Çünkü – Haber 28 – Giresun Haber https://www.haber28.com.tr Wed, 24 Jul 2024 01:00:05 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener Kurultayda Veda Etti https://www.haber28.com.tr/iyi-parti-genel-baskani-meral-aksener-kurultayda-veda-etti/ https://www.haber28.com.tr/iyi-parti-genel-baskani-meral-aksener-kurultayda-veda-etti/#respond Wed, 24 Jul 2024 01:00:05 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=27193 HABER: MERVE GÜVEN – OGÜN AKKAYA – KAMERA: ONUR BİNGÖL

(ANKARA)- İYİ Parti’nin bugün yapılan Olağanüstü Kurultayı’nda aday olmayan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, genel başkan olarak son kez kürsüye geldi. Akşener, “Seçim sonuçlarında doğrultusunda aldığımız riskin elbette farkındaydım. Bedeli ödeme sırasında en önde karşınızda duruyorum. Kimseden bir beklentim olmaksızın gerektiğinde bedel ödemeyi bildim. Bundan dolayı da asla pişman olmadım. Bugün de pişman değilim. Hiçbir pazarlığa, sahtekarlığa girmeden milletin sesini duyurmuş olmanın rahatlığıyla son kez karşınızdayım. İYİ Parti’yi, yıkmak isteyenlere, dağıtmak isteyenlere, çökmek isteyenlere, müsaade etmedim. Allahaısmarladık” diyerek veda etti.

İYİ Pati’nin seçimli Olağanüstü Kurultay’ı bugün yapılıyor. Kurultayın başlangıcında Meral Akşener için hazırlanmış video gösterimi yapıldı. Video gösterimi sırasında “Hatıran yeter” şarkısının çalması üzerine salonda bulunanlar alkışlar eşliğinde ayağa kaldı.

31 Mart yerel seçimlerinde alınan sonuçların ardından genel başkanlığı bırakacağını ve aday olmayacağını açıklayan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, genel başkan olarak son kez kürsüye geldi.

“UTANACAK BİR YARAM, VİCDANIMI SUSTURABİLECEK BİR GÜÇ OLMADI”

Akşener, yaptığı konuşmada, “Bugün bu kürsüden son kez konuşuyorum. Emaneti devretme günü. Hayatımın 30 yılını farklı dönem ve imkanlarda memleketimizin geleceği devletimizin güvenliği için çalışarak geçirdik. Hayatımın 30 yılını farklı dönemlerde, farklı mekanlarda, farklı imkanlarla siyaset sahnesinde çalışarak geçirdim. Siyasi kariyerim boyunca beni motive eden tek bir şey vardı, eğitim hayatımda beni yatılı okutan milletimize, cumhuriyetimize ve devletimize karşı vefa borcumu ödemekti. Bu uğurda 30 yıl boyunca, bir kadın olarak zorluklarla, iftiralarla, tehditlerle karşılaştım. Her devrin fırsatçılarıyla, ahlaksızlarıyla, zalimleriyle mücadele ettim. Ama içtenlikle söylüyorum ki, zihnim de vicdanım da hep rahat oldu. Çünkü kişisel bir hesabım olmadı, utanacak bir yaram, vicdanımı susturabilecek bir güç olmadı. Tehdide, baskıya, zorbalığa eyvallahım olmadı. Allah şahit, toz zerresi kadar korkum da olmadı” dedi.

“O TAŞIN BİZİ EZMESİ İÇİN EL OVUŞTURANLARIN FARKINDAYDIM”

Konuşmasında 31 mart seçimlerine ‘hür ve müstakil’ olarak girdiklerini de hatırlatan Akşener, şöyle konuştu:

“Bu karar aslında, bizim için, fabrika ayarlarımıza dönmek demekti. Çünkü biz, İYİ Parti’yi; İki kutba mahkum edilen Türk siyasetinin; yaşam odası olması için kurmuştuk. Çünkü biz İYİ Parti’yi; kavgalara, korkulara, mecburiyetlere, mahkum edilen milletimize yeni bir seçenek sunmak için kurmuştuk. Çünkü biz İYİ Parti’yi bir kişiye, bir zümreye, bir gruba, ya da bir başka partiye kaldıraç olmak, imkan sağlamak, kariyer basamağı olmak için değil; milletin istiklali, memleketin istikbali için kurmuştuk. Dolayısıyla ben de, bugüne kadar hem kendimin, hem de partimizin aldığı tüm kararların, arkasında durduğum gibi bu kararın da, elbette arkasında durdum. Ne kadar zorlu bir yola çıktığımızın, farkındaydım.

“GEREKTİĞİNDE BEDEL ÖDEMEYİ BİLDİM”

İftiralarla, karalamalarla, çirkin oyunlarla, üzerimize gelineceğinin, farkındaydım. Satın alınmışlara karşı yürekten inanmışların mücadelesini yürüttüğümüzün farkındaydım. Taşın altına, elini, gövdesini koyanların, farkında olduğum gibi o taşın, bizi ezmesi için çalışanların da iştahla el ovuşturanların da, farkındaydım. Seçim sonuçları doğrultusunda, aldığımız riskin, elbette farkındaydım. İşte bu yüzden bugüne kadar olduğu gibi, bugün de Türkiye’nin, alıştırılmış normallerinin dışında sadece söz söyleme sırasında değil bedel ödeme sırasında da, en önde duruyorum. Bugüne kadar, her daim kimseden bir beklentim olmaksızın gerektiğinde, bedel ödemeyi bildim. Bundan dolayı da, asla pişman olmadım. Nitekim bugün de, pişman değilim. Çünkü, haklılığımızın, elbet bir gün anlaşılacağını biliyorum. ve bugün üzerime düşen, her şeyi yapmış olmanın huzuruyla son kez karşınızdayım. Hiçbir hesaba, hiçbir pazarlığa, hiçbir sahtekarlığa girmeden milletin sesini duyurmuş olmanın, mutluluğuyla son kez karşınızdayım. İYİ Parti olarak, varlığımızı, onurumuzu, duruşumuzu pazarlık masalarına, meze ettirmemiş olmanın, gururuyla son kez karşınızdayım. İYİ Parti’yi kurduğumuz, ilk günkü gibi bir an bile pes etmeden, mücadele etmiş olmanın, gönül rahatlığıyla son kez karşınızdayım. Allah herkese, böyle veda etmeyi nasip etsin.

“YIKMAK İSTEYENLERE, DAĞITMAK İSTEYENLERE, ÇÖKMEK İSTEYENLERE, MÜSAADE ETMEDİM”

Yağmur nereye yağarsa, tarlasını oraya çekenlere mani oldum. İYİ Parti’nin ve İYİ Partilinin fedakarlığını, taşıyamayanlara mani oldum. ‘Tek kişi kalsam da, bu mücadeleden vazgeçmeyeceğim’ dedim asla da vazgeçmedim. ‘Gerekirse bedelini ödeyeceğim’ dedim; ve bugün de karşınızda; aziz milletime ve sizlere karşı, bir kez daha söylemek isterim ki ben, bu bedeli ödemeye razıyım. Türkiye’nin iyi ve cesur evlatları; Kennedy’nin, çok meşhur bir sözü vardır; ‘Zaferin bin babası vardır, mağlubiyet yetimdir’ der. İşte ben, o bin babanın kaçıştığı yerde o yetim mağlubiyeti, öksüz bırakmadım. Haksız olduğumuz için değil; söz verdiğim için bırakmadım. Başarısızlığı ben aldım, artık başarıyı, siz yakalayacaksınız. Bedeli ben ödedim; artık hesabı, siz tutacaksınız. Kiminiz “abla”, kiminiz “kardeş”, kiminiz “anne” diye geldiniz. Benden bir ev, bir yuva istediniz. Ben de İYİ Parti’yi, sizlere bir ev, bir yuva yaptım. Ocağını tüttürdüm, içini ısıttım, sofrasını kurdum, bahçesini genişlettim. Yıkmak isteyenlere, dağıtmak isteyenlere, çökmek isteyenlere, müsaade etmedim. Ama bugünden sonra artık; bu evi, siz koruyacaksınız. Bu evi, artık, siz ayakta tutacaksınız. Bu eve, artık, siz bakacaksınız. Allahaısmarladık.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/iyi-parti-genel-baskani-meral-aksener-kurultayda-veda-etti/feed/ 0
Nevra Serezli: “Tiyatronun Değerini Bir 27 Mart’ta Bilmek Az Geliyor. https://www.haber28.com.tr/nevra-serezli-tiyatronun-degerini-bir-27-martta-bilmek-az-geliyor/ https://www.haber28.com.tr/nevra-serezli-tiyatronun-degerini-bir-27-martta-bilmek-az-geliyor/#respond Sat, 08 Jun 2024 03:00:36 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=19997 HABER: EDDA SÖNMEZ – KAMERA: HAKAN KAYA

Sanat hayatında yarım asrı geride bırakan usta oyuncu Nevra Serezli, 54 yıldır ilk günkü heyecanla icra ettiği mesleğini ve özel hayatına dair bilinmeyenleri ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Serezli, “Tiyatronun da değerini bir 27 Mart’ta bilmek az geliyor ama Dünya Tiyatro Günü yapılmasının nedeni zaten insanları tiyatroya alıştırmak” dedi. En beğendiği oyuncuyu da Serezli, “Tabii ki favorim Kıvanç Tatlıtuğ. Yani o kadar her şeyini seyretmişimdir ki. Dijitaldeki filmleri dahil. Çok çok beğeniyorum. Sanki kendi oğlummuş gibi iftihar ediyorum” diyerek açıkladı.

Bugün, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü… Sanat yaşamında 54 yılı geride bırakan Nevra Serezli de “Veda” oyunuyla sahnede… Ayşe Kulin’in eserinden uyarlanan oyun, birçok yerde sahnelenmeye devam ediyor. Usta sanatçı ayrıca, Müjdat Gezen Sanat Merkezi (MSM) tarafından layık görüldüğü İsmail Dümbüllü ödülünü de bugün alacak. Serezli, Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi’ndeki Müşfik Kenter Sahnesi’nde ANKA Haber Ajansı’na demeç verdi.

Ayşe Kulin’in “Veda” adlı yapıtını Tiyatrokare’nin kurucusu aynı zamanda çevirmen, yönetmen ve oyuncu Nedim Saban sahneye uyarladı ve yönetti. Oyunda, Milli Mücadele dönemi ve bu dönemin hem acı hem de umut dolu olayları anlatılıyor. Oyunun merkezinde bir konağın sakinleri ve onların hayatları yer alıyor. “Veda”nın kadrosunda Nevra Serezli harici Aziz Sarvan, Leyla Feray, Fatih Gülnar, Meral Asiltürk, Zeynep Sevi Yılmaz, Alişan Özkan, Gizemnur Topaloğlu, Gizem Çayhanoğlu da rol alıyor.

