Güneş’in konuşmasına yaptığı atıfta “Sayın Güneş hak ve hukuk kavramlarından bahsediyor, bizi 31 Mart’tan sonra haksızlık hukuksuzluk yapmakla itham ediyor” diyen Başkan Yalım; Güneş’e sert sözlerle karşılık verdi.
“Hak ve hukuktan bahseden Sayın Güneş’e sesleniyorum” diyen Yalım; “Vatandaşımızın ödediği vergilerin bu derneklere nasıl harcandığı, Uşak Belediyesi’nin mülklerinde bu derneklerin ve vakıfların nasıl bedava oturtulduğu, giderlerinin belediye tarafından karşılandığı aşikardır ve apaçık ortadadır. Eğer hak hukuk istiyorsanız bir an önce bu mülklerde bedava oturan, vatandaşın ödediği vergilere kene gibi yapışan bu derneklerden hep birlikte kurtulalım. Siz de bunların öncülüğünü yapıp mecliste sözcüsü olmayın. Ben Uşak Belediye Başkanı olarak halkımın parasını koruyacağım ve bu sistemi durdurmak için gerekli kararı da en kısa sürede meclisten çıkarttıracağım” dedi.
Kamuoyunu yanıltan iddiaların aslını açıkladı
Öncelikle Gediz Uluyolunda bulunan TÜGVA binasının önünde konuşan Başkan Yalım; Uşak Belediyesi’ne ait olan bu binanın 7 Ağustos 2017 yılında TÜGVA’ya tahsis edildiğini, 7 yıl boyunca bu vakfın hiçbir ücret ödemeden bu binayı kullandığını anlattı.
-Kamu malına bilerek zarar verdiler
Seçimi kazandıktan sonra binanın bağlı olduğu birim müdüründen bilgi istediklerini ve binaya geldiklerinde gördükleri manzara karşısında şok olduklarını ifade eden Başkan yalım; “Buraya gelince karşılaştığımız ortam maalesef çok kötüydü. Binada bulunan her şeyi, tavandaki lambadan dolaplara, raflardan masalara, kombiden peteklere kadar aklınıza gelebilecek her şeyi kırmış ve dağıtmışlardı. Açıkçası kamu malını ve vatandaşın vergileriyle yapılan yatırımları bu şekilde tahrip etmeleri bizi çok üzdü.
Daha sonra biz yetkilere açıklama yapınca olayın kamuoyuna yansımasıyla birlikte TÜGVA yetkilileri buraya gelip üstün körü temizleyip kırılan dökülen eşyaları düzeltmeye çalışmış. Hatta içeride bulunan bir panoya “Bir gün elbet geri döneceğiz” diye yazılmış.
Bunlar hiç hoş şeyler değil. Ben buradan açıkça diyorum ki, dönemeyeceksiniz. Uşak halkı size bir daha milletin malını har vurup harman savurma hakkını vermeyecek” dedi.
-Eski yönetim yıllarca faturayı belediyeye ödetmiş
TÜGVA binasının ardından hemen ilerisinde bulunan ÖNDER İmam Hatipliler Derneği binasının önüne giden Başkan Yalım; daha önce Uşak Belediyesi Zabıta Müdürlüğü’nün kullandığı bu binanın 2 Ağustos 2021 yılında bu derneğe tahsis edildiğini söyledi. Aynı şekilde bu derneğin de hiçbir ücret ödemeden binayı kullandığını hatırlatan Başkan Yalım, “Maalesef bu giderlerin hepsi Uşaklı vatandaşlarımın ödediği vergilerle karşılanmış” dedi.
-Asıl tecavüz vatandaşın ödediği vergilere yapılmıştır
AK Parti Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in TBMM içerisinde yaptığı açıklamada kamuoyunu yanıltacak bilgiler verdiğini ifade eden Başkan Yalım; “Ben Sayın Güneş’e buradan sesleniyorum; bunca yıllık tecrübeli bir milletvekili olarak önce beni arayıp bu konu hakkındaki gerçekleri öğrenip ondan sonra konuşması gerekirdi. Kendisinin iddia ettiği gibi ekiplerimiz bu binalara tecavüz etmedi. Tam tersi ortada bir tecavüz varsa o da TÜGVA ve ÖNDER’in Uşak halkının ödediği vergilere ettiği tecavüzdür” dedi.
Açıklamasında ÖNDER yetkililerine de seslenen Başkan Yalım; “Bu bina Uşaklı vatandaşlarımındır. Ben bu binayı halkıma açacağım ve halkımın rahatça kullanabileceği şekilde bir kreş yapacağım. Bir an önce bu binayı boşaltın” dedi. – UŞAK
]]>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, önümüzdeki dönemde kamuda alınacak tasarruf önlemlerinin ipuçlarını verdi. Kamuda tasarruf tedbirleri için düğmeye basıldı ve alınacak tedbirler kalem kalem listelendi. Tasarruf döneminde, ek ödenek, yeni bina alımı, araç kiralama, 5 yıldızlı otellerde seminer gibi pek çok detay bulunuyor.
Türkiye Gazetesi’nden Yücel Kayaoğlu’na konuşan Şimşek’in açıklamasından öne çıkanlar şu şekilde sıralanıyor:
“KİMSE EK ÖDENEK İÇİN BANA GELMESİN”
Bir kuruş bütçe dışı ödenek verilmiyor, verilmeyecek. Her kurum ve bakanlıklar ile belediyeler bütçelerinde öngörülen sınırların dışına çıkamayacak. Kimse ek ödenek için bana gelmesin.
“FİZİKİ GERÇEKLEŞMEYE GÖRE ÖDENEK VERİLECEK”
Fiziki gerçekleşmesi yüzde 60-70’in üzerinde olan yatırımlara ödenek verilecek. Bunun dışında örneğin, fiziki gerçekleşmesi yüzde 20 olmuşsa, bu türdeki yatırımların ödenekleri yıllara yayılacak. 4 kilometrelik bir tünel yatırımının fiziki gerçekleşmesi 500 metre ise bu konuda acele edilmeyecek.

“TARIMSAL DESTEKTE KESİNTİ YAPILMAYACAK”
Ancak, tarımsal üretim, nitelikli yatırımlar, sulama ve baraj gibi yatırımlar öncelikli olacak. Tarımsal desteklerden herhangi bir kesinti yapılmayacak. Kamu yatırım programında rasyonelleştirme çalışmaları yapıldı, kısa sürede tamamlanarak ekonomik ve sosyal fayda üretecek yatırımlar önceliklendirilecek.
“KAMU BİNASI ALIM TALEPLERİ REDDEDİLECEK
Yeni kamu binası alınmasına kesinlikle izin verilmeyecek. Tam tersine kamu binası giderleri konusunda tasarruf yapılacak. Bu konuda gelecek ödenek talepleri reddedilecek. Örneğin bizim bakanlığımıza bağlı bir birimin binası ile ilgili sorun çıktı. Yeni bina almadık veya kiralamadık. O binadaki personeli kendi bakanlığımızın binasına taşıdık. 3 kişi oturan personel odalarını masa sandalye koyduk 5’e-6’ya çıkardık. Bu nedenle tüm kamu kurumları ellerindeki bina imkanına göre planlama yapacak.

“5 YILDIZLI OTELDE SEMİNER DÜZENLENMEYECEK”
Yurt dışı ve yurt içi toplantılar, eğitim seminerleri veya konferanslar gibi talepler olduğunda, her kurum kendi binası içinde kendi bulunduğu yerde bunları yapacak. Yurt dışındaki bir toplantıya katılım zorunlu ise, personel sınırı olacak. Örneğin, Ankara’daki bir kamu kurumu Antalya’daki 5 yıldızlı otele para verip eğitim semineri düzenleyemeyecek. Ankara’da bunu kendi imkanları ile yapacak. Ayrıca, kırtasiye, temsil-ağırlama giderleri sıkı bir şekilde kontrol ediliyor.

“MEVCUT ARAÇLARI SATIN, O ZAMAN YENİSİNİ ALIN”
Kamudaki servis hizmetine sınırlama getirilecek. Zorunlu olmayan servis hizmetleri son buluyor. Kamuda araç tasarrufu en çok önem verdiğimiz konulardan biri. Bu nedenle, zaten bir süredir araç tasarrufu konusunda dikkat ediyoruz. Kiralama veya yeni araç alımında çok katı kurallar var. Yeni araç alınmasına yönelik talepler geldiğinde, titiz bir inceleme yapılıyor. Öncelikle ‘elinizdeki mevcut araçları satın, yerine o zaman yenisini alın’ diyoruz. Yenisi alınacaksa da TOGG almalarını söylüyoruz.
KAMU ALIMLARINDA ORTAYA ÇIKAN ZARARLAR ÖNLENECEK
Kamu İhale Yasası değişiyor. Kamu ihale mevzuatı uluslararası norm ve standartlara uyumlu olacak şekilde güncellenecek. Kamu alımlarına yönelik harcamalar tasarruf odaklı olacak. Kamu alımlarında ortaya çıkacak zararların önlenmesi için her türlü adım atılacak.

KDV FIRSATÇILIĞINA YAPAY ZEKA ÖNLEMİ
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, KDV’deki oran uyumsuzluklarının tespit edilmesi için başlattıkları yapay zeka destekli çalışmanın tamamlandığını bildirdi. Birçok işletme, yüzde 8-10 arasında olması gerekirken, temel gıda için uygulanan yüzde 1 KDV’den fiş kesiyor, vatandaştan yüzde 10 olarak aldığı vergiyi yüzde 1 olarak devlete ödüyor ve vergi kaçağına sebep oluyordu.
Sosyal medya hesabından, KDV kayıp ve kaçağının önlenmesine ilişkin yürütülen çalışmalara ilişkin paylaşım yapan Bakan Şimşek, temel ihtiyaç ürünleri üzerindeki vergi yükünü azaltmak için uygulanan düşük KDV oranlarını istismar ettiği tespit edilen firmalara yönelik saha denetimleri yapılacağına dikkati çekerek şunları kaydetti:
“KDV’deki oran uyumsuzluklarını tespit etmeye yönelik, Vergi Denetim Kurulu ve Gelir İdaresi başkanlıklarımız ile Risk Analizi Genel Müdürlüğümüz yapay zeka destekli çalışmalarını tamamladı. Vergi kayıp ve kaçağına sebebiyet vererek haksız kazanç sağlayanların, haksız rekabet oluşturanların takipçisi olmaya devam edeceğiz.”
]]>Konya’nın Karapınar ilçesinde bulunan santralin işletilmesi amacıyla bir çok teknik altyapı ve dijital araçlarla donatılan bina, fütürist tasarımıyla dikkati çekiyor.
Dış yüzeyi 4 farklı güneş paneli tasarımından esinlenerek oluşturulan örtü materyalleriyle binanın iç kısmının aşırı ısınması önlenirken, estetik ve modern bir görünüş sergileniyor.
Kentin sahip olduğu bitki örtüsü dikkate alınarak tasarlanan SCADA Merkezi’nin iç bahçesi ise yenilenebilir enerji ve doğanın uyum içinde olduğu bir atmosfer sunuyor.
Güneş santralinin beyni olarak faaliyet gösteren ve görüntüsü dolayısıyla “Vaha” olarak isimlendirilen SCADA Merkezi, santraldeki 3,5 milyondan fazla güneş panelinin elektrik üretim verilerini anlık olarak takip ederek, analiz ediyor.
SCADA Merkezi, tasarımıyla Türkiye’nin elektrik ihtiyacının temiz ve sürdürülebilir kaynaklardan karşılanması hedefinde güneş enerjisine ilginin artmasına katkı sunuyor.
Güneş santrali Türkiye’nin tamamını temsil ediyor
Kalyon Enerji Yatırımları Operasyonlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Gürler Duman, enerji santralleri, rafineri, petrokimya tesisleri ve benzeri büyük tesislerin stratejik önemi sebebiyle özel ve merkezi kontrol odaları tarafından yönetildiğini belirterek, “Güneş enerjisi santralleri işletim tarafında çok sofistike olmamasına rağmen, Kalyon yönetimi olarak en başından beri hem stratejik anlamı ve önemi hem de büyüklüğü sebebiyle merkezi bir kontrol binasını kesinlikle hak eden bir santral olduğunu düşündük.” dedi.
Duman, SCADA Merkezi’nin ihtişamlı, sürdürülebilir ve teknolojik özellikleri barındıran bir bina olarak tasarlandığına dikkati çekerek, 1350 megavat kurulu güçteki santralin merkezi bir kontrol binasından yönetilmesi gerekliliğini göz önünde bulundurduklarını söyledi.
Duman, “Bu tesis, dünyada 5 büyük tesisten biri. Santral, Kalyon’u değil Türkiye’nin tamamını temsil ediyor. Bu, sektörde Türkiye’nin sembol bir santrali olacak. SCADA Merkezi’nin bu stratejik önemi temsil eden ikonik bir yapı olması gerekiyordu.” değerlendirmesini yaptı.
Merkez tasarlanırken, çevresel, teknolojik ve estetik kaygılar gözetildi
Söz konusu merkezin, teknoloji kampüsü olarak da faaliyet göstereceğine işaret eden Duman, “Güneş enerji sistemlerinin görülebileceği, deneyimleyebileceği bir yer de olsun istedik. Sektöre ve bu alanda eğitim gören öğrencilere özellikle böyle de bir katkımız olsun istedik. Dolayısıyla yapıyı tasarlarken hem estetik kaygılar hem çevresel kaygılar, hem de bu tür teknolojik ve fonksiyonel kaygıları gözettik.” diye konuştu.
Duman, Caner-Begüm Bilgin çiftinin tasarımı olan merkezin 65 proje arasından seçildiğini ve inşaatın 2023’te tamamlandığını söyledi.
“Vaha” elektrik ihtiyacını kendi karşılıyor
Merkezin “sıfır atık” esasıyla tasarlandığını ve enerjisinin tamamen güneşten karşılandığını ifade eden Duman, şunları kaydetti:
“Binanın iç elektrik tüketimi üzerine koyduğumuz güneş panellerinden sağlanıyor. Toplamda 113 kilovat pik, 400 vatlık panellerden oluşan bir kurulu şebekeden bağımsız sistemimiz var. Bu sistemde sadece binanın enerjisini değil, aynı zamanda oradaki başka tüketim noktalarımızın enerjisini de kapasitenin izin verdiği oranda sağlamaya çalışıyoruz.”
Duman, “enerji kampüsü” olarak tasarlanan binanın yönetim, bakım-onarım, işletme ve operasyon kısımlarından oluştuğuna işaret ederek, binada ayrıca sanal gerçeklikle santral turları düzenleyeceklerini anlattı.
Fiziki olarak çok sayıda ziyaret talebi aldıklarını aktaran Duman, “Binaya okullardan, teknik liselerden, üniversitelerden çok fazla talep var. İran’dan ABD’ye, Uzak Doğu’dan Avrupa’ya kadar dünyanın her yerinden merkezi ziyaret talebi var. Sistemimizi hazır hale getirip, ziyaretçi başvurularını almaya başlayacağız.” ifadelerini kullandı.
Duman, merkezde 110 kişi çalıştığını belirterek, sözlerini, “Türkiye’nin elektrik sistemine 1000 megavatlık elektrik deşarj ediyoruz. Dolayısıyla bu sistemlerin yönetilmesinde 24 saat esası vardır. Onun dışında 3 milyon 256 bin panelin olduğu, yaklaşık 31 bin motorun çalıştığı, devasa bir enerji santralının bakım-onarımından bahsediyoruz. Son verilere göre, 8 milyon dolar civarında bir yatırımımız oldu. Bina, tamamen öz kaynaklarla yapıldı.” diye tamamladı.
]]>Gayrettepe Yıldız Posta Caddesi Gönenoğlu Sokak’ta saat 12.47’de 16 katlı binanın eksi 1 ve eksi 2. katında faaliyet gösteren eğlence merkezinde tadilat kaynaklı yangın çıktı.
İhbar üzerine olay yerine itfaiye, sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Polis ekipleri çevrede önlem aldı.
Yangına itfaiye ekipleri 31 araç ve 86 personelle müdahale etti. Ekiplerin çalışması sonucu yangın söndürüldü.
İstanbul Valisi Gül, olay yerinde incelemede bulundu
İstanbul Valisi Davut Gül, yangına ilişkin olay yerinde incelemede bulundu. Gül, burada yaptığı açıklamada, yangının çıkış nedeninin belli olmadığını, itfaiyenin çıkış nedeniyle ilgili çalışma yaptığını, binanın altında diskotek olarak kullanılan bir mekanda yangın çıktığını anlattı.
Vali Gül, söz konusu binada tadilat yapıldığını belirterek, “Tadilat dolayısıyla çalışanlar hayatını kaybetti ve yaralandı. Olay yerinde gerek itfaiye gerek polisimiz gerekse sağlık görevlilerimiz ilk andan itibaren müdahale ettiler ve çalışmalarına başladılar.” diye konuştu.
Hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı dileyen Gül, bina için 1987’de alınan bir ruhsat bulunduğunu, 2018 yılında da bunun yenilendiğini bildirdi.
Gül, binada patlama ihtimaline ilişkin soruya, “Bize ulaşan böyle bir bilgi yok.” cevabını verdi.
İmamoğlu yangının yaşandığı yerde inceleme yaptı
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu da yangının yaşandığı yerde incelemelerde bulundu.
İmamoğlu, binanın 1987’de ruhsat verilen bir gece kulübü olduğunu vurgulayarak, “En son itfaiye raporu 2016’da veriliyor. 2018’de bir ruhsat yenilenmesi yapılmış ilçe belediyesi tarafından. Bunlar incelenecek, savcılık da gereken süreci başlatmış durumda. Yapının statik güvenliği ile ilgili arkadaşlarım da burada inceleme yapıyor. Ona göre gerekirse komşuların tahliyesi gibi konularda destek olacağız. Yapı eski bir yapı.” ifadelerini kullandı.
Yangınla ilgili idari soruşturma başlatılırken, 2 mülkiye müfettişi görevlendirildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında 3 cumhuriyet savcısının görevlendirilmesi yapıldı.
Ekiplerce, iş yerinin mesul müdürü İ.Ş. (65), iş yerinin ortakları M.M.C. (45) ve Ş.Ş. (50), muhasebeci S.A. (39), işletme müdürü A.A.P. (26), tadilatla ilgili metal işleri sorumlusu K.E. (47), metal işleri firma sahibi Ç.A. (43) ve mobilyacı E.E’nin (40) olduğu 8 kişi gözaltına alındı.
Yapılan çalışmada, İ.Ş, Ş.Ş. ve E.E’nin “kasten yaralama”, S.A’nın “cinsel taciz”, A.A.P’nin ise “kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, bulundurmak ya da uyuşturucu madde kullanmak”, “Ateşli Silahlar Kanunu’na muhalefet” ve “kasten yaralama” suçlarından kayıtları olduğu belirlendi.
Olay yerinde hayatını kaybedenlerin cesetleri ambulanslarla Adli Tıp Kurumu’na götürülürken acı haberi olay yerinde alan ölenlerin yakınları fenalık geçirdi.
Uzmanlar yangını değerlendirdi
Türkiye Yangından Korunma ve Eğitim Vakfı (TÜYAK) Başkanı Dr. Kazım Beceren yangına ilişkin “İnşa aşamasında, özellikle ateşli çalışmalar sırasında alınması gereken tedbirler vardır. Bu yangının ölümle sonuçlanması, bu tedbirlerin alınmadığını gösteriyor.” dedi.
Yangın güvenlik uzmanı Levent Yasa da “İtfaiyenin müdahalesi yerinde ve doğrudur, fakat yangın büyük olduğundan ve içeride yanıcı madde çok fazla olduğundan dolayı böyle bir can kaybıyla karşı karşıyayız.” ifadelerini kullandı.
Yangına ilişkin İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi Başkanı Herdem Süer ise “Burada bir iç mimar olsaydı, iç mimarlık projesi kullanılsaydı bu yangın belki gerçekleşmeyecekti.” diye konuştu.
Görgü tanıkları olayı anlattı
Tadilat esnasında çıkan yangına ilişkin esnaf Mehmet Cengiz, alevlerin dış cepheyi sardığını, o esnada apartman görevlilerinden birinin ilk müdahalede bulunduğunu söyledi.
Görgü tanıklarından Sema Soğancı da “5-6 dakika geçmeden hemen itfaiye geldi. Patlamalar, çatlamalar, öyle sesler duydum. İçeride insanlar var mı diye merak ettim.” ifadesini kullandı.
İlçe belediyesinden açıklama yapıldı
Beşiktaş Belediyesinin, tadilat yapılan eğlence merkezinde çıkan ve 29 kişinin öldüğü yangına ilişkin açıklamasında ise “Bahse konu olan işletme ilk olarak 1987 yılında ruhsatını almış olup, 2018 yılında ise devretmeye bağlı olarak ruhsatının yenilenmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ancak iddia edilen tadilat süreciyle ilgili belediyemize herhangi bir başvuru yapılmamış, izin alınmamış, bilgi verilmemiştir. Şu anda bu konuda itfaiye, savcılık ve müfettişlerin soruşturması devam etmekte olup, sonucunda ayrıca bilgi verilecektir. Kurum olarak, olayın takipçisi olacağız ve kamuoyunu sürekli olarak bilgilendirmeye devam edeceğiz. Toplumsal huzur ve güvenliğin sağlanması için elimizden gelen tüm çabayı göstermeye sorumluluğu olan tüm kamu kurumları ile birlikte devam edeceğiz.” ifadesine yer verildi.
]]>İçmeler, Merkez ve Armutalan olmak üzere kentin farklı noktalarında hizmet veren Marmaris Belediyesi’nin Datça Yolu üzerinde yapılan yeni hizmet binası, bugün gerçekleştirilen törenle açıldı.
