
BIDEN DESTEĞE BOĞDU
İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan yetkili, ABD yardımı olmasa İsrail’in Gazze’ye açtığı savaşı birkaç aydan fazla sürdüremeyeceğini söyledi. Özellikle havacıların Washington yardımı olmaksızın çok zor durumda kalacağını belirtti. Kaynak, İsrail Hava Kuvvetleri’nin başta ABD olmak üzere başka ülkelere yönelik bağımlılığını azaltmak için bomba, füze ve diğer silahların üretimini artırmak üzere harekete geçtiğini de bildirdi. Haaretz gazetesi bu yöndeki bir çabanın sonuç vermesinin yıllar süreceğini hatırlatırken havacıların kullandığı ekipmanların çoğunun ABD’nin askeri yardımı sayesinde İsrail’e götürüldüğünü de aktardı. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarla birlikte, her yıl yapılan 3,8 milyar dolarlık yardımın haricinde İsrail’e 14 milyar dolarlık askeri destekte daha bulundu. Ayrıca hava savunma sistemleri için de ilaveten 500 milyon dolar gönderildi.

YAHUDİ TERÖRİSTLEREVLERİ GASP EDİYOR
İngiliz yayın kuruluşu BBC, Filistin topraklarını gasp eden İsrailli yerleşimcilerin, işgal altındaki Batı Şeria’daki terörünü gözler önüne serdi. Filistinli Ayşe Aştiye, bir adamın 50 yıldır yaşadığı evine girerek kafasına silah dayadığını ve toprağını terk etmesini istediğini anlattı. BBC’ye göre yasadışı yerleşimciler İsrail polisinin desteği ile ‘ileri karakollar’ kuruyor. Batı Şeria’da en az 196 ileri karakol bulunuyor. Yahudi yerleşimci teröristler bu ileri karakollardan hareket ederek Filistinlilerin evlerini gasp ediyor.

ABD VE İSRAİL BASINI YAZDI:ATEŞKESİ NETANYAHU BALTALIYOR
İsrailli yayın kuruluşu Ynet, Gazze Kasabı Binyamin Netanyahu’nun ABD destekli ateşkes anlaşmasına “açıklamalar” belgesi ekleyerek şartları değiştirdiğini bunun müzakereleri çıkmaza sürüklediğini yazdı. Ynet, İsrailli üst düzey isimlerin de Netnayahu’yu anlaşmayı sabote etmekle suçladığını yazdı. ABD’deki Washington Post Gazetesi de Netanyahu’nun Mısır ile Gazze Şeridi sınır hattındaki Philadelphi Koridoru’nda asker bulundurma ısrarının, ateşkesi tehlikeye attığını yazdı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Son dakika haberleri: İsrail, 28 Ağustos’ta işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyinde Cenin, Tulkerim ve Tubas kentlerindeki mülteci kamplarına “2. İntifada”nın yaşandığı 2002’den itibaren en yoğun ve kapsamlı “Yaz Kampları” adlı saldırısını başlattığını duyurmuştu.

Tubas kentine bağlı el-Faria Mülteci Kampı’ndan sonra Tulkerim’deki Nur Şems Mülteci Kampı’ndan çekilen İsrail askerlerinin Cenin’deki saldırıları ise 4. gününde devam ediyor.
CANLI YAYIN | Batı Şeria’da çatışma anı kamerada
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

İsrail ordusunun 28 Ağustos’tan bu yana işgal altındaki Batı Şeria’ya yönelik saldırılarında 21 Filistinli öldürüldü. İşgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, El Halil kentinin kuzeyindeki Sair kasabasına baskın düzenledi.

Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, Sair kasabasında bir grup Filistinlinin bulunduğu bölgeye saldıran “asker üniforması giymiş” İsrailliler, Filistinlilere ait 300 küçükbaş hayvanı silah zoruyla gasbetti.

Filistinlilerin mülklerine zarar veren gaspçı İsrailliler, Filistinli ailelerin kaldığı 3 karavanı yıkarak su depolarını tahrip etti. Çok sayıda kişiyi darbeden Yahudilerin ayrıca Filistinlilere ait 5 cep telefonunu çaldığı belirtildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>***
30 Mart Filistin Toprak Günü, 15 Mayıs Nekbe (Felaket) Günü’yle birlikte Filistinlilerin ulusal kimliği, varoluş mücadelesi, sembolleri ve kolektif hafızası açısından en önemli iki tarihten biridir. Filistin Toprak Günü’nün kökeninde 30 Mart 1976’da İsrail’in Filistinlilere ait binlerce dönümlük arazilere el koyma girişimlerine karşı gerçekleşen grev ve yürüyüşler bulunuyor.
-Filistin Toprak Günü nasıl doğdu?
