Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Konya Çevre Yolu 2. Kesimi” açılış töreninde konuştu.
Göreve geldikleri günden beri eser ve hizmet siyasetiyle Konya’ya ve Konyalılara layık olmak için gece gündüz çalıştıklarını belirten Erdoğan, “Üretimin, istihdamın ve ihracatın artırılması, şehrin dengeli şekilde kalkınması için tüm imkanlarımızı seferber etmiş durumdayız.” ifadesini kullandı.
Hem Konya’ya hem de bölgeye ekonomik, ticari ve tarımsal olarak katkı yapacak projelerine, yatırımlarına ve hizmetlerine her gün bir yenisini eklediklerini söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti:
“Doğu-batı ve kuzey-güney istikametindeki ulaşım ağlarının adeta kavşak noktası olan Konya’nın, kara, demir ve hava yolu ulaşımının geliştirilmesi, temel önceliklerimizden biridir. Şu rakamı özellikle dikkatinizi çekiyorum, bugüne kadar ulaştırma alanında Konya’ya güncel rakamla 146,7 milyar liralık kamu yatırımı yaptık. Şehrimizi kuzeyde Ankara ve Eskişehir’e, batıda Isparta, Afyonkarahisar ve oradan İzmir’e, doğuda Aksaray, Niğde ve oradan Kayseri’ye, güneyde ise Antalya, Karaman ve Mersin’e bölünmüş yollarla bağladık. Ülkemizin en yüksek ayaklı ve en uzun dengeli konsol köprüsü olan Eğiste-Hadimi Viyadüğü’nü inşa ederek Konya’nın Akdeniz ve İç Anadolu Bölgesi’ne kesintisiz, konforlu ve güvenli ulaşımını temin ettik.
Şurası da çok önemlidir, Konya’mızın 2002’de 167 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğunu 22 yıl içinde tam 1286 kilometreye çıkardık. Bitümlü sıcak karışım kaplamalı yol ağı ise 97 kilometreden 1296 kilometreye yükseldi. Yollarımızı daha güvenli, daha modern yapıya kavuşturduk. Konya-Ankara Yolu’nu, Konya-Akşehir-Afyonkarahisar Yolu’nu, Konya-Aksaray Yolu’nu, Konya-Karaman Yolu’nu, Konya-Belören-Hadim Yolu’nu şehrimizin istifadesine sunduk. Konya’yı Akdeniz’e en kestirme yoldan bağlayan 5 kilometre uzunluğundaki Demirkapı Tüneli’ni hizmete açtık.”
“Konya Çevre Yolu, şehrimize kazandırdığımız en önemli yatırımların başında geliyor”
Alacabel Tüneli ve bağlantı yolları ile Akşehir- Yunak Yolu, Taşkent- Balcılar Yolu, Ereğli-Halkapınar-İvriz Yolu ve Seydişehir- Bozkır Yolu gibi 11 ayrı kara yolu projesinin çalışmalarının da devam ettiğini bildiren Erdoğan, “İnşallah bu projeleri de yakın zamanda nihayete erdirecek ve Konyalı kardeşlerimizle birlikte bölgenin tüm şehirlerinin emrine vereceğiz.” dedi.
Konya’nın şehir içi ve şehirler arası ulaşımdaki merkezi konumunu güçlendirecek, tarım, ticaret ve sanayi birikimini çok daha üst seviyelere taşıyacak kara yolu yatırımlarını sürdürdüklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İlk kısmı 22, ikinci kısmı 46, üçüncü kısmı ise 54 kilometre olmak üzere 122 kilometre uzunluğundaki Konya Çevre Yolu, şehrimize kazandırdığımız en önemli yatırımların başında geliyor. Projeyle Konya’nın transit trafik yükünü çevre yoluna aktaracak, şehir içinde kalan eski çevre yolundaki trafik yoğunluğunu azaltacağız.” bilgisini paylaştı.
“Yıllık 6 milyar lira tasarruf edeceğiz”
Ülkenin turizm ve ticaret merkezlerine hızlı ve güvenli trafik akışını sağlayacak, Konya’nın ulaşım imkanlarını çeşitlendirmiş olacaklarını bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:
“Böylelikle şehrimizin ekonomik, sosyal ve ticari gelişimine de kayda değer katkılar yapacağız. Projemizin birinci kısmını, 2020’de tamamlayarak trafiğe açmıştık. Bugün ise ikinci kısmın Afyonkarahisar ve Aksaray aksındaki 30 kilometrelik kesimini ulaşıma açıyor, hizmete sunuyoruz. 3 köprü, 3 köprülü kavşak, 1 viyadük, 18 alt geçit ve 57 menfezin yer aldığı bu kesime tam 44 bin fidan diktik. İkinci kısmın geriye kalan 16 kilometrelik bölümü yani Aksaray- Adana aksı arasındaki 16 kilometrelik kesiminde çalışmalar devam ediyor. İnşallah yakın zamanda onu da tamamlıyoruz.
Bugün hizmete verdiğimiz Afyonkarahisar-Aksaray arasındaki 30 kilometrelik kesim ile mevcut yol üzerinden 40 kilometre katedilerek sağlanan ulaşımı 10 kilometre kısaltmış oluyoruz. Aynı şekilde seyahat süresini 49 dakikadan 17 dakikaya düşürüyoruz. Böylece zamandan 4,6 milyar, akaryakıttan 1,4 milyar olmak üzere yıllık toplam 6 milyar lira tasarruf edeceğiz. Çevreye zararlı karbon emisyonunu tam 81 bin 400 ton azaltıyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının sonunda çevre yolunun yapımında emeği geçenleri tebrik etti.
Notlar
Törene, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Ticaret BakanıÖmer Bolat, AK Parti genel başkan yardımcıları ve milletvekilleri ile Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ve diğer ilgililer katıldı.
Bakan Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir tablo hediye etti. Konya Müftüsü Ali Öge’nin yaptığı duanın ardından yolun açılış kurdelesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve protokoldekiler tarafından kesildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bafra Mehmet Yıldız HEM Müdürü Hacı Avcı, AA muhabirine, açtıkları kurslarda kasım ayından bu yana yaklaşık 1500 kişinin eğitim aldığını söyledi.
Halen 62 alandaki 94 kursun sürdüğünü belirten Avcı, gelecek yıl da kurslarını artırarak sürdüreceklerini dile getirdi.
Kurslara katılımcıların hobi veya meslek edinme amacıyla geldiğine işaret eden Avcı, “Bunun yanı sıra insanlar burada sosyalleşiyor, mesleğini öğreniyor, sosyal çevreleri oluyor. Halk eğitimi kurslarımızın ana teması da budur. Halk eğitimi merkezlerinin sloganı vardır, her zaman, her yerde, herkes için eğitim için varız.” ifadesini kullandı.
Halk eğitimi merkezinde usta öğreticilik yapan Züleyha Çetinkaya da jel mum kursunu hem kadınların boş zamanlarını değerlendirmesi hem de ev ekonomilerine katkıda bulunmaları amacıyla açtıklarını anlattı.
Jel mumu yapımının öğrenilmesi için bir aylık sürenin yeterli olduğunu vurgulayan Çetinkaya, “9 kursiyerimiz her gün geliyor. Ev ekonomisine çok güzel katkısı var. Arkadaşlar nişan, düğün gibi organizasyonlar için çalışmalar yapıyor. Arkadaşlarımızın hepsi sertifikalarını alacak. İleride belki usta öğretici de olacaklar.” diye konuştu.
Kursiyerlere sosyal medya üzerinden ya da organizasyon şirketlerine nasıl satış yapabilecekleri konusunda yol gösterdiğini aktaran Çetinkaya, “Çok güzel kazançları oluyor arkadaşların. Bu da psikolojik olarak kadınlarımıza rahatlık veriyor. İkincisi, maddi olarak evlerine katkı sağlıyorlar. Kadınlarımız mutlaka kurslarımıza katılsın.” diye konuştu.
Kursiyerlerden öğrencisi Esra Yavuz ise kursa 2,5 ay önce babasının vefatının ardından başladığını belirterek, “Boya ya da mum yaparken farklı bir ortama giriyorsunuz. Şu anda kavanoz kapaklarını boyuyorum, bunlardan nazar boncuğu yapacağız. Böylece hem atık malzemeleri değerlendiriyoruz hem de kendimize güzel bir dünya yaratmış oluyoruz. Bunları da satışa sunduğumuzda da gelir elde ediyoruz. Dünyasını değiştirmek isteyen bayanlarımızın bu tür kurslara katılmalarını tavsiye ediyorum.” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Karabük Üniversitesinin uzman akademisyenleri tarafından yürütülen kapsamlı çalışma, Ostim Teknik Üniversitesinin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasını destekleyen önemli stratejik çıktılar sundu.
Çalışma bünyesinde, Ostim Teknik Üniversitesinin 2023 yılı emisyon envanteri detaylı bir şekilde analiz edilerek mevcut emisyon kaynakları belirlendi. Ayrıca, emisyonların azaltılmasına yönelik stratejik öneriler geliştirildi. Bu rapor, Ostim Teknik Üniversitesinin çevresel sorumluluklarını yerine getirme çabalarına önemli bir katkı sunarken, sürdürülebilirlik politikalarının uygulanmasında da rehber niteliği taşıyor.
Karabük Üniversitesi Demir Çelik Enstitüsünde görevli öğretim üyeleri tarafından hazırlanan rapor, Ostim Teknik Üniversitesinin çevresel sorumluluklarını yerine getirme çabalarına önemli bir katkı sunmayı hedefliyor. Raporda, enerji tasarrufundan yenilenebilir enerji kullanımına, atık yönetiminden çevre bilincini artırıcı eğitim programlarına kadar birçok öneri yer almaktadır.
Karabük Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Kırışık, “Karabük Üniversitesi olarak, Ostim Teknik Üniversitesi ile birlikte yürütülen bu başarılı çalışmanın, ileride gerçekleştirilecek benzer iş birlikleri için örnek teşkil edeceğini ümit ediyorum. Karabük Üniversitesi, uzmanlık alanlarında gerçekleştirdiği projelerle çevre, enerji ve sürdürülebilirlik alanlarında liderliğini sürdürmeye devam edecektir.” şeklinde konuştu. – KARABÜK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye-MentorX’in kurucusu ve e-ticaret uzmanı Emre Koca, Denizli Ticaret Odası’nda düzenlenen konferansta, Türkiye e-ticaret sektöründe faaliyet gösteren firmaların sürdürülebilir büyüme ve karlılık mücadelelerini ele aldı. Koca, firmaların rekabetçi kalmalarını sağlamak ve pazar rekabeti ile tüketici tercihleri hakkında daha iyi bilgi sahibi olmalarını teşvik etmek adına detaylı satış stratejileri ve trend analizlerinin önemine dikkat çekti. Firmaların, ürünlerini çevrimiçi pazaryerlerinde daha çekici hale getirmek, reklam ve promosyon araçlarını etkili bir şekilde kullanmak, satış performansını sürekli izleyerek optimize etmek gibi konulara da değinen Koca, yasal ve lojistik süreçlerin etkin yönetiminin yanı sıra rekabetçi fiyatlandırma stratejilerinin belirlenmesinin ve marka bilinirliğinin artırılmasının müşteri memnuniyetini sağlamada kritik rol oynayacağını belirtti.
Yurt dışı pazarlarda başarılı olabilmek için sektörde neyin satıldığını ve tüketici tercihlerinin ne yönde olduğunu anlamaya yönelik stratejik pazar araştırmalarının önemine dikkat çeken Koca, Türk e-ticaret firmalarının global pazarlara entegrasyonunu kolaylaştıracak altyapı yatırımları ve teknolojik dönüşümlerle desteklenmesi gerektiğini söyleyerek, “Firmalarımızın karşılaştığı zorlukları aşarak uluslararası arenada rekabet edebilir hale gelmeleri için gerekli her türlü desteği sağlamaya hazırız” dedi. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, sürdürülebilir bir gelecek için teknoloji alanındaki birikimini hayatın tüm alanlarına yansıtan Türk Telekom, çevresel ve sosyal alanlarda öncü adımlar atıyor. Stratejik yatırım planları ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda şirket, karbon ayak izini azaltma, iklim riski yönetimine katkı sağlama ve finansal değer yaratma amacıyla yenilenebilir enerji yatırımlarına devam ediyor.
Bu kapsamda, Sivas Zara GES kurulumu için TEİAŞ ile elektrik iletim bağlantı anlaşması imzalayan Türk Telekom, buranın temelini 2025’in ilk aylarında atmaya hazırlanıyor. Yenilikçi teknoloji ve çevre dostu yaklaşımıyla öne çıkan bu GES yatırımı, Türkiye’nin en yüksek kapasiteli lisanssız tesislerinden biri olacak.
2025 içerisinde tamamlanması beklenen Sivas Zara GES, yıllık 200 milyon kilowatt saate yakın enerji üretimi ile Türkiye’nin en büyük yenilenebilir enerji tesislerinden biri olarak öne çıkacak.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, Türkiye’nin dijital geleceğine yön veren yatırımlarına, hayatın her alanında ve memleketin dört bir yanında devam ettiklerini belirtti.
Yarının dünyasını tasarlayan teknolojilere odaklanırken, sürdürülebilirlik ilkelerini stratejilerinin merkezine yerleştirdiklerine işaret eden Önal, birçok kentte sundukları dijital dönüşüm çözümleriyle ulaşım, enerji, çevre, yaşam, sağlık ve güvenlik gibi alanlarda, trafikten kamu güvenliğine, sulamadan aydınlatmaya kadar geniş bir çerçevede enerji tasarrufu sağlanmasına destek olduklarını aktardı.
Yeşil dönüşüm adına öncü çalışmalar gerçekleştiriyoruz”
Önal, “5G, yapay zeka ve IoT teknolojileriyle akıllı yaşama dair sunduğumuz çözümler sayesinde kaynakların verimli kullanılmasına olanak sağlarken, yeni nesil çevreci iletişim teknolojileri ile güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklara yönelerek, yeşil dönüşüm adına öncü çalışmalar gerçekleştiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
GES yatırımlarıyla karbon ayak izini azaltmayı ve iklim değişiminin sebep olduğu risklerin yönetimine katkıda bulunmayı amaçladıklarına değinen Önal, bu doğrultuda, şirketleri için tahsis edilen toplam 405,8 megawatt elektrik (MWe) GES kurulum kapasitesinin 96 MWe’lik bölümünü kapsayan ölçekte bir tesisi, Sivas Zara’da hayata geçirmeye hazırlandıklarını vurguladı.
Türk Telekom’un mevcut yıllık elektrik tüketiminin yüzde 15’ine karşılık gelen kapasiteye sahip bu projenin, karbon ayak izini azaltarak çevresel sorumluluğa katkı sağlayacağını aktaran Önal, şunları kaydetti:
“Tarafımıza tahsis edilen 405,8 MWe’lik GES kurulum kapasitesinin kalan bölümünü ise önümüzdeki dönemde iki farklı şehirde yapacağımız yatırımlarla tamamlamayı planlıyoruz. Farklı şehirlerde gerçekleştireceğimiz GES yatırımlarımız, ülkemizin enerji bağımsızlığı ve sürdürülebilir bir gelecek yolunda büyük önem taşıyor. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için, geleceği iyileştiren teknoloji anlayışıyla, ülkemizin yarınlarına yatırım yapmaya devam edeceğiz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yangın, Ata Mahallesi 716 sokak üzerinde bulunan iş yerinde gece saatlerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, güvenlik sistemleri üzerine faaliyet gösteren bir iş yerinde henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Yangın kısa sürede büyürken, iş yerinde bulunan yangın ihbar sistemden 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ihbar düştü. İhbar üzerine bölgeye itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi. Kısa sürede olay yerine gelen Aydın Büyükşehir Belediyesiİtfaiye Daire Başkanlığı ekipleri yangına müdahale ederek söndürdü. Yangında iş yerinde maddi hasar meydana geldi.
Yangının çıkış anı anbean kaydedildi
İş yeri sahibi Erdal Çomak sosyal medya hesabı üzerinden yangının çıkış anına ait güvenlik kamera görüntüsü ile birlikte yaptığı paylaşımla Aydın Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı ekiplerine hızlı müdahaleleri için teşekkür ederek, “İşyerimizde çıkan yangın, yangın ihbar sistemimiz ve Aydın İtfaiyesi’nin hızlı müdahalesiyle binayı sarmadan söndürülmüştür. Rabbim beterinden korusun” ifadelerine yer verdi. – AYDIN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Eskişehir’in havacılıkta lider şehir olabilmesi için el birliğiyle kollar sıvandı. Bu meyanda çabalarını sürdüren AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak, geçtiğimiz günlerde Eskişehir heyeti olarak THY Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bolat’ı İstanbul’da ziyaret etmeleri ile ilgili önemli detaylar paylaştı. Eskişehir’in geleceği için hayalleri olduğunu belirten ve bu kapsamda atılacak her adımın siyaset üstü olduğunu vurgulayan İl Başkanı Gürhan Albayrak, “Eskişehir için hayallerimiz var bizim. Birlikte olduğumuzda her yol açılır. İlerleyen günlerde bu birliktelik inşallah daha da güçlenecek. Eskişehir’in geleceği adına; Valimiz, Milletvekillerimiz, TEI Genel Müdürümüz, ESTÜ Rektörümüz, ESO ve ETO Başkanlarımız ile birlikte THY Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bolat’ı ve THY Genel Müdür Yardımcısı Levent Konukçu’yu ziyaret ettik. Eskişehir için güç birliği oluşturduğumuz ziyarette, başkanımıza Eskişehir’in havacılık potansiyeli bakımından öneminden bahsettik. Akabinde, kıymetli hazirün ile birlikte Eskişehir’in THY’nin gelecek vizyonuna nasıl doğrudan katkı sağlayabileceğine dair görüş alışverişinde bulunduk” dedi.
“Pilotların yetişmesi adına THY ile ESTÜ iş birliğinde uçuş okulu kazandırılması için çalışmalar başlıyor”
Türk Hava Yolları’nın Eskişehir’de yatırım yapacağı projelerin detaylandırılacağı çalışma gruplarının kurulduğunu belirten Albayrak, “Toplantı neticesinde THY Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bolat, Eskişehir’in kendileri için önemli olduğunu ve yatırım yapmak için değerlendireceklerini ifade etti. Türk Hava Yolları’nın Eskişehir yatırımlarını şekillendirmek ve projeleri detaylandırmak için ivedi şekilde çalışma grupları oluşturulmasına karar verildi. Ayrıca, şehrimizde THY’nin ihtiyacı olan pilotların yetişmesi adına THY ile ESTÜ iş birliğinde uçuş okulu kazandırılması için de çalışmalar başlıyor. Şehrimiz adına ne mutlu. Güzel Eskişehir’imiz havacılık alanında parmakla gösterilen bir il olacak inşallah” diye konuştu.
“TEI, yatırımlar hususunda kilit rol oynayacak”
Şehir için yapılacak önemli projelerde TEI’nin de büyük rol oynadığını belirten İl Başkanı Albayrak, “Şehrimizin güzide değeri TEI, yatırımlar hususunda kilit rol oynayacak. TEI, 1’inci Hava Bakım Fabrika Müdürlüğü, diğer havacılık firmaları ve Eskişehir Havacılık Kümelenmesi gibi güçlü kurumlarla Türkiye’nin en kapsamlı uçak motor bakım altyapısına ve ekosistemine şehrimizden erişim sağlanacak. TEI’nin sahip olduğu turbofan motor test, üretim ve tamir kabiliyetleri ve modern altyapısı Türk Hava Yolları’nın yatırım maliyetlerini düşürecek ve operasyonlarını kolaylaştıracak. TEI’nin test altyapısının yanında, uçak motorları için mevcut imalat, montaj, bakım, tamir kabiliyetleri ve sahip olduğu sivil havacılık sertifikaları ile THY’nin diğer ihtiyaçları da rahatlıkla karşılanabilecek” dedi.
“Hasan Polatkan Havalimanı için yeni bir dönem başlıyor”
Türk Hava Yolları’nın seferlerinde Eskişehir’in de önemli bir konumda yer aldığını belirten AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak, “Ziyarette, Eskişehir’e Türk Hava Yolları seferlerinin de ileride artırılması gerektiğini kıymetli hazirün ile birlikte belirttik. Halihazırda THY, Eskişehir- Brüksel arasında charter uçuşları gerçekleştiriyor. Bunun yanında diğer firmaların da aynı güzergahta seferler düzenlediği ve artan talep nedeniyle uçuş seferlerinin arttırıldığı ifade edildi. Bununla birlikte THY’nin hali hazırda yayınladığı Frig vadisine yönelik reklam kampanyalarında da Eskişehir tanıtılıyor. Bu kampanyalar ve yeni uçuş güzergahları hem turizm hem de ticaret açısından şehre büyük bir ivme kazandıracağı düşünülüyor. Şehrimizin ekonomik ve sosyal kalkınmasına önemli bir katkı sağlayacak bu gelişmeler, Eskişehir halkımız için tarihi bir dönüm noktası olacaktır. Eskişehir için hayallerimiz var bizim. Durmak yok, Eskişehir için gayret göstermeye devam” ifadelerini kullandı.
Gerçekleştirilen ziyaret; Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, THY Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bolat ve ekibi, AK Parti Eskişehir Milletvekilleri Fatih Dönmez ve Nebi Hatipoğlu, AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak, Eskişehir Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Özcan, TEI Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut F. Akşit, ETO Başkanı Metin Güler ve Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş’ın günün anısına çektirdikleri fotoğrafla sona erdi. – ESKİŞEHİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SANKON Genel Sekreteri Koray Eken, Suriye’de yıllardır devam eden iç savaşın sona ermesini ve Beşar Esad rejiminin yıkılmasını büyük bir memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, “Suriye halkının gerçekleştirdiği devrimi ve başarısını en güçlü duygularımızla destekliyoruz.” dedi.
SANKON’un Türkiye’de 81 il ve Birleşmiş Milletlere üye 193 devletin başkentlerinde temsilcilikleri bulunan önemli bir STK olduğunu ifade eden Genel Sekreter Eken, her sektörde faaliyet gösteren ve dünya genelinde 25 binden fazla üyelerinin bulunduğunu söyledi.
Eken, SANKON’a üye şirketlerin girişimleriyle Suriye’nin yeni yöneticileriyle birlikte modern, çağdaş ve özgür bir Suriye inşa etmek için hazır olduklarını ifade etti. Eken, inşaat, altyapı, enerji, teknoloji ve sağlık gibi öncelikli projeler için SANKON üyelerinin proje çalışmalarına başladığını aktardı.
SANKON Genel Sekreteri Eken, Genel Başkan Ferudun Cevahiroğlu’nun öncülüğünde, 2025 Ocak ayında Türkiye ile Suriye arasında ekonomik ticaret ilişkilerini geliştirmek amacıyla, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin bilgisi dahilinde bir grup iş insanıyla Şam’a ziyaret gerçekleştireceklerini açıkladı. Eken, bu ziyaretin, iki ülke arasındaki ithalat ve ihracat ilişkilerine önemli katkı sağlaması beklediklerini söyledi. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSTANBUL – Eski Başbakan ve Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım, 21.Yüzyılın Yükselen Değeri ve Gücü: Türk Devletleri Teşkilatı” konferansında yaptığı konuşmada “Cumhurbaşkanımız ’21. yüzyıl Türkiye yüzyılı olacak’ demişti. Aslında onu daha da genişletebiliriz, 21. yüzyıl Türklerin ve Türk devletlerinin yüzyılı olacaktır” dedi.
İstanbul Üniversitesi’nde ” 21.Yüzyılın Yükselen Değeri ve Gücü: Türk Devletleri Teşkilatı” konferansı düzenlendi. Rektörlük Doktora Salonu’nda düzenlenen konferansa; Eski Başbakan ve Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikaroğlu, rektör yardımcısı Prof.Dr. Gülsüm Ak, Teknopark İstanbul A.Ş Genel Müdürü Prof. Dr. Abdurrahman Akyol, Cumhurbaşkanlığı Marka Ofisi Koordinatörü Nur Özkan Erbay’ın yanı sıra çok sayıda davetli ve öğrenci katıldı. Binali Yıldırım konferansta bir konuşma yaptı.
Türk Devletleri Teşkilatı’na üye ülkelerin birlikteliğinde coğrafi anlamda dünyada büyük bir yapıya ulaştıklarını belirterek sözlerine başlayan Binali Yıldırım, “Arkeolojik kalıntıların var olduğu bir coğrafya, zamanla dünyanın hazinesi haline geldi. Bu coğrafyanın sahibi Türkler. Balkanlardan Moğolistan’a kadar uzanan 8 bin kilometrekarelik tarihi İpek Yolu diye adlandırdığımız ve bugün ‘Orta Koridor’ üzerinde çalıştığımız bu alanda 170 milyon toplam nüfusu olan Türk devletleri var” dedi.
Teşkilatın dışında kalan ülkelerin de baz alınmasıyla dünya üzerinde 300 milyona yakın Türk olduğunu hatırlatan Yıldırım, “300 milyon Türk demek dünya nüfusunun neredeyse yüzde 3’ünden fazla nüfus demek. Dünya gayri safi hasılasının da 1.6’sına sahibiz. 1.6 trilyonu aşan bir milli gelire bu haliyle de dünya sıralamasında Türk devletleri 11. sıraya yükselmiş durumda” diye konuştu.
“21. yüzyıl Türklerin yüzyılı olacaktır”
Önceki yıllarda Türkiye’ye ambargolar uygulandığını belirten Binali Yıldırım, Türkiye zaman içerisinde kendi kaynaklarını oluşturmuştur. Bu beşeri kaynaklar Türkiye’de vardır. Geçmiş tecrübedir, bugün fırsattır, gelecek hayaldir. Cumhurbaşkanımız, ’21. yüzyıl Türkiye yüzyılı olacaktır’ demişti. Aslında onu daha da genişletebiliriz. 21. yüzyıl Türklerin yüzyılı olacaktır. Türklerin yüzyılında da ne akla geliyor? Türk Devletleri Teşkilatı” dedi.
“Teşkilatın amacı, refahı artırıp kültürel bağlarla birleşip küresel güç olmak”
Binali Yıldırım, 2019 yılında kurulan Türk Devletleri Teşkilatı’nın coğrafya olarak çok zengin bir yapıya sahip olmasına rağmen kendi aralarındaki ticaret hacminin düşük olmasına dikkat çekti. Yıldırım, “Üye ülkeler kendi aralarında ticari ve ekonomik anlamda ne yapıyorlar diye baktığımızda burada maalesef büyük ve hayal kırıklığı var. 860 milyar dolar olan ticaret hacminin sadece 42 milyar dolarını yani yaklaşık yüzde 5’ini kendi aramızda yapıyoruz. Bu çok düşük çok düşük bir rakam. Avrupa Birliği ülkelerinin ticaretlerinin yüzde 70’e varan kısmını kendi aralarında yaptığını düşünürsek burada gidecek daha çok yolumuz olduğunu söyleyebiliriz. Yani bu topluluğun ana amaçlarından biri, ekonomik olarak güçlü hale gelmek, ülkelerinde yaşayan insanların zenginliğini arttırmak, refahı arttırmak ve ekonomik güçlükle birlikte tarihi ve kültürel bağlarla birleşip küresel bir güç olmak. Dolayısıyla Türk Devletleri Teşkilatı bugün ekonomik alanda güçlenmesi için daha yapacağı çok şey var. 15 yıllık bir geçmişi var. 15 yıllık geçmişi olan genç bir teşkilat. Avrupa Birliği’nin bile sadece 70 yıldan fazla bir geçmişi var. O bakımdan önümüzde daha uzun yıllar var. 2040 hedefi var. 2053 hedef var, 2071 hedefi var. Bu hedeflere yönelik ortak çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu bakış açısı sadece Türkiye’de değil Türk devletlerinin hepsinde var” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yüksekova’da kadın eliyle yapılan yöresel yemekler yoğun ilgi görüyor. İlçenin faklı noktalarında kadınlar tarafından işletilen restoranlarda, özellikle yöresel yemekler müşterilere sunuluyor. Özellikle şehir dışından gelen müşterilerin ‘keledoş’ başta olmak üzere yöresel yemeklere talebi yüksek oluyor.
Yöresel yemeklerle birlikte müşteri sayılarının arttığını ifade eden Yıldız Dayan isimli işletmeci, “Biz kafede 6 kadın çalışıyoruz. Burada yöresel ev yemeklerini yapıyoruz. Vatandaşların yöresel yemeklere daha çok ilgi gösterdiğini belirteyim. Çünkü insanlar artık standart yemeklerden çıkmak istedi. Biz de kadınların eliyle buna yön verdik ve başardık” dedi. – HAKKARİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Küresel turizm sektörüne yön veren bu prestijli etkinlik, dünya genelinden 700’ü aşkın seçkin turizm profesyonelini bir araya getirerek iş birliği ve yeniliklerin paylaşılmasını sağladı. Bu yılki konferans, Kuzey Amerika turizm pazarındaki en son trendlerin tartışıldığı, inovasyon ve sürdürülebilirliğin öne çıktığı bir platform oldu.
Seyahatte yenilikçi adımlar ve ekonomik göstergeler
USTOA üyelerinin 2024 ekonomik etki araştırmasına göre, yıl boyunca tüm ana ölçütlerde büyüme kaydedildi. 2024 sonunda toplam 24,4 milyar dolara ulaşması beklenen seyahat paket satışları, bir önceki yıla göre yüzde 8,1 oranında artış gösterdi. Ayrıca, hizmet verilen toplam yolcu sayısı yüzde 6,7 artarak 8,4 milyon müşteriye ulaştı. Bu olumlu trendlerin 2025’te de devam edeceği, üyelerin yüzde 73’ünün yüzde 7 ile 10 arasında bir büyüme öngördüğü açıklandı.
Etkinlikte, Türk turizm sektörünü temsil eden ve Türkiye’nin kültürel ve turistik zenginliklerini uluslararası alanda tanıtma misyonunu sürdüren Saladino Travel Genel Müdürü Selahaddin Eyyubi Tezel, bu yıl USTOA konferansına katılan tek Türk tur operatörü olarak dikkat çekti. Tezel, hem Türk turizmini global arenada temsil etmenin gururunu yaşadı hem de sektöre yön veren isimlerle iş birliği fırsatlarını değerlendirdi. Tezel, etkinlik boyunca Kuzey Amerika’nın üst gelir düzeyine sahip turistlerini Türkiye’ye çekmek için geliştirdiği yenilikçi projeleri ve stratejileri paylaştı. Tezel, “USTOA gibi büyük ve etkili bir organizasyonda yer almak, yalnızca Türkiye’nin değil, Türk turizminin geleceği için de büyük bir adımdır. Bu platformda, Türk turizminin global cazibesini artıracak önemli iş birlikleri kurma fırsatı bulduk” dedi.
USTOA 2024 kapsamında Saladino Travel, yeni yapay zeka destekli rezervasyon sistemini ilk kez duyurdu. Sistem, kullanıcıların seyahatlerini daha hızlı, kolay ve kişiselleştirilmiş bir şekilde planlamalarına olanak tanıyor. Selahaddin Eyyubi Tezel, bu sistemin turizmde çığır açacağını belirterek “Seyahat sektörü yapay zeka ile yeni bir döneme giriyor. Bu teknoloji, müşterilerimize benzersiz bir deneyim sunmanın yanı sıra operasyonel verimliliğimizi artıracak. USTOA gibi bir platformda bu projeyi duyurmak, hem Türk turizmi hem de Saladino Travel için önemli bir adımdır” diye konuştu.
Türk turizmine global katkı
USTOA Annual Conference ve Marketplace, yalnızca yeni iş birlikleri kurma açısından değil, aynı zamanda Türk turizminin dünya çapındaki prestijini artırmak için de önemli bir platform oldu. Tezel’in liderliği ve Saladino Travel’ın inovatif projeleri, Türkiye’yi global turizm pazarında daha güçlü bir konuma taşımaya yönelik önemli adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Tezel, Türkiye’nin Kuzey Amerika ve Avrupa pazarlarında daha geniş bir yer edinmesi için uluslararası etkinliklerde yer almanın önemine dikkat çekerek, “2 milyon Amerikalı turist hedefini destekliyoruz. USTOA gibi organizasyonlar, bu hedefi gerçekleştirmek için önemli platformlar sunuyor. Türkiye’nin, turistlerin hem kültürel hem de lüks segmentteki taleplerine cevap veren bir destinasyon olduğunu burada bir kez daha vurgulama fırsatı bulduk” şeklinde konuştu.
Konferansta açıklanan raporlarda, kişiselleştirilmiş seyahat paketlerine olan talebin son iki yılda yüzde 16’ya yükseldiği belirtildi. Bu trendin, Türk turizminin premium segmentteki payını artırmak için önemli bir fırsat sunduğuna dikkat çeken Tezel, “Türkiye, üst gelir grubu turistler için bir cazibe merkezi. Ancak, bu potansiyeli harekete geçirmek için daha yenilikçi ve müşteri odaklı hizmet standartları geliştirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Sürdürülebilirlik teması, konferansın ana başlıklarından biri olarak öne çıktı. USTOA Başkanı Terry Dale, üyelerin yüzde 56’sının sürdürülebilirlik stratejisi oluşturduğunu belirterek, bu çabanın iklim değişikliğiyle mücadelede büyük bir adım olduğunu ifade etti. Tezel ise Türkiye’de turistlerin günlük harcamalarının ortalamasını 6 kat artıran hizmet modelleri geliştirdiklerini belirterek, “Bu sadece Türk turizminin prestijini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda ülkenin dış ticaret açığının kapanmasına da büyük katkı sağlıyor” dedi. – BATMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgiye göre, sosyal medya platformları üzerinden satışa çıkardıkları elektronik ürünlerin fotoğraf ve videolarını paylaşıp talep ettikleri ön ödemeleri aldıktan sonra ürün göndermeyerek 30’dan fazla kişiyi dolandırdığı belirlenen M.T.A, T.B, Ö.E.Ç., A.G.K., T.Ö., B.Ö. isimli 6 şüpheliye yönelik, Amasya Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şubesi tarafından Amasya merkezli, İstanbul ve Samsun illerini de kapsayan operasyon düzenlendi.
Operasyon sonucunda gözaltına alınan şahısların dijital materyallerine el konuldu. Şahıslar gerekli iş ve işlemler için adliyeye sevk edildi. – AMASYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın X hesabından yaptığı paylaşıma göre, İl Emniyet Müdürlükleri Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerince 54 ilde düzenlenen “Siberağ-12” operasyonu sonucu 5 adet ruhsatsız tabanca, çok miktarda döviz ve kripto varlık ile çok sayıda dijital materyal ele geçirildi.
Yerlikaya’nın paylaşımı şöyle:
“54 ilde ‘Yasa Dışı Bahis’ suçuna yönelik düzenlenen ‘Siberağ-12’ operasyonlarında; 319 şüpheli yakalandı.
Yasa dışı bahis huzurumuzu bozan bir tuzaktır. Hem kişilerin hayatını hem de toplumsal yapıyı zedeleyerek ekonomik, ahlaki ve sosyal problemlere yol açan yasa dışı bahisle mücadelemiz aralıksız devam ediyor.
Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Emniyet Genel MüdürlüğüSiber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı koordinasyonunda; İl Emniyet Müdürlükleri Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerince İstanbul, İzmir, Adana, Ankara, Antalya, Hatay, Aydın, Bursa, Batman, Muğla, Van, Kocaeli, Sakarya, Trabzon, Diyarbakır, Konya, Kütahya, Şanlıurfa, Niğde, Denizli, Mardin, Ağrı, Karabük, Balıkesir, Çanakkale, Eskişehir, Rize, Tekirdağ, Adıyaman, Afyonkarahisar, Burdur, Edirne, Gaziantep, Iğdır, Kayseri, Kırıkkale, Malatya, Ordu, Yalova, Aksaray, Amasya, Bartın, Bingöl, Çorum, Düzce, Giresun, Hakkari, Kars, Kırşehir, Manisa, Nevşehir, Samsun, Sivas ve Şırnak’ta düzenlenen ‘Siberağ-12’ operasyonlarında şüphelilerin; Yurt dışı merkezli bahis ve sanal kumar alt yapısı sağlayan şirketler üzerinden, ülkemizde faaliyet yürüten kripto varlık hizmet sağlayıcılarıyla; yasa dışı bahis sitesi için alt yapı hizmeti satın almak amacıyla “kripto varlık transferi yapmak” suçundan Savcılıklarımızca haklarında soruşturma başlatıldı.
Operasyonlar sonucu; 5 adet ruhsatsız tabanca, çok miktarda döviz ve kripto varlık ile çok sayıda dijital materyal ele geçirildi.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin turp üretiminin büyük kısmının gerçekleştirildiği Kadirli’de coğrafi işaret tescilli turpun hasadına başlandı.
Tarım işçilerince tarlalardan toplanan turplar, Savrun Çayı’nda yıkanıp toprağından arındırılıyor.
Boyutlarına göre ayrıldıktan sonra paketlenen ürünler, kilogramı 10-15 liradan alıcı buluyor.
Turp rekoltesinin, verim döneminin sıcak geçmesi ve yağışların az olması nedeniyle geçen yıla oranla yüzde 34 düşüşle 105 bin ton olması bekleniyor.
Kadirli Ziraat Odası 2. Başkanı Mustafa Serin, AA muhabirine, turp yetiştiriciliğinin ilçede 5 bin kişiye istihdam sağladığını söyledi.
Mevsimin sıcak geçtiğini belirten Serin, “Kadirli turpunun ülkeye getirisi çok yüksek. Bu sene fiyatlar çok iyi ancak verimde maalesef kuraklığa bağlı düşüş var. İnşallah daha güzel günler göreceğiz. Ürünün fiyatının iyi olmasına seviniyoruz.” dedi.
Üretici Mustafa İlker Öz de rekoltenin düştüğünü ifade ederek, “Geçen yıl turpun kilogramı 5 liraydı şu an 10-15 lira arasında. Bu sene 1000 dekar alanda ekim yaptık. Verimimiz düştü ancak fiyat yüksek olunca yüzümüz güldü.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BU 11 MARKADAN UZAK DURUN
Yayımlanan listeler incelendiğinde zeytinyağları, peynirler, köfteler ve birçok ürün yer alırken İstanbul, Ankara ve İzmir’deki kebapçılar dikkatleri üzerine çekti. Kebapçılarda kırmızı et yerine tek tırnaklı et, kanatlı eti ve sakatat kullanıldığı tespit edildi.
Bakanlık, ‘Taklit veya Tağşiş Yapılan Gıdalar’ ve ‘Sağlığı Tehlikeye Düşürecek Gıdalar’ başlıkları altında yayımladığı listeye yeni firmalar ekledi. Listede, çeşitli kebapçıların ürünlerinde tek tırnaklı et, kanatlı eti ve sakatat kullanıldığına dair tespitler yer aldı.
LİSTEDE YER ALAN KEBAPÇILAR
Erzurum Çağ Kebap Özgür Bekmezci: Kanatlı eti kullanımı (11 Kasım 2023, Antalya)
Kazım Usta Pide Kebap: Kanatlı eti kullanımı (28 Mart 2024, İzmir Çiğli)
Kebap Gıda İnşaat, Kebapçı Murat: Kuzu eti yerine kanatlı eti kullanımı (30 Mart 2024, İzmir Karabağlar)
Yeni Kebap 9-Salih Pektaş: Kanatlı eti ve sakatat (Taşlık) kullanımı (15 Şubat 2024, Ankara Mamak)
Antep Dürüm Evi-Osman Kehyaoğlu: Kanatlı eti kullanımı (2 Aralık 2021, Ankara Keçiören)
Kasap Yusuf-Ufuk Saygı: Kanatlı eti kullanımı (15 Nisan 2024, İzmir Çiğli)
Ankara Köfte- Nuh Tosun: Deri dokusu tespiti (07 Kasım 2024, Ankara Akyurt)
İsott Kebap Dürüm Evi: Kanatlı eti tespiti (02 Aralık 2024 İstanbul Bakırköy)
BAHARATA BOYA CİNSEL ÜRÜNE İLAÇ
Büyük market zincirlerinin raflarında vatandaşa satışa sunulan Arifoğlu markasının sumak baharatında “Gıdada Kullanımına İzin Verilmeyen Boya Tespiti” yapıldı. Cinsel güç artırıcı Diblong markasının içeceği, macunu, cezeryesi ve çikolatasında ise “İlaç Etken Maddesi Tespiti” yapıldı.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şirketten yapılan açıklamada, “1966 yılında, yaklaşık 80 bin metrekarelik alanda ülkemizin ilk çelik konstrüksiyon atölyesi olarak kurulan KARÇEL AŞ., yurdumuzun farklı bölgelerinde endüstriyel tesisler, binalar, demiryolu ve karayolu köprüleri, demiryolu vagonları, çimento fabrikaları, liman ve tersane vinçleri gibi büyük projelere imza atmıştır” denildi.
Şirketin, Eskipazar Organize Sanayi Bölgesinde satın alınan 41 bin 249 metrekarelik arazinin 23 bin 479 metrekaresini üretim sahası alanı olarak kullanacağını ve ileri teknolojiye sahip katma değerli çelik konstrüksiyon ile vinç ve teknolojik ekipman ürünleri imalatı gerçekleştireceği belirtildi.
“KARÇEL AŞ., yeni yatırımıyla birlikte hali hazırda ithal edilen teknolojik ekipman ürünlerinin yurt içinde imalatını gerçekleştirerek cari açığın azalmasına da büyük katkı sağlayacaktır” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: ” Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yerel kalkınma hamlesi ile başlatmış olduğu istihdama ve üretime katkı sağlayacak vizyon projelerini desteklemekte olan KARÇEL, ileri teknoloji, inovasyon ve Ar-Ge temelli yeni yatırım kararıyla hem bölgenin kalkınmasını hem de sürdürülebilir bir sanayi ekosistemi oluşturmayı hedeflemektedir.” – KARABÜK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ULAŞTIRMA ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye Raylı Sistem Araçları AŞ (TÜRASAŞ) bünyesinde raylı sistem araçlarının geliştirilmesi ve mevcut üretim kapasitelerinin artırılması amacıyla 3 yeni fabrika kuracaklarını belirterek, ” Eskişehir’de Milli Elektrikli Lokomotif İmalat ve Elektrik Sistemleri Fabrikası, Sakarya’da Milli Elektrikli Tren Seti İmalat ve Test Fabrikası, Sivas’ta ise Milli Raylı Sistem Araçları Parça İmalat Fabrikası’nın temelini 2025 yılında atacağız” dedi.
Bakan Uraloğlu, yaptığı yazılı açıklamada, 2025-2027 yılı yatırım programı kapsamında TÜRASAŞ bünyesinde yerli ve milli lokomotif ve tren setleri üretim projelerinin geliştirilmesine ağırlık vereceklerini bildirdi. Uraloğlu, “Raylı sistem araçlarımız ile ilgili planlamalarımızı hazırlarken tasarım, proje ve üretim faaliyetlerinde teknik bilgi ve altyapıyı da geliştirerek yerlilik ve milliliği ön planda tutuyoruz. Bu sayede demir yollarında dışa bağımlılığı azaltmayı amaçlıyoruz” dedi.
‘MODERN VE YERLİ ARAÇLARIMIZI ÇOĞALTIYORUZ’
Türkiye’nin raylı sistemler imalat sektöründe 100 yılı aşan tecrübe ve bilgi birikimiyle en büyük temsilcisinin TÜRASAŞ olduğunu vurgulayan Bakan Uraloğlu, “Türkiye’nin üreten gücü olmak için kararlılıkla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yerli ve milli imkanlarla geliştirdiğimiz milli yük vagonu, milli elektrikli tren setimiz ile çalışmaları devam eden Eskişehir-5000 Elektrikli Anahat Lokomotifi ve Milli Elektrikli Hızlı Trenimiz gibi projelerimizle demir yollarında modern ve yerli araçlarımızı çoğaltıyoruz. Bu atılımların kalıcı olması ise en büyük hedefimiz. 2025-2027 yılı yatırım programı kapsamında TÜRASAŞ bünyesinde raylı sistem araçlarının geliştirilmesi ve mevcut üretim kapasitesinin artırılması için 3 yeni fabrika kuracağız. Eskişehir’de Milli Elektrikli Lokomotif İmalat ve Elektrik Sistemleri Fabrikası, Sakarya’da Milli Elektrikli Tren Seti İmalat ve Test Fabrikası, Sivas’ta ise Milli Raylı Sistem Araçları Parça İmalat Fabrikası’nın temelini 2025 yılında atacağız” açıklamasında bulundu.
‘TÜRASAŞ GÜNEŞ ENERJİSİ SANTRALİ KURULACAK’
TÜRASAŞ bünyesinde yerli ve milli raylı sistem araç üretimlerinin hızla devam ettiğini kaydeden Bakan Uraloğlu, “Üretim sırasında enerji verimliliğine ve ülkemizin enerji yoğunluğunu azaltma politikasına uygun şekilde çalışmaya dikkat ediyoruz. Bu kapsamda Sivas Bölge Müdürlüğümüzde bulunan fabrikalarımızın çatılarına güneş enerji santrali kurmak için bir proje hazırladık. Bu sayede fabrika çatılarına kurulan güneş enerji santralleri ile kendi elektriğini üreten, çevreye duyarlı ve rekabetçi üretim için büyük bir adım atacağız” değerlendirmesinde bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Şirketten yapılan açıklamaya göre, mimari projesi hazırlanan Eskipazar Organize Sanayi Bölgesi’ndeki 41 bin 249 metrekarelik arazinin 23 bin 479 metrekaresini üretim sahası alanı olarak kullanacak ve ileri teknolojiye sahip katma değerli çelik konstrüksiyon, vinç ve teknolojik ekipman ürünleri imalatı gerçekleştirecek.
KARÇEL, yeni yatırımıyla hali hazırda ithal edilen teknolojik ekipman ürünlerinin yurt içinde imalatını gerçekleştirerek cari açığın azalmasına da büyük katkı sağlayacağını belirtti. Şirket, inovasyon ve Ar-Ge temelli yeni yatırım kararıyla hem bölgenin kalkınmasını hem de sürdürülebilir bir sanayi ekosistemi oluşturmayı hedefliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, genellikle “yaşlılık hastalığı” olarak tanımlanan omurga sorunları, uzun süreli ekran kullanımı nedeniyle dijital çağın gençlerinde de sıklıkla görülüyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Doç. Dr. Özcan Kaya, uzun süre bilgisayar ve cep telefonu kullanımının omurgada deformasyona yol açtığını, gençlerin duruş (postür) bozuklukları ve omurga eğrilikleriyle karşılaşmamak için daha fazla hareket etmeleri gerektiğini vurguladı.
Kaya, “Z kuşağında sıkça karşılaşılan uzun süreli ekran kullanımı, boyun bölgesinde ciddi eğilmeler ve bazı durumlarda başın tabanında dış oksipital çıkıntı (EOP) adı verilen kemik büyümelerine yol açabiliyor. Gençlerin postürlerini düzeltmek için ekran kullanımını sınırlaması ve fiziksel aktivitelerini artırması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“Fiziksel aktivite, kas ve eklem sağlığını destekliyor”
Uzun süreli hareketsizlik nedeniyle skolyoz ve diğer omurga eğriliklerinin ortaya çıkabileceğine değinen Kaya, fiziksel aktivitenin, kas ve eklem sağlığını desteklemenin yanı sıra omurganın sağlıklı bir şekilde hizalanmasına yardımcı olarak duruşu düzeltebileceğini bildirdi.
Okulda ve evde uzun süreli oturmalarda doğru oturuş pozisyonlarının büyük önem taşıdığına işaret eden Kaya, “Gençler, ekran başında geçirdikleri uzun saatlerin ardından mutlaka egzersiz yapmalı ve doğru postür alışkanlıkları edinmeli. Gençlerin omurga sağlığını koruyabilmesi için ailelerin bu konuda bilinçlendirilmesi gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Bilgisayar veya telefon kullanırken sık sık ara verme, omurgaları doğru hizalama ve düzenli spor yapmayı gençlere tavsiye eden Kaya, toplumda omurga sağlığına ilişkin bir farkındalık oluşturulması ve bu yolla fiziksel aktivitenin teşvik edilmesi gerektiğini aktardı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ristic, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca, “İletişimde Yapay Zeka: Eğilimler, Tuzaklar ve Dönüşüm” temasıyla bu yıl İstanbul’da dördüncüsü düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Forumu’nda (Stratcom Summit 24) AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
İki ülkenin dostane, açık ve gizli gündemi bulunmayan ilişkilere sahip olduğunu kaydeden Ristic, “İlişkiler, bu yıllarda önceki on yıllara kıyasla çok daha hızlı gelişiyor ve biz bundan dolayı çok mutluyuz. Türkiye’yi Sırbistan’ın gerçek bir dostu olarak görüyoruz.” dedi.
Ristic, Türkiye’nin Sırbistan’ı ve Balkanlar’daki durumu anladığını belirterek, “Türkiye, uluslararası siyasi ve aynı zamanda ekonomik ve güvenlik sahnesinin kilit aktörlerinden biridir. Bu nedenle Türkiye’deki dostlarımız ve ortaklarımızla kendimizi iyi işbirliğine adadık.” diye konuştu.
İki ülke liderlerinin ikili ilişkilerin daha da gelişmesine büyük katkı sağladıklarını vurgulayan Ristic, “Türkiye’nin Sırbistan’da ekonomi, kültür, ticaret, turizm, enformasyon ve diğer pek çok alanda her zamankinden daha fazla var olduğunu söyleyebilirim.” ifadesini kullandı.
Ristic, Sırbistan’ın da özellikle Türkiye ile siyasi ve ekonomik işbirliği, turizm ve kültürel değişim alanlarında ilişkileri geliştirmeye çalıştığına işaret etti.
Öte yandan Sırbistan’ın Belgrad-Priştine Diyalog Süreci kapsamında ilişkilerin normalleşmesi için yapıcı olduğunu belirten Ristic, bu meseleye adil çözüm bulunmasını diledi.
“Sırbistan’a en çok gelen turistlerin arasında Türk vatandaşları yer alıyor”
Türk dizilerinin Sırbistan’daki popülerliğine ilişkin soru üzerine Ristic, Türkiye ile pek çok ortak noktalarıın bulunduğunu, kültürü, geleneği, değerleri ve yaşam biçimini paylaştıklarını söyledi.
Ristic, bu nedenle Sırbistan’daki Türk varlığının çok olumlu etki yarattığını belirterek, “Sırbistan’a en çok gelen turistlerin arasında Türk vatandaşları yer alıyor ve bunun tersi de aynı şekilde geçerli. Türkiye’ye tatil ya da iş için gelen Sırp vatandaşlarının sayısı da oldukça fazla. Dolayısıyla bu şekilde hem ülkelerimiz hem de toplumlarımız, iki ülke ve iki ulus arasında işbirliğini ilerletmek için çok çeşitli olanaklara sahip ve her iki taraf da bunu yapıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
İki ülke ilişkilerinin geleceği için çok iyimser ve çok olumlu düşündüğünü vurgulayan Ristic, “İki ülke arasındaki işbirliğinin daha da ilerlemesini dört gözle bekliyoruz. Heyetimizin bu konferansa katılıyor olması da burada dostlar arasında olduğumuzun ve Ankara ile işbirliğimizi daha da geliştirmeye devam etmek istediğimizin işaretlerinden biridir.” dedi.
“Sırbistan’ın medya sektörü çok zengin”
Ristic, Sırbistan’ın medya sektörü ya da yapay zeka gibi konularda Türkiye ile işbirliği yapıp yapmadığına ilişkin soru üzerine, ülkesinin medya sektörünün çok zengin olduğunu, 2 bin 200’den fazla medya kuruluşu ile 76 profesyonel medya derneğinin bulunduğunu dile getirdi.
Sırbistan’daki medya ortamının çoğulcu olduğuna ancak medya sektörünün kapasitesini geliştirmelerinin gerektiğine işaret eden Ristic, daha profesyonel ve daha etik olmaları ve yasal statüye bağlı kalmalarının gerektiğini söyledi.
Ristic, medya ve ifade özgürlüğünü teşvik etmeye ve el üstünde tutmaya çalıştıklarını belirterek, medya çalışanlarının daha profesyonel, daha sorumlu, daha güvenilir ve daha objektif olmalarına yardımcı olmaya çalıştıklarını vurguladı.
“Sırbistan’da Yapay Zeka Yasası taslağını hazırlıyoruz”
Sırbistan’ın yapay zekanın kullanımı konusunda Türkiye ile işbirliği yapıp yapmadığına ilişkin Ristic, ülkesinin yapay zekaya hızlı adapte olduğunu, bir enstitü kurduğunu ve yapay zekayı ekonomide, günlük yaşamda ve medya sektöründe uyguladıklarını dile getirdi.
Ristic, “Her zaman bir icadın iyeye ve kötüye kullanımı söz konusudur. Bu bağlamda yapay zekanın sorumlu kullanımını teşvik ediyoruz ve sahte haberler, dezenformasyon ve dünyadaki tüm ülkelerde mevcut olan diğer birçok fenomen aracılığıyla bu yanlış kullanım örnekleriyle mücadele etmeye çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Sırbistan’ın 2020’de yapay zekanın uygulanmasına ilişkin ulusal stratejiyi ve etik kılavuzları kabul ettiğini söyleyen Ristic, “Yapay zekayı, katkı sağlamak, bir şeyi teşvik etmek, bir değeri daha da arttırmak için mi kullanacağız yoksa olumsuz ya da yıkıcı bir şekilde mi kullanacağız? Bu, her zaman sizin, benim ve hepimizin sorumluluğundadır.” dedi.
Ristic, yapay zekanın kullanımına ilişkin yasal çerçeveyi tamamlamak üzere olduklarını belirterek, “Yapay zekanın kullanımına ilişkin etik kılavuzlarımız var, şu anda Sırbistan’da Yapay Zeka Yasası taslağını hazırlıyoruz.” bilgisini paylaştı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Likhachev yaptığı yazılı açıklamada, Akkuyu NGS sahasında çalışmaların 4 ünitede aktif olarak devam ettiğini kaydetti.
Projede ilk ve en önemli hedefin 1’inci ünitede nükleer enerjiden elde edilecek ilk kilovatsaat elektriği üretmek olduğunu ve bu yolda istikrarlı bir ilerleme kaydettiklerini aktaran Likhachev, şu bilgileri paylaştı:
“1’inci ünitedeki genel inşaat çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte, tüm hızımızla üniteyi devreye alma sürecine giriyoruz. Bu kapsamda, önemli bir aşamayı tamamladık ve ilk ünitedeki türbinin şaft döndürme işlemini gerçekleştirdik. Bu, türbinin işletmeye hazır olduğu anlamına geliyor. Bir nükleer santrali insan vücuduna benzetecek olursak kasları simgeleyen ve şebekeye elektrik verecek olan türbin test edilerek ince ayarları yapıldı. Şimdi de santralin kalbi olan nükleer reaktörden gelecek buhar bekleniyor.”
Likhachev, 2’nci ünitede ana büyük ekipmanların monte edildiğini vurgulayarak, “Bu ünitede şimdi de güvenlik sistemlerinin kurulumuna geçiyoruz. Bu yıl 3’üncü ünitede de reaktör basınç kabının montajını gerçekleştireceğiz. Böylece 3’üncü ünite de kalbine kavuşmuş bir nükleer enerji tesisi haline gelecek.” ifadelerini kullandı.
Son ve 4’üncü ünitede de genel inşaat işlerinin yapılacağını kaydeden Likhachev, “4’üncü ünite de özel bir önem taşıyor çünkü nihai sonuç, en son elde edilen göstergelerden belli olur. Hükümetler arası anlaşmalarımızda öngörüldüğü ve Türk hükümeti tarafından da ifade edildiği gibi 2028 yılını hedefliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türk uzmanlarla ve Çinli ortaklarımızla birlikte çalışarak gaz yalıtımlı şalt tesisimizin kurulum süresini kısaltacağız”
Likhachev, Akkuyu NGS projesinin Kovid-19 salgınından küresel lojistiğin çöküşüne kadar birçok zorlukla karşı karşıya kaldığını belirterek, “Buna ek olarak projeye karşı uygulanan yaptırımlarla karşılaşıldı. Bunlar arasında Alman şirketi Siemens’in, önemli bir ekipman olan güç dağıtım sistemi için gaz yalıtımlı şalt tesisini zaten ürettiği halde tedarik etmeyi reddetmesi gibi olaylar da yer aldı.” dedi.
Bu zorluklara karşı atılan adımlara değinen Likhachev, “İlk olarak Rosatom’un üretim sistemini kullanarak ve ek rezervleri dahil ederek harekete geçtik. İkinci olarak, rekabet konusundaki avantajımızı kullandık.” bilgisini paylaştı.
Likhachev, uluslararası bir proje olmasının Akkuyu NGS’nin en büyük avantajı olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Burada çalışan, yaptığı işte başarılı ve bilgi sahibi çok sayıda Türk şirketi var. Akkuyu NGS projesinde toplamda yaklaşık 35 bin kişi çalışıyor. Bu kişiler arasında çok sayıda Rus, Belarus, Kazak ve Türkmen uzman da bulunuyor. Avrupa’dan uzmanlar çalışıyor. Bu arada türbin Avrupa’da imal edildi. Fransa menşeli, ancak içinde çok fazla Rus yapımı parçalar kullanılarak üretildi. Bu arada Sırbistan’dan uzmanlar da var. Siemens ile bu sorunu yaşadığımızı anladığımız anda Çinli dostlarımıza başvurduk ve onlar bize yardım ellerini uzattı. Çinli uzmanlar geldi ve ekipmanın yarısından fazlası kuruldu. Alman tedarikçilerimizin bizi zorladığı açığı şimdi kapatıyoruz. Eminim ki böyle bir ittifakta, Türk uzmanlarla ve Çinli ortaklarımızla birlikte çalışarak gaz yalıtımlı şalt tesisimizin kurulum süresini kısaltacağız.”
“Bu yıl yurt dışı inşaat projelerimizin hiçbiri durdurulmadı”
Üstesinden gelmek zorunda kaldıkları işlerden ciddi sonuçlar çıkardıklarını ve yeni projelerini dost ülkelerin, Avrupa’daki “iyi niyetli” ortakların daha fazla katılımıyla hayata geçireceklerini dile getiren Likhachev, “Sadece uluslararası ihracat açısından değil aynı zamanda nükleer teknoloji geliştirme derinliği açısından da dünyada ilk ve tek şirket olmaktan gurur duyduğumuzu bir kez daha vurgulamak isterim. Avrupa’nın en iyi uygulamalarını, Çin’in en iyi uygulamalarını ve tüm Avrasya Birliği’nin inşaat faaliyetlerini kullanarak uluslararası projeleri nasıl bir araya getireceğimizi kimse bizim kadar bilmiyor.” ifadelerini kullandı.
Likhachev, bu yıl yurt dışı inşaat projelerinin hiçbirinin durdurulmadığını, yapılan anlaşmalara göre hayata geçirilmekte olduğunu kaydederek, Mısır, Macaristan, Çin ve Hindistan’daki projelerin aktif olarak devam ettiğini bildirdi.
Özbekistan’da küçük nükleer enerji santrallerinin ihracatı için ilk sözleşmeyi imzaladıklarını aktaran Likhachev, farklı ülkelerde nükleer tıp merkezleri ve araştırma reaktörleri inşa ettiklerini, rüzgar santralleri kurduklarını belirtti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SURİYE’de Beşar Esad’ın ülkeyi terk etmesinin ardından Suriyeli vatandaşlar ülkelerine geri dönmeye başladı. Birçok şehirde olduğu gibi Samsun’da yaşayan Suriyelilerde evlerini, işlerini bırakıp ülkelerine dönmeye başladı. Samsun Emlakçılar Odası Başkanı Mevlüt Oral, “Suriyelilerin gidişinden bir katkı sağlanır diye düşünüyoruz. Ancak şu anlık bir şey yok. Bir şeyler fark edebilmemiz için en az 1 ayın geçmesi lazım” dedi.
Suriye’de birçok kentin muhalif grupların eline geçmesi ve Beşar Esad’ın ülkeyi terk etmesinin ardından Türkiye’de yaşayan Suriyeliler ülkelerine dönmeye başladı. Samsun’da turizm ve dükkan işletmeciliği gibi işler yaparak geçimini sağlayan Suriyelilerin, dükkanlarını kısa sürede boşaltıp terk etmeleri dikkat çekti. Konu hakkında konuşan Samsun Emlakçılar Odası Başkanı Mevlüt Oral, “Bir nebze de olsa Suriyelilerin ülkelerine dönmesinden dolayı evler boşalacaktır. Bir kısım Suriyeli vatandaşın kendilerine ait olan yerleri de satılacaktır. Bu durumu zamana yaymak lazım. Kira fiyatlarının biraz daha düşeceğini düşünüyorum. Düşmesi de gerekir” diye konuştu.
‘HENÜZ ÖNÜMÜZÜ GÖREMİYORUZ’
Suriyeliler gittikten en az 1 ay sonra değerlendirmelerin yapılması gerektiğini söyleyen Mevlüt Oral, “Ön yargılı olmadan hareket etmemiz daha faydalı olur diye düşünüyorum. Suriyeli vatandaşlar 12-13 yıl önce ülkemize geldiklerinde kiralar çok daha vasat şekilde veriliyordu. İstediğiniz rakamları bulamıyordunuz. Asgari ücretle geçinen vatandaşlarımız da bu konuda çok büyük mağduriyet yaşadılar. Son zamanlardaki ekonomi ve enflasyon bizlere de çok büyük bir mağduriyet yaşattı. Ama bir nebze de olsa Suriyelilerin ülkelerine dönmesinden dolayı evler boşalacaktır. Bir kısım Suriyeli vatandaşın kendilerine ait olan yerleri de satılacaktır. Bu durumu zamana yaymak lazım. Ben biraz daha iyimser düşünmek istiyorum. Kira fiyatlarının biraz daha düşeceğini düşünüyorum. Düşmesi de gerekir. Gerçekten Türkiye’de bu yönde çok fazla sıkıntı yaşanıyor. Asgari ücretle çalışan vatandaşın 10-15 bin lira kiraya verebilecek durumum olmadığı için inşallah Suriyelilerin gidişinden bir katkı sağlanır diye düşünüyoruz. Ancak şu anlık bir şey yok. Çünkü henüz 1 haftalık bir olay. Bir şeyler fark edebilmemiz için en az 1 ayın geçmesi lazım. Ondan sonra değerlendirmeler yapılır. Henüz önümüzü göremiyoruz ve kimlerin gittiğini bilemiyoruz. Samsun’daki Suriyelilerin sayısını tam olarak bilmiyoruz. Ancak bunlar zaman içerisinde ortaya çıkacak. O yüzden bunların ortaya çıkacağı zaman daha iyi değerlendirme yapılabilir diye düşünüyorum. İnşallah onlar da kendime memleketlerine dönüp aileleri ile birlikte yaşarlar” ifadelerini kullandı.
‘SAMSUN’UN BU DURUMDAN ETKİLENECEĞİNİ ÇOK DÜŞÜNMÜYORUM’
Samsun’un artık göç alan bir şehir olduğunu ve bundan dolayı Suriyelilerin gitmesinden Samsun’un etkilenmeyeceğini belirten Oral, “Samsun’un bu durumdan etkileneceğini çok düşünmüyorum. Çünkü Samsun eskiden göç veren bir şehirdi ancak şu an göç alıyoruz. Son zamanlarda Samsun’da kiralık daireler ile ilgili herhangi bir sıkıntı yok. Şu an istenilen yer bulunuyor ama bundan bir sene önce bulmak zordu. Çünkü üretimler olmuyordu ancak sonrasında üretimin hareketlenmesi zorunlu hale geldi. Çünkü sonradan herkes bu fiyatlara alıştı. 500 bin TL değerindeki bir daire 1 milyon 500 bin TL fiyatlarında olurken herkeste bir panik oluşmuştu. Şimdiyse 2 milyon TL değerinde satılan bir ev kalmadı. Ortalama daire ücretleri 3 milyon 500 bin TL ile 4 milyon TL arasında bulunuyor. Bu fiyatlara artık herkes alıştı ama inşallah devletimizin bu yönde yapacağı çalışmalar ile iyi durumlara getirebileceğini düşünüyorum” dedi.
Haber-Kamera: Berkay YILDIZ/SAMSUN,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dulkadiroğlu ilçesi Namık Kemal Mahallesinde esnaflık yapan 22 yaşındaki İbrahim Balıkçı, ihtiyaç sahiplerine yönelik çalışma yaptı. Başlatılan uygulamayla, müşteriler alışveriş yaparken bütçelerine uygun miktarda meyve ve sebzeyi askıya bırakabiliyor. Daha sonra ihtiyaç sahipleri, manava uğrayarak bu ürünlerden ücretsiz bir şekilde faydalanabiliyor.
Balıkçı, uygulamanın toplumda büyük ilgi gördüğünü ve halkın dayanışma konusunda duyarlı davrandığını belirterek, “Depremden sonra insanlar büyük sıkıntılar yaşadı. Elimizden geldiğince bir nebze olsun destek olmak istedik. Askıya bırakılan her meyve ve sebze, bir ailenin yüzünü güldürüyor. Deprem bölgesi olduğumuzdan ihtiyaç sahiplerinden isteyen olursa veriyoruz” dedi. – KAHRAMANMARAŞ
Kültür SanatAlışverişEkonomiDepremYerelYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, “10 Numara Kente, 10 Numara Kahve” projesiyle biri Toplu Taşıma Merkezi’nde (TTM) ve diğeri Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) olmak üzere On On Kafe’nin iki yeni şubesini daha görkemli bir törenle hizmete açtı. Sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde vatandaşları kaliteli ve ucuz kahve ile buluşturmaya devam eden Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, kent merkezi ve ilçelerde toplamda 15 şube sayısına ulaştı. İki noktada gerçekleşen açılışlarda Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın’a; CHP Balıkesir İl Başkanı Erden Köybaşı, Karesi Belediye Başkanı Mesut Akbıyık, Balıkesir Sanayi Odası Başkanı Nazmi Yarış, BALOSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Hüseyin Bekki, genel sekreter yardımcıları, daire başkanları da eşlik etti. Partizanlık yapmadan her ilçeye eşit hizmet götürdüklerini ve götürmeye de devam edeceklerini vurgulayan Akın, insanların sosyalleşebileceği ve güzel zaman geçirebileceği On On Kafeleri şehrin her noktasına ulaştıracaklarını söyledi.
“Mahalle mutfakları da açacağız”
Balıkesir’de yaşayan herkesin hayatlarını rahat bir şekilde sürdürülebilmesi için çalışmaların artarak devam ettiğini belirten Akın, “Planlı ve programlı bir şekilde hareket ediyoruz. On On kafelerimizin sayısı giderek artacak. Bunun yanında Mahalle Mutfaklarımız sırasıyla açılacak. Balıkesir’in geniş coğrafyasına hizmet etmek için ekip arkadaşlarımla birlikte gece gündüz çalışıyoruz” dedi.
Balıkesir Organize Sanayi Bölgesi’ni de On On Kafe ile buluşturan Başkan Akın, işvereninden işçisine kadar bölgede yaşayan herkesin sosyalleşebileceği veya misafirlerini ağırlayabileceği bir mekanı hizmete açtıklarını ifade ederken şunları söyledi: “OSB bölgesi bizim için çok önemli. İş insanlarının, emekçilerin hep birlikte Balıkesir için mücadele ettiği bir bölgemiz. Balıkesir’in geleceği için de çok önemli bir nokta. Güzel bir restoran açmamız lazım. Bütün OSB’lerde var.” – BALIKESİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) Genel Müdürlüğü, altyapı seferberliği kapsamında 17 ilçedeki yatırımlarına bir yenisini daha ekledi. 91 milyon TL yatırımla Salihli ilçe merkezinde su kesintilerine son verecek altyapı yatırımına başlandı. Yatırım ve İnşaat Dairesi Başkanlığı bünyesinde yürütülen proje kapsamında eski asbestli isale hattı 7 kilometrelik çelik hat ile yenilenecek. Proje kapsamında, 1000 ton ve 500 ton içme suyu deposu inşa edilecek. Ayrıca bin tonluk içme suyu deposunun üzerine hidroelektrik santrali kurularak enerji tasarrufu elde edilecek.
“Salihli ilçemizin içme suyu sorununa son vereceğiz”
Yürütülen çalışmalar ile ilgili bilgiler aktaran MASKİ Yatırım İnşaat Dairesi Başkanlığı Kontrol Mühendisi Mehmet Çelik, “Salihli ilçemize su temin eden ve 1960’lı yıllarda yapılan ve sağlıksız olan mevcut içme suyu hattımız, zamanla deformasyona uğrayarak sürekli arızalar oluşturuyordu. Yaşanan olumsuzluklardan ötürü de Salihli ilçe merkezinde vatandaşlarımız içme suyu sıkıntısı yaşıyordu. Bu nedenle MASKİ Genel Müdürlüğü olarak yaptığımız proje ile Salihli ilçesi Bahçecik Mahallemizin sınırları içinde bulunan doğal kaynak sularını yenilikçi bir yaklaşım ile 7 kilometrelik çelik hat ile Seyrantepe depomuza aktarımını sağlayarak, Salihli ilçemizin içme suyu sorununa son vereceğiz. Şuan çalışmalarımızın yüzde 30’unu tamamlamış bulunmaktayız” dedi.
Enerjiden tasarruf edilecek
MASKİ Yatırım İnşaat Dairesi Elektrik Mühendisi Zekiye Berber ise, “Yapımı devam eden içme suyu ishale hattı çalışmalarımızın yanında içme suyu depomuzun üzerine kurulacak olan hidroelektrik santrali ile yılda 3.57 gigawatt saat elektrik üretimi yapılacaktır. Büyükşehir Belediyesi olarak bu HES tesisi ile birlikte elektrik faturalarımızdan da tasarruf edeceğiz” diye konuştu.
“Sağlıklı suya kavuşacağız”
Mahalle sakinlerden Gönül Başbuğ, “İlçe merkezimizde ciddi oranda su kesintileriyle karşılaşıyorduk. Bunun akabinde musluktan akan sularımız içilemez halde olarak ciddi oranda çamurlu ve sarı renkte oluyordu. Hayırlısıyla Ferdi Başkanımızın sayesinde sağlıksız içme suyu borularından kurtularak yeni çelik hat ile sağlıklı suya kavuşarak musluklarımızdan sağlıklı su içebileceğiz. Emeği geçenlere çok teşekkür ediyorum” derken, bir diğer mahalle sakini Meriç Semerci ise şunları söyledi: “Salihli’mizde ciddi oranda su sıkıntısı yaşıyorduk. Özellikle yaz aylarında sürekli kesintiler oluyordu. Suların aktığı zamanlarda da musluktan çamur akıyordu. Ferdi Başkanımızın desteğiyle Salihli ilçe merkezimize yeni hat ile sağlıklı içme suyu getirilecek. Şahsım olarak emeği geçenlere çok teşekkür ediyorum.” – MANİSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
TEİS Başkanı Nurten Saydan, yaptığı yazılı açıklamada, marketlerden, benzinlikten, pazarlardan, internetten ilaç alınmaması gerektiğini belirterek, vatandaşları bu konuda uyardı. Eczanelerde ilaç olarak satılması gereken ürünlerin internette, sosyal medya ya da merdiven altı gibi yerlerde kontrolsüzce satıldığının altını çizen Saydan, konuya ilişkin şunları kaydetti:
“İnternet gibi ortamlarda kontrolsüz satışı yapılan ürünler hakkında nerede ise her gün çıkan haberler, eczanelerimizdeki ilaç ve ürünlerin ne kadar güvenli olduğunu ortaya koyuyor. Sağlığınızdan olmak istemiyorsanız ister bitkisel olsun ister kimyasal olsun ilaçlarınızı eczanelerden alın. Sahte ilaçlar, içerikleri bilinmediği için ciddi ölçüde sağlık riski oluşturuyor. Bu tür ilaçları kullanmak doğru tedaviyi alamamanıza sebep olabileceği gibi, sağlığınız ve güvenliğiniz için tehlikeli sonuçlar doğurma potansiyeline de sahiptir.
“Eczanelerde asla sahte ve kaçak ilaç bulunmaz”
Eczanelerde ilaç olarak satılması gereken bu ürünler internet ortamında, sosyal medya ya da merdiven altı gibi yerlerde kontrolsüzce satılıyor. Özellikle internet sitelerinden yapılan özendirici ve süslü söylemlere aldanılmaması ve asla internet üzerinden ilaç alınmaması gerekiyor. Çünkü, sahte ve kaçak ilaçlar en çok internet üzerinden satış imkanı buluyor. Kaynağı, üreticisi, saklama şartları bilinmeyen ve gerekli inceleme ve analizleri yapılmamış bu ürünlerin satılması, halk sağlığı için büyük risk taşıyor. Eczanelerimiz, Sağlık Bakanlığı kontrolünde ve denetiminde çalışmaktadır. Bu yüzden vatandaşlarımız ilaçlarını eczanelerimizden güvenle alabilirler, çünkü eczanelerimizde asla sahte ve kaçak ilaç bulunmaz.”
“Eczaneler, vatandaşa en yakın sağlık danışma merkezleridir”
Eczacıların meslek hakkı sorunlarına da değinen Saydan, açıklamasında şunlara yer verdi:
“Ülkemizdeki ‘geleneksel eczacılık’ modelinde eczacılar eczanelerinin hem sahibi hem de mesul müdürüdür. Her eczacının tek bir eczanesi bulunmaktadır ve vatandaşlarımıza 7 gün 24 saat hizmet veriyoruz. Eczaneler, vatandaşa en yakın sağlık danışma merkezleridir.
“2006 yılına kadar yüzde 10 olan meslek hakkımız kaldırıldığından itibaren ekonomik sıkıntılarla boğuşuyoruz”
Ülkemizde ilaç fiyatlandırma sistemi ‘regresif-kademeli’ yani fiyata bağlı olarak azalan sistem kullanılıyor. AB ülkeleri örnek alınarak 2006 yılından beri uygulanan bu sistemde maalesef bizler ekonomik olarak zorlanıyoruz. Nedeni bu ülkelerde eczacıların ayrıca ‘eczacı meslek hakkı’ bulunuyor. Bu bazen kutu başı, bazen de reçete başına oluyor. Bizlerin de 2006 yılına kadar yüzde 10 olan meslek hakkımız kaldırılmıştır. Bizler o günden bugüne kadar ekonomik sıkıntılarla boğuşuyoruz.
“Nöbet ücretimizi göz ardı ediliyor”
Ayrıca nöbetlerimizde 36 saat süre ile eczanelerimizi kapatmadan hizmet verdiğimiz halde nöbet ücretimiz yoktur. Ülkemizde her nöbet tutana ücret verildiği halde SGK nöbetlerimizde sigortalılarına hizmet verdiğimiz halde nöbet ücretimizi göz ardı ediyor.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dünyanın önde gelen süperkapasitör teknolojisi şirketlerinden Enercap Energy ile iş ortaklığı yapan Supracap Enerji, enerjinin daha güvenli, verimli ve sürdürülebilir bir şekilde depolanması için süperkapasitör depolama sistemini Türkiye’ye getirdi.
Bu kapsamda Supracap Enerji, 23 Eylül’de Aliağa ilçesi Yalı Mahallesi’nde bir firmaya ait rüzgar enerji santraline 2 megavatlık süperkapasitör enerji depolama sistemini kurdu.
Supracap Enerji, süperkapasitör enerji depolama sistemini ve testlerdeki performansını düzenlediği toplantıyla kamuoyuyla paylaştı.
Supracap Enerji Kurucu Ortağı Bihter Koçum, toplantıdaki konuşmasında, enerji depolama alanında Türkiye’de olmayan süperkapasitör teknolojisini geliştirip üretme hedefiyle yola çıktıklarını söyledi.
Depolama teknolojilerinin geliştirilmesinin rekabetçi piyasa oluşturulması açısından kritik rolü bulunduğunu belirten Koçum, “Ülkemizin küresel enerji merkezi olma misyonunda biz de varız. Enerji depolamada Türkiye’de daha önce olmayan süperkapasitör teknolojisini ülkemize getirdik, Aliağa’da deniyoruz. Ülkemiz bu alanda güçlü bir potansiyele sahip. Biz de Supracap Enerji olarak bu güçlü potansiyele önemli katkıda bulunmak istiyoruz.” dedi.
Yerli süperkapasitör teknolojisine 90 milyon dolar yatırım
Koçum, Türkiye’nin ilk süperkapasitör batarya tesisinin inşasına, gelecek yılın sonlarında ise hücre üretimi dahil 1500 megavat kapasite hedefiyle seri üretime başlayacaklarını dile getirdi.
Sektördeki fırsatları değerlendirerek 3 yıla kadar 5 bin megavat üretim kapasitesine ulaşmaya çalışacaklarını anlatan Koçum, şunları kaydetti:
“2028 yılına kadar 90 milyon dolar yatırım yapmayı planlıyoruz. İlk olarak yenilenebilir enerji kaynaklarında şebeke ölçekli enerji depolama bataryaları üretimine başlayacağız. Sadece bir üretim tesisi kurmakla yetinmeyeceğiz. AR-GE merkezi de kurarak mevcut teknolojilerin geliştirilmesine ve yeni ürünlerin araştırılmasına ağırlık vereceğiz. Ülkemizde başarılı olmak ve kendimizi ispat etmek istiyoruz. 2027 yılında ‘Made in Türkiye’ etiketli süperkapasitör bataryalarımızı ihraç etmeyi hedefliyoruz.”
“Sınırları olmayan batarya”
Supracap Enerji Kurucu Ortağı Hikmet İp ise Türkiye’de enerji ekosistemine sunacakları süperkapasitör bataryaları “sınırları olmayan batarya” olarak nitelendirdiklerini belirtti.
Süperkapasitör bataryalarda ömür, sıcaklık ve hız sınırının ortadan kalktığını aktaran İp, şu bilgileri paylaştı:
“Süperkapasitör bataryalar kimyasal reaksiyon içermedikleri için sınırsız ömre sahip. Bu bataryaların hız sınırı neredeyse yok. Elektriği hızlıca depolayarak şebekeye verebiliyor. Bunu yaparken kapasite kaybı yaşamıyor, ısınma ve soğuma oluşmadığından enerji kaybı yaşanmıyor. Aşırı ısınma, yanma veya patlama riski taşımıyor. Yüksek ve düşük sıcaklıklarda sorunsuz çalışabiliyor. Aliağa’daki rüzgar enerjisi santraline entegre ettiğimiz sistemle batarya teknolojisini iki ay boyunca test ettik. Süperkapasitör batarya sistemimiz tesiste kusursuz çalıştı.”
Enercap Energy Pazarlama Direktörü Bilal Sheikh de Supracap Enerji ile inovasyon odaklı ortaklığı ileriye taşıyarak batarya ekosisteminin geleceğini birlikte şekillendirmeye kararlı olduklarını kaydetti.
Bakan Yardımcısı Tancan da katıldı
Toplantıya katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan da RES ve GES’lerde koşullara bağlı üretim dengesizliği bulunduğunu, bunun şebekede olumsuzluklara neden olabildiğini söyledi.
Depolama sistemlerinin şebekedeki dengesizliği azalttığına değinen Tancan, “Depolamayla ilgili birçok teknoloji var. Süperkapasitör teknolojisiyle ilgili bir şirketin depolama kabiliyetine yönelik sunumlarını dinledik. Önümüzdeki yıllarda değişik teknolojilere sahip depolama tesislerinin hızla artmasını bekliyoruz ve bunun gerekli olduğunu belirtmek istiyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Sektörün öncü firmalarının oluşturduğu fiber altyapılardan sadece söz konusu firmaların abonelerin kullanması ise sorunlar yaşanmasına neden oluyor.
BAKANLIK ADIM ATTI
Ekim ayında yaptığı açıklamada fiber altyapının yetersizliğinden bahseden Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yeni bir proje üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.
ALTYAPILAR TEK BİR ŞİRKET ÇATISINDA BİRLEŞTİRİLECEK
Reuters’ın haberine göre hükümetin firma ayrımı yapmadan tüm operatörlerin altyapılarını tek bir şirket altında birleştirmeyi planladığı belirtildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gaziantep İl Jandarma Komutanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde siber dolandırıcılık olaylarının önlenmesine yönelik çalışma yapıldı. Çalışmalar kapsamında, internet sitelerinde beyaz eşya satış ilanları vermek suretiyle vatandaşları dolandıran S.G. ve M.S.İ. isimli 2 şüpheli şahıs operasyonla yakalandı. Şüphelilerin adreslerinde ele geçen dijital materyallere ise el konuldu.
Yakalanan şüpheli şahıslardan M.S.İ. isimli şahıs sevk edildiği adli makamlarca tutuklanarak cezaevine gönderilirken S.G. isimli şahıs hakkında ise adli kontrol kararı verildi. – GAZİANTEP
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ERZURUM Atatürk Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdulkadir Bayır ve ekibi tarafından Karadeniz alabalığının mutantı üretildi. 2020 yılında Nobel Kimya Ödülü verilen ‘DNA üzerinde ekleme, çıkarma yapmalarına ya da DNA dizilimini değiştirmelerine olanak tanıyan özgün bir teknoloji’ olarak bilinen ‘CRISPR/Cas9’ tekniğiyle üretilen mutant balıklar, normal balıklara göre daha hızlı büyüyüp gelişiyor. Prof. Dr. Bayır, üretilen mutant balıkları gıda güvenliği açısından da ayrıntı olarak inceleyeceklerini söylerdi.
Önemli bir gen kaynağı olmasının yanı sıra 26 kilograma kadar büyüme özelliği bulunan Karadeniz alabalığının kısa sürede büyüyüp pazara sunulur hale getirilmesi amacıyla Prof. Dr. Abdulkadir Bayır liderliğinde TÜBİTAK destekli çalışma başlatıldı. Karadeniz’den getirilen alabalık yumurtaları laboratuvar ortamında mikroenjeksiyona tabi tutuldu. 2020 yılında Nobel Kimya Ödülü verilen ‘CRISPR/Cas9’ tekniğiyle laboratuvarda mutant Karadeniz balığı üretildi. Bu teknikle, büyümeyi olumsuz olarak etkileyen myostatin geninin susturulmasıyla balıkların büyüme ve gelişmesi hızlandırıldı. Laboratuvar ortamına alınan normal balıklarla birlikte takibe alınan mutant balıkların 10,5 aylık sürede yüzde 82 daha hızlı büyüdükleri belirlendi.
Prof. Dr. Abdulkadir Bayır, ‘CRISPR/Cas9’ tekniğiyle bakterilerin kendilerini virüslerin zararlı etkilerinden korumak için geliştirdiği doğal bir savunma mekanizmasını laboratuvar ortamında kullandıklarını belirtti. Bayır, kontrol grubu balıkların 10,5 ayda 45 gram ağırlığına ulaşırken mutant balıklarınsa yaklaşık 84 gram ağırlığa ulaştıklarını bildirdi. Su ürünleri yetiştiriciliğinde toplam maliyetin yaklaşık yüzde 70’ni yemin oluşturduğunu belirten Abdulkadir Bayır, myostatin geni susturulan balıkların kardeşlerine nazaran çok daha hızlı büyümeleri sebebiyle balık çiftliklerine önemli katkılar sağlayacağını kaydetti.
‘GIDA ÜRETİMİNDE DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTMAK İÇİN ÖNEMLİ’
Uzun vadeli hedeflerinin myostatin geni susturulmuş bir Karadeniz alabalığı damızlık stoku oluşturmak olduğunu ifade eden Bayır, “Mutant balıkların bu aşamada pazarlanması yasal olarak mümkün değil. Ancak artan dünya nüfusu, küresel iklim değişikliği, pandemiler ve Rusya- Ukrayna savaşı gibi coğrafi riskler nedeniyle ülkelerin gıda üretiminde dışa bağımlılıklarını azaltmaları son derece önemli. Ülkelerin gıda üretiminde bu riskleri en aza indirmek için önümüzdeki yüzyılda genetik mühendisliği gibi bilimlere çokça başvurmak durumunda kalacağı ve bu nedenle bilim adamlarının önceden aksiyon alarak bu tür tekniklerde uzmanlaşmasının ülkelerin bağımsızlığı için son derece önemlidir” dedi.
‘3 YILDIR YOĞUN OLARAK ÇALIŞIYORUZ’
‘CRISPR/Cas9’ tekniğinin genetiği değiştirilmiş organizmalarla (GDO) karıştırılmaması gerektiğini, bu teknikle doğada zaten var olan mutasyonların insan eliyle oluşturulduğunu vurgulayan Prof. Dr. Abdulkadir Bayır, “Hiçbir teknik mükemmel değildir. Biz bu tekniği hayata geçirebilmek için yaklaşık 3 yıldır yoğun olarak çalışıyoruz. Hedeflerimizden birisi ürettiğimiz mutant balıkları gıda güvenliği açısından da ayrıntı olarak incelemek. ‘CRISPR/Cas9’ tekniğini uygulama konusunda önümüzdeki tüm engelleri aştık. Bu aşamadan sonra ilk olarak ülkemizin en önemli kültür türü olan gökkuşağı alabalığında CRISPR/Cas9 tekniğini kullanarak üreticilerin karşılaştıkları hastalıklar, pigmentasyon, düşük yem değerlendirme oranı gibi problemlerin çözümünü arayacağız. Üretilen mutant balıkları gıda güvenliği açısından inceleyerek çalışmamızı sürdüreceğiz” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gaziantep’te kış mevsiminin vazgeçilmezlerinden biri haline gelen kelle paça, yalnızca enfeksiyonlara karşı koruyucu özelliğiyle değil, aynı zamanda yoğun lezzetiyle de dikkat çekiyor. Soğuk günlerde sıcak kelle paça, hem sağlık hem de lezzet arayanların tercihi olmaya devam ediyor. Şehirdeki kelle paça salonları, özellikle kış aylarında yoğun ilgi görüyor. Vatandaşlar, hasta olduklarında hastane yerine kelle paçacıya giderek şifa bulmaya çalışıyor. Kelle paça fiyatları ise 225 TL.
“Doğal şifa deposu”
“Kelle paça, gribal enfeksiyonlara karşı doğal bir antibiyotik” diyen kelle paça ustası Uğur Dertli, bu lezzetli çorbanın faydalarını ve yapım sürecini anlattı. Dertli, kelle paçanın bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve vücuda enerji verdiğini belirterek, özellikle soğuk havalarda tüketilmesini tavsiye etti. Uğur Dertli, kelle paçanın yapımında kullanılan malzemelerin tamamen doğal olduğunu vurgulayarak, “Kelle paça, özellikle kelle eti ve paça suyuyla yapılır. Bu ikisi hem zengin protein hem de kolajen içerir. Bu maddeler vücuda hem enerji verir hem de bağışıklığı güçlendirir” dedi.
Dertli, kelle paçanın hazırlanma sürecine de değinerek, “Kellenin ve paçaların özenle temizlenmesi, uzun saatler kaynatılması gerekiyor. Biz burada doğal yöntemlerle hiçbir katkı maddesi kullanmadan çorbamızı hazırlıyoruz. Müşterilerimiz hem lezzeti hem de şifayı aynı anda buluyor” ifadelerini kullandı.
“Vatandaş hastaneye değil, kelle paçacıya geliyor”
Kelle paçayı sevdiğini söyleyen Orhan Savcılı isimli vatandaş ise “Bizim bağışıklığı güçlendirmek için paça önemli. Haftada bir mutlaka tüketmeye çalışıyoruz. Paça bizim doğal antibiyotiğimiz. Nezle veya grip alan vatandaşlara paçayı öneriyorum” diye konuştu. – GAZİANTEP
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gıda güvenliği ve hijyen standartlarının artırılmasını hedeflediklerini belirten Düzce İl Tarım ve Orman Müdürü Esra Uzun, bu tür çalışmaların, bölgedeki yemek sektörünün gelişimine ve tüketici sağlığının korunmasına katkı sağlamayacağını söyledi.
Esra Uzun tarafından hem işletme sahipleri hem de çalışanlar tarafından büyük bir ilgiyle takip edilen eğitimin sürdürülebilir bir gıda güvenliği sistemi oluşturulması adına büyük önem taşıdığı vurguladı.
Eğitimde, Tarım ve Orman Müdürlüğü kontrol ekiplerinin sahada karşılaştığı problemler detaylı bir şekilde ele alındı. Bu sorunların nedenlerine ve çözüm yollarına dair derinlemesine değerlendirmeler yapılarak, sektör temsilcilerinin konuya dair bilinç seviyesinin artırılması hedeflendi. Aynı zamanda, gıda hijyeni konusunda temel ilkeler ve ilgili mevzuat hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı. Katılımcılara, mevzuat gerekliliklerine uyumun işletmelerin hem tüketici güvenini sağlamada hem de yasal sorumluluklarını yerine getirmede ne kadar kritik bir rol oynadığı aktarıldı.
Eğitim, sadece teorik bilgilerle sınırlı kalmayarak, işletmelerin günlük faaliyetlerinde uygulayabileceği pratik önerilerle zenginleştirildi. İşletmelere, hijyen yönetimi, risk analizi ve güvenilir gıda üretimi konularında daha etkili yaklaşımlar benimsemeleri için rehberlik edildi. Bu çalışmaların, işletmelerin sektördeki rekabet gücünü artırmasına ve tüketicilere daha güvenilir hizmet sunmasına katkı sağlaması bekleniyor. – DÜZCE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“SADECE PİLOTLARIN ÖLÜMÜNE NEDEN OLACAKLAR”
Paylaşımda, ABD’li savunma şirketi Lockheed Martin tarafından üretilen F-35’in tasarımının “ihtiyaç ve hedeflerin yanlış belirlenmesi” sonucu hatalı bir temele dayandığını belirten Musk, “Bu da uçağı, pahalı ve karmaşık, her telden çalan ama hiçbirinde uzman olmayan bir araç haline getirdi.” ifadesini kullandı.
Musk, “İnsanlı savaş uçakları dron çağında zaten demode. Sadece pilotların ölümüne neden olacaklar.” değerlendirmesinde bulundu. Musk’ın bu yorumu “Elon Musk Amerikan silah sanayiine savaş açtı” yorumlarına neden oldu.
GÜVENİLİRLİK VE BAKIM SORUNLARI
ABD Operasyonel Test ve Değerlendirme Müdürlüğü tarafından yayınlanan yıllık rapora göre, F-35 savaş uçakları 2023’te güvenilirlik, bakım ve kullanılabilirlik konularında bazı zorluklarla karşılaştı ve hedeflenen yüzde 65’lik göreve hazır olma oranının altında kalarak sadece yüzde 51 performans gösterdi.Ocak ayı sonunda yayınlanan raporda, F-35’in, Operasyonel Gereksinimler Belgesi’nde sunulan güvenilirlik ve idame edilebilirlik kriterlerinin altında kalmaya devam ettiği belirtildi.
Benzer şekilde, nisanda yayınlanan ABD Hükümeti Hesap Verebilirlik Ofisi raporunda, “F-35 filosunu ayakta tutmanın maliyeti artmaya devam ediyor. Maliyet 2018’de 1,1 trilyon dolarken 2023’te 1,58 trilyon dolara yükseldi.” ifadesi yer aldı.
Elon MuskTeknolojiPolitikaSavunmaEkonomiSpacex
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ONS ALTINDA %3’LÜK DÜŞÜŞ
Küresel piyasalarda ons altın fiyatı 26 Kasım işlemlerinde 2625 dolara yakın denge arayışını sürdürüyor. Ons altında geçen hafta kapanışına göre %3’ün de üzerinde bir değer kaybı dikkat çekiyor. Ons fiyatlaması için kritik öneme sahip dolar endeksinde 107,00 üzerinde güçlü görünüm korunuyor. ABD 10 yıllık tahvil faizleri de bir miktar gerileyerek %4,28 seviyelerine çekildi.
GRAM ALTIN 2925’DEN, ÇEYREK ALTIN 5 BİN 38 LİRADAN SATILIYOR
İç piyasada ise serbest piyasada işlem gören gram altın fiyatı 2925 TL’den güne başladı. Gram altın da cuma kapanışına göre %3 civarında geriledi. Kapalıçarşı’daki kuyumcularda ise işlemler 3028 TL-3078 TL alım ve satım aralığında seyrediyor. Çeyrek altın sabah saatlerinde 5 bin 38 TL, yarım altın 10 bin 77 TL ve tam altın da 20 bin 30 TL’den satılıyor.
ALTINDA GÖZLER ABD’Lİ BAKANDA
Analistler; ABD’de Hazine Bakanı olması beklenen Scott Bessent’e dikkat çekerek, “Bessent, doların küresel arenada rezerv para olma statüsünün korunması için çaba göstereceğini vurguladı. Gelecek dönemde daha güçlü dolar bir dolar göreceksek, altın fiyatları da yükselse bile bunun daha sınırlı olması beklenebilir, altın yatırımcısı buna hazır olmalı” değerlendirmesinde bulunuyor.
FAİZ KARARI İÇ PİYASADAKİ ALTIN FİYATI ÜZERİNDE ETKİLİ OLACAK
Öte yandan içeride faiz indirimi sürecinin yakından takip edildiğini belirten Altın ve Para Piyasaları Uzmanı M. Ali Yıldırıtürk ise “Ons altın bir süre 2600-2750 dolar bandında dalgalanabilir. Ancak içeride TCMB’nin faiz indirimi süreci kurlarda hafif hareketliliğe sebep olabilir, bu da gram altına destek olabilir. Fiziki gram fiyatında 3050 TL desteği üzerinde hareketlilik devam edebilir” diye konuştu.
Abdurrahman YazıcıHaberler.com – TeknolojiAmerika Birleşik DevletleriMerkez BankasıOns AltınTeknolojiEkonomiFinans
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Petrol Rafinerileri’nin (TÜPRAŞ) İzmir’in Aliağa ilçesindeki rafinerisinde yangın çıktı. Alevler kısa sürede kontrol altına alınırken, TÜPRAŞ’tan yapılan açıklamada, olayda kimsenin yaralanmadığı belirtildi.
