Gülnar Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, inceleme yaptıkları iş yerlerinin belgeleri ile hijyen kurallarına uygunluğunu kontrol etti.
Denetimde bir ekmek fabrikasındaki 228 teneke pamuk yağının son kullanma tarihinin geçtiği belirlendi.
İşletme hakkında yasal işlem başlatan ekipler, ürünleri imha etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İznik ilçesindeki ipone motosiklet takası gündem oldu. İlçede yaşayan Mehmet Bozkurt ve Ertuğrul Temiz adlı iki arkadaş, teknolojinin geldiği noktada ilginç bir pazarlıkla dikkat çekti. Mehmet Bozkurt, arkadaşının motosikletini almak için Ip olduğu iPhone 13 ve bisikleti takas etmeyi önerdi. Ancak işin ilginç kısmı burada bitmedi. Bozkurt, bu teklife ek olarak 10 gün boyunca ekmek arası kavurma taahhüt etti.
Motosikletine karşı Iphone 13, bisiklet ve 10 gün ekmek arası kavurma teklifini kabul eden Ertuğrul Temiz, bu sıra dışı anlaşmanın ardından motosikletini arkadaşına devretti. Şahit olanların gülümsemelerine neden olan bu anlaşma, teknoloji merakının neler yaptırabileceğini gösteren ilginç bir örnek oldu. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tarsus Belediyesi Mayıs Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Belediye Başkanı Ali Boltaç başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda Başkan Boltaç, son zamanlarda sıkça sorulan soru üzerine, yeni ekmek kulübelerinin açılacağını söyledi. Bu kulübelerin sadece ekmeğin satıldığı yerler olacağını ve kadın istihdamı oluşturacağını vurguladı. Bu adımların da dar gelirli vatandaşlara ekonomik destek sağlayacağını ve sosyal belediyeciliğin gereğini yerine getireceğini ifade etti.
Halk Ekmek Fırını hakkında açıklama yapan Boltaç, “Biliyorsunuz ki herhangi bir işletme içerisinde çok ağır tempoda çalışan makinalar vardır. Tarsus Belediyesi Halk Ekmek Fırınımız da böyle makinaların olduğu bir alan. Bu fırının haftada bir gün en azından temizliği, bakımı ve onarımı yapılması gereken işler var. Haftanın her günü çalıştırırsanız makinalar elinizde kalır, üretim yapamazsınız, makine onarımı olması ve çalışan personellerin de bir gün istirahat etmeleri yadırganmamalı. Vatandaşlarımız da böyle görmeli, okumalı. Personellerimiz 7/24 çalışıyordu, izini yok, bayramı yok. ve biz de istedik ki personellerimiz dinlensinler hem de daha iyi bir üretim için makine bakımı yapılsın. Ekmek fabrikamız pazar günleri bu yüzden kapalı” dedi.
Sürdürülebilir bir politika benimseyerek ve kurumu zarara uğratmamak adına bir adım attıklarını belirten Boltaç, “Ekmekten sadece ocak ayında İmar Limited Şirketinin zararı 462 bin, şubat ayı bu oran 1 milyon 374 bin lira oldu. Mart ayı daha da arttı, 4 milyon 802 bin Lira. Nisan ayında ön gördüğümüz uygulamalar sayesinde 2.5 milyon zarar öngörüyoruz. Ekmek fabrikası zarar etsin demiyorum. Sürdürülebilir bir politika yapmak var, sosyal politika yapmak var, bir de popülist politika yapmak var. Vatandaşlarımız uygun fiyatlı ekmeği yesin, kaliteli ekmeği yesin, lakin kamu yararı gözetirken kurumu da düşünmek gerçek bir sosyal belediyecilik anlayışıdır” diye konuştu.
Mahallelere ekmek kulübesi sözü
Tüm şartları sağlayarak halka hijyenik ekmek ulaştırmak adına çalışmaları sürdürdüklerini kaydeden Başkan Boltaç, “12 halk marketi de kapattık, buna istinaden 12 tane açacağım ve üzerine 25 tane daha yeni kulübe açacağız, sadece ekmek satacak. Ayrıca kadın istihdamı oluşturulacak, vergi mükellefi olacak. Dar gelirli mahallelere yapmak istiyoruz. Ekmekte fırsat eşitliği oluşturmak lazım. İmkanı olmayan vatandaşlarımız için çok yakında kulübeleri koyacağız, sosyal belediyeciliği herkese göstereceğiz. Kamuyu zarara uğratmadan gelir kaynağı yapıyorsak doğrusu budur. Öbürü popülist bir anlayıştır. Vatandaşlarımız merak etmesin ekmeklerini de en hijyenik ortamda sağlayacağız” ifadelerini kullandı.
“Bu borcu el birliğiyle toparlarız”
Başkan Boltaç, belediyenin borçlarıyla ilgili de bilgi vererek, şöyle devam etti; “Tarsus İmar Limited Şirketinin SGK’ya olan borcu 115 milyon 391 bin lira. Sendika 11 milyon 27 bin lira. Esnafa olan borcu 17 milyon 737 bin TL. Kurumlar Vergisi nisan sonu ödenecek miktar 3 milyon 354 bin TL. Bunları topladığınızda 147 milyon 510 bin TL’lik bir borç var. Bankada mevcut paramız 3 milyon 423 bin TL. 1 milyon 441 bin TL ise çeklerimiz var. Bir de İmar Betonun belediyeden alacağı var, o da yaklaşık 42 milyon 415 bin TL. Bunun bir kısmı personel alacağı, bir kısmı beton alacağı, bir kısmı da ekmekten alacağı. 147 milyon 510 bin TL’nin, 47 milyon 280 bin TL’sini bizden alacağı için İmar Limited şirketinin 100 milyon gibi bir borcu var. Burada ekmekten olan borcu giderdiğimizde geçmişten gelen hataların birçoğu bitiyor. Bundan sonra yavaş yavaş çalışacaktır. Bölgemizde organize sanayi bölgesi kuruluyor, tren hattı yer altına alınıyor. İlerleyen süreçte bu borcu el birliğiyle toparlarız. Bu şirket güçlü bir şirket.”
“Neresinden tutsam çürümüş halı gibi elimde kalıyor”
Tarsus Belediyesinin geçmiş dönemde borçlarının çok fazla olduğunu belirten Boltaç, “Bizim Tarsus Belediyesporumuz var. Burada da SGK ve vergi borcumuz 1 milyon 700 bin TL. Personel maaşı 300 bin lira, dava dosyaları da 300 bin lira. Toplam borçta burada 4.6 milyon. Neresinden tutsam çürümüş halı misali elimde kalıyor. Ben yine de bunların altından kalkacağım. Mümkün olduğunca arsa satışı yapmayacağım demiştim. Ama bu tabloyu şeffaf bir şekilde kamuoyunun önüne sundum. Tablo bundan ibaret. Bazen gelen parayı görmüyorsunuz bile. 100 milyon TL’yi bulmuş icra takipleri var. 37 milyon bankadaki hesaplara bloke konmuş” diye konuştu.
“Her tarafta borç var”
Arsa satışı hakkında konuşan Boltaç, “Şirketlerin durumu ortada. TESKİ’nin de ortalamada 7 milyon 32 bin TL gibi bir borcu var. Her tarafta borç var. Uzun zamandır alacaklarına da serçe olmuş. Ben Tarsuslu hemşehrilerimizden emlak vergisi ya da başka borçlarını hemen ödemelerini söylüyorum. Çünkü gerçekten zorlu bir süreç yaşıyoruz” dedi.
