(ANKARA) – Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede, Ateş’i öldürdüğü belirtilen Eray Özyağci’nin, “Toplam 10-11 el ateş ettim. Bu atışlardan 4-5 tanesi kaçarken, hedef gözetmeden yaptığım atışlardır. Onlar bana daha çok ateş etti. Ama vuramadılar. Bence onlar beni öldürmek için ateş etti” şeklinde savunma yaptığı ortaya çıktı.
145 sayfalık iddianamede tetikçi Eray Özyağci ile onu olay yerine getiren ve kaçıran Vedat Balkaya ile Suat Kurt hakkında eylem üzerinde ortak hakimiyet ile müşterek fail olarak Sinan Ateş’e yönelik toplu halde, iştirak halinde “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.
CİNAYETİ ORGANİZE ETTİĞİ İDDİA EDİLEN SANIKLAR HAKKINDA AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET
Ayrıca şüphelilerden silahlı eylemi organize ettiği iddia edilen Doğukan Çep ve eski Ülkü Ocakları yöneticisi Tolgahan Demirbaş’ın suça azmettiren olarak maktüle yönelik toplu halde, iştirak halinde tasarlayarak kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.
SİNAN ATEŞ’İN YANINDA OLAN SELMAN BOZKURT: “BENİ DE ÖLDÜREBİLİRDİ”
İddianamede; olayda yaralanan ve olay anında Sinan Ateş’in yanında bulunan Selman Bozkurt’un ifadesi de yer aldı. Bozkurt ifadesinde, “Sinan Ateş benim yaklaşık 2 metre önümde, ben de arkada yürüyorduk. Tam olay yerine geldiğimiz esnada saat 13.30 sıralarında sağda bulunan park halinde aracın önünden bir şahıs Sinan Ateş’in önüne geçerek elinde bulunan siyah renkli tabanca ile art arta ateş etmeye başladı. Sinan Ateş vurularak yere düştü. Ben Sinan’ın yanına gelip müdahale edecekken bana da 2 el ateş etmesiyle ben de yaralanarak hemen kendimi solda bulunan bir aracın arkasına atarak sipere geçtim. Bu esnada bize ateş eden şahıs tekrar ateş ederek yaya vaziyette kaçmaya başladı. Ben de belimde Sinan Ateş’in vermiş olduğu tabanca ile kaçan şahsın arkasından havaya doğru 4-5 el ateş ettim. Bize ateş eden şahıs kısa bir müddet sonra yaya olarak kaçıp gözden kayboldu. Bu şahıs Sinan Ateş’e 7- 8 el ateş ettikten sonra silahın namlusunu bana çevirerek 2-3 el de bana ateş etti. Ben sırtımdan yaralandım. Bu şahıs bana hedef göstererek ateş etmiştir, beni de öldürebilirdi” dedi.
“BİR HAYLAZ ARKADAŞIMIZ VAR UYARACAĞIZ”
Eski Ülkü Ocakları yöneticisi Tolgahan Demirbaş’a Sinan Ateş’in konumunu gönderen eski MİT mensubu Çağlar Zorlu’nun ise 2015 yılında hakkında açılan soruşturma nedeniyle Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne naklen atamasının yapıldığı ortaya çıktı. Zorlu’nun ifadesinde Tolgahan Demirbaş’ın kendisine hitaben “bir haylaz arkadaşımız var, uyaracağız ama bulamıyoruz, adresine ihtiyacımız var” dediği iddiasında bulundu. Olay olduğu gün ise şüphelilerden Aytaç Ataç’ın kendisine, “Sinan Ateş öldürüldü, sana onunla ilgili bir şeyler sorulmuştu ya, onların hepsini sil” dediğini öne sürdü.
VEDAT BALKAYA: “DOĞUKAN ÇEP VE ERAY ÖZYAĞCI İLE UYUŞTURUCU KULLANIYORDUK”
Şüphelilerden Vedat Balkaya ise savcılık ifadesinde uyuşturucu kullandığını itiraf etti ve “Doğukan Cep ve Eray Özyağcı’yı cezaevine girmeden yaklaşık 1 yıl kadar önce kız arkadaş ortamından tanıyorum, birlikte uyuşturucu alıp kullanıyorduk, bu şekilde de samimiyetimiz oldu” dedi.
OLAYDAN 3 GÜN ÖNCE DE TETİKÇİ SİNAN ATEŞ’İ BEKLEMİŞ
Balkaya ifadesinde olay gününden üç gün öncesine ilişkin şu beyanlarda bulundu:
“Eray kendisinde bir konum olduğunu o konuma gideceğimizi söyledi. Ben bu konumda ne olduğunu sorduğumda ‘husumetli’ olduğu şahsın bu konum civarında ikamet ettiğini söyledi ve o konuma doğru yola çıktık. Konuma yaklaştığımızda Müslüm Kebap isimli lokantanın sokağına girdik, o sokakta bulanan büfenin önünde kendisini indirmemi, ‘sen buralarda dolaş, işim bitince ben seni ararım, beni ana caddeden alırsın’ dedi. Ben de yaklaşık iki saat kadar oralarda dolaştım, bir büfeden abur cubur aldım, onları yedim, iki saatin sonunda Eray beni aradı, ana cadde üzerinde bulunan bir otoparkın hemen yanında cadde üzerinde bekledim, Eray da yanıma geldi, motora bindi, sonra tekrar Aydınlıkevlerdeki eve doğru gittik. Sorduğumda bana hasmı ile karşılaşmadığını, dolayısıyla kafede oturup hasmını beklediğini, gelmeyince de kafeden ayrıldığını söyledi. Ayrıca öğrendiğim kadarıyla hasmım dediği kişi o kafeye takılırmış, o yüzden orada beklemiş.”
Sinan Ateş’in öldürüldüğü güne dair de beyanda bulunan Balkaya, “Yaklaşık 30-40 dakika kadar sonra Eray koşarak bulunduğum yere geldi, motosiklete bindi, acelemizin olduğunu ve hızlıca gitmemiz gerektiğini söyledi ve telefonundan bir konum açtı, konum gördüğüm kadarıyla önüme çıkan ilk sağa dönüp yolun bitiminden tekrar sağa ana artere doğru idi. Ben Eray’ı beklerken herhangi bir silah sesi duymadım, ancak Ankara’ya geldiğim ilk günden itibaren Eray’ın normalinden daha uzun şarjörlü siyah renkli bir tabancasının olduğunu gördüm ve biliyorum” dedi.
SUAT KURT GÜNLERCE SİNAN ATEŞ’İN OFİSİNİN ETRAFINDA KEŞİF YAPMIŞ
Şüphelilerden Suat Kurt savunmasında Doğukan Cep’ten Ankara’ya gitmesini istediğini ve bunu kabul ederek Sinan Ateş’in ofisinin olduğu yerde günlerce keşif yaptığını ve Cep’e Sinan Ateş’in ofise kaçta girip kaçta çıktığını bildirdiğini anlattı ve şu iddialarda bulundu:
“BANA DÖVÜLECEĞİ SÖYLENDİ”
“Ben Eray Özyağcı isimli şahsın kime saldırıda bulunacağını önceden bilmiyordum. Olaydan iki gün önce Doğukan Çep kime yönelik eylem yapılacağını söyleyerek isim verdi. Eray Özyağcı bana şahsın dövüleceğini söyledi. Şahsa ateşli silahla saldırıda bulunacağını bilmiyordum. Kasten adam öldürme suçunu işleme niyet ve kastım olmamıştır. Üzerime atılı suçlamayı anlattığım şekilde kabul ederim.”
DOĞUKAN ÇEP, KEŞİF İDDİASINI KABUL ETMEDİ
Şüpheli Doğukan Çep ise savcılıkta verdiği ifadede bir başka dosyadan 35 yıl hapis cezası olduğu ve bu suçtan dolayı kaçtığını itiraf ederek Vedat Balkaya ile uyuşturucu kullandığını reddetti ve hiçbir görüşmesinin olmadığını öne sürdü. “Sinan Ateş ve yanında bulunan şahısları tanımam, olayla herhangi bir alakam yoktur, kimseye husumet beslemedim, kimseye de husumetim yoktur. Böyle bir olayın olacağını bilmiyordum” dedi. Çep öte yandan Suat Kurt’un kendisi hakkındaki iddialarını da reddetti ve “Suat Kurt isimli şahsın Ankara’ya gelmesi yönünde herhangi bir telkinim ve ya talebim olmadı, beyan ettiği gibi herhangi bir araba veya ofis tarif etmedim, kendisinden iddia ettiği gibi keşif yapması ve bana bilgi vermesi yönünde bir talebim olmadı, başkasının ismini vermemek için benim ismimi vermiş olabilir, ne yaşadığını bilmiyorum, benim hakkımda neden böyle bir beyanda bulunduğu hususunda bir fikrim yok” iddiasında bulundu.
TOLGAHAN DEMİRBAŞ, OLCAY KILAVUZ’UN EVİNDE YAKALANDIĞI İDDİALARINI KABUL ETMEDİ
Eski MHP Milletvekili Olcay Kılavuz’un evinde yakalandığı belirtilen şüpheli Tolgahan Demirbaş da hakkındaki iddiaları reddederek “Ben Milliyetçi Hareket Partisinin üyesi değilim, partide resmi veya özel hiçbir görevim yoktur. Herhangi bir organik, doğrudan veya dolaylı bağım bulunmamaktadır. Bu süre zarfında sosyal medyada ve bazı görsel basında ifade edildiği gibi bir milletvekilinin evinde de yakalanmadım” dedi.
ERAY ÖZYAĞCI: “VEFA GÖSTERDİM, KARŞILIK GÖRMEDİ. BU YÜZDEN ONA HUSUMET BESLEDİM”
Şüphelilerden Eray Özyağcı da savcılıktaki ifadesinde hakkındaki kesinleşmiş cezalar nedeniyle yakalama kararı bulunduğunu ve yaklaşık 3 yıldır firari olduğunu söyleyerek olayla ilgili “Ben sadece Vedat Balkaya’ya kişisel bir husumetim var, bir hesabım var dedim. Suat Kurt’a hiç bahsetmedim” dedi. Özyağcı, Sinan Ateş ile arasındaki husumetin nedeni hakkında ise “Maktul Ülkü Ocakları Başkanı iken ben kendisini arayarak tanıştım. Birkaç defa telefonla görüştüm. 2020 yılıydı. Ben kendisine bir vefa gösterdim. Karşılık görmedi. Bu yüzden ona husumet besledim” beyanında bulundu.
“ONLAR BANA DAHA ÇOK ATEŞ ETTİLER”
“Amacım Sinan Ateş’i bacaklarından vurmaktı” iddiasını öne süren Özyağcı “İlk önce ben ateş ettim. Sinan ATEŞ tam yere düşmed isallandı. O sırada yanında esmer olan şahıs silahını çekti. Ona da ateş ettim. O da bana ateş etti. Toplam 10-11 el ateş ettim. Bu atışlardan 4-5 tanesi kaçarken, hedef gözetmeden yaptığım atışlardır. Onlar bana daha çok ateş ettiler. Ama vuramadılar. Bence onlar beni öldürmek için ateş ettiler. Ben maktulün bacaklarına ateş ettim. Amacım onu yaralamaktı. Ancak düşerken ve sendelerken önüme doğru düşünce amacımın dışında mermiler bacaklarının dışındaki bölgelere isabet etti” ifadelerini kullandı.
]]>Listeye nasıl sahip olduğumun hikayesini aileme ve arkadaşlarıma sayısız kez anlattım.
Hem benim cehaletimi hem de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan tek Kolombiyalı yazarın karizmasını, cömertliğini ve alçakgönüllülüğünü gözler önüne seren bu hikaye bir soruyla başlıyor, listeyle bitiyor ve lezzetli bir dondurma içeriyor.
Dondurma
Gabriel Garcia Marquez bir gün bana, “Lanet olsun Cachaco (Bogota’da iyi giyimli, bakımlı kişilere yönelik sesleniş biçimi), bir top dondurma daha yemek istediğin gözlerinden okunuyor ama bunu itiraf edemiyorsun,” diyerek sevecen ve muzip bir tavırla çıkışmıştı.
Haklıydı. Dondurma sadece lezzetli değil, aynı zamanda bana anlattığına göre Fidel Castro’nun her yıl kendisine gönderdiği doğum günü hediyesiydi.
Havana’daki ünlü Coppelia dondurmacısından alınmıştı ve hala beni evinde ağırladığına inanamadığım Garcia Marquez’in favorisiydi.
Şansıma inanamıyordum. En çok hayranlık duyduğum kişilerden biri ve eşi Mercedes Barcha ile Cartagena’da, insanların “Daktilo” ismini verdiği binadaki dairelerinin mutfağında öğle yemeği yiyordum.
Kendisi de iyi bir hikaye anlatıcısı olarak, benimle dünyanın en lezzetli dondurmasını değil, Castro ile arasındaki dostluğa ilişkin ilgi çekici ayrıntıları da paylaşıyordu.
Ben de tattığımın dünyadaki en iyi dondurma olduğunu düşünüyordum. Vanilya aromalıydı ve yoğun bir kaymak kıvamı vardı. Bana ikram ettiği dondurmanın tamamını yemek için can atıyordum.
Ama ben bir “cachaco” olarak yetiştirildim.
Bizlere zevklerimizi çok fazla göstermememiz ve düşündüğümüz her şeyi söylemememiz gerektiği öğretilir. Ve bir top dondurma da yeterlidir. Ben de sonunda pes ettim.
O menüyü hayatımın en favori öğle yemeği olarak hatırlıyorum.
Gabriel Garcia Marquez’in evine davet edilme nedenim ise tuhaf bir şekilde klasik edebiyatı takdir etme konusundaki isteksizliğimdi.
Soru
Her şey birkaç hafta önce, patronum Mauricio Vargas Linares’in bana Gabo Vakfı’ndaki atölyede, çalıştığım Semana dergisini temsil edeceğimi söylemesiyle başlamıştı.
Gabo Vakfı o zamanlar Yeni İbero-Amerikan Gazetecilik Vakfı olarak anılıyordu ve İspanyolca konuşan gazetecilerin eğitimini geliştirmek için Gabriel Garcia Marquez tarafından kurulmuştu.
Garcia Marquez’i dergiyi ziyaret ettiğinde bir kez görmüştüm. Hiç konuşmamıştık ama gazetecilik mesleğini yeni yeni anlamaya başlayan bizlere karşı her zaman çok sevecen davranırdı.
Hiç unutmam, derginin sahibi tarafından zaman zaman düzenlenen gösterişli öğle yemeklerinden birine García Márquez de gelmişti.
Derginin muhabir kadrosunun oturduğu uzaktaki masayı görünce, kendisine şöhretli insanlar ve bakanlarla aynı yerde bir masa ayrılmış olmasına rağmen, bizi işaret ederek, “Teşekkür ederim ama ben orada muhabirlerle oturacağım” demişti.
Vakıftaki çalışma grubunun gündemi gazeteci günlükleriydi. Seminere katılan da Meksikalı gazeteci Alma Guillermoprieto idi.
Ben 23 yaşına yeni basmıştım ve çalıştığım haftalık dergiyi çıkaran deneyimli gazetecilerden oluşan seçkin bir gruptan öğrenebileceğim her şeyi öğrenmeye çalışıyordum.
İngilizce bilmiyordum ve Guillermoprieto’nun kim olduğu bir yana, The New Yorker dergisinin ne olduğu hakkında bile hiçbir fikrim yoktu.
Ayrıca Cartagena’ya gitmeden önce okumamız gereken Daniel Defoe’nun A Journal of the Plague Year (Veba Yılı Günlüğü) kitabını da hiç duymamıştım.
1664-1666 yılları arasında Londra ve çevresini kasıp kavuran vebayı romanlaştıran bu eser, Marquez’in gelmiş geçmiş en iyi anlatılardan biri olarak kabul ettiği tarihi kurgu kitapları arasındaydı.
O hafta boyunca Alma Guillermoprieto bana titizlikten ödün vermenin kabul edilemez olduğunu; önemli konuları, o konulara özgü hikayelerle anlatmanın önemini öğretti.
Kendisinin de New Yorker’da yayımlanan ve sonradan İspanyolcaya çevrilen 13 mektubunda Latin Amerika’yı böyle anlattığını aktardı.
