Türkeş, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşkerli köyünde yaşayan Koyunoğlu ailesinin, bir toprak meselesi yüzünden giriştiği kavga sonucu Sultan Abdülaziz’in fermanıyla Kıbrıs’a sürgün edilmesi nedeniyle 25 Kasım 1917’de, Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ve eşi Fatma Zehra Hanım’ın oğulları “Ali Arslan” olarak Lefkoşa’da doğdu.
İlkokul ve rüştiye yıllarında Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asim Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş hocalardan feyzalan Türkeş’in adı Osman Zeki Bey tarafından “Sultan Alparslan’a denk bir yiğit Türk ol” denilerek, “Alparslan” olarak değiştirildi.
Ailesiyle 1933 yılında İstanbul’a yerleşen Türkeş, Kuleli Askeri Lisesi’ne kayıt oldu. 1936’da Kuleli Askeri Lisesi’ni pekiyi dereceyle asteğmen olarak bitiren Türkeş’in, Ankara ve Harp Akademisi yılları başladı. Türkeş, 1938’de genç bir teğmen olarak Harbiye’den mezun oldu.
Türkeş, 1944’te “Muzaffer Şükriye” ile evlendi. Bu evlilikten Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları olan Türkeş, 1974’te eşini kaybetti.
Daha sonra, Seval Hanım ile ikinci evliliğini yapan Türkeş’in, Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu daha dünyaya geldi.
1944’te üsteğmen rütbesindeyken Nihal Atsız ve Nejdet Sançar ile “Irkçılık-Turancılık” davasından yargılanan Türkeş, 9 ay 10 gün Tophane Askeri Hapishanesinde kaldı. 1945’te de Askeri Yargıtay kararıyla tahliye edilen Türkeş, 1947’de beraat etti.
Türkeş, 1947’de 15 Türk subayıyla ABD Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulunda iki yıl eğitim gördü. 1951’de kurmaylık sınavını kazanan Türkeş, 1955’de Harp Akademisi’nden Kurmay Binbaşı olarak mezun oldu.
Daha sonra, dış görev için açılan sınavı kazanarak ABD Pentagon’da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanan Türkeş, bu arada ekonomi eğitimi de aldı.
1957’de Türkiye’ye dönen Türkeş, 1959’da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderildi. Alparslan Türkeş, bu okulu başarıyla bitirmesinin ardından kurmay albaylığa yükseldi.
27 Mayıs darbesi
27 Mayıs 1960’da, Milli Birlik Komitesi’nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan Türkeş, ihtilal hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlendi. Türkeş, bu vazifesi sırasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet İstatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurdu.
Milli Birlik Komitesi’nde ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 13 Kasım 1960’da, Türkeş ve “ondörtler” olarak bilinen arkadaşları, emekliye sevk edilerek tasfiye edildi ve zorla evlerinden alınıp yurt dışında görevlendirilmek suretiyle sürgüne gönderildi. Türkeş, Türkiye’nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgün edildi.
1963 yılında yurda dönen Türkeş, dava arkadaşlarıyla kadro oluşturup partileşmek amacıyla “Huzur ve Yükseliş Derneği”ni kurdu.
Kısa bir süre sonra Talat Aydemir’in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiasıyla tutuklanan ve Mamak Askeri Cezaevinde 4 ay hücre hapsinde yatan Türkeş, yargılandı ve beraat etti.
CKMP Genel Başkanlığı’na seçildi
Türkeş, 1965’de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine (CKMP) katıldı ve partinin Büyük Kurultay’ında Genel Başkanlığa seçildi. Türkeş, aynı yıl yapılan genel seçimlerde de Ankara milletvekili oldu.
CKMP’nin adı 1969’da, Milliyetçi Hareket Partisi, amblemi de üç hilal olarak değiştirilirken, Türkeş o yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili seçildi.
Türkeş, ilki 31 Mart 1975 -13 Haziran 1977 yılları, ikincisi de 1 Ağustos – 31 Aralık 1977 tarihlerinde, Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, başbakan yardımcılığı ve devlet bakanlığı yaptı.
Türkiye’de 1968 yılından itibaren Marksist ve komünist gençlik hareketlerinin üniversitelerde yer almaya başlaması ile Türkeş, toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle Türk toplumculuğu ve milliyetçiliğini anlattı. Kısa zamanda çoğalan ve örgütlenen gençler, “Dokuz Işık” etrafında toplandı.
12 Eylül askeri darbesi
12 Eylül 1980’de gerçekleşen askeri darbeden 3 gün sonra teslim olan Türkeş, önce Uzunada’da daha sonra da Ankara Askeri Dil Okulu’nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastanesinde 4,5 yıl hapis yattı. Bu süreçte Türkeş ve 218 ülkücünün idamı istendi. Türkeş, 9 Nisan 1985’de tahliye oldu ve beraat etti.
Türkeş, 1987’de siyaset yapma yasağının kalkmasının ardından Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) olağanüstü kongresinde partinin Genel Başkanı oldu. Türkeş, 1991 yılındaki genel seçimlerde MÇP’nin, Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile yaptığı seçim ittifakı neticesinde Yozgat milletvekili seçildi.
1992’de 12 Eylül’ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesine ilişkin değişikliğin ardından MHP’nin son kurultay delegeleri, MHP’nin isim ve amblemini MÇP’nin kullanabilmesine karar verdi.
Bu çerçevede, 1992’de yapılan MÇP’nin 4. Olağanüstü Kurultayı’nda partinin adı MHP, amblemi üç hilal olarak değiştirildi, genel başkanlığa tekrar Alparslan Türkeş seçildi.
Türkeş, 4 Nisan 1997’de geçirdiği kalp krizi sonucu 80 yaşında hayatını kaybetti. Türkeş için 8 Nisan 1997’de düzenlenen cenaze törenine yoğun katılım oldu. Türkeş’in naaşı, Beşevler’deki anıt mezara defnedildi. Türkiye’nin tüm illeri ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kırım, Balkanlar ve Türkistan’daki Hoca Ahmet Yesevi’nin türbesinden getirilen topraklar, Türkeş’in mezarına konuldu.
]]>Ülkücü Hareketin Lideri Alparslan Türkeş, vefatının 27. yılında anılıyor. Alparslan Türkeş, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşkerli köyünde yaşayan Koyunoğlu ailesinin, bir toprak meselesi yüzünden giriştiği kavga sonucu Sultan Abdülaziz’in fermanıyla Kıbrıs’a sürgün edilmesi nedeniyle 25 Kasım 1917’de, Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ve eşi Fatma Zehra Hanımın oğulları “Ali Arslan” olarak Lefkoşa’da doğdu. İlkokul ve rüştiye yıllarında Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asim Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş hocalardan feyz alan Türkeş’in adı Osman Zeki Bey tarafından “Sultan Alparslan’a denk bir yiğit Türk ol” diyerek, “Alparslan” olarak değiştirildi. Ailesiyle 1933 yılında İstanbul’a yerleşen Türkeş, Kuleli Askeri Lisesi’ne kayıt oldu. 1936’da Kuleli Askeri Lisesi’ni pekiyi derece ile asteğmen olarak bitiren Türkeş’in, Ankara ve Harp Akademisi serüveni başladı.
1938’de teğmen oldu
Türkeş, 1938’de genç bir teğmen olarak Harbiye’den mezun oldu. Ardından 1944’te “Muzaffer Şükriye” ile evlendi. Bu evlilikten Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları olan Türkeş, 1974’te eşini kaybetti. Daha sonra, Seval Hanım ile ikinci evliliğini yapan Türkeş’in, Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu daha dünyaya geldi.
1955’de kurmay binbaşı
1944’te üsteğmen rütbesindeyken Nihal Atsız ve Nejdet Sançar ile “Irkçılık-Turancılık” davasından yargılanan Türkeş, 9 ay 10 gün Tophane Askeri Hapishanesinde kaldı. 1945’te de Askeri Yargıtay kararıyla tahliye edilen Türkeş, 1947’de beraat etti.
Türkeş, 1947’de 15 Türk subayıyla ABD Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulunda iki yıl eğitim gördü. 1951’de kurmaylık sınavını kazanan Türkeş, 1955’de Harp Akademisi’nden Kurmay Binbaşı olarak mezun oldu.
