ANKARA – Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, “Ben dünkü toplantının Türkiye demokrasisi açısından önemli bir kilometre taşı olduğunu ifade etmek isterim. Siyasetçilerin el sıkışmadığı dönemlerin sonu demokrasi için felaket olmuştur” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları Oruç ve Tuncer Bakırhan ile parti genel merkezinde bir araya geldi. CHP lideri Özel’e CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ve Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer eşlik etti. DEM Parti Eş Genel Başkanları ve CHP Genel Başkanı Özel, 1,5 saat süren görüşmenin ardından ortak basın açıklaması gerçekleştirdi.
“Siyasetçilerin el sıkışmadığı dönemlerin sonu demokrasi için felaket olmuştur”
Kamuoyunun gündeminde olan meseleleri Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmelerinde konuşma imkanı bulduğunu dile getiren Özel, “Benim ortaya koyduğum gündemlerin tamamını kendisi dinledi ve heyetinde bulunan arkadaşlar not aldılar. Biz de Erdoğan’ın yapmış olduğu değerlendirmeleri dinledik. Ben dünkü toplantının Türkiye demokrasisi açısından önemli bir kilometre taşı olduğunu ifade etmek isterim. Siyasetçilerin el sıkışmadığı dönemlerin sonu demokrasi için felaket olmuştur. 1977 ile 1980 arası iktidarla ana muhalefetin el sıkışmadığı, konuşmadığı bir dönemdi. Türkiye’de de ana muhalefetle iktidarın ve bütün siyasi partilerin birbirleriyle konuşabilen, el sıkışabilen, her şeyde anlaşmak mümkün değildir ama tartışabilen bir çizgide kalmalarını son derece önemli buluyoruz. Dünkü konuşmalar, tartışmaların bu anlamda nasıl sonuç verdiğini önümüzdeki günlerde, haftalarda, aylarda biz de takip edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi öncesinde 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i ziyaret ettiğini aktaran Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürünün eski büyükelçi olması nedeniyle Sezer’den heyette bir büyükelçi görevlendirmesi tavsiyesi aldığını söyledi.
“İsim tercihini elbette ben yaptım”
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmelerinde CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan’ın heyette bulunduğunu hatırlatan Özel, “İki büyükelçinin görüşme ile ilgili not tuttukları bir süreci hep birlikte yaşamış olduk. İsim tercihini elbette ben yaptım. Milletvekili grubumuzdaki tek büyükelçidir kendisi. Bir büyükelçiyi görevlendirme önerisi, kendi deneyimleriyle takdirleriyle Ahmet Necdet Sezer’in doğrudan bana teklifiyle olmuştur” dedi.
“Partimizden talep olduğu takdirde deprem bakanlığına bir bakan yardımcısı vermeyi sorumluluk olarak görüyorum”
Türkiye’nin beka sorununun deprem olduğunu vurgulayan Özel, deprem bakanlığı kurulmasını önemsediğini belirterek, “Türkiye’de herkes kendine göre bir beka sorunu tarifi yapıyor. Kimi CHP’yi beka sorunu görüyor, kimi bir siyasi partinin bir belediyeyi kazanmasını beka sorunu görüyor, kimi bir başkasında beka sorunu görüyor ama Türkiye’nin en önemli beka sorunlarından bir tanesi hazırlıksız yakalanılacak olan İstanbul depremidir. İstanbul depreminde milyonlarca kişi ölebilir. İstanbul depremi yaşandığında eğer tam hazır değilsek Türkiye ekonomisi çöker. Türkiye’nin finans dünyasıyla irtibatı kesilir. Türkiye’nin en önemli şirketlerinin yöneticilerini ve o şirketlerin yönetim merkezlerini kaybederiz. Türkiye’nin Avrupa’yla Asya arasındaki bağlantısı ortadan kalkabilir. O şehre insani yardım ulaştırmak da imkansız hale gelebilir. Bu mesele ne iktidarın tek başına bir meselesidir, ne o kenti yöneten belediyenin tek başına çözebileceği bir meseledir ne de muhalefete muhalefet alanı tanıyacak bir durumdur. Meselenin kendisi ülke için bir beka sorunudur. Bunun için de Erdoğan’a deprem üzerine ismi doğrudan ‘Deprem Bakanlığı’ olarak konur mu yoksa ‘Doğal Afetlerle Mücadele ve Depreme Hazırlık Bakanlığı’ mı olur? Ama bir bakanlık kurmasını önerdim, dahasını da önerdim. Mecliste grubu bulunan bütün siyasi partilerden birer bakan yardımcısı talep etmesi durumunda ben partimden bir bakan yardımcısını görevlendireceğimi, deprem meselesini siyaset üstü bir şekilde ele almanın, siyasetin kısır tartışmalarının dışına çıkarmanın ve bir beka sorununu el birliğiyle ortadan kaldırmanın önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundum. Cumhurbaşkanı dikkatle takip etti, not aldırdı. Ancak bu konuda anayasa gereği, yeni bakanlık kurulması kendi yetkisindedir. Nasıl bir adım atacağını bilmiyorum. Partimizden talep olduğu takdirde deprem bakanlığına bir bakan yardımcısı vermeyi de siyasi açıdan değil, insani açıdan almamız gerekli bir sorumluluk olarak görüyorum” diye konuştu.
