Suriye’de Baascı Rejimin yıkılmasının ardından Türkiye’de yaşayan Suriyeliler ülkelerine dönmeye başladı. İstanbul’da bulunan Başakşehir Ahmet Kabaklı İlkokulu’nda eğitim gören Muhammed’in ailesiyle Suriye’ye dönme kararı aldı. Bunun üzerine okulundan ayrılmak durumunda kalan Muhammed’e sınıf öğretmeni ve arkadaşları veda töreni düzenledi. Kapının önünde sağlı sollu dizilen arkadaşları Muhammed’e sarılıp tokalaşarak veda etti. Duygu dolu anların yaşandığı anları da sınıf öğretmeni Nalan Oktay ailesine ve kendisine hatıra kalması için kayıt altına alıp sosyal medya hesabında paylaştı.
“Ailesine ve kendisine hatıra olsun diye anlık çektik”
Töreni hazırlayan öğretmen Nalan Oktay, “Muhammed geçen sene aramıza katıldı. Deprem bölgesinden gelen öğrenci Gaziantep’ten geldi. Kaygılı olarak geldi. Öğrencilerimle kapsamaya çalıştık. Çocuğun tertemiz dünyasına dokunabilmek onda iz bıraka bilmek temel amaçlarımızdan tüm öğretmenlerin. Bu video simge oldu fakat, tüm öğretmen arkadaşlarım aynı duyguda çalışıyordur. O video tamamen spontane oldu. Çocuğun burada ayrılacağını öğrenirken, çocukta hoş bir anı kalsın. Ayrılırken güzel duygularla ayrılsın. Gidişi anlık gelişen bir durum, Ailesine ve kendisine hatıra olsun diye anlık çektik. Bunun buraya geleceğini hiç bilemezdim. Dokunduğumuz her çocuk kazandığımız bir değerdir. Bu amaçla hareket ediyoruz. Mesleğimizin bu yönle vurgulanması beni gururlandırdı, duygulandırdı. Şahsi sayfam, o sayfada da çocuklarımızla yaptıklarımızı anı olsun diye açtım. Bunu da bu sebepten attım oraya. Başka bir amacım yoktu. Bütün çocukların kazanmaya çalışmak onların kalbine dokunmak böyle hatıralar bırakarak mesleği yapmak tüm öğretmen arkadaşlarım hedefidir” dedi. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İlçede yaşayan Kökçü ailesinden haber alamayan yakınları, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi.
İhbar üzerine eve jandarma ve sağlık ekipleri yönlendirildi.
Jandarma eşliğinde apartmanın 2. katındaki daireye giren sağlık ekipleri, hareketsiz yatan anne Kader (35) ile çocukları İsmail Ege (5), Elif Bilge (12) ve Yiğit Efe Kökçü’nün (14) hayatını kaybettiğini belirledi.
Baygın halde bulunan baba Emrah Kökçü (43) ile apartmandaki farklı dairelerde yaşayan 21 kişi de zehirlenme şüphesiyle hastanelere kaldırıldı.
İskenderun Kaymakamı Muhammet Önder, İskenderun Acil Durum Hastanesine giderek tedavi görenler hakkında yetkililerden bilgi aldı.
Valilikten açıklama
Hatay Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada, ailenin zehirlendiği bildirildi.
Açıklamada şunlar kaydedildi:
“Vatandaşlarımızın kesin zehirlenme sebebi yapılacak otopsi sonucunda belirlenecektir. Vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralı vatandaşımıza acil şifalar dileriz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>A.G. (41) idaresindeki 26 RK 148 plakalı hafif ticari araç, Afyonkarahisar – Ankara kara yolu Köroğlu Beli yakınlarında şarampole devrildi.
Kazada sürücü ile hafif ticari araçtaki F.G. (64), F.Y. (46), M.G. (18) ile O.A.G. (14) yaralandı.
İhbar üzerine kaza yerine sağlık, polis ve jandarma ekipleri sevk edildi.
Ambulanslarla kentteki hastanelere kaldırılan yaralıların hayati tehlikesinin bulunmadığı öğrenildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
KÜÇÜK KIZIN BAĞIRSAĞINDAN 38 ADET MIKNATIS ÇIKARILDI
Bursa’da yaşanan bir olayda 5 yaşındaki kız çocuğu, evde oyun oynadığı mıknatıslı boncuk bilekliği yuttu. Durumu hemen fark eden aile, çocuğuyla birlikte Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurdu. Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Kaan Demirören tarafından yapılan tetkikte çocuğun bağırsaklarındaki mıknatıslar tespit edildi. Vakit kaybetmeden yapılan operasyonla çocuğun bağırsağından 38 adet mıknatıs çıkartıldı Bu tarz vakalarda mide ve bağırsak delinmesi yaşanmaması için erken müdahalenin önemine değinen Doç. Dr. Kaan Demirören, takı ve oyuncakların özellikle 5 yaşından küçük çocuklara verilmemesi gerektiği konusunda aileleri uyardı.

Günümüzde yabancı cisim yutmalarının önemli bir problem olduğunun altını çizen Demirören, son zamanlarda mıknatısların, lityum iyon pillerin ve yüksek düzeyde emici cisimlerin önemli bir problem haline geldiğine dikkat çekti. Bu cisimlerle alakalı çok sayıda olguyla karşılaştıklarını vurgulayan Demirören, “Hastamız da boncuk şeklinde, ufak da olsa kuvvetli çekim gücüne sahip neodimin dediğimiz maddelerden oluşan mıknatısları yutmuş. Bu mıknatıslar değişik sebeplerle toplumumuzda yaygın olarak bulunuyor. Bunların önemli bir kısmı oyuncak olarak bulunuyor ve bu oyuncaklar da maalesef küçük çocukların ellerine rahatlıkla geçebiliyor. Özellikle 5 yaşından küçük çocuklara bu tarz küçük cisimlerin verilmesini ve üzerinde takı olarak kullanılmasını bırakın etrafında bile olmaması gerekiyor” dedi.

“HEMEN MÜDAHALE EDİLMELİ”
Birden fazla mıknatıs yutulması durumunda mide ya da bağırsaklarda araya doku alıp bir süre sonra o bölgeyi delmeye başladığını belirten Demirören, “Genelde ilk 24 saat içerisinde mide ya da bağırsakları delmiş bir şekilde bu vakalarla karşılaşıyoruz. Hastamızın şansı bağırsaklarda yakalamamıza rağmen bu mıknatısları endoskopi ile çıkarabilmemiz oldu. 38 adet boncuk şeklinde bir mıknatıs olduğunu gördük. Hastamızda delinme durumu olmadı. Şu anda sağlığına kavuştu. Ama bu durum genellikle bu şekilde olmuyor. Maalesef bu mıknatıslar çok sayıda yutulduğu zaman bağırsaklarda delinmeye yol açıp ameliyatla çıkarılması gerekiyor. Ameliyatta yine hem karın duvarının kesilmesi, bağırsakların kesilmesi gibi zor ve komplikasyonlu işlemler şeklinde sonuçlara varıyor” şeklinde konuştu.
Doç. Dr. Demirören son olarak mıknatıs, su maymuncuğu, saat pili gibi çocukların ilgisini çeken ve yutma riski barındıran nesnelerin ortalıkta bırakılmaması ve çocuklardan uzak tutulması gerektiğini sözlerine ekledi.
Hastane3-sayfaSağlıkÇocukBursaOlay
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı tarafından Toroslar Belediyesi Yunus Emre Kültür Merkezi’nde, Çocuk Gelişim Merkezleri Genel Koordinatörü Özlem Tanışık tarafından verilen seminer, interaktif şekilde gerçekleştirildi. Ekran kullanımı konusunda kritik yaş seviyesinin 7 yaşa kadar olan süre olduğuna dikkat çeken Tanışık, günümüzde ekran kullanımının erken çocukluktaki olumsuz etkilerini bilimsel veriler eşliğinde anlattı. Seminerde, 7 yaşa kadar olan sürenin altın yaş olduğunu vurgulayan Tanışık, “7 yaşa kadar olan dönem, çocukların birçok davranış kalıplarının oturduğu kritik bir dönemdir. Bu kritik dönem ve altın çağda, ebeveynler olarak mümkün olduğunca onların bu yolculuğunu gelişimsel alanlarına teşvik edecek oyunlarla rehberlik etmemiz gerekiyor” dedi.
“Daha sağlıklı bireyleri ekrandan uzak tutarak yetiştirebiliriz”
Seminerde; dil ve konuşma, obezite, uyku sorunlarının yanı sıra şiddet eğilimi ve sosyalleşmede ciddi problemler yaşandığını başlıklar halinde açıklayan Tanışık, “Günümüz çocuklarında okullarda yaşanan uyum problemi, sosyal hayatta yaşanan temel uyum problemleri, ekrana fazla maruz kalmaktan ortaya çıkabiliyor. Çocukların normal gelişim evrelerini tamamlamakta zorlanmaları, fazla ekran kullanımı ile birlikte tüm bu süreçte çocuklarda duygusal etkiler oluşturduğu gibi, onların fizyolojik yapılarında bozulmalara yol açarak ‘dijital demans’ kavramını doğurmaktadır” diye konuştu. Ekran kullanımının kısıtlanması amacıyla tercih edilecek etkinlik ve aktiviteler konusunda da ebeveynlere öneriler veren Tanışık, “Çocuklarımızın geleceğine ışık tutmak için geç değildir. Bugün alacağımız kararlarla ve onlara oluşturacağımız rutinlerle, daha sağlıklı bireyleri ekrandan uzak tutarak yetiştirebiliriz” ifadelerini kullandı.
“Ailelerin, önce kendi ekran bağımlılığını gözden geçirmesi gerekiyor”
Seminere katılan Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Şerife Hasoğlu Dokucu da gerçekleştirdikleri etkinliklerle çocukların ekrandan biraz da olsa uzak kalmalarını sağlamayı amaçladıklarını belirtti. Dokucu, “TarsusGençlik Kampı’nda, doğa içinde yaşına uygun etkinliklere katılan çocukların telefon veya tablet taşımadıklarını görüyoruz. Çünkü dikkatlerini yönlendiren çalışmalar yapılıyor” diye konuştu.
Çocukların sağlıklı gelişmesine darbe vuran ekran bağımlılığının ekran manipülasyonu olduğuna dikkat çeken Dokucu, “Ailelerin sağlıklı aile bütünlüğü için de önce kendi ekran bağımlılığını, sonra da çocuğunun ekran bağımlılığını gözden geçirmesi ve üstüne düşen görevi yapması gerekiyor” dedi. – MERSİN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SAKARYA – Sakarya’nın Hendek ilçesinde çocukların evde yakmaya çalıştığı soba parladı. 1 kişinin yaralandığı yangında evde büyük çapta maddi hasar oluştu.
Yangın, Rasimpaşa Mahallesi Fiskobirlik Caddesi üzerinde bulunan evin 2’nci katında çıktı. Edinilen bilgiye göre, çocuklar evde bulunan sobayı yakmak istediği esnada yangın çıktı. Evden çıkan alevleri gören çevredeki vatandaşlar durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. Konunun haber verilmesi üzerine adrese sağlık, itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi. Bölgeye ulaşan itfaiye ekiplerince yangın kontrol altına alınarak söndürüldü. Sobanın parlaması neticesinde yüzünde yanık oluşan bir çocuk ise sağlık ekiplerince olay yerinde yapılan müdahalesinin ardından Hendek Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.
Büyük çapta maddi hasarın meydana geldiği yangına ilişkin inceleme başlatıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sinop Kent Konseyi ile Sinop Korunmaya Muhtaç Çocukları Koruma ve Destekleme Derneği işbirliğiyle Kültür Merkezi’nde düzenlenen konsere, Belediye Başkanı Metin Gürbüz, İl Kültür ve Turizm Müdürü Fatih Güzel, davetliler ile korunmaya muhtaç çocuklar katıldı.
Çeşitli müzik türlerinden eserlerin seslendirildiği konserden elde edilen gelir, korunmaya muhtaç çocuklar yararına değerlendirilecek.
Sinop Kent Konseyi Başkanı Handan Yılmazer Turan, burada yaptığı konuşmada, konserden sağlanacak gelirin çocuk evlerine ulaştırılacağını söyledi.
Amaçlarının gelirden daha çok çocukların mutluluklarına katkı sağlamak olduğunu vurgulayan Turan, şunları kaydetti:
“Devletimiz, çocuklarımızın tüm ihtiyaçlarını karşılıyor. Biz böyle bir etkinlik yaparak onların mutluluğuna katkı sağlamak istedik. Etkinliğimize destek veren sanatçılarımıza ve davetlilerimize çok teşekkür ediyorum. Bizleri bu anlamlı gecede yalnız bırakmadılar. Çocuklarımıza daha güzel bir gelecek için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Şiddetle mücadele, yalnızca bireylerin değil, bir devletin temel görevidir. Ancak bu devlet, kadınını, çocuğunu, yaşlısını, engellisini koruyamıyorsa, ne kadar güçlü olduğunu iddia ederse etsin, vicdanlarda asla meşruiyet kazanamaz” dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Kadın, Aile ve Sosyal Hizmetler Başkanlığı tarafından otelde düzenlenen ve 2 gün sürecek olan ‘Şiddet ve Şiddetle Mücadele Çalıştayı’na katıldı. Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Dervişoğlu, şiddetin derin ve yakıcı bir toplumsal sorun olduğuna dikkat çekti. Çalıştayı düzenleme nedenlerine değinen Dervişoğlu, “Çünkü şiddet artık bireylerin değil, toplumun vicdanını kanatan bir yara haline gelmiştir. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler ve tüm canlılar bu şiddet sarmalının mağdurları olmaktadır. Hükümet yıllardır bu konuda kalıcı bir çözüm üretmemiştir. Mevcut yasalar uygulanmamış, caydırıcı tedbirler alınmamıştır. Kadınlar, tedbir kararlarına rağmen korunamamış; çocuklar istismar ve ihmale açık hale getirilmiştir. Bu ilgisizlik ve yetersizlik, bugün toplumda şiddeti neredeyse kanıksanır hale getirmiştir. Ancak biz bunu kabul etmiyoruz. Şiddet, bir kader değildir ve çözümsüz değildir. Bu nedenle, şiddeti bilimsel bir yaklaşımla ele almak, toplumun tüm kesimlerini etkileyen bu sorunun kök nedenlerini tespit ederek, çözüm yolları geliştirmek için bu çalıştayı düzenledik” diye konuştu.
‘ŞİDDETSİZ TÜRKİYE’Yİ BİRLİKTE KURACAĞIZ’
Dervişoğlu, Türk milletinin kadim kültüründe kadının, çocuğun ve tüm canlıların yaşam hakkının kutsal emanet olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Bu topraklar, yalnızca insanın değil, doğanın, hayvanların ve tüm canlıların güvenle yaşadığı bir hoşgörü medeniyetini binlerce yıl boyunca taşımıştır. Şiddet, bu topraklara yabancıdır. Çünkü bizim kültürümüz, zayıfı koruyan, mazluma sahip çıkan, hak ve adaleti her şeyin üstünde gören bir anlayışın eseridir. Türk milleti, tarih boyunca güçlü olanın değil, haklı olanın yanında durmuştur. Kadınına, çocuğuna ve doğasına verdiği değerle medeniyetlerin yükselmesine öncülük etmiştir. Bugün bu ruhu yeniden canlandırmak, bu toprakların insanlarına ve tüm canlılarına hak ettiği güven ortamını sağlamak bizim en büyük sorumluluğumuzdur. İYİ Parti olarak, biz bu kadim değerlerden aldığımız ilhamla hareket ediyoruz. Şiddeti yalnızca bir bireysel sorun olarak değil, toplumsal bir mesele olarak ele alıyoruz. Eğitimle, caydırıcı yasalarla ve toplumsal farkındalıkla şiddetin köklerini kurutmayı hedefliyoruz. Çocukların gülerek büyüdüğü, kadınların korkusuzca yaşadığı, doğanın korunduğu bir Türkiye için çalışıyoruz. Bu çalıştay, sadece bir başlangıçtır. Çalıştaydan çıkacak sonuç raporu ve öneriler, Türk milletinin bu kara lekeden kurtulması için bir yol haritası olacaktır. Şiddetle mücadele, yalnızca bireylerin değil, bir devletin temel görevidir. Ancak bu devlet, kadınını, çocuğunu, yaşlısını, engellisini koruyamıyorsa, ne kadar güçlü olduğunu iddia ederse etsin, vicdanlarda asla meşruiyet kazanamaz. Biz İYİ Parti olarak, bu sessiz çığlıkların sesi olmaya, çözüm üretmeye ve vicdanı savunmaya devam edeceğiz. Bu çabalar, sadece bugünü değil, yarınları da inşa edecek. Şiddetsiz, güvenli ve adil bir Türkiye’yi birlikte kuracağız.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>RİZE – Rizeli matematik öğretmeni, hem eğitimcilikten hem de doktora yapmaktan vazgeçti, çocukluk sevdası olana arıcılığa başladı.
Rize‘nin Pazar ilçesinde yaşayan 40 yaşındaki Murat Memoğlu, lise eğitimini tamamladıktan sonra Matematik Öğretmenliği okudu. Okulunu başarıyla bitiren Memoğlu sonrasında alanında yüksek lisansını bile yaptı. Daha sonra doktoraya başlayan Memoğlu aynı zamanda özel bir okulda matematik öğretmeni olarak da çalışmaya başladı. Bunların hepsi gerçekleşirken onun aklı ise çocukluktan beri hayali olan arıcılıktaydı. Dededen, babadan gördüğü arıcılığa sevdalı olduğunu söyleyen Memoğlu, artık eğitimciliği, hatta doktora eğitimini bile bırakarak arıcılık yapmaya başladı. 400 adet kovanı olduğunu ifade eden Memoğlu, insanların hobi olarak yaptığı arıcılığı artık profesyonel olarak yapmaya başladı.
Çocuk yaşlarda tanıştığı arıcılığa çok hevesli olduğunu ifade eden Memoğlu “Çocukluğumdan beri arıların içinde büyüdüm. Dedem bu işi yapıyordu ilk başta. Dedemden sonra babam da aynı şekilde bu işi yapıyordu. Hatta o geleneksel yöntemlerle karakovancılık yapıyor. Ben matematik öğretmeniyim. Yüksek lisansımı yaptım, sonrasında doktoraya başladım. Doktora yaparken bir yandan aracılık yapıyordum. Bir yandan da yine doktora mı yaparken özel okulda öğretmenlik yapıyordum. Öğretmenlik çok kutsal bir meslek. Yani öğrencilerin rehberi oluyorsun, onlara ışık oluyorsun. Bunu yapmak çok güzel ama bir yandan arıcılık da aynı şekilde güzel bir meslek ve benim çocukluk sevdam. Bir tercih yapmak zorunda kaldım ve ben aracılığı tercih ettim. Yani olan bir hevesti hobi olarak yapıyordum ‘Bunu meslek olarak niye yapmayayım?’ dedim. Yaklaşık 4 yıldır bunu profesyonel bir şekilde meslek olarak yapmaya başladım” dedi.
Arcılığın kendisini ekonomik olarak da mutlu ettiğini sözlerine ekleyen Memoğlu, arıcılığın genç yaşta yapılabilecek kadar zor bir meslek olduğunun da altını çizerek “400 civarında kovanım var. Çocukluğumdan beri heves ettiğim, sevdası olduğum arıcılığı yapıyorum. Beni ekonomik olarak tatmin ediyor. Gençler bu mesleği yapabilirler. Hatta bu gençlikte yapılacak bir iştir. Evet, çok hevesli olarak yapıyorum ama zahmeti de çoktur. Kolay bir iş değil yani. İşe giriştiğin zaman bunu anlıyorsun. Zahmetlidir ama aynı zamanda çoğu insanın hobi olarak yaptığı bir meslektir. Gençler bu işi yaparsa çok daha başarılı olur. Hem ekonomik olarak tatmin eder. Yani insanların geçimini sağlaması için alternatif bir gelir kaynağıdır, yapılabilir” ifadelerini kullandı.
Matematik öğretmenliğini, hatta doktorayı bıraktığını duyanların çok şaşırdığını ama kendisinin sevdiği mesleği yaptığını dile getiren Memoğlu “Tepkiler oluyor ama yani insan meraklı olduğu şeyi yapmalı. Aslında ben matematiği de seviyordum. Yani matematikte doktora yapmak benim için keyifli bir şeydi. Araştırma yapmak. Ama çocukluktan beri bir hayran olduğum için ben arıcılığı tercih ettim” şeklinde konuştu.

EkonomiGüncelEğitimTarımÇocukYaşamRize
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rize’nin Pazar ilçesinde yaşayan 40 yaşındaki Murat Memoğlu, lise eğitimini tamamladıktan sonra Matematik Öğretmenliği okudu. Okulunu başarıyla bitiren Memoğlu sonrasında alanında yüksek lisansını bile yaptı. Daha sonra doktoraya başlayan Memoğlu aynı zamanda özel bir okulda matematik öğretmeni olarak da çalışmaya başladı. Bunların hepsi gerçekleşirken onun aklı ise çocukluktan beri hayali olan arıcılıktaydı. Dededen, babadan gördüğü arıcılığa sevdalı olduğunu söyleyen Memoğlu, artık eğitimciliği, hatta doktora eğitimini bile bırakarak arıcılık yapmaya başladı. 400 adet kovanı olduğunu ifade eden Memoğlu, insanların hobi olarak yaptığı arıcılığı artık profesyonel olarak yapmaya başladı.
Çocuk yaşlarda tanıştığı arıcılığa çok hevesli olduğunu ifade eden Memoğlu, “Çocukluğumdan beri arıların içinde büyüdüm. Dedem bu işi yapıyordu ilk başta. Dedemden sonra babam da aynı şekilde bu işi yapıyordu. Hatta o geleneksel yöntemlerle karakovancılık yapıyor. Ben matematik öğretmeniyim. Yüksek lisansımı yaptım, sonrasında doktoraya başladım. Doktora yaparken bir yandan aracılık yapıyordum. Bir yandan da yine doktora mı yaparken özel okulda öğretmenlik yapıyordum. Öğretmenlik çok kutsal bir meslek. Yani öğrencilerin rehberi oluyorsun, onlara ışık oluyorsun. Bunu yapmak çok güzel ama bir yandan arıcılık da aynı şekilde güzel bir meslek ve benim çocukluk sevdam. Bir tercih yapmak zorunda kaldım ve ben aracılığı tercih ettim. Yani olan bir hevesti hobi olarak yapıyordum ‘Bunu meslek olarak niye yapmayayım?’ dedim. Yaklaşık 4 yıldır bunu profesyonel bir şekilde meslek olarak yapmaya başladım” dedi.
Arıcılığın kendisini ekonomik olarak da mutlu ettiğini sözlerine ekleyen Memoğlu, arıcılığın genç yaşta yapılabilecek kadar zor bir meslek olduğunun da altını çizerek, “400 civarında kovanım var. Çocukluğumdan beri heves ettiğim, sevdası olduğum arıcılığı yapıyorum. Beni ekonomik olarak tatmin ediyor. Gençler bu mesleği yapabilirler. Hatta bu gençlikte yapılacak bir iştir. Evet, çok hevesli olarak yapıyorum ama zahmeti de çoktur. Kolay bir iş değil yani. İşe giriştiğin zaman bunu anlıyorsun. Zahmetlidir ama aynı zamanda çoğu insanın hobi olarak yaptığı bir meslektir. Gençler bu işi yaparsa çok daha başarılı olur. Hem ekonomik olarak tatmin eder. Yani insanların geçimini sağlaması için alternatif bir gelir kaynağıdır, yapılabilir” ifadelerini kullandı.
Matematik öğretmenliğini, hatta doktorayı bıraktığını duyanların çok şaşırdığını ama kendisinin sevdiği mesleği yaptığını dile getiren Memoğlu, “Tepkiler oluyor ama yani insan meraklı olduğu şeyi yapmalı. Aslında ben matematiği de seviyordum. Yani matematikte doktora yapmak benim için keyifli bir şeydi. Araştırma yapmak. Ama çocukluktan beri bir hayran olduğum için ben arıcılığı tercih ettim” şeklinde konuştu. – RİZE
Yerel HaberlerÇocuklukEğitimYerelYaşamÇocukTarımrize
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Havza Belediye Kültür Merkezi’nde sahnelenen ve Nasrettin Hoca’nın hem güldüren hem de düşündüren hikayelerinden oluşan, dayanışma, yardımlaşma, dostluk ve sevgi gibi konuların işlendiği tek perdelik müzikli oyun, çocuklar tarafından ilgiyle izlendi.
Orelet Çocuk Tiyatrosu tarafından iki seans olarak sahneye konulan oyunun sonunda çocuklar, Nasrettin Hoca karakteri ile fotoğraf çektirdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(KİLİS)-Kilis BelediyesiKültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından organize edilen Sonbahar Çocuk Şenliği, 28 Eylül gününde Mehmet Abdi Bulut Parkı’nda gerçekleştirildi.
Kilis Belediye Başkanı Hakan Bilecen’in öncülüğünde düzenlenen şenlik, çocuklara unutulmaz anlar yaşattı. Şenlik kapsamında çocuklar, sevilen çizgi film karakterleri, palyaçolar ve mini illüzyon gösterileri ile eğlendi. Ayrıca yüz boyama etkinliği baloncuk gösterisi de düzenlendi. Etkinlikte, pamuk şeker, mısır ve içecek ikramlarında bulunuldu.
Kilis Belediyesi tarafından yapılan açıklamada, kış döneminde de çocuklara yönelik eğitici ve eğlenceli programlar düzenlemeye devam edileceği söylendi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Serik Belediyesi tarafından, iş insanı Ali Akkanat’ın katkılarıyla Merkez Mahalle’de kreş ve gündüz bakımevinin yapımına başlandı.
Kreş ve bakımevi, 3 bin metrekare alan üzerine, bin 700 metrekare kapalı alana inşa edilecek, 10 derslik ve sosyal alanlardan oluşacak.
İlçe Belediye Başkanı Kadir Kumbul, törende yaptığı konuşmada, temelini attıkları kreş ve bakımevinin yapımını en kısa sürede tamamlamayı hedeflediklerini söyledi.
Küçük yaşlardan itibaren çocuklara sağlanacak kaliteli eğitimin önemine işaret eden Kumbul, “Bu projeyle çalışan annelerimize gönül rahatlığıyla çocuklarına emanet edecekleri bir ortam sağlamış olacağız. Bu da sosyal yapıyı güçlendirecek önemli bir adımdır.” dedi.
İş insanı Ali Akkanat da bugüne kadar 20’nin üzerinde okul yaptırdığını, Konya Selçuk Üniversitesi’ne bağlı Akkanat kampüsünde bugün beş bin öğrencinin eğitim aldığını ifade etti.
Şu ana kadar 30 binin üzerinde çocuğa burs verdiğini anlatan Akkanat, bundan sonra daha çok çocuk okutacağını ve kreş yapacağını belirtti.
Kumbul, Akkanat’a plaket ve çiçek verdi.
Konuşmaların ardından, kreş ve gündüz bakımevinin harç dökülerek temeli atıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AKDENİZ Üniversitesi’nden Öğr. Gör. Doktor Süleyman İbze, özellikle son dönemde acile boğaz ağrısı, öksürük, ateş gibi üst solunum yolu enfeksiyonları şikayetiyle hastalar geldiğini belirterek, “Viral enfeksiyonlardan korunmanın yolu kalabalık ortamlarda çok fazla bulunmamanız. Buralarda maske takmak ve çok yakın temasta bulunmamak bir koruyucu faktördür. Ne yazık ki pandemiden kurtulduğumuzu, artık hiçbir zaman bu kuralların geri gelmeyeceğini düşünerek hareket ediyoruz” dedi.
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğr. Gör. Doktor Süleyman İbze, acile başvuran viral üst solunum yolu enfeksiyon ve ishal rahatsızlıklarındaki artışın mevsimsel etkiler nedeniyle beklenilen bir durum olduğunu anlattı. İbze, yaz dönemlerinde özellikle kapalı klimalı ortamlarda bulunma süreleri ile düğün, nişan ve konser gibi toplu organizasyonların artmasının viral üst solunum yolları enfeksiyonlarında ve viral ishallerde artışa neden olduğunu belirtti. Beyaz et gibi soğuk zincirde korunması gereken gıdaların düzenli şekilde muhafaza edilememesinden kaynaklı bakteriyel ishal vakalarının da artmasına neden olduğunu söyleyen doktor İbze, yaz döneminde özellikle viral ishal ve viral üst solunum yolu enfeksiyonlarındaki artışın salgın gibi değerlendirilmemesine dikkati çekti. Viral enfeksiyonlardan etkilenmemek için uyarılarda bulunan İbze, maske, mesafe ve el hijyeninin önemine vurgu yaptı.
RİSK GRUBUNDAKİ KİŞİLER
Doktor İbze, özellikle 65 yaş üstü, kronik rahatsızlığı olanlar ve 5 yaş altındaki çocuklarda viral üst solunum enfeksiyonları ve viral ishal şikayetleri olanların risk grubunda olduğunu hatırlatarak, “Sıcak havada kişiler sıcaktan korunmak için klima açıp kapalı alanda vakit geçiriyor ve birlikte zaman geçirdikleri süre artıyor. Haliyle bu dönemlerde ortaya çıkan bir viral hastalık, kişilerden kişilere bulaşarak artış gösterebiliyor. Bunun dışında özellikle yaz dönemlerinde bazı virüslerin çocuklar yoluyla bulaştığını ve arttığını biliyoruz. Çocukların yaz döneminde daha çok dışarıda olması, havuz ve deniz kullanımları gibi şeyler bulaşı artıran faktörler. Özellikle fekal-oral yolla bulaşan virüslerin bu dönemde çocuklardan çocuklara, çocuklardan ailelerine taşındığını biliyoruz. Bu durumu yaşayan kişilerde daha çok hafif hastalık şeklinde görüyoruz. Burada kaygılanılacak ciddi sağlık problemleri olarak düşünmemek gerekiyor ama bazı grupları bunların dışında tutmak gerekiyor. Özellikle 65 yaş üstü hastalar, kronik rahatsızlığı olan ya da bağışıklık sistemi zayıf hastaları ayırmamız gerekiyor. 5 yaş altındaki çocuk hasta grubu bizim için önemli. Bu iki grup kırılgan bir grup, bu tarz durumlarda basit geçirebilecek hastalıkları ciddi geçirme ihtimalleri söz konusu. Bu grupların daha dikkatli izlenmesi, destek tedavilerinin daha etkin yapılması ve gerekli hallerde hastane başvurusu ya da yatış gerektiren durumlar varsa ilgili sağlık kuruluşları tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır” dedi.
BOĞAZ AĞRISI, ATEŞ
Bazı belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini aktaran İbze, “Özellikle bu dönemde üst solunum yolu enfeksiyonlarında, boğaz ağrısı, ateş, genel vücut ağrısı, kırgınlık en çok gördüğümüz durumlar. Bu şekilde başlayıp devamında ishal gelişen vakalar da görüyoruz. İshalde kan olmaması, ishal renginin dışkı rengiyle aynı olması, içinde yeşil renk olmaması bize daha çok viral ishal olduğunu düşündüren bulgular. Onun dışında ishalin içerisinde sümüksü yapı olmaması, büyük olasılıkla yine bir viral etken olduğunu bize düşündürür. Yüksek ateş çoğunlukla bakteriyel ishal etkenlerinden kaynaklanır. Viral ishallerde ateş çoğunlukla eşlik etmez ya da çok az düzeydedir” diye konuştu.
SOĞUK ZİNCİR HALKASI KIRILAN GIDA TÜKETİMİNE DİKKAT
Yaz döneminde görülen ishallerin genellikle bozulan gıdaların tüketimi nedeniyle gerçekleştiğini anlatan doktor Süleyman İbze, “Hava sıcaklığı gıdaların korunmasını ve saklanmasını güçleştiriyor. Bu dönemde biz özellikle beyaz et ürünlerinde ya da içerisinde mayonez, krema gibi bozulmaya çok elverişli gıdaların tüketiminde daha çok gıda ilişkili bağırsak enfeksiyonları görüyoruz. Burada en sık gördüğümüz etken ‘E.coli’ dediğimiz bir bakterinin alt türü. Önemli olan mümkün olduğunca soğuk zincir bozulmadan saklanmış gıdaların tüketilmesidir. Özellikle dışarıda tüketilen hazır gıdalarda, paketli ürünlerde soğuk zincir korunmadıysa bu gıdaların bozulmaları çok çabuk gerçekleşiyor ve ortaya çıkan bakteri ve ürettiği toksinde ishal tablosu ortaya çıkarabiliyor. Bu hastalar genellikle şiddetli kusma, bulantı ve kramp şeklinde karın ağrısı, bazen de yüksek ateşle karşımıza gelebiliyor. Midye bu anlamda korkulması gereken gıdalardan biri. Çünkü içerisinde et var. Eğer doğru pişirilmediyse, doğru saklanmadıysa veya soğuk zincir sağlanmadan saklandıysa bozulmanın gerçekleşmesi olası bir durum. O yüzden bu gıdaların tüketilmesi bizim açımızdan risk teşkil ediyor” dedi.
Üst solunum yolu ve ishal rahatsızlıklarından korunmak için uyarıda bulunan İbze, “Viral enfeksiyonlardan korunmanın yolu kalabalık ortamlarda çok fazla bulunmamanız. Özellikle yaz döneminde düğün, konser gibi organizasyonlar arttı. Bu tarz organizasyonlarda yan yana gelmek bir risk. Buralarda maske takmak ve çok yakın temasta bulunmamak bir koruyucu faktördür. El yıkamanın sık sık yapılması gerekiyor. Aslında pandemi döneminde yaşadıklarımızı hatırlamamız gerekiyor. Çünkü biz pandemiden kurtulduğumuzu, artık hiçbir zaman bu kuralların geri gelmeyeceğini düşünerek hareket ediyoruz ama tüm viral enfeksiyonlardan korunmanın temelinde belli bir mesafede bulunmak, yakın teması azaltmak ve el hijyeninin artırılması vardır. Bunun dışında güvenmediğimiz gıdaları tüketmememiz lazım” diye konuştu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Özdemir, maymun çiçeği virüsünün direkt temasla bulaşan bir hastalık olduğunu söyleyerek, çocuklar için de risk taşıdığını belirtti. Prof. Dr. Özdemir, “Kişi enfekte olduğunu bilmeden çarşaflara, havlulara ya da diğer yüzeylere sekresyonlarını bulaştırırsa ve ortak kullanım gibi durumlarda çocuklar buralardan daha kolay bir şekilde bulaş kaynağına maruz kalabilirler” dedi.
Prof. Dr. Halil Özdemir, dünya genelinde maymun çiçeği hastalığında son 2,5 yılda 100 binin üzerinde vaka tespit edildiğini ve 200’ün üzerinde de ölüm görüldüğünü söyledi. Prof. Dr. Özdemir, Türkiye’de şu ana kadar bilinen bir maymun çiçeği hastalığına denk gelinmediğini ifade ederek, “Aslında 2 ila 4 hafta arasında kendi kendini sınırlayan ve iyileşen bir hastalık. Bağışıklık sistemi bozulmuş, bağışıklık sistemini bozan ilaç alan kişilerde ve çocuklarda bir miktar ağır seyretmekte. 2022 Kasım’ından itibaren görülen salgında ülkemizde de çeşitli vakalar görüldü. Ancak 2024 yılında ülkemizde doğrulanmış henüz bir vaka bildirimine sahip değiliz. Bizim de kliniğimizde şu ana kadar şüphelendiğimiz 3 vaka oldu. Ancak yapılan tetkiklerinde virüs saptanmadı. 3 hastamız da çocuktu ve 3 yaş ila 6 yaş arasındalardı. Ancak saptanmadı. Henüz biz de vaka yok. Şu ana kadar da Türkiye’de bilinen bir vaka tespiti yok” diye konuştu.
Prof. Dr. Özdemir, hastalığın Covid-19’daki gibi solunum yoluyla bulaşmadığına dikkat çekerek, şöyle dedi:
“Maymun çiçeği hastalığı direkt temasla bulaşan bir hastalık. Bu açıdan şanslıyız. Hatta çok enfekte bireylerle yakın temas halinde, cinsel temas durumlarında, ortaya çıkan bir tablo, bulaş şekli var. Çocuklarda şöyle bir risk söz konusu; kişi enfekte olduğunu bilmeden çarşaflara, havlulara ya da diğer yüzeylere sekresyonlarını bulaştırırsa ve ortak kullanım gibi durumlarda çocuklar buralardan daha kolay bir şekilde bulaş kaynağına maruz kalabilir. Çünkü oyuncaklarla oynuyorlar, birtakım şeyler de yapıyorlar, bu durumdan dolayı temasları fazla olduğu için de bir miktar artış olabilir. Ama esas olarak cinsel yolla bulaştığı için çok da artmış bir risk söz konusu değil çocuklar açısından. Hastalık esas insandan insana bulaş şeklinde oluşmaktadır. Başka bir bulaş şekli yok. Hastalık şüphesi olan kişilerle yakın temastan kaçınmak gerekiyor. Temas kurallarına uymamız gerekiyor. Ellerimizi sürekli sabunlu suyla yıkamak gerekiyor.”
Haber-Kamera: Kaan ULU-Celal ATALAY/ANKARA,
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>3 ay önce eşi Naciye Akkaplan ile boşanma kararı alarak ayrı yaşamaya başladıkları ve bunalıma girdiği öğrenilen Vesim Şimşek (45), beraber yaşadığı 4 çocuğunu dağlık alana götürüp tabancayla her birine ateş etti. Meydana gelen acı olayda 2 yaşındaki Ceylin, 4 yaşındaki Cemre ve 14 yaşındaki Nira olay yerinde hayatını kaybederken 11 yaşındaki Hira Nur isimli çocuk ise olaydan ağır yaralı olarak kurtuldu. Çocuklarını vurduktan sonra kendisine de ateş eden Vesim Şimşek de ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.

“ONLAR ZATEN CENNETLİK, HELALLİK ALMAYA GEREK YOK”
Yaşanan vahim olay sonrası hayatını kaybeden 3 kız kardeş annelerinin yaşadığı Manisa’nın Salihli ilçesinde dualarla son yolculuklarına uğurlandı. Hz. Ömer Camisinde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazı öncesi anne Naciye Akkaplan, çocuklarının tabutuna sarılarak her biriyle ayrı ayrı helalleşirken “Hanginize yanayım” şeklindeki feryatları yürekleri dağladı. Cenaze namazını kıldıran Salihli Müftüsü Ali Çebi ise 3 kız kardeş için “Çocuklar zaten cennetlik, helallik almaya gerek yok. Onlar çocuktur cennete gideceklerdir” diyerek helallik almadı. Öte yandan baba Vesim Şimşek ve kızı Hira Nur’un İzmir’de yoğun bakımda tedavilerinin devam ettiği öğrenildi.


Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İl Milli Eğitim Müdürlüğünce Karadeniz Bakır İlkokulu bahçesinde organize edilen etkinlikte, okul öncesi ve ilkokul çağındaki öğrenciler geleneksel çocuk oyunları, deneysel etkinlikler, yüz ve ahşap boyama, palyaço gösterileri ve teleskopla gökyüzü gözlemi gibi etkinliklerle eğitici ve eğlenceli zaman geçirdi.
İl Milli Eğitim Müdürü Fahri Acar, bakanlığın ağustosu tüm okullarda okul öncesi etkinlikler ayı olarak ilan ettiğini anımsattı.
Okul öncesi eğitimi çok önemsediklerini belirten Acar, çocuğun temel kişisel özelliklerinin oluştuğu, sosyalleştiği ve öz bakım gibi çeşitli becerileri kazandığı bu sürecin okullarda sağlıklı bir biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Artvin’de okullaşma ve fiziksel donanımlarda hiçbir sorun olmadığını vurgulayan Acar, “Okul öncesinde de sanki ilkokulmuş gibi yüzde 100 okula erişimi çok önemsiyoruz. Şu anda ilimizde özellikle 5 yaş grubunda okul öncesi eğitime erişemeyen bir çocuğumuz bile yok. Her çocuğun mutlaka en az 1 yıl, 5 yaş grubunda okul öncesi eğitimden faydalanması gerektiğine inanıyoruz. Bunu da başarmış bir iliz. İlkokula başlayan çocuklarımız arasında okul öncesi deneyimi olmayan çocuğumuz yok gibi, bu da başarımıza etki ediyor.” dedi.
Acar, tüm kademelerde okulların açılacağı 9 Eylül’ü sabırsızlıkla bekledikleri dile getirerek, “İnşallah yine öğrencilerimizle, velilerimizle, öğretmenlerimizle buluşup sevgili yavrularımızın geleceğine en iyi kurgulamaya, onları iyi birer insan olarak bu büyük devlete yetiştirmek için birlikte çaba göstereceğiz.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kaza, bugün saat 14. 45 sıralarında Erzincan – Sivas kara yolu Sakaltutan Geçidi mevkiinde meydana geldi. Alınan bilgiye göre, Ağrı’dan polis ve ailesini Ankara’ya götürmek için yola çıkan ticari araç ile yoldan çıkarak karşı şeride geçtiği tahmin edilen eşya yüklü tır çarpıştı.

1’İ BEBEK 4 KİŞİ CAN VERDİ
Kazada ticari taksi tamamen hurda yığınına dönerken araçta bulunan sürücü polis ailesi ve bebekleri olmak üzere toplam 4 kişi hayatını kaybetti, tır sürücüsüyle birlikte toplam 2 kişi ağır yaralı olarak Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı.

KOPAN BACAĞI HASTANEYE YETİŞTİRMEK İÇİN ZAMANLA YARIŞTILAR
Kaza mahallinde yaralı ile kopan bacağı sağlık ekipleri tarafından adeta zamanla yarışılarak hastaneye ulaştırıldı. Hastaneye kaldırılan 2 yaralının da hayati tehlikelerinin devam ettiği öğrenildi. Cumhuriyet savcısının incelemesinin ardından ticari taksinin içerisinden AFAD ekiplerince çıkarılan cesetler hastane morguna kaldırıldı. Kazayla ilgili tahkikat başlatıldı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bodrum açıklarında farklı zamanlarda iki ayrı lastik botun motor arızası nedeniyle sürüklendiği ihbarını alan Sahil Güvenlik ekipleri, 15’i çocuk 49 göçmeni kurtardı. Bodrum’dan Yunan adalarına yüzerek geçmeye çalışan 1 düzensiz göçmen, bitkin düşerek yardım talebinde bulundu. İhbarı alan Sahil Güvenlik ekipleri, deniz yüzeyinde tespit edilen 1 göçmeni kurtardı. İlçedeki diğer göçmen olayında ise hareketli fiber karinalı lastik bot, Sahil Güvenlik ekiplerince durdurularak içerisindeki 8 düzensiz göçmen ile beraberinde 2 çocuk yakalandı. Karaya çıkarılan toplam 60 göçmen, işlemlerinin ardından Muğla İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne gönderildi. – MUĞLA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ünlü şovmen Mehmet Ali Erbil, 40 yaş küçük sevgilisi Gülseren Ceylan’la katıldığı programda imam nikahı itirafıyla herkesi şaşırtmıştı.
İlk kez dini nikah yaptığını söyleyen ünlü şovmen, “Zaten evli gibiyiz. Her şey çok güzel gidiyor. Gülseren istedi nikâh olmasını, ben de tamam dedim. Dini nikah yaptık.” demişti.

İmam nikahları kıyılırken mehir istemediğini söyleyen Gülseren Ceylan, Mehmet Ali Erbil’in kendisi için daha önemli olduğunu söylediği bir vaatte bulunduğunu söylemişti.

“KESİN ÇOCUK YAPACAĞIM”
40 yaş küçük imam nikahlı eş, ünlü şovmenin verdiği söz açıkladı. Mali’den çocuk istediğini itiraf eden Gülseren Ceylan, “Hayatımda ilk defa bir erkekten çocuk hayalim oldu. Ben normalde gezen tozan bir insandım ama şu an ev hanımı oldum tamamen. Ben Mehmet Ali’yi bilerek ilişkiye başladım, eski eşlerini, çocuklarını biliyorum.

“EVLENMEK İSTEMESE DE HAKKIDIR”
Evlenmek istemezse de haklıdır ama ileride ben Mehmet Ali Erbil’den kesinlikle çocuk yapmak istiyorum. Evlenmek için evlilik sözleşmesi isterse bile imzalarım, kaç yaşında adam, kim bilir eski ilişkilerinde neler yaşadı, düşünmeden imza atarım.” dedi.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ekranların başarılı ve güzel oyuncularından Seda Bakan, müzisyen Ali Erel ile nikah masasına oturmuş, 2019’da Leyla’nın doğumuyla ilk kez anne olma mutluluğu yaşamış, ikinci kızı Ela’yı ise 2022’de kucağına almıştı.
2 çocuğu olan oyuncu Seda Bakan’ın büyük kızı Leyla 5 yaşına girdi. Güzel isim, kızının doğum gününü sosyal medya hesabından duygusal bir paylaşımla kutladı.
Behzat Ç.’, ‘Kardeş Payı’, ‘Mucize Doktor’ gibi yapımlarda rol alan Seda Bakan, sosyal medya hesabından kızıyla fotoğraflarını yayınladı.

“İYİ Kİ”
Bakan, gönderilerin altına şu notu düştü: “Leyla canım Leyla’m. İyi ki doğdun, iyi ki Allah seni bize verdi. Hep iyi günler gör ve hep iyiliklerle, iyi insanlarla karşılaş. Allah seni ve kardeşini hep korusun. Seni çok seviyoruz güzel kızım. Hoş geldin 5 yaş.”


Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Kuzey Ege Grup Komutanlığı ekipleri, Ayvacık ilçesi açıklarında lastik bot içerisinde kaçak göçmen olduğu bilgisi üzerine harekete geçti. Bölgeye giden ‘TCSG-8’ Sahil Güvenlik botu, durdurdukları lastik bot içinde 5’i çocuk 19 kaçak göçmen yakaladı. Küçükkuyu beldesindeki Sahil Güvenlik Karakoluna götürülen kaçak göçmenler, işlemlerinin ardından Ayvacık ilçesindeki Yabancıları Geri Gönderme Merkezi’ne teslim edildi. – ÇANAKKALE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Komutanlığından yapılan açıklamaya göre, Marmaris açıklarında içinde düzensiz göçmenlerin olduğu lastik botun motor arızası nedeniyle sürüklendiği ve yardım talebinde bulunulduğu bilgisi üzerine bölgeye ekip yönlendirildi.
Sahil Güvenlik ekibi, bottaki 5’i çocuk 17 düzensiz göçmeni karaya çıkardı.
Datça ilçesi açıklarında düzensiz göçmenlerin bulunduğu lastik botun motor arızası nedeniyle sürüklendiği ve yardım talebinde bulunulduğu bilgisi üzerine bölgeye ekip sevk edildi.
Sürüklenen lastik bottaki 8’i çocuk 35 düzensiz göçmen kurtarılarak ekiplerin yardımıyla karaya çıkarıldı.
Dalaman ilçesi açıklarında da 2 can salında bir grup düzensiz göçmen olduğu bilgisi üzerine bölgeye Sahil Güvenlik ekipleri sevk edildi.
Ekipler, Yunanistan unsurlarınca Türk kara sularına geri itilen can salındaki 19’u çocuk 37 düzensiz göçmeni kurtardı.
Düzensiz göçmenler, işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğüne gönderildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhuriyet Konferans Salonu’nda programa Düzce Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlhan Genç, Düzce Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Koç, davetli konuklar ile öğretim üyeleri ve öğrencileri katıldı.
Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Düzce Üniversitesi Okul Öncesi Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Elçin Yazıcı Arıcı “Öğretmen sözcüğünün; öğreten, bilgi veren, çalışkan, yönlendirici, yol gösterici, içten olma gibi pek çok anlamı vardır, kısaca öğretmen insan olma sürecine rehberlik eden kişidir” dedi.
Günümüz dünyasında alakalı yetkinliklerin yanı sıra dahili ve kişilerarası yetkinlik kazanabilmenin de önemli olduğunu belirten Arıcı, eğitimcilerin, çocukları; nazik olma, dayanışma, iş birliği, sorumluluk, çaba ve çalışma isteği gibi değerlerle desteklemesi gerektiğini dile getirdi.
Rektör Yardımcısı İlhan Genç, yaptığı konuşmada 100. yılda böyle değerli bir konuyu ele alan Düzce Üniversitesi Okul Öncesi Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi’ne teşekkür etti. 12 yıl liselerde kendisinin de Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptığını ifade eden Genç, bu yıllar içerisinde, çocuk öncesi eğitimde çocuk edebiyatı derslerine de girdiğini söyleyerek okul öncesi öğretmenliğinin önemine vurgu yaptı.
Açılış konuşmalarının ardından Cumhuriyetimizin 100. yılı için bestelenen Parla Marşı’nın, Okul Öncesi Eğitimi Anabilim Dalı Öğrenci Korosu tarafından okunmasıyla devam eden programda, Anadolu’nun bir köyünde öğretmenlik yapan Melek Yıldızdoğdu’nun program için yazdığı kompozisyon da katılımcılarla paylaşıldı. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa şarkısının bardaklar ritim oyunuyla seslendirildiği programda, farklı müzik aletleriyle yapılan bambaşka bir orkestra deneyimi de dinleyiciler tarafından ilgiyle takip edildi.
Programın son bölümündeyse Karabük Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şehnaz Ceylan, “21. Yüzyılda Gelişimsel Öğretmen Olmak” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Ceylan, konuşmasına 6 yaşından beri öğretmen olacağını söyleyerek “Bir çocuğun gözlerine bakmazsanız onları göremezsiniz. Bir çocuğu anlamak ve onlara kendinizi anlatabilmek için ona özel olduğunu hissettirmeniz gerekir” dedi. Çocukları etiketlememenin, çocuğun gelişimi açısından öneminden bahsederek travmatik süreçler geçiren çocukların ona güvenen, ona değer veren kişilere tutunduğunu, bu kişiler arasında öğretmenlerin önemli bir yeri olduğunu dile getirdi. 21. yüzyılda ihtiyaç duyulan öğretmen özelliklerini açıklayarak 21. yüzyıl öğretmenlik becerilerinde öğretmenlerin geleneksel rollerini aşarak gelişimsel odaklı bir yaklaşımı benimsemeleri gerektiğini sözlerine ekledi. Okul öncesi eğitim sürecinde ailenin de bu sürece dahil edilmesi gerektiğini belirten Şehnaz Ceylan, aile eğitimlerinin birincil öneme sahip olduğuna vurgu yaptı. Gelişimsel öğretmenlik, çocuk merkezlilik, duyarlı öğretmenlik, profesyonel öğretmenlik konularına değinerek konuşmasını “Ayakları yere basmayan hayaller kuralım, hayaller dünyasını harekete geçiren öğretmenler olsun” sözüyle bitirdi.
Programın sonunda, Prof. Dr. Şehnaz Ceylan’a Düzce Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlhan Genç tarafından teşekkür belgesi, Düzce Üniversitesi Okul Öncesi Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Elçin Yazıcı Arıcı ile lisans öğrencilerinin hazırlamış olduğu Kuling ve el sanatı hediyeleri takdim edildi. – DÜZCE
]]>(İSTANBUL) – İstanbul Bağcılar’da geçen yıl 11 yaşındaki kız çocuğunu iş yerinde istismar eden 60 yaşındaki sucu Metin Şenay’ın çok sayıda çocuğa cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla yargılanmasına Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Duruşma öncesinde açıklama yapan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, sanık hakkında 15 yıl önce aynı suçtan şikayet olduğunu, ancak delil yetersizliği gerekçesiyle beraat kararı verildiğini anımsatarak, “Birçok çocuk istismarının delil yetersizliğinden üstü kapatılıyor. Yetersiz olan delil değil, yetersiz olan bu ülkedeki adalettir” dedi.
Geçen yıl mayıs ayında okuldan çıkan 11 yaşındaki M.Y.’yi aracıyla kendisine ait su dükkanına götürüp burada alıkoyan ve taciz eden Metin Şenay’ın çok sayıda çocuğa cinsel saldırıda bulunduğu belirlendi. Dükkandaki ses yalıtımlı özel oda görüntülenirken Şenay’ın istismar görüntülerini kayda aldığı ortaya çıktı. Sanık hakkında hazırlanan iddianame, mahkemece kabul edildi. Metin Şenay, bugün hakim karşısına çıktı. Sadece vekaletnamesi olan avukatlar salona alındı. Koridorda kalan izleyiciler, “Çocuklar vatandır, vatanına sahip çık” şeklinde slogan attı. Sanık SEGBİS sistemiyle duruşmaya katıldı.
“BU ÜLKEDE YETERSİZ OLAN DELİLLER DEĞİL, ADALETTİR”
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim duruşma öncesinde adliye önünde yaptığı açıklamada, sanığın 2009’da da aynı suçtan “delil yetersizliği” nedeniyle hakkında beraat kararı verildiğini belirterek, şunları söyledi:
“Çocuk istismarını aklatmamak üzere buradayız. Yıllarca süren bu istismarda kimlerin payı varsa, kimlerin ihmali varsa birer birer yargılanması için elimizden geleni yapacağız. Bir kişi onlarca çocuğu istismar ediyor. 2009 yılında 12 yıl ceza alıyor. Sonra Yargıtay bir karar veriyor, ‘Yetersiz ve soyut deliller olduğu için beraatına’ diyor. Yani hiçbir ceza almadan elini kolunu sallayarak küçücük odada, küçücük çocukları istismar etmeye devam ediyor. 15 yıl olmuş. Çocuk istismarını önlemek mümkün. Lanzorete Sözleşmesi uygulanırsa çocuk istismarı önlenebilir. Çocuk Koruma Kanunu’nu etkin uygulanırsa çocuk istismarı önlenebilir. Her okulda risk tarama formu uygulanırsa çocuk istismarı önlenebilir, daha erken farkedilebilir. Genelde ‘Çocuk susar, sen susma’ derler. Biz tam tersini söylüyoruz. Çocuk anlatır bir şekilde. Siz gözlerinizi ve kulaklarınızı kapatmayın yeter ki siz yetkililer sessiz kalmayın yeter ki. Birçok çocuk istismarının delil yetersizliğinden üstü kapatılıyor. Yetersiz olan delil değil, yetersiz olan bu ülkedeki adalettir. Bu ülkedeki yetkililerin sorumluluklarını yerine getirmemeleridir. 2009’da ceza almış olan biri 15 yıl oldu 2024 tekrar yargılanacak Metin Şenay. Bu davanın takipçisi olacağız”
METİN ŞENAY HAKKINDA YÜZLERCE YIL HAPİS TALEBİ
İddianamede, şüpheli Metin Şenay’ın ilk mağdura yönelik işlediği “zincirleme olarak cebir, tehdit veya hile kullanarak çocuğu cinsel amaçla hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 10 yıl 6 aydan 36 yıl 9 aya kadar, “zincirleme şekilde 12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 63 yıldan az olmayacak ceza ve “müstehcen yayınların üretilmesinde çocukları kullanmak” suçundan 8 yıl 9 aydan 17 yıl 6 aya kadar hapsi istendi. Metin Şenay’ın, eşinin yeğeni olan iki mağdur çocuğa yönelik 2019-2023 yılları arasında işlediği, “zincirleme olarak cebir veya hile kullanarak çocuğa cinsel amaçla hürriyetinden yoksun kılma” suçundan ayrı ayrı 18 yıl 4 aydan 62 yıl 1 aya kadar, “zincirleme olarak üçüncü derece kayın hısımlığı bulunan 12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan ayrıca 63 yıldan az olmayacak bir ceza ve “müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak” suçundan da ayrı ayrı 8 yıl 9 aydan 17 yıl 6 aya kadar hapsi istendi.
Sanık Şenay’ın son mağdur çocuğa karşı 24-25 Mayıs 2023 tarihinde işlediği “cebir, tehdit veya hile kullanarak silahla ve cinsel amaçla çocuğu hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 6 yıldan 21 yıla kadar, “12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 27 yıldan az olmamak üzere ve “müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak” suçundan da 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi istendi. Şüphelinin ayrıca “çocukların kullanıldığı müstehcen görüntüleri depolamak ve bulundurmak” suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar hapsi de istendi.
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, aylardır savaşı ve yıkımı yaşayan Ukrayna’nın Odessa kentinin Belediye Başkanı Gennadiy Trukhano’yu makamında ağırladı. Savaşın bir an önce son bulması dileğinde bulunan ve savaşın yaşandığı bölgelere yaptıkları insani yardımların devam edeceklerini vurgulayan İmamoğlu, “23 Nisan, bizim çocuk bayramımızdır ve buraya farklı ülkelerden çocuklar geldi. O çocukların arasında bulunan, Ukraynalı çocuklar ve Filistinli çocukların gözlerindeki korkuyu, endişeyi gördüm. ve her şeyden önce kendimi o çocuklara çok borçlu hissediyorum” dedi.
Ekrem İmamoğlu, 24 Şubat 2022’den bu yana savaşı ve yıkımı yaşayan Ukrayna’nın Odessa kentinin Belediye Başkanı Gennadiy Trukhano ile Ukrayna İstanbul Başkonsolosu Roman Nedilskyi’yi Saraçhane’deki makam odasında ağırladı. Trukhano’yu İstanbul’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren İmamoğlu, “Telefonda görüşmek ve bu zor zamanda duygularımızı sizinle paylaşmak durumunda kalmıştık. Ama yüz yüze görüşmemiz tabii ki beni mutlu etti” dedi.
“ATATÜRK’ÜN ‘YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ’ PRENSİBİ HER ZAMAN REHBERİMİZ OLMUŞTUR”
Yaşanan savaşı, üzüntüyle ve büyük bir endişeyle takip ettiklerini belirten İmamoğlu, “Hayatını kaybedenlere elbette taziyelerimi sunuyorum. 100 yıldır kurucu liderimiz Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış’ prensibi, bizim hem ülkedeki sürece hem bütün dünyaya bakışımızda her zaman rehberimiz olmuştur. Bu konuda Mustafa Kemal Atatürk’ün, bence bütün dünyaya, bütün dünya liderlerine örnek olacak bir sözünü de hatırlatmak isterim. Mustafa Kemal Atatürk, ‘Savaş, zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye girmedikçe savaş; savaş değil, cinayettir. Dolayısıyla bu ortamda elbette ki Ukrayna halkının bu zor zamanlarında yanında olduğumuzu belirtmek istiyorum ve bu konuda sizinle kurmuş olduğumuz diyaloğu da önemsiyorum. Sayın Başkonsolosumuzun çok özenli diyaloglarıyla ortaya koyduğumuz çabalar, bugüne kadar karşılığını buldu. Bundan sonra da elimizden geldiği kadarıyla hem Odessa’nın hem farklı ortamlarda ihtiyacı olan Ukraynalı dostlarımızın yanında olacağımızı belirtmek isterim” şeklinde konuştu.
“10 YARDIM OTOBÜSÜMÜZ DAHA YOLDA”
“Daha önce ulaştırdığımız desteğin sonrasında, 10 otobüsün de gönderilmesiyle ilgili işlemler de başlatıldı” diyen İmamoğlu, “Bu ay sonu elinizde olacağını düşünüyoruz. Tabii bazen ulaşımla ilgili zorluklar yaşanıyor ama hem Başkonsolosumuzun çabası hem bizim arkadaşlarımız, süreyi öne çekmek için de uğraşıyorlar. Gönderdiğiniz ‘kalp çıpa’yı da İstanbul’un en özel, en güzel noktalarından birisine, İstanbul Boğazı’nda sergilemek üzere Sayın Başkonsolosla yerleştirdik. Çok teşekkür ediyorum. Hızlı inşa edilebilen sığınaklar, aynı zamanda buz hokeyi takımının İstanbul’da kamp yapması, antrenman yapması yine Odessalı çocukların İstanbul’a gelmesi konusunda talepleri aldık. Ben, bu konuda da özellikle İstanbul’da misafir edeceğimiz bu tür sporcular, çocuklar kısmında olabildiğince arkadaşlarıma, ‘İmkanlarınızı en üst seviyede tutun ve onları misafir edin’ dedim” ifadelerini kullandı.
“BİR AN ÖNCE SAVAŞIN BİTMESİNİ DİLİYORUM”
“Özellikle çocuklarımızı burada misafir etmekten çok onur duyduğumu belirtmek isterim” diyen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“23 Nisan, bizim çocuk bayramımızdır ve buraya farklı ülkelerden çocuklar geldi. O gelen çocukların arasında bulunan, Ukraynalı çocuklar ve Filistinli çocukların gözlerindeki korkuyu, endişeyi gördüm. ve her şeyden önce kendimi o çocuklara çok borçlu hissediyorum. Hafta sonu Paris’te, yine belediye başkanlarıyla Avrupa’da demokrasinin daha üst seviyeye taşınmasını tartıştığımız toplantıda, Kiev Belediye Başkanı’yla da bir arada olduk. Bu duygularımı kendisiyle de paylaştım. Bir an önce savaşın bitmesini diliyorum ve bunu yürekten istiyorum. Daha önce iki kez bulunduğum ve hem mimarisine hem aynı denizin çocukları olarak büyüyen bir insan olarak, Karadeniz’in kuzeyindeki güzel Odessa’nın da barış dolu günlerinde, insanların mutlu olduğu bir ortamda buluşmayı, sizlerle bir arada olmayı çok arzu ediyorum.”
TRUKHANO’DAN İMAMOĞLU’NA: “SONSUZA KADAR MİNNETTARIM SİZE”
Odessa Belediye Başkanı Trukhano da duygularını şu sözlerle dile getirdi:
“Sözlerimi bile zorla buluyorum şu anda. O kadar duygulandım ki… Sayın Başkanım, özellikle size teşekkür etmek istiyorum. Çünkü, her zaman özellikle bu zor zamanda yanımızda oluyorsunuz, destek oluyorsunuz. Sonsuza kadar minnettarım size. Sayın Atatürk’e atıfta bulundunuz; aslında bu bir savaş değil, bu bir katliam. Çünkü, öbür taraftan gelen askerler, sadece ve sadece katliam yapmaktadır. Bunu özellikle vurguluyorum. İki dost, iki kardeş şehirlerimiz arasında ilişkiler, daha yüksek bir seviyede bulunmakta. Odessa’da İstanbul Park’ı açtık. Bunu memnuniyetle yaptık. Özellikle jeneratör konusunda size ve tüm ekibinize teşekkür etmek istiyorum. Tam zamanında geldi. Bu gerçekten püf noktası bizim için. Tıbbi malzemeler de bizim için çok önemli. Eminim ki, hep beraber ilişkilerimizde yepyeni bir sayfa açacağız. Daha çok şeyleri var. Umarım onları muvaffakla yapacağız. İzninizle ufacık bir videoyu göstermek istiyorum. Öncelikle Odessa’nın savaşa başlamadan önce nasıl görüldüğünü göstermek istiyoruz ve o vahşi olayların bizim şehirlerimizi nasıl değiştirdiğini göstermek istiyoruz”
]]>(ANKARA) – CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, 6 Şubat depremleri sonrasında kaybolan çocuklarla ilgili “Yurttaşlarımız ellerinde listeler, fotoğraflar, kayboldukları binanın adresinden en son görüldükleri yerlere kadar belirten detaylı listeler ile kayıp çocuklarını ararken, seslerini duyurmaya çalıştıkları haberlere ‘dezenformasyon çabası’ diyerek adeta yaşanan acılara kulaklarını kapadıklarını bir kez daha kanıtlıyorlar. Kanıtsız, belgesiz, çabasız herhangi bir açıklama kayıp çocukları arayan yakınlarına yeterli olmayacaktır. Kayıp çocukların akıbetinin detaylıca araştırılması için bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasıdır” açıklamasını yaptı.
CHP’li Nermin Yıldırım Kara, 6 Şubat depremleri sonrasında kaybolan çocuklarla ilgili yazılı açıklama yaptı. Kara, 6 Şubat merkezli depremlerin ardından 15 ay geçtiğini ve depremzede yurttaşların halen kayıp yakınlarına ulaşmaya çalıştığını vurgulayarak, şunları ifade etti:
“Kayıp yakınlarından alınan bilgiye göre toplamda 38’i çocuk 145 yurttaşımız hakkında hala bilgi sahibi değiliz; bu yurttaşlarımızdan 30’u çocuk olmak üzere 117’si Hataylı depremzedeler. Biz bu konuyu meclis gündemine defalarca getirdik. Kayıp vakalarının araştırılması, kamuoyuna ve ailelere bilgilendirilme yapılması talebiyle 17 Ağustos 2023 tarihinde araştırma önergesi verdik, bu önerge hala gündemde bekliyor. Mayıs ayına geldik, hala bir gelişme söz konusu değil. Bunun öncesinde, Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak 9 Mart 2023 tarihli depremde kaybolan insanlar ve refakatsiz kalan çocukların sorunlarının araştırılması için verdiğimiz önerge ise AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedilmişti. Bakanlıklar peşisıra ‘kayıp yok’, ‘tüm refakatsiz çocukların bilgilerine ulaşıldı’, ‘hiçbir sorun yok’, şeklinde ağız birliği yaparak, sorun olmadığını dile getiriyor. O esnada kayıplarını aradığını belirten depremzedelerin görüşme taleplerini de yanıtsız bırakıyorlar. Depremzedeleri görmezden gelenlere aldanmadan, sormaya, cevap aramaya devam edeceğiz: Kayıp depremzede yurttaşlarımız nerede? 15 aydır çocuklarından haber bekleyen yakınlarının, görüşme talepleri hangi sebeple yanıtsız bırakılıyor? Ailelerin bilgi sahibi olabilmesi adına niçin halen daha araştırma komisyonu kurulmasının önüne geçiliyor?
“DEPREMDEKİ KAYIP ÇOCUKLARIN AKIBETİNİN DETAYLICA ARAŞTIRILMASI İÇİN BİR MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALIDIR”
Depremin ertesi günlerinde yurttaşlar çevrelerine kayıplarının fotoğraf ve bilgilerini astılar, yetkili mercilere ve savcılıklara DNA testi ve fotoğraf bıraktılar. Tüm hastane ve mezarlıkları gezdiler, kimileri bir iz bulabilmek adına günlerce enkaz başından ayrılmadı. Fakat, aylar geçmesine rağmen, yurttaşlarımız bugün hala yakınlarından gelecek bir haber bekleyişindeler. Bu konuda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanının ‘kayıp çocuk yok’ açıklamaları oldukça talihsiz. Bugün hala daha, Bakan Göktaş’ın açıklamalarına karşın, birçok sivil toplum kuruluşu ve dernekler kayıp listelerinin hala ellerinde olduğu ve sonuçlanmadığını vurgulamaya devam etmektedir. Yurttaşlarımız ellerinde listeler, fotoğraflar, kayboldukları binanın adresinden en son görüldükleri yerlere kadar belirten detaylı listeler ile kayıp çocuklarını ararken, seslerini duyurmaya çalıştıkları haberlere ‘dezenformasyon çabası’ diyerek adeta yaşanan acılara kulaklarını kapadıklarını bir kez daha kanıtlıyorlar. Kanıtsız, belgesiz, çabasız herhangi bir açıklama kayıp çocukları arayan yakınlarına yeterli olmayacaktır. Gereken, defalarca söylediğimiz gibi kayıp çocukların akıbetinin detaylıca araştırılması için bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasıdır.”
]]>(İSTANBUL) – Çekmeköy’de AKP’li belediye başkanı döneminde, çocuk parkının vatandaşların karşı çıkmasına rağmen imara açılarak akaryakıt istasyonuna dönüştürülme projesi, belediyenin CHP’ye geçmesiyle son buldu. CHP’li Çekmeköy Belediyesi’nin nisan ayı olağanüstü meclis toplantısında oy çokluğu ile alınan kararla, benzin istasyonu yapılmak istenen parkın yeşil alan ve deprem toplanma bölgesi olarak kalmasına karar verildi.
İstanbul Çekmeköy Mimar Sinan Mahallesi Fiba Life Sitesi önündeki 3.580 ve 3.581 parseller üzerinde yer alan Ord. Prof. Zeki Velidi Togan Parkı’nın dönemin AKP’li Çekmeköy Belediyesi tarafından, vatandaşların tepkilerine rağmen parkın imara açılarak akaryakıt istasyonu yapılmasına karar verilmiş, bu karar İBB Meclisi’nin 2020 Ekim ayı toplantısında da tartışmalara yol açmış ancak AKP-MHP grubunun oyları ile kabul edilmişti. Bunun üzerine hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi hem de Çekmeköylü vatandaşlar adına açılan davalarda ‘iptal’ kararları verilmişti. Site sakinlerinin açtığı davada da idare mahkemesi, yürütmenin durdurulması yönünde karar vermiş, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Bölge İdare Mahkemesi Dördüncü İdare Dava Dairesi’ne yapılan istinaf başvurusu da oy birliği ile ‘kesin karar’ olarak reddedilmişti. Tüm bu gelişmelere rağmen parkı akaryakıt istasyonu yapmak isteyen dönemin AKP’li Çekmeköy Belediyesi önceki dönem yönetimi istinafa giderek ısrarını sürdürmüştü.
BELEDİYE CHP’YE GEÇTİ, ÇOCUK PARKI AKARYAKIT İSTASYONU OLMAKTAN KURTULDU
31 Mart yerel seçimlerin ardından CHP yönetimine geçen Çekmeköy Belediyesi, parka akaryakıt istasyonu yapılmasına ‘dur’ dedi. Belediyenin ilgili mahkeme kararlarına yönelik istinafa gitmesinden feragat eden Çekmeköy Belediye Meclisi, benzin istasyonu yapılmak istenen parkın yeşil alan ve deprem toplanma bölgesi olarak kalmasına oy çokluğu ile karar verdi. AKP’li meclis üyelerinin belediyeye gelir getirici bir proje olarak arkasında durup savundukları parka benzin istasyonu planı CHP’li üyelerin oyuyla rededilerek Çekmeköy’ün gündeminden tamamen kaldırıldı. Oy çokluğu ile alınan meclis kararıyla Fiba Life Sitesi önündeki çocuk parkının ranta kurban edilmesinin önüne geçildi.
BAŞKAN ÇERKEZ: ÇOCUKLARIMIZ KAZANDI
Kararla ilgili açıklama yapan Çekmeköy Belediye Başkanı CHP’li Orhan Çerkez, “Komşularımız ve çocuklarımız kazandı. 31 Mart Seçimlerinden bir hafta önce Madenler Meydanı’nda size söz vermiştim. Çekmeköy’ün geleceğini inşa etmek, çocuklarımıza daha güzel, yeşil bir ilçe bırakmak için çalışacağım. Parkların, yeşil alanların ranta açılması utancına son vereceğim. Meclisimizde oy çokluğuyla aldığımız kararla birlikte Ord. Prof. Zeki Velidi Togan Park’ı çocuklarımızın güvenli oyun alanı olacak. Aldığımız kararla birlikte bir avuç rantçının değil Çekmeköy’lü çocuklarımızın kazandığını büyük bir mutlulukla belirtmek istiyorum” dedi.
VATANDAŞLAR KARARDAN MUTLU
Park kararıyla ilgili konuşan vatandaş Hayriye Kaya da “Yapılmaması hepimiz için daha iyi oldu. Gelip yürüyüş yapıyoruz, yeşil alanımız var. Çoluğumuz çocuğumuz eğleniyor. Yani buraya benzinlik yapılsa bizim için iyi olmaz, kötü olurdu. Mutlu oldum çok sevindim. Torunlarımızın ellerinden tutup getirip burada gezdiriyoruz, temiz hava alıyoruz. Yani sıkıldık betonun arasında dura dura. Deprem olsa sığınacak bir yerimiz yok. Hiç değilse gelir buralara sığınırız. Hiçbir yer kalmadı çevremiz doldu. Karara çok mutlu oldum” dedi.
Parkta sıkça oyun oynadığını belirten çocuklardan biri olan Rabia Nur Bozkurt ise “Parkı çok seviyoruz. Annemiz babamızla geliyoruz. Arkadaşlarımızla gelip oyun oynuyor piknik yapıyoruz. Çevremize güzel bakıyoruz. Benzinlik yapılmaması bizi çok mutlu etti” diye konuştu.
KARAR SONRASI PARKTA BAKIM ÇALIŞMASI YAPILDI
Alınan meclis kararının ardından belediye ekipleri, vatandaşların parkta keyifli vakit geçirebilmesi için oyun gruplarında bakım onarım çalışmaları yaptı. Parktaki çimleri kısaltan ekipler, genel temizlik ve oturma banklarının monte çalışmalarını da tamamladı.
YURTTAŞLAR EYLEM YAPMIŞTI
Geçtiğimiz yıllarda Çekmeköylü vatandaşlar ve çocuklar benzin istasyonuna çevrilmek istenen park önünde eylem yapmış tepkilerini ortaya koymuştu. Eyleme dönemin CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da katılarak vatandaşlara destek vermişti.
]]>3 AYDIR SOKAK SOKAK GEZEREK KIZINI ARIYOR
Yusufpaşa Mahallesi’nde babası Erdem Badan ve 70 yaşındaki babaannesi Aysel Badan ile yaşayan lise 3’ncü sınıf öğrencisi Damlasu Badan, sabah saatlerinde evlerine gelen 17 yaşındaki Altan T. ile tartıştı. Altan T., torununu korumaya çalışan 70 yaşındaki kadını darbederek Damlasu’yu kaçırdı. Güvenlik güçlerine durumu bildiren ve evladından 3 aydın haber alamayan Erdem Badan, bir yandan yetkililerden gelecek telefonu beklerken bir yandan da elinde kızının fotoğrafı, sokak sokak gezerek onu arıyor.
Kaçırılan Damlasu BadanKIZININ HAYATINDAN ENDİŞE EDİYOR
Eşi Semra Badan ile 2012 yılında boşanıp kızının velayetini alan Erdem Badan, aylardır haber alamadığı tek çocuğu Damlasu’nun hayatından endişe ettiğini söyledi. Altan T.’nin annesi Aysel Badan’ı darbedip, kızını kaçırdığını belirten Erdem Badan, “Daha çocuk olan bu kişi evimizin bahçesine atlayarak girip çocuğumu kaçırmış. Olayı polis ve jandarmaya bildirdik. Ancak bugüne kadar bulunamadı, gitmediğim, çalmadığım kapı kalmadı ama yavrumu bulamıyorum. Çocuğumu kaçıran şahsın annesi ve babası yerlerini biliyor fakat söylemiyor. Allah kimseye evlat acısı vermesin. Çocuğumu benden ayırmak istiyorlar ama buna asla izin vermeyeceğim” diye konuştu.

“BENİ ÇOCUĞUMDAN AYIRDILAR”
Damlasu’ya seslenerek evine dönmesini isteyen Erdem Badan, “Emniyet, 3 aydır kızımı aradıklarını ama bulamadıklarını söylüyor. Sanki yer yarılıp içine girdiler. Aldığım bir duyuma göre en son Tuzla sahilinde, İzmit bölgelerinde olduğunu söylediler. Bu çocuk buradan oraya nasıl gitti, kim götürdü bilmiyorum. Bir dedektif gibi çalışıyorum ama gücüm yok. Elimde kızımın fotoğrafı sokak sokak geziyorum. Karşıma çıkanlara kımızın fotoğrafını gösterip gördüklerinde polise bilgi vermelerini istiyorum. Bir baba olarak feryat ediyorum. Benim sadece bir çocuğum var o da Damlasu. Beni çocuğumdan ayırdılar, gecem gündüzüm bir oldu, hiçbir yere gidemiyorum, çocuğum aklımdan çıkmıyor. Kanımın son damlasına kadar kızımı arayacağım.” ifadelerini kullandı.

3 AYDIR HABER ALAMADIĞI KIZI İÇİN YARDIM BEKLİYOR
Acılı baba, “Sayın büyüklerim sizlerin de çocukları var, lütfen bana yardımcı olun, bu çocuk da sizin çocuğunuz, kendi çocuğunuzun yerine koyun ve bulunmasına yardımcı olun. 2012 yılında eşimden ayrıldım, çocuğumun velayeti bende, başka biriyle evlenirsem çocuğuma bakmaz diye evlenmedim. Çocuğumu ninesi büyüttü ve bu yaşa getirdi. Ben kötü bir baba değilim, çocuğum okusun diye özel liseye verdim, Allah rızası için çocuğumu bulun.” sözleriyle yardım istedi.

“BABANNEMİ DÖVME SENİNLE GELECEĞİM DEDİ”
Torunu Damlasu’ya çağrıda bulunan babaannesi Aysel Badan da “O çocuk beni darbetti, yere atarak yumruk ve tekme ile vurdu. Damlasu o çocuktan çok korkuyordu ve sesi titreyerek, ‘babaannemi dövme ben seninle geleceğim’ dedi. Beni dövdükten sonra çocuğumu alıp götürdü. Damlasu kızım gel yanımıza, biz senin yokluğuna dayanamıyoruz, gece gündüz hep ağlıyoruz, gel sana kurban olurum” ifadelerini kullandı.





Çekmeköy Belediyesi’nin Nisan ayı olağanüstü meclis toplantısında ilçe adına tarihi bir karar imza atıldı. Meclis ikinci Başkanvekili Soner Çiçekli yönetiminde toplanan Çekmeköy Belediye Meclisi, çocuk parkı ve deprem toplanma alanı üzerine yapılmak istenen benzin istasyonu planını vatandaşın ve mahkemelerin istediği şekilde sonuçlandırdı. Oy çokluğu ile alınan meclis kararıyla Fiba Life Sitesi önündeki çocuk parkının ranta kurban edilmesinin önüne geçildi. Geçtiğimiz yıllarda Parkın benzin istasyonu olmaması için Çekmeköylü vatandaşlar ve çocuklar benzin istasyonuna çevrilmek istenen park önünde eylem yapmış tepkilerini ortaya koymuşlardı.
Başkan söz verdi ve parkı çocuklara teslim etti
Yerel seçimler öncesinde Madenler Meydanı’nda düzenlenen mitingde, “Söz veriyorum 1 metrekare yeşil alanı imar açmayacağım. Özel imarlarla planlar yaptırmayacağım. Çocuk parklarını rant uğruna benzin istasyonlarına vermeyeceğim,” diyen Başkan Orhan Çerkez, bu sözünü hızlıca yerine getirdi. Olağanüstü meclisten yetki alan Başkan Çerkez, Çekmeköy’ün gündeminde yer alan Zeki Velidi Togan Parkı ile ilgili yetkiyi alarak parka benzin istasyonu yapılması ihtimalini tamamen ortadan kaldırdı.
Başkan Çerkez: “Çocuklarımız Kazandı”
Komşularımız ve çocuklarımız kazandı diyen Başkan Çerkez, “31 Mart Seçimlerinden bir hafta önce Madenler Meydanı’nda size söz vermiştim. Çekmeköy’ün geleceğini inşa etmek, çocuklarımıza daha güzel, yeşil bir ilçe bırakmak için çalışacağım. Parkların, yeşil alanların ranta açılması utancına son vereceğim. Meclisimizde oy çokluğuyla aldığımız kararla birlikte Ord. Prof. Zeki Velidi Togan Park’ı çocuklarımızın güvenli oyun alanı olacak. Aldığımız kararla birlikte bir avuç rantçının değil Çekmeköy’lü çocuklarımızın kazandığını büyük bir mutlulukla belirtmek istiyorum” dedi.
7’den 70’e tüm vatandaşlar karardan mutlu
Park kararıyla ilgili konuşan vatandaş Hayriye Kaya, ” Yapılmaması hepimiz için daha iyi oldu. Gelip yürüyüş yapıyoruz, yeşil alanımız var. Çoluğumuz çocuğumuz eğleniyor. Yani buraya benzinlik yapılsa bizim için iyi olmaz kötü olurdu. Mutlu oldum çok sevindim. Torunlarımızın ellerinden tutup getirip burada gezdiriyoruz, temiz hava alıyoruz. Yani sıkıldık betonun arasında dura dura. Deprem olsa sığınacak bir yerimiz yok. Hiç değilse gelir buralara sığınırız. Hiçbir yer kalmadı çevremiz doldu. Karara çok mutlu oldum” dedi. Parkta sıkça oyun oynadığını belirten çocuklardan biri olan Rabia Nur Bozkurt, “Parkı çok seviyoruz. Annemiz babamızla geliyoruz. Arkadaşlarımızla gelip oyun oynuyor piknik yapıyoruz. Çevremize güzel bakıyoruz. Benzinlik yapılmaması bizi çok mutlu etti” diye konuştu.
Karar sonrası parkta bakım çalışması yapıldı
Alınan meclis kararının ardından belediye ekipleri vatandaşların parkta keyifli vakit geçirebilmesi için, oyun gruplarında bakım onarım çalışmaları yaptı. Parktaki çimleri kısaltan ekipler, genel temizlik ve oturma banklarının monte çalışmalarını da yaptı.
Çekmeköy Mimar Sinan Mahallesi Fiba Life Sitesi önündeki 3.580 ve 3.581 parseller üzerinde yer alan Ord. Prof. Zeki Velidi Togan Parkı’nın bir kısmının akaryakıt istasyonu yapılmak istenmesine karşılık hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi hem de Çekmeköylü vatandaşlar adına açılan davalarda ‘iptal’ kararları verilmesinin ardından, site sakinlerinin açtığı davada da idare mahkeme, yürütmenin durdurulması yönünde karar vermiş, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Bölge İdare Mahkemesi Dördüncü İdare Dava Dairesi’ne yapılan istinaf başvurusu da oybirliği ile ‘kesin karar’ olarak ret edilmişti. Tüm bu gelişmelere rağmen parkı benzin istasyonu yapmak isteyen Çekmeköy Belediyesi önceki dönem yönetimi istinafa giderek ısrarlarını sürdürmüştü.
31 Mart seçimlerinde işbaşına gelen Cumhuriyet Halk Partili yeni başkan Orhan Çerkez yönetimindeki belediye meclisi, 22 Nisan Pazartesi olağanüstü toplanarak bu duruma kesin ve net bir kararla ‘dur’ dedi. Belediyenin ilgili mahkeme kararlarına yönelik istinafa gitmesinden feragat eden Çekmeköy Belediye Meclisi, benzin istasyonu yapılmak istenen parkın yeşil alan ve deprem toplanma bölgesi olarak kalmasına oyçokluğu ile karar karar kıldı. AK Partili meclis üyelerinin belediyeye gelir getirici bir proje olarak arkasında durup savundukları parka benzin istasyonu planı CHP’li üyelerin oyuyla ret edilerek Çekmeköy’ün gündeminden tamamen kaldırıldı.
Söz konusu çocuk parkının benzin istasyonu yapılmak istenmesine yönelik oluşan büyük toplumsal direnç hukukken de defalarca vatandaş lehine sonuçlanmış fakat her seferinde farklı yöntemler denenerek bu yerin akaryakıt istasyonu yapılıp ranta açılması için denemeler yapılmıştı. Sürece dahil olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da bölgeyle ilgili plan yapmış, bakanlığın yaptığı planlar da vatandaşın açmış olduğu dava sonucu ret edilmişti. – İSTANBUL
]]>Mersin Valiliği’nin himayesinde, Yenişehir Kaymakamlığı, Yenişehir Belediyesi ve Inter Academy Türkiye Futbol Okulu işbirliğinde gerçekleştirilen proje düzenlenen programla tanıtıldı. Vali Ali Hamza Pehlivan, ‘Futbol Hayalin Gerçekleşiyor’ sloganıyla hayata geçirilen projenin tanıtım toplantısında çocuklarla bir araya geldi. Bir süre sohbet ettiği çocuklarla halı sahada futbol oynayan Pehlivan, maç sonrası çocuklarla fotoğraf çektirdi.
Başlatılan proje hakkında bilgi veren Pehlivan, güzel ve anlamlı bir proje etkinliğiyle bir araya geldiklerini söyledi. Projeyle özellikle dezavantajlı çocukların futbol vasıtasıyla sporla tanışmasının amaçlandığını belirten Pehlivan, “Bu kapsamda 218 çocuğa ulaşılmış durumda” dedi. Sporun, her insanın hayatında olmasını arzu ettikleri ve erken yaşlarda bu alışkanlığın edinilmesini istediklerini dile getiren Pehlivan, “Hele ki imkanı olmayanlara bir şekilde bulunduğu ortam itibariyle, yaşadıkları itibariyle, yaşam şartları itibariyle bu imkanın sunulması ayrı bir önem, ayrı bir değer ifade ediyor. Bu proje kapsamında başta aziz şehitlerimizin bizlere hatırası, emanet olan şehit çocuklarımız, gazilerimizin çocukları, kimsesiz çocuklarımız, yetim, öksüz çocuklarımız, sevgi evlerinde devletimize, milletimize emanet olan çocuklarımız yararlandırıldı. ve 218 çocuğumuz bu kapsamda ücretsiz bir şekilde bu kurslardan yıl boyunca yararlanmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Projenin hayata geçirilmesinde emeği geçenlere teşekkür eden Pehlivan, “Biz de bu projede yer almaktan dolayı, çocuklarımızın bu projeden yararlanıyor olduğunu bilmekten ve buna tanıklık etmekten dolayı mutluyuz” diye konuştu.
“Hayatları boyunca spor yapmaya devam edecekler”
Vali Pehlivan, ‘kötü alışkanlıklara red, sporla sağlıklı yaşama evet’ sloganıyla il genelinde yürüttükleri çalışmalar hakkında da bilgi verdi. Sloganı, il genelinde, ilçelerde, mahallerde, çeşitli spor aktiviteleri ve etkinliklerle duyurmaya çalıştıklarını belirten Pehlivan, şöyle devam etti:
“Bir yandan kulüpler vasıtasıyla, profesyonel anlamda ilimizde 60’a yakın branşta spor faaliyetleri devam ederken, diğer yandan da gerek okullarımızda ana sınıfından lise son sınıfa kadar çocuklarımızın, gençlerimizin spor yapması, hangi branşta olursa olsun, sporla tanışması, bu vesileyle atalarımızın ifadesiyle, ‘sağlam kafa sağlam vücutta bulunur’ anlayışına sahip çıkmaları, fiziksel gelişimlerine, zihinsel gelişimlerine katkı sağlamaları ve bu katkıyla birlikte derslerindeki başarının da artmasına vesile olmak, bunun için çabalamak hepimizi memnun ediyor. Niyetimiz; gençlerimize iyi alışkanlıklar edindirmek, kötü alışkanlıklarla temasını kesinlikle önlemek ve bunu hayatları boyunca devam ettirmeleri adına bir başlangıç sunmak.”
Çocukların gözlerindeki heyecanı görmekten dolayı mutlu olduklarını dile getiren Pehlivan, “Ve onlar hayatları boyunca bir veya birden çok branşta spor yapmaya devam edecekler. ve bir boyutu da sporun kaynaşma, dayanışma ve kardeşlik hukukunu geliştirmesi. Burada belki de birbirini tanımayan birçok çocuğumuz bu vesileyle tanıştılar, arkadaş oldular. Sporun böyle bir olumlu yönü de var. Kardeşlik hukukunu geliştiren bir yönü var. Bunun da ileride dostlukların, kardeşliğin pekişmesi anlamında onlara katkı sağlayacağına inanıyorum” diye konuştu.
Programa Yenişehir Kaymakamı Nevzat Şenkök, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ve Inter Academy Türkiye Kurucu Ortağı Hüseyin Kılavuz da katıldı. – MERSİN
]]>O çocuklardan ikisi dakikalar sonra İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü.
BBC, 15 yaşındaki Basil ve 8 yaşındaki Adem’in vurulduğu gün yaşanan olayları farklı unsurları bir araya getirerek inceledi.
Cep telefonu ile güvenlik kamerası görüntüleri, İsrail ordusunun bölgedeki hareketliliği, görgü tanıklarının ifadeleri ve yapılan teknik analizler, ciddi insan hakları ihlallerine işaret eden sonuçları ortaya çıkardı.
BBC’nin elde ettiği kanıtları inceleyen, BM’nin insan hakları ve terörle mücadele özel raportörü Ben Saul, Adem’in öldürülmesinin “savaş suçu” izlenimi verdiğini kaydetti.
Hukukçu Dr. Lawrence Hill-Cawthorne da bu ölümle sonuçlanan güç kullanımının “ayrım gözetmeksizin” yapıldığı saptaması yaptı.
İsrail ordusu, bu olayı “incelemekte olduklarını” açıkladı.
İsrail ordusunun çatışma kurallarına göre, “sadece yaşama yönelik ivedi tehdit durumunda ya da başka yollar tüketildikten sonra tutuklama amacıyla” ateş açılabiliyor.
Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e yönelik saldırısından bu yana işgal altındaki Batı Şeria’da çok sayıda kişi öldürüldü.
BBC burada yaşayan Filistinlilere ait evlere grafitiyle zarar verildiğine, sivillerin silahla tehdit edilerek komşu Ürdün’e gitmeye zorlandığına dair kanıtlar da elde etti.
Batı Şeria’da bir Filistinli savaşçının ölü bedenine askerler tarafından zarar verildiği da görgü tanıkları tarafından BBC’ye anlatıldı.
29 Kasım günü neler yaşandı?
29 Kasım gününe ait videoları Basil’in, kepenkleri tamamen kapalı bir hırdavatçının yanında durduğunu gösteriyor.
İsrail’e ait zırhlı araçlar yaklaştığında Batı Şeria’daki Cenin’de dükkanların kepenk kapatması alışageldik bir durum.
Görgü tanıkları, o gün yakınlardaki Cenin Mülteci Kampı’na düzenlenen bir operasyonda silah sesleri duyulduğunu anlattı.
Futbolsever ve sıkı bir Lionel Messi hayranı olan Adem, o sırada 14 yaşındaki ağabeyi Baha ile sokaktaydı.
Sokakta toplamda dokuz çocuk vardı ve bu çocukların tamamı, neredeyse 360 ??derecelik bir görüş açısı sağlayan güvenlik kameralarına yansıdı.
Birkaç yüz metre ötede, en az altı zırhlı İsrail askeri aracından oluşan bir konvoy köşeyi dönerek mahalleye girdi ve çocuklara doğru ilerlemeye başladı. Tedirgin halleri kameraya yansıyan çocuklardan birkaçı bu anlarda uzaklaştı.
O ana ait cep telefonu görüntülerinde zırhlı bir aracın ön kapısının açıldığı görülüyor. Kameradaki asker çocukları doğrudan görebilecek bir açıdaydı.
Basil yolun ortasına fırlarken, askerlerden 12 metre uzakta olan Adem koşarak uzaklaşmaya çalışıyordu.
Sonra en az 11 el silah sesi duyuldu.
BBC’nin yaptığı araştırma bu anda sıkılan mermilerin geniş bir alana isabet ettiğini gösterdi.
Dört mermi metal direğe, ikisi hırdavat mağazasının kepenklerine isabet etti. Biri park halindeki bir arabanın tamponunu, diğeri ise tırabzanları deldi.
BBC’nin elde ettiği bir rapor, bu kurşunlardan ikisinin Basil’in göğsüne sıkıldığını gösteriyor.
Bir kurşun ise kaçar haldeki sekiz yaşındaki Adem’i başının arkasından vurdu.
”Adem, Adem!’ dedim ama cevap vermedi’
Ağabeyi Baha, ‘ambulans’ diye bağırırken çaresizce kardeşini güvenli bir yere sürüklemeye çalışıyordu.
Ama yardım için çok geçti. Baha, kardeşi Adem ve arkadaşı Basil’in gözleri önünde öldüğünü söyledi.
BBC’ye gözyaşları içinde kardeşinin ölümünü anlatan küçük çocuk, “Şok olmuştum. Onunla konuşmaya çalıştım. Ruhu bedenini terk ediyordu” dedi.
Olay anına ait görüntüde Basil’in vurulmadan önce elinde bir şey tuttuğu görülüyor. Bunun ne olduğu belli değil.
İsrail ordusu patlayıcı olduğunu söylediği bir cismin fotoğrafını paylaştı.
Olay yerine ilişkin incelememizde elde ettiğimiz kanıtları, BM ve bazı diğer tarafsız kuruluşlarla paylaştık. Bu kişiler arasında, insan hakları avukatları, bir savaş suçları uzmanı ve bir terörle mücadele uzmanı da yer aldı.
Bu kişilerden bazıları isimlerini kullanmamızı istemedi.
Görüşüne başvurduklarımızdan bir kısmı, olayın soruşturulması gerektiği konusunda hemfikirdi. Bazıları daha ileri giderek uluslararası hukukun ihlal edildiğini savundu.
BM’nin insan hakları ve terörle mücadele özel raportörü Ben Saul, elinde patlayıcı olması durumunda dahi Basil isimli çocuğa karşı öldürücü güç kullanılmasının yasalara uygunluğu konusunda soru işaretleri olabileceğini söyledi.
Saul, kaçarken vurulan Adem’in öldürülmesi için ise “sivillere kasıtlı, ayrım gözetmeksizin veya orantısız şekilde saldırmayı yasaklayan uluslararası insancıl hukukun ihlali, bir savaş suçu ve yaşam hakkının ihlali gibi görünüyor” ifadesini kullandı.
Bristol Üniversitesi Uluslararası Hukuk Merkezi eş direktörü Dr. Lawrence Hill-Cawthorne ise şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Askerler zırhlı araçlarındaydı. Bir tehdit olsa bile, uluslararası hukuk ihlali olan, ayrım gözetmeden ölümcül güç kullanmak yerine araçlarını sürmeye devam etmeleri ve tutuklamaya yönelmeleri gerekirdi.”
İsrail ordusu ise, şüphelilerin askerlere patlayıcı fırlatmak üzere olduğunu ve bu durumun onları tehlikeye attığını savundu.
Ordu “Askerler ateşle karşılık verdi ve vurulan kişiler tespit edildi” açıklamasını yaptı.
Ancak incelediğimiz video görüntülerine ve tanık ifadelerine göre Adem silahlı değildi ve kafasının arkasından vurulduğunda kaçıyordu.
İsrail ordusu, askerlerine soruşturma açar mı?
Ordu, Basil ve Adem’ın öldürülmesinin “inceleme altında” olduğunu söyledi.
Ordu benzer açıklamayı, Batı Şeria’da askerleri tarafından öldürülen her çocuk için rutin olarak yapıyor.
BBC’nin elde ettiği kanıtları izleyen birçok eski İsrailli asker, haklı olup olmadığına bakılmaksızın, İsrail hukuk sisteminin ölümcül güç kullanan askerleri koruyacağına inandıklarını söyledi.
2018-2020 yılları arasında Batı Şeria’da görev yapan ve BBC’ye konuşan eski bir asker, Adem’in olayında ceza davası açılması ihtimalinin “yüzde 0” olduğuna inanıyor.
İsrailli insan hakları grubu Yesh Din’in verilerine göre, İsrail askerlerine yönelik şikayetlerin yalnızca yüzde 1’inden azı soruşturmayla sonuçlanıyor.
Hamas’ın yaklaşık bin 200 kişiyi öldürdüğü ve 253 kişiyi rehin alındığı 7 Ekim’de saldırısının ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 34 binden fazla insan öldürüldü.
Bu savaşla birlikte İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’daki askeri operasyonları da arttı. Geçen yıl buradaki çocuklar için kaydedilen en ölümcül yıl oldu.
UNICEF’e göre, 2023’te toplam 124 çocuk öldürüldü. Bu çocukların 85’inin 7 Ekim’den sonra öldürüldüğü açıklandı.
2024 yılında şu ana kadar 36 Filistinli çocuk bölgedeki İsrailli yasa dışı yerleşimciler veya ordu güçleri tarafından öldürüldü.
Batı Şeria bir savaş bölgesi olarak sınıflandırılmadığı için uluslararası hukuka göre güç kullanımı konusunda daha sınırlayıcı hükümler işliyor.
İsrail ordusu, angajman kurallarıyla ilgili protokollerini gizli tutuyor.
Ancak BBC’ye konuşan emekli ve görevdeki İsrail akerleri, ölümcül güç kullanımına, aşamalı bir şekilde, ancak askerlerin hayatına yönelik “ivedi tehdit” halinde son çare olarak başvurulabileceğini söylüyor.
Öldürücü güç kullanımı öncesi, Arapça ve İbranice uyarıların yapılması gerektiği, ardından göz yaşartıcı gaz gibi ölümcül olmayan silahlara başvurulabileceği, ardından bacaklara ateş açma ve en son öldürmek için ateş etmeye kadar aşamalar olduğu kaydediliyor.
Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi BBC’ye, Ocak 2023 ile Ocak 2024 arasında İsrail ateşi sonucu öldürülen, yaşları 2 ile 17 arasında değişen 112 çocuğun tıbbi raporlarına erişim izni verdi.
Ölüme yol açan bu olayların tümünün tam olarak nasıl gerçekleştiğini bilmemiz mümkün değil ve bazıları gerçekten İsrail askerlerinin hayatlarına yönelik bir tehdit oluşturmuş olabilir.
Ancak analizimiz, bu vakaların yaklaşık yüzde 98’inde ölümcül yaraların vücudun üst kısmında olduğunu gösterdi. Bu da askerlerin bu vakalarda yaralamaktan çok öldürmek amacıyla ateş etmiş olabileceği sonucunu ortaya koyuyor.
Bu durum, askerlerin Batı Şeria’daki angajman kurallarına uyup uymadığı sorusunun yanında bir ‘ölümcül güç kullanma kültürüne’ ilişkin de soru işaretlerini gündeme getiriyor.
Batı Şeria’da beş haftalık bir sürede yapılan askeri operasyonlarda, askerlerin tutumu konusunda ciddi soru işaretleri uyandıran birçok olayın kanıtlarına ulaştık.
BBC, Ocak 2024’te İsrail’in Tulkarim Mülteci Kampı’nda ‘Direniş’ olarak bilinen Filistinli bir silahlı bir grubu hedef alan 45 saatlik askeri operasyonu izledi.
Bu operasyon sonrası BBC’ye konuşan çok sayıda Filistinli, askerler tarafından silahla tehdit edildiklerini ve komşu Ürdün’e taşınmalarının söylendiğini anlattı. İsrail ordusu sivillerin tehdit edildiğine dair her şikayeti inceleyeceğini açıkladı.
Kanada vatandaşı da olan12 yaşındaki Filistinli Haytham isimli çocuk, bir İsrail askeri tarafından bıçak zoruyla tehdit edildiğini söyledi. Bu iddia, erkek kardeşi ve babası tarafından da desteklendi.
Kamptaki bir aile, evlerinin bir duvarına Davut Yıldızı çizdiğini iddia ettikleri bir grup askerin, bir diğer duvardaki Mescid-i Aksa fotoğrafını da yırttığını anlattı.
İsrail ordusu bunların “İsrail ordusunun değerlerine aykırı olduğu” ve askerlerinden bekledikleri davranış şekliyle uyuşmadığı açıklamasını yaptı.
Batı Şeria’daki ‘ihlal’ iddiaları
Üst kattaki evde yapılan aramada, mutfak dolapları parçalanmış, oyuncaklar zarar görmüş ve televizyonlar kırılmıştı. Kamptaki birçok evde benzer bir tablo vardı.
Kudüs’teki Diakonia Uluslararası İnsani Hukuk Merkezi’nde hukukçu olan Dr. Eitan Diamond, “Duvarlara Davud Yıldızı çizmek veya ‘7 Ekim’ ile ilgili yazılar yazmak gibi vandalizm örnekleri açıkça yasa dışıdır” yorumunu yapıyor.
Diamond, Tulkarm kampında bir çocuğun bıçakla ve diğer bazı sivillerin de silah zoruyla tehdit edildiğine ilişkin haberler için de uluslararası hukukun ihlal edilmiş olabileceği yorumunu yapıyor.
Bu kamp baskınına katılan askerlere, üzerinde patlayıcı taşıdığı iddia edilen bir Filistinli savaşçıyı vurarak öldürdükten sonra cesedi üzerine idrar yapma suçlaması yöneltildi.
Görgü tanıklarının iddiasına göre ceset darp edildikten sonra bağlanarak sokaklarda sürüklendi.
BBC’ye bağlanmış bir cesedin fotoğrafları gösterildi.
Bu olayın yaşandığı söylenen yerde yaptığımız incelemede, resimlerde cesedi bağlamak için kullanılan malzemeyle uyumlu olan kumaş ve kablo parçası gördük.
Bu kanıtları da yine bağımsız uzmanlara gösterdik.
Cenevre Üniversitesi’nden uluslararası hukuk uzmanı Prof. Marco Sassoli, bu olaydaki öldürücü güç kullanımının uluslararası hukuk kuralları içinde meşrulaştırılabilir olması halinde bile cesede saygı gösterilmesi gerektiğini vurguluyor ve “Gösterdikleriniz uluslararası insan hakları hukukunun ihlal edildiğine işaret ediyor. Hatta savaş suçu dahi teşkil edebilir” diyor.
İsrail ordusu ise bu olaya ilişkin yaptığı açıklamada ise, ölü savaşçının üzerinde patlayıcılar bulunduğu ve Kızılay görevlilerinin cesede dokunmayı reddettiği savunuldu.
Açıklamanın devamında “Bu nedenle İsrail askerleri, güvenliklerini sağlamak ve cesedin altında silah olup olmadığını kontrol etmek için onun elleri ile ayaklarını kontrol altına almak zorunda kaldı” savunması yapıldı.
BBC’nin elde ettiği kanıtlarını inceleyen bazı eski İsrailli askerler, İsrail ordusunun Batı Şeria’daki operasyonlarındaki uygulamalarının, Filistin silahlı direnişini daha da körüklemesinden korktuklarını söylüyor.
Aralarından biri, “Filistinlilerin, her gün yaşadığı şekilde, askerlerle karşı karşıya gelmek ve sanki hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edilebileceğini düşünmek, bu gerçeklikte yaşayan insanların silaha sarılamayacağını varsaymak, en iyi ihtimalle saflık ve onlara insan olarak bakmamaktır” dedi.
Bu eski asker sözlerini “İşler daha da kötüye gidiyor” diyerek bitiriyor.
]]>CHP Ankara Milletvekili Aylin Yaman, “İktidarın son yirmi yıldır başta mensubu olduğum sağlık camiası olmak üzere her alanda yaptığı düzenlemeler emek sömürüsünü yaygınlaştırmış ve derinleştirmiştir. Muhtaçlık temelli sosyal yardım uygulamaları, rantçı ve kar odaklı yaklaşımlar emeğin değerini yerle bir etmiştir. Asgari ücretle çalışma ülkenin adeta asgari değil, ortalama ücreti haline getirilmiştir” dedi.
CHP Ankara Milletvekili Aylin Yaman, TBMM Genel Kurulu’nda dün yaptığı konuşmada; asgari ücretin yetersizliğine ve açlık sınırı altında çalışan işçilerin sorunlarına değindi. Yaman, “İktidarın son yirmi yıldır başta mensubu olduğum sağlık camiası olmak üzere her alanda yaptığı düzenlemeler emek sömürüsünü yaygınlaştırmış ve derinleştirmiştir. Muhtaçlık temelli sosyal yardım uygulamaları, rantçı ve kar odaklı yaklaşımlar emeğin değerini yerle bir etmiştir. Asgari ücretle çalışma -ki DİSK verilerine göre işçi olarak çalışanların yüzde 50’sinden fazladır- ülkenin adeta asgari değil, ortalama ücreti haline getirilmiştir. Daha vahimi bu ülkede asgari ücretin de altında çalışan işçiler mevcuttur. Kısacası, 10 işçiden 6’sı açlık sınırının altında yaşamaktadır” dedi.
“AKP İKTİDARI KARINLARIN SİMİTLE DOYMASINI BİR LÜTUF OLARAK GÖSTERİYOR”
AKP iktidarının emeğe değer veren bir sisteminin olmadığını ve günümüzde artık karınların simitle doymasını bir lütuf olarak gösterdiğinin altını çizen Yaman, “İktidar için emek; eğitim, yetkinlik, kıdem, yaş, liyakat değer biçilmeyen süslü kelimelerdir. Bu nedenledir ki en fazla okuyan, dirsek, beyin ve fiziksel güç harcayan, en ağır sorumluluğu taşıyan sağlık ordusunun dahi emeği görülmez örneğin. Sağlıkta insan kaynağı maliyet kalemi olarak görülür, sağlık çalışanları eğitimleri dışında birbirlerinin yerine çalıştırılır ya da eğitim sisteminde bu kadar ihtiyaç duyulan, büyük emekle eğitim alan binlerce öğretmenin ataması yapılmaz, çocuklarımızı ve gençlerimizi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’yle çağ dışı antilaik bir sisteme terk eder” diye konuştu.
“HER YIL 2 BİNE YAKIN İŞÇİ İŞ CİNAYETLERİNDE HAYATINI KAYBEDİYOR”
Emeğin değeri olmadığı gibi emekçilerin canın da değerinin olmadığını vurgulayan Yaman, “Ne yazık ki her yıl 2 bine yakın işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetmektedir. Emek, bir işin bitirilmesi için harcanan vakittir onlar için; kim tarafından harcandığı önemli değildir, zira enerjisi yüksek, verilen görevi korkunun gölgesinde yapabilecek en önemli grup olan çocuklarımız iyi kaynaktır onlar için. Bu nedenledir ki yasak olmasına rağmen 1 milyona yakın çocuk işçi çalışmaktadır bu ülkede ve maalesef bu çocuklarımız ölümle sonuçlanan işlerde çalışmakta, çocuk işçi ölümlerinin üçte 1’i 15 yaş altında gerçekleşmektedir” dedi.
“SARI SENDİKALAR VE TEMSİLCİLERİ EMEK SÖMÜRÜSÜNÜN DESTEKÇİLERİ OLDULAR”
Ülkede sendikal faaliyetlerin bitirildiğini kaydeden Yaman, “Üyeleri baskı ve tehditlerle karşılaşan, basın açıklaması dahi yaptırılmayan, sistematik olarak itibarsızlaştırılan ve korku kültürü altında mücadele etmeye çalışan çok az sayıda sendika var artık. İktidarla ideolojik yakınlıkları ve kuvvetli bağları olan sarı sendikalar ve temsilcileri bilsinler ki tarihe emek sömürüsünün destekçileri olarak geçecekler” ifadelerini kullandı.
]]>
Anne Esra Uslu: “Güvenli bir şekilde sokakta korkmadan yürümek istiyoruz biz”
ANKARA – Ankara’nın Mamak ilçesinde babaannesine giden 15 yaşındaki çocuğa köpek saldırdı. Küçük kıza kuduz aşısı yapıldığı öğrenildi.
Olay 28.04.2024 tarihinde Ankara’nın Mamak ilçesinde meydana geldi. İddiaya göre, Ece Uslu kardeşi ile babaannelerine gitmek için apartmandan çıktı. Evden çıkan Uslu’ya siteye giren 6 köpek saldırarak eli ve bacaklarından yaraladı. Çevredekilerin bağırmalarından korkan köpekler kaçarken ihbar üzerine olay yerine sağlık ekibi geldi. Elinden ve bacağından yaralanan Uslu ilk müdahalelerin ardından Etlik Şehir Hastanesine kaldırarak tedavi altına alındı. Uslu’ya kuduz aşısı vurulurken tedavisine evde devam edildiği öğrenildi.
“Kızım, ‘Anne ölüyorum, ölüyorum’ diye bağırdı”
Çocuğunun sesini duyduktan sonra bağırarak dışarıya çıktığını söyleyen anne Esra Uslu, “Hani insanların ona zarar verdiğini hissettim, biri saldırdı herhalde dedim. Köpek hiç aklıma gelmedi ama birkaç gündür bu çok sıklıkla belediyeyi arıyordum çünkü yoğun köpekler görüyorduk. Daha sonra bir baktım kızım kanlar içinde binadan merdivenlerden çıkmaya çalışıyor. Kızım, ‘Anne ölüyorum, ölüyorum’ diye bağırdı. Kızımın üstüne kapandım daha ise komşu çıktı ve yardımcı oldu” diye konuştu.
Dışarı çıktığına köpeklerin saldırdığını anlayan Uslu, köpekleri sürekli çektiğini ve bunu ispat edemediğini belirtti.
Kızını kontrol ettiğinde diz kapağını ve elini ısırdığını gördüğünü söyleyen Uslu, “Hemen ambulansı aramak aklıma geldi. Sonra o anda videoya çektim zaten 3-4 saniyelik bir video çekebildim. Tamamen hakkımızı arayabilme. Daha sonra bizi ambulans Etlik Şehir hastanesine götürdü. Kuduz tedavileri sanırım Ankara’da 2 hastanede yapılıyormuş. Daha sonra orada işte hemen tedavisine başlandı” şeklinde konuştu.
Belediyeden ‘küpeli’ cevabını aldı
Belediyeye hakkını aramaya gittiğini aktaran Uslu, “Daha önceden evimin camından baktığım zaman okula giden çocuklara mutlaka arkalarından böyle koşuyor, özellikle çocuklara karşı çok saldırganlar. Hani bunun sebebini ben anlayamadım, çözemedim ama gerçekten çocuklara karşı bir saldırganlık var. Daha sonra ben belediyeyi çok aradım arama kayıtlarımda mevcut. Belediyeyi her aradığımda bana şu cevabı verdiler, ‘Küpeli efendim, sıkıntı yok yani bunlar küpeli’ köpeklerin küpeli olması benim çocuklarımın herhangi bir uzvunu koparmasına ya da sağır etmesi, kör etmesi, burnunu koparması mı lazım. Ama ben asla böyle bir şey kabul etmiyorum. Böyle bir saçmalık olamaz. Sonuna kadar da hakkımı arayacağım. Hakkımı savunacağım. Benim için ve diğer mağdur çocukların, mağdur insanların hakkı için ben sonuna kadar gideceğim yani. Ben sokakta gerçekten güvenli bir şekilde çocuklarım ben sokakta gerçekten marketime pazarıma çarşamba güvenli bir şekilde gitmek istiyorum. Böyle arkama baka baka korkarak yürümek istemiyorum artık yetkililerin çözüm bulmasını istiyorum” ifadelerini kullandı.
Uslu, akşam hava karardıktan sonra köpeklerin toplandıklarını ve adli mercilere başvuracağını belitti.
Uslu, “Bizim sokaklarda gerçekte güvenli bir şekilde bunun bize artık garantisini vermelerini istiyorum. Güvenli bir şekilde sokakta korkmadan yürümek istiyoruz biz” dedi.
Kızının merhametli bir çocuk olduğunu söyleyen Uslu, “Benim çocuğum gerçekten çok merhametli bir çocuktu. Akşam yemeklerimizden arta kalanları kaplara koyup sokak hayvanlarına indirelim, anne ne yiyorlar diye düşünen bir çocuktu ama şimdi çocuk o tramvayla günlerini geçiriyor. Ben nasıl okula gideceğim diye düşünüyor” ifadelerini kullandı.
Yetkililere seslenen Uslu, “Biz sokakta hayvan görmek istemiyoruz. Köpekler her zaman potansiyel saldırgan varlıklardır” ifadelerine yer verdi.
]]>Olay 28.04.2024 tarihinde Ankara’nın Mamak ilçesinde meydana geldi. İddiaya göre, Ece Uslu (15) kardeşi ile babaannelerine gitmek için apartmandan çıktı. Evden çıkan Uslu’ya siteye giren 6 köpek saldırarak eli ve bacaklarından yaraladı. Çevredekilerin bağırmalarından korkan köpekler kaçarken ihbar üzerine olay yerine sağlık ekibi geldi. Elinden ve bacağından yaralanan Uslu ilk müdahalelerin ardından Etlik Şehir Hastanesine kaldırarak tedavi altına alındı. Uslu’ya kuduz aşısı vurulurken tedavisine evde devam edildiği öğrenildi.
“Kızım, ‘Anne ölüyorum, ölüyorum’ diye bağırdı”
Çocuğunun sesini duyduktan sonra bağırarak dışarıya çıktığını söyleyen anne Esra Uslu, “Hani insanların ona zarar verdiğini hissettim, biri saldırdı herhalde dedim. Köpek hiç aklıma gelmedi ama birkaç gündür bu çok sıklıkla belediyeyi arıyordum çünkü yoğun köpekler görüyorduk. Daha sonra bir baktım kızım kanlar içinde binadan merdivenlerden çıkmaya çalışıyor. Kızım, ‘Anne ölüyorum, ölüyorum’ diye bağırdı. Kızımın üstüne kapandım daha ise komşu çıktı ve yardımcı oldu” diye konuştu.
Dışarı çıktığına köpeklerin saldırdığını anlayan Uslu, köpekleri sürekli çektiğini ve bunu ispat edemediğini belirtti.
Kızını kontrol ettiğinde diz kapağını ve elini ısırdığını gördüğünü söyleyen Uslu, “Hemen ambulansı aramak aklıma geldi. Sonra o anda videoya çektim zaten 3-4 saniyelik bir video çekebildim. Tamamen hakkımızı arayabilme. Daha sonra bizi ambulans Etlik Şehir hastanesine götürdü. Kuduz tedavileri sanırım Ankara’da 2 hastanede yapılıyormuş. Daha sonra orada işte hemen tedavisine başlandı” şeklinde konuştu.
Belediyeden ‘küpeli’ cevabını aldı
Belediyeye hakkını aramaya gittiğini aktaran Uslu, “Daha önceden evimin camından baktığım zaman okula giden çocuklara mutlaka arkalarından böyle koşuyor, özellikle çocuklara karşı çok saldırganlar. Hani bunun sebebini ben anlayamadım, çözemedim ama gerçekten çocuklara karşı bir saldırganlık var. Daha sonra ben belediyeyi çok aradım arama kayıtlarımda mevcut. Belediyeyi her aradığımda bana şu cevabı verdiler, ‘Küpeli efendim, sıkıntı yok yani bunlar küpeli’ köpeklerin küpeli olması benim çocuklarımın herhangi bir uzvunu koparmasına ya da sağır etmesi, kör etmesi, burnunu koparması mı lazım. Ama ben asla böyle bir şey kabul etmiyorum. Böyle bir saçmalık olamaz. Sonuna kadar da hakkımı arayacağım. Hakkımı savunacağım. Benim için ve diğer mağdur çocukların, mağdur insanların hakkı için ben sonuna kadar gideceğim yani. Ben sokakta gerçekten güvenli bir şekilde çocuklarım ben sokakta gerçekten marketime pazarıma çarşamba güvenli bir şekilde gitmek istiyorum. Böyle arkama baka baka korkarak yürümek istemiyorum artık yetkililerin çözüm bulmasını istiyorum” ifadelerini kullandı.
Uslu, akşam hava karardıktan sonra köpeklerin toplandıklarını ve adli mercilere başvuracağını belirtti.
Uslu, “Bizim sokaklarda gerçekte güvenli bir şekilde bunun bize artık garantisini vermelerini istiyorum. Güvenli bir şekilde sokakta korkmadan yürümek istiyoruz biz” dedi.
Kızının merhametli bir çocuk olduğunu söyleyen Uslu, “Benim çocuğum gerçekten çok merhametli bir çocuktu. Akşam yemeklerimizden arta kalanları kaplara koyup sokak hayvanlarına indirelim, anne ne yiyorlar diye düşünen bir çocuktu ama şimdi çocuk o tramvayla günlerini geçiriyor. Ben nasıl okula gideceğim diye düşünüyor” ifadelerini kullandı.
Yetkililere seslenen Uslu, “Biz sokakta hayvan görmek istemiyoruz. Köpekler her zaman potansiyel saldırgan varlıklardır” ifadelerine yer verdi. – ANKARA
]]>Dokuz yaşındaki çocuk, “Sınıf arkadaşlarım bana Pakistanlı terörist dedi” diye annesine şikayette bulundu.
Yazar ve yaşam koçu Reema Ahmad o günü çok iyi hatırlıyor.
“Yumruklarını öylesine sıkmıştı ki, çocuğun avucunda kendi tırnak izleri vardı. Öfke içerisindeydi. Bir grup çocuk onu işaret ederek ‘Bu Pakistanlı bir terörist. Öldürün onu!’ demişti.”
Küçük çocuk, bazı sınıf arkadaşlarının da kendisine “nali ka kida” (pisliğin böceği) dediğini anlattı. Annesi Ahmad şikayette bulunmuş ve kendisine “Kafanızda kuruyorsunuz… böyle şeyler yaşanmadı” denmişti.
Ahmad sonunda oğlunu okuldan aldı. Bugün 16 yaşındaki çocuk evde eğitim görüyor.
Anne, “Oğlumun yaşadıkları aracılığıyla toplumdaki çalkantıyı da hissettim. Bu benim kendi gençliğimde hiç hatırlamadığım şeyler” diyor.
“Sınıfsal ayrıcalığımız bizi her zaman Müslüman hissetmekten korumuş olabilir. Şimdi ise sanki sınıf ve ayrıcalık sizi daha görünür bir hedef haline getiriyor.”
Hindistan’da Narendra Modi’nin Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisi (BJP) 2014 yılından beri iktidarda. O zamandan beri Hindistan’daki yaklaşık 200 milyon Müslüman çalkantılı bir dönem geçiriyor.
Hindu çeteler inek tüccarı olduğundan şüphelenilen kişileri linç etti ve Müslümanlara ait küçük işletmeleri hedef aldı. Camilere karşı dilekçeler verildi.
İnternet trolleri Müslüman kadınlara yönelik çevrimiçi “müzayedeler” düzenledi. Sağcı gruplar ve ana akım medyanın bazı kesimleri “cihat” suçlamalarıyla İslamofobiyi körükledi. Bunlardan birisi de Hindu kadınları evlilik yoluyla dönüştürdükleri iddiasıyla Müslüman erkeklere yönelik “aşk cihadı” suçlaması.
Müslüman karşıtı nefret söylemi de arttı. Bu olayların dörtte üçü BJP tarafından yönetilen eyaletlerde bildirildi.
“Hindu Hindistan’da Müslüman Olmak” adlı yeni kitabın yazarı Ziya Us Salam, “Müslümanlar kendi ülkelerinde ikinci sınıf vatandaş ve görünmez bir azınlık haline geldi” diyor.
Ancak BJP de Modi de Hindistan’da azınlıklara yönelik kötü muamele iddialarını reddediyor.
Başbakan, Newsweek dergisine verdiği röportajda, “Bunlar, kendi çevrelerinin dışındaki insanlarla tanışmaya zahmet etmeyen bazı insanların olağan klişeleri. Hindistan’daki azınlıklar bile artık bu hikayelere inanmıyor” dedi.
Ailesi onlarca yıldır Agra’da yaşayan ve şehrin kalabalık evleri arasında pek çok Hindu arkadaşı olan Reema Ahmad bir değişimin olduğu inancında.
Ahmad, 2019 yılında Hindistan’ın çoğunluğu Müslüman olan Pakistan’daki militanlara karşı hava saldırıları başlatmasının ardından atılan bir mesajla birlikte sadece iki Müslümandan biri olduğu bir okul WhatsApp grubundan ayrıldı.
Gruba atılan mesajda “Bizi füzelerle vururlarsa, evlerine girer ve onları öldürürüz” deniyordu.
Ahmad “Soğukkanlılığımı yitirdim. Arkadaşlarıma ‘sizin neyiniz var’ diye sordum. Sivillerin ve çocukların öldürülmesine göz mü yumuyorsunuz?” dediğini hatırlıyor. Kendisi barışı savunmaya inanıyordu.
Gelgelelim tepkiler ise çok hızlı oldu.
“Birisi sırf Müslüman olduğun için mi Pakistan yanlısı olduğunu sordu? Beni milliyetçilik karşıtı olmakla suçladılar” dedi.
“Birdenbire şiddetsizlik çağrısı yapmak milliyetçilik karşıtı olmakla eşdeğer tutuldu. Onlara ülkemi desteklemek için şiddete başvurmak zorunda olmadığımı söyledim. Gruptan ayrıldım.”
Değişen atmosfer başka şekillerde de hissediliyor. Ahmad’in geniş evi uzun zamandır oğlunun sınıf arkadaşlarının buluşma noktası olmuş. Ne var ki, “aşk cihadı” düşmanlığı nedeniyle, Hindu kızlardan belli bir saate kadar eve gitmeleri ve oğlunun odasında oyalanmamaları isteniyor.
“Babam ve ben, oğlumu aldık karşımıza, ortamın iyi olmadığını söyledik. ‘Arkadaşlıklarını sınırlamalısın, dikkatli olmalısın, çok geç saatlere kadar dışarıda kalmamalısın. Asla bilemezsin. İşler her an ‘aşk cihadına’ dönüşebilir’ dedik.”
Beş kuşaktır Agra’da yaşayan çevre aktivisti Erum da okullarda çalıştığı sıralarda çocuklar arasındaki konuşmalarda bir değişim olduğunu fark etmiş.
Bir çocuğun Müslüman bir sınıf arkadaşına “Benimle konuşma, annem konuşmamamı söyledi” dediğini duymuş.
Erum, “Bu, Müslümanlara yönelik kökleşmiş fobiyi yansıtıyor. Bu, kolay kolay iyileşemeyeceğimiz bir şeye dönüşecek” diyor.
Birçok Hindu arkadaşı olan Erum, Müslüman bir kadın olarak kendini güvensiz hissetmiyordu.
Mesele sadece çocuklar değil. Agra’da yerel bir gazeteci ve dinler arası organizatör Siraj Qureshi, Hindular ve Müslümanlar arasındaki eski dostluğun yıpranmasından yakınıyor.
Qureshi, yakın zamanda gerçekleşen ve şehirde koyun eti dağıtan bir adamın Hindu sağcı grup üyeleri tarafından durdurulup polise teslim edildiği ve hapse atıldığı bir olayı anlatıyor.
“Uygun ruhsatı vardı ama polis yine de onu tutukladı. Daha sonra serbest bırakıldı.”
Toplumdaki pek çok kişi, trenle seyahat eden Müslümanların, sığır eti taşıdıkları iddiasıyla Müslümanların saldırıya uğramasının da etkisiyle, davranışlarında bir değişim olduğunu belirtiyor.
Ahmad, “Artık hepimiz temkinliyiz, toplu taşıma araçlarında vejetaryen olmayan yiyeceklerden kaçınıyoruz ya da gücümüz yetiyorsa toplu taşıma araçlarını hiç tercih etmiyoruz” diyor.
Qureshi olup bitenin nedenini net bir şekilde gördüğünü söylüyor:
“Siyaset, toplumlar arasındaki ilişkiye zehir karıştırdı.”
BJP’nin ulusal sözcüsü Syed Zafar Islam, “Müslümanların endişelenmesi için hiçbir neden yok” dedi ve yükselen İslamofobiyi “sorumsuz medya kuruluşlarına” bağladı.
Sorularımızı yanıtlayan Syed Zafar Islam, “Bir yerde küçük bir olay oluyor ve medya bunu daha önce hiç olmamış gibi büyütüyor. 1,4 milyar insanın yaşadığı bir ülkede, topluluklar arasında ya da topluluklar içinde bu türden pek çok olay yaşanabilir” diye ekliyor.
“Bir ya da iki olayı genelleştirip iktidar partisinin Müslüman karşıtı olduğunu söyleyemezsiniz. Eğer birileri bunu Müslümanları hedef alan bir şey olarak gösteriyorsa, yanılıyorlar.”
Kendi çocuklarının okuldan eve geldiklerinde sınıf arkadaşlarının ailesinin dininden dolayı kendilerine “Pakistanlı terörist” demeleri halinde nasıl tepki vereceğini sordum. Partiye 2014 yılında katılan eski bankacının biri okuyan, iki çocuğu var.
“Her ebeveyn gibi ben de kendimi kötü hissederdim. Böyle şeylerin olmamasını sağlamak okulun sorumluluğudur. Ebeveynler de çocuklarının böyle şeyler söylemediklerinden emin olmalılar.”
“Halkın yüzde 79’unun Hindu olduğu bir ülkede BJP’nin bir Hindu raştrası (devleti) kurmasından bahsedilmesine ne diyorsunuz?” diye başka bir soru yönelttim.
Sözcü, “İnsanlar bunun bir retorik olduğunu biliyor. Hükümetimiz ya da partimiz böyle şeyler söyledi mi? Medya neden böyle şeyler söyleyen insanlara bu kadar çok yer veriyor? Medya bu tür insanlara yer verdiğinde üzülüyoruz” dedi.
BJP’nin ülke çapında Müslüman bakan, parlamentonun her iki kanadında da milletvekili bulunmuyor. Sadece bir tane yerel Meclis üyesi Müslüman var. Bu durum hakkında sözcünün ne düşündüğünü de sordum.
Kendisi de eski bir MJP milletvekili olan İslam, bunun kasıtlı olmadığını söyledi ve “Kongre ve diğer muhalefet partileri, Müslümanları BJP’yi yenme gündemleri için kullanıyor. Eğer bir parti Müslüman bir aday çıkarırsa ve Müslümanlar ona oy vermezse, hangi parti ona yer verecek?” dedi.
Hindistan’daki Müslümanların sadece yüzde 8’inin 2019’da BJP’ye oy verdiği ve giderek artan bir şekilde Modi’nin partisine karşı bir blok olarak oy kullandıkları doğru.
Ancak İslam, Kongre liderliğindeki muhalefet partilerinin, topluma kendilerine sadık kalmalarını sağlamak için “korku ve endişe” aşıladığını savunuyor. Modi hükümetinin “topluluklar arasında ayrım yapmadığını da” savunuyor.
“Refah programları tüm insanlara ulaşıyor. Bazı programlardan en çok Müslümanlar yararlanıyor. Son 10 yılda hiçbir büyük ayaklanma yaşanmadı.”
2020 yılında Delhi’de tartışmalı bir vatandaşlık yasası nedeniyle çıkan ayaklanmada çoğu Müslüman 50’den fazla kişi hayatını kaybetmişti. Ancak Hindistan bağımsızlıktan bu yana çok daha kötü olaylara sahne oldu.
İslam, Müslüman toplumu kendilerini ana akımdan izole etmekle suçladı.
“Müslümanlar kendi içlerinde gözlem yapmalı. Sadece bir oy bankası olarak görülmeyi reddetmeliler, dini liderlerden de etkilenmemeliler.”
“Sayın Modi, insanların mutlu bir şekilde bir arada yaşaması ve yanlış yönlendirilmemesi için toplumu bir araya getirmek için çok çalışıyor.”
Kendisine Modi’nin liderliği altında Hindistan’daki Müslümanların geleceğini nasıl gördüklerini de sordum.
“Çok iyi…” diye yanıtladı ve şöyle devam etti:
“Zihinler yavaş yavaş değişiyor. Daha fazla Müslüman BJP’ye katılacak. İşler iyiye gidiyor.”
İşlerin iyiye gidip gitmediğini söylemek zor.
Bu çalkantılı zamanlarda pek çok Müslümanın kendi toplumlarının bir reform sürecinden geçtiğini söylediği ise doğru.
Ziya Us Salam, “Müslümanlar kendi içlerine bakıyor ve eğitim alıyorlar. Müslüman eğitimciler ve entelektüeller tarafından hak eden, ihtiyaç sahibi öğrencilerin eğitim almasına yardımcı olunuyor. Kendi kendini geliştirme çabası takdire şayan ama bu aynı zamanda hükümete olan güvensizliği de gösteriyor” diyor.
Arzoo Parveen, Hindistan’ın en yoksul eyaleti olan Bihar’da ailesiyle birlikte yoksulluktan kurtulmanın yolunu eğitimde görenlerden biri.
Reema Ahmad’ın oğlunun aksine, Parveen’in önündeki engel, dini gerilimler değil, başkalarının ne düşüneceğinden korkan kendi babasıydı.
“Evde para sorunumuz olduğunu, benim yetişkin bir kız olduğumu, köylülerin bu konuda konuşacağını söyledi. Ben de ona bu şekilde yaşamaya devam edemeyeceğimizi söyledim. Kadınlar ilerliyor. Geleceğimizi askıya alamayız.”
Parveen, annesinin yerel hastanede nasıl öldüğünü duyduktan sonra doktor olmaya karar verdi. Köy öğretmenlerinin mühendis ve doktor olan kadınlarla ilgili anlattıkları hikayeler de bunun mümkün olduğuna inanmasını sağlamış.
“Neden ben olmayayım?” diye soran Parveen, bir yıl içinde ailesinde yüksek öğrenim gören ilk kadın oldu.
Parveen’in köyden çıkış yolu bir devlet okulunda değil, eski bir Müslüman politikacı ve akademisyen olan Maulana Wali Rahmani’nin 2008 yılında yoksul Müslüman öğrenciler için kurduğu ücretsiz bir dershane olan Rahmani30’dan geçti.
Rahmani30 şu anda Bihar’ın başkenti Patna da dahil olmak üzere üç şehirde kız ve erkek 850 öğrenciye danışmanlık veriyor. Seçilen öğrenciler okulun kiraladığı binalarda yaşıyor ve mühendislik, tıp ve yeminli mali müşavirlik alanlarında ulusal giriş sınavlarına hazırlanıyor. Birçoğu meyve satıcılarının, tarım işçilerinin, fabrika ve inşaat işçilerinin çocukları.
Yaklaşık 600 mezun halihazırda yazılım mühendisi, yeminli mali müşavir ve diğer mesleklerde çalışıyor. Altısı ise doktor.
Gelecek yıl Parveen, Hindistan’ın 707 tıp fakültesinin her yıl sunduğu yaklaşık 100 bin kişilik kontenjanından biri için yarışacak iki milyondan fazla öğrenciden birisi olacak.
Genç kız, “Mücadeleye hazırım. Jinekolog olmak istiyorum” diyor.
Peki dünyanın en kalabalık ülkesi Hindistan’da sınıf, mezhep, kast ve bölgesel olarak da bölünmüş Müslümanların geleceği ne olacak?
Salam “geçmek bilmeyen bir korkudan” bahsediyor.
“İnsanlar Müslüman toplum için işsizlikten ve enflasyondan bahsediyor. Ancak mesele sadece enflasyon ve istihdam değil. Mesele yaşam hakkı.”
Genç Müslümanların son zamanlardaki tecrübeleri de benzer korkulardan bahsediyor.
Zeyad Masroor Khan son kitabında, “Neredeyse herkes kaçınılmaz son gerçekleştiğinde kaçacakları bir ülke seçmiş” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Bazıları eğer bir gün sığınma ihtiyacı duyarlarsa diye Kanada, ABD, Türkiye ya da İngiltere’ye yerleşmiş amcalarıyla temasa geçti. Benim gibi toplumsal şiddet zamanlarında bile kendini güvende hisseden biri bile artık anavatanındaki geleceğinden endişe ediyor.”
Ahmad da Agra’daki gelecekle ilgili belirsizliğin ağırlığını hissediyor.
“Başlangıçta bunun (Müslümanlara yönelik kötü muamele) seyrek görüldüğünü ve geçeceğini düşünmüştüm. Bu 10 yıl önceydi. Şimdi çok şeyin kalıcı olarak kaybedildiğini ve zarar gördüğünü hissediyorum.”
]]>Kent merkezindeki tarihi Lalapaşa Camisi’nin önünde bir araya gelen hekimler ve sağlık çalışanları, Türk ve Filistin bayrakları eşliğinde taşıdıkları dövizler ve pankartlarla Yakutiye Medresesi’ne kadar yürüdü.
Grup adına basın açıklamasını okuyan Eczacılık Fakültesi Öğrencisi Reyya Gülnihal Göktaş, Gazze’de katliamların sürdüğünü söyledi.
Göktaş, açıklamasında şunları kaydetti: ‘Dün Balkanlarda, Kuzey Afrika’da, Analadolu’da, Hocalı’da, Kafkaslarda, bugünse Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Suriye’de, Mısır’da, Arakan’da, Keşmir’de ve ismini sayamadığımız, belki de haberimiz dahi olmayan daha nice yerlerde zalimin zulmune karşı çıkıp, şerefli kanını Allah yolunda dökenlere selam olsun. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam; zira bu vatan bana değil Osmanlı milletine aittir. Milletim bu toprakları kanlarını dökerek kazanmışlardır. Ne ile aldıysak onunla geri veririz” diyen Gök Sultan Abdülhamid Han’a selam olsun. Bosna’da kendilerine karşı başlatılan soykırıma karşı cesurca savaşıp ülkelerini sırtlanlara yem etmeyen Bosnalı mücahitlere, gençliğini Çanakkale’de verenlere, Sarıkamış’ta üşüyenlere selam olsun. Başladığı eczacılık fakültesini bitirmek nasip olmadan şehit olan, direnişin meşhur sembolü yiğit İmad Akil’e selam olsun. Bir ay önce Kuzey Irak’ta şehit olan Tabip teğmen Hulusi Elçi’ye ve dahi tüm şehitlerimize selam olsun. Bugün savaşın 205. günü. Savaşın 205. gününde de terörist İsrail’in elde edebildiği tek şey kırk bin kişiyi şehitler kervanına katmak, tüm dünyayı kendilerinden biraz daha fazla nefret ettirmek ve sonlarına bir gün daha yaklaşmak oldu. Onlar tüm bu zulümlerini savaşın sonuna kadar devam ettirecekler. Her gün şehit, yaralı, gözaltı haberleri gelmeye devam edecek. Peki ya biz? Biz ne yapacağız? Allah bize bu günleri görmeyi takdir etmişken biz kimin tarafında olmayı seçeceğiz? Üstte saydığım ecdadımız gibi zulmün ve küfrün karşısında mı olacağız, yoksa zalimlerin yanında mı? Peki ya bu savaş yalnızca Gazze’ye mi ait? Bizim bu hikayedeki tek vasfımız, haberlerde gördüğümüz bir iki görüntüye ahlanıp vahlanıp hayatımıza devam etmek midir? Bu kadar büyük bir soykırımda bizim rolümüz nasıl sadece uzaktan ağlamak olabilir? Hayır! Biz en az Gazze’li kardeşlerimiz kadar bu mücadelenin içindeyiz. Biz bu hikayenin ana kahramanlarıyız ve kendi ellerimizle -en az oradaki mücahitler kadar- siyonizmle mücadele edebiliriz, etmeliyiz, edeceğiz. En az onlar kadar ona zarar verebiliriz, vermeliyiz, vereceğiz. Nasıl mı? Ellerimizi semaya açarak. Ellerimizle oraya maddi destek sağlayarak. Ellerimizi o zalimlerin ürünlerden çekerek, ve ellerini boykotlu ürünlere uzatanların ellerini geri çevirerek. Ellerimize kalem alarak. Çocuklarımızın ellerinden tutarak. Gazze’deki çocukları İsrail bombardımanından korumak ne kadar bizim görevimizse, dünyanın diğer çocuklarını da siyonizmin pis emellerinden kurtarmak o kadar görevimizdir. Çocuklarını siyonist zihniyetin saçtığı zehirlerden koruyup, İslam’ın selametli gölgesine çeken, ailesini kalesi gibi koruyan her anne-baba bir mücahittir. ve en önemlisi, ellerimizi birbirine kenetleyerek. Bir vücudun azaları gibi olmak Müslümanların vasfıdır. Bölüne bölüne küçülerek değil, birleşe birleşe büyüyerek kazanacağız. ya “Gazze bize bu kadar uzaktayken nasıl cihad ederiz?” diyenler için, Dondurma kamyonunu protesto eden her çocuk mücahittir. Her hafta burada sıcak soğuk demeyip her hafta yürüyüşümüze katılan genç, yaşlı, çocuk, hekim, ev hanımı, sağlık çalışanı, ayakkabı boyacısı, öğrenci, polis memuru, akademisyen, esnaf herkes mücahittir. Allah cihadımızı kabul etsin ve daha fazlasını yapabilmeyi hepimize nasip etsin. Sözlerimi dinleyen herkesi tüm varlığıyla bu zulme karşı durmaya çağırıyorum. Unutmayınız ki tüm bu saydıklarım, yaparsak sevap kazanacağımız nafileler değil, yapmazsak üzerimize borç olarak kalacak ve ahirette bizden sorulacak gerekliliklerdir. Çünkü bu savaş bizim mücadelemiz. Bu mücadele bizim mücadelemiz. Dua edeceğiz. Dua ettireceğiz. Durmayacağız. Durdurulmayacağız. Boykot edeceğiz. Boykota davet edeceğiz. Hatırlayacağız. Hatırlatacağız. Uyumayacağız. Uyandıracağız. Alışmayacağız. Normalleştirmeyeceğiz. Sabırla ve azimle zulme karşı “Dur!” diye haykıranlardan olacağız.’ – ERZURUM
]]>12 yaşındaki Berat Koca, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Çocuk Kütüphanesi’nde 4 yılda 400 kitap okudu
Okuduğu kitaplar sayesinde okuma becerilerini geliştiren Koca, yüzlerce sayfalık kitapları birkaç günde bitirebiliyor
GAZİANTEP – Gaziantep’te yaşayan 12 yaşındaki Berat Koca, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Hasan Celal Güzel Çocuk Kütüphanesi’nin kapısını 8 yaşında aralayarak geride kalan 4 yılda 400 kitap okudu. Okuduğu kitaplar sayesinde okuma becerilerini geliştiren Koca, yüzlerce sayfalık kitapları birkaç günde bitirebiliyor.
Gaziantep’te ilk kez 2016 yılında açılan ve şu anda sayısı 6’ya ulaşan Uygulamalı Çocuk Kütüphaneleri, fırsat eşitliği tanımak için dezavantajlı bölgelere öncelik tanıyor. Açıldığı günden beri Hasan Celal Güzel Çocuk Kütüphanesi’nin on binlerce üyesinden biri olan 12 yaşındaki Berat Koca, şu anda 539 sayfalık kitabı 2 günde bitirebiliyor. Koca, ilgisi ve merakının yanı sıra kelime dağarcığının gün geçtikçe artması sebebiyle de artık yetişkin kitaplarını rahatlıkla okuyabiliyor. Koca’nın en çok etkilendiği yazar ise Jack London.
Çocuk Kütüphanesi’nin fırsat eşitsizliğinin önüne geçtiğini ve artık haritasının kitaplar olduğunu vurgulayan Koca, “Kitaplar yön gösteriyor. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri fırsat eşitsizliğinin önüne geçiyor. Çocukların kitaba erişiminde hayati bir şey ve benim de rehberim oldu” dedi.
“Çocuklar için kesinlikle kitaplar haritadır”
Çocuk Kütüphanelerine gelmeye başlamasının ardından kitap kurduna dönüşen ve ilgisinin bilgilerle farkındalığa dönüştüğünü ifade eden Berat Koca, “Korsanlar hazinelerini bulmaya çalışırken hazine haritalarına bakarlar. Doğru haritayı kullanırsa hazineyi bulur. Dediğim hazine kişinin başarısıdır. Korsan biziz, başarıyı arayan denizci diyebiliriz. Çocuklar için kesinlikle kitaplar haritadır. Çünkü onlara yön gösteriyor. Kitaplar çocuklar için rehberdir. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri benim rehberim oldu. Bilim, kurgu ve fantastik sanatları okuyorum. Açıkçası heyecanlı olduğu için okumayı seviyorum. Bilime merakım var. Merakım gün geçtikçe ilgiye dönüştü ve tam ilgimin doruklarındayken bu kütüphane açıldı. Bu kütüphaneye gelmeye başladığımda ilgim bilgilerle farkındalığa dönüştü ve bilim insanı olmak istediğime karar verdim” diye konuştu.
“Çocuk kütüphaneleri fırsat eşitliği sağlıyor”
Kitaba erişimde Çocuk Kütüphanelerinin çok önemli olduğunu ifade eden Koca, “Fırsat eşitliği, bu çocuk kütüphaneleri bunu sağlıyor. Maalesef günümüzde her ailenin kitap alacak kadar maddi gücü yok. Bu kütüphaneler fırsat eşitliğini koruyor. Çocuk kütüphaneleri genel olarak bu imkanı sağlıyor. Çocukları kitaplarla beslemeyen bir devletin sonu hazindir. Çocuk sayısına göre kütüphane açılması gerekiyor” dedi.
Berat’ın annesi Hatice Koca ise insanların kitaba ulaşmada zorluk yaşadığını belirterek, “Buna gerek bütçe gerek bulunduğun yer fırsat vermiyor. Ama kütüphane olduğu zaman her bilgiyi her araştırdığın konuya kolaylıkla ulaşabileceğin bir alan benim gözümde” diye konuştu.
Çocuk kütüphaneleri birçok fayda sağlıyor
Kütüphaneler 0-12 yaş aralığına hitap ediyor. On binlerce üyesi olan ve sayısı 6’ya ulaşan Çocuk Kütüphanesi’nde çocuklar sadece kitapla buluşmuyor. Mozaik, müzik, resim kursları, drama çalışmaları ve meslek tanıtımları da yapılıyor. Çocuklar hem eğleniyor hem öğreniyor.
Kütüphanenin bir diğer öğrencisi Belinay Kaya, kütüphanede kitap okumanın yanı sıra çeşitli kurslar olduğunu ifade ederek, “Burada mozaik, müzik, resim kursu yani daha çok değer vereceğimiz şeyler var. Kitaptan ibaret değil. Hem kitap okuyoruz hem kurslara gidiyoruz. Kitapları çok güzel. Birçok etkinlik oluyor. Masal saatleri oluyor” şeklinde konuştu.
Kitap okumanın farklı faydalarına değinen Mir Nafi Ünlü ise, “Ben kitap okumadan önce pek hayal kuramazdım. Kitap okuduktan sonra gözümde canlandırmam daha güzel oldu. Kitap okumam konuşmamı da etkiledi. Önceden kekeliyordum ona fayda sağladı. Güzel bir şey tavsiye ederim” ifadesini kullandı.
]]>Gaziantep’te ilk kez 2016 yılında açılan ve şu anda sayısı 6’ya ulaşan Uygulamalı Çocuk Kütüphaneleri, fırsat eşitliği tanımak için dezavantajlı bölgelere öncelik tanıyor. Açıldığı günden beri Hasan Celal Güzel Çocuk Kütüphanesi’nin on binlerce üyesinden biri olan 12 yaşındaki Berat Koca, şu anda 539 sayfalık kitabı 2 günde bitirebiliyor. Koca, ilgisi ve merakının yanı sıra kelime dağarcığının gün geçtikçe artması sebebiyle de artık yetişkin kitaplarını rahatlıkla okuyabiliyor. Koca’nın en çok etkilendiği yazar ise Jack London.
Çocuk Kütüphanesi’nin fırsat eşitsizliğinin önüne geçtiğini ve artık haritasının kitaplar olduğunu vurgulayan Koca, “Kitaplar yön gösteriyor. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri fırsat eşitsizliğinin önüne geçiyor. Çocukların kitaba erişiminde hayati bir şey ve benim de rehberim oldu” dedi.
“Çocuklar için kesinlikle kitaplar haritadır”
Çocuk Kütüphanelerine gelmeye başlamasının ardından kitap kurduna dönüşen ve ilgisinin bilgilerle farkındalığa dönüştüğünü ifade eden Berat Koca, “Korsanlar hazinelerini bulmaya çalışırken hazine haritalarına bakarlar. Doğru haritayı kullanırsa hazineyi bulur. Dediğim hazine kişinin başarısıdır. Korsan biziz, başarıyı arayan denizci diyebiliriz. Çocuklar için kesinlikle kitaplar haritadır. Çünkü onlara yön gösteriyor. Kitaplar çocuklar için rehberdir. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri benim rehberim oldu. Bilim, kurgu ve fantastik sanatları okuyorum. Açıkçası heyecanlı olduğu için okumayı seviyorum. Bilime merakım var. Merakım gün geçtikçe ilgiye dönüştü ve tam ilgimin doruklarındayken bu kütüphane açıldı. Bu kütüphaneye gelmeye başladığımda ilgim bilgilerle farkındalığa dönüştü ve bilim insanı olmak istediğime karar verdim” diye konuştu.
“Çocuk kütüphaneleri fırsat eşitliği sağlıyor”
Kitaba erişimde Çocuk Kütüphanelerinin çok önemli olduğunu ifade eden Koca, “Fırsat eşitliği, bu çocuk kütüphaneleri bunu sağlıyor. Maalesef günümüzde her ailenin kitap alacak kadar maddi gücü yok. Bu kütüphaneler fırsat eşitliğini koruyor. Çocuk kütüphaneleri genel olarak bu imkanı sağlıyor. Çocukları kitaplarla beslemeyen bir devletin sonu hazindir. Çocuk sayısına göre kütüphane açılması gerekiyor” dedi.
Berat’ın annesi Hatice Koca ise insanların kitaba ulaşmada zorluk yaşadığını belirterek, “Buna gerek bütçe gerek bulunduğun yer fırsat vermiyor. Ama kütüphane olduğu zaman her bilgiyi her araştırdığın konuya kolaylıkla ulaşabileceğin bir alan benim gözümde” diye konuştu.
Çocuk kütüphaneleri birçok fayda sağlıyor
Kütüphaneler 0-12 yaş aralığına hitap ediyor. On binlerce üyesi olan ve sayısı 6’ya ulaşan Çocuk Kütüphanesi’nde çocuklar sadece kitapla buluşmuyor. Mozaik, müzik, resim kursları, drama çalışmaları ve meslek tanıtımları da yapılıyor. Çocuklar hem eğleniyor hem öğreniyor.
Kütüphanenin bir diğer öğrencisi Belinay Kaya, kütüphanede kitap okumanın yanı sıra çeşitli kurslar olduğunu ifade ederek, “Burada mozaik, müzik, resim kursu yani daha çok değer vereceğimiz şeyler var. Kitaptan ibaret değil. Hem kitap okuyoruz hem kurslara gidiyoruz. Kitapları çok güzel. Birçok etkinlik oluyor. Masal saatleri oluyor” şeklinde konuştu.
Kitap okumanın farklı faydalarına değinen Mir Nafi Ünlü ise “Ben kitap okumadan önce pek hayal kuramazdım. Kitap okuduktan sonra gözümde canlandırmam daha güzel oldu. Kitap okumam konuşmamı da etkiledi. Önceden kekeliyordum ona fayda sağladı. Güzel bir şey tavsiye ederim” ifadesini kullandı. – GAZİANTEP
]]>Ziyaret kapsamında, DİSK Genel Başkan Yardımcısı ve Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, sendikanın işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı Nuran Gülenç ile birlikte ILO Türkiye Ofisi Direktörü Yasser Ahmet Hassan’la görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmede, ILO’ya sendikanın MESEM projesiyle ilgili hazırladığı rapor da sunuldu.
Söz konusu raporda, son bir yılda yaşları 14 ile 17 arasında değişen MESEM öğrencisi 8 çocuğun, “staj” adı altında çalıştırıldıkları fabrikalarda iş cinayetleri sonucu yaşamlarını yitirdiklerine işaret edildi. Bu çocuklardan Arda Tonbul’un henüz 14 yaşında bir metal fabrikasında, başının sac büküm makinesine sıkışması sonucu can verdiği hatırlatılarak, devlet teşvikiyle cazip kılınan MESEM projesinin bir mesleki eğitim projesi değil, çocuk emeği sömürüsü olduğu vurgulandı. Raporda ayrıca, MESEM uygulamasının bu haliyle ulusal mevzuata, BM Çocuk Hakları Evrensel Bildirgesi’ne ve Türkiye’nin 1990’lı yıllarda onayladığı ILO 59 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi ile ILO 138 sayılı Asgari Yaş Sözleşmesi’ne aykırı olduğunun altı çizildi.
“OKULLAR ÇOCUK İŞÇİ BULMA KURUMUNA DÖNDÜ”
Ziyarette konuşan Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, “MESEM’le birlikte mesleki ve teknik liseler, ‘çocuk işçi bulma kurumuna dönmüş durumda. Mesleki eğitim adı altında uluslararası standartlara uygun olmayan bir çocuk çalıştırma biçimi norm haline getiriliyor” dedi.
Bu proje ve projenin uygulanış biçiminin çocukların sağlığına, hatta hayatına mal olduğunu belirten Atar, “Normal koşullarda fabrikalardan adım bile atmaması gereken ufacık çocuklar bizzat devlet eliyle, kamu kaynaklarıyla fabrikalara sokuluyor ve çocuk işçiliği, çocuk emeği sömürüsü meşrulaştırılıyor. Mesleki eğitim vermesi gereken okullar, çocuk emeğinin ticaretini yapan kurumlar haline dönüştürülüyor” diye konuştu.
“MESEM PROJESİNDEN DERHAL VAZGEÇİLMELİ”
Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, MESEM uygulaması ile çocukların mesleki eğitimi ve staj koşullarına yönelik öneri ve taleplerini ise şöyle sıraladı:
“MESEM projesinden derhal vazgeçilmelidir. Kamu kaynakları sermayenin çıkarı doğrultusunda çocuk işçiliğine yasal kılıf sağlayan MESEM’ler için değil, gerçek ve nitelikli bir mesleki eğitim için meslek liselerinin güçlendirilmesi amacıyla kullanılmalıdır. Staj yapacak öğrenciler için yaş sınırı getirilmelidir. Staj alanları çocukların fiziksel, ruhsal ve akademik gelişimleri için uygun olmalı, sistematik olarak denetimi ve takibi yapılmalıdır. Tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde çocuğun üstün yararı gözetilerek ek önlemler alınmalı, koruyucu düzenlemeler yapılmalıdır. Meslek liseleri bünyesindeki okul atölyelerine, işliklere yatırım yapılmalı; çocuklar ilk pratik eğitimlerini bu atölye ve işliklerde yapmalıdır. Öğrenciler temel mesleki dersleriyle altyapıları oluştuktan sonra, son sınıfta, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin eksiksiz alındığı, denetim ve takibin sağlandığı koşullarda sınırlı sürelerle fabrika ortamına sokulmalıdır. Öğrencilerin staj yapacağı işyerlerinin seçimi için kriterler net şekilde belirlenmeli, bu kriterleri yerine getirmeyen işyerlerine öğrenci gönderilmemelidir. İşletmelere kurallara uymamaları ve yasa dışı işlem yapmaları durumunda etkin yaptırımlar uygulanmalıdır. Stajyer öğrencilere uygun kişisel koruyucu donanım sağlanmalıdır.”
“ÜÇLÜ YAPI BİLEŞENLERİNE DESTEK VERMEYE HAZIRIZ”
ILO Türkiye Ofisi Direktörü Yasser Ahmet Hassan ise mesleki eğitim ve çıraklık programlarının özellikle önemli olduğunu ve istihdamı, istihdam edilebilirliği, beceri gelişimini ve insana yakışır işlerin yaratılmasını desteklemek için birer araç olarak tanındığını belirtti. Haziran 2023’te Uluslararası Çalışma Konferansı tarafından kabul edilen 208 Sayılı Tavsiye Kararı’na atıfta bulunan Hassan; çıraklığın iyi düzenlenmiş, yeterince finanse edilmiş, kapsayıcı ve ayrımcılıktan uzak olması gerektiğini ifade etti.
Hassan ayrıca, ILO üye devletlerinin çıraklık sistemlerini ve uluslararası çalışma standartlarını, çocuk işçiliğiyle ilgili iki ILO Sözleşmesi olan 138 Nolu “Asgari Yaş Sözleşmesi” ile 182 No’lu “En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi”ni gözetecek şekilde oluşturmaları gerektiğini kaydetti. Çıraklık konusunda hükümetlerin, işçi ve işveren örgütlerine danışarak, temel çalışma ilkeleri ve haklarına saygı göstermesi ve bu hakları teşvik etmesi için önlemler alması gerektiğini vurgulayan ILO Türkiye Direktörü Yasser Hassan, Türkiye’nin üçlü yapı bileşenlerine bu bağlamda destek vermeye hazır olduğu konusunda güvence verdi.
]]>Çocuk Hakları Alt Komisyonu, AK Parti Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu başkanlığında toplandı.
Katırcıoğlu, yaptığı konuşmada, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 104. yıl dönümünü kutlayarak, Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygıyla andı.
Komisyonun çalışmaları hakkında bilgi veren Katırcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizler çocuk haklarının savunulması, evlatlarımızın daha güzel yarınlara kavuşması, üstün yararının sağlanması için çabalarken ne yazık ki yakın coğrafyamızda çocuklarımızın ölümlerini, ırkçılık, katliam ve soykırımını görüyoruz. Bununla ilgili ülke ve toplum olarak büyük bir çaba gösteriyoruz. 21. yüzyıl, dünyanın utanç yüzyılı olarak tarihe geçiyor. İsrail asla başarılı olamayacak. Çünkü sırtını ölüme dayayan bir devlet, devlet değildir. Biz, sırtımızı insana, medeniyetimize, inancımıza dayadık, onlar ise Firavun’a dayadı. İnanıyorum ki bu savaşın kazananı insan, masumiyet ve adalet olacak. Bir dahaki 23 Nisan’da Filistin bir gül bahçesi olacak ve çocukların şenliklerini bütün dünya duyacak.”
ABB Çocuk Meclisi 28. Dönem Başkanı Togay Osman Gedik de TBMM’nin ve milletvekillerinin, çocukların zarar görmemesi için çalıştığına inandıklarını ancak yaşadıkları sorunların bitmediğini dile getirdi.
Gedik, “Ailelerimizle birlikte her gün olumsuz haberler karşısında endişe duyuyoruz. Savaşlar, ekonomik krizler, çevre sorunları devam ediyor. Eşitsizlik, her tür ayrımcılık, ekran zorbalığı, yeterli beslenememek, güvenlik sorunları, çocuk istismarları, çocuk işçiliği, erken yaşta evlendirilmeler, ihmal edilen çocuklarla ilgili tüm olumsuz gelişmeler bizleri de yakından ilgilendiriyor ve üzüyor.” ifadesini kullandı.
Toplantıda, Komisyon Başkanı Katırcıoğlu’nun yanı sıra Hükümlü ve Tutuklu Haklarını İnceleme Alt Komisyonu Başkanı ve AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven, İslamofobi ve Irkçılık İnceleme Alt Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Adem Yıldırım ile bazı milletvekilleri, çocukların sorularını yanıtladı.
Cezaevinde bulunan çocuklara ilişkin veriler
Hükümlü ve Tutuklu Haklarını İnceleme Alt Komisyonu Başkanı Yurdunuseven, bir soru üzerine, cezaevinde bulunan çocuklara ilişkin verileri paylaştı.
Yurdunuseven, 0-3 yaş arası 391, 4-6 yaş arası 289 çocuk olmak üzere 0-6 yaş arasında toplam 680 çocuğun cezaevinde annesinin yanında kaldığını kaydetti.
Cezaevinde herhangi bir suçtan dolayı 12-18 arasındaki yaş grubunda 1918’i tutuklu, 136’sı hükümözlü, 877’si hükümlü olmak üzere toplam 2 bin 931 çocuğun bulunduğunu aktaran Yurdunuseven, en çok çocuğun Karatepe, Diyarbakır ve Hatay’daki ceza infaz kurumlarında barındırıldığını belirtti. Yurdunuseven, çocuklardan 2 bin 908’inin adli suç, 23’ünün de terör örgütü suçundan cezaevinde olduğunu anlattı.
Yurdunuseven, 12-18 yaş grubunda 226’sı Suriye, 23’ü Afganistan, 9’u Irak, 15’i de diğer uyruklu olmak üzere toplam 273 yabancı uyruklu çocuğun cezaevinde barındırıldığını ifade ederek, “Biz, küçük ya da büyük olsun cezaevinde bulunan herkese ‘devlete emanettir’ gözüyle baktık. Denetim için birçok cezaevini ziyaret ettik. Durum tespitlerimizi bakanlığımıza iletiyoruz.” diye konuştu.
]]>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, bu yıl ilk kez “Geleceğin Dünyasında Çocuk ve Çocukluk” temalı Çocuk Zirvesi düzenliyor. TBMM Başkanlığı himayesinde bugün başlayan ve yarında devam edecek zirvenin açılış töreni Meclis Tören Salonu’nda yapıldı. Karabük’ten gelen çocuklar, açılış töreninde enstrümanlar çalarak çeşitli şarkılar söyledi.
Törende konuşan Bakan Özdemir Göktaş, özetle şunları söyledi:
“ÇOCUKLARI GÜÇLÜ BİREYLER OLARAK GELECEĞE HAZIRLAMAK EN BÜYÜK SORUMLULUĞUMUZ”
“Şuna yürekten inanıyoruz ki, dünyada her türlü iyilik çocuklarla çoğalır, gençlerle büyür, yetişkinlerle yücelir. Bu anlamda bütün dünyada iyiliği hakim kılmak için çocuklarımızla güçlü bağlar kurmak, onları sevgi ve şefkatle büyütmek en asli vazifemizdir. Onların sağlıklı ve güvenli bir ortamda yaşamalarını sağlamak, güçlü bireyler olarak geleceğe hazırlamak en büyük sorumluluğumuzdur.
“20 YILDA KORUYUCU AİLE YANINDA KALAN ÇOCUK SAYISINI 20 KAT ARTIRDIK”
Bakanlık olarak, çocuklarımıza parlak bir gelecek sunmak için çocuğun üstün yararı ilkesi çerçevesinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, aile birliğini ve bütünlüğünü koruyan politikalarla her bir çocuğa sağlıklı, güvenli ve refah içinde yaşayacakları bir hayat sunmaya gayret ediyoruz. Emine Erdoğan Hanımefendinin himayelerinde yürütülen Gönül Elçileri Projesi’yle son 20 yılda koruyucu aile yanında kalan çocuk sayımızı 20 kat artırarak 10 binin üzerine çıkardık.
“GENÇLERİN ÇOCUK HAKLARINA YÖNELİK YÜRÜTTÜĞÜMÜZ ÇALIŞMALARDA AKTİF GÖREV ALMASINI SAĞLIYORUZ”
Evlat edindirme hizmetimizle bugüne kadar 20 bin çocuğumuzun sıcak bir aile ortamına kavuşmalarını sağladık. Bugün 14 bin 509 çocuğun; bin 185 çocuk evi, 115 çocuk evleri sitesi ve 62 ihtisaslaştırılmış çocuk evleri sitesinde aile ortamında büyümelerini sağlıyoruz. 81 ilimizde 46 bini aşkın üyesiyle Çocuk Hakları Komitelerimizle, çocuk haklarına yönelik yürüttüğümüz çalışmalarda gençlerimizin aktif bir şekilde görev almalarına destek oluyoruz.
“MECLİS’İMİZ GELECEĞİN SİZE AİLE OLDUĞUNUN SOMUT GÖSTERGESİ”
Sevgili gençler, yarının karar vericileri sizlersiniz. Umutlu yarınlarımızı bugünden şekillendiren sizlersiniz. Kuşaklar arası kurulan diyalog, geliştirdiğimiz politikalarda yolumuzu aydınlatıyor. Milli Mücadelemizin karargahı olan Meclis’imiz, gücün millet iradesine, geleceğin ise siz kıymetli evlatlarımıza ait olduğunun somut bir göstergesidir. Bu emaneti her koşulda gözünüz gibi koruyacağınıza, sakınacağınıza inancımız ve güvenimiz tamdır. 23 Nisan ruhunu hiçbir zaman unutmayın.
“SAVAŞ VE ÇATIŞMA BÖLGELERİNDE ÇOCUKLAR EN TEMEL HAKLARINDAN MAHRUM KALIYOR”
Çocuklarımızın barış ve huzur dolu, güvenli bir dünyada yaşamaları en tabi haklarıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocukların çatışma durumlarından korunması, sağlık, eğitim ve barınma gibi temel haklardan yoksun bırakılmamasını özellikle vurgular. Fakat ne yazık ki bugün, savaş ve çatışma bölgelerinde çocuklar en temel haklarından mahrum kalıyor. Gazze başta olmak üzere dünyanın farklı coğrafyalarında en temel ihtiyaçlarından mahrum olan çocukların geleceğinden endişe duyuyoruz. Hiç kimse, hiçbir kurum, hiçbir vicdan buna sessiz kalmamalıdır. Biz Türkiye olarak, çocukların bu tabi hakkını her platformda büyük bir kararlılıkla dile getirmeye devam edeceğiz.
“HİÇBİR ÇOCUK YAŞADIĞI COĞRAFYALARDAKİ KRİZLERİN, SAVAŞLARIN, ÇATIŞMALARIN SORUMLUSU DEĞİL”
Çocuklar savaşların, krizlerin neden olduğu acıların suskun tanıkları haline gelmemelidir. Hiçbir çocuk yaşadığı coğrafyalardaki krizlerin, savaşların, çatışmaların sorumlusu değildir ve olmamalıdır. Oluşturduğumuz bu platformu, çocuklarımızın geleceği için daha iyi politikalar geliştirmek adına çok kıymetli buluyorum. Bundan sonra da birlikte hareket ederek çocuklarımıza daha güvenli, sağlıklı ve mutlu bir gelecek inşa etmek için çalışmaya devam edeceğiz.”
TBMM Başkanı Kurtulmuş da Çocuk Zirvesi’nin TBMM’de yapılmasından mutluluk duyduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“ÇOCUĞUN KORUNABİLMESİ İÇİN AİLEYİ GÜÇLÜ HALE GETİRMEK GÜÇLÜ TÜRKİYE’NIN ÖNEMLİ ÖDEVLERİNDEN BİRİSİ”
“Çocuklara yapılacak yatırım bir ülkenin en akılı yatırımıdır. Bugün dünyada nesilleri tehdit eden en önemli tehditlerden birisi, çocukların zararlı akımlar çerçevesinde gelecekten kopartılmalarıdır. Aileyi yok sayan, değersizleştiren, aileyi dağıttığı için de çocukluğu kimsesiz bırakan bazı zararlı akımların dünyanın en büyük virüslerinden birisi olduğunu bilmek ve ona göre tedbir almak zorundayız. Çocuğun korunabilmesi için aileyi değerli, güçlü hale getirmek güçlü Türkiye’nin önemli ödevlerinden birisidir diye düşünüyorum. Bu konunun bütün insanlık için ortak mücadele edilmesi gereken bir alan olduğunun altını çizmek isterim.
“BÜYÜKLERİN MÜCADELE ETMEKTE ZORLANDIĞI SORUNLARIN TAMAMI ÇOCUKLARIN CILIZ OMUZLARINA YÜKLENDİ”
Bugün diyebiliriz ki koca koca insanların mücadele etmekle güçsüz kaldığı sorunların ne yazık ki tamamı çocukların cılız omuzları üzerine yüklenmiş bulunuyor. Savaş ve işgalerin de en ağır faturasını çocuklar ödüyor. Soykırım boyutlarına çoktan ulaşmış olan savaş suçlarının beledelini Gazzeli çocuklar ödüyor. Gazze’de oksijen yokluğu dolayısıyla kuvözde çırpınarak ölen 40’a yakın çocuğu dünya seyretmiş hiçbir şey yapamamıştır, bu ayıp bile dünya için yeterlidir.
“DÜNYA BUGÜN SADECE ÇOCUK KÖLELLİĞİ AYIBI İLE YÜZÜ KIZARSA YETER DE ARTAR BİLE”
Bugün dünyadaki bu sorunları çözebilmek için üstün bir iradeyi ortaya koymak mecburiyeti vardır. Masum çocukların açlık içinde kıvrandığını biliyoruz. Çatışma bölgelerinde ellerine ekmek verilmeyen ama 10 binlerce dolarlık silahlar verilen çocukların nasıl savaşın aparatı haline getirildiğini de biliyoruz. Birinci vazifemiz çocukların bütün bu zorluklardan korunabileceği güçlü bir mekanizmayı kurmak, uluslararası dayanışmayı tesis etmek mecburiyetindeyiz. Dünya çocuklarının en önemli sorunlarından birisi de çocuk işçiliği diyerek süsleyerek ifade edilen meslektir. Çocuk işçiliği denilen şey post-modern çocuk köleliğidir. Dünya bugün sadece çocuk köleliliği ayıbı ile yüzü kızarsa yeter de artar bile.
“ÇOCUKLARIMIZI 2050’NİN 2071’İN TÜRKİYE’SİNİN, DÜNYANIN ŞARTLARINA GÖRE HAZIRLAMAK BOYNUMUZUN BORCU”
Çocukların mutlaka teknolojik gelişmelerle iyi şekilde donatılması, gençlerimizin teknolojiyi geliştirecek büyük aktör olarak yetiştirilmesi elzemdir. Küresel kültürü en iyi ve en yakından takip edecek şekilde evlatlarımızı yetiştirmek mecburiyetindeyiz. Çocukları çok güçlü şekilde yetiştirmek her alanda teknolojide ileri gitmekten çok daha önde gelen önemli unsurdur. Çocukları güçlü yetiştirirseniz onlar zaten teknolojinin, bilimin, sanatın da zirvelerine çıkacak yolu kendileri bulur. Çocuklarımızı 2050’nin, 2071’in Türkiye’sinin, dünyanın şartlarına göre hazırlamak boynumuzun borcudur. Bunu özellikle çocuk politikalarımızın merkezine yetiştirmek zorundayız. Çocuklarımız düne göre fevkalade donanımlı, çok daha güçlü bir özgüven içerisinde ve çok daha güçlü gelecek umudu içerisindedir.”
]]>
Günün anlam ve önemine binaen “Kıymetli basın mensupları, toplantıya geçmeden önce demokrasimizin sarsılmaz kalesi ve bağımsızlığımızın simgesi olan Gazi Meclisimizin kuruluş yıl dönümü olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum. Halkımızla birlikte demokrasiyle taçlanmış nice bağımsız ve özgür yarınlar diliyorum.” sözleriyle konuşmasına başlayan Ekmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ülkemizde doğru tarımsal verimliliğin en önemli araçlarından biri iş gücü planlamasıdır. Tarımsal işgücü önemli ölçüde mevsimsel işçi hareketleri ile karşılanmaktadır. Her yıl bu günlerde başlayan işçi göçü yıl sonuna kadar sürmekte ve işçilerimiz il il gezerek hasat şenliklerine katılmaktadır. Önceki gün Manisa’nın Salihli ilçesine çalışmaya giden tarım işçilerinin bulunduğu Mustafa A. yönetimindeki 34 FF 6095 plakalı minibüs, Karaisalı ilçesi Gildirli Mahallesi’nde uçuruma yuvarlandıktan sonra alev aldı. Kaza neticesinde 4 vatandaşımız vefat etti, 17 kişi ise yaralandı. Öncelikle yaralılara acil şifalar diler, vefat eden vatandaşlarımıza ise Allah’tan rahmet kederli ailelerine baş sağlığı dilerim.”