Daha sonra, yurt dışı görevi için açılan sınavı kazanarak ABD Pentagon’da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanan Türkeş, bu arada ekonomi eğitimi de aldı. 1957’de Türkiye’ye dönen Türkeş, 1959’da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderildi. Bu okulu başarıyla bitiren Türkeş, ardından kurmay albaylığa yükseldi.
27 Mayıs Darbesi
27 Mayıs 1960’da, Milli Birlik Komitesi’nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan Türkeş, ihtilal hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlendi. Türkeş, bu vazifesi sırasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet İstatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurdu. Milli Birlik Komitesi’nde ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 13 Kasım 1960’da, Türkeş ve “on dörtler” olarak bilinen arkadaşları, emekliye sevk edilerek tasfiye edildi ve zorla evlerinden alınıp yurt dışında görevlendirilmek suretiyle sürgün edildi. Türkeş, Türkiye’nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgüne gönderildi.
4 ay hapis cezası yattı
1963 yılında yurda dönen Türkeş, dava arkadaşlarıyla kadro oluşturup partileşmek amacıyla “Huzur ve Yükseliş Derneği”ni kurdu. Kısa bir süre sonra Talat Aydemir’in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiasıyla tutuklanan ve Mamak Askeri Cezaevinde 4 ay hücre hapsinde yatan Türkeş, yargılanarak beraat etti.
CKMP Genel Başkanı Türkeş
Alparslan Türkeş, 1965’de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine (CKMP) katıldı ve partinin Büyük Kurultay’ında Genel Başkanlığa seçildi. Türkeş, aynı yıl yapılan genel seçimlerde de Ankara milletvekili oldu.
CKMP’nin adı 1969’da, Milliyetçi Hareket Partisi, amblemi de üç hilal olarak değiştirilirken, Türkeş o yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili seçildi.
Türkeş, ilki 31 Mart 1975 -13 Haziran 1977 yılları, ikincisi de 1 Ağustos – 31 Aralık 1977 tarihlerinde, Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yaptı.
Türkiye’de 1968 yılından itibaren Marksist ve komünist gençlik hareketlerinin üniversitelerde yer almaya başlaması ile Türkeş, toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle Türk toplumculuğu ve milliyetçiliğini anlattı. Kısa zamanda çoğalan ve örgütlenen gençler, “Dokuz Işık” etrafında toplandı.
12 Eylül 1980 Darbesi
12 Eylül 1980’de gerçekleşen askeri darbeden 3 gün sonra teslim olan Türkeş, önce Uzunada’da daha sonra da Ankara Askeri Dil Okulu’nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastanesinde 4,5 yıl hapis yattı. Bu süreçte Türkeş ve 218 ülkücünün idamı istendi. Türkeş, 9 Nisan 1985’de tahliye oldu ve beraat etti. Türkeş, 1987’de siyaset yapma yasağının kalkmasının ardından Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) olağanüstü kongresinde partinin Genel Başkanı oldu. Türkeş, 1991 yılındaki genel seçimlerde MÇP’nin, Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile yaptığı seçim ittifakı neticesinde Yozgat milletvekili seçildi. 1992’de 12 Eylül’ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesine ilişkin değişikliğin ardından MHP’nin son kurultay delegeleri, MHP’nin isim ve amblemini MÇP’nin kullanabilmesine karar verdi.
4 Nisan 1997’de hayata gözlerini yumdu
Bu çerçevede 1992’de yapılan MÇP’nin 4. Olağanüstü Kurultayı’nda partinin adı MHP, amblemi üç hilal olarak değiştirildi, genel başkanlığa tekrar Alparslan Türkeş seçildi.
Türkeş, 4 Nisan 1997’de geçirdiği kalp krizi sonucu 80 yaşında hayatını kaybetti. Türkeş için 8 Nisan 1997’de düzenlenen cenaze törenine yoğun katılım oldu. Türkeş’in naaşı, Beşevler’deki anıt mezara defnedildi. Türkiye’nin tüm illeri ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kırım, Balkanlar ve Türkistan’daki Hoca Ahmet Yesevi’nin türbesinden getirilen topraklar, Türkeş’in mezarına konuldu. – ANKARA
]]>Programda ilk olarak konuşan Cumhur İttifakı Ahlat Belediye Başkan Adayı Yavuz Gülmez, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ı Ahlat’ta ağırlamaktan onur duyduklarını söyledi. Gülmez, “Bugün Ahlat bir başka güzel. Çünkü bugün bu meydanda bu toprakların yetiştirdiği en önemli değerlerden biri olan Ahlat sevdalısı büyüğümüz Cumhurbaşkanı Yardımcımız sayın Cevdet Yılmaz beyefendi aramızdalar. Cumhurbaşkanı yardımcım bu ziyaretiniz bizleri ve Ahlatlıyı ziyadesiyle mutlu etmiştir. Allah sizlerden razı olsun inşallah. Muhterem efendim artık Ahlat kararını vermiştir. Dün olduğu gibi bugün de bu coşkulu topluluk Allah’ın izniyle 31 Mart akşamı efsane AK Parti belediyeciliğini müjdelemektedir. Allah’a hamd ediyorum. Kıymetli Ahlatlılar bu mübarek günde ve bu soğuk günde teşrif ettiniz. Allah sizlerden razı olsun. Bu memleketin sokak sokak, cadde cadde sorunlarını bilerek projeler ürettik ve bu projelerin desteklenmesi lazım. Dün olduğu gibi bugün de Allah’ın izniyle hükümetimizin sonuna kadar arkamızda olduğunun farkındayız” dedi.
Daha sonra konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını ileterek sözlerine başladı. Yılmaz, “Değerli kardeşlerim sizlere öncelikle Cumhurbaşkanımız kendisi de Ahlatlı olan, burada yeri olan, mekanı olan Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını iletiyorum. Aynı şekilde burada kendisi için bir konut inşa ettiren, kendisini Ahlatlı olarak gören Milliyetçi Hareket Partisi’nin değerli Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli’ye de selamlarımızı iletiyorum.
Değerli kardeşlerim, önümüzde bir seçim var. Adayımız Yavuz bey. Yavuz Bey’e 31 Mart’ta evet diyor muyuz? Yavuz Bey’le birlikte Ahlat yeni dönemde yeni hizmetlerle yeni hamlelerle yoluna devam edecek inşallah. Bugüne kadar Ahlat’a çok hizmetler yaptık. Hükümet olarak Ahlat’a bir başka gözle baktık. Burası Kubbetül İslam. Burası bizim medeniyetimizin temel taşlarından. Bu gözle baktık. ve elimizden gelen tüm imkanlarla Ahlat’ın yanında olduk. Ahlat’a yatırımlar yaptık. En son Cumhurbaşkanlığımızın da külliyesini buraya yaptık. Millet bahçeleriyle, altyapısıyla, üst yapısıyla restorasyonlarıyla Ahlat’a bütün desteğimizi vermeye çalıştık. Her bir projemizi de birebir Cumhurbaşkanımız takip etti. Allah ondan razı olsun. Allah başımızdan eksik etmesin” dedi.
“Yeni dönemde de Yavuz başkanımızla birlikte aynı anlayışla hizmetlerimize devam edeceğiz” diyen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü, “Yavuz Bey güzel projeler hazırladı. O projelere merkezi idare olarak elimizden gelen tüm desteği vermeye devam edeceğiz. Kendisinin yanındayız, arkasındayız. Bizim siyasetimiz makam ve mevki siyaseti değil. Makamlar ve mevkiler gelip geçicidir. Dünya da gelip geçici. Önemli olan o makamlardayken halka hizmet etmektir. Halkın ihtiyaçlarını görmektir ve birlikten yana olmaktır. Kendi nefsinizin aleyhine de olsa, kendi menfaatinizin aleyhine de olsa birlikten ayrılmamaktır. Ben inanıyorum ki kim ne yaparsa yapsın Ahlat birliğimize güç verecek.
