Bbc – Haber 28 – Giresun Haber https://www.haber28.com.tr Sun, 28 Jul 2024 06:24:16 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 İsrail, Batı Şeria’da bir çocuğun öldürülmesinde ‘muhtemel bir savaş suçu’ işlemekle suçlandı https://www.haber28.com.tr/israil-bati-seriada-bir-cocugun-oldurulmesinde-muhtemel-bir-savas-sucu-islemekle-suclandi/ https://www.haber28.com.tr/israil-bati-seriada-bir-cocugun-oldurulmesinde-muhtemel-bir-savas-sucu-islemekle-suclandi/#respond Sun, 28 Jul 2024 06:24:16 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=28042 Geçen yıl 29 Kasım günü öğle saatlerinde, Filistinli birkaç çocuk işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan mahallelerinde oynamak için sokağa çıktı.

O çocuklardan ikisi dakikalar sonra İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü.

BBC, 15 yaşındaki Basil ve 8 yaşındaki Adem’in vurulduğu gün yaşanan olayları farklı unsurları bir araya getirerek inceledi.

Cep telefonu ile güvenlik kamerası görüntüleri, İsrail ordusunun bölgedeki hareketliliği, görgü tanıklarının ifadeleri ve yapılan teknik analizler, ciddi insan hakları ihlallerine işaret eden sonuçları ortaya çıkardı.

BBC’nin elde ettiği kanıtları inceleyen, BM’nin insan hakları ve terörle mücadele özel raportörü Ben Saul, Adem’in öldürülmesinin “savaş suçu” izlenimi verdiğini kaydetti.

Hukukçu Dr. Lawrence Hill-Cawthorne da bu ölümle sonuçlanan güç kullanımının “ayrım gözetmeksizin” yapıldığı saptaması yaptı.

İsrail ordusu, bu olayı “incelemekte olduklarını” açıkladı.

İsrail ordusunun çatışma kurallarına göre, “sadece yaşama yönelik ivedi tehdit durumunda ya da başka yollar tüketildikten sonra tutuklama amacıyla” ateş açılabiliyor.

Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e yönelik saldırısından bu yana işgal altındaki Batı Şeria’da çok sayıda kişi öldürüldü.

BBC burada yaşayan Filistinlilere ait evlere grafitiyle zarar verildiğine, sivillerin silahla tehdit edilerek komşu Ürdün’e gitmeye zorlandığına dair kanıtlar da elde etti.

Batı Şeria’da bir Filistinli savaşçının ölü bedenine askerler tarafından zarar verildiği da görgü tanıkları tarafından BBC’ye anlatıldı.

29 Kasım günü neler yaşandı?

29 Kasım gününe ait videoları Basil’in, kepenkleri tamamen kapalı bir hırdavatçının yanında durduğunu gösteriyor.

İsrail’e ait zırhlı araçlar yaklaştığında Batı Şeria’daki Cenin’de dükkanların kepenk kapatması alışageldik bir durum.

Görgü tanıkları, o gün yakınlardaki Cenin Mülteci Kampı’na düzenlenen bir operasyonda silah sesleri duyulduğunu anlattı.

Futbolsever ve sıkı bir Lionel Messi hayranı olan Adem, o sırada 14 yaşındaki ağabeyi Baha ile sokaktaydı.

Sokakta toplamda dokuz çocuk vardı ve bu çocukların tamamı, neredeyse 360 ??derecelik bir görüş açısı sağlayan güvenlik kameralarına yansıdı.

Birkaç yüz metre ötede, en az altı zırhlı İsrail askeri aracından oluşan bir konvoy köşeyi dönerek mahalleye girdi ve çocuklara doğru ilerlemeye başladı. Tedirgin halleri kameraya yansıyan çocuklardan birkaçı bu anlarda uzaklaştı.

O ana ait cep telefonu görüntülerinde zırhlı bir aracın ön kapısının açıldığı görülüyor. Kameradaki asker çocukları doğrudan görebilecek bir açıdaydı.

Basil yolun ortasına fırlarken, askerlerden 12 metre uzakta olan Adem koşarak uzaklaşmaya çalışıyordu.

Sonra en az 11 el silah sesi duyuldu.

BBC’nin yaptığı araştırma bu anda sıkılan mermilerin geniş bir alana isabet ettiğini gösterdi.

Dört mermi metal direğe, ikisi hırdavat mağazasının kepenklerine isabet etti. Biri park halindeki bir arabanın tamponunu, diğeri ise tırabzanları deldi.

BBC’nin elde ettiği bir rapor, bu kurşunlardan ikisinin Basil’in göğsüne sıkıldığını gösteriyor.

Bir kurşun ise kaçar haldeki sekiz yaşındaki Adem’i başının arkasından vurdu.

”Adem, Adem!’ dedim ama cevap vermedi’

Ağabeyi Baha, ‘ambulans’ diye bağırırken çaresizce kardeşini güvenli bir yere sürüklemeye çalışıyordu.

Ama yardım için çok geçti. Baha, kardeşi Adem ve arkadaşı Basil’in gözleri önünde öldüğünü söyledi.

BBC’ye gözyaşları içinde kardeşinin ölümünü anlatan küçük çocuk, “Şok olmuştum. Onunla konuşmaya çalıştım. Ruhu bedenini terk ediyordu” dedi.

Olay anına ait görüntüde Basil’in vurulmadan önce elinde bir şey tuttuğu görülüyor. Bunun ne olduğu belli değil.

İsrail ordusu patlayıcı olduğunu söylediği bir cismin fotoğrafını paylaştı.

Olay yerine ilişkin incelememizde elde ettiğimiz kanıtları, BM ve bazı diğer tarafsız kuruluşlarla paylaştık. Bu kişiler arasında, insan hakları avukatları, bir savaş suçları uzmanı ve bir terörle mücadele uzmanı da yer aldı.

Bu kişilerden bazıları isimlerini kullanmamızı istemedi.

