(ANKARA)- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş cinayetine yönelik hazırlanan iddianameye yöneltilen eleştirilere yanıt verdi. Bahçeli, “Mahut ve malum bir cinayet davasının hazırlanan 145 sayfalık iddianame dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocaklarına iftira atan, kan ve çamur sıçratan alçaklar koalisyonu, ne hikmetse devlet ve millet karşıtlarına kucak açmakta, methiyeler düzmektedir. Bugüne kadar niye iddianame hazırlanmadı diye sordular. İddianame hazırlandı, içi boş dediler. Davamızı yargılamak için kuyruğa girdiler. CHP’sinden İP’ine kadar malum partiler neyi biliyorsa acilen mahkemeye yetiştirmelidir” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, şu görüşlere yer verdi:
“Olgunlaşmak demek, hiçbir şeye şaşırmamak demektir. Geldiğimiz bu aşamada gördüğümüz, yaşadığımız ve şahit olduğumuz ne varsa bizi şaşırtmıyor, şaşkınlığa sürüklemiyor. Fırsatını buldukları anda, kavramların içini boşaltan, değerleri çarpıtan, anarşi mekaniğini çalıştıran, istismar çarkını çeviren odakların bayağı dayatmaları bile sıradanlaşmakla kalmamış, hiç kimsenin ilgisini çekmeyecek boyutlara gelmiştir. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü intikam gününe tahvil etmek için çırpınan şehir eşkıyasının meselesi ne emek ne de dayanışmadır. Tıpkı ağababaları Marx gibi, hayatlarında tek bir fabrikaya girmemiş, tek bir emekçinin elinden tutmamış bu güruhun aklı rehinli, iradesi ipotekli, vicdanı da tutsaktır. 1 Mayıs’ta yalnızca görevini yapan ve sağduyulu tavrı sebebiyle övgü alan Türk polisine düşmanca saldıranlar, nefretle muamele edenler, biliniz ki, haçlı kalıntısı ve düşman bakiyesidir. Emek gücü, bir kimsenin çalışma ve mal üretme kudretidir. Hayatları miskinlik, tembellik, hainlik ve tufeyli utanmazlıkla geçen küçük bir azınlığın 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde sahneye çıkıp Taksim’e yürüme ve burada gösteri yapma gayesi her şeyden evvel maksatlıdır, maşalıktır, madrabazlıktır. Emek ve Dayanışma Günü’nü ülkemin her yerinde kutlamak mümkündür. Peki bu Taksim ısrarı niyedir? Buradaki amaç nedir? Emek ve dayanışmayla Taksim’in ne alakası vardır? 1 Mayıs 1977’deki acıklı ve vahim hadiselerin tekrarı mı planlanmaktadır? Taksim inadının altında yatan hesap nedir? Emek kutsaldır, emekçilerimiz saygındır, hepsi de başımızın üstündedir.
“İŞLERİNE GELİNCE İNSAN HAKLARI BİLİRKİŞİLİĞİ YAPIYORLAR”
Türkiye’nin, Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine açılan soykırım davasına müdahil olma kararı çok önemli bir adımdır. Geçen hafta İsrail’e yönelik ticaretin durdurulması da ülkemizin insani ve vicdani çerçevede ne alırım, ne kaybederim çetelesi tutmadan yaptığı muazzam bir siyasi hamledir. Böylelikle Türkiye’nin İsrail’le ticaretini diline dolayıp fitne çıkaranların hesabı bozulmuştur. İsrail’in Gazze katliamı geçtiğimiz hafta sonunda; Almanya, Fransa, Küba, Kanada, ABD, Arnavutluk başta olmak üzere pek çok ülkede protesto edilmiştir. Sivil ve masum bir halka reva görülen hunhar ve barbar saldırılar lanetlenmiştir. İsrail vatandaşları da hükümetlerini kınamakta, saldırıların durmasını talep etmektedir. Birçok ülkede üniversite öğrencileri ayaktadır. ABD’deki bir üniversitede yapılan mezuniyet töreni sırasında, öğrenciler, mezuniyet cübbeleri üzerindeki kefiyelerle Filistin bayrağı açmış, soykırım karşıtı sloganlar atmışlardır. Demokratik ve meşru gösterilere zorbalıkla karşılık veren, öğrencilere ters kelepçe vuran, gözaltı uygulaması yapan bazı ülkelerin hali pür melali rezalettir, melanettir. Hani nerede özgürlük ve insan haklarına riayet? İşlerine gelince insan hakları bilirkişiliği yapan ve bu konuda raporlar ve ev ödevleri hazırlayan ülkelerin, işlerine gelmedi mi hak ve hukuk ihlallerinde sınır tanımamaları utanç duyulacak bir ikiyüzlülüktür.
“NETENYAHU’NUN BEDEL ÖDEMESİ ARTIK HUKUK NAMUSUDUR”
Bu gelişmeler yaşanıyorken, Kahire’de yürütülen ateşkes ve rehine takası anlaşmasının çıkmaza girmesi çok tehlikelidir. Refah’a operasyon tehdidinden geri adım atmayan Netenyahu müzakere sürecini dinamitlemektedir. Gazze’ye yönelik saldırıların kesilmesini açıkça ihtiva etmeyen bir anlaşmanın kalıcı ve kabul edilebilir olması elbette düşünülemeyecektir. İsrail yönetiminin ateşkes çabalarını sabote etmek için beyhude gerekçeler uydurması, esir takasına eşzamanlı olarak Gazze’ye saldırıları sonlandırma talebine kapalı durması soykırımın devamına işarettir. Gazze’de savaşın sona ermesine yanaşmayan Netenyahu’nun bedeli ödemesi artık bir insanlık ve hukuk namusudur. Birleşmiş Milletler çok acil devreye girmelidir. İsrail askerleri işgal edilen bölgelerden önşartsız çıkmalıdır. Zira bölge bıçak sırtındadır.
“KUTUPLAŞMA YERİNE KUCAKLAŞMAK LAZIM”
Bahar aylarıyla beraber siyasette de bahar mevsiminin doğuşundan memnuniyet duyacağımızı hiçbir komplekse veya kuşkuya kapılmadan ifade etmek isterim. Kutuplaşmak yerine kucaklaşmak lazımdır. Ortak akılla hareket ederek ülkemizin temel meselelerine kafa yormak, milli birlik ve dayanışmanın muteber imkanlarıyla mesafe almak bizim de arzu ve amacımızdır. Nitekim kapımıza değil de, kalbimize vuranı buyur ederiz. Siyasette köprü kurmak yerine duvar inşa edersek yanlışa düşeceğimizi herkesin idrak etmesinde yarar vardır. Sıkılı yumrukların açılması, çatık kaşların normalleşmesi, sertlik yerine yumuşamanın hakim olması, bunun da sürdürülebilirliği halisane dileğimizdir. Siyaset kavga arenası değil, konuşma ve düğümleri çözme sahasıdır. Sözün ateşiyle münakaşa ve muharebe etmek yerine; akıl ve ahlaki mutabakat ve müzakereyle Türkiye’mizin yükseliş sürecine herkes destek vermelidir. Türk ve Türkiye Yüzyılına müzahir tavır ve tutum geliştirmek her siyasi parti ve siyasetçi için milli sorumluluktur. DEM’lenmek yerine kantı, yani şekerli suyu tercih etmek, bundan da yudum yudum içmek akla en yatkın seçenektir.
“OSMAN KAVALA’NIN SERBET KALMASI İÇİN SİPARİŞ SÜREÇ DEVAM EDİYOR”
Bir defa siyasetin yumuşama ve normalleşmesinin vasatı Türkiye ve Türk milletinin ortak değerleri, ortak çıkarları, ortak geleceğidir. DEM’lenenlerin ayılması bir başka düşüncemiz ve temennimizdir. Türkiye’de yargı yetkisini Türk milleti adına kullanan bağımsız ve tarafsız mahkemelerdir. Anayasa’nın 138’inci maddesine göre; Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. Bir davada sanıkların, tanıkların veya mağdurların lehlerine veya aleyhlerine olacak şekilde yargı yetkisi kullananlara baskı yapmak, talimat vermek suçtur. Bu suç şikayete bağlı bir suç da değildir. Bilhassa Gezi Parkı Davası’nda hüküm alan Osman Kavala’nın yeniden yargılanması ya da serbest bırakılması hususunda kamçılanan sipariş bir süreç devamlı surette ilerletilmektedir.
“DAVAMIZI YARGILAMAK İÇİN KUYRUĞA GİRDİLER”
Devletin üç unsuru vardır. İlki millet, ikincisi ülke, üçüncüsü de egemenliktir. Bunların dayanağı da hukuktur. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Suç ‘eski sistemde işlendi, yeni sistemde geçersizdir’ demek, devleti ve milleti bilmeyen, bilse de hasıraltı eden tetikçilerin ve kimliksizlerin harcıdır. Mahut ve malum bir cinayet davasının hazırlanan 145 sayfalık iddianame dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocaklarına iftira atan, kan ve çamur sıçratan alçaklar koalisyonu, ne hikmetse devlet ve millet karşıtlarına kucak açmakta, methiyeler düzmektedir. Hayatlarında tek bir defa ülkücünün hakkını, hukukunu ve haysiyetini gözetmeyen mihrakların partimizi ve Ülkü Ocaklarını bir cinayetle anma teşebbüsleri ayrıca değerlendirilmesi gereken şerefsizce bir saldırganlıktır. Bugüne kadar niye iddianame hazırlanmadı diye sordular. İddianame hazırlandı, içi boş dediler. Davamızı yargılamak için kuyruğa girdiler. Milliyetçi Hareket Partisi olarak beklentimiz şudur Mezkur iddianame ilgili mahkeme tarafından kabul edilip yargılama süreci derhal başlatılmalıdır. Kimin elinde hangi belge ve bilgi varsa mahkemeye sunmalıdır. Hatta şahit olarak dinlenmek isteyenlere mahkeme kapısı açılmalıdır. Televizyon ekranlarında mahkeme yargılanamaz. CHP’sinden İP’ine kadar malum partiler neyi biliyorsa acilen mahkemeye yetiştirmelidir. Abdestten şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz. Çiğ süt içmeyenin karnı da ağrımaz. Bakalım hukuki süreç Ankara’da mı bitecek, yoksa Pensilvanya’ya mı dayanacak, hodri meydan, hep beraber göreceğiz. Bilinmesini özellikle isterim ki ellerinde binlerce Ülkücü şehidimizin kanı olanların feriştahı gelse biz de yaprak dahi kımıldamaz, kımıldamayacaktır.”
]]>
6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın 52. ölüm yıl dönümlerinde Karşıyaka Mezarlığı’nda anma törenleri düzenlendi. Çok sayıda siyasi parti, sivil toplum kuruluşu, sendika ve derneğin gerçekleştirdiği anma törenlerinde, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın mezarlarına karanfiller bırakıldı, saygı duruşunda bulunuldu. Anmaya katılan vatandaşlar “Deniz’lere sözümüz devrim olacak” sloganı attı.
Anmada, Türkiye İşçi Partisi, Sol Parti, Ankara Dayanışma Derneği, Fikir Kulüpleri Federasyonu, Emek Partisi, Emekçi Halkın Partisi, Halkevleri, Pir Sultan Abdal Derneği, Ankara Dersimliler Derneği, KESK Ankara Şubesi, TKP, TMMOB ve Yeşil Sol Parti temsilcileri yer aldı. Ankara 68’liler – Devrimci 78’luler Federasyonu kortejinde bulunanlar “Yaşasın devrim ve Sosyalizm”, “Nehirden denize özgür Filistin” sloganları eşliğinde yürüdü.
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın bulunduğu DEM Parti korteji “Unutmadık, unutmayacağız” yazılı pankartla, ellerinde güller ve karanfillerle yürüdü.
“ONLARI ASLA UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”
Anmada “Bize bırakmış oldukları devrimci, sosyalist ve yurtsever mücadeleyi bizler bugün onlara layık olacak şekilde yürütmek için mücadelemizi sürdürüyoruz” ifadelerini kullanan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları şöyle konuştu:
“Onların kalemlerini kırdılar ama ışığa dokunamadılar. Devrimci mücadeleye dokunamadılar. Halkların barışını ve kardeşliğini isteyenlere dokunamadılar. O ışık şu anda Kürt halkının yüreğinde, Türkiye’deki işçi ve emekçilerin yüreğinde. Pırıl pırıl mücadeleyi şu anda mezarı başında onları andığımız yoldaşlarımızın yolunda ilerlemektedir. Bizler Denizlerin ifade ettiği gibi Kürt ve Türk halklarının kardeşliği için, bizler bu ülkede ezilenler ve sömürülenler için, bu ülkede açlık ve yoksullukla pençeleşen işçiler, emekçiler, yoksullar için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Tıpkı Deniz’lerin bıraktığı miras gibi emperyalizme karşı bölgede halkların barışını sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Bir kez daha Deniz’leri andığımızı ifade ediyor, onları asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Yaşasın devrimci mücadelemiz.”
“BU MÜCADELEYİ BAŞARIYA ULAŞTIRACAĞIMIZA EMİNİZ”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise şöyle konuştu:
“Yaktıkları meşale bugün Türkiye’de, Kürdistan’ın dört bir yanından dalga dalga yayılıyor. Yolumuzu açıyor ve mücadelemizi aydınlatıyorlar. Saygıyla selamlıyoruz. Emin olsunlar ki Deniz, Yusuf ve Hüseyin’lerin mücadelesi başarıya ulaşıncaya kadar devam edecektir. Van direnişinde olduğu gibi, Amed’te olduğu gibi, özgürlüğüne, eşitliğine, haklarına sahip çıkan emekçilerin mücadelesini devam ettirecektir. Biz bu mücadeleyi başarıya ulaştıracağımıza eminiz.”
]]>
1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlamak isterken Saraçhane, Beşiktaş, Şişli ve Beyoğlu gibi semtlerde polisle karşı karşıya gelen ve gözaltına alınan 65 kişiden 38’i tutuklanmış, 27 kişi ise adli kontrol şartı uygulanarak serbest bırakılmıştı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da bugün 12 kişinin daha gözaltına alındığını açıklamıştı.
Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 1 Mayıs’ta tutuklananlar için Sakarya Meydanı’nda eylem yaptı. Eylemde, “Taksim’i özgür bırak. Arkadaşlarımızı geri alacağız” yazılı pankart açıldı. Eyleme DEM Parti, Türkiye İşçi Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Sosyalist Emekçiler Partisi, Emek Partisi, Halkevleri, Devrimci Gençlik Dernekleri, UMUT-SEN, Gençlik Komiteleri, Öğrenci Kolektifleri katıldı.
“TAKSİM’E YÜRÜME İRADESİ KIRILAMAMIŞTIR”
Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri adına basın açıklamasını okuyan Sevil Ulaş, “Dün gece 1 Mayıs için Taksim’e yürüyen ve bu sebeple gözaltına alınan arkadaşlarımızın tutuklanma haberini aldık. İstanbul’da 38 arkadaşımız bugün tutuklular. Bugün itibariyle ev baskınları ve gözaltılar hala devam ediyor. 1 Mayıs günü binlerce insan emekleri ve özgürlükleri için sokaklarda buluştu. Saray’ın 1 Mayıs korkusu tüm İstanbul’u sarmış 4 ilçede 49 cadde trafiğe kapatılmış, 42 bin polisle işçi-emekçilere 1 Mayıs yasaklanmak istenmiştir” dedi.
Ulaş, açıklamasının devamında, “İşçilere siyanürlü madenlerde ölmek yasak değil, kadınların sokak ortasında öldürülmeleri yasak değil, öğrencilere KYK yurtlarında ölmek yasak değil, emeklilerin açlık sınırının altında, sefalet ücretiyle yaşaması yasak değil ancak Taksim size yasak denmiştir. Bütün engellemelere, şiddete, kara propagandaya rağmen binlerin Taksim’e yürüme iradesi kırılamamıştır” diye konuştu.
“TAKSİM’DE 1 MAYIS KUTLAMAK MEŞRUDUR”
Ulaş, İstanbul Valisi Davut Gül’ün “Devlet yarına bırakır ama yanına bırakmaz” açıklamasıyla Taksim’e yürüyenleri hedef gösterdiğini belirterek, “1 Mayıs günü ve sonrasında toplam 270’i aşkın kişi için gözaltı kararı alınırken, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ikametlerinden gözaltına alınan arkadaşlarımızı ‘kaçtıkları yerden yakalandılar’ yalanıyla kriminalize etmeye çalışmış, ‘gereği yapıldı’ ifadeleriyle polis işkencesini aklamaya çalışmıştır. Taksim 1 Mayıs alanıdır. Taksim’e yürümek haktır. Taksim’de 1 Mayıs kutlamak meşrudur. Ortada olan tek suç işçi sınıfının 1 Mayıs Meydanı’nın, milyonların özgürlük alanı Taksim Meydanı’nın emekçilere yasaklanmasıdır” dedi.
“TAKSİM BİZİZ, ARKADAŞLARIMIZIN ARKASINDAYIZ”
Ulaş, iktidarın işçilerden, emekçilerden, kadınlardan ve öğrencilerden korktuğunu savunarak şöyle konuştu:
“Bu 1 Mayıs’ta dört bir yandan Taksim’e yürüyenler, işçilerin, yoksulların, barınamayanların, geçinemeyenlerin, emeklilerin, kadınların, öğrencilerin iradesidir. Ankara’nın meydanlarından sesleniyoruz. Bu iradeyi ne kara propagandanız, ne hedef göstermeleriniz, ne yasaklamalarınız yenemeyecek. Direnenler, halkın öfkesini örgütleyenler kazanacak. Saldırılara karşı insanca, onurlu bir yaşam mücadelesini büyüteceğiz. Taksim biziz, arkadaşlarımızın arkasındayız.
Bizler Ankara Emek ve Demokrasi güçleri olarak Taksim mücadelesinin tüm bu politikalara karşı mücadele olduğunun bilinciyle yan yana omuz omuza mücadele etmeye devam edeceğiz. Taksim’e yürümek istediği için gözaltına alınan arkadaşlarımız, milyonların insanca yaşam talebine sahip çıkmıştır, Taksim’e yürümek istediği için gözaltına alınan arkadaşlarımız eşit, özgür ve kardeşçe yaşanacak bir ülke talebine sahip çıkmıştır. Tutuklanan arkadaşlarımızın talepleri milyonların talepleridir. Milyonları yargılayamazsınız. Arkadaşlarımız serbest bırakılsın. Tutuklanan arkadaşlarımız serbest bırakılana, halkın emeğine, haklarına çöken yağmacılardan kurtulana kadar mücadelemiz devam edecek. Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz.”
]]>CHP Adalet Bakanılğı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, İzmir Milletvekili Gökçe Gökçen, CHP’nin takip ettiği toplumsal olay ve davalara ilişkin bugün partisinin genel merkezinde basın toplantısı yaptı.
“1 MAYISLARI TAKSİM’DE BARIŞ İÇİNDE KUTLAMAK VE EMEK İÇİN MÜCADELEMİZİ TÜM KARARLILIĞIMIZLA SÜRDÜRECEĞİZ”
Gökçen, Anayasa Mahkemesi kararına karşın emekçilerin 1 Mayıs’ta Taksim’e alınmamasına tepki göstererek “İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı’nın somut ve gerçek bir tehlike olmaksızın Taksim Meydanı’nı tamamen yasaklamaları, Anayasa’ya aykırıdır. Bayramın hemen ertesi gününde İstanbul Valisi’nin ‘Devlet yarına bırakır ama yanına bırakmaz’ diyerek hakkını kullanmak isteyen ve bu yüzden gözaltına alınan kişileri tehdit eder bir dil kullanması yalnızca siyasi olarak sakıncalı değil, aynı zamanda hukuken de yasaklanmış olan kanunsuz emirin itirafıdır. Bizler, 1 Mayısları Taksim’de barış içinde kutlamak ve emek için mücadelemizi tüm kararlılığımızla sürdüreceğiz” diye konuştu.
“BU KARAR DAHA DA KARARLI BİR MÜCADELENİN BAŞLANGICIDIR”
Çorlu Tren Katliamı Davası’nı takip ettiklerini anımsatan Gökçen, karar duruşmasında sanıkların aldıkları cezaların yeterli olmasa da ailelerin içine bir nebze su serptiğini dile getirdi. Gökçen, “Bu karar, bir son değil, yeni bir siyasi iklimin getirisi ve daha da kararlı bir mücadelenin başlangıcıdır. Ancak, Soma’da hiçbir yetkili tutuklanmazken, Çorlu’da bu kadar zaman davanın ilerlemesi mücadeleci ailelerin adalet taleplerini yükseltmeleri sonucunda olmuşken, bu davaların avukatları olan Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay’ın halen cezaevinde olduklarını da hatırlatıyoruz” ifadelerini kullandı.
“OLAYLARIN AÇIKLIĞA KAVUŞTURULMASI HUKUK DEVLETİ BAKIMINDAN ELZEMDİR”
Gökçen, Anayasa Mahkemesi karaına rağmen Galatasaray Meydanı’nın Cumartesi annelerine-insanlarına hala kapalı olduğuna işaret ederek “Adalet arayışını desteklemek isteyen yurttaşlarımızın hakkına her hafta engel olunuyor. Bu anayasaya aykırı yasağın sonlandırılması ve Cumartesi Annelerinin belirttiği gibi, olayların açıklığa kavuşturulması hukuk devleti bakımından elzemdir” dedi.
“‘İSİAS OTEL ORTAK DAVAMIZ’ DEMEYE, TÜM DAVALARI TAKİP ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
İsisas Otel Davası’na ilişkin de konuşan Gökçen, “İsias davası ve depremden etkilenen diğer illerde de takip ettiğimiz diğer davalar, yalnızca bugünün sorumlularının yargı önünde hesap verebilmesini değil, aynı zamanda bugünden itibaren yapılacak olan binaların nasıl bir mantıkla inşa edileceğini de gösterecektir. İhmal sonucunda yıkılmış olan bir yapıya izin veren, imza atan, denetleyen herkesin sorumluluğu vardır. Tam da bu yüzden ‘İsias otel ortak davamız’ demeye ve bu kapsamda açılmış olan tüm davaları takip etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“HERKES, YARGI ÖNÜNDE HESAP VERMELİDİR”
10 Ekim Gar Katliamı davasına dair de konuşan Gökçen, davadaki eksiklikleri anımsatarak “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihinin en kanlı terör saldırısını bütün yönleriyle 8 yılda aydınlatamayacak bir devlet değildir. Bizzat terör saldırısını gerçekleştirenler ile ihmalleriyle katliamın boyutunun büyümesine sebep olan herkes, yargı önünde hesap vermelidir” açıklamasını yaptı.
“TAHİR ELÇİ SUIKASTI BİR AN ÖNCE AYDINLATILMALI, SORUMLULAR HESAP VERMELİ”
Tahir Elçi Davası’nda savcılığın sanık polislerin beraatine karar verilmesi yönünde bir mütalaada bulunmasına tepki gösteren Gökçen, “Türkiye’de faili meçhul cinayetler döneminin geride bırakılması gerekliliği söze gelince herkesçe paylaşılsa da bu davanın gidişatı hepimizi kaygılandırırken cezasızlık politikasının da sürdürüleceğini göstermektedir. Tahir Elçi suikastının bir an önce aydınlatılması ve tüm sorumluların yargı önünde hesap vermesi çağrımızı tekrarlıyoruz” ifadelerini kullandı.
“CUMHURBAŞKANI GEÇ KALINMADAN CEZA HAFİFLETME VEYE KALDIRMA YETKİSİNİ EMEKLİ GENERALLER İÇİN KULLANSIN”
28 Şubat Davasında hükümlü olan emekli generaller, Çetin Doğan, Fevzi Türkeri, Yıldırım Türker, Temel Özkaynak ve Erol Özkasnak’ın olumsuz sağlık koşullarına rağmen cezaevinde tutulmalarını da gündemine alan Gökçen, Cumhurbaşkanı’nın anayasanın 104. maddesinde yer alan “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır” yetkisini hatırlattı. Gökçen, “Geç kalınmadan bu yetkinin emekli generaller için de kullanılmasını bizler de talep etmeye, durumu yakından takip etmeye devam edeceğiz.
“HERKES İÇİN ADALET SAĞLANMASI AMACIYLA MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Bizler, hukukun gereği neyse onun yapılması, toplumun yakından takip ettiği birçok olayın her yönüyle aydınlatılması ve her kim olursa olsun, herkes için adalet sağlanması amacıyla mücadelemizi sürdüreceğiz. Adalet arayışı yükseldikçe, nerede bir zulme uğrayan varsa orada bizler çoğaldıkça, Türkiye’yi çok daha parlak bir geleceğe hep birlikte kavuşturabiliriz.”
