G7 ülkeleri dışişleri bakanları toplantısı için İtalya’nın Fiuggi kasabasında bulunan Baerbock, İsrail’in Lübnan topraklarında gerçekleştirdiği operasyonlarla ilgili olarak burada yaptığı açıklamada, “(Ateşkes) süreci birkaç gün ya da birkaç hafta öncesine göre çok daha yakın görünüyor” ifadesini kullanarak “Benim de son günlerde bu yönde yoğun temaslarım oldu” dedi.
İtalya’nın başkenti Roma’nın yaklaşık 80 kilometre doğusunda yer alan Fiuggi’de bir araya gelen bakanların ele aldığı konulardan biri de Orta Doğu’da yaşanan kriz. Baerbock, bunun için ilgili Orta Doğu ülkelerinden temsilcilerin de katıldığı iki günlük buluşmada, mevkidaşları ile “içinde bulunulan durum itibarıyla, en azından zorlu görevlerden birinin, Lübnan’daki durumun nasıl ateşkes sağlanabilecek hale getirilebileceği” konusunda istişarelerde bulunduklarını belirtti.
İsrail medyası: Kabine ateşkesi görüşecek
İsrail televizyon kanalı Channel 12, Başbakan Netanyahu başkanlığındaki hükümetin Salı günü yapacağı toplantıda görüşmek üzere, Lübnan’da ateşkes konusunu gündemine aldığını duyurdu. İsrail’in Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Danny Danon da ateşkes sağlanması için sürdürdükleri temasların “sonuna gelmediklerini ancak ilerleme sağlandığını” aktararak, İsrail hükümetinin ya Pazartesi ya da Salı günü konuyla ilgili bir araya geleceğini ifade etti.
Haber ajansı AFP’ye göre de İsrail hükümeti Salı günü ateşkes konusunu görüşmek üzere toplanma kararı aldı.
Amerikan haber portalı Axios ise ismini açıklamadığı bir ABD hükümet yetkilisine dayandırdığı haberinde, İsrail ile Lübnan hükümetlerinin, İsrail’in Hizbullah milislerine karşı yürüttüğü harekatın sonlanması konusunda anlaştıklarını öne sürdü.
İsrail hükümetinden Pazartesi gün içinde yapılan açıklamada, Hizbullah ile olan savaşta ateşkese doğru gidildiği ancak hala yanıtlanması gereken bazı sorular olduğu belirtilmişti.
Reuters/ ET,JD
DW Türkçe’ye VPN ile nasıl erişebilirim?
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, “Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Ankara’ya ziyaret gerçekleştiren NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Milli Savunma Bakanlığında bir araya geldi.” bilgisi verildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim organı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) dün gerçekleşen yönetim kurulu toplantısında, Fransa, Almanya ve İngiltere tarafından sunulan ve ABD tarafından desteklenen karar tasarısı yapılan oylamayla kabul edildi. Kararda, Nükleer Silahları Önleme Anlaşması (NPT) kapsamında, İran ve Ajans arasında imzalanan Güvence Denetimi Anlaşması’na yönelik Tahran yönetiminin taahhütlerini yerine getirmesi talep edildi.
UAEA Yönetim Kurulu’nun 19 üyesinin tasarı lehine oy kullandığı, Rusya, Çin ve Burkina Faso’nun karara karşı çıktığı, 12 üyenin çekimser kaldığı ve bir üyenin de oy kullanmadığı aktarıldı. UAEA, iki farklı noktada bulunan ve İran’ın nükleer tesis olarak bildirmediği yerlerde tespit edilen antropojenik kökenli uranyum parçacıklarıyla ilgili uzun süredir devam eden soruşturmada Tahran’a yanıt verme çağrısında bulundu.
Onaylanan kararın ardından İran Atom Enerjisi Kurumu ve İran Dışişleri Bakanlığı, kararı kınayan ortak bir bildiri yayınladı. Dışişleri Bakanlığı ve İran Atom Enerjisi Kurumu’nun ortak bildiride, “Bu adım, bir kez daha üç Avrupa ülkesi ve ABD’nin, Ajans’ın güvenilirliğini koruma iddialarında samimi olmadığını gösterdi. İran’ın nükleer programı meselesi, sadece onların gayri meşru hedeflerini ilerletmek için bir bahane ve araçtır” ifadelerine yer verildi.
İran Atom Enerjisi Kurumu ve İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami’nin, uranyum zenginleştirmek için hızla dönen güçlü makineler olan çeşitli türlerden bir dizi yeni ve ileri düzey santrifüjün devreye alınması da dahil olmak üzere “etkili adımlar” atılması talimatını verdiği ifade edildi. Ortak bildiride, “UAEA oturumunun son saatlerinde, neredeyse yarıya yakın üye ülkenin karşı çıkmasına rağmen, üç Avrupa ülkesi ve ABD’nin ısrarı ve baskısı sonucu İran’ın barışçıl nükleer programına dair bir uzlaşı olmayan bir karar kabul edilmiştir” denildi.
UAEA Başkanı Rafael Mariano Grossi, nükleer silahlara ilişkin müzakere yapmak için gittiği Tahran’da geçen hafta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ve Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami ile bir araya gelmişti. İran ile müzakerelerin somut bir sonuca ulaşması gerektiğini belirten Grossi, Fardo ve Natanz’daki nükleer tesisleri ziyaret etmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Londra Yunus Emre Enstitüsü’ndeki (YEE) serginin açılışına, Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş, KKTC’nin Londra Temsilcisi Çimen Keskin, Londra YEE Direktörü Mehmet Karakuş, sergiyi hazırlayan Mine Kar ve Cem Kar ile davetliler katıldı.
Büyükelçi Ertaş, buradaki konuşmasında,”Burada büyük bir emek var ve bu emek, sadece bir hayatı değil bir davanın hikayesini anlatıyor. Biz burada kendisini ülkesine adamış bir liderin hayatını görmüyoruz, aynı zamanda zarif bir beyefendinin hayatını, bir barış insanının hayatını, insanı merkeze koyan, duygu yönü güçlü bir bireyin hayatını görüyoruz.” dedi.
Denktaş’ın ülkesi için her türlü mücadeleyi veren kararlı bir isim olduğunu dile getiren Ertaş, Denktaş’ın 1983’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde yaptığı konuşmanın Türk diplomatlar için de bir ders niteliğinde olduğunu söyledi.
Ertaş, Denktaş’ın sadece Kıbrıs Türkleri için değil milyonlarca Türk için de ilham kaynağı olduğunu belirtti.
KKTC’nin Londra Temsilcisi Keskin de Denktaş’ın Kıbrıs Türk tarihinde önemli bir iz bıraktığını vurgulayarak, “Denktaş bir hukukçu, bir politikacı ve bir diplomat olarak tüm hayatını Kıbrıs Türk halkının hak, eşitlik ve özgürlük davasına adadı.” diye konuştu.
Denktaş’ın herkesin saygısını kazanmış bir şahsiyet olduğunu belirten Keskin, “Bu sergi, Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini de anlatmış oluyor.” dedi.
Keskin, Denktaş’ın oğlu ve eski KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş’ın gönderdiği mesajı okudu.
Londra YEE Direktörü Karakuş, serginin Denktaş’ın sanatçı yönünü de anlattığına dikkati çekerek, “Bu anlamda, Türk kültürünü, sanatını ve tarihini tanıtan bir kurum olarak böyle bir sergiye ev sahipliği yapıyoruz.” ifadesini kullandı.
Sergiyi hazırlayan Cem ve Mine Kar da serginin Denktaş’ın fotoğraf arşivindeki 50 bine yakın fotoğraf arasından seçilen 250 fotoğraftan oluştuğunu söyledi.
İkili, fotoğrafların yanında o anlara ilişkin Denktaş’ın sözlerinin de yer aldığını belirtti, serginin internet ortamında da gezilebileceğini ifade etti.
Kıbrıs tarihini de anlatan sergide, Denktaş’ın kendi kamerasıyla çektiği fotoğraflar da yer alıyor.
Londra YEE’de 30 Kasım’a kadar açık kalacak sergi, hafta içi 10.00 ile 16.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“ANLAŞMA SAĞLANMAZSA ARABULUCULUĞU GEÇİCİ OLARAK DURDURACAĞIZ”
Ensari, geçtiğimiz günlerde yapılan son müzakerelerde, bir anlaşma sağlanmaması durumunda Hamas ve İsrail arasında arabuluculuğu geçici olarak durduracağını taraflara bildirdiklerini dile getirdi. Sözcü Ensari, Katar’ın, çatışmanın sona ermesi ve Gazze’deki ağır insani koşullar nedeniyle yaşanan sivil acıların hafifletilmesi için taraflar arasında arabuluculuk çabalarına yeniden başlayacağını vurguladı. Ensari, “Katar Devleti, arabuluculuğun bir şantaj aracı olarak kullanılmasına izin vermeyecektir.” ifadesini kullandı.
“FİLİSTİN, 1967 SINIRLARI İÇİNDE BAĞIMSIZ BİR DEVLETE KAVUŞANA KADAR DESTEK VERECEĞİZ”
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Katar Devleti’nin Filistin halkına, başkenti Doğu Kudüs olan, 1967 sınırları içinde bağımsız bir devlete kavuşana kadar destek vereceğini ve Filistin meselesinin Katar için merkezi bir öneme sahip olduğunu aktardı. Ensari ayrıca Doha’daki Hamas siyasi ofisi ile ilgizi çıkan haberlerin doğru olmadığını belirterek, Katar’daki ofisin amacının, ilgili taraflar arasında bir iletişim kanalı olarak görev yapmak olduğunu belirtti.
Dışişleri BakanlığıOrta DoğuDiplomasiPolitikaDünyaGazzeKatar
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, resmi ziyaret gerçekleştirmek üzere gittiği Rusya’nın başkenti Moskova’da Yunus Emre Enstitüsünü ziyaret etti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş ziyarete ilişkin yaptığı açıklamada, “Resmi ziyaret dolayısıyla bulunduğumuz Moskova’da, Türkiye’nin uluslararası alanda en önemli diplomasi kuruluşlarından biri olan Yunus Emre Enstitüsünü ziyaret ederek çalışmaları hakkında bilgi aldık. Moskova’da 2018’de açılışını gerçekleştirdiğimiz; dilimizi, köklü tarihimizi, Anadolu’muzun zengin ve kadim kültür mirasını en iyi şekilde tanıtan bu güzide kurumumuzun tüm çalışanlarına başarılar diliyorum” dedi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanı Hakan Fidan, beraberinde İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın ile Taşkent’e yaptığı ziyaret kapsamında, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev tarafından karşılandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsviçre’nin Ankara Büyükelçiliğinde düzenlenen resepsiyona Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay ile İsviçre’nin Ankara Büyükelçisi Guillaume Scheurer’in yanı sıra büyükelçiler ve davetliler katıldı.
Bozay, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’deki görevine yeni başlayan Büyükelçi Scheurer ile ticaret, bağlantısallık ve eğitim gibi alanlarda işbirliğini artırma fırsatlarını görüştüğünü aktardı.
Türkiye-İsviçre ilişkilerinin, Türk halkının hafızasında özel bir yere sahip olduğunu belirten Bozay, Türkiye’nin kurucu anlaşması olan Lozan Barış Anlaşması’nın İsviçre’de imzalandığına dikkati çekti.
Bozay, gelecek yıl iki ülke arasındaki Dostluk Anlaşması’nın 100’üncü yılının kutlanacağına işaret ederek, “Bu tarihi temel üzerine inşa etmeye ve ekonomiden ticarete, enerjiden eğitime, bilimden kültüre kadar geniş bir yelpazede ikili ilişkileri derinleştirmeye devam ediyoruz.” dedi.
Türkiye ile İsviçre’nin bölgesel ve küresel meselelerde benzer görüşlere sahip olduğunun altını çizen Bozay, uluslararası örgütlerdeki güçlü işbirliğine işaret etti.
Bozay, İsviçre Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis’in martta düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’na katılımının görüş alışverişi bakımından fırsat sağladığını söyledi.
İsviçre’deki Türk toplumunun ikili ilişkiler için önem arz ettiğini vurgulayan Bozay, bu kişilerin yaşadıkları topluma katkı sağlarken Türk bağlarından kopmamasından memnuniyet duyduğunu dile getirdi.
