Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmet Başer, AA muhabirine, son yağışların buğday ve kanolanın gelişimine katkıda bulunduğunu ve üreticileri sevindirdiğini söyledi.
Kanola ve buğday gelişimindeki olumsuzlukların yağışlarla ortadan kalktığını belirten Başer, “Buğdayın gelişimi gerçekten iyi gidiyor. Sadece son yağışlarda sık ekilen yerlerde ve rüzgarın fazla alındığı arazilerde buğdayda yatma problemi var. Orada üreticilerimiz dikkat etsin. Çok büyük bir sorun değil, buğday kendini toparlayacaktır. Şu anda buğday gelişiminde önemli bir sorun gözükmüyor, oldukça iyi gidiyor. Bu sene çıkış yapan kanolalarımızın gelişimi özellikle son yağmurlardan sonra oldukça iyi. Bundan sonra da çok büyük bir risk oluşacağını sanmıyorum.” diye konuştu.
Başer, bundan sonraki süreçte üreticilere arazilerini sık sık kontrol etmeleri tavsiyesinde bulundu.
Trakya’da geçen senelere kıyasla bu yıl daha yüksek verim elde edileceğini dile getiren Başer, “Geçen yıla kıyasla hem buğday hem kanolada ortalama verimin üstünde olacak hatta ben bazı alanlarda rekor verimler bekliyorum. Verimimiz geçen yılın üstünde olacak.” dedi.
“Çiftçi yağışa sevinir”
Tekirdağ Ziraat Odası Başkanı İmdat Saygı da bu yıl ekili arazilerin güzel yağış aldığını ifade etti.
Kanola ve buğday gelişiminin son derece güzel olduğunu anlatan Saygı, üreticilerin yüzünün son yağışlarla güldüğünü belirtti.
Saygı, “Şu an kanola, buğday, arpa gibi bitkilerin hepsi yağışlardan nasibini aldı. Nisan yağmurları üreticiler için çok önemli. Bu yağışlarla bitki taneyi besleyecek ve verimlerde artış olacak. Çiftçinin zaten olmazsa olmazı yağış. Yağış olduğu zaman çiftçi her zaman mutlu olur. Şu anda bir sıkıntı gözükmüyor.” diye konuştu.
“Uzun zamandır böyle güzel yağışları bekliyorduk”
Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı ise buğday ve kanolanın gelişimine katkı sağlayacak güzel yağışlar olduğunu söyledi.
Kurak geçen kışın ardından üreticilerin endişe yaşadığını belirten Arabacı, son yağışların yüzleri güldürdüğünü dile getirdi.
Yağmurun zamanında geldiğini belirten Arabacı, “Uzun zamandır böyle güzel yağışları bekliyorduk. Yağışlar başak dönemindeki buğdayın gelişimi açısından son derece faydalı oldu. Aynı zamanda çiçek açan kanolaya da büyük katkısı olacak. Kuraklık stresi azalmış oldu. Bu yağışlar inşallah verimi artıracaktır. Üreticilerimize bol ve bereketli bir tarım sezonu diliyorum.” diye konuştu.
“Yağışlar ekili alanlarımıza çok iyi geldi”
Kırklareli Ziraat Odası Başkanı Ekrem Şaylan da son yağışların özellikle buğday, ayçiçeği, mısır ve kanola gibi ekili alanlara katkı sağladığını belirtti.
Bahar yağışlarıyla çiftçinin rahat bir nefes aldığını söyleyen Şaylan, “Allah’a şükür yağış zamanında geldi. Buğday ve kanola gelişim döneminde ayçiçeği ise topraktan çıkmaya çalışıyor. Bu yağışlar ekili alanlarımıza çok iyi geldi.” ifadelerini kullandı.
Üreticiler umutlu
Tekirdağlı kanola üreticisi Salih Can Dinçer de son yağışlarla verim kaybı korkusundan kurtulduklarını ifade etti.
Son yağışlarla derin nefes aldıklarını belirten Dinçer, geçen seneye göre daha fazla verim beklediklerini dile getirdi.
