Ermenistan’da darbe girişimi…
Erivan’da Nikol Paşinyan iktidarına son vermeyi planlayan bir darbe girişimi önlendi.
SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Ermenistan Soruşturma Komitesinin yazılı açıklamasına göre, yürütülen soruşturma ve yapılan aramalarda iktidarı yasa dışı yollardan ele geçirme hazırlığı içinde olduğu şüphesiyle 5’i Ermenistan vatandaşı ve 2’si Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki Ermeni ahalisinden olmak üzere 7 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.
Soruşturma sonucunda bu kişilerin bir yasa dışı grup oluşturarak iktidarı zorla ele geçirmek, bu maksatla şiddet ve tehdit yoluyla Ermenistan Cumhuriyeti hükümetinin yetkilerini devralmak için hazırlıklar yaptığı belirlendi.

RUSYA’DA EĞİTİM ALDILAR
Bu kişilerin önceden anlaşarak iktidarı ele geçirmek maksadıyla 2024’te Ermenistan ve eski Karabağ sakini çok sayıda kişiye ayda 220 bin Rus rublesi karşılığı (yaklaşık 2 bin 350 dolar) maaş ödeyerek Rusya’da üçer aylık eğitim aldırdıkları tespit edildi.
Darbe için eğitim alan kişilere ağır silah kullanımı öğretildiği ve ardından Ermenistan’a döndükten sonra operasyonlara katılmak ve başkalarını da eğitmek üzere bilgiler verildiği kaydedildi.

YALAN MAKİNESİNE SOKULDULAR
Soruşturma komitesi açıklamasında, bu kişilerin Roston-on-Don’a götürüldüğü ve darbeciler tarafından Ermenistan kolluk kuvvetleriyle herhangi bir bağlantısının olup olmadığını belirlemek için yalan makinesi testi uygulandığı ifade edildi.
Bu kişilerin daha sonra yakın muharebe eğitimi almak üzere Rusya’da “Arbat” adlı bir askeri üsse götürüldüğü ve darbe yapmak için eğitildiklerinin bu kişilere o zaman açıklandığı belirtildi.

DARBE GİRİŞİMİ ÖNLENDİ
Eğitime tabi tutulan bazı kişilerin darbeye katılmayı reddederek ayrıldığı ve kolluk kuvvetlerinin soruşturması sonucu darbe girişiminin ortaya çıkarıldığı kaydedildi.
Soruşturma kapsamında 3 kişinin mahkemece tutuklandığı, darbe girişimine katılan daha fazla kişi olup olmadığına dair araştırmaların devam ettiği açıklandı.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Furkan Can
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay 17 Mart günü Bornova ilçesi Erzene Mahallesi 116/7 Sokakta bulunan 34 hanelik bir sitede meydana geldi. Edinilen bilgiye göre site sakini Aysun Bodur (55) toplantı esnasında, emekli olan site yöneticisinin part-time çalışması hakkında teklif verdi. Bir anda sinirlendiği iddia edilen site yöneticisi M.B. (47), eline aldığı sandalyeyle Bodur’un boynuna vurdu. Neye uğradığını şaşıran kadın yere düşerken, M.B., site sakinleri tarafından uzaklaştırıldı. Bu esnada kadına hakaret ve tehdit savurduğu ileri sürülen M.B. dışarı çıkartılırken, Aysun Bodur hastaneye gitti. Darp raporu alan Bodur, site görevlisi hakkında suç duyurusunda bulundu.
Evine pankart astı
Uğradığı saldırı sonrası M.B.’nin tehditlerinden korktuğunu söyleyen Aysun Bodur, site yönetimi tarafından M.B.’nin işine son verilmesini istedi. İşine son verilmeyen ve hala sitede oturan M.B.’den korktuğunu ve çözüm alınamadığını söyleyen Bodur, mağduriyetini dile getirmek için evine pankart astı. Aysun Bodur, “Burası Esin Sitesi, 19 yıldır burada yaşayan kadın site sakiniyim. 17 Mart 2024 akşamı site toplantısında emekli olan site görevlimiz için yeni çalışma alternatiflerini anlatırken site görevlimiz tarafından küfürle hakarete uğradım, sandalye ile darbedildim. ‘Ya sen, ya ben’ diyerek tehdit edildim. Site yönetimi bu konuyla ilgili iş yasasını hala uygulamamış, bu kişinin işine son vermeyerek yönetim olarak şiddeti meşrulaştırmış ve şiddete ortak olmuştur” yazılı pankartı evinin penceresine astı.
‘Ya sen, ya ben’ diyerek tehdit savurdu
Olay anını anlatan siyte sakini Aysun Bodur, “Site yönetimine girmem hakkında teklif yapılınca ben de toplantıda bazı görüşlerimi söylemek istedim. Biz 34 daireli küçük bir siteyiz ve gelirimizin çoğunu hizmetli için veriyoruz. Kendisi geçen yıl emekli olmuş ve zaten emekli maaşı alan biri için tekrar 30 sigorta primi ödemeyelim diye yan sitedeki yöneticilerle görüştüğüm ve çeşitli alternatifler sundular. Bana en mantıklı gelen part-time sistemiydi. Evinde yine oturacak, belli bir miktar maaş alacak ve diğer giderleri de karşılanacaktı. Biz de primimizi onun çalıştığı o saatlere göre ödeyecektik. Bunu anlatmaya başladım ve daha cümlemi bitirmeden bu beyefendi altında oturduğu metal ayaklı bir sandalyeyi havaya kaldırarak hışımla üzerime doğru geldi. Ben o esnada sadece sandalyeyi havada gördüm ve refleks olarak sağa doğru kaydım. O esnada sandalye ile boynuma vurdu ve ben darbeyle geriye doğru düştüm. Ben yerde yatarken 4-5 kişi onu hala tutmaya çalışıyordu ve hala bana küfür edip sandalyeyle vurmaya çalışıyordu. Geriye düşmeseydim kesin bir kaç darbe daha şansım vardı. O esnada arkadaşlar onu dışarıya çıkarırlarken ‘Ya sen, ya ben’ diyerek tehdit ederek ortamı terk etti” dedi. Daha sonra hastaneden darp raporu aldığını söyleyen Bodur, polis merkezine giderek M.B.’den şikayetçi oldu.
Site görevlisi M.B. tarafından darbedildiğini ve tehditler nedeniyle tedirgin olduğunu dile getiren Aysun Bodur, sesini duyurmak için evinin penceresine bir pankart astı. Apartman yönetiminin kendisine saldıran apartman görevlisinin sözleşmesini feshetmesi gerektiğini söyleyen Aysun Bodur, “Yeni seçilen yönetimin normalde iş yasası gereği bu kişinin iş akdini feshetmesi gerekiyordu. Ama ne yazık ki yönetim böyle bir şey yapmadı. Hatta ertesi gün WhatsApp grubumuz var. Sitemize yeni yönetici seçilen kişi, ben istifa ediyorum diyerek bir mesaj attı ki bu da yasal bir şey değil zaten. Sürekli gruptan bakın arkadaşlar ben çok kötü durumdayım, sokağa çıkamıyorum, tehdit edildim. Psikolojik destek alıyorum, ilaç alıyorum. Artık bu kişiyi yasa gereği göndermeleri gerekiyor dememe rağmen karşıdan bana hiçbir şekilde dönüş olmadı yönetimden. Ben de artık bu şekilde bir yöntemle çığlığımı herkese duyurmaya çalışıyorum. Bir an önce bu kişinin buradan gitmesini istiyorum” diye konuştu.
“Darbetmedim, yalan söylüyor”
Aysın Bodur’u darp ve tehdit ettiği ileri sürülen apartman görevlisi M.B. ise, telefon görüşmesinde yaptığı açıklamada, “Ben darp veya tehdit etmedim; kendisi yalan söylüyor, ekmeğimle oynuyor” sözlerine yer verdi. – İZMİR
]]>Bartın’ın Kurucaşile ilçesinde partisinin seçim irtibat bürosunu ziyaretinde konuşan Tunç, ilçenin genel seçimlerde kendilerine verdiği destekten ötürü seçmenlere teşekkür etti.
Tunç, ilçeye çok güzel hizmetlerde bulunduklarını anlatarak, “‘Belediye başkanlığını AK Parti’ye verin, gerisini merak etmeyin’ demiştik size, sene 2009’da. Burada Cumhuriyet Halk Partili bir belediye vardı. ‘Muhalefet belediyesi, Kurucaşile’ye faydası olmaz. Kurucaşile’nin önemli problemleri var. Bunları hükümetle beraber gerçekleştirecek olan da AK Parti’li belediye olacaktır’ dedik. Sizler de bizi kırmadınız.” diye konuştu.
Kimsenin inanmamasına rağmen ilçede yapılmaz denen yol ve tünel inşaatlarını hayata geçirdiklerine değinen Tunç, yaklaşık 1600 metrelik Cumayanı Tüneli, 1000 metre uzunluğunda bağlantı yolu ve 2 bin 700 metrelik Karaman Meydan Tüneli gibi çalışmaları kazandırdıklarını kaydetti.
Yapılacak en önemli işlerden birinin ilçenin doğal gaza kavuşması olduğuna değinen Tunç, Karadeniz’de doğal gaz keşfinin yapıldığına inanmayan kişilere oy verilmeyeceğini, inanmayanların zaten doğal gazı ilçeye de getirmeyeceğini ifade etti.
Tunç, geçmiş yıllarda bu bölgedeki arama işlerinin yabancı şirketler tarafından yapıldığına işaret ederek, şöyle devam etti:
“Berat Albayrak enerji bakanıyken 4 yerli sismik araştırma gemileri Karadeniz’e çıktı, işte o zaman aradılar, buldular ve 3 bin metre derinlikte doğal gazı çıkardılar. 180 kilometre denizin dibinden karaya boru döşendi. Ama Cumhuriyet Halk Partililer ne dedi; ‘Doğal gaz yok, tüpü bağlamış’ gibi komik komik laflar etmediler mi? O günkü genel başkanı. Şimdiki de zaten ne dediğini bilmiyor, her gün pot kırmaya devam ediyor. Muhalefetin durumu bu değerli hemşehrilerim. ‘Hayır’ diyen, ‘yok’ diyen, böyle her şeyi paralayana mı? iş yapan, icraat yapan, milletine hizmet edene mi? Hizmet edene tabii ki.”
“Darbe, milli irade hırsızlığıdır”
Bakan Tunç, Kurucaşile ilçesiyle Bartın arasındaki ulaşımı 25 dakikaya düşürecek yol çalışması ve hastane yapımıyla ilgili arsa tahsisinin yapıldığını bildirerek, eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan kültüre, adalete ve güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanları güçlendirmek için çalıştıklarının altını çizdi.
Bu gelişimden rahatsız olanların muhtıralara ve darbelere başvurduğunu, krizler çıkardığını ancak hiçbirinde başarılı olamadığını anlatan Tunç, 15 Temmuz 2016’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısıyla milletin meydanlara koştuğunu, darbecilerin ülkeye yaşatmak istediği karanlık gecenin darbecilere yaşatıldığını dile getirdi.
Türkiye’nin demokrasisini güçlendirdiklerini ifade eden Tunç, şöyle konuştu:
“Bugün darbeden hala medet umanlar var. ‘Gençler yaparsa darbeyi, başımızın üstünde yeri var’ diyebilen bir ana muhalefetin genel başkanı bile var bu ülkede maalesef. İşte bu yüz karası. Böyle bir durum olabilir mi değerli hemşehrilerim? İnsan darbe iyidir diyebilir mi? Şunlar yaparsa iyidir, bunlar yaparsa kötüdür. Darbenin her türü kötüdür. Dolayısıyla darbe, milli irade hırsızlığıdır. Milli irade hırsızlarına, iktidar yüzü görme fırsatı hiçbir zaman bu millet tarafından verilmez. Bunu anlayabilseler.”
“Ülkemizi terörün her türlüsünden arındıracağız ve kararlı mücadelemiz sürecek” diyen Tunç, ülkeyi huzurlu geleceğe kavuşturmanın gayreti içerisinde çalışmaları sürdüreceklerini, dünyada da adaleti, hakkaniyeti, dengeli dış politikayı savunmaya ve “Türkiye ekseni”ni kurmaya devam edeceklerini vurguladı.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına tepki
Bakan Tunç, ramazan ayında Filistin’de mazlumların katledilmeye devam edildiğini anımsatarak, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ateşkes kararı aldı ama maalesef hala ateşkes kararlarına, konseyin ve uluslararası kuruluşların daha önce aldığı kararlara uymayan bir devlet var. İsrail’e devlet demek mümkün değil. İsrail bir devlet gibi hareket etmiyor. İsrail bir terör örgütü gibi hareket ediyor maalesef.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” diyerek uluslararası sistemin adaleti sağlayamadığını, güvenliği, insan haklarını savunamadığını hep söylediğine dikkati çeken Tunç, dünyada her platformda insan hakları savunucusu olarak yer almaya devam edeceklerini dile getirdi.
AK Parti Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz, İl Başkanı Yaşar Arslan ile Kurucaşile Belediye Başkan adayı Hulusi Sayın’ın da konuşma yaptığı programın ardından Tunç, esnafı ziyaret etti, vatandaşlarla selamlaştı.
]]>Çanakkale’de ziyaret ve temaslarda bulunan Turan, Gelibolu Öğretmenevi’nde düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in katıldığı bir televizyon yayınındaki “Gece telefon çalsın, ‘Darbe oluyor’ desinler ama ‘Gençler yapıyor’ desinler, ben o darbeye teslim olurum.” sözlerini eleştirdi.
Bakan Yardımcısı Turan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu yapının kimseye faydası yok demiştim. Zihinleri bozuk olan insanların iyi işler üretme imkanı olmaz. Geçen gün konuşma yapıyor CHP’nin Genel Başkanı, ‘Gençler darbe yaparsa omuz veririm’ diyor. ‘Acaba yanlış mı duydum’ dedim, tekrar dinledim. Öyle diyor. Gençler darbe yaparsa destek olacakmış. Biz gençlere güvenen insanlarız, gençlerin kötü alışkanlıklardan uzak durmasını isteyen insanlarız. Uyuşturucu başta olmak üzere tüm kötü alışkanlıklardan uzak tutmaya çalışıyoruz ama en kötü alışkanlık milletin hakkına girmektir, darbeye aracılık yapmaktır. Ülkeyi geri götürecek bu tarz adımlar atmaktır.”
Gençleri kötü alışkanlıklardan uzak tutma mücadelesi verdiklerini dile getiren Turan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Nasıl ki uyuşturucuda torbacılar problemse gençlere darbecilik atfında bulunup gençler ile darbe ifadesini aynı cümlede kullanan siyasi torbacılara bu ülkenin ‘dur’ demesi lazım. Biz inşallah gençleri bu adamların tavrından, tarzından koruyarak bu torbacılara imkan vermeyeceğiz. Memlekette darbe mi kaldı, hala bunu aynı kelimede, aynı cümlede kullanıyorsunuz. Kaldı ki bir yanda gençlerin seçime girme yaşını 18’e indirenler, bir yanda ‘gençlerle darbe’ diyenler. Tekrar söylüyorum, bu adamların bu memlekete faydası olmadı, olmayacak.”
“Bir köy yönetimi gibi…”
Turan, Gelibolu’nun altın değerinde bir ilçe olduğunu ancak belediyecilik faaliyetlerinde örnek gösterilecek bir şey bulunmadığını belirtti.
İlçenin Çanakkale’ye, Türkiye’ye örnek olabilecek altyapısı, üstyapısı, parkı ve bahçesinin olmadığını söyleyen Turan, şunları kaydetti:
“Bir proje gösterin ki Gelibolu’da, biz de ‘Çanakkale’de herkes bunu yapsın’ diyelim. Tüm Türkiye’ye ‘Gelibolu Belediyesi şu işi yaptı, çok kıymetli bir iş, herkese tavsiye ediyoruz’ diyelim. Bir tane var mı? Pazar yeri mi güzel, otoparkı mı güzel, garajı mı güzel, doğal gazı çabuk toparlaması mı güzel? Neyi güzel Allah aşkına? Bazı ilçeler vardır hiçbir değeri yoktur ama belediye orayı alır, öyle bir parlatır ki insanın göresi gelir, gidesi gelir. Tam tersi, buranın öyle bir değeri var ki sahili, tarımı, turizmi o kadar farklı bir yer ki potansiyeli o kadar büyük ki ama gel gör ki bir köy yönetimi gibi hiçbir işe karışmayan, hiçbir iş üretmeyen bir anlayışla yönetiliyor. Çok değil, eğer yetkiyi verirseniz 5 sene sonra nasıl bir Gelibolu olduğunu hep beraber takip ediyor olacağız.”
İftar programına AK Parti Gelibolu İlçe Başkanı Cahit Bilge, AK Parti Gelibolu Belediye Başkanı adayı Ali Kamil Soyuak, partililer, oda ve borsa başkanları ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.
]]>Tunç, Bartın’ın Ulus ilçesinde belediye tarafından Ulus Doğa Park Otel’de düzenlenen iftar programına katıldı.
Bakan Tunç, yaptığı konuşmada, 31 Mart’ta seçmenlerin vereceği kararla ilçede oy rekoru kırılacağına, gerçek belediyecilik hizmetlerinin devamının sağlanacağına inandıklarını söyledi.
Gerçek belediyeciliğin AK Parti ile başladığını belirten Tunç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994’te Büyükşehir Belediye Başkanı olarak, CHP’nin elinde yaşanılamaz hale getirilen İstanbul’u bir dönemde yaşanılır hale getirdiğini ve gerçek belediyeciliğin damgasını İstanbul’a vurduğunu anlattı.
Tunç, 22 yılda milletin önüne 17 sandık getirildiğini ve tüm seçimlerde de milletin tercihini AK Parti’den, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ve Cumhur İttifakı’ndan yana kullandığını dile getirerek, dünyada böyle bir başarının görülmediğini kaydetti.
“Darbecileri de vesayetçi anlayışı da tarihe gömdük”
Her türlü engeli aşarak milletle bugünlere geldiklerini ifade eden Tunç, şöyle devam etti:
“Bugünlerde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı; yine darbe lafı etmeye başladı. ‘Darbeyi gençler yaparsa şapka çıkarırım o darbeye.’ diyor. Bunların ruhuna, kılcal damarlarına işlemiş darbecilik, vesayetçilik. İşte onlar darbeci gelenekten gelir. Onlar, rahmetli Menderes’i asan zihniyettir. Onlar, maliye bakanını, dışişleri bakanını dar ağacına gönderen zihniyettir. Onlar, o darbeleri ‘Demokrasi Bayramı’ diye yıllarca bu millete kutlatan zihniyettir. O zihniyet, bu ülkede hiçbir zaman iktidar olamaz çünkü bu millet onları çok iyi tanır. O nedenle 22 yıldan bu yana sizlerle beraber darbecileri de vesayetçi anlayışı da tarihe gömdük.”
Tunç, 22 yıldan bu yana ülkenin fiziki kalkınmasını sağlarken, altyapı yatırımlarını tamamlamaya çalışırken, 81 ili yatırımlarla donatırken, savunma sanayinde yüzde 80 yerlilik oranını yakalayıp teröre ve dış tehditlere karşı daha güçlü bir Türkiye’yi inşa ederken diğer taraftan da demokrasinin standartlarını yükselttiklerini anlattı.
Bakan Tunç, şunları kaydetti:
“Bugün Türkiye hem daha çok kalkınmış bir Türkiye hem de demokrasisini daha çok güçlendirmiş bir Türkiye. Türkiye’de artık bundan sonra temel hak ve özgürlükleri kısıtlamak isteyenler, başörtüsünü yasaklamak isteyenler, ‘katsayı sorunu’ diyenler, tüm bunlar tarihe karıştı. Bunları yapamazlar. Anayasada gerçekleştirdiğimiz yapısal reformlarla Türkiye’yi darbelere karşı daha dayanıklı, daha güçlü yaptık. Yüksek standartlı bir demokrasiye kavuşturduk ve bundan dönüş yok. Türkiye’yi istikrarlı kalkınma hamleleriyle daha ileriye taşımaya devam edeceğiz. Çocuklarımızın, gençlerimizin geleceği için terörün her türlüsüyle kökünü kazıyıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz ve ülkemizi huzurlu bir geleceğe kavuşturacağız. Dünyada da hakkaniyeti, adaleti savunmaya devam edeceğiz. Mazlumun hakkını, Filistinli mazlumu savunmaya, ‘Dünya 5’ten büyüktür.’ demeye ve Türkiye eksenli bir dış politikayla yolumuza devam edeceğiz.”
Yerel seçimlerin ardından 4 yıl seçimsiz bir dönem geçirileceğine değinen Tunç, milletin refahı için, şehirlerin daha da güçlenmesi ve depremde yıkılan şehirlerin biran önce ayağa kaldırılması için mücadeleyi sürdürmeye devam edeceklerinin altını çizdi.