Görüşüne başvurduklarımızdan bir kısmı, olayın soruşturulması gerektiği konusunda hemfikirdi. Bazıları daha ileri giderek uluslararası hukukun ihlal edildiğini savundu.

BM’nin insan hakları ve terörle mücadele özel raportörü Ben Saul, elinde patlayıcı olması durumunda dahi Basil isimli çocuğa karşı öldürücü güç kullanılmasının yasalara uygunluğu konusunda soru işaretleri olabileceğini söyledi.

Saul, kaçarken vurulan Adem’in öldürülmesi için ise “sivillere kasıtlı, ayrım gözetmeksizin veya orantısız şekilde saldırmayı yasaklayan uluslararası insancıl hukukun ihlali, bir savaş suçu ve yaşam hakkının ihlali gibi görünüyor” ifadesini kullandı.

Bristol Üniversitesi Uluslararası Hukuk Merkezi eş direktörü Dr. Lawrence Hill-Cawthorne ise şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Askerler zırhlı araçlarındaydı. Bir tehdit olsa bile, uluslararası hukuk ihlali olan, ayrım gözetmeden ölümcül güç kullanmak yerine araçlarını sürmeye devam etmeleri ve tutuklamaya yönelmeleri gerekirdi.”

İsrail ordusu ise, şüphelilerin askerlere patlayıcı fırlatmak üzere olduğunu ve bu durumun onları tehlikeye attığını savundu.

Ordu “Askerler ateşle karşılık verdi ve vurulan kişiler tespit edildi” açıklamasını yaptı.

Ancak incelediğimiz video görüntülerine ve tanık ifadelerine göre Adem silahlı değildi ve kafasının arkasından vurulduğunda kaçıyordu.

İsrail ordusu, askerlerine soruşturma açar mı?

Ordu, Basil ve Adem’ın öldürülmesinin “inceleme altında” olduğunu söyledi.

Ordu benzer açıklamayı, Batı Şeria’da askerleri tarafından öldürülen her çocuk için rutin olarak yapıyor.

BBC’nin elde ettiği kanıtları izleyen birçok eski İsrailli asker, haklı olup olmadığına bakılmaksızın, İsrail hukuk sisteminin ölümcül güç kullanan askerleri koruyacağına inandıklarını söyledi.

2018-2020 yılları arasında Batı Şeria’da görev yapan ve BBC’ye konuşan eski bir asker, Adem’in olayında ceza davası açılması ihtimalinin “yüzde 0” olduğuna inanıyor.

İsrailli insan hakları grubu Yesh Din’in verilerine göre, İsrail askerlerine yönelik şikayetlerin yalnızca yüzde 1’inden azı soruşturmayla sonuçlanıyor.

Hamas’ın yaklaşık bin 200 kişiyi öldürdüğü ve 253 kişiyi rehin alındığı 7 Ekim’de saldırısının ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 34 binden fazla insan öldürüldü.

Bu savaşla birlikte İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’daki askeri operasyonları da arttı. Geçen yıl buradaki çocuklar için kaydedilen en ölümcül yıl oldu.

UNICEF’e göre, 2023’te toplam 124 çocuk öldürüldü. Bu çocukların 85’inin 7 Ekim’den sonra öldürüldüğü açıklandı.

2024 yılında şu ana kadar 36 Filistinli çocuk bölgedeki İsrailli yasa dışı yerleşimciler veya ordu güçleri tarafından öldürüldü.

Batı Şeria bir savaş bölgesi olarak sınıflandırılmadığı için uluslararası hukuka göre güç kullanımı konusunda daha sınırlayıcı hükümler işliyor.

İsrail ordusu, angajman kurallarıyla ilgili protokollerini gizli tutuyor.

Ancak BBC’ye konuşan emekli ve görevdeki İsrail akerleri, ölümcül güç kullanımına, aşamalı bir şekilde, ancak askerlerin hayatına yönelik “ivedi tehdit” halinde son çare olarak başvurulabileceğini söylüyor.

Öldürücü güç kullanımı öncesi, Arapça ve İbranice uyarıların yapılması gerektiği, ardından göz yaşartıcı gaz gibi ölümcül olmayan silahlara başvurulabileceği, ardından bacaklara ateş açma ve en son öldürmek için ateş etmeye kadar aşamalar olduğu kaydediliyor.

Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi BBC’ye, Ocak 2023 ile Ocak 2024 arasında İsrail ateşi sonucu öldürülen, yaşları 2 ile 17 arasında değişen 112 çocuğun tıbbi raporlarına erişim izni verdi.

Ölüme yol açan bu olayların tümünün tam olarak nasıl gerçekleştiğini bilmemiz mümkün değil ve bazıları gerçekten İsrail askerlerinin hayatlarına yönelik bir tehdit oluşturmuş olabilir.

Ancak analizimiz, bu vakaların yaklaşık yüzde 98’inde ölümcül yaraların vücudun üst kısmında olduğunu gösterdi. Bu da askerlerin bu vakalarda yaralamaktan çok öldürmek amacıyla ateş etmiş olabileceği sonucunu ortaya koyuyor.

Bu durum, askerlerin Batı Şeria’daki angajman kurallarına uyup uymadığı sorusunun yanında bir ‘ölümcül güç kullanma kültürüne’ ilişkin de soru işaretlerini gündeme getiriyor.

Batı Şeria’da beş haftalık bir sürede yapılan askeri operasyonlarda, askerlerin tutumu konusunda ciddi soru işaretleri uyandıran birçok olayın kanıtlarına ulaştık.

BBC, Ocak 2024’te İsrail’in Tulkarim Mülteci Kampı’nda ‘Direniş’ olarak bilinen Filistinli bir silahlı bir grubu hedef alan 45 saatlik askeri operasyonu izledi.

