Sinem Dedetaş, mazbatasını alır almaz resmi tatil günleri çıkartıldığında görev süresi olan 18 iş gününde hangi icraatlarını gerçekleştirmeye başladığını Haberler.com’a anlattı.
“KUTLAMAYLA GEÇEN VAKİT HEPİMİZİN VAKTİNDEN ÇALIYOR”
Dedetaş, “Genelde insanlar mutlu ben de mutluyum. Tabi çalışma bekleniyor. Belediyelerin birinci önceliği icra, biz de bunun farkındayız dolayısıyla kutlamaları bile bazı yerlerde başlatmadık. Çünkü kutlamayla geçecek vakit de hepimizin vaktinden ve icradan çalıyor. O yüzden yol üstünde selamlaşarak ve yol üzerinde teşekkür ederek süreci başlattık.
Özellikle Üsküdar Belediyesi için hızlı hareket edilmesi gereken bir yer çünkü öncelikli konularımız var. Vatandaşlarımız bizden bu anlamda bizzat hizmet bekliyor. Tabii biz ayın 4’ünde işe başladık, yani görev teslimi aldık ama ondan sonra bayram tatili 23 Nisan ve 1 Mayıs birlikte aslında 18. iş günümüzdeyiz. Meclisi topladık, komisyonlarımızı gerçekleştirdik.” ifadelerini kullandı.

İLK VAADİ KENTSEL DÖNÜŞÜM OLDU
Sinem Dedetaş, seçim çalışmaları sırasında, Üsküdar’da 1999 öncesi yapı stoğunun yüzde 70 seviyelerinde olduğunu ve seçildiği zaman önceliğinin deprem dirençli bir Üsküdar inşa etmek olduğunu ifade etmişti.
Dedetaş, yaptığı bir açıklamada, “İster belediyemizle, ister İBB ile ister merkezi yönetim ya da müteahhitlerle anlaşmış olsun, hiçbir komşumuzu desteksiz bırakmayacak, komşularımızın hak kaybına uğramaması için hiçbir karşılık beklemeden iştirakimiz KENTAŞ ile müşavirlik hizmeti sunacağız. Yerinde dönüşümü desteklerken komşularımızla iletişimimizi sıkı tutacağız, mobil kentsel dönüşüm iletişim ofislerimiz ile ihtiyaç duyan komşumuzun kapısına çalışma arkadaşlarımızı göndereceğiz. Hiç çekinmeden her türlü sorusuna beraber cevap arayacağız, derdine çözüm olacağız.” ifadelerini kullanmıştı. Başkan Dedetaş, seçimi kazandıktan sonra o vaadini unutmadı.
“KENTAŞ, VATANDAŞLA MÜTEAHHİT ARASINDA SİGORTA OLACAK”
“Kampanyada da kentsel dönüşüm demiştik, şimdi de aynısını söylüyorum. Çünkü hali hazırda dönüşen ve dönüşebilecek alanlar var. Bunların çalışmalarına başladık. KENTAŞ’ın yapısını değiştirmek vaadimiz vardı onun başlangıcını yaptık. KENTAŞ üzerinden bir müşavirlik, vatandaşla müteahhidin arasında duracak bir sigorta gibi onun yapılanmasını vadetmiştik. Bunun sürecini başlattık.
Şu an aslında kentsel dönüşümde mayısın 2. haftasından itibaren komşularımızla buluşup çözümler üretecek noktaya getirdik diyebilirim. Özellikle büyükşehirde ortaklaşa yapacağımız projelerin belirlenmesi, onların planlarının yapılması, bu çalışmalar yapılıyor. Değişim süreçleri önemli. Bir yandan da sosyal Üsküdar çok önemli. Bu yüzden hem afet dirençli hem de sosyal anlamda bir bütün, eksikleri giderilmiş bir Üsküdar çalışmalarına başladık.”
MARMARA BELEDİYELER BİRLİĞİ
6’sı büyükşehir olmak üzere 11 ilde faaliyet gösteren Marmara Belediyeler Birliği, 1975 yılından bu yana belediyelerin ortak sorunlarına çözümler geliştirilmesi, çevre bilinci, sürdürülebilir şehircilik, göç, sosyal uyum, eğitim ve bilimsel çalışmaların desteklenmesi gibi birçok konu başlığında çalışmalar yapıyor. Son yerel seçimde Marmara Bölgesi’ndeki 11 ilden 8’inin CHP’ye geçmesiyle birlikte Marmara Belediyeler Birliği’nde de yönetim değişti.
Başkan Dedetaş, “Bu yapı çok önemli bir yapı. Birlikte olmanın ve aslında birlikte hareket etmenin önemini, ne kadar fark ses olduğumuz önemli değil, hizmet için bir yerde ortaklaşa bilmek çok kritik. Bence bütün Türkiye adına bunu gösteren Marmara Belediyeler Birliği, önemli işler yapmış. Bunları artırarak sürdürmek hepimizin görevidir.” sözleriyle yapının önemini vurguladı.
]]>MBB Meclisi, 2024-2029 dönemi yönetimini seçti. İstanbul Beyoğlu’nda bir otelde düzenlenen MBB Meclis toplantısında, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı ve 2019-2024 Dönemi MBB Başkanı Tahir Büyükakın birer konuşma yaptı.
“Marmara Belediyeler Birliği’ni son derece önemsiyorum” diyerek sözlerine başlayan İmamoğlu şunları söyledi:
“YERELLİLİK ÖNEMLİDİR”
“Marmara Bölgesi baktığınızda Türkiye’nin dokuzda birinden bile küçük ama bir başka açısıyla Türkiye’miz de üç vatandaşımızdan birinin yaşadığı bir yer. Bu kadar ters orantılı bir yerleşim dünyada bir bölgenin, bir yörenin üzerine bu kadar yük edilmiş bir yoğunluk çok fazla rastlanır bir durum değil. Bunun sorumluluğu olduğu kadar tabii aynı zamanda sorunları da var. Bir yanın bizim hepimizin üzerinde olan omuzlarında olan sorumluluk tarafı var ama bir yanıyla da yığılmış sorunları var. Çözümlerin de hiçbirisi az önce başkanımızın da ifade ettiği gibi bireysel marifetle ya da bir sadece bir ilçenin, beldenin ya da bir büyükşehirin marifetiyle çözülmesi mümkün değildir. Yerellik önemlidir. Tabii ki hükümetin merkezi idarenin katkıları da önemlidir. Ama artık dünyada birçok yerde ispat edilmiştir ki yerelleşmenin yereldeki yönetimlerin güçlendirilmesinin vatandaşın daha nitelikli daha kaliteli hizmet almasının sağladığı imkanlar ispat edilmiş ve daha yüksek seviyededir.
“YERELDEKİ YÖNETİMLERİN GÜÇLENDİRİLMESİNİN NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞU HERKESİN ORTAK GÖRÜŞÜ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”
Bu manada Marmara Belediyeler Birliği’nin oluşturduğu bu çatının belediyelerin iş birliği sürecinin geçmişten bugüne yükselen ivmesinin gelecekte daha da güçlü bir seviyeye ulaşacağını düşünüyorum. Çünkü bugün dahi yerelleşmenin, yereldeki yönetimlerin güçlendirilmesinin ne kadar önemli olduğunu aslında siyasi görüşü fark etmeksizin herkesin ortak görüşü olduğunu düşünüyorum. Bu kapsamda açık ve net ifade edeyim. Buradaki çalışmalar çok kıymetlidir, çok değerlidir. Son beş yılda da Marmara Belediyeler Birliği’nde görev yapan arkadaşlarımızı daha etkin bir biçimde takip ettik. Bu noktada arzu ettiğimiz teamüllerin burada da devam etmiş olması ve bazı noktalarda ya da bazı kurum, kuruluşlarda bunun ihlal edilmesine rağmen burada bunun muhafaza edilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu noktada buranın bu kapsayıcılığına emek harcayan bunu elbette koruyan başkana, heyetine ve buradaki yöneticilerine de bu beş yıl adına teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.
“YERELE YÖNETİMLERDE NABIZ VARSA DEMOKRASİ CANLIDIR”
Belediyeler vatandaşların devletle kurduğu ilişkinin başlangıç noktasıdır. Kamu hizmetlerine ve kamusal haklara erişimin en etkili yoludur. Seçmen iradesinin demokratik yollarla kamu idaresine doğrudan yansıdığı yerler belediyelerdir. Dolayısıyla bir toplumda demokrasinin standardının ve kalitesinin en önemli göstergesi de yerel yönetimlerdir. Yerel yönetimlerde nabız varsa demokrasi canlıdır. Bu nedenle vatandaşın her şeyden önce milletine ve devletin adaletine duyduğu güvenin en temel taşlarından biri olan belediyelerin iyi yönetilmesi gerçekten çok ama çok önemlidir. Bu kapsamda her birimiz ne kadar asil bir ve önemli bir sorumluluğa sahip olduğunuzun da altını çizmek gerekir. Toplumların demokrasi, kültürü ve tecrübesi geliştikçe belediye sayılarının arttığını, yetki alanlarının genişlediğini, finansal kaynaklarının çeşitlendiğini görüyoruz. Buna karşın bir ülkenin demokrasi kalitesi düştükçe demokrasisi zayıfladıkça belediye sayıları azalıyor. Yetki alanları daralıyor. Finansal olarak merkezi yönetime bağımlılığı artıyor.
“ÜLKEMİZİN İHTİYAÇ DUYDUĞU YEREL YÖNETİM VİZYONU DEMOKRASİMİZİN GELECEĞİNDE ASLA AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ”
Bizler belediye başkanları olarak biliyoruz ki vatandaşın ilk sığınağı olan belediyeler çok önemlidir. Belediyelerin güçlendirilmesi demek, vatandaşların da güçlendirilmesi demektir. Yurttaşlar belediyeye yakın oldukça aldığı hizmetler kolaylaşır, hizmet maliyetleri düşer, yerel kalkınma hızlanır ve yerel istihdam güçlenir. İktidar da hangi parti olursa olsun vatandaşların en iyi hizmetleri en kolay ve en düşük maliyetle alabilmesinin yolunun açılabilmesi için yerel yönetimlerin güçlendirilmesi şarttır. Şehirlerin kalkınmasının sürdürülebilir olması afetlere ve kriz karşı dayanıklı kılınması hem kısıtlı kaynakların doğru kullanımı hem de ekonomik ve sosyal hayatın gelişimi için oldukça önemlidir. Ülkemizin ihtiyaç duyduğu yerel yönetim vizyonu, demokrasimizin geleceğinden asla ayrı düşünülemez. Türkiye’de hem hükümetin hem de muhalefetin ilk gündemlerinden birisi de mutlaka bu olmalıdır.