AK Parti Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz, AK Parti İl Başkanı Yaşar Arslan ile Ulus Belediye Başkanı ve AK Parti Belediye Başkan adayı Hasan Hüseyin Uzun’un da konuşma yaptığı programda Tunç, vatandaşlarla hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>“Sözünün nereye gittiğini bilen, aklı başında, demokrasiyi özümsemiş genel başkanlar böyle şeyler söylemez”
“Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde ekranlarda darbe güzellemesi yapan ana muhalefet partisi yöneticisine rastlayamazsınız”
“5-6 kişi toplanıp nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan şaibeli paralarla saatlerce kule yapıyor”
ÇANKIRI – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Özgür efendinin darbelerde acı çekenler, işkence görenler, hayatı kararanlar başta olmak üzere tüm Türkiye’ye bir özür borcu vardır. Kendisi hiç vakit kaybetmeden çıkıp milletimizden, meclisimizden ve istismar ettiği gençlerimizden özür dilemelidir. Milletimiz ve uğruna bedeller ödediğimiz demokrasimiz adına biz bunun takipçisi olacağız. Vatandaşlarımızın da 31 Mart’ta bu darbe sever zihniyet hak ettiği dersi sandıkta vereceğine inanıyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çankırı’da düzenlenen mitingde konuştu. Çankırı il merkezindeki Belediye Meydanı’nda gerçekleştirilen miting alanını binlerce vatandaşa seslenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, muhalefeti eleştirerek, “Biz Çankırı ile tüm Türkiye için canla başla çalışırken CHP’nin başını çektiği muhalefetin durumu ise gerçekten içler acısı. Ne millete hizmet etmek niyetindeler, ne de bu yönde bir çabaları var. Vizyon, proje, ufuk, eser, icraat desen zaten hak getire. Ziya Paşa’nın güzel bir beyti var, ‘eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri.’ Biz hizmet ve eser bırakıyoruz. Muhalefet bavullarla, valizlerle, çantalarla taşınan balya balya paralar dışında elle tutulur hiçbir işleri yok. Dolar çantalarda, bavullarda, avrolar çantalarda, bavullarda. Nereye kadar böyle gideceksiniz, 31 Mart’a kadar. 31 Mart’ta bizim milletim sizi sandıklara gömecek. Bir büroda 5-6 kişi toplanıp nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan şaibeli paralarla saatlerce kule yapıyor. ‘Açıkla’ deyince panikle sağa sola saldırıyorlar. Hatırlarsınız, bunlar son seçim yenilgisinin ardından değişim diye bir şey başlatmışlardı. Güya kendilerini yenileyecek, faşist zihniyetlerini değiştirecek, milletle artık kavga etmeyeceklerdi. Sonuç, tam bir fiyasko oldu” dedi.
“Sözünün nereye gittiğini bilen, aklı başında, demokrasiyi özümsemiş genel başkanlar böyle şeyler söylemez”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ‘darbe’ sözlerine eleştiride bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Genel başkanlık koltuğunda oturun kişi değişti ama CHP’nin cuntacı, darbeci, vesayetçi kodlarında zerre miskal dönüşüm olmadı. CHP’nin yeni genel başkanı tıpkı selefi gibi darbe sever çıktı. Öyle ki televizyondan gülerek darbenin faziletlerinden bahsediyor. Neymiş, belli yaşın altındakiler milli iradeye kast ederse bu iyiymiş, doğruymuş, faydalıymış. Kafaya bak. Bunların eski genel başkanlarının 15 Temmuz gecesi FETÖ’cü hainlerin açtığı yoldan gittiği, tankların arasından Bakırköy Belediyesi’ne gittiği akşamı hatırlıyorsunuz, değil mi? Şimdi Bay Bay Kemal’e Ankara’da bir daire tuttular, orada istirahat ediyor. Çok açık ve net söylüyorum. Sözünün nereye gittiğini bilen, aklı başında, demokrasiyi özümsemiş genel başkanlar böyle şeyler söylemez. Darbelerin bu ülkeye ödettiği faturalara vakıf siyasetçiler böyle cümleler kuramazlar. Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde ekranlarda darbe güzellemesi yapan ana muhalefet parti yöneticisine rastlayamazsınız. Ancak Türkiye’de özgürlükler ve demokrasi konusunda mangalda kül bırakmayanlar, sandıktan umutlarını her kestiklerinde bu tür hezeyanlara saldırıyorlar. Buradan, milli iradenin kalesi Çankırı’dan Özgür efendiye şu gerçeği hatırlatmaktan fayda görüyorum. Türkiye’de darbeler dönemi açık ve netti. Artık tamamen kapanmıştır. İktidara giden yolu vesayetçilerde arama devri sona ermiştir. Her kim milletin iradesine kast ederse karşısında bizi bulur, 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi genci yaşlısıyla, kadını erkeği ile 85 milyonu bulur. Siyasette değişim olacaksa bunun yolu darbe değildir, sandıktır. Sandık dışında başka yollara tevessül edenlerin akıbeti hüsran olacaktır. Özgür efendinin darbelerde acı çekenler, işkence görenler, hayatı kararanlar başta olmak üzere tüm Türkiye’ye bir özür borcu vardır. Kendisi hiç vakit kaybetmeden çıkıp milletimizden, meclisimizden ve istismar ettiği gençlerimizden özür dilemelidir. Milletimiz ve uğruna bedeller ödediğimiz demokrasimiz adına biz bunun takipçisi olacağız. Vatandaşlarımızın da 31 Mart’ta bu darbe sever zihniyet hak ettiği dersi sandıkta vereceğine inanıyorum” diye konuştu.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çankırı’da düzenlenen mitingde konuştu. Çankırı il merkezindeki Belediye Meydanı’nda gerçekleştirilen miting alanını binlerce vatandaşa seslenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, muhalefeti eleştirerek, “Biz Çankırı ile tüm Türkiye için canla başla çalışırken CHP’nin başını çektiği muhalefetin durumu ise gerçekten içler acısı. Ne millete hizmet etmek niyetindeler, ne de bu yönde bir çabaları var. Vizyon, proje, ufuk, eser, icraat desen zaten hak getire. Ziya Paşa’nın güzel bir beyti var, ‘eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri.’ Biz hizmet ve eser bırakıyoruz. Muhalefet bavullarla, valizlerle, çantalarla taşınan balya balya paralar dışında elle tutulur hiçbir işleri yok. Dolar çantalarda, bavullarda, avrolar çantalarda, bavullarda. Nereye kadar böyle gideceksiniz, 31 Mart’a kadar. 31 Mart’ta bizim milletim sizi sandıklara gömecek. Bir büroda 5-6 kişi toplanıp nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan şaibeli paralarla saatlerce kule yapıyor. ‘Açıkla’ deyince panikle sağa sola saldırıyorlar. Hatırlarsınız, bunlar son seçim yenilgisinin ardından değişim diye bir şey başlatmışlardı. Güya kendilerini yenileyecek, faşist zihniyetlerini değiştirecek, milletle artık kavga etmeyeceklerdi. Sonuç, tam bir fiyasko oldu” dedi.
“Sözünün nereye gittiğini bilen, aklı başında, demokrasiyi özümsemiş genel başkanlar böyle şeyler söylemez”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ‘darbe’ sözlerine eleştiride bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Genel başkanlık koltuğunda oturun kişi değişti ama CHP’nin cuntacı, darbeci, vesayetçi kodlarında zerre miskal dönüşüm olmadı. CHP’nin yeni genel başkanı tıpkı selefi gibi darbe sever çıktı. Öyle ki televizyondan gülerek darbenin faziletlerinden bahsediyor. Neymiş, belli yaşın altındakiler milli iradeye kast ederse bu iyiymiş, doğruymuş, faydalıymış. Kafaya bak. Bunların eski genel başkanlarının 15 Temmuz gecesi FETÖ’cü hainlerin açtığı yoldan gittiği, tankların arasından Bakırköy Belediyesi’ne gittiği akşamı hatırlıyorsunuz, değil mi? Şimdi Bay Bay Kemal’e Ankara’da bir daire tuttular, orada istirahat ediyor. Çok açık ve net söylüyorum. Sözünün nereye gittiğini bilen, aklı başında, demokrasiyi özümsemiş genel başkanlar böyle şeyler söylemez. Darbelerin bu ülkeye ödettiği faturalara vakıf siyasetçiler böyle cümleler kuramazlar. Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde ekranlarda darbe güzellemesi yapan ana muhalefet parti yöneticisine rastlayamazsınız. Ancak Türkiye’de özgürlükler ve demokrasi konusunda mangalda kül bırakmayanlar, sandıktan umutlarını her kestiklerinde bu tür hezeyanlara saldırıyorlar. Buradan, milli iradenin kalesi Çankırı’dan Özgür efendiye şu gerçeği hatırlatmaktan fayda görüyorum. Türkiye’de darbeler dönemi açık ve netti. Artık tamamen kapanmıştır. İktidara giden yolu vesayetçilerde arama devri sona ermiştir. Her kim milletin iradesine kast ederse karşısında bizi bulur, 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi genci yaşlısıyla, kadını erkeği ile 85 milyonu bulur. Siyasette değişim olacaksa bunun yolu darbe değildir, sandıktır. Sandık dışında başka yollara tevessül edenlerin akıbeti hüsran olacaktır. Özgür efendinin darbelerde acı çekenler, işkence görenler, hayatı kararanlar başta olmak üzere tüm Türkiye’ye bir özür borcu vardır. Kendisi hiç vakit kaybetmeden çıkıp milletimizden, meclisimizden ve istismar ettiği gençlerimizden özür dilemelidir. Milletimiz ve uğruna bedeller ödediğimiz demokrasimiz adına biz bunun takipçisi olacağız. Vatandaşlarımızın da 31 Mart’ta bu darbe sever zihniyet hak ettiği dersi sandıkta vereceğine inanıyorum” diye konuştu. – ÇANKIRI
]]>Bartın’ın Hasankadı beldesinde seçim irtibat ofisi açılışında konuşan Tunç, doğa harikası beldeyi daha yaşanılır hale getirmek için çalışacaklarını söyledi.
Hasankadı-Yenice kara yolu etüt çalışmalarının sürdüğünü, beldenin doğal gaza kavuşmasını da sağlayacaklarını anlatan Tunç, “Gerçek belediyecilik; AK Parti’dir, Recep Tayyip Erdoğan belediyeciliğidir. Gerçek belediyecilik, 31 Mart’tan itibaren Hasankadı’da uygulanmaya devam edecek inşallah.” diye konuştu.
Tunç, AK Parti’nin 22 yıldan bu yana iktidarda olduğunu, 17 seçimde milletin tercihini AK Parti’den, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan, Cumhur İttifakı’ndan yana kullandığını dile getirerek, 18’inci sandıkta da milletin yine en doğru kararı vereceğine inandıklarını kaydetti.
Eğitimden sağlığa, kültürden sosyal politikalara, adalete, güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanı güçlendirmek için çalıştıklarını anlatan Tunç, şöyle devam etti:
“O nedenle insanımız, milletimiz, her sandığa gittiğinde ‘Recep Tayyip Erdoğan’ dedi. Boşuna demedi. Muhalefet seçimleri kazanamadı. Her seçim öncesi çok konuştular. Her şeyi söylediler. Ama ne oldu? Hepsi dağıldı gitti. 10 ay önce bir seçim oldu. O seçimde genel başkanları vardı, cumhurbaşkanı adayları, şu anda ortalıkta yok. Kendi partilerine genel başkanlığa layık görmediler. Cumhurbaşkanı yardımcıları vardı. Her partinin başkanı, cumhurbaşkanı yardımcısı olacaktı. Neredeler şimdi? Birbirlerine düştüler. Bunlar iktidara gelselerdi şimdi Türkiye nasıl olurdu? Nasıl bir kaosa girerdi? Her kafadan bir şey çıkardı. İktidarı paylaşamazlardı. Hemen tekrar seçim telaşı. Öyle olmaz mıydı? Ama milletimiz dedi ki; ‘Ben kaos istemiyorum, ben icraat istiyorum. Ben eser siyasetinin devam etmesini istiyorum’ dedi. Milletimiz tercihini tekrar AK Parti’den, Cumhur İttifakı’ndan yana kullandı. Muhalefet ne oldu? dağıldı gitti.”
Tunç, Türkiye Yüzyılı’nda güçlü Türkiye’yi inşa edeceklerini vurgulayarak, terörün her türlüsüyle mücadelenin kökü kazınıncaya kadar devam edeceğini dile getirdi.
“Hiç kimseyi enflasyona ezdirmeyeceğiz”
Bakan Tunç, 22 yıldan bu yana vesayetçi ve darbeci anlayışın AK Parti’nin önünü kesmek istediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kesebildiler mi? Sizler müsaade etmediniz. Her zaman bizim önümüzü açtınız. O darbeci, vesayetçi anlayışı tarihe gömdük. Muhtıralarda da başarılı olamadılar. Krizler çıkarmaya çalıştılar, başarılı olamadılar. Gezi olaylarında da başarılı olamadılar, 17-25’te (Aralık) de. 15 Temmuz karanlık gecesini de onların başlarına sizler sayesinde çevirdik ve aydınlık bir güne kavuştuk. Bundan sonra bu ülkede bir daha darbeci, vesayetçi anlayış hortlamasın diye Anayasa’mızda reformlar yaptık. Bundan sonra darbeci, vesayetçi anlayış, hiçbir zaman bu ülkede hortlayamayacak.
Ama zihniyet gitti mi? İşte geçenlerde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı; ‘Gençler darbe yaparsa ben o darbecilere şapka çıkarırım, teslim olurum’ diyor. Bunlardan siyasetçi olabilir? Darbecinin yaşlısı genci mi olur? Sivili askeri mi olur? Bunların ruhuna işlemiş, bunların bu vesayetçi ruhtan kurtulmaları mümkün değil. Bunlar Yassıada zihniyetidir. Bunlar Adnan Menderes’i asıp maliye bakanını, dışişleri bakanını darağacında idam edenlerdir ve o günü ‘Demokrasi Bayramı’ diye yıllarca kutlatanlardır. Dolayısıyla herkes her şeyi görüyor. O nedenle bu ülkede bu millet bir daha darbeci, vesayetçi anlayışa ve onların destekçilerine, siyasi uzantılarına hiçbir zaman fırsat vermeyecek. Milli irade bayrağını hiçbir zaman yere düşürmeyeceğiz. 31 Mart’ta vereceğimiz kararla hep beraber yine bunların da cevabını vermiş olacağız.”
Seçmenlerin 31 Mart’taki kararlarıyla Türkiye Yüzyılı’nın inşasına destek vermiş olacağına işaret eden Tunç, “Önümüzde 4 yıllık bir kalkınma süreci olacak. Emeklinin, memurun, işçinin refahının arttığı, depremin, salgının, pandeminin etkilerinden kurtulduğumuz, ekonomik gelişmenin artarak devam ettiği bir dönem olacak. Bunu hep beraber göreceğiz. Hiç kimseyi enflasyona ezdirmeyeceğiz, emeklimiz de dahil. Sayın Cumhurbaşkanı’mız da bunu defalarca ifade ediyor ve bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da insanımızın her bir ferdinin yanında olmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
AK Parti Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz, AK Parti İl Başkanı Yaşar Arslan ile AK Parti Hasankadı Belediye Başkan adayı Süleyman Özgün’ün de konuşma yaptığı programın ardından Tunç, seçim irtibat bürosunun açılışını yaptı.
]]>Maçın ardından gözaltına alınan ve dün 2. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklanan şüphelilerden Hasan Ç. mahkemedeki ifadesinde, maçı izlemek için 14 Mart’ta Almanya’nın Köln şehrinden Trabzon’a 50 kişilik grupla geldiğini söyledi.
Maça girecekleri esnada tanımadığı kişilerin kendilerine meşale verdiğini belirten Hasan Ç, bir meşaleyi kemer bölgesine saklayarak stada girdiğini, yanında da maske olduğunu ifade etti.
Maskeyi Avrupa’da gittiği maçlarda sürekli kullandığını dile getiren Hasan Ç, maç başladığı esnada meşale yakan grubun içinde kendisinin de olduğunu, söndükten sonra meşaleyi sahaya atmadığını belirtti.
Sahaya ilk atlayan Hasan Ç, maçın başından sonuna kadar gergin bir ortam olduğunu ifade etti. Maç bitiminde Fenerbahçeli bazı oyuncuların bulundukları tarafa doğru el işareti yaptıklarını ve bu şekilde taraftarları kışkırttığını öne süren Hasan Ç, bunun üzerine bir anlık sinirle maraton alt tribününden sahaya girdiğini kaydetti.
Yüzünde maske olduğunu, amacının el ve kol hareketleriyle tepki göstermek olduğunu savunan Hasan Ç, sahada sevinen futbolculara yaklaştığı anda güvenlik görevlileri ve futbolcuların bir anda üzerine doğru geldiklerini, kendisini korumak amacıyla gard aldığını, gard alır almaz güvenlik görevlileri ve futbolcuların üstüne gelerek kendisini yere düşürdüğünü, bazı futbolcuların kendisine yumruk ve tekme atmaya başladıklarını anlattı.
Hasan Ç, sahaya atladığı sırada üzerinde herhangi bir kesici veya delici alet bulunmadığını, kimseye vurmadığını iddia etti.
Korner direğiyle futbolculara doğru koşan Engin T. ise kendisine ait Passolig kartının süresinin bitmesi nedeniyle arkadaşına ait kartla bilet alarak gittiği maçı kuzey kale arkası tribününden izlediğini söyledi.
Maçın başından sonuna kadar çok gergin bir ortam olduğunu, maç sonunda Fenerbahçeli futbolcuların orta alanda tribünlere yönelik hareketlerini görünce sinirlendiğini belirten Engin T, sahaya atlayan taraftarları görmesi üzerine kendisinin de sahaya girdiğini kaydetti.
Engin T, sahaya atladığı sırada önünde gördüğü korner direğini eline alarak kalabalığa doğru koştuğunu ancak kimseye vurmadan güvenlik görevlilerinin kendisini tuttuğunu, bunun üzerine korner direğini yere bıraktığını, herhangi bir futbolcuya yönelik bir eylem gerçekleştirmediğini savundu.
Tutuklanan şüphelilerden Kadir O. da doğu alt tribünde maçı izlediğini belirterek, Fenerbahçeli futbolcuların maç boyunca ve maç sonunda orta sahada sevinirken taraftarı tahrik ettiğini ileri sürdü.
Tribünden bir taraftar sahaya atladıktan sonra Fenerbahçeli futbolcuların bu taraftarı darbetmeye başladığını, birden fazla kişinin tek bir taraftarı darbetmesine dayanamayıp sahaya atladığını dile getiren Kadir O, sahaya atladıktan sonra bir güvenlik görevlisinden darbe alıp yere düştüğünü, darbedildiği sırada güvenlik görevlilerinin kendisini kurtardığını söyledi.
Kadir O, sahaya indikten sonra birine vurup vurmadığını hatırlamadığını ancak kamera görüntülerinde “Fenerbahçeli futbolcuya dokunan kişi”nin kendisi olduğunu kaydederek, amacının darbedilen diğer arkadaşlarını korumak olduğunu, suç işleme kastının bulunmadığını beyan etti.
Mahmut Halil K. ise Fenerbahçeli futbolcuların sahaya atlayan kişiyi darbetmeye başladığını, olayları daha net görebilmek amacıyla tribünün alt tarafına yöneldiğini, tribünden atlamaya çalışan başka şahısların yaptığı baskıyla dengesini kaybedip düştüğünü anlattı.
Tribüne geri çıkmak istediğini ancak taraftarların sahaya inmeye devam etmesi nedeniyle bunun mümkün olmadığını belirten Mahmut Halil K, farklı bir noktadan tribüne çıkmak için taç çizgisi boyunca hareket ederek Trabzonspor yedek kulübesinin olduğu yere yöneldiğini, herhangi birine müdahalede bulunduğunu hatırlamadığını, suç işleme kastının olmadığını öne sürdü.
Oğuzhan B. de sahaya atlayan Trabzonspor taraftarının Fenerbahçeli 3-4 futbolcu tarafından darbedilmesi üzerine kendisinin de dayanamayıp sahaya atladığını, pişman olup tribüne tekrar çıkmak için sahaya giriş çıkış için kullanılan tünele doğru koştuğunu söyledi.
Tünele yaklaştığında Fenerbahçeli futbolcu Batshuayi’nin kendisine tekme attığını, bunun üzerine sinirlendiğini ve önüne çıkan kaleci Livakovic’e yumruk attığını anlatan Oğuzhan B, herhangi bir hedef belirlemediğini, aldığı darbenin etkisiyle canı yandığı için önüne çıkan herhangi birine yumruk salladığını iddia etti.
Trabzonspor-Fenerbahçe maçının ardından çıkan olaylarla ilgili 13 şüpheli gözaltına alınmıştı. Şüphelilerden Engin T. silahla basit yaralamaya teşebbüs, Hasan Ç, Mahmut Halil K, Kadir O. ve Oğuzhan B. ise basit yaralamaya teşebbüs suçundan tutuklanmış, 8’i adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
]]>2023 yılında G20 ülkeleri arasında 17’nci sıraya yerleşen Türkiye, ekonomisiyle 100 yılda birçok çetin sınavdan geçti. Türkiye, kuruluş yıllarından bu döneme kadar İkinci Dünya Savaşı, 1960, 1980 ve 28 Şubat darbeleri, 2001 küresel ekonomik krizi yaşadı. Ekonomileri derinden sarsan savaş, darbe ve küresel krizler Türkiye’nin yükselmesini yavaşlattı. Özellikle 1960 ve 80 darbelerinde Türkiye ekonomisinin aldığı yaraların sarılması yıllara mal oldu. Ekonomi darbe sonrası yıllarda toparlansa da etkisi uzun süre hissedildi.
Cumhuriyet tarihinde ilk askeri darbe 27 Mayıs 1960’ta gerçekleşti. Emir komuta zinciri içinde yapılmayan darbe, 37 düşük rütbeli subayın planlarıyla icra edildi. 235 general ve 3 bin 500 civarında subay emekliye sevk edildi, üniversitede bulunan 147 öğretim görevlisi görevden alınmış ve bazı üniversiteler kapatıldı.
1960 darbesinde milli gelir yüzde 78 düştü
Bu gelişmelerle sadece istikrar değil, ekonomi de derinden etkilendi. Rakamlara bakarsak; darbeden önce 14,1 milyar dolar olan gayri safi yurt İçi hasıla (GSYH) yüzde 78 gerileyerek 7,9 milyar dolara düştü. Bu dönemde dolar bazında kişi başına düşen gelir de 509 dolardan 281 dolara indi.
