CHP Genel Başkanı Özel, 31 Mart yerel seçimlerinin ardından Afyonkarahisar Belediye Başkanlığını kazanan Burcu Köksal’ı ziyaret etmek ve partilileri ile bir araya gelmek üzere Afyonkarahisar’a geldi. İlk olarak partisinin il başkanlığını ziyaret eden Özel ardından burada kendisini bekleyen partililere seslendi. Konuşmasında bir çok kentte ve ilçede belediye başkanlığını kazanmalarına ve bunun başarısına değinen Özer, “Çok önemli bir sınavdayız, bütün gözler üzerimizde dikkatle bizi izliyorlar, o yüzden okyanusları geçip derelerde boğulmayacağız. Sonuna kadar başladığımız gibi devam edeceğiz. Burcu Köksal başkanımızın geçtiğimiz günlerde ‘artık bundan sonra Afyon’da eş, dost, akrabayı belediyeye doldurma dönemi yok’ dediği yaklaşımını önemsiyoruz, destekliyoruz ve sonuna kadar arkasındayız” dedi.
“Hata yapma lüksümüz yok”
Partililerin belediyelerden olabilecek beklentilerine değinen Özel, önemli bir konuya dikkat çekerek şunları söyledi:
“Belediyeler, ‘çocuklarım, torunlarım uzun yıllardır emeğimiz var partide hemen işe girmeli’ diye bakacağımız yerler değildir. Biz bu belediyeleri çocuğa, toruna, eşe ve dosta iş sağlamak ya da ihale verip rant aktarmak için değil biz bu belediyeleri o çocukların geleceğini kurtarmak için kazandık. Şöyle düşünmeyin ’50 yıldır bu partide koşturuyorum belediyeyi kazandık artık bizim rahat etme zamanımız’ biz bu ülkenin geleceğini kurtarmak için kişisel beklentilerin ve taleplerin çok dışında bir yaklaşımda bulunmamız lazım. Açık söylüyorum ufak tefek atama hataları oluyor hepsini tek tek geri aldırıyorum en iyi o işi yapacağını düşündüğü kişiyi çok yakın bir partilinin yakını oluyor Bursa’da geri aldırdım, Balıkesir’de geri aldırdım ve Adana’da geri aldırdım. Burada aslında çok hak ettiği halde bir arkadaşımız görevlendirilmiş yıllardır hukuk mücadelesi veren ve başkalarının 500 bin TL’ye yaptığı işi 3 kişi 100 bin liraya yapacaklarmış ama eşi partide görevli diye onu da geri aldırdım hata yapma lüksümüz yok.”
“Bizim belediye kaynaklarını partililere aktarma sıramız gelmedi”
Kendilerinin bembeyaz bir kağıt olduğunu vurgulayan Özel, “Onlar gri bir kağıt gibi iz göstermiyor biz tertemiz bir partiyiz bembeyaz bir kağıt gibiyiz üzerine kurşun kalemin dokundursak kir gösteriyor, dikkat edeceğiz, doğru davranacağız ve örnek olacağız. Biz başaracağız. Ben bu iradeyi göstermezsem, başkanlarım bu iradeyi göstermez ise siz bu anlayışı göstermezseniz ‘efendim AK Parti’nin il başkanı avukattı önceki dönem belediyenin bütün işlerini yapıyordu şimdi sıra Bizim için de yok öyle bir şey. Bizim belediye kaynaklarını partililere aktarma sıramız gelmedi Atatürk’ün partisinin iktidar olma sırası geldi” diye konuştu. – AFYONKARAHİSAR
]]>(İZMİR)- Lokanta, kafe ve pastane gibi işletmelerde yüzde 8 olarak uygulanan KDV oranının yüzde 10’a, yüzde 18 olarak uygulanan KDV oranının yüzde 20’ye çıkarılmasına İzmir’de esnaf ve vatandaşlar tepki gösterdi. Bir işletmeci, “Bugün devletin vergi toplaması gereken yer en üst kademelerdir. Bugün nasıl zenginleştiği belli olmayan zenginlerdir. Halkın eli değildir” dedi.
Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın hazırladığı “Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ” Resmi Gazete’de yayımlandı. Tebliğe göre, lokanta, kafe, pastane gibi işletmelerde imal edilen veya bu işletmelerin dışarıdan temin ettiği gıda maddelerinin satışında uygulanan KDV oranı, yüzde 8’den yüzde 10’a çıkarıldı. Alkollü içecekler için ise bu oran yüzde 18’den yüzde 20’ye yükseltildi. Tebliğ, mayıs başından itibaren yürürlüğe girecek.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise “Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği”nde yapılan değişikliği, sosyal medya hesabından değerlendirerek, şu ifadelere yer verdi:
“KDV artışı yapılmadı. İşletmelerin vatandaştan aldığı KDV’nin doğru belgelendirilmesi için düzenleme yapıldı. Bu konuda hassasiyet gösteren ve bizlere bilgi veren vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz.”
“DEVLETİN VERGİ TOPLAMASI GEREKEN YER EN ÜST KADEMELERDİR”
İzmir’de ise ANKA Haber Ajansı’na konuşan esnaf ve vatandaşlar karara tepki gösterdi. Bir işletmeci “Bugün hükümetin yaptığı Türk esnafına yapılan bir darbedir. Gelirine karşı yapılmış yanlış bir düzenlemedir. Bugün devletin vergi toplaması gereken yer en üst kademelerdir. Bugün nasıl zenginleştiği belli olmayan zenginlerdir. Halkın eli değildir. Halktan uzak durulması gereklidir. Bu ekonomi politikaları yanlıştır” dedi.
“DEVLET BİZİ DE GÖRMELİ”
Döner işletmecisi Levent Şahin şunları söyledi:
“KDV’ler yüzde 10’a çıkarılınca tabi bu bizim için eksi yönlü bir zarar oluyor. Çünkü bizim aldığımız çoğu ürünlerin hepsi yüzde 1. Biz onlarla çalışınca faturalar da geri iadesinde yüzde dokuzluk bir kayıp yaşıyoruz. Yüzde 10’luk KDV’yi ödeyebilmek için de daha fazla zam gerekiyor bu sonuçta biz kasap ya da tavukçularla çalıştığımız için onlar yüzde 1 işletiyor. Ama biz de onu kurtarabilmek için o farkı kapatabilmek için yani hatır sayılır bayağı bir zam geliyor. Bizim için kötü. Yani bunu bir yüzde 5 oranında gibi sabit tutsa ya da marketlerde yüzde 5 gibi yapsa o zaman belki iyi olur ama KDV bizim için yüksek. Zam olarak geri dönüş yapacak. Sonuçta işveren de sonuçta aradaki karını korumak zorunda, çalıştırdığı insanlar için ödemeler var giderler var. O aradaki karı tutabilirse bu dükkan ayakta kalabilir. Yoksa iflasa sürüklenir. Sonuçta günümüzde her ay kaç bin adet şirket iflas ediyor? Bu KDV farkının etkileri bunlar. Bize direkt olarak zam yansıyınca biz ertesi gün fiyatları uygulamak zorundayız. Bu da müşteriyi azaltıyor. Sonuçta müşteri de haklı. Asgarinin 17 bin gibi bir değer olduğu yerde yemeklerin fiyatının yükselmesi onun 7-8 binlere varan giderler oluşuyor. Düzenleme şart. Çünkü markette bile yüzde 1 çoğu üründe. İşlenik gıdada bile yüzde 1. Bizim aldığımız ürünlerde bizzat ben kendim yapıyorum KDV işlemlerini. Ama hala yüzde 1 çoğu yerde ve ona rağmen marketler aşırı fahiş fiyatlarda zam yapıyorlar ve daha çok kazanıyorlar. Yani bizi de görmeli devlet. Bizim paramızla onlar daha çok kazanıyor.”
“YÜZDE 1 KDV İLE ALDIĞIM ÜRÜNDE YÜZDE 10 KDV UYGULAMASI. YANİ YÜZDE 9’U ZATEN BANA YÜKLEMİŞ OLUYORLAR”
Bir diğer esnaf ise “Şimdi vatandaş zaten maaşını alırken KDV’si kesilerek alıyor. Ama gidip ekmek aldığında yine kesiliyor. Çalışan da öyle. Gelelim esnafa yüzde 1 KDV ile meyve alıyorum. Yüzde 10’la çıkıyorum. Dünyanın başka bir yerinde böyle bir şey var mı? Yüzde 1 KDV ile aldığım üründe yüzde 10 KDV uygulanıyor. Yani yüzde 9’u zaten bana yüklemiş oluyorlar. Bu durum aslında yöneticilerimiz biliyor ne olduğunu. Yöneticilerimiz sağ olsun bizi çok güzel kullanıyorlar. Kaç sene oldu. Dünyada hiçbir ülkede bu eziyet yok. Gelen müşteri profiline göre de söyleyelim. Yabancılar çok rahat. Para harcarken rahatlar. Bir şey alırken rahatlar. Ama biz buradan Manisa’ya giderken zorlanıyoruz. Bunların zaten klasik söyledikleri düzeltme, ayarlama. Onlar kendince yapıyor ama sıkıntısını biz çekiyoruz. Söyleyebilirim hep bizden çıkıyor yani. Onların da bir düzenleme yapacağı bizi düşüneceği yok” ifadelerini kullandı.
Fırıncı Muzaffer Özcan ise “Bunlar hep düzenleme yapıyorlar zaten. Artış yapmadılar bugüne kadar. Her şeyi düzenlediler. Benzin fiyatlarını da düzenliyorlar. O yüzden biz alıştık düzenlenmeye. Gerçekten bu son 20 yıldır insanları alıştırdılar bu konuya. Yani yüzde 1, yüzde 2, yüzde 5, kimse hiçbir şey ses de çıkartmıyor. Kaç para diyor, sadece soruyor, ödüyor” diye konuştu.
“TAHSİLAT VATANDAŞTAN VERGİ YOLU İLE YAPILIYOR”
Bir vatandaş da “Tahsilat vatandaştan vergi yolu ile yapılıyor. Buna da şaşırmadım çünkü cebinizdeki bütün parayı almak için her türlü çaba sarf ediliyor şu anda. Çünkü kasada para yok. Devlette para yok lüzumsuz harcamalardan dolayı. Gereksiz masraflardan dolayı para yok. Onun yerine bir şeyler koymak zorunda. İşte sonuç da bu oluyor” dedi.
]]>
(ANKARA) – Kilis Belediye Başkanı Hakan Bilecen, “Ayın birinde GAZDAŞ’ın doğal gaz tedarikçisinin Kilis Belediyespor’a ait 19 aylık doğal gaz faturası yüzünden daha mazbatamı almadan, doğal gazını kesmesi ve futbolcularımızın, çocukların, gençlerin soğuk suyla duş almak zorunda kalması bizi üzdü. Görüşme yaptık, borcun yarısını ödedik bütçemiz nezdinde doğal gazı geri açtırdık” dedi.
Kilis Belediye Başkanı Hakan Bilecen, CHP Genel Merkezi’nde başlayan “İktidar Yolunda CHP Belediyeciliği Çalıştayı”na katıldı. Belediye borçlarına ilişkin ANKA Haber Ajansı’na açıklamalarda bulunan Bilecen, belediyenin borcunun 520 milyon lira olduğunu söyledi.
Bilecen, şöyle konuştu:
“Bizim ödenmeyecek bir borcumuz yok. Bizim borçları gündeme getirmemizin sebebi Kilis Belediyesi’nin ödenmeyecek bir borcu var, biz hizmet veremeyeceğiz, çalışamayacağız buna sığınacağız değil. Bizim bunu gündeme getirmemizin sebebi; vatandaşa seçim propagandasında, seçim süreci boyunca borçsuz belediyeye veriyoruz, hiç borcumuz yok, tertemiz bir belediye diye bahsettikleri için biz Kilis Belediyesi’nin borçsuz olmadığını, 502 milyon gibi bir yıllık bütçemizden daha fazla bir borcu olduğunu vatandaşın görmesini istedik. Burada biz kimseye itirafta bulunmuyoruz. Ama Kilis Belediyesi’nin ödemesi gereken vadeli ve vadesiz borçları var. Bunun dışında Kilis Belediyespor’un olsun ufak tefek esnaf borçları olsun bir 10-15 milyon da o şekilde borcumuz var. Yani yaklaşık 520 milyon gibi bizim bir borcumuz var. Bizim ödenmeyecek bir borcumuz yok. Biz bunu öderiz. Belediyeyi kara da geçireceğiz, ödeyeceğiz de.
“PARTİZANLIK KAYBETTİ”
20 yıl sonra kazanılan Kilis Belediyesi’nin önüne geçti bu borç konusu. Olsun önemli değil. Kilis’in artık bilimle, tarımla, üretkenlikle anılmasını istiyorum. Ben kendim avukatım. Kilis’in eğitiminin alınmasını istiyorum. Çocuklarımın Kilis’te yaşaması için Kilis’te büyümeleri için bizler gibi Kilis’te rahat büyüyüp, kendini ifade edebilen nesiller olması için ben aday oldum. İnşallah artık Kilis’te kütüphaneler dolup taşacak. Şu an Kilis’te kütüphanemiz yok. Bunların hepsi olacak. Bana herkesten fazla güvenen eşim ve genel başkanım var. Genel başkanım ve eşimin bana güvendiği kadar hiç kimse bana güvenmedi ve şans tanımadılar. Beni seçenlere karşı mahçup olmayacağım. Bunun hedefindeyim. İnşallah bize oy veren hiç kimse ‘Ben Hakan Bilecen’e oy verdim pişmanım’ demeyecek. Oy vermeyenler bile pişman olacaklar. ‘Keşke verseydik’ diyecekler. Biz artık bütün Kilis’in belediye başkanıyız. Siyasi partileri bir tarafa bırakmak zorundayız. Yerel yöneticilerin siyasi partisi olmaması gerekiyor. Partizanlık kaybetti. Birçok şehir kazandı.
Sadece borçları bildirdik. Borçlar zaten dediğim gibi 2019 yılından önce olmuş borçlar, yapılandırılmış borçlar. Yapılandırılmış borçlar. Ama bizi bir şey üzdü. Ayın birinde GAZDAŞ’ın doğal gaz tedarikçisinin Kilis Belediyespor’a ait 19 aylık doğal gaz faturası yüzünden daha mazbatamı almadan, doğal gazını kesmesi ve futbolcularımızın, çocukların, gençlerin soğuk suyla duş almak zorunda kalması bizi üzdü. Görüşme yaptık, borcun yarısını ödedik bütçemiz nezdinde doğal gazı geri açtırdık. Akabinde İller Bankası’ndan kesinti yapılıp gelen 980 bin liralık bir ödemenin Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan borcun birkaç günlük gecikmesi sebebiyle o da bizden kaynaklı değil bayram sırası olduğu için İller Bankası’nın ödeme günlerinin değişmesinden kaynaklı, Sosyal Güvenlik Kurulu’nun bizi icraya koyması, 980 bin lira için. Bunlar bizi üzdü. Bunları çözdük. Ödemeyi yaptık. İller Bankası’ndan tekrar isteyeceğiz ama artık bunları bırakmamız gerekiyor bir tarafa. Bu durumu kabullenip ne yapabiliriz Kilis’e diye Kilis’in milletvekilleri, sayın Valimiz, emniyet müdürümüz, ben kim varsa her bireye görevler düşüyor.
Artık kurumların kralından çok kralcılık yapmadan bizden yani dolayısıyla vatandaştan intikam almaya çalışmadan bir an önce bu durumu kabullenmeleri ve gösterilen, genel başkanımın söylediği gibi sarı kartı iyi anlamaları gerekiyor. Aksi taktirde vatandaş ikinci sayıyı hemen gösterebilir. Önlerinde çünkü üç dört sene sonra seçim var. Bakarsınız erken seçim olur, bakarsınız rutininde gider ama ikinci sarı kart vatandaşın cebinde duruyor. Bence biraz daha dikkatli olsunlar. Hem kendi siyasi gelecekleri için hem de vatandaşa karşı mahçup olmamak için.
“KİLİS İÇİN NE GEREKİYORSA ONU YAPACAĞIZ”
Çalıştay verimli geçiyor. Genel başkanımın Kilis’le ilgili söylediği her şey bizi çok duygulandırdı. Hatta gözlerimiz doldu. Benim de yandaki arkadaşlarımın da bizden bahsederken ayağa kalkıp ‘Buradayım başkanım’ diyesim geldi. Çünkü Kilis özellikle son 10 yıl mültecilerle, sınır ticaretiyle, kaçakçılıkla, gayriresmi işlerle anılıyordu. Eğitimle, ticaretle ve bir başarıyla anılmıyordu. Bence şu an Kilis halkı ümitli. Bu ümidi biz daha da arttıracağız. Boşa çıkartmayacağız. Kesinlikle kağıttan kaplan değiliz. Savaşacağız, Kilis için ne gerekiyorsa onu yapacağız.”
]]>FIBA Kadınlar Avrupa Kupası finalinde İstanbul’da oynanan ilk maçı 75-68 kazanan siyah-beyazlı ekibin, Londra’da kamp yaptığı otelde AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Aziz Akkaya, “Tarih şampiyonları yazıyor, finali yazmıyor. Kupaya 40 dakika kaldı. Kupayı kazanıp Türkiye’ye dönmek istiyoruz. Bütün branşlarda oynadığımız bence en önemli final. Tarihimize, kulübümüze böyle bir kupayı hediye etmek istiyoruz.” dedi.
Yedi sayıyla kazandıkları ilk maçta takım olarak çok heyecanlı olduklarını belirten deneyimli başantrenör, şöyle konuştu:
“Bence Eurocup boyunca oynadığımız en kötü maçı oynadık. Buna rağmen 7 sayıyla galip geldik. Maçın içinde bir ara 18 sayı öne geçtik, herkes 18 sayıdan buraya geldiği için karamsarlık içinde. Gerçekten çok iyi oynamadık, takımımız da bunun farkında. Karşı takımı iyi analiz ettik. Maçı oynadıktan sonra elimizde daha iyi doneler var. Eşleşmeleri ona göre ayarlayacağız, bence ilk maçta müdafaa stratejimiz tuttu, bir iki basit hata yapmıştık, tekrar onları aynı sayı altında tutmak istiyoruz, takımımızın 75-80 sayı arasında sayı atması gerek. ‘Yedi sayılık avantajımız var’ diye düşünmüyoruz, buraya maçı kazanmaya geldik. Final oynamak kolay değil, tarih şampiyonları yazıyor, finali yazmıyor. Buradan kupayı alıp gitmek istiyoruz. Kolay değil tabii ki ama bunu yapabilecek gücümüz var. Ben takımıma inanıyorum, takımım da buna inanıyor. Takımın ilk maçtan sonra güveni yerine geldi. Zor bir süreç bizi bekliyor. Kupaya 40 dakika kaldı. Sene başından beri buraya çok zor şartlarda, mücadele ederek, çok zor rakipleri eleyerek geldik. Kupayı kazanıp Türkiye’ye dönmek istiyoruz.”
İlk maçta elde ettikleri 7 sayıyı düşünmeden maça çıkacaklarının altını çizen Aziz Akkaya, “Yedi sayı ya da 15 sayı arasında bir fark yok. Sonuçta buraya kazanmaya geliyorsunuz. Bütün sezon Avrupa’da deplasmanda daha iyi oynadık. Bizi yenmek gerçekten zor. Kendi basketbolumuzu oynadığımız zaman kimse bizi kolay kolay yenemez. Sayı averajını düşünmüyoruz, buraya galip gelmeye geldik. Onu bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Bütün branşlarda oynadığımız bence en önemli final”
Akkaya, “Kupaya çok yakınsınız. Kupa sizin ve oyuncularınız için neler ifade ediyor?” sorusunu, “Kupa bir kere yeni bir kariyer. Benim hayatımda kazanmadığım Avrupa kupası kaldı. İlkokul, ortaokul, lise, küçük kız, yıldız kız, genç kız, Türkiye Kupası, Cumhurbaşkanlığı Kupası, Türkiye Ligi şampiyonluğu, Avrupa’da iki tane Ümit Milli’de madalyam var. Kazanmadığım tek kupa Avrupa kupası. Bunu kazanmak istiyorum. İnşallah bunu kazanıp en son Euroleague kupasını kazanmak istiyoruz. Kupa bizim için çok şey ifade ediyor çünkü camiamızın bu seviyede kupaya ihtiyacı var. İkinci kupa bu, bütün branşlarda oynadığımız bence en önemli final. Tarihimize, kulübümüze böyle bir kupayı hediye etmek istiyoruz. Bütün amacımız bu. Kupa bizim için çok şey.” şeklinde yanıtladı.
Takımın son durumu hakkında bilgi veren Beşiktaş Başantrenörü, “İlk maçtan önce 6 günde 4 maç oynadık. Gerçekten ilk maçta takım çok yorgundu. İki Çukurova, iki tane Nesibe Aydın maçı oynadık. Ankara ve Mersin seyahatleri. İlk maçta Li’nin ve Dana’nın sakatlığı vardı. Şu anda hepsinin sağlık durumu iyi, neşeleri yerinde. Onlar da çok istiyorlar. Çünkü burada bütün ekip ve oyuncular olarak ilk defa Avrupa kupası kazanacak bir ekibimiz var. Daha önce kimse Avrupa Kupası kazanmamış. İnşallah hep beraber bunu kazanıp bu sezonu taçlandırmak istiyoruz.” şeklinde konuştu.
“İnşallah çifte bayram yapacağız”
Aziz Akkaya, ilk maçtan sonra düzenlenen basın toplantısında London Lions Başantrenörü Styliani Kaltsidou’nun “Bu sadece kötü bir gündü. Ofansif performansımız sahamızda farklı olacak.” sözleri hakkında ise şu ifadeleri kullandı:
“Onlar için kötü gün de bizim için de çok iyi bir gün diyemeyiz basketbol olarak. Onlar tabii ki ilk mağlubiyetlerini aldı. Karşılıklı aynı şeyleri düşünüyoruz, o kötü oynadık diyor biz de kötü oynadık. İki takım da daha fazla sayı atmak istiyor. Skorumuz istatistiklere bakınca çok düşüktü. Onların sayı limiti sınırlı, bizim kendi basketbolumuzu oynamamız gerek. Yalnızca müdafaa değil, hücumu da organize etmemiz gerek. Çünkü bizim takım hücum ederek oynayan bir takım. İlk maçtan sonra eleştiriler oldu ama bizim takım bugüne kadar böyle geldi. Takımımızın karakteristiği bu çemberi bulunca topu potaya atan takım, hücum etmeyi seven, yeri gelince müdafaa yapmayı seven bir takım. Maç bizim ritmimizde oynanması gerek. Bunun için çalıştık ve hazırlandık, maçı bekliyoruz.”
Beşiktaş taraftarına da mesaj gönderen Akkaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Herkes heyecanla bekliyor. Çok dua eden, kazanmamızı isteyen insanlar var. İnşallah çifte bayram yapacağız. Bayramın birinci günü kupayı alıp taraftarlarımıza hediye etmek istiyoruz. Televizyonun karşısında sakin olsunlar, sakin sakin izlesinler, heyecanla beklesinler, sonunda inşallah mutluluğa ulaşacağız. Her maça aynı şekilde hazırlanıyoruz, finalde ekstra şunu yapalım diye bir şey yok. Türkiye’ye kupayla dönmek bizi seven insanları mutlu edecek, onu düşünüyorum. Ben, beni sevenleri, takımı sevenleri, kulübü sevenleri mutlu etmeyi çok seviyorum. Benim mutluluğum, mutsuzluğum çok önemli değil. Onlar mutsuz olmasınlar, onlar mutlu olsunlar, biliyorum ki onlar da kupayla mutlu olacaklar. O yüzden Türkiye’ye kupayla gitmek istiyoruz.”
]]>Başkan Koç, Galatasaray ile yapacakları ve 19 Yaş Altı Takımı’yla sahaya çıkacakları Turkcell Süper Kupa maçı için geldiği Şanlıurfa’da düzenlendiği basın toplantısında açıklamalarda bulundu.
Birçok konunun açıklığa kavuşması gerektiğine işaret eden Ali Koç, “Bugün ne yaşanacaksa, bugüne kadar ne yaşandıysa, bugün İslam Çupi’nin sözlerini hatırlamanın tam da zamanıdır. Fenerbahçe Spor Kulübü, yüzde 50 şansı olan Süper Kupa maçına A takımını getirmeyip kupa şansını zayıflatmış, bunu da inandığı ilkeler ve uğradığı haksızlıklara isyan ettiği için yapmıştır.” ifadelerini kullandı.
Haksızlıkların sadece bir kulübün başına gelmesinin doğal karşılanamayacağını belirten Koç, “Yaşadığımız haksızlıklar, terör örgütünün kurduğu kumpaslar, futbol takımına Rize deplasmanı dönüşü yapılan suikast girişimi, son deplasman maçında futbolcularımıza yapılan linç teşebbüsü, zorbalıkla çalınan şampiyonluklarımız. Suikast girişiminin hala faili meçhul kalması bizi en çok acıtan durum. Devletimizin en önemli kademelerinden teminatlar verilerek ‘Merak etmeyin, biz suçluları bulacağız’ denilerek maçlara devam edildi. Hala ilerleme yok. 3 Temmuz kumpasının ardından açılan davaların hala havada kalması… Bütün bunların bütün bu kötülüklerin, bu garip olayların, anormalliklerin, hepsinin tek bir kulübün başına gelmesi, olayların sıradanlaştırılması Fenerbahçe Kulübünü isyan noktasına getirmiştir. İstemeyerek, arzu etmeyerek ilk adımımızı Şanlıurfa’da atmak zorundayız.” diye konuştu.
“Bunu da bir yere not ettik”
Trabzon spor ile oynadıkları maçın ardından yaşanan olaylarda futbolcularına linç girişiminde bulunulduğunun altını çizen Ali Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kötülüklerin, kötülüğün tarifi hiçbir alanda, futbol alanında olduğu kadar somut, delilli ve gerçek olmamıştır. Bu gidişata son verilmediği için kötülük yapanlar arsızlaşmış, beden bulmuş ve artarak devam etmektedir. Özellikle 3 Temmuz kumpas sürecinden bu yana olan dönemi konuşuyoruz. Bu garip, şaibeli, pek çok soru işaretine mahal verecek sürecin kazananı da bellidir. Bugünkü isyanımız ve tepkimiz, Süper Kupa’daki duruşumuz maçın tarihiyle, son deplasmanda yaşadıklarımızla ilgili, alakalı değildir. Olağanüstü genel kurulda yaşadıklarımızı anlattık. İsyanımız ve isyanımız doğrultusunda ilk adımımızı atarken işi basitleştirmek, ‘Ne olacak ki bu tarihte oynasanız, başkaları da oynuyor.” demek, kabul edilebilir değildir.
Son deplasmanda yaşananların ardından FIFA Başkanı futbolcuların güvenliği ve emniyetinden bahsetti. Bunun olmazsa olmaz bir durum olduğunu söyledi. Bunu sağlamaktan kim sorumlu? Her deplasman maçında olduğu gibi ev sahibi, TFF ve devlet. Size göre Trabzonspor maçında bu güven ortamı sağlanabildi mi? Güvenli ortam sağlansaydı futbolcularımıza yapılan linç girişiminde oyuncularımız kendilerini korumak zorunda kalmazlardı. Tek bir ‘Geçmiş olsun’ mesajı paylaşılmadı. Ne devletten, ne siyasetçilerden, TFF dahil olmak üzere futbolun paydaşlarından. Bunu da bir yere not ettik.”
“Türk futbolunda hakemler üzerinden ligi dizayn eden bir şebeke var”
Trabzonspor müsabakasında yaşanan olaylara ilişkin başka kulüplerin sarı-lacivertli futbolcuların ceza alması için mücadele verdiğini aktaran Başkan Koç, şu görüşleri paylaştı:
“Bazı rakiplerimiz Fenerbahçeli futbolcuların ceza alabilmesi için alttan alta çalıştılar. Bizim futbolcularımız için ‘Bunlara hapis cezası verilmesi gerekir’ diyenler oldu. Baskıya boyun eğen TFF, 2 oyuncumuza ceza verdi. Peki futbolcuların güvenliğini sağlayamayanlara ne ceza verilecek? Hakem yüksek puan aldı, TFF yerinde duruyor, Vali ve Emniyet Müdürü’ne bir işlem yapılmadı. Bizim buradan ne mesaj çıkarmamız gerekiyor? Türk futbolunda şu döneme kadar az, şimdi daha çok dillendirilen, eksik ama bize göre net olan bir durum var. Türk futbolunda hakemler üzerinden ligi dizayn eden bir şebeke var. Biz bahis konusunu daha önce de gündeme getirmiştik. Acaba bunun bahisle bir alakası var mı, bu durumu inceleyen bir merci var mı? Sosyal medya fenomenlerinin bahis çetesi operasyonu yapıldı. Bir de bu işin baronları var. Bence bu olayın dibine kadar inilmemesi sorgulanması gereken unsurlardan birisidir.”
“Sezemediler mi, sezmediler mi?”