Yangın, saat 20.00 sıralarında TÜPRAŞ’ın Aliağa rafinerisinde meydana geldi. Ham petrol ünitesinde çıktığı öğrenilen yangın, teknik personel ve rafineriye sevk edilen itfaiye ekipleri tarafından kısa sürede kontrol altına alındı. Yangının çıkış nedeni ile ilgili TÜPRAŞ ekipleri tarafından inceleme başlatıldı.
TÜPRAŞ’TAN AÇIKLAMA
TÜPRAŞ’tan yapılan açıklamada, “İzmir Rafinerimizde bu akşam saat 20: 00 sularında Hampetrol Ünitelerimizden bir tanesinde yangın meydana gelmiştir. Ünite duruşa geçirilmiş, rafineri teknik ekiplerimiz tarafından ilgili resmi birimlerle iş birliği ve koordinasyon içinde olaya müdahale edilmiş, yangın kontrol altına alınmış ve söndürülmüştür. Olaydan etkilenen çalışma arkadaşımız bulunmamaktadır. Diğer ünitelerimizde faaliyetlerimiz devam etmektedir” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gülnar Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, inceleme yaptıkları iş yerlerinin belgeleri ile hijyen kurallarına uygunluğunu kontrol etti.
Denetimde bir ekmek fabrikasındaki 228 teneke pamuk yağının son kullanma tarihinin geçtiği belirlendi.
İşletme hakkında yasal işlem başlatan ekipler, ürünleri imha etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bilecik Belediyesi’ne ait olan alanda yer alan Seven Pasajı’nın yerine 2017 yapımına başlanan ve yıllardır bitmeyen “AVM Projesi” rüşvet olayı ile gündeme gelmiş, dönemin CHP’li Bilecik Belediye Başkanı Semih Şahin görevden alınmış, danışmanı iste tutuklanmıştı. Satış süreci adeta yılan hikayesine dönen AVM, 2 kere ihaleye çıkmış, bir sonuç alınamamıştı.
Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen ‘Zirve Toplantısı’nda Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank ile bir araya geldi. Bilecik için yaptığı çalışmaları, projeleri detaylı bir şekilde anlatan Başkan Subaşı, Bakan Yardımcısı Varank’a AVM konusu anlattı. Subaşı Bilecik için önemli olan bu proje hakkında ikili fikir alışverişi yaparak, burada izlenilmesi yol hakkında Bakan Yardımcısı Varank’tan çözüm istedi. – BİLECİK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse, Ankara programı kapsamında AK Parti Giresun Milletvekilleri Ali Temür, Nazım Elmas ve Milliyetçi Hareket Partisi Giresun MilletvekiliErtuğrul Gazi Konal ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) bir araya geldi. Başkan Köse, vekilleri ayrı ayrı ziyaret ederken, Giresun’un sosyal, kültürel ve ekonomik gelişimine yönelik çeşitli projeler hakkında bilgi verdi. Başkan Köse, belediyenin içinde bulunduğu mali durumu anlattı ve fikir alışverişinde bulunuldu. Milletvekilleri Ali Temür, Nazım Elmas ve Ertuğrul Gazi Konal ise yapılacak yatırımlar için destek vereceklerini ve belediyenin projelerine yardımcı olacaklarını dile getirdi.
Cumhuriyet Halk Partisi Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş’i de ziyaret eden Başkan Köse, planlanan projeler ve belediyenin son durumu hakkında bilgiler aktardı. Milletvekili Gezmiş ise Giresun Belediyesi’nin çalışmalarını yakından takip ettiğini dile getirerek, halkın ihtiyaçları doğrultusunda adımlar atılmasının önemine dikkat çekti.
“Şehrimiz için partiler üstü bir anlayışla çalışmak esastır”
Belediye Başkanı Fuat Köse, son olarak da İstanbul Milletvekili ve TBMM İdare Amiri Giresunlu Hasan Turan’ı ziyaret etti. Başkan Köse, ziyarette Milletvekili Turan ile karşılıklı görüş alışverişinde bulundu.
Başkan Fuat Köse, Ankara’daki temaslarının verimli geçtiğini belirterek, “Öncelikle göstermiş oldukları ilgi, alaka ve misafirperverliklerinden dolayı milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Giresun’un gelişimi adına siyasi partilerle sağlıklı bir diyalog kurmak, projelerimizi hayata geçirmek adına büyük bir öneme sahip. Bugün milletvekillerimizle yapılan görüşmeler, şehrimize katkı sağlayacak önemli adımlar atmamıza vesile olacaktır. Kendilerinin Giresun’a yapılacak yatırımlar için verdikleri destek bizler için çok değerli. Bu süreçte partiler üstü bir anlayışla hareket etmek, Giresun için en iyi sonuçları elde etmemizi sağlayacaktır. Giresun için her isimle her partiyle el ele vermeye hazırım” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(TBMM) – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen Dışişleri Bakanlığı’nın 2025 yılı bütçe görüşmelerinde milletvekillerinin sorularını yanıtladı. Fidan, nüfusa paralel olarak yurt dışına gitmek isteyenlerin sayısının arttığını ve bununla birlikte AB ülkeleriyle vize konusunda sorunlar yaşandığını belirterek vize sorununun kökten çözümünün vize serbestisi anlaşmasından geçtiğini söyledi. Fidan, “2019’da AB’nin ABD’nin etkisiyle bizim Suriye’de yürüttüğümüz operasyonlardan dolayı almış olduğu siyasal bir tavır var. Bu siyasal tavrın bize yansımaları var ama biz bağımsızlığına, güvenliğine önem veren bir ülkeyiz. Belli operasyonlarda, harekatlara girdiğimiz zaman bedeli neyse de ödemeye hazırız” dedi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği (AB) Başkanlığı, Türk Akreditasyon Kurumu’nun 2025 yılı bütçe, kesin hesap ve Sayıştay raporları ile AB Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı Sayıştay raporları üzerine Komisyon üyesi olan ve olmayan milletvekillerinin görüşleri dinlendi. Ardından milletvekilleri Dışişleri Bakanı Fidan’a sorular yöneltti.
Fidan, Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan (MİT) Dışişleri Bakanlığı’na getirilen üst düzey yöneticilerle ilgili; “Şu anda 39 tane genel müdürlüğümüz var. Ben MİT’ten 6 tane genel müdür arkadaş getirdim. Bunlardan birisi Personel Genel Müdürü. Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü, Başbakanlık Hukuk Müşavirliği’nde benimle beraberdi. Bilgi İşlem Genel Müdürü var. Onun dışında İstihbarat ve Güvenlik Genel Müdürlüğü var, MİT’te benim yanımda çalışmış daha sonra Libya’ya Büyükelçi olmuş, dolayısıyla hem dış politika hem MİT’i bilen bir arkadaşımızı getirdik İstihbarat Güvenlik Genel Müdürlüğü’ne. Eşgüdüm Genel Müdürlüğü var, MİT’te benimle beraber çalışmış, üstün başarılar elde etmiş ve konusundaki gerekli sistemi kuran çok değerli seçkin bir arkadaşımız. Diplomatik Güvenlik Birimi var, yeni kuruldu” ifadelerini kullandı.
Fidan, bu kişilerin MİT’ten ödünç aldıkları ihsan sahibi insanlar olduğunu belirterek, “MİT ile Dışişleri, belli konularda zaten kardeş teşkilat gibi çalışıyorlar. Burada personel değişiminin olması şey olmamalı… Ama ben MİT’teyken de Dışişleri’ndeyken de dikkat ettiğim husus var. Özellikle kariyer gruplarına dışarıdan pek atama yapmayı tercih etmiyorum ama ihtisas konularında atamaları yapıyorum” dedi.
“Vize şirketleri vize işlerini yönetmek için iyi bulunmuş bir sistem”
Fidan, Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı ile ilgili eleştiri ve sorulara ilişkin değerlendirmesinde, Vakıf kanunu geçtikten sonra Mütevelli Heyeti olarak atama yaptıklarını ve Yönetim Kurulu’nu ve diğer gerekli atamaları yaptıklarını kaydetti.
Şirket kurulumunu yaptıklarını ve şu anda şirkete personel alımının olduğunu belirten Fidan, vize şirketleriyle ilgili çalışmalarının devam ettiğini ifade etti. Fidan değerlendirmesinde, “Vize şirketlerinin daha önceden Bakanlık ile yapmış olduğu sözleşmeler var. Bunlar hukuken bağlayıcı olan sözleşmeler. Şirketlerle oturarak konuşarak belli bir yol bularak yolumuza gitmeye çalışıyoruz. Bu vize şirketleri gerçekten vize işlerini yönetmek için iyi bulunmuş bir sistem, vize verme sistemini de kolaylaştıran bir yapı” ifadelerini kullandı. Bir üniversite vizyonları olduğunu söyleyen Fidan, bütün bunların Vakfın faaliyetleri arasında olacağını söyledi.
“Bakanlık merkezindeki insanların bindiği araçlar değil bunlar”
Fidan, bazı haberlere yansıyan Bakanlığa araba ve lastik alımı haberlerine ilişkin, “261 tane misyon var. Buradaki temsil gereği araç kullanan misyon şeflerinin araçlarıdır. Bunların hepsinin en iyi araç olması gerekiyor. Bütçemiz el verdiği ölçüde elimizden geldiğince her türlü imkanı sağlamaya çalışıyoruz. ‘Dışişleri Bakanlığı’na şu kadar araç aldınız’ diye, yani Bakanlık merkezindeki insanların bindiği araçlar değil bunlar. Alıp dışarıya göndermeye çalışıyoruz” dedi.
“2023’te Türkiye’den vize ret oranı yüzde 16,1”
Vize alımında karşılaşılan zorluklarla ilgili Bakan Fidan, Avrupa devletlerinin Schengen’i öne çıkardıklarını belirterek, “Sadece bize karşı değil dünyadaki herkese karşı bir ortalamayla hareket ediyorlar” ifadelerini kullandı.
Türkiye’den yapılan başvuruların ret oranı ile dünya ortalamasını kıyaslayan Fidan; 2014 yılında Türkiye başvurularına yapılan ortalama ret oranının yüzde 4,4, bütün Schengen başvurularına yapılan retlerin oranının yüzde 5,1,Türkiye’de 2015’te yüzde 3,9 dünyada yüzde 6,2, 2016’da Türkiye’de yüzde 4,4, dünyada yüzde 6,9, 2019’da dünyada yüzde 9,7, Türkiye’de yüzde 9,9, 2020’de Türkiye yüzde 12,7, dünyada yüzde 13,6, 2021 yılında Türkiye’de yüzde 16,9, dünyada yüzde 13,4, 2022 yılında Türkiye’de yüzde 15,7, dünyada yüzde 17,9 oranında olduğunu açıkladı. Geçen senenin oranlarını da paylaşan Fidan, Türkiye’de vize ret oranın yüzde 16,1 olduğunu, dünyada ise yüzde 16 olduğunu aktardı.
“Vize başvurumuz yüzde 36 artmasına karşın ret oranı binde 4 oranında arttı”
Fidan, “İnsan sayısı arttığı için yurt dışına gitmeye çalışan insanların sayısı da artıyor. 2019’da 906 bin vatandaşımız başvurmuş. 2021’de pandemi var, 270 bine düşüyor. 2022’de 770 bin, 2023’te 1 milyon 55 bin kişi. 2024’te de daha fazla olacağını düşünüyoruz. Vize başvurumuz yüzde 36 artmasına karşın ret oranı binde 4 oranında artmıştır. Başvuru 278 bin 476 kişi artmış, rette 48 bin 638 kişi artmış” ifadelerini kullandı. Vize konusunda dengeyi belli bir diplomasiyle yürütmeye çalıştıklarını söyleyen Fidan, “Yurt dışına gitmek isteyen vatandaş sayımız artıyor, okumak isteyen öğrenci sayımız artıyor nüfusa paralel olarak. Bununla beraber AB ülkelerinde bir sıkıntımız oluyor” dedi.
Bu alandaki sorunun kökten çözümü için vize serbestisi anlaşmasının hayata geçmesi gerektiğini vurgulayan Bakan Fidan sözlerine şöyle devam etti:
“Vize serbestisi anlaşmasının hayata geçmesi için birkaç tane husus var. Birincisi genel politik ortamla alakalı konular. 2019’da AB, ABD’nin etkisiyle bizim Suriye’de yürüttüğümüz operasyonlardan dolayı almış olduğu siyasal bir tavır var. Bu siyasal tavrın bize yansımaları var ama biz bağımsızlığına, güvenliğine önem veren bir ülkeyiz. Belli operasyonlarda, harekatlara girdiğimiz zaman bedeli neyse de ödemeye hazırız. Bunlar bizim karşımıza bedel olarak çıkıyor ama bu bedeli dediğim gibi kendi bağımsızlığımızı, güvenliğimizi korumak için ödemek zorunda kalıyoruz.
“AB üyeliğiyle ilgili resmi politikamız devam ediyor”
Politik iklimin hayata geçmesi için bizim biraz daha onlarla belli konuları müzakere etmemiz gerekiyor. vize serbestisi ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi meselesi şu anda AB ile aramızda olan iki tane önemli başlık.
Üyelik perspektifi ile ilgili konu, daha önce de söylemiştim, bizim bu konudaki resmi politikamız devam ediyor. Cumhurbaşkanımız 2018’de seçildiğinde de 2023 yılında seçildiğinde de ilk dış politika beyanında AB üyeliğinin bu yönetimde resmen devam edeceğini bir stratejik hedef olarak beyan etti.”
“BRICS kurumsal başvuru ve kabul mekanizması olan bir yer değil”
Fidan, Türkiye’nin BRICS üyeliğiyle ilgili sorular bağlamında, BRICS ile ilgili hiçbir sakladıklarının olmadığını söyledi. Aylardır bu sorunun sorulduğunu söyleyen Bakan Fidan, “BRICS kurumsal başvuru ve kabul mekanizması olan bir yer değil. Üyeler bir araya geliyorlar, birilerini davet ediyorlar. Ama sizin de ilgi duyduğunuzu ifade etmeniz gerekiyor. Biz ilgimizi ifade ettiğimizi söyledik” diye konuştu.
Sınır ötesindeki Kürtlerle ilgili sorulara yanıt olarak Fidan, “Sınır ötesindeki Kürtlerin tek hamisi Türkiye’dir. Erbil ile ilişkilerimiz fevkalade iyi. Bağdat ile Erbil arasındaki sorunları da çözmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Sayın Milli Savunma Bakanı geldiği zaman bütün detayları sorabilirsiniz”
Bakan Fidan, ABD’den F-16 tedarikiyle ilgili en büyük sıkıntının siyasal irade olduğunu belirterek, “Kongre’de o süreci biz tamamlattık. Daha sonra Milli Savunma Bakanlığı’nın (MSB) teknik görüşmeleri yapıldı. MSB teknik görüşmeleri de bitirdi, ön ödemeleri de yaptı. O süreç başladı. Sayın Milli Savunma Bakanı geldiği zaman ona bütün detayları sorabilirsiniz” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SANAYİ ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, 10’ncu Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde konuştu. Kacır, “Yakın dönemde detaylarını kamuoyuyla paylaşacağımız Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programıyla da, gelecek nesillerin yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya erişimini sağlayacak, yerel tarımsal ürünlerimizi değer zincirinde katma değeri yüksek gıda sanayi yatırımlarına dönüştürecek ve refaha katkı sunacak projeleri destekleyeceğiz” dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Beşiktaş’ta düzenlenen 10’uncu Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’ne katıldı. Zirvede Sürdürülebilirlik Akademisi Başkanı Murat SungurBursa, Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜGİS) Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, gıda sanayi temsilcileri, yatırımcılar ve sektör paydaşları da hazır bulundu.
Burada bir konuşma yapan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, “Gıda sanayimizin üretimini; çevreci, sürdürülebilir ve altyapısı tamamlanmış yatırım sahalarında gerçekleştirmesi için attığımız adımların neticesinde; 11’i Gıda İhtisas organize sanayi bölgesi olmak üzere toplam 203 organize sanayi bölgemizde müteşebbislerimiz gıda ürünleri imalatını sürdürüyor. gerçekleştiriyor. OSB’lerimizde faaliyet gösteren bu işletmeler 187 bin kişiye istihdam sağlıyor.Gelinen noktada, gıda sanayimizin yalnızca iç talebi karşılamakla kalmadığını aynı zamanda son yıllarda ihracatta kaydedilen gurur tablosunda da büyük pay sahibi olduğunu memnuniyetle ifade etmek isterim. Geçtiğimiz yıl 18,9 milyar dolar ihracata ulaşan sektörümüzün, önümüzdeki dönemde de yeni başarı hikayeleri yazacağına inancım tam. Milli Teknoloji Hamlesi vizyonumuz doğrultusunda, gıda sektöründe Ar-Ge odaklı üretimi önceliklendirerek sektörümüzün yenilikçi ve rekabetçi üretim altyapısını adım adım daha ileriye taşımak öncelikli hedeflerimiz. Gıda sektörümüzün teknoloji ve inovasyon odaklı dönüşümüne öncülük eden 61 Ar-Ge merkezine ve teknoparklarımız bünyesinde bulunan 174 teknoloji girişimine destek sunuyoruz” dedi.
‘BİN 653 TESCİLLİ COĞRAFİ İŞARETLİ ÜRÜNLE BÜYÜK BİR HAZİNEYE SAHİBİZ’
Bakan Kacır, coğrafi işaretli ürünlerin önemine değiinerek, “Coğrafyamızın önemli değerlerini gün yüzüne çıkaran ‘Anadoludakiler’ projemizle de derinlerde saklı hazinemizi hem ülkemiz ve dünyayla buluşturuyoruz. Topraklarımızın bereketini, mutfak kültürümüzün birikimini, çeşitliliğini ve zenginliğini hak ettiği değere ulaştırıyoruz. Yakın dönemde detaylarını kamuoyuyla paylaşacağımız Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programıyla da gelecek nesillerin yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya erişimini sağlayacak, yerel tarım ürünlerini değer zincirinde katma değeri yüksek gıda sanayi yatırımlarına dönüştürecek ve refaha katkı sunacak projeleri destekleyeceğiz. Yerel değerlerimiz ve yöresel ürünlerimizin, üretildikleri bölge ya da şehirlerle özdeşleşerek o yerin simgesi haline gelmesini amaçlıyoruz. Bin 653 tescilli coğrafi işaretli ürünle büyük bir hazineye sahibiz. Önümüzdeki dönemdeki önceliklerimizden biri de özellikle Avrupa Birliği (AB) nezdinde de tescillenen coğrafi işaretli ürünlerimizin, ülkemiz üreticileri ve sanayicileri için daha yüksek katma değer oluşturmasını sağlamaktır. Bunun için kalite zincirini uçtan uca takip edeceğimiz bir mekanizmayı birlikte kurmalıyız. Yapılan araştırmalar gıda kaybı ve israfının toplam maliyetinin küresel ekonomi için 1 trilyon dolara ulaştığını ortaya koyuyor. Bu adaletsiz tabloyu değiştirmek adına seferberlik ruhuyla hareket ederek ‘Gıdada sıfır kayıp’ hedefimiz doğrultusunda gerek ülkemiz sınırları içinde gerekse de uluslararası arenada inisiyatif almaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
‘GIDADA SIFIR ATIK SIFIR İSRAF HEDEFİYLE ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ’
Bakan Kacır gıdada sıfır atık vurgusu da yaparak, “Gıda sanayi girdileri olan gıda katkı maddeleri, yardımcı maddeler ve ambalajlarda yerli üretim kapasitemizi artırmak, dışa bağımlılığı azaltılmak; tedarik zincirinde lisanslı depoculuk gibi faaliyetleri desteklemek, hedef odaklı tarım ve gıda Ar-Ge yenilik programları oluştulmak; tarım ve gıda sektöründe geleceğin gıdalarına geçiş sürecine katkı sağlamak, yenilikçi gıda ürünlerinin geliştirilmesine yönelik Ar-Ge çalışmalarında bulunmak üzere, endüstriyel ölçekte prototipleme amaçlı ortak kullanıma açık Ür-Ge merkezlerinin oluşturulmasını tetikleyecek araştırma altyapıları kurmak; depolama ve lojistik altyapısını güçlendirmek; tarım ve gıda sanayi makinalarını kaliteli ve yüksek standartlarda yerli imkanlarla üretmek; akıllı tarım, hassas tarım ve tarımda dijital uygulamalarla ileri teknolojileri yaygınlaştırmak; ve nihayetinde katma değeri yüksek, tanıtım faaliyetleriyle piyasa çeşitliliği ve büyüklüğü sağlanmış, kalite standartları yüksek, pazar altyapısı iyi, devamlılığı sağlanabilen, daha rekabetçi, mukayeseli üstünlüğü olan ürünlerle ihracatımızı artırmak için hep birlikte daha çok çalışmalıyız. Gıda zayiatlarının azaltılması; birincil üretimde şekillenen üretim kayıplarının minimize edilmesi; üretim kapasitesinin kullanılmamasına bağlı kayıplarla depolama ve lojistik aşamalarındaki kayıpların azaltılması; gıda üretim aşamalarında ortaya çıkan yan ürün ve artıkların değerlendirilmesi anlayışıyla; gıdada sıfır atık, sıfır israf hedefiyle çalışmalarımızı sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ankara Ticaret Odası’nın medya meslek komitesi organizasyonuyla gerçekleştirdiği toplantıda, sosyal medyanın iş dünyasına etkileri, dijital platformların ticari faaliyetlerdeki rolü, güvenli içerik üretimi ve paylaşımı, KOBİ’lerin sosyal medya araçlarıyla büyüme imkanları gibi konular ele alındı. Ankara Ticaret Odası’nın 14 No’lu Medya Meslek Komitesi’nin organizasyonuyla gerçekleştirilen “Kamu Politikaları ve Dijital Platformların Ticaret Hayatına Etkileri Sektörel İstişare Toplantısı” ATO’nun Duatepe Salonu’nda yapıldı.
“Sosyal medya, günümüzde ticaret platformları haline geldi”
21 Kasım 2024- Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, sosyal medya platformlarının işlerini büyütmek ve geliştirmek isteyen işletmeler için cazibe merkezi haline geldiğini belirterek, “Sosyal medya, günümüzün ticaret platformları haline geldi. Türkiye’de en çok kullanılan sosyal medya araçları arasında yer alan TikTok’taki işletme sayısının 10 bini aştığı ve bu işletmelerin yaklaşık yüzde 96’sını KOBİ’lerin oluşturduğu ifade ediliyor” diye konuştu.
ATO Başkanı Gürsel Baran, ByteDance/TikTok Devletlerle İlişkiler ve Kamu Politikaları Türkiye Bölge Başkanı M. Fatih Kafadar, TikTok Türkiye, Orta ve Güney Asya Küresel İş Çözümleri Lideri Barış Aldanmaz, ATO Komite ve Meclis üyeleri ile sektör temsilcilerinin katıldığı toplantıda, sosyal medyanın iş dünyasına etkileri, dijital platformların ticari faaliyetlerdeki rolü, güvenli içerik üretimi ve paylaşımı, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin (KOBİ) sosyal medya araçlarıyla büyüme imkanları gibi konular ele alındı.
ATO Başkanı Gürsel Baran, toplantıda yaptığı konuşmada sosyal medya ve dijitalleşme sürecinin sosyal ve ekonomik gelişmelere zemin hazırladığını belirterek, ticaret, satış ve pazarlama açısından da fırsatları beraberinde getirdiğini söyledi. Baran, “İnsanlar için vakit geçirme ve eğlence kaynağı olan sosyal medya son birkaç yılda, işlerini büyütmek isteyen işletmeler için bir cazibe merkezi. Sosyal medya, günümüzün ticaret platformları haline geldi. Türkiye’de en çok kullanılan sosyal medya araçları arasında yer alan TikTok’taki işletme sayısının 10 bini aştığı ve bu işletmelerin yaklaşık yüzde 96’sını KOBİ’lerin oluşturduğu ifade ediliyor” açıklamasında bulundu.
“Dünya nüfusunun yarısından fazlası sosyal medya kullanıyor”
Sosyal medya platformlarının artık hayatın önemli bir parçası durumuna geldiğini kaydeden Baran, “8 milyarlık dünya nüfusunun, yaklaşık 5 milyarı, yani yarısından fazlası sosyal medya kullanıyor. Bugün yetkililerini konuk ettiğimiz TikTok ise Facebook, Youtube ve Instagram’dan sonra en çok kullanılan sosyal medya platformu. Ülkemizde TikTok’a duyulan ilgi ve kullanım çok daha fazla. TikTok, Youtube ve Instagram’ın ardından en çok kullanılan üçüncü platform durumunda. Türkiye’de yaklaşık 38 milyon kişinin TikTok kullanıcısı olduğu belirtiliyor. İstatistiklere göre, sosyal medya kullanıcılarının, günlük yaklaşık 2 saat 23 dakikası sosyal medyada geçiyor. Bu veri, bizim ülkemizde biraz daha yüksek” ifadelerini kullandı. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>RIO DE JANEIRO, 19 Kasım (Xinhua) — Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, adil bir ortak kalkınma dünyası inşa etmek üzere tüm taraflarla çalışmaya hazır olduklarını belirterek Çin’in küresel kalkınmaya yönelik 8 maddelik önerisini açıkladı.
Xi söz konusu açıklamayı pazartesi günü 19. G20 Liderler Zirvesi’nin Açlık ve Yoksullukla Mücadele hakkındaki 1. oturumunda yaptı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin yaşama geçirdiği “Anne Kart” projesi ile Halk Kart desteği alan, sosyo-ekonomik durumu iyi olmayan, 0-4 yaş çocuğu olan anneler il içindeki toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanacak. Buna göre, annelere 60 ücretsiz biniş hakkı ve ücretsiz kişiselleştirilmiş kart basım desteği sağlanacak.
Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras da öğrencilere, öğretmenlere ve 60 yaş üstü vatandaşlara yapılan ulaşım indirimlerinden sonra annelere de “Anne Kart” ile ulaşımda ücretsiz dönemi başlattıklarını belirterek, sosyal desteklerin devam edeceğini kaydetti. Başkan Aras, “Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik koşullarda tüm vatandaşlarımıza destek olabilmek için projeler üretiyor, onlara moral olmaya çalışıyoruz. Anne Kart uygulamamızı başlatarak ulaşım hizmetini annelerimize ücretsiz hale getirmeyi amaçladık. Belediyemize başvuran, şartları uyan annelerimiz Anne Kart ile ulaşımdan ücretsiz yararlanacak. Büyükşehir Belediye’mizin de ailelerimizin bütçelerine bir nebze olsun katkısı olacak” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Besni Kaymakamı Çağlar Partal’ın katılımıyla başlayan tohum dağıtımına çiftçiler yoğun ilgi gösterdi.
TAKE Projesi kapsamında yüzde 75’i hibe desteğiyle, yüzde 25’i çiftçiler tarafından karşılanan tohumlar 313 çiftçiye dağıtıldı. Proje çerçevesinde 49 çiftçiye mercimek tohumu, 264 çiftçiye ise nohut tohumunun verildiği belirtildi. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Karaman merkeze bağlı Kızık köyünde yaşayan 30 yaşındaki Sümeyye Teber, Erciyes Üniversitesi Safiye Çıkrıkçıoğlu Meslek Yüksekokulu Laborant ve Veteriner Sağlık Teknikerliği Bölümünden mezun olduktan sonra Uzman Eller Projesi kapsamında devletten aldığı 250 bin liralık hibe ile 51 koyun ve 2 koçla çiftlik kurdu ve 51 koyunu 1 yıl içerisinde 70’e çıkardı. 3 yaşındaki oğlu ile birlikte hayvancılık yapan Teber hayalindeki işi yapmanın mutluluğunu yaşıyor.
“Aldığım 250 bin liralık hibe ile 51 adet koyun ve 2 koç alarak işe başladım”
Üniversiteden mezun olduktan sonra hayvancılıkla uğraşmaya başlayan 30 yaşındaki Sümeyye Teber, “Erciyes Üniversitesi Safiye Çıkrıkçıoğlu Meslek Yüksekokulu Laborant ve Veteriner Sağlık Teknikerliği mezunuyum. Karaman’ın Kızık köyünde yaşıyorum ve hayvancılık yapıyorum. Karaman, hayvancılık ve tarımın ön planda olduğu bir şehrimiz. Hayvancılığa uzaktan da olsa aşinalığım vardı. Üniversitede, hayvancılığın ileride daha verimli olacağını düşündüğüm için bu bölümü seçtim. Mezun olduktan sonra, imkanlar el verdikçe bu işe başladım. Şu an geliştirme aşamasındayım. 2023 yılında Uzman Eller Projesi kapsamında aldığım 250 bin liralık hibe ile 51 adet koyun ve 2 koç alarak işe başladım. Şu an 70’e çıkardım, yaklaşık 2-3 yıl içerisinde mevcut sayıyı iki katına çıkararak devam etmek istiyorum. Hayalim her zaman kendi işimi yapmaktı, kendi işimin başında olmaktı. İmkanlar el verdiği için bu işe başlayabildim. Devlet projesi ile hibe almak büyük bir avantaj oldu, bu sayede kendimi geliştirebildim. Şu an yaklaşık 70 tane dişi hayvanımız var ve bunu minimum 250 kapasiteye çıkarmayı hedefliyoruz. Şu anda hem yavru verimi hem de süt verimi açısından iyi sonuçlar alıyoruz. İleride bu sütü işleyerek satmak, yani yoğurt ve peynir gibi ürünler üreterek satışa sunmayı planlıyorum” dedi.
“Çocuğumla birlikte bu işi yapabilmek çok güzel”
Devletin çeşitli hibe ve kredileri olduğunu belirten Teber, “Bunları araştırabilirler, ben de yaklaşık bir yıl araştırdıktan sonra Uzman Eller Projesi’ne denk geldim, benim için büyük bir şanstı. Hibe dışında genç çiftçi kredileri, hayvancılık kredileri, hayvan alımından sonra yem kredileri gibi imkanlar var. Eğer ailelerinden destek alıyorlarsa ve mevcut bir yerleri varsa, bu kredilerle işe başlayabilirler. Elbette her işte olduğu gibi ilk 2-3 yıl biraz zorlanacaklardır ama daha sonra kendi işlerini yapmak ve bu konuda uzmanlaşıp kaliteli bir seviyeye ulaşmak, bu işe ayrı bir değer katacaktır. Sabit olarak 8-5 bir işte çalışsalar, başka insanlarla muhatap olacaklar, o işin zorluklarını yaşayacaklar ve kariyer sahibi olmak için en azından 1-2 yıl çabalayacaklar. Hayvancılıkta da aynı. Krediyi alıp işe başladıklarında, hatta bir veteriner bile olsalar, ilk başlarda zorlanabilirler, ‘yapamıyorum’ diyebilirler ama bence bir kadın bir evi çekip çeviriyorsa, bir çocuğu büyütebiliyorsa yani bu dünyaya bir insan yetiştirebiliyorsa, kolaylıkla hayvan da yetiştirip bu işi de başarabilir. Ben hayvancılığa 51 koyun ile başladım, şu an 70 tane var ve hepsi gebe. Bu gelen kuzularla sayıyı en az 100’e tamamlayacağım. Başta zorlanacağımı düşündüm ama işin göründüğünden daha kolay olduğunu fark ettim. Türk kadınları cephede bile kendini göstermiştir; böyle bir atalara sahipken, biz de gayet başarılı bir şekilde hayvancılığı yapabiliriz. Deneyen herkesin bu konuda başarılı olabileceğini düşünüyorum. Hayvanlarla ilgileniyoruz, onların kuzularını bekliyoruz ama kendi kuzuma da vakit ayırıyorum. Evet, biraz zorluğu olabiliyor ama üstesinden gelebiliyorum çünkü oğlum da benim gibi hayvanları severek büyüdü. Beraber bile çıkıp bu işleri yapabiliyoruz. O yüzden, çocuğumla birlikte bu işi yapabilmek çok güzel” diye konuştu. – KARAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Bozyaka Kapalı Pazaryeri’nde gerçekleştirilen açılışta yerel üreticiler, el yapımı gıda ürünlerinden tekstil ürünlerine kadar geniş bir yelpazede ürünlerini sergilerken, vatandaşlar da kadınların emeğiyle hazırlanan ürünleri satın alma fırsatı buldu. Başkan Kınay, kadın girişimcileri daha fazla desteklemek için benzer etkinliklerin devam edeceğini belirtti.
Kadınların iş gücüne katılımının artırılması ve ekonomik bağımsızlıklarının sağlanması amacıyla böyle bir pazarın hayata geçirilmesinin önemine değinen Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, kadınların toplumsal hayattaki yerini güçlendirmek için yapılan bu tür organizasyonların, hem üretici kadınların hem de yerel ekonominin gelişimine büyük katkı sağlayacağını söyledi.
Ayda iki kez düzenlenecek
Bozyaka Pazaryerinin ardından 27 Kasım’da Kibar Pazaryeri’nde ikincisi düzenlenecek Kadın Emeği Pazarı’na da tüm üretici kadınları ve vatandaşları davet eden Kınay, “Kadınlarımızın emekleri bizler için çok değerli. Karabağlar’da kadınların her alanda daha güçlü olmasını sağlamak için çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>RİZE – Rizeli matematik öğretmeni, hem eğitimcilikten hem de doktora yapmaktan vazgeçti, çocukluk sevdası olana arıcılığa başladı.
Rize‘nin Pazar ilçesinde yaşayan 40 yaşındaki Murat Memoğlu, lise eğitimini tamamladıktan sonra Matematik Öğretmenliği okudu. Okulunu başarıyla bitiren Memoğlu sonrasında alanında yüksek lisansını bile yaptı. Daha sonra doktoraya başlayan Memoğlu aynı zamanda özel bir okulda matematik öğretmeni olarak da çalışmaya başladı. Bunların hepsi gerçekleşirken onun aklı ise çocukluktan beri hayali olan arıcılıktaydı. Dededen, babadan gördüğü arıcılığa sevdalı olduğunu söyleyen Memoğlu, artık eğitimciliği, hatta doktora eğitimini bile bırakarak arıcılık yapmaya başladı. 400 adet kovanı olduğunu ifade eden Memoğlu, insanların hobi olarak yaptığı arıcılığı artık profesyonel olarak yapmaya başladı.
Çocuk yaşlarda tanıştığı arıcılığa çok hevesli olduğunu ifade eden Memoğlu “Çocukluğumdan beri arıların içinde büyüdüm. Dedem bu işi yapıyordu ilk başta. Dedemden sonra babam da aynı şekilde bu işi yapıyordu. Hatta o geleneksel yöntemlerle karakovancılık yapıyor. Ben matematik öğretmeniyim. Yüksek lisansımı yaptım, sonrasında doktoraya başladım. Doktora yaparken bir yandan aracılık yapıyordum. Bir yandan da yine doktora mı yaparken özel okulda öğretmenlik yapıyordum. Öğretmenlik çok kutsal bir meslek. Yani öğrencilerin rehberi oluyorsun, onlara ışık oluyorsun. Bunu yapmak çok güzel ama bir yandan arıcılık da aynı şekilde güzel bir meslek ve benim çocukluk sevdam. Bir tercih yapmak zorunda kaldım ve ben aracılığı tercih ettim. Yani olan bir hevesti hobi olarak yapıyordum ‘Bunu meslek olarak niye yapmayayım?’ dedim. Yaklaşık 4 yıldır bunu profesyonel bir şekilde meslek olarak yapmaya başladım” dedi.
Arcılığın kendisini ekonomik olarak da mutlu ettiğini sözlerine ekleyen Memoğlu, arıcılığın genç yaşta yapılabilecek kadar zor bir meslek olduğunun da altını çizerek “400 civarında kovanım var. Çocukluğumdan beri heves ettiğim, sevdası olduğum arıcılığı yapıyorum. Beni ekonomik olarak tatmin ediyor. Gençler bu mesleği yapabilirler. Hatta bu gençlikte yapılacak bir iştir. Evet, çok hevesli olarak yapıyorum ama zahmeti de çoktur. Kolay bir iş değil yani. İşe giriştiğin zaman bunu anlıyorsun. Zahmetlidir ama aynı zamanda çoğu insanın hobi olarak yaptığı bir meslektir. Gençler bu işi yaparsa çok daha başarılı olur. Hem ekonomik olarak tatmin eder. Yani insanların geçimini sağlaması için alternatif bir gelir kaynağıdır, yapılabilir” ifadelerini kullandı.
Matematik öğretmenliğini, hatta doktorayı bıraktığını duyanların çok şaşırdığını ama kendisinin sevdiği mesleği yaptığını dile getiren Memoğlu “Tepkiler oluyor ama yani insan meraklı olduğu şeyi yapmalı. Aslında ben matematiği de seviyordum. Yani matematikte doktora yapmak benim için keyifli bir şeydi. Araştırma yapmak. Ama çocukluktan beri bir hayran olduğum için ben arıcılığı tercih ettim” şeklinde konuştu.

EkonomiGüncelEğitimTarımÇocukYaşamRize
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kemalpaşa Belediyesi’nin yenilenen web sitesinde oluşturulan “CV Havuzu” ile vatandaşların iş bulma süreçlerine katkı sağlanıyor. Web sitesinde oluşturulan CV Havuzu ile vatandaşlar belediyeye gelmeden bilgilerini veri tabanına aktarıyor. Kemalpaşa Belediyesi İş ve İstihdam birimi mevcut bilgiler ışığından vatandaşlara potansiyel işlerle ilgili geri dönüş sağlıyor. Firma ve işletmelerin farklı pozisyonlardaki personel ihtiyaçlarına göre ise “CV Havuzu”ndan yönlendirmeler gerçekleştirilecek sistemde. Veri havuzunda, mühendisinden öğretmenine, kasiyerinden hemşiresine, satış elemanından sekreterine kadar, vasıflı ya da vasıfsız iş arayan vatandaşların bilgilerinin sisteme kayıt edilmesi. Kayıt sonrasında, işverenlere iş arayan kişilerin bilgileri sunularak görüşme ayarlanması planlanıyor.
6 ayda 472 vatandaş iş sahibi oldu
Kemalpaşa Belediyesi İş İstihdam Bürosu, işverenleri ve iş arayan vatandaşları bir araya getirerek istihdama katkı sunmaya devam ediyor. Son 6 ay içerisinde çeşitli pozisyonlara 916 yönlendirme yapan İş İstihdam Bürosu aracılığıyla 472 kişi iş başı yaptı. 2024 Nisan Ayı’ndan günümüze kadar geçen sürede istihdama katkı koyma hedefine yaklaşan Kemalpaşa Belediyesi, her yıl 1000 kişiyi iş sahibi yapmayı hedefliyor.
“İstihdam sorununa son vereceğiz”
Hayata geçirilen “CV Havuzu” projesi ile Kemalpaşa’da istihdam sorununa çözüm getirmeyi amaçladıklarını ifade eden Kemalpaşa Belediye Başkanı Mehmet Türkmen yaptığı açıklama da, “Ülkemizin en büyük sorunlarından ne yazık ki işsizlik sorunu. Kemalpaşa Belediyesi olarak, üzerinde titizlikle çalıştığımız ve ilçemizdeki istihdam sorununa son vereceğini düşündüğümüz “CV Havuzu” projesini hayata geçirdik. Özellikle bölgedeki fabrikalarla iş birliği içerisinde iş arayan vatandaşlarımıza yardımcı olacağız. Amacımız hem istihdam sorununa çözüm üretmek hem de ilçemizin üretim kapasitesini arttırmaktır” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>15. Çin Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı, (CIAAE) Çin’in Guangdong eyaletinde başladı.
15. Çin Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı, (CIAAE) Çin’in güneyindeki Guangdong eyaletine bağlı Zhuhai şehrinde başladı. Fuara, Rusya, Fransa, ABD, Suudi Arabistan ve İtalya gibi ülkelerden heyetler katıldı. Fuarın düzenlendiği Zhuhai Uluslararası Hava Gösterisi Merkezi’nde, toplam 13 sergi salonu hizmete girdi.
Fuarda alçak irtifa ekonomisi, ticari uçak endüstrisi, sivil havacılık endüstrisi, ticari havacılık ve uzay, yeni malzemeler ile uygulamalar, bilimsel araştırma başarıları dönüşümü, eyalet ve şehir olmak üzere 7 tematik sergi alanı bulunuyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
(ANKARA) – Ortaokul ve lise çağındaki gençler arasında artan sanal bahis bağımlılığına dikkat çeken Öğrenci Veli Derneği Başkanı Ömer Yılmaz, “Yoksulluğun derinleşmesi bağımlılığı etkileyen en önemli faktörlerden biri. Kumar alışkanlığı, gençlerin gelişiminde ciddi bağımlılık yapan patolojik bir süreç. Çocukları geleceksiz, umutsuz bırakan bu eğitim sisteminde çocukların mutluluğu bahis oyunlarında araması geleceksizlik, parasızlık, işsizliklerini de kısa yoldan para kazanma arzusu ile bastırmalarının kaçınılmaz sonucu. Gençler; zaman yönetimi, güne odaklanma gibi temel ve basit şeyleri yerine getirmekte zorluk yaşıyor. Bahis bağımlılığı, gerçeklik algılarını yok etmeye yol açıyor. Sanal bahis siteleri, çocukları taciz ve istismara açık hale getiriyor” dedi.
Türkiye’de özellikle ortaokul ve lise çağındaki gençler arasında sanal bahis oyunlarına olan ilgi giderek artıyor. Bahis sitelerinin reklamları, sosyal medyada yapılan paylaşımlar ve arkadaş gruplarındaki etkileşimler, gençlerin bu oyunlara yönelmesinde önemli bir etken olarak öne çıkıyor. Ekonomik kaygılar, sosyal çevrenin etkisi, internetin yaygın kullanımı ve teknolojiye olan aşinalık gibi faktörler, gençlerin bahis sitelerine yönelmesinde rol oynuyor.
Ortaokul ve lise çağındaki öğrenciler arasında artan sanal bahis bağımlılığına ilişkin ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulunan Öğrenci Veli Derneği Başkanı Ömer Yılmaz, sanal bahis oyunlarının gençlerde sadece maddi değil, psikolojik anlamda da zararlara yol açabileceğine dikkat çekti.
Bağımlılık, zaman kaybı, ailevi sorunlar ve akademik başarıda düşüş gibi olumsuz etkilerin gençlerin yaşam kalitesini ciddi bir şekilde etkileyebileceğinin altını çizen Yılmaz, “Gerçek dünyadan uzaklaşan çocuklarımız ve gençlerimiz, sanal dünyadaki gerçek olmayan faaliyetler içerisine girerek toplumdan da soyutlanıyor. Genel anlamda toplumun, teknolojik bir olgu olarak bilgisayar ve internete olumlu bakıyor olması, bağımlılık sorununun ve tehlikesinin göz ardı edilmesine neden oluyor” dedi.
“Sanal bahis 11-20 yaş arası gençlerde yaygınlaşmış durumda”
Gençlerin teknoloji kullanımı üzerinde kontrolün kaybolması ve teknolojinin ölçüsüz, amaçsız ve sınırsız kullanılmasının ciddi zararları da beraberinde getireceğini söyleyen Yılmaz, “Teknoloji bağımlılığı, her yaşta görülebilecek bir bağımlılık türü olmakla birlikte çocuklarımız ve ergenlerimiz en önemli risk gruplarından birisi. Bağımlılığı meydana getiren ise bilgisayar, internet ve sanal dünyanın karşı konulmaz çekiciliği. Sanal bahis oyunları birçok ülkede 11 -20 yaş arası gençlerde yaygınlaşmış durumda. Bunun getirdiği sorunlar sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde gençleri bağımlı yapmasının yanında, stres ve anksiyete bozukluğu, finansal sorunlar, bağımlılık, okulda başarısız olmak, aile sorunları gibi birçok soruna da sebep oluyor. Gençler genelde internette her yerde karşılarına çıkan kumar reklamları ile bu tuzağa düştükleri belirtiliyor” diye konuştu.
“Veliler kontrol sağlayamıyor”
Artan sanal bahis bağımlılığına ilişkin “Gençler, okuyarak geleceklerine dair bir kurguları olmadıkları için kısa yoldan para kazanmanın arzusuyla sanal bahis ve benzeri oyunları oynamayı daha cazip görüyor” diyen Yılmaz, velilerin kimi zaman çocukları üzerinde kontrolü sağlayamadığını söyledi. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yoksulluğun derinleşmesi de bunu etkileyen en önemli faktörlerden biri. Kumar alışkanlığı, gençlerin gelişiminde ciddi bağımlılık yapan patolojik bir süreç. Çocukları geleceksiz, umutsuz bırakan bu eğitim sisteminde çocukların mutluluğu bahis oyunlarında araması geleceksizlik, parasızlık, işsizliklerini de kısa yoldan para kazanma arzusu ile bastırmalarının kaçınılmaz sonucu. Gençler; zaman yönetimi, güne odaklanma gibi temel ve basit şeyleri yerine getirmekte zorluk yaşıyor. Bahis bağımlılığı, gerçeklik algılarını yok etmeye yol açıyor. Sanal bahis siteleri, çocukları taciz ve istismara açık hale getiriyor.”
“Ebeveynler denetimi elden bırakmamalı, seçici ve kararlı davranmalı”
Öğrenci Veli Derneği olarak velilere önerilerini de sıralayan Yılmaz, teknolojik araçların ödül veya ceza aracı olarak kullanılmaması gerektiğini hatırlattı. Ebeveynlerin, çocukları için etkinlik ve hobi edinmeleri için yardımcı olmaları gerektiğini söyleyen Yılmaz, “Ebeveynler çocuklarına nazaran teknoloji kullanımı bilgisi ve alışkanlıkları bakımından çok daha geri seviyelerde olabilirler ancak ebeveynler, çocuklar için uygun olmayan programları/oyunları, çocuklara izletmeme/oynatmama hususunda denetimi elden bırakmamalı, seçici ve kararlı davranmalı. Teknolojinin ailece birlikte geçirilen zamanların ya da oyun saatlerinin yerini almasına izin verilmemeli” diye konuştu.
“Gençlerin rol model gördüğü sosyal medya fenomenlerinin hesaplarında bahis reklamı var”
Gençler arasında rol model olarak görülen bazı sosyal medya fenomenlerinin hesaplarında bahis reklamlarına yer verildiğini, gerçek hayatta ise bahis reklamlarının sokaklarda, reklam panolarında yer aldığını söyleyen Ömer Yılmaz, “Elinde telefon olan çocuklar artık oyun oynamıyorlar, kısa yoldan para kazanmak için kötücül yollara giriyorlar. Bugünkü iktidarın elinde her türlü yetki var. İstediği anda bu oyunların oynanmasını engelleyecek araçlara da sahip. Asıl buradaki sorumsuzluk hali bugünkü durumun özeti. Yetkililer bir an önce gerekli önlemleri alarak harekete geçmeli” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kahta Belediyesi, kendi bünyesinde yer alan akaryakıt istasyonunu modernize ederek eski tip yakıt pompalarını yeniledi. Taşıt tanıma sistemi ve full otomasyon sistemi entegrasyonu sayesinde istasyon, artık çok daha verimli ve güvenli bir şekilde hizmet verebilecek. Ayrıca, yakıt tanklarındaki seviyeleri anlık olarak takip edebilme özelliği de sisteme dahil edilerek, yakıt yönetimi ve stok kontrolleri daha etkin hale getirildi. Yeni taşıt tanıma sistemi ile belediyeye ait araçların km bazlı takip edilebilmesi ve yakıt tüketimlerinin anlık izlenmesi mümkün hale geldi. Bu sayede, araçların yakıt tüketim analizleri yapılabilecek ve gerekli optimizasyonlar gerçekleştirilebilecek. Kahta Belediye Başkanı Mehmet Can Hallaç, kademe bölgesinde incelemelerde bulunarak kurulumu tamamlanan Tam Otomasyon Akaryakıt sistemi hakkında bilgiler aldı.
Başkan Hallaç, “Akaryakıt otomasyon sistemimiz ile Belediyeye ait olmayan hiçbir araca akaryakıt tankından yakıt verilemeyen sisteme geçilmiştir. Kurulan bu sistem ile Belediyemizdeki tüm araçlara verilen yakıtlar online sistem üzerinde sürekli takibi sağlanarak kontrol altına alınmıştır” dedi.
Bu modernizasyon ile Kahta Belediyesi, kaynaklarını daha verimli kullanarak halkına daha iyi hizmet sunmayı hedefliyor. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tarım sektörünün en büyük buluşma noktalarından biri olan GROWTECH.ANTALYA, 20-23 Kasım tarihlerinde Antalya ANFAŞ Fuar Merkezi’nde düzenlenecek. Her yıl on binlerce sektör profesyoneli ve ziyaretçisini ağırlayan fuar, küresel ağıyla sektörün gelişimine ve iş birliğine katkı sağlamayı hedefliyor.
Yaklaşık 24 yıldır devam eden GROWTECH.ANTALYA’ya uluslararası katılımcı ve ziyaretçi ilgisinin katlanarak devam ettiğini belirten GROWTECH.ANTALYA Fuar Direktörü Engin Er, “Sektörünün en etkili iş birliği platformu olan GROWTECH.ANTALYA olarak, katılımcılarımıza benzersiz iş birliği, yeni iş olanakları, ortaklıklar oluşturarak tarım sektörünün büyümesine katkıda bulunuyoruz. Bu yıl toplam katılımcı firma sayımız 684, uluslararası katılımcı sayımız ise 285. Toplam katılımcı sayımızın yüzde 40’ı yurtdışından. Ayrıca, 161 ülkeden de ziyaretçi bekliyoruz. Her yıl olduğu gibi, Almanya, Hollanda, İspanya ve Kore gibi tarımda öncü ülkeler, pavilyonlarıyla fuarda yer alarak, global tarım teknolojileri ve yeniliklerini tanıtacak. Çin, bu yıl en yüksek katılımıyla, 97 firmasıyla fuarda bulunacak. Hindistan Pavilyonu ise bu yıl ilk kez katılım sağlayacak. İş hacmi hedeflerimizi her geçen yıl daha da güçlendiriyoruz” şeklinde konuştu.
Sektöre değer katan etkinlikler fuarda
Er, “Bu sene oldukça verimli ve yol gösterici bir etkinlik programı hazırladık. Farklı disiplinlerdeki sektör liderleri, deneyimlerini paylaşarak yeni fırsatlar ve sektörün geleceği hakkında bilgiler verecek. Sektörümüzde yenilikçi, çözüm odaklı ve verimli sonuçlar elde edilmesi için bu alandaki yaklaşımları sahnemizde sunmayı hedefliyoruz” dedi.
Yapılan açıklamaya göre, 3 gün boyunca birbirinden zengin temalarla ziyaretçilerine bilgi vermeye hazırlanan fuarın etkinlik programı, 20 Kasım Çarşamba günü, ‘Türk Devletlerinde Tarım Ticareti ve Fırsatlar’ başlıklı konferansla, TV programcısı Taner Öztürk’ün moderatörlüğünde, Türk Dünyası Tarım Birliği Başkanı Doğan Başaran, Özbekistan ve Azerbaycan Tarım Bakanlığı temsilcilerinin katılımıyla başlayacak. Program, Sera-Bir Danışma Kurulu Üyesi Mesut Nar’ın moderatörlüğünde, Sera-Bir Yönetim Kurulu Başkanı Onur Girdap, Başkan Yardımcısı C. Cenk Özgür, Rusya Ulusal Meyve ve Sebze Üreticileri Birliği Hukuk Direktörü Elena Samoshchenko ve Rusya Ulusal Meyve ve Sebze Üreticileri Birliği Başkanı Danışmanı Alexander Kalyagin katılımıyla, ‘Türkiye ve Rusya’da Seracılık’ başlıklı oturumla devam edecek. Programın hemen ardından iki ülkenin bu alandaki potansiyel fırsatlarına ışık tutacak olan ‘Seracılıkta Rusya & Türkiye İş Birliği’ başlıklı oturumda ise SERKONDER Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Öztürk’ün moderatörlüğünde, SERKONDER Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Yaylalı ve RUSTEPLICA – Rusya Sera Birliği Genel Müdür Yardımcısı Tatyana Kulik ağırlanacak.
Fuar üç gün boyunca, 30’u aşkın fikir önderini tematik konferanslarda bir araya getirerek, sektöre dair yeni eğilimler, sürdürülebilir çözümler, teknolojik gelişmeler ve geleceğe dair yol gösterici vizyonları sahneye taşımaya devam edecek.
21 Kasım Perşembe günü, ‘Tarım Muhabirliği’, ‘Tarımda Kadın Eli ve Sürdürülebilirlik’, ‘Gen Düzenleme ile Toplumsal Devrim’ oturumlarıyla, alanında öncü isimler, tarım sektöründe farklı disiplinleri ve yaklaşımları ele alarak, toplumsal etkileri tartışacak. ‘GROWTECH.ANTALYA Tarım Sohbetleri’ ise 22 Kasım Cuma Günü, Tarım Yazarı Mine Ataman iş birliğiyle ‘Sürdürülebilir Yaşam Hakkı için Tarım’ temasıyla düzenlenecek. Konferanslarda, ‘Yaşamı Onaran Tarım Bilimi’, ‘Sürdürülebilir Yaşam Hakkı İçin Tarım’, ‘Yeşil İletişim’, ‘Tarım Diplomasisi’ ve ‘Gıda İçin Bilim’ başlıkları altında, alanında uzman isimler konuşmacı olacak.
ATSO GROWTECH.ANTALYA Tarım İnovasyon Ödülleri
Fuar 21 Kasım’da, en önemli etkinlikleri arasında yer alan “ATSO GROWTECH Tarım İnovasyon Ödülleri” ile sektördeki yenilikçi firmaların Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarını ödüllendirecek. Bu sene düzenlenecek törende ödülleri, ünlü sanatçı Tuğba Özay takdim edecek. Bu alandaki çalışmalarıyla kadının tarım sektöründe güçlendirilmesi konusunda da farkındalık üstlenen Özay ayrıca, 21 Kasım’da gerçekleşecek konferans programında ‘Tarımda Kadın Eli ve Sürdürülebilirlik’ oturumunun moderatörlüğünü de üstlenecek.
Her adımda sürdürülebilir çözümler
Uluslararası konferanslarla tarımda sürdürülebilirliğin önemine dikkat çekecek olan fuar, faaliyetlerinin her adımında sorumlu bir rol üstleniyor. Fuar kapsamında bir dizi yaklaşımı hayata geçirdiklerini belirten Engin Er, “Katılımcılarımızın stantlarının çevre dostu ve tekrar kullanılabilir tasarımlarda olmasına önem veriyoruz. Ayrıca, enerji tasarruflu aydınlatma seçeneklerine ve elektrikli ürünlerin kullanımında sorumlu yaklaşımlara da teşvik ediyoruz. Kağıt broşürlerin kullanımını azaltmak amacıyla da dijital platformlarda varlığımızı güçlendirdik. Baskı gerektiğinde ise geri dönüşümlü ve sürdürülebilir sertifikalı kağıtlar kullanılmasını öneriyor; promosyon ürünlerinde ise çevre dostu, uzun ömürlü ve yerel tedarikçilerden temin edilen ürünleri tercih etmeleri için katılımcıları teşvik ediyoruz” diye konuştu.
‘Paylaşalım Birlik Büyüyelim’ kampanyasını da duyuran Er, “Bu yıl sosyal sorumluluk projelerimize bir yenisini daha ekledik. Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı (ZİÇEV) ve Antalya Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü (Çocuk Evleri Sitesi Müdürlüğü) ile yaptığımız iş birliği kapsamında kıymetli bir bağış programına imza attık. Katılımcılarımızın fuar sonunda bağışlayabileceği çeşitli malzemeleri bağış odamızda toplayacak hem geri dönüşüme katkı sunacak hem de çocuklarımıza ulaştıracağız” dedi. – ANTALYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İznik ilçesindeki ipone motosiklet takası gündem oldu. İlçede yaşayan Mehmet Bozkurt ve Ertuğrul Temiz adlı iki arkadaş, teknolojinin geldiği noktada ilginç bir pazarlıkla dikkat çekti. Mehmet Bozkurt, arkadaşının motosikletini almak için Ip olduğu iPhone 13 ve bisikleti takas etmeyi önerdi. Ancak işin ilginç kısmı burada bitmedi. Bozkurt, bu teklife ek olarak 10 gün boyunca ekmek arası kavurma taahhüt etti.
Motosikletine karşı Iphone 13, bisiklet ve 10 gün ekmek arası kavurma teklifini kabul eden Ertuğrul Temiz, bu sıra dışı anlaşmanın ardından motosikletini arkadaşına devretti. Şahit olanların gülümsemelerine neden olan bu anlaşma, teknoloji merakının neler yaptırabileceğini gösteren ilginç bir örnek oldu. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kamerun Taksiciler Birliği Başkanı Pepouna Mama Bakayoko, son aylarda Yaounde’de işlenen taksici cinayetleriyle ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Son iki ayda Yaounde’nin ıssız bölgelerinde 35 taksicinin cesedinin bulunduğunu belirten Bakayoko, kayıp 3 taksicinin arama çalışmalarının devam ettiğini ifade etti.
Bakayoko, güvenlik güçleri ile ortak çalışma yürüttüklerini vurgulayarak şu ana kadar 8 şüphelinin gözaltına alındığını ve sorgularının sürdüğünü söyledi.
Taksicilerin son 2 aydır zor günler geçirdiğine dikkati çeken Bakayoko, “Taksicilerimiz araçlarına müşteri olarak binen haydutlar tarafından kaçırılıyor, şehirlerin ıssız yerlerine götürülerek ellerindeki değerli eşyalar ve araçları alındıktan sonra olay yerinde öldürülüyor ya da elleri ayakları bağlanarak ölüme terk ediliyor.” dedi.
Taksiciler evlerine geri dönememekten korkuyor
Kamerunlu Taksici Boyudu Josef de ailesinin geçimi sağlayabilmek için 20 yıldır taksicilik yaptığını anlattı.
Josef, “Artık güvende değiliz.” diye konuştu.
Eskiden gece geç saatlere kadar çalışabildiğini vurgulayan Josef, taksici cinayetlerinden sonra eve geri dönememekten korktuğu için geç saatlere kadar çalışamadığını söyledi.
Başka bir taksici Nvondo Ludovic de son günlerde birçok meslektaşının hayatını kaybettiğini dile getirdi.
Ludovic, artık herkesi taksilerine kabul edemediklerini ve bu nedenle gelirlerinin düştüğünü belirterek, “Devletimizin bize acil yardım etmesini istiyoruz.” dedi.
Şehir içi ulaşımın sadece taksilerle sağlandığı Kamerun’da taksiler, klasik ve moto-taksi olmak üzere ikiye ayrılıyor.
Sarı renkteki klasik taksilerin gündüz tarifesi 250 frank (13,90 Türk lirası), akşam tarifesi de 300 franktan (16,68 Türk lirası) ücretlendirilse de fiyatlar, yolun uzunluğuna göre değişiyor.
Birçok kişinin ayna anda yolculuk yaptığı taksilerde yaklaşık 2 dolar ödendiğinde tek başına yolculuk da mümkün.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İZMİR’in Konak ilçesinde bulunan Ege Perla isimli alışveriş merkezinde çıkan yangın paniğe neden oldu. AVM’de bulunanlar tahliye edilirken, 3 kişi dumandan etkilendi. İtfaiye ekiplerinin yangına müdahalesi sürüyor.
Yangın, saat 19.00 sıralarında Çınarlı Mahallesi’nde bulunan Ege Perla isimli alışveriş merkezinde çıktı. İlk belirlemelere göre yemek katında bulunan bir restorandan çıkan yangın kısa sürede büyüdü. Alevler bitişikteki işletmelere de sıçrarken vatandaşlar panik ve korku içerisinde Avm’den çıkmaya çalıştı. İhbar üzerine olay yerine itfaiye, polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Polis ekipleri çevre güvenliğini sağlarken, içeride bulunanlar tahliye edildi. Bu sırada dumandan etkilenen 3 kişi olay yerinde yapılan müdahalenin ardından ambulansla hastanelere götürüldü. İtfaiye ekipleri ise yangına müdahale başlattı. Söndürme çalışmaları sürdürülüyor.
HABER: Burak UÇAR/ İZMİR,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Valilik, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Mardin Büyükşehir Belediyesi, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO), Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, Diyarbakır Ticaret Borsası, Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü, Dicle Üniversitesi ile Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) desteğiyle Mezopotamya Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen fuara, 59 ilden 170 firma katıldı.
Fuarın açılışında konuşan Tarım ve Orman İl Müdürü Mustafa Ertan Atalar, 7 milyon dekar tarım alanına sahip Diyarbakır’ın, tarım ve hayvancılıkta önemli bir potansiyele sahip olduğunu söyledi.
Kentte çok çeşitli ürünler yetiştiğini ifade eden Atalar, “Hububat ve buğdayda Türkiye’de ilk 3 il arasındayız. Hayvancılık alanında Türkiye’de ilk 5’teyiz. Manda üreticiliği bakımından 2’nci sıradayız. 12 bin 500 yıllık tarihi geçmiş ile buğdayın ve bakliyatın anavatanı konumundayız. Dolayısıyla tarım, bu kadim şehrin altyapısında birçok önemli şeyi şekillendirdi. Bu yöresel ürünlerin de altyapısı bu temele dayanmaktadır. Bu önemli ürünlerin tüm Türkiye’ye tanıtılması amacıyla düzenlenen fuarda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” dedi.
DTSO Başkanı Mehmet Kaya da geçen yıl düzenlenen fuara 347 bin ziyaretçinin katıldığını, bu yıl gerçekleştirdikleri fuara ise 500 bini aşkın ziyaretçinin gelmesini hedeflediklerini belirtti.
Kaya, “Fuara katılan her firma kendi bölgesinin ve ilinin tescil almış yöresel ürünlerini sergiliyor. Fuarda sadece sergilenen ürünler olmayacak, birçok etkinlik de olacak. Yarışmalar, atölyelerle dolu dolu bir fuar olacak. Fuar bizim için önemli çünkü bölgenin gastronomisini ortaya çıkaracak önemli araçlardan biri olarak görüyoruz.” diye konuştu.
Diyarbakır Ticaret Borsası Başkanı Engin Yeşil de amaçlarının, unutulmaya yüz tutan yöresel lezzetleri, organik ürünleri herkese sunmak olduğunu belirtti.
Markalaşmanın önemine işaret eden Yeşil, şöyle devam etti:
“Fuarda sergilenen coğrafi işaretli ürünlerimiz, üretildikleri bölgenin benzersiz iklimi, toprak yapısı ve üretim yöntemleriyle bütünleşmiş, aynı zamanda emeğin, özenin ve kalitenin birer simgesidir.”
Konuşmaların ardından fuarın açılışı, kurdele ve kente özgü 47 metrelik örgü peyniri kesilerek yapıldı.
Fuar, 6 gün ziyarete açık olacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Samsun Valisi Orhan Tavlı’nın başkanlığında, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Tekkeköy Belediye Başkanı Mustafa Candal, Samsun Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Salih Zeki Murzioğlu, OMÜ Mühendislik Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Cenk Gezegin ve Merkez OSB Müdürü Hakan Tütüncüoğlu’nun katılımıyla gerçekleştirildi.
AB Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA II) çerçevesinde, Avrupa Birliği ve Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) eş finansmanıyla yürütülen “Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olan Gençler (NEET) İçin İşgücü Piyasası Destek Programı (NEET PRO)” kapsamında yürütülen proje hakkında Dr. Öğr. Üyesi Cenk Gezegin ve Merkez OSB Müdürü Hakan Tütüncü tarafından yapılan sunumda; proje kapsamında OMÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümünde kurulan laboratuvar ve atölyelerde verilen mesleki eğitimler, eğitim verilen 60 kursiyerden 34’ünün istihdam edildiği proje kapsamında TR83 Bölgesi’nde (Samsun, Amasya, Tokat, Çorum) faaliyet gösteren firmaların yüksek teknoloji kullanımı ihtiyaç alanlarının belirlenmesi anket sonuçları, proje kapsamında Almanya’ya gerçekleştirilen 2 günlük teknik ziyarette gezilen firmalar, yenilenebilir enerji alanındaki güncel gelişmeler, yenilenebilir enerjinin Almanya’daki önemi ve yaygın kullanımı hakkında bilgi verildi.
Vali Tavlı, tamamlanan projenin faaliyetlerinin ve sonuçlarının hayırlı olmasını temenni ederek, ilerleyen süreçte sanayinin ihtiyaçlarına yönelik yapılabilecek diğer projeler ile ilgili desteklerinin süreceğini ifade etti. – SAMSUN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Denizli Sanayi Odası (DSO)’da örnek bir çalışma olan ve tüm gün boyunca 18 farklı meslek grubunun temsiliyetiyle 11 Haziran 2024 tarihinde gerçekleştirilen Verimlilik Çalıştayı’nın kapanış toplantısı yoğun bir katılımla yapıldı. Denizli Sanayi Odası Verimlilik Komisyonu öncülüğünde, Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Endüstri Mühendisliği Öğretim Üyelerinin katkılarıyla şekillenen projede çalıştay sonrasında elde edilen veriler değerlendirilerek, bir sonuç raporu oluşturuldu. Hem bu rapor hem de hazırlanan yol haritası, kamuoyu ve Denizli sanayisiyle paylaşıldı.
Yapılan kapanış toplantısına, DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, Başkan Yardımcıları Osman Uğurlu, Mehmet Serter, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan gelen temsilciler, Kayseri Model Fabrika’nın yetkilileri ve Manisa TSO misafirleri, Yönetim Kurulu Üyeleri, Meclis Üyeleri, Verimlilik Komisyonu Üyeleri, STK Başkanları ve temsilcileri ile çok sayıda katılımcı yer aldı.
“Denizli Sanayisi adına tarihi bir güne tanıklık ediyoruz”
Denizli Sanayi Odası Başkanı Selim Kasapoğlu gerçekleştirdiği açılış konuşmasında, “Denizli ve Denizli sanayisi adına tarihi bir güne tanıklık ediyoruz. Denizli Sanayi Odası olarak, verimliliği gündemimize aldık. ve başlattığımız bu çalışmayla, Denizli sanayisine bir yol, bir rota belirlediğimizi düşünüyorum. Bundan sonra yapacağımız işlerde verimlilik her zaman ana gündem maddemiz olacak. Ekonomik faktörlerden kaynaklı zorlu süreçte sanayicilerimiz üretmekte, maliyetlerini kontrol etmekte ve dışarıyla rekabet etmekte zorlanıyorlar. Biz sanayiciler, ihracatçılar bundan sonraki süreçte rekabet gücümüzü korumak istiyorsak artık verimliliğimizi tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor. Dolayısıyla böyle sıkıntılı bir süreçten geçtiğimiz bu dönemde verimliliğin ülkenin en önemli gündem maddesi olduğunu düşünüyoruz. İnandığımız değerler ve inandığımız işler uğruna kendi safımızda mücadele etmemizin kıymetli olduğuna inanıyorum. Bugün bu sadece odalar için, şirketler için değil hepimiz için geçerli. Bu sıkıntılı günler öyle ya da böyle geçecektir. Ülke kendine yeni bir motivasyon oluşturacak ve bu motivasyonda da biz sanayiciler en önde bayrağı taşıyan olacağız. Dolayısıyla bugün yapılan verimlilik çalışmalarının önümüzdeki süreçte bizlere ışık ve rehber olacağına inanıyorum” dedi.
“Türkiye’nin 11. Model Fabrikası Denizli’de kuruluyor”
Başkan Kasapoğlu, Denizli Sanayi Odası’nın yürütücülüğünü üstlendiği Denizli Model Fabrika’nın verimlilik ve yalın üretim konularında sanayicilere önemli katkılar sağlayacağına dikkat çekti. Model Fabrika’nın 2025 yılının ilk çeyreğinde faaliyete geçmesini hedeflediklerini belirten Kasapoğlu, “Bugün bir kapanış toplantısı gibi gözükse de aslında yaptığımız çalışmalarımızın bir başlangıcı. Model Fabrika ile birlikte Denizli sanayisine hizmet vermeye başlayacağız. Model Fabrika verimlilik ve yalın üretim konularında sanayici, üreticiyi yönlendiren eğitim merkezimiz olacak. Türkiye’deki 11. Model Fabrika’yı şehrimize kazandırıyoruz. Tabelamızı astık. İnşaatımızın büyük bir kısmını tamamladık. Bakanlığımızın desteğiyle makine ve ekipmanlar da inşallah kısa bir süre içinde tamamlanacaktır. 2025 yılının ilk çeyreğinde Model Fabrika’yı sanayicimizin hizmetine açmayı düşünüyoruz. Bu çalışmalarla ülkenin sürdürülebilir refahına katkı sağlamayı hedefliyoruz” diye konuştu.
Çalıştay sürecine katkı sağlayan tüm paydaşlara teşekkür eden ve Denizli sanayisinin verimliliğinin artması için Sanayi Odasının her zaman hazır olduğunu belirten Kasapoğlu, “Çalıştay sürecine emek veren kıymetli akademisyenlerimize, verimlilik komisyonumuza, çalışmaya katkı sağlayan tüm kurumlara ve projeyi başarıyla yöneten Denizli Sanayi Odası ekibimize burada sizlerin huzurunda tekrar teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca bu projede bizleri yalnız bırakmayan 150 yöneticimize, profesyonelimize, verimlilik konusunda o gün bizlere bilgiler vererek Denizli’nin verimlilik röntgenini çıkarmamızda bizlere destek olan sanayici dostlarımıza da tekrar sizlerin huzurunda teşekkür ediyorum” dedi.
“Denizli Sanayi Odası’nın oldukça iyi ve güçlü bir ekibi var”
Programa davet aldıklarında oldukça heyecanlandıklarını ve yoğun katılımın olduğunu görünce mutlu olduğunu belirten T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Verimlilik Uygulamaları Dairesi Başkanı Dr. Yücel Özkara, “Genel Müdürlük olarak bu programa davet aldığımızda oldukça heyecanlandık. Genellikle kurumlarımız bu çalıştayları yaparlar ve ardından sonuçları resmi yazıyla bizlere bildirilir ve sonrasında değerlendirmelerimizi, uygunsa da gerekenleri yaparız. Ama bugün burada geniş bir katılımla tekrar çalıştay sonuçlarının ele alınması ve büyük bir lansman yapılması bizi memnun etti. Denizli’de verimliliği dert edinen paydaşlarımızın olması, farkındalığın yüksek olması bizleri gururlandırıyor. Çünkü maalesef bunu her yerde göremiyoruz. Sanayimizin elbette sorunları var, bütün işletmeler kendi sorunlarını madde madde yazacaktır. Bu listeye verimliliğin eklenmesi ve önceliklendirilmesi önemli. Denizli Sanayi Odası’nın oldukça iyi ve güçlü bir ekibi var. Paydaşların yakaladığı sinerjiyi görüyoruz. Burada sunulacak rapor ve yol haritasının, diğer illerimizde de benzer sorunlar varsa eğer, aynı çözümleri onlarla da paylaşmak, onların da fikirlerini almak adına Denizli’nin bu girişiminin iyi bir model olacağını düşünüyorum” şeklinde konuştu.
“Denizli Model Fabrika’nın kurulum çalışmalarına başlıyoruz”
Denizli Sanayi Odası’nın büyük bir girişimi olan Model Fabrika’nın kurulum çalışmalarına başlandığını belirten Özkara, “Bundan sonraki sürecimizde Konya Model Fabrika’nın mentörlüğünde Denizli Model Fabrikanı’nın kurulum çalışmalarına başlıyoruz. Biz model fabrikaları aslında böyle kuruyoruz. Yani bir usta-çırak ilişkisi diye tarif edeceğimiz, geçmişte deneyimli, oldukça konuya hakim, yalın üretim tekniklerini işletmelerle başarıyla uygulayan, işletmeleri tanıyan, işletmelere yaklaşımlarını geliştiren model fabrikalarımızı bir mentör olarak belirleyip yeni kurulumlara eklemek. Önce bir direktör ve tam zamanlı eğitmen sistemini yaptıktan sonra makine ekipmanlarımızı temin edip, ardından model fabrikanın çekirdek yapısı oluşuyor. Burası aslında yalın üretim tekniklerinin, verimlilik arttırıcı bütün tekniklerin know-how’unun transfer edildiği bir aşama olacak. Sonra da kısmet olursa 2025’in ortalarında Denizli Model Fabrika artık kendi kendine faaliyet gösterebilen ve Denizli’ye, çevre illere verimliliği, verimlilik artışını aşılayan, dağıtan bir yapıya kavuşmuş olacak” sözlerine yer verdi.
“Sanayicilerimize katma değer sağlayacak bir dönüşümü hedefliyoruz”
Gerçekleştirilen çalıştayın güzel bir çalışma olduğunu ve asıl hedeflerinin Denizli sanayicilerinin rekabet gücünü arttıracak çözümler üretmeyi hedeflediklerini belirten Denizli Sanayi Odası Verimlilik Komisyonu Başkanı Ayhan Doğrar, “Sizlerin ve tüm paydaşlarımızın desteğiyle güzel bir çalıştay yaptık. Biz Komisyon olarak, esas bundan sonrasının daha önemli olduğunu düşünüyoruz. Bizim için önemli olan ortak fikirlerimiz ve bu fikirlerle Denizli sanayisine kazandıracaklarımız, verimlilik artışına sağlayacağımız etki. Bugün açıklayacağımız yol haritası ile bu vizyonun temelini, ilk adımını atmış olacağız. Komisyon olarak sanayicilerimize ve bölgemize katma değer sağlayacak bir dönüşüm gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Amacımız sanayicilerimizi globaldeki en yeni teknolojilere erişimini kolaylaştırmak, iş süreçlerini daha verimli hale getirmek ve sektörde inovasyonu güçlü bir şekilde desteklemek. Her bir adımda Denizli sanayicilerinin rekabet gücünü arttıracak çözümler üretmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.
Açılış konuşmalarının ardından PAÜ Endüstri Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aşkıner Güngör, Verimlilik Çalıştayı Sonuç Raporunun sunumunu gerçekleştirdi. Prof. Dr. Olcay Polat ve Dr. Öğretim Üyesi Ozan Çapraz’ın katkılarıyla toplamda 477 sayfalık bir rapor hazırlandığını belirten Güngör, bazı temel konuları paylaşacaklarını söyledi. Verimlilik algısı ve uygulamalar, şeffaflık ve iş birliği, sürekli gelişim ve model fabrika projesi olmak üzere 4 başlık üzerinde duran Prof. Dr. Güngör, “Verimliliğin anahtarı insanlardır. Çalışanların eğitimi, katılımı ve motivasyonu büyük önem taşır. Şirketlerde şeffaflık ve iş birliği kültürünün oluşturulması, verimliliği artırmada kritik bir rol oynar. Verimlilik, sürekli bir gelişim sürecidir. Şirketler, değişen şartlara uyum sağlamak ve rekabet güçlerini artırmak için sürekli olarak kendilerini geliştirmelidir. Denizli’de kurulacak olan model fabrika, sanayicilere verimlilik konusunda önemli bir kaynak sağlayacaktır” dedi.
Çalıştayda, firmaların verimlilik konusunda farklı algılara sahip olduğu ve bazı temel kavramlarda eksiklikleri olduğu ortaya çıktı. Özellikle zaman ve metot etüdü, 5S yönetimi ve sürekli geliştirme gibi konularda yetersizlikler tespit edildi. Firmaların geneli verimliliği düzenli olarak ölçmediği veya yetersiz ölçüm göstergeleri kullandığı belirlendi. İşgücü verimliliğine odaklanırken, toplam ekipman etkinliği gibi diğer önemli göstergelerin göz ardı edildiğine dikkat çekildi. Denizli Sanayi Odası Verimlilik Komisyonu Üyesi İbrahim Onur Yıldırım, gerçekleştirilen kapsamlı bir çalıştayın ardından oluşturulan verimlilik yol haritasını detaylı bir şekilde açıkladı. Yıldırım, yol haritasının eğitim, model fabrika, etkinlikler ve destek-danışmanlık olmak üzere dört ana başlıktan oluştuğunu belirtti.
Bu kapsamda, yönetici geliştirme programları, sektörel eğitimler, verimlilik odaklı eğitim modülleri ve teknik eleman eğitimleri gibi çeşitli eğitim programları düzenlenecek. Denizli’de kurulan model fabrika, yalın üretim ve dijital dönüşüm konularında örnek uygulamalar sunacak ve sanayicilere eğitim verilecek. Ulusal ve uluslararası teknik geziler, verimlilik seminerleri, kaizen paylaşım etkinlikleri ve verimlilik fuarları düzenlenecek. Mentörlük programları, sektör uzman danışman havuzunun oluşturulması ve verimlilik danışmanlığı hizmetleri sunulacak. Yol haritası, kısa, orta ve uzun vadeli hedefler içermektedir. Kısa vadede verimlilik seminerleri, model fabrikanın etkinleştirilmesi ve dijital kütüphanenin kurulması gibi çalışmalar gerçekleştirilecek. Orta ve uzun vadede ise mentörlük programları, dijitalleşme ve endüstri 4.0 çözümleri gibi daha kapsamlı projeler hayata geçirileceği belirtildi. İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile iş birliği yaparak teknik eleman yetiştirilmesi hedefleniyor. Tüm sanayicilerin erişimine açık bir dijital kütüphane oluşturulacak. Yalın üretim ve dijital dönüşümün uygulandığı bir merkez olarak hizmet verecek. Sanayiciler, akademi ve kamu kurumları arasında iş birliği güçlendirileceği belirtildi.
Kayseri Model Fabrika Genel Müdürü Salih Yalçın’ın, iyi uygulama paylaşımlarının ve verimliliği artırmak için kullanılan yöntemlerin paylaşımını içeren sunumunun ardından toplantımızın finali, “Farklı Sektörlerde Verimlilik Artırıcı Uygulamalar ve Gelecek Adımları” başlıklı panelimiz ile gerçekleştirildi. Kayseri Model Fabrika Genel Müdürü Salih Yalçın, M Grup A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Turan Tahtasakal ve Uzman Destek Danışmanlık Kurucusu Gülşah Aynekin, bilgi paylaşımında bulundu, iyi uygulama örneklerini anlatıldı. – DENİZLİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
YRP lideri Fatih Erbakan, partisinin ‘Anadolu Buluşmaları’ programlarına bugün İstanbul’un Arnavutköy ilçesinde bir dizi ziyaretle devam etti. Partinin üst düzey yöneticileri ve yerel teşkilat üyelerinin katıldığı ziyaretlerde fabrika çalışanlarıyla sohbet eden Erbakan, öğle namazını da Arnavutköy Merkez Camii’nde kıldı. Program, Arnavutköy Yeniden Refah Partisi ilçe başkanlığını ziyaret ve esnaf buluşmalarıyla devam etti. Erbakan’ın programının Erzurumlular Derneği ziyaretiyle son bulacağı öğrenildi.
“35 MİLYON DOLARLIK BİR KAYNAK OLUŞTURULARAK, YANDAŞA DEĞİL EMEKÇİYE AKTARILDI”
54’üncü Hükümet döneminde oluşturulan kaynakların doğru kullanıldığını vurgulayan Fatih Erbakan, “O dönemde denk bütçe yapılarak faize giden milyarlarca dolar kurtarıldı. Bununla beraber kamudaki israfın, usulsüzlüklerin önlenmesiyle yine milyarlarca dolar kurtarıldı. Ayrıca milli kaynak paketleri ile kaynak üretilmesi ve rantiye kesimine, bir avuç imtiyazlı holdinge aktarılan haksız kazançların engellenmesi sayesinde 35 milyar dolarlık bir kaynak oluşturuldu. Bu kaynak yandaşa, akrabaya, partiliye değil; emekçiye, dar gelirliye, işçiye, memura, emekliye, çiftçiye, köylüye aktarıldı. Merhum Erbakan hocamızın yaptığı maaş zamlarını halen anlatıyoruz. Cumhuriyet tarihinin rekoru olan maaş zamları ile işçilerimize, asgari ücretlilere yüzde 100, memurlarımıza yüzde 200, Bağ-Kur emeklisi olan emeklilerimize yüzde 320 maaş zammı yapıldı” ifadelerini kullandı.
“ASGARİ ÜCRETİN 35 BİN TL’YE ÇIKARTILMASI LAZIM”
Günümüz şartlarında asgari ücretin yetersiz kaldığını savunan Erbakan, “Asgari ücrete yüzde 100 zam yapmak demek, asgari ücretin bugün 35 bin TL’ye gelmesi demektir. Biz de Yeniden Refah Partisi olarak bunu her fırsatta dile getirdik. Bu sene asgari ücretin 35 bin TL’ye çıkarılması lazım. Çünkü yoksulluk sınırı 70 bin TL’ye gelmiş durumda. Bir evde iki asgari ücret olduğunda, karı-koca asgari ücretle geçindiğinde, o eve giren miktarın en azından yoksulluk sınırına ulaşması lazım. Tabii bununla beraber işverene de devletin gereken desteği, teşviki yapması lazım” şeklinde konuştu.
Erbakan, partisinin Arnavutköy Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan standında üye çalışmalarını da yerinde inceledi. –

Yeniden Refah PartisiYerel HaberlerFatih ErbakanAsgari ÜcretYoksullukistanbulPolitikaEkonomi
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
2019 yılında göreve gelen, Isparta’yı her yönüyle ileriye taşımak ve her bir köşesini canlandırmak adına güçlü bir irade ortaya koyan Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, şehrin yıllardır atıl kalan, göz ardı edilen noktalarına dokunarak bu bölgeleri hak ettiği değere kavuşturmak için tüm gücüyle çalışmaya devam ediyor. Bu kapsamda Kirazlıdere ve Andık Deresi Bezirgan Şelalesi Mesirelik Alanının ardından Kirazlıtepe Kafe de hizmete açıldı.
Kirazlıdere Kafe 18 bin 538 metrekarelik geniş bir alan üzerine kuruldu, üç katlı mimarisiyle aynı anda 700 konuğu ağırlayabilecek bir kapasiteye sahip olarak tasarlandı. Kafede çocuk oyun odaları, kapalı ve açık olmak üzere 100 araçlık otopark gibi tüm detaylar düşünüldü.
Açılışta konuşan Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ekonomi İşleri Başkanı Nihat Zeybekçi’nin açılışa katılmasının kendileri için büyük bir onur kaynağı olduğunu söyledi. 2019 yılında başladıkları görevde bu güne kadar Isparta’nın bir çok konuda yapılması gereken çalışmaları yaparak bugünlere geldiklerini aktaran Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, vatandaşların en çok mutlu oldukları vakit geçirebilecekleri mesirelik alanlara yönelik çalışmalar da gerçekleştirdiklerini dile getirerek, Atatürk Parkının hizmet konseptini değiştirdiklerini, Milet Bahçesini, Kirazlıdere bölgesini, cam seyir terası, zipline tesislerini yaptıklarını ve şimdi de Kirazlıtepe’yi açtıklarını söyledi. Ayrıca Andık Deresi Bezirgan Şelalesi Mesirelik Alanı ve Bezirgan Sufrasının da geçen aylarda hizmete sunduklarını kaydeden Başkan Başdeğirmen, “Bunlar vatandaşlarımız tarafından hizmet kalitesi ve fiyatlarıyla takdirle karşılanmıştır. Şimdi Çünür Tepesi inşaatına devam ediyoruz. Gölcük Tabiat Parkı’nı belediyemiz üzerine aldık ve orada da çalışmalarımız yapılıyor. Yarınki meclis toplantımızda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın hibe olarak verdiği 20 milyon liralık bölümle ilgili kararımızı alacağız. İlk etapta Gölcükle ilgili yürüyüş yolları, parklarımızı ve vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını görecek yatırımlarımıza başlıyoruz. Rabbim devletimize zeval vermesin, devletimizin vermiş olduğu imkanlarla şehrimizi her yıl daha ileriye götürüyoruz. Kirazlıtepe 18 bin metrekarelik alanda ve yer altı otoparkı bulunuyor” dedi. Isparta’nın her geçen gün daha da ileriye gittiğini aktaran Başdeğirmen, “Bende mensubu olduğum AK Parti belediyeciliği içinde yapmış olduğumuz çalışmalardan bu konuda aldığımız takdirlerden hepimiz adına gurur duyduğumu söylemek istiyorum” görüşlerinde bulundu.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ekonomi İşleri Başkanı Nihat Zeybekçi ise “Memleketine, şehrine, milletine, bölgesine aşık olan insanlar böyle muhteşem hizmetler ortaya koyarlar. Başkanım, burada bir tarih kitabı yazılıyor, her eserinizde o tarih kitabının bir sayfası, sayfaları doldura doldura gidiyorsunuz. Kirazlıdere, burası, Andık resmin tamamlanan parçaları gibi devam ediyor. Isparta’da AK Parti belediyecilik anlamında bir destan yazmış. Bu destanın kahramanları olarak sizleri tebrik ediyorum. Bu tesisin kazandırılmasında emeği geçen Başkanımız ve ekine teşekkür ediyorum” görüşlerinde bulundu.
Konuşmaların ardından protokolün yapılan duayla birlikte kurdeleyi kesmesiyle Kirazlıtepe Kafe hizmete açıldı. Açılışın ardından protokol üyeleri ve vatandaşlar tesisi gezdi.
Kirazlıtepe Kafe’nin açılışına, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ekonomi İşleri Başkanı Nihat Zeybekçi, Vali Yardımcısı Cemil Kılınç, AK Parti İl Başkanı Furkan Cem Er, AK Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Semiha Ekinci, AK Parti Genel Merkez Akdeniz Bölge Koordinatörü Rasim Erdoğmuş, AK Parti Isparta Milletvekilleri Mehmet Uğur Gökgöz ve Osman Zabun, Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen ve eşi Şadiye Başdeğirmen, AK Parti Seçim İşleri Başkan Yardımcısı YSK Temsilcisi Recep Özel, MHP İl Başkanı Ahmet Önder Topçu, siyasi, askeri sivil erkan, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, muhtarlar ile vatandaşlar katıldı. – ISPARTA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>YILIN ‘Türkiye Ahisi’ seçilen Hataylı fanus ve tenekecilik ustası Mustafa Gürler (78), 69 yıldır makine ve lehim kullanmadan kromdan bakliyat ve kuruyemiş küreği üretiyor.
Kahramanmaraş depremlerinde çocukları ve çok sayıda yakınını kaybeden Uzun Çarşı esnafı Mustafa Gürler, 2024 yılının hem il hem de Türkiye Ahisi seçildi. Eylül ayında Türkiye Ahisi ödülünü Milli Eğitim BakanıYusuf Tekin’den alan Gürler, 69 yıldır mesleğini aralıksız sürdürüyor. Türkiye’nin el yapımı zanaatkarlık geleneğini sürdüren ender ustalardan Mustafa Gürler, ülkenin tek el yapımı krom kuruyemiş ve bakliyat küreğini üretiyor. Gürler, modern teknolojinin yaygınlaştığı dünyada, tamamen el işçiliğine dayanan bu geleneksel zanaatı, iş yerinde yaşatmaya devam ediyor. Kromdan ürettiği kürekler, dayanıklılığı ve kalitesiyle özellikle kuruyemişçiler, bakliyatçılar ve baharatçılar tarafından tercih ediliyor.
Krom levhayı, sanatı ile kürek haline dönüştüren Mustafa Gürler, yaptığı her bir ürünün uzun yıllar kullanılabilecek dayanıklılıkta olmasını sağlamak için büyük özen gösterdiğini söyledi. Gürler, “Bu meslek baba mesleği, hatta o da babasından öğrenmiş. 1955 yılından bu yana babamın yanındayım. Çocukluğumdan beri babamın yanında çalışıyorum. Çıraklığım, ustalığım, bugüne gelişim babamın sayesinde oldu. Yani, babam babasından, o da babasından öğrendi, yani bizim ecdadımız tenekeci” dedi.
ATADAN, DEDEDEN GELEN ZANAAT
İlerleyen yaşına rağmen her gün işinin başında olan Mustafa Gürler, “Dünyanın ilk ışıklandırılan caddesi olarak bilinen Antakya’daki Kurtuluş Caddesi’nin ilk aydınlatılma döneminden bu yana ecdadımızla beraber bugünlere geliyoruz. O dönemler yapılan aydınlatma fanuslarını hala üretiyoruz. Kürekler ise tamamen el emeğiyle üretiliyor. Makine yok, işe sıfırdan başlıyoruz. Yaprak sac geliyor, sıfırdan yapıyoruz. Makine ve lehim kullanmıyorum. Tamamlanıncaya kadar hepsi kendi el emeğimizle oluyor. Paslanmasına imkan yok, kopma yok, kullanma süresi 10 senedir” diye konuştu.
ÖĞRETECEK ÇIRAK BULAMIYOR
Yaptığı ürünleri Türkiye’nin her köşesine gönderdiğini ancak mesleği öğretecek çırak da bulamadığını belirten Gürler, “Oldukça meşakkatli bir iş. Ama vatandaşın mutlu olması beni de memnun ediyor, her şey para kazanmak değil. Yaptığım küreğin tanesi 100 lira. Çok para kazanmak gibi bir niyetim yok. Kanaat olmadığı için kimse gelip öğrenmiyor. Gelenler de önce ne kazanacağını soruyor. Bu mesleği yurt genelinde yapan yok. Erbabı yok, yetişen de yok. Herkes bol para kazanmak istiyor”
Haber-Kamera: Ferhat DERVİŞOĞLU-Samim SELÇUK/REYHANLI,(Hatay),
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAYSERİ’nin Yeşilhisar ilçesinde Yakup Eren (58), 13 yaşında başladığı baba mesleği olan kalaycılığı 45 senedir yapıyor. İlçenin tek kalaycısı olan Eren, “Babam 50 yıl boyunca kalaycı ustası olarak çalıştı. Ben de babamın yanında yaklaşık 25 yıl çalıştım. Babam vefat ettikten sonra da ihtiyaç ve talepten dolayı ben mesleğe devam ediyorum. Burada yetiştirecek çırak bulamıyoruz. Dolayısıyla meslekte son aşamalardayız. Bu işin son nesliyiz” dedi.
Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesinde yaşayan Yakup Eren, 13 yaşında kalaycılık mesleğine ilgi duymaya başladı. Babası Mehmet Eren’in yanında kalaycılık mesleğini öğrenen Eren, 20 yıl önce babasının hayatını kaybetmesi sonrası babasından miras kalan kalaycılık mesleğini devam ettiriyor. 3 çocuk babası olan Yakup Eren, ailesinin geçimini sağladığı mesleğin ilçedeki son temsilcisi olduğunu ve çırak bulmakta zorlandıkları için kalaycılık mesleğinin yok olma tehlikesi geçirdiğini söylüyor.
Babasının kalay ustası olduğunu söyleyen Yakup Eren, “Babam 50 yıl boyunca kalaycı ustası olarak çalıştı. Bende babamın yanında yaklaşık 25 yıl çalıştım. Bu mesleğe babamın vefat ettiği 2004 yılından bu yana ihtiyaç ve talepten dolayı ben devam ediyorum. Yetiştirecek çırak bulamıyoruz. Dolayısıyla meslekte son aşamalardayız. Bu işin son nesliyiz” dedi.
‘GELECEK NESİLLERE AKTARILMASI LAZIM’
Kalaycılık mesleğinin yok olma tehlikesi altında olduğunu da sözlerine ekleyen Eren, “Bakır kapların kalaylanmasında talep oluyor. Ama, yeni üretilen alüminyum ürünlerinden dolayı kalaycılık bitme safhasına geldi. Memleketimize özgü yemek ve içeceklerin kalaylı kaplarda tüketilmesi daha ayrıcalıklı oluyor. Sağlık açısından da iyidir. Hem bakır malzemelerindeki pahalılıktan hem de talebin azalmasından işlerimiz azalıyor. İşimiz ölmez mesleklerdendir. Eskilere bir şekilde tekrar döneceğiz. Pekmez ve salça kurutma zamanlarında talep yoğunluğu oluyor. Bu gibi zanaatlara ihtiyacımız var ve gelecek nesillere aktarılması lazım” diye konuştu.
Haber-Kamera: Metin DEĞİRMENCİ/KAYSERİ,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sonbaharın gelmesiyle ilçede vatandaşlar kışlık patates ve soğan alarak depolamaya başladı. İlçenin Esenyurt Mahallesi’nde yaşayan Turan Baran, kışlık için çarşıdan patates ve soğan aldı. Baran, aldığı patatesleri ve soğanları eve getirerek eşiyle beraber kurutmak ve temizlemek için bez üzerine serdi ancak patateslerin arasındaki farklı patatesi gördü. Baran, farklı olan patatesi diğer patateslerin arasından alarak araştırdıktan sonra patatesi tamamen bir ördeğe benzettiğini belirtti.
Baran, patatesi her şekilde muhafaza edeceğini ve evinde süs olarak kullanacağını belirti.
Hem mutlu olduğunu hem de şaşırdığını belirten Baran Turan, “Malum kış sezonu başladı ve biz de kışlık ihtiyaçlarımızı almaya başladık. Çarşıda satılan patates ve soğanı alarak eve getirdim. Eşimle beraber bezin üzerine döktüğümüz sırada bir tanesinin çok farklı olduğunu gördük. Biraz baktım araştırdım hakikaten tamamen bir ördeğe benziyor diyebilirim. Bu duruma aslında hem sevindim hem de şaşırdım. Bunu muhafaza edip evimde sergileyeceğim” dedi. – HAKKARİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Amatör ve profesyonel tüm fotoğraf tutkunlarına kapılarını açık tutan yarışmalara, 25 Kasım 2024 tarihine kadar GTB’nin resmi web sitesi www.gtb.org.tr üzerinden başvuruda bulunulabilecek.
GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, fotoğraf yarışmalarıyla ilgili yaptığı açıklamada, her iki yarışmanın farklı kategorilerde değerlendirilerek dereceye girenlere çeşitli altın ödülleri verileceğini söyledi.
