(İSTANBUL) – İstanbul Tabip Odası’nın (İTO) yayınladığı belgeyle bir hastanede 10 dakika içerisinde bir doktora 4 farklı randevu verildiği ortaya çıktı. İTO Yönetim Kurulu Üyesi Ertuğrul Oruç, Sağlık Bakanlığı’na çağrı yaparak “Burada yapılması gereken şey meslektaşlarımızın üzerine daha çok yük bindirmek değil, hastalara daha az vakit ayıracak şekilde düzelme yapmak değil; sağlıktaki bu muayene üzerinden yürüyen sistemi değiştirmek” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Gidiyorlarsa gitsinler” dediği doktorların sayısındaki yetersizlik, sağlık sistemini olumsuz etkilemeye devam ediyor. Hastanelerdeki yığılmanın önüne geçilmesi amacıyla Sağlık Bakanlığı’nın 6 Ekim 2022’de aldığı kararla randevu süre aralığı 10 dakikadan 5 dakikaya düşürülmüştü.
Mağduriyetle ilgili İTO’nun sosyal medya hesabından bugün paylaşılan fotoğrafta da bir eğitim araştırma hastanesinin randevu ekranı yer aldı. Buna göre, bir doktora 10 dakika içerisinde 4 farklı hasta için randevu verildi.
“SORUNLARIN SEBEBİ HEKİMLER DEĞİL”
Konuya ilişkin İTO Yönetim Kurulu üyesi Ertuğrul Oruç, ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Bu kadar kısa sürede muayene yapılamayacağını vurgulayan Oruç, şunları dile getirdi:
“Olsa olsa bir selamlama, yüzünüzü görme olabilirken ancak. Niye böyle bir uygulamaya gidildi, o önemli aslında. Bugün geldiğimiz süreçte, sağlıkta İstanbul’da randevu bulmak çok sıkıntı kamu hastanelerinde. Sağlık Bakanlığı da yürüttüğü politikaların bir sonucu olarak sıkışmış durumda. Sağlığı bu şekilde yürütemiyor. Bunun sorumluluğunu da doktorların üstüne yüklemek gibi bir çözüm kendince bulmuş durumda. Tabii biz bunu kabul etmiyoruz. Yaşanan sıkıntıların, sağlık sistemindeki sorunların sebebi hekimler değil; meslektaşlarımız değil. Keza zaten hastalar hiç değil. Biz hastalarımıza 1-2 dakika süre ayırmak istemiyoruz. Hiçbir hastanın da böyle bir hak gasbına uğramasını istemiyoruz. Sonuçta şifa bulmaya gelen hastalar 1-2 dakikada şifa bulamayacak. Hem de meslektaşlarımız şifa bulacak şekilde muayene edemeyecek. Yani her iki tarafın da mağdur olduğu bir sistem yaratılmış oldu”
“ESAS SUÇLU BAKANLIK”
Bu durumu protesto etmek için yarın Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi önünde eylem yapacaklarını söyleyen Oruç, sağlıkta şiddete de dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şifa bulmaya gelen hasta randevusuna baktığında 10 dakikalık randevu görüyor fakat geldiğinde bakıyor ki, o 10 dakikanın içinde 4 tane daha hasta var ve o bir şekilde doktoru görmek için çırpınmaya başlıyor. Doktor da muayene edemeyeceği bir süre olduğu için yeteri kadar süre ayıramıyor. Burada çıkan bu tartışma şiddetle sonuçlanıyor çoğu zaman. Hatta fiziki şiddete kadar varan bir sonuca ulaşıyor. Tam da aslında söylediğimiz şey. Yani ne hekim suçlu burada ne de hasta suçlu. Burada esas suçlu olan Bakanlığın böyle bir sistemi bize dayatması, hem hastalara hem meslektaşlarımıza dayatması. İki yıl önceki rakamlara göre Türkiye’de çok ciddi bir muayene sayısı var şu anda yıllık. Yıllık Türkiye’de 850 milyon muayene yapılıyor, özel ve kamu hepsi dahil. 85 milyonluk bir ülke olduğunu düşünürsek herkes bir yılda 10 kere muayeneye gidiyor demektir. Böyle bir sağlık sisteminin yürümesi imkansız tabii ki de. Burada yapılması gereken şey meslektaşlarımızın üzerine daha çok yük bindirmek değil, hastalara daha az vakit ayıracak şekilde düzelme yapmak değil; sağlıktaki bu muayene üzerinden yürüyen sistemi değiştirmek. Aile hekimliklerini güçlendirmek gerekiyor. Herkesi hastaneye çağırmamak gerekiyor. Gerekli gereksiz randevu vermemek gerekiyor”
TİP, MECLİS’E TAŞIDI
Oruç, İTO olarak taleplerini ve önerilerini aktarmak için de Sağlık Bakanlığı yetkililerine seslenerek randevu istedi. Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü Sera Kadıgil de konuyu TBMM gündemine taşıyarak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
]]>Hüseyin Baş, gündeme ilişkin açıklamalar yaptı. İktidarın yeni anayasa çalışmalarını değerlendiren Baş, “177 maddelik bir anayasamız var, bunun 134 maddesi zaten değişti. Mevcut hükümet birkaç kere Anayasa’yı değiştirdi. 2010 yılındaki referandumla ve 2017 yılındaki referandumla Anayasa’yı iki kere değiştiler. Ne istiyordun o gün yapamadın da bugün yapmaya çalışıyorsun, ne yapacaksın, hangi maddeyi değişeceksin? Biz şunu da biliyoruz; değişen anayasa içerikleri her zaman Erdoğan yasalarına dönüştü. Dolayısıyla hep Erdoğan’ın elini rahatlatacak değişiklikler yapıldı” dedi.