Ekmen, acıların her yıl yaşandığına ve tekrarlandığına dikkat çekerek, “Her sene binlerce çoluk çocuk, kadın ve aile hayatını idame etmek için kendi memleketlerinden göç edip zor koşullarda çalışmak için başka memlekete gidiyor. Bu geçici iç göç ise beraberinde birçok olumsuz durumlara yol açıyor. Mevsimlik tarım işçilerinin çalışmak için göç ettiği yeni bir döneme girmek üzereyken yetkili mercilere bazı hatırlatma ve uyarılarda bulunmak istiyorum. Geçen sene temmuz ayında TBMM’de bu konuda bir basın açıklaması yapmış ve devamında da TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda muhatap olan bakanlara sorunları dile getirmek için ayrı ayrı sorular yöneltmiştim.” dedi.

İLGİLİ BAKANLARA ÇAĞRI
Mehmet Emin Ekmen, “Gelinen nokta itibariyle bir değişiklik olmadığını üzülerek görüyor ve mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarını tekrar hatırlatarak İçişleri Bakanı Sn. Ali YERLİKAYA, Tarım ve Orman Bakanı Sn. İbrahim YUMAKLI, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sn. Vedat IŞIKHAN, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sn. Mahinur ÖZDEMİR GÖKTAŞ ve Milli Eğitim Bakanı Sn. Yusuf TEKİN’e sorunları çözmek adına çağrıda bulunmak istiyorum. Son olarak yaşanan sorunların üstesinden gelmek için hazırlanan METİP 2 projesinin yetkili kurumlarca hayata geçirilmesini talep ediyorum. Mevsimlik tarım işçileri göçü başladı lütfen tedbirlerinizi alın!” sözleriyle çağrıda bulundu.

