızaşuvari, “KGB’nin nezarethanesinde 7 gün işkence gördüm. Belgelerin yerini ve diğer aktivistlerin isimlerini söylememi istediler. En ağır işkencelere maruz kaldım. Tüm dişlerimi söktüler. Kafama aldığım darbeler nedeniyle sol gözüm görme yetisini kaybetti. Bir hafta sonra beni bıraktılar. Eve döndüğümde babamın aldığı darbeler nedeniyle yaşamını yitirdiğini öğrendim.” dedi.
Rızaşuvari, babasının ve diğer çok sayıda insanın ölümünden büyük üzüntü duyduğunu dile getirerek “Öf bile demeden canlarını feda etti. Aynı zamanda sevinçliyim. Çünkü Azerbaycan bugün tam bağımsız bir ülkedir. En büyük arzumuz hayata geçti.” diye konuştu.
]]>