Garcia Marquez, atölyeye katılmak için seçilen 10 genç gazetecide uyandırdığı hayranlığın farkındaydı ve oturumlardaki resmi havayı dağıtmak, bizdeki heyecanı da yatıştırmak için elinden geleni yaptı.
Bizi sanki hayatı boyunca tanıyormuş gibi davrandı ve dışarıdan bakan biri, odadaki en heyecanlı kişinin o olduğunu rahatlıkla söyleyebilirdi.
Atölyenin sonunda Garcia Marquez bizi o zamanlar Cartagena’daki bohem topluluğun bir araya geldiği ve kendisi ile Alejandro Obregon ve Enrique Grau gibi sanatçılar arasında efsanevi gecelere ve sohbetlere sahne olan La Vitrola’da akşam yemeğine davet etti.
Gecenin büyük bir kısmını Garcia Marquez’e klasik edebiyatı son derece sıkıcı bulduğumu ve ne kadar uğraşırsam uğraşayım bende bezginlik uyandırdığını itiraf etmek için uygun zamanı kollayarak geçirdim.
Ona gazetecilik becerilerimi geliştirmek için gerçekten hepsini okumak zorunda olup olmadığımı sormak istiyordum.
Ama entelektüel zayıflığımı ona nasıl itiraf edebilirdim ki?
Garcia Marquez’in de tabak, çanak, bardak ve kulağı sağır eden müziğin gürültüsü arasında, zihnimde güvensizliklerimle boğuşurken öğrencilerle vedalaştığını gördüm.
“Üstat, bir konu daha var” dedim ve hevesle yerimden kalkıp ona doğru ilerlemeye başladım.
Kaşlarını kaldırdı ve devam etmem için bana izin verdiğini hissettim.
“Size klasik edebiyatı okuyabilmek için ne yapabileceğimi sormak istiyorum.”
“Daha ne kadar Cartagena’dasın?” diye sordu.
“Biraz daha kalıp hafta sonu eğlenmek istiyorum” dedim.
“Peki, yarın beni ara.”
“Ama bende telefon numaranız yok…”
“650143”
Gençken yaptığım birçok aptalca şeyden biri, numarayı yazmadan ezberlemeye çalışmamdı.
“İyi misin, gazeteci?” dedi, gülümsedi ve bana kalemini uzattı.
“Şunu bir kağıda yaz, unutacaksın. Sonra da hayatın boyunca pişman olacaksın.”
Liste
O gece çok az uyudum. Her 20 dakikada bir onu aramak için saatin makul olup olmadığını kontrol edip durdum. Saat nihayet 9 olduğunda cesaretimi toplayıp not aldığım telefon numarasını çevirdim.
Garcia Marquez benimle konuşurken bir anda eşine, “Öğle yemeği planımız var mı Merce?” diye sordu. Sonra da “Tamam o zaman Alvarez’e gelmesini söylüyorum” diye devam etti.
Daveti kabul eder etmez heyecanla patronumu aradım.
“Ne yapmalıyım? Ne götürmeliyim? Nasıl giyinmeliyim?”
Patronum, “Aptal olma, götüreceğin ya da yapacağın hiçbir şey onu etkilemeyecek. Bunları düşünme. Git, kendin ol, başkasıymış gibi davranma ve yemeğin tadını çıkar” diye bilgece tavsiyede bulundu.
Her zamanki tişörtümü ve kot pantolonumu giymeye karar verdim ve büyük bir hevesle dairesindeki randevuya gitmek için öğle saatinin gelmesini bekledim.
Yemekte kızarmış balık, kızarmış muz ve hindistan cevizli pilav yedik ve dondurmadan sonra nihayet konuşmaya cesaret edebildim.
“Üstat, itiraf etmeliyim ki klasikleri okurken aşırı sıkılıyorum. Hiçbirini bitirmeyi başaramadım.”
Bana, akıl danıştığı birinin, Yunan klasiklerini öğrenmezse asla büyük bir yazar olamayacağını söyleyene kadar, kendisinin de klasiklere dudak büktüğünü anlattı.
Klasikleri keşfettiğinde de aşık olduğunu aktardı.
Oedipus’a olan takıntısını ve babasını kimin öldürdüğünü araştırmak isteyen ancak trajik bir şekilde katilin kendisi olduğu sonucuna varan bir adamın hikayesinin onu nasıl baştan çıkardığından bahsetti.
Kitaplardaki dilin bende yarattığı bezginliğin üstesinden gelmek için çaba göstermemi ve anlattıkları muhteşem hikayelere odaklanmamı istedi.
“Peki okunması gereken klasiklerin bir listesini yapmak zorunda olsaydınız hangileri bu listede yer alırdınız?” diye sordum.
Büyük bir heyecanla “Hadi gel yapalım şu listeyi” dedi ve not defterini açıp bu hikayenin özünü oluşturan listeyi yapmaya başladı.
İspanyolca olan listenin Türkçe çevirisi şöyle:
1. İncil
2. Binbir Gece Masalları
2a. Platon ve Aristoteles
3. Odysseia
3a. Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri – Diogenes Laertios
4. Sophokles: Kral Oidipus
5. On İki Caesar’ın Yaşamı (Suetonius)
6. Plutarkhos
7. İlahi Komedya (Inferno)
8. Horatius (Ars Poetica – Şiir Sanatı)
9. El Cid (Baladlar)
10. Amadís de Gaula
11. Don Kişot
12. Şiir: İspanyol Altın Çağı
13. Gargantua ve Pantagruel
14. Yitirilen Cennet – John Milton
15. Chroniclers of the Indies
16. –
BBC Türkçe’nin notu: Listedeki bazı kitapların Türkçe çevirisini bulamadık, bilen okurlarımız var ve Türkçe çeviri isimlerini iletirse memnuniyetle güncelleriz.
Elimdeki liste bu. 30 yıl geçti ve hala bugüne kadar her bir kitapla ilgili olarak bana anlattıklarını not almama hatasının pişmanlığını yaşıyorum.
Mesela neden 2a ve 3a gibi ifadeleri kullandığını hatırlamıyorum. Alt maddeler neden var bilmiyorum. Ayrıca 16 numara neden boş onu da hatırlamıyorum.
Ölümünün 10’uncu yıldönümünde paylaştığım bu listenin yanında her bir eseri neden dahil ettiğine dair gözlemler olmasının daha faydalı olacağının farkındayım.
Belki de bu yüzden şimdiye kadar paylaşmak konusunda hep isteksizdim.
Evimdeki duvarda asılı bu listeyi gören kitapkurdu bir arkadaşımın sergilediği coşkuyu görünce benim anlattığım bu hikayedeki bana ait gazetecilik hatalarına rağmen bunu öğrenenler için bir değeri olacağını düşündüm.
Ayrıca Garcia Marquez’in anılarını yayınladığında söylediği o harika cümleyi de hatırladım:
“İnsanın yaşadığı değildir hayat, aslolan hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır.”
Yıllar içinde bu listedeki bazı eserleri okudum. Chronicles of the Indies’ın bazılarını, Kral Oidipus’u, Binbir Gece Masalları’nı, Odysseia’yı, İncil’den bazı bölümleri, İlahi Komedya’yı Golden Age’den bazı şiirleri okudum.
Ama inanıyorum ki, bir Nisan öğleden sonrasında, bu harika listeyi hazırlayan, önerdiği bütün kitapları gereken saygıyı göstermediğim için bana kızmazdı.
Bir tesellim, o unutulmaz öğle saatlerinde benim bir başka itirafım üzerine dile getirdiği bir diğer tavsiyedeydi; o sırada hala Don Kişot’u okuyamamıştım:
“Bak sana tavsiyem şu: Kitabı tuvalette erişebileceğin bir yere bırak ve tuvalete her gidişinde biraz oku.”
]]>ÇEKTİĞİM BÜYÜK ACILARDAN BİRİYDİ
Selçuk Yöntem, konservatuarı kazandıktan sonra başarılı bulunmayıp okuldan atıldığını, Danıştay’a başvurarak yeniden konservatuara giriş hikayesini Ahmet Mümtaz Taylan’la Empati’de paylaşırken “Çektiğim en büyük acılardan biri Danıştay’a gitmekti” cümlesini kurdu!
Zuhal’le çok genç evlendik
Ahmet Mümtaz Taylan’ın “Yabancı dilin yokmuş ama Londra’ya gitmişsin, İngiltere benim için tecrübe olarak 10 yıla bedel dedin mi? Neler oldu İngiltere’de” sorusuna Selçuk Yöntem: “O bir hülyaydı, İngiltere’de master yapmak, Royal Akademi’ye gitmek, çalışmamız gerekiyordu orada.
Zuhal’le bir ailenin yanına gittik, bir barda bir arkadaşım sunuculuk buldu bana ama, İngilizce bilmiyorum. Sunacağım metni hazırladılar bana, ezberledim. Okuyorum iniyorum, öyle idare ettik 1-2 ay.
Ütücülük, garsonluk yaptım, bulaşık yıkadım, restoranda menajerliğe kadar yükseldim. sonra dönmeye karar verdik. Çok gençtik, çok genç evlendik, o 19 yaşında ben 23 yaşındayım düşünebiliyor musun, cengaverliğe bak? Zuhal çok istedi dönmeyi, döndük”
Berlin’de taksici “Biraz trafik var 13 dakika” dedi
Berlin’de yaşayan Selçuk Yöntem, Berlin için: “Berlin kültürel ve farklı bir yapıya sahip olduğu için beni çekiyor. İster sakin ister hızlı bir hayat sürüyorsunuz.
Orada zaman daha ağır akıyor gibi geliyor bana, telaşsız ve stressiz akıyor. Biz çok renkli bir ülkeyiz, her gün bir şey oluyor. Son gittiğimde taksiciye “ne kadar da gideriz” dedim, “biraz trafik var 13 dakika” dedi.
Bizim taksi bulmamız yarım saat sürüyor. Öyle bir sakin ve telaşsız, sabırlı bir hayat var Berlin’de. İstanbul’da zaman hızlı akıyor. Yurdumun lezzetleri başka ama” cümlelerini kurdu…
Amadeus’a başlamadan önce Sadri Alışık’ı rüyamda gördüm
5 yıldır kapalı gişe oynadıkları “Amadeus”daki rolünü kabul etmeden önce rüyasında Sadri Alışık’ı gören Selçuk Yöntem “Bugüne kadar 2-3 rüya varsa bana işaret, bu çok enteresandı” dedi.
Ve oyun öncesi gördüğü rüyasını şu cümlelerle anlattı: “Rahmetli Sadri Alışık’la hiç tanışmadım, çok tanışmak isterdim, çok iyi bir aktördü. Kerem Alışık bana oyunu teklif ettiği zaman düşünelim dedim, zaman geçti, en son görüşmeyi yapacağız evet mi hayır mı durumundayız.
Rüya gördüm, Sadri Abiyi gördüm rüyamda, nasıl güzel gözler ve kirpikler, bana rüyamda gözleriyle onay verdi” rüyamı Kerem’e anlattığımda, ağladı. İyi ki o işaret yapmış.
Uykuyu kimse çözemedi, ben rüyalara inanıyorum… Rüya diye bir gerçek var, çünkü bana öyle gülümsemeyip hayır da diyebilirdi. Boş boş da bakabilirdi… Bu olay bir gerçek”
Babama minnettarım
Ahmet Mümtaz Taylan’ın “Bugün babana ne söylemek istersin” sorusunu Selçuk Yöntem şu sözlerle yanıtladı: “Bana öğrencilik yaşamımda konservatuara girdiğim zaman yaptığı yardımlara, buna vesile olmasına, beni tiyatroya, operaya, baleye götürmesine, klasik müzik dinlettirmesine minnettarım. Ona çok teşekkür ediyorum, çok şey borçluyum”
]]>Sosyal medyada Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanlığı’nda çekildiği öne sürülen ‘para sayma’ görüntülerine ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, suç ve suç unsuru bulunup bulunmadığının tespiti için re’sen soruşturma başlatılmıştı. Soruşturma çerçevesinde CHP eski İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, CHP eski İstanbul İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın eski basın danışmanı Can Poyraz, söz konusu binayı sattığı öne sürülen Ali Rıza Braka, İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz, Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Onur Öksel, Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın Danışmanı Melih Morsümbül ve iş adamı Hüseyin Köksal’ın şoförü Servet Yıldırım ‘şüpheli’ sıfatıyla Savcılığa ifade vermişti.
“Arkadaşlarım benim bu parayı bağış kampanyası kapsamında CHP İl Teşkilatına teslim edeceğim konusunda bana güveniyorlardı”
10 şüphelinin ifade verdiği soruşturma çerçevesinde, Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç da 11.kişi olarak ‘şüpheli’ sıfatıyla Savcılığa ifade verdi. Şüpheli Kılıç’ın ifadesinde, “2019 yılının sonbaharında CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın başlattığı ‘Bir Tuğla da Sen Koy’ bağış kampanyasından toplanacak paralarla CHP İstanbul İl Başkanlığı binası alınması planlanıyordu. Bu husus parti toplantılarında sürekli olarak konuşulan bir konuydu. Ben de CHP Parti mensubu olmam nedeniyle bu kampanyaya destek vermeyi uygun gördüm. Bu kapsamda kendim 50 bin lira bağış yaptım. Yine samimi olduğum arkadaşlarımdan da bu kampanyaya destek olmalarını rica ettim. Arkadaşlarımdan olan Ercan Konak 50 bin lira, Hüseyin Kalkan 50 bin lira, Vedat Ali Aydın 50 bin lira olmak üzere toplamda 200 bin lira bağış parası topladım. Arkadaşlarım bağış paralarını doğrudan bana teslim ettiler çünkü benim bu parayı bağış kampanyası kapsamında CHP İl Teşkilatına teslim edeceğim konusunda bana güveniyorlardı. Topladığım bağış paralarını da sürekli olarak yanımda bulunduruyordum çünkü bulunduğum ortamda başka bağış yapılırsa onları da bu bağış miktarının üzerine ekleyip bana söylenen kişiye teslim edecektim” dedi.
“Kampanyanın başlatılmasında ve paraların toplanmasında sorumluluk CHP İstanbul İl Başkanlığı’na aittir”
CHP İstanbul İl Teşkilatından birisinin kendisini arayarak paraları kendisinin belirttiği adrese götürmesini istediğini söyleyen Kılıç, “Bana telefondan bir adres gönderdi. Ben de müsait değildim bu nedenle Melih Morsümbül’ü arayarak bulunduğum yere çağırdım. Toplamda 200 bin lirayı kendisine vererek iletilen adrese götürmesini istedim. O da kendisine denileni yaptı, ona herhangi bir kişi ismi vermedim. Aynı gün parayı belirtilen adrese götürdü, orada bulunan kişilere teslim ettiğini söyledi. Konu bu şekilde kapandı. O tarihlerde parti binası alınması için herkes seferber olmuş durumdaydı. Bu nedenle parayı verdiğimiz anda makbuzun alınıp alınmamasının çok önemli olduğunu düşünmedim. Bağış makbuzlarını CHP İstanbul İl Teşkilatının daha sonra bana göndereceğini düşündüm. Sadece İl Binası alınmasına destek olmak amacıyla kendimin ve yakın arkadaşlarımın yaptığı bağış paraları oraya gönderilmiştir. Benden bizzat bağış yapmamı isteyen kimse yoktu. Toplantılarda sürekli olarak herkesin imkanları ölçüsünde bu kampanyaya gönüllü olması isteniliyordu. Ben de gönüllü olarak kampanyaya destekte bulundum. Kampanyanın başlatılmasında ve paraların toplanmasında sorumluluk CHP İstanbul İl Başkanlığı’na aittir. Yine satın alınan İl Binası için elden ödenen paranın parti gideri olarak kayıtlara girip girmediği hakkında bir bilgim yoktur” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>“KAZANAMAZSAM GELECEĞİMİ DÜŞÜNMELİYİM”
Hatay Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterdikleri Gökhan Zan’a ait olduğu iddia edilen ses kaydıyla ilgili konuşan Erkan Baş, “Kayıtlar olduğuna dair söylentiler vardı. Arkadaşlarımız doğrudan kendisine sordu. Zan ‘Kazanamazsam geleceğimi düşünmeliyim’ dedi. Bu yaklaşımla süreci devam ettirmemiz mümkün değildi. Bundan sonrası hukukun konusu. Son görüşmeye Gökhan Zan gelmedi. İlişkisini basın üzerinden yürütmeyi tercih etti” dedi
“BEN ZATEN GELECEĞİNİ KURTARMIŞ BİRİSİYİM”
Gökhan Zan, Erkan Baş’ın sözlerine canlı yayına katılarak yanıt verdi.