Ekmen, Mevsimlik Tarım İşçilerinin sorunlarını tek tek sıraladı
Kurtulmuş, TBMM Başkanlığı himayesinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca Meclis Tören Salonu’nda düzenlenen “Geleceğin Dünyasında Çocuk ve Çocukluk” temalı Çocuk Zirvesi’nin açılışında konuştu.
TBMM’de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla düzenlenen etkinlikleri hatırlatan Kurtulmuş, Genel Kurulda Çocuk Özel Oturumunun yapıldığını aktardı. Kurtulmuş, etkinliklerde emeği geçenlere teşekkür etti.
Çocuğun, milletlerin en önemli varlığı olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, çocukların korunması ve onların risklerden uzak tutulması gerektiğini söyledi.
Dünyadaki en büyük tehdidin çocukların, zararlı akımlarla gelecekten kopartılması olduğuna işaret eden Kurtulmuş, aileyi yok sayan, aileyi değersizleştiren, çocuğu kimsesiz bırakan bazı zararlı akımların insanlığın en büyük virüslerinden birisi olduğunu dile getirdi.
Numan Kurtulmuş, “Ailenin içinin boşaltılması, aile kurumunun önemsiz, değersiz, lüzumsuz bir hale getirilmesi, insanlık tarihi boyunca yaşadığımız, insanlığa karşı yapılmış en büyük saldırılardan birisidir. Öncelikle çocuğun korunabilmesi için mutlaka aileyi değerli hale getirmek, aileyi güçlü hale getirmek, güçlü Türkiye’nin önemli ödevlerinden birisidir.” şeklinde konuştu.
Dünyada krizlerin ve kaosların yaşandığını aktaran Kurtulmuş, açlığın, kıtlığın, yokluğun, yoksulluğun birçok kıtayı etki altına aldığını söyledi.
Savaş ve işgallerin de en ağır faturasını çocukların ödediğine dikkati çeken Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Gazze’deki bu insanlık dışı katliamın, artık soykırım boyutlarına çoktan ulaşmış olan bu ağır insanlık suçlarının ne yazık ki bedelini Gazzeli çocuklar ödüyor. Şimdiye kadar 15 bine yakın çocuğun Gazze’deki İsrail saldırıları nedeniyle hayattan koparıldığını biliyoruz. Dünyada birçok çocuk haklarıyla ilgili bildiriler olmasına, çocukların haklarını korumak için uluslararası kurum ve kuruluşlar olmasına rağmen hatırlayınız, Gazze’de oksijen yokluğu dolayısıyla kuvözde çırpınarak ölen 40’a yakın çocuğu dünya seyretmiş ve hiçbir şey yapamamıştır. Bu ayıp bile dünya için yeterlidir. Bu kadar çok çocukların geleceğiyle ilgili konuşulduğu ama çocukların geleceğini kurtarmak için tedbir alınamayan bir ortamda olmaktan dolayı fevkalade büyük üzüntü duyduğumuzu, acı çektiğimizi ifade etmek istiyorum. Sözün bittiği yerdeki çaresizlik, hele hele siyasetin en önemli çaresizliklerinden birisidir.”
“Birinci vazifemiz, çocukların bütün bu zorluklardan korunabileceği güçlü mekanizmayı kurmak”
Konu Filistin halkı, yoksul halklar olduğu zaman bazı kesimlerin “görmezi, bilmezi, duymazı” oynadığının altını çizen Kurtulmuş, yaşanan sorunları çözebilmek için üstün bir iradenin ortaya konulması gerektiğini belirtti.
“Dünyanın birçok yerinde, çatışma bölgelerinde, ellerine ekmek verilmeyen ama 10 binlerce dolarlık silahlar verilen çocukların nasıl savaşın aparatı haline getirildiklerini de biliyoruz.” diyen Kurtulmuş, dünyanın farklı yerlerinde basit sağlık hizmetleriyle hayata tutunabilecek çocukların ölüme terk edildiğini söyledi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Birinci vazifemiz; çocukların bütün bu zorluklardan korunabileceği fevkalade güçlü bir mekanizmayı kurmak, bunun için uluslararası bir dayanışmayı en güçlü şekilde tesis etmek mecburiyetindeyiz. Bu anlamda Türkiye’nin güçlü ve büyük bir Türkiye olma istikametinde, yürüyüşünde bu anlamda hem Türkiye’nin çocuklarına, hem dünya çocuklarına karşı en büyük sorumluluklarından birisi budur.” dedi.
Dünya çocuklarının en önemli sorunlarından birisinin de “çocuk işçiliği” diyerek ifade edilen konu olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Çocuk işçiliği denilen şey postmodern çocuk köleliğidir. Dünyanın birçok yerinde 8 yaşında, 10 yaşında, hatta daha küçük yaşlarda çocuklar maalesef vampir kapitalizmin aparatı haline getirilmiş ve ağır çalışma koşulları altında inim inim inletilmektedir. Köleliği geride bıraktığımızın çok olduğunu söylüyoruz ama dünya bugün sadece çocuk işçiliği ayıbı, çocuk köleliği ayıbıyla yüzü kızarsa yeter de artar bile.” değerlendirmesini yaptı.
Çocukların en üst derecede eğitim almasının sağlanması gerektiğini anlatan Kurtulmuş, çocukların spor ve sanat başta olmak üzere her alandaki kabiliyetlerinin keşfedilmesinin Türkiye’yi yönetenlerin görevi olduğunu vurguladı.
“Özgüven içerisinde yetişen bir nesil var”
Numan Kurtulmuş, geleceğin teminatı çocukların en iyi şekilde yetiştirilmesi için gayret edeceklerini belirtti.
Meclis’teki 23 Nisan etkinliklerinde çocuklarla yaptığı sohbeti anlatan Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Çocuklara, ‘Siz Türkiye’nin Uzay İstasyonu’nda çalışır mısınız?’ diye sorarım. Hepsi elini kaldırır. Şimdiye kadar bir tek çocuk bana ‘Sen ne diyorsun, deli misin, Türkiye’nin Uzay İstasyonu var mı ki orada çalışalım?’ demedi. Çünkü Türkiye’nin çocukları biliyor ki çok yakında Türkiye’nin Uzay İstasyonu olacak. Türkiye’nin bütün teknolojilerde dünyanın en ileri ülkelerinden birisi olduğunu hep beraber göreceğiz. Bu özgüven içerisinde yetişen bir nesil var. Bizim yapacağımız tek şey; bu neslin önünü açmak, onların imkanlarını artırmak, onlara yol göstericilik yapabilmektir.”
Çocuk politikalarının merkezi ve yerel yönetimlerin en önemli unsurlarından birisi haline gelmesi gerektiğini dile getiren Kurtulmuş, bu konuda Meclis olarak her türlü desteği vereceklerini bildirdi.
Zirveye, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, milletvekilleri, akademisyenler ve çok sayıda davetli katıldı.
Konuşmaların ardından zirvenin oturumlarına geçildi.
]]>Yavaş, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Ankara’daki büyükelçilere ve misyon temsilcilerine Mogan Park Konuk Evi’nde resepsiyon verdi.
Resepsiyonda davetlilere hitap eden Yavaş, 23 Nisan’ın Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün zor şartlarda milleti bir araya getirerek Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM) açtığı ve ulusun geleceğini çocuklara adadığı özel bir gün olduğunu söyledi.
Demokratik olgunluk içinde 31 Mart’ta gerçekleştirilen yerel seçimlerde yüzde 60,4 oy oranıyla tekrar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçildiğini anımsatan Yavaş, bu başarıda 5 yılda ortaya koydukları yönetim anlayışının önemli rol oynadığını ifade etti.
Yavaş, bu dönem de aynı anlayışla halka hizmete devam edeceklerini belirterek çalışmalarını yaparken dünyadaki gelişmeleri de dikkate alıp büyükelçilerle yakın işbirliğini devam ettirmek istediklerini anlattı.
“Çocuklarımızı Orta Asya’dan miras kalan değerlerimizle yetiştirme gayretindeyiz”
Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinin temel hedefleri arasında yer aldığını kaydeden Yavaş, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize hedef olarak gösterdiği muasır medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda Avrupa Birliğine giriş projesine büyük önem veriyor, bunun ülkemiz için vazgeçilmez olduğuna inanıyoruz. Bununla birlikte, tarihi ve kültürel köklerimizin yer aldığı Orta Asya’dan bize miras kalan dostluk, misafirperverlik ve paylaşma gibi değerlerimize de sahip çıkarak çocuklarımızı bu değerlerle yetiştirme gayreti içerisindeyiz.” diye konuştu.
Son dönemde Türkiye’nin, AB ile ilişkilerinde üye statüsü yerine dış ilişkiler çerçevesinde yer almasının düşündürücü olduğunu dile getiren Yavaş, şöyle devam etti:
“Ne yazık ki, Avrupa Birliğinin Türkiye’ye yönelik adımları, geleceğe dair net bir yol göstermiyor ve ciddi bir jeostratejik vizyon veya tutarlı bir eylem planı içermiyor. Avrupa Birliği ve Türkiye’nin stratejik çıkarları, Gümrük Birliği’nin siyasi şartlara bağlı kalmadan ve daha fazla gecikme olmadan, yeşil ve dijital politikalar doğrultusunda modernize edilmesini gerektiriyor. Bu, sadece AB ve Türkiye’nin rekabet gücünü ve stratejik özerkliğini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda zorlu siyasi ve jeopolitik sorunların üstesinden gelinmesi için gerekli olan karşılıklı güvenin oluşmasına da destek olacaktır.”
Yavaş, 18 Mart 2016’da gerçekleşen Türkiye-AB Zirvesi’nde alınan kararların, Türkiye’nin sığınmacı yükünü artırdığına ve kontrol edilemeyen bir göç akışına yol açtığına işaret ederek Türkiye’nin göçmenler için geçiş ülkesi olmaktan çıkıp bir kalış ülkesi haline geldiğini söyledi.
Bunun yarattığı toplumsal huzursuzluk, demografik baskı, sosyo-kültürel ve ekonomik çatışmaların, mevcut durumun sürdürülemez olduğunu açıkça ortaya koyduğunu kaydeden Yavaş, “Bu bakımdan, milletimizin endişeleri gözetilmelidir. Türkiye, coğrafyasındaki müstesna rolünün bilincindedir. Tam da bu sebeple milletimiz bir mülteci tampon bölgesi işlevini reddetmektedir. Ülkemizin üzerine yüklenen bu yük, hakkaniyetle ve rasyonellikle bağdaşmamaktadır. Bu bakımdan mültecilerin kendi ülkelerinde, doğru bir planlama ve insan haklarına uygun şekilde yeniden iskan edilmesi konusunu önemsiyorum.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin ateş çemberiyle çevrili, zorlu bir coğrafyada bulunduğuna dikkati çeken Yavaş, “Türkiye’nin stratejik konumu ve jeopolitik önemi, barış ve istikrar yönünde atacağımız adımların ne kadar hayati ve değerli olduğunu göstermektedir. Çevremizde yaşanan savaşlar ve çatışmalar ülkemizi etkilese de Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, dünyada sulh’ ilkesi her zaman yol göstericimiz olmuştur ve olmaya devam edecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
21. yüzyılda çocukları, sivilleri öldürmenin, susuz ve elektriksiz yaşamaya zorlamanın, savaş ve insanlık suçu olduğunu vurgulayan Yavaş, “Çocuk ve sivillere yapılan bu saldırılarda Filistin halkının yanında olduğumu belirtiyorum. İsrail hükümetini sağduyulu hareket etmeye davet ediyorum. Gazze’de, Filistin ve İsrail’in her yerinde en kısa sürede savaşın sona ermesini ve daha fazla çocuk ve sivilin hayatını kaybetmemesini umuyorum.” ifadelerini kullandı.
Ankara’nın, barış ve karşılıklı anlayışın simgesi olmaya devam edeceğini belirten Yavaş, Türk milletinin ve tüm dünya çocuklarının 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladı, barış dolu bir dünya temennisinde bulundu.
Programda, ABB Fomget Halk Oyunları Ekibi gösteri, ABB Orkestrası da müzik dinletisi sundu.
]]>(ANKARA)-Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla düzenlediği resepsiyonda yabancı ülkelerin Ankara’daki büyükelçilerini ve misyon temsilcilerini ağırladı. Yavaş, “Savaşların gölgesinde barışın değerini bir kez daha anlamamız ve içselleştirmemiz gerekmektedir. Barışı korumak ve barışın yeniden tesisini sağlamak, sadece ulusal bir görev değil, aynı zamanda uluslararası bir sorumluluktur. Uluslararası toplumun bir parçası olarak, Türkiye’nin barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları, dünya genelindeki barış çabalarını destekleyici bir role sahip olduğunu düşünüyorum. Bizler, belediye başkanları olarak, bölgesel çatışmalara, insani açıdan, barışçıl açıdan bakmaya devam edeceğiz. Ankara, barışın ve karşılıklı anlayışın simgesi olmaya devam edecektir” dedi.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla farklı ülkelerin Ankara’daki büyükelçilerine ve misyon temsilcilerine Mogan Park Konukevi’nde resepsiyon düzenledi.
Resepsiyon davetlileri, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve eşi Nursen Yavaş tarafından karşılandı. Resepsiyon saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı, Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu, Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar ve Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner de katılımcılar arasında yer aldı. Resepsiyonda ayrıca Ankara Büyükşehir Belediyesi Halk Dansları Topluluğu gösteri sergiledi.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, resepsiyonda yaptığı konuşmasına davetine katılanlara teşekkür ederek başladı. Konuşmasında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın önemine dikkat çeken Yavaş, “Bugün, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün zor şartlar altında milleti bir araya getirerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açtığı ve ulusun geleceğini çocuklara adadığı özel bir gün. Bu anlamda, dünyadaki ilk ve tek çocuk bayramını kutlamanın gururunu yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.
31 Mart’ta gerçekleşen yerel seçimlerde yüzde 60,4 oy alarak seçildiğini belirten Yavaş, “Bu başarıda hiç şüphesiz geçtiğimiz 5 yılda ortaya koyduğumuz adil, tarafsız, şeffaf, hesap verebilir, katılımcı, insan ve çevre odaklı yönetim anlayışımız önemli rol oynadı. Betona ve ranta değil vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını merkeze alan projelerimiz Ankara halkı tarafından kabul gördü. Bundan dolayı önümüzdeki dönem de aynı anlayışla halkımıza hizmete devam edeceğiz” diye konuştu.
“İŞ BİRLİĞİ GELİŞTİRMEKTEN MUTLULUK DUYACAĞIZ”
Mansur Yavaş’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:
“Tüm bu çalışmaları yaparken dünyadaki gelişmeleri de dikkate alarak sizlerle yakın işbirliğimizi devam ettirmek istiyoruz. Sizlerin de bir Ankara sakini olarak ülkelerinizdeki tecrübeleri bizimle paylaşmanızdan ve işbirliklerimizi artırmaktan büyük mutluluk duyacağımızı bir kez daha belirtiyoruz. Kapımızın her zaman sizlere açık olduğunun, ülkelerinizdeki yerel yönetimler başta olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlarla teknik, sosyal, kültürel ve ticari alanlarda işbirliklerimizi geliştirmekten mutluluk duyacağımızın altını çiziyorum.
“AB ÜYELİĞİ TEMEL HEDEFİMİZ ARASINDA”
Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği bizim de temel hedefimiz arasında yer almaktadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize hedef olarak gösterdiği muasır medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda Avrupa Birliği’ne giriş projesine büyük önem veriyor, bunun ülkemiz için vazgeçilmez olduğuna inanıyoruz. Ancak, son dönemde, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinde, üye statüsü yerine ‘dış ilişkiler’ çerçevesinde yer alması oldukça düşündürücüdür. Benzer şekilde, geçtiğimiz hafta Avrupa Konseyi liderler zirvesinde, Türkiye’nin Kıbrıs çözümü çerçevesinde ele alınması da cesaret kırıcıdır.
Ne yazık ki, Avrupa Birliğinin Türkiye’ye yönelik adımları, geleceğe dair net bir yol göstermiyor ve ciddi bir jeostratejik vizyon veya tutarlı bir eylem planı içermiyor. Avrupa Birliği ve Türkiye’nin stratejik çıkarları, Gümrük Birliği’nin siyasi şartlara bağlı kalmadan ve daha fazla gecikme olmadan, yeşil ve dijital politikalar doğrultusunda modernize edilmesini gerektiriyor. Bu, sadece Avrupa Birliği ve Türkiye’nin rekabet gücünü ve stratejik özerkliğini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda zorlu siyasi ve jeopolitik sorunların üstesinden gelinmesi için gerekli olan karşılıklı güvenin oluşmasına da destek olacak.
“AB ZİRVESİ KARARI TÜRKİYE’NİN ÜZERİNDEKİ SIĞINMACI YÜKÜNÜ ARTIRDI”
Diğer yandan, 18 Mart 2016’da gerçekleşen Türkiye – Avrupa Birliği Zirvesi’nde alınan kararlar, Türkiye’nin üzerindeki sığınmacı yükünü iyice artırdı ve kontrol edilemeyen bir göç akışına yol açtı. Türkiye artık sadece göçmenler için bir geçiş ülkesi olmaktan çıkıp, bir kalış ülkesi haline gelmiştir. Bunun yarattığı toplumsal huzursuzluk, demografik baskı, sosyo-kültürel ve ekonomik çatışmalar, mevcut durumun sürdürülemez olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu bakımdan, milletimizin endişeleri gözetilmelidir. Türkiye coğrafyasındaki müstesna rolünün bilincindedir. Tam da bu sebeple milletimiz ‘bir mülteci tampon bölgesi’ işlevini reddetmektedir. Ülkemizin üzerine yüklenen bu yük, hakkaniyetle ve rasyonellikle bağdaşmamaktadır. Bu bakımdan mültecilerin kendi ülkelerinde, doğru bir planlama ve insan haklarına uygun şekilde yeniden iskan edilmesi konusunu önemsiyorum.
“GAZZE’DE, FİLİSTİN VE İSRAİL’DE SAVAŞIN SONA ERMESİNİ UMUYORUM”
Ülkemiz bugün, bir ateş çemberiyle çevrili zorlu bir coğrafyada bulunmaktadır. Türkiye’nin stratejik konumu ve jeopolitik önemi, barış ve istikrar yönünde atacağımız adımların ne kadar hayati ve değerli olduğunu göstermektedir. Çevremizde yaşanan savaşlar ve çatışmalar ülkemizi etkilese de Atatürk’ün ‘Yurtta Barış, Dünyada Barış’ ilkesi her zaman yol göstericimiz olmuştur ve olmaya devam edecektir. 21. yüzyılda çocukları, sivilleri öldürmek, susuz ve elektriksiz yaşamaya zorlamak sadece savaş değil, insanlık suçudur. Çocuk ve sivillere yapılan bu saldırılarda Filistin halkının yanında olduğumu belirtiyorum. İsrail hükümetini sağduyulu hareket etmeye davet ediyorum. Gazze’de, Filistin ve İsrail’in her yerinde en kısa sürede savaşın sona ermesini ve daha fazla çocuk ve sivilin hayatını kaybetmemesini umuyorum.
“ANKARA BARIŞIN SİMGESİ OLMAYA DEVAM EDECEKTİR”
Savaşların gölgesinde barışın değerini bir kez daha anlamamız ve içselleştirmemiz gerekmektedir. Barışı korumak ve barışın yeniden tesisini sağlamak, sadece ulusal bir görev değil, aynı zamanda uluslararası bir sorumluluktur. Uluslararası toplumun bir parçası olarak, Türkiye’nin barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları, dünya genelindeki barış çabalarını destekleyici bir role sahip olduğunu düşünüyorum. Bizler, belediye başkanları olarak, bölgesel çatışmalara, insani açıdan, barışçıl açıdan bakmaya devam edeceğiz. Ankara, barışın ve karşılıklı anlayışın simgesi olmaya devam edecektir. Uluslararası toplum olarak barışın sağlanması için yapıcı katkılarda bulunmak, hepimizin sorumluluğundadır.”
]]>
Bakan Tekin, çocukların 2071 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde neler yaşanacağını, milletin o günlerde nasıl bir konumda olacağını hayal ettikleri konuşmalarına yer verilen tarihi Birinci Meclis binasındaki temsili “23 Nisan 2071 Özel Oturumu”na katıldı.
Buradaki sözlerine, “Burada konuşmak Meclis’te konuşmaktan daha zormuş.” diyerek başlayan Tekin, 23 Nisan etkinlikleri kapsamında, tarihi Meclis binasında çocuklarla sabah 23 Nisan 1920 oturumunu, öğleden sonra da 2071 oturumunu düzenlediklerini ve bunun iki ana amacı olduğunu anlattı.
Milli Eğitim Bakanlığının, ülkenin hangi zorluklarla kurulduğu, ülkeyi kuranların ne tür fedakarlıklar yaptığı, nasıl büyük yapılarla, büyük güçlerle mücadele ettiği, ataların sahip olduğu vatanseverlik, millete hizmet şuuru, ülkeyi korumak için nasıl davranılması gerektiği konusunda genç kuşakları yetiştirme görevi bulunduğuna işaret eden Tekin, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda gerçekleştirdikleri ilk oturuma ilişkin simülasyonun bu görevi yerine getirmek amacıyla yapıldığını aktardı.
Kendilerine emanet edilen çocukları, referans değerler etrafında yetiştirirken bir yandan da içinde yaşanılan dünya için gerekli donanıma sahip yetişmelerinin de görevleri olduğunu anlatan Tekin, şöyle devam etti:
“Milli Eğitim Bakanlığı olarak hem geçmişimizi unutturmamaya çalışıyoruz hem de çocuklarımızın, bize emanet bırakılan bu vatana sahip çıkabilmeleri için en iyi şekilde yetişmeleri için çaba sarf ediyoruz. Oturumumuzda, yaklaşık 50 yıl sonra milletvekili olacak, olmasa bile toplumun sorumluluk sahibi bir ferdi olacak arkadaşlarımızın ülke meselelerine, milletin sorunlarına duyarlı, saygılı bir şekilde yetişmesi ve çözüm üretebilmesini ele aldık.”
Kendisinden önce söz alan çocukların ülkenin bugün olduğu gibi belki 50 yıl sonra da ana tartışma konularından olacak belli başlıklar hakkında kanaatlerini ortaya koyduklarını dile getiren Tekin, bu deneyimin onların bundan sonraki yaşamlarında da etki bırakacağını, ülkenin sorunlarına karşı daha duyarlı yetişeceklerine inandığını ifade etti.
Bakan Tekin, konuşmasında, Birinci Meclis binası ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ilişkin tarihi olayları anlattı.
Birinci Meclis binasının Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından 23 Nisan 1920 günü dualar eşliğinde açıldığına işaret eden Tekin, binanın çatısının Ankara halkının evlerinden getirdiği kiremitlerle onarıldığını, sıraların da muallim mektebinden taşındığını söyledi.
Savaş ortamında dönemin milletvekillerinin ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bulundukları bir ortamda kurtuluş mücadelesini yürüttüklerini vurgulayan Tekin, “İşte bu simülasyonu bunun için yaptık. Burada çalışanlar, burada o mücadeleyi yürüten kişiler olmasaydı eğer sizler burada olmazdınız, bizler burada olmazdık. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün şehitlerimiz, bu vatanı bize onlar emanet ettiler. Ruhları şad, mekanları cennet olsun, Allah kendilerinden razı olsun.” diye konuştu.
Çocukların bu değerlere sahip bireyler olarak yetişmesinin vazifeleri olduğunun altını çizen Tekin, “23 Nisan’ı bunun için bir vesile kıldık. Sizin bu değerlere sahip çıkacak şekilde yetişmeniz için üstümüze düşenleri bildiğimizi, onun için çaba sarf ettiğimizi, bütün kamuoyunda tartışılan müfredat değişikliklerinden tutun, öğretmen arkadaşlarımızın bu anlamdaki çabalarına değin her şeyi işte bu değerlere sahip çıkasınız diye yapıyoruz.” ifadesini kullandı.
Temsili, 23 Nisan 2071 özel oturumunda çocuk milletvekillerinin konuşması
TBMM’nin açılışının 151. yılı dolayısıyla 23 Nisan 2071 tarihli temsili özel oturumu Meclis Başkanı ve Osmaniye Milletvekili Melisa Yalman yönetti.
Gazi Meclis’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve tüm şehitler için saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla özel oturum açıldı. Özel oturumda, 10 ilden temsili milletvekili çocuk kürsü konuşması yaptı.
Temsili TBMM Başkanı Yalman, özel oturumdaki konuşmasına, “Türk milletinin Anadolu’yu vatan kılışının 1000. yılı ve yüce TBMM’nin 151. yıl dönümünde sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.” ifadeleriyle başladı.
Hatay Milletvekili Faruk Alkan, Türk aile yapısı ve değerler üzerine yaptığı konuşmada, 21. yüzyılın başından bugüne hemen hemen tüm dünya ülkelerinde aile kavramı çöküş yaşarken ülkenin nitelikli eğitim programlarıyla bu döngüyü kırabilmeyi başardığını, “güçlü aile güçlü millet” hedefine ulaşabilmek için devlet olarak tüm kurum ve kuruluşların da katkılarıyla aile yapısını güçlendirmeye devam ettiklerini vurguladı.
Edirne Milletvekili Elif Naz Köstere ise sürdürülebilir çevre, sıfır atık çalışmaları konusunda konuştu. 2017’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın başlattığı “Sıfır Atık Projesi”yle atık yönetiminin sürdürülebilir olmasının sağlandığını ifade eden Köstere, her yaştan insanın çevre koruma bilinci konusunda zihinsel bir dönüşüm yaşadığını aktardı.
İzmir Milletvekili Ensar Sevilen de milli savunma alanındaki çalışmalara değindi.
Elazığ Milletvekili Özge Elitaş, tarım sektörü ile çevre ve iklim dostu uygulamalar hakkında konuştu. Türkiye Tarım İnovasyon Robotu ile tarımda yaşanan gelişmelere değinen Elitaş, GÖKYURT isimli uzay üssünde su konusundaki sıkıntıların çözüldüğünü anlattı.
Türkiye uzaydaki ilk yerleşim yerini kurdu
Giresun Milletvekili Furkan Alp Çelebi de çocukluğunda Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’yı gördüğünü, o gün uzay üzerine çalışmaya karar verdiğini belirterek, “Bugün Türkiye Uzay Ajansının Eski Başkanı olarak ülkemizin 2071 yılında bulunduğu konumdan oldukça memnunum.” dedi.
Bu gelişmenin üzerinden geçen sürede, Türkiye’nin uzaydaki ilk yerleşim yerini kurduğunu dile getiren Çelebi, ülke ekonomisinin yüzde 13’ünün uzay tarımından sağlandığını kaydetti.
Mars’ta Türk Araştırma Merkezi kuruldu
Kahramanmaraş Milletvekili Alper Pakyardım ise uzay yolculuğu konulu konuşmasında, “İlk astronot Alper Gezeravcı emekli oldu, artık ben varım, ülkem adına uzak gezegenlere gidip araştırmalar yapacağım. Mars’ta kurulmuş olan Türk Araştırma Merkezi TÜRKAMAR’da yeni ortama dayanabilecek bitki ve hayvan çeşitleri üzerine denemeler yapacağım.” diye konuştu.
Sakarya Milletvekili Elif Şimşek, sağlık alanındaki gelişmeleri anlatırken, ülkede geliştirilen Alzheimer ve Parkinson ilaçlarının tüm dünya için umut kaynağı olduğunu vurguladı. Dünyanın göz sağlığı merkezinin Türkiye olduğunu aktaran Şimşek, gözyaşı ile hastalık tespitinin ülkede yapılabildiğini söyledi.
]]>SAMSUN – Atakum Belediye Başkanı Serhat Türkel, “Gençler, artık Serhat abiniz var. Lütfen projelerinizle, bırakacağınız izlerle gelin. O projeleri hayata geçirmek için ne gerekiyorsa yapacağım ve el birliğiyle projelerinizi hayata geçireceğiz” dedi.
Samsun’un Atakum Belediyesi, TBMM’nin 104. kuruluş yıldönümü ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı özel bir programla kutladı. Müzik dinletisinden dans gösterilerine ve geleneksel oyunlara kadar birbirinden özel etkinliklerle, bayram coşkusu kentin dört bir yanına taşındı. Atakum Belediye Başkanı Serhat Türkel, 23 Nisan kutlamaları kapsamında makamını, 9 yaşındaki Ayşe Sultan’a devretti. Öğrencinin taleplerini dinleyen Başkan Türkel, hayata geçireceği projeler hakkında, minik Ayşe’nin fikirlerini aldı.
“Projelerinizi hayata geçireceğiz”
Atakum Belediyesi, Çakırlar Korusu Tesislerinde kutlama töreni gerçekleştirildi. Törende konuşan Başkan Serhat Türkel, “Çocuklar, Atakum sizinle çok daha güzel. Ben belediye başkanı olarak bu coşkuya ortak olmaktan, ev sahipliği yapmaktan çok mutluyum ve gururluyum. İyi ki varsınız, sizleri çok seviyorum. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, çocuklar. Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerinden, ayak izlerinden hiç ayrılmadım. Sizlere söz veriyorum bundan sonra da hiç ayrılmayacağım. Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin evladı, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerinden, devrimlerinden, ayak izinden hiç ayrılmamış bir belediye başkanı olarak; kendi anne, babama ve 7’den 70’e herkese; Türk Bayrağı’nı, Mustafa Kemal Atatürk’ü tanıtan ve sevdiren kıymetli öğretmenlerimize minnettarım. Öğretmenlerimizin ellerinden öpüyorum. Memleketimizi, Atatürk’ü size sevdirdikleri ve onun ilkelerine bağlı çocuklar yetiştirdikleri için, sizlerin de annelerinizin babalarınızın ellerinden öpüyorum. Bayramımız kutlu olsun. Ben de Cumhuriyetin çocuğuydum, Cumhuriyetin genci oldum. Şimdi orta yaşlı yaşlıyım. Gençler, artık Serhat abiniz var. Lütfen projelerinizle, bırakacağınız izlerle gelin. O projeleri hayata geçirmek için ne gerekiyorsa yapacağım ve el birliğiyle projelerinizi hayata geçireceğiz” diye konuştu.
Atakum, çocuk sesleriyle şenlendi
DJ İnanç Seven’in müzik dinletisi ile başlayan program, Atakum Belediyesi Minikler Halk Oyunları Ekibi’nin gösterisi ile devam etti. Miniklerin yöresel oyunlarının ardından çocukların en büyük eğlencesi, sihirbaz gösterisi sahne aldı. TOG A Ram Sam Sam’ın dans atölyesinde gönüllü gençler, çocuklara eğlenceli dans figürleri öğrettiler. Cumhur Kocaoğlu’nun sunumuyla geçmişten günümüze geleneksel sokak oyunları, miniklerden büyük ilgi gördü. Çocuklar körebe, halat çekme gibi geleneksel oyunlarla günboyu keyifli vakit geçirdi. Samsun Brass Bando Takımı’nın gösterileri, renkli görüntüler sergilerken; Music Art’ın, birbirinden güzel şarkılarını seslendirdiği konser, seyircilerin büyük beğenisini topladı.
ATAçocuk’tan özel program
Ata Çocuk Gelişim Merkezi, miniklerin bayramına özel olarak hazırlandı. Mevlana 1, Mevlana 2, Demirkent, Atakent ve Yeni Mahalle şubelerinde eş zamanlı gerçekleştirilen etkinliklerde, öğrenciler şiirler okuyup, 23 Nisan şarkıları söylediler. Öğretmenlerinden en sevdikleri masalları dinleyen minikler; günün simgesi renkli balonları gökyüzüne bıraktılar. Eğlenceli oyunlar ve aktivitelerle dolu bir gün geçiren çocuklar; mutluluklarını öğretmenleri ve velileri ile paylaştı.
Çakırlar Korusu’nun yanı sıra Buse Aydın Parkı, Doğa Bilimleri Köyü gibi kentin birçok noktasında eş zamanlı kutlamalar gerçekleştirildi. Kent genelindeki etkinliklere katılan Atakum Belediye Başkanı Serhat Türkel, miniklerin bayram coşkusunu paylaştı. Şenlikte halaylar çeken vatandaşlar, kortej yürüyüşüne marşlarla eşlik etti. Doğanın Çocukları Akademisi’nin düzenlediği kutlama programında, çocuk korosuyla şarkılar söyleyen çocuklar; drama gösterisinde yeteneklerini sergilediler. Minikler, birbirinden özel etkinliklerin yer aldığı atölyelerde; gün boyu keyifli anlar yaşadılar.
]]>Samsun’un Atakum Belediyesi, TBMM’nin 104. kuruluş yıldönümü ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı özel bir programla kutladı. Müzik dinletisinden dans gösterilerine ve geleneksel oyunlara kadar birbirinden özel etkinliklerle, bayram coşkusu kentin dört bir yanına taşındı. Atakum Belediye Başkanı Serhat Türkel, 23 Nisan kutlamaları kapsamında makamını, 9 yaşındaki Ayşe Sultan’a devretti. Öğrencinin taleplerini dinleyen Başkan Türkel, hayata geçireceği projeler hakkında, minik Ayşe’nin fikirlerini aldı.
“Projelerinizi hayata geçireceğiz”
Atakum Belediyesi, Çakırlar Korusu Tesislerinde kutlama töreni gerçekleştirildi. Törende konuşan Başkan Serhat Türkel, “Çocuklar, Atakum sizinle çok daha güzel. Ben belediye başkanı olarak bu coşkuya ortak olmaktan, ev sahipliği yapmaktan çok mutluyum ve gururluyum. İyi ki varsınız, sizleri çok seviyorum. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, çocuklar. Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerinden, ayak izlerinden hiç ayrılmadım. Sizlere söz veriyorum bundan sonra da hiç ayrılmayacağım. Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin evladı, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerinden, devrimlerinden, ayak izinden hiç ayrılmamış bir belediye başkanı olarak; kendi anne, babama ve 7’den 70’e herkese; Türk Bayrağı’nı, Mustafa Kemal Atatürk’ü tanıtan ve sevdiren kıymetli öğretmenlerimize minnettarım. Öğretmenlerimizin ellerinden öpüyorum. Memleketimizi, Atatürk’ü size sevdirdikleri ve onun ilkelerine bağlı çocuklar yetiştirdikleri için, sizlerin de annelerinizin babalarınızın ellerinden öpüyorum. Bayramımız kutlu olsun. Ben de Cumhuriyetin çocuğuydum, Cumhuriyetin genci oldum. Şimdi orta yaşlı yaşlıyım. Gençler, artık Serhat abiniz var. Lütfen projelerinizle, bırakacağınız izlerle gelin. O projeleri hayata geçirmek için ne gerekiyorsa yapacağım ve el birliğiyle projelerinizi hayata geçireceğiz” diye konuştu.
Atakum, çocuk sesleriyle şenlendi
DJ İnanç Seven’in müzik dinletisi ile başlayan program, Atakum Belediyesi Minikler Halk Oyunları Ekibi’nin gösterisi ile devam etti. Miniklerin yöresel oyunlarının ardından çocukların en büyük eğlencesi, sihirbaz gösterisi sahne aldı. TOG A Ram Sam Sam’ın dans atölyesinde gönüllü gençler, çocuklara eğlenceli dans figürleri öğrettiler. Cumhur Kocaoğlu’nun sunumuyla geçmişten günümüze geleneksel sokak oyunları, miniklerden büyük ilgi gördü. Çocuklar körebe, halat çekme gibi geleneksel oyunlarla günboyu keyifli vakit geçirdi. Samsun Brass Bando Takımı’nın gösterileri, renkli görüntüler sergilerken; Music Art’ın, birbirinden güzel şarkılarını seslendirdiği konser, seyircilerin büyük beğenisini topladı.
ATAçocuk’tan özel program
Ata Çocuk Gelişim Merkezi, miniklerin bayramına özel olarak hazırlandı. Mevlana 1, Mevlana 2, Demirkent, Atakent ve Yeni Mahalle şubelerinde eş zamanlı gerçekleştirilen etkinliklerde, öğrenciler şiirler okuyup, 23 Nisan şarkıları söylediler. Öğretmenlerinden en sevdikleri masalları dinleyen minikler; günün simgesi renkli balonları gökyüzüne bıraktılar. Eğlenceli oyunlar ve aktivitelerle dolu bir gün geçiren çocuklar; mutluluklarını öğretmenleri ve velileri ile paylaştı.
Çakırlar Korusu’nun yanı sıra Buse Aydın Parkı, Doğa Bilimleri Köyü gibi kentin birçok noktasında eş zamanlı kutlamalar gerçekleştirildi. Kent genelindeki etkinliklere katılan Atakum Belediye Başkanı Serhat Türkel, miniklerin bayram coşkusunu paylaştı. Şenlikte halaylar çeken vatandaşlar, kortej yürüyüşüne marşlarla eşlik etti. Doğanın Çocukları Akademisi’nin (DOÇAK) düzenlediği kutlama programında, çocuk korosuyla şarkılar söyleyen çocuklar; drama gösterisinde yeteneklerini sergilediler. Minikler, birbirinden özel etkinliklerin yer aldığı atölyelerde; gün boyu keyifli anlar yaşadılar. – SAMSUN
]]>(ANKARA)-Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Saadet- Gelecek Partisi ortak grup toplantısında; iktidar partisine “Gelin, bir kez daha kısır tartışmalarla, yersiz çekişmelerle, suni gündemlerle vakit kaybetmeyelim. Öncelikle var olan Anayasa’ya uyalım, önce var olan yasaları kararlılıkla uygulayalım. Hukuk devletini egemen kılalım” çağrısı yaptı.
Saadet- Gelecek Partisi ortak grup toplantısı, bugün yapıldı. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, grup toplantısına katılmadı. Karamollaoğlu’nun yerine Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya konuştu.
Kaya, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını eleştirerek şunları söyledi:
“7 Ekim’den bu yana tam 200 gün geçti ve 15 bin çocuk katledildi. Bir günde 75 çocuk. Yani her bir saatte üç çocuk katlediliyor Gazze’de. Bazıları için istatistik bilgisi olan bu ölümler anne babalar ve vicdanlar için her biri unutulmaz bir acıdır. Şu an, biz burada bu toplantıyı yapıp bitirene kadar, daha kaç masum ve kaç masum çocuk can verecek? Birleşmiş Milletler suskun, Avrupa Birliği suskun, İslam İşbirliği Teşkilatı aciz; peki UNICEF ne işe yarıyor? Kim olursa olsun, nerede olursa olsun çocuk çocuktur, çocuk katilleri de çocuk katilleridir. Bu kadar net. Terör rejimi İsrail, bugün Gazze’de adeta çocuklara savaş açmış durumdadır.”
Gazze için TBMM’nin harekete geçmesi gerektiğini belirten Kaya, şöyle devam etti:
“Hem dış politikada hem de ülkemizin problemlerini çözmek ve insanımızın sıkıntılarını gidermek adına TBMM’nin etkili çalıştırılması şarttır. Bunun için öncelikle iktidar, muhalefetten gelen her teklifi hemen reddetme ezberinden vazgeçmelidir. Saadet-Gelecek Grubu olarak, bugüne dek birçok konuda teklifte bulunduk ve hepsi maalesef aynı ezberin duvarı ile karşılanarak reddedildi. Emeklilerimiz için bir teklif getiriyoruz, reddediliyor. Asgari ücretlilerimiz için bir teklif getiriyoruz, reddediliyor. Mülakatlardaki adaletsiz uygulamalar için bir teklif getiriyoruz, reddediliyor. Daha geçen hafta, İsrail ile yapılan ticaretin Gazze’ye zararını araştıralım dedik; hemen reddedildi. İktidar partisi başta olmak üzere, herkese bir çağrıda bulunmak isterim. Gelin, vatandaşlarımızın derdine derman olacak kararlara hep birlikte imza atalım. Gelin, bir kez daha kısır tartışmalarla, yersiz çekişmelerle, suni gündemlerle vakit kaybetmeyelim. Öncelikle var olan Anayasa’ya uyalım, önce var olan yasaları kararlılıkla uygulayalım. Hukuk Devletini egemen kılalım.”
” Türkiye’nin problemlerinin çözüm reçetesi bellidir” diyen Kaya, maddeler halinde iktidara şu çağrıda bulundu.
“Aziz milletimiz şimdi sizlerin huzurunda iktidarda bulunanlara buradan sormak istiyoruz. Siz, yolsuzlukla etkin mücadele etmek istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Siz israftan vazgeçmek istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Siz üreticinin, emekçinin, emeklinin hak ettiği ücreti vermek istiyor musunuz? Siz adaleti tesis etmek, hukuksuzluklara son vermek istiyor musunuz?
Eğer istiyorsanız, ülkemizin problemlerinin çözüm reçetesi bellidir. Ahlakı, adaleti ve maneviyatı önceleyeceksiniz. İsraf, rüşvet ve yolsuzluklara son verecek; üretim ve istihdam ekonomisine geçeceksiniz. IMF’nin acı reçetelerinden medet ummayacak, borç-faiz-borç sarmalına bizi daha fazla çekecek yeni dayatmalara imza atmayacaksınız. Millete tepeden bakan, bunun da ötesinde artık görgüsüzlüğe varan ve her gün bir yenisi ortaya çıkan uygulamalara son verecek, bu kişileri derhal uzaklaştıracaksınız. Şahsiyetli bir dış politikayı kararlılıkla uygulayacak, zikzaklarınıza son vereceksiniz. Bu adımları attığınız takdirde, ülkemiz hızla derlenip toparlanacak; yüksek kur, yüksek işsizlik, yüksek faiz, yüksek borç, yüksek enflasyon döngüsünden çıkmamız mümkün olacaktır. İnsanımız siyaset kurumundan, derdine derman olacak adımların atılmasını beklemektedir. Bizler de bu çatı altında ülke ve millet gerçekleriyle, iktidarı yüzleştirmekte kararlıyız.”
]]>
2024 Avrupa Spor Şehri Kayseri’de spor etkinlikleri ve faaliyetlerinin öncüsü Büyükşehir Belediyesi Spor A.Ş. özel gün ve haftalarda düzenlediği spor organizasyonlarına devam ediyor. Bu çerçevede Büyükşehir Spor A.Ş. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel tenis turnuvası düzenledi.
20-23 Nisan tarihleri arasında gerçekleşen turnuvada 8-14 yaş arası 62 kız, 61 erkek olmak üzere toplam 123 sporcu, kıyasıya mücadele etti. Spor A.Ş. tarafından düzenlenen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Tenis Turnuvası, Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi Tenis Kortlarında oynanan final müsabakaları ile sona erdi. Sporun ve sporcunun şehri Kayseri’de nefes kesen tenis maçlarında ödüller sahiplerini buldu. Çocuk sporculara madalyalarını, Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç verirken, Başkan Büyükkılıç ayrıca akıllı saat de hediye etti.
Birbirinden güzel mücadelelere ev sahipliği yapan tenis kortlarında sporu ve eğlenceyi bir arada yaşayarak maçlarda dereceye giren çocukları tebrik eden Başkan Büyükkılıç, çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayarak, “Milli egemenlik bayramımız nedeniyle Cumhuriyet’imizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün yavrularımıza hediye ettiği bu anlamlı günde çocuklarımızın bayramını tebrik ediyorum” dedi.
“Geleceğin Tenisçilerinin Kayseri’mizde yetişmesi için gerekli çabayı göstereceğiz”
Büyükkılıç, geleceğin tenisçilerinin Kayseri’de yetişmesi için gerekli çabayı göstereceklerinin altını çizerek, “Bugüne özgü olarak da millet bahçemizin içerisinde 8, 9,10,14 dahil yaş grubundaki tenis ile ilgili yarışmalara katılan yavrularımızı hem tebrik ediyorum hem başarılarının devamını diliyorum. İnşallah geleceğin tenisçilerinin Kayseri’mizde yetişmesi için gerekli çabayı göstereceğimizi ifade ediyorum” diye konuştu.
Kapalı tenis kortlarının sayısı artıyor
Tenis severlerden yoğun ilgi gören kapalı tenis kortlarının sayısının arttırılacağını kaydeden Başkan Büyükkılıç, “Kapalı Tenis Kortları’nın da sayısının arttırılması yönünde sizlerden gelen yoğun talep üzerine süreci inşallah ilerleyen dönemlerde sizlerin arzu ettiği doğrultuda harekete geçireceğimizi buradan ifade etmek istiyorum. Sevgili yavrularımızı şimdiden kutluyorum, hayırlı uğurlu olsun diyorum” ifadelerinde bulundu.
Turnuvanın final müsabakalarını Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın yanı sıra, Gençlik ve Spor İl Müdürü Ali İhsan Kabakcı, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Spor A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Cenani Ayaydın ve Spor A.Ş. Genel Müdürü İbrahim Somtaş da izledi.
Turnuva kapsamında, 8-9 Yaş Kızlar Grubu’nda Jülide Deva Şanlı birinciliği göğüslerken, Eylül Sarı ikinci, Aymine Yakut üçüncü ve Yağmur Dökmeci de dördüncü oldu. 8-9 Yaş Erkekler Grubu’nda ise birinci Doruk Sarı olurken, Ali Kat ikinci, Tan Karadağ üçüncü, Kerem Yavuz dördüncü sırada yer aldı.
10 Yaş Kızlar Grubu’nda Bilge Su Yasdı birinci, Defne Özkan ikinci, Eylül Sadak üçüncü, Servet Kutay dördüncü, 10 Yaş Erkekler Grubu’nda da Sıraç Ayyıldırım birinci, Veli Mete Akbudak ikinci, Ömer Enes Aykas üçüncü, Yasir Tuna ise dördüncü oldu.
11-12 Yaş Kızlar Grubu’nda ise birinciliği Neva Duman kazanırken, Ceylin Nayman ikinci, Sineris Jan Ceylan üçüncü, Gizem Ülger de dördüncü sırada yer aldı. Turnuvada 11-12 Yaş Erkekler Grubu’nda Fatih Uzun birinci, Mehmed Sait Akkaya ikinci, Atlas Mermer üçüncü ve Dağhan Doğan da dördüncü sırada yer buldu.
Jasmin Dila Şanlı’nın birinciliği göğüslediği 13-14 Yaş Kızlar Grubu’nda Erva Özimamoğlu ikinci, Zeynep Önal üçüncü, Nurefşan Başok dördüncü oldu. 13-14 Yaş Erkekler Grubu’nda ise Muhammed Efe Çankaya birinci, Alparslan Yiğit Doğan ikinci, Kerem Özbakan üçüncü ve Ahmet Mantıcı dördüncü sırayı aldı. – KAYSERİ
]]>Kentin dört bir yanında renkli etkinliklere sahne olan ve Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda gerçekleştirilen gösterilerle coşkuyu doruğa çıkaran festivalde çocuklarla bir araya gelen Başkan Seçer, çocukların birbirinden güzel dans gösterilerini izledi. Mersin, Ankara, Hatay ve Adıyaman’ın yanı sıra Litvanya, Kazakistan, Ukrayna, Gürcistan, Rusya, Moldova, Romanya, Kuzey Makedonya, Polonya, Bulgaristan, İran, Bosna Hersek, Almanya ve Kosova’dan gelen Halk Dansları Toplulukları, festivalin son gününe damga vurdu.
BAKAN SEÇER, ÇOCUKLARIN SEVİNÇ ÇIĞLIKLARIYLA KARŞILANDI
Festivalde eğlenen yüzlerce çocuğun sevinç çığlıkları eşliğinde konuşmasına başlayan Başkan Seçer, bütün çocukların bayramını kutladı. Mutlu, huzurlu ve bir arada olmayı dileyen Seçer, “Çocuklarımız üzülsün istemiyoruz, analarımız ağlasın istemiyoruz. Ne güzel huzur içindeyiz. Mersin Anadolu’nun ta kendisi, herkes burada. Bizim ortak paydalarımız var; bir tanesi ay yıldızlı al bayrağımız, bir diğeri de Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Kardeşçe, bir arada yaşayacağız” dedi.
Mersin’de herkesin mutlu ve huzurlu olduğunu dile getiren Seçer, “Bana oy veren de mutlu vermeyen de mutlu. Çünkü oy vermeyenler de biliyor ki Vahap Başkanları asla adaletsizlik ve ayrımcılık yapmaz, asla insanları partisinden, yaşam biçiminden, dininden, mezhebinden, meşrebinden dolayı ayırmaz. Bunu ahlaken, dinen ve vicdanen doğru bulmaz. Onun için herkes rahat. Bizim de ailemiz var, bizim de çoluğumuz çocuğumuz var. Bir ailede mutluluğu, paylaşımı gayet iyi biliriz. Biz Mersin olarak kocaman ve büyük bir aileyiz. Bu ailenin üyesi olmaktan da gurur duyuz” diye konuştu.
“ÇOCUKLARA BAYRAMI LAYIK GÖREN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E ŞÜKRANLARIMIZI SUNUYORUZ”
Dünyanın pek çok yerinden 350 çocuğun Mersin’de olduğunu söyleyen Seçer, “Onlara eşlik eden konuklarımız var. Yine güzel yurdumuzun dört bir köşesinde gösteri yapan çocuklarımız ve onlara eşlik edenler var. Mersin’e geldiler, bayramımıza eşlik ettiler, onlara çok teşekkür ediyoruz” diyerek, konukları alkışladı.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın milletin iradesi olduğuna dikkat çeken Seçer, “Çocuklarımız için de çok özel. Çocuklarımıza, evlatlarımıza dünyanın ilk ve tek bayramını layık gördüğü için Mustafa Kemal Atatürk’e şükranlarımızı gönderiyoruz. Bu güzel ülkeyi ve memleketi bizlere armağan eden başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ve bu vatan için canını veren şehitlerimizin, hayatta olmayan gazilerimizin ruhları şad olsun. Hepimiz bu ülke için çalışacağız, daha güçlü bir ülke olacağız” dedi.
“ÜLKESİNE, MİLLETİNE, İNSANLIĞA FAYDALI ÇOCUKLAR YETİŞTİRECEĞİZ”
Dünyanın saygın ülkeleri arasında yer almak için çocukların eğitimine değer vereceklerini vurgulayan Seçer, Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’ne çocukların gitmesini ve bilimi dokunarak, işiterek, görerek öğrenmesini söyledi. Çocuklara ve gençlere hizmet için pek çok hizmeti hayata geçirdiklerini söyleyen Seçer, şöyle devam etti:
“Öğrenciler okuma salonlarından faydalansınlar. Üniversiteye giriş, liseye giriş sınavlarına hazırladığınız çocuklarımızı Belediyemizin eğitim kurumlarına gönderin. Hayat pahalı, geçim sıkıntılı, belediyemiz böyle imkanları sizlere sunmuş. Bunun gibi daha birçok konuda çocuklarımıza sağladığımız imkanlardan faydalanmanızı istiyoruz. Çocuklarımızı eğiteceğiz ve ahlaklı birer birey yapacağız. Ülkesine, milletine, insanlığa faydalı çocuklar yetiştireceğiz. Devlet olarak bu bizim görevimiz.”
“SİZLERİ SEVİYORUZ, SAYIYORUZ, ÖNEMSİYORUZ”
‘Uluslararası Çocuk Festivali’ni Mersinli çocuklara armağan ettiğini söyleyen Seçer, “Artık bundan sonra devam edecek. Dünyanın her tarafından çocuklar gelsin, insanlar bir arada olsun, bütün milletler kardeş olsun, barış ve huzur içerisinde yaşasın. Sizleri seviyoruz, sayıyoruz ve önemsiyoruz. Büyük Mersin ailesinin fertleri olarak Mersin’imizi çok daha güzel yapacağız. Bunu hep beraber yapacağız” diyerek, yine çocukların alkışları eşliğinde sahneden ayrıldı.
YÜZLERCE ÇOCUK HEP BİR AĞIZDAN CUMHURİYET ŞARKILARI SÖYLEDİ
Başkan Seçer ve Meral Seçer, festivalin ardından Mersin Valiliği tarafından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla düzenlenen Şef Ahmet Baran yönetimindeki ‘1923 Cumhuriyet Çocukları Konseri’ne katıldı. Mersin Valiliği tarafından, Mersin İl Milli Eğitim Müdürlüğü koordinesinde ve Mersin Büyükşehir Belediyesi katkılarıyla düzenlenen konserde, yüzlerce çocuk hep bir ağızdan Cumhuriyet şarkıları söyledi.
VALİ PEHLİVAN: “ÇOCUKLARIMIZ; BUGÜNLERİMİZ, YARINLARIMIZ, YARINLARA DAİR UMUTLARIMIZ”
Mersin Valisi Ali Hamza Pehlivan, konser ile Mersin Cumhuriyet Meydanı’nın tarihi bir gün yaşadığını kaydetti. Dünyanın çocuklarla güzel olduğunu vurgulayan Vali Pehlivan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çocuklarımız; bugünlerimiz, yarınlarımız, yarınlara dair umutlarımız. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı bu meydanda çocuklarımız sayesinde gerçek manada bir bayram gibi kutlamış olduk. Gazi milletimizin Gazi Meclisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 104. yıl dönümünü hep beraber kutladık ve bugünü bütün dünya çocuklarına armağan eden Cumhuriyet’imizin kurucusu başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Milli Mücadele kahramanlarımızı, şehitlerimizi, gazilerimizi saygıyla, rahmetle, minnetle yad ettik.”
Vali Pehlivan konserde emeği geçenlere ve katkı verenlere de teşekkürlerini iletti.
BAŞKAN SEÇER: “MERSİN’İMİZİN, ÜLKEMİZİN EN KÖTÜ GÜNÜ BAYRAM HAVASI İÇERİSİNDE OLSUN”
Başkan Seçer, konser sonunda yaptığı konuşmada, “Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan. Dünyanın ilk ve tek bayramını sizlere bağışlayan, armağan eden Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha saygıyla, minnetle anıyoruz. Ulusal Kurtuluş ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun. Mersin’imizin, ülkemizin en kötü günü bayram havası içerisinde olsun, birlik ve beraberlik içerisinde olsun. Hepinizi çok seviyoruz” dedi.
Konser, Başkan Seçer ve Meral Seçer, Mersin Valisi Ali Hamza Pehlivan ve eşi Yıldız Pehlivan’ın yüzlerce çocuk ve yurttaşlarla birlikte ‘Parla’ şarkısını söylemesiyle sona erdi.
]]>(İSTANBUL) – İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 23 Nisan coşkusunu Üsküdar Meydanı’nda yaşayan vatandaşlarla buluştu. TBMM’nin kuruluş mayasında eşitlik, kardeşlik, özgürlük ve bağımsızlık kavramlarının bulunduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “Demokrasimize ve Cumhuriyetimize sahip çıkamazsak, çocuklarımıza da sahip çıkamayız. Bu ülkenin bütün çocuklarına, eşit imkan ve fırsatlar sunmayan hiç kimseye çocuklarımızın, gençlerimizin hakkını yedirmeyeceğiz” dedi.
İBB, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kentin farklı noktalarında gün boyu süren organizasyonlarla kutladı. Bu programların birçoğuna katılan ve 23 Nisan coşkusuna ortak olan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bayramın finalini Üsküdar Meydanı’nı dolduran İstanbullularla birlikte yaptı. Eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu’yla birlikte el ele sahneye çıkan İmamoğlu’na, 15 farklı ülkeden gelen çocuklar da folklor kıyafetleriyle eşlik etti.
23 Nisan’ın sadece Türk çocuklarının değil, tüm dünya çocuklarının bayramı olduğunu vurgulayan İmamoğlu şunları söyledi:
“MUSTAFA KEMAL ATATÜRK DEYİNCE, COŞUYORUM; TÜRKİYE DEYİNCE, CANIM FEDA DİYORUM”
“Üsküdar beni çok heyecanlandırıyor. İstanbul beni çok heyecanlandırıyor. Hele hele Cumhuriyet deyince, çok daha fazla heyecanlanıyorum. Mustafa Kemal Atatürk deyince coşuyorum. Türkiye deyince, canım feda diyorum. Ulusal egemenliğimizin bayramı, çocuklarımızın bayramı kutlu olsun. Atatürk’ümüzün armağanı 23 Nisan, kutlu olsun. Coşkuyla alkışlayın. Bugün bayram, tabii ki neşe dolu olacağız. Tabii ki mutlu olacağız. Caddelerde, meydanlarda buluşacağız. Bu güzel günü hep birlikte kutlayacağız. Bayramları kutlamak, birlikte olmak, bir olmak, birbirimizi coşkuyla hissetmek, birbirimizi sevmek, birbirimizi tanımak, dünyanın en güzel şeyi. Bizim içimizdeki barış, bizim içimizdeki coşku, inanın sadece İstanbul’a, sadece Türkiye’ye değil, bütün dünyaya iyi geliyor.
“HEP BİRLİKTE, ‘TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’ DEDİK”
Milletçe ne yaptık? Milletçe bir olduk. Gücümüzü, irademizi tek bir çatı altında birleştirdik. Tek bir çatı altında toplanabildiğimiz için neyi başardık? Ülkemizi işgalden kurtarıp, özgürlük ve bağımsızlığımızı hep birlikte elde ettik. Hep birlikte, ‘Tam bağımsız Türkiye’ dedik. Bu ülkenin bütün farklı seslerini ve renklerini tek bir çatı altında buluşturabildiğimiz için, gelişen ve güçlenen bir ülke olabildik. 23 Nisan, işgal altındaki bir ülkenin, ulusal egemenliğin gücüyle yeniden güçlü şekilde doğduğu bir gündür. 23 Nisan 1920’de biz; bir kişinin, bir grubun değil, sizlerin, milletin iradesini kabul ettik. Ne dedik? ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ dedik. Milletin iradesini, TBMM temsil eder dedik. O gün bu gündür bu ülkede ne oldu? ‘Millet ne derse, o olur’ dedik. Bu ülkede hiç kimse, millete rağmen, milleti hiçe sayarak yöneticilik yapamaz. Hiç kimse, milletten başka bir yerden emir alamaz.
“MİLLET HADDİNİ BİLMEYENE NE YAPAR?”
Kendisini milletin üstünde görenler çıkabilir. Ama millet haddini bilmeyene ne yapar? Hak ettiği dersin verilmesini çok iyi bilir. Bunun için ‘mucize demokrasi’ her şeye yeter. Bir oy pusulası, bir mühür her şeye yeter. Bu ülkede vatandaştan daha değerli, daha imtiyazlı hiç kimse yoktur. Olmaz, olamaz. Bu ülkede vatandaş olmaktan daha üstün bir makam olmaz, olamaz; yoktur. TBMM’nin kuruluş mayasında eşitlik, kardeşlik, özgürlük ve bağımsızlık kavramları var. Demokrasimize ve Cumhuriyetimize sahip çıkamazsak, çocuklarımıza da sahip çıkamayız. Bu ülkenin bütün çocuklarına, eşit imkan ve fırsatlar sunmayan hiç kimseye çocuklarımızın, siz pırlanta gençlerimizin hakkını yedirmeyeceğiz. Yılmadan mücadele edeceğiz. Mücadeleye hazır mıyız? Coşkuyla, akılla, bilimle çok çalışmaya, İstanbul’un çocukları, bu milletin evlatları, İstanbul’un gençleri; hazır mıyız? Sizleri asla adaletsizlikle baş başa bırakmayacağız. Bu ülkenin bütün çocuklarına; doğusuna-batısına, güneyine-kuzeyine Kars’a, Ardahan’a, Edirne’ye, Çanakkale’ye, Adana’ya, Gaziantep’e, Sinop’a, Samsun’a, Sivas’a, Erzurum’a, Artvin’e, Trabzon’a, her yere, bütün milletin evlatlarına, hep beraber sahip çıkacağız.
“DÜNYADAKİ EN DEĞERLİ İLKE: YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ”
Yurtta barış, dünyada barış… Bu ilke var ya bu ilke, dünyada en değerli ilke. Bu ilkeyi Mustafa Kemal Atatürk söyledi. İşte onun izinden gideceğiz. ve ne diyeceğiz biliyor musunuz? Savaşlar son bulsun. Dünyanın hiçbir yerinde mazlum insanlar ezilmesin. Çocuklar ölmesin. Gençler ölmesin. Kadınlar ölmesin. Yurtta barış, dünyada barış için hep birlikte, çok çalışacağız. Bütün dünya çocukları barışa kavuşsun diye, hep birlikte Cumhuriyet için, dünyada barış için, Türkiye’miz için mücadele edeceğiz. Şehirlerin ve ülkelerin gelişme düzeyleri, çocuklara verilen değerle ölçülür. Biz, İstanbul’u çocuklarımızın saygı gördüğü, ihtiyaçlarının özenle karşılandığı bir şehir yapmak için çok çalışıyoruz. Çocuklara saygı duymak, onların kendilerini ifade etmelerine imkan tanımakla başlar. Ben, çocuklara çok saygı duyuyorum. Onların sahip olduğu bütün haklara çok saygı duyuyorum. Her bir çocuğun kendine özel bir kişiliği olduğunu kabul ediyorum.
“BU ÜLKEDE YAŞAYAN HERKES İÇİN ÇOK ÇALIŞACAĞIZ”
23 Nisan, aynı zamanda bu anlamlı günü çocuklara armağan eden Mustafa Kemal Atatürk’ü ve onunla birlikte mücadele eden herkesi ama herkesi, silah arkadaşlarını, her birinizin geçmişindeki dedesini, ninesini, atasını, sevgiyle, saygıyla, minnetle anma günüdür. Onun için onlara minnet duyun. Atatürk ve dava arkadaşlarına, geçmişte mücadele eden bu milletin bütün büyüklerine asla ve asla saygı duymayı, minnet duymayı unutmayın. Onları unutmayın. Unutmayacağız ve asla unutturmayacağız. Bizi bekleyen çok güzel günlere, geçmişimizden gelen değerlerimize sahip çıkma, hep birlikte umutla ve cesaretle geleceğe yürüme konusunda kararlıyız. Bu ülkede yaşayan herkes için çok çalışacağız. Herkesin mutlu olması için, huzurlu olması için çok çalışacağız. Dünyanın en güzel şehrini, İstanbul’da inşa edeceğiz. Demokrasiyle, huzurla yaşamınızı sürmeniz için biz çok çalışacağız. Hepinizin geleceğinde iyi meslekler edinmeniz için, eğitiminiz için güzel bir çevre için, kültür için, sanat için, bilim için çok çalışacağız.”
Üsküdar tarihinin ilk kadın Belediye Başkanı Sinem Dedetaş da eşi Barış Dedetaş’la birlikte çıktığı sahnede, özetle şunları söyledi:
“BAŞKAN OLDUYSAM, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SUNDUĞU FIRSAT EŞİTLİĞİ SAYESİNDEDİR”
“Her 23 Nisan’da, ben de çocukluğuma gidiyorum. O çocuksu heyecanı, mutluluğu, gururu yeniden yaşıyorum. 23 Nisan’ın gelişine haftalar öncesinden nasıl hazırlandığımızı, bugünü nasıl iple çektiğimizi hatırlıyorum. Sonra bu çok güzel anılara Atatürk’ün yüzyılları aşan vizyonu sayesinde sahip olduğumu bir kez daha anlayıp, böyle büyük bir liderin izinden yürümenin gururunu yaşıyorum. Her 23 Nisan’a, özenle ve heyecanla hazırlanıp, elinde Türk bayrağıyla gurur içinde bayramını kutlayan bir kız çocuğundan, bugün Üsküdar’a hizmet etme onurunu yaşayan bir Cumhuriyet kadını olduysam, bu Türkiye Cumhuriyeti’nin sunduğu fırsat eşitliği sayesindedir. İşte bu Ulusal Egemenlik demektir. Ne yazık ki 23 Nisan’ın ve diğer milli bayramlarımızın bizim çocukluğumuzdaki gibi coşkuyla, hep birlikte kutlanmadığı günler de yaşadık. İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu ile beraber, milli bayramlarımız İstanbul’da yeniden, tüm yurttaşlarımızla birlikte, önemlerine yakışır bir coşkuyla kutlanmaya başladı. Bunun için Başkanımıza ve İBB’nin değerli çalışanlarına teşekkür ediyorum. Etkinlikte emeği geçen herkese, değerli sanatçılara teşekkür ediyorum. ve tabii ki bugün buraya gelerek 23 Nisan’ın coşkusunu paylaşan sizlere çok teşekkür ediyorum.”
23 Nisan coşkusu, Zeynep Bastık konseri ile doruğa ulaştı.
]]>Beşiktaş’ta 23 Nisan kutlamaları, sabah saatlerinde Beşiktaş Anadolu Lisesi’nde düzenlenen resmi törenle başladı. Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, makamını çocuklara bırakarak onlarla gelecek planları hakkında konuştu.
İsmet İnönü Spor Tesisleri’nde düzenlenen Çocuk Şenliği kutlamaların ana adresi oldu. Tesiste kurulan oyun parklarında eğlenen çocuklar, gün boyunca bayram coşkusunu doyasıya yaşadı. Beşiktaş Kaymakamı Oğuzhan Bingöl, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Beşiktaş İlçe Milli Eğitim Müdürü Sedat Işık ve ilçe protokolü, İsmet İnönü Tesisleri’nde düzenlenen törene katılarak, çocuklarla vakit geçirdi.
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, 23 Nisan’ın ve resmi bayramların Beşiktaş için önemime dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı:
“23 Nisan ve diğer resmi tüm milli bayramlarımız bizim için çok önemli. Ulu Önderimiz ‘Bütün ümidim gençliktedir’ diyerek 23 Nisan’ı çocuklara 19 Mayıs’ı da gençlere armağan etmiştir. Önümüze bir vizyon koymuştur. Beşiktaş’ta milli bayramlarımızı coşkulu bir şekilde kutlamaya çalışıyoruz ve buna çok önem veriyoruz. Neden önemli? Burada gençlerimiz de var, çocuklarımız da var onların da duymasını istiyorum. Beşiktaş Milli Mücadelenin başladığı yerlerden bir tanesi, en önemli ayağı. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşadığı, bütün Kurtuluş Savaşı planlarını yaptığı, Cumhuriyet fikrini geliştirdiği, düşman gemileri Dolmabahçe önüne geldiğinde, geldikleri gibi giderler dediği yerin adıdır Beşiktaş.
O günün şartlarında bir kurtuluş savaşı verilmiş. Ülkenin dört bir yanı düşmanlar tarafından sarılmış. İşgal edilmiş, istese tek adam rejimini çok rahat kurabilir. Diktatörleşebilir ama bunları yapmamış egemenlik kayıtsız şartsız milletindir demiş. Millete egemenliği teslim etmiş, bu ülkenin çocuklarına gençlere emanet etmiştir. Dolayısıyla o da bizim en büyük vazifemizdir.
Biz de bu sorumluluk bilinciyle her gün, güne başlarken, hazırladığımız bütün işlerde, projelerde, bu sorumluluğu anlayışımızın tam merkezine koymuş durumdayız ve bu sorumluluk duygusuyla hareket ediyoruz.
Burada bulunan herkesin de bu sorumluluk duygusuyla hareket ettiğini biliyorum. Biz geleceğe doğru umutlu adımlar atıyoruz. Siyasetin olmadığı, insanların kutuplaşmadığı, keskinleşmediği, kavga etmediği gerçek sorunlara gerçek çözümler ürettiği yeni umutlarla sesleniyorum. Bu duygularla sizlerin Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı Kutluyorum.”
ZEYNEP BİRSİN, BELTAŞ KİTAP KAFE’DE OKURLARIYLA BULUŞTU
Beşiktaş Belediyesi’nin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla düzenlediği etkinlikler kapsamında çocuk kitapları yazarı ve eğitimci Zeynep Birsin, Beltaş Kitap Kafe’de çocuk okurlarıyla bir araya geldi. 23 Nisan Salı günü saat 14.00’te başlayan söyleşi ve imza gününe, çocuklar ve ebeveynleri yoğun ilgi gösterdi.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın Atatürk’ün bıraktığı en büyük miraslardan biri olduğunu kaydeden Zeynep Birsin, “Bugün
burada çocuklar için olmak benim için çok kıymetli. Atatürk’ümüzün bize açtığı yolda hepimiz alanımızda en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Buraya böylesi önemli birgün için davet edilmem, gerçekten çok büyük bir onur. Bundan dolayı Beşiktaş Belediyesi’ne ve onun değerli başkanı Rıza Akpolat’a çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.
ANKARA GEZİSİ’NE YOĞUN İLGİ
Beşiktaş Belediyesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle komşuları için Ankara gezisi düzenledi. Önceki gece kalabalık bir kafileyle, Beşiktaş Belediyesi Levent Hizmet Binası’nda toplanan Beşiktaşlılar, Başkan Rıza Akpolat tarafından uğurlandı. Gezi kapsamında; Kurtuluş Savaşı Müzesi, Cumhuriyet Müzesi ve Anıtkabir ziyaret edildi. Kafilelerde hazır bulunan rehberlerde Ankara’nın tarihi ve gezilen yerler hakkında ziyaretçileri bilgilendirdi.
PERDELER ÇOCUKLAR İÇİN ARALANDI
Beşiktaş Belediyesi’nin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda düzenlediği etkinliklerden bir diğeri de belediyeye ait kültür merkezlerinde sergilenen tiyatro oyunları oldu. Ortaköy ve Akatlar Kültür Merkezi’nde perdeler çocuklar için aralandı. Ortaköy Kültür Merkezi’nde “Mutluluk Denilince Akla”, Akatlar Kültür Merkezi’nde ise “Dünya Bizim Evimiz” oyunları sahnelendi. Oyunlar çocuklar ve ebeveynleri tarafından büyük ilgi gördü.
]]>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, TBMM’nin açılmasıyla beraber çocuklara armağan ettiği “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayram”ı Başkentte birbirinden renkli etkinliklerle kutlandı.
“ÇOCUKLAR ÇEŞİTLİ ETKİNLİĞİ BİR ARADA BURADA YAŞAMIŞ OLDU”
Gençlik Parkı’nda düzenlenen “Çocuk Şenliği”nde çocuklar ve aileleri, yarışmalardan konserlere, korodan yüz boyamaya, halk oyunlarından Karagöz Konserde konulu tiyatro gösterisine, pamuk şeker ikramından balon kortejine kadar pek çok etkinlikle keyifli anlar geçirdi.
Sanat Toplulukları Şube Müdürü Şenay Yılmaz, “23 Nisan’ı bu sene de tüm hafta olarak kutluyoruz. Kültür Sosyal İşler Daire Başkanlığı olarak 3 gündür Ankara’nın her yerinde 23 Nisan’ı çocuklarla beraber coşkuyla kutlamaya çalışıyoruz. Bugün de burada Çocuk Şube Müdürlüğümüzle beraber çocuklarımız için bir çocuk şenliği düzenledik. Gün boyu burada çok keyifli aktivitelerle eğlendiler. Öncelikle burada bando ekibimizle beraber balon korteji yaptık. Korteje katılanlarla animasyon gösterileri yaptık. Atölyelerimizde yüz boyama etkinliği yapıldı. Kreşlerde olan çocukların gösterileri düzenlendi. Çocuklar çeşitli etkinliği bir arada burada yaşamış oldu” dedi.
NOSTALJİ TRENİ YOLCULARLA BİRLİKTE SEFERE ÇIKTI
Kentin dört bir yanı Türk bayrağı ve Atatürk posterleri ile donatılırken metro istasyonlarında kutlama anonsları yapıldı. 1997 yılında hizmete açılan ve Ankara Metrosunda kullanılan Türkiye’nin ilk bombardier metro vagonu Macunköy Metro İşletme Müdürlüğünden hareket ederek Koru Metro İstasyonu ve Sincan- OSB Törekent güzergahında dolaşarak yolcularla birlikte sefer düzenlendi.
EGO Genel Müdür Yardımcısı Zafer Tekbudak, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ülkemizin dört bir yanında coşkuyla kutlanan önemli bir bayramdır. Başkentte yaşayan çocuklarımız için etkinlik planladık onların sevinç ve coşkusuna ortak olmak istedik. 1997 yılında hizmete açılan ve Ankara Metrosunda kullanılan bombardier metro vagonları Türkiye’nin ilk metro olma özelliği taşıyor. 2018 yılında servisten kaldırıldı ve 2021 yılında trenlerin dışını grafiti, iç kısmını da Türk bayrakları ve balonlarla süsledik. Buda büyük bir ilgi gördü. Bugün Kent Orkestrasının seslendireceği mini konser ile güzel bir yolculuk yaptık. Yolcuğumuz Macunköy Metro İşletme Müdürlüğünden başlayarak Koru metro İstasyonu ve Sincan Organize Sanayi Bölgesi yönünü dolaşarak yolcularla birlikte bir tur yaptık. Çocukların 23 Nisan ile ilgili yaptıkları resimlerde trenlerimizde sergileniyor. Diğer trenlerimizin tutamaçlarında da resimler yer alıyor” dedi.
ENGELSİZ ÇOCUK GÜNDÜZ BAKIMEVİ ÜYESİ MİNİKLER ATA’NIN HUZURUNA ÇIKTI
Ankara Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Çocuk Gündüz Bakımevi üyeleri için 23 Nisan Bayramı kapsamında Anıtkabir ziyareti düzenlendi. 3-6 yaş aralığındaki özel gereksinime ihtiyaç duyan ve normal gelişim gösteren çocukların birlikte eğitim gördüğü Engelsiz Çocuk Gündüz Bakım Evi üyesi 60 öğrenci, öğretmenleriyle birlikte Ata’nın huzuruna çıktı.
Atatürk baskılı tişörtler giyen minikler el ele tutuşarak Atatürk’ün mozolesini selamlarken nöbet değişimi sırasında askerlerin seremonisini de ilgiyle izledi.
ÇOCUKLAR 23 NİSAN COŞKUSUNU DOYASIYA YAŞADI
Nostalji treninde seyahat eden ve Gençlik Parkında gerçekleştirilen Çocuk Şenliğine gelen çocuklar, 23 Nisan etkinlikleri ile ilgili duygularını şu sözlerle dile getirdi:
– Mehmet Çağan Buzlu: “Trene binmeden önce heyecanlıydım. Trende yolculuk ederken çok mutluyum. Şarkılar çalıyor biz de eşlik ediyoruz.”
– Güneş Köylüoğlu: “Çocuğumu getirdim. Gayet güzel ve eğlenceli zaman geçirdik.”
-İkra Köylüoğlu: “Okulda gösteri yaptım. Burada da işaret dili ve drama gösterisi yaptım. 23 Nisan’ın önemini ve coşkusunu anlattım.”
-Berra Sever Bilgin: “Burası çok güzel olmuş. Herkes iş birliğiyle güzel etkinlik hazırlamışlar. Bir sürü hayvan getirmişler. Gösterileri çok beğendim. Oyuncaklar var herkes binebiliyor. 23 Nisan’ı doya doya kutluyoruz.”
-Judi Selin: “Çok eğleniyorum. Okulda gösteri yaptım. Burada da gösteriler yaptılar. Balonlar ve bayraklar var. Mutluyum burada olmaktan.”
-Furkan Şamil Kayabaşı: “2 Nisan çocukların günüdür. Bu etkinliği çok beğendim. Bütün çocuklar çok eğlendi.”
]]>Yılmaz, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen TRT 46. Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği Gala Programı’na katıldı.
Burada konuşan Yılmaz, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle çocukları başkentte ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyduğunu dile getirerek, dünyada başka örneği olmayan milli bayramı uluslararası düzeyde bir kardeşlik şölenine dönüştüren TRT’yi, TRT ailesini tebrik etti.
TRT’nin 1979 yılından bu yana 23 Nisan Uluslararası Çocuk Şenliği’ne ev sahipliği yaparak kardeşlik iklimini dünyaya yayan önemli roller üstlendiğine dikkati çeken Yılmaz, bugüne kadar dünyanın 120 farklı ülkesinden 30 binin üzerinde çocuğu Türkiye’de misafir etmenin bahtiyarlığını yaşadıklarını dile getirdi.
Yılmaz, Türkiye’de ağırlanan çocukların buradan unutulmaz anılarla ülkelerine döndüğünü ve tüm dünyaya barış ve dostluk mesajları götürdüklerini belirterek, çocuğun olduğu yerde neşe, heyecan ve coşku olduğunu, bunu paylaşmaktan büyük bir mutluluk duyduklarını kaydetti.
Bu yıl programa Filistin’in cesur çocuklarının onur konuğu olarak katıldığını ifade eden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm çocuklarımızla birlikte, bugün aramızda olan Filistinli evlatlarımıza da özellikle ‘hoş geldiniz’ diyor, her birinin gözlerinden öpüyorum. Biliyorsunuz dünyada savaşlar, çatışmalar, düşmanlıklar, acılar, korkular hep büyükler tarafından çıkarıldı. Burada size küçük bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Büyüdüğünüzde bugün büyüklerin yaptığı birtakım yanlışları yapmayın sevgili çocuklar. Sizler büyüklerin bugün yaptığı bu yanlışlardan dersler alıp daha güzel bir dünya inşa edin diyorum. Maalesef bugüne kadar krizlerin kurbanı çoğunlukla çocuklar oldu. Büyüklerin hatalarının bedelini maalesef masum çocuklar ödedi, ödüyorlar. Bu acı gerçeğe son 200 gündür Filistin’de şahitlik ediyoruz, Gazze’de şahitlik ediyoruz. İşgal altındaki Filistin topraklarında 7 Ekim’den beri son asrın en acımasız katliamlarından birini yaşıyoruz. Ne yazık ki dünyamızın barış ve huzurunu korumakla görevli kurumlar 14 binden fazla Filistinli çocuğun hayatını kurtarmayı başaramadı. Gazze’de 200 gündür yaşananlar açık söylüyorum insanlık tarihine bir kara leke olarak kazınmıştır. Sizlerin böyle bir vahşete tanık olmanızı asla istemezdik. Altını çizerek ifade etmek isterim ki savaşları bitirmek için verdiğimiz mücadelenin en önemli motivasyon kaynağı siz sevgili çocuklarsınız.”
“Zalimler günün sonunda kaybetmeye mahkumdur”
Çocukların kulaklarının bomba sesleriyle değil akranlarının neşeli sesleriyle çınlaması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, çocukların yüreklerinin tedirginlikle değil sevgiyle, coşkuyla, umutla çarpması; korkunun pençesinde değil huzurun kucağında uyuması gerektiğini söyledi.
Yılmaz, adaletin er ya da geç mutlaka tecelli edeceğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Zulümle abat olunmaz. Zalimler, zorbalar, katiller günün sonunda kaybetmeye mahkumdur. Sizlerden Gazze başta olmak üzere bütün o yetim ve öksüz çocuklar için akşam yatağa gittiğinizde dua etmenizi istiyorum. Sizlerden Gazzeli, Filistinli, Yemenli, Sudanlı, Somalili ve kalbi yaralı diğer tüm kardeşlerinizi dualarınızda unutmamanızı özellikle rica ediyorum. İsrail yönetiminin ve savaş lobilerinin baskılarına rağmen Gazze’deki katliamlara tepkisiz kalmayan herkese buradan teşekkür ediyorum. Biz de Türkiye olarak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde çocukların hayatına kastedenlerin hesap vermesi için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Bunun yanında tüm dünyada barışın ve huzurun hakim olması için var gücümüzle çalışmaktan geri durmayacağız. Siz çocukların şu an burada sergilediği birlik ve beraberliğin Türkiye’den tüm dünyaya verdiğiniz mesajların çok kıymetli olduğuna inanıyorum.”
Bu kardeşlik tablosunun Balkanlardan Orta Asya’ya, Afrika’dan Avrupa’ya ve Latin Amerika’ya varıncaya kadar dünyanın her köşesindeki çocuklara umut ve ilham kaynağı olacağını belirten Yılmaz, yeryüzündeki tüm çocukların barış, huzur ve güvenlik içinde yaşadığı, oynadığı, anne ve babasından ayrı kalmadığı aydınlık bir dünya için hep birlikte mücadeleye devam edeceklerini söyledi.
Yılmaz, bugünün aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışının 104. yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM’nin ülke işgal altındayken “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” diyerek bağımsızlık iradesini ortaya koyduğunu söyledi.
Meclisin ortaya koyduğu iradenin, tükendi denilen bir milletin küllerinden doğarak tarih sahnesinde adeta bir güneş gibi parlamasını ifade ettiğini vurgulayan Yılmaz, TBMM çatısı altında ortak bir gaye etrafında kenetlenen aziz milletin İstiklal Harbi ile geleceğine ve iradesine sahip çıktığını, bu uğurda genç, yaşlı, kadın, erkek demeden on binlerce vatan evladının şehit olduğunu kaydetti.
“Yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz”
Yılmaz, tüm imkansızlıklara, yokluk ve zorluklara rağmen bu mücadelenin zaferle taçlandırıldığını belirterek, şöyle konuştu:
“İstiklal Harbi’ni veren o yüce Meclisteki ruhu, aşkı, heyecanı bizler de bugün en coşkulu haliyle kalbimizde hissediyoruz. Tam 22 yıldır Milli Mücadele ruhuyla Türkiye ve istikbalimizin teminatı olan siz çocuklarımıza hizmet etmek için koşturuyoruz. Şehitlerimizin canları pahasına bize devrettiği emaneti daha da yücelterek bizden sonraki nesillere, sizlere devretmenin gayreti içindeyiz. Demokrasiyi, Cumhuriyeti, milli iradeyi güçlendirdikçe ülkenin daha çok kalkındığını, geliştiğini, büyüdüğünü 22 yıl boyunca pek çok kez gösterdik. Bundan sonra da daha güçlü devlet, daha güçlü millet, gücünü pekiştirmiş bir demokrasi idealiyle yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz. Devletimizin üniter yapısından, milletimizin ezeli ve ebedi kardeşliğinden, vatanımızın toprak bütünlüğünden asla taviz vermeyeceğiz. Türkiye Yüzyılı’nı inşa edene kadar durmadan, dinlenmeden, önümüze çıkan engellere aldırmadan azimle, kararlılıkla mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Çocuklardan hem ülkelerinde hem dünyada kardeşliği, dostluğu ve dayanışmayı en güçlü şekilde savunmalarını beklediklerini belirten Yılmaz, “Sizleri böyle neşeli görmek biz büyükleri her zaman çok mutlu etmiş, mesut etmiştir. İnşallah ülkemizde bulunduğunuz süre içinde hayatınız boyunca unutamayacağınız güzel hatıralar biriktireceksiniz. Sizlerden birbirinizle iletişimi hiç koparmamanızı özellikle rica ediyorum. Her birinizden Türkiye’deki kardeşlerinizle irtibat halinde olmanızı, mektuplar yazmanızı, e-postalar, mesajlar göndermenizi bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Programdan notlar
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Kongre ve Kültür Merkezi alanında, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Ankara Valisi Vasip Şahin ve TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı ile Filistin, Güney Afrika, Azerbaycan ve Venezuelalı birer çocuk tarafından çiçeklerle karşılandı.
Karşılamanın ardından Kültür ve Kongre Merkezi’nin girişinde bayrakların bulunduğu alana dünya çocuklarından oluşan koridor boyunca yürüyerek ulaşan Yılmaz, devletlerin bayraklarının bulunduğu bölümde Türkiye’den bir çocukla birlikte Türk bayrağını göndere çekti.
Yılmaz, merkezdeki fuaye alanında şenliğe katılan dünya çocuklarının hazırladığı resim sergisini de gezdi.
Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş ve TRT Genel Müdürü Sobacı çocuklarla hatıra fotoğrafı çektirdi.
Programda Türkiye’yi, “Türkiye Renkleri” isimli özel dans gösterisiyle Kültür Bakanlığı Ankara Devlet Halk Dansları Topluluğu temsil etti.
Şenliğin bu yılki onur konuğu Filistin oldu
TRT tarafından ilki 1979 yılında düzenlenen Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’nin bu yılki ana teması “Dünya Çocukları Barış İçin El Ele” oldu.
29 ülkeden 500 çocuğu Ankara’da buluşturan ve tüm dünyaya barış mesajı veren şenliğin bu yılki onur konuğu ise Filistin olarak belirlendi.
Farklı coğrafyalardan gelen ve Ankara’da bulundukları süre boyunca birçok etkinliğe katılan çocuklar, gala programında geleneksel kıyafetleriyle, kendi ülkelerine özgü dans gösterilerini sundu.
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle koltuğunu, Zeytinburnu Haluk Ündeğer İlkokulu 3’üncü sınıf öğrencisi Ali Selim Metli’ye devretti. İBB’nin Saraçhane’deki ana yerleşkesindeki gerçekleştirilen sembolik devir-teslim töreninde öğrenciler, Melike Eslem Mungan, Miraç Kartal Akdağ, Eylül Avcı, Hira Nur Kökcür ve Sinan Koç ile okul müdürü Mücahit Çatal ve görevli öğretmen Işıl Köktürk de hazır bulundu. Öğrenciler ve öğretmenlerle tek tek tanışıp bayramlaşan İmamoğlu, koltuğu ve sözü, ‘yeni Başkan’ Metli’ye bıraktı. İBB Başkanlığı makamına oturan çocuk Başkan Ali Selim Metli konuşma yaptı. Konuşmasına Metli, “Bugün 23 Nisan’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Atatürk bu özel günü biz çocuklara armağan etti. Ben bu yüzden Atatürk’e büyük hayranlık duyuyorum ve bugün çok mutluyum. Burada konuşmama imkan sağladığınız için de sizlere çok teşekkür ederim” diyerek başladı.
Koltuğu devralan Başkan Metli ilk talimatı verdi
Konuşmasının devamında öğrencilerin okula giderken çantalarını taşımakta zorlandığını ifade eden Başkan Ali Selim Metli’nin ilk talimatı, “Bütün okullarda öğrenci dolapları yapılmasını istiyorum. Çünkü, çantalarımızı taşımakta zorlanıyoruz. Bir de okullarımızda yemekhaneler olmasını istiyoruz. Bize de gelişmemizde yardımcı olmanızı diliyoruz” oldu. Bu kapsamda telefon ile İBB Destek Hizmetler Daire Başkanı Barış Yıldız’ı arayan Başkan Metli, öğrenci dolaplarının yapılması için gerekli çalışmaların başlatılması talimatını verdi.
“Hem kendi okulunuzda ama bütün öğrencilerin de böyle bir ihtiyacı olduğunu ifade ediyorsunuz”
Minik başkanın talimatlarına ilişkin konuşan Ekrem İmamoğlu, “İki açıdan yaklaştın olaya. Bir tanesi, günlük konforunuzu daha iyi hale getirmek için okul çantalarınızı, okuldaki dolaplara yerleştirip, ihtiyaç duyduklarınızı eve taşıyıp, duymadıklarınızı orada bırakıp, böyle değişerek, daha az ağırlıkta çantalarınız olsun istiyorsunuz. Dolap ihtiyacınız var anladığım kadarıyla sınıflarda ve bu konuda talep açıyorsunuz. Ama benim anladığım kadarıyla, sadece okulunuz için değil de genelde her okulda bunun da olmasını diliyorsunuz. Hem kendi okulunuzda ama bütün öğrencilerin de böyle bir ihtiyacı olduğunu ifade ediyorsunuz. Harika. Okullara yemekhane yapılması meselesini de çok önemsedim. Çünkü çocuklarımızın, özellikle sizin yaşlardaki çocuklarımızın gıda yönünden eksik kalmalarını hiçbirimiz istemeyiz. Özellikle, ilkokul ve ortaokul seviyesindeki okullarımızın beslenmeyle ilgili hem desteklenmeleri hem de bazı okullarda eğer eksik varsa, yemekhane veya yöneticilerimizin uygun gördüğü şekliyle, anladığım kadarıyla çocuklarımızın mutlaka daha iyi gıda almalarının sağlanmasını da istiyorsunuz” dedi.
Öğrenci ve öğretmenlere teşekkür ederek günün anısına hediye veren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, misafirlerini kapıya kadar uğurladı. – İSTANBUL
]]>Tanıtımda konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, kitapların erişilebilirliği konusunda çeşitli çalışmalar yaptıklarını söyledi.
Yazgı, dijital platformlar üzerinde yayıncılığın ve okuma kültürünün gelişmesi amacıyla çeşitli uygulamaları da hayata geçirdiklerini belirterek, “Kitap Artı projesi ve E-kitap mobil uygulaması ile çocukların kitaplara erişimini kolaylaştırırken, işitme engelliler için özel olarak hazırlanan video kitaplar ile de herkes için erişilebilir bir yayıncılık anlayışını desteklemekteyiz.” dedi.
“Her kitap, kendi içinde farklı bir anlatım ve çizim tekniğiyle farklı bir okuma kültürü mekanını tanıtıyor”
“Okuma Kültürü Mekanları” kitap seti aracılığıyla çocuklara temel bir bilinç oluşturmayı hedeflediklerini ifade eden Yazgı, şöyle devam etti:
“Farklı, edebi deneyimler sunarak, okuma kültürü mekanlarını tanıtmak ve temel sanat algısını desteklemek amacıyla hazırlanan bu seri, yedi farklı çizer tarafından resimlendi. Her kitap, kendi içinde farklı bir anlatım ve çizim tekniğiyle farklı bir okuma kültürü mekanını tanıtıyor. Bu sayede Türkçenin anlatı türlerini ve okuma kültürü mekanlarını çocuklarımıza eşsiz bir şekilde sunuyoruz.”
Yazgı, kitap setinin çocukların okuma kültürüne sağlayacağı katkıdan bahsederek, “Tüm çocuklarımızın kitabın üretiminden başlayarak, okuyucularıyla buluşmalarına kadar olan yolculuğunda verilen emekleri, emek veren kişileri ve tüm bunları öğrenebilecekleri terimleri içeren sözcüklere sahip olması bu seti özel kılan unsurlardan bir tanesidir. Ayrıca kitap setimizin yurt dışı lansmanını gerçekleştirdiğimiz çocuk kitapları fuarında, yazar ve çizerlerimizin de katılımıyla güzel bir etkinlik yaptık.” değerlendirmesinde bulundu.
Kültür Yolu Festivalleri kapsamında proje bünyesinde yazar ve çizerlerin çocuklarla bir araya geleceğine işaret eden Gökhan Yazgı, şunları kaydetti:
“Bakanlık olarak çocuklarımızın kültürel gelişimine katkı sağlayacak olan bu önemli projenin gelecekte daha da büyüyerek devam etmesini umut ediyoruz. Çocuklarımızın, geleceğimizin teminatı olduğunu unutmadan, onların edebi dünyaya olan ilgisini ve sevgisini desteklemeye de devam edeceğiz. Bu eserin ortaya çıkmasında değerli yazarımız Figen Yaman Coşar ve çok kıymetli çizerlerimiz başta olmak üzere emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.”
“Kitap okuma dediğimiz mesele sadece zamanı değerlendirmesi meselesi değil, bir kültür meselesi”
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Taner Beyoğlu ise proje tanıtımın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özellikle denk gelmesini istediklerini ifade ederek, “23 Nisan’da, Rami gibi özel bir mekanda tanıtım yapmak bizim için mutluluk verici. Çok kişinin emeği olan önemli bir eserden bahsediyoruz. Ülkemizde özellikle son yıllarda bu alanda hem içerik hem fiziksel özellikleri bakımdan çok nitelikli yayınlar yapan çok sayıda yayıncımız var. Biz Bakanlık olarak yayıncılarımızı, yazarlarımızı, editörlerimizi, çizerlerimizi yurt dışında tanıtmaya çalışıyoruz.” dedi.
Beyoğlu, Türk Kültür, Sanat ve Edebiyat Eserlerinin Dışa Açılımını Destekleme Projesi’ne (TEDA) de değinerek, bugüne kadar projede dört bine yakın eserin yayınlanmasına destek verdiklerini söyledi.
Okuma kültürünün gelişiminde erken okur yazarlığın önemine dikkati çeken Beyoğlu, şöyle konuştu:
“Çocuklarımızın bilişsel, eğitsel yapılarının oluşması, olgunlaşmasında, kitap okuma alışkanlığını çok önemli bir yeri var. Kitap okuma dediğimiz mesele sadece zamanı değerlendirmesi meselesi değil, bir kültür meselesi. O yüzden en küçük yaşlardan ve hayatın her alanını kapsayacak şekilde bu alana müdahale etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kütüphaneler Yayımlar Genel Müdürlüğü olarak ülkemizin 81 ili 1900’e yakın ilçesinde 1300 kütüphane işleten yapı olarak Halk Kütüphanesi bizim birinci sorumluluklarımızdan.”
Taner Beyoğlu, son dönemde 0-3 yaş grubuna özel bebek kütüphaneleri de açtıkları bilgisini vererek, müstakil bebek ve çocuk kütüphane sayısında 90’a yaklaştıklarını sözlerine ekledi.
Tanıtım programının ardından “Okuma Kültürü Mekanlarının Edebi Özellikleri” ve “Çocuklarda Okuma Kültürünün Gelişmesinde Mekanların Önemi” başlıklı paneller düzenlendi.
]]>(İZMİR) – TCG Nusret Müze Gemisi, Ege ve Akdeniz limanlarına yapılan ziyaretler kapsamında 22-23 Nisan 2024 tarihlerinde İzmir’de ziyaretçilerini ağırladı. 7’den 70’e ziyaretçilerin yoğun ilgisi gösterdiği programda, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özel faaliyeti olan Güney Deniz Saha Komutanlığı Bandosu’nun dinletisi de büyük beğeni topladı. Program kapsamında çocuklara da hediyeler verildi.
T.C. Milli Savunma Bakanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 18 Nisan – 8 Haziran 2024 tarihleri arasında düzenlenen TCG Nusret Müze Gemisi Liman Ziyaretleri devam ediyor. Çanakkale Deniz Savaşları’na büyük katkısı olan Kahraman Nusret Mayın Gemisi’nin anısını yaşatmak ve ziyaretçileri bilgilendirmek amacı ile asıl gemi planına birebir uygun olacak şekilde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 2011 yılında inşa edildi. TCG Nusret Müze Gemisi, Ege ve Akdeniz limanlarına yapılan ziyaretler kapsamında 22-23 Nisan 2024 tarihlerinde İzmir’de ziyaretçilerini ağırladı. İzmir’de 7’den 70’e ziyaretçilerin akınına uğrayan gemi yoğun ilgiyle karşılandı.
Program kapsamında gemiyi ziyaret eden vatandaşlar, 7-8 Mart 1915 gecesi Çanakkale Boğazı’nda Çanakkale Nusret Mayın Harbi ve 18 Mart gecesi Çanakkale Deniz Savaşı’nı anlatan detaylı bir sunum izledi. Ardından ziyaretçiler, o dönemde askerlerin uyuduğu efrad mangası ve askerlerin yemek yediği, istirahat ettiği efrad salonu, revir, mutfak, zabitan salonu, süvari kamarası, gedikli zabiyan kamarası (dönemin astsubaylarına verilen isim) ve dümen evini gezerek bilgiler aldı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özel faaliyeti olan Güney Deniz Saha Komutanlığı Bandosu’nun dinletisine de çok sayıda vatandaş katıldı.
Modern seyir cihazları ile donatılmış olan yüzer müze gemi olarak da hizmet veren ve bu anlamda dünyada ilk ve tek olan gemiyi ziyaret eden çocuklara 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında hediyeler dağıtıldı.
“ÇOK DUYGULANDIK”
TCG Nusret Müze Gemisi’ni gezen bir ziyaretçi, “Gemiyi gezdik. Çok duygulandık. Çok güzel anılar kalmış. Bugün 23 Nisan. Çok mutluyuz çünkü çocuklarımızın bayramı. Okullarımızda da kutladık. Bugün Konak’ta da etkinliklere katıldık. Çok teşekkür ediyoruz bu kutlamaları bizim için hazırladıkları için” dedi.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda gemiyi ailesi ile ziyaret eden bir çocuk ise “23 Nisan çok güzel oldu çünkü çok eğlendik. Çok heyecanlıydık. Teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
“ÇOCUKLAR GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİNİ DAHA İYİ ANLIYOR”
Kızı ile birlikte gemiyi ziyaret eden bir yurttaş ise “Kızımız için çok güzel oluyor böyle programlar. Günün anlam ve önemini daha da iyi anlıyor, yaşıyor ve birebir görebiliyor. O yüzden çok mutluyuz” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUKLARIMIZA DERS NİTELİĞİNDE BİR GEZİ”
Ailesi ile birlikte gemiyi ziyaret eden bir diğer vatandaş ise “Çocuklarımız tarihi öğrensin diye zaten gezdirmeye geldik. Onlar da gördü askerleri ve o zamanki durumlarda neler yaşadıklarını. Şimdi onlara ders olmaları niteliğinde geziyoruz” dedi.
Bir diğer yurttaş da “Çok güzel bir aktivite olmuş. Planladığımız bir organizasyon değildi. Kuzenimle gezerken denk geldik düzenleyenlere emeği geçen herkese çok teşekkür ederiz. Bize yeniden bu vatanın güzelliklerini hatırlattılar. Çocukluğumuzdaki bildiğimiz marşları farkında olmadan tekrar söyler olduk. Çok memnunuz. Çok teşekkür ederiz herkese” ifadelerini kullandı.
Bir vatandaş da “Burada olmak çok güzel. Çok gurur verici. Umarım yakında Türkiye için her şey güzel olur” diye konuştu.
NUSRET MAYIN GEMİSİ HAKKINDA BİLGİ
T.C Milli Savunma Bakanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Nusret Mayın Gemisi’ne ilişkin şu bilgiler verildi:
“Çanakkale Savaşları’nın ilk aşamasını oluşturan 18 Mart Deniz Zaferi, Dünya Harp Tarihine mal olmuş bir kahramanlık destanıdır. Bu zaferin kazanılmasında kuşkusuz en büyük pay, Kahraman NUSRET Mayın Gemisi’ne aittir. Kahraman Nusret Mayın gemisi 1910 yılında Almanya’ya sipariş edilerek 1913 yılına doğru Osmanlı Donanması hizmetine girmiştir. Nusret Mayın Gemisi Çanakkale Savaşlarında tesis ettiği mayın hatları ile 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin kazanılmasında büyük rol oynamıştır. Yüzbaşı Hakkı Bey komutasındaki Nusret mayın gemisi, 8 Mart 1915 sabahı büyük bir gizlilik içerisinde Erenköy Koyu önlerinde sahile paralel olarak 26 mayın dökerek, yeni bir mayın hattı meydana getirmiştir. 18 Mart 1915 sabahı saat 10.00’dan itibaren Müttefik Donanması, Boğazı zorlamaya başlamıştır. Türk kıyı bataryalarından açılan topçu ateşi sonucu manevra yapma ihtiyacını hisseden Müttefik donanmaya ait gemiler, Nusret mayın gemisi tarafından dökülen mayınlara çarpmış, İngiliz Donanmasına ait Ocean ve Irresisitble zırhlıları ile Fransız Donanmasına ait Bouvet zırhlısı batmıştır. Ayrıca Müttefik Donanma’ya ait Gaulois, Suffren ve Inflexible zırhlıları ağır hasar almış, birçok zırhlı de çeşitli yaralar almıştır.”
TCG Nusret tarafından deniz müzelerinin tanıtılması, denizciliğin sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması ile Türk Deniz tarihi hakkında farkındalık yaratılması amacıyla liman ziyaretleri yapılmaktadır. Bu kapsamda 29 Nisan 24 Haziran 2023 tarihleri arasında Marmara ve Karadeniz limanlarına istinaden liman ziyaretleri gerçekleştirildi, 50 bin 40 kişi tarafından gemi ziyaret edildi.
Bu yıl ise 18 Nisan-8 Haziran 2024 tarihleri arasında TCG Nusret tarafından Ege ve Akdeniz limanlarına toplam 51 gün süre ile 18 farklı limana 22 gün boyunca düzenlenecek ziyaretlerin programı ise şöyle:
Kuşadası – 26 Nisan 2024
Bodrum – 28 Nisan 2024
Aksaz – 1 Mayıs 2024
Kaş – 3 Mayıs 2024
Alanya – 6 Mayıs 2024
Kıbrıs/Gime 9-10 Mayıs 2024
Mersin – 13-14 Mayıs 2024
İskenderun – 16 Mayıs 2024
Silifke (Taşucu) – 19 Mayıs 2024
Anamur – 21 Mayıs 2024
Antalya – 24-25 Mayıs 2024
Fethiye – 28 Mayıs 2024
Marmaris – 30 Mayıs 2024
Milas (Güllük) – 2 Haziran 2024
Çeşme – 5 Haziran 2024
Ayvalık – 7 Haziran 2024
]]>Her fırsatta çocukların yüzünü güldüren Esenyurt Belediyesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda da birbirinden eğlenceli etkinliklere ev sahipliği yaptı. Esenyurt Eski Belediye Bahçesi’nde gerçekleşen programa Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer, CHP Esenyurt İlçe Başkanı Hüseyin Ergin, birim müdürleri, başkan yardımcıları, yüzlerce çocuk ve aileleri katıldı. Çocuklar, onlar için hazırlanan konser ve tiyatro oyunlarının yanı sıra şişme oyun grupları, yarışmalar, maskot karakter, palyaço ve yüz boyama etkinlikleriyle doyasıya eğlendi. Çocuk Şenliği’nde keyifli vakit geçiren çocuklar ve aileleri Başkan Özer ile bol bol fotoğraf çekilerek düzenlenen etkinlik için kendilerine teşekkür etti.
“Keşke her gün böyle bayram olsa”
Başkan ı Özer, “Burada cıvıl cıvıl çocukları gördüğümde günlerdir gece gündüz çalışmanın neden olduğu yorgunluğu bir anda unuttum. Keşke her gün böyle bayram olsa dedim. Bizim belediye olarak önemsediğimiz guruplar var. Kırmızıçizgilerimiz; en başta annelerimiz ve çocuklarımız ve gençlerimiz. Burada çocuklarımızın daha iyi yetişebilmesi için en önemli özellik iyi bir eğitim almalarıdır. Bu gün Kaymakam Bey’e de, Milli Eğitim Müdürümüze de söyledim. Çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Onların iyi yetişebilmesi için Milli Eğitim Bakanlığının buraya yatırım yapması ve artık çocuklarımızın 60 kişilik sınıflardan kurtulması lazım. Eğitim niteliği yüksek bir sisteme kavuşmamız lazım. Aslında çocuklarımız çok zeki. Biraz önce makamımı bir kız çocuğuna devrettim. Adı Nehir’di. Öyle bir konuşma yaptı ki, öyle isteklerde bulundu ki gerçekten şaşırdım. Dedim ki belediye başkanlığını sen yürüt, bu kadar bilgi birikimin var” diye konuştu.
“Çocuklarımıza yeteneklerini keşfedebilmeleri için imkanlar sunacağız”
Çocukların yeteneklerini keşfetmeleri ve kendilerini geliştirebilmeleri için çeşitli imkanlar sunacaklarını belirten Başkan Özer şunları kaydeti:
“İlçemizde çok zeki çocuklarımız var. Bütün mesele onlara imkan sunmak. Peki, biz ne yapacağız? Biz Esenyurt Belediyesi olarak annelerimiz işe giderken gözlerinin arkada kalmaması için kreşler yapacağız. En önemli gördüğümüz ve acilen yapacağımız şey kreş. Beş tane kreş yerinin tespiti için arkadaşlara talimat verdim. Hemen yapacağız. Size ilk müjdem bu olsun. Kreşlerimiz geliyor Allah’ın izniyle. Belediyemiz bütün bu faaliyetlerini ara vermeden yapacak. Resim atölyeleri, müzik atölyeleri, sinema ve tiyatro kursları etkinlik alanlarımızda devam edecek. Çünkü çocuklarımızın kendi içindeki yeteneklerini gerçekleştirebilmesi için onlara bu olanakları belediye olarak bizim sunmamız lazım. Burası sizin belediyeniz, başkasının değil. Her zaman sizin hizmetinizde olacak. Annelerimizin, babalarımızın, kardeşlerimizin ve de özellikle de çocuklarımızın hizmetinde olacağız. Evinize gelir gider gibi belediyeye geleceksiniz. Salonlarımızı, kültür merkezlerimizi kullanacaksınız. Özellikle çocuklarımızın yetişebilmesi için elimizden gelen her desteği sonsuz bir biçimde sağlayacağız. Bu 23 Nisan, Mustafa Kemal’in Cumhuriyeti kurduktan sonra çocuklara armağan ettiği bir bayram. Bir kez daha 23 Nisan Bayramı’nız kutlu olsun sevgili çocuklar. Size görkemli bir gelecek diliyorum. Yolunuz açık olsun.” – İSTANBUL
]]>(İZMİR)- CHP İzmir İl Başkanlığı tarafından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında düzenlenen kutlama programında konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, “Biz çocuklar için bayram diyoruz, bayramlarını kutluyoruz. Ama galiba bu ülkede bazı çocukların bayramı olmadığını da bugün dile getirmemiz gerekiyor” dedi.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında CHP İzmir İl Başkanlığı, kutlama programı düzenledi.CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, CHP İzmir İl Kadın Kolları Başkanı Nurdan ve CHP İzmir İl Gençlik Kolları Başkanı Burak Kotan’ın Konak ilçesi Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’na çelenk konuldu. Programa İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, CHP İzmir Milletvekili Rıfat Nalbantoğlu, CHP YDK Üyeleri Özkan Tice ile Ekincan Aksoy, CHP’li ilçe belediye başkanları, partinin İzmir ilçe başkanları ile il ve ilçe yöneticileri ile partililer katıldı.
“1920’DEN SONRA AYDINLIK VE GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE DOĞMUŞTUR”
Programda konuşan CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, “Bu Bayram gelecek güzel günlerin habercisi olsun. Zor günlerden çıkışımızın ışığı ve yeniden umudun yeşerdiği bu baharda, aydınlık güneşimiz olsun. Bugün, Türk milletinin kendi geleceğini belirlediği, egemenliğin milletin iradesine teslim edildiği ve milletin bağımsızlığını tüm dünyaya haykırdığı, tarihimizin en önemli dönüm noktalarından birisidir. Aziz milletimizin yokluklar ve güçlükler içerisinde milli mücadelede gösterdiği azim ve kararlılık, bugünkü mücadelemizin daha çağdaş bir Türkiye için ortaya koyduğumuz çabanın da ilham kaynağıdır. Ulusal egemenlik, ulusun namusu ve şerefidir. 23 Nisan 1920 tarihi sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış tarihi değil, kurulma aşamasında olan genç Cumhuriyetimizin demokrasiyle tanışması ve demokrasiye geçişin ilk adımıdır. Milletimizin üzerindeki kara bulutlar, Gazi Meclisimizin kurulmasıyla dağılmaya başlamıştır. Ateşkes anlaşması adı altında, işgale direnmeyen zamanın saray hükümetine ve İzmir’in işgaline ses çıkaramayan işbirlikçilere karşı, milletin sesi ve direnişin simgesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi. Kuruluş ilkeleri, bizlere önce milli mücadeleyi kazandırmış, bu zafer sonrasında cumhuriyet ile taçlandırılarak tam bağımsızlık ilan edilmiştir. 23 Nisan 1920’den sonra bu millet karanlık ve makus talihini yenmiş, aydınlık ve güçlü bir Türkiye doğmuştur. O günkü kararlılık ve azim, bugünkü güçlü cumhuriyetimizin temel taşıdır” dedi.
“MİLLETİMİZ BİZLERİ HİZMET AŞKIYLA ÇALIŞIRKEN GÖRECEK”
“Bizler 31 Mart’tan sonra, güneşli günleri müjdeleyen, bayram coşkumuzu katlayan günlerden geçiyoruz” diyerek sözlerini sürdüren Aslanoğlu, şunları kaydetti:
“Cumhuriyetin ilkelerinde birleşen, milletin iradesiyle yükselmekte olan Türkiye ittifakı; çocuklarımızı, gençlerimizi, kadınlarımızı yeniden umutlandırmış, yüzleri güldürmüştür. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının ilk yerel seçimlerinde milletin iradesinin tecelli bulmasıyla yüzyılın değişimini vaat eden bir geleceğe adım atılmıştır. Yüzyılın değişimi, çocuklarımızdır, kadınlarımızdır, eşitlik, adalet ve hizmettir. Yüzyılı değiştirecek olan sizsiniz… Yüzyılın değişimini yapmak isteyen CHP’yi, milli irade Türkiye’nin 1. partisi yapmıştır. Milletimiz, bize verdiği bu payenin karşısında bizleri asla şımarık kibir abideleri olarak görmeyecektir. Birileri gibi kibre düşmeyeceğiz. Şuna emin olunuz ki, milletimiz bizleri, 23 Nisan’ı, bizlere bırakanların kararlılığı ve çalışkanlığı içinde, hizmet aşkıyla çalışırken görecek. Çocuklarımızın geleceğini özlü sözlerle değil, hizmet ederek ve üreterek kuracağız. Bunun için, Kadınlar ve gençlerle kurduğumuz bir hizmet ordumuz var. İzmir’de bu hizmet ordusunun neferi olan belediye başkanlarımız, verilen her oyun hakkını, cumhuriyete olan borçlarını, çocuklarımızı gülümsetecek hizmetlere imza atarak ödeyecekler. Bu hizmetler hiç kimseyi ayırt etmeksizin, 23 Nisan’ın ruhuna uygun bir biçimde herkese eşit olarak yayılacak.”
“BU MİLLETE HİZMET ETMEK İÇİN CANLA BAŞLA ÇALIŞACAĞIZ”
“Milli bayramlarda birliktelik vurgusu yapan Aslanoğlu, İzmir Valisi Süleyman Elban’a da teşekkür etti. Aslanoğlu, “Bu bayramlar milli birliğimizi güçlendirerek en büyük görevimiz olmalı. Çünkü artık ayrışmaktan, bölünmekten, etiketlenmekten ve hamasetten yorulduk. İzmir’de 23 Nisan’ı hep beraber kutlamamız için çağrı yapan, tüm İzmirlileri meydana davet eden İzmir Valimiz Sayın Süleyman Elban’a da teşekkür ediyorum. Milli bayramları kutlamayan devletten sıkılmıştık. Milli Bayramlarda çelenk koymaya bile müsaade etmeyen, kendini devlet sanan bürokratlardan sıkılmıştık. Devletin Valilerinden siyasetten uzak, birleştiren mesajlar duymak hepimizin özlediği bir tavır. İzmir Valimizi bu birleştiren tavrı sebebiyle, sizlerin huzurunda tebrik ediyorum. AKP’nin valilerini, devlet valisi gibi görmemizi sağlayacak milletten yana tavırlara davet ediyorum. Herkes bilsin ki devlet, millete hizmet için vardır. Bizler bu millete hizmet etmek için canla başla çalışacağız. Kendini devlet sanan bürokratlarda milletin sesini iyi dinlemeli.”
ASLANOĞLU, ÇOCUKLARA SESLENDİ
Konuşmasının sonunda çocuklara da seslenen CHP İzmir İl Başkanı Aslanoğlu, “Sevgili çocuklar… Bugünü doya doya kutlayın, şarkılar söyleyin, kahkahalar atın, dans edin ve eğlenin. Bu bayram en çok sizin hakkınız. Sizlere söz veriyoruz, bu bayramları kutlamanız için verilen mücadeleleri, yaşanan zorlukları ve acıları sizlere yaşatmayacağız. Emaneti sizlere daha güçlü ve daha derine kök salmış şekilde teslim edeceğiz. Bugün Ata’nın huzuruna gelerek emanete sahip çıkan, İzmir’in cesur ve cumhuriyet sevdalı insanları. Asıl şimdi başlıyoruz. Çocuklarımız için, milletimiz için, memleketimiz için mücadeleye, çalışmaya ve büyük hizmetler yapmaya, şimdi başlıyoruz. Bize bu yolu çizen, mücadeleyi devreden, Çocuklarımıza bu bayramı armağan eden, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizi minnet ve saygı ile anıyorum. Çocuklarımızın ve tüm dünya çocuklarının bayramını kutluyor, halkımıza birlik içinde kutlayacağı nice 23 Nisan’lar diliyorum” ifadelerini kullandı.
TUGAY: “BİR CUMHURİYET KURDUK, BİR DEMOKRASİ AĞACI DİKTİK”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ise “Bugün bayram. Bugün hem güzel şeyleri dile getirme günü hem de bazı görevlerimizi birbirimize hatırlatma günü. 31 Mart’ta yapılan seçim gerçekten partimiz adına uzun yıllardır özlediğimiz başarıyı getiren seçim olduğu için hepimizi çok gururlandırmış ve umutlandırmıştır. Bu sonucun mimarı ve emekçisi olan CHP örgütünün her birini yürekten selamlıyorum. 104 yıl önce ulusumuza egemenlik hakkını verme yolunda atılan ilk adımdı 23 Nisan 1920’de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi. O günden bu güne bir cumhuriyet kurduk, bir demokrasi ağacı diktik. Bu demokrasi ağacının kökleri derine inerken dalları da göğe doğru yükseldi” dedi.
“BU ÜLKEDE BAZI ÇOCUKLARIN BAYRAMI OLMADIĞINI DA BUGÜN DİLE GETİRMEMİZ GEREKİYOR”
Tugay, şunları kaydetti:
“Son seçimden sonra insanlarımızın arasında gezerken onların gözlerindeki o umudu bizden beklediği o geleceğe dair güzel günleri gözlerinde ve sözlerinde görürken, duyarken şunu düşündü. Biz artık Cumhuriyet Halk Partisi olarak daha fazla çocuğuz. Daha fazla genciz, daha fazla kadınız, daha fazla işçiyiz. Daha fazla emekçiyiz, daha fazla çiftçiyiz. Daha fazla emekliyiz. Daha fazla bu ülkede haksızlığa maruz kalmış olan herkesiz. Yani biz artık çok daha çokuz. Ama bundan elbette ki büyük mutluluk duyuyoruz. Gurur duyuyoruz ve bugünü de coşkuyla kutluyoruz. Aramızdaki güzel çocukların bayramını hepimize ayrı ayrı kutluyoruz. Ama biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz. Bu ülkedeki kimsesizlerin kimsesi olmak üzere kurulmuş olan cumhuriyetin bekçileriyiz. Ben şunu düşünmeden edemiyorum; bugün barınma hakkı elinden alınmış çocuğumuz var mı? Şu anda karnı aç olan, canı bir şey yemek istediği halde o yemeği bulamayan çocuğumuz var mı? Gece yatağa girdiğinde o gün karnını doyuramayan çocuğumuz var mı? Biz bugün şu an burada bayram kutluyorken bir tamirhanede kirli elleriyle araba tamir etmeye bir çalışan çocuk var mı? Almanya’da 18 yaşın altında çalışmak yasak. kimse 18 yaşın altında birisini çalıştıramıyor. Biz bunu konuşabiliyor muyuz? Diyebiliyor muyuz bu ülkede? Çocuklar çalışmasınlar, okusunlar, oynasınlar, eğitim alsınlar diyebiliyor muyuz? Karşıyaka’da Yamanlar ve Sancaklı köyündeki çocuklar köylerindeki okullar kapatıldığı için başka yerlere gidecek okula araç arıyorlar. O araçları belediye temin etmezse gidemiyorlar. Bu yüzden okula gidemeyen kaç çocuk olduğunu biliyor muyuz? Tarikatların penceresinde, beyinleri yıkanmaya çalışılan kaç çocuk olduğunu biliyor muyuz? Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Biz çocuklar için bayram diyoruz, bayramlarını kutluyoruz. Ama galiba bu ülkede bazı çocukların bayramı olmadığını da bugün dile getirmemiz gerekiyor.”
“BİZE BAKAN GÖZLERDE BEN UMUDU GÖRÜYORUM”
Konuşmasının devamında ise Tugay, “Bir ismi hatırlatacağım. Gezi Davasında tutuklanan Tayfun Kahraman’ı hatırlıyorsunuz değil mi? Çocuğuyla nasıl kucaklaştığını hatırlıyor musunuz? Bugün o çocuğun da bayramı. Bugün Vera’nın da bayramı. Biz CHP’yiz. Nerede bir yanlış varsa onun karşısında, doğrunun yanında olacağız. Biz mücadele etmemiz gereken zamanlarda alanlarda olacağız. Hep beraber olacağız, meydanlarda olacağız. Artık bu bizim boynumuzun borcu. Bize bakan gözlerde ben umudu görüyorum. ‘Sizden çok şey bekliyoruz. Önümüzdeki dönem iktidar olmak için sizden çok şey bekliyoruz’ diyorlar” şeklinde konuştu.
“EN ÇOK ÇALIŞAN, EN ÇOK EMEK HARCAYAN OLMALIYIZ”
“Beni Büyükşehir Belediye Başkanı yaptınız. Görevimi yerine getireceğim. Göreceksiniz. Her günüm ve saatim nasıl emek harcayarak geçiyor göreceksiniz” diyerek sözlerini sürdüren Tugay, şunları kaydetti:
“Ama bugün örgütüme seslenmek istiyorum.Bu alan hınca hınç dolmalı. Nerede haksızlık varsa karşısında hep beraber olmalıyız. Nerede haksızlık varsa karşında olmalıyız. CHP’ye yakışanı yapmalıyız. Bu alan sadece yapmış olmak için yaptığımız resmi törenler için olmamalı. O yüzden lütfen, bir dahaki bayramlarda bu alana sığmayalım. Herkesi kolundan tutun ve getirin. Bir ülkenin birinci partisi neymiş, Atatürk’ün partisi neymiş, cumhuriyetin bekçisi olan parti neymiş, kimsesizlerin kimsesi olan parti neymiş duysun 4,5 milyonluk bu şehir ve 86 milyonluk bu ülke. Ben o ruha inanıyorum. O ruh mücadele etti ve geçmiş yerel seçimleri kazandırdı. O ruh CHP’yi iktidar yapacak. Ama biz tertemiz olmalıyız. Pırıl pırıl, lekesiz olmalıyız. En çok çalışan, en çok emek harcayan olmalıyız. Buradan Tayfun Kahraman’a ve Gezi mahkumlarına selam olsun. Onları cezaevinden çıkardığımız güne kadar bu mücadele bitmeyecek.”
]]>İSTANBUL – İstanbul Valisi Davut Gül, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle koltuğunu 4. sınıf öğrencisi Derin Mina Koç’a devretti. Valilik koltuğunda açıklamalarda bulunan Koç, “Botanik bahçeler, bisiklet yolları herkesin huzur bulduğu alanların çoğalmasını isterim” dedi.
Şair Mehmet Emin Yurdakul Ortaokulu öğrencileri, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinlikleri çerçevesinde İstanbul Valisi Davut Gül’ü makamında ziyaret etti. Vali Gül, koltuğunu 4. sınıfı öğrencisi Derin Mina Koç’a devretti. Koltuğa oturan Koç, 23 Nisan konuşması yaptı.
“Türk milletinin fedakar evlatlarını saygı sevgi ve minnetle anıyorum”
4. sınıf öğrencisi Derin Mina Koç; Vali Davut Gül’ün makamına oturarak yaptığı konuşmada, “Sevinç, coşku ve gururla kutladığımız Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın tüm milletimize ve insanlığa sevgi ve barış getirmesini istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 yılında kapılarını bağımsızlığa, ulusal iradeye ve aydınlık geleceğe açtı. Ne mutlu bize ki bugün burada hür irademizle bayramımızı kutluyoruz. Öncelikle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını bize armağan eden Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını ve canını seve seve veren Türk milletinin fedakar evlatlarını saygı sevgi ve minnetle anıyorum” ifadelerini kullandı.
“Botanik bahçeler, bisiklet yolları herkesin huzur bulduğu alanların çoğalmasını isterim”
Derin Mina Koç, çocukların en temel ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda ise “Öncelikle bizim en temel ihtiyaçlarımızdan olan oyun ihtiyaçlarımızın giderilebilmesi için daha fazla çocuk parklarının ve oyun alanlarının olması bu alanların içinde bulunan oyuncakların ve zeminin uygun malzemeden yapılmasını istiyorum. Doğadan uzak olan AVM’lerde vakit geçirmek istemediğim için botanik bahçeler, bisiklet yolları herkesin huzur bulduğu alanların çoğalmasını isterim. İsteklerimi planlarken sadece yaşıtlarımı değil abi ve ablalarımı da düşündüm” dedi.
“Kendi paramı kendi emeğimle kazanmak istiyorum”
Büyüyünce çocuk doktoru olmak istediğini belirten Koç, “Hedefim çocukları iyileştirip kendi paramı kendi emeğimle kazanmak istiyorum. AVM’lerde gezmek istemediğimi, botanik bahçeleri, yürüyüş alanlarının çoğalmasını istiyorum. Devamsızlık ilgili öğrenci hasta ise veya bir durumu varsa önemlidir. Ama okula gitmemek için devamsızlık yaptıysa bu yanlıştır” şeklinde konuştu.
Vali’nin koltuğuna oturan Derin’den ” Taksim’de 1 Mayıs için izin”
Derin Mina Koç, basın mensuplarının 1 Mayıs etkinliklerinin Taksim Meydanı’nda yapılıp yapılmayacağına yönelik sorusu üzerine ise, “İzin veririm tabi ki” dedi.
“Talimatlarınızı aldık. İnanıyorum ki bundan birinci derecede sorumlu olan belediyelerimiz de bu talimatlarınızı almıştır”
Program çerçevesinde kendisini ziyaret eden çocuklarla tek tek ilgilenen Vali Gül, “Öncelikle Sayın Valimizi tebrik ediyoruz. Gerçekten kendini çok güzel yetiştirmiş. Seni yetiştiren anneyi, öğretmenlerimizi tebrik ediyorum. Hem diksiyonu çok güzel, hem de verdiğim mesajlar çok çok iyi. İnşallah yarının gençleri olarak mutlu olduğunu, yapmak istediğin işleri yaparsınız. Arkadaşlarınızı tebrik ediyorum bir ekip olarak geldiniz. İstanbul’da da, Türkiye’de de eğitimdeki kalitemiz tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi her geçen gün bir öncekinden daha iyiye gidiyor. Bugün ihtiyaç olarak görülen meselelerin önemli bir kısmını 5 sene önce, 10 sene önce, 30 sene önce hayal bile edemezdik. Ama daha iyisi her zaman mümkün. Özellikle eksikliğini hissettiğiniz yürüme mesafesindeki kütüphaneler, yürüme mesafesindeki okullar, yeşil alanların artırılması, düzenli bir şehirleşmenin yapılması sadece çocuklar için değil, hepimiz için çok çok önemli bir ihtiyaç. Talimatlarınızı aldık. İnanıyorum ki bundan birinci derecede sorumlu olan belediyelerimiz de bu talimatlarınızı almıştır” ifadelerini kullandı. Vali Gül, daha sonra kendisini ziyaret eden çocuklara ve öğretmenlerine çeşitli hediyeler verdi.
]]>(ANKARA) – TBMM 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 104. açılış yıl dönümü dolayısıyla Meclis Genel Kurulu özel gündemle toplandı. Yeniden Refah Partisi, HÜDA PAR, Türkiye İşçi Partisi ve Demokratik Sol Parti genel başkanları, Genel Kurul’da 3 dakika konuştu.
TBMM 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 104. açılış yıl dönümü dolayısıyla Meclis Genel Kurul’u özel gündemle toplandı. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Meclis’te Genel başkanlık düzeyinde temsil edilen dört partiye 3 dakika söz hakkı tanıdı.
İlk konuşmayı Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan yaptı. Erbakan, şunları söyledi:
“Bu meclisin niçin ve nasıl kurulduğunu her yıl özellikle 23 Nisan’da bir kere daha hatırlamakta ve bundan büyük ders almakta yarar vardır. Bunun için en iyi yol bu Meclis’i açan ve toplantıya çağıran Gazi Mustafa Kemal’in Meclis’i toplantıya çağırmak için bütün anadoluya göndermiş olduğu orjinal çağrı metnine bakmaktır. Nisan 1920’de açılan TBMM’nin şu hususiyetleri her zaman gündemde bulundurulmalı bunlara bağlı olmalıyız. Birincisi milletin özüne, tarihine inancına bağlılık. İkincisi milli iradeyi aynen temsil ona saygı bağlılık. Üçüncüsü, çoğulcu demokrasi ve millet mozaiği. Dördüncüsü fikir ve inanç hürriyeti.”
YAPICIOĞLU: “DEVLETİN ŞEKLİ CUMHURİYETTİR”
HÜDA-PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu ise Kurtuluş Savaşı’nın önemine değinerek, “Bu değişimin vardığı yeri test etmek için acaba bugün sadece 23 Nisan mahiyetinde birinci Meclis’in açılışındaki fotoğraf burada canlansaydı, tepki burada ne olurdu? 104 yıl etkin muhasebe için yeterli süredir. Bu Meclis, milletin meclisidir. Hiçbir vesayeti kabul etmemelidir. Devletin şekli cumhuriyettir, cumhur bütün renkleriyle milletin bütünüdür” dedi.
BAŞ: “HER GÜN ARTAN ÇOCUK İŞÇİLİĞİNİ KONUŞALIM”
TİP Genel Başkanı Erkan Baş ise çocuk işçileri ve Filistinli çocukları hatırlatarak, şunları söyledi:
“23 Nisan Çocuk Bayramı değil mi? 31 Mart’ta seçim yapıldı. Van halkı belediye başkanını seçti. Ama birileri Van halkının seçtiği başkanı değil de kaybeden iktidar temsilcisi mazbatayı alsın gibi saçmasapan bir adım attılar. Halk, buna isyan etti. Buna karşı yapılan protestolara katılan halk egemenliğini savunan 17 yaşındaki Umut Polat bugün cezaevinde. Alın size ulusal egemenlik, alın size çocuk bayramı. 23 Nisan Çocuk Bayramı ama gerçekleri konuşalım. Çocuklarımızın tarikat ellerinde nasıl can verdiğini konuşalım. Saraylarda yaşayıp binlerce korumayla gezen zenginlerin iktidarında deniz görmeyen, somun ekmeğin arasında pazarda topladığı domatesi koyan, gecekonduda oturup yırtık ayakkabıyla gezen çocukları konuşalım. Okula gidemeyenleri, SMA hastası tedavi olamayan çocuklarımızı konuşalım. Son 10 yılda çalışırken hayatını kaybeden 689 çocuk işçiyi, her gün artan çocuk işçiliğini konuşalım. Sadece bu toprakların çocuklarını değil zengin çocukları gemilerini yürütürken, Filistin’de katil İsrail’in bombalarıyla katledilen çocukları da konuşalım.”
AKSAKAL: “DEVLETE BAŞKALDIRAN ASİLERDEN FARKLARI YOK”
DSP Genel Başkanı Önder Aksakal ise şunları söyledi:
“Tam bağımsızlık hedefi doğrultusunda ülkemizde demokrasinin gelişmesi, halkın refah ve mutluluğunun artması için yasama organının üyeleri olarak hepimize büyük sorumluluklar düşmektedir. Ülkemiz jeopolitik olarak dünyanın en sıcak bölgesinde yer almaktadır. Egemen güçlerin bölgemiz ve topraklarımız üzerindeki hayal ve hevesleri 100 yıl önceki ihtiras gücüyle bugün de devam etmektedir. Artık bölgemizdeki saldırılar, saldırı boyunu aşmış katliam boyutuna ulaşmıştır. Günün her dakikasında İsrail terör devletinin Gazze’de yaşayan insanlara yaptığı zulüm haberleri ile karşılaşıyoruz. Öyle ki bu katiller amaçlarına ulaşabilmek için bölgemizi tümden cehenneme çevirmekten de çekinmeyeceklerini açıkça ilan etmiştir. Hedef topraklardan biri olan Türkiye’de de birtakım karışıkların altyapısını oluşturmak adına özellikle Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgemizdeki bazı yerel kurullarımızda milli değerlerimize yönelik kalkışma denemelerine de girmişlerdir. Belediye Başkanı makam odası ve Meclis toplantı salonlarındanTürk bayrağını çıkaranların, 1 dakikalık saygı duruşu ve İstikal Marşımızın okunmasından imtina edenlerin Atatürk’ün ve Cumhurbaşkanı’nın resimlerini kaldırmaya cüret edenlerin Cumhuriyet’in ilanı sonrasında siyonist kışkırtmlar neticesinde devlete başkaldıran asilerden hiçbir farkı yoktur.”
Aksakal’ın konuşmasının ardından, DEM Parti Muş Milletvekili Sırrı Sakik, Aksakal’a “yalan söylüyorsun” diye bağırdı.
]]>Hafta sonundan itibaren Keçiören’de başlayan 23 Nisan kutlamaları çerçevesinde ilçede bulunan caddeler, meydanlar ve belediye önü Türk Bayrakları ile donatıldı. Etkinliğin son gününde ise Kalaba Kent Meydanı’nda bir araya gelen minikler gönüllerince eğlendi. Çocuk bayramı kapsamında; kum boyama, ebru sanatı, akıl oyunları ve uçurtma etkinliği atölyeleri kurulurken minikler için bando gösterisi, çocuk oyun alanları ve Azeri dans gösterisi etkinlikleri düzenlendi. Etkinlik kapsamında Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan ‘Woswos’ araçlarla ilçede konvoy yaptı.
“Ant olsun bütün milli bayramlarımızı aynı coşkuyla kutlayacağız”
Burada konuşan Keçiören Belediye Başkanı Özarslan, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın sadece Türkiye’de değil tüm dünyadaki çocukların bayramı olduğunu dile getirdi. Özarslan, Keçiörenlilerlerle birlikte 3 gündür 23 Nisan’ı sevincini yerine getirmek için çalıştıklarını ifade ederek, “Çocuklarımızla ve halkımızla bir bütünlük içerisinde senelerdir özlemini duyduğumuz bir bayramı Keçiören’de hep birlikte halkımızda kucaklayarak kutluyoruz. Bunda önemli olan şu, Atatürk sevgisini, bayrak sevgisini ve vatanına millete olan sadakatimizi gelecek nesillerimize göstermemizdir. Bu noktada da halkımızın hepsi inanılmaz derece teveccüh ediyor çocuklarıyla birlikte. Alanı görüyorsunuz işte meydan işte bayraklar, işte Atatürk’ümüz, işte Türk bayraklarımız, işte halkımız bir arada. 23 Nisan 1920’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları bizlere bu vatanı bırakmış, bu günlere getirmişse bizlere de ant olsun bütün milli bayramlarımızı aynı coşkuyla kutlayacağız. Gençlerimize gelecek nesillerimize sahip olacağız. Onlara Atatürk’ün emanet ettiği bu vatanda yaşamanın ne kadar aziz Türk milleti için kıymetli olduğunu ve onun bıraktığı ilke ve inkılaplarının çok değerli olduğunu ve Cumhuriyete sahip olmanın ne kadar önemli olduğunu anlatmaya devam edeceğiz. Bütün Türkiye’mizin 23 Nisan kutlu olsun diyorum” ifadelerini kullandı.
“Böyle bir fırsat verildiği için çok mutluyum”
Etkinlik alanında gönlünce vakit geçirerek dünya üzerindeki tek çocuk bayramını kutlayan 10 yaşındaki Eril Çelikyıldız, “Bugün 23 Nisan olduğu için ben çok mutluyum. Bugün 23 Nisan diye buraya gelelim dedik. Bugün burada kek ve balon aldım ve alanı gezdim” dedi. 10 yaşındaki miniğin velisi Gülseren Çelikyıldız ise “Öncelikle bize böyle bir fırsat verildiği için çok mutluyum. Çocuklarımıza böyle güzel bir bayram armağan edildiği için Atatürk’e sonsuz sevgi ve saygılarımı sunuyorum” şeklinde konuştu.
“Çok mutluyum iyi ki bayram var”
7 yaşındaki Hiranur Atatürk’ün çocuklara 23 Nisan’ı armağan ettiğini dile getirerek, “Buraya geldiğim için çok mutluyum. Bol bol oynamak istiyorum. Bugün dans edeceğiz, oyun oynayacağız çığlık atacağız her şeyi yapacağız” diyerek sevincini paylaştı. 9 yaşındaki Aktuğ Ege bayramın çok güzel olduğunu söyleyerek, “Oyun oynamak dans etmek istiyorum. Burası çok güzel. Atatürk olmasaydı 23 Nisan olmazdı. Çok mutluyum iyi ki bayram var” ifadelerine yer verdi.
“Gelecek nesilleri en iyi şekilde eğitmemiz gerekiyor”
Minik Aktuğ Ege’nin velisi Derya Takar, ise “Ben daha önce böyle görmemiştim. Sevgili belediye başkanımıza ayrıca çok teşekkür ediyorum. Böyle güzel bir işte eğlence düzenlediği için hem çocuklarımız çok mutlu oldu hem biz. 23 Nisan Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bir bayram. Gelecek nesilleri en iyi şekilde eğitmemiz gerekiyor” diye konuştu. – ANKARA
]]>Bakan Güler 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla “Vatan Marşı”nı seslendiren TRT Çocuk Korosu ile Milli Savunma Bakanlığında bir araya geldi. Kabulde, Bakan Yaşar Güler’in beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu da yer aldı.
“23 Nisan, Türk milletinin bağımsız yaşama arzusu ve kararlılığının en güçlü ifadesidir”
Asker üniforması giyen çocukların bayramını kutlayan Bakan Yaşar Güler, Vatan Marşı klibini de çocuklarla beraber izledi. Bakan Yaşar Güler, çocuklarla buluşmasında şunları söyledi:
“Değerli misafirler, kıymetli evlatlarımız, hoş geldiniz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinin de açıldığı gün olan 23 Nisan, Türk milletinin bağımsız yaşama arzusu ve kararlılığının en güçlü ifadesidir. Gazi Meclisimiz, vatanımızın işgal edildiği en zorlu şartlar altında kuruldu ve Milli Mücadelemizi başarıyla yürüttü. Şanlı ordumuzun kahramanca mücadelesi ile kazanılan bu eşsiz zafer sayesinde Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden yol da açıldı. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşları olmak üzere aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.”
“Vatan Marşı ile yüreklerimizi coşturdunuz”
Aydınlık yarınların çocuklara emanet olduğunu dile getiren Bakan Güler, “Sizler bugün, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlarken, aynı zamanda seslendirdiğiniz Vatan Marşı ile yüreklerimizi coşturdunuz. Kahraman ordumuza ithaf edilen bu marşı, büyük bir yetenekle yeniden seslendirerek milli duygularımızın neşe ile bir kez daha vücut bulmasını sağladınız. Yaşıtlarınıza da örnek oldunuz, farkındalık oluşturdunuz. Tüm Türkiye, ortaya koyduğunuz bu muhteşem performansı izleyerek gurur ve heyecan duydu. Zira asil milletimizin vatan sevgisi her şeyden kutsaldır; milli, manevi duyguları yüksektir. Bu kapsamda kahraman atalarımızın, şehit ve gazilerimizin bizlere emaneti olan aziz vatanımızı korumak ve kollamak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Aydınlık yarınlarımız olan siz evlatlarımızın da kaliteli bir eğitim almasını, kendisini en iyi şekilde yetiştirmesini, huzur ve mutluluğunu her şeyden önemli görüyoruz. Çünkü bu ülkeyi sizlere emanet edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Büyük işler başaracaksınız”
Çocukların yalnızca eğitim değil spor, sanat, müzik gibi alanlarda da iyi olmaları gerektiğini hatırlatan Bakan Güler, “Sizler de geçmişi zaferlerle dolu şanlı tarihimizi çok iyi bilmeli, ileride ülkemize hizmet edebilmek için kendinizi en iyi şekilde yetiştirmelisiniz. Okulda aldığınız eğitimlerin yanı sıra, başta müzik, sanat, spor gibi alanlar olmak üzere kendinizi çok yönlü olarak geliştirmeniz önemlidir. İnanıyorum ki ileride her biriniz farklı mesleklerde, sahip olduğunuz yeteneklerinizle büyük işler başaracaksınız. Yarın her birinizi çok güzel yerlerde göreceğimize eminim. Bu vesileyle vatan sevginizi en samimi, en masum şekilde bizlere aktararak önemli bir etkinliğe imza attığınız için sizleri yürekten kutluyor; her birinizin gözlerinden öpüyorum. Ayrıca böylesine tarihi bir günde hassasiyet göstererek bu etkinliğe öncülük eden TRT’nin değerli yönetimine ve emeği geçen kıymetli hocalarımıza da teşekkür ediyor, başarılarınızın artarak devamını diliyorum. Kalın sağlıcakla” diye konuştu. – ANKARA
]]>Gaziosmanpaşa Belediyesi tarafından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle çeşitli etkinlikler düzenlendi. Belediye binası önünde düzenlenen etkinliklere, birçok aile çocuklarıyla birlikte katıldı. Etkinlikte Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’ye de eşi Gözde Bahçetepe eşlik etti. Programda ilk olarak, 3 ve 5 yaş arası çocuklar orf gösterisi yaparken, Sanat Akademisi öğrencileri ise tiyatro oyunu sergiledi. Tiyatronun ardından sahneye çıkan çocuklar şiirler okurken, Gaziosmanpaşa Kültür Sanat Merkezi öğrencileri de gitar, bağlama, piyano ve bateri dinletisi yaptı. Ayrıca etkinlikte çocuklar için sihirbaz gösterisi ve GKM Oyunculuk Akademisi oyuncuları tarafından ‘Çöpleri Dönüştürelim Tiyatro Oyunu’ oynandı. Alana kurulan etkinlik çadırlarındaki çeşitli atölyelerde, çocuklar keyifli vakit geçirdi. Çocuklar alandaki oyun alanlarında oynayıp, ikramlıkların da tadına baktı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı festival havasında kutlanırken, çocuklar doyasıya eğlendi.
“Sizlerin mutluluğu bizlerin mutluluğu ile eş değer”
Programda konuşan Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe, “Bugün Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Gazi Mustafa Atatürk’ün dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı coşkuyla kutluyoruz. Aynı zamanda TBMM’nin açılışı olduğu ve Türk milletinin egemenliğini ilan ettiği günün yıl dönümü olarak tarihimizde büyük bir önem tutuyor. Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın dünya sahnesinde barış ve dostluk mesajlarını yaydığı bu günlerde Atatürk’ü yurtta barış dünyada barış idealinin sizlerin yetiştirdiği çocukların omuzlarında yükseldiğini hatırlatmak isterim. Gaziosmanpaşa Belediyesi olarak çocuklarımızın en iyi eğitimi almasını, sağlıklı güvenli bir çevrede büyümesini sağlamak için belediyemizin tüm imkanlarını seferber edeceğimizi bildirmek isteriz. Çocuklarımızın bilgi, sevgi ve güvenle dünya çocukları olmasını ve ülkemizin aydınlık geleceğini şekillendireceğini çok iyi biliyoruz. Sevgili çocuklar bu özel gün sizin gününüz, dilediğiniz gibi eğlenin, dans edin, şarkılar söyleyin. Sizlerin mutluluğu bizlerin mutluluğu ile eş değer. Çocuklarımız ne kadar mutlu ve başarılı olursa ülkemiz de gelecekte o kadar güçlü olur. Tüm çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum” dedi.
“Burada olmaktan çok mutluyum”
Etkinliğe babaannesiyle gelen Zeynep Nur Aydoğdu, “Bugün 23 Nisan. Çok güzel bir gün. Burada resim yaptım ve diğer alanlara gittim. Bugün resim çiziyorum daha bitmedi. Güzel vakit geçiriyorum. Buraya babaannemle geldim. Burada olmaktan çok mutluyum” şeklinde konuştu.
“Güzel vakit geçiriyorum”
Resim yapmayı sevdiğini söyleyen Sümer Sayan ise, “Biraz oyun oynayıp vakit geçirdim. Güzel vakit geçiriyorum. Oyunlar oynadım. Resim yapmayı seviyorum” ifadelerini kullandı.
“Çok eğleniyorum”
Etkinliğe anne ve basıyla katılan Yade Karen Özaltun ise, “Bugün 23 Nisan. Burada uçak yaptım, birazdan da ebru yapacağım. Ailemle geldim. Çok eğleniyorum. Çok güzel vakit geçiriyorum. Sabah okuluma gidip gösterileri izledim. Burada da şarkılar dinledim” diye konuştu.
“Belediyemize teşekkür ediyoruz”
Çocukları ile etkinliklere katılan Hilal Tanju ise, “Bugün çocuklarımı etkinlikler için buraya getirdim. Kitaplarımızı alıp çaylarımızı içtik. Palyaçolar eşliğinde yüzlerimizi boyadık. Belediyemize teşekkür ediyoruz. Çocuklarımız için yapılan etkinliklere katılıyoruz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Şair Mehmet Emin Yurdakul Ortaokulu öğrencileri, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinlikleri çerçevesinde İstanbul Valisi Davut Gül’ü makamında ziyaret etti. Vali Gül, koltuğunu 4. sınıfı öğrencisi Derin Mina Koç’a devretti. Koltuğa oturan Koç, 23 Nisan konuşması yaptı.
“Türk milletinin fedakar evlatlarını saygı sevgi ve minnetle anıyorum”
4. sınıf öğrencisi Derin Mina Koç; Vali Davut Gül’ün makamına oturarak yaptığı konuşmada, “Sevinç, coşku ve gururla kutladığımız Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın tüm milletimize ve insanlığa sevgi ve barış getirmesini istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 yılında kapılarını bağımsızlığa, ulusal iradeye ve aydınlık geleceğe açtı. Ne mutlu bize ki bugün burada hür irademizle bayramımızı kutluyoruz. Öncelikle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını bize armağan eden Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını ve canını seve seve veren Türk milletinin fedakar evlatlarını saygı sevgi ve minnetle anıyorum” ifadelerini kullandı.
“Botanik bahçeler, bisiklet yolları herkesin huzur bulduğu alanların çoğalmasını isterim”
Derin Mina Koç, çocukların en temel ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda ise “Öncelikle bizim en temel ihtiyaçlarımızdan olan oyun ihtiyaçlarımızın giderilebilmesi için daha fazla çocuk parklarının ve oyun alanlarının olması bu alanların içinde bulunan oyuncakların ve zeminin uygun malzemeden yapılmasını istiyorum. Doğadan uzak olan AVM’lerde vakit geçirmek istemediğim için botanik bahçeler, bisiklet yolları herkesin huzur bulduğu alanların çoğalmasını isterim. İsteklerimi planlarken sadece yaşıtlarımı değil abi ve ablalarımı da düşündüm” dedi.
“Kendi paramı kendi emeğimle kazanmak istiyorum”
Büyüyünce çocuk doktoru olmak istediğini belirten Koç, “Hedefim çocukları iyileştirip kendi paramı kendi emeğimle kazanmak istiyorum. AVM’lerde gezmek istemediğimi, botanik bahçeleri, yürüyüş alanlarının çoğalmasını istiyorum. Devamsızlık ilgili öğrenci hasta ise veya bir durumu varsa önemlidir. Ama okula gitmemek için devamsızlık yaptıysa bu yanlıştır” şeklinde konuştu.
“Talimatlarınızı aldık. İnanıyorum ki bundan birinci derecede sorumlu olan belediyelerimiz de bu talimatlarınızı almıştır”
Program çerçevesinde kendisini ziyaret eden çocuklarla tek tek ilgilenen Vali Gül, “Öncelikle Sayın Valimizi tebrik ediyoruz. Gerçekten kendini çok güzel yetiştirmiş. Seni yetiştiren anneyi, öğretmenlerimizi tebrik ediyorum. Hem diksiyonu çok güzel, hem de verdiğim mesajlar çok çok iyi. İnşallah yarının gençleri olarak mutlu olduğunu, yapmak istediğin işleri yaparsınız. Arkadaşlarınızı tebrik ediyorum bir ekip olarak geldiniz. İstanbul’da da, Türkiye’de de eğitimdeki kalitemiz tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi her geçen gün bir öncekinden daha iyiye gidiyor. Bugün ihtiyaç olarak görülen meselelerin önemli bir kısmını 5 sene önce, 10 sene önce, 30 sene önce hayal bile edemezdik. Ama daha iyisi her zaman mümkün. Özellikle eksikliğini hissettiğiniz yürüme mesafesindeki kütüphaneler, yürüme mesafesindeki okullar, yeşil alanların artırılması, düzenli bir şehirleşmenin yapılması sadece çocuklar için değil, hepimiz için çok çok önemli bir ihtiyaç. Talimatlarınızı aldık. İnanıyorum ki bundan birinci derecede sorumlu olan belediyelerimiz de bu talimatlarınızı almıştır” ifadelerini kullandı. Vali Gül, daha sonra kendisini ziyaret eden çocuklara ve öğretmenlerine çeşitli hediyeler verdi. – İSTANBUL
]]>Önceki dönem Gençlik ve Spor Bakanı, AK Parti İzmir Milletvekili Dr. Mehmet Kasapoğlu 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı münasebeti ile bir kutlama mesajı yayınladı. Mesajına Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir” sözleri ile başlayan Kasapoğlu, “Bugün, yüreklerimizdeki sevgi ve umudu paylaşmanın, geleceğe dair hayallerimizi tazelemenin, egemenliğimize olan bağlılığımızı ve çocuklarımıza olan sevgimizi bir kez daha ifade etmenin zamanı. 23 Nisan 1920′ de Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, milletin iradesinin en yüksek makam olduğunu ilan ederek, Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesine yeni bir ivme kazandırdılar. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışında edilen dualar yalnızca bir umudu değil gelecek güzel günlere ait kararlılığı da anlatıyordu. Her köşesi bilfiil işgal edilmiş vatanımızın tek hakiminin, kayıtsız ve şartsız, bu topraklar için canını verecek olan millet olduğunun ilanı, istiklal ve istikbal yolunda atılmış en önemli adımlardan biri oldu. Kurtuluş mücadelesini yöneten, ülkesini bağımsızlığa kavuşturan ve yeni bir Cumhuriyeti kuran Meclisimize ‘Gazilik’ ünvanı verilmiştir. Çok büyük savaşlarda, mücadelelerde dahi bir kez bile yara almamış yüce meclisimiz, 15 Temmuz hain darbe girişiminin ilk hedeflerinden biri olmuştu. Namlu ve radarlardaki tek şey bir bina değildi. Millet ve onun iradesiydi hedefe konulan. Ancak bu millet, parçalama ve hükmetmeye çalışma gafletine düşenlere 104 yıl önce nasıl cevap verdiyse o gece de öyle cevap verdi. Gazi meclisimize o geceki onurlu duruşuyla ikinci kez gazilik ünvanı verilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi; vatan ve bayrak sevgimizin, birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin, milli iradenin yalnızca en büyük makam olan millette olduğunun timsalidir. Mensubu olmaktan büyük gurur duyduğum Türkiye Büyük Millet Meclisi 104 yıldır iradenin ve hakimiyetin milletin kendisinden başka hiçbir makam ve mevkide olmaması için çalışmaya devam ediyor” diye kaydetti.
“Geçmişten öğrendikleriniz geleceğinize ışık tutsun”
Kasapoğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı mesajında çocuklara seslenerek, şu ifadelere yer verdi: “23 Nisan 1920′ de çocuklarımızın sesinin daha gür çıkması, umut dolu gözleriyle geleceğe güvenle bakmalarının da adımları atıldı. 23 Nisan, bu toprakların yeniden doğuşunun ve geleceğe olan inancın simgesi oldu. Bugün, çocuklarımızın gülüşleriyle dolup taşan sokaklarda, umudun ve sevginin en saf haliyle buluşuyoruz. Onların gözlerindeki ışık, yarının neşe dolu dünyasının müjdecisi olacak. Zaman; çocuklarımıza daha güzel bir dünya bırakmanın, onların hayallerini gerçeğe dönüştürmenin ve sevgi dolu yarınlar inşa etmenin zamanı. Çocuklarımızın bizim hayallerimizin peşinden gitmeleri değil, bizim onların düşlerini takip etmemiz, bizlerin bırakacağı en kıymetli mirasımız olacak. Sevgili çocuklar, bugün sizin gününüz. Geçmişten öğrendikleriniz, geleceğinize ışık tutsun. Karanlıklar içinde kaldığınızı hissettiğiniz zamanlarda, o güzel kalplerinizde yanan umut ışığına güvenin. 104 yıl önce yanan o ışık yolunuzu aydınlatacaktır. Başta Gazze olmak üzere tüm dünyadaki acı çeken, gözyaşı döken, barış içinde yaşama, okuma, sağlıklı beslenme hakları ellerinden alınmış, umutları yok edilmiş tüm çocuklara, hak ettikleri güzel bir dünya için elimizden geleni yapacağımıza söz veriyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 104. kuruluş yıldönümünü ve bütün dünya çocuklarının bayramını kutluyorum. Demokrasimizin ve Cumhuriyetimizin bugünlere gelmesinde emeği geçen başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bütün şehit, gazi ve geçmiş büyüklerimizi rahmet ve şükranla anıyorum” – İZMİR
]]>104 yıl önce Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ve Türk halkının tüm dünyaya egemenliği ilan ettiği gün olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı her yıl olduğu gibi bu yıl da büyük bir coşkuyla kutlandı. Büyükçekmece’de iki süren kutlamaların ilk gününde ilçenin 24 mahallesine yayılan etkinliklerde çocuklar Atatürk’ün kendilerine armağan ettiği bayramı gönüllerince kutladı. Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün’ün katılımıyla Kaymakamlık Meydanı’nda düzenlenen törende Büyükçekmeceli çocuklar tarafından Atatürk Anıtı’na çelenk takdim edildi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından Büyükçekmece Belediyesi’nce yaptırılan Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi Ulusal Bağımsızlık ve Kuruluş Müzesi’nde bir araya gelen Büyükçekmece Belediyesi Çocuk Meclisi tarafından bir oturum gerçekleştirildi. Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün’ün katılımıyla gerçekleşen oturumda konuşan Çocuk Meclisi Başkanı Gökmen Poyraz Gümüşay günün anlam ve önemine değinerek, dünyada tek olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kendilerine armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e teşekkür etti.
Resmi törene katılım yoğun oldu
Daha sonra belediye binasında Büyükçekmece Çocuk Meclisi’ni kabul eden Başkan Akgün, makamını Çocuk Meclisi Başkanı Gökmen Poyraz Gümüşay’a bıraktı. Büyükçekmece Kemal Sunal Amfi Tiyatro’da düzenlenen resmi törene katılım da yoğun oldu. Büyükçekmece Kaymakamı Ali İkram Tuna ile birlikte öğrencilerin gösterilerini izleyen Başkan Akgün, çocukların bayramlarını kutladı.
Binlerce çocuk gönüllerince bayramlarını kutladı
Büyükçekmece Belediyesi Kent Meydanı’nda düzenlenen kutlamalara ise binlerce çocuk aileleri ile birlikte katıldı. Büyükçekmece Belediyesi’nce düzenlenen kutlama etkinliklerine çocuklar kültür, sanat ve spor dallarında hünerlerini sergilerken miniklerde kendileri için hazırlanan istasyonlarda oyunlar oynadı. Halk oyunları, dans gösterileri ile gün boyu devam eden kutlama etkinliklerinin finalinde ise şarkıcı Ahmet Özhan Güven ve Ünal Tüzün çocuklar için birer konser verdi.
“Mustafa Kemal Atatürk’ün dehası”
Etkinlerde çocukları yalnız bırakmayan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın 104.yılını coşkuyla kutluyoruz. Arkamızda birinci meclis çok anlamlı bir bina, ilk defa Büyükçekmece’de, Türkiye’ de ilk defa Büyükçekmece’de birebir örneği yapıldı. Şimdi biraz sonra çocuklarımızla beraber içeriye, ilk meclis toplantısının Türkiye Büyük Millet meclisinin toplantısının yapıldığı salonda birebir yaşayacağız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk önce meclisi açıyor, sonra da Kurtuluş Savaşı’na başlıyorlar ve 29 Ekim 1923 de Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Cumhuriyeti ilan ediyor. İşte 23 Nisan 1920 Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının en önemli sebebi Cumhuriyeti kurmak, vatanı kurtarmak. İşte Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dehalığı orada meclisi kuruyor, kurtuluş savaşının yol haritasını ondan sonra daha emin adımlarla belirliyor, çiziyor ve sonuçlar koymuş olduğu hedefe ulaşıyor 23 Nisan 1920, sonuçta 29 Ekim 1923 de Cumhuriyeti doğuruyor ve bu bayramı Gazi Mustafa Kemal Atatürk bütün dünya çocuklarına armağan ediyor. Bütün Dünya çocuklarının ama tabi ki bizim çocuklarımızın Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı kutlu olsun.” – İSTANBUL
]]>Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın’ın makam koltuğuna, temsilen ilk olarak Ali Şuuri İlkokulu 4. sınıf öğrencisi Aybüke Erdin, ardından da Çiğdem Batubey Ortaokulu 6. sınıf öğrencisi Muhammed Yasir Çıkrıkçı oturarak, yapacakları hizmetleri anlattı, duygu ve düşüncelerini dile getirdi.
“ÇOCUK MECLİSİ KURULSUN”
Makam koltuğuna oturan Aybüke Erdin, önemli bir makamda oturduğunun bilincinde olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
“Biliyorum ki ben bugün burada oturabiliyorsam egemen bir ülkenin özgür çocuklarıysak bugün bu bayram bir tek benim ülkemde kutlanan bir çocuk bayramıysa, bunun en önemli mimarı başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarıdır. Hepsine ve ayrıca bu vatan için çarpan tüm yüreklere, şehitlerimize, gazilerimize sevgilerimi ve şükranlarımı sunuyorum. Size başkanım değil, Ahmet amca demek istiyorum. Çünkü siz hep ‘Balıkesir Benim Ailem’ dediniz. Bizler geleceğin sizleri olduğumuzu biliyoruz. Bunun için çok çalışmamız gerektiğini biliyoruz. Güzel bir gelecek, güzel bir Balıkesir için daha çok çalışacağıma söz veriyorum. Bugün bu koltukta ben de Atatürk’ün izinde sizler gibi bir başkan olarak oturmanın sorumluluğuyla birkaç husustaki talebimi iletmek istiyorum. Projelerinizi inceledim ve Balıkesir’i hep birlikte yöneteceğinizi söylediniz. Bizler de çocuklar olarak bu sürecin bir parçası olduğumuzu biliyoruz. Sizin göremediklerinizi görebilir, sizin fark edemediklerinizi fark edebiliriz. Balıkesir’i hep birlikte yönetebilmek için öncelikle Büyükşehir Çocuk Meclisi açılması gerektiğine inanıyorum ve bu koltuktan ilk talimatımı veriyorum. Lütfen, Çocuk Meclisi açılması için gerekli işlemlere başlansın. Egemen bir ülkenin egemen çocukları olarak Balıkesir’in yönetiminde biz de söz sahibi olalım”
“ÇOCUK HASTANESİ İSTİYORUM”
Erdin’in ardından makama oturan Çiğdem Batubey Ortaokulu 6. Sınıf öğrencisi Muhammed Yasir Çıkrıkçı, Başkan Ahmet Akın’ın projelerini incelediğini söyledi. Etkilendiği projelerin öne alınmasını isten Çıkrıkçı, “Ciddi sağlık sorunları yaşamış bir evladınız olarak öncelikle Tıbbiyeli Hikmet Çocuk Sağlık ve Tıp Merkezi’nin açılmasını istiyorum. Lütfen, bu konu öncelikli işlere dahil edilsin. Bu vesileyle de Atatürk’ün; dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin tüm çocuklara armağan ettiği bu güzel günde Koca Seyit Onbaşı’nın hemşehrisi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 104’üncü yılını da kutluyorum. 10 numaralı bu şehrin çocukları olarak sizlerin de güveninizi boşa çıkarmayacağımıza söz veriyorum. Bayramımız kutlu olsun.” dedi.
“TÜM TALEPLER YERİNE GETİRİLECEK”
Çocukların isteklerini Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Naki Çetin’in notlarını aldığını ve tüm talepleri mutlulukla yerine getireceklerini söyleyen Akın da şöyle konuştu:
“Ne kadar güzel, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün evlatları, bu ülkeyi yönetmek için adım atıyor. Böyle aydınlık, güzel nesiller ancak vizyonu dünya çocuklarını birleştirip, onlara değer verip, önem verip, onların fikirlerine katkı sunup, onlarla birlikte olup, dünyada çocuklara bayram armağan eden tek liderin kurmuş olduğu bir Cumhuriyet’teyiz. Ne mutlu ki Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk bu ülkenin kurucusu, kurtarıcısı. Biz de Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet payidar kılıp, sizler gibi böyle güzel nesillere, aydınlık nesillere bütün ülkeyi kucaklayacak nesillere layık olmak için çalışıyoruz. Çocuk Meclisi çok önemli. Bu talebi hemen yerine getireceğiz. Tıbbiyeli Hikmet çok önemlidir. Onun anısını da ismini de yaşatacağız. Balıkesir’e yakışır bir çocuk hastanesi olacak” diye konuştu.
]]>Yurt genelinde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı coşkusu yaşanırken, makam koltuklarına çocuklar geçti. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek ve Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban makamlarını çocuklara devrederek, yeni başkanların taleplerini dinledi.
Büyükşehir’deki devir teslim
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek de, koltuğunu Çağatay Uluçay Ortaokulu öğrencisi Ceylin Gürcan’a devretti. Annesi Zuhal Gürcan, Okul Müdürü Mehmet Göksu, sınıf arkadaşları Eflin Tali ve Kayra Efe Yamaç ile birlikte Başkan Zeyrek ile bir araya gelen küçük Başkan Ceylin Gürcan, makam koltuğunu devraldı. İlk mesajında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayan Ceylin Gürcan, egemenliğin kayıtsız ve şartsız milletin olduğu vurgusu yaptı. Gürcan’ın arkadaşları Eflin Ece ve Kayra da, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladı. Geleceğin güvencesi olan çocukları ağırlamaktan duyduğu mutluluğu dile getiren Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bugünü size emanet etti, size hediye etti. Çünkü geleceği sizler şekillendireceksiniz. O yüzden bizlerin sizler üzerindeki sorumluluğu çok fazla. Sizlerin de bu vatan için sorumluluğunuz çok fazla” dedi. Başkanlık koltuğunu devralan Ceylin ve arkadaşlarıyla yakından ilgilenen ve onlarla bir süre sohbet eden Başkan Zeyrek, çocukların mutluluğu ve huzuru için çok çalışacaklarını vurguladı. Çocukların eğitiminin önemine de vurgu yapan Başkan Zeyrek, “Çünkü temel, her şeyden önemli. Bir binanın temeli düzgün olmadıkça, üstü de düzgün olamaz. Atılan bu temellerde öğretmenlerin de emekleri çok fazla. Onlara da defalarca teşekkür edelim. Bugünü Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ne güzel çocuklara emanet etmiş. Çocukların değerini sevgili Atam, daha o günlerden dile getirmiş ve bizleri de bugünü hatırlamamız için bu tarihi bayram ilan etmiş. Biz de o emaneti geleceğe taşımak için en iyi şekilde görevimizi yapacağız. Bunu yapmak için biz çok çalışıyoruz. Öğretmenleriniz çok çalışıyor, anne-babalarınız çok çalışıyor; sizler de çok çalışacaksınız” dedi.
Yunusemre’deki devir teslim
Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda koltuğunu temsili olarak öğrencilere devretti. Şehirlerine lunapark, eğlence merkezleri, okulları için destek, güzel yaşam alanları isteyen öğrenciler verdikleri sosyal mesajlarla da takdir topladı. Öğrencileri dinleyen Başkan Semih Balaban, “İstekleriniz bizim için emirdir” dedi. Dünyada çocuklara armağan edilen tek bayram olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın önemine vurgu yapan Başkan Balaban, “Kurucumuz ve Kurtarıcımız Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklarımıza armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda çocuklarımızla güzel duygular yaşadık. Hepsi bizim göremediğimiz düşünceleri o güzel dünyalarında bize anlattılar. Ben başta kendi çocuklarımız olmak üzere tüm dünyadaki çocuklara ve onları yetiştiren annelere teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız. Gününüz kutlu olsun çocuklar. Ben de sizi kutluyorum. Buraya neşe kattınız” diye konuştu. Başkan Balaban’a eşi Serap Balaban eşlik etti. – MANİSA
]]>Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinden 8 yaşındaki bir çocuk mektuba adını yazmayarak, “Teşkilat sizi bulur” ifadesini kullandı.
Teşkilat çalışanlarını çok sevdiğini ve TRT’de yayınlanan “Teşkilat” adlı diziyi takip ettiğini belirten çocuk mektubunda şu ifadelere yer verdi:
“Teşkilat çalışanları devletimiz için çalışıyor. Türk istihbaratı, bizi düşmanlardan koruyan sizlersiniz. Bayrağımız için savaşanlar var. Atatürk 23 Nisan’ı çocuklara armağan etti. Bu ülkeyi kurtaran Atatürk, koruyan ise Teşkilattır. Güvenliğimiz için çalışan ajanları filmlerde izliyorum. Büyüdüğümde ben de sizin gibi kahraman olmak istiyorum.”
“Hiç gizli ajan görmedim”
Küçük Asel ise mektubuna “Bal Arısı” başlığını koyarak, şunları yazdı:
“Bal arıları yaratılış özü itibariyle çalışkan, üretken ve kovanına sadık hayvanlardır. Dışarıdan gelecek tehditlere karşı kovanı canı pahasına korurlar. Kovan benim gözümde yaşadığımız ülkeyi, ana merkezi sistemi temsil ediyor. Arılar ise gizli ajanları temsil ediyor. Her yere gidebilen arıların bin bir emekle çabayla harcadıkları emek vererek yaptıkları bal ise istihbarat bilgi akışını hayal dünyamda yansıtıyor.”
Demir ise mektubunda, “Hiç gizli ajan görmedim. Belki ilerde Cumhurbaşkanı olursam görürüm. Bana yaptıkları gizli işleri anlatırlar.” ifadelerini kullandı.
Mektubuna “Merhaba ajan amcalarım” diye başlayan Hikmet adlı çocuk ise, “Ben televizyonlarda izliyorum. İsrail çocukları öldürüyor. Siz çocuklara yardım edemez misiniz? Yardım edemezseniz çok üzülürüm. Ben babama dua ederken size de ediyorum.” ifadelerini yazdı.
Zeynep adlı çocuk ise mektubunda şöyle dedi:
“Her hafta Teşkilat dizisini izliyorum. ve oradaki abilerin bizler için neler yaptıklarını görüyorum. Ama her pazar babam ile kavga ediyoruz. Dizinin sonunu izleyemiyorum. Lütfen babama söyleyin, dizinin tamamını izlemem için izin versin. Her akşam yatmadan önce dua ediyoruz, etmezsek kabus görüyorum. ‘Allahım, vatanımızı savunan güvenlik güçlerimize güç, kudret ver. Amin!'”
Kalın da çocuklara mektupla yanıt verdi
MİT Başkanı İbrahim Kalın da çocukların resim ve mektuplarını mektupla yanıtladı.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayan Kalın, bu özel gün için gönderilen mektup ve resimleri çok beğendiğini, resimlerin harika olduklarını, mektuplarda çok güzel ifadeler bulunduğunu ifade etti.
Kalın, mektubuna şöyle devam etti:
“Bizi, ülkemizi ve teşkilatımızı çok güzel anlatmışsın. Seni tebrik ediyorum. Senin bu zekan, yeteneğin ve heyecanın beni ve teşkilatta çalışan arkadaşlarımı da mutlu ediyor. Mektubunda, bize güvendiğini söylüyorsun buna özel olarak sevindiğimi belirtmek istiyorum. Zira senin bize güvenmen demek işimizi doğru yaptığımız anlamına geliyor. Senin ve arkadaşlarının Milli İstihbarat Teşkilatına güvenmesi demek bizim işimize daha iyi, daha güçlü, daha etkin ve daha büyük bir heyecanla yapmamızı sağlıyor.
Ben ve teşkilatta çalışan tüm arkadaşlarım senin, anne ve babanın, ailenin, arkadaşlarının, okulunun, köyünün, şehrinin ve ülkemizin güvenliği için buradayız. Ülkemizi her türlü tehlikeye karşı korumak için gece gündüz demeden çalışıyoruz. Bu kutsal görevi yerine getirirken senden böyle güzel mektuplar, resimler, şiirler ve yeni fikirler almak çok güzel.”
Ülke güvende olduğunda bölgenin de güvende olduğunu aktaran Kalın, ama ülkeyi güvende yapmak için bölgeyi ve dünyayı da güvenli bir yer yapmak zorunda olunduğunu belirtti.
Kalın, mektubuna şöyle devam etti:
“O yüzden senin de tahmin ettiğin gibi dünyanın her yerinde ülkemiz, milletimiz, kardeşlerimiz ve dostlarımız için çalışıyoruz. Teşkilatımızın mottosunu biliyorsun, değil mi? Vatan için her an her yerde. Bizler dünyanın en güzel vatanında yaşıyoruz, onu her an, her yerde korumak için hep birlikte çalışıyoruz. Sen de bu faaliyetin bir parçasısın, biliyor musun?
Nasıl diye merak ediyorsun. Aramızda kalması şartıyla seninle bir sırrı paylaşayım. Sen derslerinde başarılı olduğunda, arkadaşına yardım ettiğinde, küçüklerine sevgi, büyüklerine saygı duyduğunda, anneni babanı mutlu ettiğinde, odanı temiz tuttuğunda, ödevlerini yaptığında, hayvanlara asla kötü davranmadığında, kocaman dünyamız ve upuzun tarihimiz hakkında her gün yeni bir bilgi edindiğinde, iyi bir kitap okuduğunda, güzel yazı yazdığında, resim yapmayı ve müzik aleti çalmayı öğrendiğinde, yeni fikirler ve projeler geliştirdiğinde, göğe bakıp hayal kurduğunda… ülkemizin ve dünyamızın geleceğine çok önemli katkılar sunuyorsun. Nasıl sen bize güveniyor ve bizimle gurur duyuyorsan biz de senin bu güzel faaliyetlerinle gurur duyuyor, sana inanıyor ve güveniyoruz.”
23 Nisan’ın tarihte çok özel bir gün olduğunu, Cumhuriyetin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm çocuklara armağan ettiği bir bayram ve dünyada çocuklara adanmış tek bayram olduğunu ifade eden Kalın, mektubunu şöyle tamamladı:
“Çok özel, çok güzel bir bayram. Bu özel gün hepimizin ama en çok da senin. Bugünün hakkını ver tadını çıkar anlamını düşün ve tebessüm et.
Gazi Meclisimizin kuruluşunun 104. yılını ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum. Devletimizin kurulmasında ve vatanımızın korunmasında emeği geçen tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle yad ediyorum.
Daha nice 23 Nisan’lara sevgi sağlık heyecan mutluluk ve başarıyla kavuşmayı diliyorum. Kendine inan, ülkene güven ve hepimizi gururlandır.”
]]>Köklerden göklere
Fatih Sultan Mehmet’in hocalarından Molla Yegan’ın ders verdiği tarihi medreseyi, Molla Yegan Çocuk Üniversitesi olarak ihya eden Yıldırım Belediyesi, tesisten 6 bin bilim ve sanat meraklısını mezun etti. 18 farklı branşta eğitimlerin verildiği Çocuk Üniversitesi’nde ayrıca hafta içi gerçekleştirilen okul turları ile çocuklar, astronomi ve uzay bilimleri alanında temel pratik eğitimler alma imkanı buluyor. Molla Yegan Medresesi’ni aslına uygun şekilde restore etmekle kalmayıp, işlevsel olarak da özüne uygun bir ilim yuvası haline dönüştürdüklerini ifade eden Başkan Oktay Yılmaz, “Bu mekan nasıl 600 yıl önce bir fetih neslinin yetişmesine katkı sağladıysa bugün de ‘Türkiye Yüzyılı’nın mimarlarının yetişmesine öncülük ediyor. Bu mekana gelen çocuklarımıza kimyadan tutun da uzaya kadar farklı konularda eğitimler veriyoruz. Evlatlarımızın yatkınlık ve yeteneklerine göre çok yönlü bir eğitim ortamı tesis ediyoruz. Bu ekosistemde; bilim, sanat, teknoloji ve değerlerimiz açısından donanımlı çocuklar yetişmesine katkı sağlıyoruz. Molla Yegan Çocuk Üniversitemiz, evlatlarımızın ufkunu açacak, onların hayal dünyasını zenginleştirecek ve yeni Fatihlerin, yeni Aziz Sancarların, yeni Selçuk Bayraktarların yetişmesine vesile olacak” diye konuştu.
Çocuklara özel kütüphane
Barış Manço Kültür Merkezi bünyesinde hizmet açılan ve 6-13 yaş arasındaki çocuklara hizmet veren Mimar Sinan Çocuk Kütüphanesi’nin bünyesinde 6 bin 500 kitabın yanı sıra 700 oyuncak bulunuyor. Çocukların kitapla buluşmanın yanı sıra oyunlar oynayabildiği, atölye çalışmalarına katılabildiği kütüphaneden 15 gün arayla 3 kitap ve 1 oyuncak ödünç alınabiliyor. Toplumların geleceğinin teminat altına alınmasının donanımlı, mutlu bireyler yetiştirmek ile mümkün olduğunun altını çizen Başkan Yılmaz, “Bizim en önemli ve öncelikli vizyonumuz Yıldırım’ı dönüştürmek. Tabi biz dönüşüm derken, sadece kentsel dönüşümü, altyapı ve üstyapı çalışmalarını kastetmiyoruz. Kentin fiziki dönüşümüyle birlikte kültürel ve sosyal dönüşümü de hedefliyoruz. İşte bu tesis bu yolda attığımız önemli adımlarımızdan birisi” sözlerini kaydetti.
Spor kenti yıldırım
Yıldırım’ın ‘spor kenti’ kimliğini güçlendirecek çalışmaları hayata geçirdiklerini aktaran Başkan Yılmaz, ilçede sporu yaygınlaştırmak ve tabana yaymak için süratle çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. 365 gün boyunca çocukların ve gençlerin sporla buluştuğu Naim Süleymanoğlu Spor Kompleksi’nde yeni ‘Naim’lerin yetişmesine öncülük ettiklerini belirten Başkan Yılmaz, “Yıldırım’ın spor kenti kimliğini güçlendiren hizmetlerimiz meyvelerini veriyor. Başta Bursa’nın en büyük spor kompleksi Naim Süleymanoğlu Spor Kompleksi olmak üzere ilçemize birçok spor kompleksi kazandırdık. Geride bıraktığımız 5 yılda yaklaşık 200 bin çocuğa spor ve eğitim hizmeti verildi” diye konuştu. – BURSA
]]>İzmir’deki tören, İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Yahşi’nin Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’na çelenk sunmasıyla başladı.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Yahşi, yaptığı konuşmada “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” şiarıyla kurulan TBMM’nin açılışının 104’üncü yılında olmanın gururu ve heyecanını yaşadıklarını söyledi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara bayram armağan etmesinin tesadüf olmadığını dile getiren Yahşi, “Biliyoruz ki çocukların mutlu olmadığı bir dünyada yanlış giden bir şeyler var demektir. Çocukların şen kahkahalarının çınlamadığı bir dünya, yarımdır, eksiktir. Bugün Gazze’den Doğu Türkistan’a zulme maruz kalan her bir çocuk dünyanın vicdan yarasıdır. Onların çıkaramadığı ses olmak, uğradıkları haksızlıklara karşı sesimizi yükseltmek insanlık ödevidir.” dedi.
Törende Vali Süleyman Elban, Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve Ege Ordusu ve Garnizon Komutanı Orgeneral Kemal Yeni, öğrencileri selamladı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in kutlama mesajının okunduğu törende farklı okullardan öğrenciler gösteriler sundu, halk oyunları oynadı, Konak Kemal Atatürk Ortaokulu öğrencileri “Türk diyor ki” ve “23 Nisan” adlı şiirleri okudu.
Vali ve belediye başkanları makamlarını çocuklara bıraktı
İzmir Valisi Süleyman Elban, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla koltuğunu temsili olarak Konak Güzelyalı Ortaokulu 5. sınıf öğrencisi Eda Arabacı’ya devretti.
Arabacı, yaptığı konuşmada kendilerine emanet edilen cumhuriyeti geliştirmek için çalışmaya devam edeceklerini belirterek, tüm okullarda robotik kodlama dersinin olmasını, parkların yakınlarına havuz ve voleybol sahası yapılmasını istedi.
Arabacı, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nü telefonla arayarak, “Merhaba ben İzmir Valisiyim. Ben okulumuzun yanına spor imkanları sağlayacak halı saha, voleybol sahası yapılmasını istiyorum.” dedi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında koltuğunu ilkokul 4. sınıf öğrencisi Alya Ada Nizamoğlu’na bıraktı. Uluslararası alanda Türkiye’yi solist olarak temsil etmeyi düşlediğini belirten 10 yaşındaki Nizamoğlu, “Paylaştıkça Her Şey Güzel” isimli şarkısını seslendirdi.
Denizli
Denizli’de Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasıyla başlayan etkinlikler kapsamında Dr. Necdet Durmuş Ortaokulu 7. sınıf öğrencisi Zeynep Ekin Kalkan, Vali Ömer Faruk Coşkun’un makamına oturdu. Ziya Tıkıroğlu Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen kutlama programında ise öğrenciler gösteri yaptı.
Öğrencilerin TBMM’nin açılışını canlandırdığı törende İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan, bir konuşma yaptı. Törene Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, 11. Komando Tugay ve Garnizon Komutan Vekili Topçu Albay Tamer Karayay ve İl Jandarma Komutanı Albay Hıdır Ayçiçek de katıldı.
Aydın
Aydın’daki tören valilik önündeki Atatürk Anıtı’na İl Milli Eğitim Müdürü Süleyman Ekici tarafından çelenk sunulmasıyla başladı.
Daha sonra Mimar Sinan Salonu’nda devam eden programda farklı okullardan öğrenciler gösteri yaptı.
Vali Yakup Canbolat, çeşitli yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödüllerini verdi.
Programa Aydın Büyükşehir Belediyesi Başkanı Özlem Çerçioğlu, Cumhuriyet Başsavcısı Ali Ulvi Yılmaz, Adalet Komisyonu Başkanı Önder Kürşad Mutlu, Efeler Kaymakamı İlker Arıkan, İl Emniyet Müdürü Mehmet Suat Ekici, İl Jandarma Komutanı Albay Ali Naci Aldemir ve Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin de katıldı.
Manisa
Manisa’da da Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen törende İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Uğurelli, Atatürk Anıtı’na çelenk sundu.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Uğurelli konuşma yaptı, öğrenciler halk oyunları ve cimnastik gösterileri sundu.
Törene Vali Enver Ünlü, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Zafer Tombul, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, Cumhuriyet Başsavcısı Kurtca Eker, İl Emniyet Müdürü Fahri Aktaş, ilçe belediye başkanları, siyasi parti temsilcileri ve kurum müdürleri ile vatandaşlar katıldı.
Uşak
Uşak’ta 15 Temmuz Şehitleri Meydanı’nda düzenlenen programda Vali Turan Ergün ve Belediye Başkanı Özkan Yalım, alandaki çocukların bayramını kutladı, vatandaşları selamladı.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından İl Milli Eğitim Müdürü Halil Yücel, günün anlamına ilişkin konuşma yaptı.
Programda öğrenciler tarafından şiirler okundu, dans ve halk oyunu gösterileri yapıldı.
???????Gül İlkokulu 4. sınıf öğrencisi Fatma Yücel, İstiklal Marşı’nın tamamını seslendirdiği törende 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla düzenlenen yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi.
Programa, Uşak Cumhuriyet Başsavcısı Serdar Durmuş, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Fahri Semiz, İl Emniyet Müdürü Mehmet Ali Kolcu, Adalet Komisyonu Başkanı Kayhan Yıldırım, kurum müdürleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri de katıldı.
]]>ANKARA – Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla koltuğunu temsili olarak Şehit Pilot Levent Öztürk’ün 11 yaşındaki kızı Elif Naz Öztürk’e devretti.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, TBMM’nin açılışının 104’üncü yıl dönümü ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla şehit ve gazi çocukları, Çocuk Hakları Komite Üyeleri ve bakanlık hizmet modellerinden yararlanan ailelerin çocuklarıyla Bakanlıkta bir araya geldi. Çocuklarla yakından ilgilenen Göktaş, onlarla sohbet etti, çocukların sorularını yanıtladı.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın TBMM’nin kuruluşunun 104’üncü yıl dönümüne tekabül ettiğini hatırlatan Göktaş, “Ben dünyanın hiçbir yerinde Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlandığını görmedim. Dünyanın hiçbir yerinde Çocuk Bayramı yokken, Türkiye’mizde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuyla böyle bir gün çocuklarımıza armağan edilmiş. Biz de bu vesileyle bir aradayız. Ben bugün için hepinize teşekkürlerimi sunmak istiyorum. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun. Nice güzel bayramlar olsun.” ifadelerini kullandı.
Bağımsızlık uğruna şehit olan kahramanlara da rahmet dileyen Bakan Göktaş, onların emanetlerine sahip çıkmaya devam edeceklerini vurguladı.
Göktaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonuyla Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda çocuklar için gece gündüz demeden çalışmaya devam edeceklerini belirterek, “Bugün bu makamlarda bizler varız yarın sizler olacaksınız. Yarın bu ülkenin mühendisleri, profesörleri, bakanları, milletvekilleri sizler olacaksınız.” dedi.
“Canla başla çalışacağız”
Bakan Göktaş, makamını temsili olarak Şehit Pilot Levent Öztürk’ün 11 yaşındaki kızı Elif Naz Öztürk’e devretti. Öztürk, Cumhuriyet’in 100’üncü yılında çok özel bir 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutladıklarını belirterek, şunları kaydetti:
“Bu yıl 3 Şubat’ta düşen helikopterin pilotu emekli Albay Levent Öztürk benim babamdı. Bu sebepten ben hem buruk hem de gururla 23 Nisan’ı kutluyorum. Böylesi güzel bir bayrama sahip olduğumuz için mutluyuz. Bir bayram olarak kutladığımız bu günü bizlere armağan eden Mustafa Kemal Atatürk’e ve kahraman büyüklerimize teşekkür ediyorum. Onların bize bıraktığı bu mirası geleceğe taşıyacağız. Bizler de, bizden sonra gelecek çocukların tıpkı bugünkü gibi neşeyle bayramlarını kutlayacakları bir ülke için canla başla çalışacağız. Güzel bir geleceğe sahip olmamız için bizlere verilen emeği karşılıksız bırakmayacağız. Bugün sizden aldığımız bu görevi ileride bizler de gelecek nesillere devredeceğiz.”
“Dünyada savaşlar olmamasını isterim”
Bakan olarak ilk talimatı ve talebinin ne olacağının sorulması üzerine Elif Naz Öztürk, “Ben geleceğimizin iyi olmasını isterim. Herkesin iyi bir gelecekte olmasını ve şu an olduğu gibi dünyada savaşlar olmamasını isterim. Benim yapacağım budur.” cevabını verdi.
Konuşmaların ardından söz alan çocuklar ise Gazze’deki savaşın durdurulması ve oradaki çocukların güvenliği ve huzurunun sağlanmasını diledi.
Çocuklarla birlikte “23 Nisan Kutlu Olsun” şarkısını söyleyen Göktaş, onlarla sohbet etti ve çeşitli hediyeler takdim etti. Çocuklar için savaşsız bir dünya diledi. Öte yandan Göktaş, makamını devrettiği Elif Naz Öztürk’ü tören öncesinde “Hoş geldiniz Sayın Bakanım” diyerek selamladı.
Kabuldeki tüm çocuklarla tek tek tanışan Bakan Göktaş yan yana oturan iki çocuğun isimlerinin Kerem olduğunu öğrenince “O zaman iki Kerem’in ortasında ben bir dilek tutayım” diyerek, çocuklar için savaşsız bir dünya diledi. Göktaş, “Başta Gazzeli kardeşlerimiz olmak üzere dünyada savaş mağduru bütün çocukların bir an önce barışa ve huzura ermesini diliyorum.” ifadesini kullandı.
]]>Menteşe Kent Parkı’nda gerçekleştirilen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliği Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan kutlama töreni Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Kutlama Mesajlarının Okunmasının ardından Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay’ın Konuşması gerçekleştirildi. Konuşmanın ardından 23 Nisan sebebi ile dereceye giren öğrencilere Muğla Valisi İdris Akbıyık tarafından ödülleri verildi.
Törende Konuşma yapan Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, “Bağımsızlık mücadelemizin, milli egemenliğimizin ve demokrasimizin sembolü olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 104. yıl dönümünde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı hep birlikte coşkuyla kutluyoruz. Dünyanın ilk ve yegane çocuk bayramı olarak tarihe geçen, temeli millet egemenliğine dayanan, demokrasinin gereği olarak sevgi, saygı, hoşgörü, dostluk, kardeşlik ve barış kavramları etrafında rengarenk görüntülerle ve dünya çocuklarıyla birlikte kutladığımız bu güzel bayram, Türk milleti olarak bizlere onur ve gurur veriyor. Milli hafızamızda çok önemli yer tutan 23 Nisan 1920 tarihi, Türk milletinin yazgısını belirleyen dönüm noktalarından biridir. Milli Mücadele döneminde çok zor şartlar altında açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile egemenliğin kayıtsız şartsız millettin olduğu tüm dünyaya ilan edilmiş; yeni bir devletin ilk adımları bu kutlu günde atılmıştır. Gazi Mustafa Kemal, Türk milletinin geleceğine yön çizen böylesi anlamlı bir günü, bu memleketin geleceği olan çocuklara atfederek TBMM’nin açılış sevincini çocuklarla paylaşmış, bu günün anlamını daha da pekiştirmiştir” dedi.
Çocuklara seslenen Çay, “Bugün sizin gününüz, sizin bayramınız. Doyasıya gülün, eğlenin, oyunlar oynayın, şarkılar söyleyin. Sizler bahar çiçekleri gibi dünyamızı güzelleştiriyor, kuş cıvıltıları gibi bizlere umut ve neşe veriyorsunuz. Milletimizin yarınlarını şekillendirecek olan sizler, ülkemizin geleceğine yön ve istikamet verecek, bu ülkede söz sahibi olacaksınız. Çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve donanıma sahip milli, ahlaki, manevi ve kültürel değerlerle bezenmiş, sağlıklı ve mutlu nesiller olarak yetişmeniz, ailenize, ülkemize ve tüm insanlığa yararlı bireyler olmanız ve atacağınız adımlarınızın bizimkilerden çok daha büyük olması adına, var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Bu nedenle sizlere sunulan imkanlardan en iyi şekilde yararlanmanız ve kendinizi geliştirmeniz, sizi, ailenizi ve öğretmenlerinizi mutlu edecek; geleceğe hep birlikte daha güvenle bakmamızı sağlayacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 104. yılını kutlamanın gururu ve mutluluğu içerisinde olduğumuz bu özel günde, başta cumhuriyetimizin kurucusu ve TBMM’nin ilk Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere ve kahraman ecdadımızı rahmet ve minnetle yad ediyor; tüm çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten duygularımla kutluyorum” diye konuştu.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlama törenine Muğla Valisi İdris Akbıyık, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Muğla İl Emniyet Müdürü Ali Canbolat, Jandarma Komutanı Tuğgeneral Ali Gemalmaz, Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal, Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar siyasi temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. – MUĞLA
]]>Kurtulmuş, TBMM Başkanlığı Divan Salonu’nda, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile çeşitli okullardan gelen öğrenci ve öğretmenleri, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları kapsamında kabul etti.
Çocukları TBMM’de ağırlamaktan memnuniyet duyduğunu belirten Kurtulmuş, dün TBMM Genel Kurulu’nda koltuğunu 6. sınıf öğrencisi Aysima Arslan’a devrettiğini ve Meclis’i çok iyi yönettiğini anımsattı. Katip üyeler ve geleceğin milletvekillerinin de güzel bir oturum gerçekleştirdiğini vurgulayan Kurtulmuş, çocukları tebrik etti.
23 Nisan’ın dünyada örneği olmayan büyük bayramlardan birisi olduğunu ifade eden Kurtulmuş, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın dünya çocuklarına armağan edilmiş tek bayram olduğunu belirtti. Kurtulmuş, “Bu bayramın, çocuk bayramı olarak genişletilmesinin önemli gerekçelerinden birisi de sadece bugünü ve geçmişi hatırlayıp konuşmak değil, aynı zamanda geleceğe de güçlü şekilde hazırlanmaktır. Sizler, Türkiye’nin, dünyanın geleceğisiniz. Hepinizin büyük bir özgüvenle, büyük birikimle, iyi eğitimle, çevrenize, sevdiklerinize, millete ve vatana faydalı insanlar olarak insanlık ailesinin çok saygın birer ferdi olarak gelişmenizi temenni ediyoruz.” diye konuştu.
Kurtulmuş, bu temennilerin, çocuklara duyulan güvenin bir göstergesi olarak, TBMM’deki makamını, sembolik olarak, çocukların oylarıyla Meclis Başkanı seçilen Aysima Arslan’a devredeceğini söyledi.
Çocuklara her alanda başarılar dileyen Kurtulmuş, çocuklardan ailelerine selamlarını iletmelerini istedi.
“Türkiye’nin geleceği için umut dolu adımlarla ilerlemeye devam edelim”
Aysima Arslan da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 104. yılının sevinçle, coşkuyla ve gururla kutlandığını dile getirerek, bu anlamlı günün, Türk milletine, insanlığa iyilik ve esenlik getirmesini diledi.
Bugünün, TBMM’nin açılış tarihiyle birlikte egemenliğin millete verildiği mutlu bir gün olduğunu kaydeden Arslan, “Bugün milli egemenliğin bayramıdır, kutlu olsun. Dün ve bugün, vatan için canını feda etmiş, başta Cumhuriyetimizin kurucusu olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi şükranla ve saygıyla anıyorum. Onlar, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar ve onun aziz Meclisinin, gök kubbemiz altında açılışına şahit olanlardır. Bugün, onların mirasına layık olmak ve gelecek nesillere daha güzel bir Türkiye bırakmak için çalışmak her Türk evladının görevidir.” ifadesini kullandı.
Böylesine anlamlı bir günde, Türkiye Yüzyılı’nda, Türkiye Yüzyılı’na yakışan gurur dolu bir adım atıldığını ifade eden Arslan, devletin aldığı sağlam kararlar ve milletin güçlü desteğiyle insanlı ilk uzay yolculuğunun gerçekleştiğini hatırlattı. Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu fırsatı bize sunan herkese, ülkemin tüm çocukları adına minnettarım. Bu girişimin ilk olduğunun farkında olduğum kadar son olmadığına olan inancım da tamdır. Türkiye’nin geleceği için umut dolu adımlarla ilerlemeye devam edelim. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın tüm milletimize ve insanlığa barış, huzur, mutluluk getirmesini diliyor, bu anlamlı günü bir kez daha kutluyorum.”
Yeni başkanın ilk icraatı
Konuşmaların ardından TBMM Başkanı Kurtulmuş, makamını Arslan’a bıraktı. Meclis Başkanı olduktan sonra ilk icraatının ne olacağının sorulması üzerine Arslan, “İlk icraat olarak çocukların mutlu, huzurlu bir Türkiye’de yaşaması için en iyi şekilde çalışırdım. Türkiye’deki herkesin mutlu, huzurlu, her zaman yüzlerinden gülücük saçmasını isterdim.” dedi.
“Çocukların daha iyi eğitim aldığı okullar, sınıflar, kulüpler düzenlerdim” diyen Arslan, yardıma muhtaç, ihtiyacı olan çocuklara da yardımda bulunacağını dile getirdi.
Konuşmaların ardında Kurtulmuş, yeni başkan Arslan’dan müsaade isteyerek salondan ayrıldı.
]]>Kurtulmuş, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları kapsamında TBMM Başkanlığı makamını bir öğrenciye devretti. Kurtulmuş, burada yaptığı konuşmada, “Sevgili çocuklar sizleri burada TBMM’de ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Aysima Hanım’a dün başkanlığı devrettik. Meclis’i fevkalade bir oturum başkanlığı ile yönetti. Aynı şekilde katip üyelere de siz söz alan değerli evlatlarımız da geleceğin milletvekilleri de fevkalade bir oturum gerçekleştirdiniz” dedi.
“SİZLER TÜRKİYE’NİN VE DÜNYANIN GELECEĞİSİNİZ”
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın dünyada örneği olmayan büyük bayramlardan biri olduğunu söyleyen Kurtulmuş, “Bütün dünyaya, dünya çocuklarına armağan edilmiş tek bayram 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’dır” diye konuştu. Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu bayramının çocuk bayramı olarak genişletilmesinin önemli gerekçelerinden birisi de sadece bugünü ve geçmişi hatırlayıp konuşmak değil, aynı zamanda geleceğe de güçlü bir şekilde hazırlanmaktır. Sizler Türkiye’nin ve dünyanın geleceğisiniz. Hepinizin büyük özgüvenle, eğitimle çevrenize, ailenize sevdiklerinize faydalı insanlar olarak, vatana ve millete faydalı olarak insanlık ailesinin çok saygın birer ferdi olarak yetişmenizi ve gelişmenizi temenni ediyorum.
Bugün de bu temennilerimizin ve güvenin bir göstergesi olarak TBMM Makamı’nı sembolik olarak dün sizlerin oylarıyla seçtiğiniz Aysima Hanım’a devredeceğiz. Tekrar hoşgeldiniz, sizlere üstün başarılar diliyorum. Her alanda üstün gençler olarak yetişeceğinize inanıyorum. Bu vesileyle anne ve babalarınıza selamlarımızı iletmenizi istirham ediyorum.”
“TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ İÇİN UMUT DOLU ADIMLARLA İLERLEMEYE DEVAM EDELİM”
Meclis Başkanlığı makamına oturan 6. sınıf öğrencisi Aysima Arslan ise yaptığı konuşmasında, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 104. yılını sevinçle, coşkuyla ve gururla kutladığımız bu anlamlı günün tüm milletimiz ve insanlık için iyiliklere, esenliklere ve güzelliklere vesile olmasını diliyorum” dedi. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın önemine dikkati çeken Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Genel Kurul’da yaptığım konuşmamda da belirtiğim gibi bugün TBMM’nin açılış tarihiyle birlikte egemenliğin millete verildiği mutlu bir gün. Bugün milli egemenliğin bayramıdır. Kutlu olsun. Dün ve bugün vatan için canını feda etmiş, başta cumhuriyetimizin kurucusu olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi şükranla ve saygıyla anıyoruz. Onlar Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar ve onun aziz Meclis’inin gök kubbe altında açılışına şahit olanlardır. Bugün onların mirasına sahip olmak ve gelecek nesillere daha güzel bir Türkiye bırakmak için çalışmak, her Türk evladının görevidir. Böylesine anlamlı bir günde Türkiye yüzyılında ilk defa gerçekleşen bir olaydan da bahsetmek istiyorum. Türkiye yüzyılına yakışan gurur dolu bir adım atıldı. Devletimizin aldığı sağlam kararlar ve milletimizin güçlü desteği sayesinde ilk insanlı uzay yolculuğumuzu gerçekleştirmiş bulunmaktayız. Bu fırsatı bize sunan herkese, ülkemin tüm çocukları adına minnettarım. Türkiye’nin geleceği için umut dolu adımlarla ilerlemeye devam edelim. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın tüm insanlığa barış, huzur ve mutluluk getirmesini diliyor ve bu anlamlı günü bir kez daha kutluyorum.”
“YARDIMA MUHTAÇ ÇOCUKLARA YARDIMDA BULUNURDUM”
Meclis Başkanı olarak Kurtulmuş’un koltuğuna oturan Arslan, “İlk icraatınız ne olacak?” sorusuna; “İlk icraatım çocukların mutlu ve huzurlu bir Türkiye’de yaşaması için çalışmak. Çocuklar için onların daha iyi bir eğitim aldığı okullar, sınıflar, kulüpler düzenlerdim. Yardıma muhtaç çocuklara da yardımda bulunurdum.” yanıtını verdi.
]]>Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 104’ncü yıl dönümü ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı çerçevesinde Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı Hizmet Binası önünde bulunan Atatürk Anıtı’na çelenk sunma töreni düzenlendi. Törene, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Genel Sekreter Cansel Tuncer, Genel Sekreter Yardımcıları, Başkan Danışmanları, Daire Başkanları, Şube Müdürleri, Belediye Personeli, Zabıta Personeli, Büyükşehir Belediyesi Aday İzcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Başkan Böcek, koltuğunu devir ettiği Anıl Kılınçkaya ile birlikte Atatürk Anıtına çelenk sundu. Başkan Böcek ve törene katılan çocuklar coşkuyla bayrakları dalgalandırdı.
Koltuğunu devretti
Çelenk sunma törenin ardından Büyükşehir Belediye Başkanlığı makamında devir teslim töreni yapıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, koltuğunu Fatmagül Özpınar İlkokulu 4. Sınıf öğrencisi Anıl Kılınçkaya’ya devretti. Devir teslimde Anıl Kılınçkaya’ya Milli Eğitim İlçe Müdürü Yakup Hoplar, Okul Müdürü Mehmet Aşık Doğan, annesi Dilek Kılınçkaya ve babası Mustafa Kılınçkaya eşlik etti.
Atamızı örnek alarak çalışacağım
Başkanlık koltuğunu Başkan Böcek’ten devralan Anıl Kılınçkaya da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayarak, şöyle konuştu:
“Mustafa Kemal Atatürk gibi ileri görüşlü, ülkesine faydalı ve çocukları çok seven bir başkan olarak görevimi yürütmek istiyorum. Belediye Başkanı olarak öncelikle sokaklara çöp atılmasını engelleyen bir takip sistemi kurmak istiyorum. Çocukların güven içinde oynayabileceği yeşil alan parkları çoğaltacağız. Parkların yanına tarım bahçeleri yaparak, her çocuğun sebze meyve yetiştirmesine imkan sağlamak istiyorum. Okullarda ihtiyacı olan çocuklara ücretsiz yemek hizmeti vereceğim. Bu yemekleri de ev kadınlarına yaptırarak, onlara da iş imkanı sağlayacağım. Halk Ekmek fabrikalarının çoğaltılmasını sağlayacağım. Görevi bana devreden Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’e şükranlarımı sunuyorum.”
“Çocuklara armağan en büyük bayram”
Çok önemli ve gurur dolu bir gün yaşadıklarını kaydeden Başkan Muhittin Böcek, “Cumhuriyetimizin de kurulmasına vesile olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 104’ncü yıl dönümünde başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü kahraman gazileri ve tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Dünyada çocuklara armağan edilen en büyük bayramı yaşıyoruz. Bu kutsal görevi Anıl Kılınçkaya’ya devretmekten büyük mutluluk duydum. Atamızın ‘Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet’i biz kurduk, O’nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz’ diye işaret ettiği günler bu yaşlardan başlıyor. Anıl Başkanımızın yapacağı çalışmalar da çevre var, kadınlara destek var, çocuklar var” diye konuştu.
Başkan Böcek ve Anıl Kılınçkaya daha sonra birlikte 23 Nisan resmi törenlerini izledi. – ANTALYA
]]>Bu yıl 104’üncüsü kutlanan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, İstanbul’da resmi törenle başladı. Taksim Cumhuriyet Anıtı önündeki programa İstanbul Valisi Yardımcısı Mustafa Kaya, İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İstanbul Barosu Başkanı Filiz Saraç, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, çok sayıda siyasi parti, dernek ve kurum temsilcisi ve İBB’nin düzenlediği “Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali” kapsamında İstanbul’da ağırlanan, aralarında Filistin ile Ukrayna’dan gelen öğrencilerin de bulunduğu yabancı ülkelerden çocuklar da katıldı.
Resmi törenin ardından diğer çelenkler de anıta bırakıldı. Burada gazetecilere açıklama yapan Ekrem İmamoğlu, Taksim’deki Cumhuriyet Meydanı’nın İstanbul için önemine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Sultanahmet Meydanı, işgale karşı direnişin ilk sesinin çıktığı yerdir. Daha sonra Cumhuriyet dönemi boyunca Taksim Meydanı, birçok gösteriye, birçok hak arama mücadelesine şahitlik etmiş bir meydandır ve burası, hepimiz için Ata’mızın huzurunda, İstanbul’umuzun en güzel, en önemli anlarında buluşma noktasıdır. Bugün de içimizi çok kıpır kıpır eden ve her insanın çocukluğundan beri hafızalarında belki en güzel anılarını hissettiren, hatırlatan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızın kutlamasının başlangıç anını yaşıyoruz. Az önce protokol gereği Milli Eğitim Müdürlüğü’nün çelengi koyuldu. Ardından büyükşehir belediyemiz, Beyoğlu Belediyemiz ve bütün siyasi parti başkanlıkları çelenkleri sunuldu.
“ÇOCUKLARA EMANET EDİLMESİ MUAZZAM DÜŞÜNCELER”
Gün boyu etkinliklerimiz var. İstanbul’umuzun farklı noktalarında çok değerli kutlamalarımız var. Aslında bayramı kutlamak, bir arada olmak, tarifi şöyle yapabiliriz. Milletimiz adına iyi günde, kötü günde bir olabilmek, birlikte olabilmek duygusunun en önemli anlarından birisi de bayramları kutlayabilmekte. Bayramları kutlayabilmekte derken bu coşkuyu hissedebilmekte. Bir de dünyada çok az millete nasip olan, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde kurulan Cumhuriyetimizin belki ilk ışığını yakan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun, milletin egemenliği kavramıyla insanlarımıza hediye edilmiş bir bayram haline gelmesi, dünyada çok az rastlanır bir şey. Cumhuriyet Bayramı’mız var, ülkelerin benzer kuruluş gün, bayramları var ama tematik anlamda baktığınızda çocuklara emanet edilmiş, gençlere emanet edilmiş 100 yıl önce. Bunlar, muazzam düşünceler.
“DÜNYADA HER ÇOCUĞUN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ TALEP EDİYORUZ”
Çocuklara emanet edilen duyguya bakar mısınız? Milli egemenlik duygusuyla beraber çocukların bayramı. Yani çocukların aslında özgürlüğü. Bugün neyi haykırıyoruz? ‘Filistin’de çocuklar ölmesin’ diyoruz ya da başka savaş olan ülkelerde çocuklar savaşlarda katledilmesin, öldürülmesin istiyoruz. Aslında dünyada her çocuğun özgürlüğünü talep ediyoruz. Ata’mız ise 1920’deki Millet Meclisi’nin kuruluşundan sonra çocukların özgürlük duygusunu yaşayabilecekleri, hissedebilecekleri, özgürlüğün ne kadar önemli olduğunu, kula minnet etmemenin, bireysel olarak özgür olmanın, fikri hür vicdanı hür olmanın, aklın, bilimin ışığında hayata bakabilmenin bayramını ilan etmiş. Kime etmiş? Bu cennet vatanın her köşesindeki insanın evlatlarına. Hakkari’deki çocuklarımıza, Diyarbakır’daki çocuklarımıza, Artvin’deki çocuklarımıza, Edirne’deki, Kars’taki, Samsun’daki, Sivas’taki, Trabzon’daki, Antalya, Mersin, Gaziantep, Burdur, Uşak, İzmir… Fark etmiyor. Etnik köken fark etmiyor.
“23 NİSAN, MİLLETİMİZİN HER FERDİNE EMANETTİR”
Az önce bir evladımız yanımıza geldi. Annesi Afrikalı, babası Türk olan bir çocuğumuz ve bizim çocuğumuz. Onun fikri hür, vicdanı hür yetişmesi için bize bir çocuk emanet edilmiş. Onun için 86 milyon insanımızın coşkuyla ve gururla kutlaması gereken bir bayramdır 23 Nisan. Milletimize emanettir. Milletimizin her ferdine emanettir. Siyaset vesaire her şey bir kenara; milletimizin bir arada olma, bir olma duygusuna emanettir. Ben bu emaneti karşılamanın gururunu yaşıyorum ve burada, bu güzel anıtın önünde coşkuyla, duyguyla, yüksek duyguyla ve sorumluluk duygusuyla Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızı kutluyorum. Elbette içim neşeyle dolu ama aynı zamanda içim büyük sorumluluklarla dolu. Umarım bu memleketin evlatlarına, güzel bebelerine, çocuklarına mahcup olmayan yöneticiler oluruz. Muhtemeldir ki bir şehrin, bir ülkenin uygarlık seviyesi, çocuklarının ne kadar mutlu, huzurlu ve umutlu olduğuyla paraleldir. Biz umut ederiz ki, o çağdaşlık seviyesini bu milletin bütün evlatlarına yaşatan yöneticiler olalım. Bayramımız kutlu olsun.”
Alanda bulunan yabancı ülkelerden ve Türkiye’nin farklı noktalarından gelen çocuklarla hatıra fotoğrafları çektiren İmamoğlu, itfaiye ekipleri ile de selamlaştı.
]]>İzmir’de Valilik tarafından düzenlenen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları, Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleşti. Atatürk Anıtı’na İl Milli Eğitim Müdürlüğü çelenginin sunulmasıyla tören başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından bayraklar öğrenciler tarafından göndere çekildi. Törene İzmir Valisi Süleyman Elban, Ege Ordusu ve Garnizon Komutanı Orgeneral Kemal Yeni, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir Milletvekilleri, siyasi parti temsilcileri, dernek ve STK temsilcileri ile çok sayıda öğretmen, öğrenci ve aileleri katıldı.
Günün anlam ve önemine ilişkin konuşmasını gerçekleştiren İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Yahşi, “Aziz milletimizin tarihinde önemli bir dönüm noktası olan ve ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir’ şiarıyla kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 104. yılına vasıl olmanın gururunu ve heyecanını paylaşıyoruz. Bir asır önce umutla, inançla ve dualarla açılan Gazi meclisimiz, vatanımızın işgal edildiği bir dönemde milletimizin hürriyet ve istikbal davasının kalbi olmuştur. İstiklali genlerine kodlamış, Hakimiyet-i Milliye anlayışını her zerresiyle yaşayan ve yaşatan milletimiz, bu iradesini nesilden nesle aktarmıştır. Uğruna dünyada emsali görülmemiş bedeller ödenen mukaddes vatan toprağının her karışında kahraman ecdadımızın hayalleri, rüyası, duası olduğunu biliyoruz” dedi.
“Çocuklar Türkiye yüzyılını Türkiye bin yılına taşıyacak”
23 Nisan’ın çocuklara armağan edilmesinin tesadüf olmadığının altını çizen Yahşi, “Milletimizin yaradılışındaki bu hasletleri en iyi şekilde tahlil eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu bayramı evlatlarımıza armağan etmesi asla bir tesadüf değildir. ‘Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır’ ifadesiyle tasavvur ettiği bu ruh kudreti aziz vatanımızın istikbalinin ve ikbalinin teminatıdır. Şüphesiz ki bu vatanın evlatları şanlı mazimizden aldıkları ilhamla bu coğrafyaya aidiyetimizi baki kılacak, güzel ülkemizin şarkısını dünyanın dört bir yanında duyuracaktır. Şüphesiz ki onlar, Türkiye yüzyılını Türkiye bin yılına taşıyacak, ay yıldızlı sevdamızı ebediyetin göğünde dalgalandıracaktır” ifadelerine yer verdi.
“Çocukların mutlu olmadığı bir dünyada yanlış giden bir şey vardır”
Velilere seslenen Ömer Yahşi, çocukların mutlu olmadığı bir dünyada, yanlış giden bir durumun olduğuna dikkat çekti. Sözlerini sürdüren Yahşi, Gazze’den Doğu Türkistan’a, birçok yerde zulme maruz kalan çocukların da dünyanın vicdan yarası olduğunun altını çizdi.
Konuşmasında son olarak Öğretmenlere de seslenen Yahşi, şunları kaydetti:
“Medeniyet kurucu bir nesil yetiştirmek üzere çıktığımız bu yolculukta evlatlarımız, sizlerin rehberliğinde insanlık tarihinde iz bırakan işlere imza atacaklar. İzmir eğitim ailesi olarak çocuklarımızın ışıl ışıl parlayan gözlerinden aldığımız ilhamla onlara daha iyi bir dünya, huzurlu ve müreffeh bir gelecek bırakmak için tüm gücümüzle çalışmayı sürdüreceğiz.”
Çocukların gösterileri bayrama renk kattı
Konuşmaların ardından Cumhuriyet Meydanı’nda sahne alan her yaştan öğrenci, yöresel kıyafetler ve kırmızı-beyaz flamalar eşliğinde renkli gösterilere imza attı. – İZMİR
]]>Bakan Tekin, TBMM’nin açılışının 104’üncü yıl dönümü ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla çeşitli okullardan gelen öğrencileri kabul etti.
Anıtkabir ve TBMM’deki törenlerin ardından Bakanlığa gelen Tekin, burada ellerinde Türk bayrakları taşıyan çocuklarca karşılandı. Çocuklar, bando takımı eşliğinde Bakan Tekin’e makam odasına kadar eşlik etti.
Kendisini ziyarete gelen öğrencilerle bir süre sohbet eden Tekin, makamını temsili olarak Gölbaşı İnönü Ortaokulu öğrencisi 11 yaşındaki Irmak Genç’e devretti.
Bakan Tekin, “23 Nisan, hem çocukların hem de milletin bayramı. İkisi aynı anda olunca bütün milletimiz 86 milyonun tamamı bayram etmiş oluyor. Artık bundan sonra yeni Milli Eğitim Bakanımız burada. İnşallah bundan sonra sizin için güzel kararlar alır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Eğitim imkanlarının her geçen gün daha iyiye gideceğine inanıyorum”
Minik Bakan Genç, dünyanın en güzel ülkelerinden birinin varisleri olmanın mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti.
Makama geçtiği andan beri Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Eğitim Bakanı olmanın, bu sorumluluğu taşımanın heyecanını, biraz da olsa anlama imkanı bulduğunu dile getiren Genç, “Elimden gelse ben de bütün çocukları, tüm arkadaşlarımı hemen en iyi standartlara kavuşturmak isterim. Burada nasıl çalışıldığını gördüm ve eğitim imkanlarının her geçen gün daha iyiye gideceğine inanıyorum. Elbette benim de bir çağrım var, Atatürk’ün bize armağan ettiği bu güzel günde tüm dünya çocuklarının sevincimize ortak olmaya ve birlikte dünyamızı daha sürdürülebilir, daha adil, daha mutlu bir yer yapmaya davet ediyorum.” diye konuştu.
Çocuklara armağan edilen bu özel günde Gazze’de yaşananlara da değinen Genç, “Gazze’deki arkadaşlarımızın acılı günlerinin son bulmasını diliyorum. Tüm dünya çocukları için barış diliyor ve hiçbir çocuğun böyle acılar yaşamamasını temenni ediyorum.” dedi.
Miras olarak devraldıkları bu cennet vatanı daha da ileriye taşımak, emanetlerini korumak ve geliştirmenin çocukların görevi olduğunu ifade eden Genç, bu görevi yerine getirirken birlik ve beraberlik içinde olunması gerektiğini vurguladı.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Genç, “İlk icraatınız ne olacak?” sorusunu, “Ben okullara daha çok atölye, müzik, resim, spor salonları açmayı düşünüyorum. Çünkü çocuklarımızın kendilerini geliştirmesi konusunda daha fazla üzerinde durmalarını istiyorum.” şeklinde cevapladı.
“Teneffüs ve tatil sürelerinde bir değişiklik olacak mı?” sorusuna da Bakan Genç,”Teneffüs ve tatil sürelerinin gayet yeterli olduğunu düşünüyorum.” yanıtını verdi.
Bakanlık bahçesi 1000’e yakın çocuk için hazırlandı
Bakan Tekin ve Irmak Genç, bu yıl 23 Nisan kutlamalarında ilk kez Bakanlık bahçesine çocuklar için kurulan etkinlik alanını ziyaret etti.
Atölye çalışması ve geleneksel oyun, müzikli aktiviteler, bilim, sanat, ebru atölyeleri, geleneksel oyunlar, şişme oyuncakların kurulduğu Bakanlık bahçesindeki etkinliklere katılan 1000’e yakın çocukla buluşan Bakan Tekin, minik misafirlere patlamış mısır ikram etti, çeşitli hediyeler verdi.
Öğrenciler, bayrama özel mesajların yer aldığı “Gazete Çocuk” ile Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 23 Nisan’a özel nüshasını, Bakanlığın minik misafirlerine ve Atatürk Bulvarı’ndan geçen vatandaşlara dağıttı.
]]>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, tüm yurtta olduğu gibi Mersin’in Toroslar ilçesinde de coşkuyla kutlandı. Bu çerçevede Toroslar Yusuf Bayık İlkokulu 3. sınıf öğrencileri, Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız’ı ziyaret etti.
Minik öğrenci Eylül Kutlu’nun başkanlık koltuğunu bir günlüğüne devraldığı ziyarette, Yusuf Bayık İlkokulu öğrencileri Miran Mert, Berfin Özer ve Muhammed Emin Yılgın da hazır bulundu. Okul Müdürü Ferda Yıldız Yakut ve öğretmenleri de öğrencilerine eşlik etti.
Başkan Yıldız, misafirlerini kapıda tek tek karşılayarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladı, heyecanlarını ve hayallerini paylaştı.
“Her yıl 23 Nisan’da çocuk festivali yapılsın”
İlçede yürütülen hizmetler ve belediyenin işleyişi hakkında bilgiler veren Başkan Yıldız’ın koltuğunu emanet alan minik Eylül, Toroslar Belediye Başkanı olarak yapmak istediği çalışmaları anlattı. İlk olarak her yıl 23 Nisan günü çocukların eğlenebileceği, etkinliklerin yapıldığı bir çocuk festivali düzenlemek istediğini aktaran Eylül Kutlu, diğer çalışmalarını da açıklayarak, “İkinci olarak, sokaktaki dostlarımıza karşı duyarlılığı artırmak için mahallelere su, mama konulacak alanlar oluşturmak ve buraların görevliler tarafından takip ettirilmesi, başıboş bırakılmamasıdır. Üçüncü olarak yeşil alanların ve çocuk oyun alanlarının çoğaltılması, sportif amaçlı tesislerin mahallelerde kolay ulaşılabilecek yerlerde olması, dördüncü olarak kadınlarımızın ev ekonomilerine ve kendilerine katkı sağlaması amacıyla mahallelerde kurulan semt pazarlarında, onlar için yer ayarlanması ve belediye tarafından da kadınların kendi ürettiklerini pazarlamalarına destek verilmesini istiyorum. ve son olarak da Yusuf Bayık İlkokulu’nun bahçesine öğrencilerin teneffüslerde oynayabileceği survivor parkı yaptıracağım. Belediye Başkanı olarak özellikle sahada yapılan tüm çalışmaları denetleyeceğimize, halkımızı her zaman dinleyeceğimize şahsım ve ekibim adına söz veriyorum” dedi.
Minik Eylül, Toroslar Belediye Başkanlığı koltuğunu kendisiyle paylaşan Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız’a da teşekkür etti.
“Çocukların mutlu olduğu dünyada herkes mutlu olur”
Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız ise koltuğunu 23 Nisan’da bir günlüğüne Eylül’e devretmekten mutluluk duyduğunu dile getirerek; “23 Nisan çok önemli bir gün. 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. O günden bugüne ülkemizde milletvekili ve belediye seçimleri yapılıyor. Eylül başkanımın önerisiyle seneye çok büyük bir çocuk festivali yapmalıyız ve hazırlıklara başlamalıyız. Çocukların mutlu olduğu dünyada herkes mutlu olur. Çünkü onlar geleceğimiz. Bu ziyaretten dolayı da mutlu oldum ve koltuğumu güvenle teslim ettim” ifadelerini kullandı.
Başkan Yıldız, belediye kaynaklarını etkin ve verimli kullanmanın önemine vurgu yaparak; “Kamu kurumlarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve halkımızın bütünüyle hepimiz elimizi taşın altına koyalım ve bu kenti daha yaşanabilir, daha konforlu ve daha kaliteli hale getirelim. Toroslarımızda ihmal edilmiş epey işler var. Ancak Toroslar’ın güçlü bir kaynağı, ciddi imkanları da var. Zengin bir bütçeye sahip. Geçtiğimiz yıl Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi olduğumdan dolayı biliyorum. Bu kaynakları rasyonel kullanabilirsek, har vurup harman savurmazsak sorunları daha kısa sürede çözebiliriz” şeklinde konuştu. – MERSİN
]]>Yeşilyurt Belediyesi Topsöğüt Yeşilkonak Erdem Okulu öğretmenleri ve öğrencileri, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof.Dr.İlhan Geçit’i makamında ziyaret ettiler.
Ziyaret sırasında makamı öğrencilerden Fatma Nazlı’ya devreden Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan Geçit, minik başkana bir talimatı olup olmadığını sordu. Kendisine makamı devreden Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan Geçit’e teşekkürlerini sunan Fatma Nazlı, 6 Şubat depremlerinde büyük zarar gören Yeşilyurt’un en kısa sürede ayağa kaldırılması talimatını verdi.
Tüm çocuklar olarak barışın olduğu, savaşsız bir dünya istediklerini ifade eden Fatma Nazlı, “İlk talimatım yıkılan Yeşilyurt’un tekrardan ayağa kaldırılmasıdır. Çocukların doyasıya eğlendiği park ve yeşil alanların artırılmasını, çocuklar için kitap kulübü kurulmasını istiyoruz. Çocuklar için savaşsız bir dünya diliyorum” şeklinde konuştu.
Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan Geçit ise, çocukların yüzünün güldüğü, geleceğe umutla baktığı bir dünyada barışın, huzurun ve refahın hakim olacağını söyledi.
Tüm çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını tebrik ederek kutlayan Başkan Geçit, ” Dünyada tek çocuk bayramına sahip olmak hepimiz adına en büyük mutluluk kaynağıdır.Çocuklarımız geleceğimiz ve umudumuzdur. Tüm çocuklarımızın bilgili, donanımlı ve güzel yetişmesi bizim için çok önemlidir. Geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızın sağlığı, huzuru ve alacakları eğitimler ise ayrı bir önem taşımaktadır. Çocuklarımız ve gençlerimizin de alacakları bayrağı en güzel şekilde taşıyacaklarına, her birinin farklı alanlarda yapacakları çalışmalarla ülkemizin kaynaklarını en güzel şekilde değerlendireceklerine ve toplum yararına kullanacaklarına bizler yürekten inanıyoruz. Bu vesileyle tüm dünya çocuklarının 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyorum. Tüm dünyaya birlik ve beraberlik getirmesini temenni ediyorum. Böylesine özel bir bayramı bizlere armağan eden ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve kahraman ecdadımızı saygı ve minnetle yad ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Konuşmasının devamında Fatma Nazlı’nın talimatlarının önemine dikkat çeken Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan Geçit ise, “6 Şubat depremlerinde Antakya’dan sonra en fazla etkilenen ilçemizi iki yıl içerisinde ayağa kaldıracağımızı beyan etmiştik. Bu sözümüzün arkasındayız. Bu talebin Fatma Nazlı kızımızdan gelmiş olması da bizi ayrıca mutlu etti. Bununla birlikte çocuklar için Kitap Kulübü kurulması talimatını ise bizler daha ileri bir boyuta taşıyacağız ve 06-12 yaş arası Çocuk Kütüphanesi kuracağız. Aile fertlerinin de eğitim çalışmalarını yerinde takip edebilecekleri ortamlar oluşturacağız. Bu projeyi de en kısa sürede çocuklarımızla buluşturacağız. Çocuk Kitap Kulübü de bu projenin bir parçası olacak. Savaşın olmadığı, barışın ve huzurun hakim olduğu bir dünya herkesin ve hepimizin en büyük ihtiyacıdır. Fatma kızımızda konuşmasında bunu öne çıkarttı, kendisini tebrik ediyorum. Bir hekim olarak ta sağlığın ve hayatın ne kadar kıymetli olduğunu iyi biliyorum. Savaşlarda hayatını kaybeden başta Filistin’deki evlatlarımız olmak üzere tüm çocuklarımızı rahmetle anıyoruz. Hepimizin tek arzusu savaşın olmadığı bir dünyadır” diye konuştu.
Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan Geçit konuşmasından sonra tek tek ilgilendiği çocuklara çeşitli hediyeler dağıttı. – MALATYA
]]>(İZMİR)– İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla temsili olarak büyükşehir belediye başkanlığı görevini ilkokul öğrencisi Alya Ada Nizamoğlu’na devretti.
İzmir Büyükşehir Belediyesi Egemenlik Evi başkanlık makamındaki temsili devir teslim töreninde görevini Nizamoğlu’na devreden Başkan Tugay, Mustafa Kemal Atatürk’ün 104 yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurarak Türkiye Cumhuriyeti yolunda önemli bir adım attığını kaydetti. Tugay, “Mustafa Kemal Atatürk, bir padişah tarafından değil de halkın temsilcileri tarafından yönetilmesi için Meclis’i kurmuş. Bugün onun açılışının yıl dönümü. Bizim için çok önemli bir gün. Ama bugünün bir özel tarafı da Atatürk’ün bu bayramı çocuklara armağan etmesi. O nedenle biz bugün çocuklarımızı onurlandırmak, onların daha keyifli vakit geçirmesini sağlamak için bir sürü şey yapıyoruz. Aynı zamanda kendi görevlerimizi, makamlarımızı da çocukların temsilcilerine bırakıyoruz. Onlara diyor ki; bu ülkenin geleceği sizsiniz. İlerde sizin sahip olduğunuz bu ülkenin, daha güzel olması için siz de demokrasiye, milli egemenliğe, meclise, Atatürk’ün bize bıraktığı mirasa sahip çıkmalısınız. Çocukları çok seviyoruz. İnşallah, güzel bir geleceğiniz olur. Bayramınız kutlu olsun” diye konuştu.
“SİZLERDEN ALDIĞIMIZ BU BAYRAĞI ÜLKEMİZİN EN GÜZEL YERLERİNE TAŞIYACAĞIZ”
Tugay, konuşmasının ardından koltuğunu “23 Nisan günü koltuğumuzu sizlere devrediyoruz, hayırlı olsun. Artık belediye başkanısınız, başarılar diliyorum” diyerek Nizamoğlu’na bıraktı. Tugay’dan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini devralan Konak Mehmet Akif Ersoy İlkokulu 4. sınıf öğrencisi Alya Ada Nizamoğlu ise “Bu güzel görevde bulunmamda emeği olan, üyesi olduğum Çocuk Belediye görevlisi büyüklerime ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay’ a teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.
Nizamoğlu, sözlerinin devamında ise “Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, tüm silah arkadaşlarını, şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle anıyoruz. Bizler vatanımızı, bayrağımızı korumayı, insan sevgisini, çalışkan ve dürüst olmayı kıymetli anne, babalarımızdan ve değerli öğretmenlerimizden öğreniyoruz. Bugünün çocukları, yarının büyükleri olarak, sizlerden aldığımız bu bayrağı, ülkemizin en güzel yerlerine taşıyacağız. Bizlere gösterdiğiniz güvene, verdiğiniz değere ve sevgiye layık olacağız. Barışın tüm dünyayı kucakladığı, yeryüzündeki tüm çocukların eşit şartlarda olduğu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız kutlu olsun” ifadelerini kullandı.
Şehirlerin geleceğinin gençler ve çocuklar üzerine kurulması gerektiğini kaydeden Alya Ada Nizamoğlu, “Belediyeler çocuk dostu oldukça, çocuklar ve aileleri tarafından daha çok sevilir, tercih edilir. Hayat ağacı gibi kök salar, basit bir yapı olmak yerine, içinde yaşayanlara hayat verirler” diyerek İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak yapmak istediklerini ise şu şekilde ifade etti:
“Yeteneklerimizi keşfetmeye yönelik ücretsiz kursların arttırılması, hayvan sevgisini hissedebilmek için sokak hayvanlarının ihtiyaçlarına yönelik bütçenin arttırılması. Sanatı ve sanatçıyı daha iyi gözlemleyebilmemiz için çocuklara yönelik etkinliklerin ve duyurularının arttırılması. ‘Hareket sağlıktır’ düşüncesiyle yürüyüş günleri düzenlenmesi.”
Devir teslimin törenin ardından İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Alya Ada Nizamoğlu’na günün anısına hediye takdim etti. Öte yandan tören sonrasında Alya Ada Nizamoğlu, şarkı söyledi.
]]>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile TBMM’nin açılışının 104. yıl dönümü dolayısıyla devlet erkanı Anıtkabir’deki törene katıldı. Törende Kurtulmuş’un yanı sıra Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, MHP TBMM Başkanvekili Celal Adan ve milletvekilleri yer aldı. Devlet erkanının ziyareti sırasında 81 ilden gelen çocuklar da Anıtabir’de ellerinde Türk bayrakları ile hazır bulundu. Heyet, Aslanlı Yol’dan yürüyerek Atatürk’ün mozolesine geldi. Kurtulmuş’un mozoleye çelenk bırakmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.
Kurtulmuş, daha sonra Misak-ı Milli Kulesi’nde Anıtkabir Özel Defteri’ni imzalayarak şunları yazdı:
“Aziz Atatürk, ilk başkanı olduğunuz milli irademizin simgesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin sizlerin önderliğinde açılışının 104. Yıldönümü için buradayız. Bir bağımsızlık ve kurtuluş manifestosu olan bu kuruluş kararı; milli güçleri aynı çatı altında ve ortak amaç doğrultusunda toplamayı başarmıştır. Bundan 104 yıl önce milletimizi bir araya getirerek diriliş destanı yazdınız. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 1920’de hangi güç koşullar altında kurulduğunu bugünlerde çok daha iyi idrak ediyoruz. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızı büyük bir coşkuyla kutluyoruz. Meclisimizi dünya çapındaki saygın konumuyla kıvanç duyuyoruz. Milletimizden aldığımız emanetle Cumhuriyetimizin ikinci asrının Türkiye yüzyılı olması için var gücümüzle çalışıyoruz. Hedefimiz; muasır medeniyetler seviyesini aşmaktır. Bu heyecan, şevk ve ilhamla milletimizi temsil etmek bizim için büyük bir onur, Cumhuriyetimizin ikinci asrında milli egemenlik ve tam bağımsızlık ilkelerinden asla vazgeçmeyeceğiz. Türkiye Büyük Millet Meclisi önce insan ve vatan anlayışıyla demokrasi ve Cumhuriyet ilkelerine bağlı olarak kararlılıkla yoluna devam edecektir. Günümüzde savaş ve kriz bölgelerinde çocuk olmak ne yazık ki dünyanın en zor yüklerinden biri haline gelmiştir. Dileğimiz, ülkemizdeki ve yeryüzündeki çocukların yüzlerinin gülmesi, gülüşlerinin hiç eksilmemesidir. Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın bayram coşkusu ve sevinçlerini paylaşıyor, onların bilinçli, özgüvenli, vatanına ve medeniyetine bağlı bireyler olarak yetişmeleri için her türlü çabayı göstermeye devam ediyoruz. Milli egemenlik temeline dayalı demokrasimizin ve Cumhuriyetin toplumsal barış ve çocuklarımızın geleceğe güvenle bakışı için en büyük güvence olduğunun bilincindeyiz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının en içten dileklerimle kutluyor, çocuklarımızın ve milletimizin refahı için nice nice bayramlara erişmeyi temenni ediyorum. Hiç şüphesiz Türkiye Büyük Millet Meclisi Misak-ı Milli hedefleri doğrultusunda ülkemizin geleciğini teminat altına almaya devam edecektir. Başta Mustafa Kemal Atatürk ve Birinci Meclisimizin fedakar milletvekilleri olmak üzere milli mücadelemizin kahramanlarını ve aziz şehitlerimizi minnetle yad ediyorum, ruhunuz şad olsun.”
Özel, çocuklarla bir araya geldi
Törenin ardından CHP lideri Özgür Özel, Anıtkabir’deki törene katılan çocuklar ile bir araya geldi. Özel, çocuklar ile sohbet edip, fotoğraf çektirdi. Resmi törenlerin ardından Anıtkabir, halka açıldı. – ANKARA
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve beraberindeki heyet, Aslanlı Yol’dan yürüyerek tören alanına geldi. Kurtulmuş ve devlet erkanı, Cumhuriyet’in kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün huzuruna çıktı ve mozoleye kırmızı beyaz karanfillerden oluşan çelenk koydu. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Misak-ı Milli Kulesi’ne geçildi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş burada Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları yazdı:
“Aziz Atatürk,
İlk başkanı olduğunuz milli irademizin simgesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin sizlerin önderliğinde açılışının 104. yıl dönümü için buradayız. Bir bağımsızlık ve kurtuluş manifestosu olan bu kuruluş kararı milli güçleri aynı çatı ve ortak amaç doğrultusunda toplamayı başarmıştı. Bundan 104 yıl önce milletimizi bir araya getirerek bir diriliş destanı yazdınız. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 23 Nisan 1920’de hangi güç koşullar altında kurulduğunu bugünlerde çok daha iyi idrak ediyoruz. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızı büyük bir coşkuyla kutluyoruz. Meclisimizin dünya çapındaki saygın konumuyla kıvanç duyuyoruz. Milletimizden aldığımız emanetle, Cumhuriyet’imizin ikinci asrının ‘Türkiye Yüzyılı’ olması için var gücümüzle çalışıyoruz, hedefimiz muasır medeniyetler seviyesini aşmaktır. Bu heyecan, şevk ve ilhamla milletimizi temsil etmek bizim için büyük bir onur. Cumhuriyetimizin ikinci asrında milli egemenlik ve tam bağımsızlık ilkelerinden asla vazgeçmeyeceğiz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi ‘önce insan ve vatan’ anlayışıyla demokrasi ve cumhuriyet ilkelerine bağlı olarak kararlılıkla yoluna devam edecektir. Günümüzde savaş ve kriz bölgelerinde çocuk olmak ne yazık ki dünyanın en zor yüklerinden biri haline gelmiştir. Dileğimiz ülkemizdeki ve yeryüzündeki çocukların yüzlerinin gülmesi, gülüşlerinin hiç eksilmemesidir. Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın bayram coşkusu ve sevinçlerini paylaşıyor, onların bilinçli, özgüvenli, vatanına ve medeniyetine bağlı bireyler olarak yetişmeleri için her türlü çabayı göstermeye devam ediyoruz. Milli egemenlik temeline dayalı demokrasimizin ve cumhuriyetin toplumsal barış ve güvence olduğunun bilincindeyiz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor, çocuklarımızın ve milletimizin refahı içinde nice nice bayramlara erişmeyi temenni ediyorum. Hiç şüphesiz Türkiye Büyük Mİllet Meclisi, Mısalk-ı Milli hedefleri doğrultusunda ülkemizin geleceğini teminat altına almaya devam edecektir.
Başta Mustafa Kemal Atatürk ve Birinci Meclis’imizin fedakar milletvekilleri olmak üzere Milli Mücadele’mizin kahramanlarını ve aziz şehitlerimizi minnetle yad ediyorum. Ruhunuz şad olsun.”
Anıtkabir ziyaretinde Kurtulmuş’a Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, TBMM Başaknvekili Celal Adan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, AKP Grup Başkanvekili Abdullah Güler, AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer ve çok sayıda milletvekili eşlik etti.
]]>Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Candan Yüceer, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Başkan Candan Yüceer’in mesajı şöyle:
“Canım Tekirdağ’ımda yaşayan kıymetli hemşehrilerim ve sevgili çocuklar;
Sizleri en büyük bayramımızı kutlamanın neşesi ve gururuyla selamlıyorum…
Özgür bir ülke oluşumuzu bundan 104 yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşuna borçluyuz. Çünkü, yalnızca hakimiyetin millette olduğu toplumlar tam bağımsızlık ilkesiyle hareket edebilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu gerçeği görmüş ve Kurtuluş Savaşı gibi yedi düvele karşı girişilen büyük bir mücadelenin çetin koşullarında bile ulusal egemenlik kavramını her şeyin üstünde görerek, yapılacak olan her işi Meclis iradesine dayandırmıştır.
Yüzüncü yılında bir yıldız gibi parlayan Cumhuriyet’imizi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’mize; ulusal egemenliğimizi çocuklarımıza armağan olarak adadığımız Meclisi’imizin açılışını ise büyük önder Atatürk’e borçluyuz. Bu gerçeği, soluduğumuz her nefeste hatırlamamız gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden bizlerin de Atatürk’ün izinden yürüyerek daha çok okumamız, daha çok araştırmamız ve hayatı daha iyi anlamamız gerektiği kanaatindeyim.
Canımdan çok sevdiğim sevgili çocuklar ve evlatlarımızın geleceği için canını dişine takan kıymetli aileler, bu noktada sizler geleceğimizin en büyük teminatı olacaksınız. Bu yüzden en büyük yatırımlarımızı da insan odaklı projeler üzerinden şekillendireceğimizi bilmenizi isterim.
Emin olun ki, küçücük bir kitap veya ufacık bir oyuncak bile bir çocuğun tüm hayatını değiştirecek yepyeni bir dünyanın kapılarını aralayabilir. İşte bu yüzden çocuklar için tüm kapıların ardına dek açık olduğu bir anlayışla ve aşkla çalışıyoruz.
Öteden beri sürdürdüğümüz “Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek” şiarımızı bir adım daha öteye taşıyarak hareket edeceğimizin müjdesini şimdiden vermek isterim.
Büyüyünce herhangi bir meslek sahibi olarak hayatlarını kazanacak çocuklarımızı kültürle, sanatla ve sporla yoğurarak ömürlerini mutlu ve donanımlı bireyler olarak sürdürmelerini sağlamak Tekirdağ için önümüze koyduğumuz en büyük hedeftir. Bu kapsamda hayata geçirme sözü verdiğimiz kreşlerimiz, yalnızca çocuklarımızı güvenle teslim ettiğimiz yuvalar olmakla kalmayacak. Bizim kreşlerimizdeki evlatlarımızdan yarının sanatçıları, sporcuları ve bilim insanları yetişecek. Yarının büyükleri, hayatlarını kazandıkları mesleklerinin yanına çocuk yaşta edindikleri becerilerini de ekleyerek dolu dolu bir yaşama sahip olacaklar. Şimdiden tüm çocuklarımızla ne kadar gurur duysak azdır.
Her anne, her baba çocuğunun kendisinden daha iyi şartlarda bir yaşam sürmesini arzu eder. Bizim sunduğumuz destekler, hepimizin gururu olan yavrularımızın bizleri kat be kat aşacak yarınlara sahip olmasını sağlayacak.
Bu bağlamda emin olun ki çocuklarımız bizlerin yaşına geldiğinde “İyi ki Tekirdağ’da büyüdüm” diyecek. Belediye başkanınız olarak, sizlere bütün çocuklarımızın aklın ve bilimin aydınlığıyla büyüyeceği bir Tekirdağ vizyonuyla hareket edeceğimizin sözünü veriyorum.
Tekirdağ’ın ilk kadın belediye başkanı olarak, her şeyden önce bir anne hissiyatıyla tüm çocuklarımızın gözlerinden öpüyorum. Taşımaktan sonsuza dek onur duyacağım önceki dönem milletvekili kimliğimle Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin açılışını ve ulusal egemenliğimizi yürekten kutluyorum.
Ulusal egemenliğimizi bayram olarak adadığımız çocuklarımız mutlu, umutlu ve çok yaşasın…
Yaşasın Atatürk’ün adını övünçle dillendiren her insan; yaşasın 23 Nisan!”
]]>Sabreen daha bebeğini kucağına almadan ve sarılmadan hayatını kaybetmişti.
Genç anne yedi buçuk aylık gebeliği boyunca bebeğini taşıdı. Gece gündüz sürekli korkuyorlardı, ancak Sabreen’in ailesi, savaş sona erene kadar ailenin şansının devam edeceğini umuyordu.
Bu şans, 20 Nisan’da gece yarısından bir saat öne bir patlamanın gürlemesi ve ateşiyle sona erdi.
İsrailler, Sabreen’in eşi ve üç yaşındaki büyük kızları Melek ile birlikte uyuduğu El Sakani ailesinin, evine bomba attı.
Sabreen ağır yaralandı, eşi ve Melek öldü. Fakat acil durum görevlileri olay yerine geldiğinde, bebek hala annesinin rahminde canlıydı.
Sabreen’i hastaneye yetiştirdiler ve doktorlar acil sezaryenle bebeği dünyaya getirdiler.
Sabreen kurtarılamadı, ancak bebeğin yaşama döndürmeye çalışan doktorlar, yavaşça göğsüne vurup nefes almasını sağladılar. Akciğerlerine hava verildi.
Refah’taki Emirlikler Hastanesi’nde bulunan yeni doğan ünitesinde acil servisin baş hekimi Dr. Muhammed Salama “Ciddi bir solunum sorunuyla doğdu” diyor.
Ancak sadece 1,4 kilo ağırlığındaki bebek, doğumda yaşananlardan sağ kurtuldu.
Doktor bir bant parçasına “Şehit Sabreen el Sakani’nin bebeği” yazıp, bebeğin üzerine yapıştırdı, sonra da kuvöze konuldu.
Dr. Salama “Sağlık durumunda bir parça gelişme olduğunu söyleyebiliriz. Ancak risk hala devam ediyor. Solunum zorluğu sorunu prematüre doğum kaynaklı. Bebek şu anda annesinin rahminde olmalıydı, ancak bu hakkı elinden alındı” diyor.
Doktor, kız bebeğin bir ay kadar hastanede kalmasını bekliyor.
“O aşamada taburcu etmeyi düşüneceğiz. En büyük trajedi de burada. Bu çocuk yaşasa bile, öksüz dünyaya gelmiş olacak.”
Bebeğe ismini verecek anne baba yok. Hayatını kaybeden ablası Melek, kardeşine Ruh isminin verilmesini istiyordu. Ancak annesinin anısına bebeğe Sabreen denilmeye başlandı.
Hayatta kalan aile üyeleri, öksüz kalan bebek Sabreen’e yeni bir aile oluşturma çabalarıyla birlikte yaşadıkları öfke ve acının ortasında kaldı.
Bebeğin anneannesi Mirvat El Sakani “hiçbir şeyle ilgisi olmayan insanların yaşadıkları “adaletsizlik ve karalamadan” bahsediyor.
“Kızım hamileydi ve bebeği karnındaydı, kızı da onunlaydı, oğlum da onlarla birlikteydi.
“Oğlumun bedeni parçalandı ve onu daha bulamadılar. Tanıyamadılar. Niye onları hedef aldılar ki? Bilmiyoruz. Bilmiyoruz…sadece çocukları ve kadınları hedef alıyorlar.”
Bebeğin dayısı Rami el Şeyh, babasının kendisiyle birlikte berberlik yaptığını anlatıyor.
“Suçları neydi ki? Tüm bir aile kayıtlardan silindi ve tek sağ kalan küçük bir kız bebek. Bunlar sıradan siviller”
Sabreen’in dedesi Ahalam El Kürdi, bebeği kendisinin büyüteceğini söylüyor. “Benim aşkım, ruhum o. Babasının hatırası. Ona ben bakacağım.” diyor.
Gazze’deki yönetime göre savaşın başladığı 7 Ekim’den bu yana 34 bin kişi öldürüldü ve bunların en az üçte ikisi, kadınlar ve çocuklar.
İsrail, çoğu sivil 1200 İsrailli ve yabancının öldürüldüğü ve 253 kişinin de rehin alındığı Hamas saldırısından sonra Gazze’yi hedef almaya başladı.
İsrail Ordusu, sivilleri hedef almadığı konusunda ısrar ediyor ve Hamas’ı sivilleri kalkan olarak kullanmakla suçluyor.
İsrail’in 20 Nisan’da Refah’ta düzenlediği hava saldırısında aynı zamanda hepsi bir sülaleden 15 çocuk da öldürüldü.
Çocuklardan bazılarının babası Abid el Aal, tüm çocuklarının ve eşinin öldürülmesiyle kimliğinin kayıtlardan silindiğini söylüyor.
“Bana aralarında bir erkek gösterin. Hepsi kadın ve çocuktu” diyor.
Saldırılardan sonra İsrail Ordusu’nun BBC’ye gönderdiği yazılı açıklamada, “Bahsedilen zamanlarda, İsrail Ordusu Gazze’deki terör örgütü hedeflerine saldırı düzenledi. Bunlara askeri tesisler, saldırı düzenlenen yerler ve silahlı teröristler de dahil” demişti.
Şu anda, Refah’ta İsrail Ordusu savaşın önceki dönemlerinde güneye gitmenin güvenli olacağını söylediği için toplanan 1,4 milyon kişi yaşıyor.
Ancak son günlerde, İsrail güçlerinin Hamas’la savaşa devam etmek için Refah’a gireceği spekülasyonları büyüdü.
ABD, İsrail’e büyük bir insani bir krize yol açabilecek Refah’ın topyekun işgali yerine, daha hedef gözeten bir tutum takınması çağrısı yaptı.
]]>Bakan Tekin, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla, Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreterliği ve Türk Kızılay koordinasyonunda, Türk Cumhuriyetlerinden 30 çocukla öğretmenlerini Bakanlıkta kabul etti.
Çocukları “Hoş geldiniz” diye karşılayan Tekin, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti açısından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın çok özel bir gün olduğunu vurguladı.
Türklerin binlerce yıllık devlet geleneğine sahip bir millet olduğunu dile getiren Tekin, devletin sıkıntıya düştüğü bir dönemde, ulusal kurtuluş mücadelesinin başlatılmış olması ve Mustafa Kemal Atatürk’ün devletin bekası açısından yürüttüğü bu mücadelenin başarıya ulaşmasından sonra gelecek kuşaklara aksettirilmesi açısından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını ilan etmesinin çok önemli olduğunu vurguladı.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı çok önemsediklerini vurgulayan Tekin, ülkeyi emanet edebilecek bir kuşak yetiştirme sorumlulukları olduğunu ifade etti.
“Çocuklarımız dünya barışına katkı yapacak bir birey olarak yetişsin istiyoruz”
Tekin, Mustafa Kemal Atatürk’ün dünya barışını çocuklara emanet ettiğini belirtti.
Atatürk’ün 23 Nisan’ı bütün dünya çocuklarının bayramı olarak ilan ettiğini aktaran Tekin, “Biz de bu vesileyle bütün Türkiye Cumhuriyeti kamu kurumları, bürokrasisi, sivil toplumu, vatandaşları herkes 23 Nisan’ı hem millet egemenliğinin bir bayramı olarak hem de çocuklarımızı bu anlamda iyi yetiştirmek gerektiğinin sorumluluğu olarak heyecanla kutluyoruz. Bu sevincimize bu heyecanımıza dünyanın çok değişik bölgelerinden çocuklarımız ortak oluyor. Biz de onlara bu anlamdaki düşüncelerimizi aksettirerek dünya barışına katkıda bulunmuş oluyoruz.” ifadelerini kullandı.
Çocuklara kısaca Bakanlığın görev alanındaki çalışmalardan bahseden Tekin, şöyle devam etti:
“Bizim asli görevimiz, bu ülkeyi kendisine vatan edinmiş, bu ülke için her türlü fedakarlığı yapan, bu millete hizmet etme aşkıyla yanan gelecek kuşaklar yetiştirmek. Mesaimizin tamamını buna ayırıyoruz. Çocuklarımız öncelikle iyi bir vatandaş, iyi bir insan olsun, bağımsızlığına, devletine, milletine sahip çıksın ve dünya barışına katkı yapacak bir birey olarak yetişsin istiyoruz. Ben inanıyorum ki dünyadaki bütün Milli Eğitim Bakanlıkları, eğitimle ilgili bütün yapılar aynı mantıkla hareket ederse, kendileri dışındaki ulusların da temel hak ve hürriyetlerini koruyacak bir eğitim süreci yürütülürse, dünyada bugün savaşlardan bahsetmiyor olurduk. Eğer böyle bir yapı olsaydı bugün biz hayatını kaybeden 40 bin Filistinliden, okullarından uzak kalan binlerce Filistinli çocuktan, canlarını kaybeden 5 binin üzerinde Filistinli çocuktan bahsetmiyor olurduk. Mustafa Kemal Atatürk’ün dünyaya verdiği mesajı bir kez daha tekrarlamak istiyoruz. ‘Bugün dünyanın geleceğini kurtaracak, dünyada barışı egemen kılacak, dünyada bütün milletlerin temel hak ve hürriyetlerini, insani haklarını koruyacak bir nesli hep beraber inşa edelim’ diye çağrıda bulunuyoruz.”
Daha sonra ziyarete gelen çocuklar, kabulü için Bakan Tekin’e teşekkürlerini iletirken Tekin de çocuklara, kendi ülkelerinde de çocuklara özel bir gün olup olmadığını sordu.
Özbekistan’dan gelen bir çocuk, kendi ülkelerinde Dünya Çocukları Koruma Günü dolayısıyla çocuklara yönelik eğlenceler düzenlendiğini söyledi. Kazakistan’dan gelen bir çocuk da ülkelerinde 1 Mayıs’ta çocuklar için etkinlikler düzenlendiğini dile getirdi.
Konuşmaların ardından, Kırgızistan’dan gelen Ayana Amanturova geleneksel müzik aleti komuz, Suimenkul Jıldızbekova da
kıl kopuz çaldı. Azerbaycan’dan gelen Hüseyin Aliyev de geleneksel müzik aleti tar ile müzik dinletisi sundu.
Tekin, müzik dinletilerinden dolayı çocuklara teşekkürlerini iletti.
]]>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları çerçevesinde Erdoğdu İlköğretim Okulu Müdürü Abdullah Koç, öğretmenler Ayça Özşahin, Songül Topçu, Nakiye Filiz Yıldız, veliler ve 3-C sınıfı öğrencileri, Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya’yı ziyaret etti. Bütün çocukları tek tek öperek karşılayan Başkan Kaya, kendilerine çikolata ikram ederek, çeşitli hediyeler verdi.
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Kaya, “Belediye başkanı seçildikten sonra çok misafirim oldu. Sağolsun Trabzon’daki bütün dostlarımız, arkadaşlarımız, hemşehrilerimiz bizleri ziyarete geldiler, onur verdiler. Ama inanın bu ziyaret kadar beni mutlu eden başka bir ziyaret olmadı. Sizlerin sayesinde burası bir çiçek bahçesine döndü. Öğrenci ve öğretmen aydınlığıyla aydınlandı makamımız. Büyük Atatürk, dünyada hiçbir liderin öngöremediği bir bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı bizlere, bütün dünya çocuklarına emanet etti. Büyük önderimiz, bu toprakların kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk öngörmüş ve Türk çocuklarına, dünya çocuklarına verdiği önemin bir göstergesi olarak bu bayramı çocuklarımıza armağan etmiş. Dünyada başka bir örneği yok. Geçmiş yıllarda sokaklarda, caddelerde, okul önlerinde yapılan etkinliklerden hatırlıyorum, belleğime inanılmaz güzelliklerle kazınmış bir 23 Nisan’dan bahsediyorum. Gönül istiyor ki bu kadar önemli ve çocuklarımızı geleceğe hazırlama anlamında değerli bu bayramı, yine aynı eski coşkuyla ve yine aynı eski güzelliklerle kutlayabilelim. İnşallah bundan sonrasına ilişkin biz burada olduğumuz sürece, bunu yapacağız” dedi.
Başkan Kaya, konuşmasının ardından, “Buyurun Sayın Başkanım” diyerek koltuğunu 9 yaşındaki 3-C sınıfı öğrencisi Asel Duruk’a devretti. “Müdürümüz, öğretmenlerimiz ve arkadaşlarım adına bizleri kabul ettiğiniz için sizlere çok teşekkür ediyorum” diyerek Ortahisar Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan Asel Duruk, “Merhaba, ben Asel Duruk. Trabzon Ortahisar Belediye Başkanıyım. Tam 29 yaşındayım. Bundan tam 20 yıl önce o zamanki Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya’nın koltuğuna oturduğum günü dün gibi hatırlıyorum. Kendi küçük, hayalleri büyük kocaman bir kız çocuğuydum. Ne kadar da heyecanlanmıştım. Bugünse her şeyden Mustafa Kemal Atatürk’ün biz kadınlara verdiği seçme ve seçilme hakkı sayesinde buradayım. Koltuğa oturduğum o gün belediye başkanımızdan hiç korkmadan kendimi güvende hissederek oynayabildiğim kocaman yemyeşil ve çiçeklerle dolu parklar istemiştim. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın kurslarına katılmak için ulaşım konusunda yardımcı olmasını, sosyal ve kültürel alanda yetişebilmek için belediyenin çocuk kursu kurmasını, parklarda doğanın içinde resim yapabileceğim etkinlikler düzenlenmesini, arada sırada bizleri çocukları ziyaret edip çikolata dağıtmasını, bizi unutmayıp bizden haberdar olmasını söylemiştim. Sağ olsun hepsini kabul edip hemencecik hayata geçirmişti. Bir çocuk olarak bana değer vermesini hiç unutmadım ve her zaman kendisini minnetle andım. Şimdi sıra bende. Bana ve arkadaşlarıma verilen emeğin, koşulların yetersizliğinde dahi bizler için yapılan yatırımın boşa gitmediğini ve çocuğa, eğitime yapılan yatırımın en kutsal yatırım olduğunu gösterme sırası bende. Evet, dediğim gibi. Ben Asel Duruk. 20 yıl sonra bunları düşünebilmeyi çok istiyorum ve büyüklerime bu konuda güveniyorum” diye konuştu.
Duruk’un konuşmasından sonra “Çok teşekkür ediyorum sayın başkanım, mesajınızı aldım” diyen Başkan Kaya, “Bugün bütün yetki sizde. Buyurun, talimat verin, çalışmalara başlasınlar” diyerek minik Asel’e teşekkür etti. – TRABZON
]]>Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlarken, “Kentimizin çocukları daha iyi imkanlarda spor yapsın, sanatla tanışsın ve uğraşsın, eğitimlerine katkı bulsun, koruyucu hekimliğin faydalarını görsün diye çalışmaya, böylelikle geleceğimize yatırım yapmaya devam edeceğiz” dedi.
Tepebaşı Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışı ile hayata geçirdiği Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, İki Elin Sesi Var Çocuk ve Gençlik Senfoni Orkestrası, 5 noktadaki erken çocukluk eğitim merkezleri ve 1 anaokulu, 4 noktadaki çocuk kültür ve sanat merkezleri, Matematik Evi, Bahriye Üçok Etüt Merkezi, Özdilek Sanat Merkezi, Yeryüzü Ekoloji Okulu’nun yanı sıra Belde Evleri’nde düzenlenen çok sayıda etkinlik ile çocukların gelişimine katkı sağlıyor.
İki Elin Sesi Var Çocuk ve Gençlik Senfoni Orkestrası
Tepebaşı Belediyesi İki Elin Sesi Var Çocuk ve Gençlik Senfoni Orkestrası ve Korosu, kurulduğu günden bu yana başarıdan başarıya koşuyor. Proje ile 7-17 yaş arası tüm çocuklarımız herhangi bir ücret ödemeden, yetenek sınavından geçmeden, akranları ile birlikte müzik yapıyor.
Orkestra bugüne kadar Belçika Brüksel ve Arnavutluk Tiran da dahil olmak üzere 41 konser gerçekleştirdi. Elde ettiği başarılar ile ünü ülkemiz sınırlarını aşan orkestramız, Türkiye’de türünün ilk örneği olarak bugüne kadar Fazıl Say, Şefika Kutluer, Rengim Gökmen, Gülsin Onay, Efdal Altun gibi birçok usta ile aynı sahneyi paylaştı ve birçok ödüle layık görüldü.
75 bin çocuk yararlandı
Tepebaşı Belediyesi’nin koruyucu hekimlik çalışmalarının en başarılı örneklerinden biri olan Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, Eskişehirli çocukların sağlıklı bir ağız yapısı ile yetişmesi adına çalışmalarını sürdürüyor.
Hiçbir ücret talep edilmeyen Türkiye’de dördüncü Eskişehir’de ilk olan merkez kısa sürede gerçekleştirdiği çalışma ile örnek gösterilen bir merkez haline geldi.. 4-18 yaş grubu çocuklara psikolojik danışmanlık, diş sağlığı eğitimi ve acil müdahale ve tedavi işlemleri bulunan merkezin, koruyucu hekimliğin ve sosyal belediyeciliğin bir araya geldiği merkezde, 2013 yılından bu yana 75 bin çocuk faydalandı.
Yavrularımıza katkı, velilerimize destek
Mart 2023 tarihinde faaliyete başlayan Bahriye Üçok Eğitim ve Gelişim Merkezi de aradan geçen kısa zamanda, yüzlerce çocuğun yararlandığı ve zamanını verimli şekilde geçirdiği bir merkez olmayı başardı. Bahçelievler Mahallesinde faaliyet gösteren merkez; 4,5,6,7 ve 8. sınıf öğrencilerine yönelik akademik ve sosyal gelişimi destekleyici programlar düzenliyor.
Erken Çocukluk Eğitim Merkezleri çocukların hizmetinde
Tepebaşı Belediyesi tarafından ilki 2018 yılında faaliyete geçirilen erken çocukluk eğitim merkezleri, Milli Eğitim Bakanlığı mevzuatına uygun şekilde, 36-68 ay arası çocukların gelişim alanlarını destekleyici bir hizmet anlayışı ile eğitim veriyor. Donanımlı iç alanlarıyla, okul öncesi eğitime uygun şekilde tasarlanan merkezler; çocukların en iyi şekilde eğitim almasını sağlamak amacıyla çalışmalarını sürdürürken, merkezlerden faydalanan öğrenciler ve velileri de memnuniyetlerini ifade ediyor. İsmail Hakkı Tonguç, Canan-Şükran Şeker, Sabiha Gökçen ve Yarbay Hüseyin Vecihi Erken Çocukluk Merkezleri kent çocukları için huzurlu ve nezih bir ortamda hizmet sunuyor. Tepebaşı Belediyesi tarafından erken çocukluk eğitim merkezlerinin 5’incisi ise Fevzi Çakmak Mahallesi’nde Hüsniye-Recep Uçkan ismiyle hayata geçirildi. Öte yandan Aşağı Söğütönü Erken Çocukluk Eğitim Merkezi de anaokulu olarak faaliyetlerine devam ediyor. Melih Savaş Yaşam Köyü içinde yer alan anaokulu, 58-68 ay arası 29 çocuğa hizmet veriyor. – ESKİŞEHİR
]]>Antalya Valisi Hulusi Şahin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 104’üncü Kuruluş Yılı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle Antalya protokolü tarafından mesajlar yayımlandı. Antalya Valisi Hulusi Şahin mesajında, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin kuruluşunun 104. Yıl dönümü ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlamanın gurur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisimiz, millet irademizin tezahürü, bağımsız Cumhuriyetimizin de ön sözüdür. Milli Mücadele’mizin kahramanca müdafaa edildiği, milli hedeflerimizin iman, inanç ve irade ile korunduğu bir milli tarih kürsüsüdür. Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, kutlu ülkümüzün sembolü Gazi Meclisimizin kuruluşunu çocuklarımıza, tüm dünya çocuklarına emanet ve armağan ederek onların temiz kalpleriyle pak zihinleriyle bütünleştirmesi, ‘yurtta sulh cihanda sulh’ anlayışının en açık göstergesidir. 23 Nisan ruhunu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi kimliğini ilelebet yaşatmak bizlerin asli vazifesidir. Türk milleti var oldukça, Gazi Meclisimiz de varlığını sonsuza dek sürdürecek; bir özgürlük ve bağımsızlık örneği olarak dünya çocuklarının umut ve ilham kaynağı olmaya devam edecektir” dedi.
“Milletimiz hiçbir boyunduruk altına girmeyeceğini ve hür yaşayacağını bütün dünyaya ilan etmiştir”
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ise şu ifadelere yer verdi:
“Milli egemenliğin sembolü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 104. yıl dönümünde, Ata’mızın geleceğimizin teminatı çocuklarımıza armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızı kutluyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve milli mücadelemizin tüm kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de söyledi gibi ’23 Nisan, Türkiye milli tarihinin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır’. ‘Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir’ sözü doğrultusunda, milli egemenlik esasına dayalı açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nı başlatarak, Cumhuriyete giden yolda önemli adımlar atılmasını sağlamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, ülkenin içinde bulunduğu olumsuz şartlara rağmen Türk milletinden aldığı güçle İstiklal Mücadelesi’ni başarıyla sonuçlandırmış, milletimiz hiçbir boyunduruk altına girmeyeceğini ve hür yaşayacağını bütün dünyaya ilan etmişti.”
“Gözlerinizdeki ışıltı, yüzlerinizdeki gülücükler hiç eksilmesin”
“Kurtuluşa giden yolda son derece önemli ve kritik bir görev üstlenen Türkiye Büyük Millet Meclisi, vatan sevgisinin, milli birlik ve beraberliğin, hür yaşama uğruna sergilenen fedakarlığın en güzel sembolü olmuştur” diyen Başkan Böcek, “Bu nedenle 23 Nisan 1920, tarihimizde önemli bir yere sahiptir. Böylesine önemli bir günün Atatürk tarafından çocuklarımıza armağan edilmesi de son derece anlamlıdır ve gurur vericidir. Bugün sizin gününüz. Bayramınız kutlu olsun. Gözlerinizdeki ışıltı, yüzlerinizdeki gülücükler hiç eksilmesin. Sizler ülkemizin aydınlık yarınlarının teminatısınız. Ata’mızın açtığı yolda, gösterdiği hedeflerden ayrılmadan yarınlara emin adımlarla ilerlerken, bizler de daima sizlerin yanındayız. Sizlere, daha aydınlık, daha özgür, daha güzel bir gelecek inşa etmek için var gücümüzle çalışıyoruz, çalışmaya da devam edeceğiz. Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızı sizlerle birlikte büyük bir coşkuyla kutluyoruz. Çocuk ve Uçurtma Festivali ile dolu dolu bir bayram yaşamanız için müzik ve eğlence dolu bir program hazırladık. Arkadaşlarınız ve ailenizle birlikte neşe dolu bir bayram geçirmenizi diliyorum” dedi.
“Antalya’mızın bu anlamda üstlendiği misyonun da farkındayız”
Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Ali Bahar, mesajında şunları kaydetti:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünya çocuklarına armağan edilen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı ve TBMM’nin kuruluşunun 104’üncü kuruluş yıl dönümünü kutlamanın gururunu yaşıyoruz. Büyük fedakarlıklarla kurulan, eşi benzeri görülmemiş bir mücadelenin eseri Cumhuriyetimize giden yolu açan, egemenliğin kayıtsız şartsız halka verildiği 23 Nisan 1920 tarihi, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuyla bugünümüzü inşa eden dönüm noktalarımızdan biri. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının ve milletimizin egemenliğini ilan ettiği tarihin anısını yaşattığımız bu özel gün, aynı zamanda çağdaş Türkiye’nin önemli bir kilometre taşı. Tarihimizdeki bu güzel ve anlamlı günün yıl dönümünü kutlarken, bizlere kazandırdıklarını daha da derinlemesine anlıyor ve değerini her geçen gün daha iyi kavrıyoruz. Ülkemizin önemli kentlerinden Antalya’mızın bu anlamda üstlendiği misyonun da farkındayız. Çok kıymetli bir kentte yaşıyor, çok çalışıyor ve üretiyoruz, güçlü bir ekonomi için her zaman çalışmaya devam edeceğiz.”
“2 milyon 206 bin çocuğumuzu geleceğe hazırlamalıyız”
Antalya Ticaret Borsası (ATB) ve Antalya Tarım Konseyi (ATAK) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, mesajında şunları kaydetti:
“Türk milletinin kurtuluş mücadelesini yürüten, milletin temsilcilerinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi, bağımsızlığımıza giden yolda rehberimiz olmuştur. Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir diyerek açtığı Milletin Meclisi, ülkemizi Cumhuriyete taşıyan meclis olarak tarihe geçmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 104’üncü kuruluş yıldönümü kutlu olsun. Ata’mız Meclis’in açıldığı 23 Nisan’ı ülkenin geleceği olarak gördüğü çocuklarımıza armağan etmiştir. Ülkemiz nüfusunun yüzde 26’sını çocuk nüfusu oluşturmaktadır. Dünyada söz sahibi bir ülke olacaksak, 22 milyon 206 bin çocuğumuzu geleceğe hazırlamalıyız. Evrensel değerlerle yetiştireceğimiz çocukların, Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyetin ilke ve devrimlerine sonsuza kadar sahip çıkacağına inancım sonsuz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, bizlere ülkemizi çağdaş değerlerle emanet eden Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını, vatanımız için canını feda etmiş şehitlerimizi, gazilerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.”
“TBMM’nin açılışının 104. yıl dönümünü millet olarak coşkuyla kutluyoruz”
MATSO Başkanı Seydi Tahsin Güngör, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla mesaj yayımladı. Güngör, mesajında şu ifadelere yer verdi:
“23 Nisan 1920′ de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, egemenliğimizin ve bağımsızlığımızın kalesi ve ulusun iradesinin adıdır. 23 Nisan; sadece kurtuluş mücadelesinin değil, ülkemizin çağdaş uygarlık yolculuğunun da en önemli kilometre taşlarından biridir. Cumhuriyetin temellerinin atıldığı 23 Nisan, kayıtsız şartsız milli iradesinin üstünlüğünün kabulü, ilanı ve Türk milletine bırakılan en büyük mirastır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 23 Nisan 1920 günü açılması ile millet egemenliği resmen hayata geçirilmiş, bu önemli gün Atatürk tarafından millet egemenliğini sonsuza kadar koruyacak olan çocuklara armağan edilmiştir. ve bu anlamlı armağanla Gazi Mustafa Kemal Atatürk çocuklara önem verdiğini ve bizlerin de vermemiz gerektiğini açıkça beyan etmiştir. Dünyada çocuklara armağan edilen tek bayram olması münasebetiyle bütün dünya çocuklarının katılımıyla kutlanan, barış buluşmasına ve kaynaşmasına aracılık eden evrensel bir bayram olan 23 Nisan’ı ve TBMM’nin açılışının 104. yıl dönümünü millet olarak coşkuyla kutluyoruz.”
“Çocuklarımıza daha çağdaş, özgür, huzurlu, mutlu ve aydınlık bir gelecek sunmak için çalışacağımıza söz veriyoruz”
Döşemealtı Belediye Başkanı Menderes Dal, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajında, “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun. Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1’inci Dünya Savaşı’nın ardından Misak-ı Milli sınırları içinde ülke bütünlüğünü korumak adına 1919-1922 yılları arasında çok cepheli siyasi ve askeri mücadeleler verdi. Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sırasında attığı en önemli adımlardan biri de TBMM’yi 23 Nisan 1920 tarihinde açmasıydı. Atatürk, TBMM’nin açılmasıyla birlikte Türkiye’mizin geleceğini temsil eden çocuklarına da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı armağan etti. ‘Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir’ diyen Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ve arkadaşlarını bir kez daha saygı, sevgi ve minnetle anarken, bütün yurttaşlarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum. Çocuklarımıza daha çağdaş, özgür, huzurlu, mutlu ve aydınlık bir gelecek sunmak için çalışacağımıza söz veriyoruz” ifadelerine yer verdi.
Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışının 104. yılını yayımladığı mesajla kutladı.
Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle bir kutlama mesajı yayımladı. Başkan Özçelik mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, milli iradenin temsilcisi TBMM’nin açılmasını çocuklarımıza bayram olarak armağan etmiştir. Milli egemenliğimizin ve bağımsızlığımızın simgesi haline gelen bu önemli günü, heyecanla karşılıyoruz. Ülkemizin geleceği ve güvencesi olan çocuklarımızın eğitimli, donanımlı, sağlıklı ve mutlu bireyler olarak hayatlarına devam etmeleri hepimizin ortak arzusudur. Çocuklarımızın geleceğini Ülkemizin geleceğinde birlikte inşa etmeyi temel felsefemiz olarak benimsemiş bulunuyoruz. Bu bilinçle, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı coşkuyla kutluyorum.” – ANTALYA
]]>Burhanettin Bulut, “Demokrasimizin güvencesi, özgür ve bağımsız olarak bir arada yaşama irademizin sembolü, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 104. kuruluş yılını kutlamanın gururunu ve onurunu yaşıyoruz” dedi.
“AKP İKTİDARI DÖNEMİNDE KURUCU İRADEYE SIRT ÇEVRİLMİŞTİR”
Bulut, şunları kaydetti:
“23 Nisan; ulusal egemenliği baş tacı yapacak kadar halkına güvenen, egemenliğin en son ferdine kadar ulusun olduğuna inanan büyük bir ruhun eseridir. Gazi Meclisimiz, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde, yedi düvele karşı Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yürütmüş, laik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atmıştır. Ancak 22 yıllık AKP iktidarları döneminde Cumhuriyet değerleri aşındırılmış, kurucu iradeye sırt çevrilmiştir. Ulusal egemenliğin yok sayıldığı, ‘tek adam rejiminin’ hakim kılındığı bugünlerde Atatürk’ün kayıtsız ve şartsız millete emanet ettiği ‘milli egemenlik’ tehlike altına girmiştir. Meclis, iktidar eliyle itibarsızlaştırılmış, yetkileri elinden alınmış ve kısıtlanmış, milli egemenlik milletin elinden alınmıştır. Bugün milli egemenliğin yeniden tesis edilmesine ihtiyaç vardır ve ülkemizin içinde bulunduğu ağır siyasi ve ekonomik buhrandan tek çıkış yolu Cumhuriyetin kuruluş değerlerine yeniden dönmektir.
“CUMHURİYET DEĞERLERİYLE HESAPLAŞMAK İSTEYENLERLE MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEKTİR”
Cumhuriyetimizin 2. yüzyılında TBMM’yi yeniden ayağa kaldıracak, milli iradeyi yeniden hakim kılacağız. Tek adam rejimine karşı, Cumhuriyet değerlerine bağlılığımız, Cumhuriyet değerleriyle hesaplaşmak, demokrasiyi yok etmek isteyenlerle mücadelemiz daha fazla azim ve kararlılıkla devam edecektir. Atatürk, barış ve kardeşlik gibi yüce değerlerin paylaşılmasına, dünyaya yayılmasına aracılık eden 23 Nisan’ı, milli egemenliğini sonsuza kadar koruyacak, yüceltecek geleceğimizin teminatı çocuklarımıza ve yeni nesillere armağan etmiştir. Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza demokratik, özgür, yaşanır bir ülke bırakmak boynumuzun borcudur. Bıraktığı eserleriyle gönüllerimizde yaşayan Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kez daha saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Ulusal egemenliğin hakim olduğu, tüm çocukların özgürce çocukluklarını yaşadığı bir ülke ve dünya dileğiyle, milletimizin ve özellikle çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum.”
“DEĞERLER ‘TEK ADAM’ REJİMİYLE BİRLİKTE TAHRİP EDİLMİŞTİR”
“Uygar toplumun, çağdaş ülke olmanın ve güçlü demokrasinin, çocuklarımızın omuzlarında yükseleceğine inanan Büyük Önderimiz, bu özel günü Türk Milleti’nin aydınlık geleceği olarak gördüğü çocuklara armağan etmiştir” diyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu da şunları kaydetti:
“Hiç şüphesiz Meclisimizin asli görevi, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini korumak, laik, demokratik, sosyal hukuk devletini geliştirmek ve ülkemizin çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmasını sağlamaktır. Ancak, bu değerler son yıllarda tüm yetkiyi tek elde toplayan ‘tek adam’ rejimiyle birlikte tahrip edilmiş, millet egemenliği ve ülkemiz adeta bir darboğazın içine sokulmuştur. Bu olumsuz tablodan en değerli varlığımız; sevginin, umudun, kardeşliğin ve aydınlık yarınlarımızın güvencesi olan çocuklarımız da payını almışlardır. Geleceğimizin teminatı olan ve en kıymetli hazinemiz çocuklarımızı, ülkesini ve milletini seven, vatanı için çalışıp üreten insanlar olarak yetiştirmek; kendi başına karar verebilen, kendine güvenen, ufku geniş, bilimin aydınlığına inanan yetenekli gençler olarak yetiştirilmelerini sağlamak ortak sorumluluğumuz ve en büyük hedefimizdir.”
]]>
Göktaş, yaptığı yazılı açıklamada, aile odaklı hizmet modelleri kapsamında uygulanan koruyucu aile sisteminde gelinen son duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Göktaş, koruyucu aile hizmet modelinin çeşitli nedenlerle biyolojik ailesi yanında bakımları sağlanamayan çocukların aile ortamlarında eğitim, bakım ve yetiştirilmesine yönelik aile odaklı bir hizmet modeli olduğunu belirtti. Göktaş, koruyucu aile hizmet modeli ile Bakanlık tarafından belirlenen güvenli ve destekleyici bir aile ortamında çocukların gelişimine katkı sağlandığını ifade etti.
8 BİN 140 KORUYUCU AİLE BULUNUYOR
Göktaş, koruyucu aile hizmet modelinin, biyolojik ailelerinin yanında bakımı sağlanamayan çocuklar için bir umut kaynağı olduğunu ifade ederek, “Koruyucu ailelerimiz çocuklarımıza sadece bir yuva sunmakla kalmıyor, aynı zamanda onların hayallerini ve umutlarını yeşertiyor. Koruyucu aile hizmet modelimiz kapsamında 2002 yılında 500 ailemizin yanında 515 çocuğumuzun bakımı sağlanırken, bugün 8 bin 140 koruyucu ailemizin yanında bakımı sağlanan çocuk sayımız 10 bin 84’e ulaştı” dedi.
“Sosyal hizmet anlayışımız gereği bütün çocuklarımız için aynı şartları oluşturmaya çalışıyoruz” diyen Göktaş, “Koruyucu aile yanına yerleştirildikten sonra çocuklarımızı ilk bir yılda her ay, ikinci yıldan itibaren de 3 ayda bir yerinde ziyaretler yaparak izliyoruz. İzlemelerde çocuklarımızın psikososyal gelişimlerini ve eğitime devam durumlarını değerlendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUKLARI YETİŞTİRME SORUMLULUĞU, DEVLET İLE KORUYUCU AİLE ARASINDA PAYLAŞILIYOR”
Göktaş aileleri, üstlendikleri bu özel sorumluluktan ötürü maddi olarak da yalnız bırakmadıklarını ve çocukların ihtiyaçlarını karşılamaları amacıyla ekonomik olarak desteklediklerini belirtti.
Göktaş, “Koruyucu ailelere sigorta ödemeleriyle birlikte aylık ortalama 8 bin 895 lirayı bulan miktarda destek sağlıyoruz. Engel durumu olan çocuğa bakan koruyucu ailelere de engel durumundan dolayı bakım desteği sağlıyoruz. Böylece çocukları yetiştirme sorumluluğu, devlet ile koruyucu aileler arasında paylaşılıyor” dedi.
Koruyucu ailelerin ve hizmetten yararlandırılan çocukların karşılaştıkları sorunları gidermek için çeşitli çalıştaylar ve toplantılar gerçekleştirdiklerini ifade eden Göktaş, “Koruyucu aile hizmet modelimizin kalitesini artırmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu kapsamda Ocak ayında ‘Çocuk Koruma Temelli Koruyucu Aile Çalıştayı’mızın ikincisini gerçekleştirdik. Bu çalıştaydan elde ettiğimiz çıktıları hayata geçirmeye başladık. Birçok ilimizde tematik toplantılar ile koruyucu aile hizmetinden yararlanan ergenlik dönemindeki ve yabancı uyruklu çocuklarımız başta olmak üzere tüm çocuklarımız için hizmetimizi güçlendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
AZERBAYCAN’DA ÖRNEK UYGULAMA OLARAK GÖRÜLÜYOR
Göktaş, “Geçici Koruyucu Aile Çalıştayı” düzenlediklerini belirterek, “Geçici koruyucu aile modelinin faaliyete geçmesi ile ülkemizde koruyucu aile hizmetinin kapsamını daha da genişleterek bakım ve korunma altındaki çocuklarımıza sıcak bir yuva sunmaya devam edeceğiz.” dedi.
Öte yandan, koruyucu aile hizmet modelinin Azerbaycan’da da örnek alındığını ve ülkeye adapte edilmek üzere çalışmalar yürütüldüğünü ifade eden Göktaş, alanda görev yapan uzmanların Azerbaycan’da koruyucu aile hizmetinin oluşturulmasında yardımcı olduklarının bilgisini verdi.
]]>Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği ’23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ coşkusunu tüm kente yayacak Uluslararası Çocuk Festivali başladı. Kent merkezinde Özgecan Aslan Barış Meydanı’nın yanı sıra Silifke, Anamur gibi ilçelerde de kutlanacak ve 4 gün sürecek festivalin ilk günü, Tarsus Kültür Park’ta kutlandı.
İTFAİYECİ EĞİTİMİ VERİLDİ
Kültür Park’ta Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı tarafından kurulan çocuk oyun parkurunda çocuklar eğlenceli anlar yaşarken, boyama etkinliğinde de hayal dünyalarını kağıda döktü. Etkinliklerin en ilgi gören stantlarından biri de İtfaiye Dairesi Başkanlığı standı oldu. Özellikle çocuklar için hazırlanan itfaiyeci eğitim çocuk parkuru miniklerin ilgi odağı olurken, köpekli arama-kurtarma ekibinin gösterileri izleyenlerin beğenisi topladı. Mersin İtfaiyesi’nin maskotu Ateş ve Su ise yoğun ilgi çekti.
KİTAP HEDİYE EDİLDİ
Etkinlikte, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı bünyesindeki Kitobüs Gezici Kütüphanesi ile ilkokul ve ortaokul yaş grubuna uygun çocuklara kitap hediye edilirken, İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı’nın gözlem teleskobu ile çocuklar, güneş patlamaları ve güneş hareketlerini gözlemledi. Tarımsal Hizmetler Dairesi öncülüğünde gerçekleşen atölye çalışmasında ise çocuklara, çiçek dikimi öğretilirken, toprağın ve doğanın önemi de anlatıldı.
SU DENEYİ YAPILDI
Çocukların su kaynaklarını verimli kullanması ve su tasarrufunu öğrenmesi için MESKİ bünyesinde çocuklar, suyun pH değerini ölçmek için su deneyi yaparken, Ulaşım Dairesi Başkanlığı’nın gezici trafik mobil aracı ile çocuklara trafik kurallarına uymanın önemini anlatmak için animasyon izletildi. Animasyon ekibi ile birlikte dans eden çocuklar, şişme oyun gruplarında eğlenceli anlar yaşarken etkinlik alanı, her yaştan vatandaştan büyük beğeni topladı. Alanda çocuklara patlamış mısır, balon ve pamuklu şeker dağıtılırken Sosyal Hizmetler Dairesi ekipleri tarafından da limonata ikramı yapıldı.
ÜRETİCİ KADIN STANTLARI BU KEZ ÇOCUKLAR İÇİN KURULDU
Kent merkezinde yürütülen etkinliklerin bir diğer adresi de Özgecan Aslan Barış Meydanı oldu. Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’nın uzun süredir yürüttüğü projesi Kadın Üretici Stantları’nda bu kez çocuk ürünleri satışa sunuldu. Stantların ilgi odağında ise Büyükşehir Belediyesi’nin Engelsiz Yaşam Parkı’nda özel gereksinimli çocukların anneleri ile birlikte hazırlamış olduğu ürünler yer aldı.
Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Şerife Hasoğlu Dokucu, 23 Nisan Uluslararası Çocuk Festivali’ni Tarsus’tan başlattıklarını dile getirerek, şunları söyledi:
“350 ÇOCUĞUMUZ GÖSTERİ YAPMAK İÇİN MERSİN’E GELECEK”
“Çocuklarımızın her gününün böyle geçmesi için çalışıyoruz. Mersin’de Özgecan Aslan Barış Meydanı kutlama alanımız. Tarsus’ta da Kültür Park’ta kutlamalarımıza başladık. Cumartesi günü olmasını avantaja çevirdik. Salı gününe kadar 23 Nisan kutlamalarımız devam edecek. Bu yıl hem yurt içinden hem yurtdışından 350 çocuğumuz gösteri yapmak için Mersin’e gelecek. Çocuklarımız çok hareketli. Onları böyle rengarenk ve mutlu gördüğümüzde biz de mutlu oluyoruz. Hepimizin özlediği bir ortam.”
]]>TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun, Meclis bahçesinde düzenlenen etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, 104 yıl önce TBMM’yi açarak Meclis bahçesindeki kutlamaların yapılmasına vesile olan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile tüm şehitlere şükranlarını sundu.
Meclisin, Türkiye Cumhuriyetinin kalbi olduğunu ifade eden Uzun, “Bu bina başlangıçta taş ve çamurdan yapılmış olabilir ama 104 yıldır burayı ayakta tutan bu milletin sevgisidir. 85 milyon vatandaşımızın her birinin bu binada kalbi atmaktadır. Kuruluşunun yıl dönümünde böyle anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yapmaktan çok gururluyuz. 104 yıl önce olduğu gibi aynı ruhla ufuklara bakmak ve içerisinde uzay temasıyla bu programları icra etmek çok anlamlıdır.” diye konuştu.
TBMM’nin açılışı kutlamaları ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliklerinin 4 gün boyunca devam edeceğini belirten Uzun, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yarın akşam burada düzenlenecek 23 Nisan konserinde, Milletvekilimiz Yücel Arzen tarafından özel bestelenen 23 Nisan marşımız ile diğer eserler icra edilecek. Ardından bütün tarihsel süreci, Türk milletinin geçmişten başlayıp bugüne getirdiği o hikayeyi ışık gösterisiyle icra edeceğiz. Pazartesi günü de Türkiye’nin her tarafından başarı elde etmiş çocuklarımızı burada ağırlayacağız. Bu çocuklarımıza ödüllerini verdikten sonra Meclis Genel Kuruluna girecekler ve burada kendi alanlarıyla ilgili konuşmalar yapacaklar. Sonra çocuk Meclis Başkanımız bir bildiri yayınlayacak ve tüm dünyaya ilan edeceğiz. Biz, bu bayramın her bir bileşeninin hakkını vererek idrak etmek istiyoruz. Pandemi dönemi ve geçen yıl ki deprem felaketi nedeniyle son dönemde etkinlikler sönük geçmişti, ruhuna uygun kutlanamamıştı. Ama bu yıl TBMM Başkanımız Numan Kurtulmuş’un 23 Nisan’ı eski görkemli, ruhuna uygun bir şekilde idrak etmemiz talimatı doğrultusunda tüm paydaşlarımızın desteğiyle bu programları başlatmış bulunuyoruz.”
“23 Nisan’ı her geçen yıl daha etkili kutlamakla ilgili büyük gayretin içerisindeyiz”
Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Kemal Şamlıoğlu da TBMM’nin açılışının, Kurtuluş Savaşının kazanılmasında belirleyici rol oynadığını belirterek, TBMM’nin savaş sırasında ve Cumhuriyet döneminde üstlendiği tarihsel sorumlulukla geleceğin sağlam temeller üzerine inşa edilmesinde büyük katkı sağladığını söyledi.
23 Nisan’ın, Türk milletine bırakılan en büyük miras olduğunu belirten Şamlıoğlu, şunları kaydetti:
“Bizler de evlatlarımıza verilen bu sevgi ve önemin farkındayız. Bakanlık olarak ülkemizin ve milletimizin geleceği açısından büyük öneme haiz olan 23 Nisan’ı her geçen yıl daha etkili kutlamakla ilgili büyük gayretin içerisindeyiz. Milli Eğitim Bakanlığı yeni dönemde oyun temelli öğrenmeyle çocuklarımızın kültürel mirasımızı öğrenme konusunda daha etkili hale getireceği güçlü bir eğitim ortamı arzu ediyor. Temel Eğitim Genel Müdürlüğümüz hem okullarımızın çocuk oyunları ve bilim şenlikleriyle daha etkili hale gelmesi için hem de çocuklarımızın işbirliğiyle öğrenmeyi ve kendi kültürel belleğini daha dinamik hale getirerek memleketin ve milletin hayrına yeni yaklaşımları ortaya koymak için büyük emek sarf edecek. Milli Eğitim Bakanlığı çocuk oyunlarını ve oyunu eğitimini merkezine alarak önümüzdeki günlerde çocuklarımızla paylaşmış olacak.”
“Projenin bir parçası olarak uzayda yerimizi aldık”
Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar da yaptığı konuşmada, etkinliğe katılan Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı ile gurur duyduklarını dile getirdi.
Ünüvar, “O aslında bir çabanın sonucu. Cumhurbaşkanımızın bize gösterdiği hedefler doğrultusunda, Milli Uzay Programı ile yürütülen projenin sonunda uzayda bir de astronotumuz oldu. Ne güzel bir tevafuktur ki 13 tane önemli bilim projesi yaptı. Bunu sadece savunma ya da güvenliğin bir unsuru gibi değil, aslında bilimin bir parçası olarak da görmek lazım. Bilimin parçası olarak Alper kardeşimiz, o 13 tane deneyi uzayda gerçekleştirdi. Ne güzel bir gururdur ki o deneylerden bir tanesi de Ankara Üniversitesinin bilim insanlarıyla birlikte yürütülen bir projeydi. Bizler bu projenin bir parçası olarak da uzayda yerimizi aldık.” diye konuştu.
Ünüvar, bu seviyenin yeterli olmadığını, daha fazla çalışılması gerektiğini ifade ederek, etkinliğe katılan çocukların gelecekte çok önemli çalışmalara imza atacağına yönelik inancını dile getirdi.
Ankara Üniversitesini “devletin fikir mutfağı” olarak nitelendiren Ünüvar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birbirinden değerli hocalarımızın, birbirinden değerli çalışmaları var. Onları toplumla buluşturmamız lazım. İcra makamında değerli Bakan Yardımcımız ve bürokratlarımız var. Onlarla, ürettiğimiz bilimin buluştuğu anda Türkiye’nin, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize gösterdiği hedefin çok daha ilerisine geçeceğimize inanıyorum. Bunun için gereken her alanda her türlü desteği alıyoruz. Gazi Meclisten çıkarılması gereken mevzuat düzenlemeleriyle ilgili çok ciddi destek alıyoruz.”
“En önemli ihtiyaç ulusal egemenlik; bunu güvence altına alacak olan da çocuklarımız”
TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın ulusal egemenlik ve çocuk gibi iki önemli kavramı içerdiğini dile getirerek, “Başka ülkelere baktığımızda emsalini az bulabileceğimiz bir beklenti, bir umut. Çünkü geleceğe baktığımız zaman söyleyebileceğimiz birçok zorluk var. Bu zorlukların üstesinden gelebilme noktasında en önemli ihtiyaç ulusal egemenlik; gelecekte bunu güvence altına alacak olan da çocuklarımız.” değerlendirmesinde bulundu.
Etkinlik alanındaki stantları ziyaret ettiğini anlatan Mandal, bu sırada sohbet ettiği öğrencilerin bilimsel çalışmalar konusundaki hayal ve hedeflerinin çok yüksek olduğunu dile getirdi. Mandal, “İşte bundan dolayı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız çok kıymetli. Bu süreçte çocuklarımıza ve gençlerimize güveniyoruz. Bunun milletimizin en önemli yeri olan TBMM’de kutlanıyor olması çok anlamlı.” diye konuştu.
Konuşmaların ardından TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun, beraberindekilerin yanı sıra Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı ile stantları gezerek, çocuklarla sohbet etti. Çocuklar, Gezeravcı’ya büyük ilgi gösterdi, fotoğraf çektirdi.
Meclis’teki etkinlikler kapsamında, Halkla İlişkiler Binası Konferans Salonu’nda çocuk film gösterimi de gerçekleştirildi.
]]>Konak Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü’ne bağlı olarak hizmet veren Zeytinlik Semt Merkezi ile Mersinli Semt Merkezi’nde23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı minik kursiyerlerin gösterileriyle kutlandı. İlk olarak Zeytinlik Semt Merkezi’nde yapılan bayram etkinliğine Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu’nun yanı sıra sevilen oyuncu Mert Fırat, Konak İlçe Halk Eğitim Müdürü Hüseyin Akpınar, Müdür Yardımcısı Erdoğan Ünlü, belediye meclis üyeleri, muhtarlar ve veliler katıldı.
MUTLU: ETKİNLİKLERİMİZ DAHA DA ÇEŞİTLENECEK
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından törenin açılış konuşmasını yapan Başkan Mutlu, miniklerin bayramını kutladı. Çocuklara bir de sürprizi olduğunu belirten Mutlu, ünlü oyuncu Mert Fırat’ın da kendileriyle birlikte olduğunu ve bayram kutlamasına eşlik edeceğini söyledi. Başkan Mutlu, “23 Nisan kutlaması için dünya güzeli çocuklarımızın gösterisini ünlü sanatçı Mert Fırat’la, meclis üyelerimizle, sevgili dostlarımızla birlikte izlemeye geldik. Semt merkezlerimizdeki etkinlikler bundan sonra kültürel-sanatsal olarak da çok daha farklı, çok daha sizleri tatmin edecek şekilde çeşitlenecek.Burada sizlerle olduğumuz için çok mutluyum. Önümüzdeki günlerde daha güzel etkinliklerle buluşmak üzere Atatürk’ün çocuklarımıza armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun” dedi.
Başkanın konuşmasının ardından etkinlik, 7-11 yaş arası jimnastik grubunun gösterisiyle devam etti. Heyecanları gözlerinden okunan minikleri Mert Fırat’la birlikte ilgiyle izleyen Başkan Mutlu, sonrasında 3-6 yaş Oyun Odası grubunun şarkılar eşliğinde yaptıkları dansı izledi. Bayram kostümleri içinde birbirinden sevimli çocukların sevgi çemberi içinde kalan Başkan Mutlu, tüm çocukları başarılı gösterilerinden ötürü kutladı.
İKİ KURUM UYUM İÇİNDE ÇALIŞIYOR
Zeytinlik Semt Merkezi’nin ardından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı coşkusu Mersinli Semt Merkezi’nde devam etti. Miniklerin gösterisinden önce konuşan Halk Eğitim Müdürü Hüseyin Akpınar, dünyada ilk kez çocuklara Atatürk tarafından bir bayram hediye edildiğini hatırlatarak, çocuklarla birlikte her yıl 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı coşku içinde kutladıklarını belirtti. Akpınar, “Çocuklarımız Mustafa Kemal Atatürk’e yakışır olarak bu bayramı kutlamakta. Biz de burada açtığımız kurslara gelen çocuklarımızın etkinliğini izlemek için bir aradayız. Konak Belediyesi’nin semt merkezlerinde açtığımızı kurslarla 3 yaşından 80 yaşına kadar her yaştan vatandaşa hizmet veriyoruz. İlçe Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğümüz ile Konak Belediye Başkanımız arasında tam bir uyum ve işbirliği var. İki kurum olarak birlikte hizmet sunmaya çalışıyoruz” diyerek çocukların, eğitimcilerin ve tüm konukların bayramını kutladı.
3-6 yaş Oyun Odası grubundan Fatma Zümra Kaya’nın ‘Geldi 23 Nisan’ şiiriyle başlayan bayram coşkusu miniklerin şarkılar eşliğinde yaptığı danslarla devam etti. Son olarak Atatürk Çocukları Marşı eşliğinde Türk Bayraklarını sallayarak marşa eşlik eden minikler gösterileriyle göz doldurdu. Gösterileri gururla izleyen öğretmenler, anne ve babalar ise etkinlik sonunda çocuklarını ayakta alkışladı.
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kentin dört bir yanında düzenleyeceği etkinliklerle kutlayacak. “İzmir’in Dört Bir Yanında Şenlik Var” temasıyla 30 gün boyunca 30 ilçede düzenlenecek “Gezici Çocuk Şenlikleri” ile çocuklar pandomin, sihirbaz gösterileri, konserler, dans ve tiyatro gösterileriyle bayramın tadını doyasıya çıkaracak. 23 Nisan’da ise binlerce çocuk Kültürpark’ta düzenlenecek Çoçuk Şenliği’nde bayramın tadını doyasıya yaşayacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı toplu taşıma hizmetleri (İZDENİZ, İZULAŞ, METRO, ESHOT, İZTAŞIT, TRAMVAY) 23 Nisan Salı günü ücretsiz hizmet verecek. İzmir Doğal Yaşam Parkı ise 6-18 yaş arasındaki ziyaretçilerini 22-28 Nisan tarihlerinde ücretsiz olarak ağırlayacak.
Kültürpark’ta büyük şenlik
Kültürpark’taki Çocuk Şenliği 23 Nisan Salı günü saat 12.00’de başlayacak. Kaskatlı Havuz yanında düzenlenecek programda 12.00 ile 15.00 arası çocuklar için çadır etkinlikleri yapılacak. Saat 13.00-17.00 arasında konserlerin, sihirbaz ve dans gösterilerinin yer alacağı sahne etkinlikleri düzenlenecek. Açık alan etkinlikleri de saat 12.00-15.00 arasında yapılacak. Çocuklar kukla gösterileri, spor etkinlikleri, sokak oyunları, oyun parkuru, gezici kütüphane gibi birçok etkinlikle keyifli bir gün geçirecek.
Müzikli tiyatro gösterimleri çocukları büyüleyecek
27 Nisan 2024 Cumartesi günü saat 13.00’te İzmir Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Çağdaş Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği iş birliğiyle “Çağdaş Yaşam Çocuk Korosu” Atatürk Oratoryosu’nu sunacak. Etkinlik ücretsiz yapılacak. 24 ve 26 Nisan tarihlerinde ise Kültürpark Atatürk Açık Hava Tiyatrosu’nda saat 19.00’da çocuklar ve aileleri için ücretsiz müzikli tiyatro gösterileri olacak. 24 Nisan’da Kral Şakir : Kapadokya Macerası, 26 Nisan’da ise Maşa ile Koca Ayı gösterisi ile çocuklar keyifli zaman geçirecek.
Çocuklarla “Dönüşüm Aile Kampı” Olivelo’da
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı tarafından ilki düzenlenecek Dönüşüm Aile Kampı Güzelbahçe Olivelo Yaşayan Parkı’nda yapılacak. Herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkından hareketle, çevresel sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda sürdürülebilir bir yaşam için atığın önlenmesi, azaltılması, yeniden kullanılması ve dönüştürülmesi bilincinin yaygınlaştırılması amacıyla 27-28 Nisan 2024 tarihlerinde düzenlenecek kampta 8-9 yaş grubu öğrencileri ve aileleriyle birlikte Atıksız Yaşam Atölyeleri, Doğa Yürüyüşü, Yoga, Kuş Gözlemi, Kaçeli Koyunlarla Tanışma, Eko-Pinsel Perspektif: Geri Dönüşüme Odaklı Sanat Atölyesi, Geri Dönüşüm Müzik Aletlerinin Hikayesi ve Müzik konseri olmak üzere pek çok etkinlikte yer alacak. – İZMİR
]]>TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile TBMM’nin açılışının 104. yıl dolayısla Meclis’te 4 gün boyunca özel etkinlikler düzenleneceğini, bu yıl bir ilk kez TBMM Genel Kurul Salonu’nda bilimde, eğitimde, sporda ve sanatta başarı elde etmiş, derece almış çocukların bulunacağını söyledi.
TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile TBMM’nin açılışının 104. yıl dönümü nedeniyle düzenlenen etkinlikler hakkında bilgi verdi. Çalışmalara üç ay önce başladıklarını belirten Uzun, pandemi süreci ve depremden dolayı önceki 23 Nisan ve sonraki 23 Nisan kutlamaları doğal olarak biraz sönük geçtiğini hatırlattı. Uzun, “Ama bu yıl bütün şartlar uygun olduğu için biz de 23 Nisan’ı tekrar eski ruhuna kavuşturalım duygusuyla hareket ettik. ve yaklaşık üç aydır çalışmalar yapıyoruz. Aslında her yıl 23 Nisan ile ilgili yapılan rutin programların dışında bu yıl yeni şeyler var” dedi.
Bu yıl her 23 Nisan’da yapılan çocuk özel oturumu konseptini değiştirdiklerini açıklayan Uzun, şu bilgileri verdi:
“Daha objektif ve kalıcı olması için 23 Nisan’ı bu yıl başarı endeksli başarı elde etmiş çocukların buraya gelip hem TBMM kupası ödülü hem de Genel Kurul’a bu çocukların indirilmesi ve orada özel oturumun bu çocuklarla yapılması şeklinde bir karara vardık. Bununla ilgili çalışmalarımızı Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, TÜBİTAK ve Aile Bakanlığımızla gerçekleştirdik. Bütün bu bakanlıklarımızdaki ve kurumlarımızdaki çocuklar, başarılarına göre belirlendiler, birinci, ikinci, üçüncü. Bu çocuklarımız pazartesi sabah Meclisimizde olacaklar. Sabah ödül töreni olacak, ardından Genel Kurul’a indirilecekler. Dolayısıyla bu yıl 23 Nisan kutlamalarında getirilen çocuklarla ilgili konseptimizi başarı üzerine inşa ediyor olmamız, bunun bundan sonra da kalıcı olması yönünde bir temennimizden kaynaklanıyor. Bundan sonra da her 23 Nisan’da Türkiye’de başarı elde etmiş, bilimde, eğitimde, sporda ve sanatta başarı elde etmiş çocukların buraya gelip Genel Kurulu doldurmalarını bekliyoruz.”
Uzun, çocukların katılacağı Genel Kurul’da da her bir çocuğun kendisinin başarılı olduğu branşta konuşma yapacağını da belirterek, “O da bir ilk. Eskiden Genel Kurul’da sadece bir konuşma yapılırdı bu bildiri olarak kabul edilir ilan edilirdi. Şimdi bu bildiri Meclis Başkanlığı’na nezaret eden çocuğumuz tarafından icra edilecek. Gençlik ve Spor Bakanlığı, federasyonlarda çocuk branşlarında yarıştırma yaptırdı. Onların da dereceye giren çocukları gelecekler. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, dezavantajlı çocuklardan başarı elde etmiş çocukları getirecek” diye konuştu.
Uzun etkinlikler kapsamında Türk milletinin hikayesini ve Kurtuluş Savaşı’nı anlatan bir ışık gösterisi yapılacağını da söyledi. Kutlamalara uzay temasını katacaklarını belirten Uzun, uzaya giden ilk Türk astronot Alper Gezeravcı’nın da cumartesi günü saat 11.00’de ‘Meclis Bahçesi, Çocuk Bahçesi’ etkinliğine katılacağını söyledi. Uzun, etkinlikte, TÜBİTAK’ın ve Uzay Ajansı’nın standlarının olacağı bilgisini de verdi.
AKP İstanbul Milletvekili Yücel Arzen’in de “23 Nisan Marşı” adlı bir marş bestelediğini kaydeden Uzun, “Pazar günü halka açık şekilde bütün vatandaşlarımızın katılımıyla burada sayın vekilimiz tarafından bu konseri icra edeceğiz” dedi.
Uzun, dört bakanın da dahil olduğu bir çocuk sempozyumu düzenleyeceklerini de anlattı.
23 NİSAN’DA MECLİS’TE RESMİ KUTLAMALAR
Meclis’te 23 Nisan Salı günü resmi tören ve kutlamalar da yapılacak. İlk olarak TBMM’deki Atatürk Anıtı önünde tören düzenlenecek ve anıta çelenk konulmasının ardından protokol Anıtkabir’i ziyaret edecek. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM’nin açılışının 104. yılı dolayısıyla kutlamaları kabul edecek. TBMM Genel Kurulu’nda gerçekleştirilecek 23 Nisan özel oturumunda Kurtulmuş ve siyasi parti temsilcileri konuşma yapacak. Kutlamalar, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un ev sahipliğinde düzenlenecek resepsiyonla sona erecek.
]]>
(ANKARA) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel bülten hazırladı. Buna göre; ekonomik krizin yarattığı etki çocuk işçi istatistiklerine de yansıdı. 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 18,7’den yüzde 22,1’e yükseldi. Çocuk işçi sayısı geçen yıla göre 3.5 puan arttı.
TÜİK, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel hazırladığı, 2023 yılına ilişkin verileri içeren “İstatistiklerle Çocuk” bültenini bugün yayımladı. Bültende, çocuk işçi, çocukların okullaşma, kız çocuk evliliği, devletin koruması altında olan çocuk oranları gibi istatistiklere yer verildi.
TÜRKİYE NÜFUSUNUN YÜZDE 26’SI ÇOCUK
Bültene göre; 2023 yıl sonu itibarıyla, Türkiye nüfusu 85 milyon 372 bin 377 kişi iken bunun 22 milyon 206 bin 34’ünü çocuklar oluşturdu. Çocuk nüfusun yüzde 51,3’ü erkek, yüzde 48,7’si kız çocuklardan oluştu. Birleşmiş Milletler tanımına göre 0-17 yaş grubunu içeren çocuk nüfus, 1970 yılında toplam nüfusun yüzde 48,5’ini oluştururken bu oran 1990 yılında yüzde 41,8 ve 2023 yılında yüzde 26 oldu.
Nüfus projeksiyonlarına göre çocuk nüfus oranının 2030 yılında yüzde 25,6, 2040 yılında yüzde 23,3, 2060 yılında yüzde 20,4 ve 2080 yılında yüzde 19 olacağı öngörüldü.
TÜRKİYE’NİN ÇOCUK NÜFUS ORANI AB ÜLKELERİNDEN YÜKSEK
Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin çocuk nüfus oranları incelendiğinde, 2023 yılında çocuk nüfus oranının AB ortalaması yüzde 8 oldu. AB üye ülkeleri içinde en fazla çocuk nüfus oranına sahip olan ülkelerin sırasıyla, yüzde 23,4 ile İrlanda, yüzde 21,1 ile Fransa, yüzde 20,9 ile İsveç olduğu görüldü. Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu ülkeler ise sırasıyla, yüzde 15,1 ile Malta, yüzde 15,4 ile İtalya, yüzde 15,9 ile Portekiz oldu. Türkiye’nin çocuk nüfus oranının yüzde 26 ile AB üye ülkelerinden daha yüksek olduğu görüldü.
ÇOCUK NÜFUS ORANI EN YÜKSEK ŞANLIURFA’DA
İllerin toplam nüfusları içindeki çocuk nüfus oranları incelendiğinde, 2023 yılında en yüksek çocuk nüfus oranına sahip olan il, yüzde 44,4 ile Şanlıurfa oldu. Şanlıurfa ilini yüzde 40,5 ile Şırnak, yüzde 38,2 ile Ağrı ve Muş izledi.
Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu il, yüzde 16,5 ile Tunceli oldu. Tunceli ilini yüzde 17,5 ile Edirne ve yüzde 18,3 ile Kırklareli izledi.
TÜRKİYE’DE 0-17 YAŞ GRUBUNDA EN AZ BİR ÇOCUK BULUNAN HANEHALKI ORANI YÜZDE 43,6
2023 yılında toplam hanehalkı sayısı 26 milyon 309 bin 332 oldu. Hanelerin yüzde 43,6’sında 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunduğu görüldü. Bu hanelerin illere göre dağılımı incelendiğinde, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hanehalkı oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 69 ile Şanlıurfa, en düşük olduğu ilin yüzde 29,1 ile Tunceli ve Sinop olduğu görüldü.
En az bir çocuk bulunan hanelerin yüzde 8,9’unda 0-17 yaş grubunda bir çocuk, yüzde 15’inde iki çocuk, yüzde 6,3’ünde üç çocuk, yüzde. 2,1’inde dört çocuk, yüzde 1,2’sinde ise beş ve daha fazla çocuk bulunduğu görüldü.
ÇOCUK NÜFUSUN YÜZDE 29,6’SI 5-9 YAŞ GRUBUNDA
Çocuk nüfus yaş grubuna göre incelendiğinde, 2018 yılında çocuk nüfusun yüzde 28,3’ünün 0-4 yaş grubunda, yüzde 27,7’sinin 5-9 yaş grubunda, yüzde 27,7’sinin 10-14 yaş grubunda ve yüzde 16,3’ünün 15-17 yaş grubunda yer aldığı görülürken, 2023 yılında yüzde 24,1’inin 0-4 yaş grubunda, yüzde 29,6’sının 5-9 yaş grubunda, yüzde 28,8’inin 10-14 yaş grubunda ve yüzde 17,5’inin 15-17 yaş grubunda yer aldığı görüldü.
CANLI DOĞAN BEBEK SAYISI 2022 YILINDA 1 MİLYON 35 BİN 795 OLDU
Doğum istatistiklerine göre 2022 yılında canlı doğan bebek sayısı, 1 milyon 35 bin 795 oldu. Doğan bebeklerin 531 bin 946’sı erkek, 503 bin 849’u ise kız oldu. Canlı doğan bebeklerin yüzde 96,8’ini tekil, yüzde 3,1’ini ikiz, yüzde 0,1’ini ise üçüz ve daha fazla çoğul doğumlar oluşturdu.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre hastanede gerçekleşen doğumların oranı, 2010 yılında yüzde 91,6 iken 2022 yılında yüzde 97,3 oldu. Beşli karma aşı (DPT+IPV+Hib) 3 doz ile aşılama oranı 2021 yılında yüzde 95 iken 2022 yılında yüzde 99,5 olarak gerçekleşti.
BEKLENEN YAŞAM SÜRESİ 15 YAŞINDAKİ ÇOCUKLAR İÇİN 63,5 YIL OLDU
Hayat Tabloları, 2020-2022 sonuçlarına göre doğuşta beklenen yaşam süresi, Türkiye geneli için 77,5 yıl, erkekler için 74,8 yıl ve kadınlar için 80,3 yıl oldu.
Türkiye’de 7 yaşına ulaşan bir çocuğun kalan yaşam süresinin ortalama 71,4 yıl, erkek çocuklar için 68,7 yıl ve kız çocuklar için 74,1 yıl olduğu görüldü. Çalışma çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki çocuklar için bu süre 63,5 yıl oldu. Erkek çocuklar için bu süre 60,8 yıl iken kız çocuklar için 66,2 yıl olarak beirlendi. Bu yaş için kız ve erkek çocuklar arasındaki beklenen yaşam süresi farkının 5,4 yıl olduğu görüldü.
BEBEKLERE KONULAN EN POPÜLER KIZ İSMİ ASEL, ERKEK İSMİ ALPARSLAN
ADNKS sonuçlarına göre 2023 yılında doğan bebeklere konulan en popüler erkek bebek isimleri, Alparslan, Yusuf ve Göktuğ; en popüler kız bebek isimleri ise Asel, Zeynep ve Defne oldu. Doğan erkek bebeklerin 8 bin 957’sine Alparslan, 5 bin 538’ine Yusuf, 5 bin 361’ine Göktuğ, kız bebeklerin 8 bin 114’üne Asel, 7 bin 614’üne Zeynep, 6 bin 895’ine ise Defne ismi verildi.
Türkiye’de 2023 yılında 0-17 yaş grubundaki çocuklarda en çok kullanılan erkek çocuk isimlerinin Yusuf, Mustafa ve Mehmet; kız çocuk isimlerinin ise Zeynep, Elif ve Yağmur olduğu görüldü.
ÇOCUK BAĞIMLILIK ORANI 2023 YILINDA YÜZDE 31,4
Toplam yaş bağımlılık oranı, 15-64 yaş grubunda çalışma çağındaki her 100 kişi başına düşen, 0-14 ile 65 ve üzeri yaş grubundaki kişi sayısı olarak tanımlanıyor.
Buna göre 2023 yılında toplam yaş bağımlılık oranı yüzde 46,3 oldu. Yaş grubu 15-64 olan her 100 kişi başına düşen, 0-14 yaş grubundaki çocuk sayısını ifade eden çocuk bağımlılık oranı ise yüzde 31,4 olarak gerçekleşti.
BEŞ YAŞINDAKİ ÇOCUKLARIN NET OKULLAŞMA ORANI YÜZDE 85
Milli Eğitim Bakanlığı örgün eğitim istatistiklerine göre okul öncesi eğitim seviyesinde beş yaş net okullaşma oranının, 2021-2022 öğretim yılında yüzde 81,6 iken 2022-2023 öğretim yılında yüzde 85 olduğu görüldü. Beş yaş net okullaşma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, bu oran erkek çocuklar için yüzde 85,2, kız çocuklar için yüzde 84,7 oldu.
İlkokul seviyesinde net okullaşma oranı 2022-2023 öğretim yılında yüzde 93,8, ortaokul seviyesinde net okullaşma oranı yüzde 91,2 ve ortaöğretim seviyesinde net okullaşma oranı yüzde 91,7 oldu.
EĞİTİM KADEMELERİNDE OKUL TAMAMLAMA ORANLARI ARTTI
Ulusal Eğitim İstatistikleri Veri Tabanı sonuçlarına göre eğitim kademesi ve cinsiyete göre okul tamamlama oranları incelendiğinde, yıllara göre bir artış gözlendi. İlkokul tamamlama oranı 2017-2018 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 98,4 iken bu oran 2022-2023 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 98,5 oldu. Ortaokul tamamlama oranı 2017-2018 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 90,2 iken bu oran 2022/2023 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 96,3 oldu. Ortaöğretim tamamlama oranı ise yüzde 65,1’den yüzde 80,3’e yükseldi.
Ortaöğretim okul tamamlama oranı cinsiyete göre incelendiğinde, 2022/2023 eğitim ve öğretim döneminde bu oranın erkek çocuklar için yüzde 78,8, kız çocuklar için yüzde 81,8 olduğu görüldü.
ÖZEL EĞİTİM ALAN ÖĞRENCİLERİN ORANI YÜZDE 2,6
Milli Eğitim Bakanlığı örgün eğitim istatistiklerine göre Türkiye genelinde 2022-2023 eğitim ve öğretim döneminde örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı 19 milyon 904 bin 679 oldu. Bu öğrencilerin yüzde 51,6’sını erkek öğrenciler, yüzde 48,4’ünü ise kız öğrenciler oluşturdu.
Özel eğitim gerektiren bireylere (işitme, görme, ortopedik ve hafif düzeyde zihinsel engelli) hizmet veren, özel olarak yetiştirilmiş personelin bulunduğu, geliştirilmiş eğitim programlarının uygulandığı özel öğretim kurumlarında örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı ise 507 bin 804 oldu. Özel eğitim alan öğrenciler örgün eğitimdeki öğrencilerin yüzde 2,6’sını oluşturdu. Özel örgün eğitime devam eden öğrencilerin yüzde 63,3’ü erkek öğrenciler, yüzde 36,7’sini ise kız öğrencilerden oluştu.
YAŞ GRUBU 2-14 OLAN ÇOCUKLAR EN FAZLA ÖĞRENMEDE VE YÜRÜMEDE ZORLUK ÇEKİYOR
Türkiye Sağlık Araştırması 2022 yılı sonuçlarına göre ailelerin beyanları doğrultusunda, 2-14 yaş grubundaki çocukların yüzde 1,5 ile en fazla öğrenmede ve yürümede zorluk çektiği görüldü. Aynı yaş grubundaki çocukların yüzde 1’inin konuşmada, yüzde 0,8’inin görmede, yüzde 0,4’ünün ise duymada zorluk çektiği belirtildi.
ÇOCUKLARDA EN FAZLA GÖRÜLEN HASTALIK ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONU
Türkiye Sağlık Araştırması 2022 yılı sonuçlarına göre çocuklarda son 6 ay içinde görülen hastalık türleri incelendiğinde, 0-6 yaş grubunda yüzde 31,3 ile en çok üst solunum yolu enfeksiyonu görüldü. Bunu yüzde 29,4 ile ishal, yüzde 6,9 ile alt solunum yolu enfeksiyonu, yüzde 6,7 ile kansızlık izledi.
Yaş grubu 7-14 olan çocuklarda da yüzde 27,1 ile üst solunum yolu enfeksiyonu ilk sırada yer aldı. Bunu yüzde 19,8 ile ishal, yüzde 11,2 ile ağız ve diş sağlığı sorunları, yüzde 8,8 ile göz ile ilgili sorunlar izledi.
ÇOCUK İŞÇİ SAYISI ARTTI
Hanehalkı İşgücü Araştırması 2023 yılı sonuçlarına göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 22,1 oldu. İşgücüne katılma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, bu oranın erkek çocuklar için yüzde 32,2 kız çocuklar için yüzde 11,5 olduğu görüldü.
Hanehalkı İşgücü Araştırması 2022 yılı sonuçlarına göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 18,7 olarak açıklanmıştı. Buna göre çocuk işçi sayısı geçen yıla göre 3.5 puan arttı.
RESMİ ‘KIZ ÇOCUK EVLİLİKLERİ’ AZALDI
Evlenme istatistiklerine göre 16-17 yaş grubunda olan kız çocuklarının resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002 yılında yüzde 7,3 iken bu oran 2023 yılında yüzde 1,9’a düştü. Böylece geçen yıla göre resmi kız çocuk evlilik oranı 0,1 düştü.
Diğer taraftan, aynı yaş grubunda olan erkek çocukların resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002 yılında yüzde 0,5 iken bu oran 2023 yılında yüzde 0,1 oldu.
BABASI VEFAT ETMİŞ ÇOCUKLARIN SAYISI 263 BİN 757
2023 yılında 22 milyon 206 bin 34 çocuk nüfusun içinde babası vefat etmiş çocuk sayısının 263 bin 757, annesi vefat etmiş çocuk sayısının 82 bin 291, hem annesi hem de babası vefat etmiş çocuk sayısının ise 5 bin 461 olduğu görüldü.
KORUYUCU AİLE YANINDA BAKIMI SAĞLANAN ÇOCUK SAYISI 9 BİN 806
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre 2023 yılında Türkiye genelinde kuruluş bakımı altında bulunan çocuk sayısının 14 bin 435 olduğu görüldü. Mevcut koruyucu aile sayısı 8 bin 164, koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı ise 9 bin 806 oldu. Evlat edindirilen çocuk sayısı 2023 yılında 637 olarak belirlendi.
BOŞANMA DAVALARI SONUCU, VELAYETİ ANNEYE VERİLEN ÇOCUKLARIN ORANI YÜZDE 74,9
Boşanma istatistiklerine göre 2023 yılında boşanan çiftlerin sayısı 171 bin 881 oldu. Kesinleşen boşanma davaları sonucunda 171 bin 213 çocuk velayete verildi. Çocukların velayetinin yüzde 74,9’unun anneye, yüzde 25,1’inin ise babaya verildiği görüldü.
ÇOCUKLAR EN FAZLA DIŞSAL YARALANMA VE ZEHİRLENMELER SONUCU HAYATINI KAYBETTİ
Ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre 2022 yılında 1-17 yaş grubunda en fazla çocuk ölümleri, dışsal yaralanma ve zehirlenmeler nedeniyle gerçekleşti. Söz konusu nedenle hayatını kaybeden 1-17 yaş grubundaki çocuk sayısı, 2022 yılında bin 275 oldu. Sinir sistemi ve duyu organları hastalıkları nedeniyle 866 çocuk, iyi huylu ve kötü huylu tümörler nedeniyle 635 çocuk, dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle 385 çocuk hayatını kaybetti.
BEBEK ÖLÜM HIZI BİNDE 9,2 OLDU
Ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre 2009 yılında bebek ölüm hızı binde 13,9 iken 2022 yılında binde 9,2’ye düştü. Bebek ölüm hızı cinsiyete göre incelendiğinde, 2009-2022 yılları arasında bebek ölüm hızının erkek bebekler için binde 14,6’dan binde 9,9’a, kız bebekler için binde 13,1’den binde 8,4’e düştüğü görüldü.
Doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı, 2009 yılında binde 17,7 iken 2022 yılında binde 11,2’ye düştü. Beş yaş altı ölüm hızı cinsiyete göre incelendiğinde, 2009-2022 yılları arasında beş yaş altı ölüm hızının erkek çocuklar için binde 18,5’ten binde 12,1’e, kız çocuklar için binde 16,8’den binde 10,2’ye düştüğü belirlendi.
]]>
İBB Başkanı İmamoğlu, 15 farklı ülkeden ‘Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali’ için İstanbul’a gelen çocukları ağırladı. İmamoğlu, aralarında Filistin ve Ukrayna’dan gelen çocukların da bulunduğu katılımcılara seslendi. İmamoğlu, “Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşların, acıların son bulması, Atatürk’ün dediği gibi, yurtta ve dünyada barışın egemen olması için, çocuklardan öğreneceğimiz çok şey var. Dilerim, dünyanın tüm büyükleri de çocukların savaşla ilgili duygu ve düşüncelerinden gerekli dersi bir an önce alırlar. Dilerim, misafir ettiğimiz Filistinli ve Ukraynalı çocuklar, en kısa zamanda barış ve huzur dolu bir hayata kavuşurlar” dedi.
İmamoğlu, dünyanın ilk ve tek çocuk bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için kente gelen çocukları Saraçhane’deki tarihi Meclis Salonu’nda ağırladı. İmamoğlu, aralarında savaşı, yıkımı ve felaketi yaşayan Filistinli ve Ukraynalı çocukların da bulunduğu 15 farklı ülkeden gelen çocuklara şu konuşmayı yaptı:
“ÇOCUKLARIN ÇOK İYİ BİLDİĞİ, BÜYÜKLERİN UNUTTUĞU DİL, SEVGİNİN VE ARKADAŞLIĞIN DİLİ”
“Çok güzel bir manzarayla karşı karşıyayız. Çok farklı ülkelerden ve ülkemizin farklı coğrafyalarından çocuklarla bir aradayız. Dünyanın ve ülkemizin dört bir yanından İstanbul’a gelerek, buradaki kardeşleriyle buluşan sevgili çocuklar; bizlere enerji verdiniz, neşe verdiniz umut verdiniz, hoş geldiniz. Düzenlediğimiz, ‘Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali’ boyunca, İstanbul’un 19 farklı noktasında, çocuklar, doya doya eğlenecekler. Kendi ülkelerinin, yörelerinin danslarını sergileyecekler. Birbirlerinin kültürlerini tanıyacaklar. Hep birlikte konserler izleyecek, şarkılar söyleyip, oyunlar oynayacaklar. Farklı dilleri konuşsalar da yeryüzündeki tüm çocuklar, evrensel bir dille hemen anlaşır ve kaynaşırlar. Çocukların çok iyi bildiği, büyüklerin ise maalesef unuttuğu o dil, sevginin ve arkadaşlığın dilidir. O dil, barışın ve kardeşliğin dilidir.
“MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN DEĞERİNİ HER GEÇEN GÜN DAHA İYİ ANLIYORUZ”
Dünyanın ilk ve tek çocuk bayramı olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, yalnız ülkemizin değil, tüm dünya çocuklarının bayramıdır. Bu eşsiz bayramı ülkemize ve tüm insanlığa armağan etmiş olan, ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün değerini her geçen gün daha iyi anlıyoruz. Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşların, acıların son bulması, Atatürk’ün dediği gibi, yurtta ve dünyada barışın egemen olması için, çocuklardan öğreneceğimiz çok şey var. Öncelikle, çocuklara saygı duymayı, onlara özen göstermeyi öğrenmemiz gerekiyor. Çocuklara saygı duymak, onların da haklara sahip olduğunu kabul etmekle başlar. Çocuklara özen göstermek, onların da kendilerine özel kişilikleri bulunduğunu kabul etmekle başlar.
“DÜNYANIN BÜTÜN ÇOCUKLARININ SAVAŞA KARŞI OLDUKLARINI ÇOK İYİ BİLİYORUM”
Çocukları hayata hazırlamak, risk ve tehlikelerden korumak için bütün toplumlar çaba harcıyorlar. Çocukların eğitimi, sağlığı, güvenliği, mutluluğu için kurallar koyuyor, kurumlar oluşturuyorlar. Ama ne yazık ki, savaşlar bütün bu çabaları bir anda boşa çıkarıyor. Bu güzel festivalde misafirimiz olan tüm çocukların, ülkemizin ve dünyanın bütün çocuklarının savaşa karşı olduklarını çok iyi biliyorum. Dilerim, dünyanın tüm büyükleri de çocukların savaşla ilgili duygu ve düşüncelerinden gerekli dersi bir an önce alırlar. Dilerim, misafir ettiğimiz Filistinli ve Ukraynalı çocuklar, en kısa zamanda barış ve huzur dolu bir hayata kavuşurlar. Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali’nin çok güzel, çok eğlenceli geçeceğine, katılan herkesin unutulmaz hatıralarla evine döneceğine inanıyorum”
HEDİYE VE ANI FOTOĞRAFLARI
İmamoğlu, konuşmasının ardından, alfabetik sırayla; Bulgaristan, Çin Halk Cumhuriyeti, Filistin, Gürcistan, Kosova, Kolombiya, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kuzey Makedonya, Litvanya, Macaristan, Meksika, Polonya, Sırbistan, Slovakya, Ukrayna ve Ağrı Cumhuriyet İlkokulu Halk Dansları Topluluğu, Gaziantep Kılıçarslan Ortaokulu, Hatay Samandağ Halk Eğitim Merkezi, Malatya Gazi ilkokulu Halk Dansları Topluluğu ile Trabzon Akçaabat Folklor Spor Kulübü’nden gelen çocuklara çeşitli hediyeler vererek, anı fotoğrafı çektirdi.
]]>Tarsus, Silifke, Anamur’un yanı sıra kent merkezinde bulunan Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda binlerce çocuğun buluşacağı etkinliklere, 21 Nisan’da alışveriş merkezlerinde yapılacak lansman ile başlanacak. Konserler, dans gösterileri, çocuk atölyeleri, sahne etkinliklerine ek olarak çocuk koşusu ve Tarsus’ta çocuk bisiklet şenliği de düzenlenecek. Uluslararası Çocuk Festivali 23 Nisan gününe kadar coşkuyla sürecek.
ÖZDÜLGER: “ÇOCUKLARA YARAŞIR BİR FESTİVAL”
Mersin’de ilk kez düzenlenecek festivali anlatan Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Koordinatörü, Opera Sanatçısı Bengi İspir Özdülger, “Gerçekten çok mutluyuz ve çok heyecanlıyız. Çok arzu ettiğimiz bir festival bu. Çünkü kentimizde çocuklara yaraşır böyle güzel bir festivali, böyle anlamlı bir günde gerçekleştirmeyi hedeflemiştik. Atatürk’ün emaneti olan geleceğimiz çocuklarımıza verilmiş bu hediyeyi bizim büyük bir coşkuyla kutlamamızın ne kadar anlamlı olduğu ve bize de ne kadar yaraştığını düşünerek bu organizasyon gerçekleştiriyoruz” dedi.
Mersin’in dört bir yanında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı coşkuyla kutlayacaklarını belirten Özdülger, “21-22 ve 23 Nisan’da yapacağız. Uluslararası Çocuk Festivali’mize yurtdışından 14 ülkeden 350 çocuğumuz gelecek. Aynı zamanda ülkemizden de özellikle deprem bölgelerinden çocuk halk dansları toplulukları gelecek” diyerek, dereceye giren çocuk halk dansları topluluklarının gösterilerinin 3 gün boyunca yapılacağını kaydetti.
ÇOCUKLARA HER GÜN DOLU DOLU EĞLENCE
Özdülger, festival kapsamındaki programları şöyle anlattı:
“21’inde lansman gösterilerimizle başlayacak, şehrimizdeki alışveriş merkezlerinde gösterilerini yaptıktan sonra saat 18’de forum alışveriş merkezinden çıkacağımız bir kortejimiz olacak. Rengarenk kostümleriyle ve güzellikleriyle yaklaşık 550 tane çocuğumuzla birlikte kortejde yer alacağız. Ardından bir konserimiz olacak. Ayın 22’sinde Tarsus, Silifke ve Anamur’da eş zamanlı gösteriler gerçekleştireceğiz. 21 tane Halk dansları topluluğunu 7’şerli gruplar şeklinde oradaki ilçelerimizdeki çocuklarımızla ve vatandaşlarımızla buluşturmayı hedefliyoruz. Aynı gün Mersin’de de Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda saat 19.00’da Melis Fis konserini gerçekleştireceğiz. Ayın 20’sinden itibaren 23 Nisan akşamına kadar Tarsus’ta, yine Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda kadın üretici stantlarımız olacak. Çocuklara yönelik atölyeler ve oyun alanları, etkinlik alanları olacak. Aynı zamanda sahnelerde interaktif oyunlar, gösterileri ve çocuklara yönelik etkinlikler yer alacak. Yine ayın 23’ünde saat 14.00’te Özgecan Aslan Barış Meydanı’ndan başlayacak bir çocuk koşumuz olacak. Çocukların enerjisini ve güzelliğini koşuyla buluşturacağız. Ana gösterilerin olacağı Özgecan Aslan Meydanı’nda saat 15.00 ile 20.00 arasında da bütün grupların dans gösterileri olacak Saat 16.30’da da Tarsus’ta 150 tane çocuğun katılacağı bir bisiklet sürüşü şenliği gerçekleştireceğiz.”
Danslarla, spor faaliyetleriyle, kültürel etkinliklerle çocuklara unutulmaz bir 3 gün yaşatmayı hedeflediklerini belirten Özdülger, şöyle devam etti:
“Amacımız; halkı kültürle, sanatla, sporla bir araya getirmek. Vatandaşların en önemli tutkalıdır spor ve sanat. Onların bir araya getirip sadece bir duygu üzerinden yoğunlaşmasını sağlayan, izledikleri spor karşılaşması veya sanat çalışmasıyla bir araya gelmesini sağlayan en önemli unsur. Nitekim ülkemizin de yurtdışında temsili ve elbette ki yurtdışının da Türkiye’de, kentimizde temsil edilmesi için de en iyi fırsat sanat ve spordur. Bunu bilinciyle biz çalışmalarımızı şekillendiriyoruz.”
Mersin’in ve Mersinli vatandaşların çok güzel olduğunu vurgulayan Özdülger, “Hedefimiz halkımızı; sporla, sanatla, kültür etkinlikleri ile daha fazla buluşturarak güzelliğimizi, paylaşmak ve tüm dünyaya sunmak. Bu noktada yaptığımız çalışmaların vizyonunu böyle belirliyoruz. Çünkü bizler bu çalışmaların olumlu sonuçlar getirdiğinin farkındayız. Her zaman olduğu gibi, son beş yılda yaptığımız gibi bundan sonraki dönemde de sanatsal çalışmalarımız, kültürel etkinliklerimiz, spor organizasyonlarımız 13 ilçemizde hız kazanacak ve artarak devam edecek” diye konuştu.
“BU COŞKUYU, MUTLULUĞU HEP BERABER PAYLAŞALIM”
Özdülger, sözlerini şöyle noktaladı:
“23 Nisan Uluslararası Çocuk Festivali’mizin ilkini gerçekleştirip bunun devamını getirmek istiyoruz. Çünkü kente yaygın bu festivallerin kıymetinin birleştirici gücünün farkındayız. Sanatla, kültürle, sporla şifalandırarak, halkımızla bütünleşmek istiyoruz. Yapacağımız bu şenliğe vatandaşlarımıza davet ediyoruz. Çünkü bu coşkuyu, mutluluğu hep beraber paylaşalım istiyoruz.”
]]>
“TAKSİM’DE RESMİ TÖREN”
Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk ve dünya çocuklarına armağan olarak sunduğu 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, İstanbul’un her köşesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen etkinliklerle kutlanacak. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Taksim’de resmi tören yapılacak.
“İBB’DEN ÇOCUKLARA ARMAĞAN İKİ FESTİVAL BİRDEN“
İBB aynı zamanda 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda şehrin çocuklarına iki festival birden sunacak. İBB Kültür tarafından 18-24 Nisan 2024 tarihleri arasında bu yıl ilk kez düzenlenen Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali, dünya genelinde 16 ülkeden çocuk halk dansları topluluğunu ve 394 çocuğu İstanbul’da ağırlayacak. Şehir Tiyatroları Geleneksel 38. Çocuk Şenliği, 21-23 Nisan 2024 tarihlerinde birbirinden renkli oyunları ve atölye çalışmalarını çocuklarla buluşturacak.
FİLİSTİNLİ ÇOCUKLAR DA GELECEK
Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali’nde, Türk ve dünya çocukları İstanbul’da bir araya gelecek. Festivale Almanya, Bulgaristan, Çin Halk Cumhuriyeti, Filistin, Gürcistan, Macaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kuzey Makedonya, Meksika, Kolombiya, Kosova, Litvanya, Polonya, Sırbistan, Slovakya ve Ukrayna’dan çocuk halk dansları toplulukları katılacak. Dünyanın dört bir yanından misafirlerin yanı sıra Türkiye’den de Ağrı, Gaziantep, Hatay Samandağ, Sinop, Malatya ve Trabzon’dan halk dansları toplulukları İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ilk kez ev sahipliği yapacağı bu renkli festivalde yer alacak. Ev sahibi şehir İstanbul adına ise İBB Kültür Sanat Eğitimleri ile oluşan gruplar ve İstanbul’u temsil eden ekipler Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali’nde bulunacak.
“19 FARKLI NOKTADA RENKLİ KUTLAMALAR”
Dans gösterilerinin yanı sıra Ceza ve Zeynep Bastık konserlerinin, tiyatro oyunlarının, akrobasi, sirk ve illüzyon gösterilerinin de programda yer aldığı Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali, İBB Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu, Artİstanbul Feshane, Arnavutköy İSKİ Terkos Kültür Evi ve Yaşam Parkı, Baruthane, Bayrampaşa Atatürk Parkı, Büyükada Atatürk Meydanı, Çatalca Cumhuriyet Meydanı, Çekmeköy, Çubuklu Silolar, Gaziosmanpaşa, Kadıköy İstanbul Oyuncak Müzesi, Sancaktepe Belediye Binası Önü, Silivri, Sultanbeyli, Şile, Turşucuzade Konağı, Tuzla Sahil Tören Alanı, Üsküdar Sahil Meydanı ve Zeytinburnu Topkapı Kültür Parkı İçi-Topkapı Amfi olmak üzere şehrin 19 ayrı noktasında gerçekleşecek.
“ÜSKÜDAR’DA 23 NİSAN COŞKUSU“
Üsküdar Sahil Meydanı’nda saat 14.00’ten itibaren DJ eşliğinde başlayacak olan etkinliğin devamında çocuklar için Kids Zumba, Arı Maya, Maşa ile Koca Ayı ve Kukuli sahnede olacak. Fatih Ermiş İllüzyon Gösterisi’nin ardından Litvanya, Macaristan, Sinop, Hatay, Filistin ve Polonya ekiplerinin halk dansları gösterileri gerçekleşecek. Etkinlik Ceza ve Zeynep Bastık konseriyle devam edecek.
“DİLEK KAYA İMAMOĞLU, ARNAVUTKÖY’DE ÇOCUKLARLA BULUŞACAK“
Arnavutköy’de, I·SKI· Terkos Kültür Evi ve Yas¸am Parkı’nda, 23 Nisan’da, 12.00-18.00 saatleri arasında 23 Nisan Çocuk Şenliği düzenlenecek. Dilek Kaya İmamoğlu öncülüğünde, İstanbul Vakfı çatısı altında yürütülen Büyüt Hayallerini de etkinlikler ve oyunların çadırıyla yer alacak. Puzzle, seksek, resim boyama gibi etkinlikler çadır alanında bulunacak. Ana sahne üzerinde gün boyu illüzyon, kukla, pandomim gösterileri, halk oyunları performansları gibi etkinlikler gerçekleştirilirken, çocukların alanda da keyifli vakit geçirerek bayramlarını kutlayabileceği sürprizler yer alacak.
“İKİ YAKADA İKİ ÇOCUK TIRI“
Festival boyunca biri Anadolu Yakası’nda, diğeri ise Avrupa Yakası’nda olmak üzere iki Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali TIRI da İstanbul’un farklı mahallelerinde çocuklarla buluşacak.
“ŞEHİR TİYATROLARI GELENEKSEL 38. ÇOCUK ŞENLİĞİ ÇOCUK OYUNLARIYLA BAŞLAYACAK“
İBB Şehir Tiyatroları’nın bu yıl 38.’sini düzenlediği Çocuk Şenliği ise 21 Nisan Pazar günü saat 12.00’de Şehir Tiyatroları’nın tüm sahnelerinde oynanacak çocuk oyunlarıyla başlayacak. 21-23 Nisan 2024 tarihleri arasında gerçekleşecek şenlik boyunca İBB Şehir Tiyatroları’nın Çöpsüz Dünya, Herkes Sihirbaz Olacak, Rüya, Bekçi ile Postacı, Benim Küçük Yıldızım, Bir Gece Masalı ve Masal adlı oyunları sahnelenecek. Geleneksel 38. Çocuk Şenliği kapsamında ayrıca Eşit Masallar, Canlı Kitap, Bobo’nun Yolculuğu, Uçan Bisiklet, Güneşle Buluşmak İsteyen Kardan Adam ve Masalbozanlar adlı konuk oyunlar da minik seyircilerle buluşacak.
“KİŞİSEL YETENEKLERİ GELİŞTİREN VE FARKINDALIK YARATAN ATÖLYELER GERÇEKLEŞECEK“
Çocuk Şenliği’nde ayrıca çocuklara beceriler kazandıracak, geri dönüşüme yönelik farkındalık sağlamaya ve deniz yaşamını korumaya yönelik atölyeler de gerçekleşecek. “Çalgı Yapım Atölyesi”, “Kendi Takını, Bilekliğini Tasarlama Atölyesi” ve “Kendi Vazonu Tasarlama Atölyesi” ile “Başka Dünya Yok Atölyesi”ne önceden rezervasyonla katılım sağlanabilecek.
“ÇOCUKLARIN EL BECERİLERİ GELİŞTİRİLECEK“
“Çalgı Yapım Atölyesi”, çevreye zarar veren tek kullanımlık malzemeleri müzik eğitiminde kullanarak, onların kullanım olanaklarını ve sürelerini arttırmayı hedefliyor. “Kendi Takını, Bilekliğini Tasarlama Atölyesi” ve “Kendi Vazonu Tasarlama Atölyesi”nde çocuklara ileri dönüşümü öğretmek için atık diye kenara bırakılan ürünlerden eğlenceli kar küreleri, kumbaralar, takılar, vazolar yapılarak çocukların el becerileri geliştirilecek.
“ÇEVRE BİLİNCİ AŞILANACAK“
“Başka Dünya Yok Atölyesi”nde denizler ve okyanusların tüm insanlar ve karasal yaşam için ne kadar önemli olduğu, nelerin denizlere ve canlılara zarar verdiği ve nasıl korunabileceği ve nasıl sürdürülebilir bir deniz yaşamı sağlanabileceği konuları işlenecek.
“ÜCRETSİZ BİLETLER İSTANBUL SENİN UYGULAMASINDA“
Konaya ilişkin yapılan açıklamada, Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali etkinliklerinin ücretsiz biletlerinin İstanbul Senin uygulaması üzerinden temin edilebileceği, atölyeler için https://forms.ibb.gov.tr/sehirtiyatrolari/cocuk-senligi-atolyeleri-basvuru/ adresinden kayıt formu doldurulması gerektiği belirtildi.
“ÜCRETSİZ BİLET NOKTALARI“
Geleneksel 38. Çocuk Şenliği için ücretsiz oyun biletleri ve atölyelerin ücretsiz davetiyeleri ise gişelerden, sehirtiyatrolari.ibb.istanbul’dan, biletinial.com’dan ve Şehir Tiyatroları’nın mobil uygulamasından temin edilebilecek.
“ETKİNLİK ZEYBEK GÖSTERİMİ İLE BAŞLAYACAK“
23 Nisan Salı günü Florya Engelliler Kampı’nda da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliği gerçekleşecek. Program Amfi Tiyatro alanında Zeybek gösterimi ile başlayacak. Spor parkurunun bulunduğu etkinlikte sandalye kapma ve halat çekme yarışması düzenlenecek. Mısır patlağı ile içecek ikramının yapılacağı ve animasyon ekibinin yer alacağı programda yüz boyama ile resim çiziminin ardından çocuklara hediyeler de verilecek.
]]>Karabağlar Belediye Başkanı Helil İnay Kınay, Karabağlar’daki 58 mahalle muhtarı ile bir araya geldi. Başkan yardımcıları Burcu Ugantaş ve Elvin Sönmez Güler ile birlikte Karabağlar Belediye Meclisi Mahalle Komisyonu üyeleri Fırat Eroğlu, Osman Sarı, Ayhan Uzunay, Selami İyier, İnan Karakoyun ve Muhtarlık İşleri Müdürü Cemalettin Can’ın katıldığı ilk toplantı saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Belediye Başkanı Kınay, açılış konuşmasında şunları kaydetti:
“Karabağlarda aslında sizlerle beraber bir seçim sürecinde yol arkadaşlıkları yaptık, sorunlarımızı ve çözümlerimizi konuştuk, mahallelerimize ve vatandaşlarımıza hizmet etmeyle ilgili inançlarımızı paylaştık. Şimdi her birimiz seçim sonrasında bizlere verilen oylarla beraber daha uzun bir yolculuğun başındayız. Bu sürecin içerisinde biliyorum ki Karabağlar için de tüm vatandaşlarımız için de güzel çalışmaları birlikte tam bir koordinasyon içerisinde ilerleteceğimizi düşünüyorum. Göreve yeni başlayan muhtarlarımıza hayırlı olsun diyorum. Bizler Karabağlar’ı birlikte yönetmek, her eve girmek her bir insanımıza dokunmak ve bu süreçlerin içerisinde sorunları ortaya koyarken çözümleri de beraber üretmek adına bir belediyecilik anlayışı sürdüreceğimizi söylemiştik. Ben de konuşmalarımda her ay muhtarlar toplantısı yapacağımızı, bu toplantılarda kurumsal olarak tüm çalışmalarımızı ortaya koyacağımızı ve takip eden aylarda da şeffaf, katılımcı, denetlenen ve denetleyen bir çalışma anlayışıyla beraber Karabağlar’ın her bir evine dokunacağımız bir sosyal belediyeciliği, her bir mahallemize dokunduğumuz, hiçbir mahallemizin kendini öteki ve dışarıda hissetmediği, burada sorunları ve değerlendirmeleri birlikte tartıştığımız bir çalışma anlayışını birlikte gerçekleştireceğiz. Bu noktada da özellikle muhtarlarımızın vatandaşımızın evden çıktından sonra devletin ilk yüzü olarak gördüğü siz muhtarlarımızın çok önemli bir sorumluluğu var. Bu sorumluluk içerisinde bizler de belediye olarak muhtarlarımızla birlikte yolumuza devam edeceğiz. her ay muhtarlarla toplantı yapacağımızı konuşmuştuk. Belediyecilik hizmetlerini doğru bir şekilde gerçekleştirdiğimiz ve 58 mahallemizi, kimseyi kendini öteki hissettirmeden çalışacağız”
BİZLER 100 YILLIK MÜCADELENİN BİR PARÇASIYIZ
Toplantıda, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı hakkında konuşan Başkan İnay Kınay, “Türkiye Cumhuriyeti’ni laik, aydınlık geleceğine ilişkin çocuklarımızla, gençlerimizle ve kadınlarımızla bu ülkenin hak ettiği geleceğe ulaşmak için 100 yıl önce verilen mücadeleyi hiç unutmamak gerekiyor. Bizler bu 100 yıllık mücadele öyküsünün bir parçası olarak bugün bu koltuklarda oturup bu konuşmaları yapabiliyoruz. Bununla birlikte Gazi Mustafa Kemal Atatürk mücadele arkadaşlarına saygı ve minnetimizi sunuyoruz” dedi.
“ÇALIŞMALARIMIZI 5 YIL OMUZ OMUZA GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”
Konuşmasının ardından muhtarlara söz veren Başkan İnay Kınay, mahallelerle ilgili yaşanan sorunları, değerlendirmeleri ve önerileri dinledi. Karabağlar Belediye Meclisi nisan ayı oturumunda söz verdikleri gibi bir mahalle komisyonu kurduklarını belirten Kınay, bu komisyon ile birlikte ortaklaşa çalışmalar yürütülerek yaşanan sorunları çözmek için çalışacaklarını belirtti. Başkan Kınay, “Mahalle toplantılarımızı her ay düzenli olarak gerçekleştireceğiz. Bu toplantılarımızda daha önce paylaştığımız gibi sorunlarımız, önerilerimiz, değerlendirmelerimiz ve kendi içimizde de yapacağımız paylaşımlarla beraber aslında her bir mahallemizin farklı sorunları ve çözümleri olan, kent yaşamına ilişkin eşit haklara sahip olan, belediye hizmetleri kapsamında eşit hizmet görecek olan çalışmalara katkı verecek olan, adil ve kentin adaletini her bir noktaya sağlayacak çalışmaların içerisinde sizlerin vasıtasıyla biz buradaki tüm çalışmalarımızı her bir komşumuza, her bir dostumuza aktaracağımız, onların sözlerini de belediyeye aktaracağımız bir ilişki içerisinde 5 yılı omuz omuza gerçekleştireceğiz” diye konuştu.
Başkan İnay Kınay, her ayın ilk perşembe günü saat 15.00’da muhtarlarla toplantı gerçekleştirileceğini ifade etti.
“TÜM SÜREÇLER ÇOK DAHA FARKLI İŞLEYECEK”
Muhtarların mahallelerinde yaşadıkları sorunları aktarmalarının ardından Başkan İnay Kınay, şunları söyledi:
“Altyapı ile ilgili sorunlarımızda İZSU Genel Müdürlüğü ve İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki çalışmalarla ilgili tüm süreçler çok daha farklı işleyecek. Biz tüm ilçe belediyeleriyle beraber koordinasyon halinde çalışacağız. Muhtarlarımızın birebir kendi iletişim kanalını kurmak üzerinden bir çaba harcamasına gerek kalmadan kurumsal bir iletişim içerisinde biz bu sürece katkı vereceğiz. Bizler birimlerimizle ilgili değerlendirmeleri yapıyoruz. Çok hızlı bir şekilde günlük hayatımızda aksayan noktalarla ilgili arkadaşlarımız daha hızlı bir aksiyon alacaklar. Taziye evleri, dini tesisler, pazar yerleri, kültür merkezleri gibi aslında bizim de projelerimizde paylaştığımız, belediyemizin yatırım programında olan halihazırda devam edecek çalışmalarla ilgili bilgilendirmeleri sizlerle paylaşacağız.”
“ÖNCELİĞİMİZ SOSYAL BELEDİYECİLİK OLACAK”
Tüm kuruluşlarla koordinasyon halinde çalışacaklarını belirten Başkan İnay Kınay, “Burada tüm koordinasyonu, bu talep ve istekleri hep birlikte değerlendireceğiz. Diğer çalışmalarda muhtarlarımız, mahalle meclislerimiz ve komisyonlarımızla aktif bir şekilde çalışacağız. Dolayısıyla bu komisyonlarımızdan gelecek önerilerle birlikte belediye bünyesinde de hep birlikte tüm çalışmaların sokağa yansımasıyla ilgili süreçlerimizi yürüteceğiz. Tüm bu çalışmalarda önceliğimiz sosyal belediyecilik olacak” dedi.
“23 NİSAN’DA ÇOCUKLARI MECLİSTE AĞIRLAYACAK”
Konuşmasının ardından Başkan İnay Kınay, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında her mahalleden bir erkek ve bir kız çocuk olmak üzere çocukları belediye meclisinde ağırlayacaklarını ifade ederek, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda mahalle ziyaretlerimizde sohbet ettiğimizde özellikle çocuklarla ilgili değerlendirmelerimizle bu bayramda belediyemizde her bir mahalleden çocuklarımızı ağırlamak istiyoruz. Bizim geleceğimiz olan çocuklarımızın bu meclise gelmelerini, bizlerin onlara belediyemizi, meclisimizi, başkanlığımızı emanet etmemizi istiyoruz” diye konuştu.
]]>Nilüfer Belediyesi’nin, Nilüfer Kaymakamlığı himayesinde, Nilüfer İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Nilüfer Belediyespor Kulübü ve Nilüfer Kent Konseyi iş birliğiyle düzenlediği Nilüfer Uluslararası Spor Şenlikleri, düzenlenen görkemli törenle başladı. Bu yıl 22’ncisi gerçekleştirilen spor şenliklerine Nilüfer’deki öğrencilerin yanı sıra Nilüfer Belediyesi’nin Türkiye’deki ve Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Almanya, Polonya ile Kosova’daki kardeş kentlerinden öğrenciler de katılacak. Mustafa Kemal Atatürk’ün gençlere ve çocuklara armağan ettiği iki önemli Milli bayramı da içine alan, 20 Nisan-20 Mayıs tarihleri arasında sürecek olan Nilüfer Uluslararası Spor Şenlikleri’nde yaklaşık 20 bin öğrenci, 24 branşta gerçekleştirilecek spor etkinliklerinde, dostluk, kardeşlik ve dayanışmanın en güzel örneklerini sergileyecek.
Cengiz Göllü Voleybol Salonu’nda Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in ev sahipliğinde gerçekleştirilen 22. Nilüfer Uluslararası Spor Şenlikleri’nin açılış törenine, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Bursa Bulgaristan Konsolosu Momchil Rusinov, Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Karacabey Belediye Başkanı Fatih Karabatı, CHP Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin, Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Esendemir, Nilüfer İlçe Milli Eğitim Müdür Vekili Mehmet Altınok, Bursaspor Kulübü Başkanı Sinan Bür ile yüzlerce öğrenci katıldı.
Saygı duruşunun ardından, özel eğitim okulu öğrencilerinin işaret diliyle eşlik ettiği İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan törenin açılışında konuşan Nilüfer Kent Konseyi Çocuk Meclisi Başkanı Özlem Yılmaz, “Sporun birçok dalında kendimizi keşfettiğimiz, geliştirdiğimiz bu organizasyonda sporla iç içe olmanın mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.
Nilüfer Uluslararası Spor Şenlikleri’nin bu yıl 22’ncisini düzenlemenin heyecanını yaşadıklarını belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de, “Geçen yıl deprem nedeniyle gerçekleştirilemeyen spor şenliklerimiz sporun kenti Nilüfer’e çok yakışıyor. Göreve gelirken demiştik ya önceliklerimizin başında gençler ve çocuklar geliyor diye. İşte bugün biz gençlerimizi ve çocuklarımızı sporla buluşturuyor olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Amacımız, çocuklara sporu sevdirmek, onları centilmenlik ruhuyla buluşturmak, hem rekabeti, hem dayanışmayı öğretmek. Binlerce öğrenciyi bir ay boyunca sporun bir çok branşıyla buluşturmak, bunu yaparken de dostluğun, takım ruhuyla mücadele etmenin heyecanını yaşatmak büyük başarı” diye konuştu.
“Kültürlerin buluşmasına da aracılık edecek”
Uluslararası spor şenliklerinin aynı zamanda kültürlerin buluşmasına da aracılık edeceğini vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, “Biz istiyoruz ki spor, çocukların yaşamının bir parçası olsun. Çünkü spor, çocuklara her anlamda zindelik kazandıracak ve gelecekte onların sağlıklı bireyler olmasını sağlayacaktır. Biz sağlıklı, aklı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek istiyoruz. Kısacası Atatürk gençliğine yakışır bir centilmenlik ruhuyla, sizleri hem sporla, hem dayanışma ve kardeşlik duygularıyla buluşturmak istiyoruz” dedi.
Spor şenliklerinin 2 Milli bayramı kapsayacak şekilde olmasının da ayrı bir anlamlı olduğuna dikkat çeken Özdemir, “23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı ile 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı da şenlikler çerçevesinde, Atatürk’ün emanetini devralan çocuk ve gençlerimizle birlikte kutlayacağız. Bu dev organizasyonun gerçekleşmesinde emek harcayan herkese, özellikle gönüllülük esasıyla şenliklerde yer alan öğretmenlerimize ve öğrencilerimizin ailelerine de yürekten teşekkür ediyorum. Hepinizin ortak çabasıyla, çocuklarımızın hem yarışıp, hem de çok eğleneceği renkli bir şenlik yaşamasını diliyorum” ifadelerini kullandı.
“Hedefimiz 17 ilçede düzenlenmesini sağlamak”
“Sporun kenti Nilüfer” kimliğini oluşturmak adına 24 yıl önce başlatılan spor şenliklerinin Nilüferliler tarafından sahiplendiğini ve sürdürülebilir olduğunu söyleyen Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey de, “Spor şenliklerimizin bu yıl 22’ncisi düzenleniyor. Başlayan bir işin sürdürülebilir olması çok önemli. Nilüfer İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, öğretmenler, öğrenciler uzun yıllar gönüllü destek verdiler. Spor şenliklerinin bugünlere gelmesine emek veren, katkı koyan herkese yürekten teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Yurt içi ve yurt dışından binlerce öğrencinin katılacağı spor şenlikleri ile aynı zamanda hem kültür alışverişi yapılacağını hem de yeni dostlukların kurulacağını vurgulayan Başkan Mustafa Bozbey, “Nilüfer, örnek oldu. Hedefimiz, spor şenliklerinin Bursa’nın 17 ilçesinde de düzenlenmesini sağlamak” dedi.
Nilüfer İlçe Milli Eğitim Müdür Vekili Mehmet Altınok da, “20 yılı aşkın süren bir şenliğe sahibiz. Kurumsallaşmış dev bir organizasyon. Güzellikler paylaştıkça çoğalır. Bu şenlikler öğrencilerimizin başarılarına olumlu katkı yapacaktır. Bundan sonra tüm bu şenlikleri daha coşkuyla yapmaya devam edeceğiz. Bu dev organizasyonda emeği geçen tüm idareci, öğretmen ve öğrencilerimizi kutluyorum” dedi.
Konuşmaların ardından anaokulu, ilkokul, özel eğitim meslek okulu ve lise düzeyindeki çeşitli okullardan öğrencilerin gerçekleştirdiği halk oyunları, cimnastik, spor ve dans gösterileriyle coşku doruğa çıktı. – BURSA
]]>Nilüfer Kaymakamlığı himayelerinde, Nilüfer İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Nilüfer Belediyesi ve Nilüfer Kent Konseyi işbirliği ile 2001 yılından bu yana gerçekleştirilen Nilüfer Uluslararası Spor Şenlikleri’nin açılış töreni Cengiz Göllü Voleybol Salonu’nda yapıldı.Törene, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ve Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in yanı sıra Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Karacabey Belediye Başkanı Fatih Karabatı, Nilüfer İlçe Milli Eğitim Müdürü Mehmet Altınok, Bursaspor Kulüp Başkanı Sinan Bür, CHP Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin, CHP il ve ilçe teşkilatları yöneticileri, meclis üyeleri, öğretmenler, öğrenciler ve çok sayıda vatandaş katıldı.
“Nilüferliler sahip çıktı”
Etkinliğin açılış töreninde konuşan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Nilüfer Uluslararası Spor Şenlikleri’nin bugüne kadar süregelmesinde emeği olanlara teşekkür etti. Etkinliği tüm Nilüfer tarafından sahiplendiğinin altını çizen Başkan Bozbey, “24 yıl önce başlattığımız, ‘Sporun Kenti Nilüfer’ kimliğini oturtma adına başlattığımız Spor Şenlikleri aileler tarafından, gençler tarafından tüm Nilüferliler tarafından sahiplendi ve sürdürülebilir hale geldi. Onun için tüm Nilüferlilere, çocuklarına, gençlerine, kadınlarına ayrı ayrı yürekten teşekkür ediyorum. Sizleri kutluyorum. En önemlisi başlayan bir etkinliği sürdürülebilir olmasıdır. Siz bu etkinliği sürdürülebilir hale getirdiniz. Yurt dışından gelen konuklarımız hem bizim kültürümüzü tanıyacaklar hem de bizim gençlerimizle bir araya gelerek dostluk bağları kurulmuş olacak. Milli Eğitim Müdürlüğümüz, öğretmenlerimiz yıllarca bu projeye destek verdiler ve Spor Şenlikleri uluslararası bir düzeyde gerçekleşiyor. Emeği, katkısı olan herkese teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.
“Aklı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek istiyoruz”
Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’de etkinlik süresinin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gibi iki önemli günü kapsadığını hatırlatarak, “Uluslararası Spor Şenlikleri’nin bu yıl 22’incisini düzenlemenin heyecanı içindeyiz. Biz sağlıklı, aklı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek istiyoruz. Atatürk gençliğine yakışır bir centilmenlik ruhuyla, çocuklarımızı hem sporla, hem dayanışma ve kardeşlik duygularıyla buluşturmak istiyoruz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı ile 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı da şenlikler çerçevesinde, Atatürk’ün emanetini devralan çocuk ve gençlerimizle birlikte kutlayacağız. Bu dev organizasyonun gerçekleşmesinde emek harcayan herkese, özellikle gönüllülük esasıyla şenliklerde yer alan öğretmenlerimize ve öğrencilerimizin ailelerine de yürekten teşekkür ediyorum” diye konuştu. Şadi Özdemir ayrıca şenliklerin pandemi döneminde ve geçen yıl ülkemizde yaşanan deprem felaketleri sebebiyle yapılmadığını hatırlattı.
Nilüfer İlçe Mili Eğitim Müdürü Mehmet Altınok ise “Kurumsallaşmış bir şenliğe sahibiz. Güzellikler paylaştıkça çoğalır. Umarım bundan sonra tüm Bursa’nın desteğiyle spor şenliklerini daha etkin, daha verimli şekilde yaparız. Bu şenlikler öğrencilerimizin başarılarına önemli yönde katkı yapacaktır, buna yürekten inanıyorum” dedi.
“Sporun peşini hiç bırakmayacağız”
Nilüfer 22. Uluslararası Spor Şenliklerinin açılış töreni sunuculuğunu yapan Nilüfer Kent Konseyi Çocuk Meclisi Başkanı Özlem Yılmaz ve Nilüfer Kent Konseyi Çocuk Meclisi Gönüllüsü Arda Yıldırım’da, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk!ün ülkesinde ‘Beden Eğitimi’ dersini zorunlu kılan ilk lider olduğunu hatırlatırken ” Bizler Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği olarak Atamıza söz veriyoruz. Sporun peşini hiç bırakmayacağız. Ülkemizi hep ileriye taşıyacağız. Ay-yıldızlı bayrağımızı hep gururla dalgalandıracağız” diye konuştular.
Konuşmaların ardından 22. Nilüfer Uluslararası Spor Şenlikleri açılış töreni minik sporcuların branş ve dans gösterileriyle devam etti.
20 Nisan-20 Mayıs tarihleri arasında sürecek spor şenliklerine Nilüfer ilçesinde eğitim gören öğrenciler 24 branşta spor etkinliklerine katılarak sporla iç içe günler yaşayacak. Nilüferli öğrencilerin yanı sıra Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Almanya, Polonya ve Kosova’daki ve Türkiye’nin farklı illerindeki kardeş şehirlerden de öğrenciler farklı branşlarda şenliklerde yer alarak kültürlerin buluşmasına aracılık edecek. – BURSA
]]>Son yıllarda kayak sporunun yaygınlaştığı, milli takıma birçok sporcunun kazandırıldığı Hakkari’de, çocuk ve gençlerin spora kazandırılması amacıyla Valilik öncülüğünde 7 yıl önce başlatılan proje kapsamında yürütülen faaliyetler devam ediyor.
Kent genelindeki binlerce çocuğun farklı spor branşlarıyla buluşturulduğu proje sayesinde öğrenciler, kayak öğrenme imkanı da buldu.
Yılbaşından bu yana il merkezi ve ilçelerdeki okullarda eğitim gören 3 bin 200 öğrenciye 2 bin 800 rakımlı Merga Bütan Kayak Merkezi’nde antrenörler tarafından ücretsiz kayak eğitimi verildi.
Kayak sezonunun devam ettiği Merga Bütan Kayak Merkezi’nde nisanın sonuna kadar 5 bin çocuğa eğitim verilmesi hedefleniyor.
“Projemiz, Türkiye’de örnek olabilecek bir projedir”
İl Milli Eğitim Şube Müdürü ve Proje Koordinatörü Erol Hanlıgil, AA muhabirine, 2017’den bu yana Valiliğin öncülüğünde Milli Eğitim ile Gençlik ve Spor il müdürlüklerinin iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında tüm çocukları kayakla buluşturmayı hedeflediklerini söyledi.
Türkiye’nin birçok kayak merkezinde sezonun kapandığını ancak Hakkari’de kayak faaliyetinin devam ettiğini belirten Hanlıgil, “Proje kapsamında her gün il merkezi, köyler ve ilçelerden planlama dahilinde yaklaşık 100 öğrencimizi İl Özel İdaresi araçlarıyla kayak merkezine getiriyoruz. Burada Halk Eğitimi Merkezi bünyesindeki antrenörlerimiz çocuklara eğitim veriyor. Projemiz, Türkiye’de örnek olabilecek bir projedir. Kayak merkezi olan her yerde bu proje rahatlıkla yürütülebilir.” diye konuştu.
İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından 7 yıl önce kurulan kayak odasındaki malzemelerle öğrencilere temel kayak eğitimi verdiklerini anlatan Hanlıgil, şunları kaydetti:
“Öğrenciler bu eğitim sayesinde kayak öğreniyor. Bu sene hem hava koşulları hem de bazı nedenlerden dolayı geç başlamak zorunda kaldık. Buna rağmen nisan sonuna kadar 5 bin öğrenciye ulaşmayı hedefliyoruz. Kayak merkezindeki kar fazlalığından dolayı nisanın sonuna kadar eğitim vermeyi planlıyoruz. Her yıl yaklaşık 10 bin öğrenciyi kayakla buluşturduk. Çocuklara ulaşım ve yemek hizmeti de veriyoruz. Bu yıl şu ana kadar 3 bin 200 öğrenciye eğitim verildi.”
Kayağın pahalı bir spor olduğunu ifade eden Hanlıgil, “Çocuklarımızın kayakla tanışmalarını, güzel zaman geçirmelerini ve derslerin yoğunluğundan bir nebze de olsa uzaklaşmalarını amaçlıyoruz. Buraya getirdiğimiz öğrencilerimizden çoğu tekrar gelmek istiyor. Başarılı çocukları kulüplere yönlendiriyoruz. Türkiye derecesi yapan, milli takıma giden çocuklarımız da var.” şeklinde konuştu.
“Çok keyifli, eğlenceli”
Kayak antrenörü Erdem Gür de karın fazla olduğu kentte çocukları kayakla buluşturmak için çaba sarf ettiklerini kaydederek, “Her gün 100 öğrenciye eğitim veriyoruz. Çocuklarımızın kayak öğrenmesini istiyoruz. Günde 2-3 saat temel kayak eğitimi veriyoruz. Eğitim verdiğimiz çocuklar, bir süreden sonra kayak merkezinin her yerini kullanabilir düzeye geliyorlar.” ifadelerini kullandı.
Öğrencilerden Cuma Pala ise kayak merkezinin eğlenceli bir yer olduğunu, antrenörlerden aldığı eğitimle kayak yapmayı öğrendiğini dile getirdi.
Lavin Taş da kendileri için güzel bir imkanın sunulduğunu belirterek, “Çok keyifli, eğlenceli oluyor. Ben de burada aldığım eğitimle kayak takımlarıyla ayakta durmayı, kayak yapmayı öğrendim. Bu eğitimlerde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” diye konuştu.
]]>Bayramın ilk gününde çocuklarını eğlendirmek için lunaparka getiren Ankaralılar, oyuncak fiyatları karşısında hayal kırıklığı yaşadı. Aileler 60 lira olan bilet fiyatları nedeniyle çocuklarını ancak bir ya da iki oyuncağa bindirebildiklerini söyledi. Torunlarını eğlendirmek isteyen emekli Müşerref Gün, lunaparktaki oyuncakların ücretlerinin çok pahalı olduğunu belirterek, “Beş kişi biniyoruz 60 TL… Büyük bir para 300 TL. Ben vermiyorum parayı oğlum veriyor. Benim bütçem yetmiyor” dedi. Serkan Boran ise “Çocukların 2-3 oyuncağa binmeleri 200 TL yapıyor. Bunu daha uygun yapabilirlerdi. Çocuk onu da istiyor bunu da istiyor… Bir an önce buradan gitmek istiyoruz” diye konuştu.
Bayramlarda çocukların vazgeçilmez mekanlarından olan lunaparkta oyuncak fiyatları ailelerin bütçelerini zorladı. Bayram tatilinde çocuklarını eğlendirmek için Ankara’da Gençlik Parti içinde bulunan lunaparka getiren aileler 60 lira olan bilet fiyatlarını yüksek buldu. Aileler, bütçelerinin çocuklarını bir iki oyuncağa bindirmeye yettiğini söyledi.
“EMEKLİYİM BÜTÇEM YETMİYOR”
Bbayramda Ankara’ya gelen torunlarını eğlendirmek için lunaparka getirdiğini anlatan emekli Emekli Müşerref Gün, lunaparktaki oyuncakların ücretlerinin çok pahalı olduğunu söyledi. Gün, ” “Beş kişi biniyoruz 60 TL… Büyük bir para 300 TL. Ben vermiyorum parayı oğlum veriyor. Çocukların bayram harçlıklarını harcıyoruz. Bugün en az 5 bin liradan çıkarız gibi geliyor. Beni zorlar ben emekliyim 15 bin TL emekli maaşım. Onlar beni eğlendiriyor çünkü benim bütçem yetmiyor” dedi.
“KURU KALABALIK”
Serkan Boran ise lunaparkın ücretlerin pahalılığından yakınarak ANKA Haber Ajansı’na şunları söyledi:
“Çocukların 2-3 oyuncağa binmeleri 200 TL yapıyor. Bunu daha uygun yapabilirlerdi. Geçen geldiğimizde 40 liraydı. Bir anda 60 TL olmuş. Her şeye olduğu gibi çok hızlı bir şekilde zam gelmiş, şaşırdık. Çocuk onu da istiyor bunu da istiyor… Bir an önce buradan gitmek istiyoruz. Ailelerin bütçesi yetmeyebilir buna. Şehir dışından gelen misafirlerimiz var. Onlarla beraber yemek yiyelim desek, bittik… Bütün maaşı oraya vereceğiz. İnsanlar artık evlerinde, kuru kalabalık bu aslında. İnsanlar bir şeye binemiyor, bir şey yiyemiyor bir şey içemiyor.”
“YEMEK YEMEYİ DÜŞÜNMÜYORUZ”
Emekli Figan Yüksel ise, “İki çocuk bindirdiğiniz zaman 120 TL. Yüksek rakam. Yılda bir kere yaşanan bir olay olduğu için fedakarlık ediyoruz. Üç oyuncağa 380 TL para vermiş olduk. Yemek yemeği şu anda düşünmüyoruz. Rakamlar çok yüksek olduğu için evimizde yiyeceğiz sadece çocuklarımızı eğlendireceğiz” dedi.
“500 TL LİMİTİM VAR, BAŞKA YOK”
İnşaat işçisi olan Cengiz Pala iki çocuğunu parka eğlendirmeye getirdi. Pala, “İki oyuncağa bindirmeyi düşünüyorum. 500 TL limitim var başka yok. Bir de yemesi içmesi var bunun. Ben inşaatçı olduğum için yaklaşık evime 40 bin lira giriyor. 15 bin lirasını kiraya veriyoruz. Aylık giderimiz zaten 35 bin lira. 600-700 TL paramız gider burada” diye konuştu.
]]>Hobi olarak 2018’de ritmik cimnastiğe başlayan Adanalı 14 yaşındaki milli sporcu Selin Naz Özcan, daha sonra antrenör Erkan Sert ile çalışarak kendini geliştirdi. Milli takıma 2023 yılında seçilen Selin Naz, geçen ay Antalya’da düzenlenen Down Sendromlular Dünya Spor Oyunları’na (Trisome Oyunları) katıldı.
Organizasyonda Selin Naz, ritmik kategorisinde çember ve top aletinde sergilediği performans ile 2 altın madalya kazanarak dünya şampiyonu oldu. Labut ve kurdelede de dünya ikincisi olarak 2 gümüş madalya kazanan ay-yıldızlı sporcu, genel tasnifte de dünya ikincilik madalyası ve kupasını elde etti.
Çalışmalarını sürdüren Selin Naz, gelecek yıl düzenlenecek Avrupa Şampiyonası’nda da altın madalya alarak başarısını sürdürmek istiyor.
“Benim hayallerim kızımın hayalleri oldu”
Anne Dilek Özcan, AA muhabirine, Selin Naz’ın çok çalıştığını ve hazırlık aşamasında rejime başlayarak yaklaşık 10 kilo verdiğini anlattı.
Selin Naz’ın 6 yıldır cimnastik yaptığını belirten Özcan, hobi olarak başladığı sporda başarı elde eden kızıyla gurur duyduğunu söyledi.
Kızının Antalya’da düzenlenen Down Sendromlular Dünya Spor Oyunları’nda başarılı olabilmek için çok çalıştığını anlatan anne Özcan, “Özellikle son bir ay çok çalıştık. Gecelere kadar hiç durmadan sürekli antrenman yaptık. Çünkü serileri ezberlemek zordu. Ritmik jimnastiğe katılması için baya bir emek verdi. Çok mücadele etti ama sonucunda güzel bir derece elde ettik. Bundan sonraki hedeflerimiz Avrupa şampiyonası. Hiç durmadan ona hazırlanacağız.” diye konuştu.
Selin Naz’ın azimle antrenmanlara devam ettiğini belirten Özcan, artı bir farkın neler yapabileceğini tüm dünyaya gösterdiklerini söyledi
Anne Özcan, down sendromlu çocukların çok özel olduklarını vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Benim hayallerim kızımın hayalleri oldu. Bütün özel çocuk annelerine şu mesajı vermek istiyorum; lütfen çocuklarınızın arkasında durun. Her çocuk her dalda başarılı olacak diye bir şey yok. Çocuğunuz hangi dalda, hangi sporu yapmak istiyorsa onun arkasında durun ve çocuğunuzun peşinden gidin.”
“Beklenmedik bir dalda dünyaya ismimizi duyurduk”
Beden eğitimi öğretmeni ve cimnastik antrenörü Erkan Sert, Selin Naz’ın ilk başta sosyalleşmesi için cimnastiğe geldiğini anlattı.
Selin Naz’ın zamanla kendisini geliştirdiğinin altını çizen Sert, şöyle devam etti:
“Gelişmeye başladıktan sonra biz inanmaya başladık. Özel durumlu bir çocuk olduğu için önce bize baya zor geldi. Selin Naz, çok yetenekli, algısı çok açık bir çocuk. Beklenmedik bir dalda dünyaya ismimizi duyurduk. İstiklal Marşı’mızı da okuttuk, çok gururluyuz. Selin’in yaşı daha çok küçük. Yıllarca bizi gururlandıracağına, Türk bayrağımızı temsil edeceğine inanıyoruz. Bu şekilde çalışmalarımıza devam edeceğiz.”
Artistik cimnastik üçüncü kademe antrenörü Tezcan Kocakaya da zor bir branş olan ritmik cimnastikte en önemli kısmın motivasyon olduğunu belirterek, down sendromlu çocuklarda bunu ödüllendirmelerle, oyunlarla, konuşma tarzlarıyla sağlamaya çalıştıklarını kaydetti.
]]>Soykırımda binlerce kişi can verirken birçok masum insan da yaralandı. Katliamda kimi aile yakınlarını kimi de komşularını kaybetti.
Soykırıma maruz kalarak ailesini kaybeden ve kendisi de yaralanan Judence Kayitesi, yaşadığı travmayı atlayamayan binlerce Ruandalı arasında yer alıyor.
Ruanda’nın başkenti Kigali şehrinde bir ilçe olan Gasabo’da doğan ve beş çocuklu bir ailenin kızı olan Judence Kayitesi, şu anda 3 çocuk annesi olarak Almanya’nın Karlsruhe kentinde yaşıyor.
Soykırım başladığında 11 yaşında olan Kayitesi, o gece bir milis tarafından başına aldığı bir darbesiyle konuşma yetisini kaybetti ve yıllarca tedavi gördü. Kayitesi, soykırımda yedi kişilik ailesinden sadece iki küçük kardeşiyle hayatta kalmayı başardı.
Judence Kayitesi, Ruanda’da Tutsilere yönelik soykırım sırasında ve sonrasında yaşadıklarını AA muhabirine anlattı.
Soykırımda yaşadıkları nedeniyle binlerce Ruandalı gibi travmayı atlatamadığını dile getiren Kayitesi, “Tutsi olduğumu çok sonra öğrendim. Bu nedenle ilkokulda bazı öğretmenler tarafından tacize uğradım ve dayak yedim.” dedi.
Aynı zamanda Ruanda’da Tutsilere yönelik soykırımın unutulmaması için “Kırık bir hayat: Kayıp bir ailenin ve mutluluğunu peşinde” (A broken life: In search of lost parents and lost happiness) adlı kitabı yazan Kayitesi, soykırım öncesinde Ruanda’da Tutsilere yönelik bir nefret söyleminin olduğunu çocuk yaşta öğrendiğini ifade etti.
Kendisine yönelik ayrımcı yaklaşımları paylaşan Kayitesi, “İlkokulda, öğretmenim bir keresinde tuvalete gitmeme izin vermediği için altıma yapmak zorunda kalmıştım ve diğer çocuklar bana çok gülmüştü. Hiç unutmuyorum. Babamdan beni düzenli olarak döven öğretmenlerimden biriyle konuşmasını istedim. Babam bana onunla konuşacağını söyledi ama gözlerinde çaresiz olduğunu ve hiçbir şey yapmayacağını gördüm.” ifadelerini kullandı.
Katliamlar radyo anonsuyla başladı
6 Nisan 1994’te tarihin gördüğü en kanlı katliamlardan birinin radyoda yapılan anonslarla başladığını belirten Kayitesi, o gün Hutu olan devlet başkanının uçağının düşürülmesiyle başlayan kaostan faydalanmaya çalışan Hutu (Interahamwe) üyelerinin ülkede kıyıma başladığını hatırlattı.
Soykırım başladığında tatil nedeniyle teyzesinin evine gittiğini söyleyen Kayitesi, o gece 18 kişilik aileden 8 kişinin kurtulduğunu, yaralı birinin ise daha sonra hayatını kaybettiğini anlattı.
8 Nisan’da yüzlerce kişiyle Nyamirambo’daki bir camiye sığındıklarını dile getiren Kayitesi, şöyle devam etti:
“En yakınımızdaki camiye sığındık. Teyzemin evinde çalışan Hutu bir kadın eve gidip bize yemek yapıp getiriyordu. Bazen saatlerce bize yiyecek bir şeyler getirmesini beklerdik. 13 Nisan günü Hutu milisler ve askerler ciplerle camiye geldi ve bizi dışarı çıkardılar. Aramızda askerden korkan muhalif partilerden Hutular da vardı. Camiye giren milisler ve askerler Hutuları ve Tutsileri ayırdı. Bizi ayırdıktan sonra Hutuların gitmesini söylediler. Camiden çıkarıldıktan sonra başka bir eve götürüldük ve aralarında yakın akrabalarımın da olduğu yüzlerce kişi öldürüldü.”
Kayitesi, çocuk olmasına rağmen kafasına pala ile vurulduğunu ve bilincini kaybederek yıllarca konuşamadığını kaydetti.
Bir evde kuzeniyle saklanırken kendilerini Kızılhaç yetkililerinin Kiyovu’daki ofise götürdüklerini belirten Kayitesi, “Kızılhaç doktorları öleceğimi düşündükleri için tedavi etmeyi ret ediyordu. Üç gün geçmişti ve hala hayattaydım. Bunu görünce tedavi etmeye başladılar.” diye konuştu.
Kayitesi, “Kurtlar boynumda geziniyordu, ellerimle onları alıp atıyordum. sağlık ekipleri anestezi yapmadan yaramı diktiler. Bunu asla unutmuyorum, canım çok acımıştı. Tüm vücudumda öyle bir acı hissettim ki bir daha asla böyle bir acı yaşamadım.” ifadelerini kullandı.
Sürgündeki Tutsilerin 1987’de kurduğu Ruanda Yurtsever Cephesi (RPF) üyelerinin Kigali’ye girmesiyle kurtulduklarına dikkati çeken Kayitesi, anne ve babası öldürüldüğü için teyzesinin yanında yaşamaya başladığını bildirdi.
Kafasına palayla vuran adamı okulda gördü
Kayitesi, soykırımdan sonra 1995 yılında Ruandalı mültecilerin geri dönmeye başladığını, gelenlerin okula yakın bir yere yerleştirilmeye başlandığını anlattı.
Okul yakınlarında bir adam gördükten sonra yere düştüğüne dikkati çeken Kayitesi, “Bana ne olduğunu sorduklarında o adamı gösterdim ve kafama vuran bu adamdı dedim. Kafama pala ile vurulduğundan beri ilk defa ağzımdan bir kelime çıkmıştı, ilk defa konuşmuştum. Herkes çok şaşırmıştı. O milis tutuklandı ve cezaevine götürüldü.” dedi.
“Yıllarca annemi aradım”
Kayitesi, soykırımdan sonra uzun bir süre annesini aramaya devam ettiğini ve onu beklemenin yükünü yıllarca üzerinde taşıdığını vurguladı.
Yıllar sonra annesinin öldüğüne ikna olduğunu söyleyen Kayitesi, “Yıllarca annemi aradım. Onu otobüs duraklarında bekliyordum. Arkadan ona benzeyen kadınların yanına gidiyordum o olmadığını büyük bir acıyla fark ediyordum. İlk doğumuma gelmedi. İkinci doğumuma mutlaka gelir diye bir sürü yemekler pişirdim. Onu bekledim. Ama annem gelmedi. O gün annemin gerçekten öldüğünü ve onu beklemem gerektiğini onsuz yaşamak zorunda olduğumu anladım.” şeklinde konuştu.
Bir rehabilitasyon merkezinde uzun süre terapi gördüğünü dile getiren Kayitesi, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Terapistler bana çok yardımcı oldu bu süreçte. Çok şey konuşmak istiyordum sessiz kaldığım yıllardan sonra. Soykırım sırasında yaşadıklarım, kaybettiğim ailem. Bu terapi başıma gelenleri kabullenmeme yardımcı oldu. Çünkü yeni bir hayata başlamak ve çocuklarımı büyütmem gerekiyordu. Bu terapi o gücü bana verdi.”
Tutsilere yönelik soykırımın üzerinden 30 yıl geçtiğini, hayatta olduğunu ve her şeye rağmen umutlu olduğunu belirten Kayitesi, sözlerini şöyle tamamladı:
“Zorlu bir yolculuk olsa da toparlanmayı başardık. Ebeveynlerimiz bugün artık hayatta olmasa da çocuklarım onların torunları hayatta. Bu bana, bize güç veriyor. Tutsi oldukları gerekçesiyle öldürülen insanlar için bir şeyler yapmak bana yaşama gücü veriyor. Onlar benim yaşama sebebim gibi hissediyorum.”
Soykırımda her iki tarafın da sorumluluğu bulunuyor
Soykırım başladığında küçük bir çocuk olduğunu kaydeden Urujeni Genty de soykırımda her iki tarafın da sorumluluğu olduğunu ifade etti.
Urujeni Genty, yaşadıklarını şu ifadelerle paylaştı:
“Soykırım, bir tarafta hayal edilemeyecek insan vahşetine, diğer tarafta ise yardımseverliğe sahne oldu. Bununla birlikte Ruanda soykırımının çoğunlukla Batılı çokuluslu şirketlerin bölgedeki, özellikle Kongo’daki kaynaklara erişmesine izin veren daha büyük bir küresel vekalet savaşının parçası olduğunu artık anlıyorum. Açgözlü yerel lider ise sivillere karşı soykırım da dahil olmak üzere acımasız savaşlara ve vahşete girişti. Bu tür liderler, kaynaklara erişim sağlamak için insanları şiddetle yerinden eden bir kukla görevi görüyor. Bu durum, Ruanda ve Uganda’nın Kongo’da devam eden saldırganlık savaşının da gösterdiği gibi halen devam etmektedir.”
Soykırım nedeniyle travmayla yaşayan bir neslin büyüdüğünü vurgulayan Genty, işledikleri suçlardan dolayı cezasız kalan liderlere gerekli cezaların verilmesi çağrısı yaptı.
]]>Bakan Göktaş, Önsen Çocuk Evleri Sitesi Temel Atma Töreni’nde yaptığı konuşmada, çocuklar için çok kıymetli bir çalışmayı hayata geçirmenin mutluluğu içerisinde olduklarını söyledi.
“Asrın felaketi” olarak nitelenen 6 Şubat 2023’teki depremlerin yaralarının sarılması ve şehirlerin yeniden inşa edilmesi çalışmalarının devam ettiğini belirten Göktaş, Bakanlık olarak ilk andan bu yana vatandaşları bir an olsun yalnız bırakmadıklarını aktardı.
Bu kapsamda Adıyaman ve Hatay’da yeşil alanları, oyun ve spor sahalarıyla çocukların güvenli ortamda yetişecekleri yeni çocuk evleri sitelerinin temellerini attıklarını hatırlatan Bakan Göktaş, şunları kaydetti:
“Şimdi de hep birlikte, büyük bir heyecanla Kahramanmaraş Çocuk Evleri Sitesi’nin temellerini atıyoruz. Dünyanın neresine giderseniz gidin çocuk, her yerde masumiyetin simgesidir. Onların sahip olduğu bu masumiyet bizleri daha aydınlık, umut dolu ve refah içinde bir gelecek inşa etmeye teşvik ediyor. Biliyoruz ki çocukların yüzüne endişe değil, gülümseme yakışır. O minicik yürekler acıyla değil, sevgiyle dolu olmalı. Çocukların gözlerinde korku değil, ümit parlamalı. Bakanlık olarak her zaman bu anlayışı kendimize ilke edinerek çalışmalarımızı sürdürdük, sürdürmeye devam ediyoruz. Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde çocuklarımıza ve gençlerimize refah ve huzur içinde yaşayacakları bir Türkiye bırakmak için çalışıyoruz. Devlet korumasında yetişen çocuklarımız bizim göz bebeğimiz. Herhangi bir sebeple ailesinden uzak düşmüş çocuklarımıza, devletimizin tüm imkanlarını seferber ederek yeni modellerle hizmet sunuyoruz. Aileyi temel alarak geliştirdiğimiz bu yeni hizmet modelleriyle çocuklarımızın sıcak bir yuva ortamında yaşamalarını sağlıyoruz. Bu anlamda çocuk bakım kuruluşlarımızda büyük bir hizmet dönüşümü gerçekleştirdik.”
Bugün itibarıyla 1185 çocuk evi, 115 çocuk evleri sitesi ve 62 ihtisaslaştırılmış çocuk evleri sitesinde 14 bin 761 çocuğun aile ortamında büyümelerini sağladıklarını anlatan Göktaş, 1554 engelli çocuğa özel koruma ve bakım hizmeti verildiğini dile getirdi.
Yürütülen çalışmalarla 2002’de yüzde 39 olan aile odaklı hizmetlerden yararlanan çocuk oranının yüzde 92’ye yükseldiğine işaret eden Göktaş, bu hizmetlerin Türkiye’nin dört bir yanında yaygınlaştırılmasını hedeflediklerini vurguladı.
Bakan Göktaş, şöyle devam etti:
“Bakanlık olarak, tüm sosyal hizmetlerimizi ve sosyal politikalarımızı çocuklarımızın üstün yararını gözeterek yürütüyoruz. Ailelerinden ve sosyal çevrelerinden kopmadan büyüyen çocuklar, sağlıklı bir toplumun olmazsa olmazıdır. Tüm sosyal politikalarımızda bu anlayışı destekleyen hizmetleri önceliyoruz. 166 bin çocuğu ailelerinin yanında ve sosyal çevresinden koparmadan Sosyal ve Ekonomik Destek programıyla takip ediyoruz. Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde yürüttüğümüz Gönül Elçileri Koruyucu Aile Programı ile bugün 8 bin 307 koruyucu ailemiz ile 9 bin 981 çocuğumuzun bakım ve himayesini üstlendik. Kahramanmaraş, koruyucu aile hizmetlerinde Türkiye’de örnek olan şehirlerimizden biri.”
MÜSİAD Genel Başkan Yardımcısı Davut Altunbaş, depremlerin hemen ardından kendisinin de Kahramanmaraş’a geldiğini, 8 gün bölgede hizmet verdiklerini belirterek, bundan sonra da üzerlerine düşeni yapmaya hazır olduklarını söyledi.
MÜSİAD Karlsruhe Şube Başkanı Kamil Manzak da yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları olarak, vatandan binlerce kilometre uzakta olsalar da her zaman ülke için yaşayan, gönüllerindeki vatan sevgisi hiç eksilmeyen insanlar olduklarını dile getirdi.
Mutlu Hayatlar İyilik ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Mehmet Demiroğlu da temellerini attıkları yetimhanelerin en kısa sürede tamamlanıp hizmete girmesi için çalışmalara devam edeceklerini ifade etti.
Törene, Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Ömer Oruç Bilal Debgici, resmi olmayan sonuçlara göre Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanan Fırat Görgel, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Gökhan İnal, İl Emniyet Müdürü Nurettin Gökduman ile ilgililer katıldı.
]]>Hoşoğlu, “2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü” dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, otizmin, kişide sosyal iletişim ve etkileşim alanında güçlüklerin, kısıtlayıcı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışların görüldüğü psikiyatrik bir durum olduğunu belirtti.
Otizmde çocuklarda konuşmanın gecikmesi ya da hiç konuşamaması, göz teması kuramama, adı seslenildiğinde bakmama, beraber oyun oynama becerisinin gelişmemesi gibi çeşitli belirtiler görülebildiğine dikkati çeken Hoşoğlu, yaşa göre görülen belirtilerin değişebileceğini, her çocuğun farklı alanlarda, farklı şekilde ve düzeyde etkilenme gösterebileceğini aktardı.
Hoşoğlu, otizmin yıllar boyunca nadir bir durum olduğu ve sıklığının yaklaşık 10 bin çocukta 2-4 olduğunun düşünüldüğünü ifade ederek, şunları kaydetti:
“Ancak otizm sıklığına dair son yıllarda yapılan çalışmalarda artan oranlar görülmektedir. Son istatistiklere göre 36 çocuktan birinde otizm bulunmaktadır. Bu artan oran, otizmi tanıyıp hafif vakaların tespit edilmesiyle de ilişkilidir. Bu çocukların erken tanı ve tedavisi önemlidir. Erken tanı konulup müdahalelere başlanması, gidişatın iyi olduğuna işaret etmektedir. Otizm, eskiden tedavisi olmayan bir durum olarak değerlendirilmekteyken son yıllarda uygun tedaviyle çocukların otizm tanısından çıkabildiği görülmektedir.”
Otizmin sebebinin bilinmediğini belirten Hoşoğlu, “Hem genetik hem de çevresel faktörlerin otizmin oluşumunda etkili olduğu düşünülmektedir. Ancak burada bilinmesi gereken nokta, aşıların ya da ebeveyn tutumlarının otizm sebebi olmadığıdır. Uygunsuz ve aşırı ekran maruziyeti ise direkt otizm yapmamakta ancak çocukların dil ve sosyal gelişimi başta olmak üzere birçok alanda gelişimsel sorunlara yol açabilmektedir.” ifadesini kullandı.
Hoşoğlu, otizm tanısının, çocuk psikiyatri doktorları tarafından konulduğuna işaret ederek, otizmin değerlendirilmesi, tedavi ve takip edilmesi sürecinde çocuğa destek olmak için farklı disiplinlerden uzmanların işbirliğinin önemli olduğunu, KTÜ Farabi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Kliniği olarak Ergoterapist, Konuşma Terapisti ve Sosyal Hizmet Uzmanı ile otizmli çocuklara destek sağladıklarını kaydetti.
Otizmin mevcut durumdaki temel belirtilerini iyileştiren bir ilacın henüz keşfedilmediğini aktaran Hoşoğlu, şöyle devam etti:
“Ancak otizme dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kaygı bozuklukları ve agresyon gibi birçok psikiyatrik durum eşlik edebilmektedir. Eşlik eden bu psikiyatrik belirtilere yönelik çocuklara ilaç tedavisi başlanabilmektedir. Bu tedaviler, çocuğun eğitime uyum sağlamasında, dikkatini toparlamasında etkili olması sayesinde dolaylı olarak da otizm belirtilerinin gerilemesi sürecinde fayda sağlamaktadır.”
Hoşoğlu, otizmin son yıllarda sıklığı artan bir durum olarak ortaya çıktığını ve aileleri endişelendirdiğini belirterek, “Eskiden tanı konma yaşı daha ileriyken günümüzde 1-1,5 yaş gibi çok erken dönemlerde bile belirtileri tespit edebilmektedir. Erken tanı, tedavi sürecini olumlu etkilemekte ve otizm tanısından çıkma şansını artırmaktadır. Bu bağlamda çocuklarında otizm olduğu konusunda şüphe duyan ailelerin, en erken dönemde bir çocuk ve ergen psikiyatri uzmanına başvurmaları önemlidir.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Alanya’da Süleymancılar cemaatine ait yurtta, 10 çocuğu istismar ettiği gerekçesiyle hakkında dava açılan kişi, ilk kez hakim karşısına çıktı. Duruşmada, şikayetinden vazgeçen çocuklar için yargılamanın devamı amacıyla kayyım atanmasına karar verildi.
Antalya’nın Alanya ilçesinde Süleymancılar cemaatine ait Erkek Öğrenci Yurdu’nda kalan ve yaşları 10-14 arasında değişen 10 erkek öğrenciye, cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla yakalanan, ancak adli kontrol ile serbest bırakılan kişi, durumun sosyal medyada gündem olmasının ardından tutuklandı.
94 YILA KADAR HAPİS İSTEMİYLE YARGILANIYOR
Cinsel istismar faili “eğitmen” diye tanımlanan kişi hakkında 9 öğrenciye yönelik “sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel istismar”, “çocuğa karşı cinsel taciz”, “çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri vermek ya da bunların içeriğini göstermek”, 1 öğrenciye yönelik ise “basit cinsel istismar” suçlamasıyla toplam 94 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. İddianame, Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.
MAĞDUR 5 ÇOCUK DİNLENDİ
Mağdur öğrencilerin ifadeleri, hazırlanan iddianamede yer aldı. sanığın yargılandığı davanın ilk duruşması Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada sanık ve mağdur 10 çocuktan 5’i dinlendi.
SANIK ‘BEN SÜLEYMANCILAR CEMAATİNE MENSUBUM’ DEDİ
Duruşmada savunma yapan sanık, Süleymancılar Cemaatine mensup olduğunu söyledi ve “Buranın kendi eğitim sistemi içerisinden geçtim ve din eğitimi konusunda bana icazet verildi ve bu yurtta görevlendirildim” diyerek suçlamaları reddetti.
“FARKLI ZAMANDA AYNI EĞİTMEN İSTİSMAR ETTİ” İDDİASI
İstismara maruz kalan çocuklardan biri ise yine aynı yurtta bir başka tarihte davaya konu olan olayın dışında aynı şahsın cinsel istismarına maruz kaldığını açıkladı. Konuya ilişkin bilgi veren mağdur avukatlarından Canel Durak, “Bunun üzerine mahkeme duruşma savcısının da talebi doğrultusunda mağdurun ifade ettiği yeni istismar olayı hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu ve gerekli işlemin yapılmasına karar verdi” dedi.
3 ÇOCUĞUN AİLESİ ŞİKAYETİNDEN VAZGEÇTİ
Duruşmada dinlenilen 5 çocuktan 3’ü ise savcılıkta verdiği ifadeyi reddetti ve aileleri de şikayeti geri çekti.
Mahkeme, şikayetini çeken 2 çocuk yönünden Sulh Hukuk Mahkemesi’nden kayyum atanmasını istedi. Mahkeme sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 24 Haziran’da saat 13.30’da görülecek.
“HİÇBİR FORMASYONU YOK”
Konuyla ilgili ANKA Haber Ajansı’na konuşan avukat Canel Durak, “Bu dava bize Bakanlığın bünyesinde olan, onun gözetimi ve denetimi altındaki bir yurtta Süleymancılar adı altında bir cemaate çocukların teslim edildiğini gösterdi. Sanık, hiçbir pedagojik formasyonu, eğitimi ve hoca olarak hiçbir yurtta görevli olabilecek bir formasyonu yokken sadece bir yurdun yetiştirdiği bir kişi olarak isimsiz, ne olduğu belli olmayan kişilerin cemaat adı altında icazet vermesi sonucu yaklaşık 30-40 çocuğun kendisine emanet edileceği bir düzeye getirilebiliyor. Bu başlı başına çok çarpıcı bir durum” dedi.
“TİTREYEN VE KORKAN BİR SES TONUYLA”
Bu davanın ülkedeki bu tür yapılanmalarda çocukların ve gençlerin karanlığın içine sürüklenmesinin tartışılması açısından da önemli olduğunu ifade eden Avukat Durak şunları söyledi:
“Bizler bugünkü duruşmada aileleri de dinledik. Ailelerin bir kısmı şikayetçi de oldu. Soruşturma aşamasında savcılıktaki ifadesinde sanığın kendilerine ve arkadaşlarına yönelik bir takım eylemleri yaptığına yönelik beyanları veren 3 çocuk ise bugünkü duruşmada verdikleri ifadelerde ‘hatırlamıyorum, bilmiyorum, olmadı’ şeklinde titreyen ve korkan bir ses tonuyla nasıl bir baskı altında verdiklerini açık eder vaziyette geri çekti ve aileler şikayetçi olmadı. Tutuklu olmasına rağmen belli ki halen belli bir güç ve odak baskısını devam ettiriyor.”
ANTALYA BAROSU KAMU GÖREVLİLERİ HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMUŞTU
Öte yandan Antalya Barosu Başkanlığı yaşanan olay nedeniyle Antalya İl Milli Eğitim Müdürü, Alanya Kaymakamı ve İlçe Milli Eğitim Müdürü hakkında, savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. Dilekçede, şüphelilerin denetim-gözetim görevini yerine getirmeyerek yurtta yaşanan cinsel istismara sebebiyet verdikleri ifade edilmişti.
]]>Vali Ali Pehlivan, eşi Yıldız Pehlivan ile birlikte, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünün düzenlediği iftar programına ‘koruyucu aileler ve sahiplendikleri çocuklarla’ birlikte iftar yaptı. Programda, Kur’an-ı Kerim okundu, dualar edildi, akşam ezanının okunmasıyla birlikte iftar yapıldı. Programda konuşan Vali Pehlivan, çocuklara sahip çıkan ailelerin, devletin ve milletin nezdinde ayrı bir değeri ve kıymeti olduğunu söyledi. “Sizler sadece koruyucu aile değil, gerçek manada bir ailesiniz” diyen Vali Pehlivan, “Hepinize duyarlılığınızdan dolayı şükranlarımı sunuyor, devletimiz ve milletimiz adına teşekkür ediyorum. Başımızın tacı bu güzel çocuklarımıza sahip çıkıyorsunuz” ifadelerini kullandı.
“Koruyucu aile sayısı 253’e yükseldi”
Mersin il genelinde koruyucu aile sayısının 253’e, ailelerde barınan çocuk sayısının da 306’ya yükseldiği bilgisini veren Vali Pehlivan, “Bu uygulama, Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi himayelerinde 2012 yılında ‘Gönül Elçileri’ projesi olarak başlamıştı. Bu proje başladıktan sonra dayanışma anlayışı içerisinde çığ gibi büyüdü ve yıldan yıla da arttı. Türkiye genelinde binlerce çocuğumuza, binlerce ailemiz sahip çıktı. İlimiz de sizlerin özverisi, sevgisi, şefkati sayesinde koruyucu aile sayısında ilimiz Türkiye’de 8. sıraya kadar yükseldi” diye konuştu.
“Bizim inancımızda, kötülüklerle değil iyiliklerle yarışma var”
Bu duyarlılık ve iyilik yarışında, Mersin’i buralara kadar taşıdıkları için koruyucu ailelere teşekkür eden Vali Pehlivan, “Bizim inancımızda, kötülüklerle değil iyiliklerle yarışma var. İyiliklere iyilik katmak, güzelliklere güzellik katmak, güzel hasletleri çoğaltmak var. Yeni nesil yetiştirmek ve nesillere sahip çıkmak da bu hasletlerden birisidir. Dünyaya şöyle bir bakıyoruz da özellikle Gazze’de aylardır yaşanan zulme, çocuklarımızın ve ailelerinin çektiklerine, her yaştaki kardeşlerimizin çektiğine bakıyoruz da birbirimize daha da fazla kenetlenmemiz gerektiğini bir kere daha anlıyoruz. Çocuklarımıza çok daha sıkı bir şekilde sarılmamız gerektiğini, onları daha da şefkatle kucaklamamız gerektiğini bir kere daha anlıyoruz. Kendi çocuklarımıza sahip çıkarken bir yandan da devlet ve millet olarak, imkanlar ölçüsünde Gazze başta olmak üzere mazlum durumda olan insanlara yardım elimizi uzatma gayreti içerisindeyiz” şeklinde konuştu.
“Bizim medeniyetimize, inanç yapımıza, kültürümüze, necip milletimiz tarih boyunca olduğu gibi kendine yakışanı yapmaktadır” diyen Vali Pehlivan, şöyle devam etti; “Biz büyük bir aileyiz. Geleceğimizi yeşertecek olan bu çocuklarımıza gözünüz gibi bakıyorsunuz. Allah hepinizden razı olsun. Bundan sonraki süreçlerde de bu ve benzeri vesilelerle sizlerle birlikteyiz, birlikte olmaya da devam edeceğiz. Başta, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğümüz ve o bünyedeki mesai arkadaşlarımız olmak üzere bütün Mersin sizin aileniz, bütün Türkiye bizim ailemiz, hepimizin ailesidir. Biz büyük bir aileyiz. Bu ailemizi şefkatle, sevgiyle büyütmeye devam edeceğiz. Hem coğrafyamıza hem de dünyaya örnek olmaya devam edeceğiz. Tarih boyunca olduğu gibi sağlıklı, güçlü, başarılı nesilleri hep beraber yetiştireceğiz ve daha müreffeh bir geleceğe hep birlikte yürüyeceğiz.”
İftar programına Vali Yardımcısı Kadir Okatan, Yenişehir Kaymakamı Nevzat Şengök, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Naci Yılmaz, koruyucu aileler ile çocukları katıldı. – MERSİN
]]>Cansever, AA muhabirine, atmosferde ağaç, çayır, çimen, ot ve tahıllardan yansıyan çok çeşitli polenler bulunduğunu, bunların da alerjik bireylerde şeffaf burun akıntısı, tıkanıklığı, burunda ve gözlerde kaşıntı, kızarma, hapşırık gibi semptomlara sebep olduğunu belirtti.
Cansever, polenlerin martla başlayıp ekim ayına kadar yoğun şekilde bulunduğunu, bu aylarda hastaların şikayetlerinin arttığını, kış aylarında ise rahatladığını ifade etti.
Sıklıkla gribal enfeksiyonlarla bahar alerjisinin aileler tarafından karıştırıldığını belirten Cansever, şunları kaydetti:
“Çocuk grip oldu sanılıyor, enfeksiyonlara bağlı gribal enfeksiyonmuş gibi tedavi ediliyor. Bunları ayırmanın yolu şöyledir, alerjik hastalarda şeffaf bir burun akıntısıyla birlikte polenlerin geldiği dönemde tetiklenen, uzun süren semptomlar vardır. Gribal semptomlarda ise ateş eşlik eder, halsizlik, üşüme, titreme eşlik edebilir. Gribal enfeksiyon bir hafta, 10 gün sürer ama alerjik burun iltihabı olan bir çocuk, polenlere maruz kaldığı sürece etkin bir tedavi almazsa sürekli bu şikayetler devam edecektir. Soğuk algınlığıyla karıştırılırsa gereksiz tedavi maliyetlerine ve gereksiz tedavi yan etkenlerine yol açar. Ayrıca tedaviden sonuç alınamayacak hale gelinebilir.”
Cansever, bahar alerjisinin çocukların yaşam kalitesini ciddi manada etkileyebildiğini, oyun alışkanlıklarını, arkadaşlık ilişkilerini bozduğunu, ders başarılarını ve uyku kalitelerini düşürebildiğini dile getirdi.
Bahar alerjisi astıma dönüşebilir
Bahar alerjisinde tedavi etkinliği kontrol edilmezse astım için de risk oluşturduğuna dikkati çeken Doç. Dr. Cansever, “Semptomlarını durdurduğunuz hasta da astım olabilir. Ancak bu hastalarda alerji bulgularının yanında aynı zamanda nefes darlığı, göğüste sıkışma, öksürük krizleri, sabaha karşı olan öksürükler, eforla hareketli öksürükler, grip olduğu zaman 10 günden uzun süren öksürükler gibi şikayetlerin olması astım için çağrıştırıcıdır, o açıdan da uyanık olmak lazım.” ifadelerini kullandı.
Birincil iyileşme korunma ile mümkün
Her bölgenin kendine özgü bitki örtüsü bulunduğunu, alerji tedavilerinde de bunun dikkate alınması gerektiğini belirten Cansever, alerji hastalarına semptom giderici tedavinin yanında burun spreyi, göz damlası gibi ilaçlar verildiğini, hasta bunlara yanıt vermezse, yaşam kalitesi çok bozuluyorsa, okul, iş gücü kaybı oluyorsa aşı tedavisi uygulandığını aktardı.
Bu hastaların tedavisindeki en önemli yöntemin alerjenden korunma olduğunu vurgulayan Cansever, şöyle devam etti:
“İstediğiniz kadar ilaç verin, çocuk ağacın altında piknik yapıyorsa, o polene yoğun bir şekilde maruz kalıyorsa şikayetleri kontrol altına girmeyecektir. Birincil yöntem korunma, polenlerden uzak durma. Gözlük, maskeyle o alanlara çıkabiliriz. Evimizi, polenlerin daha az yoğun olduğu akşam saatlerinde, yağmurlu saatlerde havalandırmalıyız. Çocuklar dışarıdan geldiği zaman, aile bireyleri dışarıdan geldiği zaman kıyafetleri hemen hızlı bir şekilde çıkarıp saçımızı yıkamalıyız. Balların içinde ciddi manada polen ekstresi olabiliyor. Bal yedikleri zaman bu çocukların şikayetleri artıyor. Hatta aileleri bazen bize diyorlar ki ‘Hocam şikayetleri geçmiyor.’ Meğer çocuğa sabah akşam öksürmesin diye bal veriyor, o da öksürüklerini daha da arttırıyor.”
“Atmosferde ne varsa ona duyarlı olursunuz”
Bölgesel iklim ve bitki örtüsünün alerjenlere olan etkisine değinen Cansever, sıcak iklimin hakim olduğu Güneydoğu Anadolu gibi bölgelerde küf mantarı ve ev tozu akarı daha az olurken Karadeniz’de ise nem ve rutubetten dolayı bu alerjenlerin pik yapabileceğini ön görebildiklerini belirtti.
Mardin’de bu konuda bir çalışma yaptığını anlatan Cansever, “Şehrin atmosferinde hangi polenler olduğu ölçülmüştü daha önce. Ben de bu ölçümle klinikteki karşılaştığımız sonuçlar aynı mı diye araştırdım. O polenlerin solüsyonlarını aldım, alerji şikayeti olan çocuklara test yaptım. Havadaki neyse ciltteki de o çıktı. Atmosferde ne varsa ona duyarlı olursunuz, neye maruz kalırsanız ona alerjiniz gelişir.” dedi.
Cansever, alerjik hastalıklarda tek bir nedenin söz konusu olmadığını, genetik altyapıdan doğum şekline, gebelikte geçirilen olaylardan mikro çevreye, kullanılan antibiyotiklere kadar pek çok etkenin bunu tetikleyebileceğini sözlerine ekledi.
]]>Arnavutköy’de 2003’ün kış aylarında 15 aylık öz oğlu Armağan’ı tekme ve yumruk atmak, duvara fırlatmak ve eşarpla boğazını sıkmak suretiyle darp edip ölümüne neden olduktan sonra gizlice gömdüğü iddia edilen ve 2016’da 3 çocuğunun ihbarı üzerine olaydan 20 yıl sonra hakkında dava açılan sanık baba Hüseyin K.’nın yargılanmasına devam edildi. İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanık Hüseyin K. Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Sanığın 1 çocuğu ise ‘müşteki’ sıfatıyla salonda yer alırken, tarafların avukatları hazır bulundu.
“Çocuklarım bu olayı bir araya gelerek uydurmuşlardır”
Duruşmada bir algı oluşturulmaya çalışıldığını belirterek savunma yapan sanık Hüseyin K. “Hiç bir delil yok. Sadece yorum yapılıyor. Çocuklarımın anneleri, çocuğumuz öldüğünde ilk benimle paylaştı. Kurumda kalan çocuklarım bu olayı bir araya gelerek uydurmuşlardır. Eşimi seviyorum ve 5 tane pırlanta gibi evladım var. Avukatım beni savunuyor mu? Benim hakkımda hiçbir şey bilmiyor oysaki. Öcü gibi bekliyorum. Kızım ‘biz rutubetli evde yaşıyorduk’ demiş. Biz giriş katta bile oturmadık. 2. katta oturuyorduk. Müştekiler harici diğer aile üyelerinin tanık olarak dinlenmesini istiyorum ve tahliyemi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Ölen çocuğun saatler önce sanık tarafından şiddete uğradığını kanıtlamış bulunmaktayız”
Duruşmada beyanda bulunan müşteki avukatı “Kayıt dışı çocuk olup ölenler de var. Çocukları nüfusa kaydetmediğinden dolayı çocukların ölüm kaydı yoktur. Çocukların annesi kaç çocuk doğurduğunu bilmiyor. Annenin bugüne kadar 13 çocuğu olduğu ve 9’unun yaşadığına dair ifadesi var. Müvekkillerim şiddetten kaçıp yurda yerleşmişlerdir. Ölen çocuğun saatler önce sanık tarafından şiddete uğradığını kanıtlamış bulunmaktayız. Sanığın kasten öldürmekten cezalandırılmasını talep ediyoruz” dedi. Duruşmada son sözü sorulan sanık, beraatını talep ettiğini ifade etti.
Müebbet hapis cezasına çarptırıldı
Kararını açıklayan mahkeme, sanık Hüseyin K.’yı ‘kendini beden bakımından savunamayacak durumda bulunan çocuğunu kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezasına çarptırdı. Sanık hakkında adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağına hükmeden heyet, sanığın tahliye talebini de reddederek tutukluluk halinin devamına karar verdi.
Olayın geçmişi
Edinilen bilgiye göre 14 Temmuz 2016 tarihinde Arnavutköy İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne giden 3 kardeş V.K. (25), Ö.K. (23) ve M.K. (21) bir ihbarda bulunmuş, babaları Hüseyin K.’nın (57) 2003 yılında o dönem 15 aylık olan kardeşleri Armağan’ı döverek öldürdüğünü ve bir arkadaşıyla Arnavutköy Mezarlığı’na gömdüğünü iddia etmişlerdi. Olaya ilişkin Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmada ise 9 Haziran 2022’de şüpheli baba Hüseyin K.’nın gösterdiği alanda ‘fethi kabir’ denilen ‘mezarın açılması’ işlemi yapılmış, işlem sonrası bulunan bebek cesedinde yapılan DNA incelemesiyle şüpheli babanın DNA’sının uyumlu olduğu ortaya çıkmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına fezleke ile gönderilen soruşturma çerçevesinde ise 27 Ekim 2023’te iddianame hazırlanmış, hazırlanan iddianamede şüpheli baba Hüseyin K.’nın 2003’ün kış aylarında öz oğlu olan 2001 doğumlu Armağan’ı kablo ile başına vurmak, tekme atmak, yumruk atmak, eşarpla boğazını sıkmak ve duvara fırlatmak suretiyle darp ettiği kaydedilmişti. İddianamede ayrıca, şüpheli Hüseyin K.’nın ‘olası kastla nitelikli kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti.
Konuya ilişkin yargılama İstanbul 36.Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ederken 13 Şubat 2024’te mahkeme, Hüseyin K.’nın suçun değişme ihtimalini de göz önüne alarak tutuklanmasına karar vermişti. – İSTANBUL
]]>Kamacı, AA muhabirine, Diyarbakır’dan Gazze’ye nasıl gönüllü geldiğine ve Gazze’deki çalışmalarına ilişkin açıklamada bulundu.
Gazze’ye Ürdün Rahma Derneği ve Avrupa Filistinli Hekimler Derneğinin organizasyonuyla, 25 kişilik ekiple Mısır’daki Refah Sınır Kapısı’ndan ulaştıklarını belirten Kamacı, buraya kendisini getiren şeyin hem inancı hem de insani ve vicdani sorumluluğu olduğunu söyledi.
Kamacı, Gazze Avrupa Hastanesi’nde çalıştıklarını, Gazze’deki hastanelerin çoğunun yıkık durumda olduğunu dile getirerek, “Ameliyat yapılabilen iki-üç hastane var. Burada şartlar çok kötü, ameliyathane salonları kısıtlı, acil hastalar çok fazla. Her gün acile onlarca yaralı getiriliyor. Bunlardan en acil, hayati riski en yüksek olanlara müdahale edilebiliyor. Acil olmayan ameliyatlar, hem ameliyat salonunun olmaması hem de tıbbi malzeme stoklarının sınırlı olması nedeniyle acil hastalara saklanmak üzere bekletiliyor, sadece acil ameliyatlar yapılabiliyor.” ifadelerini kullandı.
“Kimsenin dilinden ‘elhamdülillah’ lafı düşmüyor”
Kamacı, çocukların gıda, hijyen, sağlık, açlık-susuzluk, evsizlik ve güvenlik problemleri yaşadıklarına dikkati çekerek, Gazzelilerin gıda yardımından çok savaşın durdurulmasını talep ettiklerini anlattı.
“Dünyanın görebileceği en büyük sıkıntılar şu an burada, Gazze’de ama kimsenin dilinden ‘elhamdülillah’ lafı düşmüyor. Bu, çok ilginç. Çocuklar ve büyükler artık bu travmayı normalleştirmişler. Bir yandan bombalar yağarken, sesleri kulaklarımızı tırmalarken tepki bile vermiyorlar. 6 ay boyunca her gün insan bomba sesi duyarsa artık ona tepkisizleşir. Bomba sesi geliyor ama insanlar normal hayatına, yapacağı işe devam ediyor. Burada travma artık kabullenilmiş bir şey.” ifadelerini kullanan Kamacı, Gazze’deki hastanelerin çoğunun saldırılardan dolayı kullanılamaz halde olduğunu söyledi.
Kamacı, burada bulunmanın televizyonda izlemekten farklı olduğunu kaydederek, “Sağlıkçıyız, alışkınız bu işlere ama ona rağmen hakikaten insanın yüreğinin kaldırmayacağı manzaralar var.” dedi.
Yanlarında getirdikleri tıbbi malzemelerle günü kurtarabildiklerini söyleyen Kamacı, tıbbi malzeme ihtiyacının olduğunu vurguladı.
Hastanenin iç koridorlarının ve çevresinin tamamen evsiz insanlarla dolu olduğunu anlatan Kamacı, koridorlarda yerlere atılmış minderlerin bulunduğunu, insanların bir kilimin üzerinde burayı ev haline getirdiklerini söyledi.
Hastanede elektrik ihtiyacının jeneratörlerle sağlandığını, hastane dışında hiçbir yerde elektriğin olmadığını belirten Kamacı, temiz suya erişim probleminin bulunduğunu ve salgın hastalıkların görüldüğünü dile getirdi.
Kamacı, şöyle devam etti:
“Buradan Türkiye’deki ve dünyadaki meslektaşlarıma bir çağrıda bulunmak istiyorum: Özellikle sağlıkçı olarak burada ciddi sağlıkçı, uzman hekim ve tıbbi malzemeye ihtiyaç var. Gelebilme imkanı olanlar, özellikle travma cerrahisi konusunda uzman hekimler, buraya gelip hizmet etmeye, gelemeyenler tıbbi malzeme toplayıp göndermeye çalışsınlar.”
“En çok acile gelen ve kayıp verdiğimiz maalesef çocuklar”
Gazze’ye gitmek isteyen çok sayıda Türk hekimin bulunduğunu belirten çocuk cerrahisi uzmanı Kamacı, “Buraya gelmeye gönüllü, şu anda hazır yüzlerce hekim mevcut. Hazırda bekliyor. Listeleri hazır. ‘Yeter ki bize yolları açsınlar.’ diyen yüzlerce bekleyen hekim arkadaşımız var.” ifadelerini kullandı.
Kamacı, Birleşmiş Milletlerin kalıcı ateşkes için daha aktif çalışması, İsrail’e baskı yaparak savaşı durdurmaya yönelik adımların atılması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Onlar (İsrail), bir tane bombayla yüz kişiyi yaralıyorlar. Biz, yüz kişi toplanıp 10-15 beş hastayı ancak tedavi edebiliyoruz, ameliyat edebiliyoruz. Birçoğu da enkaz altında kalıp ölüyor maalesef. O yüzden eğer bir çözüm isteniyorsa savaşın durdurulması lazım.
Burada sadece insanlar değil aynı zamanda insanlık öldürülüyor. En fazla çocuklar öldürülüyor. Savaşın en fazla ancak yetim sayısının belki en az olduğu yer Gazze olabilir çünkü çocuklar yetim kalamıyor, ölüyorlar. En çok acile gelen ve kayıp verdiğimiz maalesef çocuklar.”
]]>Sanık: “Takipçi kazanmak için medyaya çıkıyor”
İSTANBUL – Üsküdar’da YouTuber olan eşi Merve Veziroğlu’nu 58 yerinden bıçaklayan Yunus Yıldırım hakim karşısına çıktı. Yıldırım, “Sinirden elime bıçağı aldım, elimden tuttu, ilk o beni kesti. Boğazımı sıktı o an bıçak elindeydi. Şimdi takipçi kazanmak için medyaya çıkıyor” dedi.
Üsküdar’da, 4 Ağustos 2023 tarihinde iddiaya göre, Merve Veziroğlu ile eşi Yunus Yıldırım arasında kavga çıktı. Yunus Yıldırım mutfaktan aldığı meyve bıçağıyla üzerine saldırdığı Veziroğlu’nu 58 yerinden yaraladı. Ağır yaralanan Merve Veziroğlu Yıldırım hastaneye kaldırılırken, gözaltına alınan Yunus Yıldırım tutuklanarak cezaevine gönderildi. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Yunus Yıldırım’ın ‘eşe karşı kasten öldürmeye teşebbüs’ ve ‘hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından 34 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep edildi.
Davanın ilk celsesi görüldü. Anadolu 21. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanık Yunus Yıldırım, müşteki Merve Veziroğlu ve taraf avukatları katıldı.
“Takipçi kazanmak için medyaya çıkıyor”
Duruşmada söz verilen Yunus Yıldırım, “Olayın olduğu gün sabah eşimle kahvaltı hazırladık, kahvaltı yaptık. Eşim çocuk yapmak istemediğini söyledi aramızda tartışma çıktı. İstediğimden çocuk yaparım senden çocuk yapmak istemiyorum dedi. Eşim antidepresan ilacını o gün kullanmamıştı. Bana küfürler etti. Daha önce de kürtaj olmuştu. Aldırdığın çocuk benden değil miydi dedim, o da değildi dedi. Sinirden elime bıçağı aldım, elimden tuttu, ilk o beni kesti. Boğazımı sıktı o an bıçak elindeydi. Şimdi takipçi kazanmak için medyaya çıkıyor. Pişmanım. Bile isteye yapsam 112’yi aramazdım” dedi.
“Bıçakladı beni. Her yerimi kesti”
Müşteki Merve Veziroğlu, “Söylenen şeylerin hepsi yalan. Çok sinirli, öfkeli bir insan. Sürekli psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldım. Uzun süre tehdit etti. Bir gün önce işten ayrılmıştı. O gün çok sinirli geldi. Ertesi gün kalktık hala çok sinirliydi. Yanıma geldiğinde bana yüklü miktarda para verebilir misin dedi. Ben hiç bir şekilde eşimi aldatmadım. Ben zaten fiziksel olarak onunla mücadele edebilecek bir insan değilim. Kahvaltıyı hazırladım. Bıçağı mutfağa bıraktım. Beni içeri çağırdı. Kapılar kapattı. Pencereleri kapattı. İlk olarak beni fiziksel olarak hırpaladı. Ben seni burada öldürsem bile 5-6 ay yatar çıkarım dedi. Mutfağa gidip elinde bıçakla geldi. Korkuyla yorganı etrafıma sardım. Kurtulmaya çalışırken kafama darbe aldım. Sonra bıçakladı beni. Her yerimi kesti. Ben çocuğu aldırmamak için çok mücadele verdim. Şikayetçiyim” dedi. Söze giren sanık Yunus Yıldırım, “Sen çocuk katilisin” dedi.
Cumhuriyet savcısı mütalaasında, kullanılan aletin niteliği itibariyle öldürmeye elverişli olması, darbe sayısı, darbe yerleri, meydana gelen yaralanmanın niteliği de göz önüne alındığında, sanığın öldürme kastıyla hareket ettiği, Sanık Yunus Yıldırım’ın ‘Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan 2 yıldan 10 yıla kadar, ‘Eşe karşı kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan ise 13 yıldan 20 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması istendi.
Sanık Yunus Yıldırım’ın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme heyeti, sanığın esasa ilişkin savunma yapması için ek süre vererek duruşmayı erteledi.
]]>Üç aylarda ve özellikle Kur’an-ı Kerim’in indirildiği ramazanda camilerde ve evlerde daha çok namaz vakitleri öncesinde hafızlar tarafından okunan Kur’an’ı takip etme geleneği mukabele, İstanbul’da da camilerde devam ediyor.
Çocuk dostu cami olarak bilinen Ferah Merkez Camii’nde günde dört kez yapılan mukabele geleneği ikindi namazı sonrası çocuklar ve annelerinin de katılımıyla gerçekleştiriliyor.
Kur’an okuma yarışmalarında dereceleri bulunan Hafız Necip Fazıl Belge ile kardeşi Hafız Ahmet Emre Belge mukabeleyi okurken, babaları olan caminin 12 yıllık imamı Yusuf Belge de sonrasında çocuklara ikramlar ve hediyeler veriyor. Çocuklar da caminin alt katındaki oyun alanların vakit geçirebiliyor.
İmam-hatip Yusuf Belge, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mukabele geleneğinin aynı zamanda sünnet olduğunu anlattı.
“Bu camide çocukların dokunulmazlığı var”
“Bu camide çocukların dokunulmazlığı var” sloganıyla çocuklara yönelik faaliyetler düzenlediklerini dile getiren Belge, “Camimizde Kur’an-ı Kerim ve hafızlık eğitimleri yaz ve kış döneminde devam ediyor. Ramazanda da çocuklarımız bir ay boyunca Kur’an’dan uzak kalmasın diye sekiz yıl önce ‘Anne çocuk el ele haydi mukabeleye’ projesini başlattık. Kız çocuklarımız anneleriyle birlikte üst katta, erkek çocuklarımız da alt katta mukabeleye katılıyor.” ifadelerini kullandı.
Mukabele ve diğer çalışmaları 15 hafızla yürüttüklerini anlatan Belge, aynı zamanda gençleri din görevlisi olmaya hazırladıklarını ve şu ana kadar 56 öğrencinin sınavları kazanarak göreve başladığını kaydetti.
Belge, çocukların annelerinin elinden tutarak camiye geldiğini belirterek, şu değerlendirmede bulundu:
“Camimizde dört mukabelemiz var. Sabah ben okuyorum. Öğleden önce 7 hafızımız, ikindiden önce de 7 hafızımız okuma yapıyor. İkindi namazından sonraki mukabele ise çocuklarımızla birlikte çok daha şenlikli, güzel oluyor. Bugün mukabeleyi 85 erkek çocuğumuz, 15 kız çocuğumuz ve 30’un üzerinde de anneleri takip etti. Çocuklar okuldan eve döndükten sonra yemek yiyip doğru buraya geliyor. Camide oyun oynuyorlar. Ayrıca gönüllü velilerimiz, öğretmenlerimiz çocuklarımıza Türkçe, İngilizce, sosyal bilgiler gibi dersleri de veriyor. Bu eğitimlerle birlikte proje okullara da öğrenci yetiştiriyoruz. Bu camiden yetişen 60’ın üzerinde hafızımız oldu.”
Otizmli çocuklar da mukabeleye geliyor
Yusuf Belge, çocukların camide aynı zamanda sosyalleştiğini dile getirerek, caminin özel gereksinimli çocuklar için rehabilite edici bir yanının da bulunduğunu söyledi.
Mukabeleye otizmli çocukların da geldiğini aktaran Yüksel, “Mukabeleyi takip eden 15 çocuğumuz otizmli. Mukabele çocuklarımıza iyi geliyor. Namazlarını kılıp dersleri takip ediyorlar. Oyun saatinde de oynuyorlar. Burada disiplin var, eğitim var, oyun var. Özel gereksinimli çocuklarımızın camide şifa bulduklarını aileleri de biz de görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Çocuklarımız Kur’an’ı eğlenerek öğreniyor”
Çocuğuyla mukabeleye katılan Tuğba Özkan, imam Yusuf Belge’nin görevlendirilmesiyle çocuklara camide dokunulmazlık sağlandığını belirterek, “4 yıldır çocuğumla mukabeleye katılıyoruz. Çocuklarımız Kur’an’ı, ilmi eğlenerek öğreniyor. Çocuğumuzun elinden tutup camiye geliyoruz ve mukabeleyi çocuklarımızla birlikte takip ediyoruz. Aynı zamanda çocuğum Yusuf hocamızın teşvikleriyle hafızlığa başladı. Buradaki etkinlikler dilerim tüm Türkiye’ye yayılır.” ifadelerini kullandı.
Mahalle sakinlerinden Gurbet Arvas ise cami imamı Belge sayesinde iki oğlunun erken yaşlarda Kur’an okumayı öğrendiğini, 5 yaşındaki kızının da bir buçuk yıldır eğitim aldığını anlattı.
Kendisinin de imam Yusuf Belge’nin eşinden Kur’an dersi aldığını belirten Arvas, “Her ikisine de hizmetleri için teşekkür ediyoruz. Ramazan ayı ama çocuklarımız camiye severek geliyor. Arada farklı programlar da oluyor. Umarız buradaki proje Türkiye’de başka cami ve şehirlerde de yapılır.” dedi.
Mukabeleye gelen Şermin Pezik, “Senelerdir camiye gidip geliyordum ama çocuğum olmadığı için ‘Benim de olsa getirirdim’ diye imreniyordum. 14 sene sonra kızım oldu. 2 yıldır kızımla gidip geliyorum. Kızım da camiye gelmeyi çok seviyor. Teravih namazlarına da geliyoruz. Çocuğum küçük olduğu için rahat durmaz diyordum ama şimdi o da ben de çok mutluyuz.” şeklinde konuştu.
]]>SETA Toplum ve Medya Direktörü Faruk Taşcı moderatörlüğünde “İnsan Hakları Söylemleri: Filistin’de Çocuk Olmak” başlıklı ilk oturumda konuşan Üsküdar Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Abdülhakim Beki, yurt içi ve dışında sosyal hizmetle ilgili kurum ve kuruluşların, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına ve insan hakları ihlallerine sessiz kalmasını eleştirdi.
Beki, “Gazze’de çocuk olmak, tüm evrensel çocuk haklarının çiğnendiği bir yerde olmak demektir. Gazze’de çocuk olmak, güçlünün egemenliği karşısında tüm dünyanın, söylemlerden öteye geçmediğine şahit olmak demektir.” ifadelerini kullandı.
Yeryüzü Çocukları Derneği Başkanı Sümeyye Altun da “Filistinli Çocuk Olmak” başlıklı sunumunda, 1948’de başlayan işgal nedeniyle tek bir Filistin hikayesinden bahsetmenin mümkün olmadığını söyledi.
Altun, 7 Ekim 2023’ten sonra Gazze’de 2 milyon kişinin zorla yerinden edildiğini, 14 bin çocuğun öldürüldüğünü, 27 çocuğun açlıktan öldüğünü, 432 okulun bombalandığını ve 31 hastanenin hizmet dışı bırakıldığını belirtti.
Filistin’de işgal altında çocuk olmanın zorluklarına değinen Altun, çocukların bitmek bilmeyen travmalarının bulunduğunu vurguladı.
Yetim Vakfı Başkanı Murat Yılmaz, Gazze’de yaklaşık 1 milyon 200 bin çocuğun sıkıştırılmış durumda, psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu aktardı.
Gazze’de 70 bin konutun yıkıldığını, kullanılmaz hale geldiğini ya da kısmi hasar gördüğünü kaydeden Yılmaz, bu nedenle oradaki çocuklara ulaşmanın da zaman alacağını ifade etti.
Yılmaz, Gazze’de çocukların “sürekli şiddet sarmalında” yaşadığını, şiddet ortamının son bulmasının ardından psikososyal destek faaliyetleri yürüteceklerini dile getirdi.
Murat Yılmaz, İsrail’in “insan haklarıyla ilgili Batı medeniyetinin oluşturduğu tüm metinlerin üzerinde postallarla gezdiğini ve bunları çöpe attığını” belirtti.
“Filistin’de Kadın Direnişi ve Dayanışma”
Moderatörlüğünü SETA Araştırmacısı Nursem Keskin Aksay’ın yaptığı “Filistin’de Kadın Direnişi ve Dayanışma” başlıklı ikinci oturumda konuşan akademisyen Nihad Abunnaser, “Siyonizm dedi ki, babalar ölür, çocuklar unutur. Babalar ve anneler yaşadıklarını her gün anlattı ve çocuklar unutmadı. Serüven Filistin’de bu şekilde devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
Filistinli annelerin, çocuklarını, her gün “Korkma biz burada kalıcıyız, onlar ise gidici, o yüzden böyle yapıyorlar.” diyerek büyüttüğünü aktaran Abunnaser, “100 yıldan fazladır bu mücadeleyi veriyoruz.” diye konuştu.
Abunnaser, çocuklara uygulanan ev hapsine değinerek, evlerin asla boş bırakılamadığını söyledi.
İnsan Film Ekibi Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneğinden Tülay Gökçimen, Kudüs’te çektikleri “Biz Burada Kalacağız” belgeselinde kadınların direnişinden ilham aldığını anlatarak, “İmanlarından aldıkları güçle davalarına o kadar inanıyorlar ve o kadar iman dolular ki o imanın verdiği duruş onları çok güçlü kılıyor. Benim belgeselime isim veren de o kadınların güçlü duruşu olmuştur.” dedi.
Gökçimen, 7 Ekim’den bu yana Gazze’deki kadınların direniş ve dayanışmasından anekdotlar paylaşarak, “Gazze’de şu ana kadar hiç kitlesel isyan olmadı. Bir bölgede kitlesel bir isyan yoksa o bölgede dayanışma ve direniş ruhu vardır diyebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Orta Doğu araştırmacısı Kadriye Sınmaz, Filistin’deki siyasi kırılma noktalarının kadın aktivizmini dönüştürdüğünü ve kendine has yol izlemesini sağladığını söyledi.
Kadınların tarihsel süreçte “Filistin direnişine katkı sağladığını” kaydeden Sınmaz, kadınların, direnişin dünyaya duyurulmasına çeşitli şekillerde yardımcı olduğunu aktardı.
Sınmaz, öte yandan, eğitimin, direniş ruhunu gelecek nesillere aktarmada en temel unsur olduğuna dikkati çekerek, “Filistinli kadınlar hayatının her alanında direnişin bir parçası haline geldi.” dedi.
“Medyanın Söylem Gücü ve Gazze”
Moderatörlüğünü SETA’dan Osman Zeki Gökçe’nin yaptığı “Medyanın Söylem Gücü ve Gazze” başlıklı son oturumda konuşan TRT Haber Editörü gazeteci Sümeyye Ertekin Yıldız, Gazze konusunda her meslek grubunun kendi özelinde yapabileceği bir şey bulunduğunu, gazetecilerin ise hakikati arayıp en yalın haliyle vermekle mükellef olduğunu belirtti.
Yıldız, İsrail’in medyaya ciddi abluka uyguladığını ve Batı medyasının da buna çanak tuttuğunu aktardı.
Medyanın, yaşananları insanlara duyurmanın yanı sıra hukuki boyutta etkili olabildiğini söyleyen Yıldız, “Anadolu Ajansının yaptığı ‘Kanıt’ kitabını bilirsiniz. Direkt oradaki foto muhabirleri ve gazetecilerin çektiği fotoğrafları bu kitapta toplayarak Uluslararası Adalet Divanına verdi ve bu çok kıymetli bir şey.” ifadelerini kullandı.
Yıldız, “İsrail, her savaşta medyayı hedef alıp susturmaya çalışıyor, böylece katliamları daha rahat yapabileceğini düşünüyor.” dedi.
SETA araştırmacısı Mahmut Alrantisi, medya savaşının 7 Ekim sabahından itibaren İsrail’in yalanlarıyla birlikte başladığını, ilk hafta İsrail’in propagandada başarılı olduğunu ancak daha sonra insanların gerçeği görmeye başladığını dile getirdi.
Birkaç gün önce, iftara bir dakika kala yapılan İsrail saldırısı sebebiyle kuzeninin şehit edildiğini aktaran Alrantisi, medyaya yansıyan görüntülerin gerçekte yaşanan vahşetin sadece yüzde 10’u olabileceğini belirtti.
Alrantisi, ülkelerin politikalarına göre medyalarının da tavır aldığını kaydetti.
Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu da meselenin adının doğru konulması gerektiğini söyledi.
“Meselenin özü bugün itibarıyla aslında bir medeniyetler hesaplaşması ama görünür gelecekte bir medeniyetler çatışmasına doğru gidecek. Bu büyük bir çatışmanın habercisi olabilir, Gazze sadece bir örnek.” diyen Müderrisoğlu, Gazze’nin sezonluk bir dosya olarak ele alınmaması gerektiğini kaydetti.
İsrail’in medyaya uyguladığı kısıtlamalara rağmen yaptıklarını gizleyemediğine dikkati çeken Müderrisoğlu, gerçekleri paylaşmayan tüm medya kuruluşlarının da en az İsrail hükümeti kadar suçlu olduğunu ifade etti.
Müderrisoğlu, “Hepimizin ileriye dönük olarak nasıl bir dünya düzeni kurulduğunu, argümanları kimlerin ürettiğini ve hangi kanallar üzerinden pazarladığını düşünmemiz gerekiyor.” diye konuştu.
]]>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Arnavutköy’de bulunan bir oyuncak fabrikasını ziyaret etti. Bakan Göktaş, burada kadın çalışanlar ile bir araya gelerek sohbet etti. Göktaş’a AK Parti Arnavutköy Belediye Başkan Adayı Mustafa Candaroğlu, AK Parti Arnavutköy Gençlik Kolları Başkanı Ercan Döner, eşlik etti. Buradaki ziyaretini tamamlayan Bakan Göktaş ardından Silivrikapı Anne Çocuk Merkezine geçti. Bakan Göktaş’a Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan ve protokol üyeleri eşlik etti. Ziyaretinde bir konuşma yapan Bakan Göktaş, “Fatih bizim için çok kıymetli bir ilçe. Fatih Sultan Mehmet’ten alıyor ismini. Aynı zamanda UNESCO kültürel miras şehri ve burada bu güzel yerde, bu güzel tarihi merkezde hem bir millet bahçesi kurulması hem de bu güzel hizmetin kadınlara, çocuklara, ailelere kazandırıldığı için kıymetli başkanımız Ergün Başkanımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Kütüphaneler çocuklarımızın en verimli zaman geçirebileceği yerler. Mahallenizde hem bir kütüphane hem de atölyeleri bir araya getiren; çocukların, gençlerin, annelerin zaman geçirebileceği bu kıymetli mekanlar bizler için çok kıymetli” dedi.
“Eser ve hizmet belediyeciliğinin önümüzdeki dönemde de devam edeceğimize yürekten inanıyorum”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak kadınların ve çocukların bir arada zaman geçirebileceği farklı el becerilerini geliştirebileceği merkezleri desteklediklerini ve desteklemeye de devam edeceklerini belirten Bakan Göktaş, “Bu minvalde başkanımızın kurduğu bu güzel eseri bu kıymetli kütüphaneyi aynı zamanda Aile Destek Merkezini Fatih’e kazandırdığı için teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Burada tabii ailelerin çok farklı zaman geçirebileceği atölyeler var. Pastacılık, aşçılık, el becerilerini geliştirebilecekleri farklı atölyeler var. Arkeoloji havuzu varmış kıymetli başkanım. Bunlar hem beni hem çocuklarımızı, ailemizi heyecanlandıran atölyeler. İnşallah önümüzdeki dönemde de eser ve hizmet belediyeciliğine devam edeceğinize yürekten inanıyorum. Bu güzel eserler hem Fatih’e hem İstanbul’umuza kat kat arttırılması ve kazandırılmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.
“Mutlu çocukluk geçiren çocukların yaşadığı bir ülkenin geleceği de güzel olur”
Görev yaptığı 5 yıl boyunca en önemsediği alanın çocuklar olduğunu söyleyen Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, “Bir şehrin çocukları mutlu ise o şehrin bugünü de yarın da güzel olur. Sadece bugünü güzel olmaz. Mutlu çocukluk geçiren çocukların yaşadığı bir ülkenin geleceği de güzel olur. Onun için ben yaklaşık beş yıldır belediye başkanlığı yaptığım bu dönemde en çok uğraştığımız alan çocuklarımız oldu. Gençlerin ve yine kadınların şehir içerisinde daha rahat yaşamaları için faaliyetler yapmaya çalıştık. Dünyanın bütün kentlerinde, iyi şehir tanımı yapılırken şöyle bir şey ortaya çıkar. Şehir; çocuklara, gençlere, kadınlara hassas. Aslında genç kadınların içinde rahat hareket edebildiği şehirler. İyi şehirlerdir. Çocuklara avantaj sunan şehirler, iyi şehirlerdir. Biz de tarihi bir bölge olmasına rağmen Fatih’imizde bununla alakalı ciddi çalışmalar yapıyoruz. Şu anda bulunduğumuz alan da UNESCO Dünya Miras Alanı. Burada yaşayan değerli komşularımız biliyor. Burada üzerinde binalar, gecekondular, farklı amaçla kullanılan yerler vardı. Tamamını kamulaştırarak vakıflarda olan yerleri de yine üzerindeki binaların haklarını vererek bu bölgeyi boşalttık. ve Allah’a şükür hem UNESCO prensipleri de doğrultusunda bir boş alan haline getirdik. Hem de burayı Fatih’teki çocukların ve kadınların kullanacağı bir merkez haline çevirdik. Yaklaşık beş altı bin metre kare” diye konuştu.
“Kentin en kötü alanları, en nitelikli alanı haline dönüşüyor”
Silivrikapı Anne Çocuk Merkezi’nin kadınlar ve çocukların kullanabileceği önemli bir merkez olduğunu söyleyen Turan, “Sur diplerinden temizlenmesiyle kentin en kötü alanları, en nitelikli alanı haline dönüşüyor. ve biz dün burada bir kadının, bir çocuğun asla geçmesi mümkün olmayan yerlerde işte onları hem rahatlıkla buradaki kardeşlerimiz biliyor. Şu anda çocuklarımızın cıvıltısıyla, sesleriyle buralar yankılanıyor. Benim için belediye başkanlığının en güzel günleri çocuklarla geçirdiğim günler. Bu duygularla bu bahar etkinliğimiz Allah’a şükür bugün de hakikaten bahar gibi bir günde bir araya geldik. Hayırlı olsun. Buraya kullanacak olan kadınlar ve çocuklar için önemli bir merkez. İçinde çok güzel bir çocuk kütüphanemiz var. Gerçekten iyi bir kütüphane yaptık” dedi. – İSTANBUL
]]>Çocuk dostu belediyecilik anlayışı ile çocukların kent yönetiminde söz sahibi olabilmesi ve kentle ilgili kararlar alırken onların da ihtiyaç ve taleplerinin dinlenilmesi amacıyla hayata geçirilen Çocuk Meclisi, 1. Dönem Çocuk Meclisi mart ayı Olağan Meclis Toplantısı’nı yaptı. Kongre ve Sergi Sarayı Çok Amaçlı Salon’da yoklamanın alınmasıyla başlayan toplantı, Meclis Başkanı Meriç Yeşilçayır’ın başkanlığında yürütüldü. Toplantıda, komisyonlardan gelen 2, gündem olarak ise 9 madde görüşüldü.
Görüşülen maddeler arasında özellikle dezavantajlı çocuk gruplarının sosyal hayatta daha çok yer alabilmesi için sosyal tesisler, çevre ve kültür gezileri, çocuklara yönelik Büyükşehir Belediyesi’nin gazete, dergi, dijital yayınlar çıkartması gibi başlıklar yer aldı.
Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Şerife Hasoğlu Dokucu, Çocuk Meclisi’ni hayata geçirmeden önce çocuklarla uzun sohbetler yaptıklarını dile getirdi. Çocukların yaşadığı en büyük problemler arasında “büyüklerin kendilerini anlamadığı” olduğunu aktaran Dokucu, şunları söyledi:
“AMACIMIZ ÇOCUKLARIN KENDİLERİNİ İFADE ETMESİNİ SAĞLAMAK”
“Bundan hareketle Çocuk Meclisi kurmaya karar verdik. Türkiye’de Çocuk Meclisi kurmuş olan diğer bütün şehirlerde incelemelerde bulunduk. Çocuk Meclisi’mizi oluşturduk. Önce bir çocuk platformu oluşturduk. Çocuk platformuna kayıt olan çocuklar, Çocuk Meclisi’ne gelecek olan arkadaşlarını seçtiler. İlçe nüfuslarına göre meclis üyelerinin ilçelerdeki sayısını belirledik. Cinsiyet eşitliğine önem verdik. Şimdi hem bir Çocuk Platformu’muz hem de bir Çocuk Meclisimiz var. Hepsiyle diyalog halindeyiz. Çocuklar, meclisi benimsediler ve içselleştirdiler. Amacımız onların kendilerini ifade etmesini sağlamak. Buna da hakları var. Çünkü içinde bulunduğumuz dünyayı onlara bırakacağız. Sorunları çözümünde söz sahibi olmaları gerekiyor. Çok da güzel idare ediyorlar.”
Meclis Başkanı Meriç Yeşilçayır, toplantıya Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in de katılması dolayısıyla mutlu olduğunu paylaştı. Yeşilçayır, “Meclis üyelerimizle birlikte kararları oyladık. Büyükler çoğu zaman biz küçüklerin gözünden olaylara bakamıyorlar. Bakmak isteseler bile bizim ne yaşadığımızı ve ne hissettiğimizi çok iyi anlayamıyorlar. Onun için Çocuk Meclisi kurma kararı aldılar. Büyükşehir’de ‘Söz küçüğün’ olması çok güzel. Meclis’te bütün çocukların sesi oluyoruz” dedi.
Toroslar Meclis üyesi Görkem Şekerer, Çocuk Meclisi’nin çok güzel geçtiğini söyleyerek, “Aldığımız kararlar çok önemli. Vahap Başkanımız da bize katıldı. Bu sayede çocukların ihtiyaçları daha çok önemseniyor. Çocuk Meclisi sayesinde Mersinli çocukların sesi duyuluyor ve istedikleri yapılıyor” dedi.
Tarsus Meclis Üyesi Ali Ege Gen ise “Burada istediğimiz talepleri ilettik. Başkanımız da geldi ve onu çok seviyoruz. Başkanımız çocukların haklarını da savunuyor ve çocukları seviyor. Meclis’te Mersin’de çocukların sesi oluyoruz” diye konuştu.
“HİÇBİR BASKI YOK”
Toroslar Meclis üyesi ve Bilim ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Efe Tendik, Meclis’in yarattığı farkları anlatarak, şunları dile getirdi:
“Mersin’in bütün ilçelerinden çocukların bir arada özgürce ve hiçbir baskı olmadan fikirlerini ifade edebildiği bir ortam sağladı. Belediyemiz Mersin’de çocuklar için daha yaşanılır bir kent oluşturmamızı sağlayacak. Burada arkadaşımızla birlikte hem şehrimizi hem belediyemizi daha güzel hale getirebilmek için sürekli görüşmeler yapıyoruz. Başkanımız ikinci 5 yılında Mersin’e daha güzel hizmetlerde bulunacak.”
Eşitlik Komisyonu Başkan Vekili Ayşe Berrak Albayrak da Meclis’in çok güzel geçtiğini belirterek, şunları aktardı:
“Meclis’te düşüncelerimizi açıkça ifade edebildiğimiz için projelerde bize de kendimi anlatma imkanı sunuyor. Çocuk Meclisi’nde yapılan her proje Türkiye’de her bir çocuğun sesi olabilir. Özellikle komisyonlarda da bu şekilde ilerliyoruz. Mersin’de yapacağımız en ufak bir proje Türkiye’de bir çocuğun hayatını değişmesini sağlayabilir. Bu açıdan çok güzel hissettiriyor.”
]]>Etkinliğe Uşak Belediye Başkanı Mehmet Çakın’ın yanı sıra AK Parti Uşak Milletvekili İsmail Güneş, AK Parti Uşak İl Teşkilatı, yüzlerce vatandaş ve çocukları katılım gösterdi. Renkli gösterilerin, çeşitli ikramların ve sürpriz çekilişlerin yapıldığı etkinliğe yoğun ilgi gösteren vatandaşlar, hizmetlerinden dolayı Başkan Çakın’a teşekkürlerini iletti.
Etkinlik kapsamında, bando, tahta bacak, palyaço, kukla, sihirbaz, ateş adam gösterileri, çocuk oyunları, Hacivat-Karagöz orta oyunu, aşuk maşuk ve hacivat karagöz perde oyunu katılımcılara keyifli dakikalar yaşatırken alanın içinde bulunan eğlenceli masal kahramanları figürleri çocukların gözdesi oldu. Sesini, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a benzetmesiyle Türkiye’ye adını duyurmuş Muhammed Nur Nahya, gerçekleştirdiği söyleşi programıyla izleyenlerin aklına kazındı. Alan içerisinde bulunan teraslarda, seyir kulesinde ve fotoğraf çekim alanlarında bolca vakit geçirip fotoğraf çekilen vatandaşlar ayrıca zipline gibi macera oyunlarında da anın tadını çıkardı.
“Çok daha yaşanılır ve mutlu bir şehir inşa edeceğiz”
Çocuk Kent’te gerçekleştirdikleri yoğun ve dikkatli çalışmalar sonucunda alanı vatandaşların hizmetine sunmaktan büyük bir mutluluk duyduklarını ifade eden Uşak Belediye Başkanı Mehmet Çakın, “123 bin metrekarelik, içerisinde 40’a yakın aktivitenin ve olanağın yer aldığı çok büyük bir alanı sizlerle buluşturduk. Çocuk Kentimizin içerisinde, vatandaşlarımızın keyifle vakit geçirecekleri aktivitelerin yanı sıra, Türkiye’ye örnek olacak Sosyal Tesislerimiz de yer alıyor. Öte yandan alandaki Bilim Merkezi’miz en kısa sürede, T3 Vakfı’yla yaptığımız iş birliği ile faaliyetlerine başlayacak. Çocuk Kentimiz ile şehrin en büyük cazibe noktalarından bir tanesini hizmetinize sunmuş olduk. Bu proje geçtiğimiz dönem vaat ettiğimiz bir projeydi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın destekleriyle projemizi hayata geçirdik. Geçtiğimiz 5 sene içerisinde vatandaşlarımız için pek çok projeyi tamamladık. Hayatın sadece çalışmaktan ibaret olmadığını, vatandaşın aktiviteye de ihtiyaç duyduğunu biliyoruz. Bu doğrultuda şehrimizin dört bir tarafında parklarımızı, spor tesislerimizi ve piknik alanlarımızı hizmete açtık ve sizlerin keyifle vakit geçirebileceği alanlar sunduk. 31 Mart’tan sonra inşallah daha nice projeyi Uşak’a kazandırarak, çok daha yaşanılabilir ve mutlu bir şehir inşa edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Milletvekilinden Başkan Çakın’a övgü dolu sözler
“Belediyecilik işi AK Parti’nin işidir.” diyerek sözlerine başlayan AK Parti Uşak Milletvekili İsmail Güneş, “Çocuk Kent Uşak’ımıza çok yakıştı. Bizler şehirlerimizi kalkındırmak için hizmet ediyoruz. İddia ediyorum ki diğer partilerin adayları bu projeyi yapmayı bırakın, hayalini bile kuramazlardı. O adaylar buraya gelip, görüp ders alsınlar. Proje gerçekleştirmek kolay bir iş değildir. Vizyon gerektirir. Bu da bizim Başkanımız Mehmet Çakın’da var. Öte yandan bu tarz işleri gerçekleştirmek için bir sermaye lazım. Bu konsept projeler sadece belediyenin sermayesiyle yapılamaz. İktidar parti ile belediye başkanı aynı partiden olursa, kazanan şehir olur. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın desteği her zaman bizim arkamızda. İnşallah önümüzdeki dönemde nice güzel projeyi Uşak’ımıza armağan edeceğiz.” dedi.
Şenliğe çocuklarıyla katılan Halide Kozak, “Çocuk Kent’i çok beğendim ve şehrimiz adına çok mutlu oldum. Başka şehirlere gittiğimizde oradaki parkları görüp özenirdik. Başkanımızın böyle güzel bir parkı hizmete sunması hem aileler hem de çocuklar için çok iyi oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” dedi.
Şenliğe katılan Leyla Coşkunoğlu ise “Halkımız için güzel geniş bir alan olmuş. Ailelere ve çocuklara gelip vakit geçirebilecekleri değişik bir sosyal ortam kazandırılmış. Başkanımız Mehmet Çakın’ın çalışkanlığına diyecek sözümüz yok. İnşallah yeni dönemde daha güzel faaliyetler gösterir.” ifadelerini kullandı.
Ailesiyle şenliğe katılan Hakkı Paçacı, Uşak’a yeni aktivite alanları kazandırılmasının hem aileler hem de çocuklar için çok faydalı olduğunu belirtti. Paçacı, “Şehrimizde vakit geçirebileceğimiz sadece Atapark vardı. Buranın açılmasıyla birlikte sosyalleşebileceğimiz geniş ve yeşil bir park daha oldu. Alan içerisinde çok detaylı bir çalışma gerçekleştirilmiş. Başkanımız Mehmet Çakın başta olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ederiz.” dedi. – UŞAK
]]>?Ankara Büyükşehir Belediyesi, doğal kaynakların hızla tüketildiği ve iklim krizinin tehlikeli yüzünü gösterdiği bu çağda, topluma çevre bilinci oluşturacak çalışmaları hayata geçirmeye devam ediyor. Bu kapsamda ABB ile TEMA iş birliğiyle düzenlenen “Doğaya Açılan Pencerem” konulu sergi açılışına; ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın eşi Nursen Yavaş, ABB Kadın ve Aile Hizmetleri Daire Başkanlığı personeli, öğrenci velileri ve çok sayıda davetli katıldı.
ABB Kadın ve Aile Hizmetleri Daire Başkanlığı bünyesinde hizmet veren Çocuk Kulüpleri ve Çocuk Etkinlik Merkezleri’ndeki 90 minik üye, hayal güçleri ve el becerilerini kullanarak çöp poşetleri, piller, alüminyum folyo, kartonlar, pet şişeler, pet bardaklar, kapaklar, ağaç ve yapraklarla tasarlanan kostümleri defilede sergiledi.
Kadın ve Aile Hizmetleri Daire Başkanlığı Çocuk Hizmetleri Şube Koordinatörü Tuğba Nagehan Turpçu, etkinliğe ilişkin şu bilgileri verdi:
“AMACIMIZ GERİ DÖNÜŞÜMÜ VE ÇEVRE BİLİNCİNİ OLUŞTURMAK”
“TEMA ile birlikte Aralık ayından itibaren farkındalık çalışması yapmaya karar verdik. Meşe palamudu tüpleyerek bu çalışmalarımıza başladık. Çocuklara atık malzemeler nelerdir, geri dönüşümün önemi nedir bunlarla ilgili bilgiler verdik. Evlerinde topladıkları atık malzemeleri merkezimize getirerek bunlarla neler yapacağımızı düşündük ve tasarladık. Atık malzemelerden yaptığımız kostümlerle çocuklar defile gerçekleştirdi. Buradaki amacımız geri dönüşümü ve çevre bilincini sağlamak.”
TEMA Vakfı Çayyolu Temsilcisi Aylin Tural da şunları söyledi:
“Büyükşehir Belediyesi kreşleri ile uzun süre düşündüğümüz bir projeyi düzenliyoruz. Büyükşehir 18 kreşle birlikte çok büyük destek verdi. Doğada hiçbir şeyin atık olmadığı, toplanan her materyali değerlendirmenin çok önemli olduğunu vurgulamak için böyle bir etkinlik başlattık. Çocukların ne istediğini biz bu sergide gördük. Genellikle doğada dökülen yapraklar, kozalaklar, çiçekler, meşe palamutları hep doğanın kendi yarattığını, onların çöp olmadığını, çürümediğini bu şekilde değerlendirerek gösterdik.”
MİNİKLERİN DEFİLE HEYECANI
Kendi ürettikleri birbirinden çeşitli geri dönüşüm kostümlerini giyerek defilede boy gösteren minikler de heyecanlarını, şu sözlerle dile getirdi:
-Sinda Ertunç: “Geri dönüşüm çok önemlidir. Etrafımızı kirletmememiz ve kendimizi korumamız lazım. O yüzden geri dönüşüm önemlidir. Kostümümü öğretmenimle yaptım. Pet bardaklarla etek yaptık ve bunu giyindim defileye çıktım.”
-Ahmet Burak Çelik: “Temizlik çok önemlidir. Kostümümde dürbün var, keçeden yelek var, kapaklar taktık.”
-Kuzey Ekinci: “Sihirbaz kostümü yaptım. Yaparken çok güzel geçti. Şapkam var, sopam var, gazeteden ceketim var.”
-Zeynep Mina Dündar: “Piller ve ilaç kutusu var üzerimde. Gösteri yaptık sergi yaptık. Saçlarımda çiçekler var. Ağaçlarımız kötü olmasın diye geri dönüşüm yapmamız lazım.”
Tüm merkezlerden hem bireysel hem de grupla birlikte yaklaşık 700 çocuğun tasarladığı eserler, Çayyolu’nda bulunan MESA Plaza’da 29 Mart 2024 tarihine kadar ziyarete açık olacak.
]]>MELTEM KARAKAŞ
Eskişehir Kadın Savunma Ağı, İstanbul Bağcılar’da ortaya çıkan ses yalıtımlı odada çocuklara cinsel istismar dehşetiyle ilgili açıklama yaptı. Ağ Sözcüsü Sibel Gündüz Koca, “Türkiye bir çocuk istismarı karanlığının içine gömülüyor. Siyasi iktidar, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yazdığı üzere çocuğun gelişimine uygun onun yüksek yararını gözetecek bilimsel bir eğitim ortamını sağlamak yerine kendi ideolojik görüşlerini, yani siyasal İslamı çocuklara dayatıyor. Çocuğa yönelik cinsel istismarın önlenmesinde güçlendirici, hak temelli, çocuğun sözünü, sesini, hayırını duyan hem ebeveynler hem çocuklar için bedensel söz hakkına yönelik pedagojik eğitimlerin yaygınlaştırılması gerekmektedir” dedi.
İstanbul Bağcılar’da sucu Metin Şenay’ın ses yalıtımlı bir odada çok sayıda çocuğa 10 yılı aşkın süredir cinsel istismarda bulunduğunun ortaya çıkmasının yankıları sürüyor. Eskişehir Kadın Savunma Ağı üyesi kadınlar, İsmet İnönü Caddesi’nde bir araya gelerek açıklama yaptı.
“ÇOCUKLAR VE KADINLAR YASAL KORUMAYA İHTİYAÇ DUYUYOR”
Eskişehir Kadın Savunma Ağı adına basın açıklamasını okuyan Sibel Gündüz Koca, şunları söyledi:
“Bizler, çocuk haklarının hayata geçirildiği, çocukların tarikatlara emanet edilmediği, sevgi ve güven ortamında yaşayabildiği, gelişimlerine ve psikolojilerine uygun, hakları olan bilimsel ve laik bir eğitimi alabildikleri, gerici aile politikalarıyla sindirilmedikleri bir ülke istiyoruz. Fakat görüyoruz ki her yer suç mahalli. 2009 yılında yargılandığı çocuk istismarı davasından delil yetersizliği nedeniyle beraat eden Metin Şenay’ın yaşadığı mahallede çok sayıdaki çocuğu yıllardır istismar ettiği ortaya çıktı. Son 10 yılda çocuk istismarında yüzde 700 oranında artış yaşandı. Çocuğa yönelik istismar vakalarında yaşanan bu artışa baktığımızda en çok aile içi ve yakın çevre tarafından cinsel istismara maruz bırakıldığını görüyoruz. Cinsel istismar suçundaki istatistiklere de yansıyan bu artış; çocukların ve kadınların yasal korumaya ihtiyaç duyduklarını şüphesiz ki ortaya koyuyor. Fakat iktidar politikaları cinsel istismarı önlemek ve çocukları bu suçtan koruyacak yasaları oluşturmak yerine failleri koruyan önergeleri çözüm önerisi olarak ortaya koyuyor.
“SUÇLULAR CEZALANDIRILMALI, ÖNLEYİCİ POLİTİKALAR OLUŞTURULMALI”
Çocuğa yönelik istismarın ve şiddetin ortadan kaldırılması için suçluların cezalandırılması, önleyici politikaların oluşturulması ve ayrıca eğitim politikalarında da Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin temel alınması gerekmektedir. Çocuğa yönelik gerçekleşen cinsel istismar olaylarında siyasi iktidardaki yetkililerin neler söylediğini hatırlamak için bir toplumsal hafızamıza bakalım; 2016 yılında dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nda 6 yaşındaki çocuğun istismar edilmesine yönelik, ‘bunlar küçüğün de rızasıyla yapılmış işler’ açıklamasında bulunmuştu. Devletin asli görevlerinden biri cinsel saldırı ve istismar suçlarına karşı oluşturacağı yasalarla özellikle kadınların ve çocukların korunmasını sağlamaktır fakat siyasi iktidarın adalet bakanı, bir çocuk cinsel istismara uğradığında onun rızasını öne sürerek istismarcıyı korumaktadır.
“FAİLİ AKLAYAN SÖZLERLE İSTİSMARCILARI GÜÇLENDİRİYORLAR”
Eğer ki cinsel istismar faili Metin Şenay da 2009 yılında ilk şikayette salınmasaydı şu an birçok çocuğun hayatı kurtulabilirdi. Türkiye bir çocuk istismarı karanlığının içine gömülüyor. Şanlıurfa Barosu’nun açıkladığı verilere göre son 10 ayda 950 istismar vakası bildirildi. İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin raporuna göre de ayrımcılığa maruz kalan, istismar edilen, şiddete uğrayan, ticari olarak sömürülen çocukların sayısı her geçen gün artıyor. Bugün ve her gün, istismarcıları değil çocukları koruma günüdür. Hem çocukları hem yetişkinleri bu konuda güçlendirecek eğitim politikaları sunmak ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni esas alan çocuğun yüksek yararını gözeten bilimsel bir eğitim vermek yerine ÇEDES projesiyle imamlar anaokullarında ve birçok kademede hiçbir pedagojik eğitimi olmadan çocuklara ders veriyorlar.
“GERİCİ POLİTİKALARA RAĞMEN ÇOCUKLAR SUSMUYOR”
Siyasi iktidar, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yazdığı üzere çocuğun gelişimine uygun onun yüksek yararını gözetecek bilimsel bir eğitim ortamını sağlamak yerine kendi ideolojik görüşlerini, yani siyasal İslamı çocuklara dayatıyor. Çocuğa yönelik cinsel istismarın önlenmesinde güçlendirici, hak temelli, çocuğun sözünü, sesini, hayırını duyan hem ebeveynler hem çocuklar için bedensel söz hakkına yönelik pedagojik eğitimlerin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Çocuğu nesneleştiren ve pasivize eden tüm bu gerici politikalara rağmen çocuklar susmuyor, bu seslere kulak tıkayanlara karşı biz de haykırmaya devam edeceğiz. Çocuk anlatır, sen dinle, istismarı önle!”
]]>
Türkiye, Karaman’da Ensar Vakfı ve KAİM-DER yurdunda kalan 8-9 yaşındaki çocuklara karşı istismar skandalından sonra bu kez Bağcılar’da yine aynı yaşlarda çocuklara yönelik zincirleme istismarla karşı karşıya kaldı. Hakkında yüzlerce yıla varan hapis cezası istenen sanığın daha önce de benzer suçlama ile hakim karşısına çıktığı ve beraat ettiği bilgisi tepkileri daha da artırdı. Akşam saatlerinde Bağcılar Meydanı’nda buluşan bir grup yurttaş, “Çocuk istismarını aklatmayacağız, hesap soracağız” mesajı verdi.
2016 yılında Karaman’da Ensar Vakfı ve Karaman Anadolu İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği’ne (KAİM-DER) ait evlerde kalan 8-9 yaşlarında çocukların cinsel istismara uğradıklarının ortaya çıkması büyük tepki çekmişti. Benzeri bir skandal yıllar sonra İstanbul Bağcılar’da yaşandı. Metin Şenay isimli sucunun süngerle ses izolasyonu sağladığı dükkanındaki bir odada çok sayıda çocuğa zincirleme cinsel istismarda bulunduğu ve o anları kayıt altına aldığı ortaya çıktı. Sanık hakkında 196 yıla kadar hapis istendi. Ayrıca sanığın 2009 yılında benzeri bir suçtan yargılandığı ancak delil yetersizliğinden beraat ettiği ileri sürüldü. Gelişmeler endişe ve tepkileri artırdı. O tepkilerden biri de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Kadın Meclisleri’nden geldi. Akşam saatlerinde olayın yaşandığı Bağcılar’da toplanan kadınlar, “Çocuk istismarını aklatmayacağız, hesap soracağız” mesajı verdi.
Platform Genel Sekreteri Fidan Ataselim, Bağcılar halkına geçmiş olsun dedi. Ataselim, şunları söyledi:
ÇOCUKLARIN ÇIKARDIĞI SESİ DUYALIM
“Geçmiş olsun ve son olsun bu istismarlar artık. Geçmiş olsun ve geçsin bu ihmalkarlıklar artık. Geçmiş olsun ve sorumluluğu bulunanlar, üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirsinler artık. Çocuk koruma kanunu, Lanzarote Sözleşmesi etkin uygulansın artık. Klasik bir slogan vardır, hani denir ya: ‘Çocukların çıkaramadığı ses olalım.’ Ben bugün tam tersini söyleyeceğim size. 2009 nere, 2024 nere! 2009’da Metin Şenay şikayet edilmiş. Ne olmuş: yargılama yapılmış, ceza almış, Yargıtay’dan dosya geri dönmüş. Niye? Delil yetersizliği demişler. Bu çocuklar daha ne yapsın? Bu çocuklar daha nasıl seslerini çıkarsın? Bu insanlar, bu halk daha ne yapsın? Karakola gidiyor, dava açıyor, savcılığa gidiyor. Daha ne yapalım biz? Ama kimlerin ne yapmadığını biliyoruz. Yargının nasıl işlemediğini görüyoruz. Bu yüzden bugün ben, çocukların çıkaramadığı ses olalım demiyorum. Çocukları duyalım, çıkarttıkları sesi duyalım, çocukların davranışlarını görelim. Çocuklarla, kendi çocuklarımızla aramıza büyük büyük duvarlar örmeyelim ki, çocuklar kendilerini bize anlatabilsinler, anlatıyorlar da. Anlattıkları zaman inanmamazlık etmeyelim, kendi çocuklarımıza güvenmemezlik etmeyelim. Etmediğinizi biliyorum. O yüzden siz suçlu değilsiniz.
‘BİR KEREDEN BİR ŞEY OLMAZ’ DİYEN SİYASİ İKTİDAR SUÇLUDUR
Bu yaşanan olayda, 2009 yılından 2023 yılına, yıllar geçmiş, onlarca çocuğun istismarından bahsediyoruz. Elbette ihmali bulunanları söyleyeceğim. Kimin suçu vardı burada söyleyeceğim. O ilk suç duyurusunda bulunulduğunda konunun üzerine gidilseydi, yeterli araştırma yapılsaydı, istismarcı adam bulunamaz mıydı soruyorum size. Açığa çıkamaz mıydı bunca istismar? Bu kadar çocuk boşuna istismara uğradı. Uğramayabilirdi, bunun önüne geçilebilirdi. Bütün deliller toplanabilirdi. Bütün delilleri toplamayan kolluk sorumludur bu süreçte! Bir delil yetersizliğinden bahsediliyorsa eğer, o delilleri soruşturacak savcılardır sorumlu olan! Bir dava başladıysa eğer, hak ettiği cezayı vermeyenler, delil yok diyerek üzerini kapatan yargı mensuplarıdır, hakimlerdir, Yargıtay’dır sorumlu olan! ve her seferinde ‘Bir kereden bir şey olmaz’ diyen siyasi iktidar da sorumludur bu olanlardan.
BAKANLIKLARA SESLENİYORUZ: SORUMLULUĞUNUZUN ÜSTÜNÜ ÖRTEMEZSİNİZ
Bunca çocuk istismara uğramış daha sayılarını bilmiyoruz. Belki kendi çocuklarımız da istismara uğramış olabilir. Nice çocuğun o odada duvarda ismi var. Bunları bugün görüyoruz, duyuyoruz. Daha önce görülebilirdi, duyulabilirdi. Bir şey daha eklemek istiyorum. Aile Bakanlığı bir açıklama yaptı. ve diyor ki, bir çocuğun koruma altına alındığını söylüyor, diğer iki çocukla ilgili ne yapıldığını bilmiyoruz. ve tüm bu süreç içerisinde bakanlığın neler yaptığınıysa hiç bilmiyoruz. Ne yaptınız Aile Bakanlığı, soruyorum buradan ne yaptınız? Bu çocuklar niye istismara uğradı? Bakanlığın açıklamasındaki cümlelerin ne anlama geldiğini biz çok iyi biliyoruz mücadelemizden. O cümlelerden birinde şunu söylüyor: ‘Soruşturma aşaması davaya döndüğü zaman, biz de bakanlık olarak müdahil olduk. En ağır cezanın verilmesi için müdahiliz.’ Bazı hukuksal kavramlarla, cümlelerle sorumluluğunuzun üstünü örtemezsiniz. Sadece Aile Bakanlığı da değil, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı neredesiniz? Bizim ihtiyacımız olan şey, yetkililerin yükümlülüklerini yerine getirmesi, çocukların üstün yararı gözetilerek istismara uğramayacakları bir hayat ortaya koymak.
“TEK İMKANIMIZ VE GÜCÜMÜZ POLİTİK ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZ, İHMALLERİ BİZLER AÇIĞA ÇIKARACAĞIZ”
Müdahilliğin de en iyi örneğini biz gösteriyoruz. Bir istismar şüphesi ortaya çıktığı zaman, ailelerle birlikte o delilleri toplamaktan tutun da, savcının istemediği raporları istemeye kadar. Hangi istismara uğramış çocuğun ailesini dinlediniz bakanlıklar, soruyorum size. Müdahil olmak demek taraf olmak demektir. Yaşamaya taraf olun kadınlar için, çocuklar için, tüm canlılar için. Elimizde imkan olmamasına rağmen biz bunu yapmaya çalışıyoruz. Tek imkanımız ve gücümüz eşit özgür yaşayacağımıza olan inancımız, politik örgütlülüğümüz. Buradaki kadınlar bizim tek gücümüz. Sizin yetkiniz var, polisiniz var, yasanız var, yargınız var, her şeyiniz var. Her gün bütün ekranlarda, meydanlarda konuşma hakkınız var. Biz bu imkansızlıklarla nica kadın cinayetini durdurabiliyorsak eğer, nice istismarcıyı, faili açığa çıkartabiliyorsak, sadece davanın açılmasını beklemeden şüpheli kadın ölümlerinde gerçekleri açığa çıkartabiliyorsak, siz bakanlık olarak çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Yapmadınız, yapmıyorsunuz! İstismara uğrayan her bir çocuk için suçlusunuz! ve sizler de yargılanacaksınız. Bunca yıldır her kimin ihmali varsa hepsini birer birer bizler açığa çıkaracağız. Her bir çocuğun hesabını soracağız.
Biz bugün bir kadın örgütü olarak buradayız, kadınlar olarak bu açıklamayı yapıyoruz. Ama bizi dinleyen birçok erkek arkadaşlarımız da var. Abilerimi kardeşlerimi görüyorum burada. Çok farklı siyasi görüşlerden, partilerden temsilciler var. Bir çocuğun hayatını konuşuyorsak eğer, bunun ötesinde ne olabilir ki? O yüzden biz el ele vermeye bu konuların üzerine gitmeye devam etmeliyiz. Çocuklarımızın yaşadıkları şeyleri bizlere rahatlıkla anlatabileceği ilişkileri kurmaya özen göstermeliyiz. Sevgili Bağcılar halkına sesleniyorum: Sizin aklınızda en ufak bir şüphe varsa eğer, mutlaka bize başvurun. Korkmayın, hiçbir çocuk korkmasın, sizler de korkmayın.Biz varız biz! Elimizde bazı imkanlar yok ama bizim mücadele gücümüz var. Biz kenetlendiğimiz zaman, çocuklarımız gülüp oynayıp neşeyle geleceklerine kavuşabilir. Kadınlar şiddete uğramayabilir. Bunu hep birlikte sağlayabiliriz. ve sağlayacağız”
]]>İstanbul Bağcılar’da çok sayıda çocuğa zincirleme cinsel istismarda bulunulduğunun ortaya çıkması, Malatya konteyner kentte bir şüphelinin 7 yaşındaki çocuğa cinsel istismar suçundan tutuklanması üzerine 81 ilin barosu ortak bir açıklama yaptı. Barolar, bu iki olayın son yıllarda yaşanan çok sayıda saldırıdan sadece ikisi olduğunu, Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayınladığı verilere göre son 9 yılda, çocukların cinsel istismarına yönelik olayların üç kat arttığına dikkat çekti. “Çocuğun istismarına hep birlikte dur diyelim!” çağrısı yaptı. Ortak açıklamada, Bağcılar’daki olayda Metin Şenay isimli sanığın 2009 yılında aynı suç kapsamında yargılandığı ve ‘delil yetersizliği’ gerekçesiyle beraat ettiği haberlerine de vurgu yapıldı.
ÇOCUK İSTİSMARINA YÖNELİK OLAYLAR 9 YILDA 3 KAT ARTTI
81 ilin barolarının ortak açıklamasında, Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayınladığı verilere göre son 9 yılda, çocukların cinsel istismarına yönelik olayların üç kat arttığına dikkat çekildi, “Bu veriler güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuklara ait sayısal veriler olup güvenlik birimlerine yansımayan ve açığa çıkmayan istismar vakalarının sayısı maalesef çok daha fazla bulunmaktadır” denildi.
“ÖNLEYİCİ POLİTİKALAR OLUŞTURULMALI”
Açıklamada, son günlerde yaşanan ve kamuoyuna yansıyan olaylar anımsatılarak şöyle denildi:
“Geçtiğimiz günlerde İstanbul’un Bağcılar ilçesinde su bayiliği yaptığı belirlenen M.Ş isimli şahsın işyerinde yıllarca tehdit ve işkence ile çok sayıda çocuğa cinsel istismarda bulunduğuna dair bilgiler kamuoyuna yansımıştır. M.Ş. isimli şahsın 2009 yılında aynı suç kapsamında yargılandığı ve ‘delil yetersizliği’ nedeniyle beraat ettiği bilgisi de kamuoyuna yansımıştır.
Söz konusu haber kamuoyunda güncelliğini korurken, bu kez 20 Mart 2024 tarihinde Malatya konteyner kentte 7 yaşındaki bir çocuğa cinsel istismarda bulunulduğu tespit edilmiş ve bu olayla ilgili olarak A.C isimli bir şahıs tutuklanmıştır. Yukarıda belirtmiş olduğumuz istismar olayları, yakın zamanda yaşanan olaylardan yalnızca iki tanesidir.
Çocuklara yönelik istismara konu olaylar kamuoyunda yankı oluştursa da bir süre sonra unutulmakta, yok sayılmaktadır. Halbuki çocuklara yönelik şiddet ve istismarın ortadan kaldırılması için suçluların cezalandırılması, önleyici politikalar oluşturulması, çocukların üstün yararı gözetilerek suç mağduru çocukların korunması oldukça önemlidir.
ULUSAL VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ
Son yıllarda çocuklara yönelik cinsel istismar olaylarındaki artışın, TCK da yer alan cezaların caydırıcı olmadığını ve yaşanan vakaları ceza hukuku boyutuna indirgemenin yanlışlığını gösterdiğinin belirtildiği açıklamada ulusal ve uluslararası işbirliğine şöyle dikkat çekildi:
“Çocukların korunmasına yönelik Uluslararası Sözleşmelere ‘Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ ve 25.11.2010 tarih 6084 sayılı Kanun ile onaylanan ‘Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi (Lanzarote Sözleşmesi)’ne Türkiye devleti de taraf devlet olarak imzacı olmuştur. Her iki sözleşmenin temel ortak ilkesi, çocukların yüksek yararının en üstün değer olarak kabul edilmesidir.
Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi; ceza hukuku anlamında istismar fiillerini derlemekle birlikte, cezai boyut dışında da çocuklara karşı cinsel suistimal ve istismarı tamamen ortadan kaldırmaya yönelik bütüncül bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Taraf devletlere; önleme, koruma, kovuşturma, ulusal ve uluslararası işbirliği yapma yükümlülüğü de getirmektedir. Sözleşmede; çocukların, özel sektörün, medyanın ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ile çocukların cinsel suistimali ve cinsel istismarıyla mücadele konusuna toplumun tüm kesimleri ile katılımı hususuna özel önem verilmiştir. Bu bağlamda sözleşmeye taraf devletler; çocukların cinsel suistimali ve cinsel istismarıyla mücadeleye ilişkin devlet politikaları, programları veya diğer girişimlerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, gelişme kapasitelerine uygun olarak çocukların katılmalarını teşvik etmekle yükümlü tutulmuştur. Taraf devlet statüsünde olduğumuz sözleşmenin tüm unsurları ile uygulanması gereği her geçen gün önemini artırmaktadır.
“TBMM BÜNYESİNDE ÇOCUK HAKLARI KOMİSYONU’NUN KURULMASI ELZEMDİR”
Bu bağlamda T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından düzenlenen 2023- 2028 Çocuk Hakları Strateji Belgesi ve Eylem Planında Çocuğun cinsel istismarına yönelik olarak “Çocukların Cinsel Suistimal ve Cinsel İstismara Karşı Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne yer verilmiş olmakla birlikte, eylem planında yer alan hükümlerin ivedilikle uygulanması, TBMM bünyesinde kurulan ‘Çocuk İstismarının Araştırılması Komisyonunun’ kapsamının genişletilerek TBMM bünyesinde daimi ‘Çocuk Hakları Komisyonu’nun’ kurulması, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesinin temel ilkeleri esas alınarak yeniden düzenlenmesi elzemdir.
Yaşanan çocuk istismarı olaylarının önlenmesi adına yerelden genele tüm idari ve adli teşkilat, sivil toplum kuruluşları, medya ve özel sektöre görev ve sorumluluklar verilmeli, 19 Kasım Dünya Çocuk İstismarı Önleme Gününde farkındalık yaratmak adına toplumun her alanında özel etkinlikler düzenlenmelidir”
KAMUOYUNA ÇAĞRI: ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARINA HEP BİRLİKTE DUR DİYELİM!
81 il barolarının ortak açıklamasının son bölümünde topluma şu çağrı yapıldı:
“Barolar olarak; başta TBMM olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşları ile yargı organlarını, meslektaşlarımızı, sivil toplum kuruluşlarını, basın/medya kuruluşlarını, aileleri ve toplumun her kesimini çocuğa yönelik cinsel istismarın karşısında durmaya, gerekli tüm önemlerin alınması için görev paylaşımı ve işbirliği yapmaya, yaşanan can yakıcı istismar olaylarına karşı farkındalık yaratmaya davet ediyor, çocuklara yönelik her türlü şiddet ve istismar olaylarının faillerine en ağır yaptırımların uygulanması gerektiğini vurgulayarak çocuklarımıza yönelik cinsel istismar davalarının takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygılarımızla sunuyoruz”
]]>Göktaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın, Gönül Elçileri Projesi kapsamında, Çankaya Köşkü’nde, koruyucu ailelerle vali eşlerine verdiği iftardaki konuşmasına, herkesin ramazan ayını kutlayarak başladı.
Bu ayın bütün dünyada sevginin ve merhametin çoğaldığı bir ay olması temennisinde bulunan Göktaş, “Filistin’de yaşam mücadelesi veren kardeşlerimiz için huzur ve barış getirmesini diliyorum.” diye konuştu.
Çocukları en büyük zenginlik olarak nitelendiren Göktaş, “Çocuklar yüreğimizin sevinci, yuvamızın neşesi, hayatımızın her dem baharıdır. Çocuklarımıza sağlıklı ve güvenilir bir aile ortamı hazırlamak için çalışıyoruz. Bu kapsamda saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğü ve himayelerinde ve siz değerli misafirlerimizin desteğiyle çok kıymetli bir proje yürütüyoruz. Gönül Elçileri Koruyucu Aile Programı ile çocuklarımıza sevgi ve şefkatle büyüyecekleri bir aile ortamı sunuyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Koruyucu aile hizmetimizi, çok değerli bir model olarak görüyoruz”
Çocukların geleceği için çıkılan bu yolda 12 yılın geride kaldığını bildiren Göktaş, şunları söyledi:
“Yürüttüğümüz çalışmalarla bugün itibarıyla 8 bin 307 koruyucu ailemizle 9 bin 981 çocuğumuzun bakım ve himayesini üstlendik. Yine özel gereksinimli 1120 çocuk ile 732 yabancı uyruklu çocuğumuzun koruyucu aile yanında bakımı sağlanmaktadır. Koruyucu ailelerimiz çocuklarımızı, ihtiyaç duydukları güven ve sevgi ortamında büyütüyorlar. Ben evini, ailesini ve gönlünü çocuklarımıza açan, onlara sıcak bir yuva sunan koruyucu ailelerimizin her birine ayrı ayrı teşekkürlerimi sunuyorum. Bir çocuğun mutluluk ve refah içinde büyümesi demek, ailesine ve ülkesine faydalı olması demek, bütün dünyanın barış ve huzur içinde yaşaması demektir. Bu anlamda koruyucu aile hizmetimizi, çocuklarımız için çok değerli bir model olarak görüyoruz. Koruyucu aile sisteminin güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”
Türkiye Koruyucu Aile Akademisi kurulacak
Gönül Elçileri Projesi kapsamında yeni bir adım daha atacaklarını açıklayan Göktaş, “Hizmetimizi, hayatta olan ebeveyninin ya da yakın akrabalarının yanında kalan çocuklarımızı ve bakım veren ailelerini güçlendirmek için genişletiyoruz. Koruyucu aile modelimiz için büyük katkıları olan 81 ilimizin vali eşlerinden, bu hizmet modelimizin yaygınlaştırılması için aynı özveriyi ve desteklerini rica ediyoruz.” dedi.
Koruyucu ailelere verilen eğitimleri daha sistematik bir hale getirmek için bir Türkiye Koruyucu Aile Akademisi kurmayı planladıklarını belirten Göktaş, şunları kaydetti:
“Özellikle 0-6 yaş arasındaki çocuklarımızı bakım kuruluşları yerine ailelerin yanına yerleştirmeyi hedefliyoruz. Gönül Elçilerimiz ile birlikte aile odaklı hizmetlerimizin yaygınlaşması ve güçlenmesi için farkındalık çalışmalarımızı aralıksız sürdüreceğiz. Bakanlık olarak tüm çocukların sağlıklı gelişimi ve ebeveyn becerilerinin desteklenmesi için farklı programlar yürütüyoruz. Bu kapsamda 169 bin çocuğu ailelerinin yanında ve sosyal çevresinden koparmadan sosyal ve ekonomik destek programıyla takip ediyoruz. Psikososyal destek ihtiyacı olanlara sosyal hizmet, maddi zorluk yaşayan ailelere aylık 5 bin 330 lira maddi destek sağlıyoruz.”
Çocuk bakım kuruluşlarında büyük bir hizmet dönüşümü gerçekleştirdiklerini vurgulayan Göktaş, “Bugün 14 bin 761 çocuğun 1185 çocuk evi, 115 çocuk evleri sitesi ve 62 ihtisaslaştırılmış çocuk evleri sitesinde aile ortamında büyümelerini sağlıyoruz.” dedi.
Göktaş, spor, kültür, sanat, teknoloji ve bilişim alanlarına merakı ve yeteneği olan çocukları desteklediklerini belirterek, “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye Yüzyılı’nın, şefkatin yüzyılı olması için büyük bir gayretle çalışıyoruz. El birliğiyle çocuklarımızın güzel bir yuvada sevgiyle büyümeleri için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.
]]>Emine Erdoğan, Gönül Elçileri Projesi kapsamında koruyucu aileler ve 81 ilin vali eşleriyle Çankaya Köşkü’nde düzenlenen iftarda buluştu. Buradaki konuşmasında ramazan ayının ve iftar sofralarındaki birlikteliğin önemine işaret eden Emine Erdoğan, “Bugünün medeni sayılan ülkeleri, ayrımcılığın ve ötekileştirmenin karanlık pençesine düşmüşken hakiki medeniyetin kodlarını bize yeniden hatırlatıyor. Çünkü insanın yeryüzündeki asli görevlerinden bir tanesi gönüller yapmaktır. Bütün duyguların tecelligahı olan gönüllerin birlikteliği bir topluluğu millet, bir toprağı vatan, bir şehri medeniyet yapar” diye konuştu.
Birey düzeyindeki bu gönül zenginliğinin devlet ve kurumlarına da sirayet ettiğini anlatan Emine Erdoğan, “Artık bütün dünyanın iyi bildiği bir gerçek var ki devletimizin hayırseverliği, sınırlarımızın çok ötesine uzanmıştır. Bayrağımızın gölgesinde yaşayan her insanın huzur ve refah içerisinde bir hayat sürmesi en öncelikli gayelerimizdendir” ifadelerini kullandı.
“Koruyucu ailelerin sayısını 8 bin 307’ye çıkardık”
Valiler ve eşlerinin, bulunduğu illerde, devletin gülen yüzü, müşfik eli ve güven veren gölgesini temsil ettiğini aktaran Erdoğan, şöyle konuştu:
“2012 yılında başlattığımız ‘Gönül Elçileri Projesi’, bu sorumluluk bilincinin bir neticesidir. İnanıyoruz ki bütün çocukların, her şeyden önce, sevgi ve güven ortamında büyümeye hakkı vardır. Bizler de devlet koruması altındaki çocuklarımızı, koruyucu aileleri ile buluşturmak amacıyla yola çıkmıştık. Bu süreçte, evlatlarımıza ilk önce gönlünü, sonra yuvasını açan koruyucu ailelerin sayısını 8 bin 307’ye çıkardık. Projeyi başlattığımız günden bu yana, binlerce çocuğumuzun ve onlara kavuşan ailelerinin sevinçlerine ortak olduk. Bugün on bine yakın evladımız, onları koruyan gönüllü aileleriyle birlikte, huzur ve şefkat ortamında büyüyor.”
Emine Erdoğan, farkındalığın artması adına 30 Haziran’ı Koruyucu Aile Günü ilan ettiklerini anımsatarak, koruyucu aile sistemini güçlendirmek, daha fazla aile ve çocuğa ulaşmak için çok çalışılması gerektiğini vurguladı.
“Kuracağımız gönül köprüsünün ilk ayağını, çocuklarımızın kalbinden başlatmalıyız”
Bu konuda vali eşlerine önemli sorumluluklar düştüğünü belirten Emine Erdoğan, “İllerinizdeki koruma altındaki çocuklarımızın derdine, sevincine, başarısına, hayaline ortak olmalıyız. Kuracağımız gönül köprüsünün ilk ayağını çocuklarımızın kalbinden başlatmalıyız. Açacağımız gönül yolunu, evladını kalbinden doğurup büyütecek koruyucu ailelere ulaştırmalıyız” diye konuştu.
Emine Erdoğan, bu doğrultuda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, çocukları koruyucu aileleriyle buluşturan yolda, maddi ve manevi her türlü engeli kaldırmak için var gücüyle çalıştığını aktardı.
Bu kapsamda koruyucu ailelere eğitim ve rehberlik hizmetleri geliştirildiğini ve tecrübeli koruyucu ailelerle, yeni gönüllüler arasında bilgi ve tecrübe aktarımını sağlamak için Rehber Koruyucu Ailelik Uygulaması’nın başlatıldığını aktaran Emine Erdoğan, koruyucu ailelere, çocukların eğitim, beslenme, harçlık gibi yaşam giderleri için maddi destek de sağlandığını hatırlattı.
Emine Erdoğan, bu sürecin asıl kahramanlarının, “koruyucu aile olmaya gönüllü vatandaşlar” olduğuna dikkati çekerek, “Milletimizin üstün gönüllülüğü, geçen sene yaşadığımız asrın felaketi olan 6 Şubat depremlerinde de kendisini göstermiştir. Halihazırda, 669 olan koruyucu aile başvurusu, tam 123 kat artmış ve rekor bir sayıya yükselerek 328 bin 818’e ulaşmıştır. 6 Şubat depremlerinde açılan yaraları, hep birlikte sarıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Buluşturduğumuz çocuk ve aile sayısını günden güne artırıyoruz”
Gönül Elçileri Projesi kapsamında, deprem bölgesinde devlet korumasındaki çocuklar için Çocuk Evleri Sitelerinin temel atma törenlerinin gerçekleştirildiğini de anımsatan Emine Erdoğan, “Şerefli bir amaç için çıkılan yolda insan tökezlese dahi asla düşmez. Hepinizin üstün gayretiyle bu yolda ayağımıza taş değmeden ilerliyor, buluşturduğumuz çocuk ve aile sayısını günden güne artırıyoruz” dedi.
Emine Erdoğan, yapılan araştırmalara göre, hayatın her döneminde alınan kararların, çocuklukta şekillenen bilinçaltının eseri olduğuna, ömrün, çocukluğun rehberliğinde geçtiğine işaret ederek, çocuklukta görülen şefkatin iyileştirici etkisinin hayat boyu sürdüğünü anlattı. Emine Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu bakış açısıyla, sevgi ve güven ortamında yaşanmış bir çocukluk, bir insana, hatta bir millete verebileceğimiz en kıymetli hazinedir, güçlü bir toplumun güvencesidir. Yavrularımıza aile sıcaklığını ve güvenli bir ev ortamını sunan koruyucu ailelerimiz, aslında onların geleceğini inşa etmektedir. Güçlü, sağlıklı ve geleceğe güvenle bakan bireyler yetiştirirken, yaktıkları gönüllülük ateşi hepimizin yüreğini ısıtmaktadır. İnanıyorum ki, açtığınız bu yolda izinizi yeni aileler takip edecektir. Sizlerin rol modelliği ve tecrübeleri ile koruyucu ailelerimizin sayısı her geçen gün daha da artacaktır.”
Emine Erdoğan, devletin himayesi ve koruyuculuğunun, çocukların koruyucu aile yanında ya da reşit olmaları ile bitmediğini, devletin, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam imkanları sağladığını ve özel sektördeki istihdam imkanlarını da teşvik ettiğini belirtti.
Çocukların, 81 ilde bulunan Bakım Sonrası İzleme ve Rehberlik Birimleri ile ihtiyacı olduğu her an kurumları yanlarında bulacağını aktaran Emine Erdoğan, “Koruyucu ailelerimizin yapabileceği en değerli vazife, evlatlarımızın içindeki cevheri işlemeleri ve onları hayat yolculuğunda desteklemeleridir. Gazze başta olmak üzere, yeryüzündeki tüm çocukların, hak ettikleri gibi güven, huzur ve sevgi içinde büyüyebildikleri, adil bir dünya diliyorum” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, programa katılan vali eşleri ve koruyucu aileler ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve organizasyonda emeği geçen herkese teşekkürlerini iletti.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın da katıldığı programda, Millet Camisi İmam Hatibi Ali Burak Baldöken tarafından Kuran’ı Kerim tilaveti okundu, dua edildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçıları tarafından Türk Sanat Müziği konseri verildi. – ANKARA
]]>Emine Erdoğan, Gönül Elçileri Projesi kapsamında koruyucu aileler ve 81 ilin vali eşleriyle Çankaya Köşkü’nde düzenlenen iftarda buluştu.
Buradaki konuşmasında ramazan ayının ve iftar sofralarındaki birlikteliğin önemine işaret eden Emine Erdoğan, “Bugünün medeni sayılan ülkeleri, ayrımcılığın ve ötekileştirmenin karanlık pençesine düşmüşken hakiki medeniyetin kodlarını bize yeniden hatırlatıyor. Çünkü insanın yeryüzündeki asli görevlerinden bir tanesi gönüller yapmaktır. Bütün duyguların tecelligahı olan gönüllerin birlikteliği bir topluluğu millet, bir toprağı vatan, bir şehri medeniyet yapar.” diye konuştu.
Birey düzeyindeki bu gönül zenginliğinin devlet ve kurumlarına da sirayet ettiğini anlatan Emine Erdoğan, “Artık bütün dünyanın iyi bildiği bir gerçek var ki devletimizin hayırseverliği, sınırlarımızın çok ötesine uzanmıştır. Bayrağımızın gölgesinde yaşayan her insanın huzur ve refah içerisinde bir hayat sürmesi en öncelikli gayelerimizdendir.” ifadelerini kullandı.
“Koruyucu ailelerin sayısını 8 bin 307’ye çıkardık”
Valiler ve eşlerinin, bulunduğu illerde, devletin gülen yüzü, müşfik eli ve güven veren gölgesini temsil ettiğini aktaran Erdoğan, şöyle konuştu:
“2012 yılında başlattığımız ‘Gönül Elçileri Projesi’, bu sorumluluk bilincinin bir neticesidir. İnanıyoruz ki bütün çocukların, her şeyden önce, sevgi ve güven ortamında büyümeye hakkı vardır. Bizler de devlet koruması altındaki çocuklarımızı, koruyucu aileleri ile buluşturmak amacıyla yola çıkmıştık. Bu süreçte, evlatlarımıza ilk önce gönlünü, sonra yuvasını açan koruyucu ailelerin sayısını 8 bin 307’ye çıkardık. Projeyi başlattığımız günden bu yana, binlerce çocuğumuzun ve onlara kavuşan ailelerinin sevinçlerine ortak olduk. Bugün on bine yakın evladımız, onları koruyan gönüllü aileleriyle birlikte, huzur ve şefkat ortamında büyüyor.”
Emine Erdoğan, farkındalığın artması adına 30 Haziran’ı Koruyucu Aile Günü ilan ettiklerini anımsatarak, koruyucu aile sistemini güçlendirmek, daha fazla aile ve çocuğa ulaşmak için çok çalışılması gerektiğini vurguladı.
“Kuracağımız gönül köprüsünün ilk ayağını, çocuklarımızın kalbinden başlatmalıyız”
Bu konuda vali eşlerine önemli sorumluluklar düştüğünü belirten Emine Erdoğan, “İllerinizdeki koruma altındaki çocuklarımızın derdine, sevincine, başarısına, hayaline ortak olmalıyız. Kuracağımız gönül köprüsünün ilk ayağını çocuklarımızın kalbinden başlatmalıyız. Açacağımız gönül yolunu, evladını kalbinden doğurup büyütecek koruyucu ailelere ulaştırmalıyız.” diye konuştu.
Emine Erdoğan, bu doğrultuda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, çocukları koruyucu aileleriyle buluşturan yolda, maddi ve manevi her türlü engeli kaldırmak için var gücüyle çalıştığını aktardı.
Bu kapsamda koruyucu ailelere eğitim ve rehberlik hizmetleri geliştirildiğini ve tecrübeli koruyucu ailelerle, yeni gönüllüler arasında bilgi ve tecrübe aktarımını sağlamak için Rehber Koruyucu Ailelik Uygulaması’nın başlatıldığını aktaran Emine Erdoğan, koruyucu ailelere, çocukların eğitim, beslenme, harçlık gibi yaşam giderleri için maddi destek de sağlandığını hatırlattı.
Emine Erdoğan, bu sürecin asıl kahramanlarının, “koruyucu aile olmaya gönüllü vatandaşlar” olduğuna dikkati çekerek, “Milletimizin üstün gönüllülüğü, geçen sene yaşadığımız asrın felaketi olan 6 Şubat depremlerinde de kendisini göstermiştir. Halihazırda, 669 olan koruyucu aile başvurusu, tam 123 kat artmış ve rekor bir sayıya yükselerek 328 bin 818’e ulaşmıştır. 6 Şubat depremlerinde açılan yaraları, hep birlikte sarıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Buluşturduğumuz çocuk ve aile sayısını günden güne artırıyoruz”
Gönül Elçileri Projesi kapsamında, deprem bölgesinde devlet korumasındaki çocuklar için Çocuk Evleri Sitelerinin temel atma törenlerinin gerçekleştirildiğini de anımsatan Emine Erdoğan, “Şerefli bir amaç için çıkılan yolda insan tökezlese dahi asla düşmez. Hepinizin üstün gayretiyle bu yolda ayağımıza taş değmeden ilerliyor, buluşturduğumuz çocuk ve aile sayısını günden güne artırıyoruz.” dedi.
Emine Erdoğan, yapılan araştırmalara göre, hayatın her döneminde alınan kararların, çocuklukta şekillenen bilinçaltının eseri olduğuna, ömrün, çocukluğun rehberliğinde geçtiğine işaret ederek, çocuklukta görülen şefkatin iyileştirici etkisinin hayat boyu sürdüğünü anlattı. Emine Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu bakış açısıyla, sevgi ve güven ortamında yaşanmış bir çocukluk, bir insana, hatta bir millete verebileceğimiz en kıymetli hazinedir, güçlü bir toplumun güvencesidir. Yavrularımıza aile sıcaklığını ve güvenli bir ev ortamını sunan koruyucu ailelerimiz, aslında onların geleceğini inşa etmektedir. Güçlü, sağlıklı ve geleceğe güvenle bakan bireyler yetiştirirken, yaktıkları gönüllülük ateşi hepimizin yüreğini ısıtmaktadır. İnanıyorum ki, açtığınız bu yolda izinizi yeni aileler takip edecektir. Sizlerin rol modelliği ve tecrübeleri ile koruyucu ailelerimizin sayısı her geçen gün daha da artacaktır.”
Emine Erdoğan, devletin himayesi ve koruyuculuğunun, çocukların koruyucu aile yanında ya da reşit olmaları ile bitmediğini, devletin, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam imkanları sağladığını ve özel sektördeki istihdam imkanlarını da teşvik ettiğini belirtti.
Çocukların, 81 ilde bulunan Bakım Sonrası İzleme ve Rehberlik Birimleri ile ihtiyacı olduğu her an kurumları yanlarında bulacağını aktaran Emine Erdoğan, “Koruyucu ailelerimizin yapabileceği en değerli vazife, evlatlarımızın içindeki cevheri işlemeleri ve onları hayat yolculuğunda desteklemeleridir. Gazze başta olmak üzere, yeryüzündeki tüm çocukların, hak ettikleri gibi güven, huzur ve sevgi içinde büyüyebildikleri, adil bir dünya diliyorum.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, programa katılan vali eşleri ve koruyucu aileler ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve organizasyonda emeği geçen herkese teşekkürlerini iletti.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın da katıldığı programda, Millet Camisi İmam Hatibi Ali Burak Baldöken tarafından Kuran’ı Kerim tilaveti okundu, dua edildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçıları tarafından Türk Sanat Müziği konseri verildi.
]]>Moldova Komrat Devlet Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği ile Rus Dili ve Edebiyatı bölümlerinden 2011’de mezun olan 35 yaşındaki Şeyhoğlu, müziği kullanarak çocuklara İngilizceyi sevdirmeye karar verdi. Derslerde enstrümanlar eşliğinde eğitici şarkılar söyleyen Şeyhoğlu, karnından konuşma yeteneğini de eğitimde kullanmaya başladı.
Okul öncesi ve ilkokul öğrencileri için yabancı dil öğrenimini eğlenceli ve verimli hale getirmeyi amaçlayan Şeyhoğlu, karnından konuşma tekniğiyle hayat verdiği kuklası “Jonny” ve konulara göre seçtiği diğer kuklalarla ve enstrümanlar eşliğinde söylediği İngilizce şarkılarla yabancı dili çocuklara sevdiriyor.
Şeyhoğlu, AA muhabirine, İngilizce öğretmenliğine özel sektörde 13 yıl önce başladığını, daha sonra çok daha güzel vakit geçirdiğini fark ettiği için çocuklara eğitim verme kararı aldığını söyledi.
Müziğe de çocukken ilgi duymaya başladığını anlatan Şeyhoğlu, “Moldova’da okurken eşyalı eve çıkmıştım. Orada piyano vardı. Ev sahibine ‘Piyanoyu çalabilir miyim?’ diye sordum. ‘Çalmayı biliyor musun?’ dedi. ‘Bilmiyorum ama öğrenmek istiyorum.’ dedim. Bir şans verdi. Ben de iyi kullandım. Şu an çalabildiğim 6-7 enstrüman var ve derslerde onları kullanmak çok keyif veriyor.” dedi.
Şeyhoğlu, ağzını kıpırdatmadan konuşabildiğini fark ettiğini, daha sonra bu yeteneğini derslerde de kullanmaya başladığını belirtti.
O dönemde çalıştığı kolejde kuklayla denemelere başladığını dile getiren Şeyhoğlu, şöyle konuştu:
“Bunun çocukların üstünde çok güzel etkisi olduğunu fark ettikten sonra daha çok kullanmaya başladım. Bu iş sayesinde yaklaşık 46-47 şehirde gösteriler yaptım. Kuklam ‘Jonny’ benim için çok önemli. Kukla kullanmaya ilk onunla başladım. Jonny’nin Türkçe bildiğini bilmiyorlar ve çocuklar onunla iletişime geçmek için kendilerini İngilizce konuşmak zorunda hissediyorlar. Bu bana çok büyük bir artı olarak geri geliyor.”
“Kuklayla verdiğim İngilizce eğitimi bambaşka bir seviyeye geldi”
Kendisinin de çocuk ruhlu olduğunu, 13 yıldır çocuklarla çalıştığını ve bir gün bile heyecanını kaybetmediğini ifade eden Şeyhoğlu, kukla ve müzik eşliğindeki eğitim ve gösterileri sayesinde gezdiği illerde binlerce çocukla buluştuğunu kaydetti.
Şeyhoğlu, 13 yıllık meslek hayatının son 6 yılında kuklaları kullandığına işaret ederek, şu ifadeleri kullandı:
“Arada dağlar kadar fark var. Kuklasız eğitimden önce de işimi iyi yaptığımı düşünüyordum ama kuklayla verdiğim İngilizce eğitimi bambaşka seviyeye geldi. Çünkü sizin verdiğiniz bir şey var. Bir de geri dönüş almanız gereken bir şey var. Velilerin ve çalıştığınız okulların beklentisi de o yönde. Siz de istiyorsunuz çünkü bir şey öğretiyorsunuz ve çocuklar geri dönüş sağladığında çok mutlu oluyorsunuz.”
Öncelikli amacının çocuklara İngilizceyi ve müziği sevdirmek olduğuna değinen Şeyhoğlu, “Çocuklara kuklamla daha çok teşekkür etmeyi, hayvanlara sevgi göstermelerini sağlamayı, arkadaşlarına kibar davranmayı öğretmeye çalışıyorum. Öyle bir geri dönüş aldığımda dünyalar benim oluyor. 13 yıldır hemen her gün çalışıyorum. Her sabah mutlu gidiyorum işe. Çünkü biliyorum, o sınıfa girdiğimde, onların o güzel gözleri bana baktığında kalbim sevgiyle dolacak.” dedi.
]]>2009 YILINDA BERAAT ETTİ
Halk TV’den Seyhan Avşar’ın haberine göre; Uzun yıllardır Bağcılar’da su satışı yapan 60 yaşındaki Metin Şenay, 2009 yılında Gaziosmanpaşa’da yaşayan bir çocuğa yönelik istismar suçlaması ile Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yargılanan Şenay, delil yetersizliği gerekçe gösterilerek beraat etmişti. Şenay 24 Mayıs 2023’te skandal bir olayın daha başrolü oldu.
“SENİ EVİNE BIRAKAYIM” DİYEREK KANDIRDI
Bağcılar’da henüz ilkokula giden 12 yaşındaki M.Y., ders saatleri sona ermesine rağmen evine dönmedi. Aile, saatlerce çocuklarını ararken, şikayet üzerine emniyet güçleri dakika dakika çevredeki kameraları incelemeye aldı. Saat 12.40 sıralarında okuldan çıkan M.Y.’nin, mahallenin sucusu Şenay’ın aracına bindiği tespit edildi. Şenay, 12 yaşındaki M.Y.’yi, “Seni evine bırakayım. Sen yorulma” diyerek aracına almıştı.

