SETA Vakfı’nın salonunda düzenlenen programda, TRT World ve TRT Arabi kanallarında da yayınlanan belgesel gösterildi.
Gösterimin ardından belgeselin yönetmeni Mücahit Emre Sever ve yönetici-yapımcı Bilal Alemdaroğlu’nun katıldığı söyleşi gerçekleştirildi.
Söyleşide, Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından İsrail’e yönelik Uluslararası Adalet Divanı’nda başlatılan hukuki sürecin işlendiği belgesele ilişkin bilgiler katılımcılarla paylaşıldı.
Ayrıca, 8 aylık hazırlanış sürecinde 6 ülkeden 17 kişiyle röportaj gerçekleştirildiği, özel grafikler ve arşiv görüntülerine de belgeselde yer verildiği aktarıldı.
Yönetmen Sever, belgeselde, Filistin’deki süreci yakından takip eden hukukçu, akademisyen, gazeteci, raportör ve bürokratların değerlendirmelerini dile getirmeyi amaçladıklarını söyledi.
Yönetici-yapımcı Alemdaroğlu da Güney Afrika ve Filistin halkları arasında, Apartheid rejimlerle mücadele etmeleri açısından bir ortaklık olduğunu, belgeselde de Güney Afrika Cumhuriyeti’nin bu davayı açmaktaki motivasyonuna odaklandıklarını dile getirdi.
Uluslararası İlişkilerKültür SanatGüney AfrikaYönetmenBelgeselGüncelİsrailEğitimHukukMedya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı ev sahipliğinde İstanbul Fişekhane’de gerçekleşen açılış törenine, sinema ve sanat dünyasından çok sayıda davetli katıldı.
Etkinlik bu yıl, Gazze’de yaşanan insanlık dramına dikkati çekmek amacıyla “Uzak Olsa da Aslında Çok Yakın” mottosuyla gerçekleştiriliyor.
Açılış töreninde konuşan Sobacı, TRT Uluslararası Belgesel Ödülleri’nin yolculuğunun 2009’da başladığını ve 2010’da uluslararası bir boyut kazandığını belirtti.
Sobacı, “Dünyanın en saygın belgeselcilerini ülkemizde buluşturan, hem amatör hem de profesyonel belgeselcileri destekleyerek sektöre nefes olan festivalimiz, büyük bir ilgi görerek zaman içerisinde gelenekselleşti ve bir belgesel şenliğine dönüştü.” dedi.
“Festivalde bu yıl, 100 ülkeden tam 1651 başvuru yapıldı”
Dünyanın belli bir coğrafyasında yaşanan olayların etkisinin sadece o coğrafyayla sınırlı kalmadığına dikkati çeken Sobacı, şunları kaydetti:
“Bu gelişmeler, aslında tüm insanlığın geleceğini etkiliyor. Bu yılki mottomuz, tam da bu gerçeğin bir ifadesidir. Festivalimize bu yıl, 100 farklı ülkeden tam 1651 başvuru yapıldı. Bu başvurular arasında, dünyanın en prestijli yönetmenlerinin filmleri de yer alıyor. Bu sayının, TRT Uluslararası Belgesel Ödülleri’nin 15 yıllık tarihinde bir rekor olduğunu özellikle belirtmek isterim. Bu rekor sayı, festivalimizin 15 yılda kat ettiği mesafenin ve bugün uluslararası düzeyde gördüğü büyük teveccühün açık bir nişanesidir.”
“15. TRT Uluslararası Belgesel Ödülleri”nin jürisinin de çok kıymetli isimlerden oluştuğunu dile getiren Sobacı, “Dünyanın dört bir yanından belgesel dünyasının duayen isimlerinin katılımıyla, belgeselciliğin bugününe ve yarınına ışık tutacak paneller düzenleyeceğiz. Ayrıca, film gösterimleri sonrası yönetmen söyleşileri ve atölye çalışmaları gerçekleştireceğiz.” diye konuştu.
“Filistinlilerin feryadının dünyanın yedi kıtasında yankı bulması için gayret gösteriyoruz”
Mehmet Zahid Sobacı, belgesellerin küresel meselelerin çözümüne ışık tutabildiğini ve dünyada yaşanan kriz ile adaletsizlikleri tüm çıplaklığıyla ortaya koyabilmeleri adına önemli olduğunu söyledi.
Uzunca bir süredir savaşlar, zorunlu göçler, yoksulluk ve yoksunlukla beraber dünyanın tüm krizlerden daha yakıcı bir krizle ve adaletsizlikle sınandığının altını çizen Sobacı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“432 gündür Gazze’den arşı titreten bir feryat yükseliyor. Ancak Batılı ülkeler ve onların güdümündeki medya kuruluşları, arsızca bu feryada kulaklarını tıkıyor. Vicdanları sızlatan bu iki yüzlülük karşısında, hakikatleri anlatma sorumluluğunu TRT olarak bizler üstleniyoruz. Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde sergilediği onurlu duruşla tüm dünyaya adalet ve hakkaniyet dersi verirken, Türkiye’nin kamu yayıncısı olarak bizler de Filistinlilerin feryadının dünyanın yedi kıtasında yankı bulması için gayret gösteriyoruz. Bu gayretimizin bir yansıması olarak, 15. TRT Uluslararası Belgesel Ödülleri takviminde de Gazze’ye özel başlıklar oluşturduk. Filistinli ünlü yönetmen Rashid Mashawari’nin yapımcılığını üstlendiği, Gazze’deki 22 yönetmenin sahada çektiği 22 kısa filmden oluşan ‘Sıfır Noktasından’ belgeseline, festivalimizin özel seçkisinde yer verdik. Filistin’in 97. Akademi Ödülleri’ndeki Oscar adayı olan bu belgesel, Türkiye prömiyerini bugün 15. TRT Uluslararası Belgesel Ödülleri kapsamında gerçekleştirmiş oldu.”
Sobacı, festivalin açılış filmi olarak “Gazze’yi Görüyorum” adlı belgeselin belirlendiğini ifade ederek, Filistin’de yaşananlara dair farkındalık yaratmak amacıyla paneller de düzenlediklerini bildirdi.
“Direniş Hikayeleri” adlı panelin de program kapsamında gerçekleştirileceğini anlatan Sobacı, “TRT olarak bizler, mazlum Filistin halkının medya alanındaki sesi soluğu olmak için bundan sonra da var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Zehirli bir sarmaşık gibi dünyanın boğazına dolanan İsrail, masum kanından beslenerek abat olamayacağını er ya da geç anlamak zorundadır. Zira Suriye’de bugün yaşananlar bir kez daha göstermiştir ki, zulümle abat olanın ahiri berbat olur.” şeklinde konuştu.
Etkinliğin açılış filmi olarak TRT İç Yapımlar imzalı “Gazze’yi Görüyorum” (I See Gaza) belgeseli gösterildi.
İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere yönelik soykırım savaşına karşı dünyadaki protestoları sergileyen “I See Gaza” belgeselinin bu bölümünde yer alan İrlandalı ünlü oyuncu Liam Cunningham da festivalin özel konuğu olarak etkinlikte yer aldı.
Gecenin açılışında Azerbaycan devlet sanatçısı, piyanist ve besteci Turan Manafzade ve Türk devletlerini temsilen bir araya gelen yedi kadın müzisyenden oluşan “7 Güzel” isimli müzik topluluğu sahne aldı.
15. TRT Uluslararası Belgesel Ödülleri hakkında
TRT Uluslararası Belgesel Ödülleri, bu yıl 15. yılı olması sebebiyle Kristal Yılı’nı kutluyor. Etkinliğin 4 günlük takvimi boyunca alanında usta isimlerle söyleşiler, paneller ve atölye çalışmaları gerçekleştirilecek.
Jüri üyeleri ile etkinlikte yer alacak isimler arasında İrlandalı aktör Liam Cunningham, Tokyo Docs’un kurucu üyelerinden Ken-ichi Imamura, yönetmen Semih Kaplanoğlu, Filistinli yönetmenler Vin Arfuso ve Mohamed Jabaly, Derviş Zaim, Ensar Altay ve İran sinemasının yönetmenlerinden Yaser Talebi gibi alanında uzman isimler yer alıyor.
Festivalde yarışan belgeseller ve özel seçki belgeseller etkinlik boyunca Fişekhane 2, 4, 5 ve 6 numaralı salonlarda halka açık ve ücretsiz izlenebilecek.
Dört yarışma kategorisinde 100 ülkeden 1700’e yakın başvurunun yapıldığı festivalde, 40 finalist ödül için yarışacak. 15 Aralık’ta düzenlenecek ödül töreninde ise “TRT 60. Yıl Özel Ödülleri” de dahil toplam 15 ödül sahipleriyle buluşacak.
Etkinliğin kapanış ve ödül töreni 15 Aralık Pazar günü saat 20.00’de TRT Belgesel ekranlarında canlı yayınlanacak.
Festival takvimi ve yarışma hakkında detaylı bilgiye “www.trtbelgesel.com” adresinden ulaşılabilir.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dr. Kadir TopbaşKültür Sanat Merkezi’ndeki sergi açılışında, “Fotoğrafın Renkli Yüzü” Güler Ertan, “Objektifin Bilgesi” Ozan Sağdıç ve “Fotoğrafın Sessiz Şairi” İbrahim Zaman başlıklarıyla, sanatçıların evlerindeki en doğal hallerini konu alan belgesel gösterimi yapıldı.