“ANAYASA’YA GÖRE ADAY OLMAMASI GEREKEN KİŞİ BUGÜN ÜLKEYİ YÖNETİYOR”
Mevcut Anayasa’da Türkiye’nin ihtiyacı olan her şeyin yer aldığını ifade eden Baş, “Bugün Türkiye’deki sorun Anayasa’nın yetersizliği değil, Anayasa maddelerinin uygulanmamasıdır. Bunu en son 14 Mayıs seçimlerinde tecrübe ettik. Anayasa’ya göre aday olmaması gereken bir kişi Anayasa’yı çiğneyip aday oldu ve bugün ülkeyi yönetiyor. Dolayısıyla ne yazabilirsiniz yeni anayasaya? Yazacağınız her şey yazılı zaten ama bu uygulamada bir problem yaşandığı için Türkiye’deki asıl eksiklik bu” diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in 1 Mayıs’ta Türk Tabibler Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı ile birlikte görüntülenmesini de eleştiren Hüseyin Baş, şunları kaydetti:
“Şebnem Korur Fincancı isimli hanımefendi ile fotoğraf verilmiyor aslında sahip çıkılıyor yani o fikre, o düşünceye, o söyleme muhalefet sahip çıkıyor. Ne bu söylem; ‘TSK Kimyasal silah kullandı’ iftirası söylemi. Şimdi o fotoğrafı vermek bu iftiraya sahip çıkmaktır. Yine ajansa düştü Ermeni soykırım iddiasını sahiplenen bir söylem yani kadın bildiğin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ana unsurlarının tamamına karşı, Türk milletinin birliğine beraberliğine tamamen karşı ve Türk milletini tarihi olarak zan altında bırakan, suçlayıcı ithamlarda bulunan bazı olayların sahiplenicisi. Siz bu insanla oturuyorsunuz poz veriyorsunuz yani ‘ben bu görüşlere, bu düşüncelere saygı duyuyorum ve sahip çıkıyorum’ anlamına gelen bir poz olmuş oluyor. Buradaki üzücü olan şey şu; topluma söylüyorum, kurtarıcı sandıklarınız felaketiniz olabilir.
“BİR 20 YILI ERDOĞAN’LA KAYBETTİK BİR 20 YIL DA BAŞKA ERDOĞANLARLA KAYBETMEMİZ DOĞRU DEĞİL”
Bir 20 yılı Erdoğan’la kaybettik çok açık söylüyoruz, bir 20 yıl da başka Erdoğanlarla kaybetmemiz doğru değil ama niye bunu yaşıyoruz. İşte bugün yine bakıyorum 2 bin 628 Türk doktor Almanya’da faaliyet yürütüyor, Almanya’da doktorluk yapıyor. Biz burada doktor arıyoruz, doktor yok doktor. Ülkede doktor kalmıyor, bunlar Tabipler Birliği Başkanı oluyor. Ülkede doktor kalmayınca meydan boş kalıyor. Bizim insanımızın da ülke dışına gitmesinin başka ülkelerde ekmek peşine düşmesinin sebebi de iktidar. Yani hem iktidardan gol yiyoruz, hem muhalefetten gol yiyoruz. Şimdi ikisi de çok yüksek oy alıyorlar diye kimse kusura bakmasın gözümde haklı değiller, birisi az oy alıyor diye de haksız anlamına gelmiyor. Dolayısıyla hakikati ortaya koyduğumuzda hem iktidar tablosu, hem muhalefet tablosu ne kadar bölücü unsur var, ne kadar tehlikeli unsur var birlikte poz veriyor, birlikte hareket ediyor adeta Türkiye’de iktidara gelmek için. Bunu biz AKP iktidarından önce de yaşadık.”
]]>Turkcell’in 2 Mayıs 2024’te gerçekleştirilen Olağan Genel Kurul toplantısının ardından yeni yönetim kurulu belirlendi. Kamuoyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan açıklamaya göre Turkcell Yönetim Kurulu Üyesi Sir Julian Horn-Smith ile Bağımsız Yönetim Kurulu Üyeleri Afif Demirkıran ve Hüseyin Arslan görevinden ayrıldı. Bu isimlerin yerlerine Arda Ermut Turkcell Yönetim Kurulu Üyesi olurken, Prof. Dr. Mehmet Naci İnci ve Prof. Dr. İdris Sarısoy Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi olarak atandı.
Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi eski Başkanı olan Ermut, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olduktan sonra 2005 yılında Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri olarak göreve başladı. 2005’te Uzman olarak katıldığı Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı’nda çeşitli yöneticilik görevlerinin ardından 2015’te Kurum Başkanlığına atandı. Ermut, 2015-2019 yılları arasında Viyana Ekonomik Forumu ve SunExpress Yönetim Kurulu Üyeliği, 2019-2021 yılları arasında Türkiye Basketbol Federasyonu Asbaşkanlığı ve dört yıl boyunca Dünya Yatırım Ajansları Birliği’nde (WAIPA) Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulundu. 2019-2021 yılları arasında Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Üyesi ve Türk Hava Yolları İcra Kurulu’nda da üç üyeden biri olarak görev yaptı. Arda Ermut, 2018-2020 yılları arasında Türkiye Varlık Fonu (TVF) Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmış olup, Mart 2021 itibariyle Türkiye Varlık Fonu Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak atandı. Ermut, çoğunluk hisselerinin Türkiye Varlık Fonu tarafından satın alınması sonrasında Türk Telekom’da 2022-2024 yılları arasında Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.