ÇOCUĞU, SÜNGERLE KAPLI ODAYA KAPATTI
Şenay, çocuğu evine bırakmak yerine işyerine götürdü. Önce bilgisayarda oyun oynattı, sonrasında ise çocuğa arka odaya geçmesini söyledi. Odanın duvarları çığlık seslerini yalıtması için süngerlerle kaplanmıştı. Odada pencere, cam ya da herhangi bir eşya bulunmuyordu. Şenay, çocuğa bir kap uzattı, “Artık buradasın. Tuvaletin gelirse buna yapacaksın” dedi. Daha sonrasında çocuğa tecavüz etti.
“SES ÇIKARIRSAN ÇOCUK ESİRGEME KURUMUNA VERİLİRSİN”
Yaşadığı olay nedeniyle karnı ağrıyan çocuk ağlamaya başladı. Şenay, bu kez telefonundan ‘çocuk esirgeme yurdu’ olduğunu iddia ettiği ve burada şiddete uğrayan çocukların videosunu açıp M.Y.’ye izletti: “Ses çıkarırsan ben tutuklanırım. Sen de çocuk esirgeme kurumuna verilirsin. Aileni bir daha göremezsin. Sus ve ağlama. Seni öldürürüm” dedi.
KAN KAPLI ODADA BAYGIN HALDE BULUNDU
Saatler sonra polisler, Şenay’ın işyerini bastı ve her tarafı kan kaplı bir odada M.Y. baygın halde bulundu. Dehşet odasında “Sus”, “Seni öldürürüm”, “Ağlama”, “Seni kimse duymasın” gibi ifadelerin yer aldığı kağıt parçalarının yanı sıra, çok sayıda dijital materyal tespit edildi.

