31 Mart 2024 Mahalli İdareler Genel Seçimi’nde, Merkezefendili seçmenlerin yüzde yüzde 57.78 oranında oyunu alan Merkezefendi Belediye Başkanı ve Başkan Adayı Şeniz Doğan, mazbatasını ikinci kez aldı. İlk olarak Cumhuriyet Halk Partisi Merkezefendi İlçe Başkanlığı’na ziyaret gerçekleştiren Doğan, kendisine gösterdikleri desteklerden dolayı Cumhuriyet Halk Partisi Merkezefendi İlçe Başkanı Müjdat İlhan’a, Cumhuriyet Halk Partisi Merkezefendi İlçe Kadın Kolları, Cumhuriyet Halk Partisi Merkezefendi İlçe Gençlik Kolları, meclis üyeleri ile hemşehrilerine teşekkür etti.
Ardından mazbatasını almak için Merkezefendi İlçe Seçim Kurulu’na giden Doğan, davul ve zurnayla karşılandı. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği Başkan Şeniz Doğan’a, gerçekleştirilen tören ile mazbatası takdim edildi. 5 yılda yapılan hizmet ve projeler ile ikinci kez Merkezefendi Belediye Başkanlığı’na seçilen Doğan, duyduğu mutluluğu ve gururu dile getirdi. Doğan, “Merkezefendimize en iyi şekilde hizmet etmeye devam edeceğiz. İkinci kez bu mazbataya beni layık gören, tüm hemşehrilerime teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Başkan Doğan mazbatasını aldıktan sonra Merkezefendi Belediyesi’nde çalışan yol arkadaşları ve hemşehrileri ile bir araya geldi. Şeniz Doğan’ın alana adım atmasıyla birlikte coşku tavan yaptı, şarkılar ve marşlar çaldı. Türk bayrakları ve alkışlarla karşılanan Doğan’a Cumhuriyet Halk Partisi Merkezefendi İlçe Başkanı Müjdat İlhan da eşlik etti. Doğan, “Hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, iyi ki varsınız. Bundan tam beş yıl önce başlamıştı hikayemiz. Aynı heyecanı ve mutluluğu şimdi yine yaşıyorum. Tekrardan beni makama layık gördüğünüz için sizlere çok çok teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun” ifadelerini kullandı.
Çalışma arkadaşlarına seslenen Doğan, “Belediyecilik siyasetin içinde belki ama bence siyaset üstü, ideoloji üstü bir kavram. Bu makam halkın makamı, bu belediye halkın belediyesi. Beş yıl boyunca kimseyi ötekileştirmeden, ayırmadan, eşit bir şekilde hizmet ettik. Söz veriyorum, yeni dönemde de bu düşüncemizi, bütün Merkezefendili hemşehrilerimizi kucaklamayı devam ettireceğiz. Adil ve şeffaf belediyeciliğimiz sürecek. Bizim dönemimizde hiçbir çocuk, kadın ve büyüğümüz kendini yalnız hissetmeyecek. Sizlerle birlikte, hemşehrilerimizin iyi gününde de kötü gününde de yanında olacağız. Beş yıldır Denizli’ye ve Türkiye’ye örnek olan Merkezefendi Belediyesi’nin başarısı sizlerin sayesindedir. Bizler, Merkezefendi Belediyesi olarak bir aileyiz” dedi.
“2019’da Merkezefendi’ye gelen bahar şimdi Denizli’ye de geldi”
Daha çok çalışacaklarını ve daha güzel işler yapacaklarının altını çizen Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan, “2019’da Merkezefendi’ye gelen bahar şimdi Denizli’ye de geldi. Türkiye’de güven, huzur, adalet, demokrasi yeniden tecelli etmeye başlayacak. Umudumuz var, gençliğimiz var, kararlılığımız var, enerjimiz var. Omuzlarımızdaki sorumluluğu biliyoruz. Çok güzel bir oy oranı ve farkla tekrar geldik. Hemşehrilerimizin bize olan inancı ve güveni tam. Şimdi artık daha güzel işler yapma, daha fazla çalışma zamanı” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından Başkan Doğan ve Başkan İlhan zeybek oynadı. Programın sona ermesiyle birlikte Başkan Şeniz Doğan, çalışma arkadaşları ile hatıra fotoğrafı çekildi. – DENİZLİ
]]>Şiir yolculuğunu, geçmişten bugüne Türk edebiyatına ve şiire duyduğu ilgiyi ve şiirle ilgili düşüncelerini AA muhabirine anlatan Doğan, “Ben Size Çok Geldim” adlı şiir kitabının geçen yıl okuyucuyla buluştuğunu, bu kitabın hemen ardından öncekilerden farklı yeni bir şiir dosyası üzerinde çalışmaya başladığını, ayrıca “Yüzyılın Edebiyat Dergileri” üzerine bir yazı kaleme aldığını söyledi.
Şair, yazar, eleştirmen Doğan, Türk şiirinin büyük bir birikimi olduğunu belirterek, “Şiir, diğer türlere göre en azından tarih itibarıyla daha eski bir metin türü. Diğer edebi metinlerle karşılaştırıldığında, şiir, bana göre, dilin kullanım özelliğiyle ayrışan bir sanat dalı.” ifadelerini kullandı.
Edebiyatın dil ile yapılan bir sanat olduğunu vurgulayan Doğan, şiirin de bunun en rafinesi olarak dilin içinde bir sanat eseri oluşturma çabasında olduğunu, her türlü çağrışım imkanı gözetilerek dili kullanabilme yeteneğini gösterdiğini kaydetti.