Tiyatronun ve sinemanın efsane ustalarından Serezli’nin sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

“- 100.yıl oyunu için çok güzel bir oyundu Veda, Sizi sahnede izlemek çok heyecan vericiydi, hele dans sahneniz ve seyircinin reaksiyonu inanılmaz güzeldi. Oyunda en sevdiğiniz sahneler hangileri. O gece “Veda” oyunundaki başarısıyla Leyla Feray’a “Vasfi Rıza Zobu Ödülü verildi. Feray size özel olarak teşekkür etti, nasıl desteklediniz onu?

“LEYLA’YA KOL KANAT GERMİŞ DURUMDAYIM”

“Leyla Feray’ı ve ailesini çok iyi tanıyorum. Benim çocuklarımla birlikte büyüdüler annesi. Uzaktan uzadı Leyla’yı zaten takip ediyordum yaptığı işler ve dizilerle. Çok beğendiğim bir oyuncu. Hem kendinin güzelliği, duru güzelliği aile terbiyesi, disiplini, dizilerdeki duruşu bu role çok uygun olduğunu düşündüm. Nedim’le (Saban) aynı fikirde olduk. ve teklif ettik çok harika bir çalışma yaptı. Rolün içine çok güzel girdi. ve hep ikimizin sahneleri var daha çok. O yüzden ona tabii ki kol kanat germiş durumdayım. Bir torunum gibi. Kızım gibi, evladım gibi.

“AĞLAMAKLI, DOKUNAKLI SAHNE GARİP BİR HAZ VERİYOR BANA OYNARKEN”

Dans sahnesini çok seviyorum. Çünkü coşkuyla alkışlanıyor. Ben de hep müzikallerde oynadığım için dans, müzik beni hep etkilemiştir.  Enerjim de yetiyor. Hiç yorulmuyorum. Nefes nefese kalmıyorum. Bir o sahneyi seviyorum. Bir de finaldeki duygusal sahneyi. Artık biraz demasa girmiş. Arada bir aklı gidip gelen, yaşlanmış halini ve hafif delirmiş halini seviyorum. Çünkü benim ailemin içinde dahil o kadar çok gözlemlediğim bu pozisyonda olan yaşlılarımız vardı ki onlar aklıma geliyor. Çok hüzünleniyorum. Kim bilir belki bizler de o günleri daha sonrasında yaşayacağız. Böyle bir duruma geçeceğiz. Yaşlılık ayrı bir şey. Biraz yani demans halinde olmak ayrı bir şey. O bana çok dokunuyor. ve o ağlamaklı, o dokunaklı sahnede garip bir haz veriyor bana oynarken.

-Canlandırdığınız nasıl bir karakter?

Çok otoriter Saraylı hanım. Adı sonradan “Deli Saraylı”ya çıkıyor, çünkü biraz şuurunu da kaybediyor. Herkese istediğini yaptırıyor. Onun sözünden dışarı çıkılmıyor konağın içinde ama aslında çok derin bir yarası var. Oğlunu kaybetmiş savaşta, gelinini kaybetmiş, torunu yaralanmış, torununa bakıyor ve ona tapıyor. Renkli bir karakter. Oynaması keyifli.

– Atatürk resmi paylaşıldı oyunda, salon alkıştan yıkıldı. Bu oyunda da işgal altındaki İstanbul’da bunu yoksayan bir saraylı büyük anne oynuyorsunuz. ya Atatürk olmasaydı, nasıl tamamlarsınız cümleyi?

“ORADA BİR KADINLAR DÜNYASI VAR”

Aslında yok saymıyor da farkında değil. İşte yemekler, içmekler, el işleri, şunlar, bunlarla kendi dünyasında dışarıda ne oluyor? Osmanlı nerede? Silah arkadaşları ve Atatürk ve savaş nerede? Hiç farkında değil. Orada bir kadınlar dünyası var. Onun da bir ufak eleştirisi var. Zaten Ahmet Reşat söylüyor ya “Siz burada bir dünya kurmuşsunuz. Dışarıda ne oluyor? Hiç farkında değilsiniz” diyor. Kadında öyle bir kadın. Mühim olan o evin. Düzeninin devam etmesi. Onun için önemli olan o.

“ATATÜRK OLMASAYDI ŞU ANDA YAŞADIĞIMIZ TÜRKİYE OLMAZDI. BELKİ BEN TİYATRO YAPAMIYOR OLURDUM”

Atatürk olmasaydı şu anda yaşadığımız Türkiye olmazdı. Belki ben tiyatro yapamıyor olurdum. Belki çocuklarım okula gidemiyor olabilirdi. Her şey olabilirdi. Biz hala işgal altında olabilirdik. Belki başka güçlerin altında evimizde yaşıyor olabilirdik. Yani düşünmek bile doğru değil. Neler olabileceğini. Türkiye olmazdı ki biz olmazdık.

–  Amerika’ya tiyatro okumaya gitmişsiniz, o dönemde nasıl bir babasınız vardı, aileniz destekledi mi sizi, bugün bile desteklenmiyor genç kızlar, oyuncu olmak isteyen genç tavsiyeleriniz neler olur?

“AMERİKA’DA BURSLU BİR SENE OKUDUM”

Bir sene okudum. Amerika’da burslu bir sene okudum. Sonra gitmek istedim, okumak istedim. Burs kazanamadım. Paramız da yetmediği için Amerika’ya gidemedim. Ama benim babam çok entelektüel, çok ileri görüşlü, dört beş lisan bilen, acayip okuyan, hatta beni komplekse sokardı sonraki yıllarda. Daha yaşlandığım zaman, o kadar çok okuyordu ki, ben onu bir türlü yetişemiyordum. Bir de dil üzerinde çok büyük şeyi vardı. Yani Fransızca’da nasıl söylenir? İngilizce’de nasıl söylenir? ve deyimleri bilirdi, bana öğretirdi. Çok güzel bir lafı vardı “bir lisanı öğrenmek istiyorsan. Önce o lisanda düşünmeyi öğrenecek ondan sonra o lisanı konuşacaksın. Tercüme etmeyeceksin Türkçe’den o lisanı”  demişti. Mesela ben onu çok kendime örnek aldım o sözü. Sonraki İngilizce konuşmalarımda da zaten öyle yaptım ve İngilizce piyes oynar hale geldim okuldayken. Hatta İngiltere’ye turneye gittim. Sahnede seyirciye, İngilizce oynadım.

“ASLINDA GENÇLERE DEĞİL AİLELERE TAVSİYE VERMEK LAZIM”

Aslında gençlere değil ailelere tavsiye vermek lazım. Gençler zaten bizim devrimizden çok daha akıllı, çok daha ilerici düşünen, çok daha istediklerini bilen gençler. Benim torunlarım var. Daha henüz en büyüğü 13 yaşında. Sonra 9 ve 5 yaşında. Fikirleri var ve sonra istedikleri var. Onları hiçbir şeyden vazgeçiremiyorsun dediği dedik oluyorlar yani o yaşta bile. Biz tabii biraz daha pısırıktık, biraz daha ataklıktan korkan, atarı olmayan gençlerdik. Şimdiki gençler öyle değil. Ama şanslı ailelerin çocukları istediklerini elde edebiliyorlar. Bence bir çocuk için en güzel ailenin verebileceği şey. Mutlu olduğu mesleği yap. Keyif aldığı mesleği yap. Yani bir işine giderken ayakların geri geri gitmesin. Düşünebiliyor musunuz? Ben bu yaşıma geldim. Bir buçuk iki saattir yoldayım bu trafikte bu havada ve ben burayı severek geliyorum. Çünkü elli küsur senedir yaptığım, severek yaptığım mesleğe geliyorum. Şimdi bunu istemediğiniz bir iş için buraya gelseniz ne kadar mutsuz olurdu. Onun için ailelerin eğer bir çocuğun sanata müziğe, resime, oyunculuğa hevesi varsa ne olur onlara hayır demeyin. Zaten eğer kötü olurlarsa, kötüyseler o meslek onları bırakır zaten. Devam edemezsiniz çünkü sanat işinde şey yoktur. Ne derler başkası size fors yoktur. Kimse size hadi ben senin için şunu yaptırayım demez yani. Onu siz başarmak zorundasınız. Etraftan size ne kadar destek olurnursa olunsun siz başarmak zorundasınız.

– Devekuşu Kabare, Dormen, AST Türkiye’nin en önemli gruplarında yer aldınız en keyifle çalıştığınız dönem hangisi?

“İYİ TİYATROLARDA, İYİ OYUNCULARLA, VE ÇOK TUTMUŞ OYUNLARDA OYNADIM. O YÜZDEN HEP ŞANSLI BİR OYUNCU SAYIYORUM KENDİMİ”

Tabii ki Devekuşu Kabare’de çok keyifle çalıştım. Bir kere komedi yapıyorum. Komediyi çok seviyorum. Tiyatro başlangıç noktam. Müzikaller en sevdiğim şey. Müzikallerde de oynadım. Aslında hep şanslı oldum. İyi tiyatrolarda, iyi oyuncularla, güzel oyunlarda ve çok tutmuş oyunlarda oynadım. O yüzden hep şanslı bir oyuncu sayıyorum kendimi.

– Siz kimi örnek aldınız?

“HAYRANLIK DUYDUĞUM BENİM İÇİN YILDIZ KENTER”Dİ”

Şimdi örnek almak yanlış bir şey. Ben buna inanmıyorum. Çünkü örnek alırsan biraz taklide girebilir iş. Örnek almayıp hayranlık duyduğun ve onun nerelerden geçtiğini takip etmek ve yöntemlerinin ne olduğunu takip etmek önemli. Benim için Yıldız Kenter’di. Gençlik yıllarında daha okulda talebeyken cumartesi, pazarları onun oyunlarına giderdim. Hayran hayran onu seyrederdim. ve kendimi onun yerinde görürdüm. Onun sahnesinde görürdüm. Onunla karşılıklı oynarken görürdüm. Ama hiçbir zaman onun ses tonunu kapayım onun vücut dilini kapayım. Onun gibi. Bir nefes alayım vereyim demedim ve de hocam oldu sonra. Hocam olarak da çalıştım. Karşılıklı oyuncu olarak da çalıştım.

