Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bahar Çiftçi, Prof. Dr. Gülçin Avşar ve Doç. Dr. Arzu Sarıalioğlu ile Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Coşkunçay’ın desteğiyle 1 yıllık çalışmanın ardından, yoğun bakım hastalarının tedavi sürecine yardımcı olmak için el şeklindeki “Terapotik Dokunmatik” cihazını hayata geçirdi.
Çiftçi, üniversitenin Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü (BAP) birimince desteklenen ve ATA Teknokent’te geliştirilen cihaz hakkında hastanelerin yoğun bakım servislerinde görev yapan hemşirelerden de olumlu geri dönüş aldı.
İnsan eli hissiyatının yanında yoğun bakımda, yakınlarından uzakta tedavi süreçleri devam eden hastalara olumlu etki yaratması için hazırlanan cihaza hasta yakınlarının veya müzik, Kur’an-ı Kerim gibi istenilen sesler de ekleniyor.
Özel bir maddeden yapılan el şeklinde cihaz, yatan hastanın elinin üzerine konularak zaman zaman sıkma refleksleri gerçekleştiriyor.
Cihaz fikri Kovid-19 sürecinde çıktı
Doç. Dr. Çiftçi, AA muhabirine, cihazın çıkış fikrinin Kovid-19 döneminde alınan tedbirlerden kaynaklandığını söyledi.
Özellikle Kovid-19 sürecinde hasta yakınlarının, hastalarını enfeksiyon bulaşma ihtimali gibi nedenlerden dolayı ziyaret edemediğini dile getiren Çiftçi, “Uzakta olan bireylerin yakınlarına yardımcı olabilmek için onların seslerine hastamıza getirerek yanlarında oldukları hissini vermek için bunu geliştirdik. Özellikle yurt dışında yaşayanlar, hastasının yanına gelemiyor ve psikolojik olarak kendisini kötü hissediyor. Bu sebeple ‘annemim-babamın yanına gidemedim, en azından dokunma hissimizi hissettirelim ve sesimizi ulaştıralım’ düşüncelerinden bu yola çıktık.” dedi.
Yapılan bilimsel araştırmalarda, yoğun bakım hastalarının müzik ve dokunma ile tedavi süreçlerine katkılar sunulduğunu aktaran Çiftçi, bu çalışmada da dokunma ve müzik terapi yöntemlerinin birleştirildiğini kaydetti.
“Maketten ziyade bir insan eli formatına getirmeye çalıştık”
Cihazı insan eli dokusuna yakın oluşturulduğuna dikkati çeken Çiftçi, şöyle devam etti:
“Cihazın insan elini sıkabilme özelliği var. Aynı zamanda elin iç kısmında sıcaklık hissi de veriyor çünkü dokunulduğunda, maketten ziyade bir insan eli formatına getirmeye çalıştık. İnsanlar yoğun bakıma yakınlarını göremeye geldiği zaman ellerini yakınlarının elinin üzerine koyar ve ‘Anne ben geldim, baba ben geldim, iyileşeceksin’ gibi sözleriyle telkinlerde bulunurlar. Biz de o hissiyata ulaşmaya çalıştık.”
Çalışmanın hastalar üzerindeki etkisine ilişkin bilimsel çalışmalara başladıklarını anlatan Çiftçi, şunları kaydetti:
“Bilimsel çalışma aşmasına geçtik. Hastalar üzerinde, yaşam bulgularının etki etmesini bekliyoruz. Acaba hastalarımızın yakınlarının sesleri, doğa sesleri, dokunmalar, hastamızın nabzı yüksekse bunu düşürecek mi? Solunum yüksekse solunumu düşürebilecek mi? şeklinde bilimsel çalışmalara da deneme aşamasındayız.”
“Arkadan gelen seslerde güzel bir hissiyat oluşturuyor”
Cihazı deneyimleme fırsatı bulan fakültenin 3. sınıf öğrencisi Hüseyin Can Torlak ise “Cihazın sıcaklığı insan eli hissiyatında. Biri elimi tutuyor gibi hissiyat yaşadım. Arkadan gelen sesler de güzel bir hissiyat oluşturuyor. Yoğun bakım hastalarımızda olumlu etki bırakmasını umut ediyorum.” diye konuştu.
]]>Bakan Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Batman Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) BİOSYS Fabrika Açılış Töreni’ne katıldı.
Şimşek, törende yaptığı konuşmada, Batman OSB’de birçok fabrikanın açılışında bulunduğunu, ama bu fabrika açılışının en anlamlısı olduğunu belirterek, ilk defa Batman’da yüksek teknoloji ürün üretecek bir fabrika açılışını yaptıklarını söyledi.
Fabrika girişimcilerini kutlayan Şimşek, bu başarı hikayesinin, üretim üssünün Batman’da olmasının kendileri için büyük bir gurur kaynağı olduğunu dile getirdi.
Fabrikanın hayırlı olmasını dileyen Şimşek, 1990’lı yıllarda OSB’nin kurulduğunu, 2002 yılına, AK Parti hükümetlerine kadar OSB’de sadece bir un fabrikasının faaliyete geçtiğini anımsattı. Şimşek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bugün yaklaşık 220 fabrika ya faal ya da inşaat halinde. Muazzam bir başarı, nereden nereye. 20 yıllık bir süreçte Batman sanayileşiyor, üretiyor. Batman, Türkiye’nin önemli bir büyüme motoru işlevini görüyor. Bu çok değerli. Bence Batman çok rahat bir şekilde bu bölgede Gaziantep’ten sonra iddialı bir şehir, en önemli üretim üssü olmaya aday. Çünkü bu ruh, bu kültür var. Bunu çok değerli buluyoruz. Bugün yüksek teknoloji ürün üretecek bir tesisin açılması bu nedenle çok değerli.”
Hükümet olarak AR-GE’ye, tasarıma, sanayide dönüşüme, dijital ve yeşil dönüşüme çok büyük önem verdiklerini aktaran Şimşek, savunma sanayisinde yakaladıkları büyük başarıyı diğer alanlarda da Türkiye’nin yakalayabileceğini bildirdi.