“Ben AK Parti’den geçen dönem bakan yardımcılığı pozisyonlarından birisinin bana verileceği söylenmişken bile kabul etmemiş birisiyim. Erkan Baş benimle ilgili ‘Geleceğini kurtarmak için…’ dedi. Ben zaten geleceğimi kurtarmış birisiyim. Benim mevki, para, şöhrete ihtiyacım yok. Ben zaten yorumculuk, teknik adamlık yapan birisiyim. Benim bunu AKP’den, CHP’den, İşçi Partisi’nden isteme gibi bir endişem yok. Öyle bir durum içerisine zaten girmem, işim değil zaten. Benim kendi işim zaten futbol, teknik adamlık.

“DAHA ÖNCEKİ TEKLİFLERİNİ KABUL ETMEDİM”
(Böyle bir şey söylemediniz mi?) Hayır asla. Daha önce seçimlerden önce kendileriyle yürümem için spor projeleri teklif ettiler, ben bunu kabul etmediğimi ifade ettim. Ancak o şahıslardan birisiyle sohbet ederken ‘Siyasetten sonra ne yaparsın kazanmazsan?..’
Ben de dedim ki, yorumculuğa, teknik adamlığa başlayacağım dedim. Sayın Ahmet Şık’a ifade ettim. Cumartesi günü ses kaydı geldiğinde ‘Asla kabul etmiyorum, nöbetçi savcılığa başvurmak istiyorum’ dedim. Bana dediler ki ‘Hayır, lütfen pazartesiyi bekle, acele etmeni istemiyoruz, batıyorsak birlikte batıyoruz, çıkarsak da birlikte çıkarız’ denildi. Ben ‘Hayır, kabul etmiyorum, neden bekliyoruz?’ dedim.
“KURUMSAL OLARAK BANA DESTEK OLMADINIZ”
Bir aydan beri şantaj, kumpas, tehditlere maruz kaldığımı ifade etmiştim. Neden bugün elimize geçer geçmez birlikte gitmedik? Bana destek vereceğinizi söylediniz kurumsal olarak, bunu da yapmanız. Cumartesi gününden sonra bana ‘Yorulduysan çekilebilirsin’ dediler. Ben partimden ‘Birlikteyiz, yargı karar verecek, ey halkım böyle bir dedikodu var ortada, yargıdan çıkacak karara saygı duymakla birlikte adayımız başkan olursa ve bu işin içindeyse geri çekeceğiz’ demelerini beklerdim.
“ERKAN BAŞ TELEFONLARIMA DÖNMEDİ”
Peki Pazar günü ben savcılığa gider gitmez, bir saat içerisinde, yangından mal kaçırır gibi yaptıkları destek çekme açıklamasının nedeni nedir acaba? Soruyorum, bu yaptıkları siyasi etiğe sığar mı? İnsanlar partinin açıklaması üzerinden beni suçluyorlar. Ahmet Şık da oradaydı. Bana dedi ki ‘Pazar günü için seninle konuşmamız lazım’. Benim dört beş tane programım var, ben zaten cumartesi günü onlarla konuşmuştum. Sayın Erkan Baş’ı iki kez aradım. Telefonlarıma dönmedi. Bir daha aradım telefonunu kapattı.
Benim alnım ak, başım dik. Yarın yargıdan çıkacak sonuçta ne yapacaklar? Nasıl bir karar alacaklar? O zaman ben de şunu ifade etmek isterim, özür dilerim ama… Ben bu olaylara girmek istemiyordum. Ben sayın genel başkanımla yüz yüze bunları konuşmak isterdim. Keşke bağlansa ben de birkaç soru sormak istesem, kendisi tüm durumu aydınlatabilse. Ben Samandağ’da, Defne’de, Arzsuz’da… Soruyorum, bir defa neden beni mitinglerine çağırmadılar? Samandağ’da 50’ye yakın miting yapıldı, ben neden orada olmadım?
]]>İSTANBUL – CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda çekildiği öne sürülen ‘para sayma’ görüntülerine ilişkin soruşturmada, Savcılığa ifade veren Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Onur Öksel’in ifadesi ortaya çıktı.
Sosyal medyada Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığı’nda çekildiği öne sürülen ‘para sayma’ görüntülerine ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, suç ve suç unsuru bulunup bulunmadığının tespiti için re’sen soruşturma başlatılmıştı. Soruşturma çerçevesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, CHP eski İstanbul İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın eski basın danışmanı Can Poyraz, söz konusu binayı sattığı öne sürülen Ali Rıza Braka ve İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz ‘şüpheli’ sıfatıyla Savcılığa ifade vermişti. Ayrıca Braka’nın avukatı Gökhan Taşkapan’ın da bilgi sahibi olarak ifade verdiği ve CHP eski İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun da ‘şüpheli’ sıfatıyla Savcılığa ifade vermeye çağrıldığı öğrenilmişti.
“Çantayı avukatın makam odasında bana verdiği sırada odada ben, Muammer Keskin ve avukat Ergün Özer vardı”
Konuya ilişkin Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Onur Öksel de ‘şüpheli’ sıfatıyla Savcılığa ifade vermek üzere Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’na geldi. Şüpheli Öksel’in Savcılığa verdiği ifadesi de ortaya çıktı. Şüphelinin ifadesinde, “2019 yerel seçimlerinden sonra Kasım ayında Şişli Belediye Başkanı Özel Kalemi olarak Bakanlık onayıyla istisnai memuriyet atama yoluyla görev yapmaya başladım. Hala da Şişli Belediyesi’nde memur olarak gözüküyorum. Şu anda hala görevlendirmeyle Şişli Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyorum. Soruşturmaya konu görüntülerin çekildiği 9 Aralık 2019’da (o tarihlerde Belediye Başkanı’nın özel kalemi olarak görev yapıyordum) Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin beni, kendisinin avukatı Ergün Özer’in Harbiye tarafında bulunan ofisine çağırdı. Avukatın ofisine gittiğimde görüntülerde benim elimde bulunan çantayı bana verdi. Çantayı avukatın makam odasında bana verdiği sırada odada ben, Muammer Keskin ve avukat Ergün Özer vardı. Başka birisi yoktu” dedi.
“Küçükçekmece Belediye Başkanının oğlu olduğu belirtilen şahıs da oradaydı”
Şüpheli Öksel ifadesinin devamında, “Çantayı aldığımda içinde para olduğunu biliyordum ancak parayı nereye götüreceğimi, götürme amacımı bilmiyordum. Olayın Belediye Başkanı’nı kendi şahsi olayı olduğunu ve bu nedenle avukatının yanında bana çantayı teslim ettiğini düşündüm. Muammer Keskin çantayla birlikte bana şu anda hatırlayamadığım bir adres verdi ve çantayı oraya götürmemi istedi. Çantayı alarak tek başıma görüntülerin çekildiği avukat Gökhan Taşkapan’ın ofisine gittim. Başkanın bana vermiş olduğu kağıtta açık adres yazılı olduğu için adresi bulmak için kimseyle iletişime geçmedim. Doğrudan bana söylenen yere gittim. Ofise girdiğimde orada o tarihte CHP İl Başkan Yardımcısı olan Özgür Nas ve yine il Başkanının basın danışmanı olan Can Poyraz oradaydı. Onları görünce partiyle ilgili bir durum olduğunu anladım. Oraya gittiğimde tanımadığım ancak dün (21 Mart 2024 tarihinde) Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde Küçükçekmece Belediye Başkanının oğlu olduğu belirtilen şahıs da oradaydı. Masanın başında duruyorlardı, masa üzerinde para vardı ve paralar sayılıyordu. Ben de laptop çantası boyutunda bir çantanın içinden paraları çıkararak masanın üzerine bıraktım ve koltuğa oturdum. Yaklaşık 5-10 dakika oturduktan sonra ofisten tek başıma ayrıldım” diye konuştu.
“Orada da bulunarak paranın ne kadar olduğunu sormadım, hala da ne kadar teslim ettiğimi bilmiyorum”
Görüntülere yansıyan paranın nereden geldiğini ve nasıl temin edildiğini bilmediğini söyleyen şüpheli, “Ben sadece o tarihte Şişli Belediye Başkanı olan Muammer Keskin’in bana verdiği çantayı alarak sorgulamadan bana verdiği adrese götürdüm ve oradaki kişilere teslim ettim. Benim olaya dahilim bu kadardır. Para çantasını teslim aldığımda içinde ne kadar olduğunu bilmiyordum. Muammer Keskin bana paranın nereden geldiğini ve nereye harcandığını söylemedi. Çantayı teslim edeceğim kişinin ismini söylemedi. Sadece belirtilen ofise götür ve teslim et dedi. Ben de amirimin verdiği talimata uyarak çantayı götürdüm ve ofiste içindeki paraları çıkartıp masanın üzerine koydum. Görüntülerde bulunan kişiler paraları saydılar. Ofise gittiğimde Özgür’den CHP İstanbul İl Parti Binasının satın alınacağını öğrendim. Ofiste bulunanlardan sadece Nas ve Poyraz’ı tanıdığım için odada bulunan diğer kişilerle muhatap olmadım. Bu kişilere ‘tamam mı, bir sorun var mı’ diye sordum. Onlar da ‘tamam, sorun yok, her şey yolunda’ diye söylediler. Orada da bulunarak paranın ne kadar olduğunu sormadım, hala da ne kadar teslim ettiğimi bilmiyorum. Muhtemelen Belediye Başkanı benim parayı teslim ettiğim kişilere ne kadar gönderdiğini söylemiştir. Bunun üzerinde ofisten ayrılarak Şişli Belediyesi’ndeki ofisime gittim. Daha sonra Başkan Muammer Keskin ile bu konuyu konuştuğumuzda ne yaptığımı sordu, ben de bana verdiği adrese gittiğimde, Nas ve Poyraz’ın orada olduğunu, CHP İstanbul İl Binası’nın satın alındığını öğrendiğimi söyledim. O da bana ‘evet, evet, biliyorum zaten’ dedi. Bu konu bu şekilde kapandı. Daha sonra bir daha bunun üzerinde konuşmadık” ifadelerini kullandı.
]]>“BANU PARLAK’I VURMAM KARŞILIĞINDA 2 MİLYON TL DEĞERİNDEKİ BAYİLİK TEKLİF EDİLDİ”
Soruşturma aşamasında tanık olarak dinlenen Halil İbrahim Kalkan “2017 yılında Sezgin Polat’a 500 bin TL borç vermiştim. Bu parayı geri alamadım. 2023 yılı başlarında Sezgin Polat, oğlu Engin Polat ve gelini Dilan Polat’a ait güzellik merkezlerinin bir bayiliğini borca mahsuben bana vereceğini ancak kendilerine ticari hayatta zorluk çıkartan Banu Parlak isimli şahsın vurulması gerektiğini, Banu Parlak’ı vurmam halinde 2 milyon TL değerindeki bayiliği bana karşılıksız vereceğini söyledi. Bu teklifi kabul etmedim. Paramı istemeye devam edince de bu şahıslar beni ayağımdan vurdu. Yaralanmama ilişkin gerekli müracaatlarda bulundum. Vurulduktan sonra Banu Parlak bana sosyal medyadan ulaştı. Dilan Polat ve Engin Polat’tan şikayetçi olacağını belirterek ‘Bana şahitlik eder misin? diye sordu. Şahitlik yapacağımı söyledim. Ancak Banu Parlak bu konuyu basına yansıtarak, beni de televizyonlara çıkartıp gazeteciler ile muhatap etti. Normal şartlarda Banu’yu tanımam. Bu zamana kadar bir ilişkim olmadı. İş yerinin kurşunlandığını sosyal medyadan öğrendim. Arayıp ‘geçmiş olsun’ dedim. Kimin yaptığına dair bir fikrim yok” dedi.

“İLK ATIŞTA MERMİ YAMULUNCA ORTALIK SAKİNLEŞİNCE BİR KEZ DAHA KURŞUNLADILAR”
Daltonlar çetesi lideri Beratcan Gökdemir’i 2015 yılından beri tanıdığı söyleyen sanık Batuhan İnci, savcılıktaki savunmasında, “Bildiğim kadarıyla Beratcan’ın 200’e yakın adamı vardır. Kendisi yurtdışındadır. En son bildiğim kadarıyla Gürcistan’daydı. Eskiden beri bağlantımız olduğu için ihtiyacım olduğunda bana para gönderirdi. Olaydan bir gün önce Beratcan ile bir uygulama üzerinden görüştük. Maddi sıkıntımın olduğunu söyleyince ‘Sana bir iş vereceğim’ dedi. Boş bir dükkana silahla ateş etmem karşılığında para vermeyi teklif etti. Cezaevinden yeni çıktığım için doğrudan bu işlere karışmak istemiyordum. Arkadaşlarım Yunus Emre ve Nizamettin bu işi yapabileceklerini söylediler. Beratcan konum bilgilerini gönderdi motosikletin ve silahı teslim alınacağı noktayı da bildirdi. Ben evdeydim onlar eylemi gerçekleştirmeye gittiler. Geldiklerinde onların anlattığına göre silah kurusıkıdan bozma olduğu için ilk atıştan sonra mermi yamulmuş korkup kaçmışlar. Ortalık sakinleştikten sonra tekrar gidip 4 el daha ateş etmişler. Olayın iki parça olmasının sebebi bundan ibarettir” dedi.

“PARAYA İHTİYACIM OLDUĞU İÇİN KABUL ETTİM”
Ateş etme eylemini gerçekleştiren Nizamettin Bilgili ise, “Yunus Emre bana bir iş yerinin kurşunlama işi olduğunu söyledi. ‘Paraya ihtiyacın var mı?’ diye sordu. İhtiyacım olduğundan teklifi kabul ettim. Bana silah verdi. Yunus şoför konumundaydı, ben arka koltuktaydım. Gece saat 01.30 gibi iş yerinin önüne geldik bir el ateş ettim silah tutukluluk yaptı. Yunus işin tam olmadığını söyleyince saat 05.00 civarında tekrar gittik 4 el daha ateş ettim. İlk kurşunlamadan sonra işi yarım bırakmamak için tekrar gittik. İkinci olay yarım kalan ilk olayın devamıdır. Ben sadece para karşılığı bu işi yaptım” dedi.
TELEFONLARDA DALTONLAR ÇETESİ’NE AİT BİLGİLER BULUNDU
Öte yandan sanıkların yapılan telefon incelemelerinde, Daltonlar Çetesi’nin firari lideri Barış Boyun ve diğer çete üyelerinin birçok fotoğrafı, uyuşturucu, yüklü miktarda para ve silah fotoğraflarının da bulunduğu tespit edildi. Ayrıca Onur Abiç’in telefonunda Gürcistan’da firari olduğu esnada öldürülen Barış Boyun’ın yakın adamlarından biri olan Emircan Yılmaz’ın fotoğrafının bulunduğu da görüldü. Bir başka sanığın telefonun da ise Beratcan Gökdemir’in talimat içerir mesajları ve Banu Parlak’a ait fotoğrafların olduğu belirtildi.
]]>Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP), Gökhan Zan’ın adaylığını geri çekmesini duyurmasının ardından Gökhan Zan, “Suç duyurusunda bulunduğum şahıslar bana sahte bir kayıtla şantaj yapıp adaylıktan çekilmemi, çekilmezsem aileme ve bana zarar verme, itibar suikasti yapacakları tehdidinde bulundular… Yoluma daha güçlü bir şekilde halkımızla beraber el ele, gönül gönüle devam edeceğim” dedi.