Yeni Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Naci İnci, lisans eğitimini 1987 yılında Marmara Üniversitesi Fizik Bölümü’nde, doktora eğitimini ise 1992 yılında fiber optik sensörler alanında İngiltere’deki Heriot-Watt Üniversitesi’de tamamladı. Stanford Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nde 1993-1994 yılları arasında optik haberleşme alanında doktora sonrası çalışmalar yapan İnci; 1994 senesinde Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nde yardımcı doçent, 1996’da ise doçent oldu. 1999-2005 yılları arasında Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapan Mehmet Naci İnci, üniversitenin diğer lisans ve lisansüstü programlarının kurulmasında çeşitli görevler üstlendi. 2005 yılında Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nde profesör olan İnci, 2013-2020 yılları arasında Bölüm Başkanlığı yaptı. Prof. Dr. Mehmet Naci İnci 2021 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmaktadır. Araştırma alanları arasında endu”striye yo”nelik uygulamalı optik, quantum optigˆi, dogˆrusal olmayan optik, kuantum bilis¸imi, optoelektronik, fiber optik senso”rler, fiber optik telekomu”nikasyon, katıhal fizigˆi, optik profilometri, fotonik kristaller ve nano-yapıların fotonigˆi öne çıkmaktadır.
Yeni Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi I·dris Sarısoy ise, Erciyes U”niversitesi I·ktisadi ve I·dari Bilimler Faku”ltesi Maliye Bo”lu”mu”‘nden 1998 yılında mezun oldu. Aynı yıl I·stanbul U”niversitesi Sosyal Bilimler Enstitu”su” Maliye Anabilim Dalı’nda bas¸ladıgˆı yu”ksek lisans egˆitimini “Tu”rkiye’de Kamu Kesimi Ac¸ıkları ve Finansman Politikaları” bas¸lıklı teziyle 2000 yılında tamamladı. 2001’de Marmara U”niversitesi Sosyal Bilimler Enstitu”su” Maliye Anabilim Dalı’nda bas¸ladıgˆı doktora egˆitimini hazırladıgˆı “Ku”c¸u”k ve Orta O”lc¸ekli I·s¸letmelere Sagˆlanan Vergi Tes¸vikleri ve Tu”rkiye Uygulaması” adlı doktora tezi ile 2006 yılında bitirdi. 2002’de Zonguldak Bu”lent Ecevit U”niversitesi I·ktisadi ve I·dari Bilimler Faku”ltesi Maliye Bo”lu”mu”‘nde bas¸ladıgˆı akademik kariyerine 2003’te Marmara U”niversitesi I·ktisadi ve I·dari Bilimler Faku”ltesi Maliye Bo”lu”mü’nde devam etti. 2007-2014 yılları arasında Bu”lent Ecevit U”niversitesi I·ktisadi ve I·dari Bilimler Faku”ltesi Maliye Bo”lu”mu”‘nde Doktor O”gˆretim Üyesi olarak c¸alıs¸tı. 2014’ten itibaren Marmara U”niversitesi Siyasal Bilgiler Faku”ltesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yo”netimi Bo”lu”mu”‘nde Doc¸ent Doktor olarak c¸alıs¸maya bas¸layan Sarısoy, 2020’den bu yana Profeso”r Doktor olarak aynı bo”lu”mde go”revine devam etmektedir. Hazine ve Maliye Bakanlıgˆı Vergi Konseyi Üyesi de olan Sarısoy, agˆırlıklı olarak vergi konularında olmak u”zere, yoksulluk, yabancı sermaye yatırımları, sec¸im beyannameleri ve sagˆlık ekonomisi alanlarında akademik aras¸tırmalar yu”ru”tmektedir.
Yeni yönetim kuruluyla ilgili açıklamalarda bulunan Turkcell Yönetim Kurulu Başkanı Şenol Kazancı, “Türkiye’nin Turkcell’i olarak 30 yıldır en yeni teknolojileri vatandaşlarımızla buluşturmanın ve ülkemiz için çalışmanın gururunu yaşıyoruz. Türkiye Yüzyılı’nı Dijitalin Yüzyılı yapma hedefimizi gerçekleştirmek için yeni yönetim kurulumuzla çalışacağız. Bu vesileyle, görev süreleri sona eren yönetim kurulu üyelerimize özverili çalışmaları ve emekleri için teşekkürlerimi sunuyorum. Yönetim kurulumuza yeni katılan üyelerimize görevlerinin hayırlar getirmesini diliyorum. Daha da güçlü bir takım olarak, üretmeye ve ülkemiz için yatırım yapmaya devam edeceğiz” dedi. – İSTANBUL
]]>Olay, Muratpaşa ilçesi Yenigün Mahallesi’ndeki Yaşam Hastanesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, elinde kesi oluşan 18 yaşından küçük bir kız çocuğu annesi ile birlikte hastanenin acil giriş kapısından girerek müdahale edilmesini istedi. İddiaya göre hastanede görevli personel, çocuğun sigortasının olmadığını söyleyerek, kayıt için 2 bin TL isteyerek kayıt yapmadı. Diğer taraftan küçük kız çocuğunun elinin hijyenik bir ortamda değil de kayıt masasının yanında kontrol edilmesi tepki çekti. Yaşanan o anları ise özel bir televizyon kanalındaki yarışmada ünlenen Kırkpınar başpehlivanlarının antrenörü Hikmet Tuğsuz, cep telefonu ile kayıt altına aldı. Görüntüleri yaklaşık 400 bin takipçisi bulunan sosyal medya hesabından paylaşan Tuğsuz, çok sayıda izlenme aldı.