“DİĞER BELEDİYELER İLE DAYANIŞMAK ZORUNDAYIZ”
Belediyelerinin yetki alanının genişletilmesi ve yönetimsel olarak güçlendirilmesi elbette tek başına yeterli değildir, olmaz. Belediyelerin aynı zamanda liyakatli kadrolarla verimli çalışma yöntemleri ve hizmet kalitesi de sürekli arttırılmalıdır. Belediyeler kısıtlı kaynaklar ve hizmetlerini maksimize etmeye çalışırken bir de yaşanan ne yazık ki ekonomik krizin yarattığı etkiler ile boğuşmaya her birimimiz, her belediyemiz devam etmektedir. Altyapılar için kullandığımız malzeme ve özellikle maliyet ve emtia fiyatlarının pek çoğu artarken, dolar kurunun etkisi de yüksek oranda hissedilmektedir. Teknoloji yatırımı, ekonomik kısıtlar nedeniyle de çok zorlaşmıştır. Ne yazık ki personel ücretlerinin de bu enflasyonun yüksek olduğu ortamdaki haklı artışı belediye bütçelerinin gücünü aşmaya başlamıştır. Pek çok belediye kaynaklarının önemli bir kısmı ile sadece personel giderlerini karşılayabilmektedirler. Bu yüzden hem vatandaşla hem de diğer belediyeler ile hep beraber dayanışmak zorundayız.
“MARMARA BÖLGESİ’NDE YER ALAN BELEDİYELER OLARAK BİZLER ÇOK BÜYÜK SORUNLARLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Türkiye Belediyeler Birliği ve Bölge Belediyeler birlikleri yanında özellikle Sağlıklı Kentler Birliği, Boğaz Belediyeler Birliği, Tarihi Kentler Belediyeler Birliği gibi tematik birlikler belediyelerin ortak çalışmalarında bir arada olması, dayanışması, bu iş için önemli bir zemin olacaktır. Açık söyleyeyim, tam da bu noktada az önce bahsettiğim tüm prensipler ve gelişmeler doğrultusunda bu birliklerin önemi ve misyonu ortadadır. Tabii bu böyle bir misyonun hakkını verebilmek adına da belediyelerin hep birlikte siyasi parti ayrımı yapmaksızın siyasi baskılardan uzak, vatandaşın iyiliğinden başka muradı olmayan bir anlayış ile yönetilmesi şarttır. Marmara Bölgesi az önce de ifade ettiğim gibi Türkiye için çok önemlidir. Türkiye’nin batıdan doğuya açılan kapısıdır. Bölgede özellikle yaşam kalitesinde yaşanan gelişmeyi, doğuya doğru kaydırma, aktarma yeteneği bulunmaktadır. Bu yetenek Marmara Bölgesi’ni Türkiye’nin gelişimi açısından da oldukça önemli bir noktaya koymaktadır. Ancak ne yazık ki Marmara Bölgesi’nde yer alan belediyeler olarak bizler de çok büyük sorunlarla karşı karşıyayız.
“DEPREM VE DOĞAL AFETLERLE MÜCADELE, MİLLİ GÜVENLİK VE BEKA SORUNUDUR”
Bunların başında bence artık hepimiz net bir tarif yapmakta olduğumuz ve beka sorunu diye tariflediğimiz deprem ve diğer doğal afetlere karşı dayanıklılık konusu gelmekte olduğunu hepimiz biliyoruz. Deprem ve doğal afetlerle mücadele bir milli güvenlik ve beka sorunudur. Özellikle İstanbul ve yakın çevresi için. Bu meseleyi partiler üstü siyaset üstü bir sürece taşıyarak ayrımlar yapmadan bu anlayışla yönetmek hepimiz için elzemdir. Marmara Bölgesi’nde yaşayan halkın güvenliği için kentsel dayanıklılığın arttırılması, deprem risklerinin yönetimi ve afet riskinin azaltılması açısından uzun vadeli, sürdürülebilir çözümlerinin geliştirilmesi hepimizin tüm kamu yöneticilerinin boynunun borcu olduğunu hep birlikte bilmek zorundayız. Bu konuda Marmara Belediyeler Birliği kolaylaştırıcı ve destekleyici bir rol üstlenmeli ve doğal afet ve depremlere yönelik yapılan farklı eylem planlarındaki çelişkileri çok üst seviyede yapıcı bir anlayış ile ortaya çok güçlü önerileri geliştirmelidir.
“MARMARA BÖLGESİ’NDE DEPREM RİSKİNİN YANI SIRA PEK ÇOK RİSK İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
Marmara Bölgesi’nde deprem riskinin yanı sıra pek çok risk ile de hep birlikte karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Küreselleşme ve iklim krizinin tetiklediği problemlerle mücadele etmek için gerçek anlamda güçlü bir güç birliğine hepimizin ihtiyacı vardır. Bunu en son yaşadığımız ki Tahir başkanın ifade ettiği müsilaj problemlerinde çok net olarak yaşanır ve gördük. Kaldı ki hemen pandeminin ardından yaşadığımız bu olay aslında birçok konuya ne kadar hazırlıksız olduğumuzu da hep beraber hissettik. Marmara Denizi, planlama ve yönetim açısından bütüncül olarak ele alınması gereken bir yapıdır ve bu anlamda çok hassas bir yapıdır. Marmara Denizi bir iç denizdir ve yetkiyle sorumluluk büyük ölçüde de merkezi yönetimlerdedir. Toplum yararı için kurumlar arasında ortak hedeflerde buluşmayı, dayanışmayı ve özellikle adaleti sağlayan bir düzene hepimizin milletçe ihtiyacı vardır. Ergene Havzası, Bandırma Havzası gibi çevre sorunlarının öne çıktığı endüstriyel kirlenme altındaki önemli tarım havzaları da sizin ön sırada gündemi olmalıdır. Bu havzalar başta olmak üzere Marmara Bölgesi’nin tarım ve hayvancılık potansiyelinin en etkin şekilde değerlendirilmesi, iklim duyarlı tarım olanaklarının ve kentsel nüfusun yoğunlaştığı bölgemizde güvenli gıdaya erişim olanaklarının arttırılması da öncelikli konularımızdan biri olmalıdır.
“KANAL İSTANBUL SÜRECİ MARMARA BELEDİYELER BİRLİĞİ’NCE ELE ALINARAK KAMUOYU İLE TARAFSIZ BİR BİÇİMDE PAYLAŞILMASI ÖNEMLİ KONUDUR”
Ülkenin ulaşım ve lojistik ağlarının kümelendiği Marmara Bölgemizde hem kentsel, hem de bölgesel ulaşım sorunlarının çözülmesi kentsel ulaşım kalitesinin arttırılması anlamında da çok önemli işlerimizin olduğu nettir. Bunun yanında ulaşım altyapısını güçlendirilmesi, olası büyük deprem anında dayanıklığımızı arttıracaktır ve bu konu bu yönüyle Marmara Belediyeler Birliği çok önemli konularının birisidir. Burada çok öncü gündem birliği ve yaklaşım birliği ve aynı zamanda ortak akıl masal masalarının en üst seviyede kurulmasının şart olduğunu düşünüyorum. Umuyor ve diliyorum ki bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu büyük risk ve tehditlerin katılımcı süreçlerle gerçekleştirilen çok boyutlu değerlendirmelerin ve vatandaşlarımızın güçlü itirazlarının bir sonucu olarak meselesinin bilimsel ve teknik bir biçimde ele alınmasının şart olduğu Kanal İstanbul sürecinin de Marmara Belediyeler Birliği’nce bütün teknik ve altyapıyla ele alınarak sonucunun kamuoyu ile bağımsız ve özgün bir biçimde, tarafsız bir biçimde paylaşılması da önemli bir konudur.
“YENİ BİR SİYASİ DÖNEMİN İÇİNDE OLDUĞUMUZU HER BİRİMİZİN BİLMESİ ŞARTTIR”
Tüm bu önemli sorunlar ve bunun gibi başka anlamlı konuları da bilimsel akılla, konuların uzmanlarıyla, uluslar ve uluslararası ulusal ve uluslararası katılımcı süreçlerle inceleyerek ele almakta hep birlikte temel prensiplerimiz olmalı. Bunun için tüm belediyelerin birlikler aracılığıyla verimli çalışma ve yaratıcı çözümler geliştirme konusunda teşvik etmeliyiz. Birbirimizi güçlendirmeliyiz. Daha yan yana olmalı, daha çok birlikte düşünmeliyiz. Bu nedenle Marmara Belediyeler Birliği’nin ana rollerinden birisinin Marmara Bölgesi’ne ilişkin sorunların çözümü için farkındalık yaratmak olduğunu düşünüyor ve bunu en üst seviyede destekliyorum. Bu farkındalığı güçlendirebilecek yeni bir siyasi dönemin de içinde olduğumuzu her birimizin bilmesi şarttır. Bu dönemin bence iki temel özelliği vardır. Birincisi özellikle seçmenler son seçimlerde merkezi ve yerel yönetimler arasında yeni bir denge oluşturmuştur. Bu dengenin vatandaşın hayrına bir iş birliğine dönüşmesini yürekten umuyorum ve diliyorum. İkincisi aynı zamanda seçmen siyaseti normalleştirmeye siyaseti kutuplaştırma değil bir araya gelme unsuru olarak sistemi olarak tanımlamayı hepimize göstermiştir. Net olarak hissettirmiştir ve hatta zorlamıştır. Bu konuda samimiyetin iş birliği alanlarının genişletilmesinin bize çok büyük fırsatlar sunacağını biliyor ve inanıyorum.
“VATANDAŞLARIMIZ DA BU SÜREDE BİZİ SINAYACAK”
Tabii vatandaşlarımızın da bu sürede bizi sınayacağını, bizi takip edeceğini düşünüyorum. Bu konuda özellikle siyasal iklimin yarattığı olumlu hava Marmara Belediyeler Birliği’nin yeni döneminde temel dayanaklardan birisi olmak zorunda. Birliğimizin ve karar mekanizmalarımızın özellikle hem kaynak dağıtımında adaletle yönetilen yapılar olması hem de iş birliği masalarının en güçlü şekilde kurulması da değerlidir. Böyle yaparsak ülkemizin bölgesel bazda yaşadığı eşitsizliklerin çözümüne de yoğun katkı sunacaktır. Ülkemizde var olan bütün iyi gelişmelerin, yakın coğrafyayı ve ülkeyi de çok pozitif etkilediğini hepimiz biliyoruz. Sözlerimi sonlandırmadan önce ifade etmek isterim ki 2019 sonrasında hep beraber süreci yönetirken zor koşullara rağmen pandemi, çevre, müsilaj gibi bütün krizlere rağmen belediyeler mazeret değil, çözüm ve maharet üretme yeri olduğunu hep beraber yaşadık. O bakımdan Marmara Bölgesi Belediyeleri olarak inşallah Türkiye’nin lokomotifi olacak güçlü bir çalışma sürecini hep beraber yaratır ve ortaya koyarız. Bundan da ülkemizin en üst seviyede faydalanmasını diliyorum. Tekrar geçmişten bugüne görev alan bütün başkanlarımızı minnetle anıyorum. Tahir Bey’e başarılı görev döneminden dolayı teşekkür ediyorum.