1976 itibariyle Filistin topraklarının tamamı İsrail işgali altındaydı ve Filistinli çiftçilere ait arazilere sıklıkla el konuluyordu. O yıl yeni bir müsadereye karar verilmesi sonrasında Filistinliler, güneyde Nakab’dan kuzeyde Celile’ye kadar pek çok yerde artan toprak gasplarına karşı seslerini yükseltti. Yürüyüşler esnasında İsrail askerlerinin halkın üzerine ateş açması sonucunda 6 Filistinli hayatını kaybetti ve yüzlercesi yaralandı. O günden beri her yıl 30 Mart’ta Filistin Toprak Günü, İsrail’in artan toprak gasplarına karşı bir mücadele günü olarak anılıyor.
Diğer yandan 1976 yılında yaşananlar, İsrail’in Filistinlilerin topraklarına el koymasının ilk örneği olmadığı gibi son örneği de değildir. Nitekim bütün bir 20. Yüzyıl tarihi İsrail’in hem siyasi otoriteyi güç kullanarak ele geçirme hem de halkı mülksüzleştirme anlamındaki toprak gasplarıyla doludur.
-Adım adım işgale giden yol
Yaygın spekülasyonların aksine, Osmanlı egemenliğinin son dönemine kadar Yahudi Ulusal Fonu, Filistin’deki arazilerin yüzde 2’den daha azına sahipti. Bu toprak edinimleri ağırlıklı olarak 19. Yüzyıl ortalarından itibaren devletten düşük bedeller karşılığı toprak satın alan ve Filistin’de yaşamayan Lübnanlı ve Suriyeli tüccar ailelerinin ilk Siyonist kafilelere şişirilmiş fiyatlar karşılığında arazileri satmasıyla mümkün oldu. Toprağı işleyen Filistinli köylüler ise gösterdikleri dirence rağmen bu arazilerden zorla çıkarıldı. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Filistin’de kurulan Britanya manda yönetimi yerli halkın artan tepkilerine rağmen toprak transferlerini hızlandırdı ve kolaylaştırdı. Ancak 1947 yılı itibarıyla Yahudi Ulusal Fonu mülkiyetine geçen arazilerin Filistin’deki arazilerin toplamına oranı hala yüzde 7’nin altındaydı.
Buna karşın 29 Kasım 1947 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda 13’e karşı 33 oyla kabul edilen Taksim Planı, Filistin’in yüzde 55’lik kısmının Yahudi Devleti’ne verilmesini kararlaştırdı. Zahiren kararı destekleyen David Ben Gurion liderliğindeki Siyonistler gerçekte bundan çok daha geniş bir toprak parçasına sahip olmak için yıllardır hazırlık ve plan yapıyordu. 1948’in nisan ayında Irgun, Haganah ve Lehi örgütleri Filistin köylerine saldırılar düzenleyip köyleri ele geçirmeye ve yerli nüfusu sürgün etmeye başladı. Mayıs ayında “resmen” patlak veren Birinci Arap-İsrail Savaşı sona erdiğinde ise Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs dışındaki tüm topraklar İsrail’in eline geçti. Yüzbinlerce Filistinli ise göçe zorlandı.
-İsrail’in toprak gaspında kanun kılıfı
İsrail’in devlet ilanı sonrasında mülkiyeti halen Filistinlilere ait olan topraklara “yasal” yollarla el koyma süreci başladı. Bu doğrultudaki ilk büyük adım, 1950 yılında çıkarılan 5710 sayılı Gaiplerin Mülkleri Yasası oldu. Bu kapsamda, yasanın çıktığı tarih itibarıyla 1 Eylül 1948’den önce ikamet ettiği yerde yaşamayan kişiler yani Nekbe sürecinde yerinden edilen kişiler “gaip” kabul edildi ve mülkleri İsrail’in mülkü haline getirildi. Bunu izleyen 1953 tarihli Toprak Edinimi Yasası ise devlet mülkü haline getirilen arazilerin askeri amaçlarla kullanılmasına ve üzerinde İsrail yerleşimleri kurulmasına olanak tanıdı. Takip eden yıllarda da yeni toprak transferlerine “meşru” çerçeve sağlayan yeni düzenlemelere gidildi.
1967 yılı İsrail’in egemenliğini tarihsel Filistin’in yüzde 78’inden yüzde 100’üne yaydığı bir yıl oldu. Haziran ayındaki Altı Gün Savaşı sonrasında Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs de askeri güç yoluyla işgal edildi. Üstelik Dördüncü Cenevre Sözleşmesi hükümlerince açıkça yasaklanan ve savaş suçu kabul edilen bir fiil de işlenerek, işgal edilen topraklara İsrailli yerleşimciler taşındı. Her yeni yerleşim biriminin inşası da yeni toprak gasplarını beraberinde getirdi.
Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden ve hatta yer yer Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) gelen itiraz ve tepkilere rağmen İsrail, işgal altındaki Batı Şeria’da yeni İsrail yerleşim birimleri inşa etmeye devam ediyor. Bu şekilde işgali hem kalıcı hale getirmeyi hem de konsolide etmeyi hedefleyen İsrail, 1950’lerden beri uyguladığı yöntemlerle Batı Şeria’da mülkiyeti Filistinlilere ait olan arazilere de el koymayı sürdürüyor.