“‘Hiçbir şekilde biz yükümlü değiliz. Buna bakamayız. Sigortası yok'”
Yaşananları sosyal medyadan paylaşan ve gündeme getiren Hikmet Tuğsuz, “Bir sporcum elinden sakatlık yaşamış, biz de hastaneye götürdük. O sırada kayıt yaptırdığımızda beklerken bu kız çocuğu ve annesi geldi. Kimliklerini verdiler. Hastane çalışanı kızın sigortasının olmadığını ifade ederek, kayıt için 2 bin TL istedi. Kadın bunu ödeyecek durumunun olmadığını söyledi. Kızından babasını aramasını isteyerek, 2 bin TL göndermesini istedi. Ben de o anda devreye girdim. Dedim ki ‘Nasıl olamaz? 18 yaşının altında küçük kız çocuğu, 10, 11 yaşında ve elinde açık yaralar var. Bunu bakmakla yükümlüsünüz’ dedim doktora. Onlar da ‘Hiçbir şekilde biz yükümlü değiliz’ dedi. ‘Buna bakamayız. Sigortası yok’ dedi. Sağlık kuruluşunun böyle olmaması lazım. Yaşı küçük, açık yarası var. Kendilerine izah ettim bunu. Zaten doktor da kendi ağzıyla söylüyor” dedi.
“Gariban özel bir hastaneye gidemeyecek mi?”
Video çekildiğinin fark edilmesinin ardından doktorun arkasını dönerek çekip gittiğini belirten Tuğsuz, “Görüntü çektiğim için bana tepki gösterdiler. Ben de kendilerinin yaptığının daha büyük bir suç olduğunu söyledim. Sabah beni bir yetkili arayarak videoyu silmemi istedi. Video paylaştığım için pişman değilim. Haksızlık karşısında durmazdım, bunlar hepimizin başına gelebilir. Gariban özel bir hastaneye gidemeyecek mi? Annenin yüzündeki ifadeyi kim görse çok üzülürdü. Acil bir vaka var ortada. Kimse susmasın, her yerden paylaştım. İnşallah bir yaptırım olur. Özel hastanelerde zaman zaman böyle şeyler yaşandığını duyuyorum. Çevremde de görüyordum. Dün kendim şahit oldum. Özel hastanelerin halka tamamen para gözüyle bakmamaları gerekir. Hani doktorların Hipokrat Yemini var ya. O doktorun orada benim söylediğim laflara karşılık hiçbir şey söyleyemeden arkasını dönüp gitmesi çok üzücü bir olaydı. Bu yemini niye ediyorsunuz siz? Neden ediyorsunuz? Bence oradaki o çocuğu alıp oraya dikiş atsan ya da bir pansuman yapsan, en azından bir sarıp yollasaydın” dedi. – ANTALYA
]]>Gaziemir ilçesinde yaşayan Murat Sağlam, çocukken bir kahvede gördüğü olimpiyat oyunlarından sonra merak sardığı atletizmle birçok başarıyı elde etti. Gençken ailesinin yaşadığı ekonomik sorunlardan dolayı çok sevdiği atletizmden uzak kalıp çalışma hayatına atılan Sağlam, emekli olduktan sonra kızının atletizm hocasının ‘masterlerde koşabilirsin’ demesi üzerine harekete geçti. Ülke genelinde ise çok sayıda yarışta dereceler elde etti. 2018’de eşinin hastalığı üzerine gittiği hastanede kontrol olmasının ardından Sağlam’a, kalp damarlarının tıkalı olduğu teşhisi konuldu. Bunun üzerine Bypass ameliyatı geçirerek sağlığına kavuşan Sağlam, kısa bir süre sonra prostat kanseri olduğunu öğrendi. Yine ameliyat olan Sağlam, bu hastalığı da atlattıktan sonra tutkuyla bağlandığı koşmaya devam etti.
“Maddi sorunlardan dolayı koşmayı bıraktım”
20 yaşına kadar bu sporu yaptığını ve hep başarılı olduğunu ifade eden Murat Sağlam, “İzmir birinciliklerim var. Her katıldığım yarışta ilk üçe girdim. Türkiye beşinciliğine kadar gittim. Maddi durumlardan dolayı 20 yaşından sonra koşuyu bırakmak zorunda kaldım. Daha sonra 50 yaşında emekli oldum. Emekli olunca kızımı bu sahaya çalışma yapması için getirdim. Burada bir antrenörle sohbet ederken ona zamanında benim birinciliklerimin olduğunu söyledim. O da, “Masterlar kategorisinde koşabilirsin” dedi. 50 yaşında başladım. Şu anda 63 yaşındayım. Yani 13 senedir koşuyorum” dedi.
“Ameliyattan önce Türkiye şampiyonu olmuştum”
2018 yılında bypass ameliyatı olması gerektiğini vurgulayan Sağlam, “Ameliyattan bir hafta önce Türkiye şampiyonu oldum. Eşimin kalp tansiyonu için hastaneye gittik. Oraya gitmişken bana da bakmalarını istedim ve baktılar. Doktorlar ‘acil ameliyat olmam gerektiğini’ söyledi. Anjiyo sonucu çıktı ve damarlarımda tıkanıklıklar varmış. Ben de şaşırdım. Çünkü bir hafta önce Türkiye şampiyonu olmuştum. Daha sonra ameliyat oldum. Ameliyat olmadan hemen önce kanser olduğumu öğrendim. Ameliyattan üç ay sonra da prostat kanserini düzeltemediğimiz parçayı almak zorunda kaldılar. Bundan sonra artık yarışamam diye düşünüyordum. Yani iki ameliyat olduğum için doktorların izin vermeyeceğini düşündüm. Daha sonra sadece bir doktorum, ‘bir mahsuru olmadığını ve tekrar koşabileceğimi’ söyledi. Ben de ufak ufak çalışmalar, antrenmanlar yaptım ama tekrar Türkiye şampiyonu olacağım aklıma gelmiyordu. Bypass ameliyatı ve kanseri atlatıp yaklaşık bir sene sonra koşmaya başladım ve yine Türkiye şampiyon oldum.