– Yıldız Kenter ile yaşadığınız ama unutamadığınız sizin için özel olan var mı?

“HERHALDE BİRÇOK KİŞİ YILDIZ KENTER’LE AYNI OTEL ODASINDA KALMAMIŞTIR DİYE DÜŞÜNÜYORUM. BEN ŞANSLIYDIM”

Yıldız abla (Kenter) Caniko derdi biliyorsunuz herkese. İngiltere turnesi yaptık. Nalınları İngilizce oynamıştık ve şartlardan dolayı aynı oteli aynı odayı paylaştık. Turnede, İngiltere’de. Çok keyiflidir. Herhalde birçok kişi Yıldız Kenter’le aynı otel odasında kalmamıştır diye düşünüyorum. Ben şanslıydım.

– Tiyatroda oynamak istediğiniz ama oynayamadığınız bir rol var mı?

“GENÇLİK YILLARIMDA BİR JULİET OYNAMAK İSTERDİM”

Yok ben öyle tek bir role, tek bir piyese kalmam ama mesela klasikleri oynayamadım. Çünkü özel tiyatrolarda çalıştım. Hani bir William Shakespeare, Anton Çehov, bir Moliére bu tip hani okulda da öğretilen. Ben okullarda tiyatro okullarında ve mecburen bunları oynamak zorunda olduğunuz dönemlerden geçmediğim için ve de özel tiyatrolar klasikleri çok oynayamadıkları için büyük kadrolar ve masraf olduğu için onları oynayamadım. Ama ben de büyük kadrolarla müzikaller oynadım. Hani zaten şimdi artık öyle bir şey için yaşım biraz kısıtlayıcı. Hani o yaşta o oynanamaz ama yani gençlik yılında bir Juliet oynamak isterdim tabii. Ama ders olarak okulda çok çalıştım ve çok inceledim klasikleri.

– Gençler birer birer kaçıyor.Günümüzde dışarı bir beyin göçü var, nasıl tersine döner, ne düşünüyorsunuz? Şimdiki gençlere nasıl buluyorsunuz?

“YERLEŞMEK, BAŞKA MEMLEKETTE HAYAT KURMAK, MEMLEKETİMİZ KÖTÜ DURUMDA DEMEK BANA İYİ GELMİYOR. ALINIYORUM, ÜZÜLÜYORUM”

Ben tabii çok saçma buluyorum. Tabii ki isteyen dışarıda okuyabilir. Ben de çok heveslenmiştim. Amerika’da okumak için. İmkanları olanlar, lisan öğrenmek için yeni ufuklar açmak için, yeni dünyalar görmek için tabii ki. Ama yerleşmek, başka memlekette hayat kurmak, memleketimiz kötü durumda demek bana iyi gelmiyor. Alınıyorum, üzülüyorum. Hani imkanlar imkanlarım bile çok olsa hiç düşünmeyeceğim bir şey. Hiç dışarıda ev kurup, yuva kurup oturabilmek. Yapamam gibi geliyor bana. Yani İstanbul’um ve Bodrum’um ve güzel Türkiye’m benim için çok önemli.

“BİZİM ZAMANIMIZDA BAYRAMDA BÜYÜKLERİMİZİN ELİNİ ÖPMEYE GİTMEK ÇOK ÖNEMLİYDİ. ŞİMDİ SADECE BİLGİSAYARDAN BELKİ EMOJİYLE BİR MESAJ ATMAK. ORAYA GELDİ. BUNLARI TASVİP EDİYOR MUYUM? ETMİYORUM. KENDİ DEVRİMİ İSTİYORUM”

Şimdi buna tek bir cümleyle cevap vermek çok doğru olmaz haklıda olmaz. Çünkü çok tiyatroya giden, klasik müzik konserinde bile gelip el ele sevgilisiyle oturup dinleyen çok gençleri gördüğüm gibi en basit tarihi bir şahsiyeti ya da bizim tarihimizi en ufak bir şeyi bile bilmeyen cahil tırnak içinde söyleyebileceğim tarzda gençler de var. Şimdi ne o tarafı övmek ne bu tarafı yermek doğru olmaz. Çünkü hem osu var hem osu var. Çok kabiliyetli gençler var. Vaktini boşa harcayan gençler var. Çok iyi okuyan yani deha gibi beyinleri olan üstelik de Anadolu’dan çıkan dış ülkelerde büyük keşifler yapan, ödüller alan ki bizim medyamızda bunlar pek maalesef konuşulmuyor. Böyle gencecik bir kız çocuğu mesela bir matematik dehası olarak dışarıda bir başarı kazandığı zaman ve o küçücük bir haber olarak geldiği zaman o kadar iftihar ediyorum ki resmen ağlamak geliyor içimden. Kendi evladım başarmış gibi. Ne kadar güzel bir şey. Bir Türk çocuğunun bu kadar başarılı olabilmesi. Tabii ki keskin zekalı gençler şimdi işte Z kuşağı mı deniliyor. Elektronikle araları çok iyi. Yapay zekayla, bilgisayarla bunlar bizim devrimizde olmayan şeylerdi. Bu konuda biraz kıskanmıyor değilim yani. Çünkü bizim beynimiz öyle çalışmıyor. Benim yaşım benim yaşımdan biraz daha küçük olanlar. Biz öyle bakamıyoruz olaya. Yani başka şeylere bakıyoruz. Başka şeylerle büyütüldük. Bizde de biraz değerler farklı. Bizim jenerasyonumuzda. Aile mevhumu, bayram mevhumu, komşuculuk mevhumu, mahalle kültürü. Biz bunlarla pazar yerleri, dedeler, neneler, hani böyle mutlu aile tablolarıyla bunlarla büyütüldük. Bayramda büyüklerimizin elini öpmeye gitmek çok önemliydi. Şimdi sadece bilgisayardan belki emojiyle bir mesaj atmak. Oraya geldi. Bunları tasvip ediyor muyum? Etmiyorum. Kendi devrimi istiyorum. Ama onlara da hak vermiyor muyum? Evet hak da veriyorum. Çabukçuluk önemli. Zaman kaybı yok onlarda. Şak şak şak şak. Her şey çabuk ve istedikleri zaman olsun istiyorlar. Çok da haksız değiller. Günün dört beş saatini trafikte geçiren bir millet için hız çok önemli. Bazı işleri halletmekte. Yani şu iş bile sizin buraya gelip bir röportaj yapabilmeniz. Küçücük bir kamera, bir minik ışık. ve bir cep telefonuyla gelebiliyorsun. Benim zamanımda bir röportaja gelindiği zaman dört, beş kişi üç dört tane spot ışığı taşıması zor, koca koca kameralar. ve teypler ve asılı mikrofonlar böyle gelinirdi. Onun külfetini düşünün. Yorgunluğunu düşünün. Altı yedi kişi gelirdi. Şimdi bakın iki kişi geliyorsunuz ve her şeyi şununla halledebiliyorsunuz. Bunlar da güzel şeyler yani.

– 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü ile ilgili neler söylemek isterseniz?

“TİYATRONUN DEĞERİNİ BİR 27 MART’TA BİLMEK AZ GELİYOR”

Ya tiyatro günü 1961’den beri kutlanan bir şey. Tabii ki bir günle tiyatro kutlanmaz. Ama bütün öyle günler gibi, Anneler Günü, Babalar Günü, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü hepsi birer günle kutlanarak o gün o hakkında konuşuluyor. Yani annelerin değerini bir günde mi biliyoruz? Mümkün değil. Babanın değeri de öyle. Tiyatronun da değerini bir 27 Mart’ta bilmek az geliyor. Ama Dünya Tiyatro Günü yapılmasının nedeni zaten insanları tiyatroya alıştırmak. Tiyatrolar eskiden hep bedava oynanırdı 27 Mart’ta oyunlar. Onun nedeni seyirciyi tiyatroya alıştırmak. ve tiyatroyu sevdirmekti. Bir bildiri yayınlanır her zaman. İlk bildiriyi de Muhsin Ertuğrul Türkiye’de ilk o yazmış. Sonra da her önemli sanat adamı. Bakalım bu sene kim yazıyor bilmiyorum henüz daha. Kimin bildirisi okunacak? Oyun öncesi okunulurdu. ve seyirciye bu anlatılırdı. Seyirci de alkışlar ayağa kalkar. Öyle kutlama gibi yapılırdı Dünya Tiyatro Günü. Bakalım bu sene de ben de oynuyorum oyunda. tiyatromuz var yani aynı gün.

– Sizce ülkemizde sanata yeteri kadar değer veriliyor mu?

“BİR DEFİLEYE DAHA KOLAY SPONSOR YAPILIR DA BİR TİYATRO OYUNUNA SPONSOR OLUR MUSUNUZ DENİLDİĞİ ZAMAN BÜYÜK ŞİRKETLER BİLE BİRAZ GERİ ADIM ATABİLİYOR”

Hiç değer verilmiyor dersem yalan. Çok değer veriliyor, bütün tiyatrocular el üstünde tutuluyor desem o da abartı olur. Yani yeteri kadar veriliyor diyeyim. Tabii bunda bir sürü şeyin verilmeme nedenlerinden birçoğu sponsorların olmaması. İşte tiyatroya resime diyelim ki gravür sanatına diyelim ki bir heykeltıraşa destek olmak sponsorluk olmak falan çok zor yapılıyor şimdi. Belki bir defileye daha kolay yapılır da bir tiyatro oyununa sponsor olur musunuz denildiği zaman büyük şirketler bile biraz geri adım atabiliyor. Ama gene de destekleyen ve birçok oyuna sponsor olan da şirketler de var. Şimdi onun için onları da harcamak günah olur. Yıllarca bir şirket vardır mesela. Tabii ki ismini şimdi veremiyorum. Hep tiyatrlara ufak çapta da olsa destek olmuştur. Bir takım masraflarını üstlenmiştir. Ee bunlar çok önemli şeyler. Özellikle tiyatro yapanlar için.

– Beğendiğiniz bir proje var mı? Oyunculardan kimleri beğeniyorsunuz?

