MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
(SAMSUN) – Samsun Devrimci 78’liler Derneği idam edilmelerinin 52. yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı andı. Dernek adına konuşan Cahit Kolukısa, “Tek adam yönetimi sermayenin taleplerini karşılamak için emekçi kesimlere adeta savaş açmış durumdadır. Bugün üç fidanımızı bu koşullar altında anıyoruz. Onların mücadelesini sürdürenler, açtıkları yolda kararlılıkla yürüyenler olarak buradayız. Bizler Denizlerden bugüne mücadele bayrağını bırakmadık ve bundan sonra da kararlıkla taşımaya devam edeceğiz” dedi.
Samsun Devrimci 78’liler Derneği, 6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın 52. ölüm yıl dönümlerine ilişkin basın açıklaması düzenledi. Açıklamaya sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler ve sendikalar da katıldı.
Devrimci 78’liler Derneği Samsun Şubesi adına Yönetim Kurulu Üyesi Cahit Kolukısa konuşmasında şunları söyledi:
“Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Deniz Gezmiş… Halkın üç yiğit evladı, 12 Mart faşist cuntası tarafından idam edilmelerinin üzerinden 52 yıl geçti. İdamlarıyla, dönemin gelişen mücadelesi bastırılmak ve gözdağı verilmek istendi. Onlar, eşit ve parasız eğitim hakkı, özerk ve demokratik üniversite; eşit, özgür ve tam bağımsız bir Türkiye için mücadele ediyorlardı. Onların mücadelesini saygıyla selamlıyoruz. Bugün iktidarın rant ve kar politikaları emekçileri açlık ve yoksullukla sınıyor. Milyonlar açlık sınırının altında bir ücretle çalışıyor, halkın sırtındaki vergi yükü katlanılmaz hale geliyor. Emeklilerin, EYT’lilerin, KHK’lıların sorunlarına kulak tıkanıyor. Gençler geleceksizlik ve işsizlikten oluşan bir girdaba sürükleniyor. 1 yılda bilinen 8 MESEM öğrencisi çocuk, işçi cinayetlerinde can verdi. Çocuk işçiliği yasallaştıran iktidar, eti de senin kemiği de senin diyerek yüz binlerce çocuğu sermayedarların eline bırakıyor. Üniversitelilerin eğitim hakkı gasp ediliyor, ülkesinde gelecek göremeyen, iş bulamayan gençler yurt dışına göç ediyor. Eğitim tamamen gerici politikalara terk ediliyor.
“ARTIK MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR”
Tek adam yönetimi sermayenin taleplerini karşılamak için emekçi kesimlere adeta savaş açmış durumdadır. Mehmet Şimşek ülke ülke gezip, ülkenin yoksulluğunu ucuz iş gücü potansiyeli diye pazarlarken yabancı tekellerin girmediği maden, kaynak, orman kalmamış durumda. Yoksulluktan evine ekmek götüremeyenleri görmeyecek kadar halktan uzaklaşanların politikaları, halka hayatı zindan ederken kendi yandaşları başta olmak üzere sermayeyi tarihinin zirvesine taşımaktır. Milyarlarca dolar savaş sanayine harcanırken militarizm, milliyetçilik ve din istismarcılığıyla tek adam yönetimi elindeki tüm imkanları gerçekleri karartmak için kullanıyor. Ancak mızrak çuvala sığmıyor. Halk işsizliğin, yoksulluğun, enflasyonun altında ezilirken iktidarın yaşadığı şatafat göz kamaştırıyor. İşçi ve emekçilere, basın emekçilerine, toplumun çeşitli kesimlerine yönelik baskı ve yıldırma politikaları ise aynı hızla devam etmektedir. Siyasi parti mensuplarından, gazeteci ve avukatlara kadar geniş bir yelpazede gözaltılar, tutuklamalar sürmektedir.
“EŞİT ÖZGÜR BİR ÜLKEYİ MUTLAKA KURACAĞIZ”
Bugün üç fidanımızı bu koşullar altında anıyoruz. Onların mücadelesini sürdürenler, açtıkları yolda kararlılıkla yürüyenler olarak buradayız. Bizler Denizler’den bugüne mücadele bayrağını bırakmadık ve bundan sonra da kararlıkla taşımaya devam edeceğiz. İş yerlerinde, okullarda, sokaklarda örgütlenmeyi ve mücadeleyi sürdüreceğiz. Emperyalistlere, işbirlikçilere, işgalcilere geçit yok. Eşit ve özgür bir ülkeyi mutlaka kuracağız. Bir kez daha Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i ve onların yılmaz savunmanı Halit Çelenk’i anarken, Denizler’in mücadelesini ilerletme sözümüzü yineliyoruz. Mücadelemizde yaşayacaklar.”
]]>
(İSTANBUL) – CHP İstanbul İl Gençlik Kolları, 6 Mayıs 1972’de idam edilen “üç fidan” Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan için Taksim’den Dolmabahçe’ye yürüyüş düzenledi. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, “Üç fidanın mücadelesi geleceğe ışık tutmaya devam ediyor. Denizlerin inancı, umudu, tutkusu bugün milyonları kuşattı” dedi.
“Üç fidan” Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ile Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 52’nci yılında İstanbul’da Taksim’den Dolmabahçe’ye yürüyüş düzenlendi.
CHP İstanbul İl Gençlik Kolları’nın çağrısıyla yapılan yürüyüşe CHP İstanbul Milletvekili Ali Gökçek, Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ve partililer katıldı. Gençler, ellerinde üç fidanın dövizlerini ve büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, eski Başbakan Bülent Ecevit, gazeteci Uğur Mumcu, akademisyen Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, ÇYDD Onursal Başkanı Türkan Saylan, Gezi Parkı eylemlerinde yaşamlarını yitirenler ile Mahir Çayan’ın resimlerini taşıdı. Ayrıca “Biz devrimciliği Mustafa Kemal’den öğrendik” yazılı dev pankartın taşındığı yürüyüş boyunca marşlar okunarak “Denizlere sözümüz devrim olacak” sloganı atıldı.
“EMPERYALİZME KARŞI MÜCADELE ETTİLER”
Yürüyüşün sonunda Dolmabahçe’de açıklama yapan Özgür Çelik, anmayı çok tarihi bir noktada yaptıklarını belirterek şunları söyledi:
“68 kuşağının devrimci gençleri, 15 Temmuz 1968 yılında, tam bu noktada, Dolmabahçe’de 6. Filoyu denize döktüler. 1968, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de özgürlük rüzgarları estirdi. 68 Kuşağı, toplum yararı için mücadele etti. Deniz Gezmiş ve arkadaşları, ‘tam bağımsız Türkiye’ için umut, inanç ve kararlılıkla mücadele ettiler. Onlar bu topraklarda bağımsızlık için, tüm insanların kurtuluşu için mücadele ettiler. 68 sonbaharında, Samsun’dan Anıtkabir’e gerçekleştirdikleri ‘tam bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal yürüyüşüyle’ bu topraklarda ikinci kurtuluş mücadelesinin adımlarını attılar. Zulme karşı direndiler. Halk için, ülkeleri için mücadele ettiler. Açlığa, yoksulluğa, emperyalizme karşı mücadele ettiler. Faşizme karşı mücadele ettiler. Hepimiz için, eşit, adil, özgür bir geleceğin hayalini kurdular. Bu topraklarda uğruna ölüme gidecek değerler olduğuna inandılar ve inandırdılar. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın başka ülkelerinde de savaşa, yoksulluğa, sömürüye, emperyalizme karşı mücadele verdiler. Mazlum halkların yanında oldular. Mazlum Filistin halkıyla birlikte emperyalizme karşı savaş verdiler. Denizler hepimize, hayatın cesaret ve umutla bezenecek bir anlamı olduğunu gösterdiler. 6 Mayıs 1972’de bir kişinin, bir karıncanın bile yaşamına zarar vermedikleri halde idam edildiler. İdam edildiklerinde Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 25 yaşında, Hüseyin İnan 23 yaşındaydı. İdam sehpasında hiçbirisinde ne korku ne de pişmanlık vardı.
“DENİZLERİN ÇİZDİĞİ YOLDA MEMLEKET HAYALİMİZ VAR”
Yüzlerindeki tebessümle idam sehpasını kendileri tekmelediler. İdamlar Attila İlhan’ın dizelerine şöyle döküldü; ‘Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı. Güneşten ışık yontarlardı, sert adamlardı. Hoyrattı gülüşleri, aydınlığı çalkalardı. Gittiler akşam olmadan ortalık karardı.’ Denizler karanlığın en koyu yerini aydınlatarak gittiler. İdamlarının üzerinden 52 yıl geçti ancak bugün üç fidanın mücadelesi geleceğe ışık tutmaya devam ediyor. Denizlerin inancı, umudu, tutkusu bugün milyonları kuşattı. Bugün Türkiye’de Denizlerin umudunu, cesaretini, inancını Atatürk’en Denizlere taşıyan milyonlarca genç var. Bu mücadele; bugün iktidarın politik ve ekonomik tercihlerinden dolayı ezilen, her gün daha da yoksullaşmaya mahküm edilen işçinin ve emekçinin mücadelesidir. Bu mücadele aynı zamanda bir anayasal mücadeledir. Ne acıdır ki; anayasaya bağlılık mitingi yapan, anayasayı savunan bu gençler anayasayı ilga etmekle suçlanmıştır. Şimdi Gezi’de yargılananlar, 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmaya çalışanla ODTÜ Devrim Stadyumu’nda geleneklerini sürdürmek isteyenler de bugün asılsız suçlamalarla baş başa bırakılmaya çalışılmaktadır. Biz tüm bu hak ihlallerinin karşısında dimdik duruyoruz. Herkes şunu iyi bilmelidir ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin hiçbir neferi mücadeleden asla vazgeçmeyecektir ve yılmayacaktır. Bizim, Denizlerin çizdiği yolda bir memleket hayalimiz var. Ne mutlu ki; biz bu memleket hayalini yurttaşlarımıza anlatabildik ve onlar da bu hayalin bir parçası olduğunu son seçimlerde bizlere gösterdi. Şimdi bu memleket hayalini gerçek yapmak bizim elimizdedir. Eşit, özgür ve bağımsız bir memleket hayalini bize kurduran Deniz Gezmiş’i, Yusuf Aslan’ı, Hüseyin İnan’ı ve tüm devrim şehitlerini bir kez daha saygıyla anıyor ve bıkmadan, usanmadan onların yolunda ilerleyeceğimize hepinizin önünde söz veriyoruz. Yaşasın tam bağımsız Türkiye.”
Özgür Çelik ve beraberindeki bir heyet, denize sembolik olarak karanfil bıraktı.
]]>6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın 52. ölüm yıl dönümlerinde Karşıyaka Mezarlığı’nda anma törenleri düzenlendi. Çok sayıda siyasi parti, sivil toplum kuruluşu, sendika ve derneğin gerçekleştirdiği anma törenlerinde, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın mezarlarına karanfiller bırakıldı, saygı duruşunda bulunuldu. Anmaya katılan vatandaşlar “Deniz’lere sözümüz devrim olacak” sloganı attı.
Anmada, Türkiye İşçi Partisi, Sol Parti, Ankara Dayanışma Derneği, Fikir Kulüpleri Federasyonu, Emek Partisi, Emekçi Halkın Partisi, Halkevleri, Pir Sultan Abdal Derneği, Ankara Dersimliler Derneği, KESK Ankara Şubesi, TKP, TMMOB ve Yeşil Sol Parti temsilcileri yer aldı. Ankara 68’liler – Devrimci 78’luler Federasyonu kortejinde bulunanlar “Yaşasın devrim ve Sosyalizm”, “Nehirden denize özgür Filistin” sloganları eşliğinde yürüdü.
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın bulunduğu DEM Parti korteji “Unutmadık, unutmayacağız” yazılı pankartla, ellerinde güller ve karanfillerle yürüdü.
“ONLARI ASLA UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”
Anmada “Bize bırakmış oldukları devrimci, sosyalist ve yurtsever mücadeleyi bizler bugün onlara layık olacak şekilde yürütmek için mücadelemizi sürdürüyoruz” ifadelerini kullanan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları şöyle konuştu:
“Onların kalemlerini kırdılar ama ışığa dokunamadılar. Devrimci mücadeleye dokunamadılar. Halkların barışını ve kardeşliğini isteyenlere dokunamadılar. O ışık şu anda Kürt halkının yüreğinde, Türkiye’deki işçi ve emekçilerin yüreğinde. Pırıl pırıl mücadeleyi şu anda mezarı başında onları andığımız yoldaşlarımızın yolunda ilerlemektedir. Bizler Denizlerin ifade ettiği gibi Kürt ve Türk halklarının kardeşliği için, bizler bu ülkede ezilenler ve sömürülenler için, bu ülkede açlık ve yoksullukla pençeleşen işçiler, emekçiler, yoksullar için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Tıpkı Deniz’lerin bıraktığı miras gibi emperyalizme karşı bölgede halkların barışını sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Bir kez daha Deniz’leri andığımızı ifade ediyor, onları asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Yaşasın devrimci mücadelemiz.”
“BU MÜCADELEYİ BAŞARIYA ULAŞTIRACAĞIMIZA EMİNİZ”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise şöyle konuştu:
“Yaktıkları meşale bugün Türkiye’de, Kürdistan’ın dört bir yanından dalga dalga yayılıyor. Yolumuzu açıyor ve mücadelemizi aydınlatıyorlar. Saygıyla selamlıyoruz. Emin olsunlar ki Deniz, Yusuf ve Hüseyin’lerin mücadelesi başarıya ulaşıncaya kadar devam edecektir. Van direnişinde olduğu gibi, Amed’te olduğu gibi, özgürlüğüne, eşitliğine, haklarına sahip çıkan emekçilerin mücadelesini devam ettirecektir. Biz bu mücadeleyi başarıya ulaştıracağımıza eminiz.”
]]>
(ANKARA) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 52’nci yılı dolayısıyla Karşıyaka Mezarlığı’nda düzenlenen anma törenine katıldı. Özel, törenin ardından gazetecilerin “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP içinde bir karışıklık planı olduğu” iddiasıyla ilgili soruları üzerine “Hiç kimse korkmasın. CHP’yi topuyla, tüfeğiyle, tankıyla darbeciler karıştıramadı. Biz her seferinde bazen düştük, hep beraber düştüğümüz yerden kalktık. Şimdi yerdeyken kalkacağına inanan bir parti, tarihinin en önemli çıkışlarından birinde böyle özgüvensiz tartışmalarla kimse kimseyi meşgul etmesin. İşimiz var daha iktidar olacağız” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 52’nci yılı dolayısıyla Karşıyaka Mezarlığı’nda düzenlenen anma törenine katıldı. Törenin ardından mezarlıktan ayrılırken gazetecilerin sorularını yanıtlayan Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde generallerle ilgili bir talimatı olup olmadığı sorusu üzerine şunları söyledi:
“İki genel başkan bir görüşme yaptıktan sonra ya ortak bir açıklama yapılır ya da herkes görüşmeyle ilgili kendine ait kısımlar hakkında bilgi verebilir. Diğeri son derece müzakere tekniğine aykırıdır. Ben şöyle dedim, bana böyle dediler dediğinizde, görüşmenin belli seyrini, bundan sonra olabilecek olumlu görüşmeleri engellemiş olursunuz. Ben gazetecilik merakına sonuna kadar saygılıyım ancak bu cevap için muhatap ben değilim. Benim söylemem doğru olmaz. Ben sadece kendimin ne yaptığını söyleyebilirim. Biz detaylı bir dosya hazırlamıştık. O dosyayı, Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmede gündemimize aldık, üzerinde konuştuk. Ben bu konuda, önümüzdeki günlerde olumlu gelişmeler olacağını ümit ediyorum, bu ümidimi koruyorum. Dikkatle takip edeceğiz. Belki Sayın Erdoğan bu konuda bir açıklama yaparsa ondan sonra o günle ilgili diğer detaylar aleniyet kazanabilir. Ama benim aksini yapmam müzakere tekniğine uygun bir davranış olmaz.
Herkesin içi rahat olsun. Gezi davasında da 28 Şubat davasında da yaşanan hukuksuzluklar ve toplumdaki tüm beklentiler, yani önceden bir gündem hazırladığımızı söylemiştim. O gündem içindeki herhangi bir madde konuşulmadan o toplantıdan ayrılınmadı. O gün de söylemiştim, daha önce söylediğimiz her şey ve daha fazlası toplantıda konuşuldu. Büyük bir nezaket ile karşılıklı müzakere edildi, görüş alışverişi yapıldı. Bizim tarafımızdan belli talepler çok net şekilde dillendirildi. Ben marj içinde kalmak zorundayım.”
Özel, Sinan Ateş iddianamesi ile ilgili soru üzerine şöyle konuştu:
“Sinan Ateş iddianamesi le ilgili kapsamlı bir çalışma ve açıklama yapacağız. Ancak iddianame hem aileyi son derece rahatsız etmiştir hem de Türkiye’deki gerçekten adalet isteyen herkesi rahatsız etmiştir. İddianameyi hazırlayan savcının görevi şudur; delilleri toplamak, şahitleri dinlemek, soruşturmayı genişletmek ve en geniş şekilde yargılanma safhası gelmeden önce iddianameyi hazırlamak. Kamuoyunun kapsamı savcıdan geniş. Sizler savcıdan daha çok şey biliyorsunuz. İddianamenin özelliği şudur; iddianameyi okuduğunuzda haber yaparsınız. İddianame ile ilgili yapılan haberler, iddianamede bir şey olmadığına yönelik. İddianamede yeni bilgiler yok. Sizlerden birisi eline kalem alsa daha güçlü bir iddianame yazar. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.
Bu arada Sayın Ayşe Ateş -Sinan Ateş’in eşi- bizden bir randevu talebi olmuştu. Kendisiyle bugün görüşeceğiz. Kendisinin bu konuyla ilgili topluma mal olan tepkisini biz de sizlerle takip ettik. Onun dışında kendisiyle de görüştükten sonra dah fazla, daha net şeyler söyleme imkanı buluruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iade-i ziyaretine ilişkin tarihin netleşip netleşmediği sorusu üzerine Özel, “Bize henüz böyle bir başvuru yapılmadı. Böyle bir talepte bulunulacağını biliyoruz. Tarih netleşince açıklanır” dedi.
Özel, yapmayı planladığı Filistin ziyareti ile ilgili soru üzerine şu ifadeleri kullandı:
“Biraz önce Deniz Gezmiş’in Filistin’deki arkadaşı İsa’nın, Deniz Gezmiş’in istediği ‘Filistin Şiiri’ kitabının Türkçe’ye çevrilmesinden sonra, Gezmiş’in vefatının ardından o kitabı alıp hayatının sonuna kadar saklamış, ölüm döşeğindeyken iki sene önce oğluna emanet etmiş, ‘Türkiye’de Deniz Gezmiş’in yolundan giden birini bul, bu kitabı ona ver’ demiş. Geçen hafta bana Filistinli öğrencilerin başkanı geldi ve ‘İsa’nın oğlu bu kitabı size vermemi istedi’ dedi. Biz o kitabı aldık ve benden sonraki CHP Genel Başkanı’na teslim etmek üzere partimizde hatta müzemizde yıpranmaması, kaybolmaması için sergileyeceğiz. Benden sonraki sayın genel başkana devir teslim töreninde arz edeceğim. Çünkü Deniz Gezmiş’in yolu, bütün CHP’lilerin yoludur.”
“Görüşmeden sonra bazı iddialar da ortaya atıldı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın CHP içinde bir karışıklık planı olduğu şeklinde yorumlar yapılıyor. Bu konuda değerlendirmeniz nedir” sorusu üzerine Özel, şu yanıtı verdi:
“47 yıl seçim kazanamamanın verdiği özgüvensizliği atamamış bazı arkadaşlarımızın değerlendirmeleri. Türkiye’nin birinci partisini, yüzde 38 oy almış bir partiyi, gelecek seçimlerde Türkiye’nin iktidar partisi olmak için canla, başla çalışan ve buna yürekten inanmış kadroların partisini kim karıştırmak isteyebilir, kim komplo teorileriyle bizleri meşgul etmek isteyebilir. Bunlar özgüvensiz dönemden kalan meseleler. Kendimize güvenimiz tam. Kayıt dışı siyasete karşıyız. Her şeyi gözlerinizin önünde yapıyoruz, açıklıyoruz, çalışıyoruz. Gayret ediyoruz. Hiç kimse korkmasın. CHP’yi topuyla, tüfeğiyle, tankıyla darbeciler karıştıramadı. Biz her seferinde bazen düştük, hep beraber düştüğümüz yerden kalktık. Şimdi yerdeyken kalkacağına inanan bir parti, tarihinin en önemli çıkışlarından birinde böyle özgüvensiz sorularla, özgüvensiz tartışmalarla kimse kimseyi meşgul etmesin. İşimiz var daha iktidar olacağız.”
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 52’nci yılında Karşıyaka Mezarlığı’nda düzenlenen anma törenine katıldı. Özel’e; Genel Başkan Yardımcıları Aylin Nazlıaka ve Yalçın Karatepe, Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, Milletvekilleri Aliye Timisi Ersever, Aylin Yaman, Sema Dinçer, Sibel Suiçmez, Tekin Bingöl, CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol, Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu eşlik etti.
Özel, beraberindekilerle birlikte Ankara İl Başkanlığı pankartının arkasında yürüdü. Özel’i karşılayanlar arasında Deniz Gezmiş’in ağabeyi Bora Gezmiş’te vardı.
Yürüyüş sırasında 80 yaşindaki bir kadın Özel’e sarılarak, “Yıkılıyorduk, tuttun bizi 80 yaşındayım senin için geldim” dedi. Özel’in boynunda Filistin bayrağı işlemeli atkı yer aldığı görüldü. Özel, Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın mezarlarına karanfiller bıraktı ve dua etti.
CHP lideri Özgür Özel, Deniz Gezmiş’in mezarı başında yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Bu anmaya katılan herkes 25 yaşındaki Deniz’in kardeşleridir, abileridir, yoldaşlarıdır. Onların yürüyüşü antiemperyalizm yürüyüşüdür. Deniz Gezmiş son sözlerini söylerken ‘Yaşasın halkların kardeşliği’ demiştir. ‘Kahrolsun emperyalizm’ demiştir. ‘Yaşasın işçiler ve köylüler’ demiştir. Bunları söyleyen 25 yaşındaki 3 genci bu hayattan kopardılar. Bugün halen Hüseyin ve Yusuf’u ODTÜ’deki stada ‘devrim’ yazısı yazdıkları statta hala ODTÜ öğrencilerine orada tören yapmalarını yasaklayan bi anlayış var.
“TAKSİM YASAK, DEVRİM STADI YASAK… NE YUMUŞAMASINDAN BAHSEDİLİYOR”
Birileri Türkiye’de bir başka tartışma başlatmak istiyor. Yumuşama olsun istiyor ve bu işin sonu anayasaya varsın istiyor. ODTÜ öğrencileri, 25 yaşındaki günahsız öğrencilerin yazdıkları statta tören yapamayacak ise ne yumuşamasından bahsediliyor? ODTÜ’de izni verin bir görelim, nasıl oluyo bu yumuşama? Taksim yasak, Devrim Stadı yasak. Normalleşelim. En çok ben istiyorum normalleşelim, yumuşayalım.
Anayasa Mahkemesi kararına rağmen arkadaşlarımız Gezi’den içeride yatıyorsa kimse normalleşmeden bahsetmesin. Deniz’leri asanlar mahkeme kararına ‘anayasal düzeni ortadan kaldırmak’ yazdılar. Kardeşlerimizi, evlatlarımızı bu bahaneyle astılar. Oysa Deniz Anayasa’yı savunuyordu. Anayasal düzeni savunuyodu.
Bugün Anayasa çağrısı yapan ve yeni bi anayasa isteyen herkese diyoruz ki: Mevcut Anayasa’ya harfiyen uymadan Türkiye’de Anayasa’ya aykırı işler yapmaya devam ederek kayyım da atasan Anayasa’ya aykırıdır. Öbür taraftan serbestçe anayasal hakkını kullanmak isteyen işçiye, ODTÜ’lüye de izin vermeyince de siz Anayasa’ya uymuyorsunuz.
Burada bir Filistin atkısı var. Deniz Gezmiş’in davası aynı zamanda Filistin davasıdır. Deniz Gezmiş, Filistin’de el Fetih kamplarında İsrail zulmüne karşı direnmiştir.
“BÜTÜN CHP’LİLER DENİZ GEZMİŞ’TİR”
Deniz’in Filistin’de el Fetih kampındaki en yakın arkadaşı İsa… Deniz Gezmiş’e Filistin şiiri okur. Kitap arapçadır. Deniz Gezmiş, bir yandan arapça sökmeye, bir yandan da şiiri ezberlemeye çalışırken ‘bu kitabın Türkçe’ye çevrilmesi lazım’ der. O kitap Türkçe’ye çevrilir ama Deniz Gezmiş’ine eline hiç ulaşamaz. İsa, 2 sene önce ölmeden önce evladına bu kitabı verir ve ‘Deniz Gezmiş’in izinden geçen birine verin bunu Türkiye’de’ der. İsa’nın oğlu bu kitabı Türkiye’de Filistinli Öğrencilerinin Dernek Başkanı eliyle geçen hafta bana ulaştırdı. Filistinle dayanışan sözlerimiz Yaser Afarat ile Bülent Ecevit’in mücadelesidir. Bizim bizim mücadelemiz Bülent Ecevit’in mücadelesidir. Bu kitabı alıp kişisel kütüphaneme koymayacağım. Bu kitabı CHP’nin müzesine koyacağız. Devir teslimlerde CHP genel başkanları bir sonraki genel başkana verecekler. Çünkü Deniz Gezmiş’in yolundan giden tek başına Özgür Özel değildir, bütün CHP’liler Deniz Gezmiş’tir, Deniz Gezmiş’in yolundan yürümektediler.
Hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum. Bora abinin şahsında Deniz Gezmiş’n kan bağı olan bütün akrabalarına başsağlığı diliyorum. Yusuf Aslan’ın, Hüseyin İnan’ın ailelerine bir kez daha başsağlığı diliyorum. Hepimiz Deniziz, hepimiz Yusufuz, hepimiz Hüseyiniz, onların mücadelesi durmadı, sönmedi, mücadele sürüyor, mücadeleyi sürdürüyoruz.”
Anmaya katılanlar “Deniz, Yusuf, Hüseyin mücadeleye devam” sloganları attı.
Özgür Özel, daha sonra Denizler’in avukatı Halit Çelenk ile 68 kuşağının önderlerinden Ulaş Bardakçı’nın mezarına karanfiller bıraktı ve dua etti.
Karşıyaka Mezarlığı’nda Deniz Gezmiş’in mezarına giden yola üzerinde parkayla çekilmiş olduğu fotoğraf asıldı. Gezmiş, Aslan ve İnan’ın mezarlarını ziyaret eden vatandaşlar, karanfiller bırakarak, saygı duruşunda bulundu.
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve ED Fuarcılık ortaklığında bu yıl ikinci kez düzenlen MAST İzmir Boat Show – Tekne, Tekne Ekipmanları ve Deniz Aksesuarları Fuarı, Fuar İzmir’de kapılarını açtı. Tarihi liman ve denizcilik kenti İzmir’de, dünyaca ünlü tekne markaları, sektörün büyük yerli üretici tekne, ekipman ve aksesuar firmalarını buluşturan MAST İzmir Boat Show, 5 Mayıs 2024 tarihine kadar ziyaretçilerini ağırlayacak. MAST İzmir Boat Show’un açılış törenine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit, Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı (EBSO) Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Odası (İZTO) Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şube Başkanı Yusuf Öztürk, Yat ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED) Başkan Vekili Cem Hüroğlu, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, sektör profesyonelleri ve çok sayıda ziyaretçi katıldı.
“Bu fuar çok daha fazla ilgiyi hak ettiğini gösterdi”
Açılış konuşmasında MAST İzmir Boat Show’un Marble Mermer Fuarı gibi dünya çapında başarı potansiyelinin olduğunu ifade eden Başkan Tugay, “İZFAŞ’ın ev sahipliği yaptığı tüm fuarları dikkatle takip ediyorum. Her birinden kendimize ödev çıkartıp, gelecekte çalışma yapacağımız alanlara yoğunlaşıyorum. Geçtiğimiz günlerde mermer fuarımızı 39. kez açtık. İlk fuardan bugüne, kat ettiğimiz yolu ve fuarın dünyadaki prestijini konuştuğumuzda inandığımız yolda neleri başarabileceğimizi hissettik. Bugün ikincisini düzenlediğimiz MAST İzmir Boat Show, gördüğü ilgi ve katılımcı sayısıyla ve paydaşlarının vizyonuyla çok daha fazla ilgiyi, yatırımı ve çabayı kesinlikle hak ediyor” dedi.
Ortak akıl vurgusu
Konuşmasında ortak akıl vurgusu yapan Başkan Tugay, “İzmir bir deniz ticaret kentidir. Bu alanda çalışan insanları desteklemeli, yenilikçi anlayışı, vizyoner bakışı, açık görüşlülüğü ortaya koymamız gereklidir. İzmir’in gerçekten pek çok alanda önemli bir potansiyeli var. Cumhuriyet döneminde üzerimize düşeni yaptık mı, daha fazlasını yapabilir miydik? Bundan sonrası için neler yapmalıyız? Burada konuyu bilen, bize yol gösterecek insanları dinlemenin, kurumlar arası iş birliğini artırmanın önemine inanıyorum. Hep birlikte şehrimizin kalkınması için üzerimize ne düşüyorsa onu yapmamız gerektiğini düşünüyorum. İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlık görevimde bu anlayışla hareket edeceğim” diye konuştu.
“Körfez temizliği ve marina vaadim geçerli”
İzmir’in büyümesi, kalkınması ve zenginleşmesi için çalışacaklarını kaydeden Başkan Tugay, kentte yaşayan insanların mutluluğu ve refahı için bunun çok önemli olduğuna dikkat çekti. Bu fuarı daha da geliştirmek için çalışacaklarını kaydeden Başkan Tugay, “Başkanlığım döneminde Körfez’in temizliğini ve Körfez etrafında birkaç tane marina yapılmasını vadettim. Bu geçerlidir. Ben bu güzel şehrin insanlarına, potansiyeline inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“İzmir’de üretim yapabiliriz”
EBSO Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı (TOBB) Ender Yorgancılar, fuarın tüm holleri dolduracak potansiyele sahip olduğunu ve daha geniş bir alanda yapılabileceğini söyledi. Dünyada şehirlerin yarıştığına dikkat çeken Yorgancılar, “Bu fuar geliştikçe alanında dünyadaki önemli fuarlarla yarışacaktır. Üç tarafı denizle çevrili olan bir ülkede yaşıyoruz. Sektör çok büyüyor. Alacağımız daha çok yol var. Mega yatlar ve küçük boyutlu tekneleri İzmir’de yapabilecek imkanımız var; hepsini İzmir’de üretebilme kapasitesine sahibiz” şeklinde konuştu.
“Önümüzdeki yıllarda kabına sığmayacak”
İZTO Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, fuarın ilk yıla göre güzel bir ilerleme kaydettiğini belirterek, “Bu hepimiz için gurur verici. Düzenlendiği ilk yıl 73 katılımcıyı ağırlayan fuar bu yıl 113 katılımcıya ev sahipliği yapıyor. Katılımcı sayısındaki yüzde 50 üzerindeki bu artışı, önümüzdeki yıllarda kabına sığmayacak uluslararası bir etkinliğin habercisi olarak görüyoruz. Sektör kapsamında ülkemizin 2023 yılındaki yat ihracatı 2022’ye kıyasla yüzde 33 artarak 1,5 milyar dolardan 1 milyar 900 bin dolara yükseldi. 2023 yılındaki gemi, yat ve hizmetlerin ihracatı ise yüzde 100 artış kaydederek, 129 milyon dolardan yaklaşık 260 milyon dolara ulaştı. Bu yıl ise toplam ihracatın yaklaşık 3 milyar Euro civarında olması bekleniyor” ifadelerini kullandı.
“Turizm gelirinin 4’te 1’ini deniz turizminden elde ediyoruz”
Deniz Ticaret Odası İzmir Şube Başkanı Yusuf Öztürk, “İlk Türk denizcisi Çaka Bey’in vatanı olan İzmir, yakın tarihimize kadar Türkiye’nin en önemli gemi imalat noktalarından biri olmuştur. Türkiye birbirinden güzel koyları ve 20 bin yat bağlama kapasitesine sahip marinalarıyla önemli bir deniz turizmi kapasitesine sahiptir. Türkiye’deki turizm gelirinin 4’te 1’ini deniz turizminden elde ediyoruz. 2028 yılındaki turizm hedefimizin 100 milyar dolar olduğunu var sayarsak bunun 25 milyar doları deniz turizminden sağlanacaktır. Deniz araçlarımızla kaliteli hizmet vermeliyiz. İzmir deniz turizminin göz bebeğidir. Daha iddialı duruma gelebilmemiz için koylarımızı gözümüz gibi korumalıyız. Marinalardaki bağlama kapasitesini yükseltmeliyiz” şeklinde konuştu.
“Türkiye’de 750 kişiye bir tekne düşüyor”
Yat ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED) Başkan Vekili Cem Hüroğlu, “Bu fuarın arkasında büyük bir emek olduğunu biliyoruz. YATED, 300 üyesiyle Türkiye’nin en büyük seslerinden birindir. Bu fuar sadece bot ve teknelerin değil, bir kültürün fuarıdır. 50 bin metrekarelik alanda 30 bine aşkın ziyaretçi beklentisiyle bu fuara giriyoruz. Denizcilik bir tutkudur. Biz denizlerle çevreli bir ülke olsak da, deniz turizminde maalesef lider bir ülke olamadık. Bugün Norveç’te 13 kişiye 1 tekne düşerken Türkiye’de 750 kişiye bir tekne düşmektedir. YATED olarak Türkiye’de denizciliğin gelişimi için tüm paydaşlarla çalışmalarımıza devam ediyoruz” dedi.
“Önümüzdeki yıllarda 4 holde bu fuarı yapmak isteriz”
ED Fuarcılık Kurucu Ortağı Dilek Günaydın ise, “İkinci kez bu fuarı düzenliyoruz. Geçen yıl 25 bin metrekarede 100 katılımcı ile yapmıştık. Bu yıl 50 bin metrekare ile 150 katılımcı ve 300 tekne ile fuarı yapıyoruz. Önümüzdeki yıllarda 4 holde bu fuarı yapmak isteriz. İzmir’de Türkiye’nin karada yapılan en büyük tekne fuarını yapabiliriz” diye konuştu.
Dev tekneler, yenilikçi su ekipmanları
Açılış töreninin ardından Başkan Tugay, protokol eşliğinde B ve C holünde sergilenen MAST İzmir Boat Show’u gezdi. İnsan gücüyle çalışan su motorlarından elektrikli sörf tahtalarına, sürat teknelerinden boyutu 16 metreleri bulan dev tekneleri ve sektörün gelişimi için tasarlanan inovatif ürünleri inceleyen Başkan Tugay, tasarımcılardan, firma yetkililerinden bilgi aldı. Başkan Tugay ile fuarda karşılaşan ziyaretçiler hatıra fotoğrafı çekildi. Fuar turu sırasında Türkiye Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) standını ziyaret eden Başkan Tugay’a GSBİR Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Orhan Torlak ise plaket takdim etti.
Sanat ve Antika Fuarı ile eş zamanlı
Başkan Tugay, turun ardından MAST İzmir Boat Show ile eş zamanlı kapılarını açan İzmir Sanat ve Antika Fuarı’nı ziyaret etti. İstanbul ve Bodrum’dan sonra Fuar İzmir A Holü’nde kapılarını açan fuarda resim, heykel, rölyef, cam sanatı gibi çok sayıda eser ve birbirinden değerli antika eserler sergileniyor. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dev portresinin de yer aldığı fuarda Başkan Tugay eserlerin sahibi sanatçıları tebrik etti. 15 bin metrekarelik alanda kurulan fuarda 125 galeri, bin 500 sanatçı, 100 antikacının yer aldığı fuarda binlerce resim ve obje 5 Mayıs’a kadar İzmirlilerle buluşacak.
Sektörün profesyonelleri bir arada
MAST İzmir Boat Show, dünyaca ünlü tekne markaları, sektörün büyük yerli üretici tekne, ekipman ve aksesuar firmalarını bir araya getiriyor. Sektöre yön veren bir platform olma özelliğini taşıyan fuar, son trendleri ve yenilikleri yakından takip eden deniz tutkunları için de bir buluşma noktası olma niteliği taşıyor. Geçen yıl Almanya’dan Körfez ülkelerine, İtalya’dan Macaristan’a kadar birçok ülkeden ve Türkiye’nin dört bir yanından yerli ve yabancı toplam 20 bin 540 kişinin ziyaret ettiği MAST İzmir Boat Show’u, bu yıl 30 binden fazla kişinin ziyaret etmesi bekleniyor.
300’den fazla tekne sergileniyor
Fuar alanı geçen yıla göre metrekare bazında yüzde 50 büyüdü. Fuarda; boyları 3 metreden 16 metreye kadar değişen motoryat, yelkenli, trawler, sürat tekneleri, son teknoloji botlar ile ekipman ve aksesuarları yer alacak. 300’den fazla teknenin sergileneceği, tekne ve yat sektörünün birçok anlaşmaya imza atacağı fuar, hem sektöre hem de şehrin ekonomisine katkı sağlayacak. Üretimde dünyada ilk üç ülke arasında yer alan, kaliteli üretimiyle dünyanın birçok noktasından talep gören Türkiye’nin, fuarla birlikte sektördeki iş hacminin artması da hedefleniyor. Fuar İzmir B ve C hollerinde düzenlenen MAST İzmir Boat Show, 10.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.
MAST İzmir Boat Show; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB), İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), İMEAK Deniz Ticaret Odası (DTO), Türkiye Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR), Yat ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED), İzmir Tekne İmalatçıları ve Tedarikçileri Dayanışma Derneği (TEKİMDER), TMMOB Gemi Mühendisleri Odası (GMO) tarafından destekleniyor. – İZMİR
]]>(MUĞLA) – Deniz, Kara, Hava Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik Komutanlığı unsurlarının katıldığı KURTARAN-2024 Tatbikatı’nın Seçkin Gözlemci ve Basın Günü, senaryo gereği su yüzüne çıkma kabiliyetini yitiren denizaltının kurtarılmasıyla tamamlandı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu ve ilk kadın amiral Tuğamiral Gökçen Fırat’ın yanı sıra tatbikata 16 ülkeden 35 yabancı gözlemci katıldı.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın ev sahipliğinde 24-30 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilen KURTARAN-2024 Tatbikatı’nın Seçkin Gözlemci ve Basın Günü Marmaris Aksaz sularında yapıldı.
16 ÜLKEDEN 35 YABANCI GÖZLEMCİ
Marmaris Aksaz Limanı’ndan hareket eden TCG ALEMDAR Denizaltısı Akdeniz’e açıldı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Tatlıoğlu, ilk kadın amiral Tuğamiral Fırat’ın yanı tatbikata sıra ABD, Azerbaycan, Bangladeş, Bahreyn, Bulgaristan, Brezilya, Fas, Güney Afrika, Hollanda, Malezya, Mısır, Mozambik, Pakistan, Suudi Arabistan, Tayland ve Umman’dan olmak üzere 16 ülkeden 35 yabancı gözlemci katıldı.
Bu yıl yedincisi yapılan tatbikat hakkında bilgi veren Albay Necati Koray Salar; tatbikatın amacının satha (su yüzüne) çıkma kabiliyetini yitiren bir denizaltı gemisi personelinin NATO üyesi ülkeler ve diğer ülkelerin katılımıyla Deniz Kuvvetleri Komutanlığı envanterindeki kurtarma unsurlarıyla kurtarılması, NATO üyesi olmayan ülkeler ile denizaltıdan personel kurtarma konusunda yapılabilecek ortak kurtarma faaliyetleri için yöntemler geliştirmesi, denizaltı tahliye ve kurtarma harekatında ortaya çıkabilecek yaralanma senaryolarına uygun tedavilerin yapılması olduğunu belirtti. Salar devamında “Kurtaran-2024 Tatbikatı, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından planlanan, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı tarafından icra edilen ve bu yıl yedinci olarak Marmaris/Aksaz bölgesinde icra edilen fiili denizaltından personel kurtarma tatbikatıdır. Tatbikat süresince üç farklı sahada dibe oturmuş üç denizaltıya milli kurtarma gemileri müdahalede bulunulacaktır. Tatbikatın hedef kitlesi denizaltı arama kurtarma harekatında görev alan yüzer, dalar, uçar unsurlar ve teşkil edilmiş karargahlardır” dedi.
207 METRE DERİNLİĞE KADAR PERSONEL KURTARILMASI
Tatbikatta kullanılan Deniz, Hava, Kara Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesindeki platform ve sistemlere ilişkin bilgi veren Albay Salar, “Tatbikatın fiili safhası; 25 Nisan 2024 tarihinde denizaltı harekat kontrol makamınca verilen alarm mesajı ile başlamış, tatbikata iştirak eden arama kurtarma birlikleri, Aksaz Deniz Üssü’nden ileri hareket ettirilerek, satha çıkma kabiliyetini yitirmiş denizaltının aranması, tespiti ve teşhisi faaliyetleri icra edilmiştir” dedi. Salar, denizaltıdan personel kurtarma çanı ile yüzeye çıkma kabiliyetini yitiren denizaltı gemisinden bir seferde 6 personel olacak şekilde 207 metre derinliğe kadar personel kurtarılabildiğini söyledi.
Ardından Oramiral Tatlıoğlu ve beraberindeki heyet TCG ALEMDAR’da konuşlu ve tatbikatta kullanılan sistemleri inceledi. Tatbikat senaryosu gereği su yüzüne çıkma kabiliyetini yitiren denizaltı kutarıldı. TCG ALEMDAR’da bulunan uzaktan kumandalı sualtı aracı (ROV) ile tespit edilen cisimlerin denizaltı olup olmadığı ve yüzeyinde hasar bulunup bulunmadığı saptandı. Deniz yüzeyine çıkamayan denizaltının konumu sonar cihazlarıyla tespit edildi. Ardından birinci sınıf dalgıçlar aracılığıyla denizaltıya acil yaşam destek paketleri ulaştırıldı. Denizaltındaki iki yaralı tahliye edilerek gemiye getirildi. Gemiye getirilen yaralılara tıbbi müdahale yapılarak, tetkik ve basınç odası tedavileri uygulandı.
TATLIOĞLU: TATBİKATTA İMKAN VE KABİLİYETLERİMİZİN YETERLİLİĞİNİ GÖRDÜK
Tatbikat kapsamındaki senaryonun sona ermesinin ardından askerlere hitap eden Tatlıoğlu, personelin tatbikatı başarıyla icra ettiğini belirtti. Türk Deniz Kuvvetleri’nin dalgıçlık tarihinin 17’nci yüzyıla uzandığına dikkati çeken Tatlıoğlu, “17’nci yüzyılda Gelibolu civarında yaptığımız dalgıçlık çalışmaları bilinmekte. 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinde dalgıçlarımız mayın tespit etme görevlerinde bulunmuşlardır” dedi. 1889 yılında Japonya’ya gönderilen Ertuğrul Fırkateyni’nde de dalgıçların olduğunu kaydeden Tatlıoğlu, 1951’de ABD’den alınan Kurtaran gemisi vasıtasıyla kurtarma faaliyetlerinin yapıldığını anımsattı. Tatlıoğlu devamında şöyle konuştu:
“Bugün itibariyle milli ve yerli olarak hem gemilerimizi hem gemilerimizdeki kurtarma cihazlarımızı milli ve yerli imkanlarla yaptık ve üç adet gemimizi de Alemdar, Akın ve Işın gemimizi de bu tatbikatta satha çıkma kabiliyetini kaybetmiş 3 adet denizaltıdan personel kurtarmak için kullandık. 3 bin metre derinliğine kadar dipteki enkazları ve batıkları tespit etme kabiliyetine sahibiz. 600 metre derinlikteki denizaltıya oksijen gönderebilme kabiliyetine sahibiz. Atmosferik dalış elbiselerimizle 365 metreye dalıyoruz ve 207 metre derinliğindeki bir denizaltıdan denizaltı çanımız vasıtasıyla altışar kişi olmak üzere su üzerine gelme kabiliyetini kaybetmiş olan denizaltıdan personel kurtarabiliyoruz. Bugün bu yapmış olduğumuz tatbikatta bu imkan ve kabiliyetlerimizi kullandık. İmkan ve kabiliyetlerimizin yeterliliğini gördük.”
Tatlıoğlu’nun ardından söz alan Tuğamiral Gökçen Fırat ise tatbikatın bu yıl yedincisinin düzenlendiğini anımsatarak “Bu tatbikat 2021 yılında Dynamic Monarch NATO denizaltı arama, kaçış ve kurtarma tatbikatı ile gerçekleştirilmiş, Türk donanması da 2017 yılında Dynamic Monarch’a ev sahipliği yapmıştı” dedi.
]]>Bu yıl 4. kez düzenlenen çalıştay, aziz şehitler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başladı. Sektöre engel teşkil eden bazı sorunların izole edilmesine katkı sağlamak adına düzenlenen çalıştayın başarılı ve verimli geçmesini dilekleri ile konuşmasına başlayan İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Kıran, “En temel sorunlarımızın içerisinde yer alan deniz turizmi araç sayımızın bugün beş bine ulaşmasıyla ilgili İstanbul’dan Alanya’ya kadar tüm kıyı şeridimizdeki araçların bağlama, yolcu indir bindir yerleri ile bu araçların tamir bakım ihtiyaçlarının giderilmesi yönünde, sektörün faaliyetini yapacağı araçlar ile faaliyetin türüne göre kullanılacak deniz araçların niteliği ve mevzuatlarının birbirine uyumlu hale getirilerek uygulama kaynaklı soruların giderilmesi yer alıyor. Sektörün 12 ay faaliyet yapmasına ilişkin dalış turizmi, kurvaziyer turizmi gibi alt branşların desteklenmesi ile uluslararası rekabet gücünün arttırılması, bugün tüm dünyaya tanıttığımız Mavi Yolculuğun temelini oluşturan koylarımızın marka değerinin arttırılmasıdır. İlgili kamu kurumlarının mevzuat uygulamaları ve sektörün gelişim sürecinde bölgesel uygulama kaynaklı sorunlarının giderilmesine yönelik sonuçlar elde edilmiştir” dedi.
“Marmaris’in bir deniz kenti olduğunu ve denize önem verilmesi gerektiğini unutmamalıyız”
Çalıştayda kürsüye çıkarak konuşan Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, denizin Marmaris için önemine değinerek, “Marmaris’ten denizi çektiğiniz anda normal Anadolu kasabası olması noktasına geliyor. Bütün deniz kentleri böyle ama üzerine denizi koyduğunuzda kültüründen tarihine, ticaretinden ekonomisine kadar birçok alanda yeni ufuklar açan bir durum söz konusu. Bu sebeple denizin Marmaris için ve bütün kıyı kentleri için önemi büyük, üzerinde hassasiyetle durulması, alanlarının düzenlenmesi gerektiği çok açık bir şekilde ortada. Marmaris özelinde baktığımızda Cruise turizminden daha fazla gelir elde etmeyi bekleyen. Deniz araçlarının fazlalığıyla oluşan kirliliğin doğa tahribatının en aza indirilmesi için önlemlerin ve düzenlemelerin yapılması gerektiği konusunda çalışmaların yapılacağı bir toplantı bekliyoruz. Aynı zamanda geçmiş zamanlarda yaşadığımız yangın felaketlerinin ardından oluşan deniz dolgusunun Marmaris turizmine etkisi olduğu gibi ilçenin liman temizliğine ve doğal yaşamına önemli olumsuzlukları olduğunun da bilincindeyiz” sözleri ile üzerlerine düşen tüm görevleri yapmaya hazır olduğunu iletti.