“Kalp krizi hiç geçirmedim”
Bypass olmuş bir insanın kendini her şeyden soğuttuğunu anlatan Sağlam, “Ben artık hastayım ve koşamam’ diyor. Burada insanlara şunu göstermiş oluyorum; Herkes bypass olduktan sonra koşabilir, her şeyi yapabilir ve normal bir insan gibi davranabilirler. Bunu bilmeleri gerekir insanlarımızın. Benim haricimde eşim, akrabam herkes, ‘Koşma, koşarken öleceksin, deli misin?’ dediler. Fakat ben vücudumda bir rahatsızlık görmüyorum. Ama benim erken teşhis oldu. Hiçbir kalp krizi geçirmeden olduğum için belki de böyle oldu. Kendimi çok iyi hissediyorum. Yarışlardan sonra da rahatım. Doktor da bana daha iyi olacaksın demişti. Öyle de oldu. Bu ameliyatı olduktan sonra üç tane doktora gittim. Bana koşamazsın diye lisans çıkartmadılar. Herkesin merak ettiği olay bu ameliyattan sonra bir insan koşup yarışabilir mi? Ben tekrar birinci geldim ve rekor kırdım. Ben koşmakla çok iyi bir şey yaptığımı düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Koşmayı çok sevdiği dile getiren Sağlam, sözlerini şöyle noktaladı: “Eğer ki koşamasaydım çok üzülürdüm. Ben ameliyattan sonra koşmayı bırakmayacaktım ama tekrar böyle madalyalar alacağım ve rekor kıracağım aklıma hiç gelmezdi. Çok mutluyum ve yaşadığım sürece de bu koşuyu bırakmayacağım. Yurt dışında da yarışlarım oldu. Budapeşte’de düzenlenen Dünya Atletizm Şampiyonası ile İspanya’da düzenlenen Avrupa Şampiyonası’na katıldım. Selanik’e, Zagrep’e, Belgrad’a gittim ve oralarda da yarıştım.” – İZMİR
]]>Adana’nın Ceyhan ilçesinde yaşayan ev kadını Demet Kutluakdoğan (31) ve devlet memuru eşinin geçen 18 Haziran’da merkez Çukurova ilçesine bağlı Güzelyalı Mahallesi’nde bulunan özel bir hastanede Burak ismini verdikleri evlatları dünyaya geldi. Aile, evlatlarını 7 günlükken aynı hastanede çalışan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. A.B.K.’ye sünnet ettirdi.
Burak 2,5 aylıkken, dikişlerinden idrar geldiği fark edildi
Sünnetten sonra hiçbir sorun olmadığı söylenmesi üzerine aile evlatlarını evlerine götürdü. Burak 2,5 aylık olduğunda annesi Demet, bebeğinin altını değiştirirken idrarını sünnet yaptığı dikişten de yaptığını fark etti. Bunun üzerine aile bebeklerini yine aynı hastaneye ve doktora götürdü.
Hatasını kabul etti
Op. Dr. A.B.K. ise yaptığı tetkikler sonucu sünnette komplikasyon oluştuğunu ve kendi hatası olduğunu kabul etti. Ayrıca Dr. A.B.K., bebeği 6 aylık olduğunda tekrar ameliyat edeceğini ve hatasını düzelteceğini söyledi. Aile ise bunun üzerine doktordan şikayetçi olmadı.
Ameliyat edildi, sorun devam etti
Minik Burak 6 aylık olduğunda aile tekrar bebeklerini hastaneye götürdü ve ameliyat ettirdi. Ancak ameliyattan sonra Burak’ın idrar sorunu düzelmedi. Aile bebeklerini Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’ne götürdüklerinde ise sünnetin ve ameliyatın yanlış yapıldığı bilgisini alıp yeni bir ameliyat ile sorunun düzeltileceği bilgisini aldı.
‘Ben elimden geleni yaptım’ savunması
Bunun üzerine aile tekrar özel hastaneye gidip doktora durumu anlattıklarında ise Op. Dr. A.B.K., ‘Ben elimden geleni yaptım’ savunmasını yaptı. Aile özel hastaneye başvurduğunda ise iddiaya göre hastane aileye yardımcı olmadı.
Suç duyurusunda bulundular
Hastaneden ve doktordan herhangi bir yardım alamayan aile önce Adana İl Sağlık Müdürlüğü’ne ardından da savcılığa gidip suç duyurusunda bulundu.
“İki delikten idrar yapıyor”
İhlas Haber Ajansı’na konuşan anne Demet Kutluakdoğan, sünnet sonrası mağdur olduklarını anlatarak, “Tamamen dini hassasiyetimizden dolayı oğlumu sünnet ettirdik. Sünnetten yaklaşık iki buçuk ay sonra oğlumun altını değiştirirken iki delikten idrar yaptığını fark ettim. Sünnet dikişlerinin olduğu hizada fazladan bir delik vardı. Hemen doktora gittik, doktor kontrol etti ve sünnette bir komplikasyon oluştuğunu, bu yüzden 6 aylık olduğunda hatasını telafi etmek için oğluma tekrar bir operasyon yapacağını söyledi. Bu süreçte doktordan herhangi bir şikayette bulunmadık çünkü hatasını kabul etti ve telafi edeceğini belirtti. Oğlumuz 6 aylık olduğunda tekrar ameliyat oldu ancak yine delik kapanmadı ve doktor başarısız oldu” diye konuştu.
“İyileşme şansı azaldı”
Oğlunun 2 yaşında 1 kere daha ameliyat olacağını aktaran anne Kutluakdoğan, “Oğlum 6 aylıkken vücuduna genel anestezi almak zorunda kaldı, ameliyat öncesi ve sonrasında birçok tıbbi müdahaleye maruz kaldı. Oğlumu boşuna ameliyat etti ve bunun sonucunda oğlum tekrar ameliyat olmak zorunda. Bunun maddi yükümlülüğü bize ait, maddi ve manevi olarak kayıptayız. Kapatma ameliyatlarında sayı arttıkça başarı oranı azalıyormuş. Doktor ehli olmadığı bir ameliyatı yaparak benim oğlumun bir sonraki ameliyatta tamamen iyileşme şansını, başarısını da azaltmış oldu” ifadelerini kullandı.
