Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı: “Türkiye arıcılık haritamıza yeni coğrafi işaret alan ballarımız ile damızlık ana arı üreten illerimiz de eklendi”
“2022 yılında 750 olan bal ormanı sayımız, 2023 yılında 796’ya ulaştı”
“Ülkemizde coğrafi işaret alan 29 adet tescilli bal çeşidi bulunurken, 27 bal da başvuru aşamasında tescil almayı bekliyor”
ANKARA – Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, ülkenin arıcılık ile ilgili bilgilerinin yer aldığı Türkiye Arıcılık Haritası’nın 2023 verileri ile güncellendiğini belirterek, “Türkiye Arıcılık Haritamıza yeni coğrafi işaret alan ballarımız ile damızlık ana arı üreten illerimiz de eklendi” dedi.
Bakan Yumaklı, sahip olduğu coğrafi konum ve biyoçeşitlilik dolayısıyla dünya ballı bitkiler florasının yüzde 75’ine sahip olan Türkiye’nin, bal üretiminde dünyada ikinci sırada bulunduğuna dikkati çekerek, dünyadaki çam balı üretiminin yüzde 90’ının da Türkiye’de gerçekleştiğinin altını çizdi.
Son 22 yılda arıcılığın geliştirilmesi ve bal üretiminin artırılması amacıyla çok sayıda projenin hayata geçirildiğini anımsatan Yumaklı, bu kapsamda, Bakanlığa bağlı Hayvancılık Genel Müdürlüğü’nün hizmete sunduğu Türkiye Arıcılık Haritası internet sitesinin üreticiler için önemli bir dijital rehber olduğunu vurguladı.
Bakan Yumaklı, “TarımCebimde” mobil uygulamasından da ulaşılabilen Türkiye Arıcılık Haritası internet sitesinde arıcılıkla ilgili birçok veri ve istatistiki bilgi bulunduğuna işaret ederek, “Ülkemiz geneli ve illere göre ayrı ayrı hazırlanan haritamız, renk skalası ile belirtilmiş üretici sayısı, kovan sayısı, bal üretimi ve kovan başı bal verimi gibi bilgiler içeriyor. Haritada ayrıca, ülkemiz genelinde üretimi yapılan bal çeşitleri ve bu balların illere göre dağılımı, illerde en çok üretimi yapılan bal çeşitleri, tescil edilmiş coğrafi işaretli ballar, damızlık ana arı üreten iller ve kapasiteleri, damızlık ana arıların ırk özellikleri ve tescilleri, bombus arısı üreten iller ve kapasiteleri de yer alıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Zaman zaman yeni bilgiler eklenen Türkiye Arıcılık Haritası’nın 2023 verileri ile güncellendiğini bildiren Yumaklı, şu bilgileri aktardı:
“2023 TÜİK verilerine göre 9,2 milyon adet kovan varlığına sahip olan ülkemizde yıllık bal üretimi 115 bin ton, ortalama kovan başı verim ise 12,5 kilogram düzeyinde bulunuyor. 2002 yılında 74 bin ton olan bal üretimimiz, Bakanlığımızın çalışmaları sonucu 2023 yılında yüzde 54 artışla 115 bin tona, 4,1 milyon olan arılı kovan sayımız ise yüzde 122 artışla 9,2 milyona yükseldi. Muğla, Ordu, Adana, Mersin ve İzmir en fazla kovana sahip illerimiz arasında yer alıyor. Kovan başına en fazla verim Ordu’da gerçekleştirilirken, bu ilimizi Adana, Çanakkale, Sivas ve Kars takip ediyor. En fazla bal üretimi Ordu, Adana, Muğla, Sivas ve İzmir illerimizde yapılıyor. Muğla, Sivas, Antalya, İzmir ve Ordu en fazla arıcılık işletme sayısına sahip illerimiz olarak ön plana çıkıyor. “
Türkiye Arıcılık Haritası’nda güncellenen verilerden birinin de bal ormanı sayısı olduğunu vurgulayan Yumaklı, “2022 yılında 750 olan bal ormanı sayımız, 2023 yılında 796’ya ulaştı. Buna göre, ülkemiz genelinde toplam 1 milyon 6 bin 183 kovan kapasitesine sahip 95 bin 283 hektarlık alanı kaplayan 796 adet bal ormanımız bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Bakan Yumaklı, yapılan güncelleme ile Türkiye Arıcılık Haritası’na yeni coğrafi işaret alan ballar ile damızlık ana arı üreten illerin de eklendiğini belirterek, “Ülkemizde coğrafi işaret alan 29 adet tescilli bal çeşidi bulunurken, 27 bal da başvuru aşamasında tescil almayı bekliyor. Ardahan, Ankara, Çorum, Artvin, Muğla, Ordu, Ankara, İzmir, Mersin ve Düzce illerimizde de damızlık ana arı üretimi yapılıyor” bilgisini verdi.
“Bal üreticilerimize desteklerimiz sürecek”
Tüm bu çalışmaları, arıcılık ile uğraşan üreticilerin ülkenin sahip olduğu kapasiteyi daha yakından tanıyarak bilgi sahibi olmaları amacıyla yürüttüklerini vurgulayan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bal ve diğer arı ürünlerinin üretiminde verimliliğimizi daha da ileriye taşımaya yönelik projeler geliştirmeye, desteklerimizi artırmaya devam edeceğiz. 2023 yılında 80 bin 479 arıcımıza 473 milyon 22 bin TL destekleme ödemesinde bulunduk. Bu minvalde, güncellenen Türkiye Arıcılık Haritamızın üreticilerimiz için her yönden yol gösterici olmasını ve üretimlerine güç katmasını temenni ediyorum.
]]>Geçen yıl bal üretiminde iklimsel değişiklikler nedeniyle rekoltede düşüş yaşayan Bingöl’deki üreticileri bu yıl ılıman ve yağışlı geçen hava şartları ümitlendirdi.
Hava sıcaklığının ve yağışların mayıs-haziran aylarında beklenen düzeyde seyretmesi halinde üreticiler, bu yıl rekoltenin artacağını öngörüyor.
Tescili için yapılan başvuru AB Komisyonunca 12 Mart’ta uygun bulunan Bingöl balının 3 aylık itiraz süresinin dolmasının ardından tescillenmesi bekleniyor.
“Geçen yıla göre kat kat güzel verim elde etmiş olacağız”
Bingöl Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mehmet Ali Aba, AA muhabirine, bal üretimde bitkilerden çok hava şartlarının etkili olduğunu söyledi.
Ilık ve nemli havada arının çok iyi çalıştığını anlatan Aba, mayıs ve haziran aylarında hava şartlarının olumlu geçmesi halinde güzel sonuçlar almayı beklediklerini belirtti.
Aba, şöyle devam etti:
“Geçen sene hava bir yağışlı bir soğuk derken arılar stres yaptı, rekoltede düşüş yaşamıştık, 1400 ton bal elde etmiştik. Bu yıl 2 bin tonun üzerinde ürün bekliyoruz. Hava şartları şu şekilde devam ederse geçen yıla göre kat kat güzel verim elde etmiş olacağız. Geçen yıla göre bu yıl daha umutluyuz.”
Bingöl balının AB coğrafi işaret tescili alması halinde bunun markalaşma ve Avrupa’ya ihracatta da önemli bir gelişme sağlayacağını dile getiren Aba, üniversite ve kentte çalışma yürüttükleri kurumların da arıcılığa bu yönde hep ön açıcı destek sağladıklarını kaydetti.
Arıcılardan Fatma Erdoğan, 2012 yılından bu yana üretimi sürdürdüklerini belirterek, geçen yıl iklimsel değişikliklerin bal üretimini olumsuz etkilediğini söyledi.
Erdoğan, “Bu yıl ümit varız. İnşallah beklediğimiz miktarda yağmur yağarsa bal verimimiz yükselecek. Bu hem ticaretimize hem de balımızın kalitesine yansıyacak. Bu yıl floradan çok umutluyuz.” ifadelerini kullandı.
Havanın ısınmasıyla çiçeklerin de kendisini göstermeye başladığını dile getiren Erdoğan, ne kadar çok nektar olursa arıların o kadar doğal besleneceğini belirtti.