]]>Bilkent Üniversitesi Sosyal Demokrasi Topluluğu tarafından Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Konser Salonu’nda Gençlik Buluşması düzenlendi. Gençlik Buluşması’na CHP Genel Başkanı Özgür Özel konuşmacı olarak katıldı. Genel Başkan Özgür Özel’e CHP Genel Sekreteri ve aynı zamanda Bilkent Üniversitesi akademik kadrosundan Doç. Dr. Selin Sayek Böke, CHP Parti Meclis Üyesi ve İzmir Milletvekili Gökçe Gökçen ve Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner eşlik etti.
“CHP GENEL BAŞKANI VE CHP’NİN BİRİNCİ PARTİ OLDUKTAN SONRA KATILDIĞIM İLK TOPLANTI”
Sözlerine Bilkent Üniversitesi’ne gelmekten duyduğu memnuniyeti anlatarak başlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel “Üniversitelere çok gittim bundan önce de Bilkent Üniversitesi’ne çokça geldim ama bu Genel Başkan olarak ve 47 yıl sonra CHP birinci parti olduktan sonra katıldığım ilk toplantıdır ve bu yüzden benim için çok anlamlıdır” dedi.
“MECLİS’TE TARTIİŞMALI OTURUMLARDA DUYMADIĞIM BİR HEYECANI DUYUYORUM”
Meclis’i kastederek 600 kişilik salona alışkın olduğunu ifade eden Özel, “Meclis’te de 600 tane sandalye var. Genelde bu 600 kişinin 350 kadarının benden hoşlanmamasına alışkınım. Bazen 350’si birden sıra kapaklarına vururken kalp atışımın 60’dan 62’ye çıkmamasına da alışkınım ama burada o kadar çok sevmeyenimin olmadığını da biliyorum. 600 kişinin karşısında o çok zorlu oturumlarda o çok kavgalı oturumlarda sonunda dört tonluk kürsünün devrildiği tartışmalı oturumlarda duymadığım bir heyecanı duyduğumu ifade etmek isterim” dedi.
“14 VE 28 MAYIS SÜRECİNDE BÜYÜK BİR HAYAL KIRIKLIĞI YAŞADIK VE YAŞATTIK”
CHP’deki değişim sürecine değinen Özel şunları söyledi:
“CHP’de 14 ve 28 Mayıs sürecinde siz gençlere daha önceden verdiğimiz sözü tutamamanın, Cumhuriyet’in kurucu partisi olup 100’üncü yılında yapılacak seçimlerde Cumhuriyet’in 100. yılında Türkiye’yi yönetecek kadroların; Cumhuriyet’in kurucu kadrolarına, kurucu liderine husumet duyanlar değil, minnet duyanlar olması gerektiği gerçeği ile bir mücadele verip çok umutlanıp çok umutlandırıp; aslında çok çalışıp sonra da büyük bir hayal kırıklığı yaşadık ve yaşattık.
Sonrasında CHP’de bir kurultay süreci, bizim deyimimizle bir değişim süreci yaşandı. Ben her seçim sonucunun siyasilere yazılan birer mektup olduğunu, sandıktaki kolektif birleşmiş aklın, hatta sandığa gitmeyip konuşmayan aklıbir mesaj verdiğini o mesajı doğru okuyanların siyasette iyiye gittiğini okuyamayanların ise kötüye gittiğini adımın Özgür olduğu inanarak savunan birisiyim.
“SEÇMENİN MESAJINI ALIRSAN DOĞRUYU YAPARSIN, ALMAZSAN TÜKENME SÜRECİN BAŞLAR”
Seçmenin mesajını alırsan doğruyu yaparsın almazsan tükenme süreci başlar. Biz de ‘100 yılın değişimi, değişimin 100 yılı’ sloganıyla yola çıktık. CHP değişmezse seçmenin sandığa gitmeyeceğini, bizi cezalandıracağını katılım oranlarının düşmesinin iktidar partisine yarayacağını ve küskün muhalif seçmenin bize çok ağır bir bedel ödeteceğini düşündük, savunduk, anlattık ve yola çıktık.”
CHP kurullarının yaş ortalaması verilerini de paylaşan Özel, “43 yaş ortalaması olan bir Parti Meclisimiz var. Yaş ortalaması 46 olan bir Merkez Yönetim Kurulu üyelerimiz var. MYK üyelerimiz gölge kabine olarak görev yapıyorlar. 17 bakan ve bir Cumhurbaşkanına karşılık olarak 18 ismin 9’u kadın 9’u erkek. Tayyip Erdoğan burada tek bir kadın görevlendiriyor, ona da diyor ki ‘Sen Aile Bakanı’sın. Sen dışişlerinden, ekonomiden, eğitimden, kültürden anlamazsın sen aileden anlarsın’ diyor kadına. Bizde 9’u kadın 9’u erkek” dedi.