“FAVORİM KIVANÇ TATLITUĞ. ÇOK ÇOK BEĞENİYORUM SANKİ KENDİ OĞLUMMUŞ GİBİ İFTİHAR EDİYORUM”

Tabii ki şimdi herkesin beğendiği Bahar dizisi, Kızılcık Şerbeti, İnci taneleri, klasik herkesin beğendiğini ben de beğeniyorum tabii ki.  Oyunculuklar çok güzel, çok keyifli. Şimdi tabii. Baharı beğendiğime göre Demet Evgar’ı beğeniyorum. Merve Dizdar’ı çok beğeniyorum.  Tiyatro oyuncusu ve dizi olarak da Devrim Yakut’u çok beğeniyorum. Bugün bir röportajına rast geldim de o yüzden hemen aklıma geldi. Aslında sorulduğu zaman onun ismini hep vermek isterim. Tabii ki favorim Kıvanç Tatlıtuğ. Yani o kadar her şeyini seyretmişimdir ki. Dijitaldeki filmleri dahil. Çok çok beğeniyorum. Sanki kendi oğlummuş gibi iftihar ediyorum. İyi aktörlerimiz var. İyi oyuncularımız var. Senaristlerimiz bazı çok başarılı. Bazıları çok artık herkesin bildiği konulara aynı konulara eğildiği zaman pek hoşuma gitmiyor. Yani biraz hayal gücünü birazcık zorlamak gerekir diye düşünüyorum. Ama iyi işler yapılıyor. Kalite işler yapılıyor.

Usta oyuncu Nevra Serezli 2013 yılında hayatını kaybeden eşi Metin Serezli ve evliliği hakkında ise şöyle konuştu;

“METİN İLE ÜZÜLDÜĞÜM ANLARDA OLDU, KIZDIĞIM ANLAR, SİNİRLENDİĞİM ANLAR OLDU. ONUN DA BANA OLMUŞTUR MUHAKKAK. ÇÜNKÜ O DA DEDİĞİ DEDİK, BEN DE DEDİĞİ DEDİK BİR İNSANIM”.

Tabii ki özel anımı paylaşmayacağım. (Gülüyoruz) Yani öyle tek bir anı olur mu? Kırk beş elli sene içinde bir sürü şey. Onun çok basit şeylere sinirlenmesi, özellikle maç seyrederken. Ama bana her zaman destek olması, hep ikimiz için de gelen işleri birlikte çalışmamız, birlikte altını çizmemiz, çocuklar için devamlı kavga etmemiz, benim onu çok eleştirmem, onun beni çok eleştirmesi ama hiçbir zaman kavgalı yatmamamız birbirimize ufak ufak sürprizler yapmamız, hayatı güzelleştirmemiz. Yani onunla güzel geçti yıllarım. Gerçekten güzel geçti. Üzüldüğüm anlar oldu, kızdığım anlar, sinirlendiğim anlar oldu. Onun da bana olmuştur muhakkak. Çünkü o da dediği dedi ki, ben de dediği dedik bir insanım. Aslında ikimizin karakteri Oğlak burcu ve Aslan burcu. Biraz çelişkili. İkisi de inat gibi. İkisi de lider gibi. Tutturukluk da var hafif. Ama işin içinde sevgi olunca her şeyin üstesinden geliniyor.

İlişkiler hakkında tavsiye veren Serezli şu ifadeleri kullandı:

“İKİ İNSANIN KAVGA ETMEDEN, SİNİRLENMEDEN, BİRBİRİNE KIRILMADAN ZAMAN GEÇİRMESİ MÜMKÜN DEĞİL”

Tahammül yok da ondan. Bak ne dedim? Kavgamız da oldu, şu da oldu. Bu da mümkün mü? Kendi çocuğunla dayanamayıp kavga ediyorsun. Kardeşinle kavga ediyorsun. Anne babana ters çıkıyorsun. İki insanın kavga etmeden, sinirlenmeden, birbirine kırılmadan zaman geçirmesi mümkün değil. Hele yani iki saat bir trafikte kaldığınız zaman arabadaki yanınızda oturana bile bağırabiliyorsunuz. Çünkü sinirleriniz artık deliriyor. Pahalılıktı, orada kalabalık, burada bunların hepsi etki. Bir adada tek başına hurma ağaçlarının altında yatıyor, güneşleniyor olsam belki bu kadar sinirlenmezsin. Dış etkenler, insanları çok yoruyor. Bu devirde epeydir bir zamandır yoruyor yani. Benim ilk yıllarımla  şimdilik kıyasladığın zaman insanları çok yoran şeyler var. Bir kere bu elektronik aletler abi. Ben AVM’lerden mümkün olduğunca kaçınırım. Oranın belli bir şeyi var, ışığı, elektriği, bir havası, bir şeyi var ki etkiliyor. Beni yoruyor. Yani bir bir saatten fazla bir AVM’de. Ben evime yorgun, dayak yemiş gibi dönüyorum. Bence o elektronik ve ışık sistemi, havalandırma sistemi bir şekilde yoruyor insanları. Bu vücuda da zararlı. Açık hava. mesela Bodrum’a gidip üç ay kaldığım zaman tenimden, yüzümden bağırsağıma kadar her şeyim o kadar bambaşka oluyor ki. Adeta temizlenip İstanbul’a dönüyorum. Aynı olabilir mi? Buranın kirliliği kalabalığı oranın tertemizi, ağacı, yeşili, mavisi. O yüzden tek isteğim yaz olup Bodrum’a kaçmak. Evet, detoks. Detoks yapmak.

– Çok güzelsiniz. Doğal güzelliğiniz dışında, bazı sırlarınız var mı? Neler yapıyorsunuz kendinize?

DÜNYANIN EN LÜKS KREMİNİ DE BULSAM FAYDASI BİR YERE KADAR. BEN ÇOK GÜZEL YAŞAMIŞIM BU YAŞA KADAR GELMİŞİM. ONUNLA İNATLAŞMANIN ALEMİ YOK”

Bir şey yapmıyorum. Hiçbir şey yapmıyorum. Yani temizleyici sütlerim ve toniklerimin haricinde bir de nemlendirici makyaj altına çok makyaj yapıyoruz. Sürmenin haricinde keşke bir formülüm olsa da desem ki ben bunu kendim keşfettim. Avokado yağıyla bilmem ne keten tohumu yağını ezip üstüne bir kaşık yoğurt koyup her sabah onu sürüyorum desem ooo kıyamet kopar. Hiçbir şey yapmıyorum. Çünkü çok inanmıyorum. İnsanın içi, genetiği, aileden gelen hücreleri, nasılsa yaşlanılıyor. Yani dünyanın en lüks kremini de bulsam faydası bir yere kadar. Ben çok güzel yaşamışım bu yaşa kadar gelmişim. Onunla inatlaşmanın alemi yok. Ama yediğime, içtiğime, sıhhatime, içkime, sigarama ki kullanmam. Temiz havaya, yürüyüşe çok güzel uykuya, huzurlu ve uzun uykuya, bunlara inanırım. Onlara inanırım. Mümkün olduğu kadar ilaç kullanmam. Yani mecburen artık belli bir yaştan sonra tansiyon ve şeker sorunu oluyor. Onun haricinde cırt oldu bir ilaç, şuram tuttu bir ilaç. Bakın 15 gündür bir öksürük yaşıyorum. Gıcıklı gibi bir öksürük. ya havadan ya üşütmeden. İnatla da hiçbir şey almadım. Çünkü inanmıyorum. Ne pastiline, ne öksürük şurubuna. Dedim ki bünye bunu alt edecek. Bünyem bunu yenecek. Sadece bol su içmek. Hafifledi gitti. Çok azı kaldı. Hiçbir şey almadan. Kendimle işi halletmeye. Tabii ki Allah başka büyük bir hastalık vermesin. O anlamda söylemiyorum. Hani başı ağrır hemen alırlar ya. Midem tuttu hemen ilaç kullanırsın bilmem ne. Hiç bunları böyle sevmem. Yani ilaç sanayini sevmem. Öyle söyleyeyim.

– Şu an iki oyunuz var yanılmıyorsam televizyonda dizilerde sizi görecek miyiz? Oğlunuz ile sizi bir projede görecek miyiz?

“KENDİMLE İFTİHAR EDİYORUM”

Evet iki oyun birden oynuyorum. Ağaçlar Ayakta Ölür ve Veda oyunu. Birini bir gün, birini bir gün oynuyorum. Kendimle iftihar ediyorum şaşırmıyorum. Hiçbirinde teklemiyorum. Giriyorum tiyatroya, rolüme ve de kostümüme, o oyun neyse oynuyorum. Ertesi günü öbür kostüme giriyorum, onu oynuyorum. Bu yaşta buna yapabiliyorsam henüz yerinde diye düşünüyorum. Sahnede dans ediyorum, hopluyorum, zıplıyorum, merdiven iniyorum, çıkıyorum. Eh vücutta vazifesini yapıyor. Başka da bi şey istemem hayatta, sıhhatli olarak hayatıma devam edebilmek. Şu anda dediğim gibi iki oyunda birden oynuyorum 7 gün yetmiyor araya şimdi bir de diziyi sıkıştıramayacağım. Oğlumla aynı projede oynamak isterdim. Keşke. İnşallah bir gün olur.

– Büyük bir çoğunluğumuzun çocukluğuna Sihirli Annem’in Dudu Peri karakteriyle damga vurdunuz…

“SİHİRLİ ANNEM NEDEN KALKTI HALA ANLAMIŞ DEĞİLİM”

Tabii çok sevilen bir karakter oldu Dudu ama bu kadar çok fazla tekrarı yayınlanmasaydı hala çocukların aklında olmazdı. Çünkü bayağı bir sene oldu. 2004 yılıydı galiba. Vallahi 20 seneye yakın herhalde. Yaşımı düşünüyorum ne zaman başlamıştım diye. Vardır yani. 2004 galiba. Eh çok sevildi. Dört sezon, beş sezon oynadı. Neden kalktı hala anlamış değilim. Çünkü hep çok iyi reytingli bir diziydi. Kanallar arası tartışmalardan dolayı bence kalktı yayından. Sevgili Defne’mizi kaybettik o arada. Çok kayıplarımız oldu. Oyunda  dizide rol alan diğer arkadaşlar  tabii. En çok bizimle olan Defne’ydi. Sonra yazarı kaybettik. Sihirli Annemi yazan Gamze Özer’i iki sene önce galiba kaybettik. O da bize büyük bir şok oldu. Çok güzel yazılmış bir senaryoydu. Tabii Amerikan yapımından esinlenmişti. Ama çok başarılı olmuştu.

– Sanat camiasında kırgın olduğunuz birileri var mı?