Yalnızca birkaç gün önce, Netanyahu hükümeti Batı Şeria’nın Ürdün Vadisi bölgesinde 800 hektarlık dev bir toprak parçasını “devlet mülkü” haline getirmeyi kararlaştırdı. Yine Batı Şeria’nın muhtelif bölgelerinde pek çok köy, geride bıraktığımız yıllarda askeri bölge haline getirilmek üzere Filistinli köylülerin elinden alındı.
20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla devredilen bu pratiklerde, askeri güç yoluyla Filistinlilere ait topraklar üzerinde siyasi hakimiyet kurulmasının ve “kanunlar” yoluyla Filistinlilerin arazilerinin ele geçirilmesinin birbirini tamamlayan iki araç olduğu görülüyor. Aynı zamanda, bugüne kadar gerçekleşen tüm toprak transferi süreçlerinde toprağın üzerinde yaşayan ve toprağı geçim kaynağı olarak kullanan yerli Filistinliler yaşadıkları yerden çıkarıldı.
Tıpkı toplu katliamlar ve tehcir gibi, mülksüzleştirme de bir etnik temizlik aracıdır. 1948’de etnik temizlik yoluyla kurulmuş olan İsrail, o günden beri hakimiyetini aynı araçları sistematik olarak kullanarak pekiştiriyor. İçinden geçtiğimiz süreçte dünyanın gözü Gazze’deki soykırıma ve yüzbinlerce kişinin yerinden edilmesine dönmüşken İsrail, Batı Şeria’da da etnik temizliği sürdürüyor.
[Dr. Selim Sezer, İstanbul Gedik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Batı Şeria’nın Nablus şehrinin güneyinde bulunan Akraba beldesi sakini 40 yaşındaki Beni Cabir, 19 Mart’ta tarım arazisine saldıran fanatik Yahudi yerleşimciler tarafından vurularak öldürüldü.
Tarım arazisinin işgal edilmesine karşı koyarken hayatını kaybeden Beni Cabir’in yasını tutan yakınları, İsrail güçleri ve fanatik Yahudi yerleşimcilerin gün geçtikçe artan saldırıları nedeniyle bölgede hayatın giderek zorlaştığını belirtiyor.
Tarlasındaki mahsulleri korumaya çalışırken öldürüldü
Filistinli Beni Cabir’in öldürülmesine şahit olan 64 yaşındaki Yazan Ebu Della, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Aralarında İsrail askeri üniforması giyen kişilerin de bulunduğu Yahudi yerleşimcilerin köyümüze baskın düzenlemesi ile şaşkınlığa uğradık. Beni Cabir, Yahudi yerleşimcilere ait ineklerin tarlasındaki mahsulleri yemelerini engellemeye çalışıyordu.” dedi.
Della, “Beni Cabir’in elinde hiçbir şey yoktu. Yerleşimcilerle tartıştı. İçlerinden birisi onu iki defa itti. Kendisini savunmak için ceketini çıkarmak istediğinde, göğsünden vuruldu.” ifadeleriyle olayı nakletti.
“Olay bize yaklaşık 200 metre uzaklıkta gerçekleşti. Şehit Beni Cabir’in oğlu yanımdaydı, ama ateş edildiği için ona engel oldum.” diyen Della, gözyaşları içerisinde şunları söyledi:
“Akrabanızın ve arkadaşınızın gözlerinizin önünde öldürülmesi çok zor! Ona ambulans bile bulamıyorsunuz.”
Della, Beni Cabir’in evinden sadece 300 metre uzakta öldürüldüğünü vurgulayarak, “Bölgede yaşayanlar, İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimcilerin her türlü tehdidine maruz kalıyor.” diye konuştu.
İsrail, Batı Şeria’yı “kademeli olarak ilhak etmeyi” amaçlıyor
Filistin Dışişleri Bakan Yardımcısı Ahmed ed-Dik, Filistinli çiftçi Beni Cabir cinayetini kınayan bir açıklama yaptı.
Dik, “İsrail hükümeti, açıkça Filistin vatandaşlarına karşı suç işlemek için Yahudi yerleşimci milisleri harekete geçiriyor, özellikle Bedevi bölgelerinde yaşayanları yerinden ederek, silahlı saldırıyla ve öldürerek Filistin topraklarını işgal ediyor.” ifadesini kullandı.
İsrail’in Batı Şeria’yı “kademeli olarak ilhak etmeyi” amaçladığına dikkati çeken Dik, olayların bu planın parçası olduğunun altını çizdi.
Dik, artan Yahudi yerleşimci saldırıları ile C bölgesi sakinlerinin yerinden edilmesinin iki devletli çözümün uygulanmasını giderek zorlaştırdığını söyledi.
Filistin ile İsrail yönetimi arasında 1995’te imzalanan “İkinci Oslo Anlaşması” çerçevesinde işgal altındaki Batı Şeria A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı.