Kırklarelili buğday üreticisi Tuncay Özalatur ise bu yıl buğdayda kalite ve verimde artış beklediklerini söyledi.
Kasım ayında buğday ekimini gerçekleştirdiklerini anımsatan Özalatur, yağışların etkisiyle çimlenme sürecinin güzel olduğunu belirtti.
Haziran sonlarında hasadın gerçekleşeceğini ifade eden Özalatur, “Geçen yıla göre bu yıl daha fazla verim alacağımızı ümit ediyoruz. İlk çıkış ve çimlenme çok güzel olmuştu.” diye konuştu.
]]>***
Rusya-Ukrayna Savaşı’nda 2 yılı geride bıraktık. Bu süre zarfında savaş hem bölgesel paradigmaları hem de küresel dinamikleri derinden etkilemeye devam ediyor. Küresel gıda güvenliği söz konusu etki alanlarının belki de en önemlilerinden bir tanesidir. Zira Rusya ve Ukrayna’nın küresel ölçekte 2 büyük tahıl üreticisi olması, üretimde yaşanan aksamalar, tarım altyapılarının hedef alınması ve buna bağlı olarak düşen tarım ürünlerinin ihracatı küresel tarım piyasalarında ciddi aksamalara sebep oluyor. Bilhassa da buğday ve mısır gibi ürünlerin tedariklerinin sekteye uğraması küresel gıda krizi ihtimalini artırıyor.
-Rusya’nın sessiz silahı: Tahıl
Küresel ölçekte tahıl krizi olarak karşımıza çıkan bu durum Moskova tarafından süregelen savaşın bir başka yönü olarak değerlendiriliyor. Hatta söz konusu krizin Rusya’ya önemli fırsat pencereleri sunduğu tartışılıyor. Bu noktada Kremlin yönetiminin tahıl krizini ve neden olduğu gıda güvenliğini bir silah olarak kullandığı değerlendiriliyor. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) araştırmacıları da bu konuyu ele alan bir rapor yayımladı. Araştırmacılar raporda Rusya eski Cumhurbaşkanı Dmitriy Medvedev’e yaptıkları atıfla gıdayı Rusya’nın “sessiz silahı” olarak nitelendirdi. Bu yaklaşım, akıllara hibrit savaşı kuramını yani askeri güçle beraber askeri olmayan imkanların beraber kullanılmasını ve Rusya’nın bu çerçevede benimsediği stratejileri getiriyor.
Peki Rusya gıdayı gerçekten bir silah olarak kullanıyor ve krizi fırsata dönüştürüyorsa bunu nasıl başarıyor? Rusya nihayetinde ne elde etti ve ne elde etmeyi planlıyor? Bu tahıl savaşının bir kazananı var mı? Geçtiğimiz haftalarda Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli yayın kuruluşu Politico bu sorulara “Rusya küresel tahıl savaşını kazanıyor” başlıklı yazısıyla net bir şekilde cevap verdi. Ancak Rusya’nın nasıl ve neyi kazandığının detaylandırılmasında fayda var.
-Rusya tahıl savaşını nasıl kazanıyor?
İlk olarak Rusya, savaşın başından beri Ukrayna’nın tarım sektörünü ve buradan elde ettiği ticari geliri hedef alıyor. Bu kapsamda hem Ukrayna’nın tahıl üretimi engelleniyor hem de ticaret rotaları kesilerek sevkiyatları sekteye uğratılıyor. Nihayetinde Rus tarafı 3’üncü ülkelerin Ukrayna ile olan ticaretini ve karşılıklı bağımlılık ilişkisini zedeliyor. Rusya sadece bununla kalmıyor ve aynı zamanda Ukrayna’dan açılan bu boşluğu kendisi tahıl ihracatı yaparak dolduruyor. 2’nci olarak Rusya, söz konusu boşluğu doldurabilmek ve krizi fırsata çevirebilmek için kendi üretimini önemli ölçüde arttırıyor ve piyasanın çok altında fiyatlarla satış gerçekleştiriyor. Son olarak Moskova, doğrudan Ukrayna’nın gıda güvenliğini hedef alarak savaş kapsamındaki siyasi hedefleri doğrultusunda Kiev yönetimini daha fazla sıkıştırmayı planlıyor. Ukrayna’da saldırdığı bölgelerin tarım bakımından zengin olması bunun önemli bir göstergesi. Nitekim Ukrayna’nın arpa, buğday ve ayçiçeği üretiminin beşte biri, bugün saldırı altında olan Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya bölgelerinden karşılanıyordu.