İhracat ivme kaybetti
Ekonomide darbenin etkisi ihracat ve ithalat rakamlarında da göze çarptı. 1960 yılına kadar süren ihracattaki ivmelenme 1961’de durdu. 1923 yılında 50,8 bin dolar olan ihracat, 1960 yılına 320 bin 731 dolara yükselmişti. İhracat ve ithalat rakamları darbe yılından sonra yaklaşık yüzde 10 arttı. Bu dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı 0,68 olarak gerçekleşti.
Türkiye ekonomisi 1970 yılında GSYH’sini 19 milyar dolara yükseltti. Dolar bazında kişi başına düşen gelir de aynı dönemde 533 dolara yükseldi. Rakamlara göre Türkiye ekonomisi 1961-1970 arasındaki dönemde darbe öncesi ekonomik göstergelere ulaşmayı başardı. 1960 darbesi ekonomik yükselişi dizginleyen bir sonuç oluşturdu.
12 Mart muhtırası 2 milyar dolar kaybettirdi
Ardından 12 Mart 1971 Muhtırasında 32’nci Türkiye Hükümetinin istifaya zorladığı askeri müdahale yaşandı. Bu dönemde GSYH bir önceki seneye göre 2 milyar dolarlık gerileme yaşayarak 16,9 milyar dolara indi. Aynı dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 57’ye düştü.
1980 darbesinin ekonomiye el freni etkisi
Türkiye’yi istikrarsızlaştırma çabası 12 Eylül 1980 ihtilaliyle sürdü. Türkiye ekonomisi bu döneme kadar 68,9 milyar dolar GSYH rakamına ulaşmış, kişi başına düşen gelirini dolar bazında 1.540 dolara yükseltmişti. Ancak 1980 ihtilaliyle ekonomide durgunluk bir sonraki senenin rakamlarında açıkça görüldü. 1981 yılında GSYH yüzde 3,08’lik sınırlı yükselişle 71 milyar dolar, kişi başına gelir de 1.579 dolar olarak gerçekleşti.
2001 krizi
Darbelerden çıkan Türkiye ekonomisi büyümeye devam etti. 1990 yılında Türkiye’nin GSYH’si 154 milyar dolara, kişi başına düşen geliri ise 2 bin 730 dolara fırladı. Ancak 2001 krizi kapıda belirdi. Küresel krizin etkisiyle 260 milyar dolara ulaşan Türkiye’nin GSYH’si bu dönemde 201 milyar dolara geriledi, kişi başına düşen gelir de 3 bin 12’den 2 bin 260 dolara indi.
2023’te kişi başı gelir 13 bin doları aştı
Türkiye ekonomisi darbelerden çıkarak 2023 yılına geldi. Geçen yıl Türkiye’nin GSYH’si 1,19 trilyon dolara yükseldi. Kişi başına düşen milli gelir 13 bin doları aştı. Türkiye 2023 yılında ihracatını 256 milyar dolarla tarihin en yüksek seviyesine yükseltti. – İSTANBUL
]]>Bakan Tunç, 31 Mart yerel seçimlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Belediyelerimiz ile birlikte uyumlu çalışarak Türkiye yüzyılının inşasına İnşallah başlattık ve bu süreçte gençlerimize güveniyoruz. Onların omuzunda çocuklarımızın güvenle terörün her türlüsünden arınmış huzurlu bir Türkiye’yi inşallah ihya etme gayreti içerisindeyiz. Dünyada söz sahibi olan, enerjide bağımsız ekonomide IMF’ye muhtaç olmayan ve savunma sanayiinde yerli ve millik oranını artık yüzde 100’lere yaklaştırmış bir Türkiye olarak inşallah yolumuza deva edeceğiz. Tabii bu 22 yıllık süre içiresinde Türkiye’nin kalkınmasını istemeyen şer şebekeleri de hiç boş durmadı. 367 krizleri, e muhtıralar, MİT tırları krizleri, gezi olayları, 17-25, terörün azdırılması, hendek kazmalar sonrasında 15 Temmuz hain darbe kalkışması ile karşı karşıya kaldık. O karanlık geceyi ülkemize yaşatarak Türkiye’ye yönetimini bir güce devredip, burada uydu yönetim kurmak istediler, bağımsızlığımızı almak istediler. Güneyimizde bir uydu devlet kurmak istediler. Tük bunları milletimizin desteği ile karanlık geceyi milletimizin ve liderimizin kararlı duruşu ile aydınlığa çevirdik ve Cumhur ittifakı olarak bugün yolumuza devam ediyoruz” dedi.
“Vesayetçi, darbeci anlayışı tarihe gömdük”
Adalet Bakanı Tunç, terör örgütlerinin yuvalandığı yapıları yerle bir ederek vesayetçi anlayışı tarihe gömdüklerini belirterek, “22 yıldan bu yana temel hak ve özgürlüklerin alanını genişlettik. Hukukun üstünlüğünü, adaletin güvenini sağlamanın gayreti içerisinde olduk. Bunu hem mevzuat değişiklikleri ile yaptık, hem de Anayasamızda gerçekleştirdiğimiz önemli reformlarla sessiz devrim sayılan reformlarla hayata geçirdik. Bütün temel kanunlarımızı saha ihtiyaçlarına uyarladık. Avrupa’nın en çağdaş, en yeni ihtiyacını cevap veren mevzuatı bizde. Anayasa Mahkemesi, Hakimler Savcılar Kurulu, Yüksek Askeri Şura, Milli Güvenlik Kurulu, Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Özel Yetkili Mahkemeler, bunların hepsi vesayetçi anlayışın, darbeci anlayışın maalesef çöreklendiği yerlerdi. Bu yapı al dönüşümü sağlayarak vesayetçi, darbeci anlayışı tarihe gömdük. Hak aramaları sonuna kadar açtık. Vatandaşımızın kişisel verilerin korunmasından özel hayatın korunmasına varıncaya kadar. Kamu denetçiliği kurumu, vatandaşlarımızın kamuda iş ve işlem noktasında şikayetini hemen başvurabileceği bir mekanizma, bilgi edinme hakkı bunlar Anayasamızda yoktu. Kadınlara pozitif ayrımcılık, darbe anayasasında bunlar akla gelmemişti. Çocukların korunması. Bunların hepsi son dönemde Anayasamıza giren hususlar. Milletimizin onayı ile gerçekleşen düzenlemeler” dedi.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi 15 Demokrasi Şehitleri Salonunda gerçekleşen toplantıda Cumhur İttifakı Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Prof. Dr. Aydın Ayaydın, Muğla’nın 13 ilçesi için 68’i ana proje olmak üzere toplam 75 projesinin tanıtımı yaptı.
Ayaydın, proje tanıtım toplantısında 13 ilçeye yönelik tam 73 proje ile yarışa girdiğini ve hizmet için oy istediğini belirterek rakiplerinin de oy istediği 3 söylemi bulunduğunu, bunlardan birisinin Ayaydın ithal başkan, diğerinin ‘Gelirlerse her şeyi yasaklarlar’, üçüncüsünün de Atatürk ilkeleri ve Cumhuriyet olduğunu açıkladı. Aydın Ayaydın, sahaya indiği 2 aylık süreçte her ilçeyi karış karış gezerek sorunları dinlediğini ve projelerini anlattığını belirtti.
Ayaydın’ın 13 başlıkta topladığı projeleri arasında, imar ve şehircilik projeleri, ulaşım ve altyapı projeleri, altyapı projeleri, spor tesisleri projeleri, sosyal konut projeleri, deniz ve kıyı projeleri, kültür ve sanat projeleri, tarım ve hayvancılık projeleri, sosyal projeler, çevre projeleri, sosyal destek projeleri, ulaşım projeleri ve diğer projeleri yer alıyor. – MUĞLA
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un katılımıyla, Sakarya Valiliği, Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Sakarya Üniversitesi (SAÜ) ve 15 Temmuz Milli İrade Derneğince SAÜ Turgut Özal Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen programda Kur’an-ı Kerim okundu, kısa film gösterimi yapıldı.
Vali Yaşar Karadeniz, programda yaptığı konuşmada, 28 Şubat’ta insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan, aslında içerisinde inanç özgürlüğünü büyük oranda barındıran demokrasiye büyük bir darbe vurulmak istendiğini söyledi.
İnanç özgürlüğü ve ifade hürriyeti gibi temel insan haklarının ayaklar altına alınmaya çalışıldığı, binlerce kişinin mağdur edildiği 28 Şubat’ın, geçmişteki askeri ihtilaller gibi tarihe kara leke olarak düştüğünü belirten Karadeniz, “Bütün karanlık darbe dönemlerinde olduğu gibi 28 Şubat’ta da yüz binlerce insan büyük zulümlere, yasa dışı muamelelere, acı ve gözyaşına mahkum edildi. Kamu düzenini sağlama adına hukukun ayaklar altına alındığı bugünlerde insan onuru hiçe sayıldı.” diye konuştu.
Karadeniz, 1000 yıl süreceğine inanılan ancak 10 yıl bile sürmeyen bu postmodern darbenin, Türkiye’ye nasıl zarar verdiğini herkesin çok iyi bildiğini belirterek, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın riyasetinde, Cumhuriyet’imizi ve demokrasimizi korumak, ülkemizin dünyanın en müreffeh ve gelişmiş ülkeleri arasında yer almasını sağlamak en önemli şiarımızdır.” dedi.
“Başörtülü öğrencilerimize yapılan psikolojik baskıları unutmadık”
Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce ise İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarına dikkati çekerek, 7 Ekim’den bu yana Gazze’de akıtılan kanın durması gerektiğini ifade etti.
Yıllar önce ülke olarak insan haklarının hiçe sayıldığı, ayaklar altına alındığı olaylara şahit olduklarını anlatan Yüce, “60 darbesi, 1971 darbesi, 1980 askeri ihtilali, 15 Temmuz ve seneyidevriyesi olan 28 Şubat darbesi… Ülkemizde 27 yıl önce gerçekleşen 28 Şubat darbesi, hükümetin ağır baskılarla istifaya zorlanmasıyla tarihimizin kara bir lekesi olarak zihinlere kazınmıştır.” şeklinde konuştu.
Yüce, 28 Şubat’ın milletin ifade özgürlüğüne, değerlerine, inançlarına yapılan darbe olduğunu aktararak, “İmam hatipler kapatılsın diye ortalığı ayağa kaldırıp, eğitim görmek isteyen evlatlarımızın elinden eğitim haklarının alındığını unutmadık. Başörtülü öğrencilerimize yapılan psikolojik baskıları unutmadık. Üniversite kapılarında polis zoruyla başları açtırılan kardeşlerimizin, kızlarımızın gözyaşlarını unutmadık. Vatanından, evinden ayrılmak zorunda kalan, zulüm gören, adaletsizliği iliklerine kadar yaşayan kimsesizleri unutmadık, unutturmayacağız.” ifadesini kullandı.
“Özgürlük ve demokrasi adı altında milletin özgürlüğünü ve geleceğini kararttılar”
Serdivan Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı’nın Sakarya Büyükşehir Belediye Başkan adayı Yusuf Alemdar, 27 yıl önce yapılanları lanetledi.
Yıllardır bu davanın peşinde olduklarını vurgulayan Alemdar, “Bu oyunları, senaryoları çok gördük. Gençlerimize şunu söylemek istiyorum. Bilin ki, her ne hikmetse bu darbeleri yapanlar, yaptıranlar, destekleyenler, hep bir sloganla yola çıktı. Özgürlük ve demokrasi adı altında milletin özgürlüğünü ve geleceğini kararttılar. Onun için bugün de aynı süreci, senaryoyu yapmaya çalışanlara dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
15 Temmuz Milli İrade Derneği Başkanvekili Osman İbrahimbaş da 28 Şubat 1997’deki MGK toplantısının üzerinden 27 yıl geçtiğini ancak postmodern darbenin etkilerinin zihinlerdeki yerini muhafaza ettiğinin altını çizdi.
Türk milletinin bu tür darbelerin bir daha yaşanmaması için demokrasi dışı her türlü faaliyete karşı teyakkuzda olması gerektiğini vurgulayan İbrahimbaş, “Geçmişte yaşadığımız tüm darbelere ve muhtıralara, özellikle 28 Şubat postmodern darbesinde olduğu gibi çok yakın tarihte yaşadığımız FETÖ’nün 15 Temmuz hain darbe girişimine de bütün bedenimizle, ruhumuzla, vicdanımızla ve sarsılmaz imanımızla karşıyız. Bu alçak milli irade hırsızlarına diyoruz ki, yaptıklarınızı unutmadık, unutmayacağız.” ifadelerini kullandı.
Programa, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, TBMM KEFEK Başkanı ve Sakarya Milletvekili Çiğdem Erdoğan, AK Parti Sakarya Milletvekili Ertuğrul Kocacık, Sakarya Cumhuriyet Başsavcısı Osman Köse, SAÜ Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık, AK Parti İl Başkanı Yunus Tever, akademisyenler, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
]]>Çeşitli programlara katılmak üzere kente gelen Kurtulmuş, Sakarya Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Sakarya Üniversitesi (SAÜ) ve 15 Temmuz Milli İrade Derneğince SAÜ Turgut Özal Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Darbeler ve Dersler: 28 Şubat Anma Programı”na katıldı.
Programda konuşan Kurtulmuş, Türkiye’nin, çok partili hayata geçişinden bu yana bedeli en ağır şekilde ödenmiş bir demokrasiye sahip olan ülke olduğunu söyledi.
Türkiye’ye demokrasi dersi verenlerin unuttuğu bir şeyin olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Türkiye’de 70 küsur yıllık çok partili siyasi hayatımızda çok kere darbelerle karşılaşmış, çok kere darbe tehditleriyle burun buruna gelmiş ve en sonuncusunda, 15 Temmuz’da da milletin iradesiyle milletin inancıyla milletin gücüyle darbecilere dersini vererek, darbeler tarihini silerek demokrasiyi takip etmiş bir milletin fertleriyiz. Bu süreçlerde demokrasiye destek verenleri saygıyla minnetle ve şükranla anıyoruz. Rahmetli Menderes’i, rahmetli Özal’ı, 28 Şubat’ın o sıkıntılı ve sancılı toplantılarında buram buram terleyerek milletin iradesine sahip çıkan rahmetli Erbakan’ı ve ‘Ben namlusunu millete karşı doğrultmuş olan ordunun karşısında selam durmam.’ diyen rahmetli Yazıcıoğlu’nu minnet ve şükranla anıyorum.” diye konuştu.
Kurtulmuş, milli iradeyi mahkum etmek isteyenlerin isminin hatırlanmadığını ve tarihin yargılanan sayfalarında bulunduğunu belirtti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, konuşması öncesindeki 28 Şubat’ı anlatan videoya işaret ederek, şunları kaydetti:
“Burada gördüğümüz olayların hemen tamamını dün gibi hatırlayan biriyim. O zaman genç bir doçent olarak İstanbul Üniversitesinde o olayları çok yakinen takip ettik. Binlerce insanın nasıl mağdur edildiğine, on binlerce insanın nasıl sonu belli olmayan bir geleceğe doğru sürüklendiğine şahit oldum. Dolayısıyla o günleri çok iyi bilen ve yaşamış insanlar olarak derdimiz; o günlerde yaşayanları yargılamak değil, o günlerde yaşayanları sorgulamak değil ama o günlerde yaşananlardan ders alarak ileride böylesi durumların yaşanmaması için gayret sarf etmektir çünkü tarih, bir turnusol kağıdı olarak herkes hakkında gerekli hükmünü veriyor. Bizim bütün bu olaylardan ders çıkararak yolumuza devam etmemiz lazım. Öncelikle demokrasinin, Türkiye’nin geleceği için olmazsa olmaz bir mesele olduğunu çok iyi şekilde anlamamız gerekiyor. Devlet millet kaynaşmasının sağlanabilmesi için devletin değerleriyle bütünleşik bir kamu yönetiminin şart olduğunu kavramamız gerekiyor. Bu anlamda 28 Şubat’ta yaşananları iyi bir şekilde tahlil etmek ve bundan sonrası için buradan dersler çıkarmamız gerekiyor.”
Kurtulmuş, 28 Şubat sürecine gelmeden önceki dönemde yaşananları da hatırlamakta fayda olduğuna, 1990’ların başında dünya siyasetinde bütün dış etkileri de değiştirecek önemli gelişmelerin olduğuna değinerek, “Esasında hiç lafı eğip bükmeden söyleyebiliriz; 1960 darbesinin arkasında da 1971 muhtırasının arkasında da 12 Eylül darbesinin arkasında da 28 Şubat’ın arkasında da 15 Temmuz’un arkasında da dış güçler olmuştur, dış güçler Türkiye’yi durdurmak istemiştir. Dolayısıyla öncelikli olarak 1990’ların başındaki gelişmeyle birlikte Türkiye çok daha dikkatli şekilde izlenen bir ülke haline geldi. Batılı beylerin kontrolünün dışına çıkacak bir Türkiye’nin, oluşmakta olan yeni dünya dengesinde başlarına bela olacağını hissedenler, Türkiye’yi 1990’ların başından itibaren karıştırmaya başladılar.” ifadelerini kullandı.
Üç gün arayla Sivas katliamı ve arkasından Başbağlar katliamının yapılmasının asla tesadüf olmadığını, 1990’lı yılların başından itibaren Türkiye’de önemli insanların bazı suikastlara uğradığını, faili meçhul cinayetlerin gerçekleştiğini ve bunlarla Türkiye’nin bir kaos ortamına itilmek istendiğini bildiklerini anlatan Kurtulmuş, o dönem içerisinde birtakım olayların gerçekleşmesiyle Türkiye’nin kriz ortamına itilmeye çalışıldığını, şüpheli ölümlerle ülke gündeminin sarsıldığını dile getirdi.
Gölcük’te 12 yüksek rütbeli subayın “Bir tatbikat yapıyoruz.” diyerek aslında 28 Şubat ve sonraki dönemde neler olacağının işaretlerini ortaya koymalarının önemli olaylardan olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, millet adına ülkeyi yönetme yetkisine sahip olanlara hayatın dar edildiği 28 Şubat’taki o meşhur Milli Güvenlik Kurulu toplantısının gerçekleştiğini belirtti.
Kurtulmuş, “28 Şubat; öyle bildik, şimdilerde Afrika ülkelerinde görülen sabah kalkan ordu birliklerinin yaptığı bir darbe değil, iyi planlanmış, belki aylar öncesinden yurt dışındaki bazı enstitülerde hazırlıkları yapılmış, ince işlenmiş bir postmodern darbe teşebbüsüydü.” dedi.
“27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı, 27 Nisan’ı sakın hikaye okur gibi okumayın”
Bir gayri milli anlayışın, Türkiye’yi 28 Şubat sürecine getirdiğini belirten Kurtulmuş, ya korkutularak ya parayla birtakım imkanlar temin edilerek 28 Şubat’ta o günkü hükümetin düşürüldüğünü söyledi.
Kurtulmuş, o dönemde 7 milletvekiliyle Refahyol Hükümeti’ne sonuna kadar destek veren Muhsin Yazıcıoğlu’nu rahmet, minnet ve şükranla yad ettiğini kaydetti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, 28 Şubat’a “postmodern darbe” denilmesinin sebeplerine değinerek, Osmanlı’nın son döneminde yaşanan darbelerin tamamının arkasında Batı’nın ve Türkiye’nin üzerinde hiç de iyi niyetleri olmayan ülkelerin etkisinin bulunduğunu vurguladı.
Kurtulmuş, Babıali ve Feriye baskınlarının, Sultan Abdülhamid Han’ın “halli”nin, 27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın, 27 Nisan’ın ve 15 Temmuz’un karşısında ve yanında kimlerin olduğunun iyi değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
15 Temmuz’un, Türkiye’de darbeler tarihini sona erdirdiğini ifade eden Kurtulmuş, “Gençler; 27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı, 27 Nisan’ı sakın hikaye okur gibi okumayın. Bütün bunları, Türkiye’nin ikinci yüzyılı, sizin öncü olacağınız önünüzdeki dönemi daha demokratik hale getirebilmek, Türkiye’yi daha güçlü hale getirebilmek için mutlaka çok iyi anlayın, çok iyi algılayın.” şeklinde konuştu.
Kurtulmuş, 28 Şubat’ın, siyasete müdahaleden daha çok Türkiye sosyolojisine müdahale ettiğini vurgulayarak, 28 Şubat’ın, Anadolu insanının toplumsal alandaki görünürlüğünü engellemek için yapıldığını belirtti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Bu darbeyi yapanlar, bu darbenin arkasındaki akıl sahipleri bilmiyorlar mı ki bir metrelik başörtüsünü önlesen ne olur önlemesen ne olur? Ama mesele inançları gereği başını örten insanların başörtüsüyle tasfiye edilmesinden öte, hakir gördükleri, kıyıda gördükleri, köşede gördükleri, bir şey anlamaz zannettikleri o insanların çocuklarının gelip okuyarak toplumda güçlü bir yer edinmesini önlemek için o yasağı ortaya koydular.”
Eşi Sevgi Kurtulmuş’un o dönemde İstanbul Üniversitesinde doçent olduğunu aktaran Kurtulmuş, başörtüsü nedeniyle üniversiteden atıldığını söyledi.
Kurtulmuş, “Dönemin başbakanının, Merve Kavakçı’yı Meclis’te dışarı çıkartırken, sıra kapaklarına ‘dışarı dışarı’ diye vururlarken söylediği bir söz, 28 Şubat’ın zihin şifrelerinin anahtarıdır. ‘Bu kadına haddini bildirin…’ Mesele; haddinin bildirilmesi meselesiydi. Yoksa başörtüsü meselesi, yani sadece bir görüntü olarak, sembol olarak, başörtüsü meselesine karşı olmak değil, çok geniş halk kitlelerine haddinin bildirilmesi operasyonudur.” ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, 28 Şubat’ın, Anadolu insanının yükselişini önleyen bir darbe olarak hafızalara kazındığını belirterek, “Millete haddini bildirmeye kalkan bu darbeden sonra Allah’a çok şükür millet, ‘Ben buradayım.’ demeyi başarmıştır. Sonuç itibarıyla 28 Şubatçılar değil, 28 Şubat’ta mücadele eden millet çoğunluğu kazanmıştır. Bu anlamda milletimiz kazanmaya devam edecektir.” diye konuştu.