Bu operasyon sonrası BBC’ye konuşan çok sayıda Filistinli, askerler tarafından silahla tehdit edildiklerini ve komşu Ürdün’e taşınmalarının söylendiğini anlattı. İsrail ordusu sivillerin tehdit edildiğine dair her şikayeti inceleyeceğini açıkladı.

Kanada vatandaşı da olan12 yaşındaki Filistinli Haytham isimli çocuk, bir İsrail askeri tarafından bıçak zoruyla tehdit edildiğini söyledi. Bu iddia, erkek kardeşi ve babası tarafından da desteklendi.

Kamptaki bir aile, evlerinin bir duvarına Davut Yıldızı çizdiğini iddia ettikleri bir grup askerin, bir diğer duvardaki Mescid-i Aksa fotoğrafını da yırttığını anlattı.

İsrail ordusu bunların “İsrail ordusunun değerlerine aykırı olduğu” ve askerlerinden bekledikleri davranış şekliyle uyuşmadığı açıklamasını yaptı.

Batı Şeria’daki ‘ihlal’ iddiaları

Üst kattaki evde yapılan aramada, mutfak dolapları parçalanmış, oyuncaklar zarar görmüş ve televizyonlar kırılmıştı. Kamptaki birçok evde benzer bir tablo vardı.

Kudüs’teki Diakonia Uluslararası İnsani Hukuk Merkezi’nde hukukçu olan Dr. Eitan Diamond, “Duvarlara Davud Yıldızı çizmek veya ‘7 Ekim’ ile ilgili yazılar yazmak gibi vandalizm örnekleri açıkça yasa dışıdır” yorumunu yapıyor.

Diamond, Tulkarm kampında bir çocuğun bıçakla ve diğer bazı sivillerin de silah zoruyla tehdit edildiğine ilişkin haberler için de uluslararası hukukun ihlal edilmiş olabileceği yorumunu yapıyor.

Bu kamp baskınına katılan askerlere, üzerinde patlayıcı taşıdığı iddia edilen bir Filistinli savaşçıyı vurarak öldürdükten sonra cesedi üzerine idrar yapma suçlaması yöneltildi.

Görgü tanıklarının iddiasına göre ceset darp edildikten sonra bağlanarak sokaklarda sürüklendi.

BBC’ye bağlanmış bir cesedin fotoğrafları gösterildi.

Bu olayın yaşandığı söylenen yerde yaptığımız incelemede, resimlerde cesedi bağlamak için kullanılan malzemeyle uyumlu olan kumaş ve kablo parçası gördük.

Bu kanıtları da yine bağımsız uzmanlara gösterdik.

Cenevre Üniversitesi’nden uluslararası hukuk uzmanı Prof. Marco Sassoli, bu olaydaki öldürücü güç kullanımının uluslararası hukuk kuralları içinde meşrulaştırılabilir olması halinde bile cesede saygı gösterilmesi gerektiğini vurguluyor ve “Gösterdikleriniz uluslararası insan hakları hukukunun ihlal edildiğine işaret ediyor. Hatta savaş suçu dahi teşkil edebilir” diyor.

İsrail ordusu ise bu olaya ilişkin yaptığı açıklamada ise, ölü savaşçının üzerinde patlayıcılar bulunduğu ve Kızılay görevlilerinin cesede dokunmayı reddettiği savunuldu.

Açıklamanın devamında “Bu nedenle İsrail askerleri, güvenliklerini sağlamak ve cesedin altında silah olup olmadığını kontrol etmek için onun elleri ile ayaklarını kontrol altına almak zorunda kaldı” savunması yapıldı.

BBC’nin elde ettiği kanıtlarını inceleyen bazı eski İsrailli askerler, İsrail ordusunun Batı Şeria’daki operasyonlarındaki uygulamalarının, Filistin silahlı direnişini daha da körüklemesinden korktuklarını söylüyor.

Aralarından biri, “Filistinlilerin, her gün yaşadığı şekilde, askerlerle karşı karşıya gelmek ve sanki hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edilebileceğini düşünmek, bu gerçeklikte yaşayan insanların silaha sarılamayacağını varsaymak, en iyi ihtimalle saflık ve onlara insan olarak bakmamaktır” dedi.

Bu eski asker sözlerini “İşler daha da kötüye gidiyor” diyerek bitiriyor.

]]>
https://www.haber28.com.tr/israil-bati-seriada-bir-cocugun-oldurulmesinde-muhtemel-bir-savas-sucu-islemekle-suclandi/feed/ 0
Iraklı Baba, BP’ye Karşı Yasal İşlem Başlattı: Oğlunun Ölümü Petrol Saha Kirliliğiyle İlişkilendiriliyor https://www.haber28.com.tr/irakli-baba-bpye-karsi-yasal-islem-baslatti-oglunun-olumu-petrol-saha-kirliligiyle-iliskilendiriliyor/ https://www.haber28.com.tr/irakli-baba-bpye-karsi-yasal-islem-baslatti-oglunun-olumu-petrol-saha-kirliligiyle-iliskilendiriliyor/#respond Fri, 19 Jul 2024 23:36:08 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=26372 Iraklı bir baba, 21 yaşındaki oğlunun ölümü nedeniyle İngiliz petrol devi BP’ye karşı yasal işlem başlattı.

Hüseyin Julood, Irak’ta BP tarafından işletilen bir petrol sahasındaki gazın yakılması nedeniyle oğlu Ali’nin lösemi hastası olduğunu iddia ediyor.

Ali’nin petrol sahası içinde yer alan köyünde, BBC’nin 2022 yılında yaptığı bir araştırma, gaz yakma (flaring) işleminden kaynaklanan ve kansere neden olan kirleticilerin yüksek düzeyde bulunduğunu ortaya koydu.

BP “endişeleri anlıyoruz” dedi ve değişimi desteklediklerini belirtti.

İlk kez bir birey tarafından büyük bir petrol şirketine karşı yakma uygulamaları nedeniyle dava açıldığına inanılıyor.