]]>CHP Ankara Milletvekili Aylin Yaman, “İktidarın son yirmi yıldır başta mensubu olduğum sağlık camiası olmak üzere her alanda yaptığı düzenlemeler emek sömürüsünü yaygınlaştırmış ve derinleştirmiştir. Muhtaçlık temelli sosyal yardım uygulamaları, rantçı ve kar odaklı yaklaşımlar emeğin değerini yerle bir etmiştir. Asgari ücretle çalışma ülkenin adeta asgari değil, ortalama ücreti haline getirilmiştir” dedi.
CHP Ankara Milletvekili Aylin Yaman, TBMM Genel Kurulu’nda dün yaptığı konuşmada; asgari ücretin yetersizliğine ve açlık sınırı altında çalışan işçilerin sorunlarına değindi. Yaman, “İktidarın son yirmi yıldır başta mensubu olduğum sağlık camiası olmak üzere her alanda yaptığı düzenlemeler emek sömürüsünü yaygınlaştırmış ve derinleştirmiştir. Muhtaçlık temelli sosyal yardım uygulamaları, rantçı ve kar odaklı yaklaşımlar emeğin değerini yerle bir etmiştir. Asgari ücretle çalışma -ki DİSK verilerine göre işçi olarak çalışanların yüzde 50’sinden fazladır- ülkenin adeta asgari değil, ortalama ücreti haline getirilmiştir. Daha vahimi bu ülkede asgari ücretin de altında çalışan işçiler mevcuttur. Kısacası, 10 işçiden 6’sı açlık sınırının altında yaşamaktadır” dedi.
“AKP İKTİDARI KARINLARIN SİMİTLE DOYMASINI BİR LÜTUF OLARAK GÖSTERİYOR”
AKP iktidarının emeğe değer veren bir sisteminin olmadığını ve günümüzde artık karınların simitle doymasını bir lütuf olarak gösterdiğinin altını çizen Yaman, “İktidar için emek; eğitim, yetkinlik, kıdem, yaş, liyakat değer biçilmeyen süslü kelimelerdir. Bu nedenledir ki en fazla okuyan, dirsek, beyin ve fiziksel güç harcayan, en ağır sorumluluğu taşıyan sağlık ordusunun dahi emeği görülmez örneğin. Sağlıkta insan kaynağı maliyet kalemi olarak görülür, sağlık çalışanları eğitimleri dışında birbirlerinin yerine çalıştırılır ya da eğitim sisteminde bu kadar ihtiyaç duyulan, büyük emekle eğitim alan binlerce öğretmenin ataması yapılmaz, çocuklarımızı ve gençlerimizi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’yle çağ dışı antilaik bir sisteme terk eder” diye konuştu.
“HER YIL 2 BİNE YAKIN İŞÇİ İŞ CİNAYETLERİNDE HAYATINI KAYBEDİYOR”
Emeğin değeri olmadığı gibi emekçilerin canın da değerinin olmadığını vurgulayan Yaman, “Ne yazık ki her yıl 2 bine yakın işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetmektedir. Emek, bir işin bitirilmesi için harcanan vakittir onlar için; kim tarafından harcandığı önemli değildir, zira enerjisi yüksek, verilen görevi korkunun gölgesinde yapabilecek en önemli grup olan çocuklarımız iyi kaynaktır onlar için. Bu nedenledir ki yasak olmasına rağmen 1 milyona yakın çocuk işçi çalışmaktadır bu ülkede ve maalesef bu çocuklarımız ölümle sonuçlanan işlerde çalışmakta, çocuk işçi ölümlerinin üçte 1’i 15 yaş altında gerçekleşmektedir” dedi.
“SARI SENDİKALAR VE TEMSİLCİLERİ EMEK SÖMÜRÜSÜNÜN DESTEKÇİLERİ OLDULAR”
Ülkede sendikal faaliyetlerin bitirildiğini kaydeden Yaman, “Üyeleri baskı ve tehditlerle karşılaşan, basın açıklaması dahi yaptırılmayan, sistematik olarak itibarsızlaştırılan ve korku kültürü altında mücadele etmeye çalışan çok az sayıda sendika var artık. İktidarla ideolojik yakınlıkları ve kuvvetli bağları olan sarı sendikalar ve temsilcileri bilsinler ki tarihe emek sömürüsünün destekçileri olarak geçecekler” ifadelerini kullandı.
]]>
Ömer Halisdemir Meydanı’nda düzenlenen etkinlikte konuşan HAK-İŞ Niğde İl Başkanı Kadir Yenel; sendika olarak taleplerini sıraladı. Yenel; “Bugün 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Gününde; 48 yıldır emeğimizin ve alın terimizin hakkı için, hayat pahalılığı ve yoksullukla mücadele edilmesi için, vergide adaletin sağlanması için ve sendikal örgütlülüğün artması için meydanlardayız. 76 yıldır Siyonist İsrail’in Filistinlilere yaptığı katliamları, işgalleri ve zulümleri tüm Dünya’ya haykırmak üzere alanlardayız. Değerli Emekçi Kardeşlerimiz, Bugün 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Gününde; vergide adaletin sağlanması, enflasyon, hayat pahalılığı ve yoksulluk ile mücadele edilmesi, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi, kayıt dışı istihdamın ve sosyal güvencesizliğin önlenmesi, emeklilerimizin asgari geçim şartlarının sağlanması, Kadın, genç ve engellilerin çalışma ve toplumsal hayata katılımlarının desteklenmesi başta olmak üzere taleplerimizi tüm kamuoyuna duyuruyoruz. HAK-İŞ, Türkiye ve Dünya Sendikal Hareketinde emeğin ve emekçinin bugünü ve geleceği için durmaksızın çalışmaya devam edecektir. HAK-İŞ, ülkemizin, bölgemizin, küremizin bütün mağdur ve mazlumlarına olan borcunu ödemek için kararlılıkla mücadelesini sürdürecektir. Emeğin, emekçinin ve hak mücadelesinin gününde sosyal adalet, refah, güvenlik ve diyalog temelli taleplerimizi sıralıyoruz: kıdem tazminatı hakkı korunarak yeni güvencelerle geliştirilmelidir. emekli aylığı alt sınırının asgari ücret düzeyine yükseltilmesini talep ediyoruz. Belediye ve Belediye şirketleri dahil bütün kamu çalışanlarının Kamu Çerçeve Protokolü’ne dahil edildiği bir model talep ediyoruz. 696 sayılı KHK Kapsamı dışında kalan işçilerin kadroya alınabilmesine imkan sağlayacak bir düzenlemenin yapılmasını, kadroya geçen işçilerin tayin, becayiş gibi özlük haklarının tam olarak verilmesini istiyoruz. 6772 sayılı Kanun uyarınca Mahalli idarelerin iştiraklerinde veya şirketlerindeki işçiler için 52 günlük ilave tediyelerin ödenmesini istiyoruz. Büyükşehir ve merkez ilçe belediyelerde çalışan üyelerimiz için yılbaşında talep ettiğimiz ek protokolün bir an evvel imzalanmasını istiyoruz. Sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılarak, toplu pazarlık kapsamının genişletilmesini, sendikal hak ve özgürlüklerin daha ileriye taşınmasını talep ediyoruz. Aile yükümlülüklerini dikkate alan, adil bir vergilendirme sistemi, sürdürülebilir bir sosyal güvenlik modeli ve vergi denetiminde etkinliğin artırılmasını talep ediyoruz. Kriz dönemlerinde gelir vergisi diliminin yüzde 10’a indirilmesini istiyoruz. Milli gelirden, ekonomik büyümeden ve refah artışından hak ettiğimiz payı almak istiyoruz. Emekçilerin enflasyona karşı ezdirilmemesini ve hayat pahalılığı ile yoksulluğa karşı korunmasını talep ediyoruz. İnsanı merkeze alan daha adil ve sürdürülebilir yeni bir model istiyoruz. Bireysel ve düzenli asgari gelir yardımı sisteminin kurularak, sosyal koruma sistemi güçlendirilmelidir. İş kazası ve meslek hastalıklarının yaşanmadığı bir çalışma hayatı talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Sendika üyeleri de “HAK-İŞ nerede biz oradayız”, “Yaşasın 1 Mayıs, yaşasın HAK-İŞ” sloganları attı. – NİĞDE
]]>Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen etkinlikte Kur’an-ı Kerim tilaveti ve duanın ardından konuşan HAK-İŞ Kayseri İl Başkanı Serhat Çelik; sendika olarak taleplerini sıraladı. Çelik; “Bugün 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Gününde; 48 yıldır emeğimizin ve alın terimizin hakkı için, hayat pahalılığı ve yoksullukla mücadele edilmesi için, vergide adaletin sağlanması için ve sendikal örgütlülüğün artması için meydanlardayız. 76 yıldır Siyonist İsrail’in Filistinlilere yaptığı katliamları, işgalleri ve zulümleri tüm Dünya’ya haykırmak üzere alanlardayız. Değerli Emekçi Kardeşlerimiz, Bugün 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Gününde; vergide adaletin sağlanması, enflasyon, hayat pahalılığı ve yoksulluk ile mücadele edilmesi, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi, kayıt dışı istihdamın ve sosyal güvencesizliğin önlenmesi, emeklilerimizin asgari geçim şartlarının sağlanması, Kadın, genç ve engellilerin çalışma ve toplumsal hayata katılımlarının desteklenmesi başta olmak üzere taleplerimizi tüm kamuoyuna duyuruyoruz. HAK-İŞ, Türkiye ve Dünya Sendikal Hareketinde emeğin ve emekçinin bugünü ve geleceği için durmaksızın çalışmaya devam edecektir. HAK-İŞ, ülkemizin, bölgemizin, küremizin bütün mağdur ve mazlumlarına olan borcunu ödemek için kararlılıkla mücadelesini sürdürecektir. Emeğin, emekçinin ve hak mücadelesinin gününde sosyal adalet, refah, güvenlik ve diyalog temelli taleplerimizi sıralıyoruz: kıdem tazminatı hakkı korunarak yeni güvencelerle geliştirilmelidir. emekli aylığı alt sınırının asgari ücret düzeyine yükseltilmesini talep ediyoruz. Belediye ve Belediye şirketleri dahil bütün kamu çalışanlarının Kamu Çerçeve Protokolü’ne dahil edildiği bir model talep ediyoruz. 696 sayılı KHK Kapsamı dışında kalan işçilerin kadroya alınabilmesine imkan sağlayacak bir düzenlemenin yapılmasını, kadroya geçen işçilerin tayin, becayiş gibi özlük haklarının tam olarak verilmesini istiyoruz. 6772 sayılı Kanun uyarınca Mahalli idarelerin iştiraklerinde veya şirketlerindeki işçiler için 52 günlük ilave tediyelerin ödenmesini istiyoruz. Büyükşehir ve merkez ilçe belediyelerde çalışan üyelerimiz için yılbaşında talep ettiğimiz ek protokolün bir an evvel imzalanmasını istiyoruz. Sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılarak, toplu pazarlık kapsamının genişletilmesini, sendikal hak ve özgürlüklerin daha ileriye taşınmasını talep ediyoruz. Aile yükümlülüklerini dikkate alan, adil bir vergilendirme sistemi, sürdürülebilir bir sosyal güvenlik modeli ve vergi denetiminde etkinliğin artırılmasını talep ediyoruz. Kriz dönemlerinde gelir vergisi diliminin yüzde 10’a indirilmesini istiyoruz. Milli gelirden, ekonomik büyümeden ve refah artışından hak ettiğimiz payı almak istiyoruz. Emekçilerin enflasyona karşı ezdirilmemesini ve hayat pahalılığı ile yoksulluğa karşı korunmasını talep ediyoruz. İnsanı merkeze alan daha adil ve sürdürülebilir yeni bir model istiyoruz. Bireysel ve düzenli asgari gelir yardımı sisteminin kurularak, sosyal koruma sistemi güçlendirilmelidir. İş kazası ve meslek hastalıklarının yaşanmadığı bir çalışma hayatı talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Sendikal örgütlülüğün artması için gerçek iş güvencesi istiyoruz” diyen Çelik şöyle devam etti:
“Kayıt dışı istihdamın ve çocuk işçiliğinin önlenmesini, işsizlik oranlarının düşürülmesini istiyoruz. Ev işçileri ve bakım işçilerinin iş kanunu kapsamına alınarak sendikal haklarının sağlanmasını istiyoruz. Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun yapısının katılımcı bir anlayışla yeniden belirlenmesini istiyoruz. 4857 Sayılı İş Kanunun, işgücünün değişen şartlarına uygun olarak sendikal hak ve özgürlüklerin güçlendirilerek ilerletilmesini istiyoruz. Kadın, genç ve engellilerin istihdamının artırılmasını, işe giriş imkanlarının ve istihdamda kalıcılıklarının geliştirilmesini istiyoruz. Kadına yönelik şiddet ve tacizin son bulmasını, çocuk istismarının ve çocuk işçiliğinin önlenmesini istiyoruz. Deprem, sel, yangın gibi doğal afetlere karşı güvenli konutlar ve şehirler istiyoruz. Filistin başta olmak üzere, Suriye, Yemen, Libya, Afganistan, Irak, Somali, Arakan, Doğu Türkistan’da ve yeryüzünün bütün mazlum coğrafyalarında yaşanan insanlık dışı olaylara DUR demek için meydanlardayız. Mazlum coğrafyalarda yaşanan insanlık dışı zulümlerin son bulması için uluslararası işçi hareketini duyarlılık göstermeye ve birlikte mücadeleye davet ediyoruz. HAK-İŞ olarak, Gazze’de ve Filistin’de şehit olan tüm kardeşlerimizi dua ve rahmetle yad ediyoruz. Yaralılarımıza acil şifalar diliyor, bir an önce soykırımın sona ermesini istiyoruz. HAK-İŞ olarak ülkemizi korumak için canlarını feda eden şehitlerimizi rahmet, gazilerimizi minnetle anıyoruz. Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında iş kazası ve meslek hastalıklarında hayatını kaybeden emekçi kardeşlerimizi dua ve rahmetle yad ediyoruz. HAK-İŞ olarak Türkiye Yüzyılının emeğin ve emekçinin yüzyılı olacağına inanıyor, işçilerimizden aldığımız güç ile geleceğe emin adımlarla yürüyoruz. HAK-İŞ olarak, Türkiye’nin geleceği, istikrarı, huzur ve güveni için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günümüz kutlu olsun.”
Sendika üyeleri de “HAK-İŞ nerede biz oradayız”, “Yaşasın 1 Mayıs, yaşasın HAK-İŞ” sloganları attı. – KAYSERİ
]]>(İSTANBUL) – Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen Taksim Meydanı DİSK’in de aralarında bulunduğu sendikalara kapatılırken, valiliğe resmi başvuru yapan bazı sendika ve meslek örgütleri Taksim Anıtı’na çelenk bıraktı. TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve Memur-Sen’in de aralarında sendikalar Taksim’de 1 Mayıs’ı kutladı. Hak-İş temsilcileri kutlama sırasında Filistin bayraklı atkılarıyla basın açıklamasını okudu, “Kudüs’e selam, direnişe devam”, “Yaşasın 1 Mayıs” dövizi taşıdı. Memur-Sen açıklamasında, “Emeğin hakkının alın teri kurumadan verildiği, insanca yaşamı mümkün kılacak, insan onur ve haysiyetine uygun çalışma şartlarının tesis edildiği bir sistem için hep birlikte mücadelemizi ve azmimizi vurguluyoruz” denildi.
HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan ve beraberindeki heyet, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla Taksim Meydanı’ndaki Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bıraktı. 1977 1 Mayıs’ında hayatını kaybedenler için Kazancı Yokuşu’na karanfil bıraktı. Arslan, şunları söyledi:
“BU ISRARIMIZI DEVAM ETTİRECEĞİZ
“1 Mayıs 138 yaşında. 138 yıldır emekçiler hakları için, özgürlük ve gelecekleri için mücadelelerini sürdürüyorlar. Bu meydan 1977 1 Mayıs’ında maalesef bazı provokasyonlar, bazı haince planlar sonucu meydandaki emekçiler bu alandan bu yokuştan aşağıya giderken önlerine çıkartılan kamyon bu alanı kapatmış ve emekçilerin büyük bir bölümü ezilerek, bazıları da paletlerin altında ezilerek hayatlarına son verilmiştir. Bu acı ve hala faillerinin bulunamadığı 1 Mayıs 1977 katliamının hesabının sorulamaması hepimizi üzmektedir. Parlamentoda bu konuyla ilgili araştırma komisyonu kurulmasına rağmen bunca çalışmaya rağmen ne yazık ki hala ateş açanlar, burayı kana bulayanların failleri bulunamamıştır. HAK-İŞ olarak her yıl bu meydanda, bu yokuşta, 1 Mayıs’ta kaybettiğimiz kardeşlerimizi anmak, onlara yapılanların hesabının sorulmasını bir kez daha hatırlatmak üzere buraya geliyoruz. 1 Mayıs 2024’te de bir grup sembolik arkadaşımızla buradayız ve bu anmayı gerçekleştireceğiz.
HAK-İŞ bundan sonra da 1 Mayıs Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü’nde yaşadığımız sorunları yüksek sesle konuşmak, bu sorunlara karşı çözümlerimizi ortaya koymak ve olup bitenlerin gerektiğinde hesabını sormak üzere 1 Mayıslarda meydanlarda olmaya devam edeceğiz. Bugün de burada önce anmamızı yapacağız. Karanfillerimizi bırakıp sonra anıt önünde çelengimizi koyup kısa bir konuşmayla Kocaeli’deki miting alanımıza hareket edeceğiz. Ben bugünü birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak tekrar hatırlatıyorum. Emekçilerin birlik mücadele dayanışmasının sağlanması konusunda konfederasyonumuzun üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceğiz. Katillerin bulunması, yargı önünde hesap vermesi sağlanana kadar bu ısrarımızı devam ettireceğiz.”
“HEP BİRLİKTE MÜCADELEMİZİ VE AZMİMİZİ VURGULUYORUZ”
Memur-Sen İl Başkanı Cesur Öztürk ve beraberindeki grup da Taksim Meydanı’na gelerek çelenk bıraktı. Gruptakiler, “Yaşasın Özgür Filistin” sloganı attılar. Öztürk, şunları kaydetti:
“Bugün Samsun’da on binler toplanarak inşallah emek ve dayanışma bayramını kutlayacağız. Bugün burada Taksim’de sembolik olarak çelengimizi bıraktık. Filistin’den Suriye’ye, Arakan’dan Doğu Türkistan’a akan kan dursun vahşet ve zulüm son bulsun istiyoruz. İnsanlığa acı ve gözyaşından başka bir şey vermeyen çarpık düzene karşı inancın ve emeğin aziz sayıldığı bir geleceğe akla, vicdana ve ahlaka dayanan bir paradigmaya çağrı yapıyoruz. Bu ülkenin emekçileri, emeklileri, engellileri, kadınları, gençleri, tüm kamu görevlileri olarak hep birlikte emek sömürüsüne sıfır tolerans diyoruz. Emeğin hakkının alın teri kurumadan verildiği, insanca yaşamı mümkün kılacak, insan onur ve haysiyetine uygun çalışma şartlarının tesis edildiği bir sistem için hep birlikte mücadelemizi ve azmimizi vurguluyoruz.”
Taksim Anıtı’na TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, Memur-Sen dışında 9 sendika, konfederasyon ve meslek örgütünün çelenk bırakmak için valiliğe başvuruda bulunduğu öğrenildi.
]]>“Emeğin, Sendikal Örgütlenmenin ve İstihdamın Geleceği” temasıyla düzenlenen 13’üncü Çalışma Meclisi, 29-30 Nisan tarihlerinde gerçekleşti. 4 oturumda düzenlenen Çalışma Meclisi’nde “Çalışma Hayatında İnsana Yakışır İş, Yeşil ve Dijital Dönüşümün İşgücü Piyasasına Etkileri ve Adil Geçiş, Sendikal Örgütlenmede Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Toplu Pazarlık Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Yolları” başlıkları ele alındı.
İki gün boyunca devam eden programda, işçi, kamu görevlileri ve işveren sendika konfederasyonlarının başkanları, oda ve borsa birliklerinin başkanları, sivil toplum kuruluşlularının başkanları ile akademisyenlerin katılımıyla çalışma hayatına ilişkin istişarelerde ve çözüm önerilerinde bulunuldu. İkinci gününde de devam eden program, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle düzenlenen yemekle sona erdi.
Burada konuşma yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, çalışma hayatında; sosyal diyalog mekanizmalarının etkin bir biçimde işletilmesinin Bakanlık açısından çok önemli ve faydalı gördüklerine vurgu yaparak, “Geçtiğimiz yıl içerisinde çalışma hayatında katılımcı sosyal diyalog anlayışının en önemli temsil mekanizmalarından olan; Üçlü Danışma Kurulu’nu, Kamu Personeli Danışma Kurulu’nu ve Ortak Paylaşım Platformu’nu gerçekleştirdik. Çalışma Meclisi ise bu platformlar arasında, en kapsamlı ve en kritik öneme sahip istişare mekanizmalarından biridir. Bu çerçevede; ilgili bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, işçi, işveren, ve kamu görevlileri sendikaları/konfederasyonları, akademisyenler, iş dünyası, uluslararası ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan geniş katılımlı yapısı ile; Çalışma Meclisi toplantılarımızı, sosyal diyalogun hayata geçirilmesi vizyonuyla gerçekleştirmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“İşçi, işveren ve kamu ilişkilerinin düzenlenmesi noktasında; ortak çözüm önerilerinin geliştirilmesi, çalışma meclislerinin en önemli hedefleridir”
Işıkhan, Türkiye Yüzyılı’nın ilk Çalışma Meclisi olan bu seneki programın ‘Türkiye Yüzyılı’nda Çalışma Hayatı: Emeğin, Sendikal Örgütlenmenin ve İstihdamın Geleceği’ temasıyla gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadıklarına dikkati çekerek, “İşçi, işveren ve kamu ilişkilerinin düzenlenmesi noktasında; ortak işbirliği alanının oluşturulması, mevcut durum hakkındaki değerlendirmelerin yapılması, sorunların karşılıklı olarak, tartışılarak, ortak çözüm önerilerinin geliştirilmesi, Çalışma Meclislerinin en önemli hedefleridir. Dün ve bugün gerçekleştirilen toplantı ve panellerimiz ile çalışma hayatına dair güncel konular yanında, geleceğe dair fırsatlar ve zorluklarla ilgili istişarelerde bulunduk. İki gün boyunca gerçekleştirilen panelde; çalışma hayatının geleceği, insana yakışır iş, ikiz dönüşüm ve adil geçiş konuları yanında; sendikal örgütlenmede ve toplu pazarlık süreçlerinde yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerini kapsamlı olarak ele aldık” diye konuştu.
“Temel hedefimiz, refahtan herkesin pay alabildiği, insanı merkeze alarak büyüyen bir Türkiye’dir”
Bakanlıkların, sosyal tarafların, sivil toplum kuruluşlarının ve uluslararası kuruluşların temsilcileri ile akademisyenlerin katkıları doğrultusunda etkin ve verimli bir Çalışma Meclisi toplantısını gerçekleştirdiklerini aktaran Bakan Işıkhan, şu ifadelere yer verdi:
“Temel hedefimiz, sadece üreterek büyüyen ve istihdamı arttıran bir Türkiye değil; aynı zamanda; ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ temel değeriyle; refahtan herkesin pay alabildiği, hakkın ve adaletin korunduğu, insanı merkeze alarak büyüyen bir Türkiye’dir. Bu noktada; Çalışma Meclisi gibi çözüm odaklı platformlar; çalışma hayatının hem yapısal hem de fonksiyonel sorunlarının çözüme kavuşturulabilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu meclisin çıktıları, özellikle; kayıt dışı istihdam ve kayıt dışı ücret, çalışma koşulları, iş sağlığı ve güvenliği gibi çalışma hayatının öncelikli sorun alanlarının kalıcı olarak çözüme kavuşturulması için bizlere, geleceğe ait önemli fırsatlar sunacaktır.”
“Emeğe ve onun müdafaasına verdiğimiz değerin en net kanıtı yarın kutlayacağımız 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’dür”
Işıkhan, Türkiye’nin 21 yılda sosyal güvenlikten sendikal örgütlenmeye kadar çalışma hayatını ilgilendiren her alanda çok büyük mesafeler kat edildiğini belirterek, “Geçmişte; hak ettiği ilgiyi göremeyen sendikacılık ile işçi, memur ve işveren ilişkilerini düzenleyen sosyal diyalog mekanizmaları son 21 yılda etkin bir şekilde işletilmiştir. Özellikle; örgütlü emek mücadelesinin kendine en rahat yaşam alanı bulduğu dönem, hükümetlerimiz, dönemidir. Çünkü; emek ve alın teri bizim hem maddi hem de manevi dünyamızda derin karşılıkları olan kavramlardır. Emeğe ve onun müdafaasına verdiğimiz değerin en net kanıtı yarın kutlayacağımız 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’dür. Daha önce kanlı olaylarla anılan ve toplumda büyük endişelere yol açan 1 Mayıs; Başbakanlığı döneminde; Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından 2009 yılında resmi tatil ilan edilmiştir. 1 Mayıs resmi tatil yapıldıktan sonra hem kutlamalar tüm Türkiye’ye yayılmış; hem de toplumun tüm kesimlerince kutlanmaya başlanmıştır” dedi.