“Türkiye eksen falan kaydırmıyor”
“28 Şubat dış desteklidir.” dediklerinde bazılarının “Olur mu şey?” ifadesini kullandığını aktaran Kurtulmuş, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir’in, Amerikalı profesörle bir dergi için imzaladığı makaleye dikkati çekti.
Bir’in, o dönemki ifadelerini hatırlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Daha sonraki dönemlerde zaman zaman Sayın Cumhurbaşkanımıza, ‘Türkiye’nin ekseni kayıyor.’ diyerek hatırlatma yapanların söylediklerine ne kadar benziyor değil mi? Onlara şunu bir kere daha hatırlatmak vazifemizdir; Türkiye eksen falan kaydırmıyor. Türkiye’nin eksenini kaydırmaya çalışan bazılarına bu millet, darbelere karşı çıkarak yol vermiyor, onların önünü açmıyor. Türkiye kendi eksenini tahkim ediyor. İnşallah Türkiye; artık demokrasisini çok daha güçlü hale getirerek, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında şimdiye kadar bedeli en ağır şekilde ödenmiş bir demokrasiye sahip bir ülke olarak ikinci asrımızda çok daha güçlü bir ülke olacak.”
Kurtulmuş, Çevik Bir’in makaledeki ifadelerinin bugünü ne iyi kadar anlattığına işaret ederek, “Bugün İsrail bu bölgede bu kadar pervasız bir şekilde hareket ediyorsa ve çok şükür Türkiye bunun karşına her bakımdan güçlü bir şekilde çıkmayı, durmayı başarabiliyorsa bunda hiç şüphesiz demokrasinin güçlü olmasının büyük payı vardır.” dedi.
“Dünya barışının kapısı Filistin davasıdır”
İsrail’in insani yardım bekleyen Filistinlilere yönelik saldırısında 104 kişinin öldüğünü aktaran Kurtulmuş, “Bütün dünya 5 aya yakın bir süredir izliyor. İsrail’in arkasında olan ülkeler de dünyanın birçok yerinde demokrasiye ayar verdikleri gibi İsrail’e destek vererek Orta Doğu’ya da ayar vermek istiyorlar. Çok net ifade ediyorum; dünya barışının merkezi, dünya barışının kapısı Orta Doğu. Orta Doğu’da barış olmadan dünyada barış olmaz. Dünya barışının kapısı ise Filistin davasıdır. Filistin davasının en güzel şekilde ileriye götürülmesi için Türkiye her bakımdan mücadelesine devam edecek.” diye konuştu.
Kurtulmuş, demokrasisi güçlü, milletiyle devleti kaynaşmış, her bakımdan dünya uluslarıyla rekabet edebilen bir Türkiye’nin, Orta Doğu barışının anahtarını en güzel şekilde açan ülke olacağını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onun için diyoruz ki demokrasimizi tahkim edeceğiz; medeniyette, kültürde, bilimde, sanatta, her alanda güçlü olacağız. Bu anlamda Türkiye’yi etrafımızdaki ülkelerle normalleşme süreci başta olmak üzere dünya siyasetinde çok etkili bir ülke haline getireceğiz. İnşallah bir daha bu topraklarda hiç kimse milletin sözünden başka bir söze itibar edemeyecek ve milletin sözünden başka hiçbir söz yeterli olamayacaktır. Söz de karar da milletindir diyoruz ya bu millet bu sözü gerçekten kanlarıyla yazarak hak etmiş bir millettir.”
Kurtulmuş, 1960 darbesi, 12 Eylül ve daha sonraki süreçte, 28 Şubat’ta ve 15 Temmuz darbe girişiminde büyük bedel ödeyen milletin önünde saygıyla eğildiğini belirterek, “Bu millet gerçekten karşısına çıkılacak, karşında durulacak bir millet değildir. Yeter ki önüne hedef konulsun, hep beraber birlikte kenetlenerek yürüyebileceği, milli anlamda ittifak edeceği bir yol kurulsun. İşte bu anlamda ikinci yüzyılımıza ait hedeflerimiz, Türkiye’nin bundan sonraki geleceğidir. Geleceğin anahtarı da siz sevgili gençlerin elindedir.” ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, konuşmasının ardından Sakarya Üniversitesi Rektörü Hamza Al’ı ziyaret etti.
Kurtulmuş, inşaatı süren Adapazarı Anadolu İmam Hatip Lisesini de gezerek, Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce’den çalışmalar hakkında bilgi aldı.
]]>Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak olan yerel seçimler öncesi mitinglerini sürdürüyor. Aydın’da Atatürk Kent Meydanı’nda halka hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aydın geçtiğimiz Mayıs aydında Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde yaklaşık yüze 40 düzeyinde yanımızda yol aldı. Bu oy Aydınla bizim aramızdaki gönül bağımızı ifade etmekten çok uzak. İnşallah 31 Mart’ta büyükşehir ve ilçelerinden müjdeli haberler bekliyoruz. Şu anda meydanda 52 bin kişi var. Bu ne demek? 31 Mart günü sandıkları patlamaya hazırlanıyoruz demek” dedi.
“Aydın bize Menderes’in emaneti”
“Aydın’ın bize ‘yeter söz milletin’ diyerek Türk demokrasisine adını altın harflerle yazdıran Adnan Menderesin emanetidir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma yolculuğu her darbede, her krizde ne yazık ki kesintiye uğradı. Bu defa durum farklı. Kendi iç meselelerimizle uğraşırken bizimle aynı seviyede olan ülkeler aldı başını gitti. Ülkemizin darbeler zincirinin önemli halkalarından biri de dün 27’nci yılını geride bıraktığımız 28 Şubat postmodern darbesiydi. Öncesiyle sonrasıyla bu darbe ülkemizin utanç verici sayfalarından biridir. Menderes’i hoyratça başbakanlık koltuğundan indirip, darağacına gönderen zihniyet 28 Şubat darbesinde kendince daha incelikli yöntemler kullandı. Kafa aynı kafaydı, sadece metot farklıydı. Bu darbe girişimin ele başlarından birinin gerekirse ülkemizin nüfusunun bir kaç milyon azalmasından ziyan gelmeyeceğini söylediği rivayet edilir. Hatta dönemin cuntacıları 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini ilan etmişlerdi. Kılık kıyafetinden dolayı kadınların okuma ve çalışma hakların gasp edildiği, milli irade hazımsızlığının en sefil örneklerinin sergilendiği, bazı medya organların darbe bülteni gibi yayınlar yaptığı, demokrasi, hukuk, adalet ve özgürlük namına ne kadar değer varsa hepsinin çiğnendiği o kara günleri unutmadık, unutmayacağız. Allah ülkeyi bir daha bu faşist zihniyetin eline düşürmesin. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevimizden daha süremiz dolmadan darbecilere selam duran hukukçuların kararlarıyla ayrılmak zorunda bırakıldık. Partimizi kurup başbakanlık görevini üstlendikten sonra da sürekli darbeci zihniyetin ve onun emrindeki bürokratik oligarşinin oyunları ile boğuştuk. Cumhuriyet mitingleri adı altında Cumhuriyetimize, milli iradeye, demokrasimize kasteden tuzaklarla, karanlık cinayetlerle ve daha nice sinsi senaryolarla karşılaştık. Ardından uyduruk gazete kupürleri ile, internet haberleri ile partimizi kapatmaya kalktılar. Milletimizin desteği ile bu badireleri aştıkça önümüze yeni yeni engeller çıkarttılar. Gezi olayları ile sokakları karıştırmaya çalıştılar. FETÖ’nün, emniyet, yargı, darbe girişimi ile milli iradeyi esir almaya cüret ettiler. PKK terör örgütü ile vatan topraklarını parçalamaya niyetlendiler. 15 Temmuz darbe girişimi ile milletimize silah çektiler, kan döktüler. Sınırlarımıza yığdıkları teröristlerle vatan topraklarına ve milletimizin aziz canına kastettiler. Hiçbirinde başarılı olmayınca işi ekonomimizi mahvetme tehditlerine kadar vardırdılar. Ülkemizin 74 yıllık çok partili geleneğini hedef alan saldırıların gerisinde Türkiye’yi istedikleri gibi yönetmek isteyen emperyalist güçlerin olduğunu biliyoruz. Biz içerdeki maşalarla mücadele ederken, asıl büyük kavgayı bunlara karşı verdik. Nerde? Cudi’de verdik. Nerde? Gabar’da verdik. Bunları mağaralara gömdük. Terk edip gittiler. Bakıyorsunuz bir taraftan Fransızların meşhur LaFarge çimento ürünü Türkiye’ye geldi ve bunlarla mağaraları yaptılar teröristlere. Fransa ne yazık ki terörün adeta baş destekçisi oldu. Biz Kuzey Suriye’deki LaFarge’ın bütün barınaklarını gömdük” diye konuştu.
“Karşılaşacakları gerçek en hafif benzetmesi ile 15 Temmuz olacaktır”
Türkiye’nin her alanda güçlenmesi ile tuzakların çapının da büyüdüğünü kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizi siyasetiyle, diplomasisiyle, üretimiyle, ihracatıyla, teknolojisiyle, savunma sanayisiyle güçlendirdikçe bize karşı kurulan tuzakların çapı da büyüdü. Covid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi krizlerinin etkisi ile kendi canlarının dertlerine düşmeselerdi daha neler yaparlardı Allah bilir. Bu hadiselerin ülkemize olumsuz yansımalarını en alt düzeyde tutmak için çok çalıştık. En büyük başarımız ne yaşarsak yaşayalım ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasında tutmak olmuştur. Bugün de milletimizi yılgınlığa sürükleyerek, küresel ve yerel dinamikleri aleyhimize kışkırtarak ülkemizi yeniden darbe iklimine sokma hevesi ile yanıp tutuşanlar olduğunu biliyoruz. Ama artık işleri daha zor. Çünkü Türkiye, eski Türkiye değil. Milleti ile, alt yapısı ile, siyaseti ile, ordusu ile, bölgesel ve küresel dengelerdeki stratejik konumu ile artık bambaşka bir Türkiye var, bambaşka bir devlet var. Türkiye Yüzyılına kilitlenmiş bu ülkenin, önünü kesmek, ayaklarına pranga vurmak, diz çöktürmek, istikamet belirlemek öyle kolay değil. Sağda solda kendi kendilerine gelin güvey olanlar varsa milli iradenin şehri Aydın’dan hepsini ikaz ediyorum. Hayalinizde 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi bir darbe veya cunta girişimi varsa, karşılaşacakları gerçek en hafif benzetmesi ile 15 Temmuz olacaktır. Dik duracağız, diklenmeyeceğiz. Artık bu milletin kendi iradesini hiçe sayanlara tahammülü kalmamıştır. Bu millet bir daha rahmetli Menderes’in ardından yaptığı gibi göz yaşı dökmeyecektir. Bu millet bir daha rahmetli Özal’a edilen eziyetlerin tekrarlanmasına rıza göstermeyecektir. Bu millet bir daha merhum Erbakan’a ve merhum Türkeş’e yapılan hoyratlıkların tekrar sahnelenmesine eyvallah etmeyecektir. Bu millet bir daha geçtiğimiz 21 yılda yaşadığımız türden hiçbir sinsi girişimin tekerrürüne izin vermeyecektir. Ülkemizin ihtiyacı çalışmaktır, üretmektir, gücünü arttırmaktır, refahını yükseltmektir, Türkiye yüzyılının inşasını kesintisiz sürdürmektir. Elbette çözmemiz gereken sıkıntılar var. Bunları ülkemizi milli irade hırsızlarının, kalkınma düşmanlarının eline teslim ederek değil, daha çok mücadele vererek çözeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramı ilan edeceğiz”
Ramazan Bayramı öncesinde 31 Mart’taki seçimleri kazanarak milli irade bayramı ilan edeceklerini kaydeden Erdoğan, “Her kim size vizyonsuz projesiz vaatlerde bulunursa emin olun söylediklerini yapamayacağı gibi, sizi elinizdekilerden de edecektir. Biz Türkiye’yi lafla değil, çalışarak, üreterek, alın teri dökecek, tehditlere direnerek büyütmeyi sizlere taahhüt ediyoruz. Aydın’ın da bu kutlu yolculuğun lokomotiflerden biri olacağına inanıyorum. Öyleyse buradan ses verin ki emperyalistlerin de ve maşalarının da kulakları çınlasın. Aydın, 31 Mart’ta milli irade bayrağını bir kez daha yükseltmeye var mıyız? Türkiye yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar, ana kademe, kadın kolları ve gençler kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Aydınla birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleri ile boyamaya var mıyız? Ramazan ayı yaklaşıyor. Bu mübarek günleri gündüzü ile ayrı, gecesi ile ayrı değerlendirmeliyiz. İnşallah Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramını ilan edeceğiz. Demokrasi ve kalkınma yolculuğumuzun bu durağını da zaferle geride bırakacağız” dedi.
“Aydın’ı daha güzel yatırım ve hizmetlerle buluşturmayı sürdüreceğiz”
Aydın’a yapılan yatırımlardan bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Allah’ın her köşesine ayrı bir güzellik bahşettiği Aydın’ı biz de 22 yılda 177 milyar lira kamu yatırımı yaparak, geliştirdik, büyüttük ve zenginleştirdik. Eğitimde şehrimize 3 bin 494 yeni sınıf kazandırdık. Gençlik ve sporda 12 bin 306 kişi kapasiteli yurt binaları açtık, 43 adet spor tesisi inşa ettik. Sosyal yardımlarda Aydınlı ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız için 7 milyar lira tutarında kaynak aktardık. Sağlıkta aralarında bin 499 yataklı 25 hastanenin olduğu, 63 adet sağlık tesisi yaptık. Yatak kapasitesi 950 olan Aydın Şehir Hastanemiz ile birlikte 8 sağlık tesisinin yapımına devam ediyoruz. TOKİ eli ile 2 bin 75 konutu, sosyal donatı alanları ile birlikte tamamlayıp vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Bin 552 konutun inşasına devam ediyoruz. Şehrimizde 9 bin 717 riskli bağımsız bölümün kentsel dönüşümünü gerçekleştirdik. İktidara geldiğimizde Aydın’da 7 adet atık su arıtma tesisi varken, bugün 34 adet atık su arıtma tesisi ile belediye nüfusunun yüzde 88’ine hizmet veriyoruz. Bunlar belediyenin yapması lazım. Aydın’daki 4 millet bahçesi projemizden 2’sini tamamlayarak hizmete sunduk, diğerleri ile de çalışmalarımız sürüyor. Ulaştırmada 114 kilometreden devraldığımız Aydın’ın bölünmüş yol mesafesini 408 kilometreye çıkarttık. İzmir-Aydın Otoyolu’nu, Aydın Çevre Yolu’nu tamamlayarak trafiğe açtık, şehir hastanesi yolunu da biz yapıyoruz. İlk 80 kilometresini trafiğe açtığımız Aydın-Denizli Otoyolu’nun kalan 60 kilometrelik kısmını da inşallah bu yıl sonuna kadar tamamlayacağız. Ayrıca çeşitli güzergahlarında inşası süren, projelendirmesi yapılan çok sayıda yol çalışmamız var. Demir yollarında; Cumaovası, Aydın, Denizli Hattı ile Nazilli, Kızıldere arasını tamamen yeniledik. Afyon, Denizli, Isparta, Burdur ve Ortaklar Aydın-Denizli tren hatlarını modernize ediyoruz. Didim Yat Lima’nını da biz tamamladık. Aydın’a 14 baraj, 13 gölet, 6 hidro elektrik santrali, 8 arazi toplulaştırma, 42 sulama tesisi ve 17 yer altı depolama tesisi inşa ettik. 4 baraj daha inşa ediyoruz. Hayata geçirdiğimiz sulama projeleri ile 592 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Halen inşası ve ihale süreci devam eden 11 sulama tesisi ile 297 bin dekar araziyi daha suyla buluşturacağız. Aydınlı çiftçilerimize yaklaşık 71 milyar lira tutarında tarımsal hibe desteği verdik. Sanayi ve teknolojide 1 teknopark, 9 araştırma geliştirme merkezi ve 3 tasarım merkezi kurduk. Efeler’deki 72 hektar alanda tarıma dayalı ihdtsas organize sanayi bölgesini faaliyete geçirdik. İstihdamı desteklemek için Aydınlı işverenlerimize toplam 4,2 milyar lira tutarında prim teşviki verdik. Enerjide Aydın, Çine, Efeler, Germencik, İncirliova, Koçarlı, Köşk, Kuşadası, Kuyucak, Nazilli, Söke, Sultanhisar ve Yenipazar’a doğalgaz arzını sağladık. Didim’e de önümüzdeki yıl doğalgaz arzını sağlayacağız. Aydın’daki müzelerimizde bulunan eser sayısını 66 binden yaklaşık 113 bine çıkarttık. İnşallah Aydınımızı daha nice güzel yatırımlarla, eserlerle, hizmetlerle buluşturmayı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
“21 yıldır sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık”
Türkiye yüzyılı vizyonuyla cumhuriyetimizin ikinci asrına güçlü bir giriş yapmanın çabası içerisinde olduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Biz bu ülkede 21 yıldır sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık Türkiye’nin asırlık ihmallerin ürünü tüm alt yapı eksikliklerini gidermek, milletimizi hayalleri ile buluşturmak bize nasip oldu. Sadece somut projelerle kalmadık. Hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi konusunda da devrim mahiyetinde düzenlemeleri hayata geçirdik. Her alandaki sorunları çözerken, asla kimsenin inancına, hayat tarzına, kökenine ve şehrine bakmadık. Siz birilerinin yaptıkları eski Türkiye güzellemelerine sakın kulak asmayın. Milletçe Cumhuriyet tarihinin en müreffeh ve en demokratik dönemini son 21 yılda yaşadık. Ülkemizin en iddialı kalkınma programı olan 2023 hedeflerini biz hayata geçirdik. Ülkemizin güven ve istikrar iklimine, demokrasisine, bağımsızlığına kasteden saldırılara ilave olarak küresel ve bölgesel krizlerin yansımalarından kaynaklanan o sıkıntılar, bu hakikatin üzerini örtemez. Biz ülkemiz ve milletimiz için en iyisini hedefleyerek yolumuza devam ediyoruz. Türkiye yüzyılı vizyonuyla cumhuriyetimizin ikinci asrına güçlü bir giriş yapmanın çabası içerisindeyiz. Bugün açıklanan 2023 yılı büyüme rakamları hamdolsun oldukça iyi geldi. Türkiye ekonomisi geçen yıl depreme ve diğer olumsuzluklara rağmen yüzde 4,5 büyüyerek çok önemli bir başarıya imza attı. Hani ekonomi kötüydü? Kötüye gidiyordu? Böylece ekonomimiz üst üste 14 çeyrektir büyüme başarısı gösterdi. Bu oranla Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduk. Gayrisafi yurtiçi hasılamız 1 trilyon 119 milyar Dolar ile ilk kez 1 trilyon Dolar sınırının üzerine çıktı. Muhalefet, hani yandık, öldük, bittik diyordu ne oldu? Aydın 31 Mart akşamında bu muhalefete dersini verecek, ben size inanıyorum. Çok çalışacağız. Aydın’ı 31 Mart akşamı özellikle takip edeceğim.”
“Bizimle yarışacak kimse yok”
Türkiye’de belediyeciliğin AK Parti’nin işi olduğunu ve belediyecilikte kendileri ile yarışacak kimsenin olmadığını belirten Erdoğan konuşmasını şu sözlerle noktaladı:
“Bugüne kadar yaptıklarımızla beraberce atlattığımız badirelerle, geleceğe yönelik yol haritamızla hep sizlerin huzurunda olduk. Milletimize asla yalan söylemedik. Yapamayacağımız işin sözünü vermedik. Sözünü verdiğimiz her işi yapmak için de canla başla çalıştık ve çabaladık. Şüphesiz eksiklerimiz olmuştur ama asla milletimizin karşısında başımızı eğecek yalanımız, hele hele ihanetimiz olmadı. 31 Mart seçimleri için sizlerin karşısına çıkarken arkamızda 21 yıllık eser ve hizmet karnemiz, önümüzde de Türkiye yüzyılı şehirlerini inşa etmek için gerçek belediyecilik sözümüz var. Efeler diyarı Aydın harbiliğin ve hasbiliğin kitabının yazıldığı yerdir. Biz size yüreğimizi açıyoruz. En samimi şekilde muhasebemizi yapıyor, vaatlerimizi anlatıyoruz. Büyükşehri ve ilçeleri ile Aydın 31 Mart’ta tercihini Cumhur İttifakı’ndan yana yaparsa bundan kazançlı çıkacak olan sizlersiniz. Niye? Cumhurbaşkanı bu kardeşiniz mi? hükümet bu kardeşiniz ile mi yürüyor? kabine benimle mi yürüyor? Öyleyse Aydın’daki yerel yönetim de bizim olduğu zaman nasıl hizmetler olacağını anlayın. Her partinin bir adayına saygımız var ama belediyeciliğin bizim işimiz olduğu hususunda iddialıyız. Zira bu kardeşiniz 1994’de çöp, çukur, çamur olan İstanbul’u CHP’den aldı. Orayı hamdolsun pırıl pırıl bir şehir haline biz getirdik. Kimse kusura bakmasın. Bu konuda bizimle yarışacak kimse yok. Aydın’ı Türkiye yüzyılına hazırlamak için 31 Mart’ta sandıkta desteğinizi istiyoruz.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuşmasının ardından AK Parti Aydın İl Başkanı Gökhan Ökten ve MHP Aydın İl Başkanı Haluk Alıcık’ı sahneye davet ederek Aydın Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere 17 ilçenin belediye başkan adaylarını tanıttı. – AYDIN
]]>Sakarya’ya gelen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, ilk olarak Sakarya Valiliğini ardından Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığını ziyaret etti. Kurtulmuş ardından Türk demokrasisi tarihinde kara bir leke olarak nitelendirilen 28 Şubat günü çerçevesinde Milli İrade Derneği tarafından düzenlenen ‘Darbeler ve Dersler’ programına katıldı. Burada konuşma gerçekleştiren TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Türkiye geçtiğimiz cumhuriyete ve çok partili siyasi hayata geçişimizden bu yana özellikle çok partili siyasi hayatımızda bedeli en ağır şekilde ödenmiş bir demokrasiye sahip olan bir ülkedir. Şunu açıklıkla ifade etmek gerekir ki yeri geldiği zaman Türkiye’ye demokrasi dersi verenlerin unuttuğu bir şey var. Türkiye’de yetmiş küsur yıllık çok partili siyasi hayatımızda çok kere darbelerle karşılaşmış, darbe tehditleriyle burun buruna gelmiş ve en sonuncusunda 15 Temmuz’da da milletin iradesiyle, milletin inancıyla, milletin gücüyle, darbecilere dersini vererek, darbeler tarihini silerek demokrasiyi tahkim etmiş olan bir milletin fertleriyiz. Bundan dolayı bu süreçte yaşananlar dolayısıyla bu süreçlerde demokrasiye destek verenleri saygıyla, minnetle, şükranla anıyorum. Rahmetli Menderes’i, rahmetli Özal’ı 28 Şubat’ın o sıkıntılı ve sancılı toplantılarında buram buram terleyerek milletin iradesine sahip çıkan rahmetli Erbakan’ı ve ben namlusunu millete karşı doğrultmuş olan ordunun karşısında selam durmam diyen rahmetli Yazıcıoğlu’nu minnetle, şükranla anıyorum” dedi.