Bozay, ticaret ile yatırım alanlarının ilişkilerin temelini oluşturduğunu ve 1000’den fazla İsviçre merkezli şirketin Türkiye’de çeşitli alanlarda faaliyet gösterdiğini kaydederek, “İsviçre ve Türkiye ekonomilerinin birbirini tamamladığına, dolayısıyla sadece Türkiye’de değil üçüncü pazarlarda da ticari yatırım ve ortak faaliyetler için geniş olanaklar sunduğuna inanıyoruz.” diye konuştu.
İkili ticari ilişkiler
Büyükelçi Scheurer de yeni görev yeri olan Türkiye’nin kültürünü, tarihini, yemeklerini ve halkını tanımayı sabırsızlıkla beklediğini belirterek, “Ülkemi burada temsil etmek bir onur.” dedi.
İsviçre-Türkiye ilişkilerini “harika” olarak nitelendiren Scheurer, ülkeler arasındaki ekonomik ve kültürel ilişkileri geliştirmeyi hedeflediğine işaret etti.
Scheurer, Lozan Barış Anlaşması’nın ilişkilere katkısına değinerek, dünyada birçok kriz ve çatışmanın yaşandığını, bu sebeple barış ve uzlaşma için gayret göstermenin önemli olduğunu söyledi.
İki ülkenin yüksek düzeyli siyasi istişareler yürüttüğünü dile getiren Scheurer, ticari bağların kapsamlı olduğunu ve birçok İsviçre merkezli şirketin Türkiye’de faaliyet gösterdiğini kaydetti. Scheurer, ticari ilişkileri güçlendirmeyi hedeflediklerini de söyledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanı Hakan Fidan, Kahire’de Tunus Dışişleri Bakanı Mohamed Ali Nafti ve Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi ile görüşmeler gerçekleştirdi.
Bakan Fidan, Arap Ligi 162’nci Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı marjında bulunduğu Mısır’ın başkenti Kahire’de Tunus Dışişleri Bakanı Mohamed Ali Nafti ve Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi ile görüştü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanı Hakan Fidan, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile Ankara’da bir araya geldi. Fidan, ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, “İnanıyorum ki önümüzdeki dönem de iki ülke dostluğu ve kardeşliği için yakın çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye- Azerbaycan kardeşliği bölgesel barış ve istikrara katkı sağlamaya devam edecektir” dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’da Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile bir araya geldi. Görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Bakan Fidan, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile en son 5 Temmuz 2024 tarihinde Şuşa’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Gayri Resmi Zirvesi kapsamında bir araya geldiklerini hatırlatarak, “Türkiye ile Azerbaycan ortak tarih, kültür, dil ve kimlik temelleri üzerinde yükselen ve dünyada başka bir benzeri olmayan kardeşlik ilişkilerine sahiptir. Her iki ülke de daima bir millet iki devlet anlayışıyla hareket etmelidir. Birbirlerinin hem sevincini hem kederini paylaşmıştır. Bundan sonra da iyi günde ve kötü günde birlikte olmaya devam edecektir. Bu anlayış doğrultusunda Karabağ’da 30 yılı aşkın süre devam eden haksız işgal döneminde Türkiye sarsılmaz bir şekilde kardeş Azerbaycan’ın yanında durmuştur. Bundan sonra da sarsılmaz bir şekilde durmaya devam edecektir. Cumhurbaşkanımız ile Sayın Cumhurbaşkanı Aliyev’in 15 Haziran 2021 tarihinde imzaladıkları Şuşa Beyannamesi’yle müttefiklik seviyesine yükselen Türkiye- Azerbaycan ilişkilerini daha da ileriye götürmek için çalışmalarımızı aralıksız bir şekilde sürdürmekteyiz” diye konuştu.
‘EKONOMİK İLİŞKİLERİMİZİN GELDİĞİ NOKTADAN MEMNUNİYET DUYUYORUZ’
Bakan Fidan, “Bugün de Sayın Bayramov ile yaptığımız görüşmede kardeş ülkelerimiz arasındaki ilişkileri kapsamlı bir şekilde ele aldık ve ayrıntılı görüş alışverişinde bulunduk. Ekonomik ilişkilerimizin geldiği noktadan memnuniyet duyuyoruz. Bugünkü görüşmelerimizde Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve istikrarın bir an önce teşhis edilmesi yönündeki ortak temennimizi bir kez daha teyit ettik. Bu kapsamda Azerbaycan ile Ermenistan arasında devam eden barış sürecinde kaydedilen gelişmeleri değerlendirdik. Ayrıca bölgesel ve küresel meseleler konusunda görüş alışverişinde bulunduk. Türk Devletleri Teşkilatının kurumsal çalışmalarının güçlendirilmesi için daha neler yapılabilir? O konuda bazı görüşlerimizi birbirimizle paylaştık. Ayrıca bölgesel bağlantısallık ve lojistik yollarıyla ilgili, kalkınma konularıyla ilgili de görüş alışverişinde bulunduk. Özellikle İsrail’in Gazze’ye saldırısını ve tüm dünyanın gözleri önünde devam eden acımasız katliamı da hassasiyetle değerlendirdik. İnanıyorum ki önümüzdeki dönem de iki ülke dostluğu ve kardeşliği için yakın çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye- Azerbaycan kardeşliği bölgesel barış ve istikrara katkı sağlamaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
?BAYRAMOV: AZERBAYCAN İLE TÜRKİYE’NİN TUTUMU BİRDİR
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ise “Türkiye’de olmak her zaman çok sevindiricidir. Her zaman olduğu gibi oldukça önemli görüşler ve müzakereler yapılmıştır. Azerbaycan ile Türkiye’nin tutumu birdir. Bu karşılıklı destek, stratejik ortaklık ve müttefiklik ilişkileridir. Bir kez daha anladık ki birebir yüksek seviyeli temaslar oldukça önemlidir. Bu bakımdan en önemli olan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Azerbaycan’a seferleridir” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BBC’den LGBT ve kimlik muhabiri Josh Parry’ye konuşan Guerrero Aviña, eşcinsel olduğu için hedef alındığını söyleyerek LGBT bireylere, “Katar’ı ziyaret ederken dikkatli olun. Benim başıma gelenler başkasının da başına gelebilir” uyarısında bulundu.
Grindr adlı eşcinsel flört uygulaması aracılığıyla bir erkekle buluşmak üzere anlaştıktan sonra Şubat ayında gözaltına alınan Guerrero Aviña, bu kişinin kimliğini gizleyen bir polis memuru olduğunu öğrendi.
Guerrero Aviña’nın alıkonulmasının ardından dünyanın dört bir yanındaki insan hakları grupları ve ailesi dava sırasında hukuksuzluklar yaşandığını belirterek serbest bırakılması için kampanyalar düzenledi.
Ancak Katar halen Guerrero Aviña’nin uyuşturucu suçlarından hapse atıldığını öne sürüyor.
45 yaşındaki eski British Havayolları çalışanı Guerrero Aviña, şimdi işe dönmeye ve ailesiyle vakit geçirmeye odaklanmak istiyor.
Haziran ayında yapılan duruşmada, yasa dışı madde bulundurmaktan suçlu bulundu, altı ay ertelenmiş hapis ve para cezasına çarptırıldı, hakkında sınır dışı kararı verildi.
Hapishanede 44 gün kalan ve ardından ükede alıkonan Guerrero Aviña, “Oradan asla çıkamayacağımı düşündüm. Sistemin içinde kaybolacağımı sandım. Gerçekten çok korktum. Güvenli bir şekilde eve döneceğimi hiç düşünmemiştim” diyor.
“Polis memurları uyuşturucu yerleştirdi” iddiası
İngiliz vatandaşı, polis memurlarının evine uyuşturucu yerleştirdiğini ve tutuklanmasının gerçek sebebinin cinsel yönelimi olduğunu iddia ediyor.
“Uyuşturucu suçlamalarını kesinlikle reddediyorum” diyen Guerrero Aviña, “Tüm sorgulama boyunca bana, cinsel partnerlerim, cinsel yönelimim, cinsel ilişkiye girip girmediğim, kiminle cinsel ilişkiye girdiğim gibi şeyler sordular. Eğer bu sadece bir uyuşturucu davası olsaydı, bana uyuşturucu hakkında sorular sorarlardı” açıklamasında bulundu.
Katar’da eşcinsellik suç sayılıyor; insan hakları örgütleri ülkedeki LGBT bireylerin maruz kaldığı muamele konusunda endişelerini dile getiriyor.
Guerrero Aviña ise yedi yıl boyunca polisle sorun yaşamadan Katar’da yaşadığını söylüyor:
“Özel hayatta olanlara göz yumulduğu yönünde yazılı olmayan bir kural var gibiydi. Kamusal alanda kurallara uyarak ve gizli davranarak uyum sağladığımı düşündüm; ama hayatımın bir kısmını kapalı kapılar ardında yaşıyordum. Bunun kamuya açık olmadığı sürece sorun olmayacağını düşündüm.”
BBC, 4 Şubat’ta yaptığı haberinde Guerrero Aviña’nın Grindr ve Tinder gibi flört uygulamaları üzerinden bir adamla mesajlaştığını ve evine davet ettiğini belirtmişti.
Guerrero Aviña, binasının lobisinde adamla buluşmaya gittiğinde, polis memurlarıyla karşılaştığını, kelepçelendikten sonra evinin arandığını ve nihayetinde gözaltına alındığını söylüyor.
Guerrero Aviña, hapishanede kaldığı süre boyunca insanların kırbaçlandığını gördüğünü anlatıyor; ülkede yaşayan diğer LGBT bireylerin isimlerini ve telefon numaralarını vermeyi reddettiği için daha rahatsız verici ortamlara sürüklendiğini belirtiyor:
“Beni itiraf etmeye ve telefonumu açmaya zorluyorlardı; ancak eşcinsel topluluğundan başka insanları riske atamazdım. Başka birini bu acıya neden sürükleyeyim ki?”
BBC, Guerrero Aviña’nın bütün iddialarını bağımsız olarak doğrulayamadı.
Bir Katarlı yetkili, BBC’ye Guerrero Aviña’nın gözaltında bulunduğu süre boyunca “saygı ile muamele gördüğünü belirterek, “yasa dışı bir madde bulundurduğu için tutuklandığını” belirtti.
Ailesini ise destek toplamak amacıyla yanlış bilgi yaymakla suçladı.
Eski bir İngiliz diplomat ve insan hakları örgütü FairSquare’ın eş direktörü olan James Lynch, yargılamanın “aşırı derecede adaletsiz” olduğunu ve diğer davalarla benzerlik gösterdiğini söylüyor.
Lynch, “Manuel, açıkça eşcinsel olduğu ve Katar’da yaşadığı için hedef alındı” dedi.
HIV taşıyan Guerrero Aviña, “İlaçlarıma erişim sağlamak için her gün hapishane görevlilerine yalvarmak zorunda kaldım” diyor.
İngiltere’ye dönen ve tıbbi yardım alan Guerrero Aviña, “sokakta el ele tutuşan insanları görmek, arkadaşlarına sevgi gösterebilmek ve bunu kapalı kapılar ardında yapmak zorunda kalmamak” gibi şeyleri daha çok takdir ettiğini anlatıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD, 2023 senesinde de Türkiye ile Suriye arasında Rusya’nın arabuluculuğunda gerçekleştirilen görüşmelere mesafeli olduğunu bildirmişti. Ankara’ya bu konudaki kaygılarını ileten Washington, pozisyonunu kamuoyuna yaptığı açıklamalarla da kayda geçirmişti.
Haziran ayından itibaren yeniden canlanan Türkiye-Suriye normalleşme sürecine ilişkin olarak da kaygılarını dile getiren Washington, en son Ankara Büyükelçisi Jeff Flake aracılığıyla görüşünü iletti.
14 Ağustos’ta Ankara’da Türk gazetecileriyle bir araya gelen Flake, konuyla ilgili bir soru üzerine, “ABD, Suriye ile ilişkilerini normalleştirmeyecek” dedi.