]]>
CHP Yerel Yönetimler ve Dirençli Kentlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, CHP Genel Merkezi’nde iki gün boyunca düzenlenen “İktidar Yolunda CHP Belediyeciliği Çalıştayı”nın ardından basın açıklaması yaptı. Zeybek şöyle konuştu:
“İki gün boyunca devam eden ‘İktidar yolunda CHP belediyeciliği’ çalıştayımızın kapanış konuşmasını Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’in yapmasıyla birlikte belediye başkanlarımız yavaş yavaş genel merkezimizden ayrılmaya başladı. Bu çalıştayımızın amacını CHP’yi iktidara taşıyacak yolda belediyelerin görev ve sorumlulukları genel merkez belediyeler, örgüt ve belediyelerin birlikte çalışma prensiplerinin belirlenmesi olarak belirledik. Yine burada biz belediyelerimiz ve CHP İl Başkanlarımızla yaptığımız toplantıda siyasi yol haritamızın nasıl olacağı konusunda da çalıştayımızın ana temasını oluşturduk. Bizim çalışmalarımızda genel merkez belediye ilişkilerinin partinin temel teknik ve politik kolonlarının inşası, parti kurulları ve organlarının eşgümünün sağlaması mekanizmalarını da ayrıntılı biçimde tartıştık. Çalıştayımız dün Sayın Genel Başkanımızın açılış konuşmasıyla başladı. Daha sonra genel sekreterimiz Sayın Sayek Böke, yerel yönetimlerden sorumlu olarak ben, arkasından genel merkez belediyeler ve il örgütleri arasında biz sayın belediye başkanlarımıza ve il başkanlarımıza sorduğumuz 10 soruya örgütlerimizin ve başkanlarımızın verdiği cevaplar eşliğinde bir geri bildirimler aldık. Sonrasında dün Bihlun Tamaylıgil moderatörlüğünde Sayın Murat Karayalçın ve Sayın Yılmaz Büyükerşen’in geçmiş belediyecilik deneyimlerini anlattıkları bir çalışmayla da dünkü programımızı tamamladık.
Dün ayrıca Sayın Güven Sak, Sayın Buğra Gökçe, Sayın Esra, Huri Bulduk, Sayın Önder Yılmaz ve Filizay Selin’in de geçmiş dönem ve geleceğe ilişkin açıklamalarının yer aldığı kalkınma belediyeciliğine ilişkin belediye başkanlarımıza partimizinin yol haritasını oluşturacak olan temel görüşleri aktardık.
“DAHA ÖNCE BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI GÖREVİNE BAŞLAMIŞ BELEDİYE BAŞKANLARIMIZI DİNLEDİK”
Bugün toplantımız 2019 yılında ya da daha önce büyükşehir belediye başkanlığı görevine başlamış ama bu seçimlerde başarıyla yüzde 50’nin üzerinde oy alarak seçimlerden tekrar başarıya çıkıp büyük şehirleri yöneten üç değerli belediye başkanımızı önce dinledik. Aslında dört belediye başkanımız bugün birinci oturumda yer alacaktı. Ancak sayın Zeydan Karalar portakal çiçeği festivali dolayısıyla Adana’da olduğundan Antalya Belediye Başkanımız Sayın Metin Böcek, Aydın Belediye Başkanımız Sayın Özlem Çerçioğlu ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer seçim öncesinde uyguladıkları beş yıllık politikaları, kampanya süreçlerini ve bu döneme ilişkin izlenimlerini de yeni seçilen belediye başkanlarımıza ve toplantıya katılan haziruna anlattı. Yine bu seçimlerde Türkiye’de CHP’nin gösterdiği adaylar için de herkesin çok yakından merak etti ve sonucunu açıkçası sadece Türkiye’nin değil dünyanın yakından takip ettiği Ankara Büyükşehir Belediyemiz ve İstanbul Büyükşehir Belediyemizin iki değerli belediye başkanı da son beş yıl içinde yapmış oldukları belediyecilik hizmetleriyle, geleceğe dönük yapacakları çalışmaları içeren aynı zamanda biraz yol gösterici biraz geleceğe ilişkin projelerini ifade ettikleri toplantı gerçekleşti.
2028’E GİDEN YOLDA YÜKLENEN SORUMLULUK
Sonrasında Sayın Genel Sekreterimiz Selin Sayek Böke kurultayın kapanış ve sonuç bildirgesini üyelerimizle paylaştı. En sonunda Sayın Genel Başkanımız yaklaşık bir saate yakın bir süre bütün bu iki günlük çalışmaya ilişkin değerlendirmeyle yine basına kapalı olan bölümde örgütlerimize ve CHPli belediye başkanlarına yol gösterici, yapmaları ya da yapmamaları, olmasını istediği ya da olmasını istemedikleri üzerinden de bir değerlendirme yaptı. Bu yeni dönem CHP’nin Türkiye’de 47 yıl sonra birinci parti olarak genel seçimlerden çıktığı bir seçim olmasının ötesinde aynı zamanda bizim bu seçimde elde ettiğimiz başarıyı 2028 yılında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimine giden yolda kendimiz açısından bize yüklenmiş bir sorumluluk olarak görüyoruz. O nedenle bu bizim açımızdan yeterli bir sonuç değildir. Bu sonuç bizim bugüne kadar yaptığımız çalışmalardaki nihai gayemiz değildir. Bu bizim topluma verdiğimiz güven CHP belediyeciliğinin toplumdaki bulduğu karşılığın doğal sonucu olarak CHP birinci parti oldu, şimdi ilk kez CHP’ye oy vermiş seçmen kitleleri ya da bugüne kadar CHP’ye hiç oy vermemiş seçmen kitlelerinin de desteğini kazanacak katılımcı, kamucu, toplumcu aynı zamanda kucaklayıcı yönetim anlayışlarını sergileme konusunda da bizim açımızdan belirleyici oldu.
“YEDİ AYRI MEKANDA YEDİ FARKLI GRUP İLE AYRINTILI BİR ÇALIŞMA GERÇEKLEŞTİRDİK”
Bu çalıştayımızda tabii toplantıya katılan belediye başkanlarımıza ve il başkanlarımıza birinci gün şöyle bir çalışma düzeneği oluşturduk; büyükşehir belediye başkanlarımızla bir saati aşan karşılıklı soru cevaptan oluşan arkasından 21 il belediye başkanımızın olduğu bir başka çalışma grubu, 48 belde belediye başkanımızın içinde yer aldığı üçüncü bir çalışma grubu ile Türkiye’de büyüklükler açısından söylemiyorum ama kazanmış olduğumuz ilçe belediyelerini de üç ayrı toplantı salonunda bir araya getirerek onlara değişik sorular sorduk ve bunları dijital ortamda cevaplamalarını istedik. ve onların bu konularla ilgili 200 kelimeyi geçmeyecek cevaplarını alarak da ortak bir soru havuzu, sorun, çözüm ve beklenti havuzu oluşturduk. Onlar da bizim çalıştayımızın önümüzdeki günlerde ayrıntılı biçimiyle yayınlanacak olan sonuç bildirgesinin datalarını oluşturdular. Yine Sayın Genel Başkanımız 81 il başkanımızla birlikte çok özel bir toplantı gerçekleştirdi. Dün genel merkezimizde yedi ayrı mekanda yedi farklı grup ile ayrıntılı bir çalışma gerçekleştirdik. Bu seçimlerde elde ettiğimiz başarının işareti olarak da bugüne kadar alışılmışın dışında biz bu çalıştayımızı genel merkezde gerçekleştirdik. Gördük ki genel merkezimizdeki çalışma odaları, toplantı salonları, konferans salonları, müzemiz ya da MYK salonu, disiplin kurulu salonlarını etki biçimiyle kullanarak aynı anda altı yüze yakın katılımcılı bir çalıştay gerçekleştirebileceğini gösterdik.
“ÇÖZÜMLERE ODAKLANACAK YENİ BİR YEREL YÖNETİM ANLAYIŞI…”
CHP belediyeciliğinde de tam da CHP Genel Merkezi’nin koridorlarında ve odalarında gerçekleştiriyor olmasının da özel bir önemi olduğunu belirtmek istiyorum. Bu çalıştayda biz özellikle bazı konuları kamuoyunun gündemine getirebilmesi açısından da çalıştayımıza katılan üyelerimizle de paylaştık. Bunlar sorunlar değil çözümlere odaklanacak yeni bir yerel yönetim anlayışının oluşacağını söyledik. Nedeni değil nasılı sorgulayacağız, çok fazla geçmişle hesaplaşan, onun yanlışları üzerinde günlerce konuşan değil o yanlışları bir data olarak tutacağız ama biz yeni dönemde toplum beklentilerini hızlı cevap verebilmek açısından nasıl yeni vizyon projelerimizi ortaya çıkaracağımızı konuşacağız. Burada tabii hızlı bir biçimde hayata geçirilecek olan somut öneriler üzerinde bir odaklanma gerçekleştirildi. Belediye hizmetlerinin ortaklaşması, belediye hizmetlerinin isimlerinin tekleşmesi konusunda belediyelerin yapmış oldukları yardımların tüm Türkiye’de benzer bir kart düzeni üzerinden gerçekleşmesi konusunda da bir ortaklaşmaya gideceğimizi buradan belirtmek istiyorum.