Seçim yasakları nedeniyle sade bir şekilde gerçekleştirilen açılış törenine, Belediye Başkanı Mehmet Oktay, Başkan Yardımcıları, Meclis Üyeleri, birim müdürleri ve tüm personel katıldı. İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başlayan açılış töreninde ilk olarak 5 yıllık hizmet dönemini anlatan ve personelin Belediye Başkanı Oktay’a teşekkür ettiği kısa bir film izlendi. Ardından mikrofona davet edilen Başkan Mehmet Oktay, konuşmasına tüm Belediye çalışanlarına emekleri için teşekkür ederek başladı.
Açılış törenine ilişkin konuşan Başkan Oktay, “Gönül isterdi ki bu hizmet binamızın açılışını tüm yurttaşlarımızla birlikte yapalım. Ancak içinde bulunduğumuz seçim süreci nedeniyle YSK’nın aldığı kararlar doğrultusunda büyük bir açılış yapamadık. Ancak mesai arkadaşlarımız ve meclis üyelerimizle bir açılış izni alabildik” dedi.
“SİZLERLE BİRLİKTE YOL ALDIK”
Başkan Mehmet Oktay, konuşmasında farklı konu başlıkları altında şunları kaydetti:
“5 yıllık hizmet süremiz ‘bir dönem’ olarak değerlendiriliyor ancak yaşadıklarımıza baktığımızda Marmaris tarihinde bu kadar olumsuzluğun üstü üste geldiği başka bir dönem görülmedi. Bakıldığında tabii ki pandemi, yangınlar ve arkasından kış döneminde yaşadığımız su baskınları, bizleri de dolaylı yoldan etkileyen 2 büyük deprem. Tüm Muğla genelinde en çok deprem mağdurunu bizler bölgemizde ağırladık. Bunlar olağan akışı olumsuz etkiledi ama yine de sizlerin sayesinde bizler 5 yıl boyunca birçok hizmet ürettik. Pek çok projeyi hayata geçirdik.
“TURİZM SEZONU UZADI”
Turizme dair de bir çok çalışma yaptık. Turizm sezonunu bir süre daha uzattık. 2019 yılı rakamlarını geçmiş bulunuyoruz. Bu yıl ilk uçağımız 10 Martta geldi, son uçağımız ise 27 Kasım’da buradan ayrılacak. Ben yine buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum. Lütfen tüm esnaflarımız mümkün olduğunca hızlı bir şekilde işletmelerini açmaya çalışsınlar. Çünkü gelen misafirlerimizin olumlu görüşleri sezonun uzaması için çok önemli bir ölçüt.
“YENİ DÖNEMDE HEPİNİZE BAŞARILAR DİLİYORUM”
Tarım konusunda yaptığımız çalışmalar, Halk Kafe, Halk Büfe ve Halk Ekmek faaliyetlerimiz çok talep gören hizmetlerimiz oldu. En son hizmete açtığımız Hisarönü Mesire Alanımız. Daha yapılacak çok şey elbette ki var. Bize göreve geldiğimizde şunu söyledik: ‘Eksik hizmetleri iyileştirelim, iyi hizmetlerin ise devamlılığını sağlayalım.’ Benim en büyük amacım, doğduğum, büyüdüğüm ve yaşadığım memleketime hizmet etmek oldu. Yeni gelecek arkadaşlarımıza güzel bir çalışma dönemi diliyorum.”
MECLİS ÜYELERİNE TEŞEKKÜR PLAKETİ
Başkan Oktay’ın konuşmasının ardından Meclis üyeleri teker teker sahneye davet edilerek, yaptıkları hizmetler için teşekkür plaketi sunuldu. Toplu fotoğraf çekiminin ardından yeni bina kurdele kesimiyle hizmete açıldı. Binayı gezen meclis üyeleri son olarak meclis toplantı odasında da hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>İçmeler, Merkez ve Armutalan olmak üzere kentin farklı noktalarında hizmet veren Marmaris Belediyesi’nin Datça Yolu üzerinde yapılan yeni hizmet binası bugün gerçekleştirilen törenle açıldı. Seçim yasakları nedeniyle sade bir şekilde gerçekleştirilen açılış törenine Belediye Başkanı Mehmet Oktay, Başkan Yardımcıları, Meclis Üyeleri, birim müdürleri ve tüm personel katıldı. İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başlayan açılış töreninde ilk olarak 5 yıllık hizmet dönemini anlatan ve personelin Belediye Başkanı Oktay’a teşekkür ettiği kısa bir film izlendi. Ardından mikrofona davet edilen Başkan Mehmet Oktay, konuşmasına tüm belediye çalışanlarına emekleri için teşekkür ederek başladı. Açılış törenine ilişkin konuşan Başkan Oktay; “Gönül isterdi ki bu hizmet binamızın açılışını tüm yurttaşlarımızla birlikte yapalım. Ancak içinde bulunduğumuz seçim süreci nedeniyle YSK’nın aldığı kararlar doğrultusunda büyük bir açılış yapamadık. Ancak mesai arkadaşlarımız ve meclis üyelerimizle bir açılış izni alabildik” şeklinde konuştu.
“Sizlerle birlikte yol aldık”
Başkan Mehmet Oktay konuşmasında şu konu başlıklarına değindi, “5 yıllık hizmet süremiz ‘bir dönem’ olarak değerlendiriliyor ancak yaşadıklarımıza baktığımızda Marmaris tarihinde bu kadar olumsuzluğun üstü üste geldiği başka bir dönem görülmedi. Bakıldığında tabi ki pandemi, yangınlar ve arkasından kış döneminde yaşadığımız su baskınları, bizleri de dolaylı yoldan etkileyen 2 büyük deprem. Tüm Muğla genelinde en çok deprem mağdurunu bizler bölgemizde ağırladık. Bunlar olağan akışı olumsuz etkiledi ama yine de sizlerin sayesinde bizler 5 yıl boyunca birçok hizmet ürettik. Pek çok projeyi hayata geçirdik.”
“Turizm sezonu uzadı”
Marmaris’te turizmi uzattıklarını ve ilk uçağın 10 Mart’ta geldiğini belirten Oktay; “Turizme dair de bir çok çalışma yaptık. Turizm sezonunu bir süre daha uzattık. 2019 yılı rakamlarını geçmiş bulunuyoruz. Bu yıl ilk uçağımız 10 Martta geldi, son uçağımız ise 27 Kasım’da buradan ayrılacak. Ben yine buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum. Lütfen tüm esnaflarımız mümkün olduğunca hızlı bir şekilde işletmelerini açmaya çalışsınlar. Çünkü gelen misafirlerimizin olumlu görüşleri sezonun uzaması için çok önemli bir ölçüt” dedi.
“Yeni dönemde hepinize başarılar diliyorum”
Başkanlık süresi boyunca talep gören hizmetlerinin olduğuna burgu yapan Başkan Oktay; “Tarım konusunda yaptığımız çalışmalar, Halk Kafe, Halk Büfe ve Halk Ekmek faaliyetlerimiz çok talep gören hizmetlerimiz oldu. En son hizmete açtığımız Hisarönü Mesire Alanımız. Daha yapılacak çok şey elbette ki var. Bize göreve geldiğimizde şunu söyledik. “Eksik hizmetleri iyileştirelim, iyi hizmetlerin ise devamlılığını sağlayalım” Benim en büyük amacım, doğduğum, büyüdüğüm ve yaşadığım memleketime hizmet etmek oldu. Yeni gelecek arkadaşlarımıza güzel bir çalışma dönemi diliyorum” şeklinde konuştu.
Meclis üyelerine teşekkür plaketi
Başkan Oktay’ın konuşmasının ardından meclis üyeleri teker teker sahneye davet edilerek yaptıkları hizmetler için teşekkür plaketi sunuldu. Toplu fotoğraf çekiminin ardından yeni bina kurdele kesimiyle hizmete açıldı. Binayı gezen meclis üyeleri son olarak meclis toplantı odasında da hatıra fotoğrafı çektirdi. – MUĞLA
]]>3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar Ahmet Doğan, Atilla Öz ve Tevfik Tepebaşı bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Tutuksuz sanık Salih Tepebaşılı ile müştekiler ve taraf avukatları duruşma salonunda hazır bulundu.
Mahkeme, tutuksuz sanık Mehmet Akif Özgüler’in 25 Mart’ta hayatını kaybetmesi nedeniyle hakkında verilen adli kontrol kararını kaldırdı.
Tutuklu sanık Atilla Öz, depremde hayatını kaybedenlere rahmet dileyerek, Ebrar Sitesi B Blok’un kooperatif kapsamında yapıldığını, kooperatifin kurucusunun kendisi olmadığını, binanın, projeler ve yasalara uygun olarak yapıldığını savundu.
Öz, “Bütün bina incelenmiş, her türlü denetimden geçmiş ve yapı kullanım izni alınmıştır. O halde yapı kullanım belgesinin olması, binanın resmi nitelik kazandığını, yasalara, mevzuatlara uyulduğunu, yine bilirkişi heyetinin kusur addetmemesi benim ve yönetim kurulu üyelerinin gerekli olan dikkat ve özen gösterdiğinin bir kanıtıdır. Bundan 30 yıl önce üyelerinin çoğunluğu benim gibi öğretmen olan Lalezar Konut Yapı Kooperatifine üye oldum. Bu kooperatifin kurucusu ben değilim. 1995 yılında ben kooperatife üye oldum. Kooperatif 1987 tarihinde kurulmuştur. Toplantıya ben katılmasaydım, ben şu an yargılanmayacaktım. Burada denetçi olarak görev alan Tevfik Tepebaşı çok aktifti, denetçi olduğu için görev icabı daha çok o ilgileniyordu.” diye konuştu.
Tutuklu sanık Tevfik Tepebaşı da Ebrar Sitesi’nin bir bölümünün müteahhitler, bir bölümünün ise kooperatifler tarafından yapıldığı ifade etti.
Ebrar Sitesi’nde kendi akrabaları ve sevdiklerinin de öldüğünü belirten Tepebaşı, “Ben öğretmenim, inşaattan anlamam ancak herkes beni sorumlu tutuyor. Ben bu kooperatifin yönetimde bulunmuyorum sadece üyeyim. Ben müteahhit değilim. Benim sürekli müteahhit olduğumu söyleyenlere inanamıyorum. Üstüme atılan suçları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum” dedi.
Tutuklu sanık Ahmet Doğan ise Ebrar Sitesi’nin inşaatının başladığında il dışında memur olarak görev yaptığını ve bu dosyada neden yargılandığını anlamadığını dile getirerek beraatini istedi.
Sanık Salih Tepebaşılı da ev sahibi olmak için Ebrar Sitesi B Blok’a üye olduğunu, kooperatif toplantılarının yıllık yapıldığını ifade etti.
Mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların mevcut halinin devamına karar vererek duruşmayı 13 Haziran’a erteledi.
Müşteki avukatlar olası kastla yargılanma istedi
Müşteki avukatlarından Berke Balaban, duruşma sonrası gazetecilere yaptığı açıklamada, yargılanan sanıkların inşaattan anlamadıklarını beyan etmelerine karşın binayı yapan kooperatifin dosyaları içinde ilave kat için ek inşaat ruhsatı başvurularında imzalarının bulunduğunu ifade etti.
Balaban, şunları kaydetti:
“Yapılan yargılamada, Lalezar Kooperatifi’ne ait toplanan faaliyet raporları, denetçi raporları yargılanan sanıkların yıkılan binanın yapım aşamasına dahil olduğunu göstermektedir. Binaya ilave 2 kat çıkılması için inşaat ruhsatı başvurularında, faaliyet ve denetim raporlarında sanıkların imzası bulunmaktadır. Bunun yanında, daha önceki celselerde bahsettiğimiz ve yıkılan binaya ilave 2 kat çıkılmasının uygun görüldüğü hiçbir hesaplama içermeyen teknik raporu tanzim eden sanık Mehmet Akif Özgüler’in 25 Mart tarihinde vefat ettiği öğrenilmiştir. Önceki taleplerimizi tekrar ederek, bu sanıkların olası kastla yargılanmasını istedik.”
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanıklar hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis talep ediliyor.
]]>Sosyal medyada ortaya çıkan ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanlığı’nda çekildiği öne sürülen ‘para sayma’ görüntülerine ilişkin 11 Mart tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından re’sen soruşturma başlatıldı. Başsavcılık maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, suç ve suç unsuru bulunup bulunmadığının tespiti için başlattığı soruşturmada ilk olarak 3 ismi ‘şüpheli’ olarak ifadeye çağırdı.
Görüntülerin 2019’dan ve CHP İstanbul İl Başkanlığı Binası’nın satın alınma sürecinde çekildiğini söylediler
İlk ifadeye çağrılan 3 isimden CHP eski İstanbul İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas ile CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın eski basın danışmanı Can Poyraz 14 Mart günü ifade vermek üzere Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’na geldi. 2 şüpheli ifadelerinde, söz konusu görüntülerin 2019’da çekilmiş olduğunu ve CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınması sürecinde çekilmiş görüntüler olduğunu belirtti. Ertesi gün ise ifade vermeye İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş geldi. Yaklaşık 1 buçuk saat süren ifade işlemlerinin ardından Keleş de benzer ifadelere ek olarak, CHP Milletvekili Turan Taşkın Özer’in bina satın alımıyla ilgili tüm Türkiye’de bağış kampanyası düzenlendiğini, partinin bu amaçla para topladığını ve kendisine birden fazla içinde para olan çanta verildiğini söyledi. Keleş ifadesinde ayrıca, o gün paranın en az 3-4 defa sayıldığını, farklı çantalardan Türk lirası, Euro, Dolar cinsinden paralar çıktığını ve paraların bağış yoluyla veya başka bir yerden gelip gelmediğini bilmediğini ifade etti.
Bina sahibi 41 milyon liraya sattığını ifade etti
Soruşturma derinleşirken, söz konusu binayı sattığı öne sürülen şüpheli Ali Rıza Braka da 18 Mart günü ifade vermeye gelen isimlerden oldu. Şüpheli Braka tercüman aracılığıyla verdiği ifadesinde, söz konusu binayı 41 milyon liraya sattığını söyleyerek, ”Her ne kadar gerçekte taşınmazları 41 milyon TL bedelle satmış olsam da satış vaadi sözleşmesinde ve resmi olarak 24 milyon 360 bin TL göstermiş olmanın herhangi bir sakıncası olduğunu düşünmedim. Sözleşmenin karşı tarafı olan Canan Kaftancıoğlu’nu sadece o gün noterde gördüm. Her ne kadar taşınmazı 41 milyon TL’ye satmış olsam da elime geçen para resmi olarak 24 milyon 360 bin TL ve elden aldığım 15 milyon 510 bin TL, toplamda 39 milyon 870 bin TL’dir. Geriye kalan meblağın ise komisyon ve diğer giderler olduğunu söyleyerek bana vermediler. Ben zaten daireleri satmış olduğum için mutluydum ve paramı da almıştım” ifadelerini kullandı.
”Keleş’in Ekrem İmamoğlu’na yakın olması nedeniyle bu durumdan korktuğunu ve mecburen parayı ödemek zorunda olduğunu söyledi”
Şüpheli Braka’nın ardından İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz da ifade verirken, aynı gün CHP eski İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağrıldı. Öte yandan Braka’nın avukatı Gökhan Taşkapan’ın da bilgi sahibi olarak Savcılığa ifade verdiği öğrenildi. Taşkapan ise ifadesinde, ”CHP tarafı taşınmazları satın alırken Gül İnşaat’ın sahibi Metin Gül’ün binanın alınmasına 2 milyon TL yardım etmesini istedi. Bu nedenle birçok kez Metin Gül’ün de bulunduğu toplantılar gerçekleştirdik. Metin Gül bana, kendisinin Büyükçekmece’de ve Sarıyer’de çok fazla yatırımı olduğunu, CHP’den Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç ve Fatih Keleş’in arada bulunan 2 milyon lirayı kendisinden istediğini bu parayı vermezse bu kişilerin yatırımlarını durduracaklarını söylediklerini, Keleş’in Ekrem İmamoğlu’na yakın olması nedeniyle bu durumdan korktuğunu ve mecburen parayı ödemek zorunda olduğunu söyledi. Bu nedenle bize bu 2 milyon TL’nin bir milyon lirası sizden olsun, geri kalan 1 milyon lirayı da ben ayrıca size elden vereceğim dedi. 11 Aralık 2019’da tapu devrinin yapıldığı gün çalışanı aracılığıyla elden teslim etti. Biz de kendisi zor durumda kalmasın diye bedeli 41 milyon lira olarak güncelledik” dedi.
Soruşturma çerçevesinde 22 Mart tarihinde ise önce Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Onur Öksel, ardından aynı gün CHP eski İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ‘şüpheli’ sıfatıyla Savcılığa ifade verdi. Şüpheli Öksel ifadesinde, olay zamanı Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin’in para dolu çantayı makam odasında verdiğini, çantayı alıp tek başına avukat Gökhan Taşkapan’ın ofisine gittiğini ve paranın nereden geldiğini veya nasıl temin edildiğini bilmediğini söyledi.
”Tapuda bedelin 24 milyon lira olması ile 41 milyon lira olması arasında partimiz açısından herhangi bir fark olmayacaktır”
Canan Kaftancıoğlu ise yaklaşık 2 buçuk saat ifade verdi. Kaftancıoğlu ifadesinde, CHP’de her şeyin net olduğunu ifade ederek, ”Siyasi partiler taşınmaz alımlarında herhangi bir vergi ödemedikleri için ben özellikle satın alınan gerçek değerin tapuda resmi olarak gösterilmesi konusunda ısrarcı oldum. Tapuda bedelin 24 milyon lira olması ile 41 milyon lira olması arasında partimiz açısından herhangi bir fark olmayacaktır. Sonradan öğrendiğim kadarıyla satıcı bu binayı yaklaşık 1 yıl önce bize satılandan daha düşük bedelle aldığı için tapuda gerçek bedelin gösterilmesi halinde aldığı taşınmazı 5 yıl içerisinde sattığı için aradaki farkın vergisini ödemek zorunda kalacakmış. Satıcının bize ilettiği tapuda rayicin üzerindeki bedel olan tapu bedeli ile geriye kalan kısmın elden verilmesini kabul ederek binayı satın alma konusunda anlaştım. Bu konuda bütün sorumluluk bana aittir. Anlaştıktan sonra toplanan bağış parasının olduğu gibi muhatabına gitmesi gerektiği için elden verilen paranın mutlaka tutanak ile kayıt altına alınması gerektiğini bütün arkadaşlarıma ben söyledim” ifadelerini kullandı.
Soruşturmada gelinen aşama: 3 kişi daha ifadeye çağrıldı
Soruşturma çerçevesinde şimdiye kadar CHP eski İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, CHP eski İstanbul İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın eski basın danışmanı Can Poyraz, söz konusu binayı sattığı öne sürülen Ali Rıza Braka, İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz ve Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Onur Öksel ‘şüpheli’ sıfatıyla Savcılığa ifade verdi. Toplamda 7 şüphelinin ifade verdiği soruşturmada ayrıca, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi’nin oğlu Serkan Çebi, Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın Danışmanı Melih Morsümbül ile iş insanı Hüseyin Köksal’ın şoförü Servet Aydın’ın da ifade vermek üzere Savcılığa çağrıldığı öğrenildi.
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında savcılıkta “şüpheli” sıfatıyla ifade veren Kaftancıoğlu, söz konusu görüntülerin yasa dışı elde edildiğini, bu görüntüler nedeniyle ifadeye çağırılmasına ilişkin hukuki tanım yapamadığını söyledi.
Kaftancıoğlu, Şubat 2018’de il başkanı olduğunda, o tarihe kadar il başkanlarının yeni il binası alacaklarına dair söz verdiklerini ancak alamadıklarını anlatarak, “İl Kongresine giderken kimi arkadaşlar, ‘Siz de herhalde bir il binası sözü verirsiniz.’ dediklerinde, ‘Söz vermeyeceğim ama CHP İstanbul Örgütü’ne yakışan bir binayı inşallah el birliğiyle alacağız.’ demiştim. İstanbul’un 39 ilçesinde kimi gördüysek, hangi parti ile konuştuysak İstanbul örgütüne yakışan bir bina bakılmaya başlandı.” dedi.
O dönemde Şişhane’deki parti binasının yetersiz kaldığını aktaran Kaftancıoğlu, yerel seçim sonrası “Bir Tuğla da Sen Koy” isimli dayanışma kampanyası başlatarak, vatandaşlara çağrı yaptıklarını kaydetti.
Kaftancıoğlu, satın alınması düşünülen bazı yerleri görmeye bizzat kendisinin gittiğini belirterek, “Son olarak Sarıyer’de Avangart isimli projede satılık olan binanın il binası için uygun olduğu yönünde arkadaşlarımdan tavsiye aldım. Bizzat gördüm ve beğendim. Binanın satışını yapacak kişiyle irtibata geçildi. Ancak daha sonra bina sahibinin avukatı olduğunu söyleyen kişiyle görüşmelere başladık. Bu kişiyi o tarihte Şişhane’deki İl Başkanlığına çağırarak görüştüm. Yanlış hatırlamıyorsam avukat, mal sahibinin bina için 43-44 milyon lira istediğini söyledi.” diye konuştu.
Avukata pazarlık yapılması gerektiğini ve mal sahibiyle avukatların da olduğu bir ortamda görüşebileceğini söylediğini anlatan Kaftancıoğlu, şöyle devam etti:
“Avukat bey, mal sahibiyle görüşeceğini söyledi. Avukattan tapunun tarafıma gönderilmesini istedim. Bize tapular değil, Emlak Konut ile Seas Besicilik arasındaki sözleşme protokolü gelmişti. Mal sahibiyle pazarlık için görüşmek istediğimi söyledim. Görüşemeyince avukata, siyasi parti olduğumuzdan dolayı satış vaadi sözleşmesine istinaden bu binayı satın alamayacağımı, bu şartlar altında pazarlığa oturamayacağımı, ayrıca siyasi parti olduğumuzdan dolayı ne kadar bedelle satın alma konusunda anlaşırsak o bedeli olduğu gibi tapuda resmi olarak göstereceğimizi söyledim. Avukat bey, tapu konusunda sıkıntı olmayacağını ancak mal sahibinin binanın gerçek değerinin tapuda resmi olarak gösterilmesini kabul etmeyeceğini söyledi.”