10 YIL BOYUNCA TECAVÜZE UĞRAYAN ÇOCUK FELÇ GEÇİRDİ
Gözaltına alınan ve tutuklanan Metin Şenay’ın soruşturmasını Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı yürüttü. Ele geçirilen dijital materyaller, korkunç bir gerçekliği ortaya çıkardı. Şenay, mahalleden başka çocuklara da cinsel istismarda bulunmuş ve bunu kayıt altına almıştı. Korkunç görüntülerden bazıları, 2011 ve 2021 yılları arasında Şenay’ın istismarına maruz kalan R.Ş. isimli çocuğa aitti. R.Ş., Savcılığın çabasıyla dijitallerden tespit edildi. 10 yıl boyunca istismara maruz kalan R.Ş. felç geçirdi. Felç geçirene kadar ise yıllarca dehşeti yaşamaya devam etti.
“İLK OLAY 5 YAŞINDA YAŞANDI, 9. SINIFA KADAR DEVAM ETTİ”
Şimdilerde 19 yaşında olan R.Ş., savcılıkta verdiği ifadesinde, “Metin Şenay’ı 4-5 yaşımdan beri tanırım. Beni dükkanına çağırıyordu. Gitmeyince kızıyordu. Öldürürüm diyerek tehdit ediyordu. Bana, ‘Ben seninle evleneceğim. Çocuğumuz olsun. Sen 18 yaşına gelince imam nikahı kıyarız’ diyordu. İlk olay 5 yaşında yaşandı. Son olay ise ben 9. sınıftayken. Cinsel ilişkiye girerken videoya çekiyordu. Felç geçirene kadar bu devam etti” dedi.
YÜZ YILI AŞKIN HAPİS CEZASI TALEBİ
Şenay’ın çocuklara yaşattığı dehşet, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede detaylı bir şekilde yer aldı. Başsavcılık, Şenay’ın dört çocuğa karşın “Cebir, tehdit ve hile kullanarak, silahla ve cinsel amaçla çocuğu hürriyetinden yoksun bırakma”, “Çocuğun nitelikli cinsel istismarı”, “Müstehcen yayınların üretiminde çocukların kullanılması” suçlarından yüzyılı aşkın hapis cezası istedi.