Esenler Belediyesinin destekleriyle gerçekleştirilen ve 41 fotoğrafın yer aldığı serginin açılışına, üç usta sanatçının yanı sıra çok sayıda sanatsever katıldı.
“Belki hayatım boyunca yaşayamayacağım anlar oldu”
Kalaycı, AA muhabirine, Türkiye’nin fotoğraf tarihine ışık tutan Prof. Dr. Güler Ertan, İbrahim Zaman, Ozan Sağdıç’ın hayatlarını, fotoğrafa olan tutkularını, eşleriyle olan iletişimlerini, aşklarını, sevgilerini ve şiirlerini fotoğraflara yansıtmaya çalıştığını söyledi.
Kalaycı, projenin farklı bir çalışma olduğuna işaret ederek, “Bugüne kadar hep hocalarımızın yaptığı çalışmalar sergileniyordu. Ben onların o deklanşörün arkasında kalan tutkularını fotoğraflarımda yansıtmaya çalıştım. Aynı zamanda belgesel çalışmasını kısa röportajlar halinde hazırladım. Belgeseli hazırlarken inanılmaz mutlu oldum. İnanılmaz tecrübeler yaşadım. Belki hayatım boyunca yaşayamayacağım anlar oldu.” dedi.
Fotoğraflarda insan hikayeleri anlatmayı sevdiğini belirten Kalaycı, “Hocalarımın da söyleşilerine katıldığımda onların hayatlarını merak ettim. Nasıl yaşadılar? Nasıl bu noktaya geldiler? Nasıl bu kadar iyi pozisyonlarda olabildiler? Nasıl Türkiye tarihine fotoğraf alanında ışık tutabildiler? Bunu merak ettiğim için araştırmalara başladım. Sonra ilk Güler hocamla başladım. Sonra İbrahim Hocamı ve Oğuz Hocamı çektim.” diye konuştu.
Ozan Sağdıç ile proje başındaki diyaloglarını aktaran Kalaycı, şunları kaydetti:
“Projemizden bahsettiğimde, ‘ben Ankara’da oturuyorum gelebilir misin’ dedi. Ben de ona ‘hocam siz Van’da da olsanız, ben sizi çekerim’ dedim. Birlikte çok keyifli, çok güzel anlar yaşadık. Aynı zamanda hocaların eşlerini de çektiğim için inanılmaz derecede farklı ve güzel bir çalışma oldu. Tamamen günlük akış içerisinde yemek yemelerinden, Güler Hoca’nın kendi kıyafetlerini kendi tasarlayıp dikmesinden, İbrahim Hoca’nın o heyecanından, evdeki rutininden, yine aynı şekilde Ozan Hocamız eşiyle, çocuğuyla olan ilişkisini fotoğraf karelerine yansıtmaya çalıştım.”
“Bu sürprizi çok beğendim”
Ozan Sağdıç da sergi için Ankara’dan geldiğini dile getirerek, “Sergiyi herkes gibi ben de ilk defa görüyorum. Deniz Hanım’ın bir süre önce gelip Ankara’da tespit ettiği hayatımla ilgili fotoğraflar var burada. Benim için de sürpriz oldu. Bu sürprizi çok beğendim. Gayet güzel fotoğraflar var. Kendisini tebrik ediyorum. Benim için de çok değerli şey oldu.” ifadelerini kullandı.
Sergiyi ziyaret edenlerin, hakkında fikir sahibi olacağını aktaran Sağdıç, şöyle devam etti:
“‘Duayenler’ diye bir laf vardır. Uydurulmuş o laf. Çünkü duayen bir tek kişiye denir. Yani bir mesleğin en büyüğüne denir. Şu anda yaş bakımından ve müktesebat bakımından ben gerçek bir duayenim Türkiye’de. Çünkü yaşım 90. 70 yıllık bir fotoğraf tecrübem var. Cumhuriyet’in 101. yılında böyle bir manzara arz ediyoruz. Görenlere, bakanlara, seyredenlere mutluluklar diliyorum. Güzel bir sergi olmuş.”
“Sevgi olduğu zaman her şey bir bütün olarak ortaya çıkar”
Güler Ertan ise Deniz Kalaycı’nın sergiyle sanat dilini ortaya koyduğunu söyleyerek, “Sevgi olduğu zaman her şey bir bütün olarak ortaya çıkar. Deniz Hanım’ı 15 senedir tanırım. Fotoğraf sanatını nereden nereye getirdiğini, bunun da sevgiyle olduğunu, her işi sevgiyle yaptığına inanıyorum. Kendini canı gönülden kutluyorum.” şeklinde konuştu.
İbrahim Zaman da fotoğrafın, dijital sanatın ve yapay zekanın gelişimini anlatarak, fotoğrafın sadece sanat olmadığını bir araya gelmenin de önem kazandığını dile getirdi.
“Görsel Şahitler: Zamanı Durduran Ustalar” sergisi, 28 Kasım’a kadar görülebilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Su altı belgesel yapımcısı ve görüntü yönetmeni Tahsin Ceylan’ın Prodivers Ayvalık Dalış Okulu ve Kuzey Mavi Dalış Merkezi ekipleriyle yaptığı dalışlarda bölgenin fauna ve florası görüntülendi.
Bölgede “Kerbela” adı verilen noktadan yapılan dalışta, bir dönem sünger avcılığının da yapıldığı yerlerdeki canlı yaşamı kaydedildi.
Dalış ekibi, Dünya Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliğinin (IUCN) kırmızı listesinde yer alan, nesli tehlike altındaki kırmızı ve sarı mercanlar ile deniz çayırlarını yakından görüntüledi.
Omurgasız ve orfozlar dahil birçok balık türünü de kayıt altına alan Tahsin Ceylan ve beraberindekiler ayrıca Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında sünger avcılığı yapan Selam Süngerci adına yıllar sonra Bodrum’un efsane süngercisi “Aksona” lakaplı Mehmet Baş tarafından 30 metre derinliğe bırakılan mermer plaketin de videosunu çekti.
Tahsin Ceylan, AA muhabirine, Ayvalık bölgesinin “Türkiye’nin Kızıldeniz”i olarak adlandırılabileceğini söyledi.
Bölgedeki canlı yaşamına şahitlik ettiklerini belirten Ceylan, “Bölgede nesli tehlike altında bulunan kırmızı mercanlar, sarı mercanlar var. Birleşmiş Milletler de bunları takip ediyor. Trol tekneleri ve üzerlerine çapa atılması bunlar için en büyük tehdit.” dedi.
Ceylan, dalış yaptıkları bölgede Cumhuriyet’in ilk yıllarında Selam Süngerci’nin de sünger avcılığı yaptığını hatırlatarak, “Selam Süngerci kardeşleriyle birlikte Girit’te süngerciliği öğrenmiş. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ayvalık’a yerleşmiş. Bu Ayvalık’taki noktaların çoğunu bulanlar süngerciler. Tabii onlar 30-40-50 metre yerlere ‘sığlık’ demişler. Tabii onların ‘sığlık’ dedikleri bizim için sığlık değil, derin sular.” ifadesini kullandı.
Ayvalık’ta dalış yapılabilen İlyosta, Melina, Yelken ve İncirli adalarının bulunduğunu belirten Ceylan, “2 yıl önce bu dört adadan ikisi dalışa yasaklandı. Yani dalış merkezlerinin gidebileceği diğer ada da dalış güvenliği açısından sıkıntı yaratıyor. Yakın tarihte ben Kültür ve Turizm Bakanı’yla da dalış yaptım. Kültür ve Turizm Bakanı’mız dalışa yasak yerlerin daraltılması ve dalış turizminin daha çok artırılmasına yönelik de pozitif görüşlere hakim.” dedi.
Ceylan, Ayvalık’ta dalış turizminin artırılması ve desteklenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu, 13-17 Eylül tarihlerinde düzenlenecek festivalin bu yılki teması “Adalet?” olarak belirlendi. AJB DOC Direktörü Edhem Foco, festivale ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Foco, festivalde gösterilecek 24 belgeselden 9’unun dünya prömiyerini yapacağını belirterek “Her yıl temamızı etrafımızda yaşananlardan ilham alarak belirliyoruz. Geçen yıl festival eylülde yapıldı ve ekimde Gazze’ye saldırılar başladı. Yaşananların kültür dünyasında yeterince aktarılamaması bizi üzdü.” dedi.
Gazze’de her gün kadın ve çocuk ölümleri ile altyapının yok edilmesine şahit olduklarını aktaran Foco, şunları söyledi:
“Neyin nasıl yapılması gerektiğini başkalarına anlatma alışkanlığı olan gelişmiş ve modern dünyanın tepkilerine de şahit olduk. Hiç düşünmeden saldıran zalim tarafın yanında oldular. İşte tam burada ‘Adalet?’ teması aklımıza geldi. Adalet nerede?”