İnşallah önümüzdeki dönem Türkiye Yüzyılı diyoruz. Türkiye Yüzyılı’nda çok daha ileriye hedeflere yürüyeceğiz. Sadece bölgemizde değil, küresel düzeyde çok daha farklı bir konuma ulaşacağız. Bunun için bir şeye ihtiyacımız var sadece. Ahlat’ta da bana göre en güzel mesaj budur. Birlik siyasetine ihtiyacımız var. Beraberlik siyasetine ihtiyacımız var. Biz bir olmazsak beraber olmazsak başkalarına fırsat doğar. Ahlat halkı bunu en güzel şekilde değerlendirecektir. Buna yürekten inanıyorum. Başkalarına fırsat vermeyecektir. Birliğimizi, beraberliğimizi muhafaza edecektir.
Değerli Ahlatlı hemşerilerim 31 Mart’a hazır mıyız? 31 Mart’ta AK Parti demeye, Cumhur İttifakı demeye Yavuz Bey’i belediye başkanlığına taşımaya kararlı mıyız? Evet. Benim gördüğüm Ahlat işi bitirmiş. İnşallah 31 Mart’ta, 31 Mart akşamında Ahlat’ın sonuçlarını özel olarak takip edeceğiz. ve buradan gelen sonuçlar farklı bir mesaj verecek. Hem Türkiye’ye hem de Dünyaya ülkemizin, milletimizin gücünü göstereceksiniz.” – BİTLİS
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, para sayma görüntülerine ilişkin konuştu, “O kişinin o gün Ekrem Bey’in danışmanı değil, o gün ilin saymanı, il yöneticisi olduğu ortaya çıkıyor. Orasının AKP’li bir avukatın ofisi olduğu çıkıyor. Biz o AKP’li avukat hakkında da suç duyurusunda bulunduk. Biz bu soruşturmanın en hızlı şekilde sonuçlanmasını istiyoruz. Tayyip Bey de bu soruşturma seçime kadar bitmesin istiyor” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, SZC TV’de ‘Liderler Özel’ programına konuk oldu. Özel, gazeteciler Saygı Öztürk, Alişer Delek, Deniz Zeyrek ve Senem Toluay Ilgaz’ın sorularını cevapladı.
Özel, “Seçime katılma oranında özelde CHP ama genel olarak muhalefet seçmenini sandığa çekme konusunda bir risk görüyor musunuz 10 gün kala” sorusunu şöyle yanıtladı:
“ANKET SONUÇLARINDA GEÇEN YEREL SEÇİME GÖRE DAHA YÜKSEK BİR KATILIM BEKLİYORUZ”
“Anketlere göre kalmadı öyle bir risk. Hatta çok çekişmeli giden bazı yerlerde, mesela geçen seçimde geçersiz, boş ve kullanılmayan oyların toplamı diyelim 14, ankette 11 çıkıyor bu sefer. Hani oy kullanmayacağım falan diyen. Tabi orada istem dışı kullanamamalar falan da eklenecek diyor arkadaşlar. Şu andaki anket sonuçlarında geçen yerel seçime göre daha yüksek bir katılım bekliyoruz. Çünkü birazcık bu seçimin önemi hem bizim tarafımızdan hem de belediyelerimizdeki muhalif partiler tarafından farklı bir şekilde algılandı, algılatıldı. Seçime olumsuz yansıyacak bir kırgınlığın kalmadığını partiyle ilgili yani sandıklara sahip çıkma, görev yapma falan biliyorum.”
Özel, “İstanbul’da sandık güvenliğinden başlayıp, seçim güvenliğine ilişkin endişe var mı” sorusuna şu cevabı verdi:
“İSTANBUL’DA SANDIK GÜVENLİĞİ SORUNUMUZ YOK. TÜRKİYE’NİN GENELİNDE YOK”
“İstanbul’da sandık güvenliği sorunumuz yok. Türkiye’nin genelinde yok. Açık söyleyelim. Zaten yerel seçimler sandık güvenliği açısından genel seçimlere göre partimiz açısından daha kolay. Çünkü iddialı olduğunuz yerde örgütünüz güçlü. Örgütün dışında aday ve belediye meclis üyesi adaylarının kendileri de sahada, sandıkta, kendi organizasyonları da var. Zaten belediyeyi kazanacak kadar iddia koyduğunuz bir yerde oy çaldırmıyorsunuz. İstanbul örgütü zaten kendi rüştünü geçmişte defalarca bu konuda ispatlamış bir örgüttür. Bütün hazırlıklarımız tamam. İki tane yaptığımız dijital tatbikatta da tam not aldı İstanbul örgütü. Eksik olduğumuz yerlere de müdahale ediyoruz, bakıyoruz.
Her şeyi yapabilirler. Bu bir hani artık tenezzül meselesini de aştı. Yani bunlar bir kere böyle şeylere tenezzül ediyorlar. Bugün gördüğünüz sen insanların doğalgaz parasını 4 ay yatırma, beklet, seçime 1 hafta kala Cumhurbaşkanının selamı ile yatır. Olacak şey değil. Her şeye tenezzül edebilirler. Ama seçim tekrarı için biliyorsunuz, çok yakın seçim sonucu, bütün sandıklara itiraz, orada bilmem ne filan. Sonrasında yaptıkları bir takım biliyorsunuz artık rezalete varan, utanmazlıklar vardı. Bu seçimde bizdeki anketler İstanbul seçiminin öyle geçen seçim gibi yüzde 0,1’lik farklarla değil böyle açık ve rahat, tartışmasız bir farkla. Binali Yıldırım’ın kabul edip de saat 7’de seçim sonuçlarını kabul ettiği bir farkla seçimin sonuçlanacağını düşünüyorum.”
Özel, para sayma görüntülerine ilişkin şunları söyledi:
“TAYYİP BEY BU SORUŞTURMA SEÇİME KADAR BİTMESİN İSTİYOR”
“Bizim kampanyamızda bu süreçte bu tip riskleri de öngörerek, nasıl bir kampanya yapmamız gerektiğini uzun uzun konuştuk. Gelelim sizin söylediğiniz kısmına işin. Bugün ölçülüyor, siz diyorsunuz ya. Soruluyor bazı kanallarda. En güvendiği araştırma şirketini bağlamış soruyor. Diyor ki kim önde? Ekrem İmamoğlu önde. Peki öbürü aradan katılıyor. Yahu para sayma görüntülerinin hiç mi zararı olmadı? Çok inandıkları, güvendikleri, geçmiş seçimi tam tahmin ettiği için refere ettikleri diyor ki olmadı. Çünkü bu yalanlandı ve eski görüntü olduğu ortaya çıktı. Kimse buna inanmıyor diyor. Biz sahada ölçtürüyoruz. Ben sürekli her gün sabahleyin, ölçme ve değerlendirme birimimize. Bu para sayma veya bir takım olumsuz başka şeylerle ilgili negatif bir tansiyon alıyor musunuz diye soruyorum. Bana söyledikleri şu, milletin derdi geçim. Odaklandığı yer de seçim sonuçları. O para sayma meselelerinde, zaten şimdi esas hesap şuydu. Tek başına bir kişiyi koydular ekrana. Para sayma görüntülerini yayınladılar, orada ne dediler. CHP’nin il binasında çekilen görüntüdür. Kurultay süreciyle ilgilidir. Bakın şu anda Recep Tayyip Erdoğan’ın önceden hazırlanan ve sonradan boşa düşen, tekrarlamasam mı dediği söylemlerine. Bunlar deste deste paralar, vay Ekrem filan. O görüntüyü genişletince ve gerçeğine ulaşınca görüntünün il binası satın alma için olduğu ortaya çıkıyor. Para sayan kişinin o gün Ekrem Beyin danışmanı değil o gün ilin saymanı olduğu, il yöneticisi olduğu ortaya çıkıyor. Etrafındaki herkes gayet meşru bir iş yapmanın bilinciyle, orası AKP’li bir avukatın ofisi olduğu çıkıyor. Biz o AKP’Li avukat hakkında da suç duyurusunda bulunduk. Biz bu yapılan soruşturmanın en hızlı şekilde sonuçlanmasını istiyoruz. Tayyip Bey de bu soruşturma seçime kadar bitmesin istiyor. Biz ifadeleri o yüzden hemen veriyoruz. Bu arada Canan Hanımın da bir açıklamasını okudum. Yarın da ifade verecek. Hukuk devletlerinde bu işler böyle yürür. Buradaki esas mesele şu, sorudaki birkaç kelimeyi altını çizerek cevaplayacak olursam şunu söylemek isterim. Psikolojik üstünlükle ilgili bir dert yok.”