“Yerel yönetimler olarak üzerimize düşen ne varsa elimizi taşın altına koymaya hazırız”
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras da Bodrum Belediye Başkanlığı yaptığı son 5 yılda denizcilik faaliyetlerine önem verdiklerini belirterek, “Sektörün sorunlarını çok açık bir şekilde biliyoruz. Özellikle son dönemde bağlama konusunda çok ciddi sıkıntılar var. Transferler konusunda çok ciddi problemler var. Limanlarımızın işletilmesinin yöntemi konusunda sektörün yöneticileriyle sık sık görüşüyoruz. Hem sektörümüzle hem de ilçe belediyelerimizle birlikte yürütüyoruz. Bir denizcilik iştiraki kurarak limanların ve barınakların, iskelelerin kontrolünü tamamen sektörün kontrolüne bırakacağım. Bununla ilgili duyuruları zaten yapmıştık, şimdi ise hazırlık aşamasındayız. Burada yat imalat, bakım, onarım sektörünün de değerini biliyoruz. Ören’deki yapılan organize sanayinin de farkındayız oraya da her zaman destek vermeye hazırız. Yine bütün Muğla’nın bin 480 kilometre kıyı uzunluğunun her bir bölgesinde denizcilikle ilgili her bir faaliyette biz de yerel yönetim olarak sektörümüzün yanında onları geliştirecek her türlü kararı almaya hazırız. Çok kıymetli Turizm Bakanlığımız, Ulaştırma Bakanlığımızla da yine ortak çalışmaya her zaman hazırız. Körfezlerimizin yapılaşmadan mümkün olduğunca korunması için ve deniz turizminin faaliyetlerinin engellenmemesi için her körfezimizde böyle olmak zorundayız. Deniz toplu taşıma meselesi malum bin 480 kilometre kıyımız var ancak nitelikli deniz trafiğini özellikle toplu taşıma açısından oluşturamamışız. Bunun için Datça ve Bodrum arasındaki feribot gibi Fethiye’den Marmaris’e oradan Datça’ya, Datça’dan Bodruma, oradan Milas’a, Didim’e kadar deniz trafik güzergahı çalışmasını başlattık, bunu yapıyoruz. Bu hareketin ciddi olumlu etkileri olacağını biliyorum, tabii ki temsilcilerle yapacağımız toplantılarla masaya yatırarak daha doğru ilerleyeceğimizi düşünüyorum” şeklinde konuştu.
“Bu çalıştay turizme katkı sağlayacaktır”
Muğla’nın ülkenin en önemli turizm destinasyonlarından biri olan “Yeryüzü Cenneti” olduğu sözleri ile konuşmasına başlayan Muğla Valisi İdris Akbıyık, “Günümüzde turizm endüstrisinin en önemli sektörlerinden biri olarak gösterilen deniz turizmi, Türkiye’nin turizm faaliyetlerinin de lokomotifi konumundadır. Bu nedenle ülkemizin katma değerli turizm faaliyetleri oluşturma doğrultusundaki arayışlarında, üzerinde önemle durulması gereken turizm branşları arasında gösterilmektedir. Muğla ilimiz, yemyeşil çam ormanlarıyla turkuaz suların iç içe olduğu, birbirinden eşsiz koyları, kumsalları, huzur veren doğal ve tarihi güzellikleriyle, her yıl milyonlarca misafire ev sahipliği yapmaktadır. Bin 484 kilometrelik kıyı bandımız ve bu kıyı bandının çevrelediği tarihi ve doğal güzelliklerle dolu eşsiz coğrafya, Muğla’nın ülkemizin deniz turizmi faaliyetlerinin büyük bir kısmının gerçekleştirildiği cazibe merkezi haline gelmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Muğla’daki deniz turizmi kapasitesini rakamsal olarak ifade edecek olursak, 7 bin 93 yat kapasiteli 28 marina, 15 bin 743 yatak kapasiteli bin 512 ticari yat, 36 bin 500 yolcu kapasiteli 742 günübirlik tekne faaliyet göstermektedir. İlimiz genelinde 137 adet mavi bayraklı işletme bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıl, 76 bin 910 yolcu kapasitesine sahip 92 adet kurvaziyer limanlarımızı ziyaret etmiştir. Ayrıca ilimizde 2 tane uluslararası havaalanının bulunması ve buralardan yat limanlarına karayolu ile ulaşımın kolaylıkla sağlanabilmesi, deniz turizmi için büyük bir avantaj sağlamaktadır” açıklamasında bulundu.
“Muğla deniz turizmi dünya ile rekabet edebilir durumda”
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan ise konuşmasında, “Ülkemizin turizmdeki potansiyelini görerek büyük bir ileri görüşlülük ve vizyonla sıfır mesafesinden bugün dünyanın en önemli turizm ülkelerinden birisi olmamızın yolunu açmıştır. Deniz turizmiyle Muğla turizmde en avantajlı rekabet edilebilir bir konumda. Deniz turizmimizi geliştirmeye devam edeceğiz. Çalıştayımızda tüm imkanlar, tüm yapılabilecekler enine boyuna görüşülecek. Biz de Bakanlık olarak hem katkılarımızı hem de buradan çıkan sonuçları çok dikkatle değerlendirerek tüm paydaşlarımızla gerekli adımları atacağız” ifadelerini kullandı.
Marmaris’e bağlı İçmeler Mahallesi’nde düzenlenen, bölgesel deniz turizmi faaliyetlerinin değerlendirileceği çalıştaya; Muğla Valisi Dr. İdris Akbıyık, Kültür ve Turizm Bakanlığı Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürü Ünal Baylan, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Marmaris Kaymakamı Nurullah Kaya, Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, Oda başkanları, STK temsilcileri ve liman başkanları katıldı.
Bu sabah başlayan ve iki oturumdan oluşan çalıştay bu akşam sona erecek. – MUĞLA
]]>(İZMİR) – TCG Nusret Müze Gemisi, Ege ve Akdeniz limanlarına yapılan ziyaretler kapsamında 22-23 Nisan 2024 tarihlerinde İzmir’de ziyaretçilerini ağırladı. 7’den 70’e ziyaretçilerin yoğun ilgisi gösterdiği programda, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özel faaliyeti olan Güney Deniz Saha Komutanlığı Bandosu’nun dinletisi de büyük beğeni topladı. Program kapsamında çocuklara da hediyeler verildi.
T.C. Milli Savunma Bakanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 18 Nisan – 8 Haziran 2024 tarihleri arasında düzenlenen TCG Nusret Müze Gemisi Liman Ziyaretleri devam ediyor. Çanakkale Deniz Savaşları’na büyük katkısı olan Kahraman Nusret Mayın Gemisi’nin anısını yaşatmak ve ziyaretçileri bilgilendirmek amacı ile asıl gemi planına birebir uygun olacak şekilde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 2011 yılında inşa edildi. TCG Nusret Müze Gemisi, Ege ve Akdeniz limanlarına yapılan ziyaretler kapsamında 22-23 Nisan 2024 tarihlerinde İzmir’de ziyaretçilerini ağırladı. İzmir’de 7’den 70’e ziyaretçilerin akınına uğrayan gemi yoğun ilgiyle karşılandı.
Program kapsamında gemiyi ziyaret eden vatandaşlar, 7-8 Mart 1915 gecesi Çanakkale Boğazı’nda Çanakkale Nusret Mayın Harbi ve 18 Mart gecesi Çanakkale Deniz Savaşı’nı anlatan detaylı bir sunum izledi. Ardından ziyaretçiler, o dönemde askerlerin uyuduğu efrad mangası ve askerlerin yemek yediği, istirahat ettiği efrad salonu, revir, mutfak, zabitan salonu, süvari kamarası, gedikli zabiyan kamarası (dönemin astsubaylarına verilen isim) ve dümen evini gezerek bilgiler aldı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özel faaliyeti olan Güney Deniz Saha Komutanlığı Bandosu’nun dinletisine de çok sayıda vatandaş katıldı.
Modern seyir cihazları ile donatılmış olan yüzer müze gemi olarak da hizmet veren ve bu anlamda dünyada ilk ve tek olan gemiyi ziyaret eden çocuklara 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında hediyeler dağıtıldı.
“ÇOK DUYGULANDIK”
TCG Nusret Müze Gemisi’ni gezen bir ziyaretçi, “Gemiyi gezdik. Çok duygulandık. Çok güzel anılar kalmış. Bugün 23 Nisan. Çok mutluyuz çünkü çocuklarımızın bayramı. Okullarımızda da kutladık. Bugün Konak’ta da etkinliklere katıldık. Çok teşekkür ediyoruz bu kutlamaları bizim için hazırladıkları için” dedi.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda gemiyi ailesi ile ziyaret eden bir çocuk ise “23 Nisan çok güzel oldu çünkü çok eğlendik. Çok heyecanlıydık. Teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
“ÇOCUKLAR GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİNİ DAHA İYİ ANLIYOR”
Kızı ile birlikte gemiyi ziyaret eden bir yurttaş ise “Kızımız için çok güzel oluyor böyle programlar. Günün anlam ve önemini daha da iyi anlıyor, yaşıyor ve birebir görebiliyor. O yüzden çok mutluyuz” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUKLARIMIZA DERS NİTELİĞİNDE BİR GEZİ”
Ailesi ile birlikte gemiyi ziyaret eden bir diğer vatandaş ise “Çocuklarımız tarihi öğrensin diye zaten gezdirmeye geldik. Onlar da gördü askerleri ve o zamanki durumlarda neler yaşadıklarını. Şimdi onlara ders olmaları niteliğinde geziyoruz” dedi.
Bir diğer yurttaş da “Çok güzel bir aktivite olmuş. Planladığımız bir organizasyon değildi. Kuzenimle gezerken denk geldik düzenleyenlere emeği geçen herkese çok teşekkür ederiz. Bize yeniden bu vatanın güzelliklerini hatırlattılar. Çocukluğumuzdaki bildiğimiz marşları farkında olmadan tekrar söyler olduk. Çok memnunuz. Çok teşekkür ederiz herkese” ifadelerini kullandı.
Bir vatandaş da “Burada olmak çok güzel. Çok gurur verici. Umarım yakında Türkiye için her şey güzel olur” diye konuştu.
NUSRET MAYIN GEMİSİ HAKKINDA BİLGİ
T.C Milli Savunma Bakanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Nusret Mayın Gemisi’ne ilişkin şu bilgiler verildi:
“Çanakkale Savaşları’nın ilk aşamasını oluşturan 18 Mart Deniz Zaferi, Dünya Harp Tarihine mal olmuş bir kahramanlık destanıdır. Bu zaferin kazanılmasında kuşkusuz en büyük pay, Kahraman NUSRET Mayın Gemisi’ne aittir. Kahraman Nusret Mayın gemisi 1910 yılında Almanya’ya sipariş edilerek 1913 yılına doğru Osmanlı Donanması hizmetine girmiştir. Nusret Mayın Gemisi Çanakkale Savaşlarında tesis ettiği mayın hatları ile 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin kazanılmasında büyük rol oynamıştır. Yüzbaşı Hakkı Bey komutasındaki Nusret mayın gemisi, 8 Mart 1915 sabahı büyük bir gizlilik içerisinde Erenköy Koyu önlerinde sahile paralel olarak 26 mayın dökerek, yeni bir mayın hattı meydana getirmiştir. 18 Mart 1915 sabahı saat 10.00’dan itibaren Müttefik Donanması, Boğazı zorlamaya başlamıştır. Türk kıyı bataryalarından açılan topçu ateşi sonucu manevra yapma ihtiyacını hisseden Müttefik donanmaya ait gemiler, Nusret mayın gemisi tarafından dökülen mayınlara çarpmış, İngiliz Donanmasına ait Ocean ve Irresisitble zırhlıları ile Fransız Donanmasına ait Bouvet zırhlısı batmıştır. Ayrıca Müttefik Donanma’ya ait Gaulois, Suffren ve Inflexible zırhlıları ağır hasar almış, birçok zırhlı de çeşitli yaralar almıştır.”
TCG Nusret tarafından deniz müzelerinin tanıtılması, denizciliğin sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması ile Türk Deniz tarihi hakkında farkındalık yaratılması amacıyla liman ziyaretleri yapılmaktadır. Bu kapsamda 29 Nisan 24 Haziran 2023 tarihleri arasında Marmara ve Karadeniz limanlarına istinaden liman ziyaretleri gerçekleştirildi, 50 bin 40 kişi tarafından gemi ziyaret edildi.
Bu yıl ise 18 Nisan-8 Haziran 2024 tarihleri arasında TCG Nusret tarafından Ege ve Akdeniz limanlarına toplam 51 gün süre ile 18 farklı limana 22 gün boyunca düzenlenecek ziyaretlerin programı ise şöyle:
Kuşadası – 26 Nisan 2024
Bodrum – 28 Nisan 2024
Aksaz – 1 Mayıs 2024
Kaş – 3 Mayıs 2024
Alanya – 6 Mayıs 2024
Kıbrıs/Gime 9-10 Mayıs 2024
Mersin – 13-14 Mayıs 2024
İskenderun – 16 Mayıs 2024
Silifke (Taşucu) – 19 Mayıs 2024
Anamur – 21 Mayıs 2024
Antalya – 24-25 Mayıs 2024
Fethiye – 28 Mayıs 2024
Marmaris – 30 Mayıs 2024
Milas (Güllük) – 2 Haziran 2024
Çeşme – 5 Haziran 2024
Ayvalık – 7 Haziran 2024
]]>Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu “Blue Talks”, üst düzey diplomatik katılım ve ortak çevresel eylem için önemli bir platform görevi görecek.
Bizim Dünyamız Vakfı Başkanı Kahraman Halisçelik’in moderatörlüğünde düzenlenen panele, Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Katsumata Takahiko, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Ankara Büyükelçisi Said Sani ez-Zahiri, Kosta Rika’daki Barış Üniversitesinin (UPEACE) Somali temsilcisi Dr. Mohamed Osman, Dışişleri Bakanlığı Çevre, İklim Değişikliği ve Sınıraşan Sular Genel Müdür Yardımcısı Adnan Altay Altınörs ve Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ülgen Aytan konuşmacı olarak katıldı.
Panelistlerin konuşmalarından önce, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü’ne ilişkin kutlama mesajı davetlilere izletildi.
Büyükelçi Katsumata, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’nin güçlü ve etkili bir ülke olduğunu, iklim değişikliğiyle mücadeleye sağladığı desteğin de büyük önem taşıdığını söyledi.
Japonya ve Türkiye’nin yeni enerji teknolojileri alanında yeni işbirliklerini hayata geçireceğini kaydeden Katsumata, denizcilik konusunda da Türkiye ile işbirliğinin önemini vurguladı.
Katsumata, Japonya’nın iklim değişikliğiyle mücadelede yasal bir çerçeve uyguladığını ifade ederek “Her ülkenin farklı ekonomik ve sosyal yapısı var. Afrika gibi daha hassas olan ülkelere Japonya destek sağlıyor, özellikle sera gazı salınımının önlenmesi noktasında.” dedi.
Büyükelçi Zahiri de iklim değişikliyle mücadele diplomasisinin gerekli olduğunu belirterek, bu konularda ülkeler arası köprüler inşa etmenin önemine işaret etti.
Geçen günlerde BAE’de iklim değişikliğine bağlı olarak şiddetli yağışların yaşandığını anımsatan Zahiri, biyolojik çeşitliliğin korunmasında ülkesinin sürdürülebilir projeleri desteklediğini aktardı.
“Sıfır Atık projesi küresel bir hareket halini aldı”
Osman da okyanuslarda sıfır atığa ulaşabilmek için çalışmalar yürüttüklerini anlatarak, okyanusların bakımı ve temizliğinden insanların sorumlu olduğunu dile getirdi.
Afrika’nın büyük okyanus kıyılarına ev sahipliği yaptığına işaret eden Osman, “Bizler için diğer önemli bir konu deniz ve liman güvenliği. Bu bağlamda sorunların anlatıldığı ve çözümlerin arandığı bu tarz etkinlikler oldukça önemli.” diye konuştu.
Altınörs, Türkiye’nin iklim alanında çok çeşitli çalışmalar yaptığına dikkati çekerek Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası işbirliğine destek verdiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde başlatılan “Sıfır Atık” projesinin “küresel bir hareket” haline geldiğini vurgulayan Altınörs, “Proje, giderek daha da güçlü bir hal alıyor. Bu tarz bir hareketin ev sahibi olmaktan gurur duyuyoruz.” dedi.
Aytan da katılımcılara plastiğin karmaşık yapısını anlatarak, “Okyanuslarda milyonlarca plastik atık bulunabiliyor. Özellikle denizlerdeki mikroplastik kirliliği su altı yaşamını da olumsuz etkiliyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de “Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Programı’nın” 2013’ten bu yana başarılı şekilde yürütüldüğünü ve denizlerin bu şekilde izlendiğini aktaran Aytan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde denizlerin korunmasına ilişkin yürütülen diğer programlar hakkında bilgi verdi.??????
Aytan, plastik kullanımının azaltılması noktasında uyarılarda bulunarak, yenilikçi çözümlere ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Panelin moderatörlüğünü yapan Halisçelik, Anadolu Ajansına iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki katkılardan dolayı teşekkür etti.
“Blue Talks”
Bizim Dünyamız Vakfı tarafından Birleşmiş Milletler (BM) Barış Üniversitesi işbirliğiyle, Dışişleri Bakanlığı ve Kosta Rika’nın Ankara Büyükelçiliği destekleriyle düzenlenen “Blue Talks” etkinliğine, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay??????? ile Kosta Rika, Fransa, Japonya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi birçok ülkenin Ankara büyükelçileri katılıyor.
Her yıl düzenlenmesi planlanan ve okyanusların iklim dayanıklılığındaki önemine odaklanacak etkinlikte, üst düzey yetkililer ile uzmanların görüşlerine yer veriliyor.
]]>Kongre ve Sergi Sarayı Çok Amaçlı Salon’da gerçekleştirilen çalıştayda; MESKİ, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Mersin Deniz Ticaret Odası, Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, MedCities ve Türkiye Akdeniz Hub’ından temsilciler yer aldı. Temsilciler, deniz ve kıyı ekosisteminin korunması için devam eden projeleri ele aldılar ve bu ekosistemi sürdürülebilir kılmak amacıyla gelecekte yapılması gereken uygulamaları aktardılar. Ek olarak çalıştayda, özellikle deniz kirliliği ile başa çıkılabilmesi ve deniz ekosistemi içerisinde yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan canlı türlerinin korunmasına yönelik çalışmalar da dile getirildi.
ÇALIŞTAY, 2 OTURUMDA GEÇEKLEŞTİRİLDİ
Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı İbrahim Evrim’in açılış konuşmasını gerçekleştirdiği çalıştay 2 oturumda gerçekleştirildi. Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanı Dr. Kemal Zorlu’nun moderatörlüğünde düzenlenen ilk oturumda; ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Mersin Deniz Ticaret Odası ve Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden temsilciler yer aldı.
ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Dr. Öğr. Üyesi Devrim Tezcan ‘Deniz Alan Planlaması ve Çözüm Önerileri’, Dr. Öğretim Üyesi Korhan Özkan ise, ‘Kıyı Ekosistem Restorasyonu’, Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nde Prof. Dr. Deniz Ayaş ‘Meditterranizsyondan Tropikaliasyona: Büyük Değişim’, Mersin Deniz Ticaret Odası Genel Sekreteri Mesut Öztürk, ‘Mersin’de Kıyı Ekonomisine İlişkin Yürütülen Çalışmalar, Çarçur Etme, Gargur Ye Projesi’ başlıklı konuları ele aldı. ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün İspanya ortağı Instituto de Ciencias del Mar (ICM) bünyesinde çalışan Dr. Vanessa Sarah Salovo da çevrim içi platformla çalıştaya katılarak, sürdürülebilir bir çevre deniz ekosisteminin korunmasına yönelik bilgi verdi.
Mersin Kent Konseyi Başkanı Ayferi Tuğcu’nun moderatörlüğünde gerçekleştirilen çalıştayın ikinci oturumunda ise Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Dr. Bülent Halisdemir, deniz kirliliğinin önlenmesi ve ortadan kaldırılmasına yönelik Büyükşehir bünyesinde yapılan çalışmaları aktardı. Aynı zamanda MESKİ Arıtma Tesisleri Daire Başkanı Dr. Emel Deniz Avcı da Atıksu Yönetimi ve MESKİ Genel Müdürlüğü’nün yapmış olduğu çalışmaları dile getirdi. ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Doç. Dr. Koray Özhan da ‘Temiz Denizler Hedefine Yönelik İyi Uygulamalar’ başlıklı sunum gerçekleştirdi. ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün İspanya ortağı Instituto de Ciencias del Mar (ICM) bünyesinde Çevre Eğitmeni ve Oşinograf olarak çalışan Berta Companys Oliva, deniz ve kıyı ekosistemlerindeki biyoçeşitliliğin incelenmesi ve deniz canlılarının tanınması amacıyla hayata geçirilen MINKA uygulaması hakkında bilgi verdi.
Katılımcılar, çalıştay bitiminde deniz ve kıyı ekosistemini incelemek ve gözlem yapmak amacıyla merkez sahilinde saha çalışması gerçekleştirdi.
EVRİM: “BU ÇALIŞTAY BÖLGEMİZ İÇİN BİR MİLAT VE BAŞLANGIÇ OLACAK”
Çalıştayın açılışında konuşan Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı İbrahim Evrim, önemli bir çalışma için bir araya geldiklerini ifade ederek, “Konumuz Mare Nostrum. Romalılar Akdeniz’e böyle dermiş. ‘Bizim deniz’ demek. Akdeniz’in bizim denizimiz olduğunu yeni yeni anlıyoruz. Her yıl yaklaşık 500-600 milyon insanın turizm maksadıyla akın ettiği ve kirlettiği bir deniz. Artık düzeltme ve elimizden geleni yapma zamanı geldi. Bu çalıştay bizim ve bölgemiz için sanki bir milat, bir başlangıç olacak. Bundan sonra bu çalışmaları hızlandıracağız” dedi.
DR. HALİSDEMİR: “24 SAAT SIFIR TAVİZ ESASLI ÇALIŞIYORUZ”
Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Dr. Bülent Halisdemir, Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluk ve görev alanları dahilinde sık sık denetim ve uygulama yaptıklarını belirterek, şunları söyledi:
“Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak deniz kirlilikleriyle ilgili ihbar ve şikayetlerle ilgili bütün konulara anında müdahil oluyoruz ve çözüm üretiyoruz. Büyükşehir Belediyesi olarak gerekli ekipmanlarımız, deniz araçlarımız ve uzman personellerimizle denizimizin kirlenmemesi için denetimlerimize devam ediyoruz. Sorumluluk alanımızda bulunan gemileri 24 saat izleyip, takip ederek gerekenleri yapıyoruz. Özellikle yetki alanımızda bulunan katı atıkları, yüzeydeki katı atıkları ve kıyıdaki katı atıkları toplama ile ilgili birçok etkinlik yapıyoruz. Deniz süpürgesi aracımız bir günde 2 veya 3 kez çıkarak girebildiği bütün alanlarda temizlik yapıyor. Biz, 24 saat esaslı olarak çalışıyoruz ve bu çalıştığımız yerlerde sıfır taviz veriyoruz. Denetimlerimizde deniz kirliliği yaratabilecek her konuya dikkat ediyoruz.”
“DENİZ KİRLİLİĞİN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN FARKINDALIK YARATIYORUZ”
Deniz denetimleriyle ilgili şimdiye kadar 1264 adet denetim yaptıklarını ve bu denetimlerden 71’ine idari yaptırım uyguladıklarını kaydeden Halisdemir, deniz yüzeyinde çok ciddi bir atık kirliliği ile karşı karşıya kaldıklarını ve farkındalık oluşturmak için sık sık bunları sergilediklerini aktardı. ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü ile iş birliği yaptıklarını belirten Halisdemir, deniz ekosistemini korumak adına yapay resif oluşturduklarını ifade etti.
Gelecek günlerde deniz denetimlerini artırmak ve denizle ilgili faaliyetleri daha yakından izleyebilmek için SCADA merkezi kuracaklarını aktaran Halisdemir, ‘Temiz Akdeniz’ projesini de hayata geçirdiklerini belirtti. Deniz kirliliği ile ilgili en önemli etkenlerden bir tanesinin kıyı akıntıları olduğunu söyleyen Halisdemir, proje kapsamında deniz kirlilik haritası oluşturduklarını ve bu raporla birlikte özellikle deniz kirliliğine sebep olan etkenleri ve seviyelerini belirlediklerini bu sayede çözüm önerileri geliştirdiklerini kaydetti.
TEZCAN: “YEREL YÖNETİM, ÜNİVERSİTE VE AKADEMİSYENLERLE SÜREKLİ İŞ BİRLİĞİ HALİNDE”
Mersin’in kıyı şeridinin birbirinden farklı biyoçeşitlilik içerdiğini belirten ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nde Dr. Öğr. Üyesi Devrim Tezcan, merkezden uzaklaştıkça bu biyoçeşitliliğin arttığını, tahribatın da görece azaldığını dile getirdi. Deniz taşımacılığı, atık su deşarjları, kıyı dolguları, balıkçılık faaliyetleri gibi pek çok uygulamaların biyoçeşitliliği ve deniz ekosistemini etkilediğini aktaran Tezcan, “Yerel yönetimin görülen o ki, bu konuda oldukça gayreti var ve bölgedeki üniversiteler ve akademisyenlerle de sürekli iş birliği içinde” dedi.
]]>
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, Bakanlıkta düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) terörle mücadelesinin kararlılıkla devam ettiğini belirtti.
Aktürk, başta PKK/KCK/PYD-YPG, DEAŞ ve FETÖ olmak üzere tüm terör örgütlerine karşı Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi de dahil gerçekleştirilen operasyonlarla, son iki haftada 75 teröristin etkisiz hale getirildiğini, 1 Ocak 2024’ten bugüne etkisiz hale getirilen terörist sayısının 331’i Irak’ın kuzeyinde, 417’si ise Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 748’e ulaştığını söyledi.
46 bin 305 kişinin sınırdan yasa dışı geçmesi önlendi
Tuğamiral Aktürk, sınırlardan son iki haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 11’i terör örgütü mensubu 373 kişinin yakalandığını, 4 bin 784 kişinin ise sınırı geçemeden engellendiğini bildirdi.
Aktürk, “Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 2 bin 485’e, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 46 bin 305’e yükselmiştir.” dedi.
Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 1 PKK’lı teröristin daha 4 Nisan’da Habur’daki hudut karakoluna teslim olduğunu belirten Aktürk, ayrıca son iki hafta içerisinde yapılan operasyonlarda, yaklaşık 45 kilogram uyuşturucu madde ile 7 tabancanın ele geçirildiğini açıkladı.
Bölgesel ve küresel barışa katkılar
Tuğamiral Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, başta KKTC olmak üzere Azerbaycan, Libya, Kosova, Bosna Hersek, Katar, Somali ve daha birçok coğrafyada başarıyla görev yapmaya, bölgesel ve küresel barış ile istikrara önemli katkılarda bulunmaya devam ettiğini vurguladı. Aktürk, şöyle devam etti:
“Yunanistan ve Türkiye’den heyetlerin katılımıyla Güven Artırıcı Önlemler (GAÖ) toplantısı 22 Nisan Pazartesi günü Atina’da yapılacaktır. Ankara’daki toplantıda üzerinde mutabakata varılan Güven Artırıcı Önlemler çerçevesinde Trakya’daki sınır birlik komutanlarının karşılıklı ziyaretleri kapsamında, Yunanistan 3’üncü Mekanize Piyade Tugay komutanı tarafından 16-17 Nisan’da Edirne’deki 54’üncü Mekanize Piyade Tugayı’na ziyaret gerçekleştirilmiştir.
Bugün ve yarın da 4’üncü Mekanize Piyade Tugay komutanımız tarafından Yunanistan’daki 31’inci Mekanize Piyade Tugayı ziyaret edilmektedir. Karşılıklı olarak gerçekleştirilen bu ziyaretler Güven Artırıcı Önlemler kapsamında 2024 Uygulama Planı’nda mutabık kalınan 16 faaliyetin ilk ikisidir.”
Aktürk, diğer yandan, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında imzalanan memorandum ile Karabağ bölgesinde ateşkesin kontrolü ve ihlallerin önlenmesi maksadıyla 30 Ocak 2021’de Ağdam/Azerbaycan’da teşkil edilen Türk-Rus Ortak Merkezinin görevinin tamamlanmasına yönelik çalışmaların Rusya Federasyonu ve Azerbaycan ile koordineli şekilde devam ettiğini söyledi.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında yaklaşık 34 bin Filistinlinin katledildiğine ve yüz binlerce Filistinlinin yerlerinden edildiğine dikkati çeken Aktürk, “Bu saldırılarda hastaneler, okullar, kutsal mekanlar, mülteci kampları bombalanmış, sivil nüfusa dikkat edilmeden özellikle çocuklar, kadınlar ve hatta gazeteciler bile hedef alınmıştır. Uluslararası toplum, bu vahşet karşısında sadece kınamakla yetinmiş saldırıların tüm bölgeye yayılma riskini görmezden gelmiştir.” ifadelerini kullandı.
Tuğamiral Aktürk, İsrail’in başlattığı bu saldırılar karşısında, Türkiye’nin adaletli ve insani tutumunu sürdürerek vahşetin durdurulması ve bölge geneline sıçramaması adına uluslararası toplumu sorumluluk almaya davet ettiğini ve İsrail’e de bu katliamlarını durdurması için çağrıda bulunduğunu hatırlattı. Aktürk, bölgenin daha fazla felakete sürüklenmemesi için gereken tüm adımların ivedi bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
Envantere giren yeni silah sistemleri
Tuğamiral Aktürk, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kapsamlı ve büyük adımların atıldığı yerli ve milli savunma sanayi ürünlerinin katkısıyla TSK’nın etkinliğinin ve caydırıcılığının her geçen gün daha da arttığına işaret etti.
Aktürk, bu kapsamda, Kara Kuvvetleri Komutanlığınca muhtelif miktarda “Taşınabilir Elektronik Taarruz Sistemi (MİLKAR)” ile “Temel Eğitim Helikopteri”nin muayene ve kabul faaliyetlerinin tamamlandığını ifade etti.
İstanbul Tersanesi Komutanlığı ve Makine Kimya Endüstrisi (MKE) Anonim Şirketi’yle birlikte geliştirilen 76/62 milimetre “Milli Deniz Topu”nun ilkinin TCG Akhisar’a monte edilerek, liman ve deniz testlerine hazır hale getirildiğini aktaran Aktürk, “Ayrıca, bakanlığımıza bağlı ASFAT ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü arasında imzalanan ‘8 adet Liman Kontrol Botu Projesi’ kapsamında, yerli ve milli asayiş ve emniyet botu ASBOT’un sonuncusu 4 Nisan’da teslim edilmiştir.” bilgisini verdi.
Eğitim ve tatbikatlar
Tuğamiral Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin harbe hazırlığının en üst seviyede tutulması maksadıyla ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerine de aralıksız devam edildiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“TCG Bandırma ile Almanya Deniz Kuvvetlerine ait FGS Baden Württemberg firkateynleri arasında ‘Geçiş Eğitimleri’ icra edilmiş, 15 ve 17 Nisan tarihlerinde hava sahamızda F-16’larımız eşliğinde ABD Hava Kuvvetlerine ait 2 adet B-1B uçağı ile havada yakıt ikmali ve Müşterek Taarruz Kontrolör eğitimleri yapılmıştır.
Ayrıca, 8-19 Nisan tarihleri arasında Fransa’da, mayın harekatına yönelik eğitimlerin icra edildiği OLIVES NOIRES-2024, 8-21 Nisan tarihleri arasında Romanya ev sahipliğinde Batı Karadeniz’de Temel Deniz Harekatına yönelik eğitimlerin yapılacağı SEA SHIELD-2024 ve 18 Nisan-10 Mayıs tarihleri arasında Abu Dabi/Birleşik Arap Emirlikleri’nde DESERT FLAG-9/2024 tatbikatlarına katılım sağlanmakta, 15 Nisan’da başlayan Milli Anadolu Kartalı Eğitimi ise devam etmektedir.”
Aktürk ayrıca NATO Daimi Deniz Görev Grubu-2 (SNMG-2) kapsamında, Yunanistan Deniz Kuvvetlerine ait Themistocles firkateyni ve Fransa Deniz Kuvvetlerine ait FS Somme gemisinin İstanbul’a, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Kuvveti devir teslimi kapsamında Almanya Deniz Kuvvetlerine ait FGS Baden Württemberg ve FGS Branderburg gemileri tarafından Mersin’e liman ziyareti gerçekleştirildiğini bildirdi.
Harita Genel Müdürlüğü ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında ders kitaplarıyla eğitim araç gereçlerinde yer alan haritaların temel haritacılık prensiplerine ve milli menfaatlere uygun olarak üretilmesini sağlamak, aynı zamanda “Kültür ve Gönül Coğrafyası Atlası”nı hazırlamak amacıyla “Müşterek Harita Üretimi” konulu işbirliği protokolünün 4 Nisan’da imzalandığını belirten Aktürk, şöyle devam etti:
“Ayrıca, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Gazi Meclisimizin açılışının 104’üncü yıl dönümünü şimdiden kutluyor, geleceğimiz olan çocuklarımıza böyle bir bayram armağan eden Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
Milli Savunma Bakanlığı olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı coşkusunu milletimizle birlikte çeşitli etkinliklerle kutlayacağız. Bu kapsamda Deniz Kuvvetlerimiz tarafından 23 gemi ile 23 liman ziyareti gerçekleştirilecek ve gemiler halkımızın ziyaretine açılacak, Çanakkale’de SOLOTÜRK ile Antalya’da Türk Yıldızları Akrobasi Timi gösterisi, Düzce’de 3 uçak ile muharip uçak geçişi yapılacaktır. Diğer yandan, Çanakkale Kara Muharebeleri Yıl Dönümü Anma Törenleri kapsamında 24-25 Nisan’da SOLOTÜRK tarafından Çanakkale’de gösteri uçuşları icra edilecektir.”
Tuğamiral Aktürk ayrıca “İncirlik/Adana’da bulunan 10’uncu Tanker Üs Komutanlığının ismi Hava Kuvvetlerimizin ihtiyaçları doğrultusunda ’10’uncu Ana Jet Üs Komutanlığı’ olarak değiştirilmiştir.” dedi.
(Sürecek)
]]>AKP’de seçim sonrası ilk MKYK toplantısı yapıldı. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık ettiği toplantının ardından Parti Sözcüsü Ömer Çelik açıklama yaptı. Çelik şunları kaydetti:
“Netanyahu ve ekibinin bir katliam siyaseti takip etmesiyle bölgedeki tansiyonun daha da yükseleceğini, hatta Netenyahu ve ekibinin bölgedeki tansiyonu yükseltmek üzere kasti hesaplı ve sistematik bir politika izlediğini ifade etmiştik. Daha da ötesi bir şekilde Netanyahu ve ekibi bir bölgesel savaş çıksın ve adeta bu savaşa da Amerika Birleşik Devletleri dahil olsun diye maalesef son derece riskli bir senaryonun peşinde koşmaktadır. Tabii bu konuda Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere herkesin sağduyulu olması gerekir.
“DENİZ PARKI EYLEMLERİNE TÜRKİYE’NİN MÜSAADE ETMEYECEĞİNİ BİR KERE DAHA İFADE EDİYORUZ”
Son zamanlarda Yunanistan ile aramızda bir normalleşme süreci yaşanıyordu. Sayın Cumhurbaşkanımızın Yunanistan’ı ziyaretinden sonra bu gayet iyi bir ivmeyle gidiyordu.
16-17 Nisan’da Yunanistan bir Okyanuslar Konferansı düzenliyor ve çevre faaliyeti adı altında Ege Denizi’nde ve İyon Denizi’nde iki bölgeyi Deniz Parkı olarak ilan etmeye dönük bir yaklaşım sergiliyor. Bunun kuşkusuz bütün bu süreci hem bu normalleşme sürecini sabote eden hem de bu çevre hassasiyetini tek taraflı bir irade ile Deniz Parkı ilan etme yoluyla aslında istismar eden bir durum olduğunu değerlendiriyoruz. Yunanistan’a bir kere daha diplomasi yolundan ayrılmaması gerektiğini, normalleşmeye zarar verecek herhangi bir adım atılmaması gerektiğini ve bu çerçevede de Deniz Parkı eylemlerine Türkiye’nin hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğini bir kere daha ifade ediyoruz.
Ekonomi programıyla ilgili, ekonomi programımızı yürüten Bakanımız Mehmet Bey ile ilgili olarak birtakım spekülasyonlar sık sık sosyal medyada dolaşıma sokuluyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın ekonomi programıyla ilgili desteği tamdır. Bu konuda ekonomi yönetimimize güveniyoruz.”
Açıklamasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Çelik, kabinede değişiklik iddialarına ilişkin şunları kaydetti:
“Herhangi bir takvim konuşmadık. Tabii ki değişim sadece şu noktada değişim olacak, bu noktada değişim olacak gibisinden bir şey değil. Hem yaptığımız çalışmalarda şu aşamada aslında bir bakıma seçimin sayısal sonuçlarını, çeşitli illerdeki durumunu değerlendiriyoruz. Fakat siyasal sonuçlarını değerlendirme aşamasına da geldik. Yeterince data, yeterince çalışma yapıldı yetkili kurullarımızda. Bunlarla ilgili olarak hangi siyasetimizi, hangi tavrımızı, hangi siyasi söylemimizi ve hangi siyasi pratiğimizi vatandaşımız beğendiyse onu daha da güçlendireceğiz. Beğenilmeyen bir durum varsa onun değişimi için de çalışmaları sürdüreceğiz. Ama hepiniz ‘MYK, Bakanlar Kurulu ya da başka mekanizmalarda değişiklik olacak mı?’ diye soruyorsunuz. Kuşkusuz bu Cumhurbaşkanımızın, Genel Başkanımızın takdirindedir. Kendisi bunu uygun görüyorsa, uygun gördüğü bir vakitte bu tasarrufu gerçekleştirecektir.”
“JET YAKITI İDDİALARI SPEKÜLATİFTİR”
Çelik, İsrail’e jet yakıtı ihraç edildiği iddialarına ilişkin ise “Kamuda herhangi bir şekilde İsrail’e destek olma anlamına gelebilecek ya da savaş desteği anlamına gelecek herhangi bir tasarrufta bulunulmamıştır. Özel sektörün yaptığı birtakım konular gündeme gelmişti, o konular da Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı 54 maddede ortaya koyulan kısıtlamalarla birlikte tamamen kontrol altına alınmıştır. Dolayısıyla, ‘İsrail savaş uçaklarına jet yakıtı buradan gidiyor’ ya da buna benzeri şeylerin hepsi spekülatiftir” ifadelerini kullandı.
]]>SAMSUN – Samsun’da deniz av sezonunu geride bırakan balıkçılar, teknelerini 1 ay sürecek çaça avına hazır hale getiriyor.
Denizlerdeki av yasağı 15 Nisan’da başlayacak. Yasağın bitmesine saatler kala balıkçıların çoğu teknelerini Karadeniz’den çekerken, 1 ay sürecek çaça avcılığı için eksikliklerini gideriyorlar. Balık av sezonunun balıkçıları üzmediğini ifade eden Samsun Bölgesi Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği Başkanı Atıf Malkoç, çaça sezonunda da 1 ayda 50 bin ton çaça tutmayı umduklarını belirterek, sezonun artıları ve eksilerinin yanı sıra yapılması gerekenleri söyledi.
“İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var”
Balık av sezonunun kötü geçmediğini anlatan Malkoç, “Av sezonu, balıkçılık açısından normal geçti, kötü geçmedi. Daha iyi geçen seneler de olmuştu ama bu sene de iyi sayılır. İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var. Herkes avlanma sezonunu neredeyse bıraktı. Deniz suyu çok ısındı. İklim değişikliği nedeniyle dünyanın her yerinde buna bağlı olarak balık boyları kısaldı. Sezon bitti, çaça sezonu başlayacak. Tekneler de ona göre hazırlanıyor. Bu sezon palamut ve çinakop olmadı. Hamsi, barbun, mezgit ve istavrit oldu. Hamsi, kısa zamanda bol çıktı. Erken göçünü tamamladı. İstavritin boyu 13 cm, bizim tuttuklarımız 11-12 cm olduğundan geri bıraktık” dedi.
“Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur”
Hedeflerinin 1 ayda 50 ton çaça avlamak olduğunu ifade eden Atıf Malkoç, “15 Nisan’dan sonra Samsun bölgesinde 1 ay çaça avlanacak. Aslında yaz boyunca çaça avlanması lazım. Karadeniz’deki tüm ülkeler, Türkiye hariç yaz boyunca çaça avlıyor. Çaça avı için en verimli sezon şimdi başlıyor. Sanayi balığı olduğundan, balık yapı ve unu yapılıp, ihracata gidiyor. 15 Nisan’dan 15 Mayıs’a kadar çaça avıyla geçecek. Her sene Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur. Bu sene de bu rekolteyi bekliyoruz” diye konuştu.
“Dünyanın her yerinde hamsinin ve diğer balıkların boyunda küçülme var”
Tüm denizlerdeki balıkların boylarında küçülme olduğuna dikkat çeken Başkan Malkoç, “Denizde balık bol ama boyları ufak. Deniz suyu sıcaklığından balıklar havyar tutuyor ama boyları büyümüyor. Sıkıntı burada, havalar kurak gittiğinde denize plankton inmiyor. Hamsi planktonla büyüyor. Birkaç yıldır hamsinin boyu büyümüyor. Bu, bizim avlanmamızla ilgili değil. Dünyanın her yerinde hamsinin boyunda küçülme var. Sadece hamsi değil, istavrit dahil tüm balıkların boyunda küçülme var. Suyun sıcaklığına ve iklim değişikliğine herkes bir şekilde ayak uyduruyor. Balıklar da bu iklim değişikliğine küçülerek ayak uyduruyor” şeklinde konuştu.
“Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılması gerekiyor”
Av sezonu ile alakalı tarihlerin belirlenmesi için özellikle Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılmasının şart olduğuna vurgu yağan Malkoç, şunları söyledi:
“Avlanma tarihi balıkçılık başladığında ileri-geri çekilebilir. Şimdiden bir şey denemez. Şu an deniz suyunun ısınmaya dönmesi lazım ama olmadı. 13 derecen sonra çaça toplanıyor, şu an 13 derecenin altındayız. Deniz geç soğudu şimdi geç ısınıyor. Balıklar buna ayak uydurmaya çalışıyor. Havyar dökmeleri ve büyümeleri değişiyor. Karadeniz’de bunlar göz önüne alınarak bir bilimsel çalışma yapılması lazım. İklim değişikliği ile ilgili yapılacak çalışma sonrasında avlanma sezonunun başlangıç tarihi belirlenebilir. Eski yıllarda da buna benzer iklim değişiklikleri olmuş. 60 yıl önce 3-4 metre kar yağarmış. O zaman da çeşitli iklim değişiklikleri, sıcaklıklar olmuş. Yine aynı sürece geldik. Karadeniz birçok evrim atlattı. Şimdi de böyle gelip, geçecek. Araştırma yapılmadan bir öngörüde bulunmak doğru değil. Önümüzdeki 1-2 sezonda durum daha çok netlik kazanır.
]]>Denizlerdeki av yasağı 15 Nisan’da başlayacak. Yasağın bitmesine saatler kala balıkçıların çoğu teknelerini Karadeniz’den çekerken, 1 ay sürecek çaça avcılığı için eksikliklerini gideriyorlar. Balık av sezonunun balıkçıları üzmediğini ifade eden Samsun Bölgesi Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği Başkanı Atıf Malkoç, çaça sezonunda da 1 ayda 50 bin ton çaça tutmayı umduklarını belirterek, sezonun artıları ve eksilerinin yanı sıra yapılması gerekenleri söyledi.
“İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var”
Balık av sezonunun kötü geçmediğini anlatan Malkoç, “Av sezonu, balıkçılık açısından normal geçti, kötü geçmedi. Daha iyi geçen seneler de olmuştu ama bu sene de iyi sayılır. İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var. Herkes avlanma sezonunu neredeyse bıraktı. Deniz suyu çok ısındı. İklim değişikliği nedeniyle dünyanın her yerinde buna bağlı olarak balık boyları kısaldı. Sezon bitti, çaça sezonu başlayacak. Tekneler de ona göre hazırlanıyor. Bu sezon palamut ve çinakop olmadı. Hamsi, barbun, mezgit ve istavrit oldu. Hamsi, kısa zamanda bol çıktı. Erken göçünü tamamladı. İstavritin boyu 13 cm, bizim tuttuklarımız 11-12 cm olduğundan geri bıraktık” dedi.
“Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur”
Hedeflerinin 1 ayda 50 ton çaça avlamak olduğunu ifade eden Atıf Malkoç, “15 Nisan’dan sonra Samsun bölgesinde 1 ay çaça avlanacak. Aslında yaz boyunca çaça avlanması lazım. Karadeniz’deki tüm ülkeler, Türkiye hariç yaz boyunca çaça avlıyor. Çaça avı için en verimli sezon şimdi başlıyor. Sanayi balığı olduğundan, balık yapı ve unu yapılıp, ihracata gidiyor. 15 Nisan’dan 15 Mayıs’a kadar çaça avıyla geçecek. Her sene Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur. Bu sene de bu rekolteyi bekliyoruz” diye konuştu.
“Dünyanın her yerinde hamsinin ve diğer balıkların boyunda küçülme var”
Tüm denizlerdeki balıkların boylarında küçülme olduğuna dikkat çeken Başkan Malkoç, “Denizde balık bol ama boyları ufak. Deniz suyu sıcaklığından balıklar havyar tutuyor ama boyları büyümüyor. Sıkıntı burada, havalar kurak gittiğinde denize plankton inmiyor. Hamsi planktonla büyüyor. Birkaç yıldır hamsinin boyu büyümüyor. Bu, bizim avlanmamızla ilgili değil. Dünyanın her yerinde hamsinin boyunda küçülme var. Sadece hamsi değil, istavrit dahil tüm balıkların boyunda küçülme var. Suyun sıcaklığına ve iklim değişikliğine herkes bir şekilde ayak uyduruyor. Balıklar da bu iklim değişikliğine küçülerek ayak uyduruyor” şeklinde konuştu.
“Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılması gerekiyor”
Av sezonu ile alakalı tarihlerin belirlenmesi için özellikle Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılmasının şart olduğuna vurgu yağan Malkoç, şunları söyledi:
“Avlanma tarihi balıkçılık başladığında ileri-geri çekilebilir. Şimdiden bir şey denemez. Şu an deniz suyunun ısınmaya dönmesi lazım ama olmadı. 13 derecen sonra çaça toplanıyor, şu an 13 derecenin altındayız. Deniz geç soğudu şimdi geç ısınıyor. Balıklar buna ayak uydurmaya çalışıyor. Havyar dökmeleri ve büyümeleri değişiyor. Karadeniz’de bunlar göz önüne alınarak bir bilimsel çalışma yapılması lazım. İklim değişikliği ile ilgili yapılacak çalışma sonrasında avlanma sezonunun başlangıç tarihi belirlenebilir. Eski yıllarda da buna benzer iklim değişiklikleri olmuş. 60 yıl önce 3-4 metre kar yağarmış. O zaman da çeşitli iklim değişiklikleri, sıcaklıklar olmuş. Yine aynı sürece geldik. Karadeniz birçok evrim atlattı. Şimdi de böyle gelip, geçecek. Araştırma yapılmadan bir öngörüde bulunmak doğru değil. Önümüzdeki 1-2 sezonda durum daha çok netlik kazanır.” – SAMSUN
]]>ABD Başkanı Joe Biden, Japonya Başbakanı Fumio Kishida ve Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr Beyaz Saray’da üçlü bir zirve gerçekleştirdi. Biden ilk niteliğindeki zirvenin başlangıcında yaptığı açıklamada Hint-Pasifik stratejisini yeni bir boyuta taşımak istediğini belirterek, “Birlik olduğumuzda herkes için daha iyi bir gelecek kurabiliriz” dedi. Kishida üç ülkenin Pasifik Okyanusu ile birbirine bağlı “doğal ortaklar” olduğunu vurgularken, Marcos ise, “Çağımızın karmaşık sorunlarıyla yüzleşmek herkesin ortak çaba göstermesini, ortak bir amaca adanmışlığı ve kurallara dayalı uluslararası düzene sarsılmaz bir bağlılığı gerektirmektedir” ifadelerini kullanıldı.
Ortak bildiri yayınlandı
Basına kapalı olarak gerçekleşen görüşmenin ardından Beyaz Saray tarafından “Japonya, Filipinler ve Amerika Birleşik Devletleri Liderlerinin Ortak Vizyon Bildirisi” yayınlandı. Ülke liderlerinin “eşit ortaklar ve güvenilir dostlar” olarak bir araya geldiği belirtilen bildiride, “Özgür ve açık bir Hint-Pasifik ve uluslararası hukuka dayalı bir uluslararası düzen vizyonuyla birleştik. Bu vizyonu önümüzdeki on yıllar boyunca birlikte geliştireceğimize söz veriyoruz. Temelde, birlikte çalışarak kendi uluslarımızın, Hint-Pasifik bölgesinin ve dünyanın güvenlik ve refahını geliştirebileceğimize inanıyoruz” ifadeleri kullanıldı.