“İklim verimin yüksek olmasında etkili”
Arı ve arı ürünleri alanında pilot üniversite olan Bingöl Üniversitesi de kentte arıcılığın gelişmesi, bal üretiminin ve ürünün ekonomik değerinin artırılması için çalışmalar yürütüyor.
Bingöl Üniversitesinin Ormanardı köyü mevkisindeki Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezinde bulunan arı kolonisinde incelemeler yapan uzman akademisyenler, iklim değişikliği gibi çeşitli etkenlerin üretime etkilerini takip ederek rapor hazırlıyor.
Bingöl Üniversitesi Gıda Tarım Hayvancılık Meslek Yüksekokulu Arıcılık Programında görevli Dr. Öğretim Üyesi Münire Turhan da arıcılarla sürekli işbirliği halinde olduklarını, bilgi alışverişinde bulunduklarını, bu sayede arıcılıkta başarının giderek artacağını düşündüklerini belirtti.
Turhan, Bingöl balının kentin kendine has doğası, florası ve yaylalarındaki bitki çeşitliliği bakımından farklı olduğuna işaret ederek, özellikle geven kekik türleri ve ballıbabagiller familyasına ait çeşitli ballı bitkilerin çok yaygın bir şekilde bulunduğunu söyledi.
Arılarda genetik yapının önemine dikkati çeken Turhan, “Genetik pay yüzde 25 ise çevre etkisi yüzde 75 olması gerekiyor. Çevrenin etkisi nedir? Arının aktif uçuş zamanlarında nektar toplayabileceği nektarlı, polenli bitkilerin olması gerekmektedir. Dolayısıyla çok yağmur yağdığında ya da iklim koşulları kötü gittiğinde çiçekli bir tarla bile olsa arılar kullanamadığı zaman çok da o nektarın bir önemi olmuyor. Onun için iklimin, hava koşullarının iyi olması da arının bal üretmesi ve verimin yüksek olmasında oldukça etkili.” diye konuştu.
Turhan, ana arı üretiminin de yavru popülasyondaki artışın da iklime bağlı olduğunu dile getirerek, her şey yolunda giderse bu yıl verim ve kalitenin, popülasyon artışının pozitif yönde olacağını belirtti.
“Bingöl’de kışın kısa sürmesi, hava sıcaklığının birden artması arılar için olumsuz bir şey teşkil etmedi ama kar uzun sürseydi, don olsaydı gündüz gece sıcaklık farkı nedeniyle arı ölümleri olabilirdi.” diyen Turhan, nisan ayında havaların ısınmasıyla arıların güzel çalıştığını kaydetti.
Turhan, şunları söyledi:
“Arıları kontrol ettiğimizde gayet güzel polen bal gelmiş. İklim bu yıl bizi olumsuz etkilemedi. Mayıs ayı da hafif yağışlı geçerse, haziran döneminde çiçekli bitkilerden arılar yoğun şekilde faydalanacaktır. Bu koşullar yaylaya da yansırsa verim güzel olacaktır. Umudumuz verimli bir yıl geçirmek, geçen seneden daha fazla bal, polen üretimi sağlamaktır.”
]]>Fındıktan sonra en önemli geçim kaynağının arıcılık olduğu Ordu’da 3 bin 500 üretici yaklaşık 600 bin kovanda bal üretiyor.
Mayısın ilk haftasından itibaren yayla yolcuğuna başlamayı planlayan arıcılar, bir yandan kovan ve çerçeveleri tamir ediyor, diğer yandan da yaylada arı bakımı için gerekli malzemeleri tedarik etmeye çalışıyor.
Ordu Arıcılar Birliği Başkanı Akın Çiftçi, AA muhabirine, kentte arıcılığın yaygın olduğunu, her yıl ortalama 20 bin ton bal üretildiğini söyledi.
Ülkenin en çok bal üreten illerinin başında Ordu’nun geldiğini belirten Çiftçi, 3 bin 500 arıcının yaklaşık 600 bin kovanda üretim yaptığını ifade etti.
Çiftçi, kovan varlığı bakımından Ordu’nun ikinci sırada olduğunu anlatarak, ” Türkiye’de en çok bal üretilen illerden birinin Ordu olmasının başlıca sebebi çok fazla gezginci arıcımızın olması. Ege, Akdeniz, Doğu, Güneydoğu ile İç Anadolu Bölgesi’nde üretim yapan arıcılarımız var.” dedi.
Ordulu arıcıların genelde çiçek balı ürettiğini dile getiren Çiftçi, ayrıca çam, kestane, ayçiçeği ve üçgül balı üretildiğini belirtti.
Çiftçi, binbir emekle arıcılık yapan üreticilerin bu günlerde yoğun bir göç hazırlığında olduğuna dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Şu anda arıcılarımız arılarına göç öncesi bahar beslemesi yapıyor. Kek ve şurup vererek arılarını göçe hazır hale getiriyorlar. Bazı arıcılarımız kovan ve çerçevelerini yeniliyor. Bazıları ise gerekli tedarikleri hazır hale getirmeye çalışıyor. Yaklaşık 2 bin gezginci arıcımız göçe hazırlanıyor. Mayıs ayı itibarıyla arıcılarımız yeni sezonun üretimine başlayacaklar.”
Kokarca zararlısı uyarısı
Bölgede sıkça görülmeye başlayan ve fındığı tehdit eden kokarca zararlısı nedeniyle birçok arıcının daha erken göç edebileceğini vurgulayan Çiftçi, “Fındık üreticileri kokarca zararlısına yönelik yoğun bir şekilde bahçelerinde ilaçlama yapıyor. Bu ilaçlar arıcılarımızı da olumsuz etkiliyor. Bundan dolayı arıcılarımızın önemli kısmı daha erken göç edebilir.” diye konuştu.
Çiftçi, Ordulu gezgin arıcıların birçok bölgeye göç ederek arıcılık faaliyetinde bulunduklarını belirterek, “Arıcılarımızın gittiği illerin başında Hakkari, Van, Erzurum, Şırnak, Siirt, Muş, Erzincan, Kars, Ağrı, Sivas ve Yozgat geliyor. Türkiye’nin hemen hemen 50 ilinde Ordulu arıcılarımızı görmek mümkün.” ifadelerini kullandı.
Üreticiler sezondan umutlu
Altınordu ilçesinde bal üreticisi Ercan Yıldız ise 250 kovanla göç hazırlığını sürdürdüğünü söyledi.
Kovanlarını Erzurum’a götüreceğini anlatan Yıldız, “Şu anda Ordu’da bahar ayı iyi geçiyor. Arılarımız iyi gelişiyor ancak göç edeceğimiz yerdeki mevsim bizim için çok daha önemli. 3,5 ay yaylalarda kalacağız. Sezondan umutluyuz, güzel bir sezon geçirmeyi diliyoruz.” dedi.
Arıcı Emin Kılıç da sezon öncesi son hazırlıkları yaptıklarını dile getirdi.
Yaklaşık 600 kovanla üretim yapan Kılıç, “Mayısın ikinci haftası itibarıyla Ordu’dan göç etmiş olacağız. Çok iyi bir sezon bekliyoruz. Mevsim şartları istediğimiz gibi giderse çok yüksek rekolte ve kalitede bal üreteceğimizi düşünüyoruz.” diye konuştu.
]]>Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Latin Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu Tekneci, İnsan Kaynakları Uzmanlığı üzerine yüksek lisansını tamamladıktan sonra dünya çapında faaliyet gösteren firmanın Türkiye distribütörlüğünde 12 yıl üst düzey yöneticilik yaptı.
Salgın döneminde şehir hayatından sıkılmasıyla girdiği arayışta eşi Lokman Tekneci’nin Gölyaka ilçesine bağlı yazlık köyüne yerleşmeye karar veren 35 yaşındaki Tekneci, yaptığı araştırmalar sonucu iş dünyasında sarf ettiği çabayı arıcılık alanında üretim yaparak devam ettirmeye karar verdi.
Eğitimlerinin ardından Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğünden hibeyle aldığı arılı 5 kovanla Gölyaka Orman İşletme Müdürlüğü arazisinde üretim serüvenine başlayan Tekneci, KOSGEB faizsiz kadın girişimci kredisi ve Bal Ormanı Projesi Yetiştirme Sahası destekleriyle kovan sayısını 65’e çıkardı.
