Av. Şen: “Adalet er geç yerini bulacak”
Ezgi Apartmanı davası 12 Temmuz’a ertelendi
KAHRAMANMARAŞ – Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremlerde yıkılan ve 35 kişinin yaşamını yitirdiği Ezgi Apartmanı davasının 3. duruşması görüldü. Duruşma sonrası açıklamada bulunan Av. Ersan Şen, “Adaletin er ya da geç yerini bulacak” dedi.
Kahramanmaraş Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya tutuklu sanık binanın fenni mesulü M.T ile tutuksuz sanık müteahhit Y.A. katıldı. Tutuklu sanık iç mimar E.D. ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile duruşmaya katıldı.
Duruşmada sanık ve müşteki avukatları ise hazır bulundu.
İnşaat yapı ruhsat veren tanık M.D. “Biz sadece binanın enini boyunu ölçüp yola göre kot bilgileri kontrol ederdik tamamlandıktan sonra yapım izni verilirdi. Binanın inşaat aşamasında kontrol edilmiyordu 2003 yılından sonra çıkan genelge ile inceleme başlatıldı” dedi.
Soru üzerine apartmanın çatı katında bulunan yerin sonradan yapıldığı ifade eden Tanık M.D, “O tarihteki yönetmeliğe göre ortak mekan olarak kullanan yerde hesaplamaya katılmıyordu ve çatıda yapılan yer ile ilgili yoğunluğa dahil olmadığı için göz yumuyorduk. Yönetmeliğe uygun ise izin veriyorduk” dedi.
İnşaata kullanım izin belgesini veren tanık F.Y ise “Kahramanmaraş Belediyesi’nde 1985 ve 2005 yıllarımda görev yaptım. İmar ve harita mühendisi olarak görev de yaptım. O yıllarda inşaatların yapımı sürecinde yerinde kontrol yapılmıyor ancak şikayet edilirse denetimler yapılıyordu Ezgi apartmanında aynı prosedür uygulandı” dedi.
Dönemin imar müdürü Tanık V.Ç. belediyede çalıştığı dönemde yaptığı çalışmaları anlattı. Bir inşaatta bağımsız bölümler ve duvar değiştirilebilir mi ? sorusu üzerine tanık V.Ç, “Değiştirilebilir bir mahsuru yok” dedi. Tanık beyanlarına karşı katılan vekillerin sırasıyla beyanları alındı.
Daha sonra mahkeme başkanı gelen bilgi ve evrakları okudu. Sanık fenni mesul M.T. ise verdiği beyanda üzerine atılı suçları kabul etmeyerek beratını talep etti. Binanın müteahhitti tutuksuz sanık Y.A. binaya kaçak kat yapmadığını ifade ederek üzerine atılı suçlamaları kabul etmedi. Daha sonra iç mimar tutuklu E.D. savunma yaparak suçlamaları kabul etmedi.
Av. Ersan Şen ise kırmızı bülten talebine tepki göstererek, “Adalet er ya da geç yerini bulacak” dedi.
Mahkeme, dosyadaki bilgi ve evrakları inceledikten sonra sanıkların beyanlarını dinledi ve kararını açıkladı.
Duruşma sonrası açıklama yapan Av. Ersan Şen, “Duruşmada uzun süren tanık dinlemeleri ve münakaşaların ardından mahkeme, dosyanın tekemmül ettiğine karar verdi. Dosyada bulunan iş raporları ve bilimsel mütalaalara itirazlar oldu. Mahkeme artık delil değerlendirmesine geçti. Mahkeme, dosyayı inceleyerek dosyanın bir üniversite veya teknik uzmanlar heyetine gönderilmesine karar verdi. Bu heyet, Ezgi Apartmanı’nın depremde yıkılmasının başka etkenlerle mümkün olup olmadığını inceleyecek ve rapor hazırlayacak. Mahkemenin dosyanın eksiksiz olduğunu belirterek rapor beklenecek” dedi.
Gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren duruşmada, tutuklama ve dosya ile ilgili savunmaların alındığını ve iki önemli karar verildiğini açıklayan Av. Şen, “Mahkemenin dosyayı bir üniversite veya heyete gönderme kararının ardından davanın gelecekteki seyri belirlenecek.
Dava sürecinin oldukça stresli ve uzun geçti. Adaletin yerini bulması ve maddi haklara ulaşılması için ellerinden gelen gayreti gösterdik. Ezgi Apartmanında hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet diliyorum. Mahkemenin adil bir karar vereceğine inanıyoruz. Davanın dördüncü duruşması için bekleyiş devam ediyor. Tarafların beyanları alınacak ve mahkeme süreci adalete ulaşmak için devam edecek. 12 Temmuz tarihinde yapılacak olan dördüncü duruşmanın sonuçlarını merakla bekliyoruz” dedi.
Mahkeme, raporun yeniden bilirkişiye gönderilmesini, sanıkların tutukluluk hallerinin devamını ve duruşmanın 12 Temmuz tarihine ertelenmesini açıkladı.
]]>Kahramanmaraş Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya tutuklu sanık binanın fenni mesulü M.T ile tutuksuz sanık müteahhit Y.A. katıldı. Tutuklu sanık iç mimar E.D. ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı.
Duruşmada sanık ve müşteki avukatları ise hazır bulundu.
İnşaat yapı ruhsat veren tanık M.D. “Biz sadece binanın enini boyunu ölçüp yola göre kot bilgileri kontrol ederdik tamamlandıktan sonra yapım izni verilirdi. Binanın inşaat aşamasında kontrol edilmiyordu 2003 yılından sonra çıkan genelge ile inceleme başlatıldı” dedi.
Soru üzerine apartmanın çatı katında bulunan yerin sonradan yapıldığı ifade eden Tanık M.D, “O tarihteki yönetmeliğe göre ortak mekan olarak kullanan yerde hesaplamaya katılmıyordu ve çatıda yapılan yer ile ilgili yoğunluğa dahil olmadığı için göz yumuyorduk. Yönetmeliğe uygun ise izin veriyorduk” dedi.
İnşaata kullanım izin belgesini veren tanık F.Y ise “Kahramanmaraş Belediyesi’nde 1985 ve 2005 yıllarımda görev yaptım. İmar ve harita mühendisi olarak görev de yaptım. O yıllarda inşaatların yapımı sürecinde yerinde kontrol yapılmıyor ancak şikayet edilirse denetimler yapılıyordu Ezgi apartmanında aynı prosedür uygulandı” dedi.
Dönemin imar müdürü Tanık V.Ç. belediyede çalıştığı dönemde yaptığı çalışmaları anlattı. Bir inşaatta bağımsız bölümler ve duvar değiştirilebilir mi ? sorusu üzerine tanık V.Ç, “Değiştirilebilir bir mahsuru yok” dedi. Tanık beyanlarına karşı katılan vekillerin sırasıyla beyanları alındı.
Daha sonra mahkeme başkanı gelen bilgi ve evrakları okudu. Sanık fenni mesul M.T. ise verdiği beyanda üzerine atılı suçları kabul etmeyerek beratını talep etti. Binanın müteahhitti tutuksuz sanık Y.A. binaya kaçak kat yapmadığını ifade ederek üzerine atılı suçlamaları kabul etmedi. Daha sonra iç mimar tutuklu E.D. savunma yaparak suçlamaları kabul etmedi.
Av. Ersan Şen ise kırmızı bülten talebine tepki göstererek, “Adalet er ya da geç yerini bulacak” dedi.