Trabzon Valiliği ile Emniyet Müdürlüğü’nün bordo-mavili takım ile oynadıkları müsabakada gerekli güvenlik önlemlerini almadığını savunan Koç, şunları söyledi:
“Nasıl Rize’den dönüşte kurşunlanmamız basit bir olay değilse, bu da basit bir olay değildir. Valilik ve emniyet yetkilileri gergin geçeceği belli olan bir maçta gereken önlemleri almadılar. Maçın başından itibaren olayın gerginliğini ve artarak devam etmesini hiç sezemediler mi? Tecrübeli devlet görevlisi, emniyet görevlisi, maçın nereye gidebileceğini çok rahat sezebilirdi. Sezemediler mi, sezmediler mi? Bunun cevaplanması lazım. Burada, o şehirdeki devletimizin en üst temsilcilerinin bu olaya sebebiyet vermeleri, hiçbir şekilde hafife alınacak bir olay değildir. Şu ana kadar hafife alındığını görüyoruz.”
“Türk futbolunun artık yenilenme zamanı gelmiştir”
Yaşadıkları adaletsizlikler ve haksızlıklara rağmen sabırlı davrandıklarını ancak artık isyan noktasına geldiklerini belirten Ali Koç, şu değerlendirmede bulundu:
“Biz çok şey yaşadık, sabırlı davrandık, sakin olmaya çalıştık, haksızlıkları haykırdık. Tüm kumpaslara, suikast girişimlerine, haksızlıklara, zorbalıkları rağmen spora ve sporcuya odaklandık. Milli takımlara en çok sporcu veren ilk 2 kulüpten birisi Fenerbahçe’dir. Artık bu haksızlıkları, çifte standarda, haksızlık tohumu ekenlere isyan etme noktasına geldik. Bugünkü adım, bundan sonraki atacağımız adımların ilk somut adımıdır. Türk futbolunun artık yenilenme zamanı gelmiştir. Bataklığı kurutup Türk futbolunu yeniden inşa etmeliyiz. Tekerleği yeniden icat etmeye gerek yok. Türkiye’de bunu yapacak kadrolar mevcuttur. Bu doğrultuda kulübümüzün haklı isyanları, zorunluluktan dolayı yapmaya karar verdiğimiz eylemler süreci, inşallah yapılması gerekenlerin fitilini ateşler. Temiz bir Türk futbolu, Türkiye Cumhuriyeti için olmazsa olmaz bir konuma gelmiştir. Zaman; tarafsızlık, adil rekabet ve sportif ahlakın öne çıkması gereken zamandır.”
“İsteseniz bu kadar çok olayı aynı sezona kimse sığdıramazdı”
Türkiye Futbol Federasyonunun birçok büyük camiayı karşı karşıya getirdiğini kaydeden Başkan Koç, şu ifadeleri kullandı:
“TFF, isteseniz, planlasanız, kurgulasanız bu kadar çok olayı aynı sezona kimse sığdıramazdı. Sihirbaz olsanız yapamazdınız. Aynaya bakıp yüzleşmek için daha ne olması gerekiyor? Yalpalayan, yolda giderken onlar refleksle kararlar alan, aldığı pek çok karardan dönen, bir maç planlamasını dahi yapmaktan uzak, hatta bile bile mi Türkiye’nin büyük camialarını karşı karşıya getiriyorlar? Bilmiyorum, yapılan birçok uygulama buna sebebiyet veriyor. Normal bir federasyon 15 Mart’a kadar bekler, Türkiye’yi temsil eden takımların tur atlayıp atlamayacağını görerek takvimi yapar. Onlar beklemeden tarih açıkladılar. Süper Kupa için bütün ligleri tatil ettiler. Bu maç planlama özelinde konuşmak istiyorum. Yapmak istemediğimiz ama yapmak zorunda kaldıklarımızı sadece maç tarihine bağlayanlara sesleniyorum, gerçekten kötü niyetlisiniz. Kendi beceriksizliklerini ve yarattıkları bu ortamı örtmek için Yunanistan Futbol Federasyonunu örnek gösteriyor. O zaman siz de yabancı hakem getirin, onlar getiriyor.”
“Karagümrük’e gücün yetiyor, Galatasaray’a yetmiyor”
Turkcell Süper Kupa maçı tarihiyle ilgili TFF’yi eleştiren sarı-lacivertli kulübün başkanı, sözlerine şöyle devam etti:
“Yunan rakibimizin oynayacağı maçın ağırlığı, seyahat edeceği mesafeler derken, bugün oynanacak maçın gidiş geliş mesafesini karşılaştırmak abesle iştigaldir. Bu maç herhangi bir lig maçı değildir, uzatmalara gitmesi de söz konusu. Peki Galatasaray da tur atlasaydı bu maç bugün oynanacak mıydı? İstanbul ile Şanlıurfa arasındaki mesafe, Avrupa’daki birçok deplasmanla aynı mesafe. Bu iki olayı birbiriyle eş değer tutmak aslında samimiyetsizliktir. Biz ‘Karagümrük maçını ertelemeyin, onu oynayalım’ dedik. Sezon sonu oynayalım, hadi takvime sığdıramadınız, sezon başına erteleyin. Rakibimizi mazeret üreterek ‘Onlar istemiyor’ diyorlar. Karagümrük maçı için de ‘Biz hallederiz’ diyorlar. Yani Karagümrük’e gücün yetiyor, Galatasaray’a yetmiyor.”
“Maçın tarihinin değişmesi için Galatasaraylı yöneticiler başvururdu”
“Bütün bu sıkıntılı süreçte kazananın adresi belli.” diyen Ali Koç, şunları kaydetti:
“Keşke gelselerdi, şöyle yapsalardı, depremzedeler için oluşturacağımız kaynak, zavallı çocuklar diyerek algı yapmaya devam ediyorlar. Adres belli dedik. Öncelikle kendilerini canıgönülden kutluyorum çünkü adım adım, ilmek ilmek, tuğla tuğla futbolun tüm unsurlarını kendi lehine hizmet eder hale getirmeleri olağanüstü başarı. Demin saydıklarımdan bir tanesi onların başına gelmedi. Eski rekabet ortamı olsaydı, bu maçın tarihinin değişmesi için Galatasaraylı yöneticiler başvururdu. Yıllarca tohumları ektiler, bu ortamı sağladılar. Kazanmak için ‘Her yol mübahtır’ı gösterdiler. Ellerindeki algı gücüyle TFF’den kurullara, hakemlere kadar pek çoğunu baskı altına alarak, tehditler oluşturarak sistem kurmuşlar. Ama en küçük durumda öyle bir isyan bayrağı açarlar ki, zannedersiniz ki mağdur onlar. Bu açıklamaları samimi bulmuyorum. Ama benim en beğendiğim, bütün her şeyi kendi lehlerine çevirip, bu ortamın mağduru olduklarını gösterecek stratejiyi yapmaları. Bu zihin yapısına laf atmak, ölmüş bir haftaya ilaç verip canlanmasını beklemek gibi bir şeydir. Kendi maçlarından çok bizim maçlarımızla ilgileniyorlar.”
“Biz Şanlıurfa’ya borçluyuz”
Süper Kupa maçına 19 Yaş Altı Takımı’yla çıkmaları nedeniyle Şanlıurfa’ya ve bu kentteki Fenerbahçe taraftarına borçlu olduklarını anlatan Koç, şu görüşleri paylaştı:
“Biz Şanlıurfa’ya borçluyuz. Şanlıurfa’daki Fenerbahçe taraftarlarına borçluyuz, buranın esnafına, güzel insanlarına borçluyuz. Bunu telafi edeceğimizi söyledim. Biletlerin hepsini Fenerbahçe Spor Kulübü satın almıştır, buradan kaybedilen bir kaynak yoktur. 2011 Süper Kupası başvuru olmasına rağmen oynanmadı. TFF gereken cevabı vermedi. Ben değerlendirdiklerini de sanmıyorum. TFF’nin bu konuda bu kadar temkinli davranmasını, hiç adım atmamasını son derece manidar buluyoruz. Başka yerlere çağrışım yapan bir durum olduğunu düşünüyorum. Nereye çekerseniz çekin, sadakat mi dersiniz, ne derseniz deyin. Beşiktaş Başkanı Hasan Arat’la da konuştum, bu kupa öyle ya da böyle oynayacağız, onların da kabul etmesiyle bu kupayı Şanlıurfa’da oynayacağız. Riyad’da oynanmayan kupanın burada oynanmasını öneren de Fenerbahçe Spor Kulübü’dür. Depremzedeleri unutmayalım diyerek maçın burada oynanmasını önerdik. 11 şehirden Şanlıurfa’yı seçtiler. Ama bizim birinci önceliğimiz Fenerbahçe’nin menfaatleri ve çıkarlarıdır. Şanlıurfa halkının anlayışına sığınıyoruz. Yaşadıklarımız ortada. Bizi yönetenler, bizden sorumlu olanlar bu konuya kulaklarını kapattıkları için, göz yumdukları için isyan noktasına geldik. Ama Şanlıurfa rahat olsun. Bizim sözümüz var. İnşallah TFF, önümüzdeki sezon başlamadan takvimi belirlerse burada bir Süper Kupa daha olacak.”
“18 Temmuz’da seçim yapmaktansa hiç yapmamak daha iyi”
Şanlıurfa’ya vardıklarında TFF’nin seçim kararı aldıklarını öğrendiğini aktaran Koç, şu ifadeleri kullandı:
“Gerçekten futboldan anlamadıklarının bir ispatı daha. Kendilerine göre akıllıcı bir plan. 18 Temmuz geldiği zaman bazı play-off maçları başlamış olacak. Yeni gelen yönetim planlama yapamayacak. Hakemler konusunda bazı tasarruflar alınamayacak. 18 Temmuz’da seçim yapmaktansa hiç yapmamak daha iyi. Mayıs ortası gibi seçimin olması lazım. Ama akıllıca plan. Avrupa Şampiyonası’nda iyi bir sonuç alırız, sonra bir şekilde devam ederiz düşüncesi. Bugün kulüplerin istediği, TFF’nin devam etmemesi yönünde. Ama dikkat ederseniz aday olmayacağız demiyorlar. Milli takımımız Avrupa Şampiyonası’na federasyon olmadan mı gitsin diyorlar. Şimdi düğmeye basarsak federasyon belli olur. Neden biz temiz futbolu hak etmiyoruz. 85 milyonluk bir ülkeyiz. Bahis işleri öyle bir hal almış ki, sosyal medya fenomenlerine kadar uzamış. Bahsin olduğu yerde hakem olmadan olmaz. Biz bu işin hakem tarafına yöneldik. Devletin bir bildiği vardır diyelim. Süper Kupa’ya en kuvvetli dönemimizde çıkmıyor olmamız… Daha ne yapmamız lazım. Sadece ligden çekilince mi Fenerbahçe’nin değerini anlayacaksınız.”
“Bizim korkumuz feci bir olayın olması”
Ramazan Bayramı’ndan sonra bir bildiri yayınlayacaklarını ifade eden Başkan Koç, şöyle konuştu:
“En büyük eksiklik liyakat. Liyakatin olmamasının en önemli sebeplerinden birisi de TFF seçimlerinin bağımsız olmaması. Kazanan kişilerin futbol bilgisi, futbol aşkı, futbolu bilmesi üzerinden değil, birilerine yakın olması yönünde. Futbol aşkıyla yanıp tutuşan, bu değişimi, dönüşümü yapabilecek liyakatli kişilerin tarafsız şekilde spor ahlakını oluşturacak bir değişim lazım. Bugün yeri değil ama bunları hazırladık. Arzu, irade, cesaret gerekiyor. Arzu yok, ‘Bu camiaya vurmanın bedeli yok, nasıl olsa kırılgan, başkanı da Ankara’yla iyi geçinmiyor’ diyorlar. Nereye kadar. Bu tansiyon konuşularak, diyalog kurarak, samimi yaklaşımla çözülür. Ama bizim karşımızda ne samimiyet, ne iyi niyet var. Bizim korkumuz feci bir olayın olması. Trabzon’da oluyordu neredeyse. O bayrağı oyuncuya saplasalardı ne olacaktı? Emniyet müdürü, vali görevde kalacak mıydı? Geçen sefer eski başkanımız ‘Ne şikesi, memleket elden gidiyor’ dedi, sonra ne oldu? Dikkat edin Trabzonspor’a bir şey demiyorum, iki taraf da söylemlerine dikkat ediyor. Bizi kafa kafaya getirmeye çalışan bir şey var. Nasıl polis olmaz statta? Devlet bunu bize açıklamak zorunda. Biz olağanüstü genel kurul yapıyoruz, statta daha fazla polis var.”
Kupanın yayıncı kuruluşuna eleştiri
Ziraat Türkiye Kupası maçlarını yayınlayan kuruluşa da eleştirilerde bulunan Koç, “Türkiye Kupası’nda önümüzdeki sezon dünyada hiçbir ülkede olmayan grup formatı geliyor. Bizim 4 yıldır bu kupadan aldığımız gelirler, bu kadar enflasyonun arttığı ortamda bir kuruş artmadı. Süper Kupa üzerinden Fenerbahçe’yi hedef aldınız. Bizim için sizin krediniz bitmiştir. Bundan sonrasını zaman gösterecektir.” ifadelerini kullandı.
Son olarak sarı-lacivertli camiaya birlik olma çağrısında bulunan Ali Koç, şunları aktardı:
“Olağanüstü genel kurulda da anlattığım gibi camiamız kırılgan, ayrıştırılmaya müsait, böl ve yönetmeye açık. İsyanımız ve bundan sonraki süreçte başarılı olabilmemiz için omuz omuza yek vücut olmamız lazım dedim. Ama 3 günde ne kadar ayrıştırıldığımızı üzülerek görüyorum. Zaten gücü de buradan alıyorlar. Bugün 19 yaş altı takımımızın maçı vardı. Bütün 19 yaş altı takımların maçları cumartesi oynandı, bizim maçımız bugün oynandı. Hem biz hem de Giresunspor maçın cumartesi oynanması için başvuruda bulundu ama kabul etmediniz. Kötü olduğunuz için kabul etmediniz, Fenerbahçe’ye zorluk çıkarmak istediğiniz için kabul etmediniz.”
]]>Başkan Büyükkılıç, yerel seçimler sonrası Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesinin ardından kentte büyük bir ilgi ve sevgiyle karşılanırken, gece gündüz demeden, fedakarca görev yapan Kayseri Büyükşehir Belediyesi personeli tarafından da coşkuyla ve heyecanla karşılandı. Büyükşehir Belediyesi önünde Mehter Takımı’nın marşları ve karanfillerle karşılanan Başkan Büyükkılıç, Başkanlık girişinde Büyükşehir Belediyesi bürokratları, personel ve vatandaşlar tarafından karşılandı. Başkanlık girişi önünde Büyükşehir Belediyesi personeline hitap eden Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç; “Öncelikle bu sıcak karşılamanızdan, bizleri bağrınıza basmalarınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Her birinizin alnından ağabeyiniz ve başkanınızdan öte bir büyüğünüz olarak öpüyorum. İyi ki varsınız diye buradan sizlere sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum” dedi. Başkan Büyükkılıç, Kayserililerin hizmet beklediğini ve tüm vatandaşların hizmetkarı olmaya devam edeceklerini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü;
“Cumhurbaşkanımızın Kayseri’ye teşekkürü vesilesiyle sizlerin şahsında bu teveccühü sizler sağladınız. İnşallah hep beraber el ele, genel sekreterlerimizle, genel sekreter yardımcılarımızla, daire başkanlıklarımızla, müdürlerimizle, her kademedeki kardeşlerimizle, inşallah bizleri seven, güvenen, seçen hemşehrilerimize, hiçbir zaman alnımızı kırıştırmadan onların hizmetkarı olmaya Allah’ın izniyle el ele gönül gönle devam edeceğiz. Kaldığımız yerden devam, hiç kesintiye uğratmadan devam. Çünkü insanlar bizden hizmet bekliyor.”
Tecelli eden iradeye saygı duyduklarını ifade eden Büyükkılıç, “Her zaman için başımızın tacısınız. Kararınız bizim kararımız. O açıdan hiçbir sıkıntı söz konusu değil. Önemli olan bulunduğumuz yerlerin konumların, durumların hakkını vermek üzere hareket etmektir. Allah razı olsun dedirttirebilmektir. Bunu zaten sizler sağlıyorsunuz. Sizlere her zaman dua ediyor, teşekkür ediyoruz. Mevla’m bizi sizlere layık kılsın” diye konuştu. Yeni 5 yılda da Kayseri’nin 16 ilçesine hizmet edeceklerini dile getiren Başkan Büyükkılıç, “Yapmış olduğunuz samimi, gayretli, iyi niyetli çalışmalar ile önümüzdeki 5 yıl Kayseri’mizin her köşesine; Sarız’ımızdan Pınarbaşı’mıza, Felahiye’mizden Özvatan’ımıza, Akkışla’mızdan Sarıoğlan’ımıza, Bünyan’ımızdan Tomarza’mıza, Talas’ımıza, Hacılar’ımıza, Melikgazi’mize, Kocasinan’ımıza, İncesu’muza, Yeşilhisar’ımıza, Develi’mize, Yahyalı’mıza önümüze bakarız, işimize bakarız, hizmet eder, dua alırız. Mevla’m sizlerden razı olsun” diye konuştu. Büyükkılıç; el ele, gönül gönle hizmetlerle insanları buluşturmak üzere gayret göstereceklerini vurgulayarak, “Teşkilatlarımıza, Cumhur İttifakı’mıza, gençlerimize, hanım kardeşlerimize her kademedeki mesai arkadaşlarıma, SKM birimimizdeki canlarımıza, gece demeden gündüz demeden bana eşlik eden kardeşlerime teşekkür ediyorum. Hiçbir zaman anlımızı kırıştırmadan el ele, gönül gönle hizmetlerimizle insanları buluşturmak, verdiğimiz sözleri yerine getirmek üzere gece demeden gündüz demeden gayret göstereceğiz. Sağ olun, var olun. Nezaketinize teşekkür ediyor, iyi ki varsınız diyor, her birinizi bağrıma basıyorum” şeklinde konuştu. Başkan Büyükkılıç, sahnede yanına gelen vatandaşlarla kucaklaşarak, “İşte bu, severse Mevla’m, sevdirir. Gönül insanlarının, cennet mekan Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin, Mehmet Melikgazi Hazretlerinin, Hunat Hatun’un, Gevher Nesibe Sultan’ın, Ahi Evran’ın, Mimar Sinan’ın ve daha nicelerinin torunları, bu şehrin sevdalıları olarak el ele, gönül gönle, durmak yok koşmaya devam diyoruz” ifadelerini kullandı. Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, konuşmasının ardından kendisine sevgi gösterisinde bulunan vatandaşlarla da yakından ilgilenirken, günün anısına aile fotoğrafı da çektirildi. Daha sonra Başkanlık Makamı’na çıkan Başkan Büyükkılıç, burada da belediyenin bürokratları ve personeli ile bir araya geldi.
16 ilçenin de kalbinde yer ettiğini ifade eden Büyükkılıç, “Bir sınav, bunu da elhamdülillah başarı ile tamamladık. İnşallah bundan sonraki süreçte de 16 ilçemizi bağrımıza basarak, vatandaşlarımızın bizden beklentilerine cevap vererek yolumuza devam edeceğimizi buradan ifade etmek istiyorum. 16’sı da bizim şehrimizin güzide ilçeleri. Her biri hizmete muhtaç boyutları ile ve oradaki yaşayan insanları ile bizim kalbimizde yer eder, gönlümüzde yer eder. Başka türlü davranmak bize yakışmaz. Zaten bizim felsefemizin gereği de bu” diye konuştu. – KAYSERİ
]]>İki yıldan bu yana inşaatı devam eden Turgutreis Meydanı’ndaki iftar yemeğinde vatandaşlara hitap eden Mehmet Tosun, Turgutreis’in on yıldan bu yana sahipsiz olduğunu belirterek “Bakımsız yollar, eksik altyapı, bitmeyen yol çalışmaları, meydan düzenlemeleri, işgal altındaki plajlar, doğanın, çevrenin tahribatı ile karşı karşıyayız. Biliyorum artık sıkıldınız. Bodrum can çekişiyor, Turgutreis’te yaşayan vatandaşlarımız ise çok daha mağdur, çok daha sıkıntı yaşıyor. Siz buna layık değilsiniz” dedi.
“Belediyecilik bu kadar hesapsız, kitapsız olmaz!”
Bodrum Belediyesi’nin Turgutreis’te hiç kullanmadığı bir hizmet binasına yıllık 2 milyon lira kira ödediğini, 2 milyar lira tadilat masrafı yaptığını sonra da binayı hizmete sunmaktan vazgeçtiğini anlatan Mehmet Tosun, “Sizlerin vergisiyle ödedikleri o para ne oldu? Buharlaştı. Bugün 4 milyar liraya Karabağ’da, Akçaalan’da, Bahçelievler’de en az dört tane çocuk parkı yapılırdı. Bu para vatandaşın parası, sizin paranız. Kim seçti bunları. Değiştirin arkadaşlar, belediyecilik bu kadar insafsız, kitapsız, bu kadar seçmene saygısız, halkın parasını fütursuzca harcayan bir zihniyet olmaz” diye konuştu. Turgutreis’teki bir diğer garabetin de hiçbir amaca hizmet etmeyen Yaşam Merkezi olduğunu söyleyen Tosun, “Ödüllü proje diye başladılar özürlü projeye dönüştü” yorumunu yaptı.
Bodrum Belediyesinin bütçesi ile ilgili çarpıcı açıklamalarda da bulunan Mehmet Tosun, “Gerçekleşen bütçe 1 milyar 200 milyon TL, borcu ise 3.5 milyar TL. Borç varsa, neden hizmet yok. Böyle belediyecilik olur mu?” diye sordu. Tosun, “Bu kadar yolları bakımsız, bu kadar çevre temizliği eksik, hizmetten yoksun bir ilçeyi ben Anadolu’nun en ücra köşesinde bile görmedim. Ben Bodrum’da doğmuş büyümüş, bu toprakların her karışını bilen bir hemşehrinizim. Utanıyorum. Bugün Akyarlar Kemer Mahallesi’ndeydim. Millet tozun toprağın içerisine, su boruları yüzeyden gidiyor, kanalizasyon sokağa akıyor. Böyle belediyecilik olur mu? Ben utanıyorum, siz de utanın” ifadelerini kullandı.
“Konuşmalarınıza dikkat edin, en az sizin kadar Atatürkçü’yüm”
İki aydan bu yana, seçilmeleri durumunda yapacakları hizmetleri ve projeleri anlatmaya çalıştıklarını söyleyen Tosun sözlerini şöyle sürdürdü: “Peki onlar ne yapıyor? 10 yıl boyunca hizmet etmemişler. Karneleri kötü, sınıfta kalmışlar. Agresifleşiyorlar. Başka gündemlerle uğraşıyorlar. Atatürkçülük’ten, Cumhuriyet’ten dem vuruyorlar. Tekrar ifade ediyorum arkadaşlar; Atatürk de Cumhuriyet de bizim ortak değerimiz. En az sizin kadar Atatürkçüyüm ben. Bu arkadaşlarım da öyle. Çalışmadan üretmeden Atatürkçü olunmaz. Atatürk’ümüzün izinde Cumhuriyet değerlerine bağlı milli ve manevi değerlere bağlı, saygılı belediyecilik yapacağız. Bu kadar, bu tartışma bitmiştir. Siz yapacaklarınızı anlatın. Belediyenin borcunu neden konuşmuyorsunuz, yapılmayan yolların hesabını neden vermiyorsunuz. Atatürk ve Cumhuriyet bizim kırmızı çizgimiz arkadaşlar bunu tartıştırmayız bu da böyle bilinsin” dedi.
Kendisinin Atatürkçü Düşünce Derneği’nin bir üyesi olduğunu ve bunu ilk kez dile getirdiğini söyleyen Tosun, “Aynı şekilde benim belediye meclis üyesi adaylarım, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Bodrum’da kurucuları. Konuşmalarınıza dikkat edin. Konuştuğunuz lafın nereye gittiğini bilin” mesajı verdi.
Cumhur İttifakı Bodrum Belediye Başkan Adayı Mehmet Tosun, konuşmasının devamında, Turgutreis’te hayata geçirecekleri projeleri anlattı. Yarım bırakılan tüm altyapı, inşaat ve yol çalışmalarını derhal tamamlayacaklarını ve beldenin turizm sezonuna hazırlanacağını söyleyen Tosun, “Bizim yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır. Sizden ricam, 31 Mart’ta sandığa gittiğinizde on yıl geriye giderek, o günden bu yana belediye hizmetleri adına yapılanları hafızanızda canlandırmanız. Diyoruz ki bizi deneyin. Beş yıl sizden yetki istiyoruz. Bizi seçin. Bu konuştuklarımızı yapamazsak, bizi de siyaseten tarihin çöplüğüne gönderin arkadaşlar. Size vaadimiz, sözümüz budur” dedi. – MUĞLA
]]>CEM Vakfı, 2022 yılında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın AİHM’in bağlayıcı olarak hükmettiği 5 maddeyi amasız, fakatsız bir an önce uygulanması gerektiğini anımsattı. Konauyla ilgili düzenlenen basın toplantısında konuşan Cem Vakfı Onursal Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan, “Alevilik ne okullarda ne derslerde öğretiliyor. Ne de Alevilikle ilgili doğrudan doğruya uygulamaya ciddiyet de konan bir program var. Alevilik artık Türkiye’de resmi inançlar grubu içindedir. ve devletin himayesi altındadır. Siz anayasaya hüküm koyduktan sonra yani Aleviler kendi inançlarını Sünni İslam’ı temsil eden Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan ayrı bir kuruluş olarak örgütlenmeye hakları vardır diye bir anayasa hükmü getiriyorsanız o anayasa hükmünü saygı göstermek ve yürürlüğe koymak zorundasınız. Bugün geldiğimiz noktada yani tarih itibariyle yarın Türkiye demokratik bir seçime gidiyor. Bu seçimin hemen bir gün öncesinde bizi böyle bir toplantı yapmaya zorlamış olmaları onların olsa olsa bilgisizlik ve beceriksizliğinden kaynaklanıyor” dedi.
“AİHM’İN BAĞLAYICI KARARI AMASIZ, FAKATSIZ UYGULANMALI”
Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi (CEM) Vakfı’nın 30. Olağan Genel Kurul Toplantısı 24 Mart tarihinde düzenlendi. Genel Kurul Toplantısı sonucunda, Ahmet Rasim Tükek, CEM Vakfı Genel Başkanı, Kurucu Başkan Prof. Dr. İzzettin Doğan da CEM Vakfı Onursal Başkanı seçildi. Seçimin ardından da 31 Mart yerel seçimleri öncesinde CEM Vakfı bir açıklama yaparak, Alevilere yönelik ayrımcılığın ortadan kaldırılması çağrısı yaptı. Açıklamanın ilgili bölümü şöyle:
“‘Eşit Vatandaşlık’ için 2005 yılında başlattığı hukuk mücadelesini, iç hukuk yollarının tükenmesi sonucunda 2010 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmuş, bu haklı mücadele 26 Nisan 2016 tarihinde sonuçlanarak AİHM; Alevilerin haklarının gasp edildiğine hükmetmiştir. Ancak aradan geçen 8 yıla rağmen AİHM’in bağlayıcı olarak hükmettiği kararların uygulanmadığı ortadadır. 2022 yılında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın AİHM’in bağlayıcı olarak hükmettiği 5 maddeyi amasız, fakatsız bir an önce uygulanması gerektiğini belirtir, Vakfımızın bu konuda asla taviz vermeyeceğini bir kez daha hatırlatmak isteriz. Aleviliğin anlatımı bu kurum tarafından sağlanacak imkanlar çerçevesinde, Alevi dedelerince topluma açıklanmalı ve bunun zorunlu hale getirilmesi gerekmektedir”
CEM Vakfı Genel Merkezi Yenibosna Cemevi Konferans Salonu’nda yapılan basın açıklamasında ise “Türkiye demokratik bir seçime gidiyor. Bu seçimin hemen bir gün öncesinde bizi böyle bir toplantı yapmaya zorlamış olmaları onların olsa olsa bilgisizlik ve beceriksizliğinden kaynaklanıyor” diyen Cem Vakfı eski Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan, şunları söyledi:
“ALEVİLİK ARTIK TÜRKİYE’DE RESMİ İNANÇLAR GRUBU İÇİNDEDİR. VE DEVLETİN HİMAYESİ ALTINDADIR”
“Hala basın Aleviliğe yabancıdır. Neden? Çünkü Alevilik öğretilmiyor. Ne okullarda ne derslerde öğretiliyor. Ne de alevilikle ilgili doğrudan doğruya uygulamaya ciddiyet de konan bir program var. Bizim eleştirilerimiz, sizlerin buna verdiğiniz destek ve bulunduğunuz yerlerde, bölgelerde bunu sahiplenmeniz ister istemez hükümetleri de birtakım davranışlara gitmeye zorladı. ve şu anda da çıkartılan yeni bir anayasal değişiklikle yani anayasayı değiştirerek bir hüküm ekleyerek, Alevilerin kendi inançlarını özgürce ve belirli imkanlar dahilinde icra edebilmelerini sağlamak için anayasada değişikliğe gitme önerisi kabul edildi… ve bugün Alevilik artık Türkiye’de resmi inançlar grubu içindedir. ve devletin himayesi altındadır…
“DEVLETİ YÖNETENLERİN BU KADAR İLGİSİZ VE BİLGİSİZ DAVRANMALARI EĞER BİR HATADAN KAYNAKLANMIYORSA, BİR İHANET DÜZEYİNDEDİR”
Ve bugünkü toplantıda hangi açıdan bakarsanız bakın yani devleti yönetenlerin bu kadar ilgisiz ve bilgisiz davranmaları eğer bir hatadan kaynaklanmıyorsa, bir ihanet düzeyindedir. Çok açık net söylüyorum. Siz anayasaya hüküm koyduktan sonra yani Aleviler kendi inançlarını Sünni İslam’ı temsil eden Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan ayrı bir kuruluş olarak örgütlenmeye hakları vardır diye bir anayasa hükmü getiriyorsanız o anayasa hükmüne saygı göstermek ve yürürlüğe koymak zorundasınız. Bugün geldiğimiz noktada yani tarih itibariyle yarın Türkiye demokratik bir seçime gidiyor. Bu seçimin hemen bir gün öncesinde bizi böyle bir toplantı yapmaya zorlamış olmaları onların olsa olsa bilgisizlik ve beceriksizliğinden kaynaklanıyor. Niye bunu açıkça söylüyorum çünkü olması gereken bugün Alevilerin hangi haklardan mahrum kaldıklarını bilebilecek olan bir siyasi kadrolar var Türkiye’de. Bir sürü parti var. Beş, on, on beş, yirmi değil daha fazla. ve bu partilerin yaptıkları tek iş kendi propagandalarıyla kendilerini tanıtmak, vatandaşa, gönlünü kazanarak iktidar şansını elde edebilmektir. Ama şu saatlerde bile henüz bu sağlanmış değildir. Yani Türkiye bugün hangi siyasi parti olursa olsun bugün beraberce yapmış olduğumuz bu basın toplantısının hesabını vermek zorundadırlar.