Arılarını, bal üretimini çoğaltan ve bal mumu üretimine başlayan Tekneci, daha kapsamlı şekilde devlet desteklerinden yararlanmak ve mesleğine mektepli olarak devam etmek için 2022’de girdiği Düzce Üniversitesi Düzce Meslek Yüksekokulu Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölümü Arıcılık Programında eğitim görüyor.
“Köye yerleşmek çok çılgınca bir fikirdi”
Tekneci, AA muhabirine, köye yerleşmeye karar verdikten sonra üretime katkıda bulunmak için neler yapabileceklerini düşünürken arıcılık fikrinin kendilerine uygun geldiğini anlattı.
Karar vermenin kendileri açısından zor olduğunu belirten Tekneci, “Sabit maaşları, işleri, kariyeri bırakıp köye yerleşmek çok çılgınca bir fikirdi. Araştırmalar yaptık, büyükbaş, küçükbaş derken bize en yakın işin arıcılık olduğuna karar verdik. Köye yerleştik, kovanlarımızı aldık ve arıcılığa başladık.” dedi.
Tekneci, arıcılığı profesyonel yapmak istediği için 2022’de sınava girip arıcılık programını kazandığını aktararak, Düzce Arıcılık Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezinin de aktif öğrencisi olduğunu, bu sene son dönemini bitirdikten sonra arıcı olarak yoluna devam edeceğini söyledi.
Üretim yapmalarından dolayı çok mutlu olduklarını dile getiren Tekneci, şöyle devam etti:
“Gıda üretiyoruz, bal üretiyoruz, yenilebilir arı ürünleri üretiyoruz. Tabii dedelerimizden gelen yöntemleri de kullanarak bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama asıl hedefim arıcılık programını okuyup, yeni nesil arıcılık nasıl yapılır, onun kaygısındayım. Daha bilimsel, doğru yöntemlerle daha iyi, daha temiz, daha sağlık bal, propolis, polen, perga(arı ekmeği) gibi aklınıza gelebilecek arı ürünleri nasıl üretilir öğrenmiş olduk.”
Tekneci, balın yanı sıra kurduğu atölyede balmumu ürettiğine de dikkati çekerek, “Bizim gibi hobi arıcılık yapmıyor ve evinizi geçindiriyorsanız, sadece bala kalmak artık yeterli gelmiyor. Bu sebeple 2022’de bal mumu üretimine de başladık. Mayıs-eylül arası bal sezonu, eylül ile mart arası da bal mumu sezonu.” diye konuştu.
Tekneci, Tarım ve Orman Bakanlığının “Uzman Eller” projesinden faydalanmak için meslek dalında mezuniyet gerektiğini, böylece eğitimini tamamlamasının ardından daha geniş devlet desteği alabileceğini sözlerine ekledi.
]]>Bölgedeki arı yetiştiricileri, yeni bal sağım sezonu öncesi arıların mevsimin sıcak geçmesi nedeniyle kış aylarında yeteri kadar uyumamış olmasından endişe duyuyor.
Sinop Arıcılar Birliği Başkanı Metin Oktay Fındık, AA muhabirine, küresel ısınmanın arıların bal üretimini olumsuz etkilediğini söyledi.
Arıların kış aylarında yeteri kadar uyumamasının bahara sağlıklı çıkmalarını engellediğini vurgulayan Fındık, bu durumun arılarda koloni kayıplarına yol açtığını dile getirdi.
Fındık, bölgede kış aylarının artık çok sert geçmediğine işaret ederek, “Eğer kış aylarında arı salkım yapmamış ise uyumamış ise bahara tabii ki canlı çıkamıyor, koloni kayıpları ile çıkıyor. Bunun yanında ilkbahar mevsiminde yaşanan yağışlar da koloni çoğalmasının önüne geçiyor. Bu da beraberinde arıcılarımızda verim düşüklüğünü getiriyor.” dedi.
İlkbahar mevsiminde yaşanan sağanaklarda kestane çiçeklerinin yıkanmasının bal üretimini olumsuz etkilediğini, bu durumla geçen sezon acı şekilde yüzleştiklerini belirten Fındık, şöyle devam etti:
“Çiçeklenme döneminde eğer yağmur olursa ve kestane çiçekleri yıkanırsa ki kır çiçekleri gibi tekrardan açmıyor, ne yazık ki nektarı da yıkanmış oluyor. Bu da bal veriminin düşük olmasına sebebiyet veriyor. Geçen sene ilkbahar mevsiminde yağmur uzun olunca kestane çiçeğinden bal alamadık. Ayrıca Çin’de ortaya çıkmış gal arısı dediğimiz böcek İtalya’ya, oradan da ne yazık ki ülkemize geldi. Kestanenin yapraklarına ve çiçeklerine larvalarını bırakan bir böcek. Böyle olunca da kestanenin çiçeklenmesini ve yapraklarını etkiliyor. Bizim de bal almamızı engelliyor. Kestanenin hem meyveleşmesinde hem ballaşmasında çok ciddi olumsuz etkisi var gal arısının. Bir de üzerine iklim eklenince geçen yıl bal rekoltesi çok düşük oldu.”
“Doğayla, iklimle mücadele etmemiz mümkün değil”
Fındık, kestane balı rekoltesinin geçen yıl 40 tonlara kadar düştüğüne dikkati çekerek, “Geçen yıl Sinop’ta kestane balı bazında baktığımızda 40-50 ton civarında bir bal üretilmiş. Normal şartlarda bunun 150-200 tona çıkması gerekiyor. Yani neredeyse yüzde 20-25 kapasiteyle çalışmışız.” diye konuştu.
Arıcılar olarak iklim değişikliğine ayak uydurmaktan başka çareleri bulunmadığının altını çizen Fındık, şunları kaydetti:
“Doğayla, iklimle mücadele etmemiz mümkün değil. Bir şekilde uyum sağlamalıyız. Gerek hastalıklarla mücadele, gerek arının ilkbaharda erken, sonbaharda geç besleme konusunda dikkat etmeliyiz. Kovanlarımız öncelikle sağlam olmalı, iyi havalandırılmalı, sağlıklı yiyecekler gelmeli. Sağlıklı polen akışı sağlanmalı. Arı hastalıklarından koruduğumuz zaman arılarımızı, mücadeleye başlamış sayılırız. Tabii iklimle mücadele kısa süreli olacak bir şey değil. Bütün insanlığın üzerine düşen bir görev bu.”
Arı üreticisi Mahmut Akay ise geçen sezon bölgede hem kestane hem de çiçek balı üretiminde önemli derecede düşüş yaşandığını söyledi.
Nisan ve mayıs aylarının yağışlı geçmesinin bal üreticileri olarak kendilerini olumsuz etkilediğini aktaran Akay, “Dut bile olmadı, karardı, yandı. Mevsimden kaynaklı bir şeydi. Artı, gal arısı kestane ağaçlarında çok büyük tahribat yaptı. Bunun dışında mevsimsel değişiklikler… Mesela bu sene arılar hiç uyumadı. Normalde aralık, ocak, şubat gibi uyuması gerekirken arılar polen taşıdı, çalıştı. Çalışan arı ölüyor, yenileri yavru yapamıyor, yiyeceği bitiriyor. Bunlar gibi bir sürü problemimiz var.” ifadelerini kullandı.
]]>Adana Arı Yetiştiricileri Birliği Başkan Vekili Şükrü Gedik, AA muhabirine, kentin arıcılıkta önde gelen iller arasında yer aldığını söyledi.
Adana’da birliklerine kayıtlı 212’si kadın 2 bin 334 üye bulunduğunu dile getiren Gedik, geçen yıl yaklaşık 500 bin kovanda 14 bin tonun üzerinde bal üretimi yapıldığını belirtti.
Gedik, arıcılığın diğer tarımsal faaliyetlere göre daha az sermayeyle daha kısa sürede kazanç sağlaması ve kırsalda istihdama katkısıyla büyük önem taşıdığını ifade etti.
Doğayla iç içe yapılan arıcılığın, hava sıcaklığı, bitki örtüsü gibi şartlardan çok fazla etkilendiğini belirten Gedik, tarımsal ilaçların da bal verimini düşürdüğünü söyledi.
