Yunanistan’da milyonlarca balık kıyıya vurdu.
Volos Belediye Başkanı Beos, yaptığı açıklamada, “Bu trajik bir olaydır. Carla’dan (kentin kuzeyindeki göl) gelen milyonlarca ölü balık kıyılarımızı doldurdu ve turizme büyük bir darbe vurdu. İşadamları ve profesyonellerin uğradıkları büyük maddi zararlardan sorumlu olanlara karşı toplu davalar açmalarının zamanı gelmiştir. Hiçbir mazeret yok. Bunun olacağını biliyorduk. Şahsen, Eylül 2023’ten bu yana Carla ve bunun sonucunda ortaya çıkan kirlilik hakkında savcılığa aylık rapor sunmuş ve Başbakanlığa mektupla bilgi vermiştim.” dedi.
“YUNUN HÜKÜMETİ SUÇLU”
Beos, yaşanan olay nedeniyle Yunan hükümetini suçladı.
Carla Gölü, 1962’de sıtmayla mücadele için kurutulmuştu. Geçen yıl bölgedeki sağanak yağışlar ve beraberinde gelen sel, gölün tekrar dolmasına ve normal boyutunun 3 katına çıkmasına neden olmuştu. Uzmanlara göre göl suları, tatlı su balıklarını Volos kentinin bulunduğu Pagasetik Körfezi’ne itti.


Haber Kaynağı: Demirören Haber Ajansı (DHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Geçen av sezonunun 15 Nisan’da tamamlanmasıyla Güzelbahçe Balıkçı Limanı’nda demirleyen teknelerde son günlerde yeni sezon hareketliliği yaşanıyor.
Yaklaşık 4 aylık dönemde bakım, tamirat ve boya işlemleri tamamlanan teknelerde ağların onarımı sürüyor.
Sabahın erken saatlerinde başlayan ağ onarımı mesaisi gün batınca bitiyor. Günde yüzlerce metre ağ onaran balıkçılar, işlerini 1 Eylül öncesi bitirmeye çalışıyor.
İzmir Balıkçı İşadamları Derneği Başkanı Mehmet Şahin Çakan, bu yıl av sezonunun bereketli geçeceğini tahmin ettiklerini söyledi.
Çakan, bereketli bir sezon geçireceklerini belirterek, şunları kaydetti: “Denizlerden her zaman beklentimiz çok yüksek ama bu sene veriler, denize çıkan arkadaşların gözlemleri avın iyi olacağı yönünde. İnanılmaz derecede bir palamut göçü başladı Karadeniz’e. Karadeniz’de palamut, Ege Denizi’nde sardalya ve hamsi gibi balıkları bol miktarda göreceğiz. İnşallah halkımızın protein ihtiyacını en ucuz şekilde karşılayacağız diye düşünüyorum.”
Çakan, teknelerin bu sene tayfa bulmakta sıkıntı yaşadığını, tekne çalışanlarına verilen ücretlerin artmasına rağmen sezon öncesi personel sıkıntısı yaşayan çok sayıda balıkçının bulunduğunu sözlerine ekledi.
Balıkçılardan Hüseyin Bilgi ise yaklaşık 40 yıldır bu işle uğraştığını, denizde olmayı sevdiğini dile getirdi.
Yazın ardından sezona başlayacakları için heyecanlı olduklarını ifade eden Hüseyin Bilgi, “Yasak dönemi 4,5 ay ancak yetti bize, dinlenme fırsatı da bulamadık. Allah’a şükürler olsun hazırlıklar bitti, sezona hazırız” dedi.
Seyfican Tan ise sezon hazırlıklarının sürdüğünü dile getirerek, “Çocukluğumdan beri bu işin içindeyim, anne ve baba tarafım da balıkçıydı. Beklentimiz çok sezondan, her şey çok pahalılaştı. Allah sonumuzu hayretsin. İnşallah güzel bir av dönemi geçiririz” diye konuştu.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GENÇAĞA KARAFAZLI
(RİZE) – Rize’nin Pazar ilçesinde kurulmak istenen balık çiftliğine bölgedeki balıkçılar tepki gösterdi. Pazar Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı İsmail Hakkı Kambay, “Bu konuda 4 kooperatif olarak biz karar vermiş durumdayız. Büyük teknelerimiz var 10- 12 tane. Eğer o kafesleri yerleştirmeye kalkışırlarsa takacağız kancayı onları sahile çekeceğiz” dedi.
‘nin Pazar ilçesinde yapılmak istenen Günvak Gıda Tarım ve Endüstriyel Temizlik Pazarlama Sanayi Ticaret Anonim Şirketi’nin açmak istediği Su Ürünleri Yetiştiriciliği Tesisine tepkiler devam ediyor. Havaalanına giden güzergahta böyle bir tesisin yapılmasının balıkçılığı etkilediği kadar havacılık sektörünü de etkileyeceğini belirten bölge halkı, projeye karşı olduklarını belirtti.
“BALIKÇILAR BURAYI TERK ETMEK ZORUNDA KALACAK”
Pazar Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı ve Balıkçı köyü muhtarı İsmail Hakkı Kambay şunları söyledi:
“Bizim bu kafes balıkçılığına karşı olmamızın nedeni şudur; bir tarlayı düşünün ekip biçilen bir yer vatandaşlar buradan faydalanıyor. 30 ile 52 metre arasında bu kafesler yapıldığı zaman herhangi ne kıyı balıkçısı ne gırgır ne de avlama balıkçıları burayı tamamıyla terk etmek zorunda kalacaklar.
Bütün balığın geçiş yerleri buraları, avlanma sahaları, tüm balıkçılar buradan etkileniyor. Sayın valimiz olumlu bir yaklaşımda bulundu daha sonra yüz yüze görüştüğümüzde da aynı şekilde dile getirdim dedi ki o zaman, ‘ne sizi yok sayarım ne de onları. Onlar da bir istihdam yaratıyor’ dedi. Şöyle ki, 400 kişi bayan eleman çalışıyor. O zaman dedim ki ‘sayın valim, ‘burada üç firma faydalanıyor ama 2 bin tondan gırgır başına sade kurumlara fabrikalara gidecek hamsinin miktarı 40 bin ton.’ Burada çalışan her gemide 40 kişi, gemici 30 kişi arabalar peşinde dolaşıyor. Belki de dedim bin 500 kişi 2 bin kişi istihdamdan faydalanıyor. En son olarak da havaalanı müdürüne biz gittik. Havaalanı müdürü Fikret Bey olmamasından yana tavır koymuştu bütün dilekçelerim orada mevcut vaziyette. Sayın Milletvekilimiz (Tahsin Ocaklı) bu konuyu da dile getirmiş Meclis’te.
“KAFESLERİ YERLEŞTİRİRLERSE SAHİLE ÇEKECEĞİZ”
En son dilekçemde ‘bir martı pervaneye girdiği zaman 200 kişi yolcu yok olacak, ölümle karşı karşıya gelecek’ dedim. Uçağın da yok olacağını düşünürsek, maddi ve manevi zararını kim karşılayacak? Burada olacak bir olayın dedim sorumluluğunu kim alacak? Kuzuoğlu şirketi mi alacak? Günvak 1, Günvak 2 şirketi mi alacak, yoksa Tarım İl Müdürlüğü mü ve Çevre İl Müdürlüğü mü alacak? Eğer buraya bu insanlar bu şirket sahipleri gelmeye kalkışırsa biz bütün köy halkı olarak, mevcut komşu köylerle birlikte bin kişiyi bu limana yığıp karşı geleceğimizi şu andan itibaren söylemek istiyorum. Herhangi bir olaya sebebiyet vermeden biz kendi basın açıklamamızı yapmayı düşünüyoruz, bütün bu konuda 4 kooperatif olarak biz karar vermiş durumdayız. Büyük teknelerimiz var 10- 12 tane. Eğer o kafesleri yerleştirmeye kalkışırlarsa takacağız kancayı onları sahile çekeceğiz.”
“SONUNA KADAR DİRENECEĞİZ, BOŞUNA UĞRAŞMASINLAR”
Balıkçı Kemal Kambay da “Balıkçı köyündenim 69 yaşındayım doğduğumdan beri buradayım. En küçük balıkçılıktan 50 metreye kadar balıkçılık yaptım. Yüze yakın burada balıkçı var, burada kafes yapılmasını kesinlikle hiçbiri istemiyor çünkü 500 seneden beri buranın balıkçısı buradan geçimini sağlıyor. Onun için burada kesinlikle yapılmasını istemiyoruz eğer buraya direnirlerse biz de burada direneceğiz. Sonuna kadar mücadele yapacağız yürüyüş yapacağız yaptırmayacağız yalandan boşuna uğraşmasın” dedi.
]]>
Av sezonunun sona ermesiyle birlikte gözler, yılın 12 ayı serbest avcılık yapan ‘kıyı balıkçılığına’ çevrildi. İzmir’de ise teknelerle gece saatlerinde denize açılan balıkçılar, avladıkları balıkları sabahın ilk ışıklarıyla Karşıyaka ilçesinde bulunan Şemikler Su Ürünleri Kooperatifi Balık Satış Yeri’ne getiriyor. Ağ ile avlanan balıklar burada açık artırma usulüyle satışa sunuluyor. Mezatta her gün saat 09.00’da başlayan satış, günlük tutulan balıkları alıcılarla buluşturuyor.
“Fiyatlar piyasaya göre uygun”
Mezat hakkında bilgi veren Şemikler Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Olcay Bülbül, “İlk önce arkada toptan, ön tarafta da perakende olarak halka, en taze, en temiz balıkları yedirme adına satış yapıyoruz. Fiyatlar piyasaya göre çok uygun. Vatandaşların çok daha taze yiyebilecekleri balıklar burada satılıyor. Katılım yüksek, halktan, esnaftan restoran işletmecisinden her kesimden vatandaş geliyor” ifadelerine yer verdi.
Kooperatifte balıkçıların ‘kıyı balıkçılığı’ diye tabir edilen avlanma türüyle, denize zarar vermeyen takımlarla çalıştıklarını kaydeden Bülbül, “Balıkçılar ağın göz açıklığı boyutunda balıkları tutar. Bu sayede daha küçük balıklar avlanmaz” şeklinde konuştu.
“Balık bolluğu güzel”
Mezata gelen balık çeşitliliğinden de bahseden Bülbül, şunları kaydetti:
“Lidaki, çupra, levrek, istavrit, mırmır, isparoz, karagöz gibi her çeşit balık bulunuyor. Balık bolluğu güzel. Biz memnunuz. Denizimiz ve körfezimiz bereketli. Balıkçılarımız adına her şey güzel.”
Havalar müsaade ettikçe balığa çıktıklarını vurgulayan 52 yıllık balıkçı Murat Ceylan da şunları söyledi:
“Deniz kaplumbağası, vatoz ve pislik gibi bazı problemlerimiz oluyor. Bunlar bizi bıktırıyor. Tuttuğumuz balıkların bir kısmını kooperatifimize veriyoruz, bir kısmını da pazarlara satıyoruz.”
Mezata balık almaya gelen Ahmet Gül, “Burada ihale yöntemiyle satış olduğu için balığın ilk olarak açılış fiyatı oluyor. Mezatçımız fiyatı belirler ve daha sonra fiyatta artırıma gidilir. Buranın güzel tarafı da budur” diye konuştu.
“Taleplerden memnunuz”
Satış esnasında en yüksek parayı veren kişinin balığı aldığını kaydeden mezat çalışanı Necmettin Çakıroğlu, gelen taleplerden memnun olduğunu dile getirdi.
Fiyatların uygun ve balıkların taze olması sebebiyle mezata balık almaya gelen Önder Batur ise balıkları kendi evine aldığını söyledi. Satışları takip ettiğini de vurgulayan Çakıroğlu, sürekli mezata gelip balık aldığını aktardı.
“Kızım balığı çok seviyor. Buradaki balık daha taze ve balık alması zevkli oluyor” diyen alıcı Arzu Batur, “İstediğimiz balık türünü burada buluyoruz. Genelde kefal alıyorum. Tavsiye ediyoruz” ifadelerini aktardı.
“Bazen fiyatı çok artırıyorlar ve balık alamıyorum”
İlk başta balığı alamadığını fakat bir sonraki açık artırmada alabildiğini belirten Yüksel Yılmaz da şu sözlere yer verdi.
“Buraya sık sık geliyorum. Açık artırmalara katılıp balık almaya çalışıyorum. Bazen balık alamıyorum çünkü diğer arkadaşla fiyatı çok artırıyor. Bugün 325 liraya çupra aldım.” – İZMİR
]]>SAMSUN – Samsun’da deniz av sezonunu geride bırakan balıkçılar, teknelerini 1 ay sürecek çaça avına hazır hale getiriyor.
Denizlerdeki av yasağı 15 Nisan’da başlayacak. Yasağın bitmesine saatler kala balıkçıların çoğu teknelerini Karadeniz’den çekerken, 1 ay sürecek çaça avcılığı için eksikliklerini gideriyorlar. Balık av sezonunun balıkçıları üzmediğini ifade eden Samsun Bölgesi Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği Başkanı Atıf Malkoç, çaça sezonunda da 1 ayda 50 bin ton çaça tutmayı umduklarını belirterek, sezonun artıları ve eksilerinin yanı sıra yapılması gerekenleri söyledi.
“İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var”
Balık av sezonunun kötü geçmediğini anlatan Malkoç, “Av sezonu, balıkçılık açısından normal geçti, kötü geçmedi. Daha iyi geçen seneler de olmuştu ama bu sene de iyi sayılır. İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var. Herkes avlanma sezonunu neredeyse bıraktı. Deniz suyu çok ısındı. İklim değişikliği nedeniyle dünyanın her yerinde buna bağlı olarak balık boyları kısaldı. Sezon bitti, çaça sezonu başlayacak. Tekneler de ona göre hazırlanıyor. Bu sezon palamut ve çinakop olmadı. Hamsi, barbun, mezgit ve istavrit oldu. Hamsi, kısa zamanda bol çıktı. Erken göçünü tamamladı. İstavritin boyu 13 cm, bizim tuttuklarımız 11-12 cm olduğundan geri bıraktık” dedi.
“Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur”
Hedeflerinin 1 ayda 50 ton çaça avlamak olduğunu ifade eden Atıf Malkoç, “15 Nisan’dan sonra Samsun bölgesinde 1 ay çaça avlanacak. Aslında yaz boyunca çaça avlanması lazım. Karadeniz’deki tüm ülkeler, Türkiye hariç yaz boyunca çaça avlıyor. Çaça avı için en verimli sezon şimdi başlıyor. Sanayi balığı olduğundan, balık yapı ve unu yapılıp, ihracata gidiyor. 15 Nisan’dan 15 Mayıs’a kadar çaça avıyla geçecek. Her sene Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur. Bu sene de bu rekolteyi bekliyoruz” diye konuştu.
“Dünyanın her yerinde hamsinin ve diğer balıkların boyunda küçülme var”
Tüm denizlerdeki balıkların boylarında küçülme olduğuna dikkat çeken Başkan Malkoç, “Denizde balık bol ama boyları ufak. Deniz suyu sıcaklığından balıklar havyar tutuyor ama boyları büyümüyor. Sıkıntı burada, havalar kurak gittiğinde denize plankton inmiyor. Hamsi planktonla büyüyor. Birkaç yıldır hamsinin boyu büyümüyor. Bu, bizim avlanmamızla ilgili değil. Dünyanın her yerinde hamsinin boyunda küçülme var. Sadece hamsi değil, istavrit dahil tüm balıkların boyunda küçülme var. Suyun sıcaklığına ve iklim değişikliğine herkes bir şekilde ayak uyduruyor. Balıklar da bu iklim değişikliğine küçülerek ayak uyduruyor” şeklinde konuştu.
“Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılması gerekiyor”
Av sezonu ile alakalı tarihlerin belirlenmesi için özellikle Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılmasının şart olduğuna vurgu yağan Malkoç, şunları söyledi:
“Avlanma tarihi balıkçılık başladığında ileri-geri çekilebilir. Şimdiden bir şey denemez. Şu an deniz suyunun ısınmaya dönmesi lazım ama olmadı. 13 derecen sonra çaça toplanıyor, şu an 13 derecenin altındayız. Deniz geç soğudu şimdi geç ısınıyor. Balıklar buna ayak uydurmaya çalışıyor. Havyar dökmeleri ve büyümeleri değişiyor. Karadeniz’de bunlar göz önüne alınarak bir bilimsel çalışma yapılması lazım. İklim değişikliği ile ilgili yapılacak çalışma sonrasında avlanma sezonunun başlangıç tarihi belirlenebilir. Eski yıllarda da buna benzer iklim değişiklikleri olmuş. 60 yıl önce 3-4 metre kar yağarmış. O zaman da çeşitli iklim değişiklikleri, sıcaklıklar olmuş. Yine aynı sürece geldik. Karadeniz birçok evrim atlattı. Şimdi de böyle gelip, geçecek. Araştırma yapılmadan bir öngörüde bulunmak doğru değil. Önümüzdeki 1-2 sezonda durum daha çok netlik kazanır.
]]>Denizlerdeki av yasağı 15 Nisan’da başlayacak. Yasağın bitmesine saatler kala balıkçıların çoğu teknelerini Karadeniz’den çekerken, 1 ay sürecek çaça avcılığı için eksikliklerini gideriyorlar. Balık av sezonunun balıkçıları üzmediğini ifade eden Samsun Bölgesi Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği Başkanı Atıf Malkoç, çaça sezonunda da 1 ayda 50 bin ton çaça tutmayı umduklarını belirterek, sezonun artıları ve eksilerinin yanı sıra yapılması gerekenleri söyledi.
“İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var”
Balık av sezonunun kötü geçmediğini anlatan Malkoç, “Av sezonu, balıkçılık açısından normal geçti, kötü geçmedi. Daha iyi geçen seneler de olmuştu ama bu sene de iyi sayılır. İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var. Herkes avlanma sezonunu neredeyse bıraktı. Deniz suyu çok ısındı. İklim değişikliği nedeniyle dünyanın her yerinde buna bağlı olarak balık boyları kısaldı. Sezon bitti, çaça sezonu başlayacak. Tekneler de ona göre hazırlanıyor. Bu sezon palamut ve çinakop olmadı. Hamsi, barbun, mezgit ve istavrit oldu. Hamsi, kısa zamanda bol çıktı. Erken göçünü tamamladı. İstavritin boyu 13 cm, bizim tuttuklarımız 11-12 cm olduğundan geri bıraktık” dedi.
“Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur”
Hedeflerinin 1 ayda 50 ton çaça avlamak olduğunu ifade eden Atıf Malkoç, “15 Nisan’dan sonra Samsun bölgesinde 1 ay çaça avlanacak. Aslında yaz boyunca çaça avlanması lazım. Karadeniz’deki tüm ülkeler, Türkiye hariç yaz boyunca çaça avlıyor. Çaça avı için en verimli sezon şimdi başlıyor. Sanayi balığı olduğundan, balık yapı ve unu yapılıp, ihracata gidiyor. 15 Nisan’dan 15 Mayıs’a kadar çaça avıyla geçecek. Her sene Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur. Bu sene de bu rekolteyi bekliyoruz” diye konuştu.
“Dünyanın her yerinde hamsinin ve diğer balıkların boyunda küçülme var”
Tüm denizlerdeki balıkların boylarında küçülme olduğuna dikkat çeken Başkan Malkoç, “Denizde balık bol ama boyları ufak. Deniz suyu sıcaklığından balıklar havyar tutuyor ama boyları büyümüyor. Sıkıntı burada, havalar kurak gittiğinde denize plankton inmiyor. Hamsi planktonla büyüyor. Birkaç yıldır hamsinin boyu büyümüyor. Bu, bizim avlanmamızla ilgili değil. Dünyanın her yerinde hamsinin boyunda küçülme var. Sadece hamsi değil, istavrit dahil tüm balıkların boyunda küçülme var. Suyun sıcaklığına ve iklim değişikliğine herkes bir şekilde ayak uyduruyor. Balıklar da bu iklim değişikliğine küçülerek ayak uyduruyor” şeklinde konuştu.
“Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılması gerekiyor”
Av sezonu ile alakalı tarihlerin belirlenmesi için özellikle Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılmasının şart olduğuna vurgu yağan Malkoç, şunları söyledi:
“Avlanma tarihi balıkçılık başladığında ileri-geri çekilebilir. Şimdiden bir şey denemez. Şu an deniz suyunun ısınmaya dönmesi lazım ama olmadı. 13 derecen sonra çaça toplanıyor, şu an 13 derecenin altındayız. Deniz geç soğudu şimdi geç ısınıyor. Balıklar buna ayak uydurmaya çalışıyor. Havyar dökmeleri ve büyümeleri değişiyor. Karadeniz’de bunlar göz önüne alınarak bir bilimsel çalışma yapılması lazım. İklim değişikliği ile ilgili yapılacak çalışma sonrasında avlanma sezonunun başlangıç tarihi belirlenebilir. Eski yıllarda da buna benzer iklim değişiklikleri olmuş. 60 yıl önce 3-4 metre kar yağarmış. O zaman da çeşitli iklim değişiklikleri, sıcaklıklar olmuş. Yine aynı sürece geldik. Karadeniz birçok evrim atlattı. Şimdi de böyle gelip, geçecek. Araştırma yapılmadan bir öngörüde bulunmak doğru değil. Önümüzdeki 1-2 sezonda durum daha çok netlik kazanır.” – SAMSUN
]]>Tarım ve Orman Bakanlığınca ekosistemin korunması amacıyla geçen yıl Marmara Denizi ile İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki hamsi avcılığının durdurulması kararı, Marmara Denizi’nde hamsinin bereketli bir sezon geçirmesine imkan sağladı.
Gırgır olarak tabir edilen büyük balıkçı teknelerinin 15 Nisan’da yasağa tabi tutulmasıyla denizlerde balık avına devam edecek küçük balıkçılar, yaz mevsiminde de vatandaşa ucuz balık yedirmeyi umuyor.
Büyük tekneler ise yeni sezona hazırlanmak için kıyıya demirleyecek.
İldeki 6 balıkçı kooperatifinin bağlı olduğu Yalova Deniz Ürünleri Avcıları Birliğinin Başkanlığını yürüten Recai Sert, AA muhabirine, geçen yıl Marmara Denizi’nde uygulanan yasak nedeniyle bütün teknelerin hamsiden büyük fayda gördüğünü söyledi.
Ancak av yasağı döneminde kaçak avcılığın arttığını vurgulayan Sert, şunları kaydetti:
“Bizim yüzümüzü bu yıl en çok güldüren hamsi oldu. Karadeniz’de Abhazya’da çok balık oldu. Fakat Gürcistan tarafında çok sayıda yem fabrikası var. Şu anda en tehlikeli durum bu yem fabrikaları. Olağanüstü balık işliyorlar. Bu işlenen yem çupra, levrek yetiştiricilerinin işine geliyor. O yemi alıyorlar ve tesislerde kullanıyorlar. Aslında kendi silahımızla kendimizi vuruyoruz. O geleceğimiz, çocuklarımız için çok büyük bir sıkıntı. Parası da güzel olduğu için tekneler 500-600 ton balık tutuyor. Biz balığı burada tutmazsak Abhazya, Gürcistan tutuyor. İğne Ada’dan Hopa’ya kadar balığın iki aylık geçiş süreci var. Bu iki ayda balığa ne kadar az darbe yaparsak seneye o kadar fazla faydasını görürüz ama biz ne kadar korusak da karşı taraf korumuyor. Türkiye ile bu ülkeler arasında çalışma yapılması lazım. Çünkü gelecekle alakalı en büyük sıkıntımız o.”
Balıkçılığın geleceği için balıkların geçiş noktası olan İstanbul Boğazı’nın gırgır avcılığına kapatılması gerektiğini anlatan Sert, Marmara Denizi’ndeki ufak balıkçıların ancak balıkların yüzde 5 ile 10’nuna ulaşabildiğine dikkati çekti.
Sert, nisan ortasında başlayacak av yasağı ile tekneleri barınaklara alarak 4 ay boyunca yeni sezon için hazırlayacaklarını sözlerine ekledi.
“Halkımıza bu yaz itibarıyla daha ucuz balık satacağız”
Yalova Merkez İlçe Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Hasan Karataş ise Marmara Denizi’nde av sezonunun kendileri için biraz durgun geçtiğini ancak Karadeniz ve Marmara Denizi’nin doğusunda hamsinin etkili olduğunu söyledi.
Yaz sezonunda küçük balıkçıların avlanmaya devam ederek vatandaşlara ucuz balık yedireceğini öngördüklerini belirten Karataş, şöyle konuştu:
“Şu anda kooperatifimizde bile bir buçuk kilo hamsiyi 100 liraya satıyoruz. Mevsim itibarıyla durgun ama bir tek hamsi oldu. Palamut, lüfer, çinekop, tekir olmadı. Marmara bölgesine baktığımız zaman hamsi dışında mevsim durgun geçti diyebiliriz. İklim değişikliğinin büyük etkenleri var. Balık göç yolları bir şekilde etkilendi. Eylül-ekimde balık akıp bu yana gelecekken temmuz, ağustosta dahi balık geliyor. İklim değişikliğinin büyük etkeni oluyor buna. Balıklar akımı yaptığı zaman tabi ki yer yer değişiklikler oluyor. Bizim burada da aynı şekilde oluyor ama halkımıza bu yaz itibariyle daha ucuz bir balık satacağız Allah’ın izniyle. Gırgırlar 15 Nisan itibariyle yasağa giriyor. Gırgırlar yasağa girdikten ve balık kıyıladıktan sonra bizim küçük balıkçılarımız avlanmaya çıkıyorlar. Bundan dolayı biraz hamsi, istavrit, sardalye göstergeleri iyi gösteriyor.”
Eşi Güler Topalak ile denize açılan ve 50 yıldır balıkçılıkla geçinen Fahri Topalak da “Eşimle birlikte balıkçılık yapıyorum. Büyük tekneler yaza girdi. Ben en çok lüfer ve zarganadan memnun kaldım. Diğer balıklarda ise baya bir eksiklik var. Büyük ihtimalle buradan göç ettiler ve geri dönüş olmadı. Avlayabileceğimiz balıklardan tekir, kalkan çok az.” dedi.
Ağlara büyük zarar veren yunusların kendilerine büyük sorun çıkardığından dert yanan balıkçı Vedat Yamaner ise “O yüzden bizim için zor olacak gibi. Yunusların artışıyla her şey bitiyor. Bunun yanında kaçak avcılık da etkiliyor bizi.” diye konuştu.
Mevsim itibarıyla denizdeki balıkların iyi durumda olduğunu belirten balıkçı Yalçın Aslan da yaz sezonunun balıkçılar için iyi geçmesini diledi.
]]>Aral Gölü’nün kuruyan kısmında dünyanın en genç Aralkum Çölü oluşurken Özbekistan yönetimi bölgede çöle dayanıklı ağaç ve bitki ekerek gölün kuruyan kısmının ağaçlandırılması yoluyla bölgedeki çevre felaketinin sonuçlarının yumuşatılması için çalışmalarını sürdürüyor.
1960’lı yıllardan itibaren suları çekilmeye başlayan Aral Gölü’nün kuruyan kısmında oluşan Aralkum Çölü’nden kalkan kum ve toz fırtınaları, bölgedeki ülkelerde her sene 100 milyon dolar değerinde maddi kayba yol açıyor.
Bölge ülkeleri de bunu önlemek için Aral Gölü’nün kuruyan dibinde ağaçlandırma çalışmaları yaparak bu kaybı belirgin ölçüde azaltmayı, bu felaketin bölge nüfusu sağlığına verdiği zararı en aza indirmeyi amaçlıyor.
Özbekistan hükümeti son yıllarda Aral Gölü’nün kuruyan havzasının ağaçlandırma çalışmalarına hız verirken bu çalışmalar sonucunda gölün tuzlu tabakayla kaplı kuruyan kısmını yeşillendirmeyi ve bunun sonucunda kum ve tuzlu tozların bölgeye yayılmasını önlemeyi hedefliyor.
Aral Gölü’nün kuruyan 1,7 milyon hektar kısmı ağaçlandırıldı
AA muhabirinin Özbekistan Ekoloji, Çevre Koruma ve İklim Değişikliği Bakanlığından aldığı bilgiye göre, hükümet bölgedeki ekolojik durumun iyileştirilmesi amacıyla 2017 yılından bu yana Aral Gölü’nün kuruyan kısmında ağaçlandırma çalışmalarını arttırırken bu amaçla gölün kuruyan dibinde Orta Asya çöllerine özgü saksaul gibi ağaç ve bitkilerin tohum ve fideleri ekiliyor.
Bu çerçevede 2017’de “yeşil kuşak” oluşturulmasına yönelik başlatılan proje kapsamında Aral Gölü’nün kuruyan kısmındaki 1 milyon 730 bin hektar alana çöl ağaçları ve bitkileri dikilerek 17 bin kilometrekare alan ağaçlandırıldı.
Özbekistan Bakanlar Kurulunca Aral Gölü’nün kuruyan kısmında ağaçlandırma çalışmalarının yapılmasına ilişkin imzalanan karara göre, bu yıl da Aral Gölü’nün kuruyan kısmındaki 150 bin hektarlık alanda ağaçlandırma çalışmaları yapılacak.
Ülke hükümetince, gölün kuruyan kısmının ağaçlandırılmasına yönelik bir eylem planı hazırlanırken bu planın 12 yıla kadar başarılı bir şekilde yürütülmesi sonucunda Aral Gölü havzasındaki çevresel durumun önemli ölçüde iyileştirilmesi öngörülüyor.
Aral Gölü’nün kuruması
Eski Sovyetler Birliği döneminde, Aral Gölü’nü besleyen Seyhun (Siriderya) ve Ceyhun (Amuderya) ırmaklarının sularının büyük kısmının pamuk tarlalarına akıtılması sonucu göl, 1960’lı yıllarda kurumaya başladı.
1960 yılında 68 bin kilometrekare yüzölçümü ve 1083 kilometreküp su hacmine sahip Aral Gölü’nün uzunluğu 426 kilometre, eni 284 kilometre, en derin noktası ise 68 metreydi. Gölün yüzölçümü son yıllarda 8 bin kilometrekareye, su hacmi 75 kilometreküpe, en derin noktası ise 20 metreye düştü ve göl ikiye bölündü.
Eski Sovyetler Birliği’nin, 1960-1990 yıllarında pamuk deposu olarak kullandığı Orta Asya’da pamuk üretimini artırmak amacıyla sulanan tarım arazilerini 4,5 milyon hektardan 7 milyon hektara çıkarması sonucunda bölgede suya talep artarken gölü besleyen Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının suları oldukça azaldı.
Aral Gölü’nün kuruyan dibinde Aralkum Çölü oluştu
Daha önce dünyanın dördüncü büyük gölü olarak bilinen Aral Gölü, 2020’de eski kıyılarından 170 kilometreye kadar geri çekilirken suların çekildiği 60 bin kilometrekarelik alanda “dünyanın en genç çölü” olarak nitelendirilen Aralkum Çölü meydana geldi.
Tuzlu kum tabakalarıyla kaplı çölden her sene kum fırtınalarında uçan yaklaşık 100 milyon ton kum ve tuzlu toz, bölgeyi büyük bir çevre felaketiyle karşı karşıya bırakırken uzmanlar bu tozların Orta Asya’nın tamamına yayıldığını ve Orta Asya’nın en yüksek buzullarında bile rastlandığını belirtiyor.
Gölün kurumasıyla ortaya çıkan toprak erozyonu ve hava kirliliği insan sağlığını, yaşam koşullarını ve çevreyi olumsuz yönde etkilerken yaklaşık 2 milyon nüfusun yaşadığı Aral Gölü havzasındaki çevre felaketi, halk arasında çeşitli hastalıkların yaygınlaşmasına ve bebek ölümlerinin artmasına da neden oldu.
1960’lı yıllarda Aral Gölü’nün kıyısındaki balıkçı kasabası Moynak’ta, tarım arazilerinin büyük oranda tuzlanması ve gölün kıyılarının 100 kilometreden fazla geri çekilmesi sonucu tarım ve balıkçılık zarar gördü, daha iyi yaşam koşulları arayışına giren halkın bir kısmı ise diğer bölgelere göç etti.???????
Aral Gölü havzasında 1960’lı yıllarda rastlanan 300’den fazla bitki, 35 kuş ve 23 hayvan türü, Özbekistan’da ender görülen bitki ve hayvan türlerinin yer aldığı “Kırmızı Kitap”ta kayıt altına alınırken bu bitki, kuş ve hayvanların büyük bir kısmı yok olmuş, bir kısmı da göç etmiş bulunuyor.
1960’ta 34 balık türünün bulunduğu gölde o dönemde yılda ortalama 60 bin ton balık avlanırken gölün kurumasıyla suyun tuzlanma oranının 10 kat artması sonucunda göldeki balıkların neredeyse tamamı yok oldu.
Eskiden gölün kıyısında bulunan balıkçı kasabası Moynak’taki balık konservesi fabrikaları kapanarak harabeye dönüştü. Balıkçı tekneleri, eski sahili gemi hurdalığına çevirirken suyun geri çekildiği alanlarda oluşan çölde ise artık develer geziyor.
]]>KONYA – Türkiye’nin önemli tatlı su balığı üretim merkezlerinden Beyşehir Gölü, yürütülen çalışmalarla hayalet ağlardan da temizleniyor.
Beyşehir Gölü’nde 15 Mart’ta başlayan su ürünleri av yasağı nedeniyle su ürünleri kontrol ekipleriyle birlikte gölde tekne ile kaçak avcılığın önüne geçilmesine yönelik olarak yapılan denetimlere katılan Konya Tarım ve İl Müdürü Duran Seçen, Beyşehir Gölü’nde Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen projeler hakkında da bilgiler verdi.
“Göl temizliği çalışmaları sürecek”
Beyşehir Gölü’nün unutulan veya terk edilmiş hayalet ağlardan temizlenmesi noktasında çalışmalar yürüttüklerini belirten Seçen, 2023 yılında 10 gün süreyle 5 gemi ile gölde dip temizliği işlemlerini gerçekleştirdiklerini vurgulayarak, “Yaklaşık 5 bin hektarlık bir alanda Beyşehir Gölümüzün dip temizliğini yapmaya çalıştık. Bu 5 bin hektarlık alanda yapmış olduğumuz çalışmada da yine 5 bin metre hayalet ağ ve 520 pinteri göl zemininden temizlemiş olduk. Bu faaliyetleri yürütmelerindeki amacın terk edilmiş veya bırakılmış olan hayalet ağların göl zemininde sürekli potansiyel olarak avlanmaya devam ediyor olması ile aynı zamanda göl zemininin kirletilmesi noktasında da sıkıntılar oluşturması olduğunu anlatan Seçen, “Bu yönüyle de temizlik çalışmalarımızı yürütüyoruz ve 2024 yılında da bu çalışmamızı devam ettirmiş olacağız” şeklinde konuştu.
“Beyşehir Gölü 2 il, 4 ilçe ve 22 yerleşim birimini kapsıyor”
Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü’nün Konya ve Isparta ili olmak üzere 2 il, 4 ilçe ve 22 yerleşim birimine sınırı olan bir göl olduğunun altını da çizen Seçen, 65 bin hektarlık yüz ölçüme sahip olduğunu, bunun 42 bin hektarının ise Konya ili sınırlarında bulunduğunu belirtti. Seçen, gölde çok fazla balık türü olduğunu, bunlar içerisinde pullu sazan, aynalı sazan, sudak, kadifenin yanı sıra endemik tür olan yağ balığının da yer aldığını kaydetti. Gölde avlanmanın serbest olduğu dönemlerde olduğu gibi yasak olduğu zamanlarda da denetim ve kontrol faaliyetlerini sürdürmekte olduklarını da dile getiren Seçen, 1380 sayılı su ürünleri kanunu kapsamında Beyşehir Gölü’nde Beyşehir Jandarma Asayiş Bot Komutanlığı, Konya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürlüğü ve Beyşehir İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğüne bağlı su ürünleri kontrol görevlileri ile birlikte koordineli ve işbirliği şeklinde denetimler yaptıklarını da vurgulayarak, “Bu kontrollerdeki amacımız kaçak avcılığı önlemek, kaçak avcılığın yanı sıra avlanma yasaklarına avcılarımızın uymasını sağlamak, balıkların üreme dönemlerinde avlanmasının önüne geçmek, dolayısıyla hem ticari avcılıkta hem de amatör avcılıkta 15 Mart ile 15 Haziran tarihleri arasında su ürünleri av yasağı uygulanmaktadır. Bu dönemde de denetim ve kontrollerimizin daha etkin ve verimli olması açısından İl Tarım ve Orman Müdürlüğü olarak 3 tane dron temin ettik ve Beyşehir İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğümüze teslimini yaptık. Burada daha hızlı bir şekilde aksiyon alabilmek için denetimlerimizi yapıyoruz. Bu şekilde gölümüzdeki su ürünlerinin popülasyonunun artarak devam etmesini sağlıyoruz. Mevcut kaynaklarımızın kirlenmemesi noktasında çalışmalar yürütürken diğer yandan da gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde aktarılabilmesi ve sürdürülebilir bir balıkçılık olmasını istiyoruz. Burada önemli olan tabii sadece bizim denetim ve kontrollerimizle iş bitmiyor. Beyşehir Gölümüzde iki tane kooperatifimiz var balıkçılık yapan ve 466 tane tekne ile avcılık yürütülüyor. Kooperatiflerimize burada teşekkür ediyoruz. Sadece avlanma yasağı değil, yine avlanmış olan balıkların boyutları, balıkçılarımızın kullandıkları av malzemeleri, kullanılan teknikler ve yöntemler balık popülasyonuna direk olarak etkileyen unsurlar olduğu için biz sadece kaçak avcılığı değil aynı zamanda kullanılan malzemeler noktasında da denetim ve kontroller yapıyoruz” şeklinde konuştu.