CHP’YE KAPALI SİYASETİN BAŞARI KAPISININ ÜÇ ANAHTARI: GENÇLER, EŞİT TEMSİL VE BİLİM
Bu kadroyla birlikte yerel seçimlere yürüdüklerini kaydeden Özel, “Önümüzde açamadığımız devasa bir kapı vardı kale gibi. Siyasetin başarı kapısı bize kapalıydı. Bir cam tavan vardı başımızın üstünde yüzde 25’lik, kıramıyorduk, kıramıyoruz diye de artık zıplamıyorduk. O devasa siyaset kalesinin, kapalı başarı kalesinin üç anahtarı vardı” dedi ve bu üç anahtarın ne olduğunu şu sözlerle anlattı:
“Üç anahtar tarihten mirastı, emanetti. O üç anahtarı üç deliğe soktuk, teker teker çevirdik ve siyasetin başarı kapısı açıldı. Bir; Cumhuriyet’i kuran Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyet’i CHP’nin genel başkanlarına mı emanet etti? Yapabilirdi ama yapmadı. Kendisi aslında askerdi, genel kurmay başkanlarına mı ordu komutanlarına mı emanet etti? Yapmadı. Ne milletvekillerine bıraktı ne de belediye başkanlarına sadece ve sadece gençlere emanet etti. Demek ki başarı kapısının ilk anahtarı gençlere güvenmek, gençlere o emaneti hatırlatmaktı. İlk anahtarı taktık. İkincisi eşit temsildi, kadınların siyasette daha çok olmasıydı. Üçüncü anahtar ise bizi geri bırakan neydi? 200 yıl geç gelen matbaa. Avrupa modern silahlara çalışırken kendi içinde hurafelerle uğraşanlar, donanmayı Haliç’e hapsedenler… Sonra bir gün işgal kuvvetleri geldi sonra beka sorunu. Cumhuriyet bilime, fenne sarıldı. Üçüncü anahtar da bilimdi. Adayları değerlendirirken 330 bin tekil anket yaptık, adaylarımızı 250 bin anketle sahada takip ettik.
“NEREDE GENÇLER VE KADINLAR ADAY OLDUYSALAR BAŞARILI OLDULAR”
‘Nerede gençler ve kadınlar aday olduysalar başarılı oldular’ diyen Özel, “Çıkar çevrelerinin en önemsediği belediyelerde bu örgütün gençlik kollarından gelen 30’lu yaşlarının başlarında iyi eğitimli, liyakatli, yabancı dil bilen, dünyayı bilen, Türkiye’yi gören vizyoner arkadaşlarımız oturuyor. Yani bu seçimi CHP nasıl kazandı diye bakanlar o kapıya takılan üç anahtarı ve o üç anahtarın Cumhuriyet’in kuruluş kodları olduğunu bir Osmanlı İmparatorluğu’ndan genç Cumhuriyet’e geçişte kimlerle başarıldı, kimlerle yüründü, nasıl davranıldıysa onun bize rehber olduğunu bilmelerini isterim” ifadelerini kullandı.
“BİRİLERİ İNGİLİZ ZIRHLISIYLA AYRILDI, BİZİMKİ KURTULUŞU VE KURULUŞU ÖRGÜTLEDİ”
“Bu seçimde en çok seslendiğim ve bir yerden sonra sesimi duyduklarını gördüğüm gençler kazandı ve kazandırdı” diyen Özel, “Bu ülkede beka sorunundan bahsediyorular. Devlet Bey bahseder, Tayyip Bey bahseder. Bir ülkenin beka sorunu geleceğini tehdit eden bir büyük sorun ve çoğunlukla işgaldir. Bu ülke bir defa beka sorunu yaşadı, matbaa 200 yıl geç gelince yedi ülke geldi istila etti, paylaştılar. Beka sorunu olunca birilerini göze alması gerekiyordu. Birilerini çok sevdikleri kırmızı halıyı seriverdiler işgal donanmasına. Bizim her şeyi öğrendiğimiz ve emanetini taşıdığımız Kartal İstimbotu’nun başına çıktı ve yanındaki yaverine ‘geldikleri gibi gidecekler’ dedi. Birileri Yıldız Sarayı’nın arka bahçesinden bindiler gemiye İngiliz zırhlısıyla ayrıldılar. Bizimki Bandırma Vapuru’na bindi, kurtuluşu ve kuruluşu örgütlemeye gitti. O yüzden memlekette beka sorunu olunca kimin nasıl davrandığı belli” dedi.