Adana’da yerleşik arıcıların ve gezgin olarak başka illere giden arıcıların geçen yıl kuraklık nedeniyle sorun yaşadığını dile getiren Gedik, “Arıcılarımız kuraklıktan dolayı hem burada hem de gittikleri yerlerde çiçeklerin az olması nedeniyle yeterli bal alamamışlardır. Aslında ulaşım masraflarını bile karşılayamayacak duruma gelmiştir.” diye konuştu.
“Arıların direnci düşüyor”
Kış mevsiminde hava sıcaklığının aniden yükselmesiyle arıların doğaya erken çıktığını belirten Gedik, şöyle devam etti:
“Kışın hava sıcaklığı 14 derecenin altına düştüğü zamanlarda arılar kovanların içinde çıtaların ortasında bir ‘kış salkımı’ oluştururlar. Bu salkımın ortasında da sıcaklık 35 derecedir. Orada ısıtma görevi gören arılar vardır. Kanat kaslarını titreştirerek bu ısıyı sağlarlar. Fakat havanın biraz ısındığını görünce bu sefer hem yavrulamak hem de polen getirmek için dışarı çıkmaya başlıyorlar. Aniden soğuyan havayla da geri dönemiyorlar. Bir de yavrularını da ısıtamadıklarından çeşitli hastalıklara yol açıyor. İklim değişikliğinden dolayı arıların direnci düşüyor, strese giriyor, böylece de bal üretimi azalıyor. Az olan bal da kalitesiz hale geliyor.”
Gedik, tarımsal faaliyetlerde kullanılan zirai ilaçların da arıcılığı olumsuz etkilediğini ifade etti.
Zirai ilaçlardan kaynaklı arı ölümleri yaşandığını söyleyen Gedik, “Yapılması gereken ya zararsız pestisit kullanılması ya da bu ilaçlamaların özellikle gün batımından sonra yapılması ki arılar akşam kovanlarına dönerler. Bu ilaçlamaların ondan sonra yapılması gerekir.” dedi.
“Bal oranımız yarı yarıya düştü”
Gezgin arıcı Abdullah Erdoğan da yağmurun az olduğu dönemlerde üretimlerinin de düştüğünü söyledi.
Geçen yıl Kayseri’de ve Konya’da kuraklık nedeniyle verimin azaldığını dile getiren Erdoğan, “Bal oranımız yarı yarıya düştü. Diyarbakır’a gidenlerin hepsi zarar etti. Yağmur az yağdığı için otlar çabuk kurudu. Arıcılar, hiç bal alamadan Muş’a göçmek zorunda kaldı.” diye konuştu.
Tarım ilaçlarının da arıları olumsuz etkilediğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
“Arılar hem ilaçlama yapılan bahçede ölüyor hem oradan zehri alıp getirdiği kovanda ölüme neden oluyor. İlaçlamanın saat 17.00-18.00’den sonra yapılması bizim için daha iyi olur. Arı, bahçede ilaç sıkılırken yakalanırsa çok zarar görüyor. İlaçlama akşam yapılırsa arı ertesi gün o bahçeye girmez. Etkilense bile çok az etkilenir.”
Adana’da yerleşik arıcılık yapan Mehmet Ataş da Çukurova’da tarım ilaçları nedeniyle büyük sıkıntı çektiklerini söyledi.
]]>Yatırım ve projeleriyle şehrin her alanına katkı sağlayan, sanayiden tarıma, turizmden spora pek çok alanda gelişmeyi hedefleyen adımlar atan İnegöl Belediyesi, arıcılık sektöründe şehri yeni bir boyuta taşıyor. Daha profesyonel yöntemlerle, bilimin ışığında yapılacak çalışma ve tekniklerle İnegöl’de arıcılık ve bal üretimi geliştirilecek, İnegöl’e özgü Karaçalı balının coğrafi işaretinin alınması için çalışmalar yapılacak. Bu çerçevede Bursa ve İlçeleri Bal Üreticileri Birliği ve Uludağ Üniversitesi Arıcılık Geliştirme, Uygulama ve Araştırma Merkezi ile “İnegöl ve Köylerinde Arı ve Arı Ürünlerinin Geliştirilmesi ile Üretimin Artırılması Protokolü” imzalandı. İnegöl Belediyesi’ni temsilen Belediye Başkan Yardımcısı Emin Dündar’ın katıldığı imza töreniyle birlikte, İnegöl’ün arıcılık ve bal üretiminde yeni dönemi başlamış oldu.
Yapılan protokole ilişkin Belediye Başkanı Alper Taban bir açıklama yaptı. İnegöl’ün sanayisi, mobilyası ve köftesi ile olduğu kadar tarımı ve hayvancılığı ile de oldukça önemli bir şehir olduğuna dikkat çeken Taban, “Arıcılık da şehrimiz için önemli bir sektör haline gelmiştir. Belediye olarak arıcılığa da desteklerimiz devam etmektedir. Geçtiğimiz yıllarda arıcılık hakkında seminer ve toplantılar düzenlemiş, arı kovanı dağıtımları gerçekleştirmiştik. Cuma günü de bu alanda önemli bir protokol imzalanarak arıcılık ve bal üretimi noktasında şehrimiz adına yeni bir döneme girilmiştir” dedi.
“Karaçalı balının coğrafi işareti alınacak”
Bursa ve İlçeleri Bal Üreticileri Birliği ve Uludağ Üniversitesi Arıcılık Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi ile İnegöl Belediyesi arasında yapılan İnegöl ve Köylerinde Arı ve Arı Ürünlerinin Geliştirilmesi ile Üretimin Artırılması Protokolünün şehrin bu alanda gelişimine önemli bir katkı sunacağını kaydeden Başkan Taban, “İnegöl ve köylerinde arı ve arı ürünlerinin geliştirilmesi, İnegöl’de arıcılığın yaygınlaştırılması ile kişilerin arıcılığa özendirilmesi amacıyla düzenlediğimiz bu protokol çerçevesinde Bursa ve İlçeleri Bal Üreticileri Birliği, Uludağ Üniversitesi Arıcılık Geliştirme-Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Belediyemiz teknik işbirliğinde yeni teknik ve yöntemlere dayalı arıcılığın geliştirilmesi, İnegöl’de ve köylerinde gelişen teknolojilere uygun arıcılık işletmeleri kurulabilmesi için deneyim paylaşımını odaklı çalışmalar yürütülecektir. Yapılacak eğitimlerde arıcılarımıza ana arı yetiştirme ve arı sütü üretme teknikleri ile arı zehri üretim teknikleri öğretilecektir. Ayrıca ilçemize özgü ana arı ırkının yetiştirilmesi ve ilçemiz yöresine ait Karaçalı balının coğrafi işaretinin alınabilmesi için ortak çalışmalarda bulunulacaktır. Yeni teknolojiler ile arı ve arı ürünleri ile arı zararlıları hakkında seminerler düzenlenecektir. Uludağ Üniversitesi Arıcılık Geliştirme-Uygulama ve Araştırma Merkezinin imkanlarından arıcılarımızın faydalanması da sağlanacaktır” diye konuştu.
Başkan Taban, yapılacak eğitim, seminer ve çalışmalarla İnegöl arıcılığının marka değerinin artması, arıcıların imkan ve kabiliyetlerinin çoğalması, yeni iş alanları oluşturulması ve üretimde kalite ve niteliğin artmasının hedeflendiğini de duyurdu. Taban, “Her alanda olduğu gibi belediye olarak üreticimizin, arıcımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Yaptığımız destekler ilerleyen dönemlerde de artarak devam edecek” açıklamalarında bulundu. – BURSA
]]>ANKARA – Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Gıda ürünlerinde artan taklit ve tağşiş üreticilerimiz için ekonomik kayıplara sebep oluyor ve bu durum ihracatımızı da olumsuz etkiliyor” dedi.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, yaptığı görüntülü basın açıklaması gıda ürünlerinde yaşanan taklit ve tağşiş konusunda uyarılarda bulundu.
“Geçtiğimiz yıl Dünya Gıda Fiyat Endeksi yaklaşık yüzde 10 gerilerken ülkemizde 2023 yılı Aralık ayında gıda fiyat endeksi yıllık bazda yüzde 72 oranında arttı” diyen Bayraktar, “2024 yılının ocak ayında aylık yüzde 5,1, artan endeks şubat ayında aylık yüzde 8,2 artarak yıllık yüzde 71,1 seviyesinde gerçekleşti. Tüketici, artan enflasyonun etkisini en fazla gıda fiyatlarında hissediyor” ifadesini kullandı.