Bildiride Çin vurgusu dikkat çekti
Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki tehlikeli ve saldırgan tutumundan ve hukuka aykırı hak iddialarından “ciddi endişe duyulduğu” vurgulanan bildiride, “Sahil Güvenlik ve deniz milisi gemilerinin Güney Çin Denizi’nde tehlikeli ve zorbaca kullanılmasına ve diğer ülkelerin açık deniz kaynaklarından faydalanmasını engelleme çabalarına kararlılıkla karşı çıkıyoruz. Çin’in Filipin gemilerinin açık denizlerde seyrüsefer özgürlüğünü kullanmasını tekrar tekrar engellemesi ve İkinci Thomas Sığlığı’na giden ikmal hatlarını kesintiye uğratması gibi tehlikeli ve istikrarı bozucu davranışlarından duyduğumuz ciddi endişeyi yineliyoruz” denildi. Çin’in Doğu Çin Denizi’nde statükoyu güç veya baskı yoluyla tek taraflı olarak değiştirme girişimlerine “şiddetle karşı çıkıldığı” aktarılırken, Tayvan Boğazı’nda barış ve istikrarın küresel güvenlik ve refahın vazgeçilmez bir unsuru olduğu vurgulandı. Bildiride, “Tayvan konusundaki temel duruşumuzda herhangi bir değişiklik olmadığını belirtiyor ve meselelerin barışçıl yollarla çözülmesi çağrısında bulunuyoruz” ifadelerine yer verildi.
Kuzey Kore’ye kınama, Ukrayna’ya destek
Tarafların Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan tamamen arındırılması yönündeki kararlılığı bir kez daha yinelenirken, Kuzey Kore’nin barış ve güvenliğe yönelik ciddi tehdit oluşturan balistik füze denemelerinin “şiddetle kınandığı” vurgulandı. Bildiride, “Kuzey Kore’yi ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarına uymaya ve füzelerini Ukrayna’ya karşı kullanan Rusya dahil herhangi bir ülkeye sağlamaktan kaçınmaya çağırıyoruz” denildi. Tarafların Ukrayna’nın egemenliğine, bağımsızlığına ve uluslararası alanda tanınan toprak bütünlüğüne yönelik sarsılmaz desteğini yinelediği kaydedilirken, “Rusya’nın Ukrayna işgali bağlamındaki nükleer silah kullanma tehditleri kabul edilemez . Rusya’nın Ukrayna’da herhangi bir nükleer silaha başvurmasının tamamen hukuksuz olacağını kesin bir dille ifade ediyoruz” denildi. Ayrıca tarafların demokrasi, insan hakları, çevre, iklim değişikliği ile mücadele ve ekonomi gibi farklı alanlarda üçlü işbirliğini geliştirme konusunda da mutabık kaldığı ifade edildi. – WASHINGTON
]]>Olay, 11 Haziran 2021 tarihinde öğle saatlerinde merkez Çukurova ilçesi Yüzüncüyıl Mahallesi’ndeki bir su parkında meydana geldi. Dilan-Yusuf Karslı çiftinin tek çocuğu olan Deniz Poyraz Karslı (10), annesi ve kuzenleriyle su parkına gitti. Dilan Karslı, havuz kenarında bulunan şezlongda otururken çocuklar ise havuzda eğlenmeye başladı.
Deniz Poyraz Karslı bir süre sonra 35 santimlik havuzdan çıkamadı. Deniz’in kuzenlerinden biri durumu anne Karslı’ya haber verdi. Havuza koşan Karslı, oğlunun suda hareketsiz yattığını görünce çığlık atarak yardım istedi.
Deniz’e ilk müdahaleyi, o sırada havuzda yüzen bir hemşire yaptı. İhbar üzerine olay yerine gelen ambulansla özel bir hastaneye kaldırılan Deniz, daha sonra Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi.
Beynine oksijen gitmemesi nedeniyle hayati tehlike kaydıyla tedaviye alınan Deniz, 12 Haziran 2021 tarihinde sabah saatlerinde yaşamını yitirmişti. Acı haberi alınca yıkılan Dilan Karslı, polis merkezine giderek işletme sahiplerinin ihmali gerekçesiyle şikayetçi olup yargı sürecini başlatmıştı.
“Savcı vakumu teyit etti fakat ne bir tutuklama nede işletmeye yaptırım uygulanmadı”
Oğlunun annesiyle birlikte havuza eğlenmeye gittiği dile getiren baba Yusuf Karslı, “Çocuk havuzunda, 30 santimetrelik suda vakuma yakalanarak vefat ediyor. Olay anından savcının vakumu teyit etmesine rağmen, adli tıp raporunun çocuktaki mazgal izini teyit etmesine rağmen hiçbir şekilde o günden bugüne kadar ne bir tutuklama ne de işletmeye bir yaptırım uygulanmadı” dedi.
“Havuz sahibine 2 yıl ceza verip beraat ettirdiler”
Baba Karslı, havuzun 2021 yılından bu yana aktif bir şekilde çalıştığını söyleyerek, “Çocuğumun vefatından 15-20 gün sonra bile konser yaptılar eğlenceler düzenlediler, dönemin belediye başkanı da bu havuzda gerçekleşen etkinlikler olsun diğer organizasyonlar olsun hepsinin açılışına katıldı. Belli bir zaman sonra sadece havuz sahibine 2 yıl ceza verdiler sonra beraat ettirdiler olay onlara göre böyle kapandı” dedi.
“Havuzun ruhsatı olmadığını öğrendik”
2 yıl verilen cezanın içlerine sinmediği bu olayın üzerine gidip tekrar suç duyurusunda bulunduklarını aktaran baba Karslı, “Daha sonra yavaş yavaş olayları öğrenerek havuzun ruhsatının olmadığını, aslında orada havuz olmadığını, kaçak yapı olduğunu, mekanik sistemlerin yanlış olduğunu, elektronik sistemlerin yanlış olduğunu ve özellikle bahsettiğim kişiye de mutlaka suç duyurusunda da bulundum bilirkişi olan şahsın ilk yazdığı raporda kesinlikle havuzun dört dörtlük olduğunu, bizim suçlu olduğumuz şekilde bir rapor çıkarmış, biz bu rapor yüzünden bir buçuk yıl geriye gittik bu sorunu temizlemek için daha sonra itiraz ettik, iki tane bilir kişi raporu çıktı, ikisi de birbirinden farklıydı ve sonuç olarak mekanik sistemlerin tamamen yanlış olduğu anlatıldı” ifadelerine yer verdi.
“Adalet istiyorum, bizim için bayram kalmadı”
Baba Karslı, “Bizim yüreğimize su serpecek hiçbir şekilde bir karar çıkmadı. 2 yıl ceza verdiler, onda da yatmadı, sonuç olarak olay böyle. Ben adalet istiyorum, bu mu yani bu kadar mı? Bizim için bayram kalmadı, bizim içimiz yanmış başka ne diyeyim” diye konuştu. – ADANA
]]>Ülkede yürütülecek en kapsamlı “vatandaş bilimi” projesi niteliğindeki “Denizlerimizin Genç Kaşifleri” ile öğrenciler ve yakınları, bayram tatili için bulundukları kıyı illerinde özel üretilmiş cihazlarla denizlerden örnekler toplamaya başladı.
Gönüllülerle yürütülen deneyle gemiyle aylar sürecek seyrüsefere gerek kalmayacak, 250 bin litre yakıt tasarrufu sağlanacak ve 650 ton karbondioksite karşılık gelen karbon ayak izinin de önüne geçilmiş olacak.
ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, AA muhabirine, üniversite olarak bilim, teknoloji, topluma hizmet ve eğitimdeki başarılarla ülkeye ve dünyaya katkı sağlamak üzere çalışmalarını yürüttüklerini belirterek, “Bu kapsamda gerçekleştirdiğimiz ve ülkenin deniz kenarındaki illerinde, öğrencilerimiz, mezunlarımız ve vatandaşlarımızın katılacağı deneyimizin sonuçlarını 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda toplumumuzla paylaşacağız.” dedi.
Tüm gönüllülerin imzasıyla bilimsel bir makale yazılacak
ODTÜ Rektör Danışmanı ve Proje Koordinatörü Prof. Dr. Eren Kalay ise ODTÜ Bilim İletişimi Ofisi öncülüğünde, Deniz Bilimleri Enstitüsü (DBE) ile Tasarım Fabrikası destekleriyle “Denizlerimizin Genç Kaşifleri” projesinin ülkenin kıyı illerinde dün itibarıyla başlatıldığını duyurdu.
Proje kapsamında, ODTÜ öğrencileri, mezunları ile ailelerinden oluşan katılımcıların denize kıyı olan 28 ilde ölçümler yapmaya başladığını vurgulayan Kalay, “Ortam sıcaklığı, basınç, nemlilik, deniz suyu sıcaklığı ile deniz suyunun pH değeri, elektriksel iletkenliği, çözünmüş oksijen oranı ve bulanıklığı; 3 gün boyunca bayram tatili ile eş zamanlı olarak ölçülecek.” dedi.
Ölçümler için ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü ve Tasarım Fabrikası tarafından özel bir cihaz geliştirildiğini belirten Kalay, şu bilgileri verdi:
“Bu cihazlarla toplanan veriler, ODTÜ Bilim İletişimi Ofisince veri tabanında koordinatlarıyla toplanacak ve araştırmacılar tarafından işlenerek nihai sonuçlar, 7’den 77’ye tüm gönüllü katılımcıların imzasıyla bilimsel bir makale olarak yayımlanacak. Makalede, ilkokul öğrencisi ile emekliliğini yaşayan bir vatandaşımızın adları bu proje sayesinde yan yana yazılabilecek.”
Aylarca sürecek deney üç günde tamamlanacak
Projenin ekonomik olarak da büyük bir getirisinin de olduğunu vurgulayan Kalay, şunları söyledi:
“Deniz Bilimleri Enstitüsünün kendi olanaklarıyla bu projeyi gerçekleştirmesi için Bilim-2 isimli araştırma gemisiyle tüm deniz kıyılarını dolaşması; bunun için de yaklaşık 250 bin litre yakıt tüketmesi, milyonlarca liralık bir bütçe gerekecekti. Üstelik bu çalışma, 650 ton karbondioksite karşılık gelen karbon ayak izi bırakacaktı.”
Söz konusu araştırmanın gemiyle yapılması halinde aylar süreceğine dikkati çeken Kalay, şöyle konuştu:
“Bunun yerine, bayram tatili vesilesiyle memleketlerinde olacak öğrencilerimiz, kıyı illerinde yaşayan mezunlarımız, aileleri ve yakınlarıyla birlikte gerekli verileri hep birlikte toplayacağız. Bu çapta bir deney Türkiye’de ilk; dünyada da ilk olmasını bekliyoruz.”
Prof. Dr. Kalay, profesyonel olarak deniz bilimleriyle uğraşmayan kişilerin dahil olması sayesinde hem daha çevreci ve çok daha düşük bütçeli hem de geniş katılımlı bir projenin hayata geçirildiğini sözlerine ekledi.
]]>Foça Deniz Üs Komutanlığı’nda düzenlenen tören öncesinde deniz subayları aileleriyle vedalaştı. Tören öncesinde duygusal anlar yaşanırken özellikle çocuklar babalarından ayrılırken zorlandı.
İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başlayan törende, TCG Kınalıada Komutanlığının Japonya seyri hakkında bilgi notu okundu.
TCG Kınalıada Komutanı Deniz Yarbay Serkan Doğan, törende yaptığı konuşmada, Japonya ve Türkiye’nin yakınlaşmasını sağlayan çeşitli araştırma ve incelemelere neden olan ve kültürel ilişkilerin gelişimine katkıda bulunan Ertuğrul Fırkateyni’nin Japonya sularında 3 ay kaldıktan sonra yurda geri dönüşünde tayfun sebebiyle battığını ve 531 denizcinin şehitlik mertebesine ulaştığını anımsattı.
Deniz Kuvvetlerinin daha önce 1990 ve 2000 yıllarında Turgutreis, 2011 yılında da Gemlik, 2015’te de Gediz Fırkateyni ile gerçekleştirilen Uzakdoğu seyirlerin beşincisinin gerçekleştirileceğini ifade eden Doğan, şunları kaydetti:
“Seyir kapsamında Ertuğrul’un izlediği rota ve limanları da kapsayacak şekilde 134 gün süreyle yaklaşık 27 bin deniz mili mesafe gidilerek icra edilecek görev süresince TCG Kınalıada, dünya denizlerinde sancak/varlık göstererek Türk dış politikasını desteklemek maksadıyla yapacağı liman ziyaretleriyle ilişkilerin geliştirilmesine ve yeni ilişkilerin tesis edilmesine katkı sağlayacaktır. Suudi Arabistan, Cibuti, Somali, Maldiv Adaları, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Tayland, Çin Halk Cumhuriyeti, Güney Kore, Japonya, Filipinler, Singapur, Sri Lanka, Hindistan, Umman, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan ve Ürdün’ü kapsayan toplam 20 ülkede yapılacak 24 liman ziyaretinden istifadeyle, ziyaret edilecek ülke deniz kuvvetleriyle eğitimler icra edilecek. Türkiye’ye binlerce mil mesafe uzaklıkta ebedi istirahatlarında bulunan aziz şehitlerimizi ziyaret edecek, hatıralarını anacağız. Yanımızda götürdüğümüz vatan topraklarıyla duydukları vatan hasretlerini bir nebze de olsun hafifleteceğiz. Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk Deniz Kuvvetlerinin tanıtımını yapacak, vatan, bayrak, Atatürk ve deniz aşkıyla şanlı bayrağımızı dalgalandıracağız. Türk bahriyesinin geldiği noktayı ve sahip olduğu imkan kabiliyetleri sergileyeceğiz.”
Batı Görev Grup Komutanı Tuğamiral Koray Vural da harp gemilerinde görev yapmanın çok zor olduğunu belirterek, “Bu görev süresince atalarımıza layık birer Türk denizcisi ve Barbaros’un torunları olduğunuzu göstereceğinizden eminim. Başarılarınız, daima gurur duyduğumuz köklü bahriye geçmişimizi modern Türk Deniz Kuvvetleri olarak günümüze taşıdığımızın bir göstergesi olacaktır. Sizleri bu şerefli göreve uğurlarken, bir asker, özellikle de bir denizci ailesi olmanın meşakkat ve onurunu her an yaşayan ailelerinizin bundan önceki görevlerinizde olduğu gibi yine bizlere emanet olduğunu belirtmek isterim. Gözünüz arkada kalmasın.” dedi.
Eşini sefere uğurlayan Şerife Aydın, eşinin görevlerine çok alışkın olduğunu ancak küçük çocuğunun çok zorlandığını ve üzüldüğünü belirterek, “Çocuğum farkında. Her sabah uyandığında zaten babasını soruyor. Bakalım nasıl geçecek.” dedi.
Babasını sefere uğurlayan Emir Arı da “Babam görev için 4 ay gidiyor. Telefonun çektiği yerlerde konuşacağız.” dedi. Anne Funda Arı ise “Çok gururluyuz. En kısa zamanda karşılayacağız inşallah, arkalarındayız, yanlarındayız.” dedi.
Konuşmaların ardından TCG Kınalıada personeli, tören alanından gemiye intikal etti ve manevra yerlerini aldı.
Korvetin avara etmesinden sonra çimariva ile selamlama yapıldı, Foça Leventler Limanı’ndaki gemiler tarafından gemi düdüğü ile selamlama yapıldı.
]]>Çakaroğlu, arkadaşlarıyla, TEKNOFEST aracılığıyla geliştirdiği “Kutup Gözlemleri ve İklim Değişikliği Analizi için Yerli Mikro Uydu Geliştirilmesi” projesiyle, 2022’de TÜBİTAK’ın düzenlediği Lise Öğrencileri Arası Kutup Araştırma Projeleri Yarışması’nda Türkiye üçüncülüğü elde etti.
Projeyle TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Enstitüsüne davet edilen Çakaroğlu, yaklaşık bir yıldır İstanbul Teknik Üniversitesi Geomatik Mühendisliği bölümünde araştırma asistanı olarak çalıştı. Çakaroğlu bu sürede okyanus tabanlarının topoğrafik ölçümlemesi (batimetri) üzerine geliştirdiği projelerle, iklim ve deniz bilimlerindeki tecrübesini artırdı.
Çakaroğlu, yürüttüğü faaliyetleri sayesinde, Japonya’daki Sasakawa Barış Vakfı (SPF) çatısı altındaki Okyanus Politikası Araştırma Enstitüsü (OPRI) tarafından düzenlenen “Uluslararası Okyanus Bilinci Geliştirme Projesi”ne davet edildi.
“Batı Pasifik Bilim Seferi” ismiyle 8-24 Mart’ta gerçekleştirilen proje kapsamında Çakaroğlu, dünya genelinde lise ve üniversitelerden seçilen 25 kişilik ekiple Batı Pasifik Okyanusu’nda yaklaşık iki hafta süren yolculuğa katıldı.
Çakaroğlu, Türkiye’den Japonya ve Batı Pasifik’e uzanan serüveninin detayları ile geleceğe yönelik düşüncelerini AA muhabirine anlattı.
2 bin deniz mili yol
İki hafta süren yolculuğun “kimi zaman kolay, kimi zaman zor” geçtiğini kaydeden Çakaroğlu, bu sürede yaklaşık 2 bin deniz mili yol katettiklerini belirterek, ulaştıkları ada ülkesi Palau’da halkın kendilerini sevinçle karşıladığını söyledi.
Çakaroğlu, “Çok renkliydi. Çiçekli kolyeler verdiler, bizim için pankart açtılar. Kapanış seremonisine eski devlet başkanı ve bakanları ile bürokrasi ve iş dünyası temsilcileri katıldı. Palau Çevre Bakanı direkt bana telefon numarasını verdi. Bir bakanın şahsi telefon numarasını alabilmek beklemediğim bir gelişmeydi.” dedi.
Ada ülkesine vardıklarında, Türkiye ve Japonya’nın bulunduğu Kuzey Yarımküre’deki kış mevsimi ortalamasının oldukça üstünde, 32 derece sıcaklıkla karşılaştıklarını söyleyen Çakaroğlu, sefer boyunca 3 projeye odaklandıklarını kaydetti.
Seferdeki üç proje
Düşük maliyetli GNSS modülü vasıtasıyla “troposferik su buharı kestirimi” projesi için teknenin üstüne kurduğu antenle veri kaydını kesintisiz 14 gün boyunca yaptığını belirten Çakaroğlu, “Türkiye’ye döndüğümüzde veriler, Antarktika’da kaydettiğimiz verilerle karşılaştırılacak. Bu sayede farklı bölgelerdeki iklim değişikliğinin dünyamızı nasıl etkilediğini bileceğiz. İlk projem çok başarılı geçti.” dedi.
Çakaroğlu, farklı sensörlerle barometrik basınç, bağıl nem ve sıcaklık dahil meteorolojik verilerin ölçümü projesi için kaydettiklerini ise sadece Antarktika ile sınırlı kalmayıp, dünyanın farklı yerlerindeki verilerle karşılaştırmayı planladıklarını belirterek, “Geçmiş yıllara kıyasla, 2024’teki değişikliğin etkisini daha net anlayabileceğiz.” ifadesini kullandı.
İklim bilinci amacıyla sefer boyunca mini video blog çekimi projesi yürüttüğünü de anlatan Çakaroğlu, “Genç arkadaşlarımıza ilham olmak için her gün video çekmeye çalıştım. Anlatabileceğim çok anı biriktirdim.” diye konuştu.
“Okyanus zorlu koşullara sahip”
Çocukluğundan beri yelkencilik ve denizcilikle ilgilendiğini ve 14 yaşından beri tüplü dalış yaptığını belirten Çakaroğlu, Türkiye’yi çevreleyen denizlerle, sefere çıktığı okyanusu kıyasladı:
“Pasifik Okyanusu çetin koşullara sahip. Yokohama’dan çıktığımızda ilk 2 gün ‘yerimizden kalkamadık’ desek yeridir. Yaklaşık 25 kişilik ekipten en az 15 kişi deniz tutması yaşadı. Dalga boyu yüzünden 2 gün boyunca Mikawa koyuna sığınmak zorunda kaldık. Koydan ayrılınca karşı rüzgar nedeniyle tekrar koya sığındık. Okyanus zorlu koşullara sahip. Hiç beklemediğiniz anda yağmur yağıyor, fırtına çıkıyor, dalga vuruyor.”
Türkiye’yi çevreleyen iç denizlere kıyasla okyanus koşullarının daha zor olduğunu dile getiren Çakaroğlu, “Aynı zamanda da mükemmel bir canlı yaşamına sahip. Türkiye’de nadir görebileceğimiz canlılara, deniz yaşamına tanıklık etmiş olduk. Yolculuk boyunca balinalar, yunuslar gördük. Rüzgar sakin olduğunda, deniz sakin olduğunda çok keyifli. 14 gün hem motor hem yelken açarak seyahat ettik.” dedi.
Sefer boyunca “beklemedikleri birçok şeyle karşılaşmalarının” ekip çalışmasını öğrenmelerinde fayda sağladığını ifade eden Çakaroğlu, “Yelken eğitimi aldık. Sabah 06.30’da kalkıp sabah egzersizi yaptık, güverte yıkadık. Yarım Hindistan cevizleriyle güverte yıkıyorduk. ‘Happy hour’ dediğimiz bir temizlik saati vardı. Bir buçuk saat boyunca herkes farklı bölümleri temizliyordu. Hepsi bize bir şeyler kattı, ekip çalışmasını öğretti. Orada öğrendiklerimi kendi projelerimde de kullanıp arkadaşlarıma da anlatacağım.” şeklinde konuştu.
TEKNOFEST fırsatı
Teknolojiye ilgisinin TEKNOFEST’le başladığını ve TEKNOFEST sayesinde TÜBİTAK’taki bilim insanlarıyla tanışıp çalışma imkanı bulduğunu kaydeden Çakaroğlu, bilim seferi projesini, TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü (KARE) aracılığıyla öğrendiğini söyledi.
Projeye katılmasında, TEKNOFEST’in sunduğu “iletişim ağı fırsatının önemini” vurgulayan Çakaroğlu, “TEKNOFEST’in birçok ödülü var ama ödülden daha çok TEKNOFEST ‘network imkanı’ sağlıyor. İlk katılımda belki bir şey elde edemeyebilirsiniz ama her katılımınızda yeni bir şey öğreneceğimiz garanti.” dedi.
Daha önce Antarktika’da denedikleri projede sonuç elde ettiklerini belirten Çakaroğlu, “Türkiye’nin Pasifik’e seferi olmadığı için daha önce Pasifik Okyanusu’nda bu deneyleri yapamamış ve veri karşılaştırma imkanı elde edememiştik. Temel motivasyonum, bu deneyleri burada gerçekleştirmek oldu.” şeklinde konuştu.
Türkiye’deki arkadaşlarını teşvik edecek
Aynı bilim seferine Türkiye’den katılan lise öğrencisi 15 yaşındaki Eylül Ünal, proje dolayısıyla kültür ve bilgi alışverişi yaptıklarını ve yeni çevre edindiğini belirterek, “Hedefim, günümüzdeki sorunlara yeni bir çözüm yöntemi geliştirmek. Öğrendiklerimi uygulayabilmek güzel olacak.” ifadelerini kullandı.
Bilim seferi boyunca katıldığı aktiviteler vesilesiyle sertifikalar kazandığını kaydeden Ünal, “Zevkli bir projeydi. Bana çok şey kattı. Çevre sorunları sadece benim değil bütün insanların öğrenmesi gereken bir şey.” dedi.
Ünal, benzer bilim seferleri ve projelerine katılmaları için Türkiye’deki öğrenci arkadaşlarını teşvik edeceğini söyledi.
“Okyanus okur yazarlığı” ve “liderlik kabiliyeti”
“Batı Pasifik Bilim Seferi”ne uzman eğitmen olarak katılan OPRI Araştırma Görevlisi Tanaka Hajime de katılımcı öğrencilere iki hafta boyunca çeşitli alanlarda eğitim verdiklerini anlattı.
Katılımcı öğrencilerin, sefer esnasında “okyanus okur yazarlığı” geliştirme fırsatı bulduklarını ve “liderlik kabiliyeti” kazandıklarını kaydeden Tanaka Hajime, “Bilim seferine Türkiye’den katılan gençlerin projemize büyük katkı sağladığını düşünüyorum.” dedi.
]]>Uraloğlu, Denizcilik Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ocak-mart dönemine ilişkin denizcilik istatistiklerine ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Türkiye’yi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde dünyanın önemli liman merkezi haline getirdiklerine dikkati çeken Uraloğlu, “Deniz ticaret hacmimizi artırarak ülkemizin ekonomi ve istihdamını geliştirmek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Uraloğlu, Bakanlık olarak denizciliğin daha da gelişmesi, denizlerden sağlanan imkanların artırılması, kaynakların ekonomiye kazandırılması için gerekli bütün atılımların ve yatırımların yapıldığını aktararak, Türkiye’nin deniz ticaretinden daha fazla pay alması için çalışmaları hız kesmeden sürdürdüklerini bildirdi.
Yılın ilk çeyreğinde yaşanan ekonomik iyileşmenin ticari hayata yansımaya başladığına işaret eden Uraloğlu, “İlk çeyrekte limanlarda elleçlenen yük miktarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,2 artarak 134 milyon 327 bin 597 tona yükseldi. Limanlarda elleçlenen konteyner miktarı ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17,9 gibi rekor oranda artarak 3 milyon 350 bin 817 TEU’ya ulaştı.” ifadesini kullandı.
Uraloğlu, martta limanlarda deniz yoluyla yapılan transit yük taşımalarının 5 milyon 699 bin 607 ton olduğunu aktardı.
Türkiye limanlarında elleçlenen yük miktarının geçen ay 47 milyon 351 bin 510 ton olarak gerçekleştiğini bildiren Uraloğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bu dönemde limanlarda gerçekleştirilen ihracat amaçlı yükleme miktarı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 19,4 artarak 12 milyon 804 bin 476 ton, ithalat amaçlı boşaltma miktarı ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12,4 artarak 23 milyon 880 bin 435 ton olarak gerçekleşti. Mart ayında dış ticaret taşımaları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14,8 artarak 36 milyon 684 bin 911 ton oldu.”
En fazla elleçlenen yükler
Uraloğlu, mart ayında önceki aya göre en fazla artış gösteren yük cinsinin motorin elleçlemesi olduğunu belirterek, limanlarda 3 milyon 507 bin 326 ton motorin yük elleçlemesi gerçekleştirildiğini aktardı.
Bunu ’40’lık dolu konteynerlerde taşınan yükler’ ile demir cevheri ve konsantrelerinin izlediğini aktaran Uraloğlu, “Portland çimento yük cinsi, limanlarımızda elleçlenen ihracat yükleri içinde 1 milyon 40 bin 381 tonla ilk sırayı aldı. Bunu, motorin ve feldispat takip etti. Ham petrol, limanlarımızda elleçlenen ithalat yükleri içinde ilk sırada yer aldı. Bunu sırasıyla, hurda demir ve briketlenmemiş taşkömürü takip etti.” ifadelerini kullandı.
“En fazla yük İtalya’ya yapılan taşımalarda elleçlendi”
Uraloğlu, martta deniz yoluyla yapılan ihracatta en fazla yük elleçlemesinin İtalya’ya yapılan taşımalarda gerçekleştirildiğini, bunu ABD ve İspanya’ya yapılan taşımaların takip ettiğini belirterek, ithalatta ise en fazla yük elleçlemesinin Rusya’dan yapılan taşımalarda görüldüğünü aktardı.
Limanlarda elleçlenen dış ticarete konu 36 milyon 684 bin 911 ton yükün yüzde 8,1’inin Türk bayraklı gemilerle taşındığına işaret eden Uraloğlu, “Türk bayraklı gemilerle taşınan yük miktarı martta 2 milyon 965 bin 1 ton ile önceki yılın aynı ayına göre yüzde 29,1 arttı. Yabancı bayraklı gemilerle taşınan yük miktarı ise 33 milyon 719 bin 910 ton ile önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,6 arttı.” değerlendirmesinde bulundu.
Uraloğlu, geçen ay limanlarda elleçlenen konteyner miktarının 1 milyon 169 bin 846 TEU’ya ulaştığını belirtti.
-“En fazla yük Aliağa’da elleçlendi”
Uraloğlu, martta limanlarda deniz yoluyla yapılan transit yük taşımalarının 5 milyon 699 bin 607 ton olarak gerçekleştiğini ifade etti.
Söz konusu ayda kabotajda taşınan yük miktarının ise 4 milyon 966 bin 992 tonla geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,1 azaldığını belirten Uraloğlu, şunları kaydetti:
“En fazla yük elleçlemesi 7 milyon 720 bin 348 tonla Aliağa Bölge Liman Başkanlığı idari sınırlarında faaliyet gösteren liman tesislerinde gerçekleşti. Burayı, 7 milyon 365 bin 591 ton ile Kocaeli ve 5 milyon 669 bin 99 tonla İskenderun bölge liman başkanlıkları takip etti. Denizcilik alanında uluslararası arenada çok önemli bir konumda olduğumuzu artık gururla söyleyebiliyoruz. Dünyanın önde gelen denizci ülkelerinden biriyiz.”
]]>4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar Nur Elif T’nin babaannesi Cihangül K, amcası Sezer T. ve halası Deniz T. katıldı. Nur Elif T’nin babası Gökhan T. ve annesi Sibel T. ile tarafların avukatları da duruşma salonunda yer aldı.
Ölen kızın babası Gökhan T, duruşmada Sezer T’nin kendisinin öz kardeşi olduğunu ve mütalaaya bir diyeceğinin bulunmadığını söyledi.
Sezer T’nin olayla ilgisi olmadığını kaydeden baba, “Sezer’den şikayetim yok. Deniz ve Cihangül’ü de Allah’a havale ediyorum, şikayetçiyim. Cezalandırılmalarını istiyorum.” dedi.
Sanık babaanne Cihangül K. savunmasında, oğlu Gökhan T’nin kendisi hakkında yalan söylediğini öne sürerek, “Sibel, Gökhan ve eski eşimin iftiralarından dolayı yargılanıyorum. Hiçbir şeyden haberdar değildim. Ölüm olayını gerçekleştiği gün öğrendim. Bana iftira atıldı. Ben o evde kalmıyorum. Sibel ve Gökhan eski eşimle bir olup beni suçluyorlar. Çocuklara hiçbir zaman bakmadım. Bu olayla benim alakam yoktur. Beraatimi talep ediyorum.” diye konuştu.
Sanık amca Sezer T. ise yeğeninin ölümüyle ilgisinin bulunmadığını belirterek, “Yeğenimin ölüm haberini yakınlarımıza veren benim. Ağabeyimin dediği gibi yeğenimin ölümünden yararlanıp bana iftira atılıyor. Diğer suçlamaları da kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum.” dedi.
Sanık hala Deniz T. de suçlamaları kabul etmeyerek, “Çocukların dedesi Ali T. onlara bakmak için ara ara götürürdü. Yeğenlerime çok iyi bakmıştım. Bunu ağabeyim de iyi bilir. Tahliyemi talep ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Mahkeme heyeti, babaanne Cihangül K’ya “kasten öldürme” suçundan 23 yıl hapis cezasına hükmetti. İyi hal indirimi uygulanarak ceza, 19 yıl 2 aya düşürüldü. Cihangül K’ye ayrıca Nur Elif T’nin kardeşleri Y.T. (10) ve M.T’ye (13) yönelik “eziyet” suçundan da 5’er yıl hapis cezası verildi.
Hala Deniz T. hakkında ise “kasten öldürme” suçundan verilen 22 yıl hapis cezası, iyi hal indirimiyle 18 yıl 4 aya indirildi. Deniz T. için Nur Elif’in 2 kardeşine yönelik “eziyet” suçundan verilen 5’er yıl hapis cezası da iyi hal indirimiyle beraber 4 yıl 2’şer ay olarak kararlaştırıldı.
Amca Sezer T’ye de yeğeninin ölümünün ardından çıkan tartışmada akrabasını tehdit ettiği gerekçesiyle “tehdit ve hakaret” suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasına hükmedildi. Sezer T. ayrıca yeğeninin ölümüne ilişkin “kasten öldürme” ve “eziyet” suçlamalarından ise beraat etti.
Kararın ardından birbirine sarılarak ağlayan sanıklardan Cihangül K. duruşma salonundan çıkarılırken “Ben suçsuzum, hiçbir şey yapmadım.” diye bağırdı.
İddianameden
Tepebaşı ilçesi Fevzi Çakmak Mahallesi Uzunpınar Sokağı’nda iki ağabeyi ile yaşayan Nur Elif T. (6), 14 Aralık 2022’de rahatsızlanmasının ardından tedaviye alındığı Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetmiş, bakımsız kaldığı iddia edilen kızın ölümüne ilişkin gözaltına alınan halası Deniz T, amcası Sezer T. ve babaannesi Cihangir K. tutuklanmıştı.
Babası Gökhan T. ile annesi Sibel T. cezaevinde tutuklu bulunan Nur Elif T’nin ağabeyleri Y.T. (9) ve M.T. (12) ise Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünce korumaya alınmıştı.
Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianamede yer verilen adli tıp raporunda, Nur Elif T’nin farklı tarihlerde fiziksel istismara maruz bırakıldığı ve ölümünün uzun süreli beslenme yetersizliğine bağlı gerçekleştiği belirtilmişti.
Ayrıca iddianamede, maktul ve mağdurların insani şartlarda ve insani koşullarda yaşamadıkları, soğuk bir ortamda, eşyasız, çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimine uygun olmayan koşullarda yaşadıkları, odadan ayrılmalarına engel olacak şekilde kapıya çan bağlamak suretiyle kapının açılmasından sanıkların haberdar oldukları, mağdur çocukların ve maktulün günlerce herhangi bir besin maddesi yemeden çatı arasında kaldıklarına yer verilmişti.
Elif Nur T’nin günlerce hatta haftalarca aç bırakılarak şüpheliler tarafından ölüme terk edildiği aktarılan iddianamede, mağdurların ise yine açlığa ve susuzluğa terk edildikleri buna rağmen sanıkların bu duruma aldırış etmeden yaşantılarına devam ettikleri, kendileri uygun ortamda ve yeterli beslenme imkanı bulmuşken maktul ve mağdurları bu imkanlardan bilerek mahrum ettikleri belirtilmişti.
Sanıkların, “çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, korumaya alınan 2 kardeş için “çocuğa karşı eziyet” suçundan 16’şar yıla kadar hapsi isteniyor.
]]>Karadeniz’de yetiştirilen Türk somonu ihracatında bu yılın Ocak Şubat aylarında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 289’luk bir artışla 70 bin 614 dolar döviz girdisi sağlanırken, bu rakamın Türkiye ortalamasının üzerinde rekor bir artış olduğu kaydedildi.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği (DKİB) Başkan Vekili Ahmet Hamdi Gürdoğan, Karadeniz Somonu ihracatında son yıllarda iyi bir ivme yakaladıklarını söyledi. Özellikle Uzak Doğu ülkelerinin denizde 7 ay kalan Karadeniz somonunu tercih ettiğini belirten Gürdoğan, “Karadeniz’de yetişen, denizde 7 ay kalan somonu Japonya ve Uzakdoğu ülkeleri özellikle tercih ediyor. Somon ihracatında bu yılın Ocak-Şubat döneminde 70 milyon 614 bin dolar civarında bir miktar söz konusu. Bu da miktar bazında 13 bin tona tekabül ediyor. Miktar bazına baktığımız zaman yüzde 289, rakam bazında baktığımızda ise yüzde 164 arttığını görüyoruz. Türkiye ortalamasının üzerinde rekor bir artış. Bu rakamın yüzde 64’ü Doğu Karadeniz Bölgesinden sağlandı. Somon ihracatı özellikle uzak doğu ülkeleri Japonya, Çin, Kore, Vietnam olmak üzere Rusya, Avrupa Birliği ülkeleri şimdi de yeni yeni ABD’ye göndermeye başladık” dedi.
“Bu gidişle somon ihracatı fındığı da sollayacak gibi görünüyor”
Somon ihracatı rakamlarının fındık ihracatı rakamlarıyla yarıştığına dikkat çeken Gürdoğan, “Somon, Doğu Karadeniz Bölgesinde fındığa alternatif yeni bir ürün oldu. Somon, fındıkla gelir olarak yarışmaya başladı. Bu gidişle fındığı da sollayacak gibi görünüyor. Somon ihracatında özellikle depolamada çekilen sıkıntılar var. Lisanslı depoculuk anlamında yeni depo sisteminin kurulması gerektiğini, Doğu Karadeniz Bölgesi İhracatçılar Birliği olarak bu konuda bir çalışma yaparak ilgili bakanlıklara sunduk. Dolayısıyla ürünümüzün değerini düşük değil de devamlı değerinin artması için ufak kooperatif usulü, üreticilerin dahi balığını koyabileceği lisanlı depoculuk örneğini bölgemizde uygulatmada kararlıyız. Bunun için özellikle siyasilerden bizlere destek olmalarını bekliyoruz. Somon ihracatı gelecekte fındık rakamlarını aşması için yan sanayisini geliştirmemiz lazım” diye konuştu.
“Son 5-6 yılda denizdeki kafes sayısı arttı ama göl somonu ihracatı tehdit ediyor”
Son 5-6 yılda denizlerde kafes sayısının arttığını kaydeden Gürdoğan, “Özellikle son 5-6 yıldır Trabzon genelinde denizde kafes artmaya başladı. Her sene rakam olarak yüzde yüzün üzerinde artışla yapılıyor. Teknik alt yapısı olmayan insanların balıkçılık yapmaması gerekir. Çünkü ürünün kalitesini düşürdüğümüzde elimizde kalabileceğini düşünmemiz lazım. Onun için belli bir kontrol aynı zamanda kümelenme modelleriyle somon ihracatını çok daha sağlam temeller üzerine oluşturup Norveç örneğinde olduğu gibi gelecekte bu rakamları 2,5-3 milyar dolarlara çıkarabiliriz. Ancak bu ihracatın önündeki en büyük engel denizde yetiştirilmeyen iç bölgelerdeki baraj göllerinde yetiştirilen ve Karadeniz Somonu diye ihraç edilen somon. Bu göllerde yetişen göl somonunu aynı zamanda Karadeniz somonu diye piyasaya sürüldüğünde geri geliyor. Dolayısıyla bizim somon ihracatımıza da darbe vuruyor, kalitemizi düşürüyor. Onun için Tarım ve Orman Bakanlığının izlenebilirlik ve denizde 7 ay kalmayan somonun ihracatına özellikle izin vermemesi gerekiyor. Yaş meyve ihracatında olduğu gibi ürünün yetişmesindeki izlenebilirliğin sağlanmasının önemini vurgulamak istiyorum. Çünkü Karadeniz’in suyu ve denizde kalış süreci o balığın etindeki lezzeti ve katma değeri oluşturuyor. Deniz somonundaki koku olmuyor ama göl somonu aldıkları zaman koku ve etindeki kırmızılık oranının düşük olduğundan dolayı hem rakam bazında çok daha düşük oluyor aynı zamanda iç piyasaya Türk somonu, Karadeniz somonu diye yollandığı zamanda Türkiye’nin somon ihracatına çok kötü örnek oluyor. Bunun için Tarım ve Orman Bakanlığını göreve davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Somonu yarı mamül olarak da işleyip ihraç edebilmeliyiz”
Somon konusunda yeni bir sektörün başlangıcı yapılabileceğine dikkat çeken Gürdoğan, “Somonu yarı mamul olarak yani fileto gibi diğer şekillerle de gönderiyoruz. Türkiye kendi markasını oluşturup markette direkt satılabilecek şekilde katma değerli ürün noktasında işlenmiş bir ürün olarak da yollamalıyız. Bunun için alt yapı aynı zamanda Arge çalışmalarına ağırlık vermemiz lazım. Özellikle KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesine çok önemli görevler düşüyor. Yavruları büyütmede olsun, işlenmesinde olsun özellikle Vietnam gibi en çok ürün işlendiği yer olarak oradaki ustalarla işlemesini, kendi insanımıza özellikle bayanlara öğreterek Türkiye’de yeni bir sektöründe başlangıcı yapmamız gerektiğini söylemek isterim” şeklinde konuştu. – TRABZON
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar, bir dizi ziyaret kapsamında Muğla’nın Fethiye ilçesine geldi. Ziyaretler esnasında denizcilerle bir araya gelen Bakan Yardımcısı Ünüvar, denizcilerin sorunlarını ve taleplerini dinledi. Ziyarette denizciler adına konuşan İMEAK Deniz Ticaret Odası (DTO) Fethiye Şubesi Başkanı İlkay Tugay, Fethiye ve Göcek’teki denizcilerin sorunlarını aktardı. Koy ve plajların özelleştirilmesi, Fethiye’ye yapılacak olan kruvaziyer iskele projesinin güncellenmesi, tekne bağlama yerlerinin düzene sokulması ve tersanenin Karaot Plajı’na taşınması konusunda değerlendirmelerde bulunuldu. Sorunların çözümü için işbirliği içerisinde olunması gerektiğine vurgu yapan Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar, sektörü bulunduğu yerden daha iyi noktalara taşınacağını belirtti.
“Sektörü aldığımız yerden daha iyi noktalara taşıyacağız”
Denizcilik sektörünü daha iyi noktalara taşıyacaklarını ifade eden Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar, “Muğla yöresi ve bölge insanı her zaman gönlümüzde. Bu sektörden ekmek yedik yıllarca. Bulunduğumuz her nokta bu sektöre hizmet etmek istedik. Fethiye’de olduğum için çok mutluluk duydum. Deniz ve denizciliği ne kadar çok kişiye anlatırsak, o kadar mesafe alabiliyoruz. Mücadeleyi hep birlikte verip, sorunları çözüme kavuşturacağız. Yerel yönetimimizle, STK’lar ve Denizcilik İdaresi ile sektörü aldığımız yerden daha iyi noktalara taşıyacağız” dedi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ise yaptığı konuşmada, “Fethiye Körfezi’nin temizliği için örnek almak için gemimiz bu akşam Fethiye’de olacak. Deniz sevdalısı birisiyim. Bu yaz geldiğimde bazı şeylerin değişmesi gerektiğine kanaat getirdim. Onun için bu seçim sürecinde Muhammet Bey’e destek olmak için sürekli geldim. Fethiye’nin sorunlarının artık köklü bir çözüme ihtiyacı var. Bölgemizin birikmiş sorunları var. Bunları giderebilmek adına hem Fethiye hem de büyükşehir belediye başkanlığında desteğe ihtiyacımız var. İmar başta olmak üzere birçok büyük problemler var. Muhammet Bey başkan seçildiği takdirde, sorunlarınızı çözmek için Ankara’da çok sıkı takipte olacağına inanıyorum. Bizlerin de bu yönde elimizden geleni yapacağımızın sözünü veriyorum. Yerel yönetim ve merkezi hükümet işbirliği içerisinde olursa sorunların çözümü çok hızlı olacaktır. Fethiye dünyanın önemli turizm merkezlerinden birisi, benim için özel bir yer. Göcek gibi özel korunan bir yerde bu kadar teknenin de fazla olduğunu düşünüyorum. Özellikle pandemiden sonra adeta taştı. Bırakın koy yanaşacak bir tane yer kalmamış durumda. Bunun önleminin alınması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerine yer verdi.
İMEAK Deniz Ticaret Odası Fethiye Şubesi Toplantısı Salonu’nda gerçekleşen programa Bakan Yardımcısı Ünüvar’ın yanı sıra AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, AK Parti Muğla Milletvekili Yakup Otgöz, Tersanaler ve Kıyı Yapıları Genel Müdürü Salih Tan, DTO Fethiye Şubesi Başkanı İlkay Tugay, Cumhur İttifakı MHP Fethiye Belediye Başkan Adayı Muhammet Kökten, Fethiye Liman Başkanı Abdurrahman Kara, Göcek Liman Başkanı Mustafa Ergüven ve Marmaris Bölge Liman Başkanı Eray Aykanat ile denizciler katıldı. – MUĞLA
]]>Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda düzenlenen seferde bulunan araştırmacılar, Horseshoe Adası ve çevresinde deniz ve göllerde yaptıkları örneklemelerle projelerini tamamladı.
Bilim insanları, bölgedeki denizel ekosistemin fizikokimyasal karakterizasyonunu araştırarak, sucul ekosistemlerdeki çoklu antropojenik baskıları değerlendirdi.
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve sefer katılımcısı Prof. Dr. Ülgen Aytan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, plastik kirliliğinin sadece gözle görülür boyutta olmadığına dikkati çekerek, “Özellikle günlük hayatta kronik olarak ürettiğimiz ve 5 milimetrenin altına inmiş olan kısım, gezegenimiz için çok hızlı büyüyen bir tehdit haline geldi.” dedi.
Prof. Dr. Aytan, insan etkisinden binlerce kilometre uzaktaki Antarktika ekosisteminde mikroplastiklere, hem suda hem sedimentte hem buzullarda hem de canlılarda rastlamanın mümkün olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
“TÜBİTAK tarafından desteklenen bu projeyle amacımız, Türk bilimsel araştırma kampının bulunduğu Horseshoe Adası’ndaki tatlı su kaynaklarında, buzul göllerinde ve denizde, mikro, mezo ve makro boyuttaki plastiklerin varlığını araştırmak, kaynaklarını tespit etmek ve bu ekosistem için oluşturdukları çevresel riski değerlendirmek.”
Horseshoe Adası’nda bulunan deniz, göl yüzey suyu ve sedimentinden plastik analizleri için numune aldıklarını ifade eden Aytan, Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Mikroplastik Araştırma Laboratuvarı’nda gerçekleştirecekleri analizlerle de plastiklerin tiplerini, boyutlarını, renklerini ve polimer içeriklerini belirleyerek çevresel risk değerlendirmesini tamamlayacaklarını söyledi.
Prof. Dr. Aytan, “plastik” için çok genel bir terim olduğunu vurgulayarak, bu terim altında farklı polimerik yapıya, dolayısıyla kimyasal içeriğe sahip plastiklere rastlandığını aktardı.
Aytan, gerçekleştirecekleri analizlerle buldukları plastiklerin çevresel tehlike skorlarıyla bu ekosistem için ne derece risk yarattığını değerlendirebileceklerini anlattı.
Denizel ve tatlı su çevresinde çoğunlukla tek kullanımlık plastik olduğuna işaret eden Aytan, “Özellikle polietilen, polietilen terafitalat, polipropilen gibi polimerlere rastlıyoruz ancak Antarktika’da yaptığımız ön çalışmada poliakrinonitril gibi özellikle sentetik tekstilin kullanımı ve yıkanması esnasında oluşan ve atmosferle kutuplara kadar taşınabilen mikroplastiklere de rastladık.” diye konuştu.
Prof. Dr. Aytan, bölgede yaptıkları çalışmalardan sonra özellikle sentetik tekstilde kullanılan bu polimerlerin iyileştirilmesi gerektiği konusunun önemine değinerek, şöyle devam etti:
“Plastik sektöründe kullanılan ilave katkı kimyasallarının iyileştirilmesi gerekiyor. Antarktika gibi çok özel bir ekosistemden elde edeceğimiz sonuçlar ile plastiklerin denizel ve tatlı su ortamında azaltılması için alınması gereken tedbirlerle ilgili olarak karar vericilere ve sektöre yol gösterici veri sağlamayı amaçlıyoruz.”
“Denizel fitoplankton çalışmalarını biraz daha derinleştirmeyi amaçlıyoruz”
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve sefer katılımcısı Prof. Dr. Ertuğrul Ağırbaş da iklim değişikliğinin en önemli kanıtlarının, artan atmosferik hava sıcaklıkları ve beraberinde deniz suyunda meydana getirdiği anomaliler olduğunu dile getirdi.
Ağırbaş, Horseshoe Adası’nda yürüttükleri çalışmalar konusunda, “Bölgede çok az çalışılmış bir konu olan denizel fitoplankton çalışmalarını biraz daha derinleştirme ve bu bağlamda bundan sonra yapılacak çalışmalara bir altlık oluşturmayı amaçlıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Prof. Dr. Ertuğrul Ağırbaş, “Fitoplanktonik organizmalar değişen iklim koşullarına bağlı olarak meydana gelen değişimlere karşı direkt tepkiyi veren ilk canlı gruplarıdır ve bunların takibi ile ileride meydana gelebilecek olası iklim değişikliği senaryolarına karşı hazırlıklı olmamıza imkan sağlayacaktır.” diyerek, proje kapsamında araştırdıkları “fitoplankton fonksiyonel grup oranları”, “pigment kompozisyonu”, “mikroskobik hücre sayımı” ve “hidrografik ölçüm çalışmaları” ile bölgenin besin tuzu dinamiğini de inceledikleri bir proje olduğunu ifade etti.
Dünyanın iklimine en çok etki edecek, iklimin düzenlenmesini sağlayan önemli bir bölgede bulunduklarına işaret eden Ağırbaş, “Çalışmaların Antarktika ekosisteminin sürdürülebilir yönetimine katkı sağlayacağına ve bu bağlamda dünyanın geleceğine de katkı sağlayacağına inanmaktayız.” dedi.
“Deniz örneklemelerimizi yaklaşık 25 istasyonda gerçekleştirdik”
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve sefer katılımcısı Prof. Dr. Nüket Sivri de sefer süresince birçok noktada deniz suyu örneklemesi yaptı.