Mehmet Can Doğan, tarihi açıdan bakıldığında şiir ve müziğin en eski sanatlardan olduğuna işaret ederek, şunları aktardı:
“Bizim edebiyatımız açısından bakıldığında kültürel büyük dönüşümler sürecinde tabii ki şiirin de değiştiğini biliyoruz. Batı’yla temasın başladığı ve yoğunlaştığı modernleşme sürecinde, yeni kurmaca türleri de tanınır, Batılı tarzda hikaye ve roman yazılmaya başlanır. Şiir de bu süreçte yeni bir medeniyet dünyasına katılma heyecanıyla değişir. Yeni kurmaca türler tarihsel seyir içinde gelişip yükselmesine rağmen, bizim edebiyatımızda şiir, ağırlığını hiçbir zaman kaybetmedi. Bir de aynı zamanda münevver, entelektüel olarak beliren, edebiyatın içindeki aktörler hep şair olduğu için edebiyatı temsil anlamında da şairler üzerinden şiir belirginleşti.”
“Şiir Türk edebiyatında ayrıcalıklı bir yerdedir”
Türk edebiyatında hikaye anlatma geleneğinin bulunduğunu vurgulayan Doğan, “İster anonim olsun, ister söyleyeni, yazarı bilinen metinler anlamında ortaya çıksın elbette bir hikaye anlatma geleneği vardı. Fakat o gelenek ile Batı edebiyatlarından görülerek onlara benzeyecek şekilde oluşturulan yeni hikaye, roman anlayışı şiire göre çok genç. Yani yeni kurmaca metinleri 1870’li yıllara tarihleyebiliriz. Bu nedenle şiir, Türk edebiyatında ayrıcalıklı bir yerdedir. Bir de edebiyatın nefes aldığı ortamlar diyebileceğimiz gazetelerin, ilk zamanlardan günümüze, edebiyat dergilerinin hepsinde, şiir öne çıkan bir kurmaca metin tipi olduğu için de bir ayrıcalık taşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Doğan, kendisi için de şiirin diğer edebi metinlere göre çok daha önde olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:
“Hem kurmaca metin olarak yazdığım bir şey anlamında öndedir hem de eleştirmen veya akademisyen kimliğimle değerlendirme alanıma aldığım kurmaca metin olarak şiirin özel bir yeri vardır. Bununla birlikte elbette hikaye okumaktan da hoşlanırım, sevdiğim hikayeciler ve hikayeler de var. Roman okumaktan da çok hoşlanırım. Romanlar ve hikayeler üzerine de yazılar yazdım ama şiirin yeri bambaşka. Şiir benim kişiliğimle bütünleşik bir şey. Kendimi şiirin dışında bir metin türüyle tanımlayamıyorum. Dili de gerek günlük iletişimde gerek edebi düzeyde olsun, şiirin belirlediği bir düzlemde algılıyorum. Hepimiz dilsel varlıklarız. Kendi hesabıma, şiirsel bir varlık olduğumu söyleyebilirim.”
Dünyada her şeyin çok çabuk eskitildiği, hızla tüketilip değersizleştirildiği bir kriz döneminden geçildiğini sözlerine ekleyen Doğan, şiirde de bu süreçte farklı denemeler ve arayışlarla oluşan yapıya karşı bir tutum geliştirmeye çalışıldığını, krizlerin aynı zamanda atılımları da içinde taşıdığını vurguladı.
Mehmet Can Doğan, birikim açısından bakıldığında divan şiiri, halk şiiri ve modern dönemdeki pek çok metinde bu duyarlılığın var olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:
“Günümüzün krizini yansıtan ve yüzeysel görünen metinler, bizi yanıltmamalı. Çünkü geçmiş de bir biçimde yaşıyor. Hangi dönemin veya tarzın şiiri olursa olsun onlarla temas kurduğumuzda hala onlardaki derinlik bizi içine çekiyor. Ama temas kurabilme niyeti ve çabası, bu hız dünyasında onların içindeki sükunetle buluşabilme niyeti ve gayreti tabii ki bir tercih. Bir de üretilme meselesi var. Günümüzde üretilen şiirlerde de farklı eğilimler, farklı yazma tarzları var. Fakat görsel dünya baskın olduğu için, metinlerin iletişim sürecindeki akışkanlığı ve dolaşımı da dikkate alındığında kimi eğilim ve tarzların öne çıktığı veya çıkarıldığı görülüyor. Öne çıkanlara, çıkarılanlara bakarak yüzeyselleşmeden söz ediliyor. Sislenme veya perdelemeden kaynaklanan bir eksik görme biçimi bu. Sis dağılıp perde kaldırılırsa derinlikli metinler de fark edilir.”
“Şiirin yüzeyselleştiği önermesini mutlaklaştırmamak gerekiyor”
Her şair ve yazılan her metin için yüzeyselliğin geçerli olmadığına işaret eden Doğan, “Örneğin bir eğilim şeklinde bilgisayar dilinin veya siber dünya dilinin bir grup şairin şiirlerine çok fazla yansıdığını görüyoruz. Bununla birlikte başka bir grupta epik bir tarz beliriyor, şiir uzuyor, dramatik bir yapı kazanıyor. Başka bir tarzda yazanlarda, daha kısa metinlerle lirik şiir damarı sürüp gidiyor. Başka bir şey olarak da görsel şiir, yapım şiir veya iş denen, bilgisayar dilinin imkanlarıyla veya teknik imkanlarla birbirinin üzerine bindirilen görüntülerle kurgulanan şiirler de var. Böyle renkli ve zengin bir şiir dünyası söz konusu. Tabii ki insanların algısı yüzeyselleşse de derin metinler bir yerde duruyor ama bu algıda derinlik karşılık bulmuyor. Dolayısıyla baskın yapı ve algıya bakarak metnin de yüzeyselleştiğini söyleyemeyiz, özellikle geçmiş metinlerin. Günümüzdeki bazı metinlere bakıldığında pek tabii yüzeysel olanı da var, bile isteye yüzeyselliği tercih eden şairler de var. Bunun yanında başka şairlerin şiirleri de bulunuyor. O yüzden, şiirin yüzeyselleştiği önermesini mutlaklaştırmamak gerektiği kanısındayım.” dedi.