Yüzde 18’i kapsayan “A bölgesi”nin yönetimi idari ve güvenlik olarak Filistin’e, yüzde 21’lik “B bölgesi”nin idari yönetimi Filistin’e, güvenliği ise İsrail’e devredilirken, yüzde 61’ini kapsayan “C bölgesi”nin idare ve güvenliği İsrail’e bırakılmıştı.
Filistin yönetimi, cinayetten Ben-Gvir’i sorumlu tuttu
Filistin Dışişleri Bakanlığı, Fahir Beni Cabir adlı Filistinlinin Yahudi yerleşimciler tarafından öldürülmesi hakkında yazılı açıklamada yaptı.
Açıklamada, “Beni Cabir’in yerleşimci kurşunu ile öldürülmesi, yerleşimcilere silah dağıtıp onları korumakla övünen Ben-Gvir’in kışkırtmasının bir tercümesidir.” ifadesi kullanıldı.
İsrail’in, Filistinlilerin hayatlarını hiçe saydığı vurgulanan açıklamada, benzer suçlar nedeniyle bazı ülkelerin Yahudi yerleşimcilere yaptırım uygulama kararı aldığı hatırlatıldı.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 15’i Yahudi yerleşimcilerin saldırısıyla olmak üzere 444 Filistinli hayatını kaybetti.
]]>Mısri, Filistinli gruplar arasında Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un katılımıyla 29 Şubat’ta başlayan ve iki gün süren uzlaşı görüşmelerinin ardından AA muhabirine yaptığı açıklamada görüşmelere ve Filistinli gruplar arasındaki bölünmüşlük sürecinin yanı sıra İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları, sonuçları ve Filistin yönetimine yansımalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Hani el-Mısri, Filistinli grupların 7 Ekim’den bu yana ilk kez gerçekleştirdiği Moskova buluşmasını “kendi içinde iyi bir şey, hiç yoktan iyi bir adım” şeklinde değerlendirdi.
Filistinli uzman, iki gün süren görüşmelerin ardından açıklanan sonuç bildirgesinde, bazı ortak noktaların belirlenmesine karşın pratik adımlar içermemesine ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) ve hükümetin belirlenmesi konusunun göz ardı edilmesine işaret ederek, açıklamanın genel ve beklendiği gibi olduğunu ifade etti.
Mısri, bu görüşmenin ayrıca Rus yönetimine, “Filistinli grupların daha sonra da aralarındaki anlaşmazlıklar patlak vermeden bir araya getirilebileceği” intibaı verdiğini aktardı.
Moskova görüşmesinden sonraki beklentilere ilişkin ise Mısri, “Tüm olasılıklar mümkün olmakla birlikte Filistinli gruplar arasındaki bölünmüşlüğün devam edeceğini tahmin ediyorum. Tüm taraflar İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının sona ermesini bekliyor ve bunun sonuçları ışığında karar verilecek.” dedi.
“Filistin yönetimi mevcut iktidarda kalmayı tercih ediyor”
Filistin resmi yönetiminin, Hamas’ın attığını düşündüğü bir adımın (Aksa Tufanı) bedelini ödemek istemediğini belirten Mısri, İsrail’le herhangi bir mücadeleye girmektense şu anki haliyle iktidarda kalmayı tercih edeceğini, Tel Aviv’le iddialaşmaya hazır olmadığını söyledi.
Mısri, bu görüşünü desteklemek için Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ile hiçbir şekilde temasa geçmediğini, hatta birlik ve beraberliğin sembolü olarak bir fotoğraf karesi bile paylaşmadığına dikkati çekti.
Şu ana kadar bu konuda herhangi bir ilerleme olmadığını kaydeden Mısri, şunları söyledi:
“Eğer bölgedeki faktörler veya Filistin haritası değişirse; halkın kendi iradesini ve çıkarlarını taraflara dayatmak için baskı yapmaya yönelmesi, Filistinli gruplar arasındaki bölünmeye son verilmesi konusunda teşvik oluşturabilir.”
Filistin hükümetinin istifası ve yeni hükümetin kurulması
Muhammed Iştiyye hükümetinin birkaç gün önce sunduğu istifaya ilişkin ise Mısri, “Iştiyye hükümetinin istifası özellikle Moskova’da konu üzerinde anlaşmaya varılmadığı için dış baskılara yanıt olarak geldi. Geçici hükümet uzun süreli olabilir.” dedi.
Mısri, “Hükümet, Filistin meselesini ve topraklarını tehdit eden ciddi ve tehlikeli durumlarla ve risklerle yüzleşebilecek ve mevcut fırsatları değerlendirebilecek bir kapasiteye sahip mi?” sorusunu yönelterek, dökülen kanların bu atmosferi sağladığını ancak bu durumu değerlendirebilmek için Filistinli, Arap ya da uluslararası mekanizma gerektiğini ifade etti.