Seçen, “Balıkların boylarını kontrol ediyoruz. Yine farklı yöntemlerle balık avı yapanlarla ilgili eğitim çalışmaları da yürütüyoruz. Avcılık yapan işletmelerimize, kooperatiflerimize ve üyelerine sürekli hangi boyutlarda, hangi türde balık avlanması gerektiği veya amatör avcılıkta ne kadar balığı avlayacakları noktasında da bilinçlendirmeye yönelik eğitimler veriyoruz. Dolayısıyla sadece denetim ve kontrol mekanizmasıyla bu iş önlenmiyor, bilinçli avcılık yapılması gerekiyor. Bilinçli malzeme kullanılması gerekiyor ve av yasağına uyulması gerekiyor. Yine avcılarımızın özellikle popülasyonu korumak için balıkların yumurtlama döneminde üremelerine müsaade etmeleri gerekiyor. Müsaade edilmezse popülasyon hızla azalmaya başlayacak ve su ürünlerimizin stokları azalmış olacak. Dolayısıyla sürdürülebilir balıkçılık da olmamış olacak” ifadelerini kullandı.
“Balıklandırma çalışmaları 2024’te de sürecek”
Duran Seçen, kurum olarak yürüttükleri denetim ve kontroller dışında göldeki biyolojik ve su ürünleri çeşitliliğini geliştirmek adı altında gerçekleştirdikleri balıklandırma çalışmaları hakkında da bilgiler verirken, 2022 yılında bu kapsamda balıklandırma programı dahilinde 1 milyon 250 bin, 2023 yılında ise 2 milyon yavru sazanı Beyşehir Gölü suları ile buluşturduklarını hatırlatarak, balıklandırma programını bu yıl da artırarak devam ettireceklerini sözlerine ekledi.
]]>Bu yılın ilk 2 ayında hamsi ihracatından 2 milyon doların üzerinde döviz girdisi sağlandı
Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği Başkan Yardımcısı Ahmet Hamdi Gürdoğan:
“Hamsiyi ayıklanmış olarak da yolluyorduk şimdi konserve olarak da yollamaya başladık”
TRABZON – Türkiye genelinde bu yılın Ocak-Şubat döneminde 18 ülkeye yapılan hamsi ihracatından 577 bin 463 kilogram karşılığı 2 milyon 119 bin 896 dolarlık döviz sağlandı.
En fazla hamsi ihracatı 524 bin 936 dolar ile Belçika’ya, 401 bin 109 dolar ile Amerika Birleşik Devletleri’ne 368 bin 287 dolar ile Fransa’ya yapılırken geçen yılın aynı döneminde ise 19 ülkeye 303 bin 752 dolar karşılığı 1 milyon 569 bin 373 dolarlık ihracat yapılmıştı.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği Başkan Yardımcısı Ahmet Hamdi Gürdoğan, hamsiyi ayıklanmışın yanı sıra artık konserve olarak da ihraç edilmeye başlandığını söyledi. Bu sezon hamsi ihracatının önceki sezona göre daha verimli geçtiğini belirten Gürdoğan, 15 Nisanda başlayacak olan av yasağı nedeniyle hamsi ihracatında bundan sonra herhangi bir hareketlilik beklemediklerini kaydetti.
Hamsi ihracatında miktar bazında yüzde 90 artış yaşadıklarını ifade eden Gürdoğan, “2024 yılı Ocak-Şubat döneminde hamsi ihracatından 2 milyon dolar civarında bir gelir söz konusu. Değer bazında yüzde 35, miktar bazına baktığımız zaman ise yüzde 90 arttı. 2023 yılında ise değer bazında 1 milyon 569 bin dolar iken aynı zamanda miktar bazında da 303 bin 752 kilogram olarak gerçekleşmişti. Hamsi ihracatı en fazla Amerika Birleşik Devletleri, AB Almanya, Belçika gibi ülkelere yapılırken verim açısından geçen seneye göre daha iyi. 15 Nisanda av yasağı başlayacak bunun için hamsi ihracatında herhangi bir hareketlilik beklemiyoruz” dedi.
“Sezon erken başlamasın”
Hamsi sezonunun boy konusu dikkate alınarak daha geç başlamasından yana olduklarını belirten Gürdoğan, “Hamsi avında boy konusu dikkate alınarak sezona erken değil daha geç başlatılmasının altını çizmek istiyoruz. Çünkü gelecek nesillere aktarmak adına var olan hamsi stoklarını korumak gerekirse avlanma tarihleriyle oynamamız gerektiğini belirtmek isterim. Özellikle balıkçılıkla geçinen sektör temsilcilerimiz yeterli balık bulamamalarından dolayı Afrika, Moritanya gibi ülkelere avlanmaya gittiklerini belirtmek isterim. Dolayısıyla elimizdeki stokları çok daha verimli kullanmak adına körfez balıkçılığı dediğimiz ufak balıkların büyütülme konusundaki çalışmalara ağırlık vermeliyiz. Örneğin istavrit olmak üzere diğer balık çeşitlerini büyütmek için KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesinde uygulamalar neticesinde özellikle Japonya’daki yarım ada, deltalardaki sistemle büyütüp katma değerli ürünler elde etme çalışmalarını başlatmamız lazım. Bunun örneği Japonya, Norveç’te çok yaygın. Biz sadece denizdeki balıkları olduğu gibi avlıyoruz, onları büyütme konusunda çalışmaların başlamasını arzu ediyoruz” diye konuştu.
Hamsinin ayıklanmış olarak ihracının yanı sıra artık konserve olarak da göndermeye başladıklarını kaydeden Gürdoğan, “Hamsiyi ayıklanmış olarak da yolluyoruz. Artık konserve olarak da yollamaya başladık. Dolayısıyla katma değerli ürünler olarak yollandığı için rakamlarda da artış oluyor. Dünyadaki sistemlere entegre olduğumuz zaman uzun vadede yani dayanıklı tüketim malları haline getirilmesi gerekiyor konserve gibi dondurulmuş ürenler gibi. Dolayısıyla hamsiyi taze olarak uzak yerlere yollayamayacağımız yerlere soğuk zincirle göndermemiz çok daha rantabl olduğunu miktarda ve ihracatta artış olmasını gözlemliyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>En fazla hamsi ihracatı 524 bin 936 dolar ile Belçika’ya, 401 bin 109 dolar ile Amerika Birleşik Devletleri’ne 368 bin 287 dolar ile Fransa’ya yapılırken geçen yılın aynı döneminde ise 19 ülkeye 303 bin 752 dolar karşılığı 1 milyon 569 bin 373 dolarlık ihracat yapılmıştı.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği (DKİB) Başkan Yardımcısı Ahmet Hamdi Gürdoğan, hamsiyi ayıklanmışın yanı sıra artık konserve olarak da ihraç edilmeye başlandığını söyledi. Bu sezon hamsi ihracatının önceki sezona göre daha verimli geçtiğini belirten Gürdoğan, 15 Nisanda başlayacak olan av yasağı nedeniyle hamsi ihracatında bundan sonra herhangi bir hareketlilik beklemediklerini kaydetti.
Hamsi ihracatında miktar bazında yüzde 90 artış yaşadıklarını ifade eden Gürdoğan, “2024 yılı Ocak-Şubat döneminde hamsi ihracatından 2 milyon dolar civarında bir gelir söz konusu. Değer bazında yüzde 35, miktar bazına baktığımız zaman ise yüzde 90 arttı. 2023 yılında ise değer bazında 1 milyon 569 bin dolar iken aynı zamanda miktar bazında da 303 bin 752 kilogram olarak gerçekleşmişti. Hamsi ihracatı en fazla Amerika Birleşik Devletleri, AB Almanya, Belçika gibi ülkelere yapılırken verim açısından geçen seneye göre daha iyi. 15 Nisanda av yasağı başlayacak bunun için hamsi ihracatında herhangi bir hareketlilik beklemiyoruz” dedi.
“Balık av sezonu erken başlamasın”
Hamsi sezonunun boy konusu dikkate alınarak daha geç başlamasından yana olduklarını belirten Gürdoğan, “Hamsi avında boy konusu dikkate alınarak sezona erken değil daha geç başlatılmasının altını çizmek istiyoruz. Çünkü gelecek nesillere aktarmak adına var olan hamsi stoklarını korumak gerekirse avlanma tarihleriyle oynamamız gerektiğini belirtmek isterim. Özellikle balıkçılıkla geçinen sektör temsilcilerimiz yeterli balık bulamamalarından dolayı Afrika, Moritanya gibi ülkelere avlanmaya gittiklerini belirtmek isterim. Dolayısıyla elimizdeki stokları çok daha verimli kullanmak adına körfez balıkçılığı dediğimiz ufak balıkların büyütülme konusundaki çalışmalara ağırlık vermeliyiz. Örneğin istavrit olmak üzere diğer balık çeşitlerini büyütmek için KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesinde uygulamalar neticesinde özellikle Japonya’daki yarım ada, deltalardaki sistemle büyütüp katma değerli ürünler elde etme çalışmalarını başlatmamız lazım. Bunun örneği Japonya, Norveç’te çok yaygın. Biz sadece denizdeki balıkları olduğu gibi avlıyoruz, onları büyütme konusunda çalışmaların başlamasını arzu ediyoruz” diye konuştu.
Hamsinin ayıklanmış olarak ihracının yanı sıra artık konserve olarakta göndermeye başladıklarını kaydeden Gürdoğan, “Hamsiyi ayıklanmış olarak da yolluyoruz. Artık konserve olarak da yollamaya başladık. Dolayısıyla katma değerli ürünler olarak yollandığı için rakamlarda da artış oluyor. Dünyadaki sistemlere entegre olduğumuz zaman uzun vadede yani dayanıklı tüketim malları haline getirilmesi gerekiyor konserve gibi dondurulmuş ürenler gibi. Dolayısıyla hamsiyi taze olarak uzak yerlere yollayamayacağımız yerlere soğuk zincirle göndermemiz çok daha rantabl olduğunu miktarda ve ihracatta artış olmasını gözlemliyoruz” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Doğu Akdeniz’in turizm ve balıkçılık merkezlerinden Mersin’de, sıcaklığı sevdikleri için genellikle yazın görülen göçmen denizanaları, şubat ile martta olağan dışı artış gösterdi.
Kıyılarda çok sayıda canlı ve ölü olarak denizanası tespit edilmesi, uzmanları harekete geçirdi.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü ile Mersin Üniversitesi (MEÜ) Su Ürünleri Fakültesinden akademisyenler, Kızıldeniz üzerinden gelen “Rhopilema Nomadica” türüne ilişkin incelemelerini yoğunlaştırdı.
Belirli noktalarda su altı ve üstünde yapılan çalışmalar kapsamında, toplanan denizanalarının boyu inceleniyor, popülasyondaki artışın sebepleri ile diğer türlere etkisi araştırılıyor.
“Popülasyondaki artışın nedeni küresel ısınma”
ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kıdeyş, AA muhabirine, “Rhopilema Nomadica”nın istilacı bir tür olduğunu söyledi.
İklim değişikliğinin türdeki popülasyonun artmasına yol açtığını belirten Kıdeyş, “Bu türün denizlerde çok yoğun şekilde bulunmalarına ‘patlama’ diyoruz. Bu kadar erken ‘patlama’ yapmalarının nedeni şüphesiz küresel ısınma.” dedi.
Kıdeyş, göçmen denizanası yoğunluğunun deniz ekosistemini olumsuz etkilediğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Göçmen denizanası, Akdeniz’e ait bir tür değil. Kızıldeniz yoluyla Hint Okyanusu’ndan geliyor. İlk defa 1995’te tespit etmiştik. Bu yıldan sonra her geçen gün artmaya ve daha erken görülmeye başladılar. Bunlar sıcaklık seven türler. Daha önceden yaz aylarında görürdük ama artık martta görmeye başladık. Sayıları inanılmaz fazla. Bu ekosistem açısından iyi değil. Üzerinde çalışmalar yapıyoruz.”
ODTÜ’nün 800 metrelik kıyı şeridinde yaklaşık 400 denizanası tespit ettiklerini dile getiren Kıdeyş, bunların çapının 90 santimetreye kadar ulaştığını bildirdi.
Kıdeyş, popülasyonun Akdeniz kıyılarında yayıldığını işaret ederek, “İskenderun’a doğru gittikçe çok daha fazlasını görüyoruz. Batıya doğru gittikçe biraz daha azalıyor. Ona rağmen Antalya’dan hocalarımız da araştırma yapıyor. Şu sıra çok yoğunluktalar. Denizde balıktan çok denizanası çıkıyor.” diye konuştu.
“Akdeniz’de yakalayacağımız balık maalesef çok daha az olacak”
Kıdeyş, balıkçılıkta sıkıntıların yaşanabileceğinin altını çizerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Denizanaları, balıkların tüketeceği besinlerle, plankton dediğimiz çok küçük canlılarla besleniyor. Öngörüm, gelecek yıl Akdeniz’de yakalayacağımız balık maalesef çok daha az olacak. Balıkçılar avlanmak için trol ve ağ atıyor. Ağların büyük çoğunluğunda bu tür olacak. Balıkçılığın olumsuz etkilenmesine neden olacak çok zararlı ve istilacı bir tür olduğunu düşünüyoruz. Ekosistemdeki diğer türlerle rekabet edecek ve onların azalmalarına neden olacak. İnsanlara da doğrudan zararı var. Henüz turizm sezonu açılmadı ama birkaç ay sonra insanlar denize girmeye başlayacak. Denizle aynı renkte oldukları için çoğu zaman bunları görmüyorsunuz. Özellikle küçük olanları temas halinde yakabilir. Alerji oluşturma ve başka sağlık problemlerine neden olma potansiyeli var.”
Yerel yönetimlerin denizanalarının yoğunlukta olduğu bölgelerde çalışma yürütmesinin faydalı olacağını belirten Kıdeyş, kıyıdaki vatandaşların bu türe karşı uyarılması gerektiğini sözlerine ekledi.
“Balıkçıların ağı denizanasıyla doluyor”
MEÜ Su Ürünleri Fakültesi İşleme Teknolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Ayas da göçmen denizanalarının, Rodos, İsrail, Lübnan ve Doğu Akdeniz kıyılarında büyük popülasyon oluşturduğunu anlattı.
Ayas, türdeki artışın doğrudan balıkçılığa yansıdığını belirterek, “Özellikle Mersin’in doğu kesiminde balıkçılıkla ilgili ciddi sıkıntılar yaşanmaya başladı. Uzatma ağlarıyla avcılık yapanlarda ağlar tamamen bu türle kaplanıyor, hatta ağlarını denizden almakta zorlanıyorlar. Denizde 300 kulaca kadar olan kesimde çok ciddi sayıdalar. Balıkçılar ağı kaldırdıklarında teknelerin tamamı göçmen denizanasıyla doluyor.” diye konuştu.
Türün yoğunlaşmasında, deniz suyu sıcaklığındaki artış ve akıntıların etkisinin olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ayas, şöyle konuştu:
“Bu türün deniz popülasyondaki büyüklüğü günden güne artıyor. Ortamda daha fazla besinin olması ve pelajik bölgedeki balıkların çekilmesi ana nedenler arasında yer alıyor çünkü bunlar için çok büyük bir besin kütlesi kalıyor. Balıkların yiyemediği planktonlar bu türler tarafından tüketiliyor ve çok büyük sürüler oluşuyor. Sürekli balıkçılıkla ilgili arazi çalışmaları yapıyoruz. En son Adana Karataş’ta trol çekimi yaptık. Orada da yoğun popülasyon vardı. 300 kulaca kadar tüm sahil bandında çok büyük sürüler var.” değerlendirmesinde bulundu.
“Doğu Akdeniz’de turizmi etkileme potansiyeli var”
Ayas, denizanalarının olduğu sahillerde suya girilmemesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu türün Doğu Akdeniz’de turizmi etkileme potansiyeli var. Bu noktada türü yaklaşık 12 yıldır izliyoruz. Genellikle nisan ayı başlarında sahillerdeki yoğunluk kalkıyor ama haziran, temmuz ayına kadar burada bulunma ihtimali var. Nisan itibariyle bu türü görmemeyi umuyoruz.”
]]>Balık av sezonunun bitimine kısa bir süre kala sezonu kapatan Trabzonlu balıkçılar, teknelerini limana çekti. Bu sezon bol şekilde avlanan hamsiden umduğunu bulan balıkçılar palamutta ise istenilen avı gerçekleştiremedi. Trabzon’daki farklı limanlara demirleyen bazı balıkçılar gelecek sezon için şimdiden teknelerini ve ağlarını bakıma alırken, bazıları da Mayıs’ta Orkinos avı için Akdeniz’e gitmeye hazırlanıyor.
Ordu’dan gelerek Beşikdüzü limanına demirleyen Yılmaz Balıkçılık isimli teknede gemicilik yapan Muttalip İşlek, sezonu erken kapattıklarını belirterek “Bu sene hamsi güzeldi, palamut yoktu. Allah bereket versin. Hamside yüzümüz güldü. Hamsi harici diğer balıklar tükendi gibi bir şey oldu. Bu sene İstanbul’dan Trabzon’a kadar her yerde avlandık” dedi.
Yılmaz Balıkçılık gemisinin reisi Volkan Şener ise, bu sene ağlarda çok fazla balığın kalmadığını dile getirerek “Sezonu kapattık. Bu sene mazotun pahalı olması nedeniyle sezonu erken bitirdik. Ağlarda çok balık kalmıyor. Çok çeşit balığımız kalmadı. Sadece hamsi, palamut olmadı. Avcılık oldu, yüzümüz güldü ancak mazot pahalı olduğu için pek bir şey kalmıyor” şeklinde konuştu.
Orkinos avı için Mayıs’ta Akdeniz’e gidecekler
Mayıs’ta Orkinos avcılığını başlayacağı için Akdeniz’e gitmeyi düşündüklerini kaydeden Şener, “Balıkçılık iyiye gitmiyor. Tutulan balıklar tekneleri bakmıyor. Mevsim kısa geçtiği için mecburen yurtdışına giden tekneler var. Afrika’ya da gittim orada da balıkçılık yaptım. Burada 3 ay balıkçılık sürüyor sonrasında bir şey kalmıyor. Sadece hamsi. Palamut her sene olmuyor. 10 yıl önce balık para ediyordu. Şimdi masraflarımız ağır. Şuan sezon bitti. Ağların bakımı yapılıyor. Bayrama kadar bakımları bitirmiş oluruz. Herkesin payını alıp gidecek. Mayıs’ta Orkinos avcılığı başlayacak. Onun için Alanya, Antalya tarafına doğru gideceğiz. Teknelerin çok olması nedeniyle mecbur tekne sahipleri Moritanya ve diğer ülkelere gidiyor. Şuanda belki de Moritanya’da 15-20 tane Türk balıkçısı var. Bu teknenin günlük 3-5 ton yakıt masrafı oluyor. Gemicisi, kumanyası derken bu tekne av yapmak zorunda” diye konuştu.