AA’nın “Kanıt” belgeseli gösterilecek
Foco, festivalde AA’nın İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçlarını tüm açıklığıyla ortaya koyan “Kanıt” belgeselinin de gösterileceğini ifade ederek “Al Jazeera Balkanlar’ın AA ile uzun yıllardır devam eden bir işbirliği var. Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da AA, Global İletişim Ortağımız. AA’nın belgeselinin festivalimizde gösterilecek olması bizim için bir onur.” ifadelerini kullandı.
AA’nın muhabir ve foto muhabirlerinin Gazze’de hayatını kaybettiğini anımsatan Foco, “Gazze’de çalışmalarına devam eden ender medya kuruluşlarından biri de AA. ‘Kanıt’ belgeseli oldukça anlamlı ve umuyorum gösterimine çok sayıda izleyici gelecektir. Yaşanan soykırımı kanıtlayacak bir belgeselimiz var.” değerlendirmesini yaptı.
Foco, AJB DOC’un bölgede önemli bir konuma geldiğini, belgesellerin de giderek izleyiciler için daha ilgi çekici ve bilgilendirici olduğunu söyledi. İzleyicilerden, seyrettikleri belgesellerle empati kurmalarını isteyen Foco, “Empati önemli. Biz de festival kapsamında toplumdaki empati duygusunu geri getirmek istiyoruz.” diye konuştu.
Foco, belgeselin yarın akşamki açılış filminin Filistin ve halkının yaşadığı acıları anlatan bir yapım olduğunu sözlerine ekledi.
Festivalin odak noktası Filistin
Saraybosna’daki festival kapsamında AA’nın “Kanıt” belgeseli 14 Eylül’de gösterilecek. Belgesel gösteriminin ardından “Kanıt” belgeseli ekibinden Ömer Faruk Tunç, Saraybosnalı izleyicilerin sorularını yanıtlayacak.
AJB DOC’ta bu yıl Filistin halkının İsrail’in saldırıları sonucu maruz kaldığı acılar işlenecek. Festivalde İsrail’in Filistinlilere karşı şiddetini konu alan belgesellerin yanı sıra dünya ekonomisi ve siyasi çalkantıların anlatıldığı 24 belgesel film yer alacak.
Festivalin jüri üyeleri Deborah London-Harrington, Namik Kabil, Mila Turajlic, Francesco Montagner ve Myriam Francois olacak.
AJB DOC’un yarışma kısmında “AJB Ana Ödülü”, “AJB Program Ödülü” ve “İzleyici Ödülü” olmak üzere 3 ödül verilecek.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ocak 2015’te Suudi Arabistan Kralı Abdullah 90 yaşında hastanede ölüm döşeğindeyken, üvey kardeşi Selman kral olmak üzereydi ve Selman’ın en gözde oğlu Muhammed bin Selman iktidara hazırlanıyordu.
Kısaca MBS olarak bilinen ve o zamanlar henüz 29 yaşında olan prensin büyük planları vardı, Suudi Arabistan krallık tarihinin en büyük planları; ama kraliyet ailesi içindeki komplocuların kendisine karşı harekete geçebileceğinden korkuyordu.
Bu yüzden o ay bir gece yarısı, sadakatini kazanmak istediği üst düzey güvenlik yetkilisi Saad el Cabri’yi saraya çağırdı.
Sarayda casus olabileceği endişesiyle genç prens, Cabri ile baş başa görüşmesinde cep telefonlarını dışarıda bıraktırmış, sabit hattın fişini çektirmişti.
Cabri’nin sonradan anlattığına göre MBS krallığı derin uykusundan nasıl uyandıracağından ve küresel sahnede nasıl hak ettiği yeri almasını sağlayacağından bahsetmişti.
Dünyanın en kârlı şirketi olan devlet petrol üreticisi Aramco’daki hisselerini satarak ekonomisini petrole olan bağımlılığından kurtaracaktı. Taksi firması Uber de dahil olmak üzere Silikon Vadisi’ndeki teknoloji girişimlerine milyarlarca dolar yatırım yapacaktı. Ardından Suudi kadınlara iş gücüne katılma özgürlüğü vererek altı milyon yeni istihdam yaratacaktı.
Anlatılanlara şaşıran Cabri, prense planlarının boyutunu sorduğunda “ Büyük İskender’i duydun mu?” cevabını almıştı.
BBC’ninbelgesel ekibi geçtiğimiz yıl boyunca MBS’nin Suudi destekçileri ve muhalifleriyle, ayrıca Batılı istihbarat yetkilileri ve diplomatlarla konuştu. İddialara yanıt vermesi için Suudi hükümetine verilen fırsatı yetkililer kullanmamayı tercih ettiler.
Saad el Cabri, Amerikan istihbaratı CIA ve İngiliz istihbaratı MI6 başkanlarıyla arkadaşlık yapacak kadar Suudi güvenlik aygıtında üst düzey bir isimdi. Suudi hükümeti Cabri’yi itibarsız bir eski yetkili olarak nitelendirse de, kendisi aynı zamanda veliaht prensin Suudi Arabistan’ı nasıl yönettiği hakkında konuşmaya cesaret eden en bilgili Suudi muhalif ve anlattıkları şaşırtıcı ayrıntılar içeriyor.
Babasının etkisi giderek zayıflarken, 38 yaşındaki MBS şu anda fiilen dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan ülkenin başında. Yıllar önce Cabri’ye anlattığı planların çoğunu hayata geçirmeye başladı; aynı zamanda ifade özgürlüğünün bastırılması, ölüm cezasının yaygın kullanımı ve kadın hakları aktivistlerinin hapse atılması gibi insan hakları ihlalleriyle suçlanıyor.
Uğursuz başlangıç
Suudi Arabistan’ın ilk kralı Abdullah’ın, aralarında MBS’nin babası Selman’ın da bulunduğu en az 42 oğlu vardı. Taht geleneksel olarak bu oğullar arasında el değiştiriyordu. Bunlardan ikisinin 2011 ve 2012’de aniden ölmesi üzerine Selman veliahtlık sırasında yükseldi.
Batılı istihbarat servisleri krallıktaki taht varislerini araştırıp bir sonraki kralın kim olacağını anlamaya çalışıyorlardı. Bu aşamada MBS çok genç ve tanınmıyordu, radarlarına girmemişti.
MBS aynı zamanda kötü davranışların cezasız kaldığı bir sarayda büyüdü.
MBS Riyad’da ilk olarak genç yaşlarında, bir mülk anlaşmazlığında kendisini haksız bulan bir hakime postayla bir kurşun gönderdiği iddiası üzerine “Ebu Rasasa” ya da “Kurşunun Babası” lakabını alarak kötü bir şöhrete kavuştu.
2014’e kadar İngiliz dış istihbarat servisi MI6’in başında olan John Sawers, MBS için “acımasız” ifadesini kullanıyor ve “Kendisine karşı gelinmesinden hoşlanmıyor. Ama bu aynı zamanda başka hiçbir Suudi liderin yapamadığı değişiklikleri yapabildiği anlamına da geliyor” diyor.
Sawers’a göre en memnuniyet verici değişikliklerden biri, ülke dışında cihatçılığın üreme alanı haline gelen camilere ve dini okullara Suudi finansmanının kesilmesi oldu ve bu Batı’nın güvenliği için büyük fayda sağladı.
Annesi, babasının gözde eşi olarak görülüyor
MBS’nin annesi Fehda, Bedevi bir kabileye mensup ve babasının dört eşinden en gözdesi olarak görülüyor. Batılı diplomatlar Kral’ın yıllardır bir tür vasküler demanstan mustarip olduğuna ve yardım için MBS’ye başvurduğuna inanıyor.
Birkaç diplomat, MBS ve babasıyla yaptıkları görüşmelerde, Prens’in bir iPad’e notlar yazıp bunları babasının cihazına göndererek konuşmasında ne söyleyeceğini belirlediğini anlattı.
Prens, babasının kral olması için öyle sabırsızlanıyordu ki 2014’te o zamanki kral olan amcası Abdullah’ı Rusya’dan temin ettiği zehirli bir yüzükle öldürmeyi önerdi.
Cabri, “Sadece palavra mıydı emin değilim ama biz bunu ciddiye aldık” diyor. Eski üst düzey güvenlik yetkilisi, MBS’nin bu fikri dile getirdiğini gizlice kaydedilmiş bir güvenlik videosu gördüğünü söylüyor. “Saraya girmesi, kralla el sıkışması uzun süre yasaklandı” diyor.
Sonuçta Kral doğal nedenlerle öldü ve 2015 yılında kardeşi Selman tahta geçti. MBS Savunma Bakanı olarak atandı ve hiç vakit kaybetmeden Yemen’le savaşa girdi.
Yemen’de savaş
İki ay sonra Prens, Batı Yemen’in büyük bölümünün kontrolünü ele geçiren ve Suudi Arabistan’ın bölgesel rakibi İran’ın vekili olarak gördüğü Husi hareketine karşı bir Körfez koalisyonunu savaşa sürükledi. Bu durum insani bir felaketi tetikledi ve milyonlarca insan açlığın eşiğine geldi.
Savaş başlamadan hemen önce İngiltere Büyükelçisi olan John Jenkins, “Bu akıllıca bir karar değildi” diyor: “Üst düzey bir Amerikan askeri komutanı bana harekattan 12 saat önce haberdar edildiklerini söyledi ki bu hiç duyulmamış bir şeydi.”