“GENEL MERKEZ İLE BELEDİYELER ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN KURUMSAL YAPIYA KAVUŞMASI…”
Biz burada katılımcıların fikirlerini almaya odaklanan bir çalıştay yaptık. Genel merkezimiz kendi fikirlerini belediye başkanlarına dayatan değil oradan gelecek olan beklentileri, çözüm önerilerini de dikkate alarak bir sentez yapma üzerinde odaklandığımızı belirtmek istiyorum. Biz burada bazı sorular sorduk. Mesela biz Genel Merkez ile belediyeler arasındaki ilişkilerin nasıl bir kurumsal yapıya kavuşması gerektiğini sorduk. Eşgüdüm, izleme ve eğitim konularının nasıl düzenlenmesi konusundaki sorularımızı sorduk. CHP belediyeciliğinin güçlenmesi ve markalaşmasıyla ilgili hangi hizmet alanlarında işbirliği sağlanabilir bu sorularla çıktık. Bunlar hangisi öne çıkabilir, topluma biz hangi konu başlıklarını daha öncelememiz gerektiğini sorduk. İyi örneklerin yaygınlaştırılması ve talep gören hizmetlerin ön plana çıkarılmasıyla ilgili neler düşündüklerini sorduk. Genel merkez belediyelerin performanslarını size göre nasıl ölçmeli, ölçme, değerlendirmeyle ilgili kriterler nasıl oluşmalı biçiminde onların görüşlerini aldık. Yine belediyeler hukuki anlamda hangi risklerle karşı karşıya ve bu risklerin ortadan kaldırılmasıyla ilgili genel merkez, yerel yönetimler, büyükşehir belediyeleri arasındaki eş güdümün sağlanması konusunda hangi yöntemleri uygulayabileceğimiz konusunda yine görüşler aldık.
“BELEDİYELERİN KAMUSAL ALANDA, PARTİ ORGANLARININ SİYASET ALANINDA ÇALIŞMA YAPMASI”
Parti il örgütleriyle belediyeler arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi konusunda burada olabildiğince parti yapılanması ve belediye yapılanmasının birbirinin işlerine karışmaması konusunda daha çok belediyelerin kamusal alanında parti organlarının ise siyaset alanında çalışma yapması ve bunlar arasındaki mesafenin korunması konusundaki görüş ve düşüncelerimizi paylaştık. Bunun sonrasında da ağırlıklı olarak en öne çıkan konu başlıklarımız da netleşti. Dediğim gibi önümüzdeki günler içinde bu çalıştayın sonuç bildirgesi üzerindeki fizibilite çalışmaları ve bizim bütün bu verilerin ışığında oluşturacağımız nihai çözümü de sizlere paylaşmış olacağız. AKP iktidarı ve yerel yönetimler arasında en çok hangi konu başlığı belediyeler tarafından gündeme getirildi derseniz; hukuki destek. Yani iktidarın belediyeler üzerinde hukuk üzerinden, mahkemeler üzerinden, İçişleri Bakanlığı genelgeleri üzerinden ya da görevden el çektirmeleri biçiminde geçmiş döneme ilişkin oluşmuş olan algısının belediye başkanlarının üzerinde birinci derecede en önemli konu başlıklarından biri olduğunu belirtmek istiyorum. Yine burada belediye başkanlarımızın ağırlıklı olarak hizmetler noktasında eşitlik ve tarafsızlığın çok ön plana çıkarılması konusunda bir ortak dil birliğinin olduğunu gördük. Yani belediye başkanlarımız, ‘Nasıl bir hizmet ağı oluşturacaksınız’ dediğimizde, ‘Tarafsız olacağız ve eşitlik kurallarına uyacağız’ dediler. Yine burada kurumsallaşma, vizyon projelerinin öne çıkarılması, toplum değerleriyle barışık bir yerel yönetim anlayışının güçlendirilmesi, verimlilik, kaynakların etkin ve verimli kullanması gibi pek çok konu başlığıyla ilgili çalışmamız oldu.
“KAFA KARIŞIKLIĞININ OLUŞMASINA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”
Yılmaz Büyükerşen hocamızın da önümüzdeki süreçte deneyimlerinden yararlanarak oluşturacağımız bir danışma kurulu üzerinden eğitim çalışmalarının da belki uzaktan eğitim modeliyle hem 30 yaşın altındaki nitelikli genç belediye personelinin yetiştirilmesi ama aynı zamanda 2028 yılındaki CHP’nin Türkiye iktidarında da bizim ihtiyacımız olan yetişmiş nitelikli kadroların da yerel yönetimlerde uzmanlaşması ve kendini geliştirmesi konusunda da genel merkez, belediyeler arasındaki eğitim faaliyetlerinin güçlendirilmesinin önemli olacağını belirtmek istiyorum. Bizim bu çalışmada belediye başkanı, milletvekili ve örgütlerin yetki ve rollerinin net bir biçimiyle ortaya çıkarılacağını bir kere buradan belirtmek istiyorum. Geçmiş dönemlerde farklı zaman dilimlerinde karşılaşıldığı biçimiyle bu konularla ilgili bir kafa karışıklığının oluşmasına genel merkez olarak müsaade etmeyeceğimizi belirtmek istiyorum. Belediye başkanlarımızın farklı alanlardaki uzmanlarla buluştuğu tematik ve periyodik toplantılar düzenleyeceğiz ve onları her alanda bu yenilebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi, bu gelir arttırıcı faaliyetler olabilir, gider azaltıcı önlemler olabilir ya da yasadan ve mevzuattan kaynaklanan yerel yönetimlerin alması gereken resmi harçların alınmaması, ödenmemesi gereken vergilerin yıllardır ödeniyor olması ve buna ilişkin olarak da hiçbir biçimde bir düzenlemenin yapılmamış olması gibi pek çok konu başlığı konusunda da bir kapasitenin güçlendirmesini yapacağız.
“BÜYÜKŞEHİR, İL VE NÜFUSU 100 BİNİN ÜZERİNDEKİ BELEDİYE BAŞKANLARIMIZLA HER AY BİR ARAYA GELECEĞİZ”
Teknik ve hukuki riskler taşıyan kimi konu başlıklarıyla ilgili de belediyelerimize bu desteklerin verilmesi konusunda da gene bir ortak havuz üzerinden eşgüdüm sağlanarak burada nitelikli ve yeterli kadrosu olan belediyelerle ilk kez seçimi kazandığımız ve deneyimi az olan, uzman eksiği olan belediyelere bu destekleri vereceğiz. Yine belediye başkanları, milletvekilleri ve örgüt arasındaki olası çatışma risklerinin milimize edilmesiyle ilgili de birtakım mekanizmaların hayata geçeceğini belirtmek istiyorum. Burada ağırlıklı olarak belediye başkanlarının örgüt işlerine çok karışmaması, milletvekillerinin ve siyasi kadroların da belediyelerin iç işlerine müdahale etmemesi konusunda yeni dönemde bazı düzenlemeler olacağı gibi bunu önümüzdeki mayıs ayında başlayacağımız tüzük kurultayında da karar metni haline dönüştürerek kimlerin siyasi yapılanma içinde yer alacağını, kimlerin bu yapının dışında kalacağı gibi pek çok konu başlığını da tartışmaya açacağımızı belirtmek istiyorum. Belediyeler arasındaki koordinasyon, iletişim ve ilham alma süreçlerinin yönetimini de düzenli buluşmalar biçiminde gerçekleştireceğiz. Burada şunu belirtmek istiyorum: Birbirine benzeş olan, özellikler itibariyle birbirine yakın özellikler gösteren, benzer sorunlarla karşı karşıya belediyeleri bir araya getireceğiz. Bu bazen yüz yüze toplantılar biçiminde olduğu gibi bazen de zoom üzerinden yapılacak toplantılarla gerçekleşecek. Ama büyükşehir belediye başkanlarımızla, il belediye başkanlarımızla ve nüfusu 100 binin üzerindeki belediye başkanlarımıza her ay düzenli ve sürekli olarak bir araya gelerek benzer politikalar oluşturmasını sağlayacağını belirtmek istiyorum.
“İKTİDAR BELEDİYELERİ CEZALANDIRMANIN MİLLETİ CEZALANDIRMAK OLDUĞUNU GÖRMELİ”
Hükümetin Maliye Bakanının her hafta açıklamış olduğu kimi açıklamalara baktığımızda, mali anlamda içinden geçtiğimiz süreçteki zorlukların farkındayız. Bu yeni dönemde, devletin gelirlerinde nispi bir azalma meydana gelmesiyle birlikte yerel yönetimlere aktarılacak olan paylarda da bir azalma, belki onun da ötesinde bu şubat ve mart ayında gördüğümüz biçimde yerel yönetimlere aktarılan paylardan kesinti oranlarının arttırılması gibi de uygulamalarla karşı karşıya kalacağız. Buradan siyasi iktidarı uyarmak istiyorum: Yani tefeciye, faizciye yurt içi ve yurt dışından kredi kullandığınız için yüksek maliyetlerle borçlandığımız bedelleri öderken her türlü kaynağı kullanıyorsunuz ama 80 milyon Türkiye’de insan belediye hizmetlerinden yararlanıyor, bu insanların yaşadığı şehirlerin yaklaşık 53 milyon insan CHP’li belediyeler tarafından yönetilecek, şimdi devlet tasarrufa yerel yönetimlerin kaynaklarını kısarak onların alması gereken İller Bankası payı ya da Hazine payları üzerinde yeni düzenlemeler yaparak, bu bedelleri azaltarak sağlayamaz. Bir kez daha söylüyorum: İktidar gittiği yolun yanlış olduğunu görmeli, belediyeler üzerinden yapacakları cezalandırmanın milleti cezalandırmak olduğunu, geçmişte CHP’li belediye başkanlarının ellerini, kollarını belediye meclislerinde karar alma haklarını engelleyerek, belediye meclisi çoğunluğunu kullanarak belediye başkanlarının getirdiği kimi yatırımları engelleyerek, borçlanma ya da uygun koşullarda bulunmuş kredileri engelleyerek izledikleri modelin AK Parti’ye seçim kaybettirdiğinin mutlaka görmesi gerekir.
“ŞATAFAT DÜZENİNDEN VAZGEÇİN”
O nedenle bir kez daha buradan 31 Mart seçimlerinde Türkiye’nin birinci partisi CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı olarak uyarıyorum: Eğer kafanızın arkasında böyle bir yol varsa bu yol yanlış bir yoldur. Belediyeleri cezalandırmak halkı cezalandırmaktır ve Türk milleti de artık kimin, neyi, nasıl yaptığını çok iyi bilmektedir. Merkez Bankası 818 milyar lira 2023 yılında zarar edecek, Hazine yüksek maliyetlerle borçlanacak, kur korumalı mevduat adı altında oluşturduğunuz aptalca bir uygulama yüzünden trilyonlarca lira kamuyu borca sokacaksınız; sonra dönüp bunun bedelini emeklilerden, çalışan kesimlerden ya da halka hizmeti edecek olan belediyelerden almaya çalışacaksınız. Bu yol, yanlış yoldur. Buradan iktidarı bir kez daha uyarıyorum: Bu yola sakın tevessül etmesinler. İsraf ekonomisinden vazgeçsinler. Şatafat düzeninden vazgeçsinler. Kendilerine kurdukları bu saltanat düzeninden vazgeçsinler. Kamunun kaynaklarını millete aktaracak, milletin hizmetlerine aktaracak uygulamalara gitsinler. Üç-beş müteahhidi zengin etmek, üç-beş şirkete düşük faizli krediler vererek onların kamu eliyle zenginleşmesinin yerine 80 milyon belediyecilik hizmeti alan yurttaşımızın 86 milyon insanımızın çıkarlarını koruyacak ekonomik politikalar hayata geçirsinler.”