Personelin maaşını ilk fırsatta ödeyeceğini kaydeden Başkan Boltaç, “Personelimizin anasının ak sütü gibi helal olan maaşlarını ilk fırsatta ödeyeceğiz. Onları güvence altına almak istiyorum. Ben bu işin içinden sonunda başarıyla çıkacağım” ifadelerine yer verdi. – MERSİN
]]>Suudi Arabistan’ın Medine kentinde geçirdiği kazanın ardından ağır yaralanan ve 32 ameliyat geçiren 60 yaşındaki Mehmet Taşçı, 9 gün süren bir komanın ardından uyanarak hayata yeniden tutunmayı başardı. Memleketi Yozgat’ın Sorgun ilçesine kesin dönüş yapan ve yaşadığı zorlukları göz önüne alan Taşçı, hayatının geri kalanını ihtiyaç sahibi ailelere yardım etmeye adadı. Koltuk değnekleri yardımıyla güçlükle yürüyebilen Taşçı, malulen emekli olduktan sonra boş oturmak yerine ihtiyaç sahiplerine faydalı olma adına Sorgun ilçesinde fırıncı esnafı ve hayır sahiplerinin de desteğiyle 9 yıl önce bir projeyi hayata geçirdi. Taşçı, fırıncı esnafı başta olmak üzere diğer esnaf ve hayırseverlerin katkısı sayesinde fırınlardan aldığı ekmekleri ve gıda paketlerini 3 tekerli engelli aracıyla yaz kış demeden ihtiyaç sahibi ailelerin evlerine dağıtmaya başladı. Ramazan ayında da her gün engelli aracıyla Sorgun sokaklarını dolaşarak yaklaşık 100 aileye fırından aldığı sıcak ekmeleri ulaştıran Taşçı’nın en büyük motivasyon kaynağı da insanların memnuniyeti oluyor. Vatandaşlar da Taşçı’nın getirdiği ekmeklerle iftarlarını açmanın mutluluğunu yaşıyor.
İlçe halkından Fatma Bulut, “Mehmet ağabeyden Rabbim razı olsun. Her zaman ekmeğimizi evimize getiriyor. Gıda ihtiyaçlarımızı da karşılıyor. İftarda da ekmeğimizi her gün getiriyor” dedi.
“Fırıncılar olarak biz de kendisine destek oluyoruz”
Fırın esnaflarından Ahmet Paşaoğlu da ilçedeki ihtiyaç sahibi ailelere ulaştırılması için ekmek yardımında bulunduklarını söyleyerek, “Mehmet ağabey yıllardır yaz kış demeden her gün bütün fırınları dolaşıp tüm hayırları alıp ihtiyaç sahiplerine götürüyor. Rabbim ondan razı olsun. Biz de ekmekleri veriyoruz. O da ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor. İhtiyaç sahiplerine kendi tekerlekli aracıyla herkesin ekmeğini götürüyor. Fırıncılar olarak biz de vatandaşlarımıza destek oluyoruz” şeklinde konuştu.
“Alan el ile veren el birbirini görmüyor”
Gönüllü olarak her gün ihtiyaç sahibi ailelerin evlerine tekerlekli sandalyesi ile sıcak ekmek götürmenin mutluluğunu yaşadığını belirten Mehmet Taşçı, “Suudi Arabistan’ın Medine şehrinde inşaatta çalışırken 8. kattan düştüm. El Sahra Hastanesinde yatarken aklıma bir fikir geldi. ya Rabbim bana yaşama imkanı verirsen, değneklerle olsun nasıl olursa olsun kalan ömrümü senin yolunda kullanacağım diye Rabbime bir sözüm vardı. Bu sözümden dolayı yola çıktım. Çok şükür 9 yıldır ilçemizde sabah saat 09.00’da tüm fırınları geziyorum. Vatandaşların destekleriyle toplanan parayla fırından ekmeklerimizi alıyorum. Diğer esnaf kardeşlerimiz ve Sorgunlu hayırsever vatandaşlarımız da destek oluyor. Onların hayırlarıyla aldığım ekmek ve gıda paketlerini ihtiyaç sahibi ailelere mahalle mahalle gezerek ulaştırıyorum. Bu da bana mutluluk veriyor. Bu işi kendi aracımla gönüllü olarak yapıyorum. Ben burada bir köprü oluşturuyorum. Veren el ile alan el birbirini görmüyor. Ben almış olduğum yardımı ihtiyaç sahiplerine ulaştırarak bunun mutluluğunu yaşıyorum” ifadelerine yer verdi. – YOZGAT
]]>Özbekistan’da halk, genellikle ramazanda hazırlanan nişalda tatlısı ve tereyağı ile süt ilave edilerek pişirilen patır ekmeğine büyük ilgi gösteriyor.
Özbeklerin ramazan sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alan ve sindirimi kolaylaştırması nedeniyle ramazanda tüketilen nişalda için ülke genelinde pazarlarda ayrı satış yerleri kuruluyor.
Ramazan ayında pazarlarda sadece nişalda satan çok sayıda tatlıcı, bu tatlıyı sevenlerin ihtiyacını karşılamaya çalışırken, nişalda için hazırlıklar ise ramazan ayından önce dağlarda başlıyor.
Nişalda tatlısının özü, dağlarda kendiliğinden yetişen karanfilgiller ailesinden geliyor. Özbekistan’da “yetmek” diye adlandırılan bitki kökünün kurutularak uzun süre suda kaynatılması ve yumurta akı ile karıştırılmasının ardından karışıma hazırlanan şeker şurubu katılıyor.
“Ramazanda bir tondan fazla nişalda satıyorum”
Taşkent’teki bir pazarda nişalda satan Sevara Alicanova, nişaldanın yapılışını AA muhabirine anlattı.
Uzun yıllardan beri ramazan aylarında nişalda sattığını aktaran Alicanova, ailesince yapılan nişalda tatlısının şimdiye kadar binlerce ailenin iftar sofralarında yer aldığını belirtti.
Alicanova, nişaldanın ailede erkekler tarafından hazırlandığını ve bu geleneğin babadan oğula geçtiğini dile getirirken, kadınların ise bunun satışını yaptığını aktardı.
Günde 30-40 litre, ramazan ayı boyunca ise bir tondan fazla nişalda tatlısı sattığını kaydeden Alicanova, nişaldanın sağlık açısından faydalı olduğunu ve sindirimi kolaylaştırdığını, bundan dolayı ağırlıklı olarak ramazan ayında tüketildiğini dile getirdi.
Alicanova, her tatlıcının nişaldasının tadının farklı olduğunu, nişaldayı yaparken iyi niyet ettiklerini dile getirerek, “Nişalda iyi niyetli insanlar tarafından hazırlanması durumunda rengi ve tadı daha güzel olabiliyor. Bu nedenle nişaldanın iyi bir insan tarafından iyi niyet edilerek yapılması çok önemli.” dedi.
Nişaldaya oruçlu olanların yanı sıra ülkeyi ziyaret eden yabancıların da ilgi gösterdiğini kaydeden Alicanova, ayrıca yurt dışında yaşayan Özbeklerden de nişalda için talepler aldığını sözlerine ekledi.