Askeri harekat, az tanınan bir prensin Suudi ulusal kahramanına dönüşmesine yardımcı oldu. Ancak bu aynı zamanda arkadaşlarının bile birkaç büyük hata olduğuna inandığı şeylerin ilkiydi.
Yinelenen bir davranış kalıbı beliriyordu: MBS, Suudi karar alma mekanizmasının geleneksel, yavaş ve kolektif sistemini bir kenara bırakıp öngörülemez bir şekilde ya da anlık dürtülerle hareket etmeyi tercih ediyor, ABD’ye boyun eğmeyi ya da geri kalmış bir devletin başı muamelesi görmeyi reddediyordu.
Cabri daha da ileri giderek MBS’yi kara birliklerini görevlendiren bir kraliyet kararnamesine babası kralın imzasını taklit etmekle suçluyor.
Cabri, Yemen savaşı başlamadan önce Beyaz Saray’da bu konuyu görüştüğünü ve dönemin Başkanı Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice’ın kendisini ABD’nin sadece hava harekatını destekleyeceği konusunda uyardığını söylüyor.
Cabri’ye göre, MBS Yemen’de ilerlemeye kararlıydı ve Amerikalıları görmezden geliyordu.
Cabri, “Kara müdahalelerine izin veren bir kraliyet kararnamesi olmasına şaşırdık” diyor. “O kraliyet kararnamesi için babasının imzasını taklit etti. Kralın zihinsel kapasitesi kötüye gidiyordu.”
Cabri bu iddiayı ortaya atan kaynağının “güvenilir ve inanılır” olduğunu ve kendisinin özel kalem müdürü olduğu İçişleri Bakanlığı ile bağlantılı olduğunu söylüyor.
MI6’in eski başkanı John Sawers, MBS’nin belgeleri taklit edip etmediğini bilmediğini söylüyor: “Yemen’e askeri müdahalede bulunma kararının MBS’ye ait olduğu açık. Her ne kadar babası da bu karara katılmış olsa da bu babasının kararı değildi.”
MBS hakkında anlatılanlar, kendi kuralları dışında kimsenin kurallarına uymayan genç bir lider karakteri çiziyor.
Kendi kurallarını koyuyor
MBS’nin 2017’de ünlü bir tabloyu satın alması, nasıl düşündüğü ve yönettiği muhafazakar toplumla uyumsuzluktan korkmadan risk almaya istekli olduğu konusunda ipuçları sunuyor. Ayrıca göz önündeki güç gösterilerinde Batı’yı geride bırakmaya kararlı görünüyor.
MBS adına hareket ettiği bildirilen bir Suudi prens, dünyanın şimdiye kadar satılan en pahalı sanat eseri olmaya devam eden Salvator Mundi için 450 milyon dolar harcadı. Leonardo da Vinci tarafından yapıldığı söylenen portre, İsa Mesih’i cennetin ve dünyanın efendisi, dünyanın kurtarıcısı olarak tasvir ediyor. Tablo müzayededen bu yana neredeyse yedi yıl boyunca tamamen ortadan kayboldu.
Sanat ve spora yatırımlar
Veliaht Prens’in arkadaşı ve Princeton Üniversitesi’nde Yakın Doğu Çalışmaları Profesörü olan Bernard Haykel, tablonun Prens’in yatında ya da sarayında asılı olduğuna dair söylentilere rağmen aslında Cenevre’de depoda olduğunu ve MBS’nin tabloyu Suudi başkentinde henüz inşa edilmemiş bir müzeye asmayı planladığını söylüyor.
Haykel, MBS’nin “Riyad’da çok büyük bir müze inşa etmek ve tıpkı Mona Lisa gibi insanları cezbedecek bir temel nesne istiyorum” dediğini aktarıyor.
Aynı şekilde, spora yönelik planları da hırslı ve statükoyu bozmaktan korkmayan birini yansıtıyor.
Suudi Arabistan’ın dünya çapında spor için yaptığı inanılmaz harcamalar, 2034’te FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmak için tek aday ve tenis ve golf turnuvaları düzenlemek için milyonlarca dolarlık yatırım, “sporla aklanma” çabası olarak görüldü.
Ancak karşımızda Batı’nın kendisi hakkında ne düşündüğünü umursamayan, istediğini yapacağını göstermeye çalışan bir lider var.
Kendisiyle görüşen MI6 eski şefi John Sawers, “MBS bir lider olarak kendi gücünü inşa etmekle ilgileniyor” diyor. “Bunu yapabilmesinin tek yolu da ülkesinin gücünü arttırmak. Onu harekete geçiren de bu.”
Cabri’nin 40 yıllık kariyeri MBS’nin iktidarı pekiştirmesiyle son buldu. MBS yönetimi devraldığı sırada eski Veliaht Prens Muhammed bin Nayif’in özel kalem müdürü olan Cabri, yabancı bir istihbarat servisinin hayatının tehlikede olabileceği yönündeki ihbarı üzerine ülkeden kaçmış. Cabri, MBS’nin kendisine mesaj atarak eski işini geri vermeyi teklif ettiğini söylüyor.
“Bu bir yemdi ve ben yemedim” diyen Cabri, geri dönmesi halinde işkence göreceğini, hapse atılacağını ya da öldürüleceğini düşünmüş. Bu arada, ergenlik çağındaki çocukları Omar ve Sarah gözaltına alınmış, kara para aklamak ve kaçmaya çalışmak suçlarından hapse atılmışlar; suçlamaları reddediyorlar. Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu serbest bırakılmaları çağrısında bulundu.
“Bana suikast planladı” diyor Cabri: “Beni ölü görene kadar rahat etmeyecek, bundan hiç şüphem yok.”
Kaşıkçı cinayeti
Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2018 yılında İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda öldürülmesi, MBS’yi yalanlanması çok zor bir şekilde şüphe altında bırakıyor. 15 kişilik suikast timi diplomatik pasaportlarla seyahat etmişti ve aralarında MBS’nin kendi korumaları da vardı. Kaşıkçı’nın cesedi hiçbir zaman bulunamadı ve cesedin testereyle parçalandığına inanılıyor.
Profesör Haykel cinayetten kısa bir süre sonra MBS ile WhatsApp mesajlarını paylaştı. Haykel, “Bu nasıl olabilir?” diye sorduğunu belirtiyor ve “Sanırım derin bir şok içindeydi. Bu olaya verilecek tepkinin bu kadar derin olacağını tahmin etmemişti” diyor.
MBS cinayetle bağlantısını hep reddetti, ancak 2019’da suçun kendi gözetiminde gerçekleşmesi nedeniyle “sorumluluk” aldığını söyledi. Şubat 2021’de yayınlanan ve gizliliği kaldırılan bir ABD istihbarat raporu, Kaşıkçı’nın öldürülmesinde suç ortağı olduğunu iddia etti.
Peki MBS hatalarından ders aldı mı yoksa Kaşıkçı olayından yara almadan çıkması onu cesaretlendirdi mi?
Profesör Haykel’e göre MBS, Kaşıkçı davasının kendisine ve ülkesine karşı bir sopa olarak kullanılmasına içerledi ve “Zor yoldan ders aldı”.
Eski MI6 yetkilisi John Sawers cinayetin bir dönüm noktası olduğu konusunda hemfikir ama ihtiyatlı: “Bazı dersler çıkardığını düşünüyorum. Ama aynı kişiliği devam ediyor.”
Babası Kral Selman şu anda 88 yaşında. O öldüğünde MBS önümüzdeki 50 yıl boyunca Suudi Arabistan’ı yönetebilir.
Ancak son zamanlarda, muhtemelen girişimlerinin bir sonucu olarak suikasta uğramaktan korktuğunu itiraf etti.
Profesör Haykel’e göre, “Onu öldürmek isteyen pek çok insan var ve o da bunun farkında”.
MBS gibi birinin güvenliği için sürekli teyakkuz şart. Saad el Cabri, prensin iktidara yükselişinin başlangıcında, sarayında onunla konuşmadan önce telefon prizini duvardan çıkardığında bunu gözlemlemişti.
MBS ülkesini, seleflerinin asla cesaret edemeyeceği şekilde modernleştirme misyonunu üstlenmiş. Ama aynı zamanda etrafındaki hiç kimsenin onu daha fazla hata yapmaktan alıkoymaya cesaret edemeyeceği kadar acımasız olma riskini taşıyan ilk otokrat da değil.
Jonathan Rugman, Krallık: Dünyanın En Güçlü Prensi belgeselinin prodüksiyon danışmanı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Altıeylül Belediyesi’ne bağlı Gazi Mustafa Kemal Atatürk Yaşam Kompleksi’nde yayınlanan ve vatandaşların da yoğun katılım sağlandığı programa; ünlü Sanatçı-Oyuncu Ahmet Mekin, Ses Sanatçı Ali Ekber Eren, Belgeselci Nebil Özgentürk ve Altıeylül Belediye Başkanı Hakan Şehirli katıldı.
Balıkesir yöresine ait ürünlerin yanı sıra, zeytinyağının tanıtımı ile Balıkesir yöresine ait figürleri sergileyen folklor ekibi de büyük beğeni topladı. Yaklaşık 3 saat süren yayında Balıkesir yöresine ait tatlarının pişirilmesiyle devam eden program Balıkesir kaymaklısı da yapılarak tüm Türkiye’ye tanıtıldı.