Hızla yükselen gıda fiyatlarının mutfak harcamalarını artırdığını söyleyen Bayraktar, alım gücünün azaldığını belirterek, “Bu nedenle evdeki hesabın markete uymadığı, gıda fiyatlarının gündemden düşmediği bir dönemdeyiz. Gıda fiyatlarının artmasıyla alım gücü düşen tüketiciler daha ucuz ürünlere yöneliyor. Bu durumu fırsat bilen bazı satıcılar gıda ürünlerinde hile ve sahtekarlığa daha fazla başvuruyor. Gerek merdiven altı yapılan üretimlerle gerekse taklit ve tağşiş yöntemiyle sözde ‘uygun fiyat’ adı altında satışa sunuluyor” açıklamasında bulundu.
Ramazan ayı öncesi üretici ve market fiyat çalışmasında zeytinyağının üreticideki bir litre fiyatın 303 lirayken markette 5 litrelik fiyatın bin 710 lira olduğuna dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:
“Buna rağmen farklı adlar altında satılan 5 litrelik zeytinyağı internette 415 liraya kadar düşük fiyatlara satılıyor. Çiçek balında 2023 yılı üretim maliyeti Üretici Birliği tarafından en az 111 lira olarak belirlendi. Bilindik markalar 300 ile 500 lira arasında 1 kilogram çiçek balını satışa sunarken internette 1 kilogram çiçek balının 140 liraya satıldığını görüyoruz.”
“İnternet yoluyla satılan ürünlerin tüketicilerimizin sağlığını tehdit eder hale geldi”
Süt ürünlerinde de benzer tablo olduğunu anlatan Bayraktar, “Üretici fiyatları ortadayken özellikle internet yoluyla satılan ürünlerin fiyatlarının bu kadar düşük olması akıllara doğrudan taklit ve tağşişi getiriyor. Maliyetleri düşürmek amacıyla yapılan taklit ve tağşiş artık tüketicilerimizin sağlığını tehdit eder hale geldi” ifadelerini kullandı.
“Gıda ürünlerinde artan taklit üreticilerimiz için ekonomik kayıplara sebep oluyor”
Artan gıda fiyatlarının üretim yapmayı zorlaştırdığına işaret eden Bayraktar, şöyle konuştu:
“Gıda ürünlerinde artan taklit ve tağşiş üreticilerimiz için ekonomik kayıplara sebep oluyor ve bu durum ihracatımızı da olumsuz etkiliyor. Üreticilerimizin bin bir emekle ürettiği ürünlerini her türlü hile ve sahtekarlığa karşı korumak zorundayız. Bu sebeple taklit ve tağşişli ürünlere karşı hem üreticilerimizin emeğini korumak hem de tüketicilerimizi bilgilendirmek adına uyarılarımızı yapmaya devam ediyoruz.”
“Sofralarda en çok tüketilen ve sağlıklı beslenmenin temelini oluşturan zeytinyağı, tereyağı, bal ve peynir taklit ve tağşiş yapılan ürünlerin başında geliyor. Tüketicilerin dengeli beslenmesinde önemli yeri olan ürünlerde taklit ve tağşişin artması sağlık sorunlarına neden olurken, güvenilir gıdaya ulaşma endişesi de artıyor” diyen Bayraktar, şu ifadelere yer verdi:
“Protein kaynağı olan peynirde, süt yağı haricinde başka yağların kullanımı, koyun ve keçi peynirlerine inek sütü karıştırılması, ürün yapısını sertleştirmek için nişasta kullanımı, küf ve maya oluşumunu engellemek amacıyla yasaklı madde kullanımı gibi yollara başvuruluyor. Tereyağında süt kremasına bazı bitkisel ve hayvansal yağların ilavesinin yanı sıra üretilen tereyağlarının gerçeğe yakın görünmesi için sarı renkli gıda boyası ilavesi yapılıyor.”
“Sahte balların üretildiği de biliniyor”
Zeytinyağında ise içeriğinin belli olmayan yağların katılması gibi birçok farklı taklit ve tağşiş olduğunu ifade eden Bayraktar, “Balda, üretim aşamasından sonra şurupların katılması, farklı özellikteki kalitesiz balların karıştırılması, düşük rutubet içeriğine sahip ballara su katılması gibi tağşişler oldukça yaygındır. Ayrıca, arının hiçbir katkısı olmadan tamamen kimyasal yolla, değişik şeker şuruplarından fabrikalarda veya merdiven altı işletmelerde içeriği belli olmayan sahte balların üretildiği de biliniyor” diye konuştu.
Taklit ve tağşişli ürün artışını engellemenin herkesin görevi olduğunu aktaran Bayraktar, “Tarım sektöründe örgütlenme özellikle üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve üreticilerimizin daha kolay ürünlerini pazarlayabilmesi bakımından oldukça önemlidir. Tüketicilerin, küçük üreticilerimizin emeklerini koruyan hakiki ürünleri sofralara ulaştıran birlikler ve kooperatiflerin ürünlerini tercih etmeleri yararlarına olacaktır” ifadesini kullandı.
“Sahtekarlık yapan firmaların kamuoyuna ifşa edilmesi”
Taklit ve tağşişli ürünlerin tüketiciler tarafından anlaşılması çoğu zaman mümkün olmadığını söyleyen Bayraktar, sahte ürünlerin ancak laboratuvarlarda analiz tespiti yapılabildiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Mübarek Ramazan ayının içinde olduğumuz bugünlerde taklit ve tağşişli gıda ürünlerine karşı denetimler sıklaşmalı ve kesilen cezalar caydırıcı olmalıdır. Sahtekarlık yapan firmaların kamuoyuna ifşa edilmesi, gerekirse kapatılması ve her türlü faaliyetten men edilmesi gerekiyor. Tüketicilerin de bu konuda daha dikkatli olması gerekiyor. Tüketicilerimiz, alışverişlerini yaparken güvenilir markaları tercih ederek anormal derecede düşük fiyatı olan ürünlerden kaçınmalı, şüpheli gördükleri ürünleri yetkili makamlara bildirmelidir. Yine internet üzerinden satışı yapılan gıda ürünlerine de ayrıca dikkat edilmesi gerekiyor. İnternet üzerinden satılan ürünlerin nerede üretildiği ve hangi koşullarda stoklandığı bilinmiyor. Bu nedenle insan sağlığı için tehdit teşkil eden bu ürünlerin daha sıkı denetlenmesi ve takip edilmesi büyük önem taşıyor.”
]]>Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Necati Muz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geçen yıl yaşanan kuraklığın arılar ve arıcılar üzerinde olumsuz etkileri olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Muz, kuraklığın uzun sürmesinin ve beklenenden az yağış düşmesinin bütün canlıları etkilediğini ifade etti.
Kuraklığın tarımsal üretimin yanı sıra arı yetiştiricilerini de olumsuz etkilediğini belirten Muz, “Arılar kışa girerken hazırlamak zorunda oldukları, yavrularını üretmek için gerekli poleni, çiçeklerin kuraklıktan dolayı açmaması ya da çiçeklenme zamanlarının değişmesi nedeniyle bulamadı. Arılar polen bulamadıkları zaman arı sütü üretemezler, yeni yavru yapamazlar.” dedi.
Sonbaharda yeterince polen bulamayan kolonilerde viral hastalık rastlanma oranının arttığını ve bu durumun arı kayıplarına neden olduğunu ifade eden Muz, kışa yorgun ve yaşlı arılarla giren kolonilerin ilkbaharda ölme olasılığının çok yüksek olduğunu belirtti.
Geçen yıl arıcıların bal veriminin beklenenden düşük olduğunu kaydeden Prof. Dr. Muz, ekonomik olarak beklenen performansın sağlanamadığını ve hastalıklarla mücadelede istenen sonuçların alınamadığını dile getirdi.