Özel, TİP’in Gökhan Zan’ı Hatay’da adaylıktan çekmesi ve Hatay’daki duruma ilişkin soruyu şöyle yanıtladı:
“TİP’İN ADAYLAŞTIRDIĞI ARKADAŞ ‘ÇOK İYİ GEÇİNİRİM BEN LÜTFÜ ABİYLE’ DEYİP SONRADAN 6 ŞUBAT’IN YIL DÖNÜMÜNDE PROTESTOLARI ORGANİZE ETTİ”
“Hatay 6 Şubat’ta çok büyük bir yıkım yaşadı. Resmi rakamlarla Türkiye’de 52 bin kayıp var, bunun yarısı Hatay’da. Yıkılan evlerin yüzde 45’i Hatay’da. Hatta tekil konut olarak bakıldığında yüzde 50’den fazlası yine Hatay’da. Öyle olunca da bu kadar travmanın ağır olması normal. Devamında adaylaşma sürecinde biz hani şöyle bir kolaycılığa gitmedik. Hatay’da mevcut belediye başkanını atıyoruz ya da değiştiriyoruz desek. Biz ölçerek, araştırarak, başka alternatifler olabilir mi diye çabalayarak baktık işe. Ama süreç şu anda benim yaşadıklarımın hepsi böyle bir film sahnesi, şeridi gibi gözlerimizin önünden geçecek olursa 4 araştırmanın sonucunda, Sayın Başkanın bu konuda en iyi sonucu alabileceğini araştırmalar gösterdi. Son gün kendisiyle iki kez görüştük. İlçe başkanları ve ilçe adayları hep bir ağızdan başkan ile birlikte olduğunda bu seçimin alınacağını söylediler. O süreçte TİP’in adaylaştırdığı arkadaş önce İYİ Partiliydi, bize geldi büyükşehir olmazsa önce Defne, sonra Arsuz talebinde bulundu. Lütfü Beyi aday gösterirsek siz Arsuz’da. Çok iyi geçinirim ben Lütfü Abiyle deyip sonradan 6 Şubat’ın yıl dönümünde protestoları organize etti, filan. Ben gözümle gördüm. Böyle bir grubu almış orada acayip bir hal içindeydi. Sonradan sonradan anladım ne olduğunu. Dedim ki bir insan bu hale niye gelsin. Canın çok yanar, üzülürsün, tepki gösterirsin. Hepsi anlaşılır. Ama birinci yıl dönümü. AKP’li bakan protesto ediliyor. Onu bile ayıpsadım ben yani. Çok haklı şekilde insanlar isyan ediyorlar ama sonuçta Sağlık Bakanı kısa bir konuşma yapmak istiyor. O protestoya oh oh iyi oldu diyemezsin. Orada yüzde 99’un yöneldiği bir şey var. Durun durun Lütfü Savaş’ı yıpratalım, şu lafı edelim, bu lafı edelim. Ekrem Beyin etrafına 30-40 kişi yollayan, bizim peşimize takan filan. Sonradan zaten böyle hep bir şey vardı. Hep bir şey söyleniyordu. ya bildiğiniz gibi değil. Öyle sanıldığı gibi değil. Siz onu Hataylılara sorun diyorlardı. Sonunda ortaya çıktı, bu vakitten sonra taktir bütün Hataylıların.
En kötü karar kararsızlıktır. Birini seçer uygularsınız. Hatay’ın durumu öyle bir durum değildi. 3 tane Hatay var. Bir tanesi gerçek Hatay var. Bir tanesi Twitter’da konuşulan Hatay var. Bir tanesi İstanbul gibi büyükşehirlere yansıması olan bir kent olarak önemsenmesi gereken bir Hatay var. İstanbul’daki Hatay’ın duygu durumu Twitter’dan çok etkileniyor ama esas mesele o Hatay’a gittiğinizde başka bir şey görüyorsunuz, başka bir şey konuşuluyor. Yani böyle ne siyah ne beyaz arada bir ton var ve orada doğruyu yakalamak lazım. Partiye de genel başkanı seçerken o piti piti karamela sepeti tak deyip ben bunu yapıyorum deyip birini seçmiyorsunuz ki. Düşünecek, taşınacak, doğrusunu yapacak ve bir karar verecek. O karardan doğrusu ve yanlışı ile mesul olacak birisi. O yüzden kolay olmadı tabi. Bir sürü alternatif aradık, ölçtük ve biçtik. En sonunda doğru bir noktaya geldik.
“BİZ ADAY BELİRLERKEN ORTAKLAŞAMAMIŞ OLABİLİRİZ ANCAK YÖNETİRKEN VE HATAY’I AYAĞA KALDIRIRKEN ORTAKLAŞACAĞIZ”
Bütün araştırmalarda Lütfü Savaş’ın önce gerideyken farkı kapattı ve şimdi öne geçti. Bu mevzudan sonra da yani Hatay’da, Hatay AKP tarafından yönetilmesin isteyen, başka bir alternatife yönelen, TİP’in çok değerli seçmenleri kararını, TİP doğru bir aday olsa ve adayının arkasında duruyor olsaydı belki TİP’e oy verecek seçmenler açısından artık bu işin iktidarın Hataylıları tehdit ettiği ve şantajda bulunduğu bu süreçte biz şunu söylüyoruz. Biz aday belirlerken ortaklaşamamış olabiliriz ancak Lütfü Bey adına ve partinin Genel Başkanı adına ifade ediyorum ki yönetirken ve Hatay’ı ayağa kaldırırken ortaklaşacağız. Hep birlikte Hatay’ı yöneteceğiz ve hep birlikte Hatay’ı ayağa kaldırmak için birilerinin tehdidine teslim olmadığımızı göstereceğiz”
Özel, Cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“GENEL BAŞKAN TEKNİK DİREKTÖRDÜR. PENALTIYI KİMİN ATACAĞINA KARAR VERİR”
“Çok net bir tutumum var. Bu dönem, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Atatürk’ün partisini yeniden iktidar yapma dönemi. Benim misyonum bu. Bunu yapmak için oyunu kurallarına göre oynayıp 50+1 almamız gerekiyor. Parlamenter sistemin gereği partinin genel başkanı doğal başbakan adayıdır. Partinin genel başkanı 50+1’i almıyorsa o zaman 50+1 alacak adayı bulacak. O adayı öncelikle kendi partisinde arayacak. Genel başkan bu stratejide teknik direktördür. Penaltıyı kimin atacağına karar verir. Bence bir futbol maçının en heyecan verici kısmı da penaltıyı atmak değil penaltıyı kimin atacağına karar vermektir. Bu kararı verecek mekanizmaları doğru çalıştırmaktır. En doğru oyuncu ben olsam gider penaltıyı ben atarım. En doğru oyuncuya penaltıyı sen at dersin, maçı kazanırsın. Kendime dair en ufak bir hırsım, kompleksim yok. Ama maçı kazanma konusunda çok inançlı ve kararlıyım.”
Özel, mal varlığı tartışmalarına ilişkin şöyle konuştu:
“CHP OLARAK SİYASETİN FİNANSMANI VE ŞEFFAFLIĞI İLE İLGİLİ KANUN TASARISINI TEKRAR GÜNDEME GETİRECEĞİZ”
“İşin sorunlu kısmı gizleme ve izah edememe. Bir şey gözden kaçmasın. CHP olarak mal varlıklarının hem yerel yöneticilerde hem de milletvekillerinde, bakanlarda kamuoyuna açık bir şekilde ilan edilmesinin ve düzenli olarak kamuoyunu bilgilendirmesiyle ilgili siyasetin finansmanı ve şeffaflığı ile ilgili kanun tasarısını tekrar gündeme getireceğiz. Açıklamamaktaki tereddüdün ne demek olduğu ortaya çıktı. Türkiye’de bütün belediye başkanlarının bu mal varlıklarını şeffaf olarak ve birinci derece akrabalar dahil ilan edilmesi lazım. Biz CHP olarak seçilen bütün belediye başkanlarımıza bunu yaptıracağız.”
]]>6 Şubat Kahramanmaraş merkezli asrın felaketinin yıkıma uğrattığı şehirlerden Hatay’da kaldığı enkaz altında bir bacağını kaybeden 47 yaşındaki Murat Akkoç’a, merkezi İstanbul Beylikdüzü’nde bulunan İrade Adımları Derneği tarafından ücretsiz olarak protez bacak takılarak fiziki tedavisi yapıldı. Kaybettiği bacağına protez takılan Akkoç, artık yürüyebiliyor.