Ünlü Sanatçı ve Oyuncu Müjdat Gezen telefonla canlı yayına bağlandı
Ünlü Sanatçı-Oyuncu Müjdat Gezen’in de telefonla canlı yayına bağlandığı programda Türk sinemasının ünlü Oyuncu-Sanatçı Ahmet Mekin ile telefonla görüştü. Ünlü sanatçı Müjdat Gezen “Her hafta canlı olarak yayınlanan ve Serhan Asker’in evimize konuk oluyor. Bizlere ülkemizin güzelliklerini evimize kadar getiren Serhan Asker’e de teşekkür ediyorum. Türk sinemamızın ünlü ismi Ahmet Mekin’e de iyi ki varsın. İyi ki bizimlesin. Ahmet abim seni çok seviyoruz ve seviyorum. Yayında bulunan Başkanımız Hakan Şehirli’ye de ayrıca teşekkür ediyorum. Çünkü bizleri abim Ahmet Mekin ile buluşturdu” dedi.
Türk sinemasının Sultan’ı Türkan Şoray’da telefonla canlı yayına bağlandı
Ünlü Sanatçı-Oyuncu bir araya geldiği programda canlı yayına Türk sinemasının ünlü ismi Sultan’ı Türkan Şoray’da telefonla canlı yayına bağlandı. Türk sinemasının ünlü ismi Türkan Şoray birlikte oynamış oldukları ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ filminde Cemşit karakterini canlandıran Ahmet Mekin ile telefon bağlantısıyla görüştü. Şoray, “Ahmet Mekin ile ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ filminde birlikte oynamıştık. Kendisi filmde Cemşit karakterini canlandırmıştı. Güzel anlarımız oldu. Tekrardan bizleri Ahmet Mekin ile buluşturan Başkanımız Hakan Şehirli’ye teşekkür ediyorum. Balıkesir’e Altıeylül ilçemize sevgilerimi saygılarımı gönderiyorum” dedi.
Ünlü Sinema Sanatçısı Ahmet Mekin Ayakta Alkışlandı
Belgeselci Nebil Özgentürk’ün Türkiye’nin ünlü sinema sanatçısı Ahmet Mekin’in belgeseli izleyicilerle buluşturdu. Ahmet Mekin’in hayatını belgesel yapan Nebil Özgentürk kendinin seslendirmiş olduğu Belgeselde Mekin’in Türk sinemasına vermiş olduğu değeri, hayatı ve şimdi yaşamış olduğu Balıkesir’e bağlı Erdek ilçesinin konu alındığı Belgesel izleyiciler tarafından ayakta alkışlandı.”
Belgeselci Nebil Özgentürk, Ankara’dan canlı yayına bağlandı. Özgentürk, “Türkiye’nin ünlü sanatçısı Ahmet Mekin’in belgeselini yaparken çok duygulandım. Kendisiyle çalışmaktan dolayı gurur duydum. Tekrardan Türk sinemasına vermiş olduğu katkılardan dolayı da teşekkürlerimi sunuyorum. Kendisini çok çok seviyorum” diye konuştu.
Başkan Hakan Şehirli, “Sizleri ilçemizde ağırlamaktan büyük mutluluk duyduk
Altıeylül’den Balıkesir’in tanıtımı yapılan programda konuşan Başkan Şehirli, “Altıeylül ilçemize, Balıkesirimize hoş geldiniz. İyi ki geldiniz. Türk sinemasına ismini altın harflerle yazdıran Ahmet Mekin’i Altıeylül ilçemizde ağırlamaktan büyük mutluluk duyduk. Kendisinin belgeselini yaparak ölümsüzleştiren Belgeselci Nebil Özgentürk’e de teşekkürlerimi sunuyorum. Tabi ki ünlü ses sanatçısı Ali Ekber Eren’de seslendiriş olduğu ve ismini taşıdığı ‘Ali Ekber Çiçek’in eserlerini bizlerle buluşturdu. Ayrıca telefonla canlı yayına bağlanan Türk sinemasının Sultan’ı Türkan Şoray’a ve usta oyuncu Müjdat Gezen’e de ayrı ayrı teşekkür ediyorum” dedi.
Başkan Şehirli, “İkinci coşkuyu sizlerle yaşadık’
Altıeylül Belediye Başkanı Hakan Şehirli, “Altıeylül ilçemizde yapacağımız bu gibi etkinlikler aralıksız devam edecek. Yine geçtiğimiz hafta 23 Nisan coşkusunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk Yaşam Kompleksi’nde yaşamıştık. İkinci coşkuyu da sizlerle yaşamaktan büyük keyif aldık. Organizasyonlarımız, programlarımız aralıksız devam edecek” diye konuştu. – BALIKESİR
]]>Birçok festivalden ödülle dönen film, Demirtaş’ın Niğde Andala’daki aile evinin yapılan baraj sebebiyle yıkılmadan önceki son halini mekan, insan ve hafıza ilişkisi üzerinden ele alıyor.
Belgesel gösterimi sonrası AA muhabirinin sorularını cevaplayan Demirtaş, Andala’ya 1970’lerde ailesinin taşındığını ve kendisi ile kardeşlerinin burada doğduğunu söyledi.
“Hafızamızın kökleri buraya dayanıyor”
Demirtaş, yaşadıkları yerden 1999’da İstanbul’a göç kararı aldıklarını, fakat her fırsatta ziyaret ettiklerini dile getirerek, “Andala, bizim pandemide dahi kaçış noktamız, doğa ile bağımızdı. 2019’da devlet tarafından kesin olarak baraj yapım kararı alındığında ve bu durum bize bildirildiğinde, ben de bir gazeteci ve film yapımcısı olarak ‘bir şeyler yapmalıyım’ diye düşündüm. Zira burayı tüm ailem gibi ben de çok seviyordum. Çünkü hafızamızın kökleri buraya dayanıyor.” dedi.
Belgesel projesiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünden destek aldıktan sonra 2020’de Andala’daki evlerine son kez ailesiyle ziyarete gittiğini belirten Ali Demirtaş, “Hem ön hazırlık hem de sonraki çalışmaları da kapsayan süreçte ‘Andala-Son Ziyaret’ bir belgesel film ürünü olarak 2022’nin ocak ayında ortaya çıktı. 2024 yılına kadar olan bu dönemde birçok film festivalinde gösterildi ve naçizane ödüller aldı.” diye konuştu.
“Belgesele dair eleştirdiğim noktalar var”
Demirtaş, belgeselin çekim sürecine ilişkin şunları anlattı:
“Olabildiğince profesyonel yaklaşmaya çalıştım. Zaman zaman aile üyelerine soru sorarken onların reaksiyonları sonucu kendimi tutamadığım ve profesyonel çizgiden kaydığım anlar da oldu. Ama onları çok iyi tanıyor olmamın da verdiği bazı kolaylıklar ve avantajlı durumlar da oldu. Aslında tüm bunlar başta bir çatışma idi. Yani bu belgeseli yazarken de çekerken de izlerken de hep şu soru aklımdaydı, ‘Ben bu filme yazar ve yönetmeni olarak mı yaklaşmalıydım, yoksa bu ailenin bir üyesi olarak mı?’ Bu ikilem sinema için çatışmaya müsait güzel bir şey gibi görülse de zaman zaman kafa karışıklığına da sebep oldu. Tüm bunlar da belgeselin sonucuna yansıdı elbette. Belgesele dair eleştirdiğim noktalar var tabii. Ama tüm bu eleştirileri finalde şöyle sonlandırıyorum; artık ‘Andala’ diye bir yer yok ve tüm bunlar belgeselle kayıt altına alınmış durumda.”
Belgeselin ayrıca kurgudan ve kurgusallıktan uzak olduğunun altını çizen Demirtaş, “Profesyonel kaygıdan uzak, samimi, özgün ve hikayesine yakışır bir üslupla hayata geçirdik. Eksikleri ve ‘daha iyi olabilirdi’ kısımları elbette var. Bu sebeple de benim için çok önemli bir okul oldu belgesel. Umarım sonraki yeni çalışmalarımda öğrendiklerimi uygulayabilir olacağım. Ama filmografim içinde ‘Andala-Son Ziyaret’ benim için çok özel ve farklı bir yerde durmaya devam edecek. Tüm bunlar hepimiz için aile hafızamıza ve tarihimize bir kayıt olarak düştü.” ifadelerini kullandı.
]]>AK Parti Osmaniye Milletvekili, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Derya Yanık, belgesel gösteriminin ardından AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Yanık, AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz ve belgeselde emeği geçenlere teşekkür ederek, Kanıt’taki dokümanların tarihe not düşülmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesindeki (UCM) davada, gazeteciler tarafından yerinde toplanan delillerin kullanılması açısından da önemli olduğunu vurguladı.
“Gözlerim dolarak izledim”
Yanık, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Davanın ilk duruşmasında Anadolu Ajansı tarafından çekilen görüntüler birincil deliller olarak kullanıldı, belgesel bu anlamda tamamlayıcı bir niteliği oluşturmuş olacak. Gözlerim dolarak izledim. Çok etkileyici ve çok özel kurgulanmış bir belgesel. İzleyenler görecektir, içerikte kullanılan her delil ve yorumlar, uluslararası kuruluşların temsilcileri, İsrailli insan hakları savunucuları veya eski askerler tarafından anlatılanlar, dolayısıyla bu anlamda hiç tartışmaya mahal vermeyecek kadar somut, gerçek ve hakikati ifade eden veriler toplanmış. Ben çok etkilendim. Önemli bir tarihi sorumluluğu yerine getirmiş oluyoruz.”