Işıkhan, Türkiye’nin her yerinde 1 Mayıs’ın barışçıl gösterilerle, anlamına uygun olarak kutlandığını söyleyerek, “Daha önce belli başlı marjinal gruplar tarafından sahip çıkılan 1 Mayıs; günümüz itibariyle tüm emekçilerimize bir bayram olarak teslim edilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde; işçimizin, memurumuzun ve tüm emekçilerimizin hakkının korunması, her zaman öncelikli meselemiz olmaya devam edecektir” değerlendirmesinde bulundu.
Programda Jandarma Genel Komutanlığı’nda temizlik işçisi olarak çalışan evli ve iki çocuk sahibi Saadet Tom da bir konuşma yaptı. Tom, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlayarak, “Bugün burada, 2018 yılında taşeron işçi olarak çalışırken kadroya geçirilmiş bir kardeşiniz olarak bulunuyorum. Hepiniz çok iyi biliyoruz ki Sayın Cumhurbaşkanımız bizlere kadro verdi. Emekçiler olarak istediğimiz hastanelere gidemediğimiz günlerden, SSK hastanelerinde ilaç kuyruklarında beklemekten bugün istediğimiz hastanelerde muayene olacak bir sosyal güvenlik sistemine sayenizde sahip olduk. Çocuklarının ve ailesinin geleceği adına büyük kaygılar içerisinde evine helal lokma götürebilmenin telaşı içerisinde olan biz emekçiler olarak sizlere teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>(ANKARA) – DEM Parti Grubu’nun, emekçilerin yaşadığı sorunların araştırılması için verdiği grup önerisi reddedildi. DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, işçilerin milli gelirden aldığı payın 22 yıllık AKP iktidarında düzenli olarak gerilediğini vurguladı, sermayenin payının ise arttığına işaret etti. Çiftyürek, “2024 yılının ilk 4 ayında 425 işçi, kazalarda değil işçi cinayetlerinde hayatını kaybetti. Terör mü arıyorsunuz; buyurun size sosyal terör” dedi.
DEM Parti Grubu’nun, 1 Mayıs İşçi Bayramı öncesinde TBMM Genel Kurulu’nda vermiş olduğu ‘Emekçilerin yaşadığı sorunların araştırılması’ başlıklı grup önerisi reddedildi.
“ASGARİÜCRETLİLER AÇLIK SINIRINA DOĞRU İLERLİYOR”
Önergenin gerekçesini açıklayan DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek şunları söyledi:
“Taksim meydanının herkese açık olması ama işçi sınıfının bayramı olarak kendi taleplerini orada dile getirmesine kapalı olmasını anlamış değiliz. İçişleri Bakanı’nın dünkü açıklamasını da hiç ama hiç anlamış değiliz. ‘Terör örgütleri herkesi Taksim’e çağırıyor’ diyerek meydanı terör örgütleri ile ilişkilendirmesini kınıyoruz. İçişleri Bakanı eğer Taksim’de terör örgütü arıyorsa 1977’de 38 işçiyi katleden, kana bulayan teröristleri önce bulmalıdır. O zaman biz kendisini alkışlayacağız. 22 yıllık AKP iktidarında sistemli olarak işsizler ordusu büyüdü. Öyle bir noktaya geldi ki işsizler ordusu çalışan üzerinde tam bir baskı aracına dönüştürüldü. İşveren diyor ki işçiye; ‘bu koşullarda çalışmazsan senin yerine çalışacak olan zaten var’ diyor. Diğer önemli bir sorun asgari ücret meselesi artık sefalet ücreti bile denilemeyecek düzeye geriledi. Asgari ücretliler açlık sınırına doğru ilerliyor ve maalesef iktidar yetkililieri asgari ücretin önümüzdeki yıl sonuna kadar arttırılmayacağı yönünde beyanda bulunuyorlar. Bu ne demektir; milyonlarca işçiyi açlık sınırının altında ölüme terk etmek demektir. İşçilerin milli gelirden aldığı pay 22 yıllık AKP iktidarında düzenli olarak geriledi. Bugün toplam milli gelir içerisinde işçinin payı 26’ya geriledi. Sermayenin payı ise 52’den 54’e çıkartıldı. Kimden yana iktidar? 2024 yılının ilk 4 ayında maalesef 425 işçi, kazalarda değil işçi cinayetlerinde hayatını kaybetti. Terör mü arıyorsunuz; buyrun size sosyal terör.”
“OYUNU ALDIKLARI ASGARİ ÜCRETLİ YARI YOLDA BIRAKILDI”
Saadet Partisi İzmir Milletvekili Mustafa Bilici şunları söyledi:
“Enflasyon ve işsizlik ülkemizde kritik boyutlara ulaştı. Vatandaşlarımızın yaşadığı geçim sıkıntısı artarak devam ediyor. İktidar 2024 yılında asgari ücrete ara zam yapılmayacağı yönündeki kararını sürdürmektedir. Bugün Türkiye faiz sebep, enflasyon sonuç anlayışı sonucunda tarihinde görmediği bir hayat pahalılığı ile karşı karşıya kalmıştır. Rasyonel, akılcı ve ekonomi bilimi ile paralel politikalar yerine ekonominin kitabını yeniden yazmaya kalkışanlar vatandaşların sorunlarının temel sebebini oluşturmaktadırlar. Ülkemizin son 5 yılda pekçok kez sandık başına gitmesi ve zorlu koşulların iktidar üzerinde yarattığı koltuğu kaybetme korkusu ekonominin popülist politikalarla yönetilmesine sebep olmuş; ekonomi adeta köprüyü geçene kadar düsturyla yönetilmiştir. Oyunu aldıkları asgari ücretli ve emekliyi yarı yolda bırakmışlardır. Özellikle büyükşehirlerde kiraların asgari ücret seviyesine yaklaşması, vatandaşlarımızın en temel insan haklarından olan barınma hakkını zedelemektedir. “
“TÜRKİYE MODERN BİR ÇALIŞMA KAMPINA DÖNÜŞTÜ”
İYİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Toktaş ise şöyle konuştu:
“İstihdam alanında yaşan önemli sorunlardan biri, belki de en önemlisi taşeron işçi meselesidir. Taşeron işçiler güvensizlik, emeklerinin karşılığını alamamak, fazla çalıştırılmak, ayrımcılık, yıllık izinlerini kullanamamak, kadroya alınmama gibi birçok sorunla karşı karşıyadır. 2024 yılını ’emekli yılı’ ilan edip emekliyi açlık ve sefalete mahkum ettiğiniz gibi biliyoruz ki 1 Mayıs İşçi Bayramı arifesinde emekçinin sorunlarını yine görmeyecek ve duymayacaksınız. Görüyoruz ki her zaman olduğu gibi AKP yine sermayenin yanındadır. Tek bir düzenleme ile sayısız patronun özellikle de yandaşaların milyarlarca liralık vergi borcunu silen iktidar, taşeronluk sistemini bilinçli olarak geliştirerek aslında Türkiye’yi adeta modern bir çalışma kampına dönüştürüyor.”
“EMEĞİN DEĞERİ OLMADIĞI GİBİ CANIN DA DEĞERİ YOK”
CHP Ankara Milletvekili Aylin Yaman da şunları söyledi:
“İktidarın son 20 yıldır başta sağlık camiası olmak üzere her alanda yaptığı düzenlemeler emek sömürüsünü yaygınlaştırmış ve derinleştirmiştir. Muhtaçlık temelli sosyal yardım uygulamaları, rantçı ve kar odaklı yaklaşımlar emeğin değerini yerle bir etmiştir. Asgari ücretle çalışma ülkenin adeta asgari değil ortalama ücreti haline getirilmiştir. Daha vahimi bu ülkede asgari ücretin de altında çalışan işçiler mevcuttur. Kısacası 10 işçiden 6’sı açlık sınırının altında yaşamaktadır. Bu iktidar karınların simitle doymasını bir lütuf olarak göstermektedir. Sayılamaz ve rahatlıkla göz ardı edilebilecek bir kavramdır iktidar için emek. Eğitim, yetkinlik, kıdem, yaş, liyakat değer biçilmeyen süslü kelimlerdir iktidar için. Bu nedenledir ki en fazla okuyan, en ağır sorumluluğu taşıyan sağlık ordusunun dahi emeği görülmez örneğin. Emeğin değeri olmadığı gibi canın da değeri yoktur. Ne yazık ki her yıl 2 bine yakın işçi, iş cinayetlerinde hayatını kaybetmektedir. Emek, bir işin bitirilmesi için harcanan vakittir onlar için. Kim tarafından harcandığı önemli değildir. Yasak olmasına rağmen 1 milyona yakın çocuk işçi çalıştırılmaktadır.”
]]>
Emeklinin, işçinin, memurun toplumun tüm kesimlerinin yaşanan ekonomik kriz ortamında, yüksek enflasyon ve artan geçim sıkıntısı karşısında olumsuz yönde etkilenmeye devam ettiği belirten Güleç, açılmasını şöyle sürdürdü;
“Emekli maaşının yetersizliği emeklilerin birçoğunun çocuklarından destek almasına veya onların yanına sığınmalarına, çocuklarının ise artan geçim sıkıntısı ve giderek düşen alım gücü karşısında daha da zorlanmalarına sebep olduğu görülmektedir. Bu duruma büyükşehirlerde artan fahiş kira bedellerini de ekleyince durumun içinden çıkılmaz bir hal aldığı görülmektedir.
Her sektör ve alanda yaşandığı gibi eğitim çalışanları üzerinde de ekonomik sorunların getirdiği yük gün geçtikçe daha da artmaktadır. Eğitim camiasının yığınla çözülmeyi bekleyen meseleleri sorunun bir boyutu iken artan ekonomik darboğazla birlikte yaşanan sıkıntılarda sorunun bir diğer boyutunu oluşturmaktadır. Yaşanan ekonomik buhran karşısında ne emekli öğretmenin aldığı emekli ikramiyesinin değeri kalmıştır ne de emekli öğretmen maaşıyla çocuk okutmak ve evlendirmek mümkün olabilmektedir. Şartların iyileştirilmesi gerekmekle birlikte halihazırda görev yapmakta olan ve bilhassa mesleğinde 10 hizmet yılını doldurmamış öğretmenlerimizin maaşlarının düşük oluşu eğitim camiamızın kıymetli emekçileri olan öğretmenlerimizin alın terinin ne kadar ödendiği gerçeğini de ortaya koymaktadır.
Asla emeğin karşılığı olmayan ek ders ücretlerine de gerekli zammın yapılması ve büyükşehirlerde görev yapan memura kira desteği verilmesi elzemdir. Öğretmenin mali ve sosyal hakları yok denecek ölçüde emeğinin karşılığını almaktan uzaktır. Alelacele çıkarılan Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun yetersiz ve birçok soruna davetiye çıkarıcı nitelikte olduğunu ifade etmiştik. Bu gün gelinen noktada Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun sorunlarla dolu olduğu ortadadır. Öğretmenler Odası’nda gelir dengesizliği oluşmuş ve hatta uçurumlar oluştuğu görülmüştür. Emekçilerimiz emeklerinin karşılığını alabilmeyi beklemekte, sosyal ve ekonomik hakları tanımlanmış, daha adil ve şartları iyileştirilmiş bir meslek kanunu beklemektedir.
Çalışan memurlarımızın tamamı bayram ikramiyesinden faydalanmayı beklerken diğer yandan atanmayı bekleyen binlerce meslektaşımızı da hatırlatmayı emeğe saygının bir gereği olarak gördüğümüzü beyan etmek isteriz. Zira o kadar yıl okuyup, puanlarını alıp atanmayı bekleyen meslektaşlarımızın da biran evvel okullarına, öğrencilerine kavuşmalarını temenni ediyoruz. 9 aydır bekletilen ve mülakatın kaldırılacağına ilişkin söz verilen öğretmenlerimizin kontenjanlarının biran evvel gönülleri rahatlatacak bir sayıyla ilan edilmesini arzuluyoruz.
Üniversitelerde görev yapmakta olan üniversite idari personelinin (GİH, THS, YHS, SHS, 4/B Sözleşmeli) en temel haklardan biri olan tayin/nakil hakları olmaksızın çalıştırılması 21. Yüzyılda kabul edilebilir bir durum değildir. Üniversitelerde görev yapan tüm personelin tayin hakkı için Üniversiteler Arası Atama ve Yer Değişikliği Yönetmeliği’nin hazırlanarak yürürlüğe girmesi gerekmektedir. Bu yönetmelikte yer değişikliğinin şartları, mazeret tayinleri, eğitim hakkı tayini, becayiş vb. düzenlemelerin net bir şekilde ifade edilmesi ve bu düzenlemelerin rektörlerin keyfi kararına bırakılmaksızın, torpil vb. durum söz konusu olmaksızın gerekli tedbirlerin alınması elzemdir. Bu çalışanlarımızla ilgili sürgün maddesi diye bilinen 13-b/4 geçici görevlendirme maddesinin tamamen kaldırılması, eğitim ve öğretim hizmet kolunda verilen zam, tazminat, üniversite ödeneği, teşvik vb. haklardan da faydalanmalarını sağlayacak şekilde yasal düzenlemelerin yapılması elzemdir. Tüm bu sorunların çözümü için TBMM Milli Eğitim Komisyonunu oluşturan vekillerimizi göreve davet ediyoruz. Bizlerde 1 Mayıs günü tüm teşkilatlarımızla birlikte Ankara’da meydanda olacağız. Her alanda emek sarf eden tüm emekçilerimizin bu emeklerinin karşılığını alabilmelerini temenni ediyor, birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs Bayramı’nı kutluyorum. Emekçilerimizin hakları için mücadele etmeye devam edeceğimizi bu vesileyle bir kez daha ifade etmek istiyorum.” – ERZURUM
]]>Bakan Işıkhan, Bakan Yarımcısı Faruk Özçelik, Çalışma Genel Müdürü Mehmet Baş ve beraberindeki heyet ile HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan’ı konfederasyon genel merkezinde ziyaret etti.
Ziyarette, beş yıllık aradan sonra Çalışma Meclisi’nin 29 Nisan’da toplanacağını belirten Işıkhan, şöyle konuştu:
“Bu dönemki toplantımızın başlığını, ‘Türkiye Yüzyılında Çalışma Hayatı: Emeğin, Sendikal Örgütlenmenin ve İstihdamın Geleceği’ olarak belirlemiş bulunuyoruz. Meclisimizde, çalışma hayatını ilgilendiren temel konulara ilişkin sorunları gündeme getiriyor ve bunlara yönelik politikaları tüm tarafların katkılarıyla hayata geçirmeye çalışıyoruz. 13. Çalışma Meclisi’ni Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle 29-30 Nisan’da düzenleyeceğiz. Üç gün sürecek program boyunca, ilgili bakanlıklarımız, kamu kurum ve kuruluşlarımız, işçi, işveren ve kamu görevlileri sendikaları ve konfederasyonlarımız, akademisyenlerimiz, iş dünyası, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla çeşitli paneller düzenlenecektir.”
“Bu yüzyılı çalışanın, emeğin ve üretimin yüzyılı yapacağız”
Işıkhan, sendikalardan habersiz, sendikalarla istişare etmeden, sosyal diyalog kurmadan hiçbir adım atmamaya özen gösterdiklerini belirterek, şunları söyledi:
“Üçlü Danışma Kurulu’nda, Kamu Personel Danışma Kurulu’nda ve diğer kurullarda ve toplantılarda gündemimizi yine hep birlikte oluşturduk. Kararlı atılımlarımızı, düzenlemelerimizi bugüne kadar, sosyal diyalog anlayışıyla gerçekleştirdik. Cumhuriyetimizin 100 yıllık birikiminin verdiği güçle birlikte, 2024’te kendimize yeni hedefler belirledik. Ulusal ve uluslararası düzeyde yaşanan birçok badireye rağmen; istikrarla büyüyen ekonomimiz, dünyada her geçen gün artan gücümüz, bize gerek ulusal gerekse uluslararası ölçekte büyük sorumluluklar yüklemeye devam ediyor.”
Türkiye Yüzyılı’na çalışan, üreten insanlarla erişilebileceğine inandıklarını dile getiren Işıkhan, “Bu yüzyılı çalışanın, emeğin ve üretimin yüzyılı yapacağız. Bu sebeple Çalışma Meclisi gibi çözüm odaklı platformlar, kalıcı refahın temini için çalışma hayatının hem yapısal hem de fonksiyonel sorunlarının çözüme kavuşturulabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu şekilde, pek çok konunun kapsamlı olarak ele alınacağı 13. Çalışma Meclisimizin şimdiden hayırlara vesile olmasını diliyorum.” diye konuştu.
” 1 Mayıs, anlamına uygun barışçıl gösterilerle kutlanmakta”
Bakan Işıkhan, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün yaklaştığını anımsatarak, işçi ve emekçilerin haklarının korunması ve geliştirilmesinin her zaman öncelikli meseleleri olduğunu ifade etti.
Sendikalaşma hakkından, sosyal güvenliğe kadar her alanda öncelikle çalışanların menfaatlerini gözettiklerini vurgulayan Işıkhan, “Son 21 yıldır, sendikal faaliyetlerin en büyük destekçisi biz olduk ve olmaya da devam edeceğiz. Sendikalarla ilgili çok sayıda düzenleme yaptık. Sadece örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırmamız dahi ülkemizdeki sendikalı sayısını büyük oranda artırdı. 2013 yılında 1 milyon olan sendikalı işçi sayısı, 2 milyon 495 bine, yüzde 9 olan sendikalaşma oranı ise yüzde 15,22’ye yükselmiştir.” dedi.
Daha önce kan ve katliamla anılan 1 Mayıs’ın artık emekçiler açısından bir işçi bayramı ve dayanışma günü haline geldiğini dile getiren Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birkaç azınlık grup dışında, işçilerimizin çok büyük bir kesimini temsil eden, en fazla üyeye sahip sendikalarımızla 1 Mayıs, anlamına uygun biçimde ve barışçıl gösterilerle kutlanmaktadır. Bu yıl ki kutlamalarımız, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını ve Türkiye Yüzyılı’nı başlatan bir milat olması sebebiyle her zamankinden çok daha anlamlı ve farklı atmosferde gerçekleştirilecek.
Hafta boyunca düzenleyeceğimiz çeşitli programlar eşliğinde, büyük ve güçlü Türkiye’nin çalışan, üreten, alın teri akıtan işçisi, emekçisi, yediden yetmişe tüm vatandaşlarımızla emek dünyamızın bu özel gününü tam manasıyla idrak edeceğimiz bir gün olacak.”
“Karmaşadan en fazla zarar gören kesimler emekçiler”
Bir taraftan emeğin hakkını korurken, diğer yandan bu hakkın istismar edilmesine hiçbir zaman müsaade etmediklerini vurgulayan Işıkhan, şu ifadeleri kullandı:
“Boş ve ideolojik sloganların değil, emekçimize gerçekten faydalı olacak icraatların peşinde olduk. Emekçilerimizi, ülkemizin kalkınmasının en önemli parçalarından biri olarak gördük. Vatan sevgisi had safhada olan işçilerimizin ülkemize zarar verecek, kaos peşinde koşanlarca temsil edilemeyecekleri bir gerçek. Zira günün sonunda, kaos ve karmaşadan en fazla zarar gören kesimler arasında yine emekçilerimiz gelmektedir. 1 Mayıs’ın huzursuzluk ve kaos ile anılmasını isteyenlere en büyük tepkiyi, yine bu ülkenin evladı olan emekçiler göstermektedir. 1 Mayıs’ı temsil ettiği anlayışa ve ruha yakışır şekilde kutsal addettiğimiz emeğin ve dayanışmanın sembolü haline getirerek ‘bayram olarak ilan eden’ yine Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti hükümeti olmuştur. Bu hafta boyunca hem Çalışma Meclisimizde çalışmalarımızı sürdüreceğiz hem de emek ve dayanışma günü Türkiye’nin çalışma hayatına yakışır şekilde kutlayacağız.”
Bakan Işıkhan’dan belediye yönetimlerine uyarı
Işıkhan, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinin geride kaldığına işaret ederek, seçilen belediye başkanlarına, meclis üyelerine ve muhtarlara muvaffakiyetler diledi.
Bakanlık olarak Türkiye’yi kalkındırma ve istihdamın geliştirilmesine yönelik her türlü projede tüm yerel yöneticilerin yanlarında duracaklarını belirten Işıkhan, şöyle devam etti:
“Ancak, yerel seçimlerin ardından yeni belediye başkanlarının göreve gelmesiyle birlikte, belediye çalışanlarının işlerinden çıkarılması ve mobbing endişesi birçok insanı tedirgin etmektedir. Belediye başkanlarının bu tür davranışları, çalışanların kazanılmış hak ve özgürlüklerinin kaybı anlamına gelecektir. Sadece adalet ve sosyal sorumluluk açısından değil, aynı zamanda şehrin sürekliliği ve hizmet kalitesi açısından da bu hususla alakalı uyarımı yapmak istiyorum. Ayırt etmeksizin tüm belediyelere sesleniyorum, bizler işçilerimizin ve memurlarımızın haklarının yakın takipçisi olacağız. Sizler de çalışanların haklarını göz önünde bulundurarak ve istihdama yönelik adil politikalar izleyerek çalışma hayatımızın niteliğini hep birlikte geliştirelim.”
Bakan Işıkhan, HAK-İŞ’in ardından Çalışma Meclisi gündemiyle Türkiye Kamu-Sen, TESK ve TZOB’a basına kapalı ziyaretler gerçekleştirdi.
]]>Bakan Işıkhan, Bakan Yardımcısı Faruk Özçelik, Çalışma Genel Müdürü Mehmet Baş ve beraberindeki heyet ile TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay’ı konfederasyon genel merkezinde ziyaret etti.
Ziyarette, Çalışma Meclisi’nin en kapsamlı ve kritik öneme sahip sosyal diyalog mekanizmalarından biri olduğunu vurgulayan Işıkhan, şunları paylaştı:
“Bu meclis, ülkemizde 1947 yılından beri, çalışma hayatını ilgilendiren temel konulara ilişkin sorunları gündeme getirmekte ve hazırlanan politikaları tüm tarafların katkılarıyla hayata geçirmektedir. En son toplanan 12. Çalışma Meclisi, 2019 yılında, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle gerçekleştirilmişti. 5 yıllık bir aradan sonra Meclisi yeniden topluyoruz. 13. Çalışma Meclisi’ni de yine Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle 29-30 Nisan 2024 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bu dönemki toplantımızın gündemini; ‘Türkiye Yüzyılında Çalışma Hayatı: Emeğin, Sendikal Örgütlenmenin ve İstihdamın Geleceği’ olarak belirlemiş bulunuyoruz.”
Işıkhan, 3 gün sürecek program boyunca ilgili bakanlıkların, kamu kurum ve kuruluşlarının, işçi, işveren ve kamu görevlileri sendikaları ve konfederasyonlarının, akademisyenlerin, iş dünyasının, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin katılımıyla çeşitli panellerin düzenleneceğini söyledi.
“Çalışma Meclisi, sorunların çözümünde önem taşıyor”
Çalışma Meclisi’nde, Türkiye Yüzyılı’nın çalışma hayatını ilgilendiren emeğin, sendikal örgütlenmenin ve istihdamın asırlık altyapısını inşa edecek, yeni perspektifler sunan ve yapısal sorunlara kalıcı çözümler üreten ortak bir vizyon ortaya çıkarmayı hedeflediklerini dile getiren Işıkhan, şunları kaydetti:
“Hiç kuşkusuz bu vizyonun belirlenmesindeki en büyük motivasyon kaynağımız bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz kararlı atılımlardır. Cumhuriyetimizin 100 yıllık birikiminin verdiği güçle birlikte, 2024’te kendimize yeni hedefler belirledik. Elbette hedeflerimiz büyüdükçe karşımıza çıkan engeller de aynı nispette büyüdü ve çeşitlendi. Ancak temelleri sağlam ekonomik ve sosyal altyapımız; her türlü engeli azim ve kararlılıkla, daha çok üreterek, daha çok çalışarak aşmamızı sağladı. Tüm bu badirelere, küresel salgınlara, savaşlara ve tüm finansal krizlere rağmen istikrarla büyüyen ekonomimiz, dünyada her geçen gün artan gücümüz, her geçen gün daha da güçlenen jeopolitik ve jeostratejik konumumuz, bize gerek ulusal gerekse uluslararası ölçekte büyük sorumluluklar yüklemeye devam ediyor.”
Mimarı Cumhurbaşkanı Erdoğan olan, Türkiye için önlerindeki yüzyılın yol haritası niteliği taşıyan Türkiye Yüzyılı vizyon ve hedefinin, bu sorumluluğun zorunlu bir sonucu olduğunu belirten Işıkhan, “Gerek ekonomik gerekse sosyal politikalarımızı küresel perspektifle şekillendiren bu sorumluluk, devlet ve millet olarak bizim, her bakımdan güçlü olmamızı gerekli kılmaktadır. Biz de bu gücü çalışan ve üreten insanlarımızla büyüteceğimize inanıyoruz.” dedi.