“Sonuna kadar şikayetçiyiz”
Doktordan ve hastaneden şikayetçi olduklarını vurgulayan Demet Kutluakdoğan, şunları söyledi:
“Eğer doktor bize ilk ameliyatta bu işin ehli olmadığını, daha profesyonel kişilere götürmemizi söyleseydi biz o zaman başka bir doktora götürürdük, en azından oğlumun ameliyatının başarı şansı artardı. Oğlum şu an 8 aylık. 2 yaşına gelince bu sorundan dolayı tekrar bir ameliyat olmak zorunda. Hastane, şikayetimiz üzerine sadece doktoru işten çıkardı. Bunu benim için yapmadı zaten, olay duyulursa kendi itibarını zedelememek için yaptı. Aynı zamanda hastane, İl Sağlık Müdürlüğüne yaptığımız dilekçemize karşılık verdiği savunmada, oğlumun sünnetini idrar yapamama şikayetinden dolayı yaptırdığımızı öne sürdü. Biz sonuna kadar şikayetçiyiz.”
İhlas Haber Ajansı’nın ulaştığı Özel Güzelyalı Hastanesi ise doktoru işten çıkardıklarını aileye ise yardımda bulunduklarını söyledi. – ADANA
]]>Sağlık sektöründe faaliyet gösteren hekimler için önemli bir kaynak olan Hekim.App, tıp fakültesi öğrencileri ve hekimlerin sadece en güncel bilgilere erişimini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda kariyerlerine yön verebilecekleri iş fırsatlarını da sunuyor. Bunun yanı sıra, pazaryeri bölümü aracılığıyla ihtiyaç duyulan medikal ekipman ve malzemeleri uygun fiyatlarla bulma imkanı da sağlıyor. Bu yenilikçi platform, gelecek nesil sağlık profesyonellerinin ihtiyaç duyduğu her şeyi bir arada sunarak, onların profesyonel yaşamlarında bir adım öne geçmelerine yardımcı oluyor. Hekim.App'ın sunduğu bu fırsatları keşfetmek için platformu ziyaret etmek yeterli.
Doktorlar Arası Topluluk ve İletişim Ağı
Hekim.App, bilgi alışverişi ve iş imkanları sunmanın ötesinde, doktorlar arasında güçlü bir topluluk duygusu oluşturmayı amaçlamaktadır. Platform içerisindeki doktorlar, tecrübelerini paylaşabilir, mesleki zorluklara birlikte çözüm üretebilir ve destekleyici bir ağ oluşturabilirler. Özel sohbet odaları ve forumlar sayesinde, aynı ilgi alanlarına sahip doktorlar bir araya gelerek bilgi alışverişinde bulunabilir ve birlikte büyüyebilirler.
Hekim.App'ın Kolaylaştırdığı İş ve Mesleki Yaşam
Hekim.App, doktorların iş ve profesyonel yaşamlarını daha basit ve etkin hale getirmeyi hedefler. Zengin içeriği, geniş iş olanakları ve pazaryeri ile doktorların ihtiyaç duyduğu her şeyi bir arada sunar. Bu sayede, doktorlar zamandan tasarruf edebilir ve mesleki faaliyetlerine daha odaklanabilirler. Hekim.App, sürekli kendini yenileyerek geleceğin sağlık profesyonellerine daha iyi bir iş deneyimi ve profesyonel gelişim fırsatları sunar.
Geleceğin Sağlık Profesyonellerine Yönelik Destek
Hekim.App, sağlık alanında çalışan hekimler için değerli bir kaynak olarak öne çıkar. İş olanakları, güncel bilgi ve etkileşim fırsatlarıyla dolu olan bu platform, doktorların mesleki gelişimine katkı sağlamayı ve iş yaşamlarını kolaylaştırmayı hedefler. Doktorların ve tıp öğrencilerinin ihtiyaçları düşünülerek tasarlanan Hekim.App, bu avantajlardan yararlanmak için ziyaret edilmeyi bekliyor.
Kızlarıyla birlikte Charge Sendromu ile verdikleri mücadeleyi “Dünya Nadir Hastalıklar Günü”nde AA muhabirine anlatan Öznur Karaarslan, hastalığın, gelişme geriliği, kalp problemleri, göz ve kulak anomalileri gibi birden fazla sistemi ilgilendiren, nadir görülen, doğumsal bir bozukluk olduğunu aktardı.
Öznur Karaarslan, ilk doğduğunda hiçbir sorun hissetmedikleri kızının daha sonra sürekli ağladığını ve mama yemediğini belirterek, “Doktora gittik, birkaç kez hastaneye yatırıldı ama sorun çözülemedi ve bir teşhis konamadı. Tesadüfen çekilen bir akciğer filminde midesinin yerinde olmadığı teşhis edildi. 7 aylıkken ameliyata girdi. Sonra doktorumuz Yasemin Alanay ile tanıştık, bazı genetik testler istedi. Bu şekilde tanı konulmuş oldu ve tedavi süreci başladı. 4 yıldır tedavisi devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
“İnsanların içinde umut olsun istiyoruz”
Charge Sendromuna en basit haliyle çoklu organ bozukluğu denebileceğini dile getiren Karaarslan, kızının şu an en büyük sorunlarından birinin işitme olduğunu söyledi.