Mahkeme, dosyadaki bilgi ve evrakları inceledikten sonra sanıkların beyanlarını dinledi ve kararını açıkladı.
Duruşma sonrası açıklama yapan Av. Ersan Şen, “Duruşmada uzun süren tanık dinlemeleri ve münakaşaların ardından mahkeme, dosyanın tekemmül ettiğine karar verdi. Dosyada bulunan iş raporları ve bilimsel mütalaalara itirazlar oldu. Mahkeme artık delil değerlendirmesine geçti. Mahkeme, dosyayı inceleyerek dosyanın bir üniversite veya teknik uzmanlar heyetine gönderilmesine karar verdi. Bu heyet, Ezgi Apartmanı’nın depremde yıkılmasının başka etkenlerle mümkün olup olmadığını inceleyecek ve rapor hazırlayacak. Mahkemenin dosyanın eksiksiz olduğunu belirterek rapor beklenecek” dedi.
Gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren duruşmada, tutuklama ve dosya ile ilgili savunmaların alındığını ve iki önemli karar verildiğini açıklayan Av. Şen, “Mahkemenin dosyayı bir üniversite veya heyete gönderme kararının ardından davanın gelecekteki seyri belirlenecek.
Dava sürecinin oldukça stresli ve uzun geçti. Adaletin yerini bulması ve maddi haklara ulaşılması için ellerinden gelen gayreti gösterdik. Ezgi Apartmanında hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet diliyorum. Mahkemenin adil bir karar vereceğine inanıyoruz. Davanın dördüncü duruşması için bekleyiş devam ediyor. Tarafların beyanları alınacak ve mahkeme süreci adalete ulaşmak için devam edecek. 12 Temmuz tarihinde yapılacak olan dördüncü duruşmanın sonuçlarını merakla bekliyoruz” dedi.
Mahkeme, raporun yeniden bilirkişiye gönderilmesini, sanıkların tutukluluk hallerinin devamını ve duruşmanın 12 Temmuz tarihine ertelenmesini açıkladı. – KAHRAMANMARAŞ
]]>(ANKARA) – 10 Ekim Ankara Garı Katliamı Davası’nda ara karar verildi. Mahkeme, sanıklara savunma yapmaları için ek süre verirken, henüz bulunamayan sanıkların yakalama durumlarının incelenmesine ve sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Mahkeme, mağdur avukatlarının da tüm taleplerini reddetti. Bir sonraki duruşma 26 Haziran’a ertelendi.
Ankara Tren Garı’nda 10 Ekim 2015’te IŞİD’in canlı bombalarıyla 104 kişinin katledilmesine ilişkin davanın 24’üncü duruşması Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Savcılık tarafından verilen esas hakkındaki mütalaanın ardından sanıklar savunma yaptı. SEGBİS üzerinden mütalaaya karşı savunma yapan sanıklardan Resul Demir, “Bu iddianame çok eksik bir iddianame. Avukatlar yeni gelen delillerin değerlendirilmediğini söylediler. Karşı tarafta olmama rağmen onlara katılıyorum. Suçlu-suçsuz ayrımı yapılmadan insanlar getirildi. Gerçek failleri yargılamadığınız sürece her iki tarafa da zulüm etmiş oluyorsunuz. Onların katili olmayan insanları yargılayarak yalan söylüyorsunuz, bize de siz katilsiniz diyerek yalan söylüyorsunuz” iddiasında bulunarak şunları öne sürdü:
“BU İDDİANAMEYİ HAZIRLAYAN SAVCI YARGITAY’A GİTMEK İÇİN HAZIRLADI”
“En baştan bir iddianame hazırlanması gerek. Burada bir tiyatro yok sirk var. İnsanların önünde şaklabanlık yapıyorsunuz. O insanların ne kadar yaşam hakkı varsa benim de var. Ben iş adamı bir insandım beni katil yaptınız. Bu iddianameyi hazırlayan savcı Yargıtay’a gitmek için bir iddianame hazırladı. Mütalaayı okuyan savcı da onun yolundan gidiyor. Bu dosya kokuyor. Leş gibi kokuyor. Devletin bu dosyayı en baştan ele alması gerekiyor. İki tarafa da ihanet içerisindesiniz. Devlet vazgeçsin bu ihanetten. Orada oturan insanları da anlıyorum canlarını kaybettiler. Ben de annemi kaybetti. Yakınını kaybetmenin ne demek olduğunu bilirim. Ama benim de yaşam hakkım var. Benim çocuklarım bensiz büyüdü. Devlet olarak bunların hepsini elimden aldınız. Adını sanını bilmediğim insanları bana düşman ettiniz. Siz bu vebalin altından nasıl kalkacaksınız? Benim bir suçum yok. İnternetten öğrendiğim bir olay üstüme kaldı. Yargıtay’daki koltuk uğruna bizim hayatlarımızı mahveden Ramazan Dinç, 9 klasörü sakladı, delilleri kararttılar, hayatı kararan biz olduk. Burada ya da diğer dünyada buradaki mazlumların ahı senden ya da çocuklarından çıkacak. Erman Ekici’nin emir aldığı belge benim beraat belgemdir. Benim bu davada beraat edilip üstüne tazminat almam gerekirdi. Allah’ın laneti tüm zalimlerin üstüne olsun.”
“BİZİ KATİLLER OLARAK LANSE ETTİNİZ, SUÇLAMALARIN HİÇBİRİNİ KABUL ETMİYORUM”
Tutuklu sanık Erman Ekici, mütalaaya karşı savunma yapmak için ek süre istedi ve Yakub Şahin’in dinlenilmesini istedi. Mütalaaya dair karşı savunma yapmak için ek süre isteyen tutuklu sanık İbrahim Halil Alçay da “Bu örgütlerin yurt dışındaki kaplarına gitmemişiz, nasıl üye oluyoruz o zaman? Türkiye’deki hücrelerine de gitmemişiz. Nasıl üye olabiliyoruz? Biz bu ülkenin vatandaşı değilmişiz gibi davrandınız. Katiller olarak lanse ettiniz bizi. Suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. 9 yıldır siz bizi yargılayıp insanlara da ‘bakın yargıladık’ demek için bu işte devletin tüm organize ettiği kişiler bizim lehimize olan belgeleri hiç kullanmadılar. Şu giydiğiniz cübbenin, uyacağım dediğiniz yasanın sizde bir kırıntısı varsa açık bir delille suçlanılsın. Hayatımda hiç görmediğim, tanıdığım insanları sanki öldürmüşüm gibi iftira attınız. Allah’ın huzurunda tekrar görüşeceğiz” iddialarını dile getirdi.
BİR SONRAKİ DURUŞMA 26 HAZİRAN’DA
Daha sonra Mahkeme ara kararını açıkladı. Mahkeme sanıklara savunma yapılmaları için ek süre verirken, henüz bulunamayan sanıkların ise yakalama durumlarının incelenmesine ve sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 26 Haziran saat 10.00’a ertelendi.