Işıkhan, işçisiyle, işvereni, yatırımcısı, emekçisi, emeklisi ve memuruyla 85 milyon vatandaşın refahının, aynı zamanda Türkiye’nin refahı ve gücü demek olduğunu vurguladı.
Çalışma Meclisi gibi çözüm odaklı platformların, kalıcı refahın temini için çalışma hayatının hem yapısal hem de fonksiyonel sorunlarının çözüme kavuşturulabilmesi açısından büyük önem taşıdığına dikkati çeken Işıkhan, “Bunun yanı sıra, son yıllarda hem Türkiye’de hem de dünyada yaşadığımız doğal afetler, salgınlar silsilesiyle derinden sarsılan finansal sistemin en çok etkilediği alanların başında çalışma hayatı gelmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Çalışma Meclisi’nde, pandeminin ve asrın felaketi olarak adlandırdığımız depremlerin, istihdam ve üretim noktasında sebep olduğu olumsuz etkileri en aza indirmek adına hayata geçirdiğimiz özel politikaları yeniden ele alacak, daha uzun vadeli çözümler üreteceğiz” diyen Işıkhan, bu ve daha pek çok konunun kapsamlı olarak ele alınacağı 13. Çalışma Meclisi’nin şimdiden hayırlara vesile olmasını diledi.
” 1 Mayıs’ı huzursuzluk gününe çevirmek isteyenler sorunun parçası”
Bakan Işıkhan, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün yıl dönümünün yaklaştığını anımsatarak, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını ve Türkiye Yüzyılı’nı başlatan milat olması sebebiyle bu yıl 1 Mayıs’ın, önceki yıllardan çok daha anlamlı ve çok daha farklı bir atmosferde kutlanacağını dile getirdi.
Hafta boyunca düzenleyecekleri çeşitli programlarla çalışan, üreten, alın teri döken tüm kesimlerle birlikte emek dünyasının bu özel gününü kutlayacaklarını aktaran Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Emek, bizim hem maddi hem de manevi dünyamızda müstesna bir yere sahip kutsal bir kavramdır. Bu hassasiyetle işçimizin, emekçimizin hakkının korunması, her zaman öncelikli meselemiz olmuştur. Sendikalaşma hakkından sosyal güvenliğe kadar her alanda öncelikle çalışanlarımızın menfaatlerini gözettik. Emeğin ve alın terinin müdafaasının da en az kendisi kadar önemli olduğunu bilerek; sendikal faaliyetlerin en büyük destekçisi yine biz olduk ve olmaya da devam edeceğiz.
Şöyle bir geçmişe baktığımızda Türkiye’de sendikacılığın nereden nereye geldiğinin en yakın şahidi, sizlersiniz. Bir taraftan emeğin hakkını korurken, diğer yandan da bu hakkın istismar edilmesine hiçbir zaman müsaade etmedik. 1 Mayıs’ı, her yıl dönümünde, huzursuzluk gününe çevirmek isteyenler, çözümün ve uzlaşmanın değil; sadece sorunun bir parçası olmayı bilinçli bir şekilde tercih etmektedirler. Bunların, emeği savunmak değil bunun istismarı peşinde oldukları gün gibi ortadadır. Hak, hukuk ve adalet kavramlarının sloganla değil icraatla tesis edilebileceğini unutmamalıyız. İşçilerimiz, emekçilerimiz ideolojik sloganların değil, samimi icraatların muhatabı olmalıdır.”
“İşçimizin alın teri, Taksim Meydanı’na sığmayacak kadar büyük”
Emekçilerin bir yandan evine ekmek götürmenin derdinde olduğunu, diğer yandan ülkenin büyümesi için çalıştığını belirten Işıkhan, şöyle devam etti:
“Ülkemizin kalkınmasının en önemli güçlerinden birisi belki de en önemlisi, emekçilerimizdir. Dolayısıyla vatan-millet sevdasını yüreğinde barındıran işçilerimizin, ülkemize zarar verecek, ilerleyişimizi ve büyümemizi sekteye uğratacak, toplumu gerecek hiçbir eylemin içinde yer almaları mümkün değildir. Böyle zamanları; toplumsal kaos için bir fırsat olarak görerek günün sonunda arkalarında bıraktıkları dağınıklığı yine emekçilerimize toplatan anlayışın iyi niyeti sorgulanmalıdır. Bunlar eski Türkiye’de kalan icraatlardır. Bugünün öneminin farkında olan ve 1 Mayıs’ı, temsil ettiği anlayışa ve ruha yakışır şekilde kutsal addettiğimiz emeğin ve dayanışmanın sembolü haline getirerek bayram olarak ilan eden yine Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümetimiz olmuştur. Böyle önemli bir konunun tek bir alan ya da meydanla, Taksim Meydanı ile sınırlandırılması, konunun bu kadar kısır bir döngüye hapsedilmesi bizim insana ve emeğe verdiğimiz değere sığmamaktadır.”
İşçinin, emekçinin ve çalışanların alın terinin, Taksim Meydanı’na sığmayacak kadar büyük olduğunun altını çizen Işıkhan, “1977 yılında Taksim’de kaybettiğimiz 34 işçimizi, emekçimizi rahmetle yad ediyorum. Ancak Taksim’de hayatlarını kaybeden emekçilerimizin isimlerini bile hatırlamayanların, onların aziz hatıralarını kullanarak, bu alanda kitlesel kutlama inadı, 1 Mayıs’ın dayanışma ruhunu zedelemektedir. Bildiğiniz gibi, 1 Mayıs’ta kaybettiğimiz canlarımızı Taksim’de anmak için sendikalarımıza, sınırlı katılımlarına izin verilmektedir.” ifadesini kullandı.
Bu sebeple çalışan, üreten, büyüyen Türkiye’nin ortak değeri olan bu günü, anlam ve önemine uygun şekilde tüm Türkiye olarak 7’den 70’e tüm vatandaşlarla, bütün meydanlarda, emeğin ve üretimin olduğu her mecrada bir bayram havasında idrak edeceklerini söyleyen Işıkhan, bu hafta boyunca hem Çalışma Meclisi’nin çalışmalarını sürdüreceğini hem de Emek ve Dayanışma Günü’nü Türkiye’nin çalışma hayatına yakışır şekilde kutlamanın gayreti içinde olacaklarını belirtti.
]]>BES, kamuda mülakatların kaldırılması talebiyle Sıhhiye Adliyesi önünde açıklama yaptı. BES, Ankara 2 No’lu Şube Sekreteri Veli Çelik tarafından okundu. Basın açıklamasında, şu görüşlere yer verildi:
“Kendi etrafını kollama, parti yandaşlarından sermayedar yaratma anlayışıyla ülkeyi yöneten iktidar partisi toplumdaki adaletsizlik duygusunu derinleştirmeye devam ediyor. Sefalet sınırında bir gelirle yaşamaya çalışan milyonlarca emeklilere, açlık sınırında bir ücrete mahkum edilen emekçilere, asgari ücretlilere kaynak ayırmayan iktidar, yandaş kayırma projesi olarak icat ettiği kur korumalı mevduat sahiplerine devasa kaynak aktarmaya, hazineden bir kuruş para ödemeyecek diye seçim dönemlerinde propaganda malzemesi haline getirilen kamu özel işbirliği ortaklığı adı altında yandaş iş insanlarına ihale edilen döviz garantili projelerle kamu gelirleri yağma edilmeye devam edilmektedir.
“EL KOYMA ANLAYIŞI HIZ KESMEDEN DEVAM ETMEKTE”
İktidarın kamusal kaynakları dağıtma yöntemi ve kendi yandaşlarına servet olarak aktarmasındaki bu el koyma anlayışı kamunun yarattığı istihdam ve görevlerde de hız kesmeden devam etmektedir. Anayasamızda Devletin istihdam yaratma ve kamusal hizmetlerde görev almayı bir hak olarak tanımlandığı gibi, Anayasanın alt metini olan ve kamu emekçilerinin işe alınması ve istihdam edilmesi, özlük haklarına ilişkin düzenlemelerin yer verildiği 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve diğer düzenleyici metinlerde; kamusal hizmetlerin verilmesinde ayrımcılık yapılamayacağı ve kamusal hizmetlerde görev almanın liyakat esasına göre yapılacağı ve kamusal hizmetlerde kariyer yapmanın yine liyakat esasına göre yapılacağı belirlenmiş olduğu halde, iktidar kamunun yarattığı istihdam olanaklarını da tıpkı ekonomik kaynakların dağıtılmasındaki çökme anlayışıyla yandaşlarına rüşvet olarak dağıtmayı hak olarak görmektedir.
“REFERANS ADI ALTINDA MASUMLAŞTIRILAN MESAJLAR…”
Bu iktidarla birlikte görevde yükselme ve unvan sınavlarında uygulanmaya başlayan mülakat uygulaması, kamuya ilk işe girişler dahil, kamu kurumları tarafından yapılan bütün sınavlar liyakatten uzak bir anlayışla iktidar partisinin yandaşlarını bir kayırma, gönül alma ve rüşvet verme aracına dönüşmüştür. Televizyonlara dahi yansıyan birçok bakanın, milletvekillerinin cep telefonlarına gelen, referans adı altında masumlaştırılan mesajlar sınav komisyonlarında hak eden binlerce kamu görevlisinin elenmesi anlamına gelmektedir. On binlerce kamu emekçisi yıllarca emek verdiği kurumda hak ettiği görevlere gelemeyişinin verdiği moral bozukluğu ile mutsuz bir şekilde çalışma yaşamını sürdürmekte, bazen bu gönül kırıklığı onların erkenden emekli olmasına veya istifa etmesine nedeni olabilmektedir.
“MÜLAKAT SOPASI KULLANILMAYA DEVAM EDİLMİŞTİR”
Kamuda mülakat uygulamasının yarattığı ayrımcılık ve tahribat 2023 Mayıs seçimlerine de yansımıştır. Konuyla ilgili sendikamızın eylem etkinlikleri ile de gerek muhalefet partileri gerekse iktidar partisi mülakatın kaldırılacağını sözünü vermek zorunda kalmıştır. Ancak iktidar partisi vaat ettiği halde mülakatın kaldırılması konusunda herhangi bir yasal düzenleme yapılmamış; tam aksine bu düzenlemeler yapılmadan yangından mal kaçırırcasına 2023 ve 2024 yıllarında hemen her bakanlıkta görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavları ile mülakat sopası kullanılmaya devam edilmiştir.”
]]>ARTVİN – Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Dünyanın her yerinde sendikalar iktidarları protesto ederler, Türkiye’de tam tersi. Gittik CHP’nin önünde protesto ettik” dedi.
Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın, Memur-Sen Artvin Şube Başkanlığınca bir düğün salonunda düzenlenen iftar programına katıldı. Yalçın, Memur-Sen’in 32 yıllık sendikal mücadele içinde kurucu değerlerine sadık kalarak yolculuğuna devam ettiğini söyledi. Yalçın, Memur-Sen’in Türkiye’de mevcut sendikal yaklaşımlar içinde bir benzeri olmamak için kurulmuş, Anadolu’nun kabul görmüş değerlerini baş tacı eden, kendi medeniyet köylerine yaslanan, derdi millet, gücü millet olan bir emek örgütü olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“Masada istediğimiz olursa imza olur, değilse sosyal maliyet olur, o da sizin sırtınıza kalır diyerek sendikacılığın gereği neyse bunu yerine getirmiş, emek mücadelesinde 1007 kazanım diye sendikal mücadelemizin alın terinin karşılığını madde madde sıralamış, sendikal anlamda ne alındıysa altında yeri, teri, imzası olan bir örgütlenme olarak yolculuğumuzu sürdürüyoruz. Çok önemli sorunları çözdük. Kamusal alan yalanının ortadan kaldırılması, cuma izninden tutun da 8 yıllık kesintisiz seçmeli din eğitiminin getirilmesine kadar temel hak ve özgürlükler noktasında aldığımız mesafenin yanında 3600 ek göstergeden tutun da diğer tüm alanlara ilişkin birçok kazanıma imza attık.”
Yalçın, geçmişteki köklü sorunları çözen iradenin bugün tartışılan sorunları de çözecek irade olduğunu vurguladı. 3600 ek göstergenin birinci dereceye yansımayan düzenlemenin önemli olduğuna değinen Yalçın, “Tüm memurlara olmalıydı diyerek, bu konuda hem çalışma bakanımızdan hem de Cumhurbaşkanımızdan sözü alarak, toplu sözleşme maddesine yazarak sıkı takibimizi yapıyoruz. Eninde sonunda bunu da hayata geçireceğiz. Pek çok alanda sorun yaşayan arkadaşlarımızın meselesi bizim meselemizdir. Bunları çözecek olan da biziz. Yeter ki biz örgütlülüğümüzü büyütelim” dedi.
“Çözerse Memur-Sen çözer” diyen Yalçın, sorumluluklarının farkında olduklarını vurgulayarak, “İstiyoruz ki açlık ve yoksulluk sınırları arasında hiçbir kamu görevlisi kalmasın. İstiyoruz ki emekçiler refah seviyesinde ücret alsın. İstiyoruz ki emekliler asgari ücretin altında olmasın. Kamuda görev yapan aylığı ile emekli aylığı arasındaki bağ yeniden kurulsun, makas yeniden düzenlensin, kapatılsın. Makas ortadan kaldırılsın, yıllarca verdiği emeğin karşılığını kamu emeklisi de alabilsin. Israrla bu konuda takibi sürdürüyoruz. Her şey zamanı geldiğinde kazanıma dönüşüyor. Biz ısrarı devam ettireceğiz” diye konuştu.
Toplu sözleşme ikramiyelerine de değinen Yalçın, “Toplu sözleşme masasında 5 liradan CHP iptal etti. Hükümetimizle yaptığımız görüşmede 10 liraya geri getirdik. Sonra 45 lira, sonra toplu sözleşme maliyetiyle 113 lira, sonra 400 lira, en son toplu sözleşmede aylık 538 liraya yansıyan, kamu görevlisinin kesesine giren, çalışanın kesesine giren bu rakamı Cumhuriyet Halk Partisi aldı Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Tıpkı toplu görüşme dönemimdeki 5 TL’yi götürdüğü gibi bunu da kökten iptal ettirdi ve kamu görevlilerine aylık 345 lira, yıllık 4 bin 152 lira, 2 yıllık 8 bin 300 lirayı kaybettirdi. Biz gittik CHP’nin önünde protesto yaptık. Dünyanın her yerinde sendikalar iktidarları protesto ederler, Türkiye’de tam tersi. Gittik CHP’nin önünde protesto ettik. Muhalefetin işi emekçinin yanında olmaktır. Hiçbir toplu sözleşmede yanımızda olmayanlar, bizim aldığımızı kaybettirerek memurun emeğini heder ettirmiştir” dedi.
]]>Yalçın, Memur-Sen Artvin Şube Başkanlığınca bir düğün salonunda düzenlenen iftar programında, Memur-Sen’in 32 yıllık sendikal mücadele içinde kurucu değerlerine sadık kalarak yolculuğuna devam ettiğini söyledi.
Memur-Sen’in, Türkiye’de mevcut sendikal yaklaşımlar içinde bir benzerinin olmaması için kurulmuş, Anadolu’nun kabul görmüş değerlerini baş tacı eden, kendi medeniyet köylerine yaslanan, derdi millet, gücü millet olan bir emek örgütü olduğunu belirten Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘Masada istediğimiz olursa imza olur, değilse sosyal maliyet olur, o da sizin sırtınıza kalır.’ diyerek sendikacılığın gereği neyse bunu yerine getirmiş, emek mücadelesinde 1007 kazanım diye sendikal mücadelemizin alın terinin karşılığını madde madde sıralamış, sendikal anlamda ne alındıysa altında yeri, teri, imzası olan bir örgütlenme olarak yolculuğumuzu sürdürüyoruz. Çok önemli sorunları çözdük. Kamusal alan yalanının ortadan kaldırılması, cuma izninden tutun da 8 yıllık kesintisiz seçmeli din eğitiminin getirilmesine kadar temel hak ve özgürlükler noktasında aldığımız mesafenin yanında 3600 ek göstergeden tutun da diğer tüm alanlara ilişkin birçok kazanıma imza attık.”
Yalçın, 3600 ek göstergenin birinci dereceye yansımayan kısmına ilişkin düzenlemenin önemli olduğunu ifade ederek, “‘Birinci dereceye yükselen tüm memurlara olmalıydı.’ diyerek, bu konuda hem Çalışma Bakanımızdan hem de Cumhurbaşkanımızdan sözü alarak, toplu sözleşme maddesine yazarak sıkı takibimizi yapıyoruz. Eninde sonunda bunu da hayata geçireceğiz. Pek çok alanda sorun yaşayan arkadaşlarımızın meselesi bizim meselemizdir. Bunları çözecek olan da biziz. Yeter ki biz örgütlülüğümüzü büyütelim.” diye konuştu.
Sorumluluklarının farkında olduklarını dile getiren Yalçın, “İstiyoruz ki açlık ve yoksulluk sınırları arasında hiçbir kamu görevlisi kalmasın, istiyoruz ki emekçiler refah seviyesinde ücret alsın, istiyoruz ki emekliler asgari ücretin altında almasın, kamuda görev yapan aylığı ile emekli aylığı arasındaki bağ yeniden kurulsun, makas yeniden düzenlensin, kapatılsın. Makas ortadan kaldırılsın, yıllarca verdiği emeğin karşılığını kamu emeklisi de alabilsin. Israrla bu konuda takibi sürdürüyoruz. Her şey zamanı geldiğinde kazanıma dönüşüyor. Biz ısrarı devam ettireceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Dünyanın her yerinde sendikalar iktidarları protesto ederler, Türkiye’de tam tersi”
Ali Yalçın, toplu sözleşme ikramiyelerine ilişkin de şunları kaydetti:
“Toplu sözleşme masasında 5 liradan CHP iptal etti. Hükümetimizle yaptığımız görüşmede 10 liraya geri getirdik. Sonra 45 lira, sonra toplu sözleşme marifetiyle 113 lira, sonra 400 lira, en son toplu sözleşmede aylık 538 liraya yansıyan, kamu görevlisinin kesesine giren, çalışanın kesesine giren bu rakamı Cumhuriyet Halk Partisi aldı, Anayasa Mahkemesine götürdü. Tıpkı toplu görüşme dönemimdeki 5 lirayı götürdüğü gibi bunu da kökten iptal ettirdi. Kamu görevlilerine aylık 345 lira, yıllık 4 bin 152 lira, 2 yıllık 8 bin 300 lirayı kaybettirdi. Dünyanın her yerinde sendikalar iktidarları protesto ederler, Türkiye’de tam tersi. Gittik, CHP’nin önünde protesto ettik. Muhalefetin işi emekçinin yanında olmaktır. Hiçbir toplu sözleşmede yanımızda olmayanlar bizim aldığımızı kaybettirerek memurun emeğini heder ettirmiştir. Kaybettirmiştir.”
Yalçın, Artvin’deki temasları kapsamında makamında ziyaret ettiği Vali Cengiz Ünsal’la bir süre görüştü.
]]>Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın, Memur-Sen Artvin Şube Başkanlığınca bir düğün salonunda düzenlenen iftar programına katıldı. Yalçın, Memur-Sen’in 32 yıllık sendikal mücadele içinde kurucu değerlerine sadık kalarak yolculuğuna devam ettiğini söyledi. Yalçın, Memur-Sen’in Türkiye’de mevcut sendikal yaklaşımlar içinde
bir benzeri olmamak için kurulmuş, Anadolu’nun kabul görmüş değerlerini baş tacı eden, kendi medeniyet köylerine yaslanan, derdi millet, gücü millet olan bir emek örgütü olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“Masada istediğimiz olursa imza olur, değilse sosyal maliyet olur, o da sizin sırtınıza kalır diyerek sendikacılığın gereği neyse bunu yerine getirmiş, emek mücadelesinde 1007 kazanım diye sendikal mücadelemizin alın terinin karşılığını madde madde sıralamış, sendikal anlamda ne alındıysa altında yeri, teri, imzası olan bir örgütlenme olarak yolculuğumuzu sürdürüyoruz. Çok önemli sorunları çözdük. Kamusal alan yalanının ortadan kaldırılması, cuma izninden tutun da 8 yıllık kesintisiz seçmeli din eğitiminin getirilmesine kadar temel hak ve özgürlükler noktasında aldığımız mesafenin yanında 3600 ek göstergeden tutun da diğer tüm alanlara ilişkin birçok kazanıma imza attık.”
Yalçın, geçmişteki köklü sorunları çözen iradenin bugün tartışılan sorunları de çözecek irade olduğunu vurguladı. 3600 ek göstergenin birinci dereceye yansımayan düzenlemenin önemli olduğuna değinen Yalçın, “Tüm memurlara olmalıydı diyerek, bu konuda hem çalışma bakanımızdan hem de Cumhurbaşkanımızdan sözü alarak, toplu sözleşme maddesine yazarak sıkı takibimizi yapıyoruz. Eninde sonunda bunu da hayata geçireceğiz. Pek çok alanda sorun yaşayan arkadaşlarımızın meselesi bizim meselemizdir. Bunları çözecek olan da biziz. Yeter ki biz örgütlülüğümüzü büyütelim” dedi.
“Çözerse Memur-Sen çözer” diyen Yalçın, sorumluluklarının farkında olduklarını vurgulayarak, “İstiyoruz ki açlık ve yoksulluk sınırları arasında hiçbir kamu görevlisi kalmasın. İstiyoruz ki emekçiler refah seviyesinde ücret alsın. İstiyoruz ki emekliler asgari ücretin altında olmasın. Kamuda görev yapan aylığı ile emekli aylığı arasındaki bağ yeniden kurulsun, makas yeniden düzenlensin, kapatılsın. Makas ortadan kaldırılsın, yıllarca verdiği emeğin karşılığını kamu emeklisi de alabilsin. Israrla bu konuda takibi sürdürüyoruz. Her şey zamanı geldiğinde kazanıma dönüşüyor. Biz ısrarı devam ettireceğiz” diye konuştu.
Toplu sözleşme ikramiyelerine de değinen Yalçın, “Toplu sözleşme masasında 5 liradan CHP iptal etti. Hükümetimizle yaptığımız görüşmede 10 liraya geri getirdik. Sonra 45 lira, sonra toplu sözleşme maliyetiyle 113 lira, sonra 400 lira, en son toplu sözleşmede aylık 538 liraya yansıyan, kamu görevlisinin kesesine giren, çalışanın kesesine giren bu rakamı Cumhuriyet Halk Partisi aldı Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Tıpkı toplu görüşme dönemimdeki 5 TL’yi götürdüğü gibi bunu da kökten iptal ettirdi ve kamu görevlilerine aylık 345 lira, yıllık 4 bin 152 lira, 2 yıllık 8 bin 300 lirayı kaybettirdi. Biz gittik CHP’nin önünde protesto yaptık. Dünyanın her yerinde sendikalar iktidarları protesto ederler, Türkiye’de tam tersi. Gittik CHP’nin önünde protesto ettik. Muhalefetin işi emekçinin yanında olmaktır. Hiçbir toplu sözleşmede yanımızda olmayanlar, bizim aldığımızı kaybettirerek memurun emeğini heder ettirmiştir” dedi. – ARTVİN
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Bursaray Emek-Balat Raylı Sistem hattının tamamlanma törenine katıldı. Uraloğlu, yaptığı konuşmada, “Bursa’nın kent içi Balat-Emek raylı sistemi için bir aradayız. 2002 yılından bu yana Cumhurbaşkanımızın liderliğinde şehirlerimizi hızlı trenlerle bağlarken, şehir içi raylı sistemleri birbiri ardına hayata geçiriyoruz. Kent içi raylı sistem fırtınasını estiriyoruz. Ülke genelinde kent içi raylı sistem uzunluğumuz 433 kilometre oldu. Sadece İstanbul’da bu sene 34 kilometrelik raylı sistem hattını hayata geçirdik. Bursa’da, Kocaeli’de raylı sistem çalışmalarımızı yürütüyoruz. Toplam 47 kilometrelik hattın çalışmasını sürdürüyoruz” dedi.
“Emek Şehir hastanesi metro hattının ilk kısmı Emek Balat istasyonu arasını tamamlamanın sevincini yaşıyoruz. Geciktik biraz ama yaparsak biz yaparız” diyen Uraloğlu, “Bursa’nın ulaşım ve iletişim altyapısını güçlendirmek için geleceğe taşıyacak birçok projeyi hayata geçirdik. 2002 yılından bu tarafa ulaşım ve iletişim altyapısına 202 milyar liralık yatırım gerçekleştirdik. Bölünmüş yolu 609 kilometreye çıkardık. Kaplamalı yolu 787 kilometreye çıkardık. İstanbul-Orhangazi-Gebze İzmir otoyolunu bitirdik. Bursa otoyolunu, İnegöl-Bozüyük, İzmir yolumuzu bitirdik. Önemli güzergahları tamamladık. Çalı-Kayapa -Hasanağa yolunun 2. etabını bitirdik. Diğer etaplar için Büyükşehir ile işbirliği içinde çalışmaları yürüteceğiz. 2.9 kilometrelik bölünmüş yolun 14 kilometrelik tek yol olması 16.9 kilometrelik Çalı yolunun tamamını bölünmüş yol haline getireceğiz” şeklinde konuştu.