Filistinlilerin yanında olduklarını her fırsatta söylediklerine işaret eden Yanık, Türkiye’nin üzerine düşeni yapmaya çalıştığını söyledi.
“Anadolu Ajansına hem milletimiz hem de insanlık adına teşekkür ediyorum”
SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran da “Kanıt” belgeseline ilişkin, “Her şeyden önce muhteşem bir belgesel olmuş. Anadolu Ajansına bu önemli meseleye bu kadar güzel hazırlanmış bir belgeselle karşılık verdiği için hem milletimiz hem de insanlık adına teşekkür ediyorum.” dedi.
Belgeselin başından sonuna kadar hem çok bilgilendiren hem de olayları bütün çarpıcılığıyla, objektif bir şekilde ortaya koyan görüntüler sunduğuna dikkati çeken Duran, Anadolu Ajansının çektiği fotoğrafların, soykırımın kanıtlanması, İsrail’in Filistinlilere yönelik Gazze’de işlediği, beyaz fosfor kullanımı dahil her türlü savaş suçunun kanıtlanması açısından önemine işaret etti.
Duran, Gazze’de insanlığın vicdanını yaralayan ve herkesin uykularını kaçıran büyük bir soykırım yaşandığının altını çizerek, şöyle konuştu:
“Gazetecilerden çocukların öldürülmesine, hastanelerin bombalanmasından her türlü ayrımcılığın uygulanmasına kadar bütün suçların işlendiği bir soykırımı görüyoruz burada. Ama en azından bunun tüm örnekleriyle, tüm kanıtlarıyla ve uluslararası hukuku nasıl ihlal ettiğini uzmanlarıyla değerlendiren bir belgeseli görmüş olmak, küçük bir nebze de olsa yüreğimize su serpti. Tekrardan Anadolu Ajansına teşekkür ediyorum.”
“Kanıt bize önemli şekilde güç katacaktır”
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan ise TBB Yönetim Kurulu’nun, UCM nezdinde İsrail’in işlemiş olduğu suçlarla ilgili 24 Kasım’da başvuru yaptığını anımsattı.
AA’nın Kanıt belgeselinin çok kıymetli olduğunu vurgulayan Sağkan, şunları kaydetti:
“Soykırım suçu özel kastla işlenen bir suçtur ve bu özel kastın somut delillerle ortaya konması gerekiyor. Maalesef uluslararası arena, siyasi aktörler bu dönemde çok kötü bir sınav verdi. Her aşamada, her dönem insan haklarını dillerinden düşürmeyenlerin maalesef konu Filistin olduğunda kafalarını kuma gömdüğünü gördük.
Ancak bir gerçek var ki kayıtlar her zaman tarihte yerini alan, arşiv niteliğinde de çok kıymetli belgelerdir. Hem Uluslararası Adalet Divanındaki hem de Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdindeki başvurularda, Kanıt belgeselinde gösterilecek fotoğraflar özellikle soykırım suçunun özel kastını ortaya koymak bakımından çok ama çok önemli deliller olarak bundan sonra yürüteceğimiz hukuk mücadelesinde de bize önemli şekilde güç katacaktır.”
Sağkan, Türkiye’nin Filistin için verilen mücadelede en ön safta yer alan ülke olduğunu belirterek, “Bizler de hukukçular olarak üzerimize düşen vazifeyi yerine getirmeye gayret ediyoruz. Basın emekçilerinin ve Türkiye’deki hukukçuların katkılarıyla umut ediyorum ki günün birinde, çok kısa bir vadede bu katliama sebebiyet verenler en ağır şekilde yargının önünde bunun hesabını verecek.” diye konuştu.
Plaket takdimi
Gösterimin ardından Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz, AA’nın Gazze’de görev yapan personellerinden Mohammed Dahlan, Mohammed el-Alul, Mustafa Hassona, Mustafa Habbuş ile Mohammed Habbuş ve Ali Jadallah adına, eş ve çocuklarına plaket takdim etti.
Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa ise “Kanıt” belgeselinin yönetmeni Atakan Kerküklü’ye, yapımcısı Abdülkadir Karakelle’ye, belgesel ekibinden Ömer Faruk Tunç, Beşir Alp Elkutup, Salih Köse ve Burak Köse’ye plaketlerini verdi.
Belgeselin gala gösterimine, TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, basın kuruluşlarının Ankara temsilcileri, çok sayıda yabancı misyon şefi ve davetliler de katıldı.
]]>Gazeteci ve dijital içerik üreticisi Adem Metan, seçim kampanyasının son günlerinde İBB Başkan adayı Murat Kurum’un bir gününe eşlik ettiği mini belgesel hazırladı. “Murat Kurum ile 24 Saat” adı verilen belgesel Metan’ın YouTube kanalında yayınlandı.
Murat Kurum’un eşi Şengül Kurum ve 15 yaşındaki kızı Zeynep Kurum’un da yer aldığı belgeselde, Kurum’un seçim kampanyasının son günlerinde bir gününü nasıl geçirdiği, yoğun çalışma temposunun aile bireyleriyle ilişkilerine nasıl yansıdığı aktarıldı.
Belgeselde, sabah erken saatte evden çıkıp, seçim ofisine araçla giden Kurum’un, Adem Metan’ın sorularına verdiği yanıtlar da yer aldı.
Kurum, 31 Mart gecesiyle ilgili düşüncelerinin sorulması üzerine, “Heyecan muhakkak. Ama benim içimdeki his 31 Mart gecesi kazanıyoruz. 31 Mart gecesi çok güzel bir mutluluğu İstanbul’a yaşatacağız.” ifadelerini kullandı.
Seçim çalışmaları kapsamında ilçelerde yapılan mitinglerden kesitlerin yer aldığı belgeselde Kurum, mitinglerdeki coşkulu kalabalığı işaret ederek insanların gözlerinde ışıltı ve sevgi gördüğünü söyledi.
Metan’ın “31 Mart’ta Allah nasip ederse kazanırsanız ilk yapacağınız şey ne?” sorusuna Kurum, “Şükredeceğim ilk önce. Böyle bir kutlu şehre şehremini olmak benim için çok kıymetli. Rabb’ime şükredeceğim bana böyle bir görevi nasip ettiği için. Sonra da sevineceğiz arkadaşlarımızla.” yanıtını verdi.
“Hep böyle bir gurbetle geçti bizim evliliğimiz”
Murat Kurum’un katıldığı “Romanlarla İftar Buluşması” programından renkli karelerin yansıtıldığı belgeselde, Kurum’un evinde eşi ve kızıyla yapılan söyleşi de yer aldı.
Eşinin iş odaklı bir insan olduğunu kaydeden Şengül Kurum, evlilikleri için “Aslında biz evlendikten bu yana hep böyle bir gurbetle geçti bizim evliliğimiz. Hep işinin başında olurdu. Biraz daha iş odaklı çalıştı gerçekten. O yüzden aslında ben fedakarlık yaptığımı düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
Murat Kurum’un bir programda “Annenizin yemeğini mi seviyorsunuz, eşinizin yemeğini mi?” sorusuna “annemin” diye yanıt verdiğini hatırlatan Şengül Kurum, “Benim yemeğimi çok yemedi eşim. Çünkü bizimle aynı sofrada çok oturamadı.” sözlerini sarf etti.
Şengül Kurum, eşine doğum günü sürprizi yapmak için yanına gittiğinde 2,5 saat beklediklerini, üçüncü çocuklarının doğumundan bir gün sonra Kurum’un babalık izni kullanmayarak Rusya’ya gittiğini anlattı.
Tatillerde Bolu’ya gittiklerini aktaran Şengül Kurum, eşinin orada bile çalıştığını kaydetti.
Şengül Kurum, Metan’ın sorusu üzerine çocuklarının babalarına hasret büyüdüklerini, ancak her zaman onunla gurur duyduklarını dile getirdi.
Murat Kurum’un, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından aday gösterilmesinin kendileri için çok gurur verici olduğunu ifade eden Şengül Kurum, eşiyle ilgili capsleri çocuklarına hatıra kalsın diye bir bilgisayar dosyasında sakladığını söyledi.
Şengül Kurum, eşi Murat Kurum’un çocuklarını ihmal etmeyen bir baba olduğunu sözlerine ekledi.
“Babamla çok gurur duyuyorum”
Belgeselde Kurum çiftinin 15 yaşındaki kızları Zeynep Kurum’un konuşmaları da yer aldı.
Devlet okulunda okuduğunu ve okulunu çok sevdiğini belirten Zeynep Kurum, kendisini tanıyan çoğu kişinin Murat Kurum’un kızı olduğunu bilmediğini söyledi.
