Aydın, Samsun’da bir otelde düzenlenen 2. Uluslararası İkiztepe Sağlık Zirvesi’nin lansmanında yaptığı konuşmada, şehrin Türkiye’nin çok önemli ekonomilerinden biri olduğunu, ihracat rakamlarına bakıldığında ülkeye kattığı değerle ilk 20 il arasında bulunduğunu söyledi.
Türkiye’nin ihracatta geçen yılı yine büyümeyle kapattığına işaret eden Aydın, “2023 yılında 0,6 artışla 255 milyar 809 milyon dolarlık ihracat yaptık. Birçok ülkede işsizlik rakamlarının arttığını görürken, Türkiye’de geçtiğimiz günlerde açıklandı, 1 puan gerileyerek hamdolsun yüzde 9 seviyesine ulaşmış bulunmaktayız. Çevre ülkelere, özellikle gelişmiş ekonomilere bakıldığında, birçoğunda işsizlik rakamları almış başını gidiyor. Birçoğunda daralmalar almış başını gidiyor ancak Türkiye ekonomisi bütün sıkıntılara rağmen, etrafındaki coğrafi pozisyonu itibarıyla da yaşanan birçok savaşa, birçok krize rağmen büyüme rakamlarıyla dünyadaki birçok ülkeye parmak ısırtmaya devam ediyor.” diye konuştu.
Dünya geneli derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu yükselttiğine dikkati çeken Aydın, şunları kaydetti:
“Ekonomik veriler, birçok ülkedeki daralma ve sıkıntıya rağmen iyiye doğru devam ediyor. Bu durum yaşanırken iki de önemli konumuz var elimizde. Tabii ki bütün dünya sıkıntı yaşarken Türkiye de güllük güneşlik bir dönem geçirmeyecek. Onu da yaşıyoruz iş dünyası olarak ama iki önemli konuya dikkat etmemiz gereken dönemdeyiz. Birisi tasarruf, ikincisi enflasyonla mücadele konusu. Tasarruf ve enflasyon konusunda önlemlerimizi firmalarımızda almamız gereklidir. Zaten ülkemizde devletimiz birçok alanda tedbirlerini alıyor ancak iş dünyası olarak da hem önümüzdeki süreçte büyüyeceğiz, çünkü ülkenin büyüme hedefi var, yatırımlar yapacağız ama aynı zamanda yapmış olduğumuz yatırımlarla da tasarruflarımızı üst seviyede tutmaya devam edeceğiz.”
Aydın, ASKON olarak Cumhur İttifakı kadrolarını desteklediklerini dile getirerek, “Bu meselenin sadece bir şehrin yerel dinamiklerinin çalışması değil, aynı zamanda ülkemizin menfaatleri için çok önemli olduğuna inandığımız bir mesele olduğu için nasıl ki İstanbul’da Murat Kurum dediysek, nasıl ki Ankara’da Turgut Altınok diyorsak, Samsun’da da Halit Doğan başkanımızı, Cumhur İttifakı kadrolarını desteklediğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum.” ifadesini kullandı.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan ise Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı ile Samsun’da üniversite öğrencileriyle bir araya geldiklerini belirterek, “Türkiye’nin artık hedefleri gökyüzünün de ötesinde, uzaydadır. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde bu ülkede adaletten sanayiye, endüstriye hayatın tüm alanlarında nice devrimler yaptık ama bunların hepsinin ötesinde en büyük kazanımımızın öz güven olduğunu söyleyebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti Samsun Büyükşehir Belediye Başkan adayı Halit Doğan da iş insanlarının her zaman destekçisi olacaklarını vurguladı.
ASKON Samsun Şube Başkanı Ahmet Alp Doğru, Türk dünyası ile yaptıkları anlaşmalarla kentin ihracatının her geçen gün arttığına işaret ederek, “Samsun’un sağlık şehri olarak anılması nedeniyle ilkini yaptığımız sağlık zirvesinin ikincisini de burada yapma kararı aldık. 2. Uluslararası İkiztepe Sağlık Zirvesi’nde yerli ve yabancı yüzlerce bilim insanını ağırlayacağız.” dedi.