AVUKAT MEHTAP SAKİNCİ: “KATLİAM GÖZ GÖRE GÖRE GELMİŞTİR”
Duruşmanın ardından 10 Ekim Barış Derneği tarafından açıklama yapıldı. Mahkemenin verdiği ara kararı değerlendiren katliamda eşi Avukat Uygar Coşgun’u yitiren 10 Ekim Barış Derneği Genel Başkanı, Avukat Mehtap Sakinci, şöyle konuştu:
“Bugün ilk defa birşey öğrendik. Sizin de blldiğiniz üzere 10 Ekim yargılaması kapsamında ceza dosyası ile ilgili Kasım 2016’dan bu yana devam eden bir adalet mücadelemiz vardı. Bu adalet mücadelemiz kapsamında özellikle Gaziantepilindeki pek çok dosyayı, kaydı, belgeyi bu dosyaya ana dosyaya kazandırtamıyorduk. Bütün taleplerimiz reddediliyordu. Bugün iki canlı bombanın getirtilmesinde eskortluk eden dosya sanıklarından biriyle ilgili katliamdan 3 gün önce aslında teknik takibin başlatıldığı, hem de Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen bir teknik takip kararıyla takibe alındığını öğrenmiş olduk. Bu bilgilere getirtilmeyen Antep’teki soruşturma dosyalarının incelenmesi sonucunda ulaşıyoruz. 9 yıl sonra öğrendiklerimiz bizim kanımızı donduracak mahiyette. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en büyük sivil katliam olarak adlandırılan ve 104 insanın canına mal olan ve Türkiye’deki emek, barış, demokrasi bileşenlerinin tamamının zarar gördüğü bu katliamda asıl fail Yakub Şahin katliamdan 3 gün önce teknik takibe alınıyor. Yani bu katliam önlenebilecekken önlenilmemiş bir katliamdır, bu katliam göz göre gelmiştir ve bu katliam kapsamında geride kalanların adalet mücadelesi bu ülkede gerçekten zoru başarıyor.”
AVUKAT İLKE IŞIK: “BU KATLİAM ENGELLENEBİLECEKKEN ENGELLENMEMİŞTİR”
Sakinci’nin ardından açıklamalarda bulunan mağdur avukatlarından İlke Işık ise şunları kaydetti:
“10 Ekim günü barış için gelenlere yapılmış bir saldırı insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve bu ülkenin insanlığa karşı suça ilişkin tek yargılaması da halen bu dava da devam etmektedir. Mütalaa bugün bunu yok saymıştır. Bir kez daha tekrar ediyoruz. 10 Ekim Ankara Gar katliamı anayasal düzene karşı işlenmiş bir suç değildir, insanlığa karşı işlenmiştir. IŞİD’in kendisi gibi olmayan herkese yönelttiği katliamlardan, saldırılardan biridir. Bunu içermeyen mütalaayı asla kabul etmiyoruz. Bu adalet değil. Bize söylenenler gerçek sorumlulara işaret etmiyor. Geldiğimiz aşamada bu katliam önlenebilecekken önlenmemiş, engellenebilecekken engellenmemiş ve pek çok kamusal sorumlunun sorumluluğu dahilinde gerçekleşmiş bir katliamdır.”
]]>Antalya’da yaşanan ve bir kişinin ölümü ile 17 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan Tünektepe Teleferik kazasına dair güvenlik kamerası görüntüleri, olayın ayrıntılarını aydınlattı. Görüntülerde, yolcuların uyarıları ve kazadan sadece saniyeler önce yapılan müdahaleler dikkat çekiyor. Güvenlik kamerası görüntülerinin geçtiğimiz hafta savcılık dosyasına iletildiğini açıklayan Ceza hukukçusu Av. Figen Çalıkuşu, kaza kapsamında tutuklanan ANET’in önceki yönetim kurulu başkanı, mevcut Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’un serbest bırakılması yönünde çağrıda bulundu.
Görüntüler, yaklaşık 1 hafta önce savcılık dosyasında yer aldı
Çalıkuşu, şu ifadeler yer verdi:
“Bu bildiğimiz bir görüntüydü. Fakat, şu ana kadar dava dosyasında olmasına rağmen hala tutukluluk incelemesinde dikkate alınmaması ilgi çekici. Bu görüntüleri sapladıktan sonra, Antalya Cinayet Bürosu’nun düzenlediği bir rapor var. O raporda tüm netliği ile olay ortada ve bu savcılık dosyasına girmiş vaziyette. Bu görüntüler, yaklaşık 1 hafta önce savcılık dosyasında yer aldı, buna rağmen hala Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün tutuklu olarak kalması hukuka uygun bir durum değil. Çünkü, özgürlüğün bir saniyesi bile kıymetli, ona el konulmaması gerekiyor.”
Kazada eylemin ve öznenin adı değişecek
Güvenlik kamerası görüntülerini değerlendiren Çalıkuşu, kameralara yansıyan detaylar sonucunda, kazanın eyleminin ve öznesinin değiştiğini vurguladı. Çalıkuşu, “Ölümle neticelenen bir olay var, daha da büyük neticelere yol açacak bu kazanın olması engellenebilir miydi, işte bu sorunun cevabı bu cinayet büro ofisinin döktüğü görüntülerde yer alıyor. Engellenebilirdi, nasıl engellenebilirdi, o sırada teleferikte meydana gelen arızayı yolcular fark etmiş. Fark ettikleri gibi indiklerinde kabin görevlisini uyarmışlar. Kabin görevlisi de oradaki yetkilileri uyarmış ve şu an içeride tutuklu bulunan Serkan Yellice’ye kadar olay gelmiş. Otomasyon odasının içindeki görevli yetkili kişi Serkan Yellice, teleferiği durdurmuş. Durdurduktan sonra her nedense aldırmayarak, gerekli kontrolleri yapmayarak, 25 saniye sonra tekrar çalıştırmış. ve o kendini gösteren arıza, yirmi beş saniye sonra çalıştırdığında tamamen devreye girmiş. Halatı çekerek, kopararak, direğin devrilmesine neden olmuş. Neden bu kaza meydana geldi, bir arızanın var olduğunu bile bile gereği yapılmadığı için meydana geldi. Bu şekilde sorumluluk, kusur anlamında fiilin ve sorumluların adı değişiyor. Bir hata var, yok sayarsanız, burada taksirli adam öldürmeden eylem değişebilir” diye konuştu.
“Serkan Yellice gereğini yapmadı”
Avukat Figen Çalıkuşu, kazaya ilişkin görüntülerin ortaya çıkmasının ardından, Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün konuyla alakalı bir sorumluluğunun bulunmadığını aktardı. Çalıkuşu, şöyle konuştu:
“Mesut Kocagöz’ün burada sorumluluğu yok, 28 Kasım 2023’te istifa etti. Zamanında yeterli denetim yapmadın, bugün bu oldu denemez. Denetim var ya da yok, bu zararlı sonuç. Ölümle son bulan bu neticenin olması, önlenebilirdi. Vatandaş uyardı. Serkan Yellice gereğini yapmadı. Serkan Yellice bu anları neden anlatmadı? Bu görüntüler saptanmasaydı, cinayet büro bunların dökümünü yapıp savcılığa teslim etmemiş olsaydı, haberdar olamayacaktık. Demek ki gizlenen bir gerçek var, bu da suçluluk psikolojisinin göstergesi. Aldırmazlığın zulmüne uğrayan, bir meslektaşımızı kaybettik. Üzgünüm ama burada gerçek suçlunun ortaya çıkması, suçsuz olanın da özgürlüğünün gasp edilmemesi gerekir.”