“Eski balık ve balıkçılık yok”
19 yıldır balıkçılık yapan Hilmi Erçin de balıkçılıkta eski yılların arandığını söyledi. Eski balık ve balıkçının olmadığını belirten Erçin, “Av sezonu orta yollu geçti diyelim. Ne iyi ne kötü. Bazılarına iyi bazılarına kötü. Bu sene genelde hamsi oldu. Sezon başında az istavrit oldu. Allah bereket versin. Nisan’dan sonra Orkinos avı belli olacak. Olursa Orkinos avı yoksa önümüzdeki sezonu bekleyeceğiz. 19 yıldır balıkçılık yapıyorum. Balıkçılıkta eski dönemler aranıyor. Artık tekne sahipleri gemici aramaya başladı. Ağ tamir işini bilenler yaşlanıyor. Yaşlandıkça sezondan çıkıyor. Tekne sahipleri bunu yapanı artık bulamıyor. Onun için her şey zor. Eski balık ve balıkçı yok. Eskiden bu bölgede hamsi yılbaşına kadar kalırdı. Şimdi Aralık olmadan hamsi Gürcistan’a veya başka yere gidiyor. Biz burada avlanmaya devam etsek ağlarda hiç balık kalmaz. Onun için Gürcistan ve diğer bölgelere gidiyoruz. Balıkçı tekneleri artıyor. Arttıkça Avrupa ülkelerine açılmaya başladılar. O da ayrı bir sektör. Sadece Moritanya değil Umman, Somali gibi 5-6 ülke var. Orada da bir ekmek kapısı var. Bakarsın palamut 2-3 sene olur, 3-4 sene olmaz. Geçen sene palamut boldu, bu sene yoktu. Önümüzdeki sene olacak ama belki de daha az olacak. Tecrübelerime göre çok fazla beklentim yok. 19 yıl önce balıkçılığa başladığım sene öyle bir palamut oldu ki şuana kadar o palamutçuluk hiç olmadı gibi geliyor” ifadelerini kullandı.
Öte yandan denizlerde trol ve gırgır ağları ile avcılık yapan balıkçılar için 1 Eylül’e kadar sürecek yasak 15 Nisan’da başlayacak. – TRABZON
]]>ANKARA – Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Daha büyük tehlike arz eden ve daha sık rastlanan benekli balon balığında destekleme fiyatı yüzde 100 artırılarak 12,5 TL’den 25 TL’ye, diğer balon balığı türlerinde de yüzde 400 artırılarak 2,5 TL’den 10 TL’ye çıkarıldı” dedi.
2020 yılında başlatılan ve 2021-2023 yılları arasında da devam eden balon balığı avcılığı desteklemesiyle ilk kez aynı anda hem sucul biyolojik çeşitliliğin korunması hem de balıkçıların desteklenmesi sağlanıyor.
Destekleme ile yabancı istilacı bir tür olan balon balığı üzerinde av baskısı oluşturulup stok katılım oranı azaltılarak su ürünleri kaynaklarının korunması, sürdürülebilir, rasyonel kullanımı ve balon balığının balıkçıların av araçlarına verdiği zararın azaltılması amaçlanıyor.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, iklim değişikliği ve küresel ısınmaya bağlı olarak Kızıldeniz’den gelerek Akdeniz’e yerleşen balon balıklarının, Ege ve Marmara’dan sonra yayılım alanlarını genişletip Karadeniz’e kadar ulaşmalarının öngörüldüğünü bildirerek, Bakanlığın balon balığı avcılığının teşviki için 2020 yılında bir pilot çalışma başlattığını hatırlattı.
Yumaklı, pilot çalışmanın başarılı olması, toplum ve balıkçılar nezdinde ilgi uyandırması ve desteklemenin devamı için duyulan gereklilik üzerine Cumhurbaşkanı Kararı ile 2024, 2025 ve 2026 yıllarını kapsayan “Balon Balığı Avcılığının Desteklenme Kararının” yürürlüğe girdiğine dikkati çekti.
“Benekli balon balığında destekleme fiyatı yüzde 100 arttırıldı”
İstilacı olan bu balığın stok katılım oranını düşürmek ve üzerindeki av baskısının devam etmesi için 2024-2026 yıllarında da balon balığı avlayan balıkçılara, kuyruk adedi başına doğrudan desteklemede bulunacaklarını vurgulayan Bakan Yumaklı, “Daha büyük tehlike arz eden ve daha sık rastlanan benekli balon balığında destekleme fiyatı yüzde 100 artırılarak 12,5 TL’den 25 TL’ye, diğer balon balığı türlerinde de yüzde 400 artırılarak 2,5 TL’den 10 TL’ye çıkarıldı” diye konuştu.
Bakan Yumaklı, desteklemenin başladığı tarihten itibaren toplam 183 bin 974 adet balon balığının yakalandığını ifade ederek, avlanan balon balıkları sayesinde yaklaşık 14 milyon adet yeni balon balığının ekosisteme girişinin engellendiğinin altını çizdi.
Balon Balığı Avcılığının Desteklenme Tebliği ile ayrıca balon balıklarının ilaç, deri, tekstil gibi sanayi kollarında değerlendirilerek ekonomiye kazandırılması yönünde düzenlemeler yapıldığının altını çizen Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bu kapsamda, yakalanan balon balıklarının girişimcilere ücretsiz verilmesi sağlandı. Ayrıca, Ar-Ge çalışmaları için balon balığı derisinin çanta, ayakkabı ve cüzdan olarak işlenmesi talebi kabul edilerek yaklaşık 12 ton balık bu sektörde ekonomiye kazandırıldı. Toksin düzeylerinin belirlenmesi ve ilaç sanayiinde bilimsel çalışmalarda kullanılmak üzere de bir firmanın Türkiye’deki temsilcisi aracılığıyla toplam bin 600 kilogram balon balığı alımı gerçekleştirildi. Akdeniz Bölgesinde emsal teşkil eden desteklememize ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının ardından ivedilikle Tebliğini de yayımlayarak balon balığı alımlarına başlayacağız. Sucul biyoçeşitliliğimizin ve su ürünleri kaynaklarımızın korunması amacıyla istilacı türlere karşı mücadelemiz kararlılıkla devam edecek.”
]]>2020 yılında başlatılan ve 2021-2023 yılları arasında da devam eden balon balığı avcılığı desteklemesiyle ilk kez aynı anda hem sucul biyolojik çeşitliliğin korunması hem de balıkçıların desteklenmesi sağlanıyor.
Destekleme ile yabancı istilacı bir tür olan balon balığı üzerinde av baskısı oluşturulup stok katılım oranı azaltılarak su ürünleri kaynaklarının korunması, sürdürülebilir, rasyonel kullanımı ve balon balığının balıkçıların av araçlarına verdiği zararın azaltılması amaçlanıyor.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, iklim değişikliği ve küresel ısınmaya bağlı olarak Kızıldeniz’den gelerek Akdeniz’e yerleşen balon balıklarının, Ege ve Marmara’dan sonra yayılım alanlarını genişletip Karadeniz’e kadar ulaşmalarının öngörüldüğünü bildirerek, Bakanlığın balon balığı avcılığının teşviki için 2020 yılında bir pilot çalışma başlattığını hatırlattı.
Yumaklı, pilot çalışmanın başarılı olması, toplum ve balıkçılar nezdinde ilgi uyandırması ve desteklemenin devamı için duyulan gereklilik üzerine Cumhurbaşkanı Kararı ile 2024, 2025 ve 2026 yıllarını kapsayan “Balon Balığı Avcılığının Desteklenme Kararı”nın yürürlüğe girdiğine dikkati çekti.
“Benekli balon balığında destekleme fiyatı yüzde 100 arttırıldı”
İstilacı olan bu balığın stok katılım oranını düşürmek ve üzerindeki av baskısının devam etmesi için 2024-2026 yıllarında da balon balığı avlayan balıkçılara, kuyruk adedi başına doğrudan desteklemede bulunacaklarını vurgulayan Bakan Yumaklı, “Daha büyük tehlike arz eden ve daha sık rastlanan benekli balon balığında destekleme fiyatı yüzde 100 artırılarak 12,5 TL’den 25 TL’ye, diğer balon balığı türlerinde de yüzde 400 artırılarak 2,5 TL’den 10 TL’ye çıkarıldı” diye konuştu.
Bakan Yumaklı, desteklemenin başladığı tarihten itibaren toplam 183 bin 974 adet balon balığının yakalandığını ifade ederek, avlanan balon balıkları sayesinde yaklaşık 14 milyon adet yeni balon balığının ekosisteme girişinin engellendiğinin altını çizdi.
Balon Balığı Avcılığının Desteklenme Tebliği ile ayrıca balon balıklarının ilaç, deri, tekstil gibi sanayi kollarında değerlendirilerek ekonomiye kazandırılması yönünde düzenlemeler yapıldığının altını çizen Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bu kapsamda, yakalanan balon balıklarının girişimcilere ücretsiz verilmesi sağlandı. Ayrıca, Ar-Ge çalışmaları için balon balığı derisinin çanta, ayakkabı ve cüzdan olarak işlenmesi talebi kabul edilerek yaklaşık 12 ton balık bu sektörde ekonomiye kazandırıldı. Toksin düzeylerinin belirlenmesi ve ilaç sanayiinde bilimsel çalışmalarda kullanılmak üzere de bir firmanın Türkiye’deki temsilcisi aracılığıyla toplam bin 600 kilogram balon balığı alımı gerçekleştirildi. Akdeniz Bölgesinde emsal teşkil eden desteklememize ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının ardından ivedilikle Tebliğini de yayımlayarak balon balığı alımlarına başlayacağız. Sucul biyoçeşitliliğimizin ve su ürünleri kaynaklarımızın korunması amacıyla istilacı türlere karşı mücadelemiz kararlılıkla devam edecek.” – ANKARA
]]>Baharla birlikte tüm Türkiyenin merakla beklediği Adem Amca ve Yaren Leylek’in kavuşması geçtiğimiz günlerde gerçekleşmişti. Türkiye’de gündem olan bu kavuşmanın ardından Yaren Leylek’in eşi de dün akşam saatlerinde yuvaya ulaştı.
Lüylek Köyü’nde 13 yıldır balıkçı Adem Yılmaz’ın kayığına konan Yaren Leylek bu dostluğu ile gönüllere taht kurmuştu. Yaren her yıl göçten dönünce Eskikaraağaç’taki yuvasına konarak yazı bu köyde geçiriyor. Yaren her sabah balıkçı Adem Yılmaz ile birlikte balığa gidiyor.
Her yıl göçten ilk önce Yaren gelirken bir kaç gün içinde eşi Nazlı’da onun yanına ulaşıyor.
Bu yılki kavuşmaları ise dün gerçekleşti. Karacabey Belediyesinin yarenleylek.com üzerinden açtığı canlı yayında Yaren’i ve eşini aynı anda görenler büyük mutluluk yaşadı.
O anları doğa fotoğrafçısı Alper Tüydeş sosyal medyadan duyurdu. Alper Tüydeş, sabah saatlerinde “Yaren Leylek eşini bekliyor” diye bahsetmişken akşamüstü eşi Nazlı da köydeki yuvasına kondu. Böylece altı ay sonra yeniden yuvada buluştular. O anlar da an be an kayıt altına alındı. Tüydeş, ikilinin çok mutlu olduğunu ifade etti
Bu arada bu yılki kavuşma sonrası Karacabey Belediye Başkanı Ali Özkan yavrulara yeniden verici takmayı planladıklarını kaydetti.
Öte yandan, Türkiye’yi Avrupa Leylek Köyleri Birliğinde temsil eden tek köy olan Bursa’nın Karacabey ilçesine bağlı Eskikaraağaç Leylek Köyü, her yıl göç döneminde on binlerce leyleğin geçtiği bir göç rotası üzerinde. Köy, aynı zamanda yerleşik leyleklere de ev sahipliği yapıyor.
Bundan 13 yıl önce, Uluabat Gölünde balık tutarken kayığına konan Yaren Leylek ile dostluğu başlayan Adem Yılmaz’ın tanık olduğu bu hikaye, fotoğraflanmasıyla birlikte uluslararası bir üne de kavuşmuştu. Hikaye, Yunanistan’da gölge oyunu olarak oynatılırken Avusturya ve Almanya’da ders kitaplarına konu oldu. 2019 yılında Burak Doğansoysal’ın filme aldığı ve Karacabey Belediyesi’nin katkılarıyla hazırlanan ‘Yaren’ adlı belgesel ise Prag Film Ödüllerinden en iyi belgesel ünvanlıyla dönmüştü. Geçtiğimiz yıl ise Karacabey Belediyesi, Balıkçı Adem ve Yaren Leylek’in heykelini yaptırarak, hikayenin köy meydanında ölümsüzleşmesini sağlamıştı.
Turizme de katkısı var
Yaren Leylek ve Adem Amca’nın bu masalsı hikayesi, köyde turizm hareketliliğini de beraberinde getirirken, köyde adeta Yaren Leylek turizmi başladı. Hikayeyi duyan ve leylekleri yakından görmek isteyen on binlerce doğasever, her yıl Bursa’nın Karacabey ilçesindeki Leylek Köyü Eskikarağaç’ı ziyaret ediyor. Yaren Leylek’in köyde koruyucu ailesi görevini de Beyzanur Çakıl üstleniyor.
Adem Amca ve Yaren’i görmeye gelenler arasında; Ata Demirer, Aslıhan Gürbüz, Yıldıray Şahinler gibi ünlü isimler de yer alırken, Karacabey Belediye Başkanı Ali Özkan da hikayeyi 7/24 canlı izlemek isteyenler için internet üzerinden Yaren Leylek yayınını açtıklarını duyurdu. Yarenleylek.com veya YouTube üzerinden kullanıcılar, 7/24 leylek yuvasını canlı olarak izleyebiliyor. – BURSA
]]>Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün 2014 yılında hayata geçirdiği “Hayalet Av Araçları ve İstilacı Türler Farkındalık Projesi” ile Şanlıurfa’da geçmişte balıkçıların suda bıraktığı veya unutulan ağlar, baraj gölünden çıkarılıyor. Balıkçılığın her geçen gün geliştiği Şanlıurfa’da deniz canlılarının yaşam alanlarının iyileştirilmesi için çalışmalar sürüyor. Tarım ve Orman Bakanlığının destekleri ile Tarım İl Müdürlüğüne bağlı ekipler, proje çerçevesinde çalışma başlattı. Çalışmada, teknelerle baraj gölüne açılan ekipler, yüzlerce metre uzunluğundaki balık ağlarını tek tek gölden çekerek kıyı dışına çıkardı. Ekiplerin çalışması bölge balıkçılarının takdirini kazandı.
Projeyle ilgili konuşan Şanlıurfa İl Tarım Müdürü Mehmet Aksoy, “2014 yılından beri Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü üzerinden uyguladığı proje ile iç sularımızda ve denizlerimizdeki hayalet ağların, denizde unutulmuş ağların çevresel ekosisteme, denizdeki ekosisteme zarar vermemesi için biz bu ağları topluyoruz. Halkımızın bu istilacı türleri ve çevreye zarar veren, çevrenin ekosistemini bozan hem ağlar hem de çöplerle ilgili denizlerimizi, göllerimizi, sularımızı kirletmemeleri için farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Bununla ilgili Tarım ve Orman Bakanlığımızın ayırdığı bir bütçe var. Biz bu bütçeyi de hem halkımızın hem de balıkçılarımızın hizmetine sunuyoruz. Böylelikle hem iç sularımızdaki balıkçılığın sağlıklı ve güvenilir bir şekilde sürdürülebilir bir dönemde devam etmesini sağlıyoruz hem de balıkçılarımızın ekonomik olarak zarar görmemesi için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Ben huzurlarınızda bu ekibe, bu çalışan balıkçı arkadaşlarımıza, iç sularda emekleriyle, alın terleriyle para kazanan balıkçı arkadaşlarımıza verdikleri bu gayret için teşekkür ediyorum. İnşallah bereketli ürünleri olur, bereketli avları olur, bereketli sezonları olur. Biz ne kadar çevremizi korursak, koruma kullanma dengesini sağlarsak, bu denizlerde, bu barajlarda ki balıkların bizim gelecek nesillerimize ulaşmasını, onların da sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlamış olacağız” diye konuştu.
Tarım İl Müdürlüğü Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürü Hakan Akgün ise “Tabii 90 yılından bugüne kadar yani 30-35 yıllık bir süreç içerisinde elbette avcılık esnasında baraj gölü içerisinde unutulan veyahut ihmal edilen, sehven bırakılan veyahut akıntının veya dalganın götürmüş olduğu bazı ağlar var. Haliyle bunlar balıkçı tarafından yeri tespit edilemiyor. Bunlar su içerisinde kalıyorlar, baraj gölü içerisinde kalıyorlar. Sentetik madde olması hasebiyle bunların su içerisinde çözünmeleri 500 yıllık bir süreci buluyor. Bundan dolayı bunların su içerisinde bulunmaları balıkların göç yollarını olumsuz etkilerinden dolayı göç esnasında balık ağa takılmakta ve orada telef olmaktadır. Bundan dolayı bu sahipsiz ağların veya unutulmuş olan ağların mutlaka yerinin teslim edip alınması gerekiyor. Bugün Tarım İl Müdürümüz Mehmet Aksoy’un da katılmış olduğu program çerçevesinde suda önceden tespit edilmiş bir balık ağını sudan çıkarmış olduk. Bu manada sürdürülebilir balıkçılığa da aynı zamanda katkı sunulmuş olundu” ifadelerini kullandı.
Proje çerçevesinde çalışmada yer alan balıkçılar, gölün temizliğinde emeği geçenlere teşekkür etti. – ŞANLIURFA
]]>Yılanlara canlı yem verildiği iddiaları ile gündeme gelen Trabzon Akvaryum’da yılanların dondurulmuş fare ve tavşanlarla beslendiği o anlar görüntülendi
TRABZON – Trabzon’da geçtiğimiz yıllarda hizmete açılan ve son günlerde başta boğa, anakonda ve piton yılanları olmak üzere canlı yem ile beslendikleri iddiaları ile gündeme gelen Trabzon Akvaryum’da yılanların dondurulmuş fare ve tavşanlarla beslendiği ortaya çıktı.