“Tarih bir turnusol kağıdı olarak herkes hakkında gerekli hükmünü veriyor”
“Öncelikle 28 Şubat’ı anarken bizim yapmak istediğimiz, asla ve asla kişiler üzerinden söylemek değildir, kişileri yargılamak değildir, tarihi bir hikayeyi anlatmak hiç değildir” ifadelerini kullanan Kurtulmuş, “Ben deniz, ailenizle birlikte ve birçok arkadaşımızla birlikte o olayların hemen tamamını dün gibi hatırlayan birisiyim. O zaman genç bir doçent olarak İstanbul Üniversitesi’nde o olayları çok yakinen takip etti. Binlerce insanı nasıl mağdur edildiğini on binlerce insanın nasıl sonu belli olmayan bir geleceğe doğru sürüklendiğine birebir şahit olduk. Dolayısıyla o günleri çok iyi bilen ve yaşamış olan insanlar olarak bizim derdimiz o günlerde yaşayanları yargılamak değil, o günlerde yaşayanları sorgulamak değil ama o günlerde yaşananlardan ders alarak ileride böylesi durumların yaşanmaması için gayret sarf etmektir. Çünkü tarih bir turnusol kağıdı olarak herkes hakkında gerekli hükmünü veriyor ve bizim bütün bu olaylardan ders çıkararak yolumuza devam etmemiz lazım. Öncelikle demokrasinin Türkiye’nin geleceği için olmazsa olmaz bir mesele olduğunu çok iyi şekilde anlamamız, kavramamız gerekiyor. Devlet, millet kaynaşmasının sağlanabilmesi için devletin değerleriyle bütünleşik bir kamu yönetiminin şart olduğunu kavramamız gerekiyor. Bu anlamda 28 Şubat’ta yaşananları iyi bir şekilde tahlile ve bundan sonrası için buradan dersler çıkarmamız gerekiyor. Davalar görüldü, o davalarda bir kısmı ceza aldı. Ama şunu biliyoruz ki hiç şaşmaz yargının olduğu günde mahkemelere çıkmamış, daha yargılanmamış, ceza almamış olanların da millet gönlünde ve zihnimde hükmü verildiği gibi öteki tarafta da mutlaka onlar layık oldukları en ağır cezaları göreceklerdir” diye konuştu.
“Tarihçilerin medeniyet hilali olarak gördükleri bu coğrafyanın tam kalbinde olan ülke, Türkiye’dir”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Tarihçilerin medeniyet hilali olarak gördükleri bu coğrafyanın tam kalbinde olan ülke, Türkiye’dir. Onun için Türkiye yalnız bırakılamaz, Türkiye tek başına bırakılamaz, Türkiye’nin mutlaka batı tarafından kontrol edilmesi dizayn edilmesi lazım gelir diye bir fikirle hareket ettiler. Esasında hiç lafı eğip bükmeden söyleyebiliriz 1960 darbesinin arkasında da 1971 bir muhtırasının arkasında da 12 Eylül darbesinin arkasında da 28 Şubat’ın arkasında da 15 Temmuz’un arkasında da hepsinde dış güçler olmuştur. Dış güçler Türkiye’yi durdurmak istemiştir. Öncelikli olarak doksanların başındaki bu gelişmeyle birlikte Türkiye çok daha dikkatli bir şekilde izlenen bir ülke haline geldi. Batılı beylerin kontrolünün dışına çıkacak bir Türkiye’nin oluşmakta olan yeni dünya dengesinde başlarına bela olacağını hissedenler Türkiye’yi doksanlardan başından itibaren karıştırmaya başladılar. Dönemin muktedir Genelkurmay ikinci başkanı Çelik Pirinç’in söylediği biz demokrasiye balans ayarı yaptık diyerek Sincan’ın caddelerinden tanklar kariyerler geçirilerek siyasete, filiz siyasete göz dağı verilmeye başlanmıştır. Yine bu süre içerisinde unutmayacağımız önemli olaylardan birisi ise Gölcük’te on iki yüksek rütbeli subayı bir tatbikat yapıyoruz adı altında aslında 28 Şubat ve sonrasındaki dönemde neler olacağının işaretlerini ortaya koymalarıdır” şeklinde konuştu.
“28 Şubat siyasete müdahaleden daha çok Türkiye sosyolojisine müdahale etmiştir”
Postmodern darbeyi anlatan Kurtulmuş, “28 Şubat’ın diğerlerinden fark eden bir önemli özelliğinin de altını çizmek isteriz. Diğer bütün darbelerin en temel etkisi siyaset alanına etkisidir. Yani siyasi sonuçları olan darbelerdir. 28 Şubat siyasete müdahaleden daha çok Türkiye sosyolojisine müdahale etmiştir. Nasıl? Anadolu insanının önünü kesmek için onların siyaset, toplumsal alandaki görünürlüğünü ortadan kaldırmak için harekete geçmiştir. Bu darbeyi yapanlar, bu darbenin arkasındaki akıl sahipleri bilmiyorlar mı ki? Mesele bir metrelik başörtüsü yani inançları gereğin başını örten insanların başörtüsüyle onların tasfiye edilmesinden öte o insanların akil gördükleri, kıyıda gördükleri, bir şey anlamaz zannettikleri o insanların çocuklar gelip okuyarak toplumda güçlü bir yer edinmesini önlemek için o yasağı ortaya koydular” ifadelerini kullandı.
“Türkiye demokrasisini çok daha güçlü hale getirelim”
İsrail’in Filistin saldırılarına da değinen Kurtulmuş, “Türkiye demokrasisini çok daha güçlü hale getirelim. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında şimdiye kadar bedeli en ağır şekilde ödenmiş bir demokrasiye sahip bir ülke olarak ikinci asrımızda çok daha güçlü bir ülke olacağız. Bugün eğer İsrail bu bölgede bu kadar pervasız bir şekilde hareket ediyorsa ve çok şükür Türkiye bunun karşına her bakımdan güçlü bir şekilde çıkmayı, durmayı başarabiliyorsa bunda hiç şüphesiz demokrasinin güçlü olmasının büyük rolü vardır. Ama yetmez önümüzdeki dönemde bunları da söylemek mecburiyetindeyim. Biz bugün bu toplantıya gelirken İsrail Gazze’ye de Refah sınırına yardımlar dolayısıyla sıkıştırdığı gariban, masum Filistinlilerin üzerine yine ateş açtı ve öyle görünüyor ki yüze yakın Filistinli şehit oldu. Bir dilim ekmek alabilmek için. Tamamı sivil, tamamı neredeyse kadın çocuk ve yaşlılardan oluşan bir kitleyi şehit etti. Bütün dünya izliyor 5 aya yakın bir süredir. İsrail’in arkasında olan ülkeler de aynen dünyanın birçok yerinde nasıl demokrasiye ayar verdikleri gibi İsrail’e destek vererek Orta Doğu’ya da ayar vermek istiyorlar. Dünya siyasetine de ayar vermek istiyorlar. Çok net ifade ediyorum dünya barışının merkezi, dünya barışının kapısı Orta Doğu’dur. Ortadoğu’da barış olmadan dünyada barış olmaz. Dünya barışının kapısı ise Filistin davasıdır. Filistin davasının inşallah en güzel şekilde ileriye götürülmesi için Türkiye her bakımdan mücadelesine devam edecek. Demokrasi güçlü, milletiyle devleti kaynaşmış her bakımdan her alanda dünya oluşlarıyla rekabet edebilen, mücadele edebilen bir Türkiye ancak Orta Doğu barışının anahtarını en güzel şekilde açan ülke olur. Onun için diyoruz ki demokrasimizi tahkim edeceğiz. Medeniyette, kültürde, bilimde, sanatta, her alanda güçlü olacağız. Bu anlamda Türkiye etrafımızda ülkelerle normalleşme süreci başta olmak üzere dünya siyasetinde çok etkili bir ülke haline getireceğiz ve inşallah bir daha bu topraklarda hiç kimse milletin sözünden başka bir söze itibar edemeyecek ve milletin sözünden başka hiçbir söz geçerli olamayacak” dedi. – SAKARYA
]]>Çelik, partisinin Adana İl Başkanlığı’nda düzenlenen üye katılım töreninde yaptığı konuşmada, seçim sürecinde Türkiye’deki çeşitli tartışmaları bir kere daha yakından izleme fırsatı bulduklarını söyledi.
Dün 28 Şubat “postmodern darbesi”nin yıl dönümü olduğunu hatırlatan Çelik, şöyle devam etti:
“Dün gece özellikle bazı programlara baktım. Ne konuşuluyor? ‘Bazıları acaba bunca zaman geçtikten, onca acı yaşandıktan sonra o günleri nasıl anlatacak’ diye. Kuşkusuz, ahlaki tutarlılığa sahip, demokrat insanlar, o günlerin ne kadar büyük kötülük günleri olduğunu hatırlayarak ve bir daha Türkiye’nin o günleri yaşamaması gerektiğine dair analizlerini güçlü bir şekilde yaparak tespitlerini ortaya koydular. Fakat az da olsa bir zihniyet, halen o günlerde yapılanların doğru olduğunu, bunun arkasında birtakım gerekçeler olduğunu izah etmekle meşguller.”
“Esas meselemiz, demokrasiyi güçlendiren mücadeleyi sürdürmektir”
Çelik, Türk siyasi tarihinde 27 Mayıs darbesinin bütün darbelerin ve kötülüklerin “anası” olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
“O darbeyi de meşrulaştırırken ‘İşte, evet darbe yapıldı ama mutlaka şu siyasetçiler, şu yanlışları yaptılar. Parlamento şu yanlışı yaptı, hükümet şu yanlışı yaptı’ falan diyerekten, gerekçeler dizerek bu yanlışları savunmaya çalıştılar. Dün de baktım; ‘İşte devlette şöyle oluşumlar vardı. Böyle şeyler vardı, şunlar vardı, bunlar vardı. O sebeple 28 Şubat bunun sonucu olarak ortaya çıktı’ gibisinden bu kötülük günlerini yine savunan bir zihniyet, halen diri ve fırsat kolluyor. Hiç utanmadan bir yorumcunun bir tanesiyse ‘Ona işte darbe bile dememek lazım. Bu darbe değil çünkü parlamento açıktı’ diyebiliyor. Elinde silah olan birileri, hiçbir şekilde yetki sahibi olmadıkları halde hükümeti kuşatma altına alıyorlar. Hükümeti silah çekmekle tehdit ediyorlar. Hatta alenen ‘Gerekirse güç kullanarak meseleleri çözeriz’ diye milli iradeyi, milleti tehdit ediyorlar. Ondan sonra da ‘Efendim buna (28 Şubat) darbe diyemezsiniz çünkü parlamento açıktı’ diyebiliyorlar. Bu zihniyet halen diridir. O sebeple Türkiye’deki demokrasi mücadelemiz sona ermemiştir. Genel seçimlerde de olsa, yerel seçimlerde de olsa esas meselemiz, Türkiye’de hak ve hürriyetleri teminat altına alan, demokrasiyi güçlendiren bir mücadeleyi sürdürmektir.”
“Postmodern darbecilerin bu zihniyetlerini yürürlükten kaldıran Cumhurbaşkanı’mızdır”
Çelik, darbelere karşı mücadele edildiğine işaret ederek, “Türkiye’de bu kötülükleri, darbeleri, postmodern darbecilerin bu zihniyetlerini yürürlükten kaldıran, bugün bunların devlette egemen olmasını engelleyen, demokrasi mücadelesinin lideri Cumhurbaşkanı’mız, Genel Başkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde bu çatının altında olmak aslında başlı başına bu demokrasi mücadelesine destek vermektir. Bu kötülüklere karşı mücadele etme sözümüzü, ahdimizi tazelemektir.” diye konuştu.
Bir süre önce Yeniden Refah Partisi Yüreğir İlçe Başkanlığı görevinden istifa ederek AK Parti’ye katılan Atilla Baruğ ve arkadaşlarını, demokrasi mücadelesine verdikleri destekten dolayı tebrik ettiklerini dile getiren Çelik, bundan sonra beraber çalışacaklarını söyledi.
Türkiye’yi büyütme, kalkındırma, yeni ufuklara ulaştırma çabalarını sürdüreceklerini belirten Çelik, bu vesayeti yeniden diriltmek isteyen odaklara geçit vermeyeceklerini dile getirdi.
“Kazanımlarımızın hiçbir şekilde gölgelenmesine müsaade etmeyeceğiz”
Uzun yıllardır siyasetin içinde olduğunu anımsatan Çelik, şunları kaydetti:
“Bunca zamandır Cumhurbaşkanı’mızla yol yürüyorum. Dün özellikle 28 Şubat’ı savunanların neler söyleyeceklerini dinledim. Akşam gittim bu yayınlara tekrar baktım. Kötülük halen diridir. Bu millete kötülük etmek isteyenler halen bu kötülük gerekçelerini, mühimmatlarını taze tutuyorlar. Dolayısıyla halen birtakım varsayımsal, afaki iddialarla eski günlerin özlemi içerisindeler. Onlar eskiyi özleye dursunlar, biz de bu kazanımlarımızın hiçbir şekilde gölgelenmesine müsaade etmeyeceğiz. Bu mücadelemizi güçlü bir şekilde bitireceğiz. Önümüzde yerel seçim var. Yerel seçimlerde, bu vesayet odaklarına vereceğimiz en güzel cevaplardan bir tanesi belediyelerde arkadaşlarımızın belediye başkanı olmasını sağlamaktır.”
Çelik, konuşmasının ardından bir süre önce istifa eden Yeniden Refah Partisi Yüreğir İlçe Başkanı Atilla Baruğ ve parti üyelerinin de aralarında bulunduğu 40 kişiye rozet taktı.
Baruğ da tehlikeli ve kirli oyunları görünce istifa ettiklerini belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Cumhur İttifakı adaylarının yanında olma gereğini hissettiklerini kaydetti.
]]>Selçuk Üniversitesi, Milli Türk Talebe Birliği, Hukuki Araştırmalar Derneği, Birlik Vakfı, Hukuki Atılım ve Tecrübe Topluluğu ortaklığıyla düzenlenen “Milli İradeye Darbe – 28 Şubat” konulu söyleşisi Sultan Alparslan Kültür Merkezi 30 Ağustos Salonu’nda gerçekleştirildi.
“28 Şubat süreci ülkemiz için hem bir sınav hem de bir uyanış noktası olmuştur”
Programın açılış konuşmasını yapan Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Aksoy, “Tarihimizde iz bırakan, toplumsal, siyasal ve kültürel anlamda derin etkileri olan 28 Şubat süreci ülkemiz için hem bir sınav hem de bir uyanış noktası olmuştur. Bu süreçte yaşananlar, toplumumuzun farklı kesimlerinde derin izler bırakmış, birçok insanın yaşamını baştan sona etkilemiş; demokrasiye, insan haklarına ve özgürlüklere yönelik birçok zorluğu beraberinde getirmiştir. Bugün Türk demokrasi tarihinde kara bir leke olarak anılan 28 Şubat; milli iradenin yok sayıldığı, özgürlüklerin kısıtlandığı ve vesayet gölgesinin ortaya çıktığı bir sürecin başlangıcıydı. Bu bağlamda bu programda, 28 Şubat’ın karanlık gölgesini bir kez daha hatırlamak ve milli iradeye kasteden bu utanç verici olaya karşı ortak bir bilinç oluşturmak için bir araya geldik. Elbette 28 Şubat sürecini benim de ailemde ve hayatımda yakından yaşamış insanlar oldu. Anadolu Üniversitesi sınavına başörtülü bir öğrenciyi aldığım için 2 sene yasaklı listesine girdim ve yasaklı listesinde olduğumdan 2 sene görev verilmedi. Bugün Selçuk Üniversitesi akademisyenleri, üniversiteler arası kurul temsilcileri, dekanlar, rektör danışmanları ve ülkemiz rektörleriyle birlikte hem başörtüsünün hem de öbür tarafta belirli seviyede aydın gözüken ama zihniyeti örümcekleşmiş insanların engellemelerine rağmen gerçek anlamda demokrasiyi ortaya çıkartan bir üniversite ve bir toplum olduk. Buna vesile olan dünya lideri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ne kadar teşekkür etsek azdır. Ümit ediyoruz ki bir daha bu dönemler yaşanmaz” ifadelerini kullandı.
Vali Vahdettin Özkan, “İnsanın tabiatında var olan en kuvvetli duygulardan birisi etkili olma duygusu. Bazı büyüklerimiz buna saltanat meftunu der. Maalesef bu toplumsal düzeni sağlamakla görevli olan vazifeliler, bu saltanat hissiyatına zaman zaman mağlup olarak bir toplum mühendisliğine soyunabiliyorlar. Bu tarihin her döneminde olmuştur. 28 Şubat’ta böyle bir konjonktür. Esasen kendisine kamu görevi iktisadi vazifesi verilmiş, milletin iradesi tarafından vazifelendirilmiş ve millete hizmetkar olması gereken kurumlar veya kişiler bu hissiyatlarına mağlup olarak, saltanat meftunluğunu esas alarak kendince bir tavır, bir tutum geliştirmişlerdir. Bu da hem hukuk hem de toplumsal düzeni yüksek derecede riske maruz bırakmıştır. İnşallah bir daha 28 Şubat misali bu saltanat meftunlarıyla, bu küresel belli mahfillerin maşası hükmüne geçen insanlarla, kurumlarla karşılaşmayız ve bunun defedilmesi yönünde de bu söyleşinin bir vesile olmasını temenni ediyorum” diye konuştu.
“28 Şubat’ı hem kat sayı hem kılık kıyafet zulmüne maruz kalan çocukların velileri olarak iliklerimize kadar yaşadık”
Açılış konuşmalarının ardından HUDER Konya Şube Başkanı Avukat Levent Babacan moderatörlüğünde “Milli İradeye Darbe – 28 Şubat” konulu söyleşiye geçildi.
28 Şubat darbe sürecinin unutulmaması gerektiğinin altını çizen 26. ve 27. dönem Milletvekili Ahmet Sorgun, “1980 darbesini üniversite son sınıf öğrencisiyken yaşadım. 28 Şubat’ı hem kat sayı hem kılık kıyafet zulmüne maruz kalan çocukların velileri olarak iliklerimize kadar yaşadık. Darbelerin gerekçelerinden birincisi, bütün darbeler millet iradesine karşı ve demokrasiye karşı yapılır ama hep millet için ve demokrasi için yapıldığı söylenir ki hemen darbeden sonra meşhur bir bildiri okunur. Orada da memleketi kurtarmak için, demokrasiyi kurtarmak için yapıldığı anlatılır. İkincisi, bütün darbeler mutlaka bir dış destek ile yapılır. Dış destek olmadan asla darbe yapılmaz. Üçüncüsü, bütün darbelerden önce darbeye haklı gösterecek ortamlar oluşturulmuştur. Evet, darbenin kazananları ve kaybedenleri var. Her zaman darbelerin kazananları darbeciler, kaybedenleri millet oldu. Ancak bir tek istisna: 15 Temmuz. Elhamdülillah, onun kazananı millet oldu” dedi.
Türkiye’de yaşanan tüm darbelerin bir öncekiyle bağlantılı olduğunu söyleyen 23. Dönem Konya Milletvekili Hüsnü Tuna, darbecilerin 1980 sonrasını dizayn etmek için bir anayasa çıkardıklarını belirterek o dönemde askerlerin çoğunlukta olduğu siyasi partilere ağırlık verdiğini ve toplumda itibar kazanmaları için propaganda çalışmaları yaptıklarını ifade etti. Üniversitelerde yaşanan hak ihlallerine de değinen Tuna, 1986 yılı Aralık ayında Kenan Evren’in Başkanlığını yaptığı Yükseköğretim Kurulu toplantısında, Türkiye’de ilk kez kıyafet yasağının uygulamaya konulduğunu söyledi. 28 Şubat’ın sadece kılık kıyafet sorunu olarak algılanmaması gerektiğini de ifade eden Tuna, 28 Şubat darbecilerinin asıl hedefinde Müslümanların ve iç tehdit olarak görülen irticai grupların olduğunu belirtti.