Özbeklerin iftar sofrasının diğer bir vazgeçilmezi: patır ekmeği
Özbeklerin sahur ve iftar sofraları için gelenekselleşmiş bir diğer tercihi ise patır ekmek. Özbeklerde “nan” olarak adlandırılan ekmek çeşitleri arasında yapılışında süt ve tereyağı katılarak özel tandırlarda pişirilen “patır nan” Özbek sofrasının ayrılmaz parçası sayılıyor.
Ülkede özellikle ekmeklerin satıldığı “ekmek pazarları” bulunurken, bu pazarlarda odun ve kömürle pişirilen patır ekmekler büyük ilgi görüyor.
Ülke genelinde kullanıldığı malzeme ve yöreye göre tandırlarda pişirilen ekmek çeşitleri sayısı yüzü bulurken, Özbekler özel günlerde, düğün ve ramazan ayında en fazla patır ekmeğini tercih ediyor.
Taşkent’teki bir pazarda ekmek satan Alişir Sultanov, AA muhabirine, şu anda 50’ye yakın ekmek çeşidinin satışını yaptığını, insanların en çok patır ekmeğine büyük ilgi gösterdiğini söyledi.
Sultanov, sattıkları ekmek çeşitleri arasında patır ekmeğinin yanı sıra katmerli, tereyağlı, kuyruk yağlı, cevizli ve susamlı ekmeklerin büyük talep gördüğünü belirterek, ramazan ayında günde 1000’e yakın ekmek sattığını aktardı.
Sattığı ekmeklerin her gün taze olarak farklı ustalar tarafından farklı tandırlarda pişirildiğini dile getiren Sultanov, her ekmeğin kullanılan malzemeye göre kendine özgü tadı ve şeklinin bulunduğunu vurguladı.
Sultanov, bazı vatandaşların yurt dışına giderken yanlarında özellikle patır ekmeği götürdüklerini, patır ekmeğinin lezzetinin yanı sıra günlerce bekletilmeye dayanıklı olmasından dolayı vatandaşlar tarafından tercih edildiğini sözlerine ekledi.
]]>Uzun yıllardır ‘Geri dönüşümü anında nakde çevir’ sloganıyla poşetini getirene ekmeği ucuza satan fırıncı esnafı Oğuzkan Akbal, ekonomik değişimlere rağmen kampanyasını sürdürerek vatandaşların takdirini topluyor. Evlerde bulunan poşetlerin değerlendirilerek çevre kirliliğinin azaltılmasının amaçlandığı kampanya ile ekmek başına 1 TL indirim yapılmasıyla vatandaş şu anda 8 TL’ye satılan ekmeği 7 TL’ye alıyor. Her gün bu kampanyadan faydalanan müşteriler ekonomik anlamda da tasarruf sağlarken, fırıncı esnafı vatandaşın talebi nedeniyle maliyetine satış yapmaya devam ediyor. Yıllarca çözünmeyerek doğayı kirletmesi nedeniyle poşet kullanımının azaltılmasının çok önemli bir konu olduğuna dikkat çeken 3 fırın şubesinin işletmecisi Akbal, 2 şubesinde normalde 15 liraya satılan pideyi de 10 liradan vererek kampanyalarını arttırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor.
“Kendi poşetiyle gelen vatandaşlarımıza ekmek başına 1 TL indirim yapıyoruz”
Eskişehir’de fırıncılık yapan Oğuzkan Akbal, ‘Poşetini getirene ekmek 7 TL’ kampanyasıyla ilgili detayları anlattı. Kampanyalarının çevre için önemli katkı sağladığını söyleyen Akbal, “Normalde bildiğiniz üzere ekmek 8 lira ama biz kendi poşetiyle gelen müşterilerimize indirim yapıyoruz. Bu arada kendi poşetiyle gelen derken yandan, manavdan veya marketten alınan sıfır kullanılmamış poşetten bahsetmiyoruz. Eski usul evinde bulunan veya eskilerin kullandığı fileler vardır, o tip kendi poşetiyle gelen vatandaşlarımıza ekmek başına 1 TL indirim yapıyoruz. Yani ekmeği 7 liraya almış oluyorlar. Bugün siz 8 liradan 5 tane ekmek alacak olsanız 40 lira ödeyeceğinize bize poşetinizle geldiğinizde 35 liraya almış oluyorsunuz. Tabii bunu aya vurduğunuz zaman da her gün 5 ekmek yiyen bir aileyi düşündüğümüzde 150 lira tasarrufu oluyor. Aynı zamanda da doğaya nereden baksanız 60-70 tane poşet daha az bırakmış oluyorlar. Bu da çevre için çok önemli bir katkı” dedi.
“Poşet kullanımını 3-5 tane demeden ne kadar azaltabilirsek bizim için o kadar kar”
Bahsi geçen kampanyayı uzun yıllardır sürdürdüklerini ifade eden Akbal, “Hem halkımızı yeşile teşvik etmek hem poşet tüketimini azaltmak hem de bir nebze olsun ucuza ekmek sağlayabilmek için yıllardır böyle bir kampanyamız var. Halktan çok olumlu tepkiler geliyor. Bu çabamızı ve özverimizi gördükleri için bizi takdir ediyorlar. Ayrıca ceplerinde bir miktar tasarruf sağladıkları için gayet memnun oluyorlar. Aslında poşet kullanımını düşürmek her vatandaşın doğaya ve kendi vatanına karşı bir borcu. Çünkü bu çöplerimiz maalesef 2-3 günde yok olmuyor, yıllarca çevremizi kirletmeye devam ediyor. Poşet kullanımını 3-5 tane demeden ne kadar azaltabilirsek bizim için o kadar kar dediğimiz bir yaklaşım sergiliyoruz” şeklinde konuştu.
“İyi günde de kötü günde de halkımızın yanında olmak zorundayız”
Fırıncılar olarak her şartta ekmek çıkartmak zorunda olduklarını ve bu nedenle vatandaşa destek sağlamanın kendileri için bir sorumluluk haline geldiğini vurgulayan esnaf Oğuzkan Akbal, konuşmasına şöyle devam etti:
“Az ama çok paraya satalım değil de çok çalışalım, emek sarf edelim, daha çok yorulalım ama ucuza satalım felsefesiyle iş yapıyoruz her zaman. Biz bir fırınız. Tabii ki fırınlar restoranlar, kafeler ve diğer yerler gibi lüks tüketim ürünleri satmıyor. Herkesin ekmek yemesi gerekiyor. Dolayısıyla bu da bizim sorumluluğumuz. İyi günde de, kötü günde de halkımızın yanında olmak zorundayız. Biz darbe olsa da, korona olsa da ekmek çıkartmak zorundayız. Bu ekmeği de en ucuz, en maliyetsiz şekilde nasıl vatandaşlarımıza ulaştırabiliriz diye çalışıyoruz.”