Bursarayı hızlı tren ağına dahil ettiklerini anlatan Bakan Uraloğlu, “Bursa Ankara hızlı tren hattını İstanbul’a bağlantılı olarak saatte 200 kilometre hızla bitirdiğimizde önümüzdeki sene sonunda açacağız. 201 kilometrelik tam bir hattı bitiriyoruz. Çalışmalarımız halen devam ediyor. Çalışmalar bittiğinde Ankara-Bursa arasını 2 saat 15 dakikaya, Bursa-İstanbul arasını 2 saat 15 dakikaya indirmiş olacağız. Bursa’da devam eden en önemli projelerden birisi Emek Yüksek Hızlı Tren Garı-Şehir Hastanesi hafif raylı sistem hattıdır. Proje sayesinde mevcutta işletmede olan Emek-Arabayatağı metro hattı, yapacağımız uzatma ile Mudanya Bulvarını geçerek Yüksek Hızlı Tren Garı ve Şehir Hastanesine ulaşacak. Saatte 80 kilometre hızla günde 110 bin kişiye hizmet edecek. 4,9 km uzunluğunda 4 istasyonlu hat, yapımı devam eden hızlı tren ile entegre olacaktır. Bursalılar hızlı trene erişimde dakik ve konfora kavuşacak. Bursaray batı hattında yer alan Uludağ Üniversitesi istasyonunda da üniversite arazisinde depo istasyonu inşa edilecek” ifadelerini kullandı.
Uraloğlu sözlerini şöyle noktaladı:
“1 kilometrelik hatta yeni istasyonumuz hayırlı olsun. Bursa’mız 28 Mart’a kadar gerekli hazırlıkları yaparak Cumhurbaşkanımızın ilimize gelmesiyle Emek Balat kesimini sizlerin hizmetine sunmuş olacağız. Bursa ve bölgemize hayırlı uğurlu olsun. Önümüzde seçim var. Bu seçim bizim için kıymetli, Alinur Aktaş kardeşimizle güzel hizmetler yaptık. İnşallah 31 Mart akşamında tekrar Alinur Aktaş kardeşimizi seçerek 1 Nisan’dan itibaren burada ‘Durmak yok yola devam’ diyerek hizmetlerimize devam edeceğiz.”
Çalı- Demirtaş hattı başlayacak
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş da, “Emek Şehir hastanesi hattı bizim ulaştırma bakanlığı marifetiyle ilk aldığımız hizmet diyebilirim. Bütün çalışmalarda katkınız var ama ihaleyi bakanlık gerçekleştirdi. Bakanlığın Bursa’mıza armağanı oldu. İhaleden kaynaklanan gecikmeler oldu. Yol güzergahında sıkıntılar oldu, ama hepsini aştık. Ekibinize teşekkür ediyorum. Aynı şekilde Üniversite-Görükle kurtuluş hattıyla ilgili çalışmalar başladı. O katkıdan dolayı teşekkür ediyorum. T2 hattını biz bitirmiştik. Aradaki kavşaklarda kesinti olan yerlerde kavşak kollarını Beşyol’da yaparak en kısa sürede açarak T2 hattını daha da hızlandırmış olacağız. Yeni dönemde inşallah kuzey-güney hattındaki Çalı-Demirtaş hattını başlatacağız. Sizlerden istifade etmek ümidimiz ve hayalimizdir” dedi.
Başkan Aktaş, araç sayılarının arttırılmasıyla ve hatların tamamen bittiğinde daha da rahatlamış olunacağını sözlerine ekleyen Aktaş, “Buradaki yolun aşılması konusu ve özellikle Bursaray’ın Emek’ten -Balat’a getirilmesi önemliydi. Mart ortasını işaret etmiştiniz. Talimat vermiştiniz. Genel müdürümüz buraya otağı kurdu. Burada ekip arkadaşlarınızla birlikte istasyonun hazırlanmasıyla alakalı büyük emek verdiler. Bugün seferler başlıyor. Balat ve Geçit’te oturan ciddi bir nüfus var. İnşallah 28 Mart tarihinde bu süreç tamamen bitmiş olacak. Bu arada deneme sürüşleri başlamış olacak” diye konuştu.
“28 Mart’tan itibaren Balat’a kadar seferler başlayacak”
Aktaş sözlerine şöyle devam etti:
“28 Mart tarihinden itibaren hemşehrilerimiz Balat’a kadar seferlerini gerçekleştirmiş olacaklar. Arabayatağı’ndan binen birisi Osmangazi metrosundan veya Acemler’den binen birisi, Şehir Hastanesi’nin kapısına kadar gelmiş olacak. Hızlı tren istasyonuna da uğrayacak olan bu hattın Bursa’yı şehir içerisinde tüm hatlarla hem de Ankara’ya gidecek hızlı trenimizle buluşturmuş olacağını ifade ediyorum. Bir miktar gecikti ama biliyorum ki ülkemizde 2 yıl pandemi ile ekonomi yoruldu. 2022 yılında güneyde yangınlar, kuzeyde seller oldu, 6 Şubat depremiyle 850 bin bağımsız bölüm yıkıldı ama hamdolsun Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğinde bunları aşıyoruz.”
AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank ise, “Bursa her şeyin en güzeline layık. Belediyelerimizle hükümetimizle bütün arkadaşlarımız, bizlerin de onlara verdiği gayretle Bursa’yı konforlu, yaşanabilir hale getirmeye çalışıyoruz. Raylı sistemlerimizle yeni hattın tamamlanması için bir aradayız. Bakanımız test sürüşünü bizzat gerçekleştirdi, onayını verdi. Biz bu yatırımları devam ettireceğiz. Bursa yüzyılını hep beraber inşa edeceğiz” ifadelerine yer verdi. – BURSA
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Trabzon’da; “Çay üreticisine banka seçme hakkı ve promosyon hakkı istiyoruz. Çay üreticisini gözümüz gibi biliyoruz. Gözümüzden sakınıyoruz. Arkasında duruyoruz” dedi. Özel, “Bir tarafta Cumhur İttifakı var. Ramazan mübarek gün söyledikleri sözleri söylemem ama hakaret ediyorlar, iftira ediyorlar, kötü söz söylüyorlar. Hatta küfrediyorlar. Ama biz başka bir yerdeyiz. Biz umudun, sevginin ittifakıyız. Biz kardeşliğin ittifakıyız. Ötekileştirenlere inat biz kucaklaştırıyoruz. Şeytanlaştıranlara inat kardeşleştiriyoruz. Hep birlikte bir yola çıktık. Bu seçimde onların tarif ettikleri ittifakı biz meydanlarda yapıyoruz. Vicdanlarda yapıyoruz” diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Trabzon’da halk buluşmasına katıldı. Özel’e, Genel Başkan Yardımcıları Sevgi Kılıç, Ulaş Karasu ve Volkan Demir, Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Ordu Milletvekilleri Mustafa Adıgüzel ve Seyit Torun, Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı, Trabzon İl Başkanı Mustafa Bak, Trabzon Belediye Başkan Adayı Hasan Süha Saral, Ortahisar Belediye Başkan Adayı Ahmet Kaya ve önceki dönem Trabzon Belediye Başkanı Volkan Canalioğlu eşlik etti. Özel, şöyle konuştu:
“Şimdi Trabzon’da konuşacağım da gözüm birini arıyor. O biri olmadan konuşamayacağım. Bana emeği çok, Trabzon’a emeği çok. Ben o olmadan burada konuşamayacağım. Volkan ağabeyimiz yeni milletvekili olduğumda birlikte görev yaptığımız, memleketini seven, Trabzon’u seven, Trabzon’daki en ufak sorun için gecesini gündüzüne katan, biz gençlere de siyaseten çok örnek olmuş, altın kalpli, koca yürekli bir insandır. Bugün onu yanımızda görmek benim için en büyük mutluluk. Trabzon’dayız. Adaylarımız var ve bizi çok seven insanlarla birlikteyiz. Böyle bir günde, bu meydanda, Ramazan mübarek gün sizlerle birlikteyiz. Ramazanınız mübarek olsun, tutulan oruçlar kabul olsun.”
“ÇAYDA KARTELLEŞME TEHLİKESİ”
“Biz çayın, fındığın, emeğin, balıkçılığın en yoğun olduğu, insanlarının alnının terini çay bahçesine, fındık bahçesine, alnının terinin tuzunu Karadeniz’in tuzuna karıştıran, oradan bereket fışkırtan, o bereketle çoluğunun çocuğunun rızkını kazanan, haram ve yalandan korkan, kalbinde vatan, millet, bayrak ve Atatürk sevgisi olan güzel Trabzon’un yiğit ve mert insanları ile beraberiz. Çay üretimi dediğiniz Trabzon’da maalesef tütün de gittikten sonra çok çok önemli bir noktaya geldi. Geçtiğimiz yıllarda çay üreticisinin sorunları ile ilgili bütün milletvekillerimiz ayrı ayrı emek verdiler. Gayret sarf ettiler. Ancak geçen sene bir çay kanunu teklifi geldi. Tüylerimiz diken diken oldu. Çay-Kur’u özelleştirmek, ortadan kaldırmak, çay üreticisini büyük kartellerin emrine sokmak, adeta onların emeklerini sömürüp onları birer basit işçi haline getirmek istiyorlardı. Biz buna direndik, itiraz ettik. Artvin Milletvekilimiz Uğur Bayraktutan, İstanbul Milletvekilimiz Rizeli Mehmet Bekaroğlu, sevgili Ahmet Kaya ve Giresun Milletvekili Necati Tığlı bir çalışma yaptılar. Dört dörtlük bir çay kanunu hazırladılar. Meclis’e teklif ettiler. Bizim önerimizde öncelikle Çay-Kur’daki 6 ay çalışıp, 6 ay çalışamayan ancak verilen her işi yapmaya razı ama çocuklarına güvence isteyen Çay-Kur işçilerine kadro verilmesini teklif ediyorduk. Teklifimiz bekliyor.
“MEVSİMLİK İŞÇİLERE KADRO”
Biz mevsimlik işçilere kadro istiyoruz. Çaydaki en büyük sıkıntı taban fiyat uygulamasının olmaması. Devletin ilan ettiği çay fiyatının, Çay-Kur’un fiyatının tüm özel sektör için taban fiyat olmasını, bunun dışında alışveriş yapmanın yasaklanmasını, cezai müeyyidesinin olmasını talep ediyoruz. Ayrıca organik çay için baştan fiyat ilan edilmesini bekliyoruz. Çay üreticisi nasıl eczanede devlete ilaç veren, parasını hangi bankadan alacağına karar verdiğinde promosyon alıyorsa, çay üreticisine de banka seçme hakkı ve promosyon hakkı istiyoruz. Çay üreticisini gözümüz gibi biliyoruz. Gözümüzden sakınıyoruz. Arkasında duruyoruz. Geçen sene 11 lira fiyat, 30 kuruş primle 11 lira 30 kuruş fiyatın bugünkü halini gördüğünüzde 4 liralık mazot önce 19 lira oldu, seçimlerde verin oyu düşüreceğim mazotu, doları, hayat pahalılığını düşüreceğim dediler. Ama şimdi mazot 43 lira oldu. 11 liralık çay fiyatı geçen seneden bu seneye hakkaniyetli oranla olursa 25 lira olmalıdır. O 25 lira da taban fiyat olmalıdır.
“FINDIK’TA 4 DOLARIN ARKASINDAYIZ”
Fındığa gelince, dünya pazarı çıkmış 70 ila 130 milyar dolara. Yüzde 70’ini biz üretiyoruz ancak dünya devi şirketler bizimle kedinin yumakla oynadığı gibi oynuyorlar. Fındık meselesinde çok akılcı bir projeye fındık üreticisinin birliklerinin güçlendirilmesine, uluslararası tekellerin üzerimizde oynanan oyunların kırılmasına, mazot ve ürün desteğine, 4 dolarlık kritik eşiğin altına inilmemesine, 4 doların altında fındığa işlem yapılmasına en sert tedbirlerin alınmasına ihtiyaç vardır. Trabzon fındık demektir, fındığa verilecek para sadece bahçenin sahibine değil kentin esnafına, kentin ekonomisine, Trabzon’a yapılacak katkıdır. Fındıkta 4 dolarlık fiyatın arkasındayız, sonuna kadar takipçisiyiz.
“TRABZON EMEKLİ KENTİ”
Tabi Trabzon bir yandan emekli kenti. Trabzon’daki emekli sayısı inanılmaz bir noktaya ulaştı. Ben bundan 1,5 ay önce meydanlara ilk çıktığımda emeklilerle ilgili ilk konuşmaya başladığımızda, kimse emeklinin sesini duymuyor, sesini dinlemiyordu. O gün bir çağrı yaptım. Ben 2 emekli öğretmenin evladıyım. Emeklilerin ne çektiğini bilirim. Dedim ki emekliler, ses yükseltmeye var mısınız? Benimle birlikte olmaya, meydanlara koşmaya var mısınız? O gün yaptığımız çağrı her geçen gün bir adım ileriye gitti. Her gün yeni ayaklar eklendi ayaklarımıza. Her gün yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerimizi. Çoğaldık, çoğaldık. Şimdi Trabzon meydanına hep beraber bakıyoruz. Emekliler el kaldırsın. Emekliler elini kaldırsın. İşte emekliler burada haklarını arıyor, seslerini duyurmaya geldiler. Emekliler sesimizi duyuracak mıyız? Hep beraber hakkımızı alacak mıyız?
“YETER Kİ EMEKLİ HAKKINI ALSIN”
Şimdi bir kez de Trabzon’dan bu çok kritik ve çok çarpıcı bilgileri paylaşalım. 3 Kasım 2002 iktidara geldiği gün en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücret. Doğru mu? 1,5 asgari ücret hiç size dokunmasalar, düzeninizi bozmasalar, hiç size ilişmeseler 1,5 asgari ücret bugün 26 bin lira. Ama bugün en düşük emekli maaşı 10 bin lira. O 10 bin lira bakın nereden nereye gelmiş. 3 Kasım 2002’de emekli en düşük emekli maaşını çekse, şuradaki kuyumcuya gitse, 8 tane çeyrek altın alıyor. 8 çeyrek altın. Bugün 10 bin lirayı alın aynı kuyumcuya gidin, 2,5 çeyrek altın alıyor. Şimdi teyzem, Müşerref teyze bir tane çeyrek altını kuyumcudan alsa, çantama katıyorum deyip düşürse, eve gitse bir baksa altın yok. Müşerref teyzem döner arar durur. Ben nerede kaybettim bu altını diye. Bakın emekliler Müşerref teyzem tek başına değil. Bir emekli değil tüm emekliler. Bir seferlik değil her ay. Bir çeyrek altın değil 5,5 çeyrek altın kaybettiler. Kaybetmeye de devam ediyorlar. Müşerref teyze düşürdüğü altını nerede kaybettiyse orada arıyor. Doğru mu? 5,5 çeyrek altını nerede kaybettik, bir seçim sandığında kaybettik. Kaybettiğimizi gelen ilk seçim sandığında orada arayacağız. Çünkü ses çıkarmazsan şöyle diyorlar, yahu emekliye durumu kötü diyor ama hatta diyor ki Özgür Efendi çıkmış, emeklileri kışkırtıyor. Sen 26 bin liralık maaşı 10 bin lira yap, 8 çeyrek altını 2,5 çeyrek altına indir. Fileyi boşalt. Buzdolabını boşalt. Sonra Özgür Özel emeklileri kışkırtıyor. Vallahi kışkırtmaya da varım, yollara dökmeye de varım. Yeter ki siz hakkınızı alın.
“18 KİLO KIYMA EKSİLMİŞ”
Bir başka hesap var. Biz bundan tam 9 yıl önce 2015 yılında Genel Başkanımız Kemal Bey dedi ki emeklilere birer maaş ikramiye. Dediler ki veremezsiniz. 7 Haziran’da çoğunluğu kaybettiler, 1 Kasım seçimlerine giderken dediler ki biz de vereceğiz. 3 sene kulaklarının üstüne yattılar. Yani 3 Ramazan, 3 kurban, 6 ikramiyeyi söz verdikleri halde vermediler. Sonra 2018’de seçim gelirken bin lira yatırdılar. Biz dedik ki bir maaş olacaktı, bin lira yetmez. Bakın bizim beğenmediğimiz bin lira o gün 24 kilo kıyma alıyormuş. Şimdi bayram ikramiyesi 3 bin lira, 2 Nisan’da yatıracağım diyor. Al 3 bin lirayı. Git kasaba 6 kilo kıyma alıyor. Sizin 30 Ramazan sofranızdan, 30 iftar, 30 sahur, Gelen bayram sofranızdan, dolabınızdan mutfağınızdan, çoluğun çocuğun torunun kursağından sadece 6 senede 18 kilo kıyma eksilmiş. Git bugün 1 kilo kıyma iste kim kime veriyor? Kim kime alabiliyor? 18 kilo kıyma. Yani emekliye yapılan bu zulüm başka kimseye yapılmıyor. O yüzden isyanımız, itirazımız büyük.
100 KİLO HAMSİ ERİDİ
Bütün şehirleri geziyoruz, o şehirlerle ilgili hesaplar yapıyoruz. Örneğin şimdi sizin burada en düşük emekli maaşı geçen sene 300 kilo hamsi alıyormuş. Bu sene en düşük emekli maaşı 200 kilo hamsi alıyor. Hamsinin kasası kaç kilo? 20 kilo. Geçen sene en düşük emekli maaşı 15 kasa hamsi alıyormuş, bu sene 10 kasa hamsi alıyor. Hesap ortada. Emeklinin hesabı. Altına da vurursan, kıymaya da vurursan, hamsiye de vurursan, ha orada iki uşak var. Onlar de simide vuralım diyor. Simide de vurursan emeklinin maaşı erimiş gitmiş. Trabzon’da kiralar yüzde 100 arttı. Ortalama kira 11 bin lira. Zaten aşağıdan bağırıyordu, 10 bin liraya kiralık ev kalmadı diye. Ortalama kira 11 bin lira. Konut almaya kalktığında 3 milyon lira, taksiti de 100 bin lira. Bu vatandaş nasıl başını bir eve soksun? Çaya dedi ki 7,5 lira teyzelerimin hepsi itiraz etti. 10 diyorlar, 10 lira. Şimdi birazdan kendisinden bahsedeceğim ama Ahmet Kaya dedi ki çay her yerde 10 lira, meydanda 15 lira, 20 lira. Bazı mekanlarda 25 lira. Dedi ki emekli o meydana ancak böyle kuru kuru mitinge geliyor. ya da oturuyor, millet yiyor içiyor emekli orada oturuyor. Dedim ki Ahmet gel, Trabzonlulara bir müjde verelim. Aklımıza yattı. Bakın en önemli vaadi ben söylüyorum. Seçimden sonra da hemen gelip bakacağım.
“BİLETLER YÜZDE 60 ZAMLANDI”
Bu meydana emekliler çay bahçesi yapacak 1,5 liraya çay satacak. Trabzon emekliler çay bahçesi, 3 tane kazanı koyacak. 1,5 liraya çay satacak. Emekli kartını, nüfus cüzdanını gösterene 1,5 liraya çay vereceğiz burada söz veriyoruz. Şimdi tabi meselenin bayram geliyor, bir de otobüs bileti fiyatı var. Maşallah Trabzon kadar Trabzonlu İstanbul’da var. Türkiye’nin dört bir yanında var. Öğrencilerimiz var. Çalışanımız var. Gelin gitmiş var. Oraya gidip evlenmiş, iş bulmuş gençler var. Buraya dönmek istiyorlar. Bayramlaşmak istiyorlar. Bayram üstü bir baktık. Otobüs biletleri yüzde 60 zamlanmış. Bayrama kestir deyince 600-700 liralık biletler bin lira, bin 100 lira olmuş. Beş kişilik bir aile İstanbul’dan Trabzon’a gelse, burada anasının babasının yanında bayram geçirse, gitse. Sadece 15 bin lira. Neredeyse bir asgari ücret yol parasına gidip geliyor. Bu konuya da hızla bir çözüm bulmak gerekiyor. Seyahat özgürlüğü anayasal bir özgürlüktür. Ekonomik krizle artık insanların seyahat özgürlüğü de kısıtlanıyor. Bunu da görüyoruz. Bunu da dile getiriyoruz. İtiraz ediyoruz.
“İNSAN İLİŞKİLERİ KUVVETLİ”
Şimdi sözü getirelim Ahmet’e. Bakın 27’nici dönemde ben grup başkanvekiliyim. 2012’de geldim. Merkez ilçe başkanımızdı. Hep iletişim halinde olduk. Günü geldi milletvekili oldu 2018’de. Meclis’te her fırsatta Trabzon’un ilçelerinin sorunlarını bir dakika ile konuştu. Bizden söz istedi, gitti kürsüde konuştu. Her şeyi konuştu, Trabzon’u konuştu. Trabzon spor’u konuştu. İlçeleri, yoksulluğu, çayı, fındığı, ne dert varsa konuştu. Hatta bir gün bakanlar konuşuyor, geldi yanıma dedi ki başkanım, bunların bugüne kadar Atatürk’ümüzün yaptıklarını bir yollayım. Bir de bunların sattıklarını yollayım. Dedim ki Ahmet ya atamazsan. Dedi ki başkanım ben eski sporcuyum, niyetlendim mi yaparım. Hadi Ahmet dedim, Atatürk’ün yaptıklarını bir yolladı, fır diye gitti. Bir de bu tarafa sattıklarını yolladı. Daha valla AKP o golü çıkaramadı. Şimdi ben hep Ahmet’e baktığımda iyi bir milletvekili, çalışkan bir kardeşimiz. Ama böyle icraatçı bir yanı var. İnsan ilişkileri kuvvetli. İnşallah Ahmet, 31 Mart’ta, aramızda kalsın kimseye söylemeyin, anketlerde öndeyiz. Ahmet kardeşim 31 Mart’ta geldiğinde biliyorsunuz bu Ahmet kardeşimin bir kere geçmiş bilgisi, tecrübesi, birikimiyle Volkan abisi yanı başında bir eli onun omzunda. Ahmet’in öbür omzunda da bir el var. Onu da biliyorsunuz. Selamını aldınız il başkanından, Ekrem İmamoğlu olacak. Özgür nerede olacak, Genel Başkanı. Tam arkasında. Ahmet ne istiyorsa onu yapacağız.
“EKREM BAŞKAN 10 METRO BİRDEN YAPIYOR”
Trabzon’da yeni bir hikaye yazacağız. Trabzonlular, Ekrem İmamoğlu’nu seviyor musunuz? O da burayı seviyor, buraya katkı sağlamak istiyor. İstanbul Büyükşehir, Tonya Belediyesi’ne okul yaptı ve teslim etti. Çarşı başına beton yol yaptı, camilere yardım yaptı. Yomra’ya İYİ Partili belediye, ittifak ortağımız. Hürriyet Parkı yaptı, kent mobilyaları yaptı. Beşikdüzü’ne kütüphane yaptı. Yomra’ya ayrıca spor anıtı yaptı. Şimdi Ortahisar’a bir şey yapmak için kardeş belediyecilik protokolü yapmamız lazım. Eğer Ahmet Ortahisar Belediye Başkanı olsun, Ekrem İmamoğlu buraya yağdıracak inşallah. Yağdıracak. Kardeş belediyecilik protokolü ile burada bambaşka bir hikaye yazacağız. Trabzon’a inanılmaz hizmetler yapacağız. Şuna emin olun çok uzun süredir, burayı çantada keklik görenlerin, hizmet etmeden o yalanların, o isteyenlerin bu seçimde bütün hesapları bozulacak. İstanbul’da yaptığım, geçmişte Trabzon’da da konuştuk. AKP’lilere soruyorum buradan, Trabzon’dan meydandan soruyorum. Ekrem İmamoğlu İstanbul’da büyükşehirdeyken, AKP’nin Trabzon’da kaç milletvekili var. 4. Peki kaç Trabzonlu bakan vardı, 4 ve etti 8. Ortahisar kimde, AKP’de ve 9. Büyükşehir kimde, AKP’de ve 10. 10 tane AKP’li Trabzon’a bir hafif raylı sistem yapamadı, bir tane Trabzonlu İstanbul’a 10 tane metro yapıyor. 10 tane AKP’li bir metro yapmadı, bir hafif raylı sistem yapmamış buraya. Ekrem Başkan orada 10 metroyu birden yapıyor, 65 mi yapmış, kilometresi mi başkaymış onu tartışıyorlar. 10 metroyu birden.