Suriye’deki durumda bir ilerleme olmamasından dolayı hemen herkesin hayal kırıklığı yaşadığını kaydeden Flake, Washington’un Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına bağlılığını yineledi ve açıklamasının sonunda bir kez daha ABD’nin Suriye ile normalleşmeyeceğini vurguladı.
2015 sonunda kabul edilen BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı, Suriye’de muhalefet ve iktidarın ülkede kapsayıcı bir hükümet kurmalarını ve ülkeyi BM gözetiminde adil bir seçime götürmelerini öngörüyordu.
İktidar, muhalefet ve sivil toplumdan oluşan komitelerin Cenevre’de başlattıkları yeni anayasa çalışmaları, Şam yönetiminin ayak sürümesi nedeniyle bir sonuca ulaşamadı.
ABD, Türkiye ve diğer ilgili bölgesel aktörlerden Suriye ile ikili normalleşme adımları atmak yerine 2254 sayılı kararın uygulanması için baskıda ve girişimde bulunmalarını beklediğini vurguluyor.
Askeri durum da endişe kaynağı
ABD’nin Türkiye-Suriye normalleşme sürecine ilişkin siyasi ve askeri açıdan önemli kaygıları bulunuyor.
Kuzey Suriye’de omurgasını Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yakın askeri ve teknik işbirliği içinde olan ve yaklaşık bin asker bulunduran ABD açısından ilk soru, Türkiye-Suriye normalleşmesinin güvenlik alanında ne gibi sonuçlar doğuracağı.
Türkiye ve Suriye’den son dönemde yapılan açıklamalar, Ankara’nın terör örgütü olarak tanımladığı YPG’nin Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine tehdit oluşturduğuna işaret ediyor ve olası bir normalleşme sürecinde bu konuda iki ülkenin işbirliği yapabileceği değerlendirmelerine neden oluyor.
Ankara, Şam ile gerçekleştirilecek normalleşmenin en öncelikli başlığının güvenlik olacağını vurguluyor.
Suriye’den Türk sınırlarına dönük tehdidin tamamen ortadan kalkması Ankara açısından öncelikli hedef.
Rusya ve İran’ın etkisi artacak kaygısı
ABD’nin önemli kaygılarından biri de Ankara-Şam yakınlaşmasının Rusya’nın arabuluculuğunda ve İran’ın da katılımıyla sürüyor olması ve iki komşu ülkenin normalleşmesinden bu ülkelerin avantajlı çıkacağı değerlendirmesi.
Rusya ve İran, 2015’ten bu yana Suriye’ye önemli askeri ve ekonomik destek verdiler ve iç savaşta yıkılmamasını sağladılar. Bunun karşılığında her iki ülke de Suriye topraklarında ciddi askeri varlık barındırma hakkını elde etti.
Suriye, özellikle Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki önemli üssü haline geldi. Ülkede iki önemli askeri üssü olan Rusya, en son Kobani’de Suriye ile ortak bir üs daha kurdu. Bu adımın ardından ABD’nin bu bölgeye yakın askerlerini daha iç kısımlara yerleştirdiği iddia edildi.
Türkiye’nin sınırlarının hemen karşısında oluşturulan Rusya-Suriye ortak üssünden rahatsızlık duymadığı Milli Savunma Bakanlığı (MSB) kaynaklarının yaptığı açıklamayla ortaya çıktı.
Türk basınına konuşan MSB kaynakları, “ Barış Pınarı Harekatı sonrasında ABD ve Rusya ile iki mutabakat imzalamıştık. Bu mutabakatlar kapsamında; terörist unsurların belli bir bölgeye çekilmesiyle ilgili tedbir alınması yer alıyordu. Biz o günden bugüne kadar bu kapsamda yapılacak her türlü çalışmayı olumlu olarak değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandılar.
Aynı kaynaklar, “Orada da Ruslar ile rejimin bir faaliyeti olduğu açık ve bizim tespitlerimizde de bu var. Bu çalışmayı terör örgütü PKK/SDG/PYD-YPG varlığının o bölgede zayıflaması olarak değerlendiriyoruz ve yakinen de gelişmeleri takip ediyoruz” görüşünü ilettiler.
İran’ın da bölgede önemli sayıda milis güçleri bulunuyor.
Suriye iç savaşı sırasında Şam yönetiminin devrilmemesinde önemli rol oynayan İran bağlantılı bu güçlerin, Türkiye-Suriye normalleşmesinden hem askeri hem siyasi olarak yararlanabileceği ve varlıklarını pekiştirebilecekleri öngörülüyor.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani 19 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında, konuyla ilgili bir soru üzerine, “Böyle bir yaklaşımı ciddiyetle destekliyoruz. Her ikisi de İran’ın ortakları olan bölgenin önemli ülkeleri Türkiye ve Suriye, hızlı bir şekilde mevcut sorunları çözmeli, ilişikleri normal koşullara geri getirilmeli. Biz de bu hususta yeni adımları destekliyoruz” dedi.
Normalleşme süreci ne aşamada?
Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme süreci, 2023’te yapılan bakanlar düzeyindeki görüşmelerin ardından tıkanmıştı.
Süreç, Rusya’nın bu yılın Haziran ayında Şam nezdinde yaptığı girişimlerin ardından canlanma işaretleri gösterdi.
Bunun en önemli işareti, Şam yönetiminin Türkiye ile ön koşulsuz görüşebileceğine ilişkin verdiği mesaj oldu.
Resmi kaynaklar tarafından doğrulanmamakla beraber, Türk ve Suriyeli istihbarat yetkililerinin teknik düzeyde ilk temasları yaptıkları kaydediliyor.
2023 sürecinde olduğu gibi bundan sonraki aşamada yine dışişleri ve savunma bakanları ile istihbarat yetkililerinin katılımıyla bir üst aşamaya geçilmesi öngörülüyor.
Milli Savunma BakanıYaşar Güler de Ağustos ayında yaptığı bir açıklamada Türkiye ve Suriye arasında bakan düzeyinde temasların olabileceğini kaydetti.
Siyasi görüşmelerde sonuç alınması durumunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Rusya ya da başka bir üçüncü ülkede bir araya gelmeleri olasılığı bulunuyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>***
Bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu, geçen günlerde tamamlandı. Forum, küresel ölçekte büyük ilgi gördü. Aralarında 19 devlet lideri ve 52 dışişleri bakanının da bulunduğu 148 ülkeden yaklaşık 5 bin katılımcı foruma katıldı. Forumda sadece uygulayıcılar değil, aralarında dünyaca ünlü gazetecilerin, iş insanlarının ve hatta diplomasiyi uygulamada görme ve önde gelen politika yapıcılardan çok çeşitli küresel meseleler hakkında ilk elden bilgi alma şansına sahip olan öğrencilerin de bulunduğu çok çeşitli paydaşlar hazır bulundu. Etkinlik, Münih ve Davos gibi sadece “konuşma toplantıları” olmakla eleştirilen muadillerinin yanında tanınmış bir diplomatik buluşma olarak statüsünü sağlamlaştırmış durumda. Bununla birlikte ADF, Küresel Güney’in güçlü bir şekilde temsil edilmesi ve siyasi tartışmaların somut çözümlere dönüştürülmesi nedeniyle benzer etkinliklerden ayrılıyor.
Soykırım ve ırk ayrımcılığına karşı mücadele
Uluslararası sistemdeki sıkıntılar ışığında forum, “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” genel teması altında gerçekleşti. Forumda, Orta Doğu’da barış ve güvenlik, yapay zekanın diplomasideki rolü, yabancı düşmanlığı, Afrika’nın potansiyeli, Avrupa Birliği’nin (AB) güvenlik kapasitesi, sürdürülebilir kalkınma, gıda güvenliği ve hatta uzayla ilgili konular da dahil olmak üzere diğer önemli meseleler etrafında ciddi görüşmeler yapıldı. Açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 21. yüzyılın, ortak beklentilerin aksine, uluslararası toplumun insanlığa karşı sorumluluklarını yerine getirmede yetersiz kaldığı bir krizler çağı haline geldiğini güçlü bir şekilde vurguladı. Gazze’de ve Orta Doğu’nun diğer yerlerinde yaşanan vahşete ve acil eylem ihtiyacına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tür sorunların çözümünde çok taraflı diplomasinin önemini vurguladı.
İsrail’in eylemleri forum boyunca gündemin üst sıralarında yer aldı. Özellikle Gazze temas grubu panelinde, tek taraflı üçüncü taraf müdahalesinin gelecekte daha derin sorunlar yaratacağı ve uluslararası hukuktaki yaptırım mekanizmalarının eksikliğinin saldırganları cesaretlendirmeye devam ettiği cesurca ifade edildi. Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor çok sayıda panele aktif olarak katıldı.
Apartheide karşı verdiği uzun süreli mücadeleyle tanınan Güney Afrika’nın forumda güçlü bir şekilde temsil edilmesi, İsrail-Filistin çatışmasına ilişkin uluslararası topluma güçlü bir mesaj gönderiyor. Türkiye ve Güney Afrika’nın İsrail’e karşı retorikten ziyade somut eylemleri savunmak konusunda ortak perspektiflere sahip olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu mevcudiyet ortak kararlılıklarının altını çiziyor.
Forum, küresel söylemde genellikle kenara itilen seslerin yükseldiği bir platform olmaya devam etti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Batı’nın mevcut uluslararası ortamı kendi kurallarını dayatmak için kullanma çabalarına yaptığı vurgu, uluslararası yönetişim kurumlarını mevcut yapılarını yeniden gözden geçirmeye zorluyor. Macaristan Başbakanı Viktor Orban da uluslararası ilişkilerde çoğulculuğa duyulan acil ihtiyacı vurgulayan liderler arasındaydı. Macaristan’ın AB’de muhalif bir ses olarak rolünü vurgulayan Orban, Ukrayna-Rusya savaşında acil ateşkes ihtiyacının yanı sıra göç, aile ve transatlantik ilişkiler konusundaki farklı pozisyonlar konusunda kendi görüşlerini ifade etmekten asla çekinmedi.
Diyalog ve işbirliği
ADF, 2021’deki açılışından bu yana, diyalog ve işbirliği için bir sahne olması açısından önemini ortaya koymuştur. Bilindiği üzere, Ukrayna ve Rusya Dışişleri Bakanları arasındaki ilk görüşme, savaşın patlak vermesinden kısa bir süre sonra, 2022’de ADF’nin 2’nci edisyonu sırasında gerçekleşmişti. ADF, diplomasinin önündeki fiziki ve siyasi engellerin kaldırılmasındaki rolünü bu yıl da sürdürdü. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 devlet başkanıyla görüşmesi ve Dışişleri Bakanı Fidan’ın 32 mevkidaşıyla bir araya gelmesinin ötesinde ADF, dünyanın dört bir yanındaki yüksek gerilimli noktaların ortasında bir diplomasi platformu olarak hizmet vermeye devam ediyor.
Çad, Mali, Burkina Faso, Senegal ve Gana’dan dışişleri bakanlarını ve bakan yardımcılarını bir araya getiren Sahel bölgesi konulu panel özellikle önemliydi. Siyasi konulardaki farklı görüşlerine rağmen bu Afrikalı üst düzey diplomatlar, Afrika’nın sorunlarını ele almada açıkça etkisiz kalan dış müdahaleleri, yerel gerçeklerin göz ardı edilmesini ve Afrika’nın sahiplenilmemesini eleştirdiler. Bu bakış açısı, Fidan’ın bölgesel sahiplenmeyi vurgulayarak küresel ilişkilere farklı yaklaşımlar getirme çağrısıyla örtüşüyor. Fidan ayrıca forumu çeşitli dünya görüşlerini barındıran bir platform olarak tanımladı. ADF’nin rolüne ilişkin bu görüş, önümüzdeki yıllarda her zamankinden daha da geçerli olacak gibi görünüyor.
[Doç. Dr. Ali Onur Tepeciklioğlu, Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir. “Afrika’da Türkiye” kitabının eş editörüdür: Routledge tarafından yayınlanan “Turkey in Africa: A New Emerging Power?” kitabının eş editörüdür.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Antalya’nın Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen ADF 2024, üçüncü gün etkinlikleriyle sona erdi.
“Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” ana temasıyla düzenlenen forumda, küresel meselelerin ve krizlerin yanı sıra iklim değişikliği, göç, İslam karşıtlığı, ticaret savaşları ve yapay zeka başta olmak üzere, birçok konu uzmanlar tarafından tartışıldı.
2021 yılında yaklaşık 2 bin kişinin katılım sağladığı ADF’ye, bu yıl 148 ülkeden 4 bin 700 kişi katıldı.
Diplomatların ve siyasilerin yanı sıra öğrencilerin, akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve iş dünyasının temsilcilerinin katıldığı panelde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca, Gazzeli çocukların yaptığı resimlerin de yer aldığı “Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi” düzenlendi.
Refik Anadol’un sergisi ile Türkiye’nin diplomasi tarihinin ne kadar zengin olduğunu ortaya koyan, “Türkiye Yüzyılı” ile beraber bu diplomasinin hangi noktaya geldiğini, nasıl Türkiye’yi bölgesel ve küresel güç haline dönüştürdüğünü gösteren “Diplomasi Tüneli” de dikkati çekti.
Medya partneri AA’nın standı forumda ilgi gördü
Forumda AA standı çok sayıda ziyaretçiyi ağırladı. Ziyaretçilere, AA’nın, İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını belge niteliğindeki fotoğraflarla gözler önüne serdiği “Kanıt” kitabı hediye edildi.
Burada “Kanıt” kitabını inceleyenler arasında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Esvatini Kralı 3. Mswati, Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki, Bangladeş Dışişleri Bakanı Muhammad Hasan Mahmud, Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyinin Sırp üyesi Zeljka Cvijanovic, Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakan Vekili Ali Omar Balad, Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreteri Kubanıçbek Ömüraliyev, Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Sudan Dışişleri Bakan Vekili Ali es-Sadık, Lüksemburg Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Xavier Bettel, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, Bahreyn Dışişleri Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı Şeyh Abdulla Ahmed Bin Hamad Al Khalifa, Uganda Dışişleri Bakanı Jeje Odongo, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Diplomasi Başdanışmanı Dr. Enver Gargaş, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak ve Venezuela Dışişleri Bakan Yardımcısı Coromoto Godoy Calderon??????? yer aldı.
Bunların yanı sıra, Srı· Lanka Dışı·şlerı· Devlet Bakanı Tharaka Balasurıya, Moldova Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Mihai Popşoi, Güney Afrika İlişkiler ve İşbirliği Bakan Yardımcısı Naledi Pandor, Batı Trakya’daki DEB Partisi Başkanı Çiğdem Asafoğlu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TBMM NATO Parlamenter Asamblesi (PA) Türk Delegasyonu Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda ziyaretçi, AA standını gezerek, “Kanıt” kitabını inceledi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Şebnem Akçapar’ın üstlendiği panele Dışişleri Bakanlığı Orta ve Kuzey Avrupa Genel Müdürü Büyükelçi Hayriye Kumaşçıoğlu, Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasi İşler Genel Müdürü Büyükelçi Nilvana Darama Yıldırımgeç ile Dışişleri Bakanlığı Doğu ve Afrika Genel Müdürü Büyükelçi Elif Çomoğlu Ülgen konuşmacı olarak katıldı.
Dışişleri Bakanlığı Orta ve Kuzey Avrupa Genel Müdürü Kumaşçıoğlu, kariyerinde 32 yılı devirdiğini ve meslek seçiminden hiç pişman olmadığını söyledi.
Türkiye’nin dış politikası için önemli olan ülkelerde görev yaptığını belirten Kumaşçıoğlu, görev aldığı tüm ülkelerde Türkiye’yi temsil etmenin ve bu ülkelerin politikalarını anlamaya çalışmanın çok öğretici bir tecrübe olduğunu dile getirdi.
Kumaşçıoğlu, diplomasi alanında kadın ve erkeğin görevlerinde başarı konusunda eşit olduklarını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
“Bence insanların karakteri ve yetenekleriyle ilgili bir meslek yürütüyoruz. Kadınların daha güçlü olduğu yerler var, erkeklerin daha güçlü olduğu yerler var ama sonuç itibarıyla bizim mesleğimiz hem kadınlar hem de erkekler tarafından yeterli donanıma ve belli özelliklere sahip kişiler ise yapılabilecek bir meslek diye düşünüyorum. Bu, tabii kadınların aynı fırsatlarla karşı karşıya olduğu anlamına gelmiyor.”
Büyükelçi Kumaşçıoğlu, mesleğe yeni başladığı dönemlerde kadın olarak bazı bölgelerde zorluklar yaşadığına işaret etti.
Kadın-erkek eşitsizliğinin dünyanın her yerinde olduğunu kaydeden Kumaşçıoğlu, kadın diplomat adaylarının kararlı şekilde Bakanlıkla ilişki kurmaları gerektiğinin altını çizdi.
“Diplomasi alanında çalışmak büyük bir emek gerektirir”
Yıldırımgeç, diplomasi alanında çalışmak isteyen gençlerin mesleklerini ideal olarak benimsemelerinin çok önemli olduğunu vurgulayarak, bu meslekte çalışmalarının somut sonuçlarını görmenin mutluluk verdiğini söyledi.
Diplomasi alanına kadın-erkekten ziyade hep insan merceğinden baktığını anlatan Yıldırımgeç, “Karşınızdaki her şeyden önce bir insan. Dolayısıyla sizin insan ilişkilerinde kullandığınız üslup, tarz, taktik, iletişim modeli, aynı şekilde diplomasi için de geçerli.” dedi.
Mesleğinin hayat biçimi olduğunu dile getiren Yıldırımgeç, diplomasi alanında çalışmanın büyük emek gerektirdiğinin altını çizdi.
Büyükelçi Yıldırımgeç, diplomaside kullanılan üslubun da önemli olduğunu kaydetti.
“Gerçekten içinizde vatan sevgisi, insan sevgisi olması şart”
Ülgen de “Gerçekten bu meslek para, şan şöhret için yapılmaz. Bayrağın gölgesinde o hissiyatla gerçekten ülkenizi temsil etmek için ve ülkenizi en uzak, en zor coğrafyalarda temsile hazır olduğunuzu hissettiğiniz anda seçebileceğiniz bir meslek diye düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin diplomaside, akademide ve tıp dünyasında kadınların liderlik ettiği dönemi yaşadığına dikkati çeken Ülgen, “Ben inanıyorum ki inşallah Türk siyaseti de önümüzdeki dönemde bu işi gerçekten çok isteyen, tabandan gelen kadınlara teslim edilir.” ifadesini kullandı.
Ülgen, diplomaside kadın ve erkek eşitliğiyle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:
“Kadın ve erkeği ayırıyorum.’ demem ama ‘Gönlümden biraz daha pozitif ayrımcılığa yatkın duruyorum.’ demeliyim ya da ‘Eşitler arasında kadını seçerim.’ demeliyim çünkü gerçekten biz (Bakanlığa) girdiğimizde 30 yıl önce eşitler arasından erkekler seçiliyordu. O nedenle şu anda benim kadını seçmemin son derece adil olduğunu düşünüyorum.”
Ülgen, mesleğine ilişkin şunları kaydetti:
“Bu, bir maraton, kısa vadeli değil. Başlamak için gerçekten içinizde vatan sevgisi, insan sevgisi olması şart çünkü sadece dış politika değil gerçekten insanı da yönettiğiniz ve yönetildiğiniz bir sisteme giriyorsunuz. O sistemin parçası oluyorsunuz. Adaletsizliklere uğrayıp küsmek, darılmak, sistem dışına itildiğini düşünmek mümkün olabilir çok uzun vadeli bu maratonda ama ben 32 yıllık kariyerimde şunu gördüm ki orta vadede mutlaka adalet de var. Yeter ki gerçekten bu devletin birliği, dirliği yerinde olsun ve onun için gayret etmeye, aynı ülkü uğruna yürümeye devam edelim.”
“Eşit olmayı istemekten asla yorulmamamız gerektiğini düşünüyorum”
Güney Afrika Uluslararası İlişkiler ve İşbirliği Bakanı Naledi Pandor da dinleyici olarak katıldığı panel hakkındaki düşünceleri sorulduğunda şunları söyledi:
“Bu, mükemmel bir panel. Bence hem kadınların sahip olduğu becerileri hem de fırsatları çok iyi anlattınız. Kadınlar olarak eşit olmayı istemekten asla yorulmamamız gerektiğini düşünüyorum çünkü adil olan bu. Bizler de diğerleri gibi insanız ve en az onlar kadar zekiyiz, bundan dolayı sizi gerçekten kutluyorum.”
]]>Szijjarto, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
ADF’ye ilk kez iştirak ettiğini ancak buraya daha önce katılan mevkidaşlarından övgü dolu sözler duyduğunu dile getiren Szijjarto, “Bu Batı Avrupa’nın olmadığı bir BM Genel Kurulu gibi.” dedi.
Szijjarto, tüm kıtalardan çok sayıda ülke temsilcisinin katıldığı ADF’nin etkili şekilde ikili görüşmeler yapma imkanı tanıdığını vurgulayarak, “Dünyayla buluşmak için tüm dünyayı dolaşmak zorunda kalmıyoruz.” ifadesini kullandı.
Avrupa dış politikasının Ukrayna’daki savaşa “indirgenmiş durumda” olması nedeniyle bugünlerde özellikle Avrupa’da dünya diplomasisinin olumsuz bir terim haline geldiğini dile getiren Szijjarto, “Avrupa kıtasında bir savaş psikolojisi var. Bu tartışmalarda diplomasiden, barıştan bahsettiğinizde ya (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in ajanı, Rusların dostu ya da Kremlin’in propagandacısı olarak görülüyorsunuz.” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Szijjarto, ADF gibi etkinliklerin diplomasinin “yeniden doğmasına” yardımcı olacağını umuyor
Szijjarto, Ukrayna’daki savaşın komşusu olarak diplomasinin “yeniden doğmasına” özellikle ilgi duyduklarını, ADF gibi etkinliklerin bu konuda yardımcı olacağını umduklarını kaydetti.
Türkiye ile Macaristan arasında saygı ve güvene dayanan bir ilişkinin bulunduğunu belirten Szijjarto, saygının uluslararası politikada temel eksiklik olduğunu ifade etti.
Szijjarto, 2023’te iki ülke arasında 4 milyar dolarlık ticaret hacmi rekoru kırıldığını hatırlatarak, geçen sene imzalanan doğal gaz sevkiyatına ilişkin anlaşmaya dair, bu yılın ikinci çeyreğinde Macaristan’ın, Türkiye’nin gaz ihraç ettiği komşusu olmayan ilk ülke olacağını söyledi.
Bakan ayrıca iki ülke arasındaki uçuşların sıklaştırılması için de çalıştıklarını belirtti.
“Hem AB hem de NATO’da, bulunduğumuz tüm örgütlerde genişleme yanlısı bir ülkeyiz”
Macaristan Ulusal Meclisinin, İsveç’in NATO’ya katılmasına ilişkin anlaşmayı onaylaması hakkında Szijjarto, İsveç ve Macaristan arasında güven eksikliği olduğunu ve bunun da İsveçli politikacılar tarafından yaratıldığını ancak görüşmelerin ardından kaybolan güven ortamının tekrar tesis edildiğini kaydetti.
Szijjarto, “Biliyorsunuz hem AB hem de NATO’da, bulunduğumuz tüm örgütlerde genişleme yanlısı bir ülkeyiz. Ne kadar çok olursak o kadar güçlü olacağımıza inanıyoruz. Bu durumda jeopolitik perspektiften bakıldığında, İsveç katılmak istiyorsa katılmalarına izin vermemiz gerektiği açıktı.” diye konuştu.
“Güçlü Amerikan liderliği yoksa büyük güvenlik krizlerinin üstesinden gelinemez”
Bakan Szijjarto, Ukrayna’daki savaşa ve Gazze’deki duruma ilişkin şunları kaydetti:
“Güçlü Amerikan liderliği yoksa büyük güvenlik krizlerinin üstesinden gelinemez. Eminim ki Başkan (Donald) Trump 2020’de tekrar seçilmiş olsaydı, güvenlikle ilgili her iki kriz de çoktan çözülmüş olurdu. Dolayısıyla Ukrayna açısından bakıldığında Başkan Trump’ın barışı sağlayabileceğini düşünüyoruz. Ayrıca birkaç yıl önce “Abraham Anlaşmaları” adlı girişimiyle oldukça başarılı olduğu gibi Orta Doğu’daki güvenlik durumunun iyileştirilmesine de katkıda bulunabileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla bizim için en önemli şey, bu çatışmanın diğer ülkelere de yayılmasından kaçınılması gerektiğidir.”