“4.17’de her şeyimizi kaybettik”
Asrın felaketine Hatay merkez Antakya ilçesindeki işyerinde yakalanan ve dışarı çıktıklarında bina üzenlerine devrilen, ikinci depremi de enkaz altında yaşayan 47 yaşındaki Murat Akkoç, “6 Şubat’ta 4.17’de her şeyimizi kaybettik. Sevdiklerimizi, evimizi, arabamızı, malımızı, mülkümüzü her şeyimizi kaybettik. Sevdiğimiz insanları, ayağımı kaybettim. Sevdiğim insanlar kolunu kaybetti, iki bacağını kaybetti” dedi.
“Enkaz altında kendimi değil sevdiklerimi düşündüm”
Restoranların saat 04.00’te kapandığını, temizlik sonrası kahve içmeye başladıklarını hatırlatan Akkoç, “Depremde 4.17’de iş yerindeydim. İş arkadaşımla kahve içiyorduk. Deprem olduğunda biz binadan uzaklaştık. İş yerinden çıktık, ikinci caddeye kadar yetiştik, kafamı kaldırdığımda gökyüzü parlaması oldu. Bembeyaz bir gökyüzü parlaması, o esnada binaya baktığımızda bina üstümüze geldi. Tabii kaçamadık, yerin su gibi kaynaması, sağa sola vurması bizi enkaz altında bıraktı. 14 saat enkaz altında kaldım. İkinci depreme enkazda yakalandım. 7,6 depreminde enkaz altındaydım. Enkaz altında kendi canımı değil, sevdiklerimi düşündüm. Hep aklım onlardaydı. Ben o esnada ayaklarımı çıkarmaya çalıştım ama çıkartamadım. Ayağımın üstüne kolon düşmüş. Bir metrelik alanda 5 arkadaştık. Kimisi kolundan, kimisi ayaklarından, kimisinin kafatası çatlamıştı. Belli bir süre sonra sesimizi duyurduk ve bizi enkazdan çıkardırlar” ifadelerini kullandı.
Önce parmakları, sonra bacağı kesildi
Enkaz altından kurtulduktan sonra ailesine haber vermeye çalıştığını, 15 kişilik ailesinin depremde hayatını kaybettiğini öğrendiğini hatırlatan Murat Akkoç, hayatta kalan abisinin kendisiyle ilgilendiğini ve ambulansla hastaneye kaldırdıklarını söyledi. Hatay’daki hastaneden Adana Şehir Hastanesi’ne, buradan özel bir hastaneye gönderdiklerini hatırlatan Akkoç, kendisinin istemesi üzerine İstanbul’da bir hastane sevk edildiğini belirtti.
Akkoç, önce parmaklarının kesildiğini hatırlatarak, “Kestikten sonra enfeksiyon durmadı. Durmayınca kırık yerden kestiler. Üç operasyon geçirdim, 2,5-3 ay hastanelerde yattım” diyerek yaşadıklarını anlatı.
“Yürümeyi özlemiştim”
Hastaneden protez için İrade Adımları Derneği’ni tavsiye ettiklerini söyleyen Akkoç, “Protez benim hayatımı çok değiştirdi. Çünkü yürüyemiyordum, tek ayakla bastonların desteğiyle yürüyordum. İnsan suyunu bile kalkıp dolduramıyordu. Tek ayakla çok zor. Ama protez gerçekten benim hayatımı çok değiştirdi. Yürümeyi özlemiştim. Protez olunca ayağa kalktık çok şükür” diye konuştu.
“Ampüte olduktan sonra bile hedefinden şaşmadı”
Murat Akkoç’un depremde kızı hariç tüm yakınlarını kaybettiğini hatırlatan Fizyoterapist Renim Elşeyh, “Bu hayatta tek kalan kızını en iyi şekilde yetiştirmeyi hedefleyen Murat bey, ampüte olduktan sonra bile bu hedeften şaşmayarak bizim verdiğimiz tüm egzersizlere uyarak tez zamanında dengesini tuttu ve protezle düzgün bir şekilde yürüyebildi” dedi.
“Aktif spor yapan biriydi”
Protez Ortez Teknikeri Samet Yılmazer ise Murat Akkoç’ın dernek merkezine ilk geldiğinde kendisindeki o üzüntüyü hissettiklerini vurgulayarak, “Çünkü Murat Bey gerçekten aktif bir hastaydı. Hastalığından önce aslında çok aktif spor yapan bir bireydi. Bunun için Murat Bey’e buna yönelik biz protez seçmeliydik. Kendisiyle gereken görüşmeleri ve muayeneleri yaptık. Daha sonra ölçü aşamasına geçtik ve ölçümüzü aldık. Gereken şekilde uygulama süreçlerini işledik. Kurulumu gerçekleştirdik. Bir tez soketi hazırladık” diye konuştu.
“Yüzündeki o gülücükler bizi de mutlu etti”
Bu tez soketi taktıklarında Murat Akkoç’un umudunu görebildiklerini vurgulayan Yılmazer, “Uygulama süreci gerçekten zor geçmişti. Ama kendisindeki değişim sürecini görünce biz de mutlu oluyorduk. Güzel bir uygulama sürecinden sonra nihai soketi elde ettik. Tam bir protezin kurulumu tamamladık. Murat Bey’in yüzündeki o gülücükler bizi de mutlu etmeye başlamıştı. Umarım bir daha böyle bir afet yaşanmaz. Tüm Türkiye’ye geçmiş olsun” diyerek açıklamasını noktaladı. – HATAY
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Beykoz’daki halk buluşmasında; “Çıkmışlar, tekrar oy istiyorlar. Hatta 1994’te kazanmış ya, ’94 ruhuyla’ diyorlar. Kardeşim, 94 ruhu dediğin nedir? Ankara’da Melih Gökçek belediyeciliğidir. Burada o günden itibaren İstanbul’a ihanetin başlangıç günüdür. Ben demiyorum, Tayyip Bey diyor. Diyor ki, ‘Biz yatay mimari yapamadık, dikey mimariyi tercih ettik. İstanbul’a hançerleri sapladık. Burada benim de suçum var’. Doğru söylüyor, rakamı söyleyeyim mi? O geldiğinde İstanbul’da kaç gökdelen vardı, 4. O giderken kaç vardı, tam 247. İstanbul’a 243 tane hançer saplayanın bundan sonra İstanbul’a vereceği hiçbir şeyi yoktur. Uzak dursunlar, gölge etmesinler yeter” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Beykoz’da halk buluşmasına katıldı. Burada konuşan Özel, partisinin ilçe belediye başkan adayı Alaattin Köseler’e oy istedi.
“EKREM BAŞKAN, DEMOKRASİ TOKADINI VURDU”
Özel, şunları söyledi:
“Ben beş sene önce de Beykoz’da, Üsküdar’da, Ümraniye’de çalışma yapmıştım. O günlerde de nezaketen el sallayanlar, kalp yapanlar, otobüsün önüne koşanlar vardı ama bugün gördüğüm Ümraniye, bugün gördüğümüz Üsküdar, bugün gördüğüm Beykoz var ya, o ne güzel Beykoz öyle. Niye oluyor bunlar? Çünkü Beykoz beş yıl önce İstanbul’un verdiği karardan memnun. Beş yıldır Ekrem İmamoğlu’nun ekibinin Beykoz’a yaptıklarını Beykoz görmüş. Bundan memnun ve yeni bir karar vermiş. Diyor ki, Ekrem İmamoğlu’yla beş yıl daha tam yol ileri. Niye demesin ki? ya olmasaydı, geçen seçimlerde o küçük farkı bile önce hazmedemediler. Hilelerle seçimi elimizden almak istediler. Sonra hadi bir daha dediler. O 19 günde Ekrem Başkan’ın neler yapabildiğini görenler ve nasıl hakkı yendiğini, nasıl İstanbul’un iradesine el konulmak istediğini görenler ne yaptı? ‘Biz haziranda Osmanlı tokadı vuracağız’ diyenlere demokrasi tokadını bir vurdu, akılları başlarına geldi. Beykoz niye memnun olmasın ki? Eğer Tayyip Bey’in dediği gibi Binali (Yıldırım) Bey yönetseydi mesela Beykoz’a 154 bin ton asfalt döküldü ya, o asfalt dökülmeyecekti.