“HANİ HEP DİYORLAR YA SANAT CAMİASINDA DOST OLMAZ, VEFA OLMAZ. AYNI FİKİRDE DEĞİLİM”

Hayır şimdi bunlar çok soruluyor. Niye acaba? Hani hep diyorlar ya sanat camiasında dost olmaz, vefa olmaz. Aynı fikirde değilim. Çok ufak şeylere kırılmışlığım olabilir çünkü 50 küsur senedir bende bu işin içindeyim. Tabii ki olmuştur. Ben de belki zannetmiyorum kimseyi kırdığımı ama. Ben belki kırmak için değil de bambaşka bir laf etmişimdir. Oda onu başka yöne çekmiştir. Çünkü ben aile içinde de kimseyi kırmamayı, kimseyi üzmemeyi, sevmeyen, aşırı dikkat eden arkadaşlarımın gözünün içine bakan hani tiyatro camiasından değil normal hayattaki arkadaş gözünün içine bakan bir insanımdır. En ufak bir şeyde bozulduklarını görsem katiyen öyle eve gidip yatmam. Aynı Metin ile olduğu gibi hemen telefon ederim ya da anlatmak isterim kendimi. ‘Niye sen yanlış anladın beni’ derim. ve rahatlarım. Onun için benim çok kırdığım kişi olduğunu sanmıyorum. Ama beni kıranlar ilk yıllarımda, gençlik yıllarımda, kıskançlıklardan dolayı olmuştur. Ha bunun hakkında ne yapmışlığım vardır? Hiçbir şey yoktur. Şurama (kafasını gösteriyor) sadece orada bir küçük oda var. Oraya koyuyorum. O kadar”

]]>
https://www.haber28.com.tr/nevra-serezli-tiyatronun-degerini-bir-27-martta-bilmek-az-geliyor/feed/ 0
Trabzonspor’un Belçikalı oyuncusu Meunier: Futbolu sanat gibi görüyorum https://www.haber28.com.tr/trabzonsporun-belcikali-oyuncusu-meunier-futbolu-sanat-gibi-goruyorum/ https://www.haber28.com.tr/trabzonsporun-belcikali-oyuncusu-meunier-futbolu-sanat-gibi-goruyorum/#respond Sun, 02 Jun 2024 21:48:42 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=19594 Trabzonspor’un Belçikalı oyuncusu Thomas Meunier, futbolu sanat gibi gördüğünü belirterek, “25 yıldır bu sanatı icra ediyorum” dedi.

Trabzonspor’un ara transfer döneminde Bundesliga ekiplerinden Borussia Dortmund’dan kadrosunu kattığı Belçikalı sağ bek oyuncusu bordo-mavili kulübün dergisine röportaj verdi. Ocak ayında birkaç transfer teklifi aldığını belirten Meunier, “Ben de bunları kulübüme sundum. Maalesef kulüp tüm teklifleri reddetti. Benim için de ilginç bir durumdu çünkü o an Dortmund’da 4 sağ bek vardı. Ama günün sonunda ayrılmamı istemediler. Ancak 10 gün sonra bu kez kulüpten ayrılabileceğimi söylediler. Transfer döneminin kapanmasına birkaç gün kalmıştı. Açıkçası kulübün yaptığı çok adil bir durum değildi. Ama ben hep saygılı olup hiçbir şey söylemedim. ve bir kulüp bulmak zorundaydım. Çünkü planım mümkün olan en fazla sürede sahada olmak ve Belçika Milli Takımı ile Avrupa Şampiyonası’na katılma hayalini canlı tutmaktı. Plan; her maçta oynamak, sağlıklı kalabilmek, kazanmak, ritim tutturmak, çünkü bu da sürecin bir parçası. ve yine etrafımda pozitif bir atmosfer ve enerji bulunmasını sağlamak da hedeflerim arasındaydı. Trabzonspor da doğru zamanda geldi ve o anda benim için hem en iyi fırsat ve en iyi çözümdü. Doğrusunu söylemek gerekirse de hiç pişmanlık duymadım. Harika bir oyuncu grubumuz var. Doğru mantalite doğru disiplin. Takımla daha ileriye doğru yol alabilmek için sabırsızlanıyorum” dedi.

“Eski tarzda ama modern yeteneklere sahibim”

Meunier, sahada eski usul tarzda ama modern yeteneklere sahip bir oyuncu olduğunu vurgulayarak, “Asla pes etmem. Her maçta 12-13 kilometre civarında koşarım. Hep takımı düşünürüm. Kendimden çok fedakarlık yaparım çünkü bazen biraz daha fazlasını yapmaya, kişisel bir bakış açısıyla maçı değerlendirmeye çalışırım. Ama önceliğim hep takım arkadaşlarımın, pozisyonlarının dışına çıkmış olanların açıklarını kapatmaktır. Gerçek bir takım oyuncusuyum” ifadelerini kullandı.

Trabzonspor ile 18 aylık sözleşmesi bulunduğunu belirten Belçikalı oyuncu, “En az Haziran 2025’e kadar Trabzon’da olacağım. Bu benim için artık uzun dönem demek çünkü 22 yaşında değilim. Eylül ayında 33 olacağım. Sona başlangıçtan daha yakınım. Bu tarz bir tecrübenin de tadını çıkarmalıyım. Açık görüşlü birisiyim, Belçika’da, Fransa’da, Almanya’da oynadım. Yeni mücadeleler tanıyabilmek benim isteklerimden biriydi. Sonrasında da Türkiye’ye gelme imkanım oluştu. Bu, İspanya, İtalya, Rusya ya da herhangi bir yer de olabilirdi. Ama burada, Trabzon’da doğru kararı aldığımı düşünüyorum. Çünkü tesisleri gördüğümde, teknik ekibi gördüğümde, kulübün etrafındaki ve kulübün içindeki insanları gördüğümde çoğu şeyin mükemmele yakın olduğunu görüyorum” şeklinde konuştu.

“Futbolu bir sanat gibi görüyorum”

İstikrardan yana bir oyuncu olduğunu belirten Meunier, “Oynadığım her kulüpte kontratımın sonuna kadar devam ettim. Ben hep uzun dönemde düşünülen, kullanılan bir kişi oldum. Planım da bu. Eğer burada 2-3-4 yıl kalacaksam her şey istediğim gibi olmalı. Şu an içinde olduğum ortam da tam böyle bir ortam” açıklamasını yaptı.

Muhasebe eğitimi aldığını ancak daha sonra sanat üzerine okumayı tercih ettiğini belirten Thomas Meunier, “Sahada yeteneklerimin olduğumu biliyordum çünkü topla oynamak, hareketler, Ronaldinho ve o tarzdaki, onlarla büyüdüğüm Brezilyalı oyuncular gibi yetenekler sergilemek benim için bir zevk. Sınıfta da kendimi çizim yaparken, resim yaparken bulmuştum. Yetenek ve orijinallikle ilgili bir konuydu. Bir özgürlük gibiydi, biraz da sahadaki özgürlük gibi. Fikrini kullanıp onu kağıda dökebilmek ya da bir tuvale. 3 yıllık bir sanat okuma imkanım vardı ve hala da çok ilgiliyim” dedi.

Meunier, futbola ilk başladığında bir dönem çalışmak zorunda kaldığını ve bir fabrikaya da girdiğini belirterek, “Benim için en iyisi futbol çünkü ben futbolu bir sanat gibi görüyorum. Yapabildiğim en iyi sanat tabii ki futbol. 25 yıldır bu sanatı icra ediyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse çizim yapmayı, grafitiler çizmeyi seviyorum. Bazen de masanın başına çocuklarımla geçiyorum ve ben çizmeye başlayınca onlar da aynısını yapıyorlar. Sanat aynı zamanda başkalarına aktarabileceğiniz de bir şey” diye konuştu

“Yerde bilerek yatan oyuncuya çok sinirlenirim”

Sahada bilerek kendini yere atan oyunculara çok sinirlendiğini belirten 32 yaşındaki futbolcu, “Bunu kabul edemiyorum. Çünkü sanki biri ayağınızı kırmışçasına ağlayıp, sonra hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkıp devam edemezsiniz. Bu hile yapmaya girer. Bu hakemlerle, rakiple, takım arkadaşlarınızla oynamaya, aldatmaya girer. Bu tarz davranışları sevmiyorum. Bazen o oyuncuyu tutup ayağa kaldırmak istiyorum. Ama bu durumda kart göreceğim için kendimi tutuyorum. Ben adil oyunu seviyorum. İyi bir agresiflik, iyi bir müdahale, bu tarz durumlarda her şey mümkün. Futbol bir temas sporu. Bazen fiziki, agresif olmak zorunda, ama bu terim olumlu açısından değerlendirilmeli. Hilecileri sevmiyorum. Her zaman da böyle oldu” ifadelerini kullandı.

Belçikalı oyuncunun ilk on biri

Belçikalı oyuncu, ‘Antrenör olman halinde birlikte oynadığın en iyi oyunculardan nasıl bir 11 kurardın?’ sorusuna ise “Öncelikle asla bir antrenör olmayacağım. Eğer en iyi ilk 11’imi vermem gerekirse, zor bir soru. Çok fazla oyuncuyla birlikte oynadım çünkü. Şöyle bir 11 olabilir yine de, Courtois, Meunier, Thiago Silva, Vermaelen, Eren Elmalı, Motta, Bellingham, Neymar, Hazard, Mbappe, Haaland” – TRABZON

]]>
https://www.haber28.com.tr/trabzonsporun-belcikali-oyuncusu-meunier-futbolu-sanat-gibi-goruyorum/feed/ 0
Fenomen Merve Taşkın, eski sevgilisi tarafından öldüresiye dövüldü: Cinsel organımı tekmeliyordu https://www.haber28.com.tr/fenomen-merve-taskin-eski-sevgilisi-tarafindan-olduresiye-dovuldu-cinsel-organimi-tekmeliyordu/ https://www.haber28.com.tr/fenomen-merve-taskin-eski-sevgilisi-tarafindan-olduresiye-dovuldu-cinsel-organimi-tekmeliyordu/#respond Wed, 29 May 2024 22:37:56 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=19292 Yayınladığı müstehcen pozlarıyla tanınan fenomen Merve Taşkın, eski sevgilisi tarafından darbedildi. Vücudunda ciddi yaralar bulunan fenomen, yaşadığı zor günleri anlattı.