Bakan Şimşek, şöyle devam etti:
“İşte sağlık, tarım, iklim teknolojileri konusunda çok rahat bir şekilde Türkiye bunları başarabilir. 2024 yılında AR-GE’ye değişik adlar altında bütçeden bu sene yaklaşık 299 milyar lira destek vereceğiz. Biz daha önce AR-GE merkezi açtık buraya. Sanayicilerimize sesleniyorum. Mutlaka tasarım merkezleri açın, çünkü bunun sayesinde kar marjınız yükselecek. Biz size bütçeden destek vereceğiz. Bu 300 milyarın bir kısmını da buradaki tasarım merkezlerine verelim. Bu sene yatırım teşviklerine 530 milyar lira destek vereceğiz. Gerçekten muazzam bir destek. Bütçemizin toplamının 11,5 trilyon olduğunu düşünürseniz 530 milyar lira çok ciddi bir rakam. 2023 yılında Türkiye, ekonomisi trilyon doları aşan ekonomiler arasında girdi. İlk defa geçen sene Türkiye’nin gayri safi yurt içi hasılası 1 trilyon 100 milyar doları aştı. Satın alma gücü paritesiyle zaten aşmıştık. Satın alma gücü paritesiyle Türkiye 3,7 trilyonluk bir ekonomiyle dünyanın en büyük 11. ekonomisi. Cari dolar kuruyla, Türk Lirası dolar kuruyla da dünyanın 17. büyük ekonomisi noktasında. Biz sanayide dönüşümü başararak inanıyorum ki Türkiye’yi cari kurlarla da ilk 10’a doğru, ki en büyük hedefimiz o, ilk 10’un arasına sokmaktır. İşte bunun için Gökhanlara, Cemallere, Muratlara ihtiyacımız var.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde sanayide dönüşümü başaracaklarını vurgulayan Şimşek, şunları kaydetti:
“Türkiye artık nerdeyse yüksek gelirli ülkeler grubuna girmek üzere. Bunu sadece bir sembolik husus olarak görmüyorum. Esas olarak bizim sanayide dönüşümü, bir taraftan da tabi ki özellikle de dijital dönüşümü, yeşil dönüşümü sağlamamız lazım. Bugün muhteşem bir eser açılışı için, büyük bir başarı hikayesi için buradayız. Biz kendileriyle gurur duyuyoruz. Bu güzel eseri Batmana kurdukları için, ülkemize bu muhteşem katma değeri yüksek bir tesisi kazandırdıkları için tebrik ediyoruz, her türlü desteği tabi ki verdik, vermeye devam edeceğiz, bütün sanayicilerimize, bütün girişimcilerimize. Hayırlı olsun.”
“Sağlıkta katma değerli üretim kabiliyetlerimizi güçlendiriyoruz”
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır da sağlık teknolojilerinde üretim altyapısına değer katacak bu yatırımın Batman’a ve ülkeye hayırlı olmasını dileyerek, projenin hayata geçmesinde emeği bulunan herkese teşekkür etti.
Teknolojik gelişim ve dijital dönüşümün tüm sektörlerde olduğu gibi sağlık sektöründe de yeni bir devrimin kapılarını araladığını belirten Kacır, yapay zeka, artırılmış gerçeklik, büyük veri analitiği, robotik gibi bilgi teknolojilerinin sağlık sektöründe kullanımının yaygınlaşmasının teşhis ve tedavi hizmetlerinin sunum şekli ve kalitesinde önemli dönüşümlere sebep olduğunu kaydetti.
Ancak Kovit-19 salgını, teknolojik dönüşümün etkisiyle hızla gelişen sağlık sektörünün pek çok açıdan sorgulanmasına sebep olduğunu aktaran Kacır, dünyanın en güçlü ekonomileri arasında yer alan ülkelerin, salgın karşısında güçlerinin ne kadar kırılgan olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldığını anımsattı.
Türkiye’nin içerde salgınla mücadele ederek sağlık sistemini etkin bir şekilde yönetmeyi başardığını vurgulayan Kacır, şöyle konuştu:
“Hem de 160 ülke ve 14 uluslararası kuruluşun salgınla mücadelesine tıbbi ekipman ve ayni yardımlarla destek verdi. Buradaki en önemli etkenler kuşkusuz ki Türkiye’nin geleceği öngören bir sağlık hizmetleri altyapısı ve planlaması ile donanımlı ve fedakar sağlık insan gücüne sahip olmasıdır.
Pandemi döneminde, sizlerin de bildiği üzere, hastanelerin en kritik ihtiyaçlardan biri yoğun bakım solunum cihazlarıydı. Bu cihazları ya da parçalarını, parasını verseniz dahi satın alamayacağınız bir dönem yaşandı. O dönemde, BAYKAR, Arçelik ve ASELSAN’ın destek ve çabaları ile BİOSYS’in geliştirdiği yerli solunum cihazını 14 gün içerisinde seri üretime geçirmeyi başardık. 3 ay içerisinde 5 bin cihazımızı hastanelerimizle buluşturduk. Yüz binlerce vatandaşımıza nefes olduk. Somali gibi yoğun bakım solunum cihazının hiç olmadığı ülkelere bu cihazları göndererek dost ve mazlum ülkelere yardım elimizi uzattık. İşte Milli Teknoloji Hamlesi’nin ruhu tam olarak budur. Stratejik alanlarda, kritik teknolojileri devlet millet el ele yerlileştirmektir. Bu salgın, bizlere elbette sağlık yatırımlarının önemini ve sağlıkta millileşme, öz yeterliliğin ve yerlileşme hamlesinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.”
Milli Teknoloji Hamlesi rehberliğinde hazırladıkları Akıllı Yaşam ve Sağlık Ürün ve Teknolojileri Yol Haritası ile stratejik alan olarak belirledikleri ilaç, tıbbi cihaz ve sağlık bilişim teknolojilerinde yerli ve milli üretimi odaklarına aldıklarını bildiren Kacır, klinik ve bilişim teknolojilerindeki patent sayılarını ve AR-GE harcamalarını artırmayı hedeflediklerini, sağlık alanındaki girişimleri öncelik olarak belirlediklerini anlattı.
Sağlık sektörü ve ilgili endüstrileri, yatırım teşvik sisteminde öncelikli yatırım teşvikleri kapsamına aldıklarına işaret eden Kacır, sadece 2023 yılında sağlık sektöründe 315 yatırıma teşvik belgesi düzenleyerek 55 milyar liradan fazla yatırımı harekete geçirdiklerini, yaklaşık 9 bin nitelikli istihdamın önünü açtıklarını ifade etti.
TEKNOFEST kapsamında Biyoteknoloji İnovasyon ve Sağlıkta Yapay Zeka Yarışmaları düzenlediklerini aktaran Kacır, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Katma değerli üretimi teşvik etmek ve cari açığı azaltmak üzere hayata geçirdiğimiz Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında biyobenzer ilaçlardan kanser ve otoimmün ilaçlara, ortopedik cihazlar ve protezlerden yenilikçi eşdeğer ilaçlara kadar toplam büyüklüğü 22 milyar lirayı geçen 56 yatırım projesini destekliyoruz. Yakın zamanda kamuoyu ile paylaştığımız yatırımcılarımızın uzun vadeli ve uygun koşullarda yatırım kredisine erişimini kolaylaştıracak, Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünü artıracak ve milli ekonomimizin yükselişini destekleyecek Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi programı kapsamında, sağlıkta katma değerli üretim kabiliyetlerimizi güçlendiriyoruz.
Bugüne kadar sağlık alanında 17 büyük ölçekli yatırım projesi için başvuru aldık. Sağlık sektöründe AR-GE ve yenilik kapasitesinin gelişimi de hassas olduğumuz bir diğer konu. Bugüne kadar teknoparklarımızdaki 2 binden fazla teknoloji girişiminin sağlık teknolojileri alanındaki 15 binden fazla projesine destek verdik.”
