Raporda, Türkiye’de insan hakları savunucuları, kadın hakları ve LGBT savunucularının giderek artan baskıyla karşılaştığını kaydedildi. Ayrıca Türk hükümeti ve mahkemelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamamasının anayasal düzeni zayıflattığı uyarısı yapıldı.
Raporu yazan Mijatovic, Türkiye’yi ziyaret talebinin Ankara tarafından kabul edilmediğini de kayda geçirdi.
Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi’nin İnsan Hakları Komiseri Mijatovic, Türkiye’deki insan hakları durumuna ilişkin genel gözlemlerini “ifade ve basın özgürlüğü, insan hakları savunucuları ve sivil toplumun mevcut durumu ve Türk yargısının bağımsızlığı ve tarafsızlığı” başlıklarında raporlaştırdı.
Mijatovic, raporla ilgili yaptığı açıklamada, Türkiye’de gazetecilerin, insan hakları savunucuları ve sivil toplumun giderek artan düşmanca bir ortamda görev yapmak durumunda kaldıklarını belirtirken, ülkedeki ifade özgürlüğünün tehlikede olduğunu vurguladı.
Raporda, Türk yetkililerinin ifade ve basın özgürlüğüne dönük negatif duruşları ve seçilmiş kişiliklere dönük meşru eleştirilere karşı tahammülsüzlük seviyesinin artmış olmasının ifade ve basın özgürlüğü konusundaki kaygıların daha derinleşmesine neden olduğunu kaydedildi. Bu olumsuz anlayışın gazetecilere ve insan hakları savunucularına karşı sistematik baskı ve yasal yolların kullanılmasıyla kendini göstermeye devam ettiği de raporda belirtildi.
İnsan Hakları Komiseri, Türkiye’de internet sansürünün giderek artmasından duyduğu kaygıyı da dile getirdi. Hükümetin Meclis’ten 2022’de geçirdiği İnternet Yasası ve Basın Yasası ile TCK’da yaptığı düzenlemelerle “yanlış ve yanıltıcı haber” yapmayı cezalandıracak unsurları gündeme getirdiğini ve böylece sosyal medyayı daha da kısıtlayıcı önlemler aldığını anımsatan Komiser, Aralık 2022 itibariyle 700 bin internet alan adı, 150 bin URL adresi ve 55 bin X mesajının bloke edildiğini kaydetti.
Komiser, ifade ve basın özgürlüğünün Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) aracılığıyla da kısıtlandığını raporunda kayda geçirdi, RTÜK’ün keyfi şekilde verdiği cezaların bir bölümünün eleştirel haberleri veren kurumları susturmak amaçlı olduğunu belirtti. Mayıs 2023 seçimleri sırasında eleştirel haber veren bazı kurumlara kesilen cezanın bu yönde atılan somut bir adım olduğu da, raporda vurgulandı.
‘Medyanın yüzde 90’ı hükümetin kontrolünde’
Komiserin raporunda, basın özgürlüğünün giderek gerilediğine işaret eden birçok raporda belirtildiği üzere Türkiye’de medyanın yüzde 90’ının hükümet kontrolünde olduğu, kalan muhalif medya organlarının giderek artan bir baskı altında olduğu kaydedildi.
Uluslararası Basın Enstitüsü’nün Türkiye’de basın özgürlüğünün gerilediğine ilişkin 2023 çalışmasında, gazetecilerin yaptıkları işten dolayı giderek artan şekilde taciz ve sindirme girişimine maruz kaldığının belirtildiğini kaydeden Mijatovic, Kürtçe yayın yapan medya çalışanlarının da yargısal baskı altında kaldığını belirtti.
Raporda, Avrupa Konseyi’nin Gazeteciler için Güvenlik Platformu’na göre 2023 yılında Türkiye’nin 52 tutuklama ile en çok gazeteci tutuklayan Avrupa ülkesi olduğu, Türkiye’yi 42 tutuklama ile Belarus’un ve 22 tutuklama ile Rusya’nın izlediği de kaydedildi.
‘İnsan hakları savuncularının durumu kötüleşti’
Raporda ayrıca, insan hakları savunucuları ve genel olarak sivil toplumun durumunun geçmişe oranla daha da kötüleştiği, 2016’da uygulamaya konulan olağanüstü halin 2018’de sona ermesine rağmen kısıtlayıcı önlemlerin uygulanmaya devam ettiği vurgulandı.