Gaziantep’te hasat mevsimi
Gaziantep’te Hasat Mevsimi fotoğraf yarışmasını 4 senedir geleneksel olarak sürdürdüklerini kaydeden Akıncı, yarışmaya her yıl Türkiye’nin farklı illerinden çok sayıda fotoğraf severin yoğun ilgi gösterdiğini ifade etti.
Yarışmayı düzenlemekteki tek amaçlarının Gaziantep’in zengin tarım ürünlerini tanıtmak, hasat coşkusuna ortak olmak ve geleneksel yöntemlerle hazırlanan ürünleri fotoğraf kareleriyle geleceğe taşımak olduğunu aktaran Akıncı, sanatın doğayla buluştuğu yarışmada en temel kuralın ise fotoğrafların Gaziantep il sınırları içinde çekilmiş olması olduğunu vurguladı.
Akıncı, Gaziantep sınırları dışında çekilen fotoğrafların jüri tarafından yapılan değerlendirmede derece almış olsa bile yarışmadan diskalifiye edileceğini belirtti.
Kadim şehir Gaziantep
Bu yıl ilkini düzenledikleri “Kadim Şehir Gaziantep” yarışması ile şehrin tarihi dokusunu ve kültürel mirasını fotoğraf sanatıyla ölümsüzleştirmeyi hedeflediklerini aktaran Akıncı, kentin tarihi sokaklarından doğal güzelliğine ve eşsiz mimarisine kadar her detayın yarışma kapsamında değerlendirileceğini söyledi.
Başvuru süreci ve ödüller
Eser kabullerine 24 Haziran 2024 tarihinden itibaren başlanılan her iki fotoğraf yarışmasına, son başvurular 25 Kasım 2024 tarihine kadar GTB’nin resmi web sitesi üzerinden yapılabilecek.
Posta yoluyla başvurular kabul edilmeyecek. Seçici kurulun belirleyeceği dereceye giren eserler, iki farklı kategoride tam, yarım ve çeyrek altınla ödüllendirilerek, sergilemeye hak kazanan eser sahiplerine ise plaket verilecek. – GAZİANTEP
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İŞÇİLERİN TAZMİNATINI ÖDEMEDİLER
Çiftin Katar Doha’da bulunan Al Udeid Hava Üssü inşaatı projesinde çalıştırdıkları işçileri işten çıkardığı öğrenildi. İşten çıkardığı işçilere tazminatlarını da ödemeyen çiftin yalısına haciz geldi. Sabah’tan Oğuzhan Uysal’ın haberine göre, çift haklarındaki şikayet sebebiyle icra memurlarıyla karşı karşıya geldi.
YALI HACZEDİLECEK
Bakırköy 6. İcra Hukuk Mahkemesi, Sadıkoğlu yalısının icra edilmesine karar verdi. İşçilerin avukatı ve polis, Sadıkoğlu yalısına giderek haciz işlemini başlattı. Yediemin olarak Mine Bahadır’a bırakılan yalı, işçilerin alacakları karşılığında haczedilecek.
Erdem AksoyHaberler.com – Ekonomi
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>PEKİ DÖVİZ KURLARI GÜNE NASIL BAŞLADI?
Serbest piyasada bugün 34,2769 liradan alınan dolar, 34,2873 satılıyor.
37,1545 liradan alınan euronun satış fiyatı ise 37,1966 lira olarak belirlendi.
ALTIN YENİDEN DALGALI SEYRE YÖNELDİ
Altın fiyatları 7 iş günü üst üste süren yükseliş dalgasını tamamladı ve dalgalı seyre yöneldi.
Altın yatırımcısı fiyatları yakından takip etmeyi sürdürüyor. 7 iş günü boyunca aralıksız yükselen ve rekor üstüne rekor kıran altın düzeltme hareketine başladı.
Merkez bankalarının faiz indirimine gitmeye başlaması, Orta Doğu’daki çatışma ortamı, ABD başkanlık seçimlerine kısa bir süre kalması altın fiyatları üzerinde etkili oluyor.
GRAM ALTIN
Gram altın güne 3011 liradan başladı. Gün içinde en düşük 3002 lira, en yüksek 3017 lira seviyesi görüldü. Şu sıralar 3005 liradan alıcı buluyor.
ONS ALTIN
Ons altın güne 2736 dolardan başladı. Gün içinde en düşük 2724 dolar, en yüksek de 2736 dolar seviyesi görüldü. Şu sıralar 2726 dolardan işlem geçiyor.
KAPALIÇARŞI’DA ALTIN
Kapalıçarşı’da gram altın 3107 liradan alınırken 3153 liradan satılıyor.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kur’an Kursu öğreticisi Asiye Çalışkan, kursa gelen kursiyer kadınlar ile Adıyaman Kadın Girişimciler Kooperatifini kurarak oluşturduğu serayı gezen Vali Osman Varol, burada incelemelerde bulundu.
Seradaki ürünleri tek tek inceleyen Vali Osman Varol’a, Adıyaman Tarım ve Orman İl Müdürü Nurettin Kıyas ve bazı kurum amirleri eşlik etti. Kadınlara kolaylıklar dileyen Vali Osman Varol, bu tür çalışmaları oldukça desteklediklerini ve ilin ekonomisine büyük katkı sağladığını söyledi. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GSO Meclis BaşkanıAdil Sani Konukoğlu, Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Meclis Üyeleri ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Gaziantep Kadın Girişimciler Kurulu (TOBB KGK) üyelerinin yer aldığı ziyarette; kadınların iş dünyasında ve yönetim kurullarında daha fazla temsil edilmesi, bu amaçla yürütülen çalışmalar ve iş birliği süreçleri istişare edildi.
Toplantının açılış konuşmasını yapan YKKD Yönetim Kurulu Eş Başkanı Burçak Güven, kadınların üst yönetimde yer alması ve topluma örnek olarak tüm şirketlerdeki yerlerinin çoğalmasını hedeflediklerini belirtti.
Dernek olarak eğitim ve mentorluk programına başladıklarından bugüne kadınların yönetim kurullarında yer alma oranlarında önemli mesafeler kat ettiklerinin altını çizen Burçak Güven, “13 yıl önce bu programa başladığımız zaman Türkiye’de borsaya kote edilmiş şirketlerde kadınların üst yönetimde yer alma oranı yüzde 11 iken günümüze baktığımızda bu oran yüzde 17,9 seviyesine yükselmiştir. Yapılan tüm araştırmalar göz önünde bulundurulduğu zaman şirket yönetimlerinde çeşitliliğin olduğu ve kararların birlikte alındığı yerlerde sonuçlar ve finansal çıktılar çok daha başarılı oluyor. Bu nedenle yönetim kurulunda kadınların sayısının daha da artmasını istiyor, bu oranı çok daha yüksek noktalara çıkarmak için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Ziyaretlerimize tarih, kültür, sanat, gastronomi gibi her alanda gelişmiş, mükemmel bir sanayiye ve ticaret sahip olan Gaziantep’ten başlamaktan ve bugün burada sizlerle bir arada olmaktan mutluluk duyduk. Nazik ev sahipliği için Gaziantep Sanayi Odası ailesine ve yönetim kuruluna çok teşekkür ediyoruz” dedi.
İş dünyasında ve tüm kurumlarda kadınların karar alma mekanizmalarında yer almalarının önemine vurgu yapan GSO Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu, “Sanayi Odamızda göreve ilk başladığımız zamanlarda, neden kadın meclis üyemiz yok, diye kendi aramızda hep konuşuyorduk ve bu durumu değiştirmek için çok çaba sarfettik. Bugün geldiğimiz noktada çabalarımız sonuç vermeye başladı ve meclisimizde 5 kadın meclis üyemiz var. Bu sayıyı daha da artırmak için gayret ediyoruz. Şirketlerimizde kadın temsilini artırma hedefimizi büyük ölçüde gerçekleştirdik, bundan sonrasında ise yönetimlerimizde daha etkin bir şekilde görmek istiyoruz. Bu konuda yapmış olduğunuz çalışmaları çok kıymetli buluyor ve Gaziantep Sanayi Odası olarak iş birliklerine de hazırız” şeklinde konuştu.
Kadınların iş konusundaki bakış açısı ve ciddiyetini çok önemli ve her alanda kadın temsilinin artması gerektiğinin altını çizen GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi de konuşmasında, Yönetim Kurulunda Kadın Derneği’nin çok önemli bir inisiyatif olduğunu, kendileri ile aynı düşüncede olduklarını ve misafir etmekten mutluluk duyduklarını söyledi.
Ülkemizin aydınlık yarınlarının geçlerin ve kadınların katılımcılığıyla inşa edileceğini aktaran Ünverdi, “Bu nedenle yönetim kurulumuzda birisi başkan yardımcısı olmak üzere iki iş kadınımız bulunuyor. Bu ülke bizim ve gelişmesi için gençlerimize ve kadınlarımıza çok daha fazla fırsat tanımamız gerekiyor. Gaziantep Sanayi Odası olarak bu anlamda kurmuş olduğumuz Yeni Nesil Sanayici Platformunu ile düzenlemiş olduğumuz eğitim ve programlarla genç iş insanlarımızın şirket yönetimlerinde yer almaları ve nesiller arası geçişin sağlanmasına imkan sağlıyoruz. Kurmuş olduğumuz Kadın Girişimci Destek Merkezi (KAGİDEM) ile kadınlarımıza sunduğumuz imkanlar ile girişimciliğe ve kendi işlerini kurmaları noktasında yol gösteriyoruz. TOBB Gaziantep Kadın Girişimciler Kurulu’muz da kadınlarımızın iş dünyasında daha fazla yer lamları için çok önemli projeler gerçekleştiriyorlar. Ben emek veren, bu amaçla çaba gösteren tüm arkadaşlarıma, kıymetli derneğinize ve kadın girişimciliğine katkıda bulunan herkese çok teşekkür ediyorum. Ziyaretiniz için teşekkür ediyor, iş birlikleri ile bu sürecin gelişmesini temenni ediyorum” şeklinde konuştu.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Gaziantep Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Ayşen Ahi de, “TKKD olarak Türkiye geneli gerçekleştirmeye başladığınız bu programın ilkini Gaziantep’te yapıyor olmanız bizim için çok değerli. Gaziantep’in kadınların iş hayatında yer almaları noktasında rüştünü ispat ettiğini düşünüyorum. Biz TOBB Gaziantep KGK olarak geçmişte başlattığımız hareketi bugün, 2. ve 3. kuşak olarak devam eden hanımlarımızla birlikte yürütüyoruz. Gaziantep KGK’da yer alan 140 meclis üyemizin 70’i işletmelerde aktif rol oynayan kişilerden oluşuyor” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından program, soru-cevap kısmı ve katılımcıların görüşlerini paylaşmalarının ardından sona erdi. – GAZİANTEP
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ETSO Toplantı Salonu’nda buluşan kadınlar “Sanayide, Tarım ve Turizmde Kadın Eli” programının detaylarını masaya yatırdı. TOBB Erzurum İl KGK Başkanı M. Kübra Alioğulları, bölge kadınlarının her türlü zorluğun üzerinden gelecek güce ve deneyime sahip olduğunu belirterek, “Sanayide, tarım ve turizmde yapılacak olan kadın odaklı girişimler artarak devam edecektir. Ülkemizin ekonomik kalkınma hedeflerine katkı için hep birlikte omuz omuza çalışmaya devam edeceğiz” dedi. – ERZURUM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AK Parti Gölbaşı İlçe Başkanlığı’nın 8. Olağan Genel Kurulu tek liste ile yapıldı. Seçimde mevcut Başkan Mahmut Yalçınkaya yeniden başkan seçildi. Düzenlenen kongreye, AK Parti Yerel Yönetimler Genel Başkan Yardımcısı Mücahit Yanılmaz, Milletvekilleri Mustafa Alkayış, Hüseyin Özhan, Teşkilat İl Koordinatörü Yusuf Coşkun, AK Parti Adıyaman İl Başkanı Bülent Kablan ve çok sayıda partili katıldı.
Seçim sonrası herkese teşekkür eden Başkan Mahmut Yalçınkaya, “Şimdiye kadar teşkilatımızdaki kardeşlik bağını güçlendiren bu süreç, aynı havada devam edecek inşallah. Böyle bir hareketin, böyle bir liderin ardından yürüyecek teşkilat budur. Bizi inandığımız yolda birbirimize yol arkadaşı kılan, yan yana yürüten Allah’a şükürler olsun” diye konuştu. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Çukurova Belediyesi İstihdam Birimi, iş arayan vatandaşlarla çalıştıracak eleman arayan firmaları bir araya getiriyor. Orhan Kemal Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Kariyer Günü” etkinliklerinde firmaların insan kaynakları birimi sorumluları, iş arayan vatandaşlara hem sunum yapıyor hem de iş başvurularını alıyor.
“İş arayanları İstihdam Birimi’mize bekliyoruz”
Ülkenin en büyük sorununun işsizlik olduğunun farkında olduğunu belirten Belediye Başkanı Emrah Kozay, “Çukurova Belediyesi İstihdam Birimi ile iş arayan vatandaşlarımızı işverenler ile buluşturmaya devam ediyor, vatandaşlarımızın kariyer yolculuklarında rehberlik ediyoruz. İstihdam Birimi aracılığıyla hemşehrilerimizin ve iş verenlerimizin personel bulmasına vesile olmak büyük bir mutluluk. Her yaştan ve meslekten başvuruları kabul eden İstihdam Birimi’miz, özel sektör firmalarının eleman ihtiyacını karşılarken işsizleri de iş sahibi yapıyor. İş arayışı olan vatandaşlarımızı da personel ihtiyacı olan firmaları da Belediye hizmet binamızdaki İstihdam Birimi’mize davet ediyoruz” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kahramanmaraş merkezli depremlerden en çok etkilenen Hatay’da 25 bine yakın insan vefat ederken binlerce bina yerle bir oldu. Asrın felaketi olarak bilinen depreme İskenderun ilçesinde yakalanan Senem Ece Mazı; 41 yaşındaki eşi Doğan Mazı’yı, 5 yaşındaki kızı Derin Mazı’yı ve 72 yaşındaki kayınvalidesi Naz Mazı’yı birlikte yaşadıkları evin enkazında kaybetti. Aynı binanın enkazından kendisi de 7 saat sonra kurtarılan Mazı’nın sağ ayağı ampüte edildi ve sağ kolunu kullanamaz hale geldi. Tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuşan kadının ampüte edilen bacağının yerine de hayırsever bir vatandaşın desteğiyle 650 bin TL’ye protez bacak takıldı. Hastanede tanıştığı ve kendilerini medikal şirketi personeli olarak tanıtan şahıslardan 650 bin TL bedelle aldığı protez bacakla ilgili gerçeğiyse protezin zarar görmesi ve tamire göndermek istemesiyle yaşadı. Hayata tutunmasında kendisine yoldaşlık yapan ve deprem sonrası sağ kolu ampüte olan kızıyla yaşam mücadelesi veren Mazı, protezin kendisine ikinci el olarak sıfır fiyatına satıldığını medikal şirketi yetkililerinden öğrendiğini iddia ederek uğradığı haksızlığı ispatlamak için mücadele edeceğini dile getirdi.
“Ben de bir yıl bile kullanmadığım protezin neden garantisi yok diye araştırmaya başlarken ikinci el olduğunu öğrendim”
Enkaz altında 7 saat kalan ve sağ bacağını kaybeden depremzede Mazı, “6 Şubat depreminde 7 saat sonra enkazdan çıkarıldım. Enkazdan çıktığımda ayağımı orada kaybettim ve kolumda iki parça çıkmıştı. İleriki zamanda çok uzun bir hastane sürecim oldu. Depreme eşimi, 5 yaşındaki kızımı ve evimde misafir olan kayınvalidemi kaybettim. Bu protezi aldığım insanlarla hastanede karşılaştık. Bana yardımcı olacaklarını düşünüyordum ve o zamanda fiyat araştırması yapıyorduk. En uygun fiyatı veren yer burasıydı. Biz o yüzden buraya başvuru yaptık ve konuştuk. Protez takılıyken düştüm ve bu yüzden bozuldu. Bozulduğundan dolayı aldığım yeri aradım ama ulaşamadım. Ben de bir yıl bile kullanmadığım protezin neden garantisi yok diye araştırmaya başlarken ikinci el olduğunu öğrendim” dedi.
“Bana 80-90 bin TL’ye aldıkları protezi 650 bin liraya sattılar”
Piyasa değeri yaklaşık 90 bin TL olan protezin kendisine sıfır fiyatına 650 bin TL’ye satıldığını iddia eden Mazı, “Bağışçımı öncesinde aradım ve garantisi olmadığını söyledi bana. Nedenini araştırdığımda bana, ‘Düştüğünüz için garanti kapsamına girmez’ dediler. Onlar bana sonra da, ‘2015 yılında bu protezin bir kişi tarafından kullanılmış ve kullanıldığından dolayı bu protezin garantisi bitmiş’ dendi. Ayrıca 2015 yılında da üretimden kaldırıldığı için bu kadar zorluk çekiyorsunuz’ dediler bana. Bana 80-90 bin TL’ye aldığı bir protezi 650 bin liraya satmış oldu. İmza atamadığım için hiçbir şeyi ispatlayamayacağımı düşündükleri için onlar da buna güveniyorlar sanırım ama bağışçımın gönderdiği parada; adımın, soyadımın ve protez paramın olduğu görünüyor. Ben de buradan yola çıkarak bir şekilde bir şeyleri başarabilmeye çalışıyorum. Çünkü benim kızımın da kolu ampüte olduğu için ilerleyen zamanlarda kızım için de böyle protezler almak zorunda kalacağım” ifadelerini kullandı. – HATAY
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kars’ın Sarıkamış ilçesinde, her yıl olduğu gibi bu yılda kuşburnu toplama sezonu başladı. Doğanın sunduğu bu doğal ürün, hem sağlığa faydaları ile dikkat çekiyor. Kuşburnu, özellikle yüksek C vitamini içeriği ile bağışıklık sistemini güçlendirirken, çeşitli hastalıklara karşı koruma sağlıyor. Sarıkamış’ın doğasında yetişen kuşburnunu, bölge halkı marmelat ve kaynatarak çay olarak kullanıyor.
Kuşburnu toplanmanın çok zor bir iş olduğunu ifade eden Furkan Turut, “Kuşburnu sezonu başladı. Kuşburnu topluyoruz. Bu sene baya bereketli, kuşburnunu topladıktan sonra evde güzelce marmelat yapıyoruz. Kurutuyorlar çay için, ayrı yeten hoşaf olarak ta kullanıyoruz. Gerçekten baya zor meşakkatli bir iş, ellerim param parça oldu” dedi.
Kuşburnu toplamak için sabahın erken saatlerinde ormanlık alanlara giden vatandaşlar, gün boyunca yoğun bir tempoyla çalışarak kuşburnu topluyor. Toplanan kuşburnular, marmelat, çay ve çeşitli doğal ürünler haline dönüştürülerek kullanılıyor.
Sarıkamış’ta kuşburnu toplama sezonu, aile bütçesine katkı sağlarken, hem de doğanın tadını çıkarmak isteyenler için harika bir fırsat sunuyor. – KARS
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İlçeye bağlı Yağcı Mahallesinde köyde yaşayanlar 50 yıllık şırahanede ortak bir şekilde pekmez kaynatmaya devam ediyor. İmeceyle yapılan bu pekmezler daha sonra kış aylarında tüketilmek ve satılmak için hazırlanıyor. Köydeki komşularıyla birlikte yardımlaşarak köye ait alanda pekmez kaynattıklarını belirten Mehmet Karaman, “Tahminen bir tona yakın üzümden 200 kilo pekmez durur, yani beşte bir civarında üretim oluyor. Emek yoğun çalışıyoruz” dedi.
“Pekmezimiz geleneksel metotlarla bin bir emekle üretiyoruz”
Yağcı Mahalle Muhtarı Mehmet Buğdaycı ise “Köyümüz tarıma ve üretime dayalı bir köydür. Köyümüzde üretilen yöreye has üzümlerimiz köyümüze özgü yöntemlerle gölge kurusu üzümü ve pekmez yapılıyor. Köyümüze ait ortalama 50 yıllık şırahane ve ocağımızda köyümüz sakinleri birbirleriyle de yardımlaşarak sezon boyunca üzümlerini ezerek kazanlarda kaynatarak pekmez haline getiriyor. Pekmez kaynatamı sonrasında soğumaya bırakılan pekmezlerin yüzünden alınan köpükler pekmez kaynatamın da yardımcı olan komşulara ve köyün çocuklarına ikram edilir. Bu lezzet ekonomik olarak kullanılmasa da üreticinin üretim sırasında tükettiği eşsiz bir lezzettir. Köyümüze özel gölge kurusu üzümü ve pekmezimiz geleneksel metotlarla bin bir emekle üretilerek son tüketiciye ulaştırılmaktadır” şeklinde konuştu. – KONYA
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliğince, Konak Meydanı’nda gerçekleştirilen programa katılan İzmir Valisi Süleyman Elban, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması konusunda ahilik teşkilatının önemli bir yeri olduğunu söyledi.
Ahiliğin sıradan bir esnaf teşkilatı olarak görülmesinin eksik ve hatalı olacağını kaydeden Elban, “Bu milletin biriktirdiği, çok özel ve önemli geleneklerin birikimleri sonucu oluşan bu özel kültür, İslam ile buluştuktan sonra İslam’ın özel ilkeleriyle birlikte dünyaya çok özel bir model ve ekonomik anlamda farklı bir anlayış getirmiştir. Ahilik, aynı zamanda bir toplumsal yaşam biçimi, bir toplum düzeni de vadeder.” diye konuştu.
AK Parti İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya da ahilik kültürünün Anadolu’nun iktisadi ve sosyal kalkınmasında öncülük ettiğini anlattı.
Hayata geçirmeye çalıştıkları Çeşme Turizm Planı’nın durdurulduğunu belirten Kaya, “Bugün üzülerek ifade ediyorum, bu projeyi durdurduk diye nara atanlar, sevinç çığlıkları atanlar var. İzmir’de bu mantaliteyle ne turizmi geliştirebiliriz ne İzmir’in kalkınmasını sağlayabiliriz ne de esnafımızı daha güçlü hale getirebilecek yaklaşım ortaya koyabiliriz.” ifadelerini kullandı.
İYİ Parti İzmir Milletvekili Hüsmen Kırkpınar ile İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Yalçın Ata da birer konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından “ilin ahisi” Doğan Karasakal’a özel kıyafetleri giydirildi, şed kuşandırıldı.
Programa İl Emniyet Müdürü Celal Sel, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, MHP İl Başkanı Veysel Şahin, meslek odası temsilcileri, kurumu müdürleri, esnaflar ve vatandaşlar katıldı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BAKAN URALOĞLU, ÇALIŞMALARI YERİNDE İNCELEDİ
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Samsun’daki ‘Türkiye Buluşmaları’nın ardından Vali Orhan Tavlı, Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan ve AK Parti İl Başkanı Mehmet Köse’yi ziyaret etti. Bakan Uraloğlu, ayrıca ziyaret ettiği esnafa ‘hayırlı işler’ diledi. Ziyaretlerin ardından Bakan Uraloğlu, yapımları süren Yeşilkent Kavşağı ve Şehir Hastanesi bağlantı yolunu inceledi.
Samsun’daki çalışmalara değinen Bakan Uraloğlu, “Bakanlığımızın Samsun’a yaptığı ve yapımı devam eden hizmetleri var. Aynı şekilde yine planladığımız hizmetler var. Bu kapsamda da Yeşilkent bölgesinde kavşak çalışmamız var. Bu kavşak çalışmamız tabii şehir içerisindeki kavşak çalışmalarından ya da yapım çalışmalarından etkilenen bazı olumsuzlukları elbette var. Ondan dolayı doğru bir yöntemle trafiği de mümkün olduğu kadar rahatsız etmeden, aksatmadan bir çözüm üretme noktasında büyükşehir belediyemizle beraber bir karar aldık ve ihalesini yaptık. ve aşağı yukarı işin genel anlamda önemli imalatlarının bittiğini söyleyebilirim. İnşallah Kasım ayının içerisinde biz Yeşilkent kavşağını bitirerek direksiyonel kavşak dediğimiz yani sürücünün belli sınırları içerisinde rahatlıkla kullanabileceği, sinyalizasyonun olmayacağı, durma kalkma ihtiyacının olmayacağı bir kavşakla beraber, biz Samsun’un hem batı yönünde hem doğu yönünde hem kuzey hem güney yönünde ve civarındaki bütün yerleşimlere hizmet edecek olan çok kıymetli, önemli bir kavşağı inşallah Kasım ayı içerisinde hayata geçirmiş olacağız” dedi.
Samsun Şehir Hastanesi yolunu da sene sonuna kadar bitirmeyi amaçladıklarını ifade eden Bakan Uraloğlu, “Samsun Şehir Hastanesi’nin bağlantı yolunun kuzey tarafında, şehre yakın tarafında bulunuyoruz. Toplam 5,3 kilometrelik tam ring oluşturacak bir yoldan bahsediyoruz. Samsun’un halihazırdaki çevre yolundan başlayıp şehir hastanesine ulaşımı sağlayacak. Oradan da tekrar çevre yoluna bağlanacak iki noktada iki önemli kavşakla bağlanacak bir proje yaptık ve onun çalışmalarını devam ettiriyoruz. Şu anda bulunduğumuz kesim ilk etapta hastanenin açılmasıyla beraber hizmet edecek olan asfaltının da belli aşamaya getirdiğimiz yaklaşık 2,2 kilometrelik kesimdir. İnşallah burayı bu senenin sonuna kadar bitirmeyi amaçlıyoruz. Zaten burası birinci etapta hastanenin ihtiyacını görecektir. Hastanenin açılmasıyla beraber, belki eş güdüm halinde, belki biraz önce, belki biraz sonrasında yine yaklaşık 3 kilometrelik kesimi de birazcık daha güneyde kalan kesimi de bitirerek inşallah Samsun’umuzun hizmetine vermiş olacağız. Bu da sadece bir hastane yolu değil aynı zamanda bu bölgenin ulaşımını da rahatlatacak olan bir yol. ve güney tarafta kalan yol güzergahından aynı zamanda yaklaşık 12 kilometre uzunluğundaki Samsun’un raylı sisteminin Kılıçdede Mahallesi’nden bağlayıp İlkadım’ın önemli bir bölümüne, kamu kampüsüne ve şehir hastanesine bağlanacak olan raylı sisteminde belli bir bölümüyle karayollarının çakıştığı kesimdir. Onu da beraberinde altyapısını inşallah oluşturmuş olacağız” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Balıkesir ziyareti kapsamında Erdek Belediyesi’ni ziyaret etti. Erdek Belediye Başkanı Burhan Karışık ve CHP Lideri Özel, belediye binası önünde kendilerini bekleyen vatandaşlara hitap etti.
Burhan Karışık: “Balıkesir’de birinci parti olduk”
Karışık, şöyle konuştu:
“31 Mart seçimlerinden önce, adaylığımız kesinleşince ‘işimiz gücümüz Erdek, işimiz gücümüz belediyecilik’ anlayışıyla yola çıktık. Sizlerin teveccühü ve desteğiyle Balıkesir’de birinci parti, Türkiye’de üçüncü olduk yüzde 63 oy alarak. Bu teveccühünüz ve desteğinizden ötürü hepinize çok teşekkür ediyorum. Sosyal belediyecilik anlayışıyla görevlerimizi yerine getiriyoruz. Dört yıldan beri süren bir kanalizasyon, altyapı ve arıtma tesisi inşaatı devam ediyor. Onun için bazı sıkıntılarımız var. Vatandaşlarımız bazen rahatsız oluyor yolların bozukluğundan, tozundan. İnşallah önümüzdeki mayıs ayına kadar bu kanalizasyon, altyapı ve arıtma tesisini bitirerek hizmete açılacaktır. Bizler en güzel hizmetleri yapmak için aday olduk. Herkese eşit mesafede davranan, halka hizmet eden bir belediye başkanıyım.”
Özgür Özel: “Genel seçimlerde yüzde 75 oy bekliyoruz”
Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Rakamlardan ben bahsedecektim. Burhan Başkan kendisi bahsetti. Bu seçimlerde Burhan Başkan Erdek’te aldığı yüzde 62.30’luk oy oranıyla Türkiye’de en yüksek oy alan üçüncü ilçemiz oldu. Hepinizi kutluyor, tebrik ediyorum. Kendisini tebrik ediyorum. Tabii ki başarı bir başına olmuyor. Burhan Başkan’ın şahsında bütün belediye meclis üyelerimizi, seçilen seçilmeyen ayrıca göreve geldiler hangi partiden olursa olsun belediye meclis üyelerini kutlarım. Hayırlı başarılar, iyi hizmet etmelerini ümit ederim. Ama bizim başarımızda Burhan Başkan’ın adaylığı kıymetli. Belediye meclis üyelerimizin adaylıkları son derece kıymetli ve kadın ilçe başkanımız Hale Tuna’nın ve yönetim kurulunun emekleri kıymetli. Ayrı ayrı hepsini kutluyorum. Kendileriyle gurur duyuyoruz. Siyaset bir hedef işi. Bugünden geriye gidecek halimiz yok. Oyumuzun az olduğu yerde arttırmayı hedeflerken burada da bundan sonra hedefimiz her dört kişiden üçünün oyunu almaktır. Belediye başkanımın önündeki hedef odur, partinin önündeki hedef odur. Genel seçimlerde yüzde 75 oy bekliyoruz.
“Nilüfer Çağlayan Kültür Merkezi’ni 29 Ekim’de açacaksınız. Mazeret uyduran AK Parti’nin ilçe belediyelerine örnek olsun”
Adalet ve Kalkınma Partisi’nden 30 puan fazla oy aldığımız başarılı bir sürecin sonunda sevgili Burhan Başkan belediye başkanı oldu. Kampanyada çok önemli sözler verdi. Geçmişte belediye bizde olduğu halde yapamadıklarımız vardı. Niye? Çünkü büyükşehir belediyesi AK Parti’deydi, ayrımcılık yapıyorlardı. Erdek’in taleplerini geride bırakıyorlardı. Bundan sonra böyle bir ayrımcılık yok. Kimsenin de mazereti yok. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Akın ile Erdek Belediye Başkanımız Burhan Karışık, el ele, omuz omuza tüm hizmetleri tam olarak yerine getirecekler. Daha bu sene temeli atılan bin 600 metrekare kapalı alana sahip Nilüfer Çağlayan Kültür Merkezi’ni hızla tamamladılar. 29 Ekim’de açacaklar, açacaksınız. Şimdiden kutlu olsun, tebrik ediyorum. Diğer yapmayan, mazeret uyduran AK Parti’nin ilçe belediyelerine örnek olsun. Hayvan barınağı projesi tamamlandı. Temeli atılıyor. 60’a yakın sosyal konut var. Bizim tek başına geçimini sağlayamayan aileleri misafir ettiğimiz konutlar. O konutlardaki ailelerin tüm ihtiyaçları eksiksiz olarak karşılanıyor. İhtiyaç sahibi ailelere alışveriş kartıyla, yani öyle yoksulluklarını yüzüne vurarak değil. Fasulye arabasını, kömür arabasını, buğday ve makarna arabasını sokağa çekip, AK Parti’nin mahalle başkanını çağırıp, hangi evlere gideceğiz diye siyasi ayrım yaparak değil, gelir durumu düşük tespit edilen herkese bir kart vererek ve o karttan sanki kredi kartıyla alışveriş yapıyormuş gibi, alışveriş yapmalarına, yoksulluklarının teşhir edilmemesine katkı sağlayarak sosyal yardımları yapıyorlar. Bu çağdaş davranış için bilhassa teşekkür ediyorum.
“Kimin ne ihtiyacı varsa, buraya gelecek, belediye başkanına, ‘Genel Başkanın selamı var’ diyecek”
İhtiyaç sahibi ailelerin çocuklarının okul masrafları belediyemiz tarafından karşılanıyor. Yeni bebek sahibi olan ailelere hoş geldin bebek paketiyle ziyarete gidiliyor, çocuklar görülüyor, takip ediliyor. Sahil ve Ocaklar Mahallesi’nde asfalt kaplama çalışmaları yapıldı. Ayrıca Tatlısu, Karşıyaka, Ballıpınar, Narlı, Doğanlar, Atatürk, Alaettin Mahallesi, Paşalimanı, Balıklı, Harmanlı Mahalleleri’nde taş yol kaplama çalışmaları gerçekleştirildi. Bu işi yapan bu aslan başkana yürekten bir alkış istiyorum. Seçimden önce sitelere, şehre söz verilen kamelyaları, bankları teslim etti. Bundan sonra da kapı açık. Kimin ne ihtiyacı varsa, buraya gelecek, belediye başkanına, ‘Genel Başkanın selamı var’ diyecek. Beni kırmadığı gibi sizi de kırmıyor. Her türlü ihtiyacınızda yanınızda, arkanızda olacak bundan sonra.
“Onlar kavga çıkartmak istiyorlar, kavga etmeyeceğiz”
Yarın ilk kurşunun atıldığı Balıkesir’de son kurşunun atılışı kutlanacak. 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşu, 18 Eylül’de Erdek’in kurtuluşu ile birlikte bundan sonra kurtuluş günleri bu yıl için tamamlanıyor. Milli mücadelede canını ortaya koyanlara, canını verenlere, gazi olanlara, her birisine ayrı ayrı minnetlerimizi Allah’tan rahmet dileyerek bir kez daha anıyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve askerlerine bin selam olsun. Biz CHP olarak biliyorsunuz 31 Mart seçimlerine giderken şöyle bir şey söyledik; biz Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yarattığı herhangi bir gündemin peşine takılıp sürüklenmeyeceğiz. Onlar kavga çıkartmak istiyorlar, kavga etmeyeceğiz. Onlarla polemiğe girip esas meseleler konuşulmasın buna izin vermeyeceğiz. ve biz 105 miting yaptık, 105 mitingde de emeklinin sorununu konuştuk. O gün için 10 bin TL olan emekli maaşının asgari ücrete çıkarılma zaruriyetini konuştuk. O maaşın Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde bir buçuk asgari ücret olduğunu yani hiç erişmese, karışmasa şu anda 26 bin TL. Hatta asgari ücrete zam da yapmadılar bu haliyle 26 bin TL olması gerektiğini anlattık. Dedik ki; 17 bin TL asgari ücretle geçim olmaz 17 bin lirayla ev tutsa aç kalır, karnını doyursa sokakta kalır. Çoluk var çocuk var, okullara gidilecek. Olmaz dedik bunu gündeme aldık. Çiftçinin, Atatürk’ün milletin efendisi dediği, son Cumhurbaşkanı’nın ‘al ananı da git’ dediği çiftçinin geldiği derdiyle dertlendik. Esnafın sorununu konuştuk, Türkiye’de gelecekten ümidi kalmayan gençlerin sorunlarını konuştuk, başka bir şey konuşmadık.
“Ders zili öğrenciye çaldı ama çok sayıda öğrencinin karnı zil çalıyor”
Bir de belediye başkanlarımızın meziyetlerini anlattık. Temiz, dürüst, çalışkan belediyecilik yapacaklarını, şeffaf olacaklarını, insan ayırmayacaklarını anlattık. AK Parti’ye karşı yalnız kalmayın, gelin ittifak yapalım dedik. Ama kimseye de hak ettiğinden fazlasını vermedik, teklif etmedik ve sonunda da milletimize güvendik. Dedik ki; ittifakımızın adı Türkiye ittifakıdır. Rengi, ay yıldızlı al bayrağın renkleri kırmızıyla beyazdır. İçinde sosyal demokrat da vardır muhafazakar demokrat da, milliyetçi demokrat da vardır Kürt demokratlar da. Ama yeter ki vatana millete bağlı, bu ülkenin bölünmez bütünlüğüne saygılı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk sevgisi yüreğinde olsun dedik. İşte bu ittifak, 31 Mart seçimlerini kazandı. Şimdi de yine bu ittifakımız bundan sonraki süreçte de birlikliğine de temel yaklaşımına da devam ediyor. Halkın derdi neyse onunla dertleniyoruz, halkın umudu neyse o umudu dillendiriyoruz. Gerçek olmayan, sahte gündemlerin peşine takılmıyoruz. Şimdi Türkiye’nin gündemi; okullar açıldı, çocukların okula başlama maliyetleri. Okulda kalmaları, okuldaki karnının aç olan çocukların derdi, beslenme çantası boş olan çocukların sıkıntıları. Ders zili öğrenciye çaldı ama çok sayıda öğrencinin karnı zil çalıyor. ve veliye bu ders zili dertli dertli çalıyor. OECD Raporu’na göre; yurttaşlarımızın evlatlarının aldığı eğitimden memnuniyet oranı sadece yüzde 21. Bunun içine oldukça iyi okullara gidenler, servisle gidenler, okuldan memnun olanlar, en iyi eğitim alanlar da dahil. Yani yoksulun, garibanın çocuğunun okulda aldığı eğitimden memnun olan yok. AK Partili kadın seçmen bile yüzde 17 eğitimden memnunum diyor. Böyle bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. Eğitimin kalite güvencesi yok, özel okulların oranı yüzde 20’ye dayandı. Yıllık ücretleri 200 bin liradan başlıyor, 1 milyon liraya kadar gidiyor. Yani imkanı olanın çocuğunu götürdüğü okulun bir yıllık parası üç tane işçinin 25 yıl, 30 yıl, 40 yıl çalışıp emekli olunca aldığı kıdem tazminatından fazla. Üç gariban işçi, üç asgari ücretli 30’ardan 90 yıl, neredeyse 100 yıl çalışıyor, bir çocuğun bir senelik okul parasını karşılayamıyor. Böyle bir düzene lanet olsun. Bu düzeni kuranlara yazıklar olsun.
“Türkiye’de her üç öğrenciden bir tanesi, sabah kahvaltı yapmadan okula gidiyor”
Artık kaliteli eğitime ulaşmak sınıfsal bir meseleye dönüşmüş durumda. Eğer durumun iyiyse her şey mümkün, durumun kötüyse o vakitten sonra artık Allah senin de evladının da yardımcısı olsun. Türkiye’de her üç öğrenciden bir tanesi, sabah kahvaltı yapmadan, karnını doyurmadan okula gidiyor. Her beş öğrenciden bir tanesinin beş gün boyunca okulda boğazından sudan başka bir şey geçmiyor. Bir tost, bir ayran yemeden, bir gofret yemeden, canının çektiği bir gazozu, bir kolayı içmeden, bir böreğin yanında bir ayran içmeden beş gün geçiyor. Burada hiçbir şey yokmuş gibi hiçbirimiz davranamayız. Bunu görmek, bunu konuşmak, buna itiraz etmek, yerel yönetimler düzeyinde buna çareler üretmek durumundayız.
“Bir öğün ücretsiz yemek uygulamasını hayata geçirmek isteyen belediyelerimizi okul bahçelerine sokmayanlar bunu bir yıl başarabilirler. Sandık gelecek”
Bakın, geçtiğimiz yıllarda CHP, seçim beyannamesinde, ‘Her çocuğa okulda üç kap sıcak yemek’ demişti. ‘Biz de yapacağız’ dediler. Seçim gitti, çevirdiler, ‘Okul öncesine vereceğiz’ dediler. Onu da bir yıl bile olmadı, geçen sene eylül ayında uygulamadan kaldırdılar. Tüm okullarda bir öğün sıcak yemek, tüm öğrencilerin hem temel besinlere ulaşmasını, ihtiyaç duyduğu dengeli beslenmeye bir öğün olsun devletin katkı sağlamasına olanacak tanıyacak çağdaş bir yaklaşımdır. Bunu hayata geçirmek isteyen belediyelerimizi okul bahçelerine sokmayanlar, okula yaklaştırmayanlar milletle aramıza girdiklerini sanıyorlarsa belki bunu bir süre başarabilirler. Daha bir yıl başarabilirler. Sandık gelecek, CHP bu millete nasıl hizmet ediyor herkes görecek.
“Okula çantası boş giden her öğrencinin elinden belediye başkanlarımız tutacak, çocuk okulda aç kalmayacak”
Çok sayıda belediyemiz, çocuklara beslenme çantası yardımı yapıyorlar. Belediyelerimize verdiğimiz bir talimatı, bugün buradan tekrar etmek istiyorum: Gücü nispetinde, imkanları oranında, gerekirse imeceye, milletin katılımına başvurarak okula aç giden, çantası boş giden her öğrencinin elinden belediye başkanlarımız tutuyor, tutmayanlar da tutacak; çocuk okulda aç kalmayacak.
“Bundan sonra kimsenin sesini duyurmak gibi bir derdimiz yok. O muhalefette kaldı. Şimdi CHP, yerel yönetimlerde iktidardadır”
Maalesef ülkemiz gelir adaletsizliğinde, Avrupa’nın en kötü durumda olan ülkesi. Buna müdahale etmek sosyal demokratların boynunun borcudur. Yüksek enflasyon, en çok maaşlı çalışanlara kaybettiriyor. Biz bunu değiştireceğimizi, vergide adalet getireceğimizi, İstanbul’dan Ankara’ya kadar vergide adalet için yürüyen emekçilerle, DİSK’in yönetimiyle birlikte her şehirde yürüdük. Seslerini duymadılar, biz duyurduk, dinlemediler. Bundan sonra kimseye kimsenin sesini duyurmak gibi bir derdimiz yok. O muhalefette kaldı. O CHP muhalefetteykendi. Şimdi 31 Mart sonrası CHP, milletimizin oylarıyla yerel yönetimlerde iktidardadır, Türkiye’nin birinci partisidir. Bundan sonra ses duyurmak, uyarmak hepsini yaptık, dinleselerdi keşke. Ama ne emekliyi ne asgari ücretliyi ne Rize’deki çay üreticisini ne Manisa’daki üzüm üreticisini ne Gaziantep’teki fıstıkçıyı ne Trakya’daki buğday üreticisini ne Adana’daki pamuk üreticisini ne Antalya’daki, Mersin’deki narenciye üreticisini duymadılar, dinlemediler. Bu yüzden bu ülkede geçim yok. Peki, siz burada AKP milletvekili görüyor musunuz? Erdek’e geliyorlar mı? İnsan içine çıkabiliyorlar mı? Enflasyonu düşürebiliyorlar mı? Hayat pahalılığını durdurabiliyorlar mı? Bunlar pazarda, sokakta, tarlada, fabrikada var mı? Madem sizin yanınıza gelemiyorlar, seçim sandığına gelecekler. Geçim yoksa seçim var.
“Bu mürailere karşı Türkiye Cumhuriyeti’ni biz koruyacağız”
Bu ülkeyi bir gün birisi bölmeye kalkarsa, bu şanlı bayrağı indirmeye kalkarsa, mukaddes ezanları durdurmaya kalkarsa işine gelince milliyetçi, işine gelince muhafazakar, işine gelince vatansever olanlar değil, yıllardır muhalefette olsa da bu bayraktan, bu ezandan, bu ülkenin birliğinden taviz vermeyenler bu ülkeyi kurtaracaklar. O yüzden biz kimle kol kola girdiğimizi biliyoruz. Tek başımıza girdik, Türkiye ittifakıyla girdik. Bir kolumuzda geçmişte İYİ Parti’ye oy veren Ayşe abla vardı, bir kolumuzda geçmişte AKP’ye oy veren Memduh amca vardı, bir kolumuzda MHP’ye oy veren Asena kızımız vardı, bir başka kolumuzda ‘Bu seçimde bizimkiler kazanmayacak. Namuslu, dürüst biri gelsin’ diyen Saadetli Kübra vardı. Biz Türkiye ittifakında kol kola girdik, birbirimize güvendik, hep birlikte başardık. Şimdi bu konjonktür iktidarını, bir koluna MHP’yi almış, öbür koluna geçmiş Hizbullahçıları, HÜDA PAR’cıları takmış, Anayasa’nın ilk dört maddesini tartışmaya açanları kollarına almışlar. Bir tek meseleleri var. Onlar çıkar ittifakıdır. Onlar iktidarda kalmak için bir gün teröristlerle, bölücü örgütle pazarlık ederler; öbür gün döner, Bahçeli ile birlikte ülkücü olurlar. Bir gün ‘Bayrağı indirecek’ diye CHP’ye saldırırlar, öbür gün bayrak düşmanı HÜDA PAR ile kan kardeş olurlar. Bu mürailere karşı Türkiye Cumhuriyeti’ni biz kurduk, biz savunduk, biz koruyacağız.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Baba mesleği olan antika restorasyonu işine yarım asır önce çırak olarak başlayan ve gönlünü antika eşyalar ile onların hikayelerine kaptıran 58 yaşındaki Ahmet Zihni Marangozoğlu, maddi değeri binlerce lira, manevi değerine ise paha biçilemeyen eserleri ilk günkü hallerine kavuşturuyor.
Gaziantep’in yanı sıra çevre illerden antika eşyaların geldiği atölyede gramofon, antika cami ve duvar saatleri, radyo, televizyon, karyola ve ayna gibi tahta eserler bulunuyor.
Babasından öğrendiği antika tamircilik mesleğini yıllardır büyük bir aşkla sürdüren Marangozoğlu, farklı dönemlere tanıklık etmiş ve evlerde anı olarak saklanan antika eşyaları tamir ederek eski haline getiriyor.
Tarihi Gaziantep Kalesi civarındaki tarihi Yeni Han’da bulunan 15 metrekarelik dükkanında eski antika eşyaları tamir ederek geçimini sağlayan Marangozoğlu, baba mesleği severek sürdürüyor.
Gaziantep’in yanı sıra bölge illerinden ve Türkiye’nin birçok ilinden gelen antika eşyaları tamir ettiğini belirten Marangozoğlu, yaklaşık bir asırlık cihazları tamir ederek ilk günkü haline getirdiğini ifade etti.
Unutulmaya yüz tutmuş ve insanların anı olarak evlerinde sakladığı antika eşyaları tekrar gün yüzüne çıkardığını belirten Marangozoğlu, atölyesinde bulunan en yeni eserin 70 yıllık olduğunu bildirdi.
“Gaziantep’te yıllardır antika eser tamiri yapıyorum”
Antika eser tamirciliği mesleğine henüz 7 yaşında iken babasının yanında çırak olarak başladığını ifade eden Marangozoğlu, “Gaziantep’te yıllardır antika eser tamiri yapıyorum. Bu küçük atölyemde baba mesleğimi sürdürüyorum. Antika anlamında kim ne getirirse tamir ediyoruz. Saat, gramofon, karyola, dolap, radyo ve ayna gibi eserleri yeniden değerlendiriyoruz. Kullanılmayan, kenara atılmış eserlere yeniden hayat veriyoruz. 7 yaşından beri bu mesleği yapıyorum. Ben daha çok tahta antika eşyaları tamir ediyordum. Fakat son 10 yıldır gramofon tamirciliği de yapıyorum. Antika tamirciliği babam mesleğimdir. Çocukluğumdan beri bu işin içerisindeyiz. Baba mesleği olduğu için mesleğimi severek yapıyorum. Antika cami saatleri başta olmak üzere kim ne getirirse yani antika anlamında ne varsa tamir ediyoruz. Kaybolan hatıraları burada geri getiriyoruz. İnsanlara hatıralarını geri kazandırıyoruz” dedi. – GAZİANTEP
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Özellikle kış sofralarının vazgeçilmezi haline gelen Kırıkağaç kavununda hasat başladı. Deseni, kokusu, tadı ve uzun dayanmasıyla ünlenen Kırkağaç kavununda hasat, yaz yağmurları nedeniyle yaklaşık 1 ay gecikti. Yaklaşık 30 bin ton rekoltenin beklendiği hasat sonrası kavunlar Türkiye’deki özel restoranlar, manav ve marketlerin yanı sıra ihracata gönderilecek.
50 yıldır Kırkağaç’ta kavun ekimi yaptıklarını söyleyen çiftçi Alaattin Sarıaslan, “Yaklaşık 50 yıldır Kırkağaç’ta çiftçilikle uğraşıyorum. Kavun üretimi için mücadele ediyorum. Şimdilik hasadımızı yaptık. Daha sonra bu kavunlarımızı depolara taşıyoruz. Kapalı ve muhafazalı yerlerde kışa kadar bekletilmesini sağlıyoruz. Mecburen çiftçimizin daha çok faydalanabilmesi için kavunlarımızı asıyoruz. İnşallah hayırlısı olur” diye konuştu.
10 bin dekarlık alanda 30 bin tonluk rekolte hedeflediklerini söyleyen Kırkağaç Ziraat Odası Başkanı Emin Özarı, “Bu sene meşhur Kırkağaç kavunumuzun hasadı biraz gecikti. Onun da sebebi ekim zamanı yağmurların bol olmasından dolayıdır. Her sene 15 Ağustos’ta hasat başlardı ama bu yıl eylül ayına geldik. Ama kavunlarımız her zamanki güzelliğiyle, her zamanki tadı, nefasetiyle, aromasıyla hasat edilmeye başladı. Bir hasat sezonunun daha heyecanını yaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz bu tarla 10 dekarlık bir tarla. Üreticimiz buradan kavunlarını kesip depolara götürüyor. Bizim kavunlarımız en büyük özelliği dayanıklı olması. Bunları kış aylarında satmak için depolarımıza koyuyoruz” dedi.
“Tüketiciler kış aylarında yaz meyvesi yiyorlar”
Kırkağaç kavununun depolanabildiği için kış aylarında da tüketildiğini söyleyen Özarı, “Bugün satarsak bu kavunumuzu çiftçimiz kilosunu 6-7 TL’den satabilirken, depolarda muhafaza edip kışın satması durumunda ise kilosunu 15-16 TL’den verebiliyor. Çiftçilerimiz de o yüzden zahmetli ve masraflı olmasına rağmen daha fazla gelir edebilmek için bunu tercih ediyor. Bu tüketiciler için de iyi oluyor. Çünkü kışın yaz meyvesi yeme imkanı buluyorlar. Kırkağaç kavunumuz artık yeni çeşitlere dönüşüyor. Mesela sarı dilimli kavunumuz var, yeşil dilimli kavunumuz var. Tüketicilerimiz bunları daha çok tercih ettiği için artık Kırkağaç benekli orijinal kavunumuzun şekli de değişiyor. Kırkağaç Altınbaş kavunumuz 2 bin dekarlık alanda ekildi bu yıl. Toplamda 6 bin ton rekolte bekliyoruz. Tabii diğer çeşitlerimiz de var, onlarla birlikte toplam 10 bin ton kavunumuz var. Bunun da toplam rekoltesi 30 bin ton oluyor. Bu vesileyle 2024 kavun hasat yılının herkese hayırlı olmasını diliyorum. Allah kazançlarını bol etsin. Tüketicilerimize de ağız tadıyla yemeği nasip etsin” dedi. – MANİSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Palamudun genelde Ekim ayı ortalarına doğru yağlandığını ve ızgarasının bu dönemlerde daha lezzetli olacağına dikkat çeken Yılmaz, şu sıralar ise en uygun pişirme şeklinin kızartma ve halk arasında “Ekşili” diye tabir edilen buğulaması olduğunu belirtti.
“Ekşili yöremize uygun bir yemek türü”
Palamudun ekşilisinin yöreye en uygun yemek şekli olduğunu kaydeden Yılmaz, “Bu sene palamut önceki yıllara göre daha çok bol çıktı. İnşallah vatandaşlarımız bol bol tüketir fiyat olarak ta ekonomik. Genelde eskiler, ‘Palamut ilk çıktığında yağlı olmaz’ diye tabir eder. Genelde kızartması bir süre sonra buğulama sebzeli olarak pişirilmesi öneriyoruz. Ekim aylarının ortalarına doğru palamut devam edip yağlandığı zaman ızgarası çok güzel olur. Belli büyüklüğü ulaştıktan sonra eskilden anne annelerimiz, baba annelerimiz yaptığı tuzlamalar yapılabilir. Ekşili yöremize uygun bir yemek türüdür. Hem ekonomik hem de doyurucu bir yemektir. Bir balık ile birlikte dört kişinin doyabileceği bir yemektir. Sebzeleri kullanarak çok az miktarda baharat, tereyağını harmanlayarak güzel bir yemek ortaya çıkıyor. Biraz da sulu bırakıyoruz ki ekmeği banmak için. Yöremizde çok sevilen bir yemektir. Palamudun gelende kızartmasını çok tercih eden var sebzelisini de. Ancak ekşilisi biraz daha ön planda” diye konuştu.
“Balık yemeyen çok kişiye balığı yedirdik”
Sosyal medyada balık pişirme ve temizleme şekillerini paylayan Yılmaz, “Sosyal medyada genelde sezonlara göre balıkların pişim şekilleri temizleme şekillerini içeren doğal videolar atıyorum. Dolayısıyla fazla sayıda takipçimin olmasına neden oluyor. Aklımıza geldiğince sezonlarda ‘Hangi balık nasıl pişirilir nasıl sunulur?’ bu şekilde videolar paylaşıyoruz. Bu zamana kadar balık yemeyen çok kişiye ekip olarak balık yedirdik sevdirdik. Genelde denizden çıktığı gibi taze olarak sunumumuz, kendimize has bir pişirme şeklimiz olduğundan balığı sevdirdik. Yabancılar da geliyor yerli de geliyor şehir dışından çok gelenler de var. Palamut sezon başında kuru olduğu için genelde kızartma öneriyoruz. Kızartmada isteğe göre mısır unu isterseniz sade de kızartabilirsiniz. Belli bir zaman sonra yağlanacağı için bu defa kızartmayı önermiyoruz. Çünkü çok yağlı olduğundan sizi kesebilir. Sebzeli veya açık ateşte pişirme ya da ızgarayı öneriyoruz” dedi. – TRABZON
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin, 3 Temmuz 2023 tarih ve 7635 sayılı “Tarım İşçilerine Belirlenen Asgari Ücret ve Çocuk İşçiliğinin Önlenmesi” hakkındaki genelgesi dikkate alınarak, Gazipaşa Ziraat Odası Başkanlığı’nda toplanan komisyon, tarım işçilerinin yevmiye ücretlerini belirledi. Ziraat Odası Başkanı Yusuf Çelik başkanlığında yapılan toplantıya Gazipaşa Yaş Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği Başkanı Hamdi Fidan, Gazipaşa Mahalle Muhtarları Derneği Başkanı ve Güneyköy Mahalle Muhtarı Yahya Küçükballı ile ilçede görev yapan mahalle muhtarları, ilgili kurum yetkilileri ve üreticiler katıldı.
Tarım işçisi günlük yevmiye 800 TL
Gazipaşa Ziraat Odası Başkanı Yusuf Çelik, toplantı sonrası yaptığı açıklamada komisyonun tavsiye niteliğinde belirlediği yevmiye ücretlerini duyurdu. Çelik açıklamasında, “Tarım işçisi günlük yevmiye (8 saat) 800 TL, işveren işçiyi kendi evinde ikamet ettiriyorsa 700 TL, nitelikli ve ağır işçilik (8 saat) 1000 TL, fazla çalıştırılacak her saat için ise 150 TL ücret verilmesi kararlaştırıldı. Ayrıca günlük çalışma saatinin 8 saat olmasına, öğleden önce 15 dakika ve öğleden sonra 15 dakika yemek molası 30 dakika olmak üzere toplamda 1 saat istirahat verilmesine, net 7 saat çalıştırılmasına ve ulaşımın karşılıklı anlaşmaya bağlı olmasına 12 Eylül tarihi itibariyle yaptığımız toplantının ardından karar verilmiştir. Alınan bu kararların hem üreticilerimiz hem de işçi kardeşlerimize hayırlı olmasını dileriz” ifadelerini kullandı. – ANTALYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“Maaş İyileştirmeleri Netleşti”
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nde daha önce yetkili sendikanın eski yönetimi tarafından maaş iyileştirme oranı yüzde 19,06 olarak açıklanmış, ancak bu oran belediye tarafından doğrulanmamıştı. Yapılan görüşmelerin ardından yeni yönetim ile belediye arasında anlaşma sağlandı ve iyileştirme oranı yüzde 10 olarak netleştirildi. Bu ek protokol, 1 Temmuz 2024 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde düzenlendi.
“En Düşük ve En Yüksek Maaşlar”
Protokol kapsamında yapılan maaş düzenlemeleri sonucunda, belediyedeki en düşük maaş 30 bin 50 TL 44 kuruştan 31 bin 980 TL 49 kuruşa yükseltildi. En yüksek maaş ise 40 bin 275 TL 96 kuruş iken 2 bin 952 TL 62 kuruşluk artışla 43 bin 228 TL 58 kuruşa çıkarıldı. Bu maaş iyileştirmeleri, çalışanların yaşam standartlarını artırmayı ve ekonomik şartlara karşı dayanıklılıklarını güçlendirmeyi amaçlıyor.
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras “Muğla Büyükşehir Belediyesi, çalışanlarının ekonomik refahını iyileştirmek adına bu protokolün önemli bir adım olduğunu belirtti. – MUĞLA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsviçre’nin Ankara Büyükelçiliğinde düzenlenen resepsiyona Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay ile İsviçre’nin Ankara Büyükelçisi Guillaume Scheurer’in yanı sıra büyükelçiler ve davetliler katıldı.
Bozay, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’deki görevine yeni başlayan Büyükelçi Scheurer ile ticaret, bağlantısallık ve eğitim gibi alanlarda işbirliğini artırma fırsatlarını görüştüğünü aktardı.
Türkiye-İsviçre ilişkilerinin, Türk halkının hafızasında özel bir yere sahip olduğunu belirten Bozay, Türkiye’nin kurucu anlaşması olan Lozan Barış Anlaşması’nın İsviçre’de imzalandığına dikkati çekti.
Bozay, gelecek yıl iki ülke arasındaki Dostluk Anlaşması’nın 100’üncü yılının kutlanacağına işaret ederek, “Bu tarihi temel üzerine inşa etmeye ve ekonomiden ticarete, enerjiden eğitime, bilimden kültüre kadar geniş bir yelpazede ikili ilişkileri derinleştirmeye devam ediyoruz.” dedi.
Türkiye ile İsviçre’nin bölgesel ve küresel meselelerde benzer görüşlere sahip olduğunun altını çizen Bozay, uluslararası örgütlerdeki güçlü işbirliğine işaret etti.
Bozay, İsviçre Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis’in martta düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’na katılımının görüş alışverişi bakımından fırsat sağladığını söyledi.
İsviçre’deki Türk toplumunun ikili ilişkiler için önem arz ettiğini vurgulayan Bozay, bu kişilerin yaşadıkları topluma katkı sağlarken Türk bağlarından kopmamasından memnuniyet duyduğunu dile getirdi.
Bozay, ticaret ile yatırım alanlarının ilişkilerin temelini oluşturduğunu ve 1000’den fazla İsviçre merkezli şirketin Türkiye’de çeşitli alanlarda faaliyet gösterdiğini kaydederek, “İsviçre ve Türkiye ekonomilerinin birbirini tamamladığına, dolayısıyla sadece Türkiye’de değil üçüncü pazarlarda da ticari yatırım ve ortak faaliyetler için geniş olanaklar sunduğuna inanıyoruz.” diye konuştu.
İkili ticari ilişkiler
Büyükelçi Scheurer de yeni görev yeri olan Türkiye’nin kültürünü, tarihini, yemeklerini ve halkını tanımayı sabırsızlıkla beklediğini belirterek, “Ülkemi burada temsil etmek bir onur.” dedi.
İsviçre-Türkiye ilişkilerini “harika” olarak nitelendiren Scheurer, ülkeler arasındaki ekonomik ve kültürel ilişkileri geliştirmeyi hedeflediğine işaret etti.
Scheurer, Lozan Barış Anlaşması’nın ilişkilere katkısına değinerek, dünyada birçok kriz ve çatışmanın yaşandığını, bu sebeple barış ve uzlaşma için gayret göstermenin önemli olduğunu söyledi.
İki ülkenin yüksek düzeyli siyasi istişareler yürüttüğünü dile getiren Scheurer, ticari bağların kapsamlı olduğunu ve birçok İsviçre merkezli şirketin Türkiye’de faaliyet gösterdiğini kaydetti. Scheurer, ticari ilişkileri güçlendirmeyi hedeflediklerini de söyledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hacıbektaşoğlu, Valilik binasındaki genel asayiş ve güvenlik toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, kaçak maden ocaklarının kente özgü bir mesele olduğunu söyledi.
Kaçak maden ocaklarına yönelik 1 Temmuz- 9 Eylül tarihlerinde 167 denetim yapıldığını, 96 kaçak ocağın kapatıldığını, 66 adli ve idari işlem yapılarak 61 ton kaçak kömür ele geçirildiğini bildiren Hacıbektaşoğlu, “Bu konuda geçmiş yıllarda alınan tedbirler, mevzuat değişikliklerini de göz önüne alarak önceki ay kapsamlı toplantı yapmıştık. Arkadaşlarımız teknik çalışmalarını devam ettirdiler. Bu çalışma da son aşamasına geldi.” diye konuştu.
Hacıbektaşoğlu, amaçlarının kaçak maden faaliyetlerinin sonlandırılması olduğunu vurgulayarak, “Buna toleransımız yoktur, bunun açıklanabilir tarafı yoktur. Bugüne kadar mevzuatımıza uygun olarak, uygulamada yapılacak çalışmalar, alınacak tedbirler ve uygulamayı gözden geçiriyoruz. Uygulamanın kaçak maden faaliyetleriyle daha etkin mücadeleyi sağlayacağını, yardımcı olacağını düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bir gazetecinin kaçak ocak işletenlere adli ceza verilmemesine ilişkin sorusuna Hacıbektaşoğlu, şu yanıtı verdi:
“Esasında bir kanun değişikliği olmadı. Kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla uygulamada cezasızlık durumu ortaya çıkmıştı ancak en son burada yerel mahkemenin bu konuda kaçakçılığı cezasız bırakıp Kabahatler Kanunu’na göre cezalandırılması yönünde verdiği karar, Yargıtayda bozuldu. Yargıtay burada cezasızlığın olamayacağını, Orman Kanunu’na göre cezalandırılması gerektiğine hükmetti. Dolayısıyla yargı uygulamasıyla ortaya çıkan bu durumu tekrar Yargıtay verdiği bir kararla düzeltilmiş oldu.”
Son verilen yargı kararına göre cezasızlık durumunun ortadan kalktığına dikkati çeken Hacıbektaşoğlu, “Kabahatler Kanunu’na göre işlem yapıldığında kaçakçılıkta kullanılan malzemenin müsadere edilememesiydi, dolayısıyla bu da giderilmiş oldu. Savcılarımız, soruşturma makamları son verilen kesinleşmiş yargı kararına göre işlem yapacaktır. Şu anda sorun giderilmiş oldu gibi görünüyor, takip ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Hacıbektaşoğlu, “Kaçak madencilikten geçinen her kim ise ona iş bulacağız. Bu konuda çok açığız. Bu geçimle izah edilecek bir konu değildir. Tamamen gündemimizden kalkması için kararlıyız.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TOKAT – Tokat’ta konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “İlk 8 ayda yaklaşık 900 bine yakın gıda denetimi yapıldı. Bunların içerisinde yaklaşık 13 bin 500 işletmeye yaptırımda bulunduk. Bunlara ilişkin yaklaşık 700 milyona yakın ceza kesildi” dedi.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bir dizi ziyaretlerde bulunmak üzere Tokat’a geldi. İl protokolü tarafından Erbaa ilçe girişinde karşılanan Bakan Yumaklı, ilk olarak ilçedeki çiçek seralarında incelemelerde bulundu.
“310 işletmeye de suç duyurusunda bulunarak yaptırımlara tabi tuttuk”
Gıda denetimleriyle alakalı bilgiler veren Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Denetimlerimizin devam ettiğini, hiç duraksamadan çok farklı ortamlarda da belirttik. İlk 8 ayda yaklaşık 900 bine yakın gıda denetimi yapıldı. Bunların içerisinde yaklaşık 13 bin 500 işletmeye yaptırımda bulunduk. Bunlara ilişkin yaklaşık 700 milyona yakın ceza kesildi. 310 işletmeye de suç duyurusunda bulunarak yaptırımlara tabi tuttuk. Bizim her zaman söylediğimiz bir şey var. Gıda güvenilirliği ya da güvenilir gıdaya ulaşmak Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bütün vatandaşlarımızın en tabii hakkıdır. Buna ilişkin bunun aksine herhangi bir uygulamada bulunanların her zaman için karşısında olduk ve bunları denetimlerimizle azaltmaya, yok etmeye kararlıyız. Bu noktada tüketicilerimizin, yani vatandaşımızın en etkili denetçi olduğunun bir kez daha altını çizelim. Vatandaşlarımız herhangi bir şekilde güvenilir gıda ile alakalı uygunsuzluklar tespit ettiklerinde alo 174 hattını kullanarak bize ulaşabilirler. Bu denetimlerimiz aralıksız bir şekilde devam edecek. Bu konuda herhangi bir toleransımız yok. Olmayacak da” dedi.
“Erbaa kesme çiçekçilik alanında Türkiye ekonomisine 85 ülkeye 105 milyon dolarlık bir ihracat ile katkıda bulunuyor”
Erbaa çiçek serası belgesiyle alakalı bilgiler de veren Bakan Yumaklı, “Erbaa çok farklı bir yönüyle aslında ülkemizin gündeminde. Çiçekçilik sektörü çok büyük bir sektör. Genelde Akdeniz havzasında olduğu düşünülür. Ancak burada bugünkü değeri itibariyle yaklaşık 1 milyar liralık TKDK destekleriyle oluşturulmuş bir yatırım var. Özellikle kesme çiçekçilik konusunda hakikaten Anadolu’da da bu işin yapılabileceğini ve ekonomik bir değerinin olduğunu gösteren çok önemli bir yatırım. Buradaki hem yatırımcıların hem üreticilerin, buradaki halkı da içine katarak ekonomik değer oluşturması söz konusu. Türkiye’de yaklaşık 58 bin dekarda süs bitkileri üretimi yapılıyor. Bunun yüzde 70’i dış, yüzde 30’u iç mekan kesme çiçek ve farklı oranlardan. Burada oluşan ekonomi yaklaşık 85 ülkeye 105 milyon dolarlık bir ihracat ile katkıda bulunuyor. Bizim amacımız coğrafyası, iklim ya da toprak şartları uygun olan çok farklı şehirlerde de bunun gelişmesini sağlamak. Tokat bu anlamda hem ismi itibariyle hem toprağı itibariyle hem de bunları yapmakla alakalı kararlılığı itibariyle son derece önemli. Ben inanıyorum ki bundan sonraki dönemlerde de bu yatırımlar gelişecek ve kesme çiçekçiliği konusunda dünyada kendisinin ürünlerine başvurulduğu merkezlerden birisi haline gelecektir” diye konuştu.
Bakan Yumaklı ve beraberindeki heyet çeşitli programlara katılmak üzere kent merkezine hareket etti.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KYK YURTLARI NE KADAR?2024-2025 eğitim öğretim yılı için KYK yurt ücretleri henüz belli olmadı. KYK YURT BAŞVURU SONUÇLARI 2024 AÇIKLANDI MI?
KYK yurt başvuru sonuçları son dakika Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından açıklandı. Adaylar T.C. Kimlik numarası ve şifreleriyle birlikte sonuçlara erişim sağlanacak.

KYK YURT KAYIT İŞLEMLERİ NE ZAMANA KADAR?GSB yurt kayıt işlemleri 7 Eylül Cumartesi günü sona erecek. Yurtlara yerleşmeye hak kazanan öğrencilerin, kayıt işlemlerini 7 Eylül saat 23.59’a kadar e-Devlet kapısı üzerinden tamamlaması gerekiyor.

KYK YURT BAŞVURU SONUÇLARI 2024 İÇİN TIKLAYINIZ
1. TİP, 2. TİP, 3. TİP, 4. TİP, 5. TİP VE 6. TİP KYK NE KADAR?Yurt ücretleri, yurt tipine ve şehirlere göre farklılık gösterebiliyor. 6 farklı tipte KYK yurdu bulunurken geçtiğimiz yıl tip 1 ücreti aylık 345 TL, tip 2 aylık 405 TL, tip 3 aylık 480 TL, tip 5 aylık 510 TL ve tip 6 570 TL olarak belirlenmişti.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Beyaz Saray kaynaklarına göre, ABD Başkanı Joe Biden Japonya’nın en büyük çelik üretim şirketi olan Nippon Steel’in, 14.9 milyon dolarlık bir anlaşmayla ABD’li çelik üretim şirketi US Steel’i satın alması konusunu ulusal güvenlik endişelerini gerekçe göstererek engellemek istiyor.
Geçtiğimiz haftalarda, US Steel, Tokyo merkezli Nippon ile bir anlaşmaya varılamaması durumuna ilişkin yaptığı açıklamada, binlerce ABD sendikasının işinin riske gireceğinin, bazı çelik fabrikalarını kapatacağının ve muhtemelen genel merkezini politik açıdan önemli Pensilvanya eyaletinden başka bir yere taşıyacağının sinyalini vermişti.
“Biden’ın olası bir girişimi ABD’nin Japonya ile olan ilişkilerini de etkileyebilir”
Beyaz Saray kaynakları, ABD medyasına bu hafta sonuna kadar satın alma anlaşmasına ilişkin bir kararın açıklanabileceğini söylerken; Biden’ın olası bir engelleme girişiminin, ABD’nin yakın müttefiki Japonya ile ilişkilerini etkileyebileceğini öne sürdü. Washington Post gazetesinde yer alan habere göre, Biden’ın olası engelleme girişimine ilişkin çıkan iddialar sonucunda, US Steel’in hisseleri, yüzde 17,5 düşüşle kapanırken, Nippon Steel hisseleri, perşembe günü Tokyo’da erken saatlerde yüzde 1,6 düştü ancak daha sonra toparlanarak yüzde 0,3 yükseldi.
Nippon Steel ve US Steel şirketleri, ABD’deki Yabancı Yatırım Komitesi’nden (CFIUS) anlaşmayla ilgili herhangi bir güncelleme almadıklarını, satın almanın ulusal güvenlik açısından risk oluşturduğuna inanmadıklarını belirtti. Konuya ilişkin US Steel, “Japonya en sadık müttefiklerimizden biri. Bu işlemin kapanmasını sağlamak için yasa kapsamındaki tüm olası seçenekleri takip etmeyi umuyoruz” dedi. Nippon Steel de ayrı bir açıklamada, “Şirket olarak ABD hükümetinin bu konudaki prosedürleri, yasalara uygun şekilde ele alması gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Satın alma anlaşmasına hem Demokratlar hem Cumhuriyetçiler karşı
Nippon Steel’in ABD’li çelik üreticisi olan US Steel’i satın alma planı, hem Demokrat Parti hem de Cumhuriyetçi Parti’nin muhalefetiyle karşı karşıya. Başkan Yardımcısı ve Demokrat Parti’nin Başkan Adayı Kamala Harris, US Steel’in “Amerikan mülkiyetinde ve işletmesinde” kalmasını istediğini belirtirken, Cumhuriyetçi Parti’nin Başkan Adayı Donald Trump ise seçilmesi durumunda anlaşmayı engelleyeceğine ilişkin söz verdi.
Beyaz Saray sözcüsü John Kirby, Biden’ın konuya ilişkin planları hakkında yorum yapmayı reddetti ancak Başkanın, “Amerikan çelik şirketlerinin Amerikan mülkiyetinde olması gerektiği” görüşünü yineledi. Anlaşmanın ulusal güvenlik onay sürecini denetleyen ABD Hazine Bakanlığı ise konuya ilişkin yorum yapmayı reddetti.
US Steel’in genel merkezinin Pensilvanya eyaletinde bulunması da ABD başkanlık seçimleri için ayrı bir önem taşıyor. Pensilvanya, 2024 başkanlık seçimlerinin sonucunu etkileyebilecek kritik bir çekişme alanı olarak değerlendirilirken, her iki aday da eyaleti tekrar tekrar ziyaret ediyor.
US Steel çalışanları, politikacıları ikna etmek için miting düzenledi
US Steel çalışanları, şirketin genel merkezinin dışında, politikacıları önerilen anlaşmaya karşı muhalefetlerini yeniden gözden geçirmeye ikna etmek amacıyla miting düzenledi. US Steel’in Yönetim Kurulu Başkanı David Burritt yaptığı açıklamada, “Seçilmiş liderlerin ve diğer önemli karar vericilerin, anlaşmanın faydalarının yanı sıra anlaşma başarısız olursa kaçınılmaz sonuçlarının da farkına varmasını istiyoruz” dedi. Buritt, anlaşma olmadan “US Steel’in yüksek fırın tesislerinden büyük ölçüde uzaklaşacağını, bunun da binlerce iyi ücretli sendikanın işini riske atacağını ve tesislerinin bulunduğu yerlerdeki çok sayıda topluluğu olumsuz etkileyeceğini” söyledi.
Birleşik Çelik İşçileri Sendikası ise Burritt’i eleştirerek, onu “temelsiz ve hukuka aykırı tehditlerde bulunmakla” suçladı.
14.9 milyar dolara satın alma planı
Nippon Steel, geçen hafta Pensilvanya’daki Mon Valley Works ve Indiana’daki Gary Works’teki sendika temsilcili tesislere, bu toplulukların üretim sektörünün geleceğini desteklemek amacıyla 2,7 milyar doların üzerinde yatırım yapmayı planladığını duyurdu.
US Steel ise, anlaşmanın onaylanmaması durumunda “aynı mali taahhütlerde bulunmayacağını” söyledi. US Steel, son yıllarda bünyesinde çalışan pek çok çelik işçisini işten çıkarmıştı.
Nippon Steel, yaptığı açıklamada, anlaşmanın gerçekleşmesi halinde ABD’li şirketin üst düzey yönetiminin ve yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğunun ABD vatandaşları arasından seçileceğini söyledi.
Nippon Steel’in planlanan 14.9 milyar dolarlık satın alımı, ABD dışından tüm düzenleyici onaylarını alırken, US Steel hissedarlarından da destek aldı
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>12 MİLYON EURO
Galatasaray‘da Kerem Aktürkoğlu’nun ayrılığı resmiyet kazandı. Milli futbolcu, Benfica’ya imza attı. Öte yandan Sarı-Kırmızılılar, 25 yaşındaki futbolcunun Transfer detaylarını KAP’a bildirdi.
Galatasaray, Kerem Aktürkoğlu’nun 12 milyon euro karşılığında Benfica’ya transfer olduğunu açıkladı. Sarı-Kırmızılılar, milli futbolcunun sonraki satışından yüzde 10 pay da alacak.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, sil baştan yenilenerek bölge sakinlerinin hizmetine sundukları Gökdere Kapalı Pazar Alanı’nda faaliyet gösteren esnaf ile kahvaltı sofrasında buluştu. Önceki Dönem Sanayi ve Teknoloji Bakanı ve AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, İlçe Başkanı İrfan Akkaya, Pazarcılar Odası Başkanı Refik Aksu, il ve ilçe yöneticileri ile vatandaşların katıldığı programda esnafla kahvaltı edip taleplerini dinleyen Başkan Oktay Yılmaz, pazarda alışveriş yapan vatandaşlarla sohbet etti.
Semt pazarlarının bölge sakinlerinin, temel ihtiyaç maddelerine doğrudan ve en uygun fiyata ulaşabildiği yerler olduğunu hatırlatan Başkan Oktay Yılmaz, “Hemşehrilerimizin sağlıklı ve hijyenik ortamlarda alışverişlerini yaparken, esnafımızın da daha iyi şartlarda hizmet verebilmesi için ilçemize kapalı pazar alanları kazandırıyoruz. Bu minvalde kullanım ömrünü tamamlayan ve ihtiyaçlara cevap veremez durumdaki Gökdere Pazarı’nı yenileyerek modern, güvenli, fonksiyonel bir çarşıya dönüştürdük. 18 bin 160 metrekarelik alanda gerçekleştirdiğimiz proje kapsamında sadece pazar alanını yenilemekle kalmadık, bölgeye yeni bir park ve yeşil alan da kazandırdık. Hemşehrilerimizin talep ve önerileri doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz çalışma ile hem bölge sakinlerinin hem de pazarcı esnafımızın yüzü güldü. Pazartesi giyim, cuma günleri ise sebze meyve sebze pazarı olarak hizmet veren; Meydancık, Davutdede, Yıldırım, Sinandede, Şükraniye, Hacıseyfettin, Selimzade gibi mahallelerimizde ikamet eden insanlarımızın yararlandığı Gökdere Pazar Alanı ilçeye değer katan önemli bir yatırım oldu” dedi. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Valilikten yapılan açıklamaya göre, Vali Yavuz’u makamında ziyaret eden Cantimur, ardından değerlendirme ve istişare toplantısına katıldı.
Bakan Yardımcısı Cantimur, konuşmasında, deprem bölgesinde devam eden yatırımların durumunun titizlikle değerlendirildiğini belirterek, bu süreçte oluşan taleplerin Ankara’ya iletileceğini ve gerekli adımların atılacağını vurguladı.
Deprem bölgesinde tasarruf tedbirleri uygulanmadan devletin tüm imkanlarının seferber edileceğini kaydeden Cantimur, ayrıca “mükellef velinimetimizdir” anlayışıyla vergi mükelleflerinin ihtiyaçlarına öncelik verilerek gereken adımların atılacağını ifade etti.
Daha sonra Malatya’nın mevcut durumu hakkında değerlendirme ve istişarelerde bulunuldu.
Toplantıya Vali Seddar Yavuz, AK Parti Malatya milletvekilleri Bülent Tüfenkci ve İhsan Koca, Malatya Barosu Başkanı Onur Demez, Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkan Yardımcısı Mahmut Sütçü, Malatya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Murat Altundağ, kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, siyasi partiler ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve iş insanları katıldı.
Toplantının ardından Vali Seddar Yavuz ve Bakan Yardımcısı Abdullah Erdem Cantimur, Malatya Merkez Geçici Ticaret Alanı’nda ticari faaliyetlerini sürdüren esnafı ziyaret ederek, sorun ve taleplerini dinledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Partisinin Edremit İlçe Başkanlığının ardından Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş’ı makamında ziyaret eden Özel, belediye binasının bahçesine zeytin fidanı dikti.
Belediye önünde kendisini bekleyenlere hitap eden Özel, yerel seçimlerde Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ve Edremit Belediyesini kazanmalarını sağlayan seçmenlere teşekkür etti.
Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın ve Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş’a seçimlerden bu yana özverili çalışmaları için teşekkür eden ve her daim destekçileri olduklarını anlatan Özel, “Biz sadece bu halkın gerçek sorunlarına odaklanmak istiyoruz. Yokluğa, yoksulluğa, açlığa, sefalete rağmen inadına oylar kullanmak, kutuplaşan toplumdan medet umanlara karşı bizim hedefimiz herkese birden sahip çıkmaktır. AK Parti’linin de yoksulu, MHP’linin de işsizi, Büyük Birlik Partilinin de güvencesinin teminatı biziz. Biziz, biriz, Türkiye’yiz. Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz.” ifadesini kullandı.
“Hep birlikte kazanacak, hep birlikte bölüşeceğiz”
Türkiye’de yaşayan gençlerin gelecekten endişe duyduğu görüşünü savunan Özel, şunları kaydetti:
“Gençlerimizin geleceği, emeklimizin maaşı, çalışanımızın alnının terinin karşılığı için kavgayı burada vereceğiz, meydanlarda, mitinglerde vereceğiz ancak oyuna gelmeyeceğiz. ‘Ezanı susturacak’ dedikleri müezzinlerin imamların özlük haklarını savunuyor, ‘Bayrağı indirecek’ dedikleri ay yıldızlı al bayrağın renklerinden Türkiye ittifakı kuruyor, bütün Türkiye’nin demokratlarını kucaklıyor, ‘Vatanı böldürecekler’ dedikleri 7 bölgede 81 ilde 1000’e yakın ilçede verdiği mücadeleyle Türkiye’nin bütün demokratlarını, sosyal demokratları, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları yeter ki Türkiye’yi sevsin, yeter ki hepimizin ortak geleceği için mücadele etsin bütün demokratları kucaklıyoruz. Biz hep birlikte bu saltanatı yıkacağız. Biz hep birlikte halkın iktidarını kuracağız. Hep birlikte üretecek, hep birlikte kazanacak, hep birlikte bölüşeceğiz.”
Özgür Özel, 6 Şubat 2023’te yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremleri hatırlatarak, bu konuda alınması gereken önlemlere değindi.
Türkiye bir deprem ülkesi olduğunu vurgulayan Özel, şöyle devam etti:
“Edremit 20 fay hattının üstündeki bir ilçemiz ve burada kentsel dönüşüme ihtiyaç var. Balıkesir’de kentsel dönüşüme ihtiyaç var. Partizanlık yaparak, imzalar atmayarak, onay vermeyerek el kol bağlayıp siyaset yapıyorsunuz ama depremin siyaseti olmaz. İnsan hayatının siyaseti olmaz. Enkaz altında kalmış bebeklerin, çocukların siyaseti olmaz. Kentsel dönüşüm için gereğini yapın, önümüzü açın. Gerekli katkıları sağlayın. Vebal altında kalmayın. Samimiyetle çağrıda bulunuyor, tarih önünde sizi bir kez daha uyarıyorum.”
“Türkiye’yi yönetmeye hazırlanıyoruz”
Özel, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 100 yıl önce büyük bir karamsarlık içinde, işgaller ve salgın hastalıklara karşı kurulduğunu ve demokrasiye inanmış genç, cesur kadroların bu toprakların alın yazısını değiştirdiğini anlattı.
Yerel seçimlerde yaşadıkları başarıyı parti olarak ilerleteceklerini kaydeden Özel, şöyle konuştu:
“Cumhuriyet Halk Partisi yapacağı büyük değişim kurultayıyla önce tüzüğünü demokratikleştirerek Türkiye’ye vadettiği demokrasiyi kendi yaşamaya başlıyor. Ardından yapacağı büyük program kurultayının başlangıcıyla bu ülkeyi nasıl yöneteceğini, yoksulluğu nasıl bitireceğini, gelir adaletsizliğini nasıl ortadan kaldıracağını, kendi kendine yeten bir tarım ülkesinden ithalata muhtaç bir ülke haline gelmekten nasıl kurtulacağını, hayvancılığından arıcılığa kadar tüm sektörleri yeniden nasıl ayağa kaldıracağını çalışacağı bir program hazırlıyor, hazırlanıyor. Müjdeler olsun ki Cumhuriyet Halk Partisi 100 yıl sonra yeniden Türkiye’yi yönetmeye, ayağa kaldırmaya hazırlanıyor.”
CHP olarak büyük bir seferberlik içinde olduklarını vurgulayan Özel, üzerlerine düşen fedakarlığı yapmaktan geri durmadıklarını belirtti.
Özel, 31 Mart gecesi partisini destekleyenlere verdiği ilk sözü tuttuğunu dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Herkesin insan olma onurunu yüreğinde hissedeceği o günler yakındır. Hiçbir mezhebin ötekileştirilmediği, cemevlerinin de ibadethane kabul edildiği, tüm inançlara saygılı, tüm inançlara eşit hizmet eden, kimseyi ikinci sınıf vatandaş görmeyen, anayasada ne yazıyorsa uygulayan eksik olanını da anayasasına koyan genç cumhuriyetin ikinci yüzyılında hep birlikte yürüyecek yolumuz var.
Dedim ki ‘1970’lerde Ecevit dünyayı doğru okudu, Türkiye siyasetini doğru okudu. Rüzgarı ve zorlukları doğru tespit etti ve onun liderliğinde girilen ikisi yerel, ikisi genel 4 seçimde de Cumhuriyet Halk Partisi birinci parti çıktı.’ Ben yerel seçimlerle ilgili ortaya koyduğum iddiayı ve verdiğim sözü tuttum. Aynı Edremitlilerin bana verdiği sözü tuttukları gibi. Şimdi sözün büyüğünü tutmakta. Şimdi sıra mutluluğun büyüğünü yaşamakta. Emin olun ki inanın ki ant içerim ki yapılacak ilk genel seçimlerde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi birinci parti olacak, iktidar olacak.”
Programda Özel’e, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın ve ilçe belediye başkanları ile partililer eşlik etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, her yıl ülkede yaklaşık 2 bin ton salatalık üretildiği belirtilerek yalnızca TikTok trendinin değil, çocukların yaz tatilinden dönmesinin ve henüz yeterince üretim yapılmamasının da “salatalık kıtlığına” etkisi olduğu ifade edildi. Salatalıklı tariflerin ülkede çok popüler olduğu aktarılan açıklamada, tarifte yer alan diğer malzemelerin de fazlaca satıldığı kaydedildi.
İzlanda’daki bir süpermarket zinciri Hagkaup da salatalık satışlarının iki kattan fazla arttığına işaret etti.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DOĞRULANMIŞ İLAN DÜZENLEMESİ OTOMOTİVDE DE DEVREYE GİRİYOR
Ticaret Bakanlığınca kurulan Elektronik İlan Doğrulama Sistemi (EİDS), 15 Eylül’de devreye alınarak emlak ticaretinde uygulanacak. Tüketici mağduriyetinin engellenmesi, sahte ilanlarla vatandaşların karşılaştığı fiyat manipülasyonlarının önüne geçilmesi amacıyla başlatılacak “doğrulanmış ilan” düzenlemesi, konuttan kısa süre sonra otomotiv ilanları için de devreye girecek.
“İŞTE YENİ DÜZENLEMENİN AYRINTILARI
Ticaret Bakanı Bolat, otomotiv sektöründe de uygulanacak söz konusu düzenlemeye ilişkin bilgi verdi. Burada da platformlara ilan vermek isteyen vatandaşların EİDS’ye yönlendirileceğini söyleyen Bolat, “Sistem entegrasyonları sayesinde ilana konu taşıtın ilan veren kişiye veya bu kişinin birinci ve ikinci derece kan hısımlarına ya da eşine ait olduğunun doğrulaması yapıldıktan sonra ilanın verilmesi mümkün olacak.” dedi.
“YETKİ BELGESİ OLAN GALERİCİLER İLAN VEREBİLECEK”
Bolat, taşıtın galerici vasıtasıyla ilana verilmek istenmesi durumunda, galericinin yetki belgesine sahip olması gerektiğine işaret ederek, “Yetki belgesine sahip galerici ilana konu taşıt sahibi tarafından EİDS üzerinden ilan yayımlanmadan önce yetkilendirilecek. Uygulamanın otomotivde devreye alınmasıyla, sadece ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yetki belgesine sahip işletmelerin yetkilendirilebilmesi mümkün olacak ve yetki belgesi bulunmayan galeriler tarafından ilan girişi yapılamayacak.” ifadelerini kullandı.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat
YETKİ BELGESİ OLMAYANLARA TOPLAM 23 MİLYON LİRA PARA CEZASI
Otomotiv sektöründe yetki belgesi almaksızın faaliyette bulunduğu tespit edilen işletmelere Bakanlıkça bugüne kadar yaklaşık 23 milyon lira idari para cezası uygulandığını aktaran Bolat, söz konusu düzenlemeyle gerçeğe aykırı veya yanıltıcı ilanların önüne geçilerek spekülatif fiyat artışlarını önlenmeyi hedeflediklerini söyledi. Bakan Bolat, otomotiv piyasasında bugüne kadar yapılan düzenlemeler ve denetimlere ilişkin de bilgi verdi.
Motorlu kara taşıtları piyasasındaki arz ve talep dengesizlikleri sonucu ikinci el otomobil satışlarında yaşanan fiyat artışları ile stokçuluk ve sıfır taşıta erişim sıkıntılarını ortadan kaldırmak amacıyla alınan makroekonomik tedbirlerin yanında ihtiyaç duyulan düzenlemelerin Bakanlıkça gecikmeksizin hayata geçirildiğini belirten Bolat, “6 ay 6 bin kilometre” düzenlemesi olarak bilinen pazarlama ve satış kısıtlaması kapsamında bugüne kadar yaklaşık 52 milyon lira para cezası uygulandığını bildirdi.
Bolat, ikinci el motorlu kara taşıtlarının üretici veya distribütör tarafından tavsiye edilen güncel satış fiyatının üzerinde bir fiyattan ilan yoluyla pazarlanmasına kısıtlama getirildiğini, söz konusu düzenlemeye aykırı hareket edenlere bugüne kadar yaklaşık 90 milyon lira para cezası uygulandığını da hatırlattı.
STOKÇULUK KAPSAMINDA 294 MİLYON LİRA PARA CEZASI
İl tescil motorlu kara taşıtı ticaretiyle ilgilenen yetkili bayilerin, tüketicinin ilk tescil motorlu kara taşıtlarına ulaşmasını zorlaştırıcı faaliyetlerde bulunmasının yasaklandığını ifade eden Bolat, “Söz konusu düzenlemeye aykırı faaliyette bulunduğu tespit edilen yetkili bayilere stokçuluk kapsamında bugüne kadar yaklaşık 294 milyon lira idari para cezası uygulandı. Ayrıca bu bayilerin ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yetki belgeleri iptal edilerek bu işletmelerin 1 yıl süreyle ikinci el taşıt ticaretiyle iştigal etmeleri engellendi.” diye konuştu.
Bolat, otomotiv piyasasında yapılan söz konusu düzenlemeler, yürütülen yoğun denetim faaliyetleri ve uygulanan yaptırımlar sonucunda, araç fiyatlarındaki köpüğün ortadan kaldırılarak vatandaşların sıfır ve ikinci el araca ulaşmasının kolaylaştırıldığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Önümüzdeki günlerde otomotiv piyasasındaki normalleşmenin artarak devam edeceğini öngörüyoruz. Otomotiv sektöründeki gelişmeler Bakanlığımızca yakından takip ediliyor. Bakanlık olarak gerek piyasanın adil, rekabetçi ve istikrarlı şekilde işlemesini sağlamak gerekse manipülatif fiyat artışlarının piyasada yarattığı olumsuzlukların önüne geçmek amacıyla denetimlerimiz önümüzdeki günlerde de hız kesmeden devam edecek, ihtiyaç duyulması halinde ilave tedbirler ivedilikle uygulamaya alınacak.”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TEKNOFEST Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali kapsamında Kocaeli’de düzenlenen Uluslararası Efficiency Challenge Elektrikli Araç Yarışları ile Liseler Arası Efficiency Challenge Elektrikli Araç Yarışları tamamlandı.
Etkinliğe katılan Karaveli, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, burada elektrikli araçlar başta olmak üzere, hidrojen yakıtlı araçların ve Hyperloop yarışmalarının yapıldığını söyledi.
Türkiye’nin dünyadaki teknolojik gelişmeleri yakından takip ettiğini aktaran Karaveli, “Burada vermek istediğimiz mesaj şu; dünya bir yere gidiyor ve bu dünyanın gittiği yere tamamen entegre bir Türkiye var.” ifadesini kullandı.
Karaveli, ülkede daha iyi teknolojilerin üretilmesinin, gençlerin bu alanda yetiştirilmesine bağlı olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bu sebeple bugün burada gençler, araştırmacılar, üniversite okuyan ya da mezun arkadaşlarımız kabiliyetlerini sergileyerek bir yarışma yaptı. Yarışmada kaybedenler olsa da büyük tecrübe kazanıldı. Kazananlar belli ödüllerin sahibi oldu ama toplamda Türkiye kazandı.”
Karaveli, TENMAK ve TÜBİTAK gibi kurumların desteğiyle ülkenin teknoloji odaklı çok büyük bir kalkınmanın ilk hamlelerini yapacağına işaret ederek, “Hep birlikte sonu tam bağımsız bir Türkiye’ye çıkan teknoloji yolunu takip ediyor olacağız.” diye konuştu.
TÜBİTAK Gebze Yerleşkesi’nde 12 Ağustos’ta başlayan ve elektromobil (batarya beslemeli elektrikli araç) ile hidromobil (hidrojen enerjili elektrikli araç) olmak üzere iki kategoride düzenlenen etkinlikler, 17 Ağustos’ta ivmelenme yarışıyla son buldu.
Kazanan takımların ödüllerini, TENMAK Başkanı Karaveli, TÜBİTAK Raylı Ulaşım Teknolojileri Enstitüsü Müdürü Dr. Tolgahan Kaya, TÜBİTAK Başkan Yardımcısı İsmail Doğan, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ve Kocaeli Valisi İlhami Aktaş takdim etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, akşam saatlerinde Malatya’ya geldi. Büyükşehir belediyesinde kurumlar ile istişare toplantısına katılan Bakan Kurum, yetkililerden devam eden çalışmalar hakkında bilgiler aldı.
Basına kapalı olarak gerçekleşen toplantı ile ilgil Sosyal medya hesabından bilgi veren Bakan Kurum, “Malatya’mızda afet konutlarının inşasında son durumu değerlendiriyoruz. 7 bin 881 depremzede ailemizi yeni evlerine kavuşturduk. 79 bin 133 ev ve iş yerinin inşasına devam ediyoruz. 11 ilimizde ise; 292 bin yuvamızın inşasını sürdürüyoruz. En geç 4 ay içinde 200 bin konutu teslim edeceğiz. 2025 bittiğinde depremin tüm izlerini hep birlikte silmiş olacağız” ifadelerine yer verdi.
Geceyi Malatya’da geçirecek olan Balan Kurum yarın AK Parti Malatya İl Danışma Meclisine katılacak. Daha sonra rezerv alanları ve TOKİ konutları inşaatlarını inceleyecek olan Bakan Kurum akşam ise Hatay’ın İskenderun ilçesine geçecek. – MALATYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ZBEÜ Sezai Karakoç Kültür Merkezi’nde saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan kongrenin açılış konuşmasını yapan İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Ferda Çakmak, 137 bildirinin sunulacağı kongreye 55’ten fazla üniversiteden katılım olduğunu söyledi. Çakmak, “Güncel akademik dünyada uluslararası platformda var olabilmenin en önemli kriterlerinden biri olan kolaborasyon felsefesiyle oluşturduğumuz ekip ruhlu vizyonumuzun en önemli katılımı olan Uluslararası Yönetim, İktisat ve İşletme Kongremizde iktisat, yönetim, pazarlama, finans, muhasebe, mali, çalışma ekonomisi, endüstriyel ilişkiler, siyaset bilimi ve kamu yönetimi bilim alanlarında mentor konumunda akademisyenlerin yer aldığı multidisipliner çok sayıda oturum gerçekleştirmeyi planladık. Kongremizde 32’si yüz yüze, 105’i çevrim içi olmak üzere 137 bildiri bulunmaktadır. Bu bildirilere yazar olarak katılan toplam kişi sayısı 183 olup, kongremize 55’ten fazla üniversiteden, Ticaret Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın teveccühü ile farklı kurumlardan katılım sağlanmıştır. Kabul edilen 137 bildirinin 36’sının üniversitemizden olması ayrıca kongremizin üniversitemiz bazlı ne denli sahiplenildiğinin kanıtıdır” dedi.