TİP, Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak gösterdiği Gökhan Zan’ın adaylığını geri çektiğini duyurdu. Gökhan Zan ise TİP’in bu açıklamasının ardından, X hesabından bir video yayınladı. Zan, videoya şu notu düştü:
“YOLUMA VE ADAYLIĞIMA HALKIMLA BİRLİKTE DAHA AZİMLİ VE GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE DEVAM EDECEĞİM”
“Sevgili halkım. Sizlerle bu yola çıkarken asla pes etmeyeceğimi, mücadeleden vazgeçmeyeceğimi, yolumuza engeller çıkarsalar da geri adım atmayacağımı söylemiştim. Halkımızın kaynaklarını ve tercihlerini sömürerek kurdukları saltanatı sürdürmek isteyenler, adaylığımızdan ilk günden beri rahatsız oldular. Tehditlerine ve şantajlarına boyun eğmediğimde de bu sefer en iyi bildikleri FETÖ’cü yöntemlere, montajlara sarıldılar. Ama bu sefer sert kayaya çarptılar ve desteğini her zaman yanımda hissettiğim siz değerli hemşerilerimin mücadele azmine ve kararlılığına yenik düşecekler. Yoluma ve adaylığıma halkımla birlikte daha azimli ve güçlü bir şekilde devam edeceğim. Karanlık odaklara, kiralık çetelere ve satılık kalemlere inat güzel günler göreceğiz. Uğradığım tehdit ve şantajlar hakkında yaptığım suç duyurusu sonrası basın açıklamamı saygıyla paylaşıyorum.”
“Yarın sabahtan itibaren daha kararlı, dirençli, güçlü bir şekilde hemşerilerimizle birlikte yürümeye ve onların sesi olmaya devam edeceğim” diye konuşan Zan, adaylığına ilişkin yayınladığı videoda şunları söyledi:
“LÜTFÜ SAVAŞ ADINA BANA GELDİKLERİNİ, ÇEKİLMEZSEM BANA SAHTE KAYITLARLA İTİBAR SUİKASTI YAPACAĞINI SÖYLEYENLERİN ŞANTAJINA MARUZ KALDIM”
“Az önce sayın savcımızın yanına çıktım. Gereken açıklamaları ilettim. Son bir haftadır maalesef yoğun bir tehdit ve şantajla karşı karşıya kaldım. Daha önce adaylıktan çekilmem için Lütfü Savaş adına bana geldiklerini söyleyen ve beni, bana ve aileme zarar vermekle tehdit edip, çekilmezsem bana sahte kayıtlarla itibar suikastı yapacağını söyleyenlerin şantajına maruz kaldım. Ama bu tehdit ve şantajlara boyun eğmedim. Bir daha gelirlerse haklarında suç duyurusunda bulunacağımı söyleyip kovdum. Durumu parti genel merkezimle ve genel başkanımla paylaşmıştım. Partim bu tür şantajların kesilmeyeceğini, boyun eğmemem gerektiğini ve yanımda durduklarını söyledi.
“BANA İTİBAR SUİKASTİ YAPACAKLARI TEHDİDİNDE BULUNDULAR”
Ancak dün itibarıyla az önce haklarında suç duyurusunda bulunduğum şahıslar bana sahte bir kayıtla şantaj yapıp adaylıktan çekilmemi, çekilmezsem daha önce söyledikleri gibi aileme ve bana zarar vermek, basın yoluyla bana itibar suikasti yapacakları tehdidinde bulundular. Ben de bugün adliyeye gelip suç duyurusunda bulundum. Bu yola çıkarken tek hedefim vardı. ‘Depremle yıkılmış şehrimizin, iktidardaki AKP ve yereldeki AKP eskilerinin insafına bırakılmaması. Depremde yalnız bırakılan insanlarımızın yaralarını sarmak, dertlerine derman olmaktı. ‘Ceketimi assam kazanırım’ deyip hem depremde hem sonrasında halkımızı yalnız bırakan ve seçeneksizliğe mahkum eden ayrımcı zihniyete karşı bir alternatif olmaktı. Halkımızın ve hemşerilerimizin çantada keklik olmadığını, iradelerine ipotek konulamayacağını göstermek, Hatay halkının helal ve temiz oylarıyla seçilen Can Atalay’ı vekillikten düşürseler bile, asıl iktidarın halkın gönlünde, aklında ve direniş iradesinde yattığını gösterip, Can Atalay’ı ve tüm arkadaşlarımızın mücadelesini selamlamak, CHP’de ‘Adam mı var?’ diye halkımızı aşağılayan, zehirli dile karşılık Hatay’ın her evladı Hataylıları temsil edecek yetkinliğe sahiptir’ iddiasını ortaya koymaktı.
“GENEL VE YEREL İKTİDARIN EL ELE VERİP ANLAŞTIĞI TEK KONU, DÜŞMANLIK VE HATAYLILARIN İRADESİNİ MANİPÜLE ETMEKTİR”
Hedefimden ve mücadelemden bir milim sapmış değilim. FETÖ’cü yöntemleri, kirli siyasetinin merkezine oturtmuş olan genel ve yerel iktidarın el ele verip anlaştığı tek konu, Hataylılara düşmanlık ve Hataylıların iradesini manipüle etmektir. İktidar, ‘Belediyeyi bize vermezseniz Hatay’a hizmet gelmez’ derken Lütfü Savaş’ın ekmeğine yağ sürer, Lütfü Savaş da ‘İlçelerde AKP’ye, büyükşehirde bana oy verin’ diyerek iktidarın ekmeğine yağ sürer. Bizler de diyoruz ki Hataylılar, AKP’den de AKP artıklarından da büyüktür. 1 Nisan sabahında Hatay alternatifsiz olmadığını, kendi belediyesini kendisinin yöneteceğini tüm ülkeye gösterecektir. Durmadan çalışmaya, sokaklarda, caddelerde, köylerde, tarlalarda, fabrikalarda kadınlarla, gençlerle, büyüklerimizle, yaşlılarımızla, çocuklarımızla el ele, omuz omuza aydınlık yarınlar için yürümeye devam edeceğim.
“YOLUMA DAHA GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE HALKIMIZLA BERABER EL ELE DEVAM EDECEĞİM”
Özgürlüğün adresi olarak gösterilen sosyal medyadan bile bugün videolarımı kaldırıp engel olmaya çalışanlara sesleniyorum. Hadi gelin gücünüz yetiyorsa, kısın sesimi. Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan. Yarın sabahtan itibaren daha kararlı, dirençli, güçlü bir şekilde hemşerilerimizle birlikte yürümeye ve onların sesi olmaya devam edeceğim. Yoluma daha güçlü bir şekilde halkımızla beraber el ele, gönül gönüle devam edeceğim.”
]]>İstanbul Beyoğlu’ndaki ofisinde alacağının kalanını almaya çalışan eski ortağını öldüren sanık Suat Beker hakim karşısına çıktı. Otomobil alım satım işiyle uğraşan sanık mahkemedeki savunmasında, eski ortağına borcu olan 1 milyon liranın 400 bin liralık kısmını 15 bin dolar olarak ödediğini kalanı ödemek için de hazırlık yaptığı dönemde aralarında bu olayın çıktığını anlattı. Sanık, “Bana sinkaflı sözler söyledi ve elini beline götürdü, silahını alıp bana doğrultacağı sırada ben erken davrandım ve bir el ateş ettim. Hala hareketine devam ediyordu. Bana zarar vermesinden korkarak ateş etmeye devam ettim. Pişmanım ve tahliyemi talep ediyorum” dedi.
İstanbul Beyoğlu’nda Suat Beker’in (37), 19 Eylül 2023 saat 09.50 sıralarında Piyalepaşa Mahallesi’nde otomobil alım satımı yaptığı ofisine gelerek taşkınlık yaptığı iddia edilen Haydar Arıcıoğlu’na (43) birden fazla kez ateş ederek öldürdüğü olaya ilişkin yargılanmasına başlandı.
29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmaya tutuklu sanık Suat Beker bağlı bulunduğu cezaevinden jandarma eşliğinde getirilirken avukatları Hulusi Yıldırım ve Zeynep Çevik Akyüz duruşmaya katıldı. Müşteki avukatı ise duruşmaya Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemleri (SEGBİS) yöntemiyle katıldı.
TUTUKLU SANIK BEKER: “OFİSİME GELİP TAŞKINLIK ÇIKARIYORDU, BENİ TEHDİT ETTİ” DEDİ
Mahkemede ilk savunmasını yapan Suat Beker, maktul Haydar Arıcıoğlu’nun ofisine gelerek taşkınlık çıkardığını belirterek şunları söyledi:
“Olaydan bir gün önce saat 2-3 civarında kalan 1 milyon TL’lik borcumdan ödemeye yapacaktım. Haydar benim işyerimde olmadığımı bile bile 11.00’da şirkete gelerek taşkınlık çıkarmış. Çalışanlarım beni aradı, Haydar’ın etrafa küfürler savurduğunu söyledi. İşyerime geldim, kendisine 1 milyon TL’lik borcumdan 400 bin lirasını 15 bin dolar olarak verdim. Geri kalanını bir iki gün içerisinde vereceğimi söyledim. Bunun üzerine bana küfür etti, ‘Seni vururum’ dedi. Şizofreni hastası olduğunu belirterek, ‘Bana bir şey olmaz’ dedi. Ertesi gün sabah 8.00 civarı ofisime gittim, 9.00 civarı da Haydar geldi. Parayı istedi. O saatte bankaların kasasında bile para olmadığını söyleyerek öğleden sonra 15.00 gibi parasını vereceğimi söyledim. Bana sinkaflı sözler söyledi ve elini beline götürdü, silahını alıp bana doğrultacağı sırada ben erken davrandım ve bir el ateş ettim. Hala hareketine devam ediyordu. Bana zarar vermesinden korkarak ateş etmeye devam ettim. Pişmanım ve tahliyemi talep ediyorum.”
Tanık Ömer Ecevit, “Haydar olaydan bir gün önce işyerimize geldi ve Suat hakkında küfürler etti. Suat Beyi aradık, geldi ve 15 bin dolar ödeme yaptı” dedi. Mahkemede dinlenen diğer tanıklar ise beyanlarında maktul Haydar’ın sık sık küfür ettiğini, silah taşıdığını ve taşkınlık çıkardığını söylediler.
TUTUKLULUK DEVAM
Mahkeme sanık Suat Beker’in tutukluluk halinin devamına, diğer tanıkların dinlenmesine ve sanığın telefonunun incelenmesine karar vererek duruşmayı erteledi. Suat Beker’in kasten öldürme suçundan ömürboyu hapsi isteniyor.
]]>Yüksek kar getirisi bulunan güvenilir bir fon olduğunu ve Fatih Terim gibi isimlerin de bu fona dahil olduğunu söyleyerek aralarında tanınmış futbolcular Arda Turan, Fernando Muslera, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan’ın da bulunduğu 21 kişiyi yaklaşık 25 milyon dolar ile 7 milyon 384 bin lira dolandırdığı iddia edilen Şube Müdürü Seçil Erzan’ın yargılanmasına devam edildi. İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen 7 sanıklı duruşmada tutuklu sanıklar Seçil Erzan ile Ali Yörük ve bazı tutuksuz sanıklar hazır bulundu. Duruşmaya aralarında Arda Turan, Fernando Muslera ve Emre Belözoğlu’nun da bulunduğu bazı müştekiler de katıldı.
“Bana ‘milli piyango bileti alıp büyük ikramiyeyi kazandın, şimdi bunu vermiyor musun’ dediler”
Duruşmada savunma yapan Seçil Erzan, kimden ne kadar para alındığını, ne kadar para verildiğini tek tek anlattı. Sonrasında savunmasında, “Ben o gün ölmeyi beceremedim. Bana o zaman milyar dolar yaz deselerdi de yazacak durumdaydım. Kapıda bekleyen 10 tane tefeciye para vermek zorunda kalıyordum. Semih Kaya 4 milyon 275 bin dolar fazla aldı benden. Semih Kaya bana ‘Seçil Erzan kim ki bana ev alacak, benim ona ihtiyacım olacak?’ demişti. Ben kimsem neden 2 defa benim odamdan muhasebecisi gelip çuval çuval paralarla çıkıyor? Bana ‘milli piyango bileti alıp büyük ikramiyeyi kazandın, şimdi bunu vermiyor musun’ dediler. Ben bir çözüm noktasıyım ve şube müdürüyüm. Bir hata yapmışım insanlar, beni borç batağına sürüklediler. Benden para istediklerinde dediklerini itiraz etmeden yapıyordum çünkü türlü türlü şantajlarla karşılaşıyordum. Bana ‘bankayı da bu işin içine katacağız’ diyorlardı. Bir açık var, farkındayım, ilerliyor ve toparlanmasını bekliyordum. Hep vakit kazanmaya çalışıyordum” dedi.
“Arda Turan bana toplam 10 milyon 736 getirip 7 milyon 920 geri aldı”
Arda Turan’ın beyanlarına karşı söz alan Erzan, “Arda Turan bana toplam 10 milyon 736 getirip 7 milyon 920 geri aldı. 2 milyon 816 bin alacağı kaldı. Bunun dışında benim hatırlamadığım rakamlar varsa konuşuruz. Arda çıkarsın getirsin bakalım, yok öyle bir şey aklımı oynatacağım yok” diye konuştu.
“Özellikle 2022 Ocak ayından itibaren 2023 Nisan ayına kadar yatırılan tüm tutarları, bu zaman aralığındaki tüm parayı Fatih Terim’e ben verdim”
Bir şube müdürünün paraya dokunamayacağını, hatta kasaya girmesinin bile yasak olduğunu belirten Erzan, “Ben ciddi borç batağına girmiştim. Ödeme yapıyorlardı onunla diğerini kapatıyordum. Bana tefecilerin parasını getiriyorlarmış bunu bilmiyordum. En büyük korkum işten atılmaktı. Saydığım tüm isimlerin hesap hareketlerinin 2023 Nisan ayına kadar tek tek çıkarılmasını istiyorum. Bu arada Fatih Terim ile ilgili bir şeyler söylemediğim konuşuluyor. Hoca bir dönem özel bankacılıkta zarar etmişti, bankayı değiştirmek de istiyordu. Bana 300 bin dolar elden teslim etti ve ‘ne istersen yap, sen yaparsın, değerlendir bu parayı’ dedi. Sonra da 1 milyon dolar verdi. Özellikle 2022 Ocak ayından itibaren 2023 Nisan ayına kadar yatırılan tüm tutarları, bu zaman aralığındaki tüm parayı Fatih Terim’e ben verdim” şeklinde konuştu.
“Hoca ekside olduğunu biliyordu, daha önceden fazla aldığı için, ilkinde getirisini az bulup fazla harcadığını biliyordu, bunun için 1 milyon doları da gönderdi”
Özellikle Aralık ayından sonra Muslera ile başlayan ve devam eden süreçte her şeyin birbirine girdiğini belirten Erzan, “Arabam yolun ortasında durduruluyordu, bagajım açılıyordu ve paralar içinden alınıyordu. Ben hocaya şunu da söyledim, ‘hocam yüklü harcamalar yaptınız, mevduatlar aldınız, eksideyiz, lütfen bu konuda para getirmeniz gerekiyor’ diyordum. Hoca ekside olduğunu biliyordu, daha önceden fazla aldığı için, ilkinde getirisini az bulup fazla harcadığını biliyordu, bunun için 1 milyon doları da gönderdi. Yani 300 bin doları verdi ve ‘değerlendir’ dedi, beklediği kadarı olmadı ama her istediğimde bütün ödemeleri yaptı. 300 bin dolarla o an ne yaptığımı tam hatırlamıyorum, bir yatırım yapmadım. Muhtemelen bir kısmını değerlendirip diğer kısmını başkasına vermişimdir” diye konuştu.
“İnsanlar kendi gelirlerini resmi olarak belgeleyebiliyorsa, giderlerini de yapabilir ama bunu yapamıyorlarsa bu aradaki kaynak bendim”
Erzan savunmasının devamında, “Ben kimsenin parasını alıp 30 kişiye isteyerek dağıtmadım. Şuna inanıyordum, insanlar bana yardımcı olur diyordum. İnsanlar kendi gelirlerini resmi olarak belgeleyebiliyorsa, giderlerini de yapabilir ama bunu yapamıyorlarsa bu aradaki kaynak bendim. Babamın kefen parasını bile aldılar. Mesela Semih Kaya 10 Nisan’da bankaya gidiyor ama hiç para almadım diyor. Benden aldıklarını söylemeyip şu kadar alacağım var, şu kadar alacağım var diyor. Zaten herkes söylese fazla aldıkları parayı her şey açığa çıkacak. Şubeye teftiş gelmeliydi. Ben bankanın bildiğini düşünüyordum, bilmeliydi” dedi.