“NEDEN ALEVİLİK’LE İLGİLİ YAPILMASI GEREKENLER DEVLET TARAFINDAN YAPILMIYOR”
Ya neden Alevilik’le ilgili yapması gerekenleri devlet tarafından yapılmıyor. Yapılıyorsa bizim haberimiz mi yok? Bizim haberimizin olmaması başka bir ayıp. He devletin radyoları var, televizyonları var. Devletin iletişim araçları var. Bu iletişim araç marifetiyle bizlerin haklarını hiç olmazsa bir saygının gereği olarak vatandaşlarına kendilerinin duydukları saygının gereği olarak ve kendilerini var eden düşünceyi yani. Bakın kendi kendisini yönetmesini ifade eden demokrasi dediğimiz kurumu Türkiye’de yaşatacak şekilde bugünü değerlendirebilirlerdi. ve bugüne kadar da bir özürle geçiştirebilirlerdi. Aleviler de büyük bir olgunlukta buna peki diyebilirlerdi. Ama şu saate kadar henüz böyle bir şey haber almış değiliz. Yani sizin verdiğiniz vergiler yine bizim mutabık olmadığımız ve benimsemediğimiz düşünce tarzı olan Sünni İslam’ın değerlerini yansıtmak gibi bir görevi hala kendisine görev edinmiş değil devleti yönetenler”
]]>Mersin merkez Toroslar ilçesinde 15 Aralık 2023’te Mersin Şehir Hastanesine giden otobüste, Tarsus ilçesinde bir lisenin müdürü olduğu öğrenilen İsmet T. ile oğlu A.O.T.’nin (17), kalp pili takılı olan, felçli olduğu için vücudunun sağ kısmını tam olarak kullanamayan ve böbrek yetmezliği çeken Ramazan Polat (77) ve eşi Hamdiye Polat’ı (71) darp etmesiyle ilgili davanın 4. duruşması dün gerçekleştirildi. Duruşma sonunda tutuklu sanıklardan okul müdürü İsmet T., 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılırken, tutuklulukta geçirmiş olduğu süre nazara alınarak tahliyesine karar verildi. 17 yaşındaki oğlu A.O.T. için de 22 Mart’taki duruşmada ‘kaçma şüphesi’ olmadığı gerekçesiyle tahliye kararı verilmişti.
“Görüntüleri görmediler mi bizi böyle suçladılar”
Darp edilen çiftlerden Hamdiye Polat, mahkemede verilen karara itiraz edeceklerini söyledi. Bir önceki duruşmaya sağlık sorunları nedeniyle katılamadıklarını hatırlatan Polat, “Bizim için ‘kaçmışlardır’ demişler. Neden kaçalım? Biz dayak yemişiz. Ben cuma günü eşimi doktora götürdüm. Acile götürdük biz. Ondan sonra dün de mahkemeye gittik” dedi.
Olayın kamera görüntülerinin olmasına rağmen yine kendilerinin suçlandığını anlatan Polat, “Yine biz suçlandık. Raporlara itiraz ediyorlar. Adaletin raporu parayla mı alınıyormuş? Kendi yaptığını hep bizim üzerimize atıyor. Biz ona nasıl sopa atarız, nasıl dayak atarız biz? İkimiz yaşlıyız. Eşim engelli zaten. Ama suçlanan bizdik. Ondan sonra ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Görüntüleri görmediler mi bizi böyle suçladılar. Onu tahliye ettiler, çocuğuyla beraber” diye konuştu.
“Depresyon ilaçları kullanıyoruz”
Yaşanan olayı ve olaydan sonra eşinin yaşadığı sıkıntıları anlatan Polat, şöyle devam etti: “Biz gece hiç uyuyamıyoruz. Depresyon ilaçları kullanıyoruz, psikoloğa gittik ikimiz de. Biz sabaha kadar bu koltukta oturuyoruz. Asla daha yorgan, yatak yüzü görmedi. Üstünü örtüyorum koltukta sabaha kadar böyle, gidip gidip geliyor. Nefes alamıyor adam. ‘Sırtım ağrıyor, sırtım ağrıyor’ diye bağırıyor. Gece uykudan uyanıyorum. Sanki onlar tepemde, baba-oğlan tepemde. Eşim tamamen konuşamıyor, ben yine iyiyim. Zaman zaman hafıza kaybı da yaşıyor. Bizim hayatımızı bir etkiledi ki ben size anlatamıyorum.”
“Sonuna kadar itiraz edeceğim”
Baba ve oğlunun tahliyesine tepki gösteren Polat, “Biz iki yaşlı engelliye yaptıklarını yarın çıkınca yine yapacak. Ne yaşlı biliyor, ne engelli biliyor. Bu nasıl okul okumuş, bu nasıl müdür olmuş onu da bilemiyorum. Bundan sonra bana bir şey olursa ben ondan bilirim. Çünkü onlardan her şey beklenir. Biz burada ikimiz yalnızız. Kanun da bir şey yapmadı, adalet de bir şey yapmadı, bitti gitti. Niye bitti? Ben onu da anlamış değilim. Sonuna kadar itiraz edeceğim. Her konuda maddi manevi itiraz ediyorum. Ben davamdan vazgeçmiyorum. Gittiği yere kadar gitsin. Hani dedik adaletin kestiği parmak acımaz ama adalet bizi bir kestik ki; bizi mahvetti. Yaşlıya, engelliye saygı asla yokmuş, onu öğrenmiş olmuş olduk şimdi biz” ifadelerini kullandı. – MERSİN
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri öncesinde Çorum’da düzenlenen mitinge katılarak vatandaşlara seslendi. Çorum il merkezindeki Kadeş Barış Meydanı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çorum’un güzelliğini, siz değerli kardeşlerimin şu güzelliğini satın almaya dünyanın gücü yetmez. Dedim bir sorun, Çorum’da ne kadar katılım var, 40 bin kişi. Çorum bugün bir başka güzel. Çorum ile bizim aramıza kimse giremez. Yiğidin harman olduğu yer Çorum, bitti. Çorum ile olan yol ve dava arkadaşlığımızın bizde yeri ayrıdır. Çorum kurulduğu günden beri harekatımızı bağrına basmıştır. Bugüne kadar girdiğimiz 17 seçimin hepsinde sizlerin desteğini, duasını, sevdasını hep yanımızda gördük. Siz bizi yalnız bırakmadınız. 14-28 Mayıs seçimlerinde de hamd olsun bu gelenek değişmedi. Türkiye’nin en kritik seçimlerinden bir tanesinde Çorumlu kardeşlerimiz bize, Cumhur İttifakı’na sahip çıktı. Cumhur İttifakı’na, milletvekilliğinde yüzde 60,50, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 65’i bulan oy oranları ile destek veren Çorum’a şükranlarımı sunuyorum. Biz Çorum’dan razıyız, Allah da sizden razı olsun. Siz nasıl bize sahip çıktıysanız, biz de size teşekkür borcumuzu daha faza teşekkür ederek yerine getireceğiz. Çorum’un her meselesi, her sıkıntısı, her talebi bizim meselemizdir. Bugüne kadar el ele, omuz omuza verdik. Çorum’u bölgesinin en gözde, en güzel şehirlerinden bir tanesine dönüştürdük. Artan ihracatı ile üretimiyle, sanayisiyle, dinamik ekonomisiyle Çorum bir başarı örneği olarak tüm Türkiye’de, kendinden söz ettiriyor. Yapacağımız ilave yatırımlarla Çorum’un bu vasfını inşallah daha da güçlendireceğiz. Hepimiz şu gerçeği çok iyi biliyoruz, Çorum’un elde ettiği başarılarda hükümetimizin icraatlarının yanı sıra, belediyemizin çalışmalarının da önemli payı var. Şehrimizde rahmetli Arif Ersoy hocamızla başlayan hizmet ve eser siyaseti sonraki gelen arkadaşlarımız tarafından da devam ettirildi. Rabbim hepsinden razı olsun. Sanayicisi, tüccarı, üreticisi, çiftçisiyle tüm Çorumlu kardeşlerimiz de bu çabalarımızda bize destek verdi. Çorum’un başarı hikayesini hep beraber yazdık. Sizler çalıştınız, didindiniz, kabuğunuzu kırmak için mücadele ettiniz. Biz de her alanda sizleri destekledik, önünüzü açtık, işinizi kolaylaştırdık. İnşallah 31 Mart’ta bu birlikteliğimizi daha da perçinleyeceğiz. Çorum’un yeni başarılara imza atması için ne gerekiyorsa yapacağız. Ama onun için 31 Mart imtihanını vermemiz gerekiyor. 31 Mart’ta yine özellikle Çorum’un destan yazacağından şüphe duymuyorum. 1994’ten beri tam 30 yıldır sürdürdüğümüz güzel geleneği yine bozmayacağız. Çorum’da gerçek belediyecilikle durmak yok, yola devam. Karşımdaki şu meydanda 31 Mart seçiminin zaferini duyuyorum. Öyle bir ses verin ki yankısı Ankara’ya ulaşsın” dedi.
“Bir dönem bizim yanımızda, yöremizde durup beklentileri karşılanmayınca hemen başka yerlere dümen kıran cambazlara karşı dostlarımızı uyaracağız”
Çorumlulardan diğer iller için de destek isteyen Erdoğan, “Benim yol ve dava arkadaşım Çorum budur. Sadece Çorum’u rekor oylarla kazanmak yetmez. Ankara ve İstanbul başta olmak üzere diğer vilayetlerdeki tüm hemşehrilerimizi de telefonlarla aramaya var mıyız? İstanbul’u, Ankara’yı arayacağız değil mi? Nazımızın geçtiği ne kadar tanıdık var ise bir şekilde ulaşacağız. Onları da AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın adaylarına oy vermek için ikna edeceğiz. Bir dönem bizim yanımızda, yöremizde durup beklentileri karşılanmayınca hemen başka yerlere dümen kıran cambazlara karşı dostlarımızı uyaracağız. AK Parti’ye ve Cumhur İttifakı’na kaybettirmek için çalışanların oyununa gelmemek için, onları da iyi niyetle ikaz edeceğiz. Rabbim emeklerinizi zayi etmesin, rabbim muhabbetimizi, dayanışmamızı daim etsin” ifadelerine yer verdi.
“Artık silahlı insansız hava araçları ile sınırımızdan 300-350 kilometre ötede hainleri tespit ediyor ve dünyayı başlarına yıkıyoruz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün bölgesinin parlayan yıldızı olan Çorum geçmişte çok acı olaylar yaşadı. Milletimizin birliğini, dirliğini, huzurunu hedef alan karanlık çevreler Maraş’ta, Çorum’da, daha sonra Sivas’ta provokasyonlar denediler. Alevi-Sünni diyerek bizi bölmek istediler. Kürt-Türk diyerek aramıza nifak sokmaya çalıştılar. Laik-anti laik diyerek sosyal barışımızı bozmaya yeltendiler. Maalesef bunların bir kısmında da başarılı oldular. 1980 darbesine giden yolun, 28 Şubat müdahalesinin ortamı, ne idiği belirsiz tiplerin sağdan sola arzı endam etmesiyle hazırlandı. İktidarlarımız döneminde Cumhuriyet mitingleri kılıfı altında yapılan darbe çağrılarını hepimiz çok iyi biliyoruz. Gezi hadisesinde ağaç bahanesi ile sokaklarımızın ateşe verilmesinden FETÖ’cü alçakların 15 Temmuz ihanetine kadar bu saldırıların ardı arkası hiç kesilmedi. Bunda başarılı olamayınca bu sefer Suriye’de bir terör koridoru kurarak bizi kuşatmak istediler. Ardından DEAŞ’ı üzerimize saldılar. Suriye’ye düzenlediğimiz harekatlarla tüm bu saldırıları püskürttük, oyunları bozduk, vatanımızı bölme planlarını yırtıp attık. Ülkemizin üzerinde ameliyat yapılmasına izin vermedik. Sadece bununla da kalmadık, terörü kaynağında yok etme stratejisini uygulayarak teröristlerin inlerini başlarına geçirdik. Bunu Gabar’da, Tendürek’te, Bestler Dereler’de yaptık. Şu anda terör örgütlerinin kaçacak delik aradıklarını görüyoruz. Artık silahlı insansız hava araçları ile sınırımızdan 300-350 kilometre ötede hainleri tespit ediyor ve dünyayı başlarına yıkıyoruz. Türkiye’yi bölücü terör örgütü belasından kurtarıncaya kadar bu mücadelemizi devam ettireceğiz.” – ÇORUM
]]>İzmir’in Bergama ilçesinde Agrobay Seracılık’ta çalışırken Tarım İşçileri Sendikası’na (Tarım-Sen) üye oldukları gerekçesiyle işten atılan ve 23 Ağustos 2023’ten bu yana hakları için mücadele eden işçilerin 18 Mart’ta Ankara’ya başlattıkları yürüyüş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde sona erdi. Bakanlık önünde eylem yapan işçiler “Patronlar bunca kişinin emeğini gasbediyor, koskoca bakanlar duymuyor” tepkisini dile getirdi.
İzmir’in Bergama ilçesindeki Agrobay Seracılık’ta çalışırken Tarım İşçileri Sendikası’na (Tarım-Sen) üye oldukları için işten atılan işçiler, haklarını Ankara’da arıyor. 23 Ağustos 2023’ten bu yana hakları mücadele veren işçilerin, 18 Mart Ankara’ya başlattığı yürüyüş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde tamamlandı. Sabah erken saatlerden itibaren Bakan Vedat Işıkhan ile görüşme talebiyle beklemeye başlayan işçiler, “Agrobay işçisi köle değildir”, “Sendika haktır engellenemez” ve “Agrobay hakkımızı ver” sloganları attı.
Kadın işçilerden biri, ” Türkiye’nin en zengini bizi 7 aydır kapının önüne koydu. Jandarma, albay kimse kalmadı bize hakaret etmeyen. Arzu Şentürk bizim hakkımızı ver” dedi.
“BİR HAFTADIR YAYA YÜRÜYORUZ”
İşçilerden Naime Tekkahraman da haklarının verilmesini, tazminatlarının ödenmesini isteyerek, “Hakkımız için geldik. 7 aydır mücadele ediyoruz. Senelik iznimiz, aylıklarımız var, tazminatımız var. Sendikali olduk, arkadaşlarımıza destek olduk. Ertesi gün bizi kapının arkasına koydular. Sadece biz değildik, 300 kişiydik. Sadece bizi seçtiler. Bir haftadır yaya yürüyoruz. Hakkımız için geldik. Arzu hakkımızı versin” diye konuştu.
“ÇÖZÜM ALINCAYA KADAR BURADAN DÖNMÜYORUZ”
14 yıldır Agrobay işçisi olan Şehriban Kapaklıkaya ise Bakanlık önüne çözüm bulabilmek için geldiklerini belirterek, şunları söyledi:
“Biz buraya kavgaya, dövüşe gelmedik. Hakkımızı almaya geldik. Büyüğümüzdür, devlettir diye geldik. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bizi davet edip, çözüm bulsun diye geldik. Çözüm alana kadar buradan dönmüyoruz. Emeğimiz kaldı. 8 aydır direnişteyiz. Kimse sesimizi duymadı. Bizim gibi fakir fukaranın sesini kimse duymaz. Patrona dokunulmasın… Onlar zaten işçinin sırtından geçinirler. O patronlar bunca kişinin emeğini gasp ediyor. Koskoca bakanlar duymuyor. Çözüm yolu bulamıyor. İstese bulurlar. Ölüm var dönmek yok. Sadaka değil bizim istediğimiz, sadece emeğimiz. Aylığımız, mesailerimiz kaldı. Bu patron değil işçi düşmanı. Kimseyle gürültü değil, emek istiyoruz.”
Bekleyiş sürerken Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürü Mehmet Baş’ın daveti üzerine Tarım Sen Genel Başkanı Umut Kocagöz ve temsilen seçilen işçiler görüşme gerçekleştirdi.
“BAKAN YARDIMCISI İLE GÖRÜŞECEĞİZ”
Görüşmenin ardından Tarım Sen Genel Başkanı Kocagöz, şu açıklamada bulundu:
“18 Mart 2024 tarihinde Bergama’dan başladığımız Ankara yürüyüşümüzde şu an Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın önündeyiz. Sendikal sebeple işten atılan arkadaşlarımızın haklarını almak için 7 aydır mücadele yürütüyoruz. Sendikal sebep Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kapsamında olduğu için daha önce bu konuda pozitif gelişme olmadığından, Bakanlığı muhatap olarak gördüğümüz için buradayız. Geçtiğimiz perşembe günü de bir görüşme gerçekleştirmiştik Çalışma Genel Müdürlüğü ile. Bu görüşmede herhangi bir sonuç alamamıştık. Temel yaklaşm; muhatap alınacak kesimin kendileri olmadığı yönünde. Şimdi tekrar bir görüşme yaptık Çalışma Genel Müdürü ile. Kendisi, Çalışma Bakan Yardımcısı Faruk Özçelik’le bugün saat 16.00’da görüşme yapılacağına dair teyitte bulundu. Biz de heyet olarak saat 16.00’da Bakanlıkta görüşme gerçekleştireceğiz.”
Kocagöz, işçilerin haklarının bir an önce verilmesini ve işten çıkarmaların cezasız kalmamasını istediklerini dile getirerek, “Bakanlığın muhatap olarak karşımıza çıkması olumlu bir gelişme, ancak yeterli değildir. Biz programımıza devam edeceğiz. Buradan sonra AK Parti, İYİ Parti ve CHP Genel Merkezlerinde görüşmeler yapacağız. Akşam da 18.30’da Madenci Anıtı önünde basın açıklamamız olacak.” dedi.
İşçiler daha sonra AKP Genel Merkezine gitmek üzere Bakanlık önünden ayrıldı.
]]>İSTANBUL – Tuzla’da düzenlenen “Geleneksel Basın Mensupları Sahur Buluşması” programında medya mensupları bir araya geldi.
Medyanın önde gelen isimleri ve Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın da katıldığı “Geleneksel Basın Mensupları Sahur Buluşması” programında basın mensupları bir araya geldi. Program kapsamında buluşan basın mensupları ney müziği ziyafeti eşliğinde sahur yaptı.
“Yaptığınız işin önemini bir siyasetçi, bir doktor ve belediye başkanı olarak çok iyi biliyorum.”
Programda konuşan Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı, “Bu kadar uzun bir mesafeden buraya gelmeniz bizi çok onurlandırdı. Geleneksel sahur soframızı şereflendirdiniz. Biz de bundan şeref duyduk. Basınımızı dördüncü kuvvet olarak etkisini tanımlamaya hiç gerek yok. Ama şunun çok iyi farkındayım ki, belediye başkanlığım döneminde siyaset hayatımın tamamında halkın bilgi alması ve halka bizim de yaptıklarımızı anlatabilmek açısından yaptığınız işin önemini en iyi bilen bir siyasetçi, bir kardeşiniz, bir doktor, bir belediye başkanı olarak çok iyi biliyorum. ve yapılan bütün çalışmaların hem halk açısından hem de bizim açımızdan çok kıymetli olduğunu ve halkı özellikle belli dönemlerdeki bilgi sahibi olup fikir sahibi olarak tercihlerini kullanmaları açısından çok kıymetli. O nedenle bizim her sene geleneksel olarak yapmış olduğumuz bu sahur programında aslında halkımız için çok kıymetli olan değerli medya mensuplarını ağırlamaktan onur ve gurur duyuyoruz” dedi.
“Farklı tercihlere rağmen insanları sevebilmek bir erdemdir”
Başkan Yazıcı, “Hayatın kendisi bilinçtir. ve bilinçle yapılan tercihlerdir aslında hayatın total anlamını ortaya koyan. ve evrende aranan o bilinçli yaşam formu da insanoğlunun bilinci ile beraber yapmış olduğu tercihlerle total yaşamını belirler. ve bu yaşamını belirlerken yaptığı iyilik, yardımlaşma dayanışma tercihtir. Haksızlık karşısında direnç göstermek de bir tercihtir. Hayatımızın totalini oluşturan aslında bu tercihlerdir. Tercihlerle beraber biz hayatımızı şekillendiririz. Tercihi ne olursa olsun insanların yapmış olduğu tercihler karşısında samimi durabilmek ve o tercihlere rağmen sevebilmekse bir erdemdir. Bu erdemi göstermekse bir medeniyettir. Üstad Cemil Meriç’in ifadesiyle ‘Medeniyet insan şahsiyetine duyulan saygıdır. ve onun tercihlerine duyulan saygıdır. ve bunu gösterebilen insan medeni insandır’ diye nokta bir ifadesi vardır” şeklinde konuştu.
“Herkesi kucaklamak bizim önemli vazifemiz olacaktır”
31 Mart yerel seçimlerine de değinen Başkan Yazıcı, “Bir hafta sonra şehrimiz, ilçemiz ve ülkemizde birçok yerde yapılacak olan seçimde tercihler kullanılacak. İnsanların tercihleriyle beraber şehirlerin de kaderi belirlenecek. Tabii ki tercihler benim tarafımdan kullanılırsa mutlu olacağım ve mutlu olacağız. Ama şunun altını çizmek isterim ki tercihler ne olursa olsun kollarımıza makas gibi açıp herkesi kucaklamak bizim önemli görevimiz ve vazifemiz olacaktır. Bugüne kadar yaptığımız gibi. Ben bütün seçimler sonrasında kökeni mezhebi meşrebi ne olursa olsun yaşam tarzıyla inançlarıyla değerleriyle her insana düşüncesi ve tercihleri nedeniyle ortaya koymuş oluşan sayıda saygı duymayı Üstad Cemil Meriç’in ifadesi ile ve hayatımın her noktasında, belediye başkanlığında da buna özen gösterdim ve yapmaya çalıştım. Sizlerin İstanbul’un bir ucundan buraya kadar gelmeniz de bir tercihti. Bu tercihinizden dolayı çok memnun olduğumu ifade ediyorum. Bu tercihinizden dolayı şeref duydum, çok teşekkür ediyorum. Ramazanınızı tebrik ediyorum. Şimdiden bayramınızı tebrik ediyorum. İyi ki varsınız” dedi.
“Herkesi seçim için sandığa davet ediyorum”
Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı, sözlerine son verirken, “Bugüne kadar yapılanlarla beraber bundan sonra da yapılacak olan her işte de medya mensupları ile birlikte ve beraber hem halkımız açısından hem de siyasetçiler açısından total kaliteyi ortaya koyacak olan ve insanımız için hedef koymuş olduğumuz o yüksek kaliteli yaşam standardımızı sağlamak için sözümüzü sizin vasıtanızla herkese iletiyor ve herkesi haftaya yapılacak olan seçim için sandığa davet ediyorum. Sizin vasıtanızla duyan duymayan herkese iletiyoruz ki bayram havasında geçmesi dileğiyle. Seçimlerimiz hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.
]]>Medyanın önde gelen isimleri ve Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın da katıldığı “Geleneksel Basın Mensupları Sahur Buluşması” programında basın mensupları bir araya geldi. Program kapsamında buluşan basın mensupları ney müziği ziyafeti eşliğinde sahur yaptı.
“Yaptığınız işin önemini bir siyasetçi, bir doktor ve belediye başkanı olarak çok iyi biliyorum”
Programda konuşan Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı, “Bu kadar uzun bir mesafeden buraya gelmeniz bizi çok onurlandırdı. Geleneksel sahur soframızı şereflendirdiniz. Biz de bundan şeref duyduk. Basınımızı dördüncü kuvvet olarak etkisini tanımlamaya hiç gerek yok. Ama şunun çok iyi farkındayım ki, belediye başkanlığım döneminde siyaset hayatımın tamamında halkın bilgi alması ve halka bizim de yaptıklarımızı anlatabilmek açısından yaptığınız işin önemini en iyi bilen bir siyasetçi, bir kardeşiniz, bir doktor, bir belediye başkanı olarak çok iyi biliyorum. ve yapılan bütün çalışmaların hem halk açısından hem de bizim açımızdan çok kıymetli olduğunu ve halkı özellikle belli dönemlerdeki bilgi sahibi olup fikir sahibi olarak tercihlerini kullanmaları açısından çok kıymetli. O nedenle bizim her sene geleneksel olarak yapmış olduğumuz bu sahur programında aslında halkımız için çok kıymetli olan değerli medya mensuplarını ağırlamaktan onur ve gurur duyuyoruz” dedi.
“Farklı tercihlere rağmen insanları sevebilmek bir erdemdir”
Başkan Yazıcı, “Hayatın kendisi bilinçtir. ve bilinçle yapılan tercihlerdir aslında hayatın total anlamını ortaya koyan. ve evrende aranan o bilinçli yaşam formu da insanoğlunun bilinci ile beraber yapmış olduğu tercihlerle total yaşamını belirler. ve bu yaşamını belirlerken yaptığı iyilik, yardımlaşma dayanışma tercihtir. Haksızlık karşısında direnç göstermek de bir tercihtir. Hayatımızın totalini oluşturan aslında bu tercihlerdir. Tercihlerle beraber biz hayatımızı şekillendiririz. Tercihi ne olursa olsun insanların yapmış olduğu tercihler karşısında samimi durabilmek ve o tercihlere rağmen sevebilmekse bir erdemdir. Bu erdemi göstermekse bir medeniyettir. Üstad Cemil Meriç’in ifadesiyle ‘Medeniyet insan şahsiyetine duyulan saygıdır. ve onun tercihlerine duyulan saygıdır. ve bunu gösterebilen insan medeni insandır’ diye nokta bir ifadesi vardır” şeklinde konuştu.
“Herkesi kucaklamak bizim önemli vazifemiz olacaktır”
31 Mart yerel seçimlerine de değinen Başkan Yazıcı, “Bir hafta sonra şehrimiz, ilçemiz ve ülkemizde birçok yerde yapılacak olan seçimde tercihler kullanılacak. Tabii ki tercihler benim tarafıma kullanılırsa mutlu olacağım ve mutlu olacağız. Ama şunun altını çizmek isterim ki tercihler ne olursa olsun kollarımıza makas gibi açıp herkesi kucaklamak bizim önemli görevimiz ve vazifemiz olacaktır. Bugüne kadar yaptığımız gibi. Ben bütün seçimler sonrasında kökeni mezhebi meşrebi ne olursa olsun yaşam tarzıyla inançlarıyla değerleriyle her insana düşüncesi ve tercihleri nedeniyle ortaya koymuş oluşan sayıda saygı duymayı Üstad Cemil Meriç’in ifadesi ile ve hayatımın her noktasında, belediye başkanlığında da buna özen gösterdim ve yapmaya çalıştım. Sizlerin İstanbul’un bir ucundan buraya kadar gelmeniz de bir tercihti. Bu tercihinizden dolayı çok memnun olduğumu ifade ediyorum. Bu tercihinizden dolayı şeref duydum, çok teşekkür ediyorum. Ramazanınızı tebrik ediyorum. Şimdiden bayramınızı tebrik ediyorum. İyi ki varsınız” dedi.
“Herkesi seçim için sandığa davet ediyorum”
Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı, sözlerine son verirken, “Bugüne kadar yapılanlarla beraber bundan sonra da yapılacak olan her işte de medya mensupları ile birlikte ve beraber hem halkımız açısından hem de siyasetçiler açısından total kaliteyi ortaya koyacak olan ve insanımız için hedef koymuş olduğumuz o yüksek kaliteli yaşam standardımızı sağlamak için sözümüzü sizin vasıtanızla herkese iletiyor ve herkesi haftaya yapılacak olan seçim için sandığa davet ediyorum. Sizin vasıtanızla duyan duymayan herkese iletiyoruz ki bayram havasında geçmesi dileğiyle. Seçimlerimiz hayırlı olsun” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Düzenlenen ziyarete Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, AK Parti Kayseri İl Başkanı Fatih Üzüm, KGC Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kösedağ, parti yönetim kurulu üyeleri ve basın mensupları katıldı.