Sağlık alanında 9 binden fazla projeye destek
İlaç, tıbbi cihaz ve medikal sektörü başta olmak üzere sağlık alanında faaliyet gösteren öncü firmalar bünyesinde yer alan 68 AR-GE merkezinde 2 bine yakın araştırma projesi yürüttüklerini söyleyen Kacır, TÜBİTAK destek programlarında AR-GE ve yenilik konu başlıkları altında sağlık sektöründe pek çok alanda çalışmalara öncelik verdiklerine dikkati çekti.
Son 22 yılda TÜBİTAK burs ve destek programları kapsamında sağlık alanında 9 binden fazla projeye ve 15 binden fazla kişiye toplam 40 milyar lira destek sağladıklarını bildiren Kacır, bugüne kadar destek programlarla, start-up aşamasından ticarileşmeye, seri üretimden büyüme ve rekabet aşamalarına kadar sağlık alanındaki girişimcilerin yanında yer aldıklarını dile getirdi.
Bakan Kacır, 2012 yılında, Ankara’da, Bakanlık teknogirişim sermayesi destekleriyle kurulan, TÜBİTAK ve KOSGEB destekleriyle gelişim sağlayan BİOSYS’nin, sağladıkları destekler ve inşa ettikleri AR-GE ve inovasyon altyapısının imkanlarını en üst düzeyde değerlendirdiğine işaret ederek, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Önemli başarılara imza attı. ASELSAN ve USHAŞ işbirliği ile son 4 yılda 75 milyon dolar ihracatın gerçekleşmesini sağlayan firmamız, ülkemizin ihtiyaç duyduğu sağlık teknolojilerini geliştirerek 100 milyon doların da bu topraklarda kalmasını sağladı. Bakanlığımızın sağladığı can suyu ile hayat bulan ve ülkemizin sağlık teknolojilerinde vizyonu ile hızla büyüyen teknoloji girişimlerine en iyi örnek. 8 bin metrekare kapalı alanda 150 milyon liralık yatırımla gerçekleştirilen bu tesis ilk etapta yoğun bakımda ihtiyaç duyulan mekanik ventilatör, nöromonitör, nemlendirici ve yüksek akış oksijen terapisi cihazı üretecek. Yatırım teşviklerimiz sayesinde hayata geçirilen bu altyapı, önümüzdeki dönemde endoskopik kapsül, hemodiyaliz cihazı ve anestezi cihazları gibi kritik ürünleri de üreterek sağlık alanında yerlileşme hamlemize büyük katkılar sağlayacak. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, son 22 yılda oluşturduğumuz AR-GE, inovasyon ve girişimcilik ekosistemimizin böylesine başarılı çıktılarını görebilmek bizler için gurur verici. Ülkemizi cari açığının azalması noktasında kritik teknolojileri üreten, yerlileştiren tüm firmalarımızın, girişimcilerimizin bugüne kadar hep yanında olduk, bundan sonra da her zaman yanlarında olacağız.”
Açılışta, Vali Ekrem Canalp, AK Parti Batman Milletvekili Ferhat Nasıroğlu ile fabrika kurucularından Cemal Erdoğan ve Gökhan Celbek de birer konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından fabrikanın açılışı gerçekleştirildi.
]]>Batman Organize Sanayi Bölgesi’nde yapımı tamamlanarak hizmete sunulan fabrikanın açılışında konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı M. Fatih Kacır, fabrika açılışında bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, hayırlı olması temennisinde bulundu. Teknolojik gelişim ve dijital dönüşümün tüm sektörlerde olduğu gibi sağlık sektöründe de yeni bir devrimin kapılarını araladığını belirten Bakan Kacır, “Yapay zeka, artırılmış gerçeklik, büyük veri analitiği, robotik gibi bilgi teknolojilerinin sağlık sektöründe kullanımının yaygınlaşması, teşhis ve tedavi hizmetlerinin sunum şekli ve kalitesinde önemli dönüşümlere sebep oluyor. Ancak Covid-19 salgını, teknolojik dönüşümün etkisiyle hızla gelişen sağlık sektörünün pek çok açıdan sorgulanmasına sebep oldu. Dünyanın en güçlü ekonomileri arasında yer alan ülkeler, salgın karşısında güçlerinin ne kadar kırılgan olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldı. Türkiye ise hem içeride salgınla mücadele ederek sağlık sistemini etkin bir şekilde yönetmeyi başardı hem de 160 ülke ve 14 uluslararası kuruluşun salgınla mücadelesine tıbbi ekipman ve ayni yardımlarla destek verdi. Buradaki en önemli etkenler kuşkusuz ki Türkiye’nin geleceği öngören bir sağlık hizmetleri altyapısı ve planlaması ile donanımlı ve fedakar sağlık insan gücüne sahip olmasıdır” dedi.
Bakan Kacır, pandemi döneminde hastanelerin en kritik ihtiyaçlarının başında yoğun bakım solunum cihazlarının geldiğini söyledi. Bu cihazları ya da parçalarını parasını verseniz dahi satın alamayacağınız bir dönem yaşandığının altını çizen Bakan Kacır, “O dönemde Baykar, Arçelik ve ASELSAN’ın destek ve çabaları ile BİOSYS’in geliştirdiği yerli solunum cihazını 14 gün içerisinde seri üretime geçirmeyi başardık. 3 ay içerisinde 5 bin adet cihazımızı hastanelerimizle buluşturduk. Yüz binlerce vatandaşımıza nefes olduk. Somali gibi yoğun bakım solunum cihazının hiç olmadığı ülkelere bu cihazları göndererek, dost ve mazlum ülkelere yardım elimizi uzattık. İşte Milli Teknoloji Hamlesi’nin ruhu tam olarak budur. Stratejik alanlarda kritik teknolojileri devlet millet el-ele yerlileştirmektir. Bu salgın bizlere elbette sağlık yatırımlarının önemini ve sağlıkta millileşme, öz yeterliliğin ve yerlileşme hamlesinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Bu gerçekten hareketle Milli Teknoloji Hamlesi rehberliğinde hazırladığımız ‘Akıllı Yaşam ve Sağlık Ürün ve Teknolojileri Yol Haritası’ ile stratejik alan olarak belirlediğimiz ilaç, tıbbi cihaz ve sağlık bilişim teknolojilerinde yerli ve milli üretimi odağımıza aldık” şeklinde konuştu.
“2023’te 315 yatırım teşvikiyle 9 bin istihdam sağlandı”
Pandemi sürecinde sağlık alanındaki yatırımları hedeflerine aldıklarını belirten Bakan Kacır, “Klinik ve bilişim teknolojilerindeki patent sayılarını ve Ar-Ge harcamalarını artırmayı hedefledik ve sağlık alanındaki girişimleri öncelik olarak belirledik. Sağlık sektörü ve ilgili endüstrileri, yatırım teşvik sisteminde öncelikli yatırım teşvikleri kapsamına aldık. Sadece 2023 yılında sağlık sektöründe 315 yatırıma teşvik belgesi düzenleyerek, 55 milyar liradan fazla yatırımı harekete geçirdik ve yaklaşık 9 bin nitelikli istihdamın önünü açtık. TEKNOFEST kapsamında Biyoteknoloji İnovasyon ve Sağlıkta Yapay Zeka Yarışmaları düzenledik. Katma değerli üretimi teşvik etmek ve cari açığı azaltmak üzere hayata geçirdiğimiz Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında biyobenzer ilaçlardan kanser ve otoimmün ilaçlara, ortopedik cihazlar ve protezlerden yenilikçi eşdeğer ilaçlara kadar toplam büyüklüğü 22 milyar lirayı geçen 56 yatırım projesini destekliyoruz. Yakın zamanda kamuoyu ile paylaştığımız yatırımcılarımızın uzun vadeli ve uygun koşullarda yatırım kredisine erişimini kolaylaştıracak” ifadelerini kullandı.