“10 AYLIK İLİŞKİNİN 8 AYINDA ŞİDDET GÖRDÜM”

Instagram hesabından moraran ve kesikler içinde kalan vücudundan fotoğrafları yayınlayan Merve Taşkın, gördüğü şiddeti şu sözlerle anlattı: “Tam bir yıl önce bugün, 10 aylık bir ilişkimin yaklaşık 7-8 ayında şiddet gördüğüm ve her geçen gün bu şiddetin arttığı bir ilişkiye başladım. 3 ay önce değil de neden şimdi paylaşıyorsun sorusuna cevabım ise o zaman güçlü bir ruh halim yoktu. Belki o zaman böyle yorumlar gelecekti; ‘Sen şiddeti hak ediyorsun, iyi olmuş.’ Ama o zaman bu cümleyi kaldıracak bir psikolojik dayanıklılığım yoktu. Paylaşmaktan kaçındım, fotoğraflarıma bakmaktan kaçındım, hatta konuşmaktan bile kaçındım.”

“HER SEFERİNDE AFFEDEREK BUNU HAK ETTİĞİMİ DÜŞÜNÜYORDUM”

“Yaşadıklarımı içimde bastırdım ve sanki hiç olmamış gibi davrandım. Ama maalesef bastırılan duygular er geç ortaya çıkıyor. Kendimi daha güçlü hissettiğim bir zamana kadar mümkün olduğunca bastırdım. Ta bugüne kadar. İlk zamanlar şiddet daha hafif gibiydi ve belki de kabul edilebilirdi ama sonra tehlikeli boyutlara ulaşmaya başladı. Bir şekilde bunun bana yapıldığını kabul ediyordum. Her seferinde affediyordum çünkü içimdeki sorunlu olduğumu ve bunların benim yüzümden olduğunu ve belki de bunu hak ettiğimi düşünüyordum.”

“KULAĞIMI YUMRUKLAYIP CİNSEL ORGANIMA TEKME ATIYORDU”

“‘O’ da bana bunları hak ettiğimi hatta daha fazlasını hak ettiğimi söylüyordu. Benimki sevgiye muhtaçlık ve bağımlılıktı. En ufak bir sevgi kırıntısına bile razıydım. Ama onunki sevgi olamazdı, çünkü sevdiğin bir insana şiddet uygulayamazsın. Özsaygımı fazlasıyla kaybettim. Kendime bunların yapıldığını kabul ediyorsam kendimi ne kadar seviyor olabilirdim ki? Kendimi sevmezken bir başkası beni nasıl sevebilirdi? Şiddet o kadar tehlikeli bir seviyeye gelmişti ki, şükrediyorum çünkü ölmedim ya da sakat kalmadım. Kafamı, kulağımı, burnumu yumrukluyor, karnıma, cinsel organıma tekme atıyordu.”

“PARMAKLARIMDA KALICI HASAR VAR”

Bazen ise beni öldürmekle ya da sakat bırakmakla tehdit ediyordu. Belki öfkeden tehdit ediyordu ama isteyerek bile olmasa da vururken yanlışlıkla ölebilirdim çünkü tehlikeli yerlerime fazlasıyla vuruyordu. Parmaklarımda kalıcı bir hasar dışında bir şey kalmadı. Parmaklarımda bağlar neredeyse kopuyormuş gibi olmuş, eğer kopmuş olsalardı ameliyat olmam gerekebilirdi, ama şükürler olsun ki kopmadı ve doktor 1 yıl içinde iyileşeceğimi söyledi. Ben bu yazıyı, aynı şeyi yaşayıp kapanan kadınlar için paylaşıyorum.”

“SEÇİMLERİMİN SONUÇLARINI YAŞADIM”

“Yalnız değilsiniz, evet, belki zor olacak ama bir gün içinizde o bırakma gücünü bulup bıraktıktan sonra yavaş da olsa iyileşeceksiniz. Hiçbir şey, her gün şiddet görmekten daha kötü olamaz. Bu yaşadığım travmanın acımın görünür olmasını istedim sadece. Çünkü görünür olursa, ben de kaçamayacağım, yüzleşmek zorunda kalacağım. Bu süreçte beni kurtarmaya çalışan ama ben istemediğim için kurtaramayan, ama her zaman benim eski hayatıma geri dönmemi bekleyen ve döndüğümde de bana destek olan tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Her şey benim seçimimdi ve seçimlerimin sonuçlarını yaşadım.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/fenomen-merve-taskin-eski-sevgilisi-tarafindan-olduresiye-dovuldu-cinsel-organimi-tekmeliyordu/feed/ 0
İstanbul Esenyurt Üniversitesi 1. İletişim Ödülleri Sahiplerini Buldu https://www.haber28.com.tr/istanbul-esenyurt-universitesi-1-iletisim-odulleri-sahiplerini-buldu/ https://www.haber28.com.tr/istanbul-esenyurt-universitesi-1-iletisim-odulleri-sahiplerini-buldu/#respond Wed, 24 Apr 2024 05:00:13 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=15546 İstanbul Esenyurt Üniversitesi tarafından düzenlenen 1. İletişim Ödülleri’nde, 5 bin öğrencinin oylarıyla 13 kategoride alanında seçkin ve başarılı isimlere ödüller takdim edildi.

İstanbul Esenyurt Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı öğrencileri tarafından 1. İletişim Ödülleri düzenlendi. 5 bin üniversite öğrencisinin oyları ile 13 kategoride seçilen başarılı isimlere üniversitenin kongre salonunda düzenlenen tören ile ödülleri takdim edildi. Bu yıl ilki düzenlenen ve geleneksel hale getirilecek olan törende kendi alanlarında ödül alan isimlere şu şekilde yer verildi:

En İyi Haber Spikeri: Yaprak Hırka Yıldız

En İyi Muhabir: Kübra Kılıç

En İyi Eğitim Programı Yapımcısı: Turgut Özay

Dijital Habercilik Ödülü: Batuhan Durmuş

Özel Haber Ödülü: Demet İlce

Meslek Onur Ödülü: Ahmet San

Meslek Başarı Ödülü: Çiğdem Tunç

Onur Ödülü: Ahmet Selçuk İlkan

En İyi Organizatör: Banu Noyan

Yılın En İyi Erkek Oyuncusu: Murat Tavlı

En İyi Tiyatro Oyuncusu: Şahin Öztürk

En İyi Erkek Müzisyen: Ender Çalışkan

En İyi Kadın Müzisyen: Aklı Kökçe

Vefa Ödülü: Rahmetli Barış Akarsu

İletişim Ödülleri’nin, radyo ve televizyon programcılığı alanında çalışan ve bu alana ilgi duyan öğrenciler için önemli bir teşvik kaynağı olması ile birlikte sektörün önde gelen isimlerinin öğrenciler ile bir araya gelmesi ve deneyimlerini paylaşması da önemli bir katkı olarak değerlendiriliyor.

Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı Öğretim görevlisi Simge Selvitopu Akyel öğrenciler tarafından düzenlenen bu etkinliğin geleneksel hale getirilecek olduğunun altını çizdiği konuşmasında şunları söyledi:

“İletişim, medya sektöründe önde gelen isimlerle öğrencilerimizi bir araya getirmek ve aynı zamanda onların oyları ile belirlenmiş ödülleri vermek için buradayız. Yaklaşık olarak 5 bin öğrenci bu ödüller için oy kullandı. İlkini gerçekleştirdik ama bundan sonra geleneksel hale getirdiğimiz ödül törenimiz her yıl yapılacak.”

“Yaşarken her ödül çok değerli ve kıymetlidir”

Onur ödülünün sahibi ve Şair ve Şarkı yazarı Ahmet Selçuk İlkan ise özellikle hayattaki sanatçıların kıymetinin bilinmesi gerektiğini ve ödül için de ayrıca mutlu olduğunu söyleyerek, “Yaşarken her ödül çok değerli ve kıymetlidir. Çünkü çoğu zaman pişmanlıkla, gidenin ardından ödüllendirmeyi, alkışlamayı daha çok tercih eden bir alışkanlığımız var. Bir üniversitede, eğitim yuvasından, sanatın, sanatçının ve sanata gönül verenlerin ödüllendirilmesi çok değerli. Gönül ister ki sanatımız, sanatçımız, her zaman her yerde ödüllendirilsin. Çünkü geç teselli ölümden sonraki affa benzer. ‘Sağlığında bilmezler de kadrini, ölümünde mermerden yaparlar kabrini’ bu böyle olmasın diyerek bütün eğitim yuvalarımızın, ödül verenlerin daha çok çoğalmasını ve ödül alanları da ömür boyu alkışlamayı diliyorum” dedi.

“Gençlerin tercihi olduğu için diğer ödüllerden farklı çünkü ekonomide onların da nabzını tutuyoruz”

Öğrencilerin oyları ile Yılın En İyi Spikeri Kategorisinde ödül alan TGRT Haber Ekonomi Editörü Yaprak Hırka Yıldız ödülün gençler tarafından veriliyor olmasından dolayı çok mutlu olduğunu ifade ederek, “Çok mutlu oldum çünkü diğer ödüllerden farklı olarak gençlerden aldığımız bir ödül. Onların takdirini kazanmak, onlar tarafından takip ediliyor olmak benim için ayrı bir gurur. Bu arada sadece benim için değil Gündem Ekonomi ekibi için de ayrı bir gurur hepimiz çok sevindik. Çünkü onları yakalamak için bir ekonomi programı yapıyoruz. Dolaysıyla konuştuğumuz ağır konular ama onların da nabzını tutabilmek için bir haber akışımız oluyor. Mutlaka gençleri, onların ilgi alanlarını düşünerek bir program hazırlıyoruz. Kanalıma çok teşekkür ediyorum. Her zaman bizi destekleyen patronumuz Aslıhan Ören’e, Genel Yayın Yönetmenimiz Ercan Seki’ye, Koordinatörümüz Bülent Beye, Ekonomi Müdürümüz Celal Toprak Beye, ekip arkadaşlarıma ve editörlerimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

“Zorlu bir serüven bekliyor, mesleklerini çok sevmeleri gerekiyor”

Medya ve iletişim öğrencilerine de tavsiyelerde bulunan Hırka, “zorlu bir serüven bekliyor gelecekte. Çünkü haber akışının çok yoğun olduğu bir dünya düzeni var artık. Hepsini sıkı takip edecekler. Mesaileri biraz yoğun olacak. Belki biraz daha kolay çalışabilirler. Zamanlarını kendilerine göre yönetebilirler, çünkü dünya da istihdam açısından değişiyor. Tabi ki de mesleklerini çok sevmeleri gerekiyor çünkü gecesi gündüzü olmayan bir meslek yapıyoruz” dedi. – İSTANBUL

]]>
https://www.haber28.com.tr/istanbul-esenyurt-universitesi-1-iletisim-odulleri-sahiplerini-buldu/feed/ 0
Jülide İskenderoğlu: Çanakkale’de kentsel dönüşüm sözleri yerine getirilemedi https://www.haber28.com.tr/julide-iskenderoglu-canakkalede-kentsel-donusum-sozleri-yerine-getirilemedi/ https://www.haber28.com.tr/julide-iskenderoglu-canakkalede-kentsel-donusum-sozleri-yerine-getirilemedi/#respond Mon, 08 Apr 2024 04:24:33 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=13473 Cumhur İttifakı Çanakkale Belediye Başkan adayı Jülide İskenderoğlu, “Bu kentin sokaklarında gezip çöpleri, yolların bozukluğunu, kırık kaldırımları gördükçe, kentsel dönüşümün 11 yıldır söz verildiği halde yerine getirilemediğini gördükçe üzülüyorum.” dedi.