Osman Kavala’nın AİHM kararlarına rağmen serbest bırakılmamasının Türk yetkililerinin insan hakları savunucuları ve sivil topluma dönük düşmanca yaklaşımının göstergesi olduğunu belirten Komiser, iddianamede Kavala’nın Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği ile iletişimde bulunmasının suç delilleri arasında gösterilmesinden duyduğu kaygıyı da dile getirdi.
Raporda, insan hakları savunucularının karşı karşıya kaldığı en akut sorunun kendilerine karşı açılan ceza sorgulamaları olduğu, sivil toplumun susturulmasında savcıların önemli rol oynadığı belirtildi.
Kolluk güçlerinin de insan hakları savunucularına karşı fiziksel şiddet de dahil olmak üzere taciz ve sindirme davranışı içinde olduğuna ilişkin iddiaların olduğunun anlatıldığı raporda, sadece 2022’de 1143 insan hakları savunucusunun 105 farklı dava nedeniyle yargıç önüne çıkmak durumunda kaldığı kaydedildi.
Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin kadın ve LBGT haklarını zayıflattığını, bu alanda çalışan insan hakları savunucularının durumunu zorlaştırdığını belirten raporda, özellikle Mayıs 2023 seçimleri sürecinde kullanılan homofobik siyasi söylemin LGBT topluluklarının ulusal güvenlik tehdidi olarak algılanmasına neden olduğu anımsatıldı. Raporda, bu gruplara karşı giderek artan kötüleme, iftira ve damgalama girişimlerinin kaygıları artırdığını da kayda geçirildi.
‘Anayasal düzen zayıflıyor’
2020’de hazırladığı raporda, Türk hükümetine yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması için çağrıda bulunduğunu, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nda yapısal değişiklik yapılması gerektiğini belirttiğini anımsatan Komiser, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) de 2023’te yargı bağımsızlığı açısından Türk yetkililere adım atmaları uyarısında bulunduğunu kaydetti.
Türk mahkemelerinin AYM içtihatlarını uygulamama konusundaki dirençlerinden kaygı duyduğu, Türkiye’de kamu yetkililerinin Yüksek Mahkeme’ye dönük sözlü saldırılarının sorunu daha da derinleştirdiğini belirten raporda, bu kararların uygulanmamasının kamusal ve anayasal düzeni zayıflattığı değerlendirmesi yer aldı.
Raporda, 2020 raporunda bahsedilen gözlemler ve çağrıların bugün de geçerliliğini koruduğu saptaması yapılırken, şu görüşlere de yer verildi:
“Sonuç olarak, anlamlı bir değişim yaratmak için Türk yetkililerin sivil toplumla yapıcı bir şekilde etkileşime geçmesi; kısıtlayıcı yasaları gözden geçirip revize etmeleri; ifade özgürlüğünü kullandığı için hapsedilen insan hakları savunucuları, gazeteciler, aktivistler ve diğer kişileri serbest bırakmaları; Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına saygı gösterip uygulamaları ve yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını sağlamaları esastır.”
]]>22 Şubat’ta Keçiören’deki okulunda arkadaşlarıyla oyun oynadığı sırada başını sıraya çarpması sonucu beyin kanaması geçiren Mira Şahin’in (10) sağlık durumu iyiye gidiyor. Alınan bilgiye göre, ilkokul 3’üncü sınıf öğrencisi Şahin, alınan ilk ifadesinde, durumun bildirilmesine rağmen öğretmen B.Ö.’nün olayı önemsemediğini ve derse devam ettiğini söyledi. Kız öğrencinin tedavi gördüğü hastanede açıklamalarda bulunan avukatı Hilal Çelik, olayda ihmal olduğunu ileri sürdü. Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Avukat Hilal Çelik, “Bakım ve gözetim yükümlüğünün ihmali söz konusu. Bu durumdan dolayı ihmali olan okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin yargılanması için şikayetçi olduk, süreci de takip edeceğiz. Öğretmenle ilgili disiplin soruşturması devam ediyor” dedi.