Prof. Dr. Sivri, “Kutup Bölgeleri’nde Kritik Hammadde (KHM) Konsantrasyonlarının Belirlenmesi ve Potansiyel Ekolojik Risk İndeksinin Kutup Bölgelerine Uyarlanması” konusunda yaptığı projesiyle “Endüstriyel üretim ve ekonominin sürdürülebilir işleyişi için önem taşıyan kritik hammadeler, Antarktik bölgesi sucul ekosistem sağlığını nasıl etkiler? Kritik hammaddeler kaynaklı olası toksik etkiler ve antropojenik baskılar her iki kutup bölgesinde de gözleniyor mu? Antarktika için uyarlanan potansiyel ekolojik risk indeksi (PERI), Arktik için oluşturulan indeksten ne kadar farklı olabilir?” sorularının cevaplarını arayarak projesinin Beyaz Kıta’da olan bölümünü tamamladı.
TÜBİTAK MAM İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Başkan Yardımcılığı’nda Araştırmacı olan sefer katılımcısı Dr. Mehtap Dursun da projesi kapsamında Antarktika’da mikrokirleticilerin çevresel incelenmesinin altyapısını oluşturmak üzerine çalışmalar gerçekleştirdi.
Dr. Mehtap Dursun, mikrokirleticileri genel olarak sucul ortamda canlılara zarar veren mikro ve nano düzeydeki kirleticiler olarak tanımlayabildiklerini ifade ederek, “Biz özellikle eksik yanma sonucu oluşan poliaromatik hidrokarbonlar ile tarımsal amaçlı kullanılan pestisitlerin çevresel olarak Antarktika kıtasında mevcudiyetini araştırıyoruz.” diye konuştu.
Çalışması kapsamında Horseshoe Adası’nda bulunan göllerden ve kar suyundan örnekleme yaptığını anlatan Dursun, şöyle devam etti:
“Deniz örneklemelerimizi yaklaşık 25 istasyonda gerçekleştirdik. Mevcut ortamda mikro kirleticinin analizleri için yüksek hacim su gerektirdiğinden, bizim yaptığımız yöntemle laboratuvara hiç su taşımadan gemide ön işlemleri yapılmış numunelerimizle Türkiye’deki araştırma laboratuvarımızda analiz ederek sonuçları elde etmiş olacağız.”
Amaçlarının Antarktika’da bir çevresel izleme altyapısını oluşturmak olduğuna dikkati çeken Dursun, “Daha sonrasında da bu araştırma sonucunda elde ettiğimiz verilerle eğer yöntemimiz başarılı olursa ileriki dönemlerde bu çevresel izlemelerin devamlılığını ve zaman içindeki değişimini gözlemlemiş olacağız.” bilgisini verdi.
]]>Denizin derinliklerindeki madenler aynı zamanda askeri teçhizat ve silah üretiminde de kullanılabilir nitelikte.
Henüz deniz tabanından maden çıkarılabilmiş değil. Ancak aralarında Çin, Hindistan ve Rusya’nın da bulunduğu ülkelerdeki özel şirketler ve devlet kurumları, buralardaki hakları güvence altına almak için yarış halinde.
Kuzey Pasifik Okyanusu’ndaki Clarion-Clipperton Bölgesi, Kuzey Atlantik Okyanusu’ndaki Orta Atlantik Sırtı, Hint Okyanusu ve Kuzeybatı Pasifik’teki bazı bölgeler için BM’ye bağlı Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi’ne (ISA) lisans başvurusu yapıldı.
ABD ise benzer bir araştırmayı kendisine ait sınırlar içinde yürütüyor. Bunun nedeni BM Deniz Hukuku Sözleşmesini onaylamamış olmaları.
Şu ana kadar ISA tarafından verilen 31 araştırma lisansından 17’si Hawaii ve Meksika arasındaki Clarion-Clipperton kırılma bölgesinde yer alıyor. Burada manganez, kobalt, nikel ve bakır açısından zengin, patates şeklindeki polimetalik yumrular aranıyor.
Lityum ve grafit dahil bu ve diğer madenler, elektrikli araçlarda, güneş panellerinde, rüzgar türbinlerinde ve enerji depolayan pillerde kullanılmaktadır.
Bu madenlere neden bu kadar talep var?
Derin deniz madenciliğine olan ilgi, temiz enerjiye bağlı yönelimle birlikte arttı.
Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, elektrikli araçlar, fosil yakıtla çalışan atalarına göre altı kat daha fazla minerale ihtiyaç duyuyor. Benzer şekilde açık deniz rüzgar tribünleri de elektrik üretmek için doğalgaz santrallerinden 12 kat daha fazla metal ve minerale ihtiyaç duyuyor.
Dünya Bankası, oluşan talebi karşılamak için, çıkarılan maden miktarının 2050 yılına kadar beş kat artması gerekeceğini öngörüyor.
Bu, rüzgar, güneş ve jeotermal enerji ile enerji depolama için gerekli, üç milyar tondan fazla mineral ve metal anlamına geliyor.
Derin deniz madenciliği yanlıları, geleneksel madenciliğin talebi karşılamayacağını savunuyor ve aşırı çıkarma nedeniyle maden kalitesinin düşüklüğüne işaret ediyor.
Ancak derin deniz madenciliği üzerinde de çevre eksenli tartışmalar var.
Şu anda az sayıda ülke, temiz enerjide kullanılan kritik madenlerin, karada üretimine hakim durumda bulunuyor.
Lityum üretiminde Avustralya, bakırda ise Şili zirvede yer alıyor.
Çin ağırlıklı olarak akıllı telefonlar ile bilgisayar gibi ileri teknoloji ürünlerinde kullanılan grafit ve nadir elementlere yöneldi.
Kongo Cumhuriyeti, Endonezya ve Güney Afrika, kobalt, nikel, platin ve iridyum pazarlarındaki büyük oyuncular.
Çin’in derin denizlere dalışı
Çin aynı zamanda giderek artan şekilde, bu madenleri kendi sınırları dışında çıkarmaya yönelik adımlar atıyor. Bu da Pekin’in jeopolitik rakipleri arasında endişe yaratıyor.
Çin gözünü derin deniz araştırmalarına da dikti.
BM’nin yetkili kurumunun verdiği madencilik lisanslarından beşini Çin aldı. Bu, bir ülkenin aldığı en fazla lisans olarak dikkat çekiyor.
Hindistan’ın da iki lisansı var ve iki tane daha için başvuruda bulundu. Rusya’nın dört lisansı var ve bir lisansı da başka ülkelerle paylaşıyor.
Veri toplama şirketi Horizon Advisory’nin kurucu ortağı Nathan Picarsic, “Kritik minerallerin çıkarılması, işlenmesi ve kullanılmasına yönelimin, jeopolitik gerilimler ile enerji dönüşümü süreci ile hızlandığını” söylüyor.
Ancak asıl jeopolitik kaygı, Çin’in, tedarik zincirine daha girmeden önce bu madenleri işlemedeki payı üzerineydi.
Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’na göre Çin, şu anda rafine doğal grafit ve disprosyum tedarikinin %100’ünü, kobaltın %70’ini ve işlenmiş lityum ve manganezin neredeyse %60’ını kontrol ediyor.
Ayrıca Pekin, bu değerli madenlerin işleme teknolojilerinin ihracatına yönelik de çeşitli yasaklar getirdi. Çin, bunun ülkenin ulusal güvenliğini ve çıkarlarını korumak için yapıldığını açıklıyor.
Ülke, Aralık 2023 itibariyle elektrikli araçlarda, rüzgar türbinlerinde ve diğer bazı elektronik cihazlarda kullanılan nadir maden temelli mıknatısların üretim teknolojisinin ihracatını yasakladı.
ABD Enerji Bakanı Jennifer Granholm, Ağustos 2023’teki bir temiz enerji zirvesinde, “Piyasa gücünü siyasi kazanç için silah olarak kullanmaya istekli bir tedarikçiyle karşı karşıyayız” diyerek gerginliği gözler önüne serdi.
Bundan iki ay önce ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu, Pentagon’a ülkenin derin deniz madenciliği ile bu madenleri işleme kapasitesini inceleme talimatı vermişti.
Komisyon, Çin bu değerli madenleri çıkarma hakları konusundaki artan girişimlerine işaret ederek, ABD’nin kritik ve stratejik madenler konusunda dışa bağımlılığını azaltacak stratejik adımlar atması gerektiğini savunmuştu.
ABD, 2022 yılında, Avustralya, Kanada, Finlandiya, Fransa, Almanya, Japonya, Kore Cumhuriyeti, İsveç, İngiltere ve Avrupa Komisyonu ile birlikte Maden Güvenliği Ortaklığı’nı başlattı. Bu kulübe sonrasında İtalya ve Hindistan da katıldı.
Okyanus madenciliğine yönelik uyarılar neler?
BM’nin yetki lisansı veren kurumu ISA, henüz düzenlemeler üzerinde çalıştığı için derin deniz madenciliği başlamış değil.
Bu arada bazı bilim insanları ve okyanusların güvenliği konusunda kampanya yürüten bazı örgütler, derin deniz madenciliğinin yaratabileceği ekolojik etkiler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Kaliforniya Üniversitesi’nde oşinografi ve deniz ekolojisi alanında çalışan Profesör Lisa Levin, alanında seçkin bir isim olarak anılıyor.
Levin’in şu uyarıyı yapıyor:
“ISA son düzenlemeleri muhtemelen gelecek yıl tamamlandığında, halen okyanusların derinliklerindeki biyoçeşitliliğin bu tür madencilikten nasıl etkilenebileceği konusunda bilgi eksikliklerimiz olacak”
Aralarında Brezilya, Kanada, Kosta Rika, Finlandiya, İsviçre ve Vanuatu’nun da bulunduğu yaklaşık 20 ülke, derin deniz madenciliğinin, deniz ekosistemi üzerindeki potansiyel etkileri hakkında daha fazla araştırma yapılana kadar durdurulmasını istedi.
Buna rağmen Norveç parlamentosu Ocak ayında Kuzey Kutbu bölgesindeki sularda araştırma yapılmasını onayladı.
Birçok ülke deniz tabanını büyük bir olanak olarak görüyor.
ISA sekreterliği, üye ülkelerin, “yeşil enerjiye geçiş ve yeşil teknolojiler için derin deniz yatağı potansiyelinin giderek daha fazla farkına vardıklarını” açıklıyor.
Clarion-Clipperton bölgesinde araştırma yapan Kanadalı The Metals Company’den Gerard Baron, “nüfus bakımından dünyanın en büyük üç ülkesinin, mevcut jeopolitik durumda derin deniz kaynaklarının potansiyeline odaklanmasının deniz tabanı madenlerine olan ilgiye yeni bir ivme kazandırdığını” savunuyor.
Kampanyacılar ise ülkeler arasında kızışan rekabetin arkasında derin deniz madenciliği şirketleri olduğunu öne sürüyor.
Greenpeace’in ‘Derin deniz madenciliğini durdurun’ kampanyasının direktörü olan Louisa Casson şunları söylüyor:
“Jeopolitik gerilimleri körükleyerek ve tedarik zinciri kısıtlamalarından bahsederek, okyanusları maden çıkarmaya açmaları için hükümetlere lobi yapıyorlar. Korku tacirliği yapıyorlar”
Madenciliğin deniz ekosistemlerine neler yapabileceği konusunda bilim camiasının “bilgi açığı”na ilişkin uyarılarına yanıt olarak
ISA ise çevrecilerin bilgi eksikliği endişelerini dile getirmesi karşısında, uluslararası uzmanlarla birlikte çalışıldığı açıklamasını yapıyor. Kurum, bilgi eksikliği bulunduğuna yönelik olarak “bir fikir birliği yok” diyor.
–
]]>Doğu Akdeniz’in turizm ve balıkçılık merkezlerinden Mersin’de, sıcaklığı sevdikleri için genellikle yazın görülen göçmen denizanaları, şubat ile martta olağan dışı artış gösterdi.
Kıyılarda çok sayıda canlı ve ölü olarak denizanası tespit edilmesi, uzmanları harekete geçirdi.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü ile Mersin Üniversitesi (MEÜ) Su Ürünleri Fakültesinden akademisyenler, Kızıldeniz üzerinden gelen “Rhopilema Nomadica” türüne ilişkin incelemelerini yoğunlaştırdı.
Belirli noktalarda su altı ve üstünde yapılan çalışmalar kapsamında, toplanan denizanalarının boyu inceleniyor, popülasyondaki artışın sebepleri ile diğer türlere etkisi araştırılıyor.
“Popülasyondaki artışın nedeni küresel ısınma”
ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kıdeyş, AA muhabirine, “Rhopilema Nomadica”nın istilacı bir tür olduğunu söyledi.
İklim değişikliğinin türdeki popülasyonun artmasına yol açtığını belirten Kıdeyş, “Bu türün denizlerde çok yoğun şekilde bulunmalarına ‘patlama’ diyoruz. Bu kadar erken ‘patlama’ yapmalarının nedeni şüphesiz küresel ısınma.” dedi.
Kıdeyş, göçmen denizanası yoğunluğunun deniz ekosistemini olumsuz etkilediğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Göçmen denizanası, Akdeniz’e ait bir tür değil. Kızıldeniz yoluyla Hint Okyanusu’ndan geliyor. İlk defa 1995’te tespit etmiştik. Bu yıldan sonra her geçen gün artmaya ve daha erken görülmeye başladılar. Bunlar sıcaklık seven türler. Daha önceden yaz aylarında görürdük ama artık martta görmeye başladık. Sayıları inanılmaz fazla. Bu ekosistem açısından iyi değil. Üzerinde çalışmalar yapıyoruz.”
ODTÜ’nün 800 metrelik kıyı şeridinde yaklaşık 400 denizanası tespit ettiklerini dile getiren Kıdeyş, bunların çapının 90 santimetreye kadar ulaştığını bildirdi.
Kıdeyş, popülasyonun Akdeniz kıyılarında yayıldığını işaret ederek, “İskenderun’a doğru gittikçe çok daha fazlasını görüyoruz. Batıya doğru gittikçe biraz daha azalıyor. Ona rağmen Antalya’dan hocalarımız da araştırma yapıyor. Şu sıra çok yoğunluktalar. Denizde balıktan çok denizanası çıkıyor.” diye konuştu.
“Akdeniz’de yakalayacağımız balık maalesef çok daha az olacak”
Kıdeyş, balıkçılıkta sıkıntıların yaşanabileceğinin altını çizerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Denizanaları, balıkların tüketeceği besinlerle, plankton dediğimiz çok küçük canlılarla besleniyor. Öngörüm, gelecek yıl Akdeniz’de yakalayacağımız balık maalesef çok daha az olacak. Balıkçılar avlanmak için trol ve ağ atıyor. Ağların büyük çoğunluğunda bu tür olacak. Balıkçılığın olumsuz etkilenmesine neden olacak çok zararlı ve istilacı bir tür olduğunu düşünüyoruz. Ekosistemdeki diğer türlerle rekabet edecek ve onların azalmalarına neden olacak. İnsanlara da doğrudan zararı var. Henüz turizm sezonu açılmadı ama birkaç ay sonra insanlar denize girmeye başlayacak. Denizle aynı renkte oldukları için çoğu zaman bunları görmüyorsunuz. Özellikle küçük olanları temas halinde yakabilir. Alerji oluşturma ve başka sağlık problemlerine neden olma potansiyeli var.”
Yerel yönetimlerin denizanalarının yoğunlukta olduğu bölgelerde çalışma yürütmesinin faydalı olacağını belirten Kıdeyş, kıyıdaki vatandaşların bu türe karşı uyarılması gerektiğini sözlerine ekledi.
“Balıkçıların ağı denizanasıyla doluyor”
MEÜ Su Ürünleri Fakültesi İşleme Teknolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Ayas da göçmen denizanalarının, Rodos, İsrail, Lübnan ve Doğu Akdeniz kıyılarında büyük popülasyon oluşturduğunu anlattı.
Ayas, türdeki artışın doğrudan balıkçılığa yansıdığını belirterek, “Özellikle Mersin’in doğu kesiminde balıkçılıkla ilgili ciddi sıkıntılar yaşanmaya başladı. Uzatma ağlarıyla avcılık yapanlarda ağlar tamamen bu türle kaplanıyor, hatta ağlarını denizden almakta zorlanıyorlar. Denizde 300 kulaca kadar olan kesimde çok ciddi sayıdalar. Balıkçılar ağı kaldırdıklarında teknelerin tamamı göçmen denizanasıyla doluyor.” diye konuştu.
Türün yoğunlaşmasında, deniz suyu sıcaklığındaki artış ve akıntıların etkisinin olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ayas, şöyle konuştu:
“Bu türün deniz popülasyondaki büyüklüğü günden güne artıyor. Ortamda daha fazla besinin olması ve pelajik bölgedeki balıkların çekilmesi ana nedenler arasında yer alıyor çünkü bunlar için çok büyük bir besin kütlesi kalıyor. Balıkların yiyemediği planktonlar bu türler tarafından tüketiliyor ve çok büyük sürüler oluşuyor. Sürekli balıkçılıkla ilgili arazi çalışmaları yapıyoruz. En son Adana Karataş’ta trol çekimi yaptık. Orada da yoğun popülasyon vardı. 300 kulaca kadar tüm sahil bandında çok büyük sürüler var.” değerlendirmesinde bulundu.
“Doğu Akdeniz’de turizmi etkileme potansiyeli var”
Ayas, denizanalarının olduğu sahillerde suya girilmemesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu türün Doğu Akdeniz’de turizmi etkileme potansiyeli var. Bu noktada türü yaklaşık 12 yıldır izliyoruz. Genellikle nisan ayı başlarında sahillerdeki yoğunluk kalkıyor ama haziran, temmuz ayına kadar burada bulunma ihtimali var. Nisan itibariyle bu türü görmemeyi umuyoruz.”
]]>Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde düzenlenen sempozyumun açılış konuşmalarını DEHUKAM Müdürü Mustafa Başkara, Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Katsumata Takahiko, Dışişleri Bakanlığı İkili Siyasi İşler ve Denizcilik-Havacılık-Hudut Genel Müdürü Büyükelçi Burak Özügergin yaptı.
Başkara, “Özgür ve Açık Denizler Sempozyumu”nun, denizlerdeki açıklık ilkesinin önemine odaklanarak, küresel denizcilik alanında önemli bir adımı temsil ettiğini belirtti.
Denizlerin özgür ve açık olmasının ekonomik, sosyal, çevresel ve güvenlik boyutlarıyla hayati öneme sahip olduğunun altını çizen Başkara, Türkiye ile Japonya’nın coğrafi konumlarının ve denizlere doğal erişimlerinin uluslararası deniz hukukunda kritik rol oynadığını kaydetti.
Japonya-Türkiye ilişkileri
Katsumata, okyanusların önemi yadsınamaz küresel varlıklar olduğunu, Japonya’nın kara sularının ve münhasır ekonomik bölgesinin çok geniş olduğunu söyledi.
Türkiye’nin 3 tarafının denizlerle çevrili olduğuna ve stratejik öneme sahip İstanbul Boğazı’na sahip olduğuna dikkati çeken Katsumata, Karadeniz Tahıl Girişimi’nin gıda güvenliğini sağlamadaki başarısını tebrik etti.
Katsumata, Türkiye ve Japonya’nın komşu ülkelerle deniz hududu sorunları yaşadığını, ülkesinin, hukuka uygun şekilde özgür ve açık denizlerin güvenliğinin sağlanmasına önem verdiğini dile getirdi.
Türkiye ve Japonya’nın jeopolitik önemini vurgulayan Katsumata, deniz güvenliği konusunda iki ülkenin birbirine katkı sağlayabileceğini ifade etti.
Seyrüsefer serbestisi
Özügergin, Türkiye ile Japonya’nın diplomatik ilişkilerinin 100. yılına işaret ederek, ikinci yüzyılı sabırsızlıkla beklediklerini belirtti.
İki ülkenin birbirinden uzak olduğuna değinen Özügergin, bunun denizle alakalı meselelerde ortak görüş paylaşmaya engel olmadığını dile getirdi.
Özügergin, okyanuslarla ilgili tartışmaların özünde onların herkese mi yoksa denize kıyısı olan ülkelere mi ait olduğu konusunun bulunduğunu, genel manada seyrüsefer serbestisinin sağlanmasının uzun bir süreç içerisinde gerçekleştiğini kaydetti.
İnsani krizlerin ele alınmasının da seyrüsefer serbestisiyle ilişkili olduğuna işaret eden Özügergin, Türkiye olarak bu serbestiyi korumaya ve teşvik etmeye devam edeceklerini vurguladı.
Denizlerin korunması
Açılış konuşmalarının ardından, DEHUKAM Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsmail Demir’in moderatörlüğünü yaptığı panelde, DEHUKAM Yönetim Kurulu Üyesi ve Uzman Araştırmacısı Prof. Dr. Yücel Acer, Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan, Waseda Üniversitesi Asya-Pasifik Çalışmaları Enstitüsünden Seta Makoto, Japonya Dış Ticaret Teşkilatı (JETRO) Gelişen Ekonomiler Enstitüsünden İmai Kohei konuştu.
Prof. Dr. Acer, uluslararası deniz hukukunun, ülkelerin denizlerdeki hak ve sorumluluklarını düzenlediğini, ülkeler arasındaki işbirliği ve iletişimin korunması için denizlerdeki serbestliğin korunması gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Erhan da Akdeniz’in stratejik öneme sahip olan ticari ve kültürel bağlantı noktası olduğunu vurgulayarak, bu denizin medeniyetleri birleştirdiğini ifade etti.
Seta, Uluslararası Denizcilik Örgütünün (IMO) amacının denizlerde ayrımcılığı önlemek olduğunu hatırlatarak, barış zamanında özgür ve açık denizlerin uluslararası hukuk tarafından korunduğuna işaret etti.
İmai de Japonya’nın “özgür ve açık Hint-Pasifik” stratejisinin iki anlamı olduğunu belirterek, bunlardan ilkinin normlar ve değerlere vurgu yapmak, diğerinin ise baskılara göğüs germek olduğunu kaydetti.
]]>Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda gerçekleştirilen 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi, 36 günün ardından başarıyla tamamlandı.
Seferde bilim insanları, Antarktika’daki Horseshoe Adası’nda karasal, Marguerite Körfezi’nin bir parçası olan Lystad Körfezi’nde denizel alanlarda kıtanın geçmişine dair yaptıkları çalışmalarla gezegenin geleceği konusunda ipuçları aradı.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nden 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılan Doç. Dr. Murat Özkaptan, Marguerite Körfezi’nde “Horseshoe Adası’nın Paleomanyetizması: Tektonik ve Paleoşiddet Değişimlerinin Belirlenmesi” projesi ile adanın jeolojik oluşumu, üzerinde bulunduğu Antarktika plakasının tektonik hareketleri ve yer manyetik alanın güney manyetik kutup bölgesinde zamanla nasıl değiştiği konusunda yaptığı çalışmaları tamamladı.
Doç. Dr. Murat Özkaptan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, proje kapsamında Horseshoe Adası’nın paleomanyetik değişimlerini inceleyeceğini ifade ederek, “Projemin iki önemli motivasyonu var. Birincisi, yer manyetik alanının zamansal değişimlerini ortaya koyabilmek, ikinci ise Horseshoe Adası ve civarından alınacak kayaçlardan bölgenin tektonik rotasyonunu ortaya koyabilmek.” dedi.
Manyetik alanın insanlık tarafından bilinçli olarak kullanılmasının yaklaşık 2 bin yıl öncesine dayandığının altını çizen Özkaptan, manyetik alanın ilk olarak Çinliler tarafından keşfedildiğini ve yönlerini bulmada kılavuzluk etmesi amacı ile kullanıldığını anlattı.
Özkaptan, “Daha sonrasında yine bilim dünyası açısından son derece önemli keşiflerin yolunu açmış yerkürenin gizemli bir fiziksel özelliğidir. Bu özellik duyularımızla fark edilmese de canlıların ve tabiatın kendini idame ettirilmesi için son derece önemlidir. Güneşten ve uzaydan gelen zararlı ışınlara karşı bir nevi koruma kalkanı görevi görmektedir.” bilgilerini verdi.
Manyetik alanın oluşturduğu bu kalkanın, jeolojik devirler içerisinde zaman zaman zayıfladığını veya güçlendiğini dile getiren Özkaptan, şu değerlendirmede bulundu:
“Horseshoe Adası’nı oluşturan farklı yaşlardaki kayaçlardan alınacak örnekler sayesinde, manyetik alanın geçmiş jeolojik dönemlerde nasıl davrandığıyla alakalı bilgiler elde edilecektir. Manyetik alanın geçmiş dönemlerdeki davranışlarının düzgün bir şekilde ortaya koyulmasıyla gelecekteki olası değişimlerin doğru bir kestirimi de sağlanmış olacaktır. Ancak bu şekilde, insanlığın devamlılığı için kritik öneme sahip olan yer manyetik alanının nasıl değişebileceği ile ilgili projeksiyon çalışmaları için son derece önemli veriler üretmeye çalışacağız.”
Özkaptan, yer manyetik alanının, kayaçların oluşumu esnasında nüfuz ederek pusula ibresi gibi yönelim kazandırdığını anlatarak, jeolojik zaman sürecinde kazanılan bu mıknatıslanma yönlerinin değişebildiğini söyledi.
Bu değişmeye neden olan etkenin tektonizma olduğuna vurgu yapan Özkaptan, “Bu kayaç gruplarından farklı jeolojik yaşlarda ve konumlardan alınacak paleomanyetik örnekler sayesinde, adanın jeolojik oluşumu, kayaçlar arasındaki olası rotasyonel ve konumsal farklar ve bunlara neden olan tektonik deformasyon süreçleri hakkında bilgiler edinilmeye çalışılacaktır. Bu sayede, lokalde Horseshoe Adası ve civarının rotasyonel değişimi, geniş ölçekte ise adanın üzerinde bulunduğu Antarktika plaka hareketlerinin nasıl değiştiği ile alakalı sorulara cevap vermeye çalışacağız.” şeklinde konuştu.
“Horseshoe Adası’nın 0-40 metre su derinliği arasındaki deniz tabanını haritaladık”
İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri İşletmeciliği Enstitüsü’nden 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılan Doç. Dr. Denizhan Vardar da Horseshoe Adası’nın batısında yer alan Lystad Körfezi’nde, “Sığ deniz tabanı ve yakın kıyı alanları buzul kaynaklı yapılarının akustik ve yüksek ayrımlı İHA fotoları ile tanımlanarak haritalanması ve yakın geçmiş buzul hareketlerinin belirlenmesi”ne ilişkin projesini gerçekleştirdi.
Doç. Dr. Vardar, esas amacının deniz kıyısı ve yaklaşık 40 metre su derinliğine kadar olan deniz tabanının özelliklerini incelemek olduğunu aktararak, bu bağlamda yakın kıyı ile sığ deniz alanlarındaki kaya, kum ve çamur formasyonlarının belirlenerek bentik habitatların dağılımı ve sınırlarının haritalandırılacağını söyledi.
Antarktika kıtasında buzul hareketlerinin suyun altında bıraktığı izleri anlamanın ve araştırmanın önemine değinen Vardar, şöyle devam etti:
“Deniz tabanının görüntülenmesi için kendi enstitümüz bünyesinde olan yandan taramalı sonar cihazımızı kullandık. Bu cihaz akustik sinyalleri kullanarak görüntüleme yapmakta ve deniz tabanının fotoğraf gerçekliğinde görüntüsünü ortaya koymaktadır. Böylelikle Horseshoe Adası’nın 0-40 metre su derinliği arasındaki deniz tabanını haritaladık. Bunun üzerine gördüğümüz bazı yansımalarla beraber çamur ile kaya alanlarını işaretledik, aşınım ve depolanma alanlarının da belirlenmesi ile geçmiş buzul dönemi hareketleriyle ilgili şu anda kafamızda fikirler oluştu. Bunun yanında, gönderilen sinyal bir akustik sinyal olduğundan bazı alanlarda zemin doğrulaması yapmak gerekiyordu. Bunun için de su altı dronu sistemiyle belirlediğimiz bazı noktalara gidip görüntülerimizi aldık. Topladığımız yansıma verileri ile görüntüyü yan yana koyarak deniz tabanını doğrulamış olduk. Bu bakımdan başarılı bir çalışma oldu.”
“Geçmişin ve güncelin izleri denizin altında saklı kalıyor”
Denizdeki izlerin çok önemli olduğuna vurgu yapan Vardar, “Geçmişin ve güncelin izleri denizin altında saklı kalıyor, karadaki gibi yok olmuyor. Denizaltı sürekli birikim alanlarıdır. Deniz tabanında oluşan birikimler ve deformasyonların izleri suyun koruyuculuğu sayesinde sürekli burada saklı kalır. Karayla denizin en önemli farkı budur. Deniz sürekli korur, kara sürekli aşındırır ve aşınan malzeme de denize gelir.” diye konuştu.
Doç. Dr. Vardar, yaptıkları çalışmanın farkının, deniz tabanı özelliklerinin anlaşılması ve bu kapsamda geçmişe dair bilgi edinmek olduğunu belirtti.
Vardar, “Horseshoe Adası’nın geçmişi de günümüzü de bütün hikayesi denizaltında saklı. Karada erozyonlar olur ve onların aralarındaki zamanlar kesintilidir ama denizin altını ve deniz tabanından daha derinleri görüntülediğinizde hem günceli hem de geçmişi görebiliyorsunuz. Bütün izler, bütün geçmiş denizin tabanında ve deniz altında her zaman bellidir.” ifadelerini kullandı.
“Geçmişte ve bugünde yaşananları anladığımızda geleceğimizi daha iyi anlayabiliriz”
Gebze Teknik Üniversitesi’nden 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılan Doç. Dr. Mehmet Korhan Erturaç da “Horseshoe Adası Basamaklı Kıyı Şekillerinin Haritalanması ve Tarihlendirilmesi” projesinin saha çalışmalarını tamamladı.
Antarktika’daki buzul örtüsünün erimesinin son 10 bin yıldan günümüze kara alanlarının yükselimine etkisini araştıran Erturaç, özellikle dünyanın genç tarihini anlamak için yer şekillerini ve depolarını çalıştığını anlattı.
Erturaç, amacının TAE-8 kapsamında Horseshoe Adası’nda birçok farklı yer dinamikleri sonucunda oluşmuş yer şekillerini detaylandırmak olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:
“Projemin temel nedeni ya da temel yaklaşımı ve hipotezi aslında buzul jeomorfolojisi, kıyı jeomorfolojisi ve akarsu jeomorfolojisi. Bunların etkileşiminde oluşan Gaul Koyu’nda bulunan basamaklı yer şekilleri, benim odak noktam. Bunları haritalayarak ve detaylı tarihlendirerek zaman içerisinde yani geçmişten son 10 bin yıldan günümüze Batı Antarktik Yarımadası’nın ne kadar hızla yükseldiğini anlamaya çalışıyoruz. Geçmişte ve bugünde yaşanan süreçleri anladığımız zaman geleceğimizi, gelecekte de başımıza gelecekleri daha iyi anlayabiliriz. Biz de burada 10 binlerce yıl içerisinde oluşmuş olan yapıları anlamaya çalışıyoruz.”
Bugün buzullar arası dönemde yaşıyoruz. Gaul Koyu’nun oluşumu, daha doğrusu bütün Antarktika Yarımadası’ndaki yer şekillerinin oluşumu, bu buzul dönemlerindeki buzul erozyonu sonucunda oluşuyor. Buzulların hareketleri sonucunda oluşuyor. Gaul Koyu da bir buzul vadisi. Buzul çağı sona erdikten sonra buzullar geri çekilmeye, erimeye başladıktan ve deniz seviyesi yükseldikten sonra bu buzul vadisini deniz basıyor. Bugün arkamdaki yer şekli ve tam karşımda ise bu gerileyen buzulu görüyoruz. Buna Shoesmith buzulu adı veriliyor.”
Shoesmith buzulu ve denizin birlikte işlediği çökelleri gözlemleyebildiklerini ifade eden Erturaç, bu çökelleri basamak basamak, tek tek mutlak yöntemlerle tarihlendireceklerini, ne zaman oluştuklarını anlayacaklarını, insansız hava araçlarıyla çok detaylı bir şekilde haritalayacaklarını, bu tarih ve yükseklikle Antarktika kıtasının ve özellikle Batı Antarktika’nın ne kadar hızla yükseldiğini anlamaya çalışacaklarını söyledi.
Doç. Dr. Mehmet Korhan Erturaç, kabaca tahmin ile Horseshoe Adası’nın yılda 1 ile 2 santimetre arasında yükseldiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu yükselmenin nedeni tektonizma değil, buzulların geri çekilmesi. Yani kilometrelerce kalınlığında buzul çağında bir buzul örtümüz var. O buzulların erimesi ve bugünkü hali alması sonucunda kara alanları bu yük serbestlenmesine cevaben yükseliyorlar. Biz bunu ölçmeye çalışıyoruz ve buradan elde edeceğimiz bilgiler bütün Batı Antarktika için çok anahtar niteliğinde bize bir veri sağlayacak.”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara’da 4. Kolordu Komutanlığı’nda askerlerle bir araya geldiği iftar programında konuştu. Erdoğan, “İş başa düştüğünde ne üyesi olduğumuz ittifakların ne de görevi küresel barışı korumak olan uluslararası yapıların hiçbir işe yaramadığını yakın dönemdeki acı tecrübelerden biliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“‘KENDİ GÖBEĞİMİZİ KENDİMİZ KESECEĞİZ’ DEDİK, KESTİK”
Erdoğan konuşmasında, “İşte bunun için sürekli yerli ve milli savunma sanayii diyor, her alanda tam bağımsız Türkiye için çalışıyoruz. Onun için dikkat ederseniz birçok yerde konuşmalarımızda artık ‘kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz’ dedik, kestik. Güçlü orduya sahip olmak bizim için tercihten öte mecburiyettir. Biz caydırıcılığını daima en üst seviyede tutması gereken bir ülkeyiz, milletiz, orduyuz.” dedi.
“SURİYE’DE YARIM KALAN İŞİMİZİ MUTLAKA TAMAMLAYACAĞIZ”
Terörle mücadelede kararlılık mesajı veren Erdoğan, “Nerede bir terörist varsa buluyor ve başını kopartıyoruz. Operasyonlarımız neticesinde artık can çekişen iyice köşeye sıkışan ve bitme noktasına gelen bu kiralık katil sürülerinin yeniden palazlanmasına milletimizin başına tekrar bela olmasına kesinlikle izin vermeyeceğiz. Kimin projesi olduğuna bakmadan güney sınırlarımızın ötesinde bir teröristan kurulmasına müsaade etmeyeceğiz. Irak hududumuzun güvenliğini bu yaz itibarıyla komple garanti altına alacak, Suriye’de yarım kalan işimizi de mutlaka tamamlayacağız.” ifadelerini kullandı.

“20. YÜZYILIN HAÇLI ORDUSU ÇANAKKALE’YE GÖMÜLMÜŞTÜR”
18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109. yıl dönümüne ilişkin de mesaj veren Erdoğan, “Çanakkale Savaşları ile birlikte İstiklal Harbimizde, Kıbrıs Barış Harekatı’nda terörle mücadelede, 15 Temmuz’da vatanı için, bayrağı için, hürriyeti için, onuru için toprağa düşen şehitlerimize de bu vesileyle Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Çanakkale sadece bizler için bir deniz zaferi değil, bir milletin küllerinden yeniden doğuşunu müjdeleyen direniş ruhudur. Çanakkale bir iman okyanusudur ve o iman okyanusunda 20. yüzyılın haçlı ordusu Çanakkale’ye gömülmüştür. Çanakkale tarihin en büyük deniz zaferlerinden birisi olduğu kadar aynı zamanda parçalanmak istenen bir devletin yok edilmek istenen bir milletin yeniden ayağa kalktığı imanını ve inancını tazelediği büyük bir kıyamdır. Çanakkale Deniz Zaferi geçen sene 100. yılını gururla kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti Devletini doğuran ana, büyüten beşik olmuştur.” dedi.
Erdoğan konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Milletçe hep beraber Çanakkale ruhuna ne kadar sıkı sahip çıkarsak geleceğimizi o derece güvenle bakacağımıza inanıyor. Kahraman Mehmetçiklerimizin yanı sıra istikbalimizin güvencesi olan gençlerimizin de şehitlik ve şehadet bilincine sahip olması çok ama çok önemlidir. Asker millet olarak nam salmış bu vasfıyla dünyada temaya yüzü yetmiş bir milletin mensupları olarak bizi biz yapan temel değerlerden şehadet şuurunun zayıflamasına asla izin veremeyiz.
İnsansız uçaklarımız ortada ve tek koldan çalışmıyoruz. Bunun dışında denizin altında da insansız denizaltıları bunların da yapmanın gayreti içerisindeyiz. İnşallah bunu da başaracağız. Bu işi de halledeceğiz, yani elin oğlu yapar da biz niye yapmayalım? Biz niye yapamayalım bizde bu kabiliyet var, beyin var evelallah bunları da başaracağız.”
]]>Çanakkale Deniz Müzesi’nde, Çimenlik Kalesi, Piri Reis Galerisi, Binbaşı Nazmi Bey Resim ve Sergi Salonu, TCG Nusret Müze Gemisi, Uluçalireis Denizaltı Müzesi, Acar Botu gibi açık ve kapalı sergi alanları ile objeler yer alıyor.
Müzenin Çimenlik Kalesi bölümü, Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’nin bir bölümünü yazdığı yer olması itibarıyla büyük önem taşıyor. Buradaki sergileme alanında Fatih Sultan Mehmet ile Piri Reis’in balmumu heykeli bulunuyor.
Sergide, Çanakkale muharebeleri sırasında yoğun çatışmalar nedeniyle başlarını siperden çıkaramayan askerlere çözüm olması nedeniyle geliştirilen aynalı tüfek periskoplarının bir örneğinin yanı sıra dünyanın en eski silahlarından biri olduğu bilinen ve İtilaf Kuvvetleri adına savaşan Gurkaların ve Hintlilerin kullandığı kukri (bir tür kama) yer alıyor.
Atatürk’ün fotoğrafının çekildiği makine de müzede
Çanakkale muharebelerinde binbaşı rütbesi ile 1’inci Kolordu Komutanlığına bağlı Kurmay Başkanı olarak görev yapan Haydar Mehmet Alganer tarafından çekilen Mustafa Kemal Atatürk’ün Düztepe’deki fotoğrafı ve fotoğrafın çekildiği makine serginin en önemli eserlerinden.
Çanakkale’de görev yaptığı savaşın en yoğun zamanlarında tuttuğu günlüğü çektiği fotoğraflarla destekleyen Alganer’in özellikle 17 Haziran 1915’te ziyaret ettiği 19’uncu Tümen Komutanı Mustafa Kemal ile olan diyaloğu da dikkati çekiyor.
Bugün müzede sergilenen fotoğrafta, Atatürk’ün kararlı duruşu ve keskin bakışlarının etkisi hissediliyor. Fotoğraftaki sahne, Atatürk’ün gerçekçi heykeli ile kale içinde tasarlanmış bir canlandırma yardımıyla bir kez daha ziyaretçilerin gözleri önüne seriliyor.
Gazilerin kendi sesinden savaş anıları
Savaş sırasında İngiliz siperlerinden ele geçirilen şapka ise Çanakkale muharebelerinin önemli tanıklarından. Şapkanın üzerinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün el yazısı ile düştüğü bir de not yer alıyor.
Sergi alanında balmumu heykelleri bulunan Çanakkale Savaşları gazileri Yenice’nin Akça köyünden Mehmet Oral ve Karabey köyünden İsmail Ovalıçavuş, kendi seslerinden o günleri anlatıyor.
Kalenin ikinci katında Emir Çaka Bey’in 1081’de ilk Türk donanmasını oluşturmasından, Cumhuriyet’in ilanına kadar olan sürede Türk deniz tarihinden safhalar aktarılıyor.
Türk deniz tarihinin en büyük denizcisi Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa’nın ziyaretçiler tarafından daha yakından tanınması için ayrı bir salon bulunuyor.
Müfreze Komutanı Binbaşı Nazmi Bey’in yaşananları günü gününe aktardığı dört ajandasında savaşa dair önemli bilgiler yer alıyor.
Çanakkale’de muharebelerin şiddetinin ve yoğunluğunun tarifi, döneme ait yazılı kaynaklardan öğreniliyor ancak savaşın şiddeti en yoğun şekilde, 160 milyonda bir kez karşılaşılabilecek havada çarpışan mermi örneklerinden görülebiliyor. Kalede yer alan bu mermilerden iki örnek, camekana yerleştirilen büyüteç aracılığıyla farklı bir açıyla sergileniyor.
18 Mart 1915’te savaşın en ateşli anlarında İngiliz Zırhlısı Kraliçe Elizabeth’ten atılan ve Çimenlik Kalesi’ne isabet eden top mermisi, kalenin dış bahçesinde bulunuyor.
Savaş dönemi ressamı Yüzbaşı Laga’nın 97 parça eseri sergileniyor
Çanakkale Deniz Müzesi’nde 1927 yılında inşa edilen Binbaşı Nazmi Bey Resim ve Sergi Salonu’nda “Cumhuriyet Donanması” temalı sergi de ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Donanmasının temeli Hamidiye Kruvazörü’nde atıldığından, galeri binasının ilk odası Hamidiye Kruvazörü ve Atatürk adına düzenlendi. Bu katta bulunan diğer sergi alanlarında donanmanın seçkin unsurları yer alıyor.
Binanın 2. katında 1914-1918 arasında Çanakkale Mevki-i Müstahkem Ressamlığı görevini yürüten Yüzbaşı Mehmet Ali Laga’ya ait 97 parçadan oluşan resim koleksiyonu sergileniyor.
Bu katın Uluçalireis Denizaltısı Odası olarak düzenlen bir odasında, denizaltıya ait çeşitli objeler, gemi modeli ve isim levhası bulunuyor.
Kahraman Nusret Mayın Gemisi’ni yaşatmak amacıyla, 2009-2010 yılları arasında Gölcük Tersanesi Komutanlığında inşa edilen TCG Nusret N-16 Gemisi, Türkiye’nin ilk denizaltı müzesi Uluçalireis Denizaltı ve Acar Botu, Çanakkale Deniz Müzesi’nin en önemli uğrak noktaları arasında yer alıyor.
Çanakkale Deniz Müzesi ve içinde bulunduğu Çimenlik Kalesi AA tarafından FPV dron ile de görüntülendi.
1’inci sınıf askeri müze
Çanakkale Deniz Müzesi Komutanı Albay Serhan Aras, yaptığı açıklamada, 72 dönüm arazi üzerindeki Çanakkale Deniz Müzesi’nin 1982 yılında Askeri Müze Müdürlüğü adıyla kurulduğunu, 2002 yılında 1’inci sınıf askeri müze olarak tescil edildiğini aktardı.
Aras, Çanakkale Deniz Müzesi’nin Çimenlik Kalesi, TCG Nusret Müze Gemisi, Uluçalireis Denizaltı Müzesi ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kullandığı Acar Botu’nu bünyesinde barındıran, içindeki son derece kıymetli eserlerle halka hizmet veren bir müze olduğunu söyledi.
Müzeyi, 2000 yılından sonra renovasyona aldıklarını, tüm sergileme alanlarını yenilediklerini anlatan Aras, “Daha güncel, her yaşa hitap edebilen, eğlenerek öğrenmeyi tetikleyen ve tematik sergileme düzeninde Birinci Dünya Savaşı’nı içeren aynı zamanda Türk deniz tarihini, Türk deniz tarihindeki şanlı büyüklerimizi anlatan Türk gençliğine ecdadını tanıtmayı hedefleyen bir müze haline getirdik.” dedi.
Depodaki eserleri, restorasyona müteakip sergiye sunduklarını belirten Aras, “Biz sadece eserlerle değil bu eserleri aynı zamanda çocuklarımıza aktarabilmek adına canlandırmalar, etkileşimli uygulamalar, animasyonlar, seslendirmeler, müzik ve ışıkla çok daha zengin bir sunum tekniğiyle müzemizi yeniden halkımızın ziyaretine sunduk. Tüm Türk halkını gençlerimizi, çocuklarımızı, şanlı Türk deniz tarihini, atalarımızın kahramanlıklarını görmek üzere Çanakkale Deniz Müzesi’ne bekliyoruz.” diye konuştu.
]]>Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde Ay, Gür ve Preveze sınıfı olmak üzere 3 sınıftan toplam 12 denizaltı bulunuyor. Bu sayı ile bölgedeki en etkin filolardan biri olma özelliğine sahip donanma, aynı zamanda NATO’nun da bu noktadaki vurucu güçlerinden birini oluşturuyor.
Halihazırda envantere alım süreçleri devam eden TCG Piri Reis filoya dahil olana kadar filonun en modern üyesi olma özelliğini sürdüren TCG Preveze, “Derinliklerin Efsanesi” mottosuyla görevlerini icra ediyor.
TCG Preveze, 62 metre uzunluğa ve 6,2 metre yüksekliğe sahip ve dizel-elektrik sistemiyle çalışıyor. Sahip olduğu 4 adet dizel motorun yanı sıra elektrik bataryalarını da içerisinde barındıran denizaltı, bu sayede daha uzun menzillere yakıt takviyesi yapmadan ulaşabiliyor.
“Her denizaltıcı subayın hayali…”
AA ekibi, Gölcük Donanma Komutanlığında konuşlu TCG Preveze (S-353) denizaltısını ve görevli mürettebatın çalışmalarını görüntüledi.
TCG Preveze Komutanı Deniz Binbaşı Abbas Çolak, her denizaltıcı subayın hayalinin bir gün bir denizaltıya kumanda etmek olduğunu belirterek, “Ben de 15 Ağustos 2023 tarihinde TCG Preveze’nin komutasını devraldım. O günden beri de bu onurlu görevi deruhte etmekteyim.” dedi.
Denizaltı komutanı olmaya giden sürecin zorluğuna dikkati çeken Binbaşı Çolak, şöyle devam etti:
“Türk denizaltı filosunda halihazırda ‘layn’ sistemi diye tabir ettiğimiz, sadece tek bir dal veya alanda yetişmiş değil, denizaltıyı ilgilendiren tüm alanları kapsayan hem makineci subay hem de güverteci subay görevlerini tamamladım. Daha sonra denizaltı başçarkçılığı ve ikinci komutanlık görevlerinde bulundum. Komutan stajını başarıyla tamamlamayı müteakip TCG Preveze Komutanı olarak atandım.”
Denizaltı komutanının esas görevinin, denizaltını her an harbe hazır halde tutmak olduğuna vurgu yapan Çolak, personelin eğitimi ve materyal konularında yol gösterici ve denetleyici görevini aktif olarak icra ettiğini anlattı.
Ana görevlerinin, Türkiye’nin çevre denizlerinde deniz alaka ve menfaatlerinin korunmasına yardım maksadıyla her an harbe hazır bulunmak olduğunu dile getiren Çolak, bunun için tek gemi eğitimleri, taktik eğitimler ve tatbikatlara iştirak ettiklerini söyledi.
Binbaşı Çolak, TCG Preveze’nin görev alanlarına ilişkin şunları kaydetti:
“TCG Preveze, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir zamanda tevdi edilecek herhangi bir görevi sorunsuz bir şekilde yerine getirmeye muktedirdir. Benim tecrübelerime göre, TCG Preveze, çok sığ sulardan okyanusun derinliklerine, kutup bölgelerinden tropik denizlere kadar her ortamda görev icra edebilecek bir denizaltıdır. Sahip olduğu modern milli sensör sistemleri ve milli torpidomuz AKYA’nın ateş gücü ile oldukça caydırıcı bir platformdur.”
“Dünyanın en sessiz denizaltıları”
TCG Preveze Başçarkçısı Deniz Yüzbaşı Kaya Samet Sağlam da Türk Deniz Kuvvetleri envanterinde yer alan denizaltıların tekne yapıları ve makine sistemleri olarak benzer özellikler taşıdıkları ancak özellikle elektronik sistemler ve silah yüklerinin, inşa yıllarına göre farklılık gösterdiğini belirtti.
Tüm denizaltıların limana uğramaksızın 50 gün suyun altında harekat icra edebildiğini kaydeden Yüzbaşı Sağlam, şöyle devam etti:
“Envanterimizde bulunan Ay, Preveze ve Gür sınıfı denizaltıların hareket etmesini sağlayan sistem dizel elektrik sistemidir. Dizel jeneratörler ile elde edilen elektrik enerjisi, gemideki yardımcı sistemlerde kullanılmakta ve pervanenin çevrilmesi için toplam ağırlığı 250 tonu bulan pillerde depolanmaktadır. Pillerde depolanan elektrik enerjisinin azalması halinde denizaltı sualtında, ancak su yüzeyine yakın iken hava ile irtibatı sağlayan şnorkel adı verilen sistemle piller tekrar şarj edilebilmektedir. Dizel elektrikli denizaltılar dünyanın en sessiz denizaltılarıdır.”