]]>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Adana’da eğitim yöneticileri toplantısına katıldı
“İmar ve iskan sorunu nedeniyle okul yapamadığımız belediyeler var”
“Belediye seçimlerini önemsiyoruz”
ADANA – Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Arsa var, bütçe var ancak imar ve iskan ile ilgili sorun yaşadığımız belediyeler, bu nedenle ihalesini yapamadığımız okullar var. Okuldaki su sarfiyat giderlerini konutların 3-4 katı düzeyinde tahsil etmeye çalışan belediyeler var. Belediyelerimizi, belediye seçimlerini önemsiyoruz” dedi.
Bakan Tekin, bir dizi ziyaret ve toplantı için geldiği Adana’da düzenlenen İl Eğitim Yöneticileri toplantısına katıldı.
“922 ilçede çalışma yaptık”
Burada konuşan Bakan Tekin, “Sabah Adana’ya geldik ve okullarımızı ziyaret ettik. Bize çok güzel bir ev sahipliği yaptılar. Haziran ayından itibaren attığımız her adımı, yürüttüğümüz her çalışmada yereldeki paydaşlarımızı ve meslektaşlarımızı gözeterek attık. Gittiğimiz her ilde notlarımızı aldık ve öğretmenlerimizle konuştuk. Atılması gereken adımları, yapılması gereken düzenlemeleri yaptık. Ben bakan olduktan sonra Adana’ya 4 defa gelmiş oldum. Burayla ilgili ciddi bir şekilde destek olacağımız süreç yaşadık. Her geldiğimizde burada güler yüzle karşılandık. Bakanlıktaki bütün genel müdür arkadaşlar buradalar. Biz, gittiğimiz ile genel müdür arkadaşlarımızla beraber gidiyoruz ve genel müdürler ilçe toplantısı yapıyorlar. Şuanda 922 ilçemizin tamamına en az genel müdür düzeyinde çalışmalarını yapmış durumdalar” ifadelerini kullandı.
“Okuldaki su kullanımını 3-4 katı tahsis eden belediyeler var”
Yerel yönetimler ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın çok fazla mesaisi olduğunu aktaran Bakan Tekin, “Türkiye’de yerel yönetimlerle en yoğun mesaisi olan bakanlık kesinlikle Milli Eğitim Bakanlığı. Bizim yerel yönetimlerle çok yakın çalışmamız gerek. Birlikte aynı masanın etrafında çözüm üretmemiz gerekiyor. Uzun yıllar bütçesi, kaynağı aktarıldığı halde uygun arazi bulamadığımız için yatırım haline dönüştüremediğimiz okullarımız var. Arsa var, bütçe var ancak imar ve iskan ile ilgili sorun yaşadığımız belediyeler, ihalesini yapamadığımız okullar var. Bunların çok örneği var. Yaşadığımız mülkiyet problemleri dolayısıyla okulumuzla ilgili dava açan belediyeler var. Okuldaki su sarfiyat giderlerini konutların 3-4 katı düzeyinde tahsil etmeye çalışan belediyeler var. Belediyelerimizi, belediye seçimlerini önemsiyoruz. Eğitim-öğretim ile ilgili süreçleri merkezlerine alan, çalışma alanının odağına yerleştiren belediye başkanlarının seçilmesini istiyorum” diye konuştu.
“Kayyumdan sonra sorunlar çözüldü”
Kayyum atanan belediyelerin öncesinde imarla ilgili çok sorun yaşadıklarını vurgulayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Bazı belediyeler imarla ilgili çok sorun çıkarttı ancak kayyum atandıktan sonra sorunlar hemen çözüldü. Bu süreç tek bakanlığın yapacağı bir süreç değil. Milli Eğitim Bakanlığı’nın imar hazırlama yetkisi yok. Bizim bunlara dahilimiz yok. Yeni yerleşim yeri oluşturuluyor, birden bire nüfus artıyor. Bunu düzeltecek kişiler belediyeler. Heyecanla yerel seçimleri bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
“Ebeveynler artık okula randevu ile gelecek”
Dijital bağımlılık ve obezite ile de mücadele ettiklerini açıklayan Bakan Tekin, daha sonra şunları söyledi:
“Eğitim-öğretim sürecinde niteliği arttırıcı çok ciddi adımlar attık. Mevzuat düzenlemesi yaptık. Sahada da bunun öğretmen arkadaşlarımız ve öğrencilerimiz tarafından nasıl karşılandığını bakıyoruz. Bunları yaparken toplumsal problemlere de duyarsız kalmıyoruz. Dijital bağımlılık, obezite ile mücadele etmek için adımlar attık. Özellikle bütün dünyada okul çağındaki öğrencilerin kullanımı yasak olan uygulamalar var. Pedagojik gelişimine zarar veren sosyal medya uygulamaları var. Onların da ülkemizdeki okul çağındaki öğrencilerin kullanımına yasaklamak için çalışmalar yaptık. Okullarda öğrencilerimizin eğitim öğrenim sürecinde bizim en büyük paydaşlarımızdan birisi ebeveynler. Ebeveynlerin okul içlerine gidip okul koridorlarında öğretmenlerimizle diyalog kurmalarının doğru olmadığına pedagojik açıdan karar verdik. Bundan dolayı da velilerimizin okullara randevu ile gelmelerini talep etmiştik. Elektronik randevuyu oluşturduk.”
“4 temel beceri gelişimi daha önemli”
Öğrencilerin test sınavlarındaki başarılarının yanı sıra 4 temel becerilerinin geliştirilmesinin önemli olduğuna dikkat çeken Bakan Tekin, “Bizim yaz aylarında önemsediğimiz ve tedbir aldığımız konulardan bir tanesi anadil eğitimiydi. Bu anlamda anadil becerileri için 2 kritik karar aldık. Türkçe’den ders geçme notunu 70’e yükseltmiştik. Türk dili ve edebiyatı derslerinde çocukların başarı durumlarını ölçerken test sınavlarından ziyade 4 temel becerilerin geliştirilmesi için mekanizma geliştirmiştik. Altyapının kaldırmadığı söylentileri vardı onu da düzeltmek için çalışıyoruz. Çocukların eğitim öğretim sürecinin kitabi bilgiler dışında çocuğumuzun, gencimizin, toplumun temel referans değerlerini bilen bireyler olarak yetişmesini arzu ediyoruz. Bununla ilgili de çocukların sosyal sorumluluk projelerinde bulunmalarını arzu ediyoruz. Karnelerde artık sosyal etkinlik başlığı altında bir başlık daha olacak” dedi.
Konuşmanın ardından toplantı basına kapalı soru-cevap ile devam etti.
]]>Bakan Tekin, bir dizi ziyaret ve toplantı için geldiği Adana’da düzenlenen İl Eğitim Yöneticileri toplantısına katıldı.
“922 ilçede çalışma yaptık”
Burada konuşan Bakan Tekin, “Sabah Adana’ya geldik ve okullarımızı ziyaret ettik. Bize çok güzel bir ev sahipliği yaptılar. Haziran ayından itibaren attığımız her adımı, yürüttüğümüz her çalışmada yereldeki paydaşlarımızı ve meslektaşlarımızı gözeterek attık. Gittiğimiz her ilde notlarımızı aldık ve öğretmenlerimizle konuştuk. Atılması gereken adımları, yapılması gereken düzenlemeleri yaptık. Ben bakan olduktan sonra Adana’ya 4 defa gelmiş oldum. Burayla ilgili ciddi bir şekilde destek olacağımız süreç yaşadık. Her geldiğimizde burada güler yüzle karşılandık. Bakanlıktaki bütün genel müdür arkadaşlar buradalar. Biz, gittiğimiz ile genel müdür arkadaşlarımızla beraber gidiyoruz ve genel müdürler ilçe toplantısı yapıyorlar. Şuanda 922 ilçemizin tamamına en az genel müdür düzeyinde çalışmalarını yapmış durumdalar” ifadelerini kullandı.
“Okuldaki su kullanımını 3-4 katı tahsis eden belediyeler var”
Yerel yönetimler ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın çok fazla mesaisi olduğunu aktaran Bakan Tekin, “Türkiye’de yerel yönetimlerle en yoğun mesaisi olan bakanlık kesinlikle Milli Eğitim Bakanlığı. Bizim yerel yönetimlerle çok yakın çalışmamız gerek. Birlikte aynı masanın etrafında çözüm üretmemiz gerekiyor. Uzun yıllar bütçesi, kaynağı aktarıldığı halde uygun arazi bulamadığımız için yatırım haline dönüştüremediğimiz okullarımız var. Arsa var, bütçe var ancak imar ve iskan ile ilgili sorun yaşadığımız belediyeler, ihalesini yapamadığımız okullar var. Bunların çok örneği var. Yaşadığımız mülkiyet problemleri dolayısıyla okulumuzla ilgili dava açan belediyeler var. Okuldaki su sarfiyat giderlerini konutların 3-4 katı düzeyinde tahsil etmeye çalışan belediyeler var. Belediyelerimizi, belediye seçimlerini önemsiyoruz. Eğitim-öğretim ile ilgili süreçleri merkezlerine alan, çalışma alanının odağına yerleştiren belediye başkanlarının seçilmesini istiyorum” diye konuştu.
“Kayyumdan sonra sorunlar çözüldü”
Kayyum atanan belediyelerin öncesinde imarla ilgili çok sorun yaşadıklarını vurgulayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Bazı belediyeler imarla ilgili çok sorun çıkarttı ancak kayyum atandıktan sonra sorunlar hemen çözüldü. Bu süreç tek bakanlığın yapacağı bir süreç değil. Milli Eğitim Bakanlığı’nın imar hazırlama yetkisi yok. Bizim bunlara dahilimiz yok. Yeni yerleşim yeri oluşturuluyor, birden bire nüfus artıyor. Bunu düzeltecek kişiler belediyeler. Heyecanla yerel seçimleri bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
“Ebeveynler artık okula randevu ile gelecek”
Dijital bağımlılık ve obezite ile de mücadele ettiklerini açıklayan Bakan Tekin, daha sonra şunları söyledi:
“Eğitim-öğretim sürecinde niteliği arttırıcı çok ciddi adımlar attık. Mevzuat düzenlemesi yaptık. Sahada da bunun öğretmen arkadaşlarımız ve öğrencilerimiz tarafından nasıl karşılandığını bakıyoruz. Bunları yaparken toplumsal problemlere de duyarsız kalmıyoruz. Dijital bağımlılık, obezite ile mücadele etmek için adımlar attık. Özellikle bütün dünyada okul çağındaki öğrencilerin kullanımı yasak olan uygulamalar var. Pedagojik gelişimine zarar veren sosyal medya uygulamaları var. Onların da ülkemizdeki okul çağındaki öğrencilerin kullanımına yasaklamak için çalışmalar yaptık. Okullarda öğrencilerimizin eğitim öğrenim sürecinde bizim en büyük paydaşlarımızdan birisi ebeveynler. Ebeveynlerin okul içlerine gidip okul koridorlarında öğretmenlerimizle diyalog kurmalarının doğru olmadığına pedagojik açıdan karar verdik. Bundan dolayı da velilerimizin okullara randevu ile gelmelerini talep etmiştik. Elektronik randevuyu oluşturduk.”