Bu seçimi de Kayseri’de 17- 0 olarak alacaklarını söyleyen Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, “Ülkemizde seviyeli bir şekilde seçim çalışmaları devam ediyor. Kayseri’de özel bir şekilde hakikaten çok daha seviyeli bir şekilde devam ediyor. Ben her şeyden önce bu süreç içerisinde sizlerin göstermiş olduğu seviyeli, şehrimize yakışır, birbirimizin kıymetini bilen anlayış içerisinde çalışmalar yaptığınız için teşekkür ediyorum. Cumhurbaşkanımızın teşrif ettiği Perşembe günü burada koşullara rağmen elhamdülillah şahane bir miting ortamı oluştu. Elbette ki hava şartları ardından Ramazan ayının bereketi ve hafta içerisinde bizim hiç alışık olmadığımız hep Cumartesi günlerine endeksli mitinglerimizin olduğu süreçten adeta bizi bir sınava tabi tutar gibi Cumhurbaşkanımız Perşembe gününü Kayserimiz için tercih etti. Bereketiyle geldi. Dolayısıyla Kayserimizde de o gün güzel bir yağış oldu ama bütün bunlara rağmen miting sürecinde hava koşulları müsaitleşti, insanlar meydanı doldurdu. Gelirken yanında değildik ama giderken yanındaydım bire bir. Sivas Caddesi’nden havaalanına kadar insanlar sokakları doldurmuş, kendilerinin ifadesi de “Maşallah meydan kadar da buralarda insan varmış” diyerek de ifadede bulundu. Ben bu seçimi bir adım sonrasında neler olacağını gözlemleyerek, istikrarı göz ardı etmeyerek, bu şehri yada bu ülkeyi maceraya sürüklemeye ya da sürüklemek isteyenlere fırsat vermeyerek yol almamız gereken bir süreç olarak değerlendiriyorum. Kısır çekişmelerden uzak, tırtıklama ya da oy kaygısıyla gökteki yıldızları vaat etme, boş beleş konuşma mantığından uzak süreci yönetme ve biz sırtımızda yumurta küfesi olan bir yönetim anlayışı yani hassasiyet göstermemiz gerektiğini biliyoruz. Sonraki aşamalarda da yapabileceğimizi paylaşmamız ve sorumluluk makamında bulunan insanların sorumsuzca konuşmaması bizim için çok önemli ve anlamlı şeyler. Bu açıdan biz bunların hepsine dikkat ediyoruz. İnşallah bu dönemde 5 tane Milliyetçi Hareket Partisi’nden 11 tane Ak Parti’den 16 ilçemiz ve büyükşehir olarak yine buradan 17-0 olarak milletimizin bizi tercih edeceğine inanıyorum” dedi.
“Bizim gizlimiz saklımız yok”
Gazetecilerin mal varlığını açıklayıp açıklamayacağı sorusuna cevap veren Başkan Büyükkılıç, “Mitingimize emniyetimizin açıkladığı rakamlarda ulusal basında da yayınlandı 75 bin civarı bir rakamla katılım oldu. Mal varlığımı açıklamam konusunda da siyaseten burada kullanılacak bir malzeme değil. Biz seçildiğimizde ve süremizin bittiğinde yasal olarak beyanname veren belediye başkanlarıyız. O açıdan bunu speküle edip ya da gündeme taşıyarak şov yapma mantığında hareket edecek halimiz yok. Bizim her şeyimiz, malımız da mülkümüz de ortada ve kamuoyunda da bilinen bir şey. Özelimiz yok, gizlimiz yok saklımız yok. Bu yönden müsterih olun, veremeyeceğimiz bir hesap da yok” ifadelerini kullandı.
AK Parti Kayseri İl Başkanı Fatih Üzüm ise, “Yaklaşık 55 gündür yoğun bir SKM dönemimiz var. Dün itibariyle bin 150. programı gerçekleşmiş. Ortalama her bir programda 6-7 noktaya dokunuluyor. Bu da 6 bin 900 7 bine yakın lokasyonda program yapmışız. Son 8 gün içerisindeyiz. Öncelikle seçim sürecindeki nezaketiniz, desteğiniz ve Kayseri’de huzurlu bir seçim yaşanmasına sebebiyet verdiğiniz için siz basın mensuplarımıza özellikle teşekkür ediyorum. Gerçekten buradaki bu uyum ortamı Türkiye’nin 81 vilayetine örnek olmalı. Bizler de bu nezaketi koruyarak seçim sürecini atlatmaya çalışıyoruz. Ben ev sahipliğiniz için teşekkür ediyorum” dedi. – KAYSERİ
]]>Sırakaya, kentte ilk olarak Yalova Belediye Başkanı Mustafa Tutuk’u makamında ziyaret etti. Daha sonra şehirde esnaf ziyaretleri gerçekleştiren Sırakaya, sonrasında ise AK Parti İl Başkanlığı ziyareti gerçekleştirdi. Sırakaya, sonrasında ise Karadeniz Dernekler Federasyonu’nun Yalova Uygulama Oteli’nde gerçekleştirilen iftara katıldı. İftar sonrasında Yalova Balkan Göçmenleri Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği’nin Balkan Evi’nde vatandaşlar bir araya geldi. Burada konuşma yapan Sırakaya, Türkiye uzun müddet iyi yönetilmediğine dikkati çekti. Türkiye iyi yönetilmediği için yurtdışındaki soydaşların hangi zor koşullar altında yaşadığının bilinemediğine dikkati çeken Sırakaya, “Orada insanlarımız, soydaşlarımız vardı ama bizim onlarla irtibatımız yoktu. Çünkü Anadolu’nun tabiriyle kendisi himmete muhtaç dede kaldı ki gayrıya himmet ede. Kendi sıkıntısını, sorununu çözememiş bir Türkiye’nin yurtdışında yaşayan yaklaşık 7,5 milyona yakın soydaşını, oradaki millet varlığını bir şekilde çözümleme, onlarla ilgilenebilme imkanı bulamazdı. Bugün Bulgaristan’da yaklaşık 1,2 milyon soydaşımız yaşıyor. Yaklaşık 1,5 milyona yakın bir Müslüman varlığı var. Ancak uzun bir müddet kendi talihlerine bırakılmış, hiçbir şekilde onların sorunlarıyla ilgilenilmemiş bir Türkiye vardı. Türkiye’de siyaset iflas etmişti. Türkiye’de artık Genel Kurmay sözcüsünün ne dediğine bakılan, siyasi parti sözcülerinin ne dediklerinin bir anlamı olmayan, bakanlar kurulu sonrasındaki sözcünün konuştuğunu kimsenin dinlemediği, Genel Kurmay Başkanlığı sözcüsünün ya da Milli Güvenlik Kurulu sözcüsünün dinlendiği süreçleri hep beraber yaşadık. Allah’a hamdolsun 2002 yılı AK Parti iktidarıyla artık tekrar millet bu memleketinin, devletin ana omurgasını oluşturmaya başladı. Milletin, vatandaşın ne dediği önemliydi” dedi.
“17 tane seçimin tamamından bu millet bizi muzaffer eyledi”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zorlu süreçlerden geçtiğine de vurgu yapan Sırakaya, şöyle konuştu:
“Çiçekli yollardan zafere gidilmezdi. Çok meşakkatli işlerle karşılaştılar. 367 garabeti, parti kapatma davaları, 6-8 Ekim çukur eylemleriyle, Gezi Parkı süreçleri, yetmedi 15 Temmuz darbe ihanet süreciyle karşılaştı. Bütün bu süreçlerde tek bir gücümüz vardı, o da ‘Milletin gücü üzerinde güç tanımadım’ diyen Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği buradaki görmüş olduğumuz aziz milletimizdir. Birileri sırtını YPG/PYD terör örgütüne dayarken bizim sırtımızı dayadığımız yegane güç milletimiz olmuştur. Milletimiz bizi hiçbir zaman yalnız bırakmadı. 7 tane genel, 4 tane yerel, 3 cumhurbaşkanlığı seçimi, 3 tane referanduma girdik ve girdiğimiz 17 tane seçimin tamamından bu millet bizi muzaffer eyledi. Dolayısıyla millete hizmetkar olmak demek, milletin hadimi olmak demek. Ne kadar sizler için teşekkür etsek, teşekkürümüzü ifade edemeyiz. Allah hepinizden razı olsun.”
“Büyükelçilere Türkiye’yi şikayet eden anlayışı gördük”
Sırakaya, 14-28 Mayıs genel seçim süreçlerinde yaşananlara da değinerek, “Seçime girerken siyasi partilerin, ittifakların vaatleri oldu. Bir tarafta vaadini yaparken milletin ana omurgasını oluşturan aileyi temelden dinamitleyecek LGBT illetini savunan insanların varlığını gördük. Bir tarafta baktığınız zaman terör ile arasına mesafe koyamayan siyasi partilerin bayraklarını yerden toplayıp kaldıran belediye başkan adaylarını gördük. Bir tarafta belediye başkan adaylarının eşinin zafer işareti yaparak birilerine selam gönderdiğini gördük. Büyükelçilere Türkiye’yi şikayet eden anlayışı gördük. Bir taraftan da ‘Ben milletimin hizmetkarıyım. Milletime hizmet etmeyi arzu ediyorum. Milletimin üzerinde güç tanımadım.’ diyen cumhurbaşkanımızı gördük ve bu millet bir kez daha Sayın Cumhurbaşkanımızı seçerek cumhurbaşkanı makamına oturttu. Allah razı olsun” ifadesini kullandı.
AK Parti için yerel seçimlerin millete dokunulan ilk el olduğunu ifade eden Sırakaya, “Bizim için yerel seçim demek koltuk sevdası, koltuk hırsı, ihtirası demek değil, milletin duasını alıp Allah’ın rızasını kazanmak demektir. Çünkü biz biliyoruz ki halka hizmet hakka hizmettir. Eğer halka hizmet etmezseniz hakkın rızasını kazanabilme imkanınız yoktur” diye konuştu.
Konuşmasında etkinliğe katılan Yalova Belediye Başkanı Mustafa Tutuk ve Çiftlikköy Belediye Başkan Adayı Recep Hacı’ya vatandaşlardan destek talep eden Sarıkaya, gerçek belediyeciliğin AK Parti Belediyeciliği olduğunu ifade ederek şunları kaydetti:
“Milletten gelen bütün enerjiyi yine millete vakfederseniz, çalıp çırpmazsanız bu milletin değeri, birikimi hizmet için yeterlidir. Onun için AK Parti belediyecilik anlayışında şöhretini değil şehrini, kendini değil kentini düşünen bir anlayış vardır. AK Parti belediyecilik anlayışında adamını kayıran değil insanını kayıran bir anlayış vardır. Biz bu anlayışla bugüne kadar şehirleri yönettik. Allah’a hamdolsun Türkiye olarak cumhuriyetimizin ilk 100 yılındaki eksiklikleri tamamladık, ikinci 100 yıl ile ilgili hazırlıklarımızı tamamladık ve nasip olursa 31 Mart itibariyle Türkiye Yüzyılı için şehircilik anlayışımızda da vira bismillah diyeceğiz.”
Programlara AK Parti Yalova Milletvekilleri Ahmet Büyükgümüş, Meliha Akyol, AK Parti İl Başkanı Umut Güçlü, İl Genel Meclis Başkanı Hasan Soygüzel de katıldı. – YALOVA
]]>ANKARA – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iftarda ziyaret ettiği Taş ailesi heyecanını paylaştı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan Ramazan’ın 3’üncü günü Taş ailesini ziyaret ederek iftara katıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaret ettiği aile o anları anlattı. Baba Ali Osman Taş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geleceğine ilk başta inanamadığını belirterek, “Öncelikle çok inanmamıştım. Yani öyle bir şey olduğunu düşünmemiştim. Sağ olsun bizi ziyaret etti. Çok heyecanlıydık. Şu anda da o heyecanı devam ediyor. Çok güzel geçti misafirliğimiz. Çok güzel oldu. İşte seçimlerden konuştuk. Aile sorunlarımızı sordu. Çocuklarımızın okul durumlarını sordu, iş hayatımızı sordu, gayet iyiydi” ifadelerini kullandı.
3 çocuk annesi Buse Taş ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve eşi Emine Erdoğan’ı aileden birisi gibi ağırladıklarını söyleyerek, “Cumhurbaşkanımızı bugün iftarda ağırladık, çok memnun kaldı. Kendisinin samimiyeti, eşinin samimiyeti, bütün evimizi kapladı. Yani bir cumhurbaşkanı gibi değil de bir aile, bir, akraba bir dostumuzu ağırlamış gibi bize o kadar samimi geldi ki çok memnun kaldık. Allah başımızdan eksik etmesin, çok heyecanlıydı. Hala heyecanımız devam ediyor. İlk öğrendiğimizde inanamadık çünkü yani bu bir nasipti. Bu da bizi geldiğinde biz çok şaşırdık, yok gelmezler falan diye düşündük ama sabah kalktığımızda gerçekten geleceklerini anladık. Çok heyecanlı bir şekilde hazırlıklar yaptık. Çok güzeldi. Bizim için şahane ve unutulmaz bir gündü” ifadelerine yer verdi.
Emine Erdoğan’ın kendi yaptığı turşuyu çok beğendiğini söyleyen anne Buse Taş, “Güveç yaptım, güvecimizi yediler ve beğendiler. Turşumuzu çok beğendiler. Çubuk turşusuydu, kendimiz yaptık. Emine hanım turşumuzu çok beğendi. Teşekkür ediyorum ona da. Çok ilgiliydi, çocuklarımla ayrı ayrı ilgilendi. Her birinin derslerini okullarını sordu. Eşimin işini sordu” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ziyaret ettiği ailedeki çocuklarla ilgilendi. Evin çocuklarından Esengül Taş, Erdoğan’ın kendilerini ziyaret ettiği için çok mutlu olduklarını söyleyerek, “Öncelikle ben çok şaşırdım, inanamadım. Annemden duyduğumda ben okuldaydım. Okuldan çıkınca annem aradı, hızlı gel eve dediler. Cumhurbaşkanımız gelecek eve dediler, bir şok geçirdim zaten telefonu açtığım zaman. Hızlıca geldim, her yerde polis vardı. O zaman zaten olayın hakikatini öğrendim, ilk inanmamıştım. Sonra tabii ki bize geldiler, mutlu olduk, çok mutlu olduk o duygular yani anlatılamaz bir şekilde evimizi neşelendirdiler, gerçekten soframıza neşe kattılar. Bizimle birlikte bir iftar açtılar. Bu bizim için bence bir nasip ve çok mutlu olduk biz açıkçası bize gelmelerinden dolayı. Çok seviyoruz Cumhurbaşkanımızı, Allah başımızdan eksik etmesin” şeklinde konuştu.
İmam hatip mezunu olduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile imam hatip dersleri hakkında konuştuğunu söyleyen Esengül, “Okulumuzu sordu, bizimle tek tek ilgilendi. İsteğiniz var mı diye sordu. Derslerimizi sordu. Ben imam hatip mezunu olduğum için, o da sayın Cumhurbaşkanımız da imam hatip mezunuymuş. Biraz dersler hakkında konuştuk, imam hatip ile alakalı. Biraz ilgilendi benimle açıkçası çok teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.
]]>ABB Başkanı Yavaş, tv100’de Candaş Tolga Işık’ın sunduğu Az Önce Konuştum programında 31 Mart’taki yerel seçimlere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Yavaş, İYİ Parti Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Cengiz Topel Yıldırım’ın kendisiyle ilgili iddialarına yanıt verdi. Yıldırım’ın, “5 milyar 928 milyon lira para belediye kasasında olması gerekirken yok! Soruyoruz, bu para nerede?” sözleriyle ilgili konuşan Yavaş şunları kaydetti:
“RUH SAĞLIĞINI KAYBETMİŞ BU ARKADAŞ”
“Belediyenin beş kuruşu kaybolmaz. Türkiye’de bütün harcamalarını yayınlayan biziz. Şirketlerde yeminli mali müfettişlerimiz var. Sayıştay denetliyor bizi. Hiçbir şekilde bununla ilgili bilgimiz yok. Sayıştaş raporu olsa bununla ilgili bizi tefe koyarlar. Ruh sağlını kaybetmiş bu arkadaş. Gitsin savcılığa başvursun. Bize bunları savunmak zorunda bıraktırıp projelerimizi anlatmaktan geri koyuyorlar. Bunun muhattapları bizim şirketlerimiz, genel müdürlerimizdir. Herkes ağzından çıkanın sonucuna katlanacaktır.”
Mansur Yavaş, Candaş Tolga Işık’ın “İYİ Parti’nin ABB adayı Cengiz Topel Yıldırım, sizinle ilgili bir iddiayı ortaya attı. Asfalt ihalesi yapılıyor. İki firmanın teklifi kuruşu kuruşuna aynı. 27 işgal evi var, 27’sinin de birim fiyatları aynı. Bu ortalama zekaya sahip bir insana çok mantıklı gelmiyordur? diyor. Bunun adı ihaleye fesat karıştırmaktır diyor.” sorusuna da verdi.
“İHALEYE FESAT KARIŞTIRMAKTA ONUN TECRÜBESİ ÇOKTUR”
ABB Başkanı Yavaş, “Onun söylediği doğru, nasıl doğru diyeceksiniz? İhaleye fesat karıştırmakta onun tecrübesi çoktur. İhaleler nasıl yapılıyor? Bizim bütün ihalelerimiz açıktır. Katılımcılar gelip zarflarını teker teker veriyor. Tek tek zarflar açılıyor. İki kişi kuruşu kuruşuna aynı teklifi vermiş. Fakat birisi eksik evraktan elenmiş. Aynı fiyatı veren ihaleyi alamamış. O ihale uzmanıdır. Çok girip çıkmıştır ihalelere. Siz ihaleye girmeden aynı rakamı verip veremeyeceğini nereden bilebilirsiniz ki? 10 tane katılımcı var.” ifadelerini kullandı.
“BENDEN MAMAK BELEDİYE BAŞKANLIĞINI İSTEDİ”
Yavaş, açıklamasının devamında şunları söyledi:
“Biri elenmiş, dokuz katılımcı var. Biri fiyatta daha fazla kırım yaparak ihaleyi almış. Böyle bir şey iddia edildiğinde savcılığa gidin diyorum. Lafı ortaya bırakıp geri kaçmayacaksın. Gidersin savcılığa böyle bir şey var dersin. Aday olduğu partinin genel başkanı ile ben 40 ile gitmişimdir. Her yerde Akşener benim dürüstlüğümü anlatmıştır. Akşener’i yalanlıyor. Basına yansıdığı için söylemek zorundayım. Geldi benden Mamak Belediye Başkanlığı’nı istedi, biz de vermeyince oralarda Yavaş’ı karalıyor. Madem Yavaş yanlış bir insan neden bizle çalışmak istedi? ‘Mamak’tan belediye başkanı olamazsın’ dedik, gitti. Lafı ortaya alıp kara çalmak için böyle konuşmak olmaz. Namuslu bir insansa gidip evrakı savcılığa verecek. Attığı iftiranın bedelini kendisi ödeyecek. Durmuş, durmuş bunu seçime giderken mi öğrenmiş?”
]]>İSKİ’nin 140 yıllık tarihi canlandırarak restore ettiği ‘Terkos Kültür Evi’ açılışında konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bu süreçte hep birlikte üretmeye devam edeceğiz. Biz, gündüzleri temellerimizi sığdıramadığımız için gece de zamanınızı alıyoruz; kusurumuza bakmayın. Gece, gündüz çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
İBB İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ), yapımı 1883 yılına tarihlenen ve 1885 yılından itibaren Terkos Gölü’nden İstanbul’a su gönderen, Osmanlı döneminin ilk modern su tesisi pompa istasyonunu restore etti. Kentin kültür-sanat ve sosyal hayatına kazandırılan Terkos Kültür Evi; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Parti Meclisi üyesi Cem Aydın, İSKİ Genel Müdürü Dr. Şafak Başa ve CHP Arnavutköy Belediye Başkan Adayı Tekin Aras’ın katılımlarıyla bu akşam açıldı. “Terkos” kelimesinin suyla özdeşleşmiş bir anlamı olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “Terkos denince, aklımıza İstanbul’un en büyük su kaynağı gelir. ve bunu korumak hepimizin sorumluluğu” dedi.
“5 TARİHİ YAPININ BAKIM VE ONARIMINI YAPTIK”
Terkos Kültür Evi’ne dönüştürdükleri alanın, teknolojik gelişimlerin hızlanmasıyla süreç içerisinde müze vasfına büründüğünü aktaran İmamoğlu, “Burada, tarihi bir mirasa sahip çıkıyoruz” diye konuştu. Terkos Kültür Evi bünyesinde müzeyle birlikte kültür alanları ve BELTUR Kafe gibi sosyal alanların bulunduğu bilgisini paylaşan İmamoğlu, “Burasının Arnavutköy, Çatalca bölgesine hitap etmesini arzu ediyorum. Ama ben eminim ki, bu alanı Tekin Aras Başkanımla birlikte, çok güzel buluşmalara, çok değerli kültürel buluşmalara, çok değerli sanatsal buluşmaları açacağız. Burada 5 tane tarihi yapının bakım ve onarımını yaptık. ve yapımızın hizmete sunulmasıyla beraber, özellikle yeme-içme alanımızın ve buradaki çok kıymetli kültür alanımızın ilgi göreceğini biliyoruz” ifadelerini kullandı.
“YARADAN, GÖNLÜ GÜZEL VE İYİ İNSANLARIN DUASINI KABUL EDER”
“Bugün Ramazan’ın ilk günü” diyen İmamoğlu, özetle şunları söyledi:
“Ramazan ayında ben hep derim ki, ‘Ya Rabbi, bizi hep güzelliklerle buluştur. Bizi güzel insanlarımızın sağlıklı, mutlu, huzurlu olduğu günlerde bir araya getir. Yüzümüz hep güleç olsun. Birbirimize selam verelim. Birbirimize hoşgörümüz bol, önyargımız hiç olmasın. Birbirimizi sevelim, sayalım, yaygı duyalım. Birbirimizin iyiliği için mücadele edelim.’ Bu memleketin her insanı, bizim insanımız. Allah, bu memleketin her insanını iftiradan, yalandan, gıybetten korusun. Onun için ben diyorum; Yaradan, gönlü güzel ve iyi olan insanların duasını kabul eder. Bizim milletimiz, öyle bir millet. Bu güzel millet, şu anda İstanbul’da, Arnavutköy’de bir arada yaşıyor. Daha mutlu olacak. Çok güzel işler başaracağız. Size hak ettiğiniz ortamları oluşturacağız. Siz, buralarda huzurlu olacaksınız. Bizim inancımızın, bizim dinimizin bize bahşettiği güzel günlerde, güzel aylarda, Ramazan ayında da bir arada olacağız, milli bayramlarımızda da bir arada olacağız.
“CUMHURİYET, HER VATANDAŞI EŞİTLER”
Cennet vatanımızın bir karış toprağına sıkıntı gelemez, getirmeyiz. Bir vatandaşımızı bile geride bırakmayız, bırakamayız. Hepsi bizim. Bu vatanın her parçası bizim. Cumhuriyet nedir biliyor musunuz? Cumhuriyet, her vatandaşı eşitler. Şu gördüğünüz İstanbul’a belediye başkanı seçtiğiniz kardeşinizin, hemşehrinizin hakkıyla, hukukuyla; Tekin Aras’ın hakkı, hukuku eşittir. Sizlerin herhangi birisiyle benim hakkım, hukukum eşittir. Hiç kimse bir milim fazla, bir milim az değildir. Onun için biz, eşitlik hukuku içerisinde insanlarımızın hakkını, hukukunu koruyan bir düzeni şehirlerimizde var edeceğiz. Güzel, liyakatli insanları yönetici seçeceğiz. Ahlaklı ve erdemli bir dönemi İstanbul’un her yerinde harekete geçireceğiz göreceksiniz. Ne kazanacak? Sevgi kazanacak, sevgi. Ne kazanacak? Arnavutköy’de Tekin Aras kazanacak. Ona göre hemşehrilerimizden destek istiyoruz.
“BİRLİKTE ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Burada hemen yanı başındayız. Çatalca’da da -televizyon programı vardı yetişemedi- Erhan Güzel kardeşimi unutmayın. O da güzel bir kardeşimiz. İki genç arkadaşımız, Tekin Aras ve Erhan Güzel, iki ilçede gençliğiyle, enerjisiyle, iyi niyetiyle, kalbiyle, çalışkanlığıyla iki ilçeyi omuz omuza, İstanbul’un en yaşanılır ilçesi haline getirecek. Bu kardeşiniz de onlara ağabeylik yapacak. Birlikte, ortak akılla, çok başarılı olacağız. Size söz veriyoruz. Şafak Bey, Suat Bey ve diğer arkadaşlarımızın özenli çalışmaları, bize bugünü kazandırdı. Elbette bu süreçte hep birlikte üretmeye devam edeceğiz. Biz, gündüzleri temellerimizi sığdıramadığımız için gece de zamanınızı alıyoruz; kusurumuza bakmayın. Gece, gündüz çalışmaya devam edeceğiz.”
]]>
Hatipoğlu, Cumhur İttifakı’nın Alpu Belediye Başkan adayı Alparslan Kokulu, partililer ve çiftçiler tarafından karşılandı. Vatandaşlar tarafından traktör konvoyu, meşale ve tezahüratlarla karşılanan Hatipoğlu, gösterilen ilgi ve destekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Seçim irtibat bürosu açılışına katılan Hatipoğlu, şöyle konuştu:
“Alpulu hemşehrilerim, Cumhur İttifakı’na vermiş olduğunuz destek bizi gerçekten gururlandırıyor. Sizden aldığımız güçle vatandaşımıza hizmet etmek için çıktığımız bu yolda başaracağımıza yürekten inanıyorum. Bugün bizi çok iyi bir şekilde karşıladınız. Hem bize hem de Alpu’nun evladı, Cumhur İttifakı Alpu Belediye Başkan adayı Alparslan Kokulu kardeşime verdiğiniz destek bizi mutlu ediyor. Bildiğiniz gibi Cumhur İttifakı’nın Alpu’da bir adayı var o kişi de Alparslan Kokulu’dur. Alpuluların vermiş olduğu destekler bizim için çok kıymetli. Çiftçi kardeşlerimiz bizi güzel bir şekilde karşıladı. Bu konvoyun devamını inşallah 31 Mart gecesi de düzenleyeceğiz. Gelecek dönemde kentimizdeki çiftçilerimiz kalkınacak ve sorunlardan uzak bir şekilde işlerini yerine getirebilecek. AK Parti belediyeciliğini Eskişehir ile tanıştırıp, vatandaşlarımızın refaha ulaşabilmesi için canla başla çalışacağız.”
Daha sonra Hatipoğlu, Alpu’da görev yapan muhtarlarla buluştu.
Alpulu vatandaşların ihtiyaç ve beklentileri hakkında bilgiler alan Hatipoğlu, sorunların çözümü için gerekli projelerin hazırlandığını, 31 Mart’tan sonra hayata geçirileceğini söyledi.
“Neredeyse 25 yıldır görev alan bir belediye başkanı var.” diyen Hatipoğlu, şunları kaydetti:
“Yaptıkları şeylerden Allah razı olsun ancak son dönemlerde yapamadıkları hizmetlerle ön plana çıktılar. Son 10 yıldır da özellikle köyden mahalleye dönen kırsalımızda hiçbir şekilde yatırım yapmadılar. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Bu yeni kanunlara göre şehir içinde ne hizmet yapılıyorsa, kırsalda da yapmak zorundayız. Öncelikle yol ve ulaşım köylerimizde hizmetsizliğin temel örnekleri olarak karşımıza çıkıyor. Biz planlamalarımızı yaptık, bütçelerimizi oluşturduk. Özellikle kırsal köylerimizde bütün köylerimiz yollarını asfalt yapacağız. Kanalizasyonlarımızı yapacağız. Yaptıktan sonra nasıl yollarınızı asfalt yaptıysak köy içinde de bütün sokaklarıyla birlikte evlerimizin önüne kadar asfalt yapacağız. Bu kadar bütçemiz de paramız da var. Hizmetin herkese eşit olması lazım. Görüyorsunuz, biz projelerimiz açıklayıp, yıllardır bilerek yapılmayanları yapacağımızı söyledikçe bize hakaretler ediyorlar. ‘Yapamaz’ diyerek, yalancılıkla suçluyorlar. Niye yapmayalım? Başka şehirler yapıyor da biz niye yapmayalım yani? Ne eksiğimiz var? Siz yapamadığınız için böyle diyorsunuz ama biz bu işlerin hepsini yapacağız. Onlar bize saldırıyor siz de bizim arkamızda duruyorsunuz. İnşallah 31 Mart’tan sonra kentlimiz de çiftçimiz de el ele vererek, tüm sorunları aşacağız.”
Ağaçhisar Mahallesi’ne gelen Hatipoğlu, mahalle muhtarı Mustafa Alan’dan bilgiler aldı.
Mahalle sakinlerinin yaşadıkları sorunları dinleyerek notlar alan Hatipoğlu, “Bizim derdimiz çiftçiliği ve hayvancılığı geliştirmek. Bunların gelişmemiş olması bir sorundur. Ayrıca en büyük sorunlardan biri de köylerde ulaşım sorunudur. Şimdi seçim arifesinde size bir otobüs verdiklerini söylediniz. 10 yıldır niye vermediler? Artık vatandaş durumu anladı, bir otobüs vermeyle falan bu işler olmaz. Siz hiç merak etmeyin biz sizlerin yanındayız. Hem kentimizi hem de mahallelerinizin hepsini inşallah dört dörtlük yapacağız.” dedi.