Yüzbaşı Sağlam, denizaltında emniyet sistemi dendiğinde akla ilk gelenin personel eğitimi olduğuna işaret ederek, “Önce personelin emniyet hususları konusundaki eğitimi detaylı bir şekilde sağlanmakta, bilahare bu eğitim teknik donanım ile birleştirilerek emniyet sistemi oluşturulmaktadır. Gemimizde tüm daireleri 24 saat esasına göre takip eden sistemler mevcuttur.” diye konuştu.
“Denizaltıcılık bir meslekten öte, yaşam tarzı”
TCG Preveze Kıdemli Astsubayı Hacı Murat Sever, personelin uzun bir denizaltıcılık kursunu tamamladıktan sonra gemilerde zorlu bir staja çıktığını ve başarılı olanların denizaltıcı brövesi takmaya hak kazandığını söyledi.
Bröve taktıktan sonra da denizaltıda eğitim faaliyetlerinin devam ettiğine aktaran Sever, “Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün de büyük bir isabetle belirttiği gibi ‘Mekteb-i asli kıtadır’ sözü bizim de yol göstericimiz olmuştur. Gerek teorik ders ve konferanslar, gerekse cihazları bizzat kullanarak yapılan eğitimlerle personelimizin eğitim seviyesi her zaman yüksek tutulmaktadır.” dedi.
Denizaltılarında 40-45 personelin görev yaptığını belirten Sever, uzmanlık alanlarına dayalı bir personel yapısının mevcut olduğu bilgisini verdi.
Kıdemli Astsubay Sever, denizaltıcılığın bir meslekten öte, bir yaşam tarzı olduğunu belirterek, “Denizaltıcılık, bir insanın hayatında yaşayabileceği tüm duyguları ve hisleri tatmasını sağlar. Onur, cesaret, gurur, kader birliği, yardımlaşma, sadakat, sevinç ve heyecan.” ifadelerini kullandı.
AKYA torpidosu ilk kez TCG Preveze’den ateşlendi
Yerli ve milli imkanlarla ROKETSAN tarafından geliştirilen AKYA ağır torpidosunun 27 Aralık 2023’teki ilk atışı da TCG Preveze denizaltısından yapıldı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun TCG Gökova’nın Komuta Merkezinden takip ettiği, AKYA ağır torpidosunun ateşlenerek hedef gemiyi 12 bin yardalık mesafeden tam isabetle vurduğu bu atış sonrasında AKYA torpidosu Deniz Kuvvetleri envanterine dahil edildi.
Öte yandan, Türk denizaltı filosunun modern muharebe sahasının ihtiyaçlarını çağdaş teknolojiler ile gidermesi kapsamında, Preveze sınıfı denizaltılarının modernizasyon faaliyetleri de devam ediyor. TÜBİTAK BİLGEM tarafından geliştirilen Milli Üretim Entegre Sualtı Savaş Yönetim Sistemi MÜREN SYS, Preveze’ye sahada çok büyük imkan ve kabiliyetleri sunuyor.
Ayrıca denizaltında bir çok teknolojik unsur da ASFAT, HAVELSAN ve ASELSAN gibi yerli savunma sanayi firmalarınca modernize edilerek Preveze’nin görevlerini daha etkin şekilde yapmasına destek sağlanıyor.
]]>ABD’nin Portsmouth Tersanesi’nde 7 Temmuz 1944’te 94 metre boyunda, 8,5 metre eninde, 2 bin ton ağırlığında ve 4,5 metre draftında inşa edilen “TCG Uluçalireis” zayıf ve uzun, çevik ve dayanıklı bir balık türünden aldığı “USS Thornback” adıyla denize indirildi.
Savaşın ve mücadelenin içine doğan denizaltı, Haziran 1945’te harp karakolu yapmak için ilk seyrini icra etmek üzere Pearl Harbour Limanı’ndan ayrılarak Japonya açıklarında gelen bir emir üzerine İkinci Dünya Savaşı’na katıldı.
“Guppy IIA” tadilatı görerek 1946 yılında daha da güçlenen, 2 Temmuz 1971’de ABD’nin Charleston kentinde yapılan devir teslim töreninde Türk sancağı çekilerek Türk Deniz Kuvvetlerine katılan denizaltıya, Kılıç Ali Paşa namıdiğer Kaptanıderya Uluç Ali Reis’in adı verildi.
Denizaltı, 1548’den itibaren büyük Türk denizcisi Turgut Reis’in yanında deniz akınlarında yer alan, 1571’de İnebahtı Savaşı’ndan tek gemi kaybetmeden ve düşmana ağır zayiat vererek çıktığı için Padişah 2. Selim tarafından adı Kılıç Ali olarak değiştirilen, Endülüs’teki Müslümanları Haçlı zulmünden kurtarma faaliyetine katılan, 1574’te Tunus’u fethederek bu ülkeyi İspanyol nüfuzundan kurtaran, 16 yıllık kaptanıderyalığında Türk Donanmasını cihanın en büyük deniz gücü olarak muhafaza eden Uluç Ali Reis’in ismiyle anılmaya başlandı.
Türk sancağı ile ilk dalışını 53 yıl önce yaptı
“TCG Uluçalireis”, Türk sancağı ile ilk dalışını 3 Temmuz 1971’de Atlantik Okyanusu’nda gerçekleştirdi. Donanmaya katılışı 3 Mayıs 1972’de Donanma Komutanı şehit Oramiral Kemal Kayacan tarafından yapılan denizaltı, 1974 yılı Denizkurdu-2 Tatbikatı’nın son safhasında Girit’in kuzeyinden harekete geçerek Kıbrıs Barış Harekatı’na iştirak etti.
1972, 1973 ve 1996 yıllarında torpido atış birincisi olan “TCG Uluçalireis”, 1990 yılı Denizkurdu-1 Tatbikatı’nda su altında hiç yakalanmadan en çok hücum geliştiren denizaltı olarak takdir edildi.
“TCG Uluçalireis” 1645’inci ve son dalışını 30 Mayıs 2000’de Kuzey Ege’de yaptı ve 8 Ağustos 2000’de hizmet dışına ayrıldı.
29 yılda 1645 dalış gerçekleştirdi
Türk Deniz Kuvvetlerindeki 29 yıllık hizmeti süresince 37 milli tatbikata ve 9 NATO tatbikatına katılan “TCG Uluçalireis”, 12 cephe ve 7 rotasyon görevi icra etti. Gemi ayrıca, 160 torpido atışı gerçekleştirdi, birçok mayın döküş eğitimi, SAT-denizaltı müşterek eğitimi, kurtarma gemisi-denizaltı müşterek eğitimi icra etti ve 1645 dalış yaptı.
Gölcük Tersanesi’nde 2001 yılında havuzlanarak kapsamlı bakıma alınan “TCG Uluçalireis” Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca Türkiye’de bir ilk gerçekleştirilerek ülkenin ilk denizaltı müzesi olarak tadil edildi.
Kapsamlı restorasyona 2 Mart 2022 itibarıyla alınan, yaklaşık bir yıl süren restorasyon faaliyetleri neticesinde Türkiye’nin ilk denizaltı müzesi olan “TCG Uluçalireis”, şehit denizaltılar Dumlupınar ve Atılay’ın ebedi istirahatgahı olan Çanakkale sularında Çanakkale Deniz Müzesi’nde nöbetine başladı.
“Ziyaret etmeye başta gençlerimiz olmak üzere tüm Türk halkını bekliyoruz”
Çanakkale Deniz Müzesi Komutanı Albay Serhan Aras, yaptığı açıklamada, 1944’te ABD’de inşa edilen “TCG Uluçalireis”in son derece görkemli bir deniz aracı olduğunu söyledi.
“TCG Uluçalireis”i, 18 Mart’ta yüce Türk milletinin teveccühüne sunmak üzere heyecanlı bir hazırlık içinde olduklarını dile getiren Albay Aras, şu bilgileri aktardı:
“Denizaltımız son bir yıl içinde restorasyona alındı. 1971 yılında Deniz Kuvvetlerine katılan denizaltımız, 2000 yılında hizmet dışına ayrıldı. Tam 29 yıl Türk Deniz Kuvvetlerine hizmet vermiş bir denizaltıdan bahsediyoruz. Dolayısıyla geçtiğimiz bir yıl içinde müze haline getirmek üzere denizaltımızı tekrar restorasyona aldık. Türkiye’nin ilk denizaltı müzesinden bahsediyoruz. Bir yıl süren restorasyonun ardından 18 Mart’ta Çanakkale sularında ziyarete açacağız. Atılay ve Dumlupınar denizaltılarının anısına, bir anıt statüsünde burada ziyaret etmeye başta gençlerimiz olmak üzere tüm Türk halkını bekliyoruz.”
]]>ÇANAKKALE – Çanakkale Boğaz Komutanlığı’na bağlı Deniz Müzesi Komutanlığı’nın bahçesine deniz yoluyla getirilen, Mustafa Kemal Atatürk’ün gezi teknesi olarak kullandığı ‘M/G Acar’, müze olarak sergileniyor. Müze gemi de, yemek yediği salon ile kamarası yer alıyor.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, İstanbul Boğazı’nda gezinti ve ‘Savarona’ yatına gitmek için kullandığı ‘M/G Acar’ isimli gezi teknesi, 3 Temmuz 2017 tarihinde deniz yoluyla Deniz Müzesi Komutanlığı’nın bahçesine getirildi. Yaklaşık 9 ay süren çalışmalar ardından kaide üzerine oturtulan 27,5 metre boyunda, 5 metre genişliğinde ve 65 ton ağırlığındaki tekne, çevre düzenlemesinin tamamlanmasıyla birlikte 2018 yılı Nisan ayında düzenlenen törenle müze olarak ziyarete açıldı. Atatürk’ün yemek yediği salon ile kamarasının yer aldığı müze gemi, 6 yıldır Çanakkale Boğaz Komutanlığı’na bağlı Deniz Müzesi Komutanlığı’nın bahçesinde sergileniyor.
Çanakkale Boğaz Komutanlığı’na bağlı Deniz Müzesi Komutanlığı’nın bahçesinde sergilenen Mustafa Kemal Atatürk’ün gezi teknesi olarak kullandığı ‘M/G Acar’ botuyla ilgili bilgi veren Çanakkale Deniz Müzesi Komutanı Albay Serhan Aras, “Şuanda Acar Botundayız. Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Savarona gemisini diplomatik ziyaretlerde kullandığını biliyoruz. Sadece 52 gün boyunca bütün ömründe kullanabildiği Savarona yatına intikal ve geri intikallerinde Acar botunu kullanmış. Acar botu Almanya’da inşa edilmiş bir gemi, daha sonra Türkiye’ye getirildikten sonra Türk Deniz Kuvvetleri envanterine giriyor. ve Cumhurbaşkanlığı yatı olarak hizmet veriyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca, müzemize müze gemi olarak getirdik. Atatürk’ün şuanda Acar botunda yemek yemiş olduğu salondayız. Yemek takımları orijinal. Tabak ve çatalların üstünde Acar botunun amblemini görebilirsiniz. Atatürk son günlerinde Savarona’da nekahat dönemindeyken en son Dolmabahçe Sarayına, Acar botuyla intikal ediyor. Yani bu gemi aslında Ata’mızın denizle olan son bağlantısı, o nedenle bizim içinde son derece kıymetli” dedi.
Müze gemi Acar’ın tarihçesi
1936-1937 tarihleri arasında Almanya’da inşa edilmiştir. Dönemin Alman yetkilileri tarafından verilen izne istinaden deniz trafiğine kapalı Kıel Kanalı’ndan geçirilerek 3 gün içerisinde İstanbul Dolmabahçe Sarayı önlerine getirilmiştir. Türk Deniz Kuvvetleri envanterine katılmasının ardından Mustafa Kemal Atatürk tarafından İstanbul Boğaz’ında gezinti ve Savarona yatına ulaşım amaçlı kullanılmıştır. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalini müteakip Acar makam motoru olarak görev icra etmiş, hizmet dışına ayrılmasına müteakip Deniz Harp Okulu’na bağlanmıştır. 2000 yılında onarım ve restorasyona tabi tutulmuştur. 25 Temmuz 2001 tarihinde İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda düzenlenen törenle 10’uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in eşi Semra Sezer tarafından denize indirilmiştir. 2001-2015 yılları arasında Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’na bağlı olarak makam motoru görevini icra etmiştir. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Çanakkale Deniz Müzesi Komutanlığı’nda müze gemi olarak sergilenmek üzere 25 Eylül 2015 tarihinden itibaren hizmet dışına ayrılmıştır. 10 Mart 2017 tarihinden başlayan sergi alanına ait temel ve kaidenin yapım aşamasının sona ermesini müteakip; 15 Haziran 2017 tarihinde Çanakkale’ye deniz yoluyla intikal ettirilen gemi, 03 Temmuz 2017 tarihinde Çanakkale Deniz Müzesi Komutanlığı önünde kara kreyni vasıtasıyla alınarak, şu anda üzerinde bulunduğu kaideye oturtulmuştur.
]]>MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) terörle mücadelesinin kararlılıkla devam ettiğini belirtti.
Aktürk, başta PKK/KCK/PYD-YPG, DEAŞ ve FETÖ olmak üzere tüm terör örgütlerine karşı gerçekleştirilen operasyonlarla Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 63 teröristin etkisiz hale getirildiğini, 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısının, 229’u Irak’ın kuzeyinde, 353’ü ise Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 582’ye ulaştığını söyledi.
Tuğamiral Aktürk, son olarak geçen hafta içerisinde Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 2 PKK’lı teröristin, Habur’daki hudut karakoluna teslim olduğu bilgisini verdi.
Aktürk, Suriye’de istikrarın sürdürülmesi, Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşleri ve normalleşmenin sağlanmasına yönelik çalışmalara devam edildiğini kaydetti.
34 bin 447 kişinin sınırdan yasa dışı geçmesi önlendi
Tuğamiral Aktürk, sınırlardan son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 4’ü terör örgütü mensubu 138 kişinin yakalandığını, 2 bin 861 kişinin ise sınırı geçemeden engellendiğini aktardı.
Aktürk, “Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 1747’ye yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 34 bin 447 olmuştur.” dedi.
Askeri heyet Mogadişu’yu ziyaret etti
TSK’nın ikili ilişkiler ve uluslararası misyonlar çerçevesinde bölgesel ve küresel barış ile istikrara katkı sağlamayı da sürdürdüğünü ifade eden Aktürk, Türkiye ile Somali arasında imzalanan, “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması” kapsamında ikili askeri işbirliğini daha da güçlendirmeye yönelik olarak MSB ile Deniz ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı temsilcilerinden oluşan heyetin 5-8 Mart arasında Mogadişu’yu ziyaret ettiğini belirtti.
İsrail’in, ramazan ayının hassasiyetini de göz ardı ederek Filistinli sivilleri hedef almaya devam ettiğine dikkati çeken Aktürk, İsrail’in uyguladığı bu katliama derhal son vermesi gerektiğini vurguladı.
Bakan Güler’den, Irak’a resmi ziyaret
Tuğamiral Aktürk, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in, bugün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın ile Irak’a resmi bir ziyaret gerçekleştireceğini bildirdi.
Bakan Güler’in yarın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hakkari ziyaretine refakat edeceğini aktaran Aktürk, Bakan Güler’in, 16 Mart’ta Şehitler Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109’uncu yıl dönümü kapsamında bakanlıkta düzenlenecek törene katılacağını, ardından şehit aileleri ile gaziler ve aileleriyle iftar yemeğinde bir araya geleceğini ifade etti.
Aktürk, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi etkinlikleri kapsamında, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yüzer unsurları ile Çanakkale Boğazı’nda denizde geçit töreni ve Çanakkale Deniz Müzesinde ULUÇALİREİS müze denizaltısının açılışının gerçekleştirileceğini söyledi.
18 Mart’taki etkinlikler kapsamında ayrıca SOLOTÜRK tarafından Çanakkale’de hava gösterisi ve muharip uçak geçişi de yapılacağını bildiren Aktürk, Mehteran Birlik Komutanlığınca da konser düzenleneceğini dile getirdi.
Savunma sanayisi
Aktürk, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde kapsamlı ve büyük adımların atıldığı yerli ve milli savunma sanayi ürünlerinin katkısıyla TSK’nın etkinliğinin ve caydırıcılığının her geçen gün daha da arttığına işaret etti.
Tuğamiral Aktürk, ilk milli fırkateyn TCG İstanbul’a entegrasyonu yapılan Milli Dikey Lançer Atım Sistemi (MİDLAS) ile HİSAR-D Kontrol Test atışının, 10 Mart’ta Sinop açıklarında başarıyla icra edildiğini hatırlattı.
Kara Kuvvetleri Komutanlığınca muhtelif miktarlarda, “Zırhlı Tanksavar Aracının (UMTAS CİRİT/Paletli)” muayene ve kabul faaliyetlerinin tamamlandığını aktaran Aktürk, ASFAT ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü arasında imzalanan “8 Adet Liman Kontrol Botu Projesi” kapsamında, yerli ve milli asayiş ve emniyet botu ASBOT’un 7’ncisinin 9 Mart’ta teslim edildiğini kaydetti.
Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Anonim Şirketinin 74’üncü kuruluş yıl dönümünü de kutlayan Aktürk, bakanlığa bağlı kuruluş olan MKE’nin hayata geçirdiği önemli projelerle ülkenin gücüne güç kattığını ifade etti.
(Sürecek)
]]>Marmara Adası’ndan hareket eden geminin 28 gün önce 6 kişilik mürettebatla batmasının ardından başlatılan soruşturma, Bursa Cumhuriyet Başsavcı Vekili koordinesinde Karacabey Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Cumhuriyet Başsavcı Vekili, İlçe Cumhuriyet Başsavcısı ve 2 savcı tarafından yürütülüyor.
Olayın aydınlatılması ve varsa sorumlularının tespit edilebilmesi için görevlendirilen deniz kaza kırımında yetkin bilirkişi de rapor hazırlamak için çalışmalarına devam ediyor.
Soruşturma kapsamında adli makamlarca yapılan ön tespitlerde, HTS kayıtları incelenen gemi mürettebatının saat 00.00-06.28 aralığında 112 Acil, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne bağlı Telsiz İşletme Müdürlüğü (Türk Radyo), jandarma ya da Sahil Güvenlik’e yardım için telefon ya da telsizle çağrı yapmadığı belirlendi.
Gemi sahibi armatör Murat Altıntaş’ın “Batuhan A” batmadan 4 dakika önce saat 06.28’de Türk Radyo’ya, “Ambar muşambaları parçalandı, batma tehlikesi geçiriyoruz” çağrısı yaptığını tespit eden savcılık, mürettebatın söz konusu 6 saatlik zaman dilinde yakınlarıyla bazı görüşmeler yapmasına karşın herhangi yardım talebine bulunmadığı bilgisine ulaştı.
Mürettebatın, sefer sırasında aynı konumdan geçen başka gemilere de ulaşarak yardım istemediği saptandı.
Geminin rotasının saptığını belirleyen savcılık, buna, su aldığı için motor gücünün azalmasının neden olduğunu kaydetti.
Su alan mermer tozunun ağırlaşmasının geminin batmasına yol açtığı sanılıyor
Adli makamlarca yapılan görüşme ve tespitler sonucu, kötü hava şartlarından dolayı brandaların açılması ve ambarların su alması sonucu mermer tozunun ağırlaşması geminin ana batma nedeni olarak tahmin ediliyor. Mermer tozunun ağırlaşmasının geminin dengesini de bozduğundan mürettebatın pompalarla suyu tahliye edemediği öngörülüyor.
Marmara Denizi’ne kıyısı olan illerde bulunabileceği tahmin edilen cesetlerin kimliğinin belirlenebilmesi için kayıp 3 denizcinin ailesinden DNA örnekleri alındığı bildirildi.
Mürettebattan 3 kişinin cesetlerine ulaşılmıştı
Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 6 kişilik mürettebat ve 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden 69 metre uzunluktaki “Batuhan A” adlı kargo gemisi, kötü hava ve deniz şartları nedeniyle 15 Şubat’ta saat 06.32’de Karacabey ilçesi açıklarında batmıştı.
Kıyıdan 4 mil açıkta 51 metre derinlikte denizin tabanına oturan kargo gemisinin sahibi Murat Altıntaş, kaptan Hasan Mehmet Uyanık (69), mühendis Murat Çalışkan (33), yağcı Hüseyin Tutuk, aşçı Zeynep Kılınç (33) ve stajyer Ahmet Atav (22) kaybolmuştu.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı dalgıçların 17 Şubat’ta gerçekleştirdiği 2 dalışta, gemide aşçı olarak çalışan Zeynep Kılınç’ın cesedine ulaşılmıştı. SAS komandosu dalgıçların 20 Şubat’ta yaptığı dalışta da gemi batmadan önce çektiği videoyu eşine gönderen Hüseyin Tutuk’un cesedi bulunmuştu. Geminin enkazındaki aramalar, 1 Mart’ta sonlandırılmıştı.
İmralı Adası açıklarında arama faaliyeti gerçekleştiren Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri, 3 Mart’ta su yüzeyinde bir kişinin cansız bedenine ulaşmıştı. Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan DNA eşleşmesi sonrasında cesedin “Batuhan A” adlı kargo gemisinin sahibi Murat Altıntaş’a ait olduğu belirlenmişti.
]]>TÜDAV ve YTÜ’nün dahil olduğu “SHORE: EmpOweR Students as the Agents of ChangE” AB Horizon Projesi kapsamında, 11 Aralık 2023-11 Ocak 2024 tarihlerinde düzenlenen 5. Deniz Okuryazarlığı eğitiminde, “Türkiye’de Denizel Ekosistemin Korunması ve Sürdürülebilirliği için Öğretmenlere Yönelik Deniz Okuryazarlığı Kursu” verildi.
Toplam 25 saat süren eğitimde, Türkiye’nin denizel çevre politikaları ve mevzuatı, deniz biyolojisine giriş, denizlerdeki kirlilik kaynakları, türleri ve sonuçları, Türkiye denizlerinin oşinografisi, iklim değişikliği ve denizler, sürdürülebilir tatlı su kaynakları yönetimi ve denizlerdeki yabancı istilacı türler gibi konular ele alındı.
Eğitimin içeriği ve hedeflerine ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan TÜDAV Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, deniz okuryazarlığının deniz ve okyanuslarla ilgili çok temel bilgiler veren bir uygulama olduğunu söyledi.
Dünyanın birçok yerinde okyanus ve deniz okuryazarlığı eğitimleri verildiğini, bu eğitimlerin, denizlerin korunması, kirletilmemesi, iyi yönetilmesi ile deniz ve sahillerin doğru kullanılması gibi konuları kapsadığını aktaran Öztürk, “Amacımız ortaöğretimdeki öğretmenlere deniz okuryazarlığı öğretmek ve onların da bu dersi öğrencilere anlatması. Öğretmenlerden başladık, onlar da öğrencilere katacaklar.” dedi.
Türkiye nüfusunun en az yarısının sahil kesimlerinde ikamet ettiğini ve Türk milletinin denizlere çok bağlı bir millet olduğunu ifade eden Öztürk, özellikle balıkçılık alanında sürdürülebilir şekilde ilerlenmesi ve kıyı ekosistemlerinin korunması gerektiğine dikkati çekti.
İstanbul Boğazı’nda yunusların ve göçmen kuşların görüntülenmesi ve biyoçeşitliliğin korunması gibi konularda TÜDAV olarak farklı kurum ve kuruluşlarla çalışmalar yürüttüklerini belirten Öztürk, şunları söyledi:
“Deniz okuryazarlığı, denizlerin korunması meselesini öne çıkaran bir uygulama. Daha çok zaman gerekiyor, daha fazla kurum gerekiyor. Bunu TÜDAV yapıyor ama bütün Türkiye’de birçok kurumun bu işe girmesi lazım. Zaman içinde olacağını düşünüyorum, ümitsiz değilim. Çünkü öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, sahil kasabalarındaki birçok insan bu kursu almak istiyor, onun için yapılacak çok fazla şey var ve yapacağız.”
Edindiği tecrübeleri öğrencilerine aktardı
Öğretmenler için hazırlanan deniz okuryazarlığı eğitimine katılan Emine Durak, edindiği bilgiler ışığında öğrencilerinin, deniz canlılarının dünyasını keşfetmesini sağlayan bir proje hazırlamasını sağladı. Öğrenciler, öğretmenleri tarafından kendilerine verilen konu başlıkları dahilinde çalışmalar yaparak bu bilgileri sınıftaki arkadaşlarıyla paylaştıkları sunumlar gerçekleştirirken deniz kirliliğine dikkati çeken müzikli bir drama gösterisi de hazırladı.
Öğrencilerin dünyayı, denizleri ve canlıları tehdit eden bir sorunun farkına varmasının ardından konu üzerine çalışma yapmak için kendisine başvurduğunu kaydeden Durak, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu sorunu keşfettikten sonra aslında kocaman yürekleriyle, küçücük ellerini taşın altına koymaya çalıştılar ve ‘Acaba biz ne yapabiliriz?’ diyerek bir proje yapmak istediler. Dediler ki, ‘Öğretmenim biz ikna etme yöntemine gitmek istiyoruz.’ Önce arkadaşlarına sunum yaptılar daha sonra veli onaylı videolar hazırladık ve bunları hem diğer sınıflardaki arkadaşlarına sundular hem de bize eğitim veren hocalarımıza gönderdiler. O hocalarımız da bilim insanlarımız da biyologlarımız da bu çalışmaları çok takdir ettiler. O yüzden bu projenin amacı elbette ki yarınlarımızı, doğamızı kurtarmak, canlıların yaşam haklarını tekrar ellerine vermek.”
Öğrencilerin denizlerin iklim değişikliğinden nasıl etkilendiği ve bu durumun deniz canlılarını nasıl etkilediği konusunda daha bilinçli hale geldiğini dile getiren Durak, çocukların yalnızca teorik bilgiye değil, doğayı hissedebilecekleri uygulamalı derslere de ihtiyaç duyduğunun altını çizdi.
“Bilmediğimiz bir şeyi koruyamayız”
Şair Nedim Ortaokulu Müdürü Oğuz Aydoğan, hayata geçirdikleri proje dolayısıyla Türkçe öğretmeni Durak ve 5. sınıf öğrencilerini tebrik etti.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bu yıl iklim değişikliği dersinin seçmeli ders olarak müfredata dahil edilmesinin önemli bir adım olduğuna değinen Aydoğan, “Öğrencilerimizde çevreyle ilgili davranış değişiklikleri oluşturmak, onlara çevreyi sevdirmek, çevreyi tanıtmak çok önemli çünkü tanımadığımız, sevmediğimiz, bilmediğimiz bir şeyi koruyamayız, koruyamadığımız bir şeyi de gelecekte kullanamayız.” diye konuştu.
“Bir canlının yok olması diğer bir canlının da yok olmasına neden olur”
5. sınıf öğrencisi Çağan Adin Bayhan, deniz canlılarını yakından tanımalarını sağlayan projeyi ilk duyduğunda güzel şeyler hissettiğinden ve yeni bilgiler öğrendiğinden bahsetti.
Deniz canlılarının yok olmasıyla ekosistemlerin de tehlikeye girebileceği fikrini paylaşan öğrenci Dila Akçelik ise “Bir canlının yok olması diğer bir canlının da yok olmasına neden olur ve bu sadece deniz canlılarını değil, birçok hayvanı etkiler. Bu da diğer hayvanların soyunun tükenmesine neden olur.” şeklinde konuştu.
Denize çöp atan biriyle karşılaştığında o kişinin nezaket kuralları içinde uyarılması gerektiğini belirten öğrenci Simay Can, deniz canlılarının da aynı insanlar gibi evlerine çöp atıldığında rahatsız olabileceğini ifade etti.
Öğrencilerden Ali Kuzey Akpınar da projenin ilgisini çektiğini ve bu nedenle çok heyecanlı olduğunu, arkadaşlarıyla farklı balık türlerini inceleyerek deniz canlılarını daha yakından tanıma şansı bulduklarını kaydetti.
]]>Antalya’da Kepez Belediyesince hayata geçirilen, KKTC’nin tarihini ve milli mücadelesini anlatan “1974 Kıbrıs Türk Evi” ziyarete açıldı.
Müzenin açılışını gerçekleştiren KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, burada yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk Evi’nin yapımında emeği geçenlere teşekkür etti.
Kıbrıs’ı milli bir dava olarak gören büyükleri minnetle andığını belirten Tatar, 1974 Kıbrıs Harekatı’nda verilen mücadele Türk milletinin hep beraber olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin her bölgesinde aynı sevgiyle karşılaştıklarını dile getiren Tatar, “Antalya bize çok yakın. Biz de Akdeniz çanağında KKTC’de aynı kültürü, aynı sevgiyi paylaşan insanlar olarak kendimizi buranın bir uzantısı olarak görüyoruz. Son yıllarda hep anavatan, yavru vatan ve mavi vatan ile birlikte geleceğe emin adımlara yürümenin mutluluğu içerisinde olduğumuzu söylüyorum. Bu deniz bizim Mavi Vatan’ımızdır. Bizleri bağlayan, güçlü bir milli iradedir, o denizin dibi de topraktır. O denizin dibinde zenginlikler vardır. Deniz ticareti, limanlar ve güvenlik meseleleri vardır. Dolayısıyla Kıbrıs’ın başkalarının yönetimine, egemenliğine geçmesine asla müsaade edemeyiz.” diye konuştu.
“Yürütmekte olduğumuz yeni siyaset iki devletli bir siyasettir”
Tatar, yıllardır bölgede, KKTC’nin Türkiye ile bağlarını koparmak ve yalnızlığa sürüklemek, Türkiye’yi ise Doğu Akdeniz’den dışlama siyaseti yürütüldüğünü vurguladı.
Bu nedenle Kıbrıs’ta yeni bir siyaset yürüttüklerini belirten Tatar, “Yürütmekte olduğumuz yeni siyaset iki devletli bir siyasettir. Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türk devleti bağımsız olacak, egemen olacak ki ana vatan ile ilişkilerimizi istediğimiz gibi sürdürebilelim ve bu coğrafyada Türkiye ve KKTC, KKTC’nin kendi deniz yetki alanlarıyla, karasularıyla, kıta sahanlığıyla, ekonomisiyle, göklerdeki hava sahasıyla milli menfaatlerimizi, ulusal çıkarlarımız sonuna kadar güçlü bir şekilde sürdürüp, gelecek nesillere taşıyabilelim.” ifadelerini kullandı.
Tatar, KKTC vatandaşlarının her zaman kendilerini Anadolu’nun bir parçası olarak gördüğünü, milletin ayrılmaz ve kopmaz birer parçası olduklarının altını çizdi.
Türkiye’nin artık dünyada söz sahibi bir ülke olduğunu vurgulayan Tatar, “Türkiye gerek milli savunma sanayisindeki başarıları, gerek ekonomideki dönüşümüyle dünyadaki haklı yerini alırken Doğu Akdeniz’de güçlenmeye devam ediyor. Çünkü bu gücünü milletinden alıyor. Milletinin güçlü tarihiyle geçmişiyle her türlü başarısıyla gelecekte bu bölgede mutlak suretle en güçlü devlet olacaktır.” dedi.
“Kıbrıs davası hepimizin milli davasıdır”
Antalya Vali Hulusi Şahin ise Kıbrıs davasının Türk milletinin en büyük milli davalarından biri olduğunu, kendi neslinin bu dava ile büyüdüğünü söyledi.
Kıbrıs davasının genç nesillere anlatılması gerektiğinin önemini vurgulayan Şahin, “Kıbrıs mavi vatan için bir kaledir. Anadolu’nun güvenliği, sabit bir uçak gemisi gibi Kıbrıs’a bağlıdır. Kıbrıs adasını kaybeden Anadolu’da rahat oturamaz. O yüzden Kıbrıs davası hepimizin milli davasıdır.” diye konuştu.
Cumhur İttifakı’nın Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adayı ve Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü de Türkiye ile KKTC’nin ayrılmaz olduğunu belirterek Kıbrıs davasının gündemde tutulmasının önemini vurguladı.
]]>Türkiye’nin ilk kadın amirali Tuğamiral Gökçen Fırat ve Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Deniz Harp Okulu mensubu kadın Harbiyeliler, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Çanakkale’ye geldi. Tuğamiral Gökçen Fırat ve Harbiyeliler, Çanakkale Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Mustafa Biçen’i ziyaret etti. Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Biçen, Tuğamiral Fırat ve MSÜ Deniz Harp Okulu mensubu kadın Harbiyelilerin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayarak, karanfil verdi.
Ziyaretin ardından Tuğamiral Gökçen Fırat ve Harbiyeliler, 2011’de Gölcük’te aslına uygun inşa edilen ‘TCG Nusret’ mayın gemisi ile 8 Mart Dünya Kadınlar Günü anısına seyir faaliyeti gerçekleştirdi. Seyir sırasında Kilitbahir köyü dağında bulunan ‘Dur Yolcu’ yazısı açıklarına gelindiğinde Tuğamiral Fırat ve Harbiyeliler, Çanakkale Savaşları’nın gidişatını döktüğü 26 mayınla değiştiren Nusret Mayın Gemisi anısına denize çelenk bıraktı. Seyir faaliyetinin ardından MSÜ Deniz Harp Okulu mensubu kadın öğrencilere Tuğamiral Gökçen Fırat tecrübelerini aktardı.
Çanakkale Deniz Savaşları sırasında Nusret Mayın Gemisi’nin döktüğü 26 mayının sadece taktik anlamda bir başarı olmadığını söyleyen Fırat, “Bundan tam 109 yıl önce Nusret Mayın Gemisi’nin Çanakkale Deniz Savaşları’nın en kritik zamanında döktüğü 26 mayın sadece taktik anlamda bir başarı değildi. Aynı zamanda stratejik ve operatif çok büyük etkileri oldu. Savaşın gidişatını değiştirdi, bir milletin kaderini değiştirdi. Kurtuluş Savaşı’na giden yolda Türk milletine ihtiyaç duyduğu güveni ve inancı getirdi. Çanakkale Deniz Savaşı, ‘Çanakkale Geçilmez’in denizdeki mührü oldu. Şimdi bu tarihi olayla aynı zamanda 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün bir araya gelmesinin vesilesiyle bayan Harp Okulu öğrencilerimizle bir araya geldik. Bayan öğrencilerimiz Deniz Harp Okulu’ndaki eğitimlerinin ardından donanmamıza katılacaklar. Deniz Kuvvetlerimizin çok önemli bir unsuru olacaklar. Ancak Türk kadınının, Deniz Kuvvetlerimizin, donanmamızın geniş anlamda savunma güvenliğinin önemli bir parçası olması aslında yeni bir şey değil. Türk milleti buna çok aşina. Kurtuluş Savaşı’nda kendi canı pahasına, çocukları pahasına kurtuluş mücadelesine destek veren, bizzat katılan tarihi kadın kahramanlarımızla dolu. Geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de Türk kadını ve Türk erkeği birlikte yan yana, omuz omuza ülkesinin başarısı için çalışmaya, üretmeye ve mücadele etmeye devam edecek. Bu sadece bizim tarihimize olan bir borcumuz, sorumluluğumuz değil aynı zamanda geleceğimizi ve çocuklarımıza bırakacağımız en önemli mirasımız olacaktır. Ben bu vesileyle tüm kadınlarımızın Kadınlar Günü kutlu olsun diyorum” dedi.
‘TCG Nusret’ gemisiyle seyrin ardından Türkiye’nin ilk kadın amirali, Tuğamiral Gökçen Fırat ve Milli Savunma Üniversitesi Deniz Harp Okulu mensubu kadın Harbiyelilerin, Çanakkale Deniz Müzesi önünde fotoğraf çektirmesiyle program sona erdi. – ÇANAKKALE
]]>Çanakkale Deniz Müzesi Komutanlığı Yüzer İskelesi’nde demirli bulunan “TCG Nusret (N-16)”, mayınlarını döktüğü rotada ilerledi.
Gemide protokol üyelerine Nusret’in 109 yıl önceki kahramanlığı video gösterimi ile anlatıldı.
Ardından şehitler anısına Çanakkale Valisi İlhami Aktaş ile Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Mustafa Biçen tarafından denize çelenk bırakıldı.
Geminin komutanı Üsteğmen Ersin Taşkın, törende, Çanakkale Savaşları’nın ilk aşamasını oluşturan 18 Mart Deniz Zaferi’nin dünya harp tarihine mal olmuş bir kahramanlık destanı olduğunu söyledi.
Bu zaferin kazanılmasında en büyük payın kahraman Nusret Mayın Gemisi’ne ait olduğunu hatırlatan Taşkın, ” Çanakkale Boğazı’nda ilk mayın hattının oluşturulduğu 4 Ağustos 1914 tarihinden 8 Mart 1915 sabahına kadar Boğaz’ı, yabancı savaş gemilerinin geçişine kapatmak maksadıyla Çanakkale Mayın Gurubu Komutanlığına bağlı Selanik, İntibah, Samsun ve Nusret mayın gemileri tarafından 377 mayından oluşan 10 mayın hattı tesis edilmiştir.” dedi.
Üsteğmen Taşkın, Çanakkale Boğazı girişinde bulunan tabyaların bombardıman edildiği 3 Kasım 1914’ten itibaren İtilaf Donanması’nın Boğaz’daki keşif, bombardıman ve mayın tarama faaliyetlerinin personeli denizci olan Baykuş Bataryası’ndan gözlendiğini, bu gözlemler sonucunda düşman donanmasının manevra yapmak için Boğaz’ın en geniş yeri olan Erenköy koyuna yönelerek Boğaz’ı terk ettiğinin belirlendiğini anlattı.
Erenköy koyunda tesis edilecek bir mayın hattının düşman üzerinde sürpriz etkisi yaratacağının düşünüldüğünü aktaran Taşkın, şöyle konuştu:
“11’inci mayın hattının diğer 10 mayın hattından farklı olarak kıyıya paralel, gemilerin manevra hattına dik olarak oluşturulmasına karar verilmiş, bu hat için 26 mayının yeterli olduğu değerlendirilmiştir. Hafif sisli ve yağışlı 8 Mart sabahı saat 05.00’te Yüzbaşı Hakkı Bey’in komutasında Nara’dan avara eden Nusret, Anadolu kıyısını izleyerek seyre başlamış ve Boğaz’ı kapatan mayın hatları arasında emniyetle geçerek şu anda bulunduğumuz noktaya varmıştır.”
Taşkın, Nusret Mayın Gemisi’nin 109 yıl önce bugün, güvertesinde bulunan 26 mayını aynı rota üzerinde, aralarında yüzer metre olacak şekilde deniz seviyesinin 4,5 metre altına döktüğünü bildirdi.
Alınan önlemler sayesinde Nusret’in, hiçbir müttefik karakol gemisi tarafından tespit edilmeden saat 08.00’de Çanakkale önlerine demirlediğini aktaran Taşkın, şöyle devam etti:
“Saat 10.00’a kadar süren sis ve yağmur, geminin Çanakkale Boğazı girişinde bulunan düşman karakol gemileri tarafından görülmesini engellemiştir. Rumeli Mecidiye Tabyası’nda bulunan Seyit Onbaşı’nın tek başına sırtlayarak namluya sürdüğü 215 okkalık mermi, İngilizlerin Ocean Zırhlısı’nın dümenin vurmuş ve bu durum düşman gemilerinin nizamını bozmuştur. Böylece 18 Mart 1915 günü kahraman Türk topçusunun da desteğiyle Nusret’in döşediği 11’inci mayın hattını oluşturan 26 mayına çarpan Bouvet, Irresistible ve Ocean Zırhlıları batarken, Inflexible, Safran ve Galoa ağır yaralanarak savaş dışı kalmıştır. 18 Mart 1915 günü İtilaf Donanması için bir hezimetken, Boğaz’ın kahraman savunucuları için önemli bir deniz zaferi olarak tarihe geçmiştir.”
Anma törenine, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu, İl Emniyet Müdürü Selim Arıcı, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Sadi Akman, Sahil Güvenlik Batı Marmara Grup Komutanı Yarbay Ercan Oran, lise ve üniversite öğrencileri ile akademisyenler katıldı.
]]>Keşfetmeyi ve dünyayı dolaşmayı sevdiği için gemi kaptanı olmaya karar veren Pelin Teymur, belediyelerde çalışan ‘ilk ve tek kadın’ gemi kaptanı ünvanını elinde bulunduruyor. Kaptanlık mesleğinin cinsiyeti olmadığını ifade eden Teymur, sektörde yaklaşık yüzde 5’lik temsil alanlarının olduğunu belirtti.
Mersin Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Denizcilik Hizmetleri ve Denetimi Şube Müdürlüğünde görev yapan Teymur, keşfetmeyi, yeni yerler gezmeyi seven ve dünyayı merak ettiği için kaptanlığı tercih ettiğini söyledi.
Mesleğini severek yaptığını dile getiren Teymur, “Kaptanlık şu anda kadınların ve erkeklerin çok talep ettiği bir bölüm. İş istihdamı olduğu için çok kolay uluslararası denizcilik firmalarında ve şirketlerde iş bulabiliyorsunuz. Ben de mezun olur olmaz İstanbul merkezli kimyasal tanker firmasında 4. kaptan olarak göreve başladım. 2 yıl kadar uzak yol, 3. kaptanlık ve 4. kaptanlık yaptım. Daha sonra Mersin’e geri döndüm” dedi.
“Kirlilik gördüğümüz zaman idari yaptırım uyguluyoruz”
Kaptan Teymur, yüksek lisans eğitimini tamamlamak için geldiği Mersin’de, Büyükşehir Belediyesinde kaptan olarak işe başladığını anlattı. Büyükşehir belediyelerinin deniz denetim birimlerinin görevlerinden birinin de gemi kaynaklı kirlilikleri denetlemek ve idari yaptırım uygulamak olduğunu vurgulayan Teymur, “Denizcilik Hizmetleri ve Denetimi Şube Müdürlüğünde 2 şefliğimiz var. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verdiği yetkiye sahip deniz kirliliğine karşı denetim yaptığımız bir ekibimiz var. Bu yetki Türkiye’de sadece şu anda Antalya ve Mersin olmak üzere 2 büyükşehir belediyesinde var. Onun dışında Sahil Güvenlik, Liman Başkanlıkları gibi kurumlar bu yetkiye zaten sahip. Kirlilik gördüğümüz zaman idari yaptırım uyguluyoruz” ifadelerine yer verdi.
“Kadın istihdamı her geçen gün artıyor”
Türkiye’de kadın kaptanlığının tarihçesi hakkında da bilgi veren Teymur, Türkiye’nin ilk ve tek kadın kaptanının 1999 yılında Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne ait yolcu gemisinde 4. kaptan olarak çalışmaya başladığın belirtti. Bu tarihin kadınların ilk sahaya çıktığı tarih olduğuna işaret eden Teymur, “1999 yılından bugüne uzun bir zaman geçti. Önceleri kadınlar çekiniyorlardı, 1 ya da 2 öğrenci oluyordu. Şu anda sektörde yaklaşık yüzde 5’lik bir temsil alanımız var. Denizci bir ülkeyiz. Denizci sayımız her geçen gün artıyor. Kadın istihdamı her geçen gün artıyor” diye konuştu.
Gemi kaptanı olmak isteyen kadınlara seslenen Teymur, “İstihdam alanı oldukça fazla. Alın teriyle kazandığınız ücret de sizi mutlu edecektir” ifadelerini kullandı.
Belediyelerde çalışan tek kadın gemi kaptanı
Büyükşehir Belediyesinde çalışmaktan mutlu olduğunu dile getiren Teymur, “Genç adaylar, belediyelerde denizcilik alanındaki iş imkanlarına başvurmaktan çekinmesinler. Özellikle kadın denizci adaylarını aramızda görmekten mutlu oluruz” dedi.
Türkiye’de belediyelerde çalışan tek kadın gemi kaptanı olmanın mutluluk ve gururunu yaşadığını belirten Teymur, “Böyle bir birimin varlığını belki de birçok arkadaşımız, meslektaşımız bilmiyor. Ben de Mersin’e gelince öğrendim. Kamuda, kıyılarda, sahada, karada bu işle alakalı alternatif meslekler var. Mesleklerini bırakmasınlar, yerleşik hayata geçmek istiyorlarsa onlar için bir nimet” şeklinde konuştu. – MERSİN
]]>METEOROLOJİ’DEN ART ARDA UYARILAR
Yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, Kuzey Ege’nin iç kesimleri, Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu’nun doğusu, Batı Karadeniz’in iç kesimleri, Orta Karadeniz, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Balıkesir’in doğusu, Bursa, Çanakkale Osmaniye, Hatay, Ankara, Çankırı, Karaman, Sinop, Gaziantep, Kilis ve Adıyaman çevrelerinin yağmur ve sağanak yağışlı, Ardahan, Kars, Erzurum ve Hakkari çevrelerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde Marmara ve Ege ile doğu kesimlerde yer yer pus ve sis, doğu kesimlerde buzlanma ve don olayı görüleceği tahmin ediliyor. Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusunda çığ tehlikesi bulunuyor.

“GÖK GÜRÜLTÜLÜ SAĞANAK YAĞIŞLARA DİKKAT”
CNN TÜRK Meteoroloji Danışmanı Prof. Dr. Orhan Şen, “Yarın sabah Muğla, Aydın, İzmir, Balıkesir, Çanakkale, Edirne. Öğlen Denizli, Antalya, Isparta. Öğleden sonra Bursa Sakarya Düzce İstanbul Eskişehir Afyon. Akşam Ankara Antalya. Gece Antalya’nın doğusu Mersin Adana da başlayacak gök gürültülü sağanak yağışlara dikkat”
İSTANBUL’A KAR YAĞACAK MI?
Prof. Dr. Orhan Şen, “Hafta sonu cuma, cumartesi kuzey ve doğu bölgelerde sıcaklık 6-7 derece düşecek. Karadeniz’in iç kesimleri ve doğu Anadolu’da kar yağışı yoğun olabilir. Bu bölgelerde 50 cm yeni kar birikir. İstanbul’da sıcaklık hafta sonu 10 derecenin altına düşer 2 günden sonra tekrar yükselir kar yok” dedi.

EGE DENİZİ’NDE FIRTINA UYARISI
Ege Denizi’nin güneyinde yarın günün ilk saatlerinden itibaren fırtınanın etkili olmasının beklendiği belirtilerek, ulaşımda yaşanabilecek aksamalara karşı uyarı yapıldı. Meteoroloji 2’nci Bölge Müdürlüğü Tahmin ve Erken Uyarı Merkezi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, yarın günün ilk saatlerinden itibaren güneyli yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde (50-75 km/saat) fırtına şeklinde eseceğinin tahmin edildiğini duyurdu. Fırtınanın, aynı gün öğle saatlerinde etkisini kaybetmesinin beklendiği bildirildi. Açıklamada, fırtınanın oluşturabileceği deniz ulaşımında aksama gibi olumsuzluklara karşı başta denizciler olmak üzere ilgililerin dikkatli ve tedbirli olmaları istendi.
Bazı illerde beklenen hava durumuyla günün en yüksek sıcaklıkları ise şöyle:
Ankara: Parçalı ve çok bulutlu, hafif sağanak yağışlı 14
İstanbul: Parçalı ve çok bulutlu 14
İzmir: Parçalı ve çok bulutlu 21
Adana: Parçalı ve çok bulutlu, kuzey ve doğusu sağanak yağışlı 21
Antalya: Parçalı ve çok bulutlu, doğusunun iç kesimleri sağanak yağışlı 19
Samsun: Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak yağışlı 10
Trabzon: Parçalı ve çok bulutlu 12
Erzurum: Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinden sonra hafif kar yağışlı 7
Diyarbakır: Parçalı ve çok bulutlu 15
]]>Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün 2014 yılında hayata geçirdiği “Hayalet Av Araçları ve İstilacı Türler Farkındalık Projesi” ile Şanlıurfa’da geçmişte balıkçıların suda bıraktığı veya unutulan ağlar, baraj gölünden çıkarılıyor. Balıkçılığın her geçen gün geliştiği Şanlıurfa’da deniz canlılarının yaşam alanlarının iyileştirilmesi için çalışmalar sürüyor. Tarım ve Orman Bakanlığının destekleri ile Tarım İl Müdürlüğüne bağlı ekipler, proje çerçevesinde çalışma başlattı. Çalışmada, teknelerle baraj gölüne açılan ekipler, yüzlerce metre uzunluğundaki balık ağlarını tek tek gölden çekerek kıyı dışına çıkardı. Ekiplerin çalışması bölge balıkçılarının takdirini kazandı.