“EKREM BAŞKAN, BEYKOZ’DA 3 BİN 335 HANEYE YARDIM BAŞLATTI”
Beykoz’da 3 bin 335 haneye direkt yardım başlattı Ekrem Başkan. Bu yardımlardan Beykoz’un yardıma muhtaç aileleri yararlanamayacaktı. 3,5 milyon çiçek dikmiş Beykoz’a, 40 bine yakın ağaç, 21 bin hijyen paketi, 25 bin sahipsiz hayvanı Beykoz sokaklarından kurtarıp iyileştirmiş, aşılamış, ıslah etmiş. 4 bin 600 kişiye İstanbul Kart vermiş. Tam 2 bin 283 evladımıza burs vermiş, sahip çıkmış. Yetmemiş, 56 kilometre doğal gaz, 74 kilometre su borusu döşemiş, alt yapıyı yenilemiş. Ekrem Başkan, Beykoz’dan aldığını Beykoz’a vermiş, Beykoz’u unutmamış. Ona sahip çıkmış. Bir yandan da Beykoz’a dışarıdan gelenler, Beykoz’un oyunu alanlar ama Beykoz sokaklarında görünmeyenler var. O yüzden bu seçimden sonra Beykoz sokaklarında sadece böyle güzel yollarında değil; Beykoz’un köylerinde, Beykoz’un arka mahallelerinde, yoksul mahallelerinde Alaattin Başkanla Ekrem Başkan’ı el ele, kol kola, omuz omuza göreceksiniz. Beykoz’un sorunlarını biliyoruz. Özellikle kentsel dönüşümle ilgili mağduriyeti biliyoruz. Gönüllü olması gereken bir şeyde rızası olmayan 300 aileyi ite kaka dışarıya atmalarını biliyoruz. Bu güzel kentte zamanında kentin cefasını çekenlere ‘Sen git buradan, sefasını başkaları sürecek’ diyenleri biliyoruz. Elbette kentsel dönüşüm istiyoruz ancak adil, yerinde, şehirden koparmayan bir kentsel dönüşümün de sözünü veriyoruz.
“BEYKOZ’UN MAKUS TARİHİ DEĞİŞECEK”
Beykoz’un geçmişine bakınca memleketim Manisa’yla benzerlikler gördüm. Bizde bir Sümerbank Fabrikası vardı, kapattılar, içimiz yandı. Hem işsizimiz çok arttı hem de kentin önemli bir sosyal çevresi ortadan kalktı. Burada da kundura fabrikasının kapatıldığını, ispirto fabrikasının kapatıldığını, son olarak Paşabahçe Fabrikası’nın, Şişecam Fabrikası’nın kapatıldığını, yerine istihdam yaratacak, kaynak yaratacak hiçbir adımın atılmadığını, Beykoz’un boynu bükük bırakıldığını gördüm, üzüldüm. Ekrem Başkan’ın Beykoz’la ilgili neler yapacağını, Alaattin Başkanla kol kola girip de Beykoz’u nasıl ayağa kaldıracağını, bu konudaki azmini, heyecanını, kararlılığını biliyorum ve üzülmüyorum. Size müjde veriyorum. 1 Nisan’da Beykoz’un makus tarihi değişecek, söz veriyoruz. Ekrem Başkan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğundan beri İstanbul’un üstünde, bir helikopterin içinde Tayyip Bey gezemiyor. Gezip de yanındaki İBB Başkanı’na ‘Bu arsa kimindi?’, ‘Bizim efendim’. ‘Katarlılara verdim’. ‘Bu arsa kimin?’, ‘İBB’nin efendim’. ‘Ben bunu Birleşik Arap Emirlikleri’ne söz verdim’. ‘Ya arsa kalmadı mı’, ‘Kalmadı efendim’. ‘O zaman bir kanal daha açalım, etrafını Katarlılara satalım’. Bunların hepsi bitti.
“KANAL İSTANBUL’U SENİN REİSİN SÖYLEDİ”
Şimdi Murat Kurum’a soruyorlar. Kanal İstanbul hakkında ne düşünüyorsunuz, baktı ki Ekrem Başkan’ın sloganını İstanbul benimsemiş, ya kanal ya İstanbul demiş, diyor ki, ‘İstanbul’un sorunlarını konuşalım. Bunu niye gündeme getiriyorsun, neden Kanal İstanbul konuşalım?’ Kardeşim, Kanal İstanbul’u sen söyledin. Senin reisin söyledi, Recep Tayyip Erdoğan söyledi. Bu ihanet projesini de işte Ekrem Başkanımız durdurdu. Eğer beş yıl önce Ekrem Başkan değil de o zamanki Tayyip Bey’in adayı Binali Bey olaydı, kalan bütün arsalar gitmişti. İstanbul’un boğazını hançer girmişti. Kanal İstanbul’u yapmışlar, her tarafı Katarlılara satmışlardı. İstanbullu, Ekrem Başkan’a oy vererek, Beykoz’da Alaattin Köseler’e oy vererek sadece kimin belediye başkanı olacağına karar vermeyecek, Beykoz’un ve İstanbul’un yeniden ihanete uğramasına engel olacak, izin vermeyecek. Çıkmışlar, tekrar oy istiyorlar. Hatta 1994’te kazanmış ya, ’94 ruhuyla’ diyorlar. Kardeşim, 94 ruhu dediğin nedir? Ankara’da Melih Gökçek belediyeciliğidir. Burada o günden itibaren İstanbul’a ihanetin başlangıç günüdür. Ben demiyorum, Tayyip Bey diyor. Diyor ki, ‘Biz yatay mimari yapamadık, dikey mimariyi tercih ettik. İstanbul’a hançerleri sapladık. Burada benim de suçum var’. Doğru söylüyor, rakamı söyleyeyim mi? O geldiğinde İstanbul’da kaç gökdelen vardı, 4. O giderken kaç vardı, tam 247. İstanbul’a 243 tane hançer saplayanın bundan sonra İstanbul’a vereceği hiçbir şeyi yoktur. Uzak dursunlar, gölge etmesinler yeter.
“SENİN ÖNCELİĞİN BEŞLİ ÇETELER, BENİM ÖNCELİĞİM EMEKLİLER”
Bir de Tayyip Bey ile aramızda son günlerde büyük gerilim var. Bana diyor ki, ‘Birisi emeklileri tahrik ediyor’. En düşük emekli maaşı 10 bin lira. Türk-İş açıkladı, açlık sınırı 16 bin 200 lira. Türkiye’de neredeyse bütün emekliler açlık sınırının altında. Bak, ‘Açız, aç’ diye bağırıyorlar. Bana diyor ki, ‘Emeklileri tahrik etme. Eğer emeklilere senin dediğini verirsem çalışanlara maaş ödeyemem’. Vallahi de yalan billahi de yalan. Sen beşli çeteye parayı buluyorsun, saray müteahhidine parayı buluyorsun, zenginlerin vergilerini ertelemeye parayı buluyorsun, bir tek emekliye gelince ‘Param yok’ diyorsun. Siyaset, öncelik belirleme işidir. Senin önceliğin beşli çeteler, benim önceliğim emekliler. Senin önceliğin birilerini zengin etmek, bizim önceliğimiz birilerinin yoksulluğunu gidermek. CHP’li belediye başkanları 1 Nisan’dan itibaren yoksulluğu yönetmek için değil, yoksulluğu yok etmek için göreve gelecek. Bunu böyle bilin. 4 yaşına kadar çocuğu olan anneye, ulaşımı bedava yapan, çocuk doğduğunda o doğum paketi ile oraya koşan, günü gelince sütünü veren, zor durumda kalana sahip çıkan İmamoğlu’na helal olsun. Bundan sonra anneler için çalışmaya, anneler sosyal yaşama, çalışma yaşamına katılsınlar diye kreşler yapmaya, İstanbul’a emanet edilen 80 ilden gelen öğrencilerimizin barınma sorunu için yurtlar yapmaya, onlara sıcak yemek vermeye, eğitim, ulaşım desteği vermeye, bu ülkede, bu kentte kimin kollanmaya, kimin arkasında durulmaya ihtiyacı varsa bunu yapmaya, halkçı belediyeciliğe, sosyal belediyeciliğe sonuna kadar devam edeceğiz. Sonuna kadar.