“Biz pideyi de ucuz fiyatla halkımızla buluşturmaya çalışıyoruz”
Ramazan ayının gelmesiyle pide için de bir kampanya gerçekleştirdiklerinden bahseden Akbal, “Biz 3 şubeli bir fırınız. İki şubemizde belediyeyle aynı fiyata satmaya çalışıyoruz. Şu anda 250 gram pideyi 10 liradan veriyoruz. Normalde bu pidenin fiyatı 15 lira. Yani kilosu 60 liradan tarife uygulandı. Biz pideyi de ucuz fiyatla halkımızla buluşturmaya çalışıyoruz. Aslında bu şubelerimiz halka çalışıyor denilebilir. Böylelikle bu sene de maliyetine satış yapmış olduk. Belediyenin pidesi gramaj olarak bizden biraz daha büyük ama onlara yakın bir oranda halkımıza pide vermeye çabalıyoruz. Sonuçta Ramazan paylaşım ayı. Hep ’11 Ayın Sultanı’ derler. Biz de üzerimizde böyle bir sorumluluk hissettik” ifadelerine yer verdi. – ESKİŞEHİR
]]>Konya’nın Çumra ilçesinde yer alan, Neolitik dönemde yaklaşık 8 bin kişinin bir arada yaşadığı Çatalhöyük’te, üstten girilen, birbirlerine bitişik kerpiç evlerin bulunduğu “Mekan 66” olarak adlandırılan alanda fırın yapısı keşfedildi.
Büyük ölçüde tahrip olan fırının çevresinde, buğday, arpa, bezelye tohumlarıyla yiyecek olabileceği değerlendirilen avuç içi büyüklüğünde bir buluntuya rastlandı.
Necmettin Erbakan Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezinde (BİTAM) yapılan analizlerde, süngerimsi kalıntının, milattan önce 6600’e tarihlendirilen mayalanmış ekmek olduğu belirlendi.
Analiz çalışmaları titizlikle yürütüldü
Kazı Heyeti Başkanı ve Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Umut Türkcan, AA muhabirine, “arkeoloji” denilince akla yapılar, anıtlar, buluntuların geldiğini söyledi.
Bugün modern arkeolojinin, gıdanın da arkeolojisine çalıştığına işaret eden Türkcan, “Gıda arkeolojisinin başlangıç noktasının yine Anadolu olduğunu söylememiz gerekiyor. Çatalhöyük burada çok önemli duraklardan biri. 2021’de keşfettiğimiz bir bulgu. Türk kazılarında artık çok hassas belgeleme ve detaylı çalışmalarla beraber bu tür organik kalıntıları tespit edebildiğimizi gösterdik.” dedi.
Çatalhöyük Neolitik Kenti’nin bu alanda önemli yeri olduğunu belirten Türkcan, şunları kaydetti:
“Fırının köşesinde küçük ve yuvarlak süngerimsi buluntunun, dikkatli bir belgelemeyle ekmek olduğu anlaşıldı. Yapının üzerinin ince bir kille kaplı olması, hem ahşap hem de ekmek, bu organik kalıntıların tümünün günümüze kadar saklanmasına olanak sağladı. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezinde (MAM) yapılan radyo karbon testleri, numunemizin milattan önce yaklaşık 6 bin 600’e kadar gidebileceğini gösterdi.”
Dünyanın en eski ekmeği
Türkcan, mayalanmış ekmeğin ilk örneklerine Mısır’da rastlandığını anlatarak, şu ifadeleri kullandı:
“Çatalhöyük’teki bu buluntunun dünyanın en eski ekmeği olduğunu söyleyebiliriz. Bu organik kalıntının, gözlem, analizler ve tarihlendirmesini de göz önüne alarak yaklaşık 8 bin 600 senelik bir ekmek olduğunu söyleyebiliyoruz. Somun ekmeğin küçültülmüş hali. Ortasına parmak basılmış, fırına girmemiş ama mayalanmış, içindeki nişastalarla beraber günümüze gelmiş. Bugüne kadar böyle bir örnek yok. Çatalhöyük zaten birçok ilklerin merkeziydi. Daha kazıldığı yıllarda dünyanın ilk dokumaları Çatalhöyük’teydi. Ahşap eserler yine Çatalhöyük’teydi. Duvar boyaları, resimler buna eklendi. Konya ve Türkiye bu anlamda çok şanslı.”
Bulguların analiz çalışmalarının önemine işaret eden Türkcan, “Necmettin Erbakan Üniversitesinin laboratuvarlarında tam teşekküllü bütün analizleri yapabilmek büyük bir şans. İlk defa Türkiye’deki laboratuvarlarda ortaya konulduğu için önemliydi.” diye konuştu.
Tahıl kalıntıları heyecanlandırdı
“Çatalhöyük Mekan 66 Neolitik Dönem Ekmek Buluntusu Analizleri ve Değerlendirmesi”ne katkı veren akademisyenlerden Gaziantep Üniversitesi öğretim görevlisi Salih Kavak da arkeobotanik alanında bugüne kadar en heyecan verici çalışmanın içinde olduğunu dile getirdi.
Laboratuvarda bitkisel kalıntıları incelerken kendisine organik buluntu haberinin verildiğini anlatan Kavak, “Getirdiklerinde çok şaşırdım. Çünkü bu formda, ‘Hamur, ekmek, organik bir kalıntı olabilir mi?’ diye düşündüm. Çıplak gözle bir morfolojik teşhis, daha sonra hemen mikroskop altında içeriğine baktım. En heyecanlandıran şey, tahıl kalıntılarının olması. Arpa, buğday ve bezelye gibi bitkilere ait öğütülmüş, kırılmış parçaların olması, zaten ilk başta hemen düşündüğümüz şey, ‘Bu acaba ekmek mi? ihtimalini güçlendirdi.” ifadelerini kullandı.
Kavak, daha sonra buluntuya ilişkin kimyasal ve fiziksel analizlerin yapılması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:
“Öne sürdüğümüz hipotezimizi doğrulamak için bu analizler gerekliydi. Prof. Dr. Oğuz Doğan hocamız, analiz için BİTAM’a yönlendirdi. Orada yapılan analizde özellikle SEM görüntülerinde, detaylı baktığımızda numunenin içinde hava boşlukları çok belirgindi. Bitkilere ait tohum ve doku parçaları, yaprak kalıntıları olması… Daha da detayına inildiğinde nişasta taneleri artık şüphelerimizi ortadan kaldırıyordu. Yapılan diğer analizlerinde de kimyasal içeriklerine baktığımızda, hem bitkilerde bulunan kimyasal maddelerin olması hem de mayalanma göstergeleri var. Bu buluntunun suyla unun karıştırılıp bir süre bekletildiğini, mayalandığını, pişmediğini yapılan analizler gösterdi. Fırının yanında hazırlanmış ama pişirilememiş ya da pişirilememiş, o formda olduğunu görmüş olduk. Heyecan verici bir buluştu. Şu ana kadar bulunan ekmek benzeri bu formda hiçbir buluntu yok. Şu an bilinen en eski ekmek diyoruz. Türkiye ve dünya için heyecanlandıran bir buluş.”
BİTAM Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Yasin Ramazan Eker ise merkezde arkeolojik buluntuların da analizlerini yaptıklarını dile getirerek, şunları kaydetti:
“BİTAM’da ileri teknoloji, analiz, karakterizasyon cihazlarımız bulunduğundan, bu numuneleri analiz edip, özellikle kimyasal, fiziksel yapılarını belirledikten sonra tanımlayabildik. Artık daha önceki yıllarda yurt dışına yollanan bu numuneler Türkiye’de kalıyor. Bunları karakterize edebiliyoruz. Hem malzeme alanında yorumlayabiliyoruz hem de bulguların arkeolojik açıdan ne anlam ifade ettiğini veyahut ne zenginlikler kazandığını yorumlayabiliyoruz. Dolayısıyla hem arkeoloji alanında hem karakterizasyon alanında Türkiye’de yetkin insanlar var. Konya’da Necmettin Erbakan Üniversitesi BİTAM merkez laboratuvarında bunları yapabiliyoruz. Ekmeğin en önemli özelliğinden biri, ısıttığımız zaman kütlesi devamlı kayboluyor. Bu da şu demektir, bu numune o sıcaklığı daha önce görmemiş. Görmediği için de ekmek şeklinde olan bu numunenin pişirilmemiş olduğunu anlıyoruz. Hocalarımız gözenekli, süngerimsi yapıdan dolayı anlıyor. Dolayısıyla bizim ve onların bilgileriyle birlikte bu noktaya geldik. Daha isabetli teşhis etmemizi sağlıyor. Numunenin ekmek şüphesi vardı, bu şüpheleri doğruladık.”
Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Doğan da BİTAM’da arkeolojik numunelerin kimyasal ve fiziksel yapılarının tanımlanabildiğini söyledi.
]]>AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum Bağcılar’da düzenlenen Fırıncılık Sektörü Güç Birliği Toplantısı’nda vatandaşlarla bir araya geldi. Programa Kurum’un yanı sıra Öğütülmüş Tahıl ve Unlu Mamuller Sektörü Başkanı ve AK Parti MKYK Üyesi Mehmet Umur, Bağcılar Belediye Başkanı Abdullah Özdemir, AK Parti Bağcılar İlçe Başkanı Rüstem Tüysüz, İstanbul Fırıncılar Odası Başkanı Erdoğan Çetin ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda ilgiyle karşılanan Kurum vatandaşlarla sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.
“İBB olarak İstanbul’un 39 ilçesinde mobil ekmek fırınları kuracağız”
İstanbul’un her mahallesinde mobil ekmek fırınları kuracaklarını belirten Kurum, “Ben, 81 ili 550 kez ziyaret etmiş bir kardeşinizim. Fırıncı esnafımızla bu gittiğim tüm ziyaretlerde kucaklaştık. İnanın gittiğim her yerde, esnafımız bizi bir kardeşi gibi bağrına bastı. 5 yıllık bakanlığım döneminde fırıncı esnafımızın fikrine, görüşüne hep çok değer verdim. Biz, hep birlikte çalıştık, şehirlerimizi de bugünlere hep birlikte getirdik. Bizim fırıncı esnafımız, COVİD salgını döneminde kahramanlaşmıştır. Depremlerde, sellerde, yangınlarda milletimiz için; yeri geldiğinde kendi hayatını unutmuştur. Sıcak ekmeğini çıkarmış, milletin zor zamanında yanına koşmuştur. Hele hele asrın felaketinde ilk zamanlar ekmek çıkaramadık. Deprem sebebiyle doğalgaz ve elektrik hatlarını kestik. Asrın felaketinde gösterdiğiniz özveriyi, insanımızın yanına koştuğunuz o anları asla unutamayız. Afete hazırlık noktasında önemli bir çalışma yürütüyoruz. Şehrimizi her alanda afete hazır hale getirebilmek için bir tarafta kentsel dönüşüm, diğer tarafta afete hazırlık ve müdahale noktasında çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bu şehirde deprem tehlikesini bilerek yaşamak zorundayız. Afete hazırlık bizim en önemli gündemimiz. Afete hazırlık noktasında afetin ilk anında vatandaşımıza her türlü hizmetleri verebileceğimiz bir anlayışla çalışacağız. İBB olarak İstanbul’un her mahallesine ilk zamanlarda sıcak ekmek çıkaracak mobil ekmek fırınlarını sizlerle birlikte kuracağız. Bu sistem çok önemli. Afet esnasında vatandaşımıza sıcak bir çorba ve ekmek verebilmek çok kıymetli. İBB olarak İstanbul’un 39 ilçesinde mobil ekmek fırınları kuracağız. Ben, yetersiz bir yönetim nedeniyle 5 yıldır yaşadığınız biriken sorunlarınızı çok iyi biliyorum. İstanbul’un gittiğim her ilçesinde, fırıncı kardeşlerimi dinledim. Başkanlarım bu sorunları bize aktardılar. Biz 22 yıldır, insanımızın derdini hep kendi derdimiz olarak gördük. Hiçbir soruna sırtımızı dönmedik. Sorun üreten değil, daima çözümün tarafta olduk. Fırıncılık sektöründe de hem çalışanlar hem de vatandaşımız için çözümlerimiz de, projelerimiz tamamen hazır. Sizler, İstanbul gibi devasa bir metropole hizmet ediyorsunuz. Bu büyüklükteki bir şehirde de doğal olarak bazı olumsuzluklar olabiliyor. Esnafımıza sözümüzü veriyoruz. Sizin yanınızda durarak emekçiye sırt dönülen bu 5 yılı çabucak unutturacağız” dedi.
“Davutpaşa’daki fırıncılık okulumuzun kapasitesini güçlendireceğiz”
Fırıncı esnaflara yönelik müjdelerini açıklayan Kurum, “Bizim fırınlarımız her gün milyonlarca insanımızın yararlandığı dükkanlardır. Biz fırınlarımızda; yetersiz denetim ve kontrollerle hiçbir yere varamayız. İstanbul’un mührünü aldığımızda ekmeğimizin her zaman aynı yüksek kalitede çıkaracağımız ve ekmek fiyatında standardı sağlayacağız. İstanbul’umuzun bazı bölgelerinde başına buyruk şekilde çalışan fırınları tek tek biliyorum. Fırıncılar odamızın denetimi dışında, ruhsatsız bir şekilde faaliyet gösteren bu işletmelerden hepiniz şikayetçisiniz. Daha fazla mağdur olmanıza İBB olarak asla izin vermeyeceğiz. 1 Nisan’dan itibaren İstanbul’da tek bir denetimsiz, sağlıksız, ruhsatsız fırın işletmesi kalmayacak. İşletme kayıt belgesi olmayan dükkanların, bu belgeyi almaları hususunda da teşvik edici girişimlerimizi süratle yapacağız. Fırıncılık sektöründeki rekabetin adil bir zeminde sürdürülmesi için kararlı adımlarla ilerleyeceğiz. Fırıncılık sektöründe yaşanan insan gücü sıkıntısının da farkındayız. İstanbul ekmeği bir marka olacak. Bu anlamda da; meslek eğitimleri, mesleki rehberlik hizmetlerimizi arttıracağız. Bu problemi de süratle çözeceğiz. Buradan iki müjdemi de vermek istiyorum. Birincisi merhum Kadir Topbaş ağabeyimiz döneminde açılan Davutpaşa’daki fırıncılık okulumuzun kapasitesini güçlendireceğiz. Orada yeni fırıncılarımızı yetiştireceğiz. Burada yetişen ustalarımıza sertifika vermek suretiyle yeni fırınlarda eleman, usta ve iş yeri sahibi olarak yetişmelerine imkan sağlayacağız. Fırıncılık sektöründe çalışan işçi kardeşlerimizin şikayetlerini biliyoruz. Yeterinde dinlenemiyorlar, yavrularına vakit ayıramıyorlar. Buna dair de planımız hazır. Pazar Tatili uygulamasını aşamalı olarak, uygulamaya geçeceğiz. Kentsel dönüşümde biz 650 bin yeni yuva yaparken; siz fırıncı esnafımızın da; varsa eski dükkanlarını hemen dönüşüme alacağız. Bu süreçte de bin bir emekle kazandığınız ruhsat haklarınızı sonuna kadar koruyacağız. Bunun için de gerekli düzenlemeleri yapacağız. Yine sektörümüzün dengesiz fiyatlardan etkilenmemeleri için de fiyat tarifelerinin zamanında yapılması dijital uygulamalar geliştireceğiz. Fırıncımızın hakkını, hukukunu koruyacağız, baş tacı edeceğiz” şeklinde konuştu.