“FEVKALADE TİTİZ VE ÇALIŞKAN”
Ahmet bir mühendis, onun uyumlu çalışacağı ve bir de büyükşehre ihtiyacımız var. Orada da bir başka mühendis, başka başarılı insan Hasan Süha Saral var. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden mezun elektronik mühendisi. Türkiye Elektrik Kurumu’nda uzun yıllar çalıştı, Enerji Bakanlığı’nda çalıştı ve bir de TÜBİTAK’ta çok önemli bir görev yaptı. Millileştirme projelerinde çalıştı. Hani diyorlar ya al sana yerli ve milli aday. Trabzon’un evladı, zeki, çalışkan ve dürüst. Ona bir işi verdiğinde arkanı dön ve git. Fevkalade titiz ve fevkalade çalışkan. Şimdi Ahmet ile el ele bu memlekete hizmet etmeye geliyorlar. Onlara bakınca ben Trabzon’u ayağa kaldıracak muhteşem bir ikili görüyorum. Onlara bakınca ben yüreği kıpır kıpır, iki çalışkan mühendis görüyorum. Onlara bakınca ben iki milliyetçi, iki Atatürkçü, iki vatansever, iki Trabzonlu güzel insanı görüyorum. Trabzon onlara sahip çıkacak, onlar da Trabzon’a sahip çıkacak. Hep birlikte ikisinin de sonuna kadar arkasında duracağız.
“TÜRKİYE KAZANACAK”
Son sözümüz şu olsun. Bir tarafta Cumhur İttifakı var. Ramazan mübarek gün söyledikleri sözleri söylemem ama hakaret ediyorlar, iftira ediyorlar, kötü söz söylüyorlar. Hatta küfrediyorlar. Ama biz başka bir yerdeyiz. Biz umudun, sevginin ittifakıyız. Biz kardeşliğin ittifakıyız. Ötekileştirenlere inat biz kucaklaştırıyoruz. Şeytanlaştıranlara inat kardeşleştiriyoruz. Hep birlikte bir yola çıktık. Bu seçimde onların tarif ettikleri ittifakı biz meydanlarda yapıyoruz. Vicdanlarda yapıyoruz. Elbette ittifakımızda aslan sosyal demokratlar var. Ama ittifakımızda milliyetçi demokratlar var. Ahmet’i de çok seven Ahmet’in de çok saygı duyduğu ülkücü kardeşlerimiz bu ittifakın içinde var. İYİ Partili güzel insanlar, iyi insanlar var. Artık yalandan ve haramdan korkan, artık bunlardan uzak duran muhafazakar demokratlar var. Trabzon’un bütün demokratları, Trabzon ittifakında var. Türkiye’nin bütün demokratları Türkiye ittifakında var. Türkiye ittifakı, gücünü milletimizden alıyor. Renklerini bayrağımızdan ay yıldızlı al bayrağımızdan alıyor. Ay yıldızlı al bayrak göndere çekilirken, milli takım gol atınca kim seviniyorsa Türkiye ittifakındadır. Filenin Sultanları, dünya şampiyonu olunca ay yıldızlı al bayrak yükselirken, İstiklal Marşı okunurken, Filenin Sultanları ile birlikte kim ağlıyorsa, kim gözyaşı döküyorsa Türkiye ittifakındadır. Gücünü milletten, rengini bayraktan alır Türkiye ittifakı. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Ahmet kazanacak, Hasan Başkan kazanacak Trabzon kazanacak. Türkiye ittifakı kazanacak, Türkiye kazanacak.”
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye’nin, dünyada en çok çay üreten beşinci ülke, en çok çay tüketen birinci ülke olduğuna dikkati çekti, İktidarı hedef alan ve Çaykur’un Varlık Fonu’na devredilmesini eleştiren Özel, “Çay üreticisi 1 buçuk milyon insanın ekmeğini kazanmasına vesile Çaykur’umuzu, dünya kartellerine verip sizleri ezmek istiyorlar. Sizi ezdirmeyiz” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Rize’nin Pazar ilçesinde halk buluşması programına katıldı. Özel’e, Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı, İl Başkanı Saltuk Deniz, Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu, Belediye Başkan Adayı Necati Topaloğlu ve Pazar Belediye Başkan Adayı Neşet Çakır eşlik etti.
DENİZ: “CHP’NİN KALESİ RİZE’DE CHP BAYRAĞINI HER YERE ASMAK İÇİN BU YÜRÜYÜŞÜ BAŞLATTIK”
CHP Rize İl Başkanı Saltuk Deniz, şöyle konuştu:
“Rize’den gelen arkadaşlarımız bir büyük, kutlu yürüyüşün öncülüğünü buradan hep birlikte yapıyoruz. Bu yürüyüşün asıl hedefi daha önce bizde olan, 1994 yılında kaybetmiş olduğumuz Ardeşen’i yeniden kazanmak, Çamlıhemşin’i, Pazar’ı, Hemşin’i, Çayeli’ni, Derepazarı’nı yeniden kazanmak, CHP’nin kalesi olan Rize’de yeniden CHP’nin bayrağını Rize’nin her yerine asmak için bu yürüyüşü başlattık. Rize’ye çayı getiren, Çaykur’un kurulmasına öncülük eden, bunu hayata geçiren Çaykur’da çalışan mevsimlik işçilerin hakkını arayan, Çaykur’da taban fiyat uygulamasının yeniden gündeme gelmesini savunan partinin adıdır CHP. Çaya, Çaykur’a sahip çıkmasını istiyorsanız, Çaykur’da çalışan mevsimlik işçilerin haklarının verilmesini istiyorsanız, çayda taban fiyatı uygulamasının yeniden hayata geçmesini istiyorsanız bir kez daha yeniden CHP’nin kadrolarına hem yerelde hem de geneldeki kadrolarına oy vereceksiniz. Sizler bu dönem sadece bir kişi seçmiyorsunuz. Kamucu, halkçı, sosyal demokrat belediyecilik anlayışını hayata geçirecek olan kimseyi ötekileştirmeyecek herkese adil eşit bir şekilde hizmet verecek olan adayları seçeceksiniz.”
“SİZ NEŞET BAŞKAN’A YETKİYİ VERİN, DESTEK BİZDEN”
CHP lideri Özgür Özel de şunları söyledi:
“Gelirken yolda bir kötü haber aldık, içimiz yandı. Bugün Pençe-Kilit Operasyon bölgesinde, bir şehidimiz, dört yaralımız var. Şehidimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Kahraman Mehmetçik’in ayağına taş değmesin. Allah bir daha şehit acısı yaşatmasın. Hep beraber, Silahlı Kuvvetlerimiz’in, Mehmetçiğimizin arkasındayız. Böyle acıları yaşamak istemiyoruz. Pazar’da çok iddialı bir adayımız var. Rize Merkez’de çok iddialıyız. Önce, Rize’de Ercüment Şahin Çervatoğlu’na yaptığı her şey için yürekten teşekkür ediyorum. Partimizin üyelerinin başının dik gezmesine, partimizin göğsünü kabartan ve yaptığı halkçı belediyecilik uygulamalarıyla, mücadelesiyle, toplumsal olaylarda, çevre meselelerinde tüm bölgedeki duruşuyla gerçek bir sol sosyal demokrat belediye başkanının; namuslu, dürüst, çalışkan bir belediye başkanının en iyi örneğidir. Başkanımızı takdir ediyorum. Rize Merkez’de Karayolları’ndan emekli, 2019 yılının İlçe Başkanımız Necati Topaloğlu aday. Pazar’da, geçmişte Pazar Spor’da 15 yıl kadar emeği olan, Pazar Sanayi Ticaret Odası Başkanlığını dört kez yapmış olan ve aktif görevdeyken adaylık için istifa etmiş olan iyi bir ticaret insanı, çalışkan adayımız Neşet Çakır’ı ümit ediyorum 31 Mart’ta, belediye başkanı yapacağız. Neşet Çakır diyor ki ‘Bizim burada belediyecilik namına hiçbir şey yok. O kadar çok eksiğimiz var ki… Ama bir endişem var: Yapılacak iş, beklenti çok ama Pazar Belediyesi’nin kaynakları, imkanları ortada. Bu işi nasıl yapacağız?’ Neşet Çakır’ı seçimde, Pazar Belediye Başkanı seçin. Neşet Çakır’ın sağ omzunun üzerinde Mansur Yavaş’ın bir eli olacak, Sol omzunun üzerinde de Ekrem İmamoğlu’nun eli olacak. Özgür Özel de tam arkasında olacak. Sonuna kadar destek vereceğiz. Siz Neşet Başkan’a yetkiyi verin, destek bizden.
“ÇAYKUR’UMUZU, DÜNYA KARTELLERİNE VERİP SİZLERİ EZMEK İSTİYORLAR”
Dünyada en çok çay üreten beşinci ülke Türkiye. En çok çay tüketen birinci ülke Türkiye. Türkiye’deki çay üretiminin yüzde 55-60’ının üretildiği topraklardayız. Geçtiğimiz senelerde AK Parti, bir çay kanunu getirmeye kalktı. Çay kanunu lazım mı? Vallahi lazım. Ama AK Parti’ninki korkunç bir kanun teklifiydi. Zaten güzelim Çaykur’u tuttular, Varlık Fonu’na devrettiler. 1 buçuk milyonun geçim kapısı olan Çaykur’u, adeta özelleştirmek, büyük kartellerin eline vermek ve çay üreticisini, müstahsili büyük sermaye şirketlerinin işçisi haline getirmeye çalıştılar. Bireysel, profesyonel mesleğin ve emeğin saldırı altında olduğu bir süreçteyiz. Hatırlayalım: Mahallemizin en temiz, en güvenilir esnafları terziler. Nerede şimdi terziler? Alışveriş merkezlerinin (AVM) eksi ikinci katlarında paça basıyorlar beş liraya. İnsanların mesleklerini almak, geçimlerini elinden almak, gelirlerini almak, onları işçileştirmek, profesyonel emeklerini sömürmek tam bu dünya düzeninin ve bu dünya düzeninin ülkemizdeki temsilcilerinin işidir. Çay üreticisi 1 buçuk milyon insanın ekmeğini kazanmasına vesile Çaykur’umuzu, dünya kartellerine verip sizleri ezmek istiyorlar. Sizi bir karınca gibi ezdirmeyiz. Karıncanın kardeşi var. Onun da adı CHP’dir.
“25 LİRANIN ALTINDA BİR ÇAY FİYATINI ASLA KABUL ETMİYORUZ”
Hemşehriniz Mehmet Bekaroğlu, komşu illerimizin milletvekilleri Sevgili Uğur Bayraktutan, bugün Trabzon Ortahisar Belediye Başkan Adayımız olan Ahmet Kaya ve o günün Giresun Milletvekili Necati Tığlı, 20 maddeden oluşan alternatif bir kanun teklifi hazırlamışlardı. Milletvekilimiz Sevgili Tahsin Ocaklı, o teklifi inceledi ve CHP’nin çay kanun teklifini hazırladılar. Bizim teklifimiz öyle yabancı şirketlerin yüzünü güldürecek bir teklif değil. Bizim teklifimiz sizin, Pazar’ın, Rize’nin çay üreticilerinin yüzünü güldürecek bir teklif. Biz diyoruz ki çayın bir taban fiyatı olsun. Yani Çaykur’un ilan ettiği fiyat, taban fiyat olsun. Bu fiyatın altında herhangi bir işlem yapılamasın. Taban fiyatın altında, çay almanın cezası olsun, çay üreticisinin emeğini çalmaya çalışanlar cezasını hem Allah’tan hem devletten bulsun.
Hayat pahallandı, bu şartlar altında taban fyat, bu sene ilan edilirken en az 25 TL olarak ilan edilmelidir. 25 liranın altında bir çay fiyatını asla kabul etmiyoruz. 25 liranın altındaki her fiyat emek sömürüsüdür; Pazar’ın, Rize’nin çorbasından, aşından eksiltmektir.
“ÇAYKUR İŞÇİSİNE ARTIK MEVSİMLİK İŞÇİ STATÜSÜ İSTEMİYORUZ, KADRO İSTİYORUZ”
Teklifimiz, sadece çay üreticisiyle ilgili değil. Bir de derdi boyunu aşmış Çaykur’un emekçileri var. Çaykur emekçileri altı ay çalışıyorlar, altı ay çalışmıyorlar. Bu Çaykur emekçisine, Rize’nin bütün siyasetçileri, milletvekilleri, bakanlar ve Rize’ye kim geldiyse, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan defalarca kadro sözü verdi. Ancak tutulmadı. ve işin kötüsü şöyle bir şey getiriyorlar: ‘Altı ay çalışıyorlar. Altı ay yattıkları yerden para istiyorlar.’ Oysa Çaykur işçisi öyle demiyor. ‘İş verin, iş gösterin çalışalım. Çoluğumuz var, çocuğumuz var. 12 ay çalışmak istiyoruz’ diyorlar. Çaykur işçisinin yanındayız, taleplerinin arkasındayız. Çaykur işçisine artık mevsimlik işçi statüsü istemiyoruz, kadro istiyoruz.
“EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI, GEÇEN SENE 75 KİLO ÇAY ALIYORDU. BU SENE 52 KİLO”
Bir yandan staj ve çıraklık mağdurları var. Onlar genç yaşlarında çıraklık, staj yaptı. Sigortaları ödendi ama işe başlangıç tarihi kabul edilmedi. Öyle olunca da EYT’den yararlanamadılar. Ayrıca Bağ-Kur’a 9 bin gün, işçiye 7 bin 200 gün ayrımcılığına da itiraz ettik. Geçen sene seçimlerde, ‘Çözeceğiz’ dediler. Hala çözülmedi. Staj ve çıraklık mağdurlarının taleplerinin farkındayız. Onlarla birlikteyim,seslerini duyurmaya devam edeceğim. Biz emeklilerin durumunu anlatırken o şehirden örnek veriyoruz Türkiye’ye. Rize’de çay hesabı yapmaya… Sizden 11 buçuk liraya alıyorlar ama geçen sene çayın kilosu 100 liraydı markette, şimdi 190 lira. En düşük emekli maaşı, geçen sene 75 kilo çay alıyordu. Bu sene 52 kilo çay alıyor. 75 nerede, 50 nerede? Hesap ortada. Emeklinin çilesi ortada.
“ÇAY ÜRETİCİSİ, ATANMAYAN ÖĞRETMEN, GEÇİNEMEYEN EMEKLİ HEPSİ TÜRKİYE İTTİFAKI’NDADIR”
Tayyip Bey şöyle söylemiş: ‘Gidiyor, meydanlarda emekliyi kışkırtıyor.’ Tayyip Bey, bazen benimle kavga yapmak istiyor, ben onunla kavga yapmak istemiyorum. Ben onunla emeklinin sorununu konuşmak, kavga yapacaksam etnik siyaset kavgası, mezhep kavgası, din kavgasını değil, ben emeklinin ekmek kavgasını yapmak istiyorum. Ben Pazar’a kavga yapmaya, kimseye hakaret etmeye gelmedim. Ama ben buraya emeklilerle sözleşmeye geldim. 31 Mart’ta, emekliler olarak gücünüzü gösterin. Siz Türkiye’nin en büyük ittifakısınız, en güçlü ittifakısınız. Hep birlikte sesinizi yükseltirseniz Türkiye’nin en büyük korosusunuz. ve size şunu söyleyeyim: Eğer emekliler 31 Mart’ta sarı kartı gösterirse, güçlerini gösterirse vallahi de hakkınızı alacağım, billahi de hakkınızı alacağım. Hakkını alamayan çay üreticisi, esnafın siftahsız dükkan kapatıp borcunu ödeyemeyeni, atanmayan öğretmen, 10 bin lirayla geçinemeyen emekli, hakkını alamayan emekçi, hepsi Türkiye İttifakı’ndadır. Neşet Çakır kazanacak, Pazar kazanacak. Ercüment Şahin kazanacak, Fındıklı kazanacak. Necati Topaloğlu kazanacak, Rize kazanacak. Türkiye İttifakı kazanacak, Türkiye kazanacak. CHP, Cumhuriyet’in kurucu partisidir. Bu ülkenin temel direğidir. Atatürk’ün baba ocağıdır. Kapıları herkese açıktır.”
]]>Tüm Emeklilerin Sendikası, Kızılay’da basın açıklaması yaptı. Sendika üyesi Ünver Ünal, “AKP ve paydaşları artık ülkeyi yönetemiyor. Emeklilerimiz beslenemiyor, alışveriş yapamıyor. Markete gitmek karabasandan beter oldu.. Kasabın yolundan vazgeçtik, ekmek alamıyor… Sözün özü emekliler adeta sürüm sürüm sürünüyor” dedi.
Emekliler, ‘İnsanca yaşamak istiyoruz’, ‘saraya değil emekliye bütçe’, ‘sefalete teslim olmayacağız’ sloganları attı. SOL Parti Sözcüsü İlknur Başer’in de katıldığı basın açıklamasında konuşan Tüm Emeklilerin Sendikası üyesi Ünver Ünal, şunları söyledi:
“Son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim. AKP ve paydaşları artık ülkeyi yönetemiyor. Ülkede yönetim krizi vardır. Yarattıkları siyasi ve ekonomik kaosta, siyasal islamcı tek adam yönetimini yukarıdan aşağıya yapılandırdılar. Bu yönetim anlayışı emeklilere derin yoksulluk, açlık, daha doğrusu ölüm sınırında bir yaşam olarak geri dönmüştür. Yaşam koşullarımız çok kötüleşmiştir.
“EMEKLİLER ADETA SÜRÜNÜYOR”
Emeklilerimiz beslenemiyor. Bırakalım beslenmeyi, yatağa aç giriyor, karnını doyuramıyor. Emekliler pazar yerine gittiğinde sadece fiyatları inceliyor. Alış veriş yapamıyor. Markete gitmek karabasandan beter oldu… Kasabın yolundan vaz geçtik, ekmek alamıyor… Sözün özü emekliler adeta sürüm sürüm sürünüyor.
2008’de uygulamaya konulan ‘Sosyal Güvenlik Reformu’ derhal iptal edilmelidir. Memurlara verilen seyyanen ödenek, bütün emeklilerin maaşına hemen eklenmeli ve en düşük emekli maaşı, işe yeni başlamış en düşük memur maaşına eşitlenmelidir. Prim günü, çalışma koşulları, eğitim gibi diğer kriterler göz önüne alınarak maaş ayarlamaları yapılmalıdır. Sağlığa erişim kolaylaştırılmalı ve istisnasız sağlık katkı payları kaldırılmalıdır. Özel veya devlet hastanesi demeden, bütün hastanelerde her türlü muayene, tetkik ve tedavi ücretsiz olmalıdır. Emekliler için ‘Toplu Sözleşmeli Sendika’ yasası çıkarılmalıdır. Sendikalarımıza dokunulmamalıdır. Sendikalara açılan kapatma davaları geri çekilmeli ve her türlü keyfe keder uygulamalara son verilmelidir.
“ADIM ATMAZSANIZ, YAKIN BİR ZAMANDA BİRÇOK BÖLGEDE MİTİNGLER DÜZENLEYECEĞİZ”
Bu vesileyle siyasi iktidara seslenmek istiyoruz. Taleplerimizi dikkate alın. Çözüm üretin. Şayet bizi duymazdan gelirseniz, demokratik eylemlerimizi yükselterek sürdüreceğiz. Adım atmazsanız, yakın bir zamanda bir çok bölgede mitingler düzenleyeceğiz.
İsteklerimizin yanıtsız kalması halinde yapacağımız bölgesel mitinge, şimdiden bütün emek ve demokrasi güçlerini güç birliğine davet ediyoruz.”
“TORUNUMA VEREMEYECEĞİM PARAYI UTANMADAN BAYRAM İKRAMİYESİ DİYE BANA VERİYOR”
Tüm Emeklilerin Sendikası üyesi Meryem Serel, şöyle konuştu:
“Bu ülkede sadece emekliler değil, asgari ücret ile çalışanlar da hayat standartlarının çok altındalar. Tabii ki biz hakkımızı almak zorundayız. İnsanca yaşama isteğimizi söylemek zorundayız. Onlar duyana kadar bıkmadan usanmadan bu meydanlarda olacağız.
Talebimiz insanca yaşamak. Yoksulluk sınırının üstünde bir ücret talep ediyoruz. Torunuma veremeyeceğim parayı utanmadan bayram ikramiyesi diye bana vermeye kalkıyor.”
Memur emeklisi bir vatandaş ise, “Aldığımız maaş çok düşük. Emekliler çok zor durumda” dedi.
“SADAKA DEĞİL, ÖDEDİĞİM PRİMLERİN KARŞILIĞINI İSTİYORUM”
Emekli bir başka vatandaş Şenay Karamut ise şunları söyledi:
“Ben yıllarca prim ödedim. Sadaka istemiyorum. Ödediğim primin karşılığını almak istiyorum.”
]]>Tele1’de yayınlanan “Forum Hafta Sonu”, Eskişehir’den yaptığı canlı yayında Eskişehir Büşükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ile CHP’nin Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ayşe Ünlüce’yi konuk etti.
Büyükerşen programda şunları söyledi:
“Eskişehir, doğup büyüdüğüm şehir. Ömrüm hep burada geçti. Çocukluğumdan beri Eskişehir için hayaller kurardım. Anadolu Üniversitesi kuruluşunda, Akademi Başkanlığı, Kurucu Rektör olarak başlayan süreçte hayallerimizle ortaya çıkan bu bakışı Eskişehir’e yaydık. Ayşe Hanım bir hukukçu olarak adalete çok dikkat eder. Belediye kadar vatandaşın da hakkını korur. Çok tevazu sahibidir. Bu çok önemlidir. Halkı yöneten bürokraside bu kıymetlidir. Eskişehir’de tabandaki ittifakı 25 yıldır kurduk ve devam edeceğini düşünüyorum. Son seçimde yüzde 53’e yakın oy aldım. Eskişehirliler kime oy vereceğini bilirler. Eskişehirlilere hakkım varsa helal olsun diyorum. Onlar da helal etsinler. Ayşe Ünlüce ile bu güzellikleri ve başarıları devam ettireceklerine inanıyorum.”
70’TEN FAZLA PROJE
Ayşe Ünlüce de 8 ana başlıkta 70’ten fazla projeyi içeren Dengeli Kalkınma Modeli ile başta çocuklara, gençlere, kadınlara, emeklilere ve kırsala yönelik projelerini izleyicilerle paylaştı.
Emeklilerin çok zor koşullarda yaşamaya çalıştığını belirten Ünlüce, şunları kaydetti:
“Sosyal kart çalışmamız ile yardımlarımızdan düşük maaş alan emeklilerimiz faydalanabilecekler. Yine kıdemli yaşam merkezini hayata geçirerek, yaşları nedeniyle bakıma muhtaç olanların bakım hizmetlerini burada sağlayacağız. Emeklilerimizden en çok gelen taleplerden biri de şehir merkezindeki bir lokal kafeterya ve yemek lokantası ihtiyacıydı. Bunu da Emek Kafe ve Halk Lokantası ile gidereceğiz. Gençlerimize yeni gençlik merkezleri, teknoloji ve inovasyon merkezi, sosyal kütüphaneler gibi birçok proje hazırladık. Gençlik merkezleri ve diğer konularda onların görüşleri ve önerileriyle projeleri uygulayacağız.”
Kırsal kalkınmada sözleşmeli tarım modeli ile Halk Et ve Halk Bakliyat projelerinin hem üreteci hem de tüketicilere büyük fayda sağlayacağını dile getiren Ünlüce, kırsalda altyapının ardından kalkınma için büyük adımlar atılacağını kaydetti. Çiftçileri ve hayvan üreticilerini desteklemeye devam edeceklerini belirten Ünlüce, “Ancak bunlar sadece bir can suyu olacaktır. Bu bir devlet politikası olmalı ve Bakanlıklar bu alana yoğunlaşmalıdır.” diye konuştu.
31 Mart Yerel Seçimleri’ne yönelik düşüncelerini de aktaran Ünlüce “Son 25 yıldaki büyük dönüşümün canlı şahidiyim. Ben de Yılmaz Hoca’mdan devralacağım bayrakla şehriyle gurur duyan Eskişehirlilere hizmet etmenin onurunu taşıyacağım. Geleceğe ilişkin son 25 yılın 8 yılını belediyede geçirdim ama öncesinde sivil toplum örgütlerinde hep aktif görev aldım. Benim yapacağım çalışmalarda son 25 yılın imzası olacak. Eskişehir hiçbir zaman agresif büyüyen şehir olmadı. Şehirlerin gelecek vizyonu olması lazım. Anlık kararlarla aklınıza geleni yapamazsınız. 8 ana başlıkta Dengeli Kalkınma Modeli’miz ile Eskişehir’i dengeli bir kalkınma ve büyüme ile gelişimini sürdüreceğiz. Sahada Eskişehirlilerin şehrini çok benimsediğini ve Eskişehir ittifakını görüyorum. Bu seçimi onların inancıyla, Eskişehir için kazanacağız.”