]]>Düzce’de temaslarda bulunan Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, partililerle bir araya geldi. Burada gazetecilere açıklamalarda bulunan Fatih Erbakan, “Bu seçimde bizim Düzce Belediyesini alma ihtimalimiz, 1994’te İstanbul’u, hatta Ankara’yı alma ihtimalimizden çok daha yüksek. 1994’de Refah Partisi’ni yüzde 9 gösteriyorlardı. Yüzde 9 ile 5. parti gözüken bir Refah Partisi, yüzde 27 oy alarak Ankara’da birinci parti oldu. Gözlerine, kulaklarına inanamadılar. 1994’te Ankara’yı alabildiysek, 2024’te Düzce’yi alabilmemiz çok daha kolaydır. Buna inanmamız gerekiyor. İnançla, azimle, gayretle önce kendimiz inanarak çalışmamız gerekiyor. Belediyeyi alamasak da biz kazanmış olacağız. Neden? Çünkü ihlas ve samimiyetten dolayı. Bizim niyetimizi Cenab-ı Allah biliyor. İbadet aşkıyla bu çalışmayı yaptığımız için biz belediyeyi alamasak da kazanmış olacağız. İnşallah belediyeyi almamız da kuvvetli ihtimaldir” dedi.
14 Mayıs Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi öncesi yapılan anketlere değinen Erbakan, “Bizi 14 Mayıs öncesi anketler yüzde 1 gösteriyordu. Yaklaşık yüzde 3 oy aldık. Şimdi yüzde 6-7 gösteriyorlar, aynı oranla çarparsanız seçimde yüzde 20 alacağımızın bir göstergesidir. İnşallah Cenab-ı Allah en büyük muafiyetleri, zaferleri nasip etsin” diye konuştu.
“Bu seçimde alacağımız sonuç ve ortaya koyacağımız muazzam çıkış bizi 2028 seçimlerine taşıyacak”
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu seçimde alacağımız sonuç ve ortaya koyacağımız muazzam çıkış bizi 2028 seçimlerine taşıyacak. 2028’de Yeniden Refah’ın iktidarına yol açacak. Bu yüzden bu seçimler çok önemli. Yeniden Refah’ın iktidarı neden önemli? Gazze için önemli, Arakan için önemli, Keşmir için önemli, Doğu Türkistan için önemli, bütün mazlumların ve ezilenlerin kurtuluşu için önemli. Türkiye’de de 10 bin lira emekli maaşı ile inim inim inleyen milyonlarca emekli, 17 bin lira asgari ücretle inleyen milyonlarca çalışan için önemli. Açlık sınırı 19 bin lirayı geçti, yoksulluk sınırı Türkiye’de 52 bin 300 TL oldu. Türkiye’de evine ayda 52 bin liranın üzerinde gelir giren kaç hane var acaba? Yüzde 15. Türkiye’de halkın yüzde 85’i yoksul, yüzde 45’i de aç. Matematik olarak geliri açlık sınırının altında. Bu tablodan kurtulmak için Milli Görüş iktidarı lazım. Nasıl kurtulacağız? Biz mutabakat metnimize bunları yazdık, uygulanmadı. Uygulansaydı bu tablolarla karşılaşmazdık. Denk bütçe yapacağız, faiz canavarından kurtulacağız, kamuda israfı önleyeceğiz, yeniden kaynak üreteceğiz. ‘Emekliye bu söylediğin zammı versin 1.4 trilyon liraya mal oluyor’ diyor Cumhurbaşkanı. ‘1.4 trilyonu nereden vereceğiz?’ diyor. Evet, yılda 1.25 trilyon lira faiz ödersek, emekliye verecek parayı bulamayız. 2024’te devletin faize ödeyeceği para 1.25 trilyon lira. 16 milyon emeklinin maaşının 17 bin liraya çıkarılmasının maliyeti 1.4 trilyon lira. Yani sadece faiz canavarından kurtulsanız 16 milyon emeklinin maaşını 17 bin liraya çıkartabiliyorsun. Nasıl kurtulacağız faiz canavarından? Denk bütçe yaparak, borçlanmayarak, kamuda israfı önleyerek ve kaynak üreterek. Çünkü kaynak üretemezsen borçlanıyorsun, borçlanınca faiz ödüyorsun. Bu faiz canavarı da katlanarak büyüyor. Bir senede ödenen faiz iki katına çıktı. 2025’te bir iki misline daha çıkacak. Faizden kurtulsak ne emeklinin derdi kalır, ne memurun derdi kalır, ne EYT’linin derdi kalır, ne de atanamayan öğretmenin derdi kalır. İşte bütün bunların hayata geçirilmesi için 2028’de Milli Görüş iktidarı lazım. Buruya giden yolda 31 Mart seçimlerinden geçiyor.” – DÜZCE
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, TRT Haber canlı yayınında gazetecilerin sorularını cevapladı. Mevcut yönetimin, trafik sorunu ve depreme hazırlık konusundaki performansıyla İstanbulluları usandırdığını, bıktırdığını, üzdüğünü ve yorduğunu belirten Kurum, “Sabırsızlıkla 31 Mart’ın gelmesini bekliyorlar. Değişim gerçekleşsin istiyorlar. ‘Gerçek Belediyecilik’le ifade ediyoruz, İstanbullu, sorunlarını çözecek bir başkan istiyor. 5 yıllık kırgınlık, üzgünlük, bir umuda dönmüş. 31 Mart’ta “Gerçek Belediyecilik’le tanışacak. İstanbul’un deprem sorunuyla ilgili mücadele edilen, öbür taraftan ulaşım çilesini ortadan kaldıran ve o İstanbul’umuzun her medeniyetinin, kültürünün, inancının özgürce yaşadığı huzurlu bir İstanbul’un bekliyorlar. En çok dinlediğimiz şikayet ulaşım. İnsanımız ulaşımla ilgili gerçekten içinden çıkılamaz bir hale gelen metro kuyrukları, metrobüs çilesinden bahsediyor. Arnavutköy’de otobüs hattı sorunu var. Kartal’da Uğur Mumcu Mahallesi’ne gittik; ‘Biz buradan otobüse binip Kadıköy’e giderdik, şimdi gidemiyoruz’ diyorlar” şeklinde konuştu.
İstanbulluların en büyük endişesinin deprem olduğunu vurgulayan Kurum, “Muhtemel depremle ilgili evlerinin bir an önce yenilenmesini isteyen vatandaşlar var. Bunu çok duyuyoruz. ‘Bir an önce gelin, evlerimizi yapın’ diyorlar. Bunun dışında sokak hayvanlarını duyuyoruz, taksi meselesini, sosyal yardımlardaki adaletsizliği, yeşil alan yetersizliğini, gençlerin kütüphane eksikleri ve spor alanıyla ilgili eksikleri kültür sanat alanında yeni Kültür Merkezi ihtiyaçları gibi birçok ihtiyacı bize iletiyorlar. İnsanlar en çok ilgi istiyor. Bazen öfkeleniyorlar, en çok ilgisizlik, insanlarımızın göz ardı edildiğini ve sorunlarıyla birebir uğraşılmadığını İstanbul’un 39 ilçesi söylüyor. Aylardır çalışmalarımızı yaptık, projelerimizi hazırladık milletimizle paylaştığımızda bu heyecanı görüyoruz. Bizim için şantiyelerde çalışan, odağında sadece İstanbul’un geleceği olan bir başkan adayı. Nisan gelecek yüzler gelecek diyoruz” diye konuştu.
“Siz söyleyip yapıyorsunuz”
Kampanya döneminde verdiği tüm vaatleri yerine getireceğini vurgulayan Kurum; Elazığ’da, Malatya’da, İzmir’de, Kastamonu’da ve Giresun’da yaşanan afetlerden de söz etti. Verdikleri her sözü tuttuklarını söyleyen Kurum, “Elazığ’da, Malatya’da, İzmir’de depremler oldu ve oralara gittik. ‘Mustafa Paşa’da Abdullah Paşa’da Rüstem Paşa’da bütün mahallelerde dönüşüm yapacağız’ dedik. O zaman bize ‘nasıl yapacaksınız’ dediler. ‘Milletimizle el ele vererek örnek bir dönüşümü yapacağız’ dedik. 1 yılda bitireceğiz iddiasında da bulundum. Günlerce deprem bölgelerinde kaldık. Ben sokak sokak gezerken, ‘Kara Murat geliyor’ dediler. 6 ayda teslimler başladı, 1 yılda büyük bir kısmı verildi. 1 yılı geçenler de oldu. Verdiğimiz sözleri tutuk. 6 Şubat’ta etkilenen illerden biri de Elazığ’dı. Bu konutlar sayesinde, tabii ki Allah’ın takdiridir ancak can kaybı az oldu. TOKİ’de yaşayan hiçbir kardeşimizin burnu bile kanamadı” dedi.
Muhalefetin o dönem ‘parayı bulamazsınız, yetiştiremezsiniz’ eleştirileri yönelttiğini hatırlatan Kurum, “Ama ne oldu, yetiştirdik. Kastamonu Bozkurt’ta sel oldu. Giresun’da da sel oldu. ‘Yapamazsınız, kaynak bulamazsınız’ dediler. İzmir’i muhalefet yönetiyor. Arkadan sözleri duyuyorum; ‘Ne yapacaklar, geziyorlar’ gibi. Günlerce enkaz başında kaldık. Önce arama kurtarma yapıyorsunuz. Biz dedik ki; ‘hiç üzülmeyin enkaz altından vatandaşımızı çıkartacağız. Mal önemli değil. Yenisini yerinde yaparız’ dedik ve Bayraklı’da yaptık. Bir ablamız, ‘gerçekten siz söylüyorsunuz ve yapıyorsunuz. Ben CHP’liyim. Sizinle bizimkilerin arasındaki fark, siz söylüyor ve yapıyorsunuz’ dedi” diye konuştu.
“Verdiği sözleri tutmuş biri olarak İstanbulluların karşısındayım”
Afet bölgelerinde verdikleri sözleri tuttuklarını ve milletin takdirini aldıklarını söyleyen Murat Kurum, “En son Kahramanmaraş Pazarcık merkezli depremde günlerce oradaydık. Öyle büyük bir milletimiz var ki; ‘Allah devletimize zeval vermesin’ dedi. Enkaz altında yavrusunu, annesini bekleyen vatandaşımız bize böyle seslendi. Bizi orada gördüler, baktılar ki onlar için çalışan birileri var. Yangınlarda, meydanlarda hep onların yanındaydım. 650 bin acil yıkılacak konut dedik. Bunların hepsini yapacağız. Hızlı bir şekilde bu inşaatlara başlayacak ve kimse memleketinden, kimse yerinden, yurdundan olmayacak. Buradaki demografik yapı nasılsa, burada yaşayan insanlarımızın ihtiyacı, beklentisi nasılsa biz bunları gerçekleştireceğiz. 3 ayda 11 ile gittik. Yerlerimizi tespit ettik. 11 ilimizde 180 bin konutu 3 ayda başlattık. Üzüldük, ağladık ama o temelleri attığımızda konutların inşaatları ilerlerken insanımızın yüzlerindeki gülümseye görseniz. ‘Biz bedava yapacağız, işte şöyle yapacağız, böyle yapacağız’ dediler. Milletimiz yine eser siyasetinden yana oldu ve Mayıs seçimlerinden bir tavır gösterdiler. Türkiye Yüzyılında Sayın Cumhurbaşkanımızı yeniden Cumhurbaşkanı seçtiler. Biz bunları yapacağız ve zaten yapmış biriyim. Antalya’daki Muğla’daki orman yangınlarında da sözünü tutmuş, bu inşaatları yapmış biri olarak İstanbulluların karşısındayım” ifadelerini kullandı.
“İstanbul’da 650 bin konutu dönüştürmek zorundayız. Bu bir milli güvenlik meselesi”
Beş yıllık Çevre ve Şehircilik Bakanlığı döneminde, Türkiye’nin 81 ilinde eserleri olduğunu hatırlatan Kurum, “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesini araştırın. Birçok bakanlıktan düşük. Ama TOKİ ile, Emlak Konut’umuzla, İller Banka’mızla ve vatandaşımızla el ele verdik, başardık. ‘İşçi bulamazsınız, mühendis yok’ dediler, hepsini bulduk. İstanbul’a da bu tecrübe ile geliyoruz” dedi.
Bakan olduğu dönemde Türkiye’nin dört bir yanında birçok projeyi hayata geçirdiğini anlatan Kurum, “81 ilde izim var. Bingöl meydanında da, Ağrı’daki nehirde de, Bursa Ulu Camii etrafında da izim var. Bitlis deresindeki düzenlemede, Konya Mevlana Müzesi’nin karşısında, Ankara’nın tüm ilçelerinde, Trabzon’un Çömlekçi’sinde Rize’nin Ayder’inde Giresun’un merkezinde, Samsun Canik’te, Sinop tarihi meydanda izimiz var. İstanbul’un 39 ilçesinde bizim başlattığımız kentsel dönüşüm şantiyesini görürsünüz. 173 bin konut dönüşüyor. Hem 81 ile çalışmışız, hem de TOKİ ile 1 milyon 250 bin konut rakamına ulaşmışız. Türkiye genelinde ise 2 milyon 200 bin. İstanbul’da 800 binin dönüşümü sağlanırken, 173 bininin de devam ediyor. Tuzla’da, Pendik’te en büyük kentsel dönüşüm, Kartal Orhantepe’de kendiliğinden çöken binanın etrafında konutlarımızı görürsünüz. Kadıköy’de 15 bin konutluk şantiye bitme aşamasında. Üsküdar Çamlıca eteklerinde, Ümraniye’de dönüşüm projesi yürüyor. Ataşehir’de, Beykoz Tokatköy’deki dönüşümü görürsünüz. Beyoğlu-Okmeydanı’ndan dolayı bizim için ‘Katarlılara satacaklar’ dediler. Bulsunlar bir tane Katarlı. Güngören’de Fatih’te bizim izimizi görürsünüz. Üsküdar’da Çocuk Köyümüzü açacağız, Türkiye’de ilk. Esenler’de Türkiye’nin ilk akıllı şehri konutlarını görürsünüz. Zeytinburnu, Başakşehir’de yeni bir şehrin inşaa edildiğini görürsünüz. Avcılar’da mülkiyet sorununu çözüldüğümüzü görürsünüz. Esenyurt’un okul ihtiyacını giderirken bizi şantiyede görürsünüz. 39 ilçede, 964 mahallede izimiz var. Bakanlıkta da onlar gibi yarı zamanlı belediyecilik yapmadık. ‘Arada bir belediyeye uğrayalım’ gibi çalışmadık. Biz milletimizle el ele verdik. Biliyorlar ki; Murat Kurum söz verdiyse yapar. Çünkü geçmişte yaptık” diye konuştu.
İstanbul’da beklenen büyük depremin milli güvenlik meselesi olduğu görüşünü yineleyen Kurum, şöyle devam etti: “Şimdi tek motivasyonumuz sadece İstanbul. İstanbul’a odaklanacağız. 650 bin konutu İstanbul’da dönüştürmek zorundayız. Bu bir milli güvenlik meselesi. 31 Mart’ta bunun seçimini yapacağız. Bir tarafta söz verip sadece 5 bin konut dönüştürenler var. Maalesef İstanbul dışında her şeyle ilgilenmişler. Bizi sokakta bir eliyle kentsel dönüşüm yaparken, bir eliyle şantiyede çalışırken görecekler.”
“İstanbul’un başkanı İstanbul bu haldeyken tatil yapmaz”
Murat Kurum, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu afetler sırasında İstanbulluları yalnız bıraktığı için belirtti. Kendisini İstanbul’un sorunlarını çözmeye adayacağını söyleyen Kurum, “Bütün bilim insanları altını çizerek ifade etti; Allah göstermesin İstanbul’daki deprem büyük hasarlara yol açar. Bunu herkes söylüyor. Kendileri sürekli çalıştayda. Hep reklam, ama icraat yok. Bu seçim bizim kader seçimimiz, bu seçim Türkiye Yüzyılında İstanbul’un lokomotif bir şehir olup olmayacağını seçeceğimiz bir seçim. Deprem riskinin ortadan kaldırılmasına ilişkin irade koyacağımız bir seçim. Trafik çilesini bitireceğiz. Yoksa aynı metrobüs duraklarında bu çileye devam edeceğimizin kararını vereceğimiz bir seçim, o yüzden yerel seçim hizmet seçimi ve bu hizmet seçiminde 650 bin konutu milletimizin desteğiyle dönüştüreceğiz. Kaynağımız var. İstanbul’un kaynağını reklama, algıya harcamazsanız, kendi gelecek ikbaliniz için harcamazsanız, İstanbul’un kaynağı her şeye yeter. ‘İsrafı bitirdik’ tabelalarına 175 milyon lira, iki konsere de 550 milyon TL harcarsanız siz İstanbul’un sorununu çözemezsiniz. Asıl israfı yapanlara cevap vermeliyiz. İstanbul’un 571 yıllık onuru, gurur var. Tüm medeniyetleri içinde barındıran, tüm güzellikleriyle bizi burada yaşatan İstanbul’a borcumuzdur. Biz hep bu anlayışla çalışacağız. 1 Nisan’da milletimiz bizi nerede istiyorsa orada olacağız. Nasıl yapılacağını bilmiyor ki, ilgisiz ve bilgisiz başkan olursanız, tatilci bir başkan olursanız yapamazsınız. Nasıl yapılacağını anlatıyorum. Öğreteyim, ben yaptım. İstanbul’un başkanı İstanbul bu haldeyken tatil yapmaz, yapmayacağım. İstanbul’un başkanı İstanbul’un sorunlarıyla ilgilenmek zorunda. Bizim de ailemiz, çocuklarımız var. Bizim ailemiz artık 16 milyon İstanbullu. Eğer bu koltuğa talipseniz, bunu göze almak zorundasınız. Bu mücadeleyi vermezsek, ön alamayacağımız çözümsüzlük yumağına gidiyoruz” diye konuştu.
“Benimle gelip proje konuşamaz”
İstanbul’daki su basan metro hatlarını, bozulan yürüyen merdivenleri ve kuyrukta kalan vatandaşı işaret eden Murat Kurum, “Yaptıklarını göstersin nerede? Bakın ben anlatıyorum. Yeni bir metro ilahesi yapmamış. Biz ihale etmişiz, üç metro hattını iptal etmiş. O da yetmezmiş gibi Sancaktepe’de açtığımız metro inşaatına hafriyat dökmüş, Büyükdere Caddesi’ndeki trafik bitsin diye yapacağımız tünele beton dökmüş. İstanbul’un meselelerini konuştuğunu görüyor musunuz? Siz hiç İstanbul’un meselelerini anlattıklarını görüyor musunuz? ‘CHP’de nasıl eş başkan olurum’, ‘Kılıçdaroğlu’nu arkadan nasıl hançerlerim.’ Ayak ‘oyunlarıyla İstanbul’un kaynaklarını harcayarak Canan Kaftancıoğlu’nu nasıl saf dışı bırakırım.’ Kendileri söylüyor, büyüklerimiz dedikleri kişiler söylüyor. Benimle gelip proje konuşamaz. Genel Başkanı Kağıttepe diyen İstanbul’un sorunlarına ne kadar hakim görüyoruz. Sen Büyükşehir Belediye Başkanı olacaksın, metronun yürüyen merdivenleri çalışmayacak, su basacak, insanlar çile çekecek sen de ‘belediye başkanıyım’ diyeceksin öyle mi? Külahıma anlat. Sen niye belediye başkanısın? Yürüyen merdiven çalışmıyor, sorsan ‘engellemişizdir’ kesin. Böyle bir işi konuşamazlar, böyle bir dertleri yok. Bölme, parçalama, ekarte etme, yol yürüdüğün arkadaşları nasıl saf dışı bırakma olsa onu konuşur ama proje konuşamaz” dedi.
“Metro hatlarını 2029’da 650 kilometreye, 2034’te bin 4 kilometreye çıkartacağız”
Murat Kurum İstanbul için hazırladığı 2029 ve 2034 planlarını da paylaştı. Metro hatlarının 5 yılda 2 katına çıkacağını ifade eden Kurum, İstanbul’un toplu ulaşım ve trafik sorununa çözüm getirecek projelerini anlatırken, “Çalışarak yapılıyor bu işler. Yeni metro hatlarını, tüneller ve lojistik merkezlerle birlikte yapacağız. Biz diyoruz ki; ‘uğraştıran değil ulaştıran İstanbul’ olsun. Projelerimizi hedeflerimizi ortaya koyduk. İstanbullu kardeşlerimiz yılda 288 saat yolda kaybediyor. Ömründen de 3 yılı trafikte kaybediyor. Sevdiklerinizle mecburen daha az vakit geçiriyorsunuz. 2019’da yüzde 47’ymiş trafik yoğunluğu. Şimdi ise yüzde 64 olmuş. Pik saatlerde ise yüzde 90’a çıkıyor. Müdahale çok önemli. Müdahale etmezsek trafik içinden çıkılamaz bir hal alacak. 350 kilometre metro hattımız var. Onlar 5 yılda 230 kilometre demişler, sadece 8 kilometre yapmışlar. Bedelini ödedikleri metro mesafesi 8 kilometre. 2019 sonrasında yapılan dönemin yüzde 17’si 8 kilometre. 47 kilometre diyorlar, desinler ki; ‘yanlış.’ Bunların içinde Rahmetli Kadir Ağabey zamanında başlayan işler var. 2019’da 39 kilometre yapıp teslim etmişiz. Onlar da 8 kilometresini bitirip açmışlar ve sonra diyorlar ki; ‘biz açtık.’ Fikirtepe’de parasını benim ödediğim, şantiyesini her sürecini benim yürüttüğüm projeyi ‘ben yaptım’ diyorlar. Mecidiyeköy-Mahmutbey Hattı 18 kilometre. Yüzde 99’unu 2019’a kadar bitirmişiz. O 0,28 kilometre yapmış. 200 metre. Dudullu-Bostancı hattının yüzde 70’ini biz yapmışız. Cibali-Alibeyköy Metrosu’nun yüzde 99’unu biz yapmışız, yüzde 0.09’unu yani 90 metresini o yapmış. İkitelli-Bahariye hattı 2 kilometre. 1 kilometre biz, 1 kilometre o yapmış. 39.3’ünün parasını biz yapmışız, o da 8 kilometresini yapmış. Bunların hepsini ‘ben yaptım’ diyor. Gelsin bunlar için ‘yanlış’ desin. Sıfırdan başladıkları metro ihalesi hiç yok. 2029 ve 2034 hedefi koyduk. 10 yılda trafik çilesini bitirmek istiyoruz. 72 karayolu, yüzde 26 raylı sistem, yüzde 2 denizyolu kullanıyorlar. 2034’te raylı sistemi yüzde 48’e çıkarmak, kara yolunu da 48’e getirmek istiyoruz. Metro hattımızı 2 katına çıkarıyoruz. 2034’te de bin dört kilometreye çıkartacağız. 5 yılda 650 kilometreye çıkartacağız. En acil en öncelikli metro hatlarını yapacağız” diye konuştu.
“Boğazın altını yeni bir tünelle geçeceğiz”
Murat Kurum, İstanbul trafiğini rahatlatacak projelerini anlatırken şöyle devam etti:
“TÜYAP-Beylikdüzü -Haramidere-Avcılar-Sefaköy hattı. Öncelikli hatlarımızdan biri olarak bunu yapıyoruz. Sefaköy-İncirli-Yenikapı’yı bağlıyoruz. Yine İncirli’den Söğütlüçeşme’ye kadar giden ve boğazı geçeceğimiz yeni bir tünel. Yeni bir tünelle boğazın altını geçiyoruz, Söğütlüçeşme’ye geliyoruz. TÜYAP’tan binen vatandaşımız, boğazın altından geçerek Cevizli’ye kadar kesintisiz ulaşım sağlıyor. Bizim ilk öncelikli işlerimizden bir tanesi.Diğer taraftan ise; Vezneciler’den hattımızı alıyoruz, Bayrampaşa-Eyüp-Gaziosmanpaşa-Mescid-i Selam’a kadar metro hattı. Bu da öncelikli bir iş Anadolu Yakası’nda Sabiha Gökçen-Samandıra-Sarıgazi-Yenidoğan metro hattımızı ve buradan Sultanbeyli-Kurtköy-Sabiha Gökçen Metro hattımızı yaparak bir taraftan da İstanbul’un lojistik hattını yapıyoruz. İstanbul’un lojistik hattı kapasitesini 3-5 sene sonra dolmak üzere. Bizim bir lojistik hat ve yine hızlı raylı sistem hattını yapmamız lazım. Kuzey Marmara Otoyolu’ndan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçecek 47 kilometrelik hattı yapacağız ki, Marmaray’daki yükü alalım. İstanbul’un lojistiğini İstanbul’un içine girmeden kuzeyden şehre ilave yük getirmeden 6 yeni lojistik köyle İstanbul’un trafiğini yüzde 25 azaltacağız. Ağır vasıta yükü yaklaşık yüzde 25. Şehrin kuzeyine taşıyarak ve buradaki liman projesiyle lojistik üsler köyler kuracağız. Anadolu ve Avrupa Yakası’nda otogarları da bu güzergaha taşıyacağız. Toplu ulaşımla insanlarımızın evine ulaşmasını sağlayacağız. 122 kilometre karayolu tünelimiz var. alternatif bir yol olarak 88’i Avrupa 34’ü Anadolu’da olmak üzere yapacağız. İnsanların kesintisiz bir şekilde bu tünellerimizden gidiyor olacak. 2029’a kadar olacak. Kilyos’tan başlayıp Beylikdüzü’ne kadar gidecek bir tünelden bahsediyoruz. İstanbul’a baksalar sorunları problemleri görecekler. Harem’den başlayıp Çubuklu’ya, Göztepe’den sahil yoluna alternatif yol güzergahları koyuyoruz. İstanbul’a yük getirmeden, yükü azaltacak ulaşım ağını da karayolu tünellerini de yapacağız. Kavşak ve yol düzenlemeleriyle birlikte 64 dakika olan yol süresini 39 dakikaya düşürmek istiyoruz.”
“İstanbul’a 100 metrobüs 200 otobüs ekleyeceğiz”
İETT filosunu güçlendirileceğini aktaran Murat Kurum, “Metrobüs ve İETT hatlarıyla ilgili de planlarımız var. 100 metrobüs, 200 otobüs ekleyeceğiz. Silivriye kadar hattımızı uzatıyoruz. Kartal Uğur Mumcu Mahallesi’ndeki vatandaşımız Kadıköy’e gidemiyorsa, Arnavutköy’deki vatandaşımız şehrin içine gidemiyorsa bu sorunlarla ilgileneceğiz. Biz bunu gidermezsek İstanbul artık yaşanamaz hale gelir.” diye konuştu. Otopark sorununa da değinen Kurum, “otopark olmazsa olmazımız. 39 ilçede 250 bin otopark projemiz var. İSPARK’A yüzde 25 indirim yapacağız. 1 Nisan’da hemen ilk Meclis toplantımızda ele alacağız. İlk yarım saat ücretsiz olacak. Yaptığımız her işe bir bakış açısıyla bakıyoruz. Altı otopark üstü park. Allah korusun bir afette toplanma yeri olacak. Helikopter inme yeri olacak. Her işimize bu bakış açısıyla bakmaya çalışıyoruz” dedi.
Kurum, taksi sorununu yüksek teknolojinin de yardımıyla nasıl çözeceklerini, “Öncelikle bütün hizmetleri ‘Dijital İstanbul’ dediğimiz merkezden yöneteceğiz. Bir ayağı da taksiler olacak. Vatandaşımız uygulamadan taksi çağıracaksa, buradan tek sistemden çağıracak. İstanbul taksisi bir marka olacak. Şoförlerimize, önüne gelenin taksicilik yapamayacağız ödül-ceza gibi uygulama getiriyoruz. Puan alan, ödül alan, gerekirse ceza alan bir sistemde olacaklar. Tek merkezden sistemi yöneteceğiz. Taksi ile alakalı çağırmak istiyor, klasik taksi ya da büyük taksi. İşte sürücüsü, hibrit araç, elektrikli araç hepsini görecekler. Aldığınız hizmetten dolayı puanlıyorsunuz. Taksiciyi de çaresiz bırakmayacağız. Onların da yeni araç, kabinli araç talebi var. Eksik taksi plakasıyla ilgili ihaleye çıkacağız. Yeni taksilerimizi İstanbul’un ruhuna, kültürüne uygun bir şekilde taksiyi artırıp taksi sorunu tamamen ortadan kaldıracağız. Taksicilerle de bir araya geldim. Onların da talepleri var. Bir masaya oturacağız ve sorunu bitireceğiz. Maksimum 6 ayda bitiririz. Durakları yenileyeceğiz. Bizim projelerimizin hepsi hazır. Dertli olursanız, dert insanı yollara düşürür ve çalışırsınız. 1 Nisan sabahı çalışmaya başlıyoruz” diye konuştu.