Doğan, şiirle ve edebiyatla ilgilenenlere seslenerek, “Şairin dile inanması gerekir. Dile inanırsak dil bizi yaşatır. Şiir okurları için de aynı şeyin geçerli olduğu kanısındayım. Şairin ve şiirin varlık gerekçesi dildir. Dolayısıyla şairin de okurun da dile inancını yitirmemesi, bundan kuşku duymaması gerekir.” diye konuştu.
Özellikle şiir alanındaki araştırma, inceleme ve eleştiri çalışmalarıyla tanınan Doğan, “Beş Şair Beş Poetika” çalışmasıyla 1993 Milliyet Edebiyat Ödülü, Camekan kitabıyla 2018 Attila İlhan Edebiyat Ödülleri Şiir Ödülü, Türkiye Yazarlar Birliği 2018, 10. Edebiyat Mevsimi Şiir Büyük Ödülü ve 2022 Necip Fazıl Kısakürek Şiir Ödülü’nün sahibi oldu.
“Güzel Sayfa Popüler Edebiyatın Sapa Yolları”, “Modern Türk Şiiri-Olgular, Eğilimler, Akımlar” ve “Benliğin ve Özgürlüğün Azabı-Romanlarla Düşünmek” adlı eserleri kaleme alan Doğan ayrıca “Öncesi de Kalır”, “Yitiksiz”, “Bu Dünya Herkese Güzel”, “Fotoğraf Tahlilleri”, “Şiir Ölüyor mu?”, “Yedi Meş’ale”, “Keziban’a Mektuplar”, “Ne Yalan Söyleyeyim-Salon Dergilerindeki Yazılar”, “Edebiyat ve Edebiyat Tarihi Özü” “Pir Sultan Abdal” adlı eserleri yayına hazırladı.
]]>ATO Congresium’da düzenlenen forumda, açılış konuşmalarının ardından İsmamofobi’nin küresel ve yerel boyutları ele alındı.
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Büyükelçi Doç. Dr. Hasan Doğan, moderatörlüğünü Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanı Prof. Dr. Uğur Ünal’ın üstlendiği “Yerel Boyutlarıyla İslamofobi” temalı oturumda, 15 Mart’ın İslamofobi’yle Mücadele Günü olarak tescillenmesinin bir farkındalık oluşturduğunu belirtti.
Avrupa’da son yıllarda İslam düşmanlığının artmasına dikkati çeken Doğan, “Almanya’da 2023 yılında 686 İslam karşıtı suç işlendiği ve İngiltere’de camilere yönelik yüzde 35 oranında saldırı düzenlendiği dikkate alındığında koca bir kitleye yönelmiş ciddi bir nefretin olduğu görülmektedir.” dedi.
Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansının, İslamofobi’yi İslam dinine mensup bireylerin maruz kaldıkları ayrımcılık olarak tespit etmesinin önemli bir kazanım olduğunu söyleyen Doğan, “İslamofobi bir dönüşüm içindedir. Bu dönüşüm kavramsal olduğu gibi kurumsal da olmaktadır. İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde kurulan İslamofobi Gözlemevi bu kurumsal dönüşümün önemli bir örneğidir. Bu nedenle kavramsal dönüşüm noktasında elde edilen mesafenin küçümsenmeyeceği kanaatindeyim.” diye konuştu.
Bütün bunlar meydana gelirken Avrupa’da İslam karşıtı söylemleriyle öne çıkan aşırı partilerin büyük güç edindiklerini de dile getiren Doğan, Müslümanların inançlarını ve kimliklerini muhafaza ederek toplumlarıyla entegre olmaları gerektiğini vurguladı.
İslamofobi’nin hukuk sistemlerinde istenilen şekliyle açık ve net olarak tanımlanan bir suç olmadığını ifade eden Doğan, “Farkındalığın artırılması noktasında İslamofobi ve benzer bazı kavramların bizim yasalarımızda daha net, daha açık zikredilmesi anlamlı olabilir.” dedi.
Doğan, bağırtıyla, gürültüyle, uğultuyla İslam’ın ve hakikatin sesinin bastırılamayacağını vurgulayarak, “İslam dini, Müslüman kimliği dünyayı aydınlatan bir güneş olmuştur ve olmaya devam edecektir.” ifadesini kullandı.
SETA Vakfı Dış Politika Kıdemli Araştırmacısı Prof. Dr. Muhittin Ataman, “fobi” kelimesinin yanına getirildiği tek dinin İslam olduğunu, İslamofobi’nin ise ırkçı bir kavram olduğunu söyledi.
Gazze olaylarında ciddi bir İslam karşıtlığının tezahür ettiğini belirten Ataman, 7 Ekim’den bu yana Filistinlilere ve Hamas’a yönelik büyük dezenformasyonun tedavüle sokulduğunu ifade etti.
Panelde, Uluslararası Balkan Ünivesitesi’nden Prof. Dr. Shener Bilalli de Bosna Hersek özelinde İslam düşmanlığıyla mücadele stratejilerini anlattı.
“İslamofobinin temelinde duygusal ve psikolojik bir zemin vardır”
Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Halid ABD Mustafa, moderatörlüğünü RTÜK Başkan Yardımcısı Deniz Güler’in yaptığı “Küresel Boyutlarıyla İslamofobi” başlıklı oturumda, Gazze’deki katliama ve bu esnada küresel medyada ele alınan konulara dikkati çekti.