“Fırıncılarımıza Toprak Mahsulleri Ofisi’mizden ucuz ve kaliteli un tedariki sağlayacağız”
Fırıncı esnaflara çeşitli müjdeler veren Kurum, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Ticarette hedef kitle, doğrudan milletimizdir. Biz vatandaşımızın en iyi şartlarda hizmet alması için çalışıyoruz. Ekmek fiyatlarının tüketiciyi zorlamayan bir aralıkta olmasını temin edeceğiz. Tarife dışı fiyat uygulaması yapanların; yavrularımızın kursağındaki ekmekle oynamasına asla izin vermeyeceğiz. Biz yola çıkarken halkın başkanı değil, halkın dostu, halkın evinin evladı olmaya talibiz dedik. O zaman bir evladın ne yapması gerekirse, biz de onu yapacağız. Fırıncılar odamızla el ele vereceğiz. İstanbul’da ekmeği beraberce ucuzlatacağız. Ekmeğin maliyeti düşecek ki, esnafımız ve milletimiz mutlu olacak. Tarladan sofraya kadar ekmeğin tüm sürecini masaya yatıracağız. Anadolu’daki tüm üreticilerimizle, çiftçilerimizle birlikte çalışacağız. Tedariki ve nakliyeyi ucuzlatacağız. Fırıncılarımıza Toprak Mahsulleri Ofisi’mizden ucuz ve kaliteli un tedariki sağlayacağız. Böylece, İstanbul’da ekmek fiyatı düşecek, halkımızın yüzü, yeniden gülecek. Bu süreçleri tarladan İstanbul’a genelen kadar takip edeceğiz. 5 yıldır tek bir emaresi bile görülmeyen emek, ekmek ve esnaf dostu yönetime; İstanbullu kardeşlerimizle yeniden buluşturacağız”
“Bu aciz yönetimin izlerini sileceğiz”
Vatandaşların seçimde doğru bir tercih yapacağına inandığını belirten Kurum, “Bugün İstanbul’u yönetenler 5 yıldır bu şehrin insanına bir kabusu yaşatıyorlar. Bu güzel İstanbul’umuzun 571 yıllık kazanımlarından her geçen gün biraz daha kaybediyoruz. Halbuki İstanbul’u yönetmek aşk ister, sevda ister, proje ister, yatırım ister. Biz de bu şuurla; İstanbul’u yeniden medeniyet yürüyüşüne sokacak projelerle; daima insanımızın yanı başındayız. Projeler hazır, yatırım planları hazır, çözümler hazır. Seçim atmosferi çok güçlü bir hal almıştır. Vatandaşımızın ilk günlerde hissettiği bıkkınlık, bezmiştik hali yerini artık umuda ve heyecana bırakmıştır. Vatandaşımız gerçek belediyecilikle CHP belediyeciliğinin farkını 5 yılda çok iyi görmüştür. 31 Mart’ta milletimiz eser siyasetiyle mazeret siyaseti arasında tarihi bir tercih yapacak. Biz bu seçimde ya sağlıksız binalarda deprem korkusuyla beklemeyi ya da kentsel dönüşümle huzur içinde yaşamayı seçeceğiz. Bu seçimde ya 5 yılda 5 bin konut bile dönüştüremeyenleri ya da asrın felaketinde 3 ayda 180 bin konutun temelini atanları seçeceğiz. ya milletin kaynaklarını çarçur edenleri ya da bizim gibi İstanbul’a her alanda 350 milyar lira yatırım yapanları seçeceğiz. Bu seçimde ya İstanbul’un bütçesini kendi için harcayanları, ya da kenti ve Bağcılar için harcayanları seçeceğiz. Ben inanıyorum ki İstanbullular 5 yıldır çektikleri çileyi de göz önünde bulundurarak hizmetin ve eserin adresi olan AK Parti’mizi ve Cumhur İttifakı’mızı seçecektir. Son 5 yılda esnafın derdiyle dertlenmeyen, millet adına tek bir adımı olmayan bu aciz yönetimin izlerini sileceğiz” ifadelerine yer verdi. – İSTANBUL
]]>Evde ekşi mayalı antik ekmek üreten Kavak, tarhana, erişte, marmelat, simit, cevizli sucuk, menengiç kahvesi, kuşburnu marmeladı ve gülhatmi reçeli gibi birçok gıdayı kendisi üretiyor
ÇORUM – Çorum’un Osmancık ilçesinde yaşayan İsmail Kavak, doğadan topladığı ve organik olarak temin ettiği meyvelerden çeşit çeşit sirke yapıyor.
Osmancık İlçesi Koyun Baba Mahallesi’nde yaşayan İsmail Kavak, doğadan topladığı alıç başta olmak üzere, organik olarak temin ettiği elma, ayva, armut, nar, mandalina ve birçok meyvenin sirkesini yapıyor.
İsmail Kavak, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının başlangıcında virüse karşı önlem almak için ailesiyle birlikte gıda tüketim alışkanlıklarını değiştirdiğini belirterek fermente ve ekşi mayalı ürünler hakkında araştırmalar yaptığını söyledi.
Ağırlıklı olarak annesinin tariflerini kullanan Kavak, sağlıklı beslenmek için doğanın nimetlerinden de faydalandığını belirterek; “Ekşi maya ekmek ve fermente ürünler hakkında araştırmalar ve çalışmalar yaptım. Bilimsel olarak sirke nasıl yapılır bunların araştırmasına girdim. İlk yaptığım alıç sirkesiydi. Sonra sirkelerin en zoru olan hünnap ve vişne sirkesi yaptım. Bu sezon ise fermente olarak yapımına başladığım sirkeler, ayva, elma, armut, nar ve mandalina. Steril ve hijyen gibi kurallara uyulması gereken değerle sirkelerdir.
Her gün sirkeleri kontrol etmek gerekiyor. Parafensin, tanıdığımız üreticiden ilaçsız olarak yetişen meyvelerden sirkeler yapmamız gerekiyor. Bir numara diyebileceğimiz nar sirkesidir. Doktorlar ve bu işin doğal gıda uzmanları nar sirkesini özellikle ön plana çıkarmaktalar. Tansiyon ve şeker hastalıklarında tedavide etken olduğu ispat edilmiştir. Bu ürünleri kullanırken de doktorumuza danışmalıyız. Sirke oluşumu 8 ila 12 hafta arasında gerçekleşir. Temiz şişelerde karanlık serin bir ortamda durması gerekiyor. “dedi.
‘Antik ekmek yapıyor’
32 yıl kamuda görev yaptıktan sonra emekliye ayrılan Kavak, ekşi mayalı antik ekmek yaptığını da belirterek; “Eski medeniyetler özellikle Hititliler ekmek konusunda çok ilerideydi. Ekmek yapımı da kutsallık arz ediyordu.
10 çeşit atalık buğdayda yaklaşık 70 tane mineral ve protein var. Buda vücudumuzun daha aktif ve bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Antik ekmekte 10 çeşit atalık taş değirmen buğdayı var. Bunlar ilaç ve kimyasal gübre katılmamış, bin rakımlı dağlık alanlarda yetiştirilip taş değirmene götürülen buğdaylarımız.