-Savaş öncesinde durum nasıldı?
Savaş öncesinde Ukrayna yıllık 60 milyon ton tahıl ihracatıyla dünyadaki ihtiyacın yaklaşık yüzde 10’unu karşılıyordu. Tarım sektörü Ukrayna’nın ihracat gelirlerinin neredeyse yarısını ve istihdamın yüzde 15’ini kapsıyordu. Söz konusu ihracat büyük oranda Afrika ve Orta Doğu ülkelerine yapılıyordu. Daha detaylı incelersek, Sahra Altı Afrika ülkelerinden Etiyopya’nın buğday ihtiyacının yüzde 45’i, Moritanya’nın ihtiyacının yüzde 23’ü, Tanzanya’nın ve Nijerya’nın ihtiyacının ise yüzde 18’i Ukrayna tarafından sağlanıyordu. Kuzey Afrika’dan Tunus’un da buğday ithalatının yüzde 31’i Ukrayna tarafından karşılanıyordu. Savaş döneminde Ukrayna’nın gemi sevkiyatları bazı dönemlerde sıfıra indi. Karadeniz Tahıl Koridoru kapsamındaki ihracat ayrı tutulursa Ukrayna’nın toplam ihracatı üçte iki oranında azaldı. 2022 sonrasında yaşanan bir diğer önemli değişim de ihracat yapılan ülkeler. Bu çerçevede, Afrika ülkelerinin yerini açık bir şekilde Avrupa ülkeleri aldı ve Ukrayna’nın tahıl ihracatının yarısı Avrupa başkentlerine gerçekleşti.
Rusya’nın savaş öncesi dönemde buğday üretimi ortalama 80 milyon tondu. Bu rakam savaş döneminde ortalama 91 milyon tona çıktı. Aynı şekilde savaş öncesi dönemde Rusya’nın buğday ihracatı ortalama 36 milyon tondu. 2022 sonrası dönemde Rusya’nın ihracatı ortalama 50 milyon tona ulaştı. Yani Rusya dünyanın en büyük buğday ihracatçısı konumunu savaş döneminde tahkim etti. Söz konusu buğdayı ithal eden ülke ve bölgelere bakacak olursak, Afrika kıtası bir bütün olarak karşımıza çıkıyor. Bu kapsamda, Kuzey Afrika’nın daha da öne çıktığını söylemek mümkün. Fakat Sahra Altı Afrika ülkelerine de Rusya’dan önemli miktarlarda buğday sevkiyatı yapıldığının altını çizmemiz gerek. Afrika’ya ek olarak Batı ve Güney Asya ülkeleri de savaş döneminde Rusya’dan buğday ithalatını arttırdı. Ukrayna’nın üretiminin açıkça düştüğü, ihracatının engellendiği ve ticaret yaptığı ülkelerin Avrupa kıtasına sıkıştığı bir denklemde, Rusya gerek üretimini arttırarak gerekse fiyatları çok düşük tutarak Ukrayna’dan boşalan Afrika kıtasında etkisini arttırıyor.