“Yatırım taahhütlü avansas kredi desteği”
Bakan Kacır, Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünü artıracak ve milli ekonominin yükselişini destekleyecek Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi Programı çerçevesinde sağlıkta katma değerli üretim kabiliyetlerini güçlendirdiklerini söyledi. Bugüne kadar sağlık alanında 17 büyük ölçekli yatırım projesi için başvuru aldıklarını belirten Kacır, şunları kaydetti:
“Sağlık sektöründe Ar-Ge ve yenilik kapasitesinin gelişimi de hassas olduğumuz bir diğer konu. Bugüne kadar teknoparklarımızdaki 2 binden fazla teknoloji girişiminin sağlık teknolojileri alanındaki 15 binden fazla projesine destek verdik. İlaç, tıbbi cihaz ve medikal sektörü başta olmak üzere sağlık alanında faaliyet gösteren öncü firmalarımız bünyesinde yer alan 68 Ar-Ge merkezinde 2 bine yakın araştırma projesi yürütüyoruz.”
“BİOSYS 100 milyon doların ülkede kalmasını sağladı”
TÜBİTAK destek programlarında Ar-Ge ve yenilik konu başlıkları altında sağlık sektöründe pek çok alanda çalışmalara öncelik verdiklerini ifade eden Bakan Kacır, “2012 yılında Ankara’da Bakanlığımız tekno-girişim sermayesi destekleriyle kurulan, TÜBİTAK ve KOSGEB destekleriyle gelişim sağlayan BİOSYS, sağladığımız destekler ve inşa ettiğimiz Ar-Ge ve inovasyon altyapısının imkanlarını en üst düzeyde değerlendirdi. Önemli başarılara imza attı. ASELSAN ve USHAŞ işbirliği ile son 4 yılda 75 milyon dolar ihracatın gerçekleşmesini sağlayan firmamız, ülkemizin ihtiyaç duyduğu sağlık teknolojilerini geliştirerek 100 milyon doların da bu topraklarda kalmasını sağladı. Bakanlığımızın sağladığı can suyu ile hayat bulan ve ülkemizin sağlık teknolojilerinde vizyonu ile hızla büyüyen teknoloji girişimlerine en iyi örnek” dedi.
“Bu sene 530 milyar lira destek vereceğiz”
Bakan Kacır’ın ardından kürsüye gelen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, açılışı gerçekleştirilen fabrikanın önemine değindi. Bu yıl yatırım teşviklerine 530 milyar lira destek vereceklerini vurgulayan Bakan Şimşek, “Bu organize sanayi bölgesinde birçok fabrikanın açılışında bulundum. Ama bu en anlamlısı. İlk defa Batman’da yüksek teknoloji ürün üretecek bir fabrika açılışı yapıyoruz. BİOSYS gerçekten büyük bir başarı hikayesi. Üretim üssünün Batman’da olması büyük bir gurur kaynağı. Onun için tebrik ediyorum, hayırlı olsun. Bu organize sanayisinde 220 fabrika ya inşaat halinde ya da faal halde. Nereden nereye. 20 yılda Batman sanayileşti, üretiyor, Batman Türkiye’nin önemli bir büyüme motoru işlevi görüyor. Bu çok önemli. Batman çok rahat bir şekilde bu bölgede önemli bir üretim üssü olmaya aday. Bu kültür var. Bugün yüksek teknoloji ürün üretecek bir tesisin açılması bu nedenle çok değerli. Biz hükümet olarak AR-GE’ye, değişime, dijital dönüşüme, yeşil dönüşüme çok önem veriyoruz. Savunma sanayisinde yakaladığımız büyük başarıyı bütün diğer alanlarda Türkiye yakalayabilir. Sağlık teknolojileri konusunda, yarın birgün tarım, iklim teknolojileri konusunda çok rahat bir şekilde Türkiye bunları başarabilir. Sanayicilerimize sesleniyorum; biz size bütçeden destek vereceğiz. Bu sene yatırım teşviklerinde 530 milyar lira destek vereceğiz. Muazzam bir destek. Amacımız Türkiye’nin katma değer zincirlerini artırmak. Sanayisini, ihracatını daha sofistike kompleks ürünlere daha yüksek teknolojik ürünlere evrimini sağlamak” dedi.
Amaçlarının Türkiye’yi dünyanın sayılı ekonomileri arasına sokmak olduğuna dikkati çeken Bakan Şimşek, “İlk defa geçen sene Türkiye’nin gayri milli hasılası 1 trilyon 100 milyar doları aştı. Satın alma gücü kalitesi ile Türkiye 3.1 trilyonluk bir ekonomi ile dünyanın en büyük 11. ekonomisi. Cari olağan kurulda da dünyanın 17. büyük ekonomisi noktasında” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından fabrikanın açılışı gerçekleştirildi.
8 bin metrekarelik alanda 150 milyon TL’lik yatırım
8 bin metrekare kapalı alanda 150 milyon liralık yatırımla kurulan ve açılışı gerçekleştirilen fabrikada ilk etapta yoğun bakımda ihtiyaç duyulan mekanik ventilatör, nöromonitör, nemlendirici ve yüksek akış oksijen terapisi cihazı üretilecek. Ayrıca ilerleyen süreçte endoskopik kapsül, hemodiyaliz cihazı ve anestezi cihazları gibi kritik ürünler de üretilerek, sağlık alanında yerlileşme hamlesine katkı sağlanacak. – BATMAN
]]>Honor Magic V2 RSR Porsche Design fiyatı ve özellikleri!
Öncelikle cihazın boyutlarına bakıldığında, kapalı haliyle 74.0 mm genişliğinde ve 156.7 mm yüksekliğinde olduğunu görüyoruz. Açık hali ise 145.4 mm genişliğe ulaşıyor. Derinlik konusunda ise kapalı halde 9.9 mm ve açık halde 4.7 mm ile oldukça ince bir profil sunuyor. Telefonun ağırlığı ise yaklaşık 234 gram.

Ekran özelliklerine gelince Honor Magic V2, iç ve dış olmak üzere iki adet ekrana sahip. İç ekran 7.92 inç boyutunda ve 2344×2156 piksel çözünürlük sunarken, dış ekran 6.43 inç büyüklüğünde ve 2376×1060 piksel çözünürlüğe sahip. Her iki ekran da OLED ve 120 Hz tazeleme hızına sahip ki bu, özellikle oyun oynarken veya videolar izlerken akıcı bir deneyim sunuyor.