Szijjarto, Gazze’deki “çatışmanın” diğer ülkelere sıçraması durumunda bunun bölgesel bir savaşla sonuçlanacağını savundu.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Adalet ve Hukukun Üstünlüğü Uluslararası Enstitüsü İcra Sekreteri Steven Hill’in yaptığı panele, Somali Devlet Bakanı ve Dışişleri Bakan Vekili Ali Ömer Muhammed, Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı Kasım Araci ile Güvenlik ve Araştırma Genel Müdürü Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan konuşmacı olarak katıldı.
Muhammed, ülkesinin terörizmden ciddi anlamda yara aldığını ve terörle mücadele etmeye devam ettiklerini söyledi.
Somali’de 1990’da hükümetin düştüğünü ve 16 yıl boyunca yerel yönetimlerin söz sahibi olduğunu hatırlatan Muhammed, 11 Eylül 2001 sonrası terörle mücadele yöntemlerinin uygun olmayan bir adımla yapıldığını aktardı.
Muhammed, terör örgütleriyle mücadelede için diplomasinin gerekli olduğunu vurgulayarak, “Somali’de biz diplomasiyi farklı şekilde uygulamaya başladık. Öncelikle partnerlerimize ulaştık ve farklı platformlarda yakın müttefiklerimizi bir araya getirdik. Kaynakları ve siyasi imkanları bir araya getirdik. Örneğin; 5 üyesi olan bir kurulumuz var; Türkiye, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere ve ABD. Bunların arasında bizlere siyasi destek sağlıyorlar aynı zamanda da güvenlik desteği sağlıyorlar. İkinci olarak komşularımıza ulaştık.” diye konuştu.
“Kapsamlı şekilde terörle nasıl mücadele edebiliriz?” sorusuna yönelik konuşan Muhammed, diplomasiden faydalanmak gerektiğini, terör örgütlerinin bir inancı, bir ideolojiyi kendilerine bir sebep olarak görebildiklerini anlattı.
“Bu kesinlikle çok önemliydi çünkü güvenlik gücümüzü artırdı”
Muhammed, ekonomik fırsatlar yaratmak için de diplomasiye ihtiyaç olduğuna işaret ederek, diplomasinin çok boyutlu ve katmanlı olduğuna dikkati çekti.
Bakan Vekili Muhammed, Türkiye ile Somali arasında son olarak imzalanan “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması”na ilişkin soruya yönelik, şunları kaydetti:
“Bu kesinlikle çok önemliydi çünkü güvenlik gücümüzü artırdı. Savunma kuvvetlerimizin eğitilmesi vesairesi konusunda zaten Türkiye’den uzun yıllardır savunma alanında destek alıyorduk. Ama bu çok daha iyi, bizim elimizi çok da güçlendiren bir gelişme oldu.
Deniz güvenliğimizi 1970-80’lerde test etmeye çalıştık ama 1990’lardaki hükümet sorunları sebebiyle denizlerimizin güvenliğini kaybettik.
Arkasından yaşanan sorunlarla yani korsanlığa kadar her türlü yasa dışı aktivite yaşandı. Bu anlaşma özellikle Somali’nin deniz güvenliğini tesis etmeye yönelik. Somali’nin ekonomik kalkınma potansiyeli aslında denizlerinde, petrol olsun, balıkçılık su ürünleri olsun, burada ciddi bir potansiyel var ve anlaşma her şeyden önce deniz güvenliğini sağlamaya yönelik.”
Terörle mücadelede bilgi paylaşımı gerçekten çok çok önemli”
Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı Araci, ülkesinin terörle etkin şekilde mücadele ettiğini vurgulayarak, terör sonrası toplumu rehabilite etme aşamasına geçtiklerini, Irak topraklarını terörden kurtardıktan sonra ailelerin normal hayata geçmesi için entegrasyon ve rehabilitasyon süreci yürüttüklerini anlattı.
Kayıplara tazminat verildiğini, işsiz ailelere iş sağlanmaya başladıklarını ve ortaya çıkan zararların hukuki anlamda giderilmesi bağlamında davalar yürütüldüğünü aktaran Araci, terör örgütü PKK/YPG’nin Suriye’de işgal ettiği bölgede bulunan vatandaşlarına yönelik ise şunları kaydetti:
“1924 Iraklı ailenin yeniden kazanımını sağlamıştır ve 5 binden fazla vatandaş (Suriye’deki) bu kamplardan kurtarılarak tekrardan Irak’a getirilmiştir ve orada rehabilite edilerek topluma kazandırılmaya çalışılmıştır. Hol Kampı içerisinde halen belli sayıda insanlar var ancak güvenlikleri de temin edildikten sonra bu insanların gönüllü şekilde dönüşünü sağlamaya çalışıyoruz. Önümüzdeki süre içerisinde entegrasyon programını da daha aktif şekilde hayata geçireceğiz.”
Araci, diplomasiyi bölgesel anlamda kullandıklarını dile getirerek, bölgede sıkıntıların büyük bir bölümünün giderildiğini aktardı.
Terörle mücadele sürecinde önemli deneyimler elde ettiklerini belirten Araci, teröre karşı çok net stratejinin olması gerektiğini söyledi.
Terörle mücadelede, ülkeler ve uluslararası arenada diplomatik işbirliklerine ihtiyaç olduğunu aktaran Araci, “Terörle mücadelede sınır aşan terörizm konusunda güvenlik ve istihbarat bağlamında bilgi paylaşımı gerçekten çok çok önemli.” dedi.
“Tehdidin kendisi de çok hızlı ve çok örgütlü bir şekilde ortaya çıkıyor”
Güvenlik ve Araştırma Genel Müdürü Büyükelçi Yazgan da “Diplomasi, ne söylemediğimiz ile de ilgilidir.” diyerek, diplomasi ve güvenlik konularının kesişiminde samimi olmakla sessiz olmak arasında ince bir çizgi olduğunu belirtti.
Yazgan, “Tehdidin kendisi de çok hızlı ve çok örgütlü bir şekilde ortaya çıkıyor. Bugün yetmişli yıllarda da olduğu gibi terörizm hala gayrimeşru ve gayriyasal bir uluslararası ilişkiler aracı olarak kalmaya devam ediyor. O yüzden zarar görüyoruz, yara alıyoruz. Devletin vatandaşlarını koruma yükümlülüğü var ve kendi yargı bölgesindeki herkesi koruma görevi var. Bu bizim egemenlik hakkımızın da bir gereksinimi.” değerlendirmesinde bulundu.
Yazgan, terörizmin büyük güçlerin siyaseti tarafından suistimal edilmesinin neticesi olduğuna vurgu yaptı.
“Terörizm yalnızca bir yan ürün değil aynı zamanda da yanlış politikaların doğrudan sonucu.” diyen Yazgan, bunun uluslararası anlamda yanlış yönetilen politikaların sonucu olduğunu ifade etti.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen ADF 2024, ikinci gününde devam ediyor.
M?oderatörlüğünü DiploFoundation’ın kurucu üyesi ve eski Malta Dışişleri Bakanı Alex Sceberras Trigona’nın üstlendiği “Küreselleşmiş Dünyada Bilim ve Teknoloji Diplomasisin Rolü” paneline Dışişleri Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Diplomasisi Özel Koordinatörü Büyükelçi Murat Yavuz Ateş, DiploFoundation Yöneticisi Jovan Kurbalija, Danimarka Teknoloji Büyükelçisi Anne Marie Engtoft Melgaard ve İstanbul Üniversitesinden Prof. Özgün Erler Bayır katıldı.
Büyükelçi Ateş, her şeyin çok hızlı şekilde ilerlediğini ifade ederek, Türkiye’nin de teknolojik gelişmelerden mümkün olduğunca fazla faydalanmaya çalıştığını kaydetti.
Ateş, işe ilk başladığı zamanlarla gelinen dönemi kıyaslayarak çok uzun sürebilecek işlerin artık yapay zeka sayesinde kısa süre içerisinde tamamlanabileceğini söyledi.
Özel sektör, devlet kurumları ve akademi gibi birçok alanının kendi içerisinde teknoloji alanına ilişkin çalışmalar yürüttüğünü belirten Ateş, “Örneğin Türkiye’de dijital dönüşüm ofisimiz, sanayi ve teknoloji bakanlığımız, rekabet kurulumuz ve telekomünikasyon kurumumuz var.” dedi.
Ateş, teknolojik gelişmelerin zorlukları da beraberinde getirdiğini dile getirerek bu konuda yasal düzenlemelerin kilit noktada ve bunun nasıl şekillendirildiğinin de bir o kadar önemli olduğunu ifade etti.
Yapay zekanın popülerleşmesinin bu zorlukları artırdığı değerlendirmesinde bulunan Ateş, “Dediğim gibi çok güzel işler başarabilir ama bazı şeyleri daha da zora sokabilir ayrımcılık olsun yanlılık olsun yani dijital ayrışmayı da çoğaltabilir.” diye konuştu.
Ateş, yeni teknolojiler dünyanın her bir yanında kullanılacaksa bunun ortak şekilde regüle edilmesi ve insanı merkeze yerleştiren yasal düzenlemelerin getirilmesi gerektiğine dikkati çekerek, “Önümüzdeki on yıl içerisinde yapay zeka süper zeka konumuna rahatlıkla gelebilir ve insan kontrolünün ötesine de geçebilir.” dedi.
“Teknoloji ve dijitalleşme talepleri artırıyor”
Danimarka Teknoloji Büyükelçisi Melgaard da teknolojinin ilerlemesinin diplomasinin farklı bir dünyada işlemesi anlamına geldiğini ifade ederek, ilk defa 1992’de e-posta gönderildiğini ancak diplomasinin tamamen kağıdı bırakmasının 20 yılı bulduğunu aktardı.
Şimdi ise ChatGPT’nin ortaya çıktığını dile getiren Melgaard, “Artık herkes yapay zekanın nasıl kullanılabileceğini düşünüyor. Dolayısıyla çok ciddi bir değişimden bahsediyoruz.” dedi.
Melgaard, ancak bu konuda uluslararası bir mevzuat olmadığına dikkati çekerek, “Mesela sahte bir video, seçimlerden hemen önce gösterilirse ne olacak belki sonrasında sahte olduğu tespit edilecek ancak iş işten geçmiş olacak.” diye konuştu.
Bugün 45 ülkenin bu konuda çalışan teknoloji büyükelçileri olduğunu vurgulayan Melgaard, çok taraflı sistemlerin ortak bir paydada buluşabilmesinin önemli olduğunu belirtti.
Melgaard, ancak Birleşmiş Milletler (BM) tarafına bakıldığında bunun çok da kolay olmadığını çünkü herkesin aynı teknolojik seviyede olmadığını söyledi.
Teknoloji ve dijitalleşmenin talepleri artırdığını ifade eden Melgaard, “Git gide BM gibi kurumların sorumlulukları da ağırlaşacak çünkü çözüm bulmak durumunda kaldığımız meseleler artışa geçecek.” diye konuştu.
Melgaard, “Herkes internete erişmek istiyor herkes bilgisayar sahibi olmak istiyor neden çünkü bunlar beraberinde çok büyük imkanları getiriyor ama kuantum bilgisayarlara geçiş yapıldığında nasıl olacak onlara kaç kişi erişebilecek ve bu gelişmeleri kaç ulus takip edebilecek?” dedi.
“Küresel internet altyapısı kırılgan”
DiploFoundation Yöneticisi Kurbalija, dijital teknoloji alanında en önemli konunun “süreklilik” olduğuna işaret ederek, küresel internet altyapısının kırılgan olduğunu vurguladı.
Okyanusun ortasından geçen kablolar olduğunu ve bunun “potansiyel risk taşıdığını” ifade eden Kurbalija, böylesi kritik altyapının yedeğinin olması gerektiğini söyledi.