“Gelişme olduğu anda önümüz kesiliyor”
28 Şubat’ın Türkiye’nin büyümesinin engellenmesi için yapıldığını belirten Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Başkan Vekili, TBMM 27. Dönem Başkanı İsmail Kahraman, “Cumhuriyet döneminde bir üniversite vardı. 1960 darbesi döneminde üniversiteye başladım, 7 üniversite oldu. Şu an 209 üniversitemiz bulunuyor. Gelişme olduğu anda önümüz kesiliyor. ‘Hürriyet getireceğiz, Türkiye’yi geliştireceğiz.’ söylemlerinin hepsi birer ameliyat, hiçbir ameliyat iyi değildir. Çünkü bir ameliyat ne kadar başarılı olursa olsun, iz bırakır. Hiçbir darbe de iyi değildir. Darbelerin yükünü çok çektik. Darbe ile ihtilali bir tutarlar. Oysa değildir, bu iki kavramın iyi anlaşılması gerekiyor. İhtilal bir sistemi sosyal, ekonomik ve siyasi yönüyle değiştirmektir, darbe ise baştaki hükümeti indirmek, yerine geçmektir. 27 Mayıs darbesini yapanlar da ihtilal derler, çünkü biraz daha sempatik gelir de ondan.” ifadelerini kaydetti.
Darbelerin sosyal, ekonomik, siyasal ve manevi hayata olumsuz etkileri olduğunu söyleyen Kahraman, “Cumhurbaşkanımız olmasaydı Ayasofya açılamazdı, bırakmazlardı. Yüzyılda bir böyle bir adam gelir, kıymetini bilelim, ötelemeyelim. Mesele 31 Mart Türkiye için seçim değil, bütün dünya içindir” dedi.
Programın sonunda Rektör Prof. Dr. Aksoy, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Başkan Vekili, TBMM 27. Dönem Başkanı İsmail Kahraman’a, 26. 27. Dönem Konya Milletvekili Ahmet Sorgun’a ve 23. Dönem Konya Milletvekili Hüsnü Tuna’ya hediye takdiminde bulundu. Söyleşiye Konya Valisi Vahdettin Özkan, Cumhuriyet Başsavcısı Halil İnal, Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Aksoy, Konya Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Nuri Çelik, SÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Emrullah Eken, Prof. Dr. İlhan Çiftci, Genel Sekreter Prof. Dr. Kamil Beşoluk, HU-DER Konya Şube Başkanı Av. Levent Babacan, protokol üyeleri, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. – KONYA
]]>Türkiye siyasi tarihine kara bir leke olarak kazınan ve “postmodern darbe” olarak adlandırılan 28 Şubat’ın yıl dönümünde İstanbul Üniversitesi’nde sempozyum düzenlendi. ’28 Şubat Sempozyumu’na Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, AK Parti Grup Başkanvekili ve Ankara Milletvekili Leyla Şahin Usta, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, İstanbul 2 Nolu Baro Başkanı Av. Yasin Şamlı, yargı üyeleri, akademisyenler, 28 Şubat mağdurları ve öğrenciler katıldı.
“15 Temmuz’da yargı, darbecilere teslim olmadı”
Sempozyumda konuşan İstanbul 2 Nolu Baro Başkanı Av. Yasin Şamlı, “28 Şubat post modern darbesinde anayasa mahkemesi tarafından iktidar partisi kapatılmasaydı, o hukuka aykırı yargılamalar olmasaydı, o darbenin de başarılı olması mümkün değildi. Bu söylediklerimi şununla test edebiliriz; 15 Temmuz’da yargı, darbecilere teslim olmadı, onların bildirileri altında ezilmedi, reddetti. Daha 15 Temmuz gecesi yakalama kararları çıkarıldı ve o darbe başarılı olamadı. Dolayısıyla darbeler açısından yargı bu kadar önemli” dedi.
“Duvarsız üniversite, açık bilim, açık kapı, bilimli toplum arasındaki kapının kapatılması, bilgi toplumu olmak dedik”
İstanbul Üniversitesi’nin ziyaretçilere açılmasıyla ilgili eleştirilere yanıt veren İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, “Son günlerde kurumumuza yöneltilen haksız, mizansız ve insansız eleştiriye değinmek istiyorum. Duvarsız üniversite, açık bilim, açık kapı, bilimli toplum arasındaki kapının kapatılması, bilgi toplumu olmak dedik. Akla hayale sığmayan eleştiriler oldu. Yalnızca fotoğraflarla amfimizde olan personelimizi sığınmacı gibi gösteren bu nefis mekanlarda dizi, film çekmek isteyenleri işgalci olarak gösterenler oldu. Ama ne yazık ki bu hakikaten ön yargılı eleştirileri, basında bunları kendi araştırmadan, soruşturmadan sundu. Çok şükür aklı selim basın mensupları bu yazılanların provokasyon olduğunu gördü. ve doğrularla iş yerine oturdu” ifadelerini kullandı.
“Milli irade düşmanları Türkiye’nin kalkınmasına, o güçlü yürüyüşünü durdurmak için harekete geçtiler”
Başarılı darbelerle anılan bir Türkiye tarihi olduğunu belirterek son 20 yılda darbelerin ve darbe girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlandığı yıllar olarak tarihe geçtiğini ifade eden Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Türkiye ne zaman istikrarı yakalasa, ne zaman tek başına iktidarla bir kalkınma sürecine girse şer güçler, demokrasi düşmanları, milli irade düşmanları devredeydi. Türkiye’nin kalkınmasına, o güçlü yürüyüşünü durdurmak için harekete geçtiler. 1971’den, 12 Eylül 1980 darbesine kadar sürede çok çalkantılı, zor geçti. Her yıl bir hükümet değişti, koalisyonlar ve istikrarsızlık süreci, sağ – sol kargaları, Kürt – Türk, Alevi – Sünni çatışmaları ve gençlerimiz birbirine kırdırıldı. Üniversitelerde olaylar ve 12 Eylül 1980 darbesine giden süreç hazırlandı. 90’lı yılların başında sona erdi. 90’lı yıllardan itibaren yine koalisyonlar, krizler sıkıntılı bir süreç başladı. 90’lı yılların başında terörün zirveye çıktığı, 1993 yılında PKK terörünün iyice azdırıldığı, faili meçhullerin hat safhada olduğu, gazeteci suikastlarının peşi sıra ülkenin bir kaosa sürüklendiği o dönemleri yaşadık” şeklinde konuştu.
“2000’li yılların başına geldiğimizde tüm bu olumsuzluklar, siyasi krizler ekonomiye büyük darbe vurdu”
28 Şubat darbesinin sürecini anlatan Adalet Bakanı Tunç, “Gerek askeri çevreler, gerek darbeci ve vesayetçi anlayışı destekleyen medya, yargı çevreleri ve o dönemde gerek işveren sendikaları, gerek işçi sendikaları, sivil toplum kuruluşlarının o dönemdeki temsilcileri maalesef demokrasinin yanında değil de hükümetin aleyhindeki kampanyaya katıldılar. 28 Şubat 1997 tarihinde Milli Güvenlik Kurulu toplandı. Milli Güvenlik Kurulunda kararlar alındı. Başbakanın boncuk boncuk terletildiği, Milli Güvenlik Kurulu toplantısının belgesellerde gençlerimiz gördüğünde hatırlıyorlar. O toplantıda, alınan kararlardan en önemlilerden bir tanesi kılık kıyafet serbestliğine sınırlama getirilecek, 8 yıllık kesintisiz eğitim uygulanarak imam hatiplerin orta kısımları kapatılacak, Kur’an kursları 13 yaşına kadar yasak hale getirilecek, Anadolu sermayesine kısıtlama getirilecek, irtica tehlikesi gösteren bazı medya kuruluşlarının kapatılma gibi 18 maddelik bir bildiriyi Milli Güvenlik Kurulu yayınladı. Başbakan bu Milli Güvenlik Kurulu bildirisini imzalamadı. Sonrasında tabii yine süreç devam etti. 2000’li yılların başına geldiğimizde tüm bu olumsuzluklar, siyasi krizler ekonomiye büyük darbe vurdu. Bu süreçte 21 banka boşaltıldı ve bu ülkenin sırtına 300 milyar dolar ekonomik kayıp olarak vuruldu. Maalesef millet bu parayı sonrasında ödemek zorunda kaldı” diye konuştu.
“Milli irade hırsızları sahneye çıkamasın diye çok önemli yapısal dönüşümleri gerçekleştirdik”
Türkiye’de bir daha darbe olmaması için yapısal dönüşüm gerçekleştirdiklerine değinen Bakan Tunç, “Bir taraftan vesayetçi anlayışla mücadele ederken bu 2000’li yıllarda geçtiğimiz 22 yılda diğer taraftan da ülkemizin kalkınması, milletimizin refahı içinde çok önemli icraatlara imza atıldı. Bu engellemeler olmasaydı bugün ekonomimiz 3 kat değil belki 5-6- 7 kat büyük olurdu. Hem gezi olaylarının maliyeti yaklaşık 250 milyar dolar. Değişik rakamlar konuşuluyor. 28 Şubat’ın maliyeti, 15 Temmuz’un maliyeti tüm bunların ülkeye ekonomik faaliyetleri olmasaydı bugün milletimizin refahı çok daha yüksek olurdu. İşte bu vesayetçi anlayışta, hem demokrasiye hem milli iradeye hem ekonomimize hem ülkemize zararı var. Tabi tüm bunları anlattık. Hafızamızdan film şeridi gibi geçti. Hepimiz anlatıyoruz asıl olan bir daha bu süreçleri çocuklarımızın, gençlerimizin bir daha yaşamamasıdır. İşte bunun için neler yapıyoruz, neler yaptık, önemli olan bu onun için de çok şeyler yaptık. Bir daha bu ülkede darbe olmasın, milli irade hırsızları sahneye çıkamasın diye çok önemli yapısal dönüşümleri gerçekleştirdik” dedi.
“Yargımız her zamankinden daha tarafsız ve bağımsızdır”
‘Sessiz devrimi anlatan Bakan Tunç, “Milletimiz için ne yapsak azdır. Ülkemizin geleceği için özellikle bundan sonra demokrasi dışı müdahalelerin olmaması için gerekli yapısal dönüşümleri anayasamızda ‘sessiz devrim’ diyebileceğimiz şekilde gerçekleştirdik. Zihniyet, dönüşüm önemli. Gelecek kitapların bilinçlendirilmesi önemli darbenin ne kadar ülkeye zarar verebileceğini, demokrasi dışı müdahalelerin bu ülkeye nasıl zaman kaybettirdiğini çocuklarımıza, gençlerimize aktarmamız önemli. Yapısal reformlar bakımından anayasamızda o sessiz devrim sayılan o düzenlemelerin daha kalıcı hale gelmesi, daha demokratik daha sivil katılımcı bir anayasayı yapma noktasında da aslında siyaset kurumuna, Türkiye Büyük Millet Meclisine önemli görevler düşüyor. Gerek Milli Güvenlik Kurulu’nun yapısı çünkü Milli Güvenlik Kurulu toplantısı 28 Şubat diyoruz. O toplantıda alınan kararlar, o Milli Güvenlik Kurumu yazısını sivilleştirdik, demokratik hukuk devleti ilkesine uygun hale getirdi, Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldırdık. Yargımız her zamankinden daha tarafsız ve bağımsızdır. Darbeciden hesap sormaktadır. Bundan sonrada herhangi böyle bir şeyi aklından geçirenlere karşıda teyakkuzdadır. 6 milyon insan fişlendi. O demokrasi dışı müdahalelerin bir daha gerçekleşmeyeceği bir ülkeyi 2000’li yıllarda bu yapısal dönüşümde sağladık. İnşallah bundan sonra da bu tür hareketlere tevekkül etmek isteyenler hiçbir zaman başarılı olamayacaklar çünkü milletimize güveniyoruz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>TBMM Genel Kurulunda, grup başkanvekilleri yerlerinden söz alarak, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, 28 Şubat “postmodern darbesi”nin planlayıcısının küresel güçler olduğunu söyledi.
ABD ve İsrail ile ilişkilerin kesilmesi gerektiğini ifade eden Kaya, yaşanan dönemde imam hatip okullarındaki öğrencilerinin ve başörtülü kadınların mağdur edildiğini dile getirdi.
Bülent Kaya, “Bugün oturup konuşmamız gereken 28 Şubat’ın sonuçlarını hep beraber nasıl ortadan kaldırırızdır.” dedi.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, 28 Şubat’ın “demokrasi darbesi” olarak tarihe geçtiğini belirtti.
Eğitim hakkının Anayasa’da teminat altına alındığını vurgulayan Usta, öğrenci affının getirilmesini istedi.
Hayvancılık alanında meraların önemli bir yeri olduğunu dile getiren Erhan Usta, ” Türkiye’de ciddi şekilde meralar heba ediliyor. Meralar satılıyor.” diye konuştu.
“Milletimiz, darbecilere ve darbe heveslilerine asla geçit vermeyecektir”
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, darbelerin, muhtıraların, vesayet girişimlerinin siyasi ve demokratik hayatı sekteye uğrattığını vurguladı.
Milli iradeyi hedef alan 28 Şubat’ın, “postmodern darbe” olduğunu kaydeden Akçay, yaşanan süreçte milletin mağdur edildiğini dile getirerek, şöyle devam etti:
“Demokrasinden dem vuran bazı çevreler, 28 Şubat’ın antidemokratik uygulamalarına alkış tutmuş, destek vermiştir. Gençlerimizi ikna odaklarında gelecekleriyle tehdit edenleri ödüllendirmişlerdir. Bugün hala bazı kesimlerin 28 Şubat özlemi çektiği, darbe imasında bulundukları, algı oyunlarıyla kaos ve kargaşa yaratarak insanları sokağa davet ettikleri görülmektedir. Ancak o günler geride kalmıştır. Milletimiz, 15 Temmuz’da da görüldüğü üzere darbecilere ve darbe heveslilerine asla geçit vermeyecektir.” diye konuştu.
Demokrasiye ve millet iradesine şartsız sahip çıkılması gerektiğinin altını çizen Akçay, her türlü darbe girişimin karşısında durmaya devam edeceklerini kaydetti.
Erkan Akçay, eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’ı da vefatının 13. yılında andı.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, 28 Şubat “postmodern darbesi”nin mağdurlarının iktidar koltuğunda oturduğunu söyledi.
Darbeleri kınamanın yetmediğini ifade eden Koçyiğit, darbeci zihniyetten arınmak gerektiğini belirtti.
“Kadınların ve erkeklerin ne giyecekleri kendilerinin karar verebilecekleri özgürlük alanıdır”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, 1971 darbesi sürecinde CHP’lilerin öldürüldüğünü, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından da partilerinin kapatıldığını aktardı.
CHP’nin, yaşanan darbe dönemlerinde Türkiye’nin yararı için çalıştığını ifade eden Günaydın, “Gelelim 28 Şubat postmodern darbesine, çok açık söyleyeyim, sokaklarda tankların yürütülmesine de askerlerin demokrasiye ayar vermesine de karşıyız. Kadınların ve erkeklerin ne giyecekleri ancak kendilerinin karar verebilecekleri bir özgürlük alanıdır.” ifadelerini kullandı.
İktidarı eleştiren Günaydın, “İkaz ettik, tarikatlar yalnızca devlete sızmadılar koalisyon ortağınızdı. ‘Bunlar sizi de yiyecekler’ dediğimiz zaman bu kürsülerde bize saldırdınız.” şeklinde konuştu.
Günaydın, CHP’nin, FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminde dimdik durduğunu, partisinin her türlü darbeye karşı Türkiye’nin yanında olmaya devam edeceğini söyledi.
“Milletimiz, darbecileri mahkum etti”
AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu, 28 Şubat sürecinde milletin iradesinin hiçe sayıldığını belirtti.
İnsan hakları ihlallerine tanıklık edilen 28 Şubat döneminde, ordunun yönetime el koyması yerine farklı bir yöntemin izlendiğini aktaran Yenşehirlioğlu, kıyafetlerinden, dini hassasiyetlerinden dolayı çok sayıda vatandaşın ağır mağduriyetler yaşadığını vurguladı.
İkna odaları kurularak öğrencilere psikolojik şiddet uygulandığını söyleyen Yenişehirlioğlu, şunları kaydetti:
“Topuk selamı ile siyaset yapanlar, namlusunu halka doğrultanlar, demokrasimizi tank paletleri altında ezmeye çalışanlar ve halktan aldıkları iradeyi vesayetçilere peşkeş çekenler tarihten silindiler. ‘Bin yıl sürecek’ dedikleri garabetleri de tarihin çöp sepetinde yerini aldı. Milletimiz darbecileri ve darbeye destek verenleri önce sandıkta, ardında da maşeri vicdanda mahkum etti. Milletin iktidarıyla birlikte, 2002’den günümüze dek mağduriyetler giderilmeye başlandı. Her zaman olduğu gibi aziz milletimiz galip geldi. 28 Şubat, bin yıl sürmedi ancak aynı acılar tekrar yaşanmasın diye bizlere yaşatılanları bin yıl geçse de asla unutturmayacağız.”
Demokrasiyi muhafaza etmeyi sürdüreceklerini dile getiren Yenişehirlioğlu, eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın ömrünün 28 Şubat zihniyetiyle mücadeleyle geçtiğini ifade etti.
Bahadır Yenişehirlioğlu, milli muharip uçak KAAN’ın ilk uçuşuyla herkesi gururlandığını da sözlerine ekledi.
]]>Turan, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) tarafından genel merkez binasında düzenlenen “Türkiye’nin Demokrasi Serüveni ve Yeni Anayasa” programında, 28 Şubat müdahalesinin Türkiye’nin tüm sosyolojik katmanlarına farklı bedeller ödettiğini söyledi.
Darbenin Türkiye’nin ekonomisine maliyetinin 380 milyar dolar olduğunu dile getiren Turan, “Bunun dışında 25 banka Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredildi. Yani o bankaların zararı bu milletin sırtına, alın terine bedel olarak yazılmış oldu. Bir gecelik faiz yüzde 7 bin 500’ü buldu.” diye konuştu.
Turan, 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği ile “darbecileri koruyan” geçici maddenin kaldırıldığını aktararak, 28 Şubat’ın tek sorumlusunun asker olmadığını anlattı.
Askere “Haydi artık” ve “Geç kaldınız” diyen yazarlar ve finansörlerle sessiz kalan siyasetçilerin de sorumluluğunun bulunduğunu, toplumun 28 Şubat’a farklı görüş ve etkinliklerle hazırlandığını belirten Turan, “Ardından bu sert adımlar atıldı, acımasızca bir süreç başladı. Ancak o gün ‘Nerede kaldınız?’ diyen yazarların bugün halen yazarlık yapmasından ben utanıyorum. O gün sessiz kalmakla övünen, gününü gün eden iş adamlarının bugün halen iş adamı olmasından utanıyorum.” ifadelerini kullandı.
“Darbecilerden hesap sormadıkça bu ülkede bir daha darbe olmamasının garantisini sağlayamayız” diyen Turan, 2010 referandumunun bu kapsamda çok kıymetli bir adım olduğunu vurguladı.
Türkiye’de ilk darbelerin kaba, softa ve çok ucuz yöntemlerle gerçekleştirildiğinin altını çizen Turan, şöyle devam etti:
“Sonra Türkiye’de teknoloji geliştiği gibi, zihinler dönüştüğü gibi darbeciler de kendisini geliştirdi. Daha soft, daha farklı, daha ustaca yapılan darbelere şahitlik ettik. ’28 Şubat’ın halen darbe mi değil mi?’ olduğunu anlamayanlar var bu ülkede. Niye, askerin silahıyla çıkıp dayatmadığını düşündüler, 1980 gibi. Daha öncekiler gibi olmadığını düşündüler. Oysa sonuç itibarıyla hiçbir fark yoktu darbelerin. Osmanlı’da da darbe vardı ama Osmanlı’da padişahı yerinden kaldırıp tekrar adım atan darbeciler meşru olmanın yolunu hanedanın üyesini oraya oturtmak olarak gördüler. Yani bir padişah kaldırıldıysa onun oğlu, yakını oraya getirildi. Bir anlamda kendileri açısından meşruiyet sağlanmış oldu. Ama Türkiye’de yeni dönem modern darbe anlayışında o kadar sert, o kadar acımasız davranıldı ki bir adam alındı, idam edildi.”
“Filistin sokaklarını bu gençlikle doldurana kadar çalışacağız”
TÜGVA Genel Başkanı İbrahim Beşinci ise geçmişini unutanların geleceğini aydınlatamayacağını dile getirerek, bu düşünceyle bu tür etkinlikleri önemsediklerini söyledi.
Askeri vesayetin geride kalmasıyla devlet büyüklerinin açtığı yolda ilimde, fende ve teknolojide yüksek hedeflere çıkıldığını belirten Beşinci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bu yolu açtığı için teşekkür etti.
Gençliğin enerjisine inandıklarını vurgulayan Beşinci, şunları kaydetti:
“Kubbet-üs Sahra’nın saflarını, Mescid-i Aksa’nın avlusunu ve kadim Filistin sokaklarını bu gençlikle doldurana kadar çalışacağız. Nasıl ki Ayasofya’da zincirler kırıldı, özgür Kudüs’te bizler namaz kılacağız. Bunun inancıyla çalışacağız. Buradaki büyüklerime TÜGVA’nın şu sözünü vermek istiyorum; İnşallah bu gençlik yazacak hakikati, tüm dünya okuyacak. Bu gençlik söyleyecek, gök kubbede hoş bir sada yayılacak. Bir gün gelecek, bir gün kalacak. Buna hepimiz şahitlik edeceğiz, o günler gelecek.”
Programın devamında Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK) Başkanı Prof. Dr. Faruk Bilir’in başkanlığını yaptığı oturumda AK Parti Denizli Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi Cahit Özkan, MHP Grup Başkanvekili Levent Bülbül ile Hukukçu Kadınlar Derneği Başkanı Figen Şaştım “Anayasa” konusunda görüşlerini aktardı.