Ortahisar Belediyesi tarafından Zağnos ile Tabakhane vadileri arasında bulunan Trabzon Kalesi’nin hemen altında oluşturulan bir tünele inşa edilen ‘Trabzon Akvaryum’ 80 farklı türde, yaklaşık 5 binden fazla deniz canlısına ev sahipliği yapıyor. Dünya denizlerinden ilham alınan 61 farklı tematik akvaryum ile 22 metrelik uzunluğuyla baş döndürücü bir görsellik sunan ‘Tünel Akvaryum’ son günlerde yine içerisinde sergilenen yılanlara verilen canlı yem iddiaları gündeme geldi. Ortahisar Belediyesi’nde yayınlanan açıklamada, iddialarının asılsız olduğu, Trabzon Akvaryum’da çalışan, iş ahlakıyla uyuşmayan ve hiyerarşik düzene aykırı davranışları nedeniyle iş sözleşmesi feshedilen A.K. isimli kişi tarafından çarpıtılarak algı oluşturmaya çalıştığı belirtildi.
“Akvaryum tesisimizdeki tüm canlıların beslenme ihtiyacı cansız ve dondurulmuş gıdalarla sağlanmaktadır”
Akvaryum tesisindeki tüm canlıların beslenme ihtiyacının cansız ve dondurulmuş gıdalarla sağlandığının belirtildiği açıklamada, “Trabzon Tünel Akvaryum İşletmemizde 25.05.2022 – 07.05.2023 tarihleri arasında çalışmış olan A.K. çalışmış olduğu dönemde amirleri tarafından birçok kez sözlü ve yazılı olarak uyarılmasına rağmen işini umursamayarak vurdumduymaz tavırlar sergilemeye devam etmiştir. Yapılan uyarıları dikkate almayan şahıs hakkında tutanaklar tutulmuştur. Bu süreçte şahıs aynı tavrını devam ettirmiş ve personeller arasında huzursuzluk oluşturmaya devam etmiştir. İş ahlakıyla uyuşmayan ve hiyerarşik düzene aykırı davranışları nedeniyle şahsın iş sözleşmesi 4857 sayılı iş kanununun 25. maddesinin 2. fıkrasındaki ‘h’ bendine istinaden ‘İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi’ nedeniyle sonlandırılmıştır. İş akdinin sonlandırılmasını kendisine yediremeyen şahıs bundan sonraki süreçte çeşitli platformlarda asılsız iddialar ile işletmemizi karalama çabası göstermeye başlamış ve daha da ileriye giderek isim vermek suretiyle tehdit edercesine işletmemiz yetkililerini hedef göstermiştir. Yetkili personellerimizin ailelerine de ulaşmış ve durumun can sıkıcı bir hal alması nedeniyle şahıs hakkında hem işletmemiz tarafından hem de ilgili çalışanlarımız tarafından hukuki süreç başlatılarak şikayetçi olunmuştur. Asılsız iddialarını devam ettiren şahıs çalışmış olduğu dönemde elde etmiş olduğu görüntü ve belgeleri çarpıtarak algı oluşturmaya çalışmıştır. Bahsi geçen şahıs akvaryum işletmemizde vatandaşlarımızın ziyaretine sunulan balıklarımızın 3 milyon TL gibi bir bedelle alındığını iddia etmiştir. Bu iddia tamamen asılsız olup bugüne kadarki balık temini tamamen ücretsiz olarak yapılmıştır. Yine çalışmış olduğu dönemde kayıt altına aldığı kişisel verilerin gizliliği kapsamında sergilenmesi yasak olan güvenlik kamerası görüntülerini sosyal medya hesaplarından paylaşmış ve veri ihlaline sebebiyet vermiştir. İlgili şahsın psikolojik durumunun ne kadar vahim olduğunu ve durumun ciddiyetini gösteren bir başka paylaşımı ise akvaryum tesisimize karşı yapmış olduğu silahlı paylaşımdır. Tüm bu asılsız iddialar ve can güvenliğini tehdit eden paylaşımlar için işletmemiz ve çalışanlarımız tarafından yalnızca hukuki süreç başlatılmıştır. Son olarak şahsın çeşitli platformlarda paylaşılan canlı yem iddiası da diğer iddiaları gibi asılsızdır ve gerçeği yansıtmamaktadır. Akvaryum tesisimizdeki tüm canlıların beslenme ihtiyacı cansız ve dondurulmuş gıdalarla sağlanmaktadır” ifadelerini kullandı.
Veteriner Hekim Ahmet Köz: “Canlı yem verme söz konusu değil”
Trabzon Akvaryum’da Sorumlu Veteriner Hekim Ahmet Köz, akvaryumda balıkların beslenmesi ile güne başlandığını belirterek “Temizlik ile devam edilir. Bazı balıklarımız her gün köpekbalığı gibi balıklarımız haftada 3 kere bazı balıklarımızda hafta bir kez beslenir. Genelde diyetlerinde dondurulmuş balık vardır. Haricinde yeşillik olarak kabak, marul, bezelye gibi zenginleştirilmiş diyetler uygulanmaktayız. Sürüngenler ise bilindiği gibi etçil hayvanlardır. Mecburen bunları et ile beslemek zorundayız. Laboratuvar ortamında dondurulmuş şekilde bize gelen tavşan ve fareler burada geceden çözdürülüp sabah ısıtıldıktan sonra hayvanlarımıza servis ediliyor. Mısır yılanı gibi ufak yılanlar haftada bir besleniyor. Yeşil anakondalarımız iki haftada bir besleniyor. Ayrıca bir tane de siyam timsahımız var o da tavuk bageti yiyor. Hem kemiğin kalsiyumu hem tavuğun proteininden yararlanması amacıyla. Haricinde bir beslenme programımız yok. Canlı yem verme söz konusu değil. Bizler buna zaten izin vermeyiz. Hiçbir personelimizi buna alet etmeyiz. Ayrıca savunmadığımız da bir yöntem. Hem av olan hem de avcı olan açısından tehlikeli bir yöntem. Birbirlerine zarar verebilirler. Kesinlikle itibar edilmemesi gereken yalan haberlerdir. Balıklarda beslenme programı normal ağırlığının yüzde 5’i kadar veriliyor. Diğer hayvanlarda da yılanın, kertenkelenin büyüklüğüne göre yemler ayarlanıyor” ifadelerini kullandı.
]]>Almanya’daki laboratuvarda akvaryumdan gelen esrarengiz sesler üzerine araştırmaya başlandığında, Danionella cerebrum adlı balığın güçlü bir ses çıkardığı görüldü.
Balık bu sesi, yüzme kesesi adı verilen organından çıkarıyor ve balığa yakın sularda, bir silah sesi kadar yüksek olan ses ölçüm cihazında 140 desibeli gösteriyor.
Araştırmacılar 12 mm uzunluğundaki bu türün, boyutuna göre şimdiye kadar bulunan en gürültülü balık olduğuna inanıyor.
Bu ritmin bir sosyal iletişim biçimi olabileceği tahmin ediliyor.
Doğada genellikle hayvan ne kadar büyükse sesi de o kadar yüksek olur.
Suyun altında ise durum farklı – bu minik deniz canlısı şimdiye kadar keşfedilen en gürültülü türlerden biri.
Bilim insanları, tabanca karidesi gibi canlıların diğer türleri avlarken yaklaşık 200 desibele kadar yüksek sesler çıkarabildiğini biliyordu.
Danionella, şeffaflığı sayesinde beyni çalışırken görülebildiği ve bu sayede araştırmacıların davranışlarını yakından inceleyebildiği için araştırmalarda ilgi görüyor.
Berlin Charité Üniversitesi’nde araştırmacılar laboratuvarlarında bu balıklarla çalışırken ilginç bir şey fark ettiler.
Araştırmanın başyazarı ve doktora öğrencisi Verity Cook, “İnsanlar balık tanklarının yanından geçerken bu sesleri duyuyor ve nereden geldiğini merak ediyorlardı” diyor
“Seslerin balığın kendisinden geldiği ortaya çıktı. Bu olağanüstü bir şey, çünkü çok küçük ama çok gürültülüler.”
Araştırma ekibi bir dizi mikrofon ve video kamera kullanarak sesin ne kadar yüksek olduğunu tespit etti.
Cook, sesin genliğinin balık yakınında yaklaşık 140 desibel olduğunu belirtiyor ve diğer balıklar tarafından ne kadar yüksek algılandığına işaret ettiğini söylüyor.
“Ses mesafeyle birlikte zayıflıyor, bu nedenle bir metre uzaklıkta genlik yaklaşık 108 desibel.”
Bu kabaca bir buldozerin çıkardığı gürültüye eşdeğer.
Ancak bu sesin büyük bir kısmı suya geri yansıyor, dolayısıyla insanlar balık tanklarının yanında durduklarında bunu sürekli bir vızıltı olarak duyuyor.
Daha gürültülü başka balıklar olsa da hepsi Danionella’dan çok daha büyük.
Cook, “İletişim sinyalleri açısından, bu boyutta bu kadar yüksek ses çıkaran başka bir hayvan bulamadım” diye ekliyor.
Araştırmacılar, balıkların kullandığı ses mekanizmasının çok gelişkin bir enstrüman olduğunu savunuyor.
Tüm kemikli balıklarda, suyun altında kalmalarına yardımcı olan gaz dolu bir yüzme kesesi bulunuyor.
Birçok balık türü ses çıkarmak için kaslarını kullanarak bu keseye vuruyor ancak Danionella daha ileri gidiyor.
Kasları kasıldığında, bunlar bir kaburgayı çekiyor, bu da kasın içinde bulunan bir kıkırdak parçası ile gerginlik yaratıyor ve kıkırdak serbest kaldığında yüzme kesesine çarpıyor.
Bu sesi sadece türün erkekleri bir aradayken çıkarıyor. Bazılarının sesi diğerlerinden daha yüksek çıkabiliyor.
“Büyük bir tankta sekiz erkek bir arada olduğunda, üçünün ses üretimine hakim olacağını ve diğerlerinin sessiz kalacağını biliyoruz. Dolayısıyla bir tür hiyerarşi olduğunu düşünüyoruz” diyor Cook.
Araştırmacılar, Myanmar’daki bulanık sularda evrimleşmenin, iletişim kurmalarına yardımcı olmak için büyük bir ses çıkarma yeteneğinin geliştirilmesinde rol oynadığına inanıyor.
Cook’a göre, “Evrim birçok ilginç sorunu çözmek için ilginç yollar buluyor. Diğer türlerde işlerin nasıl yürüdüğünü bildiğimizde, hepsi için aynı şeyi varsaymamak gerekiyor.”
Araştırma, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlandı.
]]>Şanlıurfa’da yılda 20 bin ton balık üretiliyor
Şanlıurfa’dan dünyaya balık ihracatı
ŞANLIURFA – Şanlıurfa’nın Birecik, Bozova, Hilvan ve Siverek ilçesinde bulunan tesislerde üretilen 20 bin ton balık, dünyanın birçok ülkesine ihraç ediliyor. Üretilen balıklarla, ülke ekonomisine yılda 100 milyon dolar destek sağlanıyor.
Atatürk Barajının Şanlıurfa’nın Birecik ilçesi kıyısı ile Bozova, Hilvan ve Siverek ilçelerinde yaklaşık 40 tesiste üretilen 20 bin ton sazan, şabut ve somon balığı, başta Türkiye’nin birçok iline gönderiliyor ayrıca dünyanın birçok ülkesine de ihraç ediliyor.
Türkiye’nin tahıl ambarı olarak adlandırılan Şanlıurfa’da, balık üretimi de gün geçtikçe artıyor. Atatürk Baraj Gölünün Şanlıurfa’nın Bozova ve Hilvan ilçeleri ile Fırat Nehri kenarındaki Birecik ilçesinde yaklaşık 40 tesiste alabalık üretiliyor. Havzada üretilen yaklaşık 20 bin ton balık, başta Karadeniz bölgesi olmak üzere Türkiye’nin birçok iline gönderiliyor. Üretilen balıklar, Türkiye’nin yanı sıra dünyanın da birçok ülkesine ihraç ediliyor. Üretilen balıklarla, ülke ekonomisine yılda 100 milyon dolar destek sağlanıyor.
Birecik Balık Üretme Tesisinde incelemelerde bulunan Şanlıurfa İl Tarım Müdürü Mehmet Aksoy, tatlı su balık üretiminde, Şanlıurfa’nın Türkiye’de birinci, dünyada ise ikinci sırada olduğunu söyledi. Aksoy, açıklamasının devamında, “Birecik havzamızda, Bozova ve Siverek’te dahil toplam yaklaşık 20 bin ton balık üretiyoruz. Ürettiğimiz bu balıkların yaklaşık olarak bize ihracatta katkısı 100 milyon dolar civarındadır. Türkiye’nin bu yıl ihracat rakamı 1 milyon 800 bin dolar civarındadır. Özellikle Cumhurbaşkanımızın tarımı stratejik alan ilan etmesinden bu tarafa, tarımın bütün sektörleri balıkçılık da buna dahil üretim noktasında çok müthiş bir ivme kazandı. Biz üretimin her kademesine destek veriyoruz. Özellikle balıkçılık ve su ürünleri genel müdürlüğümüz ve tarım bakanımızın büyük gayretiyle inşallah gelecek yıl bu rakamı biz 3 milyon doların üzerine çıkartmayı hedefliyoruz. İç sulardaki Türk somunu dünya ile rekabet edebilecek şekilde burada üretiliyor. Sağlıklı ve doğru bir şekilde de soğuk zincirle ihraç ediliyor. Bunun için devletimizin teşvikleri devrede bütün üretim tesislerine bizim hem kısal kalkınma hem TKDK hem de Ziraat Bankası üzerinden yüzde 75’e yakın hibe destekleri var. Özellikle yavru üretimine büyük destek veriyoruz. Sadece Şanlıurfa’da biz geçen sene 33 milyon adet yavru balık ürettik ve bunları iç sulardaki GAP bölgesindeki 9 tane ilimize verdik. Bunda 33 milyon balığın yaklaşık 22 milyonu sazan balığı geriye kalan da şabut balığıydı. Şabut balığı da biliyorsunuz Fırat’ın korunan ve özel türlerinden bir tanesidir. Üretim merkezi Bozova ilçemizdedir. Türkiye’nin en büyük üretim istasyonu dünyada da ikinci sıradadır. İnşallah biz bunu da ari yumurta üretim merkezi olarak balıkçılarımızın hizmetine sunacağız çünkü biz balık yumurtasını yurt dışından ithal ediyoruz. Büyük bir ithal kalemi, tarım bakanımızın bize bu konuda desteği var, sözü var. İnşallah bu işletmemizi de balık üretim merkezi olarak balıkçılarımızın hizmetine sunarsak üretim noktasında da Türkiye herhalde Norveç’ten sonra dünyadaki en önemli ülke olacaktır. Türk somonu noktasında bir yere gelmiş olacağız” dedi.
“20 yılda 80 kat büyüdük”
Aksoy, “Balıkçılık sektörü olarak son 20 yılda 80 kat büyüdük. Tabii devletimizin verdiği büyük teşviklerle oldu. Sadece iç sularda düşünmeyelim. Bunu kıyı balıkçılığı yapan denizlerde de balıkçılık yapan bütün balıkçılarımıza, teknelerin boylarını büyütme, ekipmanlarını yenileme, ağlarını yenileme ile ilgili devletimiz kredi verdi ve o balıkçılarımız da bu kredidedn çok faydalandılar. Türkiye balıkçılığı şu anda dünya ile rekabet edebilecek bir noktadadır. Şanlıurfa özeline gelecek olursak işte siz de işletmeleri görüyorsunuz. Şu anda çok yüksek bir noktadayız buradaki işletmelerimizin tamamı devlet desteğini bir şekilde almış ve devlet desteği ile devam eden işletmelerimizdir. Devlet sadece para vermiyor, bilgi veriyor, yer veriyor, alan veriyor. Son 20 yılda yaklaşık bin 38 tane büyük baraj yaptık. Hem sulamada bunları kullanıyoruz, hem içme suyunda kullanıyoruz hem de kullandığımız bu yeni barajları balık üretim istasyonları ve balık üretim merkezleri olarak kullanıyoruz. Özellikle gıdanın stratejik olarak bu kadar kıymetli olduğu bir zamanda yani şu stratejik dönemde balığı da biz milletimizin beslenmesi için bir stok olarak görüyoruz. İhracat noktasında da şu anda 33 ülkeye ihracat yapıyoruz ama şu anda Türk somununu, Rusya birinci alıcısı diğer ülkelere de satıyoruz” şeklinde konuştu.
Birecik-Fırat Balık üretme tesisi yöneticisi Su ürünleri mühendisi Hayri Aksoy, “Son 10 yılda sektörün gelişmesi ile havzamızın devlet desteği ve projeleri ile yetiştirici sayısı arttı ve kapasitemiz de artırıldı. Havzada Türk somunu üretimi yapılmakta bu da yaklaşık olarak 20 bin ton civarına çıktı. Türk somunu iç piyasaya çok düşük miktarda gidiyor. Dünya üzerinde balık tüketiminde çok geride bir ülkeyiz onun için ürettiğimiz balığı daha çok yurt dışına ihraç ediyoruz. Türk somunun birinci kalem Rusya ve Avrupa ülkeleri var” ifadelerini kullandı.
]]>Atatürk Barajının Şanlıurfa’nın Birecik ilçesi kıyısı ile Bozova, Hilvan ve Siverek ilçelerinde yaklaşık 40 tesiste üretilen 20 bin ton sazan, şabut ve somon balığı, başta Türkiye’nin birçok iline gönderiliyor ayrıca dünyanın birçok ülkesine de ihraç ediliyor.
Türkiye’nin tahıl ambarı olarak adlandırılan Şanlıurfa’da, balık üretimi de gün geçtikçe artıyor. Atatürk Baraj Gölünün Şanlıurfa’nın Bozova ve Hilvan ilçeleri ile Fırat Nehri kenarındaki Birecik ilçesinde yaklaşık 40 tesiste alabalık üretiliyor. Havzada üretilen yaklaşık 20 bin ton balık, başta Karadeniz bölgesi olmak üzere Türkiye’nin birçok iline gönderiliyor. Üretilen balıklar, Türkiye’nin yanı sıra dünyanın da birçok ülkesine ihraç ediliyor. Üretilen balıklarla, ülke ekonomisine yılda 100 milyon dolar destek sağlanıyor.