Dünyanın Filistin ile ilgili çifte standartlı tutumunu eleştiren Mustafa, “Gözler önünde gerçekleşen katliamlar, Gazze’deki her şeyi yok etmiştir. Buradaki en önemli soruların başında medyanın nerede olduğu sorunsalı gelmektedir. Batı medyası olanları hiç olmamış gibi ya da olanları İslam’ın suçu olarak göstermektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
Tulane Üniversitesinden Prof. Dr. Raymond Taras da “İslamofobiyi incelerken korku, güvensizlik, ön yargı ve kaygı terimlerinin medyanın toplum üzerindeki tutum belirleyici tavrı ile toplam bir yaklaşımla ele alınması gerekmektedir.” ifadesini kullandı.
Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Prof. Dr. İhsan Çapcıoğlu ise “İslamofobi medya alanında temel bir sorun alanı olarak belirlenmelidir. Daha sonra bu soruna yönelik çözüm önerileri sunulmalıdır. Bir taraftan da yeni platformlar var biliyorsunuz. Yani internet tabanlı geleneksel medyanın yerine konumlanan dijital platformlar. Buralarda yayınlanan dizilerle, filmlerle, belgesellerle, birtakım içeriklerle yine toplumun gündeminde algı düzenlemeye çalışılıyor.” diye konuştu.
]]>Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Türkiye’nin Roma Büyükelçiliği ile Büyükelçilik Kültür ve Tanıtma Müşavirliğince Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından izler taşıyan Roma’daki İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’nın müze evinde, iki ülke ilişkilerinin ele alındığı panel yapıldı.
Türkiye’nin Roma Büyükelçisi Ömer Gücük, panelin açılış konuşmasında, Türkiye-İtalya ilişkilerinin 100 yılı aşan sağlam tarihi temellere oturduğunu belirterek İtalya’nın geçen yıl yaşanan Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde gösterdiği dayanışma ve yardıma teşekkür etti.
Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Doç. Dr. Güner Doğan’ın moderatörlüğündeki panelde, Canonica Müzesi Müdürü Carla Scicchitano, Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mevlüt Çelebi, Roma Sapienza Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fabio Grassi konuşma yaptı.
Panele ev sahipliği yapan Müze Müdürü Scicchitano da Türkiye-İtalya ilişkilerinin kültürel boyutuna değinerek özellikle Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ile kendisinin heykellerini yapan İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’nın Türkiye’deki eserlerinin yapılışlarını anlattı.
Çelebi de Türkiye-İtalya ilişkilerinin son 100 yılda zaman zaman bazı iniş-çıkışlara sahne olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“(Birinci Dünya Savaşı dönemi) Farklı bir ilişki gelişmiştir. Ben şöyle değerlendiriyorum bu dönemi; İtalyanların Anadolu’da bulunmaları teorik düşman, pratikte ise dost olarak görülmüştür. Bu mümkün müdür? Mümkündür. Anadolu’daki İtalyan varlığının insani ve stratejik katkısı olduğunu düşünüyorum.”
Grassi de iki ülke ilişkilerini, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde ele alırken İtalya ve Türkiye’nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütüne (NATO) üye olmak da dahil olmak üzere, birbirlerini hep desteklediğini dile getirdi.
Moderatör olarak son konuşmayı yapan Doğan da iki ülke ilişkilerini, Türkologlar üzerinden değerlendirmek istediğini belirterek Alessio Bombacı, Ettore Rossi, Luigi Bonelli gibi 3 önemli İtalyan Türkoloğun ardından İtalyan coğrafyasında eskisi kadar Türkolog yetişmemesinin bir sıkıntı olduğunu kaydetti.
Panele aralarında Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi Ufuk Ulutaş ve KKTC Roma Temsilcisi Mustafa Davulcu’nun yanı sıra çok sayıda İtalyan davetli katılırken Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Doğan, panelistlere katılım belgesi ve kitap takdim etti.
Doğan: “Yok denecek kadar ‘az’ demiyorum, yok”
Panelin ardından AA muhabirine açıklamalarda bulunan Doğan, Roma’da Atatürk heykelinin bulunduğu anlamlı bir müzede bu etkinliği yaptıklarını belirterek iki ülke ilişkilerini değerlendirdiklerini anlattı.
Panelde dile getirdiği “İtalya coğrafyasında, önceki dönemdeki gibi Türkologların çıkmadığı sıkıntısının” nasıl aşılabileceği sorusu üzerine Doğan, “İtalya’da son 100 yılda yetişmiş; Alessio Bombacı gibi, Anna Marsala gibi, Luigi Bonelli gibi Türkologlar vefat ettikten sonrasında o tarz Türkoloğun yetişmediğini söyleyebiliriz. Bu, açık ve net. Yeni Türkologların yetişmesi lazım.” dedi.
Saydığı isimlerin ortak özelliklerine ilişkin Doğan, “Bu insanların ortak özelliği vardı. Arapça, Farsça, Türkçe bilirler, Osmanlıcayı da iyi kullanırlar. Dolayısıyla o insan modeline yeniden ihtiyaç var. Artık İtalya’da, Napoli’de, Roma’da, Venedik’te bu tarz araştırma yapan Türkolog yok. ‘Yok denecek kadar az’ demiyorum, yok. Bunun yetişmesi lazım.” diye konuştu.
Doğan, bu durumun sadece İtalya’ya özgü olmadığına işaret ederek “Fransa da benzer durumda. Çok önemli Fransız Türkologlar artık hayatta değil. Onların yerine yenileri yetişmiyor. Türkçeye olan merakın artırılması lazım. Burada Yunus Emre Enstitümüz, büyükelçiliklerimiz çok güzel işler yapıyor ama bunu bir kültür hareketi olarak yeniden ele almak lazım.” ifadelerini kullandı.
Benzer eksikliğin Türkiye tarafından da söz konusu olduğunu belirten Doğan, şunları kaydetti:
“Çok değerli hocalarımız, bizim öncülerimiz Mahmut Şakiroğlu, Tayyip Gökbilgin gibi Türk-İtalyan ilişkilerine hizmet etmiş önemli kişiler artık hayatta değiller. Onların yerini alabilecek kişilere ihtiyacımız var, şunun altını özellikle çiziyorum; Türk-İtalyan ilişkilerine daha kapsamlı bakacak araştırmacılara ihtiyacımız var.”