ZBEÜ Rektör Vekili Hakan Kutoğlu da üniversitede son dönemde çok sayıda kongre düzenlendiğini, Zonguldak’ta adeta bir kongre turizmi yaşandığına dikkat çekti. Kutoğlu, “Üniversitemiz rektörümüz göreve geldikten bu yana sayısız kongre gerçekleştirdi. Bugün İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin düzenlemiş olduğu kongrede birlikteyiz. Zonguldak adeta bir kongre turizmi yaşıyor bu dönemde. Çok sayıda kongre gerçekleştirildi. Bu kongreleri gerçekleştiren dekanlarımıza, yüksekokul müdürlerimize, kongrelerde görev alan tüm arkadaşlarımız ve öğrencilerimize içten teşekkürlerimizi sunuyoruz” diye konuştu.
Ekonomistlerin İkinci Dünya Savaşı sonrasında türev ürünleri çıkarttığını, bu sürecin aynı zamanda bir canavar oluşturduğunu ve canavarın sürekli büyümek istediğine vurgu yapan Kutoğlu, dünyayı aslında ekonomistlerin yönettiğini söyledi. Plastiklerin geri dönüşümü gibi döngüsel ekonomi yöntemlerinin konuşulduğuna vurgu yapan Kutoğlu, “Lütfen bu canavarı dizginleyin. Yoksa torunlarımıza bırakabileceğimiz bir dünya kalmayacak” dedi. Kutoğlu şöyle devam etti:
“İnsanlıkta çeşitli dönemlerden bahsedilir. Çeşitli devrimlerden bahsedilir. Sanayi devrimi, teknoloji devrimi, internet devrimi gibi. Ama ben kendi okumalarımdan son dönemleri şu şekilde özetlemeyi tercih ediyorum. Sanayi ve ekonomi devrimi diye özetlemeyi düşünüyorum. Sanayi devrimini mühendisler, ekonomi devrimini de ekonomistler yaptı. Sanayi devrimi için çok fazla finansman gerekliydi ama finansman kısıtlıydı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ekonomistler çok zekice bir şekilde türev ürünleri çıkarttılar. Para piyasalarını oluşturdular. Şu anda dünyada karşılığı olmayan bir sürü türev ürünü var. Bir ürün elli defa satılıyor. Tabii bu bir canavar oluşturdu. Hakikaten büyük ilerlemeler, yatırımlar sağladı. Ama aynı zamanda da bir canavar oluşturdu. Bu canavar sürekli büyümek istiyor. Ama dünyadaki kaynaklar kısıtlı. Eğer siz sürekli büyürseniz sonunuza çok daha hızlı erişirsiniz. İnsanlık tarihi yüz binlerce yıl. Son yüzyılda doğal kaynaklar noktasında, iklim krizi gibi çevre krizleri yaşamaya başladık. Bunun farkındayız. Yeni birtakım öneriler ortaya atılıyor. Döngüsel ekonomi gibi öneriler ortaya atılıyor. Ama maalesef kanımıza girmiş bir şey var, alışkanlıklarımız var. Bunların hiçbiri bugüne kadar işe yaramış değil. Mesela döngüsel ekonomi diyoruz. Dünyada dönüştürmek amacıyla toplanan plastiklerin sadece yüzde 9’u dönüştürülebiliyormuş. Şimdi tıpçılar, mühendisler çok havalıdır. Dünyayı kendileri yönetiyor zannediyorlar ama aslında dünyayı ekonomistler yönetiyor, onlar idare ediyor. Çıkarttıkları finansal araçlarla dünya sizin parmaklarınızın ucunda. Bu canavarı siz ürettiniz, bu canavarı siz dizginlemek, yeni metotlar, yeni ekonomik modeller bulmak sizin göreviniz. Lütfen bu canavarı dizginleyin. Yoksa torunlarımıza bırakabileceğimiz bir dünya kalmayacak. İnşallah bu kongremizde yeni arayışlara, alışkanlıklarımızı değiştirecek dünyada sürdürülebilir bir ekonomi üretebilecek yeni yöntemler geliştirirsiniz. Çünkü dünyayı siz yönetiyorsunuz.”
Kongrenin açılış töreni Prof. Dr. Kemal Yıldırım’ın “Tarihsel Gelişim Süreci İçerisinde Makro Ekonomik Modeller”, Prof. Dr. Mehmet Erçek’in “Türkiye’de İnovasyon ve Girişimcilik Ekosistemi: Durum Tespiti ve Öneriler” konulu sunumlarıyla devam etti. – ZONGULDAK
]]>(ANKARA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bizim telkinlerimizle Hamas’ın ateşkesi kabul ettiğini açıklamasından memnuniyet duyduk. Şimdi aynı adım İsrail tarafından da atılmalıdır. Tüm Batılı aktörleri İsrail yönetimine baskı yapmaya çağırıyorum. Daha önce de pek çok kez ifade ettim, biz dostlarımızın sayısını arttırmanın peşindeyiz. Bölgemizdeki hiçbir ülkeyle çözülemeyecek sorunumuz yok. Diyalog ve müzakerenin açamayacağı kapı olmadığı inancındayız” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısının ardından konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:
“HAMAS’IN ATEŞKESİ KABUL ETTİĞİNİ AÇIKLAMASINDAN MEMNUNİYET DUYDUK”
“Bizim telkinlerimizle Hamas’ın ateşkesi kabul ettiğini açıklamasından memnuniyet duyduk. Şimdi aynı adım İsrail tarafından da atılmalıdır. Tüm Batılı aktörleri İsrail yönetimine baskı yapmaya çağırıyorum. Daha önce de pek çok kez ifade ettim, biz dostlarımızın sayısını arttırmanın peşindeyiz. Bölgemizdeki hiçbir ülkeyle çözülemeyecek sorunumuz yok. Diyalog ve müzakerenin açamayacağı kapı olmadığı inancındayız. Yeter ki hüsnüniyetle yaklaşılsın, diplomasiye imkan tanınsın. Gerisi biraz gayret, biraz fedakarlıkla mutlaka gelecektir.
“MİLLETİN YÜREĞİNE ATEŞ DÜŞÜRENLER HUKUK ÖNÜNDE HESAP VERECEK”
2024 yılını can ve mal kaybı yaşamadan geçirebilmemiz devletimizin çabaları yanında vatandaşlarımızın da dikkatli olmasına bağlıdır. Dikkatsizlik, tedbirsizlik ve ihmaller sebebiyle son dönemde yüreğimizi yakan birçok hadise yaşadık. Beşiktaş Gayrettepe’de 29 işçi kardeşimiz göz göre göre hayatını kaybetti. Antalya’da bir insanımızın vefat ettiği, yedi kişinin yaralandığı teleferik faciası meydana geldi. Ardından İstanbul Küçükçekmece’de belediyenin açıp öylece bıraktığı su dolu çukura düşen beş yaşındaki bir evladımız boğularak can verdi. Öncesinde de benzer müessif olaylarla karşılaştık. Basit önlemlerle veya dönemlerde engellenebilecek insani dramları tekrar tekrar yaşamak istemiyoruz. Bu konuda hükümetiyle, belediyesiyle, vatandaşıyla hepimize sorumluluk düşüyor. İlgili bakanlıklarımız denetimlerini bundan sonra yoğunlaştıracak. Milletin yüreğine ateş düşürenler, hukuk önünde hesap verecek. Başka türlü bu acıların tekerrürünün önüne geçemeyiz.
“SARAÇHANE’DE YANSIYAN BAZI GÖRÜNTÜLER 1 MAYIS’IN RUHUNA GÖLGE DÜŞÜRMÜŞTÜR”
Açıkçası 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün Beşiktaş’taki gibi iş cinayetlerinin gündeme taşındığı bir gün olmasını beklerdik. Ancak birkaç vicdan sahibi kuruluş dışında bu konuları konuşan olmadı. 1 Mayıs, Türkiye’nin 78 ilinde 210 etkinlikle şölen havasında kutlandı. Lafa gelince emekçinin hakkını savunduğunu iddia eden kimi kuruluşlar, işçi bayramını polisimize taş ve sopalarla saldırarak kutlamayı tercih etti. Samimi çağrılarımıza rağmen Saraçhane’den yansıyan bazı görüntüler 1 Mayıs’ın ruhuna gölge düşürmüştür. Siyasette ve toplumda yumuşama istemeyen marjinal odaklara maalesef malzeme verilmiştir. Bundan kimsenin memnun olmadığına inanıyorum. Siyasetten emekliye sevk edilenler dahil, kimi çevrelerin 31 Mart sonrası yapıcı atmosferi zehirlemek için yoğun bir uğraş içinde olduğu anlaşılıyor. 15 Temmuz sonrası oluşan Yenikapı ruhunu kontrollü darbe iftirasıyla kısa sürede dinamitleyenlere fırsat vermememiz gerekiyor. Muhalefetin de sorumluluk bilinciyle hareket ederek tek sermayesi gerilim ve kutuplaşma olanların oyunlarına gelmemesini bekliyoruz. Bu vesileyle bir kez daha Türkiye yüzyılının inşasına alın terleriyle destek olan tüm işçi kardeşlerimin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü tebrik ediyorum. Şehir eşkıyalarının azgınlıklarına rağmen soğukkanlı duruşlarını koruyan polislerimizi kutluyor, hepsinin tek-tek alınlarından öpüyorum.
“EKONOMİ PROGRAMIMIZI KARARLILIKLA UYGULUYORUZ”
Bölgemizdeki savaşlar ve krizler bizi zorlasa da, ekonomi programımızı kararlılıkla uyguluyoruz. İstihdam oranlarında olumlu haberler gelmeye devam ediyor. Şubat ayında işsizlik oranımız yüzde 8,7 olarak gerçekleşti, ancak işgücü piyasamızda bir dengesizlik oluştuğunu görüyoruz. Özel sektörümüzün en çok şikayet ettiği konuların başında işçi bulamamak geliyor. Bundan sonra iş gücü piyasasında ihtiyaç duyulan beceri ve yetkinlikleri geliştirmeye odaklanacağız. 5 yıl aradan sonra toplanan 13. Çalışma Meclisi sorunların tespiti ve çözüm yolları bakımından gayet faydalı oldu.
“ENFLASYONU TEK HANEYE DÜŞÜRMEKTE KARARLIYIZ”
Hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısını çözmek için gerekli adımları atıyoruz. Doğru politikalarla enflasyonu tek haneye düşürmekte kararlıyız. Bunu daha önce yaptık, inşallah yine başaracağız. Enflasyon geriledikçe milletimizin cebindeki paranın satın alma gücü de artacaktır. Bizim amacımız geçici rahatlamalarla sorunu ötelemek değil, 85 milyonun tamamı için kalıcı refah artışını sağlamaktır. Seçim döneminde popülizme meyil etmeyerek ekonomi politikamıza olan güvenimizi ortaya koyduk, bundan geriye dönüş olmayacaktır. Hedeflerimize ulaşmak için para, maliye ve gelirler politikalarımızı ahenk içinde yürütüyoruz. Verimliliği artırmak ve ekonomimizi daha rekabetçi kılmak için yapısal reformlara hız kazandıracağız. Teknolojik ve stratejik yatırımları teşvik için 3 yıllık periyotta toplam 300 milyar liralık yatırım taahhütlü avans kredisini devreye almıştık. Bugüne kadar toplam büyüklüğü 1 trilyon 281 milyar liraya ulaşan 210 yatırım için ön başvuru yapıldı. Enflasyon oranlarının genel olarak öngörülerimizle uyumlu, ancak gıda ve hizmetler gibi bazı alanlarda hala yüksek seyrettiğinin farkındayız. Yıllık enflasyon yaz aylarından itibaren inşallah düşüşe geçecektir. Konut ve araç piyasasında oluşan fiyat balonu sönmeye başlamıştır.
DIŞ TİCARET DENGESİ
Toparlanan büyüme sayesinde dış ticaret dengesi önemli ölçüde iyileşti. Şubat’ta yıllık cari işlemler açığı geçen senenin aynı dönemine göre 24,5 milyar dolar azalarak 31,8 milyar dolara geriledi. Altın ve enerji hariç cari denge ise Şubat ayında yıllık 36 milyar dolar fazla verdi. Turizmde ilk üç ayı rekorlarla tamamladık. 9 milyonu aşan ziyaretçi sayımızla yaklaşık 9 milyar dolar turizm geliri elde ettik. 2024 yılı için hedefimizi 60 milyon turist, 60 milyar dolar gelir olarak belirlemiştik. İlk 3 aylık rakamlara baktığımızda hedeflerimize doğru emin adımlarla ilerlediğimizi memnuniyetle ifade etmek isterim.
ORTA VADELİ PROGRAM
Orta Vadeli Programımız hamdolsun başarılı bir şekilde çalışıyor. Ülkemizin risk primi 700 baz puan seviyelerinden 290 baz puan seviyesine geriledi. Politikalarımızı uyguladıkça risk primimiz daha da düşecek. Son 1 yılda ülkemize 16,8 milyar dolar net portföy girişi oldu. Bankacılık sektörü ve reel sektörün dış borç çevirme oranları yükseliyor. Geçen yıl Mayıs ayında 97,1 milyar dolar brüt rezervlerimiz 27 milyar dolar artışla 124.1 milyar dolara çıktı. Dünya Bankası, İslam Kalkınma Bankası, Asya Altyapı ve Kalkınma Bankası’yla önümüzdeki dönem de 50 milyar dolara yakın kaynağı kalkınma projelerimizde kullanacağız.
“TÜRKİYE EKONOMİDE BELİRLEDİĞİ HEDEFLERE DAHA ÇOK ÜRETEREK, DAHA ÇOK İHRACAT YAPARAK VARABİLİR”
Kredi derecelendirme kuruluşları da teker teker not artırımına gidiyor. Burada kritik bir hususu ifade etmek istiyorum. Türkiye ekonomide belirlediği hedeflerine ancak daha çok üreterek, daha çok ihracat yaparak varabilir. Biz çevremizdeki ülkeler gibi zengin yeraltı kaynaklarına sahip değiliz. Petrolümüzü, doğal gaz ve madenlerimizi yeni yeni keşfetmeye, işlemeye, ülkemiz ekonomisine kazandırmaya başladık. Terörden temizlediğimiz Gabar’da petrol üretimimiz günlük 40 bin varili geçti. İnşallah yılsonuna doğru bu rakam 100 bin varile ulaşacak. Yenilenebilir enerjinin sepetimizdeki oranı da aynı şekilde artıyor. Ancak bunlar enerjide dışa bağımlı olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Enerji faturamız büyümemize paralel olarak kabarıyor. Dolayısıyla, bir taraftan üretip, yeni pazarlara ihraç ederken, diğer taraftan da içeride tasarruf kültürünü yaygınlaştırmamız gerekiyor. Daha az kaynak kullanarak, daha büyük etki oluşturacak projelere ağırlık vereceğiz. Buna kamu olarak inşallah biz öncülük ve rehberlik edeceğiz.
Kamuda taşıtlar, binalar, haberleşme giderleri, cari harcamalar, hizmet içi eğitimler, yurt dışı seyahatler, kamu istihdamı gibi pek çok alanda tasarruf kültürünü güçlendirecek adımlar atacağız. Burada amacımız kamuda verimlilikten taviz vermeden ülkemizin kaynaklarının katma değeri yüksek alanlara yönlendirilmesidir. Hem vatandaşlarımıza sunulan hizmetlerin kalitesini artıracağız hem de bunu bütçeye yük oluşturmadan, hatta tasarruf ederek gerçekleştireceğiz. Ekonomi yönetimimizi bu konuda gerekli çalışmaları tekemmül ettirmek üzere talimatlandırdım.
“TÜRKİYE YÜZYILI MAARİF MODELİNİN EĞİTİM SİSTEMİMİZİN NİTELİĞİNİ HER AÇIDAN YÜKSELTECEĞİNE İNANIYORUM”
Son olarak bugünkü Kabine Toplantımızda ekonomi ve dış politika yanında eğitimi ve müfredat konusunu da değerlendirdik. Bakanlığımızın kamuoyunun inceleme ve önerilerine açtığı Türkiye yüzyılı maarif modeli inşallah evlatlarımızın geleceğe çok daha donanımlı, erdemli, başarılı ve şuurlu bir şekilde hazırlanmasını sağlayacaktır. Tek tipçi, yasakçı, formatlayıcı, katı ideolojik eğitim anlayışı yerine, eğitim modelimizi soran, sorgulayan, sanata, bilime, spora, edebiyata önem veren milli ve manevi değerleri kuşanmış bireylerin yetiştirilmesi hedefiyle zaman zaman güçlendirmemiz temel bir ihtiyaçtır. Türkiye yüzyılı maarif modelinin eğitim sistemimizin niteliğini her açıdan yükselteceğine inanıyorum. Bakanlığımızın web sayfasından teklif, tenkit ve kıymetli fikirlerini bize ileten 57 bini aşkın kurum, kuruluş ve kişiye gönülden teşekkür ediyorum.
Bugün ayrıca atama bekleyen öğretmen adaylarımızın durumunu da mütalaa ettik. Milli Eğitim Bakanımız, Hazine Bakanımız ve ekonomi kurmaylarımıza son bir kez daha görüşecek, ardından öğretmen adaylarımızı bilgilendirecek Bakanlığımız yarın atamaya esas branş dağılımlarını, başvuru takvimini ve süreci paylaşacaktır. Fazla zaman kaybına tahammülümüz yok, kısa zamanda inşallah atamayı da bilhassa Bakanımız açıklayacaktır.”
]]>(ANKARA) – CHP Sözcüsü Deniz Yücel, Genel Başkan Özgür Özel’in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etmesine ilişkin, “Çok uzun yıllar sonra, siyasetteki diyalog zeminini oluşturan, bu olumlu zeminde de halkın gerçek gündemini ve sorunlarını dile getiren Genel Başkanımız olmuştur. Elbette eleştiri de olacaktır ağır eleştiri de olacaktır. Ancak toplumun sorunlarının çözülmesi noktasında iletişim, diyalog, istişare ve müzakere de demokrasinin olmazsa olmazlarındandır” dedi.
CHP MYK, saat 14.20’de, Genel Başkan Özür Özel başkanlığında toplandı. CHP Sözcüsü Deniz Yücel, MYK gündemine ilişkin basın toplantısı yaptı. Yücel’in açıklaması şöyle:
“ÜÇ FİDANIN KALEMİNİ KIRANLAR TARİH SAHNESİNDEN SİLİNDİ AMA DENİZ, YUSUF VE HÜSEYİN ÖLÜMSÜZLEŞTİ”
“Onlar, kısacık ömürlerini ‘tam bağımsız Türkiye’ idealine adayan üç fidan… Onlar kimsenin ezilmediği, herkesin insan onuruna yaraşır bir hayat sürdüğü bir Türkiye hayaliyle emperyalizme karşı tam bağımsız bir Türkiye kurmak için mücadele ettiler. 6. Filo’ya karşı birileri secdeye dururken onlar dimdik durdular ve bu milletin onurunu korudular. ve Deniz, ‘Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal Yürüyüşü’ne önderlik etti. En uzun koşuysa elbet Türkiye’de devrim. Deniz Gezmiş, onun en güzel 100 metresini koştu. Atila İlhan’ın dediği gibi onlar, ‘Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı.’ Üç fidanın kalemini kıranlar tarih sahnesinden silindi ama Deniz, Yusuf ve Hüseyin ölümsüzleşti. Onlar gibi vatan yolunda can veren gençler, halkın kalbinde hep farklı bir yer tuttu. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı aramızdan ayrılışlarının 52’nci yıl dönümünde saygıyla ve özlemle anıyorum.
AKP, iktidarda kalmalarının tek yolunun eğitim seviyesinin düşmesine bağlı olduğunu biliyor. İşte bu sebeple eğitim sistemine bilinçli ve sistematik bir şekilde zarar veriyorlar. Bu amaç uğruna bakanlar değişiyor, ucube projeler uyduruluyor, eğitimle alakası olmayan vakıf adı altındaki oluşumlarla protokoller imzalanıyor. ‘Türkiye Yüzyılı Maarif bilmem nesi’ adıyla yapılmaya çalışılan müfredat değişikliğiyle Türk milli eğitim sistemi, bilimin ışığında laik, çağdaş eğitimden hızla uzaklaştırılıyor. Şimdi de bu bozuk düzene sessiz kalamadığı için istifa eden onurlu bir öğretmenimiz sayesinde, hayalet öğrenci gerçeğiyle tanıştık. Okulda kayıtlı olan ama derse gelmeyen hayalet öğrenciler… 12. sınıflar sınav kaygısı nedeniyle okula gelmek istemiyorlar. Bir nebze haklılık payları da var. Çünkü okulun uyguladığı müfredatla sınavda sorulan sorular uyuşmuyor. Okulda öğretilenler sınavda sorulmuyor. Sınav odaklı son sınıf öğrencilerine başka çare bırakmayan, eğitim sistemindeki bozulmuşluğun ve çürümüşlüğün, bu bozuk düzenin mimarı AKP iktidarına sesleniyoruz: Katlettiğiniz eğitim sistemiyle geleceği kararan evlatlarımızın vebali sizin boynunuzda. Hayalet öğrenciler dediğimiz, pratikte okula gelmeyen evlatlarımızın vebali sizin boynunuzda.
“SENİN MAARİF MODELİN SARIKLILAR, CÜBBELİLER, TARİKAT LİDERLERİ”
Sınav sistemiyle bağdaşmayan müfredat nedeniyle okula gelmeyen öğrencilerin yanı sıra bir de ilkokul düzeyindeki hayalet öğrencilerimiz var. Yusuf Tekin’in başında bulunduğu Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) o kadar yozlaştı, o kadar yobazlaştı ve laçkalaştı ki ilkokul çağındaki bir kız çocuğunun okulda kayıtlı olduğu halde okula gelmeyişini, sadece sınav zamanlarında sakallı, cübbeli adamlarca okula getirilip özel odalarda sınavlara sokulduğu iddia ediliyor. Milli eğitim sistemimizi, küçücük yavrularımızın körpe zihinlerini ve geleceklerini, AKP’nin ve Yusuf Tekin’in tarikatları STK olarak gören zihniyetine ve ideolojik sapkınlıklarına kurban etmeyeceğiz. Onlar bu ülkenin umudu. Onlar Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği, Cumhuriyeti koruyacak, kollayacak ve yüceltecek olanlardır. Onları sizin karanlık, yobaz, cemaat ve tarikatlara esir olmuş zihniyetinize asla ve asla kurban etmeyeceğiz. Hayalet öğrenci nedir, neden okula gelmiyorlar, sayıları ne kadar? Bunların hepsini tek tek ortaya çıkaracağız ve sen o koltukta daha fazla oturamayacaksın Yusuf Tekin. ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adı altındaki garabet, senin laik Cumhuriyete ve eğitim sistemine karşı yaptığın bir darbe girişimidir. Biz senin marif modelini çok iyi biliyoruz. Senin maarif modelin sarıklılar, cübbeliler ve tarikat liderleri.
“GEÇİNMEK, HAYATTA KALMA MÜCADELESİNE DÖNÜŞTÜ”
Güzel ülkemizin doğal güzellikleri, bereketli toprakları, tarım imkanları, her ne kadar AKP hükümetleri sata sata bitiremese de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurdurduğu genç Cumhuriyeti kalkındıran sanayisi, birçok alanda iyi yetişmiş insan kaynağı, bu topraklarda yaşayan 85 milyona ekonomik refah sağlayabilecek tarihi ve kültürel birikimi ve zenginliği var. Üç tarafı denizlerle çevrili… Buna rağmen Türkiye, varlık içinde yokluk çeken bir ülke konumunda. İktidar, elinde topladığı gücü ülkenin gelişimine, yoksulluğa ve hayat pahalılığına son verip ekonomik refahın tesis edilmesine değil; bir avuç insanın daha da zenginleşmesine ve ne pahasına olursa olsun kendi iktidarını sürdürmek için kullanıyor. AKP iktidarları döneminin bitmek bilmeyen kabussa enflasyon canavarı… Ne bakanlar eskitti ne merkez bankası başkanları görevden aldırttı. Yine de enflasyonu kimse bitiremedi. Sadece tek bir şey enflasyonu düşürüyor bu ülkede. O da memur ve işçi zamları. Zamların belirlenmesinden bir ay önce ve belirlendiği aylarda, bu düşmek bilmeyen enflasyon hükümetin talimatıyla bilinçli bir şekilde düşürülüyor. Olan yine vatandaşın kuşa dönen maaşlarına oluyor. Artık geçinmek, bir yaşam savaşına dönüştü. Artık geçinmek, insanca yaşamak değil; hayatta kalma mücadelesine dönüştü. Hiç kimse emeklilik hayali kuramıyor, yazın yapılacak tatilin hayalini kurmak artık lüks. Yatırım yapmak, kira ödemek, faturalar ve gıda dışında harcama yapmak imkansız.
“TÜRKİYE’DE GIDA ENFLASYONU OECD ORTALAMASININ 10 KATI”
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), nisan ayı gıda fiyatları endeksinin geçen yıla göre yüzde 7,4 gerilediğini açıklıyor. Geçmişte kendi kendine yetebilen bir tarım ülkesi olan Türkiye’de gıda enflasyonu, OECD ortalamasının 10 katına fırlamış durumda. Yanlış tarım politikaları, üreticiyi, çiftçiyi ve tüketiciyi mağdur etti. Üretim planlaması yok. Arz-talep dengesi gözetilmiyor. Hangi ürünün, nerede ve ne kadar ekileceği planlanmıyor. Ürünlerin ne kadarı iç tüketime, ne kadarı ihracata gidiyor? Cevabı olmayan sorular, tarım politikamızın başarısızlığını açıkça gözler önüne seriyor. AKP’nin liyakatsiz kadrolarıyla bundan daha iyisi zaten mümkün değil. Tarlada kalan domates, depoda bekleyen patates; tarladan market raflarına gidene kadar fiyatı yüzde 200-300 artan meyve ve sebzeler… Sadece bununla da kalmıyor, girdi maliyetleri o kadar yüksek ki artık çiftçimiz, ‘Üretmeyince daha karlı oluyorum’ diyor. Tohumdan gübreye, yemden tarım ilaçlarına kadar hepsi ithal. Çiftçi bunları alsa, ektiği ürettiği mahsulü satacağının garantisi yok. Devletin ‘Tarlanda kalan ürünü ben alacağım’ dediği de yok, çiftçiyi destekleyen bir tutum sergilemiyor. Tarım sektöründe büyük bir öneme sahip olan devlet kurumlarımız var ama siyasi müdahalelerle, liyakatsiz atamalarla onlar da artık atıl konuma getirildi.
“HÜKÜMETİN DERLİ TOPLU ENFLASYONLA MÜCADELESİ YOK”
Sonuç: Toprak Mahsulleri Ofisi, Et ve Süt Kurumu, Tarım Kredi Kooperatifleri ve Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü gibi kurumlar olması gereken düzenleyici ve destekleyici etkiyi sağlayamıyor. Bakın, nisan ayında gıda enflasyonu yıllık yüzde 68 buçuk oldu. Nisan ayı enflasyonu ise yıllık yüzde 69,80 oldu. Peki bu enflasyon verilerini kim açıklıyor: Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK).TÜİK’in açıkladığı veriler, gerçeklerin yanından bile geçmiyor. İstanbul Ticaret Odası Nisan ayı verilerine göre giyim grubundaki enflasyon yüzde 23,85 TÜİK’e göre bu oran % 4,58… TÜİK, aradaki 5 kattan fazla olan farkı açıklamak zorunda. Yine İstanbul Ticaret Odası’nın nisan ayı verilerine göre gıda grubundaki enflasyon yüzde 4,84. TÜİK’in açıklamasında bu oran yüzde 2,78. TÜİK, madde sepetindeki verileri açıklamaktan kaçındıkça, açıkladığı veriler gerçeklerle çeliştikçe inandırıcılığını kaybediyor. DİSK’in bu konuda açmış olduğu ve kazandığı bir dava ve mahkeme kararı olmasına rağmen TÜİK’in ısrarla bu verileri açıklamıyor olması, gerçeklerin üzerini örtmeye çalıştığını çok net bir şekilde gösteriyor. OECD ülkelerinin gıda enflasyonu ortalaması yüzde 6,7. Bizim ülkemizde yıllık yüzde 68,5. Türkiye, OECD ülkeleri içinde en yüksek gıda enflasyonuna sahip olan ülke. Bu durum, kimi gıda ürünlerinin fiyatlarındaki yükselişin önüne geçilmesi için ihracat kısıtlamaları getirilmesine yol açıyor. Bilindiği gibi en son olarak 6 ayda fiyatları neredeyse 2 katına çıkan tavuk ürünlerinin ihracatına da kısıtlama getirildi. Ticaret Bakanlığı’nın kararına göre, yıl sonuna kadar aylık bazda azami 10 bin ton, toplamda ise 80 bin ton ihracata izin verilecek. Bunun üzerinde tavuk eti ihracatı yapılamayacak. Hal böyleyken yüksek enflasyon da bize, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ekonomi yönetimindeki becerisini düşündürüyor. Çünkü hükümetin derli toplu bir enflasyonla mücadele politikası yok. Hükümet, enflasyonla mücadeleyi Merkez Bankası başkanı değiştirmek zannediyor. Hatalarına bir sorumlu, kötü gidişata sebep bir düşman yaratıyor, oyuncu değiştirir gibi birileri gidiyor, yenileri geliyor ama kimse oyun kuramıyor. Sayın Şimşek göreve neden gelmişti? Merkez Bankası faiz artışlarıyla talebi kısacaktı, yabancı yatırımcıdan sıcak para gelecekti, böylece enflasyonla mücadele gerçekleşecekti. Ama olmadı.
“KAMU KURUM VE KURULUŞLARI TASARRUF ETMİYOR”
Geçtiğimiz günlerde Almanya’da katıldığı Türk Alman Ekonomi gününde konuşan Bakan Mehmet Şimşek, ‘Türkiye’nin enflasyonu maalesef oldukça yüksek’ dedi. Enflasyonun düşürülmesinden ve ekonomiden sorumlu bir bakanın başka bir ülkede, Türkiye’nin ekonomisiyle ilgili üzüntülerini ifade etmesi, ‘ah vah’ edebiyatı yapması en hafif deyimiyle acizliktir. Bakan durum tespiti yapmaz. Bakan çözüm üretir. Çünkü o, sorunu çözmesi için görevlendirilmiştir. Çünkü o, sorunu çözmesi için maaş almaktadır. Enflasyonu düşürmek üzere yola çıkan ve başında Mehmet Şimşek’in bulunduğu ekonomi yönetimi, göreve geldikten sonra enflasyon 30 puan arttı. Faizleri 6 kat arttırmalarına rağmen enflasyon 2 kat arttı. Türkiye, ihracata dayalı bir ekonomi programı uyguladığını iddia ederken bazı ürünlere ihracat kısıtlaması getirilmesi, yaptıkları işin ne kadar tutarsız olduğunu bir kez daha gösteriyor. Türkiye’nin ekonomide düze çıkması ve her alandaki fiyat artışlarının ve hayat pahalılığının kontrol altına alınması, en basit ifadesiyle ihracatı kısarak değil; ekonomiyi arttırarak mümkündür. Bir de Bakanın şu meşhur tasarruf çağrıları var, kimsenin kendisini dikkate aldığı yok. Sayın Bakan ‘kamuda tasarruf’ dedikçe her gün bir başka bakanlığın israfı gözler önüne seriliyor. Kamu kurum ve kuruluşları hiçbir şekilde tasarruf etmiyor. Cumhurbaşkanı, 13 özel uçağının birinden bile tasarruf etmiyorsa, yazlık-kışlık saraylardan, arkasındaki 300 korumadan tasarruf etmiyorsa kamu kurum ve kuruluşları da tabii ki tasarruf yapmaz. AKP İktidarında ‘İsraf bütçesi’, ‘İsraf Ekonomisi’ diye kavramlarla tanıştık.
“KEMER SIKMA DÖNEMİ ASIL ŞİMDİ BAŞLIYOR”
Nisan ayı enflasyon verileri, gelecek aylarda farklı kalemlere zam geleceğinin de habercisi… Ekonomistler uyarıyor. Benzin ve motorindeki artışsa sırasıyla yüzde 98 ve yüzde 102. Elektriğe ciddi bir zam yapılması bekleniyor. Seçim jesti yapılan doğal gaz indirimlerini dahi enflasyonu düşürmek için kullanıyorlar. ‘Elektrik ve doğal gazda biriken zam stresi’ diye bas bas bağırıyorlar. Neden böyle olduğuna bakacak olursak iki seçim arasına denk gelen ekonomi programında aslında istedikleri şiddette bir program uygulayamadılar. Kemer sıkma dönemi asıl şimdi başlıyor. Kendi enflasyon hedefini dahi tutturamayan hükümetin aldığı yanlış ekonomik kararlar devam ettikçe, cari açık ve dış açık yerinde durduğu müddetçe halk bedel ödemeye ve enflasyon da artmaya devam edecek.
“ASGARİ ÜCRETE 3 AYDA BİR ZAM YAPILMALI”
Ekonomide durum böyleyken Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, hiç utanıp sıkılmadan asgari ücrete temmuzda zam yapılmayacağını açıkladı. Peki kendisine soruyoruz: Nisan ayı açlık sınırı 17 bin 725 lira oldu, haberiniz var mı? ‘Ekonomi bir denge işidir’ diye can hıraş savunuyorsunuz, bir tarafta açlık sınırının altındaki asgari ücretli, bir tarafta neredeyse açlık sınırının yarısı kadar aylık alan emekli, bir tarafta da lüks ve şatafat içinde 1 değil 3 değil 5 makam aracı yetmeyince 6’ncıyı alan yöneticiler… Şimdi soruyoruz: Bu tabloda “denge” nerde? 4 ayda açlık sınırının altına düşen asgari ücrete yapılacak zam mı bozuyor dengeyi? ya da en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çekilmesi mi? Buradan uyarıyoruz: Asgari ücretteki erime görmezden gelinemez. Günden güne düşen alım gücü karşısında asgari ücretli kaderine terk edilemez. Ülkemizdeki ekonomik buhran tablosunda, asgari ücrete sadece bir defa zam yapmak vicdansızlıktır. CHP olarak kanun teklifimizi sunduk. Asgari ücrete 3 ayda bir zam yapılmalı, en düşük emekli maaşı da asgari ücrete endekslenmelidir.
Bu ülkenin en önemli sorunlarından biri de hukuk tanımazlıktır. İktidar gücüyle sarhoş olanların hukuku kendi siyasi çıkarlarına göre şekillendirme çabalarını görüyoruz. Bakın, 12 Nisan’da Antalya’da hepimizi üzen bir teleferik faciası yaşadık. Başlatılan soruşturma kapsamında, Kepez Belediye Başkanımız Sayın Mesut Kocagöz hiçbir suçu, hukuken hiçbir sorumluluğu bulunmamasına karşın önce gözaltına alındı, sonra da tutuklandı. Oysa Mesut Kocagöz, teleferiği işleten ANET Genel Müdürlüğü’nden 28 Kasım 2023’te, yani olaydan tam 4 ay önce istifa etmişti. Bu kararın hukuki değil, siyasi bir karar olduğu daha ilk günden belliydi. İki gün önce açıklanan bilirkişi raporu da bu durumu bir kez daha ortaya koydu. Bilirkişi raporundan okuyorum: ‘Olayın meydana geldiği gün boyunca teleferik otomasyon sisteminde çok sayıda düşük tork hatası oluşmasına rağmen hata kodunun nedenlerine dair inceleme yapılıp gerekli önlemler alınmadan sistemin çalıştırılmaya devam ettirildiği anlaşılmaktadır. Olaya yakın bir süreçte yolcuların uyarısıyla sistemin durdurulmasının akabinde gerekli kontroller yapılmadan sistemin tekrar çalıştırılması sonucu olay meydana gelmiş ve hemen sonrasında teleferik kontrol/kumanda sistemi elektriksel olarak tüm sistemi durdurmuştur. ANET Antalya İnş. Tur. San. ve Tic. A.Ş.’de Mesut Kocagöz’ün, 28 Kasım 2023 tarihine kadar ANET Genel Müdürü görevi yaptığı ve görevinden istifa ettiği, Mesut Kocagöz’ün kazanın olduğu 12.04.2024 tarihinde genel müdür ya da işveren sıfatı olmaması sebebiyle kazada sorumluluğunun olup olmadığının savcılıkça değerlendirilmesi gerektiği’ ifade edilmiştir. Kazada bir ihmal varsa bu ihmalin sorumlusu Mesut Kocagöz değildir. Mesut Kocagöz derhal serbest bırakılmalıdır. Sırf CHP’den seçildi diye hukuken sorumluluğu olamayan birini, yargıya baskı yaparak tutuklayamazsınız. Seçimlerle kazanamadığınızı, hukuku alet ettiğiniz siyasi manevralarınızla cezalandıramazsınız.
“ANAYASA’YI TANIMAYAN, AYM KARARLARINI YOK SAYAN ANLAYIŞLA ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KONUŞMAK ÜZERE MASAYA OTURMAYIZ”
Bir ülkenin toplumsal mutabakat metni olarak tanımlanan Anayasa’ya uyulmaması, o anayasayla kurulmuş Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanmaması kabul edilemez. Çok uzağa gitmeye gerek yok. AYM kararına rağmen hükümet, işçilerin 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamasını engellemek için her türlü yola başvurdu. Sokakları trafiğe kapatan polis, Saraçhane’de toplanan grupları Bozdoğan Su Kemeri önünde yola kurulan barikatla durdurdu. Barikatı aşmaya çalışan gruplara biber gazı ve plastik mermiyle müdahale edildi. Saraçhane’de bir polisin verdiği, ‘Basını süpürün’ talimatı, AKP iktidarının işçi haklarına, basın özgürlüğüne, toplanma ve yürüyüş haklarına karşı tutumunu ortaya koydu. ‘Herkes önceden izin almadan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir’ diyen Anayasa’nın 34. maddesi ihlal edildi. Basın özgürlüğünü güvence altına 26 ve 28’nci maddeler de çiğnendi. Ne ilginçtir ki tam 42 bin polisle demokratik hakkını kullanmak isteyen işçileri karşı karşıya getiren, mevcut anayasada güvence altına alınan temel hak ve özgürlükleri yok sayan iktidar, şimdi yeni anayasa yapmak istiyor. Anayasayı tanımayan, AYM kararlarını yok sayan, uygulamayan bir anlayışla anayasa değişikliği konuşmak üzere masaya oturmayacağımızı daha önce ifade etmiştik.
Bir başka önemli nokta da basın özgürlüğü. 1 Mayıs’ta İletişim Başkanı sıfatıyla konuşan, AKP’nin sansür, manipülasyon ve propaganda sorumlusu, önce CHP’nin aralarında olduğu demokrasi güçlerini hedef aldı. Montajlı seçim propagandasının mimarı da olan bu zatın açıklamalarını not ettik. Bu zat, 1 Mayıs İşçi Bayramı için ‘ideolojik saplantı’ diyen, bireylerin siyasi görüşlerinden ve aidiyetlerinden rahatsız olan biri. Ona göre herkes AKP’li, her basın mensubu da AKP trolü olmak zorunda. Üstelik bu zat Türk medyasına direktif veriyor. Kamu yayıncılığı yapması gereken TRT’yi AKP’nin borazanı haline getiriyor, Anadolu Ajansı’nın tarafsızlığını ortadan kaldırıyor. Bu zat, kutuplaştırıcı söylemleriyle Türkiye’ye; basın özgürlüğüne karşı tutumuyla de Türk medyasına büyük zarar veriyor. Biz CHP olarak basın özgürlüğüne gölge düşürecek her türlü müdahalenin karşısındayız. Bu vesile ile 3 Mayıs Basın özgürlüğü gününü kutluyor, sansürsüz, özgür basının demokrasinin vazgeçilmezi olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz.
“SİNAN ATEŞ İDDİANAMESİNİN İADE EDİLMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”
CHP, kalleşçe katledildiği günden bugüne Sinan Ateş davasının yakın takipçisi. 1 buçuk yılın sonunda iddianame tamamlandı. İddianameden anlıyoruz ki Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin soruşturmada olayın azmettiricilerine hiç kafa yormamış. Azmettiriciler bir yana, Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’in verdiği ifade dahi iddianamede yer almamış. Yanlış duymadınız, katledilen Sinan Ateş’e en yakın isim olan eşi Ayşe Ateş’in olayla ilgili ifadesine başvuruldu fakat ifadesi iddianamede yer almadı. İddianame adeta gerçekleri ortaya çıkarmak için değil, gizlemek için hazırlanmış. Bu suikastın Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak geçmesine izin vermeyeceğiz. Siyasi ayağının da olduğunu bildiğimiz bu davada birilerinin kayırılmasını, korunmasını asla kabul etmiyoruz. Bu suikastın kayıtlara sırf faili meçhul olarak geçmesin diye birkaç ismin üstüne yıkılmasına ikna olmuyoruz. Sinan Ateş’in ailesinin acısının bir nebze olsun hafiflemesi adına, ülkede hukuk düzenine olan inancı kaybetmemek adına azmettiricilerinin ortaya çıkarılmasında ısrar ediyoruz. Bugün, Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ile Genel Merkezimizde bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmede Sayın Ayşe Ateş, iddianameden ve yargı sürecinden memnun olmadığını, mutsuz olduğunu ve adaletin tecelli etmesi noktasında derin şüphelerinin bulunduğunu Genel Başkanımızla paylaştı. Olayın planlı ve organize bir eylem olması, olayın perde arkasındaki azmettiricilerinin, siyasi ayaklarının yeterince araştırılıp iddianamede sanık sıfatıyla yer almaması gibi eksiklikler ve çarpıklıklar nedeniyle iddianamenin iade edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu suikastın tüm yönleriyle ortaya çıkarılıp sorumlularını cezalandırılması için Sayın Ayşe Ateş’e hukuki destek vereceğimizi ifade ettik. ve Ayşe Ateş görüşmeden çok memnun ayrıldı.
“VERA BABASINA KAVUŞACAK”
Dün Hıdrellezdi. İzmir’den Edirne’ye, Çanakkale’den Tekirdağ’a birçok yerde ateşler yakıldı, gül ağaçlarına dilekler asıldı. Haksız yere cezaevinde hapis yatan Tayfun Kahraman, hepimizi duygulandıran bir mesaj yazdı: ‘Dileğimi asacağım bir gül ağacım olmasa da darda kalanların darına yetişen Hızır ile denizlerin sultanı İlyas’ın buluştuğu günde hepimizin muratlarının gerçek olmasını diliyorum’ dedi. Biz de başta Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çetin Doğan olmak üzere, tüm haksızlığa uğrayanların en kısa zamanda özgürlüklerine kavuşmasını diliyoruz. Bu yolda tüm mücadelemizi sürdüreceğiz. Onların yanımıza geleceği günler yakındır. 2019’da, 2024’de, yerel seçimlerde ‘Memlekete bahar gelecek’ dedik, baharı hep birlikte getirdik. Bu baharın da adı ‘umut’ olacak. Vera babasına kavuşacak.
“AFETLE VE DEPREMLE MÜCADELE BAKANLIĞI KURULMASI ÖZEL TARAFINDAN ERDOĞAN’A ÖNERİLMİŞTİR”
Geçen hafta, tüm basının yakından takip ettiği bir ziyaret vardı. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etti. Emekli maaşlarından, asgari ücrete, Gezi tutuklularından, tutuklu generallere, atanmayan öğretmenlere, ülkemizin, toplumun, demokrasimizin önemli sorunları olarak gördüğümüz gündem maddeleriyle ilgili görüşlerini paylaştı. Örneğin, her siyasi partinin birbirinden farklı bir beka sorunu tanımı vardır. Bizce deprem gerçeği, bu ülkenin bir beka sorunudur. Uzmanlarca beklenen ‘Büyük İstanbul Depremi’ şayet hükümet ve yerel yönetimler bir arada bir önlem alınmadan gerçekleştiği takdirde milyonların öleceği, ekonominin çökeceği, sanayinin duracağı, tedarik zincirinin kopacağı büyük bir afete dönüşebilir. Bu konuda ivedi bir şekilde ‘Afetle ve Depremle Mücadele Bakanlığı’ kurulması, Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel tarafından Sayın Cumhurbaşkanı’na önerilmiştir. Bakanlığın ismi önemli değil. Biz, ‘depreme dirençli kentler’ diyoruz. İsmi o mu olur, Depremle Mücadele Bakanlığı mı olur, Afetle Mücadele Bakanlığı mı, bir şekilde belirlenir. Böyle bir bakanlıkta Meclis’te grubu bulunan her siyasi partiden bir bakan yardımcısı atanması ve bu önemli meseleye hep birlikte siyasi çekişmeden uzak bir şekilde eğilinmesini önemsiyoruz.
“SİYASETTE DİYALOG ZEMİNİN OLUŞTURAN ÖZGÜR ÖZEL OLMUŞTUR”
Genel Başkanımızın yaptığı bu ziyaret, hiç şüphesiz ülkemiz demokrasisinde önemli bir kilometre taşıdır. Diyalog kurulmayan, karşıt fikirlerin medeni bir şekilde konuşulup tartışılmadığı siyaset anlayışı hiçbir zaman olumlu bir sonuç vermemiştir. Bu diyalogsuzluğun ağır sonuçlarını ve bedellerini de her zaman halkımız ve ülkemiz ödemiştir. İşte çok uzun yıllar sonra, siyasetteki diyalog zeminini oluşturan, bu olumlu zeminde de halkın gerçek gündemini ve sorunlarını dile getiren Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel olmuştur. Kamplaştıran, kutuplaştıran, zehirli bir dil kullanarak ötekileştiren, rakibine ağır eleştiriler yöneltmekten başka hiçbir şey yapmayan siyaset kurumu, sorunlara çözüm üretme noktasında halka hiçbir fayda sağlamaz. Elbette eleştiri de olacaktır ağır eleştiri de olacaktır. Ancak toplumun sorunlarının çözülmesi noktasında iletişim, diyalog, istişare ve müzakere de demokrasinin olmazsa olmazlarındandır. Bu konuda Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel kendi adına, partimiz adına ve muhalefet adına üzerine düşen adımı atmıştır. Hatırlayacaksınız, biz CHP olarak, 31 Mart Yerel Seçimleri sürecinde de halkın gündemi olmayan ve suni gündemler yaratacak hiçbir sanal tartışmanın içinde olmadık. ‘partimizde yaşanan değişim süreci, zaman içinde daha iyi anlaşılacak ve bu değişim Türkiye’ye iyi gelecek’ demiştik.
“TÜRKİYE’NİN ENFLASYONU İVEDİ BİR ŞEKİLDE ÇÖZMEYE İHTİYACI VAR”
İşte bugün Türkiye’de siyasette diyalog zemininin oluşmasının da, siyasetteki paradigma değişikliğinin öncüsünün de; CHP olduğu görülmüştür. Çünkü hepimiz biliyoruz ki aynı yöntemleri uygulayarak farklı bir sonuca ulaşılamaz. Türkiye’nin normalleşmeye, demokratikleşmeye; enflasyon, hayat pahalılığı, emekli maaşları gibi toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren sorunları ivedi bir şekilde çözmeye ihtiyacı var. ve bu konuda CHP üzerine düşen her şeyi yapacaktır. Biz gücümüzü sandıktan aldık, sandıktan aldığımız güç, sandığın asıl kahramanı olan halkımıza hizmet olarak yansıyacaktır. Kimsenin şüphesi olmasın.”
]]>(İSTANBUL) – İktidar sözcüleri, ekonomi kurmayları sık sık “enflasyonu düşürüp refahı artıracağız” diyor. Peki halkın umudu kaldı mı? ANKA Haber Ajansı ekibi, İstanbul Çapa’daki Kent Lokantası kuyruğunda bekleyen vatandaşlara sordu. Aldığı yanıtlar ise “Kimi ıstakoz kimi manda yoğurdu yiyor. Diyanet İşleri Başkanı özel araba alıyor… Milleti düşünen yok ki. Halkın içine inmeleri lazım. Halkın içine inmedikten sonra enflasyonu düşüremezler. 1 Mayıs’ta da gördük bütün polisleri dikmişler, göndermeyin. Hani Taksim’e çıksak ne olur çıkmazsak ne olur? Ama adamlar bırakmıyorlar. Adamlar ne diyorlar? Biz diyorlar biat istiyoruz. Biz de hizmet istiyoruz. Artık bu halk, 85 milyon insan artık hizmet istiyor. Enflasyonun düşmesi için bu sistemin değişmesi lazım. Doğrusu AK Parti’nin gitmesi lazım” şeklinde oldu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Çapa semtinde faaliyete geçirdiği Kent Lokantası, ucuza yemek yemek isteyen vatandaşlardan büyük ilgi görüyor. Kuyrukta bekleyen vatandaşlara, “İktidar sözcüleri zaman zaman ‘enflasyonu düşürüp, refahı artıracağız’ diyor. Umudunuz, kaldı mı, var m?” diye mikrofon uzattı. Vatandaşların verdiği yanıtlar şöyle oldu:
“AKP MİLLETİ SÖMÜRMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY YAPMIYOR”
“Hepsi yalan. Şu AK Parti’nin dedikleri hepsi yalan. Milleti sömürmekten fazla bir şey yapmıyorlar. Sadece insanları sömürüyor. İnsanları görüyorsun. Neye muhtaç ediyorlar görünüyor. (Kent lokantası sırasını gösteriyor) Yani başka yerde bir yemek yesen 500 liradır. Bak şu burada 40 liraya Ekrem İmamoğlu ekmek veriyor yani. Nasıl kazanmasın? Nasıl millet oy vermez? Bu ülkeyi sömürdüler. ve sömürmeye devam edecekler. Ama sonları da geldi yani zaten. Son aşamada. Bu seçimde gözüküyor zaten.
“EKONOMİ DÜZELMEZ BİR GENÇ OLARAK ÜMİDİM YOK”
Ekonomi berbat ortada. Sağlıkçıyım tıbbi sekreterim. Yani iş arıyorum bir taraftan. İş bulmakta tabii zor biraz. Ekonomi de berbat ortada düzelecek gibi değil. Genç olarak ümidim yok. Maalesef hiç yok.
“EKONOMİ DÜŞMEZ ÇÜNKÜ ÜRETİM YOK TÜKETİM ÇOK”
Almancı hanımefendi buraya gelmiş ‘200 euroyla iki gündür zor geçirdim diyor. Buradaki insanlar nasıl geçiniyor? Ben şaşırıyorum’ diyor. Yani bir domatesin kilosu olmuş en kötüsü 20 lira. Kışın 80 lira, 90 lira, 100 liraydı. Hani ekonomi düşmez. Çünkü üretim yok. Tüketim çok. En çok hayvancılık gitmiş, tarım bitmiş. Nasıl olacak? Her şey dışarıdan. Suriyeliler içeride, Afganlar içeride. Bunlar çözüm olmadan nasıl olacak? Yalan.
“EKONOMİ DÜZELMEZ, YENİ BİR İKTİDAR GELİRSE…”
Bence de ekonomi düzelmez. Çünkü kamudaki harcamalara kısıtlamadıktan sonra düzeleceğini sanmıyorum, zannetmiyorum. Halktan alıyorlar. emekliden alıyorlar, işçiden alıyorlar. Vergiler odur, budur. Kendileri için düzelir mi? Düzelmez. Ancak düzelirse yeni bir iktidar, yeni bir insan mı, yeni bir ekip mi diyeyim, yeni bir sistem mi? Öyle düzelir, düzelirse. O da bir 10 sene gider. Halk rahatlar. 10 sene sonra tekrar aynı.
“GİTTİKÇE DİBE VURUYORUZ”
Keşke olsada memleket, herkes refaha ulaşsa. Gittikçe dibe vuruyoruz. Siz memnun musunuz? Değiliz. Keşke memnun olsak. Ekonomi battı, memleket bitti. Yani üretim yok. Üretim olmayan bir yerde geçim olur mu? Hep hazır, hazır, hazır. Oradan al, memura ver. Memur, memur. Emekli sürünüyor. Emekliyi gören yok. Keşke iyi şeyler söylemek isterdim ama olmuyor işte.
“YENİLENME ŞART”
Enflasyon mu? Düşmeyecek. Daha kötü olacak. Yenilenme şart.
“220 İLE GİDEN BİR ARABA BİRDEN BİRE DURABİLİR Mİ?”
Enflasyon düşecek diye konuşuyorlar değil mi? 220 ile giden bir araba birden bire durabilir mi? Enflasyon öyle. Önce biraz yavaşlatacaksın. Enflasyonun hızı kesilmemiş bir kere. Hızı kesildikten sonra düşürebilme şansın var. İkincisi de bu ekonomide enflasyon düşmez. Çok basit bir şey. Her şeyi dışarıdan alan bir ülke. Nereden düşecek onu söyler misiniz ya? Böyle bir şey yok. Üretim yok. Ne bileyim yani. Nasıl diyeyim ki? Üretim olmayan bir yerde de tüketim. Toplum tamamen tüketim toplumu olmuş. Bu tüketim toplumun üstüne de bir ekonomi baskı var. O baskıyla beraber ne yapmaya çalışıyorlar? Yok enfesyonu düşüreceğiz. Böyle bir şey olmaz.
“ENFLASYONUN DÜŞMESİ CUMHURBAŞKANI’NIN BİR AN ÖNCE ‘BEN BIRAKIYORUM’ DEMESİNE BAĞLI”
Enflasyon nasıl düşecek. Üretim var mı? Yok. Nasıl düşecek? Ben de onu anlamıyorum. Sen söylüyorsun. Senin söylemenle mi düşüyor? Bu demedi mi? Emekliler yılı olacak. Oldu mu yıl? Olmuyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın söylediği hiçbir şey olmuyor zaten. Hep tersi oluyor. Enflasyonun düşeceği yok. Ha bir miktar düşebilir. Bu çarpan etkisi falan diyorlar da ben de bu etkiyi pek şey yapamıyorum. Nasıl bir etki bu? Nereye çarpıyor? Başka bir yere çarptırsınlar da otomobil fiyatları düşsün. Düşmüyor. Dolar yükseliyor. ya doları aynı yerde tutmak için Merkez Bankası her gün dolar satıyor. Böyle bir şey olur mu ya? Bırak sal gitsin. Vallahi söyleyeceğim bu kadar. Düşmez düşmez. Türkiye’de hiçbir şey düşmez. Enflasyonun düşmesi neye bağlı biliyor musunuz? Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir an önce ‘ben bırakıyorum bu işi’ demesine bağlı. İnanın bana yüzde 40 geriye gelir. Kimse güvenmiyor. Avrupa güvenmiyor. Onlar güvenmeyince para göndermiyor. İş adamları güvenmiyor. Parasını yatırmıyor. Millet, Fransa’da sokak alıyor. Kendi iş adamları bile güvenmiyor.
“TEMENNİMİZ ENFLASYON DÜŞER DİYE BEKLİYORUZ”
Vallahi bilmiyorum yani inşallah düşer. Temennimiz o yani. Temennimiz o yani düşer diye bekliyoruz yani. Yapacak bir şey yok yani. Yani mümkün değil. Alamıyoruz tabii. Ekonomi önem vermek gerekiyor. Çiftçiye önem vermek. Yani yardımcı olmak gerekiyor. Bence en önemli çiftçinin üretmesi yani. Yani öyle düşünüyorum. Ona önem vermek lazım. Her şeyden önemli o bence. Benim düşüncem o. Çiftçi ekecek, biçecek. Ondan sonra yapacağız. Sorunların çözülmesi lazım. Başka türlü olmaz.
“BİZ BOL BOL BETON ÜRETTİK”
Bu hale kim getirdi ülkeyi? Yeterli mi o cevap? Ekonomi uzmanı olduğunu söyleyen ekonominin acaba E’sinden haberi var mı? Yeterli.Teşekkür ederim. Dünyada besin ürünleri şu anda ucuzluyor. Yunanistan’da biftek ne kadar biliyor musunuz? Bizim parayla 162 lira. Biftek. Demek ki üretiyor onlar. Biz de bol bol beton ürettik Türkiye’de.
“85 MİLYON İNSAN HİZMET İSTİYOR. BU HÜKÜMETİN ARTIK DEĞİŞMESİ LAZIM”
Hiç umudumuz yok. Niye umudumuz yok? Çünkü Cumhurbaşkanımız belli zaten. Adam manda yoğurdu yiyor. Medine Hurması yiyor. Öbürü işte ıstakoz yiyor. Milleti düşünen yok ki. Hani halkın içine inmeleri lazım. Halkın içine inmedikten sonra enflasyonu düşüremezler. Diyanet İşleri Başkanı kendine özel bir araba alıyor ya. Böyle bir ekonomi olur mu ya? Neymiş? Dışarıya gitmek için yani iller arasında o arabayı kullanmak için var. A8 Audi alıyormuş. Böyle ekonomi olmaz ki. Ekonomi nereden başlar? En yukarıdan başlar aşağıya doğru inmesi lazım. 11 tane uçak var. Cumhurbaşkanımız çıktığı zaman 60 tane arabayla geziyor. Ekonomi düşer mi. Hayatta düşmez. Ekonominin düşmesi için bu sistemin değişmesi lazım. Yani doğrusu AK Parti’nin gitmesi lazım. Artık doldu. Zamanı doldu. Yani yeni bir değişiklik şart. Bu ülkede yani. Onun için 1 Mayıs’ta da gördük bütün askerleri, subayları, polisleri dikmişler göndermeyin. Hani Taksim’e çıksak ne olur çıkmazsak ne olur? Ekonomiyle ne alakası var bunun? Ama adamlar bırakmıyorlar. Adamlar ne diyorlar? Biz diyorlar biat istiyoruz. Biz de hizmet istiyoruz. Artık bu halk, 85 milyon insan artık hizmet istiyor. Hizmetin olabilmesi için halka inmeleri lazım. Bakanların değiştirilmesi lazım. Hep aynı adamları görüyoruz. Merkez Bankası iki ayda bir değişmemesi lazım… Bu ülkenin kalkına bilmesi için iyi insanların gelmesi lazım. Biz bunu bekliyoruz. Yani bu hükümetin artık değişmesi lazım.
“EKONOMİ BERBAT ŞU ANDA BEKLETİM SIFIR”
Ekonomi berbat. Yani şu Türkiye’nin ekonomisi milli ekonomi olması gerekirken dolara endeksli. Ondan sonra ne bileyim borsaya göre endeksli bir ekonomi. Bunun altınının yükselmesiyle, düşmesiyle veyahut da belli bir seviyede tutup da ekonomiyi düzeltmenin bir anlamı yok. Üretim, üretim, üretim…
“HAYAT ÇOK PAHALI, ENFLASYONUN DÜŞECEĞİNİ ZANNETMİYORUM”
Bence düşmeyecek. Çünkü düşeceğide benzemiyor. Hayat daha çok pahalı oldu. Zannetmiyorum olacağını. İnsanlar da kötü durumda yani. Ne söyleyeyim? Ben de inanmıyorum açıkçası düşeceğine. İşin gerçeği. Artık zaman gösterecek. Gerçek bu. Çok güzel, çok memnunuz. Yani güzel şeyler yapıyor Ekrem İmamoğlu. Ona da inanıyoruz.”
]]>Profesyonel liglerde 9 takımı bulunan, tam bir futbol kenti olan İzmir’de sağlanan bu güç birliği kapsamında, İEÜ EKOKENT Araştırma ve Uygulama Merkezi bünyesinde 7 akademisyenden oluşan bir ekip kuruldu. Sosyoloji, iletişim, ekonomi ve şehir planlama gibi farklı uzmanlık alanları bulunan İEÜ’lü akademisyenler, veri analizlerine ve saha çalışmalarına başladı.
8 ayda tamamlanması hedeflenen projede, futbol kulüplerinin İzmir için oluşturduğu katma değer, bilimsel açıdan ilk kez detaylıca analiz edilecek. Ardından da futbol kulüplerinin kentin marka değerine, tanınırlığına ve ekonomisine katkısını artırmak hedefiyle projeler hayata geçirilecek.
Yusuf Hakan Abacıoğlu: “Paydaş olmaktan mutluyuz”
Aralık ayında İEÜ ile İZVAK arasında imzalanan iyi niyet protokolünün ardından resmi sözleşme de İEÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu, İZVAK Başkanı Ali Erten ve Başkan Vekili Talat Papatya tarafından imzalandı. İEÜ Mütevelli Heyet Salonu’nda gerçekleşen imza töreninde konuşan Rektör Abacıoğlu, Süper Lig’e yükselen Göztepe’yi kutlayarak sözlerine başladı. İzmir’in, sporda Türkiye’nin önde gelen kentlerinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Abacıoğlu, üniversite olarak böylesine önemli bir çalışmanın paydaşı olmaktan mutluluk duyduklarını söyledi.
Çalışmalar 3 aşamada gerçekleşecek
İzmir Ekonomi Üniversitesi Bölgesel Kalkınma, Kent ve Çevre Araştırma ve Uygulama Merkezi (EKOKENT) Müdürü Prof. Dr. Burak Doğu ise çalışmaya ilişkin detaylar paylaşarak, “İzmir’deki futbol kulüplerinin yerel kalkınmaya olan etkilerini ekonomik, toplumsal ve mekansal açılardan analiz edeceğiz. İlk olarak, Türkiye ve dünya genelindeki spor kulüplerinin yerel kalkınmaya etkisini konu alan akademik çalışmaları inceleyip iyi uygulama örneklerini tespit edeceğiz. Ardından mevcut veri setleri ile ikincil kaynaklardan elde edeceğimiz bulgular çerçevesinde bir çalışma yürüteceğiz. Son aşamada ise sahada anket çalışmaları ve derinlemesine mülakatlar gerçekleştireceğiz. Bunları bir mekansal haritalama çalışmasında bir araya getireceğiz. Ayrıca, tarihi verilerle geçmişe dönük bir simülasyon çalışması yapacak ve farklı spor kulüplerine uyarlanabilecek bir model geliştireceğiz. Elde edeceğimiz sonuçlar bundan sonra hayata geçecek projeler için de zemin oluşturacak” diye konuştu.
Ali Erten: “Büyük bir hazineye sahibiz”
İZVAK Başkanı Ali Erten, Türkiye profesyonel futbol liglerinde, İstanbul’dan sonra en çok takımı olan şehrin İzmir olduğunu belirtti. Çalışmanın İzmir için büyük önem taşıdığını ve elde edilecek verilerin kent yöneticileriyle, kulüplerle ve sponsorlarla paylaşılacağını dile getiren Erten, “Bir kentteki futbol kulüplerinin; o şehir için ekonomik anlamda ne ifade ettiğini bilimsel açıdan göstermek istedik. Bunun için de en iyi partnerin İzmir Ekonomi Üniversitesi olabileceğini düşündük. Fikrimizi paylaştık ve üniversitemiz de oldukça olumlu karşıladı. İş birliğimizi her gün daha da geliştirerek bu noktaya taşıdığımız için çok mutluyuz. Elde edeceğimiz sonuçlar, birçok açıdan yol gösterici olacak. Futbolda ne kadar büyük bir hazineye sahip olduğumuzu bilimsel olarak tespit edeceğiz. Çalışmamız, Türkiye Futbol Federasyonu tarafından da heyecanla takip ediliyor. İnanıyorum ki çalışma tamamladığında Türk futbolu için çok değerli sonuçlara ulaşacağız” ifadelerini kullandı.
Talat Papatya: “Tüm kulüplerimiz, İzmir’in değeri ve vazgeçilmezi”
İZVAK Başkan Vekili Talat Papatya da futbol kulüplerinin İzmir’in marka değerine büyük katkı sağladığını söyleyerek, “Göztepe, yeniden Süper Lig’e yükselerek şehrimize sevinç yaşattı. Göztepe’yi kutluyor, başarılarının artarak devam etmesini temenni ediyorum. Buna ek olarak şu anda play-off oynamaya hak kazanarak bir üst lige yükselme mücadelesini sürdüren takımlarımız da var. Göztepe’nin ardından yeni başarılar için de hazırız. Takımlarımıza yürekten başarılar diliyorum. Tüm kulüplerimiz, İzmir’imizin değeri ve vazgeçilmezidir. İzmir’de futbolun gelişmesi demek aynı zamanda kentin de gelişmesi, konaklamadan ulaşıma kadar birçok sektörün beslenmesi demektir. Futbol için yapacağımız her proje; İzmir’in geleceği için atılmış önemli bir adımdır. Biz, bu bilinçle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İEÜ ile birlikte başlattığımız projeyi de bu fikirden yola çıkarak hayata geçirdik. Çalışmanın sonuçlarını merakla bekliyoruz” şeklinde konuştu. – İZMİR
]]>KTO Rifat Hisarcıklıoğlu Toplantı Salonu’nda yapılan meclis toplantısında konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Nisan ayının en zor şartlarda bile milli egemenliğe verilen önemi gösteren önemli bir ay olduğunu ifade ederek; “23 Nisan 1920’de kurulan Meclis ile Yüce Türk Milleti, bu topraklarda esaretin asla kabul edilmeyeceğini bütün dünyaya göstermiştir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bu vesileyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin kuruluşunun 104. yıl dönümünü, başta çocuklarımız olmak üzere milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı bir kez daha kutluyorum. Bizler milli irade haricinde hiçbir iradeyi tanımıyor ve kabul etmiyoruz. Rabbim kainatın sonuna kadar Türkiye Cumhuriyeti Devletini Tam bağımsız olarak var etsin. Bu vesileyle milli mücadeleye liderlik eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ve aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Türkiye genelinde 31 Mart 2024 Pazar günü yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimleri yine dünya demokrasilerine örnek gösterilebilecek büyük bir olgunlukla geride bıraktık. Şehrimizde de hiçbir olay olmadan siyasi nezaket kuralları içerisinde bir seçim süreci geçirdik. Bu sürece katkı veren seçilen ve seçilemeyen tüm adaylara ve siyasi parti temsilcilerine teşekkür ediyoruz. Demokratik bir olgunluk içerisinde tamamlanan bu sürecin sonunda halkımızın oylarıyla seçilen; Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Memduh Büyükkılıç başta olmak üzere, tüm ilçe belediye başkanlarımızı, belediye meclis üyelerimizi ve muhtarlarımızı tebrik ediyor, görev ve çalışmalarında başarılar diliyorum. Şehrimize, ülkemize ve milletimize bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum. Daha önceki dönemde hizmet veren isimlere de şehrimize verdikleri hizmetten dolayı ayrıca teşekkür ediyorum” dedi.
Geride kalan yerel seçimlerin ardından ekonomide atılacak çok adımın olduğunu kaydeden Başkan Gülsoy; “Artık seçim sürecini geride bırakıp, iş dünyamızın ve halkımızın öncelikli gündemi olan ekonomiye ve çalışma hayatımıza ilişkin yapısal reformları öncelikli olarak ele alacağımız bir döneme adım atmak mecburiyetindeyiz. Çünkü seçimler gerek bürokrasiyi gerek ticareti, üretimi, her kesimi etkiliyor. Artık önümüzde seçimsiz geçirilecek 4 yıl gibi uzun ve önemli bir zaman dilimi bulunuyor. Bu ülkemiz için önemli bir fırsattır. Ekonomide atılacak çok adım, yapılacak çok iş var, tüm gücümüzle enflasyonla mücadeleye odaklanmalıyız. Enflasyonla mücadele, para ve maliye politikası eş güdümünde daha başarılı olacaktır. Fiyat istikrarı ve finansal istikrar ile öngörülebilirlik güçlenecektir. Böylece teknoloji içeriği ve katma değeri yüksek yatırımlar artacaktır. Ekonomimizi, demokrasimizi ve hukuk sistemimizi güçlendirecek yapısal reformlara hızla odaklanarak daha gelişmiş, saygın, adil ve çevreci Türkiye hedefine ulaşmak üzere el birliğiyle çalışmalıyız. Bu konulara yönelik hamleleri ivedilikle hayata geçirmek adına kaybedecek vaktimiz kalmadı. Enflasyon hala yüksek seyrediyor. Merkez bankası, politika faizini yüzde 50’de sabit bıraktı. Ancak, ekonomi uzmanları politika faizinin enflasyonu düşürmek için tek başına yeterli bir enstrüman olmadığı konusunda hemfikir. Enflasyonla mücadele sürecinde fiyat istikrarı ve finansal istikrarı sağlamak için öngörülebilirliğin güçlendirilmesi için mevcut ekonomi politikasının devam etmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
Özel sektör olarak bundan sonraki süreçten en az siyaset kadar önlerini görmek istediklerini belirten Gülsoy, “Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’in, bütçe disiplininden taviz verilmeyeceği, kamunun tasarruf yapacağı ve ek bütçe kullandırılmayacağı açıklamasını önemli buluyoruz. Tüm toplumdan fedakarlık isterken, kamu birimlerinin bunun dışında kalmasını düşünülemez. Eminim ki kısa zaman içinde Türkiye, bu fedakarlıklarının karşılığını alacak, refahı tüm ülkeye yayacaktır. Seçimler sonrası gerek ekonomi yönetimimizin gerekse Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı açıklamalar çok önemliydi. Enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgusu hem iç hem de dış piyasalar açısından hedefli mesajlardı. Bu mesajlar amacına ulaştı. Orta Vadeli Program’ın hedeflerine bağlılık ve yapısal reformlara vurgu da piyasaların güvenini pekiştirmesi açısından önemli bir işlev gördü. Üçüncü çeyrekle birlikte enflasyondaki yavaşlamanın belirginleşmeye başlayacağını tahmin ediyoruz. Özel sektör olarak bundan sonraki dönem için en az siyaset kadar önümüzü görmek istiyoruz. Çünkü önünü göremeyen adımını atamaz. Vergileme, sanayinin rekabetçi dönüşümü, üretken finansman sistemi ve yatırım ortamının güçlendirilmesi başta olmak üzere yapılacak yapısal reformlar ekonomimize taze güç verecektir. Üyelerimizin bizleri ilettiği sorunlarda; üretim için finansmana erişim, istihdam edecek nitelikli ya da niteliksiz çalışan bulunamaması, enerji maliyetlerinin yüksekliği her komitemizin ana gündemi. Beklentilerimizdeki önceliklerimiz arasında, teknolojiye yatırım, daha verimli üretim süreçleri, sürdürülebilirliğin yanı sıra en önemlisi nitelikli iş gücü kısaca insan kaynaklarına erişim ön plana çıkıyor. İş insanlarımızın nitelikli işgücü ile istihdam imkanlarının sağlanması açısından çözüm önerileri arasında mesleki eğitim, mesleki gelişim programları, yeni teknolojik uygulamalar, sürdürülebilir üretim modelleri ve iş birliği platformları da iş dünyasının dinamiklerine uyum sağlamada kritik öneme sahiptir” ifadelerini kullandı.
Enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde fırsatçılığında ortaya çıktığını dile getiren Gülsoy, “Fiyat istikrarsızlığının sürdüğü ve her kesimin maddi sorunlarla mücadele ettiği bu süreç, fırsatçılara kapı aralıyor. Enflasyonun çok yüksek seyrettiği dönemlerde maalesef bunu suiistimal eden işletmeler oluyor. Fiyat algısının bozulmasıyla birlikte de bu tarz işletmeler fahiş fiyatlarla her birimize büyük zararlar veriyor. İnsanların en çok şikayet ettiği konu bu. Fırsatçılığa müsaade etmeyelim. Fiyat istikrarsızlığını “fırsatçılıkla” beslemeyelim. Bu konuda siz değerli üyelerimizden hassasiyet bekliyoruz. Şunun da özellikle altını çizmek istiyorum: işletmeler açısından en iyi terazi, en iyi ölçü yine vatandaşın kendisidir. Ödediği bedel aldığı hizmeti karşılamıyorsa en iyi cezayı da vatandaşın kendisi keser. Bizler, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında daha güçlü bir Türkiye ve daha müreffeh yarınlar için her zamankinden daha fazla çalışmak ve daha fazla üretmek zorundayız. Kayseri Ticaret Odası olarak, TOBB’un çatısı altında şehrimizin, bölgemizin ve ülkemizin kalkınması ve istikrarı için tüm kurumlarımızla ortak akıl ve istişarenin hakim kılındığı bir ortamda birlik ve beraberlik içerisinde görev yapmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.
İhracat rakamları hakkında bilgiler veren Gülsoy, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Mart ayı rakamlarımız yarın açıklanacak. Onu da kamuoyu ile paylaşacağız. Onun öncesinde TUİK verilerine göre ilimizde Şubat ayında 314 milyon 61 bin dolar ihracat gerçekleştirdik. Geçen yılın aynı ayına göre yüzde 17.67, bir önceki aya kıyasla yüzde 9.22 oranında artış yaşandı. Kayseri olarak İthalatımız ise 94 milyon 818 bin dolar olmuştur. Geçen yılın aynı ayına oranla yüzde 23.81 azalış gerçekleşmiştir. İlk 2 ay toplam ihracatımız 601 milyon 600 bin dolar’dır. Dış ticaret fazlası veren tükettiğinden daha fazlasını üreten bir kent olarak yolumuza devam ediyoruz. Her meclis toplantısında ikiz dönüşüm yani ‘yeşil dönüşüm ve dijitalleşme’ diyoruz, bu gerçekten ciddi bir konu. Yeşil dönüşüm bir tercih ya da alternatif değil, artık bir zorunluluktur. Hepimizin gerekli önlemleri alması ve bu dönüşüme uyum sağlaması gerekiyor. Karbon ayak izinden dolayı ihracatçılarımızın ihracat yapamayacak hale gelmesini tercih etmeyiz, zaman daralıyor. Bunun gibi dijital dönüşüm ve yapay zeka temelli üretime de hazır hale gelmeliyiz.” – KAYSERİ
]]>NİSANUR YILDIRIM
(ANKARA) – Türkiye’nin son yıllarının gündeminin ve en büyük sorununun ekonomi olması birçok kesim için tartışılmaz gerçekliğini koruyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ben ekonomistim” diyerek uyguladığı ekonomi ve maliye politikaları, çalışanlar ve emekliler aleyhine gelir adaletsizliğinin artmasına neden oluyor. Bir yandan Merkez Bankası’nın “bağımsızlığı” tartışmaları devam ederken, politika faizinde uygulanan “nas” argümanı ve 2023 genel seçimlerinden sonra faiz politikasında yaşanan sert dönüşüm ekonominin gündemini belirlemeye devam ediyor.
Türkiye’de 2016 yılından beri hiçbir Merkez Bankası Başkanı dört yıllık görev süresini dolduramadı. 2017 yılından beri bozulmaya başlayan ve çift haneli rakamlara yükselen enflasyon, 24 Eylül 2021 ile 23 Haziran 2023 tarihleri arasında uygulanan faiz indirim politikası, kurda yaşanan dalgalanmalar, Türkiye ekonomisini çözülmesi zor bir cenderenin içine soktu.
Eski Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya döneminde yüzde 24’e kadar arttırılan politika faizi, Çetinkaya’dan sonra gelen Murat Uysal döneminde yüzde 10.25 seviyesine çekildi. Kasım 2020’ye kadar yüzde 10.25 seviyesinde seyreden politika faizi, eski Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanı olması ile 5 ay içinde yüzde 19 seviyesine kadar çıkarıldı. Ağbal, Yeni Şafak gazetesi tarafından 19 Mart 2021’de faizi yükselttiği için “Bu operasyonu kim adına çektiniz” manşetiyle hedef gösterildi. Son yıllarda 5 aylık görev süresiyle Merkez Bankası Başkanlığı koltuğunda en az kalan Ağbal, bu manşetten bir gün sonra, 20 Mart 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Erdoğan’ın kararıyla görevden alındı.
Ağbal’dan sonra göreve gelen Şahap Kavcıoğlu, Erdoğan’ın “faizi indirme” politikasını istisnasız uygulayan ilk Merkez Bankası başkanı oldu. Göreve geldikten ilk 6 ay sonra politika faizini sabit tutan Şahap Kavcıoğlu, Eylül 2021’de faiz indirimi serisine başladı. Kurdaki dalgalanmanın giderek arttığı 2021 yılının son aylarında Türkiye, kur-faiz denkleminde sert değişimlere imza attı. Erdoğan, 17 Kasım 2021’de partisinin grup toplantısında “Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Bunu farklı yere çevirme gayretine girenlere diyorum ki boşuna uğraşmayın. Biz faiz belasını bu milletin sırtından kaldıracağız. Hala kalkıp da bu yolda, mücadelede beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar, kusura bakmasınlar. Bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam” diye konuştu. Erdoğan’ın bu sözleri faiz politikasında nasıl bir değişim yaşanabileceğinin işaret fişeği oldu. Bu süreçte, Kavcıoğlu’nun başlattığı faiz indirimleri devam ederken, 2 Aralık 2021’de Nureddin Nebati Hazine ve Maliye Bakanı olarak Erdoğan tarafından göreve getirildi.
“NAS’LAR NEYİ GEREKTİRİYORSA…”
2021 yılının son ayları Türkiye ekonomisinin bugünlerini hazırlarken Cumhurbaşkanı Erdoğan 19 Aralık 2021’de katıldığı İlim Yayma Ödülleri Töreni’nde; “Neymiş efendim? Faizleri düşürüyormuşuz. Benden başka bir şey beklemeyin. Bir Müslüman olarak naslar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim. Elhamdülillah biz doğru yoldayız. Çünkü faiz, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapar hükmü bize öyle sıradan gelen bir hüküm değil” diye konuştu. Türkiye ekonomisindeki dönüm noktasının Erdoğan’ın ekonomi politikalarını İslamcı bir söylemle yeniden dizayn etmeye başladığı bu konuşma olduğunu söylemek mümkün. Bu günlerde hızla artan dolar 18 TL seviyesine yükselmiş, euro 20 TL’yi aşmıştı. Hatta bugünlerde yurttaşlar sokaklara çıkarak döviz kurunda yaşanan sert artışı, enflasyonu, ekonomi politikalarını, halkın yoksullaştırılmasını protesto etmişti.
Döviz kurunun hızla arttığı, Erdoğan’ın ‘nas’ diyerek faizleri indirme sinyali verdiği konuşmasının ardından 20 Aralık 2021’de Erdoğan başkanlığında yapılan kabine toplantısı ekonomi politikalarında yaşanacak tepetaklak dönüşümün başlangıcı oldu. Erdoğan, “Yeni bir finansal alternatif sunuyoruz” diyerek mevduat hesaplarının getirisinin döviz getirisi altında kalması durumunda aradaki farkın vatandaşlara ödeneceğini duyurdu. Bu sözler, uzun tartışmalara sebep olacak Kur Korumalı Mevduatın (KKM) ilanı oldu. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, 21 Aralık 2021’de dövize endeksli Türk Lirası mevduatları ile ilgili düzenlemeleri açıkladı.
KKM uygulaması ile Türk lirası üzerinden açılan mevduat hesaplarının döviz kuruna karşı güvence altına alınması planlandı. Bu sistem ile yatırımcıların, Türk lirasının değer kaybından korunması amaçlandı. KKM uygulamasının başlaması ile dolar 18,30 TL’den 12 TL’nin altına, euro kuru ise 20 TL’yi aşan seviyeden 13,50 TL’nin altına geriledi. KKM sistemi zengini daha da zengin eden yöntemi yüzünden eleştirilere konu oldu. Yaklaşık 2,5 yıldır sürdürülen KKM, doları ilk başlarda dizginlese de dolar şu an 32,51 TL, euro ise 34,97 TL seviyesinden işlem görüyor.
Bir yandan, döviz kurunun dizginlenmesi için KKM devreye sokulurken öte yandan politika faizinde sürekli indirimlere gidildi. Dönemin Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu döneminde politika faizi hiç artırılmayarak yüzde 19’dan yüzde 8,5 seviyesine kadar düşürüldü. Erdoğan’ın faiz için uygulanmasını arzu ettiği ‘nas’ söylemi Merkez Bankası’nın faiz politikasına giderek yerleşti. Türkiye’de faiz, 21 ay hiç arttırılmadı. Bu süreçte Türkiye ekonomisi giderek bozuldu ve enflasyon artmaya başladı. Yurttaşların alım gücü düştü, asgari ücrete yılda 2 kez zam uygulaması başlatıldı. Ev kiraları hiç olmadığı kadar artarken, mal ve hizmetlere her geçen gün zam geldi.
FAİZ DE ENFLASYON DA YÜKSELDİ…
Aralık 2021 – Haziran 2023 tarihleri arasında 21 ay boyunca sürdürülen düşük faiz politikasından Türkiye tarihinin en önemli seçimleri arasında sayılabilecek 2023 Genel Seçimlerinin ardından vazgeçildi. Gelir adaletsizliğinin ve sınıflar arasındaki eşitsizliğin cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyelerine çıkması, Erdoğan’ın ısrarla dile getirdiği ‘nas’ ve aylarca direttiği faiz politikasından dönmesine neden oldu.
Türkiye, 23 Haziran 2023’ten beri dönemin Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın başlattığı faiz artırım politikasını konuşuyor. Erkan yüzde 8,5 seviyesinden aldığı faizi yüzde 45 seviyesine yükseltti. Enflasyonla mücadele sürecinde sıkı para politikasını benimseyen yeni TCMB yönetimi, yıl sonu enflasyon tahminini tutturamadı. 2023 yılında yıllık enflasyon yüzde 64,8 olurken TCMB, yıl sonu enflasyonunu yüzde 22,3 olarak tahmin etmişti. Erkan yönetimi KKM’yi sonlandırmak istediğini ilan etti ve bu dönemde Hazine’den yapılan ödemelerin bütçe açığına verdiği yükü azaltmak amacıyla ödemelerin tamamı Merkez Bankası’na devredildi. Bu ödemelerin sonucu geçen günlerde açıklanan Merkez Bankası’nın zararıyla ortaya çıktı. Merkez Bankası, 2023’te 818,2 milyar TL zarar etti.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, hedefinin en başına enflasyonu düşürmeyi koydu. Bu süreçte Merkez Bankası Şubat Ocak 2024’e kadar her ay faiz artırdı. Şimşek, kamuda tasarruf yapılması gerektiğini vurgularken, dönemin Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın İstanbul’da ev bulamadıkları için annesinin yanına yerleştiği sözleri damga vurdu. Hayat pahalılığının Merkez Bankası başkanı tarafından bile dillendirilmesi kamuoyunda çok tartışıldı. Ayrıca, Erkan’ın ev kirası için Merkez Bankası tarafından 35 bin TL ödendiği iddia edildi. Erkan’ın ailesinin Merkez Bankası’nı işleyişine müdahale ettiği ve babasının bir çalışanı işten attırdığı iddiaları ortaya atılırken Erkan, 3 Şubat’ta Erdoğan tarafından görevden alındı.
Erkan’ın 9 aylık Merkez Bankası serüveni hakkında ortaya çıkan birçok iddianın ardından son buldu ve Merkez Bankası’nın yeni başkanı Fatih Karahan oldu. Karahan, 2,5 aydır Merkez Bankası Başkanlığı görevini yürütüyor. Karahan, 2,5 ay içinde faizi yüzde 45’ten yüzde 50’ye yükseltti. Merkez Bankası’nın bugün yapılan PPK toplantısının ardından faiz yüzde 50’de sabit tutuldu.
Fatih Karahan’ın Merkez Bankası Başkanlığı görevini ne kadar sürdürebileceği belirsiz. Bu söylemi son 8 yılın Merkez Bankası Başkanlarının görev sürelerine bakarak rahatlıkla söylemek mümkün. Şu an mart ayı enflasyonu yıllık yüzde 68,5. Politika faizi de yüzde 50’de sabit tutulmaya devam ediyor. Sert dönüşümlerin yaşandığı faiz politikasının ‘artış’ yönünde ne kadar sürdürüleceği de Erdoğan’ın açıklamalarına göre şekillenecek.
Faiz, enflasyon, kur üçlüsü arasında yaşanan sert değişim ve dönüşümler yurttaşları etkilemeye devam ediyor. Alım gücünde yaşanan sert düşüş nedeniyle 2022 yılından beri asgari ücrete yılda 2 kez zam yapıldı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ise “Asgari ücrete ara zam yok” diyerek bu uygulamaya son verildiğini açıkladı. Milyonlar 17 bin 2 lirayla yaşam mücadelesi veriyor. Yerel seçimlerin ardından ekonomik politikasında yaşanan sert dönüşüm, ekonomik krizin faturasının hangi sınıfa kesileceğinin ipuçlarını içeriyor. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın 8 Şubat’ta düzenlenen yılın ilk enflasyon raporu toplantısında “Ücret ayarlamaları etkisiyle, aylık enflasyon tahminimizin üzerinde gelerek yükselmiştir. Asgari ücret artışının öngörülerimizin üzerinde gerçekleşmesinin etkisi hissedilmiştir” diye konuşması ve Merkez Bankası’nın 5 Nisan’da hükümete yolladığı açık mektupta asgari ücrete ara zam yapılmaması gerektiğini vurgulaması, bundan sonra uygulanacak politikalarda neler olabileceğini gösteriyor.
Milyonlarca işçi haftaya 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutlamaya hazırlanırken ekonomik krizin çözümü şimdilik yüksek faiz politikasında görülüyor. Asgari ücretin 2024’ün sonuna kadar 17 bin 2 TL olmaya devam edeceği hükümet yetkilileri tarafından dillendirilirken milyonların hayat pahalılığı karşısında nasıl yaşayacağına dair bir politika ne hükümet ne de muhalefet tarafından sunulmuş değil. Ekonomik krizin gölgesinde yaşayan Türkiye’nin ilerleyen günlerde en çok tartışacağı konular yine hayat pahalılığı, asgari ücret, vergi adaletsizliği ve enflasyon olacak.
]]>
ETSO Meclis Salonu’nda düzenlenen toplantı, saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Toplantıda daha sonra ETSO’nun Mart Ayı Mizan ve Bütçe İzleme Raporu görüşülerek onaylandı. Sonrasında, Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Saim Özakalın, yönetim kurulunun nisan ayı faaliyetleri hakkında Meclis üyelerini bilgilendirdi.
Özakalın konuşmasının başında, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri sonuçlarının ülkeye hayırlı olması temennisinde bulundu. ETSO Yönetimi olarak seçimlerin ardından Büyükşehir Belediyesi ve merkez ilçe belediyelerine tebrik ziyaretinde bulunduklarını ifade eden Başkan Özakalın şunları söyledi; “Demokratik bir olgunluk içerisinde tamamlanan bu sürecin sonunda halkımızın oylarıyla seçilen; belediye başkanlarımızı, belediye meclis üyelerimizi ve muhtarlarımızı tebrik ediyor, görevlerinde başarı diliyorum. Artık seçim sürecini geride bırakıp, iş dünyamızın ve halkımızın öncelikli gündemi olan ekonomiye ve çalışma hayatımıza ilişkin yapısal reformları öncelikli olarak ele alacağımız bir döneme adım atmak mecburiyetindeyiz. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında daha güçlü bir Türkiye ve daha müreffeh yarınlar için her zamankinden daha fazla çalışmak ve daha fazla üretmek zorundayız. ETSO olarak, TOBB’un çatısı altında şehrimizin, bölgemizin ve ülkemizin kalkınması ve istikrarı için tüm kurumlarımızla ortak akıl ve istişarenin hakim kılındığı bir ortamda birlik ve beraberlik içerisinde görev yapmayı sürdüreceğiz.”
“İş dünyamızın meselelerini gündeme taşıdık”
Konuşmasında, iş dünyasının sorunlarını ve beklentilerini, 2. Dönem İl Koordinasyon Kurulu ve Ekonomi Toplantısı’nda gündeme getirdiklerini kaydeden Başkan Özakalın, “O toplantıda, şehrimizin ekonomisi, ticareti ve sanayileşmesi anlamında Odamızın yürüttüğü çalışmalarla ilgili bilgiler verip, sahada yaşanan sorunların çözümüne yönelik düşüncelerimizi paylaştık. Yatırımcılarımızın arsa taleplerinin karşılanması için OSB arazilerinin genişletilmesine yönelik girişimlerden de söz ettik, 1. OSB’de DSİ tarafından 1 milyon 300 Bin metrekare alanda yürütülen toplulaştırma çalışmaları ile 2. OSB 3. Etabın genişletilmesiyle ilgili çalışmaların en kısa sürede tamamlanmasının önemini vurguladık. Ayrıca, ilimizin kuzeyindeki Dallıkavak ve Kırık, güneyindeki Çirişli tünellerinin, gerekli ödenekler sağlanıp hızlı bir şekilde tamamlanması gerektiğini belirterek, bu projelerin kentin ve bölgenin ekonomisine, ticaretine doğrudan etki edeceğini hatırlattık” diye konuştu.
Kalkınma Yolu Projesi’nin Önemini Vurguladı
Meclis toplantısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak ziyaretinin iki ülke arasındaki ekonomi ve bölge güvenliği anlamındaki işbirliği ve ilişkileri daha da güçlendireceğini ifade eden Özakalın, dünyanın doğusu ve batısını birbirine bağlayacak en güvenli koridor olacak Kalkınma Yolu Projesi’nin bir an önce hayata geçmesinin bölgenin kalkınmasında büyük rol oynayacağını vurguladı. Özkakalın, “Basra Körfez’inden kara ve demir yollarıyla ülkemize buradan da Avrupa’ya ulaşacak olan Kalkınma Yolu Projesi, bölgesel anlamda Irak ve Türkiye’yi birbirine bağlarken, küresel anlamda da önemli bir ticari koridor oluşturacak. Dolayısıyla bu önemli projenin, şehrimizin ve bölgemizin de ekonomik ve jeopolitik statüsünü daha da güçlendireceğine ve iş dünyamızın ulusal ve uluslararası ticareti ve lojistiği artıracak bu projeden payına düşeni alacağına inanıyoruz” dedi.
Başkan Özakalın konuşmasında daha sonra IPARD 3 destekleriyle ilgili yatırımcıların bilgilendirilmesi, ETSO Vakıf Merkezi inşa edilmesiyle ilgili yürütülen çalışmalar, 3. Erzurum Çalıştayı hazırlıkları ve Oda’nın stratejik planında yapılacak revizyonlar gibi ay boyunca yürütülen diğer faaliyetlerle ilgili Meclis’e bilgi sundu. ETSO Meclisi’nin Nisan ayı toplantısı, Meclis üyelerinin dilek ve temenniler kısmında yaptığı konuşmaların ardından sona erdi. – ERZURUM
]]>İsrail’in Filistin’e saldırıları sonrası bazı İsrail ürünlerine yönelik vatandaşların gerçekleştirdiği boykotu değerlendiren Kavaz, Filistin için yapılan boykotu önemli bulduklarını söyledi. “Onlara sattığımız ürünlerden çok, onlardan aldığımız mallarda boykot daha önemli.” diyen Abdulkerim Kavaz, “Boykot ettiğimiz ürünleri biz kendi üretimimizle raflara koyabilmeliyiz. Bunu koyamıyorsak bu da iş adamları olarak bizim ayıbımız diyoruz. Bizim mutlaka boykot edilen ürünlerin daha kaliteli ve ekonomik olanını üretmemiz gerekiyor” dedi.
“Üyeleri arayıp, kiminle ticaret yapıyorsun deme yetkimiz yok”
İsrail ile ticaret eleştirileri yapılırken zaman zaman Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği’nin de adının geçirilerek yapılan eleştirilerin hatırlatıldığı Kavaz, “İsrail ile ticaret konusunda hassasiyet ve tepki gösterenleri ikiye ayırmak lazım. Gerçekten Filistin’de yaşananlara yüreği yanan, kederlenen ve ne yapabiliriz derdine düşen samimi insanların gayretlerini çok önemsiyoruz. Bu insanların da bizi samimiyetle eleştirmesine hep hoşgörü ile baktık ve kendimizi de sorguladık. Ama manevi değerleri ön planda tutan hassas işadamlarından oluşan bir kurumu sırf eleştiri konusu yapmak için eleştirenleri ise art niyetli olarak algıladık. Bize gelene kadar o kadar kurum varken neden Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği’ni öne çıkardılar? Bizim 14 bin üyemiz, 60 bin üye iş yerimiz var. Bizim yönetim olarak tek tek üyeleri arayıp ‘Sen ne yapıyorsun, kiminle ticaret yapıyorsun’ diye sorma gücümüz de yok, bunu yapma yetkimiz de yok. Sonuçta devletin izin verdiği bir ticaret yapılıyor, gayrimeşru değil. Dolayısıyla bu açıdan bakınca Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği’nin hedefe konmasını, seçim öncesi bu kampanyaların koro halinde dile getirilmesini iyi niyetli bulmadık. Ama iyi niyetle yapılan bütün eleştirilerin de, bu noktadaki feryatların da bizim için kıymetli olduğunu söylüyoruz” ifadelerini kullandı.
“Keşke daha önce kısıtlama adımlarını atsaydık”
Hükümetin İsrail’e ihracatta 54 kalemde aldığı kısıtlama kararına da değinen Kavaz, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye, küresel ekonominin bir parçası. Dolayısıyla atılan tüm adımları devletimiz mutlaka artısını eksisini tartarak atar. Türkiye’nin attığı bu adım 25 Mart’taki BM Genel Kurulu’nda alınan ateşkes kararının devamı Çünkü yaptırımı olan, bağlayıcılığı olan bir ateşkes kararını bir ülke dikkate almıyorsa bir sonraki adım ekonomik yaptırımdır. Türkiye de BM kararına paralel bir adım atmıştır. Doğru da yapmıştır. Biz bunu destekliyoruz. Keşke daha önce bu adımları atmış olsak. Orada 7,5-8 milyon civarında Müslüman Filistinli yaşıyor; ama işgal altındaki topraklarda, ama İsrail kimliği taşıyarak Bu insanların orada yiyecek, içecek, giyecek ve temizlik ürünleri ile ilgili Türkiye’nin malına ihtiyaçları var. Ama bu noktada demirdir, bakırdır, çeliktir, boyadır, kablodur Bunun izahlı bir tarafı yok. Biz üyelerimize, ‘Vicdanı olan, Filistin hassasiyeti olan herkes kendi vicdanını sorgulasın. Bizim açımızdan şu zamanda bu doğru bir ticaret değildir’ demiştik.”