BALDIZININ ÇOCUKLARININ İSİMLERİ DE DUVARDA
Tutuklu yargılanan sapık sucu Metin Şenay için hazırlanan iddianamede ise infial yaratacak detaylara ulaşıldı. Şenay’ın yıllar boyunca istismar ettiği mahalleli çocukların isimlerini dükkanının duvarlarına karaladığı ortaya çıktı. Sapık sucunun duvara yazdığı iki isminse baldızının çocukları olduğu öğrenildi.

Bugün 26 yaşında olan milli yüzücü Furkan Aygar, 13 yaşında öğretmenlerinin yönlendirmesiyle yüzme sporuyla tanıştı.
Çok sayıda başarı elde ederek bugüne kadar 200 altın madalya kazanan milli sporcu Furkan, pandemideki kapanmadan etkilenerek antrenmanlara ara verdi.
Pandemi sonrası tekrar çalışmalara başlayan Furkan, şimdi yeni şampiyonluklar için kulaç atmaya hazırlanıyor.
Tek amacının yeni şampiyonluklar olduğunu belirten Furkan Recep Aygar???????, çalışmalara tekrar başladığını belirterek, “Dünyada İstiklal Marşı’nı okutmak istiyorum.” dedi.
“Hak etmediğim madalyayı almam”-
Anne Hülya Aygar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Furkan’ın küçükken suyu çok seven bir çocuk olduğunu, bunun üzerine de yüzme sporuna başladığını ve çok kısa sürede yüzmeyi öğrendiğini belirtti.
Aygar, şöyle devam etti:
“Furkan bir hafta simitle yüzdü. İkinci haftamızda hocamız Ercüment Kantar, Furkan’ın elinden simidi aldı, onu suya itti. İtiş o itiş, devamı geldi. Furkan, kabiliyeti yüksek, her şeyi algılayan bir çocuk. İlk yarışlarımıza 2016’da girdik. Furkan antrenmanlarda çok dikkate almıyordu, bu yüzden yarışlara gittiğimizde nasıl bir performans sergileyeceğini hiç bilmiyorduk. Furkan, 2016’da yarışlardan birinde diskalifiye oldu, diğerinde hiç yüzmedi. Madalya alamadı diye çok ağlamıştı. Hocası, ağlıyor diye Furkan’a madalya verdi. O madalyayı asla kabul etmedi. ‘Ben almam, ben hak etmedim bunu’ dedi, bu beni çok duygulandırdı. 2017’de ikinci yarışta 2 altın madalya kazandı.”
Furkan’ın azimle antrenmanlara devam ettiğini kaydeden Aygar, verdiği emeklerin karşılığını kazandığı yarışlarla aldığını ifade etti.
“Küllerinden yeniden doğacak”
Anne Aygar, “Özellikle özel çocuğu olan anne babalar, mutlaka bir spor dalıyla çocuklarını meşgul etsinler. Çünkü spor bedenen, zihnen onları çok güzel motive ediyor. ‘Burada biz de varız, biz de bir şeyler yapabiliriz hayata dair.’ bunu görüyorlar.” dedi.
Furkan’ın bugüne kadar 200 altın madalya kazandığını, 4 branşta birincilik elde ettiğini, Türkiye şampiyonu olduğunu ama pandemiyle kapanmaların başlamasıyla yarışların aksadığını anlatan Aygar, “2020 yılında 8 yarışta 7 altın madalya kazanarak ‘A’ barajını geçti. Çok sayıda madalya kazandı. Bu sene inşallah Furkan küllerinden yeniden doğacak, tekrar şampiyonluklarını bekliyoruz. Hedefimiz dünya şampiyonluğu.” ifadesini kullandı.
“Sadece 47 kromozomlular”
Anne Aygar, Down sendromlu çocukların çok özel olduklarını belirterek şunları söyledi:
“Aileler, ‘bizim çocuğumuz da böyle olursa’ diye korkmasınlar, korkulacak hiçbir şey yok. Önce kabulleneceksiniz anne ve baba olarak. Kabullendiği zaman yüzde 50 bitiyor, geriye yüzde 50 toplum ve dış etkenler kalıyor. Bunlarla mücadele başlıyor. Bu etkenler zor, ama aşılamayacak şeyler değil. Bu çocuklar da var, bunlar da bir insan, sadece 47 kromozomlular, bizden öndeler. Bizim gibi ağlamasını, gülmesini bilen, duygularını ifade eden insanlar. Toplum olarak biraz öteleniyorlar ne yazık ki. Her şeyin bilincindeler, bilincinde olmasa bu çocuk dört branşta sistematik olarak şampiyon olur mu?”
Baba Abidin Aygar da her özel çocuğun sporla tanışması gerektiğine dikkati çekerek, sporun özel çocuklara özgüven verdiğini, sosyalleşmelerini sağladığını vurguladı.
Aygar, “Down sendromlu çocuklar yaptıkları sporla, ‘dünyada ben de varım’ diyor. Furkan spora başladıktan sonra çok farklı bir çocuk oldu, özel çocuklar mutlaka spora yönlendirilmeli. Furkan’ın hedefi Avrupa’dan sonra dünya şampiyonu olmak, orada İstiklal Marşı’nı okutmak. Tekrar çalışmalara başladı. Eski formunu yakaladıktan sonra bunları başaracaktır.” diye konuştu.
]]>Edremit ilçesine bağlı kırsal Kıyıcak Mahallesi’nde yaşayan 10 çocuk babası İmre, eğitime verdiği önemle hem evlatlarının hem de mahallesindeki çocukların hayatına dokundu.
İlkokuldan mezun olduktan sonra 1997’de kızına görücü gelmesine içerleyen İmre, kızıyla da görüştükten sonra ortaokula kaydederek eğitimine devamını sağladı.
Çevresindekilerin tepkilerine aldırış etmeden diğer kızlarını da okula gönderen İmre, inşaatlarda çalışarak, kıt imkanlarıyla çocuklarının hepsini okuttu.
Şimdi dört kızı öğretmen, bir kızı hemşire, üç oğlu doktor ve bir oğlu inşaat mühendisi olan İmre’nin en küçük oğlu da lise eğitimini sürdürüyor.
Mahallede başta kızlar olmak üzere birçok çocuğun bu sayede okula gönderilmesini sağlayan İmre, insanların hayatına dokunmanın mutluluğunu yaşıyor.
“Şimdi mahallede eczacı, diş hekimi, öğretmen, hemşire var”
İmre, AA muhabirine, çocuklarını zor şartlarda okuttuğunu, şimdi meslek sahibi olduklarını görünce onlarla gurur duyduğunu söyledi.
Eğitimle ilgili imkanların yıllar önce kısıtlı olduğunu anlatan İmre, şöyle konuştu:
“Büyük kızım Fatma, beşinci sınıfı bitirerek diplomasını aldı. O zaman şimdiki sistem yoktu. Bir gün annem iki bayanı alarak eve gelmişti kızı istemeye. Daha yeni ilkokulu bitirmiş, 13 yaşında falan. Ben vermiyorum dedim. Bizim aile halkı beni sıkıştırdı, kızımı vermem için. Ben kızımı çağırdım ve ‘İstiyor musun?’ diye sordum. Bana istemediğini söyledi. Ben de o zaman seni okula kaydedeceğim dedim ve okula gitmesini sağladım. Tabi o zaman bazı insanlar tepki gösterdi. Ben aldırış etmedim, kızlarımın hepsini okula gönderdim. O zaman okumak çok zordu, servis imkanı yoktu. Kitap parası, gidiş-geliş parası çok zordu.”
Kız çocuklarına çok büyük değer verdiğini, okumaları için elinden geleni yaptığını belirten İmre, onların kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmelerini istediğini dile getirdi.
Şimdi hepsinin meslek sahibi olduğunu ifade eden İmre, şunları kaydetti:
“5 kızımın 4’ü öğretmen, biri de hemşire oldu. Erkek çocuklarımı da okuttum, 3’ü doktor, biri de inşaat mühendisi. En küçük oğlum da liseye gidiyor. Hep inşaatlarda çalıştım. Para gönderiyordum annesi okutuyordu. O zaman bir televizyon aldık ama hiç kullanmadık. Televizyon izleseler okumazlardı. Ben çocuklarımı, kızlarımı okula gönderdikten sonra insanlar çok pişman oldu, uyandı. Onlar da çocuklarını göndermeye başladılar. Şimdi köyde eczacı var, diş hekimi, öğretmen, hemşire var. Köyün yüzde 80’i okumuş. Çoğunluğu kızlar, hepsi okudu. İnsanlar beni örnek alarak çocuklarını okula gönderdi.”
“Kız çocuklarının tamamına yakını okuyor”
Kıyıcak Mahallesi muhtarı Erol Demir de yıllar önce köyde kız çocuklarının okutulmadığını ancak Celal İmre’nin çocuklarının meslek sahibi olmasının ardından köy halkının da dikkatini çektiğini söyledi.
Köylülerin İmre ailesini örnek aldığını ifade eden Demir, “Celal Bey, çocuklarını çok zor şartlarda okuttu. Köyün nüfusu 2 bine yaklaştı ve kız çocuklarının neredeyse tamamı okuyor. Benim de 2 kızım üniversiteye gidiyor.” dedi.
]]>İstanbul’da yaşayan Öztürk ailesi, 30 yıl önce dünyaya gelen oğulları Köksal’ın down sendromlu olduğunu öğrendi. Çocuğunun gelişimi ve eğitimi için mücadele eden baba Öztürk, emekli olduktan sonra 2010’da ailesiyle memleketi Trabzon’a döndü.
Down sendromlu çocuğu olan aileleri tek çatı altında bir araya getirmek için girişimlerde bulunan 65 yaşındaki Öztürk, 2017’de Trabzon Down Sendromu Derneğini kurdu. Kendisiyle aynı durumdaki ailelerle gönül birliği yapan Öztürk, özel bireylerin gelişimi için kamu kurumlarıyla işbirliği yaparak çalışmalar yürütüyor.
Dernek çatısı altında kurulan halk oyunları ve tiyatro ekibinde görev alan down sendromlular, Trabzon’un yanı sıra İstanbul ve Samsun’da gösteri düzenledi.
Zafer Özel Eğitim Uygulama Okulunda eğitim alan özel bireyler, derneğin girişimleriyle bazı iş yerlerinde de çalışmaya başladı.
İki çocuk babası Öztürk, AA muhabirine, ilk çocuğu Köksal’ın doğumunun ardından down sendromlu olduğunu öğrendiğini söyledi.
O güne kadar hastalığın ne olduğunu bilmediğini dile getiren Öztürk, “Ne olduğunu araştırdığımda ‘Genetik bir farklılık’ dediler, testlerini yaptırdık, normal bir çocuk gibi değildi. 5 yaşında yürüdü. Şu güne kadar hala net olarak konuşamıyor, Köksal’la hayatımız bu şekilde başladı. 2010’a kadar eğitimleri İstanbul’da devam etti. Emekli olunca Trabzon’a geldik.” dedi.
Öztürk, oğlunun eğitimine Trabzon’da devam ettiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Okulda diğer ailelerle tanıştık, dernek var mı, yok mu, araştırdık. ‘Niye derneğimiz olmasın?’ diye kurucu başkan olarak derneğimizi kurduk. Derneğimizle güzel işler yaptık, halk oyunları, tiyatro gösterileri ve sosyal etkinlikler yaptık. Çocuklarımız burada mutlu oluyor. Bizim çocuklarımız hep evlere kapalı. Aslında onları ne kadar sosyal faaliyetlere katarsak çocuklarımızın gelişimi o kadar güzel oluyor.”
“Ailelerimizin bize ulaşmasını istiyoruz”
Down sendromlu ailelerle çocukları sayesinde tanıştıklarını dile getiren Öztürk, “Biz, burada diğer ailelerle Köksal’ın, Cihan’ın veya Gülcan’ın sayesinde tanıştık. ‘Damdan düşenin halini damdan düşen anlar.’ diye bir atasözümüz vardır. Onun gibi bir şey. Down sendromlu çocuklarımız bize yük değil. Benim evimin gülü Köksal veya Cihan da öyle, Gülcan da öyle ailelerini tanıyorum. Bunlar bizim için sıkıntı değil.” ifadesini kullandı.
Öztürk, dernekte tiyatro ve folklor grupları olduğunu kaydederek, yakında “down kafe” açılacağını ve çocuklarının orada çalışacağını anlattı.
Down sendromlu çocuğu olanlara seslenen Öztürk, “Ailelerimizin bize ulaşmasını istiyoruz. Biz onlara yardımcı oluyoruz. Yeni doğan çocuğu olan ailemiz internetten bizi bulabiliyor. Onlara da hastanede yardımcı oluyoruz, bizim yaşadıklarımızı yaşamıyorlar. Aileler bize ulaşırsa bütün sosyal faaliyetlerden de faydalanırlar.” diye konuştu.
Derneğin yönetim kurulu üyesi Hakan Bahçekapılı ise oğlunun down sendromlu olduğunu belirtti.
Trabzon’daki diğer derneklerle ortak projeler yürüttüklerini ifade eden Bahçekapılı, şunları söyledi:
“Çocukların tanınması, sokakta rahat hareket etmesi, ailelerin onları sahiplenmesi noktasında etkinliklerin yararlı olduğu düşüncesindeyim. Bu çocuklar her şeyimiz. Topluma kazandırılmaları adına, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetler çok önemli. Hepimizin bir zorunluluğu var ve o zorunluluk bizi bir araya getirdi. Sorunlarımız ve çözüm noktalarımız aynı.”
24 yaşındaki down sendromlu Cihan Bahçekapılı da ailesinin kendisine destek olduğuna işaret ederek, “İyiyim, çok mutluyum. Evde her gün spor ve diyet yapıyorum. Dernekte arkadaşlarım var. Tiyatro da var, ben de inşallah oyuncu olacağım. Arkadaşlarımla dernekte halk oyunları oynuyorum.” dedi.
]]>Projesi Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan binanın taban alanı 940 metrekare olup iki katlı olarak toplam bin 653 metrekare alana sahip ‘Yunuseli Aile Destek Merkezi ve Ana Kucağı Kreşi’ açılışı Bakan Göktaş’ın katılımıyla yapıldı. Giriş katı ana kucağı, 1. katı ise Aile Destek Merkezi ve BUSMEK olarak hizmet verecek şekilde projelendirilen binanın giriş katında ana kucağı bölümünde 6 adet sınıf, idari birimler, mutfak, 400 metrekare açık çocuk oyun alanı bulunmaktadır. 1. katta 6 adet kurs ve atölye amaçlı çalışma sınıfı, 1 diyetisyen ve 1 psikolog odası ile idari ofis yer almaktadır. Açılışta konuşan Bakan Mahinur Özdemir Göktaş, “Bugün Bakanlık olarak, bütün çalışmalarımızı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda sürdürüyoruz. ‘Güçlü Kadın, Güçlü Aile ve Güçlü Türkiye’ ilkesiyle aile yapısını güçlendirmeye büyük önem veriyoruz. Yürüttüğümüz her çalışmada ülkemizin en güçlü kalesi olan aileyi her türlü tehlikeye karşı korumak öncelikli hedefimizdir. Aile ve toplum refahı için atılan her adım inanıyorum ki, daha sağlıklı ve mutlu bir geleceğe önemli katkılar sağlayacaktır. Bu anlamda, 85 milyon vatandaşımıza götürdüğümüz her hizmette yerel yönetimlerimizi en kıymetli yol arkadaşlarımız olarak görüyoruz” diye konuştu.
“Bu yatırımlar 22 yıldır AK Parti belediyeciliğinin somut göstergesi”
Türkiye geneline yaygınlaştırılacak 0-3 yaş arası çocuklar için Mahalle Odaklı Kreş Modelini çok önemsediklerini belirten Bakan Göktaş, “Bu modelle, kadınların ev ve iş hayatı arasında bir tercih yapmak zorunda kalmalarının önüne geçmeyi hedefliyoruz. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz aile destek merkezi ve kreşimizi ise bu hedefimiz doğrultusunda atılan güzel bir adım olarak görüyoruz. Bu anlamda böylesi kıymetli bir kuruluşun hayat bulmasında başta Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Yunuseli Aile Destek Merkezi ve Ana Kucağı Kreşi, AK Parti’nin 22 yıldır milletimize sunduğu hizmet belediyeciliğinin, gerçek belediyeciliğin somut bir göstergesidir. Yunuseli Aile Destek Merkezi’miz açtığı kurslarla bilişim teknolojileri, giyim, el sanatları, yabancı dil ve kişisel gelişim alanlarında vatandaşlarımıza destek olacak. Ücretsiz hizmet verecek olan Ana Kucağı Kreşi ise ailelerin çocuklarını güvenle bırakacakları bir eğitim yuvası olacak. Çocuklarımızın paylaşmayı, dayanışmayı ve birlikte çalışmayı öğrenecekleri bu kreşte, aynı zamanda yaşadıkları şehrin kültürel ve manevi değerlerini öğrenerek büyüyecekler” dedi.
“1 Nisan Türkiye’nin dört bir yanında böylesi kuruluşları yaygınlaştırmak için bakanlık olarak çalışmalar yaptıklarını belirten Bakan Göktaş, “22 yıldır AK Parti belediyeciliğiyle, 81 ilimizi daha yaşanabilir, dirençli ve huzurlu şehirler haline getirdik. Türkiye’nin dört bir yanını büyük eserlerle ve dev yatırımlarla donattık. Belediyelerimiz şehirlerin altyapı ihtiyaçlarını giderirken sosyal politikaları da ihmal etmedi. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz merkezlerle AK Parti, yerelde eser siyasetinde, hizmet siyasetinde önemli başarılara imza attı. Şimdi önümüzde 31 Mart seçimleri var. Yaklaşık iki hafta sonra hepimiz sandıklara gideceğiz. Bursa’da 31 Mart seçimlerinde Cumhur İttifakımızla büyük bir zafere imza atacağız. Büyük bir samimiyetle Bursa’ya hizmet eden Belediye Başkanı Alinur Aktaş ile birlikte eser siyasetimize, hizmet siyasetimize ilk günkü heyecanla devam edeceğiz. Biz de bakanlık olarak, başkanlarımızın her daim yanında olacağız. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, Cumhur İttifakıyla birlikte Türkiye Yüzyılı’nda Bursa’yı her alanda güçlü bir şehir haline getirmek için çalışacağız. İnşallah, 1 Nisan sabahı, inşallah Bursa, gerçek belediyecilikle yola devam diyecek. Vizyoner belediyecilikle, vizyon sahibi başkanına Bursa sahip çıkacak. Çok daha güzel yatırımlara birlikte imza atacağız” dedi.
Bugün 32’nci ana kucağını hizmete açtıklarını belirten Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ise, “Devletimiz bu manada önemli çalışmalar yapıyor. Özel sektörün bu manada çalışmaları da var. Ancak buna ulaşamayanların ihtiyacını gördüğümüz için, 32 farklı noktada açmak nasip oldu. 4 bin tane çocuğumuzu buralarda eğitimden geçiriyoruz. Bu çalışmaya 0-3 yaş aralığındaki çocuklarımıza da hizmet vermek istiyoruz. Çocuklar için okul öncesi eğitim çok önemli. Bir çocuk oluşumunun gelişimi 7 yaşına kadar tamamladığını biliyoruz. Ailelerden yaptığımız hizmetle ilgili memnuniyeti duymak bizleri mutlu ediyor” diye konuştu.
Konuşmaların ardından dualar eşliğinde açılış kurdelesi kesildi. Bakan Göktaş daha sonra ana kucağındaki çocuklarla bir araya geldi. – BURSA
]]>UĞUR İSTANBULLU
Artvin’in Kemalpaşa ilçesine bağlı Uzunyalı mahallesinde azalarının tamamı çay üreticileri kadınlarından oluşan muhtar adayı Emine Akbıyık, “Çay üreticisiyim, ev kadınıyım, çocuk büyütüyorum aynı zamanda anneyim ve elimizden gelen tüm işleri yapıyorsak mahallemiz için de her şeyi yapabileceğimizi söylemek istiyorum. Halkımız desteklerse, mahallemiz için çocuklarımız için güzel şeyler yapamaya çalışacağız” dedi.
Artvin’in Kemalpaşa ilçesine bağlı Uzunyalı mahallesinde 22 yıldır oturan Emine Akbıyık mahallenin ilk kadın muhtarı olmak için 8 erkek muhtar adayına karşı adaylığını koydu.
Emine Akbıyık, şunları söyledi:
“Hopa Yoldere köyünde dünyaya geldim ve 22 yaşında Kemalpaşa’ya gelin geldim. Muhtarlık konusunu öncelikle ailemle beraber karar verdik. Sonrasında arkadaşlarıma fikrimi açtım ve arkadaşlarımda beni destekledi. Tek tek hepsini aradım ve kendilerinin onaylarını ve desteklerini aldım kendileri de bu sürece katıldılar, biz de yola çıktık böylece. Mahallemizde seçim sürecinde çok farklı şeyler yaşanıyor ama güzel tepkiler aldım ama tabi seçim sonucu ne olur bilemiyorum. Mahallemizde benim dışımda 8 tane daha muhtar adayı var. Kadın adaya mesafeli yaklaşanlar oluyor. ‘Gece olaylara nasıl gidilecek’ gibi söylemler olabiliyor ama biz bütün bunları düşündük ve hepsinin hakkından geleceğiz. Bize izin versinler mahallemizde güzel şeyler yapacağız. Çay üreticisi ve ev kadınıyım, çocuk büyütüyorum aynı zamanda anneyim. Elimizden gelen tüm işlerimiz yapıyoruz. Mahallemiz için de elimizden gelen her şeyi yapıp mahallemizi güzelleştireceğiz. Halkımız desteklerse bizim için, mahallemiz için, çocuklarımız için güzel şeyler yapacağız. Şayet seçilirsek mahallemizde sokak isimlerinin yazıldığı tabelalar asılacak ve insanlarımız sokaklarından haberdar olacak. Ailece oturabilecek yerlerimiz yok ve biz bütün bunları mahallemize kazandıracağız. Bir akşam kitap okuyacağız, bir akşam müzik dinleyeceğiz, söyleşiler yapacağız. Hatta mahallemize psikologlar getirip daha güzel yaşayabilmenin ve mutlu yaşamanın püf noktalarını öğrenmeye çalışırız.”
“MAHALLEMİZİ ÇİÇEKLERLE DONATIP, ÇOCUKLARIMZA PARKLAR YAPABİLİRİZ”
Aza adayı Naime Yılmaz, “Ev hanımıyım ve Emine ablanın daveti üzerine geldim ve daha öncesinde böyle bir şey düşünmemiştim ama bu davetten çok mutlu oldum. Eve nasıl kadının eli değdiğinde birçok şey değişip güzelleşiyorsa mahallede de çok şey değişeceğine inanıyorum” dedi. Aza adayı Yasemin Kar, “Hiçbir şey yapmazsak bile ve kendi öz gücümüzle belediyeden destek alarak mahallemizi temizleriz aynı zamanda yol boyunca insanlarımızın oturabileceği oturaklar ve mahallerde kamelyalar yaptırabiliriz. Bütün bunları kendi öz gücümüzle yaptırma olanaklarımız var. Seçimleri kazanabilirsek şayet mahallemizde çocuk parkı yaptıracağız. Mahallemizi düzenleriz, biz kadınlar olarak mahallemizi çiçeklerle donatırız. Mahallelerimizde oturan kadınlar termoslarını alıp kamelyalarda çaylarını içebilirler ve bunlar zor şeyler değil” ifadelerini kullandı.
Güngör Kodal, “Kemalpaşa’ya geleli 14 yıl oldu ve Emine abla beni davet etti kendisine teşekkür ederim. Şayet seçilirsek eğer ailelerimizle birlikte oturabileceğimiz alanlar maalesef mahallemizde yok. Bizler başta çocuk parkı olmak üzere Kemalpaşa merkezde yapılan bu etkinlileri mahallemize de taşımak istiyoruz” dedi. Aza adayı Yeliz Akbıyık ise, “Hopalıyım Kemalpaşa’ya gelin oldum ve Emine Abla fikrini bana söyledi ben de kabul ettim. Kendisini destekleyeceğimi söyledim. Ben yapabileceği her şeyin yanındayım ve seçilmesi halinde de biz kadınlar olarak her zaman destekleyeceğiz” diye konuştu.
]]>Bu hafta; Fosforlu Cevriye, Oscar, Ben Medea Değilim, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Öldün, Duydun mu?, Uçurtmanın Kuyruğu, Tartuffe, Çingene Boksör, Komik Para, Herkes Sihirbaz Olacak, Rüya, Masal, Fındıkkıran, Bekçi ile Postacı, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Elma Kurdu Kırtık adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
Vakitlerden Bir Vakit (Yeni Meddah Hikayesi)
Eski İstanbul’da, aynı mahallenin insanları olan fakat birbirinden hiç haz etmeyen Ahmet ve Namık’ın karşılaşması sonrası yaşanan komik olaylar naklediliyor.
Hiçbir konuda anlaşamayan, tamamen farklı tabiata sahip iki kişi üzerinden ortak değerlerde buluşup kardeşçe yaşamanın güzelliği işleniyor.
Tarık Şerbetçioğlu’nun yazıp yönettiği hikayede Tarık Şerbetçioğlu rol alıyor.
Oyun, 18 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde, 19 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Ödüllü (Yeni Ortaoyunu)
Kavuklu bu sefer bekardır ve yine işsizdir. Pişekarla yıllar sonra karşılarlar, hal hatır sorulduktan sonra Kavuklu Pişekar’dan kendisine bir iş bulmasını ister.
Pişekar da varlıklı bir aile dostunun yakın zamanda vefat ettiğini, bekar bir kızı olduğunu ve o kızın bileğini büken erkekle evleneceğini vaat ettiğini söyler. Hikaye bu ya kızın kolunda efsunlu bir pazuband vardır.
Kavuklu hemen niyetini ortaya koyar. Kız ile buluşturulur, kız ile kavuklu birbirine vurulur, hemen bilek güreşine tutuşurlar derken herkesin bileğini büken kız kavukluya yenilir. Anne bu durumdan pek hoşnut olmaz.
Kız da kavuklunun kendisi için mücadele edip etmeyeceğini ölçmek için pehlivanlarla güreş yapmasını ister. Bu güreş için bir para ödülü konulur. Pişekar ünlü pehlivanlara mektup yazar ve sırayla pehlivanlar gelmeye başlar; kavuklu sevdiği kıza, pehlivanlar da para ödülüne kavuşmak için güreşe tutuşurlar.
Arnavut, Yahudi, Acem, Laz, Kayserili, Matiz gelir ve bizim Kavuklu hepsini tesadüfen! tuşa getirerek yener. Peki, aşıklar kavuşur mu, pehlivanlar para ödülünü nasıl alır?
Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burhan Yeşilyurt, Cihan Kurtaran, Çağlar Ozan Aksu, Gülsüm Alkan, Murat Üzen, Özgür Dağ, Seda Yılmaz, Serkan Bacak, Yılmaz Aydın rol alıyor.
Oyun, 18 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde, 19 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: Oteller Kenti (Edip Cansever)
İBB Şehir Tiyatroları, İstanbul Şiirle Buluşuyor başlığı altında, şairler ve şiirleri üzerinden oluşturulan özel mekan ve ses evreninde yeni bir “anlatı”yı seyircisine sunuyor.
Hümay Güldağ’ın uyarlayıp yönettiği Oteller Kenti’nde müzik tasarımı Hüseyin Tuncel’e, dekor tasarımı Cihan Aşar’a, kostüm tasarımı Ahsen Nur Doğan’a, efekt tasarımı Metin Küçükyılmaz’a, ışık tasarımı Uğur Yıldız’a, görsel tasarım Yakup Altay’a ve koreografi Arda Alpkıray’a ait.
Oteller Kenti’nin oyuncuları Hüseyin Köroğlu, Hümay Güldağ ve Aslı Şahin. Piyanoda Orçun Tekelioğlu, solist olarak Berfu Aydoğan etkinliğin müzikleri için sahnede yerini alıyor. Etkinlik, 24 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
Oyun biletleri ve İstanbul Şiirle Buluşuyor etkinliğinin, ortaoyunu ve meddah hikayesinin ücretsiz davetiyeleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir.
Bu Haftanın Programı (18-24 Mart 2024)
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir.
Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur.
Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu.
Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor.
Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
OSCAR
Christian Jacqueline’e aşıktır, Colette ise Oscar’a. Christian uzun süredir sevdiği kızı Mösyö Bernard’dan isteme niyetindedir. Colette ise babası Mösyö Bernard’a söylediği yalanla sevgilisi ile evlenme planları yapmaktadır.
Ancak ne Christian doğru kızı ister ne de Colette doğru adamla evlenmek üzeredir. Birkaç dakikada sarpa saran olaylar hiç de kolay çözülecek gibi gözükmemektedir.
Claude Magnier’in yazdığı, Asude Zeybekoğlu’nun çevirdiği, Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Abdullah Topal, Aslı Aybars, Asrın Gurur Kuyucak, Cem Karakaya, Ceylan Çete, Çağrı Büyüksayar, Damla Cangül Yiğit, Aslı Şahin, Hakan Gümüş, Hüseyin Emre Şen, İrem Erkaya, Neslihan Ayşe Öztürk, Oğuzhan Oğuz rol alıyor.
Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
BEN MEDEA DEĞİLİM
“Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikayesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz.
Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
SEN İSTANBUL’DAN DAHA GÜZELSİN
Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli…
Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikayesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikayesini…
“Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…”
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekanın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor.
Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikayeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikaye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikayesine dönüşüyor…
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
ÖLDÜN, DUYDUN MU?
İntihar eden bir adamın geride bıraktığı hayatı, hatalarıyla yüzleşmesi ve sonrasında kendini tanıma süreci anlatılıyor. Oyunda ayrıca sabır, mücadele, belleksizlik gibi insanı şekillendiren pek çok kavram irdeleniyor.
Yiğit Sertdemir’in yazdığı Burçak Çöllü’nün yönettiği oyunda Emrah Can Yaylı, Pelin Budak, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
UÇURTMANIN KUYRUĞU
Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır.
Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar. Savaş Dinçel’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
TARTUFFE
Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz.
Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz.
Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇİNGENE BOKSÖR
1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır.
Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahküm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü…
Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
KOMİK PARA
Doğum gününde Henry akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır.
Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar.
Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Can Alibeyoğlu, Elyesa Çağlar Evkaya, Emrah Derviş Soylu, Hasip Tuz, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın, Uğur Dilbaz rol alıyor. Oyun, 23 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 24 Mart 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır.
Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 24 Mart 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
MASAL (5+Yaş)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir.
Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor.
Oyun, 24 Mart 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar.
1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor. E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor.
Oyun, 24 Mart 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir.
Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor.
Oyun, 24 Mart 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş)
Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda Elif Verit, Hakan Örge, İrem Erkaya rol alıyor.
Oyun, 24 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ELMA KURDU KIRTIK (4-7 Yaş)
Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır.
Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova’nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu’nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor.
Oyun, 24 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinden mezun olan Şimşek, hemşire olarak görev yaparken müziğe olan ilgisinden dolayı bu alanda da eğitim almak istedi.
DÜ Devlet Konservatuarı Temel Bilimler Bölümünde okuyan Şimşek, 2022’de mezun olduktan sonra da hemşireliğe devam etti. DÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde görev yapan Şimşek, müzik yeteneğini çocukları mutlu etmek ve tedavilerine katkı sunmak için değerlendirmeye karar verdi.
Nilüfer hemşire, hastanedeki mesaisini tamamladıktan sonra DÜ Çocuk Hastanesi Hematoloji ve Psikiyatri servislerinde yatarak tedavi gören çocuklarla ve onlara refakat eden aileleriyle bir araya geliyor, bağlama çalarak şarkı söylüyor.
Nilüfer hemşirenin çocukların yüzlerini güldüren bu aktivitesine zaman zaman Çınar ilçesinin Kılıçkaya İlkokulu/Ortaokulunda görev yapan müzik öğretmeni arkadaşı Deniz Kakunç da gitarıyla eşlik ediyor.
“Sadece ilaç değil, moral ve motivasyon da iyi bir tedavi yöntemi”
Hemşire Nilüfer Şimşek, AA muhabirine, hastanede yatarak tedavi gören çocuk hastalara moral ve motivasyon sağlamak, onları müzikle, şarkılarla hayata bağlamak istediklerini söyledi.
Kimi zaman kendisine müzik öğretmeni arkadaşı Deniz Kakunç’un da eşlik ettiğini ifade eden Şimşek, moral ve motivasyonun hastalıkları atlatmada önemli bir faktör olduğunu, müzik yeteneğini çocuklar için böyle değerlendirmek istediğini belirtti.
Şimşek, meslekte 13 yılını doldurduğunu anlatarak, şunları kaydetti:
“Sadece ilaç değil, moral ve motivasyon da iyi bir tedavi yöntemidir diye düşünüyorum. Müzik yaparak, eğlenerek moral ve motivasyonla tedaviyi sürdürüyoruz. Mesaiden sonra eve gidiyorum ama aklım sürekli burada kalıyor. ‘Daha neler yapabilirim, onlara nasıl destek olabiliriz?’ diye düşünüyorum. Onlara yapabileceğim en güzel şey müzik. Böyle bir yeteneğim de var. Yeteneğimi bu şekilde onlarla paylaşmak beni de mutlu ediyor.”
Tedavi sürecinde müziğin, eğlenceli zaman geçirmenin önemli olduğunu dile getiren Şimşek, bir araya geldikleri çocuk hastalarla zaman zaman oyun da oynadıklarını aktardı.
“En güzel şey güler yüz göstermek, onlara sıcak davranmak, kendi çocuğunuz gibi davranabilmek” diyen Şimşek, bu empatiyi yakalamanın önemli olduğunu vurguladı.
“Bir hastayı hayata bağlamak en güzel şey”
Şimşek, hastaların ilgiye, şefkate çok ihtiyaç duyduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Müzikle kendilerini mutlu hissediyorlar. Onlar da bize eşlik ediyorlar. Bize eşlik ettiklerinde biz de daha mutlu ve huzurlu oluyoruz. Beyaz önlüğün hakkını vermiş olduğumuzu düşünüyorum. Damar yolu açmak, serum takmak bir tedavi yöntemidir ama onlarla beraber gülüp, oyunlar oynamak, şarkılar söylemenin de en güzel tedavi yöntemi olduğunu düşünüyorum. Müzik ruhun gıdası. Bu süreçte çocuklar mutlu, aileler mutlu. Bir hastayı hayata bağlamak en güzel şey. Bir çocuğun tedavisinde en güzel şey ona müziği aşılamak. Bir kişiyi hem psikolojik hem de fiziksel olarak iyileştirecek tek şey enstrümandır, müziktir. Hem hemşirelik görevimi yerine getireceğim hem de onlara müzikle destek olmaya devam edeceğim.”
“Çocuklar enstrüman görünce heyecanlanıyorlar”
Anne Sebahat Altun, çocuğunun yaklaşık bir yıldır hastanede lösemi tedavisi gördüğünü ifade ederek, Nilüfer hemşirenin, çocuğunun hem tedavisiyle ilgilendiğini hem de mesaisi dışında çocuklara bağlama çaldığını, şarkılar söylediğini dile getirdi.
İrem Yıldırım da kız kardeşinin lösemi hastası olduğunu, hastanede tedavisinin sürdüğünü anlatarak, hastanede sadece ilaçla tedavi yapılmadığını, aynı zamanda farklı aktivelerle de hastalara moral desteği sunulduğunu söyledi.
Yıldırım, “Hem kemoterapi süreciyle ilgileniyorlar hem de şarkı söyleyerek, onları eğlendiriyorlar. Kardeşlerimizle, çocuklarımızla böyle ilgilendikleri için hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Çocuklar da enstrüman görünce heyecanlanıyorlar. Hemşire hanıma teşekkür ediyorum.” dedi.
]]>Bakan Osman Aşkın Bak Başakşehir’de yenilenen Bahçeşehir Spor Merkezinin açılışına katıldı
İSTANBUL – Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak Başakşehir’de bir dizi programlara katıldı. Sabah saatlerinde Türkiye Liseler Arası Basketbol Turnuvası final maçına katıldı. Maça katılan gençlerle buluşan Bakan Bak, hakemle birlikte maçı da başlattı. Maç sonrasında Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ailelere seslenerek, “Çocuklarınızı spor tesislerine getirin bu tesisler ücretsiz, en büyük önceliğimiz bağımlılığı önlemek” dedi.
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak Başakşehir’de düzenlenen etkinliklere katıldı. Sabah saatlerinde Başakşehir Spor Tesislerinde Türkiye Liseler Arası Basketbol Maçı Finaline katılan bakan Bak, maça izleyici olarak ve oyuncu olarak gelen gençlerle vakit geçirdikten sonra final maçını başlattı. Maçı izleyen Bakan Bak, daha sonra Bahçeşehir’de bulunan Bahçeşehir Spor Tesisi’nin yeniden hizmete alımı programına katıldı. Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu’da Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın programlarına katılımına eşlik etti.
“Uyuşturucu, alkol ve kötü alışkanlıklarla mücadele bizim görevimiz”
Bahçeşehir Spor Tesisi’nin yeniden hizmete alımı programında vatandaşlara seslenen Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, “Başakşehir denilince akıllara gençlik geliyor. Başakşehir’de gençlik ve Spor bakanlığımızla ortak şekilde çalışmalar yürütüyoruz. Biliyorsunuz bizim Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak en önemli görevimiz bağımlılıkla mücadele. Uyuşturucu, alkol ve kötü alışkanlıklarla mücadele bizim görevimiz, bu nedenle biz herkesi yaptığımız spor tesislerine davet ediyoruz. Annelere, babalara sesleniyorum çocuklarımızı bu tesislere götürelim bu tesisler ücretsiz. Okullarda da spora önem veriyoruz. İstanbul Valiliği ve İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü ile birlikte tüm okullara spor kulüpleri kurduk. Daha demin de Türkiye Liseler Arası Basketbol Finalleri vardı oraya katılım sağladık. Türk Basketbolunda görev alacak çocuklarımızı gördüm. Sporun ortak bir dil olduğunu gördük, tabi bütün bunların arkasında Türkiye’nin, Cumhurbaşkanımızın önderliğinde bir spor devrimi yaşaması var. Dünya çapında yapılan stadyumlar, yüzme havuzları ve sahalarıyla pek çok tesisi ile bir spor devrimi yaşanıyor. Bizlere düşen bu yapılan salonları doldurup bayrağımızı göklere çektirecek sporcular yetiştirmektir” İfadelerini kullandı.
“Türkiye’de bir spor devrimi yaşanıyor”
Konuşmalarına devam eden Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, “Bugün yine bir tesisi yenileyip, bakımdan geçirip tekrar daha üst kalitede hizmete sokacağız. Bizim açımızdan çok önemli bir husus var Türkiye çapında yaklaşık 700’e yakın olimpik ve yarı olimpik havuzlar yaptık. Bu havuzlar içerisinde 10 milyon çocuğumuz yüzme öğrendi. Başakşehir’de de sayısını bilemediğimiz kadar çok havuz var. Bizim açımızdan bu çocukların yüzme öğrenmeleri çok önemli, bir çocuk yüzme bilmediği için denizde veya gölette boğuldu lafının karşılığı yok. Bize düşen, devlet olarak çocuklarımıza yerel yönetimlerle beraber ortak projelerle yaptığımız tesislerle çocuklarımıza hizmet etmektir. 4 milyon çocuğumuzun da yetenek taramasından geçirerek çeşitli spor dallarına yönlendirdik. Türkiye’de bir spor devrimi yaşanıyor” şeklinde konuştu.
]]>Sahneye çıktığı 10 yaşından nu yana sayısız eserler koyan, Türk tiyatrosunun duayen ismi Müjdat Gezen’in sanat hayatındaki 71’inci yılı, Kadıköy Belediyesi tarafından düzenlenen etkinlikle kutlandı. Caddebostan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinliğe Müjdat Gezen başta olmak üzere eşi Leyla Gezen, tarihçi İlber Ortaylı, sanatçı dostları Kandemir Konduk ile Orhan Aydın, Müjdat Gezen Kültür Merkezi eğitmenleri, öğrencileri ve sevenleri katıldı.
Bazen güldüren, bazen hüzünlendiren belgeselin anlatıcıları arasında ailesi ve çocukluk arkadaşlarının yanı sıra dostları Perran Kutman, Uğur Dündar, Kandemir Konduk, Zülfü Livaneli, Türkan Şoray, Mustafa Alabora, Cüneyt Arkın, Orhan Aydın, Erol Evgin, Temel Gürsu, Türker İnanoğlu, Cem Yılmaz, Emre Kongar, İlker Başbuğ, Sadun Aksüt, Celal Ülgen, Özden İnönü Toker ve öğrencileri Demet Akbağ, Erkan Can, Yasemin Yalçın, Şevket Çoruh, Ezgi Mola, Alper Kul, Günay Karacaoğlu, İlker Ayrık, Gonca Vuslateri, Çağlar Çorumlu, Şebnem Bozoklu, Kıvanç Tiner, Dolunay Soysert, Meltem Taşkıran, Barış Dinçel yer aldı.
ÇOCUK YUVASINA İSMİ VERİLECEK
Müjdat Gezen’in 71’inci sanat yılına özel programda konuşan Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, “Her daim doğrunun, haklının, ezilenin yanında olmuş; canımızdan çok sevdiğimiz ülkemizde demokrasinin temini için 80 yaşında hala mücadeleden bir adım geri atmayan, karakteri ve sağlam duruşuyla bu ülkenin yurttaşlarına ve gençlerine öncülük eden Müjdat Gezen her zaman yolumuzu aydınlattı; sanatla aydınlattı, dik duruşuyla aydınlattı, doğru bildiklerinden ne pahasına olursa olsun taviz vermemesiyle aydınlattı ve aydınlatmaya da devam edecek. Tam da bu sebeple Kadıköy Belediyesi olarak önümüzdeki aylarda açılışını gerçekleştireceğimiz bir çocuk yuvasına Sayın Müjdat Gezen’in ismini vereceğimizi müjdelemek isterim. Belediye meclisimizin mart ayı oturumunda kabul edilen bu kararla Kadıköylü çocuklarımızı Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nden önce Müjdat Gezen Çocuk Yuvası’ndan mezun etme şansını yakalamış olacağız. Böylelikle Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan giden nice Cumhuriyet çocuklarını beraber yetiştireceğiz” dedi.
“MÜJDAT GEZEN TÜRKİYE’NİN EN DEĞERLİ HAZİNELERİNDENDİR”
Belgeselin yönetmeni Gökmen Ulu da, “Bu belgeseli yaparken Müjdat Gezen’in mesleki niteliklerinin yanı sıra karakteristik özellikleri üzerinde durmaya çalıştım. Onun nasıl bir insan olduğu sorusuna cevap aradım, yüreğine bakmaya çalışarak bilmediğim çok şey öğrendim. Aslında onun ailesi, arkadaşları, dostları, öğrencileri ile birlikte 48 röportaj gerçekleştirdim. Bir yerde durmam gerekiyordu, oysa konuşacağım çok kişi vardı. O zaman bitmeyen bir belgesel olacaktı çünkü Müjdat Gezen bildiğiniz gibi hayatı boyunca para değil insan biriktirdi. Bu belgesel aydınlanma ve demokrasi mücadelemizin simgelerinden Müjdat Gezen’e bir saygı duruşudur. Ona olan şükran duygumuzun tezahürüdür. Temel amacı her daim, her kesime rol model göstermektir. Çünkü Müjdat Gezen Türkiye’nin en değerli insan hazinelerindendir” diye konuştu.
]]>Nilüfer Belediyesi, bilgiye açılan yolların ardına düşmeye ve yaşayan kütüphaneler açmaya devam ediyor. Hizmette olan Akkılıç, Üçevler, Demirci, Şiir, Çocuk ve Gezici Kütüphane’nin ardından şimdi de Koza Kütüphane açıldı.
Kitapların dönüştürücü gücüyle bilginin ve keşfin yeni adresi Koza Kütüphane’nin açılış törenine Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem ve eşi Zeynep Terzioğlu Erdem’in yanı sıra CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, CHP Nilüfer Belediye Başkan Adayı Şadi Özdemir, Görükle Mahalle Muhtarı Hasan Sert, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Açılışta konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem, ilçede 7. kütüphanenin açılışını gerçekleştirdiklerini belirterek, yıllar önce Akkılıç Kütüphanesi ile başlayan yolculuğun, Üçevler ve Demirci Kütüphaneleri, Şiir Kütüphanesi, Çocuk Kütüphanesi ve Gezici Kütüphane’den sonra, Koza Kütüphane ile devam ettiğini söyledi. Koza Kütüphane’nin 1930 metrekare alanda iki katlı yapıldığını aktaran Başkan Erdem, burada ziyaretçilere, hem bilgiye erişebilecekleri, hem de sosyalleşebilecekleri özgür bir ‘yaşam alanı’ sunmayı hedeflediklerini açıkladı.
Görükle’nin yerel tarihinde ipekböcekçiliğinin önemli bir yere sahip olduğunu hatırlatan Başkan Erdem, “Biz de bölgenin bu özelliğine atıfta bulunmak amacıyla kütüphanemize “Koza” adını verdik. Koza Kütüphane; okuma salonları, genç yetişkin ve çocuk bölümleri, bilgisayar odası, atölyeler ve etkinlik alanları ile Nilüfer’in en büyük kütüphanesi oldu. Kütüphanemizin kitap varlığı şimdilik 15 bin civarında ama zamanla elbette bu sayı artacaktır” dedi.
Koza Kütüphane’nin hayırseverler ve iş insanları desteği ile yapıldığını anlatan Başkan Erdem, belediyenin sadece çevre düzenlemesi için harcama yaptığını açıkladı. Bu süreç içinde sadece burası değil, sağlık ocakları, aile sağlık merkezleri, kreşler, okul alanları gibi birçok alanda hayırseverlerden faydalandıklarını belirten Başkan Erdem, bazen eleştirilse de kamusal anlamda yaptıkları çalışmalardan memnuniyet duyduklarını ifade ederek, destek verenlere, emeği geçenlere ve Mimar Ufuk Toktaş’a teşekkür etti.
CHP Nilüfer Belediye Başkan Adayı Şadi Özdemir de, Nilüfer’in 16 ilçeden göç alan bir bölge olduğuna dikkat çekerek, “Bunun arkasında kültür, sanat, eğitim çalışmaları, gençlere yönelik bakış açısı gibi pek çok etken var. Bu kütüphaneler, toplum için çok yararlı yerler. Mustafa Bozbey ve Turgay Erdem bu tür projeleri hayata geçirerek, çok güzel değerler ortaya çıkardı. Nilüfer’de 7. kütüphane oldu. Bizde göreve geldiğimiz takdirde bu anlayışı sürdüreceğiz. Görev sonunda umarım kütüphane sayısını 2 katına çıkarmış oluruz. Mahallelerde etüt merkezi de yapmayı çok önemsiyoruz. Yeni bir nesil yetiştirmek adına üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Projede emeği geçenler teşekkür ediyorum” dedi.
CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala da Nilüfer’deki kütüphanecilik hizmetlerine değinerek, “Nilüfer’in kütüphaneleri bizim çocukluğumuzdaki gibi sadece kitap alınan verilen yerler değil. Nilüfer’de kütüphaneler yaşayan yerlerdir. Burası aynı zamanda çocukların, gençlerin kendilerini geliştirdikleri mekanlardır. Bu mekanda çocukların ve gençlerin hayallerinin peşinde koşmalarına önemli katkıda bulunulacaktır” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Görükle Kadın Dayanışma, Kalkındırma ve Kültür Derneği Üyeleri adına Başkan Seher Çavuşoğlu, Nilüfer Belediye Başkanı Erdem’e bugüne kadar kendilerine verdiği desteklerden dolayı teşekkür ederek çiçek verdi. Ardından kesilen kurdele ile Koza Kütüphane’nin açılışı gerçekleşti. Nilüfer Belediyesi Kütüphane Müdürü Şafak Pala, konuklara kütüphaneyi gezdirerek, bilgi verdi.
Açılışın ardından ilk atölye çalışmaları gerçekleşti. Hakan Akdoğan, “Kafka’nın Dönüşüm Romanı Üzerinden Derin Okuma Atölyesi”; Nalan Karagöz, “Sait Faik’in İpekli Mendil Öyküsü Üzerinden Kadınlar ile Drama Atölyesi”, Nurçin Baba, “Çocuklar İçin Tırtıl Atölyesi” gerçekleştirdi. Koza Kütüphane, hafta içi 09.00-23.00, hafta sonu ise 10.00 ile 18.00 saatleri arasında hizmet verecek. – BURSA
]]>İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Alimoğlu, Sağlık Bakanlığının hasta tahliye operasyonları, uluslararası tıp kongreleri ve kursları, sağlık merkezlerinin açılışları ile yardım faaliyetleri için pek çok kez Gazze’ye gitti.
2014’te İsrail’in Gazze’ye saldırısı sonucu yaralanan ağır hastaların tespiti ve Türkiye’ye getirilmesi, 2015’te düzenleyicilerinden biri olduğu Türkiye-Filistin Cerrahi Kongresi ile bazı sağlık merkezlerinin açılışları, 2016’da Gazze’deki cerrahlar için düzenlenen damar cerrahisi kursu ve geçen yıl düzenlenen Filistin Cerrahi Kongresi için Filistin’e giden Prof. Alimoğlu, burada yaşadıklarını ve tecrübelerini “Sevgili Gazze, Bir Doktorun Anıları” isimli kitapta bir araya getirdi.
Prof. Alimoğlu, acının ve gözyaşının kök saldığı toprakları olan, onurlu, cesur ve vakur insanların yaşadığı Gazze’nin içinde hep ukde olarak kalacağını ve onları asla unutmayacağını belirterek, “Gazze’den ayrılırken ‘Şimdi gidiyorum ama bu bir daha gelmeyeceğim, seni unutacağım anlamına gelmiyor. Mutlaka yine sana doğru geleceğim. Çünkü kalbim burada kalıyor.’ diye yazmıştım.” ifadelerini kullandı.
“Yahudi olsun, Hristiyan olsun, Budist olsun fark etmez, çocuk çocuktur”
İsrail’in 2014’te Gazze’ye yönelik saldırılarında boynu kırılan, annesi ile babasını aynı saldırıda kaybeden 7 yaşındaki Maha’yla anısını aktaran Prof. Alimoğlu, “Maha’yı gördüğümde siyah saçlarında kan ve toz toprak lekeleri duruyordu. Dünyalar güzeli bir çocuktu.” dedi.
Bütün çocukların güzel ve değerli olduğunu, gördükleri karşısında tüm dünya çocukları için ağladığını aktaran Alimoğlu, “Yahudi olsun, Hristiyan olsun, Budist olsun fark etmez, çocuk çocuktur.” dedi.
Maha’ya nefes alamadığı için boynundan bir delik açıldığını dile getiren Alimoğlu, şöyle devam etti:
“Hırıltılı bir şekilde oradan nefes alıyordu. Yanı başında bir oyuncak bebek vardı. Yıkıntının içinden almışlardı. Geride bir tek oyuncak bebeği kalmıştı. Evi, barkı yıkılmıştı. Annesiyle babası o yıkıntının altında can vermişlerdi. Geceleri korktuğunda sarıldığı annesi babası yoktu. Bir tek bebeği vardı ama ona da dokunamıyordu, kucaklayıp sarılamıyordu. Sadece başını çevirip bakabiliyordu. Gözyaşları, göz kapaklarında tuz zerreciklerine dönüşmüştü. Maha, çok akıllı bir çocuktu. Bu felaket başına gelmemiş olsaydı belki de okuyacak, vatanına milletine bilim insanı, öğretmen, doktor olarak ya da hangi mesleği istiyorsa o şekilde hizmet edecekti. Oysa şimdi bırakın okuyup meslek sahibi olmasını çocukluğunu bile yaşayamayacak.”
Prof. Alimoğlu, yaralanan Maha’nın kollarını ve bacaklarını oynatamadığını, bakışlarıyla bir şeyler yapmaya çalıştığını ve konuşamadığı için dudaklarını kıpırdatıp yaşadıklarını anlattığını dile getirdi.
Çocuğun, saldırılar gerçekleştiğinde evindeki merdivenin altına girdiğini ifade ettiğini kaydeden Alimoğlu, “Babası köşeye geçmesini söylemiş, saldırı olunca da yere düşmüş. Annesi karnından yaralanmış. Ambulans geldiğinde ayağa kalkamamış, annesine bakmış, o da kalkamamış. Küçücük yaşında gördükleri, yaşadıkları akıl almaz şeyler. ‘Anne, baba’ diye seslenmiş ama ne annesinin ne de babasının seslerini duyabilmiş. Duyabildiği sesler sadece İsrail uçaklarının motor sesleri ve bombaların tahrip ettiği, canlı cansız, her şeyin boşluğa bıraktığı seslermiş. Boynundan aşağısı tutmuyordu, felç olmuştu. Uzun yıllar gerektirecek bir tedavi süreci onu bekliyordu. Başarı şansı çok düşüktü. Maha’nın yanından ayrıldığımda yüreğim buruktu.” diye konuştu.
“Gazze iyileşmeden dünya iyileşmez”
Prof. Alimoğlu, Gazzelilerin İsrail’in saldırıları altında ramazana girdiğini vurguladı.
Dünyanın vicdan sahibi insanlarının Filistinlilere sahip çıktığını dile getiren Alimoğlu, “Gazze hiçbir zaman umudunu kaybetmedi. Ağızlarından çıkan tek cümle: ‘Allah bize yeter.’ Öyle görünüyor ki sevgili Gazze iyileşmeden dünya iyileşemez. Zulümden en çok yaralanan Gazze’nin yaralarının iyileştiği, zulmün yok olduğu günleri en kısa zamanda görmek umuduyla.” diye konuştu.
]]>Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) tarafından düzenlenen SUBÜ Konuşmaları’nın 67’nci konuşmacısı ‘Türkiye’de Toplumsal Dönüşüm ve Aile’ başlıklı söyleşiyle İbn Haldun Üniversitesi (İHÜ) Rektörü Prof. Dr. Atilla Arkan oldu. Moderatörlüğünü Kariyer Planlama ve İnsan Kaynakları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden (KARMER) Öğretim Görevlisi Nihal Kocaağa’nın üstlendiği söyleşide; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ve köyden kente göç ile birlikte Türk toplumunda yaşanan dönüşüm, dönüşümün aile yapısına etkisi, günümüzde ve gelecekte ailenin fonksiyonu ve klasik Türk aile yapısının değişime uyum sağlama kapasitesi ele alındı. Programın tamamı üniversitenin YouTube kanalı SUBÜ Haber’den istenildiği zaman izlenebiliyor.
Türkiye’de istisnalar hariç büyük ölçüde ailenin önemli olduğunu kaydeden İbn Haldun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Atilla Arkan, “Aile hayatı ciddi ölçüde büyük ailelerle ilişki halinde yaşanıyor. Türk ailesi birbirinden mekan olarak uzak olsa bile birbiriyle iletişim halinde bulunuyor. Mesela İngiliz, Fransız ve Almanlar böyle değil. İspanyollar, İtalyanlar ve Latin Amerika ise bize benziyor. Geniş aile ile varlıklarını devam ettiriyorlar. Çoğu ailenin merkezi ise çocuk. Çocuğun önemi fıtratın yanı sıra Türkiye özelinde toplumsal dönüşümden geliyor. Türk toplumunun yüzde 80-90’ı göçü yaşamıştır. Babalarımız ya da dedelerimiz köylerden şehirlere gelmiş, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş yaşanmıştır. Aile büyük şehre çocuk üzerinden tutunmaya çalışır. Türk ailesi çocuğa karşı korumacı. Türk ailesi kendi içindeki olumsuz psikolojik-patolojik bir durumla yüzleşmiyor ve bununla ilgili destek almıyorsa bu nesilden nesile sürüyor” diye konuştu.
Göçün sebebi ne olursa olsun ana rahminden kopuş gibi bir acıya sebep olduğunu belirten Arkan, “Çocuk nasıl ana rahminde konfor içindeyse, kendi doğal yaşadığı alandan çıkan kişi de bilinmezliğin içine düşüyor. Göç edilen şehirde insanlar bildiklerine gider. Daha önce göç etmiş tanıdıklar, hemşehriler ve dini cemaatler yardımlaşma ve dayanışmayı sağlar. Ekonomik olarak da Türk ailesi Osmanlı’dan bugüne yoksulluktan varlık sahibi olmaya doğru ilerlemiştir. Yani geçmişlerimiz daha çok sıkıntı çektiler. Türk ailesinde önceki nesiller daha kaygı odaklı. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte yaşanan sekülerleşme ve dine mesafeli duruş çocukları okula gönderme noktasında dahi sakıncalar ortaya çıkarmıştı. Türk ailesi en az üç neslin bir arada yaşadığı bir aile olduğu için çatışmaların da yaşandığı bir yapıya sahip. Çünkü tarım toplumundan, sanayi toplumundan ve yapay zekanın yaşandığı günümüz toplumundan üyeler yer alıyor. Bu üç yaşam biçiminin de farklı farklı hayat alışkanlıkları var. Örneğin dede ve babanın para ile ilişkisi tasarrufa yakındır. Çünkü yoksulluktan varlığa ve bilinmeyen bir şehre gelmişlerdir. Gelecek bu nedenle onlar için bir korku kaynağıdır ve tedbir alınması gerekir” şeklinde konuştu.
Ev içi rollerde günümüzde erkeklere yapılacak en iyi yatırımın mutfaktaki yetkinliklerini artırmak olacağını söyleyen Arkan, “Çünkü öyle bir hayat yaşayacaklar. Eşleri muhtemelen çalışacak. Eskilerin tabiriyle ailenin iyi olma hali ve çocuklarına daha iyi bir gelecek sunabilmeleri de böyle mümkün olacak. Geniş aile ile olan ilişkiler bazen sorun oluşturabiliyor. Anne ve baba çoğunlukla kendi yaşadıkları gerçekliğin ve alışkanlıkların doğru olduğuna inanıyor ve o yönde tavsiyelerde bulunabiliyorlar. Geniş ailenin bu bakımdan iyi yanları olabildiği gibi kötü yanları da olabiliyor. Gençlere çözümle ilgili olarak evlendiğinizde sorunları kendi aralarında halletmelerini söyleyebilirim. Bir sorunu yukarı götürdüğünüzde iki kişi arasındaki sorun 4 kişi, 16 kişi ve 32 kişinin sorunu haline gelebiliyor. Büyüklere de çocuklar size bir şey sormadıkça onlara çok karışmayın diyebilirim. Onlar zaten ihtiyaç duyduklarında size geleceklerdir. Mesela ilk çocukları olduğunda ya da ev alacaklarında bunu yapacaklardır” ifadelerini kullandı. – SAKARYA
]]>Hayatının son anlarında Rami Hamdan Al-Halhouli bir havai fişeğin fitilini tutuşturdu ve havaya kaldırdı. Ondan sonra üç patlama duyuldu. İlki bir polisin mermisi, ikincisi havai fişeğin elinden düşüşü ve sonuncusu da fişeğin Rami’nin bedeni üzerinde kırmızı ve altın sarısı renklerle patlayışı.
Rami al-Halhouli 12 yaşında Filistinli bir çocuktu. İşgal altındaki Doğu Kudüs’te 16 bin kişinin yaşadığı Şuafat Mülteci Kampı’nda doğup büyümüştü.
Salı akşamı erkek kardeşi ve arkadaşlarıyla birlikte, ailesinin evinin önünde oynarken arkadaşları onu bir havai fişek fırlatması için cesaretlendirdi.
Havai fişeği kendisinden uzak bir yöne doğru tuttu. O yönde İsrail sınır polisleri olsa da havai fişek daha çok gökyüzüne bakıyordu.
Olay anını gösteren videoda, havai fişek daha havalanmadan Rami’nin, uzaktaki sınır polisinin açtığı bir el ateşin ardından yere düştüğü görülüyor.
Olay hakkında bir yazılı açıklama yapan İsrail polisi “kolluk kuvvetleri, kendilerine doğru havai fişek fırlatarak tehdit oluşturan bir kişiye bir el ateş etti” dedi.
İsrail polisi Rami’nin cesedini henüz ailesine teslim etmedi.
Yetkililer BBC’nin olayla ilgili sorularına yanıt vermezken BBC’ye konuşan Rami’nin ailesi, oğullarının kalbinden vurulduğunu söylüyor.
Vurulur vurulmaz kardeşinin yanına koşan 19 yaşındaki Mahmut “Hiç umut yoktu. Anında ölmüştü” diyor.
Rami’nin 50 yaşındaki annesi Rawia, silah sesini duyduğunda evdeydi. Adının söylendiğini duyunca evden çıktı.
“Başta kötü bir şey olabileceğini düşünemedim çünkü etrafta gösteri yoktu, polisle bir çatışma da olmamıştı. Silah sesi veya ses bombası da duymamıştık” diyor:
“Sonra Rami’nin yerde yattığını gördüm. Çocuklarla oynarken düştüğünü düşündüm. Fakat sonra bedenini çevirdiklerinde göğsünde bir delik gördüm. Kurşun kalbine girmişti. Çığlık attım.”
Rami işgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da Salı günü İsrail güvenlik güçleri tarafından öldürülen altı Filistinliden biri.
Hamas ve İsrail arasında Gazze’de süren savaş nedeniyle halihazırda hüzünlü geçen Ramazan, böylece Batı Şeria’da da ölümlerle başladı.
Çarşamba sabahı bir basın toplantısı düzenleyen İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Rami’yi vuran polisi “bir kahraman ve bir savaşçı” sözleriyle övdü, “örnek olacak bir iş yaptığını” söyledi ve bakanlığın tüm desteğiyle arkasında olduğunu ekledi.
Ben-Gvir, Rami’ye ise “terörist” dedi.
Rawia al-Halhouli ise basın toplantısının düzenlendiği karakoldan uzak olmayan evinde, arkadaşları ve akrabalarıyla birlikte yas tutuyor.
Evin bahçesinde, Rami’nin 60 yaşındaki babası Ali, gözyaşlarını birkaç dakikadan daha fazla tutamıyor.
“Size soruyorum, 12 yaşında bir çocuk nasıl terörist olabilir?” diye soruyor:
“Oruç tutuyordu ve iftardan sonra dışarı çıktı, arkadaşlarıyla oynuyordu. Ramazan ayındayız, havai fişek atmışlar. Oyun oynuyorlardı.
“O hep iyi bir çocuktu. Okulda iyiydi, zekiydi, komşularına yardım ederdi.
“Burası onun mahallesiydi ve hiç dışarı çıkmadı. Hiç belaya bulaşmadı.”
Rami’yi vuran polisten ise “emirleri uygulayan biri” olarak bahsediyor:
“Bütün bunlar Ben-Gvir’in başının altından çıkıyor. Hiçbir Filistinlinin huzur bulmasını istemiyor.”
BBC İsrail polisine ellerinde, olay anından önceki saatlerde bölgede şiddet, isyan veya benzeri olaylar yaşandığına dair; veya Rami aleyhinde bir kanıt olup olmadığını sordu.
Polis bir yanıt vermek yerine Salı günü yaptıkları ve “Şuafat’ta şiddetli olaylar yaşandı, güvenlik güçlerine molotof kokteyli ve havai fişek atıldı” ifadelerini içeren yazılı açıklamayı gönderdi.
İsrail polisi Salı günü Şuafat’ta yaşayanlara birer el ilanı dağıttı. BBC’nin de gördüğü ilanda “akşam ezanından sonra 15-20 genç bir araya gelerek kuralları çiğnedi, molotof kokteyli ve havai fişek attı. Polis şiddete asla göz yummayacaktır, şiddet uygulayan veya kendilerine zarar vermeye çalışan kişilere karşı müsamahasız davranacaktır” yazıyordu.
İsrail Sınır Polisi Çarşamba akşamı, olayla ilgili sorgulanan bir polisin şartlı salıverildiğini açıkladı.
Birleşmiş Milletler’e göre Gazze’de savaşın başlamasından bu yana Batı Şeria’da en az 418 Filistinli, İsrail güçleri tarafından öldürüldü. Bunların arasında siviller, saldırganlar ve silahlı grup üyeleri bulunuyor.
Aynı dönemde dördü güvenlik gücü olmak üzere 15 İsrailli de öldürüldü.
İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem’in en güncel verilerine göre 2000 ile Ekim 2023 arasında Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te 519 çocuk İsrail tarafından öldürüldü.
B’Tselem Sözcüsü Dror Sadot “İsrail, Filistinlilere silah doğrultma konusunda çok rahat” diyor:
“Yıllar boyunca bunun gibi onlarca olay belgeledik. Bu vakayı henüz incelemedik fakat Şuafat’taki bu çocuk polise bir tehdit oluşturmuyormuş gibi gözüküyor.”
1965’te inşa edildiğinden beri Şuafat kampında yaşayan ve çalışan doktor Salim Anati, bugüne kadar bir veya iki gözünü plastik mermi sonucu kaybetmiş en az 20 çocukla karşılaştığını ve tanıdığı en az 10 çocuğun da öldürüldüğünü anlatıyor:
“Çok çok yaralandı, çok çocuk hapsedildi. Hapiste olmayanlar da ev hapsinde gibiler, evlerinden çıkamıyorlar. Bir çocuk için çok zor bir hayat.
“Rami bu kamptan kaçabilecek kadar şanslı değildi. Bütün çocukluğu işgal altında geçti.”
Annesi Raiwa’nın anlattığına göre Rami hayatının son gününde öğlene kadar uyudu, öğleden sonra evde oyunlar oynadı, akşama doğru annesi iftar yemeğine yardım etmesini istedi.
İftardan sonra Rami camiye namaza gittikten sonra eve döndü ve babasından bakkala gitmek için harçlık istedi.
Babası evde kalmasını istediği için hayır dedi.
Rawia “Ama ben babasına çaktırmadan yanına gittim ve ‘Hemen gidip döneceksen sana harçlık veririm’ dedim” diyor:
“Evden çıktıktan beş dakika sonra öldürülmüştü.”
]]>MUSTAFA USTA
Eğitim Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, “80 milyonluk bir ülkede tüm insanlar Sünni ve Hanefi mezhebine bağlı değil. Tek dinin ve tek mezhebin dini bilgileri veriliyor. Bu bütün çocuklara mecburi olarak veriliyor. Biz Eğitim Sen olarak başından beri bunda bakış açımız din derslerinin aslında seçmeli olmasıydı, isteyenin girmesi, istemeyenini girmemesiydi. Bu yetmiyormuş gibi bir de din derslerinin haricinde bu ÇEDES gibi projelerle de eğitimin içini de iyice dinselleştirdiler. Biz buna karşıyız. Bu sadece dini bir bilgi değil, nesil yetiştirme projesi. AK Parti’nin, AK gençlerini yetiştirme projesi. Onun için de doğru bir proje değil” dedi.
Eğitim Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, okullarda uygulanan ÇEDES projesi kapsamında açıklamalarda bulundu. Uzun, “Hiçbir formasyonları olmayan, çocukların psikolojik gelişimleriyle, eğitim psikolojisiyle ilgileri olmayan insanlar sınıflarda ders vermeye başladılar. Bunun yanında çok kötü uygulamalar da başladı. Sınıflarda ilkokul öğrencilerinin karşısında kurbanlık hayvan maketleri yapıp onları kesmeler, Kabe maketleri veya tabutlar yapıp başında sabır nöbetleri tutmalar gibi çocukların algılayamayacağı, somut düşünmelerinin daha gelişmediği çağlarda bu şekilde soyut bilgilerle kafaları doldurulduğu zaman psikolojileri de bozulacaktır bu çocukların ilerde” diye konuştu.
“ÇOCUKLAR, ÇEDES PROJESİNDEN OLUMSUZ ETKİLENİYOR”
Musa Uzun, şunları söyledi:
“ÇEDES projesi Milli Eğitim’in, Dinayet’in ve Gençlik Spor Bakanlığı’nın içinde olduğu bir protokol. Öğretmenlerin vermesi gereken eğitimleri diyanetin görevlileri işte imamlar, vaizler ve diyanetin diğer memurları gelip ‘eğitim gönüllüğü’ adı altında derslere girip ders vermeye başladılar. Bu bir kere eğitim birimi açısından da tehlikeli. Hiçbir formasyonları olmayan, çocukların psikolojik gelişimleriyle, eğitim psikolojisiyle ilgileri olmayan insanlar sınıflarda ders vermeye başladılar. Bunun yanında çok kötü uygulamalar da başladı. Sınıflarda ilkokul öğrencilerinin karşısında kurbanlık hayvan maketleri yapıp onları kesmeler, Kabe maketleri veya tabutlar yapıp başında sabır nöbetleri tutmalar gibi çocukların algılayamayacağı, somut düşünmelerinin daha gelişmediği çağlarda bu şekilde soyut bilgilerle kafaları doldurulduğu zaman psikolojileri de bozulacaktır bu çocukların ilerde. 80 milyonluk bir ülkede tüm insanlar Sünni ve Hanefi mezhebine bağlı değil. Tek dinin ve tek mezhebin dini bilgileri veriliyor. Bu bütün çocuklara mecburi olarak veriliyor. Biz Eğitim Sen olarak başından beri bunda bakış açımız din derslerinin aslında seçmeli olmasıydı, isteyenin girmesi, istemeyenini girmemesiydi. Bu yetmiyormuş gibi bir de din derslerinin haricinde bu ÇEDES gibi projelerle de eğitimin içini de iyice dinselleştirdiler. Biz buna karşıyız. Bunun içinde öğrencileri, velileri bilgilendirip bu projeye katılmamalarını istiyoruz. Sınıflarda doğru kişiler tarafından doğru bilgiler verilmeyince bu seferde çocuk gece rüyasında etkileniyor. Ailesine anlatıyor, ailelerin cevap veremeyecekleri sorular bile çıkıyor çocuklardan. Dediğim gibi çocuklar rüyalarında farklı şeyler görmeye, kabus görmeye başlıyorlar. Bunun sonunda çocuklarımızı psikolojik olarak kaybedeceğiz. Bu sadece dini bir bilgi değil, nesil yetiştirme projesi. AK Parti’nin, AK gençlerini yetiştirme projesi. Onun için de doğru bir proje değil.”
]]>Sümer, 11 ayın Sultanı Ramazan ayı dolayısıyla Duraliler Mahallesi’nde iftar programı düzenledi. Mahalle sakinlerinin yoğun katılımıyla gerçekleşen programa, AK Parti Kepez İlçe Başkanı Mehmet Çivik, MHP Kepez İlçe Başkanı Servet Ersoy, AK Parti ve MHP Kepez Belediye Meclis Üyesi adayları ve mahalle sakinleri katıldı.
“Sizlerle bir arada olmak çok değerli”
Konuşmasına, tutulan oruçların kabul olması temennisiyle başlayan Rıza Sümer, konukların Ramazan ayını tebrik etti. Ramazan ayı boyunca iftar programlarında Kepez sakinleriyle bir araya geleceğini dile getiren Sümer, “İlk iftarımızı şehit ailemizin evinde yaptık. Mahalle iftarlarımızın ilkini ise sizlerin değerli katılımıyla, Duraliler Mahallemizde düzenledik. Ramazan ayı boyunca ilçemizde ki mahallelerde hemşehrilerimiz ile buluşacağız. Sizlerle bir arada olmak, sizlerle hasbihal etmek, derdimizi anlatmak, derdinizi dinlemek, bizim için çok değerli. Allah bize nefes verdiği müddetçe hep bir arada olacağız inşallah” dedi.
“Rıza Sümer ne yapacak”
31 Mart yerel seçimine sayılı günler kaldığını hatırlatan Rıza Sümer, belediye başkanı olarak göreve geldiğinde yapacağı hizmetler hakkında açıklamalarda bulundu.
Sümer, “Rıza Sümer ne yapacak? Her şeyden önce, Rıza Sümer de gece gündüz çalışacak, mahallelerimizin, Kepezimizin hizmetkarı olacak. İnsana, şehrimize ve çevreye yatırım yapacağız. Bunlar olmazsa olmaz. Ailelerimiz, çocuklarımız, kadınlarımız, gençlerimiz, emeklilerimiz ve esnafımız için sosyal belediyeciliği önemseyerek çalışacağız. Mahallelerimizin sorunlarına daha fazla eğileceğiz. Kepezin 68 mahallesini kalkındırarak, Türkiye yüzyılına Kepezden güçlü bir destek vereceğiz. Yeter ki sizinle el ele verelim. Aileler için yeni kreşler açacağız, aile yaşam merkezlerimizin sayısını artıracağız. Mahallelerimize yüzme havuzları, kadınlarımıza özel spor salonları yapacağız. Sadece kadınlarımıza özel, Kadın Konaklarını hayata geçireceğiz. Kadınlarımıza evlerinden çalışabilecekleri iş imkanları oluşturacağız” ifadelerine yer verdi.
“Tüm bireylerin erişebileceği bir Kepez olmazsa olmaz”
İnsan odaklı oluşturulan projelerin arasında çocuklar, gençler ve yaşlılar için özel tasarılar hazırlandığına vurgu Yapan Rıza Sümer, tüm ilçe sakinlerinin erişebildiği Kepez’de vatandaşları mutlu edecek projelerin devam edeceğini aktardı.
Sümer, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “Küçük çocuklarımız için yapacağımız çok proje var. Çocuklarımıza yeni nesil parklar, çocuk köyleri ve çocuk sokakları yapacağız. Okula giden çocuklarımıza 3 gün kahvaltılarını biz vereceğiz. Genç kardeşlerimiz Kepez’de kendilerini ayrıcalıklı hissedecekler. İlk kez üniversite sınavına giren ve örgün öğretim olarak 4 yıllık bir fakülte kazanan gençlerimize 7 bin 500 TL harçlık vereceğiz. Yaşlılarımız için Vefa Kıraathaneleri kuracağız. Emek marketleri açacağız. Dar gelirli yaşlılarımızın elini hiç bırakmayacağız. Aile Bakanlığımız, kaymakamlığımızla birlikte dar gelirli emeklilerimize 1 yıl süreyle 5 bin TL kira yardımı yapacağız. Durumu uygun olmayan vatandaşlarımız için ücretsiz düğün salonları sağlayacağız. Ayrıca kızlarımızın çok istediği kır düğünlerini de ücretsiz yapacağız. Dar gelirli vatandaşlarımızı düşünmezsek olmaz. Duraliler’i düşünmezsek olmaz. Tüm bireylerin erişebileceği bir Kepez olmazsa olmaz.”
Rıza Sümer, orucunu mahalle sakinleriyle açtığı iftar programının ardından, Duraliler bölgesinde yaşayan vatandaşların taleplerini dinledi. – ANTALYA
]]>Sinema, televizyon, iş, sanat, moda ve müzik alanının enlerinin belirlendiği törenin sunuculuğunu Şenol İpek ve Legend Fashion magazin imtiyaz sahibi Oksana Kuznetsova üstlendi. İşte 2024 yılı Legend Fashion Magazin Ödüllerini kazanan isimler…

LEGEND FASHION DERGİSİ ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU!
Geleneksel Legend Fashion Magazin “Yılın En Efsaneleri” Ödül töreni The Green Park Otelde gerçekleştirildi.Legend Fashion Magazin “Yılın En Efsaneleri” Ödüllerini kazananlar belli oldu. İşte, Legend Fashion Magazin Ödülleri’ni kazananlar;
DRAMA DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU
Legend Fashion Magazin Ödül Töreni’nde Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu Ödülü CENK TORUN’nun oldu.
DRAMA DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU
Legend Fashion Magazin Ödül Töreni’nde Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu Ödülü MAHASSİNE MERABET’in oldu.
EN İYİ ERKEK ÇOCUK OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 En İyi Erkek Çocuk Oyuncu BERAT RÜZGAR ÖZKAN oldu.
EN İYİ KIZ ÇOCUK OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 En İyi Kız Çocuk Oyuncu GECE IŞIK DEMİREL oldu.
EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN ERKEK OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 En İyi Çıkış Yapan Oyuncu BARIŞ BAKTAŞ oldu.
EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN KADIN OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 En İyi Çıkış Yapan Oyuncu YAĞMUR YÜKSEL oldu.
EN İYİ ERKEK OYUNCU
Legend Fashion Magazin Ödül Töreni’nde Yılın En İyi Erkek Oyuncusu Ödülü HALİL İBRAHİM CEYHAN’ın oldu.
EN İYİ KADIN OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü Sıla Türkoğlu’nun oldu.
EN İYİ ULUSLARARASI KADIN OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 En İyi Uluslararası Kadın Oyuncu NANA STAMBOLİSHVİLİ seçildi.
EN İYİ ULUSLARARASI ERKEK OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 En İyi Uluslararası Erkek Oyuncu OĞUZ HAN seçildi.
EN İYİ YETİŞKİN KIZ ÇOCUK OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde En İyi Yetişkin Kız Çocuk Oyuncu Ödülü Tuana Tiryaki’nin oldu.
EN İYİ YETİŞKİN ERKEK ÇOCUK OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde En İyi Yetişkin Erkek Çocuk Oyuncu Ödülü Çağan Efe Ak’ın oldu.
EN İYİ TİKTOK FENOMENİ
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde En İyi TikTok Fenomeni Ödülü Aybüke Çangal’ın oldu.

YILDIZI PARLAYANLAR
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde Yıldızı Parlayan Erkek Oyuncusu Recep Usta Seçildi
YILDIZI PARLAYANLAR
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde Yıldızı Parlayan Erkek Oyuncusu Erol Gedik Seçildi
YILDIZI PARLAYANLAR
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde Yıldızı Parlayan Kadın Oyuncusu Lizge Cömert Seçildi
YILDIZI PARLAYANLAR
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde Yıldızı Parlayan Kadın Oyuncusu Melis Minkari Seçildi
EFSANE SANAT BAŞARI ONUR ÖDÜLÜ
Legend Fashion Magazin 2024 Efsane Sanat Başarı Onur Ödülün sahibin MURAT BAŞARAN oldu.
SANAT BAŞARI ÖDÜLÜLegend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde En İyi Sanat Başarı Ödülü Cüneyt Sözütek’in oldu.

LEGEND FASHION MAGAZIN FULL AWARDS LİST:
1. QAİRYDENT/ SALİHA BİNİCİ – Yılın En İyi Çıkış Yapan Uluslararası Diş Kliniği
2. MERVE ÖZKAN/ A HABER – Yılın En Başarılı Hafta Sonu Haber Sunucusu
3. UĞUR KORKMAZ – Yılın En İyi Ekonomi Spikeri – Piyasa Gündemi/ Ekonomi Notları
4. UĞUR KORKMAZ – Yılın En İyi Tarih Programı ve Moderatörü/EVVEL ZAMAN İÇİNDE
5. BUĞDAY TANESİ FİLMİ/ SERKAN BAYRAM – Yılın En İyi Sosyal Sorumluluk Projesi
6. CİNE 1/ M.Y. BARBAROS ÖZDEMİR – Yılın En İyi Çıkış Yapan Televizyon Kanalı
7. PATRON MUTFAKTA/ DOĞUKAN ERDEM KUTLU – Yılın En İyi İş Dünyası Programı
8. EKONOMİ DÜNYASI/ SHOW TÜRK – Yılın En Başarılı Sektörel Programı
9. NURCAN SABUR – Yılın En İyi Gazetecisi
10. KLASS MAGAZİN – Yılın En İyi Dergisi
11. EN İYİ GAZETECİ – Nurcan Sabur’un oldu.
12. KOBİ TÜRKİYE/ KORAY AKSU – Yılın En İyi İhracat Teşvikleri Veren Firması
13. MELİSSA ONAT – Yılın En İyi Modeli (FROM TURKEY)
14. MONİCA KHASANOVA – Yılın En İyi Ses Getiren Modeli From Russia
15. EN İYİ DERGİSİ – Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde En İyi Dergi Ödülü KLASS MAGAZİN’in oldu.
16. EVOS ANGELS – Yılın En İyi Dijital Dergisi
17. BEST LIFE/ CENK İÇTEN – Yılın En İyi Magazin Dergisi
18. SİYAH ORKİDELER/ HAKAN SOLAKER – Kadına Şiddet içerikli Yılın En Başarılı Kitabı
19. 1.AZT TEKSTİL – AZAT BESHİMOV – MİRALİNA – Yılın En İyi Uluslararası Tekstil Şirketi
20. 2. DİNA GALİMOVA – ONERETTO – Yılın En İyi Uluslararası Tekstil Şirketi .
21. 3. FERİT İNCİ – LAVİNCİ – Yılın En İyi Uluslararası Tekstil Şirketi
22. FERHAN ARAL – Best Choreographer Of The Year
23. HATİCE AÇIKGÖZ/ DRESSES WHITE – Yılın En İyi Gelinlik Tasarımcısı
24. NEFES VADİ PARK – Yılın En İyi Çıkış Yapan Mekanı
25. FERHAT ÇOBAN – Yılın En Başarılı Genç Yazarı
26. ALİ OSMAN SCHALTZENTRALE – Yılın En İyi Habercisi/ From Germany
27. JUST VOGUE TV – Yılın En İyi Moda Magazin Kanalı
28. ELİF ÇAMAŞ ÖZATİK – Yılın En İyi Kişisel Gelişim Uzmanı
29. GÖZDE ÇELİKEL – Best Sales Manager Of The Year
30. DİLARA KARDEŞ – Yılın En Başarılı Sosyal Medya Uzmanı
31. NATALİİA HORYTSKA – Yılın En İyi Saç Kaynak Uzmanı (From Ukraine
32. ASYA FORBS – Yılın En Başarılı Saç & Kaynak Uzmanı & Eğitmeni FROM KAZAKİSTAN
33. OKTAY SEVEN – The Best International Fashion Designer Of The Year
34. RECEP DEMİRAY – Yılın En İyi Ülkemizi Temsil Eden Moda Tasarımcısı
35. GÖZDE İŞBİLİR – Yılın En İyi Haute Couture Tasarımcısı
36. ŞİNASİ GÜNAYDIN/ ALİ GÜNAYDIN – Yılın En İyi Erkek Tasarımcısı
37. ALİ EŞİTMEZ – Yılın En İyi Yönetmeni
38. MURAT BAŞARAN – Efsane Sanat Başarı Ödülü
39. CÜNEYT SÖZÜTEK – Sanat Başarı Ödülü
40. AYÇAM – Yılın En Dikkat Çeken Pop Sanatçısı
41. ÇİĞDEM TUNÇ/ Kösem Sultan Oyunu – Yılın En İyi Tiyatro Oyuncusu
42. ÇİLEM DAĞISTANLI – Yılın En İyi Protokol Sunucusu
43. EMİN KÜÇÜK – Yılın En İyi Seslendirme Sanatçısı
44. RENK KUMAŞ/ İzzet Akdoğan – Yılın En İyi Kumaş Şirketi
45. TEMMUZ AJANS – Yılın En İyi Dijital Medya Ajansı
46. AYYILDIZ SPOR CENTER/ FURKAN GÜREŞ – Yılın En İyi Spor Salonu
47. ÇETİN GÖREN – Yılın En Başarılı Yatırımcı İş İnsanı
48. IRFAN TRANSFER/ İLHAN ARIK – Yılın En İyi VİP Transfer Şirketi
49. YEŞİM AKINCI – Yılın En İyi Uzman Psikoloğu
50. 4 A FİLM/ İbrahim Arslantaş – Yılın En İyi Yapım Şirketi
51. KİTAPLAR YAZACAK AŞKIMIZI/ MERVE AKINCI – Yılın En İyi Çıkış Yapan Aşk Şarkısı
52. SARE AYÇA – Yılın En İyi Çıkış Yapan Kadın Ses Sanatçısı
53. ZEHRA ATMACA – Yılın En İyi Çıkış Yapan Kadın Ses Sanatçısı
54. KİTAPLAR YAZACAK AŞKIMIZI/ MERVE AKINCI – Yılın En İyi Çıkış Yapan Aşk Şarkısı
55. YUSUF GÜLTEKİN – Yılın En İyi Çıkış Yapan Şarkıcısı
56. EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN KADIN SES SANATÇISI – Yılın En İyi Kadın Ses Sanatçısı Ödülü Zehra Atmaca’nın oldu.
57. ENGİN BERK SEZEN/ MACHA – Yılın En İyi Çıkış Yapan Pop Sanatçısı
58. GÜLSÜM AYDEMİR – Yılın En İyi Evet & Organizasyon Ştd
59. GA PRODUCER/ GÜLSÜM AYDEMİR – Yılın En İyi Çıkış Yapan Producer ŞTD

60. CANSENEM KAPLAN – Yılın Çıkış Yapan Genç İş Kadını
61. GÜLSÜM AYDEMİR – Yılın En İyi Evet & Organizasyon Ştd
62. SERCAN ASLAN – Yılın En Başarılı Saç Ekim Kliniği
63. MEHMET SIDRA – Yılın En İyi Çıkış Yapan İş İnsanı
64. LEVENT SAYDAM – Yılın En İyi Bay & Bayan Kuaförü
65. ŞEVKET SAYDAM – Yılın En İyi Bayan Kuaförü
66. LEYAN ACADEMIA – Yılın En İyi Güzellik Akademisi
67. TUĞBA MEŞE – Yılın En İyi Makyaj Eğitmeni
68. ELİF KILIÇ – Yılın Sosyal Sorumluluk Çevre Projesi
69. DOÇ. DR. GÖKÇEN ÇATLI – Yılın En İyi Yazarı
70. BARBAROS İZZETTİN GENİŞ – Yılın En İyi Müzik Öğretmeni
71. HASSAN ÖZAY – Yılın En İyi Stil ve Marka Danışmanı
72. HALİME KAYGUSUZ BEAUTY – Yılın En İyi Güzellik Koçu/ Estetisyeni
73. CUENTO GROUP – Yılın En İyi Yat Kiralama ve Satış Şirketi
74. AVRASYA HASTANESİ – YILIN SAĞLIK KURUMU
75. CRYSTAL BEAUTY – Yılın En Başarılı Güzellik Merkezi
76. MERT KILIÇ – Yılın en başarılı borsa yorumcusu
77. MEKPROS/ HALİT TAŞKAN – Yılın En Başarılı Mekanik Tesisat Şirketi
78. HABBE/ BURAK SABUNCU – Yılın En İyi Markalaşan Tekstil Markası
79. KADİR BALIK – Yılın En Başarılı Radyo Programcısı
80. ŞİFA NİYETİNE TİYATRO ATÖLYESİ – Yılın En İyi Çocuk Tiyatrosu
81. UUR DEMİROW – Yılın En İyi Performance DJ’i
82. TURGAY YAZAR – Yılın En İyi Sosyal Sorumluluk Projeleri Yapan İş Adamı
83. ESHABİL ŞEF – Yılın Şefi “ESHABİL ŞEF”
84. MUTLULUĞUN ADRESİ – Yılın En İyi Sosyal Yardımlaşma Derneği
85. MELEK ŞENOL – Yılın En İyi Çıkış Yapan Gazetecisi
86. FASHION BEAUTY – Yılın En İyi Çıkış Yapan Güzellik Merkezi
87. CİTY LOUNGE CAFE – Yılın En İyi Çıkış Yapan Lounge Cafe’sı
88. TOLGA PEHLİVAN – Yılın En İyi Uluslararası Konser Organizatörü/ Mea Karaoke Club
]]>Tenzile Güler tarafından hikayesi kaleme alınan ve Bursa Kent Müzesi’ne bağışlanan koleksiyonda metal, ahşap, deri, sedef, cam ve kumaş gibi farklı malzemelerden üretilen, tarihi değeri olan yaklaşık 4 bin düğme yer alıyor.
Sergiye ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan Bursa Büyükşehir Belediyesi Müzeler Şube Müdürü ve sanat tarihçisi Goncagül Meriç, “Bu sergi, aslında yaklaşık üç yıl önce, bir koleksiyonerin elinde bir kitap ve bir bavul düğmeyle bize gelmesiyle başladı. Koleksiyonun oluşmasının arkasında da ciddi bir yaşam öyküsü var.” dedi.
“Küpler dolusu düğmeler birikiyor ve bu da koleksiyonun oluşması için çok önemli bir nokta”
Meriç, hikayenin 1930’lu yıllarda Balkanlardan Bursa’ya gelen ve daha sonra İznik’e yerleşen bir ailede, baba ile oğlu Haşim’in bir tekne kazasında hayatını kaybetmesiyle başladığını belirtti.
Kazanın ardından küçük Haşim’in düğmeli ceketinin kıyıya vurduğunu ve annesinin de eşinden ve oğlundan geriye tek hatıra o ceketin kalması sebebiyle uzun yıllar ceketi sakladığını aktaran Meriç, şu bilgileri verdi:
“Yıllar sonra kendi evladını kaybettiği yaşlarda bir çocukla tanışıyor. Bu çocuk Nazif. Çocuğu o kadar çok seviyor ki, babasıyla nihayetinde bir izdivaç gerçekleştiriyor. Tabii Nazif, oyunbaz bir çocuk, oyun oynamayı çok seviyor. O dönemde de kırsalda çocuklar materyal yetersizliğinden düğme oyunu oynuyor. Misket gibi düşünün. Vurduğu düğmeyi alıyor. Nazif, evdeki bütün düğmeleri oynarken kaybediyor ki, bir gün rahmetli Haşim’in ceketinden de düğmeleri kesiyor. Annesi o gün bu olayı görünce çok üzülüyor. Çünkü evladından kalan son hatıra gibi düşünüyor ve aradan yıllar geçiyor Nazif devamlı düğmeler biriktiriyor.
Sergide de göreceksiniz küpler dolusu düğmeler birikiyor ve bu da koleksiyonun oluşması için çok önemli bir nokta. Aradan 3-4 yıl yıl geçiyor. Nazif o çocuk kalbiyle, ‘Bugün de anneme düğmeler götüreceğim ama muhtemelen bunlar da değil’ diyor. Sonra annesine ceviz ağacına çıkıp ceviz topluyor. Maalesef ki o gün bir cebinde düğmeler, bir cebinde cevizler ile ceviz ağacından düşerken ayağı kırılıyor ve anlayamıyorlar kangren oluyor. Hastaneye yetişemiyorlar, o günkü dönemin şartlarından dolayı rahmetli oluyor. Tabii anneye ikinci büyük bir acı. Doktor, hastanede anneye Nazif’in kıyafetlerini verdiğinde o gün topladığı düğmeler cebinden boşalıveriyor ve anne orada bir ağıt yakıyor, ‘Artık bunlar ne Selanik’teki dedemin düğmeleri ne oğlum Haşim’in, artık bunlar Nazif’in düğmeleri.’ diyor.”
“Koleksiyonda 4 bin adet düğme var”
Goncagül Meriç, olaydan yaklaşık 10 yıl sonra Tenzile Güler’in aynı ailede dünyaya geldiğine işaret ederek, “Ailenin en küçük üyesi Tenzile Hanım, çocukken bile o küplerdeki düğmelerle oynatılmıyor. Bu anlattıklarımın hepsi gerçek bir hayat öyküsü ve kitaba da konu oldu. Koleksiyoner aynı zamanda yazar Tenzile Güler, şu an 85 yaşında. Tenzile Hanım, annesi rahmetli olduktan sonra bu hikayeye vakıf oluyor, kaleme alıyor ve bir valiz ile bu düğmeleri Almanya’ya götürüyor. Orada hikayeyi yazıyor, insanlara anlatıyor. Minik sergiler yapıyor, öyle bir karşılık görüyor ki, insanlar da kendi hayatlarında enteresan hikayesi olan düğmeleri sergiye bağışlıyor.” diye konuştu.
Güler’in ailesinden kalan düğme koleksiyonunun yanı sıra sergide farklı düğmeler de olduğunu aktaran Meriç, şunları kaydetti:
“Bu koleksiyonda 4 bin adet düğme var. Hikayenin dışında sergide çok enteresan düğmeler göreceksiniz. Ahşap, metal düğmeler var. Sergideki en eski düğmemiz 1700’lü yılların sonlarına tarihlendirilen bir düğme. Onun dışında cam düğmelerimiz var, 1980’lerde modaydı. 1970’lerde 1980’lerde kıyafetin kumaşından düğmeler yapılırdı onu göreceğiz. Bir de doğada var olan ilginç malzemeler, geyik boynuzu, ahşap, badem çekirdeği gibi böyle farklı doğal malzemelerden yapılan düğmeler de göreceğiz.”
Meriç, Güler’in koleksiyonu Bursa Kent Müzesi’ne bağışlamasının ardından ilk olarak sergiyi Bursa’da açtıklarını belirterek, “Sergimiz 17 Mart’a kadar burada izlenimde olacak. İnsanların buraya geldiğinde bu hikayeyi öğrenmeleri için animasyon tekniğinde kısa bir film yaptık. 9 dakikalık filmi izlediklerinde de bütün hikayeye vakıf olacaklar ve o düğmenin arkasında yatan dramatik aile öyküsünü anlayacaklar.” ifadelerini kullandı.
“Düğmenin nasıl hikayelere sebep olduğunu anlatmaya çalıştık”
Tenzile Güler’in Almanya’da düğme sergisi açtığında bir Yahudi’nin ona Holokost döneminde yakılan dedesinden kalan düğmeyi verdiğini de söyleyen Meriç, sergide ayrıca Birinci Dünya Savaşı sırasında ekonomik sıkıntılardan ötürü o dönem yapılan karton düğme örneklerinin de yer aldığını kaydetti.
Türkiye’de üretilen boynuz, sedef ve hindistan cevizi kabuğundan düğmelerin de sergide görülebildiğine işaret eden Meriç, şöyle devam etti:
“Bir de sergide özel bir bölüm var; ‘Ünlülerin düğmesi’. Koleksiyonerimizin bizden küçük bir ricası oldu, kendisi sayın Cumhurbaşkanımızı çok seviyor ve bir düğmesini almamızı istedi. Kendileri de bize Kelime-i Tevhid yazılı bir kol düğmesi gönderdi. Özel bir düğme gümüş işlemeli. Yine Emine Erdoğan ve birçok siyasi kişilik de bu sergiye düğmelerini bağışladı. Rahmetli Barış Manço, 7’den 77’ye herkesin gönlünü fetheden çok değerli bir sanatçı ve böyle bir sergi yaparken Barış Bey’i atlamak olmaz diye düşündük. Onun da hikayesi şarkısı olan kol düğmesi burada. Bursalı ünlülerimiz var. Rahmetli Zeki Müren, Erdinç Çelikkol, Yıldırım Gürses… Birçok ünlünün de burada düğmesini göreceğiz. Hayatta çok sıradan bir obje olan düğme, insanda nerelere dokunuyor ve nasıl hikayelere sebep oluyor biraz onu anlatmaya çalıştık.”
Goncagül Meriç, sergiyi ziyaret edenlerinin büyük bir çoğunluğunun çocuklar olduğuna dikkati çekerek, “Aslında sergide düğmenin bu dramatik hikayesinin yanı sıra renkli dünyasına yer vermek istedik. Bir de somut olmayan kültürel mirası anlatmak istedik, düğme oyunuyla. Yani kırsaldaki o dönemin şartlarında çocuklar misket gibi düğme oyunu oynuyordu. Biraz o oyunu da anlattık. Buraya gelen ziyaretçi fark etmeksizin, bir oyun platformunda düğme oyunu oynayabilecek, hatta kendine buradan hatıra bir düğme de götürebilecek.” dedi.
Sergiye ilgiden çok memnun olduklarını dile getiren Meriç, şu değerlendirmede bulundu:
“Rami Kütüphanesi inanılmaz bir ziyaretçi potansiyeli olan, her yaşın uğrak yeri. Biz bu sergiyi yaptığımızda Bursa’da da insanların düğme bağışlayacağı bir alan oluşturmuştuk. Burada da onu sonradan koyduk ve daha birkaç gün olmasına rağmen doldu taştı. İnsanlar da kendileri için enteresan hikayeleri olan düğmeleri bağışlamaya devam etti ve anılarını yazmaya başladı. Bu da bizim için çok kıymetli. Belki sergi başka bir yere taşındığında, yine böyle bir konsept geliştirebiliriz.”
]]>Üsküdar Belediyesi ilk iftar organizasyonunu açılışı geçtiğimiz hafta yapılan Küçüksu Mahallesindeki Üsküdar Çocuk Köyünde gerçekleştirdi. Yoğun ilgi gören programa öğrenciler, veliler ve birçok vatandaş katıldı. Akşam ezanının okunması ile birlikte öğrenciler velileri ile birlikte oruçlarını açtı.
Yemeğin ardından kürsüye çıkan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, “Çocuklar! Üsküdar Çocuk Köyünde güzel bir Ramazan akşamında, Ramazan’ın ilk gününde, ilk iftarında sizlerle beraberiz, tekrar hoş geldiniz. Dünyada böyle bir yer yok. Üsküdar Çocuk Köyü. Bu köy sizin köyünüz. Bu güzel köyde ilk defa Ramazanda oruca başlayan siz sevgili çocuklarımızla, büyüklerimizle bir iftar sofrasında beraberiz. Allah’a hamdolsun. Bu güzel çocuklarımızla bu güzel köy meydanında bir tarafımızda cami, bir tarafımızda kütüphane, atölyeler, karşımızda köy konağı köy çeşmesi, arka tarafta büyükbaş hayvanlar için ahırlar, ağıllar var. Atlar, kuzular, koyunlar her şey var. Tam sizin köyünüz. Köyünüz hayırlı olsun çocuklar” dedi.
“Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür diyorduk ya, şimdi o şiiri değiştiriyoruz”
Başkan Türkmen konuşmasını, “Üsküdar Belediyesi olarak dünyada ilk defa böyle güzel bir köy yaptık. Bu köy sizin köyünüz. Hani bir şiir var biliyorsunuz. Orada Bir köy var uzakta. O köy bizim köyümüzdür. Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür diyorduk ya, şimdi o şiiri değiştiriyoruz. Ne diyoruz? Orada bir köy var çok yakında. O köy bizim köyümüzdür. Köyümüze hem gideceğiz, hem göreceğiz, hem de köyümüzde doyasıya eğleneceğiz. O köy Üsküdar Çocuk köyüdür. Hayırlı olsun köyünüz sevgili çocuklar” şeklinde sürdürdü. Başkan Türkmen konuşmasının ardından çocukların yanına geldi, günün anısına beraber hatıra fotoğrafı çektirdi.
İftar yemeğine katılan önceki dönem TBMM Başkanı Mustafa Şentop, “Dün akşam Hilmi Bey ile telefonda konuşurken buraya davet etti. Başka iftar davetleri de vardı. Ben düşündüm dedim ki en iyi iftar nerededir? Mutlaka çocukların olduğu yerdedir. Çünkü en iyi iftarın nasıl olacağını onlar bilirler. Dolayısıyla buraya geldik. Doğrusu ben de ilk defa bu bitmiş halini görüyorum. Çok muhteşem bir yer olmuş. Üsküdar, İstanbul’da en çok üniversite öğrencisinin barındığı bir ilçemiz. Dolayısıyla Üsküdar bir gençler şehri. Şimdi de görüyoruz ki çocuk köyü ile beraber Üsküdar aynı zamanda bir çocuklar şehri oluyor. Çünkü bunun gibi bir mekan sadece Türkiye’de değil dünyanın hiçbir yerinde yok. Onun için Üsküdar Belediye Başkanımız Hilmi Türkmen Beyi tebrik ediyorum. Üsküdar öğrenci dostu bir şehirdi. Şimdi de çocuk dostu bir şehir ünvanını da kazanmış oldu. Sizlere başarılar diliyorum. Tekrar ilk orucunuz mübarek olsun” dedi.
“Çocukların duaları makbuldür”
Mustafa Şentop konuşmasının devamında, “Tabii bu güzel yerlerde, mekanlarda huzur içerisinde iftarımızı yapıyoruz. Oruçlarımızı tutuyoruz. Biliyorsunuz ki Gazze’de 35 bine yakın birçoğu kadın ve çocuk olan Müslüman kardeşlerimiz siyonist İsrail terör devleti tarafından katledilmektedir. Onların acısını da yüreğimizde hissediyoruz. Çocukların duaları makbuldür, masumların duaları makbuldür. Allah’ın zalimleri kahretmesi, siyonist İsrail’i kahretmesi ve Gazzeli Müslüman kardeşlerimize yardım etmesi için de dualar edelim. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. Allah’a emanet olun” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, etkinliğe Hollanda İstanbul Başkonsolosu Arjen Uijterlinde, Bilgi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, Bilgi Çocuk Çalışmaları Birimi Koordinatörü Gözde Durmuş, proje paydaşları, akademisyenler, çocuklar ve aileleri katıldı.
Çocuk hakları alanında farkındalık yaratmak ve çocukların haklarını öğrenmesini sağlamak amacıyla hayata geçirilen “Çocuklarla İnsan Hakları Eğitimi için Kapsayıcı Öğrenme Materyalleri Projesi” kapsamında Çocuk Hakları Sözleşmesi animasyon filmi, Engelli Hakları Sözleşmesi animasyon filmi, Söz Küçüğün kutu oyununun dijital versiyonu ve eğitimcilerin materyallerle birlikte kullanılabilecekleri rehberler hazırlandı.
Bilgi ÇOÇA tarafından 2009 yılında hazırlanan Çocuk Hakları Sözleşmesi animasyon filmi, çocuk hakları ve insan hakları alanlarında ortaya çıkan yeni tartışmalar ve çocukların değişen ihtiyaçları doğrultusunda güncellendi. Filmin Türkçe olan içeriği İngilizce, Arapça, Kürtçe olmak üzere üç farklı dilde de hazırlanarak daha kapsayıcı hale getirildi.
Proje kapsamında özel gereksinimli bireylerin hakları konusunda çocuklarda farkındalık yaratmak, erişebilirlik ve bağımsız yaşam koşullarına dikkati çekmek amacıyla da animasyon filmi hazırlandı. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne dair hazırlanan bu film ve çocuk hakları ile ilgili güncellenen filmler sesli betimleme ve işaret dili çevirisi ile kullanıma sunuldu.
Dijital ortama taşınarak erişebilirliği artırılan Söz Küçüğün kutu oyunu ise çocukların günlük yaşamlarında yaşadıkları veya şahit oldukları haksızlıklarla ilgili kurgusal olaylar üzerinden hak ve özgürlükleri çocuklara eğlenceli bir şekilde öğretmeyi amaçlıyor.
“Proje kapsamında üretilen materyaller kapsayıcılık hedefiyle hazırlandı”
Açıklamada etkinlikteki konuşmasına yer verilen Bilgi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, şunları kaydetti:
“Çocuklarla insan hakları eğitimi dediğimizde çok zor bir konudan bahsettiğimizi biliyoruz. Çocuklar ve muhtemelen yetişkinler de yaşadığımız dünyada var olan birçok sorun içinde ‘Bu haklar nerede? Bu haklara neden erişemiyoruz?’ diyordur. Çocuğun üstün yararı kavramı sıklıkla vurgulanıyor ancak ‘üstün yarar’ nasıl sağlanacak? Çocukları ve çocukların haklarını öğrenmesini önemsemek çok kıymetli. Yılmadan, inatla bu haklara her çocuğun erişilebilmesine yönelik çabayı sürdürmek gerekiyor. Haklara erişimde en temel sorunlardan biri kapsayıcılık. Bu proje kapsamında üretilen materyaller de kapsayıcılık hedefiyle hazırlandı.”
Hollanda İstanbul Başkonsolosu Arjen Uijterlinde de çocukların haklarının bilincinde olmaları, geleceğin toplumunun mimarları olmaları açısından önemli olduğunu belirterek, “Bugün onların haklarına yatırım yaparak daha şefkatli, eşitlikçi ve sürdürülebilir bir dünyanın temellerini atabiliriz.” açıklamasında bulundu.
Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi Koordinatörü Gözde Durmuş ise 2007’den itibaren çocukların kendi haklarını öğrenmesi ve çocukların etrafındaki yetişkinlerin de çocuk haklarını öğrenmesi için çalışmalar yaptıklarını aktardı.
Çocukların hak sahibi bireyler olarak görülmelerinin mümkün olabileceğini düşündüklerini vurgulayan Durmuş, “Bu alanda çalışmaya başlarken çocuklara yönelik insan hakları eğitim materyallerine dair büyük bir ihtiyaç olduğunu görmemizden kaynaklı kuruluşumuzdan bu yana bu konuda üretimler gerçekleştiriyoruz. Bu projemizde öğrenme materyallerini daha kapsayıcı kılmak için kullanılan dil, özel gereksinimli bireylere uygunluk, yaş grubu gibi birçok konuyu değerlendirdik.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Canik Belediyesince 2019 yılında yapımına başlanan ve 2023’te hizmete açılan Özdemir Bayraktar Keşif Kampüsü’nde 1,5 yılda 1800 öğrenci eğitim gördü.
Keşif Kampüsü, atölyeleri, laboratuvarları ve uygulama alanları ile çocuklara ve gençlere bilimsel araştırma ve keşif yapma imkanı sunuyor.
Öğrenciler, kampüste astronomi, havacılık ve uzay keşif alanı, teknoloji atölyesi, fizik atölyesi, kimya ve insan bilimleri atölyesi, matematik atölyesi, doğa atölyesi ve deneyap atölyelerinde eğitim alıyor.
Keşif kampüsünün bahçesinde ise milli teknoloji hamlesinin öncü ismi merhum Özdemir Bayraktar’ın tasarımında, üretiminde yer aldığı, Selçuk Bayraktar ve Haluk Bayraktar’ın Samsun’a hediye ettiği Akıncı TİHA sergileniyor.
“Kampüsün içindeki Akıncı teneffüse her çıkışımızda bizi gururlandırıyor”
Altıncı sınıf öğrencisi Zümra Kaynar, keşif kampüsünün bir nevi çocuk üniversitesi olduğunu belirterek, “Bizim anlayabileceğimiz dilde çoğu dersin ilerisinde bilgiler öğreniyoruz. Üniversitede göreceğimiz dersleri, öğretmenler bizim seviyemize düşürüp çok güzel anlatıyor. Burada eğitim hem çocukları eğlendiriyor hem de bilgilendiriyor. Okulun bahçesinde bulunan Akıncı bizi gururlandırıyor. Büyüdüğümde uzaya çıkan ilk Türk kadın astronot olmak istiyorum çünkü uzayı çok merak ediyorum, Ay’a ayak basmak ve Türk bayrağını orada dalgalandırmak istiyorum.” dedi.
Altıncı sınıf öğrencisi Mümin Çakır ise “Kampüsün içindeki Akıncı teneffüse her çıkışımızda bizi gururlandırıyor. Bu hissi anlatamam, anlatılamaz. Gelecekte inşallah ben de astronot olacağım.” ifadesini kullandı.
“Burada, gelecek neslimizi teknoloji ile tanıştırıyoruz”
Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, gençlerin kendilerini geliştirmesi için keşif kampüsü yaptıklarını ve milli teknoloji hamlesinin öncü ismi merhum Özdemir Bayraktar’ın adını verdiklerini söyledi.
Özdemir Bayraktar ve çocuklarının Türkiye’de teknolojik devrim yaptığına işaret eden Sandıkçı, “Samsun’da biz de Keşif Kampüsü’nü yaptık ve Özdemir Bayraktar’ın adını ölümsüzleştirdik. Burada, gelecek neslimizi teknoloji ile tanıştırıyoruz. Keşif Kampüsü’müzün bahçesinde merhum Özdemir Bayraktar amcamızın bizzat kendisinin tasarlayıp, üzerinde çalışma yapıp ve uçurduğu Akıncı TİHA, bugün Türkiye’de ilk defa bir öğrenci kampüsü içerisinde sergileniyor. Akıncı TİHA, sağ olsunlar Selçuk Bayraktar ve Haluk Bayraktar tarafından okulumuza hediye edildi. Biz burada çocuklarımızın canlı olarak Akıncı’yı görmelerini, dokunmalarını, hissetmelerini ve onlara ufuk açmayı hedefliyoruz.” diye konuştu,
Sandıkçı, geleceğin teknolojileri ile çocukları buluşturmak zorunda olduklarını vurgulayarak, bu anlamda yerel yönetimlere çok ciddi işler düştüğünü dile getirdi.
Keşif kampüsünde 7 gün 24 saat eğitim verildiğini belirten Sandıkçı, şunları kaydetti:
“Geleceğin teknolojisi ile çocuklarımızı yetiştirmek ve neslimizi bilgi ile donatmak ve bilgiye eriştirmek zorundayız. Keşif Kampüsü’müzden bir Selçuk Bayraktar ve Haluk Bayraktar çıkarmayı hedefliyoruz. Çocuklarımızın ufukları çok geniş ve çok yaratıcılar ve buradan aldıkları eğitimle tasarımlarını geliştiriyorlar. Akıncı TİHA’yı çocuklarımız hep televizyonlardan görüyordu, şimdi bizzat görüyorlar ve daha farklı motive oluyorlar ve heyecanları da daha yüksek oluyor.”
]]>Ailesiyle başkent Astana’da yaşayan, ilk çocuğu engelli doğan Sultanova, AA muhabirine, 8 yıl evde oğluna baktığını belirterek, “Çeşitli tedavi merkezlerinde benim gibi bir sürü kadınla tanıştım. Hepimizi ilgilendiren ortak sorunların olduğunu gördüm.” dedi.
Sultanova, yaklaşık 30 anneyle mesajlaşma uygulamasında sohbet grubu oluşturduklarını, sayının giderek arttığını ifade ederek, “Anladım ki aslında sosyalleşmeye ihtiyacımız vardı. Çocuklarımız engelli olduğu için şanssız olabiliriz ama bu, hayatımıza devam etmemize engel olmamalı. Çocuğu böyle olan çoğu kadın bunu bir çaresizlik gibi görüyor ve kendilerini toplumdan uzaklaştırıyor.” diye konuştu.
“Bakıttı Şanırak (Mutlu Yuva)” isimli fonu 2020’de kurduğunu dile getiren Sultanova, valilik tarafından girişimlerinin desteklendiğini ve kendilerine yer tahsis edildiğini söyledi.
Sultanova, engelli çocuk sahibi 720 ailenin fona üye olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Temel görevimiz, sadece engelli çocukların değil o çocuğun bütün ailesinin destek görmesini sağlamak. Genelde engelli çocuk büyüten ailelerin her bir üyesi, annesi, babası ve diğer sağlıklı çocukları psikolojik olarak bundan etkileniyor. Bunu kabul etmeliyiz. Nedeni ise bu tip ailelerde annesi ile engelli çocuğu arasında inanılmaz bir bağ oluşuyor. Annenin tüm ilgisi o çocukta oluyor. Bu arada diğer çocukları kendi hallerinde büyüyor.”
Özel gereksinimli çocuğu bulunan ailelere 22 alanda ücretsiz hizmet verdiklerini anlatan Sultanova, “Bunların arasında çeşitli masaj ve konuşma terapilerinin yanı sıra egzersiz ve yoga sınıfları mevcut. Tuz ve şungit taşı odamız da var. İngilizce, matematik, kimya dersleri veriliyor. Dombıra (Kazakların geleneksel müzik aleti), el işleri ve dikiş kursları düzenleniyor. Ebeveynlere de çeşitli eğitim kurslarının yanı sıra psikolojik destek ve hukuk danışmanlığı gibi hizmetlerimiz var.” diye konuştu.
Sultanova, bu hizmetlerin çoğunun yine engelli çocuklu anneler tarafından verildiğini belirterek, “Annelerimizin çoğu meslek sahibi olmalarına rağmen durumlarından dolayı işe alınmıyorlar. Böylece ihtiyacı olanlara iş veriyoruz. İş saatlerini kendilerine uygun şekilde ayarlayabiliyorlar.” ifadelerini kullandı.
Parlamentodaki komisyon toplantılarına da katıldığını söyleyen Sultanova, “Bugüne kadar engelli çocuk sahibi ailelerin toplumda başlarına gelen çeşitli olaylara tanık oldum. Annelerin yaşadıkları zorlukları da biliyorum. Dolayısıyla Mecliste bizi ilgilendiren yasal düzenlemelerin komisyon toplantılarına hep katılıyorum ve orada binlerce benim gibi engelli çocuk annesinin sesi olmayı görev olarak görüyorum.” dedi.
Sultanova, Türkiye’deki kurumların tecrübelerini merak ettiklerini ve gelecekte işbirliği yapmayı dilediklerini sözlerine ekledi.
Engelleri birlikte aşıyorlar
Masöz olarak çalışan 4 çocuk annesi Gülnar Temirbayeva da en küçük oğlunun serebral palsi hastası olarak dünyaya geldiğini belirterek, “İşe ihtiyacım vardı. Zamanında çocuğuma masaj yapmak için bu işin eğitimini almıştım. Buraya başvurdum ve çalışmaya başladım. Çocuklarımı da getiriyorum, ben çalışırken onlar burada çeşitli kurslara katılıyor.” dedi.
53 yaşındaki Saltanat Rakişeva da fonda idari işlerden sorumlu menajer olarak çalıştığını söyledi.
Rakişeva, 18 yaşındaki kızı Moldir’in engelli olduğunu dile getirerek, “Açıldığından beri burada çalışıyorum. Kızım tek çocuğum. Şu anda kolejde okuyor. Onu okula ben götürüyorum, okuldan da babası alıyor. Dolayısıyla işe geç kalabilirim ama burada bu durum anlayışla karşılanıyor. Kızım okuldan sonra yanıma geliyor ve İngilizce kursuna katılıyor.” ifadelerini kullandı.
Hadişa Janturina da 16 yaşındaki görme engelli kızını her gün buraya getirdiğini belirterek, “Onunla engelleri aşıyoruz. Müziğe aşırı ilgisi var. Benim işim kızım. Her gün onunlayım. Böyle merkezlere gidiyoruz, sosyalleşiyoruz.” şeklinde konuştu.
]]>İki çocuk annesi 35 yıllık deneyimli kaptan pilot Sinem Ulusoy, ailesi yurtdışında yaşadığı günlerde sürekli olarak Türkiye’ye gelmek için yaptıkları uçak yolculuğu sonrası pilot olmaya karar verdi. Üniversite eğitimini ailesinden kilometrelerce uzaklıkta tamamlayan Ulusoy, daha sonra meslek hayatına başladı. Meslek hayatına sayısız uçuş sığdıran Ulusoy, 7 yıl önce Sağlık Bakanlığı bünyesine katılarak, uçak ambulansla Türkiye’nin her yerindeki hastaların yardımına koşuyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine özel açıklamalarda bulunan Ulusoy, “Kadınlar ‘Hem çocuk yaparım, hem kariyer yaparım’ demeliler” dedi.
“Sadece işler yolunda gitsin istiyoruz”
Uçuş öncesi kokpitte hazırlıkların yoğun olduğunu ifade eden Ulusoy, “Sadece işler yolunda gitsin istiyoruz. Onun dışında hava durumunu inceliyoruz. Uçağı hazırlarken bayağı yoğun geçiyor. Ambulans uçuşları olduğu için hızlı olmamız gerekiyor. Kokpit benim ikinci evim diyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Ambulans uçakta pilot olarak göreve başladığında ilk olarak hızlı olmalarının farkındalığını edindiklerini ifade eden Ulusoy, “Hastalardan dolayı bayağı stresli bir süreç. Onları da düşünmek gerekiyor. İrtifa, türbülans ve hava şartlarını da düşünmek gerekiyor. O yüzden normal yolcu uçağı veya başka uçuşlara göre çok başka duygu” dedi.
“Şimdi gençler de bu işin içinde ve daha çok genç kadınlarımız pilotaja yönleniyor”
Mesleğe ilk başladığında birçok zorlukla karşı karşıya kaldığını belirten Ulusoy, “Şimdi gençler de bu işin içinde ve daha çok genç kadınlarımız pilotaja yönleniyor. Tek olmak zor. Derste, eğitimde ve her yerde tek olunca bütün gözler sizde oluyor. Çevremdeki insanlar pilot olduğumu öğrenince çok şaşırıyorlar. Ben de açıklamak zorunda kalıyorum. ‘Biz de uçabilir miyiz?’ diyorlar. ‘Hayır yolcu uçağı değil, sedyede de uçmak istemezsiniz’ diyorum. Çünkü maalesef kötü durumda olan yolcuları taşıyoruz” şeklinde konuştu.
“Ailemi ikna etmek zorunda kaldım”
Ulusoy, ailesinin ilk başta pilot olmasını istemediğini dile getirerek, “Onları bayağı bir ikna etmek zorunda kaldım. Yaşadığımız yerin dışında yurtta kalmak zorundaydım. Maddi açıdan kolay bir şey değil ama sonunda razı oldular ve pilotaj eğitimine gönderdiler. Babama ilk başta ‘Bir deneyeceğim sadece kesin olmayabilir. Sadece merak ediyorum’ dedim. İlk başta çok tepki verdiler ama artık mutlular. 35 yıl oldu ve o zamanlarda da kız çocuğunun uzağa gidip okuması pek kabul edilir bir şey değildi. Bu konuda o yüzden bayağı zorluk çektim” ifadelerini kullandı.
“‘Hem çocuk yaparım, hem kariyer yaparım’ demeliler”
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin ise Ulusoy şunları söyledi:
“Bütün kadınları ve genç kızları gerçekten çok destekliyorum. Yapmak istedikleri her şeyi başarabilirler. Her konuda gayret göstermeleri gerekiyor. ‘Hem çocuk yaparım, hem kariyer yaparım’ demeliler. Çünkü ömür boyu sevdikleri işi yapmaları çok önemli. Bütün kadınları destekliyorum. İnşallah onlar da bu görevi yapmayı isterler.” – ANKARA
]]>Ülkemizde ‘Asrın felaketi’ olarak adlandırılan 6 Şubat depremlerinde, Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde yaşanan ilk depremde, oturdukları apartman hasar gören Bedia-Durmuş Ali Kılınç çifti ile çocukları 7 yaşındaki Neziha, 5 yaşındaki Cafer Efe ile yirmi günlük Umut dışarı çıkarak kurtulurken öğlen saatlerinde yaşanan ikinci depremde sığındıkları kayınbiraderinin evinin çökmesiyle ailenin tamamı enkaz altında kalmıştı. Enkazdan sağ olarak çıkan ve Sivas’ta farklı hastanelere kaldırıldıkları bebeğiyle 20 gün sonra kavuşan 3 çocuk annesi Bedia Kılınç, taburcu olduktan sonra bir hayırseverlerin desteğiyle Sivas’a yerleşerek çocuklarıyla birlikte hayata yeniden tutundu.
“Çocuklarım için hayata tutunmaya çalışıyorum”
Deprem de eşini, annesini, abla ve eniştesini kaybettiğini söyleyen 37 yaşındaki 3 çocuk annesi Bedia Kılınç, “Zor bir süreçten geçtik halen de geçiyoruz. Her şeye, her zorluğa rağmen yine de çocuklarım için hayata tutunmaya çalışıyorum. Onların yokluğunu arıyorum ama arasam da gelmiyorlar. Yapacak hiçbir şey yok. Deprem anında Umut babasının kucağındaydı. Babası kendini siper etti, üzerine kapandı. Eşim o anda vefat etti. Umut’ta yeniden hayata tutundu. Deprem’de ayaklarım kırılmıştı Umut’u hiç göremedim. 20 gün sonra hastaneye getirdiler. Hastaneden taburcu olduğumda ayaklarım tam anlamıyla iyileşmemişti bu nedenle Umut’u sevgi evine bırakmıştım. Umut’un beni unutmaması, benden soğumaması için her hafta sevgi evlerinden Umut’u bana getirdiler. Allah onlardan razı olsun. Tamamen iyileşmesem de altı ay önce geri aldım” dedi.
“Benim gibi hayata yalnız tutunan tüm kadınların da kadınlar günü kutlu olsun”
Bazen zamanlar oluyor ki eşimi, annemi, ablamı hepsini arıyorum diyen Kılınç, “Yalnız kaldım. Hepsi benden gitti bir tek bana oldu olan. Üç çocukla hayata tutunuyorum ama çok zor. Allah mekanlarını cennet eylesin. Sosyal hizmetten gelen para ve yardımlarla idare etmeye çalışıyorum, böylelikle çocuklarımla geçinip gidiyorum. Yardım edenlerden de Allah bin kez razı olsun. Tüm kadınların kadınlar gününü kutluyorum. Benim gibi hayata yalnız tutunan tüm kadınların da kadınlar günü kutlu olsun. Ben enkaz altındayken bana kızımın anne diye sesi geldi. O sesi duyunca çok şükür çocuklarım yaşıyor dedim. O anda bana AFAD veya Jandarma tam hatırlamıyorum bir ışık geldi. Lamba uttular abla çocukların yaşıyor dediler. Çocukların için mücadele et çık dediler. Ben kendi çabalarımla dışarı çıktım. Jandarmadan da Allah razı olsun o an gelip bana yardım ettiler. Çocuklarımı da çıkardılar ama ne yazık ki eşim ablam orada vefat etti. Ben o enkazın altındayken kendimi unuttum. Çocuklarım çıkmayacaksa bende çıkmayım diye düşündüm. Çocuklarımın sesini duyunca canıma can geldi o an nasıl çıktım hatırlamıyorum. Çok kötü bir felaketti Allah’ım kimseye yaşatmasın. Üç çocuğumu da rabbim bana bağışladı. Kaybettiklerimin yokluğunu arıyorum ama her şeye rağmen hayata tutunuyorum” ifadelerine yer verdi. – SİVAS
]]>Bir yılın ardından, en çok etkilenen illerde yaklaşık 760 bin kişi hala çadırlarda veya konteynerlerde yaşıyor. UNFPA’in hesaplamalarına göre 64 bini hamile olmak üzere, özellikle üreme çağındaki (15-49 yaş) yaklaşık 1,2 milyon kadın ve kız çocuğunun ihtiyaçları devam ediyor.
UNFPA Türkiye İyi Niyet Elçileri, başarılı sanatçılar Hazal Kaya ve Edis, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında bu ihtiyaçları yerinde gözlemlemek ve gereken desteğe dikkat çekmek üzere 4-5 Mart’ta deprem bölgesini ziyaret etti.