“4 temel beceri gelişimi daha önemli”
Öğrencilerin test sınavlarındaki başarılarının yanı sıra 4 temel becerilerinin geliştirilmesinin önemli olduğuna dikkat çeken Bakan Tekin, “Bizim yaz aylarında önemsediğimiz ve tedbir aldığımız konulardan bir tanesi anadil eğitimiydi. Bu anlamda anadil becerileri için 2 kritik karar aldık. Türkçe’den ders geçme notunu 70’e yükseltmiştik. Türk dili ve edebiyatı derslerinde çocukların başarı durumlarını ölçerken test sınavlarından ziyade 4 temel becerilerin geliştirilmesi için mekanizma geliştirmiştik. Altyapının kaldırmadığı söylentileri vardı onu da düzeltmek için çalışıyoruz. Çocukların eğitim öğretim sürecinin kitabi bilgiler dışında çocuğumuzun, gencimizin, toplumun temel referans değerlerini bilen bireyler olarak yetişmesini arzu ediyoruz. Bununla ilgili de çocukların sosyal sorumluluk projelerinde bulunmalarını arzu ediyoruz. Karnelerde artık sosyal etkinlik başlığı altında bir başlık daha olacak” dedi.
Konuşmanın ardından toplantı basına kapalı soru-cevap ile devam etti. – ADANA
]]>Yılmaz, Esenyurt’taki Vanlılar İftar Buluşması’nda katılımcıların ramazanını tebrik ederek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını iletti.
Siyaset anlayışlarının odağında milletin olduğunu belirten Yılmaz, Türkiye’nin son 21 yılda tüm atılımlarını eser ve hizmet siyaseti ile gerçekleştirdiğini söyledi.
Demokrasi ve kalkınma hamlelerinin yurdun dört bir yanına ulaştığını anlatan Yılmaz, terör operasyonlarının ardından şehirlerde huzur ve iyileşmeler olduğunu vurguladı.
Etnik ayrımcılık ve bölgecilik ile siyaset yapanların milletin huzurunu düşünemediğini dile getiren Yılmaz, “Her türlü ayrımcılığa, her türlü ötekileştirmeye karşı olduk, karşı olmaya devam edeceğiz. Bizim Kürt vatandaşlarımızla, onların sorunlarıyla ilgilenmek için de başka bir aracıya ihtiyacımız yok. AK Parti Kürtlerin partisidir, her zaman Kürt vatandaşlarımız AK Parti’ye sahip çıktılar, bundan sonra da sahip çıkacaklar. Bizler Kürt vatandaşlarımızın sorunlarını doğrudan onlarla konuşarak, neyse sorunları, sıkıntıları, dertleri her zaman onlarla konuşmaya, onların hizmetinde olmaya devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Yılmaz, milletin hizmetkarı olduklarının altını çizerek, “Önceliğimiz millet, milletimizin sıkıntısı neyse bizim de önceliğimiz o. Bugünlerde en önemli konumuz enflasyon. Bizler enflasyona yoğun mesai harcıyoruz. Öncelikli mesele olarak görüyoruz. Bu konuda planlarımızı, programlarımızı hayata geçiriyoruz. Yılın ikinci yarısında inşallah enflasyonda belirli bir düşüş olduğunu hep birlikte göreceğiz. Gelecek yıl itibarıyla çok daha farkla bir noktada olacağız. 2026 ise tek haneli enflasyona Allah’ın izniyle yeniden ülkemizi kavuşturacağız.” diye konuştu.
Bazıları gibi seçimden önce vaatlerde bulunup, seçimden sonra vaadini unutanlardan olmadıklarına dikkati çeken Yılmaz, “Bugünkü sıkıntıların üstesinden gelecek olan da biziz, AK Parti’dir, Cumhur İttifakı’dır. Ülkemizi 21 yılda nasıl büyüttüysek, gelecekte de çok daha yüksek noktalara sizlerin desteğiyle çıkaracağız.” değerlendirmesini yaptı.
“Kimse başarısızlıklarına merkezi idareyi bahane yapmasın”
Türkiye Yüzyılı’nı inşa ettiklerini belirten Yılmaz, şöyle konuştu:
“Yerel seçimleri de birlik, beraberlik, kardeşlik içerisinde atlatarak Türkiye’nin yürüyüşünü devam ettireceğiz. Kalkınma anlayışımızın yurdun her köşesinde devam etmesi için belediyeler kritik öneme sahiptir. Merkezi bütçeden belediyelere aktardığımız payları parti ayrımı yapmadan, büyük-küçük demeden, merkez-taşra ayrımı yapmadan dağıtıyoruz. Bu anlayışla geçtiğimiz 20 yılda belediyelerimize büyük destek verdik, kalkınmacı, şeffaf belediyecilik anlayışını güçlendirdik. 2002 yılında belediyelere toplam 4,7 milyar kaynak ayırıyorduk. 2022 yılında bunu biz 270 milyara çıkarmışız, 2023’te yaklaşık 500 milyar kaynağı belediyelere vermişiz. Bunu da hiç parti gözetmeden vermişiz. Hiç kimse başarısızlıklarına merkezi idareyi bahane yapmasın. Biz kaynak gönderiyoruz. Kaynaklarını iyi, verimli kullanan başarılı oluyor, verimli kullanmayan, çarçur eden, reklama harcayan, popülist birtakım faaliyetlere harcayanlar ise başarısız oluyor. Bu çok açık ve net, bunun altını çizmek istiyorum.”
Depremin yaralarını sarmak için geçen yıldan bu zamana kadar 2 trilyondan fazla kaynağın merkezi bütçeden tahsis edildiğine vurgu yapan Yılmaz, 2011’de Van’da meydana gelen depremin ardından bölgeye giden ilk ismin kendisi olduğunu söyledi.
Yılmaz, Van’ı ve Erciş’i depremden sonra neredeyse yeniden inşa ettiklerini, Van’ı cazibe merkezi haline getirdiklerini anlattı.
Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum ile Esenyurt Belediye Başkan adayı Hamit Öncü’ye destek isteyen Yılmaz, her iki adayın şehrin ve ilçenin sorunlarına çözüm getireceğine inandığını kaydetti.
Programda, AK Parti MKYK Üyesi Harun Çelik, AK Parti Esenyurt İlçe Başkanı Harun Özer, Cumhur İttifakı’nın Esenyurt Belediye Başkan adayı Hamit Öncü de konuşma yaptı.
]]>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, yerel seçimler öncesi çiftçilerin belediyelerden beklenti ve taleplerini açıkladı. Bayraktar, büyükşehirlerde 2 buçuk milyon dekarlık işlenen tarım alanın yok olduğunu belirterek, “Tarım arazileri korunmalıdır. Kırsalda genç nüfusu tutabilmek için sosyal alanlar artırılmalıdır. Belediyeler ve ziraat odaları birlikte hareket etmelidir. Pazarlama kooperatiflerinin kurulmasına destek olmalıdır. Çiftçilere destekler artırılmalıdır, sürekliliği sağlanmalıdır. Kırsal Alanlara altyapı hizmetleri artırılmalıdır” dedi.
TZOB Genel Başkanı Bayraktar, yaklaşan yerel seçimler öncesi çiftçilerin belediyelerden beklentilerine ve taleplerine yönelik ziraat odaları aracılığıyla yapılan çalışmanın sonuçlarını değerlendirdi.
Bayraktar şunları söyledi:
“6360 SAYILI KANUNLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİNİN TARIMDA SORUMLULUKLARI ARTTI”
“Tarım, stratejik bir sektör olması sebebiyle tüm dünyada destekleniyor ve korunuyor. Ülkemizde de başta kamunun yaptığı destekler olmak üzere tarım sektörüne birçok farklı araçla destek veriliyor. Yerelde de belediyeler tarafından tarım sektörüne destekler, teşvikler ve yatırımlar yapılıyor.
2012 yılında yayınlanan 6360 sayılı Kanun’un 2014 yılında yürürlüğe girmesiyle birlikte Büyükşehir ile ilçe belediyelerine tarım sektörüne yönelik hizmet ve faaliyetler konusunda görev ve yetkiler verildi.
Ülkemizde kırsal alana hizmet etme görevi 81 ilin 30’unda büyükşehir belediyeleri, kalan 51 ilde ise il özel idarelerinin yetkisinde bulunuyor. Kanunla verilen görev ve yetkiler sonucu 2014 yılından bu yana büyükşehir belediyeleri tarımsal üretimin doğrudan içindedir. Geçen süreç içerisinde büyükşehir belediyeleri tarıma yönelik hizmet götürme birimlerini oluşturdu. Bu açılan birimler bölgeleri dahilinde tarıma ve kırsal alanlara yönelik çalışmalar yapıyor, destekler veriyor.
Birliğimiz tarafından Ziraat Odalarımız aracılığıyla bir çalışma yapıldı. İl ve ilçelerde belediyelerin tarım sektörüne yönelik gerçekleştirdiği çalışmalar ve çiftçilerin belediyelerden beklentileri tespit edildi. Yapılan çalışma neticesinde, büyükşehir belediyelerinin bulunduğu illerde tarım alanlarının yeterince korunmadığı, verilen desteklerin çiftçiler tarafından yeterli bulunmadığı tespit edildi.”
“BÜYÜKŞEHİRLERDE, 10 YILDA TOPLAM İŞLENEN TARIM ARAZİLERİNDE 2,5 MİLYON DEKAR AZALMA OLDU”
“Ülkemizde işlenen tarım alanı ve uzun ömürlü bitki alanı toplamı 2023 yılı itibarıyla 23 milyon 941 bin 709 hektardır. Toplam tarım alanının yüzde 55,7’si yani 13 milyon 337 bin 897 hektar büyükşehir belediyesi sınırları içerinde bulunan 30 ildedir.