BBC’nin gördüğü dava dilekçesinde, Irak’ın güney doğusundaki “Rumaila petrol sahasından kaynaklanan zehirli emisyonların” Ali’nin lösemisine ve ardından ölümüne neden olduğu ve BP’nin ana müteahhit olarak kısmen sorumlu olduğu iddia ediliyor.

Julood, oğlunun kemoterapi ve kemik iliği nakli de dahil olmak üzere yurtdışındaki tıbbi tedavi masrafları, kazanç kaybı, cenaze masrafları ve oğlunun “manevi kaybı” için tazminat talep ediyor.

“BP’nin sesimi duymasını ve durumumu dikkate almasını umuyorum. Ben sadece kendimi değil, burada yaşayan ve kirlilikten mustarip olan yoksul insanları da temsil ediyorum.”

Julood’u temsil eden Hausfeld & Co avukatlık şirketinden Wessen Jazrawi, davayı “önemli bir çevre davası örneği” olarak niteledi ve “Bu tür şirketler özellikle Küresel Güney’de meydana gelen zararlı çevresel uygulamaları genellikle cezasız bir şekilde gerçekleştirebiliyor” dedi.

Gaz yakma (flaring) petrol çıkarılırken açığa çıkan gazın yakılmasıdır; gaz, benzen gibi kansere neden olan zararlı kimyasalların karışımını içerebileceğinden insan sağlığı için tehlikelidir.

BBC’nin Dünya Bankası rakamları üzerinden yaptığı analize göre, Rumaila petrol sahası dünyada belgelenmiş en yüksek gaz yakma seviyesine sahip.

Hüseyin Julood, daha fazla ailenin acı çekmemesi için düzenli gaz yakmanın durdurulmasını hedeflediğini belirtiyor.

Ali’ye akut lenfoblastik lösemi teşhisi konulduğunda 15 yaşındaydı ve kemoterapi, ilik nakli ve radyoterapi de dahil olmak üzere iki yıl tedavi gördü.

Bir süre sonra hastalığı nüksetti ve geçen yıl Nisan’da hayatını kaybetti.

2021 yılında BBC Arapça Servisi, Rumaila petrol sahasında ilk kirlilik izleme çalışması yaptı. Sonuçlar, yüksek düzeyde benzen ve diğer kanserojen maddelere maruz kalınması nedeniyle bölge halkının yüksek lösemi riski altında olduğunu gösterdi.

Rumaila petrol sahasının sahibi Irak hükümeti; ancak BP ile Çin’in PetroChina şirketi ROO adlı bir konsorsiyumda ortaklık halinde sahanın yönetiminde ana işletici konumunda.

BP’nin de imzaladığı ROO’nun işletme standartlarına göre “Ulusal sınırları aşan kirlilik seviyelerinden etkilenenler yasal olarak tazminat alma hakkına sahip”.

Söz konusu faaliyet Irak’ta gerçekleşmiş olsa da, BP’nin merkezi İngiltere’de olduğu için Julood İngiltere mahkemelerinde dava açabiliyor.

BBC’nin yorum talebine yanıt olarak BP, Rumaila sahasının işletmecisi olmadığını, ancak ROO’nun “gaz yakma ve emisyonları azaltma konusunda yardımcı olmak için yaptığı çalışmalarda ana işletmeci olan Basra Energy Company Limited’i (BECL) aktif olarak desteklemeye devam ettiğini” belirtti.

O dönemin bir yetkilisi ROO’nun gaz yakmayı azaltmaya çalıştığını ve “toplum sağlığı girişimleri için fon desteği sağladığını” söylese de, Julood neredeyse her gün gaz yakımı ve siyah duman gördüğünü söylüyor.

“Bunlar sahte vaatler. Hiçbir gelişme yok. Çevre nefes alamayacak kadar kirlenmiş durumda” diyor.

Julood ayrıca Ali’nin ölümünden bu yana, biri genç bir çocuk olmak üzere dört ya da beş kişinin kanserden öldüğünü söyledi.

Julood’un avukatları BP’nin tazminat konusunda müzakerelere başlayabileceğini ya da iddiayı reddedebileceğini belirtiyor.

BP’nin talebi reddetmesi halinde bir sonraki adım Julood’un mahkemeye başvurması olacak ve dava İngiltere’deki yargıçlar önünde görülebilecek.

]]>
https://www.haber28.com.tr/irakli-baba-bpye-karsi-yasal-islem-baslatti-oglunun-olumu-petrol-saha-kirliligiyle-iliskilendiriliyor/feed/ 0
BBC, Rusya’nın Ukrayna’daki kayıplarının 50 bini aştığını tespit etti https://www.haber28.com.tr/bbc-rusyanin-ukraynadaki-kayiplarinin-50-bini-astigini-tespit-etti/ https://www.haber28.com.tr/bbc-rusyanin-ukraynadaki-kayiplarinin-50-bini-astigini-tespit-etti/#respond Fri, 12 Jul 2024 03:00:09 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=24913 Ukrayna’da görev yaparken hayatını kaybeden Rusların sayısı 50 bini aştı.

BBC, savaşın ikinci yılında ölenlerin sayısında ilk yıla göre yaklaşık yüzde 25’lik artış tespit etti.

BBC Rusça, bağımsız medya grubu Mediazona ve bir grup gönüllü ile birlikte Şubat 2022’den bu yana ölümleri teyit edip olabildiğince kayda geçiriyor.

En son 16 Haziran 2023’te ölü sayısının 25 bini aştığı .

BBC ekipleri Ukrayna’da ölen Rus askerlerin sayısını öğrenmek için resmi raporları, gazeteleri ve sosyal medyadaki açık kaynak bilgileri taradı.

Rusya’daki mezarlıklardaki yeni mezarlar ise birçok askerin isminin öğrenilmesine yardımcı oldu.

Yapılan incelemelerde savaşın ikinci yılında 27 bin 300’den fazla Rus askerinin öldüğü tespit edildi.