“BAŞI SIKIŞANIN GELECEĞİ YER BABA OCAĞIDIR”
Beykoz’dan bir çağrım olacak. O çağrım, Beykoz’daki CHP dışındaki partilerde geçmişte oy vermiş olanlara, siyaset yapmış olanlara, geçmişte gönlü orada olup da şimdi içi buruk olanlara. Biz CHP’yiz. Bu partiye baba ocağı diyoruz. Öyle ya, herkes baba ocağına doğar, ana kucağına doğar. Büyür bir noktaya gelir. Kimi büyüğüne gider ve yerleşir, kimi daha küçüğüne razı olur. Kimi ırakta oturur, kimi yakında oturur ama herkes bilir ki bir gün başım sıkışırsa, bir gün dara düşersem baba ocağının çorbası kaynamaktadır, bacası tütmektedir. Başı sıkışanın geleceği yer baba ocağıdır. Bizim ilçe başkanlarımız, önceki ilçe başkanlarımız, yöneticilerimiz o baba ocağının çorbasını kaynatanlar, bacasını tüttürenlerdir ama kim gelmek istiyorsa baba ocağının kapısı ardına kadar açıktır. Yeri, evin baş köşesidir. Kapının önüne geçip de gelene ‘Niye geldin’ demeyiz. ‘Nereden geldin’ demeyiz. ‘Madem gelecektin, niye gittin, sen gittin de bak bizlere neler ettirdin’ demeyiz. Çünkü sorarsa ‘Kardeşim tapusu kimdedir’ diye, baba ocağının tapusu Özgür Özel’de değildir. Kemal Bey’de de yoktu. Ne rahmetli Ecevit’teydi ne rahmetli İsmet Paşa’da… Baba ocağının tapusu bir kişiye kayıtlıdır, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
“BU MEMLEKETİN BİR KEZ DAHA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE OLMASINA İHTİYAÇ VAR”
Madem ki bu memleketin yüzde 95’i Atatürkçüdür, madem ki Beykozlu AKP’lilere, MHP’lilere sorduğunda da ‘Atatürk’ü seviyorum, vatanımı kurtaran, milletimi özgürleştiren, ezanımın okunmasına, dinimin yaşanmasına izin veren Ulu Önder’dir’ diyorsa Atatürk’ün baba evinin kapısı hepsine açıktır. Buyursunlar, gelsinler. Şimdi tam 100 yıl sonra Cumhuriyetin bir kez daha kurtulmasına, demokrasinin bir kez daha kurulmasına, fakirin fukaranın, garibin gurebanın, Cumhuriyet ki kimsesizlerin kimsesidir, yeniden kollanmasına, bu memleketin bir kez daha güçlü Türkiye olmasına ihtiyaç var. Onun için bu seçimlerde AKP ile MHP’nin Cumhur İttifakı’na karşı bir büyük ittifaka ihtiyaç var. Biz oradayız. Biz, CHP olarak İstanbul’da İstanbul İttifakının içindeyiz, Türkiye’de Türkiye İttifakı’nın içindeyiz. Türkiye İttifakı’nın içinde elbette sosyal demokratlar var ancak yetmez. Ayrıca milliyetçi demokratlar, iyi insanlar var. Muhafazakar demokratlar var. Hepimiz gibi inançlı insanlar var. Hiç ayrım yapmadan Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkes’i, göçmeni hep beraber bütün demokratları İstanbul’da İstanbul ittifakına, Türkiye’de Türkiye İttifakı’na davet ediyoruz. Türkiye ittifakının renkleri ay yıldızlı al bayrağın renkleridir. Türkiye ittifakı, Milli Takım gol attığında kim ayağa kalkıyorsa, Filenin Sultanları dünya şampiyonu olup da bayrak göndere çekilirken, İstiklal Marşı okunurken iki gözü yaşlı Filenin Sultanlarını görüp de kimin gırtlağı düğümleniyorsa, kim bu ülkede vatanını, milletini, bayrağını seviyorsa hepsi Türkiye İttifakı’nın içindedir. Onlar bizimledir. Biz de onlarla birlikteyiz. Türkiye İttifakı’na var mısınız? O zaman Türkiye İttifakı’nın renklerini söyleyelim. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye.”
]]>Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan, Sirkeci-Kazlıçeşme Raylı Sistem ve Yaya Odaklı Yeni Nesil Ulaşım Projesi’ne ilişkin Yedikule İstasyonu’nda düzenlenen basın toplantısına katıldı. Fatih Belediye Başkanı Turan, projenin açılışı konusunda İBB Başkan Adayları Murat Kurum ve Ekrem İmamoğlu arasındaki davetiye polemiğine ilişkin konuştu.
Açılışı yapılacak projenin İstanbul için bir polemik değil, bir sevinç kaynağını olduğunu belirten Başkan Turan, “Ayıp ama kamuoyunun gündemi bu değil. Bir açılış var bu sevinç hepimizin sevinci. İstanbul Belediye Başkanının da sevinci. Şunu söylemek durumundayım. Ekrem bey nasıl benim eski arkadaşımsa Murat Kurum da benim eski çalışma arkadaşım. İkisini de tanıyan insan olarak söylüyorum. Ekrem Bey polemik konusunda çok başarılı. Murat Bey de polemik konusunda başarısız. Çalışma arkadaşı olarak söylüyorum. Murat Bey bir şey de çok başarılı. Çünkü bizim disiplinimizde sadece ve sadece çalışmak var insanlar için hizmet etmek var. Ama sayın İmamoğlu bir dostu, bir arkadaşı olarak söylüyorum. Eğer bu seçimde Sayın İmamoğlu İstanbul’da seçimi kaybedecek olsa ya da bugün görevi bırakacak olsa, ben kamuoyuna soruyorum. Sayın İmamoğlu bu şehirde hangi hizmetiyle hangi özelliğiyle anılacak. İstanbul eğer bu dönemde Sayın Ekrem İmamoğlu kaybettiğinde bir tek şeyle anılacak bu 5 yılda polemikleriyle anılacak. Sayın Cumhurbaşkanına, Sayın Bakanlara laf yetiştirmesiyle anılacak” dedi.
“Biz polemikçi bir belediye başkanı istemiyoruz, biz İstanbul için çalışan bir belediye başkanı istiyoruz”
5 yıldır İstanbul’un merkez ilçesinde belediye başkanlığı yaptığını söyleyen Turan, “Hiçbir polemiğe girmedim. İstanbul’un ihtiyacı, İstanbul’un ihtiyacını görecek konuşacak polemik yapmayacak çalışacak çalışkan bir başkana ihtiyacımız var. Bana vatandaşımızın karar vereceği şu. Sadece polemiklerin peşinden koşan polemikler üreten bir başkan mı seçecek; yoksa çalışacak bir başkan mı seçecek. Biz de belediye başkanlığı yapıyoruz. Biz de istesek her gün bir polemikle gündeme gelebilirim ama sadece ve sadece çalışıyoruz. Onun için sayın başkana tavsiyem şu. Gelip açılış gezmek istiyorsa bizim yakında Karasurları 200 yıllık bir proje yaptık. 200 yıldır dokunulmamış Karasurları Millet Bahçesi’nin açılışını yapacağız. Sayın Başkan buyursun gelsin. Murat Kurum beyi ben iyi tanıyorum. Benim çalışma arkadaşımdır. Murat Bey polemikçi değil çalışkan bir bakan, başkandır. Polemikle onu yenebilir. Ama çalışmayla onu yenemez. Onun için ben bu tartışmaları da aslında şu anda İstanbul’un ihtiyacı olan polemik midir çalışma mıdır ‘ Nedir’ Ben bunu toplumun vicdanına havale ediyorum. Hiçbir zaman gündeme gelen bir belediye başkanı değilim. Fakat son açıklaması resimlerimizi ekranlara vererek o davet etti, bu davet etmedi. Mesele davet değil. İstanbul burada büyük bir hizmet kazanıyor. Murat Beyi de buradan döveceğini herhalde zannediyor. Kendisi polemik üstadı, polemik üzerinden dövebilir ama biz polemikçi bir belediye başkanı istemiyoruz. Biz çalışan bir belediye başkanı istiyoruz. İstanbul’un asıl ihtiyacı olan İstanbul’un için çalışan ve çalışkan bir belediye başkanı” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini “Türkiye’nin Çınarları” projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, meslekte 55 yılı geride bırakan gazeteci-yazar ve senarist Avni Özgürel’le gazeteciliği ve hayatının dönüm noktalarını konuştu.