Kurum, ‘Ulaştıran İstanbul’ vizyonunun deniz ayağına ilişkin de, “Deniz ulaşımını da 2 kat artırıyoruz. İstinye’den başlayıp Yenikapı’ya, Boğaz üzerinden Bostancı ile Yenikapı’ya bağlayacağız. Çubuklu’dan ya da Eminönü-Harem hatları, Büyükçekmece de dahil deniz ulaşımını artırmak istiyoruz. Deniz ulaşımı afet yönetiminde de kullanacağımız bir yer. Aktarmalı yolculuklarda, deniz ulaşımı ücretsiz olacak. Teşvik etmek için Boğaz’ın iki yakasına geçeceğimiz hatları deniz ulaşımıyla güçlendireceğiz” ifadelerini kullandı.
“2,33 milyar euro olan borç 5 yılda 4.19 milyar euroya çıktı”
Murat Kurum, belediyenin borcunun artığını söyleyerek. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ve yönetimi eleştirdi. İBB’nin öz kaynağının gerilediğine dikkat çeken Kurum, “İlgilenmezseniz, belediyeye hakim olmazsanız, belediye dışında her işle uğraşırsanız iştirakleriniz de zarar eder, vaatlerinizi de yapamazsınız. İSPARK neden zarar eder? Yeni yatırım yok, yeni bir otopark yok. Personel maliyeti var sadece. Nasıl zarar ediyor? Tatilci başkan dediğimizde zoruna gidiyor belki ama böyle. Şehirde düzen olacak. Sokak hayvanı, Scooter hepsinin düzeni olacak. Park yeri cepler olacak. Oralara park edecekler. Onun dışında park edemeyecekler. Bunun düzenlemesi de olacak. Hep söyledikleri aynı, ‘engelleniyoruz, yaptırmadılar.’ Bahane siyasetini 5 yıldır İstanbullular duyuyor. 2,33 milyar avro olan borcu, 4.19 milyar avroya çıkarttılar. Neredeyse 2 kat artmış borç. Koca İSKİ ödeme yapamıyor. 1 litre su kaynağı gelmemiş. Bugün bir vatandaşımız; ‘Bunlar bizi susuz bırakacak’ diyor. Sorsanız ‘engellendik.’ Bu kadar borç nasıl çıktı? Yeşil alan yapmadınız, metroları kapattınız. ‘Başardık’ diyorlar. Evet İstanbul’u mahvetmeyi başardınız. Karşınızda başarısız bir İstanbul Büyükşehir Belediyesi var. Bütçesi 12 kat artmış, borcu 2 kat artmış. Reklam bütçesi artmış. Devletten yüzde 92’si gelmiş. Devlet para göndermese İstanbul’da çalışan sistem de çalışmaz. Maaş ödeyemez personeline. İstanbul’un öz kaynakları, yani projelerinden ve iştiraklerinden geliri biz verdiğimizde yüzde 30’muş. Yüzde 8’e düşmüş. Sonra ‘parayı nereden bulayım? diyor. Geçmişte yüzde 30 öz geliri olan bir belediye yüzde 8’e düşmüş. Baksanız ‘israfı bitirdik’ diye billboard görüyorsunuz. Personelin yarısı işe girmiş çıkmış. İstanbul’un neresine gitsem İBB mağdurlarıyla karşılaşıyorum. 5 yılda 47 bin işe giriş, 33 bin çıkış. Bazıları emekli, bazıları atılmış. Hafıza yok. Geçmişten gelen tecrübe olur, o yok. Sadece yeni personelle bu kadar iş yapamazsınız. Yeni gelen arkadaşlar, var olan sisteme ayak uydurur. Biz onlar gibi yapamayız. Haksız yere kimseyi atmayız. Sebepsiz yere işten atılan kardeşlerimizi de işe alacağız. Bu tablo her şeyi anlatıyor. İBB neden iş yapmıyor, neden zarar ediyor. Böyle ilgilenmezsen, personeli değiştirseniz böyle olur” dedi.
“Anketlerde 1,5-2 puan öne geçmemizin telaşı var”
Bazı basın organlarında hakkında çıkan haberler için “Şaşırdılar” diyen Murat Kurum, anketlerde öne geçtiği için bu tarz haberlerin yapıldığını söyledi. Kurum, “Böyle bir tablo ile karşılaşacaklarını bilmiyorlardı. 5 yıldır yaptığımız gibi algı oyunlarıyla İstanbulluların aklını çelsek diye uğraşıyorlar. Muhalif medya da projelerimizi anlatmak yerine karalamak için çabalıyorlar. O medya kuruluşlarına bakın İstanbul’un sorunlarına ilişkin bir tane konu yok. Gündem değiştirme, gündemi farklı yerlere çekme. Peki İstanbul’un sorunları ne olacak? Bu sorunları çözmek için vatandaşın sesi olmak durumunda değil misiniz? Bir merkezden bunu işleyelim. Ne istiyorlarsa söylesinler. Bizim alnımız ak. Hesap veremeyeceğimiz hiçbir şey yok. Siz İstanbul’u konuşmayacaksınız, İstanbul’un dertlerine konu etmeyeceksiniz. 1 Nisan sabahı bu işlere koyulacağız. Ondan sonra siz tatile mi gidersiniz, eş başkanlığa mı geçersiniz o bizi ilgilendirmez. Bu anlayışla çalıştık aynı anlayışla yürüteceğiz. İstanbul’u konuşmasınlar. Bir program bir asırda 130 bin canımız gitti diyorum, sonra asrın felaketinde 53 bin canımız gitti diyorum, oradan cımbızla ‘130 bin kişi ölmüş itiraf etti’ diyorlar. 130 bin kişi vefat etse mutlu mu olacaksınız? Bu nasıl bir anlayış. Farkla kazanacağız. İstanbul’u İstanbullu kardeşlerimizle kazanacağız. 1 Nisan’dan sonra İstanbul’un kardeşi evladı olacağız. İstanbul’u güzel bir geleceğe hazırlayacağız. Anketlerde 1,5 2 puan öne geçtik. Onun telaşı var. ‘Algıyı nasıl çevirsek, ne yapsak’ diye. Belediyenin kasasını boşaltıyorlar. 31 Mart akşamı Saraçhaneye geleceğiz o israfları bir bir soracağız. Hangi siyasi senaryolar üzerinden tezgah yaparlarsa yapsınlar, 31 Mart akşamı geliyoruz. Özgür Bey özgür değil. Eş başkan ne derse onu yürüten bir başkan konumunda. Onlar nasıl istiyorsa, nasıl mutlu oluyorsa öyle davransınlar. Bir aday çıkıyor, terör örgütü elebaşı ittifak işaret ediyor ve sonra aday geri çekiliyor. Başka bir yerde aday çıkartıyorlar sonra geri çekiyorlar. 22 yerde aday göstermiyorlar. Kirli bir ittifak. Onların ne yaptıkları umurumuzda değil. Hangi kapı arkalarında ne çıkarları varsa, bizi ilgilendiren İstanbullunun talepleri. Biz polemiklerin tarafında olmayacağız. İttifaklarının ne olduğunu milletimiz biliyor ve cevabı sandıkta veriyor. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Hanım’a ‘ablam’ diyordu bugün yolunu değiştiriyor. Böyle bir anlayış. Hangi ittifakı kurmak istiyorlarsa yapsınlar, biz İstanbul’un, hizmetin yolundan ayrılmayacağız. Önce İstanbulluların depremle ilgili trafikle ilgili iradeyi ortaya koyacakları bir seçim olacak. İstanbullu kardeşlerimizin feraseti kazanacak. Tüm halkımızla birlikte biz eserlerimizi yapacağız. Onlar eş başkan mı olur ne yapar biz ilgilenmiyoruz. Kendiyle mücadele ediyor. Kendi hallerine bırakıyoruz” ifadelerini kullandı.
“İhtiyaç sahibi emeklilerimizin maaşına ek olarak her ay 2 bin 500 TL ek ödeme yapacağız”
Programda sosyal projelerini de aktaran Kurum, emeklilere, gençlere, kadınlara ve sokak hayvanlarına ilişkin de konuştu. Genç girişimcilere 100 bin TL sermaye desteği vereceklerini söyleyen Kurum, “Üniversite öğrencilerine her yıl 10 bin TL, öğrenci evlerine doğal gaz desteği vereceğiz. Ulaşımda gençlerimize yüzde 40 indirimi bugünkü rakamdan yapacağız. 0-6 yaş, ilköğretim öğrencileri ve tüm öğretmenlerimize ücretiz ulaşım sağlayacağız. İSMEK’te öğrencilerimize yazılım dahil 39 ilçede kursalar olacak. Sanayi, üretim ve teknoloji ile gençleri buluşturacağız. İlk işini kuran kadınlara destek vereceğiz. Dijital İstanbul çatısı altında satışlarına destek vereceğiz. İstanbul’un geleceği için 16 milyon birbirine destek olacak. O yüzden ben her evin evladı, kardeşi olacağım diyorum. Gittiğim her ilde böyle çalıştım. Hangi partili olurlarsa olsunlar bana hep böyle baktılar. Biliyorlar Murat Kurum söylediğini yapar. Şimdi de İstanbul’un 39 ilçesi için böyle çalışacağım. Gençlik merkezi kuracağız. 39 ilçeden temsilciler olacak. Aynısı kadınlarımız için olacak. Gençlerimizin ve kadınlarımızın taleplerini alacağız. Beraber uygulayacağız. 208 üniversiteden iklim temsilcileri seçtik. Kendi içlerinde ekipleri var, bizlere iklim değişikliği ile taleplerini ilettiler. Aldığımız kararları onlarla birlikte uyguluyoruz. Maalesef İstanbul’un sokaklarıyla ilgili güvensizlik hat safhada. Sahipsiz köpeklerle ilgili tedbir alınmamış. 39 ilçeye hayvan bakım merkezleri kuracağız. Sahipsiz hayvanlarımızın bakımlarını tedavilerini kısırlaştırma işlemlerini yapacağız. 2 yakaya rehabilitasyon merkezleriyle kontrol atlına alacağız. Trafik ve deprem konusundaki gibi kontrol altına almazsak sahipsiz hayvan sıkıntısını önce kontrol altına alacağız. Emeklileri ayırmak lazım. Genç yaş, orta yaş ve orta yaş üzeri diye. İhtiyaç sahibi emeklilerimizin maaşına ek olarak her ay 2 bin 500 TL ek ödeme yapacağız. Yaşam merkezlerini emeklilerimize vereceğiz. Vakit geçiriyorlar, sohbet ediyorlar bunların sayısını artıracağız. Yaptıkları ürünlerle ilgili bir pazar kuracağız. Emekli olmuş ama bir işle uğraşmak isteyenler var. İSMEK ile kurslar vereceğiz. İstihdama katkı sağlayacak evinin ekonomisini güçlendirecekler. Kimse kendini yalnız hissetmeyecek. Her bir vatandaşımızın yoldaşı, kardeşi destekçisi olacağız. İBB olarak bu motivasyonla çalışacağız, 31 Mart seçimleri İstanbul’un geleceği adına karar vereceğimiz bir seçim olacak. Milletimize bu sözlerimizi yerine getireceğimi söylüyorum. Geçmişte bunları yapan bir kardeşleriyim. 31 Mart’tan itibaren yine yapacağım” dedi. – İSTANBUL
]]>Sadık dost kendisini besleyenleri koruyor
Şingah Mahallesi sakinlerinin kucak açtığı Çirkin, mahallelilerden gördüğü sevgi karşısında vefasını mahalleye yabancıları sokmayarak ve dans ederek gösteriyor. Ara ara kendisini besleyen vatandaşların yanında yabancı biri gördüğünde kıskançlık krizi yaşayan sadık dost Çirkin, kendisini besleyen insanları başkalarından kıskanıyor. Mahalle sakini Beyhan Köse’nin iddiasına göre Çirkin, kombileri bozulduğu için eve gelen tamirciyi Köse’nin yanında görünce ısırdı. Saldırma, ısırma huyunun olmadığını ve ilk defa böyle bir şeyi gördüğünü belirten Köse, “Bizi sevip, sahiplendi. Kıskançlığından yapıyor. Bizi kimseyle paylaşamıyor. Yanımızda birini görünce bize zarar vereceğini düşünüyor ve koruma içgüdüsüyle direkt yanımıza geliyor ve yanımızdakinden korumaya çalışıyor” dedi.
Köpeğin çirkin olmadığını aksine çok güzel ve akıllı olduğunu vurgulayan Köse, insanların severken çirkin diye sevdiği için adının o şekilde kaldığını kaydetti. Mahallede herkesin Çirkin’i sevdiğini ve soğuk kış günlerinde de unutmadıklarını aktaran Köse “Çirkin bizim dünya güzelimiz. Çirkin değil aslında nazar almasın diye Çirkin diyoruz. Çok tatlı, hepimizi ayrı ayrı çok seviyor. Mahallemize yabancı birisi gelse, izin vermiyor. Geçen gün evimize tamirci geldi, onla kapı önünde görüştüğüm esnada hemen gitti tamircinin ayağını ısırdı. Beni kıskanıyor, çok kıskanç bir şey Çirkinimiz. Mahalle olarak herkes seviyor, hayvanları ben de çok seviyorum ama bu bambaşka bir şey Çirkin’i sevmemek mümkün mü? Ben Leydi diyeceğim de artık ismine alışmış, ismini benimsemiş ismine yabancılık çeker, o yüzden Çirkin diyoruz” ifadelerini kullandı.
Mahallelinin gözdesi Çirkin alkış sesi duyunca dayanamıyor
“Alkış sesini duyunca ayaklarının üzerine kalkarak oynuyor, öpücük veriyor” diyerek konuşan, Köse, “Şu an Çirkin hamile, pek rahatsız etmek istemiyoruz. O yüzden sadece besliyoruz, yavruları olunca daha çok eğlenip oynayacağız, kendisi de oynamayı çok seviyor. Alkışladığımız zaman o da alkış tutuyor, öpücük veriyor” sözlerini kullandı.
“Kapı önündeki tanımadığı ayakkabıları da alıp götürüyor”
Köse, Çirkin’in mahalleye gelen yabancılara tahammülünün olmadığını belirterek, “Ayakkabılarımızı bile kimseyle paylaşmıyor. Kapı önünde başkasının ayakkabısını görse alıp götürüyor. Niye geldiniz düşüncesiyle kapı önünden kaptığı gibi misafirlerimizin ayakkabılarını götürüyor. Bizim ayakkabılarımızı hiç almıyor. Kıskanıyor yani, bizim mahallemizin maskotu oldu. Biz de onu böyle sevip kabullendik” diye konuştu. – BAYBURT
]]>“650 bin konutu; Üsküdar, Esenler ve Fikirtepe’de nasıl yaptıysak öyle yapacağız”
“İstanbul’da insan ömründen 3 yıl yiyen trafik çilesini bitireceğiz”
“Metro ağını iki katına çıkartacağız”
İSTANBUL – İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, Dünya STK Günü nedeniyle, Karadeniz Sivil Toplum Kuruluşları Birliği Buluşması’nda açıklamalarda bulundu. Kurum, ” Sinop, Samsun, Trabzon, Rize, Giresun ve Artvin’e bakanlar bizim eserlerimizi görür. İstanbul’da da bu aşkla çalışacağız. İnsan ömründen 3 yıl alan trafik çilesini bitireceğiz” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, katıldığı Dünya STK Günü KASTOB Buluşması’nda kentsel dönüşüm projesinin detayları hakkında açıklamalarda bulundu. Karadenizlilerin her zaman kendilerinin yanında olduğunu vurgulayan Murat Kurum, “Karadeniz’e baktığımızda hep bizim yanımızda durmuş, 22 yıldır da hep ön safta yer almış. 783 bin kilometrekare vatan toprağı üzerinde ikinci yüzyılımızı kutluyorsak, bu millet sayesinde. Karadeniz’e her gittiğimizde bizi bağrına basan insanları görüyoruz” şeklinde konuştu.
Kurum, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı döneminde yaptığı hizmetleri hatırlatarak, “Sinop, Samsun, Trabzon, Rize, Giresun ve Artvin’e bakanlar bizim eserlerimizi görür. Samsun’a gittiğinizde Toybelen Sıfır Atık Sanayi Sitesi’ni, Subaşı Meydanı ve Yeraltı Otoparkı’mızı; Canik, İlkadım, Atakum, Vezirköprü, Tekkeköy ve Çarşamba’da sosyal konut ve kentsel dönüşüm çalışmalarımızla karşılaşırsınız. Giresun’da sel oldu yine oradaydık. Vatandaşımızın en zor anında, selden zarar gören vatandaşlarımızın yanına gittik. Giresun’da Kastamonu’da yine böyle bir selle karşılaştık. Trabzon’a gittiğinizde Akçaabat ve Vakfıkebir millet bahçelerimizi, Beşikdüzü ve Çömlekçi Kentsel Dönüşüm Projelerimizi, Uzungöl koruma projemizi, içme suyu ve park projelerimizi görürsünüz. Rize’ye gittiğinizde Çarşı Mahallesi Meydan Projesini, Taşlıdere, Yağlıtaş, Salarha ve Tophane’deki kentsel dönüşüm projelerimizi, sosyal konutlarımızı, Ayder koruma projemizi görür; orada yaptığımız Gelintülü Şelalesi Seyir Terası’mızda seyre dalarsınız” dedi.
“İstanbul 31 Mart’ta kentsel dönüşümün kararını verecek”
İstanbulluların 31 Mart’ta vereceği kararın, kentsel dönüşüm için önemli olacağını vurgulayan Kurum, “31 Mart yaklaşıyor. İstanbul şunun kararını verecek; İstanbul’un sorunları için çalışanlar varken, diğer tarafa baktığınızda bu 5 yıla kendi gelecekleri uğruna mücadeleye katılmış olanları görecek. Bir tarafta İstanbul her alanda kendine yetsin diyenler varken, ‘Ayasofya yeniden müze olsun’ diyenler, ‘KAAN kalorifer peteğine benziyor’ diyenler var. Bu seçim İstanbul’un kentsel dönüşümünün yapılıp yapılmayacağının kararı” diye konuştu.
“650 bin konutu, Üsküdar’da Fikirtepe’de Tuzla’da Pendik’te nasıl yaptıysak öyle yapacağız”
İstanbul’un son beş senedir hizmet belediyeciliğinden yoksun kaldığını belirten Kurum; göreve gelir gelmez ilk olarak kentsel dönüşüm projelerini hayata geçirmek ve trafik çilesine son vermek için çalışacaklarını belirtti. Kurum, “İstanbul’da insanın ömründen 3 yılını alan trafik çilesine son vermek istiyoruz. Metrobüs kuyruklarındaki çileyi bitireceğiz ve metro ağını da iki takına çıkartacağız. Kentsel dönüşümü daha önce Pendik’te, Tuzla’da, Fikirtepe’de nasıl yaptıysak, Üsküdar Ferah Mahallesi’nde, Esenler’de akıllı şehir uygulamasıyla, Zeytinburnu’nda dönüşümü nasıl yaptıysak, Gaziosmanpaşa’da yarım kalan 5 bin konutu nasıl bitirdiysek, Tozkoparan’da kentsel dönüşümü nasıl başardıysak, Beyoğlu’nda nasıl gerçekleştirdiysek, 31 Mart akşamı İstanbullularla el ele vererek; İstanbul’da tek bir riskli yapı kalmayana kadar çalışacağız. 31 Mart akşamı eser siyaseti başlasın istiyoruz. Bundan önce nasıl vatandaşımızın yanında olduysak yine öyle çalışacağız. İstanbul’un kardeşi, evladı olmaya talibiz” dedi.
“Bizi ararsanız şantiyede bulursunuz dedikodu ve polemiklerin içinde bulamazsınız”
Murat Kurum, sözlerini, “Biz çalışan tarafta oluruz. Bizi ararsanız Üsküdar’daki kentsel dönüşüm çadırında oluruz, bizi aradığınızda şantiyeden çıkmış, metro temelini atarken görürsünüz. Gençlerimiz için yeni atölyelerin inşasını verirken bulursunuz. Bizi ararsanız, İstanbul’un sorunlarını giderirken bulursunuz. Polemiklerin, dedikoduların, bahanelerin arkasında bulamazsınız. Biz hep yapan tarafta olacağız. Geçmişte hep verdiğimiz sözleri tuttuk. Milletimizin gülen yüzüyle hep karşılaştık. İstanbul’daki kardeşlerimiz için bu çalışmaları yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum’a, katıldığı programda, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve AK Parti İl Kadın Kolları Başkanı Saliha Demirer de eşlik etti.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, katıldığı Dünya STK Günü KASTOB Buluşması’nda kentsel dönüşüm projesinin detayları hakkında açıklamalarda bulundu. Karadenizlilerin her zaman kendilerinin yanında olduğunu vurgulayan Murat Kurum, “Karadeniz’e baktığımızda hep bizim yanımızda durmuş, 22 yıldır da hep ön safta yer almış. 783 bin kilometrekare vatan toprağı üzerinde ikinci yüzyılımızı kutluyorsak, bu millet sayesinde. Karadeniz’e her gittiğimizde bizi bağrına basan insanları görüyoruz” şeklinde konuştu.
Kurum, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı döneminde yaptığı hizmetleri hatırlatarak, “Sinop, Samsun, Trabzon, Rize, Giresun ve Artvin’e bakanlar bizim eserlerimizi görür. Samsun’a gittiğinizde Toybelen Sıfır Atık Sanayi Sitesi’ni, Subaşı Meydanı ve Yeraltı Otoparkı’mızı; Canik, İlkadım, Atakum, Vezirköprü, Tekkeköy ve Çarşamba’da sosyal konut ve kentsel dönüşüm çalışmalarımızla karşılaşırsınız. Giresun’da sel oldu yine oradaydık. Vatandaşımızın en zor anında, selden zarar gören vatandaşlarımızın yanına gittik. Giresun’da Kastamonu’da yine böyle bir selle karşılaştık. Trabzon’a gittiğinizde Akçaabat ve Vakfıkebir millet bahçelerimizi, Beşikdüzü ve Çömlekçi Kentsel Dönüşüm Projelerimizi, Uzungöl koruma projemizi, içme suyu ve park projelerimizi görürsünüz. Rize’ye gittiğinizde Çarşı Mahallesi Meydan Projesini, Taşlıdere, Yağlıtaş, Salarha ve Tophane’deki kentsel dönüşüm projelerimizi, sosyal konutlarımızı, Ayder koruma projemizi görür; orada yaptığımız Gelintülü Şelalesi Seyir Terası’mızda seyre dalarsınız” dedi.
“İstanbul 31 Mart’ta kentsel dönüşümün kararını verecek”
İstanbulluların 31 Mart’ta vereceği kararın, kentsel dönüşüm için önemli olacağını vurgulayan Kurum, “31 Mart yaklaşıyor. İstanbul şunun kararını verecek; İstanbul’un sorunları için çalışanlar varken, diğer tarafa baktığınızda bu 5 yıla kendi gelecekleri uğruna mücadeleye katılmış olanları görecek. Bir tarafta İstanbul her alanda kendine yetsin diyenler varken, ‘Ayasofya yeniden müze olsun’ diyenler, ‘KAAN kalorifer peteğine benziyor’ diyenler var. Bu seçim İstanbul’un kentsel dönüşümünün yapılıp yapılmayacağının kararı” diye konuştu.
“650 bin konutu, Üsküdar’da Fikirtepe’de Tuzla’da Pendik’te nasıl yaptıysak öyle yapacağız”
İstanbul’un son beş senedir hizmet belediyeciliğinden yoksun kaldığını belirten Kurum; göreve gelir gelmez ilk olarak kentsel dönüşüm projelerini hayata geçirmek ve trafik çilesine son vermek için çalışacaklarını belirtti. Kurum, “İstanbul’da insanın ömründen 3 yılını alan trafik çilesine son vermek istiyoruz. Metrobüs kuyruklarındaki çileyi bitireceğiz ve metro ağını da iki takına çıkartacağız. Kentsel dönüşümü daha önce Pendik’te, Tuzla’da, Fikirtepe’de nasıl yaptıysak, Üsküdar Ferah Mahallesi’nde, Esenler’de akıllı şehir uygulamasıyla, Zeytinburnu’nda dönüşümü nasıl yaptıysak, Gaziosmanpaşa’da yarım kalan 5 bin konutu nasıl bitirdiysek, Tozkoparan’da kentsel dönüşümü nasıl başardıysak, Beyoğlu’nda nasıl gerçekleştirdiysek, 31 Mart akşamı İstanbullularla el ele vererek; İstanbul’da tek bir riskli yapı kalmayana kadar çalışacağız. 31 Mart akşamı eser siyaseti başlasın istiyoruz. Bundan önce nasıl vatandaşımızın yanında olduysak yine öyle çalışacağız. İstanbul’un kardeşi, evladı olmaya talibiz” dedi.
“Bizi ararsanız şantiyede bulursunuz dedikodu ve polemiklerin içinde bulamazsınız”
Murat Kurum, sözlerini, “Biz çalışan tarafta oluruz. Bizi ararsanız Üsküdar’daki kentsel dönüşüm çadırında oluruz, bizi aradığınızda şantiyeden çıkmış, metro temelini atarken görürsünüz. Gençlerimiz için yeni atölyelerin inşasını verirken bulursunuz. Bizi ararsanız, İstanbul’un sorunlarını giderirken bulursunuz. Polemiklerin, dedikoduların, bahanelerin arkasında bulamazsınız. Biz hep yapan tarafta olacağız. Geçmişte hep verdiğimiz sözleri tuttuk. Milletimizin gülen yüzüyle hep karşılaştık. İstanbul’daki kardeşlerimiz için bu çalışmaları yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum’a, katıldığı programda, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve AK Parti İl Kadın Kolları Başkanı Saliha Demirer de eşlik etti. – İSTANBUL
]]>CHP TBMM Grup Toplantısı, Genel Başkan Özgür Özel’in katılımıyla gerçekleştirildi.
Özel, konuşmasına başlamadan önce Memleket Partisinden istifa eden genel başkan yardımcıları Serkan İleri, Ali Tunç Can ve Mehmet Kazancıoğlu’na CHP’ye katılmaları dolayısıyla rozet taktı. Özel, “Serkan, Mehmet ve Ali Tunç Can başkanımız, babaevine döndüler.” diye konuştu.
Memleket Partisine gönül ve oy verenlerin, bugüne kadar orada siyaset yapanların hiçbiriyle CHP’nin bir sıkıntısı ve tartışmasının olamayacağını dile getiren Özel, “Parti içinde yaşanan birtakım süreçler bizi ayrı düşürmüş olabilir. Geriye dönenlerle de bundan sonra dönecek olanlarla da birlikte olmaktan çok mutluyuz.” ifadesini kullandı.
Suriye’nin İdlib kentinde 2020 yılında 34 askerin şehit düşmesinin üzerinden 4 yıl geçtiğini hatırlatan Özel, şehit düşen askerlere rahmet diledi. Özel, “Günü geldiğinde hem askerlerimizi şehit edenlerden hem de bu rezalete sessiz kalanlardan hesap sormanın da sözünü veriyorum.” dedi.
TRT’nin anayasal bir kurum olduğunu, kanununun Anayasa’ya dayanılarak çıkarıldığını ifade eden Özel, kanununda tarafsızlık yazdığını belirtti. Özel, programlarının TRT tarafından takip edildiğini ancak yayınlanmadığını ifade etti.
Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden sahasında meydana gelen toprak kaymasında 9 işçinin toprak altında olduğunu, dün de Elazığ’ın Palu ilçesindeki maden ocağında göçük yaşandığını, 4 işçinin kurtarıldığını hatırlatan Özel, madenlerin hala alarm vermeye devam ettiğini dile getirdi.
2023 Mayıs seçimlerinden bugüne Meclis Genel Kuruluna 44 kanun teklifi geldiğini ve yasalaştığını; içinde madenlerle, madencilerin güvenliği ve iş sağlığıyla ilgili tek bir maddenin bulunmadığını ifade eden Özel, “Arkadaşlarımız, işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin mevzuatta yeni bir çalışma daha yapıyor. Meclis nisanda açıldığında ilk gündem maddelerinden birinin bu olması için hem gayret göstereceğiz hem grupları ziyaret edeceğiz. Çünkü madenler bir kez daha Türkiye’nin dört bir yanından gelen üzücü haberlerle maalesef sinyal veriyor, dikkatimizi oraya çekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de uzun yıllardır ölümlü maden kazasının yaşanmadığını dile getiren Özel, “‘Ölüm madenciliğin fıtratında var’ demek, insanımızı kandırmaktır. Fransız madencinin fıtratında olmayan bizim madencimizin fıtratında olamaz. Alman’ın, İngiliz’in fıtratında olmayanı bizim madencimizin fıtratında görmek, vatandaşı kandırmaktır; işçinin hayatını yok saymaktır ve işçilerin ailelerine karşı da büyük bir sorumsuzluktur.” diye konuştu.
“Filistin’deki mezalimi bitirelim” çağrısı
Hafta sonu Sosyalist Enternasyonel Toplantısı için Madrid’de olduğunu hatırlatan Özel, toplantıya katılan liderlere “Filistin’deki mezalimi bitirelim” çağrısı yaptığını aktardı.
Aynı gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sakarya’da miting yaptığına işaret eden Özel, miting sırasında açılan “İsrail ile ticaret utancı sonlandırılsın” yazılı pankartın polis tarafından toplandığını söyledi. Özel, “Pankartı açanlar biliyor ki 2002 yılına göre İsrail ile yapılan ticaret yüzde 532 arttı. İsrail’e giden gemilerin taşıdığı ana maddelerden biri azotlu gübre. Ne yapılıyor azotlu gübreden? Patlayıcı yapılıyor, bomba yapılıyor.” dedi.