Rusya bu bulgulara ilişkin yorum yapmayı reddetti.

Rusya’nın Ukrayna’da uyguladığı ve Ukrayna güçlerini yıpratmak ve bulundukları bölgeleri açığa çıkarmak için durmaksızın asker gönderme stratejisine “kıyma makinesi” deniyor.

Moskova savaşın başlangıcından bu yana sadece Eylül 2022’de ölü sayısına ilişkin bir açıklama yapmıştı.

BBC’nin 50 bin tespiti bu sayıdan 8 kat fazla.

Gerçek ölü sayısının bundan daha yüksek de olabilir.

BBC verileri, Ukrayna’nın doğusunda Rus işgali altındaki Donetsk ve Luhansk’taki milis gruplar arasındaki ölümleri kapsamıyor.

Bunlar da eklenseydi Rus kayıpları çok daha yüksek olurdu.

Öte yandan Ukrayna da ölü sayısına ilişkin çok fazla bilgi paylaşmıyor.

Şubat ayında Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy 31 bin Ukraynalı askerin öldürüldüğünü söylemişti.

Ancak ABD istihbaratına dayanan tahminler daha fazla kayıp olduğuna işaret ediyor.

‘Kıyma makinesi’ stratejisi

BBC ve Mediazona’nın hazırladığı, ölümü doğrulanan Rus askerlerin listesi, Rusya’nın savaş stratejisinde uyguladığı değişikliklerin insani maliyetini gözler önüne seriyor.

Aşağıdaki grafik, Ocak 2023’te Ukrayna’nın Donetsk bölgesinde geniş çaplı bir saldırı başlatan Rus ordusunun kayıplarında keskin bir artış yaşandığını gösteriyor.

Savaş Çalışmaları Enstitüsü (ISW) adlı kuruluşa göre Rusya, Vuhledar şehrini almaya çalışırken “insan dalgasıyla cephe saldırıları” stratejisini uyguladı ancak bu etkisiz oldu.

Kuruluşa göre “Zorlu arazi koşulları, muharebe gücü eksikliği ve Ukrayna güçlerini şaşırtamaması” nedeniyle Rus tarafı ciddi kayıplar yaşadı.

Grafikteki bir diğer önemli artış, 2023 yılının ilkbahar aylarında Bahmut savaşı sırasında paralı asker grubu Wagner’in Rusya’ya şehri ele geçirmek için yardım ettiği zamanda görülebiliyor.

Wagner’in lideri Yevgeni Prigojin, grubun o dönemdeki kaybının 22 bine yakın olduğunu söylemişti.

Öte yandan Rusya’nın geçtiğimiz yılın sonbahar aylarında Ukrayna’nın doğusundaki Avdiivka kentini ele geçirdiği dönemde de ölü sayısında artış olmuştu.

Mezarların sayımı

BBC ve Mediazona ile birlikte çalışan gönüllüler, savaşın başlangıcından bu yana Rusya’daki 70 mezarlıkta yeni askeri mezarları sayıyor.

Havadan çekilen görüntüler, mezarlıkların önemli ölçüde genişletildiğini gösteriyor.

Örneğin Ryazan kentindeki Bogorodskoye mezarlığının üzerinden çekilen bu görüntülerde yepyeni bir alan oluşturulduğunu görebiliyoruz.

Bu yeni mezarların çoğunun Ukrayna’da öldürülen asker ve subaylara ait olduğu düşünülüyor.

BBC, savaşın başlangıcından bu yana ölen Rusların en az beşte ikisinin savaştan önce ülkenin ordusuyla hiçbir ilgisi olmayan kişiler olduğunu tahmin ediyor.

Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Samuel Cranny-Evans, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin başlangıcında oldukça karmaşık askeri operasyonları yürütmek için profesyonel birliklerini kullandığını söylüyor.

Evans, bu askerlerin çoğunun artık ölmüş ya da yaralanmış olabileceğini ve yerlerini gönüllüler, siviller ve mahkumlar gibi az eğitimli ve deneyimsiz kişilerin aldığını belirtiyor.

Bu kişilerin profesyonel askerler kadar etkili olamadığını söyleyen Evans, “Bu yüzden stratejik olarak çok daha basit şeyler yapmaları gerekiyor. Bu da birlikleri genellikle topçu desteğiyle Ukrayna mevzilerine sürmek anlamına geliyor” diyor.

Wagner ve Savunma Bakanlığı’nın görevlendirdiği mahkumlar

Asker olarak görevlendirilmek üzere cezaevinden çıkarılan mahkumlar, “kıyma makinesi” stratejisinin başarısı için hayati önem taşıyor.

Moskova, Wagner lideri Yevgeni Prigojin’in Haziran 2022’den itibaren cezaevlerinde mahkum toplamaya başlamasına izin vermişti.

Bu kişiler daha sonra Rus hükümeti adına özel bir ordunun parçası olarak savaştı.

Wagner, oldukça acımasız ve otoriter bir grup olmakla tanınıyor. Gruba bağlı savaşçıların bazı durumlarda emir almadan geri çekildikleri için öldürüldükleri bile bildiriliyor.

Grup, Moskova ile ilişkilerinin bozulmaya başladığı Şubat 2023’e kadar mahkum alımlarını sürdürdü.

O tarihten bu yana ise Rusya Savunma Bakanlığı aynı politikayı yürütüyor.

BBC son analizinde cephede öldürüldüğünü bilinen 9 bin Rus mahkuma odaklandı.

Bunların binden fazlasının ne zaman askere alındığı ve ne zaman öldüğü teyit edildi.

Wagner yönetiminde bu kişilerin ortalama üç ay hayatta kalabildiği tespit edildi.

Ancak yukarıdaki grafikten de anlaşılacağı üzere, Savunma Bakanlığı tarafından daha sonra askere alınanlar ortalama iki ay hayatta kalabildi.