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Yüzyılı’nın Emekçileri İftar Programı’na katıldı. Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşen programda yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan, çalışanları enflasyona ezdirmediklerini belirterek, “Çalışmak kadar emeğinin karşılığını da hakkıyla almanın öneminin hepimiz şuurundayız. İşçinin ücretini teri kurumadan önce ödeyiniz’ buyuran bir inancın mensupları olarak zaten başka türlü hareket etmemiz beklenemez. İzinden gittiğimiz atalarımızda işçinin hakkının verilmesi hususunda hep itinayla davranmışlardır. Kanuni Sultan Süleyman Süleymaniye Camii’nin inşaatında çalışan işçilerin ücretinin günlük olarak verilmesini emretmiş bunun için inşaatın ortasına bir hesap çadırı kurdurmuştur. Cami inşaatının tamamlanmasından sonra bu güzel hatırayı yaşatmak adına 1792 yılında Çadır Çeşmesi yaptırılmıştır. İBB Başkanlığımızdan itibaren biz de görev aldığımız her yerde çalışanların haklarının teslimi için çaba harcadık. Ülkemizde 1 Mayıs tarihi uzun yıllar gerginliğin, çatışmanın ve 1977 yılındaki menfur olayın sembolü olarak anıldı. Bu tarihi 2008 yılında resmen Emek ve Dayanışma günü 2009 yılından itibaren de remi tatil ilan ederek işçilerimiz ile dayanışmamızı gösterdik. Enflasyona karşı çalışanlarımızı ezdirmeme bir diğer prensibimizdi. Özellikle son yıllarda üst üste yaşadığımız salgından bölgesel savaşlara küresel ekonomik krizlerden asrın felaketi olan 6 Şubat depremlerine rağmen duruşumuzdan taviz vermedik. 2024 yılında da bu hassasiyetimizi muhafaza ediyoruz” dedi.
“Bu yıl emeklilerimizin bayram ikramiyelerinde de yüzde 50 artışa gittik”
“Bölgesel krizlerin ve istikrarsızlıkların yol açtığı mali yükü en az şekilde insanımıza yansıtmanın derdindeyiz” ifadelerini kullanan Erdoğan, “Bu anlayışla bir sosyal koruma ücreti olan ve çalışma hayatındaki ücret politikaların en alt sınırını temsil eden asgari ücret 17 bin liraya çıktı. Böylece asgari ücrette bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 100 oranında artış oldu. Asgari ücret desteğini 700 liraya çıkararak ödemeyi sürdürüyoruz. Memurlarımızın aylıklarında ise 2024 yılı Ocak ayında enflasyon farkıyla birlikte yüzde 50’ye yakın bir artış sağladık. Bu rakamlarla en düşük memur maaşı 2002 yılına göre reel olarak yüzde 300 oranında nominal olarak ise 84 kat artış gösterdi. Aynı şekilde katlanarak artan emekli sayımıza rağmen emeklilerimizin ücretlerinde de çok önemli iyileştirmeler yaptık. Daha önce olmayan bayram ikramiyesi bu uygulamayı getirerek emeklilerimize bayram sevinci yaşattık. Geçen sene emeklilerimizden gelen talepler doğrultusunda her bir emeklimize tek seferlik 5’er bin liralık ödeme gerçekleştirdik. Bu yıl emeklilerimizin bayram ikramiyelerinde de yüzde 50 artışa gittik. Ramazan bayramı ikramiyelerini 2-5 Nisan tarihleri arasında emeklilerimizin hesaplarına yatırmış olacağız. Devletimizin deprem bölgesiyle ilgili yükümlülükleri azaldıkça artan kaynağı emeklilerimiz ve çalışanlarımız başta olmak üzere milletimizin istifadesine sunmaya devam edeceğiz. Bunun yanında enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara düşürerek tüm toplum kesimlerinde daha kalıcı refah artışı sağlayacağız.”
“Memurlarımızın haklarını genişletmek için gayret ederken muhalefet bunları Anayasa Mahkemesine götürerek budamaya çalışıyor”
“Emeğin karşılığı kadar önemli bir diğer konu emeğin müdafaasıdır” diyen Erdoğan, “Çok kritik rol üstlenen sendikalarımız ve konfederasyonlarımız yine bizim dönemimizde rahat bir nefes alabilmiştir. Sendikacılık ile işçi işveren ilişkilerinin düzenleyen ve adil temsilini sağlayan sosyal diyalog mekanizmalarımız geçmişte hak ettiği değeri ve ilgiyi görememiş ihmal edilmişti. Son 21 yılda her alanda olduğu gibi sosyal diyalog konusunda da ciddi ilerlemeler kaydettik. İşçilerde sendikalaşma oranı 2024 Ocak istatistiklerinde yüzde 15’i geçti. Memurlarda sendikalaşma oranı ise yüzde 74 oranına yükseldi. Her toplu görüşmemizde yeni imkanlar getirerek memurlarımızın haklarını iyileştirmeyi sürdürüyoruz. Ülkemiz ve milletimiz yararına attığımız her müspet adımda olduğu gibi burada da muhalefetin engellemeleriyle karşılaşıyoruz. Toplu sözleşme ikramiyesi bu kazanımlardan birisidir. 7. dönem kamu toplu sözleşmesiyle üye sayısı yüzde 2’yi geçen sendikaların mensuplarına aylık 538 lira ödeme yapıyorduk. Bu düzenleme ana muhalefet partisinin başvurusundan dolayı Anayasa Mahkemesi tarafından geçenlerde iptal etti. Bu iptal kararıyla ikramiyeden yararlanan 2 milyona aşkın kamu görevlimiz maalesef 345 lira daha az aylık alacak. Bu da 2 yıllık toplu sözleşme sürecinde memurumuzun 8 bin 280 lira kaybı anlamına geliyor. Biz memurlarımızın haklarını genişletmek için gayret ederken muhalefet ise bunları Anayasa Mahkemesine götürerek budamaya çalışıyor. Çalışanlarımızı ve emeklilerimizi bize karşı kışkırtmak için meydanlarda atıp tutuyorlar ama mahkeme kapılarını aşındırmaktan da maalesef geri durmuyorlar. Bize göre yanlış olan bu kararla ilgili olarak üzerimize düşeni mutlaka yapacağız. Geçtiğimiz yıl yaptığımız 3 bin 600 ek gösterge düzenlemesiyle ek göstergelerini yeniden belirlenmesini sağlamıştık. 3 bin 600 ek gösterge düzenlemesini genişleteceğimizi duyurmuştuk. Bu sözümüzü de önümüzdeki dönemde hayata geçireceğiz. Çalışma Meclisimizin çalışma hayatının gelecek yüzyılı temalı 13. toplantısını önümüzdeki aylarda gerçekleştirmeyi planlıyoruz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Türkiye Yüzyılı’nın Emekçileri İftar Programı”nda yaptığı konuşmada, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından itibaren, görev aldıkları her yerde çalışanların haklarının teslimi için çaba harcadıklarını söyledi.
Türkiye’de 1 Mayıs tarihinin uzun yıllar gerginliğin, çatışmanın ve 1977 yılındaki menfur olayın sembolü olarak anıldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tarihi 2008 yılında resmen Emek ve Dayanışma Günü, 2009 yılından itibaren de resmi tatil ilan ederek, işçilerle dayanışmalarını gösterdiklerini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, enflasyona karşı çalışanları ezdirmemenin bir diğer prensipleri olduğunu belirterek, özellikle son yıllarda üst üste yaşadıkları salgından bölgesel savaşlara, küresel ekonomik krizden “asrın felaketi” olan 6 Şubat depremlerine rağmen bu duruşlarından taviz vermediklerini, 2024 yılında da bu hassasiyetlerini muhafaza ettiklerini vurguladı.
Bölgesel krizlerin ve istikrarsızlıkların yol açtığı mali yükü en az şekilde insanlara yansıtmanın derdinde olduklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu anlayışla bir sosyal koruma ücreti olan ve çalışma hayatındaki ücret politikalarının en alt sınırını temsil eden asgari ücretin 17 bin liraya çıktığını dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, böylece asgari ücrette bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 100 oranında artış olduğuna dikkati çekerek, asgari ücret desteğini 700 liraya çıkararak, ödemeyi sürdürdüklerini kaydetti.
“Bu yıl emeklilerimizin bayram ikramiyelerinde de yüzde 50 artışa gittik”
Memurların aylıklarında ise 2024 yılı Ocak ayında enflasyon farkıyla birlikte yüzde 50’ye yakın bir artış sağladıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu rakamlarla en düşük memur maaşının 2002 yılına göre reel olarak yüzde 300 oranında, nominal olarak ise 84 kat artış gösterdiğini aktardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı şekilde katlanarak artan emekli sayısına rağmen emeklilerin ücretlerinde de çok önemli iyileştirmeler yaptıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Daha önce olmayan bayram ikramiyesini, bu uygulamayı getirerek emeklilerimize bayram sevinci yaşattık. Geçen sene emeklilerimizden gelen talepler doğrultusunda her bir emeklimize tek seferlik 5’er bin liralık ödeme gerçekleştirdik. Bu yıl emeklilerimizin bayram ikramiyelerinde de yüzde 50 artışa gittik. Ramazan Bayramı ikramiyelerini inşallah 2 ila 5 Nisan tarihleri arasında emeklilerimizin hesaplarına yatırmış olacağız. Devletimizin deprem bölgesiyle ilgili yükümlülükleri azaldıkça artan kaynağı emeklilerimiz ve çalışanlarımız başta olmak üzere, milletimizin istifadesine sunmaya devam edeceğiz. Bunun yanında enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara düşürerek, tüm toplum kesimlerinde daha kalıcı refah artışı sağlayacağız.”
“Bu yanlışın müsebbiplerine sizler de gereken cevabı vermelisiniz”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, emeğin karşılığı kadar önemli bir diğer konunun ise emeğin müdafaası olduğunu vurgulayarak, bu süreçte çok kritik rol üstlenen sendikaların ve konfederasyonların, yine kendi dönemlerinde rahat bir nefes alabildiklerini ifade etti.
Sendikacılık ile işçi, işveren ilişkilerini düzenleyen ve adil temsilini sağlayan sosyal diyalog mekanizmalarının geçmişte hak ettiği değeri ve ilgiyi göremediğini, ihmal edildiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ancak son 21 yılda her alanda olduğu gibi sosyal diyalog konusunda da ciddi ilerlemeler kaydettiklerini aktardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sendikalaşma oranlarına ilişkin, “İşçilerde sendikalaşma oranı 2024 Ocak istatistiklerinde yüzde 15’i geçti. Memurlarda sendikalaşma oranı ise yüzde 74 oranına yükseldi. Her toplu görüşmemizde yeni imkanlar getirerek, memurlarımızın haklarını iyileştirmeyi sürdürüyoruz.” bilgisini paylaştı.
Ancak ülke ve millet yararına attıkları her müspet adımda olduğu gibi burada da muhalefetin engellemeleriyle karşılaştıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:
“Toplu sözleşme ikramiyesi bu kazanımlardan birisidir. Yedinci Dönem Kamu Toplu Sözleşmesiyle üye sayısı yüzde 2’yi geçen sendikaların mensuplarına aylık 538 lira ödeme yapıyorduk. Ancak bu düzenleme ana muhalefet partisinin başvurusundan dolayı Anayasa Mahkemesi tarafından geçenlerde iptal edildi. Bu iptal kararıyla ikramiyeden yararlanan 2 milyonu aşkın kamu görevlimiz maalesef 345 lira daha az aylık alacak. Bu da 2 yıllık toplu sözleşme sürecinde memurumuzun 8 bin 280 lira kaybı anlamına geliyor. Biz memurlarımızın haklarını genişletmek için gayret ederken, muhalefet ise bunları Anayasa Mahkemesine götürerek budamaya çalışıyor. Çalışanlarımızı ve emeklilerimizi bize karşı kışkırtmak için meydanlarda atıp tutuyorlar ama mahkeme kapılarını aşındırmaktan da maalesef geri durmuyorlar. Bize göre yanlış olan bu kararla ilgili olarak üzerimize düşeni mutlaka yapacağız. Ancak bu yanlışın müsebbiplerine sizler de gereken cevabı vermelisiniz.”
“3600 ek gösterge düzenlemesini genişletme sözümüzü önümüzdeki dönemde hayata geçireceğiz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yıl yaptıkları 3600 ek gösterge düzenlemesiyle çalışan ve emekli 5,3 milyon kamu personelinin ek göstergelerinin yeniden belirlenmesini sağladıklarını, yine bazı istisna kadrolar dışında tüm kamu görevlilerinin ek gösterge rakamlarını 600 puan artırdıklarını dile getirdi.
Yardımcı hizmetler sınıfında çalışanlara da ilk defa ek gösterge verdiklerine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Birinci dereceye yükselen tüm memurlarımızın faydalanacağı şekilde 3600 ek gösterge düzenlemesini genişleteceğimizi duyurmuştuk. İnşallah bu sözümüzü de önümüzdeki dönemde hayata geçireceğiz.” diye konuştu.
Çalışma hayatının en önemli istişare mekanizmalarından olan Çalışma Meclisi Toplantısını en son 2019’da emek dünyasının tüm temsilcileriyle bir araya gelerek gerçekleştirdiklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çalışma Meclisi’nin “Çalışma Hayatının Gelecek Yüzyılı” temalı 13’üncü toplantısını gelecek aylarda gerçekleştirmeyi planladıklarını duyurdu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini tamamlarken, birliğin, dirliğin ve bereketin sembolü olan iftar sofralarını şereflendirdikleri için katılımcılara teşekkür ederek, her birine kazasız, belasız, verimli ve huzurlu çalışmalar diledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a konuşmasının ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan tarafından masa saati hediye edildi.
Programa katılan işçiler ve kamu görevlileri de hat sanatıyla hazırlanan ve Necm Suresi 39. ayetin yer aldığı tabloyu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a takdim etti.
Bir işçinin kız çocuğu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kağıda çizdiği bir resmi hediye etti. Erdoğan da harçlık verdiği çocuğun elini öptü.
Programa, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, İstanbul Valisi Davut Gül, TİSK Genel Başkanı Özgür Burak Akkol, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile çeşitli sektörlerde çalışan işçiler ve kamu görevlileri katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımcılarla hatıra fotoğrafı çektirmesinin ardından program sona erdi.
(Bitti)
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’daki Türkiye Yüzyılı Emekçileri İftar Buluşması’nda yurttaşlarla bir araya geldi. İftar yemeğinden sonra konuşan Erdoğan, şunları söyledi:
“Yakın çevremizde savaşların, insani trajedilerin, krizlerin kol gezdiği sancılı bir dönemde bu mübarek günleri idrak ediyoruz. Bizler iftar sevincini paylaşabiliyoruz ancak Gazze’de büyük bir insani dram yaşanıyor. Bir kap sıcak yemeği, bir bardak temiz suyu bulmanın lüks olduğu insanlık adına utanç verici günlere şahitlik ediyoruz. Yemen, Suriye, Sudan, Türkistan, Afganistan başta olmak üzere gönül coğrafyamızın farklı köşelerinde kardeşlerimiz bu mübarek günlerde ağır imtihanlardan geçiyor. Ramazan’ın gelmesiyle birlikte milletimizin Gazze’ye ve mazlum coğrafyalara yardımlarını artırdığını görmekten memnuniyet duyuyorum.
“ASGARİ ÜCRET DESTEĞİNİ 700 LİRAYA ÇIKARARAK ÖDEMEYİ SÜRDÜRÜYORUZ”
Özellikle son yıllarda üst üste yaşadığımız salgınlardan bölgesel savaşlara, küresel ekonomik krizden asrın felaketi olan 6 Şubat depremlerine rağmen bu duruşumuzdan taviz vermedik. 2024 yılında da hassasiyetimizi muhafaza ediyoruz. Bölgesel krizlerin ve istikrarsızlıkların yol açtığı mali yükü en az yansıtmanın derdindeyiz. Bir sosyal koruma ücreti olan ve çalışma hayatındaki ücret politikalarının en alt sınırını temsil eden asgari ücret 17 bin liraya çıktı. Böylece asgari ücrette bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 100 oranında artış oldu. Asgari ücret desteğini 700 liraya çıkararak ödemeyi sürdürüyoruz.
“MEMURLARIMIZIN AYLIKLARI 2002 YILINA GÖRE REEL OLARAK YÜZDE 300 ARTIŞ GÖSTERDİ”
Memurlarımızın aylıklarında ise enflasyon farkı ile birlikte yüzde 50’ye yakın artış sağladık. 2002 yılına göre reel olarak yüzde 300, nominal olarak 84 kat artış gösterdi. Emeklilerimizin ücretlerinde de çok önemli iyileştirmeler yaptık. Daha önce olmayan bayram ikramiyesi uygulamasını getirerek emeklilerimize bayram sevinci yaşattık. Geçen sene talepler doğrultusunda her bir emeklimize tek seferde 5 bin lira ödeme gerçekleştirdik. Bu yıl emeklilerimizin bayram ikramiyelerinde yüzde 50 artışa gittik. Ramazan bayramı ikramiyelerini inşallah 2-5 Nisan arasında emeklilerimizin hesaplarına yatıracağız.
“İŞÇİLERDE SENDİKALAŞMA ORANI, 2024 YILINDA YÜZDE 15’İ GEÇTİ”
Enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara düşürerek tüm toplum kesimlerinde daha kalıcı refah artışı sağlayacağız. Emeğin karşılığı kadar önemli konu, emeğin müdafaasıdır. Bu süreçte çok kritik rol üstlenen sendikalarımız ve konfederasyonlarımız yine bizim dönemimizde rahat bir nefes alabilmiştir. Sendikacılık ile işçi işveren ilişkilerini düzenleyen sosyal diyalog mekanizmaları geçmişte hak ettiği değeri ve ilgiyi görememiş, ihmal edilmişti. Sosyal diyalog konusunda da ciddi ilerlemeler kaydettik. İşçilerde sendikalaşma oranı, 2024 yılında yüzde 15’i geçti. Memurlarda ise yüzde 74 oranına yükseldi. Memurlarımızın haklarını iyileştirmeyi sürdürüyoruz. Ülke ve milletimiz yararına attığımız her müspet adımda olduğu gibi burada da muhalefetin engellemeleriyle karşılaşıyoruz.
“BİZ MEMURLARIMIZIN HAKLARI İÇİN GAYRET EDERKEN MUHALEFET İSE BUNLARI BUDAMAYA ÇALIŞIYOR”
Biz memurlarımızın hakları için gayret sarf ederken muhalefet ise bunları Anayasa Mahkemesi’ne giderek budamaya çalışıyor. Bize göre yanlış olan bu kararla ilgili olarak üzerimize düşeni mutlaka yapacağız. Bu yanlışın müsebbiplerine sizler de gereken cevabı vermelisiniz. Çalışma hayatının en önemli istişare mekanizmalarından olan Çalışma Meclisi Toplantısı’nı en son 2019 yılında emek dünyamızın temsilcileriyle bir araya gelerek gerçekleştirmiştik. Çalışma hayatının 13. toplantısını önümüzdeki aylarda gerçekleştirmeyi planlıyoruz.”
]]>Çekmeköy- Sancaktepe-Sultanbeyli Metro hattının 6,5 kilometrelik ilk etap hattının açılışında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı örtülü ödeneğindeki anormal artışa tepki gösterdi. “Beşli çeteye para bulan, saray müteahhidine para bulan, yazlık saraya, kışlık saraya, uçan saraya, yüzen saraya para bulan, emekliye para bulmayan Tayyip Erdoğan’a 31 Mart’ta oy var mı?” diye soran Özel, “Başbakanlıktan sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçince örtülü ödeneği Cumhurbaşkanlığına bağladılar. Geçen ay harcanan ödenek 218 milyon TL, bu ay harcanan örgülü ödemek 2 milyar TL. Seçim gelirken faturası olmadan, hesabı olmadan nereye harcandığı bilinmeyen 2 milyar TL harcamış Cumhurbaşkanı. Size yüzde 33 zam verenler bir ayda harcamaları 7 katına, sadece bir yılda kendi örtülü ödeneklerine yüzde 238 zam yapıyorlar. Yani sizin paranızla sizin iradenizi çalmaya çalışıyorlar” dedi. Hat 15 gün süreyle ücretsiz hizmet verecek.
AKP döneminde durdurulan ve 2019’de yeni yönetim tarafından başlatılan Çekmeköy-Sancaktepe-Sultanbeyli Metro Hattı’nın 6,5 km’lik Çekmeköy-Samandıra arasındaki ilk etabı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP’nin Sancaktepe Belediye Başkan Adayı Alper Yeğin, Çekmeköy Belediye Başkan Adayı Orhan Çerkes ve Sultanbeyli Belediye Başkan Adayı Ayhan Koç’un katılımıyla açıldı. Açılış, yoğun vatandaş katılımıyla mitinge dönüştü. Hat, 15 gün boyunca ücretsiz olarak hizmet verecek. CHP Genel Başkanı Özgür Özel açılış konuşmasında şunları söyledi:
“BİR BÜYÜK ŞEHRE HİZMET TARTIŞILIYORSA ORDA NE KADAR METRO YAPTIĞININ HESABI ŞAŞMAZ: Türkiye’de her tartışma su kaldırır. Ama iki hesap şaşmaz. Bunlardan bir tanesi altın hesabı, şaşmaz. Bir büyük şehre hizmet tartışılıyorsa orada da ne kadar metro yaptığının hesabı şaşmaz. Birileri İstanbul’a hayran olduklarını, hizmetkar olduklarını hizmet etmeye geldiklerini söyleyip görevlerinden sonra ‘biz bu kente ihanet ettik, bunda benim de suçum var’ demişken, o birilerinin 25 yılda İstanbul’a yaptıklarının neredeyse, o kadarından fazlasını 5 yılda İstanbul’a yapan Ekrem Başkanımızla ne kadar övünsek azdır. Onun İstanbul’da yaptığı 65 kilometre metroyu, böyle bir koridorda adımlayarak, kilometreyle adımı birbirine karıştırarak küçük göstermeye çalışanlar şuraya baksın. Kimse senin adımına bakmaz. Gerçek rakamlara bakar, görür ve hakkı teslim eder. Bak senin adımın o kadar Sancaktepe’ye bak, coşku ne kadar.
10TANE AKP’Lİ TRABZONLU, TRABZON’A HAFİF RAYLI SİSTEM YAPAMAMIŞ, BİR TANE CHP’Lİ TRABZONLU, İSTANBUL’A 10 TANE METRO YAPTI: Ekrem başkanın memleketi Trabzon. Orada sivil toplum örgütleriyle görüşmeye gitmiştim. Yakınıyorlar diyorlar ki Trabzon’a bir hafif raylı sistem yapamadılar gitti. Dedim ki ben sorayım siz söyleyin. Trabzon’da, Ekrem Başkan İstanbul’da görevdeyken AK Parti’nin kaç milletvekili var? ‘Dediler dört.’ Dedim kaç tane Trabzonlu bakan? ‘Dediler dört.’ Etti sekiz. Merkez ilçe Ortahisar kimde? AK Parti’de. Etti dokuz. Büyükşehir kimde? AK Parti’de. ‘Etti 10.’ Dedim ki 10 tane AK Partili Trabzonlu, Trabzon’a bir tane hafifi raylı sistem yapamamış bir tane CHP’li Trabzonlu, İstanbul’a 10 tane metro yaptı. Aradaki fark bu, mesele işi bilmek. Mesele işi bilenleri işin başına getirmek. Mesele hem sevgi, hem gayret, hem emek hem liyakat. İşte muhteşem bir ekip var. O muhteşem ekibin içinden birisi geçmişte İSTAÇ’ta ve METRO AŞ’de Ekrem Bey’in ekibinde olan çalışkan, çok iyi bir yöneticiyi bu sefer buraya aday yaptık. Alper Yiğit başkan, o ekibin içindendir. Alper başkanımızı, onu seviyor musunuz? Ona güveniyor musunuz? Henüz 40 yaşında, İstanbul’da yepyeni bir hikayemiz var. Ondan genç yedi daha belediye başkan adayımız var. 31 yaşında belediye başkan adayımız var. Ortak özellikleri. Bir; iyi eğitimliler. İki; geçmişleri başarı hikayesiyle dolu. Üç; sütte leke var, onlarda leke yok. Ve dört; hizmet etmeye, çalışmaya geliyorlar. Sizinle birlikte başarmaya geliyorlar.