]]>31 Mart seçimlerine 1 aydan kısa bir zaman kalırken seçim çalışmalarında tempoyu arttıran AK Parti Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sami Er, Doğanyol ilçesini ziyaret ederek burada vatandaşlarla bir araya geldi, ilçe başkan adayı Hakan Bay’ın seçim ofisi açılışına katıldı. Beraberinde AK Parti İl Başkanı Namık Gören, MHP İl Başkanı Gökhan Gök ve teşkilat üyeleri ile Doğanyol’da ilk olarak Gökçe Mahallesi’ndeki esnafları ziyaret eden Büyükşehir Adayı Sami Er, daha sonra ilçe merkezine geçerek Cumhur İttifakı’nın AK Partili Doğanyol Belediye Başkan Adayı Hakan Bay’ın seçim irtibat ofisi açılışına katıldı.
“Hizmet ve eser siyasetinden asla vazgeçmeyeceğiz”
Yoğun katılımın olduğu programda konuşan MHP Malatya İl Başkanı Gökhan Gök, depremin izlerinin tamamen silindiği Doğanyol’daki başarının Malatya’da da Sami Er başkanlığında gösterileceğini belirterek Cumhur İttifakı olarak merkezi yönetimdeki başarının yerel yönetimde de sergilenerek kentin dönüşümünün eskisinden daha iyi bir şekilde yapılacağından kimsenin şüphesinin olmamasını istedi.
AK Parti Malatya İl Başkanı Namık Gören ise çıktıkları bu hizmet yolunda şimdiye kadar muhalefet adı altında kara propaganda yapılarak ve insanların iradesine ipotek koyularak çalışmalarına engel olunmaya çalışıldığını ifade ederek, buna rağmen hiçbir zaman hizmet ve eser siyasetinden vazgeçmediklerini söyledi.
2020 yılında yaşanan depremde ağır hasar alan Doğanyol’un adeta küllerinden yeniden doğduğunu da ifade eden Gören, “6 Şubat’ta yaşanan depremlerde Malatya ağır hasar aldı. ve şimdi oradaki vatandaşlarımızı Doğanyol, Pütürge ve Kale’de yapılan dönüşüm ile teselli ediyoruz” dedi.
Cumhur İttifakı’nın Doğanyol Belediye Başkan Adayı Hakan Bay ise bu dönemde halkın teveccühünü yeniden aldıklarında Büyükşehir’de Sami Er ile omuz omuza vererek hizmetlere devam edeceklerini ifade etti.
“Umutsuzluğa kapılanları Doğanyol ilçemize davet ediyorum”
Cumhur İttifakı’nın AK Parti Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sami Er de 24 Ocak 2020’de yaşanan Sivrice depremi sonrası Doğanyol ilçesinin de büyük yıkım gördüğünü hatırlatarak, “Allah devletimize zeval vermesin, devletimizi her zaman güçlü kılsın. Seçim sürecinde insanlarımız ile görüşürken birçoğunda umutsuzluk gördük ama Allaha şükürler olsun ben TOKİ’de 5 yıl başkan yardımcılığı yaptım. Devletimiz arkamız da, TOKİ, Emlak Konut arkamızda, merak etmeyin diyorum. Bu umutsuzluğa kapılanları Doğanyol ilçemize davet ediyorum. Buradaki değişimi, dönüşümü yerinde görsünler. İnşallah bizlerde kısa sürede Malatya’yı eskisinden daha güçlü bir şekilde inşa edeceğiz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın” ifadelerini kullandı.
“Malatya’nın eskisinden daha güzel olması için var gücümüzle çalışacağız”
30 yılı aşkın belediyecilik deneyiminin bu süreçte kendisi için bir artı olduğunu dile getiren Sami Er, şehrin imarı ve ihyasının yanı sıra diğer belediyecilik hizmetlerinin de aksatılmadan daha fazlasını kente kazandıracaklarını söyledi. Tüm tarım ve yayla yollarını açacaklarını ifade eden Er, “Malatya’yı çok iyi biliyorum, neredeyse gitmediğim yeri yok. Malatya’nın yeniden ayağa kalkması ve eskisinden daha güzel olması için var gücümüzle çalışacağız. Bu süreçte vatandaşlarımız devletine ne kadar yardımcı olursa işler de o kadar hızlanacak. Rezerv alanlarında inşaatların başlaması için her şey hazır, ödenekler hazır ancak bu süreçte belediyelere de önemli işler düşüyor. Vatandaşımızın da yardımcı olması lazım, fedakarlık yapması lazım. Bizler göreve geldiğimizde en büyük projemizin Malatya’da en son insanımız kalıcı konutuna kavuşuncaya, esnafımızı kalıcı işyerine erişinceye kadar durmamaktır. Çünkü bunlar yapıldığı zaman Malatya’mız her alanda kalkınmaya hazır olacak” diye konuştu.
Büyükşehir Adayı Sami Er, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 6 Mart Çarşamba günü Malatya’da olacağını da açıklayarak tüm Doğanyol halkını mitinge davet etti.
Konuşmaların ardından Cumhur İttifakı’nın Doğanyol Belediye Başkan Adayı Hakan Bay’ın seçim ofisi kurdele kesimi ile açılırken, Sami Er ve beraberindekiler ilçe merkezinde esnafları ziyaret ederek desteklerini istedi. – MALATYA
]]>Merkezefendi Belediye Başkanı ve Başkan Adayı Şeniz Doğan, Merkezefendi Kültür Merkezi’nde bulunan Servergazi Salonunda yoğun bir katılımla, 1 Nisan tarihinden itibaren 5 yılda Merkezefendi’de hayata geçirmeyi planladığı ve projelerini açıkladı. Başkan Doğan, Tıklım tıklım dolu olan salonda 60 ayrı projesini tanıttı.