“KÜRT DEMOKRATLARI DA, YALANDAN VE HARAMDAN BIKMIŞ MUHAFAZAKAR DEMOKRATLARI DA DAVET ETTİK”
“Bugün beka sorunu her 4 gencinden 3’ünün bavulları zihninde toplamış olmasıdır” diyen Özel konuşmasını şöyle sonlandırdı:
“En kötüsü yüzde 62, en yükseği yüzde 78 olmak üzere beşten fazla ankette gençler, ‘imkanım olursa yurt dışına gitmek, oraya yerleşmek ve orada yaşamak istiyorum’ diyor. Bu ülkenin yetişmiş, iyi eğitim almış ya da hak ettiği halde o fırsat eşitliğinden yararlanamamış pırıl pırıl gençleri maalesef dünyanın başka ülkelerine gidiyor. Beka sorunu dünyanın başka ülkelerini Türkiye üzerinde hesap yapması değildir, hayal kurması değildir. O hayalleri geri püskürtmesini bildik biliriz. Bir ülkenin gerçek sorunu o ülkenin gençlerini dünyanın diğer ülkelerinde hayal kurmasıdır. İşte biz bu seçimlerde hiç olmazsa bir seçim daha geleceğini dünyanın başka yerlerinde değil bu ülkede aramak üzere ya da gitse bile dönmeyi düşünerek, gönlünü hiç olmazsa burada bırakarak gençlere bu ülkede hayal kurmaları için birlikte bir şey yapmayı teklif ettik ve onları çağırdık. Sadece sosyal demokratları davet etmedik; yalandan, haramdan bıkmış muhafazakar demokratları da, öyle kaba saba milliyetçilikle değil ama bu ülkenin yarınlarına, birliğine bütünlüğüne önem veren milliyetçi demokratlarına, bu ülkenin toprak bütünlüğüne saygılı Kürt demokratlarına, ortak bir gelecek hayali kurabilen herkesi Türkiye İttifakı’na davet ettik.
“GÖKKUŞAĞI GİBİ FARKLI RENKLERİN YAN YANA VE BİRBİRİNİN İÇİNE VE İŞİNE KARIŞMADAN”
Bu ülkede ayrılıkları değil, farklılıkları değil ortaklıkları önemseyenleri, bu ülkede farklılıkları risk, tehdit öteki gibi değil farklılıkları güç olarak görenlerin bir arada olmasını önemsedik. Zaman zaman tuhaf istismarlar yaparlar; biz açık açık söyledik doğanın bilinen en eski ve en saygı duyulan doğa olayı gökkuşağıdır. Farklı renklerin yan yana birbirinin içine ve işine karışmadan durabildiği o gökkuşağının ne kadar önemli olduğunu; Türkiye’nin bütün renkleri kucaklamasının ve bunu ortak değerlerle yapmasının mümkün olduğuna inandık. Bu bütün açılardan bakıldığında Türkiye’nin en önemli sorunuydu.
“YARINLARI YENİDEN KURABİLECEK OLANLARLA BİRLİKTEYİZ”
Hayatımdaki en unutamayacağım günlerden biridir çünkü CHP’nin genel başkanı olduğum ve partinin birinci parti olduğu bir günde gözleri ışıl ışıl ve benim geleceğe yönelik olarak en çok gözünün içine bakmak istediklerimle ve eğer birbirimizin gözünün içine doğru bakıyorsak ve birbirimizi anlıyorsak birbirimiz için ve ülkemiz için yarınları yeniden kurabilecek olduklarımızla beraberiz.”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in konuşmasını bitirmesinin ardından etkinlik soru-cevap bölümüyle basına kapalı olarak devam etti.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Üç gün sonrası için bütün gençlerimize şu çağrıyı yapmak isterim. Asla enseyi karartmayalım. Birileri konserleri, festivalleri yasaklıyor, Üniversitede özgürlükleri sınırlıyor, yediğinize, içtiğinize, giydiğinize, yaşam biçimine karışan rektörleri Anadolu üniversitelerinin başına musallat ediyor diye biz sinersek, yılarsak, bu mücadeleyi yarıda bırakırsak, gidersek ya da gitmeyi düşünüp küsersek işte o zaman kaybetmiş oluruz” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Rumeli ve Balkan Türkleri ile İstanbul’un Bakırköy ilçesindeki bir otelde düzenlenen iftar programında bir araya geldi. Özel, burada yaptığı konuşmada; kendisinin de Balkan Türkü olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Genel Başkan seçildikten sonra ilk ziyareti KKTC’ye yaptım. Ardından ikinci ziyaretimde Bosna Hersek’te idim. Orada kıymetli temaslarımız oldu. Bundan sonraki süreçle ilgili kendileri ile yaptığımız tüm değerlendirmelerde CHP’nin Balkanlarla ilgili faaliyetlerinin, temaslarının hem anlamlı günlerde, tarihi günlerde hem onun dışında mümkün olduğunca sık ve etkin geliştirilmesi ile ilgili fikir birliğine vardık. Aliya İzzetbegoviç’in mezarının başında şunu hatırladık. Unutturulan, unutulan katliamlar tekrarlanır. Çok büyük acılar çektik. Çok büyük haksızlıklara uğradık. Soykırımlara uğradık ama orada çektiğimiz acıları unutmadığımız ve unutturmadığımız sürece bir daha öyle acılar yaşamayacağız. Soykırımlarda devletlerin uyguladıkları baskılarda hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet, o günden bugüne bizleri taşıyan büyüklerimize de minnet duygularımızı ifade etmek isterim.