Kaza sonrası ikinci rapor hazırlanıyor
Teleferik kazasının ardından olay yersi savcısının ikinci kez inceleme yaptığını açıklayan Çalıkuşu, hazırlanan yeni rapor sonrasında, Mesut Kocagöz’ün avukatlarının, tekrar tutuklanma kararına itiraz edeceklerini söyledi. Çalıkuşu, “Bu rapor üzerine itiraz tekrar yapılacak. Savcı ikinci kez inceleme yaptı. İlk ön rapor vardı, tekrar bilirkişilerle olay yerine gidildi. Çok detaylı, uzun zamana yayılan bir inceleme yapıldı. Yeni bir rapor çıkacak, cinayet bürosunun döktüğü görüntüler de yeniden incelenecek. Mesut Kocagöz’ün çıkması gerekiyor. Kepez halkı Mesut beyi belediye başkanı olarak seçti, burada menfaatleri dengelemek lazım. Kamuoyunun menfaati aynı zamanda belediye başkanından hizmet almaktır. Kusuru olmadığı açık. Böyle bir dosya varken, Serkan Yellice’nin dosyayı kararttığı ortadayken, neden bu dosyanın üstüne gidilmiyor?” dedi. – ANTALYA
]]>Bursaspor Genel Sekreteri Erkan Öncel, gündeme dair açıklamalar yaptı. Özlüce İbrahim Yazıcı Tesisleri’nde gerçekleşen toplantıda Öncel, “Takımımızın performansındaki yükseliş, camiayı da hareketlendirdi. Çocuklarımızdan beklentimiz de var. Futbol sürprizlerle dolu. Süreci takip edeceğiz. Çocuklarımız bitti demeden bu iş bitmeyecek gibi gözüküyor. Onların yanında olup, sonuna kadar da destekleyeceğiz. Bu hikayenin sonunun mutlu bitmesini çok istiyoruz. Kötü başlayan bir hikayenin iyi bitmesi için Sinan Bür ve yönetimi olarak var gücümüzle çalışıyoruz. Bursaspor 12-13 yıldan beri ciddi şekilde yorulmuş. Her anlamda yorulmuş. Hem maddi hem de sportif anlamda sıkıntılar yaşanmış. Altyapıdan yetiştirdiğimiz her çocuğu satıp, para kazanmayı düşünmüşüz. Öncelik hep para olmuş. Sportif anlamda verim almak düşünülmemiş. Maddi olarak da Bursaspor hak ettiğini alamadan çocuklar kaybedilmiş. 57 gündür görevdeyiz. Saha içine baktığımızda 9 maç oynanmış. 4 kayıp var, diğer 5 maçtan ise puan veya puanlar alınmış. Çocuklar çok ciddi travma geçirmiş. Biz onlara sarıldık, sevgiyle kucakladık. Psikolojik kayıplarını gidermeye çalıştık. Sahaya odaklamaya çalıştık. Bunun sonucunda da reaksiyonu geç de olsa vermeye başladılar. Son 3 haftada 7 puan aldık. Aldığımız sonuçlardan sonra da Kırklarelispor ve Zonguldakspor maçları da ciddi anlam kazandı” açıklamasında bulundu.
“Benzinlik arazisinden 250 milyon TL beklentimiz var”
Erkan Öncel, benzinlik arazisiyle ilgili ise dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Öncel, “Benzin arazisi ile ilgili sürecin devam ettiğini, hem Ziraat Bankası ile ilgili diyalogların devam ettiğini, yatırımcı firmalarla da konuştuğumuzu söylemek isterim. Hedeflediğimiz rakam var. O rakama ulaşmaya çalışıyoruz. Bu arada da Ziraat Bankası ile görüşen bir komitemiz var. Onlar da süreci devam ediyorlar. Bursaspor’un menfaatleri doğrultusunda güzel bir sonuç alacağımızı düşünüyorum. Ziraat Bankası’yla ilgili siyasi etkenler de devrede. Ziraat Bankası da Bursaspor adına tasarruf kullandığını da söyleyelim. Kongreden önce bu işi halletmeyi hedefliyoruz. Kıymet takdiri ile ilgili bankanın da teşebbüsü oldu. Siyasi idaresi kullanarak bunun da önüne geçtik. Eski kıymet takdiri ile bu işi çözebileceğimizi bankayı ikna ettik. Nisan sonu gibi bu iş biter diye düşünüyoruz. Hukuk servisimiz de konuyla ilgili çalışıyor. Alıcı firmalarla da görüşmeler sürüyor. Öngördüğümüz rakamı yakalamaya çalışıyoruz” diyerek sözlerine devam eden Erkan Öncel, “Buranın bazı handikapları var. Petrol Ofisi’nin 2027’ye kadar sözleşmesi var. İstasyonu alacak kişi 3 yıl beklemek durumunda. Bunları kabul eden firma burayı alacak. O süreci de göreceğiz. Bizim hedeflediğimiz rakam 200 milyon TL’nin üzerinde. Şeffaflığa önem veriyoruz. Net söyleyeyim, 250 milyon TL civarında bir rakamı hedefliyoruz. Eğer o hedefe ulaşırsak, bankayı ve diğer borçları da çözüyoruz. Kulübün kasasına da 100 milyon TL civarında para kalsın istiyoruz. Her türlü girişimi yapıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Recep Günay’ı tanık gösterdik”
Bursaspor Genel Sekreteri Erkan Öncel, bir önceki dönemin açtığı davalarla alakalı, sosyal medyada çıkan dedikoduların çok çirkin olduğunu söyledi. Öncel, “Çok dedikoduların üretildiği, sosyal medyada kaynak olmadan konuştuğu, dedikodu malzemesi olan ‘Recep Günay yönetimindeki dava dosyaları’ ile ilgili birkaç bir şey söylemek istiyorum. Kulüp avukatımız bütün dosyaları takip ediyor. Sürecin nereye gideceğini hukuken biz de bilemeyiz. Bursaspor’u sevenler lütfen artık bu konuda dedikoduya inanmasınlar. Biz kulüp avukatlarımızla birlikte hukuki süreci takip ediyoruz. Dosyaların nereye evirileceğini bilmiyoruz ama sonuna kadar bu davaların takipçisi olacağımızın bilinmesini istiyoruz. Hatta bir dosya ile ilgili tanık olarak Recep Günay’ı yazdırdık. Açılan davaları biz takip etmiyoruz gibi algı oluşturmaya çalışıyor. Çok çirkin. Herkes kendisini çok daha iyi Bursasporlu olduğunu iddia ediyor. O zaman en büyük Bursasporlu benim diyeyim. Ama değilim. Çünkü herkes en iyi Bursasporlu. Sevgi eylem gerektirir. Ama biz zarar veriyoruz. Sosyal medya çok tehlikeli bir alan. Ne kadar anlatsak da dedikodular devam ediyor. Bursaspor üzerinden kimse egolarını ve komplekslerini yürütmesin. Biz buraya emaneten gelmedik. 3 aylık da gelmedik. En iyi hizmeti vermek için geldik” dedi.
“100-150 milyon TL’ye transfer tahtasını açmayı planlıyoruz”
Erkan Öncel, şirketleşme konusuyla ilgili ise şu ifadeleri kullandı: “Motivasyonumuzun ağırlıklı kısmı transfer tahtası ve şirketleşme ile alakalı. Şirketleşme, Bursaspor’un olmazsa olmazı. Bursaspor’u yeni döneme, yeniden dirileşe katkı koyacak en önemli olgusu şirketleşmedir. Arkadaşlarımız çalışıyor. Bu işi bilenlerden destek alıyorlar. 15-20 kişi ciddi bir yol alındı. Bütün paydaşların da delegelerin de içinde olduğu bir sistemi istiyoruz. Ortak aklın oluşturduğu bir yer olsun istiyoruz.”
