Çukurova Üniversitesi öğrencileri, ABD’de üniversite öğrencilerinin Filistin’e destek vermeye yönelik kurduğu ve çeşitli İsrail protestolarının gerçekleştirildiği çadır kamplarının bir benzerini Adana’da hayata geçirdi. Çukurova Üniversitesi kampüsünde yer alan alanda 6 adet çadır kuran öğrenciler, alanı Filistin ve Türkiye bayrakları başta olmak üzere Filistin ve Gazze temalı ve çeşitli unsurlar ile süsledi. Müslüman gençler olarak insanlık namına Filistin’de yaşanan vahşeti gündemde tutmak için ellerinden geleni yaptıklarını belirten öğrenciler, arkadaşlarını kendileri ile birlikte çadır kamplarında bir araya gelmeye davet etti. Öğrenciler, kurdukları çadır kampında 5 gün boyunca öğrenci arkadaşlarını ve çeşitli konukları ağırlayacak.
“Müslüman gençler olarak insanlık namına ne yapabileceğimizi düşünürken aklımıza geldi”
Filistin konusunda farkındalık oluşturmaya yönelik üniversite kampüsünde çadır kurma fikrinin ortaya çıkış hikayesini anlatan İlahiyat Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Furkan Toramantekin, “7 Ekim tarihinden bu yana üniversitemizin çeşitli bölgelerinde yürüyüş, basın açıklaması, resim sergisi ve doğa temalı olacak şekilde insanların zihninden Filistin’i ve Gazze’yi çıkarmamak adına çeşitli çalışmalarda bulunuyorduk. Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşen olaylar açıkçası bizi biraz utandırdı. Onların çoğunun gayrimüslim olduğunu biliyoruz. Biz de Müslüman gençler olarak ‘insanlık namına, Müslümanlık namına ne yapabiliriz’ diye düşündüğümüz bir sırada aynısını yapmaya karar verdik” dedi.
5 gün boyunca farkındalık nöbeti tutacaklar
Üniversite rektörlüğünden aldıkları izin sonrasında çeşitli fakültelerden öğrenciler ile çadır kurdukları alanda bir araya geldiklerini belirten Toramantekin, “Burada çeşitli fakültelerden öğrenci arkadaşlarımız ile bir araya geldik. 5 gün boyunca burada Filistin çadır kamplarımız ile birlikte farkındalık nöbeti tutmayı düşünüyoruz. Gelen arkadaşlarımızla Filistin hakkında, dünya gündemi hakkında ve geleceğimiz hakkında çeşitli istişare ve sohbetler yapmayı düşünüyoruz. Yine bu 5 günlük süre içerisinde çeşitli konuklarımızı buraya getirmek istiyoruz. İnşallah fakülte hocalarımızı burada ağırlayacağız. Rektörümüzü de davet ettik. Bu şekilde farkındalık adına ne yapabilirsek bizler için insanlık adına kar olabileceğini düşünüyoruz. 7 ay oldu ve 210 günü geçti bu süreç. Hala katliamlar devam ederken bizim oturduğumuz yerde çakılı kalmamız vicdanımızı sızlatıyor. Hem insani, hem de dini bir vazife olarak gördüğümüzden dolayı arkadaşlarımız ile ‘daha neler yapabiliriz’i konuşmaya devam ediyoruz bu hususta” şeklinde konuştu.
“En büyük amacımız Filistin’e yönelik farkındalık oluşturmak”
İşletme Bölümü ikinci sınıf öğrencisi Halil Çalışkan ise, “6 adet çadırımız var. Buralarda resim sergilerimiz var. Etrafı süsledik. İnsanların gelip fikirlerini söyleyebileceği, kaynaşabileceği, çeşitli akademisyenlerin ve yazarların gelip burada öğrenci kardeşlerimiz ile buluşacağı bir ortam kurmaya çalıştık. Burada bizim en büyük amaçlarımızdan birisi Filistin’e dair bir farkındalık oluşturmak. Bildiğiniz gibi Avrupa’nın en köklü üniversitelerinde bu tarz eylemler çok yaygın. Bizler de bunu öğrenciler olarak Çukurova Üniversitesi adına düzenliyoruz. Şu anda buradaki heyecan gerçekten yüksek. Öğrenci kardeşlerimizle bu sesi Adana’da ve Çukurova Üniversitesi’nde yaymak istiyoruz” ifadelerini kullandı. – ADANA
]]>İsrail’de pazar akşamı yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı hükümet karşıtı gösterilerin ardından bazı gruplar Batı Kudüs’teki İsrail Meclisi önünde yüzlerce çadır kurarak burada kalmaya başladı.
Netanyahu hükümetinin istifası, erken seçim ve Gazze’deki İsrailli esirlerin geri getirilmesini talep eden protesto organizatörü gruplar, Batı Kudüs’teki İsrail Meclisi önünde dört gün boyunca çadırlarda kalacaklarını ve gösterilerini sürdüreceklerini açıkladı.