Yapay zekalı amiral gemisi! Honor Magic 6 Pro tanıtıldı
Performans tarafında ise Snapdragon 8 Gen 2 işlemci barındıran bu cihaz, sekiz çekirdekli bir yapıya sahip. Grafik birimi ise Adreno 740. Bu, Honor Magic V2’nin yüksek performans gerektiren uygulamaları ve oyunları rahatlıkla çalıştırabileceği anlamına gelse de pazardaki en güçlü cihaz olmadığını söyleyelim.
İşletim sistemi olarak Android 13 tabanlı MagicOS 7.2 kullanıyor. Cihazın bellek kapasitesi ise oldukça cömert. 16 GB RAM ile çoklu görevler sorunsuz bir şekilde yapılabiliyor ve 1 TB dahili belleğe sahip olduğu için hafıza sorunu ortadan kalkıyor.

Bu cihazın kamera donanımı da diğer özellikleri kadar dikkate değer. Arka kamera 50 Megapiksel çözünürlüğünde ve OIS desteğine sahip. Geniş açı ve ultra geniş açı kameralar da 50 Megapiksel ve 20 Megapiksel çözünürlüklerinde.
Ayrıca, 40x dijital yakınlaştırma modu ve 4K video çekim yeteneklerine sahip. Ön kameranın da 16 Megapiksel çözünürlüğünde olduğunu ve geniş açı çekim yapabildiğini belirtelim. Son olarak cihazın 5000 mAh kapasiteli pil ile geldiğini ve 66W hızlı şarj desteğine sahip olduğunu ve de 5G ve Bluetooth 5.3 gibi bağlantıları desteklediğini söyleyelim.

Honor Magic V2 RSR Porsche Design fiyatı 15 bin 999 yuan olarak açıklandı. Bu da vergiler hariç yaklaşık 70 bin TL civarında yapıyor. Avrupa’da ise 2700 euro seviyesinde satılabileceği söyleniyor. Dolayısıyla ülkemizde satışa çıkacak olursa Türkiye’nin en pahalı akıllı telefonu olarak 150-200 bin TL aralığında bir fiyat etiketine sahip olabilir.
Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanıklardan bazıları katıldı. Farklı davalar nedeniyle cezaevinde bulunan sanık Mustafa Atalar ile FETÖ’nün darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanına suikast timinde yer aldığı gerekçesiyle mahkum edilen ve bu dosyanın da sanıkları arasında yer alan Davut Uçum, duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.
Duruşmada, merhum Yazıcıoğlu’nun oğlu Fatih Furkan Yazıcıoğlu, ağabeyi Yusuf Yazıcıoğlu ile yakınları, Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır ve taraf avukatları hazır bulundu.
Sanık Davut Uçum, savunmasında, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirterek, kayıp cihazlar ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkması için çalışma yaptığını ve bir sonraki duruşmada söz konusu belgeleri paylaşacağını söyledi.
Söz konusu çalışmayla ilgili bazı bilirkişi raporu, tanık beyanlarına ilişkin delilleri ibraz ettiğini savunan Uçum, “Kaza Soruşturma Kurulu (KSK) heyeti arasında bir anlaşmazlık vardır, bu hususta soruşturma açılmazsa çok geç kalınabilir, Feridun Seren beyanında 29 Mart 2019 tarihinde helikoptere hiç çıkmadığını beyan etmiştir, diğer beyanlarında helikoptere çıktığına dair beyanları vardır. KSK heyetinin ‘cihazlar kayıp değil kartlar kayıp’ şeklinde söylemleri olmuştur, Yargıtayın 81 sayfalık mütalaasında 26. sayfadaki değinilen hususun dikkate alınmasını talep ediyorum. Bazı deliller mahkemeden gizlenmektedir, jandarma tutanağında KSK heyetinin herhangi bir cihaz kayıp demediklerine dair husus vardır, gösterge panelinde dört cihazın yerinde olmadığı görülmektedir.” ifadelerini kullandı.
Sanık Mustafa Atalar da üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirterek beraatini talep etti.
Yazıcıoğlu ailesinin avukatı Kemal Yavuz, bu davanın Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığında devam eden “ana soruşturma”yla birleştirilmesi gerektiğini söyledi.
Helikopterdeki söz konusu kayıp cihazların söküldüğüne dair Göksun’da görülen davanın dosyalarının bir kısmının geldiğini, olayın açığa kavuşturulabilmesi için dosyaların tamamının gelmesi gerektiğinin altını çizen Yavuz, şunları kaydetti:
“Davut Uçum’un beyanlarında geçen kaza kırım ekibi ile ilgili hususa katılıyorum, kaza kırım ekibinde yer alan kişiler GPS cihazlarının yok edilmesinde sorumludurlar, bunu biz olaydan hemen sonra dile getirmiştik. Burada kaza kırım ekibinin GPS cihazları ile ilgili yargıdan gizledikleri önemli bir süre vardır, belirli bir süre GPS cihazının olmadığını savcılıktan gizlemişlerdir. Şıh Mehmet Sevdim, Feridun Seren ile tapelere yansıyan bir tartışma vardır. Bu GPS cihazların olmadığı ile ilgili tutanak tuttukları, bu tutanağı Kerem Mumcuoğlu’nun imzalamadığı ortaya çıktı, bu durum tapelerde de vardır. Tanık olması gerekenler sanık, sanık olarak yargılanması gereken kişilerin tanık olarak yargılaması devam etmektedir. Davut Uçum, konunun uzmanıdır, bir şey açıklayacağını beyan etmişti, teknik bilirkişi olması nedeniyle eğer bu konuda bir hazırlığı varsa bu hususu katılan taraf olarak dinlemek isteriz, orada Kenan Köksal da vardır, birçok usulsüzlüklerin içinde yanlışlar olmuştur, biz bu dosyada maddi gerçeğin dışında başka bir şey istemiyoruz.”
Yavuz, olayın olduğu gün helikopterin dağa çarptığına dair ihbarlar geldiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:
“80 kilometre kolaltı uçuş olmuş ve 12 kilometre kala anında helikopterin bulunduğu yerde ses hızından yüksek bir hızla uçulmuştur. Helikopterin dağa çarptığına dair ihbarlar vardır, radar kayıtlarında da bu durum görülmektedir, askeri kayıtlar üzerinde keşif yapılmasını talep ettik. NATO yazılımı olduğuna dair belgeleri bize vermediler, bu yazılım alınmadan bu dosyada ilerleme olmaz, bu bölgedeki radar kayıtlarının celbi gerekmektedir. Şarkışla’daki radar kaydı bir ay sonra kapatılmış, kayıtlar da taşınma esnasında kayıp olmuş. Askeri disiplinde böyle bir şey olmaz.”
Sanık Ebubekir Semih Yüksekkaya’nın avukatı Zafer Tınazcı da helikopterin enkazının başına binlerce kişinin gittiği halde sadece orada bulunan 4 askeri personelin suçlandığını öne sürdü.