“BEKA SORUNU YAŞANDIĞINDA KİMİN NASIL DAVRANDIĞINI BİLİYORUZ”
Çokça konuşulan bir mesele var. Türkiye siyasetine son dönemlerde istikamet vermeye çalışan, seçmen davranışlarını etkilemeye yönelik bir beka sorunu tartışması var. Bu topraklar, beka sorununu yaşadı ve o günlerde kim, nasıl davrandı, hepimiz biliyoruz. Yükseliş döneminin aksine 200 yıl matbaayı bu topraklardan uzak tutanlar, 33 yıl boyunca Meclisi Mebusanı kapalı tutanlar, 30 yıl boyunca donanmamızı Haliç’te çürümeye bırakanlar, bu ülkenin yükseliş döneminin aksine en büyük sıkıntıları yaşattılar. Devrin ülkeleri matbaa ile, bilim ile, fen ile, teknoloji, mühendislik ile gelişirken biz bambaşka yerlere savrulmuştuk. En nihayetinde beka sorunu ortaya çıktı, bu toprakları işgal etmeye kalktılar. O işgal donanması, önce Çanakkale’den geçmeye kalktığında bir büyük anti-emperyalist mücadele ilk kez Çanakkale’de tanınan, devleşen ve daha sonra da Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştiren Gazi Mustafa Kemal de İstanbul’daydı. İşgal donanmaları geldiğinde birileri o donanmaya kırmızı halı sererken bizimki Kartal istimbotunun ucuna çıkmış, yanındaki yaverine ufuktaki gökyüzü renkli gözleri ile şöyle sesleniyordu, ‘Üzülme evlat, geldikleri gibi gidecekler’. Birileri Yıldız Sarayı’nın arka iskelesinden İngiliz zırhlısına binerken Selanikli Bandırma vapuruna binip Samsun’a çıkıyor, önce kurtuluşu, sonra kuruluşu örgütlüyordu.
“DEDELERİ KEFENSİZ YATANLAR BEKA SORUNUNU HALLEDER”
Bir beka sorunu olduğunda kimin nasıl davrandığı ortada iken bugün beka sorunu söylemleri üzerinden dışlayıcı bir milliyetçilikle kendilerini milli, kendilerinden olmayan herkesi gayri milli görenlere şunu söylemek gerekir. Bir gün öyle bir şey olur da atalarımız gibi biz de sınanacak olursak o gün, siz çağırdığınızda havaalanına lüks ciplerle gelenler, kot üstüne perdelik kumaştan kefen çekenler senin için ölmeye geldik diyenler değil; dedeleri Çanakkale’de, Dumlupınar’da kefensiz yatanların torunları o beka sorununu yine halleder.
“EKREM BAŞKAN KARNE ALACAK”
Bugün esas beka sorunu, dünyadaki güçlü, gelişmiş ülkelerin Türkiye üzerinde hayal kurması değildir. Bugün esas beka sorunu, bu ülkenin gençlerinin dünyanın başka ülkelerinde hayal kurmasıdır. 4 gencin 3’ünün anketlere göre bavulları zihninde topladığı ve fırsatını bulursam giderim, orada kalırım, yurt dışında yaşarım dediği süreçte üç gün sonraki sayın Ekrem Başkan’ın ifade ettiği o sınavda şunu ifade etmek isterim. Evet, Ekrem Başkan üç gün sonra karne alacak. Ümit ederim, notum iyidir diyor. Ekrem Başkanım, karneden önce bütün öğrenciler heyecanlı olur ve not verecek öğretmenin gözünün içine bakar. Ben hem bu salonda hem de 1,5 gündür ve daha önce geldiğim 4 sefer de size, not verecek öğretmenlerin gözünün içine bakıyorum. Öğretmenlerin gözü gülüyor. Hiç korkmayın başkanım. Üç gün sonrası için gençlerimize şu çağrıyı yapmak isterim. Asla enseyi karartmayalım. Birileri konserleri yasaklıyor, festivalleri yasaklıyor, Boğaziçi’ne kayyum atıyor, üniversitede özgürlükleri sınırlıyor, yediğinize, içtiğinize, giydiğinize, yaşam biçimine karışan rektörleri Anadolu üniversitelerinin başına musallata ediyor diye eğer biz sinersek, yılarsak, hele hele 14-28 Mayıs’ta çok istememize rağmen küçük bir farkla başaramadığımız bu mücadeleyi yarıda bırakırsak, gidersek ya da gitmeyi düşünüp küsersek o zaman işte o zaman kaybetmiş oluruz. Oysa biz bu salonda bulunanlar; dedeleri, nineleri en zor zamanlarda teslim olmak yerine mücadele etmeyi, küsmek yerine gülümsemeyi ve başarıya hep beraber inanmayı başardıkları için biz bugün buradayız.