Protesto grupları, İsrail ordusunun Gazze’ye saldırıları 6 aydır devam ederken, Gazze’deki İsrailli esirlerin evlerine dönemediği durumda, Meclis’in ara tatile girmesini eleştirdi.
İsrail Meclisi önündeki Kaplan Caddesi protestocuların kurduğu yüzlerce çadırla doldu. Gece saatlerinde de bazı göstericilerin buraya gelerek çadır kurmaya başladığı görüldü.
Meclis önünde çadır kurmaya başlayan İsrailli Gal Kahoonay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsrail olarak “çok kötü bir noktada” olduklarını ve 130’dan fazla İsraillinin “Gazze Şeridinde” esir olduğunu söyledi.
Kahoonay, “Hükümetten Gazze’deki İsrailli esirleri buraya getirmesini, bu konuda bir şey yapmalarını istiyoruz. Ama hiçbir şey yapmıyorlar. Bunu protesto etmeye geldik.” dedi.
Bir hafta boyunca çadırda kalmayı planladıklarını belirten Kahoonay, Netanyahu hükümetinin sadece kendi siyasi makamlarını korumaya çalıştığını ve esirlerin durumunu önemsemediğini dile getirdi.
İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu hükümeti karşıtı ve Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin ailelerine destek olmak için pazar akşamı düzenlenen kitlesel gösterilere yüz binden fazla kişi katılırken, Batı Kudüs’te göstericiler otoyolda trafiği kesmiş, ateş yakmış, polisle karşı karşıya gelmişti.
Netanyahu, sokakta protestolar devam ederken düzenlediği basın toplantısında, erken seçim taleplerinin İsrail’i 8 ay boyunca “felce uğratacağını” ve “bu durumdan en fazla Hamas’ın memnuniyet duyacağını” savunmuştu.
Gazze’deki İsrailli esirlerin yakınları, cumartesi akşamı başkent Tel Aviv’de toplandıkları meydandaki gösterilerini sonlandırarak bundan sonra ülke genelinde sokaklara ineceklerini duyurmuştu. İsrail’de Netanyahu’yu 7 Ekim 2023’te Hamas’ın düzenlediği sürpriz saldırıdan sorumlu tutan hükümet karşıtı gruplar da gösterilere katılma çağrısı yapmıştı.
Hamas ve İsrail arasında Gazze’de ateşkes ve karşılıklı esir takası için dolaylı müzakerelerin yeni turu pazar Kahire’de başlamıştı.
BMGK’nin ateşkes kararı uygulanmıyor
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden (BMGK) 25 Mart’ta Gazze’de ramazan ayında bir ateşkes kararı çıktı ancak İsrail bu kararı hiçe sayarak saldırılarına devam ediyor.
İsrail ordusunun saldırıları ve işgali gölgesinde, Gazze Şeridi’nde 2,3 milyon Filistinlinin yaklaşık yüzde 90’ının evsiz, açlık, kıtlık karşısında yaşam mücadelesi verdiği insanlık felaketi devam ediyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bugüne kadar Gazze’ye saldırılarında 21 binden fazlası kadın ve çocuk yaklaşık 33 bin Filistinli can verdi. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Hamas ile İsrail arasında en büyük anlaşmazlıkların başında, Hamas’ın “kalıcı ateşkes talebine rağmen” İsrail’in “geçici ateşkes ve savaşa devam etmeyi talep etmesinin” geldiği aktarılıyor.
Hamas’ın, zorla göç ettirilmiş Filistinlilerin İsrail’in kara işgalini sürdürdüğü, çoğu yıkılmış Gazze’nin kuzeyine dönmesini istediği, İsrail’in ise buna karşı çıktığı ifade ediliyor.
İsrail makamlarına göre, Gazze Şeridi’nde, bazıları hayatta bazıları ölü 136 kadar İsrailli esir bulunuyor. Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında öldürülen İsrailli esir sayısının 70’i geçtiğini duyurmuştu.
Netanyahu üzerinde baskı artıyor
Başbakan Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerden dolayı Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich de dahil olmak üzere Netanyahu hükümetinin üst düzey isimleri, esirlerin İsrail’in birinci önceliği olmaması gerektiğini ve Hamas’ı yok etmenin daha önemli olduğunu savunuyor.
Sosyal medyada Netanyahu destekçileri tarafından saldırıya uğradıklarını iddia eden bazı esir yakınları, esirlerin salıverilmesi için hükümete çağrıda bulundukları gösterilerde fiziksel saldırıya uğradıklarını da belirtmişti.