UNFPA Türkiye İyi Niyet Elçileri Hazal Kaya ve Edis’in ilk durağı yıkıcı depremlerin merkezi Kahramanmaraş’ta, UNFPA’in KAMER Vakfı ile birlikte yürüttüğü Kadın Sağlığı Danışma Merkezi oldu.
Merkezden destek alan depremzede kadınlarla bir araya gelen Hazal Kaya ve Edis, konteynerlarda yaşamın zorluklarını, sağlık hizmetlerine erişim, hijyen, güvenlik, istihdam, eğitim ve ekonomik sıkıntılar başta olmak üzere devam eden ihtiyaçları ve tüm bu sebeplerle kadına yönelik şiddet ve çocuk yaşta, erken ve zorla evliliklere dair artan riskleri ilk ağızdan dinledi.
Hazal Kaya ve Edis, depremin ilk gününden beri insani yardım ve iyileşme çalışmalarına destek veren saha personelinden de merkezin kadın ve üreme sağlığı ve kadına yönelik şiddet konularında farkındalık artırma oturumları ve psikososyal destek de dahil olmak üzere, sağlık ve koruma hizmetleri ile depremzede kadınları ve kız çocuklarını nasıl güçlendirdiğine dair bilgi aldı.
UNFPA Türkiye İyi Niyet Elçileri Hazal Kaya ve Edis, Kahramanmaraş’ta depremzede beş mülteci ailenin birlikte yaşadığı bir evi ve Maraş kırsalında en çok hasar alan yerlerden biri olan Ördekdede Köyü’nü de ziyaret etti.
Özellikle sağlık ve koruma hizmetlerine ve eğitime erişimde yaşanan sıkıntılara dair bilgi aldı. UNFPA’in mobil ekipleri aracılığı ile ihtiyaçların belirlenmesi, sağlık ve koruma hizmetlerine yönlendirme, kadınların ve yeni doğum yapmış anne ve bebeklerinin acil ve temel ihtiyaçlarının karşılanması gibi konularda nasıl destek verdiğini dinledi.
Ziyaretin ikinci gününde UNFPA Türkiye İyi Niyet Elçisi Hazal Kaya, depremden en çok etkilenen şehir Hatay’ı da ziyaret etti.
Hatay Samandağ’da bir konteyner yerleşkede UNFPA ve Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği (SGYD) iş birliğinde depremzede gençlere sağlık ve koruma alanlarında bilgilendirme ve danışmanlık yapan ve hizmetlere erişim konusunda destek veren Gençlik Merkezini ziyaret etti.