Bakanlık, ‘Fırtına’ adı verilen ve neredeyse tamamı mahkumlardan oluşan birlikler kurdu.

Wagner’in birliklerine benzer şekilde, bunların da genellikle savaşta harcanabilir bir güç muamelesi gördüğü bildiriliyor.

Geçen yıl Reuters’a konuşan ve Fırtına birliğinden bir kişiyle birlikte savaşan bir asker, “Fırtına savaşçıları sadece birer et parçası” ifadelerini kullanmıştı.

Yakın zamanda Fırtına savaşçıları Avdiivka’yı ele geçirmek için aylar süren savaşta etkili oldular.

Şehir 8 hafta önce Rusya’nın eline geçti ve Putin için Bahmut’tan bu yana en büyük stratejik ve sembolik savaş zaferi haline geldi.

Mahkumlar doğrudan cepheye gönderildi

Wagner yönetiminde askere alınan mahkumlara savaşa gitmeden önce iki haftalık bir askeri eğitim veriliyordu.

Savunma Bakanlığı tarafından görevlendirilen bazı askerlerin ise sözleşmelerinin ilk iki haftasında cephede öldürüldüğü tespit edildi.

BBC’nin görüştüğü savaşçıların aileleri ve halen hayatta olan kişiler, Savunma Bakanlığı’nın mahkumlara verdiği askeri eğitimin yetersiz olduğunu söyledi.

Bir kadın kocasının 8 Nisan’da hapishanede askere alınmak üzere sözleşmesini imzaladığını, üç gün sonra cephede savaştığını ve 21 Nisan’da öldüğünü söyledi.

Bir başka kadın ise cezaevinden doğrudan cepheye gönderilen eşinin ölümünü, oğullarının savaşırken öldüğünü söylemek için iletişime geçmeye çalıştığında öğrendiğini paylaştı.

Kadın, iki çocuğu olan 25 yaşındaki oğlu Vadim’in daha önce eline hiç silah almadığını söyledi.

‘Ölmeye hazır olun’

Wagner tarafından askere alınan mahkumlar genellikle 6 ay savaşmak üzere görevlendiriliyordu.

Hayatta kalanlar bu sürenin sonunda özgürlüklerine kavuşuyordu.

Ancak geçtiğimiz Eylül ayından bu yana Savunma Bakanlığı tarafından askere alınanlara ölene ya da savaş bitene kadar savaşmak zorunda oldukları söyleniyor.

BBC’ye konuşanlar, mahkumların akrabalarından üniforma ve bot almak için maddi yardım istediğini paylaştı.

Mahkumların gerekli malzemeler ve uygun silahlar olmadan savaşa gönderildiklerine dair haberler de var.

Rus savaş destekçisi ve blog yazarı Vladimir Grubnik Telegram kanalında “Birçok askerin silahları savaşa uygun değildi” ifadelerini kullandı.

Eski mahkumlar, beraber savaştıkları kişilerin ödediği ağır bedeli anlattı.

Fırtına savaşçıları ve yakınları için bilgilerin paylaşıldığı bir internet sitesinde Sergei adlı bir kişi, “Şimdi kayıt yaparsanız ölmeye hazır olun dostum” diyor.

Sergei, Ekim ayından bu yana Fırtına birlikleriyle savaşan eski bir mahkum olduğunu iddia ediyor.

İnternet sitesinin bir başka üyesi, beş ay önce 100 askerden oluşan bir Fırtına birliğine katıldığını ve şu anda hayatta olan sadece 38 askerden biri olduğunu söylüyor.

]]>
https://www.haber28.com.tr/bbc-rusyanin-ukraynadaki-kayiplarinin-50-bini-astigini-tespit-etti/feed/ 0
Sudan’da Şiddet ve Açlık Krizi: Ülke İç Savaşa Sürüklendi https://www.haber28.com.tr/sudanda-siddet-ve-aclik-krizi-ulke-ic-savasa-suruklendi/ https://www.haber28.com.tr/sudanda-siddet-ve-aclik-krizi-ulke-ic-savasa-suruklendi/#respond Sat, 06 Jul 2024 01:36:06 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=23764 Sudan’da orduyla Hızlı Destek Kuvvetleri adlı milis güç arasında çıkan çatışmalarda bir yıl geride kalırken, ülke iç savaşa sürüklendi.

Başkent Hartum’da başlayan şiddet ülke geneline yayıldı, binlerce kişi öldürüldü, yerleşimler ve ülkenin alt yapısı da savaştan büyük zarar gördü.

Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde Dünya Gıda Programı’nın (WFP) Sudan’daki acil durum yöneticisi Michael Dunford, BBC’ye yaptığı açıklamada, dünyanın en şiddetli açlık krizinin Sudan’da yaşandığını söylüyor.

Dunford, “Gözümüzün önünde bir facia yaşanıyor ve korkarım ki daha da kötüye gidecek” diyor.

Ülkede yaklaşık 18 milyon kişi “akut açlık” yaşıyor. WFP’ye göre bu sayı 25 milyona çıkabilir. Bu da Sudan nüfusunun yarısı demek.

Uzmanlar ayrıca 220 bin kişinin gelecek aylarda hayatını kaybedebileceği uyarısını yapıyor.

Ordu ve Hızlı Destek Güçleri arasındaki çatışmalar 15 Nisan 2023’te başladı. BM kayıtlarında, çatışmalarda 14 bin kişinin öldüğü yer alsa da, uzmanlar gerçek sayının bunun çok üzerinde olduğunu düşünüyor.

Savaş nedeniyle 8 milyondan fazla kişi evlerini terk etti. Bunların bir kısmı sınırı geçerek Sudan’ın komşularına göç etti.

Başkent Hartum’da savaştan önce 7 milyondan fazla kişi yaşıyordu. RSF kentin büyük kısmını kontrol etse de, ordu son dönemde mevzi kazanıyor.