“Kamu tasarrufları izleme komitesi kurulsun”
Son günlerde enflasyonla mücadele konusunda kamunun tasarruf politikalarına yönelik çeşitli kesimlerde tartışmalar yapılırken konuyla ilgili konuşan Kavaz, daha önce kamu tasarruflarını inceleme komisyonu önerisi getirdiklerini, bu önerilerinin bugün de geçerli olduğunu kaydetti. OVP’nin hazırlık sürecinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve ekonomi kurmayları ile çeşitli istişareler gerçekleştirdiklerini hatırlatan Kavaz, “Dolmabahçe’deki bir toplantıda, yetkililerimize ilettik. Özel sektörden, piyasalardan kemer sıkması beklenirken ve ülkemizin gerçekleriyle ilgili tasarruflu davranılması teşvik edilirken, buna kamunun da öncülük etmesi gerektiğini söyledik. Bunu yaparken de bir kamu tasarruflarını izleme komitesi gibi bir birim kurulmasını, 2 aylık, 3 aylık, 6 aylık, bir yıllık tasarruf hedeflerinin konulmasını, bu hedeflerin gerçekleşip gerçekleşmediğinin de kamuoyuna deklare edilmesini söyledik. Bu teklifimiz hala geçerli. Çünkü ilçelerde bile genel müdür yardımcıların dahi ithal lüks arabalara bindiğini vatandaşlarımız, üyelerimiz bize söylüyor. Bu durum vatandaşları rahatsız ediyor tabii. Sonuçta tasarruf politikası topyekun olacak. Bu arada Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği olarak ‘İsraf ekonomisinden kanaat ekonomisine geçiş’ isimli bir rapor da hazırlıyoruz. Haziran sonuna kadar tamamlamayı düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
“Aslolan alım gücünü artırmak”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın asgari ücrete temmuzda herhangi bir ara zammın gündemlerinde olmadığına ilişkin sözlerini de değerlendiren Kavaz, “Çalışma Bakanı’nın fikrine biz de katılıyoruz. Türkiye’de maalesef yüksek enflasyonla birlikte ticari ahlakın dozu kaçtı. Maalesef birçok şeyi bahane edip zam yapan insanlar var. Asgari ücretteki 10 puanlık bir artış enflasyona en az 1,2 puan etki ediyor. Sene başında verilen zammın da hiç fena bir zam olmadığını düşünüyoruz. Yılın ikinci yarısında enflasyonun da azalmasını gördüğümüz zaman insanların alım gücünün çok fazla erimeyeceğini düşünüyoruz. Yılın ikinci yarısındaki bir ara zam hem OVP’de hem de birçok firmanın yıllık bütçelerini etkileyecek bir olumsuzluğa sebep verebilir. Aslolan alım gücünü artırmaktır, alım gücünü korumaktır. Yoksa asgari ücrete zam yapalım her şeye yeniden zam gelsin enflasyon tekrar artsın. Bir sarmala giriyoruz maalesef. Bu noktada enflasyonu düşürmek ve alım gücünü artırmak esas olmalıdır” şeklinde konuştu.
“Fedakarlık üretim şartlarını durdurarak olmamalı”
Ekonomik görünüme ilişkin olarak da belli göstergelerin OVP hedefleriyle uyumlu şekilde gerçekleştiğine işaret eden Kavaz, şöyle devam etti:
“İş dünyasının en büyük iki sıkıntısı vardı. Biri öngörülebilirlik olmayışı, ikincisi de döviz hareketliliği. OVP ve 12. Kalkınma Planı ile 5 yıllık bir program açıklandı. Para politikası ve mali politikalar belirlendi. Bu iki husus ortadan kalkmış durumda. Bizler iş adamları olarak Türkiye’de ekonominin 2024, 2025 ve 2026’da nerelere gideceğini, enflasyonda ne olacağını ve dövizin yaklaşık nerelere geleceğini görebiliyoruz. Ekonomiyi soğutacaksak büyümeden biraz fedakarlık yapmak gerekiyor deniliyor. Bu üretim şartlarını durdurarak olmamalı. Tüketimleri azaltarak olmalı. Bizler üretmeli, istihdam sağlamalı ve ihraç etmeliyiz. Türkiye’nin cari açığının azaltılmasının çok daha doğru olacağını düşünüyoruz. Bu doğrultuda yatırım yapanları, üretim yapanları destekleyecek mekanizmalar oluşturulmalı. Alınacak önlemler kademeli ve dengeli bir şekilde yapılmalı. Seçimsiz 4 yılımız var. Bu dönemde yapısal reformlar hayata geçirilmeli. Dijital dönüşüme, verimliliğe odaklanmamız lazım.” – ERZURUM
]]>Türkiye-KKTC Ticaret Odası Forumu’nun düzenlediği “Türkiye-KKTC İkinci Ekonomi Konferansı”, Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Olgun Amcaoğlu, KKTC İstanbul Başkonsolosu Fatma Demirel, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Deniz, Türkiye-KKTC Ticaret Odası KKTC Tarafı Eş-Başkanı Omaç Cin ve iş insanlarının katılımıyla TOBB İstanbul Hizmet Binası’nda yapıldı.
Gürcan, buradaki konuşmasında, ulusal ve uluslararası tüm platformlarda vurguladıkları gibi Kıbrıs’a yaklaşımlarında ana politikalarının uluslararası toplumun Kıbrıs Türklerinin bağımsızlığını ve egemenliğini tam ve eşit bir biçimde tanıması olduğunu belirtti.
Gürcan, “Kıbrıs Türkü’nün yıllardır haksız bir şekilde maruz kaldığı adaletsizlik ortadan kaldırılmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın da her zaman belirttiği üzere her koşulda Kıbrıs Türklerinin eşit egemenliğinin ve eşit uluslararası statüsünün onaylanmasına yönelik gayretlerimizi kesintisiz olarak tüm mecralarda sürdüreceğiz.” ifadesini kullandı.
Kıbrıs Türk halkının varlığının, hürriyetinin ve geleceğinin teminat altına alınmasını, refah seviyesinin yükseltilmesini, KKTC’nin tüm kurum ve kuruluşlarıyla güçlendirilmesini öncelikli hedeflerinden biri olarak gördüklerini söyleyen Gürcan, birlikte yürütülecek çalışmalara önem verdiklerini vurguladı.
Kıbrıs mücadelesini sadece siyasi alanda değil, ekonomik alanda da sürdürdüklerini, hem siyasi hem de ekonomik alandaki kazanımları artırmak istediklerini dile getiren Gürcan, şöyle devam etti:
“Bu kapsamda Kıbrıs’ı ihtiyaç duyacağı her alanda desteklemeye devam edeceğiz. Ticaret Bakanlığı olarak Kıbrıs ile ticari ve ekonomik ilişkilerimizin genişletilmesine ve derinleştirilmesine büyük önem vermekteyiz. Ülkelerimiz arasındaki kardeşlik bağlarını ticari ve ekonomik ilişkilerimize en iyi şekilde yansıtmak istiyoruz. Maksadımız Kıbrıs’ın sosyal ekonomik kalkınmasını hızlandırmak. İş dünyalarımız, çizdiğimiz bu çerçevenin içini doldurması, talepleriyle bu çerçevenin büyütülmesi açısından mühim bir rol oynayacaklardır.”
Gürcan, ocak ayında yapılan Türkiye-KKTC Ortak Komite 12. Dönem Toplantısı’nda ticaret, gümrük, e-ticaret, ürün güvenliği, insan kaynakları, serbest bölgeler, sağlık, hukuki altyapı gibi alanlarda işbirliğine yönelik eylem planları belirlediklerini söyledi.
“Cumhuriyet’imizin 100. yılına son 14 çeyrektir aralıksız büyümeyi gerçekleştirerek girdik”
Mahmut Gürcan, 85 milyona dayanan nüfusu, coğrafi konumu ve büyük ölçekli iç pazarıyla bugün birçok uluslararası firmanın bölgesel üssü konumundaki Türkiye’nin, KKTC’nin dünyaya açılan kapısı niteliğinde olduğunu belirterek, KKTC’nin maruz kaldığı izolasyondan kaynaklı zorlukların etkilerinin azaltılması konusunda KKTC ile işbirliği içinde olduklarını ve bunu sürdüreceklerini ifade etti.
KKTC’nin uluslararası fuarlar ve çeşitli platformlarda daha etkin bir şekilde tanıtımına desteklerinin de sürdüğünü söyleyen Gürcan, “Altyapı ve üstyapı projelerinden turizm ve eğitime kadar pek çok konuda Kıbrıslı kardeşlerimizin hep yanında yer aldık, yer almaya devam edeceğiz. Türkiye ekonomisindeki gelişmelerin KKTC ekonomisine de önemli etkileri olduğunun farkındayız.” dedi.
Türkiye’nin 2020-2021 yıllarındaki Kovid-19 süreci, ardından Rusya-Ukrayna Savaşı ve ekonomik olarak bunların getirmiş olduğu zorluklara rağmen Cumhuriyet’in 100. yılına son 14 çeyrektir aralıksız büyümeyle girdiğini belirten Gürcan, “Büyüme ivmemizi sürdürüyoruz. 2023’te Kahramanmaraş merkezli büyük bir deprem yaşadık, 11 ilimizde çok büyük yıkımlar oldu. Buna rağmen 2023’te yüzde 4,5’lik büyüme gerçekleştirdik. Yine 2002 yılında 36,1 milyar dolar olan ihracatımızı 2023’te 7 kattan fazla büyüterek 255,8 milyar dolar yaptık. Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en yüksek ihracat rakamıydı. Bu rakamlarımızı daha da geliştirerek 2024’te de yeni hedeflerimize ulaşmayı arzuluyoruz.” diye konuştu.
“Firmalarımızı KKTC’nin gelişmekte olan yatırım ortamından daha aktif yararlanmaya davet ediyoruz”
Ticaret Bakan Yardımcısı Gürcan, “KKTC ile 2023 yılında 2,5 milyar dolarlık ticaret hacmi gerçekleştirdik. 2,5 milyar dolar olan ticaret hacmimizi önümüzdeki yıllarda artırmanın yanında KKTC’nin bu ticaretten aldığı payı genişletmek de asıl amaçlarımızdan birisi.” dedi.
Türkiye’nin KKTC’deki 360 milyon dolarlık yatırımını yeterli bulmadıklarını dile getiren Gürcan, yatırımları genişletmek, daha da yukarıya taşımak için çalışmaların sürdüğünü ifade etti.
Firmaları KKTC’nin gelişmekte olan yatırım ortamından daha aktif şekilde yararlanmaya davet eden Gürcan, şunları söyledi:
“Müteahhitlerimiz KKTC’de 1,4 milyar dolar değerinde 114 projeyi üstlenmiş durumdalar. Hangi ülkede olursa olsun üstlendikleri her projeyi en hızlı ve en kaliteli şekilde tamamlayan Türk müteahhitleri dünyada bir marka haline gelmiştir. Müteahhitlerimiz KKTC’nin alt ve üstyapısının geliştirilmesine katkı sağlama çalışmalarını devam ettiriyorlar. Ticaret Bakanlığı olarak Türkiye ve KKTC ilişkilerinin geliştirilmesi için elimizden gelen her şeyi yönetim anlayışımıza uygun olarak tüm paydaşlarla istişare halinde yapıyoruz. Ticaret Bakanlığında hem bakanımızın hem bakan yardımcılarımızın kapılarının her zaman olduğu gibi hem Türk iş adamlarımıza hem KKTC’den gelecek tüm iş adamlarımıza açık olmaya, onlarla her türlü istişareyi ve onlara her türlü yardımı yapacağımızı taahhüt ediyoruz. Ortak gayretlerimizin neticesinde ikili ilişkilerimizin tüm alanlarda gelişeceğine inancımız tamdır.”
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da her zaman Kıbrıs Türklerinin haklı mücadelesinde yanlarında olduklarını ve olmaya devam edeceklerini belirtti.
KKTC ekonomisinin kendi ayakları üzerinde durabilmesi gerektiğini dile getiren Hisarcıklıoğlu, “Bunun için güçlü bir özel sektörün varlığı da çok önemlidir. Zira özel sektör güçlü olursa, iktisadi kalkınma süreci de kuvvetli olur. Özel sektörün geliştirilebilmesi için Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile uzun süreden beri birlikte çalışıyoruz. Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasındaki ekonomi ve ticari ilişkilerin gelişmesi için ortak hareket ediyoruz.” diye konuştu.
“Türkiye-KKTC Ticaret Odası Forumu” ile gerek ikili ticaret gerekse yatırım ilişkilerinin geliştirilmesine odaklandıklarını belirten Hisarcıklıoğlu, yatırım ortamının iyileştirilmesi konusunda da birlikte çalıştıklarını ifade etti.
Hisarcıklıoğlu, KKTC’nin dünyayla bütünleşme çabalarına da destek olduklarını, bu kapsamda Milletlerarası Ticaret Odası, İslam Odası, EUROCHAMBRES ve Türk Ticaret ve Sanayi Odasında, Kıbrıs Türk iş dünyasının layıkıyla temsili için girişimler yaptıklarını anlattı.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası bünyesinde kurulan İhracat Destek Ofisi’nin de Kuzey Kıbrıs ihracatının gelişmesine katkı sağlayacağına inandıklarını belirten Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:
“Bizler bundan sonra da Kıbrıs iş dünyasıyla birlikte çalışarak Kuzey Kıbrıs ekonomisinin gelişmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz. Hükümetlerimiz arasında devam eden gümrük altyapısının geliştirilmesi, AB mevzuatı ile uyumlu bir ürün güvenliği sisteminin oluşturulması, fuar katılımlarının desteklenmesi gibi işbirliği alanlarının da genişletilmesini istiyoruz. İş dünyası olarak bu çalışmalara katkı vermeye devam edeceğiz. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz’ın son KKTC ziyaretinde de vurguladığı gibi Güzelyurt civarında bir soğuk hava deposu yatırımı için TOBB olarak çalışma yapıyoruz.”
]]>Avdagiç, İTO’nun nisan ayı meclis toplantısındaki konuşmasında, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri sonrası gerek ekonomi yönetiminin gerekse de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı açıklamaları önemli bulduklarını ifade etti.
Enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgusunun hem iç hem de dış piyasalar açısından hedefli mesajlar olduğunu kaydeden Avdagiç, “Bu mesajlar amacına ulaştı. Orta Vadeli Program’ın hedeflerine bağlılık ve yapısal reformlara vurgu da piyasaların güvenini pekiştirmesi açısından önemli bir işlev gördü.” değerlendirmesinde bulundu.
Avdagiç, 31 Mart seçimlerinin ardından siyasetin önünü gördüğüne dikkati çekerek, “Özel sektör de bundan sonraki dönem için en az siyaset kadar önünü görmek istiyor. Çünkü önünü göremeyen adımını atamaz. Aynı şekilde pusulası olmayan da açık denize yelken açamaz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye ekonomisinde özel sektör için de yeni bir süreç başladığını anlatan Avdagiç, “Belediye seçimlerini geride bıraktık ve seçim sonrası, dış dünyada yakından takip ettiğimiz gelişmeler dışında, tüm eforumuzu ve dikkatimizi ekonomiye vermiş durumdayız. En azından biz iş dünyası olarak bunu arzuluyoruz. Üçüncü çeyrekle birlikte enflasyondaki yavaşlamanın belirginleşmeye başlayacağını tahmin ediyoruz. Dış ticaret açığındaki daralma mart ayında da devam etti.” diye konuştu.
Osmanlı dönemi devlet adamı ve tarihçi Ahmet Cevdet Paşa’nın bir sözüne atıfta bulunan Avdagiç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ahmet Cevdet Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun sanayileşmede niçin başarılı olamadığını analiz ederken der ki ‘Bir ıslahat düşüncesinin, bir sanayileşme hamlesinin başarılı olabilmesi için üç unsur gereklidir; ilim, irade ve kudret. Yani ne yapılacağını bilmek, onu yapma kararlılığını göstermek ve onu yapabilme gücüne sahip olmak. Bu üç unsur bir iktidarda ya da bir yöneticide toplandığında, o kişi ıslahatı başarıyla yapar, eğer biri eksik kalırsa o iş aksar’ diyor.
Türkiye o devirden bu devire, bu üç unsuru bir araya getirmekte hep güçlük çekti. Şimdi bu üç unsura sahibiz, o yüzden Türkiye ekonomisi için güzel bir başlangıç daha olacağına inanıyoruz. Çünkü gerek kamu, gerek özel sektör ve gerekse millet olarak ne yapacağımızı biliyoruz. Bunu yapmayı istiyoruz ve bunu yapacak güce sahibiz. Ekonomik programı bu bilinç ve kararlılıkla hükümetin uygulamasını istiyoruz.”
“Tüm toplumdan fedakarlık isterken, kamu birimlerinin bunun dışında kalması düşünülemez”
İTO Başkanı Avdagiç, kamunun harcama tasarrufuna dikkati çekerek, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bütçe disiplininden taviz verilmeyeceği, kamunun tasarruf yapacağı ve ek bütçe kullandırılmayacağı açıklamasını önemsediklerini dile getirdi.
Tüm toplumdan fedakarlık isterken, kamu birimlerinin bunun dışında kalmasının düşünülemeyeceğini vurgulayan Avdagiç, “Eminim ki kısa zaman içinde Türkiye, bu fedakarlıklarının karşılığını alacak, refahı tüm ülkeye yayacaktır.” ifadesini kullandı.
Avdagiç, konuşmasında İsrail’in Gazze katliamıyla başlattığı sorunun giderek büyüdüğünü belirterek, “Maalesef ki İsrail’in vahşeti, insanlığın vicdanını artık kanatmıyor, deyim yerindeyse yok ediyor.” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin bu aşamada çok ciddi bir karar alarak bazı malların İsrail’e satışına kısıtlama getirdiğini hatırlatan Avdagiç, şu değerlendirmelerini paylaştı:
“İTO olarak, 6 aydır İsrail’in Gazze’deki insanlık dışı katliamını ve Filistinli masum insanlar ile çocukları açlığa mahkum etmesini sonlandırma çabalarının karşılıksız kalması üzerine Türkiye’nin İsrail’e karşı yürürlüğe koyduğu ihracat kısıtlamasını önemli bir adım olarak görüyor ve destekliyoruz. Biz insanlığın öldüğü yerde ticaretin yaşamasının mümkün olamayacağına inanıyoruz. Türkiye’nin bu tavrının kalıcı ateşkes ve kesintisiz insani yardım için tüm ülkelerin ortak hareketine vesile olmasını diliyoruz.”
]]>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Oda’nın Nisan ayı Meclis toplantısında iş dünyasının gündemindeki konuları değerlendirdi. 31 Mart mahalli seçimleri sonrası gerek ekonomi yönetiminin gerekse de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı açıklamaları önemli bulduklarını belirten Avdagiç, “Enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgusu, hem iç hem de dış piyasalar açısından hedefli mesajlardı ve bu mesajlar amacına ulaştı. Orta Vadeli Program’ın hedeflerine bağlılık ve yapısal reformlara vurgu da piyasaların güvenini pekiştirmesi açısından önemli bir işlev gördü” yorumunda bulundu.
31 Mart seçimlerinin ardından siyasetin önünü gördüğünü belirten Avdagiç, “Özel sektör de bundan sonraki dönem için en az siyaset kadar önünü görmek istiyor. Çünkü önünü göremeyen adımını atamaz. Aynı şekilde pusulası olmayan da açık denize yelken açamaz” ifadelerini kullandı.
Türkiye ekonomisinde özel sektör için de yeni bir süreç başladığını kaydeden Avdagiç, şöyle devam etti: “Belediye seçimlerini geride bıraktık ve seçim sonrası, dış dünyada yakından takip ettiğimiz gelişmeler dışında, tüm eforumuzu ve dikkatimizi ekonomiye vermiş durumdayız. En azından biz iş dünyası olarak bunu arzuluyoruz. Üçüncü çeyrekle birlikte enflasyondaki yavaşlamanın belirginleşmeye başlayacağını tahmin ediyoruz. Dış ticaret açığındaki daralma Mart ayında da devam etti.”
“Hükümetin Ekonomik Programı kararlılıkla uygulamasını istiyoruz”
Osmanlı dönemi devlet adamı ve tarihçi Ahmet Cevdet Paşa’nın bir sözüne atıfta bulunan Avdagiç, “Ahmet Cevdet Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun sanayileşmede niçin başarılı olamadığını analiz ederken, der ki, ‘bir ıslahat düşüncesinin, bir sanayileşme hamlesinin başarılı olabilmesi için üç unsur gereklidir: ‘İlim, irade ve kudret’ Yani ne yapılacağını bilmek, onu yapma kararlılığını göstermek ve onu yapabilme gücüne sahip olmak… Bu üç unsur bir iktidarda ya da bir yöneticide toplandığında, o kişi ıslahatı başarıyla yapar; eğer biri eksik kalırsa o iş aksar, diyor Cevdet Paşa. Türkiye o devirden bu devire, bu üç unsuru bir araya getirmekte hep güçlük çekti. Şimdi bu üç unsura sahibiz, o yüzden Türkiye ekonomisi için güzel bir başlangıç daha olacağına inanıyoruz. Çünkü gerek kamu, gerek özel sektör ve gerekse millet olarak ne yapacağımızı biliyoruz. Bunu yapmayı istiyoruz ve bunu yapacak güce sahibiz. Ekonomik Programı bu bilinç ve kararlılıkla hükümetin uygulamasını istiyoruz.”
“Tüm toplumdan fedakarlık isterken, kamu birimlerinin bunun dışında kalması düşünülemez”
İTO Başkanı Şekib Avdagiç, kamunun harcama tasarrufuna dikkati çekerek, “Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bütçe disiplininden taviz verilmeyeceği, kamunun tasarruf yapacağı ve ek bütçe kullandırılmayacağı açıklamasını önemsiyoruz. Tüm toplumdan fedakarlık isterken, kamu birimlerinin bunun dışında kalması düşünülemez. Eminim ki, kısa zaman içinde Türkiye, bu fedakarlıklarının karşılığını alacak, refahı tüm ülkeye yayacaktır” dedi.
Avdagiç, Meclis konuşmasında İsrail’in Gazze katliamıyla başlattığı sorunun giderek büyüdüğünü kaydetti. Şekib Avdagiç, “Maalesef ki, İsrail’in vahşeti, insanlığın vicdanını artık kanatmıyor, deyim yerindeyse yok ediyor” dedi.
Türkiye’nin bu aşamada çok ciddi bir karar alarak bazı malların İsrail’e satışına kısıtlama getirdiğini hatırlatan Şekib Avdagiç, “İTO olarak 6 aydır İsrail’in Gazze’deki insanlık dışı katliamını ve Filistinli masum insanlar ile çocukları açlığa mahküm etmesini sonlandırma çabalarının karşılıksız kalması üzerine Türkiye’nin İsrail’e karşı yürürlüğe koyduğu ihracat kısıtlamasını önemli bir adım olarak görüyor ve destekliyoruz. Biz insanlığın öldüğü yerde ticaretin yaşamasının mümkün olamayacağına inanıyoruz. Türkiye’nin bu tavrının kalıcı ateşkes ve kesintisiz insani yardım için tüm ülkelerin ortak hareketine vesile olmasını diliyoruz” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Toplantının açılışında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ekonomi demek, her şey demektir, yaşamak için, mutlu olmak için, insan varlığı için ne lazımsa onların hepsi demektir. Ziraat demektir, ticaret demektir, çalışma demektir, her şey demektir.” sözlerini hatırlatan ve ekonomi olgusunun her türlü gelişmeden etkileneceğini vurgulayan GTO Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, “Piyasalarda yaşanan dalgalanmalar, ticaret savaşları, doğal afetler, salgınlar, siyasi belirsizlikler ve jeopolitik gelişmeler ekonomiyi etkiliyor. Daha geçtiğimiz hafta sonu yaşanan İran-İsrail gerginliğini düşünün. Geniş çaplı bir bölgesel çatışma endişesi ile yatırımcıların risk iştahı düştü, varlık fiyatlarında oynaklık arttı. İsrail’in karşılık verebilme durumu hala küresel piyasalarda tedirginlik oluşturuyor. Kısaca vurgulamak istediğim nokta ekonominin her şeyden etkileneceği ve kelebek etkisinin varlığı” dedi.
“Şu an dev dalgalarla savaşıyoruz”
Konuşmasında çarpıcı bir ifade kullanan ve küresel sistemin her parçası birbiri içine geçmiş bir zincir gibi çalıştıkça herkesin aynı gemide olacağını belirten Yıldırım, iş insanları olarak bu ortak geminin kürek takımı olduklarını ve şu an dev dalgalarla savaştıklarını söyleyerek, “İçinde bulunduğumuz süreç bu dalgaların bizi alabora etmesini önlemek adına bir fırsat. 4 yıllık seçimsiz dönemi çok iyi değerlendirip enflasyonla mücadelede başarılı olmak zorundayız. Bu noktada ekonomi yönetiminin verdiği ‘ekonomideki yol haritasına sıkı sıkıya bağlıyız’ mesajı değerlidir. Ancak bu geminin yürümesi için kürek takımının içinde bulunduğu durum göz ardı edilmemeli” şeklinde konuştu.
“Daha fazla girdi maliyeti daha fazla maliyet enflasyonuna sebep olur”
Girdi maliyetlerindeki yüksekliğin maliyet enflasyonu oluşturduğuna dikkat çeken Yıldırım mevcut konjonktürde iş dünyasının durumunu şöyle değerlendirdi: “Yükselen reel ücretler işgücü maliyetlerini artırdı. Artan faizler de erişimi zaten zor olan finansmanın maliyetlerinde çok ciddi artışlara sebep oldu. Tüm bunların yanında enerji fiyatlarına zam gelme ihtimali da sanayi kesiminde tedirginlik oluşturuyor. Yüksek girdi maliyetleri altındaki üretimimiz böylesi bir maliyeti kaldıramaz. Maliyet enflasyonunun artmasına sebep olur.”
“Eksik değerlenen kur rekabet gücümüzü zayıflatıyor”
Enflasyonun altında değerlenen kurun döviz gelirini olumsuz etkilediğini söyleyen Yıldırım, “Kurdaki artışların da genel olarak enflasyonun altında kalması şu dönemde en çok ihtiyacımız olan ihracat gelirini zora sokmakta. Enflasyonun altında eksik değerlenen döviz hem enflasyonu olumsuz etkiliyor hem de küresel rekabet gücümüzü zayıflatıyor. Ekonomimizin döviz ihtiyacını karşılayabilmek için eksik değerlenen değil, gerçekçi değerlenen bir döviz kuruna ihtiyacımız var” dedi.
“Gaziantep yürürse Türkiye yürür”
TSKB Genel Müdürü Murat Bilgiç ise Gaziantep’in kendilerini her zaman heyecanlandıran en güçlü illerden biri olduğunu belirterek, “Gaziantep’in yatırım iştahı her zaman fazladır. Diğer illere göre çok daha fazla yatırım odaklısınız. Çok çevik bir iş dünyası var. Gaziantepli adını duymadığım, haritada yerini gösteremeyeceğim ülkelere mal satıyor. Bu büyük bir esneklik Borcuna sadık, kaynağı hep işinde kullanan bir şehir Türkiye yürürse Gaziantep hep ondan önde yürüyor. Durursa daha hızlı toparlanıyor” ifadelerini kullandı.
“Deprem yılı tek bir yıl değildir”
TSKB’nin deprem bölgesinin toparlanmasına katkı sunmak için bir rapor hazırladığını belirten Bilgiç, ” Depremin ardından bölge için bir rapor hazırlayarak paydaşlarımızla paylaştık. Ama biz “deprem yılı tek bir yıl değildir” diyoruz ve bölgeyi değerlendirmeye devam ediyoruz. Bölgenin rekabet noktalarını güçlendirecek bir tavsiye raporu hazırlıyoruz. Deprem sonrasında gerçekleştirdiğimiz bu ikinci ziyaretle de bölge kalkınmasına katkı sağlamak adına neler yapabiliriz konuşmak, hazırlayacağımız raporla buna yön vermek ve tüm yönetim kadromuzla birlikte sizlerin bankacılık sektöründen beklentilerini dinlemek istedik. Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi olduğumuz için de burada sizlerden gelen talepleri oraya da taşıyacağız” ifadelerine yer verdi.
Toplantının devamında TSKB Baş Ekonomisti Dr. Burcu Ünüvar dünya ve Türkiye ekonomisini piyasa ve kalkınma perspektifinden değerlendiren bir sunum yaparken, TSKB Ekonomik Araştırmalar Müdürü Dr. Feridun Tur ise deprem bölgesi ekonomisi değerlendirerek toparlanmaya yönelik tavsiyelerde bulundu.
Toplantı, sunumların ardından soru-cevap bölümüyle sona erdi. – GAZİANTEP
]]>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, kur korumalı mevduatların (KKM) da etkisiyle 2023 yılı için 818 milyar 182 milyon lira zarar açıkladı. Hacettepe Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Han Gür, “Kur Korumalı Mevduat’ın Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açtı” değerlendirmesi yaparken, ekonomi yazarı Uğur Gürses, “Zararın bir şekilde karşılanması lazım. Normal koşullarda Hazine’nin bu zararı kapatması lazım. Geçmişte böyle örnekleri var. Buna benzer bir adımın olması gerekir” dedi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 31 Aralık 2023’te sona eren 92. hesap dönemine ilişkin bilançosu, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.
Buna göre, 2023 sonu itibarıyla TCMB’nin aktif toplamı 6 trilyon 923 milyar 835,9 milyon lira, bu dönemde altın mevcudu 1 trilyon 417 milyar 869,8 milyon lira oldu.Geçen yıl sonu itibarıyla TCMB’nin ihtiyat akçesi tutarı 9 milyar 664,2 milyon lira olarak belirlendi. Bu sonuçlarla Bankanın 2023 yılındaki dönem zararı 818 milyar 182,9 milyon lira oldu.
“ÖYLE GÖZÜKÜYOR Kİ ENFLASYONUN DÜŞÜRÜLMESİ İÇİN YÜK YİNE DAR GELİRLİYE VE EMEKÇİYE ÇIKACAK”
Merkez Bankası’nın bilançosunu ANKA Haber Ajansına değerlendiren Hacettepe Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Han Gür, “Kur Korumalı Mevduat’ın Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açtı” ifadelerini kullandı.
Merkez Bankası’nın açıkladığı zararın seçim sonrasına bırakıldığına dikkati çeken Gür, şunları kaydetti:
“Kur Korumalı Mevduat maalesef Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açmıştır. Bazen ekonomiler bu tür hesapları açabilir ancak zararın veya kur farkının özel finans kuruluşları yerine devlete, Hazineye veya Merkez Bankası’na ödetilmesi oldukça ilginç ve hatalı bir karardır. Bütün bunların yapılmasının tek bir nedeni vardır, o da faizlerin baş aşağı düşürülmesinden kaynaklanmaktadır. Mevduat sahipleri dövize yönelmiş ve Türk parasından kaçış başlamıştır. Bunu tersine çevirmek isteyen hükümet ise aldığı yanlış kararı düzeltmek yerine böyle bir mevduat türü icat etmiş zararı da maalesef devlete yazdırmıştır. Aslında ‘faiz sebep enflasyon sonuç’ diyerek ortaya atılan, kuramsal hiçbir bazı olmayan, yanlış teşhis ile başlatılan servet transfer mekanizması Türkiye ekonomisinin allak bullak olmasının temel nedenidir. Öyle gözüküyor ki enflasyonun düşürülmesi için yük yine dar gelirli maaşlıya ve emekçiye çıkacaktır. Zararın bu derece büyük olması zaten çok belliydi çünkü zamanında seçimden önce açıklanması gereken Merkez Bankası bilanço zararı bugüne ertelendi.”
“GERÇEKLEŞMEMİŞ ZARAR DA HALININ ALTINDA DURUYOR”
Ekonomi yazarı Uğur Gürses ise Merkez Bankasının açıkladığı zararın 2021 sonunda çıkarılan KKM uygulamasının sonucu olduğunu belirtti. Gürses, “Politik hatalarını örtmek için çıkarmışlardı, bunun devasa zararı oluştu. Ne olacak zarardan, Merkez Bankası para basar öder’ denebilir, öyle de yapılıyor. Merkez Bankası, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip ve özel sermayenin de katıldığı bir anonim ortaklık. Zararın bir şekilde karşılanması lazım. Normal koşullarda Hazine’nin bu zararı kapatması lazım. Geçmişte böyle örnekleri var. Buna benzer bir adımın olması gerekir. Merkez Bankası’nın gerçekleşmemiş zararı da var. Halının altında duruyor. O da her an gerçekleşebilir.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Kalaycı, partisinin Konya il başkanlığı binasında düzenlenen bayramlaşma programında, bayramların milletin birlik ve beraberliğine büyük katkı sağladığına dikkati çekti.
31 Mart’ta gerçekleştirilen yerel seçimleri değerlendiren Kalaycı, ” Türkiye, tüm dünyaya örnek bir demokratik süreç göstermiştir. 31 Mart seçimlerinin kazananı demokrasimizdir, Türkiye’dir, Türk milletidir. Henüz kesinleşmeyen sonuçları hepimiz biliyor, yakından takip ediyoruz. Seçim sonuçlarına baktığımız zaman, seçim öncesi yapılan algı operasyonlarının, seçim sonuçları üzerinden de devam ettirildiğini görüyoruz.” ifadesini kullandı.
Kalaycı, kesin olmayan sonuçlara göre yaptığı değerlendirmede, AK Parti ve MHP’nin ülke genelinde aldığı yüksek oy oranlarının görülebileceğini belirterek, “Ülkemizde 1393 yerde belediye seçimi yapıldı. Bu belediyelerden 537’sini AK Parti kazandı, 412’sini CHP, 220’sini Milliyetçi Hareket Partisi kazandı. Daha sonrakilere baktığımız zaman, DEM’in, Yeniden Refah’ın çok aşağılarda olduğunu görüyoruz. Birisi 78, birisi 64 belediye kazanmış.” diye konuştu.
“Ekonomik sorunların bu seçimlere damgasını vurduğunu görüyoruz”
İl genel meclisi oylarında da AK Parti’nin birinci, CHP’nin ikinci, MHP’nin üçüncü sırada geldiğini aktaran Kalaycı, şunları kaydetti:
“Evet özellikle büyükşehirlerde ve büyükşehirlere bağlı ilçelerde beklediğimiz sonuçları alamadık ama ülke geneline baktığımız zaman hem il genel meclisi üyeliği seçimlerinde hem de kazanılan belediye başkanlığı sayısı bakımından önemli sayıda belediyeyi aldığımız görülüyor. Özellikle ekonomik sorunların bu seçimlere damgasını vurduğunu görüyoruz. Türk milleti ekonomik ve sosyal sorunlarını paylaşmış, artan fiyatlardan, hayat pahalılığından şikayetçi olmuş, başta emeklilerimiz olmak üzere beklentilerini alamayan vatandaşlarımız bir anlamda 31 Mart’ta siyasal tepkilerini ortaya koymuştur.
Allah’a şükür ekonomi üzerinde bir program uygulanıyor, başarıyla devam ettiriliyor. Ancak geçtiğimiz süreç içerisinde emeklilerimize, çalışanlarımıza, esnafımıza, çiftçimize gereken destekler verilmesine, her defasında maaş artışları ve önemli oranda artışlar yapılmasına rağmen biliyorsunuz enflasyon devam ettiği için verilen artışlar kısa süre içerisinde erimiş, insanımızı, özellikle dar ve sabit gelirli insanımızı geçim sıkıntısına sokmuştur. Bu da tabii ki sandıklara yansımıştır. Enflasyonu düşürme, fiyat istikrarı sağlama konusunda ekonomi programımız uygulanıyor ki bu programdan taviz de verilmedi; yani ‘seçim var’ diye popülist bir karar da alınmadı. İnşallah temmuz ayından itibaren dezenflasyon sürecine giriyoruz ve enflasyonda her ay önemli oranda düşüşlerin başlayacağı bir dönemi önümüzdeki süreçte inşallah hep beraber göreceğiz.”
MHP Konya İl Başkanı Remzi Karaarslan da partililerin bayramını kutlayarak, 31 Mart seçimlerine ilişkin, “Yüce milletimizin, Konyalı hemşehrilerimizin vermiş olduğu karara saygı duyuyoruz. İnşallah 31 Mart’tan sonra, 1 Nisan’dan itibaren daha çok Cumhur İttifakı olarak Konya’da birlik ve beraberliğimizi sağlayarak, birbirimize daha sıkı sarılarak sahadaki çalışmalarımıza devam edeceğiz.” dedi.
Programda MHP Konya Milletvekili Konur Alp Koçak, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ve AK Parti Konya İl Başkanı Hasan Angı da konuşma yaparak bayram için kutlama mesajlarını iletti.
]]>İstanbul’da yurttaşlar Ramazan Bayramı’nda da ekonomik sıkıntılardan şikayet etti. Bir emekli, “İki tane oğlumu üniversitede okuttum, bir tanesi liseye kadar okudu. Şu anda birisi Amerika’da. Şimdi bu emekli maaşıyla iki kişi kaldık, geçinemiyoruz. Masrafım da yok benim. Eskiden öğrenci okuttuğum halde birikim yapabiliyordum, ev, araba alabiliyordum. Şimdi yapamıyorsun. İki tane kız torunum var. Mesela onları giydiremedim. Bunun üzüntüsünü yaşıyorum” dedi.
Ramazan Bayramı, ilk gününde İstanbul’da sakin devam ediyor. ANKA Haber Ajansı, şehirdeki trafiği görüntüledi. Kentin en merkezi yerlerinden biri olan Mecidiyeköy’de de yurttaşlar, bayram duygularını ve yaşadıkları ekonomik sıkıntıları anlattı.
Bir emekli, “Eskide bayramlar, örf ve adetlere göre daha güzel oluyordu” diyerek geçim sıkıntısına vurgu yaptı. Asgari ücretin altında maaş aldığını belirten yurttaş, şunları söyledi:
“İki oğlumu üniversitede okuttum, bir tanesi liseye kadar okudu. Şu anda birisi Amerika’da. Şimdi bu emekli maaşıyla iki kişi kaldık, geçinemiyoruz. Bir oğlum kirada zaten, elimden geldiği kadar ona yardımcı oluyorum. Geçim zor. Üç tane erkek çocuk okuttum, evlendirdim onları da. Şimdi yapamıyorum onu. Tek emekliliğim var, iki kişiye yetmiyor. Masrafım da yok benim. Eskiden öğrenci okuttuğum halde birikim yapabiliyordum, ev, araba alabiliyordum. Şimdi yapamıyorsun. Bayram alışverişi de yapmadım. 1-2 kilo tatlı aldık. Onu da mecbur alacaksın. İki tane kız torunum var. Mesela onları giydiremedim. Bunun üzüntüsünü yaşıyorum. Böyle durum. Ülkemiz güzel. Türkiye’de çok yabancı var. Gençlerimiz Türkiye’de kalmak istemiyor. Şartlar çok zor. Bugün 18 bin lira kırsal bölgede kira olursa, bu insan 17 bin lira asgari ücret alırsa nasıl verecek, nasıl geçinecek, ne alıp ne yiyecek? Emekli ne yapsın? Eskiden fabrikalar vardı. İnsanlar çalışıyordu, mutluydu, para birikimi yapabiliyordu, ev alabiliyordu. Şimdi mümkün değil. Ortanca oğlum 16 bin lira kira veriyor. Aldığı para belli. İnşallah düzelir. Türkiye güzel bir ülke. Bizim bizden başka dostumuz yoktur.”
“EMEKLİNİN MAAŞINDAN KISMAYLA OLMAZ”
Emekli olduğunu ve çalıştığını söyleyen başka bir yurttaş da ekonomik krizden herkes gibi etkilendiğini belirtti. Yurttaş, sorunlarını şöyle anlattı:
“Büyükşehirlerde daha çok hissediliyor, bilhassa emekliler. 10 bin lira emekli maaşı alıyoruz maalesef. Ülke şartları çok kötü. Biz çalışıyoruz da çalışamayan yaşlı emeklilerimiz var. Onların durumunu göz önünde bulundurursak şu anda durumlar içler acısı. Ev kendimin. Bir de kira ödeyenleri düşünün, Allah yardımcıları olsun. Çok zor. Şu anda ekonomi bitik durumda. Bakıyorum, kimsenin yüzü gülmüyor artık. Eski neşe, eski sevinçler yok, o bayram heyecanları yok. Ekonominin bundan sonra düzeleceğine inanmıyorum. 2009’dan sonra her gün daha kötüye gitti. Kim gelse düzeltemez artık bu saatten sonra. Biraz başımızdakiler kendi keyiflerinden kısarlarsa düzeleceğine inanıyorum. Emeklinin maaşından kısmayla bu iş olmaz. Bugünkü şartlarda 10 bin liranın hiçbir değeri kalmadı. Sadece mutfak masrafına yetmiyor o. Allah herkesin yardımcısı olsun.”
AZERBAYCAN’DAN GELEN AKADEMİSYEN: TÜRKİYE’DE İŞ OLANAĞI ÇOK AZ
Akademisyen Elvin Abdurahmanlı ise öğrencilerin yaşadığı sıkıntılara dikkati çekti. Bayram dolayısıyla Azerbaycan’a gidemediğini söyleyen Abdurahmanlı, şöyle konuştu:
“Burada kalmayı düşündük. Bayramın çok sönük olduğunu görüyorum. Son yıllarda pandeminin de verdiği o etkiyle bayramın daha da ailelerden uzak olduğun hissediyorum. Çoğu gencimiz gitse bile yarısı burada. Hem masraf hem de ekonomik krizler maalesef vurdu Türkiye’yi. Dünyayı vurdu aslında. Uzak mesafelerde olan öğrencilerimiz kendi biletlerini karşılamakta zorluk yaşıyorlar. Türk dünyasından gelen öğrencilerin sorunları çok. Staj alma sorunları var. Türkiye’nin kendi öğrencilerine baktığımız zaman onların sorunları da iş olanağı çok az. Mesela tıp fakültesi açılırsa iş olanağına göre kontenjan açılmasını öneririm. Herkesin bir yerlere atanmakta zorluk yaşadığını görüyorum Türkiye’de. Kaç bin öğretmen bekliyor açıkta… Bu gibi sorunlar için devlet planlamasının 5 yıl değil de 10-15 yıllık yapılması gerekiyor.”
]]>31 Mart yerel seçimler sonrası ekonomi ile ilgili Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu değerlendirmelerde bulundu. Piyasaların oldukça durgun olduğunu ve döviz kurunda herhangi bir sıçramanın olmadığını söyleyen Kozanoğlu, “Bunun sebebi Cumhurbaşkanı’nın balkonda Orta Vadeli Program ve 12. Kalkınma Planı’na referansla, Mehmet Şimşek’in uyguladığı kemer sıkma programının devam edeceğini söylemesi olabilir. Başta bankalar gibi büyük oyuncuların bu senaryoyu onayladı. Bilindiği gibi dezenflasyon programının ana halkası, yabancı sermaye girişlerinin hızlanması, böylelikle liranın değer kaybının enflasyonun altında kalmasıdır. Türkiye’de faizlerin yüksek düzeyi önümüzdeki dönemde para girişlerini getirebilir. Seçim öncesi 100 avro, 150 dolar gibi mütevazı alımlarla döviz büfelerine koşan küçük yatırımcılar ise beklenen sıçrama gerçekleşmeyince bayram öncesi satışa dahi geçebilirler” dedi.
“Yüzde 63’lük ticari kredi faizi, ani bir durgunluğun habercisi”
Seçim sonrası ekonomi görünümünü değerlendiren Kozanoğlu, Mart enflasyonunun yüksek gelmesi, üç aylık enflasyonun 15’e dayanmasının ekonomide işleri güçleştirdiğini dile getirdi. O nedenle beklenen sıkılaştırma adımlarının biraz ertelense de önümüzdeki aylarda atılacağını belirterek, “Zaten ticari ve bireysel kredilerde aylık artış hızının yüzde 2’ye çekilmesi, zorunlu karşılıklara blokaj konulması, nakit çekim aylık faizinin yüzde 5’e yükseltilmesi ekonomiyi soğutmaya yeterliydi. 22 Mart haftası ihtiyaç kredisi faizinin yüzde 82’ye, ticari kredi faizinin yüzde 63’e çıkması ekonomide ani bir durgunluğun habercisi” dedi. Döviz kurunu tutmanın çarkların birden durması tehlikesi oluşturduğunu dile getiren Kozanoğlu, bunun da manşet işsizliğin sonbahara doğru yüzde 14-15’e, atıl işgücü oranının ise yüzde 35’e tırmanma ihtimalini güçlendirdiğini anlattı.
“Ekonomi yönetiminin önünde iki zorlu karar var”
Son olarak kemer sıkma programında ısrarlı ekonomi yönetimini iki zor karar beklediğini söyleyen Kozanoğlu, “Birincisi, sermaye kesimine ilişkin. Sıkı para politikası KOBİ’leri de çok olumsuz etkileyecektir. Krediye ulaşmanın zorluğu yanında, soğuyan ekonomiyle birlikte ciroların düşmesi de derin sorunlara yol açacak. Buna karşın piyasada ‘doğru yoldayız, tavizsiz istikrar programını uygulayalım’ söylemini sürdürecek” dedi. İkinci zor kararın ise geniş emekçi kesime ilişkin olduğunu dile getiren Kozanoğlu sözlerini şöyle tamamladı: “Temmuz ayında emeklilere ve kamu çalışanlarına yönelik maaş ayarlamaları bir süreliğine tepkileri azaltabilir. Ancak asıl düğüm noktası asgari ücret. Özel sektörde özellikle perakende, gıda, inşaat, mobilya, tekstil gibi işkollarında çalışanların yüzde 70-80’i asgari ücretli. Asgari ücrete Temmuz’da yeterli bir zam yapılmaması halinde toplumsal tepkiler şiddetlenir. Böyle bir ayarlamanın yapılması ise istikrar programını zedeler.” – İSTANBUL
]]>31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin ardından İzmir’de iş dünyası, seçimlere ilişkin birtakım açıklamalarda bulundu. Sonuçların ülkeye ve millete hayırlı olmasını dileyen Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD) Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, oylama sürecinin medeni şartlarda gerçekleşmesinin demokrasi vurgusu açısından önemli olduğunu kaydetti. Göreve gelen belediye başkanlarını kutlayan Yelkenbiçer, üst üste seçim sürecinden geçen Türkiye’nin artık ekonomiye yönlenmesinin önemine vurgu yaptı. Yelkenbiçer şunları kaydetti:
“Ülkemiz geleceğine sahip çıkarak, seçmen sandık başına giderek oyunu medeni bir şekilde kullanmıştır. Şimdi ise ekonomi ve üretim için çalışma zamanıdır. Seçimlerin geride kalmasıyla önümüzde seçimsiz geçireceğimiz bir dönem mevcuttur. Seçilen belediye başkanlarımızın projelerini sırayla hayata geçireceğinden şüphemiz yoktur. Bu projeler ülkemiz için önemli bir fırsat olacaktır. Ülke olarak da siyasi çekişmeleri bir yana bırakıp üretime odaklanmamız şarttır. Ekonomide hayata geçirilecek önemli adımlar mevcuttur. En büyük problemimiz belimizi büken enflasyondur. Enflasyonla mücadeleye odaklanmalıyız. Ekonominin acil olarak istikrara kavuşması, öngörülebilir piyasa düzeninin sağlanması önceliklerimizdir. Biz iş dünyası olarak teknoloji içeriği kuvvetli, katma değeri yüksek üretim ve yatırımlar gerçekleştirerek üzerimize düşeni yapmaktayız. Yönetimimizden beklediğimiz de ekonomiye odaklanarak istikrarın getirilmesidir. Ülkemizin üretim gücünün korunması ve firmaların sürdürülebilirliğinin zarar görmemesi de önem arz etmektedir.”
“Kentimiz için hep birlikte çalışmaya, üretmeye devam edeceğiz”
İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener ise, “Ülke olarak yoğun bir seçim sürecini geride bıraktık. Sonuçların kentimize ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum. İzmir özelinde kentimizin 5 yıllık yönetimini üstlenen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Cemil Tugay başta olmak üzere 30 ilçemizde göreve gelen tüm belediye başkanlarımızı kutluyorum. Günümüz şartlarında kentlerin rekabeti giderek önem kazanıyor. Artmakta olan yakından ticaret ve yerelleşme eğilimlerinin etkisi ile yerinden yönetimin kalitesi, etkin yönetişim ve yöreye uygun projelerin hız kazanacağını ve daha da önem taşıyacağını düşünüyorum. İzmir Ticaret Odası olarak genel ve yerel yönetimler, oda, borsalar ve sivil toplum kuruluşları ile ortak akıl ve sinerji içerisinde kentimiz için katma değer oluşturacak projeler üretmeyi her zaman çok önemsedik. 1 Nisan itibarıyla başlayan süreçte de birlikte iş yapma kültürümüzü sürdürerek, kentimiz için hep birlikte çalışmaya, üretmeye devam edeceğiz. Türkiye, son 1 yıl içerisinde iki önemli seçim atlattı” ifadelerini kullandı.
“En önemli gündemimiz ekonomi”
Önümüzde seçimsiz geçecek uzun bir sürecin olduğuna değinen Özgener, “Bu süreçte en önemli gündemimizin ‘ekonomi’ olması gerektiği inancındayım. Öncelikli mücadele alanı olan enflasyonun tek haneye düşürülmesine yönelik T.C. Merkez Bankası’nın uyguladığı sıkı para politikası yanında selektif kredi politikası ve hassas bütçe dengesinin gözetilmesi önem taşıyor. 2024-2026 Orta Vadeli Program’ın kararlılıkla uygulanmaya devam edilmesi; program çerçevesinde açıklanan vergi reformu başta olmak üzere tüm yapısal reformların hayata geçirilerek şirketlerimizin verimliliğinin arttırılması ve yurtdışındaki rakipleriyle eşit şartlarda mücadele edebilmelerinin sağlanmasının önemini vurgulamak istiyorum” dedi.
Seçime dair değerlendirmelerde bulunan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, 31 Mart seçimleriyle demokrasinin temel unsurlarından biri olan yerel seçimlerin başarılı bir şekilde geride bırakıldığını söyledi. Ülke genelinde hem oy kullanımı esnasında hem de oy kullanıldıktan sonra ve sayım sırasında huzur ve sükünetle seçimlerin gerçekleştirilmesinin kendisini fazlasıyla mutlu ettiğini belirten Eskinazi, “Gerek yeniden seçilen gerekse de ilk kez seçilen belediye başkanlarımızı ve yerel yöneticilerimizi kutluyor ve görevlerinde başarılar diliyoruz. Deprem başta olmak üzere tüm konularda merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında iş birliğinin güçlendiği ve halkımızın ekonomik sorunlarının da azaldığı bir dönem olmasını ümit ediyoruz. Seçim sonrası yapısal reformlara daha fazla ağırlık vererek hep birlikte daha mutlu, daha refah ve daha adil Türkiye için eskisinden daha fazla çalışmalıyız” dedi. – İZMİR
]]>Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Han Gür, seçim sonuçlarını ve sonrasında vatandaşları nasıl bir ekonomik tablonun beklediğini Anka Haber Ajansı’na değerlendirdi. Gür, “Ben, Mehmet Şimşek’e bu faturanın çıkarılacağını ve Şimşek’in de çok yakın zaman içerisinde ‘Görevden affımı istiyorum’ diyerek görevden ayrılmasını bekliyorum. Çünkü Merkez Bankası’ndaki olay aynı şekilde Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda da mutlaka olacak” dedi. İktidarın ‘hatalarımıza bakacağız’ dediğini belirten Gür, “Hata baştan beri var. Seçim hatası yapılmış durumda değil. Hiçbir eğitimi olmayan bir adamın iki dudağının arasına bakıp da buradan çıkacak sonuca göre ekonominin bütün dengelerini şekillendirici kararı beklemek ne kadar abesse öyle bir yönetim içinde duruyoruz” diye konuştu.
Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Han Gür, 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde alınan sonuçlar ve sonrasında vatandaşları nasıl bir ekonomik tablonun beklediğini Anka Haber Ajansı’na değerlendirdi.
“MEHMET ŞİMŞEK’İN GÖREVDEN AYRILMASINI BEKLİYORUM”
“Seçim Adalet ve Kalkınma Partisi yönetimi için ağır bir hezimet olmuştur” ifadelerini kullanan Gür, seçim sonrası ekonomi yönetiminde büyük bir değişiklik beklediğini ifade ederek şunları söyledi:
“Çünkü seçimin faturası bir şekilde genel kabul olarak ekonomi yönetimine çıkmıştır. Beş yıl beş Merkez Bankası Başkanı değiştirmiş bir ülkede iktidarın ekonomik olarak başarılı olması mümkün değildir. İktidar tarafından büyük ölçüde suçlu aranıyor. O da muhtemelen ekonomi yönetimidir. Zaten Merkez Bankası Başkanı yedi aylık bir süreden sonra apar topar gönderildi. Bu zaten uyumsuzluğu gösteriyor. Yaklaşık beş yılda Türkiye ekonomisi iki kere aynı ralliyi yaşadı. Faizleri önce aşağıya indir, sonra yukarıya olmadı yukarı çıkar. Naci Ağbal öncesi ve sonrası için söylüyorum. Ondan sonra iki yıl bekle, enflasyon canavarını hortlat. Onun sonrasında tekrar faizi indir ve geri çıkart. Bu olacak iş değil. İktidar ve muhalefet iki ayrı kutup olarak iktidara gelmiş olsa ve ekonomiyi farklı yönetse anlaşılabilir bir şey. Aynı iktidar zamanında olan bir olaydan bahsediyoruz. Bu dünya ölçeğinde görünmemiş bir şey. Amerika’da faiz indirmenin ve çıkarmanın ne kadar önemli olduğunu herkes görüyor. Aynı yönetim devam ediyor ama gerekçelerini açıklayarak bunu yapıyorlar. Siz dört yıl içerisinde bunu yapamazsınız. Bu akıl dışılık. Maliye politikalarını şiddetle uygulamak isteyen, enflasyonu düşürmek için ve bunun da yükünü fakir halka yüklemek isteyen bir Mehmet Şimşek var. Bu karşı çıkan, ‘önümüzde yerel seçim var’ diyen de bir iktidar var. İktidarın dediği gibi olmasına rağmen bu seçimde büyük bir yenilgi alınması Türkiye ekonomisi açısından çok önemli bir olay. Ben, Mehmet Şimşek’e bu faturanın çıkarılacağını ve Şimşek’in de çok yakın zaman içerisinde ‘Görevden affımı istiyorum’ diyerek görevden ayrılmasını bekliyorum. Çünkü Merkez Bankası’nda olay aynı şekilde Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda da mutlaka olacak.”
“KENDİ TOPUĞUNA SIKMIŞ BİR İKTİDARDAN BAHSEDİYORUZ”
Yerel seçim öncesindeki ekonomik tabloyu da değerlendiren Gür, “Daha yedi, sekiz ay önceki genel seçimde aynı emekli yine gelir dağılımı bozulmuş ve gelirlerini kaybetmişken yüzde 35 civarında AK Parti’ye oy verdi. Şimdi de yüzde 35 civarında oy aldı. Önemli olan yan bileşenlerinden büyük bir kaçış oldu ve bu CHP’de toplandı. AK Parti yüzde 35’lik dilimini koruyor. Bunun çok daha ağır olması lazım. Yüzde 85 enflasyonları göstermiş, kendi topuğuna sıkmış bir iktidardan bahsediyoruz. Emekli uyandı demek doğru değil ama siz her ay yüzde 5 ortalama fiyat artışından bahsedip, bu insanlar da markete gidip bunları gördüğünde bütün algısı bozuluyor. Etin kilosunun 450 Lira olduğu bir ülkede sizin emekliye 10 bin Lira vermemeniz lazım. Olacak iş değil” dedi.
“2016’DAN SONRA HİÇBİR HEDEF TUTMUYOR”
Seçim sonrası ekonomik piyasalar hakkında da değerlendirmelerde bulunan Gür, “İki yönde de gidebilir. Bu ekonomi yönetimi dağılır diye düşünebilir. Dolayısıyla da gelecek için umutlu olduğu için her iki yöne de gidebilir. Önemli olan bir aylık bir süre içerisinde bu seçim sonuçlarının hazmedilmesi gerekiyor” değerlendirmesini yaptı. Türkiye ekonomisinin 2013 ve 2014 yıllarından sonra “ritmini” bulamadığını söyleyen Gür sözlerini şöyle sürdürdü:
“İktidar ‘hatalarımıza bakacağız’ diyor. Hata baştan beri var. Seçim hatası yapılmış durumda değil. Türkiye ekonomisi 2013 – 2014’ten sonra hiçbir zaman ritmini bulamadı. Önce de enflasyonu bin bir zorluklarla aşağı çekmişti. Özellikle 2016’dan sonra hiçbir hedef tutmuyor. Bunun sonucunda sürekli Merkez Bankası Başkanı değişiyor. İktidardaki bakanlar neredeyse hiçbir konuda karar veremiyor. Bir kişinin yönetimiyle olacak iş değil bu. Mesela faiz kararı. Sureye bağlanarak yapılacak iş değil. Gerekçe olarak halkın önüne sunuluyor. Aynı ralliyi bize üç kere dört kere yaşatıp, ekonomiyi allak bullak etmek ancak kasıtlı yapsanız olur. Beceriksizlik ve kötü yönetim devam ediyor. Değişmez. Dünyanın en zor işi faiz kararı vermektir. Harvard’tan, MIT’den ekonomistleri oturtsanız bir sürü tartışma var. Siz bu konuda hiçbir eğitimi olmayan bir adamın dudağının arasına bakıp da buradan çıkacak sonuca göre ekonominin bütün dengelerini şekillendirici kararı beklemek ne kadar abesse öyle bir yönetim içinde duruyoruz. Çok büyük imkanlarla, fedakarlıklarla getirdiğimiz bazı şeyleri kendi elimizle yok ettik.”
“BU EKONOMİ YÖNETİMİNİN KÖTÜLÜĞÜ İKTİDARI GÖTÜRECEK”
İktidarın uyguladığı iktisat politikasının sürdürülebilirliğinin mümkün olmadığını, söyleyen Gür, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Enflasyon biraz düşse bile mümkün değil. Siz iktidara geliyorsunuz, 2023 yılını pas geçiyorsunuz. ‘Ben 2024 yılının ortasından itibaren ancak enflasyonu düşürebilirim’ diyorsunuz. Böyle bir yönetim olabilir mi? Halk kan ağlarken ‘Ben bir yıl sonrayı hedef gösteriyorum’ diyorsunuz. Türkiye’de bırakın bir yılı, üç ay bile o kadar uzun bir dönem ki kimse size inanmaz. Herkes markette ne ile karşılaşıyorsa onu görüyor. İnsanlara ev aldırıyorsunuz, kirayı sabitliyorsunuz. Bütün ev sahipleri multimilyoner değil. Kiracılar… ‘Enflasyona yedirmedim’ diyorsunuz. Çok zor durumda insanlar. İki taraftan da kötü bir karar vermek zorundasınız. Çok kötü kararlar veriliyor. Ekonominin bundan sonra iyiye gitmesini beklemiyorum. Bu ekonomi yönetiminin kötülüğü, maalesef bu iktidarı götürecektir.”
“İKTİDAR BÜYÜK ÖLÇÜDE YÖNETİM HEYECANINI YİTİRMİŞ DURUMDA”
İktidarın genel seçimlere kadar dayanmasının mümkün olmadığını ve bütün “teveccühünü” kaybettiğini, AK Parti’nin kendi seçmeninin de bu duruma kızdığını ifade eden Gür, “MHP ile ortak çıkardıkları adayların fiyaskoyla sonuçlanan durumu, kendi içlerinde büyük problem yaratıyor. Herkes bir yerden bir şeyler almaya çalışıyor. Böyle iktidar olmaz. Tek kişi bırakın ülkeyi, şehre yetmez. Her şeyi bir kişiden beklemek ve sürekli yanlış karar verdiğini düşünürsek bu olacak iş değil. Her yerde bir mutsuzluk var. Karmakarışık bir yönetim. Herkes ne alırsak kara geçmiş durumdalar. İktidar büyük bir ölçüde yönetim heyecanını da yitirmiş durumda. Halk bunu fark ediyor. Halk bir şekilde birden bire uyanmıştır. Mayıs’ta uyuyan halk bir şekilde uyanmıştır. Mucize gibi bir durum söz konusu. Umarım her şey yoluna girer, akıl hakim olur. Bu işi bilen insanlar gelir ve onun işine karışılmaz. Örneğin araba camlarına film kaplama işini bir Sanayi Bakanı çözemiyor. Bunu ‘Cumhurbaşkanı’na soralım’ diyorlar ve o karar veriyor. Böyle bir ülke olabilir mi? Türkiye her alanda yetenekli insanı olan bir ülke. Bu ülkeyi bu şekilde yönetemezsiniz. Burası az gelişmiş bir kabile ülkesi değil” diye konuştu.
]]>Bugün yapılacak yerel seçimlerin sonucu ne olursa olsun, ekonominin sorunları sihirli bir değnek değmiş gibi, hemen çözülmeyecek. Piyasaların çok kırılgan bir dengede seyrettiği unutulmadan, gereken tedbirleri almak için, fazla beklenmeden, harekete geçilmesi gerekiyor.
Mart ayındaki panik havası bize gösterdi ki; acil çözülmesi gereken sorunların başında kur artışları ve döviz rezervlerindeki erimenin durdurulması geliyor. Çünkü seçim öncesi, sürpriz faiz artışına rağmen, döviz ve altına hücum henüz tam olarak durdurulabilmiş değil. Bu hücumun devam etmesi döviz rezervlerinde, Mayıs seçimleri öncesindeki, dip noktalara inilmesine neden oldu.
Rezervlerde kritik seviyelere düşüldüğü için Merkez Bankası, mecburen, Mart ayında kurlarda daha fazla artışa izin vermek zorunda kaldı. Mayıs seçimlerinden sonra yaşanan kur sıçraması ardından, ilk kez aylık bazda bu kadar yüksek kur artışı yaşandı. Mart’ta dolar kurundaki artış yüzde 4, euro kurundaki artış yüzde 4.8, dolayısıyla sepet bazında kur artışı yüzde 4.4 olarak gerçekleşti.
Bu oranların Merkez Bankası’nın yılsonu için belirlediği yüzde 36’lık enflasyon hedefine uygun aylık kur artışlarının çok üzerinde olduğunu söylemeliyiz. Yüzde 36 hedefinin gerçekleşmesi için aylık kur artışının yüzde 2, en çok yüzde 2.5’da kalması gerekiyordu. Mart ayına kadar, genel olarak, bu seviyeler korundu ama dövizdeki talep artışı Mart’ta bu dengeyi bozdu.
Kurlarda planlananın üzerinde yaşanan artışın enflasyonu olumsuz etkilediği çok açık. Beklentilerin Merkez Bankası’nın enflasyon hedefine yakınsaması ve enflasyonun daha fazla yükselmesini önlemek için, kur artışlarının aylık yüzde 2’lik artış sınırına çekilmesi gerekiyor. Bunun için ise döviz rezervlerinde yaşanan kanamanın artık durdurulması şart.
Bununla birlikte Mart ayındaki yüksek artışı tolere edebilmek için, bundan sonra aylık kur artışlarının, yüzde 2’nin altında tutulması da gerekebilir. Merkez Bankası’nın bir süredir belirttiği, “Enflasyonla mücadele ederken yerel para birimlerinin değerlenmesi kaçınılmazdır” sözünü yerine getirmesi, yani enflasyonun epey altında kur artışlarını gerçekleştirmesi beklenebilir.
GÜVEN OLUŞTURULMAK ZORUNDA
Ancak bunun başarılabilmesi için son dönemde altın ve dövize olan talebin durdurulması gerekecek. Seçimler tamamlandığında, kendiliğinden piyasalarda bir sakinleşme yaşanması beklenebilir. Ancak uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs’ın hatırlattığı gibi; 2019 yerel seçimlerinde yaşanan bazı büyükşehir seçimlerine yapılan itirazlar sonucu seçimlerin tekrarlanması halinde, piyasalardaki tedirginliğin devam edeceğini belirtmek gerekiyor. Bu takdirde dövizdeki talep devam edeceği için kurlarda artış ve rezervlerde erimenin devam etmesi beklenebilir.
Halbuki ekonomi yönetiminin ilk aşamada dövize olan aşırı talebi durdurması gerekiyor. Bunun için yüzde 50 politika faizine rağmen başarılamayan TL’ye dönüşün artık başlatılması, ekonomi yönetimine ve bundan sonra tavizsiz uygulanması gereken programa güvenin oluşturulması gerekecek.
Ekonomi yönetiminin bu amaçla yapması gereken işler düşünüldüğünde ilk akla gelen, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in seçimin hemen ertesinde ekonomide tavizsiz bir politika uygulanacağını belirtip, yeni uygulamanın en azından ipuçlarını vermesi gerekecek. Bu kapsamda kamuda yapılacak ciddi tasarrufların, gelir artışı için izlenecek yolun, kaba hatlarıyla da olsa, halka anlatılması şart. Bununla birlikte bir takvim çerçevesinde mevcut programın nasıl güçlendirileceği, alınması gereken yapısal tedbirlerin neler olacağı konusunda, fazla vakit geçirmeden detayların kamuoyuna açıklanması gerek.
Bakan Şimşek’in seçimden sonra yapacağı ilk açıklamada, mutlaka artık programın tavizsiz uygulanacağı, uygulamada ödün verilmeyeceğini açık açık söylemesi gerekecek. Bakan Şimşek’in bazı kapalı toplantılarda gösterdiği kararlılığı, artık seçim bittiğine göre halka açık açık anlatması gerekecek.
Bununla birlikte Merkez Bankası’nın seçimden sonra da, yeni faiz artışlarına gitmesi kaçınılmaz olabilir. Bu noktada beklentileri kendi enflasyon hedefine çekebilmek için sert önlemler uygulaması gündeme gelebilir. Bu çerçevede yeni faiz kararını verene, yani Nisan ayı PPK toplantısına kadar, piyasadaki parayı iyice sıkması beklenebilir. Merkez Bankası’nın acil olarak el atması gereken önemli sorunlarından biri bankaların küçük tasarrufçuya TL mevduatta düşük faiz vermelerini dengeleyememiş olması. Küçük tasarrufçunun TL’ye dönmesi için ikna edilmesi gerekiyor ki, hem dövize talep durdurulabilsin hem de son dönemde vatandaşın yüklü miktarda aldığı altın ve dövizler TL’ye dönüşebilsin.
Tabi ki yabancı girişlerinin döviz talebinin durdurulmasında, rezervlerin güçlendirilmesinde önemi fazla olacak. Ancak yabancıları ikna etmek için de, bundan sonra ekonomide izlenecek yol konusunda detay programın ortaya konması ve uygulama kararlılığının somut olarak gösterilmesi gerekiyor.
Kısacası; seçim bitti diye ekonomide işler kendiliğinden düzelmeyecek. Ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele açısından asıl sınavı daha yeni başlıyor diyebiliriz.
]]>Dünya genelinde enflasyonla mücadele kapsamında önemli merkez bankalarının attığı “şahin” politika adımlarının sonuna gelindiğine kesin gözüyle bakılırken, faiz indirimlerine ne zaman başlanacağına yönelik belirsizlik devam ediyor. Bu durum da küresel piyasalardaki risk iştahını törpülüyor.
Fed’in bu yıl başlaması beklenen faiz indirimlerinin zamanı ve hızına ilişkin belirsizliklerle birlikte Fed yetkililerinin sözle yönlendirmelerindeki temkinli ton, pay piyasalarında satış baskısının güç kazanmasına yardımcı oldu.
Analistler, ABD’de ekonomik aktivitenin güçlü kalmaya devam etmesinin Fed’in politika alanını kısıtladığını, bunun Fed yetkililerinin sözle yönlendirmelerine de yansıdığını ifade etti.
Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic, bu yıl sadece bir faiz indirimi beklediğini belirterek, hala Kovid-19 salgını ekonomisinde olunduğunu, ekonomi ve enflasyonun kademeli yavaşlamasını beklediğini bildirdi.
Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee de bu yıl 3 faiz indiriminin düşüncesine uygun olduğunu ifade etti. Hikayenin temelden değişmiş gibi görünmediğini belirten Goolsbee, ancak enflasyon konusunda kaydedilen ilerlemenin, düşüşte olduğunun görülmesi gerektiğini dile getirdi.
Fed Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook, Fed’in ekonominin bazı kesimlerinde enflasyonun yavaşlaması için daha fazla zaman tanımak amacıyla faiz oranlarını düşürürken temkinli bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini ifade etti.
Fed Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller, faiz oranlarını düşürmek için aceleye gerek olmadığını ve faiz indiriminden önce “en az birkaç ay daha iyi enflasyon verileri” görmek istediğini söyledi.
Fed yetkililerinin temkinli sözle yönlendirmelerinin ardından para piyasalarında, Bankanın ilk faiz indirimine haziranda gitme ihtimali yüzde 75 seviyelerinden yüzde 64’e geriledi.
Bu gelişmelerle ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, haftayı bir önceki haftanın hemen üstünde yüzde 4,2050’den tamamladı.
Jeopolitik risklerin yanı sıra OPEC+ grubunun üretim kesintilerine devam edebileceğine yönelik beklentilerin petrol fiyatlarını yukarı yönlü desteklemeyi sürdürmesiyle Brent petrolün varil fiyatı yüzde 2,1 artışla 86,8 dolara yükseldi.
Altının ons fiyatı da yüzde 3,1 artışla 2 bin 233 dolara çıkarak haftayı rekorla tamamladı. Cuma günü Paskalya tatili dolayısıyla ABD, Avrupa ve Hong Kong’da piyasalar işleme kapalıydı.
New York borsasında karışık seyir izlendi
New York borsasında, açıklanan makroekonomik veriler sonrasında Fed’in faiz indirimi zamanlamasına ilişkin belirsizliklerin sürmesiyle karışık bir seyir izlendi.
ABD ekonomisi, 2023’ün 4. çeyreğinde yüzde 3,4 ile beklentilerin üzerinde büyüme kaydetti. Bu dönemde büyüme verisinde yukarı yönlü revizyona gidilirken, piyasa beklentisi ekonominin son çeyrekte yüzde 3,2 büyüyeceği yönündeydi.
Öte yandan, Michigan Üniversitesince ölçülen tüketici güven endeksi de martta yukarı yönlü revize edilerek 79,4 oldu.
ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı, geçen hafta 210 bine gerileyerek beklentilerin altında gerçekleşti. Ülkede yeni konut satışları, şubatta aylık bazda yüzde 0,3 azalışla 662 bine gerileyerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti.
ABD’de geçen ay satışa çıkan yeni konutların medyan satış fiyatı yıllık bazda yaklaşık yüzde 7,6 düşüşle 400 bin 500 dolara inerek 2,5 yılın en düşük seviyesini kaydetti.
Ülkede dayanıklı mal siparişleri, şubatta aylık bazda yüzde 1,4 ile piyasa beklentilerinin üzerinde artış gösterdi. Conference Board (CB) Tüketici Güven Endeksi ise martta aylık 0,1 puan azalışla 104,7’ye indi.
ABD’de kişisel tüketim harcamaları, şubatta yüzde 0,8 ile beklentilerin üzerinde artış kaydetti. Fed’in enflasyon göstergesi olarak dikkate aldığı gıda ve enerji kalemlerinin hesaplama dışı tutulduğu çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi de aynı dönemde beklentilere paralel olarak aylık bazda yüzde 0,3 ve yıllık bazda yüzde 2,8 arttı.
Diğer yandan, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P Global, ABD ekonomisine ilişkin raporunda, iş gücü piyasasının sağlam kalması nedeniyle ABD’de ekonomik büyümenin 2024’te yüzde 2,5 olmasının beklendiğini bildirdi.
Fed, geçen yıla ilişkin yıllık denetlenmiş bilançosunu yayınladı. Buna göre Banka, 114,3 milyar dolarla bu zamana kadarki en büyük faaliyet zararını kaydetti.
Mevduat kurumlarının rezerv bakiyelerine yönelik faiz gideri geçen yıl 176,8 milyar dolara çıkarken, repo operasyonlarına ilişkin faiz gideri 104,3 milyar dolar oldu. Ayrıca, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard&Poor’s, ABD’nin uzun vadeli kredi notunu “AA+” ve kısa vadeli kredi notunu “A-1+” olarak teyit ederken, kredi notu görünümünü “durağan” olarak korudu.
Söz konusu gelişmelerle New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,30 değer kaybederken, Dow Jones endeksi yüzde 0,84, S&P 500 endeksi yüzde 0,33 değer kazandı.
Ayrıca, yılın ilk çeyreğini tamamlayan ABD pay piyasalarında, S&P 500 endeksi ilk 3 ayda yüzde 10,2 artışla 2019’dan bu yana en iyi ilk çeyrek kazancını kaydetti. Söz konusu dönemde Dow Jones endeksi yüzde 5,6 artışla 2021’den bu yana en güçlü ilk çeyrek performansını elde ederken, Nasdaq endeksi de yüzde 9,1 arttı.
Gelecek hafta pazartesi günü imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), ISM imalat sanayi PMI, inşaat harcamaları, salı fabrika siparişleri, dayanıklı mal siparişleri, çarşamba ADP istihdam raporu, hizmet sektörü PMI, ISM hizmet sektörü PMI, perşembe dış ticaret dengesi, haftalık işsizlik başvuruları, cuma günü ise tarım dışı istihdam ve işsizlik verileri takip edilecek.
Avrupa borsalarında pozitif seyretti
Avrupa borsalarında pozitif bir seyir izlenirken, bölgedeki merkez bankası yetkililerinin sözle yönlendirmeleri ve makroekonomik veri gündemi yatırımcıların odağında olmayı sürdürdü.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Baş Ekonomisti Philip Lane, ECB Yönetim Konseyi’nin olası faiz indirimine ilişkin genişleyen bir uzlaşması olduğunu, ücret artışlarının yavaşladığına ilişkin güveninin arttığını ifade etti.
ECB İcra Kurulu Üyesi Piero Cipollone, faiz oranlarını düşürmek için çok uzun süre beklemenin zaten zayıf olan ekonomik büyüme bağlamında risk oluşturabileceğini dile getirdi.
ECB Yönetim Konseyi Üyesi Francois Villeroy de Galhau, ECB’nin muhtemelen bu baharda “ölçülü” faiz indirimine başlayacağını ve bunun Fed’in zaman diliminden bağımsız olarak gerçekleşeceğini söyledi. Francois Villeroy de Galhau, söz konusu indirimin nisan ya da haziranda gerçekleşmesinin “varoluşsal bir önem” taşımadığını belirtti.
Analistler, ECB ve İngiltere Merkez Bankasının (BoE) faiz indirimlerine ne zaman başlayacaklarının belirsiz olduğunu ancak para piyasalarındaki fiyatlamalarda iki bankanın da haziran toplantısında ilk faiz indirimine gitme ihtimalinin öne çıktığını bildirdi.
Öte yandan, Avrupa Birliği (AB), Apple, Alphabet ve Meta’nın Dijital Piyasalar Yasası kapsamındaki kurallara uyup uymadıklarını belirlemek üzere soruşturma başlattığını açıkladı.
Bu gelişmelerle, geçen hafta Almanya’da DAX endeksi yüzde 1,57, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 1,13, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,66, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,27 değer kazandı.
Bu yılın ilk çeyrek performanslarına bakıldığında, Almanya’da DAX 40 endeksinin yüzde 10,4 artış gösterdiği dikkati çekti. Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 8,8 değer kazandı. İngiltere’de FTSE 100 endeksi de ilk çeyreği yüzde 2,8 yükselişle tamamladı.
Gelecek hafta salı günü Avro Bölgesi’nde ve Almanya’da imalat sanayi PMI, Almanya’da enflasyon, çarşamba Avro Bölgesi’nde enflasyon ve işsizlik, perşembe Avro Bölgesi’nde ve Almanya’da hizmet sektörü PMI, Avro Bölgesinde Üretici Fiyat Endeksi, cuma günü Avro Bölgesi’nde perakende satış verileri açıklanacak.
Asya piyasaları satış ağırlıklı seyretti
Asya piyasalarında ise bu hafta satış ağırlıklı bir seyir izlendi.
Küresel pay piyasalarında düşen risk iştahı Asya pay piyasalarında da etkili oldu.
Japonya Merkez Bankası (BoJ) Yönetim Kurulu üyesi Naoki Tamura’nın bir süre daha destekleyici finansal koşulların sürdürüleceğini ve politika değişikliklerinde “yavaş ve istikrarlı” ilerleneceğini söylemesinin ardından dolar/yen paritesi 151,97 ile yaklaşık son 34 yılın en yüksek seviyesine çıktı.
Söz konusu gelişmelerin ardından BoJ Başkanı Kazuo Ueda’nın, “Gelecekteki para politikası kararları, ekonomiye ve o anki fiyat gelişmelerine bağlı olacak.” demesi ve Japonya Maliye Bakanı Shunichi Suzuki’nin “Piyasa hareketlerini dikkate alarak kur istikrarı için elimizden gelen önlemleri alacağız.” açıklamasını yapmasıyla dolar/yen paritesi sınırlı da olsa gerileyerek 151,3 seviyesine indi.
BoJ’un son toplantı tutanaklarında da yetkililerin gelecekteki faiz artışlarında temkinli davranmayı düşündükleri görüldü.
Japonya meclisi, 2024 mali yılı için 112,5 trilyon yenlik (744 milyar dolar) bütçeyi yasalaştırırken Maliye Bakanı Shunichi Suzuki, bütçenin “ertelenemeyecek acil zorlukların üstesinden gelmeyi” hedeflediğini bildirdi.
Öte yandan, Japonya’da Tokyo Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), yıllık bazda yüzde 2,6 ve çekirdek TÜFE yüzde 2,4 artış kaydetti. Ülkede öncü verilere göre, sanayi üretimi şubatta aylık yüzde 0,1 azalışla beklentilerin altında kalırken işsizlik oranı yüzde 2,6’ya çıktı.
Çin’de açıklanan veriler ise ülkede ocak ve şubatta toplam sanayi karının yıllık bazda yüzde 10,2 arttığını gösterdi, endüstriyel karlar ise 2023’te yüzde 2,3 geriledi.
Ayrıca, Çin, ABD’nin 2022’de çıkardığı Enflasyonu Düşürme Yasası’nda yer alan iklim değişikliğiyle mücadele için yerli elektrikli araç üreticilerine yönelik sübvansiyonların rekabet kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle Dünya Ticaret Örgütüne başvuruda bulundu.
Çin Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, hafta başında gerçekleştirilen Çin Kalkınma Forumu için başkent Pekin’de bulunan ABD iş, strateji ve akademi çevrelerinin temsilcilerinden oluşan heyetle bir araya geldi.
Şi’nin, ABD ve Çin’in, birbirinin kalkınma hakkına saygı göstererek, iki ülkenin ve dünyanın faydasına olacak bir işbirliği için birlikte çalışması gerektiği mesajını verdiğini bildirildi.
Söz konusu gelişmelerle haftalık bazda Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,23, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,05, Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,27 gerilerken, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,25 yükseldi.
Gelecek hafta Çin’de imalat sanayi PMI, çarşamba günü hizmet sektörü PMI takip edilecek.
Yurt içinde gözler, enflasyona çevrildi
Yurt içinde ise Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi haftayı yüzde 0,34 artışla 9.142,40 puandan kapattı. Dolar/TL, haftayı bir önceki kapanışın yüzde 1,13 üstünde 32,1814’ten tamamladı.
S&P Global, gelişmekte olan ülkeler için 2024 yılı toplam büyüme tahminini yüzde 4,1’den yüzde 4,2’ye, Türkiye için de yüzde 2,4’ten yüzde 3’e yükseltti.
Gelecek hafta pazartesi günü imalat sanayi PMI, çarşamba enflasyon, perşembe reel efektif döviz kuru, cuma günü hazine nakit dengesi verileri takip edilecek.
Analistler, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.200 ve 9.350 seviyelerinin direnç, 9.000 ve 8.900 puanın ise destek konumunda olduğunu kaydetti.
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) mayıs ayına Escort Bayan ilişkin Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) rakamlarını açıkladı. Buna göre, TÜFE'deki değişim 2024 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 3,37, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 22,72, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 75,45 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 62,51 olarak gerçekleşti.
Buna göre, TÜFE'deki değişim 2024 yılı Mayıs ayında Beylikdüzü Escort bir önceki aya göre yüzde 3,37, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 22,72, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 75,45 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 62,51 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 50,85 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 104,80 ile eğitim oldu.
TÜİK'in açıkladığı mayıs ayı enflasyon İstanbul Escort rakamlarına göre haziran enflasyonu hariç memur ve memur emeklisinin zam oranı yüzde 17,38 olurken, işçi ve Bağkur emeklisinin zam oranı ise yüzde 22,72 oldu.
]]>BDDK, Marin Yatırım Bankası AŞ, Aytemiz Yatırım Bankası AŞ ve Adil Katılım Bankası AŞ'ye faaliyet izni verdi.
BDDK'nin söz konusu kararları bugün Resmi Gazete'de yayımlandı. Buna göre, BDDK, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 7'nci ve 8'inci maddeleri kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde, kanunun 6'ncı maddesi uyarınca kurucu ortaklar Mehmet Koç, Sefa Koç, Noman Tekin, Meltem Süloğlu ve Yavuz Duranoğlu tarafından 1 milyar 500 milyon TL sermayeli "Marin Yatırım Bankası AŞ" ünvanlı, kurucu ortaklar Aytemiz Finansal Hizmetler AŞ, İsmail Aytemiz, Hüseyin Aytemiz, Ahmet Aytemiz ve Kerem Aytemiz tarafından 1 milyar 500 milyon TL sermayeli "Aytemiz Yatırım Bankası AŞ" ünvanlı kalkınma ve yatırım bankalarının kurulmasına izin verdi.
BDDK yine 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 7'nci ve 8'inci maddeleri kapsamında yapılan Deneme bonusu veren siteler inceleme ve değerlendirme neticesinde, kanunun 6'ncı maddesi uyarınca, Dijital Banka Yönetmeliğinde dijital bankalar için belirtilen faaliyet esaslarına uygun olarak faaliyet göstermek ve faaliyet izni başvurusunu bu çerçevede yapmak üzere, kurucu ortaklar Ali Emre Ballı, Murat Yönaç, Özberk Çetinkaya, Ali Paslı ve Fahri Akcan tarafından Türkiye'de 3 milyar TL kuruluş sermayeli "Adil Katılım Bankası AŞ" ünvanlı bir (dijital) katılım bankası kurulmasını da onayladı.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Her Anında Hep Yanında İstanbul İftar Buluşması”nda yaptığı konuşmada, ramazanda insani yardımları daha da arttırmış bulunduklarını, Türk Kızılay’ın, belediyelerin, vakıfların ve derneklerin Gazze ve Filistin halkı için seferber olduklarını ifade etti.
Dualarında Filistinlileri asla unutmadıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, iş dünyasının da bu mübarek günlerde üzerine düşeni yerine getirdiğine inandığını dile getirerek, Allah’tan yardımları kabul eylemesini diledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin bulunduğu bölgede patlak veren her krizin, ekonomi başta olmak üzere her alanda güçlü olmaları gerektiğine işaret ettiğini vurgulayarak, “Bu topraklardaki 1000 yıllık mevcudiyetimiz boyunca ne zaman güçlü olduysak, kendi insanımızın yanı sıra mazlum ve mağdurlara da cesaret aşıladık, güven verdik, huzurun ve barışın teminatı olduk. Ne zaman ülke ve millet olarak zayıf düşüp kan kaybettiysek, işte o zaman kendi vatanımızda bile beka tehdidiyle karşı karşıya kaldık.” diye konuştu.
Yakın tarihlerinde özellikle yaşanan ekonomik, siyasi ve sosyal krizleri çok iyi hatırladıklarını anlatan Erdoğan, darbeden sosyal kaosa, terörden siyasi istikrarsızlıklara kadar başlarına gelen her hadisenin Türkiye’ye ağır faturaları olduğunu, aynı dönemde ve benzer şartlarda yarışa başladıkları ülkeler kısa sürede ciddi mesafeler alırken, geriye düştüklerini, enerji ve vakit kaybı yaşadıklarını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin uzun yıllar boyunca bu kriz sarmalından çıkamadığına işaret ederek, “Hükümetlerin ortalama ömrünün 1,5 yılı bile bulmadığı bir tablodan zaten başka bir sonuç beklenemezdi. Türkiye’yi içine düştüğü istikrarsızlık ve kriz girdabından biz kurtardık. Siyasi istikrar ve güven ortamının tahkimiyle birlikte ülkemiz kalkınma yolculuğunda önemli bir avantaj elde etti. Son 21 yıldır bu avantajın yansımalarını ekonomi ve sağlık başta olmak üzere her alanda görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Ekonomiyi konuşanlar ‘Kişi başına milli gelir 13 bin doları yakaladı’ diye hiçbir zaman söylemiyorlar”
Zaman zaman kasislerle karşılaşsalar da hedeflerine doğru sabırla ama emin adımlarla ilerlediklerine vurgu yapan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çevremizde yaşanan onca sıkıntıya, gerilime, çatışmaya, hatta 2 yıldan fazladır süren savaşa rağmen hamdolsun rotamızdan sapmadık. Bizim için oldukça zorlu geçen 2023 yılına dair açıklanan her veri, doğru yolda olduğumuzu ispat ediyor. Sadece deprem sebebiyle 104 milyar dolarlık ilave yükle karşılaşmış olsak da yüzde 4,5 gibi çok iyi bir oranla ekonomimiz büyümesini sürdürdü. Milli gelirimiz ilk kez 1,1 trilyon doların üzerine çıktı. Aynı şekilde, kişi başına milli gelirimiz ilk kez 13 bin doları aştı. Bunu ekonomiyi konuşanlar, anlatanlar, ‘Kişi başına milli gelir 13 bin doları yakaladı.’ diye hiçbir zaman söylemiyorlar. İşsizlik oranı yüzde 9,4 ile son 10 yılın en düşük seviyesini gördü.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ihracatta yakaladıkları ivmenin artarak devam ettiğine dikkati çekerek, şu bilgileri paylaştı:
“Şubat ayında 21,1 milyar dolarla en yüksek ihracat rakamına ulaştık. Turizmde geçen seneyi 57 milyon turist ve 54,5 milyar dolar gelirle kapadık. Türkiye’nin sağlık turizminden aldığı pay da günden güne artıyor. Geçen sene bu kapsamda hastanelerimize 1,2 milyon başvuru yapıldı. Bunları niye konuşmuyoruz? Yapımı süren şehir hastanelerimizin de devreye girmesiyle bu sayının daha da yükseleceği kanaatindeyiz. Bu sene mal ve hizmet ihracatında hedefimiz 375 milyar dolar, turizmde hedefimiz ise 60 milyar dolardır. İş dünyamızın çabalarıyla daha öncekiler gibi bu hedeflerimize de ulaşacağımızdan şüphe duymuyorum.”
“Türkiye ve Türk ekonomisi için en doğrusunu yapmanın çabasındayız”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, tüm dünya gibi kendilerinin de en büyük sıkıntı kaynaklarının enflasyon olduğunu, enflasyona ilave olarak bir de tamahkarlıkla mücadele ettiklerini söyledi.
Hiçbir ekonomik temeli olmayan saiklerle milletin aşına, ekmeğine kan doğramaya çalışan fırsatçılara göz açtırmamakta kararlı olduklarının altını çizen Erdoğan, ilgili bakanlıklar vasıtasıyla bu tür gayriahlaki yollara tevessül edenleri takip ettiklerini aktardı.
Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
“Hem aldığımız tedbirlerin hem de uyguladığımız ekonomi programının etkisiyle yılın ikinci yarısında enflasyonda hızlı bir düşüşe şahit olacağız. Enflasyonun düşüşe geçmesiyle birlikte inşallah sağlık çalışanlarımızdan emeklilerimize, işçilerimizden çiftçilerimize kadar toplumumuzun tüm kesimlerinin refahı da artacaktır. Son günlerde tekrar arzıendam eden felaket tellallarının hevesleri yine kursaklarında kalacaktır. Hatırlarsanız 14-28 Mayıs seçimleri öncesinde de milleti panikletmek için her yolu denediler ama muvaffak olamadılar.
Biz ekonomi programımıza ve ekibimize güveniyoruz. Bu konudaki sağlam duruşumuzu açıkça ortaya koyduk. Hiçbir karşılığı olmayan afaki vaatlerin havada uçuştuğu bir dönemde seçim ekonomisi uygulamadık. Popülizme asla tevessül etmedik. Eleştirileri göğüsleme pahasına ülkemize ve milletimize ileride çok ağır bedeller ödetecek yollara girmiyoruz. Şunu çok iyi bilmenizi isterim, biz sadece günü kurtarmanın değil, Türkiye ve Türk ekonomisi için en doğrusunu, en hayırlısını yapmanın çabasındayız. Karşımızdakilerin böyle bir dertlerinin olmadığını en iyi sizler biliyorsunuz. İnşallah bundan sonra da yolumuza bu şekilde devam edeceğiz.
“Bir 5 yıl daha bekleyemeyiz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, programa Ankara’dan geldiğini belirterek, “Ankara’da, hamdolsun bugün, Murat kardeşimin görevi zamanında yaptığı millet bahçesinde mitingimizi yaptık. Katılım 200 bin civarındaydı. Yarın da inşallah inanıyorum ki, 1,5 milyonu yakalayacak bir mitingi İstanbul’umuzda yapacağız. Zira İstanbul aç. İstanbul, şu anda hizmete aç. Bunu yakalamak için evet, 5 yılı kaybettik ama biz bir 5 yıl daha bekleyemeyiz.” dedi.
İstanbul’da belediye başkanlığına geldiği dönemi hatırlatan Erdoğan, “Bu kardeşiniz İstanbul’da görevi kimden almıştı? CHP’den almıştı. O zaman İstanbul, çöp, çukur, çamurdu. İşte, şu anda çatısı altında bulunduğumuz Haliç Kongre Merkezi, hemen sırtımı dönük olduğum yer, malum mezbahanelerin olduğu yerdi. Buralarda işkembeciler vardı. İstanbul’u iyi bilenler buralarda nelerin olduğunu da gayet iyi bilirdi.” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haliç’in o dönemde kokudan geçilmediğini anımsatarak şöyle devam etti:
“Ben Kasımpaşa’da doğmuş, Kasımpaşa’da büyümüş bir İstanbul çocuğu olarak aslen ne kadar Rizeli olsam da buraların durumunu çok çok iyi bilirdim. ve Haliç doluydu, pislikten geçilmiyordu. Ama biz Haliç’i bu şekilde aldık, önce temizledik. Buradan çıkardığımız bütün pislikleri 9,5 kilometre ötede Alibeyköy’deki bir taş ocağına, pompaj kabiliyetiyle aktardık. Ama bunu bugünün gençleri bilmez. Sizler büyük ihtimalle bilirsiniz. ve o yaklaşık 600 bin metrekarelik bir taş ocağını biz güllük gülistanlık hale getirdik. Şimdi orada çocuklar için oyun parklarının olduğu bir yer var. Oradan çıkan, bütün o temizlenmiş olan suyu tekrar pompajla Haliç’e aktardık.”
“Bizde ise yatırım, istihdam, üretim, cari fazla yolu ile ülkeyi kalkındırmak var”
Şu anda Haliç kokmuyorsa, bunun sayelerinde olduğuna işaret eden Erdoğan, “Ama hemen şurada, birkaç kilometre ötede şu andaki mevcut başkan temelsiz temel atma törenine gitti. Çünkü bunlar bu işlerden anlamaz. Değerli kardeşlerim, bunlara bir sorun, soruşturun. ‘Yahu geldin gidiyorsun acaba kaç tane metro yaptın? Kaç tane İstanbul’a hizmetkar olacak adım attın?’ Hiçbir şey yok. Sancaktepe’de metronun açılmış olan kuyusunu doldurdun. Yapmazlar, yapamazlar. Bunların geçmişinden bugüne attıkları bu tür adımlar yok. Hiçbir zaman da olmayacak. Çünkü bunlarda böyle bir aşk yok, heyecan yok, coşku yok. Bizde ise yatırım, istihdam, üretim, cari fazla yolu ile ülkeyi kalkındırmak var.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’a aşık olduklarını vurgulayarak, “İşte şimdi de Cumhurbaşkanınız olarak şahsım, kabinem ve yerel yönetimlerden gelecek olan arkadaşlarımla başta İstanbul olmak üzere Ankara, Allah’ın izniyle İzmir’i de, biz İzmirli kardeşlerimden istedik. Buraları da bu heyete katmak suretiyle Türkiye’ye yeni bir heyecan getirmek istiyoruz. ve bunu başaracağız. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyorum.” dedi.
Ülkenin gelişmesine, kalkınmasına, büyümesine, istihdamına yaptıkları katkılar için tüm iş insanlarına şükranlarını sunan Erdoğan, insanlara kaliteli sağlık hizmeti sunmak için fedakarca çalışan tüm sağlık personeline teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Yüzyılı’nın inşasına çok güçlü destek beklediğini belirterek, “Bunun yolu da İstanbul’un 5 yıllık fetret devrine son vermekten geçiyor. İstanbul’u Murad’ına kavuşturarak, Türk ekonomisinin lokomotifi olan bu şehri belediyecilik hizmetlerinde de tekrar zirveye taşıyacağız.” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eserlerinin yer aldığı film izletildi
Programda, İstanbul Valisi Davut Gül, AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum ve çok sayıda iş insanı ile Dünyagöz Hastanesi doktorları ve personeli hazır bulundu.