“Öğretmen basit bir kontrol yapmış, iyileşeceğini söylemiş ve derse devam etmiş”
Küçük kızın ifadesinde anlattıklarını aktaran Avukat Çelik, “Mira başını çarptıktan sonra yoğun bir baş ağrısı yaşadığı için doğrudan öğretmenle diyalog kurmamış. Arkadaşları bu durumu öğretmene iletmişler. Öğretmen basit bir kontrol yapmış, iyileşeceğini söylemiş ve derse devam etmiş. Bu şekilde en az iki ders geçmiş Mira’nın anlatımına göre. Mira bu süre içerisinde hiçbir şekilde derse aktif olarak katılmamış. Sıranın üzerinde yatarak geçirmiş bütün ders saatlerini. Öğretmenin çocuğun kafasına buz koyduğu, müdahale ettiği yönünde söylemler var ama böyle bir müdahale hiç olmamış. Arkadaşları ilk müdahaleyi yapmış. Üçüncü derste artık kendisi de tamamen konuşamaz hale geldiği için öğretmenin heyecanlandığı ve sınıftan dışarı çıkarak okul müdürünü sınıfa getirdiği söyleniyor. Okul müdürü ve müdür yardımcısı sınıfta çocuğun durumunu gördükten sonra derhal aileye haber verilmiş” diye konuştu.
Şahin’in kendisinin düştüğünü söylediğini de belirten Çelik, “Mira açıkça ‘Kovalamacılık oynarken ayağım takıldı, kafamı sıraya çarptım. Herhangi bir arkadaşım beni itmedi’ şeklinde beyanda bulundu. Olay meydana geldiğinde sınıfta kendisiyle birlikte sadece iki arkadaşı varmış. Ancak ders arasında sağlık durumu hakkında muhtemel tanıklıklar vardır diye düşünüyoruz” dedi.
“Kafatasında kırık ve beyin kanaması ile üç ders geçirmiş”
Baba Çağrı Şahin ise, en çok üzüldükleri durumun ihmalkar tavırlar olduğunu belirterek, “İhmalkarlıktan şüpheleniyorduk. Şu anda kızımın durumu iyi, bilinci açık. Öğretmeni, ‘Otur, birazdan geçer’ gibi ifadeler kullanmış. Öğretmenleri değil de arkadaşları ilgilenmiş. Hemen ameliyata almışlar, zamanla yarışmış. 2-3 saatlik bir kanama mevcutmuş. Yoğun bakımda gözetim altında. Uyanınca pide istedi, bir iki lokma ancak yiyebildi. Şimdi de yürütmeye çalışıyorlar. O aşamadan sonra da normal odaya çıkartılacak. Öğretmeni ile dün görüştük. Üzüntülü olduğunu ve durumun bu noktaya geleceğini tahmin edemediğini söyledi. Bu tahminle olmuyor, düşen bir vatandaş görsek hemen müdahale eder, insanlık görevimizi yerine getiririz. Kafatasında kırık ve beyin kanaması ile üç ders geçirmiş kızım. Bu durum bizi çok üzüyor” dedi. – ANKARA
]]>Ablası rapor alarak suç duyurusunda bulundu
Saldırıya uğradığını iddia eden Lütfiye Yıldırım:
“Gözüme yumruk attı, kollarıma vurdu”
Lütfiye Yıldırım ablası Yasemin Soytürk:
“Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu, şikayetçi olduk”
Diyaliz merkezinden yapılan açıklama: “Kamera görüntüleri var bizde böyle bir şey yaşanmadı”
ANTALYA – Antalya’da zihinsel engelli Lütfiye Yıldırım diyalize girmek için gittiği merkezde sol gözüne atılan yumrukla yaralandığını iddia etti. Talihsiz kadının yumruğun şiddeti ile yere düşmesi sonucu sağ ve sol kolunda da morarma meydana geldi. Yaşlı kadının ablası ise kardeşinin durumunun iyi olmadığını belirterek, sağlık raporu alarak savcılığa suç duyurusunda bulundu. Diyaliz merkezinden yapılan açıklamada ise olayın kendilerinde yaşanmadığını ve güvenlik kamerası görüntüleri ile bunu ispatlayacaklarını belirtti.