BBC Arapça ve BBC Verify tarafından incelenen video ve fotoğraflar, dükkanların, hastanelerin ve üniversitelerin gördüğü zararı ortaya koyuyor.

Greater Nile Petroleum Operating Company (Büyük Nil Petrol İşletme Şirketi) gökdeleninin geçtiğimiz Eylül’de yanması da önemli bir dönüm noktası olmuştu.

Çatışmalar nedeniyle en az üç hastane ve bir üniversite zarar gördü. Hartum’dan Dr. Alaaddin El Nur hastanelerde tıbbi malzeme sıkıntısı yaşandığını söyleyerek, “Doktorlar olarak güvende hissetmiyoruz. Tıbbi malzemeler ve ekipmanlar yağmalandı” dedi.

WFP alt yapıdaki tahribatın da insani krizi derinleştirdiği görüşünde. Dunford bu durumun, gıda güvenliğindeki sorunları artırdığını söylüyor.

Omdurman ve Bahri şehirlerini birbirine bağlayan Şambat Köprüsü, geçen Kasım ayında çöktü. Burası Nil nehri üzerinden milisleri ve askeri malzemeleri geçiren RSF için stratejik açıdan önemli bir yerdi.

Ocak ayında, Hartum’un kuzeyindeki El Celili petrol rafinerisi, çatışmaların ardından yandı. Tesis, tarafların güç mücadelesinin merkezindeydi.

İngiliz hayır kurumu Çatışma ve Çevre Gözlem’den araştırmacı Leon Moreland, Kasım 2023 ve bu yılın Ocak ayı arasında 32 büyük petrol tankının üç farklı olaya hasar aldığını söyledi.

BBC Arapça’ya konuşan Moreland “Petrol sızıntıları herhangi bir müdahale olmadan yeraltı sularına ve Nil Nehri’ne doğru eğimli tarım arazilerine ulaşıyor” diyor.

“Bu yeni kirlenme, bölgedeki yeraltı kirliliğini daha da kötüleştirecek. Uydu görüntüleri kirliliğin zaten yaygın olduğunu gösteriyordu.”

Uydu görüntüleri aynı zamanda, Hartum’daki üç su pompalama merkezindeki depoların da boş olduğunu gösteriyor. Bunlara ne olduğu belirsiz.

Hartum’da yaşayan 31 yaşındaki Hasan Muhammed, son dört aydır su ve elektrik kesintileri yaşandığını söylüyor.

“Temiz su bulmak için uzun mesafelere yürümek ya da içmeye uygun olmayan nehir suyundan almak zorundayız. Bu da hastalıkların yayılmasına yol açıyor.”

Hartum Uluslararası Havalimanı’na uçuşlar da bölgenin büyük bir çatışma alanı olması yüzünden durduruldu. Bu da ülke içindeki yardım dağıtımını olumsuz etkiliyor.

BBC Verify, çatışmanın ilk 48 saatinde çekilen bazı videoları teyit etti.

BBC Verify’ın ilk incelediği video 15 Nisan’da pistin kuzey ucunda çekildi. Videoda RSF milislerinin pist üzerinde koştuğu ve havaalanının ana binalarının yakınlarında ateş açtıkları görülüyor.

Kısa süre sonra, pistin kuzey ucunda yanan en az bir uçaktan dumanlar yükseldiği görülüyor.

Bir başka videoda, uçakların yerden görüntüleri yer alıyor. Büyük ihtimalle bir önceki videoda yanan aynı uçaklar ancak bu kez havaalanının doğu ucundan çekilen görüntüler.

Hartum’da yaşamsal önemdeki altyapıya hasar vermekle suçlanan ordu ve RSF birbirlerini suçluyor.

Ufukta son gözükmüyor

Sudan’ın diğer bölgelerinde de çatışmalar var. Özellikle de Afrikalı ve Arap topluluklar arasında yıllarca şiddet yaşanan, ülkenin batısındaki Darfur’da.

İngiltere hükümetinin fonladığı Bilgi Dayanıklılığı Merkezi’nin araştırması, Sudan’ın batısındaki 100’den fazla köyün yandığını gösteriyor.

Sudanlı ekonomist Wael Fehmi, savaşın ekonomi ve gıda sistemi üzerindeki etkisinin feci olduğunu söylüyor.

“Ekonomi yarı yarıya küçüldü ve tarımsal faaliyetin % 60’ı durdu” diyor.

WFP de ayı ölçüde karamsar.

Michael Dunford “Sudan’da şu anda yaşananlar tam bir trajedi. Artık eşiğin geçilmiş olduğunu değerlendiriyoruz.”

Ateşkes için yapılan uluslararası girişimler şimdiye dek başarısız oldu. Ancak Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde yeni görüşmeler için çaba sarf ediliyor.

Katkıda bulunanlar Samira Elsaidi & Benedict Garman

]]>
https://www.haber28.com.tr/sudanda-siddet-ve-aclik-krizi-ulke-ic-savasa-suruklendi/feed/ 0
İsrail’in Han Yunus’taki birliklerini azaltmasıyla binlerce kişi bölgeye geri döndü https://www.haber28.com.tr/israilin-han-yunustaki-birliklerini-azaltmasiyla-binlerce-kisi-bolgeye-geri-dondu/ https://www.haber28.com.tr/israilin-han-yunustaki-birliklerini-azaltmasiyla-binlerce-kisi-bolgeye-geri-dondu/#respond Thu, 27 Jun 2024 05:13:46 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=23027 İsrail’in Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan birliklerinin sayısını azaltacağı yönündeki açıklamasından sonra “binlerce” kişinin bölgeye geri döndüğü düşünülüyor.

İsrail ordusu sözcüsü Yarbay Peter Lerner Pazar günü yaptığı açıklamada, Han Yunus’taki görevlerin tamamlandığını, ancak Gazze’de “ciddi bir gücün” operasyona devam edeceğini söyledi.

Bu açıklamayla birlikte aylardır İsrail’in bombardımanı altındaki Han Yunus’a dönenler evlerini ve enkaz altında kalan yakınlarını aramaya başladı.