Ekmek yapımında kullandığım unlar Osmancık Sarılan Köyünde yetişen çavdar, üveyik ve siyez, Karakılçık, Kars Kavılca, Kızılbuğday. Dünyada genetiği değişmemiş en eski 3 çeşit buğdaydan birisi Kızılbuğday, siyez ve kavılca. Bu buğdaylar yüksek rakımlı yerlerde yetişir, kalın kabuk yapısı ve yoğun lif dokusu vardır. Mineral ve protein açısından da çok değerli bir hale gelmiştir. Köse buğday, Sunter, Bezosta da atalık buğdaylar. Sunter ve Bezosta Rus atalık buğdayladır. Antik ekmekler, Asur, Babil, Mısır gibi bin, iki bin yıl öncesinde eski uygarlıkların tükettiği ekmeklerdir.
Deneme yanılma yolu ile tükettiği gıdaları üretmeye başlayan İsmail Kavak bugüne kadar, tarhana, erişte, alıç sirkesi ve marmeladı, elma, nar, armut, ayva, mandalina gibi çeşitli meyvelerden sirke, zerdeçallı, yumurtalı, sebzeli makarna, cevizli sucuk, ekşi maya ekmek, gresini, simit, menengiç kahvesi, kuşburnu marmeladı, gülhatmi reçeli gibi birçok gıdayı kendisinin yaptığını ve ailecek tükettiklerini sözlerine ekledi.
]]>Osmancık ilçesi Koyun Baba Mahallesi’nde yaşayan İsmail Kavak, doğadan topladığı alıç başta olmak üzere, organik olarak temin ettiği elma, ayva, armut, nar, mandalina ve birçok meyvenin sirkesini yapıyor.
İsmail Kavak, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının başlangıcında virüse karşı önlem almak için ailesiyle birlikte gıda tüketim alışkanlıklarını değiştirdiğini belirterek fermente ve ekşi mayalı ürünler hakkında araştırmalar yaptığını söyledi.
Ağırlıklı olarak annesinin tariflerini kullanan Kavak, sağlıklı beslenmek için doğanın nimetlerinden de faydalandığını belirterek; “Ekşi maya ekmek ve fermente ürünler hakkında araştırmalar ve çalışmalar yaptım. Bilimsel olarak sirke nasıl yapılır bunların araştırmasına girdim. İlk yaptığım alıç sirkesiydi. Sonra sirkelerin en zoru olan hünnap ve vişne sirkesi yaptım. Bu sezon ise fermente olarak yapımına başladığım sirkeler, ayva, elma, armut, nar ve mandalina. Steril ve hijyen gibi kurallara uyulması gereken değerle sirkelerdir.
Her gün sirkeleri kontrol etmek gerekiyor. Parafensin, tanıdığımız üreticiden ilaçsız olarak yetişen meyvelerden sirkeler yapmamız gerekiyor. Bir numara diyebileceğimiz nar sirkesidir. Doktorlar ve bu işin doğal gıda uzmanları nar sirkesini özellikle ön plana çıkarmaktalar. Tansiyon ve şeker hastalıklarında tedavide etken olduğu ispat edilmiştir. Bu ürünleri kullanırken de doktorumuza danışmalıyız. Sirke oluşumu 8 ila 12 hafta arasında gerçekleşir. Temiz şişelerde karanlık serin bir ortamda durması gerekiyor. “dedi.
‘Antik ekmek yapıyor’
32 yıl kamuda görev yaptıktan sonra emekliye ayrılan Kavak, ekşi mayalı antik ekmek yaptığını da belirterek; “Eski medeniyetler özellikle Hititliler ekmek konusunda çok ilerideydi. Ekmek yapımı da kutsallık arz ediyordu.
10 çeşit atalık buğdayda yaklaşık 70 tane mineral ve protein var. Buda vücudumuzun daha aktif ve bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Antik ekmekte 10 çeşit atalık taş değirmen buğdayı var. Bunlar ilaç ve kimyasal gübre katılmamış, bin rakımlı dağlık alanlarda yetiştirilip taş değirmene götürülen buğdaylarımız.
Ekmek yapımında kullandığım unlar Osmancık Sarılan köyünde yetişen çavdar, üveyik ve siyez, Karakılçık, Kars Kavılca, Kızılbuğday. Dünyada genetiği değişmemiş en eski 3 çeşit buğdaydan birisi Kızılbuğday, siyez ve kavılca. Bu buğdaylar yüksek rakımlı yerlerde yetişir, kalın kabuk yapısı ve yoğun lif dokusu vardır. Mineral ve protein açısından da çok değerli bir hale gelmiştir. Köse buğday, Sunter, Bezosta da atalık buğdaylar. Sunter ve Bezosta Rus atalık buğdayladır. Antik ekmekler, Asur, Babil, Mısır gibi bin, iki bin yıl öncesinde eski uygarlıkların tükettiği ekmeklerdir.
Deneme yanılma yolu ile tükettiği gıdaları üretmeye başlayan İsmail Kavak bugüne kadar, tarhana, erişte, alıç sirkesi ve marmeladı, elma, nar, armut, ayva, mandalina gibi çeşitli meyvelerden sirke, zerdeçallı, yumurtalı, sebzeli makarna, cevizli sucuk, ekşi maya ekmek, gresini, simit, menengiç kahvesi, kuşburnu marmeladı, gülhatmi reçeli gibi birçok gıdayı kendisinin yaptığını ve ailecek tükettiklerini sözlerine ekledi. – ÇORUM
]]>ERKAN KARACA
Çorum Saat Kulesi yanında toplanan bir grup davulcu, Ramazan ayında sahur davulcularının valilik izniyle kaldırıldığını söyleyerek karara tepki gösterdi. Davulcular adına açıklama yapan Murat Işık, “150 yıldır Çorum’da Ramazan davulu yaşatılıyor fakat son 3 yıldır bize davul çaldırılmıyor ve şu anda da Valilik kararıyla Ramazan davulunun kaldırıldığı söyleniyor. Şikayet olduğu söyleniyor fakat biz vali beyden bizim sesimizi duymasını istiyoruz. Geleneğimiz, göreneğimiz bu bizim” dedi.
Çorum’da davulculuk yapan ve Ramazan ayında sahura vatandaşları davulla kaldıran davulcular, iki yıldır önce pandemi ardından deprem felaketi nedeniyle çalamadıkları sahur davulunu bu yıl çalmak istiyorlar. Saat Kulesi yanında toplanan davulcular adına konuşma yapan Murat Işık, “81 vilayette ramazan davulu çalınıyor ancak Çorum’da bir türlü davul çalınamıyor. Bir sene pandemiyi bahane ettiler, bir sene depremi bahane ettiler. Bu sene de temelli kaldırdıklarını söylediler. Şöyle bir durum söz konusu; burada insanlar ekmek yiyor. Ekmeklerini kaldırmak çok kötü bir şey yani emek hırsızlığıdır” diye konuştu.