Filistin hükümetinin yeniden kurulması konusunda ise Mısri, şunları söyledi:
“Hükümet ne zaman kurulabilir? Kanuna göre devlet başkanının, hükümetin istifasını kabul etmesinden itibaren iki hafta içinde yeni bir hükümet ataması gerekiyor. Ancak mevcut durumda geçici hükümet uzun süreli olabilir.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları biter ve ABD yönetimi Tel Aviv’i iktidarı Gazze’ye vermeye zorlayabilirse teknokratik bir hükümet kurulacaktır; bu da savaşın sonuçlarından biri olabilir.”
Filistin meselesini tasfiye girişimleri
İsrail’in yaptıklarını “Gazze’yi ne şimdi ne de yakın gelecekte yaşanamaz bir bölge haline getirmeyi amaçlayan bir soykırım savaşı” şeklinde tanımlayan Mısri, şunları aktardı:
“İsrail’in gerçekleştirdiği suçlar, yürüttüğü savaşlar ve insani yardım akışının olmayışı, Filistin meselesinin tasfiye edilmeye çalışıldığını gösteriyor.
İsrail, Filistin meselesinin tasfiyesi için en başından beri belirlenmiş hedeflerini gerçekleştirmek adına 7 Ekim’de kendisini sarsan olaylardan faydalandı. Bu İsrail ve müttefiklerinin başarılı olacağı anlamına gelmiyor aksine büyük bir felaket yaşandı ve bu felaket sabredip direnmekle bağlantılı.”
Mısri, İsrail’in Gazze’ye saldırılarının, mevcut denklemi değiştirecek şekilde Arap, İslam ülkeleri ve uluslararası camiada herhangi bir gelişme olmadan devam etmesinin gösterilecek kahramanlıkla eşdeğer oranda felaketi, yıkımı, katliamı da derinleştireceğini söyledi.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarının sona ermesi
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının sona ermesinin ertesindeki manzaraya ilişkin ise Mısri, bunun saldırıların sonucuna göre şekilleneceğini; saldırıların 5 ayı geride bırakmasına rağmen sonucunun henüz belli olmadığını, ertesi gün haritasının sonuçlar ışığında netleşeceğini aktardı.
Mısri, ihtimalleri şöyle ifade etti:
“İsrail savaşında başarılı olur ve kesin bir zafer elde ederse sonuç olarak, Batı Şeria’ya benzer şekilde Gazze de kontrol altına alınacak; böylece doğrudan veya dolaylı olarak İsrail’e bağlı yerel yönetimler tertip edilecektir. İsrail, Batı Şeria ve Gazze’de birleşik bir Filistin yönetiminin olmasını istemiyor; Filistin meselesini ortadan kaldırmak için daha fazla parçalanma ve bölünme istiyor.
Bir diğer senaryo ise İsrail’in yenilmesi ki bu da bağımsız bir Filistin devletinin kurulması önünde geniş bir alan açıyor.”
Mısri, İsrail’in saldırılarında dökülen kanın öfkeyi körüklediğini, Filistin ve Filistin meselesine desteğin yayılmasını sağladığını belirterek bu desteğin siyasi, askeri ve mali destek ile olayın örtbas edilmesi konularında İsrail kadar sorumlu olan Batı dünyasından yükseldiğine işaret etti.
Her iki senaryonun yanı sıra en olası ihtimalin ise ne kesin bir galibin ne de kesin bir mağlubun olmadığı ve her iki tarafın da lehine durumlarla sonuçlanabileceğine işaret eden Mısri, böyle bir durumda meselenin bölgesel, uluslararası ve yerel denklemlerin etkileşimlerine bağlı olacağını aktardı.
Mısri, bu senaryoda saldırıların daha az hasarla sona ereceğini ve her iki tarafın da galip geldiğini iddia edeceğini; ABD yönetiminin istediği gibi yenilenmiş bir Filistin yönetimi ya da Filistin halkının istediği gibi yeni bir Filistin yönetimi olabileceğini dile getirdi.
İsrail’le 1993’te imzalanan Oslo Anlaşmasına göre kurulmuş yönetimin değiştirilmesi gerektiğini kaydeden Mısri, artık Oslo Anlaşmasının kalmadığını, sadece Filistinliler üzerindeki yükümlülüklerinin var olduğunu; Filistinlilerin yönetimi öncelikle ve temelde Filistin’e yönelik yükümlülüklerini yerine getirecek şekilde ifade etti.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarının ardından Batı Şeria
Mısri, işgal altındaki Batı Şeria’nın geleceğiyle ilgili olarak ise, “7 Ekim öncesinden bu yana İsrail’in saldırılarına maruz kalan Batı Şeria’daki durum pek değişmeyecek.” dedi.
Batı Şeria’daki katliam, gözaltı, Yahudi yerleşimcilerin saldırıları ve bölgenin parçalanması eylemlerinin hız kesmeden devam ettiğine dikkati çeken Mısri, bunların Gazze’ye yönelik saldırıların sona ermesinden sonra neler olabileceğine dair fikir verdiğini söyledi.