Yapılan açılış konuşmalarından projeleri tanıtmak için kürsüye çıkan Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan, “Merkezefendi için çok büyük hayallerinin olduğunu ve bu projeleri devam ettireceklerini belirtti ve 1 Nisan 2024’ten itibaren hayata geçirmeyi planladığı projelerini tek tek anlatmaya başladı. Bizim önümüzdeki 5 yılda en iddialı vaadimiz kendi kendine yeten, kendini ve kentini seven mutlu insanlar inşa etmek” dedi.
“Merkezefendi’ye derman belediyeciliğini kazandırarak büyük bir başarıya imza attık”
Merkezefendi’ye yeni bir renk ve yeni bir soluk kazandıran Merkezefendi Belediye Başkanı ve Başkan Adayı Şeniz Doğan, “Sevgili yol arkadaşlarım, büyüklerim, kardeşlerim. 5 yıl önce yine böyle güzel bir günde hep beraberdik. El ele, omuz omuza, Merkezefendi Belediyesi’ni kazanmak için yola çıkmıştık. 31 Mart akşamı, Merkezefendi’ye derman belediyeciliğini kazandırarak büyük bir başarıya imza attık. O günden bugüne hep benimle, hep demokrasiyle, sevgiyle, bilimle ve şeffaflıkla oldunuz. 2019’da nasıl başardıysak, 1 Nisan sabahına büyük bir zaferle uyanacağımıza tüm kalbimle inanıyorum. Ben hazırım, ekibim hazır, buradan görüyorum ki siz de hazırsınız. O halde, çocuklarımızın mutlu yarınlarına, gençlerimizin umutlarına, kadınlarımızın hayallerine, büyüklerimizin huzurlu günlerine, Merkezefendi’nin geleceğine, çözümün kalbine, hepiniz hoş geldiniz, aydınlıklar getirdiniz” dedi.
“Canım ülkem acı çekerken, bize düşen ekmeğimizi paylaşmaktı, paylaştık”
Merkezefendi Belediye Başkanı ve Başkan Adayı Şeniz Doğan, “Sizlere öncelikle geçtiğimiz 5 yılın hesabını vermek istiyorum. 2 yıl süren pandemi ve 50 bin 96 vatandaşımızı kaybettiğimiz Maraş depremi sebebiyle bütün önceliğimiz değişti. İnsanlar pandemide evlerinde çaresizce ölüm korkusuyla beklerken, kışın ortasında deprem felaketiyle yüzleşirken, insanlar çaresizce yardım beklerken, kimse kusura bakmasın, benim gidip de halkın parasıyla koca koca beton yığınları yapmam mümkün değildi. Canım ülkem acı çekerken, bize düşen ekmeğimizi paylaşmaktı, paylaştık. Yuvamızı açmaktı, açtık. Biz enflasyona, ekonomik krize, paranın pul olduğu döneme denk gelmemize rağmen, vaatlerimizde olmayan birçok projeyi dahi hayata geçirdik” diye konuştu.
“3 mahallemizi baştan aşağı yeniledik”
Başkan Şeniz Doğan, “Halk kaliteli ve ucuz ekmek yesin diye halk ekmek büfeleri açtık. Hiçbir çocuk süt içmeden uyumasın diye kapı kapı her çocuğumuza sütler taşıdık. Komşusu açken tok yatan bizden değildir diyor Peygamber Efendimiz. Ben, bu şehirde aç bir çocuk varken, cebinde parası olmayan bir genç varken, çocuğunu bırakacak bir yeri olmadığı için çalışamayan bir kadın varken, dışarıda bir çay içemediği için evden çıkamayan emekli büyüklerim varken, gidip de evlerinin karşısına taş bloklar dikmeyeceğim. O çocuğa bilgisayar kullanmayı, o gence hayatını kazanmayı, o kadına iş bulmayı, o emekli büyüğüme sosyalleşeceği yerler yapmayı kendime dert edindim. 5 yılın sonunda Merkezefendi, herkesin kendinde bir şey bulacağı örnek bir ilçe oldu. Bunu biz yaptık. Sizlerle yaptık. Sizin sayenizde yaptık. Şimdi yine, 5 yıl daha buradayız ve bu ilçeyi hep birlikte Denizli’nin kalbi yapacağız” ifadelerini kullandı.
“Benim yolum vatanını en çok seven görevini en iyi yapan Gazi Mustafa Atatürk’ün yolu”
Merkezefendi Belediye Başkanı ve Başkan Adayı Şeniz Doğan, “Altını çizerek bir şey söylemek istiyorum. Benim yolum halktan kopanlarla değil, Benim yolum kalp kıranlarla değil, Benim yolum gerçek belediyecilik deyip ranta bulaşanlarla değil, Benim yolum kalp üstüne kalp koyanlarla, Benim yolum vicdanı olanların, Benim yolum bilime inananların, benim yolum Milli Mücadele yıllarında özgür bir ülke için hayatı feda edenlerin, benim yolum ‘vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır’ diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur. Hiç kimse hiçbir hal ve şartlarda beni bu yoldan, bu inançtan, bu uğurda çalışmaktan döndüremez, alıkoyamaz” dedi.
“vatandaşımıza Merkezefendilililer ne istiyor diye sorduk”
Başkan Doğan, “Değerli hemşerilerim, dostlarım. Biz ne yaptıysak hep sizlere sorduk. Yine geçtiğimiz eylül ayında ilçemizde bir araştırma yaptık. Vatandaşlarımıza, “Size göre Merkezefendi Belediyesi hangi alana odaklanmalı, diğer bir ifadeyle hangi alanda öne çıkacak çalışmalar yapmalıdır?” diye sorduk. Bakın, Merkezefendililer ne istiyor? İlçemizin bizlerden beklediği eğitim, kültür, sanat, ticaret, sağlık ve spor. Geçtiğimiz 5 yılda eğitime verdiğimiz desteklerimizle, her yaştan insanımıza sunduğumuz kurslarımızla, kreşlerimizle, Alzhemier Merkezimizle, Sanat Merkezimizle, Gençlik Merkezimizle, festivallerimizle Merkezefendi’yi eğitimin, sanatın, sporun, bilimin ve sağlığın merkezi yaptık. Şimdi bunu büyütme zamanı” diye konuştu.