]]>AK Parti milletvekilleri, Meclis’te basın toplantısı düzenledi.
AK Parti Amasya Milletvekili Çilez, 28 Şubat’ın, ülke demokrasi tarihinin kara lekesi ve Türkiye’nin ayağına vurulan pranga olduğunu söyleyerek, 28 Şubat’ı gerçekleştiren vesayet odaklarının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yok edildiğini belirtti.
Çilez, “Vesayetçi odaklar, Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin uygulanmasıyla birlikte tarihin çöplüğünde kendi yerini bulmuştur. Vesayet Türkiye’de kalkmıştır. Yeni vesayet odaklarının ortaya çıkmaması için demokrasimizi geliştirmek ve güçlendirmek, hepimizin birinci derece sorumluluğudur.” diye konuştu.
Eski Başbakanlarda Necmettin Erbakan’ı rahmetle anan Çilez, “28 Şubat’ta, darbenin birinci mağduru Erbakan Hocamızın şahsiyetinde milletin kendisi olmuştur. Erbakan Hocamızı boncuk boncuk terletenlerle bugün onun yolunda olduğunu söyleyip Erbakan Hocamıza zulmedenlerle kol kola, kucak kucağa olanlar ibretlik olaydır. Genel Kuruldaki çalışmalarda bunu her an yaşıyoruz. O da Erbakan Hocanın izinde giden, onun fikirlerini ve hayallerini bugün bir bir hayata geçiren kadrolar olarak bizleri kahretmektedir.” ifadelerini kullandı.
“81 yıl sonra seçilme hakkını elde eden kadın milletvekilleri var”
AK Parti Bursa Milletvekili Gözgeç, 27 yıl önce millet iradesine, milletin değerlerine, inancına darbe yapıldığını, sözde irtica tehdidi adı altında millet iradesinin yok sayıldığını dile getirdi.
Gözgeç, 28 Şubat sürecinde eğitim almak isteyen kız çocuklarının okulların kapısından kovulduğunu, mesleğini icra etmek ve bu ülkeye hizmet etmek isteyen öğretmenlerin, avukatların, doktorların ve memurların adeta yaşamdan kovulduğunu ifade etti.
Milletin oyu ile seçilen milletvekiline sırf başörtülü olduğu için Meclis’te had bildirilmek istendiğini belirten Gözgeç, şunları kaydetti:
“Tüm bu acılar yaşanırken dahi, üniversite kapısından kovulurken, başörtümüz başımızdan çekilirken, binbir emekle elde ettiğimiz mesleğimiz elimizden alınırken, maddi manevi psikolojik şiddete uğrarken sadece el ele tutuştuk. Bu ülkeye, millete hizmet etmek istiyoruz dedik. Çok şükür ki bugün Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti ile başörtülü açık ayrımı yapılmaksızın, üniversitelerde ilimle uğraşan mühendis kızlarımız var. Teknolojide, eğitimde, ekonomide tarımda üreten ekonomiye değer katan kadınlar var. 81 yıl sonra hiçbir ayrımcılık olmaksızın seçilme hakkını elde eden kadın milletvekilleri var.”
“CHP Genel Başkanı hala 28 Şubat darbecilerinin tahliye edilmesi üzerinden konuşuyor”
AK Parti İstanbul Milletvekili Yıldırım da 28 Şubat’ta milletin iradesiyle vesayet odaklarının çarpıştığını, milletin merhum Necmettin Erbakan’ı tercih etmesini kabullenemeyen vesayet odaklarının darbe yaptığını anlattı. Refah ve Fazilet partilerinin kapatılmasına yönelik Anayasa Mahkemesi kararlarını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de onayladığını hatırlatan Yıldırım, bu bağlamda inanç hürriyetinden bahseden Avrupa’nın, vesayet odaklarından farklı davranmadığına işaret etti.
28 Şubat sürecinde ülkenin 381 milyar dolar zarara uğratıldığını, 6 milyon insanın fişlendiğini belirten Yıldırım, “Milletimiz, 3 Kasım 2002’de artık buna ‘Dur.’ dedi ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ı seçti. Milletimiz 22 yıldır da Cumhurbaşkanı’mızın arkasında dimdik durmaktadır.” diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in dünkü konuşmasına işaret eden Yıldırım, “CHP Genel Başkanı, hala 28 Şubat darbecilerinin tahliye edilmesi üzerinden konuşuyor. Başka mağdur insanlar var, onlarla ilgili bir kelime konuşuyor mu? 28 Şubat süreciyle alakalı neden sadece AK Parti’li milletvekilleri basın toplantısı yapıyor? Hepimiz yapalım, çünkü bu darbe tüm millete yapılmıştır.” şeklinde konuştu.
AK Parti’li Yıldırım, 28 Şubat darbesinin sona erdiğini ancak bu zihniyetin henüz bitmediğini de dile getirerek, “Hala o zihniyet kenarda kendisini uykuda göstermeye çalışıyor, bunun temsilciliğini de maalesef CHP yapıyor. Sayın Kılıçdaroğlu döneminde ‘Mağdur ettiğimiz kesimle barışmak istiyoruz.’ diye dil ucuyla söylemek istediler ama bu dil ucuyla söylenecek bir şey değil. Sanatçı, yazar-çizer ve medya kesimine varıncaya kadar CHP, bu darbeci ve vesayetçilerin arkasında durmaktan, gölgesinde yaşamaktan vazgeçmeli. Çıkacaklar milletten açıkça özür dileyecek ve helallik isteyecekler. Başka türlü bu darbecilerin yaklaşımından kendisini arındıramaz.” ifadelerini kullandı.
Yıldırım, eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan’ı da rahmetle andı.
]]>İstanbul 2 Nolu Barosu tarafından İstanbul Üniversitesi (İÜ) Doktora Salonu’nda düzenlenen “28 Şubat Sempozyumu”nda konuşan Tunç, demokrasiye kara lekenin çalındığı 28 Şubat darbesinin 27. yıl dönümünde bu sempozyumu düzenleyenlere teşekkür etti.
Tunç, 1995 seçimlerinde birinci çıkan Refah Partisi Hükümetinin daha ilk yıllarında, sürekli irtica tehlikesinin pompalanmaya başlandığını, 28 Şubat 1997’de ise toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) 18 maddelik bir bildiri yayımladığını hatırlattı.
1990’lı yıllardan 2000’lerin başına kadar parlamenter sistemdeki koalisyonların, siyasi krizlerin yol açtığı bunalımlı yıllar olarak tarihe geçtiğini kaydeden Tunç, “O günleri yaşadı bu ülke. Şimdi hatırladığımız zaman ne kadar çirkin, ne kadar kötü, ne kadar demokrasi düşmanlığı yapıldığını hafızalarımızı tazelediğimizde görüyoruz.” ifadesini kullandı.
“15 Temmuz’da milletimiz meydanlara inmeseydi yine ülkemizin önü kesilecekti”
Kendisinin de 1990’lı yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci olduğunu belirten Tunç, o dönem başörtülü kız arkadaşlarının derslere alınmadığını anlattı.
Vesayetçi anlayışın hem demokrasiye hem milli iradeye hem de ekonomiye zararının olduğunu vurgulayan Tunç, darbenin yüz kızartıcı bir suç ve milli irade hırsızlığı olduğunu, Türk Ceza Kanunu’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiğini kaydetti.
Tunç, 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerini yapanların yargı önüne çıktığını ve hesap verdiklerini hatırlatarak, “Aslolan bu süreçleri çocuklarımızın, gençlerimizin bir daha yaşamaması. Bunun için neler yapıyoruz, önemli olan bu.” dedi.
Bu ülkede bir daha darbe olmasın, milli irade hırsızları sahneye çıkamasın diye çok önemli yapısal dönüşümleri gerçekleştirdiklerini kaydeden Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunu, Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği ve kararlılığı sayesinde siyasetçilerimizin, parlamentomuzun yoğun çalışması ve milletimizin yoğun desteği sayesinde gerçekleştirdik. Milletimizin destekleri olmasaydı, o referandumlarla anayasa değişikliklerine ‘evet’ dememiş olsalardı bunları gerçekleştiremezdik. 15 Temmuz’da milletimiz meydanlara inmeseydi yine ülkemizin önü kesilecekti. O nedenle biz milletimize şükran borçluyuz. Milletimiz için ne yapsak azdır. Ülkemizin geleceği için, özellikle bundan sonra demokrasi dışı müdahalelerin olmaması için gerekli yapısal dönüşümleri, anayasamızda sessiz devrim diyebileceğiniz şekilde gerçekleştirdik.”
“Anayasa’da temel hak ve özgürlükleri genişleten önemli düzenlemeler yaptık”
Tunç, Anayasa’da temel hak ve özgürlükleri genişleten, hak arama yollarını arttıran önemli düzenlemeler yaptıklarını, darbelere gerekçe gösterilen yasa maddelerini ve uygulamaları kaldırdıklarını söyledi.
Milli Güvenlik Kurulu’nu ve Yüksek Askeri Şura’yı, yapısını sivilleştirip demokratik hukuk devleti ilkesine uygun hale getirdiklerini hatırlatan Tunç, Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldırdıklarını aktardı.
Bakan Tunç, özel yetkili mahkemeler, Hakimler ve Savcılar Kurulu ile Anayasa Mahkemesinin yapısının daha demokratik, hukuk devleti ilkelerine uygun hale getirilmesi gibi önemli yapısal düzenlemeleri gerçekleştirdiklerini dile getirdi.
Tunç, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş gibi, özellikle halkın doğrudan doğruya yürütmeyi ve cumhurbaşkanını belirlediği bir sisteme geçerek, Cumhuriyet rejimini ve demokrasiyi güçlendiren bir yönetim sistemine de adım attıklarını vurguladı.
Fazilet Partisinde ilçe başkan yardımcısı olduğu dönemde “Başörtüsüne özgürlük” diye bir metin imzaladıklarını anlatan Tunç, o zamanki İstanbul Barosunun isimlerini ve adreslerini bildirmesi üzerine Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandıklarını dile getirdi. Tunç, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan 312. maddenin suç olmaktan çıkarılması üzerine, o davanın ortadan kalktığını anımsattı.
“Darbecilere anayasa hazırlayan anayasa hukukçularını gördük”
Adalet Bakanı Tunç, “Özellikle vesayetçi-darbeci anlayışının kök saldığı en önemli kurumlardan birisi de yargımızdı. Türk hukuk tarihine baktığımız zaman özellikle 60 darbesi sonrası maalesef o günkü yargı mensupları darbecilerin yanında durdu, darbe mağdurlarını idama mahkum etti. Darbecileri ise baş tacı etti ve onları korudu. Darbecilere anayasa hazırlayan anayasa hukukçularını gördük.” ifadesini kullandı.
Sonrasında 12 Eylül 1980 darbesinin gerçekleştiğini aktaran Tunç, “Yine o günkü yargı, darbe mağdurlarını yargıladı. Yaşlarını büyüterek gençleri astılar ve darbecilerin yanında durdu, darbecilere destek verdi. 28 Şubat’a geldiğimizde Anayasa Mahkemesi Başkanı, Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanı, bütün yüksek mahkeme başkanları ve daire başkanlarını alıp doğru Genelkurmaya götürdüler, askerlerin karşısında hazır ola geçirttiler.” diye konuştu.
“Demokratik, sivil bir anayasayı milletimize olan borcumuzu yerine getirerek inşallah sağlayacağız”
Adalet Bakanı Tunç, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti savcılarının adliyelere koşarak darbeciler hakkında gözaltı ve yakalama kararları çıkardığını vurguladı.
Millet meydanlarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile beraber darbecilere karşı koyarken Türk yargısının da adliyelerde darbecileri soruşturmak için mücadele ettiğini kaydeden Tunç, şunları paylaştı:
“Bugün Türk yargısıyla ilgili laf edenler, ‘Yargı bağımsız, tarafsız değil’ diyenler aslında o 27 Mayısların, 12 Eylüllerin, 28 Şubatların yargısını özleyenler. Tüm açıklığıyla söyleyebiliriz ki bugün yargımız her zamankinden daha bağımsız ve tarafsızdır. Darbeciden hesap sormaktadır. Bundan sonra da eğer böyle bir tehlike karşısında, böyle bir şeyi aklından geçirenlerle ilgili de zaten teyakkuzdadır. 28 Şubatları bundan sonra yaşamamak için elbette ki bu önemli günlerle hafızalarımızı tazeleyeceğiz ama bu yapısal dönüşümlerin daha kalıcı olması için de inşallah yeni, demokratik, sivil bir anayasayı, milletimize olan borcumuzu yerine getirerek inşallah sağlayacağız.”
Tunç, 28 Şubat sürecinde yüz binlerce insanın fişlendiğini belirterek, demokrasi dışı müdahalelerin bir daha gerçekleşmeyeceği bir ülkeyi 2000’li yıllarda yapısal dönüşümle sağladıklarını ifade etti.
“Darbe yapan bütün darbeciler yargılandı”
İstanbul 2 Nolu Barosu Başkanı Yasin Şamlı ise her darbenin milletin bilimsel, teknolojik, ekonomik ve askeri alanda, her türlü gelişmesine engel olmak amacıyla yapıldığını anlattı.
Şamlı, 28 Şubat sürecinde başörtülü öğrencilerin ve memurların tamamının kurumlardan atıldığını belirterek, “Bütün vakıf ve dernekler hakkında kapatma davaları açıldı. O günün sözüm ona hukukçularına göre Müslüman kadının örtüneceği tek yer evleri olarak kalıyordu.” ifadesini kullandı.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, bütün darbecilerin yargılandığını aktaran Şamlı, “2012’de 12 Eylül darbecileri yargılanmaya başlandı. 2013’te 28 Şubat postmodern darbecileri yargılanmaya başladı. 2016’da 15 Temmuz darbecileri yargılandı ve gerekli cezaları aldılar.” diye konuştu.
]]>AK Parti Van İl Başkan Yardımcısı Esra Bakan, AK Parti Seçim Ofisi önünde yaptığı açıklamada, 28 Şubat darbesinin insanlık tarihine kara bir leke olarak geçtiğini söyledi.
Failleri tarafından “Bin yıl sürecek” yaklaşımı ile savunulan karanlık girişimin on yıl bile sürmemesinin vesayetçilerin hukuksuzluğunun, kirli hesaplarının net bir göstergesi olduğunu belirten Bakan, şöyle devam etti:
“Türkiye’ye sözde ayar vermeye kalkan, milletimizin elinden geleceğini, haklarını ve huzurunu alan karanlık darbe dönemleri, milletimizin 15 Temmuz gecesi verdiği mücadele ile bir daha yaşanmamak üzere tarihe gömüldü. Milletimizden aldığımız güç ve tarihin bize yüklediği sorumluluk ile millet iradesini egemen kılma, büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etme mücadelemize kararlılıkla devam ediyoruz.”
Muş
AK Parti Muş İl Başkanı Melik Emre, partililerde Göletli Park’ta yaptığı açıklamada, yaşanan darbe süreciyle İslami kimliğe sahip olan toplumun büyük kesiminin kısıtlandığını belirtti.
Kızlar üniversitelere başörtüleri ile giremedi, kılık kıyafetleri nedeniyle gençlerin eğitim haklarından mahrum bırakıldığını anımsatan Emre, şunları kaydetti:
“Katsayı adaletsizliğiyle gençlerin istedikleri okulda eğitim almalarının önü kapatıldı. Kamu görevlileri eşleri başörtülü olduğu için fişlendi. Türkiye’ye sözde ayar vermeye kalkan, milletimizin elinden geleceğini, haklarını ve huzurunu alan karanlık darbe dönemleri, milletimizin 15 Temmuz gecesi verdiği mücadele ile bir daha yaşanmamak üzere tarihe gömüldü. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında, Türkiye Yüzyılı yolunda daha emin adımlarla yürüyor, 21 yıldır her şartta ve koşulda darbeler karşısında yanımızda olan milletimize şükranlarımızı sunuyoruz.”
Açıklamaya, Muş Belediye Başkanı Feyat Asya ve partililer katıldı.
Bitlis
AK Parti Bitlis İl Başkan Yardımcısı Neşe Yüksel, insanlık onuruna, akıl ve mantık ilkelerine deli gömleği giydirmek üzere gerçekleştirilen 28 Şubat darbesinin insanlık tarihine kara bir leke olarak geçtiğini ifade etti.
28 Şubat’ta siyasete, demokrasiye ve insan haklarına balans ayarı vermeye çalışanların, kısa sürede milletin balans ayarına uğradığını kaydeden Yüksel, Türkiye’ye sözde ayar vermeye kalkan, milletin elinden geleceğini, haklarını ve huzurunu alan karanlık darbe dönemlerinin, milletin 15 Temmuz gecesi verdiği mücadeleyle bir daha yaşanmamak üzere tarihe gömüldüğünü kaydetti.
Hakkari
AK Parti Hakkari İl Başkan Yardımcısı Hacı Nuri Gür, yaşanan darbe süreci ile İslami kimliğe sahip olan toplumun büyük bir kesiminin türlü yollarla kısıtlandığını söyledi.
Kızlar üniversitelere başörtüleriyle giremediğini, kılık kıyafetleri nedeniyle gençlerin eğitim haklarından mahrum bırakıldığını aktaran Gür, “Siyasi görüş ve inancından dolayı insanların çalışma, eğitim, ibadet, düşünce ve ifade özgürlükleri gibi temel hakları engellendi. Ülkesi için, milleti için çalışan ve üreten sermaye dahi ‘yeşil sermeye’ adı altında kategorize edildi, ötekileştirildi. Türkiye’ye sözde ayar vermeye kalkan, milletimizin elinden geleceğini, haklarını ve huzurunu alan karanlık darbe dönemleri, milletimizin 15 Temmuz gecesi verdiği mücadele ile bir daha yaşanmamak üzere tarihe gömüldü.”
Basın açıklamasına İl Başkanı Avukat Zeydin Kaya, Merkez İlçe Başkanı Cumhur Demir, İl Gençlik Kolları Başkanı Kenan Beyter ve partililer katıldı.
]]>Eğitim-Bir-Sen Manisa 1 No’lu Şube Başkanı Halil Kallat, “27 yıl önce, 28 Şubat’ta, hiçbir zaman demokratik yolla iktidara gelemeyen vesayet örgüt ve odaklarının, demokrasiyi, kanunu, hakkı, hukuku, teamülü, meşruiyeti, görgüyü, nezaketi, insaniyeti çiğneyip, milletin hür iradesiyle seçilmiş hükümetine karşı, silah ve zor kullanarak ahlaksızca, kabaca, pervasızca, saygısızca yaptıkları darbeyi, asla unutmadık, unutmayacağız. 28 Şubat, Washington’da ‘bizim çocuklar’ diye kodlanan Siyonist ihanet şebekesinin, beynelmilel millet düşmanları ile müştereken, ‘bin yıllık’ temel değerlerimizi bütünüyle çökertmek amacıyla yaptıkları organize bir yıkım operasyonudur. Milli iradenin idareye dönüşerek ekonomide, yönetimde, demokraside, toplumsal barışta, gelir dağılımında iyileşmelerin başladığı bir dönemde, Türkiye’nin yolu kapatılmak, yürüyüşü engellenmek istenmiştir. Ülkesi, devleti, milleti ile Türkiye’nin kendi dünyasına ve değerlerine dönmesinden, kendi zemininde, kendi tarihi ve hayati amaçlarına yönelmesinden rahatsız olan vesayet odakları, asker, yargı, siyaset, medya, iş çevreleri ve kimi sözde sivil toplumdaki iş birlikçileri ile bir dizi yasa dışı ve gayrimeşru uygulamayı zorbaca devreye soktular. 28 Şubat siyasi iradeyle birlikte Türkiye’nin ekonomik birikimlerine, yaşama heyecanına, inanç değerlerine, demokrasi irade ve talebine, eğitime, sağlığa, özgür basına, haber alma özgürlüğüne, aşımıza, ekmeğimize, emeğimize, geleceğimize yapılmış bir darbedir. Milletimiz, sabrı, feraseti, dirayeti ile ‘bin yıl süreceği’ iddia edilen zalim kuşatmanın zincirlerini kısa zamanda kırmış, faillerinin boynuna dolamıştır. Medeniyet değerlerine, milli iradeye suikast yapmak isteyenler, bin yıllık köklü irfan ve geleneğin yenilenen şuuru, asil duruşu ve sakin öfkesi karşısında 3-5 yıl içinde darmadağın olmuş, tarihin çöplüğüne süpürülmüştür. Ruhunu, vicdanını kanattıkları insanımızın lanetine müstahak olanların yarınları olamaz, olmamıştır. Nitekim darbeciler çok geçmeden yargılanmış, çetenin elebaşlarının rütbeleri sökülmüş, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almışlardır. Ancak anlaşılmaz bir çelişki olarak hala 28 Şubat mağduru insanların olması, millet vicdanını yaralamaktadır. Gecikmiş de olsa, adaletin tecellisi için mezkür mağduriyetlerin mutlaka giderilmesi gerekmektedir.” dedi.