Mısri, “İsrail’in hedefi Batı Şeria ve İsrail, büyük devletini kurmak için tüm kalbini, merkezini hazırlıyor. Ancak bazılarının beklediği gibi bu iş İsrail için kolay olmayacak.” değerlendirmesinde bulundu.
Filistinli uzman İsrail’in Gazze’deki saldırılarında ardında bıraktığı derin yaralar, katliamların dünya üzerinde sarsıcı etkileri olduğunu ve bu durumun da Batı Şeria’da suçlarını tekrarlaması için İsrail’e yardımcı olmayacağını söyledi.
Filistinli grupların Moskova’daki toplantısı
Filistinli grupların temsilcileri, 29 Şubat-1 Mart tarihlerinde başkent Moskova’da bir araya gelmişti. Moskova’da bir araya gelen temsilcilerin görüşmelerde, aralarında uzlaşıyı sağlayacak konuları tartışacağı kaydedilmişti.
Görüşmenin ardından 1 Mart’ta yapılan açıklamaya göre, Filistinli gruplar, “Filistin halkının tek meşru temsilcisi olan FKÖ çerçevesinde tüm Filistin güçlerini ve gruplarını kapsayan kapsamlı bir ulusal birliğe ulaşmak için diyalog turlarına devam edilmesi” konusunda mutabık kaldı.
Filistinli gruplar ayrıca “İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkına karşı canice saldırıları ve soykırım savaşıyla mücadele edilmesi; başta Gazze Şeridi olmak üzere Batı Şeria ve Kudüs’teki Filistin halkının vatanlarından tehciri girişimlerinin engellenmesi” konularında da anlaştı.
Filistin’de yapılan 2006 seçimlerinde galibiyet elde eden Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yönetime geldiği 2007’den bu yana, İsrail işgali ve ablukası altındaki Filistin topraklarında siyasi bölünmüşlük yaşanıyor.
]]>Beş aya yakın süredir devam eden saldırılarda, Gazze’deki Sağlık Bakanlığına göre yaklaşık 30 bin Filistinli öldü. İsrail önemli ilerleme kaydettiğini ve “topyekun zafer” için bastırması gerektiğini söylüyor.
Ancak Hamas, askeri kapasitesinden öte bir örgüt. Aynı zamanda siyasi, ideolojik ve sosyal bir hareket. Dolayısıyla İsrail’in Hamas’ı toptan yok etme amacı, gerçekçi ve hatta mümkün mü?
Sahada neler oluyor?
İsrail, Gazze’de Hamas’a ait 24 tugaydan 18’ini yok ettiğini söylüyor ve Gazze’nin kuzeyindeki Hamas’ın askeri yapısının yok edilmesinin tamamlandığını” belirtiyor.
İsrail Ordusu, 7 Ekim 1200 dolayında kişiyi öldürdüğü, 250 civarı kişiyi rehin aldığı saldırıyı düzenlediğinde 30 binden fazla savaşçısı olduğunu söylüyor.
İsrail, 13 bin savaşçıyı öldürdüğünü iddia ediyor ve Netanyahu Şubat başında “20 binden fazla teröristi, Hamas’ın savaş gücünün yarısınan fazlasını öldürdük” demişti. BBC bu verileri bağımsız kaynaklardan doğrulatamadı ve İsrail Ordusu, kullandıkları yöntemin detaylarını açıklama isteğimizi karşılıksız bıraktı. İsrail ve Gazze’den gelen sayılar birbiriyle çelişiyor ve Gazze Sağlık Bakanlığı ölenlerin 9 bin kadarının aralarında sivillerin de bulunduğu, yetişkin erkekler olduğunu söylüyor.
Hamas’ın Siyasi Bürosu BBC’ye yaptığı açıklamada İsrail’in iddialarını reddetti ve askeri kanadının Gazze’nin “tüm bölgelerinde kuvvetle” faaliyet gösterdiğini söyledi. İsrailli Haaretz gazetesi de Hamas’ın bazı tugaylarını yeniden oluşturmaya başladığı haberini yaptı.
Jane’s Defence Weekly dergisinin Ortadoğu Editörü Jeremy Binne Hamas’ın “çok kolay bir şekilde saflarına yeni savaşçılar katabildiğini ve bunun büyük olasılıkla meseledeki en önemli veri olmadığını” belirtti.
İsrail’deki Reichman Üniversitesi’nin Uluslararası Terörle Mücadele Enstitüsü’nden emekli Albay Miri Eisin ise İsrail’in Hamas’ın “komutanlarını öldürdüğünü, silah depolarını bulduğunu Hamas’ın yer altındaki terör sistemini sistematik bir şekilde havaya uçurduğunu” söylediğini kaydediyor.
Ancak Binnie, Hamas’ın tünel sisteminin “daha önce tahmin edilenden çok daha büyük olduğunu” ve İsrail’in bu tünelleri tamamen yok etmek için “daha uzun bir yol kat etmesi gerektiğini” söylüyor ve “rehinelerin buralarda tutuluyor olması riskinin çabalarına darbe vurduğunu” kaydediyor.