Kaftancıoğlu, siyasi partiler taşınmaz alım satımında vergi ödemedikleri için kendisinin satın alınan gerçek değerin tapuda gösterilmesi konusunda ısrarcı olduğunu, bedelin 24 veya 41 milyon lira olmasının partileri açısından bir fark yaratmadığını söyledi.
Canan Kaftancıoğlu, “Sonradan bana söylendiği kadarıyla satıcı bu binayı yaklaşık 1 yıl önce bize satılandan daha düşük bedelle aldığı için tapuda gerçek bedelin gösterilmesi halinde, aldığı taşınmazı 5 yıl içerisinde sattığından dolayı aradaki farkın vergisini ödemek zorunda kalacakmış. Bununla birlikte resmiyette gösterilen 24 milyon lira bedel, o tarihte belediye rayiç fiyatının üzerindeydi.” ifadelerini kullandı.
“Bütün sorumluluk bana aittir”
Kaftancıoğlu ifadesinin devamında, “O tarihlerde uzun süredir bina arayışında olmamız ve binanın CHP İl Örgütü’ne çok yakışacağını düşündüğümden dolayı satıcının bize ilettiği tapuda rayicin üzerindeki bedel olan tapu bedeli ile geriye kalan kısmın elden verilmesini kabul ederek binayı satın alma konusunda anlaştım. Bu konuda bütün sorumluluk bana aittir. Mal sahibiyle bu şekilde anlaştıktan sonra toplanan bağış parasının olduğu gibi muhatabına gitmesi gerektiği için elden verilen paranın mutlaka tutanakla kayıt altına alınması gerektiğini tüm arkadaşlara söyledim.” diye konuştu.
Gökhan Taşkapan’ın ifadesindeki, “Satış sürecini Kaftancıoğlu’nun başlattığı ancak daha sonra el çektirildiği” beyanının gerçeği yansıtmadığını söyleyen Kaftancıoğlu, bağış kampanyasında ne kadar para toplandığı ve bağış karşılığında usulüne uygun makbuz verilip verilmediğinin sorulması üzerine, bağışların bankaya resmi olarak gönderildiğini ancak miktarı bilmediğini savundu.
Görüntülerdeki paranın bağış parası olduğunu bildiğini, makbuz kesilip kesilmediğini bilmesinin mümkün olmadığını kaydeden Kaftancıoğlu, ifadesini şöyle sürdürdü:
“Dosyada şüpheli olarak ifadesi bulunan Fatih Keleş, o tarihte ilçe başkanımız olan Turan Taşkın Özer’in bağış topladığını ve paraları kendisine teslim ettiğini beyan etmiş. Buna benzer örneklerle görüntülerdeki paranın toplandığını düşünüyorum. Bina satın alma sürecinde CHP olarak hiç kimseye komisyon vermedik. Avukatın (Taşkapan) ifadesini okuduğumda, hayal meyal avukatın bir emlakçıyla ve kendilerine ulaşmaya çalışan birkaç partiliyle ilgili yorum yaptığını hatırlıyorum. Ben de ‘Mal alım satımlarında partili olduğunu söyleyen böyle işgüzarlar çıkabilir, kim olursa olsun yüz vermeyin.’ dediğimi hatırlıyorum.”
Kaftancıoğlu, “Parti binasının gerçekte 41 milyon lira bedelle satın alındığını ancak satıcının ısrarıyla resmi olarak 24 milyon lira bedelin tapuda gösterildiğini, kalan paranın elden ödenmesini kabul ettiğinizi belirttiniz. Soruşturmaya konu görüntülerde tutanak altına alınan meblağın 15 milyon 510 bin lira olduğu yazılıdır. Geriye kalan 1 milyon 490 bin lirayı kime ve nasıl ödediniz?” sorusuna, “9 Aralık 2019’da avukatın ofisinde satıcı Ali Rıza Braka’ya 17 milyon lira verileceğini biliyordum. Ancak öğrendiğim kadarıyla avukatın ofisinde paranın tamamı ödenememiş, kalan 1 milyon 490 bin liranın tapunun verileceği gün ödenmesi konusunda mutabık kalınmış.” yanıtını verdi.
Soruşturmaya konu görüntülerde CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas ve CHP İl Danışmanı Can Poyraz’ı ilgili ofise kimin yönlendirdiğinin sorulması üzerine Kaftancıoğlu, para alışverişinin olduğu gün Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da olduğunu, siyasi çalışmalar için genel başkana eşlik ettiğini, Nas’ın avukatın ofisine gitmesi konusunda bir talimatı olmadığını anlattı.
Kaftancıoğlu, “Özgür Nas o gün bana oraya gideceği bilgisini verdiğinde, elden ödenen paranın mutlaka tutanak altına alınmasını söyledim. Taşkapan’ın ofisinde 9 Aralık 2019’da mal sahibine 17 milyon liranın elden verileceğini biliyordum.” dedi.
“Tuncay Yılmaz’ın orada olması bana da garip gelmiştir”
“17 milyon liranın toplandığını ve o gün satıcıya teslim edileceğini nereden biliyordunuz? Bu paranın İl Örgütü’nün tüm paydaşları tarafından toplandığını beyan ettiniz. Görüntülerde partili olmadığını belirttiğiniz İmamoğlu İnşaat’ın Genel Müdürü Tuncay Yılmaz’ın paraları sayarak tutanak tuttuğu görülmüştür. Bu hususu açıklayınız.” sorusu üzerine Kaftancıoğlu, şu yanıtı verdi:
“Tuncay Yılmaz’ın neden ve hangi amaçla orada olduğuna dair bilgim yoktur. O tarihte de şu anda da kendisini tanımam. Ayrıca para teslim edildiğinde tutanak tutmasını söylediğim kişi Özgür Nas’tır. Tuncay Yılmaz’ın orada olması bana da garip gelmiştir. Özgür Nas ve Can Poyraz da muhtemelen Yılmaz’ı tanımadıkları için bana orada böyle bir kişinin olduğunu söylemediler. Tuncay Yılmaz’ın avukatın ofisinde parti binası alımı için para getirip getirmediğini, getirdiyse ne kadar getirdiğini bilmiyorum. Bu kişinin o tarihte orada olacağından haberim yoktu.”
Kaftancıoğlu, Braka’ya elden ödenen 17 milyon liranın parti gideri olarak veya herhangi bir kayıt altında resmi belgede yer alıp almadığının sorulması üzerine, bir kısmı veya tamamının tutanak altına alınmış ve makbuz kesilmiş olabileceğini belirterek, “Benim bunları bilebilmem mümkün değildir. Siyasi Partiler Kanunu’nda parti giderlerinin nerede, nasıl kayıt altına alındığı açıkça belirtilmiştir. Gider kaydı tutmak yetki ve görev alanımda olan bir şey değildir.” dedi.
]]>İSTANBUL – CHP İstanbul İl Başkanlığında çekildiği öne sürülen ‘para sayma’ görüntülerine ilişkin soruşturmada ‘şüpheli’ sıfatıyla Savcılığa ifade veren eski CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun ifadesi ortaya çıktı. Kaftancıoğlu ifadesinde, “Bu soruşturmanın seçime 10 gün kalmışken CHP aleyhine siyaset eliyle yürütülen bir seçim kampanyası olduğunu düşünüyorum” dedi.
Sosyal medyada CHP İstanbul İl Başkanlığında çekildiği öne sürülen ‘para sayma’ görüntülerine ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, suç ve suç unsuru bulunup bulunmadığının tespiti için resen soruşturma başlatılmıştı. Soruşturma çerçevesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, CHP eski İstanbul İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın eski basın danışmanı Can Poyraz, söz konusu binayı sattığı öne sürülen Ali Rıza Braka, İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz ve Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Onur Öksel ‘şüpheli’ sıfatıyla Savcılığa ifade vermişti. Ayrıca Braka’nın avukatı Gökhan Taşkapan’ın da bilgi sahibi olarak ifade verdiği öğrenilmişti.
“CHP İstanbul İl Örgütü’ne yakışan bir binayı İstanbul örgütü ile birlikte inşallah el birliğiyle alacağız, yapacağız demiştim”
Konuya ilişkin eski CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da ‘şüpheli’ sıfatıyla Savcılığa ifade vermek üzere Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’na geldi. Burada yaklaşık 2 buçuk saat ifade veren Kaftancıoğlu daha sonra adliyeden ayrıldı. Öte yandan Kaftancıoğlu’nun Savcılığa verdiği ifade ortaya çıktı. Şüpheli Kaftancıoğlu ifadesinde, “Yasa dışı yollarla elde edilen görüntü nedeniyle ‘şüpheli’ olarak ifadeye çağrılmış olmamın hukuki tanımını yapamıyorum. İlk ifadeye çağrılan ben olsaydım eğer ifadeye geldiğimde öncelikle bu gayrimeşru yollarla elde edilen görüntüler nedeniyle ifade vermeyi kabul etmezdim. Önce bu gayrimeşru görüntülerle ilgili sebep olanların ve sebep olanlarla ilgili sürecin ortaya çıkarılmasını ve bu husus ortaya çıkarıldıktan sonra bildiği her şeyi anlatacağımı ifade ederdim. 2018 Şubat ayında CHP İstanbul İl Başkanı olduğumda İstanbul örgütünün il kongresinde bir şey söylemiştim. Birincisi, İstanbul’u yeniden halka vereceğizdi. O güne kadar yapılan benim bilgim bütün il kongrelerinde adaylar İstanbul İl Başkanlığı’na yeni bir bina alacaklarını söz vermişler ama ne yazık ki İl Başkanlığı binasını alamamışlar. Ben söz vermeyeceğimi ama CHP İstanbul İl Örgütü’ne yakışan bir binayı İstanbul örgütü ile birlikte inşallah el birliğiyle alacağız, yapacağız’ demiştim'” dedi.
“Alınacak olan binada bir aidiyet hissetmesi için az da olsa herkesin katkıda bulunmasını istiyorduk”
Kaftancıoğlu ifadesinin devamında, “2018’de İstanbul’un 39 ilçesinde kimi görseler, hangi partiliyle konuşsalar İstanbul örgütüne yakışan bir bina bakılmaya başlanıldı. Seçim çalışmaları başladı, bitti ve devamında yerel seçim çalışmaları başladı. Bu arada hala il binası alımı için araştırmalar devam ediyordu. Şu detayı da vereyim, Şişhane’de bulunan parti binası 5 katlı bir binanın son 2 katıydı. Bir dönem 1. kat satılığa çıktı. Bu katı almayı bile düşündük ancak arada satılmayan 2 katın bulunması, dairenin çok fazla masraf gerektirmesi nedeniyle bu binadaki daireleri almaktan vazgeçildi. Yerel seçimler bitti, ‘bir tuğla da sen koy’ dayanışma kampanyasını başlattık. Kampanya başlatıldığında emekli vatandaşın vereceği meblağla il binasının alınamayacağını ben de biliyordum ancak alınacak olan binada bir aidiyet hissetmesi için az da olsa herkesin katkıda bulunmasını istiyorduk. Bununla ilgili kampanyalar, çağrılar yaptık” şeklinde konuştu.
“Tapuda resmi olarak gösterilmesi konusunda ısrarcı oldum”
İfadesine devam eden Kaftancıoğlu, “Arayışımız sürerken son olarak Sarıyer’de bir projede satılık bir bina olduğunu ve bu binanın il parti binası için uygun olduğu yönünde arkadaşlarımdan tavsiye aldım. Bizzat yere giderek gördüm ve çok beğendim. Görüşmelere başladık. Yanlış hatırlamıyorsam avukat, mal sahibinin bina için 43 veya 44 milyon lira istediğini söyledi. Ben de pazarlık yapılması gerektiğini ifade ettim. Bize tapular değil, Emlak Konut ile Seas Besicilik arasındaki sözleşme protokolü gelmişti. Tapusu yoktu. Mal sahibiyle görüşemeyince avukat beye tam olarak siyasi parti olduğumuzdan dolayı satış vaadi sözleşmesine istinaden bu binayı satın alamayacağımı, bu şartlar altında pazarlığa oturamayacağımı, siyasi parti olduğumuzdan dolayı ne kadar bedelle satın alma konusunda anlaşırsak o bedeli olduğu gibi tapuda resmi olarak göstereceğimizi söyledim. Siyasi partiler taşınmaz alımlarında herhangi bir vergi ödemedikleri için ben özellikle satın alınan gerçek değerin tapuda resmi olarak gösterilmesi konusunda ısrarcı oldum. Tapuda bedelin 24 milyon lira olması ile 41 milyon lira olması arasında partimiz açısından herhangi bir fark olmayacaktır. Sonradan öğrendiğim kadarıyla satıcı bu binayı yaklaşık 1 yıl önce bize satılandan daha düşük bedelle aldığı için tapuda gerçek bedelin gösterilmesi halinde aldığı taşınmazı 5 yıl içerisinde sattığı için aradaki farkın vergisini ödemek zorunda kalacakmış” şeklinde konuştu.
“Satış sürecinin benimle başladığını ve el çektirildiğimi beyan etmişse de bu husus gerçeği yansıtmamaktadır”
Kaftancıoğlu Savcılıkta verdiği ifadesinin devamında, “O tarihlerde uzun süredir bina arayışında olmamız ve binanın CHP il örgütüne çok yakışacağını düşündüğümden dolayı, satıcının bize ilettiği tapuda rayicin üzerindeki bedel olan tapu bedeli ile geriye kalan kısmın elden verilmesini kabul ederek binayı satın alma konusunda anlaştım. Bu konuda bütün sorumluluk bana aittir. Anlaştıktan sonra toplanan bağış parasının olduğu gibi muhatabına gitmesi gerektiği için elden verilen paranın mutlaka tutanak ile kayıt altına alınması gerektiğini bütün arkadaşlarıma ben söyledim. Her ne kadar Taşkapan, satış sürecinin benimle başladığını ve el çektirildiğimi beyan etmişse de bu husus gerçeği yansıtmamakla birlikte bu hususta bilgi sahibi olması mümkün değildir. Kampanyayla ilgili yapılan bağışlar bankaya yatan ve resmi olarak hesaba gönderilen paralardır. Hesaplara gönderilen paraların miktarını bilmiyorum” dedi.
“Daha sonra hangi ilçe örgütüne veya hangi parti yöneticisine ne kadar para gittiğini bilmem, takip etmem mümkün değildir”
Kaftancıoğlu ifadesinde, “Paranın bir kısmının elden ödeneceğini CHP İstanbul İl örgütünün paydaşları olan il yöneticileri, ilçe başkanları, meclis üyeleri, İstanbul milletvekilleri, parti üyeleri ve parti iş adamları ile görüşerek durumu anlattım. Kendileri de sağ olsunlar bana güvendikleri için bu durumu kabul ettiler. Daha sonra hangi ilçe örgütüne veya hangi parti yöneticisine ne kadar para gittiğini bilmem, takip etmem mümkün değildir. Görüntülerdeki paraların bağış parası olduğunu biliyorum. Makbuz kesilip kesilmediğini bilmem mümkün değildir. Satın alma sürecinde CHP olarak hiç kimseye komisyon vermedik. 9 Aralık 2019’da avukatın ofisinde satıcı Ali Rıza Braka’ya 17 milyon lira para verileceğini biliyordum ancak paranın tamamı ödenememiş, geri kalan 1 milyon 490 bin liranın tapunun verileceği gün ödenmesi konusunda mutabık kalınmış” ifadelerini kullandı.
“Tuncay Yılmaz’ın orada olması bana da garip gelmiştir”
Para alışverişinin olduğu gün Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da olduğunu söyleyen Kaftancıoğlu, “Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da olduğu günlerde siyasi çalışmalar için genel başkana ben eşlik ederdim. Özgür Nas o gün oraya gideceği bilgisini verdiğinde elden ödenen paranın mutlaka tutanak altına alınmasını söyledim. Ofise giden kişilerden sadece Özgür Nas’ın orada olacağından haberim vardı. Diğer kişilerin orada olduklarını bilmiyordum. Tuncay Yılmaz’ın neden ve hangi amaçla orada olduğuna dair en ufak bir ilgim ve fikrim yoktur. Kendisini tanımam. Tuncay Yılmaz’ın orada olması bana da garip gelmiştir. Yılmaz’ın para getirip getirmediğini, getirdiyse de ne kadar getirdiğini bilmiyorum. 17 milyon liranın parti gideri olarak kaydedilip kaydedilmediğini bilmem mümkün değildir. Bu konuda gider kaydı tutmak benim yetkim ve görev alanımda olan bir şey değildir. Seçime 9 gün var. Bu soruşturmanın seçime 10 gün kalmışken CHP aleyhine siyaset eliyle yürütülen bir seçim kampanyası olduğunu düşünüyorum. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı.
]]>Sosyal medyada CHP İstanbul İl Başkanlığında çekildiği öne sürülen ‘para sayma’ görüntülerine ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, suç ve suç unsuru bulunup bulunmadığının tespiti için resen soruşturma başlatılmıştı. Soruşturma çerçevesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, CHP eski İstanbul İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın eski basın danışmanı Can Poyraz, söz konusu binayı sattığı öne sürülen Ali Rıza Braka, İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz ve Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Onur Öksel ‘şüpheli’ sıfatıyla Savcılığa ifade vermişti. Ayrıca Braka’nın avukatı Gökhan Taşkapan’ın da bilgi sahibi olarak ifade verdiği öğrenilmişti.
“CHP İstanbul İl Örgütü’ne yakışan bir binayı İstanbul örgütü ile birlikte inşallah el birliğiyle alacağız, yapacağız demiştim”
Konuya ilişkin eski CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da ‘şüpheli’ sıfatıyla Savcılığa ifade vermek üzere Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’na geldi. Burada yaklaşık 2 buçuk saat ifade veren Kaftancıoğlu daha sonra adliyeden ayrıldı. Öte yandan Kaftancıoğlu’nun Savcılığa verdiği ifade ortaya çıktı. Şüpheli Kaftancıoğlu ifadesinde, “Yasa dışı yollarla elde edilen görüntü nedeniyle ‘şüpheli’ olarak ifadeye çağrılmış olmamın hukuki tanımını yapamıyorum. İlk ifadeye çağrılan ben olsaydım eğer ifadeye geldiğimde öncelikle bu gayrimeşru yollarla elde edilen görüntüler nedeniyle ifade vermeyi kabul etmezdim. Önce bu gayrimeşru görüntülerle ilgili sebep olanların ve sebep olanlarla ilgili sürecin ortaya çıkarılmasını ve bu husus ortaya çıkarıldıktan sonra bildiği her şeyi anlatacağımı ifade ederdim. 2018 Şubat ayında CHP İstanbul İl Başkanı olduğumda İstanbul örgütünün il kongresinde bir şey söylemiştim. Birincisi, İstanbul’u yeniden halka vereceğizdi. O güne kadar yapılan benim bilgim bütün il kongrelerinde adaylar İstanbul İl Başkanlığı’na yeni bir bina alacaklarını söz vermişler ama ne yazık ki İl Başkanlığı binasını alamamışlar. Ben söz vermeyeceğimi ama CHP İstanbul İl Örgütü’ne yakışan bir binayı İstanbul örgütü ile birlikte inşallah el birliğiyle alacağız, yapacağız’ demiştim'” dedi.
“Alınacak olan binada bir aidiyet hissetmesi için az da olsa herkesin katkıda bulunmasını istiyorduk”
Kaftancıoğlu ifadesinin devamında, “2018’de İstanbul’un 39 ilçesinde kimi görseler, hangi partiliyle konuşsalar İstanbul örgütüne yakışan bir bina bakılmaya başlanıldı. Seçim çalışmaları başladı, bitti ve devamında yerel seçim çalışmaları başladı. Bu arada hala il binası alımı için araştırmalar devam ediyordu. Şu detayı da vereyim, Şişhane’de bulunan parti binası 5 katlı bir binanın son 2 katıydı. Bir dönem 1. kat satılığa çıktı. Bu katı almayı bile düşündük ancak arada satılmayan 2 katın bulunması, dairenin çok fazla masraf gerektirmesi nedeniyle bu binadaki daireleri almaktan vazgeçildi. Yerel seçimler bitti, ‘bir tuğla da sen koy’ dayanışma kampanyasını başlattık. Kampanya başlatıldığında emekli vatandaşın vereceği meblağla il binasının alınamayacağını ben de biliyordum ancak alınacak olan binada bir aidiyet hissetmesi için az da olsa herkesin katkıda bulunmasını istiyorduk. Bununla ilgili kampanyalar, çağrılar yaptık” şeklinde konuştu.
“Tapuda resmi olarak gösterilmesi konusunda ısrarcı oldum”
İfadesine devam eden Kaftancıoğlu, “Arayışımız sürerken son olarak Sarıyer’de bir projede satılık bir bina olduğunu ve bu binanın il parti binası için uygun olduğu yönünde arkadaşlarımdan tavsiye aldım. Bizzat yere giderek gördüm ve çok beğendim. Görüşmelere başladık. Yanlış hatırlamıyorsam avukat, mal sahibinin bina için 43 veya 44 milyon lira istediğini söyledi. Ben de pazarlık yapılması gerektiğini ifade ettim. Bize tapular değil, Emlak Konut ile Seas Besicilik arasındaki sözleşme protokolü gelmişti. Tapusu yoktu. Mal sahibiyle görüşemeyince avukat beye tam olarak siyasi parti olduğumuzdan dolayı satış vaadi sözleşmesine istinaden bu binayı satın alamayacağımı, bu şartlar altında pazarlığa oturamayacağımı, siyasi parti olduğumuzdan dolayı ne kadar bedelle satın alma konusunda anlaşırsak o bedeli olduğu gibi tapuda resmi olarak göstereceğimizi söyledim. Siyasi partiler taşınmaz alımlarında herhangi bir vergi ödemedikleri için ben özellikle satın alınan gerçek değerin tapuda resmi olarak gösterilmesi konusunda ısrarcı oldum. Tapuda bedelin 24 milyon lira olması ile 41 milyon lira olması arasında partimiz açısından herhangi bir fark olmayacaktır. Sonradan öğrendiğim kadarıyla satıcı bu binayı yaklaşık 1 yıl önce bize satılandan daha düşük bedelle aldığı için tapuda gerçek bedelin gösterilmesi halinde aldığı taşınmazı 5 yıl içerisinde sattığı için aradaki farkın vergisini ödemek zorunda kalacakmış” şeklinde konuştu.