Birecik Balık Üretme Tesisinde incelemelerde bulunan Şanlıurfa İl Tarım Müdürü Mehmet Aksoy, tatlı su balık üretiminde, Şanlıurfa’nın Türkiye’de birinci, dünyada ise ikinci sırada olduğunu söyledi. Aksoy, açıklamasının devamında, “Birecik havzamızda, Bozova ve Siverek’te dahil toplam yaklaşık 20 bin ton balık üretiyoruz. Ürettiğimiz bu balıkların yaklaşık olarak bize ihracatta katkısı 100 milyon dolar civarındadır. Türkiye’nin bu yıl ihracat rakamı 1 milyon 800 bin dolar civarındadır. Özellikle Cumhurbaşkanımızın tarımı stratejik alan ilan etmesinden bu tarafa, tarımın bütün sektörleri balıkçılık da buna dahil üretim noktasında çok müthiş bir ivme kazandı. Biz üretimin her kademesine destek veriyoruz. Özellikle balıkçılık ve su ürünleri genel müdürlüğümüz ve tarım bakanımızın büyük gayretiyle inşallah gelecek yıl bu rakamı biz 3 milyon doların üzerine çıkartmayı hedefliyoruz. İç sulardaki Türk somunu dünya ile rekabet edebilecek şekilde burada üretiliyor. Sağlıklı ve doğru bir şekilde de soğuk zincirle ihraç ediliyor. Bunun için devletimizin teşvikleri devrede bütün üretim tesislerine bizim hem kısal kalkınma hem TKDK hem de Ziraat Bankası üzerinden yüzde 75’e yakın hibe destekleri var. Özellikle yavru üretimine büyük destek veriyoruz. Sadece Şanlıurfa’da biz geçen sene 33 milyon adet yavru balık ürettik ve bunları iç sulardaki GAP bölgesindeki 9 tane ilimize verdik. Bunda 33 milyon balığın yaklaşık 22 milyonu sazan balığı geriye kalan da şabut balığıydı. Şabut balığı da biliyorsunuz Fırat’ın korunan ve özel türlerinden bir tanesidir. Üretim merkezi Bozova ilçemizdedir. Türkiye’nin en büyük üretim istasyonu dünyada da ikinci sıradadır. İnşallah biz bunu da ari yumurta üretim merkezi olarak balıkçılarımızın hizmetine sunacağız çünkü biz balık yumurtasını yurt dışından ithal ediyoruz. Büyük bir ithal kalemi, tarım bakanımızın bize bu konuda desteği var, sözü var. İnşallah bu işletmemizi de balık üretim merkezi olarak balıkçılarımızın hizmetine sunarsak üretim noktasında da Türkiye herhalde Norveç’ten sonra dünyadaki en önemli ülke olacaktır. Türk somonu noktasında bir yere gelmiş olacağız” dedi.
“20 yılda 80 kat büyüdük”
Aksoy, “Balıkçılık sektörü olarak son 20 yılda 80 kat büyüdük. Tabii devletimizin verdiği büyük teşviklerle oldu. Sadece iç sularda düşünmeyelim. Bunu kıyı balıkçılığı yapan denizlerde de balıkçılık yapan bütün balıkçılarımıza, teknelerin boylarını büyütme, ekipmanlarını yenileme, ağlarını yenileme ile ilgili devletimiz kredi verdi ve o balıkçılarımız da bu kredidedn çok faydalandılar. Türkiye balıkçılığı şu anda dünya ile rekabet edebilecek bir noktadadır. Şanlıurfa özeline gelecek olursak işte siz de işletmeleri görüyorsunuz. Şu anda çok yüksek bir noktadayız buradaki işletmelerimizin tamamı devlet desteğini bir şekilde almış ve devlet desteği ile devam eden işletmelerimizdir. Devlet sadece para vermiyor, bilgi veriyor, yer veriyor, alan veriyor. Son 20 yılda yaklaşık bin 38 tane büyük baraj yaptık. Hem sulamada bunları kullanıyoruz, hem içme suyunda kullanıyoruz hem de kullandığımız bu yeni barajları balık üretim istasyonları ve balık üretim merkezleri olarak kullanıyoruz. Özellikle gıdanın stratejik olarak bu kadar kıymetli olduğu bir zamanda yani şu stratejik dönemde balığı da biz milletimizin beslenmesi için bir stok olarak görüyoruz. İhracat noktasında da şu anda 33 ülkeye ihracat yapıyoruz ama şu anda Türk somununu, Rusya birinci alıcısı diğer ülkelere de satıyoruz” şeklinde konuştu.
Birecik-Fırat Balık üretme tesisi yöneticisi Su Ürünleri Mühendisi Hayri Aksoy, “Son 10 yılda sektörün gelişmesi ile havzamızın devlet desteği ve projeleri ile yetiştirici sayısı arttı ve kapasitemiz de artırıldı. Havzada Türk somunu üretimi yapılmakta bu da yaklaşık olarak 20 bin ton civarına çıktı. Türk somunu iç piyasaya çok düşük miktarda gidiyor. Dünya üzerinde balık tüketiminde çok geride bir ülkeyiz onun için ürettiğimiz balığı daha çok yurt dışına ihraç ediyoruz. Türk somunun birinci kalem Rusya ve Avrupa ülkeleri var” ifadelerini kullandı. – ŞANLIURFA
]]>İstanbul Üniversitesi (İÜ) Su Bilimleri Fakültesi ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından başlatılan “Marmara Denizi’nde denizanası artışları sebep ve sonuçları” başlıklı proje kapsamında, denizanalarının balıkçılık üzerinde etkileri araştırıldı.
Marmara’da balıkçılık yapan 150 kişiyle yüz yüze görüşülerek anket yapılan araştırmada, ayrıca “R/V Yunus-S” araştırma gemisiyle denizanalarının balık üzerinde olumsuz etkileri üzerine çalışıldı.
Çalışma sonucunda denizde aşırı denizanası artışının balıkçılığı olumsuz yönde etkilediği ve balık türlerinin azalmasına neden olduğu tespit edildi.
“Endüstriyel balıkçılar denizanalarıyla mücadele edebiliyor”
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Su Bilimleri Fakültesi Balıkçılık ve Su Ürünleri İşleme Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Firdes Saadet Karakulak, AA muhabirine araştırmalarıyla ilgili bilgiler verdi.
Hem endüstriyel hem de küçük ölçekli balıkçılarla yüz yüze bir anket çalışması yaparak denizanalarının faaliyetler üzerindeki etkilerini belirlediklerini ve tüm balıkçıların bu türün aşırı çoğalmasından olumsuz etkilendiğini kaydeden Karakulak, ağların gözlerinin tıkanmasıyla balıkçıların hedeflediği türleri avlayamamasının büyük bir sıkıntı yarattığını dile getirdi.
Denizanası artışları nedeniyle balıkçıların artık daha çok denizde vakit geçirmeye başladığını anlatan Karakulak, “İş güçleri artıyor, attıkları ağları denizden toplamakta zorluk çekiyorlar. Denizde daha fazla kaldıkları için daha fazla mazot yakıyorlar ve ekonomik anlamda da mağdur durumda kalıyor. Endüstriyel balıkçılar ise denizanalarıyla mücadele edebiliyorlar. Sahip olduğu teknolojiyi kullanarak ağlara giren denizanalarını uzaklaştırıyorlar.” dedi.
Bazı denizanaları ile balıkların yan yana durması nedeniyle balıkların renklerinin solduğu, bu durumun da balıkçıların ürünlerini pazarlamasında sorun yarattığına işaret eden Karakulak, şöyle devam etti:
“Marmara Denizi’nde aşırı denizanası artışı, balıkçılığı olumsuz yönde etkiliyor. Özellikle ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde balıkçılık faaliyetleri durma noktasına geliyor. Balıkçı en fazla yüzde 50 oranında avcılığını yapabiliyor. Ama küçük ölçekli balıkçılar hiç faaliyet gerçekleştiremiyor. Özellikle balıkçılık sezonunun açıldığı eylül, ekim dönemlerinde, balığın göç yaptığı dönemlerde balıkçılık faaliyeti durma noktasında. Çalışma bölgemiz Doğu Marmara bölgesi olduğu için İstanbul ve Kocaeli balıkçılarıyla yüz yüze anket çalışması yaptık. Denizanasının artışı nedeniyle İzmit Körfezi balıkçısı, o bölgede balıkçılık faaliyetini yapamayıp İstanbul gibi uzak noktalara geliyor.”
Balık yumurtası bolluğunda azalma
Proje kapsamında Doğu Marmara Denizi’nin balık yumurta ve larvalarının çeşitliliğine de baktıklarını ve eskiye göre üreyen balıkların çeşitliliğinde azalma tespit ettiklerini aktaran Karakulak, denizanalarının balık yumurtalarıyla beslenmesi nedeniyle balık yumurtası bolluğunda azalma yaşandığını ve bu durumun ticari balık türlerinin azalmasına neden olduğunu ifade etti.
Karakulak, denizanalarından tüm balık türlerinin etkilendiğini de belirterek, “Marmara Denizi’nde eskiden bol olan uskumru, kılıç, orkinos gibi balıkların olmaması denizanalarının aşırı artışına yol açmakta. Çünkü bu balıklar denizanasıyla besleniyordu.” diye konuştu.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar ise Marmara Denizi’nde ilk defa gözlenen denizanası türleri ve yerli türlerin, hızlı ve yüksek üremesinin yanı sıra, balıkların besini olan küçük hayvansal organizmalar, balık yumurtaları ve larvalardan beslendiğine dikkati çekti.
Bu durumun balık stokları üzerinde ciddi baskılar yarattığını kaydeden Okyar, “Üstelik aşırı artan ve kitlesel ölümle parçalanan denizanaları, balıkçı ağlarının göz açıklıklarını kapatmalarından dolayı da balıkçılık uygulamalarında sorunlar yaşanmasına neden olabilir.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>İlkokul mezunu 55 yaşındaki İçyeroğlu, eşi ilerleyen yaşı nedeniyle tekneyle balık avına çıkamayınca geçimlerini sağlamak için balıkçı dükkanı açmak istedi.
İçyeroğlu, bu düşüncesini paylaştığı eşinin “yapamayız” demesine rağmen 4 yıl önce bu hayalini gerçekleştirdi.
Abdullah Paşa Mahallesi’nde açtığı dükkanda talebe göre hem çiğ hem de kızarttığı balıkların satışını yapan İçyeroğlu, bir yıl içerisinde müşteri sayısının artması üzerine eşi, iki oğlu ve bir kadına da istihdam sağladı.
Dükkanda zamanla müşterilere fırın yemekleri de sunmaya başlayan İçyeroğlu’nun azmi takdir görüyor.
“Eşime, ‘Pişirmesi benden, temizlemesi senden’ dedim”
İçyeroğlu, AA muhabirine, eşinin 35 yıl boyunca tekneyle Keban Baraj Gölü’nde balık avına çıktığını, geçimlerini bu şekilde sağladıklarını, bu sayede 2’si kız 4 çocuk büyüttüğünü söyledi.
Eşinin yaklaşık 5 yıl önce ilerleyen yaşından dolayı balık avına çıkamadığını anlatan İçyeroğlu, bunun üzerine geçimlerini sağlamak için eşine balıkçı dükkanı açma önerisinde bulunduğunu belirtti.
İçyeroğlu, “Eşime ‘Gel beraber bir dükkan açalım’ dedim. ‘Yok, yapamayız’ dedi. ‘Kendime güveniyorum, yeter ki sen de bana güven, pişirmesi benden, temizlemesi senden’ dedim. Zorla kendisine bu fikri kabul ettirdim. Dükkanı açtık, işe başladık.” ifadesini kullandı.
Başta zorlandıklarını, geçim sıkıntısı yaşadıklarını ifade eden İçyeroğlu, gün geçtikçe müşteri potansiyelinin artmaya başladığını anlattı.
İçyeroğlu, şunları kaydetti:
“Gelenler hazırladığım balıkları, yemeklerimi çok beğeniyor. Balığın tazesini almaya çok dikkat ediyorum. Taze balık geldiği zaman alıyorum, aklıma yatmadığı zaman almıyorum. Yemediğim ürünü müşteriye yedirmem. Müşterilerime soruyorum nasıl istiyorlarsa balıkları öyle pişiriyorum.”
“Ailece çalışıyoruz”
Eşi Kenan İçyeroğlu ise başta eşinin bu girişimine karşı çıktığını belirterek, ısrarı üzerine açtıkları dükkanın geçim kaynakları olduğunu söyledi.
İlk birkaç ay maddi olarak zorlandıklarını ancak eşinin yaptığı lezzetli balık kızartmaları ve tepsi yemekleri sayesinde işlerin zamanla arttığını anlatan İçyeroğlu, şöyle konuştu:
“İşlerimiz iyi gitmeye başladı. Bir oğlum İstanbul’da çalışıyordu, çağırdık o da geldi. Bir oğlum da liseyi bitirdi, şu an hem yanımızda çalışıyor hem de üniversiteye hazırlanıyor. İşlerimiz daha da iyiye gidince bir de kadın çalışan aldık. Hep beraber ailece çalışıyoruz.”
“Sevgi ablanın elinin lezzeti çok iyi”
İçyeroğlu’nun müşterilerinden Akgül Eraslan, Abdullah Paşa Mahallesi’ne uzak bir mahallede yaşamasına rağmen lezzetinden dolayı balık almak için bu dükkana geldiklerini söyledi.
Eraslan, “Sevgi teyzenin elinin lezzeti çok, balıklarımızı sürekli buradan alıyoruz. Bir kadın girişimci olduğu için kendisini ayrıca destekliyoruz. Çok temiz ve titiz çalışıyor. Çocuklar balığı pek sevmez ama çocuklarım el lezzetinden olsa gerek buradan aldığım balıkları seviyor. O yüzden sürekli buradan balık alıyorum.” diye konuştu.
Hüseyin Akbayır da pişmiş balık almak için İçyeroğlu’nun dükkanına geldiğini belirtti.
Akbayır, “Sevgi ablanın elinin lezzeti çok iyi. Çipura, hamsi ve istavriti sürekli buradan alıyorum. Benim için burası lezzetin değişmez adresi. Herkese tavsiye ediyorum.” dedi.
]]>KTÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İlhan Altınok:
“Bütün balıklar ve canlılar olsun çürümeye başladıkları zaman anoromik ortamda bakterilerin salgılamasına bağlı olarak proteinlerin parçalanması bağlı olarak oluşan gazlar vardır”
TRABZON – Karadeniz Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İlhan Altınok, Rusya’nın Soçi şehri açıklarında bir balıkçı teknesinde hayatını 3 Türk balıkçının hamsi gazından zehirlendiği iddialarına açıklık getirdi. “Hamsi gazı denilen bir gaz yoktur” diyen Altınok, “Otopsi sonucunu beklemek gerekir. Hamsi gazı denen bir gaz yoktur. O gazlar hamsiye özgü de değildir. Bütün balıklar ve canlılar olsun çürümeye başladıkları zaman anoromik ortamda bakterilerin salgılaması ve proteinlerin parçalanmasına bağlı olarak oluşan gazlar vardır” dedi.
Ordu’nun Ünye Limanı’ndan 2023 yılı Aralık ayında ayrılan ‘Eminoğulları 4’ isimli balıkçı teknesi, balık unu ve yağı fabrikalarına hamsi avlamak için Rusya’nın Soçi açıklarına gitti. Sarıyer-Rumeli Feneri’ne bağlı Eminoğulları 4 balıkçı teknesindeki 5 mürettebat, yem olarak depolanan hamsilerin bulunduğu teknenin ambar kısmında temizlik için çalıştıkları esnada hamsi gazından zehirlendikleri iddia edildi. Hayatını kaybedenlerin 3 balıkçının cenazeleri memleketlerine gönderilirken, olayla ilgili inceleme başlatıldı.
Konuyla ilgili iddialara açıklık getiren KTÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İlhan Altınok, hamsi gazı denilen bir gazın olmadığını söyledi. Olayın farklı sebepleri olabileceğini vurgulayan Altınok, “Hamsi gazı denilen bir gaz yoktur. Olayın farklı sebepleri olabilir. Birinci sebebi eğer uygun olmayan koşullarda herhangi bir balığı stoklarsanız o ambarda büyük ihtimal sıcaktır orası soğutma yoktur uzun süreli depolamaya başladığınız zaman bunlar çürümeye başlar. Çürüdükten sonra çeşitli gazlar salarlar ve onların başında metan geliyor. Bunlar insanlar için toksiktir. İkinci sebebi eğer soğutucu kullanıyorlarsa soğutucu kaynaklı gaz kaçağı olabilir. O da zehirlemiş olabilir. Üçüncü sebebi de etken henüz belli değil yedikleri birşeyden zehirlenmiş olabilirler. Dolayısıyla tam otopsi yapılmadan bunun sebebi budur demek çok zor. O yüzden otopsi sonucunu beklemek gerekir. Hamsi gazı denen bir gaz yoktur. O gazlar hamsiye özgü de değildir. Bütün balıklar ve canlılar olsun çürümeye başladıkları zaman anoromik ortamda bakterilerin salgılaması ve proteinlerin parçalanmasına bağlı olarak oluşan gazlar vardır. Kokmaya başlayan bir balık yenmez” şeklinde konuştu.
“Öncelikli stoklama, depolama işine dikkat edilmesi gerekiyor”
“Böyle bir olayı ilk defa duydum” diyen Altınok, “Belki daha önce yaşanmış haberleri duyulmamış olabilir. Fakat bunun sebebi uygun olmayan koşullarla uzun süreli balıkları sakladığınız zaman mesela denize açılıyorlar karaya getirmiyorlar. Orada uzun süreli kaldığı zaman çürümeye başlar. Bu tür olaylardan veya bu tür sorunlarla karşılaşmamak öncelikli stoklama, depolama işine dikkat edilmesi gerekiyor. İster fabrikaya getirin, ister insan tüketimi için sunun her halükarda uygun şartlarda depolanması gerekir ki gıda güvenliği ön planda tutulması gerekiyor. Bozulmuş hamsi veya başka balığın un veya yem olarak kullanılması sakıncalıdır. Onlar içinde bir risk oluşturacaktır” ifadelerini kullandı.
Ahmet Mutlu: “Bu çok ilginç”
Doğu Karadeniz Balıkçı Kooperatifleri Birliği Başkanı Ahmet Mutlu ise yaptığı açıklamada, “Aldığımız bilgi metan gazından zehirlendiği yönde. Fabrika havuzunda ya da özellikle teknenin ambarlarında uzun süre kapalı kalan hamsinin ya da balığın ürettiği metan gazından dolayı üç arkadaşımız vefat etti ailelerine başsağlığı diliyorum. 2-3 kişi de yaralı arkadaşımız var üzücü bir olay maalesef bu tür olaylar denizde de olsa karada da olsa yaşanıyor. Daha önce de bir fabrikanın toplanma havuzunda 1 kişi vefat ettiğini duymuştum. Geçen sene Samsun ve Sinop’ta bir arkadaşımız vefat etmişti bir arkadaşımız yaralanmıştı. Bu çok ilginç bir şey uzun süreli kaldığı zaman kapağın açılıp kapanması nasıl bir temas olmuşsa çok çabuk geliştiğini söylüyor arkadaşlar. Bunun için ne yapılabilir bunun bilimsel olarak açıklanması lazım. Bizim bilimsel yönde bir değerlendirme yapamayız. Çok çabuk gelişen bir olay” diye konuştu.