“Ötelenen kredi hocanın kredisiydi”
Önemli ve büyük bir müşterinin kredilerini şubeden ötelettirdiğini belirten Erzan, “Arka arkaya ötelettiriyorum, banka o dönem şubeye teftişe gelebilirdi. Yetki tamamen bendeydi, sonradan ‘nasıl böyle bir hayata düşmüşüz’ dediler” dedi. Kendisine bu kişinin kim olduğu sorulduğunda ise “Ötelenen kredi hocanın kredisiydi” diye yanıtladı.
“Ben hocaya bir fon kuracaktım, öyle bir planım vardı ama kurulamadı”
Kimseye fon vadetmediğini ve fon olayının herkesin birbiriyle konuşmasıyla ortaya çıktığını belirten Erzan, “Fatih Terim fonu demedim, asla kabul etmiyorum. Bu Fatih Terim fonu kendilerinden çıkan bir şey oldu. Birkaç kişiye söylediğim oldu sadece zor dönemdeyken. Hatta ‘Fatih Terim fonzedeleri’ diye gruplar kurulmuş. Ben hocaya bir fon kuracaktım, öyle bir planım vardı ama kurulamadı. Hoca zaten parasının türediğini biliyordu” şeklinde konuştu.
“Benim odama valiz valiz paralar girip çıkıyor banka bunu bilmeliydi”
Savunmasına devam eden Erzan, “Bence banka benimle durum tespitine ilişkin yaptığı toplantıdan sonra bu parayı ödeme konusunda iyi niyetliydi fakat önüne gelen ‘aldım, almadım’ dedi. Sonuçta banka personelinin hatası, ödeme konusunda kanaatleri bence o yöndeydi. Bir şube müdürünün odasında, paraya dokunulması yasakken benim odama valiz valiz paralar girip çıkıyor. Banka bunu bilmeliydi” ifadelerini kullandı.
Duruşma Seçil Erzan’ın savunmalarıyla devam ediyor. – İSTANBUL
]]>Sinema yazarı Ali Saydam’ın moderatörlüğünü üstlendiği, usta yönetmenin eşi Gülper Refiğ ile usta oyuncu Hülya Koçyiğit’in konuşma yaptığı panel, Refiğ’in en sevilen filmlerinin yer aldığı tanıtım videosunun gösterimiyle başladı.
Panelin açılış konuşmasını yapan Saydam, “Uzun zamandır Halit Refiğ’i anma etkinliklerine katılmıyorum çünkü onun adını hatırladıkça çok duygulanıyorum. Halit Refiğ benim için çok büyük bir kayıptı. Benim duruşumun ve omuriliğimin oluşmasında önemli katkıları olmuştu.” dedi.
Refiğ’i 32 yaşında tanıdığını aktaran Saydam, şöyle devam etti:
“Benim büyüdüğüm yaş, Halit Refiğ ile tanıştığım yaştır. Bana çok iltifatlarda bulundu, beni adam yerine koydu. O dönemde solcu olduğum için milli lafını duyunca tüylerim diken diken oluyordu. Halit Refiğ’in fikirlerine karşıydım. Bir dergi çıkarıyordum o dönemde, dergide birine sinema yazısı yazdırmak istiyordum. Milliyet gazetesindeki arkadaşlarıma sordum, onlar da beni Halit Refiğ’e yönlendirdi. Halit Refiğ’i arayıp teklif gönderdiğimde ‘benim öyle boş vaktim yok’ diyerek telefonu kapattı. İkinciye aradım, yine telefonu yüzüme kapattı. Daha sonra evine ziyarette bulundum, yazı yazması için çok ısrar ettim ve o şekilde kabul etti. Dostluğumuz bu şekilde başladı.”
Saydam, Refiğ sayesinde analitik düşünce ve tarihsel gerçeklik kavramlarıyla tanıştığını söyleyerek, “Halit Refiğ ile sıkça yaptığımız tartışmalardan bir tanesi şuydu; ben kendisine ‘bir münevversin’ diyordum, o da ‘hayır ben sadece bir sinema yönetmeniyim hatta sanatçı bile değilim’ diyordu. Onu her ideolojiye mensup insanlar eleştirdi çünkü Halit Refiğ tutarlı bir adamdı. Şu anki toplumumuzda da ana sorunumuz, tutarsızlık ve sığlık sorunu aslında.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yanlışları hiç çekinmeden eleştiren böylesine güzel bir insandı”
Hülya Koçyiğit ise Refiğ ile aynı filmlerde yer almanın kendisi için büyük şans olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Gençliğimde hep hayal kurardım bir gün Halit Refiğ ile tanışsam, birlikte film yapabilir miyiz diye. Onun filmlerini izleyerek, yazdıklarını okuyarak onu daha yakından tanımaya çalıştım. Bir gün beni aradı ve Kemal Tahir’in bir romanını senaryolaştırdığını söyledi. Bana gönderdi, ‘oku’ dedi. Karılar Koğuşu romanından hazırlanarak oluşturulmuş bir senaryoydu. Bana Töze rolünü uygun gördü. ‘Bu rolü nasıl oynayacağım’ dedim. ‘Sen oynarsın, oyuncusun’ dedi ve bana güvendi. ‘İyi ki de bana güvendi’. Çünkü bu film bana Antalya Altın Portakal Ödülü kazandırdı. Hayatımda rol aldığım en önemli filmlerden biridir diye düşünüyorum. Halit Refiğ her şeyden önce bir insandı. İnsanı, tabiatı, hayvanı seven, ülkesini seven, ülkesinin daha iyi yerlere gelmesi için hep heyecan duyan, yanlışları hiç çekinmeden eleştiren böylesine güzel bir insandı. Onunla tanışmış ve çalışmış olmak benim için büyük bir şanstı. İçimde ve kalbimde onu hep yaşatıyorum.”
Halit Refiğ ile 27 Mayıs askeri darbesini konu alan bir film de yapmak istediklerini aktaran Koçyiğit, dönemin siyasi şartları ve maddi imkansızlık nedeniyle bu filmi gerçekleştiremedikleri bilgisini paylaştı.
“Türkiye’yi az gelişmiş olarak göstermeye çalışanlarla mücadele etti”
Gülper Refiğ ise eşini, “Ben sanatçıları ikiye ayırıyorum. Zanaatkarlar ve sanatçılar. Zanaatkarlar sipariş üzerine iş yapar ama gerçek sanatçıların yaptığı işler ülkeye mal olur. Ben eşimi üçüncü bir kategoriye ayırıyorum çünkü bana sürekli ‘ben sanatçı değilim’ derdi. Düşüncelerini toplumuyla paylaşmak için sinemayı en etkili araç olarak gördüğünü söylerdi. Bunun için sinemacı olmayı seçti.” ifadesini kullandı.
Halit Refiğ’in “Ulusal Sinema” kaygısının 19 yaşında Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu’nu dinledikten sonra başladığını belirten Gülper Refiğ, şöyle devam etti:
“Türkiye’yi üçüncü dünya ülkesi gibi göstermek isteyenlere karşı ‘burası büyük bir medeniyet, burada eşsiz bir tarih ve kültür var’ diyerek Türkiye’yi az gelişmiş olarak göstermeye çalışan güçlerle sinema yoluyla mücadele etmeye koyuldu. Diğer sinemacılar gibi zanaatkarlık yapmadığı için ödüller almadı. Eleştirmenler onun filmlerini hep yerin dibine batırırdı, o da bunlara aldırış etmeden yoluna devam etti. Onun filmlerinin anlattığı bir dert vardı.”
Gülper Refiğ, eşinin filmlerinin gerçekleri anlattığının altını çizerek, Kemal Tahir ile bu yüzden büyük bir dostluğu olduğunu söyledi.
Eşinin “Yorgun Savaşçı” filminin 12 Eylül cuntası tarafından yasaklanarak yakıldığını kaydeden Gülper Refiğ, bu yasağın kendileri için bir şeref olduğunu dile getirdi.
Gülper Refiğ, “Şu an Yeşilçam dönemindeki gibi saygı duyulan, görüldüğünde ayağa kalkılan sinemacılar neden yok? Çünkü Yeşilçam zamanındaki oyuncular, yönetmenler işlerini aşkla yaptı. Benim eşim de işini aşkla yapanlardan biriydi.” dedi.
]]>Almanya 2. Bundesliga ekiplerinden Nürnberg forması giyen Can Uzun, milli takım tercihini Türkiye’den yana kullandı. 18 yaşındaki futbolcu, milli takım tercihi sonrası soruları yanıtladı. Milli takım tercihini Türkiye’den yana kullanması ve karar sürecinden bahseden Can Uzun, “Kalbimin sesini dinledim. Böyle bir karar kulüp değiştirmek gibi bir kariyer kararı değil, kalpten verilen bir karar. Milli takımı hissetmeniz gerekir. Kalbim ve içgüdülerim bana Türkiye’nin benim için doğru seçim olduğunu söyledi. Düşünmek için biraz daha zaman istedim sadece. Son birkaç ay boyunca ailemle, kuzenlerimle, danışmanımla ve en yakın arkadaşlarımla bu konu hakkında çok konuştum ve onların fikirlerini de dinledim, ancak sonunda kalpten gelen, çok kişisel bir karar verdim. Benim için çok iyi ve kesinlikle doğru hissettiren kendi kararım bu” ifadelerini kullandı.
“Kendi memleketinizde bir futbol efsanesi olmaktan daha büyük bir şey yok”
Genç futbolcu, milli takım tercihinde sportif kaygıların ne ölçüde rol oynadığının sorulması üzerine, “Dediğim gibi, bu kalbimden gelen bir karardı ve hangi milli takımın bana şampiyonluklar kazanma veya daha iyi reklam anlaşmaları yapma şansı verebileceğine dair herhangi bir taktiksel değerlendirme yapmadım. Milli takımda yüreğinizle oynarsınız ve bu şan, şerefle ilgilidir. Kendi memleketinizde bir futbol efsanesi olmaktan daha büyük bir şey yok. Elimden gelen her şeyi yapacağım ve Türkiye için gururla oynayacağım. 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası, Türkiye’de gerçekleşecek ve biz olağanüstü yeteneklere sahip güçlü bir jenerasyonu. Avrupa Futbol Şampiyonası 2032’ye kadar her turnuva benim için bir onur ve mükemmel bir hazırlık” cevabını verdi.
“Kenan benim çocukluğumdan beri en yakın arkadaşım”
Kendisi gibi Regensburg doğumlu olan Kenan Yıldız’la ilgili düşüncelerini aktaran Can, “Bu da bir bonus tabii ki. Kenan benim çocukluğumdan beri en yakın arkadaşım. Regensburg’da futbol sahasında o kadar çok gün geçirdik ama hiç kulüpte birlikte oynamadık. Şimdi nihayet Türk Milli Takımı’yla bunu telafi edebileceğiz. Saha içinde ve dışında birbirimizi çok iyi anlıyoruz ve elbette büyük planlarımız var” cümlelerine yer verdi.
“Rudi Völler’in de bana tavsiye ettiği gibi kalbimin sesini dinledim”
Alman futbolunun efsanelerinden biri olarak görülen Rudi Völler ile yaptığı görüşmeyle ilgili bilgi de veren Uzun, “Rudi Völler sadece Almanya’da bir futbol efsanesi değil. Ailem ve ben, Rudi Völler’in bizimle bu kişisel sohbeti gerçekleştirmesini ve özellikle bunun için Nürnberg’e gelmesini büyük bir onur olarak görüyoruz. Babam da çok duygulandı ve gurur duydu. Rudi Völler son derece nazik ve saygılıydı ve ayrıca bana kalbimin sesini dinlemem gerektiğini ve kararımı Almanya’nın lehine vermezsem de kimsenin kırılmayacağını söyledi. Bunu duymak iyi geldi. Hiçbir baskı yoktu, dürüst, açık ve çok saygılıydı. Andreas Rettig ve Antonio Di Salvo da çok sempatikti. Sonuç olarak Rudi Völler’in de bana tavsiye ettiği gibi kalbimin sesini dinledim. Ancak kararımı vermeden önce her iki milli takımla da konuşmak benim için önemliydi, bu aynı zamanda bir saygı meselesi. Türkiye’nin yanı sıra Almanya da hayatımda her zaman çok önemli bir rol oynayacak. Regensburg’da doğdum, Regensburg, Ingolstadt ve Nürnberg’de futbol oynamayı öğrendim, Regensburg’da okula gittim, burada birçok arkadaşım var ve Nürnberg’de profesyonel futbolcu oldum. Bu nedenle Alman milli takımına ev sahipliği yapacakları Avrupa Şampiyonası ve gelecek için en iyi dileklerimi sunuyorum. Herkese Almanya’ya çok minnettar olduğumu söyleyebilirim. Türkiye ve Almanya benim memleketlerim” şeklinde konuştu.
“Kuntz, kulüpte iyi bir performans sergilersem EURO 2024’e katılma şansım olduğunun sinyalini verdi”
Can Uzun, Türkiye A Milli Takımı’nı tercih etmesi öncesinde karşılıklı görüşmeleri değerlendirerek, “U17’lerden beri Türk Milli Takımı için oynuyorum. Türkiye ile bir U17 Avrupa Şampiyonası’nda oynadım ve bana her zaman inandılar. Antrenörlerimin çoğu beni sık sık aradı ve benimle ve ailemle iletişimde kaldı. Stefan Kuntz da geçtiğimiz sonbaharda görevden alınmadan önce bana, kulüpte iyi bir performans sergilersem Almanya’daki 2024 Avrupa Şampiyonası’na katılma şansım olduğunun sinyalini verdi. Hamit Altıntop ve Vincenzo Montella da kişisel bir görüşmede bunu bana teyit ettiler. Hamit Altıntop ile de geçen yazdan beri diyalog halindeyiz. Kendisi büyük çaba sarf etti ve benim için önemli bir faktör oldu” açıklamasını yaptı.
“Hamit Altıntop ile kısa bir süre önce Münih’te şahsen tanıştım”
Türkiye Futbol Federasyonu Milli Takımlardan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Hamit Altıntop’un da kendisiyle Rudi Völler gibi şahsen buluştuğunu söyleyen Can, şunları dile getirdi:
“Hamit Altıntop ile kısa bir süre önce Münih’te şahsen tanıştım. Ailem ve ben, Hamit Altıntop’un İstanbul’dan Münih’e özellikle benim için uçup bana, aileme ve danışmanıma Türk milli takımının planlarını kişisel bir toplantıda anlatmasını büyük bir onur olarak karşıladık. Neredeyse iki saat boyunca futbol, Türkiye ve Türk futbolunun hedefleri hakkında konuştuk. Ayrıca Türk milli takımındaki gelecek rolüm hakkında da konuştuk. Daha sonra bir de kendisinden çok şey öğreneceğimden emin olduğum Vincenzo Montella ile telefonda uzun uzun konuştum. Onun beni futbolcu olarak görme şeklini ve futbol oynatma tarzını seviyorum. İtalya Serie A’da Roma’nın en iyi forvetlerindendi. Hamit Altıntop da bana çok yardımcı olacak, dünyanın en iyi kulüplerinde oynadı, çok fazla tecrübeye sahip ve çok açık sözlü. Bu konuda da içim rahattı. Hamit’in Rudi Völler ve Alman futbolu hakkında o denli pozitif konuşmasını da gerçekten etkileyici buldum, çok saygılıydı.”