Depremzede genç kızlarla bir araya gelen Kaya, gençlerin özellikle sosyalleşme konusunda yaşadıkları zorluklara ve devam eden ciddi psikososyal destek ihtiyacına dair bilgi aldı.
Hazal Kaya, özellikle mülteci toplulukların yaşadığı çadır alanlarını da ziyaret etti. Buralarda, UNFPA’in desteğiyle Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) ve Dünya Doktorları Derneği’nin (DDD/MDM) ilgili kamu kurumlarıyla koordineli bir şekilde yürüttüğü mobil hizmet üniteleri aracılığı ile verilen anne ve çocuk sağlığı, gebe takibi, doğum öncesi ve doğum sonrası bakım ve aile planlaması hizmetlerine dair bilgi aldı.
Bu alanlarda yaşayan kadınlar ve kız çocukları ile de bir araya gelen Kaya, özellikle buralardaki ışıklandırma, hijyen ve sağlıklı beslenme konusunda yaşanan sıkıntıları dinledi.
Kahramanmaraş ve Hatay ziyareti sonrası gözlemlerine ve ihtiyaçlara dair konuşan UNFPA Türkiye İyi Niyet Elçisi, başarılı oyuncu Hazal Kaya, 1 yılın ardından bölgedeki ihtiyaçların devam ettiğini, özellikle sağlık ve koruma hizmetlerine ve eğitime erişimin kısıtlı olduğunu vurguladı.
Konteyner kentlerdeki güvenlik ve ışıklandırma sıkıntıları nedeniyle, özellikle kadınların ve kız çocuklarının gün doğmadan ve battıktan sonra dışarıda kalamadığını, bunun da yaşamalarını etkilediğini belirtti.
Özellikle gençlere yönelik psikososyal destek olanaklarının artırılması gerektiğinin altını çizdi. “Buraların tamamen ayağa kalkması için belki minimum 5 yıl gerekli ama önce insanları ayağa kaldırmamız lazım.
Onlara tekrar neşeyi getirmek zorundayız, bunu onlara borçluyuz” diyen Kaya, destek çağrısı da yaptı. “Rica ediyorum gözünüzü buradan ayırmayın, yardımınızı esirgemeyin ve bizi takipte olun, elimizden geleni yapalım onlar için.” ifadelerini kullandı.
Ziyaretin ardından izlenimlerini paylaşan UNFPA Türkiye İyi Niyet Elçisi Edis ise, sağlık ve koruma hizmetlerine dair altyapının geliştirilmesi gerektiğinin altını çizerek, özellikle cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetlerine ve psikososyal desteğe büyük ihtiyaç olduğunu söyledi.
Hijyen ve sağlıklı beslenme ile ilgili sıkıntıların devam ettiğine, kadına yönelik şiddet ve çocuk yaşta evlilik riskinin arttığına dikkat çekti. UNFPA’in tam da bu ihtiyaçları desteklemek için ilk günden beri sahada olduğunu hatırlatan Edis, “Biz UNFPA olarak kadınlar, çocuklar ve gençler için çalışıyoruz.
Unutmamak, unutturmamak ve çok daha fazla kişiye ulaşabilmek için, herkesin desteğine ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.
]]>Geçtiğimiz günlerde, Gazze’nin kuzeyindeki tek çocuk hastanesinde yetersiz beslenme susuzluktan ölen Ali’nin babası, burada tedavi gören diğer çocuklar için yardım istedi. Bu sırada BM de yardım teslimatları önemli ölçüde artmazsa açlık yaşanacağı uyarısında bulundu.
BBC Arapça’nın Gazze Yaşam Hattı radyo servisine konuşan ve adının açıklanmasını istemeyen baba “Ali savaşta doğdu. Annesinin yiyecek yemeği, bir şeyi yoktu. Bu nedenle böbrekleri iflas etti” dedi.
“Ali’nin yaşamı günden güne kötüleşti. Hastanelerde tedavi ettirmeye çalıştık ama işe yaramadı. Ali tüm dünyanın gözleri önünde öldü, vefat ederken izlemekten başka bir şey yapmayan dünyanın.”
Ali, Dünya Sağlık Örgütü’nün, Bey Lahiya kasabasındaki büyük taleple başa çıkmaya çalışan Kemal Adwan Hastanesini haftasonu ziyaret eden Dünya Sağlık Örgütü ekibinin, yetersiz beslenme nedeniyle öldüğünü söylediği 10 çocuktan biriydi.
Gazze Sağlık Bakanlığı, geçen haftadan bu yana yetersiz beslenme ve susuzluk nedeniyle 18 çocuğun öldüğünü ve bunların 15’inin Kamal Adwan Hastanesi’nde hayatını kaybettiğini açıkladı. Bakanlık ayrıca aynı hastanede yetersiz beslenme nedeniyle tedavi gören altı bebeğin de durumunun kaygı verici olduğunu duyurdu.
BM’nin çocuklara yardım kuruluşu UNICEF, İsrail ve Hamas arasındaki savaş sona ermez ve insani yardımlar önündeki engeller derhal kaldırılmazsa, açlıktan ölen çocuk sayısının hızla artacağı uyarısını yaptı.
Gazze Sağlık Bakanlığı, savaşın başlangıcından bu yana İsrail saldırılarında öldürülen 30.700’den fazla kişinin ve yaralanan 72 bin kişinin % 70’nin kadınlar ve çocuklar olduğunu söylüyor.
İsrail Ordusu, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısında 1200 kişiyi öldürmesi ve 253 kişiyi öldürmesinden sonra Gazze’ye yoğun bir hava ve kara saldırısı başlattı.
Gazze’nin kuzeyindeki tahminen 300 bin kişinin tecrit altında yaşadığı söyleniyor ve Dünya Gıda Programına göre çok az yardım gönderilebilmesi yüzünden, açlık feci boyutlara ulaştı.
BM kuruluşlarının Ocak ayında yaptığı yetersiz beslenme taramasında iki yaşın altındaki her altı çocuktan birinin ciddi yetersiz beslenme yaşadığını göstermişti. Bu çocukların yaklaşık % 3’ünün derhal tedaviye ihtiyacı vardı.
Besleyici gıda yokluğu, temiz içme suyu ve tıbbi hizmetlerin olmaması ve aynı zamanda saldırıların getirdiği tükenmişlik ve travma, annelerin bebeklerini emzirebilmesine darbe vuruyor. Anne sütü ya da mama olmadan, bebekler hızla susuz ve gıdasız kalabiliyor ve bu durum da böbrek yetmezliği gibi yaşamı tehdit eden hastalıklara yol açabiliyor.
Kemal Adwan’ın yoğun bakım ünitesinde çalışan Dr. Samia Abdül Celil, Gazze Yaşam Hattı’ndaki bir söyleşide, küçük bir kız bebek ve ablasının hastanede birkaç gün arayla öldüğünü söyledi.
“Sadece o küçük kıza değil, tüm bir yoğun bakım ünitesine süt verilmesinde zorluklar yaşıyorduk. Küçük miktardaki sütünü içemeden öldü.”
Dört aylık erkek bebek Salah Samara, Dr. Abdül Celil ve çamlışma arkadaşlarının ellerindeki kısıtlı kaynaklarla tedavi etmeye çalıştığı bebeklerden biri.
Annesi prematüre doğduğunu ve aşırı derecede susuz kaldığını söylüyor. Şimdi kronik böbrek yetmezliği ve idrar yapamama yaşıyor. Bu da çok acılı ve karın bölgesinde şişme yapıyor.
“Ona olanlar yüzünden kalbim çok acıyor. Çocuğunuzun idrarını yapamadığı için ağladığını her gün görmek çok zor bir şey…ve doktorlar da ona yardımcı olamıyor.”
“Hayatının başındaki bir çocuk olarak tedavi görmeye ve diğer her şeye hakkı var.”
“Durumu her gün daha da kötüleşiyor. Derhal ve acilen dışarıda tedavi edilmesine ihtiyacı var. Umarım sesimi duyan birileri çocuğumun tedavisine yardımcı olur.”
Kamal Adwan’ın Başhekimi Dr. Ahmed el Kahlot ise sağlık bakanlığının duyurduğu çocuk ölümlerinin, sorunun gerçek boyutunu aktarmadığını söylüyor.
“Yetersiz beslenme nedeniyle ölümler iki hafta önce sayılmaya başlandı. Dolayısıyla asıl sayı bundan çok daha yüksek.”
Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Dr Tedros Adhanom Ghebreyesus, X’teki paylaşımında, kuruluşun Kamal Adwan ve haftasonu ziyaret edilen bir diğer hastaneye, yakıt ve bazı temel tıbbi malzemeleri ulaştırmayı başardığını söyledi. Ancak götürülebilenlerin acil hayat kurtaran malzeme ihtiyacının çok az bir kısmı olduğu uyarısında da bulundu.
Ghebreyesus “İsrail’e insani yardımların güvenli ve düzenli olarak ulaştırılabilmesi talebinde bulunuyoruz. Siviller, özellikle de çocuklar ve sağlık çalışanlarının yardımların derhal artırılmasına ihtiyacı var. Ancak tüm hastaların en önemli ilacı barış” dedi.
Batılı hükümetler de İsrail’e yardım gönderilebilmesi adına daha çok şey yapması için baskıyı artırıyor. ABD Başkanı Joe Biden “Gazze’ye yardım ulaştırmalıyız. Hiç bahane yok, hiç” dedi.
Ancak Dünya Gıda Programı Salı günü, Gazze’nin kuzeyine iki hafta aradan sonra ilk yardım ulaştırma girişimlerinin İsrail askerleri tarafından engellendiğini duyurdu.
Kuruluş, 14 kamyondan oluşan konvoyun bir kontrol noktasından geri çevrildiğini ve “çaresiz insanlardan” oluşan kalabalık tarafından yağmalandığını belirtti.
İsrail Savunma Bakanlığı’nın Gazze’ye yardım erişimini koordine eden departmanı ise “Gazze’deki sivil halka yönelik insani yardım çabalarını genişletmeye devam edeceğiz. Bir yandan da rehinelerimizi Hamas’ın elinden alma ve Gazze’yi Hamas’tan kurtarma amaçlarımıza ulaşacağız” dedi.
]]>Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) tarafından ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ dolayısıyla Ankara Ticaret Odası (ATO) Congresium Kongre ve Sergi Merkezi’nde “Filistinli Kadınlarla Uluslararası Dayanışma Konferansı” düzenlendi. Konferansa Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, HAK-İŞ Kadın Komitesi Başkanı Fatma Zengin, 37 ülkeden 60 sendikacı ile KKTC ve Türkiye’nin 81 ilinden 5 bine yakın HAK-İŞ üyesi kadın katıldı. Bakan Göktaş, yaptığı konuşmada mübarek Ramazan ayına sayılı günler kaldığını hatırlatarak, “Bu dualar, Filistin başta olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun zulüm altında yaşayan tüm mağdur ve mazlum halkların kurtuluşuna vesile olsun” ifadesini kullandı.
“Filistinliler, İsrail tarafından yol edilmeye çalışılıyor”
Asırlardır barışın ve huzurun temsilcisi olan Filistin topraklarının bugün bir ateş çemberi altında olduğunu belirten Bakan Göktaş, “Asırlardır bu topraklara hayat veren, yurt bilen Filistinliler kadın, erkek, çocuk, yaşlı demeden İsrail tarafından yok edilmeye çalışılıyor. Filistin, bütün dünyanın gözü önünde yağmalanıyor, Filistinli kardeşlerimiz soykırıma uğruyor” diye konuştu.
“Güvenli olduğu söylenen bölgeler sürekli bombalanıyor”
75 yıldır işgal altında yaşayan Filistinlilerin Mescid-i Aksa’yı korumak için canlarını siper ettiğine dikkati çeken Bakan Göktaş, “7 Ekim’den beri süren saldırıların şiddeti her geçen gün artarak devam ediyor. Hastaneler, okullar, mabetler, güvenli olduğu söylenen bölgeler sürekli bombalanıyor. Filistin’de anne olan bir kadın, çocuğunun doğduğu an ölümle karşı karşıya kalabileceğini biliyor” ifadelerini kullandı.
“Açlık ve susuzluğa maruz bırakılıyor”
Gazze’de binlerce çocuğun her yeni güne bomba sesleriyle uyandığını dile getiren Bakan Göktaş, şunları kaydetti:
“Binlerce çocuk evlerini, oyuncaklarını, kitaplarını, kıyafetlerini kaybediyor. Annelerini, babalarını, kardeşlerini kaybediyor. Açlık ve susuzluğa maruz bırakılıyor. Acılar içinde tedavi edilmeyi bekliyor. Tüm hakları ellerinden alınmış, yaşam alanları kullanılamaz hale gelmiş Gazzeli çocuklar en güzel yıllarını hapishanelerde geçiriyor.”
“Filistinli kadınlar unutulmaz yaralar alıyor”
Çocukların anne ve babalarının şefkatli kollarından koparılarak yetim kaldığına işaret eden Bakan Göktaş, “Bugün Gazzeli çocuklar, hiç büyüyemeden, çocukluklarını yaşayamadan, acılarını, haykırışlarını, gözyaşlarını kimseye duyuramadan bu dünyadan ayrılıyor. Akıl almaz zulümlere maruz kalan, her gün hayatla ölüm arasında yaşayan Filistinli kadınlar unutulmaz yaralar alıyor” dedi.
“Filistinli kadınlar insanüstü bir çaba sarf ediyor”
İsrail yönetiminin Filistin halkına gerçekleştirdiği zulümlerin kabul edilemez olduğunu aktaran Bakan Göktaş, şunları kaydetti:
“Tüm dünyada direnişin sembolü olan Filistinli kadınlar, çocuklarını yaşatmak, vatanlarını korumak için insanüstü bir çaba sarf ediyor. Her ne olursa olsun cesaretleriyle verdikleri mücadeleden asla ödün vermiyorlar. Sergiledikleri bu dik duruşla dünyada milyonlarca insanı adalet ve özgürlük için ayağa kaldırıyor. Buradan kalplerin uyanışına vesile olan güçlü Filistin kadınlarını selamlıyorum.”
“Filistin, ölesiye bir özgürlük destanı yazıyor”
Filistin’in sadece son teknolojik silahlara karşı mücadele vermediğine dikkati çeken Bakan Göktaş, “Filistin’de bugün yalana, dezenformasyona, zulme karşı da mücadele veriliyor. Her türlü insani değer, ahlak, vicdan ve hukuk yoksunluğuna karşı direnişin sembolü Filistin, ölesiye bir özgürlük destanı yazıyor. Bu vahşetten en çok kadınlar ve çocuklar etkileniyor” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin dünyanın her yerinde kadınların ve çocukların haklarını savunmada önemli bir role sahip olduğunu belirten Bakan Göktaş, şu ifadelere yer verdi:
“Kadınların ve çocukların geleceklerini şekillendirmede aktif rol alacakları bir hayata sahip olmalarını savunuyoruz. Güvenli ve sağlıklı bir ortamda yaşamaları için dünyadaki bütün mazlum kadınların sesi olmaya devam edeceğiz. 11 Mart’ta başlayacak Birleşmiş Milletler 68. Kadının Statüsü Komisyonu toplantılarında da bu duygu ve düşüncemizi her fırsatta dile getireceğiz.”
Gazze’nin Filistinliler için son sığınak olduğunu dile getiren Bakan Göktaş, “Onların bu sığınaklarını korumak için biz de var gücümüzle Filistinli kardeşlerimizin yanında olacağız. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da dile getirdiği gibi ‘Gazze için kıyamdayız.’ Adalet ve barış için sözümüzü yükseltmeye devam edeceğiz” dedi.
“Filistin davası bizim davamızdır diye yola çıktık”
HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan ise, Filistinli ve Gazzeli kadınların yanında olduklarını söyledi. Arslan, İsrail’in bütün baskı ve katliamlarına rağmen teslim olmayan Gazzeli kadınlara selam göndererek, “Filistin davası bizim davamızdır diye yola çıktık. İlk kez Türkiye-Filistin Parlamentoları Arası Dostluk Grubu’nu bir HAK-İŞ’çi kuruyor. İlkleri gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla HAK-İŞ, Filistin davasının başlangıcından itibaren özellikle katliamlara ve zulümlere direnme konusunda öncülük yapmıştır. Kimsenin sesinin çıkmadığı Gazze ablukasına karşı direniş ortaya koyan Mavi Marmara gemisinde HAK-İŞ’li kardeşlerimizi şehit verdik. HAK-İŞ, Mavi Marmara’da da vardı. Aynı zamanda Gazze’ye kimsenin giremediği günlerde yetimhane yaptırıp, Gazze’de rehabilitasyon merkezi açan HAK-İŞ’tir. 7 Ekim öncesinde de HAK-İŞ özellikle Filistin davasını ulusal ve uluslararası alanda temsil etmek için mücadele etmiştir” diye konuştu. – ANKARA
]]>Bu hafta; Tartuffe, Hamlet, Uçurtmanın Kuyruğu, Fosforlu Cevriye, Yaftalı Tabut, Komik Para, Godot Geldi, Çingene Boksör, Zehir, Benim Küçük Yıldızım, Bekçi ile Postacı, Masal, Herkes Sihirbaz Olacak, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bir Gece Masalı, Çöpsüz Dünya adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: Oteller Kenti (Edip Cansever)
İBB Şehir Tiyatroları, İstanbul Şiirle Buluşuyor başlığı altında, şairler ve şiirleri üzerinden oluşturulan özel mekan ve ses evreninde yeni bir “anlatı”yı seyircisine sunuyor.
Hümay Güldağ’ın uyarlayıp yönettiği Oteller Kenti’nde müzik tasarımı Hüseyin Tuncel’e, dekor tasarımı Cihan Aşar’a, kostüm tasarımı Ahsen Nur Doğan’a, efekt tasarımı Metin Küçükyılmaz’a, ışık tasarımı Uğur Yıldız’a, görsel tasarım Yakup Altay’a ve koreografi Arda Alpkıray’a ait. Oteller Kenti’nin oyuncuları Hüseyin Köroğlu, Hümay Güldağ ve Aslı Şahin. Piyanoda Orçun Tekelioğlu, solist olarak Berfu Aydoğan etkinliğin müzikleri için sahnede yerini alıyor. Etkinlik, 10 Mart 2024 tarihinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
Bu Haftanın Programı (6-10 Mart 2024)
TARTUFFE
Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz.
Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz.
Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
HAMLET
Usta yönetmen Engin Alkan, Shakespeare’in dünya klasikleri arasında haklı bir yere sahip bu oyununu, farklı bir yorumla seyirciyle buluşturuyor. Yaşam ve ölüm arasında, iktidar ve intikam arasında, düşüncesi ile eylemi arasında insanın tüm zamanlara özgü çelişkilerini sahneye taşıyan, tiyatro tarihinin en ünlü eseri Hamlet, Engin Alkan’ın rejisinde çağdaş bir okumayla şimdiki zamandan bakılan çarpıcı bir hatırlamaya dönüşüyor.
William Shakespeare’in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği, Engin Alkan’ın yönettiği oyunda Müslüm Tamer, Doğan Altınel, Seda Çavdar, Elçin Atamgüç, Zeliha Bahar Çebi, Zafer Kırşan, Hira Ogeday Erkut, Ersin Bağcıoğlu, Göksel Arslan, Destan Batmaz, Osman Kaba, Emre Ertunç, Cihat Faruk Sevindik, Doğan Şirin, Oğuzhan Oğuz, Hüseyin Emre Şen, Deran Özgen rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
UÇURTMANIN KUYRUĞU
Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar. Savaş Dinçel’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur.
Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
YAFTALI TABUT
Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikayesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor.
Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
KOMİK PARA
Doğum gününde Henry akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır. Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar.
Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Can Alibeyoğlu, Elyesa Çağlar Evkaya, Emrah Derviş Soylu, Hasip Tuz, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın, Uğur Dilbaz rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
GODOT GELDİ
“Godot Geldi”, İrlandalı yazar Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı yapıtının ardından ve ona bir “gönderme” olarak, Karadağlı yazar Miodrag Bulatovic’in kaleme aldığı bir oyundur… “Olay” bir bataklıkta geçer. Becket’in oyununda; Godot beklenilir… Bulatovic’in oyununda ise, bir fırıncı olarak Godot gelir… Beckett, yapıtında kavramlardan yola çıkarak evrensel bir resital sunarken, Bulatovic, aynı tematik yapıyı işlemiş olsa da, rol kişilerinin ve kısmen de olsa mekanın yapısını değişime uğratarak, daha çok “simge”lere yönelmiştir…
Beckett’te de, Bulatovic’te de bekleyenler açısından önemli olan, aslında beklenen kişinin kim olduğu değil, bekleyişin kendisidir… İşte bu durumda; kim olduğu tam olarak bilinmeyen bir “gelen”in, kesinlikle tanımlanmış bir “giden”e dönüşmesinin öyküsüdür diyebiliriz “Godot Geldi” için…
Miodrag Bulatovic’in yazdığı, Sevgi Soysal’ın çevirdiği, Ragıp Yavuz’un yönettiği oyunda Ali Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çetinel, Meriç Benlioğlu, Murat Coşkuner rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇİNGENE BOKSÖR
1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahküm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü…
Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 9 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
MASAL (5+Yaş) (Sözsüz Oyun)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)
İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgarın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.
Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları” gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Çorum İl Jandarma Komutanlığı, halkın huzur ve güvenliğinin sağlanmasının yanı sıra, başta madde bağımlılığı olmak üzere aile içi şiddet ve çevre sorunlarıyla ilgili etkin bir mücadele yürütüyor. İl Jandarma Komutanlığı bünyesinde Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü, Aile içi Şiddetle Mücadele Kısım Amirliği, HAYDİ ve Trafik Şube Müdürlüğü ekipleri il genelinde düzenledikleri eğitim programlarında öğrenci ve velileri madde bağımlılığı, kadına yönelik şiddet, çevre sorunları ve trafik konularında bilgilendiriyor.
Uyuşturucu ile mücadeleye anne desteği
Çocukların ve gençlerin uyuşturucu kullanımının önüne geçerek anne duyarlılığından faydalanmak amacıyla İçişleri Bakanlığının hayata geçirdiği “En İyi Narkotik Polisi: Anne Projesi” çerçevesinde Jandarma ekipleri, madde bağımlılığının önlenmesi için izlenmesi gereken yollar hakkında annelere sunum yapıyor. Eğitimlerde madde bağımlığı, bağımlılık yapıcı maddeler, bağımlı kişinin özellikleri, uyuşturucu ile mücadelede hayata geçirilen ihbar mekanizmaları ve çözüm merkezleri konusunda bilgilendirme yapan Jandarma ekipleri, katılımcılara “UYUMA” projesi hakkında da bilgilendirme yapıyor.
Anne ve anne adayları bilinçlendiriliyor
Anne ve anne adaylarına uyuşturucu kullanımında erken tespit ve müdahalenin önemini vurgulayan jandarma personeli, anneler ile sağlanacak işbirliği sayesinde küresel bir sorun olan uyuşturucu ile madde bağımlılığıyla mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceğini vurguladılar. Ailenin temel taşının anne oluğuna dikkat çeken ekipler, annelerin desteğiyle uyuşturucu ile mücadele de daha etkin çalışma yapılacağına dikkat çektiler. Bu çerçevede, 2023 yılında tarafından 386, bu yıl ise 98 anneye eğitim verildi.
Çocuk dedektifler yetiştiriliyor
Trafik Dedektifleri çerçevesindeyse İl Jandarma Komutanlığı Jandarma Trafik Timleri, çocuk dedektif yetiştiriyor. Seminerlerde öğrencilere trafik işaret ve levhaları, emniyet kemeri, yaya geçidi, üst ve alt geçit kullanımı, güvenli bisiklet kullanımı, yaya güvenliği, görünürlük, araçta güvenli yolculuk, karşıdan karşıya geçme ve güvenli oyun alanları konularında bilgi veriliyor. Proje ile trafik kuralları konusunda farkındalık oluşturularak, mevcut algının değiştirilmesi, böylelikle Türkiye’nin gelecekte trafiği güvenli, ulaşımı konforlu bir ülkeye dönüşmesi amaçlanıyor. Trafik Dedektifleri projesinde, geleceğin sürücü adaylarını, trafik kurallarını tam anlamıyla bilen ve bu konuda sorumluluk alan bireylere dönüştürmeyi hedefleniyor. Trafik bilinci aşılamayı hedefleyen projede, eğitime katılan çocuklara ‘Trafik dedektifi’ unvanı verilerek trafik konusunda bilinçli bir davranış modeli geliştirmeleri bekleniyor.
Trafik timlerince bugüne kadar 9 bin 350 öğrenci çocuk müfettişi olurken, geçen yıl 3 bin 500 öğrenciye trafik eğitimi verildi.
Jandarma ekipleri, sorumluluk bölgesinde “Çevre, Doğa ve Hayvanların Korunmasına” yönelik çalışmalarını da aralıksız olarak sürdürüyor. Çorum İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından sorumluluk bölgesinde bulunan ilk ve ortaokul öğrencilerine “temel çevre bilinci, hayvan sevgisi ve hayvanların korunması” konularında eğitim verilerek, çevrenin, doğal hayatın ve hayvanların korunması bilincinin geliştirilmesine katkı sağlanıyor.
Kadınlar KADES hakkında bilgilendiriliyor
İl Jandarma Komutanlığı Aile İçi Şiddetle Mücadele ve Çocuk Kısım Amirliği ekipleri, paydaş kurumlarla ilçeler ve kırsalda Kadın Destek Uygulaması KADES hakkında bilgi vererek kadın ve çocuklara, acil bir durum ile karşı karşıya kalmaları durumunda, neler yapmaları gerektiği konusunda bilgilendirildi. – ÇORUM
]]>Depremlerin etkilediği 11 il arasında yer alan Diyarbakır’da yıkılan binaların enkazında arama kurtarma çalışmalarına katılan AFAD, UMKE, Kızılay, Sağlık Bakanlığı, jandarma ve Emniyet Genel Müdürlüğü gibi kurum ve kuruluşlarda görevli kadın çalışanlar, günler süren mücadele ile çok sayıda depremzedenin yaşama tutunmasını sağladı.
Arama kurtarma çalışmalarının yanı sıra ilk yardımdan beslenmeye, psiko-sosyal destekten yaşam alanlarının kurulmasına kadar pek çok alanda görev alan kadınlar, ailelerinden ayrı günler süren mesailerinde yaşadıkları duyguları AA muhabiri ile paylaştı.
“Kurtardığım her insan halen aklımda”
Diyarbakır AFAD’da arama kurtarma teknisyeni olarak görev yapan Gizem Doğan, deprem anında büyük korku ve panik yaşadığını, sarsıntı geçtikten sonra ailesini güvenli bir alana alıp, görevinin başına koştuğunu söyledi.
Depremde çöken Serin-2 Apartmanı’nın enkazında görev yaptığını anlatan Doğan, 12 gün boyunca orada çalışma yürüttüğünü belirtti.
Doğan, “Tek amacımız insanları kurtarmak olduğu için canla başla çalışmaya başladık. Sesleri duydukça insanları kurtarmak için elimden geleni yaptım. Kurtardığım her insan halen aklımda. Aklıma geldikçe duygulanıyorum. Umarım bir daha böyle bir afet yaşamayız.” dedi.
“Orada ‘İyi ki sağlıkçıyım’ dedim”
UMKE ekibinden Sevgi Yıldız ise depreme çocukluk arkadaşıyla yakalandıklarını belirterek, ilk korkuyu atlattıktan sonra çalışmalara katılmak için hazırlığını yapıp kendi imkanlarıyla Serin-2 Apartmanı’nın enkazına ulaştığını anlattı.
Acıyı bir kenara bırakıp, insanları kurtarmak için çaba gösterdiğini dile getiren Yıldız, şunları söyledi:
“O gün orada ‘İyi ki sağlıkçıyım’ dedim. Serin-2 Apartmanı’nın enkazında bir sağlıkçı vardı ve ona ulaştık, damar yolu açtık. Çok dar bir alandı ama hiç canımızı düşünmedik. Kıza ulaştığımızda, elimizi tuttuğunda, ‘Beni bırakmayın’ dedi. Bu çok farklı bir duyguydu. Bir canlıya ulaşabilmek, dokunmak… O eli bırakmadık ve saatlerce o kişiyle temas halindeydik.”
Yıldız, ikinci depremi enkaz başındayken yaşadığını fakat ilk sarsıntı gibi korku ve panik hissetmediğini dile getirerek, kurtarılması gereken canlar olduğunu bilmenin kendilerini motive ettiğini aktardı.
Bir tarafta çocukların diğer tarafta görevin”
Hemşire ve UMKE gönüllüsü 2 çocuk annesi Nalan Uzun ilk depremi atlatıp, eşi ve çocuklarının güvende olduğunu gördükten sonra görevinin başına gitmek istediğini söyledi.
Uzun, o an yaşadığı duyguları şöyle ifade etti:
“Bir bölünmüşlük yaşıyorsun. Bir tarafta eşin ve çocukların diğer tarafta görevin. Ama diğer taraf daha ağır basıyor. İkinci depremi Galeria Sitesinin enkazı başında yaşadık. Diğer binanın yıkılışı, üzerimize doğru gelişinden saniyelerle kurtulduk. Çocuklarınız size bir kahraman gözüyle bakıyor.”
112 Acil Sağlık ekibinde acil tıp teknikeri Demet Zerrin, depremin ilk anından kurtarma çalışmalarının son gününe kadar sahada görev yaptığını anlattı.
Zerrin, depremden 17 saat sonra 10 yaşındaki çocuk ve ardından babasının kurtarıldığını anlatarak, “Çocuk ambulansa alındıktan sonra elimi sımsıkı tuttu ve ‘Elimi bırakma abla yüzümü sil, arkadaşlarım benimle alay eder. Ayaklarım yerinde mi?’ dedi. Yüzünü sildim, ve ayaklarını görmesini sağladım. Ama o elimi hiç bırakmadı.” dedi.
“15 gün boyunca eve gidemedik”
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığında çalışan Tuba Utli ise depremin ilk anında panikle babasına koştuğunu, sarsıntının durmasının ardından da görevinin başına geçtiğini ifade etti.
Serin-2 Apartmanı’nın enkazında görev yaptığını anlatan Utli, şöyle dedi:
“Enkaza ilk gittiğimde korku, üzüntü hepsi vardı. Ama ilk canlıyı görünce o sevinç çığlıklarıyla sakinleşmeye başladık. Görevimiz gereği de o korkuyu bastırmak zorundaydık. 15 gün boyunca orada çalıştık ve hiçbir şekilde eve gidemedik. Sadece biraz dinlenme ile vardiyalı çalıştık.”
Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünde psikososyal destek ekibinde görevli psikolog Rüveyda Efe, öncelikli çalışma guruplarının çocuklar olduğunu, depremin izlerini silmenin zor bir iş olduğunu anlattı.
Çocukların gözlerindeki korkuyu anlayabildiklerini dile getiren Efe, deprem geçmesine rağmen yaşanan travmanın etkilerinin sürdüğünü ifade etti.
Efe, konteyner kentte buna yönelik çalışmalar yürüttüklerine işaret ederek, bireysel görüşmelerin halen devam ettiğini belirtti.
“Günlerce çocuklarımı göremedim”
Kızılay Toplumsal Güçlendirme Uzmanı Aysel Yaşar da çocuklarını güvenli bir yere bıraktıktan sonra aşevi koordinasyonunu yürüttüğünü ve deprem çalışmaları süresince binlerce kişiye sıcak yemek sağladıklarını kaydetti.
Yaşar, “Günlerce çocuklarımı görmedim. Çalışmalarımı görünce çok mutlu oluyorlardı. Onlar benim gururum ben de onların gururu oldum. Çok mutlu oluyorlardı. Bir anne ve bir kadın olarak yardım gönüllüsü olmak çok güzel bir duygu.” diye konuştu.
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, İslam İşbirliği Parlamenter Asamblesi (İSİPAB) 18’inci Konferansı’na katılmak üzere geldiği Fildişi Sahili’nde temaslarına devam ediyor. Kurtulmuş, resmi ziyarette bulunmak üzere geldiği Fildişi Sahili’nde, Grand Bassam şehrindeki Grand Bassam Kız Yetimhanesi’ni ziyaret ederek, TİKA tarafından yaptırılan okul öncesi sınıfın açılışını gerçekleştirdi. Kurtulmuş, açılış töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye ve Fildişi Sahili’nin özellikle son yıllarda çok yakın ilişkisi bulunan ve bu ilişkilerini geliştirmeye devam eden iki dost ve kardeş ülke olduğunu belirtti. İki ülkenin devlet başkanlarının karşılıklı ziyaretleriyle Türkiye ve Fildişi Sahili arasındaki ilişkilerinin çok daha hızlı bir şekilde gelişmeye başladığını dile getiren Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2016’da Fildişi Sahili’ne gerçekleştirdiği ziyaretinde eşi Emine Erdoğan’ın yetimhanenin renovasyonu sonrasındaki açılış törenine katılmasıyla da Grand Bassam Kız Yetimhanesi’nde dostluğun ete kemiğe büründüğünü ifade etti.
“Afrika halkları uzun kolonyalizmden çok çekmiştir”
Bugün de yetimhanenin anaokulu sınıfının açılışının gerçekleştirileceğini aktaran Kurtulmuş, açılışta emeği geçen TİKA çalışanlarına teşekkür etti. Türkiye’nin son yıllarda Afrika kıtasıyla ilişkisinin geliştiğini belirten Kurtulmuş, “Bizim ‘Afrika açılımı’ adını verdiğimiz program çerçevesinde Türkiye, Afrika’daki dost ve kardeş ülkelere elini uzatarak, ‘Buyurun hep beraber el ele verelim ve Afrika’nın uyanışını hep birlikte sağlayalım’ diye fikirlerini ortaya koymakta, işbirliği ve yardımlaşma imkanlarını desteklemektedir. Çünkü Afrika halkları uzun kolonyalizmden çok çekmiştir. Emperyalist ülkelerin bu bölgenin yerel halklarına karşı tepeden bakan, kibirli tavırlarından çok çekmiştir. Onun için biz, ülkelerle ve halklarla ilişki kurarken resmi bir ilişki kurmanın çok ötesinde kalpten kalbe ilişkileri kurmak, kalpten kalbe köprüleri geliştirmeyi öncelik olarak görüyoruz” dedi.
Açılış ile Fildişi Sahili halkıyla Türk milleti arasında bir gönül köprüsünün inşa edilmekte olduğunu aktaran Kurtulmuş, “Biz Afrika halklarına kazan kazan prensibi çerçevesinde, yaratılışta eşit insanlar olarak işbirliği, yardımlaşma, dostluk ve kardeşlik ilkeleri içerisinde hep birlikte daha güzel günleri kurabiliriz fikriyle yaklaşıyoruz. Bu çerçevede bugün buradaki programın çok anlamlı olduğunu ifade etmek isterim” dedi.
“Toplumların vicdanı yetimlere olan yaklaşımlarıdır”
“Toplumların geleceği çocuklardır, gençlerdir. Toplumların vicdanı ise yetimlere olan yaklaşımlarıdır” diyen Kurtulmuş, bu anlamda buradaki çocuklara sahip çıkmanın insanlık adına ortak vazife olduğunu vurguladı. Kurtulmuş, “Bu çocuklarımızın, evlatlarımızın arasından güzel eğitimler alarak, belki dünya çapında mühendislerin, doktorların, bilim insanlarının, siyasetçilerin, askeri personelin, velhasıl dünyaya faydalı olabilecek çok sayıda okumuş insanın çıkacağına yürekten inanıyoruz. Bu gençlerimizin içerisinden çok sayıda toplum liderinin de çıkacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Yetimlere sahip çıkmanın toplumların vicdanının göstergesi olduğunu belirten Kurtulmuş, “Bizim kültür ve medeniyetimizde yetimin ayrı bir yeri vardır. Yetimin kalbini kıran dünyayı yıkar; yetimin kalbini yapansa dünyayı yapar” dedi.
Kur’an-ı Kerim’deki 23 yerde yetimlerle ilgili uyarıların yer aldığını belirten Kurtulmuş, Peygamber Efendimizin de bir yetim olduğunun unutulmamasını istedi. Kurtulmuş, “Bu çerçeveden baktığımız zaman bu yetimhanedeki faaliyetlerimiz, kültür ve medeniyetimizin bize yüklediği önemli sorumluluklardan birisidir” dedi.
“İsrail’in saldırılarında hayattan koparılanların yüzde 75’i ise kadın, yaşlı ve çocuklardır”
Grand Bassam’da yetimlerle ilgili bu faaliyette bulunurken ne yazık ki dünyanın başka bir ülkesinde, Filistin’in Gazze topraklarında İsrail’in saldırılarıyla çok sayıda çocuğu yetim ve öksüz hale getirdiğini ifade eden Kurtulmuş, “İsrail’in saldırılarında beş ay içerisinde 30 bin insan hayattan koparılmıştır. Bunların yüzde 75’i ise kadın, yaşlı ve çocuklardır. Gazze’de hayattan koparılan bütün masum insanların hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. Yetim bırakılan bütün evlatlarımıza sahip çıkmanın bir insanlık borcu olduğunu Grand Bassam’dan ifade etmek istiyorum. İnşallah çocukların yetim bırakılmadığı, kadınların ailelerinden koparılmadığı, yaşlı insanların suçsuz yere öldürülmediği, yeryüzünde hakkaniyetin, adaletin, insafın ve vicdanın hakim olduğu bir dünyayı kurmak hepimize nasip olur” dedi.
Açılış töreninde TBMM Başkanı Kurtulmuş’un eşi Sevgi Kurtulmuş, Fildişi Sahili Kadın, Aile ve Çocuk Bakanı Nasseneba Toure, İslam İşbirliği Parlamenter Asamblesi (İSİPAB) Türkiye Delegasyonu Başkanı ve AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdürrahim Dusak, İSİPAB Türkiye Delegasyonu Üyesi ve AK Parti Adana Milletvekili Ahmet Zenbilci, AK Parti Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş, AK Parti Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız, TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun ve Türkiye’nin Abidjan Büyükelçisi Deniz Erdoğan Barım da yer aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan kız yetimhanesinin açılışını yapmıştı
1972 yılında kız ve erkek öğrenciler için kurulan yetimhane, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şubat 2016’da Fildişi Sahili’ne gerçekleştirdiği ziyaretinde eşi Emine Erdoğan ve Fildişi Sahili Devlet Başkanı’nın eşi Dominique Claudine Ouattara tarafından kız yetimhanesi olarak açıldı. Fildişi Sahili Kadın, Aile ve Çocuk Bakanlığına bağlı olan yetimhanede 5-21 yaş arasında 133 kız eğitim görüyor. Yetimhanede çocuklar için kültürel, fiziksel ve sosyal faaliyetlerin yanı sıra el işi becerilerini geliştirmek amacıyla kurslar veriliyor. Kütüphane, yemekhane, sağlık ocağı, bilgisayar odası, oyun alanı ve atölyelerden müteşekkil bir kampüsten oluşan yetimhanede, TBMM Başkanı Kurtulmuş ve eşi Sevgi Kurtulmuş’un ziyareti dolayısıyla da TİKA tarafından yaptırılan anaokulu sınıfının açılışı gerçekleştirildi. – ABİDJAN
]]>Kurtulmuş, resmi ziyarette bulunmak üzere geldiği Fildişi Sahili’nde, Grand Bassam şehrindeki Grand Bassam Kız Yetimhanesi’ni ziyaret ederek Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından yaptırılan okul öncesi sınıfın açılışını gerçekleştirdi.
Kurtulmuş, açılış töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye ve Fildişi Sahili’nin özellikle son yıllarda çok yakın ilişkisi bulunan ve bu ilişkilerini geliştirmeye devam eden iki dost ve kardeş ülke olduğunu belirtti.
İki ülkenin devlet başkanlarının karşılıklı ziyaretleriyle Türkiye ve Fildişi Sahili arasındaki ilişkilerinin çok daha hızlı bir şekilde gelişmeye başladığını dile getiren Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2016’da Fildişi Sahili’ne gerçekleştirdiği ziyaretinde eşi Emine Erdoğan’ın, yetimhanenin renovasyonu sonrasındaki açılış törenine katılmasıyla da Grand Bassam Kız Yetimhanesi’nde dostluğun ete kemiğe büründüğünü ifade etti.
Bugün de yetimhanenin anaokulu sınıfının açılışının gerçekleştirileceğini aktaran Kurtulmuş, açılışta emeği geçen TİKA çalışanlarına teşekkür etti.
Türkiye’nin son yıllarda Afrika kıtasıyla ilişkisinin geliştiğini belirten Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bizim ‘Afrika açılımı’ adını verdiğimiz program çerçevesinde Türkiye, Afrika’daki dost ve kardeş ülkelere elini uzatarak, ‘Buyurun hep beraber, el ele verelim ve Afrika’nın uyanışını hep birlikte sağlayalım.’ diye fikirlerini ortaya koymakta, işbirliği ve yardımlaşma imkanlarını desteklemektedir. Çünkü Afrika halkları uzun kolonyalizmden çok çekmiştir. Emperyalist ülkelerin bu bölgenin yerel halklarına karşı tepeden bakan, kibirli tavırlarından çok çekmiştir. Onun için biz, ülkelerle ve halklarla ilişki kurarken, resmi bir ilişki kurmanın çok ötesinde kalpten kalbe ilişkileri kurmak, kalpten kalbe köprüleri geliştirmeyi öncelik olarak görüyoruz.
Bugün burada ortaya konulan bu güzel merasimle birlikte yine Fildişi Sahili halkıyla Türk milleti arasında bir gönül köprüsünün inşa edilmekte olduğunu görüyoruz. Biz Afrika halklarına kazan kazan prensibi çerçevesinde, yaratılışta eşit insanlar olarak; işbirliği, yardımlaşma, dostluk ve kardeşlik ilkeleri içerisinde hep birlikte daha güzel günleri kurabiliriz fikriyle yaklaşıyoruz. Bu çerçevede bugün buradaki programın çok anlamlı olduğunu ifade etmek isterim.”
“Toplumların vicdanı yetimlere olan yaklaşımlarıdır”
“Toplumların geleceği çocuklardır, gençlerdir. Toplumların vicdanı ise yetimlere olan yaklaşımlarıdır.” diyen Kurtulmuş, bu anlamda buradaki çocuklara sahip çıkmanın insanlık adına ortak vazife olduğunu vurguladı. Kurtulmuş, “Bu çocuklarımızın, evlatlarımızın arasından güzel eğitimler alarak, belki dünya çapında mühendislerin, doktorların, bilim insanlarının, siyasetçilerin, askeri personelin velhasıl dünyaya faydalı olabilecek çok sayıda okumuş insanın çıkacağına yürekten inanıyoruz. Bu gençlerimizin içerisinden çok sayıda toplum liderinin de çıkacağına inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Yetimlere sahip çıkmanın toplumların vicdanının göstergesi olduğunu belirten Kurtulmuş, “Bizim kültür ve medeniyetimizde yetimin ayrı bir yeri vardır. Yetimin kalbini kıran, dünyayı yıkar; yetimin kalbini yapansa dünyayı yapar.” şeklinde konuştu.
Kur’an-ı Kerim’deki 23 yerde yetimlerle ilgili uyarıların yer aldığını belirten Kurtulmuş, Hazreti Muhammed’in de bir yetim olduğunun unutulmamasını istedi.
Kurtulmuş, “Bu çerçeveden baktığımız zaman bu yetimhanedeki faaliyetlerimiz, kültür ve medeniyetimizin bize yüklediği önemli sorumluluklardan birisidir.” dedi.
“İsrail’in saldırılarında, hayattan koparılanların yüzde 75’i ise kadın, yaşlı ve çocuklardır”
Grand Bassam’da yetimlerle ilgili bu faaliyette bulunurken ne yazık ki dünyanın başka bir ülkesinde, Filistin’in Gazze topraklarında, İsrail’in saldırılarıyla çok sayıda çocuğu yetim ve öksüz hale getirdiğini ifade eden Kurtulmuş, şöyle konuştu:
“İsrail’in saldırılarında, beş ay içerisinde 30 bin insan hayattan koparılmıştır; bunların yüzde 75’i ise kadın, yaşlı ve çocuklardır. Gazze’de hayattan koparılan bütün masum insanların hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. Yetim bırakılan bütün evlatlarımıza sahip çıkmanın bir insanlık borcu olduğunu Grand Bassam’dan ifade etmek istiyorum. İnşallah çocukların yetim bırakılmadığı, kadınların ailelerinden koparılmadığı, yaşlı insanların suçsuz yere öldürülmediği, yeryüzünde hakkaniyetin, adaletin, insafın ve vicdanın hakim olduğu bir dünyayı kurmak hepimize nasip olur.”
Açılış töreninde, TBMM Başkanı Kurtulmuş’un eşi Sevgi Kurtulmuş, Fildişi Sahili Kadın, Aile ve Çocuk Bakanı Nasseneba Toure, İslam İşbirliği Parlamenter Asamblesi (İSİPAB) Türkiye Delegasyonu Başkanı ve AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdürrahim Dusak, İSİPAB Türkiye Delegasyonu Üyesi ve AK Parti Adana Milletvekili Ahmet Zenbilci, AK Parti Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş, AK Parti Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız, TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun ve Türkiye’nin Abidjan Büyükelçisi Deniz Erdoğan Barım da yer aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan kız yetimhanesinin açılışını yapmıştı
1972 yılında kız ve erkek öğrenciler için kurulan yetimhane, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şubat 2016’da Fildişi Sahili’ne gerçekleştirdiği ziyaretinde eşi Emine Erdoğan ve Fildişi Sahili Cumhurbaşkanının eşi Dominique Claudine Ouattara tarafından kız yetimhanesi olarak açıldı.
Fildişi Sahili Kadın, Aile ve Çocuk Bakanlığına bağlı olan yetimhanede, 5-21 yaş arasında 133 kız eğitim görüyor.
Yetimhanede çocuklar için kültürel, fiziksel ve sosyal faaliyetlerin yanı sıra el işi becerilerini
geliştirmek amacıyla kurslar veriliyor.
Kütüphane, yemekhane, sağlık ocağı, bilgisayar odası, oyun alanı ve atölyelerden müteşekkil bir kampüsten oluşan yetimhanede, TBMM Başkanı Kurtulmuş ve eşi Sevgi Kurtulmuş’un ziyareti dolayısıyla da TİKA tarafından yaptırılan anaokulu sınıfının açılışı gerçekleştirildi.
]]>İlçeye yeni parklar ve yaşam alanları kazandırmak için çalışmalarını sürdüren Beylikdüzü Belediyesi, “12 Günde 32 Proje” sloganıyla başlatılan açılışlar serisine Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı ve 20 parkın açılışı ile başladı.
Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nda gerçekleşen açılış programına Başkan Çalık, CHP Beylikdüzü İlçe Başkanı Mülayim Demirtaş, Başkan Yardımcıları, Meclis Üyeleri ve birim müdürleri ve ilçe protokolü katıldı.
5 yılda toplamda 252 projeyi hayata geçirdiklerini belirten Başkan Çalık, Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nın ise yıllardır atıl ve metruk durumda olduğunun altını çizerek, böyle bir alanı yaşam alanına dönüştürüp ilçeye kazandırmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirdi. İlçe halkının da yoğun katılım gösterdiği açılış öncesi alanda yürüyüş yapan Başkan Çalık vatandaşlarla sohbet etti.
20 gün boyunca Beylikdüzü’nde yeni açılışlar yaparak, ilçeye yeni tesisler kazandırılacağını duyuran Başkan Çalık, şunları kaydetti:
“DÜNYAMIZI VE ÇEVREMİZİ KORUMAK DA BİZLERİN SORUMLULUĞUNDA”
“Buranın bendeki yeri çok başka. O yüzden açılış törenlerine buradan başlamayı özellikle istedim. Dünyamız zaman içerisinde maalesef çok ciddi krizlerle karşı karşıya bırakıldı. Nasıl ki yeni projeler, kültür merkezleri, spor salonları, bilim ve sanat merkezleri, inovasyon merkezleri, kreşler hayata geçiriyorsak, dünyamızı ve çevremizi korumak, iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele etmek, biyoçeşitliliği korumak da bizlerin görevi ve sorumluluğunda. Çocuklarımızın ve onların değerli ailelerinin nefes alabilecekleri yeni yeşil alanlar, parklar ve yaşam alanları kazandırmak da bizlerin sorumluluğunda. Ben bu kenti 95 santimden bakarak, yani 3 yaşındaki bir çocuğun boyundan bakarak deneyimliyorum, ona göre tasarlıyorum. Bana göre çocuklar yalnızca geleceğimiz değil, çocuklar geleceğin bugünüdür.”
Gürpınar 100 Yıl Kent Ormanı olarak tasarlanan alanın kendi haline terk edilmiş bir yer olduğunu hatırlatan Başkan Çalık, şöyle devam etti:
“HİÇBİR ZAMAN ‘BU KADAR YEŞİL YETER’ DEMEDİK”
“Eminim eski halini bilenleriniz vardır. Bu ormanlık alan metruk bir vaziyette, kaderine terk edilmiş bir şekilde duruyordu. Şimdi 26 bin metrekarelik bu alanı biz; içerisinde tematik parklar, sosyal tesis, piknik ve oturma alanları, çocuk oyun alanları, açık spor alanları, tenis kortu, seyir terası, sanat merdiveni ve yürüyüş yollarının olduğu yemyeşil bir yaşam alanına dönüştürdük. Biz hiçbir zaman ‘Bu kadar yeşil bize yeter’ demedik. Uygun bulduğumuz her alanı, yeşil alan olarak Beylikdüzü’ne kazandırmak için var gücümüzle çalıştık. Geçtiğimiz 5 yılda tam 1 milyon metrekare yeni yeşil alan kazandırdık. 15 bin 500 yetişkin ağaç diktik. Biz bu yeşil alanları çocuklarımız oynasın, emeklimiz rahatça vakit geçirsin, ailelerimiz evlerine sıkışıp kalmasın diye yapıyoruz. Biz bu yeşil alanları insanlar rahat nefes alsın diye yapıyoruz. Kimse betona, karanlığa, mutsuzluğa mahkum değil. Bu millet şehirlerinde mutlu yaşamayı hak ediyor. Biz bu millete hakkını vermek için mücadele ediyoruz.
“BU KENT İÇİN ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Parkların insanların psikolojisine nasıl iyi geldiğini çok iyi bilen bir kişiyim. Ben hep şunu söyledim ‘Beylikdüzü’nde antidepresan kullananların oranını azaltacağım’ dedim. Her yaptığımız parkla Beylikdüzü’nde antidepresan kullanım oranı azalıyor. Beylikdüzü’ndeki yaptığımız alanları insanlar kullandıkça içerisine huzur dolacak ve o karamsar duygudan çok güzel duygulara geçecekler. Dolayısıyla biz bu kent için çalışmaya, bu kent için üretmeye devam edeceğiz.”
Alanın yapımında emeği olan çalışma arkadaşlarına da teşekkür eden Çalık, konuşmasına şöyle son verdi:
“ATATÜRK’ÜN AÇTIĞI YOLDA, GÖSTERDİĞİ HEDEFE YORULMADAN KOŞACAĞIZ”
“5 yıl daha Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe hep birlikte, durmadan ve yorulmadan koşacağız. Çünkü sizin enerjiniz, gülen yüzünüz, Beylikdüzü’nün aklı, ışığı bu memleketin umudu. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nın ve 20 yeni parkımızın Beylikdüzü’ne ve tüm komşularımıza hayırlı olmasını diliyorum.”
Başkan Çalık’ın konuşmasının ardından protokolün katılımıyla açılış kurdelesi kesildi. Etkinliğe gelenlere teşekkür eden Çalık, aileleri çocuklar için hazırlanan oyun alanlarında zaman geçirmeye davet etti.
]]>Tekin, Alsancak Gar Toplantı Salonu’nda kentteki eğitim yatırımlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Her ayın ilk cumartesi günü yaptıkları “Öğretmenler Odası Buluşmaları”nı bugün Türkiye’nin farklı illerinden gelen 300 öğretmenle İzmir’de gerçekleştirdiklerini söyleyen Tekin, AK Parti hükümetlerinin eğitim alanında çok ciddi yatırımlar yaptığını, 2002-2003 eğitim-öğretim yılına göre derslik sayısı, öğretmen sayısı ve benzeri sayısal göstergelerin minimum iki katına çıkartıldığını söyledi.
Bakan Tekin, bu ay sonunda gerçekleşecek Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin Milli Eğitim Bakanlığını çok yakından ilgilendirdiğini belirterek, yerel yöneticilerin kendilerine destek verdiği yerlerde eğitim yatırımlarının çok rahat bir şekilde yürüdüğüne dikkati çekti.
İzmir’de yatırım programına alınan, ihale veya inşaat sürecinde olan 90 projenin bulunduğunu bildiren Tekin, “Bu projelerin bir kısmı devam ediyor, bir kısmı ihale sürecinde, bir kısmı ihalesine çıkılmış, imar ve inşaatla, ruhsatla ilgili problemlerin çözülmesi bekleniyor. Dolayısıyla bu bahsettiğimiz yatırımlarla ilgili süreç tamamlandığında toplamda İzmir’deki derslik sayısına 1907 derslik ilave edilmiş olacak.” diye konuştu.
Tekin, 90 projenin bedelinin yaklaşık 6 milyar 800 milyon lira olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2024’te İzmir için 956 dersliğe tekabül eden toplam 23 yeni okul projesini yatırım programımıza aldık. İzmir halkına, İzmir’deki eğitim öğretim sürecini sabırsızlıkla bekleyen, takip eden eğitim camiasına hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Ayrıca deprem kapsamında toplam 17 okulumuzda 2023 yılı içerisinde deprem güçlendirme çalışmaları başlamış, bu da 329 dersliğe tekabül ediyor. Onları da tamamlayacağız. Deprem güçlendirmesi yapılması gereken 48 okulumuzu da güçlendirme sürecine alıyoruz. Onların da derslik karşılığı 683.”
Bunların tamamlanmasıyla İzmir’deki derslik sayısının yaklaşık 33 binin üzerine çıkacağını kaydeden Tekin, Ankara’da hayata geçirecekleri müzik ilkokulu-ortaokulu ve lisesi projesini İzmir’de de planlayacaklarını söyledi.
İzmir’e de gastronomi lisesi projesi
Tekin, bakanlık olarak mesleki eğitimdeki ara eleman problemini çözmek için ciddi tedbirler aldıklarını, Türkiye genelinde oluşturmayı planladıkları gastronomi liselerinin ilkini 2024-2025 eğitim-öğretim yılında İstanbul’da başlatacaklarını ifade etti.
Uygun bir lokasyon temin edilmesi halinde bunun ikinci örneğini İzmir’de planlamak istediklerini kaydeden Tekin, “Bir hayırseverimiz yapımını üstlendi. Bizim yatırım programımızın dışında inşallah dediğimiz koşullara uygun bir lokasyon üretilebilirse onu da hayata geçirmiş olacağız.” dedi.
Tekin, Konak Öğretmenevi’ni yatırım programına aldıklarını, mevcut yerinde 2 yıl içinde tekrar hizmete açılacağını, Foça’da atıl durumda bulunan Hizmetiçi Eğitim Merkezi’ni de Öğretmen Akademileri’nin İzmir şubesi olarak hayata geçireceklerini sözlerine ekledi.
İzmir’e 100 yeni kreş ve Çocuk Gelişim Akademisi
AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ da seçimi kazanmaları halinde eğitim alanında çocuklara ve velilere yönelik bazı projeleri hayata geçireceklerini, İzmir’e 100 yeni kreş ile Çocuk Gelişim Akademisi’ni kazandıracaklarını, çocuk üniversiteleri kuracaklarını aktardı.
Çocukların eğitim-öğretim hayatlarının her anında yanlarında olacaklarını kaydeden Dağ, “Güçlü, huzurlu ve müreffeh bir İzmir, sadece bizim değil, gelecek nesillerimizin de hakkı. İzmir’imizin aydınlık yarınları için, el ele, omuz omuza, yürek yüreğe mücadele edeceğiz. Milli Eğitim Bakanlığımızın vizyonu olan ‘Hayata hazır, sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştiren bir eğitim sistemi’ için İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak gelecek 5 yıla ‘biz hazırız’ diyorum.” dedi.???????
]]>Çiftçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocuklarda sık görülen solunum yolu enfeksiyonlarına ilişkin bilgileri paylaştı.
Kovid-19 salgınında virüsün baskınlığı, maske, mesafe gibi önlemlerin etkisiyle diğer solunum yolu enfeksiyonlarının görülmediğini anımsatan Çiftçi, “Kovid-19 salgını sonrası, önlemlerin kaldırıldığı ilk yıl, çok ağır enfeksiyonlarla karşılaştığımız bir kış mevsimi geçirdik. Bunun temel sebebi, çocukların pek çok hastalığı uzun süre geçirmemiş olmasıydı.” ifadesini kullandı.
Salgında, her kış beklenen influenza ve RSV’nin bile neredeyse görülmediğine işaret eden Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Salgın sonrası ilk kış, önlemler ortadan kaldırılınca hastalıkları hiç geçirmemiş olan büyük bir nüfus birikmişti ve bu nedenle hastalıklar ağır seyretti. Sadece ülkemiz değil, dünya genelinde çok ciddi enfeksiyonlar, ağır zatürreler gördük ve maalesef kayıplar oldu. Fakat sonrasında hastalıklara karşı bir bağışıklık oluştuğu için bu yılın biraz daha hafif geçmesini bekliyorduk. Gerçekten bu yıl önceki yıla göre biraz daha iyi bir yıldı. Büyük olasılıkla önümüzdeki yıl Kovid-19 öncesi dönemde gördüğümüze benzer bir sıklıkta enfeksiyon görmeye başlayacağız.”
“Beklediğimiz hastalıkların yeniden ortaya çıktığını gördük”
Solunum yolu enfeksiyonlarının azalmasının korunma yöntemlerinin önemini ortadan kaldırmadığını vurgulayan Çiftçi, hasta olan kişilerin maske takması, kalabalık, kapalı ortamlarda maske kullanımı ve sık el yıkamanın her zaman önem taşıdığını dile getirdi.
Prof. Dr. Çiftçi, “Bu kış mevsimi ise aslında bir önceki yıla göre daha hafif seyrediyor ama bir yandan da mevsimsel etkiyle beklediğimiz hastalıkların yeniden ortaya çıktığını gördük. İnfluenza salgınını, RSV virüsünü, boğmaca bakterisi ile beta yani Strep-A bakterisine bağlı vakaları görmekteyiz. Bu geçtiğimiz haftalarda oldukça yoğundu ama son birkaç haftadır vaka sayısında azalma olduğunu gözlemliyoruz.” diye konuştu.
Bunun beklenen bir süreç olduğunun altını çizen Çiftçi, “Yine de bu hastalıkların şu an tamamen ortadan kalktığını söyleyemeyiz. Çoğunlukla mart sonuna kadar bu tip enfeksiyonlar sürer, mevsim bittikten sonra da arada az da olsa vakalar görmeye devam ederiz. Fakat sonuçta önceki aylara göre bundan sonra çok ciddi bir artış beklemiyoruz.” açıklamasında bulundu.
“Bağışıklık sistemi sürekli eğitilen, öğrenen bir sistem”
Prof. Dr. Çiftçi, çocukluk çağı aşılarının ve grip aşılarının yaptırılmasının da önemine dikkati çekti.
Dengeli beslenme, sıvı tüketimi ve düzenli egzersizin bağışıklık sisteminin önemli koruyucularından olduğunu belirten Çiftçi, “Bağışıklık sisteminin eğitilmesi gerekiyor. Bir mikroorganizmayla, mikropla karşılaştığında ona karşı bağışıklık sisteminde tepki gelişiyor. Bu savunma bizi sonraki hastalıklardan da koruyor. Yani bu aslında sürekli eğitilen, öğrenen bir sistem. Bunu yapay zekaya da benzetebiliriz. Ancak bütünüyle mükemmel olmadığı için desteklemek, fazla yormamak önemli.” dedi.
“Gıda takviyesi” uyarısı
Çiftçi, çocuklarda sık gıda takviyesi kullanımının da doğru olmadığını vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Çocuklarını hastalıklara karşı korumak düşüncesiyle ailelerin yaygın şekilde çeşitli gıda takviyelerine başvurduğunu görüyoruz. Bunlar akılcı kullanılmadığında olumsuz sonuçları da beraberinde getirebilir. Sadece bazı çocuklar, bireysel durumları çerçevesinde doktorlarının önerisiyle bazı gıda takviyelerinden fayda görebilir. Bütün çocuklar için uygulanabilecek bir gıda takviyesi önerisinde bulunmak doğru olmaz.”
]]>Uzm. Dr. Bahtiyar; “Aileler, sorunun çözümü noktasında çocuklarıyla sağlıklı iletişim kuramıyor ise bir uzmandan destek almalı”
DENİZLİ – Çocuk ve gençlerde artan sosyal medya ve oyun bağımlılığına karşı ebeveynlere uyarılarda bulunan Denizli Özel Tekden Hastanesi Psikoloğu Uzm. Dr. Gökhan Bahtiyar, “Edişe verice verici boyuta ulaşan bağlılık sorunu eğer aile içinde normal bir iletişim kanalıyla çözemiyorlarsa bir uzmandan destek alınmalı” dedi.
Son dönemlerde psikologlara başvurulan konuların başında akran zorbalığı, dikkat eksikliği ve hiperaktif bozukluklarının geldiğine işaret eden Uzm. Dr. Gökhan Bahtiyar, özellikle okullarda bu zorlukların yaşanmasının okul reddi gibi durumlara yol açtığına işaret etti. Bu tarz vakalara karşı detaylı bir değerlendirme yaparak çözüm ürettiklerini belirten Uzm. Dr. Bahtiyar, nedeni anladıktan sonra tedaviyi başlatarak hızlı çözüme ulaştırdıklarını söyledi. Süreçte ailelere de tavsiyelerde bulunduklarının altını çizen Bahtiyar, “Dikkat eksikliği yönünde bir problemimiz varsa gerek medikal ilaç tedavileri ya da ilaç psikoterapi yöntemleri uygulamaktayız. Ailelerle ilgili de onların tutum ve davranışlarına bağlı olarak gelişmekte olan başka sorunlar varsa, onlarında farkına varıp, onlarla da ayrı görüşmeler sürdürüp gerekli ise onlara da tedaviler uygulamaktayız. Kaygı hayatımızın önemli bir parçası. Çoğu zaman bu hastalıklı bir durum ya da kaçınılması gereken bir durum gibi adlandırılıyor ama aslında bunu yaşamın parçası olarak kabul edebilmek ve onu yönetebilmek önemli. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. Genellikle bunun sürecin bir parçası olduğunu ama kaygı yükseldiğinde yaşanabilecek sorunları da yönetebilmesi konusunda bir rehberlik ve danışmanlık vermek istiyoruz. Bu konuda gerekliyse ilaç tedavisi, değilse de uygun psikoterapi yöntemleri ile hem danışanlarımıza hem de ailelerine danışmanlık vermeye çalışıyoruz” dedi.
“Ailelerden çözüm odaklı olabilmelerini istiyoruz”
Çocuklar ve gençlerde sosyal medya ve oyun bağımlılığının tehlikeli boyutlara ulaşmaya başladığına dikkat çeken Uzman Psikolog Bahtiyar, çocukların ebeveynleriyle sağlıklı iletişim kuramaması halinde kendilerine zarar verebilecek duruma gelebildiklerini kaydetti. Sosyal medya ve oyun bağımlılığının gençlerin sosyal becerilerinin gelişimine engel olarak sanal bir dünyada yaşamalarına sebep olduğunu vurgulayan Bahtiyar, şu uyarılarda bulundu:
“Aile içi bağların giderek zayıflamasının yanı sıra sosyal ilişki kuramaz hale gelen gençler, aile içerisinde engellemelerle karşılaştığı durumlarda anormal ve büyük tepkiler verebiliyor. Bazen kendine zarar verme davranışlarına kadar gidebilen ya da bazen de çevreye zarar veren davranışlar oluşabiliyor. Sosyal medya ve internet hayatımızın önemli bir parçası, bunu da yok sayamayız. Bu bir denge halinde olmalı. Sadece bir yöne kayarsa, bu denge tamamen bozulacaktır. Sosyal medya ve oyunlar belli bir düzeyde kaldığında, bir problem arz etmeyecektir ama bu denge sadece o yönü kaydında bu sefer sosyal hayattan bizi koparan ve hastalıklı boyuta ulaşan bir bağımlılık gibi hayatımızı olumsuz etkileyebilir. Böyle sorunlar yaşayan aileler, çocuklarına genellikle tepkisel yaklaşmakta ama tepkisellik bazen olumsuz sonuçlar ortaya çıkarabilmekte. O yüzden bu konuya eğer aile içinde normal bir iletişim kanalıyla çözemiyorlar ise uzman bir psikiyatriste veya psikoloğa başvurmalarını şiddete tavsiye ediyoruz. Burada objektif bir değerlendirme ile hem sorun yaşayan gencimize veya çocuğa destek olabilmekte hem de aileye bir bilgilendirme yapabilmekteyiz.
]]>Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Hastanesi, Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Öğretim Üyesi Doç. Dr. Betül Karaatmaca, AA muhabirine yaptığı açıklamada, primer immün yetmezliğin ağırlıklı olarak bebekler ve çocuklarda görülen nadir hastalıklar arasında yer aldığını söyledi.
Hastalığın bazen çocuklarda ilerleyen yaşlarda veya yetişkinlik döneminde de ortaya çıkabildiğini anlatan Karaatmaca, “Medyada da bilinen ismiyle ‘balon çocuk’ hastalığı, primer immün yetmezliğin en ağır formu olan, ilk 1 yaşta bulgu veren ağır kombine immün yetmezliktir. Hastalıkta özellikle 1 yaş altında tekrarlayan ağır, fırsatçı enfeksiyonlar, büyüme, gelişme gerilikleri ile karşılaşıyoruz.” ifadesini kullandı.
Doç. Dr. Karaatmaca, kalıtsal bağışıklık sistemi yetersizliğine neden olan en önemli risklere ilişkin, “Akraba evliliği ya da ailede immün yetmezlik nedeniyle kaybedilen bebek, çocuk ölümü olması bize bu hastalığı düşündüren, uyaran en önemli bulgular.” bilgisini paylaştı.
“Enfeksiyonlara karşı savunmasız hale geliyorlar”
Rahatsızlığın geçmişte ABD’de ağır kombine immün yetmezlik yaşayan, doğumunun 2’nci dakikasında özel steril ortama alınıp büyütülen bir bebeğin durumundan hareketle “balon çocuk” hastalığı olarak anıldığını dile getiren Karaatmaca, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu rahatsızlıkla doğan bir bebek, başlangıçta sağlıklı görünümde olabiliyor. Anneden geçen bazı antikorlar bebeği bir miktar koruyor ancak takip eden aylarda bebeğin bağışıklık hücreleri azalıyor ve enfeksiyonlara karşı savunmasız hale geliyor. En ufak bir durumdan hızlıca enfeksiyon kapabiliyor, ağızda geçmeyen pamukçuklar olabiliyor. Bu bebekler iyi beslenemediği, sık enfeksiyon geçirdiği, kronik ishal durumları yaşadığı için büyüme ve gelişme geriliği ortaya çıkıyor.”
“Erken tanı ve tedavi olmadığında 1 yaş civarında kaybediliyorlar”
Hastalarda erken tanı ve tedavinin önemine vurgu yapan Karaatmaca, “Bebeklerin erken tanıyla, etkin tedavisine başlanamazsa maalesef 1 yaş civarında kaybediliyorlar. Bu noktada hekimlerimizin hastalıkla ilgili farkındalığını artırmak çok önemli. Çünkü bu bebekler öncelikli ilk basamak sağlık kuruluşlarında görülüyorlar ve bazen immünoloji merkezlerine yönlendirilmeleri zaman alabiliyor.” diye konuştu.
Doç. Dr. Betül Karaatmaca, kemik iliği nakliyle hastalığın kesin tedavisinin mümkün olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Eğer kemik iliği erken dönemde yapılırsa hastalığın tedavisinde yüzde 95’lere varan başarı oranı sağlıyor. Bu sayede hastalarımız, tamamen sağlıklı bir yaşam imkanına kavuşuyor. Bu genetik geçişli bir hastalık olduğu için tekrarlama riski de bulunuyor. O yüzden aileleri bilgilendirmemiz, uyarmamız, farkındalık çalışmalarıyla akraba evliliği oranlarının azaltılması önemli.”
“Ülkemizde 10 binde 1 gibi bir görülme sıklığı söz konusu”
Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Kliniğinin referans bir merkez olduğunu, Türkiye’nin dört bir yanından hastalara tedavi imkanının sunulduğunu vurgulayan Karaatmaca, bebeklerinde hastalık belirtileri gören, akraba evliliği bulunan ve bu hastalıktan daha önce bebeklerini kaybeden ailelerin mutlaka çocuk immünoloji kliniklerine başvurmaları gerektiğinin altını çizdi.
Karaatmaca, hastalığın görülme sıklığına ilişkin de şunları kaydetti:
“Primer immün yetmezlik, ABD’deki verilere göre 100 binde 1 oranda görülüyor. Ancak orada başlatılan yenidoğan taramalarıyla beraber, akraba evliliği yaygın olmamasına karşın, 50 binde 1 sıklığa kadar olduğu görüldü. Ülkemizde kesin veri olmamakla birlikte pilot yenidoğan çalışmalarının verisine göre, 10 binde 1 gibi bir görülme sıklığı söz konusu. Ülkemizde akraba evliliğinin daha fazla olması, hastalığın daha sık görülme riskini de artırıyor.”
“Akraba evliliğinin azaltılması nadir hastalıkları önlemek için çok büyük bir adım”
Çocuk Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Namık Yaşar Özbek de nadir hastalıkların giderek önem kazanan bir konu olduğuna dikkati çekerek, dünyada sık görülen hastalıkların tedavisinin büyük oranda çözüldüğünü ancak nadir hastalıklar için henüz bu durumun söz konusu olmadığını söyledi.
Prof. Dr. Özbek, “Nadir hastalıklar ülkemiz açısından çok önemli bir konu. Türkiye nüfusunun yaklaşık 25 milyonunu çocuklar oluşturuyor. Akraba evliliğinin sık olması, göç gibi durumların etkisiyle çocuklarımızda nadir hastalıkları da daha sık görüyoruz.” dedi.
Bilkent Şehir Hastanesinde Nadir Hastalıklar Günü kapsamında sağlık çalışanlarına yönelik uzmanların katılımıyla bilgilendirme toplantısı düzenlediklerini ve bu yılki temalarının primer immün yetmezlikler olarak belirlendiğini aktaran Özbek, şunları ifade etti:
“Türkiye’de yenidoğan taramaları kapsamında araştırılan nadir hastalıklar var ancak yüzlerce nadir hastalık olduğunu dikkate aldığımızda bunların her birini taramak mümkün değil. Bu nedenle akraba evliliğinin azaltılması nadir hastalıkları önlemek yönünden çok büyük bir adım olacaktır.”
]]>Uzmanından uyarı: Çocuğunuzda kas ağrısı varsa böbrek tıkanmasına neden olabilir
İSTANBUL – Bahar aylarında ‘B’ tipi influenza hastaları oranında artış yaşanacağını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Muhsin Arpaözü, çocuklu aileleri uyardı. İnfluenzanın genellikle hafif seyretmesine rağmen bazı durumlarda ağır atlatılabileceğinin altını çizen Uzm. Dr. Arpaözü, “Çocuğunuzda kas ağrısı var ve yürümesinde aksaklık varsa mutlaka doktora başvurun. Çünkü kas iltihaplanması tedavi edilmezse sonucu böbrek tıkanmasına kadar gidebilir. Bu da ‘çocuğunuzun diyalize girmek zorunda kalması’ demektir” dedi.
İnfluenza(Grip) A ve B tipi olarak 2 farklı grupta görülmektedir. Bunların salgın zamanları ise değişmektedir. Kış döneminde özellikle A tipi görülürken bahar başlangıcında B tipini görmeye başlarız. Şuanda hastaneye başvuran hastalarının yaklaşık yüzde 20-30’unda influenza tespit ettiklerini belirten Çakmak Erdem Hastanesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Muhsin Arpaözü, “Ama bu oran zannediyorum ki önümüzdeki birkaç hafta içinde artacaktır. ‘B’ patlaması yaşayacağız. Hasta sayımız normalinden kat kat fazla olacaktır. Bu yüzden ailelerin böyle olmadan bu konuda uyanık olup önlem alması oldukça önemli” açıklamasını yaptı.
“Bol su içilip istirahat edilirse kas hasarı iyileşir”
İnfluenzanın kendini öksürük, yüksek ateş, kusma, genel durumda bozukluk olması gibi belirtilerle gösterdiğini söyleyen Uzm. Dr. Arpaözü şunları söyledi:
“Çocukların çoğu influenzayı ayakta atlatır. Bazı çocuklarda ise çok ağır seyredebilir. Buna bağlı zatürreler görülebilir. Bazen beslenme bozuklukları nedeniyle serum tedavisi alması için yatırdığımız hastalar da olur. Aileler influenza dönemlerinde sıklıkla korku içinde ‘çocuğum yürüyemiyor’ diyerek bizlere başvurur. En sık bacak ağrıları olur. Uyluk ve baldırdaki kaslar tutulur. İnfluenza bu kaslarda yoğun şekilde iltihaplanma yapar. Çocukların kaslarında harabiyete sebep olur. Çoğunlukla iyi seyirlidir. Bu durum 1-5 gün içinde atlatılabilir. Ailelerin bu konuda dikkat etmesi gereken şey çocukların bol sıvı almasıdır. Kas hasarı olduğunda ortaya çıkan zehirli maddeler, kandan böbrek yoluyla atılır. Bu çok fazla olursa böbreklerde tıkanmaya sebep olur. Bu tıkanmanın olmaması için istirahat yani kasları kullanmaması ve bol sıvı alması çok önemlidir.”
“Böbrekleri hasar görmemesi için hastanede sıvı tedavisi veriyoruz”
Tedavi yöntemlerini anlatan Uzm. Dr. Arpaözü, “Hastaya ağrı kesici ve ateş düşürücü veriyoruz. Gerekli çocuklarda böbrekleri hasar görmemesi için hastanede sıvı tedavisi veriyoruz. Bazen influenzaya bağlı beslenme bozuklukları da olabilir. Çocuklarda da yatarak serum tedavisi uyguluyoruz. Böbrek hasarı olmaması için olabildiğince erken dönemde çocuğun böyle bir hastalığı olduğunu tespit edip o yönde tedavisinin başlanması lazım. Böbrek hasarı gördüğümüz çocuklar genellikle doktora geç başvuranlardan çıkıyor” açıklaması yaptı.
“Lütfen çocuğunuzu ıhlamur ve bitki çayı ile tedavi etmeye çalışmayın”
Uzm. Dr. Arpaözü, “Ailelerden özellikle istediğim bir şey var; çocuklarıyla ilgili bir rahatsızlık varsa evde kendileri bunu tedavi etme yönüne gitmesinler. Çok ağır gribal enfeksiyonlar geçiren çocuklar, sadece ıhlamur, bitki çaylarıyla evde tedavi edilmeye çalışıldığı için kötü durumlar yaşayabiliyorlar. Dolayısıyla ailelerin çocuklarıyla ilgili bir şikayetleri varsa doktora başvurunlar” şeklinde konuştu.
“En iyi PCR testiyle saptanıyor”
İnfluenzayı yapılan iki ayrı test ile tespit edebildiklerini belirten Uzm. Dr. Arpaözü, “Bunlardan birisi hızlı testtir. Bunun sonuçları bir saat içinde çıkar. Ancak güvenilirliği biraz daha düşüktür. Diğeri ise PCR testidir. PCR testinin sonuçlanması biraz daha uzun sürer. 6-12 saatte kesin tanıyı koyar” dedi.
]]>Kastamonu’dan yaz tatili için Adana’ya gelen Hüda ve Gazi Demir çiftinin oğulları 9 yaşındaki Doğukan Demir’in şikayetlerinin artması üzerine başvurdukları hastanede, küçük çocuğa lösemi teşhisi konuldu. 2006 yılında Çocuk Hematolojisi Uzmanı ve Çocuk Kemik İliği Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Bülent Antmen’in kontrolünde tedaviye başlandı.
2009 yılında Acıbadem Adana Hastanesi’nin açılması ve Bülent Antmen’in hastanede çalışmaya başlamasıyla Doğukan Demir, tedaviye bu hastanede devam etti. Yaklaşık 5 yıl tedavi gören Doğukan, zorlu tedavi sürecinin ardından kemik iliği nakline gerek kalmadan lösemiye karşı verdiği savaşı kazandı.
Kontrolleri devam etti
Lösemiye karşı verdiği mücadeleyi kazanan Doğukan, 3 ayda bir yine doktorunun yanına gelip kontrollerini yaptırdı. Bu sırada Doğukan, önce liseyi ardından da üniversitede sosyal hizmetler bölümünü başarıyla tamamladı.
Lösemili çocuklara umut oldu
Hem lise hem de üniversite döneminde Doğukan Demir, Acıbadem Adana Hastanesi’ndeki gönül bağını hiç koparmadan ve doktorların izin verdiği ölçüde lösemili çocuklarla moral etkinliklerine katıldı. Kendisi gibi hastanede tedavi gören kardeşlerini yalnız bırakmayan Doğukan, onların gönüllü ağabeyi oldu.
Lösemiyi yendiği hastanede işe başladı
Üniversiteyi tamamlayan Doğukan, lösemi savaşını kazandığı hastaneye iş başvurusunda bulundu. Gerekli yetkinliklere sahip olduğu tespit edilen Doğukan işe alındı ve hastanenin tıbbi arşiv bölümünde çalışmaya başladı. Şimdi hastanede kendisi gibi tedavi gören lösemili çocuk hastaların dosyalarının ona geldiğini, bu dosyaların onu ayrıca duygulandırdığını söyleyen Doğukan, aynı süreci yaşamış biri olarak neler yaşadıklarını çok iyi bildiğini belirtti.
“Zorlu tedaviyi atlattı”
İhlas Haber Ajansı’na konuşan ve Çocuk Hematolojisi Uzmanı ve Çocuk Kemik İliği Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Bülent Antmen, Doğukan’ın kendisi için çok özel olduğunu söyledi. Antmen, “Doğukan ile 2006 yılında tanıştık. Tetkiklerimizden sonra Doğukan’a lösemi teşhisi koyduk. Çok yoğun tedaviye başladık. Onun ilk 1 yılı Doğukan hastanede kaldı ve çok ciddi tedaviler gördü. Toplam 6 kürü 10-11 ayda aldı. Bu kürlerden sonra oral tedavi süreci sürdü ve o süreyi de Doğukan başarıyla bitirdi. Tedavisiz olduğu dönemde de kontroller devam etti. Doğukan tedaviden sonra okuluna döndü ve üniversiteden sonra karşımıza bir delikanlı olarak çıktı. Doğukan, hastanemizde işe başladı. Onun sağlıklı büyüdüğünü görmek güzel, ama Doğukan aynı zamanda tüm çocuk hastalarımız için bir umut. Kanseri yenip, iyileşebileceklerine dair canlı örnek ve çok büyük bir umut oldu” ifadelerini kullandı.
Hastalarının büyüyüp yetişkin olduklarını görmenin, aynı hastanede çalışmanın çok güzel bir duygu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Bülent Antmen, Doğukan’ın hastanede işe girmesinden dolayı mutlu olduğunu belirtti.
“Bülent hocam benim ikinci babam”
Doğukan Demir ise yaşadığı zorlu sürecin ardından lösemiyi kazandığı hastanede işe girdiği için mutlu olduğunu belirterek, “İlk 4 sene çok ağır olmak üzere toplamda 5 sene tedavi gördüm. Ağır kemoterapiler uygulandı. Bu süreçte çok zorluklar çektim çünkü çocuktum. 9 yaşındaki bir çocuk için gerçekten zor günlerdi. Ağır kemoterapiler alıyordum. Bazı yiyecekler kısıtlanıyordu, çorbayı bile pipetle içtiğim günler yaşadım. Dışarı çıkmak istiyordum, top oynamak istiyordum ama bana yasaktı. O zaman Bülent hocama biraz kızıyordum. Büyüdükçe anladım tabii; Bülent hocama o kadar büyük saygı ve sevgi duydum ki anlatamam. Şu anda beni hayata bağlayan doktorumla aynı hastanede çalıştığım için çok mutluyum. O benim ikinci babam. Kendisine minnettarım. Beni tedavi eden doktorumla aynı hastanede çalışmak çok güzel bir duygu. Bülent hocam benim ikinci babam, o da beni oğlu gibi görüyor, onunla aynı hastanede çalışmak çok ayrı, çok güzel bir duygu” diye konuştu. – ADANA
]]>Sosyal yardım ve destek projeleri ile tüm kent sakinlerini kucaklayan Kuşadası Belediyesi, yaşama geçirilen çalışmalarla küçük ilçelilerin de yüzünü güldürüyor.
SÜT DESTEĞİ SÜRÜYOR
Kuşadası Belediyesi tarafından geçen mart ayında ihtiyaç sahibi ailelerin 2-5 yaş aralığındaki çocukları için başlatılan süt desteği projesi sürüyor. Çocukların kemik gelişimlerine ve sağlıklı büyümelerine katkıda bulunmak amacıyla uygulanan proje kapsamında her çocuk için haftada 2, ayda 8 litre süt ailelere ulaştırılıyor. Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü ekipleri tarafından Süt Dağıtım Araçları ile ihtiyaç sahibi ailelerin adreslerine teslim edilen sütler, Tire Süt Kooperatifi’nden temin ediliyor. Ayda 1626 çocuğun yararlandığı süt desteği projesi kapsamında 11 ayda 85 bin litre süt evlere ulaştırıldı.
BESLENME ÇANTALARINI KUŞADASI BELEDİYESİ DOLDURUYOR
Kuşadası Belediyesi, süt desteğinin yanı sıra geçen eğitim-öğretim yılında yaşama geçirdiği beslenme çantası desteğine bu yıl da devam ediyor. İhtiyaç sahibi ailelerin çocukları için hazırlanan ve çiğ kuruyemiş, mevsim meyveleri, meyve suyu, su, süt ve sandviç ekmeğinin yer aldığı beslenme çantaları, her hafta düzenli olarak ailelere teslm ediliyor. Veliler, belirlenen noktalara gelerek beslenme çantalarını Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü görevlilerinden alıyor. Proje kapsamında her ay 3082 öğrenciye 193 bin 500 beslenme paketi sağlanıyor.
İLK EĞİTİMLERİNİ ANNE BABA ÇOCUK MERKEZİ’NDE ALIYORLAR
Kuşadası Belediyesi tarafından İkiçeşmelik Mahallesi’nde bulunan Cafer Kotan Yaşam Parkı’ndaki Güler Aydın Süzgeç Sosyal Tesisi bünyesinde kente kazandırılan Anne Baba Çocuk Merkezi, ebeveynler kadar çocukların da çok yönlü gelişimine katkı sunuyor. Ebeveynlerin çocuk gelişimi konusunda bilgi edinmeleri amacıyla çeşitli eğitim ve etkinliklere ev sahipliği yapan Kuşadası Belediyesi Anne Baba Çocuk Merkezi, 3-6 yaş arası çocuklar için düzenlediği okul öncesi eğitim, etkinlik ve atölye çalışmaları ile de çocukların gelişimine katkı sunuyor.
KUŞADALI ÇOCUKLAR BİLGİYE RAHATÇA ULAŞIYOR
Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel tarafından çocuklar için yaşama geçirilen bir diğer proje olan ve Güler Aydın Süzgeç Sosyal Tesisleri bünyesinde bulunan Kütüphane ve Kitap Kafe ise küçük ziyaretçilerine ders çalışıp kitap okumak için ortam sunuyor. 1 yılda üye sayısını 1120’ye, sahip olduğu kitap sayısını da bağışlarla birlikte 5 bin 47’ye yükselten Kuşadası Belediyesi Kütüphane ve Kitap Kafe, 8 adet internet erişimli bilgisayarı ve yazıcıları ile öğrencilerin ödev ve araştırmalarını rahatlıkla yapabilmelerini sağlıyor. İhtiyaç sahibi öğrenciler için askıda kitap uygulamasıyla dayanışma kültürüne de katkıda bulunan Kütüphane ve Kitap Kafe’nin sunduğu hizmetlerden bugüne kadar 1931’i yetişkin, 8 bin 518’i çocuk olmak üzere toplam 10 bin 449 kişi yararlandı.
SEYAKMER İLE BİNLERCE KİTAP “BİR TIK” UZAKLIKTA
Kuşadası Belediyesi ile Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı (KEGEV) iş birliğinde 2020 yılının Ağustos ayında açılan Sevil-Yaşar Altaş Eğitim ve Kültür Merkezi (SEYAKMER) Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi, çocuklar için düzenlediği eğitici ve eğlenceli etkinliklerle ön plana çıkarken ziyaretçi, üye ve kitap sayısını da her geçen gün artırıyor. 3 yıl boyunca binlerce çocuğu ağırlayan ve çok sayıda etkinliğe ev sahipliği yapan SEYAKMER Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi, sunduğu sessiz ve konforlu ortamla ders çalışmak isteyen öğrencilerin de uğrak noktası olmayı sürdürüyor. SEYAKMER 10 binin üzerinde basılı, 25 binin üzerinde dijital kitaba ulaşma olanağı sunuyor.
İSTASYON KUŞADASI ÇOCUKLARIN UFKUNU AÇIYOR
Kuşadası Belediyesi tarafından Habitat Derneği ve META iş birliğinde ileri teknoloji ve girişimcilik eğitimleri vermek amacıyla açılan İstasyon Kuşadası Topluluk Merkezi’nde düzenlenen eğitim ve atölye çalışmaları, çocukların dijital gelişimlerine önemli bir katkı sunuyor. Kent sakinlerinin internet dünyası ve buna bağlı olarak ortaya çıkan mesleklere kolay uyum sağlayabilmesi amacıyla halka açık ve ücretsiz sunulan ileri teknoloji eğitimleri ve atölyeleri çocukların ufkunu açıyor.
]]>Enstitü’nün 100. kuruluş yılı kapsamında yapılan söyleşi öncesi Khemir’in “Güvercinin Kayıp Gerdanlığı” filmi gösterildi.
İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi Melek Paşalı’nın yönettiği söyleşide ünlü yönetmen, film ve kariyerine dair soruları yanıtladı.
Filmlerindeki dili oluştururken Endülüslü büyük annesi ve Tunus’u Fransızlardan kurtarmak için hayatını adayan babasından etkilendiğini belirten Khemir, filmlerinde özgünlüğü yakalamak için minyatürlerden istifade ettiğini söyledi.
Khemir, İbn Hazm’ın “Güvercin Gerdanlığı” kitabından hareketle çektiği “Güvercinin Kayıp Gerdanlığı” filminin dolaylı yoldan dönemin ve bugünün Arap dünyasına siyasi göndermeler içerdiğini dile getirdi.
Filmlerinde aşka odaklanan Khemir, toplumların en güçsüzleri olan çocukları filmlerinde önemli karakterler olarak barındırmaktan hoşlandığını ve bu tutkusunun sonucu olarak çocuk kitabı yazmaya başladığını “Artık film çekmek istemiyorum, kendilerini tanısınlar diye çocuklara kitap yazmak istiyorum. Bunu yapmak daha faydalı ve daha zor.” sözleriyle ifade etti.
Khemir, çocuklar için yazma isteğini şu sözlerle açıkladı:
“Benim kaderim başkasının elinde değil, bana aittir. Bab’Aziz’den sonra film çekecek param kalmadı. Küçük bir kamera aldım ve hala filmler yapıyorum. İnsanın özgürlüğü, karşısındaki makineden çok daha güçlüdür. Kazanacağız anlamına gelmiyor ama alevi canlı tutmaya gayret etmek gerekiyor. Artık film yapmak istemiyorum açıkçası. Daha çok çocuklar için kitap yazmak istiyorum. En derinlerinde olanı sevmeyi öğrenebilmeleri için. Emin olabilirsiniz ki, bunu yapmak film çekmekten çok daha zordur, daha ucuz olmasına rağmen. Neden? Çünkü herkes para kazanmak istiyor. ve zengin olanlar, dernekleri, vakıfları olanlar çok daha fazla kazanacaktır. Gelecek jenerasyona umut verecek işler yapmak gerekiyor. Ama artık hiç kimse Yunus Emre gibi kumları süpürmek istemiyor. Çünkü çocuklarla çalışmak, kumları süpürmek gibi.”
Fransa’dayken yabancı olduğu için kendi kültürünü daha çok sevmeye başladığı ve onu daha çok anlamaya çalıştığı bilgisini paylaşan Khemir, sinemadan hiç para kazanmadığını ve hayatını idame ettirmek için tüm Avrupa’da 1001 Gece Masallarını içeren anlatılar düzenlediğini söyledi.
“Son filmimi Nazım Hikmet’ten esinlenerek yaptım”
Filmlerindeki aşk anlatısında bahsederken Arapçada aşkı tanımlamak için kullanılan 60 kelime olduğunu, bunun üzerine bir kitap yazdığını belirten Khemir, “Aşk, zulme karşı gelen tek şeydir. Diğer her şey yok olur. ve bütün büyük şairlerin kaynağı aşktır. Genellikle şiir de zaten aşkın bir parçasıdır. Sizin de Mevlana, Yunus Emre gibi şairleriniz var. Aşkın nesnesi önemli değildir. Kadın ya da başka bir şey olabilir. Aşk bir yoldur ve bizi ilahi olana götürür, kuşların yolculuğu gibidir. Peygamberimizin şöyle bir sözü var: ‘Allah güzeldir ve güzelliği sever.’ Güzelliğin olduğu yerde aşk vardır. Bu yüzden benim için film yapmak, yapılabilenin en güzelini yapmak demektir. Kaynağı açığa çıkarmak için üzerindeki kumları temizlemek gibidir. Sanatın amacı bana göre zaten odur. Suyun kaynağından tekrar akabilmesi için kumları temizlemek gerekir.” şeklinde konuştu.
Filmlerinin bu kadar büyük kitlelere ulaşmasında kullandığı edebi dilin de etkisi olduğunu söyleyen Khemir, “İnsanların filmlerimi edebi Arapça öğrenmek için izlediğini gördüm ama ben bu filmlerimi bunun için yapmadım.” dedi.
Khemir, resim sanatıyla da uğraştığı bilgisini paylaştı ve Tunus’ta açtığı bir serginin yakın zamanda sona erdiğini dile getirdi.
Çektiği son film hakkında bilgi veren usta yönetmen, Nazım Hikmet’in “Sevdalı Bulut Masalı”ndan etkilendiğini kaydederek, şu bilgileri paylaştı:
“Son filmimi Nazım Hikmet’ten esinlenerek yaptım. Aşık bulut, Ayşe isminde bir kıza aşık. Kötüler gelip Ayşe’nin bahçesini yok ediyor. Bulut çiçekleri kurtarmak için yağmaya başlıyor ve yok olup ölüyor. Ayşe bu durum karşısında gözyaşlarını tutamıyor. Güvercin ona, yere bak diyor, ‘Yerdeki buharlar göğe yükselerek bulut oluyor ve tekrardan oluşuyor.’ Güvercinin dediği şey şu, Sevenler asla ölmez. Yaptığım filmlerde olan şeyler yok olmuş olsa da izleyenlerin kalplerinde tekrardan doğacaklardır ve önemli olan budur.”
]]>Yemek yerken kadınlardan bir tanesi telefonunda “Dikkat edin. Bizim gibi soyunuzun tükenmesine izin vermeyin” diyen bir dinozorun görselini gösteriyor.
Kadınlar gülüyor.
Televizyon yapımcısı olan 30 yaşındaki Yejin, “Bu hem komik hem de çok trajik. Yok oluşumuza yol açabileceğimizin farkındayız” diyor.
Ne kendisi ne de arkadaşlarından herhangi biri çocuk sahibi olmayı planlamıyor.
Onlar çocuksuz yaşamı seçen, giderek büyüyen bir kadın topluluğunun parçası.
Güney Kore, dünyadaki en düşük doğum oranına sahip ve her yıl kendi rekorunu kırmaya devam ediyor.
Son nüfus verilerinde doğum oranının 2023 yılında yüzde 8 daha düşerek 0,7’ye gerilediği görüldü.
Bu veri bir kadının yaşamı boyunca sahip olması beklenen çocuk sayısı.
Nüfusun sabit kalması için bu sayının 2,1 olması gerekiyor.
Eğer bu şekilde devam ederse Güney Kore nüfusunun 2100 yılına kadar yarıya düşmesi bekleniyor.
‘Ulusal acil durum’
Dünyadaki birçok gelişmiş ülkede doğum oranları düşüyor.
Ancak hiçbirindeki düşüş Güney Kore kadar hızlı değil.
50 yıl içinde ülkede çalışma çağındaki insanların sayısının yarıya düşmesi, zorunlu askerlik hizmetine katılmaya uygun kişi sayısının yüzde 58 oranında azalması ve nüfusun neredeyse yarısının 65 yaşın üzerinde olması bekleniyor.
Bu durum ülkenin ekonomisi, emeklilik fonları ve güvenliği için o kadar kötü ki siyasetçiler ‘ulusal acil durum’ ilan etti.
Birbirini izleyen hükümetler yaklaşık 20 yıl boyunca sorunu harcama yaparak çözmeye çalıştı.
Şimdiye kadar yaklaşık 379,8 trilyon KRW (286 milyar dolar) değerinde yatırım yapıldı.
Çocuk sahibi olan çiftlere aylık ödemeler, sübvanse edilmiş konutlar ve ücretsiz ulaşım gibi yardımlar yapılıyor.
Hükümet çocuk yapmak isteyen evli çiftlerin hastane masraflarını ve tüp bebek tedavilerini bile karşılıyor.
Ancak bu tür teşviklerin işe yaramaması nedeniyle siyasetçiler daha yaratıcı çözümler bulmaya yöneliyor.
Örneğin Güneydoğu Asya’dan çocuk bakıcıları getiriliyor ve asgari ücretin altında çalıştırılıyor veya 30 yaşından önce üç çocuk sahibi olan erkekler askerlik hizmetinden muaf tutuluyor.
Ancak gençler ve özellikle de kadınlar, siyasetçilerin kendilerine kulak vermediğini söylüyor.
BBC, geçen yıl ülkeyi dolaşarak çocuk sahibi olmamaya karar veren kadınlarla konuştu ve bu kararın arkasındaki sebepleri anlamaya çalıştı.
Yejin henüz 20’li yaşlarındayken tek başına yaşamaya karar verdiğinde sosyal normlara meydan okudu.
Güney Kore’de yalnız yaşamak büyük ölçüde kişinin hayatında geçici bir aşama olarak görülüyor.
Yejin beş yıl önce de evlenmemeye ve çocuk yapmamaya karar verdi.
Yejin, “Kore’de ev işlerini ve çocuk bakımını paylaşacak bir erkek bulmak zor. Tek başına çocuk sahibi olan kadınlar hakkında da kötü düşünülüyor” diyor.
2022 yılında Güney Kore’deki doğumların yalnızca yüzde 2’si evliliklerin dışında gerçekleşti.
‘Sürekli bir çalışma döngüsü’
Kariyerine odaklanmayı tercih ettiğini söyleyen Yejin, televizyon yapımcısı olarak çalıştığı işinin ona çocuk sahibi olma fırsatı vermediğini belirtiyor.
Güney Kore’de çalışma saatleri oldukça uzun.
“İşimi çok seviyorum ve beni tatmin ediyor” diyen Yejin, “Ama Kore’de çalışmak zor. Sürekli bir çalışma döngüsü içindesiniz” diye devam ediyor.
Yejin, işinde daha iyi olmak için boş zamanlarında ders çalışması yönünde de baskı olduğunu söylüyor:
“Koreliler, sürekli kendilerini geliştirmeye çalışmazlarsa geride kalacaklarını ve başarısız olacaklarını düşünüyorlar. Bu korku bizi iki kat daha fazla çalışmaya itiyor.”
“Hafta sonu geldiğinde, Pazartesi günü işe dönecek enerjiyi toplamak için bazen serum taktırdığını” söyleyen Yejin, aynı zamanda çocuk sahibi olmak için izin alması durumunda işine geri dönemeyeceğinden endişeleniyor.
Bu Kore’de oldukça yaygın bir korku.
Ücret eşitliği, işsizlik ve ev fiyatları
İnsan kaynakları alanında çalışan 28 yaşındaki bir başka kadın, doğum iznine ayrıldıktan sonra işten ayrılmak zorunda kalan ya da promosyon alamayan insanlar gördüğünü ve bu durumun kendisini asla bebek sahibi olmamaya ikna etmeye yettiğini söylüyor.
Güney Kore’de hem erkekler hem de kadınlar, çocuklarının ilk sekiz yılında bir yıllık izin hakkına sahip.
Ancak 2022 yılında, yeni babaların sadece yüzde 7’si izinlerinin bir kısmını kullanırken, bu oran yeni annelerde yüzde 70’ti.
Çalışma, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) göstergelerine göre dünyada en yüksek eğitim seviyesine sahip kadınlar Güney Kore’de yaşıyor.
Buna rağmen Güney Kore, ücret eşitliği ve işsiz kadın oranında en kötü ülkeler arasında.
Araştırmacılara göre kadınlar kariyer yapmak ya da aile kurmak arasında bir seçim yapmaya zorlanıyor.
Giderek daha fazla kadın ise kariyerini seçiyor.
5 yaşındaki çocuklara İngilizce öğreten Stella Shin 39 yaşında ve kendi çocuğu yok.
Stella bunun kendi tercihi olmadığını söylüyor.
6 yıldır evli ve çocuk istemesine rağmen çalışmak ve hayatını yaşamakla meşgul olduğunu söyleyen Stella, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığını ve artık yaşam tarzının çocuk yapmayı “imkansız” hale getirdiğini anlatıyor.
“Annelerin ilk iki yıl boyunca çocuklarına bakmak için işi bırakması gerekiyor, bu da beni çok mutsuz eder” diyen Stella, “Kariyerimi ve kendime bakmayı çok seviyorum” diye devam ediyor.
Çocuk sahibi olunca işten 2-3 yıl izin alma beklentisi kadınlar arasında yaygın.
Çocuk bakımını erkeklerle paylaşmak ise çok sık görülen bir şey değil.
İşinden vazgeçmek istese veya bir şekilde idare etmeye çalışsa bile Stella, ev fiyatlarının çok yüksek olması nedeniyle bunu göze alamayacağını belirtiyor.
Seul’da doğum oranı yüzde 0,59
Güney Kore nüfusunun yarısından fazlası başkent Seul’da ve çevresinde yaşıyor.
Bu da konut talebi ve diğer hizmetler üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor.
Seul’de doğum oranı 0,59’a düşerek ülkedeki en düşük oran oldu.
Barınmanın yanı sıra özel eğitim maliyetleri de kadınların çocuk yapmama tercihinde önemli bir etken.
Çocuklar 4 yaşından itibaren matematik, İngilizce, müzik ve tekvando gibi bir dizi pahalı, müfredat dışı kursa gönderiliyor.
Bu o kadar yaygın bir alışkanlık ki, vazgeçmek çocuğunuzu başarısızlığa sürüklemek olarak görülüyor.
Bu da aşırı rekabetçi bir ülke olan Güney Kore’de akıl almaz bir düşünce.
Güney Kore bu yüzden çocuk yetiştirmek için dünyanın en pahalı ülkesi haline geldi.
2022’de yapılan bir çalışmaya göre ülkedeki ailelerin yüzde 94’ü özel eğitimin ekonomik bir yük olduğunu, ancak sadece yüzde 2’sinin özel eğitimi tercih etmediğini tespit etti.
‘Kore, çocukların mutlu yaşayabileceği bir yer değil’
Minji (gerçek ismi değil) de hikayesini paylaşmak istiyor ama ailesine çocuk sahibi olmayacağını henüz söylemedi.
Kocasıyla birlikte sahil kenti Busan’da yaşayan Minji, “Çok şaşıracaklar ve hayal kırıklığına uğrayacaklar” diyor.
Minji 20’li yaşlarının zor geçtiğini ve sanatçı olmak istemesine rağmen hayatını ders çalışarak geçirdiğini söylüyor:
“Hayallerime ulaşmak için değil, sadece vasat bir hayat yaşamak için durmadan rekabet etmek zorunda kaldım. Bu çok yorucuydu.”
Şimdi 32 yaşında olan Minji, sonunda kendisini özgür hissettiğini ve hayatın tadını çıkarabildiğini anlatıyor.
Çocuğunu kendisine benzer, rekabetçi bir mutsuzluğun içine sürüklemek istemeyen Minji, “Kore, çocukların mutlu yaşayabileceği bir yer değil” diyor.
İç karartıcı bir sosyal olgu
Daejeon şehrinde yaşayan Jungyeon Chun, kendi deyimiyle “tek ebeveynli bir evlilik” sürdürüyor.
7 yaşındaki kızını ve 4 yaşındaki oğlunu okuldan aldıktan sonra yakındaki oyun parklarını geziyor ve kocası işten dönene kadar vakit geçiriyor.
Jungyeon, “Çocuk sahibi olurken çok büyük bir tercih yaptığımı düşünmüyordum, oldukça hızlı bir şekilde işime dönebileceğimi sandım” diyor.
Ancak Jungyeon kısa süre sonra sosyal ve ekonomik baskıların devreye girdiğini ve kendini tek başına ebeveynlik yaparken bulduğunu söylüyor.
Son 50 yılda Kore ekonomisi baş döndürücü bir hızla gelişerek kadınları yüksek öğrenime ve iş gücüne itti.
Ancak eş ve anne rolleri aynı hızda gelişmedi.
Hayal kırıklığına uğrayan Jungyeon, diğer anneleri gözlemlemeye başladı:
“Çocuk yetiştiren arkadaşım da depresyonda, karşı sokakta oturan arkadaşım da depresyonda. Bu bir sosyal olgu.”
Jungyeon, kadınların içinde bulundukları “trajik durum” nedeniyle annelik mucizesinden mahrum bırakıldığı için üzüldüğünü söylüyor.
‘Elimde olsa 10 çocuk yapardım’
Yejin’in evine dönelim. Öğle yemeğinden sonra arkadaşları kitapları ve diğer eşyalarını karıştırıyor ve onunla pazarlık yapıyor.
Kore’deki yaşamından sıkılan Yejin, Yeni Zelanda’ya taşınmaya karar verdi.
Bir sabah uyandığında kimsenin onu burada yaşamaya zorlamadığını fark ettiğini söylüyor.
Yejin hangi ülkelerin cinsiyet eşitliği konusunda üst sıralarda yer aldığını araştırdı ve Yeni Zelanda’nın açık arayla birinci sırada olduğunu gördü.
Yejin ve arkadaşlarına fikirlerini değiştirmeleri için onları ikna edebilecek bir şey olup olmadığını soruyorum.
Minsung’un cevabı beni şaşırtıyor:
“Çocuk sahibi olmayı çok isterim. Elimde olsa 10 çocuk yapardım.”
Onu durduran ne diye sorduğumda 27 yaşındaki kadın bana biseksüel olduğunu ve aynı cinsiyetten bir partneri olduğunu söylüyor.
Güney Kore’de eşcinsel evlilik yasal değil ve evli olmayan kadınların hamile kalmak için sperm donörlerini kullanmalarına genellikle izin verilmiyor.
Minsung, “Umarım bu bir gün değişir ve ben sevdiğim kişiyle evlenip çocuk sahibi olabilirim” diyor.
Minsung’un arkadaşları, Güney Kore’deki duruma bakıldığında anne olmak isteyen bazı kişilere izin verilmemesinin ironik olduğuna dikkat çekiyor.
Ancak görünen o ki siyasetçiler krizin derinliğini ve karmaşıklığını yavaş yavaş kabulleniyor.
Bu ay Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, şimdiye kadar yapılanların “işe yaramadığını” ve Güney Kore’nin “aşırı ve gereksiz düzeyde rekabetçi” bir ülke olduğunu kabul etti.
Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, hükümetinin artık düşük doğum oranını “yapısal bir sorun” olarak ele alacağını söyledi.
Ancak bunun ülkenin politikalarına nasıl yansıyacağı henüz belli değil.
Geçtiğimiz haftalarda Yeni Zelanda’da üç aydır yaşayan Yejin ile tekrar görüştüm.
Yeni hayatı, arkadaşları ve bir barın mutfağında çalıştığı işi hakkında çok heyecanlıydı:
“İş-yaşam dengem çok daha iyi. Hafta içinde arkadaşlarımla buluşabiliyorum. İş yerinde çok daha fazla saygı gördüğümü hissediyorum ve insanlar önyargılı değil. Bu da eve dönmek istemememe neden oluyor.”
Bu haber, Leehyun Choi ve Hosu Lee’in katkılarıyla hazırlandı.
]]>Usta sanatçı, bir çocuğun dilinden Gazze’de yaşanan acıyı ele aldığı esere ilişkin görüşlerini ve eserin ortaya çıkış hikayesini AA muhabirine anlattı.
Böyle bir eseri yapmayı istemediğini dile getiren Demirci, “Keşke orada insanlar, çocuklar, bebekler katledilmeseydi de böyle bir eseri yapmak zorunda kalmasaydım. Yaşadığımız yüzyılda çok büyük felaketler oldu ve olmaya da devam ediyor. Bana göre Gazze’de yaşananlar yaşadığımız yüzyılın en büyük felaketlerinden bir tanesi. Çünkü masumiyetin katledilmesi söz konusu.” dedi.
Mustafa Demirci, çocuk ve bebeklerin, saflığı ve ilahi duyguları temsil ettiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Çocukların bütün dünyanın gözü önünde açıkça katledilmesi katlanılır bir durum değil. Bu dışarıdan izleyen açısından bir başka utanç vesilesi ama içeride bizzat yaşayan Filistinli kardeşlerimiz için tarif edilemez bir acı. Beni en çok yaralayan görüntülerden bir tanesi, bir babanın yavrusunun parçalanmış bedenini torbalara doldurarak elinde tutmasıydı. Bunu bir insan nasıl kabullenebilir? Ben bu acıyı hissettiğim için böyle bir şiir yazmak istedim. İnsani duyarlılık her şeyin ötesindedir. Sanatçı olmasam da bir insan olarak bunu kabullenmem mümkün değil. Maalesef bu hikaye çok geçmişte başladı ve gitgide kötüleşerek devam ediyor.”
“Düşmanın niyeti, amelinden daha kötüdür”
Usta sanatçı, masumiyete karşı, aleni ve pervasızca işlenen bu suikastı kabullenmenin mümkün olmadığının altını çizerek, Gazze’de öldürülen masum çocukların da “Suçum neydi benim?” diye soracağını ifade etti.
Gazze’de son 5 ayda, 13 bine yakın çocuğun öldürüldüğüne vurgu yapan Demirci, “Bu bir soykırımdır. Bu gerçekten tarihte eşi benzeri görülmemiş planlı bir çocuk katliamıdır. Benim bunları söylerken içim titriyor. O kafa nasıl çalışıyor acaba? Dünyada böyle bir katliamın Batıda yapıldığını düşünsek acaba ne olurdu? Bu çocukların suçu Müslüman bir ailenin çocuğu olmaları mı? Her canlının yaşama hakkı var. Kaldı ki bir insandan bahsediyoruz.” diye konuştu.
Mustafa Demirci, sanatın yaşanmışların yansıması olduğunun altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sanatçının eseri, tasavvuru, hayali ve estetik birtakım düşünceleri etrafında şekillenir. Hissetlerini sahip olduğu yetenekler çerçevesinde ortaya koyar. Ben hem kendi vicdanım ve duygularım çerçevesinde hem de toplumun hassasiyet gösterdiği konularda her zaman çalışmalarımı devam ettirmek istiyorum. Çalıştığım Türk dini musikisi alanında da güncel kaygı ve yaklaşımlardan uzak kalmadım. Filistin gibi kanayan bir yaramıza da uzak kalmam söz konusu olmamalıydı. Bu eseri de sadece bunun için yaptım. Çocuklardı tek düşüncem.”
“12 bin 600 bebek ve çocuk, dünyanın gözü önünde bombalarla yok edildi”
Eserin adını ilk önce “Ben Gazzeli Bir Bebeğim” olarak planladığını fakat müzik platformlarında “Gazze” kelimesinin geçmesinin eserin yayılmasına engel olacağını düşünerek vazgeçtiğini aktaran Demirci, “Filistin’de bir alışılmışlık oluşturdular. Lokma lokma Filistin’i yedikleri için, son lokma Gazze kalmıştı. Burayı da yemek istiyorlardı. Olayın oluş şekli önemli değil. Demek ki 12 bin 600 bebek ve çocuk, dünyanın gözü önünde bombalarla yok edilebiliyormuş. Bunu bir sene önce söyleselerdi inanmazdık. Bunu bile kanıksattılar insanlığa.” değerlendirmesinde bulundu.
Usta sanatçı, Gazze’de yaşanan hadiselerin herkesin başına gelebileceğine dikkati çekerek, “Herkes bu tehdidin altındadır. O yüzden duyarlı olmak zorundayız. Düşmanın niyeti, amelinden daha kötüdür. Yaşananlara baktığımızda eğer amelleri buysa niyetlerini tahayyül etmek bile istemiyorum. Allah bu acıları bir daha yaşatmasın.” dedi.
Mustafa Demirci’nin “Suçum Neydi Benim” adlı eserinin sözleri şöyle:
“Ben Gazzeli bir bebeğim,
Ben Gazze’de bir meleğim,
Ben Gazzeli bir bebeğim,
Suçum neydi, neydi benim?
Evim, yurdum bombalanmış,
Paramparçadır bedenim.
Büyüyemem, yürüyemem,
‘Anne acıktım’ diyemem,
Hislerimi söylemem,
Hayat hakkım yoktur benim.
Ben gülemem, oynayamam,
Ninnilerle uyuyamam,
Uykularım bombalanmış,
Bir masalım yoktur benim.
Ben Gazzeli bir çocuğum,
Yaşanmadı çocukluğum,
Ne varlığım ne yokluğum,
Kimse bilmez adım benim.”
]]>Tepebaşı Belediyesi tarafından hayata geçirilen Yeşiltepe Yaşam Merkezi, düzenlenen tören ile kent halkının hizmetine sunuldu. Tepebaşı Davet Salonu’nda düzenlenen toplu açılış törenine Başkan Ataç’ın yanı sıra CHP’nin Eskişehir Büyükşehir Belediyesi (EBB) Başkan Adayı Ayşe Ünlüce, CHP İl Başkanı Talat Yalaz, Tepebaşı meclis üyeleri ve çok sayıda Belde Evi kursiyeri katıldı.
Törende konuşan Başkan Ataç, şunları söyledi:
“20 yıldır yan yana çok güzel işler yaptık. Birçok hizmet yeri açtık. Tepebaşı bölgemiz gelişerek büyüyor. Tabii şehirleri, sanat, kültür, bilim, ilim bunlar geliştirir. Bunlara dikkat ederek 20 yılda çok mesafe kat ettik. Belde Evlerimizin ilkini 2001 yılında açtık. O zaman Belde Evi diye bir düşünce yoktu Türkiye’de. Belde Evleri projesine Fevzi Çakmak Mahallesiyle başladık. Şu anda yaklaşık 26 tane Belde Evimiz, 10 tane deneyimli kafemizle sizlere hizmet veriyoruz. Tepebaşı Belediyesi her zaman tasarrufla parasını harcar. Belediyemize ait 4 birimimizi buraya taşıdık. Burada inanılmaz güzel şeyler oldu. İçerisinde Belde Evi, Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Dil ve Konuşma Terapisi Merkezi ile İki Elin Sesi Var Çocuk Senfoni Orkestrası’nın yer aldığı bu merkez, yaşam merkezi olarak sizlere hizmet verecek. Belde Evleri’ni mülkiyetimizdeki yerlere taşıyarak tasarruf ettik. Şimdi sıfır maliyetle Belde Evleri’miz oldu. Tasarruf ile kalan paraları da yine sizin için harcayacağız. Tasarrufu sizin için yapacağız.”
EBB Başkan Adayı Ayşe Ünlüce de şunları dile getirdi:
“Ahmet Başkan, 1999 seçimlerini kazanıp 1-2 yıl sonra Belde Evleri projesini ilk ortaya attığında bizler de şehirdeki genç kadınlar olarak çok büyük heyecan duymuştuk. O dönemde kadın dayanışma merkezi yoktu ama Belde EvleriWmiz bu alanda birçok çalışmaya imza attılar. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi de ‘Eğitimde fırsat eşitliği sunan şehir’ sloganıyla yola çıkarak bugüne kadar Eskişehir’de birçok kadınımıza hizmet etti. ESMEK kurslarımızdan son 10 yılda 250 bin kadınımız, gencimiz ve çocuklarımız yararlandı. Kent merkezinin yanı sıra ilçelere de açtığımız ESMEK kursları sayesinde ilçeler canlandı, kadınlar ev hayatından sosyal hayata adım atmış oldu. Ayrıca Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi’mizden ise son 10 yılda 40 bin kadın yararlandı. Burada şiddete maruz kalan, psikolojik destek isteyen kadınlarımıza merkezimizde destek verdik.”
CHP İl Başkanı Yalaz ise “Bugün burada açacağımız Belde Evi, Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, İki Elin Sesi Var Çocuk Senfoni Orkestrası gibi tesisler, sosyal belediyeciliğin birer örneği. Belde evleri sayesinde siz değerli kadınlarımız hem toplanmak için fiziki bir imkana kavuşuyor hem de kendilerini geliştirmek için çeşitli eğitimler yapıyor. Bu anlamda Belde Evleri Tepebaşı’nda yer bölgeye yayılmış ve sosyal belediyeciliği en iyi örnekleyen oluşum olmuştur” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Yeşiltepe Yaşam Merkezi’nin açılışı yapıldı. Açılışı sonrası Başkan Ataç, EBB Adayı Ünlüce, İl Başkanı Talat Yalaz ve kadın kursiyerler merkezin birimlerini gezdi.
Yeşiltepe Yaşam Merkezi içerisinde; kadınların sosyalleşmesini sağlayan Belde Evi, 4-18 yaş grubu çocuklara psikolojik danışmanlık, diş sağlığı eğitimi ve acil müdahale ve tedavi işlemlerinin ücretsiz gerçekleştirildiği Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği ve İki Elin Sesi Var Çocuk Senfoni Orkestrası Eğitim ve Çalışma Merkezi ile iki buçuk yaş itibarıyla çocuk, ergen, yetişkin ve ihtiyaç duyan herkesin faydalanabileceği Dil ve Konuşma Terapisi Merkezi yer alıyor.
]]>Sultandere 75. Yıl Mahallesi’ndeki vatandaşlar bölgede yaşanan asayiş sorunlarından şikayetçi. 13 Şubat’ta 17 yaşındaki Rahman Efe O. ile husumetli olduğu H.C.T. arasında çıkan tartışmanın büyüyerek kavgaya dönüşmesi sonucunda Rahman Efe O.’nun bıçaklanarak hayatını kaybettiği ve H.C.T.’nin tutuklanarak cezaevine gönderildiği olayın meydana geldiği mahalledeki vatandaşlar, kendi mahallelerinde diğer mahallelere göre daha sık yaşandığı iddia edilen asayiş olaylarından endişe duyuyor. Mahallede cinayet, adam kaçırma, uyuşturucu ticareti, tehdit, taciz ve kavga gibi pek çok olayın meydana geldiğini öne süren vatandaşlar, henüz sorunlarının çözülmediğini söyledi. Mahalle nüfusunun 20 binin altında olması nedeniyle karakol yapılamadığını ancak bir olay olduğu zaman polisin çok geç geldiğini belirten ve güvenlik amacıyla mahallede bir polis noktası oluşturulmasını isteyen vatandaşlar, çocuklarını rahatça dışarıya çıkartamadıklarını dile getirerek yetkililerden yardım istedi.
“Nüfusumuz 20 binin altında kaldığından dolayı karakol gelmiyor”
Mahalle sakinlerinden Özlem Değirmenci, bölgede çok ciddi asayiş sorunları yaşadıklarını ifade ederek, “En son birkaç gün önce çocuğun birini bıçakladılar, çocuk öldü. Bir diğeri hapse girdi. Akşam saatlerinde yine bir olay oldu. Kaçırma olayı diye söylendi. Yani o kadar çok fazla olay oluyor ki biz artık mahallemizde bir nokta istiyoruz. Biz polis noktası istiyoruz. Nüfusumuz 20 binin altında kaldığından dolayı karakol gelmiyor. Ama biz istiyoruz ki, mahallemizde bir nokta ve güvenlik kameralarımız olsun. Yani bizim çocuklarımız da güvenle dışarıya çıkabilsinler” dedi.
“Mahallemizde polis noktası olursa güvenliğin daha rahat sağlanacağını düşünüyoruz”
Geçtiğimiz günlerde meydana gelen cinayet olayına değinen Ahmet Koyuncu, “2 genç arasında daha önceden kendi aralarında bir tartışmadan husumetler olmuş. Cinayeti işleyen çocuk daha önce ölen kişi tarafından bıçaklanıyor, daha sonra arkadaş cinayeti işliyor. Maalesef 2 gencimizden biri cezaevinde, biri de defnedildi. Yani mahallemiz adına üzücü bir haber. Mahallemize bu tarz güvenlik sorunları günden güne artmakta. Biz bununla ilgili ne yapabiliriz diye çalıştık. Mevzuat gereği nüfusumuz 20 binin altında olduğundan dolayı karakol kurulamıyor ama mahallemizde polis noktası olursa güvenliğin daha rahat sağlanacağını düşünüyoruz. Belediye başkanımızla görüştük. Burada karakola uygun bir noktamız var. Eski muhtarlık binamız şu an boş vaziyette bekliyor. Sadece hafta sonları bir kısmını zabıta arkadaşlar halk pazarı için kullanılır ama eski muhtarlık binamız boş. Yer olarak mahallede hükmeden bir noktada. Başkanımıza burayı sorduk, rica ettik. ‘Eğer emniyette dilekçeyle başvuru yapılırsa verebiliriz’ diye söylediler kendileri. Bu konuyla ilgili emniyet müdürümüzden de randevu talep edeceğiz, bu noktayla ilgili polislerin gelmesi için bizzat müracaatımızı yapacağız” şeklinde konuştu.
“Polis gelene kadar herkes dağılıyor, hiçbir şey göremiyor”
Derya Mandalı ise, bir anne olarak mahalledeki çocukların can ve mal güvenliğinden endişelendiğini dile getirerek şunları söyledi:
“Çocuklarımızı güvenerek hiçbir yere gönderemiyoruz. Tek başına göndermek gerçekten çok sakıncalı. Hani biz nereye kadar gideceğiz? Bir birey olarak izleriz ama çocuklar büyüdükleri zaman kendilerine özgüveni olmayacak sonuçta. Mahalleli olarak biz karakol için, polis noktası için imza topladık ama hiçbir sonuç alınmadı. Biz bu konuda çok rahatsızız, Sultandere için hiçbir ilgilenen yok. Hani bunu gerçekten isteyerek dile getirmek, görülmek istiyoruz artık. Yani çocuklarımızla parkta oturamıyoruz, hiçbir şekilde hiçbir etkinlik yapamıyoruz. Bu çok üzücü bir şey. Çocuk kaçırma ve madde dağıtma olayları var. Mesela okulların çıkışlarında farklı farklı arabalar, farklı farklı insanlar görüyoruz. Ben Nazlı Apartman’da oturuyorum, orada yoldan değişik değişik arabalar geçiyor. Hız yapıyorlar, çocuklara laf atıyorlar. Tanımadığımız arabalar, tanımadığımız plakalar okullarımızın önünden çok hızlı bir şekilde geçip rahatsız ediyorlar. Zaten polis gelene kadar herkes dağılıyor, hiçbir şey göremiyor. Hiçbir şekilde müdahale edilemiyor, hiçbir bir şekilde de hakkımızı savunamıyoruz. Bir delil gösteremiyoruz. Yani bu konuda haklı haksız duruma düşüyor, haksız da haklı duruma düşüyor.” – ESKİŞEHİR
]]>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Ofisi, geçen ay, Ocak-Ekim 2023 arasında bölgedeki 53 üye devletin 40’ında, 30 binden fazla kızamık vakasının bildirildiğini, bunun 2022’nin tamamında bildirilen 941 vakayla karşılaştırıldığında, 30 kattan fazla bir artışı temsil ettiğini açıkladı.
DSÖ’nün kızamık konusunda teknik danışmanı Natasha Crowcroft da önceki gün basın mensuplarına yaptığı açıklamada, kızamık kaynaklı ölümlerin 2022’de bir önceki yıla göre yüzde 43 arttığını, 2023 verilerinde de artış beklendiğini ifade etti. Crowcroft, vaka artışının endişe verici olduğunu vurguladı.
Konuya ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Çiftçi, “DSÖ’nün de belirttiği gibi dünyada kızamık vakalarında artış söz konusu. Ülkemizde de kızamık vakalarının son dönemde bir miktar arttığını görüyoruz. Çok uzun aradan sonra yeniden kızamık vakaları görmeye başladık. Bu açıdan dikkatli olunması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Sağlık Bakanlığının bu konuda talimatlarının bulunduğuna, döküntüyle, ateşle sağlık kuruluşlarına başvuran çocuklara doğrudan kızamık testlerinin yapıldığına dikkati çeken Çiftçi, vaka sayılarındaki artışın “salgın” boyutunda nitelendirilemeyeceğinin altını çizdi.
“Artışın temel nedeni aşı reddi ve kararsızlığı”
Kızamıktaki artışın çeşitli nedenlerinin bulunduğunu anlatan Çiftçi, “Vaka sayılarındaki artışın en temel nedeni, son dönemlerde yükselmeye başlayan aşı kararsızlığı, aşı reddi, aşı karşıtlığı.” dedi.
Savaşlar, nüfus hareketleri, Kovid-19 salgını gibi etkenlerin de çocuklarda aşılama faaliyetlerini aksattığını dile getiren Çiftçi, “Aşı reddi kaynaklı çocuklarını aşılatmayan bir kesim var. Böyle oldukça kızamık hastalığını sürekli görmeye devam edeceğiz. Aşılanmayan bir çocuk, eninde sonunda kızamık geçirecektir. Çocuğun büyümesi de kızamıktan kurtulduğu anlamına gelmiyor. Kızamık, her yaşta ölümcül olabilecek bir hastalık.” diye konuştu.
“İki doz aşılanan çocukların kızamığa yakalanmasını beklemiyoruz”
Prof. Dr. Çiftçi, kızamık aşısının oldukça etkili bir aşı olduğunu, tam koruyuculuk için iki doz uygulanmasının gerektiğini belirterek, “İki doz aşı yapılan çocukların çok nadir durumlar dışında kızamığa yakalanmasını beklemiyoruz. Bu nedenle kızamığa karşı en önemli koruyucu, aşılama.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de gelişmiş bir aşılama programı ve sisteminin uygulandığına, çocukların yüzde 96 gibi bir oranla kızamığa karşı aşılandığına işaret eden Çiftçi, yine de bazı çocukların aşılanmamasının hastalık riski oluşturduğunu söyledi.
Çiftçi, Türkiye Ulusal Aşı Takviminde, iki doz kızamık aşısı uygulamasına, 9-12 ay arasındaki bebekler için önlem amaçlı ek bir doz daha eklendiğini anımsattı.
“Küçük çocuklarda son derece tehlikeli”
Aşısız çocuklarda kızamığın hayati risk oluşturduğunu aktaran Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kızamık oldukça bulaşıcı, öldürücü olabilen bir hastalık, geçmişte bunun çok acı örnekleri yaşandı, kızamık nedeniyle çok sayıda çocuk kaybedildi. Aşılama sayesinde kızamığı uzun zamandır neredeyse görmüyorduk, çok nadir karşılaşılıyordu. Ancak ne yazık ki tekrar görmeye başladık.
Özellikle altta yatan hastalığı olan, bağışıklık sistemi zayıf kişiler ile küçük çocuklar ve beslenmesi zayıf çocuklar açısından son derece tehlikeli. Akciğer enfeksiyonu, zatürre gibi tablolarla ölümlere yol açabiliyor. Birçok hastalık için antibiyotik, antiviral ilaçlarımız var ama maalesef kızamık virüsüne karşı etkili bir ilaç yok, sadece destekleyici tedaviler verebiliyoruz.”
“Çocukluk çağı aşılarının eksiksiz yaptırılması gerekiyor”
Vücudun var olan savunma sisteminin kızamığa karşı yeterli olmadığını anlatan Çiftçi, “Kızamığın farklı bir yönü daha var. Hastalık geçirildikten sonra virüs beyinde sessiz halde kalıp, çok uzun süre sonra beyin hasarına, subakut sklerozan panensefalit (SSPE) dediğimiz beyin iltihabına yol açabiliyor. Bu nadir ancak tedavisi olmayan bir durum.” bilgisini paylaştı.
Prof. Dr. Çiftçi, ailelere, “Kızamık aşısı dahil tüm çocukluk çağı aşılarının mutlaka eksiksiz yaptırılması gerekiyor. Ülkemizdeki aşılar son derece güvenli, kontrol altında olan aşılar.” çağrısında bulundu.
]]>İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2013-2023 yılları arasını kapsayan ‘Çocuk İş Cinayetleri’ raporunu yayımladı. Son 10 yılda 14 yaş ve altı 234, 15-17 yaş arası ise 437 çocuk olmak üzere toplamda 671 çocuk işçinin hayatını kaybettiği belirtilen raporda en çok ölümün yüzde 28’lik oran ile trafik servis kazalarında yaşandığı belirtildi. Ocak 2024 iş cinayetleri raporuna göre ise ocak ayında en az 158 işçinin hayatını kaybettiği açıklandı.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2013-2023 yılları arasını kapsayan ‘Çocuk İş Cinayetleri’ raporu ve Ocak 2024 iş cinayetleri raporu olmak üzere iki rapor yayımladı.
SON 10 YILDA 671 ÇOCUK İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ
‘Çocuk İş Cinayetleri’ raporuna göre son10 yılda 14 yaş ve altı 234, 15-17 yaş arası ise 437 çocuk olmak üzere toplamda 671 çocuk işçi hayatını kaybetti.
ÇOCUK İŞÇİ ÖLÜMLERİNİN EN ÇOK YAŞANDIĞI İŞ KOLU, TARIM-ORMAN
İş kollarına göre ölümler en çok yüzde 57’lik oranla Tarım, orman iş kolunda yaşanırken, çocuk işçi ölümlerinin işkollarına göre dağılımı şu şekilde açıklandı:
Tarım, Orman işkolunda 380 çocuk (250 işçi ve 130 çiftçi); İnşaat, Yol işkolunda 71 çocuk; Metal işkolunda 46 çocuk; Konaklama, Eğlence işkolunda 45 çocuk; Gıda işkolunda 23 çocuk; Ticaret işkolunda 21 çocuk; Genel İşler işkolunda 20 çocuk; Tekstil, Deri işkolunda 17 çocuk; Taşımacılık işkolunda 14 çocuk; Ağaç, Kağıt işkolunda 11 çocuk; Kimya, Lastik işkolunda 7 çocuk; Enerji işkolunda 4 çocuk; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 3 çocuk; Madencilik işkolunda 1 çocuk; İletişim işkolunda 1 çocuk; Sağlık işkolunda 1 çocuk; eldeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirlenemeyen 6 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.
TRAFİK, SERVİS KAZALARINDA 186 ÇOCUK İŞÇİ ÖLDÜ
Rapora göre 2013-2023 yıllarında çocuk işçi ölümlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle:
Trafik, Servis Kazası nedeniyle 186 çocuk; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 112 çocuk; Ezilme, Göçük nedeniyle 92 çocuk; Yüksekten Düşme nedeniyle 61 çocuk; Şiddet nedeniyle 56 çocuk; Elektrik Çarpması nedeniyle 44 çocuk; Yıldırım Düşmesi nedeniyle 41 çocuk; Patlama, Yanma nedeniyle 25 çocuk; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 14 çocuk; Kesilme, Kopma nedeniyle 13 çocuk; İntihar nedeniyle 9 çocuk; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 8 çocuk; Diğer nedenlerden dolayı 10 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.
EN ÇOK ÇOCUK İŞÇİ ÖLÜMÜ ŞANLIURFA’DA YAŞANDI
Son 10 yılda Türkiye’nin 77 şehrinde çocuk işçi ölümlerinin gerçekleştiğinin belirtildiği raporda en çok ölüm yaşanan ilk 5 şehir ise şu şekilde: Şanlıurfa 49 ölüm, Gaziantep 40 ölüm, Adana ve İstanbul’da 33’er ölüm, Konya’da ise 25 ölüm.
OCAK AYINDA 158 İŞÇİ İŞ KAZALARINDA HAYATINI KAYBETTİ
Ocak 2024 İş cinayetleri raporuna göre ise ocak ayında en az 158 işçinin hayatını kaybettiği belirtildi.
Rapora göre ölümlerin yüzde 18’i ezilme ve göçük, yüzde 17’si trafik servis kazaları, yüzde 16’sı yüksekten düşme olduğu belirtildi.
İş kollarına göre ölümlerin, yüzde 28’i inşaat/yol, yüzde 14’ü taşımacılık, yüzde 10’u tarım/orman, yüzde 7’si ticaret/büro, yüzde 6’sı metal iş kollarında gerçekleşti.
Raporda iş cinayetlerinde ölen 158 kişiden 5’inin kadın, 153’ünün ise erkek olduğu belirtildi.
EN ÇOK ÖLÜM İSTANBUL’DA
Ocak ayında en çok ölümlerin yaşandığı 6 şehir ise şöyle:
İstanbul 24 kişi, İzmir 17 kişi, Şanlıurfa 11 kişi, Gaziantep 10 kişi, Konya 8 kişi, Mersin 7 kişi
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Gürçeşme Çocuk Belediyesi Yerleşkesi, bugün açıldı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, çocuklara “Biz bugünün yöneticileri, bu hakları, bu söz hakkını sizlere tanımak zorundayız. Üzerimize düşen bu büyük görevi sizleri yılda bir gün makam koltuklarında ağırlayarak yerine getiremeyiz. Ne mutlu ki bana Türkiye’nin çocuk belediyesine sahip ilk çocukları İzmir’in çocukları oldu.Türkiye’nin çocuk belediyesine sahip, ilk çocukları İzmir’in çocukları oldu” diye seslendi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından ilki Seferihisar’da başlatılan Çocuk Belediyesi uygulaması yaygınlaşıyor. Katılımcı demokrasiyi geliştirmek, çocukların düşüncelerini açıkça söyleyebilmelerini, çözüm üretebilmelerini, karar alma mekanizmalarına aktif katılımlarını destekleyen, çocuk haklarını gözeten ve çocukların yönetime doğrudan katıldığı, çocuk odaklı sistem Gürçeşme Çocuk Belediyesi Yerleşkesi, bugün İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından açıldı.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Soyer’in açılış konuşmasından önce Gürçeşme Çocuk Faaliyet Merkezi korosu ve Gürçeşme Masal Evi Çocuk Korosu sahne aldı.
Çocukların gözlerindeki pırıltıyı gördüğünü, herkesin tüm gücünü bu pırıltıdan aldığını söyleyen Soyer, “Sevgili İzmirliler, şehrimizin her köşesini sokakları, caddeleri evlerimizi ve parklarımızı bir şehri şehir yapan ne varsa tümünü çocuklarımızla paylaşıyoruz. Şu hayatta ne yapıyorsak aslında çocuklarımız için yapıyoruz. Dahası çocuklarımızın kendi geleceklerini tarif ederken söz haklarının olması gerektiğini biliyoruz. 2011 yılında bu eksikliği görerek Seferihisar Belediye Başkanlığı görevimi yaparken bir çocuk belediyesi kurulmasına öncülük ettim. Böylelikle Türkiye’nin ilk çocuk belediyesi Seferihisar’da kuruldu. Çocuk belediyesi bir belediye başkanı olarak bana eşsiz imkan sundu. Dünyayı bir çocuğun gözünden görebilmeyi bir park mı yapılacak? Yoksa bir okul, bir pazar yeri mi? Elbette uzmanların karar verecekleri düşünceleri çok önemli. Ama bir tesisi orayı kullanacak çocukların gözünden görmek en az meselenin teknik özellikleri kadar önemli. Çünkü o park, o okul, o yaşam alanı çocuklara ait. Seferihisar Çocuk Belediyesi’nde sadece çocuklar için değil, aynı zamanda çocuklarla birlikte icraat yapmanın anahtarını bulduk” dedi.
Hayata geçirilen yerleşkede çocuk belediyesinin yanında Gürçeşme Masal Evi, çocuk faaliyet merkezi, erken çocukluk birimi ve meslek fabrikasının da da hizmet vereceğini anlatan Soyer, “Daima iyilikten, daima güzellikten yana, herkes için adil ve eşit bir yaşamı çocuklarımızın katılımıyla gerçekleştirebiliriz. Onun için bu demokrasi ağını genişletmeye kararlıyız. Sevgili İzmirliler beş yılda elimizden geldiğince İzmir’i çocukların en az yetişkinler kadar söz sahibi olduğu örnek bir kent çalıştım. Çocuklarımızın yerel yönetimde söz sahibi olduğu çocuk belediyemizin kapısı dileyen tüm çocuklarımıza açık. Bugün çocuklarımızın tertemiz yüreklerinden, ışıl ışıl gözlerinden aldığımız ilhamlar şehrimize yepyeni bir meydan kazandırıyoruz. Gürçeşme Çocuk Belediyesi Yerleşkemiz tam donanımlı bir sosyal yaşam kampüsü olarak faaliyet gösterecek. Özellikle dezavantajlı mahallelerde yaşayan çocuklarımızın fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimleri için belediyemizin bütün imkanlarını seferber edeceğiz. Çünkü biz en büyük eserini çocuklara ve gençlere emanet eden ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün izindeyiz” ifadelerini kullandı.
“HENÜZ OY HAKKINIZ OLMASA DA SÖZ HAKKINIZ VAR”
Çocuklara “Henüz oy hakkınız olmasa da söz hakkınız var, haklarınız var” diye seslenen Soyer şunları söyledi:
“Biz bugünün yöneticileri, bu hakları, bu söz hakkını sizlere tanımak zorundayız. Üzerimize düşen bu büyük görevi sizleri yılda bir gün makam koltuklarında ağırlayarak yerine getiremeyiz. Merak ederek, sorarak, oynayarak, çalışarak, araştırarak, tasarlayarak, geleceğimizi inşa etmek için şimdiden harekete geçebilirsiniz. Ne mutlu ki bana Türkiye’nin çocuk belediyesine sahip, ilk çocukları İzmir’in çocukları oldu. Bugün hep birlikte açtığımız yerleşke size ait. Burası sizin. Burada iklim krizi, yoksulluk, demokrasi, adalet, bütün bunları öğreneceksiniz, konuşacaksınız. Huzurunuzda bir kez daha söz veriyorum Sizlerle birlikte bu ülkeyi daha ileriye taşımak için canla başla çalışmaya devam edeceğim. Hep beraber dünyamızı daha adil, daha huzurlu, barış ve mutluluk dolu bir gezegen yapacağız. Ben daima yanınızda olacağım.”
]]>
Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Çocuk Evleri’nde özel çocuklara gündüzlü bakım hizmeti kesintisiz devam ediyor. Büyükşehir Belediyesi Beyazşehir Engelsiz Çocuk Evi ve Yüksel Ateş Engelsiz Çocuk Evi’nde 4-12 yaş arasındaki zihinsel engelli çocuklara yönelik sıcacık bir ortamda gündüzlü bakım hizmeti sunuluyor.
“Özel çocuklarımızı ve ailelerimizi bekliyoruz”
Büyükşehir Belediyesi’nin Engelsiz Çocuk Evleri’nde Çocuk Gelişimci olarak görev yapan Fatma İzmitli, burada hem çocuklara, hem de ailelere destek verdiklerini ifade etti. İzmitli, özel çocukların burada gün içinde hizmet alırken, ailelerinde gönül rahatlığıyla, güven içerisinde çocukları bırakabildiklerini kaydetti. İzmitli, yapılan hizmetler hakkında şu bilgileri verdi:
“4-12 yaş, zihinsel engelli, fiziksel yetersizliği bulunan çocuklarımıza hizmet vermekteyiz. Hafta içi saat sabah 9.00, akşam 16.00 saatleri arasında, saatlik ya da günlük bakım veren bakım merkeziyiz. Engelli gruplar içerisinde sosyal hizmetlere ve psikolojik desteğe en çok ihtiyaç duyan engel grubu zihinsel engelliler ve aileleridir. Çocuklarımız gün içerisinde gelip burada hizmet alırken, ailelerimizde onları güvenli bir yere emanet ediyorlar. Burada özel çocukların haklarının neler olduğunu da öğreniyorlar. Ana kucağı kadar sıcak, baba kucağı kadar güvenli engelsiz çocuk evlerimizde özel çocuklarımızı ve ailelerimizi bekliyoruz. Bu kurumlara emek veren Başkan Dr. Memduh Büyükkılıç’a ayrıca teşekkür ediyoruz.”
“Başkanımız özel çocuklarımıza emek veriyor, onun emeği çok önemli”
11 yaşında otizmli oğlu olan Zuhal Türkoğlu ise Büyükşehir Belediyesi’nin Engelsiz Çocuk Evleri’nin bir güven ortamında olduğunu ve özel çocukların burada çok iyi hizmet gördüğünü ifade etti. Türkoğlu, Başkan Büyükkılıç’ın her zaman özel çocukların yanında olduğunu, asla onları ayırmadığını ve bu durumun kendisini çok mutlu ettiğini dile getirerek, konuşmasına şöyle devam etti:
“Otizmli oğlum var, 11 yaşında. Yaklaşık 4 yıldır buraya geliyoruz. Her şeyden önce belediyemizin bu desteği çok önemli. Öncelikle emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Burası her şeyden önce bize güven veriyor. Güvenimiz olunca huzurumuz da oluyor. 3, 4 saat bırakıp, kendimize zaman ayırıyoruz. El becerileri artıyor, zihinsel olarak burası çok fazla destek veriyor. Emeği geçen öğretmenlerimizden, belediyemizden, Büyükşehir Belediye Başkanımızdan herkesten biz çok memnunuz. Buranın bir sloganı var. ‘Ana kucağından sıcak, baba ocağından güvende’ diye. Gerçekten öyle hatta daha fazla. Evlerde bu kadar imkanımız yok. Çok daha rahat, çok daha konforlu. Büyükşehir Belediye Başkanımızın bize destek olması çok önemli. Çocuklarımızı seçmiyor, ayırmıyor, dışlamıyor. O emeği bizim için çok önemli. Çocuklar burada çok mutlular.”
“Burası çok büyük bir nimet”
Büyükşehir Belediyesi’nin Engelsiz Çocuk Evleri’nin çok büyük bir nimet olduğunu kaydeden Gamze Karakaş da çok mutlu olduklarını ifade ederek, Başkan Büyükkılıç’a teşekkürlerini iletti. ‘İyi ki varlar’ diyen Karakaş, “İlk açıldığından beri buradayız. Oğlum burayı çok seviyor. Çok mutluyuz. Çok güvenerek bırakıyorum oğlumu buraya. Temiz, güvenilir ve kamera kayıtları altında. En başta öğretmenlerimiz çok ilgileniyorlar. Her tanıdığıma söylüyorum. Gönül rahatlığıyla getirsinler çocuklarını. Çocuklarımızın o an neye ihtiyacı varsa, onu yaptırıyorlar. Sürekli iletişim halindeler. Buradan çok memnunuz. Sürekli teşekkür etmek istiyoruz. Öğrencilerini çok seviyorlar. Bu tesisin karşılığını aldığımı çok iyi biliyorum. İlk geldiğimiz gibi değiliz. Çok verimli günlerimiz oldu. Burası çok büyük bir nimet. Özel çocuklar hepsi. Başkanımıza çok teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.
“Burada gördüğümüz sevgiyi, saygıyı, hiçbir yerde göremiyorsun”
Engelsiz Çocuk Evleri’nde gördükleri değeri, saygıyı hiçbir yerde göremediklerini ifade eden Nazife Güngördü ise “Ben de özel bir çocuğun annesiyim. Otizmli. Çocuğum burasının ilk öğrencilerinden. Buraya hizmet verenlerden, açanlardan Rabbim kat kat razı olsun. Çok güvenilir bir yer. Buralar bulunmadık bir nimet. Buradaki gördüğümüz sevgiyi, saygıyı, hiçbir yerde göremiyorsun. Memduh Başkanım çok sağ olun. Biz sizlerden dağlar kadar memnunuz” ifadelerini kullandı. – KAYSERİ
]]>İZMİR – İzmir’de, evlerinde çıkan yangında kızını kaybeden 54 yaşındaki Fatma Bülbül, engelli maaşıyla aralarında bir epilepsi hastalığı bulunan 2 kızına ve 4 torununa bakıyor. Bülbül, hijyenik olmayan şartlarda adeta yaşam mücadelesi veriyor.
Konak ilçesi Ege Mahallesi’ndeki müstakil bir evde yaşayan Fatma Bülbül (54), 31 Temmuz 2022’de evlerinde çıkan yangının ardından 33 yaşındaki kızı Gamze Kaymaz’ı kaybetti. Daha sonra Kaymaz’ın emaneti olan kızların bakımı da, anneanne Fatma Bülbül’e düştü. Anneanne Bülbül, aynı evin içinde 4 torunu ve aralarında bir epilepsi hastası da bulunan 2 kızıyla beraber yaşıyor.
Havanın soğuk olmasına rağmen evinin pencereleri yeni takılan ve sobaları bile bulunmayan Bülbül ailesi, Fatma Bülbül’ün aldığı yaşlılık maaşı ve yardımseverlerin desteğiyle hayatlarını sürdürüyor. Çeşitli sağlık sorunları da bulunan Bülbül, sağlığı el verdiği zamanlarda ise hurdacılık yaparak çocuklarına bakıyor.
“Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok”
Bülbül’ün ve ailesinin yaşadığı evde içler acısı bir durum olduğunu aktaran İzmir Toplumsal Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Yalçın, “Bu evde yetim çocuklar var. Babaları olmadığı için anneanne Fatma ablamız tek başına, kendi imkanlarıyla hurda toplayarak bu çocuklara bakmaya çalışıyor. Bize aile geldiğinde, eve gidip yerinde inceleme yaptık. Baktık ki burada içler acısı bir durum var. Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok. Fatma ablamız tek başına bu yetimleri kimseye muhtaç etmemeye çalışıyor; fakat günün şartlarında da bu çok zor. Biz de dernek olarak ve hayırseverlerin de desteğiyle ailemizi arkadaşlarımızla paylaştık” şeklinde konuştu.
Aileye yapılan yardımlardan da bahseden Yalçın, “Çamaşır makinası, buzdolabı, ocak, tüp aldık. Evde cam yoktu, dün camları taktırdık. Yardımseverlerin kimisi 100, kimisi 500, kimisi de bin lira göndererek yardımda bulundu. Çocukların battaniyeleri, yastıkları alındı. Aklınıza gelebilecek bireysel olarak ihtiyaçları olan her şeyi aldık. İki gün önce Büşra kardeşimizle beraber markete gidip sadece yaklaşık 11 bin TL’lik gıda aldık; fakat hala bitmedi. Buraya alınacak çok şey lazım. Ustamız tesisatı yapıyor. Hazır mutfağa gelecek, çatılar yapılacak” dedi.
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var”
Evin arka tarafında bulunan dairelerin tanesinin yaklaşık 50 milyon TL değerinde olabileceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var. Bunları elimizden geldiği kadar bizler destek olacağız. Burada şöyle de bir sıkıntı var; belediyelerden buna benzer kurumlardan yardım almak için ailelerden çok inanılmaz prosedürler istiyorlar. Çok inanılmaz evrak kalabalığı istiyorlar. Bu durum da başvuruyu zorlaştırıyor. Fatma ablamızın belki okuması yazması bile yok. Bu evrakları yerine getirmesi bile imkansız. Yetkililerden bu tarz olaylarda, ailelere biraz kolaylık sağlamalarını istiyoruz.”
“10 seneye yakın ben susuzum”
Yapılan yardımlarla normal yaşantılarına devam edeceklerini anlatan Fatma Bülbül, “Arka tarafta binalardan su taşıyorum. Kızım, klima tamir edildiği sırada klimadan çıkan yangın sebebiyle hayatını kaybetti. Şimdi normal yaşantımıza devam edeceğiz. Her şeyden önce susuz yaşanmaz. Suyumuz var. Evlerin üstü akıyor. Bir de çoluk çocuk üşüyor, öksürüyorlar. Camlarımız takıldı; fakat gelirimiz yok. Sadece engelli maaşım var” diye konuştu.
]]>Konak ilçesi Ege Mahallesi’ndeki müstakil bir evde yaşayan Fatma Bülbül (54), 31 Temmuz 2022’de evlerinde çıkan yangının ardından 33 yaşındaki kızı Gamze Kaymaz’ı kaybetti. Daha sonra Kaymaz’ın emaneti olan kızların bakımı da, anneanne Fatma Bülbül’e düştü. Anneanne Bülbül, aynı evin içinde 4 torunu ve aralarında bir epilepsi hastası da bulunan 2 kızıyla beraber yaşıyor.
Havanın soğuk olmasına rağmen evinin pencereleri yeni takılan ve sobaları bile bulunmayan Bülbül ailesi, Fatma Bülbül’ün aldığı yaşlılık maaşı ve yardımseverlerin desteğiyle hayatlarını sürdürüyor. Çeşitli sağlık sorunları da bulunan Bülbül, sağlığı el verdiği zamanlarda ise hurdacılık yaparak çocuklarına bakıyor.
“Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok”
Bülbül’ün ve ailesinin yaşadığı evde içler acısı bir durum olduğunu aktaran İzmir Toplumsal Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitim Derneği (İZMİRTUMED) Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Yalçın, “Bu evde yetim çocuklar var. Babaları olmadığı için anneanne Fatma ablamız tek başına, kendi imkanlarıyla hurda toplayarak bu çocuklara bakmaya çalışıyor. Bize aile geldiğinde, eve gidip yerinde inceleme yaptık. Baktık ki burada içler acısı bir durum var. Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok. Fatma ablamız tek başına bu yetimleri kimseye muhtaç etmemeye çalışıyor; fakat günün şartlarında da bu çok zor. Biz de dernek olarak ve hayırseverlerin de desteğiyle ailemizi arkadaşlarımızla paylaştık” şeklinde konuştu.
Aileye yapılan yardımlardan da bahseden Yalçın, “Çamaşır makinesi, buzdolabı, ocak, tüp aldık. Evde cam yoktu, dün camları taktırdık. Yardımseverlerin kimisi 100, kimisi 500, kimisi de bin lira göndererek yardımda bulundu. Çocukların battaniyeleri, yastıkları alındı. Aklınıza gelebilecek bireysel olarak ihtiyaçları olan her şeyi aldık. İki gün önce Büşra kardeşimizle beraber markete gidip sadece yaklaşık 11 bin TL’lik gıda aldık; fakat hala bitmedi. Buraya alınacak çok şey lazım. Ustamız tesisatı yapıyor. Hazır mutfağa gelecek, çatılar yapılacak” dedi.
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var”
Evin arka tarafında bulunan dairelerin tanesinin yaklaşık 50 milyon TL değerinde olabileceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var. Bunları elimizden geldiği kadar bizler destek olacağız. Burada şöyle de bir sıkıntı var; belediyelerden buna benzer kurumlardan yardım almak için ailelerden çok inanılmaz prosedürler istiyorlar. Çok inanılmaz evrak kalabalığı istiyorlar. Bu durum da başvuruyu zorlaştırıyor. Fatma ablamızın belki okuması yazması bile yok. Bu evrakları yerine getirmesi bile imkansız. Yetkililerden bu tarz olaylarda, ailelere biraz kolaylık sağlamalarını istiyoruz.”
“10 seneye yakın ben susuzum”
Yapılan yardımlarla normal yaşantılarına devam edeceklerini anlatan Fatma Bülbül, “Arka tarafta binalardan su taşıyorum. Kızım, klima tamir edildiği sırada klimadan çıkan yangın sebebiyle hayatını kaybetti. Şimdi normal yaşantımıza devam edeceğiz. Her şeyden önce susuz yaşanmaz. Suyumuz var. Evlerin üstü akıyor. Bir de çoluk çocuk üşüyor, öksürüyorlar. Camlarımız takıldı; fakat gelirimiz yok. Sadece engelli maaşım var” diye konuştu. – İZMİR
]]>İSTANBUL – Kağıthane Belediyesi ve ilçedeki sivil toplum kuruluşları ortaklığında düzenlenen ‘Gençlik Uyanıyor, Ailecek Duada Buluşuyor’ adlı projeyle camiye giden çocuk ve gençler bisikletle ödüllendirdi. Bin adet bisikletin teslim edildiği törene Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ve AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe de katıldı.
Kağıthane’de ‘Gençlik Uyanıyor, Ailecek Duada Buluşuyor’ adlı proje hayata geçti. Kağıthane Belediyesi ve ilçedeki sivil toplum kuruluşları ortaklığında düzenlenen projeyle camiye giden çocuk ve gençler bisikletle ödüllendirdi. Her pazar günü ilçenin farklı camilerinde düzenlenen buluşma programıyla çocuk ve gençlerin camilere özendirilmesi ve dini pratiklerini yerine getirerek bilgi edinmesi amaçlandı. Projenin sonunda en az 10 kez camiye gelen çocuk ve gençlere bisikletleri, düzenlenen törenle hediye edildi. Törende bin adet bisiklet dağıtıldı. Yahya Kemal Spor Kompleksi’nde düzenlenen törene Bakan Osman Aşkın Bak, AK Parti İstanbul Milletvekili Büşra Paker, AK Parti İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, Kağıthane Kaymakamı Niyazi Erten ve çok sayıda aile katılırken programın ev sahipliğini Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin yaptı.
“Amaçlarımızdan biri de bağımlılıkla mücadele”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da, Kağıthaneli çocukların bisiklet sevincine ortak oldu. Törende Bakan Bak, spor yapmanın önemini vurgulayarak, çocukların spor yapmalarını teşvik etti. Törende bin çocuğa bisiklet dağıtıldı ve Bakan Bak, kendisine armağan edilen bisikleti bir kız çocuğuna hediye etti. Bakan Bak, törende yaptığı konuşmada, spor yapmanın önemini belirterek, “Bu çocuklarımız her şeyi hak ediyor. Amaçlarımızdan biri de bağımlılıkla mücadele. Aileler, çocuklarını alarak spor tesislerine gelmeli. Hem vücut sağlıklarının hem de geleceklerinin güzel ve iyi olması için onların spor yapmalarını sağlamalıyız. Bütün tesisler ücretsiz emrinizde” ifadelerini kullandı.
“18 hafta boyunca bir eylemi ara vermeden yapan çocuklarımıza teşekkür ediyorum”
AK Parti İstanbul İl Başkanı Kabaktepe ise törende, “Değerli Belediye Başkanımıza çocuklarımızın benliklerin, kişiliklerinin oluşması anlamında bu teşvik edici kampanyasından dolayı teşekkür ediyorum. 18 hafta boyunca bir eylemi ara vermeden yapan siz çocuklarımıza da teşekkür ediyorum ve tebrik ediyorum. Programımızın hayırlara vesile olmasını talep ediyorum” diye konuştu.
“Sizlere bisiklet hediye etmekle kalmayıp yolunu da yaptık”
Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin de törende bir konuşma yaparak spor alanındaki mevcut çalışmaları değerlendirdi. Başkan Öztekin, “Camilerimizin manevi iklimini zenginleştiren çocuk ve gençlerimizi ödüllendiriyoruz. Sevgili çocuklarımız, önümüzdeki bahar ve yaz aylarında hepinizi bisikletlerinizle Yeşil Vadi’ye bekliyorum. Sizlere bisiklet hediye etmekle kalmayıp yolunu da yaptık. Kağıthane’de 6 kilometre boyunca özgürce bisiklet kullanabileceğiniz bir yolunuz var artık. Yaşınız daha çok genç. Sizleri okulda, spor sahalarında, camilerde, bilim atölyelerinde, sanat merkezlerinde görmek istiyoruz” dedi.
“Bisikleti çok istiyordum”
18 hafta boyunca sabah namazına katılarak bisikleti alan Ali Yahya Çimen, “Kağıthane Belediyesi’nin yapmış olduğu etkinlikte 15 camiye gittim sadece Nurpete Camii’ne gidemedim ama 10 camiden fazla gittiğim için bu bisikleti almaya hak kazandım. Bisikleti çok istiyordum. Çok büyük bir maceraydı çok eğlendik. Çok iyi arkadaşlar da edindim Mevlüt Başkanımıza da çok teşekkür ederim” diye konuştu.
“Bisiklet hayali aslında o gün başlamıştı”
Ali Yahya’nın babası Yahya Çimen ise süreci, “Uygulamayı belediyemizin sitesinden gördük ve çocuğumuza anlattık. Ali Yahya zaten namaza yatkın bir çocuk. Bisiklet hayali aslında o gün başlamıştı. Sadece bir hafta fire verdik. Başta Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Bey olmak üzere tüm sivil toplum kuruluşlarına da teşekkür ediyoruz” şeklinde anlattı.
“Akşamdan ‘Baba erken kalkalım, namaza geç kalmayalım’ şeklinde tepkiler aldım”
Bisiklet almaya hak kazanan Mehmet Emin Yılmaz’ın babası Ahmet Yılmaz ise, “Öncelikle Kağıthane Belediyesi’ne bu imkanı sunduğu için teşekkür ederim. Sabah namazlarına gittik. Çocukların heyecanını ben gördüm. Akşamdan ‘Baba erken kalkalım, namaza geç kalmayalım’ şeklinde tepkiler aldım. Bu tepkiler çok güzeldi. Aynı zamanda teşvik amacıyla bisiklet hediye edilmesi de çok güzeldi. Herkese çok teşekkür ederim” diye konuştu.
]]>Kağıthane’de ‘Gençlik Uyanıyor, Ailecek Duada Buluşuyor’ adlı proje hayata geçti. Kağıthane Belediyesi ve ilçedeki sivil toplum kuruluşları ortaklığında düzenlenen projeyle camiye giden çocuk ve gençler bisikletle ödüllendirdi. Her pazar günü ilçenin farklı camilerinde düzenlenen buluşma programıyla çocuk ve gençlerin camilere özendirilmesi ve dini pratiklerini yerine getirerek bilgi edinmesi amaçlandı. Projenin sonunda en az 10 kez camiye gelen çocuk ve gençlere bisikletleri, düzenlenen törenle hediye edildi. Törende bin adet bisiklet dağıtıldı. Yahya Kemal Spor Kompleksi’nde düzenlenen törene Bakan Osman Aşkın Bak, AK Parti İstanbul Milletvekili Büşra Paker, AK Parti İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, Kağıthane Kaymakamı Niyazi Erten ve çok sayıda aile katılırken programın ev sahipliğini Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin yaptı.
“Amaçlarımızdan biri de bağımlılıkla mücadele”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da, Kağıthaneli çocukların bisiklet sevincine ortak oldu. Törende Bakan Bak, spor yapmanın önemini vurgulayarak, çocukların spor yapmalarını teşvik etti. Törende bin çocuğa bisiklet dağıtıldı ve Bakan Bak, kendisine armağan edilen bisikleti bir kız çocuğuna hediye etti. Bakan Bak, törende yaptığı konuşmada, spor yapmanın önemini belirterek, “Bu çocuklarımız her şeyi hak ediyor. Amaçlarımızdan biri de bağımlılıkla mücadele. Aileler, çocuklarını alarak spor tesislerine gelmeli. Hem vücut sağlıklarının hem de geleceklerinin güzel ve iyi olması için onların spor yapmalarını sağlamalıyız. Bütün tesisler ücretsiz emrinizde” ifadelerini kullandı.
“18 hafta boyunca bir eylemi ara vermeden yapan çocuklarımıza teşekkür ediyorum”
AK Parti İstanbul İl Başkanı Kabaktepe ise törende, “Değerli Belediye Başkanımıza çocuklarımızın benliklerin, kişiliklerinin oluşması anlamında bu teşvik edici kampanyasından dolayı teşekkür ediyorum. 18 hafta boyunca bir eylemi ara vermeden yapan siz çocuklarımıza da teşekkür ediyorum ve tebrik ediyorum. Programımızın hayırlara vesile olmasını talep ediyorum” diye konuştu.
“Sizlere bisiklet hediye etmekle kalmayıp yolunu da yaptık”
Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin de törende bir konuşma yaparak spor alanındaki mevcut çalışmaları değerlendirdi. Başkan Öztekin, “Camilerimizin manevi iklimini zenginleştiren çocuk ve gençlerimizi ödüllendiriyoruz. Sevgili çocuklarımız, önümüzdeki bahar ve yaz aylarında hepinizi bisikletlerinizle Yeşil Vadi’ye bekliyorum. Sizlere bisiklet hediye etmekle kalmayıp yolunu da yaptık. Kağıthane’de 6 kilometre boyunca özgürce bisiklet kullanabileceğiniz bir yolunuz var artık. Yaşınız daha çok genç. Sizleri okulda, spor sahalarında, camilerde, bilim atölyelerinde, sanat merkezlerinde görmek istiyoruz” dedi.
“Bisikleti çok istiyordum”
18 hafta boyunca sabah namazına katılarak bisikleti alan Ali Yahya Çimen, “Kağıthane Belediyesi’nin yapmış olduğu etkinlikte 15 camiye gittim sadece Nurpete Camii’ne gidemedim ama 10 camiden fazla gittiğim için bu bisikleti almaya hak kazandım. Bisikleti çok istiyordum. Çok büyük bir maceraydı çok eğlendik. Çok iyi arkadaşlar da edindim Mevlüt Başkanımıza da çok teşekkür ederim” diye konuştu.
“Bisiklet hayali aslında o gün başlamıştı”
Ali Yahya’nın babası Yahya Çimen ise süreci, “Uygulamayı belediyemizin sitesinden gördük ve çocuğumuza anlattık. Ali Yahya zaten namaza yatkın bir çocuk. Bisiklet hayali aslında o gün başlamıştı. Sadece bir hafta fire verdik. Başta Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Bey olmak üzere tüm sivil toplum kuruluşlarına da teşekkür ediyoruz” şeklinde anlattı.
“Akşamdan ‘Baba erken kalkalım, namaza geç kalmayalım’ şeklinde tepkiler aldım”
Bisiklet almaya hak kazanan Mehmet Emin Yılmaz’ın babası Ahmet Yılmaz ise, “Öncelikle Kağıthane Belediyesi’ne bu imkanı sunduğu için teşekkür ederim. Sabah namazlarına gittik. Çocukların heyecanını ben gördüm. Akşamdan ‘Baba erken kalkalım, namaza geç kalmayalım’ şeklinde tepkiler aldım. Bu tepkiler çok güzeldi. Aynı zamanda teşvik amacıyla bisiklet hediye edilmesi de çok güzeldi. Herkese çok teşekkür ederim” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>Göktaş, İYİ Parti Grup Başkanvekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremler sonrası kaybolan çocuklara ilişkin yazılı soru önergesini yanıtladı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, çocukların korunmasını, haklarının güvence altına alınmasını amaçladığını bildiren Göktaş, çocuğun üstün yararı ilkesi çerçevesinde tüm risklere karşı bilinçli ve duyarlı nesiller yetiştirmek üzere koruyucu, önleyici ve destekleyici çalışmalar yürütüldüğünü belirtti.
Çocuklara yönelik tüm hizmetlerin ilgili kamu kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde gerçekleştirildiğini aktaran Göktaş, deprem bölgesinde enkaz altında çıkarılmış ve yakınlarına ulaşılamayan kimliksiz veya kendini ifade edemeyen, refakatçisi olmayan ya da yakını vefat ettiği tespit edilen çocuklara ilişkin güncel bilgilerin deprem sürecinde kamuoyunu doğru bilgilendirmek adına Bakanlığın resmi sosyal medya hesaplarından şeffaf bir şekilde düzenli olarak paylaşıldığını hatırlattı.
Deprem felaketi nedeniyle ailesinden ayrı düşmüş veya refakatçisi olmayan 1912 çocuğun Aile Bilgi Sistemi Afet Yönetim Çocuk Modülünde kayıt altına alındığını dile getiren Göktaş, deprem bölgesinde, enkaz altından çıkarılmış, yakınlarına ulaşılamayan kimliksiz veya kendini ifade edemeyen hastanelerde tedavisi devam eden çocukların yakından takip edildiğini, tedavisi tamamlanan çocukların Bakanlığın çocuk bakım kuruluşlarında korunma ve bakım altına alındığını bildirdi.
Bakan Göktaş, şunları kaydetti:
“Kuruluşlarımıza alınan çocuklarımızın öncelikle ailesi ve yakınlarına ulaşılmasına yönelik çalışmalarımız titizlikle yürütülerek çocuklar ailelerine teslim edilmiştir. Bakanlığımız ile TÜBİTAK arasında yapılan işbirliği neticesinde TÜBİTAK tarafından geliştirilen “DerinGÖRÜ” yüz tanıma programı kullanılmıştır. Yapılan DNA eşleşmeleri ve kimlik kontrolü, kimliklendirme ve mesleki çalışmalar sonucunda 1874 çocuk ailesine/aile yakınlarına teslim edilmiştir. Halen hastanede tedavisi devam eden 1 çocuğumuz yakından takip edilmektedir. 6 çocuğumuz da aile odaklı hizmetlerden faydalandırılmıştır. 15 çocuğumuz bakım ve koruma altındadır. Çocuklar, yaş ve cinsiyet durumlarına uygun Bakanlığımıza bağlı çocuk bakım kuruluşlarında bakılmakta ve korunmaktadır. Kayıtlarımızda olan 16 çocuğumuz vefat etmiştir. Kimliği belirlenemeyen çocuğumuz bulunmamaktadır.”
Çocuk Koruma Kanunu kapsamında olduğu tespit edilen çocukların Bakanlık tarafından korunma ve bakım altına alınarak kuruluş bakımı hizmeti veya yakın evre/akraba koruyucu aile hizmetinden faydalandırıldığını belirten Göktaş, Bakanlığın hizmet modellerinden faydalandırılan çocukların izleme ve takiplerinin ilgili mevzuat çerçevesinde yapıldığını aktardı. Göktaş, “Yakınlarına ulaşılamayan kimliksiz veya kendini ifade edemeyen çocuklar hiçbir şekilde üçüncü şahıs, kurum, dernek, vakıf gibi yerlere yerleştirilmemektedir.” ifadesini kullandı.
Depremden etkilenen çocukların risk ve ihtiyaçlarının belirlenmesi için Çocuklar Güvende Ekipleri ile öksüz ve yetim hizmet birimleri aracılığıyla izleme ve takip çalışmalarının yapıldığını ifade eden Göktaş, depremden etkilenen çocuklara yönelik hane ziyaretleri gerçekleştirildiğini ve ihtiyaçları doğrultusunda gerekli sosyal hizmet müdahalelerinde bulunulduğunu kaydetti.
]]>“Geleneksel sporların ihyası” parolasıyla Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek Turizm Merkezi’ndeki bir otelde gerçekleştirilen 6. Etnospor Forumu’nda Bakanlar Paneli gerçekleştirildi.
Panelin moderetörlüğünü yapan Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan, geleneksel sporlara hükümetlerin yanı sıra belediyelerin, yerel yönetimlerin de destek sunması gerektiğini söyledi.
Türkiye olarak geleneksel sporlara destek olmayı çok önemli bulduklarını ifade eden Erdoğan, “Yerel yönetimlerin ve belediyelerin bu desteği vermesi, aslında geleneksel sporları canlı tutacak olan şeydir. Kişilerin katılımının yanı sıra sponsor bulmak gibi meseleler de istediğimiz seviyelerde değil. Dolayısıyla altyapıların oluşturulması ve geleneksel sporların icra edilebileceği mekanların kurulması noktasında bunlar son derece önemli.” diye konuştu.
Erdoğan, forumun açılışında bakanlarla mutabakat anlaşması imzaladıklarını anımsatarak, UNESCO anlaşmalarının pek çoğunda geleneksel sporların, kültürlerin ve kültürel mirasların korunması gibi maddelerin yer aldığını kaydetti.
“İnsan, doğanın bir parçasıdır”
Rusya Spor Bakanı Oleg Matytsin, ülkesinin aktif bir şekilde bu platformda işbirliğini geliştirme rolünü sürdüreceğini söyledi.
Dünyanın şu anda çok karışık bir dönemden geçtiğini ifade eden Matytsin, şöyle konuştu:
“Her bir kurumunun ilk önce dostluğunu, karşılıklı anlayışını güçlendirmesi gerekir. Bunun için sporu da kullanabiliyoruz. Bu bir yarış, madalya peşinde koşmak değil. Aynı zamanda kültürler ve uluslararası ilişkilerin güçlendirilmesi yöntemidir. Bu şekilde spor üzerinde herhangi bir ayrımcılık yapmadan, sporu siyasileştirmeden faaliyet gösteriyoruz. Etnospor’un temelinde de bu prensipler yatıyor. Önümüzdeki hedeflerde geleneksel değerlere geri dönüyoruz. İnsan, doğanın bir parçasıdır. Sadece toplumun bir parçası değildir. Toplumlaşmaya çalışıyoruz fakat ne kadar aktif şekilde toplumlaşırsak o kadar da doğallıktan uzaklaşabiliyoruz. Her bir çocuk ata dokunmalıdır. Çocukluktan, doğayla ilişkisin kurması gerekiyor. Bence geleneksel spor türleri tam da bunun için en uygun spor türleridir. Geleneklerine, doğaya ve kültürüne bağlı spor türleridir. Halkın en temel değerlerini bu spor türlerinde görebiliyorsunuz.”
“Fiziksel olarak sağlıklı olma yöntemi”
Namibya Cumhuriyeti Spor, Gençlik ve Ulusal Hizmet Bakanı Agnes Basilia Tjongarero, ülke olarak yakın zamanda kaybettikleri başkanlarının yasını tuttuklarını belirterek, bu ayın 25’ine kadar ulusal yaslarının devam edeceğini söyledi.
Geleneksel oyun ve müsabakaların ülkelerinde bağ kurma, sosyalleşme, işbirliği yapmak ile biraz da eğlence için kullanıldığını belirtti.
Tjongarero, geleneksel sporların kişilerin zihinsel olarak faal kalmasını sağladığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Öğrenciler için de güzel bir kafa dağıtma yöntemi. Fiziksel olarak sağlıklı olma yöntemi. Aktivite olarak baktığınız zaman çocukların yetişkinlerle bağ kurma yöntemi. Bu arada çocukları da sokaklardan uzak tutmanın bir yöntemi. Çünkü bir toplum olarak bunu düşünmek zorundayız. Çocuklarımızın arkadaşlarıyla sosyalleşmelerini sağlamak ve yeni arkadaşlar bulmaları için kullanabiliriz. Müsabakalar açısında da kazanmanın da ötesinde adlarının duyulmasını sağlayacak ve koordinasyonlarını kuvvetlendirecek noktalarda önemli beceriler kazanıyorlar. Bir aradayken sadece rekabet için değil, aynı zamanda bir arada olmak için bunu yapıyorlar. Beraber ritim yakalıyorlar. Beraber alkış tutup, beraber zıplıyorlar.”
Özbekistan Gençlik Politikaları ve Spor Bakanı Adham İkramov da geleneksel sporlarla ilgili yaptıkları etkinliklere öğrencilerin aktif olarak katılım gösterdiğini belirtti.
Spor disiplinini yeni nesillere aktarmak için 10 yıldır yoğun bir şekilde çalışma yürüttüklerini ifade eden İkramov, “Özbekistan’da çalışmalara ‘Genç nesillere geleneklerimizi nasıl aktarabiliriz?’ diye sorarak başladık. Bizim için öğrenmenin ve öğretmenin ötesinde, değerlerimizi gelecek nesillere taşımak önemli.” dedi.
İkramov, Özbekistan olarak Dünya Etnospor Federasyonun çalışmalarının içinde ve yanında olacaklarını kaydetti.
]]>Mersin Büyükşehir Belediyesi Halkkent Çocuk Gelişim Merkezi’nde eğitim gören çocuklar, 14 Şubat Sevgililer Günü’nü aileleriyle kutladı. Öğretmenleriyle birlikte bir süredir özel güne hazırlık yapan çocuklar, annelerine hazırlamış olduğu gösterileri sundu. Etkinlikte ailelerin mutluluğuna, Mersinden Kadın Kooperatifi Başkanı Meral Seçer de ortak oldu.
Etkinlikte, öğretmenleriyle birlikte sevgi duvarı oluşturarak annelerine söylemek istediklerini mektuba yazıp duvara asan çocuklar, annelerine duygu dolu anlar yaşattı. Mandala yaparak keyifli zaman geçiren ve ikramlıklar eşliğinde bol bol sohbet eden aileler, kucaklaşmanın ve paylaşmanın tadını çıkardıkları sevgi dolu bir gün geçirdi.
Halkkent Çocuk Gelişim Merkezi’nden faydalanan annelerle bir araya gelmekten dolayı mutlu olduğunu belirten Mersinden Kadın Kooperatifi Başkanı Seçer, Büyükşehir’in Çocuk Gelişim Merkezleri’nin oldukça güvenli bir ortamı olduğunu söyledi. Seçer, şöyle konuştu:
“Öğretmenler burada çocuklarımıza gereken özeni ve önemi gösteriyorlar. Çocukların özgüveni gelişiyor, paylaşmayı ve birlikte hareket etmeyi öğreniyorlar. Bunun da eğitmenler eşliğinde olması çok avantajlı. Ergenliklerinde ve yetişkinliklerinde bunun etkisi ortaya çıkıyor, altyapısı buralarda oluşuyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne, Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Şerife Hanım’a ve tüm eğitmenlerimize çok teşekkür ediyorum. Hepinizin Sevgi Günü kutlu olsun.”
Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Çocuk Gelişim Merkezleri Eğitim Koordinatörü Özlem Tanışık da 14 Şubat Sevgililer Günü’nde kapsamında Halkkent ve Adile Teyze Çocuk Gelişim Merkezleri’nde eş zamanlı etkinlikler düzenlediklerini kaydetti Tanışık, şu bilgileri verdi:
“Ebeveynlerimizle birlikte bir paylaşım çemberi oluşturduk. Onlarla birlikte boyamalar yaptık. Sevgiye dair sohbet ettik. Öz şefkat çalışması yaptık. Sevginin en başta merkezde, kendi içimizden başlayıp diğer kimliklerimize uzandığından bahsettik. Çocuklarımız bu süreçte ebeveynlerine kartlar hazırladılar ve onlara mektuplar yazdılar. Sevgi kavramının onlarda uyandırdığı etki ve duyguyu ifade eden ve ebeveynleri ve sevgi denince akıllarına ne geldiklerine dair notlarını yazıp, mektuplarıyla birlikte ebeveynlerine ilettiler.”
Çocuğu Halkkent Çocuk Gelişim Merkezi’nde eğitim gören Özlem Karağan, etkinliği çok beğendiğini dile getirerek, şunları söyledi:
“Mandala etkinliği yaptık. İlk defa yaptım ama çok keyif aldım. Evde de kızımla birlikte yapmayı planlıyorum. Çalıştığım için ayrı kalıyoruz ve kızım bu aralar sürekli sarılmak istiyor ve sevgisini o şekilde gösteriyor. Notta da ‘Sarıl bana’ yazıyordu. Çok mutlu oldum, çok da duygulandım. Burası Belediye’nin kreşi değil de özel bir yer gibi. Hiç bu kadarını beklemiyordum, çok hoşuma gitti.”
Etkinliği çok eğlenceli bulduğunu söyleyen anne Sümeyye Yeter de “Etkinlik kalbime dokundu. Evladımdan sevgi kartı almak beni çok memnun etti. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Etkinliğe ilk defa katılan annelerden Büşra Karakuyu, “Çok güzeldi ve gayet memnun kaldık. Kızım burada çok mutlu ve huzurlu. O burada mutlu ve huzurlu olunca biz daha çok heyecanlanıyoruz. Kızımı buraya göndermeden önce başka kreşlerle de görüşmüştüm. Kızım bana çok düşkün. Herkes ‘Kızın seni asla bırakamaz’ diyordu ama biz bir hafta gibi kısa bir sürede, öğretmenlerim sayesinde bunu hallettik” dedi.
]]>TEKİRDAĞ Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) öğretim görevlisi Ayşe Mine İşler, TÜİK verilerine göre çocuk istismarının artış gösterdiğini belirterek, “Son 9 yılda cinsel istismar oranları özellikle çocuklarda 3 kat artmış durumda. Bu konuda kız çocukları erkek çocuklarına oranla 4 kat daha risk altında” dedi.
NKÜ Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Sosyal Hizmet ve Danışmanlık Bölüm Başkanı öğretim görevlisi Ayşe Mine İşler, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, çocuk istismarının artış gösterdiğini söyledi. 2022 yılında güvenlik birimlerine gelen ya da getirilen çocukların karıştığı olay sayısının 601 bin 754 olduğunu belirten İşler, “Suç mağduru olarak gelen veya getirilen 232 bin 739 çocuğun yüzde 13,7’sinin cinsel istismara maruz kalan çocuklar olduğu belirtildi. Geçen yıl çocuk istismarı sayısının 4 bin 151’i erkek, 27 bin 739’u kız çocuğu olmak üzere 31 bin 890 olarak kayıtlara geçti. Çocuk istismarı dediğimiz zaman akla sadece cinsel istismar gelebiliyor. Ancak duygusal istismar, fiziksel istismar ve cinsel istismar, istismarın türleri aslında. Önemli bir sorun haline gelmiş durumda. TÜİK’in 2022 yılı verileri bize bunu gösteriyor. Son 9 yılda cinsel istismar oranları özellikle çocuklarda 3 kat artmış durumda. Bu konuda kız çocukları erkek çocuklarına oranla 4 kat daha risk altında” dedi.
‘DUYGUSAL İSTİSMAR UZUN VADEDE ORTAYA ÇIKIYOR’
Çocuğun fiziksel gelişimine, sağlığına, psiko-sosyal gelişimine zarar veren her türlü eylemin istismar olduğunu söyleyen İşler, “Bunu da fiziksel, cinsel, duygusal istismar başlıkları altında ele alıyoruz. Şimdi baktığımız zaman fiziksel istismar, bir yetişkinin güç kullanarak çocuk üzerine etki etmesi aslında. Bu vurma şeklinde olabilir, asılma, sarsma ya da çocuk üzerinde herhangi bir alet kullanmak şeklinde olabilir. Bunlar, bize fiziksel istismarı gösteriyor. Peki, nasıl şüphe edeceğiz? Baktığımızda çocukta açıklanamayan yara izleri varsa, yanık, darbe izleri varsa, kırık çıkıklar söz konusuysa; yine çocuğun fiziksel yakınmaları varsa karın ağrısı, baş ağrısı gibi; bununla beraber yarayı örtmek için mevsime uygun olmayan bir giyim söz konusuysa, bu noktada şüphe duymalıyız. Bu çok önemli bir belirti. ya da okul devamsızlığı artıysa, bunlar çocuğun fiziksel istismarını bize çağrıştırabilir. Duygusal istismara baktığımızda; belirtileri daha geç, aslında uzun vadede ortaya çıkıyor. Duygusal istismarı da şöyle tanımlıyoruz. Çocuğu yok saymak, aşağılamak, yeterli ilgiyi, sevgiyi göstermemek, dalga geçmek gibi davranışlar, duygusal istismarın türleri. Duygusal istismarın belirtilerine baktığımız zaman, bir çocukta öz saygı düşükse, içe kapanıksa ya da tam tersi saldırgan davranışlar gösteriyorsa, akran ilişkilerinde çatışmalar yaşıyorsa, işte bu noktalarda da duygusal istismar aklımıza gelebilir” diye konuştu.
‘ÇOCUĞA İNANMAK ÇOK ÖNEMLİ’
Cinsel istismara ilişkinse İşler, “Cinsel istismarı nasıl anlarız? Baktığımız zaman, çoğu çocuk bunu anlatmaktan çekiniyor, korkuyor, kendisine inanılmayacağını düşünüyor. İlk etapta çocuğa inanmak, bu noktada önemli. Şüpheleneceğimiz durumlara bakacak olursak; eğer bir çocukta açıklanamayan ani duygu durum değişiklikleri söz konusuysa, ağız, dudak bölgesinde, cinsel bölgelerinde yara izleri, şişme, kızarıklık, kanama söz konusuysa, oturmada ya da yürümede zorluk çekiyorsa, cinsel istismardan şüphelenmemiz gerekiyor. İntihar girişimleri, kendine zarar verme davranışları, alt ıslatma, gece kabuslarının görülmesi ya da kabusların artması da bizi cinsel istismardan şüphelenmeye götürmeli. Oldu ki bir istismar durumundan şüphelendik, bu noktada her vatandaşın bildirim yükümlülüğü bulunuyor” dedi.
‘ÇOCUKLA ETKİLİ VE DOĞRU İLETİŞİM GERÇEKLEŞMELİ’
Çocukların istismardan korumak için ailelerin bilinçlendirilmesinin önemli olduğunu kaydeden İşler, “Öncelikle ailelerin bu konu hakkında bilinçlenmesi gerekiyor, farkındalık seviyelerini artırmak gerekiyor. Bununla birlikte çocuğun ilk doğduğu andan itibaren büyüme dönemine kadar geçen süreçte güvenli bir bağlanmanın sağlanmış olması gerekiyor. Çocukla etkili ve doğru iletişim gerçekleşmeli. Çocuk başına bir şey geldiği zaman bunu ailesine anlatabilecek kadar güven duymalı. Bir çocuğun istismarı anlatabilmesi çok kolay değildir zaten. Kendisine inanılmayacağını düşünür, suçluluk hisseder, korkabilir; bu durumda aile çocuğa inanmalı. Bununla birlikte daha erken çocukluk döneminden itibaren vücut organlarımızı öğretirken adlandırmalara başladığımızda, işte göz gibi, kulak gibi, burun gibi, burada cinsel organlarımızın da isimlerini öğretmek gerekiyor. Lakaplar üzerinden öğretmemek gerekiyor. Çünkü çocuk bir kişiden yardım istediğinde bu lakabı başkası bilmeyebilir. Dolayısıyla buradaki adlandırmaların da o bilimsel sınıflandırmalara göre yapılması önemli. Bununla birlikte çocuğa mahremiyet eğitiminin verilmesi, özel bölgelerine kimler nasıl, ne şekilde dokunabilir bunların öğretilmesi gerekiyor” diye konuştu.
‘SOSYAL MEDYAYA DİKKAT EDİLMELİ’
Sosyal medyaya ilişkin de İşler, “Günümüz dünyasına sosyal medya oldukça hakim. Sosyal medyada da çocuk istismarını önlemek gerekiyor. Çocukların 7-24 hayatlarının paylaşılması; onları oldukça istismara açık hale getiriyor, bir risk altına sokuyor. Özel hayatları da aslında ihlal ediliyor. Aileler, sosyal medyada çocukların paylaşımlarına oldukça dikkat etmeli. Çocukların yakın çevresi gözlemlenmeli. Çünkü istismarcılar genellikle çocukların yakın çevresinden karşımıza çıkıyor. Aile, o iletişim ağlarını iyi bir şekilde kontrol edebilmeli. Yine çocuklar kendi aralarında bunu gerçekleştirebilir. Cinsel oyun ve cinsel istismar birbirinden farklı kavramlar. Bazen çocuklar cinsel oyun amacıyla bu faaliyetlerde bulunabilir ama çocuklar arasında yaş farkı çoksa, bir zarar amacı söz konusuysa; bu da cinsel istismardır. Bu noktada da ailelerin, çocuklarının arkadaşlarına dikkat etmesi, o ilişkilerin içinde yer alması, gözlemler yapması oldukça önemli” dedi.
]]>Novak ile birlikte eski Adalet Bakanı, parlamenter ve hukukçu Judit Varga da milletvekilliğinden istifa ettiğini ve siyaseti de bıraktığını açıkladı.
Varga bu yıl yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde iktidardaki FİDESZ aday listesinin birinci sırasındaydı.
Başbakan Viktor Orban’nın yakın çalışma arkadaşlarının görevlerinden istifaları siyasi bir deprem etkisi yaratsa da, son birkaç günlük gelişmeler dikkate alındığında sürpriz de olmadı.
İstifaların gerisinde ne yatıyor?
Sonuçta istifalara neden olan ve iktidardaki FİDESZ partisini son derece zor durumda bırakan gelişme, ülkede muhalif basın tarafından ortaya çıkarılan şahsa mahsus bir özel bir cumhurbaşkanlığı affıydı.
Geçen yıl Nisan ayında Papa Francesco’nun Macaristan ziyareti esnasında Cumhurbaşkanı Katalin Novak, o tarihte görevde olan Adalet Bakanı Judit Varga’nın da imzalı önerisiyle bir mahkum için özel bir af çıkarmıştı.
Ve o dönem basına duyurulmayan bu cumhurbaşkanlığı özel affı, kararın imzalandığı tarihten neredeyse tam bir yıl sonra muhalif basın tarafından ortaya çıkarıldı.
Af kararı, bir devlet çocuk esirgeme kurumunda çocuklara cinsel taciz uygulayan kurum müdürüne yardım eden, çocuklara yanlış ifade vermeleri için baskı yapan ve bu nedenle de iki yıl hapis cezasına mahkûm edilen müdür yardımcısı için çıkarılmıştı.
Beş gün önce basının ortaya çıkardığı bu af kararı ülkede bomba etkisi yaptı. İnsanlar, siyasi olarak görüşü ne olursa olsun, hangi partiye destek verirse versin, cumhurbaşkanının neden bir çocuk tacizi davasında yargılanan ve mahkûm olan biri için af çıkardığını sorgulamaya başladılar.
Muhalefet ise ilk günden itibaren hem cumhurbaşkanın görevinden istifa etmesini, ve hem de eski adalet bakanı olan ve şu an itibarıyla da yaklaşan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde FİDESZ AP listesinin ilk sırasında bulunan Judit Varga’nın listeden çıkarılmasını talep ettiler.
Skandalın patlamasının 3. gününden itibaren de cumhurbaşkanlığı sarayı önünde gösteriler başladı.
İktidar partisinin tepkisi nasıl oldu?
Skandalın patlamasının ardından ilk günlerde iktidar partisi FİDESZ’ten gelişmelerle ilgili bir yorum gelmedi.
İktidara yakın olan basın önce olayı görmezden gelme yolunu izlemeyi tercih etti. Yorumlar genellikle cumhurbaşkanını affının özel bir af olduğu, dolayısıyla cumhurbaşkanının bu konuda bir açıklama yapma yükümlülüğü olmadığı üzerineydi.
İktidarı zor durumda bırakan en önemli faktör, Viktor Orban’ın hem seçimlerde ve hem de sivil kuruluşları ve basını kontrol altına almak üzere hazırladığı programlarında stratejik öneme sahip ilkeleri arasında birinci sırayı her zaman aile ve çocukların korunması tedbirlerine vermesiydi.
Cumhurbaşkanlığı görevini bugün bırakmak zorunda olan Katalin Novak daha önce Ailelerden ve Çocuklardan Sorumlu Bakan’dı. Üç çocuk annesi de olan Katalin Novak çok çocuklu ailelere ödenen sosyal yardımların arttırılması faaliyetleriyle de tanınıyordu.
Ayrıca pedofil suçlara karşı tavizsizlik ilkesi Viktor Orban’ın hükümet programına kadar girmiş bir ilkeydi ve çocukların tacizden korunması tedbiri öne çıkarılarak Macaristan’da eşcinsellere karşı acımasız önlemler alınması tavrı Avrupa Birliği tarafından da eleştiriliyordu.
Bu geri plan dikkate alındığında elbette iktidarın en yüksek mevkilerindeki iki önemli şahsiyetin bir pedofili mahkûmuna neden özel af çıkardığı sorusuna yanıt vermek de çok zordu.
Muhalefetin atağı giderek güçlenirken ve cumhurbaşkanının istifası için imza toplanmaya başlanmışken sonunda iktidar cephesindeki şaşkınlık ve sessizlik olayın ortaya çıkmasının dördüncü gününde Viktor Orban’nın bir radyo konuşmasıyla sona erdi.
Orban radyo konuşmasında neler söyledi?
Viktor Orban sert konuşmasında kendisinin beş çocuğu, altı torunu olduğunu, onların başına bir şey gelmesi ihtimali karşısında ilk düşüneceği şeyin, onlara zarar veren kişinin parça parça edilmesi gerektiği olacağını söyledi.
Cumhurbaşkanının adını anmadan, olayı anlayamadığını, sorumluluğun bir şekilde üstlenilmesi ve açıklama getirilmesi gerektiğini, bundan böyle bu tür bir olayla karşılaşmamak için anayasanın değiştirileceğini, cumhurbaşkanı aflarının kısıtlanacağını açıkladı.
Gelişmelerin bu aşamasında yorumcular, olayların cumhurbaşkanının görevinden istifa etmesine kadar gitmeyebileceği yorumlarını yapıyorlardı. Evet, Viktor Orban iktidar partisinin resmi görüşünü duyurmuştu, yapılan bir hataydı, ama tepkiler bir anayasa değişikliği ile kontrol altına alınabilir, olay yatıştırılabilirdi.
Ancak tepkiler azalacağına artıyordu. Aynı günlerde cumhurbaşkanının danışmanları arka arkaya görevlerinden istifa ettiklerini duyurdular. Gösteriler arttı, muhalefet, cumhurbaşkanı görevinden istifa edinceye kadar her gün konut önünde gösteri yapacağını duyurdu.
Üniversite ve lise öğrencisi gençler cumhurbaşkanlığı sarayı önünde toplanıp ellerinde taşıdıkları, ağızları bantlanmış oyuncak ayıcıkları konutun önüne bırakmaya başladılar.
Muhalefet Avrupa Parlamentosu’na önerge verdi, ve çocuk tacizi konusunda tavrı net olan Papa Francesco’ya delegasyon gönderildi.
Ve belki de istifa sürecine nokta konulmasına neden olan en önemli etken de bir kamuoyu araştırması oldu. İstifadan bir gün önce basına düşen bir habere göre hükümet halkın tepkilerini ölçmek için acil bir kamuoyu anketi yaptırıyordu.
Anketin resmi sonuçları açıklanmadı. Ancak bir pedofil mahkuma af çıkarılmasının halkın ne hükümet yanlısı ve ne de muhalif kesiminde anlayışla karşılanmayacağını bilmek için aslında kahin olmaya da gerek yoktu.
Novak istifa konuşmasında neler söyledi?
Katalin Novak, Katar gezisini yarıda keserek çıktığı devlet televizyonunda kendisini bir anne, bir kadın ve ülkesini çok seven bir Macar olarak tanıttı.
Çok onur duyduğu cumhurbaşkanlığı görevinin kendisine verdiği birincil ödevin halk içinde hangi kesimden olursa olsun herkesin desteğini almak olduğunu vurguladı.
Bu görevin hata kabul etmeyeceğini, eğer bir şeyi yanlış yapmışsa, bunun sorumluluğunu da üstleneceğini söyledi, ve “evet hata yaptım, bu hatanın dönüşü yok bu nedenle de görevimden istifa ediyorum” dedi.
Aynı anlarda basına düşen bir diğer haber de eski adalet bakanının da siyaset sahnesinden çekildiğini duyurdu.
Bundan sonra neler olacak?
Anayasaya göre eğer Cumhurbaşkanı görevinden istifa ederse doksan gün içinde yerine parlamento tarafından yeni bir devlet başkanı seçiliyor.
Macaristan’da bu çok da istisnai bir durum değil. 2010 yılında da yine FİDESZ tarafından göreve getirilen Pal Schmitt iki yıl görev yapmasının ardından profesörlük tezinin önemli bir kısmının intihal olduğunun ortaya çıkmasından sonra istifa etmişti.
Hükümet ve Viktor Orban istifaların ardından elbette ilkelere olan bağlılıklarını vurgulayacak ve yaklaşan yerel seçimlerde ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde bu gelişmeleri muhalefetin siyasi bir sermaye olarak kullanmasını engellemeye çalışacaklar.
Muhalefet ise devletin en üst mevkiinde bulunan ve Fidesz tarafından göreve getirilen bir şahsın, eski adalet bakanıyla birlikte istifa etmeye zorlanmasını bir zafer olarak görecek
Ancak bu istifaların muhalefetin atağını durdurup durduramayacağı henüz belli değil. Muhalefetin son iki gündür bu olayın bir rejim sorunu olduğunu vurgulaması kabaran dalganın hemen yatışmayacağını gösteriyor.
Ayrıca hala bilinmeyen bir ayrıntı da, cumhurbaşkanının ve onunla işbirliği içindeki eski adalet bakanının bir pedofil davası mahkumuna neden özel af çıkarma ihtiyacını hissetmiş olabilecekleri.
Hükümet bu olayı iki siyasetçinin kişisel hatası olarak görüp göstermeye çalışırken, muhalefet ise hukuku göz ardı eden otoriter ve popülist siyasi rejimin kaçınılmaz bir şekilde bu tür gelişmelere yol açtığı tezi üzerinde duruyor.
]]>Kayseri’de Çocuk Evleri Sitesi Bakan Mahinur Özdemir Göktaş’ın katılımı ile açıldı
KAYSERİ – Kayseri’de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından yapımı tamamlanan Çocuk Evleri Sitesi, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın katılımıyla düzenlenen tören ile açıldı. Açılışta konuşan Bakan Göktaş, “Çocuklarımız reşit olduktan sonra devlet ile gönül bağı kopmayacak” dedi.
Düzenlenen açılış törenine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler, Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, protokol üyeleri, aileler ve çocuklar katıldı.
Çocukları toplumda oluşabilecek risklere karşı korumayı hedeflediklerini söyleyen AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler, “İstiyoruz ki çocuklarımız sorunlarla karşılaşmasın. Çocuklarımızı tehdit eden, gelecekleri için risk oluşturan faktörler olmasın. Böyle bir toplum oluşturmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu konuda büyük çaba sarf eden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız, 12 yıllık Avrupa siyasetindeki deneyimi ve ardından uluslararası ilişkilerdeki tecrübesi ve şimdi de Türkiye’nin çocuklarına yönelik aileyi korumak, çocukları korumak ve önümüzdeki yüzyılda çocukları bekleyen pek çok riske karşı önlem alma noktasında yaşlılarımıza yönelik politikalarıyla yeni bir hizmetin açılışı için şehrimizde Çocuk Evleri Sitesi’yle çocuklarımızı ve toplumda onları tehdit eden risklere karşı korumayı hedefliyoruz” dedi.
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek de, “Sayın bakanım, sizlerin olduğu yerde hiçbir çocuğumuz kimsesiz değil. Bizler de sizlerin bizlere çizdiğiniz vizyon çerçevesinde çocuklarımızı sahipsiz bırakmayacağız. Burayı Kayseri’ye yaptığınız için şükranlarımızı sunuyoruz. Çocuklarımızı sizin çocuklarınız olarak, emanet olarak aldık ve inşallah onların en iyi şekilde yetişmelerini sağlayacağız. Onları da nice başarılı yerlerde göreceğiz diyorum” ifadelerini kullandı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş da çocuklara sorunsuz ve adil bir dünya bırakmanın görevleri olduğunu söyleyerek, “Bugün çocuklarımızın kendilerini güvende hissedecekleri yaşam alanlarının bir yenisini daha ekleyecek olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. İnanıyoruz ki bu merkez, kalplerine sevgi ile dokunduğumuz her çocuğumuz için birer dönüm noktası olacak. Onların umutlarına, hayallerine ve yarınlarına şahitlik edecek bu site içerisinde sağlıklı ve huzurlu bir şekilde büyümeleri en büyük arzumuz. Hepimizin bildiği gibi herhangi bir sebeple ailesinden uzak düşmüş ve korunma ihtiyacı olan çocuklarımızı devlet koruması altına alarak onlara sahip çıkıyoruz. Çünkü onlar bu ülkenin evlatları, bizim evlatlarımız. Bugün 64’ü ihtisaslaşmış olmak üzere 180 Çocuk Evleri Sitesi ve bin 185 çocuk evinde güven içerisinde çocuklarımıza bakıyoruz. Çocuklar ve gençler bizim geleceğimiz. Onlara sorunsuz ve adil bir dünya bırakmak bizlerin görevi. Fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan desteklenen çocuklar sayesinde ülkemizin ilerlemesi ve gelişmesi inanıyorum daha kolay. Türkiye’nin geleceğini inşa edecek bu çocuklarımız ve gençlerimizin sağlıklı bireyler olarak topluma kazandırılması bu anlamda çok önemli. Devlet koruması altında yetişen çocuklarımız her alanda eksiksiz hizmetten faydalanıyor. Karşılaştıkları zorlukları, devletimizin kendilerine sundukları imkanlarla aşmaktadırlar. Bu çocuklarımızın azim ve inançla çıktıkları hayat yolculuklarında birçok başarıya imza attığına şahit olduk. Bunlar arasında başarılı bürokratlarımız, kıymetli kaymakamlarımız, devlet büyüklerimiz, sanatçılarımız ve pek çok alanda akademisyenlerimiz çıkmakta. Bunlar gerçekten bizleri gururlandırıyor” dedi.
Çocuklar reşit olduktan sonra da devletle gönül bağlarının son bulmayacağını söyleyen Bakan Göktaş, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Devletimizin sizinle kurduğu gönül bağı, reşit olmanızla son bulmayacak. Bizler, kurumlardan ayrıldıktan sonra her zaman sizlerin ailesi olmaya devam edeceğiz. Bizler sizlere her türlü destek olmaya devam edeceğiz. Bakanlık olarak çocuklarımıza daha iyi bir gelecek sunmak için hep birlikte var gücümüzle var gücümüzle çalışıyoruz. Burada sizlere de büyük görevler düşüyor. Devletimizin sunduğu imkanlardan sonuna kadar yararlanmanızı, kendinizi geliştirmenizi, “Ülkem için nasıl faydalı olabilirim?” düşüncesi ile hareket etmenizi istiyorum. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Çocuk Evleri Sitesi, okuma alanları, spor alanları ile hobi ve yeteneklere yönelik atölyeler de mevcut. Çocuklarımız, gençlerimiz, kadınlar ve bakıma ihtiyacı olan tüm insanlarımız için gerekli yatırımları yapmaktan geri durmuyoruz. Tüm bu yatırımlarımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum.”
Konuşmaların ardından kesilen kurdele ile Çocuk Evleri Sitesi’nin açılışı yapıldı.
]]>Düzenlenen açılış törenine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler, Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, protokol üyeleri, aileler ve çocuklar katıldı.
Çocukları toplumda oluşabilecek risklere karşı korumayı hedeflediklerini söyleyen AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler, “İstiyoruz ki çocuklarımız sorunlarla karşılaşmasın. Çocuklarımızı tehdit eden, gelecekleri için risk oluşturan faktörler olmasın. Böyle bir toplum oluşturmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu konuda büyük çaba sarf eden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız, 12 yıllık Avrupa siyasetindeki deneyimi ve ardından uluslararası ilişkilerdeki tecrübesi ve şimdi de Türkiye’nin çocuklarına yönelik aileyi korumak, çocukları korumak ve önümüzdeki yüzyılda çocukları bekleyen pek çok riske karşı önlem alma noktasında yaşlılarımıza yönelik politikalarıyla yeni bir hizmetin açılışı için şehrimizde Çocuk Evleri Sitesi’yle çocuklarımızı ve toplumda onları tehdit eden risklere karşı korumayı hedefliyoruz” dedi.
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek de, “Sayın bakanım, sizlerin olduğu yerde hiçbir çocuğumuz kimsesiz değil. Bizler de sizlerin bizlere çizdiğiniz vizyon çerçevesinde çocuklarımızı sahipsiz bırakmayacağız. Burayı Kayseri’ye yaptığınız için şükranlarımızı sunuyoruz. Çocuklarımızı sizin çocuklarınız olarak, emanet olarak aldık ve inşallah onların en iyi şekilde yetişmelerini sağlayacağız. Onları da nice başarılı yerlerde göreceğiz diyorum” ifadelerini kullandı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş da çocuklara sorunsuz ve adil bir dünya bırakmanın görevleri olduğunu söyleyerek, “Bugün çocuklarımızın kendilerini güvende hissedecekleri yaşam alanlarının bir yenisini daha ekleyecek olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. İnanıyoruz ki bu merkez, kalplerine sevgi ile dokunduğumuz her çocuğumuz için birer dönüm noktası olacak. Onların umutlarına, hayallerine ve yarınlarına şahitlik edecek bu site içerisinde sağlıklı ve huzurlu bir şekilde büyümeleri en büyük arzumuz. Hepimizin bildiği gibi herhangi bir sebeple ailesinden uzak düşmüş ve korunma ihtiyacı olan çocuklarımızı devlet koruması altına alarak onlara sahip çıkıyoruz. Çünkü onlar bu ülkenin evlatları, bizim evlatlarımız. Bugün 64’ü ihtisaslaşmış olmak üzere 180 Çocuk Evleri Sitesi ve bin 185 çocuk evinde güven içerisinde çocuklarımıza bakıyoruz. Çocuklar ve gençler bizim geleceğimiz. Onlara sorunsuz ve adil bir dünya bırakmak bizlerin görevi. Fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan desteklenen çocuklar sayesinde ülkemizin ilerlemesi ve gelişmesi inanıyorum daha kolay. Türkiye’nin geleceğini inşa edecek bu çocuklarımız ve gençlerimizin sağlıklı bireyler olarak topluma kazandırılması bu anlamda çok önemli. Devlet koruması altında yetişen çocuklarımız her alanda eksiksiz hizmetten faydalanıyor. Karşılaştıkları zorlukları, devletimizin kendilerine sundukları imkanlarla aşmaktadırlar. Bu çocuklarımızın azim ve inançla çıktıkları hayat yolculuklarında birçok başarıya imza attığına şahit olduk. Bunlar arasında başarılı bürokratlarımız, kıymetli kaymakamlarımız, devlet büyüklerimiz, sanatçılarımız ve pek çok alanda akademisyenlerimiz çıkmakta. Bunlar gerçekten bizleri gururlandırıyor” dedi.
Çocuklar reşit olduktan sonra da devletle gönül bağlarının son bulmayacağını söyleyen Bakan Göktaş, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Devletimizin sizinle kurduğu gönül bağı, reşit olmanızla son bulmayacak. Bizler, kurumlardan ayrıldıktan sonra her zaman sizlerin ailesi olmaya devam edeceğiz. Bizler sizlere her türlü destek olmaya devam edeceğiz. Bakanlık olarak çocuklarımıza daha iyi bir gelecek sunmak için hep birlikte var gücümüzle var gücümüzle çalışıyoruz. Burada sizlere de büyük görevler düşüyor. Devletimizin sunduğu imkanlardan sonuna kadar yararlanmanızı, kendinizi geliştirmenizi, “Ülkem için nasıl faydalı olabilirim?” düşüncesi ile hareket etmenizi istiyorum. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Çocuk Evleri Sitesi, okuma alanları, spor alanları ile hobi ve yeteneklere yönelik atölyeler de mevcut. Çocuklarımız, gençlerimiz, kadınlar ve bakıma ihtiyacı olan tüm insanlarımız için gerekli yatırımları yapmaktan geri durmuyoruz. Tüm bu yatırımlarımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum.”
Konuşmaların ardından kesilen kurdele ile Çocuk Evleri Sitesi’nin açılışı yapıldı. – KAYSERİ
]]>İstanbul’da plajlar, sahiller, ormanlar, mesire alanları ve parklarda nargile içilmesi ve satışının yasaklanmasına öncülük eden Gül, sigara ve bağımlılık yapıcı maddelere karşı verdiği mücadeleyle dikkati çekiyor.
Bu hizmetlerine karşılık Türkiye Sigarayla Savaş Derneği (TSSD) tarafından, “İnsanlığın Gerçek Dostları Özel Ödülü”ne layık görülen Vali Gül, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü’nde AA muhabirine, sigarasız yaşam tarzını, gençleri bağımlılıktan korumak için yaptığı hizmetleri ve projelerini anlattı.
Çocukluğunda sigara içilen ortamlardan duyduğu rahatsızlık
Çocukluğunun Erzurum’da doğduğu köyde geçtiği, o yıllarda okula gitmek için minibüs-otobüs yolculukları yaptığı ve eğitim hayatının Türkiye’nin birçok yerinde devam ettiğini hatırlatan Gül, çocukluğunda sigara içilen ortamların kendisini çok rahatsız ettiğini söyledi.
Çocukluk yıllarıyla ilgili kendi hayatından örnekler veren Gül, şöyle konuştu:
“Küçükken otobüslere binerdim. Molalardan hemen sonra otobüse biner binmez insanlar sigara içmeye başlıyordu. Dolayısıyla hayatımdaki sigarayla ilgili en kötü anılarım, otobüs yolculuğunda, mola sonrası insanların otobüse biner binmez sigara içmeleri oldu. Otobüslerde, uçaklarda, kapalı yerlerde eskiden sigara içiliyordu. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanı’mızın da iradesiyle kapalı alanlarda sigara içme yasaklandı. Diğer yerlere daha önceden başlamıştık. Hamdolsun, toplumumuzda belli bir farkındalık oluştu.”
Sigaranın bağımlılığa ilk başlangıç olduğunu belirten ve “Sigarayla başlayan, nargileyle devam eden, diğer çeşitli bağımlılık türlerine kadar giden bir süreçten bahsediyoruz.” sözleriyle durumun ciddiyetini vurgulayan Gül, sigarayla savaşırken de en büyük gücün, çocuklarına, “hayır” diyebilmeyi öğretmekten geçtiğini ifade etti.
“Sigaraya başlamayan ve mesafeli evlatlarımız olsun istiyoruz”
Sigara içenlerin arkadaşlarının çoğunun da arkadaşlarına uyarak sigaraya başladıklarını gördüklerini aktaran Gül, İstanbul’da bağımlılıkla mücadeleyle ilgili başlattıkları ve devam eden projeleri de şöyle dile getirdi:
“Spor Şehri, projelerimizden biri. Projemizle İstanbul’da bütün okullarda, okul spor kulüpleri kurduk. Öğrencilerimizin yüzde 35’ini lisanslı öğrenci sporcu olarak yetiştirmek istiyoruz. Müsabakalar yapıyorlar. Hem bireysel sporla hem takım sporları anlamında çok ciddi başarılara inşallah adım atacaklar. Bir diğer projemiz, öğrencilerin kitap okumalarını sağlamak için bütün okullarımızda, kütüphanelerimizi zenginleştirmek. Çocuklarımızın kitap okuyarak daha güçlü olmalarını sağlamak istiyoruz. Öğrenci meclisleri oluşturduk.
Sınıflarda, okullarda, ilçede ve ildeki öğrenci meclislerimizde yaklaşık 240 bin öğrencimiz aktif rol alıyor. Yeşilay’la inşallah çalışacağız. Hem Yeşilay’ın katkısı, hem öğrencilerimizin sosyal, kültürel, sportif faaliyetlerin içinde olması, bu süreci daha da güçlendirecektir. Son olarak da her öğrencimizin yeteneğine göre bir enstrüman çalmalarını istiyoruz. Anne babaların, ‘Çocuklar spor yapsın, enstrüman çalsın, kitap okusun, sosyal-kültürel faaliyetler içerisinde olsun, kişilikleri gelişsin, lider karakterli yetişsin’ isteklerini biz, okullarımızda gerçekleştirmek istiyoruz. İnşallah bunun sonucunda da her türlü bağımlılıktan uzak duran, bunun başlangıcı olarak da sigaraya mesafeli olan ve bu alışkanlığa bir şekilde başlamayan evlatlarımız olsun istiyoruz.”
“Sigara içmeyerek örnek olmaya çalışıyorum”
Sigarayla mücadeleye destek veren bütün sivil toplum kuruluşlarıyla çalışıldığına da dikkati çeken Gül, bağımlılıkla ilgili mücadele eden, gayret gösteren her sivil toplum kuruluşunun yanında olduklarını anlattı.
Vali Gül, çocukların sosyal, kültürel, sportif faaliyetler içinde olması gerektiğini belirterek, “Çocukların bedenen ve ruhen gelişmesi lazım. Özgüvenlerini de gelişmesi lazım. ‘Hayır’ diyebilmeleri gerekiyor. Bunlar olduğunda ailenin de ilgisiyle, desteğiyle kötü örnek olmamasıyla, inanıyorum ki çocuklarımız her türlü bağımlılıktan uzak durur. Ama anne-baba sigara içiyorsa, hele hele küçük yaşlarda çocuğunun yanında içiyorsa, çocuk anneye, babaya veya büyüklerine, mahalle yetişkinlerine özeniyor. Bu nedenle çocukların kişiliğini, öz güveninin gelişmesini sağlayacak etkinlikler yapmak gerekiyor.” diye konuştu.
Sigaranın sağlığa zararını anlatmaktan ziyade yaşamak gerektiğini kaydeden Gül, “Rol model olan kişiler, sigarayı göstererek içtiğinde gençler, çocuklar özeniyor. O açıdan ben kendi hayatımda içmiyorum. Sigara içmeyerek örnek olmaya çalışıyorum. İnşallah bir kişi bile olsa, bu anlamda bunun farkına varmışsa mutlu oluruz. Herkesten istirhamımız çocuklarımıza, gençlerimize kötü örnek olmamak.” dedi.
“Sigaraya sıfır tolerans gösterilmeli”
TSSD’den aldığı ödülü de değerlendiren Gül, dernek yönetimine teşekkür etti.
“Sigarayı hoş gördüğümüzde, ülkemize, çocuklarımıza, milletimize aslında kötülüğü hoş görmüş oluyoruz. Sigaraya sıfır tolerans gösterilmeli. Sigara yasak olan yerlerde bunu delmeye çalışanlara da, sıfır tolerans…İnşallah el birliğiyle toplumumuzu sigarasız günlere ulaştıracağız.” ifadelerini kullanan Gül, sigara denetimlerinin yasal zorunluluk ihtiva ettiğini aktardı.
Gül, şöyle konuştu:
“Kapalı yerlerde sigara içilmesinin engellenmesi, bizim özel olarak açık alanlarda, parklarda, plajlarda, nargileyi yasaklamamız ve bunu da takip etmemizin, önemli çalışmalar olduğunu düşünüyorum. 9 Şubat Dünya Sigara Bırakma Günü için bir mesaj vermek gerekirse; karar vereceğiz, sigarayı bırakabileceğimize inanacağız. Maddi ve manevi olarak bu ülkeye ve kendimize faydalı bir iş yapacağız.”
]]>Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde 1952 yılında dünyaya gelen evli ve 2 çocuk babası Zafer Mat’ın çocuk yaşlarda mandolin çalmayla başlayan müzik ilgisi, 17 yıl önce arkadaşlarının hediye ettiği piyanoyla sürdü. Uzun yıllar Çorlu’da bir alışveriş merkezi içerisinde bulunan piyanoyu çalan Mat, 3 yıl önce yerleştiği Muğla’nın Bodrum ilçesinde başta Kent Meydanı olmak üzere yarımadanın birçok noktasına bisikletli piyanosu ile ulaşarak yerli ve yabancı turistlere piyano dinletisi sunuyor.
‘DOĞAL SEZGİLERİMLE HAREKET ETTİM’
Piyanoyu duygularıyla ve gitardaki teorik bilgileriyle çalmaya başladığını söyleyen Zafer Mat, “Piyano benim küçük yaşlarda ilgimi çeken bir enstrümandı. Parasal imkanlarım yeterli değildi. 55 yaşında piyano sahibi olabildim. Çorlu’da 3 arkadaşımın para toplayarak, bana piyano hediye etti. Herhangi bir rehberim, öğretmenim yoktu. 30 yıl kadar gitar çalmıştım; oradaki teorik bilgilerimi piyanoya aktarmaya çalıştım. Yoğun çalışma içerisine girdim. Doğal sezgilerimle ve duygularımla hareket ettim ve piyano çalmayı buraya kadar getirdim. Daha da yukarı çıkarmak adına gün boyu çalışıyorum” dedi.
‘DEMİRCİ BİR ARKADAŞTAN DESTEK ALDIM’
Piyanonun özel bir enstrüman olduğunu ve çalabilmenin yoğun emek gerektirdiğini belirten Mat, “Uzun yıllar Çorlu’da bulunan bir alışveriş merkezinde piyano dinletisi yaptım. Ziyaretçiler tarafından çok sevildi. Piyanonun farkındalığını arttırmak için çocuklarla beraber çalmaya başladım. Çocuklara tek parmaklarıyla minik şarkılar çaldırdım. Çok hoşlarına gitti ve giderek daha büyük ilgi görmeye başladı. Uzun süre Çorlu’da kaldıktan sonra bunu başka şehirlerde yapma gibi bir düşünce oluştu. Piyanonu dış basında bisiklete bindirilerek çalındığını gördüm. Çok hoşuma gitti ve Çorlu’da demirci bir arkadaştan bunu konuda destek aldım. Taşıyıcı oluşturdum, bu ilgiyi daha da arttırdı. Bodrum’da meydanda ve kentin çeşitli noktalarında bisiklet üzerine seyyar kurduğum sistem ile çalmaya başladım. Bu yerli ve yabancı turistlerin çok ilgisini çekti” diye konuştu.
‘O AN BENİM İÇİN ÇOK DEĞERLİYDİ’
Bodrum’da beklediğinin ötesinde yoğun bir ilgi gördüğünü aktaran Mat, yaşadığı bir anısını da şöyle anlattı:
“Bodrum meydanda piyona çaldığım sırada İrlanda doğumlu bir Türk kızı yanıma gelip, ‘Size sarılmak istiyorum’ dedi. ‘Neden’ diye sordum. Bana, ‘Türkiye’nin aydınlık yüzünü temsil ediyor olmanız, beni çok gururlandırdı ve bu nedenle mutlu etti’ diye cevap verdi ve sarıldı. O an benim için çok değerliydi.”
6 Şubat 2023’te yaşanan deprem felaketi sonrası Bodrum’a gelen depremzedelere piyano çalarak moral verdiğini anlatan Mat, “Onlarla şarkılar, türküler söyledik, birlikte ağladık. Kendilerine, çok iyi geldiğimi söylediler. Amaçlarımdan biri de bu sanatı çocuklara ve gençlere aşılamak, güzel bir rol model olabilmekti. Toplumu ve bireyleri, daha yukarı çıkaran iki dal var; bunlar, bilim ve sanattır. Bu konuda o sorumluluğu hisseden herkesin hayata bu katkıyı vermeyi gerekir. Yaşama dair doğru duruşları edinmek ve edindirmenin en önemli yolu, sanattır.”
]]>AKDENİZ Üniversitesi bünyesinde kurulan Çocuk Üniversitesi, 80 öğrenciye matematik problemlerine farklı yaklaşımlar ve fen okuryazarlığı alanlarında eğitim veriyor. Üniversiteye gelen ve sosyal hayattaki problem çözme yetenekleri gelişen çocuklar ise hiç devamsızlık yapmıyor.
Türkiye’de ilk defa Akdeniz Üniversitesi (AÜ) bünyesinde Prof. Dr. İsmail Tufan öncülüğünde 2016 yılında Tazelenme Üniversitesi kuruldu. 60 yaş üstü öğrencilere özel akademik eğitim verilen üniversitenin ardından AÜ’de yeni bir üniversite daha hayata geçirildi. Çocuklar için özel eğitim verilen Çocuk Üniversitesi’nde hafta sonları gelen öğrenciler eğitim fakültesi içerisindeki sınıflarda ders görüyor. Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi içerisindeki sınıflarda verilen eğitimle problem çözme becerisi kazanan öğrenciler aynı zamanda fen okuryazarlığı alanında da gelişim kaydediyor.
AÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hilmi Demirkaya, 2022 yılından bu yana çalışmaları süren çocuk üniversitesinin 2024 yılı ocak ayı itibarıyla pilot öğrencileri kabul ettiğini söyledi. Prof. Dr. Demirkaya, özel hazırlanan sınıflarda öğrencilerin keyifli vakit geçirirken aynı zamanda eğitim alacaklarını da söyledi. Prof. Demirkaya, AÜ Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan’ın Çocuk Üniversitesi projesiyle yakından ilgilendiğini ve destek verdiğini de sözlerine ekledi.
MATEMATİKSEL BECERİ DE KAZANDIRILIYOR
Çocuk Üniversitesi Eğitim Koordinatörü Öğretim Görevlisi Sevinç Turkut tarafından verilen eğitimlerde öğrenciler problem çözme becerileri kazanıyor. Çocuklara verilen problemlerin tek bir çözümünün olmadığını ve farklı şekillerde yaklaşılan yollarla farklı çözümlerin elde edilebileceği alışkanlığının kazandırıldığı Çocuk Üniversitesi’nde matematiksel beceri de kazandırılıyor. Turkut, öğrencilerin keyifli vakit geçirirken aynı zamanda hayata dair farklı düşünme becerisi de kazandığını söyledi. Turkut, “Fen okuryazarlığı da çok önemli derslerimizden. Orada da bilimsel süreç becerileri çalışıyorlar. Okuma ve anlama diye ayrı bir dersimiz daha var. Aslında temel prensibimiz okul çağındaki çocukların kampüse gelerek eğitim almasıdır” dedi.
‘AİLELERİN KATILIMI ÇOK ŞAŞIRTIYOR’
Çocukların gelişimsel olarak faydasına olacak üniversitenin tüm imkanlarının kullandırıldığını da kaydeden Turkut, öğrencilerin ölçme ve değerlendirme sınavının ardından kampüse kabul edildiğini belirtti. 80 öğrencinin aktif olarak derslere katıldığını da anlatan Turkut, “Normal gelişim özelliğindeki çocuklara çeşitli dersler veriliyor. Aile eğitimini de önemsiyoruz. Her ay bir aileye eğitim desteği veriyoruz. Uzmanlar ailelerle farklı konularda eğitim düzenliyor. Bazen aile katılımı olması için eve problem gönderiyoruz. Anne ve babalara sormalarını istiyoruz. Aileler çok katılımcı oluyor ve bu duruma çok şaşırdık. Ailelerden böyle bir katılım beklemiyordum. Çocuklar zaten hep şaşırtıyor” diye konuştu.
‘EVDE BİR KARAR ALIRKEN ÇOCUKLARA DANIŞIYORUZ’
Çocuk Üniversitesi’nde eğitim gören ilkokul 4’üncü sınıf öğrencisi Rüzgar ve 5’inci sınıf öğrencisi Derin Su Aktaş’ın annesi Cansu Aktaş, çocuklarının aldığı eğitimin günlük yaşantısına büyük katkı sağladığını söyledi. Bir sorunu aşamadıklarında Rüzgar ve Derin Su ile görüştüklerini kaydeden Cansu Aktaş, “Bakış açıları çok farklı. Bize de katkıları fazla. Çok mutluyuz. Evde bir karar alacağımız zaman çocuklara danışıyorum. Onlar da aralarında konuşup bize söylüyor. Derslerdeki başarıları da yükseldi” dedi.
‘GÜNLÜK HAYATIMIZA YANSIMALARINI GÖRÜYORUZ’
İlkokul 4’üncü sınıf öğrencisi Alp Bozkurt’un annesi Makbule Altınok Bozkurt da verilen eğitimin sağladığı faydaları anlattı. Çocukların erken yaşta üniversite ortamında olmasının mutluluk verdiğini belirten Bozkurt, “Burada var olan eğitim sistemimizden farklı teknik ve yöntemler söz konusu. Bunların günlük hayatımıza yansımalarını görüyoruz. Alp’in iş birliğine yatkınlığı arttı, problem çözme becerisi gelişti. Günlük yaşam problemlerini daha farklı şekilde çözdüğünü gözlemliyorum” diye konuştu.
ÇOCUKLAR HİÇ DEVAMSIZLIK YAPMIYOR
Eğitim Fakültesi içerisindeki sınıfta hem ders çalışıp hem de sosyalleşen öğrenciler de bulundukları ortamdan oldukça memnun. Hafta sonları geldikleri sınıfta problem çözen, satranç oynayan, çeşitli etkinliklerle öğrenme becerilerini geliştiren çocuklar devamsızlık konusunda da oldukça keskin sınırlara sahip. Hasta olmadıkları sürece devamsızlık yapmayan çocuklar, çoğu zaman evde ailelerine hafta sonunu sabırsızlıkla beklediklerini söylediklerini anlattı.
‘EĞLENCELİ VAKİT GEÇİRİYORUZ’
Alp Bozkurt, “Hasta olmadığım sürece gelmediğim olmadı. Burada hem eğlenceli vakit geçiriyoruz hem de bir şeyler öğreniyoruz. Çok zor problemleri evde annem ve babamla çözüyoruz ama çoğunlukla kendim çözüyorum” dedi.
‘BURADA HİÇ SIKILMIYORUM’
Okuldaki arkadaşlarına hafta sonu üniversiteye gideceğini söylediğinde arkadaşlarının şaşırdığını söyleyen Rüzgar Aktaş, “Burada hiç sıkılmıyorum. Gelmediğim gün de olmadı. Bir günlüğüne şehir dışında gitmiştim o gün gelemedim sadece. Burada problem çözerken hız değil ama farklı düşünmeyi amaçlıyoruz” diye konuştu. Rüzgar Aktaş’ın ablası Derin Su Aktaş da kardeşiyle birlikte problem tartışmaktan mutlu olduğunu söyledi. Aktaş, “Arkadaşlarım hafta sonu üniversiteye gideceğimi duyunca şaşırıyor. ‘Bu yaşta üniversiteye mi gidilir?’ diyorlar. Buradaki dersleri anlatıyorum ve onlar da gelmek istiyorlar” ifadelerini kullandı.
]]>Çocuk dostu belediye anlayışı ile çocukların da kent yönetiminde söz sahibi olabilmesi ve kentle ilgili sorunların çözümünde aktif rol alması için Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’nın hayata geçirdiği proje olan Çocuk Meclisi, başkan vekillerini ve katip üyelerini seçti. Seçimlerin ardından komisyonlardan gelen maddeler oybirliğiyle kabul edilirken, bazı maddeler de komisyonlara havale edildi.
Toplantıda Meclis Başkan Vekilliği’ne Aysel Suda Gültekin, Cihan Çelik ve Efe Tendik seçilirken, Emine Ela Tok ile Efe Dokuzoğlu da Katip üyeliğine seçildi.
MECLİS BAŞKANI YEŞİLÇAYIR İLK RESMİ TOPLANTISINA KATILDI
Toplantının ardından açıklama yapan Çocuk Meclisi Başkanı Meriç Yeşilçayır, resmi olarak ilk toplantısını aldığı için heyecanlı olduğunu söyledi. Başkanvekili ve katip seçtiklerini kaydeden Yeşilçayır, “Çok güzel öneriler vardı. Öneriler hayata geçsin diye hazırlıklar yapmaya başladık. Ben not aldım, onları faaliyete geçireceğiz. Hepinizin önerileri çok güzel, hepinizi çok seviyoruz” dedi.
BAŞKANVEKİLLİĞİNE VE KATİPLİĞE SEÇİLEN ÇOCUKLAR MERSİN İÇİN ÇALIŞMAYA HAZIR
Birinci vekil adayı seçildiği için çok mutlu olduğunu kaydeden Aysel Sude Gültekin, “Kazanacağım diyordum, kazandım. Atatürk sözü vardır, ‘Zafer, zafer benimdir diyebilenindir'” diye konuştu. Önerileri dikkate aldığını vurgulayan Gültekin, “Okullarda öğretmenlerle ilgili yaşanılan sıkıntılar dile getirildi. Benim çok dikkatimi çekti, gayet haklılardı. Bu sorunlar üzerinden çalışmalar yürütmeyi planlıyoruz” dedi.
Bütün ilçelerden temsilci çocukların olmasının önemli olduğunu söyleyen Başkanvekili Cihan Çelik, çok önemli önerilerin sunulduğunu söyledi. Kendisinin de bu önerileri dikkate aldığını belirten Çelik, “İki ay içinde ben ilçemizde tüm sorunları tüm sokakları geziyorum, gezdim, gördüm ve dedim ki ‘Mersin’i daha da güzel yapabiliriz’ dedim. Mersin’deki tüm çocukları da seviyorum. Umutsuz olmasınlar, Çocuk Meclisi var. Hepsini gözlerinden öpüyorum” dedi.
Üçüncü sırada Başkanvekili seçilen Efe Tendik, çok mutlu olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Beni seçen bütün vekil arkadaşlarıma çok teşekkürlerimi sunuyorum. Daha çok genç ve liseli arkadaşlarımızın eksiklerine çözüm bulmaya çalışacağım. Başta şehrimizde daha az bulunan sportif tesislerin arttırılması, öğrencilere yardımların arttırılması, belediyemizin öğrencilere destek olmasını amaçlayacağız.”
Meclis Katibi seçilen Emine Ela Tok ise özellikle Mersin’in çevre sorunlarına dair önerilerin geldiğini belirterek, “Bence her çocuğun dilek ve önerileri alınmalı. Bunun için sadece bu Çocuk Meclisi’ne değil daha çok yetkililere de ulaşmanız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü siz onlara ulaşırsanız onlar da bize ulaşabilir ve böylece daha çok çocuğun sesini duyabiliriz” diye konuştu.
Meclis Katibi Efe Dokuzoğlu da “Dilek ve öneriler kısmında insanların meclis üyelerinin oylarını belirtmeleri, düşüncelerini belirtmeleri benim için büyük bir mutluluktu. En çok dikkatimi çeken okullarla ilgili olanlardı. Bu kadar öğrencinin okullarla ilgili şikayeti olması beni gerçekten çok üzdü. Umarım yetkililer bunu dikkate alırlar. Kendi okulumla ilgili veya Mersin’deki başka okullarla ilgili çalışmalar başlatmayı düşünüyorum” dedi.
]]>
Ara tatilde çocukları ekran başından uzak tutabilmeye yönelik bilgi veren Uzman Psikolog Fatmanur Taşkın, “Çocukları ara tatilde ekrandan uzak tutmak için çeşitli yöntemler deneyebilirsiniz. Öncelikle ailece katılım gerektiren etkinlikler planlayarak birlikte vakit geçirebilirsiniz. Açık hava aktiviteleri, spor, doğa yürüyüşleri gibi fiziksel aktiviteler çocukları ekrandan uzaklaştırabilir” dedi. Milyonlarca çocuk karnelerini alarak 2 hafta sürecek yarıyıl tatili dönemine adım atıyor. İSÜ Liv Hospital Bahçeşehir’den Uzman Klinik Psikolog Fatmanur Taşkın, ara tatilde neler yapılabileceği ve nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. HEM DİNLENMELİ HEM DE KENDİNİ GELİŞTİREBİLMELİ Çocukların tatilde hem eğlenceli vakit geçirebileceklerini hem de kendi gelişimlerine katkıda bulunabileceklerine dikkat çeken Uzm. Psk. Taşkın, “Oyunlar, kitap okuma, sanat ve el işleri, doğa yürüyüşleri gibi etkinlikler çocukların tatili keyif alarak geçirmesini sağlayabilir. Aynı zamanda, aileleriyle zaman geçirmek, yeni şeyler keşfetmek ve dinlenmek de bu süreçte önemli. Tatilde çocuklara hem eğlenceli hem de öğretici aktiviteler sunmak, onların farklı beceriler kazanmalarına ve yaratıcılıklarını geliştirmelerine yardımcı olabilir” diye konuştu. YENİ ŞEYLER ÖĞRENMELERİ MÜMKÜN Uzm. Psk. Fatmanur Taşkın, ara tatilde çocukların neler yapabileceğini şu şekilde sıraladı: Dinlenmek ve eğlenmek: Ara tatil, çocukların dinlenmesi ve eğlenmesi için fırsattır. Çocuklar bu süreyi oyun oynayarak, kitap okuyarak, film izleyerek veya arkadaşlarıyla vakit geçirerek geçirebilirler. Yeni şeyler öğrenmek: Çocuklar ara tatili bir enstrüman çalmayı öğrenmek veya yeni bir spor dalıyla tanışmak için kullanabilirler. Aileleriyle vakit geçirmek: Ara tatil, çocukların aileleriyle vakit geçirmek için de fırsattır. Çocuklar, bu süreyi aileleriyle birlikte aktiviteler yaparak, sohbet ederek veya seyahat ederek geçirebilirler. DERS ÇALIŞMAKTAN TAMAMEN UZAKLAŞILMAMALI Ara tatilin çocuklara dinlenmek, eğlenmek ve yeni şeyler öğrenmek için fırsat sunduğunu dile getiren Uzm. Psk. Taşkın, ara tatilde çocukların yapmaması gereken unsurları ise şöyle sıraladı: Ders çalışmaktan tamamen uzaklaşmak: Ara tatil, derslerden tamamen uzaklaşmak için değil, derslere ara vermek içindir. Çocuklar ara tatilde de günlük rutinlerinde uyguladıkları ders çalışma alışkanlıklarını sürdürmelidir. Ancak bu süreyi çok fazla ders çalışarak geçirmek yerine, eğlenceli aktivitelerle de dengelemek önemlidir. Ekran başında çok fazla vakit geçirmek: Ekran başında geçirilen fazla zaman, çocukların fiziksel ve zihinsel sağlığını olumsuz etkiler. Ara tatilde çocukların ekran başında geçirdikleri süreyi kontrol altında tutmak önemlidir. Bu süreyi günlük 1-2 saatle sınırlamak ve kalan süreyi de verimli şekilde kullanmak gerekir. Gece geç saatlere kadar uyumamak: Gece geç saatlere kadar uyumamak, çocukların uyku düzenini bozar ve ertesi gün okula konsantre olabilmelerini zorlaştırır. Bu yüzden çocukların ara tatilde de düzenli bir uyku sürecine sahip olmaları önemlidir. KİTAP OKUMAK FAYDALIDIR Ara tatilde çocukların okuldan uzak kalmamak için günlük bir plan yapabileceklerini söyleyen Uzm. Psk. Taşkın, “Kitap okuma, bulmaca çözme, matematiksel oyunlar oynama gibi eğlenceli ve öğretici aktivitelerle günlerini değerlendirebilirler. Ayrıca ilgi duydukları konularda kendi başlarına araştırma yapmak da faydalı olabilir. Bu şekilde, ara tatilde öğrenmeye devam ederken keyif de yaşayabilirler” şeklinde konuştu. SORUMLULUK BİLİNCİ KAZANDIRILABİLİR Ara tatilde çocuklara düşen görevler arasında dinlenme, eğlence yanında sorumluluk almanın da önemine değinen Uzm. Psk. Taşkın, “Öncelikle öğretmenlerin verdiği ödevleri tamamlamak önemlidir. Ayrıca, kendi kişisel ilgi alanlarında projeler üretebilir, kitap okuyabilir, bilim ve teknoloji alanında faaliyetler gerçekleştirebilir, (kod yazma, robotik vb.) sanatsal ve sportif aktivitelere katılabilirler. Bu süreçte evde aileleriyle yardımlaşma, ev düzenine katkıda bulunma gibi sorumlulukları da göz önünde bulundurabilirler. Ara tatili hem keyifli geçirmek hem de öğrenmeye devam etmek için dengeli bir şekilde değerlendirmek önemlidir” ifadelerini kullandı. AÇIK HAVA ETKİNLİKLERİ YAPILABİLİR Ara tatilde çocukların ekran başından nasıl uzak tutabileceğimizden bahseden Uzm. Psk. Taşkın, “Çocukları ara tatilde ekrandan uzak tutmak için çeşitli yöntemler deneyebilirsiniz. Öncelikle ailece katılım gerektiren etkinlikler planlayarak birlikte vakit geçirebilirsiniz. Açık hava aktiviteleri, spor, doğa yürüyüşleri gibi fiziksel aktiviteler çocukları ekrandan uzaklaştırabilir. Kitap okuma saatleri, el sanatları, oyunlar ve aile içi etkinlikler de eğlenceli alternatifler olabilir. Ayrıca, ekran süresini sınırlayan kurallar koyarak, çocuklara belirli zamanlarda ekran kullanma izni verebilirsiniz” dedi.
İlçe Gençlik ve Spor Müdürlüğü ile Ortahisar Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğinde hazırlanan “Sporla Gülümse Geleceğine Projesi” kapsamında 10 pilot okuldan 2 bin 943 öğrenci, spor branşlarını öğrenmek için ders saatlerinde spor tesislerine geliyor.
Hafta içi 10.00-14.00 saatleri arasında servisle okullarından spor kompleksine gelen öğrenciler, yüzmeden tekvandoya, bokstan atıcılığa kadar 12 branşta eğitim alıyor.
Ortahisar Gençlik ve Spor Müdürü Ecvet Kurt, AA muhabirine, proje ile öğrencilerin sporla tanışmasını amaçladıklarını söyledi.
Kurt, Ortahisar Kaymakamlığı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önderliğinde güzel bir birliktelik yaptıklarını belirtti.
Proje kapsamında 10 okuldan 2 bin 943 öğrencinin haftanın 5 günü spor kompleksine geldiğini ifade eden Kurt, “Bu ciddi bir sayı. Bizim için de çok sevindirici, iki ayda bir de branşlarda dönüşüm yaptırıyoruz çocuklara. Bir dönemde 4 branşın altyapısını tanımış oluyorlar.” dedi.
Kurt, antrenörlerin çocuklara sadece egzersiz ya da oyun değil, branşın altyapısını, temel tekniklerini öğrettiklerine dikkati çekerek, “Çok da güzel dönüşler alıyoruz. Şu anda 10 okulumuzla projeyi yürütüyoruz.” diye konuştu.
Projenin çok önemli olduğunu vurgulayan Kurt, şu değerlendirmede bulundu:
“Aynı anda tesiste bazı günler 750 ila bin çocuk oluyor. Antrenörler karşılıyor, ders bittiği zaman yine servislerle okullarına dönüyorlar, diğer gruplar başlıyor. Çocuklarımıza branşlarımızı tanıtıyoruz. Spor yapma imkanı olmayan çocuklarımız oluyor, ulaşamayanlar var. Böyle bir imkan olduğu zaman günde yaklaşık 3 bin çocuk, bu tesislerden faydalanıyor. Judo, karate, tekvando, güreş, masa tenisi, satranç, eskrim, badminton, okçuluk, yüzme, atıcılık ve tenis branşlarımız var. Çok talep var, önümüzdeki yıl projeyi daha da geliştirmeyi hedefliyoruz.”
Cemil Karakaş: “Çocuklar alanında uzman antrenörlerle etkinlik yapıyor”
Ortahisar Milli Eğitim Müdürü Cemil Karakaş, amaçlarının çocukların hem fiziksel hem de ruhsal gelişimlerine katkı sağlamak olduğunu söyledi.
Karakaş, Milli Eğitim Bakanlığının da bu tür faaliyetlere önem verdiğine işaret ederek, “Sayın Bakanımız özellikle okullarda sabah etkinliklerinde fiziksel hareketlerle öğrencilerin okula başlamaları noktasında bizleri yönlendiriyorlar. Bu anlamda yapılan çalışma ilkokul düzeyinde olduğu için çok önemli.” dedi.
Çocukların, alanında uzman antrenörlerle etkinlik yaptığını belirten Karakaş, “Çocuklarımıza dokunuyorlar, bu anlamda günümüzün en büyük sıkıntısı dijital bağımlılıktan spor etkinlikleri sayesinde uzaklaşıyorlar. Gerçekten faydalı bir etkinlik olacak.” ifadesini kullandı.
Velilerden Selda Akat ise projenin çocuklar için faydalı olduğunu belirterek, “Belki çocukların saklı kalmış bir yeteneği varsa, o yeteneği değerlendirilir. Mutlu ve keyifli bir şekilde gidip geliyor. Proje bizim için de çocuklar için de çok güzel oldu.” diye konuştu.
Öğrencilerden Kerem Asaf Kapucu da tenisi çok sevdiğini dile getirerek, “El ve kol kaslarım gelişiyor. Burada spor yapmayı daha çok seviyorum çünkü burası daha güvenilir ve uygun bir alan. Hocalar da iyi eğitiyor bizi. Gelecekte bir sporcu olmayı planlıyorum. Yetenekli bir sporcu olacağıma inanıyorum.” diye konuştu.
]]>Unutulmaya yüz tutan masal geleneğini yaşatmaya çalışan üniversite öğrencileri anaokulu öğrencilerine derste masal anlatıyor
ERZİNCAN – Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Eğitim Fakültesinde oluşturulan ve Türkiye’de çok fazla eşi bulunmayan Masal Atölyesi Sınıfında Okul Öncesi Öğretmenliği bölümünü okuyan ve seçmeli ders olarak alan üniversite öğrencileri, anaokulu öğrencilerine unutulmaya yüz tutan masal geleneğini yaşatmak için masal anlatıp, kurulan oyuncak stantların da miniklerle keyifli zaman geçiriyorlar.
Türkiye’de eşine az rastlanan sınıf Erzincan’da yoğun ilgi görüyor. Kentteki çeşitli anaokulundan öğrenciler Masal Atölyesi Sınıfına gelerek üniversiteli ağabey ve ablalarından masal dinliyorlar. Hem ders görüp hem de minikleri sevindiren üniversite öğrencileri ise bu durumdan bir hayli mutlu oluyorlar.
Masal dinleyen minikler çok güzel olduğunu ifade ederek büyüklerinden masal dinlemenin hoşlarına gittiğini belirttiler.
Masal Atölyesi Sınıfından çıkan anaokulu öğrencileri daha sonra EBYÜ Çocuk ve Oyun Kulübü öğrencilerinin koridorda kurduğu oyun stantlarında bolca neşeli vakit geçiriyorlar.
EBYÜ Çocuk ve Oyun Kulübü Başkanı Ayşenur Çiydem, temel eğitim öğrencileri olarak çocuklarla buluşmak, onlarla etkinlik yapmak ve güzel anılar bırakmak istediklerini ifade etti.
Çocuk ve Oyun Kulübü Akademik Danışmanı Dr. Öğretim Üyesi Fulya Ezmeci’de, “Okul Öncesi Anabilim Dalı olarak Çocuk ve Oyun Kulübünü kurduk. Neden çocuk oyunu? Çünkü çocuk oyunla büyür. İnsan oyunla çocuk kalır. İnsan doğumundan ölümüne kadar hep oyun oynar. Ama bu çocuklukta biraz daha farklı. Çocuğu geliştirir, eğlendirir, geleceğe hazırlar. O yüzden Çocuk ve Oyun Kulübünü kurduk.” dedi.
EBYÜ Eğitim Fakültesi, Temel Eğitim Bölümünden Doç. Dr. Serap Uzuner Yurt da, “Ben çocuk edebiyatı alanında çalışmalar yapıyorum. Derslerde bizim öğrencilerimiz 2000 ve 2000 sonrası doğumlu öğrenciler. Hep sorarım masal dinleyip büyüyen var mı içerinizde? Maalesef çok az parmak kalkıyor sınıfta. Bir, iki, bazen hiç. Masal geleneğinin devam etmesini bizde düşünüyoruz. Hem kendilerinin gelişimi açısından hem de öğrencilerine bilinçsel, dilsel, konuşma becerisi açısından çok büyük katkısı olduğunu ve bizim değer aktarımını sağlayan önemli ürünler bunlar. Buradan hareketle seçmeli bir ders açtık. 3 dönemdir devam ediyor. Kendi öğrencilerimizin çok ilgisi var. Keyifle katılıyorlar. Beraberinde tabi bunlar ekran çocukları. İnteraktif masal anlatıcılığı yapıyoruz birazda. Farklı olarak çocukları da, dinleyenleri de işe dahil ediyoruz. Sonrasında ilimizden de anaokulundaki öğrenciler buraya gelip bizlerden masal dinlemek istediklerini belirttiler. Böyle de bir katkımız var şehrimize. Öğretmen adayları da burada birebir öğrendiklerini uygulama fırsatı buluyorlar. Bu şekilde süreç ilerliyor. Erzincan dışından da masal dinleme talepleri gelmeye başladı. Şanlıurfa Viranşehir’den bir okulumuza online bağlanıp masal anlattık. Haftaya da Hatay’dan deprem bölgesinden bir okulumuz bizden rica etti. Onlara da online masal anlatacağız. Bu da yeni başladı. Geri çevirmek istemiyoruz. Oradaki miniklerimiz de. Bu şekilde devam ediyoruz” diye konuştu.
]]>Birleşmiş Milletler, 18 yaş altı her bireyi çocuk olarak tanımlar. Hukukta ise çocuk kavramı, özel korunmaya alınan kendisine özel haklar ve ayrıcalıklar tanınan yetişkin olmayan insan olarak tanımlanır. Yani çocuk hukuku, çocukların hayatlarının en kırılgan oldukları dönemde onlara hak ettikleri gibi yaşamalarını sağlamayı hedefler. Bu çerçevede çocuk hakları, kanunen ve ahlaken, dil, din, ırk, mezhep gibi hiçbir ayrımcılık gözetilmeden dünya üzerindeki bütün çocukların doğuştan; yaşama, eğitim, sağlık, barınma, fiziksel, psikolojik ve cinsel sömürüye karşı korunmasını hedefleyen evrensel bir kavramdır.
Çocukların yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının korunmasını sağlamak için ortaya çıkan Çocuk Hakları Sözleşmesi ile ilgili İstanbul Esenyurt Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Öğr. Gör. Zeynep Deniz Seven, özellikle savaş bölgesindeki çocuklar için mevcut sözleşmenin koruyucu olmadığını ve dünya üzerindeki bütün çocukların haklarını korumak adına tekrar gözden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
“Savaşlarda çocukların korumasız kalarak hedef haline geldiği açık bir şekilde ortadadır”
Sözleşme ile dünya üzerindeki bütün çocukların her türlü ihmal, istismar ve kötü muamelelere karşı korunmasının hedeflendiğini Öğr. Gör. Zeynep Deniz Seven, “Bu amaçla ülkelerin sorumluluklarını belirleyerek bütün dünyayı kapsayacak standartlar belirlenmiştir” dedi. Şu anda ise savaş bölgesindeki çocuk sayılarına bakıldığında ciddi ve acil bir durum ile karşı karşıya kalındığına dikkat çeken Zeynep Deniz Seven, “Günümüz 21. yüzyıl dünyasında savaşların durumuna baktığımız zaman, modern dönemde gerçekleşen bu savaşların şekli değişerek “belli coğrafyalarda” ve “vekalet savaşları” şeklinde olduğu görülmektedir. Bu durum savaşta belli bir cephe olmamasını ve milyonlarca sivilin çatışmalarının ortasında kalarak hedef alınmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla sivillerle birlikte çocuklar da en ağır şekilde yaşanan çatışma ortamında kalmaktadır. Save the Childiren 2021 raporuna göre tüm çatışma bölgelerinde 450 milyon çocuk yaşamaktadır. Bunların 230 milyonu ise en ölümcül çatışma alanlarında kalmaktadır. Avrupa’da yaşayan tahmini çocuk sayısının 120 ile 150 milyon olduğunu düşünecek olursak durumun ciddiyeti hakkında daha net fikir sahibi olabiliriz. İsrail’in Filistin’i işgali ile devam eden süreçte 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren sadece 85 günde 10 binin üzerinde çocuk ölümü, bir o kadarının sakat ve yetim kalması ve 1 milyona yakınının ise temel barınma, beslenme haklarının ellerinden alınmasına, şiddet ve istismara uğramasına sebep olmuştur. Sayısal verilere bakıldığında, savaşlarda çocukların korumasız kalarak hedef haline geldiği açık bir şekilde ortadadır. Bu durum Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin uygulanabilirliğini bir kez daha tartışmaya açmıştır. Ne yazık ki BM tarafından azınlıkta kalan bazı ülkelere veto etme hakkı tanınması sonucu sözleşmenin dünya üzerinde en çok üye ülke tarafından onaylanmış olmasına rağmen uygulanamaması sonucunu ortaya çıkarmıştır” dedi.
Seven sözleşmenin daha önce de düzenlendiğini hatırlatarak, “Çocuk hakları ihlalleri daha önce dünya üzerinde 3 kez düzenleme ihtiyacı doğurmuştu. Bugün yukarıda bahsedilen sebeplerden dolayı acilen 4. bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu düzenleme her türlü siyasetin üstünde adil bir biçimde dünya üzerindeki bütün çocukları kapsayacak şekilde olmalıdır. Bu düzenleme hepimiz adına geleceğimizin teminatı olacaktır. Zira bu günkü şartlarda insanların geleceğe karşı umutsuz bakışı artarak devam emektedir” şeklinde konuştu.
Bütün dünya ülkelerinin ortak sorunudur
Seven sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Daha sürdürülebilir bir dünya ancak bugünün çocuklarının öncelikli olarak yaşama ve gelişme haklarının en iyi şekilde korunması için daha gerçekçi çözüme gidilmesi ile gerçekleşebilir. Geleceğimiz olan çocuklarımızın korunması için acil çözüm yollarına gidilmesi bütün dünya ülkelerinin ortak sorunudur ve bu sorumluluk ancak daha kapsayıcı ve eşitlikçi çözüm ile gerçekleşecektir.” – İSTANBUL
]]>Gençlik ve Spor Bakanlığının Sarıkamış Şehitleri’ni anmak için organize ettiği tarihi Doğu Ekspresi yolculuğunda gönüllüler, çeşitli atölye çalışmaları yaptı. Bu çalışmalardan birisi de amigurumi tekniğiyle yapılan, halk arasında “örgü bebek” de denilen bir el sanatı.
İsrail’in Filistin’e saldırıları sonucu hayatını kaybeden binlerce masum çocuk için Türk gençleri de manevi olarak ellerini taşın altına koymaya devam ediyor.
Doğu Ekspresi’nde bulunan gönüllüler, kompartımanlardan birini zeyrek atölyesi olarak kullandı. Bu kompartıman, Türk ve Filistin bayrağıyla süslendi. Üzerlerinde şehitlerin isimleri yazılı olan kağıtlar, zeyreklerin kulaklarına iliştirildi ve kompartımanda sergilendi.
Gençlik ve Spor Bakanlığı personeli ve atölye gönüllüsü, aynı zamanda Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde de yüksek lisans yapan Aynur Aydın, tamamen gönüllü bir çalışma yaptıklarını belirterek, şu bilgileri verdi:
“Amigurumi tekniğiyle bir el sanatı yapıyoruz ve buna ‘Zeyrek’ ismini verdik. Zeyrek; Farsça’da zeki, çevik, akıl açan anlamlarına geliyor. Üstat Necip Fazıl Kısakürek, Reis Bey piyesinde bize dünyayı saran merhamet yangınından bahseder. Bizler de bir zeyrek yangını çıksın ve dünyayı sarsın istiyoruz. Tamamen gönüllü bir çalışma. Gençlerimizle yaptığımız bu çalışmada şehitlerimizin ismini yaşatmaya çalışıyoruz. İdlib ve Cerablus’taki yetimhanelere bu zeyrekleri, oradaki şehitlerimizin isimlerini yazarak gönderiyoruz. Bir çocuğumuzun yüzü gülsün, şehidimizin adıyla büyüsün istiyoruz.”
Filistinli çocuklara zeyrek ulaştırmak için destek bekliyorlar
Türkiye’de geçen yıl yaşanan ve asrın felaketi olarak nitelendirilen depremlerden önce Filistin’e bir söz verdiklerini belirten Aydın, “6 Şubat depremleri yaşanınca, elimizdeki zeyrekleri o bölgedeki çocuklara götürdük. Orada mezarlıklara gittiğinizde zeyreklerin mezar taşlarına da bağlandığını görürsünüz. Sarıkamış Harekatı şehitlerimizi anmak için gittiğimiz Sarıkamış’taki çocuklarımıza da birçok şehidimizin ismini yaşatmak için zeyreklerimizi hazırlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
İsrail’in saldırılarıyla zulüm gören Filistinli çocuklara da bu zeyrekleri göndermek istediklerini vurgulayan Aydın, “Filistin’imize dair heyecanımız 7 Ekim öncesinde de vardı. Ancak 7 Ekim’den sonra daha da arttı. Dünyanın gözünün önünde insanlık katliamının yapılmasıyla bizler de bir şeyler yapmak istedik. Zeyrekler yaparak Filistin’imizde bunları bekleyen çocuklara göndermek istiyoruz. Bu ulaştırma noktasında kıymetli büyüklerimizin de desteğini bekliyoruz. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Gençlik ve Spor Bakanımızın desteğini rica ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Ankara’daki Büyük Gazze Yürüyüşü ve Mitingi’nde çocuklara zeyrekler dağıttıklarını aktaran Aydın, şunları kaydetti:
“Şehidimiz Rim’in ismini zeyreklerin üstüne işledik. Zeyreklerin kulaklarına da şehitlerimizin ismini yazdık. O yürüyüşte yavrularımızın hepsine bu zeyrekleri dağıttık. Vatanı vatan yapanlara, bayrağı bayrak yapanlara bir borcumuz var. Onlar cephede mücadele ederken biz de kendi alanımızda mücadele etmek istiyoruz. Bizim alanımız çocuklar. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Bakanımızın, zeyreklerimizin insani yardım destekleri kapsamında Filistinli çocuklara gönderilmesinde desteklerini istiyoruz, bekliyoruz.”
Aynur Aydın, büyük emekler vererek hazırladıkları zeyreklerle ilgili hiçbir maddi beklentilerinin olmadığını ve asla da kabul etmeyeceklerini vurgulayarak, “Biz kendimize bile almıyoruz bu zeyrekleri. Çünkü alacağımız bir zeyrek, bir çocuğa eksik gitmesi demek. Zeyreğe gönül veren kişinin, ne zamanki bir zeyreği olursa hikayesi bitmiş oluyor. Zeyrek yapan kimse zeyrek istemiyor, çocuklara gitmesini istiyoruz. Mazlum coğrafyaya çıktığımızda Türk’ün beklenen olduğunu görüyoruz. Selçuk Bayraktar ağabeyimiz bu görevi İHA’larla yapabiliyor, devlet büyüklerimiz uluslararası diplomasiyle yapıyor, bizler de Nene Hatun’umuzun kültürünü yansıtarak bir şeyler yapma gayretindeyiz. Zeyrekle güzel bir hikayemiz olabilir diye düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.
Zeynep Salbaş: “Zeyreğin hikayesi hem şehitlerimiz hem de çocuklarımız için başladı”
Kırıkkale Üniversitesinde din psikolojisi üzerine yüksek lisans yapan gönüllülerden Zeynep Salbaş da Gençlik ve Spor Bakanlığının kendilerine verdiği imkanlardan dolayı çok mutlu olduğunu dile getirdi.
Bu sağlanan imkanları çocuklar için faydalı işler yaparak kullandıklarını aktaran Salbaş, şu ifadeleri kullandı:
“Filistinli çocuklar için de zeyreklerimizi yaptık. Zeyreğin hikayesi hem şehitlerimiz hem de çocuklarımız için başladı. Sadece zeyrek yapmıyoruz, Filistin’i ifade eden bazı şeyler de yapıyoruz. Karpuz, Filistin’in simgesi. Karpuzun renkleri, bayrağın renklerini temsil ettiği için karpuzlu bileklikler de yapıyoruz. Kolumuzda mutlaka karpuzlu bileklik oluyor, çocuklara hediye diyoruz. Filistin’i yüreğimizde taşıdığımızı gösteriyoruz. Zeyrek ve karpuzlu bileklik de bunlardan birkaçı. Gençlik ve Spor Bakanlığımızın etkinliğine seve seve katıldık. Bu yolculuk şehitlerimizi anmak için çok önemli. Büyük bir imkan. Normalde Doğu Ekspresi’ne bilet bulmak bile çok zor. Bakanlığımıza bu imkanı sağladığı için çok teşekkür ediyoruz.”
]]>Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde normal doğumla üçüncü bebeğini dünyaya getiren anne Aslı Deveci’yi ziyaret eden Göktaş, 3 kilo 650 gram doğan kız bebek Beril Ece’nin ömrünün uzun, bahtının güzel olması, sağlıkla büyümesi temennisinde bulundu.
Anne Deveci’nin sağlık durumuna ilişkin bilgi alan Göktaş, Beril Ece bebeği kucağına alarak yakından ilgilendi.
Ailenin diğer çocuklarıyla ilgili de bilgi alan Göktaş, “Kardeşleri şimdi heyecanlı bekliyorlardır.” dedi.
Bakan Göktaş, ardından normal doğumla 3 kilo 350 gram olarak dünyaya gözlerini açan kız bebek Hatice Kübra’nın annesi Zeynep Cömert’i ziyaret etti.
Anne ve eşinin de aynı hastanede sağlık personeli olarak çalıştığını öğrenen Göktaş, “Bebekler bizim için çok kıymetli. Onlar bizim umudumuz, geleceğimiz.” diye konuştu.
Ziyaretlerinin ardından basın mensuplarına açıklamada bulunan Göktaş, yeni yılın ilk bebeklerini ziyaret ettikleri için çok mutlu olduğunu dile getirdi.
Hem bebeklerin hem de annelerin gayet sağlıklı olduğunu belirten Göktaş, “Her doğan bebek bizim için çok kıymetli. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşlanan bir nüfus var. Her doğan çocuk ülkemizin geleceği için oldukça kıymetli. Bakanlık olarak hem aile hem çocuk odaklı politikalar üretiyoruz, üretmeye de devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
2024’ün sağlık ve esenlik getirmesini dileyen Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
” Filistin’de bu gece dahi bombalar altında yeni yılı geçiren kadınlar ve çocuklar var. İnşallah ateşkes en kısa sürede sağlanır ve oradaki kadınlar ve çocuklar da sağlık ve huzura ererler. Bizler de Cumhurbaşkanı’mız önderliğinde din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın hiç kimseyi geride bırakmıyoruz. Her türlü çocukların, kadınların, ailelerin yanında oluyor, olmaya da devam ediyoruz. Dün Filistinli, Ukraynalı çocukları ziyaret ettik. Onlar da zor süreçlerden geçti. Sayın Emine Erdoğan’ın da destekleriyle Filistinli çocukları ülkemize getirmeye yönelik çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah bir an önce ateşkes sağlanır. Bizler de mazlum coğrafyalardaki çocuklarımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz.”
Bebeklerini kucağına almanın sevincini yaşayan anne Aslı ve Adem Deveci çifti, 2024 yılının ilk bebeği olması nedeniyle mutlu olduğunu söyledi.
Doğumun çok kolay geçtiğini, ebelerin kendisine çok yardımcı olduğunu dile getiren anne Deveci, “Bir kızım, bir oğlum vardı, bu çocuğum da kız oldu. Kardeşler merakla aşağıda bekliyor.” dedi.
“Amacımız doğumları normalleştirip güzelleştirmek”
Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Doğum Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin de hastanenin “gebe ve bebek dostu” olduğunu belirtti.
Hastanenin açıldığı günden bugüne normal doğumu desteklediği söyleyen Tekin, “Amacımız doğumları normalleştirip güzelleştirmek. Sağlıklı nesilleri topluma kazandırabilmek.” dedi.
Hastanede gebe okulunun da bulunduğunu bildiren Tekin, “Gebelerimiz ilk başvurularından itibaren eşleriyle gebe okullarına kaydını yaptırıp ücretsiz faydalanabiliyor. Özellikle emzirme, anne sütünün ve doğum şeklinin önemine dair pek çok konudan bahsediliyor. Profesyonel ekipten yardım alıyorlar.” diye konuştu.
]]>