Varroa denilen parazitin arılara bazı virüsler bulaştırdığını ve bu virüslerin bal arısı hastalıklarına neden olduğunu belirten Muz, şunları kaydetti:
“Ekonomik olarak beklediklerini alamayan arıcılar hastalıklarla mücadelede de beklenen performansı gösteremedi. Bu nedenle varroa denilen parazit arılara bazı virüsler bulaştırdı. Bu virüsler bal arısı hastalıklarına neden olmaktadır. Trakya ayçiçeği balının üretildiği geniş bir alan sahip. Gezgin arıcılar nisan ayından itibaren bölgeye gelmeye başlıyor. Gezgin arıcıların Trakya’ya gelmesi tarımsal üretimin artması konusunda faydalı oluyor. Geçen yıllarda ilaçla kaplı bazı ayçiçeği tohumlarının ekiminin yasaklanması arı ölümlerini azaltmıştır. Trakya’da ayçiçeği ekimi yapılan bazı yerlerde beklenmedik arı ölümleri meydana geliyor, bundan dolayı gezgin arıcılar buralara daha temkinli yaklaşıyor, eskisi kadar gelmiyor. “
Küresel iklim değişikliği ve bilinçsiz ilaçlama arıları tehdit ediyor
Kırklareli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Nuri Çalışkan da küresel iklim değişikliğinin arıları ciddi şekilde etkilediğine dikkati çekti.
Sonbaharın kurak geçmesi nedeniyle arıların yeterli besin bulamadığını ve kışa genç arılarla giremediklerini belirten Çalışkan, bu durumun arı ölümlerinde büyük artışa yol açtığını ifade ederek, “Maalesef bu sene arı ölümleri biraz fazla oldu. Kırklareli’nde arıcı arkadaşlardan aldığımız geri dönüşlere bakıldığında yüzde 50 civarında arı kaybı var. Bu çok ciddi bir rakam.” diye konuştu.
Kuraklık ve arı ölümlerinin arıcılık sektörünü olumsuz etkilediğini vurgulayan Çalışkan, arı yetiştiricilerini zor günlerin beklediğini kaydetti.
Arıcıların daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini dile getiren Çalışkan, “Bizim bölgemizde mesela Kırklareli arısı var. Bu arı hastalıklara dirençli, bal verimi yüksek. Mevsimsel şartlara göre bu bölgeye uyum sağlamıştır. En yüksek verime sahiptir. Tüm arıcılar kendi bölgesine uyum sağlamış arılarla çalışmalı. Arıcılarımızın bu konuda biraz daha bilinçli olması gerekiyor. Bölgemize uyumlu arılarla çalışırsak bu sıkıntıları bir nebze olsun aşarız diye düşünüyorum.” dedi
Kırklareli’nde sürdürülen arı ıslah çalışmaları dolayısıyla belirli bölgelere gezgin arıcı girişinin yasak olduğunu ifade eden Çalışkan, “Sadece Trakya’da değil, dünyada bu kuraklık olduğu için bütün gezgin arıcıları kötü günler bekliyor diye düşünüyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Arı ölümlerinin en büyük nedenlerinden birinin zirai ilaçlama olduğunu belirten Çalışkan, ilaçlamaların akşam saatlerinde yapılması gerektiğini vurgulayarak, herkesin bu konuda hassasiyet göstermesi gerektiğini dile getirdi.
Geçen yıl zirai ilaçlamadan dolayı arı ölümlerinin yaşandığını hatırlatan Çalışkan, “Arı zehirlenince ona bağlı olarak koloni çöküşleri yaşanıyor. Verimi geçtik, arılar ölüyor. Bu arıcı için kötü bir durum.” dedi.
Bilinçli ilaçlama hayati önem taşıyor
Trakya Üniversitesi Havsa Meslek Yüksekokulu Park ve Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Tan ise Türkiye’de yaklaşık 8 milyon kovandan 100 bin tonun üzerinde bal elde edildiğine dikkati çekti.
Prof. Dr. Tan, arıların sadece bal üretmekle kalmayıp, doğadaki bitkilerin döllenmesini de sağladığını ancak küresel iklim değişikliğinin ve şiddetli yağışların bal üretimini olumsuz etkilediğini belirtti.
Arı ölümlerinin doğru ilaçlama yöntemleriyle önlenebileceğini belirten Tan, Trakya’da geniş alanlarda kanola yetiştirildiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Toplu arı ölümlerinin en fazla görüldüğü yerlerden bir tanesi de kanola tarlalarıdır. Arılar kanolayı çok seviyor. Kanola çok iyi bir bal özü bitkisidir. Kanolaya tarımsal ilaçlama yapılırken bol miktarda ilaç kullanılıyor. Bu ilaçlama bilinçli bir şekilde yapılmazsa üreticilerimiz arı ölümlerine katkı vermiş oluyor. Buna çok dikkat etmek gerekiyor. Doğru ilaçların ve dozların kullanılması lazım. İlaçlamanın doğru zamanda yapılması gerekiyor. Sabah güneş doğar doğmaz arılar en yakın kanola tarlalarına hücum ediyorlar ve akşam gün batana kadar bu tarlalarda çok yoğun faaliyet gösteriyorlar. Aydınlık dönemde yapılan ilaçlama, kanola tarlalarındaki arıların tamamen ölmesine neden oluyor. Bu nedenle doğru ilaçlamayı akşam gün batınca yapmak gerekiyor.”
]]>Bingöl’de temaslarını sürdüren Yılmaz, Bingöl Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi, Yeni Nizamiye ve Bağlantı Yolu, Modern Arıcılık Kompleksi, Teknoloji Transfer Ofisi ve Arı Ürünleri Tanıtım Ofisi binalarının açılış törenine katıldı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, törende yaptığı konuşmada, üniversitenin, Bingöl balının markalaşması ve arı ürünlerinin çeşitlenmesi yönündeki çalışmalarının takdire şayan olduğunu söyledi.
Üniversitenin, arı ve arı ürünleri alanında ihtisaslaşan tek üniversite olduğunu anımsatan Yılmaz, 2016 yılında Tarım ve Havza Bazlı Kalkınma alanında pilot üniversite seçilmesinden bu yana yürütülen projelerle önemli mesafe katettiğini belirtti.
Bingöl balının karakteristik tat ve aromasıyla ününü dünyaya yaydığını ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:
“Bu binanın yapılmasında hibeleriyle destek olan Kalehan Genç Enerji Üretim A.Ş’ye teşekkür etmek istiyorum. Bu bir güzel örnek oldu gerçekten. Bundan sonrası da gelir inşallah. Üniversitenin bu alandaki bilimsel araştırmaları ve teknolojiye dayalı yaklaşımları, yerel üreticilere modern yöntemler ve teknikler sunmaktadır. Böylece Bingöl balının ürün kalitesi artırılmakta ve pazarlama olanakları genişletilmektedir. Bölgesel istihdama da ekonomiye de katkıda bulunulmaktadır. Bu, üniversite üretici işbirliği anlamında gerçekten örnek olarak ifade edebileceğimiz uygulamalardan biri. Üniversitelerimiz toplumla, yerel yönetimle, üreticiyle, sanayiciyle, çiftçiyle, meslek kuruluşlarıyla, sivil toplumla, toplumun bütün kesimleriyle ilişkilerini geliştirmek zorundadır. Üniversite bir eğitim kurumu olduğu gibi bir araştırma ve kalkınma kurumu aynı zamanda. İçinde bulunduğu bölgenin kalkınması, gelişmesi için üniversitenin ortaya koyacağı çabalar son derece kıymetli. Bu da işte bu işbirlikleriyle gerçekleşebilecek bir hedef.”
Bingöl balının yerel ekonomiye katkısının artacağına inandığını kaydeden Yılmaz, arıcılık işletmesi, polen, arı sütü ve bal mumu üretimi, sertifikalı ana arı yetiştiriciliği ve arı zehri üretimine özellikle yoğunlaşmak gerektiğini vurguladı.
Bingöl balının daha önce coğrafi işaret aldığını hatırlatan Yılmaz, “Bingöl balı şimdi de Avrupa Birliği’nde ilk defa coğrafi işaret alan bal olma yolunda. Süreç belli bir aşamaya geldi. Bu başvuru Avrupa resmi gazetesinde yayımlandı. Dolayısıyla bu sürecin tamamlanmasıyla Avrupa Birliği ölçeğinde coğrafi işaret alan ilk bala sahip olacak. Buna emeği geçen herkese de ben buradan teşekkür etmek istiyorum.” ifadesini kullandı.