Konuşmaların ardından ASKON’a yeni üye olan iş insanlarına üyelik beratları verildi.
Programa Samsun Valisi Orhan Tavlı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş, AK Parti Samsun Milletvekili Ersan Aksu, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir ile iş insanları katıldı.
]]>Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Bozbey, 31 Mart yerel seçimleri için İznik’in Müşküle Mahallesi’ni ziyaret etti. Burada vatandaşlara hitap eden Bozbey, “Nilüfer’de 20 yıl yöneticilik yaptım. Nilüfer’deki hizmetlerimizi kalan 16 ilçede yapmayı hedefliyoruz. Çocuklara, gençlere, kadınlara yapılan hizmetler, kültürel faaliyetler, spor tesisleri, bunları diğer 16 ilçede de yapacağız. Nilüfer’de yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır diyorum. Onlar da ‘Nilüfer’de ne yaptın’ diyor ve Nilüfer’de oturuyorlar. ‘Neden Nilüfer’de oturuyorsunuz’ diyorum, ses çıkarmıyorlar. Spor tesislerini, kültür merkezlerini, çocuklara ve gençlere yapılan hizmetleri, bisiklet yollarını, parkları gözünüz görmüyor mu? Sen 3 bin 500 kişilik salonu yıktın, yerine 3 bin 100 kişilik salon yapıyorsun. Nilüfer’de zaten 5 bin kişilik salon var. Bunları görmüyorlar, onların gözüne perde inmiş. Bursaspor’u şampiyon yapan rahmetli başkan İbrahim Yazıcı adına stadyuma verdik. Biz böyle Bursasporluyuz” dedi.
“Coşkuyla karşılanıyoruz”
“Bursa’nın çocuklarını ve gençlerini düşünmüyorlar. Bursalılarla ilgili kafalarında başka bir şey var” diyen Bozbey, “Nasıl olsa bize oy veriyorlar’ diyerek geçiştiriyorlar. Ama artık öyle bir şey yok, artık Bursalılar aydı. Şimdi inanın bana birçok mahalleye, pazara, esnafa gittiğimizde inanılmaz bir coşkuyla karşılanıyoruz. Onlar da bunu görüyorlar. Kazanacağımızı, önde olduğumuzun farkındalar, yalan ve iftiralara başvuruyorlar. Hiç önemli değil. Onların yalan ve iftiraları döner dolaşır onları bulur” diye konuştu.
“Doğalgaz gelmesini sağlayacağız”
Birçok destek paketleri hazırladıklarını ifade eden Mustafa Bozbey, “Emekliye destek olacağız, suyu yüzde 25 oranında geldiğimiz gün düşüreceğiz. Doğalgaz olmayan yerlerin imar planını açıp doğalgaz gelmesini sağlayacağız. İmar planı olmadığı için birçok yere doğalgaz gelmiyor. Büyükşehir belediyesi mahalle olan köylerin imar planını çoktan bitirmiş olması gerekiyordu. Ama becerileri yok ki. Derhal planları yapacağız. Göle boya akıyor. Yazıktır, günahtır. Bunları artık bu çağda yaşadığımızı görmek insanlık dışıdır. Maalesef bunları birçok yerde görüyoruz. Bunları 1 Nisan’dan itibaren adım adım gerçekleştireceğiz. Hedefimiz Müşküle’nin önce çocuklarını gülümsetmek, sonra kadınları gülümsetmek, sonra gençleri gülümsetmek, sonra Müşküleleri gülümsetmek, hedefimiz bu” ifadelerini kullandı.