Müvekkilinin beraat etmesi gerektiğini savunan Tınazcı, “Göksun Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada Argus cihazının olup olmadığına dair ABD’ye yazı yazılmış ancak Argus’un olduğuna dair bir husus yoktur. Skymap cihazının kayıp olduğu belirtilmektedir, Devlet Denetleme Kurulunda bulunan resimde var olan bu cihazın saati 10.30 civarıdır, GPS cihazı küçük bir cihazdır, karların üstünde bu cihazın resmi çekilmiş ve sonrasında kaybolmuştur. Her şeyi toplamakla görevlendirilen bilirkişi heyeti görevini yapmamış ve en iyi ihtimalle görevi suiistimal suçunu oluşturmuştur.” dedi.
Tınazcı, bilirkişi heyetince enkazın başına ilk ulaştıkları zamanın öğleden sonra olarak raporlandığını ancak bazı fotoğrafların tarih ve saatlerinin detaylı incelendiğinde enkaz alanına öğleden önce ulaşıldığının anlaşıldığını sözlerine ekledi.
Duruşma savcısı, kamu adına eksik hususların giderilmesini talep etti.
Mahkeme Başkanı, katılan vekillerin talepleri üzerine duruşmayı 5 Haziran 2024’e erteledi.
Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, duruşma sonrasında gazetecilere, yıllardır süren davanın bir an önce sonuçlanmasının gerektiğini dile getirdi.
-Dava süreci
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca, BBP’nin kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile 5 kişinin ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmaya FETÖ’nün talimatıyla müdahale ettikleri iddiasıyla 17 şüpheli hakkında hazırlanan iddianame 25 Aralık 2020’de kabul edilerek, Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştı.
Bu dosya ile Göksun Asliye Ceza Mahkemesindeki helikopterden GPS cihazının sökülmesine ilişkin 10 sanığın yargılandığı dava, sanık ve eylem yönünden bütünlük oluştuğu gerekçesiyle 6 Ocak’ta birleştirilmiş, sanıklardan 7’si her iki dosyada da yer aldığı için 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki davada sanık sayısı 20’ye çıkmıştı.
Sanıklardan Muharrem Tunç’un vefatı nedeniyle yargılanan sanık sayısı 19 olmuştu.
]]>ANTALYA’daki Trebenna Antik Kenti’nde dedektörle arama yapan define avcılarının mezarları kazdığı, antik yapılara zarar verdiği ortaya çıktı. Antalya Valiliği Kültür Varlıkları Birim Sorumlusu Cemil Karabayram, “Çerez gibi satıyorlar bu cihazları. Bunların ruhsata tabi olması lazım. Arkeolojiye sıkılmış bir kurşun bu” dedi.
Konyaaltı ilçesi sınırlarında bulunan ve tarihi M.S. 2’nci yüzyıla kadar uzanan Trebenna Antik Kenti, kaçak kazı yapan defineciler tarafından talan ediliyor. Kent merkezine yakın olmasına karşın, çok az bilinen antik kente gelen define avcıları, beraberinde getirdikleri dedektörlerle değerli metal arıyor. Antik kentin kapısı başta olmak üzere ayakta duran yapıların birçoğuna zarar veren bu kişiler, mezar başlarının bulunduğu alandaki 3 antik mezarı da kazdı. Bir mezarı 2 metre kadar kazan definecilerin altın ya da benzeri değerli metal bulup bulmadıkları bilinmiyor.
‘CİHAZ BİLİNENİN AKSİNE İŞE YARAMIYOR’
Bazı kişilerin antik kentlerde define aradığını, bunu da dedektörlerle yaptığını anlatan Antalya Valiliği Kültür Varlıkları Birim Sorumlusu Cemil Karabayram, cihazın bilinenin aksine işe yaramadığını söyledi. Bir pazarlama stratejisi olarak altına farklı tonda, gümüşe farklı tonda ses çıkarıp uyardığı yönündeki bilgilerin doğru olmadığını anlatan Karabayram, ” Likya’nın dağları, Pamfilya’nın dağları, hatta Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu’da birçok yeri tahrip ediyorlar. Bunu da dedektörle yapıyorlar. Aslında bu cihaz bir yalan, kabus” dedi.
‘SABAHA KARŞI VE GECE KAZIYORLAR’
Avrupa’da bu türden cihazların ruhsatsız satışının yasak olduğunu belirten Cemil Karabayram, “Bu dedektör satışlarının kısıtlanması lazım. Arkeolojik alanlar bir kabusa mahkum edildi. Devlet elinden geldiğince her yeri koruyor ama sabaha karşı ve gece kazıyorlar. Çerez gibi satıyorlar bu cihazı. Ruhsata tabi olması lazım. Arkeolojiye sıkılmış bir kurşun bu. İnternette her yerde var bu cihaz. Kişi silah ruhsatı aldığı gibi dedektör için de ruhsat alsın. Arkeolojiye sıkılan bu kurşunları temizlemek bizim görevimiz” diye konuştu.
‘TENEKE PARÇASINA DAHİ ÖTEN BİR CİHAZ’
Jeofizik Mühendisi İlyas Toklu da dedektörün çalışma mantığını anlattı. Bu türden cihazları satanların para kazandığını, alanların ise kazanç elde edemediğini söyleyen Toklu, “Altın, gümüş, bakır ayrımı yapabilecek kapasitede bir cihaz değildir. Altında farklı, gümüşte farklı, bakırda farklı sinyaller veriyor, diye pazarlanıyor. Böyle bir cihaz da yok zaten. Değerli metallerin elektrik geçirgenlik özelliği virgülden sonraki rakamlarla ifade edilecek kadar küçük farklılık gösterir” dedi.
Dedektörlerin aslında mayın tespiti için geliştirildiğini anlatan Toklu, “Yerin 30-50 santimetre altındaki mayını tespit etmek için geliştirilmiş cihazlar. Öyle metrelerce derindeki altını falan bulamaz. Kaz babam kaz, sonra kendini üzüyor. Ufak bir teneke parçasına bile öten bir cihaz. 30 santimetreye kadar hassasiyeti olan cihazlar” diye konuştu.
Diğer yandan internette dedektör satışı da açık şekilde yapılıyor. Üstelik herhangi bir belge de istenmiyor. 15 bin liradan başlayıp 200 bin liraya kadar fiyatlarla dikkati çeken dedektörlerin bazıları ise ‘Altın ve define avcıları için geliştirilen dedektör’ yazılarak pazarlanıyor.
]]>İtalya’nın kuzeyindeki Cenova kentindeki Avrupa’nın önemli araştırma ve inovasyon merkezlerinden biri olan İtalya Teknoloji Enstitüsü’nün, (IIT) kısaca Robot Vadisi olarak anılan merkezinde cerrahiden endüstriyele, rehabilitasyon amaçlı dış iskeletlerden uzaya kadar farklı alanlarda robotik sistemlerin projelendirilmesi, geliştirilmesi ve prototiplenmesi yapılıyor. İnsan-Robot Etkileşimi Laboratuarı’nda ise bilim insanı dört Türk genci, daha verimli sistemler ortaya çıkarmak için işbirlikçi robotlar üzerinde çalışıyor.