(Sürecek)
]]>Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, belediye başkan adaylarının tanıtım toplantısında, iktidarı hedef aldı. Çayır, “Sayın Cumhurbaşkanı masal kahramanı olmaktan vazgeç. Masal kahramanları bu ülkeyi nereye götürdü. 22 yıl sonra dönüp bana milletimizin gözünün içine baka baka ‘Ben enflasyonu indireceğim, hayat pahalılığını sona erdireceğim adalet sağlayacağım’ dersen ben de derim ki bizimle dalga geçme aklımızla oynama artık, yeter. Türkiye’nin iktidar ve muhalefet problemi vardır” dedi.
Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, Ankara’da belediye başkan adaylarının tanıtım toplantısında konuştu. Çayır, şunları söyledi:
“Biz hiç kimseden sakınmayız, hesabı Allah’a vermişiz kuldan korksaydık ortaya çıkmazdık. Dediler ki ‘yarın bir gün sizi ezerler’ Kim ezermiş yahu gelsinler, hapishaneler zaten bizim ikinci yurdumuz. Sıkıntı yok onlar düşünsünler. Şehit olmayı göze almış, şehitliği en büyük kazanç sayan inancın temsilcisiyiz. Kim ki bize karşı gelsin. Üç gün önce Muhsin başkanın mahkemesindeyiz. Birileri oyun oynamaya devam ediyor. Yüce Türk milleti duysun Kahramanmaraş’ta görülen davanın hiçbir zaman suikast davası olmadığını esasa ilişkin bir dava olmadığını milletimiz duysun. Görülen dava hırsızlık davası. Koskoca helikopteri düşürmüşler sonra da çıkmışlar davayı hırsızlıktan açmışlar. Helikopterden alet, edevat çalanları hırsızlık iddiası ile mahkemeye çıkarıyorlar. Böyle bir davada olay yerinde bir şey alındığında delil karartmaktır. Örgütlü üstünü örtmektir. İşte o hırsızlıktan savcıya bu hafta suç duyurusunda bulunup mahkemeye vereceğiz.
Birileri partiyi kazanç haline getirip oradan kendisine kazanç kapısı da açmış olabilir… Bunu değiştirecek olanlar kim var? Hesabı olmayan, Muhsin başkanın arkadaşları değiştirebilir… Bir hırsızlık davası 15 yıl devam eder mi? Ey dava arkadaşlarım ey yüce Türk milleti bir hırsızlık davası 15 yıl devam ediyor hala sonuç Yok. Muhsin Yazıcıoğlu öldürülüyor hiç kimse kılını kıpırdatmıyor. Sayın Cumhurbaşkanı ‘kaza’ diyor. Nasıl kaza olduğunu çık anlat. Çık anlat da göreyim bakayım.
“CUMHURBAŞKANI, MASAL KAHRAMANI OLMAKTAN VAZGEÇ”
Sayın Cumhurbaşkanı masal kahramanı olmaktan vazgeç. Masal kahramanları bu ülkeyi nereye götürdü. 22 yıl sonra dönüp bana milletimizin gözünün içine baka baka ‘Ben enflasyonu indireceğim, hayat pahalılığını sona erdireceğim adalet sağlayacağım’ dersen ben de derim ki bizimle dalga geçme aklımızla oynama artık, yeter. Türkiye’nin iktidar ve muhalefet problemi vardır…
“YÜCE ALLAH’I SUÇLUYORLAR”
Bizim belediyecilik anlayışımızda şu an cari olan hiçbir şey yer almayacaktır. Depremden ötürü etkilenmiş bir insanız. Birçok il harap oldu. Orada 20 güne yakın arabada yatarak kardeşlerimize, akrabalarımıza yardımcı olmak istedim. İlk üç gün hiç kimse yoktu. Kızı ve iki torunu enkazın altında olan yeğenim bana dedi ki ‘Amca devlet bu kadar mı uzaktı bize. Hiç olmazsa çocuğumun biri kalsaydı’ dedi. Bu feryadı duymayan yerel yönetimlerin topluma vereceği ne olabilir? 23 imzadan geçtikten sonra insanlara ruhsat veriyorlar, ‘gidin evinize oturun’ diye. Bu kadar ev yıkıldı 23 imzanın sahibi ortada yok. İmar affını çıkaranların hiçbiri ortada yok. Kim sorumlu takdir, kader… Yüce Allah’ı suçluyorlar, Kendilerini suçlamıyorlar.
Türkiye’de ilk Milli Yol Partisi belediyeleri bünyesinde ‘ayna meclisleri’ kuruyor. Şehrin, ilçenin veya kasabanın muhalifleri kimse ilçe başkanları veya il başkanlarını karşımıza alacağız ‘kardeşim buyur bizi eleştir, biz sizden nemalanmak istiyoruz, eksiğimizi düzeltelim, bizi eleştir’ diyeceğiz… Türkiye’de ilk kez bir şey daha yapıyoruz. Elektriğini ve suyunu, suyu da yağmur suyundan elde eden şehirler ve siteler kuracağız. Artık köylerde büyükşehir yasasını kaldıracağız köylere iade edeceğiz.”
]]>
Profesyonel basketbol kariyerine 2003 yılında Darüşşafaka’da başlayan Semih, 2010-2012 yıllarında NBA’de birer sezon Cleveland Cavaliers ve Boston Celtics formalarını giydi.
A Milli Erkek Basketbol Takımı’nın kadrosunda da yer alan Semih Erden, milli formayla maç başına 2,2 sayı ve 2,3 ribaunt ortalamasıyla oynadı.
Semih, Türkiye’nin ev sahipliğindeki 2010 FIBA Dünya Basketbol Şampiyonası’nda milli takımla gümüş madalya kazandı. 2015 Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda ise 6 karşılaşmada maç başına 13,2 sayı ve 4,3 ribaunt ortalamalarıyla oynayan Semih Erden, milli takım kariyerinde bir turnuvadaki en iyi bireysel performansını sergiledi.
37 yaşındaki Semih Erden, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Bursaspor İnfo Yatırım’la Türkiye Sigorta Basketbol Süper Ligi’nde 2023-2024 sezonuna yeni bir kadroyla başladıklarını söyledi.
İlk yarıda iyi mücadele ettiklerini, önemli galibiyetler almalarının yanında birkaç maçı kıl payı kaybettiklerini belirten Semih Erden, “İkinci yarıya ise maalesef kötü başladık. İstediğimiz gibi başlayamadık ve kazanabileceğimiz maçları kaybettik. Bu da bizi biraz daha geriye düşürdü ama lig uzun ve play-off şansımız var.” dedi.
Play-off yolunda zorlu rakiplerle mücadele ettiklerini dile getiren Semih, ellerinden geleni en iyi şekilde yapıp maçlara iyi hazırlanarak kazanmak istediklerini vurguladı.
“Büyük bir camiayız ve büyük bir taraftara sahibiz”
Takımda güzel bir ortamın olduğunu aktaran Semih Erden, “Herkes çok iyi ve isteyerek antrenman yapıyor. Bu çok önemli bir şey. Burada tabii ki önemli olan aslında burada bunları yapıp sahaya en iyi şekilde adapte etmek ve bunu göstermek. Dolayısıyla takım arkadaşlığımız şu an için iyi gidiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Yeni başantrenörleri Serhan Kavut’un daha yolun başında olduğunu kaydeden Semih, başarılı bir kariyer geçireceğine inandığını anlattı.
Kavut’un bilgisi ve tecrübesiyle kendilerine ateşleyici güç olduğunu söyleyen Semih Erden, “Devamlı bizimle beraber hareket ediyor. Bu çok önemli bir şey. Hem Bursaspor için hem de kendisi için çok güzel bir şey. Sonuçta onun için de aslında güzel bir tecrübe. Aldığı sorumluluğu inşallah en iyi şekilde yerine getirip bizim de yardımımızla güzel bir ekip çalışmasıyla daha iyi yerlere taşırız.” ifadesini kullandı.
Taraftarın da kendilerine büyük destek verdiğini vurgulayan Semih, “Büyük bir camiayız ve büyük bir taraftara sahibiz. Bizim ateşleyici gücümüz aslında onlar ve birçok maçı onlarla kazandığımızı söyleyebilirim. Onların verdiği enerji, motivasyon çok önemli bizim için. Dolayısıyla onların gelmesiyle bizim de orada yarattığımız atmosferle beraber çok güzel işler başardığımızı ve başaracağımıza da inanıyorum.” görüşünü dile getirdi.
“Disiplinini kaybetmeyen her zaman kazanıyor”
Semih Erden, profesyonel kariyerinden sonra basketbolun içinde kalacağını vurguladı.
Türk basketboluna katkıda bulunmaya devam etmek istediğini aktaran Semih, şunları kaydetti:
“Basketbolu çok seviyorum. Tecrübemi aktarmam gerekiyor ve bunu da en iyi şekilde burada yapabilirim. Bu sene basketbol oynuyorum. Seneye ne olur onu bilmiyorum ama yine her zamanki hayalim en iyi yerlerde olmak, en iyi şeyleri yapmak, pozitif şeyler yapmak. İnşallah bunun doğrultusunda çok çalışıp bunu başarmak istiyorum.
Zaman çok çabuk geçiyor ve genç sporcularımızın bunu en iyi şekilde değerlendirmeleri gerekiyor. Antrenman olsun, saha içi, saha dışı ne seviyorlarsa onu en iyi şekilde yapmalarını öneriyorum. Tabii ki anahtar kelime çalışmak, çalışmak, disiplinli çalışmak. İstemek, düşünmek yani onu benimsemek çok önemli. Gerek spor olsun gerek başka branşlarda olsun öz disiplin çok önemli çünkü yaptığımız iş bazen gerçekten sıkıcı olabiliyor ama disiplinini kaybetmeyen her zaman kazanıyor. Sabırlı bir şekilde çalışsınlar ve hangi genç arkadaşım olursa olsun hedefsiz kimse kalmasın.”
]]>Antalyaspor Başkan Vekili Deniz Ali Yeşil, Başkan Vekili ve Basın Sözcüsü Alkan Evren ile Asbaşkan Fatih Gürcü, 25 Ekim tarihinde göreve gelen yönetimin icraatlarının, mali durumun ve takımın hedefleri ile ilgili görüşlerini aktarıp basın mensuplarının sorularını da yanıtladı. Toplantıya göreve geliş sürecini anlatarak başlayan Başkan Vekili ve Basın Sözcüsü Alkan Evren, devam eden yönetimde Sinan Boztepe’yi başkan yaparak devam etme durumları varken, Sinan Boztepe’nin ısrarla genel kurul yapılmasını istediğini, genel kurulda göreve gelen bir başkan ve yönetim olduklarını söyledi. Antalyaspor’a talip olmanın her zaman zor olduğunu, kendilerinin de bunu bilerek göreve geldiklerini anlatan Evren, “Antalyaspor’a bundan önce görev almış herkes bizim için bir değerdir. Herkes maddi manevi hizmet etmiştir. Geriye dönüp karalama kampanyası yapmak bizi kahraman yapardı ama biz kimseye kötü söz söylemeyiz, söylettirmeyiz. Ancak bir çok konuda bir çok yorum geliyor. Bunlara bir yanıt vermemiz gerekiyordu” dedi.
Haji’den para gelmedi parasını biz ödedik
Haji Wright ile ilgili bilgi eksikliği kaynaklı çok şey söylediğini anlatan Alkan Evren, “Haji ile ilgili şu anki yönetime gelen 1 kuruş para yoktur. Haji ile ilgili bizden önceki yönetime para geldi, o dönemki borçlar için kullanıldı. Bizim yönetimimiz döneminde bir para girişi olmadı. Üstelik oyuncunun önceki kulübüne ödenmesi gereken 600 bin euro’luk bir bedel bizim tarafımızdan ödendi. Oysaki bunun doğrusu, bonservis bedeli alınan oyuncudan gelen ilk paradan ödenmesiydi. Ödenmedi, biz ödemek zorunda kaldık” diye konuştu.
Bu sezan alınan futbolculara ödeme yapılmamıştı
Göreve geldiklerinde mevcut yabancı futbolculara ağustos ayının 3’te 1’i ve eylül ayının yarısının ödenmediğini anlatan ve bunları ödediklerini kaydeden Alkan Evren, “Kendi görev sürelerine kadar bu sezon kiralanan ve satın alınan futbolcuların hiç birinin kulüplerine ödeme yapılmamıştı. Bunların tamamı bizim dönemimizde ödendi. Bu oyuncular belli bir ödemeyle gelmedi. İleri tarihli anlaşmalar yapıldığı için biz ödemek durumunda kaldık. Yerli oyuncuların şubat ayı sonuna kadar ki bu rakam 21 milyon TL’yi buluyor. Bunların ödemesi tamamlandı. Mart ayının birçoğunun ödemesi de yapıldı. Geçmiş dönemden gelen Balint’in 51 bin Euro’luk ceza ödemesi yapıldı” ifadelerini kullandı.
Nuri Hocadan 500 bin euro geldi, 880 bin euro gitti
Yabancı futbolculara 2.4 milyon euro ödeme yapıldığını anlatan Başkan Vekili ve Basın Sözcüsü Alkan Evren, “Teknik Sorumlumuz Nuri Şahin’in bizden ayrılması ile ilgili 500 bin euro ödeme aldık. Bu doğru. Ancak Nuri Şahin’in geçmişten kalan borçları için 430 bin Euro kendisine ödendi. 200 bin Euro’luk Nuri hocanın kulübe verdiği emanet para da ödendi. Nuri hocanın futbolculuğundan kalan, geçmiş yıllara dayalı menajerine yapılması gereken 250 bin Euro’luk bir ödeme daha vardı, onu da yaptık. Yani, Nuri hocadan 500 bin Euro geldi ama 880 bin Euro para ödedik. Oradan da büyük bir para geldi de kulübün kasası doldu gibi bir durum yok. Bu ayrılıktan sonra yerli antrenörlere 9 milyon TL, yabancı antrenörlere 100 bin Euro ödeme yapıldı. Personele 11 milyon TL maaş ödemesi yapıldı. Cari borçlarımıza 32 milyon TL ödeme yapıldı. Toplam 16 milyon liralık da bir prim ödemesi gerçekleştirdik. Vergi ve SGK kapsamında da 6 milyon TL’lik bir ödeme gerçekleştirildi. Eski oyuncumuz Ghacha ile ilgili bir ödememiz vardı. 20 bin Euro tasarruf yaparak 1 milyon 200 bin TL ödeme gerçekleştirdi. 3 aylık süreden bahsediyorum” açıklamasını yaptı.
“Yönetimimiz hiç kredi kullanmadı”
TFF’den gelen başarı paralarının temlikli olduğu için kasaya girmediğini de belirten Alkan Evren, “En azından borcumuzdan düşüyor, o da bizim için önemli diye düşünüyoruz. Önceki dönemden teknik ekip ve futbolculara ödenmesi gereken 6 milyon TL gibi bir icra ödemesi de yine buradan yapıldı. Bizim açımızdan belki de ön önemli konu, bu kadar ödeme yapılıyorken bizim yönetimimiz hiç kredi kullanmadı. Umarım kullanmak zorunda da kalmayız. Bu ödemelerin başta Başkanımız Sinan Boztepe’nin gayreti ve yönetim kurulumuzun gayretleri ile karşılandı. Doğukan Sinik’ten gelen 475 bin Euro ve sponsorlarımızdan kalan küçük ödemeler dışında da hiçbir gelirimiz olmadı. Önceki dönemden başarılı bir mali tablo bırakıldığı söyleniyor ama temmuz ayı itibariyle, Haji Wright, Fernando Lucas Martins, Doğukan Sinik, Gökdeniz Bayraktar, Ghacha, Fredy gibi oyuncularımızdan yaklaşık 8,1 bin Euro bir gelir geldi ve bu gelirler bizim kasamızda durmuyordu. Böyle bir algı var ama kasamızda böyle bir rakam yoktu. Yanlış bir yere çekilmesin, bu para da o dönemki ödemelere kullanıldı” diye konuştu.
Sabit gelir kaynaklarını artıracağız
Kulübümüz sabit gelirlere ihtiyacı olduğunu anlatan Alkan Evren, “Umarız kulübümüzü sabit geliri olan, kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecek bir duruma getiririz. Asbaşkanımız Fatih Gürcü önderliğinde GES projesine imza attık. Normalde bu projenin maliyeti 1 milyon Dolar’lık bir yatırım. Sayın Gürcü’nün kendi firması üzerinden bu rakamı 750 bin Dolar’a, maliyetinin altında bir rakama anlaştık. Sağ olsun kendisi bunun da 250 bin Dolar’ını da kendisi karşıladı. Yani piyasa değeri 1 milyon Dolar olan yatırım için kulübümüz 500 bin Dolar ödeyerek çok büyük bir elektrik giderinden kurtarmış olduk. Huzurunuzda Fatih Gürcü’ye bir kez daha teşekkür ediyoruz. Geleceğimizi kurtaracak projelerden biriydi. Stadyum etrafında 300 metrekarelik bir led çalışmamız daha var. Ciddi bir gelir bekliyoruz. 5 milyon TL’lik bir ödeme de buraya yaptık” dedi.
Hedefler büyük olacak
Başkan Sinan Boztepe’nin hedeflerle ilgili yaptığı açıklamalara değinerek sözlerine başlayan Başkan Vekili Deniz Ali Yeşil, “Antalya gibi bir şehrin hedefleri elbette büyük olacak. Bu kulüp her sene düşmemeye oynayan bir kulüp olmamalı. Başkanımız üst sıralara oynayan, kupa kazanan, hatta şampiyonluk hedefinde olan bir takım oluşturma arzusunda. Kendi hedeflerine ve hayallerine saygı duymamız lazım. Neden daha küçük hedefler belirleyen bir başkan istiyoruz ki” diye konuştu.
Başkanımız istedi biz karşı çıktık
Transfer engelinin kaldırılmaması ile ilgili de konuşan Yeşil, “Başkanımız engelin kaldırılmasını ve transfer yapılmasını istedi. Bu konuda da ısrar etti. Ama biz yönetim kurulu ve futbol şubesi olarak aynı fikirde değildik. Devre arasında futbolcular genellikle transfer oldukları takıma faydalı olamıyor. Transfer yapmayalım, gelecek senenin transfer bütçesine daha çok ağırlık verelim, mevcut oyuncularımızı rahatlatalım diye fikir beyan ettik. Kendisi de bunu anlayışla karşıladı. Yoksa başkanımız kendi cebinden engeli kaldırıp transfer yapmak istedi, biz aksini savunduk. Ardından Sergen hocamız ile bir toplantı yaptık, durumu anlattık ve o da anlayışla karşıladı. Bizim yıllık planımız hazırdı ama hiç hesapta olmayan şeylerle karşılaştık. Biz de sezon başındaki gibi ödemesiz futbolcu alıp anlaşma yaparım ama 3 sene sonra bu kulübün durumu ne olacak? Bir sonraki yönetim bu paraları ödeyemeyince, yine benzer sorunlar ortaya çıkınca ne olacak? Bizim karşılaştığımız durumla karşılaşılmasın istedik. İyi bir takımımız var. Biz takımımıza güveniyoruz. Aldığımız kararın da arkasındayız” dedi. Konu ile ilgili konuşan Asbaşkan Fatih Gürcü ise “Bu konu suistimale açık bir konu. Sinan Başkanımın bu konudaki kişisel tasarrufu, bu engeli kaldırıp birkaç transfer yapmak yönündeydi. Yönetim kurulu olarak biz popülist yaklaşımdan uzak bir tavır sergilemenin doğru olduğu konusunda kendisini ikna ettik. Biz “büyük başkan” hatta bazılarının deyimiyle “böyük başkan” olma iddiasında olsaydı, tribüne oynar, transferleri yapardık. Az önce dinlediniz 8.5 milyon Euro’ya yakın bir ödeme yapılmış, neredeyse sıfır ek gelirle. Bunu yapan yönetim 1 milyon Euro daha öderdi. Kimse kusura bakmasın. Bizim koltuğumuzda oturanlar bizim yaşadığımız sorunları yaşamasın istedik. Biz büyük hedefleri olan bir takım oluşturmak istiyoruz. Popülist yaklaşımlara uzağız. Kimsenin bize büyük demesine ihtiyacımız yok. Büyük olma gibi bir derdimiz de yok. Bizim için aslolan Antalyaspor’un başarısıdır” diye konuştu. Bu konuda konuşan Alkan Evren ise, “Bu engeli kaldıracak gücümüz vardı ama doğru soru, “Bunu yapabiliriz ama yapmalı mıyız” sorusuydu. Kahraman ilan edilebilirdik. Takımımız iyi bir oyun sergiliyor. Ortak bir kararla bu mutabakata varıldı. Futbolda hep altyapıdan bahsediyoruz. Biz de yönetimin, kulüp yönetiminin altyapısı olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Sinan Gümüş’ün durumu
Sinan Gümüş ile ilgili durumu anlatan Başkan Vekili Deniz Ali Yeşil, “Nuri Hoca (Şahin) zamanında kadro dışı kalmıştı. Tek başına antrenman yapıyordu ancak mali vecibelerimizi yerine getirmek zorundaydık. Kendisi ile anlaşarak ve büyük bir miktar para ödeyerek yollarımızı ayırdık. Geçen yıldan itibaren parası ödenmeyen bir oyuncuydu. Yollarımızı ayırmak biraz zor oldu ama bunun da ödemesini biz yaparak Sinan Gümüş’ü gönderdik” dedi.
Buksa’nın maaşını mevcut yönetim ödedi
Adam Buksa’nın maaşının bir kısmını Antalyaspor’un bir kısmının da eski kulübünün ödediğini hatırlatan Deniz Ali Yeşil, “Eski kulübünün Buksa’nın maaşı olarak gönderdiği 2-3 aylık parası oyuncuya ödenmemiş ve başka borçlara kullanılmıştı. Bu para da mevcut yönetim kurulu tarafından ödendi” dedi.
Sergen Yalçın, 3 katı parayı reddetti
Sergen Yalçın’ın transferi ile ilgili görüşlerini aktaran Deniz Ali Yeşil, “Kendisi ile gayet uyumlu bir şekilde çalışıyoruz. Kariyeri tartışılmaz. Bizim verdiğimiz ücretin 3 katı teklif almasına rağmen Antalyaspor’u tercih etti. Son iki maçı kaybetmemize rağmen bundan sonrası için umutluyuz. Üst sıralarda yerimizi alacağız” dedi.
Vergi ve SGK yapılandırılması ile ilgili konuşan Asbaşkan Fatih Gürcü, “7140 sayılı vergi kapsamında yapılandırılan borçlar ödeniyor. Borçlar yapılandırıldı ama ödenmiyor gibi bir söylenti var ama ödeniyor. Bu durumla ilgili kulübümüzü sıkıntıya sokacak bir durum söz konusu değil, ödemeler yapılıyor” şeklinde konuştu.
Jehezkel’in durumunda aslolan Antalyaspor
Sagiv Jehezkel’in durumu ile ilgili de bir açıklama yapan Gürcü, “Kulübümüz, şehrimiz ve ülkemiz bu olaydan büyük yara aldı. Bunu kabul etmemiz gerekiyor. Sonuçta münferit bir eylemdi. Kulüp olarak bu yarayı kapatma derdindeyiz. Bu yarayı kaşımanın kime faydası olduğunu biliyoruz. Kulübümüz menfaatlerini en üst seviyede koruyabilmek için profesyonellerimiz ve hukuk müşavirliğimiz çalışıyor” açıklamasını yaptı.
Son konuşmayı yapan Başkan Vekili ve Basın Sözcüsü Alkan Evren, “Antalyaspor hepimizin kulübü. Hepimizin ortak değeri. Birçok ildeki Süper Lig takımı belediye destekli yaşatılıyor. Bizim de desteklenmemiz gerekiyor. Antalya’nın en büyük markası Antalyaspor olduğuna göre, belediyelerin de kulübümüze destek olması gerekiyor. Zorunlu değiller ama bunu yapmaları gerekiyor diye düşünüyorum. Turizm kentiyiz, önemli sanayicilerimiz var ama maalesef yalnız kalıyoruz. Bunu herkes sorgulamalı” ifadelerini kullandı. – ANTALYA
]]>EDİRNE’nin Keşan ilçesinde Sokak Hayvanlarını Koruma Derneği’ne ait ‘Can Evi’ olarak adlandırılan barınaktan kimliği belirsiz kişilerce mama, su ile mama kapları, battaniye ve halı çalındı. Polis ekipleri şüphelileri bulmak için çalışma başlattı.
Olay, saat 05.00 sıralarında, İspat Cami Mahallesi Kurtuluş Caddesi’ndeki Keşan Sokak Hayvanları Koruma Derneği’ne ait ‘Can Evi’ne, iddiaya göre gece saatlerinde yaşı 18’den küçük 5-6 kişi tahta paletlere tırmanıp, barınaktaki konteynerlerin üzerinden içeri atladı. Buradaki 16 kova mama, battaniye ve halıları çalan şüpheliler, kafesleri de açarak köpekleri salıp kaçtı.
‘O ZAVALLI HAYVANLARIN RIZKINI NASIL ÇALARSINIZ?’
Keşan Sokak Hayvanları Koruma Derneği Başkanı Sevinç Cebeci, dernek olarak destek ve bağışlarla ayakta durduklarını belirterek, “Hayvanseverler tarafından bağışlanan mamaları orada tedavi ve bakım altında olan yavru, yaralı, yaşlı ve hasta köpeklerimiz için kullanıyoruz. Orada küçük de bir depomuz var. Geçen yıl da çocuk yaştaki bazı kişiler barınağımıza girmişlerdi. Bu çocuklar maalesef barınağımıza dadanmış durumdalar. Maalesef ihtiyacı olan bu hayvanların mamalarını, battaniyelerini, halılarını ve kaplarını çalmışlar. Buna çok üzülüyorum. Ne duruma geldik? O zavallı hayvanların rızkını nasıl çalarsınız? Burası bir barınak. Maalesef çevredeki esnaf da buna duyarsız. Polisi veya bizi aramıyorlar. Birkaç saat içeride kalıp bu olayı yapmışlar. Biz artık bu gibi olayların yaşanmasını istemiyor ve yaşanan hırsızlık olayını kınıyoruz” dedi.
‘BURADA EMEK VERİYORUZ’
‘Can Evi’ barınağı sorumlusu Şencan Dikçe ise hırsızlık olayını gerçekleştirenlerin yaşı 18’den küçük 5-6 kişi olduğunu ve daha önce barınakta karşılaştıklarını belirterek, şunları söyledi:
“Biz daha önce de çok defa ikazlarda bulunduk ama anlamıyorlar. Bizim çıkış saatlerimizi takip ediyorlar. Bu kaçıncı? Daha önce taşındığımız barınakta da bu çocuklarla aynı sıkıntıları yaşadık. Şu an burası göz önünde bulunan bir yer. Bu kadar da çevrede esnaf var ama herkes bize hem kör hem sağır davranıyor. Bu olay 10-15 dakikada gerçekleşmemiş. Burada en az 2 saat durmuşlar. 16-17 paket mamamız gitti. Onun haricinde kovalarımız, battaniyelerimiz, halılarımız çalındı. Kafesleri açıp köpekleri içeri salmışlar. Alamadıklarını ziyan etmişler. O kadar üzgünüm ki. Burada bir emek veriyoruz. Mama sizin için bir şey değil belki ama bizim için çok büyük bir zarar. Ne olacak? Bir saat sonra kapatıp gittiğimde gelip kalan o mamaları da alacaklar. Ben buradan sesleniyorum, ‘Biz ne yapalım?’ Mamaları götürüp başka yere koysak oradan da çalacaklar. Ben çaresizim şu anda” diye konuştu.
‘BİZİM İÇİN ÇOK BÜYÜK BİR DURUM BU’
Bakıma muhtaç sokak hayvanlarını korumak için birlik olunması gerektiğini söyleyen Dikçe, “Gören, duyan polise ve bize haber versin. Sadece köpek bırakmaya gelmesin insanlar. 2 saat içerisinde burası soyuldu. Hiç mi bir insan görmedi? Tabelada telefonlarımız yazıyor. Olaydan sonra esnaf arkadaşımız geliyor olayı bize söylüyor. O an telefon açsana. Polise bildirsene. 5 dakikada biz buradayız. Biz çevredeki esnaftan da bir şey istemiyoruz. Bizim gözümüz, kulağımız olun sadece. Çok üzülüyorum. Bizim için çok büyük bir durum bu. Biz insanlardan mama dileniyoruz. Geliyor çoluk-çocuk çalıyor” ifadelerini kullandı.
?Polis şüphelileri bulmak için çalışma başlattı.
]]>ANTALYA’da özel eğitim öğretmeni Zeliha Oruç (41), İngilizcesini geliştirmek için evinde misafir ettiği balayındaki Güney Koreli Yumı Jeon ve Sunwoo Lee çiftiyle trafik kazası geçirdi. Çift, tedavi için 40 gün, bir sonraki yıl da tatile geldiklerinde pandemi nedeniyle 40 gün Türkiye’de kaldı. Bu süreçte Oruç ve ailesiyle yakın dostluk kuran Güney Koreli çift, yaşadıklarını kitap haline getirdi.