“EURO 2024 kadrosunda yer almak için ligdeki her maçta elimden geleni yapacağım”
Almanya’da düzenlenecek EURO 2024 ile ilgili düşüncelerini paylaşan Uzun, “Benim için kesinlikle çok özel bir Avrupa Şampiyonası olacak. Yaz aylarındaki Avrupa Şampiyonası benim şu anki en büyük hedefim. Hamit Altıntop ve Vincenzo Montella da bana 1.FC Nürnberg’de iyi performans sergilemeye devam edersem dahil olacağımı açıkça söyledi. Çocukken bile bir Avrupa Şampiyonası’nda ve tabii ki bir Dünya Kupası’nda oynamayı hayal ederdim. Bir futbolcu için bundan daha büyük bir şey olamaz. Olabildiğince çok turnuvada oynamak ve mümkün olduğunca ileri gitmek için elimden gelen her şeyi yapmak istiyorum. Elbette orada olmak istiyorum, bu yüzden kadroda yer almak için ligdeki her maçta elimden geleni yapacağım. Sonra neler olabileceğini göreceğiz” diyerek sözlerini noktaladı. – İSTANBUL
]]>Kocasının görüntülü sohbet sitelerinde kadın kılığına girerek para kazandığını iddia etti
KOCAELİ – İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri 2 çocuk sahibi evli çiftin arasını bozdu. U.A. isimli şahsın para kazanmak amacıyla karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye zorladığı, eşinin bunu kabul etmemesi üzerine “kadın” gibi davranarak kendisinin başkalarıyla görüştüğü ve karşılığında bu kişilerden para istediği iddia edildi. Eşinin baskılarına dayanamadığı için boşanma davası açtığını söyleyen F.A., “Külotlu çorap giyiyordu. Yüzünü göstermiyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu” dedi.
Edinilen bilgiye göre, İzmir’de bir anaokulunda hizmetli olarak çalışan F.A. ile Tokat’ta restoranda çalışan U.A. (37), yaklaşık 5 yıl önce sosyal medyadan tanıştı. Evlenmeye karar veren çift, bir süre Tokat’ta ikamet ettikten sonra sırasıyla İzmir, Gebze ve Sakarya’da yaşadı. Aynı zamanda çiftin bu evliliklerinden biri 3, diğeri 5 yaşlarında olmak üzere 2 kızı dünyaya geldi. 5 yıllık evli çiftin arasında taşındıkları Sakarya’da problemler başladı. İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri, U.A. ile F.A’nın arasını bozdu. U.A’nın karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye ve başka erkeklerle konuşmaya zorladığı öne sürüldü. İddiaya göre, F.A’nın bunu kabul etmemesi üzerine U.A. farklı bir yönteme başvurdu. Kadın kılığına girdiği, sesini de değiştirerek başka erkeklerle sohbet ettiği ileri sürülen U.A’nın, bu şekilde canlı sohbet sitelerinden para kazandığı iddia edildi.
“Eşim benim telefonumdan birçok kişiyle yazıştı” iddiası
Öte yandan, 2022 yılının temmuz ayında Bursa’da yaşayan C.S. (34), iddiaya göre, sosyal medya üzerinden F.A. ile tanıştı ve ikili bir süre mesajlaştı. F.A’nın görüntülü konuşma için 100 TL istediği, C.S’nin de parayı gönderdiği öğrenildi. Bir süre sonra F.A’nın C.S’yi aralarında geçen yazışmaları yaymakla tehdit ederek, düzenli olarak para istediği iddia edildi. Şantaja dayanamayan C.S’nin ise Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına giderek şikayetçi olduğu, F.A. hakkında dava açıldığı bildirildi. Suçlamaları reddeden F.A. ise bu yazışmaları kendi telefonundan U.A’nın yaptığını, eşinin bu şekilde birçok kişiyle yazıştığını iddia etti.
2023 yılının ocak ayında Sakarya’dan Kocaeli’nin Gölcük ilçesine gelen F.A., eşi U.A’dan boşanmak için dava açtı.
“Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü”
Yaklaşık bir yıldır eşinden ayrı yaşadığını söyleyen F.A., “Boşanma davası henüz sonuçlanmadı. 3 ve 5 yaşında 2 kızım var. Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü. Delilleri elde ettikten sonra polise ihbar ettim ve boşanma davası açtım. Eşimle evlenirken bana restoranda çalıştığını söylemişti. Dışarıdan normal aile gibi görünüyorlardı. İnternetten tanıştık ve evlendik. Evlendikten sonra sürekli adres değiştirmeye başladık. Sürekli çevresindeki insanlara yalan söylüyordu. Daha sonra bana da yalanlar söylediğini anladım” dedi.
“Külotlu çorap giyiyordu”
Eşinin kendisine bu sohbet sitelerine girmesi için baskı yaptığını iddia eden F.A., “Sitelerde soyunmamı isteyenler oluyordu. Ben yapamadığım için para gelmiyordu. Para gelmeyince eşim bana hakaret ediyordu. Hatta bir kişi bizden şikayetçi olmuş. Hat adıma kayıtlı olduğu için adamla konuşmadığım halde bana dava açıldı. Eşim, siteden konuştuğu adamdan şantaj ve tehditle para istemiş. Bu şekilde şikayet üzerine adıma dava açıldı. Eşim aldığı paraları sürekli kumarda yiyordu. Kadın külotlu çorabı giyiyordu. Yüzünü göstermiyor, sadece bacaklarını gösteriyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu. Eşim önceden bana ne diyeceğimi söylerdi. Sözünü dinlemediğim zaman bana kızıyor, hakaret ediyordu. Eşim 2 seneye yakın bu şekilde para kazandı” ifadelerini kullandı.
(FK-HFV-BA-Y)
]]>Isparta’nın Yalvaç ilçesinde Ferhat Tokmak (38), alacak verecek meselesi yüzünden arasında husumet bulunan Hasan K. ve Feryaz Y. tarafından 26 Kasım 2023 tarihinde kafasından silahla vurularak öldürülmüştü. Yalvaç Adliyesi 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada ‘Kasten Adam Öldürme’ suçundan tutuklu yargılanan Hasan K. (46) ve Feryaz Y. (37), Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi aracılığıyla (SEGBİS) ilk kez hakim karşısına çıktı. Duruşma salonunda taraf avukatları ve aileler hazır bulundu.
Mahkeme başkanı tarafından söz verilen sanık Hasan K., maktul Ferhat Tokmak ile aralarında bir husumet olmadığını belirterek, “Olaydan 3 ay önce onunla Çınaraltı’nda denk geldik. Bana ‘Moralim bozuk, eve gidelim, sana çay demleyeyim’ dedi. Yaşadığı aparta gittik. Eve geldiğimizde kız kardeşi ile aralarında sıkıntı olduğunu ve kendisini şikayet ettiklerini söyledi. Ben de parası olup olmadığı sordum. Parası yoktu, bin 500 lira para verdim ve ‘Sende olunca bana verirsin’ dedim. Sonrasında olaydan iki gün önce maktul Ferhat Tokmak beni aradı, çok sinirli bir şekilde küfürler etmeye başladı. Bana telefonda ‘Arkamdan para verdim ödemedi diye konuşuyormuşsun’ dedi. Ben de insanlara aldırış etmemesi gerektiğini söyledim. Buna rağmen eşime kızıma küfür etmeye devam ediyordu” dedi.
Aynı gün Ferhat Tokmak’ın kızının iş yerine giderek küfürler ettiğini söyleyen sanık, “Aynı gün kızım beni aradı. İş yerine Ferhat Tokmak’ın geldiğini ve küfürler ettiğini söyledi. Ben de ‘Kızım onun kafası iyidir, ben konuşurum’ diyerek telefonu kapattım” diye konuştu.
“Silah patlama sesi duydum, benim vurulduğumu düşündüm”
Olayın olduğu gün izinli olduğunu ve kayınbiraderi Feryaz Y.’yi arayarak mantar toplamaya gittiğini söyleyen Hasan K., “Feryaz ile buluşup mantar toplamaya gittik. Ferhat ile aramda geçen konuşmalardan haberi yoktu. Dönüş yolunda Ferhat’ı aradım. Buluşalım, görüşelim dedim. Onu arama sebebim kızlarımı rahatsız etmesin, Yalvaç küçük bir yer, dedikodu çıkmasın istedim. Çınaraltı’nda bulunan otoparka geldim, Ferhat’ı arayarak otoparkta olduğumu söyledim. Biraz bekledikten sonra geldi. Arabadan inerek onu karşıladım ve konuşmak için arabaya geçtik. Arabaya biner binmez küfürler etmeye başladı. Daha sonra belinden silahı çıkarıp benim belimin sağ tarafına dayadı. Sonrasında silah patlama sesi duydum. Benim vurulduğumu düşündüm. Aşağı indim, Feryaz da inerek ‘Ağabey bu ölmüş’ dedi. ‘Emniyeti arayalım’ dedim. ‘Çocuklarımı görmeden arattırmam’ dedi. O an ikimiz de şoka girmiştik. Araca bindik, nereye gittiğimi bilmiyorum. Biraz gittikten sonra Feryaz yolun sağ tarafına indirip bıraktı. Daha sonra emniyete giderek teslim olduk, pişmanım. Planlayarak yapmadım” dedi.
Mahkeme heyeti tarafından dinlenilen Sanık Feryaz Y. ise maktul Ferhat Tokmak’ı tanımadığını söyleyerek, “Mantar topladıktan sonra eniştem Hasan K. bir arkadaşı ile görüşeceğini söyledi. Çarşıya otoparka geldik. Eniştem o kişi gelince bana ‘Arkaya geç’ dedi. Biraz bekledik, Ferhat geldi, eniştem araçtan inerek karşıladı. Arabaya biner binmez küfürler etmeye başladı. Ben de ‘Oturun konuşun, siz arkadaşsınız’ dedim. O sırada bana ‘Sen kimsin?’ diyerek fiziksel temasta bulundu. Elini çekti, silahı çıkarıp eniştemin beline dayadı. Arabanın arka kısmında bulunan silahı alarak aşağı indim. Onu araçtan çekmeye çalışırken silah sesi duydum. Silah patlayınca bir anda düştü. Nabzını kontrol ettiğimde atmıyordu. Enişteme boğuşma esnasında elimin yanlışlıkla tetiğe gittiğini söyledim. Araca binip oradan çıktık. Yol kenarına kimin bıraktığını hatırlamıyorum. Çocukları görmek için eve döndük sonrasında kendimiz emniyete teslim olduk” ifadelerini kullandı.
Mahkeme heyeti tarafından tanık olarak dinlenilen sanık Hasan K.’nin kızı N.K. ise olaydan iki gün önce Ferhat Tokmak’ın iş yerine gelerek küfür ettiğini söyleyip, “Bana ‘Baban nerede?’ diye sordu, ben de ‘İsmini söylersen babama senin geldiğini söylerim’ dedim. Bana ‘Babana Ferhat ağabey uğradı dersen baban tanır’ dedi. Sonrasında bana parmağını sallayarak küfürler etmeye başladı. Sonra iş yerimden ayrıldı, ben de o korku ile babamı aradım” dedi.
Mahkeme heyeti eksikliklerin giderilmesi için mahkemeyi ileri bir tarihe erteledi. – ISPARTA
]]>Edinilen bilgiye göre, İzmir’de bir anaokulunda hizmetli olarak çalışan F.A. (31) ile Tokat’ta restoranda çalışan U.A. (37), yaklaşık 5 yıl önce sosyal medyadan tanıştı. Evlenmeye karar veren çift, bir süre Tokat’ta ikamet ettikten sonra sırasıyla İzmir, Gebze ve Sakarya’da yaşadı. Aynı zamanda çiftin bu evliliklerinden biri 3, diğeri 5 yaşlarında olmak üzere 2 kızı dünyaya geldi. 5 yıllık evli çiftin arasında taşındıkları Sakarya’da problemler başladı. İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri, U.A. ile F.A’nın arasını bozdu. U.A’nın karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye ve başka erkeklerle konuşmaya zorladığı öne sürüldü. İddiaya göre, F.A’nın bunu kabul etmemesi üzerine U.A. farklı bir yönteme başvurdu. Kadın kılığına girdiği, sesini de değiştirerek başka erkeklerle sohbet ettiği ileri sürülen U.A’nın, bu şekilde canlı sohbet sitelerinden para kazandığı iddia edildi.
“Eşim benim telefonumdan birçok kişiyle yazıştı” iddiası
Öte yandan, 2022 yılının temmuz ayında Bursa’da yaşayan C.S. (34), iddiaya göre, sosyal medya üzerinden F.A. ile tanıştı ve ikili bir süre mesajlaştı. F.A’nın görüntülü konuşma için 100 TL istediği, C.S’nin de parayı gönderdiği öğrenildi. Bir süre sonra F.A’nın C.S’yi aralarında geçen yazışmaları yaymakla tehdit ederek, düzenli olarak para istediği iddia edildi. Şantaja dayanamayan C.S’nin ise Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına giderek şikayetçi olduğu, F.A. hakkında dava açıldığı bildirildi. Suçlamaları reddeden F.A. ise bu yazışmaları kendi telefonundan U.A’nın yaptığını, eşinin bu şekilde birçok kişiyle yazıştığını iddia etti.
2023 yılının ocak ayında Sakarya’dan Kocaeli’nin Gölcük ilçesine gelen F.A., eşi U.A’dan boşanmak için dava açtı.
“Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü”
Yaklaşık bir yıldır eşinden ayrı yaşadığını söyleyen F.A., “Boşanma davası henüz sonuçlanmadı. 3 ve 5 yaşında 2 kızım var. Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü. Delilleri elde ettikten sonra polise ihbar ettim ve boşanma davası açtım. Eşimle evlenirken bana restoranda çalıştığını söylemişti. Dışarıdan normal aile gibi görünüyorlardı. İnternetten tanıştık ve evlendik. Evlendikten sonra sürekli adres değiştirmeye başladık. Sürekli çevresindeki insanlara yalan söylüyordu. Daha sonra bana da yalanlar söylediğini anladım” dedi.
“Külotlu çorap giyiyordu”
Eşinin kendisine bu sohbet sitelerine girmesi için baskı yaptığını iddia eden F.A., “Sitelerde soyunmamı isteyenler oluyordu. Ben yapamadığım için para gelmiyordu. Para gelmeyince eşim bana hakaret ediyordu. Hatta bir kişi bizden şikayetçi olmuş. Hat adıma kayıtlı olduğu için adamla konuşmadığım halde bana dava açıldı. Eşim, siteden konuştuğu adamdan şantaj ve tehditle para istemiş. Bu şekilde şikayet üzerine adıma dava açıldı. Eşim aldığı paraları sürekli kumarda yiyordu. Kadın külotlu çorabı giyiyordu. Yüzünü göstermiyor, sadece bacaklarını gösteriyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu. Eşim önceden bana ne diyeceğimi söylerdi. Sözünü dinlemediğim zaman bana kızıyor, hakaret ediyordu. Eşim 2 seneye yakın bu şekilde para kazandı” ifadelerini kullandı. – KOCAELİ
]]>Olay, 2023 Haziran’da, Kurban Bayramı’nın 1’inci günü Orhangazi ilçesinde meydana geldi. Felçli ve yalnız yaşayan N.T., iddiaya göre, kulakları işitmediği ve yürümekte zorlandığından, bayram ziyaretine gelecek misafirleri için evinin kapısını yarı açık halde bıraktı. N.T. tek başınayken, Serkan Tutkun, iddiaya göre kapının açık olmasından faydalanarak kadına, “Doktorum seni muayene edeceğim” diyerek eve girdi. Tutkun, muayene etme bahanesiyle kıyafetlerini çıkardığı kadına cinsel saldırıda bulundu. Kendisine tepki gösterip direnen felçli kadının ağzını kapatıp tokat atan Tutkun, para istediği kadından olumsuz yanıt alınca, çekmeceleri ve dolapları karıştırdı. Kadının bağırmasıyla Tutkun evden kaçtı. N.T., telefonla aradığı yakınlarının yardımıyla polis merkezine gidip şikayetçi oldu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı, yakalanan şüpheli tutuklandı. N.T. ise olaydan 15 gün sonra beyin kanaması geçirip hayatını kaybetti.
HAKKINDA İDDİANAME HAZIRLANDI
Serkan Tutkun hakkında, Orhangazi Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakkında ‘Basit cinsel saldırı’, ‘Kadına karşı basit yaralama’, ‘Bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık’ suçlarından 5 yıldan 10 seneye kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. Tutkun, savcılık sorgusunda verdiği ifadede, bayramlaşmak için zilini çaldığı sırada, kapısı açık olan evden ses geldiğini ve N.T.’nin kendisini içeri davet ettiğini iddia ederek, “Eve girdiğimde, 70 yaşlarında bir kadının yalnız oturduğunu gördüm. Bu kadın bana yürümekte zorluk çektiğini söyledi ve beni içeriye buyur etti. Ben de kadına ‘Hasta mısın, ben doktorum, seni muayene edeceğim’ dedim ve dışarıdan görünmemek için perdeleri kapattım” dedi.