Ankara’nın stratejik hamlesi: Karadeniz Tahıl Koridoru
Son olarak, Rusya’nın söz konusu krizi fırsata çevirmesini ve gıdanın bir silah olarak kullanılmasını engelleme noktasında en önemli adımı, Karadeniz Tahıl Koridoru ile Türkiye’nin attığını söyleyebiliriz. Zira, bu koridor kapsamında Ukrayna 3 kıtadan toplamda 45 ülkeye yaklaşık 33 milyon ton tahıl ulaştırmıştı. Bu sayede gıda fiyatları yaklaşık dörtte bir oranında düşmüştü ve hatta Ukrayna’nın ihracatı savaş öncesindeki döneme yaklaşmıştı. Fakat Rusya’nın anlaşmadan çekilmesi, Kiev’in ihracat rotalarını engellemesi ve bu süreçte Ukrayna’nın tarım altyapılarını hedef almasıyla beraber Kiev yönetimi tahıl piyasalarında ciddi alan kaybetti. Bugünkü verilere ve Rusya’nın hakim pozisyonunu nasıl tahkim ettiğine bakarsak, söz konusu koridorla Ankara’nın ne kadar stratejik bir girişimde bulunduğunu söyleyebiliriz. Küresel gıda güvenliğinin arttırılması hedefiyle Karadeniz Tahıl Koridoru’nun yeniden devreye sokulması veya benzer minvalde Ukrayna’nın küresel tarım piyasalarına entegre edilmesi önem arz ediyor.
[???????Mehmet Çağatay Güler, Akademisyen, Milli İstihbarat Akademisi]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>“Buğday unu ihracatımızda stok sorunu olan ülkeler öne çıkıyor”
Küresel ekonomik resesyona bağlı olarak talepteki azalmaya rağmen, geçtiğimiz yıllardan devreden stokların buğday fiyatları üzerindeki baskısına değinen Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, “Dünyada son 2 yıldaki buğday üretimi 1,5 milyar tonu aştı, 2022’den bu yana devam eden bu bollukta, maddi imkanı olan ülkeler depolarında yüksek miktarda stok yaptı. Yeni hasat sezonu yaklaşırken bu alandaki rekabetin yoğunlaştığını, bunun da küresel fiyatlar üzerinde bir miktar baskı oluşturduğu görüyoruz. Bizim bölgemizde de buğdayın ihracat birim fiyatlarındaki gerileme yüzde 10’a yaklaşmış durumda. Öte yandan her ülkenin alım gücü aynı olmadığından, ekonomik olarak daha az gelişmiş bölgelerdeki talep durmuş değil. Bunu ilk 2 aydaki buğday ihracatımızın miktar bazında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 artış göstermiş olmasından da teyit ediyoruz. Güneydoğu Anadolu’dan en fazla buğday ihracatını Irak, Suriye, Cibuti, Etiyopya ve Somali’ye yapıyoruz” dedi.
“Kakaolu mamullerimizde ihracat birim fiyat artışı kalite ve katma değerden”
Kakao maliyetlerindeki yükselişin çikolata ve kakao içeren gıda müstahzarlarının ihracat birim fiyatlarına etkisine değinen Kadooğlu, “Bu yıl dünyadaki tüm gıda üreticilerini etkileyen bir El Nino gerçeği ile karşı karşıyayız. Başta pirinç olmak üzere, pek çok gıda grubu üzerinde etkileri olan bu doğa olayının bir başka sonucunu da kakao konusunda yaşıyoruz. Gana ve Fildişi Sahili’nde de kuraklık şartları nedeniyle kakao fiyatları çok yükseldiğinden, çikolata ve kakao içeren gıda müstahzarlarının ihracat birim fiyatlarında artışlar yaşanıyor. Fakat kakaolu mamullerin ihracat birim fiyatlarındaki artış oranı Türkiye genelinde yüzde 4,7 iken Güneydoğu Anadolu’da yüzde 12,5 düzeyinde. Bu karşılaştırma, fiyatlarımızdaki yükselişin sadece maliyetlere bağlı olmadığını, ürünlerimizde gözle görülür oranda kalite ve katma değer artışı olduğunu da gösteriyor” şeklinde konuştu.