Binnie ayrıca, İsrail’in Gazze’nin kuzeyinde de operasyonlarının “tam bir etkisiz hale getirmeden çok, açık uçlu, devam eden bir baskı sürecine benzediği” izlenimini verdiğini aktarıyor.
İsrail’in “tamamen çarpıtılmış” olduğunu söylediği Uluslararası hukuku ihlal suçlamaları ve Uluslararası Adalet Divanı’nın, soykırım iddialarına ele almasına karşın, Netanyahu İsrail’in devam etmesi ve kalan Hamas tugaylarını etkisiz hala getirmesi gerektiğini belirtiyor.
İdeolojiyi etkisiz hale getirmek mümkün mü?
Hamas, çoğu Batılı ülke tarafından bir “terör” örgütü olarak görülüyor ve bir çoğu da Hamas liderlerinin hala İsrail’in yok edilmesi çağrısı yaptığına işaret ediyor. Ancak Hamas, Arap dünyasının bazı kesimlerinde bir direniş hareketi olarak görülüyor. Örgüt, 2006’da yapılan seçimleri kazanması ve rakibi El Fetih’i 2007’de şiddet kullanarak bölge dışına atmasından bu yana, Gazze’yi yönetiyor.
Gazze Şeridi, o zamandan bu yana hem İsrail hem de bir ölçüde Mısır tarafından abluka altında tutuluyor ve her iki ülke de bunu güvenlik adına yaptıklarını söylüyor.
Filistinli örgütler, son 20 yılda Gazze’den İsrail’e binlerce roket fırlattı. Bazen de Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te İsrail güçleriyle yaşanan çatışmalara misilleme olarak.
Avrupa Dışilişkiler Konseyi’nden Ortadoğu uzmanı Hugh Lovatt, ;Hamas için “Sadece askeri bir hareket ya da sadece siyasi bir hareket değil” diyor.
Lovatt “Bu ideoloji yok edilemeyecek. Özellikle de İsrail’in silah gücüyle” diye konuşuyor.
Lovatt, örgütün İsrail’e silahlı direnişine desteğin “özellikle şimdi, Filistinlilerin kendi kendilerini yönetme hakkını elde etmek için herhangi bir siyasi ufuk olmadığını hissettiğinde yankı bulduğunu” söylüyor
Batı Şeria’daki Arap Amerikan Üniversitesi’nden Dr. Amjad Ebu El Ezz de, çoğu Filistinli’nin “bir gelecek göremediklerinden” Hamas’ı desteklediğini anlatıyor.
İsrail Başbakanı Netanyahu, kariyerinin büyük bir bölümünde bir Filistin devletinin kurulmasına karşı çıktı. Netanyahu bu tutumunu güvenlik kaygılarıyla, Hamas’ın İsrail’i tanımayı reddetmesiyle açıklıyor. Ancak partisi Likud’daki ve aşırı sağcı koalisyon hükümetindeki bir çok kişi de Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin İsrail’e ait olduğuna inanıyor.
İsrailli barış yanlısı grup Peace Now’a göre geçen yıl, Batı Şeria’da rekor sayıda yerleşim inşa edilmesi onaylandı.
2023’te Batı Şeria’da İsrail güçleri ve Yahudi yerleşimciler tarafından en az 81’i çocuk 507 Filistinli öldürüldü ve Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Bürosu’nun (OCHA) kayıtları tutmaya başladığı 2005’ten bu yanaki en kanlı yıl oldu.
BM ayrıca, Batı Şeria’daki Filistinlilerin saldırılarında 36 İsrailli’nin öldüğünükayıtlara geçirdi.
Buna ek olarak, El Fetih’in elindeki Filistin Yönetimi’ne karşı büyük bir öfke var. Birçok Filistinli, Filistin Yönetimi’nin yolsuzluklara bulaştığını ve İsrail işgaline karşı zayıf kaldığına inanıyor.
Dr. Ebu El Ezz 7 Ekim’den önce Gazze’deki Filistinlilerin abluka altında, “büyük bir hapishanede” yaşadıklarını düşündüklerini, Batı Şeria’dakilerin de Yahudi yerleşimcilerin saldırılarına, toprak ilhakına ve işsizliğe öfkeli olduklarını söylüyor.
Ebu El Ezz, Filistin toplumunun büyük bir bölümünün gençlerden oluştuğunu ve barış süreci olmadığı için, “diğer partilerin Filistinli gençlere gösterecek her hangi bir şeyleri bulunmadığını” anlatıyor.
“İşgal sürdükçe, katliamlar, ölümler sürdükçe, birçok insan Hamas’ın söyledikerini dinleyecek, çünkü umut arıyorlar” diyor.
Hamas’a verilen destek ne durumda?
Gazze’deki Filistinlilerin 7 Ekim’den sonra ödedikleri büyük bedele karşın, geçen yıl sonlarında yapılan bir araştırma, Filistinlilerin Hamas’a verdiği desteğin arttığını ortaya koydu.