Günümüzde birçok endüstriye yayılmakta olan robotlar, iş dünyasında adeta devrim yaratıyor. Bu değişimden yararlanan şirketlerin sayısı gitgide artıyor. Robotlar veya otonom sistemler, üretim, sağlık ve pek çok endüstride önemli yarar sağlıyor. Robotların birçok çalışanın yaşam standardını düşüreceği ve yıkıcı yan etkileri olacağı endişesi ise gün geçtikçe büyüyor. Robotların insanların yerini almasından ziyade birlikte nasıl çalışabileceklerini, onlara nasıl yardımcı olabileceklerini düşünen araştırmalar ve şirketlerin sayısı da gitgide artıyor.
İTALYA’NIN ROBOT VADİSİ
İtalya’nın kuzeyindeki Cenova kentindeki Avrupa’nın önemli araştırma ve inovasyon merkezlerinden biri olan, bünyesinde 60 ülkeden yaklaşık 2 bin kişiyi barındıran İtalya Teknoloji Enstitüsü (IIT) bunlardan biri. Yüzlerce hevesli ve motive olmuş genç bilim insanına kapılarını açan enstitünün Robotik ve Akıllı Sistemler Merkezi’nde 250’ye yakın kişi çalışıyor. “Robot Vadisi” olarak da anılan merkezde, cerrahiden endüstriyele, rehabilitasyon amaçlı dış iskeletlerden uzaya kadar farklı alanlarda robotik sistemlerin projelendirilmesi, geliştirilmesi ve prototiplenmesi yapılıyor.
Direktörlüğünü Aras Ajoudani’nin yürüttüğü İnsan-Robot Etkileşimi Laboratuarı’nda ise 35 kişi çalışırken bunun 4’ünü Türkiye’den genç bilim insanı oluşturuyor. Bu birimin amacı; işbirlikçi robotları hayata geçirmek. Yani insanların işlerini tamamen robotlara yaptırmadan, onlara yardım ederek daha verimli sistemler ortaya çıkarmak.
“MESLEK HASTALIĞI RİSKİ DE AZALTILIYOR”
Emir Mobedi, endüstriyel ortamlarda kullanılmaya yönelik yardımcı bir cihaz geliştirerek Avrupa Patent Ofisi’nden bunun patentini aldı. Mobedi, geliştirdiği bu cihazın insanın dirsek eklemine fiziksel destek sağladığını belirterek bunu şöyle açıklıyor:
“Yüksek damperleme özelliğinden dolayı elastik bir kordon entegre ettik. Bu özellik, aynı zamanda bizim kaslarımızda da mevcut ve ani hareketleri gerçekleştirip durdurma kabiliyetini bize verir. Cihazın kola takılan kısmı 250 gram olup toplam kütlesi 1,4 kilogramdır. Son yayımlanan makalemizde de benzerlerine göre hem daha hafif hem de daha yüksek tork ürettiğini ispatladık.”
Bu tarz yardımcı cihazlar sayesinde işçilerin esasında boşa çıkmadığını söyleyen Mobedi, “Aksine bu cihazlar hem onların ergonomisine hem de daha verimli şekilde çalışmasına yardımcı olmaktadır. Ayrıca meslek hastalığı riski azalıyor,” dedi.
“ROBOTİK DÜNYASI YENİ İŞ İMKANLARI DOĞURUYOR”
Bir diğer projede birlikte çalışan İdil Özdamar ve Doğanay Şirintuna da gelişen teknolojiyle birlikte tekrarlanabilir işlerin yanı sıra, insanı anlayabilip ona nasıl yardımcı olabileceğini kendi kendine algılayıp gerçekleştirebilen robotlar üzerine yenilikler yapmaya çalışıyor. Türkiye’deki eğitim hayatlarının ardından IIT’de çalışmaya başlayan bu genç bilim insanları, birden fazla senaryoda robotun insana yardım edebileceği bir sistem geliştirdi.
İdil Özdamar bunu, “İnsana en iyi şekilde nasıl yardım edebilir, onu nasıl takip edebilir ve onun tahmin edemediği durumlarda güvenliği nasıl sağlayabilir. Mesela, çarpışmayı nasıl önleyebilir ya da sürekli çok ağır bir eşyayı bir insanın endüstriyel ortamlarda taşıması onun ergonomisi açısından da sorunlar yaratıyor. Fakat birçok işi robota yaptırarak insanların daha rahat, daha güvenli çalışabilmesini sağlamak bizim amaçlarımız arasında,” diye açıkladı.
İdil Özdamar, robot teknolojisindeki gelişmeler üzerine yaşanan endişelere karşılık ise şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Aslında iki açıdan yaklaşılabilir: tehlikeli olan durumlarda insanların tehlikeye girmemesini sağlamak için bu kullanılabilir. Bu da zaten yerini almak değil, onların daha iyi şartlarda çalışmasını sağlamak için. Bir ikincisi de aslında yeni bir çalışma sektörü yaratılıyor. Çünkü robotlar bizim hayatımıza girdikçe bu robotları geliştirecek, onları kodlayabilecek, onların nasıl davranması gerektiğini, onların insanlarla aynı ortamlarda bulunması için gerekli zorunlulukları robota öğretebilecek bizim gibi mühendisler için yeni bir iş kolu da ortaya çıkıyor ve bu aslında giderek büyüyen bir iş kolu. Tamamen yerini almak değil, yeni iş kolları da yarattıklarını da düşünüyorum.”
“ROBOTLAR, YAŞLANMAKTA OLAN NÜFUSA YARDIMCI OLABİLİR”
Doğanay Şirintuna, bazı işlerde robotların insanların yerine kullanımının daha verimli olabileceğini belirterek, “İnsan hayatını tehlikeye atmak yerine tehlikeli yerlere robotları sokarak onlara bu işi yaptırabiliyoruz. Bizim üzerinde çalıştığımız konu, fabrikalarda, lojistik sektöründe insana yardım ederek daha verimli sistemler ortaya çıkarmak,” ifadelerini kullandı.
Avrupa nüfusunun yaşlandığını ve bazı sektörlerde onların yerini dolduracak yeni işçileri bulmakta sıkıntılar yaşandığını anlatan Şirintuna, “Bizim çalıştığımız laboratuarın da temel amaçlarından biri bu yaşlanan nüfusa yardım ederek iskelet bazlı oluşan bazı sakatlıkları önleyebilecek senaryolarda işlerini halen sürdürülebilir hale getirmeye çalışmak,” dedi.
Robotların bir işte insandan daha iyi olmasının yakın gelecekte çok mümkün gözükmediğini dile getiren Şirintuna, “Çünkü insanların bilişsel yeteneği, problem çözme yeteneği robotlardan çok daha ileride. O yüzden amaçlarımızdan biri de insanların bu bilişsel, problem çözme yeteneğini kullanarak robotu sadece tekrarlanabilir işlerde kullanmak ve onların tabii ki kas değil, ama mekanik gücünü kullanarak bu işlerde insanlara yardım etmek,” diye konuştu.