“150 YILLIK RAMAZAN DAVULU GELENEĞİ YAŞATILSIN”
Murat Işık, şunları söyledi:
“15 yıldır, davulculuk, zurnacılık efendime söyleyeyim müzisyenlikle ekmeğimizi evimize götürüyoruz. Şimdi Ramazan davulu ile ilgili buradayız. 150 yıldır Çorum’da Ramazan davulu yaşatılıyor fakat son 3 yıldır bize davul çaldırılmıyor ve şu anda da Valilik kararıyla Ramazan davulunun kaldırıldığı söyleniyor. Şikayet olduğu söyleniyor fakat biz vali beyden bizim sesimizi duymasını istiyoruz. Geleneğimiz, göreneğimiz bu bizim. Hani sürdürmemiz lazım. Sonuçta bir kültürü, bir toplumu devam ettiren şey geleneği göreneğidir. Şimdi biz bu geleneği göreneği devam ettirmek istiyoruz ama şu anda bizim Ramazan davulumuz kaldırıldı. 48 tane arkadaşım evine ekmek götürüyor. 48- 49 kişiyiz yani biz insanlardan para topluyoruz. Vatandaştan zorla para almıyoruz. Şöyle bir durum var, hani gidiyoruz, ‘hayırlı Ramazanlar’ diyoruz. Veren de oluyor vermeyen de oluyor fakat biz şunu şöyle söyleyelim bizim insanlarımız 48 kişi Ramazan’da 3-5 kuruş para toplayacak ve çoluğuna çocuğuna bir ekmek alacak diyelim, işte bir bayramlık alacak diyelim. Zaten amacımız bu. İnsanlardan zaten kimse davula kalkmıyor biz bunu biliyoruz ama bu bir gelenek olduğu için sürdürüyoruz.
“RAMAZAN DAVULUNDAN ŞİKAYETÇİ OLANLARI BİLİYORUZ”
Biz şöyle söyleyelim tüm yetkililerimize sesleniyoruz, rica ediyoruz tamam şikayet varmış bunu da biliyoruz. Şikayet olan yerleri de biliyoruz zaten. Hani bazı yüksek mevkideki insanlar, bazı yerler ama şöyle baktığımız zaman ben bu Buhara’da oturuyorum. Buhara’da Ramazan davulu çalıyorum. Kimisi Mimarsinan’da çalıyor. Hepimiz bir sokakta çalıyoruz. Zaten topluma baktığımız zaman kesinlikle Ramazan davuluna yüzde 80 katılım var. Ramazan davulu istiyor insanlar hatta zurna da istiyorlar ama biz maalesef zurna çalmıyoruz tek davul şeklinde geziyoruz. Ricamız şudur; bizim sesimiz duyulsun artık. Bizim insanlarımız zaten 3-5 kuruş bir ekmek parası için çalışıyor. Ramazan’da dediğim gibi çocuğuna çoluğuna bir bayramlık alacak arkadaşlarımız. Valimizin sesimizi duymasını istiyoruz. 81 vilayette ramazan davulu çalınıyor ancak Çorum’da bir türlü davul çalınamıyor. Bir sene pandemiyi bahane ettiler, bir sene depremi bahane ettiler. Bu sene de temelli kaldırdıklarını söylediler. Şöyle bir durum söz konusu; burada insanlar ekmek yiyor. Ekmeklerini kaldırmak çok kötü bir şey yani emek hırsızlığıdır. Lütfen diyoruz sesimizin duyulmasını istiyoruz. Artık gereğinin yapılmasını istiyoruz.”
]]>Türkiye Fırıncılar Federasyonu Başkanı Halil İbrahim Balcı, Ramazan ayı boyunca satılacak ramazan pidesi fiyatlarını açıkladı. Balcı, Federasyonun Genel Merkezinde yaptığı konuşmada Türkiye genelinde iller bazında uygulanması düşünülen Ramazan pidesi ve ekmek fiyatlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Balcı ülke genelinde pidenin kilogram fiyatının 60 lira geçemeyeceğini dile getirirken geçen yıl Türkiye’de pidenin kilogram fiyatının azami 33 buçuk lira olduğunu ifade etti.
“Türkiye’nin hiçbir yerinde pidenin kilogram fiyatı 60 liranın üzerinde olmayacak”
Balcı geçen yıl un fiyatının 360 lira seviyesinde olduğunu bu yıl ise 800 lira bandında çıktığını hatırlatarak, “Undaki artışın yüzde 110 olduğunu görüyoruz. Geçen sene tüm Türkiye’de uygulanan tek pide fiyatı ise 33 buçuk lira. Bu sene odalarımızla yapmış olduğumuz genelge ve görüşmeler neticesinde azami kilogram fiyatı 60 lira olacak. Dolayısıyla geçen sene 33 buçuk lira olan pide fiyatı bu sene 60 lira olarak uyguladığımızda yüzde 80 artış olduğunu görüyoruz. Giderlerimize baktığımızda yüzde 100’ün üzerinde bir artış varken yüzde 80 artışın vatandaşlarımızın da makul karşılayacağını ümit ediyorum. Ankara ilinde 250 gram Ramazan pidesi 15 liradan satılacak. Yine Antalya’da 250 gram pide 15 lira. İstanbul’da da 250 gram pide 15 lira. Fakat her ilçede ve her ilde odalarımız kendi maliyet hesabını yaparak ilgili olan esnaf odaları birliğinden fiyat alacak. Dolayısıyla o coğrafi yapıya göre vatandaşımızın arzusuna göre değişik gram ve fiyatlarla pide üretilecektir. Ama Türkiye’de hiçbir yerinde kilogramı 60 liranın üzerinde olmayacak. İstanbul’da bir yerde veya herhangi bir işletmede 250 gram 15 liraya satılırken aynı şekilde iki 330 gram pide 20 liradan satılabilecek. Geçen senenin oranlarına baktığımızda aradaki farkın yüzde 80 olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.
2002 yılında asgari ücret alan biri 920 adet ekmek alınırken 2024 yılında bu sayı 2 bin 125
Ekmek fiyatlarını da değerlendiren Balcı, “2023 yılında asgari ücret 8 bin 506 lira 6 kuruş iken 2024 yılında asgari ücret 17 bin 2 lira olmasıyla birlikte asgari ücrette yüzde 100 artış olduğunu görüyoruz. Aynı şekilde un fiyatı 380 liradan 700 lira bandına geldiğinde yüzde 84 bir artış var un fiyatında. İşletme giderlerimiz 4 bin 500 lirayken 7 bin lira bandına geldiğinde yüzde 55 bir artış söz konusu. 2023 yılında ekmeğin kilogram fiyatı 35 buçuk lirayken 2024 yılında ekmeğin ocak ayında kilogram fiyatı 40 lira. Ekmekteki artışında yüzde 14 ile sınırlı kaldığını görüyoruz. Bütün bunları değerlendirdiğimizde bakacak olursak 2002 yılında asgari ücret 184 lirayken bir kilogram ekmek 1 liraymış. Yani 184 kilo ekmek alıyorsunuz. Bu da 200 gram üzerinden 920 adet ekmek yapıyor. 2002 yılında asgari ücret alan vatandaşımız aldığı asgari ücretle 920 adet ekmek alıyor. 2024 yılında asgari ücretin 17 bin 2 lira olduğunu düşünecek olursak, ekmeğin kilogramı 40 lira olduğunda 425 kilogram ekmek alınıyor. 200 gram üzerinden baktığımızda 2 bin 125 adet ekmek almış oluyoruz. Yani 2002 yılında 920 adet ekmek alınırken asgari ücretle, bugünkü asgari ücretle 2 bin 125 adet ekmek almış oluyoruz. Aradaki ekmek farkı da bin 205. Dolayısıyla burada ekmek fiyatının çok makul olduğunu görmek mümkün” diye konuştu. – ANKARA
]]>