“Yeni pazar kazanma faaliyetlerimiz sürüyor”
Tokyo’da 5-8 Mart 2024 tarihlerinde düzenlenen Foodex Japan Uluslararası Gıda ve İçecek Fuarı’yla ilgili değerlendirmelerde bulunan Kadooğlu, “Asya-Pasifik bölgesine bir açılım yapmak ve bu bölgedeki tanınırlığımızı artırmak bizim için çok önemli. Bu yüzden Foodex Japan Fuarı’ndaki faaliyetlerimizi sadece Japonya ile ticari ilişkilerimiz özelinde düşünmedik. Diğer yandan bu ülkenin gıda arzındaki kırılganlığı ve ülkenin gıda ithalatına bağımlılığı bizim için ilgi çekici bir unsur. Türkiye’nin geçtiğimiz yıl Japonya’ya hububat ihracatı 100 milyon dolara kadar yaklaşmıştı. Tokyo’daki tanıtım çalışmalarımızın başarısı 2024 yıl sonu hedefimizi daha da yukarı taşıdı. Asya-Pasifik bölgesinde pazar kazanma faaliyetlerimize, Nisan ayında Singapur’da düzenlenecek FHA Food & Beverage fuarındaki tanıtım çalışmalarımızla devam edeceğiz” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Sektör Paydaşları Sürekli Network Grubu tarafından organize edilen Eskişehir’de Ekmeklik Buğday Çalıştayı’nda BEBKA (Bursa Eskişehir Bursa Kalkınma Ajansı) tarafından finanse edilen 2022 yılı Kırsal Kalkınma Mali Programı çerçevesinde TR-41-22-KKK-001 referans numarasıyla desteklenen TR-41 bölgesinde buğdayın teknolojik kalitesinin iyileştirilmesi ve buğday kalite haritalarının oluşturulması projesinin sonuçları paylaşılarak Eskişehir’de ekmeklik buğdayın durumu değerlendirildi. Prof. Dr. Fatma Handan Giray’ın moderatörlüğünde gerçekleşen çalıştayın açılış konuşmasını ESOGÜ Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. İlyas Atalar yaptı.
“Pandemi ve Ukrayna Savaşı’nın ardından hububatta özellikle buğdayın önemi fazlaca arttı”
Çalıştay, Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürü Ender Muhammed Gümüş’ün Eskişehir tarımının mevcut durumu, ekmeklik buğday üretimi ve sektördeki güncel gelişmeler hakkında önemli bilgiler verdiği sunumuyla başladı. İl Müdürü Gümüş, yaptığı sunumda, “Pandemi ve Ukrayna Savaşı’nın ardından hububatta özellikle buğdayın önemi fazlaca arttı. Geçmişten bugüne buğday üreten ülkeler arasında önemli bir yere sahibiz. Biz dünyada un ihracatında 1’inci sıradayız. Bulgur piyasasının ise yüzde 60’ı bizde bulunuyor. Yine unlu mamuller üretiminde de sektörde 1’inci sıradayız. Buğday ithal etmemizin temelinde de bu var. Yani kendi ürettiğimiz buğdayın bir kısmını ve yurt dışından ithal ettiğimiz buğdayı işleyerek yurt dışına ihraç ediyoruz. Yurt dışına ihracat ile ilgili belirtmek istediğim bir husus da şu, yurt dışına buğday ürünleri ihracatında bulunmak isteyenlerin işledikleri ürünlerin yüzde 50’sini yerli buğdaydan tedarik etmek zorunluluğu var. Buğday üretimi küresel ısınma ve yaşanan kuraklıktan etkileniyor. Biz ilimizde atıl tarım arazilerimiz için bir proje yaparak bu arazilerimizi hububat üretimine dahil ettik. Eskişehir’de özellikle kuru tarım gerçekleştiriliyor. 2023 yılında hem yağan yağmurların etkisi hem de hububat fiyatlarının cazip oluşu üreticilerimizi hububata yönlendirdi. Ekiliş alanımız 1 milyon 783 bin dekara ulaştı. Verimlilikte yağışların vesilesiyle dekardan 460 kilo ortalamayla tüm yılların üretim rekorunu kırdık. Bizler Tarım ve Orman İl Müdürlüğü olarak hububat üreticimize destek olmak için Bakanlığımızla proje yaptık. Çitçilerimize ekmeklik buğday üretimi için ayni tohum yardımı yaptık. Atıl arazilerimizin kullanımının etkinleştirilmesi için projemizi hayat geçirdik. Proje çerçevesinde seçtiğimiz buğday çeşitlerinin pas hastalığına karşı dayanıklı ve yüksek verimli olmasına dikkat ettik. Yine iklimsel değişikliklerin olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla 2020 yılında hazırladığımız Tarım ve Orman Bakanlığımız, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ve Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz ile birlikte yürüttüğümüz Birleşmiş Milletler projesiyle topraklarımızın su tutma kapasitesini artırmayı hedefliyoruz. Çalıştayın Eskişehir tarımı için faydalı geçmesini diliyorum” dedi.