Uydu verilerine göre savaşın başlangıcından bu yana kentteki binaların en az yüzde 55’i, yani yaklaşık 45 bin bina hasar gördü ya da yıkıldı.

BBC’ye konuşan Akram isimli bir gazeteci, “binlerce” kişinin Han Yunus’a döndüğünü söyledi.

Ancak tam olarak kaç kişinin bölgeye dönüş yaptığı teyit edilemiyor.

Akram’a göre Han Yunus’ta görev yapan polis veya herhangi bir yardım kuruluşu bulunmuyor.

BBC’nin konuştuğu pek çok kişi bölgede deprem vurmuş gibi bir yıkım olduğunu, evlerinin enkaza dönüştüğünü söylüyor.

“Geriye neredeyse hiçbir şey kalmadı” diyen Najwa Ayyash şöyle devam ediyor:

“Evimizin neredeyse tamamen yok olduğunu gördüm. Üçüncü kata çıkabilmem için merdiven yoktu. Kardeşim yukarı tırmanmayı başardı ve çocuklarım için bize kıyafet getirdi.”

Asad Abu Ghalwa ise kendisinin ve komşusunun evlerinin “dümdüz edildiğini” söylüyor.

Ghalwa, “Evimizi kontrol etmeye geldik. Hiçbir şey bulamadık. Sadece ailemle birlikte kalabileceğim bir yer bulmak istemiştim” diyor.

Han Yunus’taki yıkım bir kişi tarafından “gerçek dışı” diye nitelendirildi.

Ahmad Abu Reesh adlı bir Gazzeli, “Evimize ne olduğunu görmek için geldik ama evimizi bulamadık. Bir moloz yığını var yerinde. Burada yaşamak veya hareket bile etmek mümkün değil. Hayvanlar bile burada yaşayamaz, insanlar nasıl yaşasın?” diye konuştu.

BBC Arapça’ya konuşan Hamed Yaser Ahmed Abo Hayah ise bölgenin “tam anlamıyla yıkıma” uğradığını söylüyor.

7 aydır kıyafetlerini değiştiremediğini söyleyen Hayah, “Uyumadan önce yıkıyorum, sonra pencereye asıyorum ve sabah olduğu gibi giyiyorum. Burada hayat yok” diyor.

‘Gözlerimiz açık uyuyoruz’

BBC Arapça’ya konuşan 14 yaşındaki Saad Ouda, evi olmasa bile Han Yunus’a dönmek istediğini söylüyor.

“Han Yunus’a gidin ve her şeyin yıkılmış olduğunu göreceksiniz, evlerimiz yıkıldı” diyen Ouda şöyle devam ediyor:

“Yine de Refah’ta kalmaktansa evimin kalıntıları üzerinde yaşamayı tercih ederim. Kardeşlerim korkuyor ve ağlıyorlar. Hayattaki tek dileğim evime dönmek ve huzur içinde yaşamak. Bu kadar aşağılanma ve bombardıman yeter. Burada, Refah’ta gözlerimiz açık uyuyoruz.”

Kendisi ve pek çok çocuk için Gazze’de yaşamın savaştan ibaret olduğunu söyleyen Ouda, “Ne yapabiliriz? Biz Gazze’deki çocuklar olarak dünyanın geri kalanındaki çocuklar gibi hayatın tadını çıkarma ayrıcalığına sahip değiliz. Hiçbir şey, oyun yok, su yok, yemek yok” diye devam ediyor.

‘İsrail’in Han Yunus’tan çekilmesi Refah’taki insani krizi hafifletebilir’

BBC’ye konuşan savunma ve istihbarat şirketi Sibylline’ın genel müdürü Justin Crump, İsrail ordusunun Han Yunus’tan çekilmesinin Refah’taki insani sorunları hafifletebileceğini söylüyor.

Bunun aynı zamanda Refah’a düzenlenecek herhangi bir kara harekatını kolaylaştırabileceğini söyleyen Crump, “[İsraillilerin] Han Yunus ve diğer yerlerden çekilmesi, nüfus baskısının kısmen Refah’tan dağılmasına izin verebilir” diyor.

Crump, İsrail’in “Refah’tan ve planladığı saldırıdan vazgeçmediğine” inandığını, kuvvetlerin muhtemelen toparlandığını ve operasyonların bir sonraki aşamasını düşündüğünü söylüyor.

Aralık’tan bu yana bombardıman altında

Pazar günü yapılan açıklamadan sonra İsrail’in Gazze’deki kara operasyonunun devamı ve rehine takası anlaşması ekseninde gelişmeler devam ediyor.

Haftalardır Refah’a yönelik operasyon sinyali veren İsrail ve Hamas arasında Kahire’deki müzakereler devam ediyor.

Dünya liderlerinden ateşkes baskısı ise devam ediyor.

Aralık başında İsrail, Gazze’nin güneyinde bulunan Han Yunus’a yoğun hava saldırıları düzenledi.

5 Aralık’ta ise İsrail ordusu kara kuvvetlerinin bölgeye girdiğini duyurdu.

O tarihten bu yana İsrail ordusu Han Yunus’un merkezini yoğun bir şekilde bombaladı.

İsrail ordusu Mart ayında Hamas üyelerinin orada bulunduğu iddiasıyla Nasır hastanesine bir baskın düzenledi.

Nasır hastanesinin etrafındaki bölge bir zamanlar yoğun bir nüfusa sahipti. Sokaklarda birçok dükkan ve cam bulunuyordu. Bölgede bir futbol stadyumu da vardı.

3 Nisan’da çekilen uydu görüntüleri bölgenin büyük bölümünün dümdüz olduğu anlaşılıyor.

]]>
https://www.haber28.com.tr/israilin-han-yunustaki-birliklerini-azaltmasiyla-binlerce-kisi-bolgeye-geri-dondu/feed/ 0