“Satış sürecinin benimle başladığını ve el çektirildiğimi beyan etmişse de bu husus gerçeği yansıtmamaktadır”
Kaftancıoğlu Savcılıkta verdiği ifadesinin devamında, “O tarihlerde uzun süredir bina arayışında olmamız ve binanın CHP il örgütüne çok yakışacağını düşündüğümden dolayı, satıcının bize ilettiği tapuda rayicin üzerindeki bedel olan tapu bedeli ile geriye kalan kısmın elden verilmesini kabul ederek binayı satın alma konusunda anlaştım. Bu konuda bütün sorumluluk bana aittir. Anlaştıktan sonra toplanan bağış parasının olduğu gibi muhatabına gitmesi gerektiği için elden verilen paranın mutlaka tutanak ile kayıt altına alınması gerektiğini bütün arkadaşlarıma ben söyledim. Her ne kadar Taşkapan, satış sürecinin benimle başladığını ve el çektirildiğimi beyan etmişse de bu husus gerçeği yansıtmamakla birlikte bu hususta bilgi sahibi olması mümkün değildir. Kampanyayla ilgili yapılan bağışlar bankaya yatan ve resmi olarak hesaba gönderilen paralardır. Hesaplara gönderilen paraların miktarını bilmiyorum” dedi.
“Daha sonra hangi ilçe örgütüne veya hangi parti yöneticisine ne kadar para gittiğini bilmem, takip etmem mümkün değildir”
Kaftancıoğlu ifadesinde, “Paranın bir kısmının elden ödeneceğini CHP İstanbul İl örgütünün paydaşları olan il yöneticileri, ilçe başkanları, meclis üyeleri, İstanbul milletvekilleri, parti üyeleri ve parti iş adamları ile görüşerek durumu anlattım. Kendileri de sağ olsunlar bana güvendikleri için bu durumu kabul ettiler. Daha sonra hangi ilçe örgütüne veya hangi parti yöneticisine ne kadar para gittiğini bilmem, takip etmem mümkün değildir. Görüntülerdeki paraların bağış parası olduğunu biliyorum. Makbuz kesilip kesilmediğini bilmem mümkün değildir. Satın alma sürecinde CHP olarak hiç kimseye komisyon vermedik. 9 Aralık 2019’da avukatın ofisinde satıcı Ali Rıza Braka’ya 17 milyon lira para verileceğini biliyordum ancak paranın tamamı ödenememiş, geri kalan 1 milyon 490 bin liranın tapunun verileceği gün ödenmesi konusunda mutabık kalınmış” ifadelerini kullandı.
“Tuncay Yılmaz’ın orada olması bana da garip gelmiştir”
Para alışverişinin olduğu gün Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da olduğunu söyleyen Kaftancıoğlu, “Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da olduğu günlerde siyasi çalışmalar için genel başkana ben eşlik ederdim. Özgür Nas o gün oraya gideceği bilgisini verdiğinde elden ödenen paranın mutlaka tutanak altına alınmasını söyledim. Ofise giden kişilerden sadece Özgür Nas’ın orada olacağından haberim vardı. Diğer kişilerin orada olduklarını bilmiyordum. Tuncay Yılmaz’ın neden ve hangi amaçla orada olduğuna dair en ufak bir ilgim ve fikrim yoktur. Kendisini tanımam. Tuncay Yılmaz’ın orada olması bana da garip gelmiştir. Yılmaz’ın para getirip getirmediğini, getirdiyse de ne kadar getirdiğini bilmiyorum. 17 milyon liranın parti gideri olarak kaydedilip kaydedilmediğini bilmem mümkün değildir. Bu konuda gider kaydı tutmak benim yetkim ve görev alanımda olan bir şey değildir. Seçime 9 gün var. Bu soruşturmanın seçime 10 gün kalmışken CHP aleyhine siyaset eliyle yürütülen bir seçim kampanyası olduğunu düşünüyorum. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>2019 yılında CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınması sürecinde bir avukatlık bürosunda çekilen “para sayma” görüntülerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında CHP eski İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun ifadesinde, “Avukat bey tapu konusunda sıkıntı olmayacağını, mal sahibinin tapuyu aldıktan sonra pazarlığı yapabileceğimizi ancak mal sahibinin binanın gerçek değerinin tapuda resmi olarak gösterilmesini kabul etmeyeceğini söyledi. Siyasi partiler taşınmaz satın alımlarında herhangi bir vergi ödemedikleri için ben özellikle satın alınan gerçek değerin tapuda resmi olarak gösterilmesi konusunda ısrarcı oldum” dediği öğrenildi.
Görüntülerin sosyal medyaya yansıması üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, konuya ilişkin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, suç ve suç unsuru bulunup bulunmadığının tespit edilmesi amacıyla resen soruşturma başlatıldığını açıklamıştı. CHP İstanbul İl Başkanlığı da görüntüleri yayanlar hakkında suç duyurusunda bulunulacağını duyurmuştu. Soruşturma kapsamında 6 kişi şüpheli sıfatıyla 1 kişi ise tanık sifatıyla ifade vermişti. Eski CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da şüpheli sıfatıyla ifade verdi. Kaftancıoğlu’nun da ifadesinde paranın bir kısmının elden verilmesi konusunda mal sahibinin ısrarcı olduğunu belirterek şunlara değindiği öğrenildi:
İLK İFADEYE ÇAĞIRILAN BEN OLSAYDIM İFADE VERMEYİ REDDEDERDİM
-Yasadışı yollarla elde edilen görüntü nedeniyle şüpheli olarak ifadeye çağrılmış olmamın hukuki tanımını yapamıyorum ve ilk ifadeye çağrılan ben olsaydım eğer ifadeye geldiğimde öncelikle bu gayrimeşru yollarla elde edilen görüntüler nedeniyle ifade vermeyi kabul etmezdim. Önce bu gayrimeşru görüntülerle ilgili sebep olanların ve sebep olanlarla ilgili sürecin ortaya çıkarılmasını ve bu husus ortaya çıkarıldıktan sonra bildiğim her şeyi anlatacağımı ifade ederdim. Ama madem benden önce davet edilen arkadaşlar ifade vermişler, dolayısıyla şu anda her ne kadar şüpheli
sıtatıyla çağrılmış da olsam ben de sürece dair bilgi vermek üzere geldim.
İL BAŞKANI OLDUĞUMDA EL BİRLİĞİYLE BİR BİNA ALACAĞIZ DEMİŞTİM
-2018 Şubat ayında CHP İstanbul İl Başkanı olduğumda İstanbul örgütünün il kongresinde bir şey söylemiştim, “İstanbul’u yeniden halka
vereceğiz” Bu birincisiydi. Bir seyi de özellikle söylemiştim, o güne kadar yapılan bütün il kongrelerinde adaylar İstanbul İl Başkanlığına yeni bir bina alacakları söz vermişler ama ne yazık ki alamamışlar. Ben de il kongresine giderken kimi arkadaşlar, ‘Adet olduğu üzere siz de kongrede herhalde bir il binası özü verirsiniz” dediklerinde ‘Ben söz vermeyeceğim ama Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul örgütüne yakışan bir binayı İstanbul örgütü ile birlikte inşallah el birliğiyle alacağız’ yapacağız demiştim.
İL BİNASI BİR İHTİYAÇTIR
-İstanbul örgütüne yakışan bir bina bakılmaya başlanıldı. Hatırlanacağı üzere tam bu çalışmalar yapılırken bir erken seçim kararı alındı. Cumhurbaşkanlığı seçimi. Siyasi partilerde takdir edilir ki seçim çalısmaları daha önceliklidir. Dolayısıyla seçim çalışmaları başladı, bitti ve devamında yerel seçim çalışmaları başladı. Bu arada hala il binasi alımı için araştırmalar devam ediyordu. Biz seçimlere giderken binalar sistematik çalışmak için bir ihtiyaçtır ve Şişhane’deki binamızın metrekaresi ve koşulları nedeniyle yeterli olmadığını bildiğim için bina arayışımız hızlandı.
AVUKATLARIMIZLA GÖRÜŞEBİLECEĞİMİZİ SÖYLEDİM
-Son olarak Sanyer’de Avangart isimli bir projede satılık bir bina olduğunu ve bu binanın il parti binası için uygun olduğu yönünde arkadaslarımdan öneri aldım. Bizzat yere giderek gördüm ve çok beğendim. Bunun üzerine emlakçı sitesinde bu binanın satışını yapacak kişinin telefon numarasını aranarak irtibata geçildi. Yanlış hatrlamıyorsam avukat mal sahibinin bina için 43 veya 44 milyon TL istediğini söyledi. Ben de kendisine bununla ilgili bir pazarlık yapılması gerektiğini ifade ettim ve mal sahibiyle de pazarlık konusunda ben, avukatlarımız ve kendisinin de olduğu ortamda görüşebileceğimizi söylediğimi hatırlıyorum. Bunun zerine mal sahibi ile pazarlık yapmak için görüşmek istediğimi söyledim.
MAL SAHİBİ TAPUDA RESMİ RAKAMI GÖSTERMEK İSTEMEDİ
-Fakat mal sahibiyle görüşemeyince avukat beye tam olarak siyasi parti olduğumuzdan dolayı satış vaadi sözleşmesine istinaden bu binayı satın alamayacağımı, bu şartlar altında pazarlığa oturmayacağımı, ayrca siyasi parti olduğumuzdan dolayı ne kadar bedelle satın alma konusunda anlaşırsak o bedeli olduğu gibi tapuda resmi olarak göstereceğimizi söyledim. Avukat bey tapu konusunda sıkıntı olmayacağını, mal sahibinin tapuyu aldıktan sonra pazarlığı yapabileceğimizi ancak mal sahibinin binanın gerçek değerinin tapuda resmi olarak gösterilmesini kabul etmeyeceğini söyledi. Siyasi partiler taşınmaz satn alımlarında herhangi bir vergi ödemedikleri için ben özellikle satın alınan gerçek değerin tapuda resmi olarak gösterilmesi konusunda ısrarcı oldum. Çünkü tapuda bedelin 24 milyon TL olmasi ile 41 milyon TL olmasi arasında partimiz açısından herhangi bir fark olmayacaktır. Ancak sonradan bana söylendiği kadarıyla satıcı bu binayı yaklaşık 1 yıl önce bize satılandan daha düşük bedelle aldığı için tapuda gerçek bedelin gösterilmesi halinde, aldığı taşınmazı 5 yıl içerisinde sattığı için aradaki farkın vergisini ödemek zorunda kalacakmış. O tarihlerde uzun süredir bina arayışında olmamız ve binanın CHP İl Örgütüne çok yakışacağını düşündüğümden dolayı, satıcının bize ilettiği tapuda rayicin üzerindeki bedel olan tapu bedeli ile geriye kalan kısmın elden verilmesini kabul ederek binayı satın alma konusunda anlaştım.
ELDEN VERİLEN PARANIN TUTANAK ALTINA ALINMASINI İSTEDİM
-Bu konuda bütün sorumluluk bana aittir. Mal sahibi ile bu şekilde anlaştıktan sonra toplanan bağış parasının olduğu gibi muhatabına gitmesi gerektiği için elden verilen paranın mutlaka tutanak ile kayıt altna alnması gerektiğini bütün arkadaşlarıma ben söyledim… Her ne kadar satıcının avukatı Gökhan Taşkapan satış sürecinin benimle başladığını ve daha sonra benim tabiri caizze süreçten el çektirildiğimi beyan etmiş ise de bu husus gerçeği yansıtmamakla birlikte bu hususta bilgi sahibi olması mümkün değildir. Kamera kayıtlarındaki avukat Gökhan Taşkapan’ın ofisine gidilmesi talebi satıcı taraftan gelmiştir.
İfade işlemi sırasında savcının “Bir tuğla da sen koy” bağış kampanyasında toplamda ne kadar bağış toplandığını, bağışlara karşı usulüne uygun şekilde makbuz verilip verilmediğini ve bağışların resmi kanallar üzerinden mi elden mi yapıldığını sorduğu, bu soruya ise Kaftancıoğlu’nun, bağışların bankaya yatan ve resmi olarak hesaba gönderilen paralar olduğunu söylediği, ayrıca satın alma için elden ödenen paralarla ilgili de il yöneticileri, ilçe başkanları, meclis üyeleri, milletvekilleri ve üyelerle de görüştüğünü, aradan geçen süre nedeniyle kiminle birebir ne konuştuğunu hatırlamasının mümkün olmadığını söylediği öğrenildi.
]]>Uzmanlık alanı inşaat mühendisliği olan ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun ve beraberindeki öğretim üyelerince yaklaşık 3 yıl önce, depreme daha dayanıklı konutlar üretmek için bilyeli sistem izolatör üretimi için çalışma başlatıldı.
AR-GE çalışmalarının tamamlanmasının ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve AFAD’a gerekli bilgiler ve deneylerin sunulmasının ardından tüm testleri tamamlanan izolatör için ÜR-GE aşamasına geçildi.
Prof. Dr. Fatih Altun, AA muhabirine, uzun süre üzerinde çalıştıkları bilyeli sistem izolatörden olumlu sonuç aldıklarını söyledi.
Binaları daha dayanıklı hale getirecek izolatörün tüm deneylerden başarıyla geçtiğini vurgulayan Altun, şöyle konuştu:
“Yaklaşık 1200-1400 ton eksenel kuvvete (Bir cıvataya tork uygulanır ve sıkılırsa, cıvatanın ekseni çekilir ve bir gerilme kuvveti oluşur. Bu çekme kuvveti eksenel kuvvet olarak adlandırılır) kadar yükleme yapmak suretiyle deneylerimizi yaptık. Yani belki 150-200 deney tekrarı yapmışızdır. Peki bu 1200 ton neye karşılık geliyor? Bu, aslında çok rahat bir şekilde 8-10 katlı bir binanın eksenel kuvvet seviyesini yakalayan bir değerdir. Zaten binaların çok yüksek olmaması gerekiyor. Yani böyle 12-13 katlıdan sonraki binalarda izolatör kullanımı doğru olmuyor. Çünkü bu sefer yapının devrilme riskleri söz konusu olacaktır. Ancak söylediğim orta katlı yapılar, örneğin kamu binaları, hastaneler ve konutlar sıralanabilir.”
İstanbul’dan bir firmanın konuyla ilgilendiğini belirten Altun, kendilerinin de bedelsiz şekilde bunun araştırma ve geliştirme çalışmalarını yaptıklarını dile getirdi.
Altun, bu çalışmaları ülkeye bir katkı sağlamak amacıyla gerçekleştirdiklerini anlatarak, şunları kaydetti:
“Bu prototip seviyesinde de üretildi. Bunun özelliği bilyeli bir sistem olması. Yay katsayıları burada önemlidir. Yani sizin izolatörden talep deplasman değerine (yatay yer değiştirme) göre bu yayların bir sertliği vardır. Ona bağlı olarak binalarımızda sönümleme yapabilmektedir. Deprem anında bile depremi yaşamamış gibi oluyorsunuz. Biz bu izolatörü ürettikten sonra kurumlarımıza sunduk. Kurumlarımızın bizden talebi prototip deneylerinin yapılmasıydı. Üretilen prototip, firma yetkilisi tarafından götürüldüğü Eskişehir Teknik Üniversitesindeki sismik izolatörlerin deneylerinin yapıldığı laboratuvarda yeterlilik ve uygunluk belgesini aldı. Bu aslında yüzde 100 yerli olarak üretilmiş sistem. Tamamıyla imkanlarımızla kendi yerel malzemelerimizle üretilen bir sistem.”
Binaya göre izolatör kullanımının da farklılık gösterdiğini ifade eden Altun, “Muhtemel bir 6-7 büyüklüğündeki depremde hangi binada kullanıldığında ne kadarlık bir enerji sönümlemesi gerçekleştireceğini, ne kadarlık bir talep deplasmanı ortaya koyacağını, çeşitlerini ve tiplerini ortaya koyduk. Tabii bu tipler isteğe göre değiştirilebilir. İşte 3 katlı binadaki sütun ile 8 katlı binadaki sütun izolatör boyutları birbirinden farklılık arz etmektedir.” dedi.
“Deprem etkisinin bina tarafından yutulmasını sağlıyoruz”
Altun, sismik izolatörlerin Türkiye’de yaygınlaşacağını düşündüğünü, yerli ve milli izolatörün ülke ekonomisine de ciddi katkı sağlayacağını belirtti.
Geliştirdikleri izolatörlerin bilyeli sisteme sahip olduğunu yineleyen Altun, “Deprem anında binaların yatay yönde talep deplasmanı vardır. Bizim geliştirdiğimiz bu bilyeli izolatör sistemi, tamamıyla binanın talep ettiği deplasman kadar harekete izin vermektedir ve belirli bir deplasmandan sonra da özel bir mekanizmayla sönümleme gerçekleştiriyor. Yani deprem etkisinin bina tarafından yutulmasını sağlıyoruz.” diye konuştu.
]]>AK Parti Kdz. Ereğli Belediye Başkan Adayı İbrahim Sezer beraberinde Milletvekili Saffet Bozkurt, AK Parti İlçe Başkanı M. Mücahit Andiç ve Ak Parti Belediye Meclis Üyeleri ile birlikte, Kavaklık Mahallesinde “Halk Buluşması” gerçekleştirdi. Kavaklık Mahallesi’nde yoğun bir kalabalık ile karşılanan Sezer, bu ilgi karşısında memnuniyetini dile getirdi.
“Bu çağda bu mahalle Ereğliye yakışmıyor”
Kendilerinin, mahallelinin hak ettiği ve insana değer verildiğini hissettiren hizmeti göstereceklerini ifade eden Sezer, “Mahalle sakinleri olarak görüyorsunuz, yaşıyorsunuz. Burası yıllardır hep aynı kaldı. Bu çağda bu mahalle bu şekilde Ereğli’ye yakışmıyor. Her şey yıllardır aynı, değişen hiçbir şey yok. Doğru dürüst hizmet yok. Eşit hizmet yok. En basit şekilde yollarınız bakımsız kalmış. Kaldırımlarınız eksik ya da olması gereken yerde yok. Çöp konteynırlarınız yetersiz ve sağlıksız konumlandırılmış. Oyun Parklarınız eksik ve bakımsız. Dere ıslah çalışmaları eksik. Kısacası çoğu hizmetten mahrum bırakılmışsınız. Bunlar şimdiye kadar zaten yapılmalıydı. Sizler bizim dönemimizde gerçek belediyecilik ile tanışacaksınız. Artık boş vaatlerle zamanımızı yitirmeyeceğiz. Bizler Kavaklık Halkı’na hak ettiği hizmeti vermenin yanında, yapacağımız projeler ile buraya canlılık kazandıracağız” diye konuştu.
Konuşmasında Kavaklık Mahallesi için hazırladığı ‘Kentsel Dönüşüm Projesi’ni de mahalle sakinlerine detaylarıyla anlatan Sezer, “Şehre giriş kapısı olan Kavaklık Mahallesi artık Ereğli’ye yakışır olacak. Şimdi bu projeyi Ereğli ile paylaşmamız üzerine, diğer siyasi başkan adayları projemize çamur atma yarışına girdiler. “Size bu binaları para ile satacaklar” şeklinde yalan algıya başlamışlar. Ben İbrahim Sezer olarak şunu söylemek istiyorum. Bu projeyi hazırlarken mahallenin yaşını doldurmuş birçok bina içerdiğini ve can güvenliğiniz için bu yıpranmış binaların yıkılarak yeniden inşa edilmesi gerektiğini düşündük. Sizlere yakışır bina ve sosyal alanları oluşturduk. ve sizden 5 kuruş para almadan gerçekleştireceğiz bu projeyi. Size hak ettiğiniz değeri veren ve yaşamı sunan bu projemize çamur atmaktan başka bir şey üretemeyen, size hizmet sunamayan bu zihniyete artık dur demenin zamanı gelmedi mi? Kaybedecek yıllarımız artık yok” ifadelerine yer verdi.
“Tüm mahallelere eşit hizmet vereceğiz”
Sezer, sadece şehir merkezine önem veren bir belediye başkanı olmayacağını kaydetti ve “Tüm mahallelere eşit hizmet getireceğim. Bunları makamda oturarak değil, sizler için sahaya inerek çalışarak yapacağım! Milletvekillerimizle sizlerle el ele vererek, mahallelerimizin, şehrimizin eksiklerini hızla tamamlayacağız. Çünkü boş vaatlerle kaybedecek 5 yılımız yok! Bizim insanımız hangi partiden olursa olsun, hangi düşünceden olursa olsun, yapacağım tüm işlerde ‘Önce İnsana Hizmet’ diyerek, Kdz. Ereğli’yi ‘Gerçek Belediyecilik ile’ tanıştıracağım” dedi.
Bozkurt: “üzerimizden puan toplamaya çalışıyorlar “
Zonguldak Milletvekili Saffet Bozkurt da Milletvekili olduğu süreçten bugüne kadar Ereğli’ye birçok hizmeti kazandırdığını ve kazandırmaya devam edeceğini ifade ederek şunları belirtti:
‘Gittiği yerlerde Başkan Posbıyık; Ereğli’de çevre yolunu, hükümet konağını, emniyet binasını yapamadılar” diyerek seçimde üzerimizden puan toplamaya çalışıyor. Sizlere söyleyebilirim ki Ereğli’de Hükümet Konağı Öğretmen Evi’nin yanında hızlı bir şekilde yapılmaya devam ediliyor. Emniyet Binası, Diş Hastanesi, Üniversite Kampüsü, Özel Eğitim Kampüsü yapılmaya devam ediyor. Çevre Yolu Projemiz onaylandı yakında start vereceğiz. 400 kişinin çalışacağı Cezaevi yapımına Subaşı’nda başlanacak. Devrek Ereğli Yolu bitmek üzere, Kepez Yolu’na EDS Sistemi kurulması için gerekli çalışmaları başlattık. TOKİ ile alakalı Ereğli’mize müjdemiz olacak. Organize Sanayi çalışmaları çerçevesinde hem Subaşı hem de Yalıboyu Bölgesi’nde Sanayi Bakanlığı tarafından onaylanmış 2 tane projemiz hayata geçti. Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır.