Olay, 23 Şubat günü saat Kepez ilçesi Yeni Mahalle’de bulunan özel bir diyaliz merkezinde yaşandı. Alınan bilgiye göre yaşlı; bakım merkezide kalan zihinsel engelli Lütfiye Yıldırım, olay günü diyaliz tedavisi almak üzere adrese gitti. İddiaya göre yaşlı kadın burada temizlik işleri ile uğraşan ismini bilmediği bir kişinin yumruklu saldırısına maruz kaldı. Talihsiz kadının yumruğun şiddeti ile yere düşmesi sonucu sağ ve sol kolunda da morarma meydana geldi. Aldığı darbe ile yeri yığılan yaşlı kadının yardımına diğer çalışanlar koştu. Diyaliz tedavisi sonrası huzur evine geri dönen yaşlı kadının gözünün morardığını gören çalışanlar durumu ablası Yasemin Soytürk’e bildirdi. Gördüğü manzara karşısında şaşıran dönen Soytürk, ablasını alarak sağlık kuruluşuna gitti. Buradan alınan doktor raporu ile birlikte polis merkezine giden abla kardeş, şikayetçi oldu. Polis ekipleri olayla ilgili inceleme başlattı.
“Bana yumruk atan kişiden şikayetçi ve davacıyım”
Diyaliz merkezinde yaşanan olayı anlatan Lütfiye Yıldırım, “Gözüme yumruk attı, kollarıma vurdu. Sonra bana serum taktılar. Yere düştüm, zor kalktım. Kollarım acıdı” dedi. Lütfiye Yıldırım ablası ve avukatı ile birlikte verdiği ifadede korkunç olayın 23 Şubat Cumartesi günü meydana geldiğin söyledi. Yüzü tanınmaz halde olan Yıldırım ifadesinde şunları söyledi, “Ben zihinsel engelliyim, okuma yazma bilmiyorum. Özel Antalya Huzurevi ve Yaşlı Bakı Merkezi’nde yaklaşık 2.5 aydır kalmaktayım. 23 Şubat günü saat 11.30 sularında servis ile özel diyaliz merkezine gittim. Yenimahalle’de bulunan özel diyaliz merkezine girdiğimde ismini bilmediğim temizlik işlerini yapan esmer uzun boylu erkek şahıs hiçbir şey söylemeden direk sol gözüme yumruk attı. Ben yere düştüm. Beni yeden diğer çalışanlar kaldırdı. Diyaliz işlemleri yapıldıktan sonra diyaliz merkezinin aracı ile beni akşam saatlerinde tekrar kaldığım huzurevine götürdüler. Ablam Yasemin Soytürk huzurevine geldi ve birlikte Sema Yazar polikliniğine gittik. Burada doktor raporu aldım. Sol gözümde morluk ve şişme, sağ ve sol kolumda şişlik ve morarma olduğunu gördüm. Bana yumruk atan kişiden şikayetçi ve davacıyım” dedi.
“Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu”
Yaşananları anlatan abla asemin Soytürk ise şöyle konuştu: “Perşembe günü kardeşimin sağlık kontrolü vardı kontrollerini yaptırarak sağlam olarak huzurevine teslim ettim. Cuma günü diyalizi vardı, diyalizden sonra beni aradılar. Acil gelmemi istediler, ne olduğunu sorduğumda kardeşimin darp edildiğini belirttiler. Gittiğimizde çok kötü durumdaydı, bir gözü ve kollarının durumu iyi değildi. Gözünün birisi tamamen kapanmış. Oradan karakola gittik, şikayetçi olduk. Sağlık raporu aldık, iddiaya göre sağlık merkezinin doktoru alerji olduğunu söylemiş. Diyaliz merkezinin bizi arayarak durumu bildirmesini ne ne olduğunu açıklamasını isterdik. Kardeşimin bu şekilde olması hoş bir şey değil. Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu. Şikayetimizin sonuna kadar arkasında bulunacağız, kim yaptı ise bulunmasını istiyoruz. Benim kardeşime ne oldu. Huzur evi diyaliz merkezine sağlam gittiğini söyledi.”
Diyaliz merkezinden yapılan açıklamada ise şu ifadeler yer verildi: “Biz de gereken işlemleri yapıyoruz, gerekli tutanakları tuttuk. Güvenlik kamerası görüntülerimiz var, güvenlik kamerası görüntülerinde böyle bir şeyin olmadığı bellidir. Savcılık güvenlik kamerası görüntülerini izlediği zaman olayın bizden kaynaklanmadığını görecektir. Olay şuanda savcılıkta biz de çok üzüldük, ama kurumumuzda böyle bir hadise yaşanmadı.