Çalıştayın diğer konuşmacıları, Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Arzu Akın, ‘Ekmeklik Buğdayda Kalite Değerlendirmesi’, Eskişehir TMO Baş Müdür Yardımcısı Ziraat Yüksek Mühendisi Serkan Karakuş, ‘Ekmeklik Buğday Alım Kriterleri ve TMO Alım Baremi’, NBC Tarım LTD. ŞTİ.’den Dr. Necmettin Bolat, ‘Eskişehir için Ekmeklik Buğdayda Çeşit Seçimi ve Tohumculuğu’, İmamoğlu Un San. Tic. A.Ş.’den Gamze İmamoğlu Kantekin, ‘Buğday Unu Üretimi’ ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Doç. Dr. Yaşar Karaduman, ‘BEBKA TR-41 Bölgesinde Buğdayın Teknolojik Kalitesinin İyileştirilmesi ve Buğday Kalite Haritalarının Oluşturulması Projesi Sonuçları’ konularında sunumlarını gerçekleştirdiler.
Katılımcılar, ekmeklik buğdayın kalitesi, alım kriterleri, çeşit seçimi, tohumculuk, un üretimi ve bölgesel projeler gibi birçok konuda bilgi sahibi oldu. Çalıştayın son bölümünde ise katılımcılar, görüş, dilek ve temennilerini paylaşma fırsatı buldu. Etkinlik, sektördeki paydaşların bir araya gelerek bilgi ve deneyim paylaşımında bulunmalarına önemli bir katkı sağlarken, Eskişehir’deki ekmeklik buğday üretimi üzerine yapılan bu tür etkinliklerin sektöre ışık tutmaya devam etmesi bekleniyor. – ESKİŞEHİR
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
Anadolu’da Atatürk’ün talimatı ile hububat üretiminin artmasıyla birlikte ortaya çıkan depolama ihtiyacını karşılamak amacıyla Devlet Demir Yolları’nın geçtiği bölgelerde kurulan buğday silolarından birisi de 1937 yılında Yozgat’ın Yerköy ilçesinde tesis edildi. Buğdayın işlenip, un haline getirilmesi amacıyla siloların bulunduğu Bağlarbaşı Mahallesi’nde 1941 yılında hububat öğütme tesisi kuruldu. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), hububat depolamasını özel sektöre devretmesi sonucunda tarihi hububat siloları atıl kalırken, tarihi un öğütme tesisi özel sektör tarafından işletiliyor, bölgenin kaliteli un ihtiyacını karşılamaya devam ediyor.
Yozgat’ın Yerköy ilçesinde, 1935-1937 yılları arasında Fransız Müteahhit Froment-Clavier firması tarafından yaptırılan, 24 Haziran 1938 tarihinde ise TMO’ya devri yapılan Buğday Silosu yakınında, 1941 yılında buğday işleme tesisi kurulup, un fabrikası olarak üretime açıldı. Tasfiye edilme kararı nedeniyle atıl durumda kalan TMO’ya ait siloların hemen yanı başında, bin 850 metrekare alan üzerinde 5 katlı olarak buğday öğütme tesisi inşa edildi. 25 metre yüksekliğindeki bacasının tepesinde yaz aylarında leylekleri konuk eden tesis, 1991 yılında el değiştirdi, tesisi alanlar tarafından yapımındaki teknoloji güncelleştirildi, buğdayı un haline dönüştürme işlevini halen sürdürüyor.