Tutkun, psikolojik tedavisine kullandığı ilaçların parasını bulmak için hırsızlık amacıyla eve girdiğini öne sürerek, şunları söyledi: “Seni muayene edeceğim’ dedim ve şalvarını çıkardım. Bana, ‘Ne yapıyorsun’ dediğinde, ‘Seni muayene ediyorum’ dedim. Kadına tokat attım. Bacaklarını okşadım, yüzünü öptüm. Ona sarılarak, bağırmaması için ağzını elimle kapadım. Ancak kendi kıyafetlerimi hiç çıkarmadım. Kadın bana bağırmaya devam edince, ben de ‘Bağırma paran var mı’ diye sordum. Bana kurbanlık aldığını ve parası olmadığını söyledi. O esnada evdeki çekmeceleri aradım. Para bulamayınca kaçtım.”
Yargılamada tanık olarak dinlenen N.T.’nin gelini H.T., “O gün ben evde değildim. Kayınvalidem daha sora bana, eve yabancı bir şahsın girdiğini, ağzını sıkı sıkı kapadığını, evin perdelerini çektiğini, pijama ve çamaşırını indirdiğini, ‘Doktorum’ diyerek kendisini öptüğünü, sarıldığını ve ‘Sana sarılıyorum, sen de bana sarıl’ dediğini anlattı. Annem bu olay nedeniyle şok içerisindeydi, sürekli olarak ‘Benim başıma bu da mı gelecekti?’ diyerek bacaklarına vuruyordu. Kayınvalidemin bu sözlerini, kamera kaydına aldık. Bu olaydan sonra toparlanamadı. Kendisi tansiyon hastasıydı. 15 gün sonra da beyin kanaması geçirerek vefat etti” dedi.
Olayla ilgili yargılamaya devam edildi. Duruşmaya, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi SEGBİS ile katılan Serkan Tutkun, daha önceki ifadeleri tekrarlayarak, “Bu suçu bilinçli olarak işlemedim. Üzgünüm. Tahliyemi istiyorum” dedi.
Mahkeme hakimi, N.T.’nin ailesinin sanıktan şikayetçi olduğu duruşmayı erteledi, sanığın tahliye talebini ise kabul etmedi.
]]>Olay, 10 Şubat günü saat 00.50 sıralarında ilçeye bağlı Ferahlı Mahallesi 3513 Sokak’ta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 35 T 5201 plakalı taksinin şoförü Kaya Özel (23), kendisine işaret eden bir kadını aracına aldıktan sonra ilerlemeye başladı. Kısa süre sonra aracın arkasından gelen bir kişi, taksiyi durdurdu ve bir anda şoföre saldırdı. Sürücü koltuğundayken saldırganın yumruklarının hedefi olan Özel, araçtan indiğinde de saldırıya maruz kaldı. Daha sonra aracı ile birlikte bölgeden uzaklaşan taksici, polis merkezine giderek kendisine saldıran kimliği belirsiz kişiden şikayetçi oldu.
Saldırı anı kamerada
Meydana gelen saldırı anı ise takside bulunan araç içi kamerası tarafından saniye saniye kaydedildi. Görüntüde, Kaya Özel’in aracına bir kadını aldığı, kadının ‘Durma, devam et’ dediği, daha sonra inmek için kapıya yöneldiği ve bu sırada taksi sürücüsünün durduğu, ardından da sürücü koltuğunun bulunduğu camdan yumruklu saldırıya uğradığı anlar yer aldı. Görüntülerin devamında ise genç taksi sürücüsünün araçtan indiği dışarıda devam eden tartışmanın ardından aracına binerek bölgeden uzaklaştığı anlar görüldü.
O anları anlattı
Saldırıya uğrayan genç taksi şoförü Kaya Özel, saldırıya uğradığı anları anlattı. Özel, “Dayko yokuşu olarak adlandırılan bölgede seyir halindeyken el kaldıran bir bayanı aracıma aldım. Bayan panik halindeydi ve bana ‘Durma, devam et’ dedi. Birisi küfür ederek aracın arkasından koştururken arkadaki bayan da tereddüt edip aracı durdurdu. O esnada arkadan küfrederek koşturan kişi aracı yakaladı ve bana saldırmaya başladı. Herhangi bir diyalog bile kurmadan direk bana yumruk atmaya başladı. Bu esnada yüzüme vurmaya ve boğazımı tutarken ben ne olduğunu anlayamadım. Sonra araçtan da indirip dışarıda da darbetti beni ve yaklaşık 2 dakika sürdü. Ben aracın içerisindeyken de sonrasında da karşılık veremedim. Bu esnada başka bir takside bulunan yolcu da indi, sanırım o kişinin arkadaşıymış. O da bana hakaretler edip tehditler savurdu. Bana saldıran kişi de 30’lu yaşlarda iri yapılı birisiydi. Kendinde de değildi ve benle hiç bir diyaloğa girmeden saldırmaya başladı. O saldırı esnasında kadının davranışları da tuhaftı. Ben darbedildiğim anda adamın kucağına attı ve geri çekildi. Adam orada bana dayak atarken hiçbir şekilde araya girip müdahale etmeden, araçtan çantasını almanın derdine düşmüştü” açıklamasında bulundu.
“Çözüm odaklı önlemler bekliyoruz”
Taksi şoförü Kaya Özel, “Özellikle İzmir’de son günlerde meslektaşlarımıza uygulanan şiddet olayları çok arttı. Biz ekmeğimizdeyiz, çalışan insanlarız. Hepimizin eşi, dostu, ailesi var. Biz yetkililerden çözüm odaklı önlemler bekliyoruz. Bunun önü alınmazsa her an daha kötü şeyler de başımıza gelebilir” dedi.
Her yerde aranıyor
Taksi şoförünün olayın ardından polis merkezine giderek şikayetçi olmasının ardından saldırganın her yerde arandığı öğrenildi. – İZMİR
]]>Edinilen bilgiye göre, emlakçılık yapan Seyfettin A., ortak olarak satın aldığı tarlayı 2021 yılında sattı. İddiaya göre, aracılık yapan arkadaşı Diyadin G., Seyfettin A.’nın satıştan alacağı 125 bin TL’yi vermeyerek kaçtı. Bu durumu öğrenen Seyfettin A.’nın ise oğulları Murat Y.A., Yakup A., kardeşi Abdullah A., yeğeni Ahmet D. ve arkadaşı Asım K. ile birlikte Diyadin G.’nin peşinden giderek, “Birden fazla kişiyle birlikte yağmaya teşebbüs” suçunu işlediği iddia edildi. Diyadin G.’nin şikayeti üzerine 6 kişi hakkında işlem başlatıldı.
“Diyadin bana, F.K. ile birlikte taşınmazı almamız konusunda aracılık yaptı”
Olaya ilişkin açılan davanın duruşması Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye devam etti. Duruşmaya tutuksuz sanıklar ve avukatları katıldı. Yaşananları anlatan tutuksuz sanık Seyfettin A., “Kandıra’da emlakçı olarak çalışırım, Diyadin ile mesleki olarak beraber çalıştık. Diyadin, komisyon karşılığında bana müşteri getirirdi. Bu sebeple akrabası olan F.K.’yi bana getirdi. F.K. ile beraber ortaklaşa tarla satın aldık. Diyadin bana, F.K. ile birlikte taşınmazı almamız konusunda aracılık yaptı. Taşınmazın tapusunu da F.K.’nin üstüne yaptık. Beraber aldığımız tarlayı bulduğum müşteriye 2 yıl sonra sattım. Diyadin, tapunun F.K.’nin üstünde olması sebebiyle bana yardımcı oldu. Diyadin, tapunun devri yapıldıktan sonra satış bedelinin yarısını ortak olduğumuzdan dolayı F.K.’den alıp bana verecekti” dedi.
“Otogara gitmesinden şüphelendim”
Müşteki Diyadin’in buluşma yerine gelmeyip devir işleminden sonra otogara gittiğini söyleyen Seyfettin A., “Asım bana, Diyadin’in otogara elinde siyah bir poşetle gittiğini söyledi. Taşınmazın satış bedelinin benim payıma düşen kısmını F.K’den alıp bana getireceğini düşünürken, otogara gitmesinden şüphelendim ve ben de diğer sanıklarla beraber otogara gittim. Sadece ben Diyadin ile konuştum, diğer sanıklar beni kafede beklediler. Diyadin’e neden bana haber vermeden ve paramı getirmeden gittiğini sordum. Elindeki poşeti kast ederek, ‘Bana vermen gereken para bu poşetin içinde, sen nereye gidiyorsun?’ dedim. Diyadin poşetin açarak içinde para olmadığını gösterdi. Paranın başka hesaba yattığını, oğlum Yasin’i onunla gönderirsem parayı bana vereceğini söyledi” şeklinde konuştu.
“125 bin TL’yi alamadım”
Seyfettin A., savunmasını şöyle noktaladı:
“Ona güvenmediğimden ve oğlumun başına bir iş gelmemesi için Yasin’i göndermedim. Diyadin’e sarıldım ve ‘Tamam sen paramı gönder’ diyerek onu yolcu ettim. Hatta diğer sanıklar parayı almadan müştekinin gitmesine izin verdim diye bana kızdılar. Müştekiye karşı cebir ve tehdit uygulamadım. Bana getireceği paranın içinde komisyon olarak ona 10 bin TL verecektim. Almam gereken 125 bin TL’yi alamadım” ifadelerini kullandı.
Beraat ettiler
Sanıklar Abdullah A., Murat Y.A., Yakup A., Asım K. ve Ahmet D. ise suçlamaları kabul etmedi. Mahkeme heyeti, müştekinin ifadesinde “cebir ve tehdit olduğuna” dair beyan bulunmaması sebebiyle sanıkların beraatlerine karar verdi. – KOCAELİ
]]>Olay, 16 Ocak saat 01.30 sıralarında Nilüfer ilçesi Ertuğrul Mahallesi Uğur Mumcu Bulvarı’nda meydana geldi. 20 katlı rezidansta ailesiyle yaşayan güzellik uzmanı Özlem Akman, iddiaya göre; 11’inci kattaki evlerinin balkonundan düştü. Binanın dışında kurulu iskeleye de çarpıp, beton zemine düşen Akman, sağlık ekiplerince Bursa Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı. Özlem Akman, kurtarılamadı. Cenaze, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için Bursa Adli Tıp Kurumu’nun morguna kaldırılırken, olay sırasında evde bulunan annesi Gönül Uğur, ablası şarkıcı Esra Akman, Esra Akman’ın aynı sitede oturduğu sanayici sevgilisi Kaan Y. (45) ile hayatını kaybeden Özlem Akman’ın erkek arkadaşı Eren K. ifadeleri için polis merkezine götürüldü.
Erkek arkadaşı Eren K. ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne tatile giden Özlem Akman’ın, olaydan 1 gün önce döndüğü, moralinin bozuk olduğu ve kendisini 1 gün boyunca odasına kapatıp, annesi ve ablasıyla konuşmadığı öğrenildi. Özlem Akman’ın, balkona çıkmadan kısa süre önce de telefonda erkek arkadaşıyla tartıştığı belirtildi.
ABLASINA, ‘AYRILAMAM, ANLATAMADIĞIM ŞEYLER VAR’ DEMİŞ
Olayla ilgili soruşturma sürerken Özlem Akman’ın ablası Esra Akman’ın polise verdiği ifade ortaya çıktı. Kardeşinin, erkek arkadaşı Eren K. ve ailesiyle birlikte, 13 Ocak’ta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne tatile gittiğini, tatil boyunca kendisine ulaşamadığını, 15 Ocak akşamı eve döndüğünde ise kendisini odaya kapattığını söyleyen Esra Akman, ifadesinde şunları söyledi:
“Kardeşimin Eren’le 4 aylık bir ilişkisi vardı. Kısa süre içinde evlilikten bahsetmeye başladı. Bu sebeple, 17 Aralık’ta Eren K. ailesi ile birlikte evimize tanışmak için geldi. Ancak herhangi bir söz veya nişan olmadı. Kardeşim, Eren ile birlikte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne tatile gidene kadar ilişkilerini konuşma fırsatımız olmadı. 13 Ocak’ta Özlem, erkek arkadaşıyla Kıbrıs’a tatile gitti. Kendisi tatile çıkmadan önce, Kıbrıs’a Eren’in ailesinin de geleceğini söyledi. O gün kardeşimi mutsuz gördüm. Ne olduğunu sorduğumda, ‘Abla gitmem gerekiyor’ dedi ve gitti. Tatildeyken kendisini aramama rağmen hiç ulaşamadım. 15 Ocak’ta Kıbrıs’tan döndü. Saat 21.00 sıralarında eve geldiğinde, annem ile evde salonda oturuyorduk. Valizi ile gelen Özlem odasına çekildi. Yanımıza çağırdım, duşa gireceğini söyledi. Kısa süre sonra yanımıza geldi. Annem, ben ve o salonda oturduk. Çok kötü gözüküyordu. Ben kendisini kötü görünce ne olduğunu sordum. Özlem hiç yüzüme bakmadı, boş şekilde bakışları vardı. ‘Anlatamıyorum abla’ dedi. Ben birkaç kere, ‘Neyin var, ne olduysa bana anlatabilirsin’ dedim. Bana yine ‘Anlatamam abla’ diye karşılık verdi. Boş boş baktığı sırada, ‘Hep para muhabbeti, kartlarımı Eren kullanıyor. Ben de sadece 1-2 kartım var’ dedi. ‘Neden kredi kartlarını verdin’ diye sorduğumda ise ‘Sicili bozuk olduğundan kendisi kart kullanamıyor’ dedi. Neden böyle bir insanla beraber olduğunu, ayrılmasını söylediğimde ise ‘Ayrılamam, anlatamadığım şeyler var’ diye yanıt verdi. ‘Tehdit mi ediyorlar’ dediğimde ise cevap vermedi. Sonra namaz kılacağını söyleyerek yanımızdan kalktı.”
‘HİÇBİR SÖZÜME KARŞILIK VERMEDİ’
İfadesinde, kardeşinin Eren K. tarafından dolandırılıp, takip ve tehdit edildiğini düşündüğünü söyleyen Esra Akman’ın, kardeşinin namaz kıldığı odaya gittiğinde kendisi ile yine konuşmaya çalıştığını belirterek, “Özlem inançlı biriydi. Canı sıkkın olduğu zamanlarda namaz kıldığı oluyordu. Özlem annemin odasına namaz kılmaya gitti. Ben bir 10 dakika sonra Özlem’in yanına gittim. Kendisi seccadenin yanında oturuyordu. Ben de hemen yanına gittim ve yanına oturdum. ‘Ablacım annem var diye anlatamıyorsan, şimdi biz bizeyiz, şimdi bana anlatabilirsin’ dedim. ‘Hep para muhabbeti abla’ dedi. Ben, ‘Para derken ne oldu ablacım, dolandırdılar mı? Bunu da bana söyleyebilirsin’ dedim. Hiç konuşmadı. Ben, ‘Tecavüze mi uğradın, bunu da söyleyebilirsin, başka kötü bir şey mi oldu, her şeyi benimle paylaşabilirsin’ dedim. Hiçbir sözüme karşılık vermedi” dediği öğrenildi.
‘KARDEŞİM İNTİHAR EDENLERE TEPKİ GÖSTERİYORDU’
Polise verdiği ifadesinde, olay günü kardeşiyle konuşurken sigara almak için yan odaya geçtiğini söyleyen Esra Akman, “Bu sırada Özlem, namaz kılmak için giydiği ferace ile mutfağa doğru yürüdü. Sigaramı alıp odamdan çıktığımda Özlem’i mutfakta göremedim. Balkon kapısı açıktı. Balkona çıkıp, aşağıya baktım. Karanlık olduğu için hiçbir şey göremedim. Evi aradım, Özlem’i bulamayınca aynı sitede oturan erkek arkadaşım Kaan Y.’ye haber verdim. Onunla birlikte asansörle aşağıya inip, bahçeye çıktık. Binanın evimizin olduğu tarafını kontrol ettiğimizde, Özlem’i yerde yana doğru yatar vaziyette bulduk. Kulağından kan gelmişti. Kaan, onu hemen kucaklayıp ışık olan yere getirdi. Kalp masajı yaptı ve bir süre sonra ambulans geldi. Hastaneye götürüldü. Annem ile gittiğimiz hastanede ölüm haberini aldık. Kardeşim intihar edebilecek biri değildi. Aksine intihar edenlere tepki gösteriyordu. Önceden böyle bir girişimi de olmadı” diye konuştu.