“Merkezefendi’yi Avrupa’nın en gözde kentleriyle yarışacak”
Başkan Doğan, “Merkezefendi’yi Avrupa’nın en gözde kentleriyle yarışacak bir dinamizme kavuşturacağımız, bırakın 5-10 yılı, 100 yıl sonra bile hiç kimsenin dokusunu değiştiremeyeceği, yoksullaştıramayacağı, huzurunu bozamayacağı bir şehir inşa edeceğiz. Bu ilçenin insanları mutlu olacak. Bu ilçenin insanları doğayla, sanatla, sporla, sağlıkla yaşayacak. Bu ilçenin çocukları demokratik kültüre bağlı, insan ve hayvan haklarına saygılı büyüyecek. Bilinçli, duyarlı, bilgili ve sağlıklı bir toplum için kolları sıvıyoruz” dedi.
“projelerimizi 10 temel başlık altında birleştirdik”
Başkan Doğan, “5 yıldır yaptığımız her faaliyetin amacı, hedeflerimizin altyapısını oluşturmaktı. Şimdi altyapısı hazır olan faaliyetlerimizle önümüzdeki 5 yılda daha sistematik, kendi enerjisini kendisi üreten projeleri hayata geçiriyoruz. Kısa vadede kendimize yeteceğiz uzun vadede çok büyüyeceğiz. Projelerimizi 10 temel başlık altında birleştirdik” dedi.
Merkezefendi için 60 ayrı projeyi salonu dolduran kalabalığa anlatan Doğan’ın hayalini kurduğu Merkezefendi için yol haritasında yer alan projeleri tanıttı. – DENİZLİ
]]>Sağlık-Sen tarafından, Memur-Sen Genel Merkezi’nde ‘Hemşirelik Mesleğine İnovatif Yaklaşımlar Çalıştayı’ düzenlendi. Çalıştayda, ‘Hemşirelikte Eğitim’, ‘Yetkinlik ve Yeterlilik’, ‘Hemşirelik Mevzuatının Günümüz Hemşirelik Hizmetleri Sunumuna Uygunluğu’, ‘Hemşirelik Hizmetlerinde Saha Uygulamaları ve Eksiklikler’, ‘Hemşirelikte Kariyer Basamakları’, ‘Hemşirelik Hizmetlerinde Performansa Dayalı Ücret Politikaları’, ‘Hemşirelikte Mesleki İletişim ve Saygınlık’, ‘Hemşirelikte İstihdam İhtiyacı ve Sendikal Beklentiler’ konuları olmak üzere 7 başlık üzerinde duruldu.
‘HEMŞİRELİK YILLARDIR GERİDEN GELİYOR’
Çalıştayda konuşan Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan, dünyadaki en tecrübeli hemşirelerin Türkiye’de bulunduğunu söyledi. Doğan, hemşirelik mesleğinin hak ettiği değeri en üst seviyede alması için gayret gösterdiklerini belirterek, “Sağlıkta 39 ayrı branş var. Her bir meslek kendine özgü meslekler. Hemşirelik mesleğini ön planda tutmadığımız için yıllardır hemşirelik mesleği geriden geliyor, özlük hakları geriden geliyor. Yoğun bakımda bir hastaya, hasta yakını dokunamazken hemşire arkadaşlarımız 7 gün 24 saat ilgileniyor. Çocuk servisinde yeni doğmuş bir bebeğe annesi bile dokunmaktan korkarken hemşire arkadaşımız damar yolu açıyor. Gerçekten zor şartlarda görev yapıyoruz. Bu çalıştaydan çıkan sonucu tüm yetkililerle paylaşacağız” ifadelerini kullandı.
‘NÖBET ÜCRETLERİ ALT SEVİYELERDE’
Doğan, toplu sözleşme sürecinde hemşirelerin temel sorunlarını masaya yatırdıklarını ifade etti. Toplu sözleşmede elde edilen iyileştirmelerin gerekli tüm meslek gruplarına yapılması için çaba sarf ettiklerinin altını çizen Doğan, “En azından ‘Yoğun bakımda çalışan veya Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışan hemşire arkadaşımızın, hakkının burada verilmesi gerekiyor’ dedik ve taban ek ödeme katsayısının 5 puan artışını sağladık. Nöbet ücretlerinde de 10 puan artış sağladık, fakat bunlar kesinlikle yeterli değil. Yoğun bakımda yanımızda çalışan bir işçi arkadaşımızın nöbet ücreti yüksek seviyelerde. Hemşire arkadaşımızın nöbet ücreti ise alt seviyelerde. Bu kesinlikle adil bir durum değildir” açıklamasında bulundu.
‘ALIN TERİ DÖKÜYORUZ AMA KARŞILIĞINI ALAMIYORUZ’
Daha önce nöbet ücretlerindeki sorunları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a ilettiklerini aktaran Doğan, “Sayın Bakanımızdan bu konuda destek istiyoruz. Hemşirelerin gece nöbet ücretlerinin arttırılması gerekiyor. Biz ailemizi bırakarak nöbetlere geliyoruz. Nöbetlerde alın teri döküp emek harcıyoruz ama karşılığını alamıyoruz. Biz nöbet ücretinin artırılması için gece çalışma tazminatının verilmesi için çalışıyoruz” dedi.