Batı Şeria’daki 750 ve Gazze’deki 481 kişiyle yapılan ankete göre Batı Şeria’da Hamas’a destek Eylül ayında % 12 civarındayken, Aralık’ta % 42’ye yükseldi.
Anketi gerçekleştiren Batı Şeria merkezli Siyaset ve Anket Araştırma Merkezi’nden Dr. Halil Şikaki, Hamas’a verilen desteğin genelde çatışma dönemlerinde arttığını, ancak bu son artışın “çok büyük” olduğunu vurguladı.
Şikaki, anket yapıldığı dönem İsrail ve Hamas arasında ateşkes anlaşması yapıldığını, İsrail hapishanelerindeki Filistinli kadın ve çocukların salındığını anlatıyor.
Bu durumun da, Hamas’ın Filistin amaçlarını gerçekleştirmek için kullandığı şiddetin “çok etkili olduğunu” düşündürmüş olabileceğine vurguluyor.
Dr. Şikaki, yerleşimcilerin saldırıları ve Filistin Yönetimi’nin savaşa tepkisine duyulan öfkenin de Hamas’a desteği artırdığını ifade ediyor.
Gazze’de ise durum farklı. Hamas’a destek % 38’den % 42’ye çıktı ve bu artış, anketin hata payı içinde.
Hamas’ın 7 Ekim saldırılarını düzenlemekte haklı olduğunu düşünenlerin oranı Gazze’de % 57 düzeyindeyken, Batı Şeria’da bu oran % 82 oldu.
Şikaki “Hamas’ın bu savaşla ilgili kararlarının ceremesini çekenlerin Hamas’a çok daha eleştirel baktığı açık” diyor.
Şubat başına dek Gazze’de görev yapan BBC gazetecileri de, Hamas’a yönelik hoşnutsuzluğun arttığına dair işaretlerden bahsediyordu.
Bazı Gazzeliler sevdiklerinin ölümünü, İsrail güçlerinin evlerini yıkması ve açlık nedeniyle Hamas’a öfke duyduklarını söylüyordu.
Ayrıca, Gazzelilerin Hamas’ı açıkça eleştirmekten kaygı duydukları da söyleniyordu.
Yeni bir savaşçı kuşağı mı?
Dr. Ebu El Ezz, Gazze’deki bir çok gencin “İsrail ve işgale karşı nefretle dolu olduklarına” inanıyor.
“Bence sonraki kuşaklar intikam almak için bu askeri örgütlere katılacaklar. Çünkü ailelerini kaybettiler, çocukları kaybettiler, annelerini, çocuklarını, kardeşlerini yitirdiler.”
Ancak Albay Eisin, Hamas’a daha fazla destek verileceği kaygılarının, askeri hedeflerden uzaklaştırmaması gerektiği gröüşünde.
7 Ekim saldırılarının “korkunçluğuna, aşırılığına ve gaddarlığına” dikkat çeken Eisin, “Zaten çok radikalleşmiş haldeler” diyor.
“Bu yüzden bizim tepkimiz öncelikle bu kabiliyetlerini yok etmek olmalı. Bu ideolojiyi zaten olduğundan daha da kötü bir hale getirmeyecektir” diye konuşuyor.
Ancak Dr. Şikaki “Büyük bir savaş, peşinden barış gelirse gençlerin silaha sarılması anlamına gelmeyebilir” diye ekliyor.
Savaştan sonra ne olacak?
Netanyahu, savaş sonrası İsrail’in “silahtan arındırılmış” bir Gazze’deki güvenlik kontrolünü ucu açık bir şekilde elinde tutacağı ve İsrail’e düşman gruplarla bağlantısı olmayan Filistinlilerin yöneteceği bir savaş sonrası planı belirledi.
Albay Eisin, Hamas’ın daime “bir tür varlık göstereceğini” söylüyor, ancak İsrail’in “örgütün büyük bölümünü, tehdidi” yok edebileceğine de inanıyor.
Lovatt ise “Hamas’ı gerçekten marjinalize etmek ve zayıflatmanın tek yolu, siyasi bir yolun yaratılmasıyla olur” diyor.
Ancak iki devletli çözüme giden yol karamsar görünüyor.
Netanyahu geçtiğimiz günlerde X’teki açıklamasında, “İsrail’in tüm Batı Ürdün bölgesindeki güvenlik kontrolünden ödün vermeyeceğini söyledi ve bu da bir Filistin devletiyle çelişiyor” dedi.
Bu, İsrail’in başlıca müttefiki ABD’yle de açık bir çelişki anlamına geliyor.
Biden yönetimi, İsrail’in Gazze’yi uçu açık işgaline devam etmemesi gerektiğini söyledi. Statükoya gerçek bir alternatif olmadığı için şiddetin daha da artması riski devam ediyor.
Binne “İsrailliler’in bir zafer günü yaşayacağını düşünmüyorum. Hamas’ı zayıflatabilirler ama asıl mesele savaştan sonra Hamas’ın geri dönmesini nasıl önleyeceğiniz” diyor.
Katkıda bulunam: Heather Sharp
]]>