“Yaldızlı kataloglarla kimsenin umudu ile oynamıyoruz”
Devletin Ereğli’miz için sunduğu bu olanakları Posbıyık göremiyor sanırım. Kendisi gibi “-cek, -cak’lı” projeler yapmıyoruz. Hayata geçecek projeler yapıyoruz. Sen son 5 yıldır bu halk için ne yaptın sen onu anlat. Yıllardır yaldızlı yıldızlı katalog bastırıp milletin duygularıyla oynuyor. Yapacağım dediği projeler kataloglarda kalıyor. Yaptığı icraat yok. Kavaklığın, Kışlanın, Köselerin, Abalı mahallesini görüyorsunuz hiçbir çalışma yok. İbrahim Sezer ayağı yere basan projeler hazırladı. Bizde Milletvekili olarak, iktidar olarak başkan adayı Sezer’in destekçisiyiz. Bu 5 yıllık dönem içerisinde bu projelerin hayata geçtiğini göreceksiniz” dedi.
“Bu halkı kandırmayın”
Konuşmasında eski Kdz. Ereğli Belediye Başkanlarından Murat Sesli’yi de eleştiren Bozkurt, “Seçim sahnesinde yer alan Eski Belediye Başkanı Murat Sesli aday değil. Aday olan aynı ismi taşıyan kuzeni. Bu halkı kandırmacadan başka bir şey değil. Bu kafaları karıştırmaktan başka bir şey değil. Seçim yarışını kazanamayacaklarını bildikleri halde İyi Parti ile Sesli bir olarak, Ak Parti’den oy bölmeye çalışıyorlar” dedi. – ZONGULDAK
]]>Türkiye’de meydana gelen büyük depremler, riskli binalarda oturan İstanbulluları, depreme dayanıklı binaların inşa edilmesi için kullanılan malzemeler ve teknoloji konusunda araştırmaya yönlendirdi.
YTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Koçak, AA muhabirine, depreme dayanıklı bir yapının tasarımdan imalat sürecine kadar modern teknolojilerin kullanıldığı, her türlü risklerin ortadan kaldırıldığı, hem depreme ve dış etkilere karşı güçlü hem de yaşam alanlarının çok kaliteli olduğu bina anlamına geldiğini söyledi.
Bir yapının dayanıklı olabilmesinin ilk ölçütünün projelendirme aşaması olduğunu belirten Koçak, fizibilite çalışmalarının iyi yapılmasının ve projenin kaliteli hale getirilmesinin işin yüzde 50’sini oluşturduğunu kaydetti.
Prof. Dr. Koçak, bunun için bütün zeminin parametrelerini ortaya koymak gerektiğini anlatarak, “Deprem dalgalarının geliş doğrultusunu, faya olan uzaklığını, fayın yaratmış olduğu etkilerin ne olduğunu çok iyi bileceksiniz. Gerekirse mikro bölgelendirme çalışmalarından faydalanacaksınız. Varsa heyelan, sel durumları, yer altı su seviyesi, sıvılaşma potansiyeli gibi çok yönlü olarak zemini çok iyi araştıracaksınız.” dedi.
Zemin araştırmalarının ardından hazırlanacak projenin de çok iyi bir mimari ve mühendislik tasarımla yapılması gerektiğine dikkati çeken Koçak, bir hafta içinde gelen projeden şüphelenilmesi gerektiğini bildirdi.
İyi bir proje tasarımının ardından yapıda sismik enerjinin etkisini azaltmak için sönümleyici, izolatör ve karbon elyaf gibi modern teknolojilerin kullanabileceğine dikkati çeken Koçak, “Bunlar, tabii depremi çok rahat geçirmenizi sağlayacak ama şu da unutulmamalı: Betonarme, çelik veya ahşap bir bina yaparken eğer mühendislik hizmeti alınmışsa, projesi doğru, kaliteli, depreme dayanıklı bir tasarımsa yine binanız depreme dayanıklı olacaktır.” diye konuştu.
Kahramanmaraş merkezli depremlerde bazı izolatörlerin kalıcı yer değiştirmeler yaptığını, bazılarının ise gereğince çalıştığını anlatan Koçak, “İzolatörü koyduğunuz andan itibaren binanızın çevresinin boş olması gerekiyor. Eğer siz bodrum kata bir izolatör koyup da çevresini toprakla doldurursanız o izolatörün hiçbir faydası yoktur. ” ifadelerini kulandı.
Prof. Dr. Ali Koçak, vatandaşlardan binalarını güçlendirirken “İzolatör kullanalım mı?” gibi çok sayıda soru geldiğini, 6 veya 10 katlı binalarda izolatör kullanmaya ihtiyaç olmadığını, daha çok yüksek yapılarda, köprülerde, hastanelerde veya korunması gereken müzelerde bu teknolojinin kullanılmasını önerdiklerini kaydetti.
İzolatörlerin belirli kurallar çerçevesinde yapılması gerektiğini vurgulayan Koçak, “Şimdi 6 katlı bir binayı güçlendirirken izolatör kullanabilirsiniz ama yeniden yıkıp yapsanız aynı maliyete gelir. Çünkü oradaki bazı şartları yerine getirmek zorundasınız. Yani izolatörü alıp da ‘Ben binama yerleştirdim, kolonu kestim, arasına koydum. Artık benim binam sağlamdır.’ diyemezsiniz.” değerlendirmesini yaptı.
“Beton kaliteniz yüksek, kolonlar ve kirişler yeterli olacak”
Güçlendirme yaparken karbon elyaf kullanabilmek için binanın depreme dayanımının yeterli olması gerektiğinin altını çizen Koçak, şunları kaydetti:
“Mesela 1-2 kolonda donatı eksikliğiniz varsa bunu gidermek için ancak karbon elyaf kullanırsınız. Yeni binanın dayanımı iyidir, 2 tane hatalı eleman vardır. ya da bir döşeme vardır, onun için kullanırsınız. Yoksa depreme dayanıksız olan bir binayı, hele bir de düşük dayanımlıysa, ‘Ben depreme dayanıklı hale getiririm.’ demek çok zor. Ön şart beton kaliteniz yüksek, kolonlar ve kirişler yeterli olacak. Eğer düşük bir beton kalitesi, örneğin 10 ya da 8 megapaskal çıkmış ise burada karbon elyaf kullanmamak kullanmaktan daha iyi. O yüzden halkımız lütfen buna inanmasın. Karbon elyafı, tek başına hiçbir hesap yapmadan, binaya gelip karotunu almadan, betonuna bakmadan, ‘Ben karbon elyaf kullandığımda binayı güçlendirdim.’ demeleri mümkün değil.”
]]>Doğal Afet Sigortalar Kurumu (DASK) koordinasyonunda bu yıl Hasan Kalyoncu Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen “7. Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması”nın maketlerin sarsıldığı final etabı yarışları yapıldı. Yarışmada takımların inşa ettikleri çok katlı bina maketleri “sarsma masası” üzerinde, üç farklı deprem etkisi altında test edildi, kazanan takımlar maket binaların yarışma kapsamında gösterdiği deprem performansına göre belirlendi.
“Kahramanmaraş depremlerinde dosya sayısı 600 bin adet, ödeme miktarı ise 35 milyar TL’dir”
Yarışmanın final etabında açıklamalarda bulunan ve Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından DASK bilançosunu açıklayan Türk Reasürans ve DASK Genel Müdürü Selva Eren, “DASK’ın teknolojik altyapısını yeniledik. DASK ana veri merkezini deprem riski düşük bir şekilde konumlandırma çalışmalarını tamamladık. Hasar yönetim sistemini güncelledik. İhbar sistemlerini günün şartlarına cevap verecek hıza ulaştırdık. Hasar tespit metodlarını kurumlar arası farklılıkları giderecek şekilde iyileştirdik. DASK’ın hasar ödeme kapasitesini 25 milyar TL’den 280 milyar TL seviyelerine çıkardık. Bu kapasite sayesinde bir yıl içinde meydana gelebilecek 2 ayrı deprem için aynı tutar 2 kez kullanılabilecek. Geçtiğimiz yıl 6 Şubat depremleri nedeniyle büyük bir yıkım ve acı ile karşı karşıya kaldık. Bu büyük yıkımın ardından vatandaşlarımızın yanında olmak ve yaşanan acıları bir nebze hafifletebilmek adına her türlü imkanları seferber ettik. DASK’ın kurulduğu günden Kahramanmaraş depremlerine kadar ödeme yaptığı toplam dosya sayısı 114 bin ve ödediği toplam rakam 1,5 milyar TL idi. Yalnızca Kahramanmaraş depreminde ise dosya sayısı 600 bin adet, ödeme miktarı ise 35 milyar TL’dir” ifadelerini kullanarak düzenlenen yarışmanın öneminden ve gerekliliğinden bahsetti.
6 Şubat’taki Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen iller arasında yer alan Gaziantep’te bu yarışmanın düzenlenmesinin önemine değinen HKÜ Rektörü Prof. Dr. Türkay Dereli ise “Ülkemizin bir deprem coğrafyasında konumlandığı bir gerçek. Dolayısıyla bizim ülke olarak depreme hazırlık ve dayanıklı bir ülke konumunda olmamız gerekiyor. Bu net ve açık. Bu nedenle ‘sağlam binalar, güçlü yarınlar’ mottosuyla üniversitemiz ev sahipliğinde düzenlenen ‘7. DASK Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’ Türkiye örnek olabilecek bir yarışma” diye konuştu.
İnşa edilen çok katlı bina maketleri sarsma masasında test edildi
Konuşmaların ardından takımların inşa ettiği çok katlı bina maketleri “sarsma masası” üzerinde, üç farklı deprem etkisi altında test edildi. Yarışmada kazanan takımların maket binaların yarışma kapsamında gösterdiği deprem performansına göre belirleneceği ve 7 Mart Perşembe günü düzenlenecek ödül töreni ile ödüllerinin takdim edileceği öğrenildi. – GAZİANTEP
]]>Mühendislik Fakültesi Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinliğe; Rektör Prof. Dr. Fatih Altun’un yanı sıra, İskenderun Teknik Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Geoteknik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Örnek, Genel Sekreter Prof. Dr. İbrahim Narin, Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr. Afşın Alper Cerit, Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Alper Öner, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Konferansın konuşmacısı ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, 6 Şubat’ta meydana gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve yaralılara acil şifalar diledi. Yaşanılan depremden büyük bir üzüntü duyduklarına dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Altun; “Yaşanmışlıkları unutmamak ve özellikle de acı deneyim ve tecrübeler söz konusu ise mutlaka beyinlerin onu unutması çok kolay olmuyor. Çünkü insanların acı hatıraları söz konusu” dedi. Son dönemlerde kamuoyunda sıkça yer alan izolatörler hakkında katılımcılara bilgi veren Rektör Prof. Dr. Altun, izolatörlerin kullanım sınırlamaları olduğunu belirterek; “Binanın yüksekliği arttıkça izolatör kullanımı sıkıntıya girer. Bu sefer binada devrilme meydana gelir. Ancak şu anda kullanılan sistemlere baktığımızda bizimde Erciyes Üniversitesi Deprem Araştırma Laboratuvarı’nda geliştirmiş olduğumuz bilyeli sistem izolatörler de Ar-Ge safhasını geçmiş, Ür-Ge safhasında yetkili firma tarafından bunların binalarda kullanılması için üretmiş oldukları numune üzerinde tarafsız laboratuvarda ve deneyler yapılması sonucunda gerekli onayları alınmış bir üründen bahsediyoruz. Bundan sonraki süreçlerde bu izolatörlerin yaygınlaşması da söz konusu olacaktır” diye konuştu. Konuşmasında çelik yapı kullanımının çok önemli olduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Altun; “Çelik yapılarda deprem davranışı, deprem performansında çok etkili sonuç veren önemli bir yapı tipi ve malzemesidir. Ülkemizde bununda mutlaka gündeme gelmesi gerekmektedir. Bunun dışında Devletimiz faylardan uzaklaşmak sureti ile tünel kalıp sistemleri tercihlerine dönmektedir ve bunlar çok doğru tercihlerdir. ve bu binalar deprem anında dışarıya kaçmak yerine, binada durmanızı tavsiye edeceğimiz bina tipidir” şeklinde konuştu. Türkiye’de gerçekleşen depremleri Japonya’da gerçekleşen depremlerle kıyaslamanın çok yanlış olduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Altun şunları kaydetti;
“Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız. 150 kilometre okyanusta 130 kilometre aşağıda olan deprem ile ayağınızın altında 5 kilometre mesafede olan deprem aynı değildir. Çünkü Türkiye’de meydana gelen deprem ayağımızın altında olmaktadır. O nedenle biz bunlara karşı gerekli önlemleri alacak ve faylardan kaçacağız. Yönetmeliklere uygun bir şekilde yapılarımızı üretmek suretiyle depreme dayanıklı yapı tasarımını gerçekleştirmiş olmak bizim en önemli detayımız olarak karşımıza çıkmaktadır.”
Depremleri unutmamalıyız diyen Rektör Prof. Dr. Altun, belirli periyotlarda sadece seminerler değil, deprem konusunda eğitimlerinde verilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. İskenderun Teknik Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Örnek ise akademisyen olmanın yanında aynı zamanda bir depremzede olduğunu ve yaklaşık 393 gün geçmesine rağmen 6 Şubat’ta yaşananların halen hafızalarda ilk günkü tazeliğini koruduğunu belirterek, “6 Şubat Depremlerine Mühendislik Bakışı ve Deprem Deneyimleri” konusunda sunum gerçekleştirdi.
Konferans plaket takdiminin ardından konferans sona erdi. – KAYSERİ
]]>Türkiye’de geçen yıl yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerde binlere bina yıkılmış, 10 binlerce insan hayatını kaybetmişti. Depremlerin büyüklüğüne rağmen zemininde sismik izolatör kullanılan büyük kamu binalarının depremden etkilenmediği görülmüştü. Şehir hastaneleri ve kamu binalarında kullanılan sistemin vatandaşların oturacağı binalarda da kullanılmasına ilişkin Atakum Belediye Meclisi gelen talepler üzerine konuyu gündemine aldı.
Örnek teşkil edilecek karar ile birlikte yapı ruhsatlarına eklenecek plan notu ile birlikte yönetmelikte yer alan “Zeminin topraktan destek alması” maddesi yerine “Yapı ruhsat başvurularında depreme dayanıklı yapılar inşa etmek için sismik izolatör kullanılacak olan birimlerin çevresinde güvenlik önlemleri alınmak üzere ön bahçe dahil tüm bahçe alanları statik gereklere göre düzenlenebilir” plan notu eklenerek deprem izolatörünün yapılmasının önü açılacak.
“Karadeniz’de ilk”
Atakum Belediye Meclisi Mart Ayı Olağan Toplantısı 1. Oturumu’nda konuşan Atakum Belediye Başkanı Cemil Deveci, zemini kot altında kalan Balaç’ta yapılacak bir bina için kendilerine talep geldiğini, alacakları bu karar ile birlikte Karadeniz’de ilk defa vatandaşların ikamet edeceği bir binanın zemininde sismik izolatör kullanılacağını ve bu alınacak kararın depreme dayanıklı binalar yapılmasının da önünü açacağını ifade etti.
“Samsun Şehir Hastanesi’nde de bu yöntem kullanıldı”
Sismik izolatörlerin yakın zamanda meydana gelen depremlerde de güvenirliğini kanıtladığının altını çizen Cemil Deveci, “Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından ‘sismik (deprem) izolatör’ ülke gündemine geldi. Mevcut imar planlarında deprem izolatörünün yapılacağı binaların nasıl yapılacağına dair bir hüküm yok. Birçok kurumdan uzman görüşü aldık. Karadeniz’de ilk kez Atakum’da uygulanacak. Samsun Büyükşehir Belediyesi ile de görüştük. Bu sistemi kullanarak yapılacak binalar için ‘plan notu’ olursa uygulayıcılar için rahatlık sağlar diye düşünüldü. Binada deprem izolatörü uygulandığından binanın zeminden itibaren etrafının boş bırakılması gerekiyor. Binanın sallanabilme ve esneme ölçüsüne göre duvara veya toprağa değmemesi gerekiyor. Bizim yönetmeliğimizde kot altında kalan temellerin etrafının kapatılması gerekiyor. Toprak zeminden destek alınsın gibi bir mantık var mevcut yönetmelikte aksine bu izolatör kullanılan binalarda da yapının esnemesi için önünün açık tutulması gerekiyor. Zeminden itibaren belli miktarda etrafının boş olması gerekiyor. OMÜ Mimarlık Fakültesi ve Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin görüşünü aldık. Bakanlıktan gelen uzman görüşünde ise ‘Sismik derz mesafesi, izolatör tasarım deplasmanın en az 2 katı olacak şekilde projelere yansıtılması ve bu detaya göre peyzaj düzenlemesi yapılması gerekir’ diyor. Yani zeminden itibaren toprak kotuna kadar bir mesafeyi boş tutacak. Fore kazıklar ile zemin koruma altına alınacak. İlk uygulamayı da Balaç Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı’nın altında yapılacak bina için meclis kararının ardından izni verilecek. Komisyonda uzmanlar da konu hakkında daha detaylı bilgileri verecekler. Bu karar Samsun Büyükşehir Belediye Meclisi’nden geçtikten sonra da diğer birçok ilçede de örnek gösterilebilecek. Samsun Şehir Hastanesi ve Tekkeköy Devlet Hastanesi de sismik izolatör yöntemi ile yapıldı. Devlet de artık tüm büyük kamu yatırımlarının zemininde bu deprem izolatörlerini kullanıyor. Bizler de bu kararı alarak, sağlam binaların yapılmasında öncü olacağız” dedi.
Söz konusu gündem maddesi, meclis üyelerinin oybirliği kararı ile İmar Komisyonu’na havale edildi. Komisyonda görüşülecek gündem maddesi, meclisten geçtiği takdirde karara bağlanacak ve ilçedeki binaların zemininde deprem izolatörü kullanılabilecek. – SAMSUN
]]>4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, tutuklu sanık Mehmet Tekin, tutuksuz sanık Yakup Aktaş, müştekiler ve taraf avukatları hazır bulundu. Tutuklu sanık Ertan Danacı ise bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya katıldı.
Tutuklu sanık Ertan Danacı, iç mekan tasarımcısı olarak binada dekorasyon işi yaptığını, kolon kesilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, yaptığı çalışma sonrasında ilgili kurumların herhangi bir aykırılık olmadığına dair rapor verdiğini savundu.
Binanın altında bulunan pastanedeki tadilatlar ile bu binanın yıkımının hiçbir ilgisinin bulunmadığını öne süren Danacı, “Pastanede tadilat yapılmasa dahi o binanın ayakta kalma şansı yoktur. Binanın beton dayanımı ve demirleri oldukça kalitesizdir. Bu yüzden pastanede yapıldığı iddia edilen tadilatlarla ilgili analiz yapılırsa, bu iddia edilen tadilatların yıkıma etkisinin olmadığı görülecektir.” dedi.
Danacı, binanın projesinde bulunan ancak uygulamada yapılmayan yerler olduğuna değinerek, mimari statik projede olmamasına rağmen binanın en statik bölgesine kaçak kat yerleştirildiğini, 8 metre uzunluğundaki taşıyıcı perdenin yapılmadığını ve binanın zemin etüdünün olmadığını savundu.
Kim tarafından ne zaman kesildiği bilinmeyen bir kolonun kepçe ile kazılarak çıkarıldığını belirten Danacı, şöyle devam etti:
“Sadece zemin ile asma kat arasında bulunan ama diğer 9 katta bulunmayan kolonun kesildiği görülmüş ve bunun yıkıma etkisinin araştırılması gerekmektedir. Ancak bu raporda dikkate alınmamış, herhangi bir akstan geçmiyor ve temelle bağlantısı yok. Bu kolona yükleme yapılmadığı için taşıyıcı olma özelliğe de yoktur. Bu direğin asma kat dışında düşey olarak yük taşımasına olanak yoktur. Bu raporların daha uzman bir yere gösterilmesi gerekmektedir.”
Fenni mesul tutuklu sanık Mehmet Tekin de hakkındaki iddiaları reddederek sürekli raporların konuşulduğunu ancak mühendislikten bahsedilmediğini söyledi. Tekin, “Burada her kolonda ve kirişin iki ucunda yükler sıfırlanır. Bir önceki kolon diğerine yük aktarmaz. Eğer oradaki bir kolon kaldırılırsa, o zaman kiriş kendisini imha etmeye çalışır.” dedi.
“İlk başta ‘kolon yok’ dediler ama statikte gözüküyor”
Binanın 1978 yönetmeliğine göre yapıldığını ancak 2018 yönetmeliğine göre ele alındığını belirten Tekin, binaya hazır beton dökmelerine rağmen kendilerine hala içinden çıkan kağıt parçalarından bahsedildiğini, bu konunun fizik kuralları çerçevesinde ve mühendislik açısından bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Tekin, “İlk başta ‘kolon yok’ dediler ama statikte gözüküyor. Daha sonra ‘bu kolon buraya hiç yapılmamış’ dediler, var olduğunu nasıl kabul ettiniz? Şimdi hangi güç ile ‘bu kolonun kesilmesi binanın yıkımına etki etmez’ diyorsunuz? Burada binanın hasar gören yeri belli ama hala neden yıkıldığını tartışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
60 yıllık mühendis olduğunu dile getiren Tekin, Ezgi Apartmanı’nda donatı ve betonun kalitesiz olduğu iddia edilse de o dönemde aynı ekiple yaptıkları Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi, Vali Konağı, Kahramanmaraş Müzesi gibi binaların hala sağlam olduğunu kaydetti.