Denizli’de özel eğitim öğretmeni Zeliha Oruç, 2019 yılında İngilizcesini geliştirebilmek amacıyla bir uygulama üzerinden tanıştığı, balayı tatili için Avrupa turuna çıkan Güney Koreli Yumı Jeon ve Sunwoo Lee çiftini evinde ağırladı. Misafirlerine bölgeyi tanıtmak isteyen Oruç, oğlu Arda Kara, arkadaşı Nesrin Buluş ve Güney Koreli çifti aracıyla Salda Gölü’ne götürdü. Dönüş yolunda Oruç’un kullandığı araç bir başka otomobile çarptı. Kazada otomobildeki 5 kişi de yaralandı. Hastanedeki 1 haftalık tedavinin ardından taburcu edilen, yaraları nedeniyle tatillerine devam edemeyen Güney Koreli çift, Oruç’un anne ve babasının evinde kalmaya başladı. Oruç ailesi, 40 gün baktıkları Güney Koreli çifti aileleri gibi sahiplendi. 40 günün sonunda ülkelerine dönen çift, Oruç ailesi ile irtibatı hiç koparmadı.
Bir süre sonra Antalya’ya taşınan Zeliha Oruç, ertesi yıl tatil için kente gelen çifti, yine evinde misafir etti. Bu kez Covid 19 tedbirleri kapsamında kısıtlamalar başlayınca, çift 40 gün ülkelerine dönemedi. Güney Koreli çift, konsoloslukların araya girmesiyle 40 günün sonunda ülkelerine döndü. Çift, balayında yaşadıklarını kitap haline getirmeye karar vererek yazmaya başladı.
KİTABI TÜRKÇEYE ÇEVİRMEK İSTİYORLAR
Zeliha Oruç ise geçen sene ailesiyle birlikte Güney Kore’ye gitti. Güney Koreli çift, bir akşam aileleriyle tanıştıracaklarını söyleyerek Oruç ailesini kitabın tanıtım gecesine götürdü. Çift, Oruç ailesinden ‘Türk Ailem’ diye bahsettiği kitabı Türkçeye çevirip yayımlamak istiyor.
Çiftin kendilerini yalnız hissetmemesi için ellerinden geleni yaptıklarını söyleyen Zeliha Oruç, “İngilizcem gelişsin diye bir uygulama üzerinden yurt dışından gelen Koreli çifti evimde misafir ettim. Geldiklerinde onlara çevreyi tanıtmak istedim. Araçta 5 kişiydik. Salda Gölü dönüşünde ölümden döndüğümüz bir kaza geçirdik. Vücutlarında kırık olduğu için ülkelerine dönemediler. 40 gün birlikte kaldık. Onlara burada yalnız olmadıklarını göstermek adına elimizden geleni yaptık” dedi.
‘DÜNYANIN ÖBÜR UCUNDA BİR AİLEM VAR’
Hüzünlü bir ayrılık yaşadıklarını belirten Oruç, “Tedavi süreçleri bitince ülkelerine döndüler. Ancak birbirimize çok bağlanmıştık o süreçte ve çok hüzünlü bir ayrılık oldu. 1 sene sonra hastane ve sigorta işlemleri için tekrar buraya gelmeleri gerekti. O gelişlerinde de Covid 19 çıktı. Yine 40 gün ülkelerine dönemediler. Pandemi sürecindeki kısıtlamalarda elimizden geldiğince onlara destek olmaya çalıştık. Özel izinle İstanbul’dan ülkelerine dönebildiler. Böyle dostluğa dönüşen, ‘dünyanın öbür ucunda bir ailem var’ diyebileceğim bir hikayeye dönüştü bizimki” diye konuştu.
ÖMÜR BOYU SÜRECEK DOSTLUK
Yaşadıklarının çok değerli olduğunu belirten Oruç, “Geçen sene yine bizi görmeye geldiler. Bizi orada ağırlamak istediklerini söylüyorlardı. Annem, babam, oğlum ve arkadaşımla birlikte oraya gittik. Bizi çok güzel ağırladılar. Farklı bir deneyim oldu bizim için. Ömür boyu sürecek bir dostluğa dönüştü bizimki. 40 yıllık yaşantımda babamın ağladığına hiç şahit olmadım. Ama onları uğurlarken onlara sarılıp ‘kızım, oğlum’ diye ağladığını gördüm. Bu beni gerçekten çok duygulandırdı” ifadelerini kullandı.
‘ÇOK DUYGULU ANLAR YAŞADIK’
Kitabın kendileri için de sürpriz olduğunu söyleyen Zeliha Oruç, “Anılarını hep fotoğraflayıp, yazıyorlardı. Bunlardan bir kitap oluşturmuşlar. Bizim onlara hep söylediğimiz bir söz vardı ‘Hayat devam ediyor’ diye. Bunu merkez alan bir kitap çıkarttılar. Çoğunluğu bizim fotoğraflarımızdan oluşan, öykümüzü anlatan, insanların hayata bakış açısını değiştirecek bir kitap. Kore’ye gittiğimizde bize sürpriz yaptılar. Bizi ailesiyle tanıştıracaklarını söyleyerek kafeye götürdüler. Aslında o akşam kitabın tanıtım gecesi varmış. Çok duygulu anlar yaşadık” diye konuştu.
]]>Emekli astsubaylar, 2001 yılında astsubaylara Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile verilen, ancak kararnamenin süresi dolduğu için artık ödenmeyen, bugün yaklaşık 8 bin lira karşılığı olan 10 bin ek göstergenin maaşlarına yansıtılmasını bekliyor. Emekli astsubay Hüseyin Tunç, “Sorunumuz çok, bizi dağlarda teröristler öldüremedi ama açlık öldürecek. Yeter, sıkıldık” dedi. Engelli Komando Astsubay emeklisi Yılmaz Demir Özçelik ise, “Askerler geçinemiyor Sayın Cumhurbaşkanımız, maaşlarımızı size verelim. Engelli komando astsubayı ve silah arkadaşları geçinemiyor. On yıllarca önce bize tazminat sözü verildi, geçinemiyoruz. Sözler verildi, Meclis’e gönderildi, hala verilmedi. Ne olur maaşlarımızı size verelim, bizim yerlerimize evlerimizi siz geçindirin” dedi.
Emekli Astsubaylar İnisiyatifi Hareketi üyesi emekli astsubaylar, 2001 yılında astsubaylara KHK ile verilen, ancak kararnamenin süresi dolduğu için günümüzde 8 bin liranın karşılığı olan, yansıtılmamış 10 bin puanlık göstergenin sigortalarına yansıtılmasını ve kendilerine vaat edilen tazminatların ödenmesini talep ediyor.
Emekli astsubaylar, taleplerini dile getirmek için Ankara’da Ulus Meydanı’nda dün bir araya geldi. Emekli astsubaylar ANKA Haber Ajansı’na yaşadıkları sorunları şöyle anlattılar:
“BİZİ DAĞLARDA TERÖRİSTLER ÖLDÜREMEDİ AMA EMEKLİLİK, AÇLIK ÖLDÜRECEK”
Emekli astsubay Hüseyin Tunç: “26 yıllık astsubayım. Rahatsızlandım, yüzde 70 engelliyim ve personele geçtim. Silahlı kuvvetlerde çalışıp buradaki arkadaşların çoğu bedensel sorunları vardır. Herkes dağlarda, bayırlarda, o karın altında yaşadı, yattı. Ama hakkımız yendi, 23 yıldır astsubaylara bugün yarın söz veriyorlar, sözünde durmuyorlar. Biz, bu sözlerini tutmaları için öl, söz verme/ öl sözünde durma demeye, tazminat hakkımızı almaya geldik. Subaylara bir sürü tazminatlar veriliyor, görev tazminatı, makam tazminatı, kadrosuzluk tazminatı gibi bir sürü tazminat veriliyor. Astsubaylara bir tane verilmiyor. Sorunumuz çok, bizi dağlarda teröristler öldüremedi ama emeklilik, açlık öldürecek. Yeter, sıkıldık. Ne çocuğumuzun okulu ne eşimizin bir yuvası oldu. Oradan oraya gittik, hep ülkemiz için dağlarda, riskli bölgelerde görev yaptık. Yapmayın artık, sözünüzde durun. Artık dayanamıyoruz. Astsubaylar çıldırma noktasına geldi. Benim maaşım çok düşük, ben bunu hak etmiyorum. 14 bin 500- 15 bin 500 lira arasında. Biz bunu hak etmiyoruz. Biz dağlarda, ülkemiz için savaştık. 10 bin puanla 8 bin lira iyileştirme istiyoruz. Gençlerimiz şu anda dağlarda, bizim yerimizde. Bizler de oralardaydık. Oradan geldik. Benim üç tane çocuğum var. Bunları okutmak bir dert, ev bir dert. Ev alamadık.”
“ULUFE İSTEMİYORUZ, İCAZET İSTEMİYORUZ”
Emekli jandarma astsubay Necmi Kerimoğlu: “35 yıl bilfiil hizmet ettim ülkeme. Ülkemizin en ücra köşelerinde görev yaptım. 35 yılımın 17 yılını terörle mücadele bölgesinde geçirdim. Birçok meslektaşlarımızı kaybettik. Bizler bu ülke için hayatımızı seve seve veren insanlarız. Ben 3 tane üniversite bitirdim ama aldığım maaş 18 bin lira. 18 bin lira da kira veriyorum ve geçinemiyoruz. Bu mudur adalet? Bizlere yıllardır söz veriliyor, Cumhurbaşkanımız, Milli Savunma Bakanımız, Genelkurmay Başkanımız; ‘vatan size minnettar, hakkınız ödenmez’ deniliyor. Ama biz bunları göremiyoruz. Doğrudur, haklarımızı ödemiyorlar. Biz hakkımızı istiyoruz. Birilerine 6 tazminat, diğerine sıfır tazminat… Külfette varsa nimet de istiyoruz. Başka bir talebimiz yok. Ulufe istemiyoruz, icazet istemiyoruz. Biz çocuklarımıza, torunlarımıza harçlık veremiyoruz. Onun kederi içerisindeyiz, geçinemiyoruz. Bizi duymanızı istiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum, Anayasal olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başkomutanıdır. Bizleri dinleyiniz. Biz her türlü zorlukta, meşakkatte bu ülke için feda ettik, canımızı koyduk. Bizim derdimiz para değil; insanca yaşamak istiyoruz.”
Emekli Hava Astsubay Hüseyin Alkan: “25 yıl hava kuvvetlerinde teknisyen olarak çalıştım. Bize söz verildi, kıdem tazminatlarımız verilmedi. Biz boğazımızdan kısıyoruz, giyimi falan bıraktık. Hele eviniz yoksa perişansınız. Çoğu arkadaşımız Temelli’ye gitti, Polatlı’ya gitti ev tutmak için.”
“SUBAYLARA VERİLEN TAZMİNATLAR, BURADAKİ İNSANLARA VERİLMİYOR. BİZ BU TAZMİNATIN PEŞİNDEYİZ”
Murat Demirkıran: “Biz buraya İzmir’den geldik. İki otobüs insan topladık. İstanbul’dan gelenler var, Antalya’dan kendi imkanları ile gelenler var. Bu meydanda gördüğünüz herkes birer kahraman, birer gazi. Arkadaşları şehit bu insanların. Bu insanlar şu anda açlık sınırının altında verilen bir maaş ile yaşıyorlar. Subaylara verilen tazminatlar, buradaki insanlara verilmiyor. Biz bu tazminatın peşindeyiz. Anamızın ak sütü kadar helalimiz bu, geçinemiyoruz. Bu tazminat sözü bize 2001’de veriliyor ama bir türlü gerçekleşmiyor. Bu Ulus eylemi bugün bunun gerçekleşmesinin birinci adımı olacak. Maaşımıza yansıtılması gereken 7 bin liradan 11 bine kadar gidiyor. Bugün yarbaylar tazminatı alıyor, albaylar alıyor, astsubaylara tazminat verilmiyor. Biz onlardan daha ağır görevler yaptık. Şu anda bu tazminatı talep ediyoruz.”
“NE OLUR MAAŞLARIMIZI SİZE VERELİM, BİZİM YERLERİMİZE EVLERİMİZİ SİZ GEÇİNDİRİN”
Emekli engelli Komando Astsubay Yılmaz Demir Özçelik: “Memurlara 8 bin 77 lira seyyanen zam verdiler. Biz emekliler bundan mahrum bırakıldık. Neden mahrum bırakıldığımızı bilmiyoruz. 2002 öncesi asgari ücretin üç katı emekli maaşı alırken, bugün itibariyle asgari ücretin altına da düştük. Askerler geçinemiyor Sayın Cumhurbaşkanımız, maaşlarımızı size verelim. Engelli komando astsubayı ve silah arkadaşları geçinemiyor. On yıllarca önce bize tazminat sözü verildi, geçinemiyoruz. Sözler verildi, Meclis’e gönderildi, hala verilmedi. Ne olur maaşlarımızı size verelim, bizim yerlerimize evlerimizi siz geçindirin. Engelli Komando Astsubayı olarak buraya kadar geldim; üç aile bir evde üç odada. Her biri yatak odası, bu şekilde kalıyoruz. Türk askeri bu duruma düşürülmemeliydi.
“17 BİN 500 LİRA MAAŞ ALDIM. BÖYLE BİR ŞEY OLMAZ”
Emekli jandarma astsubay Hasan Savaş: “32 sene bu memlekete kelle koltukta hizmet verdim. 10 sene terörle ilgili bölgelerde çalıştım, ben ayıp olmasın diye söylemek istemiyordum ama söyleyeceğim; 17 bin 500 lira maaş aldım. Böyle bir şey olmaz. Bir imama 40 bin lira veriyorsa bu devlet, bir bekçiye 35 bin lira veriyorsa… Şemdinli’nin dağlarında gezdim ben, eşim çocuklarım yanımda yoktu. Yıllarca doğru düzgün okul okuyamadılar; ev bulamadık, lojman yok. Bugün bizi bu hale sokamazlar bu mümkün değil. Çok büyük haksızlık var.”
Türk Silahlı Kuvvetleri bando mızıkasından emekli astsubay Ali Toker: “Evi olmayan, eşi çalışmayanların durumu gerçekten çok zor. Aldığımız en yüksek maaş, 37 yıllık hizmetim var 17 bin lira maaş alıyorum. Asgari ücret kadar bir maaş alıyorum. Çocuğumuz, eşimiz, gerçekten insanca yaşamı hak ettiğimizi düşünüyoruz. Bizim yaptığımız iş, diğer arkadaşlarımızın işinden aşağıda gibi görülse de bizim de gece gündüz 48 saat görev yaptığımız oldu. Doğudaki arkadaşlarımız o kış şartlarında bandoculuktan başka dağda görev aldılar, çatışmalara girdiler. Hatta Tunceli’de bir bandonun içinde bomba patlamıştı, o arkadaşlarımız da bandocuydu. Bu devlet için canlarını verdiler, tüm askerler gibi biz de hakkımızı hukukumuzu istiyoruz. Biz ekstra bir şey istemiyoruz, hakkımızı istiyoruz. Sesimiz duyuluyor. Tek başına sözler veriliyor, siyaset böyle bir şey, unutuluyor. Bu verilen sözlerin yüzde 10’u yapılmış bile olsa, şu anda Türkiye refah bir ülke konumuna gelecekti.
“CANI İLE KANI İLE BU ÜLKEYİ KORUYAN İNSANLARA YAPILAN BU EZİYET HAKSIZLIKTIR”
35 yıl boyunca bando astsubayı olarak görev yapan Nejdet Akyüz: “Ülkemizin her tarafında astsubay arkadaşlarımın özlük hakları, siyasi otoritelere söylenmesine rağmen, dosyalar verilmesine rağmen ötelendik. Canı ile kanı ile bu ülkeyi koruyan insanlara yapılan bu eziyet haksızlıktır. Bu haksızlığın giderilmesi için başta iktidarda olan Sayın Cumhurbaşkanımız ve diğer siyasi partilere buradan sesleniyoruz; lütfen bizlere sahip çıkın. Bub ordunun bel kemiğiyiz, emekçileriyiz. Her zaman ordumuzun yanında, elimizi taşın altına koyduk. Bizler artık belirli küçük maaşlar ile geçiniyoruz, torunumuza bir harçlık veremiyoruz. Ailemiz ile gezilere gidemiyoruz. Lütfen bugün bu sokaklara bizi toplamayın, biz bu ülkenin her zaman koruyucusuyuz. Çocukluk yaşlarda, 14 yaşında girmişiz buraya. Silahlı kuvvetlerin terbiyesini almış bir toplumuz biz. Atatürkçü düşünce ile yetişmiş bir toplumuz biz. Bugün Atatürk olmasaydı, biz bugün burada olmayacaktık. Onun için Türk milletinin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’mizin, siyasi partilerin bize sahip çıkmasını bekliyoruz.”
]]>Olay, 9 Nisan 2006’da meydana geldi. Buca ilçesinde oturan Saim- Bedriye Taşçı (50) çifti, ailece Kaynaklar bölgesindeki piknik alanına gitti. Gün boyunca piknik yapan, oyunlar oynayan Taşçı ailesi, akşam saatlerinde eve dönmek üzere hazırlık yaptığı sırada, o zaman 5 yaşında olan kızları İlayda’nın olmadığını fark etti. Kendi çabalarıyla arama yapan çifte, jandarma ekipleri de destek oldu. Yol üzerindeki güvenlik kameralarının kayıtlarına bakılırken, köpeklerle piknik alanında günlerce arama yapıldı. Çok sayıda ihbarın değerlendirilmesine rağmen bir sonuç alınamadı. Buca ilçesindeki polis okulunda işçi olarak çalışan baba Saim Taşçı, olayın üzerinden 18 yıl geçmesine karşın acılarının tazeliğini koruduğunu söyledi.
‘YETKİLİLERDEN HALA YARDIM BEKLİYORUM’
Hala kızından bir haber alamadıklarını anlatan Saim Taşçı, İnşallah en kısa zamanda belki kendisi çıkar bizi bulur. O zaman mutlu oluruz. Yetkililerden hala yardım bekliyorum. Olayın yeniden gündeme gelmesini istiyorum. Şu anda bir gelişme yok. Ne bir görgü tanığı ne bir şahit var. Ellerini vicdanlarına koysunlar çünkü mutlaka orada birisi, bu çocuğu gördü. Umudumuz hala var. Çocuğumun yerini söylesinler, kimseden davacı olmayacağım. Yeter ki bizim bu ateşimizi söndürsünler. 18 yıldır her gün yüreğimiz yanıyor. Sadece bir gece bizim yerimize kendilerini koysunlar. Bize bir telefon açsınlar, çocuğun burada desinler. Gidip onu alayım, davacı bile olmayacağım diye konuştu.
SOKAKTA GÖRSEM BİLE TANIMAM’
İlayda kaybolduğu günden beri yoğun şekilde arama çalışması yaptıklarını belirten 3 çocuk babası Taşçı, Baba olarak gereken bütün girişimleri yaptım. Bugün benim başıma gelen yarın başkasının başına da gelebilir. İlayda o zaman 5 yaşındaydı. Şu anda 23 yaşında. Sokakta görsem bile tanımam. Ancak o bizi bulabilir ya da onu götüren geri getirebilir. İlayda’nın kaybolduğu yere artık kimse gitmiyor. Orada hiçbir Allah’ın kulu yok. Artık ailece kalabalık yerlere ayda, yılda 1 kez gidebiliyoruz. Gittiğimiz zaman aklımıza İlayda geliyor. Hep evimizde oturuyoruz. Pikniğe gidemiyoruz ama umudumuzu kaybetmedik. Çocuğumuz 1 gün gelecek ama ne zaman Sadece ölmeden çocuğumu görsem, o bana yeter. Tek umudum bu. Onun yokluğunu sürekli hissediyoruz dedi.
’18 YILDIR ÖLÜ GİBİYİZ’
Her gün telefonundan kızının fotoğraflarına bakan Taşçı, İlayda’nın adına bir sosyal medya hesabı açtıklarını belirtip, Telefonumda kızımın fotoğrafları var. Onun adına sosyal medya hesabı açtık. Her gün kontrol ediyorum, paylaşım yapıyorum. Belki biri insafa gelir, ‘Bu çocuğu gördüm’ der diye bekliyoruz. Çocuğumun yerini bilen varsa söylesinler. Kimseden davacı olmayacağım. Yeter ki bizim bu ateşimizi söndürsünler. 18 yıldır her gün yüreğimiz yanıyor. Hep telefonumu açtığımda karşımda o var. İnşallah bir gün gelir. O zaman bizden mutlusu olmaz. 18 yıldır ölü gibiyiz diye konuştu.
]]>İZMİR’in Buca ilçesindeki bir piknik alanında ortadan kaybolan ve o zaman 5 yaşında olan İlayda Taşçı’dan (23) 18 yıldır haber alınamıyor. Baba Saim Taşçı (47), umutlarını hala yitirmediklerini belirtip, “Çocuğumun yerini söylesinler, kimseden davacı olmayacağım. Yeter ki bizim bu ateşimizi söndürsünler. 18 yıldır her gün yüreğimiz yanıyor” dedi.
Olay, 9 Nisan 2006’da meydana geldi. Buca ilçesinde oturan Saim- Bedriye Taşçı (50) çifti, ailece Kaynaklar bölgesindeki piknik alanına gitti. Gün boyunca piknik yapan, oyunlar oynayan Taşçı ailesi, akşam saatlerinde eve dönmek üzere hazırlık yaptığı sırada, o zaman 5 yaşında olan kızları İlayda’nın olmadığını fark etti. Kendi çabalarıyla arama yapan çifte, jandarma ekipleri de destek oldu. Yol üzerindeki güvenlik kameralarının kayıtlarına bakılırken, köpeklerle piknik alanında günlerce arama yapıldı. Çok sayıda ihbarın değerlendirilmesine rağmen bir sonuç alınamadı. Buca ilçesindeki polis okulunda işçi olarak çalışan baba Saim Taşçı, olayın üzerinden 18 yıl geçmesine karşın acılarının tazeliğini koruduğunu söyledi.
‘YETKİLİLERDEN HALA YARDIM BEKLİYORUM’
Hala kızından bir haber alamadıklarını anlatan Saim Taşçı, “İnşallah en kısa zamanda belki kendisi çıkar bizi bulur. O zaman mutlu oluruz. Yetkililerden hala yardım bekliyorum. Olayın yeniden gündeme gelmesini istiyorum. Şu anda bir gelişme yok. Ne bir görgü tanığı ne bir şahit var. Ellerini vicdanlarına koysunlar çünkü mutlaka orada birisi, bu çocuğu gördü. Umudumuz hala var. Çocuğumun yerini söylesinler, kimseden davacı olmayacağım. Yeter ki bizim bu ateşimizi söndürsünler. 18 yıldır her gün yüreğimiz yanıyor. Sadece bir gece bizim yerimize kendilerini koysunlar. Bize bir telefon açsınlar, çocuğun burada desinler. Gidip onu alayım, davacı bile olmayacağım” diye konuştu.
SOKAKTA GÖRSEM BİLE TANIMAM’
İlayda kaybolduğu günden beri yoğun şekilde arama çalışması yaptıklarını belirten 3 çocuk babası Taşçı, “Baba olarak gereken bütün girişimleri yaptım. Bugün benim başıma gelen yarın başkasının başına da gelebilir. İlayda o zaman 5 yaşındaydı. Şu anda 23 yaşında. Sokakta görsem bile tanımam. Ancak o bizi bulabilir ya da onu götüren geri getirebilir. İlayda’nın kaybolduğu yere artık kimse gitmiyor. Orada hiçbir Allah’ın kulu yok. Artık ailece kalabalık yerlere ayda, yılda 1 kez gidebiliyoruz. Gittiğimiz zaman aklımıza İlayda geliyor. Hep evimizde oturuyoruz. Pikniğe gidemiyoruz ama umudumuzu kaybetmedik. Çocuğumuz 1 gün gelecek ama ne zaman? Sadece ölmeden çocuğumu görsem, o bana yeter. Tek umudum bu. Onun yokluğunu sürekli hissediyoruz” dedi.
’18 YILDIR ÖLÜ GİBİYİZ’
Her gün telefonundan kızının fotoğraflarına bakan Taşçı, İlayda’nın adına bir sosyal medya hesabı açtıklarını belirtip, “Telefonumda kızımın fotoğrafları var. Onun adına sosyal medya hesabı açtık. Her gün kontrol ediyorum, paylaşım yapıyorum. Belki biri insafa gelir, ‘Bu çocuğu gördüm’ der diye bekliyoruz. Çocuğumun yerini bilen varsa söylesinler. Kimseden davacı olmayacağım. Yeter ki bizim bu ateşimizi söndürsünler. 18 yıldır her gün yüreğimiz yanıyor. Hep telefonumu açtığımda karşımda o var. İnşallah bir gün gelir. O zaman bizden mutlusu olmaz. 18 yıldır ölü gibiyiz” diye konuştu.
]]>Türkiye’de acil durumlarda ihbarda bulunmak için sağlık, emniyet, yangın, güvenlik gibi konularda ayrı ayrı numara kullanılmasına son verilmişti. Bu kapsamda tüm çağrılar artık 112 bünyesinde toplanıyor ve tüm acil ihbarlar 112 üzerinden alınıyor. Yeni Nesil 112 sistemi ile vatandaşların tek bir numarayı öğrenmeleri ve acil yardım çağrısı alındıktan sonra en kısa sürede olay yerine ya da acil durumdaki kişilere ulaşmak kolaylaşırken, arayan kişinin nokta olarak adresinin sistemde görünmesi ile de ekiplerin işlerini hızlandırıyor. Jandarma, emniyet, sağlık, orman, itfaiye ve AFAD olmak üzere toplam 7 kurumun koordineli olarak hizmet verdiği Antalya 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürlüğü, 7 gün 24 saat esasına dayalı olarak 300’den fazla personelle vatandaşlara hizmet veriyor.
2009 yılında başlayan hizmet kapsamında gelen ihbarların olay ve adres bilgilerini ortalama 25-30 saniye içinde alınıp içeriğine göre ilgili kurumların operatörlerine iletiyor. İhbarın niteliğine göre de ilgili kurum ekipleri yönlendirerek olaylar çözüme kavuşturuluyor.
3,5 milyon çağrı alındı yüzde 62 gereksiz
Antalya 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü Mehmet Koçak, 2023 yılında 3,5 milyon çağrı aldıklarını ifade ederek, “Bu çağrıların yüzde 38’i gerekli, yüzde 62’isi ise asılsız ihbar olarak kayıtlara geçti. Gelen çağrıların yüzde 51’i emniyete, yüzde 34’u sağlığa, yüzde 8’i jandarma, yüzde 4,5 itfaiyeye duştu. 112 Acil Çağrı merkezi 24 saat vatandaşımıza hizmet veriyor. 350 personelimiz var. 112’yi kullanmak isteyen vatandaşlarımızın aramaları ilk olarak bizim arkadaşlarımıza düşüyor, çalışanlarımız bu aramaların gerekli mi gereksiz mi olduğuna bakıyorlar. Adreslerini tespit ediyorlar, olayın tanımını öğreniyorlar. 30 saniye içerisinde diğer kurumlara aktarılıyor, diğer kurum arkadaşlarımız da 60 saniye içerisinde sahadaki personele bildiriyor” dedi.
“Kırmızı ışıkta yaya yolunda şınav çekiyorlar”
Vatandaşları 112 Acil Çağrı Merkezini aradıklarında sakin olmaya davet eden Koçak, “Adresin tam olarak verilmesi gerekir. Bizi en çok gereksiz aramalar yoruyor. Bu gereksiz aramalar arasında genelde, ‘Kırmızı ışıkta yaya yolunda şınav çekiyorlar, yine kırmızı ışıkta yaya yolunda meditasyon yapanlar var, kedim doğum yaptı çok acı çekiyor, ambulans istiyorum, sınav döneminde kedi köpek sesleri duyuyoruz, sıfır aracının uydudan kapatıldığını açılmasını talep ediyorum’ gibi ihbarlar alıyoruz. 112 acil bir durumda aranması gerekir. Bunlar dışında bizi gereksiz yere aradıkları zaman ihtiyaç olan vatandaşlarımıza daha geç ulaşabiliyoruz” sözlerine yer verdi.
“Çocukların bizimle dalga geçmesinden tutun, akli dengesi bozuk insanlar arıyor”
5 yıldır 112 Acil Çağrı Merkezi çalışanı Abdürrahim Hacıoğlu ise şu sözlere yer verdi: “Yaz aylarına göre şuanda rahat bir dönemdeyiz. Yazın nüfus artınca bizim de yoğunluğumuz artıyor. Gereksiz çağrılar alıyoruz. Çocukların bizimle dalga geçmesinden tutun, akli dengesi bozuk insanlar arıyor. İnsanlar bilmedikleri şeyler için bizi arıyorlar, bilmedikleri numaraları öğrenmek için arıyorlar. Bunlar ciddi bir yoğunluk oluşturuyor. O esnada kaza geçiren ve yardım bekleyen insanlar oluyor. Sırf bu yüzden o kazada yaralanan kişiye 5 dakika daha ambulans genç ulaşıyor. İnsanların daha çok bilgilendirilmesi gerekir, gereksiz yere 112 aramalarının önüne geçilmeli.” – ANTALYA
]]>