Zeynep Kurum, “Babana çok uzun zamandır söylemek istediğin de söyleyemediğin bir şey var mı?” sorusu üzerine, şunları dile getirdi:
“Babama şunu söylemiyorum galiba. Seçim sürecinde ben okuluma devam ediyorum. Yanında olamadım uzun süre. Baba, seninle gurur duyuyorum açıkçası. Yani bunu çok söyleyemiyorum biliyorum ama babamla gurur duyuyorum. Çok büyük bir başarı gerçekten. İstanbul, Türkiye’nin baş tacı. Bunu yönetmek çok zor bir şey. Babam bunun şimdi adaylarından bir tanesi ve gerçekten çok büyük bir başarı. Babamla çok gurur duyuyorum.”
]]>TRT İstanbul Ulus Kampüsü’ndeki etkinlikte, ramazan ve Filistin ruhunun yaşatılması, Gazze’deki mazlumlarla empati kurulabilmesi için katılımcılara iftarda simit, yoğurt, hurma ve su ikram edildi.
Programın açılışında konuşan TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, Ramazan-ı Şerif’i idrak ederken, Gazze’nin ve Filistinlilerin acısını iliklerine kadar hissettiklerini söyledi.
Türkiye’nin kamu yayıncısı sorumluluğuyla gerçekleştirdikleri iftar programında, eli kanlı İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği hudutsuz katliamları bir kez daha haykırmak, unutturmamak ve zulmün sıradanlaştırılmasına izin vermemek için bir arada olduklarını belirten Sobacı, bu kapsamda iki gün sürecek programa, TRT Uluslararası Yayınların Filistin için hazırladığı özel belgeseller, video gösterimleri ve panellerin eşlik edeceğini kaydetti.
“7 Ekim’den bu yana her geçen gün daha da saldırganlaşan İsrail hükümeti, çocuk kanından beslenerek abat olamayacağını eninde sonunda bir gün anlayacak.” diyen Sobacı, İsrail’in bugüne kadar Gazze’de 150’ye yakın basın mensubunu katlettiğini aktararak, İsrail’in kasıtlı bir şekilde gazetecileri hedef alarak soykırımın duyurulmasını engelleyebileceği hezeyanına kapıldığını dile getirdi.
Sobacı, “Bizler, Türkiye’nin kamu yayıncısı olarak tüm dünyanın gözü önünde fosfor bombalarıyla, açlıkla, susuzlukla, iletişim olanaklarını yok ederek Gazze’yi nefessiz bırakmaya çalışan İsrail’in, fütursuzca sürdürdüğü katliamlarını sonuna kadar anlatacağız. Batılı hükümetler ve medya organlarının, çarpık, kirli, karanlık ve çıkar odaklı politikaları ve yayınlarına karşın bizler bu program çerçevesinde bugün ve yarın, yayın mecralarımızda her daim Filistin’in onurlu yürüyüşünü ve İsrail’in vahşetini tüm boyutlarıyla anlatmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
“Batı, tüm dünyaya ihraç etmeye çalıştığı sözde insani ve ahlaki değerlerin altında kalmıştır”
Bu bağlamda üç yeni belgeseli daha yayınlayacaklarını ifade eden Sobacı, İsrail’in radikal yerleşimcilerini konu edinen “Kutsal İşgal”, Filistin’in güçlü kadınlarının hikayesini anlatan “Sevgili” ve Filistin’in direniş şiirlerine ilişkin “Özgür Kelimeler” belgesellerinin ekranlara geleceğini bildirdi.
Sobacı, dünyayı yaşanan trajediye tanık etme, her insana tanıklık sorumluluğunu yükleme gayesinde olduklarını belirterek, “7 Ekim’den bu yana bir kez daha gördük ki Batı, tüm dünyaya ihraç etmeye çalıştığı sözde insani ve ahlaki değerlerin altında kalmıştır. Basın özgürlüğünün ise Batı’nın özgürlüğünden başka bir şey ifade etmediği çok açık bir şekilde kanıtlanmıştır.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür.” ifadesinin, 8 milyarın hakkını gözeten bir gelecek inşasının yegane temeli olduğunu vurgulayan Sobacı, Türkiye’nin gücünü, imkanını, teknolojisini, iradesini, sözünü ve eylemini her daim mazlumdan ve haklıdan yana kullandığını, kullanmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.
“Filistin halkının bağımsızlık mücadelesine Türkiye büyük destek veriyor”
Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Türk halkına ve sivil toplum örgütlerine Gazze’ye desteklerinden dolayı teşekkür ederek, “İsrail’in saldırılarında Gazze’de yaralanan vatandaşlarımızı Türkiye’ye getirip hastanelerde tedavi ettirdiğiniz için şükran borçluyuz. Filistin halkının bağımsızlık mücadelesine Türkiye büyük destek veriyor. Bu duruşunuzdan dolayı Allah razı olsun.” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ve İnsan Hakları Konseyi’nin İsrail’in Gazze’de işlediği soykırıma karşı bugüne kadar binden fazla karar aldığına işaret eden Mustafa, işgalci İsrail’in bu kararların bir tanesine dahi uymadığına dikkati çekerek, “İsrail, sanki uluslararası hukukun üstünde, hesap vermeye tabi olmayan bir devletmiş gibi davranıyor.” diye konuştu.
Mustafa, TRT’ye böyle bir program düzenlediği için de şükranlarını sunarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Direnmeye ve hayatımızı feda etmeye değer bir şey var. Özgürlük ve onur… Biz geri çekilmeyeceğiz, umutsuzluğa kapılmayacağız. Dünyadaki tüm özgür ve onurlu insanlar haklı davamızı desteklediği için yalnız olmadığımızı çok iyi anlıyoruz. Başkenti Kudüs olan Filistin devleti özgür ve bağımsız olana kadar o topraklarda kalacağız.”
Konuşmaların ardından TRT tarafından yapım çalışmaları süren belgesellerin fragmanları gösterildi.
Programın sonunda, TRT Uluslararası Özel Haberler ve İçerikler Bölümü’nden ödüllü yönetmen Ensar Altay’ın, Gazze’yi sanatsal bir bakış açısıyla ele aldığı belgesel çalışması “Şahit” izleyicilere sunuldu.
Etkinlik kapsamında ayrıca “Tek Kurtulan” ve “Dijital İşgal” belgeselleri seyircilerle buluştu. Program kapsamında yarın da “Rafah: Tekinsiz Sığınak”, “Dijital İşgal”, “Siyonizm: Bir Devlet Yaratmak” ve “Şahit” belgeselleri gösterilecek.
]]>Kadıköy Caddebostan Kültür Merkezi’ndeki etkinliğe Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, tarihçi-yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, tiyatro sanatçısı Orhan Aydın, senarist-yazar Kandemir Konduk ve Gezen’in sevenleri katıldı.
ERDOĞAN’A BÜYÜK TEPKİ
Etkinlik, gazeteci Gökmen Ulu’nun hazırladığı “Bir Sevgi Belgeseli”nin gösterimiyle başladı. Belgeselde, Gezen’in eşi Leyla Gezen, yakın dostları Türkan Şoray, Emel Sayın, Mustafa Alabora gibi isimlerle birlikte Cem Yılmaz, Erkan Can, Ezgi Mola, Çağlar Çorumlu ve daha birçok öğrencisinin görüşleri yer alıyor.
Gezen’in Savaş Dinçel ile olan yakın dostluğunun yanı sıra siyasi duruşu da belgeselde önemli bir yer kaplıyor. Gösterim sırasında salonu dolduran yurttaşlar, belgesel boyunca olumlu olumsuz tepkilerini gizlemedi.
Kimi yerlerde üzüldü, kimi yerlerde güldü. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2018’de, Müjdat Gezen ve Metin Akpınar için kullandığı “Yahu senin her yerin sanatçı olsa ne yazar. Bunlar sanatçı müsveddesi” ifadelerine karşı salondan yükselen büyük bir uğultu ve yuhalama sesleri gecenin en dikkat çeken tepkisiydi.
Gezen, belgesel gösterimi sonrasında yapılan söyleşide de “Benim ayağıma da elime de zincir vurdular. cumhurbaşkanına hakaret ettiğim iddiasıyla yargıç benim için beş yıl dört ay hapis istedi.
Ne hakareti? Herkese hakaret eden o. Ben davacıyım aslında ama ben davalı olarak gittim. Yargılanmalarını görmeyi çok isterim” dedi.
MÜCADELE PEŞİNDE BİR ÖMÜR
Cumhuriyet’e konuşan tiyatro sanatçısı Orhan Aydın, “Türkiye tiyatrosunun temel direklerinden biriydi bu akşam bizi selamlayan, bizim onu alkışlayarak yaşamasını, yeniden üretmesini, yaşama sevinçler katmasını istediğimiz.
Onun gibi, maalesef arkasından gelen gençlerin yalnızca kendi çatısı altında büyüyen ve gelişen o genç yaratıcıların dışında, keşke o kanal daha coşkun aksa. Aydınlanma ateşine doğru bağımsız, demokratik, eşit, özgür bir Anadolu’nun yaratılması için sanat üreten insanlarla dolsa.
Müjdat bütün hayatı boyunca bu mücadelenin peşinden koştu. Tek derdi Cumhuriyetin ayakta kalmasıydı” ifadelerini kullandı. Yazar ve senarist Kandemir Konduk da “Müjdat Türkiye’nin çok sevdiği değerli bir sanatçı, benim de 50 yıllık dostum.