Üniversitelerin yapay zekayı yasaklayarak hata yaptığını belirten Kurbalija, “Yapay zeka gelecekte bugünün interneti gibi olacak ve hayatlarımızın tam merkezinde yer alacak.” diye konuştu.
“Diplomasi krizlerle şekilleniyor”
İstanbul Üniversitesinden Prof. Dr. Özgün Erler Bayır, artık teknolojik gelişmelerin takip edilmesinin zorlaştığına dikkati çekerek, bu gelişmelerin diplomasiye adapte edilmesinin de bir soru işareti olduğunu belirtti.
Gelişimler hızla yaşanırken her şeyin dijitalleşmesi olmalı mı sorusunu sorduğunu ve bir zamanlar telefon diplomasinin de gündemde olduğunu ancak bu misyonun da tamamlandığını aktaran Bayır, bazı diplomatların dijitalleşmeye yönelik şüpheci olduğunu ifade etti.
Bayır, diplomasinin dijitalleşmesi ve bunun geleceğine karşı akıllarda soru işaretleri olduğunu vurgulayarak, tam olarak nelerin değişeceğinin merak konusu olduğunu ve Kovid-19 salgını sırasında olduğu gibi diplomasinin uygulanma şeklinin değişebildiğine işaret etti.
Özellikle kavramsallaşmada “tutarlılığa” ihtiyacın olduğunu vurgulayan Bayır, “Akademiye baktığımız zaman da konseptlerin farklılaştığını görüyoruz.
Sanal diplomasi, Twitter diplomasisi gibi pek çok farklı kavram ortaya çıktı ve bunlar diplomasinin yeni türleri.” dedi.
Bayır, nesiller boyunca diplomasinin krizlerle şekillendiğini ifade ederek, ABD’nin İran’da sanal elçilik açmış olmasının bunun bir örneği olduğunu söyledi.
Bunun gayet pratik bir uygulama olduğunu belirten Bayır, yeni politikalar geliştirirken vizyoner de olunması gerektiğini kaydetti.
]]>???????Bozay ve Dışişleri Bakanı Başdanışmanı ve Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Başkanı Nuh Yılmaz, Antalya Diplomasi Forumu kapsamında Türk üniversitelerinden 400 öğrenciyle buluştu.
Mehmet Kemal Bozay, burada yaptığı konuşmada, İran, Bosna Hersek, İsrail, ABD, Sırbistan, Slovenya gibi eski Osmanlı coğrafyasında görevlerde bulunduğunu söyledi.
Osmanlı dönemi hariciyecilerinden Salih Münir Paşa’nın, diplomatlığı “Dost ve düşmanı tanıyabilme, ülkenin hayır ve selameti için hangi devletlerle ittifak kurulacağını, rakiplerin nasıl alt edileceğini tespit edebilme ve bu konularda gerekli tedbiri alabilir marifeti, diğer devletleri yakından takip ederek bunlardan elde edilebilecek kazançlar veya gelebilecek zararlar konusunda önlem alabilme kabiliyeti” olarak tanımladığını anlatan Bozay, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da talimatlarının bu yönde olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin diplomasi geleneğinin geçmişten geleceğe uzandığını ifade eden Bozay, şöyle konuştu:
“Bir diplomat, ülkenin bekası ve ilerlemesi adına kimlere yaklaşılıp, kimleri yalnız bırakma politikasına girileceğini doğru tespit edebilmelidir. Diplomasi, içinde bulunan durumu iyi muhakeme ederek olayların mecrasındaki akıntıyı kendine uygun hale getirmek, başka bir ifadeyle oluşacak fırsatlardan istifade ederken müsait havalarda yelkenleri açmayı, kötü havalarda yelkenleri toplayıp tehlikesiz yollardan gitmeyi bilmelidir.”
Diplomat olmak isteyen gençlere kapılarının her zaman açık olduğuna işaret eden Bozay, ” ‘Sınavlarda eşit fırsatlar var mı?’ diye sorular geliyor, bundan yüzde 100 emin olabilirsiniz. Çünkü bu kimsenin hatır gönül işiyle yürütülmesine fırsat verilecek bir meslek değil. Bundan dolayı kendinize güvenin.” dedi.
Bozay, öğrencilere Stratejik Araştırmalar Merkezi yayınlarını, düşünce kuruluşlarının çalışmalarını takip etmelerini ve müfredatta sınava yönelik dersleri tercih etmelerini önerdi.
“Filistin konusunda en dürüst ülke Türkiye”
Türkiye’nin dış politikasına ilişkin açıklamalarda da bulunan Bozay, Türkiye’nin 20 yılda ciddi aşama kaydettiğini, zor bir coğrafyada bulunmasına rağmen bugün dış politikada güçlü bir noktaya geldiğini ifade etti.
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına değinen Bozay, Türkiye’nin ilk günden bu yana aynı ve kararlı bir tavır sergilediğini söyledi.
Sorunun çözüme kavuşması yönünde adımlar attıklarını bildiren Bozay, “Filistin’de iki devletli çözüm için karar alınmış ama hiçbir zaman uygulanmamış. Devam eden bir şiddet çemberi var. Yaşananları durdurmak için hukuk ve adalet boyutuna yoğunlaşmamız gerekiyor. Bizim iki devletli çözüm dışında bir önerimiz yok.” diye konuştu.
Olayın insani boyutunu da ele aldıklarını aktaran Bozay, “Yaşananların unutulmaması için kaydını alıyoruz. Bu konuda en dürüst davranan ülke Türkiye’dir. Olaya insani açıdan da devletler hukuku boyutundan da bakıyoruz. Kararlı tutumumuzu sürdürüyoruz.” dedi.
“Çok geniş diplomasi ağımız var”
Bakan Yardımcısı Bozay, dünya sorunlarında her ülkeyle işbirliğine açık olduklarını, terörün her ülke için bir tehdit olduğunu ve her ülkenin işbirliği içinde mücadele etmesi gerektiğini ifade etti.
“Senin teröristin, benim teröristim yok. DAEŞ’i gördük, herkesi etkiledi. Büyük ülkeleri ikaz ediyorduk, ‘Siz Irak’ta düzenlediğiniz operasyon sonrasında burada ne olduğu belli olmayan bir yapı oluşacak’ diyorduk. Bunu görüyorduk, biliyorduk. Arkalarında başka unsurların da olduğu bir terör ortaya çıktı.” diyen Bozay, dış politikada daima Türkiye’nin bekası doğrultusunda hareket ettiklerini vurguladı.
AB’ye üyelik konusunda Bozay, Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakılmadığını ancak Türkiyesiz de mümkün olmadığının görüldüğünü ifade etti.
Türkiye’nin artık elbisesinin değiştiğini, bugün dünyanın her bir noktasında yaşanan olaylara müdahale edebildiğini dile getiren Bozay, AB’nin “Dur, sen yapma” demesine müsaade etmeyeceklerini kaydetti.
Türkiye’nin yükselmekte olduğu bir dönemde çevresindeki ülkelerde savaşlar yaşandığını anlatan Bozay, “Çok geniş diplomasi ağımız var. 360 derecelik bir diplomasimiz var. Etrafımızda bu kadar sorun varken istikrarımızla gençlerle önümüzün çok parlak olduğunu görüyoruz, bunu düzgün yönlendirmemiz, planlı ve devlet ciddiyetiyle gitmemiz gerekiyor.” diye konuştu.
Türkiye’nin öz güveni yüksek bir diplomasisi var”
Dışişleri Bakanı Başdanışmanı ve SAM Başkanı Nuh Yılmaz da Dışişleri Bakanlığının Türkiye’nin stratejisini ve güvenlik politikalarını oluşturan çok ciddi bir kurum olduğunu aktardı.
Böyle bir kurumda çalışacak insanların da bazı özelliklere sahip olması gerektiğini dile getiren Yılmaz, merkez olarak diplomatlık eğitimini 5,5 aya çıkardıklarını ve bu eğitimin içerisinde adabımuaşeret, yazı, not, kripto yazma ve analitik eğitimi daha ileriye taşıyan bir program yer aldığını bildirdi.
Öğrencilerin sorularını da yanıtlayan Yılmaz, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarının evrensel bir sorun olduğunu söyledi.
Filistinlilere yaşam alanı sağlayabilmek için iki devletli çözümün uygulanması gerektiğini kaydeden Yılmaz, Türkiye’nin de her sorunda diplomasiyi ön plana çıkardığını belirtti.
Yılmaz, sözlerini, “Türkiye’nin bağımsız ve yerli bir dış politika izleyen öz güveni yüksek bir diplomasi geleneği var.” diyerek tamamladı.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Meksika Dış ilişkiler Konseyi Başkanı (COMEXI) Sergio Alcocer’in yaptığı “Değişim Sürecinde Latin Amerika ve Karayipler” başlıklı panele Panama Dışişleri Bakanı Janaina Tewaney Mencomo, Kolombiya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Francisco Jose Coy Granados ve Guatemala Dışişleri Bakanı Yardımcısı Monica Renata Bolanos katıldı.
Panelin açılışında konuşan COMEXI Başkanı Alcocer, Antalya Diplomasi Forumu’nun çok doğru bir zamanda yapıldığını belirterek, “Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği üzere diplomasinin kendini uyarlaması gerekiyor. Bu anlamda diplomasinin kriz dönemlerindeki rolüne özellikle vurgu yapmıştı.” ifadesini kullandı.
Latin Amerika’nın entegrasyon konusunda “başarısız” olduğunu dile getiren Alcocer, göç sorununun sadece Latin Amerika’nın değil dünyanın önemli bir sorunu olduğunu vurguladı.
Alcocer, Türkiye’nin göç hakkında “çok güzel” uygulamaları olduğunu ve Latin Amerika’nın Türkiye’den öğreneceği çok şeyi olduğunu söyledi.
Panama Dışişleri Bakanı Mencomo, çok taraflı işbirliği ve ekonomik entegrasyonun önemine işaret ederek, “Ortak değerlere ve hedeflere ihtiyacımız var. Adil ve eşit bir gelecek için aynı hırs ve motivasyonla hareket etmeliyiz. Enerjimizi, birlik ve beraberliğe harcamalıyız.” dedi.
Göç konusunda ülkesinin yaşadığı zorluklara değinen Mencomo, şunları kaydetti:
“Panama, göçmenler için geçiş ülkesine dönüştü. Darien Ormanı’nı aşmak isteyen göçmenler, Orta Amerika üzerinden ABD’ye ulaşmaya çalışıyor. Göçmenlere sığınacak yer ve yemek veriyoruz ancak bunun üstesinden tek başımıza gelmemiz mümkün değil. Göçün gerçek nedenlerine inmeliyiz ve göçe yol açan temel sebepleri ele almalıyız. Göç artık bölgesel olmaktan çıkıp uluslararası bir soruna dönüştü. Kötü niyetli örgütler, göçmenleri istismar ediyor.”
Kolombiya Dışişleri Bakan Yardımcısı Granados da 3 yıldır bu foruma katılmak istediklerini ve nihayetinde burada olmaktan ötürü mutlu olduklarını kaydetti.
“Latin Amerika’nın bu yeni düzene uyum sağlaması lazım”
Dünyanın karşı karşıya kaldığı sorunlara dikkati çeken Granados, “Yeni bir dünya düzeniyle yüzleşiyoruz, bugün büyük savaşlarla karşı karşıyayız. Bizler, daha barışçıl bir dünyanın tesis edilmesi için neler yapabiliriz, işte diplomasi bu anlamda bu tür zorlukların üstesinden gelinebilmesi için önemli bir araçtır. Latin Amerika’nın bu yeni düzene uyum sağlaması lazım.” diye konuştu.
Granados, Latin Amerika’nın eşitsizlik, yolsuzluk, organize suç örgütlerinin varlığı ve göç sorunlarıyla mücadele ettiğine dikkati çekerek, bölgesel işbirliği ve ekonomik entegrasyonun önemine vurgu yaptı.