“PROGRAMLADIĞIMIZ CİHAZIN BİZİ KONTROL EDEBİLECEĞİNE İNANMIYORUM”
Bir buçuk yıldır IIT’de çalışan Gökhan Solak ise, amaçlarının, kontrolün insanda olduğu senaryolarda cihazlar üretmek olduğunu söylüyor. İnsanın kontrolünü, niyetini robota daha rahat aktarabilmek için portatif ara yüzler, platformlar geliştirdiklerini anlatan Solak, bu teknolojiye neden önem verilmesi gerektiğini ise şu sözlerle anlattı:
“Robotlar, biz insanların yapmak istemediği işleri yapabilir, tehlikeli ortamlarda çalışabilir; aşırı sıcak, karanlık, çökme riski olan bir bina, nükleer bir tesis, uzayda olabilir. Aynı zamanda, rehabilitasyon konusunda, bakıma muhtaç milyonlarca insan var. Bunları sağlayacak iş gücü bulmak zorlaşıyor. Robotlar sınırsız enerji ve sabırla bu tip işlerde kullanılabilir. O yüzden robotik, gelecek için önemli bir alan.”
Gökhan Solak da, robotların insanların yerini alabileceği endişesine dair, “İnsanların sezgileri, sürekli bir tehlikeyi sezip kendini korumak üzerine. Bunu çok iyi anlıyorum, ama sonuçta bu aracı biz geliştiriyoruz, biz kodluyoruz, biz inşa ediyoruz. Onun neleri yapıp yapamayacağı tamamen bizim kontrolümüz altında. Bu kontrolü sağlamak teknolojik değil, daha fazla sosyal bir problem bana sorarsanız, bunun kararının verilmesi. Ben bizim programladığımız mekanik bir cihazın bizi kontrol edebileceğine inanmıyorum, ancak bu mekanik cihazı kontrol eden kişinin niyeti bunu istemezse,” ifadelerini kullandı.
Türk araştırmacılarla çalışmaktan çok memnun olduğunu ifade eden İnsan-Robot Etkileşimi Laboratuvarı Başkanı, ödüllü bilim insanı Aras Ajoudani de, ekibiyle birlikte bilim dünyasına bu alanda üst düzey katkı sağladıklarını söyledi. Robotların insanların yerini almasından değil, 10 yıl sonra kimsenin yapmak istemediği işleri kimin yapacağından daha fazla endişeli olduğunu söyleyen Ajoudani, “Kilolarca kutuları kim kaldıracak, hastane banyolarını kim temizleyecek? Bu sorunu şimdi çözmeye yönelmezsek bu hizmetleri almamız daha zor olacak yakın gelecekte,” diye sözlerini sürdürdü.
]]>Havaların soğumasıyla birlikte soba, şofben, kombi ve bu cihazların bacalarından kaynaklanan karbonmonoksit zehirlenmeleri riskinin arttığı bir döneme girildiğini belirten Manisa Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanı Gürhan İnal, “Doğalgaz kullanılan ortamlarda zehirlenmelerin asıl nedeni; tam yanmanın sağlanamamasından dolayı ortaya çıkan karbonmonoksit gazıdır. Doğalgaz kimyasal özellikleri bakımından zehirli değildir. Ancak havadan hafif bir gaz olduğundan tesisatta meydana gelen bir kaçak sonrası kapalı alanlarda yukarıda birikir. Çok miktarda birikme yapması ortamdaki oksijeni azaltacağından boğulmalara ve patlamalara sebep olabilmektedir. Bu sebeple doğalgaz kullanımında alınacak bazı basit tedbirlerle hayati boyutlara varabilecek kazaların önüne geçmemiz mümkün olabilir” dedi.
Doğalgaz kullanan vatandaşların dikkat etmesi gereken hususları sıralayan İnal, şunları söyledi: “Doğalgaz tesisatlarına kesinlikle müdahale edilmemeli, yetkisiz kişi ve kuruluşlara tamir ve bakım gibi işlemler yaptırılmamalıdır. Gaz açma işlemi gerçekleştirildikten sonra tesisatlara yeni bir cihaz bağlanması halinde, kesinlikle bu durumdan gaz dağıtım firmasını haberdar edilmelidir. Pencere veya duvarlara monte edilen, ortama taze hava girmesini ve herhangi bir gaz kaçağı durumunda da gazın dışarıya tahliye edilmesini sağlayan menfezlerin asla iptal edilmemeli ve üzeri kapatılmamalıdır. Kombi, şofben gibi cihazlar her yıl kışa girmeden yetkili servisler aracılığıyla bakımı yaptırılmalıdır. Baca gazının kimyasal yapısında veya diğer dış etkenlerden dolayı bacaların deformasyona uğraması ihtimaline karşı yetkilendirilen baca temizleme firmaları tarafından kontrol ettirilmelidir. Gaz kaçağı riskini ortadan kaldırmak için ocak ve kombilerdeki eskimiş, paslanmış veya ömrü tamamlanmış bağlantı refleksleri mutlaka yenilenmelidir. Lodoslu havalarda baca çekişi olumsuz yönde etkileneceğinden gaz sızıntısına karşı dikkatli olunmalı, bacalı cihazın bulunduğu odadaki menfezlerin açık olması sağlanmalıdır. Cihaz baca bağlantı fleksleri yıpranmamış, delinmemiş olmalı, flekslerin baca girişleri ile arasındaki boşluğu sıcaklığa dayanıklı malzeme ile sızdırmamalıdır. Baca çekmeme durumunda cihazların çalışmasını engelleyen emniyet sistemi her bacalı cihazda mutlaka olmalı, olan cihazlarda bu sistem devre dışı bırakılmamalıdır. Bacalı cihazların olduğu mahal yatak odası-banyo olmamalı, bu cihazların olduğu mahallerde yatılmamalıdır”
“Her türlü müdahalede dağıtım şirketine mutlaka bilgi verilmeli”
Geçtiğimiz günlerde Yunusemre ilçesinde meydana gelen ve 2 vatandaşın hayatını kaybettiği doğalgaz zehirlenmesi vakasına da değinen İtfaiye Dairesi Başkanı Gürhan İnal, “Birkaç gün önce yerleştikleri konutta ikamet eden iki vatandaşımızın doğal gaz kombi bacasının bağlantısının doğru yapılmaması nedeniyle sızan karbonmonoksit gazından zehirlenerek yaşamını yitirmiştir. Yaşamını yitiren vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Yapılan ilk incelemeler sonucunda meskende doğal gaz kombisi bacasının yerinden oynatıldığı ve veya yetkili olmayan kişilerce bağlantısının eksik yapıldığı, yeni taşınılan konutta dağıtım firmasına bildirilmeden doğal gaz kullanımına başlandığı belirlenmiştir. Ayrıca buna bağlı olarak güvenli gaz arzının sağlanması için gerekli kontrollerin yapılamadığı ve ortama hava akışı sağlayan menfezin de kapatıldığı tespit edilmiştir. İstenmeyen durumlarla karşılaşmamak ve güvenlik riski oluşmasını önlemek için dağıtım şirketinin onayı ve bilgisi dışında doğal gaz kullanımının yapılmamasını, tesisata ve cihazlara sertifikasız ve ehil olmayan kişilerce müdahale edilmemesini, yapılacak her türlü müdahalede ise dağıtım şirketine mutlaka bilgi verilmesini hemşehrilerimize önemle bildirmek isteriz” diye konuştu. – MANİSA
]]>