]]>İzmir Kadın Platformu, 6 Şubat depremlerinde yaşamını yitirenler ve kaybolan çocuklar için insan zinciri oluşturup yürüyüş yaptı. Platform adına konuşan Deniz Uslu, “Depremden sağ çıkartılan, ama sonrasında akıbeti belli olmayan binlerce insanın, çocuğun akıbeti araştırılsın; sorumlular tek tek hesap versin” dedi.
İzmir Kadın Platformu üyeleri, Kahramanmaraş’ta 6 Şubat 2023 tarihinde meydana depremlerde yaşamını yitirenleri anmak için bugün Alsancak’taki Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde toplandı. Kadınlar, “Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok! Güvenli kentler, güvenli yaşam istiyoruz” yazılı pankart açtı.
Kıbrıs Şehitleri Caddesi boyunca ellerinde dövizlerle insan zinciri oluşturan kadınlar, daha sonra Alsancak Garı’na doğru yürüyerek “Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok”, “Deprem değil, bu bir katliam”, “Ranta değil eğitime bütçe”, “Şiddetiniz batsın, kadınlar yaşasın”, “Güvenli kentler, güvenli yaşam”, “Sermayeye değil kadınlara bütçe”, “Kadınlar sokağa, hesap sormaya”, “Yaşamı yeniden kuracağız”, “Kadınlar yürüyor, dayanışma büyüyor”, “Kaybolan çocuklar nerede”, “Katil devlet hesap verecek”, “Kızılay’dan hesabı kadınlar soracak” sloganları attı.
“İKTİDARIN AYRIMCI POLİTİKALARI SONUCU YÜZBİNLERCE İNSAN HAYATINI KAYBETTİ”
Yürüyüşün ardından garın önünde yapılan açıklamada İzmir Kadın Platformu adına Deniz Uslu, “6 Şubat 2023 tarihinde 11 ilde etkisini gösteren ve iktidar eliyle bir katliama dönüştürülen depremin üzerinden tam bir yıl geçti. Bir yılın ardından bölgede yaraların hala sarılmadığı, halkların sağlıklı bir yaşama kavuşmadığı bir tablo ile karşı karşıyayız. Depremin ilk olduğu anlardan itibaren saatlerce, günlerce arama-kurtarma ekipleri bölgeye gelmedi. İnsanlar enkaz altında ölüme mahkum edildi. Kendi imkanlarıyla yaşamını kurtaranlara ne bir çadır sağlandı ne de içecek bir su verildi. Halktan halka dayanışma köprüleriyle birbirimizin elinden tutmaya çalıştık. Gerek TIR’lar dolusu malzemeler ile gerek direkt deprem bölgesine giderek oralarda çalıştık ve dayanışma köprülerine ayak olduk. Deprem bölgelerinde temiz suya, gıdaya, hijyene ihtiyaç tavan yapmışken, kadınlar ev içlerindeki toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini daha da ağır biçimde çadırlarda, bulunduysa konteynerlerde yaşarken, ciddi bir barınma krizi olduğu için kadınlar şiddet ve istismar failleriyle aynı çadırlarda kalırken AKP-MHP iktidarı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem bölgesinin sorunlarını dile getirenlere hakaret etmekle, Kızılay çadırlarını halka satmakla meşguldü. İktidarın ayrımcı ve sermayeden yana politikaları sonucu yüzbinlerce insan hayatını kaybetti ve hala daha fazlası yaşamsal sorunlarla burun buruna” diye konuştu.
“İNSANLARIN GEÇİM ALANI OLAN YÜZ YILLIK ZEYTİN AĞAÇLARINA GÖZ DİKİLDİ”
“Depremden sağ bir şekilde kurtarılan, ama sonrasında haber alınamayan binlerce insan olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız” diyen Uslu, şunları söyledi:
“Bir yıl geçmiş olmasına rağmen akıbeti belli olmayan insanlar var. ve bu dönemde yüzlerce çocuğun tarikatlara gönderildiğine dair haberleri hep birlikte okuduk. Aynı zamanda depremzedeler arasında kimlik ve inanç ayrımcılığına da birlikte şahit olduk. Özellikle Hatay’da yaşayan Alevi nüfusu tam anlamıyla görmezden gelen, üzerine daha fazla saldırmaya çalışan bir iktidar politikası bu. Depremin üzerinden birkaç ay geçmişken Hatay Dikmece köyünde, insanların geçim alanı olan yüz yıllık zeytin ağaçlarına göz dikildi ve acele kamulaştırma kararı alındı. Başta Dikmeceli kadınlar olmak üzere Dikmece halkı, aylardır bu saldırıya karşı mücadele ediyor, zeytinliklerine sahip çıkıyor. Depremden sonra birçok kadın işsiz kaldı, bir kısmı ise hamileyken işe çağrıldı. Yoksulluk öyle ciddi boyutlarda ki 3 bin liralık kira yardımını alabilmek için çadırda kalmayı tercih edenler, 3 kuruş kazanabilmek için temizliğe giden kadınlar var. Çocuklar çadırlarda telefon ışıklarında ders çalışıyor. Hala doğru düzgün okul yok, olanlar ise 45-50 kişilik mevcutlarla ders işlemeye çalışıyor.