“İklim değişikliği ve göç, hepimizin ortak sorunudur”
Guatemala Dışişleri Bakan Yardımcısı Perez ise oldukça zorlu bir süreçten geçtiklerini anlatarak, “Çok sayıda zorlukla mücadele ediyoruz. İşsizlik, ekonomi, yoksulluk ve doğal afetlerin etkisiyle mücadele ediyoruz.” şeklinde konuştu.
Latin Amerika ile Karayipler arasındaki entegrasyonun daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Perez, “İklim değişikliği ve göç, hepimizin ortak sorunudur. Yalnız kalarak her şeyin üstesinden gelemeyiz, entegrasyon bütün kıtaya olumlu yansıyacaktır. Bölgesel konularda diyalog gereksinimini önemsiyoruz ve bu forumun bizlere diyalog imkanı vermesinden ötürü oldukça mutluyuz.” ifadelerini kullandı.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Andre Sanke’nin yaptığı liderler paneline Bulgaristan Cumhurbaşkanı Rumen Radev, Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani ve Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud katıldı.
Bulgaristan Cumhurbaşkanı Radev, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığına düzenledikleri forum için teşekkür etti.
Bölgedeki liderlerle çalışmak için çaba sarf ettiğini ve birçok liderle görüştüğünü dile getiren Radev, “Bağlantılığın bütün krizlerin aşılmasında çok önemli olduğunu söylemeye çalıştım ve yeni potansiyel krizlerin önüne ancak böyle geçebiliriz diye düşünüyorum.” dedi.
Radev, kültürel bağlantılığın da çok önemli olduğunu vurgulayarak, “Bizim özellikle başka kültürleri anlamamız gerekiyor. Bu, çatışmaların önüne geçilmesi için gerçekten çok önemli ve açıkçası çoğu zaman birbirimizi tanımadığımız için bu derin çatışmalar çıkıyor.” diye konuştu.
Avrupa Konseyinde birçok ülkenin yer aldığına dikkati çeken Radev, her ülkenin farklı amaç, kültür ve önceliğinin bulunduğunu, kendisi için en önemli şeylerden birinin Bulgaristan’ın çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.
“Diplomasi, bombaların düşmesini engellerse o zaman bir anlamı var”
Diyaloğun çok önemli olduğunu, düzgün şekilde kullanıldığında sorunları aşma aracına dönüştüğünü vurgulayan Radev, “Diplomasi, dış politika enstrümanlarından bir tanesidir ve onu kullanmayı asla unutmamalıyız. Diplomasi, bombalardan önce gelir ve o bombaların düşmesini engellerse o zaman bir anlamı var. Bomba düşüp insanlar öldükten sonra diplomasinin bir anlamı yok.” dedi.
Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinen Radev, şunları kaydetti:
“Bu savaşı daha fazla mühimmatla desteklemeye devam edersek ve daha fazla insanla da desteklemeye devam edersek risklerin daha büyüdüğünü, ekonomik ve demografik olarak çok büyük bir yıkımın olacağını görebiliyoruz. Diplomasiden bahsedersek böyle forumlar sayesinde diyaloğu geniş kitlelere ulaştırmalıyız. Bu savaşın gerçekten saçıntılarını biz birçok yerde görmeye başlayacağız. Moldova’da biz bir şey yapmazsak gerçekten Moldova’nın da bunun içine çekildiğini görüyoruz.”
“Diplomaside küçük kazanımlar bile kazanımdır ve zaferdir”
Kosova Cumhurbaşkanı Osmani de savaş zamanında barışı tercih etmenin çok zor olduğuna işaret ederek, ülkesinin Kosova Savaşı’nın bir an önce bitmesi için barış görüşmelerini savunduğunu hatırlattı.
Çalkantılı zamanlarda dost ülkelerin desteğinin ehemmiyetini vurgulayan Osmani, Avrupa Birliği (AB), Türkiye, ABD ve Bulgaristan gibi ülkelerle buna yönelik ortaklıklar kurmaya önem verdiklerini belirtti.
Osmani, Kosova’nın çok genç bir ülke olduğuna dikkati çekerek, “Diplomaside küçük kazanımlar bile kazanımdır ve zaferdir. Her şeyi birden kazanamazsınız. Açıkçası, kimi zaman geleceğe doğru çok küçük adımlar atıyoruz.” dedi.
Zor dönemden geçen ülkelere desteğin bir seferlik halinde olmaması gerektiğini dile getiren Osmani, uluslararası güçlerin bir ülkedeki iç çatışmayı durdurduktan sonra da desteklerini sürdürmesi gerektiğini vurguladı.
Osmani, “Uluslararası kamuoyunun ve uluslararası toplumun özellikle gelip bizim yanımızda olmaları ve daha sonra barışı tesis etmeleri, bizim için gerçekten çok büyük bir kazanımdı.” diye konuştu.
Savaş ve çatışmalarda masum insanların, kadınların ve çocukların acı çektiğini anlatan Osmani, Birleşmiş Milletlerin (BM) bunlara duyarsız kalmaması gerektiğini, ülkesinin böyle anlarda gerekli desteği vermeye hazır olduğunu kaydetti.
“Rusya, Balkanlar’a gözünü dikmiş durumda”
Osmani, Kosova’nın paydaşlarıyla beraber, ülkede barışı ve istikrarı korumaya çalıştığını dile getirerek, “Rusya, Balkanlar’a gözünü dikmiş durumda ve Batı’ya karşı yeni bir cephe açmak istiyor.” ifadesini kullandı.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sonucunun dünya için örnek teşkil edeceğini kaydeden Osmani, “Ukrayna’nın istediği barışı” ve hukukun üstünlüğüne dayanan dünya düzenini desteklediklerini belirtti.
Osmani, bölgede çatışmanın yaygınlaşmasının Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i cesaretlendireceğini ve bunun önüne geçilmesi gerektiğini dile getirerek, “Bence diktatörler kendi halklarını düşünmezler. (Eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan) Milosevic de yüz binlerce askerini kaybetti fakat kendisini düşünüyordu. Putin de yüz binlerce askerini değil sadece kendisini düşünüyor.” dedi.
Rusya’ya yaptırım uygulanmasını destekleyen Osmani, Ukrayna’da oldukça hukuksuz bir savaş yaşandığını dile getirdi.
Osmani, uzak bir ülkede çıkan savaşın bile ekonomik olarak tüm dünyayı etkilediğini kaydederek, Rusya-Ukrayna Savaşı’nı örnek gösterdi.
Karadeniz Tahıl Girişimi’nin önemine dikkati çeken Osmani, bunun, diplomasinin sadece güvenliğe değil aynı zamanda ekonomiye de odaklanabileceğini gösterdiğini söyledi.
“Mevcut küresel diplomasi yapısını yeniden gözden geçirmeliyiz”
Somali Cumhurbaşkanı Mahmud da diplomasinin kolay bir şey olmadığını, tarihin diplomasiye büyük katkısının bulunduğunu dile getirdi.
Kızıldeniz bölgesinin değişken ve kırılgan yapıya sahip olduğuna işaret eden Mahmud, Somali’de yaşananlardan dolayı, Somalililerin dünyanın yardımına muhtaç hale geldiğini söyledi.
Mahmud, şöyle devam etti:
“Somali’yi destekleyen ortaklarımıza baktığımız zaman bazılarının belli prensipleri, ilkeleri var, bazılarının bu bölgede belli belli çıkarları var. Ortaklarınızın, size destek verenlerin bazılarının oldukça farklı prensipleri olabiliyor ve onları bir arada bir bütün haline getirebilmek, sizin kendi çıkarınız, onların çıkarları, bunların arasında bir denge oluşturabilmek çok zor olabiliyor.”
Küresel diplomasinin yeniden yapılandırması gerektiğini vurgulayan Mahmud, “Bizler, küresel diplomasi yapısını yeniden gözden geçirmeliyiz, kurallarını, ilkelerini yeniden gözden geçirmeliyiz ve bunu da yaparken uluslararası hukuk temeli üzerinde yapmalıyız. Tüm bu farklılıkların yasal bir temel üzerinde ve birbirleriyle 21. yüzyılın gerçekleriyle uyumlu bir şekilde olmasını sağlamalıyız.” diye konuştu.
“Gazze, Yemen problemi, hepsi diplomasinin çözmesi gereken sorunlar”
İklim değişikliğinin ülkesindeki etkisine de değinen Mahmud, global ve yerel gündeme sahip terör örgütüyle mücadele ettiklerini belirterek, “Somali’yi ele geçirirlerse küresel anlamda daha ileri giderler. Somali’yi kullanmak istiyorlar.” dedi.
Bölgeleri ve Kızıldeniz’deki gerilimin küresel bir problem olduğunu vurgulayan Mahmud, “Gazze, Yemen problemi, bunların hepsi diplomasinin çözmesi gereken sorunlar aksi halde herkesi etkileyecek. Biz, olan bitenin tarafı veya parçası değiliz ama ekonomik olarak kurbanıyız. Bizi çok kötü etkiliyor.” görüşünü paylaştı.
]]>Erdoğan, NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun resmi açılışında konuştu.
Antalya Diplomasi Forumu’nun 3. buluşması münasebetiyle bir arada olmaktan büyük memnuniyet duyduğunu söyleyen Erdoğan, forumu, 6 Şubat 2023’te yaşanan asrın felaketi nedeniyle geçen yıl iptal etmek durumunda kaldıklarını anımsattı. Erdoğan, ülkenin 11 ilini ve 14 milyon vatandaşını etkileyen 53 binden fazla canın yitirildiği deprem felaketinin yaralarını hızla sardıklarını anlattı.
Bu zorlu süreçte, dost ve kardeş ülkelerden gördükleri maddi, manevi desteği özellikle ifade etmek istediğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünyanın neresinde olursa olsun acımızı yürekten paylaşan, dayanışma ve desteklerini esirgemeyen dostlarımıza bir kez daha ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Anadolu’nun manevi mimarlarından Mevlana’nın çağları aşan şu sözünün hikmetine bir kez daha şahitlik ettik. ‘Ümitsizliğin ardında nice ümitler vardır, karanlığın ardında nice güneşler vardır.’ Millet olarak destekleriyle dualarıyla katkılarıyla en zor günümüzde bizlere umut aşılayan dostlarımızın kadirşinaslığını asla unutmayacağız. Rabb’im, ülkemiz ve milletimizle birlikte tüm insanlığı bu tür tabii afetlerden korusun diyorum. Depremlerde vefat eden kardeşlerimizi bir kez daha rahmetle yad ediyorum.”
“Küresel diplomasinin kalbinin attığı merkezlerden biri haline geldi”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, turizmin başkenti Antalya’nın forumla küresel diplomasinin kalbinin attığı merkezlerden biri haline geldiğini ifade etti.
Bugünkü toplantının etkileyici katılım düzeyinin, bu tespitin ne kadar doğru olduğunu gösterdiğini vurgulayan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“3 gün boyunca, günümüz liderlerinden geleceğin liderlerine, iş insanlarından akademisyenlere, yaklaşık 4 bin civarında katılımcı burada, aynı çatı altında bir araya gelecek. Yapılacak fikir teatilerinin ve tartışmaların bizleri doğruya, iyiye, adalete ve gerçekliğe bir adım daha yaklaştıracağına inanıyorum. Forumumuzun bu yılki temasını ‘Krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak’ olarak belirledik. Küresel siyasetin kaotik durumuna şöyle bir göz attığımızda, forumun temasının ne kadar isabetli seçildiği anlaşılacaktır. İnsanlık olarak, gerçekten sancılı, sıkıntılı ve biteviye krizlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Sadece dış politikada değil, üretim, iletişim, yönetim, sanat, ticaret ve teknoloji gibi pek çok alanda ezberler bozuluyor. Gönül ister ki bu değişim, insanlığın güncel sorunlarına çözüm getirsin, açlığa, yoksulluğa, geri kalmışlığa çare olsun. Maalesef bu konuda ümitvar konuşamıyoruz.”
“Kültürel ırkçılık, İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığı…”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkeler arasındaki gelir adaletsizliğinin katlanarak arttığını, savaşların eskisinden çok daha kanlı ve yıkıcı geçtiğini dile getirdi.