Bu gece herkes gibi beni de çok mutlu etti. İnşallah 72., 73., 74. yılları birlikte kutlamaktan mutluluk duyarım” diye konuştu.
ADI ÇOCUK YUVASINA VERİLİYOR
AÇILIŞ konuşmasını yapan Kadıköy Belediye Başkanı Odabaşı, Gezen’le en son üç ay önce Can Atalay için başlatılan “anayasa nöbetinde karşılaştığını belirterek şöyle konuştu:
“Her daim doğrunun, haklının, ezilenin yanında olmuş, canımızdan çok sevdiğimiz ülkemizde demokrasinin temini için yaşına rağmen hala mücadeleden bir adım dahi geri atmayan, karakteri ve sağlam duruşuyla, o soğuk kış gününde Can Atalay için beton zemin üstünde oturup bu ülkenin yurttaşlarına öncülük eden Müjdat Gezen, her zaman yolumuzu aydınlattı.
Sanatla aydınlattı. Dik duruşuyla aydınlattı. Doğru bildiklerinden ne pahasına olursa olsun taviz vermemesiyle aydınlattı ve aydınlatmaya da devam edecek.
Tam da bu sebeple önümüzdeki aylarda açacağımız bir çocuk yuvasına Müjdat Gezen’in adını vereceğiz.”
]]>Sahneye çıktığı 10 yaşından nu yana sayısız eserler koyan, Türk tiyatrosunun duayen ismi Müjdat Gezen’in sanat hayatındaki 71’inci yılı, Kadıköy Belediyesi tarafından düzenlenen etkinlikle kutlandı. Caddebostan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinliğe Müjdat Gezen başta olmak üzere eşi Leyla Gezen, tarihçi İlber Ortaylı, sanatçı dostları Kandemir Konduk ile Orhan Aydın, Müjdat Gezen Kültür Merkezi eğitmenleri, öğrencileri ve sevenleri katıldı.
Bazen güldüren, bazen hüzünlendiren belgeselin anlatıcıları arasında ailesi ve çocukluk arkadaşlarının yanı sıra dostları Perran Kutman, Uğur Dündar, Kandemir Konduk, Zülfü Livaneli, Türkan Şoray, Mustafa Alabora, Cüneyt Arkın, Orhan Aydın, Erol Evgin, Temel Gürsu, Türker İnanoğlu, Cem Yılmaz, Emre Kongar, İlker Başbuğ, Sadun Aksüt, Celal Ülgen, Özden İnönü Toker ve öğrencileri Demet Akbağ, Erkan Can, Yasemin Yalçın, Şevket Çoruh, Ezgi Mola, Alper Kul, Günay Karacaoğlu, İlker Ayrık, Gonca Vuslateri, Çağlar Çorumlu, Şebnem Bozoklu, Kıvanç Tiner, Dolunay Soysert, Meltem Taşkıran, Barış Dinçel yer aldı.
ÇOCUK YUVASINA İSMİ VERİLECEK
Müjdat Gezen’in 71’inci sanat yılına özel programda konuşan Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, “Her daim doğrunun, haklının, ezilenin yanında olmuş; canımızdan çok sevdiğimiz ülkemizde demokrasinin temini için 80 yaşında hala mücadeleden bir adım geri atmayan, karakteri ve sağlam duruşuyla bu ülkenin yurttaşlarına ve gençlerine öncülük eden Müjdat Gezen her zaman yolumuzu aydınlattı; sanatla aydınlattı, dik duruşuyla aydınlattı, doğru bildiklerinden ne pahasına olursa olsun taviz vermemesiyle aydınlattı ve aydınlatmaya da devam edecek. Tam da bu sebeple Kadıköy Belediyesi olarak önümüzdeki aylarda açılışını gerçekleştireceğimiz bir çocuk yuvasına Sayın Müjdat Gezen’in ismini vereceğimizi müjdelemek isterim. Belediye meclisimizin mart ayı oturumunda kabul edilen bu kararla Kadıköylü çocuklarımızı Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nden önce Müjdat Gezen Çocuk Yuvası’ndan mezun etme şansını yakalamış olacağız. Böylelikle Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan giden nice Cumhuriyet çocuklarını beraber yetiştireceğiz” dedi.
“MÜJDAT GEZEN TÜRKİYE’NİN EN DEĞERLİ HAZİNELERİNDENDİR”
Belgeselin yönetmeni Gökmen Ulu da, “Bu belgeseli yaparken Müjdat Gezen’in mesleki niteliklerinin yanı sıra karakteristik özellikleri üzerinde durmaya çalıştım. Onun nasıl bir insan olduğu sorusuna cevap aradım, yüreğine bakmaya çalışarak bilmediğim çok şey öğrendim. Aslında onun ailesi, arkadaşları, dostları, öğrencileri ile birlikte 48 röportaj gerçekleştirdim. Bir yerde durmam gerekiyordu, oysa konuşacağım çok kişi vardı. O zaman bitmeyen bir belgesel olacaktı çünkü Müjdat Gezen bildiğiniz gibi hayatı boyunca para değil insan biriktirdi. Bu belgesel aydınlanma ve demokrasi mücadelemizin simgelerinden Müjdat Gezen’e bir saygı duruşudur. Ona olan şükran duygumuzun tezahürüdür. Temel amacı her daim, her kesime rol model göstermektir. Çünkü Müjdat Gezen Türkiye’nin en değerli insan hazinelerindendir” diye konuştu.
]]>İzmir’in tarihi dokusuyla dikkat çeken ilçesi Tire, sanat ve belgesel gösterimi ile dolu bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Yaşar Üniversitesi, Tire Belediyesi iş birliğiyle, 100 yıllık Tire Belediyesi Armoni Bandosu için bilimsel araştırma yaptı. Asırlık derin bir kaynak ve arşiv araştırmasıyla yapılan Yaşar Üniversitesinin bu çalışması, “Yüz Yıllık Seslerin İzinde” adıyla belgeselleşti. Belgeselin ilk gösterimi; Türkiye Polifonik Korolar Derneği İzmir Şubesi SmyrnAcapella Çok Sesli Korosu ve Tire Belediye Bandosunun birlikte konseriyle yapıldı. Tire Belediyesi Kültür Salonundaki program ise yoğun ilgi gördü.
“Türkiye’nin ilk sivil bandosu Tire Belediyesi Tarihi Armoni Bandosu”
Tire’nin bağımsızlığını, Türk halkının eşsiz mücadelesi ile 4 Eylül 1922’de geri kazandığını belirten Tire Belediye Başkanı Salih Atakan Duran, “Ağır bir yenilgiye uğrayan Yunan askerleri, Türk süvarilerinden panik halinde kaçarken, ordu bandolarındaki müzik aletlerini de arkalarında bıraktılar. Zafer kazanımı olan bu müzik aletleri, Ali Başaran ve arkadaşlarının bundan tam 100 yıl önce üstün çabalarıyla, Tire Tarihi Armoni Bandosunun kurulmasını sağladı. Türkiye Cumhuriyetinin ilk sivil bandosu olma özelliğini taşıyan Tire Belediyesi Tarihi Armoni Bandosu, bir asırdır milli bayramlarda ve yurt genelindeki etkinliklerde Tire’yi başarıyla temsil ediyor. 1937 yılının ekim ayında Nazilli Sümerbank Basma Fabrikasının açılışı ve Ege ziyaretleri esnasında Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü karşılayan bandomuz, biz Tireliler için her daim gurur kaynağı olmuştur. Göreve geldiğimiz günden bu yana bandomuzun iftihar dolu geçmişinin ve taşıdığı tarihi değerin bilincinde olduk. Yaşar Üniversitesiyle birlikte hayata geçirdiğimiz nitelikli projeler oldu” diye konuştu.
“Derin bir kaynak ve arşiv araştırması yapıldı”
Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller de, “2006 yılında kurucumuz ve ebedi onursal başkanımız Selçuk Yaşar’ın fikriyle oda orkestrası olarak sanat yolculuğuna başlayan orkestramız, yaklaşık 5 yıldır senfoni orkestrası olarak sanatsal faaliyetlerine devam ediyor. Üniversitemizde Tire’nin 100 yıldır yaşayan bandosu için bilimsel ve sanatsal bir araştırma başlatıldı. Derin bir kaynak ve arşiv araştırması yapıldı. Bir belgesel hazırlandı. Belgeselin ilk gösterimini Tire’de düzenlenen bando ve koro konseri ile birlikte gerçekleştirilmesinden çok mutluyuz” dedi.
Öte yandan Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü öğrencilerinin, Tire’nin kültürel mirası ve doğal güzelliklerinin daha geniş kitlelere tanıtılması için yapılan iş birliği kapsamında hazırladığı ‘Tire Beşi Bir Yerde’ projesi, Altın Pusula Ödülü kazanmıştı. Tire Belediyesi ve Yaşar Üniversitesi arasındaki iş birliğinin süreceği belirtildi.
Programa ayrıca Tire Belediye Başkan Yardımcıları; Sefa Yıldırım, Gökhan Hızlı, Selçuk Yaşar Spor ve Eğitim Vakfı Başkanı ve Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili İdil Yiğitbaşı, Yaşar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Ahmet Yiğitbaşı, ile çok sayıda konuk katıldı. – İZMİR
]]>