Projeyle ilgili konuşan Şanlıurfa İl Tarım Müdürü Mehmet Aksoy, “2014 yılından beri Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü üzerinden uyguladığı proje ile iç sularımızda ve denizlerimizdeki hayalet ağların, denizde unutulmuş ağların çevresel ekosisteme, denizdeki ekosisteme zarar vermemesi için biz bu ağları topluyoruz. Halkımızın bu istilacı türleri ve çevreye zarar veren, çevrenin ekosistemini bozan hem ağlar hem de çöplerle ilgili denizlerimizi, göllerimizi, sularımızı kirletmemeleri için farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Bununla ilgili Tarım ve Orman Bakanlığımızın ayırdığı bir bütçe var. Biz bu bütçeyi de hem halkımızın hem de balıkçılarımızın hizmetine sunuyoruz. Böylelikle hem iç sularımızdaki balıkçılığın sağlıklı ve güvenilir bir şekilde sürdürülebilir bir dönemde devam etmesini sağlıyoruz hem de balıkçılarımızın ekonomik olarak zarar görmemesi için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Ben huzurlarınızda bu ekibe, bu çalışan balıkçı arkadaşlarımıza, iç sularda emekleriyle, alın terleriyle para kazanan balıkçı arkadaşlarımıza verdikleri bu gayret için teşekkür ediyorum. İnşallah bereketli ürünleri olur, bereketli avları olur, bereketli sezonları olur. Biz ne kadar çevremizi korursak, koruma kullanma dengesini sağlarsak, bu denizlerde, bu barajlarda ki balıkların bizim gelecek nesillerimize ulaşmasını, onların da sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlamış olacağız” diye konuştu.
Tarım İl Müdürlüğü Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürü Hakan Akgün ise “Tabii 90 yılından bugüne kadar yani 30-35 yıllık bir süreç içerisinde elbette avcılık esnasında baraj gölü içerisinde unutulan veyahut ihmal edilen, sehven bırakılan veyahut akıntının veya dalganın götürmüş olduğu bazı ağlar var. Haliyle bunlar balıkçı tarafından yeri tespit edilemiyor. Bunlar su içerisinde kalıyorlar, baraj gölü içerisinde kalıyorlar. Sentetik madde olması hasebiyle bunların su içerisinde çözünmeleri 500 yıllık bir süreci buluyor. Bundan dolayı bunların su içerisinde bulunmaları balıkların göç yollarını olumsuz etkilerinden dolayı göç esnasında balık ağa takılmakta ve orada telef olmaktadır. Bundan dolayı bu sahipsiz ağların veya unutulmuş olan ağların mutlaka yerinin teslim edip alınması gerekiyor. Bugün Tarım İl Müdürümüz Mehmet Aksoy’un da katılmış olduğu program çerçevesinde suda önceden tespit edilmiş bir balık ağını sudan çıkarmış olduk. Bu manada sürdürülebilir balıkçılığa da aynı zamanda katkı sunulmuş olundu” ifadelerini kullandı.
Proje çerçevesinde çalışmada yer alan balıkçılar, gölün temizliğinde emeği geçenlere teşekkür etti. – ŞANLIURFA
]]>Nedime Serap Ulusoy Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yüzlerce öğrenci denizlerde çalışmak için eğitim alıyor. Mavi Vatan’da ve uluslararası denizlerde kaptanlık yapmak isteyen gençler, denizcilik ile ilgili temel ve uygulamalı dersleri 4 yıl boyunca eğitim aldıkları lisede öğreniyorlar. Lise eğitimleri sonrasında hemen yüksek maaşla iş bulma imkanı yakalayan öğrenciler, maaş ve iş imkanının oldukça yüksek olmasından dolayı bu liseyi seçtiklerini ifade ederken, geçen yıl 1 kız öğrencinin kaptan adayı olduğu lisede bu yıl 4 kız kaptan adayı eğitim görüyor.
“Öğrenciler lise mezunu olduklarında bile direkt gemilerde çalışabiliyorlar”
Liseden mezun olan öğrencilerin hemen gemilerde işe başladığına değinen Güverte Öğretmeni Reyhan Mısıroğlu, “Okulumuz denizcilik sektörüne kalifiye eleman yetiştiriyor. Öğrenciler buradan mezun olduktan sonra gemici ve yağcı olarak işe girebiliyorlar. Üniversiteyi tamamlayan öğrenciler de vardiya zabiti olarak çalışma imkanı buluyor. Stajlarını tamamlayan öğrencilerin tamamı sektördeki ihtiyacı karşılayabiliyorlar. Burada ilk önce temel derslerle birlikte öğrenciler güverte ve makine bölümü diye ayrılıyor. Güverteye gelenler gemiyi kullanabilecek seviyeye gelmek için dersler alıyorlar. Bunlar seyir dersleri, elektronik seyir dersleri, ECDIS dersleri, GMDSS (denizde haberleşme) dersleri ve STCV (denizde canlı kalabilme)eğitimlerini alıyorlar. Öğrenciler, bir gemide karşılaşabilecekleri tüm elektronik sistemi de gördükleri için uygulamalı olarak bir gemide çalışmaya hazır şekilde buradan mezun oluyorlar. Dünya ticaretinin yüzde 80’i gemilerle yapıldığından sürekli bir işgücüne ihtiyaç var. Ülkemizde de özellikle 3 bin gross ton gemilerde sürekli çalışan ihtiyacı var. Biz de bu nedenle insan yetiştirmek zorundayız. Buradan mezun olan bir öğrenci lise mezunu olduklarında bile direkt gemilerde çalışabiliyorlar. 1-2 yıl daha okurlarsa 3 bin gross ton gemilerde vardiya zabiti oluyorlar ve daha da yükselebiliyorlar” dedi.
“Okulun ilk kız öğrencisiyim, ‘senden kaptan mı olur’ dediler, hayalim uzak yol kaptanı olmak”
Okulun ilk kız kaptan adayı 11. sınıf öğrencisi Asiye Çelik, “Bu okulda sadece seyir dersinden 12 saatlik yoğun bir programımız var. Bunun haricinde elektronik seyir dersi, GMDSS ve deniz hukuku gibi birçok ders alıyoruz. Okulumuzda 4 kız öğrenci eğitim görüyor. Geçen yıl okuldaki tek kız öğrenciydim. Diğer kız arkadaşlar yeni geldi. Okulumuzda sayımız az ama yeni kızların gelmesi de iyi olur. Hayalim sınırsız uzak yol ehliyeti alıp gemilere çıkmak. Denizcilik lisesinde okuduğumu görenler çok şaşırıyor. Okula ilk geldiğimde herkes bana, ‘Sen kaptan mı olacaksın, senden kaptan mı olur’ dedi. Ben yine de kaptan olmak istiyorum ve en büyük hayalim de bu. 11. sınıf öğrencisi olarak staja hazırlanıyorum. Samsun gibi bir liman şehrinde staj yerleri bulmakta zorlanıyorum. Diğer yönlerden bakarsak, kaptan olmak çok güzel bir meslek ve herkese tavsiye ediyorum” diye konuştu.
“Bir kız kaptan adayı olarak denizden korkmuyorum”
Denizden korkmadığını ve babası gibi gemi kaptanı olmak istediğini vurgulayan 9. sınıf öğrencisi Gökçe Rengin, “Babam kaptan ve ben de onun kızı olarak kaptan olmak istiyorum. Onun destekleri ile buraya geldim. Meslek liselerinde iş imkanı yüksek. Bizim alanımızda da hem iş imkanı çok fazla hem de parası iyi. Buradan mezun olunca iş bulabilirken, Anadolu ve diğer liselerden mezun olunca iş bulmakta zorlanıyorsunuz. Okulumuzda 4 kız var. Onlar da kaptan olmak için okula geliyor. Kaptan olmayı çok istediğimden denizlerde vakit geçirmekten korkmuyorum. Korksam bu mesleği seçmezdim” şeklinde konuştu.
Okulda öğrenim gören diğer öğrenciler de denizcilik lisesini seçmelerindeki en büyük etkenin iş bulma imkanının çok yüksek olması ve maaşının diğer mesleklere oranla oldukça fazla olmasını ifade ettiler.
Öte yandan, İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu Toplantısı için geldiği okulda incelemelerde bulunan Samsun Valisi Orhan Tavlı, yetkililerden bilgi aldı. Okulda yapılabilecek iyileştirmeler hakkında bilgi alan Vali Tavlı, öğrencilerin eğitim-öğretim kalitesinin daha da arttırılması için gerekli yerlere talimatlarını ilettiğini ifade etti. – SAMSUN
]]>Mavi Ekonomi kavramının ortaya çıkışı 2008 yılına dayanıyor
Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) ‘Mavi Ekonomi’ ile ilgili bir rapor hazırladı. Raporda, Mavi Ekonomi kavramının ortaya çıkışının 2008 Küresel Krizi’ne dayandığı ve bu terimin ilk kez Gunter Pauli’nin 2010 yılında yayınlanan “The Blue Economy: 10 Years, 100 Innovations, 100 Million Jobs” adlı kitabı ile kullanılmaya başlandığına yer verildi. Dünya nüfusunun yüzde 40’ı kıyı alanlarda yaşarken, 3 milyar insanın geçim kaynağını okyanus ve denizler oluşturuyor. Dünya ticaretinin yüzde 80’i denizler üzerinden gerçekleşirken, Avrupa Birliği 2022 Mavi Ekonomi Raporu’na göre, Mavi Ekonomi kıtada 4.5 milyon insan için istihdam, 667,2 milyon Avroluk iş hacmi ve 183,9 milyon Avroluk katma değer barındırıyor.
DOKA tarafından hazırlanan raporda, Avrupa Birliği’nin 4BIZ Projesi’ne vurgu yapılırken, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Gürcistan ve Türkiye olmak üzere 6 ülkenin yer aldığı, 9 ortaklı proje ile ‘Mavi Ekonomi’ konusunda Karadeniz’e sınırı olan altı ülkenin paydaşlarını bir araya getirerek balıkçılık, su ürünleri, kıyı turizmi, deniz ulaştırma sektörlerindeki yerel kapasitelerinin geliştirilmesi, bu sektörlerdeki inovasyon yeteneklerinin arttırılması, dijitalleşme ve yatırım ortamının tanıtılması ve iyileştirilmesi alanlarında bir iş birliği platformu kurulması hedefleniyor.
Mavi Ekonomi’nin Karadeniz’e yansıması
4BIZ Projesi çerçevesince ‘Mavi Ekonomi’ sektörlerinin içinde lokomotif sektör olan su ürünleri sektörünün gelişimi için Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (SUMAE), Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) ile iş birliği içinde faaliyetler yürütmesinin yanı sıra bu iş birliği çerçevesinde SUMAE uzmanları ve üniversitelerin akademisyenleri tarafından geçtiğimiz Şubat ayında içinde Trabzon’da faaliyet gösteren su ürünleri yetiştiricilik ve işleme firmalarına inovasyon, ARGE, verimlilik, sürdürülebilir çevre, temiz enerji, deniz ekosisteminin korunması, ürün çeşitlendirme, balık hastalıkları teşhis ve tedavi yöntemleri, balık atıklarının değerlendirilmesi, kalite güvence sistemleri ve yetiştiricilik teknikleri konularında eğitimler verildi.
4BIZ projesi süresince sektör paydaşları ile yapılan toplantılarda incelenen veriler ve yapılan analizler neticesinde ‘Mavi Ekonomi’yi önümüzdeki dönem çalışma alanı olarak nitendirilirken, hazırlanan DOKA raporunda şu konulara dikkat çekildi:
“Kıyı turizmi, su ürünleri ve gemi inşa gibi Mavi Ekonomi bileşenlerinde yeşil ve dijital dönüşüm uygulamaları ile yatırım, üretim, ihracat, istihdam eksenlerinde sektörün rekabet edilebilirliğini artırırken, çevresel sürdürülebilirliğe destek sağlanacaktır. Özellikle su ürünleri sektörü başta olmak üzere Mavi Ekonomi sektörlerinde temiz enerji kullanımının artırılması, verimliliği artıracak yenilikçi uygulamaların yaygınlaştırılması, atıkların katma değerli ürünlere dönüştürülmesi desteklenerek sektörel karbon ve su ayak izi azaltılacak ve böylece sektörün AB Yeşil Mutabakatı’na uyumu hızlandırılacaktır. Bu kapsamda, sektörlerin ihracatına katkı sağlayacak kalite güvence sistemleri ve ürün kalite belgelerinin alınmasına yönelik akreditasyon uygulamalarının yaygınlaştırılması, markalaşma ve tanıtımına destek olunması, beşeri kaynak kapasitelerinin artırılması, yatırım ve girişim ekosisteminin geliştirilmesi, ihracatta ürün ve pazar çeşitlendirmesine gidilmesi, ileri teknoloji kullanımının yaygınlaştırılması yoluyla katma değerli ürün ve hizmetlerin üretiminin artırılması konularına odaklanılacaktır. Ek olarak, kara kökenli oluşan ve denize taşınan çöpler ile beraber balıkçı barınakları, açık deniz kafes balıkçılığı, liman ve tersanecilik faaliyetlerinden kaynaklanan kirlilikle etkin bir şekilde mücadele edilebilmesi amacıyla, deniz çöpleri oluşumunun öncelikle kaynağında önlenmesine yönelik çalışmalar desteklenecektir. Yerel yönetimlerce biyolojik arıtma tesisleri kurulması, Deniz Çöpleri İl Eylem Planları (DÇEP) ve Sıfır Atık Mavi Hareketi’nin hayata geçirilip yaygınlaştırılmasına destek verilecektir.”
Trabzon bölgede su ürünleri yetiştiriciliğinde lider
Doğu Karadeniz (TR90) Bölgesi için Mavi Ekonomi’nin bahsedilen bileşenleri içerisinde özellikle su ürünleri alanının önemli bir rekabet ve büyüme potansiyeli taşıdığının düşünüldüğü raporda, “Su ürünleri yetiştiriciliği sektörünün de içinde yer aldığı tarım sektörü, istihdam ve dış ticaret göstergeleri itibarıyla TR90 Bölgesi’nin sosyo-ekonomik yapısını belirleyen önemli unsurlardan biridir. Bölge ihracatında bitkisel ve hayvansal üretimin aldığı pay tü yüzde 49, gıda ürünleri ve içecek imalatı sektörünün aldığı pay ise yüzde 28’dir. Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler Endeksine (RCA) göre bölgede tarım sektörü ihracatta rekabetçi özellik taşıyan tek sektördür. Su ürünleri alanında üretim artışına paralel bir şekilde çevremizde yaşanan Rusya-Ukrayna savaşı gibi jeopolitik konjonktürel gelişmelerin de etkisi ile ciddi bir ihracat ivmesi yakalanmıştır. Bu çerçevede son 5 yılda (2018-2022) su ürünleri sektörü ihracat ve üretim artışı ile bölgede en hızlı büyüyen sektör olmuştur. Bölgede bu dönemde su ürünleri ihracatı 47 milyon dolardan 183 milyon dolara yükselmiş, su ürünleri yetiştiricilik miktarı ise yüzde 115’lik artış ile 32 bin 328 tona ulaşmıştır. Bu yetiştiricilik miktarının 10 bin 746 tonu iç sularda, 21 bin 582 tonu ise denizde gerçekleştirilmiştir. En çok yetiştirilen türler sırasıyla gökkuşağı alabalığı, Karadeniz alabalığı ve levrektir. Bölgede en fazla yetiştiricilik Trabzon’da olup 2022 yılı Trabzon’un su ürünleri yetiştiricilik miktarı 13 bin 256 ton olarak gerçekleşmiştir. Trabzon’u sırasıyla 7 bin 57 tonla Artvin; 6 bin 154 tonla Ordu; 3 bin 73 tonla Rize; 2 bin 658 tonla Gümüşhane ve 170 tonla Giresun illeri izlemektedir. Türkiye bazında sektörel verileri incelediğimizde ülkemizde yaklaşık 850 bin tonluk su ürünleri üretiminin olduğunu ve bunun yaklaşık yüzde 60’ını 514 bin ton ile yetiştiricilikten elde edilen ürünlerin oluşturduğunu görüyoruz. Yetiştirilen en önemli balık türü iç sularda 145 bin 649 tonla alabalık, denizlerde ise 156 bin 602 tonla levrek ve 152 bin 469 tonla çipura olmuştur. Bu noktada bölgemizin en önemli üretimi de alabalık üzerine olup, ülkemizdeki toplam üretimin yaklaşık yüzde 15’ini bölgemiz üreticileri gerçekleştirmektedir” bilgilerine yer verildi.
Demiryolu bağlantı talebi
Mavi Ekonomi içerisinde bölgedeki Rize, Hopa, Trabzon, Giresun, Ünye ve Fatsa limanlarında mevcut yaklaşık 20 milyon tonluk toplam kapasitenin artırılması dışında 2053 Ulaştırma ve Lojistik Ana Planı’nda belirtildiği üzere iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin bertaraf edilmesi amacıyla karbon emisyonunun azaltılması, yeşil liman uygulaması için teşviklerin sağlanması ve çevreye zararlı makine ve ekipmanların kullanımının kısıtlanması önem arz etmekte denilen DOKA raporunda, “Limanların kapasitelerini ve kullanım oranlarını artırabilmek adına diğer ulaşım modlarıyla entegrasyonlarının dolayısıyla kombine taşımacılığın (kara, deniz, demir, havayolu) artırılması, dijital ve yeni teknolojilerin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bölgede demiryolu bağlantısının halen olmaması ise gerek sanayi gerek ticaret anlamında potansiyeli kısıtlayan ciddi bir engeldir. Bu noktada tüm bölge illerinde şehir gündemlerinde bu noktanın ön plana çıkarılması ve tüm bölgenin bir talebi olarak daha yoğun bir şekilde talep edilmesi gerekmektedir” ifadeleri yer aldı. – TRABZON
]]>MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) terörle mücadelesinin kararlılıkla devam ettiğini belirtti.
Aktürk, terör örgütlerine karşı yürütülen operasyonlarla Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 25 teröristin etkisiz hale getirildiğini, 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısının ise 193’ü Irak’ın kuzeyi, 290’ı Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 483’e ulaştığını söyledi.
Halihazırda üs bölgelerinde ve hudutlarda zorlu iklim ve arazi şartlarında görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadelesine tek bir terörist kalmayıncaya kadar devam edeceğini vurgulayan Aktürk, FETÖ ile mücadelenin de yeni bilgi, belge ve veriler ışığında kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti.
Aktürk ayrıca Suriye’de istikrarın bir an önce tesis edilmesi, Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşleri ve normalleşmenin sağlanmasına yönelik çalışmalara da devam edildiğini bildirdi.
30 bin 15 kişinin sınırdan yasa dışı geçmesi önlendi
Tuğamiral Aktürk, sınırlardan son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 4’ü terör örgütü mensubu 101 kişinin yakalandığını, 2 bin 384 kişinin ise sınırı geçemeden engellendiğini bildirdi.
Aktürk, “Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 1448’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 30 bin 15 olmuştur.” dedi.
Tuğamiral Aktürk ayrıca, milli mesele olan Kıbrıs, “iki devlet, tek millet” anlayışı ile beraber olunan Azerbaycan, tarihi ve kültürel bağlar olan Balkanlar ile dostluk ve kardeşlik ilişkileri bulunan Libya ve Somali başta olmak üzere birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmaya devam edildiğini de söyledi.
İsrail saldırılarını sürdürdüğü müddetçe, bölgesel ve küresel barışa yönelik tehditlerin de arttığına vurgu yapan Aktürk, hem bölgesel hem de uluslararası istikrar için, Gazze’de koşulsuz ve kalıcı ateşkes ilan edilmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.
Uluslararası görev ve faaliyetler
Tuğamiral Aktürk, NATO Güvence Tedbirleri çerçevesinde Hava Kuvvetlerinin tanker uçağı tarafından NATO’ya ait AWACS uçağına 23 Şubat’ta Romanya üzerinde yakıt ikmali yapıldığını, 23 ve 26 Şubat’ta Havadan İhbar Kontrol (HİK) uçağı tarafından hava sahası ve Romanya hava sahasında uçuş görevleri yapıldığını bildirdi.
Yine, 23 Şubat’ta Romanya hava sahasında Romanya’ya ait 4 F-16 uçağı ile tanker uçak tarafından havada yakıt ikmali eğitimi yapıldığının bilgisini veren Aktürk, şunları kaydetti:
“NATO Geliştirilmiş Hava Polisliği görevi kapsamında da Romanya’da konuşlu F-16 uçaklarımız, 27-28 Şubat’ta Fransız Hava Kuvvetlerine ait tanker uçağı ile ilk defa havada yakıt ikmali görevi gerçekleştirmiştir. Harita Genel Müdürlüğümüz tarafından, TÜBİTAK ile ‘Türkiye Diri Faylarının Paleosismolojik Özelliklerinin Belirlenmesi’ konulu işbirliği protokolü imzalanmıştır.”
Türk Silahlı Kuvvetlerin harbe hazırlığının en üst seviyede tutulması maksadıyla ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerine de aralıksız devam edildiğine dikkati çeken Aktürk, NATO Kosova Gücü (KFOR) ihtiyat birliği rotasyon planlanması kapsamında, bir komando taburunun 28 Şubat’ta Kosova’ya ulaştığını, İtalya’dan görevi devralacak birliğin 1 Mart-1 Haziran 2024 tarihleri arasında görev yapacağını söyledi.
F-16 Blok-70 Viper tedariki
Aktürk, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kapsamlı ve büyük adımların atıldığı yerli ve milli savunma sanayisi ürünlerinin katkısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin etkinliği ve caydırıcılığının her geçen gün daha da arttığını bildirdi.
Tuğamiral Aktürk, ABD’den F-16 Blok-70 Viper savaş uçağı tedarik sürecine ilişkin, şunları kaydetti:
“Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda, 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır.”
Aktürk, TÜBİTAK kaynaklı başlatılan ve Koç Bilgi ve Savunma Teknolojileri A.Ş. ana yükleniciliğinde devam eden MALAMAN mayınının tam ölçekli patlatma provasının geçen hafta içerisinde başarıyla gerçekleştirildiğini, “MALAMAN Deniz Mayını”nın Deniz Kuvvetleri envanterine girmesiyle bu konudaki dışa bağımlılığın da sona ereceğini söyledi.
Bakanlığa bağlı ASFAT ana yükleniciliğinde yürütülen Açık Deniz Karakol Gemileri Projesi’nin ilk gemisi “TCG AKHİSAR”ın denize inişi sonrası, önemli bir aşama olan havuzlama sürecinin 23 Şubat’ta tamamlandığını da aktaran Aktürk, Strong Bosses tarafından düzenlenen “İnovasyon ve Başarı Ödülleri” yarışmasında ödüle layık görülen İstanbul Tersanesi Komutanlığını ve personelini kutladı.
Sorular
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Bakanlık kaynakları, F-16 tedariki ve modernizasyonu konusunda son duruma ilişkin soru üzerine “Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesiyle bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır.” ifadelerini kullandı.
Daha önce açıklandığı gibi her iki tarafın incelemelerini tamamladıktan sonra bir araya geleceğini belirten Bakanlık kaynakları, bu görüşmede ortak inceleme ve değerlendirmeler yapılacağını ardından anlaşmanın sonuçlandırılacağı ve takvimin işlemeye başlayacağını söyledi.
Kaynaklar, fiyatlandırmanın liste ve ürünler üzerinden yapılacağını belirterek “Nihai anlaşma safhasına gelindiğinde bu anlaşmanın toplam maliyeti ortaya çıkacaktır. Üretim ve modernizasyon faaliyetlerinin Türkiye’de yapılmasına yönelik teklifimiz ABD makamlarına iletilmiştir.” bilgisini paylaştı.
“Eurofighter konusunda Almanya’nın olumlu yaklaşımı beklenmekte”
Bakanlık kaynakları, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in İngiltere’yi ziyaretinde Eurofighter konusunun gündeme gelip gelmediğine dair soruyu, “Bakanımız resmi bir davet üzerine İngiltere’yi ziyaret etmiştir. Söz konusu ziyarette ikili ve bölgesel savunma ve güvenlik konularında görüş alışverişinde bulunulmuştur. Bu ziyaretteki gündem başlıklarından biri de Eurofighter konusu olmuştur. Eurofighter konsorsiyumu ülkelerinden Almanya’nın bu konudaki olumlu yaklaşımı beklenmektedir. İngiltere ve üretici firma temsilcileri ile teknik görüşmelere devam edilmektedir.” şeklinde yanıtladı.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun, İstanbul’da Dizayn Proje Ofisini (DPO) ziyaretinde TF2000 ile uçak gemisi tasarımlarının yer aldığına dair soru üzerine Bakanlık kaynakları, DPO Müdürlüğünün çalışmalarına Türkiye’nin ilk milli deniz harp platformu olan MİLGEM Projesini gerçekleştirmek amacıyla 1997’de Taşkızak Tersanesi Komutanlığı bünyesinde oluşturulan ekiple başladığı, 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi sonrası taşınarak MİLGEM Proje Ofisi adı altında İstanbul Tersanesi Komutanlığı bünyesinde 12 Mart 2004’te kurulduğu bilgisini paylaştı.
Bu ofisin, 2010’da DPO Müdürlüğü olarak yeniden isimlendirildiğini bildiren kaynaklar, Eylül 2015 tarihinden itibaren İstanbul Tersanesi Komutanlığı yerleşkesindeki yeni binasında faaliyetlerine devam ettiğini belirtti.
Deniz Teknik Komutanlığı bünyesine 11 Ağustos 2017’de alınan DPO Müdürlüğünde, muharip gemilerin tekne, makine ve elektrik sistemleri, savaş sistemleri ve sistem entegrasyon tasarımlarının yapıldığını kaydeden kaynaklar, DPO’nun bütünleşik lojistik destek ve inşa teknik desteğini gerçekleştiren ve gemi inşa standartlarını oluşturan Deniz Kuvvetleri Komutanlığının uzman kurumu olduğunu ifade etti.
Tasarım ve entegrasyon faaliyetleri DPO Müdürlüğü tarafından yürütülen MİLGEM projesi kapsamındaki gemilerden TCG HEYBELİADA (F-511), TCG BÜYÜKADA (F-512), TCG BURGAZADA (F-513), ve TCG KINALIADA’nın (F-514) sırasıyla 2011, 2013, 2018 ve 2019 yıllarında hizmete girdiğini anımsatan Bakanlık kaynakları, TCG DERYA Denizde İkmal ve Muhabere Destek Gemisi ve TCG İSTANBUL İstif Sınıfı Fırkateyn tasarımının yanı sıra TF-2000 Hava Savunma Harbi Muhribi konsept/ön tasarım faaliyetlerinin devam ettiğini bildirdi.
Bakanlık kaynakları, “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Yerli ve Milli Uçak Gemisine sahip olunması yönünde verdiği direktif üzerine alınan kararla, Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın Dizayn Proje Ofisi tarafından tasarım faaliyetlerine başlanmış, Dizayn Proje Ofisi Müdürlüğü tarafından başlanan ve konsept tasarımı üzerinde önemli bir mesafe kat edilmiştir.” ifadelerini kullandı.
]]>F-16 ALIM SÜRECİ
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, ABD’den F-16 Blok-70 Viper savaş uçağı tedarik sürecine ilişkin şunları söyledi:
“Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda, 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır.”
1 OCAK’TAN İTİBAREN 483 TERÖRİST ETKİSİZ
Aktürk, terör örgütlerine karşı yürütülen operasyonlarla Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 25 teröristin etkisiz hale getirildiğini, 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısının ise 193’ü Irak’ın kuzeyi, 290’ı Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 483’e ulaştığını söyledi.
Halihazırda üs bölgelerinde ve hudutlarda zorlu iklim ve arazi şartlarında görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadelesine tek bir terörist kalmayıncaya kadar devam edeceğini vurgulayan Aktürk, FETÖ ile mücadelenin de yeni bilgi, belge ve veriler ışığında kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti.
Aktürk ayrıca Suriye’de istikrarın bir an önce tesis edilmesi, Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşleri ve normalleşmenin sağlanmasına yönelik çalışmalara da devam edildiğini bildirdi.
30 BİN KİŞİNİN YASA DIŞI GEÇMESİ ENGELLENDİ
Tuğamiral Aktürk, sınırlardan son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 4’ü terör örgütü mensubu 101 kişinin yakalandığını, 2 bin 384 kişinin ise sınırı geçemeden engellendiğini bildirdi.
Aktürk, “Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 1448’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 30 bin 15 olmuştur.” dedi.
Tuğamiral Aktürk ayrıca, milli mesele olan Kıbrıs, “iki devlet, tek millet” anlayışı ile beraber olunan Azerbaycan, tarihi ve kültürel bağlar olan Balkanlar ile dostluk ve kardeşlik ilişkileri bulunan Libya ve Somali başta olmak üzere birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmaya devam edildiğini de söyledi.
İsrail saldırılarını sürdürdüğü müddetçe, bölgesel ve küresel barışa yönelik tehditlerin de arttığına vurgu yapan Aktürk, hem bölgesel hem de uluslararası istikrar için, Gazze’de koşulsuz ve kalıcı ateşkes ilan edilmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.
MALAMAN DENİZ MAYINI ENVANTERE GİRİYOR
Aktürk, TÜBİTAK kaynaklı başlatılan ve Koç Bilgi ve Savunma Teknolojileri A.Ş. ana yükleniciliğinde devam eden MALAMAN mayınının tam ölçekli patlatma provasının geçen hafta içerisinde başarıyla gerçekleştirildiğini, “MALAMAN Deniz Mayını”nın Deniz Kuvvetleri envanterine girmesiyle bu konudaki dışa bağımlılığın da sona ereceğini söyledi.
Bakanlığa bağlı ASFAT ana yükleniciliğinde yürütülen Açık Deniz Karakol Gemileri Projesi’nin ilk gemisi “TCG AKHİSAR”ın denize inişi sonrası, önemli bir aşama olan havuzlama sürecinin 23 Şubat’ta tamamlandığını da aktaran Aktürk, Strong Bosses tarafından düzenlenen “İnovasyon ve Başarı Ödülleri” yarışmasında ödüle layık görülen İstanbul Tersanesi Komutanlığını ve personelini kutladı.
]]>Marmara Adası Badalan Limanı’ndan, Gemlik Limanı’na gitmek üzere 14 Şubat’ta saat 20.30’da kalkan, 1250 ton mermer tozu yüklü BATUHAN A adlı gemiden, 15 Şubat’ta saat 06.32’de alınan acil durum sinyali, saat 07.12’de kesildi. Karacabey ilçesinin kuzeyinde 4 mil açıkta batan gemiyi arama kurtarma çalışmalarını koordine etmek için Mudanya ve Karacabey ilçelerinde Bursa Valisi Mahmut Demirtaş başkanlığında kriz merkezi oluşturuldu. AFAD, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik, deniz polisi, jandarma, UMKE, ANDA, AKUT ve NAK ekipleri tarafından toplam 6 kurtarma botu, 28 araç ve 1 Sahil Güvenlik korvetinden oluşan 275 personelle kurtarma çalışmaları başlatıldı. Arama kurtarma faaliyetlerine 1 Sahil Güvenlik korveti, 3 Sahil Güvenlik botu, 1 Sahil Güvenlik helikopteri, 1 Sahil Güvenlik uçağı, 1 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı keşif karakol uçağı, 2 Kıyı Emniyet botu, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı arama kurtarma gemisi, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı mayın gemisi, ROV cihazı bulunan deniz polisi ekibi ve Kıyı Emniyeti’nin unsuru olan Nene Hatun römorkörü ile RHIB bot da katıldı.
51 METRE DERİNLİKTE TESPİT EDİLDİ
İzmit Körfezi’ndeki araştırma gemisi TCG ÇUBUKLU ile Erdek Deniz Üs Komutanlığı’nda görevli mayın avlama gemisi TCG AYVALIK ile Karadeniz açıklarındaki arama-kurtarma gemisi TCG AKIN da destek için bölgeye ulaştı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait 1 Seahawk helikopteri Çanakkale Deniz Hava Üs Komutanlığı’nda, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na ait 1 AS532 tipi helikopter de bölgeye hareket etmek üzere Eskişehir 1’inci Ana Jet Üs Komutanlığı’nda hazır bekletilirken, Milli Savunma Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, BATUHAN A isimli kargo gemisindeki 6 mürettebatı arama kurtarma çalışmalarına destek sağlayan Deniz Kuvvetleri’nin, sonar cihazıyla gemiyi 51 metre derinlikte tespit ettiği belirtildi.
AŞÇI VE YAĞCININ CENAZESİ GEMİDE BULUNDU
Su altından kaydedilen görüntülerde, geminin yan yatmadığı ve seyir halindeymiş gibi batıp deniz tabanına düz şekilde oturduğu görüldü. Battığı pozisyonla, arama kurtarma çalışmalarını kolaylaştırabildiği değerlendirilen geminin 3 boyutlu modellemesi yapıldı. Sonar cihazlı incelemede kayıp 6 mürettebattan 2’sinin gemi enkazında olduğu tespit edildi. Aramaların 3’üncü gününde, TCG AKIN’dan kayıp gemiye ulaşmak için ilk dalış yapıldı. Karacabey ilçesi Kurşunlu Mahallesi sahiline 7 kilometre mesafedeki dalışta, kayıp 6 mürettebattan aşçı Zeynep Kılınç’ın (33) cenazesine, olaydan 56 saat sonra ulaşıldı. Kaptan köşkünde cenazesi bulunan ve geminin dümeninde olduğu değerlendirilen Kılınç, Adana’da toprağa verildi. Özel eğitimli dalgıçlar ile SAS komandolarının TCG AKIN’dan gerçekleştirdiği dalışlarda, 6’ncı günde de batık geminin makine dairesine ulaşıldı. Kapısı güçlükle açılan makine dairesinin girişinde, gemide yağcı olarak görev yapan Hüseyin Tutuk’un (40) cenazesi bulundu. Olaydan 128 saat sonra bulunan ve Manisa’nın Turgutlu ilçesinde toprağa verilen Tutuk, ailesine gönderdiği son görüntülerde, geminin su aldığını söyleyip o anları kaydetti. O anlarda, 6 saattir aynı yerde beklediklerini söyleyen Tutuk’un, eşine, saat 06.09’da internetten, içinde bulundukları durum hakkında mesaj yazdığı ve saat 06.19’da video paylaşımında bulunduğu belirlendi.
SAS KOMANDOLARI MAKİNE DAİRESİNİN KAPISINI KIRARAK GİRDİ
SAS komandolarının 6’ncı günde, kapısını kırarak girdiği ve yağcı Hüseyin Tutuk’un cenazesini bulduğu makine dairesindeki arama çalışmaları 5 gün boyunca aralıksız sürdü. Olası kaza ya da batma durumu düşünülmeyip, gemideki eşyaların sabitlenmemesi nedeniyle, depremde olduğu gibi sarsılmayla devrilen dolaplar alanı daraltırken, çalışmalar güçlükle yürütüldü. Karanlık olan ve alan darlığı nedeniyle görüş mesafesinin sıfır olduğu makine dairesinde dalgıçlar çalışmalarını elle yürüttü. Ancak defalarca aranan makine dairesinde de kayıp mürettebatın izine rastlanmadı.
Karacabey ilçesi Kurşunlu Mahallesi’nde bekleyişlerini sürdüren mürettebat yakınlarının, gemide işaret ettiği yerlerin de arandığı ancak buralardan da bir sonuç alınamadığı öğrenildi.
DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI UNSURLARI DÖNDÜ
Arama çalışmalarının 11’inci gününde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı unsurları, çalışmalarını sonlandırdı. TCG AKIN’dan 36 baş dalış gerçekleştiren Deniz Kuvvetleri Kurtarma ve Sualtı Komutanlığı’nın özel eğitimli birinci sınıf 19 dalgıcı ile Sualtı Savunma Grup Komutanlığı’na (SAS) bağlı 4 dalgıç, toplamda 44 saat dalış gerçekleştirip, 14 saat 14 dakika dipte kaldı. 91 saat 31 dakika da ROV dalışı yapılarak, geminin enkazını 4 kez arayan Deniz Kuvvetleri unsurları, çalışmalarını sonlandırarak dün saat 02.29’da TCG AKIN’la birlikte batığın üzerinden ayrıldı.
NENE HATUN DEVREDE; HALEN 630 PERSONEL ÇALIŞIYOR
Kayıp mürettebatın yakınlarının talebi üzerine 11’inci günde Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü unsuru olan Nene Hatun Gemisi çalışma başlattı. İlk günden itibaren cihazlarla su üstü ve dip taraması gerçekleştiren dalgıçlar, arama çalışmalarının 12’nci gününde batık gemiye dalış gerçekleştirdi. Gemi enkazında ve su yüzeyindeki aramalarda, mürettebata ait olduğu değerlendirilen cüzdan ve ayakkabı ile pantolon, gömlek gibi kıyafetler bulunurken, eşyaların kime ait olduğu inceleme sonucu belirlenecek.
Kayıp 4 mürettebatı arama çalışmaları karadan da sürdürülüyor. Karacabey ve Gemlik sahilleri ile Balıkesir’in Bandırma ilçesi sahil şeridinde su üstünde ve karada yürütülen çalışmalar, 10 jandarma asayiş timi, 1 JAK timi, 1 JÖH timi, 2 trafik timi, 1 motor timi, 2 JASAT timi, 1 OYİ timi, 5 eğitimli köpek, 146 araç, 10 dron, 1 uçak, 1 helikopter, 6 gemi, 17 bot, 14 balıkçı teknesi, 3 römorkör, 1 ROV, 1 SONAR cihazı olmak üzere 630 personelle devam ediyor.
]]>Yaşar Üniversitesi mezunu Deniz Simge Oriyaşın, 2021 yılında kafasında yer alan şişlik nedeniyle hastaneye gitti. Uzun araştırmalar sonucu Oriyaşın’in sol uyluk kemiğinde tümör tespit edildi ve kendisine yumuşak doku kanseri (alveolar soft part sarkom) teşhisi konmasıyla zorlu mücadeleye başladı. Bir süre sonra, kanserin beynine metastaz yaptığı ortaya çıktı. Tedaviye başladıktan kısa süre sonra tümörlü bölgenin kırılması sonucu 3 buçuk ay yürüyemeyen Deniz, yılmadı ve son ana kadar eğitimine devam ederek Yaşar Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden 2022 yılında, çift ana dal yaptığı Uluslararası Lojistik Yönetimi Bölümü’nden ise 2023 yılında mezun oldu. Ameliyat olduktan sonra ayağına protez takılan Deniz, fizik tedavi sürecine başladı. Fakat tüm hayata tutunma çabalarına rağmen, annesi, babası ve ağabeyini arkasında bırakarak 11 Ağustos’ta, 24 yaşında hayata gözlerini yumdu. Anne Filiz Oriyaşın, Deniz’in vefatından sonra günlüklerini buldu ve kendisi de yazmaya başladı. Hem Deniz’in günlüklerini hem kendi yazdıklarını birleştirerek oluşturduğu “Bir Deniz Masalı” adlı kitap, bu ay yayımlandı.
“Herkes Deniz’in çabasını öğrensin istedim”
Kitabı 4 ayda yazdığını söyleyen anne Filiz Oriyaşın, “Deniz okuma yazmayı öğrendiğinden beri günlük yazıyor. Kızımı kaybettikten sonra ben de yazmaya başladım. Bu acıyla başa çıkabilmek için bir şeyler yapmam gerekiyordu. Deniz’in günlüklerini de buldum ve okudum. Kendi yazdıklarımla Deniz’in günlüklerini birleştirerek bu kitabı yazmaya başladım. Herkes Deniz’in mütevazı hayatını, güzel yaşamını, azmini ve çabasını öğrensin istedim. Birkaç denemeden sonra bir yayıneviyle anlaştım. Editör Deniz’in mücadelesine hayran kaldı. Deniz son ana kadar hiç pes etmedi. Tedavisi devam ederken okulunu bırakabilirdi ama devam etmeyi çok istedi. Yaşar Üniversitesi de çok yardımcı oldu. Arabayla okula girişine izin verdiler, koltuk değneği kullanıyordu. Babası onu sınıfta bekledi. Bu süreçte hepimiz psikolojik destek aldık. Zordu, acı onu çok rahatsız ediyordu. Hayata tutunmak istiyordu. Gezmek istedi. Hepsini bir şekilde yapmaya çalıştık. Kanserin beynine sıçraması şanssızlığı oldu, zaman zaman atakları oldu. İyi gittiği zamanlar da oldu ama ilaç değişiklikleri adaptasyonu zorlaştı. En zor yumuşak doku tümörlerinden biriydi” dedi.
“Eğitim aşkıyla hayata tutundu”
Deniz’in son ana kadar azimle mücadele ettiğini söyleyen Oriyaşın, “Deniz’in günlüklerini yazmasının bir sebebi olduğunu düşündüm. Günlüğünde tüm kanserle savaşı sürecini anlatıyor. Ne kadar çok insan okursa o kadar mücadelenin, azmin nasıl bir şey olduğunu anlarlar. Bu kadar zorluğa rağmen iki bölüm bitirdi. Bir mezuniyetine katıldı, diğerinde hastanedeydik. Eğitim aşkıyla devam etti, hayata tutundu. Hiçbir zaman bırakmadı. Hayat güzel, gençler ufacık şeyler için kendilerini üzmesinler. Nefes aldığın, yürüyebildiğin sürece hayat güzel. Asla aileleriyle çatışmasınlar, aileler her zaman çocuklarının iyiliğini güzelliğini ister. Çekirdek aile önemlidir. Birlikte olmaktan asla vazgeçmesinler” diye konuştu. – İZMİR
]]>BTÜ Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof Dr Erinç Dobrucalı:
“Ambar kapaklarının sızdırmaz olması gerekirken, mavi branda ile kapatılmış”
“Geminin eski olması faaliyette olmasına engel değil”
BURSA – Marmara Denizi açıklarında 15 Şubat günü 6 kişilik mürettebatı ile sulara gömülen Batuhan A isimli kuru yük gemisinde kayıp 4 denizci için arama çalışmaları devam ederken, Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, geminin muhtemel batma sebeplerini değerlendirdi.
Marmara Denizi açıklarında, İmralı Adası’nın ise güneybatısında batan “Batuhan A” isimli kuru yük gemisinden 15 Şubat Perşembe günü sabah 07.12’de AIS sinyali de kesildi. Sonar cihazları ile yapılan arama çalışmalarında gemi enkazı 51 metre derinlikte bulundu. Havadan ve karadan devam eden arama kurtarma çalışmalarında kayıp 6 mürettebattan 2’sinin cansız bedeni bulundu. Kayıp mürettebatın arama kurtarma çalışmaları devam ederken geminin neden battığı henüz belirlenemedi.
Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, batan Batuhan A gemisi ile ilgili muhtemel senaryoları değerlendirdi. Marmara Adası’ndan Gemlik’e mermer tozu taşıdığı bilinen Batuhan A gemisinin sızdırmaz ambar kapakları olması gerekirken mavi branda ile kapatıldığına dikkat çekti.
Yağışlı havada mermer tozlarının su almasından dolayı geminin ağırlaşabileceğini belirten Dobrucalı, aşırı yük nedeniyle 53 yıllık geminin seyir esnasındaki olumsuz hava şartlarına dayanabilme ihtimalinin de düşük olduğunu ifade etti.
İHA’ya konuşan Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, “1971 yapımı eski bir gemi ancak bu bölgede sürekli seyir halinde olan bir gemi. Gemi eski bir gemi ama güverte üstünde bulunan ambar kapaklarının normalde sızdırmaz olması gerekirken mavi branda ile kapatılmış. Mermer tozu olan ve sızdırmaz olması gereken ambarların içine deniz suyu girip fazla bir ağırlık oluşturmuş olabilir” dedi.
“Geminin eski olması faaliyete engel değil”
Hali hazırda yük taşıyan birçok eski gemi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Dobrucalı, SOLAS sözleşmesine göre ticari gemilerin 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılması gerektiğini ifade etti. Sadece bakımı yapılan ve belgelendirilmiş gemilerin ticari faaliyetlerine devam edebildiğini kaydeden Dobrucalı, tekne bakımı yapılmamış ticari gemilerin faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olmadığını vurguladı.
Batuhan A gemisinin de tekne bakımı yapılmadan faaliyetine devam edemeyeceğini kaydeden Dobrucalı, “Geminin eski olması faaliyette olmasına ve seyir yapmasına engel değil. Denizde can emniyeti, uluslararası sözleşmesi var. Gemiler SOLAS sözleşmesine tabi. SOLAS ticaret gemilerinin en geç 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılmasıyla ilgili bir madde var. Ticaret gemilerine en az 2-3 senede bir havuzlanarak bakım yapılıyor. Geminin bağlı olduğu bayrak devleti ve klas kuruluşuna göre bu havuzlarda geminin denizde elverişli olup olmadığıyla ilgili bir belgelendirme süreci oluyor. Bu gemilerin o belgeleri almadan denize çıkması mümkün değil. Gemi seyir yaptığına göre bu sertifikaları da almıştır diye düşünüyorum. Klas kuruluşları sadece tekne, makine, elektrik sörveyleri değil aynı zamanda can sallarıyla ilgili, can yelekleriyle ilgili tüm kontrollerini yapıp bunu belgelendirdiği takdirde denize elverişli olarak seyir yapabilir. Emniyetsiz bir durumda gemi personelinin can salını denize atıp kurtulma şansları olabiliyor. Ama neden binmediler bilmiyorum” şeklinde konuştu.
“Eski olsa bile bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil”
Batuhan A gemisinin seyir aldığı esnada zaman zaman 3 metreyi bulan dalga boylarını değerlendiren Prof. Dr. Dobrucalı, “Bu sıkıntılı süreç görüntülerden gördüğümüz kadarıyla zaten akşam başlıyor. Batuhan A adlı gemi aslında çok fazla olmayan 5 bofor kuvvetinde bir denizde yani yaklaşık 2 buçuk metrelik bir dalga boyunda seyir yapıyor. Eski bile olsa bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil. Gemi önce kuzeye doğru yöneliyor sonra tekrar güneye rotasına geliyor. O esnada deniz şartları etkilemiş ama önce telsizden gemi personelinin yardım talebi var. Gemi batmaya başladıktan itibaren kendi kendine deniz suyunun basıncıyla alarm gönderen bir sistem olan EPİRP cihazlar oluyor. Sabah olması tesadüf, akşamdan başlayan bir süreç” ifadelerini kullandı.
]]>Marmara Denizi açıklarında, İmralı Adası’nın ise güneybatısında batan “Batuhan A” isimli kuru yük gemisinden 15 Şubat Perşembe günü sabah 07.12’de AIS sinyali de kesildi. Sonar cihazları ile yapılan arama çalışmalarında gemi enkazı 51 metre derinlikte bulundu. Havadan ve karadan devam eden arama kurtarma çalışmalarında kayıp 6 mürettebattan 2’sinin cansız bedeni bulundu. Kayıp mürettebatın arama kurtarma çalışmaları devam ederken geminin neden battığı henüz belirlenemedi.
Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, batan Batuhan A gemisi ile ilgili muhtemel senaryoları değerlendirdi. Marmara Adası’ndan Gemlik’e mermer tozu taşıdığı bilinen Batuhan A gemisinin sızdırmaz ambar kapakları olması gerekirken mavi branda ile kapatıldığına dikkat çekti.
Yağışlı havada mermer tozlarının su almasından dolayı geminin ağırlaşabileceğini belirten Dobrucalı, aşırı yük nedeniyle 53 yıllık geminin seyir esnasındaki olumsuz hava şartlarına dayanabilme ihtimalinin de düşük olduğunu ifade etti.
İHA’ya konuşan Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, “1971 yapımı eski bir gemi ancak bu bölgede sürekli seyir halinde olan bir gemi. Gemi eski bir gemi ama güverte üstünde bulunan ambar kapaklarının normalde sızdırmaz olması gerekirken mavi branda ile kapatılmış. Mermer tozu olan ve sızdırmaz olması gereken ambarların içine deniz suyu girip fazla bir ağırlık oluşturmuş olabilir” dedi.
“Geminin eski olması faaliyete engel değil”
Hali hazırda yük taşıyan birçok eski gemi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Dobrucalı, SOLAS sözleşmesine göre ticari gemilerin 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılması gerektiğini ifade etti. Sadece bakımı yapılan ve belgelendirilmiş gemilerin ticari faaliyetlerine devam edebildiğini kaydeden Dobrucalı, tekne bakımı yapılmamış ticari gemilerin faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olmadığını vurguladı.
Batuhan A gemisinin de tekne bakımı yapılmadan faaliyetine devam edemeyeceğini kaydeden Dobrucalı, “Geminin eski olması faaliyette olmasına ve seyir yapmasına engel değil. Denizde can emniyeti, uluslararası sözleşmesi var. Gemiler SOLAS sözleşmesine tabi. SOLAS ticaret gemilerinin en geç 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılmasıyla ilgili bir madde var. Ticaret gemilerine en az 2-3 senede bir havuzlanarak bakım yapılıyor. Geminin bağlı olduğu bayrak devleti ve klas kuruluşuna göre bu havuzlarda geminin denizde elverişli olup olmadığıyla ilgili bir belgelendirme süreci oluyor. Bu gemilerin o belgeleri almadan denize çıkması mümkün değil. Gemi seyir yaptığına göre bu sertifikaları da almıştır diye düşünüyorum. Klas kuruluşları sadece tekne, makine, elektrik sörveyleri değil aynı zamanda can sallarıyla ilgili, can yelekleriyle ilgili tüm kontrollerini yapıp bunu belgelendirdiği takdirde denize elverişli olarak seyir yapabilir. Emniyetsiz bir durumda gemi personelinin can salını denize atıp kurtulma şansları olabiliyor. Ama neden binmediler bilmiyorum” şeklinde konuştu.