Karaarslan, bunun da konuşmasını zorlaştırdığını dile getirerek, şöyle devam etti:
“İlk teşhis konulduğunda çok şaşırdık ve üzüldük. Bu hastalığın adını bile duymamıştık. Ancak en azından bir teşhis konulduğu için biraz da olsa rahatladık. Kızım için bu hastalıkla sonuna kadar mücadele edeceğim. Bizim gibi bir anne ve babası olduğu için çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Zira mücadeleyi hiç bırakmadık ve bırakmayacağız.”
Yeni kurulan “İstanbul Tanısız ve Nadir Hastalıklara Çözüm Platformu-İSTisNA” platformunda Charge Sendorumuyla ilgili bölümün sorumluları olduklarını anlatan Karaarslan, “Hastalıkla yeni tanışan ailelere korku ve üzüntü yaşamaması için yardımcı olmaya çalışıyoruz. İnsanların içinde umut olsun istiyoruz. Biz çocuğumuzu yaşatamayacağımızı düşündük ama artık öyle olmadığını anladık.” diye konuştu.
Anne Karaarslan, bu hastalıkta tedavinin ömür boyu süreceğini belirterek, “Kızımın sol kulağında hiç sinir yok, bu işitme kaybı ömür boyu devam edecek. Sürekli olarak sağ kulağını sağlıklı tutmaya ve konuşma sorununu bu şekilde çözmeye çalışacağız. Görme sorunuyla ilgili de tedavi oluyor. Bir de büyüme geriliği var. Bu hastalıkta en öne çıkan sorun kalp ama çok şükür bizde yok.” şeklinde konuştu.
“Birçok doktora gittik sonuç alamadık”
Baba Orhan Karaarslan da kızı Eylül’ü ilk kucağına aldığında hiçbir farklılık hissetmediğine vurgu yaparak, “Doğumunun 2. günü rutin işitme testini geçemediğinde içime bir korku düştü. Sonra 1-2 defa daha işitme testi yapıldı ama Eylül hiçbirinden geçemedi. Hastaneden çıkıp eve geldiğimizde Eylül’de bitmek bilmeyen bir ağlama başladı. Bir türlü bir şey yediremiyorduk. ’24 saat ağlayan bir çocuk düşünün ve nedenini bulamıyoruz. Birçok doktora gittik sonuç alamadık.” ifadelerine yer verdi.
Gastroenteroloji doktorunun genetik hastalıktan şüphelenmesi üzerine kızına test yapıldığını anlatan Karaarslan, testlerde ilk seferinde net bir şey çıkmadığını, çocuk 1 yaşına geldiğinde Charge Sendromu tanısı konulduğunu aktardı.
Nadir hastalıkların teşhisinin ve bu alanda uzmanlaşmış doktor bulmanın çok zor olduğunu ifade eden Karaarslan, Charge Sendromunu birçok doktorun bilmediğini, bunun için de doğru tedavi uygulayamadığını söyledi.
“Platform sayesinde birçok aileye ulaşmak, yol göstermek istiyoruz”
Karaarslan, tanıdan sonra doktorlarıyla tedavi sürecini planladıklarını belirterek, şöyle konuştu:
“Her 3 ayda 1 göz, kulak-burun-boğaz ve endokrinoloji doktoru Eylül’ü muayene ediyor. Bu şekilde bütün süreçleri takip altına aldık. Genetik hastalıkların bir çoğunun ya tedavisi olmuyor ya çok zor oluyor ya da kötü sonla bitiyor. Eylül’ün durumunun en iyi tarafı doktorumuzun, ‘Korkmayın bundan daha kötüsü olmayacak, biz bundan sonraki süreci iyi yöneterek başaracağız.’ demesi. Bizim süreci iyi yönettiğimizi düşünüyorum. Eğer böyle olmasaydı belki Eylül daha kötüye giderdi. Fizik tedavi, konuşma terapileri, işitme tedavileri sayesinde kızımız bu gün yaşıtları gibi kreşe gidebiliyor.”
Baba Karaarslan artık süreci kabullendiklerini anlatarak, “Bizim gibi hastalığa yabancı olup da ne yapacağını bilememek, ortada kalmak çok zordu. Allah kimseye bu durumu yaşatmasın. Bu durumdaki ailelerin bize ulaşmasını ve bizim yaşadıklarımızı yaşamamalarını istiyorum. Bu nedenle yeni bir platform oluşturduk. Bize ulaşıp her türlü desteği alabilirler. Tedaviyi yürüttüğümüz hastanemizin de desteğiyle kurduğumuz platform sayesinde birçok aileye ulaşmak, umut olmak, yol göstermek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Şu an genetik araştırmaların esas yönlendiricisi artık aileler”
Yaklaşık 3 yıldır Eylül’ün tedavisini yürüten Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Alanay da Charge Sendromunun nadir hastalık olarak değerlendirilen 7 bin hastalıktan biri olduğunu belirtti.
Anne ve babanın yumurtasının birleştiği anda tamamen tesadüfen oluşan hastalığın, genetik olmadığını dile getiren Alanay, “Doğumda çocuklarda aksaklılar oluşuyor ve ömür boyu devam ediyor.” dedi.
Prof. Dr. Alanay, nadir hastalıklarda en büyük sorunun tanı konulamaması olduğunu vurgulayarak, tanı konan ailelerin en azından tedavi sürecine başlayabildiklerini söyledi.
Dünya çapında nadir hastalıklarla mücadele eden ailelerin çok iyi organize olduklarını ve birbirlerini desteklediklerini aktaran Alanay, şunları kaydetti:
“Bu aileler sosyal medyayı çok iyi kullanıyor. Her ailenin, hatta her genin bir sosyal medya hesabı var. Şu an genetik araştırmaların esas yönlendiricisi artık aileler. Herkes kısmen kendi çocuğunun doktoru gibi. Bunlar diğer aileleri de yönlendirip bilgilendiriyor. O yüzden ailelerin bir araya gelmesini çok önemsiyorum. Bu da çok büyük farkındalık yaratıyor. Biz de üniversite olarak ailelerin bir platform altında bir araya gelmesini destekliyoruz.”