İftar programında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kazandırdığı eserleri, uluslararası organizasyonlarda yaptığı konuşmaları ve hayatının farklı bölümlerini anlatan görüntüler izletildi.
Kur’an-ı Kerim tilavetinin sunulduğu programda dua edildi.
Programın sonunda Dünyagöz Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Eray Kapıcıoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hediye takdim etti.
(Bitti)
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen ‘Her Anında Hep Yanında İstanbul İftar Buluşması’na katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan programda yaptığı konuşmasında, “Gazze’de vuku bulan hadiseler bu mübarek günlerin sevincini layıkıyla idrak etmemize engel oluyor. İnsanlıktan nasibini almamış terör devleti İsrail, tam 168 gündür Gazzeli kardeşlerimizi çocuk, kadın, yaşlı, sivil demeden alçakça katlediyor. 2. Dünya Savaşındakilerden daha vahşi bir soykırım uyguluyor. Türkiye ve birkaç ülke dışında İsrail’e ve batılı destekçilerine karşı sesini yükselten aktör neredeyse yok. Türkiye olarak Gazzeli mazlumlara yardım etmeye çalışıyoruz. Ülkemiz bu vicdanlı, yürekli duruşunun bedelini ödemiştir ve ödemektedir. İsrail’den özür dileyen değil, dik ve dirayetli tavrıyla İsrail’e özür dileten Türkiye gerçeği ülkemizdeki kimi çevreleri öteden beri rahatsız ediyor. Biz bunların arkasında hangi lobilerin olduğunun farkındayız. İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı sergilediği vahşete tavrımızı en sert şekilde ortaya koymayı sürdüreceğiz” dedi.
“Deprem sebebiyle 104 milyar dolarlık ilave yükle karşılaşmış olsak da yüzde 4,5 oranıyla ekonomimiz büyümesini sürdürdü”
“Yakın tarihimizde yaşanan krizleri hepimiz çok iyi hatırlıyoruz. Başımıza gelen her hadisenin ülkemize ağır faturaları oldu” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’yi içine düştüğü kriz girdabından biz kurtardık. Ülkemiz kalkınma yolculuğunda önemli bir avantaj elde etti. Zaman zaman kasisler ile karşılaşsak da hedeflerimize doğru sabırla ama emin adımlarla ilerliyoruz. Çevremizde yaşanan onca sıkıntıya hatta savaşa rağmen rotamızdan sapmadık. Sadece deprem sebebiyle 104 milyar dolarlık ilave yükle karşılaşmış olsak da yüzde 4,5 gibi çok iyi bir oranla ekonomimiz büyümesini sürdürdü. Milli gelirimiz ilk kez 1,1 trilyon doların üzerine çıktı. İşsizlik oranı yüzde 9.4 ile son 10 yılın en düşük seviyesini gördü. Şubat ayında 21.1 milyar dolarla en yüksek ihracat rakamına ulaştık. Türkiye’nin sağlık turizminden aldığı pay da günden güne artıyor. Geçen sene bu kapsamda hastanelerimize 1,2 milyon başvuru yapıldı. Yapımı devam eden şehir hastanelerimizin de devreye girmesiyle bu sayının daha da yükseleceği kanaatindeyiz. Bu sene mal ve hizmet ihracatında hedefimiz 375 milyar dolar, turizmde hedefimiz ise 60 milyar dolardır. İş dünyamızın çabalarıyla daha öncekiler gibi bu hedeflerimize de ulaşacağımızdan şüphe duymuyorum” ifadelerini kullandı.
“Türkiye ve Türk ekonomisi için en doğrusunu yapmanın çabasındayız”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tüm dünya gibi bizim de en büyük sıkıntı kaynağımız enflasyondur. Enflasyona ilave olarak biz bir de tamahkarlıkla mücadele ediyoruz. Hiçbir ekonomik temeli olmayan saiklerle milletimizin ekmeğine kan doğramaya çalışan fırsatçılara göz açtırmamakta kararlıyız. İlgili bakanlıklarımız vasıtasıyla bu tür gayri ahlaki yollara tevessül edenleri takip ediyoruz. Hem aldığımız tedbirleri hem de uyguladığımız ekonomi programının etkisi ile yılın ikinci yarısında enflasyonda hızlı bir düşüşe şahit olacağız. Enflasyonun düşüşe geçmesi ile birlikte inşallah sağlık çalışanlarımızdan, emeklilerimize işçilerimizden, çiftçilerimize kadar toplumumuzun tüm kesimlerinin refahı da artacaktır. Hatırlarsanız 14-28 Mayıs seçimleri öncesinde de milleti panikletmek için her yolu denediler ama muvaffak olamadılar. Biz ekonomi programımıza ve ekibimize güveniyoruz. Bu konudaki sağlam duruşumuzu açıkça ortaya koyduk. Eleştirileri göğüslememe pahasına ülkemize ve milletimize ileride çok ağır bedeller ödetecek yollara girmiyoruz. Şunu çok iyi bilmenizi isterim; biz sadece günü kurtarmanın değil Türkiye ve Türk ekonomisi için en doğrusunu en hayırlısını yapmanın çabasındayız. Karşımızdakilerin böyle bir dertlerinin olmadığını en iyi siz biliyorsunuz” dedi.
“İstanbul’u muradına kavuşturarak belediyecilik hizmetlerinde zirveye taşıyacağız”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerel seçimlerle ilgili, “İstanbul aç, İstanbul şu anda hizmeti aç. Bunu yakalamak için evet 5 yılı kaybettik ama bir 5 yıl daha bekleyemeyiz. Bu kardeşiniz İstanbul’da görevi kimden almıştı? CHP’den almıştı. O zaman İstanbul çöp, çukur, çamurdu. Ben Kasımpaşa’da doğmuş, Kasımpaşa’da büyümüş bir İstanbul çocuğu olarak aslen ne kadar Rizeli olsam da buraların durumunu çok çok iyi bilirdim. Haliç doluydu, pislikten geçilmiyordu. Biz Haliç’i bu şekilde aldık önce temizledik. Buradan çıkardığımız bütün pislikleri 9,5 km ötede Alibeyköy’deki taş ocağına aktardık. Haliç eğer kokmuyorsa işte bizim sayemizde. Ama şurada birkaç kilometre ötede şu andaki mevcut başkan temelsiz temel atma törenine gitti. Çünkü bunlar bu işlerden anlamaz. Bunlara bir sorun soruşturun, geldin gidiyorsun acaba kaç tane metro yaptın? Kaç tane İstanbul’a hizmetkar olacak adım attın? Hiçbir şey yok. Yapmazlar, yapamazlar. Bunların geçmişinden bugüne attıkları bu tür adımlar yok. Hiçbir zaman da olmayacak. Çünkü bunlarda böyle bir aşk yok, heyecan yok, coşku yok. Bizde ise yatırım, istihdam, üretim, cari fazla yoluyla ülkeyi kalkındırmak var. Biz İstanbul’a aşığız. Türkiye’ye yeni bir heyecan getirmek istiyoruz. İstanbul’u muradına kavuşturarak Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan bu şehri belediyecilik hizmetlerinde de tekrar zirveye taşıyacağız” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>BTSO, üst düzey konukları iş dünyası ile bir araya getirmeye devam ediyor. Geçen hafta Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i üyeleriyle buluşturan BTSO, son olarak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ı BTSO’da ağırladı. Toplantıya, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay ve Meclis Başkanı Ali Uğur’un yanı sıra Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, AK Parti Genel Başkan Vekili ve Bursa Milletvekili Efkan Ala, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank, Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ve iş dünyası temsilcileri katıldı.
“Türkiye trilyon dolarlık ekonomiler ligine girmeyi başardı”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz gerek ülke düzeyinde, gerekse illerde politikaları şekillendirirken ve uygularken ortak akılla hareket ettiklerini söyledi. Türkiye ekonomisinin dünyadaki olumsuz konjonktüre ve deprem felaketine rağmen geçen yılı yüzde 4,5 büyümeyle kapattığını belirten Yılmaz, “Türkiye tarihte ilk defa trilyon dolarlık ekonomiler ligine girmeyi başardı. Tüketimi daha ılımlı hale getirmek, yatırımı ve ihracatı daha da güçlendirerek ülkemizin büyümesini sağlıklı şekilde geliştirmeye çalışıyoruz. 2024 yılında iç ve dış talebin dengelendiği büyüme kompozisyonunun sürdürülmesiyle istihdamın ve özel kesim yatırımlarının artmasını, hizmet sektörü ve sanayi sektörünün ekonomik büyümemize katkı vermeye devam etmesini öngörüyoruz. Fiyat istikrarı çok önemli. Enflasyonla mücadele bu dönem temel önceliğimiz. Büyümemizi belli bir makul bir düzeyde sürdürürken enflasyonu da düşürmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.
“Mali alanımız genişledikçe iş dünyamıza desteğimiz de artacak”
Makroekonomik politikalar ve yapısal reformlara ilişkin iş dünyası temsilcilerine bilgi veren Yılmaz, “Bu dönemde özellikle yatırımcılara ve ihracatçılara daha düşük maliyetli kredi oluşturmak için adımlar atıyoruz. Bütçedeki deprem yükünden dolayı mali alanımız kısıtlı ama mali alanımız genişledikçe iş dünyamıza desteğimiz de artacak. Özellikle nitelikli yatırımcılarımızı ve ihracatçılarımızı desteklemeye devam edeceğiz” diye konuştu. Yapısal reform yapan ülkelerin geleceğe daha güvenle baktığını vurgulayan Yılmaz, “Dolayısıyla sadece bu reformların somut etkilerle değil, beklenti kanalıyla yapacağı etkilerle, ekonomimize güç katacağına inanıyoruz. Özellikle bu yılın ortalarından itibaren gelişmekte olan ülkelere dönük artmasını beklediğimiz sermaye hareketliliğinde de Türkiye’nin daha fazla pay almasına destek olacak. Bursa 18 milyar dolara yakın ihracat yapabilen bir kent. Özellikle dış ticaret fazlası veriyor olması çok kıymetli. Bütün sanayicileri ve çalışanları yürekten tebrik ediyorum. Merkezi idare olarak bu çerçevede başta ulaşım olmak üzere biz de birçok alana yatırım yapıyoruz. Demiryolunda dönüşümü sağlayacak, çok büyük projeleri hayata geçiriyoruz. Bandırma Bursa Yenişehir Osmaneli hızlı tren projemizde çalışmalar devam ediyor. Sadece bu projeye 2024 yılı için 13 milyar TL ödenek ayırdık. İstanbul-Ankara hızlı tren hattı ile entegre olacak bu proje sayesinde Bursa ile İstanbul ve Ankara arasındaki seyahat süresi 2 saat 15 dakikaya inecek. Yine demiryolu ağlarının OSB ve limanlarla bağlantısına da öncelik vereceğiz. İhracatımızda rekabet gücünü artırmak, firmaların lojistik imkanlarını geliştirmek için bu konuyu çok önemli buluyoruz” dedi.
Kent ekonomisinin gelişimi adına merkezi idare, yerel yönetim ve iş dünyası işbirliğinin önemine vurgu yapan Cevdet Yılmaz, “Yerel yönetimlerin işletmeler ve çalışanlar için uygun bir iş ve yatırım ortamına katkıda bulunması çok önemli. Şehrin geleceğinin iş dünyası ile istişare içinde, birlikte planlanması yönünde bir anlayışımız var. Bu anlamda Bursa’da hayata geçecek KOBİ OSB projesini çok önemli buluyorum. Emeği geçenleri yürekten tebrik ediyorum. Gerçekten çok güzel bir proje. Şehir merkezindeki 8 bin KOBİ şehrin doğusunda ve batısında kurulacak KOBİ OSB’lere dahil edilecek. Böylece çok düzenli, sistemli bir şekilde üretim altyapısına kavuşacaklar. Merkezi idare, yerel yönetim ve iş dünyası işbirliğine çok güzel bir örnek. Bu projeyi de yakından takip edeceğiz” şeklinde konuştu.
“Reel sektöre sunulan her destek yeni rekorlarla karşılık buluyor”
BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, bugüne kadar reel sektörlere sunulan her desteğin, olağanüstü şartlara rağmen, üretimde, yatırımda, istihdam ve ihracatta yeni rekorlarla karşılık bulduğunu söyledi. İbrahim Burkay, Bursa iş dünyası olarak ‘Bursa Büyürse Türkiye Büyür’ inancıyla son 11 yılda Türkiye’nin hedefleriyle bütünleşen makro düzeyde 60’ın üzerinde proje geliştirdiklerini söyledi. Ortak aklı harekete geçirerek kente kazandırılan tüm bu projelerin katkısıyla, ülke ekonomisini, 18 milyar dolar seviyesinde ihracat olmak üzere 32 milyar doların üzerinde bir dış ticaret hacmiyle desteklediklerini belirten Burkay, “Bursa, sanayideki dönüşümünü büyük ölçüde tamamlayan, tarihi projelerle milli teknoloji hamlesinin en önemli aktörleri arasında bulunan bir kent. Daha rekabetçi bir ekonomi modeli ve sosyal gelişmenin temini için altyapı ve hizmetlerin mekansal planlaması, Bursa’mızın, ülkemizin kalkınma politikalarındaki gücünü ve liderliğini pekiştirecektir” dedi.
Başkan Burkay, Büyükşehir Belediyesi ile Bursa’daki KOBİ OSB’ler ve modern altyapıya sahip Lojistik Merkezlerin kurulması için ‘İşbirliği Protokolü’nü imzaladıklarını belirterek, “KOBİ’lerimizin büyük bir heyecanla beklediği bu projeler Bursa’mızın hedefleri açısından da kritik önemde. KOBİ OSB ve Lojistik Merkez projelerimizde ilk günden itibaren yanımızda olan Sayın Bakanlarımız Efkan Ala ve Mustafa Varank’a, Sayın Valimiz Mahmut Demirtaş’a ve Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Alinur Aktaş’a teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Enflasyon muhasebesi talebi”
Başkan Burkay, iş dünyasının bazı talep ve önerilerini de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile paylaştı. Başkan Burkay, 2023 yılı sonu itibariyle şirketlerin bilançolarında enflasyon muhasebesinin uygulanacak olmasını bilançoların gerçeği yansıtması açısından oldukça faydalı ve önemli bulduklarını belirterek şöyle konuştu;
“Ancak 2024 yılında geçici vergi dönemlerinde enflasyon düzeltmesi, düşük sermayeli ve yüksek borçlu firmalar için olumsuz etki yapacaktır. Bu düşüncede özellikle küçük işletmelerde 2024 ve takip eden yıllarda enflasyon muhasebesinin uygulanmamasını talep ediyoruz. Ayrıca borç oranı yüksek işletmeler için enflasyon düzeltmesi sonucunda vergisel sonuçlar da ortaya çıkacaktır. Bunun da önüne geçilmesini bekliyoruz. Bu yatırımlar için yüksek yatırım indirimi ve işgücü desteklerinin sağlanmasını bekliyoruz. Bölgeler ve sektörler arası farklılık gözetmeksizin mevcut firmaların yapacakları yeşil ve dijital dönüşüm yatırımlarının da 5. bölge teşvik unsurları ile desteklenmesini talep ediyoruz. AB uyum ve yeşil dönüşüm sürecinde sektörlerin kullandıkları girdiler için geri dönüşüm zorunluluğu uygulanmaya başlandı. Tüm sanayi sektörlerinde döngüsel ekonomi sistemlerinin kurulması ve bu süreçteki yatırımların bölge farkı gözetmeden desteklenmesi, firmalarımızın uyum sürecini hızlandıracaktır. Firmalarımızın geçmiş dönemlere ait olan kesinleşmiş KDV alacaklarının da ödenmesini veya kamu yükümlülüklerine göre mahsup edilmesi de sektörlerimizin talepleri arasında. Finansmana erişim konusunda yapılacak çalışmalar, özellikle KOBİ niteliğindeki firmalarımız için kritik önem arz ediyor” dedi.
“KOBİ OSB ve lojistik merkezlere öncelik vereceğiz”
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, “Bursa sanayi şehri karakteristiğinin ön planda olduğu bir kent. Firmalarımızın daha nitelikli ve katma değerli ihracat yapmalarını hedefliyoruz. Bu kapsamda önümüzdeki dönemde KOBİ’lerin bu dönüşümünü sağlamak bizim için çok kıymetli. Bunu BTSO ile işbirliği içinde yapacağız. KOBİ OSB’nin yanı sıra lojistik merkezlerin oluşturulması ile ilgili çalışmalarımız var. Bu iki proje ilk yapacağımız işlerin başında geliyor. Bu çalışmaları şehrimizin geleceği adına çok önemli buluyorum” dedi. – BURSA
]]>Bayraktar, Adana Ticaret Odasında iş insanlarıyla bir araya geldiği toplantıda, Türkiye’nin çok önemli hedefle yoluna devam ettiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu Türkiye Yüzyılı vizyonunda, enerji ve tabii kaynaklar ile madenler alanındaki hedefleriyle ilgili katılımcıları bilgilendirmek istediğini ifade eden Bayraktar, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin malum, ekonomisinde en temel açmazlardan bir tanesi, bugün tam da Merkez Bankasının Para Piyasası Kurulunun aldığı faiz kararı var biliyorsunuz ama içinde bulunduğumuz enflasyonist ortam, Türkiye’de özellikle döviz meselesi. Ekonomimizdeki şu anda yaşadığımız bazı sıkıntıların temelinde aslında Türkiye’nin cari açık vermesi, Türk ekonomisinin maalesef cari açık üreten bir ekonomi olması yatıyor. Bu yönüyle baktığımızda da biz kendi üzerimize düşen tarafıyla elbette Türkiye’nin cari açık problemini çözmesi için aslında iki tane temel şeyi başarması lazım; bunlardan bir tanesi sizlerin, Türkiye’nin üreten insanlarının, Türkiye’nin müteşebbislerinin daha katma değerli ürünler üretmesi ve daha katma değerli ürünlerle daha kaliteli bir ihracat yapımızın olması neticesinde sanayimizin, üretimimizin bu anlamda dönüşmesi ve bu sayede Türkiye’nin daha fazla cari açık vermemesi, bu anlamda belki cari fazla veren bir ülke haline gelmesi. Bir başka çözümü veya eş zamanlı, beraber yapmamız gereken diğer konu ise Türkiye’nin enerji ithalatını, enerjideki dışa bağımlılığını düşürmesi meselesi.”
Bayraktar, Türkiye’nin enerjide “çok büyük bir fatura” ödediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçtiğimiz yıllarda bu yaklaşık 45-50 milyar dolar yıllık ödediğimiz enerji faturası, ithalat faturası, özellikle pandemi sonrası dünyadaki enerji ve emtia fiyatlarının artmasıyla beraber çok anormal rakamlara ulaştı. Örneğin 2022 yılında bizim ödediğimiz enerji faturamız yaklaşık 96,5 milyar dolar oldu. Şimdi düşünün bir ekonominiz var ve her yıl bu kadar rakamları, 100 milyar dolarlara yakın rakamları dışarı ödüyorsunuz. Bu ekonominin elbette bu cari açıkla, bu döviz ihtiyacıyla öyle günler yaşadık ve yaşıyoruz ki örneğin BOTAŞ’ın doğal gaz ithalat şirketimizin günlük ödemesi 1 milyar dolarları bulabiliyor. Dolayısıyla bu parayı piyasadan toplamaya kalktığınızda zaten dövizde bir hareket olmama imkanı yok. Onun için Türkiye’nin mutlaka bu enerjideki dışa bağımlılık yükünden kurtulması lazım. Bu yükü ekonomimizin üstünden almamız lazım. Bunu aldığımız durumda, Türkiye enerjideki dışa bağımlığı düşürdüğü ölçüde inşallah önümüzdeki 30 yılda bunu tamamen ortadan kaldırdığımızda ve sanayimizde bu dönüşümle beraber daha katma değerli ürüne dönüştüğü durumda daha kaliteli ihracat yaptığımız durumda Türkiye çok daha emin adımlarla, çok daha güçlü bir ekonomi olarak yoluna devam edecek.”
Enerjide dışa bağımlılığı bitirme hedefi
Bayraktar, enerjide dışa bağımlılığın bitirilmesi hedefiyle ilgili, “Türkiye Yüzyılı’nda biz Türkiye’nin önümüzdeki 30 yılda enerjide ve tabii kaynaklar alanında mutlak suretle dışa bağımlılığını bitirme hedefiyle yola çıkıyoruz.” diye konuştu.
Bu yolda çalıştıklarını vurgulayan Bayraktar, “Şu anda bile Türkiye’nin geçtiğimiz yıl elbette şubat ayı iyi bir gösterge olmayabilir ama 2022 yılının şubat ayına göre rakamlara bakıyoruz, hem elektrik hem doğal gaz talebinde artış var. Sanayide talebin arttığını görüyoruz. Dolayısıyla böyle bir ortamda bile ekonomimiz ve enerji talebimiz büyüyor. Dolayısıyla bizim artan talebi karşılarken, dışa bağımlılığı düşürmek gibi zorlu bir hedefimiz var.” ifadesini kullandı.
Bayraktar, Türkiye’nin enerji talebinin artmaya devam edeceğini öngördüklerini anlatarak, bunun için ortaya koydukları stratejilerden bahsetti.
Yenilenebilir enerji
Türkiye’nin yenilenebilir enerji konusunda çok ciddi potansiyelinin olduğunun altını çizen Bayraktar, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin mutlaka yerli ve yenilenebilir kaynaklarını, buna yerli kömürümüzü de dahil etmek durumundayım, mutlak suretle ekonomimize kazandırmamız lazım. Birinci unsur bu. Bu anlamda bugüne kadar yaptıklarımız, yani yenilenebilirde geldiğimiz nokta 22 bin megavatlara geldik güneş ve rüzgarda, diğer kaynakları da özellikle jeotermal ve hidrolik kaynakları kattığımızda bunlar yaklaşık yüzde 50’nin üzerine çıkıyor. Mutlaka Türkiye’nin güneşte ve rüzgardaki ilave potansiyelini devreye almamız lazım. Önümüzdeki 12 yılda bizim 60 bin megavat ilave yenilenebilir kurulu gücü sisteme katmamız lazım. Dolayısıyla yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları birinci önceliğimiz.”
Bakan Bayraktar, ikinci önemli önceliklerinin de sanayicilerin de üzerine gittiği “enerji verimliliği” konusu olduğunu dile getirdi.
Türkiye’nin enerjisini verimli kullanması gerektiğini, sanayicilerin bu konuda birçok proje geliştirdiğini belirten Bayraktar, “Türkiye geçtiğimiz 7 yılda, 2016-2023 yılları arasında enerji verimliliğinde yaklaşık yüzde 14’lük bir tasarruf sağladı. Yaklaşık 8,5 milyar dolarlık bir yatırım yapıldı bu konuda ve yeni dönemdeki 2024-2030 döneminde de yine benzer, yüzde 20’ye varan iddialı bir hedefle yola devam ediyoruz. Bu anlamda enerji verimliliğini de yenilenebilir enerji kaynaklarını, yerli enerji kaynaklarını devreye almak kadar önemsiyoruz.” diye konuştu.
Bayraktar, büyük ithalat kalemlerinin olduğu alanlarda mutlaka Türkiye’nin karalarında ve denizlerinde petrolünü, doğal gazını araması, varsa bulması ve üretmesi gerektiğini vurguladı.
Karadeniz gazının geçen yıl karaya ulaştırıldığını ve kullanımına başlandığını anımsatan Bayraktar, “Her gün takip ediyorum, bugün itibarıyla 3,7 milyon metreküplük bir üretim rakamına ulaşmış durumdayız. Bu ne demek? Yaklaşık 1,5 milyon haneye yetecek kadar doğal gazı şu anda kendimiz üretiyoruz demek. Elbette bu daha başlangıç.” ifadesini kullandı.
Doğal gazın, sanayi sektörü ve elektrik üretimi açısından da önemli olduğuna işaret eden Bayraktar, şunları kaydetti:
“Bizim 50 milyar metreküpü aşan tüketimimizin inşallah Karadeniz gazıyla 15-16 milyar metreküplük yıllık üretimlerle yüzde 30 civarında bir kısmını karşılayacağız ama geride koca yüzde 70 var. Dolayısıyla bunun için diyoruz ki mutlaka bizim Karadeniz’de, Akdeniz’de, karalarda olabilir daha yeni keşiflere ihtiyacımız var. Bu anlamda da 2024’te yine bu gemilerimizle, özellikle Karadeniz’de 3 lokasyonda aramayı hızlandıracağız. Burada yeni kuyular açacağız, yeni arama sahalarına girmiş olacağız. Onlardan eğer olumlu netice alabilirsek bunlar da yeni rezerv olarak kendi doğal gaz üretimimize dahil olmuş olacak.”
(Sürecek)
]]>“HAYAT PAHALILIĞININ ÜSTESİNDEN GELECEĞİZ”
Isparta’da halka seslenen Erdoğan, vatandaşlara son seçimlerde iktidara verdikleri destek için teşekkür ederek “Enflasyon düştükçe, ekonomideki bu olumlu tablonun getirilerini çalışanlarımıza ve emeklilerimize daha iyi yansıtma imkanı bulacağız.” dedi. İşte Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar:
“Türkiye son 10 yıldır terörden darbe girişimine, salgından bölgemizdeki çatışmalara kadar ardı arkası kesilmeyen nice sınamalara maruz kaldı. Asrın felaketi bu depremler üzerimizdeki yükü daha da artırdı. Fakat şu anda geldiğimiz noktada yerel yönetim seçimlerine gidiyoruz. Bugün de hayat pahalılığıyla ve onun bir sonucu olarak sabit gelirli insanlarımızın refah kaybıyla sınanıyoruz. Allah’ın izniyle bunların da üstesinden geleceğiz. Uyguladığımız programın sonuçlarını bu yılın ikinci yarısından itibaren görmeye başlayacağız.
“EKONOMİK GÖSTERGELERİMİZ GAYET İYİ”
Esasen genel ekonomik göstergelerimiz gayet iyi. Milli gelirimiz, istihdamımız, üretimimiz, ihracatımız tarihimizin en yüksek seviyesinde. Enflasyon düştükçe, ekonomideki bu olumlu tablonun getirilerini çalışanlarımıza ve emeklilerimize daha iyi yansıtma imkanı bulacağız. Bunun dışındaki palavralara sakın ha kanmayın.
Eski Türkiye’de bu palavracı siyaset anlayışı yüzünden ülkenin onlarca yılı heba edildi. Güvensizliğin, istikrarsızlığın, programsızlığın, plansızlığın kol gezdiği bir ülkede herkes kaybeder en çok da çalışanlar ve emekliler kaybeder. Hatırlarsanız, bu ülkede emekliye, memura, işçiye maaş ödenememe tehlikesinin yaşandığı günler oldu. Üstelik o günlerin hem çalışan ve emekli sayıları hem bunların toplam bedelleri bugünle mukayese edilemeyecek kadar küçük rakamlardı.
“ALANDA 35 BİN ISPARTALI VAR”
Türkiye bugün 32 milyonu bulan çalışan, 16 milyona ulaşan emekli sayısıyla gerçekten çok farklı bir ligin oyuncusudur. Biz güven ve istikrar iklimini muhafaza ederek diğer faktörler ne olursa olsun ülkemizin hedeflerinden sapmasına asla izin vermedik. Bugün de aynı anlayışla hareket ediyoruz. Dışarıda ve içeride ne yaşarsak yaşayalım milletimizin işini, aşını, huzurunu, güvenliğini koruma kararlılığımızdan asla geri adım atmıyoruz. Şimdi meydana gelirken arkadaşlara dedim ki, emniyete sorun bakalım şu anda alanda ne kadar Ispartalı kardeşim var. Ne dediler; 35 bin. İşte Isparta bu. Gül diyarı bu. Biz Isparta’yı sevdik, Isparta’da bizi seviyor.
Ülkemizin son 21 yılda kazanımlarına sahip çıkmadan, daha güçlü bir toplum hayali kuramayız. Bu dönemde milli gelirimizi 3 kat büyüttük. Önümüzdeki dönemde milli gelirimizi 2 kat daha büyütebiliriz. Bunu çok çalışarak yapmamız gerekiyor. Milletimizin çalışkan üretken olduğunu biliyoruz. Biz insanımızın bu vasıflarını katma değere dönüştürebileceği bir altyapı oluşturma peşindeyiz. Şu anda biz dünyada havada insansız uçaklarımızla varız. Daha da yapacağız. Kızılelma’yla Akıncı’yla varız. İlk 3 ilk 4’ün içerisindeyiz. Daha düne kadar neredeyse tamamı dışa bağımlı bir savunma sanayimiz vardı. Biz bu yüzde 20’yi yüzde 80’e çıkardık. Bize tabanca vermiyorlardı. Şimdi bizim yerli tabancalarımıza dünyanın dört bir yanından talep var.
“GELİN BUNLARI DEMOKRATİK ŞEKİLDE GÖMELİM”
Milli Savaş Uçağımız Kaan’la dünyadaki 4 ülkeden biri olduk. Bu tabloyu her alanda görmek mümkündür. Eskiler otu çek köküne bak derlerdi. Bunların da köküne baktığınızda ya kıyafetsiz muhterisleri ya da teröristleri görürsünüz. Amaçları karamsarlık bulutlarını tepemize toplayarak insanımızın mücadele azmini kırmaktır.
Şimdi milletimizin moralini çökertme taktiği uyguluyorlar. Bu milletin morali çökmedi. Daha başımıza gelen nice badirelerde çökmedi. Aslında bunlara yanıldıklarını 14-28 Mayıs seçimlerinde sandıkta gösterdik. 31 Mart’ta bunlara bunu anlatmaya hazır mıyız? Gelin bunları demokratik şekilde gömelim.”
]]>CHP Sözcüsü Deniz Yücel, “İzmirliler net bir şekilde ‘Bizi bu yoksulluğa mahkum eden AKP’ye, Cumhur İttifakı’na oy yok’ diyor. Anneler çocuklarının beslenme çantalarını dolduramıyor, emekliler karınlarını doyuramıyor, torunlarını sevindiremiyor, çalışanlar ayın sonunu getiremiyor. Bireysel kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen vatandaş gırtlağına kadar borca batık durumda” dedi.
CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yücel, seçim bölgesi İzmir’de yerel seçim için çalışmalarını sürdürüyor. İzmir’in çeşitli ilçelerinde yurttaşlarla bir araya gelen Yücel, AKP iktidarının yanlış ekonomi politikalarıyla halkı yoksullaştırdığını ve bunun üzerinden oy devşirmeye çalıştığını belirtti. Partiden yapılan açıklamaya göre Yücel, şu ifadeleri kullandı:
“Bu ülke böyle bir ekonomik kriz, böylesine bir ekonomik buhran görmedi. Ülkece fakirliği iliklerimize kadar hissediyoruz! Vatandaş sebze meyveyi tek tek alır hale geldi! Ramazan ayındayız ama ne bolluk ne bereket kaldı. Vatandaş istediği gibi bir iftar sofrası kuramıyor, Ramazan pidesi bile alamıyor. Açlık sınırı 15 bin lira, yoksulluk sınırı 53 bin lira. Ama Erdoğan hala utanmadan ‘alternatifiniz benim’ diyebilme yüzsüzlüğünü gösteriyor! Sarayı geçtiğimiz bir ayda 150 bine yakın emeklinin maaşı kadar harcama yaparken Erdoğan çıkıp utanmadan 10 bin liraya mahküm ettiği emekliye ‘kaynak yok’ diyor. Emekliye sabır ve dua ile çıkış yolu gösteren, halka tasarruf edin diyen Erdoğan ve iktidarı ne lüks makam araçlarından ne de sarayın devasa harcamasından vazgeçiyor. Uçan saraya gelince para var, yüzen saraya gelince para var, kışlık saraya gelince para var, milyonluk makam araçlarına para var, beşli çeteye, yandaş müteahhide para var. Emekliye gelince para yok. Madem emekliye para yok, 31 Mart’ta da emekliden AKP’ye ve Cumhur İttifakı adaylarına oy yok.
“EKONOMİK AÇIDAN KAYGILI VE MUTSUZ BİR TOPLUM OLDUK”
Emeklisinden gencine, esnafından işçisine herkes bu zulmü yapanları tanıyor, biliyor! Onları yoksulluğa, sefalete, mutsuzluğa itenlerin ‘alternatifleri’ olmadığını o kadar iyi biliyorlar ki, yaka silkip, kurtarın bu zalim düzenden bizi diyecek kadar! İzmirliler net bir şekilde ‘bizi bu yoksulluğa mahkum eden AKP’ye, Cumhur İttifakı’na oy yok’ diyor. Anneler çocuklarının beslenme çantalarını dolduramıyor, emekliler karınlarını doyuramıyor, torunlarını sevindiremiyor, çalışanlar ayın sonunu getiremiyor. Bireysel kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen vatandaşın gırtlağına kadar borca batık durumda. İzmir’de her zaman ziyaret ettiğimiz yerlerde esnafı çok daha zor durumda bulduk, kepenk kapatanlar, siftah yapmadan günü bitirenler… Maalesef iktidarın himayesindeki bir grup azınlık dışında toplumun her kesimi, ekonomik açıdan kuşatma altında. Emeklisinden işçisine, öğrencisinden memuruna ekonomik açıdan kaygılı ve mutsuz bir toplum olduk. Bu iktidarın, halk iradesini yok sayan tutumlarından, vatandaşa kafa tutan, halka had bildiren, demokrasiden bihaber, kendisi zenginlik içinde yaşarken, kürsüden ‘tasarruf’ nutukları atan tavırlarından bıktık.
Biz CHP olarak bugün İzmir’in ve ülkemizin dört bir yanında var gücümüzle çalışıyoruz; yerel yönetimlerdeki gücümüzle AKP iktidarında yoksullaşan vatandaşımıza destek olmak ve onları yoksulluktan kurtarmak için hiç durmadan çabalıyoruz.
Önce yerelde işimizin gücümüzün sosyal belediyecilik, adil paylaşım, ortak akılla yönetim olduğunu; insanlarımızın refahı ve mutluluğu olduğunu gösterecek ardından bu güzellikleri iktidarımızla taçlandıracağız. Gençlerin umutlu, çocukların mutlu, vatandaşlarımızın insan onuruna yaraşır, güvenli kentlerde huzur içinde yaşadığı, gelirin hakça ve adilce paylaşıldığı bir Türkiye için mücadele ediyoruz. Biz kentlerimizi emirlerle, talimatlarla ve dayatmalarla yönetmiyoruz, yönetmeyeceğiz. Kentlerimizi, o kentte yaşayan yurttaşlarımızla birlikte yöneteceğiz. Her yurttaşımızın, belediye hizmetlerinden eşit şekilde yararlanmasını sağlayacağız. Bunun için, 31 Mart yerel seçimlerini önemsiyoruz.”
]]>ANKARA – Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Önümüzdeki yıllarda milyonlarca konutumuzu, özellikle metropoller başta olmak üzere dönüştüreceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye Müteahhitler Birliği tarafından düzenlene iftar programına katıldı. İstiklal Marşı ve Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programda, Müteahhitlerin sorunlarını ve gündeme dair konular ele alındı. Yılmaz, burada yaptığı konuşmada ekonominin paydaşları ile sıklıkla bir araya geldiklerini ve bu buluşmaları, ekonomi politikalarını şekillendirdikleri mutfak olarak gördüklerini ifade etti.
“Bir taraftan enflasyonla mücadele ederken diğer taraftan mali disiplinli sağlamaya gayret ediyoruz”
Son yıllarda küresel düzeyde tüm dünyayı ve beraberinde Türkiye’yi de etkileyen Covid-19 salgını, Rusya-Ukrayna Savaşı ve Filistin ile İsrail arasında önemli olayların yaşandığını belirterek, “Böyle büyük küresel ortamda politikalarımızı hayata geçiriyoruz. Bir taraftan enflasyonla mücadele ederken diğer taraftan mali disiplinli sağlamaya gayret ediyoruz. Büyüme için dengeli bir şekilde sürdürürken cari açığı azaltmaya ve rezervlerimizi güçlendirmeye gayret ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü bir iradeyle desteklediği politika belgelerimiz ile ekonomiden politika belirsizlikleri azalttık. Öngörülebilirliği de arttırmış olduk, bunu da bir temel yaklaşım olarak görüyoruz. Ekonomide belirsizlikleri azalttığını öngörülebilirliği arttırdığımız sürece ekonomik aktörler de çok daha rahat bir ortamda çalışma imkanı bulmuş oluyorlar” ifadelerini kullandı.
“Türkiye trilyon dolarlık ekonomi ligine girmiş oldu”
Yılmaz, 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerle Türkiye tarihinin en büyük afetini yaşamış olduklarını ve bu afetin etkilerini gidermek için hala çalışmaya devam ettiklerini belirtti. Deprem, küresel şartlar ve jeopolitik gelişmelere rağmen ekonominin büyümeye devam ettiğini ifade eden Yılmaz, “Geçen yıl dünya ekonomisi yüzde 3 civarında büyürken, ülkemiz yüzde 4 buçuk civarında bir büyümeyi gerçekleştirdi. Orta Vadeli Programımızda öngördüğümüz büyümenin de bir miktar üstünde bir büyüme kaydetti. Milli gelirimiz ilk defa 1 trilyon dolar seviyesini aştı böylece Türkiye trilyon dolarlık ekonomi ligine girmiş oldu” şeklinde konuştu.
Yılmaz ihracatın düzenli bir şekilde artmaya cari açığın ise istikrarlı bir şekilde iyileşmeye devam ettiğini vurgulayarak, “Cari işlemler hedefinde gelişmeler gerçekten sevindirici. Geçen yılın ortalarında 60 milyar dolar civarındaydı cari açığımız. Yılsonunu 45 milyar dolarla kapattık. Ocak ayı itibariyle bu 37 buçuk milyar dolar seviyelerine kadar düştü. Şubat’ta da iyileşmenin devam edeceğini biliyoruz. Henüz çıkmayacağını işlemler hesabı ama 32-33 milyar dolarlara kadar cari açığın Şubat hesapları itibariyle düşeceğini öngörüyoruz” açıklamasında bulundu.
Demir, alçı, elektrik malzemesi, perde, mobilya, cam, plastik boru, çivi ve boya gibi yüzlerce farklı ürünün inşaatta girdi olarak kullanıldığını ifade eden Yılmaz, sektörün 250 alanda, istihdamı yaklaşık 6 milyon civarında etkilediğini, 2023’te reel olarak yüzde 7,8 büyüyen sektörün, milli gelir içindeki oranının 2002’de yüzde 4,5 seviyesindeyken geçen yıl yüzde 5,6’ya ulaştığını aktardı.
“Müteahhitlerimiz yurt dışında 389 projeyle 27 milyar 392 milyon dolar tutarında yeni iş hacmine ulaştı”
Yılmaz, yurt dışı müteahhitlik hizmetleri sektörünün rekabet gücüne, milli gelire, ödemeler dengesine, ihracata ve istihdama sağladığı katkı ile ülke ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri olduğuna dikkati çekerek, “Müteahhitlerimizin yurt dışında üstlendikleri iş hacmi 2000 yılından bu yana istikrarlı olarak 20 milyar dolar üstünde bir seyirle devam ediyor. 2023’te, yurt dışında 389 projeyle 27 milyar 392 milyon ABD doları tutarında yeni bir iş hacmine ulaşılmış durumda” diye konuştu.
“Müteahhitlerimizi yeni pazarlarda ve katma değeri yüksek projelerde daha çok görmek istiyoruz”
Teknik müşavirlik sektörünün 137 farklı ülkeye 2023 yılında 233,4 milyon dolar hacimle hizmet verdiği bilgisini veren Yılmaz, “Söz verdiği şekilde ve tarihte işlerini teslim ederek tüm dünyada tercih edilen müteahhitlerimizi yeni pazarlarda ve katma değeri yüksek projelerde daha çok görmek istiyoruz. Özellikle firma ölçeklerinin büyütülmesiyle, firmalarımızın ortak iş yapma bilincinin artırılması, prestijli projelerin üstlenilmesinin de önünü açacaktır diye inanıyoruz” açıklamasında bulundu.
Yılmaz, müteahhit sektöründe insan kaynakları konusunun sıkça dile getirildiğini belirterek, 12’inci Kalkınma Planı, Orta Vadeli Program ve Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu eylem planında bu konuya geniş bir yer ayırdıklarını, son 20 yılda mesleki eğitim konusunda çok ciddi adımlar attıklarını kaydetti.
“Kamu İhale Mevzuatı’nı uluslararası normlara uyumlu şekilde iyileştirmek önem verdiğimi bir husus”
OVP döneminde, inşaat kalitesinin yükseltilmesini teminen yapı denetim sürecinde yer alan kişi ve kuruluşların mesleki sorumluluk sigortası ve yapı müteahhitlerinin sorumluluk sigortasını yaygınlaştıracaklarına vurgu yapan Yılmaz, “İnşaat sektörünü de yakından ilgilendiren kamu alımları kapsamında, Kamu İhale Mevzuatı’nı uluslararası norm ve standartlarla uyumlu olacak şekilde iyileştirmek de yine temel politika dokümanlarımızda yer verdiğimiz bir husus. Bu çerçevede mevzuatı, dijitalleşmeyi, yenilikçiliği ve sürdürülebilirliği önceleyen satın alma yaklaşımıyla güncelleyecek, sektörel kamu alımları düzenlemesini de hayata geçireceğiz” ifadelerine yer verdi.
“Afet risklerinin belli bir seviyede olduğu metropol illerde kentsel dönüşümü el birliğiyle yapmak zorundayız”
Yılmaz, kentsel dönüşüm anlamında yerel yönetimlerin çok önemli olduğunu söyleyerek, “Bu işi sadece merkezi idare veya sadece yerel yönetim olarak yapamayız. Metropol illerimiz İstanbul ve İzmir başta olmak üzere afet risklerinin belli bir seviyede olduğu, daha yüksek olduğu iller öncelikli olmak üzere mutlaka burada merkezi idare ve yerel yönetimler olarak el birliği içinde bunu başarmak durumundayız. Bizim adaylarımız da bu konuda çok güçlü programlar ortaya koymuş durumdalar. Gerek İstanbul adayımız gerek İzmir adayımız Hamza Bey, İstanbul’da Murat Bey çok güçlü programlar ortaya koymuş durumdalar ve bunların biz çok kıymetli olduğunu, mutlaka hayata geçmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu işleri laflarla, algılarla çözemeyiz. Somut adımlarla, somut projelerle ve ciddi kitlesel dönüşümlerle gerçekleştirebileceğimiz bir süreç bu. Burada da polemiklerle, birtakım tartışmalarla kaybedecek vaktimiz yok. İnşallah önümüzdeki dönemde bu alanda güçlü adımları hep birlikte atarız” değerlendirmesinde bulundu.
Programa Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanı sıra Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Erdal Eren ve Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç ve inşaat sektörünün temsilcileri katılım sağladı.
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye Müteahhitler Birliği tarafından düzenlene iftar programına katıldı. İstiklal Marşı ve Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programda, Müteahhitlerin sorunlarını ve gündeme dair konular ele alındı. Yılmaz, burada yaptığı konuşmada ekonominin paydaşları ile sıklıkla bir araya geldiklerini ve bu buluşmaları, ekonomi politikalarını şekillendirdikleri mutfak olarak gördüklerini ifade etti.
“Bir taraftan enflasyonla mücadele ederken diğer taraftan mali disiplinli sağlamaya gayret ediyoruz”
Son yıllarda küresel düzeyde tüm dünyayı ve beraberinde Türkiye’yi de etkileyen Covid-19 salgını, Rusya-Ukrayna Savaşı ve Filistin ile İsrail arasında önemli olayların yaşandığını belirterek, “Böyle büyük küresel ortamda politikalarımızı hayata geçiriyoruz. Bir taraftan enflasyonla mücadele ederken diğer taraftan mali disiplinli sağlamaya gayret ediyoruz. Büyüme için dengeli bir şekilde sürdürürken cari açığı azaltmaya ve rezervlerimizi güçlendirmeye gayret ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü bir iradeyle desteklediği politika belgelerimiz ile ekonomiden politika belirsizlikleri azalttık. Öngörülebilirliği de arttırmış olduk, bunu da bir temel yaklaşım olarak görüyoruz. Ekonomide belirsizlikleri azalttığını öngörülebilirliği arttırdığımız sürece ekonomik aktörler de çok daha rahat bir ortamda çalışma imkanı bulmuş oluyorlar” ifadelerini kullandı.
“Türkiye trilyon dolarlık ekonomi ligine girmiş oldu”
Yılmaz, 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerle Türkiye tarihinin en büyük afetini yaşamış olduklarını ve bu afetin etkilerini gidermek için hala çalışmaya devam ettiklerini belirtti. Deprem, küresel şartlar ve jeopolitik gelişmelere rağmen ekonominin büyümeye devam ettiğini ifade eden Yılmaz, “Geçen yıl dünya ekonomisi yüzde 3 civarında büyürken, ülkemiz yüzde 4 buçuk civarında bir büyümeyi gerçekleştirdi. Orta Vadeli Programımızda öngördüğümüz büyümenin de bir miktar üstünde bir büyüme kaydetti. Milli gelirimiz ilk defa 1 trilyon dolar seviyesini aştı böylece Türkiye trilyon dolarlık ekonomi ligine girmiş oldu” şeklinde konuştu.
Yılmaz ihracatın düzenli bir şekilde artmaya cari açığın ise istikrarlı bir şekilde iyileşmeye devam ettiğini vurgulayarak, “Cari işlemler hedefinde gelişmeler gerçekten sevindirici. Geçen yılın ortalarında 60 milyar dolar civarındaydı cari açığımız. Yılsonunu 45 milyar dolarla kapattık. Ocak ayı itibariyle bu 37 buçuk milyar dolar seviyelerine kadar düştü. Şubat’ta da iyileşmenin devam edeceğini biliyoruz. Henüz çıkmayacağını işlemler hesabı ama 32-33 milyar dolarlara kadar cari açığın Şubat hesapları itibariyle düşeceğini öngörüyoruz” açıklamasında bulundu.
Demir, alçı, elektrik malzemesi, perde, mobilya, cam, plastik boru, çivi ve boya gibi yüzlerce farklı ürünün inşaatta girdi olarak kullanıldığını ifade eden Yılmaz, sektörün 250 alanda, istihdamı yaklaşık 6 milyon civarında etkilediğini, 2023’te reel olarak yüzde 7,8 büyüyen sektörün, milli gelir içindeki oranının 2002’de yüzde 4,5 seviyesindeyken geçen yıl yüzde 5,6’ya ulaştığını aktardı.
“Müteahhitlerimiz yurt dışında 389 projeyle 27 milyar 392 milyon dolar tutarında yeni iş hacmine ulaştı”
Yılmaz, yurt dışı müteahhitlik hizmetleri sektörünün rekabet gücüne, milli gelire, ödemeler dengesine, ihracata ve istihdama sağladığı katkı ile ülke ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri olduğuna dikkati çekerek, “Müteahhitlerimizin yurt dışında üstlendikleri iş hacmi 2000 yılından bu yana istikrarlı olarak 20 milyar dolar üstünde bir seyirle devam ediyor. 2023’te, yurt dışında 389 projeyle 27 milyar 392 milyon ABD doları tutarında yeni bir iş hacmine ulaşılmış durumda” diye konuştu.
“Müteahhitlerimizi yeni pazarlarda ve katma değeri yüksek projelerde daha çok görmek istiyoruz”
Teknik müşavirlik sektörünün 137 farklı ülkeye 2023 yılında 233,4 milyon dolar hacimle hizmet verdiği bilgisini veren Yılmaz, “Söz verdiği şekilde ve tarihte işlerini teslim ederek tüm dünyada tercih edilen müteahhitlerimizi yeni pazarlarda ve katma değeri yüksek projelerde daha çok görmek istiyoruz. Özellikle firma ölçeklerinin büyütülmesiyle, firmalarımızın ortak iş yapma bilincinin artırılması, prestijli projelerin üstlenilmesinin de önünü açacaktır diye inanıyoruz” açıklamasında bulundu.
Yılmaz, müteahhit sektöründe insan kaynakları konusunun sıkça dile getirildiğini belirterek, 12’inci Kalkınma Planı, Orta Vadeli Program (OVP) ve Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu eylem planında bu konuya geniş bir yer ayırdıklarını, son 20 yılda mesleki eğitim konusunda çok ciddi adımlar attıklarını kaydetti.
“Kamu İhale Mevzuatı’nı uluslararası normlara uyumlu şekilde iyileştirmek önem verdiğimi bir husus”
OVP döneminde, inşaat kalitesinin yükseltilmesini teminen yapı denetim sürecinde yer alan kişi ve kuruluşların mesleki sorumluluk sigortası ve yapı müteahhitlerinin sorumluluk sigortasını yaygınlaştıracaklarına vurgu yapan Yılmaz, “İnşaat sektörünü de yakından ilgilendiren kamu alımları kapsamında, Kamu İhale Mevzuatı’nı uluslararası norm ve standartlarla uyumlu olacak şekilde iyileştirmek de yine temel politika dokümanlarımızda yer verdiğimiz bir husus. Bu çerçevede mevzuatı, dijitalleşmeyi, yenilikçiliği ve sürdürülebilirliği önceleyen satın alma yaklaşımıyla güncelleyecek, sektörel kamu alımları düzenlemesini de hayata geçireceğiz” ifadelerine yer verdi.
“Afet risklerinin belli bir seviyede olduğu metropol illerde kentsel dönüşümü el birliğiyle yapmak zorundayız”
Yılmaz, kentsel dönüşüm anlamında yerel yönetimlerin çok önemli olduğunu söyleyerek, “Bu işi sadece merkezi idare veya sadece yerel yönetim olarak yapamayız. Metropol illerimiz İstanbul ve İzmir başta olmak üzere afet risklerinin belli bir seviyede olduğu, daha yüksek olduğu iller öncelikli olmak üzere mutlaka burada merkezi idare ve yerel yönetimler olarak el birliği içinde bunu başarmak durumundayız. Bizim adaylarımız da bu konuda çok güçlü programlar ortaya koymuş durumdalar. Gerek İstanbul adayımız gerek İzmir adayımız Hamza Bey, İstanbul’da Murat Bey çok güçlü programlar ortaya koymuş durumdalar ve bunların biz çok kıymetli olduğunu, mutlaka hayata geçmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu işleri laflarla, algılarla çözemeyiz. Somut adımlarla, somut projelerle ve ciddi kitlesel dönüşümlerle gerçekleştirebileceğimiz bir süreç bu. Burada da polemiklerle, birtakım tartışmalarla kaybedecek vaktimiz yok. İnşallah önümüzdeki dönemde bu alanda güçlü adımları hep birlikte atarız” değerlendirmesinde bulundu.
Programa Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanı sıra Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Erdal Eren ve Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç ve inşaat sektörünün temsilcileri katılım sağladı. – ANKARA
]]>Fahiş fiyat artışı ve stokçuluk yaparak piyasa dengesini bozanlara karşı beklenen adım geldi. Söz konusu faaliyetlerde bulunanların cezalarını artıran kanun teklifi TBMM Komisyonu'nda kabul edildi.
Teklifle, Anayasa Mahkemesinin kararı doğrultusunda Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'unda değişikliğe gidiliyor. Buna göre, Kanun'un ekinde yer alan cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla dolu kadrolarda derece değişikliği ile boş kadrolarda sınıf, unvan ve derece değişiklikleri Rekabet Kurulu kararıyla yapılacak.
Rekabet Kurulu, başlattığı soruşturmaları, soruşturmaya başlanması kararının verildiği tarihten itibaren 15 gün içinde ilgili taraflara bildirecek. Kurul, bu bildirim yazısı ile birlikte iddiaların türü ve niteliği hakkında yeterli bilgiyi ilgili taraflara gönderecek. Böylece hem tarafların daha etkin savunma yapabilmesine olanak sağlanması hem de soruşturma süreçlerinin daha seri ilerlemesi amaçlanıyor.
Taraflara yazılı savunmalarını soruşturma raporunun tebliğinden itibaren 30 gün içinde Kurula konya escort bayan göndermeleri tebliğ edilecek. Haklı gerekçeler sunulması halinde bu süre bir kereye mahsus olmak üzere ve en çok bir katına kadar uzatılabilecek. Soruşturmayı yürütmekle görevlendirilenler, gelen yazılı savunmalar sonucunda soruşturma raporundaki görüşlerinde bir değişiklik olması halinde 15 gün içinde yazılı görüşlerini tüm Kurul üyeleri ile ilgili taraflara bildirecek. Taraflar 30 gün içinde bu görüşe cevap verebilecek.
Teklifle, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nda değişiklik öngörülüyor.
Buna göre, ürün senetleri ve alivre sözleşmelere ilişkin işlemlerde, devir ile bedelin ödenmesi, alıcı ve satıcının diğer yükümlülüklerinin ürün ihtisas borsalarında alım satımına aracılık edenlerce veya takas ve saklama hizmeti aldıkları kuruluşlarca yerine getirilmesi, alım satımın tescili ve alım satıma ilişkin diğer hususlar yasa ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak ürün ihtisas borsası tarafından yürütülecek.

Ürün ihtisas borsasının veya ürün ihtisas borsası tarafından takas merkezi olarak yetkilendirilen kuruluşun takas işlemlerinde mali sorumluluğu, tesis edecekleri limitler dahilinde ve alınacak teminatlar ile garanti fonu varlıklarıyla sınırlı olacak.
Ürün ihtisas borsalarında gerçekleştirilen işlemlerden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak ve zararların tazmini için alınacak teminatların ve oluşturulabilecek garanti fonunun kuruluşu, işletimi, kullanımı ve katılımcılarına ilişkin usul ve esaslar, Ticaret Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek. Düzenlenen teminatlar ve garanti fonundaki varlıklar tevdi amaçları dışında kullanılamayacak, üçüncü kişilere devredilemeyecek, kamu alacakları için olsa dahi haczedilemeyecek, rehin edilemeyecek, iflas masasına dahil edilemeyecek ve üzerlerine ihtiyati tedbir konulamayacak.
Ürün senetleri ve alivre sözleşmelerin ürün ihtisas borsalarında alım satımına aracılık edilmesine, aracıların bursa escort bayan yetkilendirilmesi ile bu yetkinin askıya alınması ve iptaline, aracıların gözetim ve denetimine, ürün senetleri ve alivre sözleşmeler üzerindeki aracılık hizmetlerine dair diğer işlemlere müşterinin verdiği yetkiye bağlı olarak müşteri hesaplarındaki nakit alacak bakiyelerinin nemalandırılmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık ve Sermaye Piyasası Kurulunun birlikte çıkaracağı yönetmeliklerle düzenlenecek.
Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu'nda değişiklik yapılarak, cezaların etkinliği ile caydırıcılığının artırılması amacıyla bazı fiillere yeni cezai yaptırımlar getiriliyor ve idari para cezaları artırılıyor.
Buna göre, lisanslı depoculuk ücret tarifesinde belirlenenin üzerinde veya ücret tarifesinde yer almayan hizmetler için ücret talep ve tahsil eden ya da ürün teslimi sırasında mevzuata aykırı şekilde ürün miktarından kesinti yapan, yasanın "teşhir" hükmüne aykırı hareket eden, ürün senedinin ilgili yönetmeliğinde düzenlenen içerik, şekil ve muhafaza şartlarına uymayan lisanslı depo işletmelerine 200 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası kesilecek.
Teslim yükümlülüğü düzenlenmiş ve iptal edilmemiş ürün senedinin temsil ettiği tarım ürününün tümü veya bir bölümü için başka bir ürün senedi düzenlenememesi, teslim yükümlülüğü, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının uyarı ve idari tedbirlerine rağmen verilen sürede kanuna ve ilgili yönetmeliklere aykırı ya da eksik hususların giderilmemesinin de aralarında bulunduğu hükümlere aykırı hareket eden lisanslı depo işletmelerine 200 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.
Analiz ve sınıflandırma işlemi yapılmadan ürünün depoya kabul edilmesi veya depodan çıkarılması, tartım makbuzunun ilgili yönetmelikte belirlenen şartları taşımaması, alet ve ekipmanların kalibrasyonunun ya da periyodik kontrollerinin yapılmadan kullanılması, muhafaza marmaris escort bayan şartlarına uyulmaması nedeniyle ürünü temsil eden elektronik ürün senedinde belirtilen sınıf ve kalite ile depoda bulunan ürünlerin sınıf ve kalitesi arasında farklılık tespit edilmesi durumlarında, bu fiilleri gerçekleştiren lisanslı depo işletmelerine her bir aykırılık için 200 bin lira idari para cezası uygulanacak.
Şahit numune alınmaması ve ilgili yönetmelikte belirlenen süre boyunca saklanmaması, analiz ve sınıflandırma belgesinin ilgili yönetmelikte belirlenen şartları taşımaması, laboratuvarda yer alan alet ve ekipmanların kalibrasyonunun ya da periyodik kontrollerinin yapılmadan kullanılması, şahit numune ile bu numunenin temsil ettiği ürünün analiz ve sınıflandırma belgesinin farklı olması, analiz esnasında tutulan kayıtlardaki değerler ile analiz ve sınıflandırma belgesindeki değerlerin farklı olması durumlarında bu fiilleri gerçekleştiren yetkili sınıflandırıcılara her bir aykırılık için 200 bin lira idari para cezası kesilecek.
Yetkili sınıflandırıcılık ücret tarifesinde belirlenenin üzerinde veya ücret tarifesinde yer almayan hizmetler için ücret talep ve tahsil eden ya da ilgili hükme aykırı hareket eden yetkili sınıflandırıcılara 200 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.
İdari para cezalarının verilmesini gerektiren aykırılığın bir takvim yılı içinde tekrarı halinde her bir tekrar için bir önceki cezanın iki katı idari para cezası uygulanacak.
Yasa teklifiyle, Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'da da değişiklik yapılması öngörülüyor.
Düzenlemeye göre, kapalı pazar yerlerindeki satış yerleri ve diğer yerlerin, pazarcılara yüksek fiyatlarla kiralanmasına neden olan sınırlı ayni hak yöntemiyle kiralama usulü kaldırılıyor. Pazar yerlerinde bulunan satış yerleri yalnızca tahsis usulüyle kullandırılarak pazarcıların maliyetlerinin azaltılması amaçlanıyor.
Teklifle, kapalı pazar yerlerindeki satış yerlerinin sınırlı ayni hak yöntemiyle pazarcılık mesleğinden olmayan diğer kişilere verilmesi sonucu pazarcıların maliyetlerinin artmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.
3 Mayıs 2024'ten önce kapalı pazar yerlerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve kiracılık hakları, bu hakların kullanımı için öngörülen sürenin sonuna kadar geçerli olacak.

AK Parti milletvekillerinin imzasını taşıyan düzenlemeyle Kooperatifler Kanunu'nda değişikliğe gidiliyor. Buna göre, kooperatif ve üst kuruluşları yönetim kurulu üyelerinin, kooperatifin ticaret sicili kayıtlarını, finansal tablolarını, yönetim kurulu yıllık faaliyet raporlarını, genel kurul toplantı evrakını, ortaklarının kimlik, iletişim, pay ve ödemelerine ilişkin bilgilerini Kooperatif Bilgi Sistemi'ne (KOOPBİS) aktarmaya yönelik geçiş sürecinin tamamlanamadığının tespit edilmesi halinde Ticaret Bakanlığınca birer yıl olmak üzere iki defa daha süre uzatımı yapılabilecek.
Bu süre sona erinceye kadar kooperatif ve üst kuruluşlarının yönetim kurulu üyeleri ve memurları hakkında KOOPBİS yükümlülüğüne aykırı davranmalarına yönelik hükümler uygulanmayacak. Bu düzenleme, 26 Nisan 2024 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek. Kooperatiflerin ana sözleşmelerini intibak ettirmeleri için öngörülen süre, 2 yıl daha uzatılıyor.
Fahiş fiyat uyguladığı tespit edilen işletmelere uygulanan ceza 100 bin liradan 1 milyon liraya, stokçuluk yapanlara uygulanan ceza ise 1 milyon liradan 12 milyon liraya çıkarılacak.
Stokçuluğu sürdüren işletmelerin bu suçu bir yılda 3 kez işlediği tespit edilirse 6 güne kadar kapatma cezası uygulanabilecek.
]]>Haber: NİSANUR YILDIRIM/ Kamera: EYLEM LADİN DEĞER
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Yerel seçimler vesilesiyle bazı tartışmalar yaşandığını görüyoruz. Bunların hiçbir zemine sahip olmadığını ifade etmek isterim. Yerel seçimler, makro politikaların değişme ihtimali olan seçimler değil. Yerel seçimler, yerel seçimlerdir. Genel seçimlerle Meclis, hükümet belirlenir. Ulusal düzeyde politikalar belirlenir. Yerel seçimler ise şehrimizin yönetimiyle, yerel hizmetlerle ilgili seçimlerdir. Yerel seçimler vesilesiyle makro politikalarımız konusunda yapılan tartışmaların hiçbir zemine sahip olmadığını, spekülatif birtakım söylemlerden ibaret olduğunu ifade etmek isterim” dedi.
Ankara Sanayi Odası (ASO), ’60. Yılı Kuruluş Yılı Ödül Töreni’ Ankara’da düzenlendi. Ödül törenine; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ASO Başkanı Seyit Ardıç, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Ankara Valisi Vasip Şahin, Cumhur İttifakı’nın Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkan adayı Turgut Altınok, AKP Ankara Milletvekili Vedat Bilgin, AKP Genel Başkanekili Mustafa Elitaş, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, İYİ Parti Siyasi İşler Başkanı Oktay Vural, Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu, iş ve sanayi insanları katıldı.
Törende konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, şunları söyledi:
“Ekonomimizde belirsizliği azaltıcı, tüm sektörlerin önünü daha net görebileceği politikaları hayata geçiriyoruz. Ekonominin düşmanı belirsizlik. Belirsizliği ne kadar azaltırsanız, öngörülebilirliği ne kadar artırırsanız ekonomiye de o derece güç vermiş olursunuz. Geçen ay yaşadığımız mayıs seçimleriyle birlikte siyasi belirsizlikler ortadan kalktı. Halkımız Cumhurbaşkanımıza güven tazeledi. Cumhur İttifakı Meclis’te net bir çoğunluk elde etti. Dolayısıyla siyasi belirsizlikler 5 yıllık süreç için ortadan kalkmış oldu. Seçim sonrasında hazırladığımız OVP ve Kalkınma Planımız ile birlikte politika belirsizlikleri de ortadan kalkmış oldu. Para politikası, maliye politikası,yapısal reformlar konusunda oldukça detaylı bir yol haritasını paylaştık. Siyasi ve politika belirsizliklerinin minimum düzeye indiği bir ortamda politikalarımızı hayata geçiriyoruz.
“YEREL SEÇİMLER, MAKRO POLİTİKALARIN DEĞİŞME İHTİMALİ OLAN SEÇİMLER DEĞİL”
Yerel seçimler vesilesiyle bazı tartışmalar yaşandığını görüyoruz. Bunların hiçbir zemine sahip olmadığını ifade etmek isterim. Yerel seçimler, makro politikaların değişme ihtimali olan seçimler değil. Yerel seçimler, yerel seçimlerdir. Genel seçimlerle Meclis, hükümet belirlenir. Ulusal düzeyde politikalar belirlenir. Yerel seçimler ise şehrimizin yönetimiyle, yerel hizmetlerle ilgili seçimlerdir. Yerel seçimler vesilesiyle makro politikalarımız konusunda yapılan tartışmaların hiçbir zemine sahip olmadığını, spekülatif birtakım söylemlerden ibaret olduğunu ifade etmek isterim.
“OVP’DE ÖNGÖRÜLEN BÜYÜME HEDEFİNİN ÜZERİNE ÇIKILMIŞTIR”
Enflasyonla mücadele, mali disiplinin sağlanması, büyümenin dengelenmesi, cari açığın azaltılması ve rezervlerin güçlendirilmesi için çalışıyoruz. Dünya yüzde 3 civarında büyürken Türkiye ekonomisi, 2023 yılında yüzde 4,5 büyümüştür. Böylelikle OVP’de öngörülen büyüme hedefinin üzerine çıkılmıştır. 2003-2023 döneminde Türkiye ekonomisi yüzde 5,4 oranında büyürken sanayi sektörü bu dönemde yüzde 5,8; imalat sektörü ise yüzde 6,2 oranında büyümüştür. Büyümemizin kompozisyonu da politikalarımızla uyumlu bir doğrultuda gelişme eğilimindedir. Bu çerçevede, güçlü bir şekilde sürdürdüğümüz desteklerle sabit sermaye yatırımları 2023 yılının son çeyreğinde yüzde 10,7 artış ile bir önceki çeyrekte olduğu gibi çift haneli büyümeye devam etmiştir. Sabit sermaye yatırımlarındaki artış böylece 5 çeyrektir sürmüştür.
“YILLIK ENFLASYONDA İSE MAYIS AYI SONRASINDA HIZLI DÜŞÜŞLER GÖRÜLECEKTİR”
Sürdürülebilir büyümenin önemli bileşenlerinden olan makine teçhizat yatırımlarındaki artış ise yine yılın son çeyreğinde yüzde 14,0 olmuş, böylece makine teçhizat yatırım harcamalarındaki reel artış son 17 çeyrektir kesintisiz devam etmiştir. Diğer taraftan enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi sonucunda 2023 yılı enflasyonu OVP ile uyumlu gerçekleşmiştir. Enflasyonun 2024 yılı Mart ayı sonrasında yavaşlayarak öngördüğümüz dezenflasyon süreci ile daha uyumlu hale gelmesi beklenmektedir. Yıllık enflasyonda ise Mayıs ayı sonrasında hızlı düşüşler görülecektir. İhracatımız 2024 yılının ilk 2 ayında da, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8,5 artmıştır. Şubat ayı yıllıklandırılmış ihracat yaklaşık 259 milyar dolara yükselmiştir. 2024 yılı Ocak ayında 37,5 milyar dolar seviyesine gerileyen yıllıklandırılmış cari açıktaki iyileşme 2023 yılı Mayıs ayından bu yana 22,6 milyar dolar olmuştur. Bu iyileşmenin özellikle son dönemde ihracatçıyı destekleyen, ithalatı azaltan politikalarımız sayesinde dış ticaret dengesindeki iyileşmeden kaynaklı olduğunu görülmektedir. 2024 yılı Ocak ayı işsizlik oranı yüzde 9,1 seviyesinde gerçekleşmiştir. İstihdam oranı yüzde 49 ile bugüne kadarki en yüksek seviyesine ulaşmıştır.
Türkiye Yüzyılı’nı, üretim üssüne dönüşen Türkiye’nin yüzyılı yapmak asıl hedefimizdir. Program döneminde; yıllık ortalama istihdam artışının yaklaşık 909 bin olmasını, cari işlemler açığının GSYH’ye oranının yüzde 2,3 seviyesine gerilemesini, enflasyonun gerilemesi ve 2026 yılında tek haneye düşürülmesini, 2026 itibarıyla GSYH’nın 1,3 trilyon dolara; kişi başı milli gelirin ise yaklaşık 15 bin dolara yükselmesini hedefliyoruz. Biz Cumhurbaşkanımızın bizzat sahiplendiği, öncülük ettiği programımızı sabırla uygulamaya kararlıyız. Yatırım ortamını iyileştirmeye, sanayicimizin gücüne güç katmak için ihtiyaç duyulan teşvik ve reformları hayata geçirmeye kararlıyız. Ankara’nın sanayicilerinden de beklentimiz bu hedefleri sektörel boyutta sahiplenerek ekonomimize Başkentin değerini, bereketini katmanızdır.”
Törende konuşan ASO Başkanı Seyit Ardıç da şunları söyledi:
“UYGULAMAKTA OLDUĞUNUZ EKONOMİ POLİTİKALARINA TAM DESTEK VERECEĞİZ”
“Bulunduğumuz dönemde hükümetimiz ve ekonomi yönetimi olarak sizler fevkalade bir çaba içerisindesiniz. Son yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntıların giderilmesi için gösterdiğiniz yoğun gayret bizler için çok kıymetli. Ekonomi politikalarının rasyonel bir çerçevede tesis edildiğini, bunun da makroekonomik istikrar hedefine güçlü bir zemin sağladığını gözlemliyoruz. Hükümetimizin bu konuda gösterdiği güçlü iradenin yanındayız. Ankaralı sanayiciler olarak bu süreçte her türlü katkı ve fedakarlığa hazır olduğumuzu belirtmek isterim. Enflasyonun düşmesi, sıkıntıların aşılması ve makroekonomik istikrarın sağlanması için uygulamakta olduğunuz ekonomi politikalarına tam destek vereceğimizi, burada sizlerin huzurunda bir kez daha vurgulamak isterim. 2023 yılında 255 milyar dolar ihracat yaparak Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdık. Bugün burada bu rekora katkı sağlayan Ankaralı firmalarımıza ihracat ödülü veriyoruz. 500 milyar dolar ihracat hedefine ulaşmak için yerli payı ve katma değeri yüksek, ileri teknolojiye dayalı üretime geçmemiz, verimliliği artırmamız son derece kritiktir. Özellikle hammadde üretiminde ithal ikamesi politikaları tercih etmemiz önem arz etmektedir.
Ar-Ge ve yenilik, bir ülkenin ekonomik büyümesi ve rekabet üstünlüğü için kritik öneme sahiptir. Bu gerekçeden hareketle, fikri mülkiyet, Ar-Ge ve Proje kategorilerinde sanayicilerimizi teşvik etmek için ödül veriyoruz. OECD’ye göre, Türkiye’nin gayri safi yurt içi hasılasına oranla Ar-Ge harcamaları, benzer gelişmekte olan ülkelerle kıyaslandığında düşük kalmaktadır. Üniversite sanayi işbirliği, nitelikli doktora eğitimi, Ar-Ge teşvikleri, yaratıcı sınıf gibi konuların üzerinde daha fazla durmalı, hızla aksiyon almalıyız.”
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da şöyle konuştu:
“ANKARA’MIZA VE SANAYİMİZE KAZANDIRDIĞI ESERLERLE GURUR DUYUYORUZ”
“Ankara Sanayi Odamız gibi, köklü ve milli bir kurumumuz olmasının gururunu yaşıyorum. Odamız, her zaman sanayicimizin yanında yer almış, onların sesi olmuştur. Ankara sanayisinin bugünkü gücüne kavuşmasında, sanayicilerimizin büyümesinde, hatırı sayılır bir etki ortaya koymuştur. Çağdaş, inovatif ve üye odaklı bir çalışma anlayışıyla, üstlendiği tarihi sorumluluğunu, en iyi şekilde taşımıştır. Ankara sanayisine layıkıyla hitap edecek şekilde, kurumsal yetkinliğini ve etkinliğini sürekli geliştirmiştir. Ekonominin nabzını en iyi şekilde tutarak, üyelerimize tercümanlık yapmış, sorunlarının çözümü için devreye girmiş ve bunları da sonuçlandırmıştır. Bugün Avrupa’nın en güçlü odaları, üyelerine hangi standartta hizmet veriyorsa, ASO da üyelerine aynı standartta, hatta daha fazla ve daha kaliteli hizmet verir hale gelmiştir. Akredite olarak bunu da belgelemiştir. Üyelerinin hak ve menfaatlerini korumanın yanında, OSB’den mesleki eğitime ve yüksek teknolojiye kadar pek çok alandaki hayırlı hizmetlerine de hepimiz şahidiz. Ankara’mıza ve sanayimize kazandırdığı eserlerle de ayrıca gurur duyuyoruz. 60 yılın getirdiği deneyim ve saygınlığınız, devamlı güçlendirdiğiniz kurumsal yapınız, hayata geçirdiğiniz projeler ve Ankara’mıza kazandırdığınız çalışmalarla iftihar ediyorum. Ankara Sanayi Odamızın, bu güzel vizyonu doğrultusunda, Ankara’nın ve sanayicilerin hizmetinde olmaya devam edeceğine yürekten inanıyorum.”
İhracat, İstihdam, Ar-Ge ve Yenilik, Fikri Mülkiyet, Proje, Çevre ve Asırlık Çınarlar kategorilerinde yapılan değerlendirmeler sonucunda 68 ASO üyesine ödül verildi.
]]>
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Ankara Sanayi Odası’nın (ASO) 60’ıncı yıl dönümü nedeniyle Ankara’da bir otelde düzenlenen ‘ASO 60’ıncı Kuruluş Yılı Ödülleri’ törenine katıldı. Tören, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109. yıl dönümü nedeniyle saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Programda ASO’nun 60. kuruluş yılı nedeniyle bir slayt gösterisi yayınlanırken, Üretimin Ritmi Orkestrası konser verdi.
Programda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109. yıl dönümü nedeniyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere tüm şehitlere Cenab-ı Allah’tan rahmet diledi. Konuklara Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın selamlarını ileten Yılmaz, “Bir taraftan Gazze’de yaşananlar, Orta Doğu’da gördüğümüz barbarlıkta içimizi yakıyor, yüreklerimizi dağlıyor. Gıda almak için sıra bekleyen masumların dahi katledildiği bu barbarlık karşısında tüm insanlığa barış ve hayırlar getirmesini diliyoruz Ramazan’ın. Bir an önce bir ateşkes sağlanmasını, siyasi bir sürecin başlamasını hem bölgemize, hem tüm insanlık adına beklediğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti olarak da Sayın Cumhurbaşkanımız, ilgili bakanlarımız, tüm kurumlarımızla bu yönde çaba sarf etmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Dünya genelinde manşet enflasyonun düşmeye başladığını, çekirdek enflasyonun ise halen nispeten yüksek seyrettiğini görüyoruz”
Covid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşının ardından küresel ekonomide toparlanmanın yavaş ve düzensiz de olsa sürdüğünü belirten Yılmaz, “Küresel büyümedeki zayıf seyir devam ederken, jeopolitik riskler fiyatların oynaklığını ve risklerini arttırıyor. Bununla birlikte dünya genelinde manşet enflasyonun düşmeye başladığını, çekirdek enflasyonun ise halen nispeten yüksek seyrettiğini görüyoruz. Önde gelen Merkez Bankaları enflasyonu düşürmek için sıkı para politikası uygulamayı sürdürüyor. İmalat sanayi özellikle gelişmiş ülkelerde görece zayıf durumdayken, hizmetler sektörünün son dönemde hafif de olsa toparlanma içinde olduğunu görüyoruz. Böyle bir küresel iklimde geçtiğimiz yıldan bu yana ekonomimizde belirsizliği azaltıcı, tüm sektörlerin önünü daha net görebileceği politikaları hayata geçiriyoruz. Ekonominin düşmanı belirsizlik. Belirsizliği ne kadar azaltırsanız, öngörülebilirliği arttırırsanız ekonomiye de o derece güç vermiş olursunuz” diye konuştu.
Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası iş adamlarıyla istişare içinde ilgili kesimlerle, işçisi, işvereni tüm taraflarla istişareler içinde hazırlanan Orta Vadeli Program ve Kalkınma Planı ile birlikte politika belirsizliklerinın de ortadan kalktığını vurgulayan Yılmaz, “Gerek para politikası, gerek maliye politikası, gerek yapısal reformlar konusunda oldukça detaylı bir yol haritasını toplumumuzla paylaştık. Bizzat Cumhurbaşkanımız, Orta Vadeli Program’ı paylaştı. Dolayısıyla siyasi belirsizliklerin ve politika belirsizliklerinin minimum düzeye indiği bir ortamda, öngörülebilirliğin sağlandığı bir ortamda politikalarımızı hayata geçiriyoruz. Bunun da üç ayağı var biliyorsunuz; para politikası, maliye politikası ve yapısal reformlar. Her üç sütunu da birbiriyle ilişkilendirerek güçlü bir ekiple ve koordinasyon içinde hayata geçiriyoruz” ifadelerini kullandı.
“Yerel seçimler makro politikaların değişme ihtimali olan seçimler değil”
Yerel seçimler vesilesiyle bazı tartışmalar yaşandığını gördüklerini aktaran Yılmaz, “Bunların hiçbir zemine sahip olmadığını bir kez daha buradan ifade etmek isterim. Yerel seçimler makro politikaların değişme ihtimali olan seçimler değil. Yerel seçimler, yerel seçimlerdir. Genel seçimlerle Meclis belirlenir, hükümet belirlenir. Ulusal düzeyde politikalar belirlenir. Yerel seçimler ise ilimizin, şehrimizin yönetimiyle yerel hizmetlerle ilgili seçimlerdir. Dolayısıyla bu yerel seçim vesilesiyle makro politikalarımız konusunda yapılan tartışmaların hiçbir zemine sahip olmadığını, spekülatif birtakım söylemlerden ibaret olduğunu ifade etmek isterim” dedi.
“Enflasyonla mücadelede mali disiplinin sağlanması, büyümenin dengelenmesi, cari açığın azaltılması ve rezervlerin güçlendirilmesi için çalışıyoruz”
Enflasyonla mücadelede mali disiplinin sağlanması, büyümenin dengelenmesi, cari açığın azaltılması ve rezervlerin güçlendirilmesi için çalıştıklarını söyleyen Yılmaz, “Eş zamanlı bir şekilde bütün bu alanlarda çaba sarf ediyoruz. Dünya ekonomisi geçtiğimiz yıl 2023’de yüzde 3 civarında büyürken, Türkiye ekonomisi olarak yüzde 4,5 büyümeyi sağladık. Biliyorsunuz dünya ekonomisi tarihsel ortalamalarının altında yüzde 3.6 civarında son 20 yıl ortalaması, dünya büyümesi geçen yıl yüzde 3 civarında gerçekleşti. Dolayısıyla dünya ticareti ve ekonomisi tarihsel ortalamaların altında. Bizim ise son 20 yıl büyüme oranımız, ortalama yıllık büyüme oranımız 5.4. Biz de tarihsel ortalamamızın bir miktarı altında 4.5 olarak gerçekleşti büyümemiz. Ama dünyayla mukayese ettiğimizde yine dünyanın bir buçuk puan daha üstünde bir büyüme hızını hayata geçirmiş olduk. Orta Vadeli Program’da öngördüğümüz büyümenin de bir miktar üstünde bir büyümeyle 2023 yılını kapatmış olduk” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, sanayi yatırımlarının güçlü bir şekilde yoluna devam ettiğini, büyümenin kompozisyonunda yatırımların önemli bir noktaya doğru hareket ettiğini gösterdiğini kaydetti.
“Enflasyon temel meselemiz. Burada mücadeleyi uzun ve orta vadeli bir perspektifle kararlılıkla sürdürmemiz gerekiyor”
“Enflasyon temel meselemiz. Burada mücadeleyi uzun ve orta vadeli bir perspektifle kararlılıkla sürdürmemiz gerekiyor” diyen Yılmaz, “Dünyada da böyle, bizde de böyle. Bize özgü bir şey değil. Bütün dünyada enflasyonla mücadele belli bir zaman alan bir mücadele. Burada kararlılık göstermemiz, sabırla doğru politika, ısrarla ve sabırla takip etmemiz önemli. Doğrultuyu görmemiz önemli. Gündelik değişimler olabilir. Dünyada bir haber çıkar, bir hadise olur, Türkiye’de konjonktürel, günlük haftalık gelişmeler olabilir. Bunları bir kenara koyarak söylüyorum. Esas mesele politika çerçevemiz ve doğrultunuzdur. Bunun sizi nereye götürdüğü; doğru bir yola girmişseniz er veya geç hedefinize ulaşırsınız. Bir hafta erken olur, üç gün geç olur ama hedefinize ulaşırsınız. Dolayısıyla politika çerçevemiz ve gittiğimiz yolun önemli olduğunu ifade etmek istiyorum” açıklamalarında bulundu.
“Mayıs ayına kadar yıllık enflasyonda ciddi bir gerileme beklemiyoruz”
Enflasyonla mücadelede aylık sonuçlar almaya başladıklarını söyleyen Yılmaz, “Ocak ve şubat biraz beklentilerin üstünde geldi. Çeşitli sebeplerle burada vakit açısından detayına girmek istemiyorum. Ama giderek ivme kaybediyor, kaybedecek. Martla birlikte bunu daha da göreceğiz inşallah. Mayıs ayına kadar yıllık enflasyonda ciddi bir gerileme beklemiyoruz. Mayıstan sonra yaz aylarında haziran enflasyon rakamlarını aldığımızda, ki haziranın rakamı çıkıyor biliyorsunuz. Ama hazirandan başlayarak fiilen yıllık bazda enflasyondaki belirgin düşüşleri de göreceğiz. Yılın ikinci yarısında bu düşüşleri göreceğiz. 2025yılı için Orta Vadeli Program’da öngördüğümüz yüzde 15’ler civarında bir enflasyon. 2026 için ise tek haneli enflasyona yeniden dönüşü öngörüyoruz. Buna göre bütün planımızı, programı yapmış durumdayız” dedi.
Yılmaz, cari açıkta bir gerilemenin olduğunu, cari açığın 2023 ortalarında 60 milyar dolarlara kadar çıktığını ifade etti.
“Türkiye’de sürdürülebilir kalkınmanın önündeki en büyük engellerden biri cari açıktır”
Cari açığın yıl sonunda 45 milyara gerilediğini belirten Yılmaz, “Ocak ayında 37,5 milyar dolara kadar cari açığın düştüğünü görüyoruz. Yıllıklandırılmış, geriye doğru 12 aylık cari açıktan bahsediyorum. Şubat ayı verileri de geldi ama daha cari açık hesabı çıkmadı. Şubat ayındaki verilerden ön bir değerlendirme yapacak olursak daha da düşeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Muhtemelen 32, 33 milyar dolarlara falan düşecek cari açığımız. Bu da çok sevindirici. Türkiye’de sürdürülebilir kalkınmanın önündeki en büyük engellerden biri cari açıktır. Sürdürülebilir kalkınma açısından cari açığı belli bir seviyeye çekmek durumundayız. son derece olumlu bir gelişim trendi içinde olduğumuzu söyleyebilirim. Baktığımızda mayıs ayından ocak ayına 22.6 milyar dolar bir düşüş var cari açıkta. Bu iyileşmenin özellikle son dönemde ihracatçımızı destekleyen, ithalatı azaltıcı politikalarımızın ve dış ticareti dengelemeye dönük politikalarımızın burada etkili olduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.
“Kadınların eğitimi arttıkça mesleki eğitimi arttı. Daha fazla kadın istihdamı göreceğiz”
Her gittiği yerde iş dünyasıyla buluştuğunu ve sorunları bildiğini söyleyen Yılmaz, “En önde gelen sorunlardan biri vasıflı ve birçok bölgemizde de vasıflı olmayan iş gücü bulmada zorluklar sanayicimizin dile getirdiği. Bunun üzerine hep birlikte gerçekten kafa yormalıyız, çalışmalıyız. Ekonomi Koordinasyon Kurulunda da bu konuları tartışıyoruz. Bir özel çalışma grubu da oluşturduk. Mesleki eğitim konusunda ciddi çalışmalar yürütüyoruz. Sizin de önemli işler yaptığınızı biliyorum bu konuda. İş gücü piyasamızla eğitim sistemimiz arasındaki örtüşmeyi arttırmamız gerekiyor. Kadınların eğitimi arttıkça, mesleki eğitimi arttı. Daha fazla kadın istihdamı göreceğiz. Bu iş gücü açığının kapanmasında ve girişimciliğin artmasında önemli bir katkıda bulunacak diye de inanıyorum” diye konuştu.
Sanayi istihdamında gençlerin üretken alanlara, sanayiye ve tarıma daha fazla yönlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Yılmaz, “Bu alanların prestijini de katkılarını da arttırıcı bir yaklaşım içinde olmamız gerekir. Gençler daha çok başka alanlara yöneliyorlar. Ama sanayiye ve tarıma gençlerin daha fazla ilgisini cezbetmek durumundayız” dedi.
Yılmaz, Türkiye’nin bankacılık sisteminin sağlam bir yapıya sahip olduğunu sözlerine ekleyerek, sermaye yeterlilik oranlarının yasal gerekliliklerin çok üzerinde olduğunu söyledi. Yılmaz, bütçe açığının milli gelire oranının 6,4 olarak öngörüldüğünü ancak 5,2 şeklinde gerçekleştiğini dile getirdi. 5,2 olarak gerçekleşen cari açığın 3,7’sinin depremle bağlantılı harcamalar olduğuna değinen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, bütçe açığının deprem harcamaları hariç yüzde 1,6 civarında olduğuna dikkati çekti.
Risk primlerinin düştüğünün altını çizen Yılmaz, “İşte cari açığın düşmesi, bütçe açığının beklenenden daha düşük olması, kurdaki olumlu gelişmeler. Bütün bu risk unsurlarındaki olumlu gelişmeler kredi risk primlerimize yansımış durumda. CDS dediğimiz ülke risk primi geçen yılın ortalarında 700 civarındaydı. Bugün geldiğimiz noktada 300’ler civarında seyrediyor. Kredi derecelendirme kuruluşlarının da giderek ülkemizin yatırım notunu yükselttiğini görüyoruz. En FİTCH’in kararı oldu. Programımızı uyguladıkça, sonuçları almaya devam ettikçe bu notların daha da artacağından ve ülkede risk primlerimizin daha da aşağılara geleceğinden hiçbir şüphemiz yok” dedi.
“Trilyon dolarlık ekonomiler ligine girmiş olduk”
Yılmaz, geçen yıl 13 bin 110 doları bulan kişi başına düşen milli geliri 2026’da sonunda 15 bin dolara ulaştırmayı hedeflediklerini belirterek, “İlk defa geçen yıl trilyon dolarlık bir ekonomi olduk. Artık trilyon dolarlık ekonomiler ligine girmiş olduk. Bu 15 bin dolara doğru giden süreçte de yüksek gelirli ülkeler ligine dahil olmuş olacağız. Ekonomide de eşikler önemli. Eşitleri aşmak bazen zordur zaman alır ama o eşiği bir defa aştıktan sonra daha rahat bir şekilde yol alırsınız, mesafe alırsınız. Türkiye bu kritik eşiği kamusuyla, özel sektörüyle bir millet olarak güçlü bir devlet olarak aşacaktır. Bundan da hiçbir şüphemiz yok. Cumhurbaşkanımızın yüksek sahiplenmesiyle öncülük ettiği programımızı sabırla, ısrarla, kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu. – ANKARA
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Elazığ’da “İş Dünyası Buluşması” programına katılarak açıklamalarda bulundu
-” Hizmet gelirlerinde geçen yılı 100 milyar dolarla kapattık”
-” Türkiye ekonomi, ilk defa bir trilyon eşiğini açmış oldu ve trilyon dolarlık ekonomiler ligine Türkiye katılmış oldu”
-” Geçen yılın ilk yarısında cari işlemler açığımız 60 milyar doların üzerindeydi. Yılı, 45,4 milyar dolarla kapatmış olduk”
“Bankamızın brüt rezervleri 8 Mart itibariyle 130,5 milyar dolar seviyesinde”
“1 trilyon 28 milyar lira bütçemize deprem harcamalarıyla ilgili ödenek koymuş durumdayız”
“Terör en büyük zararı bu Doğu ve Güneydoğu bölgelerine verdi, inanıyorum ki, Doğu ve Güneydoğu’nun büyüme hızı Türkiye ortalamasının da üstünde olacak”
ELAZIĞ – Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Geçen yılın ilk yarısında cari işlemler açığımız 60 milyar doların üzerindeydi. Yılı, 45,4 milyar dolarla kapatmış olduk. Yani ciddi anlamda bir gerileme oldu ve milli gelire oranı da cariye açığın 4,1 civarında oldu. Bu iyileşme ocak ve şubat aylarında da devam ediyor. Ocak ayı rakamları çıktı. Burada 37,5 milyar dolara düşmüş durumda. Şubat ayında daha da gerilere, 32, 33 milyarlara düşmesini bekliyoruz. Cari açık meselesi, Türkiye’nin uzun dönemi, en önemli meselelerinden biridir. Buradaki iyileşme gerçekten sevindirici. Özellikle hizmet gelirlerinde geçen yılı 100 milyar dolarla kapattık” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, birtakım ziyaretlerde bulunmak üzere Elazığ’a geldi. İlk olarak bir düğün salonunda düzenlenen iftar programına katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz burada Elazığlılarla bir araya geldi. Ardından bir otelde gerçekleştirilen “İş Dünyası Buluşması” programına katılan Cevdet Yılmaz burada, Elazığlı iş insanlarına hitap etti.
“Cari açık meselesi, Türkiye’nin uzun dönemi, en önemli meselelerinden biridi”
Türkiye’nin özellikle cari işlemleri hakkında rakamsal veriler paylaşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ” Enflasyonda belirgin bir düşüşü göreceğiz. Bu mücadele uzun soluklu, orta vadeli bir mücadele. Dolayısıyla yaptığımız yeni politikalarımızın etkisini belli bir süreç içinde, aşama aşama göreceğiz. 2024 ikinci yarısındaki bu düşüşlerden sonra iki 2025’te orta vadeli programımıza göre yüzde 15 civarında bir hedefimiz var. 2026 yılında ise tek haneli rakamlara yeniden ulaşmayı hedefliyoruz. Yine son dönem sevindirici olan bir gelişme, cari işlemler açığımızda ciddi gerileme söz konusu. Geçen yılın ilk yarısında cari işlemler açığımız 60 milyar doların üzerindeydi. Yılı, 45,4 milyar dolarla kapatmış olduk. Yani ciddi anlamda bir gerileme oldu ve milli gelire oranı da cariye açığın 4,1 civarında oldu. Bu iyileşme ocak ve şubat aylarında da devam ediyor. Ocak ayı rakamları çıktı. Burada 37,5 milyar dolara düşmüş durumda. Şubat ayında daha da gerilere, 32, 33 milyarlara düşmesini bekliyoruz. Cari açık meselesi, Türkiye’nin uzun dönemi, en önemli meselelerinden biridir. Buradaki iyileşme gerçekten sevindirici. Özellikle hizmet gelirlerinde geçen yılı 100 milyar dolarla kapattık. Bu da önemli. Türkiye mal ticaretinde açık veren ama hizmet ticaretinde fazla veren bir ülke. Burada turizm gelirlerimiz de 54,3 milyar doları buldu. Ziyaretçi sayımız 57 milyonu geçti. 2024’te de 60 milyon turist, 60 milyon dolar turizm hedefimiz var. Bu da cari açığımıza önemli katkılar da bulunuyor. Sermaye girişleri de geçen yıl olumlu yönde seyretti. 2022 yılında portföy kaleminde 13,7 milyar dolar çıkış varken 2023’te 8,3 milyar dolar finans girişi gerçekleşti. Bu da finansal akımlar anlamında önemli. Bütün bunlarla birlikte orta vadeli programda 2024 için ön gördüğümüz cari açığın milli gelire oranı anlamında 3.1’lik rakamın rahatlıkla yakalanabileceğini hatta bundan da daha iyi bir performans gösterebileceğimizi düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
“Trilyon dolarlık ekonomiler ligine Türkiye katılmış oldu”
Geçen yıl itibariyle Türkiye ekonomisinin 1 trilyon 119 milyar dolar bir büyüklüğe ulaştığını belirten Yılmaz, ” Türkiye olarak yine son 21 yıla baktığımızda, ortalama yıllık büyüme hızımız yüzde 5.4 olmuş, dünyadan 1.8 puan daha yüksek büyümüşüz. Bir yıl için belki bu çok büyük bir rakam değil diyebilirsiniz ama bu 21 bir yıllık dönem için birikimli olarak baktığımızda Türkiye’yi dünyada farklı bir yere taşıdığını da ifade etmek isterim. Türkiye ekonomisi iki bin yirmi 2023 yılında büyüme eğilimini devam ettirmiştir. Son çeyrek itibariyle yüzde dört büyümüş. On dört çeyrek kesintisiz büyümesini devam ettirmiştir. Yıl geneli büyüme hızımız ise geçen yıl itibariyle yüzde 4.5 olarak gerçekleşti. Orta vadeli programda biz 4.4 demiştik. Bu rakam programımızın da bir miktar üstünde bir büyümeyle 2023 yılını kapatmış olduk. Türkiye ekonomi, ilk defa bir trilyon eşiğini açmış oldu. Trilyon dolarlık ekonomiler ligine Türkiye katılmış oldu. Kişi başına gelirimiz ise 13 bin 110 seviyesine yükseldi. Bu rakamlarla baktığımızda ekonomimiz dünyanın on yedinci büyük ekonomisi, nominal dolar bazında satın alma gücüyle hesaplandığında ise bu daha da yüksek. On birinci büyük ekonomi konumundayız. Bunlar dünyanın bu zor şartlarında sevindirici rakamlar. Geçen yıl yaşadığımız depremi, bölgemizde yaşanan jeopolitik gelişmeleri, savaşları da dikkate aldığımızda gerçekten Türk ekonomisi gücünü bu dönemde ortaya koydu, diyebiliriz. Yine sevindirici olan 2023 yılının son çeyreğinde sabit sermaye yatırımları yüzde 10,7 bir artış sergiledi ve çift haneli büyüdü. Burada da beş çeyrektir devam eden büyüme trendi var. Yatırımların artması ve büyümemizi, yatırımların olumlu etkilemesi yine sevindirici. Bunun içinde de makine teçhizat yatırımlarının artış oranı çok çarpıcı. Son çeyrekte yüzde 14 makine teçhizat yatırımlarında bir artış var. Burada da 17 çeyrektir devam eden bir büyümemiz söz konusu. Bunlar da sevindirici hadiseler. Büyümenin kompozisyonu açısından, yatırımın büyümeye açısından ve gelecek potansiyel büyümemiz açısından çok önemli rakamlar” diye konuştu.