“EĞİTİMİN KALİTESİ GİDEREK DÜŞÜYOR”
Bugün geldiğimiz noktada, dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve şu anda Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Murat Kurum, geçen sene ’50 bin’ dedikleri ölüm rakamının bugün 130 binler olduğunu söylüyor. Yine depremin yıl dönümünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hatay’da gerçekleştirdiği konuşmasında, ‘Merkezi yönetim ile yerel yönetim el ele vermezse oraya hiçbir şey gitmez. Bakınız, Hatay garip kaldı’ diyerek deprem döneminde nasıl tutum aldığını itiraf ediyor, halkları tehdit ediyor. Biz kadınlar, güvenli bir yaşam ve güvenli kentler için mücadelemize daha fazla sarılmaya devam edeceğiz. Afetin ötesinde bir katliam yaşadığımız gerçeğini unutmayacağız. Bugün bu açıklamayı, yine bir deprem bölgesi olan İzmir’de gerçekleştiriyoruz. 30 Ekim 2020 yılında, yine etkisi çok olan bir depremi burada yaşadık ve her an kitlesel yıkıma varabilecek bir deprem ihtimali altında yaşıyoruz. İzmir’de üç yıldır yapılmayan okullar yüzünden okullar birleştirildi. İki hatta üç okul tek bir binada eğitim görüyor. Eğitimin kalitesi giderek düşüyor. Aynı zamanda çocuklar, yaşadıkları yerlerden uzaktaki okula gidebilmek için üç araç değiştirmek zorunda kalıyorlar.
“RANTSAL DÖNÜŞÜM PEŞİNDE OLANLARLA HESAPLAŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Peki olası bir depremin yıkıcı boyutlara ulaşmaması için neler yapılıyor? Çürük binalara imar affı verilmesinin son bulması, para uğruna uygun olmayan zeminlere bina dikilmesine son verilmesi, sağlıklı yaşam alanları, güvenli kentler inşa edilmesi gerekmektedir. Merkezi ve yerel yönetimlere sesleniyoruz: Biz kadınlar, haklarımıza ve hayatımıza sahip çıkıyoruz. İnsanların ve doğanın sermayedarların daha fazla zenginleşmesi için peşkeş çekilmesine karşı, kentsel dönüşüm adı altında rantsal dönüşüm peşinde olanlarla hesaplaşmaya devam edeceğiz.”
TALEPLERİNİ SIRALADILAR
Kadınların güvenli bir yaşam ve güvenli kentler için mücadeleyi sürdüreceği vurgulayan Deniz Uslu, taleplerini şöyle sıraladı:
“Depremden sağ çıkartılan, ama sonrasında akıbeti belli olmayan binlerce insanın, çocuğun akıbeti araştırılsın; sorumlular tek tek hesap versin. Deprem bölgelerinde temiz su ihtiyacı çözülsün, halkların sağlıklı bir yaşama kavuşması sağlansın. Faillerle aynı çadırlarda yaşamak zorunda kalan kadınlara barınma imkanı sağlansın. Kadın hastalıklarıyla ilgili ücretsiz ve kapsamlı taramalar yapılsın. Eğitim hakkı elinden alınan çocuklara, gençlere parasız, nitelikli eğitim sağlansın. Ücretsiz psikolojik destek noktaları kurulsun. Deprem bölgesindeki tüm üniversiteli kadınlara KYK bursu sağlansın. Bakım emeği toplumsallaştırılsın. Ücretsiz kreş, yaşlı bakım evi, çamaşırhaneler açılsın. Elektrik kesintilerinin son bulması, yangınların önüne geçilmesi için etkili çalışma başlatılsın. Şehir içinde yaşanan ulaşım sorunu acilen iyileştirilsin. Zeytinliklere, arazilere, tarlalara istimlak adı altında el koyma yasaları kaldırılsın. İstihdam sorunu yaşayan tüm kadınlara güvenli ve güvenceli iş imkanı sağlansın. Tüm depremzede yurttaşlar için insanca temel gelir güvencesi sağlansın. Özel okullara teşvike ayrılan bütçeler, kamusal eğitim için ayrılsın. Yerel yönetimler ve merkezi idare, çocukların ücretsiz servis ihtiyacını karşılasın. İmar aflarından çürük binalar yapanlara, insanları bile bile ölüme terk edenlerden halka çadır satanlara, halklara ölüm ve zulüm düzeninden başka bir şeyi reva görmeyenlere kadar bu katliamda sorumluluğu olan herkes tek tek yargılansın.”
]]>