“Masa başında olmaz”
Bozbey sözlerini şöyle tamamladı: “Bu mahallenin sorunlarını mahalleli ile birlikte tartışarak, nasıl çözeceğimizi ortaya koyarak ve ortak karar alarak çözmek zorundayız. Başka türlü masa başında olmaz. Siz gidin oturun bir ofise şunu yapacağım, bunu yapacağım deyip getirip burada Müşkülelilere dayatacaksın, böyle bir şeyi kabul etmeyiz. Birlikte karar alacağız, uygulamayı biz yapacağız. Siz de sözünüzün geçtiğini, katkınızın olduğunu bileceksiniz. Bunu yapmak zorundayız. Tarla yollarının aslında çözümü çok basit, neden yapılmadığını gerçekten anlayamıyorum. Bu birçok köyde sorun. Biz Nilüfer’de bir iş makinesi ayırıyorduk, muhtarın emrine veriliyordu, tarla yollarını düzeltip geri geliyordu. Bunu bir sistem haline sokarsanız hiç kimse zarar görmez. Üstelik şikayette etmez” – BURSA
]]>Mine İpek Yeter:
“Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılandım, idamla yargılandım”
Emine İlyas:
“Mezun olabilsek de birçok mağduriyet devam etti”
ANKARA – Türkiye’de tarihe “postmodern darbe” olarak geçen 28 Şubat’ın 27’nci yıl dönümünde mağdur öğrenciler, yaşadıklarını İHA’ya anlattı.
Memur-Sen ve birçok sivil toplum kuruluşunun işbirliğinde gerçekleştirilen ’27. Yılında 28 Şubat Mağdurlarının Sorunları ve Çözüm Önerileri Çalıştayı’nın sonuç raporu, Memur-Sen Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısı ile açıklandı. 28 Şubat’ta mağduriyet yaşayan öğrenciler, toplantı sonrasında İhlas Haber Ajansı muhabirine açıklamalarda bulundu. Öğrenciler, darbe sebebiyle mezuniyetlerinin geç olmasından dolayı birçok mağduriyet yaşadıklarını söylediler.
“Devlet Güvenlik Mahkemesinde idamla yargılandım”
27 yıl önce Malatya’daki İnönü Üniversitesinde öğrenim gören Mine İpek Yeter, Malatya’nın 28 Şubat’ta pilot il seçildiğini belirterek, “Türkiye’deki tüm üniversitelerde yasaklar uygulandı ama İnönü Üniversitesinde biraz daha farklı oldu, çünkü rektörümüz bir paşaydı. Dolayısıyla oradaki güvenliği de jandarma sağlıyordu. Bizler orada fiziki, psikolojik birçok şiddete rastladık. Ben Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılandım, idamla yargılandım. Birçok kez gözaltına alındım. Gözaltına alıp bizi askeriyeye götürüyorlardı. Gözaltına alınma sebebimiz başörtülü bir şekilde derslerimize alınmadığımız için arkadaşlarımızla beraber kampüs bahçesinde oturma eylemlerimiz olurdu. Oturma eylemlerimizden rahatsızlık duydukları için, herhangi bir tepki göstermemiz gerektiği için orada gözaltına alınıp ya kışlaya götürülüyorduk. Ciddi fişlemeler yaptılar. Buralara numara koyarak fotoğrafımızı tek tek çektiler. Gözaltında olduğumuz süre zarfında kamera görüntümüzü aldılar. Aynı zamanda birçok evrağa parmak izimizi aldılar. Orada bir polis dedi ki, ‘Bundan sonra sizin çocuklarınız asla ne polis olabilecek ne subay.’ Nasıl bir fişlemede bulundularsa bunu bize ifade etti” dedi.
“Birçok arkadaşımız, Cumhurbaşkanımızın yasakları kaldırması sonucu eğitimlerine başörtülü bir şekilde devam ettiler”
Yaşanan olayların ardından üniversite ile iletişimlerinin kesildiğini belirten Yeter, “Hiçbir şekilde giremedik. Yıllar sonra hükümetimizin çıkarmış olduğu aflarla üniversitelerimize dönüp eğitimlerimizi tamamladık. Birçok arkadaşımız, Cumhurbaşkanımızın yasakları kaldırması sonucu eğitimlerine başörtülü bir şekilde devam ettiler. Bir insana zorla başını örttürmek ile açtırmak aynı ideolojinin ürünleri. Birbirinden çok da farklı değil. Bugün ülkemizde isteyen istediği kıyafetle eğitimini alabiliyor. Aldığı eğitim doğrultusunda çalışabiliyor. Bu noktada ülkemizde yasakların kaldırılmasında tüm arkadaşlarımız ve bizler iyi ki o mücadeleyi yaptık, ülke tarihinde bir şeyler değişti” dedi.