“Merkez Bankamızın brüt rezervleri 8 Mart itibariyle 130,5 milyar dolar seviyesinde”
Kredi derecelendirme kuruluşu olan Fitch’in, ülke notunu bir kademe yükseltmesi sonucu pozitif etkilerin yaşandığını ifade eden Yılmaz, “İş gücü piyasası, istihdam anlamında da ocak ayında işsizlik oranı yüzde 9.1 seviyesinde gerçekleşti. İstihdamımız ise 32 milyon 222 bin seviyesine ulaştı. Özellikle burada kadın istihdamının artışının önemli bir kaybın olduğunu ifade etmek isterim. Geçen yıl, 2023’teki işsizlik oranı henüz tam yıllık baza çıkmış değil ama bütün bu gelişmelerle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki geçen yılı tek haneli bir işsizlik rakamıyla kapatmış olduk. Hem ekonomik anlamda hem sosyal anlamda önemli. Merkez Bankamızın brüt rezervleri 8 Mart itibariyle 130,5 milyar dolar seviyesinde. Bir yandan da Türkiye’nin ülke CDS risk biriminde ciddi bir düşüş var. Geçen yılın ortalarında 700 baz puan seviyesine kadar yükselmişti. Geldiğimiz noktada 300 baz puan civarında, bazen altında bazen bir miktar üstünde ve çok ciddi anlamda bir düşüş oldu. Bunun önümüzdeki dönemlerde daha da iyi noktalara gitmesini bekliyoruz. KKM dediğimiz kur korumalı mevzuat, burada da yine geçen yıl Ağustos ayında 3.4 trilyon lira seviyesine kadar yükselen bir rakam söz konusuydu. Geçtiğimiz aylarda önemli bir çözülme oldu. Yaklaşık 1.1 trilyon bir azalmayla 2.3 trilyon civarına düşmüş oldu. Bu da önemli bir husus. Fitch adındaki kredi derecelendirme kuruluşu notumuzu bir kademe yükseltti, görünümünü de pozitife çevirdi. Bu eğilimin de devam edeceğini düşünüyoruz” diye konuştu.
“Yıl sonunda inşallah 200 bin deprem konutunu teslim etmiş olacağız”
Son olarak geçtiğimiz yıl Türkiye tarihinin en büyük afetini yaşadığını anımsatan Yılmaz bölgede yaraların sarılması adına çalışmaların aralıksız devam ettiğini belirterek, ” Deprem afeti yaşadık. Bu afetten 11 ilimiz, 14 dört milyon insanımız doğrudan etkilendi. Tüm ülkemiz etkilendi. Burada da ülkemiz için ilk hesaplamalarımıza göre 104 milyar dolarlık bir maliyet oluştu. Bunun da ağırlıklı kısmı 2023 ve 2024 dört yıllarında, 2025 yılında başlayarak azalan şekilde bu harcamalar devam edecek. İnşallah depremin yaralarını saracağız. Türkiye güçlü bir ülke. Bir siyasi istikrarımız var. Bütçemizi iyi yönetiyoruz. Dolayısıyla depremin yaralarını da en etkili şekilde sarıyoruz. Bugüne kadar da depremle ilgili yoğun bir çalışma içinde olduk. Geçen yıl yaptığımız harcama merkezi idareden 960 milyar Türk lirasını buldu. Bu yıl 1 trilyon 28 milyar lira bütçemize deprem harcamalarıyla ilgili ödenek koymuş durumdayız. Bunları da hayata geçiriyoruz. Hak sahiplikleri belirlendi, inşaatlarımız devam ediyor. Şuana kadar 46 bin civarında genel itibariyle konut ve birim edildi. Yıl sonunda inşallah 200 bin konutu teslim etmiş olacağız. Önümüzdeki dönemde inşallah yeni projelerle bir taraftan kamunun yapacağı işlerle bir taraftan da kamunun destekleyeceği, teşvik edeceği yatırımlarla yolumuza devam edeceğiz. Özellikle doğu ve Güneydoğu bu dönemde çok güzel bir huzur ve güven ortamına kavuştu. Yıllar maalesef terörden dolayı bu potansiyeller yeterince harekete geçmemiştir. Şimdi bu huzur ve güven ortamında ben inanıyorum ki, Doğu ve Güneydoğu’nun büyüme hızı Türkiye ortalamasının da üstünde olacak. Çünkü uzun yıllardır kullanılmamış bir potansiyel harekete geçiyor. Terör en büyük zararı bu bölgelere verdi. Terörün bitmesinin en büyük faydalarını da bu bölgelerimiz görecek” dedi.
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş yerel seçim çalışmaları kapsamında Kayseri’yi ziyaret etti. Havalimanı çıkışında kalabalık bir grup tarafından karşılanan BTP lideri Baş, seçim otobüsüyle şehir turu yapıp vatandaşları selamladı. Baş, Talas’ta Talas Belediye Başkan Adayı Kadir Torcu’nun seçim ofisinin açılışına katıldı. Hüseyin Baş, BTP Kayseri Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Battal Çetine’nin de katıldığı açılışta vatandaşlara şöyle seslendi:
“Biz sessiz kaldıkça vatanı sattılar, topraklarını sattılar, fabrikalarını sattılar, madenlerini sattılar, herhalde insanını da satacaklar. Biz sessiz kaldıkça satılan bir ülke var. O yüzden biz Bağımsız Türkiyeliler sessiz kalmayacağız, susmayacağız, yalana, talana, dolandırıcılığa müsaade etmeyeceğiz. Şu anda yavaş yavaş dillerine doluyorlar, seçimden sonra bir şey yapmak isteyecekler. Ne bu? Anayasa değişikliği. Bu dakikadan sonra anayasayı değiştirmek isteyen emin olun o üç maddeyi değiştirmek için anayasa değiştirmek istiyor. Neydi o üç madde? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bayrağıydı, milletinin yapısıydı. İşte bugün AK Parti hükümetinin bizim üzerimize dayatmaya çalıştığı şey, bizim üzerimizden yapmaya çalıştığı şey, bizi kendi benliğimizden, kendi kimliğimizden uzaklaştırmaktır. Bizlere düşen, seçimden sonra önümüze koyulacak olan bu anayasa değişikliğine hayır demektir. Ne diyeceğiz, ‘hayır’ diyeceğiz. Bütün Türkiye’ye de ‘hayır’ demesi gerektiğini biz göstereceğiz.”
Ülkede emeklilerin, 70 milyondan fazla insanın açlıkla, yoksullukla mücadele ettiğini belirten Hüseyin Baş, “Yoksulluk bu ülkenin kaderi değildir. Sadece bir örnek vereceğim; Erzincan’ın İliç ilçesinde bir maden kazası oldu. Bir sürü soru sorduk ama bir tane soru sormadık. Neydi o soru? Bu altın madeni kimin, bu peşkeş çekilen zenginlikler kimin? Bu ülke fakir bir ülke değildir. Bu ülke yoksulluğa mahkum bir ülke değildir ama bizler bize ait olanın savaşını vermezsek, bize ait olanın kavgasını verip elimize almazsak yoksulluğa mahkum oluruz.” ifadelerini kullandı.
Hüseyin Baş konuşmasının ardından BTP Talas Belediye Başkan Adayı Kadir Torcu ve BTP Kayseri Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Battal Çetine ile birlikte halkı selamladı ve seçim ofisinin açılışını gerçekleştirdi.
“KANDIRILIYORSUNUZ”
Talas’tan sonra Kayseri’nin Sarıoğlan ilçesine geçen BTP lideri Baş, Karaözü köyünde vatandaşlarla buluştu, seçim ofisinin açılışını yaptı. BTP lideri buradaki konuşmasında da şunları söyledi:
“Müslümanlığımızı Hacı Bektaş-ı Veli’ye, Türklüğümüzü Atatürk’e borçluyuz. Babam Prof. Dr. Haydar Baş, Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri için, ‘O Anadolu’nun manevi Genelkurmay Başkanı’ydı’ derdi. Hacı Bektaş Anadolu’daki etnik kökenleri Müslümanlaştıran kişidir. Atatürk Kurtuluş Savaşı’nı yaptığı sırada Nevşehir’de Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergahına gidiyor ve o dergahta 3 gün itikafa çekiliyor ve Cumhuriyeti kurma fikrini ilk defa Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzurunda Atatürk dillendirmeye başlıyor. Yani uzun lafın kısası; Müslümanlığımızı Hacı Bektaş-ı Veli’ye borçluyuz, Türklüğümüzü Atatürk’e borçluyuz ve burada, o insanları sevdiği için cezalandırılan insanlar görüyorum. Burada o insanların yolundan gittiği için yol hizmeti alamayan insanlar görüyorum ve üzülerek söylüyorum; siz, sizi kurtaracağını zannettiğiniz, Atatürk’e, Cumhuriyet’e, demokrasiye, laik değerlere sahip çıkacağını zannettiğiniz insanların peşinden sürüklenirken kandırılıyorsunuz.”
“BU ÜLKENİN EKONOMİSİ ZAYIFLATILDI, YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKİLDİ”
Hüseyin Baş, “Özel sektör adı altında, liberal ekonomi adı altında AKP’lisi de, CHP’lisi de, MHP’lisi de, İYİ Partilisi de gittiler küresel ekonominin çarkına uyum sağladılar. Seçimden önce gördük; Amerika’dan profesörler getiriyorlardı. Türkiye’de ekonomist mi yoktu, Türkiye’de ekonomi bilen insan mı yoktu? Şu mahalledeki esnafı getirseler ülkenin başına daha iyi ekonomi yönetirdi. Devleti ortadan kaldırmanın yolu devletin ekonomik gücünü elinden almaktır ve bu ülkede 50 seneden beri yapılan devletin ekonomik gücünü devletin elinden almaktır. Buna bu ülkede kim iktidar olduysa alet oldu. Bu ülkenin devlet ekonomisi zayıflatıldı, özel sektörün eline verildi, yabancılara peşkeş çekildi. Saydığım bütün partiler buna alet edildi, hepsi alet oldu.” şeklinde konuştu.
]]>2023 yılında G20 ülkeleri arasında 17’nci sıraya yerleşen Türkiye, ekonomisiyle 100 yılda birçok çetin sınavdan geçti. Türkiye, kuruluş yıllarından bu döneme kadar İkinci Dünya Savaşı, 1960, 1980 ve 28 Şubat darbeleri, 2001 küresel ekonomik krizi yaşadı. Ekonomileri derinden sarsan savaş, darbe ve küresel krizler Türkiye’nin yükselmesini yavaşlattı. Özellikle 1960 ve 80 darbelerinde Türkiye ekonomisinin aldığı yaraların sarılması yıllara mal oldu. Ekonomi darbe sonrası yıllarda toparlansa da etkisi uzun süre hissedildi.
Cumhuriyet tarihinde ilk askeri darbe 27 Mayıs 1960’ta gerçekleşti. Emir komuta zinciri içinde yapılmayan darbe, 37 düşük rütbeli subayın planlarıyla icra edildi. 235 general ve 3 bin 500 civarında subay emekliye sevk edildi, üniversitede bulunan 147 öğretim görevlisi görevden alınmış ve bazı üniversiteler kapatıldı.
1960 darbesinde milli gelir yüzde 78 düştü
Bu gelişmelerle sadece istikrar değil, ekonomi de derinden etkilendi. Rakamlara bakarsak; darbeden önce 14,1 milyar dolar olan gayri safi yurt İçi hasıla (GSYH) yüzde 78 gerileyerek 7,9 milyar dolara düştü. Bu dönemde dolar bazında kişi başına düşen gelir de 509 dolardan 281 dolara indi.
İhracat ivme kaybetti
Ekonomide darbenin etkisi ihracat ve ithalat rakamlarında da göze çarptı. 1960 yılına kadar süren ihracattaki ivmelenme 1961’de durdu. 1923 yılında 50,8 bin dolar olan ihracat, 1960 yılına 320 bin 731 dolara yükselmişti. İhracat ve ithalat rakamları darbe yılından sonra yaklaşık yüzde 10 arttı. Bu dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı 0,68 olarak gerçekleşti.
Türkiye ekonomisi 1970 yılında GSYH’sini 19 milyar dolara yükseltti. Dolar bazında kişi başına düşen gelir de aynı dönemde 533 dolara yükseldi. Rakamlara göre Türkiye ekonomisi 1961-1970 arasındaki dönemde darbe öncesi ekonomik göstergelere ulaşmayı başardı. 1960 darbesi ekonomik yükselişi dizginleyen bir sonuç oluşturdu.
12 Mart muhtırası 2 milyar dolar kaybettirdi
Ardından 12 Mart 1971 Muhtırasında 32’nci Türkiye Hükümetinin istifaya zorladığı askeri müdahale yaşandı. Bu dönemde GSYH bir önceki seneye göre 2 milyar dolarlık gerileme yaşayarak 16,9 milyar dolara indi. Aynı dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 57’ye düştü.
1980 darbesinin ekonomiye el freni etkisi
Türkiye’yi istikrarsızlaştırma çabası 12 Eylül 1980 ihtilaliyle sürdü. Türkiye ekonomisi bu döneme kadar 68,9 milyar dolar GSYH rakamına ulaşmış, kişi başına düşen gelirini dolar bazında 1.540 dolara yükseltmişti. Ancak 1980 ihtilaliyle ekonomide durgunluk bir sonraki senenin rakamlarında açıkça görüldü. 1981 yılında GSYH yüzde 3,08’lik sınırlı yükselişle 71 milyar dolar, kişi başına gelir de 1.579 dolar olarak gerçekleşti.
2001 krizi
Darbelerden çıkan Türkiye ekonomisi büyümeye devam etti. 1990 yılında Türkiye’nin GSYH’si 154 milyar dolara, kişi başına düşen geliri ise 2 bin 730 dolara fırladı. Ancak 2001 krizi kapıda belirdi. Küresel krizin etkisiyle 260 milyar dolara ulaşan Türkiye’nin GSYH’si bu dönemde 201 milyar dolara geriledi, kişi başına düşen gelir de 3 bin 12’den 2 bin 260 dolara indi.
2023’te kişi başı gelir 13 bin doları aştı
Türkiye ekonomisi darbelerden çıkarak 2023 yılına geldi. Geçen yıl Türkiye’nin GSYH’si 1,19 trilyon dolara yükseldi. Kişi başına düşen milli gelir 13 bin doları aştı. Türkiye 2023 yılında ihracatını 256 milyar dolarla tarihin en yüksek seviyesine yükseltti. – İSTANBUL
]]>Dışişleri Bakan Yardımcısı Yasin Ekrem Serim, resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Azerbaycan’da temaslarına başladı. Serim, Bakü’deki temasları çerçevesinde Azerbaycan’da faaliyet gösteren Türk iş adamları ile bir araya geldi. Türkiye’nin Bakü Büyükelçiliği’nde gerçekleştirilen görüşmeye, Türkiye’nin Bakü Büyükelçiliği Cahit Bağcı ve Azerbaycan’da faaliyet gösteren Türk iş adamları katıldı.
Türkiye’nin ticari ve ekonomik potansiyeli açısından sadece bölgede değil küresel çapta adından söz ettiren sayılı ülkelerden biri olduğunu belirten Serim, “Son 20 yılda ekonomide ülkemize yılda ortalama yüzde 5,5 oranında büyüttük. Milli gelirimizi 238 milyar dolardan 5 kat artışla 1 trilyon 118 milyar dolara yükselttik. Ülkemizin satın alma paritesine göre milli gelire oranla bakıldığı zaman dünyada 11. sıraya çıkardık. İhracatı 36 milyar dolardan 256 milyar dolara, turizm gelirimizi 13 milyar dolardan 54,5 milyar dolara. Savunma sanayiinde yerlilik oranımız yüzde 20’den yüzde 80’lere. Ülkemizin silahlı, silahsız insansız hava araçları teknolojisine yazdığı başarı hikayesi herkesin malumu” dedi.
“Ticaret hacminde 15 milyar dolara ulaşabileceğimizi düşünüyoruz”
Antalya Diplomasi Forumu’nda dünyanın dört bir yanından gelen üst düzey katılımcıların Türk iş dünyasının temsilcileriyle görüşme fırsatı yakaladığını vurgulayan Serim, “Yani Antalya Diplomasi Forumu’nun gerek turizm, gerek ticaret, gerek ekonomi, gerek siyaset, gerek diplomasi alanında çok ciddi anlamda, bir kapsama alanında içerik üreten bir formatta platform olduğunu söylemek mümkün. Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomi alanında ve ticaret alanında gösterdiği bu önemli başarıları tabii Türkiye-Azerbaycan ekonomik ve ticari ilişkilerinde de olumlu yansımalarını da memnuniyetle takip ediyoruz. Sayın Büyükelçinin bahsetti ama sayın devlet başkanları 15 milyar dolarlık bir ticaret hacmine hedefini koydu. Bu 15 milyarlık hedefe ulaşmak çok zor olmadığını düşünüyorum. Bu konuyla ilgili bizlere düşen görevler. Sizlerin bizlere yönlendirmesiyle 15 milyar dolara ulaşabileceğimizi düşünüyoruz. Bu anlamda Tercihli Ticaret Anlaşması’nda da yanlış bilmiyorsam 30 farklı ürüne daha genişleme yapılarak bu 15 milyar dolarlık hedefe ulaşabileceğimiz konusunda inancım yüksek” dedi.
Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) başta olmak üzere tüm mekanizmalarla 15 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşma noktasında çalışacaklarını belirten Serim, “Sizlerin her iki kardeş ülkede de hareket alanınızı daha da genişletebilmek ve faaliyetlerinizi kolaylaştırabilmek için Azerbaycanlı kardeşlerimizle yakın işbirliği halindeyiz. Zaten bugünkü gelişimizin sebebi de bu. Sizin böyle insanların, iş insanlarımızın, öğrencilerin, birçok alandaki vatandaşların etkileşimi arttıkça bu düşüncedeki sorunlar veya bu konuyla alakalı yeni ihtiyaçlar da ortaya çıktığını görüyoruz ve biz bu makamlarda olan insanlar olarak da bunun nasıl çözülmesi gerektiğini veya bunu nasıl kolaylaştırması gerektiği konusunda işbirliği yapıp bunu sonuca ulaştırmak bizlerin görevi. O yüzden de bu bugün burada, Azerbaycan’da her zaman yaptığım gibi ikili muhataplarımla görüşmeden önce özellikle ticaret ve ekonomi alanında iş dünyamızı dinleyip onlardan aldığım görüş ve bilgilerle belki bizim göremedikleri, ön göremedikleri veya bilmediklerimiz, sizlere başka bir katkınız olacaksa bizim için çok değerli olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“Karabağ’ın yeniden imar ve ihyası için hepimize önemli görevler düşüyor”
Karabağ’ın 30 yıllık işgalinin sona ermesiyle Türkiye’nin Ermenistan’la başlattığı normalleşme sürecinin Azerbaycan’la yakın eşgüdüm içerisinde yürütmeye devam ettiklerini ifade eden Serim, “Karabağ’ın yeniden imar ve ihyası için şimdi hepimize önemli görevler düşüyor. Türk özel sektörü, başta inşaat ve altyapı olmak üzere Karabağ’da otoyollar, tüneller, havalimanları, demiryolları, viyadükler inşa ediyor. Füzuli ve Zengilan Havalimanı’nı yaptık. Laçın Havalimanı’nda da varız, işgalden kurtarılmış bölgelerde güneş enerjisi, hidroelektrik, rüzgar enerjisi, hidroelektrik santraller Türk şirketleri öncülüğünde hız veriyor. Bunlar çok güzel gelişmeler. Tabii bunların ihya, inşa sürecindeki Karabağ’ın, yapılan tüm projelerin, oraya geri dönüşler, planlanan geri dönüşlerin hızlıca icra edilmesini sağlayacaktır” dedi.
“Zengezur Koridoru’nun açılması Türk Dünyası Yüzyılı inşasında önemli bir rol oynayacaktır”
Türkiye ve Azerbaycan öncülüğünde 2024’ün Türk Dünyası Yüzyılı olacağını belirten Serim, “Nahçıvan’ın Zengezur Koridoru’nun açılmasıyla Türk Dünyası Yüzyılı inşasında önemli bir rol oynayacaktır. Gerek kara, gerek demir yolları ile ilgili atılacak adımlar Iğdır-Nahçıvan bağlantısının oluşturulmasıyla çok daha güçlü hale gelecektir. Kars-Nahçıvan Demiryolu Projesine ilişkin niyet protokolü de Sayın Cumhurbaşkanımız 25 Eylül 2023’te imzalanmıştı. Hızlıca hayata geçirilmesini hedefliyoruz. Zengezur Koridoru’nun etkili kullanımı için bu demiryolu hattı hayati önem taşıyor. Bunların hepsi önemli hususlar. Bunun yanında tabii Bakü-Tiflis-Kars demiryolu projesi, Orta Koridor’un güçlendirilmesine katkı sağlayacak ayrıca en önemli projelerdir” ifadelerini kullandı.
Serim, konuşmasının ardından Türk iş adamlarının Azerbaycan’da karşılaştıkları sorunları dinledi. – BAKÜ
]]>Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı: "Kredi kartı işlemlerinde uygulanacak aylık azami akdi faiz oranı yüzde 3,66'dan yüzde 4,25'e çıkarıldı. Menkul ataşehir escort kıymet tesisine tabi yükümlülüklere uygulanan menkul kıymet tesis oranının yüzde 4'ten yüzde 1'e düşürülmesine, kredi büyümesine göre menkul kıymet tesisine ilişkin uygulamanın sonlandırılmasına karar verilmiştir"
Akdi faiz; kredi kartının dönem borcu ödendikten sonra uygulanan bir faiz türüdür. Eğer kredi kartı borcunuzun yalnızca asgari tutarını öderseniz, geriye kalan borç üzerine akdi faiz uygulaması yapılmaktadır.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre bir yılda krediler yüzde 50'nin, kredi kartlarıysa yüzde 150'nin üzerinde büyümüştü. Enflasyon Raporu kartal escort 2024 Bilgilendirme Toplantısı'nın ardından konuşan Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, kredi kartlarına düzenlemelerin gündemde olduğunu söylemişti.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de kredi kartları için düzenleme sinyali vermişti: "Kredi kartları, bireysel kredi, taşıt kredisi ve ikinci konut kredisinde sadece faizleri artırarak değil, bankalar üzerinden kredi verme iştahını keserek de kredi büyümesini düşüreceğiz. Başkasının parasıyla, krediyle, kartla zenginlik olmaz."
Kredi kartı kullanımını sınırlama kapsamında daha önce azami taksit sayısı 12'den üçe indirilmişti. Nakit avans limiti de yüzde 25'e düşürülmüştü. Sonra da nakit avans faiz oranı yüzde 4.42'den yüzde 5'e çıkarılmıştı. Bugün de aylık azami akdi faiz oranı yüzde 3,66'dan yüzde 4,25'e yükseldi.
]]>
Başbakan Li Qiang ekonomi sunumunu Ulusal Halk Kongresi’nin açılışında yaptı.
Li, Çin’in ekonomisinin “zorluklarla” karşı karşıya olduğunu doğruladığı konuşmasında ve bu sorunların çoğunun “henüz çözülmediğini” de kabul etti.
Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi, konut piyasası başta olmak üzere birçok alanda zorlu dönemden geçiyor.
Başbakan Li konuşmasında olası risklere de değindi:
“Gayrimenkul sektörü, yerel yönetimlerin borçları ile küçük ve orta ölçekli finans kuruluşlarının içinde olduğu riskler bazı durumlarda ilerlemiş düzeydeydi.
“Bu koşullar altında ekonomi politikasına ilişkin kararları vermeye çalışırken çok daha fazla ikilemle karşılaştık.”
Çin devleti, ülkenin krizden etkilenen emlak sektörünü hedef alan ve salgın sonrası ekonomik durgunluktan yavaş çıkışı hızlandıracak bir dizi başka önlem de açıkladı.
Pekin yönetimi kentlerde de 12 milyon yeni iş yaratmayı hedefliyor.
Başbakan Li, finansal piyasaları içeren düzenlemelerin de sıkılaştırılacağını duyurdu. Buna ek olarak yapay zeka dahil yeni teknolojilere yönelik araştırma faaliyetleri de artırılacak.
Savunma harcamaları yüzde 7 artıyor
Pekin, ekonomiyi canlandırmaya yönelik önlemlerin yanı sıra savunma harcamalarını da bu yıl yüzde 7,2 oranında artırıyor.
Çin’in savunma bütçesi, Tayvan başta olmak üzere komşuları ve ABD tarafından da yakından izleniyor.
Çin ekonomisi onlarca yıldır olağanüstü bir hızla büyüyordu. Resmi rakamlar gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yılda ortalama %10’a yakın büyüdüğünü gösteriyor.
Pekin, bu sürede Japonya’yı geride bırakarak dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline geldi.
Çin, geçen yıl ekonomisinin yüzde 5,2 oranında büyüdüğünü savunuyor. Ancak bazı uzmanlar gerçek rakamın açıklanan verinin üçte birinden daha az olabileceğini öne sürüyor.
Ekonomik zorluklar
Çin üzerine çalışan araştırma şirketi Orient Capital Research’ten Andrew Collier, BBC’ye “Birçok ekonomist rakamların tamamen uydurma olduğunu düşünüyor. Yüzde 5,2 ya da yüzde 5,5 büyüme fikri büyük olasılıkla doğru değil. Yüzde 1 ya da yüzde 2 büyüme daha akla yakın” diyor.
Collier, önümüzdeki 5-10 yılın Pekin için zor geçeceğini belirtiyor.
Yüksek genç işsizliğinin yanında, borsadaki çalkalanma ile tüketici fiyatlarındaki düşüşle ilişkili deflasyon tehdidi yakın dönemli sorunlar listesinde yer alıyor.
Bu kısa vadeli sorunların yanında, ticaret ve jeopolitik gerilimler ile düşen doğum oranı ve yaşlanan nüfus da uzun dönemli sorunlar olarak öne çıkıyor.
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre Çin ekonomisinin en ciddi zorluklarından biri ekonominin yaklaşık %20’sini oluşturan konut piyasasında şekilleniyor.
Çin’deki Hang Seng Bankası’nın baş ekonomisti Dan Wang, konut piyasasındaki sorunların yalnızca inşaat sektörünü değil aynı zamanda bölgesel bankacılık sektörünü de etkilediğini kaydediyor.
Ülkenin emlak sektöründeki kriz Evergrande ve Country Garden’ın içinde bulunduğu krizde görünür oldu.
Deflasyon sorunu
Bunun yanında pandemi sonrası dünya ekonomileri yüksek enflasyonla mücadele ederken, Çin ekonomisi istikrarlı şekilde düşen tüketici fiyatları sorunu ile karşı karşıya.
Ocak ayında Çin’de tüketici fiyatları son 15 yılın en hızlı seviyesinde geriledi. Bu Eylül 2009’dan bu yana kaydedilen en büyük düşüş olarak kayda geçti.
Deflasyon, insanların fiyatların daha da düşebileceği umuduyla tüketim ürünleri alımlarını ertelemeleri sonucunu doğurabiliyor.
Bu durum aynı zamanda kişilerin ve şirketlerin borç durumlarına da etki ediyor. Fiyatlar ile birlikte gelirler azalabilirken, borçlar aynı kalıyor. Gelirleri azalan şirketler ya da maaşları azalan aileler ödeme güçlüğüne düşebiliyor.
Tüm bunların anlamı şu ki, Çin son dönemde güçlü bir ekonomi için hayati önemde olan güven eksikliği içinde bulunuyor. Yetkililer de tüketicilere ve yatırımcılara bu anlamda güven vermeye çalışıyor.
BBC’ye konuşan Fidelity International’dan Catherine Yeung, siyasetçilerin bu güveni yeniden sağlamaya çalışma yönünde mesajlarını şekillendirdiklerini değerlendiriyor.
Devlet şu ana dek bu güveni sağlamak için küçük adımlar atmış gibi görünüyor.
Emlak sektöründeki krize yönelik olarak, borçlanma maliyetlerindeki kesintiler ve inşaat sektörüne yönelik direkt yardımlar bu anlamda ele alınıyor.
Bir başka dikkat çekici adım da, 8 trilyon dolar büyüklüğündeki Çin borsasını düzenleyen kurumun başkanının görevden alınması oldu. Benzer şekilde Çin şirketleri aleyhine pozisyon alan yatırımcılar hedef alındı ve günlük alım satımlara yeni düzenlemeler getirildi.
Yaşlanan nüfus
Çin yaşlanan nüfusu nedeniyle de uzun vadeli bir problemle karşı karşıya olarak görülüyor.
Yatırım şirketi Vanguard’ın Asya-Pasifik baş ekonomisti Qian Wang, uzun süre uygulanan tek çocuk politikası nedeniyle nüfusun hızla yaşlandığına dikkat çekiyor.
Wang, “Yaşlanmadan önce zenginleşen Japonya’nın aksine, Çin zenginleşmeden önce yaşlanıyor” karşılaştırmasını yapıyor.
Tayvan sorunu
Çözümü oldukça güç gibi görünen Tayvan sorunu da masada.
Pekin, Tayvan’ı, sonunda Çin’in bir parçası olacak ayrılıkçı bir eyalet olarak görüyor. Ve bu hedefini gerçekleştirmek için güç kullanımını da göz ardı etmiyor.
Ancak Tayvan yönetimi, kendisini Çin’in bir parçası olarak görmüyor.
Tayvan, Asya merkezli üstünlük mücadelesinde Çin ile ABD arasında kilit önemde yer alıyor.
Bu durum, Çin’in ABD ve diğer birçok büyük Batı ekonomisiyle ilişkilerini de ciddi şekilde karmaşıklaştırıyor.
ABD ile ticaret anlaşmazlıkları
Ayrıca ABD ile Donald Trump döneminde başlayan ve Biden yönetimi sırasında herhangi bir gevşeme belirtisi göstermeyen ticaret anlaşmazlığı da sürüyor.
Trump’ın ikinci dönem seçilmesi olasılığı, Washington ile Pekin arasındaki gerilimin artmasına neden olabilir.
Donald Trump, kampanya dönemi konuşmalarında, başkanlık seçimlerini kazanması halinde Çin mallarına daha fazla gümrük vergisi uygulayacağını söyledi.
Fox News’a verdiği röportajda tarifelerin yüzde 60’ı aşabileceğini söyledi ve “Bunu yapmak zorundayız” dedi.
Fidelity International’dan Catherine Yeung finansal piyasaların bu manşet açıklamalarına karşı çoktan kendi değelendirmelerini yaptığını savunuyor.
Ülkenin Devlet Başkanı Şi’nin uzun vadeli planlarının ülkesinin kaderini değiştirip değiştirmeyeceği henüz bilinmiyor.
Ancak açık olan şu ki, 1,4 milyardan fazla insanın, çift haneli yıllık büyüme ile gelen refahın keyfini sürmesi olasılığı kısa zamanda pek mümkün değil.
]]>KABİNE TOPLANTISI SONRASI AÇIKLAMALARDA BULUNDU
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın ardından millete seslendi. Türkiye’nin bugünüyle birlikte geleceğini de şekillendirecek tarihi bir ekonomik dönüşümden geçtiğini belirten Erdoğan, “Açıklanan her veri, ekonomimizin güçlü temeller üzerinde yükseldiğine işaret ediyor. Geçtiğimiz yıl maruz kaldığımız ‘Asrın Felaketi’ 6 Şubat depremlerine ve seçime rağmen ekonomimiz yüzde 4,5 gibi dünyada eşine az rastlanır bir oranla büyümeyi sürdürdü. Dünya ortalamasının 1,5 katına tekabül eden bu büyüme oranı, yaşadığımız tüm olumsuzluklara rağmen ekonomimizin direncini ve dinamizmini ispatlıyor.” diye konuştu.
Büyümenin yaklaşık yarısının yatırımlardan kaynaklanmasının ayrıca önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Milli gelirimizin 1,1 trilyon doların ve kişi başına milli gelirimizin 13 bin doların üzerine çıkması, fevkalade sevindirici bir gelişmedir.” dedi.

Erdoğan, satın alma paritesine göre dünyanın en büyük 11. ekonomisi haline gelen Türkiye’nin, kısa vadeli kazanımlar yerine uzun vadeli kalıcı refah artışlarına odaklanarak yoluna devam edeceğini aktardı.
“DAHA ÖNCE ÜLKEMİZİ NASIL ENFLASYONDAN KURTARDIYSAK, BU DEFA DA YAPACAĞIZ”
AK Parti iktidarları döneminde her yıl ortalama 700 bin istihdam artışı sağlandığını belirten Erdoğan, “İstihdamdaki başarı hikayemizi geçtiğimiz yıl 855 bin yeni istihdam artışıyla sürdürdük. İşsizlik oranını yüzde 9,4 ile son 10 yılın en düşük seviyesini ifade eden tek haneli rakamlara düşürdük. Hatta bu oran, 2023 yılının aralık ayında yüzde 8,8 olarak gerçekleşti.” diye konuştu.

Enflasyonla mücadelede henüz istenen yere gelinmediğini belirten Erdoğan, “Ama kararlıyız. Daha önce ülkemizi enflasyondan nasıl kurtardıysak inşallah bu defa da aynı başarıyı sergileyeceğiz.” dedi.
Enflasyon beklentilerinin giderek düşmesinin, bu mücadeleye olan inancın işareti olduğuna dikkati çeken Erdoğan, “Aynı şekilde cari açıktaki düşüş de sürüyor. Bu yılın ilk 2 ayında cari dengede 13 milyar doların üzerinde iyileşme sağladık.” bilgisini verdi.
“HEDEFİMİZ 60 MİLYAR DOLAR”
Yenilenebilir enerji yatırımları ve yüksek teknolojiye dayalı üretimlerin artmasıyla cari açığın gerileyeceğini kaydeden Erdoğan, küresel enerji noktasında fiyatlardaki gerilemenin de bu mücadeleye destek olduğunu söyledi.
Turizm gelirlerinin her yıl rekor kırdığına işaret eden Erdoğan, “Geçtiğimiz yılı 54,5 milyar dolarla kapattığımız turizmde, bu yılki hedefimiz 60 milyar dolardır. Tabii tüm bu programları uygularken hep yaptığımız gibi mali disiplinden asla taviz vermiyoruz. Kalıcı fiyat istikrarını sağlayacak, yapısal dönüşümü hızlandıracak afetlere karşı güvenli şehirler oluşturma çabalarımıza kaynak oluşturacak bir anlayışla maliye politikalarımızı yönetmeye devam edeceğiz.” diye konuştu.

“EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞINI 66 LİRADAN 10 BİN LİRAYA YÜKSELTTİK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizin risk priminin düşmesi, borçlanma maliyetlerimizin azalması, yatırımcıların ilgisinin artması, derecelendirme kuruluşlarının notlarının olumluya dönmesi, yaklaşık 132 milyar dolarlık döviz rezervine sahip olmamız, ekonomi programımızın doğru yolda ilerlediğini gösteriyor.” diye konuştu.
Erdoğan, şu açıklamalarda bulundu: “Bu vesileyle şu hususun altını bir kez daha çizmek isterim. Cumhuriyet tarihimizin en büyük demokrasi ve kalkınma adımlarını atarken, en olumlu gelişmeleri çalışanlarımızın, emeklilerimizin, dezavantajlı kesimlerin hayatlarıyla gerçekleştirdik. En düşük emekli maaşını 66 liradan 10 bin liraya, nereden, nereye. Asgari ücreti 184 liradan 17 bin liraya, engelli maaşını 25 liradan yaklaşık 4 bin liraya çıkarmış, her alanda milletimizin refah seviyesini katlayarak yükseltmiş bir hükümet olarak çalışanlarımızın ve emeklilerimizin bugünkü sıkıntılarına gözlerimizi kapamamız mümkün mü? Elbette yaşanan sıkıntıların farkındayız.”

“MUHALEFET, EMEKLİLERİN KAFASINI KARIŞTIRIYOR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Geçtiğimiz günlerde emekli maaşlarına şu kadar zam yapacağız diyen muhalefetin nasıl boş konuştuğunu örnekleriyle anlattım. Emeklilerin kafasını karıştırmak için vadettikleri rakam, ülkenin tüm yatırımları durdurulsa bile ödenmez. Sözü edilen artışları, ülkenin tüm yatırımlarını durdursak, eğitim veya sağlık harcamalarının tamamını buraya aktarsak, kamu görevlilerine maaş vermesek bile karşılayamıyoruz. Bu demek değil ki çalışanlarımızı ve emeklilerimizi hayat pahalılığının pençesine terk edeceğiz. Tam tersine enflasyonu yenerek, büyümeyi sürdürerek, milli gelirimizi artırarak, devletimizi güçlendirerek her meselemizi çözdüğümüz gibi çalışanlarımızın ve emeklilerimizin gelirlerini de artıracağız.
Türkiye Yüzyılı’nın emektarları başta olmak üzere hiçbir insanımızı darda bırakmayacak, göz göre göre sıkıntı çekmesine müsaade etmeyeceğiz. Milletimizden bize güvenmeyi, inanmayı sürdürmesini, destek ve dualarını bizden esirgememesini özellikle istirham ediyorum. Rabb’im birliğimizi, beraberliğimizi, dayanışmamızı daim eylesin diyorum.”
Erdoğan, toplantının ve alınan kararların hayırlara vesile olmasını dileyerek konuşmasını tamamladı.
ÖZGÜR ÖZEL, “EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI ASGARİ ÜCRET OLMALI” DEMİŞTİ
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamalarda “En düşük emekli maaşı asgari ücret olmalı, bu sınırın altında hiçbir maaş kalmamalı.” demişti.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü gazeteci Melinda Nucifora’nın üstlendiği “ADF Round”a Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Irak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Cibuti Dışişleri Bakanı Mahmud Ali Yusuf, Ruanda Dışişleri Bakanı Vincent Biruta, Macaristan Ulusal Ekonomi Bakanı Marton Nagy, Türk Yatırım Fonu Başkanı Baghdad Amreyev, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Genel Direktörü Daren Tang, Avrupa Birliği Körfez Bölgesi Özel Temsilcisi Luigi Di Maio, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Almanya Dış Ticaret ve Ekonomik Kalkınma Birliği (BWA) Yönetim Kurulu Başkanı Michael Schumann ve Hepsiburada Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner katıldı.
Irak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Hüseyin, Irak’ın da diğer ülkelerde olduğu gibi dünyanın geri kalanına bağlantılı olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Irak, aynı zamanda pek çok savaş nedeniyle izole kalmış bir ülke. 2005’ten itibaren Irak’ı çeşitli düzeylerde, özellikle diplomatik ve ekonomik bağlar açısından dünyanın geri kalanıyla daha irtibatlı hale getirmeye çalışmaya başladık. Hala ekonomimizi düzlüğe çıkarmaya çalışıyoruz çünkü ekonomimiz bu savaşlar nedeniyle mahvolmuş durumdaydı. Yaptırımların da etkisi vardı. O yüzden de yeniden yapılanma sürecinde ekonomimiz teknolojiden ve inovasyondan yararlanmak durumundaydı.”
Kovid-19 döneminde ve Rusya-Ukrayna Savaşı’yla petrol fiyatlarında yaşanan düşüşten de oldukça etkilendiklerini anlatan Hüseyin, “Diğer ülkelerle irtibatımız da bundan büyük darbe aldı ve ülkenin ekonomisinin güvence altına alınması konusunda sorunlar yaşadık çünkü büyük oranda petrole bağlı bir ülkeyiz. Ekonomisi petrole bağlı olan bir ülkeyiz.” diye konuştu.
Hüseyin, şu anda bunu çeşitlendirmeye çalıştıklarını belirterek, “Yakında sadece petrol değil doğal gaz ülkesi haline de geleceğimizi düşünüyoruz. Bunu yapabilmemiz için de tabii ki diğer ülkelerle bağlantımızın olması gerekiyor. Sonuç olarak her ülkenin dış dünyayla bağlantılı olması gerekiyor fakat bizler komşu ülkelerimize büyük oranda bağımlı durumdayız.” ifadelerini kullandı.
“Ermenistan, denize kıyısı olmayan bir ülke”
Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, uluslararası ticaret için insanların birbirleriyle irtibatının artması gerektiğini, kültür olarak birbirine yakınlaşılması gerektiğini vurgulayarak, “Ermenistan, denize kıyısı olmayan bir ülke, o yüzden de Ermeniler olarak uluslararası ticaretin tabii ki bir parçası olmamız gerektiğinin elzem olduğunu biliyoruz. Sadece denize kıyısı olmayan bir ülke değiliz, aynı zamanda sadece iki sınırımız açık yani diğer iki komşumuzla sınırlarımız 30 yılı aşkın süredir kapalı durumda.” şeklinde konuştu.
Sınır kapılarının açılmasının sadece ekonomik açıdan değil siyasi açıdan da faydalı olacağının altını çizen Mirzoyan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Diğer ülkelerle bağlantı kurduğunuzda sadece ekonominize katkı sağlamıyorsunuz, birbirinize bağımlı hale gelme imkanı da sağlıyor ve bunun barışın tesis edilmesi anlamında da olumlu etkileri oluyor. Biz, bunu bölgemizde yaşayarak gördük, o yüzden de geçiş noktalarının açılması, ticaretin kolaylaştırılması anlamında çeşitli inisiyatifler aldık ve bunun da barışa katkısının olduğunu gördük.”
“Sahra Altı ülkelerde çok kırılgan ekonomisi olanlar var”
Cibuti Dışişleri Bakanı Yusuf, Afrika’nın bu konularda bazen eğilimin farklı ilerlediği bir kıta olabildiğinin altını çizerek, şunları söyledi:
“Şu anda Kızıldeniz’de olanlarla ilgili şunu söyleyebilirim, buradaki deniz trafiği oldukça fazla ve Avrupa’nın dış ticaretinin yüzde 40’ı buradan geçiyor. Kasımda buna yönelik sorunlar ortaya çıktığında ve trafik aksamaya başladığında ilk haftanın etkileri inanılmaz oldu. Buradan geçen gemilerin yüzde 50’si artık geçemez oldu o dönemde ve ticaret hacminin yüzde 40’ı bu işten etkilendi.”
Farklı yöntemlerden yararlanılarak bu tür sorunlara karşı dayanıklı hale gelmenin önemini vurgulayan Yusuf, şunları kaydetti:
“Jeopolitik gerilimlerin küresel ekonomiye etkilerinin olduğunu görüyoruz. Sahra Altı ülkelerde çok kırılgan ekonomisi olanlar var. O yüzden de ulaşım maliyetlerinin bu şekilde artmasının çok önemli sonuçları beraberinde getirebileceği ülkeler var. Aden Körfezi’nde, Kızıldeniz’de ve Süveyş Kanalı’ndaki bu tür aksaklıklar, küresel büyüme oranlarına da yansıyacaktır. Bu tür konulara yönelik yenilikçi çözümler bulunması lazım. Yemen’i bombalamak, bu anlamda bir çözüm değil kesinlikle.”
“Artık ülkeler izole bir şekilde mevcudiyetlerini sürdüremiyor”
Ruanda Dışişleri Bakanı Biruta, küreselleşme, teknolojik gelişmeler ve ekonomik entegrasyonun kolektif geleceği şekillendiren faktörler olduğunu belirterek, “Uluslararası ticaret, aslında dünya ekonomisine can veren bir şey. Mal, hizmet ve fikirlerin sınırları aşarak ticareti hem yenilikçiliği hem de küresel anlamda refahı teşvik ediyor. Uluslararası ticaretin kalbinde de tabii ki bağlılık var.” değerlendirmesinde bulundu.
Dijitalleşen dünyanın dijital olarak da anında iletişim kurabilme ve kıtalar arasında doğrudan hızlı şekilde bilgi alışverişi anlamına geldiğini anlatan Biruta, “Tabii bağlılık, birbirine bağımlılığı da yanında getiriyor. Artık ülkeler, izole şekilde mevcudiyetlerini sürdüremiyor.” dedi.
“Devletlerin teşvik etmesi gerekiyor”
Macaristan Ulusal Ekonomi Bakanı Nagy, Batı dünyası ve Avrupa Birliği’nin (AB) daha önce ticaret ve rekabet anlamında üstünlüğe sahip olduğunu kaydederek, “Fakat şu anda özellikle Avrupa, bunu kaybetmiş durumda. Artık bu yeni sektörlerde bayağı geride kaldık. Mesela 5G, robotik, yapay zeka, elektrikli araçlar vesaire gibi birçok sektörde gerideyiz.” ifadelerini kullandı.
Gelecek 5 yılda ABD ve Çin’in, Avrupa’ya kıyasla gayrisafi milli hasılalarının yüzde 20 daha fazlasını bu teknolojilere ayıracağını belirten Nagy, bunun “Avrupa için intihar” demek olduğunu söyledi.
Nagy, teknolojik yatırımların çok pahalı olduğunu dile getirerek, “Devletlerin bunu teşvik etmesi gerekiyor çünkü hem tüketici hem de üretici için bunlar çok pahalı. Bir süre sonra bunun faydalarını görmeye başlayacağız.” dedi.
“İnsanlara destek olmamız ve yaratıcılığı desteklememiz gerekiyor”
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Genel Direktörü Tang, fikri mülkiyetin inovasyon, teknoloji, dijitalleşme ve girişimciliği hızlandırdığını belirterek, “Şirketler ve ülkeler yenilikler yaptıkça ve dijitalleştikçe değer yaratmada patentler, ticari markalar, markalar, tasarımlar, teknik bilgi ve veriler gibi maddi olmayan varlıklara doğru dramatik bir geçiş görüyoruz. Bugün küresel şirketlerin elinde yaklaşık 70 trilyon dolar değerinde soyut varlıkları var.” dedi.
Fikri mülkiyet başvurularında ciddi bir coğrafi değişimin söz konusu olduğunu vurgulayan Tang, “Türkiye fikri mülkiyet başvuruları, şu anda dünyanın 3. en büyük tasarım başvuru sahibi ve 4. en büyük ticari marka başvuru sahibi konumunda. Yani fikri mülkiyet, sadece Avrupa ve Kuzey Amerika gibi geleneksel güç odaklarından değil Latin Amerika gibi, Asya gibi ülkelerden geliyor.” ifadelerini kullandı.
Tang, yeni kurulan şirketlerin, KOBİlerin ve gençlerin desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu çelişkili ve çatışmalı dünyada insanların daha önce olduğundan çok daha fazla bir arada olmaya ihtiyacı var. Şimdi bir şeyler icat ettiğiniz zaman bunu belki bireysel olarak yapıyorsunuz ama bundan para kazanmak istediğinizde başka insanlara ihtiyacınız oluyor. Bu anlamda bizlerin de insanlara destek olmamız ve yaratıcılığı desteklememiz gerekiyor.”
“Çok taraflı ilişkilere odaklanmamız gerekiyor”
AB Körfez Bölgesi Özel Temsilcisi Di Maio, artık dünyada iki tip dinamiğin olduğunu belirterek, “Bunlardan biri beklenmedik olaylar. Ukrayna’da olanlar gibi, Kovid-19 gibi. Şimdi de Gazze çatışması var. İkinci dinamik ise ikili bir dönüşüm, dijital ve teknolojik dönüşüm. Şimdi bu iki şey Avrupa’da ham madde ihtiyacını artırıyor, artık 2030’da ham madde ihtiyacımız 4 katına çıkmış olacak.” diye konuştu.
Karar verme mekanizmalarının artık değişmesi gerektiğini söyleyen Di Maio, “İki kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geldiğimiz bu dönemde çok taraflı ilişkilere odaklanmamız gerekiyor.” dedi.
“Ekonomi ve ticari anlaşmalar da ittifaklarda değişikliklere neden olabilir”
Türk Yatırım Fonu Başkanı Amreyev, bağlantısallık ve birbirine bağımlılığın, küresel hale gelmiş dünyanın elzem bir unsuru olduğunun altını çizdi.
Belirsizliğin oluştuğu ortamda ülkelerin birbiriyle işbirliği yapmaları gerektiğini belirten Amreyev, şöyle devam etti:
“Çünkü bunlar ortak sorunlar fakat buna kim öncü olacak? Dünyanın karşı karşıya olduğu sorunlarda kimler öncülük edecek? Çünkü çok taraflı mekanizmalar söz konusu. Küresel kurumlar, bu sorunlarla yeterli şekilde baş edemiyor. O yüzden de ülkeler arasındaki gerginliklerin artması sonucunda bunun örneklerini görüyoruz.”
Amreyev, dünyada bu yıl 64 ülkede seçim olacağını anlatarak, “Bunlar da çeşitli belirsizliklere yol açabilir. Bunlar, küresel piyasalara etki edebilir ve burada değişiklikler olması, ekonomi ve ticari anlaşmalar da ittifaklarda değişikliklere neden olabilir, küresel olarak yapılan işbirliklerine olumsuz etki de edebilir.” ifadelerini kullandı.
“Ticaret, en büyük barış kaynağıdır”
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, 1996’da Gümrük Birliği’ne geçişin, Türkiye’yi pozitif etkilediğini söyleyerek, “Bu, esasında şunu göstermektedir: Ticaret zenginleştirir, korumacılık fakirleştirir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin istikrarlı ve refah için ticaretin daha serbest olması şart. Dünyaya entegre olmuş, iş yapma ortamını iyileştirmiş ülkeler, hem daha zengin hem daha huzurlu olacaktır.” diye konuştu.
İki büyük dünya savaşını çıkaran Avrupa ülkelerinin birbirlerine artık düşman olarak değil ticaret partneri gözüyle baktığını dile getiren Hisarcıklıoğlu, “Kurdukları bu ekonomik birlik sayesinde tarihte ilk defa Batı Avrupa, 80 senedir kendi bölgesinde savaş görmüyor çünkü ticaret, en büyük barış kaynağıdır. Ticaret yapan savaşı konuşmaz, birbirine kötü bakmaz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Vize işlemlerinin kolaylaştırılması, önemli gündem maddelerinden biri haline getirilmeli”
Almanya Dış Ticaret ve Ekonomik Kalkınma Birliği (BWA) Yönetim Kurulu Başkanı ???????Schumann da böyle bir dönemde barışın en büyük öncelik olması gerektiğine dikkati çekerek, “Çünkü yalnızca çatışmaların önlenmesi, bizi ticaretin artırılması gibi bir yola götürecektir. O yüzden de bu tür sorunlardan kurtulup düzlüğe kavuştuğumuzda da ticaretin kolay hale gelebileceğinden bahsedebileceğiz.” diye konuştu.
Sınır geçişlerinin ve vize işlemlerinin kolaylaştırılmasının ticaretteki yavaşlamanın önüne geçme imkanı sağlayacağını belirten Schumann, şu ifadeleri kullandı:
“Vizelerin kaldırılması konusunda özellikle de iş insanları, yatırımcılar ve akademisyenlerin Almanya’ya gelmesi, daha da kolay hale getirilmeli çünkü Almanya’nın ekonomik olarak büyümesi, milyonlarca Türk’ün katkısı olmadan mümkün olamazdı. Bugün hala Türk girişimciler ve Türk iş insanları, Almanya’da değer yaratılmasına büyük katkı sağlıyor. Vize işlemlerinin kolaylaştırılması, bu anlamda önemli gündem maddelerinden biri haline getirilmeli.”
“Jeopolitik, teknolojik yeniliklerin bazen önüne geçebiliyor”
Hepsiburada Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Boyner de yeni dünyada ticaretten bahsederken geleneksel mal ve hizmet ticaretinden daha ziyade yazılım, veri ve teknolojik hizmetler ticaretinden söz etmek gerektiğini vurguladı.
Teknolojinin birçok sorunu çözebileceğini dile getiren Doğan Boyner, şunları kaydetti:
“Jeopolitik, teknolojik yeniliklerin bazen önüne geçebiliyor. Sonuçta teknolojinin ilerlettiği bir küresel büyüme çerçevesinde sürdürülebilir olması ve bütün uluslara fayda sağlayabilmesi için Amerika-Çin blokunun ötesinde bir şey gerekiyor ve ulusların kendi teknolojik stratejilerinin olması gerekiyor, kendi yeniliklerini yapmaları gerekiyor ve işbirliği yapması gerekiyor.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te m?oderatörlüğünü Singapur Nanyang Teknoloji Üniversitesi S. Rajaratnam Uluslararası İlişkiler Fakültesi öğretim üyesi emekli diplomat Lawrence Anderson’ın üstlendiği panele Malezya Yüksek Öğrenim Bakanı ve eski Dışişleri Bakanı Zambri Abdülkadir, Bangladeş Dışişleri Bakanı Muhammed Hasan Mahmud, Sri Lanka’nın Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Tharaka Balasuriya ve Vietnam Dışişleri Bakan Yardımcısı Nguyen Minh Hang katıldı.
Malezyalı Bakan Zambri, bölgede “Asya-Pasifik” ve “Hint-Pasifik” gibi yeni adlandırmaların nereden, hangi saftan bakıldığına bağlı olarak karmaşıklaşan çok katmanlı ilişkiler ağını ortaya çıkardığını, Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ülkeleri olarak saflaşmadan kaygı duymakla birlikte aynı zamanda büyük güçlerin ilgisini ve hedeflerini anlamak istediklerini belirtti.
ASEAN’ın bakış açısından, barış içinde bir arada yaşama ilkesine uyumlu olduğu sürece bölgede farklı fikirlerin, ilgilerin ve çıkarların varlığını desteklediklerini ifade eden Zambri, “İster Asya-Pasifik deyin ister Hint-Pasifik, biz buranın bir barış ve refah bölge olacağından emin olmak istiyoruz.” dedi.
Zambri, Çin’in bölgedeki artan rolüne ilişkin, iyi niyetli oldukları sürece tüm taraflarla işbirliğini geliştirmek istediklerini vurgulayarak “Güneydoğu Asya’da Çin fobisi yaratmamalıyız. Soğuk Savaş’ın uzantısı olan ikili tercihlere, çevreleme mantığına hapsolmamalıyız, onu ya da bunu seçmek zorunda değiliz, kimse bize ne yapacağımızı dikte etmemeli.” diye konuştu.
Bölgenin bir ekonomik işbirliği ve kalkınma alanı olması için bölge ülkelerinin yeni teknolojileri, yeni ekonomileri ve özellikle de dijital ekonomiyi kucaklaması gerektiğini vurgulayan Zambri, Malezya’nın Türkiye ile dostane ilişkileri önemsediğini, diplomatik ilişkilerin yanı sıra ekonomik ilişkileri ve teknoloji alanında bağları genişleterek Malezya’yı Türk ekonomisinin Güneydoğu Asya’da limanı haline getirmek istediklerini vurguladı.
“Çin ve Hindistan işbirliği yaparsa küresel mimari değişir”
Sri Lankalı Bakan Tharaka Balasuriya da büyük güçlerin bölgeye ilgisinin artmasında Çin’in yükselişini durdurma niyeti ve ülkelerini piyon olarak gören yaklaşımın hissedildiğini ifade etti.
Sri Lanka’nın 1950’lerden bu yana bağlantısızlık siyaseti izlediğini, gelecekte de duruma bağlı bağımsız seçimlerini yapmak istediğini vurgulayan Balasuriya, “Biz Sri Lanka’nın Çin ve Hindistan ile ilişkilerini birbirine zıt tercihler olarak görmüyoruz. Hem Çin ile güçlü tarihsel ilişkilerimiz, Hindistan ile de uygarlık bağımız var.” dedi.
Kovid-19 salgınında Batı’dan aşı beklerken Çin’in Sri Lanka’ya yardım eli uzattığını, ekonomik kriz yaşadıklarında Hindistan’ın yardımı sayesinde hem mali durumu düzeltip hem de ülkede gıda güvenliği sağladıklarını hatırlatan Balasuriya, “Bu iki ülke de bizim için önemli.” ifadesini kullandı.
Balasuriya, Suudi Arabistan ve İran’ın diplomasi yoluyla vardığı uzlaşmayı örnek göstererek “Çin ve Hindistan işbirliği yaparsa hem küresel mimari hem de Küresel Güney’in mimarı değişir. Çin ile ABD arasındaki San Francisco Zirvesi’nin benzerine Asya’da ihtiyaç var.” değerlendirmesinde bulundu.
“ASEAN ülkeleri birlikte hareket etmeli”
Vietnam Dışişleri Bakan Yardımcısı Nguyen ise ülkesinin de major aktörlerin Asya-Pasifik’e ilgisinin artmasının ekonomik gücün bölgeye kaymasıyla bağlantılı olduğuna dikkati çekerek “Bölgedeki durumun karmaşıklığı göz önüne alındığında açık, kapsayıcı, dengeli ve kurallara dayalı bir mimari için ASEAN ülkelerinin birlikte hareket etmesi gerekiyor.” dedi.
Asya-Pasifik’in yükselişinin barış, istikrar ve işbirliği ruhunun başarısına tanıklık ettiğini vurgulayan Nguyen, bunun devam edebilmesi için ASEAN’ın merkeziliğinin korunması gerektiğini vurguladı.
Nguyen, büyük güçler arasındaki rekabetin ve işbirliğinin tarih boyunca görüldüğünü, önemli olanın bu güçlerin barış ve refahın korunması için aralarındaki rekabeti sağlıklı ve sorumlu şekilde yönetmesi ve küçük ülkeler üzerinde olumsuz etkilerini minimize etmesi gerektiğini belirtti.
ASEAN’ın bölgenin geri kalanı ile daha yapıcı tarzda ilişki kurması, büyük güçler tarafından ortaya atılan girişimleri bölgede barışa ve işbirliğine katkı sunduğu sürece desteklemesi, çok taraflılık anlayışı içinde bir ekonomik kalkınmanın motoru olmayı hedeflemesi gerektiğinin altını çizdi.
“Bangladeş’te deniz seviyesi 1 metre artarsa 35 milyon insan yerinden olacak”
Bangladeş Dışişleri Bakanı Muhammed Hasan Mahmud, küresel iklim değişikliğinin etkilerine işaret ettiği konuşmasında, bölge ülkelerinin iklim kaynaklı sorunların “masum kurbanları” olduğu, sera etkisi yaratan gazların oluşumundaki sorumlulukları sınırlı olmasına karşın coğrafi nedenlere, yıkıcı etkilerine en açık konumda olduklarına dikkati çekti.
Bundan 20 yıl önce Sibirya’da kuraklık, Pakistan’da sel olabileceğini hiç kimsenin öngöremeyeceğine dikkati çeken Mahmud, “Eğer Bangladeş’te deniz seviyesi 1 metre artarsa ülkenin kıyı bölgelerinde yaşayan 35 milyon insan yerinden olacak. Daha şimdiden dünyada binlerce insan iklim nedeniyle yurtlarını kaybetti; ya evleri sular altında kaldı ya da geçim kaynakları yok oldu. Acı gerçek bu, küresel toplum bu soruna çözüm aramalı.” ifadelerini kullandı.
Mahmud, Bangladeş’in halihazırda iklim kaynaklı göçlerin etkilerini yaşadığını, uluslararası göç hukukunda bu doğrultuda değişiklikler yapılması ve “iklim mültecisi” kavramının tanımlanması gerektiğinin altını çizdi.
Ülkelerin Paris İklim Anlaşması’nda sera etkisi yaratan gazların salınımını azaltmaya yönelik taahhütlerini yerine getirmesinin önemine işaret eden Mahmud, “Tüm taahhütler yerine getirilse bile küresel ortalama sıcaklık 3,2 ila 4 santigrat derece artacak. Şu anda 1 derecelik sıcaklık artışında bile aşırı yağmur, aşırı kar gibi mevsim değişikliklerin yıkıcı etkilerini yaşıyoruz. Sıcaklık artışı daha fazla artarsa olacakları hayal etmek dahi güç.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Cevdet Yılmaz, Antalya Diplomasi Forumu’nda “Uluslararası Ticaret, Bağlantısallık ve Karşılıklı Bağımlılık” başlıklı yuvarlak masa toplantısına katıldı.
Burada konuşan Yılmaz, küresel ticaretin yavaşladığını belirterek, pandemi ve jeopolitik gerilimlerin bunda rol aldığını, dünya genelinde ise refahın olumsuz etkilendiğini söyledi.
İkinci dünya savaşından sonra dünyada yeni gelişmelerin ortaya çıktığını, küresel yapıların değiştiğini, üretimin batıdan doğuya kaymaya başladığını ifade eden Yılmaz, uluslararası kurumların yeni gerçeklere göre kendini güncelleyemediğini, dünyanın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi beş üyesinden, ekonomik olarak da ise yediden büyük olduğunu kaydetti.
Yılmaz, bu sorunların ikili ve bölgesel işbirlikleriyle ele alınabileceğini dile getirerek, “İnsanlık olarak her zaman elimize fırsatlar geçiyor, bu sorunları çözme anlamında. O yüzden de olumsuz bakmamak, kötümser olmamak gerekiyor. Geleceğe bakmamız ve bu sorunları ele almaya yönelik yenilikçi yöntemlerin peşinden koşmamız gerekiyor. Bu yüzden de ikili ve bölgesel ilişkilerin bu anlamda önemli bir gündem maddesi olacağını düşünüyorum. Türkiye olarak da bizler komşuluk ilişkilerimizi geliştirmeyi bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu bağlantısallığı artırmak adına fiziksel altyapının güçlendirilmesinin yanı sıra aynı zamanda düzenlemelerin de basitleştirilmesi, kolaylaştırılması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:
“Yasamaya yönelik düzenlemelerin de daha basit hale getirilmesi gerekiyor ki böylelikle ikili ve bölgesel işbirliği potansiyelini değerlendirebiliriz. Bu ikili ve bölgesel işbirliklerinin, yeni bir küresel ortamın peşinde koşmamızı da engellememesi gerekiyor. Dünyanın bağlantısallığının arttığı bir dönemdeyiz. O yüzden de bu ikili ve bölgesel işbirlikleri devam ederken yeni bir küresel ortamın, yeni bir küresel çerçevenin oluşturulması için de çalışmaya devam etmek durumundayız. Burada daha dengeli, daha adil bir ortam yaratılması için çaba sarf etmemiz gerekiyor. Çünkü küresel sorunların içerisinde iklim değişikliğinin de bulunduğu pek çok sorunla karşı karşıyayız.”
“Diplomasi ekonomi için de çok önemli”
Yılmaz, ülke içinde politik istikrar ve inanılırlık olmadan ulusal, bölgesel ve küresel anlamda başarılı olunamayacağını vurgulayarak, Türkiye son 20 yılda ortalama yüzde 5,4 büyürken, dünya ekonomisinin yüzde 3,6 büyüdüğünü, bunun siyasi istikrar, öngörülebilir politikalar, yurt içindeki güvenlik ve emniyet sayesinde başarıldığını kaydetti.
Enflasyonla mücadele politikalarının, sadece ekonomik öngörülebilirlik anlamında değil kalıcı ve sürdürülebilir bir sosyal refah için de önemli olduğuna işaret eden Yılmaz, uygun politikalarla hem enflasyonla mücadele edilip hem de kalıcı büyümenin sağlanabileceğini ifade etti.
Yılmaz, bunun için politik ekonomi görüşünün olmasını gerektiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Çünkü politika ekonomi ve ticareti etkiliyor. Ticaret ve ekonomi de siyaseti etkiliyor. Dolayısıyla bu ikisi arasında sürekli bir etkileşim var. Ukrayna ve Rusya çatışması için barışçıl bir çözüm bulunabilirse Gazze’deki felakete bir çözüm bulunabilirse Afrika’da istikrar sağlanabilirse bu tarz çeşitli bölgelerdeki bu jeopolitik sorunlar çözülebilirse bunun ticarete ve ekonomiye yansımalarının da olacağı aşikar. Tabii bu arada diplomasiye ihtiyacımız var, savaşa değil. Çünkü savaş hiç kimseye bir şey kazandırmaz ama barış herkese kazandırır. O yüzden biz bunu Kafkasya’da da görmek istiyoruz. Afrika’da da Orta Doğu’da da dünyanın her yerinde görmek istiyoruz. Hem insani nedenlerden ötürü hem de ekonomik büyüme ve bütün dünyanın refahı için. Dolayısıyla diplomasi sadece siyaset için değil aynı zamanda ekonomi için de çok önemli. Bu çünkü ikili bir etkileşim.”
Türkiye ile ABD ve Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde fırsatlar bulunduğuna dikkati çeken Yılmaz, Türkiye’nin Gümrük Birliği üyesi olduğunu, ama çok ciddi vize problemleri yaşadığını vurgulayarak, “Eğer ticareti ve ekonomiyi desteklemek istiyorsak insanların hayatını kolaylaştırmamız gerekiyor. Özellikle iş insanlarının, öğrencilerin, kültür sanat sektörlerindeki kişilerin.” şeklinde konuştu.
Yılmaz, Gümrük Birliği anlaşmasının da yenilenmesi gerektiğine dikkati çekerek, bunun yenilenmesi durumda AB’nin geleceğine ve Türkiye-AB ilişkilerine fayda sağlayacağını dile getirdi.
Dünyadaki teknolojik gelişmelerin çok hızlı yaşandığını aktaran Yılmaz, artık sadece ürünlerin değil, hizmetlerin ve soyut varlıkların ticaretinin de söz konusu olduğunu, birbirlerinden çok uzakta olan ülkelerin, dijital altyapılarla aralarındaki ticareti geliştirebildiğini, bunu destekleyecek bir takım akıllı kanunların yapılması gerektiğini kaydetti.
]]>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Kastamonu’nun Hanönü ve Taşköprü ilçelerinde AK Parti seçim ofislerinin açılış törenlerine katılarak her iki ilçede de esnafları ziyaret ederek vatandaşlarla bir araya geldi. İlçelerde konuşan Tunç, yerel seçimlerde her iki ilçeden de rekor oy beklediklerini söyledi.
“Ekonomimizi yeniden toparlıyoruz, yeniden emeklimizin, memurumuzun, işçimizin alım gücünü arttırmak için çalışıyoruz”
Taşköprü ilçesinde vatandaşlara seslenen Bakan Tunç, “Hükümet olarak Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte inşallah önümüzdeki dört yıl istikrar süreci olacak. Bakın bir deprem yaşadık. 6 Şubat’ta 11 vilayetimiz yerle bir oldu. Şimdi o şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırmanın mücadelesini veriyoruz. Bir de ondan önce 3 yıl kapalı kaldık, pandemi yaşadık. Bütün dünya ekonomileri etkilendi. Bizim ekonomimizde etkilendi ama biz 2002’de iktidarı devraldığımızda 21 bankası batmış, IMF’ye muhtaç, emeklinin maaşının bile artık ödenemez noktaya geldiği batık bir tabloyu devralmıştır. Oradan çıktık geldik. Şimdi bu pandeminin etkisiyle, 6 Şubat depremlerinin etkisiyle olumsuz etkilenen ekonomimizi yeniden toparlıyoruz, yeniden emeklimizin, memurumuzun, işçimizin alım gücünü arttırmak için çalışıyoruz. O projeleri de inşallah ekonomi yönetimimiz hayata geçirmeye devam edecek. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Önümüzdeki dört yıllık seçimsiz geçecek bir süre icraat hamleleriyle halkımızın refahını yeniden arttırmanın gayreti içerisinde olacağız. Hep beraber bunu yapacağız. Millet olarak çok zorlukları birlikte aştık. Bunu da sizlerle beraber aşacağız inşallah. Yeter ki huzur olsun, güven olsun, güvenlik olsun, adalet olsun” dedi.
“Türkiye’de demokrasinin standartlarını hep yükselttik”
“Adaletten ayrılmamaya çalışacağız” ifadelerine yer veren Tunç, “Hukukun üstünlüğünden hiçbir zaman taviz vermeyeceğiz. Temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı o 90’lı yıllara artık geri dön yok. O koalisyonlu, krizli yıllara geri dönmeyen hiç gerek yok. O nedenle bugüne kadar Türkiye’de demokrasinin standartlarını hep yükselttik. Vatandaşlarımızın özgürlüklerini arttırdık. Bundan sonra da yine demokrasimizin standardını yükseltmenin gayreti içerisinde olacağız. Anayasamızda sessiz devrim sayılan reformları yaptık. Kamu denetçiliğinden kişisel verilerin korunmasına varıncaya kadar, kadın haklarından, çocuk haklarına varıncaya kadar, darbeci, vesayetçi anlayışı büyüten, yapısal Dönüşümü o büyüten kurumların yapısal dönüşümünü sağladık. Yüksek Askeri Şura’dan Milli Güvenlik Kurulu’nun yapısına varıncaya kadar hepsini demokratikleştirdik. Darbeciler yargılanamaz diye bir madde vardı, sizin desteğinizle biz onları kaldırdık. Gerektiğinde sıkı ilan edilebilir diye madde vardı, siz referandumlarda gittiniz, oyu verdiniz ve bunları kaldırdık. İnşallah yeni dönemde yeni demokratik, sivil bir Anayasayı da yapmak nasip olur. Mecliste böyle bir uzlaşma sağlanabilirse inşallah ülkemiz için de Türkiye Yüzyılı’nın başlangıcında bu da hayırlı bir çalışma olur inşallah. Milletimize olan borcunuzu da yerine getirmiş oluruz” diye konuştu. – KASTAMONU
]]>” Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu Eylem Planı’nı yarın kamuoyuna deklare etmeyi planlıyoruz.”
ANKARA – Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Yılın ikinci yarısında yıllık bazda enflasyon düşüşü çok belirgin bir şekilde göreceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin düzenlendiği TOBB Türkiye Sektörel Ekonomi Şurasına katıldı. Yılmaz, 2024 -2026 dönemini kapsayan Orta Vadeli Programımız ve 2024-2028 dönemini kapsayan 12. Kalkınma Planımız başta olmak üzere yol haritalarımızı sizlerle fikir birliği içerisinde hazırladık ve hayata geçirdiklerini ifade etti. Yapısal reform gündemini yine yatırımcıdan gelen geri dönüşler ve beklentiler yönünde şekillendirdiklerini belirtti. Yılmaz, Türkiye’nin dört bir köşesinde üretimi, istihdamı, yatırımı, ihracatı üstlenen sektör temsilcilerinin dile getireceği hususlar bizler için son derece kıymetli ve önemli olduğunu vurguladı.
İl ziyaretlerinde de hangi ile gidersek gidelim mutlaka özel sektörle ve bilhassa ekonominin kanaat önderleri olarak gördükleri oda-borsa başkanları ve üyeleriyle buluşmaya hassasiyet gösterdiklerini ifade eden Yılmaz, “TOBB çatısı altında Oda-Borsalar aracılığı ile iş dünyamızın bizden talep ettiği pek çok konuyu hayata geçirdik. Mesleki eğitimin yaygınlaşmasından, kara gümrük kapılarının modernize edilmesine, lisanslı depoculuk sisteminin ülkemize kazandırılmasından, oda-borsaların dijitalleşmesine pek çok adımı birlikte attık. Biz sizlerin yanında olduk, sizler de bizi gayretlerimizde yalnız bırakmadınız” diye konuştu.
Hükümet kanadından ilgili Bakanlarla her zaman olduğu gibi üreticilerin yanında olduklarını aktaran Yılmaz, “Ülkemizin ekonomi ve finans alanındaki kazanımlarını artırmaya ve Türkiye Yüzyılı vizyonumuzla geleceğe güvenle bakmaya kararlıyız. 100 yıllık cumhuriyeti hep birlikte ileriye taşıyacağız” dedi.
Yılmaz, Kovid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşının devam eden etkileriyle küresel büyümedeki zayıf seyir sürerken jeopolitik riskler, fiyatların oynaklığını ve riskleri artırdığını söyledi.
“Enflasyonla mücadele, mali disiplinin sağlanması, büyümenin dengelenmesi, cari açığın azaltılması ve rezervlerin güçlendirilmesi için çalışıyoruz”
Geçen ay yayınlanan Dünya Bankası Küresel Ekonomik Beklentiler Raporu’nda küresel büyüme beklentisi; 2024 yılı için değiştirilmeyerek yüzde 2,4, 2025 yılı için 0,3 puan düşürülerek yüzde 2,7 olarak açıklandığını hatırlatan Yılmaz, “Böyle bir küresel iklimde geçtiğimiz yıldan bu yana ekonomimizde belirsizliği azaltıcı, tüm sektörlerin önünü daha net görebileceği politikaları hayata geçiriyoruz. Enflasyonla mücadele, mali disiplinin sağlanması, büyümenin dengelenmesi, cari açığın azaltılması ve rezervlerin güçlendirilmesi için çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
2023 Mayıs seçimleri sonrası güçlü bir siyasi istikrar ortamı sağladıklarını vurgulayan Yılmaz, “Siyasi güven ve istikrar ekonominin de temeli. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü bir iradeyle desteklediği politika belgelerimizle toplumumuzla paylaştık” ifadelerini kullandı.
Bugün açıklanan verilere göre Türkiye’nin 2023 yılında yüzde 4,5 oranında büyüdüğünü ve OVP tahminin üzerine çıktığını açıklayan Yılmaz, “Açıklanan küresel büyüme verilerine göre dördüncü çeyrekte ve 2023 yıl genelinde OECD ve G-20 ülkeleri arasında büyüme oranında ikinci sırada yer alarak küresel ölçekte üst sıralardaki konumumuzu sürdürüyoruz. Ekonomi programımız yatırımcı güvenini tekrar inşa etmeye destek oluyor. 2023 yılı Aralık ayında istihdam edilenlerin sayılarında iyi rakamlar gördük. Büyümemiz istihdam dostu bir büyüme oldu diyebiliriz. Aralık ayında yayımlanan işsizlik oranı 8.8’di yıllık rakam henüz çıkmadı tek haneli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İlk defa tarihimizde 32 milyonun üzerinde bir istihdam rakamına ulaşmış olduk. İhracatımız bir önceki yıla göre yüzde 0,6 oranında artışla 255 milyar dolarla tarihi bir süreç yaşadı. Avrupa başta olmak üzere ihraç pazarlarımızdaki durgunluğa rağmen ihracatımız bu performansı sergiledi” şeklinde konuştu.
2024 yılı Ocak ayında ihracat, %3,5 arttığını yaklaşık 20 milyar dolara ulaştığını gördüklerini belirten Yılmaz ithalatta ise farklı bir tablo var olduğunu söyledi.
Dış ihracat açığının daralma eyleminin devam ettiğinin altını çizen Yılmaz, “Tarihimizde ilk defa 1 trilyon dolar seviyesini geçtik. Böylece nominal olarak dünyada on yedinci büyük ekonomi konumumuzu pekiştirmiş olduk. Ayrıca satın alma gücünde 11. konumumuz devam ediyor. Oransal baktığımızda cari açık bizim için kritik bir hadise. Geçen yılın ortalarda altmış milyar dolarlara kadar çıkmıştı bir araya açılmış. Yıl sonunda 45 milyar dolar seviyelerine kadar geriledi. Yeni milli gelirimiz birlikte yüzde 4 oranına düştüğünü görüyoruz. Cari açığın milli gelire oranını. Bu tam olarak orta vadeli programda da yaptığımız tahmindi bu tahminin tuttuğunu görüyoruz. Bütçe açığı açısından da yine olumlu bir yansıması oldu. Bu büyümemizin. malum bütçe açığı da milli gelire oranla ifade edilen bir rakam. Orta vadeli programda 6.4 diye tahmin edilmiştik bütçe açığının milli gelire oranını daha sonra bunu 5.4 revize ettik bütçe görüşmeleri esnasında. Son geldiğimiz rakam ise bunun da altında yüzde 5 nokta seviyesinde gerçekleştiğini gösteriyor şu an milli gelir rakamlarıyla. Depremin toplamda üç nokta altı puan katkısına rağmen bütçe açığımız oldukça iyi bir noktada gerçekleşti. Deprem etkisi hariç baktığımızda bütçe hattımızın milli gelire oranı yüzde 1.6 bir civarında. Deprem harcamaları, tek seferlik harcamalar, yatırım niteliğinde harcamalar dolayısıyla bütçede yapısal bir bozulmaya yol açmıyor. Bu açıdan da geldiğimiz nokta bütçe dengeleri açısından da son derece iyi bir nokta diye ifade isterim” şeklinde konuştu.
Büyümenin kompozisyonu da çok önemli olduğunu vurgulayan Yılmaz sözlerini şu şekilde sürdürdü:
” Büyümenin kompozisyonunda henüz tam istediğimiz yerde olmasak da trende baktığımızda, gelişmelere baktığımızda yatırımın ve ihracatın daha fazla yol oynadığı bir büyüme yapısına doğru adım adım yürüyoruz. Büyümenin kompozisyonu son çeyrekte özellikle bu anlamda yine umut verici yatırımların son çeyrekteki katkısı hepimiz için yine sevindirici bir rakam. Onu da buradan ifade etmiş olayım. Tabii ki bu analizlerimizi önümüzdeki günlerde daha detaylı bir şekilde ortaya koyacağız. İhracattaki bu gelişmelerin dışında sermaye akımlarında da yine olumlu bir seyir içinde olduğumuzu söyleyebilirim. Özellikle dünyada yılın ikinci yarısından itibaren başlayacak olan yeni para politikaları ve bunun gelişmekte olan ülkelere yönelik ortaya çıkaracağı sermaye akımlarından ülkemiz hak ettiği payı alacaktır. Yeni politikalarımızla da birlikte ülkemize bu yılın ikinci yarısından sonra daha güçlü bir sermaye atılımında beklediğimizi etmek isterim. İhracatı ve yatırımları destekliyoruz. Yeni politikalarımızın bazı şirketlerimiz için faaliyetler için finans açısından bazı sorunlar doğurduğunun farkındayız. Ama makro dengelerimiz açısından bir takım gelişmeler de sağlamak durumdayız. Bunu yaparken özellikle ihracatçılarımızı yer ve yatırımcılarımızın selektrik politikalarla desteklemeye gayret ediyoruz.”
Yılmaz, enflasyonla mücadele ederken diğer taraftan büyümenin kompozisyonunu yatırım ve ihracata ağırlıklı bir şekilde dönüştürerek ekonomimizi kalkınmanın daha üst noktalara taşıdıklarını belirtti.
“Rezervlerimiz istikrar siyasi güven ortamı bütçe açıklarımızın kontrol devam etmesi risk primimizi de düşürmüş durumda”
Yılmaz konuşmasına şu şekilde devam etti:
“Dış finansman koşulları, rezervlerin seviyesi, cari dengedeki iyileşme ve Türk lirası varlıklara yurt içi ve yurt dışı talebin güçlenerek artması, döviz kuru istikrarı ve para politikasının etkinliğine güçlü katkıda bulunmaktadır. Bütün bunlarla birlikte artan rezervlerimiz istikrar siyasi güven ortamı bütçe açıklarımızın kontrol devam etmesi risk primimizi de düşürmüş durumda.”
“Çok güçlü bir eylem planı hazırladık. Bunu da yarın itibariyle kamuoyuna deklare etmeyi düşünüyoruz”
Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu çalışmalarımız kapsamında yatırımlarla ilgili özel sektörden gelen ihtiyaç ve taleplere yönelik olarak TOBB dahil özel sektör çatı STK’ları ve kamu kurumlarından oluşan paydaşlarla kapsamlı toplantılar yaptıklarını belirten Yılmaz, “Bir eylem planı üzerinde kamu ve özel sektör olarak uzlaştık çok güçlü bir eylem planı hazırladık. Bunu da yarın itibariyle kamuoyuna deklare etmeyi düşünüyoruz. Yatırım ortamıyla ilgili mevzuatın, idari ve yargısal süreçlerinin kolaylaştırılması ve sadeleştirilmesi, sanayi için öncelikli olmak üzere yatırım yeri imkanlarının geliştirilmesi, hedef odaklı ve seçici yatırım finansmanı sağlanması, sanayide dijital ve yeşil dönüşümün hızlandırılması, mesleki eğitim ve iş gücü piyasalarındaki ihtiyaçların giderilmesi gibi alanlarda iyileştirme hedefleyen 57 maddelik YOİKK Eylem Planında tüm paydaşlar ile mutabık kaldık” diye konuştu.
Yılmaz,halihazırda eylem planındaki yapısal reformların bazı başlıkları uygulamaya konulmaya başlandığını bir kısmı ise Meclis Genel Kurulunda görüşülmeye başlandığını ifade etti. 2024 yılında Eylem Planındaki alanlarda yapısal dönüşümü tamamlayıcı adımlar atacaklarını vurguladı.
“Yılın ikinci yarısında yıllık bazda enflasyon düşüşü çok belirgin bir şekilde göreceğiz”
Enflasyondaki gelişmeler kritik ve önemli olduğunun altını çizen Yılmaz, “Aylık bazda düşüş bir trendi görmüştük, Ocak ayında geçici yükseliş olduğunu düşünüyoruz. Yıllık bazdaki bazı ayarlamalar ücretler ve fiyatlardaki gelişmeler nedeniyle bir miktar yüksek geldi ama önümüzdeki aylarda bunun azaldığını göreceğiz. Yılın ikinci yarısında yıllık bazda enflasyon düşüşü çok belirgin bir şekilde göreceğiz. 2025’de ise bu süreç çok daha ileri aşamalara taşınmış olacak. OVP yüzde 15 hedefimiz var. 2026’da ise yeniden tek haneli rakamlara kavuşturmaya kararlıyız. Bunu sadece ekonomik mesele olarak görmüyoruz. Hem de sosyal refah açısından son derece önemli diye düşünüyoruz. Öncelikle temel hedefimiz enflasyonu düşürmek” dedi.
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aydın’da; “Türkiye ekonomisi geçen yıl depreme ve diğer olumsuzluklara rağmen yüzde 4,5 büyüyerek çok önemli bir başarıya imza attı. Hani ekonomi kötüydü, ekonomi kötüye gidiyordu? İşte buyurun. Böylece ekonomimiz üst üste 14 çeyrektir büyüme başarısı gösterdi. Bu oranla Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduk. Gayrisafi yurt içi hasılamız 1 trilyon 119 milyar dolarla ilk kez 1 trilyon dolar sınırın üzerine çıktı. Muhalefet hani ‘Yandık, bittik, öldük’ diyordunuz, ne oldu” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Aydın’da düzenlenen mitinge katıldı. Erdoğan özetle şöyle konuştu:
“Bu şehir ‘Yeter, söz milletin’ diyerek Türk demokrasisine adını altın harflerle yazdıran şehit Adnan Menderes’in emanetidir. Adnan Menderes, ülkesine ve milletine yaptığı hizmetlerin bedelini canını dar ağacında vererek ödedi. Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma yolculuğu her darbede, her cunta girişiminde, her siyasi ve ekonomik krizde, her sosyal kargaşada ne yazık ki kesintiye uğradı. Bu defa durum farklı. Kendi iç meselelerimizle uğraşırken bizimle aynı seviyede olan ülkeler aldı başını gitti. Ülkemizin darbeler zincirinin önemli halkalarından biri de dün 27’nci yılını geride bıraktığımız 28 Şubat postmodern darbesiydi. Öncesi ve sonrasıyla bu darbe ülkemiz demokrasi tarihinin utanç verici sayfalarından biridir.
“MENDERES’İ DARAĞACINA GÖNDEREN ZİHNİYET 28 ŞUBAT DARBESİNDE DAHA İNCELİKLİ YÖNTEMLER KULLANDI”
Menderes’i hoyratça başbakanlık koltuğundan indirip darağacına gönderen zihniyet 28 Şubat darbesinde kendince daha incelikli yöntemler kullandı. Kafa aynı kafaydı, sadece metot farklıydı. Bu darbe girişiminin ele başlarından birinin gerekirse ülkemizin nüfusunun birkaç milyon azalmasından ziyan gelmeyeceğini söylediği rivayet edilir. Hatta dönemin cuntacıları 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini ilan etmişlerdi. Kılık kıyafetinden dolayı kadınların okuma ve çalışma haklarının gasp edildiği, milli irade hazımsızlığının en sefil örneklerinin sergilendiği, sermayenin renklere bölünerek baskı altına alındığı, bazı medya organlarının darbe bülteni gibi yayınlar yaptığı velhasıl demokrasi, hukuk, adalet ve özgürlük namına ne kadar değer varsa hepsinin çiğnendiği o kara günleri unutmadık, unutmayacağız.
Milletimizin desteğiyle bu badireleri aştıkça önümüze yeni yeni engeller çıkardılar. Gezi olayları ile sokakları karıştırmaya çalıştılar. FETÖ’nün emniyet-yargı-darbe girişimiyle milli iradeyi esir almaya cüret ettiler. PKK terör örgütüyle vatan topraklarını parçalamaya niyetlendiler. 15 Temmuz darbe girişimiyle milletimize silah çektiler, kan döktüler.
“KUZEY SURİYE’DEKİ LAFARGE’IN BÜTÜN BARINAKLARINI GÖMDÜK”
Bakıyorsunuz bir taraftan Fransızların meşhur Lafarge çimento ürünü Türkiye’ye geldi ve bunlar mağaraları yaptılar. Kime? Teröristlere. Fransa ne yazık ki terörün adeta baş destekçisi oldu. Baş edebildi mi? Edemedi. Peki biz ne yaptık? Kuzey Suriye’deki Lafarge’ın bütün barınaklarını gömdük.
Sağda solda kendi kendilerine gelin güvey olanlar varsa buradan, milli iradenin şehri Aydın’dan hepsini ikaz ediyorum. Hayalinizde 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi bir darbe veya cunta girişimi varsa karşılaşacakları gerçek en hafif benzetmesiyle, söyleyeyim, 15 Temmuz olacaktır.
“MUHALEFET HANİ ‘YANDIK, BİTTİK, ÖLDÜK’ DİYORDUNUZ, NE OLDU?”
Bugün açıklanan 2023 yılı büyüme rakamları hamdolsun oldukça iyi geldi. Türkiye ekonomisi geçen yıl depreme ve diğer olumsuzluklara rağmen yüzde 4,5 büyüyerek çok önemli bir başarıya imza attı. Hani ekonomi kötüydü, ekonomi kötüye gidiyordu? İşte buyurun. Böylece ekonomimiz üst üste 14 çeyrektir büyüme başarısı gösterdi. Bu oranla Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduk. Gayrisafi yurt içi hasılamız 1 trilyon 119 milyar dolarla ilk kez 1 trilyon dolar sınırın üzerine çıktı. Muhalefet hani ‘Yandık, bittik, öldük’ diyordunuz, ne oldu? Aydın 31 Mart akşamında bu muhalefete dersini verecek, ben size inanıyorum.”
]]>
AK Parti Ekonomi İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci’nin konuk olarak katıldığı İSO Meclisi’nin 2024 yılı şubat ayı olağan toplantısının ana gündemi, “Küresel Gelişmeler Işığında Türkiye Ekonomisini Değerlendirirken; Sanayicilerimizin Vizyoner Bir Bakışla Bugün ve Geleceğe Dair, Ekonomi, Üretim, Çalışma Hayatına Yönelik Düzenleme Talepleri ve Çözüm Önerileri” olarak belirlendi.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Bahçıvan, 2024’ün ekonomik açıdan zorluklarla geçeceğine işaret ederek, bu süreçte toplumun diğer kesimleri gibi sanayicilerin de gidişatı anlamaya, geleceği kestirmeye çalıştığını söyledi.
Önlerinde sabır ve fedakarlık gerektiren bir süreç olduğunu kaydeden Bahçıvan, “Ancak fedakarlık sadece biz sanayicilerden, ihracatçılardan beklenirse bu hem haksızlık olur hem de üretim hayatında çok daha fazla sıkıntılara neden olur. Bu nedenle içinde bulunduğumuz süreçte tasarruf, herkesin görev ve sorumluluğu olmalı.” dedi.
-“Rezerv gelişmeler, en önemli barometrelerden biri olacak”
Son dönemlerde yaşanan ekonomik gelişmeler hakkında da değerlendirmelerde bulunan Erdal Bahçıvan, şöyle devam etti:
“Sermaye akımlarında son aylarda belirli bir toparlanma eğilimi görülüyor olsa da henüz arzu edilen seviyelere gelinmedi. Yerel seçimlerle birlikte siyasi belirsizliğin azalması, CDS primlerinin daha da düşmesi, enflasyonun ana eğiliminde gerileme ve rasyonel ekonomi politikalarında kararlı duruş çok kritik olacak. Bu bakımdan, rezerv gelişmelerinin en önemli barometrelerden biri olacağını da belirtmemiz gerekiyor.”
Geçiş döneminde herkesin gözünün enflasyonda olacağına dikkati çeken Bahçıvan, “Bu noktada, Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadelede kararlılık mesajını güçlendirmiş olması önemli. Zira sürecin tüm zorluklarına karşın fiyat istikrarının ve öngörülebilirliğin ne kadar değerli olduğunu da fazlasıyla tecrübe etmiş durumdayız. Ekonomide sert bir durgunluk ve ani işsizlik artışına yol açmaksızın iç talebin dengelenmesini ve beklentilerin iyileşmesini sağlamak elbette zorlu bir süreç.” diye konuştu.
-“Finansman koşullarının sıkı kalacağının farkındayız”
Ekonomi yönetiminin son dönemlerde dezenflasyon sürecinin temel unsurlarından biri olarak Türk lirasında “reel değerlenme” vurgusunu öne çıkardığını aktaran Bahçıvan, şunları kaydetti:
“Yaşadığımız enflasyonist sürecin başlıca kaynağı olan döviz kurlarında istikrar sağlanırken bunun dış dengeleri ve rekabet gücünü gözetecek makul bir patikada olması gerektiğine inanıyoruz. Bu vesileyle finansman meselesine de kısaca değinmek istiyorum. Hiç kuşkusuz, üretim hayatının sağlıklı işleyişi için uygun finansman koşullarının yaratılması çok önemli. Merkez Bankamız bu ay itibarıyla faiz artışlarını durdurmuş olsa da yaşadığımız geçiş sürecinde finansman koşullarının bir süre daha sıkı kalacağının ve bunun reel sektör açısından oluşturacağı zorlukların farkındayız. Öte yandan, finansman koşullarında sağlıklı bir rahatlama sağlanabilmesi için asli koşul, dezenflasyonun kalıcı bir şekilde sağlanması ve bu yolla faizler üzerindeki baskının ortadan kalkmasıdır. İçinden geçtiğimiz bu geçiş sürecinde ekonomi yönetimimizden başlıca beklentimiz budur.”
Konuşmasında nüfus ile ilgili açıklanan son TÜİK verilerine de değinen Bahçıvan, özellikle İstanbul’da yaşanan tersine göç rakamlarına dikkati çekerek, bunun gelecek yıllarda ciddi bir nitelikli istihdam sıkıntısının göstergeleri olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.
Teknoloji ve yüksek katma değerli üretimde bilgi ve becerilerini üretime yansıtabilen nitelikli insanın en temel faktör olduğunu belirten Erdal Bahçıvan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Günümüz dünyasında bu hedeflere ulaşmak ancak ve ancak nitelikli insana yatırım yapmakla mümkün. Bu doğrultuda, üniversite ve meslek lisesi eğitiminin nitelikli işgücü ihtiyacına cevap verebilmesi büyük önem taşıyor. Türkiye’nin orta vadeli, tutarlı ve sürdürülebilir bir istihdam politikasına ihtiyacı var. İkiz dönüşüm olarak adlandırılan süreçte sanayinin dijital ve yeşil dönüşümü için önümüzdeki dönemde teşvik-destek mekanizmalarının, insan kaynakları ve eğitim politikalarını da içerecek şekilde kurgulanması önemlidir. Bu ihtiyaç, insan kaynağımızın etkin ve verimli bir şekilde değerlendirilmesi için YÖK’ün de dahil olacağı bir eğitim planlamasıyla geleceğimiz adına eğitimin her kademesinde mutlaka giderilmelidir.”
]]>Binlerce kilometre göç ederek, orangutanların olduğu bir ormana yayılan Endonezya’nın yeni başkentine yerleştiler.
Musmulyadi, BBC Endonezce’ye, “Altyapı inşa edilmeye devam ediyor, o nedenle burada iş bulmak daha kolay” dedi.
Artık, Borneo adasındaki Cava dilinde takımadalar anlamına gelen Nusantara’da bir inşaat alanında yaşıyorlar.
Nurmis çimentoyu karıştırırken Musmulyadi kiremitleri döşüyor.
Musmulyadi istikrarlı bir iş bulmayı ve mega projede taşeron olmayı umuyor.
‘Jokowi’ olarak bilinen Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo’nun iki yıl önce Nusantara’da inşaat çalışmalarına başlanacağını duyurmasından bu yana iş fırsatları arttı.
Hükümet, 2029 yılında burada iki milyon insanın yaşayacağını tahmin ediyor.
Ancak onlarca kilometre ötedeki Pandi (51) ve eşi Syamsiah, evlerinden tahliye edilmekten korkuyor.
20.000 kişilik yerli bir topluluğun mensubular ve ailesinin nesillerdir yaşadığı toprakların mülkiyet hakkına sahip değiller.
Pandi bir sabah uyandığında, arazisinin ondan habersiz işaretlendiğini gördü.
Hükümet arazisini sel ihtimaline karşı boşaltmak istiyor ancak Pandi Şubat ayında mahkemede tahliyeyi durdurmayı başardı.
BBC Endonezce’ye “Çocuklarımın ve torunlarımın geleceği için bunu yaptım” dedi.
“Hiçbir şey yapmasaydım çocuklarım ve torunlarım hükümet için çöpten başka bir şey olmayacaktı. Adaletsizliğe karşı bu şekilde mücadele ediyoruz.”
Hükümetin toprakları için çok düşük bir fiyat da olsa tazminat ödemesinin ardından diğer köylerdeki yerli topluluklar başka köylere taşınmış. Dolayısıyla Pandi’nin çözümü geçici görünüyor.
Mulyadi ve Pandi’nin hikayeleri, Devlet Başkanı Widodo’nun projelerinin tartışmalı olduğunu ama aynı zamanda fırsatlar da yaratabileceğini gösteriyor.
En büyük 5 ekonomi arasına girme hedefi
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre Endonezya, Widodo’nun ilk kez göreve geldiği 2014 yılında, satın alma gücü paritesine (PPP) göre dünyanın 10’uncu büyük ekonomisiydi.
On yıl sonra Endonezya, Çin, ABD, Hindistan, Japonya, Almanya ve Rusya’nın ardından yedinci sıraya yükseldi.
Dünyanın en büyük Müslüman nüfusuna sahip olan ülkenin, 2027 yılında ekonomik olarak Rusya’yı geçmesi bekleniyor.