]]>Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi kampüsünde, 3 Mayıs 2023’te köpeğe silah doğrulttuğunu görenlerin durumu üniversitenin güvenliğine bildirilmesi üzerine olay yerinden kaçan yabancı uyruklu öğrenci A.S.K’nin (25), suç örgütünce kendilerine ait silahı düşürdüğü gerekçesiyle darbedilmesine ilişkin 3 tutuklu 6 sanık hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca sanıklar hakkında “birden fazla kişi ile birlikte konutta silahla yağma”, “cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, “eziyet etme”, “nitelikli cinsel saldırı” ve “ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma” suçlarından 4 yıldan 68 yıla kadar değişen oranlarda hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
İddianamede, A.S.K’nin şüphelilerden bazıları tarafından darbedildiği, günlük kiralık evde zorla tutulduğu, başına dayadıkları silahla öldürmekle tehdit edildiği, nitelikli cinsel saldırıya uğradığı ve bu durumun videoya çekildiği belirtilerek, telefon ve pasaportunun zorla alındığı, çekilen videonun anne ve babasına gönderileceği söylenerek tehdit edildiği ve yurt dışında bulunan babası aranarak çocuğunun serbest bırakılması karşılığında 500 bin lira para istendiği ifade edildi.
Tutuklu M.C.A, iddianamede yer verilen ifadesinde, yaptıklarından pişman olduğunu ve kendi isteğiyle yapmadığını söyleyerek, A.S.K’ye yapılanlar konusunda şüphelilere bunu yapmamalarını söylediğini ancak dinlemediklerini öne sürdü.
Tutuklu S.K. de kendisine yönelik suçlamaları kabul etmeyerek, A.S.K’ye ait olan telefonları zorla almadığını savundu.
Tutuklu A.K. ise araba almak için yanına aldığı 500 bin lira tutarındaki parayı A.S.K’nin çaldığını, A.S.K’nin de bu durumu itiraf ettiğini iddia ederek, parayı ödemek için babasını arayacağını söylediğini ve kendisine ait telefondan aradığını, daha sonra ağlayarak telefonu kapattığını ve ne konuştuklarını bilmediğini aktardı.
Tanık F.B. de üniversitede güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, A.S.K’nin üst araması yapılacağı sırada rızasıyla silahı masaya bıraktığını belirtti.
Şefiyle görüştüğü sırada A.S.K’nin kaçmaya çalışırken şarjör ve uyuşturucu madde düşürdüğünü aktaran F.B, daha sonra kimliklerini bilmediği iki kişinin gelerek “Özel harekatçıyız, bize kimlik soramazsınız. O benim beylik silahım, silahı ver.” dediği ve bu sırada polislerin gelerek silahı, şarjörü ve uyuşturucu madde olduğunu düşündükleri maddeyi ve diğer iki kişiyi alarak gittiklerini kaydetti.
Öte yandan kamera görüntüleri incelemesinde, A.S.K’nin eziyete uğradığını söylediği apartman dairesinden kaçışı, ardından başka bir apartman dairesine sığınması, A.S.K’nin kaçışı sırasında bazı şüphelilerin kendisini kovaladıklarını, kuvvetle muhtemel yakalama amacıyla apartmanın etrafında bulundukları iddianamede yer buldu.
Şüphelilerin savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik kanaatinin oluştuğu, A.S.K’yi hürriyetinden yoksun kıldıkları süre içerisinde sistematik olarak darbederek eziyet ettikleri, şüpheliler hakkında kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edildiğinin anlaşıldığı belirtildi.
Sanıkların yargılanmasına 7 Mart’ta günlerde başlanacak.
Olay
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi kampüsünde, 3 Mayıs 2023’te yabancı uyruklu öğrenci A.S.K’nin köpeğe silah doğrulttuğunu görenler, durumu üniversitenin güvenliğine bildirmiş, olay yerinden kaçan A.S.K’nin düşürdüğü silaha, polis ekiplerince el konulmuştu.
Ekiplerce aranan A.S.K, bir suç örgütünce kendilerine ait silahı düşürdüğü gerekçesiyle darbedilmiş, görüntüleri çekilen A.S.K’ye şantaj yapılarak ailesinden 500 bin lira istenmişti.
Suç örgütünün elinden kurtulan A.S.K, polise giderek durumu anlatmış, İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince, kente uyuşturucu getiren ve üniversite öğrencilerine şantajla torbacılık yaptırdığı öne sürülen suç örgütüne yönelik çalışma başlatılmıştı.
Farklı adreslere düzenlenen operasyonda 8 şüpheli yakalanmış, şüphelilerden A.K. (49), S.K (24) ve M.C.A. (25) çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklanmıştı. Diğer şüpheliler ise 3’ü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.
]]>