“Ne biz ne millet ne de tarih unutacak”
Zorbalığın egemen olmak istediği o zor zamanlarda, aralarında sözde hak ve özgürlük mücadelesi verdiklerini söyleyen kimi sözde sendikaların darbecilere fiili destek vermesinin millet vicdanında derin yara açtığına dikkat çeken Kallat, “Benzer tezgahı daha sonraları ‘Ulusal Birlik Hareketi Platformu’ adıyla tertip eden sözde sendikacılık anlayışı, milletin özgür irade ve demokratik haklarını gasp edenlerle doğrudan iş birliği yaparak var olmaya çalışmakla, sivil toplum örgütlenmesinin de sendikal faaliyetlerin de yüz karası olmuştur. Eğitim-Bir-Sen, kurulduğundan bu yana, ülke ve millet geleceğinin tehlikeye girdiği her dönemde, varlık amacını baskıya, yasaklara, haksızlığa tavizsiz karşı koyarak tahkim etmiş, her türlü riski göğüsleyerek direnmiştir. 15 Temmuz’da olduğu gibi vatan ve millete bağlılığımızı sözde değil, özde kanıtlamış bir teşkilat olarak, bundan böyle adını bile duymaya tahammül edemediğimiz darbe girişimleri, en amansız, daha kesin, daha keskin bir direnişle karşılarında önce bizi bulacaktır. Milletimiz, darbecileri fiilen yargılayıp mahküm ederek özgürlük ve demokrasi tutkusunu, hak edilerek kazanılmış gerçek değere dönüştürmüştür. Direnerek darbeleri tarihin karanlığına gömen iradenin ürettiği değerler, bilgide, eğitimde, sanatta, sosyal dayanışmada, demokrasi kültüründe, milli hassasiyetlerde, öz güven artırmada yüksek bir bilinç ve eylem kültürü ile kökleşmeli, kalıcı olmalıdır. Hayat içinde canlı etki ve sonuçları ile bu bilinci üretemezsek, darbeleri püskürten, istiklali tesis eden irade, istikbali tesis edecek idareye dönüşemez. Eğitim-Bir-Sen olarak, darbelere alkış tutanları ve destek verenleri, söylem, eylem ve hatırlatmalarımızla ne biz ne millet ne de tarih unutacak, affedecektir. Bundan böyle bir daha böyle meşum günlerin yaşanmaması; daha özgür, daha aydınlık, daha müreffeh yarınlar için omuz omuza vermeliyiz.” diye konuştu. – MANİSA
]]>***
Türk siyasi hayatında önemli bir kırılma noktası olarak 28 Şubat darbesi, başörtüsü yasağının, katsayı uygulamasının, muhafazakar iş insanlarına yönelik baskıların, neredeyse toplumun her kesimine verilen askeri brifinglerin bin yıl sürecek söyleminin miladıydı. 28 Şubat süreci, gönüllü işbirlikçiler ve medya eliyle demokrasimize önemli hasarlar veren kutuplaşmalar ve nefret söylemlerini zerk etti. 28 Şubat’ta derinleşen laik-şeriatçı tartışması zaman zaman hala ülkenin gündemini işgal ediyor. Kimi çevrelerce hala başörtüsü-türban ayrımı yapılıyor. Hatta 28 Şubat bir darbe olarak sadece muhafazakarları ilgilendiren bir konu olmalıymış gibi, bazı çevreler bu darbenin anlatılmasından, konuşulmasından dahi rahatsız oluyor. 28 Şubat gündem olduğunda “Yine mi mağduriyet?”, “Sorunlar çözülmedi mi?” tarzında yaklaşımlarla toplumsal muhasebenin de önüne geçilmek isteniyor.
28 Şubat’ın aktörleri
Bu muhasebenin asıl muhatabı, elbette 4 Şubat 1997’de Sincan’da tankların yürütülmesi ile başlayan süreçten sorumlu ve o dönemde siyasetin üzerinde önemli bir vesayet kurumu olan ordu mensuplarıdır. Diğer sorumlular arasında başta üniversite rektörleri, savcılar, yüksek mahkeme mensupları, bürokratlar, üniversite hocaları gibi 28 Şubat döneminde topluma karşı hizmet görevini belli bir kesime zorbalık etmek üzerinden icra eden devlet memurları geliyor. Bu aktörlerin elini rahatlatan, onlara adeta yol açıp algıyı yöneten 28 Şubat medyası da darbeci zihniyetle beraber anılıyor. Bütün bu aktörlerin yanında devletçi-seçkinci refleksleri ve indirgemeci tavırları ile her konuda mutlak bir Batıcılığı benimsemiş, kendisini Türk halkından üstün ve ayrıcalıklı kabul eden bir zümre de onlara eşlik ediyor. Toplumun geniş bir kesimini kutuplaştıran 28 Şubat darbesine gönülden destek veren bu zümrenin en belirgin muhatabı ise maalesef sokakta ve medyada genellikle daha kolay hedef olabilen başörtülülerdi. Bazı örnekleri hatırlamak gerekirse, İstanbul Üniversitesinde uygulanan, başörtülü öğrencilere karşı psikolojik bir işkence metodu olan ikna odaları, Nur Serter’in projesi olarak hayata geçmişti. Nur Serter, daha sonra ana muhalefet partisi CHP’den iki dönem milletvekilliği yaptı ve kutuplaştırıcı söylemlerine Meclis çatısı altında devam etti. O dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başörtülülerin Suudi Arabistan’a gitmesi gerektiğini söylerken, Siyaset Meydanı, A Takımı gibi o dönemin önemli tartışma programlarına çıkan konuşmacılar sık sık başörtülüleri hedef alıyor ve belli menfaatler çerçevesinde başörtüsü taktıklarını dile getirip “İrancılıkla” ve “tarikatçılıkla” suçluyorlardı. CHP’li Canan Arıtman ise Sümerlerde “fahişe” rahiplerin örtündüğünü söylemişti ve bu argüman uzun süre başörtüsü takan bireylere karşı bir suçlama halini aldı. O yıllarda başörtüsü ve türban ayrımı ortaya atılarak, Anadolu’nun başı yazmalı kadınlarının “başörtülü”, üniversitedeki kadınların ise siyasal bir simge olan “türbanlı” olduğu iddia edildi. “Türban siyasal simgedir.” argümanı uzun yıllar Türkiye’nin gündemini meşgul etti.
Gerçekten de postmodern bir darbe mi?
On yıllardır 28 Şubat üzerine yorumlar, çerçevelendirmeler, tanımlamalar içeren bir düşünce pratiği içindeyiz. 28 Şubat neden meydana geldi, sebepleri, sonuçları nelerdi, hangi uluslararası bağlamda ortaya çıktı? Bu tanımlamalardan en yaygın kabul göreni ise 28 Şubat’ın postmodern bir darbe olduğudur. Bu tanım literatüre de geçmiş ve epey kabul görmüştür. Baudrillard, Foucault, Derrida, Lacan gibi düşünürlerin öncülüğünde bir modernizm-modernite-modernlik tartışması ve bir anlamda eleştirisi olan postmodernizm, 20. yüzyılın düşünce akımları içinde kendine has bir yere ve olumlu bir algıya sahiptir. 28 Şubat’ın ise postmodern bir darbe olmasının bu bağlamda bir karşılığı yoktur. Bu, seçilmiş hükümetlere karşı onları destekleyenlerin bastırılması ve cezalandırılması yoluyla anayasal düzene müdahaledir. 28 Şubat darbe gibi bir darbedir. 1980 darbesinin yıkıcılığına sahip olmamasının sebebi, 28 Şubat’ın muhatabı olan kitlelerin 80 darbesinin muhatabı olan kitlelerden “şiddetin kullanımı açısından” farklılığı olabilir. 28 Şubat’ın faaliyet alanı olan “engellemek, yasaklamak, kamusal görünürlüğü yok etmek” gibi fiiller “postmodern” falan değildir. Tam tersine 28 Şubat’ın yaptığı uygulamalara bakılırsa rijit modernleşmeci, aşırı pozitivist, patriarkal ve indirgemeci olduğu apaçıktır. Bu uygulamalar devlet söylemi üzerinden büyük bir seçkinci anlatı kurar ve bu hali ile büyük anlatılara karşı çıkan postmodernite ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Postmodern darbe, kelimenin teori içindeki yerini ve anlamını bilmeyenler için bir hoşluk barındırırken, aslında bağlam itibarıyla da bir relativite barındırarak bizleri “sana göre, bana göre” gibi muğlak bir tanıma da sevk ediyor. Meseleyi olduğundan hafife indirgiyor. Halbuki 28 Şubat da tıpkı kendinden önceki darbeler gibi Türk demokrasisine büyük bir hasar vererek birkaç kuşak devam edebilecek önemli bir kırılmaya sebep oldu. Üstüne üstlük yasaklar ve engellemeler kaldırılmış olsa da o dönemde kullanılan itibarsızlaştırıcı ve kutuplaştırıcı dil bugünlere miras kaldı. Bu kutuplaştırıcı dil ise toplumsal birlikteliğin önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor.
[Meryem İlayda Atlas, gazetecidir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Başkan Davut Gürkan açıklamasında; “28 Şubat’ta siyasete, demokrasiye ve insan haklarına “balans ayarı” vermeye çalışanlar, Aziz Milletimiz tarafından kısa sürede balans ayarına uğradılar. Milletimizden aldığımız güç ve tarihin bize yüklediği sorumluluk ile millet iradesini egemen kılma, büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etme mücadelemize kararlılıkla devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“28 Şubat Darbesi kara bir lekedir”
28 Şubat 1997 darbesinin insan haklarına saldırı ve demokrasi düşmanlığının yıldönümü olduğuna dikkat çeken AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, “27 yıl önce silahlı cunta tarafından, sözde irtica tehdidi ile bütün bir ülkeyi çevrelemeye çalışmak, toplumun çeşitli kesimlerini vesayet ideolojisinin elinde rehin tutmak, insanlık onuruna, akıl ve mantık ilkelerine deli gömleği giydirmek üzere gerçekleştirilen 28 Şubat Darbesi insanlık tarihine kara bir leke olarak geçmiştir” diye konuştu.
Failleri tarafından “1000 yıl sürecek” yaklaşımı ile savunulan bu karanlık girişimin değil bin, on yıl bile sürememiş olmasının, vesayetçilerin hukuksuzluğunun, kirli hesaplarının net bir göstergesi olduğunu belirten Başkan Gürkan; “İslami kimliğe duydukları derin öfkeyi, sistematik ve kanun dışı vahşi bir militarist dayatma ile dışa vuran darbeciler, aldıkları anti-demokratik MGK kararları ile dönemin iktidarına darbe vurmuşlardı. Yaşanan darbe süreci ile birlikte İslami kimliğe sahip olan toplumun büyük bir kesimi türlü yollarla kısıtlandı. Genç kızlar üniversitelere başörtüleri ile giremedi, kılık-kıyafetleri nedeniyle gençler eğitim haklarından mahküm bırakılarak ikna odaları eliyle inançlarından vazgeçmeye zorlandılar. Katsayı adaletsizliğiyle gençlerin istedikleri okulda eğitim almalarının önü kapatıldı. Kamu görevlileri eşleri başörtülü olduğu için fişlendi. Siyasi görüş ve inancından dolayı insanların; çalışma, eğitim, ibadet, düşünce ve ifade özgürlükleri gibi temel hakları engellendi. Ülkesi için, milleti için çalışan ve üreten sermaye dahi “yeşil sermeye” adı altında kategorize edildi, ötekileştirilmiştir” dedi.
“Asıl balans ayarını milletimiz vermiştir”
Demokrasi ve insan haklarını, millet iradesini hiçe sayan darbeye en güzel cevabın, yine bu aziz millet tarafından verildiğine vurgu yapan AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, “28 Şubat’ta siyasete, demokrasiye ve insan haklarına “balans ayarı” vermeye çalışanlar, Aziz Milletimiz tarafından kısa sürede balans ayarına uğradılar. Türkiye’ye sözde ayar vermeye kalkan, milletimizin elinden geleceğini, haklarını ve huzurunu alan karanlık darbe dönemleri, milletimizin 15 Temmuz gecesi verdiği mücadele ile bir daha yaşanmamak üzere tarihe gömüldü. Milletimizden aldığımız güç ve tarihin bize yüklediği sorumluluk ile millet iradesini egemen kılma, büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etme mücadelemize kararlılıkla devam ediyoruz.
Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında, Türkiye Yüzyılı yolunda daha emin adımlarla yürüyor, 21 yıldır her şartta ve koşulda darbeler karşısında yanımızda olan milletimize şükranlarımızı sunuyoruz” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>Yasin Şamlı, “postmodern darbe” olarak tanımlanan ve çok sayıda insanın mağdur olmasına neden olan 28 Şubat döneminde; mağdur kesimde yer alan başörtülü öğrenci, öğretmen ve ihraç edilen memurların avukatlığını yaptı.
Darbenin yıl dönümünde AA muhabirine açıklamalar yapan Şamlı, Türkiye’de milletin iradesiyle iktidara gelen kişilerin, iktidarı kullanıp milleti yönetmemesi için her 10 yılda bir darbe yapıldığınık, 28 Şubat postmodern darbesi öncesinde de iktidarın muktedir olma ihtimalinin görülmesi üzerine darbe gerçekleştirildiğini söyledi.
Bu postmodern darbenin başarıya ulaşmış bir darbe olduğunu belirten Şamlı, “28 Şubat sürecinin neticesinde iktidar düşürülmüştür. İktidarı, daha çok vesayet odakları, darbeciler ele geçirmiştir. Onların kararları icra edilmiştir o dönemde. Hükümete rağmen icra edilmiştir ve sonuç itibarıyla hükümet şeklen dahi varlığını devam ettirememiş ve Anayasa Mahkemesi, iktidar partisini kapatmıştır.” diye konuştu.
Süreçte sembol olarak “başörtüsü” özelinde bütün bir milletin mağdur edildiğini aktaran Şamlı, üniversitelerde başörtülü öğrencilerin ve öğretmenlerin okullardan atıldığı, kamuda çalışan memurların, orduda eşi başörtülü olan veya namaz kılan personelin ve yurt dışında okuyan öğrencilerin denkliklerinin iptal edilip ihraç edildiğini hatırlattı.
Vakıf ve derneklerin kapatılması için davalar açıldığını, mütedeyyin kesimdeki iş insanlarının “yeşil sermaye” diye gruplandırılarak iflas etmeleri için uğraşıldığını vurgulayan Şamlı, “kamusal alan” kavramı adı altında, ev haricinde hastane, bahçe, park, sokak ve cadde gibi yerlerde başörtüsünün yasak olması gerektiğinin tartışıldığını kaydetti.
“Özgürlüklerin kısıtlanması korkunç boyutlara ulaşmıştı”
Tıp fakültesini bitiren başörtülü bir öğrencinin diplomasını almak için okuluna giremediğini, Çapa Tıp Fakültesi Hastanesinde 71 yaşındaki Medine Bircan’ın başörtülü olduğu için tedavisinin yapılmadığını anlatan Şamlı, “Özgürlüklerin kısıtlanması, hakların ihlal edilmesi 28 Şubat postmodern darbesiyle korkunç boyutlara ulaşmıştı, zulüm boyutlarına ulaşmıştı.” dedi.
Şamlı, darbe dönemlerinde yaşananları gençlere anlatmanın zorluklarına dair, “Şu anda gençlerin birçoğuna bunları anlatmak mümkün değil. Çünkü onlar böyle zamanları hiç görmediler. Türkiye’nin gündemini siyasilerin değil de askerlerin belirlediğini, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarının belirlediğini bilmiyorlar ama o günlerde maalesef böyleydi. Türkiye gündemini takip etmek isteyenler, ülkede yakın gelecekte neler olacağını merak edenler, siyasilerin değil tam aksine askerlerin söylediklerine bakıyorlardı. Çünkü gündemi maalesef onlar belirliyordu.” ifadelerini kullandı.
“Amaç, Türkiye’nin her alanda gelişmesinin önünü kapatmaktı”
Türkiye’de her 10 yılda bir yapılan darbelerin arkasında emperyalistlerin bulunduğu ve darbelerle ülkenin gelişmesinin önlenmesinin amaçlandığı değerlendirmesini yapan Şamlı, “28 Şubat postmodern darbesinin amacı da tam buydu. Türkiye’nin her alanda gelişmesinin önünü kapatmaktı. Bu görüşümü şu şekilde test edebilirsiniz; 15 Temmuz’da darbelerin başarısız olacağı ortaya çıkıp vesayet odakları tek tek temizlenmeye başlandıktan sonra Türkiye’deki her türlü gelişmenin önünün açıldığını görürsünüz.” diye konuştu.
Üniversite, bilim, teknoloji ve savunma sanayisi alanında çok ciddi hamlelerin yapıldığına işaret eden Şamlı, milli muharip uçağı KAAN’ı örnek göstererek, Türkiye’nin dünyadaki ilk 4 ülkenin arasına girdiğini ve darbeler olmasa, bu uçağın yıllar önce yapılabileceğini söyledi.
Yasin Şamlı, “Bu teknolojik gelişmelerin darbe dönemlerinde yapılması asla mümkün olmazdı. Türkiye Cumhuriyeti tarihi bunun bir yazılı delilidir. Olmadı. Ne zamanki vesayet odakları ortadan kaldırıldı, bu gelişmelerin önü açıldı ve bu gelişmeler sağlandı.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de son 20-30 yılda çok ciddi gelişmeler yaşandığını, bunlardan bir tanesinin de darbecilerin yargılanması olduğunu kaydeden Şamlı, 1980 darbesi, 28 Şubat postmodern darbesi ve 15 Temmuz darbe girişiminde darbecilerin yargılandığını hatırlattı. Ancak 1960 darbecilerinin hayatta olmamaları nedeniyle yargılanamadığını ve darbeden sonra kurulan Yassıada Mahkemesi’nin bütün kararlarının hukuka aykırı olduğunun bir kanunla tespit edildiğini dile getiren Şamlı, darbecilerin yargılanmasının, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir dönüm noktası olduğunu ve çok önemli bir gelişme olarak kayıtlara geçtiğini söyledi.
Başkan Şamlı, “Darbecilerin yaptıkları yanlarına kar kalmadı. Cezalarını aldılar, yargılandılar. Biz bunlara şahit olduk. Ben bu darbe davalarının birçoğunda bulundum. Onların yargılandığını görmek adalet açısından hakikaten mükemmel bir şeydi.” görüşünü paylaştı.
Darbelerde yargı kurumlarının konumuna işaret eden ve Türkiye’de yapılan bütün darbelerin kendini yargı eliyle tamamlattığına işaret eden Şamlı, “Eğer yargı mensupları, darbecileri desteklememiş olsa ya da darbecilerin istedikleri kararları vermemiş olsa darbenin, darbecilerin başarılı olması mümkün değildir.” dedi.
Yasin Şamlı, 28 Şubat sürecinde Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere bütün yargı kurumlarının, darbecilerin istedikleri kararları verdiğini de hatırlattı.
“15 Temmuz, yargı açısından dönüm noktasıdır”
15 Temmuz darbe girişiminde ise yargının alkışlanacak bir tavır aldığını vurgulayan Şamlı, “Hukukçuya, hukukçulara yakışan bir tavır aldı. Daha darbe gecesi, darbeciler hakkında yakalama kararları çıkarıldı. Bu da Türkiye Cumhuriyeti tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Artık darbecilerin emirlerine kulak kesilen, onların dediklerini yapan, onların istedikleri gibi karar veren bir yargı yoktu. Tam aksine darbecileri yargılamayı, daha darbe gecesi hedefleyen ve buna ilişkin yakalama kararları çıkaran bir yargı vardı. Ben bu yargı mensuplarımızı, bu vesileyle tekrar tebrik ediyorum.” ifadelerini kullandı.
“O döneme baktığınız zaman şu dönem tam özgürlükler dönemi.” diyen Şamlı, günümüzde isteyen kişinin başını açabildiğine veya örtebildiğine, isteyenin istediği gibi giyinebildiğine ve kimsenin kıyafetine karışılmadığına işaret etti.
Şamlı, Türkiye’de darbecilerin ceza aldıkları Türk Ceza Kanunundaki (TCK) maddenin değişmesi gerektiği önerisinde bulunarak, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Darbe suçları, ceza kanununda ayrı bir madde olarak tanımlanmalıdır. Şu anda öyle değil. Darbeciler, ‘Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs’ suçundan ceza alıyor. Esasen diğer örgütler de bu suçtan ceza alıyor. Diyelim ki 10-15 kişilik silahlı bir örgüt, ‘Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüsten’ yargılanabiliyor. Bu silahlı örgüt, kendi silahlarını kendi temin ediyor ama darbecilerin konumları çok farklı. Çünkü darbeciler, bu milletin silahını, millete karşı kullanıyor ve silahları da milletin silahları. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin savaş uçakları, tankları ve askeriyede bulunan her türlü silah, darbecilerin suç aleti haline geliyor. Dolayısıyla TCK’da darbe suçunun, spesifik olarak ayrıca bir maddede tanımlanması ve bu suçlar açısından da zaman aşımının olmaması gerekiyor.”
“Milletimizin her yönüyle teyakkuzda olması gerekiyor”
15 Temmuz darbe girişiminin ardından darbecilerin ve onların arkasındaki emperyalistlerin, başka planlar uygulamaya başladıklarını da anlatan Şamlı, şunları kaydetti:
“Düşünülen darbelerin bir daha başarılamaması için milletimizin her yönüyle teyakkuzda olması gerekiyor. Birinci olarak seçeceği liderlerin bu dirayeti, bu cesareti gösterecek liderler olmasını gözetmesi gerekiyor. İkincisi de seçtiği liderin iradesinin her zaman arkasında kuvvetli bir şekilde durması gerekiyor. Bizim bu darbeleri unutmamamız ve unutturmamamız gerekiyor. Özellikle bu darbe dönemlerini, o dönemlerde yaşanmış zulümleri gören, şahit olan bizlerin bunları unutturmamamız gerekiyor. Bunu milletimiz için yapmamız gerekiyor. Ülkemizin gelişmesi için yapmamız gerekiyor. Milletimizin iradesinin iktidar olması için yapmamız gerekiyor. Özgürlüklerimize sahip çıkmamız için bunu yapmamız gerekiyor. Yani siyasetçiler belli bir dönem için seçilirler. Ondan sonra eğer milletimiz onların icraatlarını beğenmezse yeni dönemde seçmezler. Bu kadar basit. Ancak darbeciler böyle değil. Darbeciler, darbe yapıp iktidara geldikleri zaman istediklerinde giderler.”
]]>