Güneydoğu Asya ülkesinde 14 Şubat’ta devlet başkanlığı seçimleri düzenledi; resmi olmayan sonuçlar Savunma Bakanı Prabowo Subianto’nun ilk turda kazanma yolunda ilerlediğini gösteriyor.
Subianto, mevcut ekonomi politikalarını sürdürme sözü verdi ve Widodo’nun oğlu Gibran Rakabuming Raka da onun yanında seçime girdi.
Endonezya’nın en büyük 10 bankasından biri olan Permata Bank’ın baş ekonomisti Josua Pardede, “Jokowi’nin programları kağıt üzerinde iyi ve Endonezya’yı IMF tahminlerine yaklaştırabilir” diyor.
Ancak ülkenin daha büyük bir hedefi var: Bağımsızlığının yüzüncü yılı olan 2045 yılına kadar en yüksek gelirli ilk beş ülke arasına girmek.
Endonezya Maliye Bakanı Sri Mulyani, bunu başarmak için Endonezya ekonomisinin yılda % 6-7 oranında büyümesi gerektiğini belirtti.
Büyüme şu anda % 5 seviyesinde.
Dünyanın en büyük nikel rezervleri
Endonezya, tatil adası Bali ile ünlü ancak aynı zamanda elektrikli araçlar için pil yapımında önemli bir bileşen olan dünyanın en büyük nikel rezervlerine de ev sahipliği yapıyor.
Devlet Başkanı Widodo, 2019’da ilk kez ham nikel ihracatının yasaklandığını duyurduğunda, Avrupa Birliği Endonezya’ya karşı Dünya Ticaret Örgütü’nde dava açtı.
Devlet Başkanı, üretim sonrasındaki süreçlerin de Endonezya’da gerçekleştirilmesini istediğini söyledi.
Bağımsız bir araştırma kuruluşu olan Ekonomik Finansın Geliştirilmesi Enstitüsü’nün (Indef) bir raporu, Devlet Başkanı’nın nikel politikasının istihdam yarattığını ve ekonomiyi büyüttüğünü söylüyor.
Ancak Endonezya’nın nikel izabe tesislerini inşa etmek için hâlâ büyük ölçüde Çin yatırımına bağımlı olması, özellikle Çin’in ekonomik büyümesinin bu yıl %5,2’den %4,6’ya düşmesinin öngörülmesi nedeniyle geleceğe yönelik soru işaretlerini artırıyor.
Devlet Başkanı Widodo, sanayi politikasıyla ilgili arazi anlaşmazlıklarını, sağlık sorunlarını ve çevresel yıkımı göz ardı edip, Çin yatırımına “kırmızı halı” serdiği için de eleştirildi.
Bir sivil toplum kuruluşu olan Madencilik Savunuculuk Ağı’nın (Jatam) koordinatörü Melky Nahar, “Nikel ateşi hükümetin aklını kaçırmasına neden oluyor” diyor.
Adalar arası ulaşım
Adalar arası ulaşım, üç zaman dilimine yayılmış 1.700 adadan oluştuğu için Endonezya’nın kalkınmasının anahtarı.
Endonezya’nın başkenti Jakarta dünyanın en hızlı su altında kalan şehirlerinden biri olsa da, dünya koronavirüs pandemisinden kurtulmaya çalışırken, Devlet Başkanı Widodo 2022’de başkentin taşınmasına ilişkin bir yasayı imzaladığında kaşlar kalktı.
Çin dahil bazı ülkeler yeni şehre yatırım yapmaya ilgi gösterse de, şu ana kadar ‘somut’ bir şey yapılmadı.
Bağımsız bir düşünce kuruluşu olan Ekonomi ve Hukuk Çalışmaları Merkezi’nden (CELIOS) Nailul Huda, “Şimdiye kadar büyük küresel yatırımcıları Nusantara’ya yatırım yapmaya teşvik etmek zor oldu” diyor.
Devlet Başkanı, yatırımcı yanlısı bir iş kanunu çıkarmak da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler denedi. Sivil toplum örgütleri bu kanunun işçi haklarını ihlal ettiğini söyledi.
Widodo, Ekim ayında iktidarı devredecek ve anlaşılan o ki Nusantara’nın inşasını mirası olarak görüyor.
Ancak hükümete bağlı Ulusal İnovasyon Araştırma Ajansı’nda (BRIN) siyasi araştırmacı olan Firman Noor, tam tersi imajını zedelendiğine inanıyor.
Noor, “Birçok açıdan Nusantara, demokratik değerlerin son 10 yılda kalkınma uğruna ve siyasi pratiklerle nasıl zayıflatıldığının bir yansıması” diyor.
Bu arada, yeni Devlet Başkanı Subianto, anneler ve çocuklar için bedava süt ve öğle yemeği gibi popülist politikalar vaat ederek oy kazanmaya çalıştı.
Uzmanlar, bu projelerin, görevden ayrılan devlet başkanın mega projeleri nedeniyle zaten zorlanan bütçeye yük getirebileceği konusunda uyarıyor.
Huda, “Ücretsiz öğle yemeği ve diğer bazı politikalar devlet bütçesini tüketerek, borçlanmaya yol açacak” diyor.
“Bir sonraki hükümetin politikaları da bu kadar pervasız olmaya devam ederse, dünyanın en büyük ekonomisi olma hayaline rağmen borcun 2029 yılına kadar ikiye katlanabileceğini düşünüyorum.”
]]>Mayıs seçimlerinden sonra Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve yeni bir ekibin göreve gelmesi, enflasyonla mücadele konusunda umut yaratmıştı. Ancak Merkez Bankası’nın geçen haftaki faiz kararıyla, bu güvenin azalmaya başladığını söyleyebiliriz.
Son gelen ekonomik veriler ve enflasyon beklentileri bir faiz artışını daha zorunlu hale getirirken, Merkez Bankası geçtiğimiz hafta faiz artış kararı alamadı. Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada, aslında işlerin iyi gitmediği enflasyonla mücadelede zaaf ortaya çıktığı, dolaylı olarak anlatılıyordu. Ancak buna rağmen faiz kararı alamaması, seçimden sonrası için de önemli bir tedirginlik kaynağı oldu.
Piyasa oyuncuları ve bankacılarla, bu kararın ardından konuştuğumuzda, bu karardan sonra seçim sonrasının daha belirsiz hale geldiğini söylediler. Seçim sonrasında ekonominin gidişatı hakkında karar verebilmek için, “Nisan’da mevcut ekonomi yönetiminin göreve devam edip edemeyeceğinin belli olması gerektiğini” belirttiler. Bu kaygı seçim sonrası uygulanacak politikalar konusunda piyasalarda büyük bir belirsizlik olduğunu da ortaya koyuyor.
Ekonomi yönetiminin görevde kalacağı belli olsa bile, bunun sorunun çözülmesi için yetmeyeceğini eklediler. Bununla birlikte alınacak kararlarla bazı şartların da oluşması, piyasaların buna bakacağını söylediler. Bunlar arasında bütçe disiplini ve kamu harcamalarının kısılmasına ilişkin alınacak kararlar olduğu belirtilirken, bütçe gelirlerinden çok kamunun artık tasarrufa gidip gitmeyeceğinin uygulanacak politikalara güven açısından kilit olduğu belirtildi. Bu arada ekonomi yönetiminin çok üzerinde durmamasına rağmen, acı ilaç içeceği belli olan vatandaşın, “kendisi kemer sıkarken kamunun ve politikacıların tasarrufa gidip girmeyeceğine bakacağı” ifade edildi. Bu koşulun yerine gelmesi halinde halkın yeni alınacak sert tedbirlere ikna edilmesinin kolaylaşabileceği belirtildi.
VATANDAŞ VE YABANCI SERMAYENİN BAKIŞI
Bununla birlikte, seçimden sonra yabancı sermaye girişine kilit bir önem verildiğini hatırlatan bankacılar, dolayısıyla yabancı sermayenin tavrının seçimden sonra ne olacağının büyük önemli olduğu görüşündeler. Bunun için kur ve faiz seviyelerinin tatmin edici olması gerektiği açık. Dolayısıyla kapsamlı bir programın hazırlanıp piyasaların buna ikna edilmesi gerekecek.
Bununla birlikte ülke ekonomisi için asıl yararı dokunacak, üretim gücünü yükseltecek doğrudan yabancı sermaye girişlerinin gelişi ise daha ağır koşullara bağlı. Bu kapsamda Türkiye’nin Batı sermayesine ihtiyaç duyduğu, bunun için de Batı ile ilişkilerin geliştirilmesi gerektiği ortada. Bu kapsamda sadece alınacak ekonomik kararlar değil, kurumsal yapıyı güçlendirecek, hukuk sistemini iyileştirecek kapsamlı tedbirlere ihtiyaç var. Bu da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomiyle birlikte, siyaset ve dış politika alanlarında da ciddi tercihlerde bulunması gerekeceği gerçeğini ortaya çıkarıyor.
Tabi ki sadece yabancıların ekonomik gidişat için ikna olması yetmeyecek, hane halkı olarak adlandırılan, vatandaşların da ikna edilmesi, özellikle de TL’ye dönüş için artık güven duyacakları bir ortamın oluşturulması gerekecek. Yüksek politika faiz artışlarına rağmen TL mevduata bankaların hala düşük faiz vermesi, Merkez Bankası’nın bu konuda radikal adımlar atamaması, büyük bir sıkıntının yaşanmasına neden oluyor. Bu nedenle dövize olan talep hala devam ediyor, bu da TL yerine dövize eğilimin devam etmesine, döviz rezervlerinin son dönemde yeniden erimesine neden oluyor. Dolayısıyla özellikle küçük tasarrufçuya enflasyon ve politika faizinin üzerinde getiri sağlanamaması, bir yandan tasarrufçunun mağdur edilmesine neden olurken, öte yandan uygulanan sıkı para politikasına olan güvenin de azalmasını da beraberinde getiriyor.
Geçen hafta Merkez Bankası’nın gerektiği halde politika faizini artıramaması, siyasi otorite yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hala faiz konusunda gösterdiği direncin bir göstergesi olarak yorumlandı. Piyasalar bunu zaten biliyordu ama yeni ekonomi yönetiminin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı gerekenin yapılacağı konusunda ikna ettiklerini düşünüyorlardı. Dolayısıyla faiz artışı kararı verilmemesi, bu konuda piyasada oluşan umudun yitirilmesine neden oldu.
Bu nedenle de seçim sonrasına ilişkin tedirginliğin arttığı gördük. Eğer Mart ayında yapılacak faiz toplantısında Merkez Bankası faiz artışı kararı verirse, bu tedirginlik azalacaktır. Ancak görünen o ki; Merkez Bankası seçimlere kadar, gerekmesine rağmen, faiz kararı veremeyecek. Bu da gevşeyen para politikasının yaratacağı tahribatı iyice artıracak. Bu tahribat hem moral açıdan, hem de maddi anlamda faturanın büyümesi anlamına gelecek.
Enflasyonla mücadelenin faturasının daha çok dar ve sabit gelirlilere çıktığını düşünürsek; gereken kararların zamanında alınamaması nedeniyle ağırlaşacak fatura yoksullaşmanın daha da artmasını beraberinde getirecek diyebiliriz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın büyümeyi daraltacak, özellikle iş kesimini zor durumda bırakacak ekonomik kararlara karşı ne kadar dirençli olduğu biliniyor. O nedenle de mevcut yönetimin enflasyonla mücadelede kararlı bir tutum takınacağına ilişkin umutlar da, doğal olarak azalıyor.
]]>Ahi Evran Konferans salonunda gerçekleştirilen istişare toplantısına; Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın, Bakan Yardımcısı Zekeriya Kaya, Kayseri protokolü, Kayseri OSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Murat Yibur, Kayseri OSB Yönetim Kurulu Üyeleri Zafer Baktır, Nihat Bozkurt ve Nuri Çetinçağlar, Kayseri OSB Denetim Kurulu Üyeleri Mustafa Gengeç ve Mehmet Yusuf Sarıalp, Kayseri OSB Bölge Müdürü Abdulmenap Esko, sanayiciler ve davetliler katıldı.
İstişare toplantısının açılışında katılımcılara hitap eden Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın, teveccüh göstererek toplantıyı onurlandıran Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e teşekkür ederek, Cumhurbaşkanlığı Kabinesinde üstlendiği önemli görevinde başarılar diledi.
Başkan Yalçın konuşmasında, “Ülkemizin, dünyada yaşanan ekonomik gelişmelerin etkisi altında olduğu önemli bir gerçektir. Bununla beraber sanayicilerimizin üretim ve ihracat yapmakta zorlandıkları aşikardır. Yüksek enflasyon baskısı altında bulunan piyasaların dengeli bir ortama kavuşması beklenmektedir. Sanayicisi, tüccarı, çalışanı toplumun tüm kesimleri yaşanan zorlu sürecin farkındadır. Tünelin çıkış yönünde görünecek ışık beklenmektedir.” dedi.
Yalçın, “Bizler, Kayserili sanayiciler, üreticiler, tüccarlar olarak daima daha iyisine ve daha güzeline talip olduk. Cari açık değil, cari fazla veren bir il olduk. 2023 yılı İthalatı 1,6 milyar dolar olan Kayseri’nin ihracat rakamı ise 3,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu rakamlar Kayseri’nin, şehrimizin azminin göstergesidir. Ekonomik göstergelerde ne kadar dengesizlik oluşursa oluşsun, Kayseri üretmekten, yurt dışı piyasalara ürün satmaktan asla vazgeçmeyecektir.” ifadelerini kullandı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in önderliğinde güçlü bir şekilde yürüyen ekonomi yönetimine olan güvenlerinin tam olduğunu vurgulayan Başkan Yalçın, “Sizlere olan güvenimizle daha çok üretmeye, daha çok istihdam oluşturmaya ve daha çok ihracat yapmaya odaklanmış bulunmaktayız. Güzel günlerin uzak olmadığını biliyoruz. İhracatını kısa sürede 5 milyar doların üzerine çıkaran bir şehir olmak arzusundayız” diye konuştu.
Başkan Yalçın konuşmasında, Milli Muharip Uçak KAAN’ın ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirmesinden dolayı duyduğu mutluluğu da vurgulayarak, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde, Türkiye Yüzyılı adımlarının artması temennisi ile KAAN’ın yapımında emeği geçen herkesi kutluyor ve hayırlı olsun diyorum.” şeklinde konuştu.
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek ve Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın konuşmalarının ardından kürsüye gelen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın ve yönetimine misafirperverlikleri ve güzel organizasyon için teşekkür etti.
Bakan Şimşek, sunum eşliğinde yaklaşık 2 saat süren konuşmasında, katılımcılara Türkiye ekonomisinin genel durumu ve ekonomi politikalarına ilişkin bilgiler aktardı. İstişare toplantısı, Bakan Şimşek’in sunumunun ardından toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi. – KAYSERİ
]]>Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Eskişehir’de faaliyet gösteren fabrikaları ziyaret etmeye devam ediyor.
Başkan Ataç son olarak Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Baycan Elektrik, Yükseliş Makine ve ENTON A.Ş’yi ziyaret ederek firma yetkilileri ile bir araya geldi. Ziyaretlerinde üretim alanlarını da gezerek emekçilere çalışmalarında kolaylıklar dileyen Başkan Ataç, çalışanlar ile sohbet de etti.
Başkan Ataç, Baycan Elektrik fabrikasında Tepebaşı Belediyesi’nin Engelliler Montaj Atölyesi’nde aldıkları eğitimler sonucunda istihdam edilen özel bireyler ile de bir araya geldi. Başkan Ataç’a büyük ilgi gösteren özel bireyler, kendilerine yönelik çalışmalarından dolayı da teşekkürlerini iletti.
“HERKESİN PARMAK İLE GÖSTERDİĞİ BİR KENT”
Ataç, fabrika çalışanlarına şöyle seslendi:
“Emekleri kutsal işçi kardeşlerimiz ile bir arada olmaktan çok mutluyum. Ben 365 gün vatandaşlarımız ile iç içeyim. Kötü yönetilen ülke ekonomisi, her kesimden insanımızı zorluyor. Enflasyon vatandaşımızın belini büktü. Emekliler, esnaflar, evlenme hayali kuran gençlerimiz, memurlar, mutfağın idaresini üstlenen hanımlar, çiftçiler, siz işçi kardeşlerimiz… Bu ekonomik şartlar hepimizi daha kötüye götürmeye devam ediyor. Yoksulluk her geçen gün daha da derinleşiyor. Öte yandan bizler Eskişehir’de herkesin parmak ile gösterdiği, gıpta ile baktığı bir kent ortaya çıkardık. Sizlerin de destekleri ile bu istikrarlı gelişimin devam edeceğine yürekten inanıyorum, emin adımlarla yarınlara yürüyoruz. Şehrimizde son 20 yılda çok önemli bir gelişim yaşandı ve hepimiz bu kentte yaşamaktan dolayı çok mutluyuz. Eskişehir’imizde çağdaş, Atatürk’ü seven, Cumhuriyet değerlerine bağlı biçimde yaşamaya devam etmek için sizlerin desteği her zaman çok önemli oldu. Bu birliktelik, kardeşlik ve gelişimi yine hep birlikte devam ettireceğiz. Yolumuz açık olsun.”
“NET BİR EKONOMİK SORUN VAR”
ENTON A.Ş fabrika ziyaretine katılan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt da şunları söyledi:
“Türkiye’nin sorunlarını hepimiz somut olarak yaşıyoruz. Türk parası, ekonomisi doğru yönetilmediği için hepimiz sıkıntı yaşıyoruz. Bu yönetim anlayışıyla bunun aşılması mümkün değil. Seçimden sonra daha da kötü olacak, seçim nedeniyle bazı zamlar öteleniyor ve memura, işçiye avans kabilinde birtakım şeyler veriliyor. Bu yanlış uygulanan bir ekonominin batış sürecidir. Tek adam yönetimi canı ne istiyorsa yaptı ama doğru olmadığı anlaşıldı. Geçmiş dönemlerde hangi partiye oy verdiyseniz bu önemli değil. Önemli olan şu anda ülkemizin içinde olduğu durumun değerlendirilmesidir. İyi niyetle, inanarak bu hükümete oy vermiş olabilirsiniz. Ama 14 Mayıs’tan bu yana mazotun fiyatı 2 kat, dövizin fiyatı 1 buçuk kat arttı. Sizin geliriniz bu kadar artmadı. Bu kadar net bir ekonomik sorun var ve bunun tek sorumlusu bu ülkeyi tek başına yöneten tek adamdır. Seçimi kazanmış olabilir ama geldiğimiz nokta maalesef kötü. İşçi, memur, esnaf, sanayici, işçi, emekli, köylü memnun değil. Bizim belediyelerimizin ihalelerine alıcı gelmiyor, fiyat vermeye korkuyorlar. Çünkü bugün verdiğiniz fiyat 3 ay sonra aynı değil. Ekonomi durmuş durumdadır, bunun sorumlusuna 31 Mart’ta bir uyarı göstererek hesap sormak gerekir.”
Fabrika çalışanları, Başkan Ataç ve Başkan Kurt’a soru ve taleplerini iletti. Baycan Elektrik Genel Müdürü Engin Yılmaz, Yükseliş Makine Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Kunduracı ve ENTON A.Ş Genel Müdürü Kerem Toprarlar da Başkan Ataç’a bilgiler aktarırken, ziyareti için de teşekkür etti. Başkan Ataç ise firma yetkililerine çalışmalarında başarılar diledi.
]]>Alibeyköy’de AKP’nin Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum ile yaşadığı diyalog ile gündeme gelen döner ustası Hasan Toksoy, ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Yaşanan olayın ardından tebrik mesajları aldığını anlatan Toksoy, “Ekonomik olarak zaten batırdılar, zaten bitiğiz. Ben 5-10 sene önce maaşımla yaptığım işin bugün onda birini yapamıyorum. Maaşımla yaptığım alışverişin ya da yaşantının onda birini yapamıyorum. Onları dile getirdim. Türkiye’yi daha ileriye götürdüğünü söyledi ben de ileriye değil geriye götürdüklerini söyledim” diye konuştu.
AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, geçtiğimz günlerde Alibeyköy’de esnaf ziyareti gerçekleştirmiş, esnaflardan destek isteyen Kurum ile bir döner ustası arasında ekonomi üzerine yaşanan diyalog sosyal medyada gündem olmuştu.
“EKONOMİK OLARAK ZATEN BATIRDILAR, ZATEN BİTİĞİZ”
ANKA Haber Ajansı, Kurum ile diyalog yaşayan o dönerci ile konuştu. 33 senedir döner işiyle uğraştığını söyleyen Hasan Toksoy, Kurum ile yaşadığı diyalogu şöyle anlattı:
“Murat Kurum, Türkiye’yi nereden nereye getirdikleriyle ilgili bir şeyler söyledi. Bende bir yerden bir yere getiremediklerini, Türkiye’yi ekonomik olarak, siyasi olarak uçuruma sürüklediklerini, yani bugün bir vatandaş sokakta eğer ki AK Parti’yi eleştirirse hain olarak ya da cumhurbaşkanına hakaretten direkt cezaevine giriyor veya muhalefet yaparsa terörist olarak cezaevine giriyor. Ekonomik olarak zaten batırdılar, zaten bitiğiz. Ben 5-10 sene önce maaşımla yaptığım işi bugün onda birini yapamıyorum. Maaşımla yaptığım alışverişin ya da yaşantının onda birini yapamıyorum. Onları dile getirdim. Türkiye’yi daha ileriye götürdüğünü söyledi ben de ileriye değil geriye götürdüklerini söyledim. Mesela tramvaya biniyorum bugün tramvayın içindeki 100 insanın 10’u Türk değil. Dün Fatih tarafına gittim. Tramvaya bindim Yusufpaşa’dan bakıyorum sağıma, soluma tramvayın içindeki 100 insandan 10’u, 12’si anca Türk’tür. Direkt yabancı işgaline uğramış durumdayız şu an. Ülkeyi getirdikleri durum bu. Biz Türkiye’yi ileriye götürdük iddasında bulunuyorlar ama maalesef öyle değil.”
“YURT DIŞINDAN TEBRİK EDENLER BİLE OLDU”
Olayın sosyal medyaya yansıması üzerine tebrik mesajları aldığını anlatan Toksoy, “Yüzde 90 tebrik mesajları aldım. Yurt dışından beni arayanlar, tebrik edenler, hatta buraya gelip tebrik edenler oluyor. Ben çok bir şey yapmadım. Sadece eleştirdim. Demek ki halk bu kadar dolmuş ki, bu kadar içten bir patlama yaşıyor ki ama bunu korkudan veya çekinmeden veya başka bir şekilde dile getiremiyor. Dile getiremeyeyince ve bunu birileri dile getirince haliyle bu sefer de onu tebrik etme yoluna gidiyorlar” diye konuştu.
“HENÜZ BİR ŞEY YAŞAMADIM”
Olaydan sonra ‘acaba başıma bir şey gelir mi?’ diye çekinceler de yaşadığını belirten Toksoy, “Ama henüz bir şey yaşamadım. Bir çekingenliğim var. Çünkü daha önceki bu tür olaylarda konuşan veya bu tür olayları yaşayan kişilerin başına bazı şeylerin geldiğini biliyoruz. Tabi bunu televizyonlar yayınlamıyor. Sadece bunu sosyal medyadan görüyoruz. İyi ki sosyal medya var. Yapacak bir şey yok yani. Gelen baş üstüne.” dedi.
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ‘Mersin İş Dünyası Buluşması’ programında iş insanlarıyla bir araya geldi. Öncelikle bir küresel ekonomi, makro politikalarla ilgili kısa bir değerlendirme yapacağını belirterek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Daha sonra Mersin’le ilgili, Mersin ekonomisi, yatırımlarıyla ilgili değerlendirmelerim olacak. Gerek makro politikalarımızın oluşturulmasında ve kurgulanması gerekse her gün görevimize ilişkin yaptığımız çalışmalarda ilgili taraflarla bir araya gelmeye istişare etmeye büyük önem veriyoruz. On ikinci planımızda hazırlarken orta vadeli programımızı hazırlarken neredeyse tüm toplumsal kesimlerle katılımcı toplantılar icra ettik ve oradaki fikirler bize gerçekten çok önemli katkılar sunduk. Ortak akılla istişareyle, politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz. Hem planlamaya hem uygulamaya devam edeceğiz. Bunu özellikle belirtmek istiyorum. Küresel ekonomiye baktığımızda maalesef çok olumlu bir dönemden geçmiyoruz. Salgın sonrası dönem hala devam ediyor. Bir takım etkileriyle devam ediyor. Diğer taraftan jeopolitik maalesef birtakım gerginlikler, hadiseler, ekonomiyi de, dünya ekonomisini de etkiliyor. Ukrayna savaşından Orta Doğu’daki yaşanan gelişmelere varıncaya kadar. Bunların büyüme üzerinde, ekonomik aktivite üzerinde de etkileri var. Son 20 yıllık tarihsel ortalamalara baktığımızda dünya ekonomisi son 20 yılda ortalama 3,6 yıllık ortalama üç nokta altı bir büyüme kaydetti. Ancak geçen yıl itibariyle 3 civarına düştü. Önümüzdeki yıllarda da işte 3.1, 3.2 gibi beklentiler var. Dolayısıyla dünya ekonomisinin tarihi ortalamalarının altında bir büyüme seyri içinde olduğunu görmemiz lazım. Bu dünya ticaretini de etkiliyor. Geçmişte dünya ticareti genelde büyümeden daha fazla olurdu. Ancak gerek ekonomik büyümedeki bu ivme kaybı gerekse diğer birtakım faktörler, dünyada artan rekabet, özellikle batıyla uzak doğu arasındaki rekabet, bir takım siyasi gelişmelerle, korumacılığın daha bir arttığını, bölgesel ittifakların biraz daha ön plana çıktığını ve ticaretin eskisi kadar büyüme kaydetmediğini de görmemiz gerekiyor. Bu bu şartlar içindeyiz” şekline konuştu.
“Orta vadeli programdaki hedefimizi rahatlıkla yakalayabileceğimizi düşünüyoruz”
Konuşmasında devam eden Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim açımızdan en önemli hususlardan özellikle ihracatçı illerimiz açısından ihraç pazarlarımızdaki gelişmeler, büyümeler. Bu açıdan da baktığımızda geçen yıl Avrupa bizim tabii en önemli ihraç pazarımız. Avrupa’daki büyüme, dünya büyümesinin de oldukça altında. İşte yüzde 1’ler civarında, bazı ülkelerde sıfır büyüme, eksi büyüme gibi rakamlarla karşılaştık. Önümüzdeki dönemde de ihraç pazarlarımızdaki büyümenin yüzde iki, iki buçuk civarında olmasını bekliyoruz. Geçmişe göre bir miktar daha iyi ama tarihsel ortalamaların yine maalesef altında. Dolayısıyla dünyada zorlu koşulların olduğu, rekabetin arttığı bir dönemdeyiz bunu hep birlikte görmemiz, analiz etmemiz ve buna göre politikalar geliştirmemiz gerekiyor. Türkiye’deki makro ekonomik politikalara baktığımızda ise kısaca özetlerken büyüme tarafında oldukça iyi bir performansımızdır. Pandeminin etkilerinin yoğun olarak yaşandığı 2020, 2022 döneminde dünya ekonomisi bu 3 yıllık dönemde sadece yüzde 7 büyürken Türkiye ekonomisi yüzde 20 büyümeyi gerçekleştirdi. Tüm milletin olarak önemli bir performans sergiledi. İhracatımıza istihdamız arttı. Geçen yılın büyümesi henüz tam çıkmış değil. 3 çeyreklik büyümeyi biliyoruz ancak 4’üncü çeyrek biliyorsunuz bu ayın sonunda istatistik kurulumuz tarafından ilan edilecek. 2023 yılının büyümesini hep birlikte görmüş olacağız. İlk 3 çeyreklik dönemde Türkiye ekonomisi yüzde 4.7 bir büyüme kaydetti. Son 20 yıllık yine performansımıza baktığımızda yıllık ortalama yüzde 5.4 büyüme kaydetmişiz. Geçen yılki geçen yıl büyümemizin orta vadeli programa göre 4.4 olmasını öngörüyoruz. Son çeyrekte yüzde 3.7 bir büyüme kaybetmemiz bu hedefi gerçekleştirmemize yetecek. Onu hep birlikte göreceğiz. Ama biz orta vadeli programdaki hedefimizi rahatlıkla yakalayabileceğimizi düşünüyoruz. Önce birtakım göstergelerde. Büyümemiz iyi gidiyor. Dünya şartlarını da dikkate aldığımızda yine dünya büyümesinin üzerinde bir büyüme performansı sergiliyoruz. Bu olumlu bir durum.”
“17’nci büyük ekonomi olduk”
Türkiye’nin ekonomik durumu ile ilgili bilgi veren Yılmaz, “IMF’nin tahminlerine göre 17’nci büyük ekonomi olduk. Satın alma gücü paritesine göre ise 11’inci büyük ekonomi konumundayız. Daha da iyi noktaları inşallah kamuyla özel sektörde hep birlikte yürüyeceğiz. Bir taraftan büyümemizi, istihdamımızı sürdürmeye çalışırken diğer taraftan enflasyonla mücadele ediyoruz. Enflasyonu düşürmek için kararlı bir şekilde ilan ettiğimiz politikaları hayata geçiriyoruz. Para politikamızı güncelledik. Maliye politikamızla kara politikalarımızı bir bütünlük içinde hayata geçiriyoruz. Diğer taraftan önümüzdeki dönem yapısal reformlara yoğunlaşacağız. Verimliliği arttırıcı rekabet gücünü arttırıcı, yapısal reformlarla programımızı çok boyutlu değişik unsurlardan oluşan programımızı hayata geçirmeye devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımızın da bu programa verdiği güçlü siyasi destek son derece önemli. Dünyanın en iyi planlı programını da hazırlasanız arkasında güçlü bir siyasi irade yoksa bir anlam ifade etmez, raflarda bir doküman olarak kalır. Sayın Cumhurbaşkanımız özellikle orta vadeli programı bizzat ilan ederek toplumla paylaşarak çeşitli vesilelerle bunun arkasındaki siyasi desteğini ortaya koyarak bizlere büyük bir güç veriyor. Plan altında enflasyonumuz gerçekleşti. Bu yılın Ocak ayında bir miktar yüksek geldi enflasyon. Bunu da geçici bir durum olarak görüyoruz. Genelde Ocak ayında yıllık fiyat ayarlamaları yapılır malum. Bir takım ücret fiyat ayarlamaları da yapıldığı için bunun bir etkisi var. Önümüzdeki aylarda giderek bunun ivme kaybettiğini aylık fazla göreceğiz. Yıllık etkisini ise 2024’ün ortalarından itibaren daha net bir şekilde görmüş olacağız. Program etkisini, yıldız etkisini yıllık bazda yansımasını net bir şekilde görmüş olacağız. Kararlı bir şekilde mücadelemiz sürüyor. Tabii ki bunu yaparken restorasyona da düşmek istemiyoruz. Dünyanın da problemi bu. 2025’te bunun etkileri çok daha net ortaya çıkacak. Yüzde 15’ler civarında orta vade programımızda öngördüğümüz enflasyon 2026’da ise yeniden tek haneli rakamları yakalayacağız . Bunun planını, programına yol haritasını ortaya koymuş durumdayız. Adım adım hedefimize gideceğiz. Bu bir süreç. Bir günde hemen çok kısa vadede beklememek gerekir. Adım adım bu sonuçları elde edeceğiz ve hep birlikte bunları göreceğiz” ifadelerini kullandı.
“2024 yılına iyi başladık”
Cari işlemlerin temel sorun olduğuna da dikkat çeken Yılmaz, “Aslında cumhuriyet tarihi boyunca baktığımızda kalkınmamız yönündeki en büyük tarzlardan bir cari açıkla çalışır. Malum enerjiye bağımlı bir ülkeye ithal ediyoruz. Ama başka bir takım tedbirlerle hem enerji sektöründeki politikalarımızda hem de genel olarak döviz kazandırdığı faaliyetleri teşvik ederek bu yapısal sorunumuzun da üstesinden gelme gayreti içindeyiz. Orta vadeli programımızı yaparken bunu en temel meselelerden biri olarak ortaya koyduk. Yılın geçen yılın ikinci yarışında bu yönde olumlu sonuçlar almaya başladık. Yıl ortasında 60 milyar dolarlar seviyesinde çıkan cari açığımız yıl sonu itibariyle 45.2 milyar gibi bir rakama geriledi. Bu gerilemenin devam edeceğini düşünüyoruz. Burada tabii ihracatçılarımıza ben tebriklerimi iletmek istiyorum. Şükranlarımı sunmak istiyorum. Bu sonucun elde edilmesinde ihracatçılarımız ve turizmcilerimizin çok ciddi katkısı var. Turizm gelirlerimizde 54. 3 milyarı yakaladık. Bu yıl hedefimiz 60 milyon turist, 60 milyar dolar turizm geliri. Bu da cari açığımıza ciddi katkılar sunacak. Portföy yatırımlarında yine olumlu bir gelişme görüyoruz. 2022’yılında 13,7 milyar dolar çıkış varken 2023’te nette 8,34 milyar dolar değerinde bir giriş gerçekleştiğini görüyoruz. Dünyadaki konjonktüre de baktığımızda özellikle yılın ikinci yarışında gelişmiş ülkelerin para politika değişimle de birlikte gelişmekte olan ülkelere dönük sermaye hareketlerinin artması bekleniyor. Uluslararası kurumlar da bunu bekliyorlar. İnşallah izlediğimiz politikalarla Türkiye bu artan sermaye hareketinden hak ettiği payı alacaktır. Dış ticaretimizden, ihracatımızda baktığımız zaman yine tarihi bir seviyeyi yakaladık. Bu orta vadeli programdaki tahminimizin bir miktar üstünde.2024 yılına da ocak ayında iyi başladık. İhracatımız 3.6 bir artış gösterdi. İthalatımız ise yüzde 22 oranında bir azalış gösterdi. Buda cari işlemler dengemize ticaret kanalıyla önemli bir katkı oluştuğunu gösteriyor. Merkez Bankamızın rezervleri güçleniyor. Yine geçtiğimiz Mayıs ayında 98 milyar dolarlara kadar düşmüştü. 145 milyar dolarlara kadar yükseldi. Son dönemde bir düşüş var. Yine de 135 milyar dolar seviyelerini koruyor. Burada bu konuları mevzuattaki çözülmenin özellikle ocakta yoğun olmasının bir miktar etkisi var. Ama rezervlerimizi biz güçlendirmeye önümüzdeki süreçte de devam edeceğiz. Kur korumalı mevzuatta ciddi bir çözülme var gerçekten. Rakamlarda da bunu görüyoruz. O günün ihtiyaçlarına göre yapıldı. 9 Şubat’tan itibaren rakamları söyleyebilirim. 2 trilyon 368 milyar TL’ye kadar geriledi” diye kaydetti.
“Mersin’in ihracatta ciddi bir ivme yakaladığını görüyoruz”
Mersin’in ihracat açısından tebrik ve teşekkür ettikleri bir il olduğuna değinen Yılmaz, “Mersin’in ihracatta ciddi bir ivme yakaladığını görüyoruz. Bendeki rakamlara göre 2018 yılında 2.8 milyar dolarken 2023 yılında 7.7 milyar dolara yükselmiş durumda. Çok ciddi bir yükseliş. Hele hele az önce saydım şartların yaşandığı bir ortamda. İhracatımızın öncü illerinden biri sürükleyici illerinden biri olduğunu Mersin rakamlarla ortaya koymuş durumda. Tebrik ediyoruz gerçekten. Önümüzdeki dönemde de inşallah yeni politikalarımızın öncü illerinden biri olmaya merhum devam edecek. Bu bölgemiz Mersin, Adana ekseninde baktığımızda lojistik anlamda da çok ciddi avantajlara sahip bir bölge. Rekabet potansiyeli çok yüksek. Bu bölgeyi bu anlamda önümüzdeki dönemde daha fazla değerlendireceğiz lojistik imkanlarını daha da ileriye taşımak için bir gayret içinde olacağız. Bu da ülkemizin ihracat performansını daha üst noktalara taşınacak diye inanıyoruz. Bu kapsamda yıllardır heyecanla yapımı beklenen Çeşmeli, Erdemli, Lifke, Taşucu, Ortayolu Projesi’ni hayata üzere çalışmalara başladık. Bu otoyol önemli bir farklılık oluşturacak bölgemiz için. Yine en öne çıkan projelerden biri. Mersin, Adana, Osmaniye, Gaziantep hızlı tren projesi. Bunun hayata geçmesiyle 6 saat 23 dakika olan seyahat süresini 2 saat 15 dakikaya düşürecek. İşte bu projeler bölgemizin kendisini değiştirecek. Yine Doğu Akdeniz bölgesi en stratejik bölgelerden biri. Buranın orta Doğu ve Orta Asya ülkelerine çıkış kapısı olmasının ve ihracat imkanlarının gelişmesi için yeni liman inşası konusu üzerinde de çalışmalar yapıyoruz. Bir yandan kalkınma yolu dediğimiz Basra körfezine kadar inen Irak’ı boydan boya geçen çok stratejik bir proje üzerinde çalışıyoruz. Bunun da tabii limanlarımıza entegrasyonu bu bölgemiz için de yeni açılımlar ve yeni fırsatlar oluşturacaktır diye inanıyoruz. Hava yolu alanında da nihayet Çukurova Bölgesel Uluslararası Havalimanı’mız tamamlandı diyebiliriz. Artık gün sayıyoruz açılışı için. Bu havalimanımızın devreye girmesinde, havayolu anlamında da bölgemiz farklı bir üstünlük kazanmış olacak. Merkezi idare olarak toplam 98 milyar liralık son 20 yılda yatırım gerçekleştirmişiz. Türkiye yüzyılını hep birlikte inşa edeceğiz inşallah” diye konuştu.
“Kurla ilgili hükümet olarak ne bir tahminimiz var ne de bir hedefimiz var”
Döviz kurlarıyla ilgili bir soruyu da yanıtlayan Yılmaz, “Kurla ilgili şunu ifade etmek isterim. Biz serbest kur rejimi uyguluyoruz. Dolayısıyla kurla ilgili hükümet olarak ne bir tahminimiz var ne de bir hedefimiz var. Serbest piyasa da oluşur diyoruz kur. Sadece Merkez Bankamız kanundan da gelen yetki ve sorumlukla spekülatif hareketliliklere müdahale ediyor. Piyasa bozucu bir takım faaliyetler olduğu zaman bunun önüne geçmek için çaba sarf ediyor elindeki araçlarla. Bunun ötesinde kur piyasa da belirlenir diyoruz. Arz ve taleple belirlenir diyoruz. Ama son dönemlerde hepiniz yaşayarak görüyorsunuz ciddi bir istikrar oluşmuş durumda. Kurdaki hareketliliği değerlendirirken nominal ve reel kuru ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Enflasyonun olduğu bir ortam da nominal kurun belli bir oranda artışı normal karşılanmalı. Real anlamda baktığımız da son dönemde TL’nin bir miktar değer kazandığını görüyoruz. Bunu da tespit etmemiz lazım. Biz şunu düşünüyoruz. İhracatın artışında asıl belirleyici olan dış pazarlardaki talep. Talep geliştikçe, yeni pazarlara girildikçe ihracatçılarımızı farklı desteklerle destekledikçe kurdaki gelişmeler ne olursa olsun ihracatımızı arttıracağımıza inanıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. – MERSİN
]]>Cevdet Yılmaz, bir otelde kanaat önderlerinin katılımıyla düzenlenen toplantıda, siyasetlerinin özünde milletin olduğunu, her gittikleri yerde iş dünyası ve kanaat önderleriyle bir araya gelip fikirlerini dinlediklerini söyledi.
Hükümet olarak ekonomi konusunda son derece kararlı, planlı, programlı bir takım adımlar attıklarını anlatan Yılmaz, kalkınma planını adım adım hayata geçirdiklerini belirtti.
Türkiye Yüzyılı’nı hep birlikte inşa edeceklerini, ekonomide programların adım adım sonuçlarını verdikçe daha güçlü şekilde yollarına devam edeceklerini kaydeden Yılmaz, ekonominin insan için olduğunu dile getirdi.
Yılmaz, şöyle konuştu:
“2023 yılını rekor seviyede bir istihdamla kapattık. Aralık ayı işsizlik oranı yüzde 8.8’e kadar geriledi. Biz orta vadeli programda yıl boyu 10.1 olur diye düşünüyorduk. Ama şimdi son ay bu veri ile tek haneli kapattığımız kesinleşti. Onun yıllık hesabının yapılması biraz zaman alıyor ama aylık bazdaki rakamlara baktığımızda 2023 yılını tek haneli işsizlik oranıyla kapattığımız kesinleşti diyebiliriz. Artık 32 milyonu aşkın çalışanı olan bir ülke konumundayız. İnşallah bunu da istihdam dostu politikalarımızla çok daha ilerilere taşıyacağız.”
Geçen yıl ihracatı rekor bir rakamla kapattıklarını anımsatan Yılmaz, ihracatçıların gösterdiği bu performansın takdiri hak ettiğini bildirdi.
Turizmde de Türkiye’nin çok ciddi performans sergilediğine dikkati çeken Yılmaz, bu yıl da turizm konusunda hedefleri adım adım gerçekleştireceklerini belirtti.
Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Temel meselemiz enflasyon. Vatandaşımızın sorunu bizim de sorunumuz. Dolayısıyla bu konuda da büyük bir gayret içindeyiz. Bir taraftan Merkez Bankamızın politikaları, bir taraftan maliye politikalarımız, diğer taraftan yapısal reform dediğimiz Türkiye’de kurumsal ve piyasaların verimliliğini, rekabet gücünü arttırıcı değişimlerle inşallah bunu da adım adım çözeceğiz. Özellikle bu yılın ortasından sonra enflasyonda belirgin düşüşleri hep birlikte göreceğiz inşallah. Bu tahminlerimizi hep birlikte yapıyoruz, arkadaşlarımızla bir ekip olarak bu gayretimizi, enflasyonla mücadelemizi sürdürüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğiyle, siyasi iradesiyle, programımıza verdiği destekle bu süreci adım adım gerçekleştiriyoruz.”
“2025’ten itibaren daha rahat bir döneme inşallah geçiş yapacağız”
Tarihin en büyük afetini yaşadıklarını, bu afetin en gelişmiş ülkede dahi olsa ekonomilerini büyük oranda etkileyebilecek ölçekte olduğunu vurgulayan Yılmaz, depremin yaralarını sardıklarını aktardı.
Yılmaz, şöyle devam etti:
“Geçen yıl önemli harcamalar yaptık. Bu sene de sadece depremin yaralarını sarmak ve şehirlerimizi bu afetlere hazırlamak için 1 trilyon liranın üzerinde bir kaynağı bütçemize koymuş durumdayız. Daha üzerinden 1 yıl geçti depremin, Sayın Cumhurbaşkanımız bazı illerde deprem konutlarını dağıtmaya başladı, kura çekimlerine iştirak etti. Diyarbakır’da da 1300’ün üzerinde tamamlanmış konutumuzu teslim edeceğiz. Daha sonra hak sahiplerine peyderpey bu teslimler yapılacak. Sadece konutlardan ibaret değil harcamalarımız. Bir taraftan kalıcı konutlar yapıyoruz diğer taraftan alt yapıyı tamir ediyoruz. Deprem bölgesindeki illerimizin ekonomik ve sosyal kalkınması için gayret ediyoruz. Bu yönde de çeşitli teşvikler, programlar, çalışmalar yürütüyoruz, yürütmeye devam edeceğiz. 2024 bu anlamda en yoğun dönemimiz. 2025’ten itibaren daha rahat bir döneme inşallah geçiş yapacağız.
Enflasyonda da yüzde 15’ler civarında bir seviye şu anda tahmin ediyoruz. 2026’da ise tek haneli rakamlara Allah’ın izniyle hep birlikte tekrar ulaşacağız. Niye hemen yapmıyorsunuz diye bir soru gelebilir aklınıza. Bir anda niye düşmesin diye düşünebilirsiniz. Birçok denge var. Sadece buna odaklansanız çok kısa sürede de düşebilir belki ama bunun maliyeti çok büyük olur. Büyüme, istihdam, sosyal dengeler üzerinde maliyetleri olur. Dolayısıyla biz niçin daha aşamalı bir şekilde gidiyoruz? Bütün dengeleri gözeterek. Bir taraftan enflasyonu düşüreceğiz ama bir taraftan da büyümemizi, istihdamımızı sürdürme, çeşitli sosyal kesimleri destekleme, bu enflasyon karşısında alım güçlerindeki erimeyi engelleme, bütün bu çabaları bir arada sürdürmek durumundayız. Bunun getirdiği bir yol haritası var. Bunu adım adım uyguluyoruz. Enflasyonun özellikle geniş toplumsal kesimler üzerindeki etkilerini en aza indirmek için gayret ediyoruz. Dar gelirli, ücretli kesimlere dönük elimizdeki tüm imkanları, yaşadığımız depreme rağmen, çevremizdeki jeopolitik gerginliklere rağmen, terörle mücadele ve başka konulardaki sıkıntılara rağmen her türlü imkanımızı da bu anlamda değerlendiriyoruz. Değerlendirmeye de devam edeceğiz.”
Son dönemde Aile ve Gençlik Fonu kurduklarını, bunu da ilk olarak deprem bölgesinde uygulayacaklarını anımsatan Yılmaz, daha sonra tüm Türkiye’ye yaygınlaştıracaklarını söyledi.
“Ekonominin de temeli siyasi istikrardır”
Geçen yıl yapılan seçime değinen Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“Genel itibariyle baktığımızda gerçekten iftihar edeceğimiz bir seçim süreci yaşadık. Çok da yüksek bir katılım oranı gördük. Meclis’te Cumhur İttifakı’na çok güçlü bir destek, net bir destek verilmiş oldu. Bununla birlikte siyasi belirsizlikler azaldı, güven ve istikrar, siyasi istikrar pekişmiş oldu. Öngörülebilirlik de artmış oldu. Ekonominin de temeli siyasi istikrardır. Siyasi istikrarın olmadığı, güven veren politikaların olmadığı yerde ekonomik sorunlar da çözülmez, tam tersine daha da ağırlaşır. Ama çok şükür halkımız bu güveni ortaya koydu ve şu anda adım adım dünyanın şartlarına rağmen Türkiye güçlü politikalarıyla yoluna devam ediyor. Demokraside reformlar yaptık. Temel hak ve hürriyetleri genişlettik. Vatandaşımızın daha özgür bir ortamda hayatını devam ettirecek şartlar oluşturduk. Bir taraftan da Türkiye’yi her alanda, savunma, sanayi başta olmak üzere farklı bir noktaya taşıdık. Sağlıkta, ulaşımda bir devrim yaşandı, birçok alanda Türkiye gerçekten çok farklı bir noktaya gelmiş durumda. İnşallah önümüzdeki dönem yeni hamlelerle buna devam edeceğiz.”
Yılmaz, huzur ve güven ortamının çok kıymetli olduğunu, huzurun ve güvenin olmadığı yerde ekonomik gelişmenin olamayacağını, temel hak ve hürriyetleri insanların kullanamayacağını dile getirdi.
Özellikle bölge ve Diyarbakır’da uzun yıllar terörün acısını yaşadıklarını, terör nedeniyle büyük maliyetler ödendiğini aktaran Yılmaz, tüm Türkiye olarak bunun maliyetini ödediklerini ama bölgede yaşayan insanların çok daha ağır bir faturasını ödediğini belirtti.
“Bugün Diyarbakır ekonomik olarak belki çok farklı bir yerde olacaktı. Terörün iki türlü zararı var. Bir doğrudan zarar yani yaptığı şiddet ve terör eylemleriyle cana, mala getirdiği zarar var. Bir de ekonomik ve sosyal açıdan bir bölgeye verdiği dolaylı zararlar var. Terör nedeniyle gelmeyen turist, doktor, mühendis, yaylasına gidip hayvancılık yapamayan insan, yatırım yapmayan yatırımcı. Tam aksine sermayesini buradan alıp başka yerlere götüren insanlar. Bütün bunlar terörün dolaylı maliyetleri ve gerçekten çok büyük dolaylı maliyetler ödedi bu bölgemiz. Hem nitelikli insan gücünü hem sermayesini kaybetti.” ifadelerini kullanan Yılmaz, ama şimdi farklı bir ortamda bulunduklarını bildirdi.
Huzur ve güven ortamı içerisinde bulunduklarını, çok etkili ve kararlı politikalarla terörle mücadele ettiklerini vurgulayan Yılmaz, sınırların içinde ve dışında vatandaşın huzuru için her türlü gayreti sarf ettiklerini bildirdi.
“81 ilimizi aynı eşit mesafede görerek hizmet etmeye devam edeceğiz”
Yılmaz, bu mücadelede şehit olanlara Allah’tan rahmet, gazilere şükranlarını sunduğunu dile getirerek, onların fedakarlıkları sayesinde bugün huzur ortamında yaşadıklarını, demokratik ortamda haklarını kullandıklarını anlattı.
Terörün ortadan kalkmasının en büyük faydasının bölgeye olduğuna dikkati çeken Yılmaz, şunları dile getirdi:
“Burada yatırım ortamı farklılaştı son yıllarda. Niçin arttı bu turistler; İşte huzur güven ortamı sebebiyle. Yeni yeni yatırımlar yapılıyor, organize sanayi bölgeleri büyüyor, ticaret ve ihracat artıyor. Bunlar bu huzur güven ortamının sonuçları. Henüz tam da görmüş değiliz. Şundan dolayı tam görmüyoruz. Terörün olumsuz etkileri daha kısa süreli çıkıyor ortaya. Yani gelip yakıp yıktıklarında bir yeri hemen bunun zararı çok hızlı çıkıyor. Ama terörün ortadan kalkması sonrası rehabilitasyon diyebileceğimiz süreç zaman alıyor. Yeniden o güvenin oluşması, sonuçlarının ortaya çıkması biraz zaman alıyor. Göreceksiniz önümüzdeki yıllarda bu huzur güven ortamıyla çok daha farklı bir noktaya ekonomik ve sosyal olarak bölgemiz gelmiş olacak. Biz de kararlı şekilde devam edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Diyarbakır’a, bölgeye hiçbir ayrım gözetmeksizin, 81 ilimizi aynı eşit mesafede görerek hizmet etmeye devam edeceğiz. Gerçekten bu bölgeye emek veren, alın teri döken halk hizmetine koşan herkese müteşekkiriz. Bu anlayışla devam edeceğiz.”
Yerel seçimlerde de aynı anlayışla hareket edeceklerini aktaran Yılmaz, gerçek belediyecilikten yana olduklarını dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şunları kaydetti:
“Türkiye Yüzyılı diyoruz. Bu Diyarbakır’ın da yüzyılı. Neden Silvan Barajı bittiği zaman tarımda muazzam bir üretim patlamasının olduğu bir Diyarbakır’dan bahsetmeyelim, bunlarla birlikte sanayisi hızla gelişen değişik alanlarda madencilikte başka çok daha katma değeri yüksek bir sanayi inşa eden bir Diyarbakır olmasın? Gençlerimize daha fazla iş imkanları, girişimcilik imkanları sunan bir Diyarbakır olmasın? Bu gayet mümkün. Son dönemlerde yapılan hizmetler de bunun gayet mümkün olduğunu, kaynaklar doğru kullanılırsa nelerin yapılabileceğini gayet güzel gösteriyor. Birtakım ideolojik çevrelerin gerçeklikten kopuk algıları zihnimize nakşetmesine müsaade etmememiz, algılara değil hakikate bakmamız lazım. Hakikat neyse sözlere değil davranışlara bakmak lazım, yapılana bakmak lazım. Her türlü şiddete müsamaha gösterirken barış kelimesini kullanmasının en hafif deyimiyle samimiyetsizlik olduğunu görmemiz lazım. Hizmet, diyenin hizmetleri bir taraftan baltalarken bundan bahsetmesini hiçbir şekilde doğru olmadığını görmemiz lazım. Diyarbakır’ın ihtiyacı olan enerjisini boşa sarf etmek değil, ideolojik çatışmalarla zaman geçirmek değildir. Diyarbakır’ı daha iyi yerlerde görmek istiyoruz. Daha kalkınmış, gelişmiş ve imkanlar sunan Diyarbakır istiyoruz. Bunu yaptığımızda inanın sadece Diyarbakır değil, çevresi de daha geniş coğrafyalarda çok olumlu etkilenecektir.”
Diyarbakır-Erbil uçuşlarına değinen Yılmaz, uçuşların haftada 3 gün yapılacağını bildirdi.
“Yerel seçimlerin huzur ortamında, demokratik olgunluk içinde tamamlanmasını diliyorum”
Cevdet Yılmaz, her zaman Diyarbakır’ın yanında olduklarını anlatarak, “Bütün hizmetlerde, projelerde yanınızdayız. Merkezi idare olarak yapmamız gereken ne varsa hiçbir zaman şuna bakmadık biz, ‘Bize oy verilmiş, verilmemiş’ diye. Bütün gücümüzle Diyarbakır’a hizmet etmeye çalıştık. Önümüzdeki dönemde de inşallah Halis Bey’in başkanlığında ilçe belediyeleriyle vatandaşımıza hizmet etmeye devam edeceğiz. Şimdiden yerel seçimlerin hayırlı olmasını diliyorum. Huzur ortamında, demokratik olgunluk içinde tamamlanmasını diliyorum.” ifadelerini kullandı.
Toplantıya, Diyarbakır Valisi Ali İhsan Su, AK Parti Diyarbakır milletvekilleri Mehmet Galip Ensarioğlu, Suna Kepolu Ataman ve Mehmet Sait Yaz, Eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı, Tarımsal Strateji ve Politika Geliştirme Merkezi (TARPOL) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mehdi Eker, AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden ve kanaat önderleri katıldı.
]]>Türkiye-Macaristan Ekonomi ve Ticaret Ortak Komisyonu (ETOK/JETCO) 1. Dönem Toplantısı’na ilişkin protokol, Bakan Bolat ile Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto tarafından imzalandı.
Bolat, Bakanlıktaki imza töreninde, 18 Aralık 2023’te Budapeşte’de gerçekleştirilen Türkiye-Macaristan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı’nda bu ülkeyle stratejik ortaklık düzeyindeki ilişkilerin geliştirilmiş stratejik ortaklık seviyesine yükseltildiğini hatırlattı.
“Türkiye-Macaristan Kültür Yılı”nın açılış töreninin gerçekleştirildiğini ifade eden Bolat, 2025’in iki ülkenin liderlerince “Ortak Bilim ve İnovasyon Yılı” ilan edildiğini söyledi.
Ülkeler arasında Ekonomi ve Ticaret Ortak Komisyonu’nun 2022 yılında kurulduğunu dile getiren Bolat, “Amacımız, ekonomik yatırım ve ticari ilişkilerimizi daha da derinleştirmek ve ilerletmek. Bu anlamda ele alınacak ve kararlaştırılacak mekanizmalar JETCO toplantılarında belirlenecektir.” dedi.
“İkili ticaretimizi 4 milyar dolara çıkarmış bulunuyoruz”
Bolat, imzalanan mutabakat zaptında ikili ilişkilerden karşılıklı yatırımlara, teknolojiden enerji alanına, ticaretten sanayiye ve özel sektörler arasındaki işbirliğine kadar birçok konunun yer aldığını ifade etti.
Söz konusu toplantının, Macaristan ile ekonomik ilişkileri daha da geliştirmek için yeni fırsatlar doğuracağına inandığını belirten Bolat, “Mutabakat zaptında yer alan işbirliği konularında atılacak somut adımları da düzenli şekilde takip edeceğimizi vurgulamak istiyorum.” diye konuştu.
Bolat, dünya genelinde siyasi, ekonomik ve sosyal değişimlerin yaşandığı önemli bir dönemden geçildiğine işaret ederek şunları söyledi:
“Türkiye olarak biz de tüm muhtemel senaryoları ve bunların etkilerini göz önünde bulundurarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bununla birlikte küresel ekonomideki zayıf büyüme performansı, yatırım iştahındaki azalma, başta petrol olmak üzere emtia fiyatlarındaki artış ve bölgesel çatışmalar, dünya ticaretine 2023 yılında olumsuz etkide bulunmuş ve dünya ticareti daralmıştı. Böyle bir dönemde Türkiye ile Macaristan arasındaki ticaretin 2023’te de artmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. İkili ticaretimizi 4 milyar dolara çıkarmış bulunuyoruz. İki ülke Devlet Başkanı ve Başbakanı’nın ortaya koyduğu yıllık 6 milyar dolar ticaret hedefine çok kısa sürede ulaşacağız.”
“Ekonomik ilişkilerimizi üst rakamlara çıkarmak için azimle çalışacağız”
Bu yıl Türkiye’den Macaristan’a doğal gaz ihracatının başlayacak olmasının iki ülke ticaretini daha da yukarılara ulaştıracağını belirten Bolat, Bakan Szijjarto’nun Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanlığını yılın ikinci yarısında devralacak olmasının da Türkiye ve AB ilişkilerine katkı sağlayacağını dile getirdi.
Bolat, taraflar arasında ulaştırma alanındaki işbirliğinin devam ettiğine dikkati çekerek şunları kaydetti:
“Hava yolu taşımacılığında da iki ülke arasındaki frekans sayımlarının artırılması konusunda yakında olumlu gelişmeler göreceğiz. Bu anlamda önümüzdeki dönemde Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan ve Macaristan Başbakanı Victor Orban’ın ortaya koydukları vizyon çerçevesinde karşılıklı ekonomik ilişkilerimizi çok daha üst rakamlara çıkarmak için iki taraf olarak azimle çalışacağız.”
]]>Halkbank’tan yapılan açıklamaya göre, 2023 yıl sonunda aktif büyüklüğünü 2022 yıl sonuna göre yüzde 57,7 artışla 2,2 trilyon TL seviyesine ulaştıran banka, bu dönemde toplam kredi büyüklüğünü ise, yüzde 61,6 artışla 1,9 trilyon TL’ye yükseltti.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, küresel ekonominin, resesyon endişeleri ve finansal göstergelerdeki dalgalanmalarla geçirdiği bir dönemi, ülkenin dirençli ekonomisi, güçlü liderliği ve rekabet avantajıyla büyüyerek geride bıraktığının altını çizdi.
Arslan, ülke ekonomisinin ekonomi yönetiminin kararlı tutumu ve bankacılık sisteminin güçlü altyapısı sayesinde küresel ekonomiden kaynaklanan negatif etkilerden en az düzeyde etkilendiğini ifade etti.
Ülkemizin bu istikrarlı büyümesinde kuşkusuz Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen akabinde hayata geçirilen yapısal reformların ve kararlı ekonomi politikalarının önemli etkisi olduğunu belirten Arslan, ” Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk priminin (CDS), 2023’te olumlu bir ivme yakalayarak günümüzde 310 baz puan seviyesine gelmesi atılan adımların meyvelerini vermeye başladığının en net göstergelerindendir.” ifadelerini kullandı.
Arslan, KOBİ’lerin güvenli limanı olduklarının altını çizerek, şöyle devam etti:
“Ülkemiz, istiklalden istikbale giden yolda bir asrı geride bırakırken, Türkiye Yüzyılı hedeflerine odaklanmış KOBİ’lerimizin, esnaf ve sanatkarımızın, girişimcilerin gayretiyle ekonomimizin güçlenmesine katkı sunmayı sürdüreceğiz. KOBİ kredileri büyüklüğümüz 2023’te 615,5 milyar TL’ye ulaşmıştır.
KOBİ kredileri alanındaki yüzde 19 pazar payımız ile sektörümüzün lider KOBİ bankası olmaya devam etmekteyiz. Güçlü finansal altyapımızla, KOBİ’lerimizin, esnaf ve sanatkarımızın, girişimcilerimizin yanında olmaktan, ekonomimizi büyütmek için çalışmaktan ve ülkemizin kalkınma hamlesine katkı sağlamaktan mutluluk duyuyoruz.”
Halkbank’ın esnaf ve sanatkarların ihtiyaçlarını en iyi bilen banka olduğunu belirten Arslan, “Bankamızın kuruluş harcında esnafımızın alın teri ve emeği var. Bugün bankamızda kredili esnaf sayımız 841 bin iken, esnaf kredi büyüklüğümüz ise 235,1 milyar TL’ye ulaşmış durumdadır.” açıklamasını yaptı.
“Her yaştan ve eğitim düzeyinden 142 bini aşkın girişimciye 25 milyar TL kredi kullandırdık”
Osman Arslan, Türkiye Yüzyılı’nda gelişen teknolojiyi takip ettiklerini, değişen koşullara uygun projeler üreterek, genç girişimcileri de sektör ayrımı yapmaksızın geniş bir yelpazede desteklediklerini ifade etti.
2021 yılından bu yana kendi işini kurmak isteyen her yaştan ve eğitim düzeyinden 142 bini aşkın girişimciye 25 milyar TL kredi kullandırdıklarını vurgulayan Arslan, şunları kaydetti:
“Geleceğin girişimciliğini bugünden inşa etmek için Dijital Gelecekte Genç Girişimciler Vizyon Buluşması’nı ve Jet Luck Projesi’ni hayata geçirdik. Halk Yatırım hizmeti olan kitle fonlama platformu ‘Fonlabüyüsün’ ile girişimcilere ihtiyaç duydukları finansal kaynaklara kitle fonlarıyla erişim olanağı sağlıyoruz. Önümüzdeki dönemde de Yıldız Teknik Üniversitesi Startup House işbirliğiyle, HUBrica adını verdiğimiz bir girişim hızlandırma programına başlayacağız. Yakın zamanda ekosisteme yönelik buluşmalar ve seminerler düzenleyeceğimiz Girişimcilik Merkezimizi de hizmete sunacağız.”
Arslan, Halkbank’ın, kadın girişimciliğini desteklediğini belirterek, “Sürdürülebilir kalkınma için öncelikli hedefimiz ülkemizde yüzde 14 düzeyinde seyreden kadın girişimciliği oranını dünya ortalaması olan yüzde 35 seviyesine çıkarmaktır. 2021’de hayata geçirdiğimiz Kadın Girişimci Kredi Destek Paketi ile bugüne kadar, farklı meslek gruplarından 217 bin kadın girişimciye ulaşarak 57 milyar TL finansal destek sunduk.” değerlendirmesinde bulundu.
Üreten Kadınlar Buluşmalarını, Üreten Kadınlar Yarışması ile Türkiye’nin en güçlü girişimcilik markalarından birine dönüştürdüklerini belirten Arslan, “Üreten Kadınlar Değişken Fonu, İhracatta Kadın İzi Projesi ve Üreten Kadınlar Akademisi MasterClass Marka Eğitimleri, Kadınlar Liderler ve Girişimciler Vizyon Buluşması ile kadın girişimciliği ekosisteminin gelişmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” açıklamasını yaptı.
Arslan, Cumhuriyetin 100’üncü, bankanın 85’inci yılına ulaşmanın gururuyla girdikleri 2023 yılında, üzerlerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirdiklerini belirterek, “Halkın Bankası olarak, yeni ekonomi modelimiz ve Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda üretime, ihracata, istihdama ve yatırıma yönelik desteğimiz sürecek; tüm sektörlerde inovatif dönüşümle yerli ve milli kalkınma stratejilerinin ülkemiz ekonomisine katkı sunması için çalışmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
]]>Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, bu akşam X hesabından yaptığı açıklamayla istifa ettiğini duyurdu. CHP Genel Başkan Yardımcıları Yalçın Karatepe, Özgür Karabat ve Burhanettin Bulut, CHP Kayseri Milletvekili Aşkın Genç ve İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, X hesaplarından Erkan’ın istifasını değerlendirdi.
KARATEPE: GİDECEĞİ BELLİ İDİ
CHP’nin Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yalçın Karatepe’nin paylaşımı şöyle:
“Merkez Bankası Başkanı H. Gaye Erkan’ın istifa etmesi sürpriz değil. Erdoğan, güçlü bir biçimde sahip çıkmamıştı. Gideceği belli idi. Bilinmeyen şey, zamanlamasıydı. Yerine gelecek olanın da pek farklı işler yapması beklenmiyor. Ekonomi yavaşlamaya, işsizlik ve yoksulluk ise artmaya devam edecektir.”
BULUT: MERKEZ BANKASI’NA BAŞKAN DAYANMIYOR
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bulut da paylaşımda şunları kaydetti:
“Merkez Bankası’na başkan dayanmıyor. Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan görevden affını istedi, istifa etti.
Mehmet Şimşek, kendini hala etkili ve yetkili bakan sanıyor. Merkez Bankası’nın yeni başkanı ‘önerisi doğrultusunda’ atanacakmış. Herkes biliyor ki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde her şeye karar veren ‘tek bir adam’ var, gerisi lafügüzaf.”
KARABAT: BU İSTİFANIN ESAS SEBEBİ, ENFLASYON HEDEFİNİN TUTMAYACAK OLMASIDIR
CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat ise Erkan’ın istifasını şöyle değerlendirdi:
“Hafize Gaye Erkan’ı getiren Mehmet Şimşek’ti. Geçen yıl haziran ayında göreve gelmesinin ardından Şimşek ile Erkan’ın bazı konularda anlaşamadıkları kulislerde konuşulmaya başlandı. Erkan’ın TCMB Başkanlığı’nın ötesinde siyasi hedefleri olduğu belirtiliyordu. Ahmet Hakan’a röportaj, bardağı taşıran son damlaydı. ‘Rasyonel zemin’ dedikleri, ekonomi yönetiminin kişisel hırslarından başka bir şey değildi. Burada suçlu sadece Hafize Gaye Hanım görülmesin. Evet, o çok yanlış işler yaptı, makamını şahsi çıkarı için kullandı. Ama Mehmet Şimşek de uyumsuz politikalar yürüttü. Enflasyon sadece TCMB’nin para politikası ile olacak iş değildi. Mehmet Şimşek, bütçe disiplinini sağlayamadı. Devasa bütçe açığı verdi. KDV’yi yüzde 18’den yüzde 20’ye çıkardı.
Bir de Anayasa’nın rafa kaldırılması, AKP’nin hukuk tanımazlığı var. Can Atalay kararı ile siz hiçbir yatırımcıyı ikna edemezsiniz. Bu şartlarda Hafize Gaye Erkan’ın faiz politikası nasıl işe yarayacaktı? Bu istifanın esas sebebi, enflasyon hedefinin tutmayacak olmasıdır. Suçlu sadece Hafize Hanım değil, aynı zamanda Mehmet Şimşek başta olmak üzere AKP’nin ileri gelenleridir. Ülke Arjantin’e dönüşmek üzereyken Hafize Gaye Erkan, durumu fark edip erkenden çıkıp gitmiştir. TCMB’nin kurumsal kimliği ve itibarı, AKP sayesinde iki paralık olmuştur. Merkez Bankası, adeta başkan öğütme makinesi haline gelmiştir. TCMB’nin başına artık kim gelirse gelsin, ekonomi politikaları dikiş tutmayacaktır.”
GENÇ: EKONOMİNİN TEK YÖNETİCİSİ ERDOĞAN’DIR, KİMİ GETİRİRLERSE GETİRSİNLER DİKİŞ TUTMAZ
CHP Kayseri Milletvekili Genç de paylaşımında şunları kaydetti:
“Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan istifa etti. Merkez Bankası’nın son 5 yılda dördüncü başkanı istifa etti. Ülkemizde artık bakanlar, bürokratlar istifayla değil af talebi ile görevden ayrılıyor. Sayın Cumhurbaşkanı, bir süredir sessizliğini koruduğu Merkez Bankası tartışmalarına tepkisini bu şekilde mi veriyor? Ekonomi yönetimi ne Merkez Bankası’nda ne de Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndadır. Ekonominin tek yöneticisi Erdoğan’dır. Merkez Bankası’ndaki bu istifa, Erdoğan’ın talebidir. Kimi getirirlerse getirsinler dikiş tutmaz.”
ZORLU: SİYASİ İKTİDAR, BİR KEZ DAHA TÜRK MİLLETİNİN EKONOMİK MENFAATLERİNİ VE SAYGINLIĞINI TEHLİKEYE DÜŞÜRMÜŞTÜR
İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu’nun Erkan’ın istifası üzerine yaptığı paylaşım da şöyle:
“Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan affını istemiş… 7 aylık serüven, yüzde 8,5 faiz ile başlandı, yüzde 45 ile son buldu. Peki kötü giden ekonominin gerçek sorumluları ne yapıyordu? Çok açık ki siyasi iktidar, liyakatli atama yapma mesuliyetini burada da yerine getirememiş ve bir kez daha Türk milletinin ekonomik menfaatlerini ve saygınlığını tehlikeye düşürmüştür. Bu yanlış sürecin sorumluları hesap vermek zorundadır. Zira asıl zarar gören milletimiz olmuştur.”
]]>100 yıl önceki o refahta, İngiltere’ye yaptıkları kırmızı et ihracatının büyük payı vardı.
Bugün ise, içinde bulundukları ekonomik kriz nedeniyle Dünya Bankası’nın kişi başı gayrı safi yurtiçi hasıla listesinde 70.’liğe gerilemiş durumdalar.
Artık ülkedeki pek çok kişi, çayırlarda otlamaya devam eden ineklerin etini satın alamıyor.
20’lerinin başında, başkent Buenos Aires’in izbe bir mahallesinde yaşayan Oriana ve Samir çifti de onlardan biri.
Oriana “Çok zor durumdayız. Sürekli ay sonunu nasıl getireceğiz diye düşünüyoruz” diyor ve ekliyor:
“Biftek ülkesiyiz ama paramız yalnızca tavuk almaya yetiyor.”
Hatta tavuk da artık bir lüks haline gelmiş.
Geçen yıl enflasyon yüzde 211 ile 30 yılın zirvesine çıkmıştı.
Yalnızca Aralık’taki aylık enflasyon yüzde 25 oldu.
Genç çift kızları Ciara, Samir’in ebeveynleri ve erkek kardeşiyle küçük bir evi paylaşıyor.
Faturaları ödeyebilmek için büyük bir çaba harcamaları gerekiyor.
Gıda fiyatlarının yanı sıra kira, elektrik ve ulaşım maliyetleri de her ay artıyor.
Her şeyin fiyatı artarken kuryelik yapan Samir’in geliri ekonomik kriz nedeniyle azalmış.
Sokaklardaki insanların artan çaresizliği de onu endişelendiriyor.
“Elinizden cep telefonunuzu almak için sizi öldürebilirler” diyor.
Resmi verilere göre nüfusun yüzde 40’ından fazlası yoksulluk sınırı altında.
Pek çokları, gerçek oranın daha yüksek olduğunu düşünüyor.
Oriana da, Samir de Arjantin’in yeni lideri Javier Milei’ye oy verdi.
Radikal sağcı Milei geçen yıl oyların yüzde 55’ini alarak iktidara geldi.
Samir “O halkın sorunlarını anlıyor. Arjantin’in enflasyonla mücadele için ihtiyacı olan kişi o” diyor.
Fakat herkes bu kadar emin değil.
12 adet tatlıcı ve bakkal zinciri olan Claudio Paez bir zamanlar başarılı bir iş insanıydı.
Fakat halkın alım gücünün düşmesi sonucu dükkanlarını kapatmak zorunda kalmış.
Bugün yalnızca iki dükkanı açık ve işlerin daha da kötüleşmesini bekliyor:
“Ekonomik sorunlar üç ay daha devam ederse giderlerim gelirlerimden daha fazla olacak.”
Maddi sorunlar karşısında halk yeni çözümler üretmeye çalışıyor.
Claudio’nun dükkanlarından birinin yanına park eden bir minivan 1 ABD dolarına 12 yumurta satıyor.
İlgi yüksek, aracın önünde kuyruk oluşmuş. Fakat polisin gelip bu kayıt dışı satışı cezalandırmasından korkan satıcı, fazla kalamadan hareket ediyor.
Buenos Aires sokakları hâlâ 19. yüzyıldaki hızlı ekonomik büyüme döneminde yapılmış gösterişli binalarla dolu.
Fakat önlerinde kayıt dışı sokak satıcıları ve korsan taksiler bekliyor.
Salta Ulusal Üniversitesi’nin resmi verileri kullanarak yaptığı bir analiz, işgücünün yarısının gayrı resmi bir şekilde çalıştığını gösteriyor.
Seçimden hemen önce eski hükümetin çıkardığı bir yasa sonucu ülkede gelir vergisi ödeyen kişi sayısı epey azaldı.
Bu, kasasında para kalmamış ve gelire ihtiyacı olan bir ülke için kötü haber.
Arjantin kazandığından daha fazlasını harcıyor.
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) borcu 44 milyar dolar civarında.
Aynı zamanda IMF’ye en fazla borcu olan ülke konumunda.
President Milei says he has answers to the economic crisis. An economist by training, he’s a devout believer in untrammelled free markets and a shrunken state. On the campaign trail, he garnered plenty of attention by waving a real chainsaw in the air, to signal his commitment to cost-cutting.
He also promised to blow up the central bank and get rid of the local currency – the peso – altogether, and replace it with the US dollar. Both those ideas are currently on the back-burner, not least because the government itself is so short of dollars.
Instead, President Milei has devalued the peso by half to boost competitiveness. And he’s slashed the number of government ministries by a similar amount.
And, with a raft of proposals known as the “Omnibus” bill currently before Congress, it’s now the turn of public spending.
“For the last 30 years,” says analyst Sergio Berensztein, “we’ve been printing money like maniacs, which is why we have such high inflation. Now, for the first time, we have a president who understands the problem.”
The only solution, says Mr Berensztein, is to try to balance the budget, something the government’s promised to do by the end of this year. But it’s going to be “rough”, he adds.
Milei net bir oy farkıyla iktidara gelmiş olsa da partisinin Kongre’de çoğunluğu yok. Hatta bir çoğunluktan epey uzaklar.
Özgürlük Gelişimi adlı partisi 2021’deki yasama seçiminde sandalyelerin yalnızca yüzde 15’ini kazanabilmişti.
Buna ek olarak ülkedeki güçlü muhalefet, sendikalarda etkili.
Sendikalar geçen hafta bir genel grev yaptı ve ülkede on binlerce insanın katıldığı büyük gösteriler düzenledi.
Danışmanlık şirketi Cafeidas Group’tan Juan Cruz Diaz, Milei’nin önerdiği değişikliklerin ülkeye zarar verebileceğini söylüyor:
“Milei’ye oy verenlerin çoğu bir değişim istiyordu. Fakat bu, ekonomi ve devlet yapısına dair liberter yaklaşımını destekledikleri anlamına gelmiyor.”
Kongre önümüzdeki hafta Milei’nin önerilerini oylayacak.
Kabul edilip edilmeyeceklerini kestirmek zor.
Dahası kabul edilseler bile enflasyonun düşeceğinin bir garantisi yok.
Ve seçmenler için en önemli konu da enflasyonun düşmesi.
Diaz, yeni devlet başkanının ekonomideki durumu değiştirip insanlara nefes aldırması için “birkaç ayı olduğunu” söylüyor.
Milei’nin seçmenleriyle balayı kısa sürecek gibi gözüküyor.
]]>ABD ekonomisinin “yumuşak iniş” yapabileceği ihtimaliyle New York borsasında S&P 500 ve Dow Jones endeksleri kapanış rekoru kırarken, Asya’da satış baskısı yeni günde etkili oluyor.
ABD’de dünkü veriler ekonominin güçlü kalmaya devam ettiğine işaret ederken, Japonya’da enflasyonun hız kesmesi piyasalarda soru işaretlerini artırdı.
ABD’de Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 2023’ün ekim-aralık döneminde yıllıklandırılmış olarak yüzde 3,3 artış göstererek yüzde 2’lik beklentilerin üzerinde gerçekleşti.
Geçen yılın son çeyreğinde Fed’in tercih ettiği enflasyon göstergesi olan kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi ise yüzde 1,7’lik artış kaydetti. Gıda ve enerji harcamalarının hesaplama dışı tutulduğu çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi ise aynı dönemde yüzde 2 ile piyasa beklentilerine paralel arttı.
ABD’de enflasyonun hız kesmesine karşın ekonomik aktiviteden alınan olumlu sinyaller ekonomide “yumuşak iniş” ihtimallerini artırırken, para piyasalarındaki fiyatlamalarda ABD Merkez Bankası’nın (Fed) martta faiz indirimlerine başlayabileceğine yönelik tahminler yeniden güç kazandı.
Söz konusu gelişmelerle, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi dün yaklaşık 6 baz puan gerilemesinin ardından yeni günde de düşüş eğilimini sürdürerek yüzde 4,10’a indi.
Emtia tarafında Brent petrolün varil fiyatı gelecek dönemde talebin güçlü kalabileceği öngörüleriyle yüzde 2’nin üzerinde değer kazanırken, yeni günde 81,7 dolardan alıcı buluyor.
Altının ons fiyatı ise önceki kapanışın yüzde 0,2 artışla 2.023 dolarda seyrediyor.
Öte yandan, dünyanın en büyük mikroçip üreticilerinden Intel’in geçen yılın son çeyreğinde elde ettiği gelir yüzde 10 artışla beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Buna karşın, şirketin ilk çeyreğe ilişkin projeksiyonundaki tahminlerin piyasa beklentilerinin altında kalması vadeli işlem piyasalarında satış baskısının artmasına neden oldu.
Dün, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 0,18 artarken, S&P 500 endeksi yüzde 0,53 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,64 yükselerek kapanış rekoru kırdı. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise negatif seyirle başladı.
Avrupa borsalarında İtalya hariç dün sınırlı da olsa alış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, Avrupa Merkez Bankası (ECB) üç temel politika faizini de sabit bıraktı.
ECB Başkanı Christine Lagarde toplantı sonrası yaptığı açıklamada, ECB’nin Yönetim Konseyinde faiz indirimlerini konuşmak için “erken olduğu” konusunda fikir birliği olduğunu belirtti.
Kısa vadeli ekonomik göstergelerin zayıf kaldığını ifade eden Lagarde, ekonomide orta vadede bir iyileşme görüleceğini ve ekonominin en önemli yansıması olan iş gücü piyasasının da oldukça güçlü kalmaya devam ettiğini vurguladı.
Lagarde, Avro Bölgesi’nde enflasyon oranlarındaki genel düşüş eğiliminin sürdüğünü kaydederek, kısıtlayıcı para politikasının reel ekonomi üzerinde kapsamlı bir etki oluşturmaya devam ettiğini anlattı.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,03, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,11 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,10 yükselirken, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,60 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise negatif bir seyirle başladı.
Asya’da piyasalar yeni günde karışık bir seyir izlerken, Japonya’da açıklanan enflasyon verileri Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) gelecek dönem politikalarına ilişkin soru işaretlerini artırdı.
Buna göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ocakta yüzde 1,6 artışla beklentilerin oldukça altında kalırken, analistler, enflasyondaki yavaşlamanın BoJ’un normalleşme adımlarını öteleyebileceğini ifade etti.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,52 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,5 gerilerken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4 ve Güney Kore’de Kospi endeksi ise yüzde 0,5 yükseldi.
Yurt içinde dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,98 değer kazancıyla 8.169,89 puandan tamamlarken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) politika faizini 250 baz puan artırarak yüzde 45’e çıkardı.
TCMB’den yapılan duyuruda, “Kurul, dezenflasyonun tesisi için gerekli parasal sıkılık düzeyine ulaşıldığını ve bu düzeyin gerektiği müddetçe sürdürüleceğini değerlendirmiştir.” ifadeleri yer aldı.
Dolar/TL, dün yüzde 0,1 artışla 30,2542’den günü tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 30,3110 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu, yurt dışında ise Almanya’da tüketici güven endeksi ve ABD’de kişisel gelirler ve harcamalar verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.250 ve 8.350 seviyelerinin direnç, 8.100 ve 8.000 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Almanya, ocak ayı GfK tüketici güven endeksi
16.30 ABD, aralık ayı kişisel gelirler ve harcamalar
]]>Yeni yılla birlikte seçim ekonomisi tartışmaları yeniden başladı. Bununla birlikte Merkez Bankası Başkanı hakkındaki son iddiaların da uygulanan ekonomik programa darbe vurması bekleniyor. İşte bu tartışmaların devam etmesi beklenen önümüzdeki hafta içinde Merkez Bankası yeni bir faiz kararı verecek.
25 Ocak’ta toplanacak olan Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında 2,5 puanlık artırım kararı verilmesi bekleniyor. Böylece yüzde 42,5 olan politika faiz oranının yüzde 45’i bulacağı beklentisi hakim. Piyasalar geçen ayki toplantı sonrası yapılan açıklamadan bu artırımın yapılacağının sinyalini almışlardı.
Ancak asıl bundan sonrasında faiz oranlarının nasıl seyredeceği merak konusu. Politika faizinde yüzde 45’in pik noktası olarak kalıp kalamayacağı sorgulanmaya başladı. Sorgulamanın en önemli nedeni piyasadaki beklentilerin Merkez Bankası hedeflerine olan inancın oluşmadığını göstermesi. Yüzde 36’lık 2024 yıl sonu enflasyon hedefi koyan Merkez Bankası, piyasaları bu orana inileceğine ikna edemedi. Bu, faiz oranlarında yeni artışları kaçınılmaz kılabilir.
Beklentiler üzerinde ikinci önemli risk ise Ocak ayı enflasyon oranlarının beklenenden yüksek çıkma tehlikesi. İktisatçılar, en çok yüzde 6 çıkacak Ocak ayı enflasyonun makul karşılanabileceğini ancak piyasadaki hareketlerin bundan daha yüksek enflasyonu gösterdiğini söylüyorlar. Yüzde 6,5, hatta yüzde 7 Ocak ayı enflasyon rakamı görülebileceğini kaydediyorlar.
Piyasaların enflasyon beklentisinin düşmesi beklenirken, geçen hafta yapılan ankette 2024 yılsonu enflasyon beklentisi yüzde 41’den 42’ye yükseldi. Ocak ayı enflasyon rakamının yüksek çıkması halinde bu beklentilerin daha da yukarı çıkması bekleniyor. Bu durumda ise yüzde 45’e çıkacak faiz oranlarının yeterli olup olmayacağı daha yoğun biçimde tartışma konusu olacak.
PPK METNİ FAİZ KARARINDAN DAHA ÖNEMLİ
Mart sonunda yapılacak seçimler nedeniyle, gerekse dahi, Merkez Bankası’nın seçime kadar yeni bir faiz artırım kararı vermesi bir hayli güç görünüyor. Buna karşılık Merkez Bankası’nın yeni faiz artırımlarına açık kapı bırakmaması halinde ise piyasalardaki beklentilerin daha da bozulabileceğinden korkuluyor. Hemen olmasa bile, Ocak ayı enflasyonun açıklanacağı Şubat ayının ilk günlerinde, piyasalarda yeni bir bozulma beklenebilir.
İşte bu nedenle Merkez Bankası faiz kararı kadar, hatta daha da fazla, faiz kararı açıklama metninde yazılacaklar, piyasalar tarafından yakından izlenecek. Merkez Bankası PPK metninde, en azından “Gelecek verilere bağlı olarak, gerektiği takdirde faiz artırımından kaçınılmayacağı” mealinde bir ibarenin yer alması önemli olacak. Bu açık kapının bırakılması, piyasaların gerektiğinde yeni artırımlar yapılacağı konusunda ikna olmasını sağlayabilir. Aksi takdirde başlayan kısa vadeli yabancı fon akışının aksaması sonucu doğabilir.
REZERVLER YENİDEN ERİMEYE BAŞLADI
Mevcut verilere bakıldığında tablonun çok da olumlu olmadığı ancak programın sonuçlarının görülmeye başlandığı gözleniyor. Yabancı fon akışının başladığı, son haftalık verilere bakıldığında artık tüketimin de sınırlanmaya başladığı gözleniyor. Buna karşılık döviz rezervleri açısından tablo parlak değil. Geçen Aralık ayındaki yüksek rezerv birikimine karşılık, yılbaşından bu yana swap hariç net döviz rezervleri 5 milyar dolar eridi. Eksi 45 milyar dolara kadar yükselen swap hariç kamu dahil net döviz rezervlerinin geçtiğimiz hafta yeniden eksi 50 milyar doların da altına indiği gözlendi.
Bunun yanısıra Merkez Bankası’nın istediği TL mevduat faizlerinin yükselmesinde de başarı kazanılamadı. TL’ye dönüşü ve dolarizasyondan çıkışı gösterecek TL mevduat faiz oranlarını bankalar, kredi talebi de azaldığı için düşük tutmaya devam ediyor. En önemli neden bankaların politika faizinden daha ucuza fonlama yapıp, artı bir birikime ihtiyaç duymamaları.
İşte faiz artırım kararıyla birlikte, Merkez Bankası ve BDDK’nın piyasadaki fazla likiditeyi düşürüp, TL mevduat faizlerinin yükselmesini sağlayacak ek önlemler alma zorunluluğu da doğabilir.
BAKAN ŞİMŞEK’İN SEÇİM EKONOMİSİ TEPKİSİ
Ekonomik verilerin tümüyle sağlıklı bir yola girmemiş olmasının yanında, faiz oranlarını da etkileyecek yeni tartışmalar yaşandığına şahit oluyoruz. Bunun ilki Hükümetin önümüzdeki 2,5 ay süresince seçim ekonomisi uygulamasına ne kadar başvuracağına ilişkin tahminler. 2023 Aralık ayı bütçesinde, açığı 2 katından fazla artıran yüklü bir tahakkuk kaleminin ortaya çıkması bu yöndeki şüpheleri başlattı. 2024 yılında yapılacak bazı harcamaların, 2024 bütçe açığı düşük çıksın diye, önceki yılın son ayına tahakkuk olarak kaydedilmesi, bu ödeneklerin seçime kadar harcanacağı kaygısı yarattı.
Bunun ardından AKP kulislerinden aktarılan haberlerde Bakan Mehmet Şimşek’in seçime kadar piyasayı sıkmayacağı, partisinin seçimlerdeki oyunu artırmak için, yoğun bir secim ekonomisine izin vereceği haberi çıktı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bu haberleri yalanlama yoluna giderken, Bakan Şimşek “2024 yılı bütçesinde ek bir açığa izin vermeyeceğiz” diyerek, seçim ekonomi tartışmalarını kesme niyetini ortaya koydu.
Biz de seçim ekonomisi uygulamasının bu dönemde hızlanacağını düşünüyoruz. Bu yıl bütçe açığı hedefler içinde kalsa da, Hazine’nin nakit açığının bütçe açığının çok üzerinde çıkmasını bekliyoruz. Buradaki gelişmeleri, özellikle de ilk üç ay için, yakından takip etmek gerekecek. Gerçekten yüklü bir seçim harcaması yapılacak mı, bunu Şubat ayında görme imkanımız olacak.
MERKEZ BANKASI TARTIŞMALARI DA EKLENDİ
Bakan Şimşek’in bu seçim harcamaları tartışmalarını kesmek istemesinin en önemli nedeni, zaten kırılgan olan ekonomik dengelerin bu tartışmalar nedeniyle iyice bozulacak olması. Ekonomi yönetimi kırılganlığı, henüz tam anlamıyla piyasalara güven verilemediğini görüyor ve bu tartışmalarla başlayan olumlu gelişmelerin de durmasından çekiniyor.
Tam bu sırada Merkez Bankası Başkanı Gaye Erkan ve ailesinin Merkez Bankası’nda yaptıklarına ilişkin iddialar ortaya çıktı. Bu iddiaların ve çıkan tartışmaların, Kurumun süreçteki önemi nedeniyle, uygulanan ekonomik programa zarar vermesinden çekiniliyor. Şu anda sadece enflasyonla mücadeleye kilitlenmesi gereken, yönetim zafiyeti yaşanmaması gereken Merkez Bankası’nın bu tartışmalarla anılması, ekonominin gidişatı açısından en son olması gerekendi. Bu tartışmaların nasıl sonuç vereceği yakından izlenecek.
Özetle; ekonomi yönetiminin işi iyice zorlaşmış görünüyor. Bu tartışmaların da etkisiyle, bu hafta yüzde 45’e çıkacak politika faizinin yetmeme ihtimali artmış görünüyor. Seçime kadar yapmasa bile, seçimden sonra Merkez Bankası’nın yüzde 45’in üzerine çıkacak yeni faiz artırımlarını görebiliriz.
]]>Altınbaş Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, dar gelirlinin harcama profilinde gıda, ulaştırma ve kira gibi giderlerin ağırlıklı olduğunu belirtti. Bu nedenle gıdada yüzde 72, ulaştırmada 92.5, kirada ise yüzde 108.5 oranındaki artışlar ile enflasyonun en çok dar gelirliyi etkilediğini belirtti. Hizmetlerdeki yüzde 90.7’lik artışın ise daha çok turistlerin ve hali vakti yerinde kişilerin daha fazla yararlandığı ekonomik aktivitelerdeki talep yüksekliğini gösterdiğini söyledi. Kozanoğlu, “Faizler yükselip talep zayıfladıkça otomotiv, beyaz eşya, giyim kuşam gibi sektörler olumsuz etkilenir. Buna karşılık zorunlu tüketim maddelerinde ve orta üst kesimlere yönelik hizmetlerde yavaşlama daha geç hissedilir” açıklamalarını yaptı.
Emekli, memur ve asgari ücrete yapılan zamların etkilerine de değinen Kozanoğlu, “Asgari ücret yılda bir kez belirleneceği için bundan sonra her ay asgari ücretlilerin alım gücü zayıflayacak. Bunu bilen asgari ücretli de özellikle dayanıklı ürünlerde market alışverişlerini öne çekecek. Şu anda açlık sınırı 14.025 TL. Yani tüketici enflasyonu yüzde 21.2’yi bulunca asgari ücret açlık sınırının altına düşecek” dedi.
“Beyaz yakalıda tatminsizlik ve işe yabancılaşmayı beraberinde getiriyor”
Kozanoğlu ayrıca istisnai bir ücret olması gereken asgari ücretin giderek özel sektörde norm ücret haline geldiğine işaret etti. Özellikle deri, giyim, mobilya, gıda, inşaat, toptan ve perakende ticaret ve lokanta-kafelerde bu oranın yüzde 70 ve üzerine çıktığını söyledi. Beyaz yakalı ve yüksek eğitimli ücretlilerin, asgari ücrete yaklaşmasının bazı olumsuz etikleri olduğuna da değinerek, “Tatminsizlik, işe yabancılaşmaya yol açıyor. Beyin göçünü hızlandırıcı bir etki yapıyor” değerlendirmesini yaptı. Özel sektörle kamu istihdamı arasında da makasın ikincisi lehine açıldığına dikkat çeken Kozanoğlu, “İnsanlarda kamuya kapılanma eğilimi artıyor. Eğitimin, deneyimin, işteki başarı ve arzunun giderek daha az prim yaptığı, çalışanların karnını doğurmaya şükretmesi eğilimi güçleniyor” görüşlerini dile getirdi.
“2024’ün ikinci yarısı ekonomide keskin soğuma dönemi”
Türkiye ekonomisinin iç talep çekişli bir dönem yaşadığına işaret eden Kozanoğlu, buna karşılık işgücünün milli gelirden aldığı payın giderek daraldığını kaydetti. Kozanoğlu’na göre, bu durum bir ölçüde pandemide özellikle uzaktan çalışanların birikimlerinin artması ve “refah etkisi” denilen orta üst gelir grubunun emlak, otomotiv ve borsa yatırımlarının prim yapmasının verdiği güvenle harcama isteklerinin kamçılanmasıyla açıklanabilir. Ama daha çok, bireysel krediler dahil kredi faizlerinin enflasyonun çok altında tutulması nedeniyle insanların gelirlerinin çok üzerinde harcama yapmalarının bir sonucu olduğunu değerlendiriyor. “Yükselen faizlerle talebin bu kaynağı da kuruyacak, 2024’ün ikinci yarısında ekonomide keskin bir soğuma görülecek. Şu anda hafif bir yavaşlama gösterse de kredi kartlarıyla harcama yıllık yüzde 160 artışla hala canlı. Onun da durulması gerçekleşirse yavaşlama daha belirginleşir.”
“Ekonomik durgunluk, işsizliği yukarı çeker”
Kozanoğlu, ekonominin durgunluk eğilimlerinin her zaman işsizliği yukarı çektiğini hatırlattı. 2018 döviz şokunun ardından oluşan 2019’daki yüzde 13.7 işsizlik oranı hatırlatan Kozanoğlu, “Şirketler kolay işçi çıkartmak istemeyecekler. Deneyimli elemanları kaybetme kaygısı taşıdıkları için genç işsizliği tırmanabilir. Şu anki yüzde 16.3 genç işsizlik oranının çok üzerinde yüzde 20-25 aralığında bir oranla karşılaşılabilir. Ekonomik yavaşlamanın ilk etkileri kasım ayında işsizlik oranının yüzde 0,4 artışla yüzde 9,0’a yükselmesinin yanı sıra sanayi üretiminin de bir önceki aya göre yüzde 1,4 daralmasıyla hissedilmeye başlandı” dedi.
Kozanoğlu, yabancı sermayenin kaçma riskine işaret etti
Kozanoğlu, muhtemel bir faiz indiriminin ise yabancı sermayeyi kaçırma riski taşıdığını vurguladı. Kozanoğlu’na göre, sıcak para domates, peynir fiyatına bakmaz. “Sadece ülkede bulunduğu sürede sağlayacağı getiriyi ve çıkış anında giriş kuruna göre TL’deki uygun görmediği noktada ülkeyi terk etmekte tereddüt göstermez” diyerek sözlerini şöyle tamamladı: “Tüm gayretlere, küresel tanıtım turlarına karşılık 2023’te borsa ancak 1.3 milyar dolar, DİBS de 4.9 milyar dolar çekebildi. 2024 yılı işte dezenflasyon sürecini sürdürme amacı ile ekonominin ani bir duruşa geçmesini önleme gereği arasında ekonomi yönetiminin zor tercihlerde bulunacağı bir dönem olacak. Ama bu kemer sıkma programının en büyük yükünü yine emeğiyle geçinen geniş halk kitleleri çekecek.” – İSTANBUL
]]>