Özgürel, gazetecilikten senaryo yazarlığına geçişini, merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve merhum MHP’nin kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş’le olan ilişkisine kadar hayatının önemli kesitlerini aktardı.
Ailesinin, Balkan Savaşlarının ardından Bulgaristan’dan Anadolu’ya göç ettiğini, kendisinin de 1948’de Ankara Altındağ’da dünyaya geldiğini belirten Özgürel, lisedeki edebiyat öğretmeni ve aynı zamanda Nihal Atsız’ın kardeşi olan Nejdet Sançar’ın sürekli kompozisyonlar yazdırıp, yarışmalara sokarak gazeteciliği tercih etmesinde önemli bir figür olduğunu dile getirdi.
Özgürel, UNESCO çerçevesinde düzenlenen uluslararası bir yarışmada üçüncü olduğunu belirterek, “Eğer bu mesleği yapıyor ve elimde kalemle dolaşıyorsam edebiyat öğretmenimin emekleri sayesinde. O dönem gazeteleri dolaşmış, ‘Bakın bu öğrencimiz UNESCO’dan derece aldı, Türkçesi, dili güzel.’ diye beni taltif edip, ‘Ona yazılar yazdırabilirsiniz.’ diye öneride bulunmuştu.” ifadelerini kullandı.
Ulus gazetesinde mesleğe başladığını, ilk olarak edebiyat, kültür sanat, sergiler üzerine yazı ve haberler hazırladığını anlatan Özgürel, daha sonra Yeni İstanbul gazetesine geçtiğini aktardı.
Sonrasında Dünya gazetesinde mesleğine devam ettiğini dile getiren Özgürel, şöyle konuştu:
“Sonra Abdi İpekçi Milliyet gazetesine çağırdı ve o vesileyle İstanbul’a geldim. Milliyet, o dönem ekonomik olarak zor durumdaydı ama Abdi Bey’in tecrübesinden istifade etmek için geldim. Milliyet’te Abdi Bey’in desteğine rağmen 4-5 ay kalabildim. Gazeteden tek aldığımız öğle yemeğiydi. Abdi Bey’in öldürülmesinin ardından da Milliyet satıldı. Sonra tekrar Ankara’ya döndüm ve Dünya, Adalet, Son Havadis gibi gazetelerde çalıştım. İleriki yıllarda dönüp tekrar bir süre Milliyet’te çalıştım.”
“Türkeş Bey beni teselli etti”
Özgürel, 12 Eylül askeri darbesi olduğunda MHP’yi destekleyen Hergün gazetesinin Ankara temsilcisi olduğunu ifade ederek, darbenin ardından gazetenin kapatıldığını ve kendisinin de gözaltına alınıp sonrasında yargılandığını kaydetti.
Bu dönemde tutuklanan siyasi liderlerden Alparslan Türkeş’in, kendisini tedavi gördüğü Ankara Mevki Askeri Hastanesine görüşmeye çağırdığını dile getiren Özgürel, şunları anlattı:
“Hastaneye gittiğimde acı veren bir tabloyla karşılaştım. Ayağından hastane yatağının sütununa kelepçelenmiş. Ağlamaklı olmuştum. Türkeş Bey beni teselli etti. Bana ‘Bizim sesimizi, soluğumuzu kestiler. Bize bir gazete çıkar.’ dedi. Ben, ‘Bu ortamda bize gazete çıkarma şansı vermezler.’ deyince ‘Haftalık, ne olursa olsun, isterse teksirle…’ dedi. ‘Emredersiniz.’ deyip çıktım. Gazeteci İlnur Çevik’in babası İlhan Çevik’e gittim. Matbaaları vardı ve Daily News gazetesini çıkarıyorlardı. İlhan Bey, ‘Kağıdını getir basayım.’ dedi. Eski milliyetçi insanlardan, oradan, buradan toparladığımız paralarla biraz kağıt aldık ve rahmetli Erol Güngör’ün başyazarlığında Yeni Sözcü isminde haftalık gazeteye başladık. Bütün milliyetçi kesimin ağabey dediği Galip Erdem de yazılarıyla dergide yer aldı.
İlk sayısıyla birlikte gazete bir anda tırmandı ve 40 bine kadar çıktı. Millet destek olmak için mektupların içerisinde para gönderiyordu. Vatansever bir insan olan Ankara Sıkıyönetim Komutanı rahmetli Recep Ergun paşanın çabalarına rağmen Milli Güvenlik Kurulu Konseyi’nin baskısıyla gazeteyi 27 hafta çıkarabildim. Hem sahibi hem de sorumlu yazı işleri müdürü olduğum için son 8-10 sayısında sürekli gözaltı, ifadeler, davalarla uğraştım.”
Senaryo yazma serüveni tarih diziler ve belgesellerle devam etti
Gazetenin kapatılmasının ardından iki seneye yakın işsiz kaldığını aktaran Özgürel, Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası’nda görev yaptığı dönemden tanıştığı Turgut Özal’ı başbakanlığı döneminde ziyaret ettiğini söyledi.
Özgürel, Bulgaristan göçmeni bir aileden geldiği için o dönem Türklere yönelik baskıları yakından takip ettiğini dile getirerek, şöyle konuştu:
“Hatta daha önce kaçak olarak gidip tutuklanmıştım. Turgut Bey, Bulgaristan’daki Türklere yönelik baskıları senaryo olarak yazmamı istedi. ‘Anladığım bir iş değil.’ deyince o dönemki TRT Genel Müdürü Tunca Toskay’ı arayarak ‘Avni’ye senaryo bilen birisini ve bir yönetmen gönder.’ dedi. İki ay zarfında TRT için Bulgaristan’daki Türklerin dramını anlatan 4 bölümlük Belene dizisini yazdım. Belene, Tuna Nehri üzerinde bir ada ve toplama kampı. Türkleri oraya götürüyorlar. Bir toplama kampında yaşanabilecek her türlü eziyet orada var. Dizi nedeniyle Bulgaristan Türkiye’yi protesto etti. Bir süre durdurdular yayını. Sonra Turgut Bey baktı ki oradaki Türklerin üzerindeki baskı artarak devam ediyor, dizinin devamına karar verildi. Hatta dönemin Dışişleri Bakanı Mesut Yılmaz, TBMM’deki bir konuşmasında ‘Yarın TRT bu diziyi yayınlayacak, haberiniz olsun.’ dedi. Ertesi gün de dizi yayınlanmaya başladı.”
TRT’nin o dönemki ücret standartları nedeniyle bu işten cüzi bir para aldığını anlatan Özgürel, bu duruma üzülen Turgut Özal’ın kendisine yardımcı olmaya çalıştığını kaydetti.
Özgürel, sonrasında şirket kurduklarını ve ilk olarak başrollerinde Mehmet Aslantuğ, Osman Yağmurdereli ve Erol Taş’ın oynadığı “İz Peşinde” dizisini yazdığını söyledi. Özgürel, senaryo yazma serüveninin Kösem Sultan’ı anlatan “Mahpeyker” ve diğer tarih dizileri ile belgesellerle devam ederek bugüne kadar geldiğini anlattı.
Bugün imtiyaz sahibi olduğu Yeni Birlik gazetesinde yazılar yazıp film çalışmalarına devam eden Özgürel, gençlere “Bizim gençlerimiz biraz daha dünyaya ilgili olur ve bakarlarsa kendi ülkelerinin tahmin ettikleri kadar sıkıntı içerisinde olmadığını görürler. Elbette eleştirmek lazım ama Türkiye’yi bir yaşamak, gezip görmek lazım. Doğusu, güneydoğusuyla halkı, insanları gördükçe daha çok gayret sarf etmemiz gerektiğini bileceksiniz.” tavsiyesinde bulundu.
]]>