“ÜLKEYE SAHİP ÇIKMANIN YOLU ATATÜRK’ÜN PARTİSİNE OY VERMEKTİR”
Bu ülkede 5 vakit camilerde ezan okunuyorsa, ay yıldızlı al bayrak özgürce dalgalanıyorsa, herkes istediği gibi ibadet ediyorsa bunların hepsi bu salondakilerin, bu ülkedekilerin dedelerinin, ninelerin, mavi gözlü devin hayaline inandıkları ve onunla birlikte yürüdükleri içindir. Bu yüzden bütün genç arkadaşlarıma şu sorumluluğu hatırlatmak isterim. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu ülkeyi CHP genel başkanlarına emanet etmedi. Ne milletvekillerine ne belediye başkanlarına emanet etti. Çok kolaydı, askerdi, orduya emanet edebilirdi. Genelkurmay başkanlarına bile emanet etmedi. ‘Bu ülkeyi biz kurduk, onu yükseltecek ve yüceltecek sizlersiniz’ derken vasiyeti, emaneti siz gençlerimizeydi. Bu emaneti hatırlatıyorum. Size çok güvendiğimizi, sizinle birlikte olduğumuzu, bu ülkenin yarınlarının bütün umudunun siz gençlerde olduğunu, asla küskünlük, kırgınlık yerine size yakışan enerji ile size yakışan umutla size yakışan şevkle bu ülkeye sahip çıkmanızı bekliyorum. Bu ülkeye sahip çıkmanın en kısa vadeli eylemliliği, pazar günü sandıklara gitmek ve Atatürkçülere, Atatürk’ün partisine oy vermektir.
“İSRAİL İLE TİCARETİ DURDUR”
Bugün Filistin’de İsrail’in aylardır sürdürdüğü saldırılarla 30 binin üzerinde ve yarısı kadın ve çocuklardan oluşan şehitlerimiz vardır. Bir yandan İsrail ile ilgili kalıcı ateşkes çabalarına dünyadaki 140 siyasi akrabamızın genel başkanlarına yazdığım mektupla destek istediğimizi, başkan yardımcılığını üstlendiğim Sosyalist Enternasyonal’de tüm sol, sosyal demokrat, sosyalist yapıların dünya ve Filistin barışını savunmasının en önemli ortak yükümlülük olduğunu hatırlatmakla birlikte ülkeyi yönetenlere de bilhassa en yakınlarının, akrabalarının, çok yakında sözünü dinleyebileceklerin İsrail ile ticaretine sessiz kalmamaları gerektiğini, İsrail’e gübre, silah, mühimmat, bomba olarak kullanılabileceklerin ham maddesidir, başta gübre olmak üzere her türlü kimyasalın İsrail’e Türkiye’den ticaretinin hepimizi üzüntüye boğduğunu, mahcup ettiğini, dünya kamuoyu önünde de Türkiye’ye yakışmayan bir tutum olduğunu ifade ediyorum. İsrail ile ticaretin sürmesinin zulmün devamının teminatı olduğuna ilişkin kanıya iştirakimi ifade ediyorum ve buradan Filistin’deki çocuklar ve kadınlar için kalıcı bir barışı soykırımlardan, saldırılardan çok çekmiş bir coğrafyanın evladı, torunu olarak hepimiz adına bir kez daha haykırıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle bundan sonra da derneklerimizle, federasyonlarımızla, konfederasyonlarımızla birlikte bu güzel ülke için, sizler için, kökleri Balkanlarda, Rumeli’de olan bu güzel ülkenin çağdaş yarınlarını temsil edenlerle birlikte mutlu günlerde bir arada olmayı ümit ediyorum. Son 5 yılı size yakışır, bize yakışır bir kente dönüştürmek için İstanbul’a emek veren sevgili başkanımız Ekrem İmamoğlu’na hepimiz adına bir kez daha teşekkür ediyor, önümüzdeki günlerde bir 5 yıl daha hizmet için ona vereceğiniz oylar, yürekten destek ve bugüne kadar kendisine verdiğiniz emek için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun.”
]]>Özel, partisince Samsun Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, yağmur altında meydanı dolduran Samsunlulara teşekkür etti.
Samsun’un ilk adım kenti olduğuna işaret eden Özel, “Birileri beka sorunundan bahsedip durur. Biz o beka sorununu yaşadık. Maalesef 200 yıl boyunca matbaayı getirmeyenler, donanmayı Haliç’e hapsedenler, Fatih Sultan Mehmetlerin, Kanunilerin aksine bilime, fenne değil de hurafeye yönelenler beka sorunu yaşattılar. Birileri Yıldız Sarayı’nın arka iskelesinden İngiliz zırhlısına kaçarken, birisi Bandırma Vapuru’na bindi ve buraya geldi. İlk adımı atmaya, memleketi kurtarmaya geldi. Biz onun peşinden, onun izinden yürüyoruz.” diye konuştu.