2014 yılında 30 büyükşehir belediye sınırlarında bulunan işlenen tarım alanı ve uzun ömürlü bitki alanı toplamı 13 milyon 589 bin 850 hektardır. 2023 yılında ise yüzde 1,85 azalarak 13 milyon 337 bin 897 hektara geriledi.
6360 sayılı Büyükşehir Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana 10 yıl geçti ve bu sürede büyükşehirlerde 2 buçuk milyon dekarlık işlenen tarım alanı yok oldu. Büyükşehirlerin önemli kısmı sanayinin fazla olduğu, sahile yakın turizmin daha ön planda olduğu illerden oluşuyor. Birinci sınıf verimli tarım arazilerinin fazlaca olduğu bu illerde tarım arazilerinin, tarım dışı amaçla kullanımına yönelik tehdidi gün geçtikçe daha da artırıyor.”
“BELEDİYELER VE ZİRAAT ODALARI BİRLİKTE HAREKET ETMELİ”
Bayraktar, çiftçilerin belediyelerden beklentilerini 10 maddede sıraladı:
“-Tarım arazileri korunmalıdır.
-Kırsalda genç nüfusu tutabilmek için sosyal alanlar artırılmalıdır.
Belediyeler ve ziraat odaları birlikte hareket etmelidir.
-Pazarlama kooperatiflerinin kurulmasına destek olmalıdır.
-Semt pazarlarında üreticilere daha fazla yer ayrılmalı, üretici pazarları her ilçede kurulmalıdır.
Çiftçilere destekler artırılmalıdır, sürekliliği sağlanmalıdır.
-Kırsal alanlara altyapı hizmetleri artırılmalıdır.
-Tarımsal ürün işleme tesisleri kurulmalıdır.
-Yenilenebilir enerji kaynaklarının kurulmasına destek olmalıdır.
-Kırsal turizm ile kırsalda gelirin artırılması sağlanmalıdır.”
]]>
Özel, partisince Tevfikbey Caddesi’nde düzenlenen Bilecik Halk Buluşması’nda yaptığı konuşmada, seçmenlerden CHP’nin Bilecik Belediye Başkan adayı Melek Mızrak Subaşı’na destek istedi.
Toplu sözleşme ikramiyesiyle ilgili tartışmalara değinen Özel, bu konuda yaptıkları çalışmalarla ilgili bilgi verdi.
Geçen yıl 34 bin ton et ithal edildiğini, son 10 yılda 7,2 milyar dolarlık canlı hayvan ithalatı yapıldığını dile getiren Özel, şunları kaydetti:
“Şimdi ramazan. İnsanlar, emekliler sofralarına koyacak et bulamıyorlar. Şimdi en düşük emekli maaşı 3 Kasım 2002’de yani Tayyip Erdoğan’ın iktidara geldiği gün 1,5 asgari ücretti. Ne kadardı? Bugünkü hesapla 26 bin liraydı. Bugün en düşük emekli maaşı kaç para? 10 bin lira. O gün 1,5 katıydı. Bugün yüzde 60’ı kadar, 0,6… Peki o gün en düşük emekli maaşı… Hangi hesap şaşmaz? Şaşmaz şaşmaz, altın hesabı şaşmaz değil mi? O gün en düşük emekli maaşıyla sarrafa giden 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün en düşük emekli maaşı 10 bin lirayla sarrafa giden kuyumcuya giden 2,5 çeyrek altın alıyor.”
“Çiftçileri 31 Mart’ta dayanışmaya ve iktidara itiraz etmeye davet ediyorum”
Özgür Özel, Türkiye’de geçen yıl küçülen tek sektörün tarım olduğunu öne sürerek, çiftçilerin bankalara borcunun bir yılda yüzde 88 arttığını savundu.
Çiftçiyi yeniden milletin efendisi yapmak için Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri başa getirmek gerektiğini söyleyen Özel, “Çiftçi destek programlarını, kırsal kalkınma programlarını hayata geçirmek lazım. Bunun için de Bilecik’teki, Marmara’daki, İç Anadolu’daki, Karadeniz’deki, Ege’deki, Akdeniz’deki çiftçilerin destekleri lazım. Çiftçileri de 31 Mart’ta dayanışmaya ve iktidara itiraz etmeye davet ediyorum.” ifadesini kullandı.
CHP Genel Başkanı Özel, şöyle devam etti:
“Burada ifade etmek istediğimiz bir husus; Tayyip Bey bir yanıt bekliyormuş. Diyor ki ‘Savunma sanayini şuradan aldık, buraya getirdik. Bunlar niye yapmadılar? Ankara’da, İstanbul’da götürdüler. Bir şey yapmadılar savunma sanayinde.’ Tayyip Bey’e Allah afiyet, selamet versin. Belediyelerin uçak fabrikalarının olduğunu sanıyor. Belediyelerin İHA, SİHA fabrikalarının olduğunu sanıyor ama illa bir cevap bekliyormuş. O zaman şunu söyleyelim; Tayyip Bey o zaman ‘götürdüler’ demeyeceksin. ‘Getirdiler’ diyeceksin. CHP’li belediyeler hizmeti, dayanışmayı, adaleti, sevgiyi, huzuru getirdiler.”
İttifak konusuna da değinen Özel, “Diyoruz ki ‘Sonuçlar iyi olacak.’ Diyorlar ki ‘Ama bu sefer ittifak yok. O tarafta ittifak var. Bu tarafta ittifak yok.’ Ben bizim bu tarafta ittifak olsun diye çok gayret sarf ettim. Gördünüz değil mi? Çok gayret sarf ettik ama dediler ki ‘Hür ve müstakil gireceğiz.’ Saygı duyduk. Hatta bazen bize kızdılar, söylendiler. ‘Canınız sağ olsun’ dedik.” değerlendirmesinde bulundu.
Kendilerinin “Türkiye ittifakı”nı kurduğunu anlatan Özel, “Onların ittifakının adı korku ittifakı, zam ittifakı, zulüm ittifakı kendi koydukları isimle Cumhur İttifakı. Bizim ittifakımızın adı dayanışma ittifakı, birlikte olma, gönülleri alma, kol kola girme, sevgiyi ve mutluluğu yüceltme, hep birlikte ülkeyi zenginleştirme, Cumhuriyeti yeniden kurtarma, yeniden kurma ittifakı. Bizim ittifakımızın adı Türkiye ittifakı.” diye konuştu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, CHP İl Başkanı Ali Özdemir ile Bilecik Belediye Başkan adayı Melek Mızrak Subaşı’nın da katılımcılara hitap ettiği programda, merkez, ilçe, belde belediye başkan adayları ile merkez ve ilçe, il genel meclisi adayları tanıtıldı.
]]>İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, TBMM grup toplantısında;”Madem ‘katil Sisi’, ‘kardeşim Sisi’ oluverecekti; o zaman Doğu Akdeniz’de elimiz neden zayıflatıldı?..Ükemiz tüm bu zararı Erdoğan’ın şahsi tercihleri, dostluk ilişkileri yani aslında paşa gönlü öyle istediği için yaşadı. İktidar şakşakçılarının aksine atılan bu adımın usta bir satranç hamlesi veya stratejik bir planın parçası değil, reel şartların iktidara dayattığı bir zorunluluk olduğunu açıkça görüyoruz” dedi. Akşener, Erzincan İliç’teki maden faciasıyla ilgili de “Bu büyük ihmalkarlığın sorumluları hala utanmadan sorumluluktan kaçıyorlar. ‘ÇED raporuyla ne alakası var’ diyerek hala utanmadan kendilerini savunuyorlar” diye konuştu.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, bugün TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu. Akşener, şunları söyledi:
“ERDOĞAN’IN, ‘EMEKLİLERİN YILI’ İLAN ETTİĞİ, 2024’TE EMEKLİLERİMİZE YİNE ÇİLE REVA GÖRÜLDÜ”
“21 yıl boyunca milletimizin alın terini, ganimet görüp hak yediler, ama doymadılar. 21 yıl boyunca toprağımızın suyunu sıkıp rant yediler ama doymadılar. Şimdi de çıkmış ‘Millet, üç kuruş maaşla geçinsin’ diyorlar. ‘Asgari ücretli yoksulluk sınırının, altında sürünsün’, ‘Emekli açlık sınırın altında boğulsun, 3 bin liralık bayram ikramiyesiyle doysun’ diyorlar. Üstelik zor zahmet verecekleri 3 bin lirayı da öyle bir sunuyorlar ki sanırsınız lütfediyorlar. Sanırsınız sadaka veriyorlar, ulufe dağıtıyorlar. 3 bin lira gerçekten bir artış mı yoksa kayıp mı birlikte bakalım. Mesela 2018 yılında bir emeklinin, bayram ikramiyesi 217 dolara denk geliyordu. Bugün ise artırılmış haliyle bile 97 dolar ediyor. Yani yarısından bile az, o da bayrama kadar dolar yerinde durursa. Mesela 2018 yılında emekli bir vatandaşımız bayram ikramiyesiyle 25 kilo kıyma alabiliyordu. Bugün ise 7 buçuk kilo alabiliyor. Yani üçte birinden bile az. Emeklinin bayram ikramiyesi gerçekten artmış mı? Açıkça görüyoruz ki artmamış, tam tersi azalmış, kuşa dönmüş. Yani Erdoğan’ın, ’emeklilerin yılı’ ilan ettiği, 2024’te emeklilerimize yine çile reva görülmüş, yokluk layık görülmüş. Emeklilerimiz yine açlığa mahkum edilmiş. Biz İYİ Parti olarak, milyonlarca emeklimizin emeğine çöken bu vicdansızlığa asla sessiz kalmayacağız. Göstermelik zamlar, ikramiyeler, vaatler yetmez. Emeklilerimizi daha fazla enflasyona ezdirmeyin ve gerçek bir adım atın. Kök maaş işinden de derhal vazgeçin. Yüksek ücret üzerinden ve yüksek günle prim ödeyenleri daha fazla cezalandırmayın. Bu önerimizi yaptınız yaptınız. Yapmazsanız sandıkta en büyük tokadı emeklilerimizden yiyeceksiniz.
“OLMAYAN İLÇELERE DOĞAL GAZI DA BELEDİYECİLİĞİN ALASINI DA ORDU’YA BİZ GETİRECEĞİZ”
Olmayan ilçelere doğal gazı da belediyeciliğin alasını da Ordu’ya biz getireceğiz. Alıştığınız fevkalade konforlu ceket siyaseti artık bitti. Çünkü artık hür ve müstakil İYİ Parti var. O yüzden sana boş tehditlerini bir kenara bırakmanı tavsiye ediyorum. Onun yerine bir zahmet Ordu’daki adayını çalıştır da nasıl rekabet ediyorsunuz görelim bakalım. Buyur hodri meydan.