Transfer tahtasıyla ilgili olarak da Öncel, “Transfer tahtası ile ilgili de odaklandığımız nokta farklı. Önümüzde iki maç var. O maçları geçtiğimiz zaman transfer tahtası ile ilgili çalışmalarımız zaten sürüyor ancak çok hızlandıracağız. Nisan ayı ile birlikte tüm konsantrasyonumuzu oraya vereceğiz. Kentin de büyük desteğine ihtiyacımız var. Bunu bir daha söylemenin mahsuru yok. 3-5 kişi hadi transfer tahtasını açalım demesiyle olmaz. 30’a yakın dosya var. Yaklaşık 300 milyon TL’ye tekabül ediyor. Bizim öngörümüz 100-150 milyon TL civarına çözeriz diye düşünüyoruz. Dosyalar hep el değiştirmiş. Bununla ilgili de çok mesafe aldığımızı da söyleyebilirim. Antrenmanımızı yaptık. Pozisyon alma konusunda da hazırız. Bu bilinçle hareket ediyoruz” şeklinde konuştu. – BURSA
]]>İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanık Kemal Kılıçdaroğlu katılmazken, avukatları hazır bulundu.
Mahkeme hakimi, müşteki Erdoğan Bayraktar’ın avukatınca şikayetten vazgeçildiğine dair dilekçe sunduğunu tutanağa yazdırdı.
Söz verilen Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, Anayasa’nın 83. maddesi gereğince, TBMM’de yapılan konuşmaların soruşturma ve kovuşturma konusu yapılamayacağını belirterek, davada düşme kararı verilmesini talep etti.
Bu davanın en başından beri açılmaması gereken bir dava olduğunu kaydeden Çelik, mahkemelerce daha önceden verilen düşme ve durma kararlarına rağmen, halen yargılamanın sürdüğünü aktardı.
Çelik, yargılamadaki bu uzun sürecin hukuksuzluğun devamını getirdiğini savundu.
Ara kararını açıklayan mahkeme, dava dosyanın mütalaasını hazırlaması için cumhuriyet savcısına gönderilmesine karar vererek, duruşmayı erteledi.
İddianame ve davanın geçmişi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, 61. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın avukatının şikayeti üzerine Kılıçdaroğlu hakkında soruşturma başlatıldığı belirtildi.
İddianamede, şikayet dilekçesinde Kılıçdaroğlu’nun 26 Kasım 2014’te CHP’nin Beşiktaş’ta düzenlediği İstanbul Bölge Toplantısı’nda 17-25 Aralık operasyonlarıyla ilgili kullandığı sözlerde eleştiri boyutlarını aşarak hakaret içerikli ifadeler kullandığı aktarıldı.
Bu kapsamda Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret” suçunu işlediği belirtilen iddianamede, 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılması istendi.
İddianameyi kabul eden İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi, 23 Şubat 2018’te yaptığı duruşmada, Anayasa’nın 83. maddesi gereğince, Kılıçdaroğlu’nun sarf ettiği sözleri daha önce Meclis çalışmaları ile CHP Grup Toplantıları’nda söylemiş olması, Meclis çalışmalarında söylenen sözler ve ileri sürülen düşünceleri Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulmasının o oturumdaki Başkanlık Divanı’nın teklifi üzerine Meclisçe yasaklanması şartına bağlanmış olması sebebiyle davanın düşürülmesine karar verdi.
Erdoğan Bayraktar’ın avukatının itirazı üzerine dosyaya bakan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi, 8 Nisan 2021’de yerel mahkemenin kararını bozdu.
Üst mahkemenin kararında, yerel mahkemenin davayı karara bağlanmasının ardından, 24 Haziran 2018’de yapılan 27. Dönem Genel Seçimleri’nde, Kılıçdaroğlu’nun yeniden İzmir milletvekili olarak seçildiği, yeniden milletvekili seçilen bir kişinin Anayasa uyarınca dokunulmazlık kazandığı belirtildi.
Kararda, bu nedenle yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dava şartı sürecinin sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi zorunluluğunun bozmayı gerektirdiği kaydedildi.
Yeniden görülmesine 17 Eylül 2021’de başlanan davaya tarafların avukatı katılırken, dosya esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için cumhuriyet savcılığına gönderildi.
Mahkeme, yapılan yargılama sonucunda bu davada durma kararı verdi.
28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’ne katılmayan Kılıçdaroğlu, aday olduğu Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’ni de kaybetti.
Cumhurbaşkanlığı, hakkında fezleke hazırlanan ve yeni yasama döneminde milletvekili seçilenlerin dosyasını yeniden Meclis’e, milletvekili seçilemeyenlerin dosyalarını ise Adalet Bakanlığına gönderdi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosunca CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da aralarında bulunduğu yeni yasama döneminde milletvekili seçilemeyenlere ait 350 suç dosyası 20 Haziran 2023’te işleme konuldu.
Bu kapsamda Bakanlık üzerinden İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi’ne ulaşan evrakta Kılıçdaroğlu’nun yasama dokunulmazlığının kaldırıldığı belirtildi.
Bunun üzerin mahkeme, dava dosyasını yeni bir esasa kaydederek, duruşma günü verdi.
]]>Dokunulmazlığı kalkan CHP 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında, 17-25 Aralık yolsuzluk iddiaları sürecinde, iddiaları gündeme getirip eleştirirken eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’a hakaret ettiği suçlamasıyla açılan davada dosya mütalaaya gönderildi.
İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi, Kılıçdaroğlu hakkındaki yasama dokunulmazlığı nedeniyle daha önce durma kararı verilen bir dosyaya yeni bilgi ve belgelerigerekçe göstererek yeni bir esasa kaydetmişti.
Bu kapsamda yeniden başlayan yargılamada mahkeme, Kılıçdaroğlu’nun ifadesinin alınması için ikamet adresi dikkate alınıp Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’ne talimat göndermişti. Kılıçdaroğlu’nun avukatlarının dilekçe sunması üzerine tebligat 51. Asliye Ceza Mahkemesi’ne geri gönderildi. Duruşmaya Kılıçdaroğlu’nun avukatları katıldı. Erdoğan Bayraktar’ın avukatı şikayetten vazgeçme dilekçesi sunduğu görüldü.
Mahkemede savunma yapan Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik mahkemedeki savunmasında söz konusu konuşmanın mecliste yapıldığına dikkat çekerek şunlara değindi:
“BU UZUN SÜREÇ HUKUKSUZLUĞUN DEVAMINI GETİRMEKTEDİR: Öncelikle anayasanın 83. Maddesi gereğince mecliste yapılan konuşmaların soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaması maddesi gereğince düşme kararı verilmesini talep ediyoruz. Bu dava en başından beri açılmaması gereken bir davaydı. Mahkeme tarafından verilen düşme kararı ve devamında düşme kararının kaldırılması nedeniyle hala yargılama yapılmaktadır. Yargılamada yapılan bu uzun süreç hukuksuzluğun da devamını getirmektedir. CMK 223/8 maddesi gereğince düşme kararı verilmesini talep ediyoruz.