GÖVDESİ TAŞ, İÇ DÖŞEMESİ AHŞAP FABRİKA
Hacı Ali Aksoy isimli işadamı tarafından 1991 yılına kadar, kurulduğunda monte edilen teknoloji ile çalıştırılan buğday işleme tesisi, bu tarihten sonra teknolojisini yenileyip, un fabrikası olarak hizmete başladı. Fabrikayı satın alarak yenileyen Hacı Murat Savaş’ın oğlu Uğur Savaş, fabrika hakkında bilgi verdi, tesisin daha önce 8 saatte ancak 130 torba un işleyebildiği, makinaların önemli bölümünün yenilenerek, 8 saatte 480 torba un üretilmeye başlanıldığını aktardı. Tesisteki eski makinalar da söküp atmayıp, koruyan, bazılarını da kullanan tesisin yeni sahipleri, 400 kilowatt gücünde yeni bir trafo ile fabrikanın elektrik tesisatını yeniletip, otomatik kumanda sistemi ile modern hale getirdikleri fabrikada yerel buğday işlenip, un haline getiriyor. Uğur Savaş, her buğdayı işlemediklerini, buğday alımında seçici davrandıklarını belirterek, “Babam ve amcamın daha önce değirmenleri vardı, burayı almadan önce. Burayı satın aldılar, yerli buğdayı işliyoruz, katkı maddesi yok. Ekmeklik, baklavalık, böreklik, mantılık, makarnalık velhasıl her türlü unlu mamuller için un üretiliyor. Yerköy bölgesindeki ekmek fabrikalarına ve vatandaşlara satışını yapıyoruz” dedi.
Fabrikada buğday yıkama, temizleme, eleme makineleri ile birlikte 5 tanesi Rus, biri Alman, diğeri İtalyan olmak üzere toplam 7 buğday kırma makinesi ile elektrik üretiminde kullanılan İngiliz yapımı buhar makinesinin de çalışır durumda olduğu kaydedildi.
“BAKLAVA, TATLI GİBİ ŞEYLER ÇOK GÜZEL OLUYOR, İYİ BİR FABRİKA”
Fabrika ve TMO silolarının bulunduğu Bağlarbaşı Mahallesinde doğup, büyüyen 63 yaşındaki Mehmet Yavuz, fabrikada çok kaliteli un öğütüldüğünü vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Doğma büyüme buralıyım. Çocukluğum buralarda geçti. Fabrikanın tarihi 1941’de yapıldığını söylüyorlar. Ben şimdi 30 torba un alacağım, buraya un almaya geldim. Çok güzel ekmeği oluyor, baklavalık falan çok güzel. Baklava, tatlı falan bu gibi şeyler çok güzel oluyor, iyi bir fabrika, unu çok güzel, tarihi bir fabrika, güzel fabrika. Bir zamanlar bu fabrika ofisle yarış ederdi, çok alım yapardı. Şu gördüğün meydanlar, şuralar, arkalar ve depoları, içerisi hep buğday alımı yapardı ve burada da kamyonu vardı. Kamyon ile tren istasyonuna gönderilirdi. Oradan vagonlara yükler. Başka illere un gönderilirdi. Tabii ki o zamanlar nakliyecilik az olduğu için trenle gönderirlerdi.”
]]>Ankara’nın Polatlı ilçesinde faaliyet gösteren bir buğday tohum firması iddialara göre, birden fazla firma ve 100’ün üzerinde çiftçinin ürünlerinin parasını vermeden ortadan kayboldu. Toplamda piyasa değeri 150 milyon TL’nin üzerinde olan mahsullerinin tahsilatını alamayan çiftçiler durumdan şikayetçi oldu. Şikayet üzerine firmanın kapılarına polis ekipleri tarafından mühür vuruldu.
Ayrıca firma sahipleri, 2017 yılından beri güven oluşturarak çiftçilerden tarım ürünlerini topladıkları ve belli bir süre sonra karşılığında yüksek kazanç vaadiyle geri ödeme yapacaklarını iddia ettikleri belirtiliyor.
Çiftçilerin yaptığı şikayetler sonucunda Polatlı Cumhuriyet Savcılığına ulaşan 100’den fazla mağdur olduğu ve bazılarının ellerinde senet bile olmasına rağmen ürünleri gizlice ellerinden çıkardıkları için mağduriyet yaşadıkları ifade edildi. Firma sahibi S.C.’nin bu faaliyetler içindeyken aynı zamanda 1926 Polatlı Belediyespor Başkanı görevini de sürdürdüğü ortaya çıktı.