Tutuksuz sanık Yakup Aktaş ise Ezgi Apartmanı’nı 8 şiddetindeki depreme dayanıklı olarak yaptıklarını savunarak, şöyle konuştu:
“O dönem bunun projesi Kahramanmaraş’ta 1 liraya yapılıyorken, ben bunu Ankara’da 10 liraya yaptırdım çünkü burada yapacak statikçi yoktu. Binanın projesini nervürlü demire göre yaptırdım. O dönem bu demir bulunmuyordu, yurt dışına ihraç ediliyordu gittim Hatay’dan getirttim. Kültür Sitesi’ndeki şantiyeme indirdim. Ben malzemeden çalmam, beni herkes bilir.”
Binaya torununun adını vermiş
4 defa vergi rekortmeni olduğunu, 1996 ile 1999 yıllarında Cumhurbaşkanı’ndan plaket aldığını anlatan Aktaş, ilk torunu Ezgi’nin adını binaya verdiğini, bu binayı saygın bir insan olarak eksik yapmayacağını savundu.
Aktaş, “2003 yılında yaşanan ekonomik krizde iflas ettim. Binanın alt tarafı iki ayrı büroydu, birisi bana ait diğer taraf Lütfi Bilir’e aitti. Ben iflas edince burası bankaya geçti, onlar da pastaneye sattılar. Binanın aradaki taşıyıcı perdeyi kırıp birleştirdiler ve 400 metrekare yaptılar. Benim yaptığım 23 tane bina var sadece ikisi yıkılmış. İki binada da kat malikleri tarafından kolon kesme ve dükkan genişletmeyle ilgili şikayetler var.” diye konuştu.
Binada 1999’dan beri apartman görevlisi olarak çalışan müşteki Mulla Kenger, kapıcı dairesinin iş yerine dahil edildiğini, kendisinin de 4. kata apartman yönetimiyle yapılan anlaşmayla yerleştirildiğini, 2017’de pastanede geniş çaplı tadilat yapıldığını, aynı iş yerinin daha önce boyacıyken gördüğü kolonu tadilat sonrası görmediğini söyledi.
Müştekilerin dinlendiği duruşma bugün devam edecek.
]]>2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar cezaevinden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi ile bağlandı.
Duruşmada, hayatını kaybedenlerin aileleri ile taraf avukatları katıldı.
Duruşmada dinlenen binanın müteahhidi tutuklu sanık Bilal Karakuş, apartmanı yaparken kural dışı hareket etmediğini, binayı teslim ettikten sonra kaçak kat yapıldığını savundu.
Karakuş, “Bu binayı kendim yaptım kimse bana yardım etmedi. Tüm sözleşmeler benim adımaydı kimsenin yardımını istemedim hiç kimse bina yapılırken müdahale etmedi ve yardımcı olmadı. Bu bina hatırladığım kadarıyla zemin artı 7 ile 8 katlıydı binayı ne zaman teslim ettiğimi hatırlamıyorum. Arsa sahibi Celal Canpolat yapım kullanım belgesi aldıktan sonra binaya kaçak kat yapmış, bu katın ne zaman yapıldığını bilmiyorum ben o sırada Adıyaman’da değildim.” dedi.
Binaya ait kolonların kesildiğini öne süren Karakuş, şöyle konuştu:
“Depremden sonra kendisine daire satışı yaptığımız Rıza Önge, Celal Canpolat’ın apartmanın altında bulunan iş yerinin kolonunun kesildiğini kendisinin de gördüğünü söyledi. Binanın altındaki iş yerleri Celal Canpolat’a aittir. Binanın altı tamamen dükkandı. Kural dışı hiçbir eylemim olmadı, suçsuzum beraatımı talep ediyorum. Ben 74 yaşında hastayım gözelerim kataraktan dolayı görmez oldu, ameliyat olmam gerekiyor, tahliyemi talep ediyorum. Eğer olmazsa da bana 15-20 gün verilmesini bu süre içerisinde de ameliyat olmamı talep ediyorum.”
Müteahhit sanık Yavuz Karakuş ise inşa edilen binada herhangi bir yetkisinin ve imzasının olmadığını savunarak, alakasının olmadığı bir dosyadan tutuklu olduğunu öne sürdü.
Babası, kendisi ve kardeşinin de ayrı ayrı şirketlerinin olduğunu belirten Karakuş, “Kardeşim ve babamın şirketleri ayrıdır herkes kendi işini yapmaktadır. Dosyada yer alan kat karşılığı sözleşmenin tarafları arsa sahibi Celal Canpolat’la babamdır. Benim hiçbir resmi evrakta imzam yoktur. Dosya içerisinde yer alan inşaatın babam Bilal Karakuş tarafından yapıldığı açıkça söylenmiştir. Ben bu binanın 100 metre ilerisinde yine aynı arsa içerisinde 2011 yılında başka bir inşaata başladım ve 2013 yılında da tamamladım.” diye konuştu.
Babasının ikinci evliliği yapmasının ardından hesaplarının ayrıldığını aktaran Karakuş, şunları anlattı:
“Ben mobilya işi yapıyordum. Kendime ait Zümrüt Taşımacılık İnşaat Limited Şirketi kurmuştum. Kardeşim Ertuğrul Karakuş ise Zümrütsan İnşaat isimli firmayı işletiyordu. Babam Bilal Karakuş’ta Zümrüt İnşaat isimli şirketi işletiyordu. Kimse kimseye ortak değildi, herkesin hesabı ayrıydı. Babam 2011 yılında müteahhitlik işini bıraktı bu bina sonrasında başka bina yapmadı.”
“Benim bu binada herhangi bir imzam yoktur”
Vatandaşların mağduriyetini giderdiklerini aktaran Karakuş, “Babam bu işi bıraktıktan sonra tamamlayıp teslim ettiği dairelerde bazı bir takım eksiklikler olursa bizden yardım istendiğinde vatandaşlar mağdur olmasın diye yardımcı oluyorduk. Bu yüzden ortak hareket ettiğimiz düşünüyor olunabilir. Benim bu binada herhangi bir imzam yoktur.” ifadelerini kullandı.
Tahliyesini talep eden sanık, “Yaklaşık 1 yılı aşkın süredir benimle ilgili olamayan bir inşaat yüzünden tutuklu bulunmaktayım dosyada sanık sıfatıyla yer alan binanın fenni sorumlusu Sedat Gökay Harıkçı, beni inşaatta hiç görmediğini söylemektedir. Beyanlara bakıldığında benim inşaatla alakam olmadığı anlaşılacak bu nedenle tahliyemi talep ediyorum.” dedi.
Binanın teknik uygulama sorumlusu tutuklu sanık Sedat Gökay Harıkçı da bilirkişi raporundaki donatı detaylandırılması eksikliğini kabul etmediğini öne sürerek kendini şöyle savundu:
“Böyle bir olayın yaşanması istemezdim asrın felaketi olan bir depreme maruz kaldık. Dosyada karot numunelerinin nereden alındığına dair fotoğraf bulunmamaktadır. Donatı detaylandırılması eksikliğini kabul etmiyorum Adıyaman’da fenni mesullerden birçoğu hakkında soruşturma başlatılmış ise de tutuklu olan tek fenni mesul benim. Dosyada yer alan bilir kişi raporu eksik düzenlenmiştir. Tahliyemi talep ediyorum.”
Sanıkların alınan ifadelerinin ardından müştekiler sanıklardan şikayetçi olduklarını belirtti. Sanık avukatları ise tanıkların dinlenmesini talep etti.
Mahkeme heyeti, sanıkların mevcut hallerinin devamına karar vererek eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı 15 Mayıs’a erteledi.
]]>BALIKESİR – Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz, Balıkesirlilerin bir hayalini daha gerçeğe dönüştürüyor. Şehrin en merkezi konumunda bulunan orduevleri, imzalanan protokol çerçevesinde taşınacak hemen ardından başlayacak restorasyon çalışmalarıyla vatandaşların kullanıma açık müze, sanat ve kültür merkezi olarak bütüncül bir projeyle kent meydanına kazandırılacak.
Gece gündüz demeden Balıkesir için çalışan ve 5 yıllık dönemde şehrin çehresini aydınlatan Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz, tarihi bir projeyi hayata geçiriyor. Bölge için yeniden bir milat kabul edilecek projeyi hazırlayan Başkan Yücel Yılmaz ‘Koruma Amaçlı Balıkesir Kent Meydanı Düzenlemesi’ni başlatıyor. Balıkesirlilerin on yıllardır hayalini kurduğu; toplu taşıma merkezinden Orduevlerini, belediye binasını, Şeyh Lütfullah Camisi ve çevresini içine alan bölge, şehrin tarihi siluetini ortaya çıkaracak aynı zamanda modern, nitelikli, konforlu ve işlevsel alanlarla vatandaşların kullanımına açık olacak. “Koruma Amaçlı Balıkesir Kent Meydanı Düzenlemesi” çerçevesinde en önemli adım olan Balıkesir Orduevlerinin müzeye ve sanat merkezine dönüştürülmesi protokolü; Milli Savunma Bakanlığı ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının onayıyla Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz ile Milli Savunma Bakanlığı yetkilileri tarafından imzaladı.
Her şey en ince ayrıntısıyla düşünüldü
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Başkan Yücel Yılmaz, Balıkesir için çok önemli ve tarihi bir protokole imza attıklarını ifade ederek “Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ve Milli Savunma Bakanlığı arasında arkamda görmüş olduğunuz tescilli 2 bina artık Balıkesir Büyükşehir Belediyesi uhdesinde şehre hizmet vermeye başlayacak. Orduevi olarak hizmet veren tesislerin yerine başta Onhann Otel olmak üzere tüm subay, astsubaylarımız geçici bir süre burada hizmet alacak. Daha sonra Balıkesir Büyükşehir Belediyemiz; kaliteli, güncel şartlara uygun, askerlerimiz ve yakınları için Orduevi inşa edecek, anahtar teslim olarak. Amacımız; burada Cumhuriyet Meydanı’nı genişletmek ve ferahlatmak. Orduevinin hemen arkasında lokal olarak kullanılan ve tescili olmayan binanın yıkımını hızlı bir şekilde gerçekleştireceğiz. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Karesi ve Altıeylül Belediyesi olarak kullanılan binayı da yıkarak burayı tarihi görünümüne kavuşturup, meydanı açacağız.” dedi.
“Balıkesir’in tarihi dokusuna önemli bir dokunuş”
Çok kısa bir sürede çalışmaları tamamlayacaklarını vurgulayan Başkan Yücel Yılmaz “Bu şekilde Balıkesir’imizi hem tarihi siluetine kavuşturmuş olacağız hem de kentimize iki tane değerli eser kazanmış olacak. Atatürk’ün istasyondan gelip, kaldığı tarihi Subay Orduevi Atatürk ve Kuvayı Milliye Müzesi olacak. Astsubay Orduevi olan bina da şehrimize sanat galerisi, kültür evi olarak hizmet edecek. Her ikisinin de imzasını atmış olmanın hemşehrilerim adına gururunu yaşıyorum. Bu şehrin on yıllardır arzu ettiği bir beklentiydi. Biz de bunu gerçekleştirdik. Çok kısa zaman içerisinde yeni haliyle Balıkesir’e hizmet etmeye devam edecek iki tarihi binamız. Bu tarihi imzanın altında başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere Milli Savunma Bakanımıza çok teşekkür ediyoruz. Bizzat kendileri konuyla yakından ilgilendi. Balıkesir Kent Meydanı’na, Balıkesir tarihi dokusuna çok önemli bir dokunuş yapıldı.” diye konuştu.
]]>TÜRK Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Afet Komisyonu Üyesi, İnşaat Mühendisi Ali Güngör, Türkiye’nin en kapsamlı deprem araştırmaları ve risk azaltma projelerinin başlatıldığı İzmir’in Bornova ve Bayraklı ilçelerinde envanter çalışmalarının tamamlandığını söyledi. Çalışmalar sırasında, projeye uygun ama olmasa daha iyi denilebilecek hususlarla karşılaştıklarına dikkat çeken Güngör, “Mesela binanın zemin katında yalnızca kolonların olduğu, duvarların bulunmadığı ve otopark olarak kullanılan bölümler vardı. Otoparklar bodrum katında olmalı, birinci katta olmamalı. Bu eksi puan alan bir kriterdir” dedi.
İzmir’de 30 Ekim depreminden en fazla etkilenen Bayraklı ve Bornova ilçelerinde yapı envanteri çalışmalarının tamamlandığını ve sıranın Konak’a geldiğini anlatan TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Afet Komisyonu üyesi inşaat mühendisi Ali Güngör, projenin İzmir geneline yayılması gerektiğini söyledi. Sahada çalışan inşaat mühendisleri olarak ikişer kişilik gruplar halinde doneleri topladıklarını anlatan Güngör, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) 6-7 kişilik akademisyen kadronun verileri değerlendirip binaları risk sıralamasına soktuğunu açıkladı. Güngör, “Bu çalışmalar tüm İzmir’de yapılması gereken, geç kalınmış bir çalışmaydı. Biz binanın önüne gidip tabletlerin üzerindeki sorulara göre kriterleri ortaya çıkardık. Binanın fotoğraflarını çekip, kritik soruları yanıtladık. Bir binada olmaması ve olması gereken seçenekleri işaretledik. Bazılarında, projeye uygun ama olmasa daha iyi, diyebileceğimiz hususlar var. Mesela binanın zemin katında yalnızca kolonların olduğu, duvarların bulunmadığı ve otopark olarak kullanılan bölümler vardı. Otoparklar bodrum katında olmalı, birinci katta olmamalı. Bu eksi puan alan bir kriterdir. Binanın puanını düşürür. Balkonlara açık çıkma denir, giriş katının daha içerde olduğu bir üst kattaki çıkıntıya ise kapalı çıkma adını veririz. Kapalı çıkma dezavantaj yaratır, bu nedenle eksidir. Bu bilgiler ışığında binanın risk analizini yapmış olduk” dedi.
‘BİNALARIN RİSK DURUMU SIRALANDI’
Çalışma gruplarının aldığı anlık verilerin tabletler vasıtasıyla değerlendirildiğini kaydeden Ali Güngör, sahadan toplanan verilerin ilçe belediyelerden alınan projelerle karşılaştırıldığını dile getirip, şunları söyledi:
“Zemin parametrelerine paralel karşılaştırma yapıldı. Topografik parametrelere göre binanın doğru yapılıp yapılmadığı tespit edildi. Dik arazide yapılan binaların diğerlerinden farklı olması gerektiği değerlendirildi. Binaların risk durumu sıraya sokuldu. Bununla ilgili ODTÜ’deki hocalar bize brifing verdi. Hangi arazi koşullarında olan binaların daha riskli olduğu konusunda karmaşık sonuçlar ortaya çıktı. Kentsel dönüşüm hangi binalarda yapılmalı ciddi bir done oluşturuldu. Tüm ilçelerde bu çalışmalar tamamladıktan sonra hangi binalarda gönül rahatlığıyla oturabileceğimiz ortaya çıkacak.”
‘ÇOĞUNLUKLA KALFALAR İNŞAAT YAPMIŞ’
Yapılan çalışmaların ışığında sık rastladıkları bir yanlışlığa dikkat çeken Güngör, projelerin mimar ve mühendislerden oluşan teknik kadroların elinden çıkmadığını ifade ederek, “Binaları mimar ve mühendise projelendirip denetlettirmek gerekir. Gördüğümüz kadarıyla inşaatı çoğunlukla kalfalar yapmış. Kalfa da inşaatın önemli bir elemanıdır ama tek elemanı değildir” diye konuştu.
İzmir’de yaşanabilecek olası bir depremde hangi binaların yıkılıp yıkılmayacağını tespit etmenin zor olduğunu anlatan Ali Güngör, şöyle devam etti:
“Yeni bir depremde binaların ne kadar hasar alabileceğini tespit etmek çok zor. Depremin nereden, hangi periyodla, nasıl geleceğini bilmiyoruz. Betonarme hesapları yaparken depremden alacağımız verileri kullanıyoruz. Seferihisar depremi farklıydı. Bize yakın olan Midilli’den bir deprem gelebilir. Edremit Körfezi ve Gediz çevresi de faylarla dolu. Geliş yönü ve depremin büyüklüğü de önemli. Kentimizde tsunami tehlikesi de var. Binalar sadece depremde yıkılmaz. Tsunamiden de yıkılabilir. Bilim her zaman kendini yeniliyor. Binalarımızın işin ehli kadrolar tarafından kontrol edilmesini sağlamalıyız. Oturduğumuz binalar üzerinde performans analizleri yaptırabiliriz.”
‘YIKILMAYAN BİNA DA ÖLDÜREBİLİR’
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) afet bilinci konusundaki eğitimcilerden biri olduğunu ifade eden inşaat mühendisi Ali Güngör, talep eden kurum ve kuruluş çalışanlarına ücretsiz eğitimler verdiklerini belirterek “Binamızın sağlamlığına güvenip, burası yıkılmaz, deriz ama yine de yaralanabiliriz. Yıkılmayan bina da öldürebilir. Eğitim almalı ve bunu uygulamalıyız. Ara ara tatbikatlar yapmalı ve deprem anında ne yapılması gerektiğini tekrarlamalıyız. Binaların doğru yapılmasıyla iş bitmiyor. Deprem anında binadan çıkmaya çalışanlar ya da balkondan atlayanlar var. Bunların yanlış olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depreminde Adana’nın merkez Çukurova ilçesini Güzelyalı Mahallesi’nde 96 kişinin ölümü ile sonuçlanan Hasan Alpargün Apartmanı’nın yıkılması ile ilgili açılan davanın ikinci duruşması Adana 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. “Taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle açılan davada tutuklu yargılanan sanık Hasan Alpargün duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı.
“Kolon kesildiği için bina yıkıldı, tahliyemi istiyorum”
İlk duruşmadaki savunmasını yineleyen Alpargün, “Yasal tüm şartları sağladım. Zemin etüdü yaptırdım, iskanı zamanında aldım. Hiçbir suç ve kabahatim yoktur. İTÜ raporu da bu yöndedir. 73 yaşındayım ve hastalıklarım var, burada tedavi olamıyorum. Tahliyemi istiyorum. Benim yaptığım binada hiçbir sorun yok. Kolon kesildiği için bu bina yıkıldı” dedi.
Sanığın ardından duruşmaya katılan müştekilerin ifadeleri dinlendi. Duruşmada arama kurtarma çalışmalarına katılanlar betonların vinçle kaldırılırken dağıldığını, taşları elle kırabildiklerini belirtti.
Cumhuriyet savcısı, sanığın binanın neden yıkıldığı ve sanığın kusur durumuna ilişkin bilirkişi raporu alınması, bu aşamada sanığın mevcut halinin devamına karar verilmesi ve eksik hususların giderilmesi yönünde mütalaasını bildirdi.
Mahkeme heyeti, Alpargün’ün tutukluluk halinin devamına, binanın neden yıkıldığı ve binanın yıkılmasında müteahhit olan sanığın kusur durumuna ilişkin Konya Teknik Üniversitesinden bilirkişi raporu alınmasına ve eksik hususların giderilmesine karar vererek duruşmayı 27 Haziran’a erteledi.
“Sonuna kadar süreci takip edeceğiz”
Duruşma sonrası Hasan Alpargün Apartmanı’nda hayatını kaybedenlerin yakınları adına avukat Beşir Ekinci gazetecilere açıklamalarda bulundu. Ekinci, “Ben, meslektaşlarım ve aileler duruşmayı son ana kadar bütün dikkatimizle izledik. Mahkeme, sunduğumuz tüm delilleri, taleplerimizi, tanık beyanlarımızla beraber yeniden ve kapsamlı bir rapor alınarak dosyaya sunulmasını talep etti. Yine sanığın iddia ettiği kolon kesme iddiaları bu mahkemede tamamen çürütüldü. Bu iddia artık söz konusu değil. Ben ve arkamda görmüş olduğunuz meslektaşlarım ve aile yakınları olarak bizim gözlerimizde acı var, üzüntü var, keder var, hüzün var, ama tek bir şey yok o da korku. Hiçbir zaman da olmayacak. Sadece bu celse değil bundan sonraki bütün celselerde burada olduğu gibi yılmadan, dimdik ayakta giden canlarımızın hesabını sormak için süreci sonuna kadar takip edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Ayrıca Avukat Ekinci, sanık Hasan Alpargün, duruşmada hiçbir suçunun olmadığını öne sürdüğünü söyledi.
Alpargün Apartmanı’nda ki depremde anne, baba ve ağabeyini kaybeden Azem Yaren Coşkun ise adalet beklediklerini söyledi. Coşkun, “Mahkemenin tekrardan bilirkişi raporu aldırmasına yönelik ara karar çıkarması gerçekten bizi rahatlattı. Beklediğimiz bir karardı. İnşallah hak ettiğimiz sonucu alacağız. Bu şahsın gerekli cezayı almasını bekliyoruz” dedi. – ADANA
]]>Türkiye, geçtiğimiz yıl 6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerin acısıyla sarsıldı. Depremin üzerinden 1 yıl geçerken, Esenyurt Belediye Başkanı Kemal Deniz Bozkurt binlerce insanın hayatını kaybettiği depremler sonrası yaptıkları çalışmaları anlattı. Bozkurt, büyük yıkımın ikinci gününden itibaren bölgede çalışmalara başladıklarını ve 58 kişiyi enkaz altından sağ olarak kurtardıklarını söyledi. Esenyurt’ta tüm alt yapı ve üst yapı stokunun tek tek incelendiğini belirten Bozkurt, yaptıkları çalışmalar sonucunda ilçedeki tüm riskleri tek tek tespit ettiklerini açıkladı. Göreve geldiğinde Esenyurt Belediyesi Arama Kurtarma Ekibini (ESAK) kuran Bozkurt, depreme yönelik çalışmalarla ilgili şunları söyledi:
“Özel kalem müdürümüz saat 5 sıralarında beni aradı, çok büyük bir deprem olduğunu söyledi. Gelen haber üzerine belediyeye geçtim ve arkadaşlarla ne yapabiliriz konusunda bir toplantı yaptık. Ben göreve geldiğimde en çok önemsediğim konuların başında deprem geliyordu. Bu nedenle Esenyurt Arama Kurtarma (ESAK) adı altında tam donanımlı 44 kişilik bir ekip kurmuştuk. Bu ekipten 22 arkadaşımız Hatay bölgesine yönlendirildi. Ben de ertesi sabah bölgeye gittim. Çok büyük bir yıkım vardı gerçekten. Ekibimiz Antakya bölgesinde çalışıyordu ve 2 günde 40’a yakın depremzedeyi sağ olarak çıkarmayı başarmışlardı enkazdan. Yine göreve geldiğimde muhtemel afet durumlarında arama kurtarma çalışmalarında kullanılması için iki tane tam donanımlı araç almıştık, bunlarla beraber ambulanslarımızı da bölgeye sevk ettik. Aynı zamanda lojistik destek vermek için bölgeye birçok eşya, makine, ekipman ve personel yönlendirdik.”