SÖZ KONUSU KONUŞMA KOMİSYONUN GERÇEKLERİN YAYINLANMASINI ENGELLEMESİ NEDENİYLE YAPILAN KONUŞMADIR: Müvekkil tarafından yapılan değerlendirmelerin haklı olduğunu ispat yolunda gideceğiz. İspatlanabilir niteliktedir. Bu hak karşı tarafın rızası olmaksızın kullanılabilir. Delillerin toplanmasını talep ediyoruz. Yolsuzluk gerçeğini açığa çıkaran ses kayıtlarının tamamı doğrudur. Savunmamıza dayanak olan ses kayıtları üzerine bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle gerçek olup olmadığına yönelik tespit istiyoruz. Davanın konusu 17-25 Aralık döneminde yaşananların meclis soruşturma komisyonunun gerçeklerin yayınlanmasını engellemesi nedeniyle yapılan konuşmadır. Müşteki vekilinin şikayetten vazgeçme dilekçesine karşı diyeceğimiz bir şey yoktur.”
DOSYA MÜTALAAYA GÖNDERİLDİ
Mahkeme dosyayı mütalaayı hazırlaması için duruşma savcısına gönderilmesine karar vererek duruşmayı 2 Mayıs’a erteledi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, 61. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın avukatının şikayeti üzerine Kılıçdaroğlu hakkında soruşturma başlatıldı. Şikayet dilekçesinde Kılıçdaroğlu’nun 26 Kasım 2014’te CHP’nin Beşiktaş’ta düzenlediği İstanbul Bölge Toplantısı’nda 17-25 Aralık operasyonlarıyla ilgili kullandığı sözlerde eleştiri boyutlarını aşarak hakaret içerikli ifadeler kullandığı ileri sürüldü. Soruşturma sonucunda Kılıçdaroğlu hakkında “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret” suçlamasıyla 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.
İddianamenin gönderildiği İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 23 Şubat 2018’te yapılan duruşmada, Anayasa’nın 83. maddesi gereğince, Kılıçdaroğlu’nun sarf ettiği sözleri daha önce meclis çalışmaları ile CHP Grup Toplantıları’nda söylemiş olması, meclis çalışmalarında söylenen sözler ve ileri sürülen düşünceleri meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulmasının o oturumdaki Başkanlık Divanı’nın teklifi üzerine meclisçe yasaklanması şartına bağlanmış olması sebebiyle davanın düşürülmesine karar verildi. Erdoğan Bayraktar’ın avukatı bu karara ilişkin olarak üst mahkeme olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine başvurdu. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi, 8 Nisan 2021’de yerel mahkemenin kararını bozdu. Üst mahkemenin kararında, yerel mahkemenin davayı karara bağlanmasının ardından, 24 Haziran 2018’de yapılan 27. Dönem Genel Seçimleri’nde, Kılıçdaroğlu’nun yeniden İzmir milletvekili olarak seçildiği, yeniden milletvekili seçilen bir kişinin Anayasa uyarınca dokunulmazlık kazandığı bildirildi. Karara, bu nedenle yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dava şartı sürecinin sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi zorunluluğunun bozmayı gerektirdiği belirtildi. Yeniden görülmesine 17 Eylül 2021’de başlanan davaya tarafların avukatı katılırken dosya esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için cumhuriyet savcılığına gönderildi.
DURMA KARARI VERİLMİŞTİ
28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’ne katılmayan Kılıçdaroğlu, aday olduğu Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’ni kaybetti. Cumhurbaşkanlığı, hakkında fezleke hazırlanan ve yeni yasama döneminde milletvekili seçilenlerin dosyasını yeniden Meclis’e, milletvekili seçilemeyenlerin dosyalarını ise Adalet Bakanlığına gönderdi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosunca CHP 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da aralarında bulunduğu yeni yasama döneminde milletvekili seçilemeyenlere ait 350 dosya 20 Haziran 2023’de işleme konuldu. Bu kapsamda Bakanlık üzerinden mahkeme heyetine ulaşan evrakta Kılıçdaroğlu’nun yasama dokunulmazlığının kaldırıldığı belirtildi.
]]>Alınan bilgiye göre, A.A., Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/95605 soruşturma sayılı dosyası kapsamında uyuşturucu madde ticareti suçundan 8 Aralık 2022 tarihinde tutuklandı. A.A., koğuşundaki bir mahkumun yardımıyla avukat M. A.B.’i bularak ailesinin görüşmesini istedi.
495 bin TL vermeleri halinde oğlunun 2-3 ay içerisinde tahliye edileceğini söyledi
İddiaya göre aile ile görüşen avukat, 80 bin TL karşılığında dosyayı takip edebileceğini, ancak oğlunun 2-3 ay içerisinde cezaevinden erken tahliye edilmesini istiyorlarsa kendisinin alacağı vekalet ücreti dışında 150-200 bin TL civarında olduğunu tahmin ettiği bir meblağ karşılığında dosyaya bakan hakim/savcılar ile görüşüp, erken tahliyesini sağlayabileceğini söyledi. İddiaya göre görüşmeden 1 hafta sonra avukat aileyi tekrar arayarak, dosyaya bakan hakim ve savcıların 450 bin TL para istediğini, kendisinin de 80 bin TL yerine 40 bin TL alabileceğini, 5 bin TL de dosya masrafına gideceğini, bu şekilde 495 bin TL vermeleri halinde oğlunun 2-3 ay içerisinde tahliye edileceğini ve dosyadan beraat edeceğini söyledi. Aile çevresinden para toplayarak bu parayı ödedi. Paranın bir kısmı avukatın eşinin banka hesabına, 7 bin dolar ise elden ödendi. 4 Nisan 2023 tarihinde yapılan ilk celsede ise A.A. hakkında mahkumiyet kararı verildi. Aile A.A.’in cezaevinden tahliyesini sağlamak amacıyla 450 bin TL’sini dosyaya bakan hakim/savcılara vermek üzere, 45 bin TL’sini de avukatlık ücreti ve masraf olarak alarak kendilerini dolandıran avukattan şikayetçi oldu.
Konuşma kaydı ortaya çıktı
Dosyada şüpheli avukata ait ses kayıtlarına da yer verildi. İddia edilen kayıtlarda ise şu ifadeler yer aldı:
“İddianame diyor yazılırsa fiyat değişir, şartlar değişir. Ha garanti yapar mıyız, yapamaz mıyız, belki aksi bir mahkemeye denk gelecek. Bu savcı tıfıl bir savcı dedi başsavcı. Ben bunu yönetirim alırım dedi merak etme. Gider dedi gerekli talimatı veririm yaptırtırım çıkartırım çocuğu. Yüzde doksan dokuz bu şekil çıkacak. Savcı tutuksuz yargılanmasına diye karar yazacak salacak. İddianameyi de içicilik üzerine yazacak. İlk duruşmada çıkarırım. Tahliyesini veririm ilk duruşmada yine içiciliğe gönderirim olayı satıcılıktan beraat ettiririm. İşte bizim hem avantajımız var hem dezavantajımız var. Diyor bitirip çıkacağım. Hatta bana dedi yarın getir dedi, dedim abi yarın getiremem. Çünkü ailenin durumunu biliyorum. Bana dediler ev var, araba var. Satmaya çalışacağız. Nerden baksan bir hafta, on gün sürer dedim. Dedi ben bir hafta, on gün bekleyemem. Sana vereceğim en kısa süre çarşamba gününe kadar hallet.”