]]>MUSTAFA USTA
Sinop Üniversitesi Su Ürünleri Avlama Teknolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Osman Samsun, “Şu an hamsi bizi terk ettiği için, Gürcistan’a gittiği için Karadeniz’de sadece gırgır teklerinin avlayabilecekleri istavrit balığımız var. Buradaki Sinop ve Karadeniz gırgır tekneleri aralarında anlaşmışlar ve diyorlar ki, ‘Biz gece balık avcılığı yapmak istemiyoruz, güneş doğarken hep beraber denize çıkacağız, ağlarımızı saracağız, akşam güneş batarken de sahile döneceğiz.’ Sürdürülebilir balıkçılık adına kanunların yapmak istediğini balıkçılarımız kendi kalplerinden bu kararı almışlar ve uyguluyorlar. Onları akademik camia olarak tebrik ediyoruz” dedi.
Sinop Üniversitesi Su Ürünleri Avlama Teknolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Osman Samsun, Sinop açıklarında balık avlamak için açılan balıkçıların aynı saatte denize açılıp aynı saatte limana dönme kararıyla ilgili açıklama yaptı. Samsun, şunları söyledi:
“SÜRDÜRÜLEBİLİR BALIKÇILIK ADINA KANUNLARIN YAPMAK İSTEDİĞİNİ BALIKÇILARIMIZ KENDİ KALPLERİNDEN BU KARARI ALMIŞLAR VE UYGULUYORLAR”
“Türk balıkçısı zor zamanların, zor mücadelelerin insanlarıdır. Hepsine birer selam göndererek bereketli bir avcılık yapmalarını dileyerek, onların bu sıkıntılı faaliyetlerini izleyenlere kısaca özetlemek isterim. Şu an hamsi bizi terk ettiği için, Gürcistan’a gittiği için Karadeniz’de sadece gırgır teklerinin avlayabilecekleri istavrit balığımız var. Eskiden bunu gece de avlayabiliyorlardı. Gırgır balıkçıları istavriti kanuni olarak gece gündüz avlayabiliyorlar. Herhangi bir yasak yok. Onları akademik camia olarak tebrik ediyoruz. Neden? Çünkü, buradaki Sinop ve Karadeniz gırgır tekneleri aralarında anlaşmışlar ve diyorlar ki, ‘Biz gece balık avcılığı yapmak istemiyoruz, güneş doğarken hep beraber denize çıkacağız, ağlarımızı saracağız, akşam güneş batarken de sahile döneceğiz.’ Sürdürülebilir balıkçılık adına kanunların yapmak istediğini balıkçılarımız kendi kalplerinden bu kararı almışlar ve uyguluyorlar. Onları bu manada tebrik ediyorum.
“BİLİMSEL OLARAK BİZ BUNU DESTEKLİYORUZ”
Bilimsel olarak bakarsak geceleyin istavrit balıkları biraz daha hava soğuduğu için suyun daha alt kısımlarında bulunuyorlar. Geceleri dinleniyorlar ve sabahları da beslenme, hareket etme, iç güdüleri gereği denizin biraz daha üst kısımlarına çıkıyorlar. Bilimsel olarak da biz bunu destekliyoruz. Sonuç olarak Türkiye’nin denizlerinde avcılık yapan Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’de değişik balıkları avlayan gırgır avcıları Moritanya gibi Güney Afrika’da ki denizlerde kazan kazan misaliyle hem Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağını taşıyorlar hem orada yakaladıkları balıkları o bölgenin firmalarına işleterek hem o ülkelere, hem Türkiye’mize döviz kazandırıyorlar. Buradaki teknelerde sürdürebilir balıkçılık anlamında bu balıkçıların bu istavrit, hamsi gibi göçmen balıkların bizden sonraki nesillere devamını sağlamak için kendileri böyle bir kara almışlar. Onları bilim dünyası olarak, akademik camia olarak tebrik ediyoruz. Onlara bereketli bir avcılık diliyor, insanlarımıza da bu doğal ürünü soflarında haftada en az 1-2 defa tüketmelerini tavsiye ediyoruz. Bütün insanlarımızın ekonomik şartlar içerisindeki akaryakıt fiyatlarından etkilenmesi gibi, giderinin büyük bir kısmı akaryakıt olan balıkçılık faaliyetlerinde de bu önemli bir girdi.”
]]>Komisyon, AK Parti İstanbul Milletvekili İsmail Emrah Karayel başkanlığında toplandı.
Balıkçılık ve su ürünleri sektöründe yaşanan sorunların araştırılması ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis araştırma komisyonunun, 4 aylık çalışma döneminde yaptığı faaliyetleri anlatan Karayel, ilk önce sektör paydaşları ve mesleki örgüt temsilcilerini Meclis’e davet ederek sorun ve taleplerini dinledikleri, ardından saha ziyaretleri yaptıklarını hatırlattı.
Ege, Akdeniz, Karadeniz ve Marmara Denizi ile iç sulardaki avcılık faaliyetleriyle ilgili incelemeler gerçekleştirdiklerini anlatan Karayel, “Komisyon olarak bugüne kadar yaklaşık 190 saatlik çalışma yaptık. Ziyaret ve incelemelerimizde 2 bin sayfa tutanak tutuldu ve 11 bin kilometre yolculuk yaptık. Böylece komisyonumuzun 4 aylık çalışma süresini tamamlamış olduk.” diye konuştu.
Komisyondan en çok talep edilen konuları aktaran Karayel, su ürünleri mühendislerinin çalışma koşulları, sektördeki üreticilere tanınan banka finansmanlarının arttırılması, balık tüketiminin arttırılmasına yönelik bir kampanya yapılması, Türk somonu üretim çiftliklerinin artırılması, balıkçı barınakları konusunda imar düzenlemesi, balıkçıların kullandığı akaryakıta ilişkin ÖTV düzenlemesi ile av sezonu tarihleriyle ilgili değişiklikler gibi konularda yasal düzenleme yapılmasının istendiğini söyledi.
Komisyon raporunun mayıs ya da haziranda bitirilmesini öngördüklerini ifade eden Karayel, raporun hazırlanma sürecinde akademisyenlerden de destek alacaklarını dile getirdi. Raporun, en temel sorunlar başta olmak üzere tali sorunları ve çözüm önerilerini kapsayacağını ifade eden Karayel, şöyle konuştu:
“Sektördeki temel hususlardan bir tanesi balıkçı barınaklarıyla ilgili düzenleme süreci. Burası Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği, Ulaştırma ve Altyapı ile Tarım ve Orman Bakanlıklarını ilgilendiren bir alan. Bunların dışında bazı bakanlıkların alanına giren hususlar da var. Bundan sonra yapılacak barınaklarla önceki barınakların durumlarının birbirlerinden ayrılması konusu önemli. Bazı bölgelerdeki barınaklarda derinleştirme yapılması hususu da var. Bunların hepsini önem sırasına göre değerlendirip çözüme ulaştırılması için çaba göstereceğiz. Tespit ve değerlendirmelerimizin Meclisimiz için bir araştırma komisyonu raporu olmasının yanında icra ve yürütme açısından da bağlayıcılığı var. Bu değerlendirmeler ilgili bakanlıklarla mutlaka görüşülecek.”
Karayel, denizlerde veya iç sularda çevre kirliliği olması durumunda sektörün devamlılığının sürdürülmesinin mümkün olmadığının altını çizerek, bu konuda da tavsiyelerde bulunacaklarını söyledi.
Sektörün büyüklüğüne dikkati çeken Karayel, “Bu sektör 1,7 milyar dolar ihracat yapıyor. Ayrıca Türkiye’de birçok kişiye istihdam sağlayan bir sektör. İşleme tesislerinde ve birçok alanda kadın istihdamının yoğun olduğu bir sektör. Bu nedenle avcılık ve yetiştiricilik başta olmak üzere sektörün önünün açılması anlamında ne yapılması gerekiyorsa komisyon olarak o iradeyi ortaya koyacağız. Temel hususları net bir şekilde ortaya koyup hızlıca çözelim istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>DENİZ suyu sıcaklığının yarım derece arttığı Karadeniz’de, başta hamsi olmak üzere avlanabilen balık türleri azaldı. İklim değişikliği, aşırı avcılık ve kirlilik sorununa dikkati çeken Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden (KTÜ) Prof. Dr. Coşkun Erüz, “Karadeniz’de 160 tür balıktan bahsederken; bugün avlanabilen 4-5 tür balık kaldı” dedi.
Küresel iklim krizinin etkileriyle sel, taşkın ve heyelan afetlerinin sıkça yaşandığı Doğu Karadeniz’de, deniz suyu sıcaklığında da artış yaşanıyor. Deniz suyu sıcaklığının yarım derece arttığı Karadeniz’de, mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklık başta hamsi olmak üzere birçok balık türünü olumsuz etkiliyor. Periyodik büyüme, üreme ve gelişme süreçleri tehdit altında olan balık türleri, denizde yeterli soğuma olmayınca güneye doğru göç etme eğilimine giriyor.
KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz, “Okyanuslardaki sıcaklık değişimi dünyadaki iklimi etkileyen ana faktördür. İklim değişikliğine bağlı olarak Atlantik’te oluşan basınç sistemlerinin Avrupa üzerinden Türkiye ve Karadeniz’i etkilemesi de aynı oranda değişime neden oldu. Bunun sonucunda Karadeniz’de de bu iklim değişiminin etkisi ile ısınma gerçekleşti. Yıl boyunca baktığımız zaman, soğumanın yeterince olmaması ne anlama geliyor? Ekosistem ve canlı yaşamı olarak Güney Karadeniz’de sıcaklığın kışın 7 derece ve yazın 26 derecelere kadar bir değişim aralığı var. Kışın deniz sıcaklığı 7 derecelere düştüğünde Karadeniz’in kuzeyinde, özellikle donmaya bağlı soğumalarda, balıklar güneye doğru hareket ediyor. İklim değişimine bağlı olarak kuzeyde yeterince soğuma meydana gelmeyince balık güneye doğru göç etme eylemine girebiliyor” dedi.
‘HAMSİ KARADENİZ’DE BULUNSA DAHİ AV VERMİYOR’
Deniz suyu sıcaklığının balık avcılığını da etkilediğini anlatan Prof. Dr. Erüz, “Sudaki sıcaklık değişimleri, balıkların ve diğer canlıların davranışlarında ciddi bir etki yapıyor. Örneğin hamsiyi avlarken bu fiziksel koşullardaki değişimin daha önceki yıllarda beklendiği gibi olmadığında; balığı beklediğimiz dönemde, beklediğimiz miktarda görememe şeklinde kendini gösteriyor. Bu balığın olmadığı anlamına gelmiyor. Balık toplanarak av vermediği için o balığı göremiyoruz. Aslında hamsi Karadeniz’de bulunsa dahi av vermediği için onu avlayıp, o yılki üretime katamıyoruz. Hamsiyi avlayamadık diyoruz. Aşırı avcılık mutlaka büyük bir etken ama asıl sebebi; iklim değişimine bağlı olarak deniz suyundaki beklenen dönemdeki, beklenen soğumanın gerçekleşmemesi de balık stoklarındaki davranışında değişikliğe neden oluyor. Balıkların yumurtlama, beslenme ve göç etme dönemlerinde değişimler meydana gelince beklediğimiz sezon içinde o davranışı görünce avcılığı yapamıyoruz. ya da o balığı o dönemde yeterince bulamıyoruz” diye konuştu.
‘CİDDİ VE BÜYÜK AZALMALAR SÖZ KONUSU’
?Karadeniz’de avlanabilen balık türlerinde ciddi azalmalar yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Erüz, “Isınmaya bağlı olarak tuzluluğa karşı toleransı yüksek olan, düşük tuzlulukta yaşayabilen Akdeniz türleri, ‘Akdenizleşme’ dediğimiz olay ile Karadeniz’e doğru giriş yapıyor. Bu organizmalara genelde istilacı ve yabancı türler diyoruz. Onlar eğer Karadeniz’de fırsatı bulursa yerli türlerin yerini almaya başlıyor. İklim değişikliğinin yanında aşırı avcılık ve kirliliğe bağlı balık miktarında ciddi ve büyük azalmalar söz konusu. Karadeniz’de 160 tür balıktan bahsederken; bugün avlanabilen 4-5 tür balık kaldı. Bu da Karadeniz’de, iklimsel değişim, kirlilik ve aşırı avcılığa bağlı balık stoklarındaki ciddi bir düşüşün göstergesidir ama bunun üzerinde en büyük etki yine insanın neden olduğu kirliliğe aittir” dedi.
]]>İklim değişikliğinin denizlere etkisini AA’ya değerlendiren Kartal, derilerinde veya karaciğerlerinde salgıladıkları zehirle insanlar ve diğer balıklar için öldürücü özellik taşıyan balon balığının küresel ısınmanın etkisiyle Hint Okyanusu’nu aşarak, Ege Denizi’ne geldiğini belirtti.
Kartal, bu balığın geldiği ortama hemen adapte olduğunu, işgalci bir tür olarak nitelendirildiğini ifade ederek, Ege’den sonra Marmara’ya yayılma riskinin olduğunu dile getirdi.
Küresel ısınmanın balıkların göç yönlerini değiştirdiğine dikkati çeken Kartal, “Isınma, balıkların boylarının uzunluğunu, üreme kalitesini, hatta rotasını değiştiriyor. Bu nedenle zehirli balon balığını çok kısa sürede Marmara’da, hatta Karadeniz’de görebiliriz. Bu tür çok hızlı ürüyor, zehirli olduğu için etrafındaki balıkların yaşama şansı olmuyor. Balıkçıların ağlarına da çok zarar veriyor.” dedi.
“Mücadele etmek oldukça zor”
Kartal, balon balığının denizlerde çeşitlilik açısından tehlike arz ettiğini, Tarım ve Orman Bakanlığının bunun zararlarını önlemek için kuyruklarını satın aldığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“İri olanlarına 12,5 lira ödüyor. 2023’te yaklaşık 15 bin civarında zehirli balon balığı Bakanlığa teslim edildi. Bakanlık, balığı toplatarak üremesini engellemeye çalışıyor. Hızlı üreyen bir tür olduğu için mücadele etmek oldukça zor. Balığın içindeki bir kesede zehir var. Bu zehir, insanları felç ediyor hatta öldürebiliyor. Bu balık asla yenmemeli. Profesyonel bir insan tarafından bu balığın ayıklanması lazım. Hatta hiç yenmese daha iyi, zaten lezzetli bir eti de yok. Hatta yüzerken bile denk gelirseniz uzak durun. Vücudunuzda açık bir yara varsa zarar verebilir. Bu yaz Akdeniz plajlarında görülme olasılığı çok yüksek. Bu vesileyle vatandaşlarımızı uyarmış olalım.”
“Denizlerimizde balıkların boyu eskiye göre oldukça küçüldü”
Kartal, balıkçılık sektörünün yeni yıldan beklentilerini de anlattı.
Bu aylarda en çok hamsinin tezgahlarda yer alması gerektiğini aktaran Kartal, “Ancak eylül ayında Marmara’da hamsi avcılığı başlayınca kış için çok balık kalmadı. Denizlerimizde balıkların boyu eskiye göre oldukça küçüldü. Şu an tezgahlarda olan istavritin de boyu normalin altında kalıyor. O yüzden geçen yıl balıkçılık sektörü açısından iyi bir sezon geçirmedik. Balık fiyatları da oldukça yüksek seyrediyor.” diye konuştu.
Sektör açısından 2023’ün en kötü yıllardan biri olduğunun altını çizen Kartal, palamut, lüfer ile çinekopun istendiği kadar olmadığını söyledi.
“Balık üreme oranları düştü, boyları uzamıyor”
Kartal, bir daha böyle bir sezon yaşamak istemediklerini kaydederek, “Hava koşulları balıkçılığı olumsuz etkiliyor. Eskiden havanın çok soğuk olması sorun olurken şimdi kışların sıcak geçmesi sorun oluyor. İklim değişikliği karada tarımı olumsuz etkilediği gibi denizde de balıkçılığı olumsuz etkiliyor. Balık üreme oranları düştü, boyları uzamıyor. Karadeniz’de 26 derece sıcaklık görmeye başladık.” ifadelerini kullandı.
Bu yıl İstanbullunun balık yerine daha çok tavuk yemeye mecbur kalacağına işaret eden Kartal, şöyle devam etti:
“Hamsi yeme şansları az da olsa var ama hamsi fiyatları da 120 lira civarında. İstanbul’un lüferi biraz yüzünü gösterdi ancak kayda değer bir miktarda değil. Bu yıl lüferden beklentimiz daha fazlaydı. Bu nedenle balıkçılık sektörünün geleceği için başta devlete, biz balıkçılara ve vatandaşa görev düşüyor. En kısa zamanda sektörün sorunlarına ilişkin daha radikal kararlar almamız, sürdürülebilirlik için adımlarımızı hızla atmamız lazım. Kaybettiğimiz har an aleyhimize işliyor.”
“Pazarda ve markette küçük balıkları almayın”
Kartal, her balığa en az bir sefer yumurtlama hakkı verilmesi gerektiğine vurgu yaptı.
Bunun vatandaşın daha ucuza ve bol balık yemesi için önemli olduğuna dikkati çeken Kartal, “Denizleri de kirliliğe karşı korumak gerekiyor. Balıkçıklar aşırı avlanmadan kaçınmalı ve balık boylarına dikkat etmeli. Yasa dışı ve kaçak avcılık balıkçılığın önündeki en büyük sorunlardan biri.” şeklinde konuştu.
Tüketicilere de çağrıda bulunan Kartal, “Pazarda ve markette küçük balıkları almayın. Bu şekilde balıkçılık sektörünü de korumuş olursunuz.” dedi.
“Zehirli balon balığının karaya bile çıkarılması yasak”
Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Deval ise balon balıklarının 200’e yakın türünün olduğunu, bunların bir kısmının tatlı bir kısmının ise tuzlu suda yaşadığını söyledi.
Balon balıklarının zehirli olmayan türlerinin de olduğunu ancak zehirlilerin çok büyük tehlike arz ettiğini aktaran Deval, “Bizim sularımızda 8 farklı balon balığı türü var ve Süveyş Kanalı’ndan geliyor. Bunların 4 tanesi zehirli, diğer 4’ünde zehir bulunmuyor. Zehirli türlerde, zehir balığın sadece bir organında değil, kanat, kas, sindirim sistemi ve deri altlarında bile var. O yüzden ‘Balığı çok iyi temizlerim, ondan sonra yerim’ gibi bir hata yapılmamalı. Bu nedenle Bakanlık, balon balığının yakalanıp karaya bile çıkarılmasını yasakladı.” ifadesini kullandı.