Bölgenin doğal kaynaklarını etkin bir şekilde kullanarak yerel ekonomiyi güçlendirmeye devam edeceklerini aktaran Yılmaz, dün Bingöl Üniversitesi’nde bir araya geldiği öğrencilerin, iş dünyasına en güzel şekillerde hazırlandıklarını görme imkanı da bulduğunu kaydetti.
Bu üniversitelerin, bir yaklaşımın ve zihniyetin sonucu olduğuna işaret eden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sayın Cumhurbaşkanımız, başbakan iken bu süreci başlattı ve ‘Her ilde bir üniversitemiz olacak. Doğuda, batıda, kuzeyde, güneyde. Her ilde bir üniversitemiz olacak, insanımız yüksek öğretime erişimde sıkıntı yaşamamalı’ dedi. 2007 yılında Bingöl Üniversitesi kurulduğunda eleştirenler oldu. ‘Bunlar tabela üniversitesi olacak, buradan bir üniversite olmaz’ diye yorum yapanlar oldu. O yorumları yapanları şimdi Bingöl Üniversitesi’ne davet edip gezdirmek lazım. Gerçekten bugün iftihar ettiğimiz bir noktaya geldik. Tabela üniversitesi değil, ulusal ve uluslararası düzeyde rekabetçi bir şekilde yarışan üniversitelerimiz var. Bingöl Üniversitesi bunun çok güzel bir örneği. Yayın sayısında kişi başı yayın sayısında ilk yirmilerde olan bir üniversiteden bahsediyoruz. Ülkede, dünyada çok önemli projeler yürüten, çalışmalar yapan bir üniversiteden bahsediyoruz. Gurur duyuyoruz gerçekten Bingöl Üniversitemizle. Demek ki yapılabiliyor. İnanırsanız, emek harcarsanız demek ki başarılıyor.”
Programda, Vali Ahmet Hamdi Usta ve Rektör Prof. Dr. İbrahim Çapak da birer konuşma yaptı.
Daha sonra törende, Yılmaz’a, Bingöl Arı Yetiştiricileri Birliğinin, Yayla Balı Paris Bal Ödülleri Yarışması’nda aldığı “Paris Honey Awards 2024 Gold Quality” sertifikası takdim edildi.
Konuşmaların ardından açılış gerçekleştirildi, Yılmaz ve beraberindekiler, Arı ve Arı Ürünleri Tanıtım Ofisi’ni gezdi.
Törene, AK Parti Bingöl milletvekilleri Feyzi Berdibek ve Zeki Korkutata, Belediye Başkanı Erdal Arıkan, Cumhuriyet Başsavcısı Abdullah Sert, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kadir Çintay, AK Parti İl Başkanı Yılmaz Seven, Bingöl Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mehmet Ali Aba, kurum müdürleri ve akademisyenler katıldı.
]]>Uluslararası aşçılık yarışmalarında ülkeye madalya kazandıran, yurt içi ve dışında Türk mutfağının tanıtan İnce, Osmanlı saray mutfağını günümüze taşımak için çeşitli projeler yapıyor.
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından afet bölgesinde sosyal projeler de gerçekleştiren İnce, çıkardığı yemek kitaplarıyla da biliniyor.
İnce, AA muhabirine, Osmanlı saray mutfağının gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini ifade ederek, “Sadece ramazanda değil, yılın 365 günü saray mutfağı yaşatılmalı. Bizim toplumda, buradan bana belki kızacaklar, hep bir özenti var. Ben bir Fransız’ın evinde özel bir gününde Türk yemeği yaptığını düşünmüyorum ve görmedim.” dedi.
Ramazanda sofraların Osmanlı yemekleriyle donatılacağını kaydeden İnce, saray mutfağında Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde en çok tüketilen ürünlerin deniz mahsulleri olduğunu belirtti.
Özellikle dip balıkları, yengeç, kerevit, ıstakoz, karides, istiridye, sonrasında balıkların yendiğine dikkati çeken İnce, “Fatih Sultan Mehmet’in en çok sevdiği füme yılan balığıdır. Protein ve omega oranları çok yüksek olduğu için kimi zaman çiğ kimi zaman pişmiş tüketilir.” diye konuştu.
İnce, Kanuni’nin hünkarbeğendiyi çok sevdiğini anlatarak, özellikle beğendinin de patlıcan yerine kabaktan yapıldığını aktardı.
Günümüzde bu yemeğe beşamel ilave edildiğini anlatan İnce, “Osmanlı’da beşamel yoktu. Beşamel sos aslında hünkarbeğendiye Fransız mutfağından eklenmedir. Hünkarbeğendi bol sarımsak, bol soğan, bal kabağından yapılır.” ifadelerini kullandı.
İnce, Osmanlı’da ramazanda çok içilen şerbetlerin bulunduğunu, Osmanlı mutfağının çok şatafatlı olmadığını, Fatih Sultan Mehmet’in israfa çok karşı çıktığını bildirdi.
“Özümüze bağlı kalmak istiyorsak, yemeklerde mutlaka bal tüketmeliyiz”
Saray yemeklerinde un ve nişasta kullanılmadığını aktaran İnce, şöyle devam etti:
“Un aslında şekerdir, glütendir. Obeziteyi de çok destekler. Özümüze bağlı kalmak istiyorsak, yemeklerde mutlaka bal tüketmeliyiz. Osmanlı’da obeziteyi tetikleyen bir şey yoktu, bol sebze vardı. Saray mutfağında un ve nişasta yerine kayısı ile hurma püresi, pekmez ve nar ekşisi kullanılırdı. Yani saray mutfağındaki yemekler hem ekşidir hem tatlıdır. Ekşiliği nereden alıyor? Nar ve turşu suyundan alıyor. Tatlılığı nereden alıyor? Bağlayıcı olarak baldan alıyor.”
Osmanlı yemek kültüründe enginarın bolca kullanıldığının altını çizen İnce, Emirgan ve Ortaköy’ün üst taraflarında bunun tarlalarının olduğunu söyledi.
İnce, Osmanlı Mutfak Kütüphanesi’ndeki kaynaklardan elde ettiği bilgiler kapsamında Osmanlı’da enginarın yerinin çok yüksek olduğundan bahsederek, “Enginar midede karaciğer dostudur ve karaciğerde ne kadar bakteri varsa o bakterilerin atılmasına yarar. Osmanlı saray mutfağında enginarın kabuğundan çay yapılırdı, püresi, zeytinyağlısı, haşlaması ve kendisi çok sık tüketilirdi. Şimdi bakıyoruz ‘Osmanlı mutfağında patates’ diyor. Osmanlı mutfağında patates yok. Çünkü 19. yüzyılda Amerika’nın keşfinden sonra patates, fasulye, domates ile patlıcan geldi. Osmanlı mutfağında bol kereviz ve bal kabağı kullanılırdı.” dedi.
Sağlıklı ramazan sofrasının olmazsa olmazının şerbet olduğuna dikkati çeken İnce, bunu balda bekletmek gerektiğini dile getirdi.
İnce, şekerin sarayda olmadığını, bal ve pekmezin mutfakta yer aldığını vurgulayarak, “Balı yemekte en son kullanacağız. Çünkü bal hiçbir zaman kaynamaz. Kaynadığı zaman özünü bozar. Yani yemek kaynadıktan sonra üstüne balı dökeceğiz, kapatacağız. Demlemeye bırakacağız.” diye konuştu.
Depremzedeler için ramazan yemekleri
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerin ardından afet bölgesinde 77 gün çalıştığını ifade eden İnce, her şefin mutlaka sosyal sorumluluk projelerini yapması ve bunu kendine misyon edinmesi gerektiğini söyledi.
İnce, deprem bölgesinde günde 100 bin kişiye yemek yaptıklarını anlatarak, “Bu ramazan da ülkemizin sponsorlarıyla birlikte Hatay Belen ve Gaziantep Nurdağı ile İslahiye’de günlük 2 bin kişiye iftar vereceğiz.” ifadelerini kullandı.
Patili dostların şefi olduğunu, onların da karnını doyurduğunu dile getiren İnce, Fatih Sultan Mehmet’in de kedisi ve köpeği olduğunu, sarayda patili dostlar için yemek çıkarıldığını sözlerine ekledi.