“Mezun olduktan sonra tabii ki birçok şart değişmişti”
Üniversiteden 12-13 yıl aradan sonra mezun olabildiklerini aktaran Yeter, “Mezun olduktan sonra tabii ki birçok şart değişmişti. Memurluğa girme yaşı, sınavlar, sınavların isimleri, kapatılan bölümler gibi. En önemlisi arkadaşlarımızın yaşları ilerlemişti. Hükümetimiz ile gerçekleştirdiğimiz birçok çalışma oldu. Onların desteğiyle öğretmenlikteki 40 yaş sorunu kaldırıldı. Aslında arkadaşlarımız için bu da yeterli olmuyor. O dönem mezun olsalardı daha basit sınavlarla öğretmen olabileceklerdi. Hala da üniversiteden atılan, sonra af ile bitiren kardeşlerimizin mağduriyetleri devam etmekte. Bu anlamda mağduriyetlerin çözüleceğinden umutluyuz. Onlar da çözülürse çok daha güzel olacak. Bu mücadele tarihe sorunsuz bir şekilde geçmiş olacak” diye konuştu.
“Bütün Türk halkı mağdur edilmiştir”
O dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Eğitim Fakültesi’nde eğitim gören Emine İlyas ise, öğrenciyken çeşitli cezalar alarak mahkeme kararlarıyla eğitim haklarının engellendiğini söyledi. İlyas, şu ifadelere yer verdi:
“Başörtüsü yasağının kalkması 10-13 yılımızı aldı. 2010 yılından sonra üniversitelerimize geri döndük. 2014-2015 yıllarında diplomalarımızı almaya başladık. Aradan bu kadar yıl geçtikten sonra mezun olabilsek de birçok mağduriyet devam etti. 28 Şubat darbesi görünürde muhafazakar, dindar kesime yaşatılmış darbe gibi görünse de aslında bütün Türk halkı mağdur edilmiştir. Burada sadece dindar kesime uygulandığı algısı oluşturuluyor kaygısı da var bende. Şu anda Türk halkının, hepimizin bütün darbelere karşı daha hassas olmamız lazım. Bu darbeler, ekonomik olarak, eğitim hayatında ve sosyal hayatta geride bırakan bir olay olarak karşıma çıkıyor.”
]]>Memur-Sen ve birçok sivil toplum kuruluşunun işbirliğinde gerçekleştirilen ’27. Yılında 28 Şubat Mağdurlarının Sorunları ve Çözüm Önerileri Çalıştayı’nın sonuç raporu, Memur-Sen Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısı ile açıklandı. 28 Şubat’ta mağduriyet yaşayan öğrenciler, toplantı sonrasında İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine açıklamalarda bulundu. Öğrenciler, darbe sebebiyle mezuniyetlerinin geç olmasından dolayı birçok mağduriyet yaşadıklarını söylediler.
“Devlet Güvenlik Mahkemesinde idamla yargılandım”
27 yıl önce Malatya’daki İnönü Üniversitesinde öğrenim gören Mine İpek Yeter, Malatya’nın 28 Şubat’ta pilot il seçildiğini belirterek, “Türkiye’deki tüm üniversitelerde yasaklar uygulandı ama İnönü Üniversitesinde biraz daha farklı oldu, çünkü rektörümüz bir paşaydı. Dolayısıyla oradaki güvenliği de jandarma sağlıyordu. Bizler orada fiziki, psikolojik birçok şiddete rastladık. Ben Devlet Güvenlik Mahkemesinde (DGM) yargılandım, idamla yargılandım. Birçok kez gözaltına alındım. Gözaltına alıp bizi askeriyeye götürüyorlardı. Gözaltına alınma sebebimiz başörtülü bir şekilde derslerimize alınmadığımız için arkadaşlarımızla beraber kampüs bahçesinde oturma eylemlerimiz olurdu. Oturma eylemlerimizden rahatsızlık duydukları için, herhangi bir tepki göstermemiz gerektiği için orada gözaltına alınıp ya kışlaya götürülüyorduk. Ciddi fişlemeler yaptılar. Buralara numara koyarak fotoğrafımızı tek tek çektiler. Gözaltında olduğumuz süre zarfında kamera görüntümüzü aldılar. Aynı zamanda birçok evrağa parmak izimizi aldılar. Orada bir polis dedi ki, ‘Bundan sonra sizin çocuklarınız asla ne polis olabilecek ne subay.’ Nasıl bir fişlemede bulundularsa bunu bize ifade etti” dedi.