]]>Ülkedeki asistan doktorların yaklaşık dörtte üçü geçtiğimiz hafta greve çıktı ve bu da büyük eğitim hastanelerindeki ameliyatlarda aksamalara neden oldu.
Stajyer doktorlar, hükümetin doktor sayısını artırmak amacıyla üniversitelere her yıl daha fazla tıp öğrencisi kabul etme planını protesto ediyorlar.
Güney Kore, gelişmiş ülkeler arasında en düşük doktor-hasta oranlarından birine sahip ve hızla yaşlanan nüfus nedeniyle hükümet, on yıl içinde ciddi anlamda doktor eksikliği yaşanacağı konusunda uyarıyor.
Greve katılan 25 yaşındaki doktor Ryu Ok Hada BBC’ye haftada 100 saatten fazla, çoğunlukla da 40 saat uykusuz olarak çalışmaya alışkın olduğunu söyledi.
“Bu kadar az maaşa bu kadar çok çalışmamız inanılmaz” dedi.
Güney Kore’de doktorların maaşları nispeten yüksek olsa da Ryu, çalışma saatleri göz önüne alındığında kendisinin ve diğer asistan doktorların asgari ücretten daha az kazanıyor olabileceklerini savunuyor.
Daha fazla doktorun, az maaşa çok fazla çalışmasına yol açan sağlık sistemindeki yapısal sorunları çözemeyeceğini söylüyor.
Güney Kore’de sağlık hizmetleri büyük ölçüde özelleştirilmiş durumda ancak fiyatlar karşılanabilir seviyede.
Doktorlar acil servis hizmetleri, hayat kurtaran ameliyatlar ve uzman bakımının fiyatlarının çok düşük belirlendiğini, estetik ameliyatlar gibi daha az gerekli tedavilere ise çok fazla para ödendiğini söylüyor.
Bu, doktorların büyük şehirlerde giderek daha kazançlı alanlarda çalışmayı tercih etmesine, kırsal bölgelerde ise personel yetersizliğine ve acil servislere aşırı yük binmesine neden oluyor.
Bir yıldır çalışan Ryu, stajyer ve asistan doktorların ucuz işgücü olarak üniversite hastaneleri tarafından sömürüldüğünü söylüyor. Bazı büyük hastanelerde personelin % 40’ından fazlasını oluşturuyorlar ve bu hastanelerin ayakta kalmasında kritik rol oynuyorlar.
Sonuç olarak bazı hastanelerdeki ameliyat kapasitesi geçtiğimiz hafta yarı yarıya azaldı. Grev nedeniyle genellikle önceden planlanmış prosedürler erteledi.
Grevden yalnızca az sayıda kritik hasta etkilendi. Ancak geçen Cuma, kalp krizi geçiren yaşlı bir kadının yedi hastane tarafından reddedildikten sonra ambulansta hayatını kaybettiği bildirildi.
Hem halkın hem de ekstra iş üstlenmek zorunda kalan sağlık çalışanlarının doktorlara karşı sabrıysa tükeniyor. Hemşireler, ameliyathanelerde normalde doktor meslektaşlarının sorumluluğunda olan prosedürleri yapmaya zorlandıklarını söylüyor.
Hükümet gelecek yıl üniversiteye kabul edilen tıp öğrencilerinin sayısını 3.000’den 5.000’e çıkarmak istiyor. Grevdeki doktorlarsa, daha fazla hekim yetiştirmenin bakım kalitesini düşüreceğini, çünkü bunun daha az yetkin pratisyenlere tıbbi lisans verilmesi anlamına geleceğini savunuyorlar.
Ancak doktorlar, daha fazla doktorun olumsuz durumlara yol olacağı konusunda halkı ikna etmekte zorlanıyor. Salı günü Seul’deki bir hastanede 74 yaşındaki Lee kolon kanseri tedavisi görüyordu ve hastaneye varmak için bir saatten fazla yol yapmıştı.
“Şehrin dışında, yaşadığımız yerde doktor yok” dedi.
Lee’nin eşi Soon-dong, “Bu sorun uzun süredir erteleniyor ve düzeltilmesi gerekiyor” dedi. “Doktorlar çok bencil davranıyorlar. Biz hastaları rehin alıyorlar.”
Çift, greve daha fazla doktorun katılmasından endişeli ve eğer anlaşmazlığın çözülmesi anlamına geliyorsa, daha fazla para ödemekten memnuniyet duyacaklarını söylüyorlar.
Ancak Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol’a verilen destek, grevin başlamasından bu yana arttı, bu da hükümetin Nisan ayındaki seçimlerden hemen önce sistemi gözden geçirmeye ve prosedürleri pahalılaştırmaya isteksiz olacağı anlamına geliyor.
İki taraf da sıkışmış durumda. Sağlık Bakanlığı doktorların istifasını kabul etmeyi reddetti ve bunun yerine, gün sonuna kadar hastanelere dönmemeleri halinde yasayı ihlal etmekten tutuklanacaklarını söyledi. Sağlık Bakan yardımcısı Park Min-soo, gün sonuna kadar hastanelere dönmeyenlerin lisanslarının da en az üç ay süreyle askıya alınacağını belirtti.
Ancak greve çıkanların bazıları hükümetin sert yaklaşımının kamuoyunda desteği artırabileceğine inanıyor. Pazar günü Kore Tabipler Birliği, kıdemli doktorların stajyer doktorlara katılıp katılmaması gerektiği konusunda oylama yapacak. Meslektaşlarının bir kısmı tutuklanırsa harekete geçme olasılıkları daha yüksek görünüyor.
Bu habere Jake Kwon katkıda bulunmuştur.
]]>