]]>Antik Yunan’da bal “Tanrıların yiyeceği” olarak tanımlanıyordu, Çin’de ise ilaç olarak kabul ediliyordu.
Bugün balın gerçekten yararlı olup olmadığı, etkilerinin ne olduğu halen tartışılıyor.
Balın besin profili
Bal ham halinde, amino asitler, antioksidanlar, vitaminler, mineraller ve şekerden oluşuyor. Fruktoz oranı yüksek. Bu nedenle şekerden daha tatlı, ancak karbonhidrat içeren gıdaları değerlendirme sistemi olan glisemik endeksi daha düşük.
Glisemik endeks, bir gıdanın tek başına tüketildiğinde kan şekeri seviyesini ne kadar hızlı yükselttiğini gösteriyor.
1 sofra kaşığı (20 gr) bal:
• 58kcal/ 246KJ
• 15,3 gr karbonhidrat
• 15,4 gr şeker
• 0,1 gr protein
• 0 gr yağ
Balın sağlığa faydaları
Balın sağlığa yararları, hem nasıl bir işlemden geçirildiğine hem de arıların nektarlarını topladığı çiçeklerin kalitesine bağlı.
Ham bal, balın ısıtılmamış, pastorize edilmemiş, berraklaştırılmamış ve hiçbir şekilde filtre edilmemiş hali. Balın bu formunda, standard işleme yöntemlerinde kaybedilebilecek sağlığa yararlı daha çok besleyici madde bulunuyor.
Bal, yıllardır deri yaralanmalarında antiseptik olarak kullanılıyor. Yüzeysel yaralanmalarda ya da yanıklarda iyileşme sürecini hızlandırdığına inanılıyor.
Bal asıl olarak glükoz ve fruktozdan, yani suyu çeken iki şekerden oluştuğundan, yaradaki suyu emiyor. Yarayı kurutuyor ve böylece bakteri ve mantar üremesi kısıtlanıyor.
Balın özellikle daha koyu renkli çeşitleri, flavonoid gibi kimyasal maddeler açısından zengin bir kaynak.
Flavonoidlerin, anti bakteriyel, anti-viral, anti-alerjik ve anti-inflamatuar özellikleri olduğu belirtiliyor. Flavonoid içeriği nedeniyle, bazıları balı şekere kıyasla daha sağlıklı bir seçenek ve antioksidan kaynağı olarak görüyor.
Ancak şekerin Glisemik Endeksi, sofra şekerinden daha düşük olsa da, kalorisi yüksek, kan şekerini yükseltiyor ve ölçülü tüketmek gerekiyor.
Bal şekerden daha mı iyi?
Balın Glisemik Endeksi düşük, yani kan şekerini sofra şekeri kadar hızlı yükseltmiyor. Bal şekerden daha tatlı, dolayısıyla daha az tüketilebiiyor. Ancak bir çay kaşığı balda, bir çay kaşığı şekerden daha çok kalori var. Yani porsiyonlar ölçülü olmalı.
Bal tercih ediyorsanız, ham halini tüketmeye çalışın. Balın ham halinde, beyaz şekere kıyasla daha çok vitamin, enzim, antioksidan var. Ancak yine de ham bal tükettiğinizde aldığınız besin miktarının çok kaydadeğer olmadığını unutmamakta da fayda var.
Bal herkes için güvenli bir gıda mı?
Bal, “serbest” şekerlerden. Yani beslenmemizde kısıtlamamız tavsiye edilen türden bir şeker türü. Ancak tavsiye edilen miktarlarda tüketildiğinde çoğu yetişkin için güvenli kabul ediliyor.
Şeker hastaları ya da kan şekeri seviyesini yönetmek isteyenler içinse şeker yerine bal kullanmanın pek bir ajantajı yok. Çünkü ikisi de en nihayetinde kan şekeri seviyelerini yükseltiyor.
Ayrıca, 12 ayın altındaki bebeklere ham bal ya da ticari üretilen baldan verilmemeli. Çünkü bu şekilde botülizm adı verilen bir gıda zehirlenmesi riski ortaya çıkabiliyor.
Bir çoğumuz bal tüketmekten hoşlansa da, bazıları için kabul edilebilir bir gıda değil. Bal vegan bir gıda olarak kabul edilmiyor. Çünkü bal toplanmasının, kış aylarında hayatta kalabilmek için çok çalışan arıların hayatına zarar verdiğine inanılıyor.
]]>Dünyada bal üretiminde 95 bin arıcısı ile önemli bir sırada yer alan Türkiye’de en çok bal üretimi Ordu’da yapılıyor. 3 bin 500 kayıtlı arıcının bulunduğu Ordu’da yaklaşık 100 bin kişi geçimini bu sektörden sağlıyor. 550 bin koloninin olduğu kentte sektör, merdiven altında üretilen sahte ballar ile tehlikeye uğruyor.
“Bir kilo balın maliyeti 126 TL”
Ordu Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Akın Çiftçi, marketlerde bal adı altında ucuza satılan ürünlerin insan sağlığını tehlikeye düşürdüğünü, arıcılık sektörünü de olumsuz etkilediğini söyledi. Çiftçi, “Arıcı birlikleri olarak her yıl olduğu gibi bu yılda bal maliyetleri üzerinde çalışmalar yapmaktayız. Buradaki en temel amacımız Türkiye’de bal üretimi yapan arıcılık işletmelerinin sürdürülebilirliğinin sağlanması, bal kalitesi ve kovan başına verimin artırılıp dünya ortalaması seviyesine çıkmaktır. Biz bir kilo balın 126 TL maliyeti olduğunu yaptığımız çalışmalarda belirlemiştik. Ancak bugün market raflarında 50-60 liraya satılan bal adı altında ürünler var. Bu ürünler olduğu müddetçe de arıcılarımızın ürettiği ürünler hak ettiği değere ulaşmıyor. Merdiven altı üretimin önüne geçilmeli ve üreticilerimiz tarafından üretilen ballar maliyetlerinin üzerinde satılmalı. Üreticinin de refah seviyesi mutlaka yükseltilmeli” diye konuştu.
“Sahte ballar ihracatta da sorunlara neden oluyor”
Çiftçi, arıcılığın sürdürülebilir hale gelmesi için denetimlerin artması gerektiğini belirterek, “Doğadaki polinasyonun yüzde 40’ı arılar tarafından sağlanıyor. Merdiven altı yani tağşişli, arı görmeden bal adı altında satılan ürünlerin ayırt edilmesi için bakanlığımız bütçe ayırarak, tanesi 3 milyon olan NMR cihazı alınmıştı. Şuanda arıcılarımız maliyetin altında bal satıyor. Arıcılarımız ürettiği ballar elinde ve bu şekilde devam ederse arıcılık bitme noktasına gelir. Sonuçta Ordu’da 3 bin 500, Türkiye’de 95 bin arıcı bu meslekten ekmek yiyor. Bu maliyetler karşısında biz bal üretemez hale geldiğimizde merdiven altı ballar böyle giderse daha da artacak. Bu merdiven altı ballar ile ilgili ihracat yönünden de sıkıntılar var. Dünyanın farklı ülkelerinden ve ihraç ettiğimiz ballar ile ilgili sıkıntılar çıkıyor. Bakanlığımız üreticisini ve doğadaki polinasyonu düşünmeli, arıcılık sürdürülebilir hale gelmeli. Bu konuda destek sağlanırsa da hem arıcılarımız kazançlı çıkar, tüketici de düzgün bal yemiş olur” ifadelerine yer verdi.
“Enzimler ile yapılan ‘sahte bal’ insan sağlığını olumsuz etkiliyor”
“Marketlerde 50-60 liraya satılan ürünlere bal dememek lazım” diyen Çiftçi, şunları söyledi:
“Bir balın sadece dolum maliyeti kavanozu ve kapağı ile birlikte 30 TL. Ancak şuan market raflarında 60 liraya ballar var. Bunların içerisinde birileri ne olduğunu anlatsın, insanlar ne yediğini bilsin. Sonuçta bunlar enzimler ile yapılıyor, enzimler ile yapılan bir ürünün insan sağlığına zararının ne olduğunun bilinmesi gerekiyor. Bu nedenle merdiven altı üretimlerin mutlaka önüne geçilmeli.” – ORDU
]]>