“Savaştan çıkmış gibiydik”
Bozkurt, “Ben gittiğimde 40’a yakın vatandaşımızı enkaz altından sağ olarak çıkarmışlardı. Ben gittikten sonra da 18 kişiyi enkazdan kurtardık. Ben de birçok enkazın içine girdim. Beni üzen çok fazla durumla karşılaştım bölgede ama beni en çok etkileyen olay Defne bölgesinde yaşandı. Bir baba düşünün yıllarca Arabistan’da çalışmış, ömrü boyunca o daireyi almak için uğraşmış. 7 katlı o bina çökmüş, eşi kurtulmuş ancak binanın 2. katında kızı ve oğlu bulunuyordu. 7 katlı bir binanın enkazının altında bir cana ulaşmak gerçekten çok zor. Epeyce bir süre uğraştık. Sonra o baba bana gelip, ‘Çocuklarımın canlı geleceklerine artık inanmıyorum, lütfen onların bedenlerini bir bütün olarak çıkarın’ diyerek ellerime ayaklarıma kapandı. Bu benim için çok büyük bir hüzündü. 2 gün kadar bir süre çalıştıktan sonra o babanın oğlu ve kızının cansız bedenlerine ulaştık. Bir insana oğlunun ve kızının cansız bedenini teslim ettiğinde bile memnuniyet duyan insanları görmek gerçekten çok üzücüydü. Bu şekilde şahitlik ettiğimiz çok sayıda hikaye var. Sanki savaştan çıkmış gibiydik” dedi.
“Depremzedeleri yalnız bırakmadık”
Depremzedelerin yalnız bırakılmadığını söyleyen Bozkurt, Depremden sonra yaklaşık 6 ay kaldık bölgede. Çünkü orada ihtiyaçlar devam ediyordu. Biz zaten deprem sonrası yaşanacakları tahmin ediyorduk. Organizasyonumuzu buna göre planladık. Bir başkan yardımcımız ve bir müdürümüz aylık görevlendirme ile orada kaldılar. Hem yardımların dağıtımı için hem de oradaki kadın ve çocukların psikolojik desteği için sağlık ve güvenlik ekiplerimiz uzunca bir süre bölgede kaldılar ve ihtiyaçların karşılanması için çalıştılar” ifadelerini kullandı.
“Kimse binasına tolerans göstermemizi beklemesin”
Bina yaparken tolerans gösterilmesini isteyenleri deprem bölgesine götürdüklerini ifade eden Bozkurt, “Ben mühendis olmamdan kaynaklı orada gördüğüm, bugüne kadar edindiğim tecrübelerin, görüşlerin ve burada yapılmak istenenlere karşı duruşumun ne kadar anlamlı olduğunu gördüm. Burada bir takım binaların bazı yerlerine tolerans göstermemizi isteyen kişilerin sonuçları görmesi açısından ziyaretler planladık. Muhtarlarımızı, sivil toplum kuruluşlarını, proje ofislerini, iş adamlarının büyük bir bölümünü bölgeye davet ettik. Kent konseyini ve kent konseyinin bileşenlerini, mühendisleri, müteahhit arkadaşları oraya götürdük. Yanlış yaptığınız binalara tolerans göstermemizi istemeniz durumunda nelere sonuç vereceğini görsünler istedik. Bazı vatandaşların binaları ile ilgili gelen taleplere neden izin vermediğimizi gelin anlayın ve görün istedik. Bazı acılar yaşanabilir ancak bu acılardan ders çıkarmazsak acılar artık bizim kaderimiz olmaya devam eder. Yeter ki bilime inanalım, ahlaka inanalım. Böyle davrandığımızda ben inanıyorum ki acıların büyük bir bölümü artık yaşanmayacaktır. Yaşanan sorunlar da telafi edilecektir” diye konuştu.
“Prof. Dr. Naci Görür ile çalışmalarımız devam ediyor”
Prof. Dr. Naci Görür ile çalışmalarının devam ettiğini belirten Başkan Bozkurt, “Biz Esenyurt’u depreme dirençli hale getirmek için envanterimizi çıkarmakla başlayıp, zemin etütleri, bütün teknik çalışmaları tamamladık. Prof. Dr. Naci Görür hoca ile çalışmanın ortasında tanıştık. Topladığımız verileri onun sistemi üzerinden değerlendiriyoruz. Altı ana başlıkta Esenyurt’u depreme dirençli hale getirmek için çalışıyoruz. Bunlardan bir tanesi yönetim sistemimizi yeni baştan depreme dirençli hale getirmek için başlattığımız proje. İkincisi halkın bilinçlendirilmesi konusu. Halkın depreme dirençli olması ve bilinçlenmesi için bir takım çalışmalar, tatbikatlar yapıyoruz. Üçüncü çalışmamız alt yapı ve üst yapımızın tamamen gözden geçirilmesiydi. İSKİ, İGDAŞ, BEDAŞ, Karayolları, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Orman Bakanlığı gibi kurumlara gördüğümüz aksaklıklarla ilgili gerekli yazıları yazdık. Yine kendi sorumluluk alanımızdaki noktalarda çözümler üreterek, neler yapılması gerektiğini belirledik. Üst yapı ile ilgili bina envanterlerimizi çıkardık. Biz artık muhtemel bir İstanbul depreminde Esenyurt’un hangi bölgesinin nasıl etkileneceğini biliyoruz. Buna göre üst yapıdaki binaların durumunu tespit ediyoruz. Bu binaların ne kadarı hangi şiddette bir depreme nasıl dayanacak, nasıl etkilenecek ve hangi konumda kalacaklar bunun çalışmalarını yaptık. Kullandığımız son teknolojik sistemle Esenyurt’un hangi bölgelerinde çökme var, hangi noktalarda kayma var, bunun da aylık periyotlarla takibini yapıyoruz. Baktığınız zaman Esenyurt, Türkiye’nin yüzde 6 gayri safi milli hasılasını üretiyor. Bunun için de gerekli çalışmaları tamamladık. ESAK’ı kurmuş olmak yaptığımız önemli işlerden bir tanesiydi bence. Yani ben hiçbir şeyin insan hayatından daha değerli olduğunu düşünmüyorum. 58 kişiyi enkaz altından çıkarıp kurtarmak kadar daha değerli bir iş yaptım mı bilmiyorum. Onlara umut olmak, onların yüreğinde, hafızasında olmak benim için çok kıymetli. Benim bu hayatta elde etmiş olduğum en önemli başarı” dedi.
Bozkurt, sözlerine şöyle devam etti.
“Son zamanlarda özellikle siyasetçiler bir ayrıştırma politikası izliyorlar. Ben Antakya’dayken akşamları keşif için sokağa çıkıyordum ertesi gün çalışma yapılması gereken noktayı belirlemek için. Orada şunu gördüm; insanlar enkazlarda çalıştıktan sonra yorgunluklarını gidermek için sohbet ediyorlardı. Türkiye’nin her bir bölgesinden insan oradaydı. Kürtler Kürtçe şivesiyle, Lazlar Lazca, Trakyalılar Trakya şivesi ile konuşuyorlardı ve birbirlerine yardımcı oluyorlardı. Bu o kadar değerli bir durum ki aslında. Bizler gereksiz bir gündem oluşturuyoruz ve bunun içinde çırpınıp duruyoruz. Bu nedenle hayatın gerçek sorunlarını göremiyoruz. Bizim bu saçma sapan tartışmalardan ve ayrışmalardan bir an önce kurtulmamız lazım. Artık hayatın gerçekleri üzerine konuşmamız lazım. Bizim farklı değerlere, inançlara, kökenlere sahip olmamız bizim zenginliğimiz, kavga nedenimiz değil. Deprem, işsizlik, çocuklarımızın geleceği, dünya barışı, doğanın korunması konuları ise asıl meselelerimiz. Güzellikleri, sevgiyi, birliği, beraberliği güçlendirmeye çalışmak lazım. Bizlere düşen görev insanlarımızı benim çocukluk yıllarımda olduğu gibi endişe etmeden geleceğe güvenle bakacağı bir çizgiye oturtmamız lazım ülkemizi” dedi. – İSTANBUL
]]>KAHRAMANMARAŞ’ta depremde 2 bloku yıkılarak 115 kişinin öldüğü, 7 kişinin de yaralandığı Penta Park Sitesi’yle ilgili yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede 2’si tutuklu 3 kişinin ‘Bilinçli taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma’ suçundan 22,5’ar yıla kadar hapsi istendi.
Şehit Abdullah Çavuş Mahallesi’ndeki 3 bloklu Penta Park Sitesi’nin 2 bloku 6 Şubat’ta meydana gelen depremin ilk saniyelerinde yıkıldı. Şehrin en prestijli konutları arasında gösterilen sitenin 1’inci blokunda 65, 2’nci blokunda da 50 kişi olmak üzere toplam 115 kişi yaşamını yitirdi. 7 kişinin de yaralandığı blokların yıkılmasıyla ilgili başlatılan soruşturmada siteyi inşa eden şirketin yetkilileri Mesut Başkır (77), kardeşi Metin Başkır (61) ile Statik Proje müellifi Özcan Çakmak (60) gözaltına alındı. Sorgularında suçlamaları kabul etmeyen şüphelilerden Mesut Başkır ile Özcan Çakmak tutuklanırken, Metin Başkır serbest bırakıldı.
‘KOLONLAR TIRAŞLANARAK KABLO ÇEKİLDİ’
Soruşturmada ölenlerin yakınları ve sağ kurtulanların da ifadelerine başvuruldu. İfadesi alınanlardan bina görevlisinin oğlu Bekir Demir, 3’üncü blokun zemin katındaki bankada tadilat işlemi yapıldığını belirterek, “Binanın altında bulunan banka şubesi olarak kullanılmadan önce tadilat yaptı. Banka, kolonlarda tıraşlama yaparak kablo tesisatı çekti” dedi.
Soruşturmayı yürüten savcı, binalarla ilgili tüm proje, belge, fotoğraf ve videoları nihai rapor için Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne (KTÜ) gönderdi. İncelemelerini tamamlayan KTÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden 7 kişilik bilirkişi, 50 sayfalık bir rapor hazırladı. Raporda; bankanın bodrum kat ile zemin kat bağlantısını sağlayan merdivenin yerinin değiştirildiği, yeni merdivenin galeri boşluğuna konumlandırıldığından döşemede herhangi bir yıkım yapılmadığının tespit edildiği belirtilerek şöyle denildi:
“Soruşturma dosyası üzerinden yapılan inceleme, değerlendirme ve elde edilen bulgular neticesinde, söz konusu binada projelendirme, yapım ve iş bitimi aşamalarında Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik ve İmar Kanunu esaslarına yeterince uyulmadığı görülmüştür. Deprem nedeniyle yıkılan binanın projelendirme, yapım ve iş bitimi aşamalarındaki mevcut durumuna göre yapım sorumlusu müteahhit, teknik uygulama sorumlusu/fenni mesul, statik proje müellifi, Ziraat Bankası’nda yapılan izinsiz veya projesiz tadilatlardan sorumlu kişiler asli kusurlu, belediyenin ilgili birimindeki yapı ruhsatlarında proje kontrollerinden sorumlu kişiler ile belediyenin yapı kontrol birimi tali kusurludur.”
‘GEREKLİ DİKKAT VE ÖZENİ GÖSTERMEDİLER”
Soruşturma sonunda savcı, şüpheliler Mesut Başkır, Metin Başkır ve Özcan Çakmak hakkında ‘Bilinçli taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma’ suçundan 22,.5’ar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları için iddianame düzenledi. İddianamede; Kahramanmaraş’ın 1’inci derecede deprem kuşağında olduğunun herkes tarafından bilinebilir durum olduğunu, şüphelilerin üstlendikleri görev nedeniyle bunu bilmemelerinin mümkün olmadığı belirtilerek, “Şüphelilerin kanuna, yönetmeliğe ve projelere uygun olarak yapılmayan, gerekli dayanıklı malzeme ile inşa edilmeyen, teknik özenin gösterilmediği binaların deprem sırasında yıkılabileceğini öngörmelerinin gerektiği, bunu öngörmelerine rağmen gerekli dikkat ve özeni göstermemek suretiyle binanın yapımında kendisine kusur olarak atfedilebilecek işlemleri gerçekleştirdikleri, bu haliyle şüphelilerin bilinçli taksirle hareket ettiklerinin kabulünün gerektiği” denildi.
EK RAPOR İSTENDİ
İddianamede; merdiven yerinin değiştirilmesi sebebiyle bilirkişi raporunda asli kusurlu bulunan zemin kattaki bankadaki tadilat işlemlerinden sorumlu olan kişiler ile tali kusurlu olan belediye görevlilerin dosyalarının ayrıldığı, ayrıca zemin katta bulunan kasaların ağırlıklarının binanın statiğini bozup bozmadığı, taşıyıcı sisteme yakın olarak konumlandırılmış olması nedeniyle binanın deprem esnasında salınımını engelleyip engellemediği yönünde bilirkişi raporunda bir değerlendirme yapılmadığından dolayı kasaların ağırlıkları ile konumlarının ilgili bankalardan alınarak ek bilirkişi raporu için bilirkişi heyetine gönderildiği belirtildi.
Savcılık tevzi bürosuna gönderilen 13 sayfalık iddianamenin kabul edilmesinin ardından sanıkların yargılanmasına başlanacak.
]]>3. Ağır Ceza Mahkemesince adliyenin zemin katındaki çok amaçlı konferans salonunda evvelsi gün görülmeye başlanan davanın, dün de devam eden duruşmasına sanıklar, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi ile bağlandı.
Duruşmada dinlenen müştekilerden KKTC’de beden eğitim öğretmeni olan ve depremde 2 çocuğunu kaybeden Osman Akın, voleybol finallerine gelmeyi planladıklarını ve otel araştırmasında “İsias Oteli’nin temiz, nezih ve özellikle de güvenli olduğunu” öğrendikleri için bu otele kayıt yaptırdıklarını belirtti.
Akın, şunları söyledi:
“Çocuklarımızı odalarına yerleştirdik. İsias’ta 39 kişiydik, ben 16 kişiyle Kahramanmaraş’taki başka otele yerleştim. 5 Şubat sabahı Kahramanmaraş’a hareket ettik, yerleşimler tamamlandı, çocukların maçı başlayacaktı. Ben Kahramanmaraş’a canımı kurtarmaya mı gittim yoksa başka bir şeye mi gittim bilmiyorum. Eğer aynı otelde kalsaydım burada olmayacaktım. Kahramanmaraş’ta öğretmenevinde kaldım. Büyük bir deprem ama yıkılmadı. İnsan hayatına önem verilen bir binada kaldım. Kimsenin burnu bile kanamadan çıktık. Adıyaman yıkıldı, benim dünyam yıkıldı. Kaos bir ortam vardı, çocukları güvenli bölgeye getirmek için 1 kilometre yürüdük. Sonra Adıyaman’a hareket ettim. Depremden sonra salı günü gelebildim. Gördüğüm manzara sadece bir kum yığınıydı. Otelden 72 can gitmiş. ‘Öldü’ lafını kullanamıyorum, duymak da istemiyorum. 11-14 yaş arasındaki çocuklarımız kum yığınının içine gömüldüler ve hep bir umut çocuklarımıza ulaşmak için çabaladık. Umutlar tükendiğinde bütün halde ulaşmak istedik. Düşünün bunun için dua ediyorsunuz. Beton sağlam bir malzemedir değil mi? Aileler çocuklarına ulaşmak için elleriyle beton kazdılar. Biz adalete güveniyoruz, onun için buradayız, sizlerin en iyi kararı vereceğine inanıyoruz. Dün duruşmada bahsedildi, maddi gerçek yarım kalan hayatlardır. Biz acımızı yaşamadan adalet diye haykırmaya başladık. Türk yargısına güveniyoruz. Bizim can parçalarımızı ahlaksızca alan zihniyet en yüksek cezayı alana kadar buradayız.”
“İsias bir kum yığınıydı”
Osman Akın’ın eşi Ayşe Akın, eşini ve 2 oğlunu mutlu bir şekilde Adıyaman’a gönderdiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Hiç böyle bir şeyle karşılaşacağımızı düşünmedim. Kıbrıs’ta da depremi hissettik sadece. Evlatlarımızın bunları yaşayacağı aklımızın ucundan dahi geçmedi. Televizyonu açtığımızda Adıyaman’dan hiç bahsedilmiyordu. Maalesef haber alınmamasının sebebi bu felaketmiş. Ben de 1999 Depremi’ni İstanbul’da yaşamış bir öğretmenim, depremlerde nelerle karşılaşabileceğimi seminerlerde gördüm, çocuklarıma anlattım. Depremle ilgili sayfalara fotoğrafların bulunduğu projeler yaptılar. O fotoğrafların hiçbiri İsias’a benzemiyordu. İsias bir kum yığınıydı. Otele vardığımda aynı görüntüyle karşılaşacağımı umut ediyordum ama ne zamanki otobüsten indik gerçekle karşı karşıyaydık. Ben inancı güçlü bir anneyim, öyle bir görüntü karşısında dilim dönmedi dua edemedim. Kovalar bulduk ve aileler çatıların üzerine dizildik, tek tek taşları kovalara atıp aşağıya indirdik evlatlarımıza ulaşabilmek için. Elimdeki taş kum yığına dönüyordu, hiçbiri de ağır değildi. Adalete güvenimiz sonsuzdur. Biz aileler olarak yaşadıklarımızın sadece çok küçük bir kısmını anlatabiliyoruz.”
Çocuklarından birinin çantasını gördüğünü, saatlerce enkazın başında evladının bedenine zarar gelmesin diye uğraştığını anlatan Akın, “Çocuklarımız yataklarından kalkamamış canlarla karşılaştık. Birinci depremde 10 saniye içinde kum yığına dönmüş İsias’tan bahsediyorum. Anlatmak çok zor ama biz bunları yaşadık. Ben hiç evlatlarımdan ayrılmazdım ama uçakta onlar aşağıda Türk bayrağına sarılı ben üstte döndüm.” ifadesini kullandı.
Çocuğunu kaybeden Sefer Aydoğdu da sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi.
Hayatını kaybeden sporcu İmran Aydoğdu’nun kardeşi İrem Aydoğdu ise “Kardeşim kum yığınında boğulmuştu, biz artık yaşamıyoruz. Bu çocuklar Kıbrıs’ın aydınlık yüzleri, ülkelerinin gururuydu. Sadece biz değil, tüm Kıbrıs etkilendi.” dedi.
Tüm sorumlulardan şikayetçi olduklarını belirten Aydoğdu’nun “Ölenlerin kim olduklarını, isimlerini biliyor mu?” sorusu üzerine, yıkılan otelin sahibi tutuklu sanık Ahmet Bozkurt, “Aynı acıyı ben de yaşıyorum, yakınların sorularına cevap vermek istemiyorum.” diye cevap verdi.
Müştekilerden bazıları, duruşmada gözyaşlarını tutamadı.
Öğleden sonraki kısım
Duruşmanın öğleden sonraki kısmında da müştekilerin beyanları alındı.
Yaşamını yitiren Hasan Bilge’nin babası Mehmet Akif Bilge, “Çocuklarımızın ağzı, burnu, kulakları kum dolmuştu, hiçbir yaşam üçgeni yoktu, zaten savcılık raporunda da var, havasızlıktan ölmüşler. Yüce adalete güveniyoruz, bir son verilmesi lazım, tüm ilgililerden şikayetçiyiz.” sözlerini sarf etti.
Hayatını kaybeden Aykut Bulut’un babası Mehmet Bulut, “Bu bir kader değil bir cinayettir.” ifadesini kullandı.
Bulut, “Kıbrıs arama kurtarma ekibi geldi, kaldırdığımız her taş kum gibi avcumuzda dağıldı. Bütün umudumuzu kaybettik, biz de o çocuklarımız gibi o enkazda kaldık. Ahmet Bozkurt enkazın başına geldi, derdi altındaki kişiler değil, kasasıydı.” diye konuştu.
“İsias Otel bir suç aletidir”
Yaşamını yitiren Önder Cırık’ın kız kardeşi Özlem Arslan, sanıklardan ve tüm sorumlulardan şikayetçi olduğunu belirterek, şunları paylaştı:
“Bir insanın hayatı boyunca yaşayabileceği tüm duyguları yaşadık; korkuyu, umudu, açlığı, cehennemi yaşadık. Biz dün çok yalan dinledik, sanıklar doğruyu anlatmadı. Her yatak çıktığında korkuyorduk acaba kimin yakını çıkacak diye çünkü her yatak çıktığında biliyorduk bir cenaze çıkacağını. 72 cana mal olan bir suç aleti yapılmış. İsias Otel bir suç aletidir.”