“Bürolarını kapatıp ortadan kayboldular”
Polatlı Devlet Hastanesi’nde 22 yıllık başhekimlik görevinin arından emekli olarak çiftçilik yaptığını aktaran mağdur Ali Rıza Koçoğlu, “Buğdayı kaldırdığımızda TMO’ya verecektim. Geldiler, ‘Buğdayı bize ver hocam, 6 Aralık’ta parasını vereceğiz’ dediler. 259 ton buğdayı onlara teslim ettik. Bunlar tohumluk yaptılar, millette sattılar. 6 Aralık’ta paramızı verecekti. 5 Aralık’ta bürolarını kapatıp ortadan kayboldular” ifadelerini kullandı.
Bir sene önce de aynı kişilere buğdayını teslim ettiğini ve borcunu geri alması ile güven sağladıklarını dile getiren Ali Rıza Koçoğlu, “Gübre ve tohum üretip satıyorlardı. Tohum ve gübre bayisiydi. Biz de bu sene hatta tohumu ve gübreyi oradan aldık. Ondan sonra gerisini alıp gittiler” dedi.
“Depomuz olmadığı için oraya teslim etmiştik”
Ailesi ile tarlalarında bu yıl 600 dönümlük bir araziye buğday ektiklerini dile getiren mağdur Edem Koçoğlu, “Buğday ekilişinden verim aldık. Gayet güzel bir yıldı. O bütün ürünümüzle birlikte Ahi Tohum’un sahipleri Sevgi Coşkun ve eşi Cihangir Coşkun’un işlettiği işletmeye ürünümüzü teslim ettik. Polatlı’da tanınıyorlardı. Bilindik bir aileydi. Bizler de güvendik. Dolayısıyla ürünümüzü verdikten sonra geri belli bir süre bekletip daha sonra da depomuz olmadığı için oraya teslim etmiştik. Sonra da belli bir karla birlikte o zamanın aralık ayının fiyatıyla bize verdiğimiz mahsulü sattıktan sonra parayı iade edeceklerdi. Ancak işte bu Ahi Tohum ürünümüzün parasını vermedi” diye konuştu.
“Tanınan bir aileydi ama bizi yanılttılar”
Polatlı’da 100’ün üzerinde çiftçinin mağduriyetinin olduğunu belirten Koçoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Her gün birbirimizi arıyoruz, diğer çiftçilerle konuşuyoruz. Elimizde senet vardı. O senedi mahkemeye verdik. Haciz ve benzeri işlemler devam ediyor. Şu anda takip altında. Sevgi Demir Coşkun, biz bu şikayeti bulunmadan önce yurtdışına kaçtı. Onun yanında eşi Cihangir Coşkun da İstanbul’da yakalandı. Silivri Cezaevine konulmuş. Yüzün üzerinde kişi ve 150 milyon TL’nin üzerinde miktarı vermedikleri, alıp kaçtıkları söyleniyor ama üzerlerinde ne bir ev, ne bir arabada yok. Dolayısıyla haciz edilecek bir şey de bulamadık. Burası Ankara’nın ve Türkiye’nin tarım ambarı. Dolayısıyla güven esaslı biz depoya bıraktık. Ayrıca, Sevgi Coşkun 1926 Polatlı Belediyespor kulübünün başkanlığını da yapıyordu. Dolayısıyla tüm Polatlı güveniyordu. Onlara kulüp başkanlığını da emanet etmişlerdi. Tanınan bir aileydi ama bizi yanılttılar. Herkesi yanıttılar, herkes mağdur. Dolayısıyla tarım, çiftçilikte bu nedenden dolayı her gün geriliyor ve gerilemekte. Dolayısıyla insanlar bundan sonra çiftçilik belki yapamayacak, bu kayıplarını karşılanmasını talep ediyorlar. Bu nedenle biz yasal hakkımızı da kullanıyoruz.” – ANKARA
]]>