“Eski olsa bile bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil”
Batuhan A gemisinin seyir aldığı esnada zaman zaman 3 metreyi bulan dalga boylarını değerlendiren Prof. Dr. Dobrucalı, “Bu sıkıntılı süreç görüntülerden gördüğümüz kadarıyla zaten akşam başlıyor. Batuhan A adlı gemi aslında çok fazla olmayan 5 bofor kuvvetinde bir denizde yani yaklaşık 2 buçuk metrelik bir dalga boyunda seyir yapıyor. Eski bile olsa bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil. Gemi önce kuzeye doğru yöneliyor sonra tekrar güneye rotasına geliyor. O esnada deniz şartları etkilemiş ama önce telsizden gemi personelinin yardım talebi var. Gemi batmaya başladıktan itibaren kendi kendine deniz suyunun basıncıyla alarm gönderen bir sistem olan EPİRP cihazlar oluyor. Sabah olması tesadüf, akşamdan başlayan bir süreç” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, “Yaşlı gemilerin hizmette tutulması, denizde can ve mal güvenliği açısından çok ciddi sonuçlar doğuruyor…Yani filomuz yaşlı. Kullanım ömrünü tamamlamış ve filodaki bu gemilerin sefer izni alabilmesi, sadece kar odaklı bir yaklaşımla açıklanabilir. Başka bir açıklaması yok. Bu konuda bakanlığın acil adım atması gerekiyor. Bu konuda denetimlerin artırılması da son derece önem taşıyor. Her ne kadar bakanlık denetimlerin yapıldığını ifade etse de son 8 yılda meydana gelen 3 bin 223 gemi faciası ve 677 kişinin hayatını kaybetmesi, 390 kişinin kaybolması durumun vehametini ortaya koyuyor” dedi.
Marmara Denizi açıklarında 15 Şubat’ta batan 53 yaşındaki Batuhan A isimli ticari geminin 6 mürettabatın tamamı hala bulunamadı. Geçen yıl 19 Kasım’da Karadeniz’de Ereğli Limanı’ndan çıkarken askeri bölgedeki mendireğe çarparak batan Kafkametler gemisindeki 7 gemici hala bulunamadı. DEMA M isimli gemide kaybolan 4. Mühendis Yiğit Acar’dan 533 gündür haber alınamıyor.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, denizlerde batan ve akıbetleri belli olmayan gemiler ile çalışanları hakkında Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abudlkadir Uraloğlu’nun yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi vermişti.
Uraloğlu, Karasu’nun sorularına özetle şu yanıtı vcrdi:
“2023 yılı itibarıyla Türk deniz Ticaret Filosunda bulunan Gemi Siciline ve TUGS’a kayıtlı 150 GT ve üzeri 2.149 adet demi/deniz taşıtı bulunmaktadır. Bu gemi/deniz taşıtı bulunmaktadır. Bu gemi/taşıtlarının toplam ağırlığı 7.517.332 DWT olup, 268’İ 0-5 yaş, 307’si 6-10 yaş, 572’si 11-20 yaş, 409’u 21-30 yaş, 593’ü 31 ve üzeri yaş aralığındadır.
Yapılan denetimler sonucunda ulusal ve uluslararası gerekleri sağlayan gemiler belgelendirilerek seyirlerine izin verilmektedir. Söz konusu gemiler ayrıca belirli aralıklarla ulusal ve uluslararası kurallara uygunluklarının devam edip etmediklerinin tespiti için Bakanlığımızın Gemi Denetim Uzmanları tarafından Ön Sörvey adı verilen denetimlere tabi tutulmaktadır…Ülkemizde gemiadamı statüsünde bulunan; 5.038 adet Uzakyol Kaptanı ve Kaptan, 2.011 Uzakyol Başmühendisi, Başmakinist, 2.002 Makine Zabiti, 17.820 Makine Tayfa (Yağcı, Usta Makine Tayfası ve Makine Lostromusu), 63.849 Güverte Tayfa (Gemici, Usta Gemici ve Güverte Lostromusu) çalışmaktadır. Diğer taraftan; KEFKAMETLER adlı gemi 28.08.2023 tarihinde TORC (IMO NO: 9544683) adlı gemi is 08.11.2022 tarihindeki yürürlükteki mevzuat kapsamında denetime tabi denetime tutulmuş ve herhangi bir eksiklik, uygunsuzluk tespit edilmemiştir.”
Ulaş Karasu, Bakan Uraoğlu’nun yanıtını şu sözlerle değerlendirdi:
“Yaşlı gemilerin hizmette tutulması, denizde can ve mal güvenliği açısından çok ciddi sonuçlar doğuruyor. Avrupa’da 12 yaş üzerindeki gemilerin ‘yaşlı’ sayıldığı ve bu yaşlı gemilerin ülkemize satıldığı belirtiliyor. Önergeme verilen yanıttan da görüyoruz ki ülkemizde 150 GT ve üzerinde toplam 2 bin 149 adet gemi/deniz aracı bulunuyor. Bunların sadece 268’i 0-5 yaş, 307′ si ise 6-10 yaş aralığında bulunuyor. Geri kalan 1.574’i 11-31 ve üzeri yaş aralığında bulunuyor. Yani filomuz yaşlı. Kullanım ömrünü tamamlamış ve filodaki bu gemilerin sefer izni alabilmesi, sadece kar odaklı bir yaklaşımla açıklanabilir. Başka bir açıklaması yok. Bu konuda bakanlığın acil adım atması gerekiyor. Bu konuda denetimlerin artırılması da son derece önem taşıyor. Her ne kadar bakanlık denetimlerin yapıldığını ifade etse de son 8 yılda meydana gelen 3 bin 223 gemi faciası ve 677 kişinin hayatını kaybetmesi, 390 kişinin kaybolması durumun vehametini ortaya koyuyor.”
]]>Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, havadan ve karadan alan tarama ile denizden arama kurtarma faaliyetlerinin 660 personelle devam ettiğini söyledi.
Makine dairesi ile kaptan kamarasının altında malzemelerin yığıldığını, ekiplerin bugün o bölümlerde aramalarına ağırlık vereceğini belirten Demirtaş, “Gemi enkazına 22. dalış yapılıyor.” dedi.
Bugünkü arama faaliyetlerinde 46 farklı unsur yer alıyor
Bölgede, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Sualtı Savunma (SAS) komandoları ve AFAD ekipleri, havadan, deniz yüzeyinden ve karadan arama çalışması yürütüyor.
Arama kurtarma faaliyetlerinin 8. gününde denizden 36, havadan 3 ve karadan 7 olmak üzere 46 farklı unsur görev alıyor.
Sahil Güvenlik uçağı Kapıdağ yarımadası kuzeyinde sahil hattı ile Bandırma Körfezi ve tüm arama kurtarma sahasının yüzey aramasını yapıyor. Emniyet Genel Müdürlüğüne ait insansız hava aracı “UÇBEY VTOL” ile arama kurtarma bölgesinin üzeri taranıyor.
Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne bağlı “Nene Hatun”, “Kıyem 5”, “Kıyem 4” ve “Tahlisiye 11” botları tarafından arama kurtarma sahasının güney ve güneybatı istikametinde sahil hattında arama gerçekleştiriliyor.
Emniyet Genel Müdürlüğüne ait “KB1001”, “YKB1601”, “KB7701” ve “KB1601” ile Balıkesir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığına ait lastik bot Kurşunlu önlerinde, Jandarma Genel Komutanlığına ve AFAD Bursa İl Müdürlüğüne ait lastik botlar da Marmara Adası doğusunda sahile yakın mesafelerde yüzey araması yapıyor.
Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı TCSG 25 ile TCSG 85 botları da bölgedeki arama faaliyetlerine katılan balıkçı teknelerinin koordinasyonunu sağlıyor.
Toplamda 66 farklı unsur görev aldı
Deniz Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi (DZAKKM) tarafından “Batuhan A” gemisinin batmasının ardından 15 Şubat saat 07.30 ile 21 Şubat saat 23.59’a kadar yapılan arama faaliyetlerinin detayları paylaşıldı.
Bu kapsamda Deniz Kuvvetleri Komutanlığının 4, Sahil Güvenlik Komutanlığının 10, Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğünün 5, Emniyet Genel Müdürlüğünün 4, Bandırma 911 Arama Kurtarma Ekibinin 3, Balıkesir İl Jandarma Komutanlığı, AFAD, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi’nin birer unsurunun yanı sıra balıkçı tekneleri, acente botları ve Bağfaş römorkörü ile denizde aramalar yapıldı.
Su altı dalış faaliyetleri kapsamında TCG AKIN tarafından batık üzerinde satıhtan ikmalli 21 baş dalış, Sahil Güvenlik DEGAK 11 timi tarafından Kurşunlu Limanı doğusunda bulunan midye çiftliğine toplam 2 saat 3 dakika olmak üzere 2 baş dalış ve batığın 1000 yarda güneybatısında 50 dakika olmak üzere 2 ROV dalışı, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından batığın 1000 yarda güneyinde toplamda 1 saat 10 dakika olmak üzere 2 ROV dalışı gerçekleştirildi. Ayrıca, Nene Hatun (KIYEM) tarafından ROV cihazı ile batık ve sahil arasında deniz dibi araması yapıldı.
Havadaki çalışmalar kapsamında 1 Sahil Güvenlik Komutanlığı helikopteri, 2 Sahil Güvenlik Komutanlığı uçağı ve 4 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı uçağı 50 saat 5 dakika uçuş gerçekleştirdi.
Denizden ve havadan su üstü, karadan sahil şeridini tarama ile su altı dalış faaliyetlerini kapsayacak şekilde olmak üzere 15-21 Şubat’taki çalışmalarda toplam 66 farklı unsur görev aldı.
İki denizcinin cenazesine ulaşılmıştı
Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 6 kişilik mürettebat ve 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden 69 metre uzunluktaki “Batuhan A” adlı kargo gemisi, kötü hava ve deniz şartları nedeniyle 15 Şubat’ta saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında kıyıdan 4 mil açıkta batmıştı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı dalgıçların 17 Şubat’ta gerçekleştirdiği 2 dalışta, gemide aşçı olarak çalışan 33 yaşındaki Zeynep Kılınç’ın cansız bedenine ulaşılmıştı. SAS komandosu dalgıçların 20 Şubat’ta yaptığı dalışta da gemi batmadan önce çektiği videoyu eşine gönderen Hüseyin Tutuk’un cesedi bulunmuştu.
]]>Açıkbaş ve Aytekin aileleri, depremlerde yüzer hastaneye dönüştürülerek Dörtyol ilçesi MMK Metalurji Limanı’na demirleyen ve 119 gün bölgede görev alan Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) çıkarma gemisi TCG Bayraktar’da dünyaya gelen bebekleri için düzenlenen sürpriz doğum gününde bir araya geldi.
İskenderun Deniz Üs Komutanlığı Şehit Er Remzi İlboğa Kışlası Şehit Er İsmail Kartal Salonu’nda düzenlenen kutlamada aileler, TCG Bayraktar’dan yapılan uzaktan bağlantıyla dönemin gemi komutanı 1’inci Amfibi Gemiler Filotillası Komodoru Deniz Albay Lütfü Sezgin, şu anki gemi komutanı Deniz Albay Uygar Günen ve geminin 2’nci komutanı Deniz Binbaşı Batur Hızlı ile görüştü.
Gemide geçen yıl 14 Şubat’ta dünyaya gelen Hatice Deniz Açıkbaş’ın ailesi ile 21 Şubat’ta doğan Nur Aytekin’in aileleri, depremlerin ardından kendilerini unutmayan ve bebeklerinin ilk doğum günü için etkinlik gerçekleştiren MSB’ye teşekkür etti.
“Türk Deniz Kuvvetleri” yazısı ve ambleminin bulunduğu doğum günü pastasının üzerindeki mumu bebeklerle birlikte aileleri, komutanlar ve personel üfledi. TCG Bayraktar gemisinden uzaktan bağlantıyla programa katılanlar da alkışlarla bebeklerin doğum gününü kutladı.
Bebeklerden birinin göbek adı “Bayraktar Gül” oldu
Hatice Deniz’in babası Murat Açıkbaş, AA muhabirine, doğum günü etkinliğiyle herkesi yeniden bir arada görmenin kendilerini mutlu ettiğini söyledi.
Kızının ilk yaş gününü kutladıklarını belirten Açıkbaş, “Sayelerinde deprem bölgesinde sadece ölümün değil, yaşamın da olduğunu gördük. Gerek ilk gelen ve yaralılarımızı Mersin Limanı’na taşıyan TCG İskenderun gerek TCG Bayraktar ve TCG Sancaktar’ın burada olması bizim için çok büyük umuttu. Kızımın göbek adı da ‘Bayraktar Gül’, bebeğimiz çok sağlıklı.” dedi.
Nur bebeğin annesi Fatma Aytekin de bebeklerinin doğum gününde de kendilerini yalnız bırakmayan TCG Bayraktar ailesine ve tüm doktorlara teşekkür etti.
“Hayatları boyunca mutlu bir yaşam diliyoruz”
1’inci Amfibi Gemiler Filotillası Komodoru Deniz Albay Lütfü Sezgin, TCG Bayraktar’da doğan kız bebeklerin ilk doğum günlerini kutlamaktan mutlu olduklarını ifade etti.
Binlerce insanın yaşamını yitirdiği, büyük acıların yaşandığı deprem felaketinde Hatice Deniz ve Nur bebeklerin dünyaya gelmesinin kendileri için birer umut olduğunu anlatan Sezgin, şöyle konuştu:
“Acı haberi alır almaz harekete geçen TCG Bayraktar, deprem bölgesinde yalnızca sağlık hizmeti vermekle kalmamış, yaşanan bu felaketin içinde herkese umut aşılayacak iki sevimli bebeğin dünyaya gelmesine de tanıklık etmiştir. Bugün sevgili Açıkbaş ve Aytekin ailesine o kederli günlerde yaşanan zorlu anlardan bir çıkış, umut noktası olarak doğduğuna inandığımız, bu iki minik mucize adına TCG Bayraktar ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ailesi olarak en derin sevgilerimizi sunuyoruz. Bu özel günde birbirimize destek olmanın, sevgi ve umudu paylaşmanın önemini hatırlayarak birlik ve beraberlik içinde geleceğe umutla bakmanın önemini de bir kez daha anlıyoruz. Umuyoruz ki bu iki melek hayatları boyunca sevgi dolu, sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürerler. Sevgili kızlarımıza hayatları boyunca sağlıklı ve mutlu bir yaşam diliyoruz.”
Onlar artık Deniz Kuvvetleri Komutanlığının birer mensubu
Kutlamaya katılan İskenderun Deniz Üs Komutanı Tuğamiral Fatih Sezal da 6 Şubat 2023 depremlerinde TCG Bayraktar ile TCG Sancaktar’ın da iş makinelerini, kara araçlarını ve sağlık malzemelerini alarak İzmir’den deprem bölgesine intikal ettiğini hatırlattı. Sağlık Bakanlığı ile koordineli şekilde gemide 120 kişilik bir sahra hastanesi kurulduğunu aktaran Sezal, bu süreçte 2 de doğumun gerçekleştirildiğini ifade etti.
Gemide dünyaya gelen bebekleri bir yıl sonra tekrar görmenin kendilerine hem umut ışığı hem bir mutluluk kaynağı olduğunu aktaran Sezal, “Bundan sonraki süreçte de bu çocuklar Deniz Kuvvetlerinin çok değerli birer mensupları olarak aramızda olacaklar.” ifadesini kullandı.
]]>İÜ Su Bilimleri Fakültesi ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından başlatılan “Marmara Denizi’nde Denizanası Artışları Sebep ve Sonuçları” başlıklı proje kapsamında “R/V Yunus-S” gemisiyle Marmara Denizi’nde araştırma yapıldı.
Dalgıçlar tarafından Marmara Denizi’nde su altı gözlemleri yapılarak, bazı örnekler alındı. Ayrıca farklı derinliklerden denizanası örnekleri alınıp incelendi.
Üniversitenin Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, AA muhabirine, dünyada olduğu gibi Türkiye’nin denizlerinde de son yıllarda ciddi denizanası artışı yaşandığını söyledi.
Denizanalarının ekosistemdeki olumsuz değişiklikleri faydalarına kullanılabilme kabiliyetleri bulunduğunu ve hayatta kalma konusunda başarılı olduklarını belirten Okyar, “Bunlar 500 milyon yıldır dünya üzerinde yaşamlarını sürdüren, sayılarını ve çeşitliliklerini arttıran canlılar.” dedi
Prof. Dr. Okyar, Marmara Denizi’nin farklı nedenlerden kaynaklı yoğun insan baskısı altında olduğunu, bunun denizanası artışına ortam hazırladığını ifade etti.
Denizanalarının kirli bölgelere tahammül gösteren canlılar olduğuna dikkati çeken Okyar, “Sıcaklık artışıyla bunların üreme kapasiteleri artıyor. Küresel ısınmaya bağlı olarak da tüm denizlerde bu sıcaklık artışları mevcut. Marmara Denizi’nde de kış ayı olmasına rağmen su sıcaklığı yaklaşık 20 derece olarak ölçüldü. Sıcaklıktaki bu artış denizanalarının üreme aktivitelerini tetiklemektedir. Son yıllarda tüm Marmara Denizi’ni kapsayacak şekilde ama başta İstanbul kıyıları olmak üzere, Marmara Denizi’nin kıyısal alanlarında ve körfezlerde yoğun denizanası artışı görüyoruz.” diye konuştu.
“Projenin birinci kısmını Doğu Marmara’da yaptık”
Prof. Dr. Okyar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Su Bilimleri Fakültesi tarafından denizanası artışının nedenlerinin belirlenmesi için çalışma başlatıldığını dile getirdi.
Projenin birinci kısmını Doğu Marmara’da uyguladıklarını vurgulayan Okyar, “Denizanaları aşırı çoğaldıklarında belli bir süre sonra öldüklerinden dolayı parçalanmaya başlıyorlar. Bu da su kalitesinin bozulmasına ve ekosistemin işleyişinde değişimlere neden oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Prof. Dr. Okyar, dron kullandıkları çalışmalarda denizanalarının büyük metrekarelerde yayıldığını tespit ettiklerini vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bunun yanında dalışlar gerçekleştirerek özellikle hangi su kütlesinde toplandıklarını tespit ettik. Özellikle 5 ila 10 metre arasında denizanalarının daha fazla bulunduklarını belirledik. Suyun yüzeyinde tek tük görünen denizanası aslında 5 metre derinliklerde devasa büyüklükte stoklara sahip. Projenin ikinci aşamasında da tüplü dalış yapıp, bunların safhalarını takip edip üremelerinin ekosistemindeki mevsimsel sürecini takip edeceğiz. İklim değişikliğine bağlı olarak Marmara Denizi’ne pek çok yeni istilacı denizanası türü giriyor. Son yıllarda yaptığımız çalışmalarda pek çok yeni tür bulduk. Bunlar bolluklarını arttırmaya başladılar. Yeni türlerin girişiyle denizel ekosistemdeki denizanasına bağlı çözünmüş organik madde yükü artıyor.”
Denizanası ile beslenen canlıların ekosistemdeki çeşitli baskılar sebebiyle azalmasının, bunlar üzerindeki avcı baskısının kalkmasına ve sayılarının artmasına neden olduğuna dikkati çeken Okyar, “Denizanası artışları artık her mevsimde yaşanıyor. Küresel ısınmanın tetiklemesiyle son 20-30 yılda denizanaları aşırı artış gösterdi.” dedi.
Prof. Dr. Okyar, Marmara Denizi’nin akıntı sistemiyle taşınan denizanalarının özellikle İzmit Körfezi’nin doğu havzasında birikip bu bölge için ciddi sorun oluşturduğunu ifade etti.
Deniz ekosistemine zararlı bu canlıların Uzak Doğu’da gıda olarak tüketildiğinden bahseden Okyar, denizanalarından ekonomiye fayda sağlayacak ürünlerin elde edilmesi için çalışma yaptıklarını sözlerine ekledi.
]]>Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat akşamı hareket ettikten sonra kötü hava ve deniz şartları nedeniyle 15 Şubat saat 06.20’de Bursa’nın Karacabey ilçesi açıklarında, İmralı Adası’nın güneybatısında batan geminin mürettebatından 2 kişinin cansız bedenine ulaşan ekipler, diğer 4 kişiyi bulmak için yoğun çaba sarf ediyor.
Denizin 51 metre derinliğinde tabana oturan gemiye yapılan dalışların koordinasyonu “TCG Akın Gemisi”nden sağlanıyor. Batan gemi üzerinde konuşlu Nene Hatun Gemisi de İnsansız Su Altı Robotu (ROV) ile görüntüleme ve tarama yaparak kayıp mürettebattan iz arıyor.
Bölgede, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Sualtı Savunma (SAS) komandoları ve AFAD ekipleri, havadan, deniz yüzeyinden ve karadan arama çalışması yürütüyor.
Bugünkü arama faaliyetlerinde 55 farklı unsur yer alıyor
Arama kurtarma faaliyetlerinin 7. gününde denizden 48, havadan 2 ve karadan 7 olmak üzere 55 farklı unsur görev alıyor.
Sahil Güvenlik uçağı Kapıdağ yarımadası kuzeyinde sahil hattı ile Bandırma Körfezi ve tüm arama kurtarma sahasının yüzey aramasını yapıyor. Emniyet Genel Müdürlüğüne ait insansız hava aracı UÇBEY VTOL ile arama kurtarma bölgesinin üzeri taranıyor.
Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne bağlı “Nene Hatun”, “Kıyem 5”, “Kıyem 4” ve “Tahlisiye 11” botları tarafından arama kurtarma sahası güney ve güneybatı istikametinde sahil hattında arama gerçekleştiriyor.
Emniyet Genel Müdürlüğüne ait “KB1001”, “YKB1601”, “KB7701” ve “KB1601” ile Balıkesir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığına ait lastik bot Kurşunlu önlerinde, Jandarma Genel Komutanlığına ve AFAD Bursa İl Müdürlüğüne ait lastik botlarla da Marmara Adası doğusunda sahile yakın mesafelerde yüzey araması yapıyor.
Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı TCSG 85 botu da bölgedeki arama faaliyetlerine katılan yaklaşık 30 balıkçı teknesinin koordinasyonunu sağlıyor.
SAS komandoları makine dairesine dalışı sürdürecek
Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, AA muhabirine, arama faaliyetlerinin hız kesmeden devam ettiğini söyledi.
Geminin batığına SAS komandolarının bugün de dalış gerçekleştireceğini vurgulayan Demirtaş, şunları kaydetti:
“Bursa’da 620 personelle arama çalışmaları devam ediyor. Ayrıca 355 personel de Balıkesir Bandırma tarafında arama yapıyor. Yine deniz yüzeyindeki arama çalışmalarına 30 balıkçı teknesi destek veriyor. Gemiye yapılan dalışlarda 30 dalgıç görev alıyor. Arama çalışmaları SAS komandolarının dalışıyla makine dairesinde yoğunlaştırılacak. Ayrıca Sahil Güvenlik, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü ve deniz polisinin dalgıçları da farklı bölgelerde dalışlar gerçekleştiriyor.”
Geminin enkazına 20. dalış başladı
Aramaların devam ettiği bölgeye gelerek ekiplerden son duruma ilişkin bilgi alan Demirtaş, kayıp mürettebatın yakınlarıyla görüştü.
Vali Demirtaş, gazetecilere, dalgıçların geminin enkazına 20. dalışı gerçekleştirdiğini anlattı.
Makine dairesinde aramaların sürdüğünü bildiren Demirtaş, şunları kaydetti:
“Arkadaşlarımızı bulana kadar buradayız. Ekiplerin koydukları bir gün veya sayı yok. Tarama bitene kadar buradayız. 20. dalış şu an devam ediyor. Hareket kabiliyeti pek bulunmuyor. Arkadaşlarımız büyük fedakarlık yapıyorlar. Ciddi risk de var. Aramalar devam ediyor, umudumuz bitene kadar aramalara devam edeceğiz. Bugün gemiler, botlar, helikopterlerle aramalar devam etti. Bizim yaptığımız aramanın bir benzeri Balıkesir’de de yapılıyor. Bizim amacımız kayıp mürettebatı bulmak.”
Toplamda 64 farklı unsur görev aldı
Deniz Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi (DZAKKM) tarafından “Batuhan A” gemisinin batmasının ardından15 Şubat saat 07.30 ile 20 Şubat saat 23.59’a kadar yapılan arama faaliyetlerinin detayları paylaşıldı.
Bu kapsamda Deniz Kuvvetleri Komutanlığının 4, Sahil Güvenlik Komutanlığı 10, Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğünün 5, Emniyet Genel Müdürlüğü 4, Balıkesir İl Jandarma Komutanlığı, AFAD, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, Bandırma 911 Arama Kurtarma Ekibinin birer unsurunun yanı sıra balıkçı tekneleri, acente botları ve Bağfaş römorkörü ile denizde aramalar yapıldı.
Su altı dalış faaliyetleri kapsamında TCG AKIN tarafından batık üzerinde satıhtan ikmalli 16 baş dalış, Sahil Güvenlik DEGAK 11 timi tarafından Kurşunlu Limanı doğusunda bulunan midye çiftliğine toplam 2 saat 3 dakika olmak üzere 2 baş dalış ve batığın 1000 yarda güneybatısında 50 dakika olmak üzere 2 ROV dalışı, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından batığın 1000 yarda güneyinde toplamda 1 saat 10 dakika olmak üzere 2 ROV dalışı gerçekleştirildi.
Havadaki çalışmalar kapsamında 1 Sahil Güvenlik Komutanlığı helikopteri, bir Sahil Güvenlik Komutanlığı uçağı ve 4 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı uçağı 45 saat 10 dakika uçuş gerçekleştirdi.
Denizden ve havadan su üstü, karadan sahil şeridini tarama ile su altı dalış faaliyetlerini kapsayacak şekilde olmak üzere 15-20 Şubat’taki çalışmalarda toplam 64 farklı unsur görev aldı.
Denizcilerden Zeynep Kılınç ve Hüseyin Tutuk’un cenazesine ulaşılmıştı
Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 6 kişilik mürettebat ve 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden 69 metre uzunluktaki “Batuhan A” adlı kargo gemisi, kötü hava ve deniz şartları nedeniyle 15 Şubat’ta saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında kıyıdan 4 mil açıkta batmıştı. Görüntüleme cihazlarıyla yapılan çalışmalarda geminin enkazının 51 metre derinlikte denizin tabanına oturduğu belirlenmişti.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı dalgıçların 17 Şubat’ta gerçekleştirdiği 2 dalışta, gemide aşçı olarak çalışan 33 yaşındaki Zeynep Kılınç’ın cansız bedenine ulaşılmıştı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Sualtı Savunma (SAS) komandosu dalgıçlarının 20 Şubat’ta yaptığı dalışta da gemi batmadan önce çektiği videoyu eşine gönderen Hüseyin Tutuk’un cesedi bulunmuştu.
]]>Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat akşamı hareket ettikten sonra kötü hava ve deniz şartları nedeniyle 15 Şubat saat 06.20’de Bursa’nın Karacabey ilçesi açıklarında, İmralı Adası’nın güneybatısında batan geminin mürettebatından 2 kişinin cansız bedenine ulaşan ekipler, diğer 4 kişiyi bulmak için yoğun çaba sarf ediyor.
Denizin 51 metre derinliğinde tabana oturan gemiye yapılan dalışların koordinasyonu “TCG Akın Gemisi”nden sağlanıyor. Batan gemi üzerinde konuşlu Nene Hatun Gemisi de İnsansız Su Altı Robotu (ROV) ile görüntüleme ve tarama yaparak kayıp mürettebattan iz arıyor.
Bölgede, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Sualtı Savunma (SAS) komandoları ve AFAD ekipleri, havadan, deniz yüzeyinden ve karadan arama çalışması yürütüyor.
Bugünkü arama faaliyetlerinde 55 farklı unsur yer alıyor
Arama kurtarma faaliyetlerinin 7. gününde denizden 48, havadan 2 ve karadan 7 olmak üzere 55 farklı unsur görev alıyor.
Sahil Güvenlik uçağı Kapıdağ yarımadası kuzeyinde sahil hattı ile Bandırma Körfezi ve tüm arama kurtarma sahasının yüzey aramasını yapıyor. Emniyet Genel Müdürlüğüne ait insansız hava aracı UÇBEY VTOL ile arama kurtarma bölgesinin üzeri taranıyor.
Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne bağlı “Nene Hatun”, “Kıyem 5”, “Kıyem 4” ve “Tahlisiye 11” botları tarafından arama kurtarma sahası güney ve güneybatı istikametinde sahil hattında arama gerçekleştiriyor.
Emniyet Genel Müdürlüğüne ait “KB1001”, “YKB1601”, “KB7701” ve “KB1601” ile Balıkesir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığına ait lastik bot Kurşunlu önlerinde, Jandarma Genel Komutanlığına ve AFAD Bursa İl Müdürlüğüne ait lastik botlarla da Marmara Adası doğusunda sahile yakın mesafelerde yüzey araması yapıyor.
Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı TCSG 85 botu da bölgedeki arama faaliyetlerine katılan yaklaşık 30 balıkçı teknesinin koordinasyonunu sağlıyor.
SAS komandoları makine dairesine dalışı sürdürecek
Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, AA muhabirine, arama faaliyetlerinin hız kesmeden devam ettiğini söyledi.
Geminin batığına SAS komandolarının bugün de dalış gerçekleştireceğini vurgulayan Demirtaş, şunları kaydetti:
“Bursa’da 620 personelle arama çalışmaları devam ediyor. Ayrıca 355 personel de Balıkesir Bandırma tarafında arama yapıyor. Yine deniz yüzeyindeki arama çalışmalarına 30 balıkçı teknesi destek veriyor. Gemiye yapılan dalışlarda 30 dalgıç görev alıyor. Arama çalışmaları SAS komandolarının dalışıyla makine dairesinde yoğunlaştırılacak. Ayrıca Sahil Güvenlik, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü ve deniz polisinin dalgıçları da farklı bölgelerde dalışlar gerçekleştiriyor.”
Toplamda 64 farklı unsur görev aldı
Deniz Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi (DZAKKM) tarafından “Batuhan A” gemisinin batmasının ardından15 Şubat saat 07.30 ile 20 Şubat saat 23.59’a kadar yapılan arama faaliyetlerinin detayları paylaşıldı.
Bu kapsamda Deniz Kuvvetleri Komutanlığının 4, Sahil Güvenlik Komutanlığı 10, Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğünün 5, Emniyet Genel Müdürlüğü 4, Balıkesir İl Jandarma Komutanlığı, AFAD, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, Bandırma 911 Arama Kurtarma Ekibinin birer unsurunun yanı sıra balıkçı tekneleri, acente botları ve Bağfaş römorkörü ile denizde aramalar yapıldı.
Su altı dalış faaliyetleri kapsamında TCG AKIN tarafından batık üzerinde satıhtan ikmalli 16 baş dalış, Sahil Güvenlik DEGAK 11 timi tarafından Kurşunlu Limanı doğusunda bulunan midye çiftliğine toplam 2 saat 3 dakika olmak üzere 2 baş dalış ve batığın 1000 yarda güneybatısında 50 dakika olmak üzere 2 ROV dalışı, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından batığın 1000 yarda güneyinde toplamda 1 saat 10 dakika olmak üzere 2 ROV dalışı gerçekleştirildi.
Havadaki çalışmalar kapsamında 1 Sahil Güvenlik Komutanlığı helikopteri, bir Sahil Güvenlik Komutanlığı uçağı ve 4 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı uçağı 45 saat 10 dakika uçuş gerçekleştirdi.
Denizden ve havadan su üstü, karadan sahil şeridini tarama ile su altı dalış faaliyetlerini kapsayacak şekilde olmak üzere 15-20 Şubat’taki çalışmalarda toplam 64 farklı unsur görev aldı.
Denizcilerden Zeynep Kılınç ve Hüseyin Tutuk’un cenazesine ulaşılmıştı
Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 6 kişilik mürettebat ve 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden 69 metre uzunluktaki “Batuhan A” adlı kargo gemisi, kötü hava ve deniz şartları nedeniyle 15 Şubat’ta saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında kıyıdan 4 mil açıkta batmıştı. Görüntüleme cihazlarıyla yapılan çalışmalarda geminin enkazının 51 metre derinlikte denizin tabanına oturduğu belirlenmişti.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı dalgıçların 17 Şubat’ta gerçekleştirdiği 2 dalışta, gemide aşçı olarak çalışan 33 yaşındaki Zeynep Kılınç’ın cansız bedenine ulaşılmıştı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Sualtı Savunma (SAS) komandosu dalgıçlarının 20 Şubat’ta yaptığı dalışta da gemi batmadan önce çektiği videoyu eşine gönderen Hüseyin Tutuk’un cesedi bulunmuştu.
]]>Bursa’nın Karacabey ilçesi Kurşunlu Mahallesi açıklarında 51 metre derinlikte denizin tabanına oturduğu belirlenen gemiyle ilgili hava, kara ve denizde yapılan çalışmalara 571 personel katılıyor.
Kayıp mürettebatı arama çalışmalarına Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Sualtı Savunma (SAS) komandolarından da 4 dalgıç destek veriyor.
SAS komandolarının gelmesiyle gemiye dalış yapan dalgıç sayısı 30’a yükseldi. Ayrıca Bursa’nın Karacabey ve Balıkesir’in Bandırma ilçelerindeki limanlarda bulunan 12 balıkçı teknesi Sahil Güvenlik Komutanlığının koordinesinde su üstü araması yapıyor.
Kurtarma planı
Bu arada Marmara Denizi’nde batan “Batuhan A” adlı kargo gemisiyle ilgili bugün yürütülen kurtarma faaliyetleri paylaşıldı.
Kurtarma planında “TCG Akın Gemisi”, 51 metre derinlikte deniz tabanına oturan “Batuhan A” gemisine gerçekleştirilen dalışları koordine ediyor. Batan gemi üzerinde konuşlanan Nene Hatun Gemisi de İnsansız Su Altı Robotu (ROV) ile görüntüleme ve tarama yapıyor.
“TCSG 913 Gemisi” Kapıdağ Yarımadası kuzeyinden başlayarak bölgede tarama faaliyeti gerçekleştiriyor. Balıkçı gemilerini de koordine eden TCSG 913, ayrıca su yüzeyinde de arama faaliyeti yürütüyor.
Sahil Güvenlik Komutanlığının Bandırma’dan kalkış yapan hava unsurları, Kapıdağ Yarımadası kuzeyinden sahil hattı ve Bandırma Körfezi ile geminin battığı bölgede yüzey taraması gerçekleştiriyor.
Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü “Kıyem 5”, “Kıyem 4” ve “Tahlisiye 11” botları ile arama kurtarma sahasının güney ve güneybatı istikametinde sahil hattında kayıp denizcilere ait iz arıyor.
Bölgede Emniyet Genel Müdürlüğüne ait KB1601, YKB1600 ve Balıkesir Büyükşehir Belediyesine ait lastik bot Kurşunlu önlerinde, Jandarma Genel Komutanlığına bağlı lastik bot da Marmara Adası’nın doğusunda sahile yakın bölgelerde su yüzeyini kontrol ediyor.
“TSCG 313” ve “TCG Enez” gemilerinin de görev yaptığı bölgede ayrıca 12 balıkçı gemisi kendilerine belirlenen alanları tarıyor.
Kayıp denizcilere ilişkin karadan yapılan arama çalışmalarına ise AFAD Bursa İl Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı, SAR Balıkesir, GÖNDAK ve Bandırma 911 ekipleri destek veriyor.
Makine dairesine dalış yapılacak
Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, gazetecilere yaptığı açıklamada, gemiyle ilgili çalışmaların 6. günde de devam ettiğini söyledi.
Demirtaş, gemiye dalış yapan dalgıç sayısının 30’a yükseldiğini belirterek, şunları kaydetti:
“SAS komandoları ikinci dalışı yapacak. Makine dairesinin önüne kadar geldik. Temizleye temizleye gidiyoruz. Temizlik yapmadan gerçekleştirilecek çalışmalar can güvenliğini tehlikeye sokabilir. İnşallah bugün ‘makine dairesine gireriz’ diye düşünüyorum. Makine dairesine yönelik beklentimiz var. İnşallah oraya da bakacağız.”
Gemiye şimdiye kadar 12 dalış gerçekleştirildiğini vurgulayan Demirtaş, “Deniz yüzeyindeki çalışmalara da hava unsurları ile gemiler destek veriyor. Ayrıca destek veren teknelerin sayısını da artıracağız. Sabırla bekliyoruz. Kayıp denizcileri bulmak için ekipler Bandırma’ya kadar bakıyor.” dedi.
Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 6 kişilik mürettebat ve 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden 69 metre uzunluktaki “Batuhan A” adlı kargo gemisi, kötü hava ve deniz şartları nedeniyle 15 Şubat’ta saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında kıyıdan 4 mil açıkta batmıştı. Görüntüleme cihazlarıyla yapılan çalışmalarda geminin enkazının 51 metre derinlikte denizin tabanına oturduğu belirlenmişti.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı dalgıçların 17 Şubat’ta gerçekleştirdiği 2 dalışta, gemide aşçı olarak çalışan 33 yaşındaki Zeynep Kılınç’ın cansız bedeni, dalgıçlar tarafından çıkarılmıştı.
]]>“7 Okyanus” hedefindeki parkurlardan 4’üncüsünü tamamlayan Avcı, 3 Ağustos 2018’de 36 kilometrelik Manş Denizi’ni, 5-6 Eylül 2022’de ABD’de Catalina Adası ile Los Angeles’ı bağlayan 34 kilometrelik Catalina Kanalı’nı, Ağustos 2023’te de İspanya ile Fas arasındaki Cebelitarık Boğazı’nı geçti.
Bengisu Avcı, 13 Şubat’ta Cook Boğazı’nda 26 kilometrelik parkuru, 13 derecelik su sıcaklığı ve hipotermi tehlikesine rağmen tamamlayarak kariyer hedeflerinden birini daha gerçekleştirdi.
Başarılı kadın yüzücünün hedefine ulaşabilmesi için Molokai Kanalı (Hawaii), Kuzey Kanalı (İrlanda-İskoçya) ile Tsagaru Kanalı’nı (Japonya) da geçmesi gerekiyor.
Cook Boğazı’nı geçtiği organizasyonun ardından memleketi İzmir’e gelen Avcı, AA muhabirine, hayatındaki en zor parkurlardan birini tamamladığını, 2018’den itibaren çıktığı bu yolda aşması gereken bir engeli daha geride bırakmanın mutluluğunu yaşadığını anlattı.
“Zorlandığımda bana inanan insanları düşündüm”
Şimdiye kadarki en zorlu parkurun Cook Boğazı olduğunu vurgulayan Avcı, şunları kaydetti:
“Beklemediğimiz bütün deniz şartlarıyla karşılaştık. Gerçekten çok zordu, çok soğuktu ve çok dalga vardı. Bir şekilde karşıya attım kendimi. Güneş doğduktan sonra fırtına çıktı. Fırtına beklentisi alıyorduk zaten. Fakat oraya gidip suya girdikten sonra artık dönüş yoktu benim için. Çünkü bir daha gelme şansım yoktu. Çok zorlandım, üşüdüğüm zaman hep bana inanan insanları düşündüm. Bir yerde kulaçlarımı hissedemedim artık. O kadar zor bir parkurdu. Fakat karşıya gidip sonunda tekneye ulaştığımda bütün bu emeklerin bir yere vardığını hissettim ve ilk defa bu parkuru bir Türk geçmiş oldu. Bu gurur bana yeter. İçimde tarif edilemez bir güç vardı sanki ve bu beni karşı kıyıya kadar attı.”
Catalina Kanalı’nı solo olarak aşan ilk Türk kadını olma unvanını da elinde bulunduran Bengisu Avcı, küçüklüğünden itibaren suyun içinde olduğunu ve okyanusta olmanın tarif edilemez kadar güzel bir duygu olduğunu söyledi.
Avcı, açık denizde yüzdüğü sırada su altı ve üstündeki tüm canlıların kendisine destek verdiği duygusunu yaşadığını, Cook Boğazı geçişi sırasında çok yorulduğu bir anda yanına konan albatrosun kendisini izleyerek motive ettiğini, bu anıyı unutamadığını anlattı.
Kendisini suyun bir parçası gibi hissettiğini dile getiren Avcı, “İsmimde de zaten Bengisu var. Kendime bir hedef koydum. Bu parkurları sudaki yaşamın da korunmasına dikkat çekmek için yapıyorum. Kendi hedefimin yanında bir hedefim daha var yani.” ifadelerini kullandı.
“Türk kadınını temsilen gidiyorum”
Bengisu Avcı, bundan sonraki hedeflerinin “7 Okyanus” ayaklarının kalan üç parkurunu 2025-2026 yılları arasında bitirmek olduğunu dile getirdi.
Yine soğuk ve uzun parkurların kendisini beklediğini vurgulayan Avcı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Denizde ve havuzda antrenman yapmaya devam edeceğim. Yılmadan burada Türk kadınını da temsilen özellikle çalışıyorum ve antrenmanlarımı bu şekilde sürdürüyorum. Tek ihtiyacım olan oraya gidip o suya atlamak. Bu parkurlar çok zor. Fakat destek gördüğümüzde, öncesinde bize inananları ve oraya gittiğimizde de gerçekten destek mesajlarını okuyorum, görüyorum. Bu bana çok yardımcı oluyor. Türk kadınını temsilen gidiyorum oraya. Orada kulaç atıyorum.”
]]>Milli Savunma Bakanlığı’ndan sorumlu CHP Genel Başkan Yardımcısı emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu’nun açıklaması şöyle:
“Kullanım ömrünü tamamlamış gemilerin hala hizmette tutulmasının ciddi sonuçlarını ile karşı karşıyayız. İmralı açıklarında batan Batuhan A gemisindeki 6 mürettebat hala bulunamadı. Kullanım ömrünü tamamlamış ve yaşlı gemilerin hala sefer izni alabilmesi, sadece kar odaklı bir yaklaşımın sonucu olabilir. Bu konuda yetkililerin acil bir şekilde adım atmalarını bekliyoruz. Denizde can emniyeti, devlet itibarımızın idamesi açısından hayati önemi haizdir. Ayrıca, bu tür deniz kazalarının önlenmesi ve kayıp denizcilerin bulunması için Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın imkan ve kabiliyetlerinin acilen artırılması gerekmektedir. Helikopter ve büyük tonajlı gemiler gibi kaynakların daha etkin bir şekilde kullanılması, acil durumlarda daha hızlı müdahale imkanı sağlayacak ve kayıpların minimize edilmesine yardımcı olacaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, deniz güvenliği ve denizcilerimizin sağlığı konularında daha etkin önlemler alınması çağrısında bulunuyor, önerilerimizi de kamuoyu ile paylaşmamak istiyorum: Ülkemizde arama kurtarma faaliyetlerine ilişkin esaslar 17 Ekim 2020 tarihli ve 31277 sayılı Resmi Gazete ‘de yayımlanarak yürürlüğe giren ‘Deniz ve Hava Araçları Kazalarında Arama Kurtarma Yönetmeliği’ ile düzenlenmiştir.
Söz konusu mevzuata göre Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına bağlı Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi, Türk Arama Kurtarma Bölgesi içerisinde icra edilecek tüm arama kurtarma faaliyetlerini en üst düzeyde koordine etmekle görevlendirilmiştir. Kıyılardan itibaren deniz alanlarında arama kurtarma faaliyetlerinin koordinasyon sorumluluğu ise ‘Sahil Güvenlik Komutanlığına’ verilmiştir. Türkiye’nin yüzölçümünün yaklaşık yarısına karşılık gelen bir alan olan Türk Arama Kurtarma Bölgesi’nde meydana gelen arama kurtarma olaylarına en kısa sürede reaksiyon gösterilmesi maksadıyla; Sahil Güvenlik Komutanlığına ait tüm su üstü ve hava unsurları her türlü olumsuz meteorolojik koşulda fedakarca görev yapmaktadır.
“ARAMA KURTARMA BÖLGESİNDE MEYDANA GELEN KAZALARDA İNSAN KURTARMAK, TALEP EDEN GEMİLERDEN ZAMANINDA YARALI VEYA HASTA TAHLİYE ETMEK DEVLETLERİN SAYGINLIĞINI VE GÜVENİRLİĞİNİ ARTIRIR”
Denizde Arama ve Kurtarma faaliyetlerinin etkinlikle ve başarı ile icrası her devlet için önemli bir itibar göstergesidir. Deklare ettiği Arama kurtarma bölgesinde meydana gelen kazalarda insan kurtarmak, talep eden gemilerden zamanında yaralı veya hasta tahliye etmek devletlerin saygınlığını ve güvenirliğini artırır. İlan edilen Arama kurtarma bölgesinde, kazazedeye ulaşamamak, ulaşılsa dahi kazazedeyi kurtaramamak ise milli itibara ve devletin güvenilirliğine büyük zarar verir. Özellikle doğu Akdeniz’de Türk arama kurtarma Bölgesi içerisinde, Yunanistan tarafından nispeten daha güçlü helikopterlerle yapılan arama kurtarma ve yaralı, hasta tahliye faaliyetleri uluslararası ortamda devlet olarak saygınlığımıza zarar vermektedir.
İlan ettiğimiz Türk Arama Kurtarma bölgesinin büyüklüğü dikkate alındığında, özellikle doğu Akdeniz ve Karadeniz’de ana karamızdan uzakta süratli ve etkili arama kurtarma ancak her hava şartında görev yapabilecek helikopterler ile mümkün olabilir. Dünya üzerinde; olumsuz hava şartlarında harekat icra edebilecek, deniz üzerinde görev yapabilecek, fazla sayıda kazazede taşıyabilecek, harekat yarıçapı yüksek ve görevde kalma süresi uzun sayılı helikopter tipi mevcuttur. Sahil Güvenlik Komutanlığı envanterindeki helikopterler personelin tecrübe ve uzmanlığına rağmen, teknik yetersizlikler nedeni ile özellikle ana karadan uzaktaki arama kurtarma faaliyetlerinde arzu edilen seviyede kullanılamamaktadır.
“DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞIMIZ ENVANTERİNDEKİ HELİKOPTERLER DE BÜYÜK ÇAPLI ARAMA KURTARMA GÖREVLERİ İÇİN UYGUN DEĞİLDİR”
Üzerlerinde bulunan hassas harekat cihaz ve sistemleri, aldığı diğer görevler ve kısıtlı kazazede taşıma kabiliyeti nedeni ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız envanterindeki helikopterler de büyük çaplı arama kurtarma görevleri için uygun değildir. Geçmiş dönemde; Sahil Güvenlik Komutanlığı bu ihtiyacı tespit ederek olumsuz hava şartlarında da arama kurtarma görevi yapabilecek genel maksat helikopteri tedarik projesini başlatmış ancak bu projede arzu edilen ilerleme sağlanamamıştır.
Son dönemde; Karadeniz Ereğli limanı açıklarında ve Marmara Denizi’nde meydana gelen 2 deniz kazasında iç sularımızda bile meteorolojik şartların da etkisi ile başarılı arama kurtarma faaliyetleri icra edilememiş, denizcilerimiz hayatlarını kaybetmiştir.
Meydana gelen deniz kazalarına; standart altı ve kullanım ömrünü doldurmuş gemilerin faaliyete devam etmesinin, denetim eksikliğinin ve meteoroloji biliminin dikkate alınmamasının neden olduğu da aşikardır.
Bu çerçevede; mevcut durumda; Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından Türk deniz ticaret filosuna yönelik denetim fonksiyonların eksiksiz yerine getirilmesine yönelik tedbirlerin ivedi olarak alınması, Uzun süredir gündeme getirilen ve sürekli ihmal edilen Denizcilik Bakanlığının kurulması ve denizcilikle ilgili fonksiyonları diğer bakanlıklardan devralması,sahil Güvenlik Komutanlığının arama kurtarma görevlerinde etkinliğini artıracak, yıllar önce gündeme gelen ancak maalesef durdurulan genel maksat helikopteri tedarik projesinin süratle realize edilmesi,
denizde can emniyeti, denizde hak ve menfaatlerimizin korunması, devlet itibarımızın idamesi açısından hayati önemi haizdir.”
]]>BANDIRMA Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, çok çeşitliliğe sahip olan balık türlerinden bazılarının bilinçsiz şekilde tüketildiğinde ölüme yol açabileceğini dikkat çekerek, “Aslan balığı, eğer yüzgeçleri kesilmeden yenilecek olursa kesinlikle ölüme yol açar. Balon balığı da kesinlikle tüketilmemelidir. Vatandaşlarımıza tavsiyem, bilmedikleri balığı kesinlikle yememelidirler” dedi.
Mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıkların, deniz suyunun da ısınmasına neden olmasıyla, Kızıldeniz’den gelerek Akdeniz’e yerleşen istilacı bir tür olan balon balığı, Ege Denizi’nden sonra rotasını Marmara Denizi’ne çevirince uzmanlardan da ardı ardına uyarılar geldi. Son 30 yılda denizlere giren 500’e yakın istilacı türden biri olan balon balığı, biyoçeşitliliği tehdit ediyor, tüketildiğinde ölüme götürebiliyor.
Son dönemde Türkiye’de görülen balık çeşitliliğinin arttığına dikkat çeken Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, bazı türler konusunda uyarılarda bulundu. Rotasını Marmara Denizi’ne çeviren balon balığının kısa süre sonra Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’nde görüleceğine dikkat çeken Prof. Dr. Sarı, denizlerdeki tek tehlikeli canlının ise balon balığı olmadığına vurgu yaparak şu uyarılarda bulundu:
“Balon balığı, aslan balığı ve uzun dikenli deniz kestanesi, Kızıldeniz’den Akdeniz’e geçen canlılardır. Şu anda İzmir Körfezi’nde, Karaburun Yarımadası’nda görülüyor. Ancak kuzeye doğru geleceklerini, Edremit Körfezi, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’nde de görüleceklerini tahmin ediyorum. Kızıldeniz’in göçmen canlıları olarak bilinen bu türlerin, genellikle Hint Okyanusu ve Pasifik Okyanusu’nda yaşadıklarını biliyoruz. Balon balığı ve aslan balığı ile temastan özenle kaçınmak gerekiyor. Aslan balığı, eğer yüzgeçleri kesilmeden yenilecek olursa kesinlikle ölüme yol açar. Balon balığı da kesinlikle tüketilmemelidir. Vatandaşlarımıza tavsiyem, bilmedikleri balığı kesinlikle yememelidirler.”
‘DOĞAL DENİZ CANLI TÜRLERİ ARTIRILMALI’
Denizlerde 75’e yakın yeni ve farklı canlı türü görüldüğüne ve bu istilacı türlerle ekosistemin bozulduğuna dikkat çeken Sarı, “Bu yeni istilacı türler, denizlerimizde doğal canlı türlerinde baskı oluşturuyor. Denizlerimizde ekosistem bozuluyor. Denizlerimiz bir akvaryum, küvet değil ki onu boşaltıp, istediğimiz doğal türlerle dolduralım. Bunun için yapmamız gereken, denizlerimizdeki doğal canlı türlerinin popülasyonunu artırmamız, güçlendirmemizdir. Çünkü bu doğal türler, yeni istilacı türleri yok eder. Örneğin zehirli olan pusula deniz anaları, 2000’li yıllara kadar denizlerimizde görülmüyordu. Gemilerin sintine sularıyla gelen bu deniz anaları, Marmara Denizi’ne de girdi. Marmara Denizi kirli olunca da onlar için ideal bir yaşam ortamı oluşturdu. Geçtiğimiz günlerde daldığım Erdek Körfezi’nde, fazla derin olmayan bir ortamda 50’nin üzerinde pusula deniz anası saydım” diye konuştu.
‘ALGARNA AVCILIĞI MARMARA DENİZİ’NDE YASAKLANMALI’
Sadece istilacı türlerin değil, avcılık yöntemlerinin de deniz canlılarını tehdit ettiğini söyleyen Prof. Dr. Mustafa Sarı, 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu ile iç sular, Marmara Denizi ve boğazlarda trolün yasaklanmasına karşın, algarna avcılığının kanuna aykırı bir tebliğle serbest bırakıldığını belirtti. Genellikle Karadeniz’de deniz salyangozu avcılığı için kullanılan algarna yönteminin Marmara Denizi’nde de uygulanmaya devam ettiğine dikkat çeken Sarı, “Tebliğler, kanuna aykırı olamaz, olmamalıdır. Halen Marmara Denizi’nde 180 gemi, algarna çekiyor. Balıkların üreme alanları yok oluyor. Sürdürülebilir balıkçılık için algarna, kesinlikle Marmara Denizi’nde yasaklanmalıdır” dedi.
‘MİDYE ÇİFTLİKLERİNİN YERLERİ İYİ BELİRLENMELİ’
Marmara Denizi’ndeki midye çiftliklerini ise destekleyen Sarı, bu çiftliklerin yerlerinin ise iyi belirlenmesi gerektiğini belirterek, “Midye çiftliklerine dışarıdan bir yemlenme yapılmıyor. Midyeler, denizdeki planktonları süzerek besleniyorlar. Bundan dolayı da denize hiçbir zararları yok. Ancak midye çiftliği kurulurken dikkat edilmesi gereken 3 önemli nokta var. Midye çiftlikleri her yere değil, belli bölgelere kurulmalı. Balıkçıların avlandığı mera bölgelerine midye çiftliği yapılmamalı. Erdek gibi iç turizm merkezi olan yerlerde, turizm tesislerinin önüne midye çiftliği kurulmamalı” ifadelerini kullandı.
‘PİNALAR AKDENİZ’E DE UMUT OLACAK’
Akdeniz’in en büyük çift kabuklusu olup, 1 saatte 6 litre deniz suyunu süzdüğü için müsilajla mücadelede etkin rol oynayan pinaların sayılarının Erdek Körfezi’nde son dönemlerde artmasının ise memnuniyet verici olduğuna dikkat çeken Sarı, “Erdek Körfezi’nde yola ‘Marmara’nın umudu pina’ diye çıkmıştık. Şimdi bu pina yavruları, akıntılarla Akdeniz’e de gitmeye başladı. Yani pinalar artık Akdeniz’in de umudu oluyor. Bundan da ayrıca mutluluk duyuyoruz” dedi.
]]>TÜRKİYE Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) bilim danışmanı Dr. Erol Kesici, Marmara Denizi’nde Kuruçeşme, Sarıyer ve Beykoz kıyılarında aşırı kirliliğin göstergesi binlerce denizanasını görüntüledi. Dr. Kesici, Marmara’da depremden sonraki en önemli ikinci tehlike olarak gösterdiği istilacı denizanalarının toplanması gerektiğini söyledi.
Marmara Denizi’nin uzun yıllardır önemli sorunlarından, Atlantik Okyanusu göçmeni istilacı bir tür olan ay denizanası, bugünlerde yine çokça görülmeye başlandı. Marmara Denizi, yarı saydam, genellikle yaklaşık 25-40 santim çapında ve tepesinden kolayca görülebilen dört at nalı şeklindeki gonadları (üreme hücresi) ile tanınabilen ay denizanalarının istilasına uğradı. TTKD bilim danışmanı Dr. Erol Kesici, İstanbul’da Sarıyer, Beykoz ve Kuruçeşme kıyılarında denizde çok net görülebilen binlerce denizanasını görüntüledi. Dr. Kesici, denizanalarının acilen temizlenmesi için 24 saat esasına göre çalışma yürütülmesi gerektiğini belirtti.
DEPREM KADAR TEHLİKELİ
Şu an Marmara Denizi’nin ay denizanalarının işgali altında olduğunu belirten Dr. Erol Kesici, “Marmara Bölgesi için deprem kadar önemli, deprem kadar yıkıcı ve tehlikeli bir durum. Marmara Bölgesi’nin depremden sonra önlem alınması gereken en ciddi ve tehlikeli sorunu Marmara Denizi ve körfezin kirliliğidir. Ne yazık ki ülkemizin en kirli denizlerinin başında, iç deniz özelliğine sahip, çok hassas ve kırılgan ekosistemi bulunan Marmara Denizi geliyor. Marmara Denizi’nin kirliliğinin temel nedeni, insan faaliyetleri, insandır. Marmara Denizi 20 milyonu aşan nüfusun ve neredeyse Türkiye’nin yüzde 70 oranında sanayisini etrafında barındıran bölgelerimizdendir. Tarım atıklarının oluşturduğu kirlilikte önemli bir etkendir” dedi.
KİRLİLİK VE AV BASKISI
Marmara Denizi’ni kirleten tüm unsurların acilen engellenmesi gerektiğini belirten Dr. Kesici, “Kirliliğe bağlı denizde azot, fosfor gibi besi elementlerinin aşırı artması sonucu müsilaja da neden fitoplankton, yani bitkisel mikroskobik alglerin artmasıdır. Aynı zamanda Marmara Denizi’nde çok sayıdaki balık türünün, kabuklu organizmaların, deniz kaplumbağası ve benzeri ekosistem elemanlarının tür ve popülasyonlarının azalması, kirliliğin aşırı artmasının diğer bir nedenidir. Diğer önemli bir faktör de Marmara Denizi’nde ne yazık ki çok aşırı şekilde av baskısı söz konusu. Bu av baskısı, balık popülasyonlarını azaltmakta, denizde kirliliği giderek artırmaktadır” diye konuştu.
İSTİLACI AY DENİZANASI
Marmara Denizi’nin biyolojik istila altında olduğunu ifade eden Dr. Kesici, “Yani doğal tür sayısı azalmakta, istilacı türler ise küresel ısınma ve su sıcaklığının artışıyla aşırı şekilde çoğalmaktadır. Akdeniz’den Ege ve Marmara’ya gelen istilacı türler yaygınlaştı. Marmara Denizi’nde şu an bunlar içinde en tehlikeli olanı denizanalarıdır. Burada görülen ay denizanası olarak bilinen bir tür olup, zaman zaman çok tehlikeli ve zehirli olan pusula denizanasına da rastlanmaktadır. Şu anda Marmara Denizi’nin her tarafını ay denizanaları istila etmiş durumda. Bu denizanaları balık yumurtaları, larvalarıyla beslendiği için, denizdeki balık popülasyonunu da yok ediyor. Çözüm, denizi kirleten tüm unsurlar kesinlikle engellenmelidir. Balık çeşitliliği, doğal türler artırılmalıdır. Aşırı av baskısı sonlandırılmalı ve 24 saat çalışma esaslı denizanaları toplanmalıdır” dedi.
]]>TEKİRDAĞ’ın Şarköy ilçesinde, 8 metreden denize uçan otomobilde lise müdürü Esma Deniz Dellal Erkutlu’nun (46) öldüğü kazada alkollü çıkan ve ‘Bilinçli taksirle ölüme neden olmak’ suçundan 9 yıla kadar hapis cezası istemiyle hakkında dava açılan sürücü eşi Ahmet Gürkan Erkutlu (40), olay akşamı tartışma yaşadıklarını ancak tatlıya bağladıklarını iddia etti. Esma Deniz Dellal Erkutlu’nun annesiyle kardeşi ise Esma Deniz’in evliliğinde mutsuz olduğunu ve ayrılmak istediğini öne sürdü.
Şarköy Anadolu Lisesi Müdürü Esma Deniz Dellal Erkutlu, eşi Ahmet Gürkan Erkutlu ile 2 Eylül akşamı, Hoşköy Mahallesi’nde restorana yemeğe gitti. Alkol alan Ahmet Gürkan Erkutlu’nun yemek dönüşü kullandığı 09 ANF 396 plakalı otomobil, Hoşkoy-Mürefte mahalleleri arasındaki kara yolunda 8 metre yükseklikten denize uçtu. Denizde ters dönen otomobilde Ahmet Gürkan Erkutlu, kendi imkanlarıyla kurtulurken eşi ise hayatını kaybetti. Kazanın ardından gözaltına alınan ve 1,49 promil alkollü olduğu belirlenen Ahmet Gürkan Erkutlu, çıkarıldığı Şarköy Sulh Ceza Hakimliği’nde, ‘Şüphelinin atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu, şüphelinin tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapma hususu devam ediyor olması nedenleri ile şüphelinin taksirle ölüme neden olma’ suçundan tutuklandı. Bir süre cezaevinde kalan Erkutlu, avukatının itirazıyla adli kontrol şartıyla tahliye edildi.
‘YÜZDE 100 ASLİ KUSURLU’
Şarköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ahmet Gürkan Erkutlu hakkında, ‘Bilinçli taksirle ölüme neden olmak’ suçundan 2 yıldan 9 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı. İddianamede, olayla ilgili bilirkişinin hazırladığı raporda, Erkutlu, ‘asli’ kusurlu bulundu. Raporda, “Soruşturmaya konu ölümlü trafik kazasında, kazalı araç üzerinde yapılan incelemede, aracın teknik olarak herhangi bir eksikliğinin bulunmadığına, aracın gaz, fren ve debriyaj pedallarında herhangi bir takılmanın olmadığına, aracın lastiklerinde, sürücünün fren yapmasından kaynaklı herhangi bir sürtünme izi bulunmadığına, davaya konu kazanın meydana gelmesinde sürücü Ahmet Gürkan Erkutlu’nun, yüzde 100 oranında asli derecede kusurlu olduğuna dair görüş ve kanaat belirtir rapordur” denildi.
Şarköy’de esnaflık yapan Ahmet Gürkan Erkutlu, ifadesinde, eşiyle 29 Ekim 2022’de evlendiklerini, olay gecesi tanışma yıl dönümü olduğundan yemeğe gittiklerini söyledi. Birlikte alkol aldıklarını belirten Erkutlu, “Yemek yediğimiz sırada aramızda benim işten eve geç gelmem sebebiyle tartışma çıktı ancak fiziksel temas olmadı. Daha sonra aramızdaki konuşmayı tatlıya bağladık, beraber çıkarak araca bindik, 60-70 kilometre hızla gitmekteydim. Karşıma tilki veya köpek benzeri bir hayvan çıktı. Ona çarpmamak için direksiyonu kırdım ancak frene basmadım. Ayağımı gaz pedalından çektim ve arabayı çarpmaktan kurtardım ancak direksiyon hakimiyetini kaybederek karşı şeride girdim ve uçurumdan denize doğru uçtum. Çarpma anını hatırlamıyorum ancak araç ters döndüğünde içeri su dolmasıyla birlikte ben kendime geldim. Benim emniyet kemerim takılı değildi. Esma Deniz’in emniyet kemerinin takılı olup olmadığını bilmiyorum. Bir miktar su yutmaya başladığımda olayın şokundan çıktım. Elimle yokladığımda camın açık olduğunu gördüm ve camdan dışarı çıktım. Çıktığımda suyun sığ olduğunu gördüm. Ayağım su içerisinde denizdeyken su benim göğüs bölgeme kadar geliyordu. O sırada Esma’dan tepki yoktu, etraf da karanlıktı. Çarpmanın etkisiyle sırtımda ve kollarımda ağrı ve kesi vardı. İçeriye doğru elimle yokladım ancak Esma’ya o karanlıkta denk gelemedim. Bir ara ayağından yakaladım ancak dışarıya çekemedim. Daha sonra yardım çağırmak amacıyla yola çıkmaya çalıştım ancak bulunduğumuz yer çukur olduğu için tepeye yola çıkamadım” dedi.
‘YALNIZ YİYEN YALNIZ ÖLÜR İFADELERİNİ SÜREKLİ SÖYLERİM, ŞAKALAŞMADIR’
Daha sonra geri dönüp eline aldığı taşla aracın camını kırmaya çalıştığını ancak başaramadığını anlatan Erkutlu, “Daha sonra itfaiye gelerek hem beni hem de Esma’yı bulunduğu yerden çıkardı. Olay günü hız yaptığıma dair ihbar doğru değildir. Ben hızlı değildim. Zannediyorum ki yoldan toprak kalktığı için böyle bir ihbar yapılmıştır. Esma Deniz’in annesi Saadet’in ifadeleri doğru değildir. Bizim Esma ile konuşmalarımız yüksek sesle olur ancak aramızda herhangi bir ayrılma kararı yoktur. ‘Yalnız öleceksin’ ifadesi benim ağzımdan hiç çıkmamıştır. Ben ona şaka amaçlı, ‘Yalnız yiyen yalnız ölür’ şeklinde ifadeleri sürekli söylerim, aramızda bir şakalaşmadır. Eşim özel hayatımızı ailesine, akrabasına bahsederdi. Kavgalarımız bu yüzden çıkardı. Ayrılmaya ilişkin bir durum söz konusu değildi. Benim için söylenen, ‘Ayrılırsak kötü olur’ şeklinde cümleleri ben kurmadım. Yaşananlar için pişmanım. Kasti hiçbir davranışım söz konusu değildir” ifadelerini kullandı.
‘AYRILIRSAK BU İŞİN SONU KÖTÜ OLUR’
İddianamede hayatını kaybeden Esma Deniz Dellal Erkutlu’nun yakınlarının da ifadelerine yer verildi. Erkutlu’nun annesi Saadet Dellal, kızının sürekli evliliğiyle ilgili mutsuz olduğunu ve ayrılmak istediğini, buna karşın Ahmet Gürkan Erkutlu’nun ‘Ayrılırsak bu işin sonu kötü olur’ şeklinde ifadelerde bulunduğunu iddia etti. Dellal, “Olaydan yaklaşık üç ay önce eşi olan Ahmet Gürkan’a beni ziyaret ettikleri esnada kızım Esma, ‘Bu böyle gitmez, ayrılalım’ dediğinde bahse konu şahıs ‘Ayrılırsak bu işin sonu kötü olur’ şeklindeki beyanı vardır. Haricen Ahmet Gürkan ile kızım bize geldiğinde benim kızıma karşı argo ve küfürlü konuşurdu. Kızımın mutsuz olduğunu sürekli görüyordum. Trafik kazasında benim kızım Esma Dellal Erkutlu’nun ölmesine sebebiyet veren Ahmet Gürkan Erkutlu’dan şikayetçi ve davacıyım” dedi.
‘ABLAMA KÜFÜR VE HAKARET İÇERİKLİ KONUŞMALARI VARDI’
Esma Deniz Dellal Erkutlu’nun kardeşi Onur Oğuz Dellal de ifadesinde, olay günü yaşananları anlattı. Ablasının kendisine attığı mesajları işaret eden Dellal, “01.09.2023 günü saat 21.00 sularında beni aradı ‘Babamı çok özledim, Gürkan bana yalnız öleceksin’ dedi. Daha sonra Gürkan telefonu aldı bana ‘Ağabey yanlış anlama kardeşin bazen beni eksik düşürüyor, sen merak etme’ dedi telefonu kapattı. Yaklaşık 1-1,5 saat sonra kardeşim Esma Deniz’in ölüm haberini aldım. Ahmet Gürkan müteakip zamanlar benim kardeşimle ilgili küfürlü konuşmalar ve hakaret içerikli konuşmalar yapardı. Ben meydana gelen olayla ilgili kız kardeşimin ölümüne sebep olan Ahmet Gürkan Erkutlu isimli şahıstan şikayetçi ve davacıyım” ifadelerini kullandı.
Şarköy Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma, hakimin izinli olması nedeniyle 10 Temmuz’a ertelendi.
]]>Gökçe KARAKÖSE-Erdi DEMİR/ İSTANBUL, İSTİLACI bir tür olarak denizlerde yer alan ve tüketildiğinde ölüme götüren sonuçlara yol açan balon balığı rotasını Marmara’ya çevirdi. Hidrobiyolog Dr. Erol Kesici, “Bunlar Nisan aylarında, üreme zamanlarında çok tehlikeli olabilmekteler. Yumurtalarının kesinlikle yenilmemesi gerekir. İç organlarının kesinlikle yenilmemesi gerekiyor. Bütün sularımız için tehlikeli çünkü bizim biyogüvenliğimizi tehdit ediyor. Bu türlerle mücadele etmek zorundayız. Yoksa balıklar kalmayacak. Ne hamsi kalacak, ne istavrit kalacak” dedi.
Mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar deniz suyunun ısınmasına neden oldu. Suların ısınmasıyla birlikte Kızıldeniz’den gelerek Akdeniz’e yerleşen istilacı bir tür olan balon balığı, Ege Denizi’nden sonra rotasını Marmara Denizi’ne çevirdi. Son 30 yılda denizlere giren 500’e yakın istilacı türden biri olan balon balığı biyo çeşitliliği de tehdit ediyor. Bu zehirli türle mücadele etmek gerektiğini vurgulayan Türkiye Tabiatı Koruma Derneği Bilim Danışmanı ve Hidrobiyolog Dr. Erol Kesici, avcılığın da önemine dikkat çekerek “Balon balıkları, kirpi balıkları en tehlikeli olan ve en çok zehre sahip olan balıklar. Biz atıksız bir dünya yaratmak zorundayız. Atıksız bir dünya yaratırsak küresel ısınmayı da önleriz, balon balıklarının böyle istediği yerlere gitmesini de önlemiş oluruz” diye konuştu.
“500’E YAKIN İSTİLACI TÜR VAR”
Kesici, “Son yıllarda bilhassa 2000’den sonra rastladığımız en önemli olaylardan bir tanesi denizlerimizdeki istilacı türler. Bu istilacı türlerin ülkemize giriş nedenlerinin başında elbette suların ısınması geliyor. Kızıldeniz’den Süveyş Kanalı’nı geçmek suretiyle birçok türler geliyor. Bunun yanı sıra bizim ne yazık ki son 30 yıl içerisinde en az 500’e yakın denizlerimize giren istilacı türler var. Bunlar deniz yosunları, deniz yıldızları, deniz anası ve balık türleri. Bunlar da çok tehlikeli. Bu istilacı balıklar bizim biyolojik sistemlerimizi tehdit eder hale geldi. Son günlerde gündeme gelen balıkların başında balon balıkları var. Dünyanın en zehirli ikinci tür balığı. Ondan sonra sokar balık adını verdiğimiz balıklar var. Bunlar varolan doğal türleri yok ediyorlar ve biyogüvenliğimizi tehdit altına almış oluyorlar” ifadelerini kullandı.
“AKYA TÜRLERİ BU BALIKLARI TÜKETİYORDU”
Dr. Erol Kesici, “Bunların yüzgeçlerinde, derilerinde, bilhassa iç organlarında bulunan tetrodotoksin denilen bir madde var. Bu dünyanın en tehlikeli zehirlerinden bir tanesi eğer siz bu balığın temizlenmesini bilmezseniz, avcılığını bilmezseniz yine aynı şekilde elinizde tutarsanız bu balık insanları zehirleyebiliyor. İyi bir şekilde eğitiminin alınması gerekiyor. Hem avcılıkla hem de yakalanmasıyla ilgili. Güneş balıkları da bu grubun içerisine girmiş oluyor. Akdeniz’de bizim Akya dediğimiz balıklarımız vardı, büyük balıklar. Akya türleri bu balıkları av avcı ilişkisi içerisinde tüketiyorlardı. Deniz kaplumbağalarımız vardı. Deniz kaplumbağalarımız da yine bu güneş balıklarını, sokar balıklarını, balon balıklarını şiddetli şekilde yiyen, hoşlandıkları gıdalarıydı ama bunların türleri azalmaya başladı” şeklinde konuştu.
“NİSAN AYINA DİKKAT; NE HAMSİ, NE İSTAVRİT KALACAK”
Kesici, “Marmara içinde de aynı tehlikeler söz konusu. Bazı ülkelerde vardır, köpek balıklarının sahile doğru gelmesi sonucu plajlara çelik fileler, ağlar örtmek durumundalardır. Balon balığı da aynı tehlike özelliğine sahip. Bugün Akdeniz sahillerinde çok yaygın, Marmara’ya da gelmiş vaziyette. Bunlar Nisan aylarında, üreme zamanlarında çok tehlikeli olabilmekteler. Yumurtalarının kesinlikle yenilmemesi gerekir. İç organlarının kesinlikle yenilmemesi gerekiyor. Bütün sularımız için tehlikeli çünkü bizim biyo güvenliğimizi tehdit ediyor. Bunların girişleri kontrol altına alınabilirdi. Geldikleri yer tek kaynak, Süveyş. Bir nedeni de akvaryumculuk. Akvaryumda bunlar çok güzel görüntü vermekteler, bu balıklar zaman zaman belirli bir süre besleniyor sonra daha sonra sulara bırakıyorlar. İkinci neden de avcılık, avcıların mutlak suretle bu konuda eğitilmesi gerekiyor, bilinçlendirilmesi gerekiyor. Hem kendi sağlıkları için hem de balıkçılığınızın güvence altına alınabilmesi için biz bu türlerle mücadele etmek zorundayız. Yoksa balıklar kalmayacak. Ne hamsi kalacak, ne istavrit kalacak. Ne de diğerleri, zaten yok. Bizim ülkemizde ne yazık ki şu anda satılan balıkların yüzde 70’ine yakını da ithal edilen balıklar” diye konuştu.
“DİP BALIKLARI TEHLİKE ALTINDA”
Kesici, “Koskoca Akdeniz’de, Karadeniz’de, Marmara’da yapabileceğimiz en iyi mücadele yöntemi biyolojik yöntem. Denizlerimizi hem temiz tutmak, hem onları biyolojik çeşitliliğini artırmak, Akya gibi, Akdeniz’de bulunan küçük köpek balıkları onlar bile balon balıklarını iyi bir şekilde yemekteler. Bu tür balıkların sayısının artmasını, biyolojik çeşitliliğin ekosistemin zenginleştirilmesini sağlamamız gerekiyor. Bu balıklar, güneş balıkları dipte daha çok yaşıyorlar. Dipte bulunan bütün dip balıkları tehlike altında. Dil balıkları, balıkların yavruları, istavritin, hamsinin, mezgitin, akla gelen hangi tür varsa bunların hepsi tehlikede. Çünkü bunlar istilacı. Her tarafa yaygın vaziyetteler. Hava sıcaklıklarına bağlı olarak denizin dip tarafında da çok bulunuyorlar, üst taraflara da çıkıyorlar. Alüminyum hatta tenekeyi bile parçalayabilme özelliğinde bu nedenle bütün balıklar tehlikede çünkü bu balıklar her şeyle besleniyorlar” dedi.
“ATIKSIZ BİR DÜNYA YARATMAK ZORUNDAYIZ”
Kesici, “O nedenle biz de Marmara’daki aklımıza gelen bütün balıkların hepsi tehlike altında. Bizim Marmara’daki zenginliğimizi oluşturan hamsi, istavrit, palamut diğer yerlerden göç eden balıklar olsun onların beslenmesiyle ilgili olan diğer küçük balıkları da yiyorlar. Onlar da bu sefer beslenemiyorlar. Bizdeki balık fiyatlarının artışındaki temel nedenlerinden bir tanesi bu. Balon balıkları, kirpi balıkları en tehlikeli olan ve en çok zehre sahip olan balıklar. Biz atıksız bir dünya yaratmak zorundayız. Atıksız bir dünya yaratırsak küresel ısınmayı da önleriz, balon balıklarının böyle istediği yerlere gitmesini de önlemiş oluruz” diye konuştu.
]]>KÜRESEL ısınma kaynaklı yağış rejimindeki ani değişkenlikle son dönemlerde doğal afetlerin arttığı Doğu Karadeniz’de, özellikle yüksek rakımlı alanlara bırakılan atıklar, derelerle sürüklenip, ulaştığı Karadeniz’de kirliliğe neden oluyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz, ani ve kararsız yağış artışının, Karadeniz için tehlike olduğunu belirterek, “Karadeniz’e taşınan atık miktarı fazlalaşınca, Karadeniz’deki kirlilik yükü artıyor, daha da artacak” dedi.
Doğu Karadeniz’de, küresel iklim değişikliğinin etkileriyle görülen ani, lokal ve şiddetli yağışlar, sel, taşkın ve heyelanlara neden oluyor. Yağış rejiminin değişmesiyle ani sel ve heyelan riski artan bölgede, son dönemde doğal afetler yaşanıyor. Alt ve üst yapıda hasara yol açan, can ve mal kayıplarına neden olan sellerde, özellikle deniz seviyesinden yüksek kesimlere atılan çöp ve atıklar, debisi artan derelere sürüklenip, ulaştığı Karadeniz kıyılarında birikiyor. Evsel, plastik, metal ve hafriyat gibi atıklar, oluşturduğu kirliliğin yanı sıra deniz ekosistemini de tehdit ediyor.
‘KARARSIZ YAĞIŞLAR KARADENİZ İÇİN TEHLİKE’
KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz, küresel ısınmanın neden olduğu ani, aşırı ve şiddetli yağışların, katı atık kirliliğini Karadeniz’e taşıdığını belirterek, “Küresel ısınma tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de bir gerçek. Artık her yerde doğal ya da antropojenik değişim söz konusu. Karadeniz’e baktığımız zaman küresel ısınmanın son 20-30 yıl dahil, yaklaşık yarım ile 1 bir derece arasında bir sıcaklık değişimine sebep olduğuna dair veriler var. Bu neye neden oluyor? Örneğin küresel ısınmayla ısınan Karadeniz’de daha çok buharlaşma ve yağışlarda da artış şekline kendini gösterme ihtimali var. Bununla birlikte küresel ısınmanın özellikle ani ve kararsız yağışları artırma özelliği de var. Bu da Karadeniz için çok ciddi bir tehlike. Bu da ‘ani ve şiddetli yağışlara bağlı olarak sel olayların daha sık, daha kararsız şekilde görünmesi’ demek” diye konuştu.
‘KİRLENEN DENİZDE CANLILARIN ZARAR GÖRMESİ KAÇINILMAZ’
Karadeniz’e taşınan atık miktarının artmasının deniz ekosistem üzerinde olumsuz etkiler yarattığını kaydeden Prof. Dr. Erüz “Hemen hemen kıyıdan başlayıp, dağların tepesine kadar her yerde yoğun bir katı atık kirliliği görüyoruz. Şiddetli yağışlar sonrasında bu karalarda birikmiş olan katı atıklar; daha yoğun bir şekilde, daha şiddetli ve fazla miktarda denize taşımaya başlıyor. Bu da Karadeniz’in özellikle deniz turizmi yapılan plajlarında, yılın tamamında atık kirliliğinin oluşmasına, artı denizin içerisinde de balık avcılığı yapılan sahalarda daha çok miktarda plastik atık ve diğer atıkların görülmesine sebep oluyor. Karadeniz’e taşınan atık miktarı fazlalaşınca, Karadeniz’deki kirlilik yükü artıyor, daha da artacak. Kıyılarda en çok plastik ağırlıklı atıklar yer alıyor. Küresel ısınmanın artışıyla daha çok kirlenen denizde, balık ve diğer organizmaların etkilenerek zarar görmesi kaçınılmaz hale geliyor” dedi.
]]>TÜRK Silahlı Kuvvetleri (TSK) deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi TBMM Genel Kurulu’nda oylanarak kabul edildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi TBMM Genel Kurulu’nda okundu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Meclis’e gönderilen tezkerede, Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemlerine karşı, 2008-2021 yılları arasında Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının alındığı belirtildi. Tezkerede, TBMM’nin 10 Şubat 2009 tarihli ve 1355 sayılı kararıyla, TSK unsurlarının söz konusu bölgede görev süresinin 1 yıl uzatıldığı hatırlatılarak, “Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurları konuşlandırılmak suretiyle, bölgede seyreden Türk bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafaza edilmesi, uluslararası toplumca yürütülen deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle müşterek mücadele harekatlarına aktif katılımda bulunulması, anılan bölgelere yapılan insani yardım faaliyetlerine destek verilmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının harekat etkinliğinin ve bölgeye ilişkin tecrübesinin artırılması sağlanmış, bu alanda ilgili ülkelerle işbirliğinin sürdürülmesine yönelik milli politikanın desteklenmesi ve BM sistemi içinde, bölgesel ve küresel ölçekte oynadığımız rolün ve görünürlüğümüzün pekiştirilmesi temin edilmiştir” ifadeleri kullanıldı.
Türkiye’nin, deniz haydutluğu ve silahlı soygunla mücadelede uluslararası iş birliğinin geliştirilmesine önem verdiği, bu alanda yürütülen çabaları en başından beri desteklediği ve BM, NATO, Avrupa Birliği ile Uluslararası Denizcilik Teşkilatı bünyesindeki çalışmalara aktif olarak katıldığı belirtilen tezkerede, “Bu yaklaşım doğrultusunda ülkemiz, BM Güvenlik Konseyinin 16 Aralık 2008 tarihli ve 1851 sayılı kararı çerçevesinde kurulan Somali Açıklarında Deniz Haydutluğuyla Mücadele Temas Grubu’nun çalışmalarına kurucu üye olarak iştirak etmiştir. TSK deniz unsurları, 2009-2016 yılları arasında yürütülen NATO’nun Okyanus Kalkanı Harekatı’na ve 2009 yılından bu yana Birleşik Deniz Kuvvetleri bünyesinde oluşturulan Birleşik Görev Kuvveti-151’e (CTF-151) dönemsel olarak firkateyn/korvet ile katılmıştır. Ülkemiz, 2009-2020 yılları arasında 6 defa CTF-151 Komutanlığı görevini üstlenmiş olup 24 Temmuz 2024 tarihinde söz konusu görevi yeniden devralacaktır” denildi.
TSK deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerdeki görevlendirilme süresinin 10.02.2024 tarihinde sona ereceği bildirilen tezkerede, “Bu mülahazalarla; gereği, kapsamı ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak şekilde, TSK deniz unsurlarının bölge ülkelerinin karasuları dışında olmak üzere Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle mücadele amacıyla görevlendirilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Anayasa’nın 92’inci maddesi uyarınca 10 Şubat 2024 tarihinden itibaren bir yıl süreyle izin verilmesi hususunda gereğini bilgilerinize sunarım” ifadeleri kullanıldı.
‘BU TEKLİFİ OLUMLU KARŞILIYORUZ’
Tezkere okunduktan sonra Meclis Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca tarafından milletvekillerine partilerinin grupları adına söz verildi. Partisi adına söz alan TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı ve AK Parti Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu, ticari gemilere yönelik Kızıldeniz üzerinden artan saldırıların küresel deniz ticaretini ciddi şekilde etkilediğini ve global ölçekte büyük problemlere yol açtığını söyledi. Kızıldeniz’in küresel ticarette çok önemli bir rolü olduğuna dikkat çeken Karaismailoğlu, dünya ticaretinin yüzde 12’sinin bu rota üzerinden gerçekleştirildiğini bildirdi. Karaismailoğlu, Türkiye’nin, deniz haydutluğu ve silahlı soygunla mücadelede yürütülen çalışmaları en başından beri desteklediğini ve bu anlamda yürütülen çalışmalara da aktif olarak katıldığını söyledi. Bölgenin, küresel deniz ticareti açısından büyük önem taşıdığını belirten Karaismailoğlu, “Avrupa ile Asya arasındaki en kısa deniz taşımacılığı rotası bu bölgeden geçip Süveyş Kanalı’na ulaşmaktadır. Ülkemizle de Uzak Doğu arasındaki deniz ticareti bu rotayı kullanmaktadır. Deniz haydutluğuyla mücadele amacıyla oluşturulan görev gücünün başarısı ortada olup, deniz ticaretinin sürekliliği açısından ülkemizin söz konusu oluşumunda yer almaya devam etmesinin son derece önemli olduğu görüşündeyiz. Aziz milletimizin yüce menfaatini müdafaa etmek ve terörün her türlüsüne karşı sergilemekte olduğumuz güçlü tavrı korumak adına, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde deniz haydutluğu ve deniz terörizmiyle mücadele amacıyla görevlendirilerek üstlenmiş olduğu görevi 1 yıl süreyle uzatacak olan bu teklifi olumlu karşılıyoruz” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından söz konusu tezkerenin oylanmasına geçildi. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi, yapılan oylamanın ardından Genel Kurul’da kabul edildi.
]]>Emniyet Genel Müdürlüğünce Bitlis Emniyet Müdürlüğüne tahsis edilen kontrol botu, Türkiye’nin en büyük iç suyu olan Van Gölü’nde kullanılmaya başlandı.
“Şehit Çarşı ve Mahalle Bekçisi İsa Budak”ın isminin verildiği 12 metre uzunluğa sahip olan botta, gece görüş kamerası, çevre güvenlik, radar, sonar ve otomatik yangın söndürme sistemleri bulunuyor.
Sualtı Grup Amirliği’nde “kurbağa adam” olarak görev yapan 6 polis memuru ve 3 deniz polisi, tam donanımlı kontrol botu ile Van Gölü’nde uyuşturucu, göçmen, silah ve akaryakıt gibi her türlü kaçakçılık suçunun önlenmesinde, suya atılan ceset veya delil niteliği taşıyan suç aletlerinin bulunmasında önemli rol oynuyor.
Kaçak avlanmanın önlenmesi için çalışma yürüten kurbağa adamlar ve deniz polisleri, gölde yaşanabilecek kazalara, arama kurtarma ve boğulma olaylarına anında müdahale edebilmek için hazır bekliyor.
Van Gölü’ne açılarak gerçekleştirdikleri dalışlarla sürekli kendilerini geliştiren kurbağa adamlar, yüksek manevra kabiliyetine sahip botla gölde çalışmalarını sürdürüyor.
Bitlis Emniyet Müdürlüğü Koruma Şube Müdürü Soner Ersoy, AA muhabirine, Van Gölü’nde suç ve suçluyla azim ve kararlılıkla mücadele ettiklerini söyledi.
Emniyet Genel Müdürlüğünün illerin deniz taşıtı ihtiyacını karşılamak için Savunma Sanayii Başkanlığının yürüttüğü “Kontrol Botu Projesi”ne dahil olduğunu belirten Ersoy, “Bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğü, Koruma Daire Başkanlığı, Bitlis Valiliği ve İl Emniyet Müdürlüğümüzün desteğiyle Bitlis’e yüzde 100 yerli ve milli bir kontrol botu kazandırılmıştır. 12 metre uzunluğa, 35 knot (saatte 1 deniz miline eşit hız birimi) hıza ve yüksek manevra kabiliyetine sahip teknemiz, deniz polisimizin yapacağı hizmetlere önemli katkı sunacaktır.” dedi.
“Van Gölü’nde huzur ve güvenin teminatıyız”
Deniz polisinin, Van Gölü ve kentteki iç sularda özellikle akaryakıt, göçmen, silah ve uyuşturucu gibi her türlü kaçakçılık suçlarıyla kararlılıkla mücadele ettiğini dile getiren Ersoy, şöyle konuştu:
“Ekibimiz, suya atılan ya da suda gizlenen cesetler ile suç aletlerini bularak delil niteliğini kaybetmeden ilgili birimlere teslim etme konusunda da görevlidir. Her türlü deniz taşıtını kontrol etmek, ülkeye giriş ve çıkışlarda pasaport kontrolü yapmak, deprem ile su baskınlarında arama kurtarma faaliyetinde bulunmak ve devlet büyüklerimizi korumak gibi görevlerimiz de bulunmaktadır. Türkiye’nin en büyük iç suyu olan Van Gölü’nde suç ve suçluyla azim ve kararlılıkla mücadele ediyoruz. Hiçbir suçluya göz açtırmayacağız. Vatandaşımızın Van Gölü ve çevresinde huzur ve güvenle yaşamasını temin etmek en öncelikli görevimizdir.”
Kurbağa adamlar ile deniz polislerinin Van Gölü’nde eğitimler gerçekleştirdiğini kaydeden Ersoy, “Gemi ve kurbağa adamlarımızla Van Gölü’nde huzurun ve güvenin teminatıyız. Halkımızın, huzur içinde yaşaması için 24 saat esasına göre göreve her an hazır şekilde beklemekte ve suçlulara göz açtırmamaktayız.” diye konuştu.
]]>MUĞLA Dalyan’daki Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’nin (DEKAMER), 28 Ağustos 2019’da uydu takip cihazı takarak denize bıraktığı, Akdeniz’in en uzun süre izlenebilen hayvanı olan ‘Tuba’ adı verilen 25-30 yaşlarındaki caretta carettanın sinyali kesildi. Takipçi sayısı 9 milyonu geçen Tuba’nın bu yaz Dalyan’a dönüp yuva yapması bekleniyor.
Dalyan İztuzu Plajı’nda bulunan DEKAMER, Dünya Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) nesli tehlike altındaki türler arasında kırmızı listede yer alan caretta caretta ve yeşil deniz kaplumbağalarının yaşamını uydu takip cihazıyla takip ediyor. Aralarında, 2019 yılında denize bırakıldığında kamuoyunun ilgisini çeken ‘Tuba’ adlı kaplumbağanın da bulunduğu 60 civarında deniz kaplumbağası, uydu takip cihazıyla izlendi. 2019’dan itibaren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı desteğiyle 20 civarında deniz kaplumbağasına uydu verici takıldı. Toplamda 26 kaplumbağadan 22’sinin sinyali, farklı zamanlarda kesildi.
AKDENİZ’İN EN UZUN İZLENEN HAYVANI
25-30 yaşlarında dişi iribaş caretta caretta olan ‘Tuba’nın 28 Ağustos 2019 tarihinde İztuzu kumsalından doğal yaşam ortamına bırakıldığını belirten DEKAMER Başkanı Prof. Dr. Yakup Kaska, Akdeniz’in en uzun izlenen hayvanı konumundaki Tuba’nın sinyalinin kesildiğini, uydu verici cihazının pilinin bittiğini söyledi. Tuba’nın sinyallerini gönderdiği ve güzergahının izlenebildiği harita üzerinde takipçi sayısının 9 milyonu aştığını belirten Prof. Dr. Yakup Kaska, “Tuba’nın bu yönüyle hem DEKAMER hem de ülkemizin tanıtım çalışmalarına büyük katkısı oldu. Akdeniz’in en uzun izlenen hayvanının, bu yaz döneminde yuva yapmak için Dalyan kumsalına dönmesini bekliyoruz. Cihazı da sırtındadır ve küpe numarasından tanıyabiliriz” dedi.
Uydu verici izleme projeleriyle, Türkiye’nin Akdeniz’deki kumsallarını çok iyi bildiklerini, bu kaplumbağaların kışı nerede geçirdiğine ilişkin önemli verilere ulaştıklarını anlatan Prof. Dr. Kaska, “Son yıllarda 60 civarında kaplumbağayı izledik. Akdeniz’de önemli deniz kaplumbağaları alanlarına yönelik çalışmalarımızı devam ettiriyoruz” diye konuştu.
DÖRT KAPLUMBAĞA SİNYAL GÖNDERİYOR
Pamukkale Üniversitesi’nde öğretim görevlisi, DEKAMER başkan yardımcısı Dr. Doğan Sözbilen, 2019’dan sonra uydu verici cihaz takılarak izlemeye alınan 26 deniz kaplumbağasından 4’ünden sinyal alınmaya devam edildiğini, 22’sinin sinyalinin kesildiğini söyledi. Sinyali kesilmeyen kaplumbağaların ‘Güzel İzmir’, ‘Alice’, ‘Lansinoh’ ve ‘Benan’ olduğunu belirten Dr. Sözbilen, Tuba dahil diğer 22 kaplumbağanın sinyalinin ise kesildiğini kaydetti. Takibi yapılan tüm kaplumbağaların hepsinden de yeterli verileri aldıklarını anlatan Dr. Sözbilen, “Örneğin Tuba rekor düzeyde izlendi. Uzun süre izlenen Likya, daha önce çok fazla gidildiğini düşünmediğimiz Tunus’a kadar gitti. Lansinoh, Bodrum Gülük körfezinde. Güzel İzmir, Yunan adalarında Ege ortalarına doğru ilerledi. Kuzeye mi gidecek, Yunanistan üzerinden batıya doğru mu devam edecek merak ediyoruz. Alice, Dalyan bölgesinden ayrılmadı. Benan uzun süre Dalaman tarafında kaldıktan sonra şu an Kaş’ta, Türkiye’den ayrılmadı” dedi.
EYLÜLDE SİNYALİ KESİLDİ
Tuba’nın sinyalinin 2023’ün eylül ayında kesildiğini belirten Dr. Doğan Sözbilen, “Normalde bir sene civarında beklenirken, 4 yılın üzerinde rekor süreyle izledik. Tuba bu süreçte 24 bin kilometre civarında yol yaptı. İlk bıraktığımız dönemde Marmaris’te bir süre kaldıktan sonra Yunan adalarına, sonra Yunanistan’ın güneyine, Malta’da kışı geçirdikten sonra İtalya kıyıları ve Adriyatik denizinde uzun süre yaşadı. Hırvatistan ve Arnavutluk kıyılarına da uğradı. 2023 yılında gelebilir diye bekledik ama gelmedi. 2024 yılı için bekliyoruz. Gelirse yeni bir uydu verici takılmasını planlıyoruz. İkinci kez uydu vericiyle izleyebilirsek önemli bilgiler vereceğini düşünüyoruz” diye konuştu.
]]>DENİZ Kuvvetleri Komutanlığı’nın planlı tatbikatlarından DENİZKURDU-1/2024 Tatbikatı, 7-16 Ocak tarihleri arasında Doğu Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de gerçekleştirilecek. Tatbikatta Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren yerli ve milli mühimmatlar ile araçlar da kullanılacak.
Kocaeli’nin Gölcük ilçesindeki, Donanma Komutanlığı Deniz Harp Merkezi Komutanlığı’nda DENİZKURDU-1/2024 Tatbikatı öncesinde brifing verildi. Brifinge, Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Nihat Baran, Donanma Komutanlığı Harekat Başkanı Tuğamiral Kenan Kaan Türkkan, Kuzey Görev Grup Komutanı Tuğamiral Erdinç Altıner, Deniz Hava Komutanı Tuğamiral Mehmet Savaş Eser, Denizaltı Filosu Komutanı Tuğamiral Timur Yılmaz, Gölcük Deniz Ana Üs Komutanı Tuğamiral Ali Tuna Baysal katıldı.
TATBİKATIN AMACI ANLATILDI
Tatbikatla ilgili bilgi veren Harekat Başkanı Tuğamiral Kenan Kaan Türkkan, “DENİZKURDU-1/2024 Tatbikatı, Türk Silahlı Kuvvetleri tatbikatlar programına istinaden Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nca icra edilen fiili bir tatbikattır. Tatbikat kapsamında Deniz Kuvvetleri bağlısı komutanlıkların harekatı, sevk ve idare etkinliğinin değerlendirilmesi, tatbikata katılacak unsurların harekata hazırlık seviyelerinin yükseltilmesi, karargah personeli ve tatbikata katılan unsurların çok tehditli ortamda muhakeme, öngörü ve karar verme yeteneklerinin geliştirilmesi, diğer kuvvet komutanlıkları ve kamu kurumları ile tatbikata katılan unsurlar arasında müşterek çalışabilirlik usullerinin denenmesi hedeflenmektedir” dedi.
Tatbikatta görev alacak gemi ve timlerle ilgili de bilgi veren Türkkan, “DENİZKURDU-1/2024 Tatbikatı’na 8 fırkateyn, 3 korvet, 16 hücumbot, 7 denizaltı, 6 mayın avlama gemisi, 47 yardımcı sınıf gemi, 13 karakol gemisi, 9 çıkarma gemisi, 10 uçak, 17 helikopter, 22 insansız hava aracı, 5 SAT görev timi, 5 SAS görev timi, amfibi deniz piyade birlikleri ve amfibi hücum timleri ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan taarruz helikopterleri, genel maksat helikopterleri, ağır yük helikopteri, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan taarruz uçakları, havadan ihbar ve kontrol uçakları, hedef çekme uçakları, Sahil Güvenlik Komutanlığı’ndan 2 sahil güvenlik arama-kurtarma gemisi ve 6 sahil güvenlik botu iştirak edecektir. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile deniz ulaştırması için iş birliği ve rehberlik (DUİR) faaliyeti icra edilecektir” ifadelerini kullandı.
‘YAKLAŞIK 17 BİN PERSONELİN İŞTİRAK ETMESİ PLANLANDI’
“Tatbikat kapsamında toplamda 110 su üstü gemisi, 7 denizaltı, 34 uçak, 22 helikopter, 22 insansız hava aracı, 1 kamu kurumu dahil olmak üzere yaklaşık 17 bin personelin DENİZKURDU-1/2024 Tatbikatı’na iştirak etmesi planlandı” diyen Tuğamiral Türkkan, “Tatbikat süresince temel deniz hareket nevilerine yönelik harekata hazırlık eğitimleri, su üstü, hava ve kara hedeflerine fiili silah atışları, deniz ulaştırması için iş birliği ve rehberlik ile 12 Ocak tarihinde Aksaz Marmaris’e istinaden seçkin gözlemci günü icra edilecektir. 10-11 Ocak tarihlerinde Karadeniz ve Doğu Akdeniz sahillerini kapsayacak şekilde tatbikata iştirak eden 43 unsur tarafından liman ziyaretleri planladık” ifadelerini kullandı.
TATBİKATTA YAPILACAKLARI ANLATTI
Tatbikatta yapılacakları da anlatan Türkkan, “Tatbikat kapsamında radar akiseli su üstü hedefi kullanılarak su üstü atışları, manş uçağının çektiği hava hedefi kullanılarak hava savunma atışları, kara bombardımanı atışları, deniz hava unsurlarımızla güdümlü mermi atışları icra edilecektir. Gücünü ve kararlılığını büyük Türk Milleti’nden ve ay yıldızlı bayrağından alan Türk Deniz Kuvvetleri, tüm yüzer, dalar, ve uçar unsurları ile başta ‘Mavi Vatan’ımız olmak üzere memleketimizin her köşesinde, sınırların ötesinde ve dünya denizlerinde sarsılmaz bir azim, irade ve heyecanla, gerektiğinde vatan savunması için canını vermeye hazır, milletin emrinde ve görevinin başındadır” dedi.
]]>