‘KARDEŞİME 100 BİN LİRA KREDİ ÇEKTİRMİŞ, TAKİP EDİYORMUŞ’
Esra Akman, kardeşinin, Eren K. için kredi çektiğini de ölümünden sonra öğrendiğini belirterek şöyle konuştu:
“Özlem’in ölümünden sonra, Eren K.’nin kardeşime 100 bin lira tutarında kredi çektirdiğini, arkadaşı olan E.K.’den öğrendim. Eren’in ayrıca Özlem’in hesabını kullanarak, kaldıraç oynayıp onu zarara uğrattığını da annemden öğrendim. Ayrıca, Özlem’in iş yerine gelen Eren ile birlikte sürekli para muhabbeti yaşadığını da çalışanı A.B. bana söyledi. Özlem’i tanıyan S.K.’den ise kardeşimin Kıbrıs’a gitmek istemediğini, buna rağmen zorla Kıbrıs’a götürüldüğünü duydum. Eren’in annesi kız kardeşimi ısrarla arayarak, ‘Eren sana evlenme teklif edecek. Bu sebeple kesinlikle Kıbrıs’a gelmesin’ diyerek baskı yapmış. Özlem’in arkadaşı olan H.E. de bana, Eren K.’nin kız kardeşimin WhatsApp uygulamasına kendi telefonunu yükleyerek onu takip ettiğini bana söyledi.”
Esra Akman, kız kardeşi Özlem Akman ile Eren K.’nin tüm hesapları ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kaldıkları süre içerisinde yaptıkları harcamaların incelenmesini talep etti. Akman ayrıca, HTS kayıtlarının da araştırılmasını istedi.
İDDİALARI REDDETTİ
DHA muhabirinin telefonla ulaştığı Eren K. ise hakkındaki suçlamaları reddederek, Özlem Akman ile kesinlikle bir sorun yaşamadıklarını ve kendisini borçlandırmadığını söyledi. Eren K., “Özlem ile hiçbir kavgamız olmadı. Kendisini dolandırmadım. Ailesi Özlem’in cenazesine katılmamı bile istemedi. Ben ablası ile konuştuğumda hep beni suçladılar. Biz Özlem ile 3 aydır birlikteydik. 1 ayı zaten askerde geçti. 2 ayda kim kimi borçlandırıp, tartışır. Kıbrıs’tan dönüşümüzde Sabiha Gökçen Havalimanı’na indik. Sonra bir alışveriş merkezine gittik, yemek yedik. Her şey çok güzeldi. Hatta bir kuyumcuya gidip takı dahi baktık. Dönüş için Bursa’ya yola çıktık. Onu evine bıraktım. Sonra eve geldim diye Özlem’i aradım. Özlem bana çok soğuk konuştu. Özlem’in ailesinde benim altınlarım var. Araba işi ile uğraşıyorum, araç sattıkça biriktirmesi için parasını Özlem’e veriyordum. O da altın yapıp annesine veriyordu. Bana yeni bir araca ihtiyacı olduğunu söylemiş ve aracını değiştirmek için, ‘Biriktirdiğimiz altınlardan 200 bin lira kullanabilir miyim’ demişti. Ben de kullanabileceğini söylemiştim. Benim ondan para almam ya da onu borca sokmam söz konusu değil. Zaten ben paramı biriktirmesi için ona veriyordum” diye konuştu.
]]>
Büyük üzüntü yaşayan Merve “Çok kaybediyoruz. Çok sakatımız var. Motivasyon eksikliği çok büyük. Kimse birbirine inanmıyor. En son 4 dokunulmazlık kaybettik. Bizim acilen önce kendimize inanmamız lazım.
Daha sonra da birbirimize inanmamız lazım. Eşleşmeler yapılıyor, seçim yapılırken ‘nasıl olsa olsun modunda’ herkes. Yanlış seçilmeler yapılıyor daha sonra. Bugün şans bir kere bizden yana olsun ya. Çıldırıyorum, gerçekten çıldırıyorum ya” diyerek gözyaşlarına hakim olamadı.

TAKIMI NE AYAĞA KALDIRACAK?
Kırmızı takımdaki Turabi “Tek çare doğru eksilme. Doğru eksildikten sonra bu çukurdan çıkacağız. Kemik kadro kalınca yenmeye başlayacağız. Bu Survivor’ın cilvesi.
2014’te de 45 gün hiç kazanamadık, doğru eksildikten sonra yenmeye başlıyorsunuz. Yenilen takım doğru azalırsa diğer takımı ard arda yener. Bunu da ilerleyen zamanda göreceğimize inanıyorum” dedi.

DOKUNULMAZLIK SEMBOLÜ YASİN’E VERİLDİ
Son dönemlerde değil aslında uzun zamandır başarılı gidiyordu. Bugün de başarılı oyun sergilemesi sembolün Yasin’e verilmesine neden oldu. Yasin arkadaşı Yaman’ı da yanına çağırarak sembolü takımına götürdü.

ÖNCE BU KONUYU KONUŞMAMIZ GEREKİYOR
Konsey’de Acun Ilıcalı “Takım değerlendirmesine geçmeden önce bizim için çok önemli bir konu var ve bunu konuşmamız gerekiyor açık bir şekilde” dedi.
Ilıcalı “Survivor’da belli kurallarının olduğu, yarışmacıların birbirlerine saygı çerçevesinde medeni çerçevelerde konuşması gerektiğini unutuyoruz. Maalesef oyun alanında istemediğimiz şeyler yaşandı. Konu Nagihan ile Sahra arasındaydı.
Seyircilerimiz bunları görmedi. Konu özel hayat ile ilgili çok ciddi derecede kötü söz olduğu için biz bu görüntüleri yayınlamak istemedik. Kadın yarışmacı ve maalesef özellikle Nagihan tarafından çok üzücü duymak istemediğimiz kelimeler vardı. Hep beraber çok üzüldük prodüksiyon olarak” dedi ve sözü Nagihan’a verdi.

“SADECE SUÇLU BEN DEĞİLİM”
Nagihan “Acun bey siz sadece burada olanları duydunuz. Dışarda yaşananları hiç bilmiyorsunuz. Bana karşı çok çirkin sözler vardı burada söyleyemem.
Bunun yanında burada hep özel hayatlar buraya yansıtılmamalı deniliyordu ve biz hiç özel hayatımızı buraya yansıtmadık. Ama karşı takım bizi hep özel hayatımızdan vurdu, başta Turabi olmak üzere çirkin sözler sarfedildi.
Turabi ile baş edemeyince sonra sıra bana geldi. Sahra ile benim geçmişte yaşadığımız olaylar vardı konu kapandı buraya taşımadık. Ta ki bir oyunda bana bir yakıştırması oldu takımdan arkadaşlar bana söyleyince gidip Sahra’ya sordum ‘Bana bunu söyledin mi’ dedim.
Ve söylediğini öğrenmiş oldum. O da benim kırmızı çizgimdi. Özel hayat madem buraya taşınmayacaktı, o çirkin sözlerle o kapıyı araladı. Kendileri yapınca çok normal biz karşılık verince mi anormal oluyor.
Ben buraya savaşmaya geldim ben buraya mücadele etmeye geldim. Beni kimsenin özel hayatı ilgilendirmiyor. Ama bu arkadaş sözden anlamıyor. Sözden anlamadığı için de ben yapmam gerekeni yapmak zorunda kaldım.
Bazı şeyleri bilmiyorsunuz ama tepki gösterince suçlu ben oluyorum. Benim özel hayatımı neden buralara taşıyorlar. Böyle olursa da Nagihan normal duramaz. Diskalifiye ettirmek için her yolu deniyorlar.
Kendilerinin söyledikleri akla hayalin almayacağı şeyler. Bilmiyorsunuz ama bizim aramızda yaşananları ikimiz biliyoruz. Bana bulaşmasınlar. Bana belaltı kimse vurmasın. Sadece suçlu ben değilim. Sahra’nın burada bana bir takıklığı var.
Ben de biliyorum özel hayata girmemek gerektiğini ama bu kız bundan anlıyordu başka türlü susmayacaktı. Yılanın başını ezmek zorunda kaldım. İsterseniz beni eleyin isterseniz ceza verin ben durup dururken kimseye saldırmıyorım. Ben durup dururken bu suçu işlemedim, işlettirildim” dedi.

“SENİNLE UZLAŞMA ŞANSIMIZ YOK”
Ben kendi değerlendirmemi söyleyeyim diyen Ilıcalı “Şu anlattıkların benim gördüğüm yaşadığım olayların bir açıklaması olamaz. Senin yaşadığın sinir stresi anlarım ama sen şunu mu istiyorsun, kötü sözü bağıra çağıra söyleyecek misin?
Yok ben tahrik edildim vs. Bu konuda uzlaşma şansımız çünkü sen gösterdiğin çirkin tavrı gözümün içine baka baka meşrulaştırmaya çalışıyorsun. Sen benim sözümü kesme dinleyeceksin. Şu anda ben konuşuyorum ve dinlemen gerekiyor.
Senin gösterdiğin tavır, ben bunları yaptım yapmam gerekiyordu yılanın başını ezmem gerekiyordu yaptım, diyorsun. Benim açımdan da hiçbir kimsenin kimseye hakaret etme şansı yok.
Biri bir şey söyledi ağzından kaçar biz bunları tolere ediyoruz. Sen diyorsun ki bana bir şey söylerse oradan girer buradan çıkarım diyorsun. Bu programda bunlara izin veremem” dedi.

“BAM TELİNE DOKUNULDU”
Pınar Nagihan için “Burada zikredilmeyen sözleri ben bildiğim için, bam teline dokunulduğu için Nagihan delirdi. Burada Nagihan’ı korumak için söylemiyorum. Söylediği sözler o kadar uzun süre söylemesi onu şu an haksız gösteriyor.
Sahra’nın o sözleri yüzünden olay buralara geldi. Olay çok hızlı büyüdü ve çok büyüdü. Herkesin siniri bozuldu. O kelime onu vuran bir kelime. Bence o söz de yanlış ve bu kadar tepki de yanlış. Başlatanın Nagihan olmadığını biliyorum” dedi.

İKİ ÖDÜLDEN MEN KARARI
Acun Ilıcalı “Bununla ilgili bir yaptırım olacak. Bu hareket kabuledilebilir bir hareket değil. Eğer bunu bir daha yaparım söylerim diyorsan ben bu kardeşlerime bir daha bunu yaşatmayacağım.
Nagihan 2 ödülden men kararı verildi senin için ve 2 ödülden faydalanamayacaksın. Bizim kararımız bu. Sinir dayanmıyorsa o zaman devam etmeyeceksin. Sakinleşince değerlendir ve kararını ver. Ben haklıyım deyip de terör estiremezsin.” dedi.

BİRİNCİ GİTME ADAYI KARDENİZ
6 oy alarak en fazla oyu alan Kardeniz gitme adayı oldu. Kardeniz “Kötü bir haftaydı benim için, fakat hepimiz kendimizi temsil etsek de bazen takımdaki gerginlikler birilerinin kaderini belirleyebiliyor.
Bu hafta tamamen motivasyon kaybıyla çıktım. İnançsız çıktım. Bu beni çok etkiliyor. Umarım takımca bu gerginlikler olmaz ve ben de duellodan çıkarım” dedi.
]]>Türkiye’ye 2019’da gelen ve Bursa’da alkollü restoranda garson olarak işe başlayan Kazakistan uyruklu Irına Franzen, işletme sahibi Turan Döner ile sevgili oldu. Franzen ile Döner, Yıldırım ilçesindeki kiralık evde birlikte yaşamaya başladı. Franzen, 8 Ağustos’ta ailesini görmek için gittiği Kazakistan’dan Bursa’ya geri döndü. Aynı evi paylaştığı Döner’in cep telefonunu kontrol eden Franzen, sevgilisinin en yakın arkadaşı ile kendisini aldattığını öğrendi. İkili arasında tartışma çıktı. İddiaya göre; Turan Döner, sevgilisini darbetmeye başladı. Bu sırada Franzen de mutfaktan aldığı bıçak ile Döner’i bıçakladı. Kalbinden bıçaklanan Döner kanlar içinde yere yığılırken, şoke olup, çığlık atan kadın çevredekilerden yardım istedi. İhbarla bölgeye çok sayıda ekip gönderildi. Turan Döner’in hayatını kaybettiği belirlendi, gözaltına alınan Irına Franzen tutuklandı.
‘SİNİRLENİP, KAFAMA VURMAYA BAŞLADI’
Irına Franzen hakkında ‘kasten öldürmek’ suçlaması ile Bursa 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde müebbet hapis istemi ile dava açıldı. İddianamede, sanık Franzen’in ifadesi doğrultusunda, cinayeti öldürülme korkusu nedeniyle işlediğine dikkat çekildi. Franzen’in “Turan ile sevgiliydik. Kazakistan’a, ailemin yanına tatile gitmiştim. Bir süre sonra tekrar Türkiye’ye döndüm. Bir gece Turan’dan şüphelenip, telefonunu karıştırdım. Turan’ın en yakın arkadaşım ile beni aldattığını gördüm” şeklindeki ifadesine yer verildi. Franzen, ifadesinde cinayeti işledikten sonra polise teslim olduğunu, tüm bunları kendisini korumak için yaptığını belirterek, “Turan, cep telefonunu karıştırdığımı öğrenince çılgına döndü. O anda çok korktum. Turan, telefonunu kurcaladığım için sinirlenip, kafama vurmaya başladı. Kendimi savunmak için mutfaktan bıçağı alıp, salladım. Öldürme kastım yoktu” dedi.
‘SARHOŞ GELİP, BANA ŞİDDET UYGULUYORDU’
Irına Franzen’in yargılanmasına, Bursa 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Tutuklu sanık ile taraf avukatlarının katıldığı duruşmada, öldürülen Turan Döner’in kardeşleri ve annesi de hazır bulundu. Mahkemedeki ifadesinde, Turan Döner’in kendisine sürekli şiddet uyguladığını ve öldürme kastı ile hareket etmediğini söyleyen Franzen, “Turan ile 31 Mayıs 2023 tarihinde tanıştık. Bir süre sonra Turan’ın işlettiği kulüpte çalışmaya başladım. Turan, beni bir otele yerleştirdi. Sürekli eve sarhoş gelip, bana şiddet uyguluyordu. Bir süre sonra Turan bana bir apart daire tuttu. Orada birlikte yaşamaya devam ettik. Beni sürekli darbediyordu. Ona artık bu ilişkiye devam edemeyeceğimi ve kendi ülkeme geri döneceğimi söyleyip, Kazakistan’a döndüm. Bir süre sonra beni arayıp, bilet aldığını ve geri dönmemi istedi. Bir daha bana el kaldırmayacağını söyleyerek, ‘Sana bir daha el kaldırırsam beni öldür’ dedi. Evleneceğimizi ve mutlu bir hayatımız olacağını söyledi” dedi.
‘BENİ EN YAKIN ARKADAŞIM İLE ALDATTIĞINI ÖĞRENDİM’
Turan Döner’in kendisini en yakın arkadaşı ile aldattığını söyleyen Franzen, “Beni en yakın arkadaşım ile aldattığını öğrendim, çılgına döndüm. Bir sabah Turan uyurken cep telefonunu karıştırmaya başladım. Mutfağa gelip, elimde cep telefonunu gördü. ‘Neden cep telefonumu karıştırıyorsun?’ diye bana bağırdı. Bana vurduktan sonra mutfak tezgahının üstüne düştüm. Turan, eline ekmek bıçağını aldı. Bir yandan da benim elimi tutuyordu. Ben de kendisini ittirdim. Her şey çok hızlı gelişti. Bıçağın elime nasıl geçtiğini hatırlamıyorum. Hırıltı çıkardığını görünce, yardım istemek için sokağa çıktım. Çok pişmanım. Onu seviyordum öldürme kastım yoktu” diye konuştu. Sanığın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı erteledi.
]]>