İskenderoğlu, bir otelde düzenlenen toplantıda kentte görev yapan gazetecilerle bir araya geldi.

Bir kampanya sürecinde olduklarını belirten Jülide İskenderoğlu, Cumhur İttifakı Belediye Başkan adayı olarak kentte yaşayan tüm insanlara dokunmaya çalıştıklarını söyledi.

Hedefinin 1 Nisan sabahı bu memlekete hizmet edecek bir vatan evladı olarak kentin sorunlarını çözme noktasında adımlar atmak olduğunu vurgulayan İskenderoğlu şunları kaydetti:

“Biz hazırladığımız projeleri halkımızla paylaşıyoruz. Sığ söylemlerden uzak bir şekilde, insanlara selam vererek, onların dertlerini sıkıntılarını dinleyerek ilerletiyoruz bu süreci. Çok keyifli, güzel geçen bir kampanya dönemindeyiz. Tam Çanakkale’ye yakışır şekilde. Benim 21 yıllık siyasi hayatımda birini kötüleyerek, birine iftira atarak siyaset yaptığım hiç görülmedi. Ben bugüne kadar yaptığım işlerle Çanakkale’ye olan sevdam, aşkımla ve Çanakkale’ye verdiğim hizmetlerle anılmak istiyorum. Bundan sonra da Jülide İskenderoğlu böyle anılacak. Kampanya sürecinde hiç kimseye cevap vermiyorum özellikle. Bazı konuşmaları genel siyasete getirmeye çalışanlara aslında 1994’ü hatırlatmak istiyorum. AK Parti’nin kuruluş hikayesi biliyorsunuz ki aslında İstanbul seçimleridir. Sayın Genel Başkanımızın, Cumhurbaşkanımızın aday olduğu o dönemde çöp, çamur ve çukur siyaseti üzerine İstanbul bu haldeydi ve hep söylüyorum İstanbul’da bir şey değişti. Recep Tayyip Erdoğan belediye başkanı oldu. Türkiye’de her şey değişti. O yüzden bir belediye başkanı bazen ülkenin kaderini değiştirir. Bugün ne yazıktır ki aşık olduğum bu şehirde 40 günü geçkin süredir sokaklarda geziyorum. Özellikle yürümeye çalışıyorum ve yürüdüğüm de gerçekten çok üzülüyorum. Çünkü burası benim şehrim, benim evim. Bu kentin sokaklarında gezip çöpleri, yolların bozukluğunu, kırık kaldırımları gördükçe, kentsel dönüşümün 11 yıldır söz verildiği halde yerine getirilemediğini gördükçe üzülüyorum.”

Çanakkale’de 2024 yılında bunların konuşulmaması gerektiğini düşündüğünü dile getiren İskenderoğlu, şöyle devam etti:

“Konuşmamız gerekenler bence kurvaziyer limanına gelen gemi sayısını yüzde 40 nasıl artırırız. Esnafımız buradan nasıl daha fazla para kazanabilir. Bugün turizmde marka olan Troya Müzemize ilave olarak Parion Müzemizi nasıl yaparız. Gelen turistimiz 2 gece daha konaklayabilsin. Şehitlik ziyaretlerimizi nasıl arttırabiliriz ki Çanakkale birlikte büyüsün. Tarımdaki üreticimize nasıl destek olabiliriz. Üretmeye daha hızlı devam etsinler. Merkez belediye aslında bir nevi turizm ile tarım ile şehrin lokomotifidir. O yüzden de biz bunların hepsini bir dert olarak görüyoruz ve bunlarla ilgili çözüm odaklı çalışmalarımızı gerçekleştiriyoruz.”

İskenderoğlu, 9 Mart’ta düzenleyecekleri proje tanıtım toplantısında Çanakkale’nin yeni dönemi için hazırladıkları çalışmaları kent halkına aktaracaklarını sözlerine ekledi.

AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider de artık Çanakkale’nin hak ettiği hizmetlere kavuşması arzusunda olduğunu anlattı.

Bir Çanakkaleli olarak bunu özellikle arzu ettiğini vurgulayan Gider, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Şu anda CHP’li ve AK Partili olan ayrıca diğer partilerde olan belediyeleri ilçeleri ve beldeleri dolaşıyorum. Bu çok net bir tespitim, Cumhuriyet Halk Partisinin yönettiği belediyelerin olduğu ilçelere gittiğimiz zaman bize gelen talepler, çöpler toplanmıyor, asbestli borular hala değiştirilmedi, biz kanserojen su içiyoruz, altyapı çalışmaları tamamlanmadı, en ufak bir yağmurda sel baskınlarıyla karşılaşıyoruz, çamurlu yollardan geçiyoruz şeklinde. Belediye başkanlarımız da bunlara çözüm üretmekten ziyade devamlı bir şikayet içindeler. Ödeneksizlikten, işsizlikten şikayet ediyorlar. Genel merkez ve genel yönetimden destek göremediklerini şikayet ediyorlar. Oysa bu doğru değil. Çünkü sizin ciltler dolusu şikayetiniz bir işin halledildi cevabının yerini karşılamaz. AK Partili başkanlar tarafından yönetilen belediyelerin olduğu yerlere gittiğimizde de gelen talepler belediye sınırlarının dışında da olsa şu yolları aydınlatın, çünkü biz gece orada yürüyüşe çıkıyoruz. İlave Millet Bahçeleri yapın ve her ilçede yeterince park olmasına rağmen bu talep ediliyor. İstihdam arttırıcı projeleri geliştirin, arttırın diyorlar. TOKİ· ya da belediye vasıtasıyla sosyal konut sayısını arttırın diyorlar. Neden AK Partili belediyelerde bu talepler geliyor da CHP’li belediyelerde o talepler geliyor. Çünkü AK Partili belediyeler bir dönem bile belediye başkanlığı yapmış olsalar bu problemleri zaten çözmüşler. AK Partili bir belediyenin olduğu yerde çöp konuşulmaz, altyapı sorunları konuşulmaz, doğalgaz konuşulmaz. Bunlar bitmiştir çünkü.”

Toplantıya AK Parti Çanakkale İl Başkanı Naim Makas, Merkez İlçe Başkanı Aynur Tuna Yavaş, kadın ve gençlik kollarının başkanları ile il genel meclisi ve belediye meclisi adayları katıldı.

]]>
https://www.haber28.com.tr/julide-iskenderoglu-canakkalede-kentsel-donusum-sozleri-yerine-getirilemedi/feed/ 0
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek: Enflasyonu Tek Haneye İndireceğiz https://www.haber28.com.tr/hazine-ve-maliye-bakani-simsek-enflasyonu-tek-haneye-indirecegiz/ https://www.haber28.com.tr/hazine-ve-maliye-bakani-simsek-enflasyonu-tek-haneye-indirecegiz/#respond Fri, 29 Mar 2024 06:00:34 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=12098 Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Bahçelievler’deki bir otelde düzenlenen “Güneydoğu Sofrası İstanbul Buluşması” programında konuştu. Enflasyonun dünyada da Türkiye’de de önemli bir sorun olduğunun altını çizen Bakan Şimşek, “Ortaya koyduğumuz programla biz tekrar enflasyonu tek haneye indireceğiz. Enflasyonu tek haneye indirdiğimizde, siz çok daha rahat bir şekilde konut alabileceksiniz. Çünkü konut kredisi alabileceksiniz. AK Parti hükümetleri öncesi, konut kredisi yok denecek kadar azdı” dedi.

“MURAT KURUM İSTANBUL’DA BÜYÜK FARK YARATACAK”

Kurum’un İstanbul’da büyük bir fark yaratacağını ifade eden Şimşek, İstanbul’daki en önemli sorunlardan ulaşım, konut açığı ve afet riskini AK Parti’nin ve Cumhur İttifakı’nın Büyükşehir Belediye Başkan adayının çözeceğini söyledi. Hükümet olarak İstanbul’un altyapısına yönelik önemli yatırımlar yaptıklarını anlatan Şimşek, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının, hayata geçirdiği projelerle ulaşım sorununun çözümüne katkı sunduğunu, gelecekte de bu sorunu çözeceğini ifade etti.

“İSTANBUL’U ÇOK DAHA İLERİ BİR NOKTAYA TAŞIYACAĞIZ”

Şimşek, AK Parti hükümetleri döneminde 1 milyon 319 bin sosyal konut yapıldığını belirterek, Murat Kurum’un İstanbul için bir şans olduğunu, kentsel dönüşümü deneyimi ile en iyi şekilde yapacağını kaydetti. Bakan Şimşek, AK Parti’nin yerel yönetim vizyonunda “gerçek belediyecilik” olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti; “Biz insan odaklıyız, bizim belediyecilikten maksadımız hizmet ve eser siyasetidir. Biz, kalkınmanın yerelden başladığını biliyoruz. Bizim belediyecilik anlayışımızda verdiği sözü yerine getirme vardır. Biz böyle bir ekibiz. Katılımcı, kapsayıcı ve hesap verilebilir bir belediyecilikten bahsediyoruz. Hep birlikte İstanbul’u çok daha ileri bir noktaya taşıyacağız. Çünkü bu çağda artık sadece ülkeler rekabet etmiyor, artık illerle, şehirlerle, metropollerle rekabet ediliyor. İstanbul’u daha rekabetçi kim yapabilir? Tabii ki Murat kardeşimiz. Çünkü o bu işin ehli. Çünkü bu birikime ve tecrübeye sahip.”