Hayatını kaybeden Aras Aktuğralı’nın enkazdan yaralı çıkan babası Murat Aktuğralı, “Duruşmaya sanıkların yüzüne katil olduklarını söylemek için geldim ancak mümkün olmadı, umarım davanın devamında bu imkan yaratılır, sanıkların yüzüne bakarak soru sorabiliriz.” dedi.
Bazıları ilk kez kar heyecanı yaşamıştı
Çocukların spor aşkıyla dolu olduğunu, onların mutluluğuna ortak olmak için Adıyaman’a geldiklerini anlatan Aktuğralı, 5 Şubat Pazar günü kar yağdığını, çocukların bazılarının ilk kez kar heyecanı yaşadığını ve çok mutlu olduklarını dile getirdi.
Oğlunu en son akşam yemeği sırasında gördüğünü ve “baba” demesini hatırladığını aktaran Aktuğralı, deprem sırasında telefonunu alıp çocuklara gitmek istediğini, ancak afetin şiddetinden adım atacak durumda olmadığını vurguladı.
Olduğu yere çöktüğünü ve duvara dayanarak yalvardığını, büyük gürültüyle odanın üzerine yıkıldığını kaydeden Aktuğralı, şunları anlattı:
“Telefonun ışığını açtım, sadece toz, duman görüyordum. Hayatımın son anlarını geçirdiğimi düşündüm. 310 numaralı odada kalmıştım. Üzerimdeki yüklerden sürünerek kurtuldum ve eğilir pozisyonda oluşan boşlukta ne olduğunu anlamaya çalıştım. Birkaç adım attıktan sonra gökyüzünü gördüm. Ben 3. kattayken yapının en üzerindeydim, bina benim üzerimden kopmuştu. Enkazdan çıkan Recep’i (Recep Kılıç) gördüm önce toz içinde olduğu için tanıyamadım. Çok üşüyordu, enkazdan bir şeyler alıp üzerine verdim. Alttaki birini de yukarı çekerek çıkardık. Hiç durmadan çocuklarımıza seslendik. Aşağıdan gelen birinin yardımıyla inecek bir alan bulduk. Yıkıntının ne kadar kötü olduğunu hissediyorduk. Bastığımız yerde sağlam parça olmadığını gördüm, tuzla buzdu her şey darmadağındı, büyük parçalar yoktu. Çocuklardan hiç ses yoktu. Kıbrıs’tan gelen ekipten sadece 3 kişiydik. Sadece birkaç kişinin enkazda olduğunu duyuyorduk, sıkışmış vaziyette olduğunu gördük ama üzerindekileri kaldırma şansımız yoktu. Titriyorduk, inanılmaz soğuktu, kanımız donmuştu ve tek aklımızda olan çocukları kurtarabilmekti ama karanlıkta olduğumuza rağmen enkazın ne kadar kötü olduğunu gördük.”
Aktuğralı, 8 Şubat Çarşamba günü ilk cenazeye ulaşıldığını, 10 Şubat Cuma günü oğlunun cenazesinin bulunduğunu ifade ederek, “Teşhis için çadıra gittim, oğlum da uyur pozisyondaydı. Teşhis ettim, yıpranma vardı ama kanama yoktu, sıkıştığını anlıyorum. Bir tahribat yoktu, onun beyaz yüzünü gördüm. Gözleri maviydi, gözlerini görünce Aras’tır dedim. Biz her gün 6 Şubat’a uyanıyoruz, gözümüzü açtığımızda gözyaşı var. Benim umudumdu Aras, memleketin de umudu olabilecekti. Hepsi öyleydi çok akıllılardı.” dedi.
“Çocuklarımızın ayağına toz kondurmazken tonlarca toprağın altından çıkardık”
Otelin enkazının yakınına gelen herkesin buranın betonundan zeminine kadar hiçbir şeyin doğru yapılmadığını söylediğini belirten Aktuğralı, şöyle devam etti:
“Çocuklarımızın ayağına toz kondurmazken tonlarca toprağın altından çıkardık. 2 gün önce buraya geldiğimde binaların çoğunlukla yıkıldığını göreceğimi sandım ama ayakta kalan binalar gördüm. Bu kişiler işlerini biraz doğru yapsalardı çocuklarımız sağ kurtulabilirdi. Bilime uygun yapılan binaların ayakta olduğunu herkes gördü. Ben sanıkların buradakilerin yüzlerine bakmalarını istiyorum. Hepsi katil, her yerden çaldılar. Deprem öldürmedi bizi sanıklar öldürdü.”
Müştekilerden Mehmet Çetiner, 11 Şubat’ta çocuğunun cansız bedenine ulaştığını vurgulayarak, “Yalan konuşulmasın, bina kum yığınıydı. Bir insanın, bir anne babanın görmemesi gereken şeyi gördüm, cehennemi gördüm. Her gün aynı acıyı yaşıyoruz. Adalet yerini bulsun, bizim yaşadıklarımızı başkaları yaşamasın ders alınsın.” ifadesine yer verdi.
Anne Deniz Çetiner, tüm sorumlulardan şikayetçi olduğunu dile getirerek, “Benim çocuğum donarak ölmedi, raporda yazıyor karın baskısı ve iç kanamadan öldü, yatağında öldü. Keşke sanıkların başına yıkılsaydı.” diye konuştu.
Ölen Osman Çetintaş’ın babası Nebi Çetintaş, çocuğunun depremden çok korktuğunu, sanıkların ifadelerinin doğru olmadığını belirterek, “Soğuktan ölmedi, hepsi hikaye, çocuklarımızın hepsi kum yığının içindeydi.” ifadesini kullandı.
Nehir Çevik’in babası Yoksuli Çevik, inşaat ustası olduğunu anlatarak, “Otele geldiğimde resmen kum yığını gibiydi, sağlam değildi. Canımızdan can aldılar, çocuklarımızı tabuta koydular, üzerlerine kum koydular. Mezarlarını kendileri yaptı, oradan çıkarıp toprağa koyduk. Canlı çıkarma umudumuz kalmamıştı, sadece sağlam çıkarmaya çalıştık.” dedi.
Anne Safiye Çevik de 30 sene önce tutuklu sanık Ahmet Bozkurt’un un fabrikasında amcasını kaybettiğini hatırlatarak, “Bu sene de sanığın otelinde kızımı kaybettim. Çocuklarına güzel bir gelecek bırakmak için bizim yarınlarımızı aldı. Sorumlu olan insanlar katildir.” sözlerini dile getirdi.
Eşini ve 2 kızını kaybeden Ozan Dağlı, “sanıkların idam edilmesini istediğini” söyledi.
Tahsin Can Efe’nin babası Erkan Efe, tek evladını kaybettiğini, her gün mezarı ziyaret ettiklerini, eşiyle birlikte kendilerine de bir mezar yeri açtırdıklarını ve ölümü beklediklerini belirterek, “Kedimiz sürekli mezarlıkta” dedi. Efe, sanıkların cezalandırılmasını talep etti.
“Kızım lotus çiçeği dövmesiyle teşhis edildi”
Müzeyyen Gökçen’in babası İsmail Gökçen, 6 Şubat’ta kendilerinin de öldüğünü ifade ederek “Dün sanıklar arasında bir tiyatro oynandı; ‘benim haberim yok’; adam bir mimar, başka bir şey oluyor; aba altından sopa gösterir gibi ‘buranın tanınan ailesiyim’ diyor. Bizim hayatımızı mahvettiler, yarınlarımız gitti, ben her sabah işe giderken ‘niye çalışıyorum’ diyorum. Kızım lotus çiçeği dövmesiyle teşhis edildi, mezar taşına fotoğrafını ve lotus çiçeğini yaptırdık.” diye konuştu.
Anne Özlem Gökçen, kızına kavuşmak için her gün ölmeyi dilediğini belirterek, sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.
Oğlunu kaybeden Meriç İçme, “Enkazın üstünde binlerce kez oğluma bağırdık. Nasıl ‘sesler duyuyorduk, soğuktan öldü’ diyebiliyorlar. Çocuklarımızı nasıl soktular oraya, çocuk katillerisiniz.” ifadesini kullandı.
Bakanlar dinlendi
Bir saat ara verilen duruşmanın ardından KKTC İçişleri Bakanı Dursun Oğuz, KKTC Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu ve Milli Eğitim Bakanlığı Genel Ortaöğretim Daire Müdürü Cengiz Topel Uzun tanık olarak dinlendi.
KKTC İçişleri Bakanı Oğuz, 6 Şubat’taki depremlerde alarma geçtiklerini, bölgeye arama kurtarma ekibi, doktorlar ve yardım malzemelerinin gönderildiğini anlattı.
Türkiye’de ve ABD’de arama kurtarma konusunda eğitim aldığını, salonda bir siyasetçi olarak değil bir sivil savunmacı olarak bulunduğunu aktaran Oğuz, “Binaya ulaştığımızda bina değil bir moloz, kum yığını vardı. Depremde arama kurtarmacılar hep umutlu olur, ilk 72 saat çok önemlidir ancak bu enkazda öyle bir durum yoktu. Yanındaki binalarda parçalı kırık vardı, yaşam alanı yapılacak yerler vardı ama otel binası kum yığınıydı. Dün mal sahibinin yaptığı ‘bütün Adıyaman yıkıldı da otel öyle yıkıldı’ sözü doğru değildir.” dedi.
Kolonların dayanıklılığıyla ilgili bir görüntü olmadığını vurgulayan Oğuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son cenazemizi çıkarana kadar enkazın başından gitmedik. Yaşam boşluğu yoktu, bir kişi çıktı o da mucizeydi. Fotoğraflara bakıldığında durum anlaşılacaktır. Koordinatör Bakan Adil beye ulaştık, 2 günde 4 ekip çalışmaya başladık. Bütün iş makinalarının, kepçelerin başında ehil insanlar görevliydi. Çünkü inancımız ve ailelerin hassasiyeti gereğiyle vücut bütünlüğünü korumak istedik. Enkazın savunulacak hiçbir yönü yok, bina otel olarak yapılmamış, binanın hiçbir direnç dayanımı yoktu. Enkazda farklı demirler olduğunu gördük, demirleri tutacak beton kalitesi yoktu, demirler inceydi insan saçı gibi. O binada çalışılmaz da. Bu açıkça katliamdı ve suçtur. Çünkü insanlar güven duydukları için oraya gittiler. Sanıkların ‘olası kast’tan yargılanmalarını talep ediyoruz, yüce Türk adaletine güveniyoruz, gerçekler ortada, kimse saptıramaz. Sanıkların söylediklerinin hepsi yalan, dikili bir tane kolon göstersinler. Enkazın fotoğraflarını seçtik, binanın dayanıksız bir bina olduğunu biliyoruz.”
KKTC Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu, depremin olduğu saatte uyanık olduğunu ve depremi hissettiğini aktararak, “Çocuklarımızı kültürel anlamda gelişmesi için Türkiye’ye gönderiyoruz, göndermeye de devam ediyoruz. Sosyal medyadan çocuklarla ilgili bir şey olup olmadığını takip etmeye çalıştım. Sabah Cumhurbaşkanımızla toplantı yaptık, Türkiye’ye gelip çocuklarımızı alıp geri dönmeye karar verdik. Biz yıkım olduğunu hiç düşünmedik, belki yaralı olan varsa da alıp geliriz dedik. Bir depremde en son yıkılacak olan yerlerin hastane, otel ve devletin binaları olduğunu düşünüyoruz. Saat 4 buçuk civarı Adıyaman’a geldik. Sivil savunmanın araçlarıyla 100 kişi geldik ve 300 kişiye çıktı bu sayı. Ailelerin çocukları alıp gittiğini düşünürken bir anda şok olduk. Bir bina yığınıyla karşılaştık.” ifadesini kullandı.
“Kolonların dağıldığını gördük inanamadık”
Çavuşoğlu, otel sahibinin enkazın başında olduğunu söylemesinin “tam bir yalan” olduğunu, tutuklu sanığın kardeşinin Kıbrıs’ta otelinin olduğunu ve birbirlerine çok benzediklerini, enkaz alanına gelseydi tanıyacağını vurguladı.
KKTC Milli Eğitim Bakanı Çavuşoğlu, şunları aktardı:
“Arama kurtarma için çok büyük bir çırpınışa girdik. O dönemdeki bakanla da irtibat kurduk araçlar gelmeye başladı. Gün aydınlanınca daha da vahim bir durumda olduğunu gördük. Gerek hayırseverler gerekse devletin desteği gerekse Kıbrıslı hayırseverlerin desteğiyle 7 ekskavatör getirdik. Bir tane de büyük bir ekskavatör getirdik. Kolonları kırmak için kırıcı kullanmadık, ekskavatör üstüne bastırmasıyla kolonların dağıldığını gördük inanamadık. Vinçle kaldırdığımız betonlar demirden ayrılıyordu. Bu nedenle doğal afet dememiz mümkün değil, insan hatası ve hırsı tavan yapmıştı. Enkazda yaşam boşluğu yoktu, diğer enkazları gördüğümüzde plakalar duruyordu ve aralarında can alanları da vardır mutlaka ama yaşam boşluğu vardı. Burada kimse yatağından kalkamamış veya yatağının yanına düşmüş. Ailelerden özür dileyerek söylüyorum resmen boğularak ölmüşler. Çocuklarda herhangi bir taştan ya da betondan dolayı kırıklık yoktu, kum yığını üstlerine dökülmüştü. Sanıkların suçlarını kabul edip en büyük cezayı almalarını istemeleri gerekiyor. Ailelerin yaralarının sarmayacaktır ama yüreklerine bir nebze su serpmiş olacaktır.”
“Kıbrıs’ta ağıl yapılırken daha kalın demir kullanılır”
Otel enkazındaki 72’nci cesedi çıkarmak binanın yan tarafından girdiklerini anlatan Çavuşoğlu, “Komutana yandaki perde duvar kepçeyle kırılmaz dedim ama komutan ‘bir deneyelim’ dedi. Kepçeyle dokundu inanınki mukavvaya girer gibi girdi. Duygusal konuşmuyorum, sadece gördüklerimi söylüyorum. Bir yalan daha söyleniyor, 3 gün ses duyduğunu söylüyor. Oraya ilk gelen ekibin lideriydim ve son ceset çıkana kadar ayrılmadım. Eğer otel sahibi gelmiş olsaydı kesinlikle görürdüm, otel müdürü geldi konuştuk; hatta sordum sahipleri nerede, ‘ortada yok kayıp’ dedi. Oradaki ailelere hiç destek olmadılar, cezaevine bağlanıp profesyonelce verdikleri ifadeler aileleri daha da yaralamıştır. Gerçekten orada insanlık kaybı vardı. O kadar yüksek binayı bu kadar malzemeden çalarak nasıl yaptılar? Kıbrıs’ta ağıl yaparken daha kalın demir kullanılır, eminim buradaki evleri de daha kalın demirlerle yapıyorlar ama otel sahibi bu ülkeye yazık etmiş. Bunlar can almışlardır ve katillerdir.” görüşünü paylaştı.
Tutuklu sanık Halil Bağcı’nın avukatı, bu aşamada tanıkların dinlenmesinin usule aykırı olduğunu savunarak itirazda bulundu.
Mahkeme başkanı, taraf avukatları arasında başlayan konuşmayı sonlandırdı ve duruşmaya devam edildi.
Milli Eğitim Bakanlığı Genel Ortaöğretim Daire Müdürü Cengiz Topel Uzun’un tanık olarak dinlendiği sırada sanık avukatlarının salondan ayrıldığı görüldü.
Mahkeme başkanı, duruşma düzeni sağlandıktan sonra tanık Uzun’un beyanda bulunduğu sırada sanık müdafilerinin tümünün salonu terk ettiklerini ve bir kısım müştekilerin sanık müdafilerine tepki gösterdiğinin görüldüğünü zapta geçirerek, duruşmaya 15 dakika ara verdi.
Aranın ardından devam eden duruşmada, eşini ve eşinin abisini kaybeden Zarife İsrafiloğlu, sanıkların iki çocuğunu yetim bıraktığını belirterek, cezalandırılmalarını istedi.
Çocuğunu kaybeden Enver Karakaya, 1974 yılından beri KKTC’nin ilk sporcu şehitlerinin çocukları olduğunu anımsatarak, sanıkların cezalandırılmasını talep etti.
Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği Başkanı Ruşen Karakaya, “mezar” olarak inşa edilen yerde çocuklarını kaybettiklerini vurgulayarak, “Hepsi çok zeki, geleceği parlaktı. Öğretmenlerimiz çok başarılıydı, ailelerimiz çok çalışkandı. Kıbrıs’ta bir nesil yok oldu. Bozkurt ailesi bunun hesabını verecek. Biz çocuklarımızı deprem yüzünden kaybetmedik, 10 saniye içinde yıkılan bir bina. Çocuklarımız uyku pozisyonunda kumların altında nefes alamadan can verdi. 11 sanığın en ağır suçtan cezalandırılmasını istiyoruz.” ifadesini kullandı.
Aynı gün doğup aynı gün can verdiler
Karakaya, çocuğunun en yakın arkadaşıyla aynı odada kaldığını, aynı gün aynı hastanede doğduklarını, aynı gün can verdiklerini belirterek, “Bozkurt ailesi katil bina yarattınız bunun cezasını ödeyeceksiniz. Rahat uyumayın biz nefes alamıyoruz siz de nefes alamayacaksınız.” dedi.
Çocuğunu kaybeden Recep Kılıç, enkaza ilk gidenler arasında yer aldığını hatırlatarak, otel sahibinin bahsettiği üst kattaki pervoleyi kaldırmak için çok uğraştıklarını anlattı. Kılıç, talebi üzerine duruşmaya görüntülü olarak bağlanan Ahmet Bozkurt’un görüntüsünün yakınlaşmasının ardından pervole tenteyi nasıl yaptırdığını sordu.
Sanık Ahmet Bozkurt, tüm ailenin acısını yaşadığını ve cevabının bu kadar olduğunu dile getirdi.
Turist rehberi oğlunu kaybeden Mehpare Koç, uzun uğraşlar sonucu oğlunun cenazesine ulaştığını, bu davanın emsal olacağını kaydetti.
Eşini ve oğlunu kaybeden Şenay Atakan Konutlu, 8 Şubat’ta eşini tırnaklarından, 10 Şubat’ta da çocuğunu teşhis ettiğini dile getirerek, şunları söyledi:
“Biz enkazda çalışırken yanımıza gelenler, Bozkurt ailesinin arkasının güçlü olduğunu, bunlara bir şey olamayacağını söylediler. Ahmet Bozkurt’un ses tonunda bunu duydum. Arkadaşlarımızın çoğu ağladı, zannetmeyin ki güçsüzüz. Biz güçlüyüz, siz huzur bulmayacaksınız. Ceza alana kadar peşini bırakmayacağız. Bize anlattığınız hikayelere inanmıyoruz ki gerçek er yada geç ortaya çıkacaktır. Ben oğluma gelene kadar 50 kişiyi teşhis ettim. Kanımızı dondurdunuz. Biz çocuklarımızı gönderirken İsias’a güvendik, lütfen adalet yerini bulsun.”
Oğlunu kaybeden İhsan Nurluöz, sanıkların emsal bir kararla cezalandırılmalarını istedi.
Çocuğunu kaybeden Tayyip Özberman, enkaza ilk ulaşanlardan olduğunu anlatarak, “Elimde tuttuğum beton parçalarının ufalandığını gördüm. Yumruk büyüklüğünde betonların içinde dere taşı gördüm. Yıkılan kum yığını üzerindeki yıkılmayan tek şey Ahmet Bozkurt’un kaçak inşa ettiği kattı.” sözlerini sarf etti.
Oğlunu kaybeden Mehmet Tabarlı, 30 yıldır inşaat yaptığını belirterek, şunları paylaştı:
“Ahmert Bozkurt, ‘inşaat yapılırken en iyisini dostlarıma sordum’ diyor. Akrabayla dostla inşaat yapılır mı? ‘Tabana halı serdim, ofis yaptım’ diyor, yalan. Ben de ofis yaptım altına parke fayans yaptım. Çocuk mu kandırıyorlar, cahil yok burada. ‘Her şeyi güzel yaptım’ sözü de yalandır. Ustaların fark istediği de yalandır. Türkiye Cumhuriyeti’nde böyle bir şey yok. Kim uygun yaparsa ona verirsin. Demiri de betonu da gördüm. Buraya vardığımda otel tuz buz olmuş. Benim oğlumun üstüne kapı düşmüş. Kapının üzerinde kiriş yoktu. ‘Ben kaba inşaatı yaptım 8 sene durdu sonra ince işçiliğini yaptım’ gibi bir şey de olamaz. Bir elbise bile durduğu yerde eskir. Tüm sanıklardan şikayetçiyim.”
Oğlunu kaybeden Mehmet Topukçuoğlu, “Yaşadığımız acının tarifi yok. Bütün sanıkların en ağır şekilde ceza alması temennimizdir. Biz 11 aydır çocuklarımızdan ayrıyız, Ahmet beyi çocuklarının yanında görmek istemiyorum, mümkünse onların ayrı cezaevi alınmasını talep ediyoruz. Aileler olarak onların bir arada olması istemiyoruz. Biz nasıl koparıldıysak onların da koparılmasının doğru olduğunu düşünüyoruz.” dedi.
Eşini ve kızını kaybeden Can Ahmet Yeniçeri, “Dışımız sağlam gibi görünse de içimiz çürüdü. Gördüğüm manzara karşısında hayal kırıklığına uğradım. Sanıklara uzaktan bakıyoruz, asrın davası olacak bir davanın bu şekilde hazırlanması çok üzücü. Otel olduğu iddia edilen mezardan eşimi ve kızımı çıkardık toprağa gömdük. Ceza olası kast’tan görülmeli. O bile yetersizdir. Emsal teşkil edecekse, bir devrim olacaksa bu şekilde olacak. Türkiye’de artık depremle ilgili özel cezalar konmalı. Soruşturmayı yapan da sanıklar da bilmeli hangi cezanın uygulanacağını.” diye konuştu.
Müşteki beyanlarının tamamlandığı duruşmanın görülmesine, bugün tanıkların dinlenmesiyle devam edilecek.
]]>