İncelenen hesap hareketlerinde söz konusu para gönderimlerinin doğrulandığı, müştekinin bu paraları verirken şikayet edilenin kendilerini dolandırabileceğinden şüphelenmesi ve başka delil elde etme imkanlarının bulunmaması nedeniyle kaydettikleri görüşmelerin hukuka uygun olarak elde edilen delil niteliğinde olduğu değerlendirildi. Yine şikayet edilen avukatın daha öncesinde de başka mağdurlardan, tanıdığı yargı görevlilerine iş gördüreceği vaadiyle menfaat temin ettiğine yönelik iddialar bulundu.
Mağdur yakınlarını çeşitli vaatlerde bulunarak dolandırdığı iddiası ile hakkında 15 Mayıs 2023 tarihinde inceleme fezlekesi düzenlenen şüpheli avukatın Antalya 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından 2024/150 sorgu sayılı kararı ile tutuklanmasına karar verildi. – ANTALYA
]]>Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanıklardan bazıları katıldı. Farklı davalar nedeniyle cezaevinde bulunan sanık Mustafa Atalar ile FETÖ’nün darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanına suikast timinde yer aldığı gerekçesiyle mahkum edilen ve bu dosyanın da sanıkları arasında yer alan Davut Uçum, duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.
Duruşmada, merhum Yazıcıoğlu’nun oğlu Fatih Furkan Yazıcıoğlu, ağabeyi Yusuf Yazıcıoğlu ile yakınları, Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır ve taraf avukatları hazır bulundu.
Sanık Davut Uçum, savunmasında, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirterek, kayıp cihazlar ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkması için çalışma yaptığını ve bir sonraki duruşmada söz konusu belgeleri paylaşacağını söyledi.
Söz konusu çalışmayla ilgili bazı bilirkişi raporu, tanık beyanlarına ilişkin delilleri ibraz ettiğini savunan Uçum, “Kaza Soruşturma Kurulu (KSK) heyeti arasında bir anlaşmazlık vardır, bu hususta soruşturma açılmazsa çok geç kalınabilir, Feridun Seren beyanında 29 Mart 2019 tarihinde helikoptere hiç çıkmadığını beyan etmiştir, diğer beyanlarında helikoptere çıktığına dair beyanları vardır. KSK heyetinin ‘cihazlar kayıp değil kartlar kayıp’ şeklinde söylemleri olmuştur, Yargıtayın 81 sayfalık mütalaasında 26. sayfadaki değinilen hususun dikkate alınmasını talep ediyorum. Bazı deliller mahkemeden gizlenmektedir, jandarma tutanağında KSK heyetinin herhangi bir cihaz kayıp demediklerine dair husus vardır, gösterge panelinde dört cihazın yerinde olmadığı görülmektedir.” ifadelerini kullandı.
Sanık Mustafa Atalar da üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirterek beraatini talep etti.
Yazıcıoğlu ailesinin avukatı Kemal Yavuz, bu davanın Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığında devam eden “ana soruşturma”yla birleştirilmesi gerektiğini söyledi.
Helikopterdeki söz konusu kayıp cihazların söküldüğüne dair Göksun’da görülen davanın dosyalarının bir kısmının geldiğini, olayın açığa kavuşturulabilmesi için dosyaların tamamının gelmesi gerektiğinin altını çizen Yavuz, şunları kaydetti:
“Davut Uçum’un beyanlarında geçen kaza kırım ekibi ile ilgili hususa katılıyorum, kaza kırım ekibinde yer alan kişiler GPS cihazlarının yok edilmesinde sorumludurlar, bunu biz olaydan hemen sonra dile getirmiştik. Burada kaza kırım ekibinin GPS cihazları ile ilgili yargıdan gizledikleri önemli bir süre vardır, belirli bir süre GPS cihazının olmadığını savcılıktan gizlemişlerdir. Şıh Mehmet Sevdim, Feridun Seren ile tapelere yansıyan bir tartışma vardır. Bu GPS cihazların olmadığı ile ilgili tutanak tuttukları, bu tutanağı Kerem Mumcuoğlu’nun imzalamadığı ortaya çıktı, bu durum tapelerde de vardır. Tanık olması gerekenler sanık, sanık olarak yargılanması gereken kişilerin tanık olarak yargılaması devam etmektedir. Davut Uçum, konunun uzmanıdır, bir şey açıklayacağını beyan etmişti, teknik bilirkişi olması nedeniyle eğer bu konuda bir hazırlığı varsa bu hususu katılan taraf olarak dinlemek isteriz, orada Kenan Köksal da vardır, birçok usulsüzlüklerin içinde yanlışlar olmuştur, biz bu dosyada maddi gerçeğin dışında başka bir şey istemiyoruz.”
Yavuz, olayın olduğu gün helikopterin dağa çarptığına dair ihbarlar geldiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:
“80 kilometre kolaltı uçuş olmuş ve 12 kilometre kala anında helikopterin bulunduğu yerde ses hızından yüksek bir hızla uçulmuştur. Helikopterin dağa çarptığına dair ihbarlar vardır, radar kayıtlarında da bu durum görülmektedir, askeri kayıtlar üzerinde keşif yapılmasını talep ettik. NATO yazılımı olduğuna dair belgeleri bize vermediler, bu yazılım alınmadan bu dosyada ilerleme olmaz, bu bölgedeki radar kayıtlarının celbi gerekmektedir. Şarkışla’daki radar kaydı bir ay sonra kapatılmış, kayıtlar da taşınma esnasında kayıp olmuş. Askeri disiplinde böyle bir şey olmaz.”
Sanık Ebubekir Semih Yüksekkaya’nın avukatı Zafer Tınazcı da helikopterin enkazının başına binlerce kişinin gittiği halde sadece orada bulunan 4 askeri personelin suçlandığını öne sürdü.
Müvekkilinin beraat etmesi gerektiğini savunan Tınazcı, “Göksun Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada Argus cihazının olup olmadığına dair ABD’ye yazı yazılmış ancak Argus’un olduğuna dair bir husus yoktur. Skymap cihazının kayıp olduğu belirtilmektedir, Devlet Denetleme Kurulunda bulunan resimde var olan bu cihazın saati 10.30 civarıdır, GPS cihazı küçük bir cihazdır, karların üstünde bu cihazın resmi çekilmiş ve sonrasında kaybolmuştur. Her şeyi toplamakla görevlendirilen bilirkişi heyeti görevini yapmamış ve en iyi ihtimalle görevi suiistimal suçunu oluşturmuştur.” dedi.
Tınazcı, bilirkişi heyetince enkazın başına ilk ulaştıkları zamanın öğleden sonra olarak raporlandığını ancak bazı fotoğrafların tarih ve saatlerinin detaylı incelendiğinde enkaz alanına öğleden önce ulaşıldığının anlaşıldığını sözlerine ekledi.
Duruşma savcısı, kamu adına eksik hususların giderilmesini talep etti.
Mahkeme Başkanı, katılan vekillerin talepleri üzerine duruşmayı 5 Haziran 2024’e erteledi.
Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, duruşma sonrasında gazetecilere, yıllardır süren davanın bir an önce sonuçlanmasının gerektiğini dile getirdi.
-Dava süreci
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca, BBP’nin kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile 5 kişinin ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmaya FETÖ’nün talimatıyla müdahale ettikleri iddiasıyla 17 şüpheli hakkında hazırlanan iddianame 25 Aralık 2020’de kabul edilerek, Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştı.
Bu dosya ile Göksun Asliye Ceza Mahkemesindeki helikopterden GPS cihazının sökülmesine ilişkin 10 sanığın yargılandığı dava, sanık ve eylem yönünden bütünlük oluştuğu gerekçesiyle 6 Ocak’ta birleştirilmiş, sanıklardan 7’si her iki dosyada da yer aldığı için 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki davada sanık sayısı 20’ye çıkmıştı.