“EĞER HİZMET YOKSA DEMEK Kİ SORUN BAŞKADIR”

Mehmet Şimşek, muhalefetin hiçbir bahanesi olmadığını çünkü kendilerinin Ankara’dan parayı, kaynağı adil ve kurala dayalı bir şekilde gönderdiklerini vurguladı. 2023 yılında en çok paranın, en çok kaynağın İBB’ye gittiğini bildiren Şimşek, şöyle devam etti; “Ankara’ya gitmiş, İzmir’e gitmiş. Üçü de ana muhalefetin elinde olan belediyeler. Bakın ilk 10’da Antalya var, Mersin var, Adana var. Bu 6 ilin tamamı gördüğünüz gibi muhalefetin elinde. Biz ayrımcılık yapmadık. Bizim kitabımızda ayrımcılık yoktur. Biz bütçeden belediyelere parayı, kurala dayalı olarak, formüle dayalı olarak, adil bir şekilde gönderdik. Eğer hizmet yoksa demek ki sorun başkadır. Dolayısıyla çok net bir şekilde biz yerel yönetimlere güçlü kaynak aktarıyoruz. Niçin? Oradaki hemşehrilerimize hizmet için aktarıyoruz, eser için aktarıyoruz, yatırım için aktarıyoruz. Bu kaynakların doğru kullanılması çok değerlidir.”

“DÜNYADA DA TÜRKİYE’DE DE ENFLASYON ÖNEMLİ SORUN”

Şimşek, yerel yönetimlere AK Parti hükümetleri döneminde kaynağı yüz kattan daha fazla artırdıklarına dikkati çekerek, bu anlamda muhalefetin hiçbir bahanesinin olamayacağını ifade etti. Şehirlerin akıllı, çevreye duyarlı, dirençli ve rekabetçi olması gerektiğine işaret eden Şimşek, AK Parti’nin seçim beyannamesinde bunların hepsine yer verildiğini aktardı. Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde son 20 yılda her alanda büyük bir ilerleme sağlandığını ifade ederek, ekonomik sorunların farkında olduklarını, bunu çözmek için geçen eylül ayında kapsamlı bir program açıkladıklarını hatırlattı. Sorunları köklü bir şekilde çözeceklerini belirten Şimşek, şunları kaydetti; “Çünkü biz, esnafımızın da emeklimizin de işçimizin de asgari ücretlimizin de sorunlarını biliyoruz. Bu sorunları geçmişte çözdük, Türkiye’yi hızlı bir şekilde kalkındırdık. Altyapısını iyileştirdik, eğitimine yatırım yaptık, sağlığına yatırım yaptık, ekonomimizi büyüttük. Son yıllarda dünyada da Türkiye’de de enflasyon önemli bir sorun. Ortaya koyduğumuz programla biz tekrar enflasyonu tek haneye indireceğiz. Enflasyonu tek haneye indirdiğimizde, siz çok daha rahat bir şekilde konut alabileceksiniz. Çünkü konut kredisi alabileceksiniz. AK Parti hükümetleri öncesi, konut kredisi yok denecek kadar azdı. Biz tek haneye indirince, krediye erişim arttı.”

“PROGRAMIMIZI SABIRLA UYGULAYACAĞIZ”

Enflasyonu tekrar tek haneye indireceklerini vurgulayan Şimşek, “Çünkü biz, imkanlarımızın faiz yerine yatırıma ve hizmete gitmesini istiyoruz. Evet, önümüzde tabii ki kolay olmayan bir süreç var. Ama sabırla biz programımızı uygulayacağız ve bu program başarılı olacak. Bu program sayesinde sorunlarımızı çözme imkanı olacak. Gerçekten de program çalışıyor.” ifadelerini kullandı.

Bakan Şimşek, 2024-2026 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’a işaret ederek, “Program eylülde açıklandı. Program çalışıyor. Büyümede, işsizlik oranında, enflasyonda ve bütçe açığında hedefleri 2024’te, 2025’te ve 2026’da tutturacağız. Şimdi hedefimiz ne? Hedefimiz toplumumuzun, milletimizin refahı. Bunun için de dünyayla birlikte zorlu bir dönemdeyiz ama başaracağız. Bize güvenin.” diye konuştu.

]]>
https://www.haber28.com.tr/hazine-ve-maliye-bakani-simsek-enflasyonu-tek-haneye-indirecegiz/feed/ 0
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, EGEKAF 24’e konuk oldu https://www.haber28.com.tr/devlet-tiyatrolari-genel-muduru-tamer-karadagli-egekaf-24e-konuk-oldu/ https://www.haber28.com.tr/devlet-tiyatrolari-genel-muduru-tamer-karadagli-egekaf-24e-konuk-oldu/#respond Wed, 06 Mar 2024 06:36:27 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=8588 Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) ev sahipliğinde düzenlenen EGEKAF 24’e konuk oldu.

Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi (CBİKO) koordinasyonunda, Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) ev sahipliğinde gerçekleşen EGEKAF 24 ikinci gününde de öğrenci ve mezunların yoğun ilgi odağı oldu.

EGEKAF 24’ün ikinci günün devamında gerçekleştirilen kariyer söyleşi etkinliklerinden bir diğeri ise Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı ile yapılan “Değişime Cesaretiniz Var Mı” adlı söyleşi oldu. Öğrencilik hayatından ve kariyer hayatından bahsederek başlayan söyleşide ayrıca Tamer Karadağlı öğrencilerden gelen soruları da yanıtladı.

“Değişmek çok önemlidir. Zamana ayak uydurmak çok önemlidir.”

Sanatçı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, yaptığı konuşmada şunları ifade etti: “İyi ki gelmişim, bana da çok büyük bir moral oldu bu. Siz de hoş geldiniz. Ben normalde aslında böyle kalabalıklar karşısında konuşmaya çok alışkınım ama o kadar güzel bir kalabalık var ki şimdi ben heyecanlandım sizin yanınızda. Pamukkale Üniversitesi’ni kutluyorum, müthiş bir iş başarmış. Biraz önce fuar alanını biraz dolaştım, insana gurur veriyor gerçekten. Hocam, canıgönülden tebrik ediyorum, müthiş gerçekten. Birazdan soru cevaba gireceğiz. Sizler merak ettiğiniz şeyleri bana sorun özellikle kariyer ile ilgili ben de bütün samimiyetimle, dürüstlüğümle size cevap vereyim. Başlığımız şuydu: “Değişime cesaretiniz var mı?” bu gerçekten çok önemli bir şey. Çünkü değişmek çok önemlidir. Zamana ayak uydurmak çok önemlidir. Sizler şimdi o kadar şanslı bir nesilsiniz ki dünya çok küçük artık. İnternet sayesinde o kadar çok bilgiye o kadar çabuk ulaşabiliyorsunuz ki bu çok büyük bir avantaj. Ben kendi gençliğimi, kendi çocukluğumu düşündüğümde bizde hiçbir şey yokmuş. O yüzden sizler çok şanslısınız. Bizler aslında değişmeye çalışıyoruz. Şimdi, bu soruyu biz de benim jenerasyonum da kendisine soruyor: ‘Değişebilecek miyiz biz? Zamana ayak uydurabilecek miyiz?’ Çünkü bu gerçekten cesaret isteyen bir şey ve buna cesaret etmek gerçekten çok meşakkatli. Ben kendi kariyerimde o kadar çok inişler çıkışlar yaşadım ki çünkü siz beni dizilerden biliyorsunuz. Ama bunun öncesi var: dört yıl oyunculuk bölümünü okudum, bitirdim. Ondan önce kolej yıllarım var TED Ankara Koleji, şimdi TED deniyor. Bizim zamanımızda Ankara Koleji idi ve ben Amerika’dan gelmiştim. 1975’te Amerika’dan geldim. Dokuz yaşındaydım Ankara Koleji’ne yazıldım. Çok küçük yaşta oyuncu olmaya karar verdim. Sebebi de şu: Arkadaşlarım, orta sonda iken lise birde iken zaten karar vermişti ne olmak istediklerine. Ben bir türlü karar verememiştim. Bari oyuncu olayım, bir sürü mesleği oynarım dedim. Sonra güzel kızlarla tanışırım dedim. Sonra tiyatro grubuna girdim okulda ve çok keyif aldım. Bu keyfi profesyonel hayatıma taşımaya karar verdim. Çok meşakkatli bir eğitim aldıktan sonra profesyonel hayatıma başladım. Sürekli karar vermem gerekti. Sürekli bir seçim yapmam gerekti. Sizler de aynı şeyi yaşayacaksınız. Sürekli seçim yapacaksınız ve karar vereceksiniz. İnisiyatif kullanacaksınız. Şunu unutmayın hepiniz kendi hayatınızın mimarısınız. Nasıl bir hayat yaşamak istediğinize siz karar vereceksiniz. Her şey hayal etmekle başlıyor. Ben eğer bugünkü durumumu hayal etmeseydim. Hiçbir zaman yaşayamazdım. Bahsettiğim genel müdürlük kısmı değil oyunculuk kısmı. Genel müdürlük kısmı hiç hayal ettiğim bir şey değildi. Hayatımda bir değişime sebep oldu. ve ben buna cesaret ettim çünkü elli yaşında bürokrasiye girmek gerçekten çok meşakkatli çünkü otuz beş sene boyunca serbest piyasada mücadele ettim.”

“Daha çok başarısızlıklarım sayesinde bir yerlere geldim” diyen Karadağlı, şöyle konuştu:

“Başarılarımdan çok başarısızlıklarım oldu. Daha çok başarısızlıklarım sayesinde bir yerlere geldim. Sürekli başarılı olmak da sizi bir yere getirmiyor. Başarısızlıklarınız sizi bir yere getiriyor. Çünkü mücadele etmeyi öğreniyorsunuz. Başarının merdivenleri elleriniz cebinde çıkılamıyor ne yazık ki Tırnaklarınızın arasının kirlenmesi gerekiyor. ve benim gerçekten tırnaklarımın arası çok kirlendi. Tam rahat edeceğim, belli bir yaşa geldim, kanıtlayacak bir şeyim yok derken yeni bir mücadele başladı. Bu sefer Devlet Tiyatroları Genel Müdürü oldum. Altı aydır gece gündüz çalışıyorum. Çok yoruluyorum ama inanılmaz keyifli bir yorgunluk.”

Etkinlik sonrası Pamukkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kutluhan, Tamer Karadağlı ile birlikte PAÜ kampüsünde bulunan ve Devlet Tiyatrolarının Denizli gösterilerinin gerçekleştiği Hasan Kasapoğlu Kültür Merkezi’ni gezdi ve Merkez hakkında bilgi verdi. – DENİZLİ

]]>
https://www.haber28.com.tr/devlet-tiyatrolari-genel-muduru-tamer-karadagli-egekaf-24e-konuk-oldu/feed/ 0