Prof. Dr. Deval, bu balıkların en zehirli türler arasında önde geldiğini ve Akdeniz çanağında 11 balon balığı türü bulunduğunu belirtti.
Türkiye’de suların giderek ısınmasının balon balığının adaptasyonunu kolaylaştırdığını vurgulayan Deval, şunları kaydetti:
“Süveyş Kanalı’ndan giren bu balıklar önce Hatay ve Mersin’de görüldü. Daha sonra Antalya ve Ege Denizi’ne geçti. Şimdi Marmara ve Karadeniz’e doğru ilerliyor. Aşırı avcılık nedeniyle diğer balık türlerini azalttık ve ortamda sadece bu zehirli balıklar kalmaya başladı. Zehirli balon balıkları diğer balık türlerini yiyor, keskin bir diş yapıları var. Çok fazla ürüyorlar. 1 kiloluk erişkin balon balığının 1 milyon yumurta bıraktığı tahmin ediliyor. Yendiği zaman balığın zehri hemen kendini gösteriyor. Önce insanın dili kuruyor, nefes darlığı, mide bulantısı başlıyor. Müdahale edilemezse yarım saat içinde ölüme neden olabiliyor. Bu nedenle kesinlikle yenmemesi gerekiyor.”
]]>DOĞAL Kaynakları Koruma Birliği’nce (IUCN) kırmızı listeye alınıp, dünyanın en çok aranan 10 balık türü arasında 2’nci sırada yer alan ‘leopar sazanı’nın varlığını kanıtlamak isteyen Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’ndeki (RTEÜ) bilim insanlarının başlattığı keşif çalışmaları, olumlu sonuç verdi. 3 aylık uğraşların ardından bilim insanları, ‘komanda balığı’ olarak da adlandırılan 2 ‘leopar sazanı’nı Dicle ve Fırat nehirlerinde yakalamayı başardı. RTEÜ Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Kaya, tür için koruma planı hazırlanacağını belirterek, “Dünyada en çok aranan türü bulmanın mutluluğu ve gururunu yaşıyoruz” dedi.
Dünya Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği tarafından kırmızı listeye alınan ve Shoal adlı Doğa Koruma Örgütü tarafından dünyanın en çok aranan 10 balık türünden 2’incisi olan leopar sazanı için RTEÜ Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Kaya ile meslektaşı Münevver Oral, keşif turuna çıktı. Bölgedeki balıkçı esnafından da destek alan bilim insanlarının 3 ay süren çalışmaları olumlu sonuç verdi. 3 ay süren uğraşların ardından bilim insanları, ‘komanda balığı’ olarak da adlandırılan 20 ve 50 santim uzunluğunda 2 ‘leopar sazanı’nı, aynı gün farklı zamanlarda Dicle ve Fırat nehirlerinde yakalamayı başardı. Ağlara takılan ve yetişkin olduğu tespit edilen ender türler, konulduğu özel fanusta incelenip, görüntü kaydı alınarak doğal yaşam ortamına geri bırakıldı. Keşif sonrası bölgede türün korunması ile ilgili planlamalar yapılması hedeflenirken, anatomik ve morfik çalışmaları tamamlanacak türle ilgili koruma eylem planı da hazırlanacak.
‘BİZ ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPTIK’
RTEÜ Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Kaya, dünyanın en çok aranan balıklarını buldukları için gururlu olduklarını belirtti. Keşfedilen tür için koruma planı hazırlanacağını da aktaran Kaya, “Balıklar genellikle birbirine benzer. Ama leopar sazanının farklı bir özelliği var. Hiçbir türde olmayan, vücudunda, başında ve yüzgeçlerinde olan büyük siyah benekler, bu türü çok net bir şekilde karakterize ediyor. Bunun için küçük bir çocuk bile leopar sazanını rahatlıkla ayırt edebilir. Balığı bulduğumuz anda gerçekten çok sevindik. Dünyada en çok aranan birinci balığı bulmuştuk. Çok mutlu olduk. İnanılmaz bir andı. Biz üzerimize düşeni yapıp, Türkiye dosyasını kapatmış olduk. Bizim bahsettiğimiz iki tür, kritik düzeyde kayıp olduğu kabul edilen türlerdendi. Bunlar çünkü yıllardır ortada yoklardı. Biz çok mutlu ve gururluyuz. Ülkemiz adına güzel işler yaptığımızı düşünüyoruz. Dünya’nın en çok aranan 2 türü bulmamız çok güzel oldu. Şimdiki hedefimizde bu türü koruyup, gelecek nesillere aktarabilmek. Leopar sazanı Dicle’nin sembolü olabilecek bir balık türü. O yüzen biz bunu korumalıyız” dedi.
‘DİCLE’DE GİRİLMEDİK AKARSU BIRAKMADIK’
RTEÜ Su Ürünleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Münevver Oral da “Dünyanın en fazla aranan, 10 balık listesine dahil edilen ülkemizde 2 tür vardı. Bunlardan biri olan ‘Batman bantlı çöpçü balığı’nı 2021 yılında bulup, literatüre kazandırmıştık. Bugün ise ikinci leopar sazanı bulmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Uluslararası literatürde Türkiye dosyasını kapatmış olduk. Leopar sazanı, kayıp diğer türe oranla oldukça farklılık gösteriyor. Bu tür Dicle ve Fırat nehir havzasında oldukça derin ve bol oksijenli bölgede yaşıyordu. Avcı bir tür olduğundan, bu türü balıkçı desteği olmadan bulmamız mümkün değildi. Yaklaşık 3 aydır süren yoğun bir arazi çalışması gerçekleştirdik. Mesai arkadaşım Doç. Dr. Cüneyt Kaya ile birlikte oluşturduğumuz strateji ile birlikte adım adım Dicle’de girilmedik akarsu bırakmadık. Bu türü bulmak için kolay değildi gece ve gündüz çok sayıda ağ atıp çektik. Yıllardır aranan balığı aynı gece ve sabahında bulmak bizim için çok keyifliydi” diye konuştu.
]]>ÇUKUROVA Üniversitesi (ÇÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Rıza Köşker, Hatay’ın İskenderun ilçesinde balon balığı tüketimi sonucu hastanelik olan 7 kişilik ailenin, Akdeniz’in en zehirlisi olanı benekli balon balığını yediklerini söyledi.
İskenderun’da 2 Ocak günü amatör balıkçı motor tamircisi Müfit Arslan, tuttuğu balon balığını ailesiyle birlikte tüketince kendisiyle birlikte 7 kişi zehirlendi. Sağlık durumu ciddi olan Arslan’ın tedavisi sürerken aile fertleri taburcu edildi. Arslan ailesinin tükettiği balon balığını yemeden önce çektiği fotoğrafları inceleyen Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Rıza Köşker, yenen balığının tüm dünyada sakınılan Akdeniz’in en zehirli ‘benekli’ balon balığı olduğunu belirtti. Daha önce de Türkiye’de yaşanan balon balığı zehirlenmesi vakaların çoğunun amatör balıkçıların olta ile yakaladığı balıkları tüketmesi sonucu gerçekleştiğini söyleyen Doç. Dr. Ali Rıza Köşker, bu kez yaşanan olayın Türkiye kıyılarındaki en zehirli iki balon balığı türünden birisi olan ve tüm dünyada sakınılan ‘benekli’ balon balığı kaynaklı olduğunu anlattı. Köşker, yaptıkları araştırmalara göre benekli balon balığının etinde, derisinde, karaciğerinde, bağırsaklarında yüksek miktarda dünyada bilinen en güçlü denizel kaynaklı zehirlerden birisi olan tetrodotoksin barındırdığını bildirdi.
‘JAPONLAR TÜKETİYOR, BİZ DE TÜKETEBİLİRİZ’ ALGISI HENÜZ KIRILAMADI’
Türkiye kıyılarında özellikle ‘benekli ve ‘cüce’ isimli türlerin yüksek miktarda zehir içermesinden dolayı halk sağlığı açısından önemli bir risk teşkil ettiğini vurgulayan Doç. Dr. Köşker, uyarılarda bulundu. Balon balıklarıyla ilgili toplumda ciddi bir bilgi kirliliği olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Ali Rıza Köşker, ‘Japonlar tüketiyor, biz de tüketebiliriz’ algısının henüz tam olarak kırılamadığını söyledi. Japonların tükettiği balon balıklarının Türkiye denizlerinde yaşayan balon balıkları olmadığını belirten Doç. Dr. Köşker, “Bizim kıyılarımızda yaşayan zehirli balon balıklarının bazıları Japonya kıyılarında yaşamasına rağmen Japonlar bu balıkları tüketmiyor. Onlar zehirsiz ya da özel olarak işlenmiş balon balıklarını tüketmektedir. Bizim kıyılarımızdaki balon balıkları ölümcül düzeyde zehir içermektedir. Bu gerek Tarım Bakanlığı’nın gerek üniversitelerin yapmış olduğu bilimsel çalışmalarla ortaya konulmuştur. Özellikle benekli balon balığı ölümcül zehrinden dolayı sadece bizim ülkemizde değil tüm dünyada tüketilmeyen ve dikkatle sakınılan bir türdür. Akdeniz’in yerli balık türlerimiz, balıkçılık ve en önemlisi insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle en tehlikeli, en zehirli balığıdır” diye konuştu.
AMATÖR AVCILIK TEBLİĞİNDE BALON BALIĞINA YASAK GETİRİLMELİ
Balon balıklarıyla ilgili zehirlenme vakalarının önüne geçilmesi için bilgi kirliliğini önleyecek farkındalık çalışmalarının yapılması gerektiğini söyleyen Köşker, şöyle devam etti:
“Özellikle sahil bölgelerinde yaşayan insanlarımızın bilinçlendirilmesi, Samandağ’dan Çanakkale’ye kadar sahil hattında halkımıza balon balıklarının tüketilmesinin ne denli tehlikeli olduğu anlatılmalıdır. Genelde yaşanan zehirlenme vakaları amatör balıkçıların olta ile yakaladığı balıkları tüketmesi sonucunda gerçekleşti. Vatandaşlarımız yakaladığı bu balıkları kesinlikle tekrar suya bırakmalıdır. Ayrıca amatör su ürünleri avcılığını düzenleyen tebliğlerde balon balıklarının yasaklanması kesinlikle önem arz etmektedir.”
]]>ÇANAKKALE’de, balık tezgahlarında deniz suyu sıcaklığının yüksek olması nedeniyle beklenen bolluk yaşanmadı. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, “Balıklar üremek için su sıcaklığıyla birlikte hareket ediyor. Yaptığımız bir proje ile hamsinin yumurtasının ekim ayının sonunda bitmesi gerekirken, aralık ayı içinde hamsi yumurtalarına rastladık. Bu da yaklaşık 1,5 ay kadar bir kayma olduğunu, gösteriyor. Göçleri ne düzeyde etkilediği konusunda yapılmış net çalışma olmamasına karşın gözlemlere dayalı baktığımızda balık sezonunda bu sıcaklığa bağlı olarak bir kayma görüyoruz” dedi.
Denizlerde 1 Eylül itibarıyla av yasağının kalkması ve yeni sezonun başlamasıyla birlikte tezgahlarda balık çeşitliliği artarken, fiyatlarda da düşüş yaşandı. Ancak deniz suyu sıcaklığı istenilen seviyeye düşmeyince balıkların göçü olumsuz etkilendi. Bu nedenle balık tezgahlarında beklenen bolluk yaşanmadı. Balıkhanede lüfer 600, hamsi 100, kolyoz 100, yeşil istavrit 130, karides 500, çipura 450, levrek 280 TL’den, mezgit ise 300 TL’den satılıyor.
‘ARALIK AYI İÇİNDE HAMSİ YUMURTALARINA RASTLADIK’
Balıkların üremek için su sıcaklığıyla birlikte hareket ettiğini söyleyen ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, “Biz de bunu gözlemliyoruz. Şu anda Doç. Dr. İsmail Burak Daban yürütücülüğünde yapılan bir projemiz var. O projede, normalde hamsinin yumurtasının ekim ayının sonunda bitmesi gerekirken aralık ayı içinde hamsi yumurtalarına rastladık. Bu da yaklaşık 1,5 ay kadar bir kayma olduğunu gösteriyor. Göçleri ne düzeyde etkilediği konusunda yapılmış net çalışma olmamasına karşın gözlemlere dayalı baktığımızda balık sezonunda bu sıcaklığa bağlı olarak bir kayma görüyoruz. Deniz suyu sıcaklığı yazın çok sıcak gitti. Karadeniz’in bu yıl yüzey suyunun 26 dereceye ulaştığı söylendi. Bu, Karadeniz için çok büyük bir sıcaklık. Bu sıcaklığın mevsim geçişi yaparken çok şiddetli fırtına, yağmur olacağı söylenmişti ve bunu gördük. Kıyı kentlerinde, Karadeniz’de balıkçı barınakları karayelden yıkıldı. Sadece Karadeniz’de değil, aynı sıkıntıyı Marmara’da da Çanakkale Boğazı’nda da yaşadık. Ülkemizin de bu konuyla ilgili yapabileceği çok fazla bir şey yok. Küresel iklim değişikliği artık yüzünü yavaş yavaş bize gösteriyor. Küresel iklim değişikliğine karşı alınacak önlemlerin acilen masaya yatırılması da gerekiyor. Özellikle kıyı kentleri, iklim değişikliğinden kaynaklanan fırtınalardan etkilenebilir. Bunun için önlem geliştirilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
‘SULARIN SOĞUMAMASI BALIKLARIN GÖÇ YOLLARINI ETKİLEDİ’
Balıkhane esnafı Engin Tunç, “Bütün balıklarımız tezgahta var. Hamsimiz, istavritimiz, tekirimiz, lüferimiz, deniz çipuramız, levreğimiz var. Bütün balıklar tezgahlarımızda mevcut ama göç bittiği için çok büyük bolluk yok. Göç zamanı geçtiği için boğazda belli bölgelerde olta ile yakalanan lüfer balığı geliyor. Onların da alıcıları belli. Restoranlara kadar çıkıyor, çok bol balık avlanmıyor. Gene de lüferin kilosu 500-600 TL bandında tezgahlarda bulunuyor. Rüzgarın sürekli lodos esmesi, suların soğumaması balıkların göç yollarını etkiledi. Balıklar deniz suyu sıcaklığı yüksek olması nedeniyle göçe zorlanmadığı için olduğu yerlerde kalıyor. Şu anda bahar havası gibi bir hava var. Deniz suyu sıcaklığı 17-18 derece. Neticede balıklar da şaşırmış durumda. Göç etmiyorlar, dolayısıyla aşırı bir bolluk yok” diye konuştu.
]]>HATAY’ın İskenderun ilçesinde balon balığı yiyen 7 kişilik aileden taburcu edilen yazılım mühendisi Gökyüzü Göktürk, balığı yedikten kısa bir süre aile bireylerinin ağız ve dillerinde şişme, el ve ayaklarda ise uyuşma, kusma gibi belirtiler görüldüğünü söyledi. Göktürk, “Kayınvalidem balığı temizleyip, parçalara ayırmış ve pişirmişler. Biz balığı yemeden önce hiç görmedik. Balık taze diye zehirli olabileceğine ihtimal vermedik. Bazı belirtiler görüldükten sonra internette yaptığımız araştırmada balon balığı yediğimizi anladık” dedi.
Numune Mahallesi 572’nci Sokak’ta oturan motor tamircisi Müfit Arslan (58), denizden tuttuğu balon balığını 2 Ocak günü ailesi ile birlikte tüketti. Kısa süre sonra Müfit Arslan ile eşi Semire (52), gelinleri Yasenya Arslan (27), kızları Dilan Göktürk (22), damadı Gökyüzü Göktürk (38), torunları Aren Arslan (1) ve Eva Göktürk (2) rahatsızlandı. Zehirlendiklerinden şüphelenen aile, 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak yardım istedi. Eve gelen sağlık ekipleri, Müfit Arslan ile yakınlarını devlet hastanesine kaldırdı. Balıktan zehirlendikleri anlaşılan 7 kişi, buradan Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’ne sevk edildi. Durumu ağır olan Müfit Arslan entübe edildi. 2’si çocuk, 5 kişinin tedavi sürerken yazılım mühendisi damat Gökyüzü Göktürk taburcu edildi.
AĞIZ VE DİLDE ŞİŞME, EL VE AYAKLARDA UYUŞMALAR OLDU
Kahramanmaraş merkezli büyük depremin ardından kayınpederi Müfit Arslan’ın sık sık balığa çıkıp zaman geçirdiğini ve tuttuğu balıkları da akşam yemeğinde bir arada yemek için çocukları ve torunlarını davet ettiğini aktaran Gökyüzü Göktürk, 4 yıllık süreçte ilk kez böyle bir olay yaşadıklarını söyledi.
Balığın taze olması nedeniyle zehirli olduğunu hiç düşünmediklerini belirten Göktürk, “Kayınbabam hobi olarak depremden sonra sık sık balık tutmaya başladı. O gün de çok büyük bir balık tuttuğunu söyleyip bizleri yemeğe davet etti. Kayınvalidem balığı temizleyip, parçalara ayırmış ve pişirmişler. Biz balığı yemeden önce hiç görmedik. Yedikten yaklaşık yarım saat sonra eşimin dilinde ve ağzında uyuşma başladı. Kayınvalidem ve gelinlerinde de aynı belirtiler oldu. Ellerinde ve ayaklarında uyuşmalar oldu. Balık taze diye zehirli olabileceğine ihtimal vermedik” diye konuştu.
İNTERNETTEN ZEHİRLİ BALIK TÜRLERİNE BAKINCA ANLAŞILDI
Belirtilerin görülmesiyle internette araştırma yaptıklarını söyleyen Göktürk, şöyle devam etti:
“Daha sonra internetten zehirli balık türlerine baktık. Karşımıza balon balığı çıktı. Kayınpederime gösterdiğimizde doğruladı ve hastaneye gidelim dedik. Daha evden çıkarken kayınpederim kusmaya başladı. Boğazı ve dili şişti, ellerini, ayaklarını hissedemiyordu. İskenderun Devlet Hastanesi’nden sonra ambulanslarla Adana’ya getirildik. Kayınpederim yoğun bakıma alındı ve entübe edildi. Ben de yedim ama bana bir şey olmadı. Ben az bir miktar yemiştim. Bu arada balığın tadı aşırı derecede lezzetliydi. Hayatımda böyle lezzetli bir balık yememiştim ama zehirliymiş işte bilemedik. Hastaneye vaktinde yetişmişiz yoksa çok daha kötü duruma düşebilirdik. Dünyadaki en zehirli balıkmış. Kimse bilmediği ve gözüyle görmediği bir balığı yemesin. Kayınpederim de böyle bir şey yaşanmasını hiç istemezdi, umarım bir an önce sağlığına kavuşur.”
]]>