Sanıklardan Muharrem Tunç’un vefatı nedeniyle yargılanan sanık sayısı 19 olmuştu.
]]>***
Yakın dönemde Güney Afrika, İsrail aleyhine Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin hükümlerine dayanarak Uluslararası Adalet Divanına (UAD) başvuruda bulundu. 29 Aralık 2023 tarihinde yapılan bu başvurudan kısa bir süre sonra, talep edilen geçici tedbirlere ilişkin duruşmalar ivedilikle yapıldı. Hemen birkaç hafta içinde de UAD tarafından geçici tedbir niteliğindeki kararlar açıklandı. Bununla birlikte dosya nihai olarak kapanmış değil. Geçici tedbirlerin dışında davanın esas konusuna ilişkin duruşmalar ilerleyen dönemde yapılacak. İsrail’in fiillerinin soykırım kapsamında kabul edilip edilemeyeceğine ilişkin yargılama sürecinin yakında başlaması bekleniyor. Nihai olarak soykırımın varlığına ilişkin kararın ise uzun bir sürece yayılacak duruşmalardan sonra çıkması muhtemel. Bahsedilen gelişmelere bağlı olarak gündem bu dava ile meşgul oluyor.
UAD nezdinde İsrail’in taraf olduğu bir başka dosya daha mevcut. Bu dosya, Güney Afrika tarafından açılan ve İsrail’in 7 Ekim sonrasında Gazze’de yürüttüğü askeri harekatın soykırım niteliğinde olduğu iddiasını taşıyan davadan konu itibarıyla farklılık gösteriyor. UAD, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun talebine uygun olarak Kudüs’ün durumu ve İsrail’in, Filistinlilerin kendi kaderini tayin etme hakkını ihlalinin ve işgalinin hukuki sonuçları üzerine bir danışma görüşü yayımlayacak. Bu kapsamda 19 ve 26 Şubat 2024 tarihleri arasındaki duruşmalarda 52 devlet ve 3 uluslararası kuruluş sözlü beyan sunacak. Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı ihtiyati tedbir talepli ve soykırım konulu davanın aksine hiçbir ülke danışma görüşü talebine öncülük etmiyor.
BM Genel Kurulunun danışma görüşü talebi
BM Genel Kurulunun 30 Aralık 2022 tarihinde gerçekleştirdiği genel kurul toplantısında “Doğu Kudüs Dahil Olmak Üzere İşgal Altındaki Filistin Topraklarında Filistin Halkının İnsan Haklarını Etkileyen İsrail Uygulamaları” isimli bir karar alınarak UAD’den Doğu Kudüs’ün durumu ve İsrail’in işgalinin doğurduğu hukuki sonuçların tespit edilmesine yönelik danışma görüşü talep edildi. Mevzuata uygun olarak, söz konusu talep akabinde UAD, ilk olarak İsrail’in Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını ihlal etmeye devam etmesi gibi hususların hukuki sonuçlarına ilişkin görüşünü açıklayacak. Divan, İsrail’in kutsal şehir Kudüs’ün nüfus yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik tedbirler de dahil olmak üzere 1967’den bu yana işgal altında tuttuğu Filistin topraklarını uzun süreli işgal ve ilhak etmesi ve ayrımcı mevzuatı benimsemesi hususlarında da görüş beyan edecek. Danışma görüşü ayrıca İsrail’in politika ve uygulamalarının işgalin hukuki statüsüne etkileri ve oluşan fiili durumun diğer devletler ve Birleşmiş Milletler (BM) için doğurduğu hukuki sonuçlara yönelik değerlendirmeler de içerecek.
-Türkiye de sürece müdahil oldu
Mahkemenin 3 Şubat 2023 tarihli kararı ile yazılı beyanların sunulması için 25 Temmuz 2023 tarihine kadar süre verildi. Bu süre içerisinde mahkemeye devletlerden ve yetkilendirilen uluslararası kuruluşlardan 55 yazılı beyan sunuldu. Ayrıca istisnai olarak 2 ülkenin beyanlarını geç iletmesine izin verildi. Böylece dosyaya 57 yazılı beyanın sunulduğu görülüyor ki bu katılım açısından oldukça yüksek bir rakam. Türkiye de dosyaya müdahil olmuş vaziyette. Üstelik dosyaya yazılı beyanda bulunan ilk ülke. Türkiye’den sonra diğer devletler ve kuruluşlardan da yazılı beyanlar dosyaya sunuldu. Ayrıca son aşamada, sunulan beyanlara ilişkin diğer bazı devletler de beyanda bulundu. Bununla birlikte yazılı beyanlar henüz kamuya açık değil. Bu sebeple beyanların içeriği hakkında değerlendirme yapmak mümkün gözükmüyor. Usule uygun olarak, yazılı beyanların sözlü beyanların sunulması aşamasında veya sonrasında kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor. Yazılı beyanların bitmesiyle birlikte sözlü beyanlara ilişkin takvim geçen günlerde açıklandı. Bu takvime göre, 19 ve 26 Şubat 2024 tarihleri arasında onlarca devlet heyeti ve 3 uluslararası kuruluş temsilcisi BM Genel Kurulunun danışma görüşü talebine ilişkin sözlü beyanlarda bulunacak. Türkiye’den katılan heyet de 26 Şubat 2024 tarihinde kendilerine ayrılan yarım saatlik süre içinde sözlü beyanlarını sunacak.
Muhtemel gelişmeler ve sürecin önemi
Duruşmalarda Türkiye Dışişleri Bakanlığına bağlı heyetin genel olarak 1967 tarihinden itibaren İsrail’in eylemlerinin uluslararası hukuku ihlal eden boyutunu ön plana çıkarması bekleniyor. Bir başka tabirle heyet, dahil olduğu dosya kapsamında İsrail’in geçmişe dönük olarak 56 yıllık insan hakları ihlallerini gündeme taşıyacak. Bu kapsamda Kudüs ve Batı Şeria bölgesindeki ihlaller ön plana çıkarılacak. Gazze’de yaşanan olaylar ayrı bir davanın konusu olduğu için gündeme doğrudan gelmesi beklenmiyor. Bu yöndeki sözlü beyanlara, İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşların verilerinin eşlik etmesi muhtemel. 2004 senesinde UAD benzer bir talep neticesinde yayımladığı danışma görüşünde İsrail’in işgal ettiği topraklarda duvar inşasını uluslararası hukuka aykırı bulmuştu. Buna benzer şekilde, aynı gerekçelerle sözlü beyanlardan sonra yine İsrail aleyhine bir danışma görüşünün yayımlanması bekleniyor. UAD tarafından verilecek danışma görüşü bağlayıcı nitelikte değil. Bununla birlikte, dosyanın soykırım davasıyla eş zamanlı ilerlemesi önemli. Ayrıca danışma görüşünün alelade bir mahkeme tarafından değil, BM yargı organı tarafından verileceği de hatırlanmalı. Bu durum danışma görüşünün değerini artıracaktır. Bu sebeple istişari nitelikteki bir kararın dahi hukuki ve siyasi olarak değer taşıması muhtemel. Ayrıca İsrail’in onlarca yılı aşan insan hakları pratiği karnesinin ilk defa bu kadar devletin katılımıyla değerlendirmeye açılması da önem taşıyor.
[Dr. Abdullah Musab Şahin İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>