Sömürgeciliğin yeni yöntemlerle ne yazık ki devam ettirildiğine dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:
“Kültürel ırkçılık, İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığı dünyanın birçok bölgesinde, toplum içinde bir veba salgını gibi yayılıyor. Karşı karşıya olduğumuz gerçeklik şudur; refah, huzur, barış ve özgürlük asrı olmasını umduğumuz 21. yüzyıl, beklentilerin tam aksine giderek bir buhranlar çağına dönüşmektedir. Herkesin diline pelesenk ettiği ‘kural temelli uluslararası düzen’ anlamını ve ağırlığını kaybetmekte, bir slogandan öteye geçememektedir. Dayanışma, adalet ve güven gibi temel kavramlardan yoksun olan cari uluslararası sistem ise asgari mesuliyetlerini bile yerine getiremiyor.
Değerli misafirler, tüm bunları, olayların uzağında bir ülkenin lideri olarak söylemiyorum. Türkiye, gerek coğrafi konumu gerek beşeri ve kültürel bağları gerekse beynelmilel ilişkileri itibarıyla krizlerden en çok etkilenen ülkelerden biridir. İnsanlığın gündemini meşgul eden çatışmaların, gerilimlerin, savaşların, risklerin kahir ekseriyeti bizim yakın coğrafyamızda yaşanıyor. Örneğin, pek çok ülkenin son 5-10 yılda yüzleştiği terör tehdidiyle biz tam 40 yıldır mücadele ediyoruz. DEAŞ ile sahada göğüs göğüse mücadele edip bu örgütü bozguna uğratan yegane NATO müttefikiyiz.”
(Sürecek)
]]>Fidan, Antalya NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ADF’nin açılışında konuştu.
Devlet adamlarını, kanaat önderlerini, akademisyenleri, iş dünyası liderlerini, basın mensuplarını ve gençleri burada ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını belirten Fidan, “Antalya Diplomasi Forumu her meseleyi sahiplenen, insanlığın ortak şuuru ve vicdanına tercüman olmaya çalışan, devletler ve toplumlar arasında dayanışmayı ve diplomasiyi önceleyen, farklı kültürlerin kendi diliyle ve bakış açısıyla sorunlarını konuşabildiği ve farklı kıtaların birbirleriyle görüş alışverişinde bulunabildiği bir zemin oluşturan, kutuplaşmanın yerine kapsayıcılığı, gerilimin yerine sağduyuyu teşvik eden bir platform olmayı hedeflemektedir.” ifadelerini kullandı.
Fidan, ADF misafirleriyle bu hedefleri gerçekleştireceklerine yürekten inandıklarını dile getirdi.
Uluslararası ilişkilerin her geçen gün daha çok boyutlu ve çok paydaşlı bir görünüm arz ettiğini kaydeden Fidan, klasik diplomasinin devletlerarası ilişkilerle sınırlı olup sadece diplomatlar vasıtasıyla yürütüldüğünü vurguladı.
Fidan, bugün de devletlerarası ilişkilerin çok ötesine geçmiş bir diplomasiyle karşı karşıya olduklarına dikkati çekerek yeni aktörlerin, yöntemlerin, platformların ve hatta konuların diplomasiyi dönüştürdüğünü belirtti.
“Diplomasiye duyulan ihtiyaç”
Değişmeyen hususun diplomasiye duyulan ihtiyaç olduğuna işaret eden Fidan, ekonomiden güvenliğe, teknolojiden enerjiye, ulaştırmadan kültüre pek çok alanın diplomasinin asli konusu haline geldiğini söyledi.
Fidan, çok kutuplu bir uluslararası sistemin daha belirgin hale gelirken, kaba kuvvet üzerinden sonuç devşirme pratiklerinin giderek öne çıktığını kaydetti.
Afrika’dan Latin Amerika’ya, Avrupa’dan Asya ve Orta Doğu’ya egemenlik, refah ve güvenlik arayışının uzlaşıyla çözülmesine ihtiyacın daha da arttığını kaydeden Fidan, bu nedenle bu yıl ADF’nin başlığını “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” olarak belirlediklerini ve yoğun bir program hazırladıklarını aktardı.
Hakan Fidan, forum süresince bir yandan katılımcı ülkeleri ve uluslararası toplumu yakından ilgilendiren sorunları tartışırken diğer yandan stratejik bir bakış açısıyla daha barışçıl ve müreffeh bir geleceğin imkanlarını ele alacaklarını anlattı.
“Adalet üzerine kurulu olmayan hiçbir düzen kalıcı olamaz”
Mevcut uluslararası düzenin barış, istikrar, adalet ve eşitlik üretmediğine dikkati çeken Fidan, güçlü kurumlara ve ortaklıklara ihtiyaç duyulan bu dönemde uluslararası sistemin giderek zayıfladığının aşikar olduğunu belirtti.
Fidan, her geçen gün adeta “güçlünün haklı olduğunu gösteren” olayların yaşandığı bu uluslararası düzende, adaletsizliklerin her alanda devam ettiğini vurgulayarak “Oysa biliyoruz ki; adalet üzerine kurulu olmayan hiçbir düzen kalıcı olamaz. Elbette, bu kötü gidişatı gören ve küresel adalet için sesini yükselten ilkeli ülkeler de var.” diye konuştu.
Adaletin Türkiye’nin geleneğinde çok özel yeri olan bir mefhum olduğunu kaydeden Bakan Fidan, “Türkiye, sorunların çözümüne her daim yapıcı katkı sağlamakta, krizler ve çatışmalar karşısında ilkeli ve etkin bir tutum sergilemektedir.” dedi.
Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yıllardır uygulanan dış politikanın yakın coğrafyadan başlamak suretiyle barış, istikrar ve refah kuşağı tesis etmeyi hedeflediğinin altını çizdi.
Bakan Fidan, herkesin uzun zamandır şahit olduğu gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün samimiyeti ve gayretiyle küresel adaletsizlikleri ortadan kaldıracak, etkin, adil ve kapsayıcı bir uluslararası düzenin kurulması için var gücüyle mücadele ettiğine dikkati çekti.
“Türkiye, coğrafyasındaki sorunların çözümüne öncülük etmektedir”
Fidan, uluslararası sistemdeki krizlerin bir diğer yansımasının da 3. yılına giren Rusya-Ukrayna Savaşı olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:
“Savaşın geldiği aşamada, tarafları bir araya getirmenin yollarını ciddi biçimde aramamız gerekiyor. Barış müzakerelerini kolaylaştırmak için her türlü çabayı sergilemeye dün olduğu gibi bugün de hazırız. Aynı zamanda Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini yeniden tesis etmek ve tahıl ticaretinin güvenli şekilde yapılmasını temin etmek amacıyla çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.”
Küresel sistemin “hegemonların çıkarlarını öncelemesi nedeniyle” bölgesel sorunları çözmede yetersiz kaldığını vurgulayan Fidan, “Bundan dolayı Türkiye, bölgesel sahiplenme anlayışıyla yeni yöntem, aktör ve platformları sürece dahil ederek coğrafyasındaki sorunların çözümüne öncülük etmektedir.” diye konuştu.
Fidan, uluslararası sistemin, Suriye’deki krize yıllardır çözüm sağlayamadığını belirterek “Ülkemizin bölgesel sahiplenme anlayışıyla başlattığı Astana Süreci, iç savaşın durmasını ve siyasi çözüm arayışlarının tartışılmasını sağlamıştır.” dedi.
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki anlaşmazlığın çözümünün de bölgesel sahiplenme girişimleriyle sonuca doğru evrildiğini söyleyen Fidan, şöyle devam etti:
“Bölgesel işbirliği ve entegrasyon çabalarımız çerçevesinde öncülük ettiğimiz Türk Devletleri Teşkilatı ile Türk Dünyası’nın kurumsal bir zeminde bir araya gelmesini güçlü bir şekilde destekledik.”
Fidan, bölgesel sahiplenmenin bir boyutunun da enerji ve bağlantısallık projelerinden oluştuğuna işaret ederek “Bu konuda da küresel dayatmalardan ziyade, bölgenin ihtiyaçlarını önceleyen projeleri önemsiyoruz. TANAP, TAP, ‘Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor’ ve ‘Kalkınma Yolu Projesi’ gibi girişimleri destekliyoruz.” dedi.
“Türkiye, Orta Doğu ve Afrika’da terörle mücadele çabalarına desteğini kesintisiz sürdürmektedir”
Terörle mücadelenin de bölgesel dayanışma ve işbirliğini zorunlu kılan başka bir önemli husus olduğunu belirten Fidan, şunları kaydetti:
“Birçok kıtada farklı şekillerde baş gösteren terörizm tehdidi karşısında, ortak bir tavır sergilenemediğini de üzülerek görmekteyiz. Bu şartlar altında terörizmle mücadelede, ortak akılla hareket edilmesi ve bölgesel işbirliği daha da önem kazanmıştır. Türkiye, Orta Doğu ve Afrika’da terörle mücadele çabalarına desteğini kesintisiz sürdürmektedir.”
Fidan, başta Afrika Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği, Avrupa Birliği (AB), Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), CELAC, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, Türk Devletleri Teşkilatı olmak üzere bölgesel işbirliği mekanizmalarıyla işbirliği konusuna önem verildiğinin altını çizerek “Yakın coğrafyamızın ötesinde de dostluklarımızı ve işbirliklerimizi güçlendirmenin ve bu amaç doğrultusunda diplomasiden tam anlamıyla istifade etmenin gayreti içerisindeyiz.” diye konuştu.
Türkiye’nin dış politikasında özel bir yere sahip olan Afrika ülkeleriyle ilişkilerin, karşılıklı saygı ve eşit ortaklık anlayışıyla derinleştiğini belirten Fidan, “Afrika’da güvenlikten sağlığa her alanda yoğun işbirliği yürütüyoruz.” dedi.
Fidan, Türkiye’nin, Asya kıtasıyla da binlerce yıllık geçmişe dayalı tarihi, kültürel ve beşeri bağlara sahip olduğunu vurgulayarak “Asya ülkeleriyle ilişkilerimizi, ‘Yeniden Asya Girişimi’ çerçevesinde kapsamlı ve çok boyutlu bir yaklaşımla geliştiriyoruz.” ifadesini kullandı.
“Latin Amerika ve Karayipler Açılım Politikası” kapsamında tesis edilen güçlü zemin temelinde, ülkeler arasındaki bağların her geçen gün daha da pekiştiğine dikkati çeken Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm bu coğrafyalarda iklim değişikliğinden, borç yükünden, gıda güvenliği krizinden ve kalkınmayla ilgili sorunlardan etkilenen dostlarımızın seslerini, çok taraflı platformlarda duyurmaya çaba sarf ediyoruz. Dünyanın farklı köşelerinden forumumuza teşrifiniz, tüm bu gayretlerimizin sonuç verdiğini göstermektedir.”
“Forum, dünyadaki benzerlerinden ayrışmaktadır”
Fidan, ADF’nin, uluslararası ilişkilere getireceği yeni perspektiflere ilaveten, yeni pratiklerin de hayata geçmesine zemin hazırlayacağına inandığını vurgulayarak “Forum, farklılıklara açık olma, kuşatıcı olma ve küresel kriz alanlarına bölgesel çözümler üretme anlayışıyla dünyadaki benzerlerinden ayrışmaktadır.” diye konuştu.
ADF’nin, “aynı notaların farklı enstrümanlarla çalındığı yekpare, tekdüze bir dünya değil, içinde yaşanan gerçekliğin konuşulduğu, farklı yaklaşımların dile getirildiği, farklı tecrübelerin paylaşıldığı, farklı dünya tahayyüllerinin hayırda yarıştığı bir mecra olmaya çalıştığına” dikkati çeken Fidan, şunları kaydetti:
“Bulunduğumuz yerden gördüğümüzü paylaşmaya ve müzakere etmeye çalışan bir forum olmaya çalışıyor. Diplomasi, ancak bu farklılıklar tartışıldıkça gerçek yerini bulacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle Sayın Cumhurbaşkanı’mıza (Recep Tayyip Erdoğan), Antalya Diplomasi Forumu’na başından beri verdikleri güçlü destek ve himayeleri için şükranlarımızı arz ediyorum. Antalya Diplomasi Forumu’na büyük emeği geçen Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’na ayrıca teşekkür ediyor, foruma üstün başarılar diliyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.”
(Bitti)
]]>