Kendileriyle kimlikler üzerinden kavga edilmek istendiğini belirten Özel, “Bizimle etnik kökenler, mezhepler, kimlikler, ayrımlar, farklılıklar üzerinden kavga etmek istiyorlar. Oysa biz şunu söyledik; ‘Evet gerekirse kavga ederiz ama kimlik üzerinden kavga etmeyiz, senin istediğin kavgayı etmeyiz.’ Emeklinin hakkını aramak için, emekçiler için, yoksullar için, esnaf için, çiftçiler için kavga edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Emeklinin haklarını savunduklarını dile getiren Özel, “Ne kadar maaş alıyoruz emekliler? ’10 bin’ diyorlar hep beraber. Emekliler Türkiye’de 16,5 milyon kişi ve en büyük ıstırabı çekenler. Bundan 22 yıl önce Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Sizinle uğraşmasalar, düzeninizi bozmasalar bugün 17 bin lira asgari ücret, yani 26 bin lira emekli maaşı alınıyor olacaktı. Güya, ‘Emekliyi ezdirmeyiz’ dediler ama TÜİK’in hesabına göre, sözde enflasyona göre zam verdiler.” diye konuştu.
Özel, gerçek enflasyonun yüzde 120 olduğunu iddia ederek, şöyle devam etti:
“TÜİK’e göre enflasyon yüzde 68 ama emekliye, 7 bin 500 liraya yüzde 33 zam yapıp 10 bin lira verdiler. En düşük emekli maaşı bu iktidar geldiğinde 8 çeyrek altın değerindeydi. Bugün en düşük emekli maaşı 2,5 çeyrek alabiliyor. Yani emeklilerin her ay 5,5 çeyrek altın kayıpları var bu iktidar geldiğinden bugüne. Şimdi önümüzdeki ilk seçim sandığında, 31 Mart günü emekliler, sandıkta bunun hesabını sormaya var mıyız? Bu meydanın sesini duymayanlar, ‘Ekonomi yüzde 4,5 büyüdü’ diyenler, ‘Emekliler halinden memnun, Özgür efendi emeklileri kışkırtıyor’ diyenler, bu sesi duyun. Emekliler 2018 yılında 1000 lira emekli ikramiyesi alıyorlardı bayramda. O 1000 lira, o gün tam 24 kilo kıyma alıyordu. Bu bayram 3 bin lira emekli ikramiyesi yatacak ve sadece 5 kilo kıyma alınabiliyor.”
CHP’nin emeğinin karşılığını alamayan işçinin, siftahsız dükkan kapatan esnafın, hak ettiği desteklemeyi görmeyen fındık üreticisinin ve ay sonunu değil, ayın 10’unu getiremeyen emeklinin ezilmesine izin vermeyeceğini anlatan Özel, “Fındık üreticisinin derdi tasası çok. Fındıkta Türkiye dünya üretiminin yüzde 70’ini gerçekleştiriyor. Samsun’daki fındık bahçelerinde Türkiye’nin en yüksek ikinci üretimi gerçekleşiyor ancak fındık pazarı dünyada 130 milyarken, bunun yüzde 70’i 100 milyarken, Türkiye buradan sadece 2 milyar gelir elde ediyor. 98’i yabancı firmalara gidiyor. Alan bazlı destekleme var. 10 yıldır dönümünde 170 lira. O gün 2 lira 80 kuruş ödendiğinde 3 lira 60 kuruş olan mazot, bugün 44 lira oldu. Dolara da vursanız, mazota da vursanız alan bazlı desteklemenin bugünkü gibi 170 lira değil, dönüm başına en az 2 bin 500 lira olması gerekiyor.” diye konuştu.
Türkiye genelindeki gibi Samsun’da da işsizliğin başlıca sorunlardan biri olduğunu, özellikle genç işsizliğin en çok düşünülmesi gereken meseleler arasında bulunduğunu dile getiren Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim için beka sorunu, gençlerimizin durumudur. Dünyanın bütün ülkelerinin Türkiye üzerinde hayal kurması beka sorunu değildir. Bizim gençlerimizin dünyanın diğer ülkelerinde hayal kurması beka sorunudur. Bugün 4 gençten 3’ü bavulları kafasında toplamış, ‘Fırsatı bulursam yurt dışına gitmek, orada çalışmak, orada yerleşmek istiyorum’ diyor. İşte bunun için Türkiye’nin bir kez daha korkuya değil, kaygıya değil, yasaklara değil, aksine umuda, demokrasiye, alabildiğince özgürlüklere ihtiyacı var. Samsun’dan Türkiye’deki tüm gençlere sesleniyorum. Umudu kaybetmeyin, enseyi karartmayın, kimseden korkmayın, biz buradayız, birlikteyiz, sizinleyiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi Cumhuriyet Halk Partisi, bütün gençlerin partisidir. Birlikte hareket edeceğiz, birlikte kazanacağız. Buna inanın, bize güvenin.”