“FETÖ’NÜN DEVLET KURUMLARINA SIZMASINA YARDIM VE YATAKLIK ETMENİN CEZASI 1 YIL 15 GÜN EDİYORMUŞ”
2020 yılında, bir rezalet ortaya çıkmıştı. Düzenlenen bilirkişi raporuyla ÖSYM’nin, 2010 ile 2015 yılları arasında gerçekleştirdiği tüm sınavların sorularının sızdırıldığı tespit edilmişti. Bunun sonucunda ise dönemin ÖSYM Başkanı Ali Demir ‘FETÖ üyeliği’ ve ‘görevi kötüye kullanma’ suçlamasıyla 18 yıl 6 ay hapis istemiyle tutuklanmıştı. Bu kişinin bir anda beraat ettiğini sadece görevini kötüye kullanma suçundan 1 yıl 15 gün ceza aldığını, hükmün açıklanmasının da 5 yıl ertelendiğini öğrendik. Rezalete bakar mısınız? Bir neslin yalnız sorularını değil yıllarını, hayallerini, gençliğini çalanlar ne değişti de aklanıverdi? ‘Burada asıl yapılmak istenen ne biliyor musunuz? Her zaman yaptıkları gibi ucu kendilerine dokunan bir meseleyi daha sulandırmak. Yapılan aslında Ali Demir’i aklamak değil, suçun cinsini değiştirip olayın üzerini örtmek. Biz de bu kepazelik vesileyle öğrenmiş olduk ki ülkemizde gençlerin 5 yılını çalmanın cezası 1 yıl 15 gün ediyormuş. FETÖ’nün devlet kurumlarına sızmasına yardım ve yataklık etmenin cezası 1 yıl 15 gün ediyormuş.
“MADEM ‘KATİL SİSİ’, ‘KARDEŞİM SİSİ’ OLUVERECEKTİ; O ZAMAN DOĞU AKDENİZ’DE ELİMİZ NEDEN ZAYIFLATILDI”
Madem ‘katil Sisi’, ‘kardeşim Sisi’ oluverecekti; o zaman Doğu Akdeniz’de elimiz neden zayıflatıldı? Mısır’la Yunanistan’ın anlaşmasına neden alan açıldı? Madem İhvancılar bir kenara itilecekti, rabia da böylesine kolay unutulacaktı; o zaman Mavi Vatan’daki çıkarlarımız neden tehlikeye atıldı? Aslında bu soruların cevapları herkesin malumu. Ülkemiz tüm bu zararı Erdoğan’ın şahsi tercihleri, dostluk ilişkileri yani aslında paşa gönlü öyle istediği için yaşadı. Biz İYİ Parti olarak iktidar şakşakçılarının aksine atılan bu adımın usta bir satranç hamlesi veya stratejik bir planın parçası değil, reel şartların iktidara dayattığı bir zorunluluk olduğunu açıkça görüyoruz. O nedenle de süreci yakından takip etmeye devam edeceğiz.
“ÇED RAPORUYLA NE ALAKASI VAR DİYEREK HALA UTANMADAN KENDİLERİNİ SAVUNUYORLAR”
Türkiye’de hala doların yeşilini doğanın yeşiline tercih eden rantçı bir zihniyet var. Bu zihniyetin son ihaneti de Erzincan İliç’te Fırat Nehri’nin kıyısında siyanürle altın aranmasına göz yummaları oldu. Aradan tam 8 gün geçmesine rağmen 9 işçimiz hala kayıp, bulunamıyor. 9 canımız hala toprağın altından çıkarılamıyor. 9 ailemiz hala bir umuda tutunup bekliyor. Üstelik arama kurtarma çalışmaları da yeniden heyelan olması riski nedeniyle bu hafta başında maalesef durduruldu. Bu büyük ihmalkarlığın sorumluları ise hala utanmadan sorumluluktan kaçıyorlar. ‘ÇED raporuyla ne alakası var’ diyerek hala utanmadan kendilerini savunuyorlar. Hala utanmadan milletimize doğaya ve çevreye dair vaatleri, doğal felaketlere karşı alacakları sözde önlemleri anlatıyorlar. Kimse merak etmesin, doğamıza yapılan tüm ihanetlerin hesabını soracağız.
“İYİ PARTİ’NİN YÖNETTİĞİ BELEDİYELER İNSANINA İNSANCA YAŞAYACAĞI BİR ŞEHİR SUNAN, VATANIN TOPRAĞINA, HAVASINA, SUYUNA SAHİP ÇIKAN BELEDİYELER OLACAK”
1 Nisan gününden başlayarak bizden sonraki nesillere yaşanabilir bir Türkiye bırakmak için ilk adımı yerel yönetimlerde atacağız. Bu çerçevede yetkiyi aldığımız tüm belediyelerimizde insanımıza ve doğamıza zarar veren tüm kişi ve çıkar gruplarıyla milletimizle el ele vererek yasal zeminde mücadele edeceğiz. ‘İYİ Belediyecilik’ vizyonumuz çerçevesinde insan ve çevre odaklı, sürdürülebilir kentleşme anlayışımızla milletimize yakışır yaşayan ve yaşatan şehirler inşa edeceğiz. İYİ Parti olarak yönettiğimiz tüm şehirleri çağın fırsatlarını yakalayan, çağın tehlikelerine karşı önlem alan ve çağın ruhuna uyan yenilikçi bir anlayışla yöneteceğiz. İYİ Parti’nin yönettiği belediyeler, üreten ve ürettikçe kalkınan belediyeler olacak. İYİ Parti’nin yönettiği belediyeler her şeyden önce kendi insanı için çalışan, kendi insanına yatırım yapan, kendi insanıyla el ele yükselen belediyeler olacak. İYİ Parti’nin yönettiği belediyeler insanına insanca yaşayacağı bir şehir sunan, vatanın toprağına, havasına, suyuna sahip çıkan belediyeler olacak.
“ARTIK BU KONFORLU ‘EDİ BÜDÜ SİYASETİNE’ DUR DİYEN, SİYASETE YENİDEN REKABETİ GETİREN İYİ PARTİ VAR”
Sırf oy almak için birinin Atatürk’ümüze beddua eden soysuzlara, diğerinin de Cumhuriyetimizi 100 yıllık zulüm gören terör şakşakçılarına şirinlik yapma yarışına tutuştuğu kirli bir orta oyunun tam ortasındayız. Bu muhteremler şimdiye kadar birbirlerine düşman gözüküp milletimizi birbirinin karşısına dikerek kolay oy almaya çok alıştılar. Şimdiye kadar korkutup, değerlerini istismar edip, kendilerine mecbur bırakarak seçmeni sandıktaki keklik görmeye çok alıştılar. Ama artık bu konforlu ‘edi büdü siyasetine’ dur diyen, siyasete yeniden rekabeti getiren İYİ Parti var. Artık dayatılan ezberleri bozan, aday diye pusulaya asılan ceketleri indiren hür ve müstakil İYİ Parti var. Artık kazanan kim olursa olsun her seferinde milletimizin kaybettiği bu kayıkçı düzenine çomak sokan, kendince millete istikamet çizmeye kalkanlara da feleğini şaşırtan milletin sesi İYİ Parti var.
“1 NİSAN SABAHIYLA BİRLİKTE YETKİYİ ALDIĞIMIZ TÜM ŞEHİRLERİ KADROLARIN EN İYİSİYLE SELAMLAYACAĞIZ”
Biz sadece milletimizin hanemize ne yazacağıyla, milletimizin sandıkta ne söyleyeceğiyle, milletimizin teveccühünü nasıl kazanacağımızla ilgileniyoruz. Şunun şurasında sadece 39 gün kaldı. 31 Mart’ta sonuçları hep birlikte göreceğiz. Edileri de büdüleri de gizliden açıktan ortaklık yaptıkları ‘kırpıkları’ da sandığa gömeceğiz. İstedikleri kadar para harcasınlar, istediklerini satın alsınlar. Sandıkları satın alamadıklarını, millet iradesine paralarının geçmediğini 31 Mart’ta hepsine göstereceğiz. 1 Nisan sabahıyla birlikte de aziz milletimizin teveccühüyle yetkiyi aldığımız tüm şehirleri kadroların en iyisiyle selamlayacağız. Projelerin en iyisiyle tanıştıracağız, çözümlerin en iyisiyle buluşturacağız.”
Akşener, grup toplantısında bazı il ve ilçe belediye başkan adaylarını da açıkladı. Adaylar şöyle:
Adıyaman Belediye Başkan Adayı İz Yücedağ, Batman Belediye Başkanı Adayı Abdullah Polat, Elazığ Belediye Başkanı Adayın Burak Özgül, Edirne Meriç Belediye Başkanı Adayı Volkan Güzelergene, Edirne Havsa Belediye Başkanı Adayı Ömer Sacit Sakarya, Edirne Uzunköprü Kırcasalih Belediye Başkanı Adayı Hülya Özdemir, Kırşehir Belediye Başkanı Adayı Ufuk Cengiz, Kırşehir Boztepe Belediye Başkanı Adayı Emrullah Çiçek, Kırşehir Kaman Belediye Başkanı Adayı Şuayip Ata, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Abdullah Yıldırım, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Şeyhmus Göçmez, Malatya Yeşilyurt Belediye Başkanı Adayı Ali Helvacı, Malatya Battalgazi Belediye Başkanı Adayı Emircan Eren, Malatya Doğanşehir Belediye Başkanı Adayı Hasan İliş, Malatya Hekimhan Belediye Başkanı Adayı Melda Pektaş Akgül, Malatya Kuluncak Belediye Başkanı Adayı Mustafa Emrah Görgün, Malatya Arguvan Belediye Başkanı Adayı Sefa Karakütük, Malatya Yazıhan Belediye Başkanı Adayı Ali Topçu, Tekirdağ Kapaklı Belediye Başkanı Adayı Gürkan Mandalı, Tekirdağ Malkara Belediye Başkanı Adayı Meral Semiz Kabaağaç, Tekirdağ Saray Belediye Başkanı Adayı Hüseyin Güntan, Uşak Banaz Belediye Başkanı Adayı Emel Taşkın, Uşak Sivaslı Belediye Başkanı Adayı Recep Özkan, Uşak Ulubey Belediye Başkanı Adayını Ahmet Ergül, Uşak Yeleğen Belediye Başkanı Adayı Hamza Sarı, Uşak Tatar Belediye Başkanı Adayı Talip Kaya, Uşak Selçikler Belediye Başkanı Adayı İbrahim Köse, Uşak Kızılcasöğüt Belediye Başkanı Adayı İrfan Tuncay.
]]>