“Birçok arkadaşımız, Cumhurbaşkanımızın yasakları kaldırması sonucu eğitimlerine başörtülü bir şekilde devam ettiler”
Yaşanan olayların ardından üniversite ile iletişimlerinin kesildiğini belirten Yeter, “Hiçbir şekilde giremedik. Yıllar sonra hükümetimizin çıkarmış olduğu aflarla üniversitelerimize dönüp eğitimlerimizi tamamladık. Birçok arkadaşımız, Cumhurbaşkanımızın yasakları kaldırması sonucu eğitimlerine başörtülü bir şekilde devam ettiler. Bir insana zorla başını örttürmek ile açtırmak aynı ideolojinin ürünleri. Birbirinden çok da farklı değil. Bugün ülkemizde isteyen istediği kıyafetle eğitimini alabiliyor. Aldığı eğitim doğrultusunda çalışabiliyor. Bu noktada ülkemizde yasakların kaldırılmasında tüm arkadaşlarımız ve bizler iyi ki o mücadeleyi yaptık, ülke tarihinde bir şeyler değişti” dedi.
“Mezun olduktan sonra tabii ki birçok şart değişmişti”
Üniversiteden 12-13 yıl aradan sonra mezun olabildiklerini aktaran Yeter, “Mezun olduktan sonra tabii ki birçok şart değişmişti. Memurluğa girme yaşı, sınavlar, sınavların isimleri, kapatılan bölümler gibi. En önemlisi arkadaşlarımızın yaşları ilerlemişti. Hükümetimiz ile gerçekleştirdiğimiz birçok çalışma oldu. Onların desteğiyle öğretmenlikteki 40 yaş sorunu kaldırıldı. Aslında arkadaşlarımız için bu da yeterli olmuyor. O dönem mezun olsalardı daha basit sınavlarla öğretmen olabileceklerdi. Hala da üniversiteden atılan, sonra af ile bitiren kardeşlerimizin mağduriyetleri devam etmekte. Bu anlamda mağduriyetlerin çözüleceğinden umutluyuz. Onlar da çözülürse çok daha güzel olacak. Bu mücadele tarihe sorunsuz bir şekilde geçmiş olacak” diye konuştu.
“Bütün Türk halkı mağdur edilmiştir”
O dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Eğitim Fakültesi’nde eğitim gören Emine İlyas ise, öğrenciyken çeşitli cezalar alarak mahkeme kararlarıyla eğitim haklarının engellendiğini söyledi. İlyas, şu ifadelere yer verdi:
“Başörtüsü yasağının kalkması 10-13 yılımızı aldı. 2010 yılından sonra üniversitelerimize geri döndük. 2014-2015 yıllarında diplomalarımızı almaya başladık. Aradan bu kadar yıl geçtikten sonra mezun olabilsek de birçok mağduriyet devam etti. 28 Şubat darbesi görünürde muhafazakar, dindar kesime yaşatılmış darbe gibi görünse de aslında bütün Türk halkı mağdur edilmiştir. Burada sadece dindar kesime uygulandığı algısı oluşturuluyor kaygısı da var bende. Şu anda Türk halkının, hepimizin bütün darbelere karşı daha hassas olmamız lazım. Bu darbeler, ekonomik olarak, eğitim hayatında ve sosyal hayatta geride bırakan bir olay olarak karşıma çıkıyor.” – ANKARA
]]>