Hemşirelik mesleğinde ücrette adaletin sağlanması gerektiğini kaydeden Doğan, “Hakkaniyeti ve adaleti sağlamak için yoğun bakımda çalışan hemşireyle hemşirelik yapmayan hemşire aynı maaşı almamalı. Hemşirelik mesleğini icra etmeyen birine hemşirelik maaşı verilmemesi gerekiyor” dedi.
Doğan, sağlık alanında yapılacak 35 bin atamanın hemşirelerin iş yükü dikkate alınarak yapılması gerektiğini de dile getirerek, “İş yükümüz gerçekten çok fazla. Bu iş yükünün azaltılması gerekiyor. Bunun da çözümü; şu anda 35 bin sağlık personeli ataması var. Fakat bu sayı yeterli gelmiyor. Çözüm için atama bekleyen hemşire arkadaşlarımızın bir an önce atanmasını bekliyoruz” diye konuştu. (DHA)
]]>Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan, hemşirelerin sağlık sisteminde iş yükünün çok fazla olduğunu belirterek, “Bu iş yükünün azaltılması gerekiyor. Bunun da çözümü; şu anda 35 bin sağlık personeli ataması var. Fakat bu sayı yeterli gelmiyor. Çözüm için atama bekleyen hemşire arkadaşlarımızın bir an önce atanmasını bekliyoruz” dedi.
Sağlık-Sen tarafından, Memur-Sen Genel Merkezi’nde ‘Hemşirelik Mesleğine İnovatif Yaklaşımlar Çalıştayı’ düzenlendi. Çalıştayda, ‘Hemşirelikte Eğitim’, ‘Yetkinlik ve Yeterlilik’, ‘Hemşirelik Mevzuatının Günümüz Hemşirelik Hizmetleri Sunumuna Uygunluğu’, ‘Hemşirelik Hizmetlerinde Saha Uygulamaları ve Eksiklikler’, ‘Hemşirelikte Kariyer Basamakları’, ‘Hemşirelik Hizmetlerinde Performansa Dayalı Ücret Politikaları’, ‘Hemşirelikte Mesleki İletişim ve Saygınlık’, ‘Hemşirelikte İstihdam İhtiyacı ve Sendikal Beklentiler’ konuları olmak üzere 7 başlık üzerinde duruldu.
‘HEMŞİRELİK YILLARDIR GERİDEN GELİYOR’
Çalıştayda konuşan Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan, dünyadaki en tecrübeli hemşirelerin Türkiye’de bulunduğunu söyledi. Doğan, hemşirelik mesleğinin hak ettiği değeri en üst seviyede alması için gayret gösterdiklerini belirterek, “Sağlıkta 39 ayrı branş var. Her bir meslek kendine özgü meslekler. Hemşirelik mesleğini ön planda tutmadığımız için yıllardır hemşirelik mesleği geriden geliyor, özlük hakları geriden geliyor. Yoğun bakımda bir hastaya, hasta yakını dokunamazken hemşire arkadaşlarımız 7 gün 24 saat ilgileniyor. Çocuk servisinde yeni doğmuş bir bebeğe annesi bile dokunmaktan korkarken hemşire arkadaşımız damar yolu açıyor. Gerçekten zor şartlarda görev yapıyoruz. Bu çalıştaydan çıkan sonucu tüm yetkililerle paylaşacağız” ifadelerini kullandı.
‘NÖBET ÜCRETLERİ ALT SEVİYELERDE’
Doğan, toplu sözleşme sürecinde hemşirelerin temel sorunlarını masaya yatırdıklarını ifade etti. Toplu sözleşmede elde edilen iyileştirmelerin gerekli tüm meslek gruplarına yapılması için çaba sarf ettiklerinin altını çizen Doğan, “En azından ‘Yoğun bakımda çalışan veya Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışan hemşire arkadaşımızın, hakkının burada verilmesi gerekiyor’ dedik ve taban ek ödeme katsayısının 5 puan artışını sağladık. Nöbet ücretlerinde de 10 puan artış sağladık, fakat bunlar kesinlikle yeterli değil. Yoğun bakımda yanımızda çalışan bir işçi arkadaşımızın nöbet ücreti yüksek seviyelerde. Hemşire arkadaşımızın nöbet ücreti ise alt seviyelerde. Bu kesinlikle adil bir durum değildir” açıklamasında bulundu.
‘ALIN TERİ DÖKÜYORUZ AMA KARŞILIĞINI ALAMIYORUZ’
Daha önce nöbet ücretlerindeki sorunları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a ilettiklerini aktaran Doğan, “Sayın Bakanımızdan bu konuda destek istiyoruz. Hemşirelerin gece nöbet ücretlerinin arttırılması gerekiyor. Biz ailemizi bırakarak nöbetlere geliyoruz. Nöbetlerde alın teri döküp emek harcıyoruz ama karşılığını alamıyoruz. Biz nöbet ücretinin artırılması için gece çalışma tazminatının verilmesi için çalışıyoruz” dedi.
Hemşirelik mesleğinde ücrette adaletin sağlanması gerektiğini kaydeden Doğan, “Hakkaniyeti ve adaleti sağlamak için yoğun bakımda çalışan hemşireyle hemşirelik yapmayan hemşire aynı maaşı almamalı. Hemşirelik mesleğini icra etmeyen birine hemşirelik maaşı verilmemesi gerekiyor” dedi.
Doğan, sağlık alanında yapılacak 35 bin atamanın hemşirelerin iş yükü dikkate alınarak yapılması gerektiğini de dile getirerek, “İş yükümüz gerçekten çok fazla. Bu iş yükünün azaltılması gerekiyor. Bunun da çözümü; şu anda 35 bin sağlık personeli ataması var. Fakat bu sayı yeterli gelmiyor. Çözüm için atama bekleyen hemşire arkadaşlarımızın bir an önce atanmasını bekliyoruz” diye konuştu.
]]>