Staj mağdurlarına destek oldukları, onların da haklarını CHP’nin her platformda savunduğunu vurgulayan Özel, “Yerden göğe kadar haklılar çıraklık mağdurları, staj mağdurları. 15-16 yaşında sigortalı oldular, çalıştılar, primleri yattı ama işe giriş tarihi deyince, işe girdikleri tarihi kabul etmediler. O yüzden EYT çıktı, emekli olamadılar. Nereye gitsem kendilerinin sorununu dile getiriyorum. Ayrıca Bağ-Kur’lulardan 9 bin gün, SSK’lılardan 7 bin 200 ve 5 bin gün isteyen bir sistem var. Tayyip Erdoğan, 14 Mayıs seçimlerinden önce bu sorunu halledeceğinin sözünü vermişti ancak Bakan böyle bir çalışmanın olmadığını ifade ediyor. EYT mağdurlarının staj olsun, çıraklık olsun, Bağ-Kur olsun, diğer mağduriyetler olsun, tamamını unutturmadan mücadele edeceğiz. 1 Nisan’dan sonra meydanlarda, sokaklarda, yollarda emeklilerle, gençlerle, staj mağdurlarıyla yürüyeceğiz.” diye konuştu.
Özel, “Çarşamba’da biyokütleden elektrik tesisi üreteceğim’ diye dünyanın atığı, çöpünün yakıldığı Çarşamba zehirlendi, iklimi bozuldu, doğa katledildi. Bu işin tek müsebbibi vardır, o da AK Parti’nin Büyükşehir Belediye Başkan adayıdır.” dedi.
Samsun’un madenler konusunda da tehdit altında olduğunu öne süren Özel, şöyle konuştu:
“Kilometrelerce yollar açıldı, binlerce ağaç kesildi ama şu anda bile pınarların suyu kesildi, oradaki ekosistem bozulmaya başladı. Esas tehlike, altın rezervini bulduklarında aynı Akbelen gibi kimi yerde 5 bin, kimi yerde 10 bin, kimi yerde 50 bin ağaç kesecekler. Dozerlerle bütün dağı kaldıracaklar. Kaldırdıklarını üst üste koyacaklar, üstünden sülfürik asit, üstünden bütün zehirli maddeleri damlatıp altını toplayacaklar. Siyanürle altın araması yapıp alıp yurt dışına götürecekler. Siyanürlü, arsenikli suyu Samsunluya içirecekler. Böyle bir tehlikeye karşı yerel yöneticilerin halkın yanında, arkasında değil, icap ettiğinde önünde yürüyecek kişiler olması lazım. Bizim büyükşehir belediye başkan adayımız Cevat Öncü yıllarca Mühendis Mimarlar Odasında kent suçlarına, çevre suçlarına, vahşi madenciliğe karşı mücadele etmiş. Bundan sonra da Samsun’da ne siyanürlü altına ne kent suçlarına ne orman katliamına ‘evet’ demeyecek bir halk önderidir.”
Bugünün Nevruz Bayramı olduğunu hatırlatan Özel, yeni başlayan yılın umut, sağlık, mutluluk, başta Filistin olmak üzere dünyaya barış, Türkiye’ye bolluk, huzur getirmesi temennisinde bulundu.
Samsun’da adayları Cevat Öncü’nün kazanacağına inandığını belirten Özel, sözlerini şöyle tamamladı:
“Geçmişte birlikte olduğumuz, yöneticileriyle anlaşamadığımız ama yakasındaki, gönlündeki, gözündeki güneşi gördüğümüz iyi insanlar, milliyetçi demokratlar, sosyal demokratlarla birliktedir. Haramdan ve yalandan korkan muhafazakar demokratlar, bizlerle birliktedir. Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle bu memleketin bütün demokratları bizimle birliktedir ve ittifakımızın adı Samsun’da, ‘Samsun İttifakı’dır, Türkiye’de, ‘Türkiye İttifakı’dır. Türkiye İttifakı, milli takım gol atınca sevinen herkestir. Türkiye İttifakı, Filenin Sultanları şampiyon olunca, bayrağımız göndere çekilirken, İstiklal Marşı okunurken onlarla ağlaya ağlaya İstiklal Marşı söyleyen, gırtlakları düğümlenenlerdir. Türkiye İttifakı renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır. Samsun İttifakı renklerini rahmetli sporcularımız, kahraman Samsunsporluları rahmetle anarız, Samsunspor’dan alır. Samsun ve Türkiye İttifakı’nın renkleri aynıdır, kırmızı beyaz. Hem Samsun’u hem Türkiye’yi kazanacağız.”
]]>