BİR SIR VERECEĞİM. İSTANBUL’DA ŞUANDA 14 BELEDİYEMİZ VAR. ÜZERİNE 14 TANE DAHA KOYMAK ÜZEREYİZ: Bir sır vereceğim, İstanbul’da şu anda 14 belediyemiz var. Üzerine 14 tane daha koymak üzereyiz. Ama hani 14’ü 15 yaparken ilk kim geliyor dersen Alper başkan geliyor. Ona sahip çıkın, bu önümüzdeki iki hafta onun kadar çok çalışın, yüzünüzü güldürecek, hepimizin göğsünü kabartacak. Ona inanıyoruz, ona güveniyoruz. Bundan beş yıl önce İstanbul bir karar verdi. Sancaktepe bir karar verdi. Sancaktepe’de, İstanbul’da büyükşehirle ilgili verdiği oyların karşılığını teker teker aldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ilk alacağımız anlaşıldığında panik halinde yollara döküldüler. Geldiler dediler ki eğer CHP kazanırsa İSPARK’ı filanca terör örgütüne verir dediler. Ama o günden bugüne hem İSPARK’ta hem bütün iştiraklerimizde ne kimsenin ekmeğine dokunduk, ne ayrımcılık yaptık. Liyakate göre gencecik insanları her görüşten, hangi siyasi görüşten olursa olsun neye inanırsa inansın, nasıl giyinirse giyinsin ayırmadan İstanbullu olmanın, bu memleketin bir evladı olmanın dışında hiç başka bir kritere bakmadan Ekrem Başkan aldı çalıştırdı ve büyük İstanbul hikayesini, bu yüce gönüllülüğüyle, bu sevgisiyle başardı. Hep birlikte rakamları görüyoruz, ne kadar övünsek az. Bakın beş yıl önce İstanbul Belediyesi’nde kreş yoktu çünkü onların kadın diye bir derdi yoktu. Kadın evde oturacak, çocuk bakacak, hasta bakacak, engellisine bakacak ve yeni ev olacaktır. Oysa biz kadının Sosyal hayata katılmasını, kadının çalışma hayatına katılmasını istiyorduk. Ekrem Başkan, İstanbul’da tam 100 tane, ve Türkiye, Cumhuriyet Halk Partili belediyeler 300 tane kreş yaparak kazandırdılar. Şimdi anneler güvenerek çocuklarını bırakacakları kreşlere sahipler.
SİZE ATANAMAYAN ÖĞRETMEN DİYORLAR. ATANAMAYAN ÖĞRETMEN TAYYİP ERDOĞAN’IN SAHİP ÇIKMADIĞI ÖĞRETMEN, TAYYİP ERDOĞAN’IN MÜLAKATLA ELEDİĞİ ÖĞRETMEN: Yine Türkiye’nin dört bir yanından İstanbul’a öğrenciler geliyor. Barınma sorunu var. Türkiye’de yüzde 24 öğrenciye yurt verilebiliyor. İstanbul’da rakam çok daha aşağılarda, yüzde 10’larda. Yani devlet öğrenciyi buraya yolluyor ama barınma sorununu çözmüyor. Biz geldiğimizde Ekrem Başkan’a siz yetkiyi verdiğinizde İstanbul’da öğrenci yurdu yoktu.Niye? Öğrenciler yurt bulamayacaklar, onlara yurt veren birilerine gidecekler. Birtakım cemaatlerin, birtakım tarikatların yurduna gidecekler. Oysa bu evlatlar hepimizin evlatları, Ekrem Başkan İstanbul’da 14 tane CHP’li belediyeler Türkiye’de 61 tane yurt yaptılar. Yurt yapmaya da kreş yapmaya da annelere de evlatlarına da sahip çıkmaya devam edeceğiz. Tabii İstanbul’un derdi var ama burada öğretmenlerin dertleri var. Diyorlar ki biz devletin sözüne inanmayacak mıyız? Geçen seçimlerden önce çıktılar mülakatı kaldıracağız dediler. Şimdi mülakatı kaldırmıyorlar. Biraz önce söyledim biz ayrım yapmazken, biz insan ayırmazken onlar mülakat yaparak, kendilerini ama AK Parti’ye oy vermek yetmez, hatta üye olmak yetmez. Torpilli AK Partilileri mülakatta alıyorlar, vatandaşın çocuklarını eliyorlar. Öğretmenlere mülakatsız atama istiyoruz. Ayrıca bugün öğretmen okullarının kuruluşunun üzerinden neredeyse 180 yıl geçti. Bugün Türkiye’de ilk öğretmen okulunun kuruluşunun yıldönümü. Bir öğretmen çocuğu olarak annesi, babası öğretmen, 10 yaşında yatılı okula yollanmış, öğretmenlerin elinde devlet ekmeğiyle büyümüş bir kardeşimiz olarak. Buradan bütün öğretmenleri selamlıyorum. Emekli öğretmenlerin ellerinden öpüyorum. Çalışan öğretmenleri selamlıyorum. Göreve atanmamış öğretmenlere diyoruz ki. Bunlar size sahip çıkmayacaklar. Size atanamayan öğretmen diyorlar. Öğretmenin ne günahı vardı atanamamış? Atanmayan öğretmen, Tayyip Erdoğan’ın sahip çıkmadığı öğretmen. Tayyip Erdoğan’ın mülakatla elediği öğretmen, ayrımcılık yaptı öğretmen var. O yüzden biz mülakatsız öğretmen tayinlerini ve atanmayan öğretmenin kalmadığı, okulsuz köy okulunun kalmadığı, öğretmenin öğrenciden, öğrencinin, öğretmenden uzak kalmadığı bir Türkiye için hep beraber çalışacağız hep beraber başaracağız.
RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN GELDİĞİ, AKP’NİN GELDİĞİ SEÇİM SANDIĞI SİZİN CEBİNİZDEN AYLIK BEŞ BUÇUK ÇEYREK ALTIN ALDI: Bugün bir metro açılışı yapmak için geldik. Ancak İstanbul’da bir yeni açılışın beş yıllık emeğin bir karşılığını almanın ve her geçen gün yarınlara biraz daha güvenle bakmanın adım adım daha iyiye giden bir sürecin içindeyiz. Sizden bir tek isteğim var. 15 gün kaldı. Büyük bir zafer, büyük bir başarıya doğru adım adım gidiyoruz. Meydanlar heyecanlı, meydanlar sabırsız. Bu ülkede büyük bir ekonomik kriz yaşanıyor, büyük sorunlar yaşanıyor. Bilhassa emeklilerimizin sorunlarını aylardır dile getiriyorum. Meydandaki emekliler bir el kaldırabilir mi? Başkanım Türkiye’de durum hep böyle. Peki en düşük emekli maaşı alanlar kaldırsın. Kaç para? Türkiye’nin en büyük korosu 10 bin lira. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı tam sekiz çeyrek altın alıyordu. Bugünkü gidin kuyumcuya on bin lira, iki buçuk çeyrek altın alabiliyor. Bugün bir emekli cebindeki bir çeyrek altını düşürse döner gider, arar durur. Bugün emeklinin primin değil bütün emeklilerin cebinden öyle bir çeyrek altın değil beş buçuk çeyrek altın, bir sefer değil her ay kaybolmaktadır. Ey emekliler, değerli büyüklerim beş buçuk çeyrek altını düşürdüğünüzü, kaybettiğiniz yerde arayın. Bir altın kaybedilse geçtiğiniz yolda ararsınız. Siz sekiz çeyrek altınlık emekli maaşı alıyorken bu iki buçuğa indiyse bunu siz bir seçim kazandığında kaybettiniz. Recep Tayyip Erdoğan’ın geldiği Adalet ve Kalkınma Partisi’nin geldiği seçim sandığı sizin cebinizden aylık beş buçuk çeyrek altına aldı. Kaybedilen şey, yitirildiği yerde aranır. O zaman madem sandıkta kaybettik, hakkımızı sandıkta arayacağız.
NASILIL MÜLAKATTA YALAN ATTIYSA, NASIL HER KONUDA VERDİĞİ SÖZÜ TUTMADIYSA EMEKLİYİ KANDIRACAK. BUGÜNE KADAR EMEKLİYE SAHİP ÇIKMAYANA SANDIKTA OY YOK: Emekliler 2018’den beri bin lira, iki bayramda ikramiye alıyorlar. Biz itiraz ettik biz bir asgari ücret söz vermiştik. Biz de yapacağız dediler. Üç yıl yapmayıp 2018’de bin lira yaptılar. O beğenmediğimiz bin lira 24 kilo kıyma alıyordu. 2021’de iki bin oldu, bu sene üç bin lira yaptılar. Bakın ilk emekli ikramiyesi verildiğinde 24 kilo kıyma. Bugün üç bin lira sadece 6 kilo kıyma alıyor. Ramazan mübarek gündeyiz. Allah oruçlarınızı kabul etsin 30 Ramazan, 30 iftar, 30 sahur ardından bayram sofrası var. Her emeklinin sofrasından, dolabından, mutfağından ve bayram sofrasından, her emeklinin ailesinin evladının torununun kursağından tam 18 kilo kıymayı aldı bunlar altı yılda. Bundan sonra emekliler, herkese para bulup emekliye para bulamayan Recep Tayyip Erdoğan’a 31 Mart’ta seslerini duyuracaklar. Tam bir aydır, yedi bölgede gittiğin bütün şehirlerde günde en az dört kez, beş kez emeklinin çilesini anlatıyorum. Nihayet bir ay önce kanun teklifi verdik. Emekli kart çıkaralım, doğalgazda, suda, elektrikte, telefonda, emekliye yüzde 40 indirim tanımlayalım. Emeklinin alması gereken yedi bin lirayı hesaplarına yatıralım dedik, bugüne kadar sustular. Ne zaman gördüler ki 31 Mart’ta pabuç pahalı, dün akşam emekli kart çıkarabilirim diyor. Sakın ha! Geçen sefer gibi seçim sonrası yalanlara kimse kanmasın. Nasıl mülakatta yalan attıysa, nasıl her konuda verdiği sözü tutmadıysa emekliyi kandıracak. Bugüne kadar emekliye sahip çıkmayana sandıkta oy yok. Beşli çeteye para bulan, saray müteahhidine para bulan, yazlık saraya, kışlık saraya, uçan saraya, yüzen saraya para bulan emekliye para bulmayan Tayyip Erdoğan’a 31 Mart’ta oy var mı? İşte emeklinin sesi bu emeklinin sesini duymayanın sonu hüsrandır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak sizin sesiniz olmaya, sizin sesinizi duyurmaya, emeklinin, emekçinin, esnafın ve köylünün sesini duyurmaya sizin için çalışmaya devam edeceğiz.
SİZİN PARANIZLA SİZİN İRADENİZİ ÇALMAYA ÇALIŞIYORLAR: Son bir haber vereyim. Başbakanlıktan sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine geçince örtülü ödeneği Cumhurbaşkanlığına bağladılar. Geçen ay harcanan ödenek 218 milyon TL, bu ay harcanan örtülü ödenek iki milyar TL. Seçim gelirken faturası olmadan hesabı olmadan nereye harcandığı bilinmeyen iki milyar TL harcamış Cumhurbaşkanı. Size yüzde 33 zam verenler bir ayda harcamaları yedi katına, sadece bir yılda kendi örtülü ödeneklerine yüzde 238 zam yapıyorlar. Yani sizin paranızla sizin iradenizi çalmaya çalışıyorlar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kimseyi emekliyi, emekçiyi, çiftçiyi, esnafı ezdirmeyeceğiz. Size tepeden bakanlara, sizi bir karınca gibi görüp ezmeye kalkışanlara diyoruz ki karıncanın kardeşi var o da Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Son sözüm şudur. Geçen seçimlerde biz İstanbul’da ve Türkiye’de ittifaklarımız vardı. Şüphesiz Millet İttifakı önemliydi sürsün istedik. Ama kendilerinin, bizim saygı duyduğumuz gerekçeleriyle ittifakın dışında kaldılar. Ancak ittifak dışında yöneticiler kalabilir. Ancak geçen sefer İstanbul’u kazanan ne CHP’ydi, ne sadece Millet İttifakıydı, emin olun İstanbul ittifakıydı. Yalandan sıkılmış, talandan sıkılmış, israftan bıkmış, israf yerine hizmet isteyen, azarlanmak yerine güler yüz isteyen, İstanbul’un tepesinde helikopterle uçup Katarlılara, Arap şeyhlerine arsa verenler yerine İstanbul için gece gündüz koşturanlara İstanbullular görevi verdi. Şimdi o ittifaktakiler değişmedi. O ittifaktaki sosyal demokratlar duruyor, duruyor mu? O ittifaktaki milliyetçi demokratlar var. Yakasında, gönlünde, gözünde güneş açanlar var, iyi insanlar var. Onlar duruyor mu? Muhafazakar demokratlar var, haramdan ve yalandan korkan bu olanlara inanamayan muhafazakar demokratlar var. İstanbul ittifakında Türkü var, Kürdü var, Lazı var, Çerkezi var, göçmeni var, bütün demokratlar var. İstanbul ittifakına inanıyoruz, İstanbul ittifakına güveniyoruz. Biz İstanbul ittifakının mimarı İstanbul ittifakının evladı, İstanbul’un geçmiş beş yılında emeği olan hepinizin gözünün önünde alnının teri olan, gözünü asla ve asla kıymıktan sakınmayan, sizin için çalışan bir evladımız var. Türkiye’nin umudu, İstanbul’un gururu, Ekrem İmamoğlu var. O, o bu sevgiyi hak ediyor. İstanbul’u Ekrem İmamoğlu’nu hak ediyor. Ona güveniyoruz. Ekrem Başkanı ve İstanbul’u size emanet ediyorum. Sağ olun, var olun”
]]>Bursa’da bu dönem altyapıda ulaşıma, kültürden spora kadar pek çok çalışmayı hayata geçiren ve yeni döneme dair vizyon projelerini açıklayan Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı Bursa Büyükşehir Belediye Başkan adayı Alinur Aktaş, Osmangazi İlçesi Emek Mahallesi’nde düzenlenen nokta mitinginde yüzlerce vatandaş tarafından karşılandı. Güne Çalı Mahallesinde esnaf buluşmasıyla başlayan Başkan Aktaş, ardından Üçevler Pazar alanını gezerek esnafla sohbet etti. Daha sonra Memur-Sen iftarına katılan Başkan Aktaş, Emek Mahallesi’nde düzenlenen nokta mitinginde meşale ve havai fişekler arasında yüzlerce vatandaş tarafından karşılandı. Mahalle halkının büyük ilgi gösterdiği buluşmaya, Başkan Aktaş’ın yanı sıra AK Parti Genel Başkanvekili ve Bursa Milletvekili Efkan Ala, Bursa Milletvekilleri Mustafa Varank, Refik Özen ve Mustafa Yavuz, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, AK Parti MKYK üyesi Önder Matlı, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, MHP İl Başkanı Muhammet Tekin, Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, meclis üyeleri ve siyasi parti temsilcileri de katıldı.
“Çöplük buradan kalkacak”
Düzenlenen mini mitingde meydan hınca hınç dolarken, Başkan Aktaş’ın konuşması sık sık alkış ve sloganlarla kesildi. Tüm Bursalıların Ramazan ayını tebrik eden Başkan Aktaş, Bursa’nın burçlarına tekrar Cumhur İttifakı bayrağını dikeceklerini söyledi. Gittikleri her yerde büyük bir coşkuyla karşılandıklarını belirten Başkan Aktaş, Emek ve civar mahallelerin Hamitler’deki çöplükten dolayı mağdur olduğunu, 2019’da bu çöplüğü kaldırmak için harekete geçtiklerini ifade etti. Birçok araştırma yapıldığı ve üç üniversiteden onay aldıklarını dile getiren Başkan Aktaş, “ÇED Raporu’nu çıkarttık. Bakanlıktan onay aldık. Nihayetinde Kayapa dışında bir yer bulduk. Ama bu memlekette her hayırlı işin önüne takoz olan birileri var. Üç sene boyunca mahkemelerle uğraştırdılar. Birkaç ay önce mahkeme bizi haklı buldu. Birilerine rağmen bu çöplük Allah’ın izniyle buradan kalkacak. Hiç şüpheniz olmasın” diye konuştu.
“Kentsel dönüşümü başlatacağız”
Emek beldesinin mahalle olup Osmangazi’ye bağlanmasının ardından ana kucağından spor tesislerine ve en son yapılan Hatice Kübra İlgün Spor Salonu ve Gençlik Merkezi’ne kadar birçok çalışmanın Osmangazi Belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi tarafından yapıldığını hatırlatan Başkan Aktaş, bu dönemin ise kentsel dönüşüm dönemi olacağını söyledi. Dört dönem belediye başkanlığı yapanların dört tane eser ortaya koymadan son günlerde konuştuğunu anlatan Başkan Aktaş, “Bu şehirde en güzel festivalleri de kültür sanat programlarını da kentsel dönüşümleri de biz yapıyoruz. Emek’in tüm mahallelerinde de kentsel dönüşümü başlatacağız. Vatandaşlarımızın hem Osmangazi’de hem Büyükşehir Belediyesi’nde Cumhur İttifakını destekleyeceğine inanıyoruz. Soğuk havaya rağmen ilgi ve alakanız için teşekkür ediyorum” dedi.
Emek Mahallesinin 2009 yılında Osmangazi Belediyesi’ne bağlandığını belirten Cumhur İttifakı Osmangazi Belediye Başkan Adayı Mustafa Dündar, “Bizler o gün buraya gelip merkezde ne varsa Emek’te de aynısı olacak dedik. Bugün bakıyoruz ki Emek bir cazibe merkezi olmuş. Emek’in nüfusu yüzde 300 artmış. Geçen yıl bir deprem yaşadık. Birçok kişinin aklına deprem ve sağlam konut geldi. Göreve geldiğimiz günden bu güne Osmangazi’de 75 bin daireye oturma izni verdik. Bu 75 bin güvenli konut demektir. Geldiğimiz günden itibaren deprem ile ilgili çalışmalarımızı sürdürdük. Bundan sonraki süreçte 11 farklı yerde depreme dayanıklı konut üretmeye devam edeceğiz. 31 Martta sizlerin bize vereceği destek ile devam edeceğiz. Osmangazi’de Mustafa Dündar Büyükşehirde Alinur Aktaş diyorsak bu hizmetler devam edecektir” dedi.
Konuşmaların ardından Başkan Aktaş ve protokol üyeleri, yüzlerce vatandaşla birlikte Yakup Aktaş Caddesi’nden Emek Taziye Evi’ne kadar yürüyerek gövde gösterisi yaptı. Muş, Bitlis, Ağrı, Van ve Siirtli aile büyükleri ve kanaat önderleriyle buluşan Başkan Aktaş, yeni dönem projelerini anlatıp katılanların görüş ve düşüncelerini dinledi. Başkan Aktaş son olarak Emek bölgesi esnafı, dernek ve sivil toplum kuruluşlarının üyeleri ve vatandaşlarla Yakup Aktaş Kültür Merkezi’ndeki sahur programında bir araya geldi. – BURSA
]]>Ankara Tabip Odası (ATO), 14 Mart Tıp Bayramı öncesinde bugün sağlık çalışanları ve sağlık sisteminin acil çözüm bekleyen sorunlarını dile getirmek için Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi önünde eylem yaptı. Eylemde ‘sadaka değil hakkımızı isteriz’, ‘herkese sağlık güvenli gelecek’, ‘yaşamak yaşatmak istiyoruz’ sloganları atıldı. ATO üyeleri ‘Haklarımızı ve halkın sağlığını savunuyoruz. 14 Mart’ta acil taleplerimiz’ yazılı pankart açtı. Eyleme CHP Sağlık Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı doktor Zeliha Aksaz Şahbaz ve SOL Parti Sözcüsü İlknur Başer de katıldı.
“SAĞLIK ALANINA YÖNELİK DÜZENLENLEMELER, SAĞLIK MESLEK VE EMEK ÖRGÜTLERİNİN GÖRÜŞÜ ALINARAK OLUŞTURULMALI”
ATO Özel Hekimlik Komisyonu Üyesi Mine Coşkun yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:
“Fiili hizmet süresi zammı 120 gün olmalı, sağlık çalışanlarının ek göstergesi kademeli olarak artırılmalı, hekimler için 7 bin 600 olmalıdır. Çalışırken alınan ücretlerin emekliliğe yansıdığı tek kalemde maaş uygulanmalıdır. Aile sağlığı merkezlerinde çalışanlar başta olmak üzere alınan vergi yüzde 15’i geçmemelidir. Bütün sağlık çalışanların ve emekli hekimlerin aylıkları yoksulluk sınırının üzerinde olmalıdır. 150 milyon başvurunun gerçekleştiği acil servisler, acil hizmetleri sekteye uğratan poliklinik hizmetlerinden arındırılmalıdır. Hekimlerin muayene sayı ve süresini kendisinin ayarlayacağı ( mahkeme kararıyla da onaylanan ) bir sisteme geçilmelidir. Sağlık alanına yönelik bütün düzenlemeler üniversiteler, sağlık meslek ve emek örgütleriyle ilgili kurumların görüşüyle oluşturulmalıdır. Tıpta uzmanlık eğitimi ve uzmanlık öğrenci sayısı ülke gerçekleri ve eğitimin niteliği gözetilerek yapılmalıdır. Sağlığa tedavi edici değil, sağlığı koruyucu bir gözle bakılmalı; başta HPV ve grip aşıları olmak üzere tüm aşılar ücretsiz olmalı ve rutin aşılama programına alınmalıdır. Hekimlerin bağımsız çalışma koşullarını zorlaştıran uygulamalar terk edilmelidir. Hak arama olanaklarını ortadan kaldırmayı amaçlayan, son yasal düzenlemede var olan çifte cezalandırma uygulaması iptal edilmelidir.”
“HASTALAR EVLERİNDE RANDEVU BEKLERKEN SAĞLIKLARINI KAYBEDİYOR”
CHP Genel Başkan Yardımcısı doktor Zeliha Aksaz Şahbaz da şunları söyledi:
“Bugün 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlayamıyoruz çünkü biraz önce de ifade edildiği gibi; bu bir bayram olmaktan çıktı. Artık halkın sağlık hakkının, sağlık emekçilerinin haklarının arandığı bir direniş haftasına dönüştü.
Bizler CHP olarak, sağlığın ticari bir işlem değil, sağlığın bir hak olduğunu savunuyoruz. Bugün sağlıkta bir özelleştirme, ticarileşme ile karşı karşıyayız. Sağlığın, sadece hasta sayısı üzerinden tartışıldığı ve rant kapısı olarak görüldüğü bir sistemi yaşıyoruz. Hastalarımız evlerinde randevu beklerken 5 dakikalık muayene süresi için sağlıklarını kaybediyorlar. Biz, eşit, nitelikli, ulaşılabilir sağlık hakkını sonuna kadar savunacağız.”
“SAĞLIK EMEKÇİLERİ KÖLELEŞTİRİLMİŞ”
SOL Parti Sözcüsü İlknur Başer ise “Bugün ülke sağlıksız. Sağlık; fiziksel, sosyal ve ruhsal yönden tam bir iyilik halidir. Etrafımıza bakalım; fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden iyi bir toplum görüyor muyuz? İyi bir sağlık ortamı görüyor muyuz? Sağlık emekçileri köleleştirilmiş, sağlık hizmeti ticarileştirilmiş. Bizlerin tek bir sihirli formülü, tek bir çıkış yolumuz var; birbirimize, emeğimize, onurumuza örgütlenerek mücadele etmek. Ellerimizi birleştirelim, insanca yaşam, insanca yaşama koşulları için 14 Mart’ları kutlanacak bayramlara dönüştürmek için birleşelim” diye konuştu.
]]>Memur-Sen Yalova İl Temsilciliğinin açılışında konuşan Yalçın, hak ve özgürlükler noktasında her zaman milletin yanında yer aldıklarını, antidemokratik zeminlerde hep hakikati söylediklerini dile getirdi.
Yalçın, 28 Şubat’ın 27’nci yılında mağdurların sorunlarının çözülmesi noktasında ortak irade beyanında bulunduklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“İstiyoruz ki Türkiye ham demokrasiden tam demokraside olsun. Biz diyoruz ki Türkiye, korku tüneline bir daha girmesin. Türkiye, içeride kısır tartışmalarla vakit kaybetmesin. Üretim ekonomisine, savunma sanayisine, bilişim sektörüne, nitelikli teknolojiye yönelsin. Milli gelirimiz artsın ve Türkiye’nin omurgası her geçen gün sertleşsin. Etrafımızdaki mazlum coğrafyalar da Türkiye’yi örnek alarak adil bir dünya idealine herkesin umudu artsın.”
“Geldiniz, emek mücadelesini kundakladınız”
2000 yılından sonraki antidemokratik zemin arayışlarını, milli iradeye kumpasın konuşulduğu her zeminde kirli dalgaları kırdıklarını anlatan Yalçın, “Bizim derdimiz belli. Biz, emek ve özgürlük, ekmek, hak mücadelesinde istiyoruz ki asgari ücretin altında emekli maaşı kalmasın, açlık ve yoksulluk sınırı arasında da hiçbir emekçinin maaşı olmasın. İstiyoruz ki Türkiye’de herkes saygın ücret alsın ve ülkenin milli geliri artsın, hacmi büyüsün ve bu ülkede herkes refah içerisinde yaşasın.” diye konuştu.
Yalçın, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinin ardından CHP’nin kazandığı birçok belediyenin sözleşmeli memurları ve işçileri işten çıkardığını, bir belediyenin “görevlendirme” adı altında bir memuru 1500 kilometre uzaklıktaki başka belediyeye sürgün gönderdiğini söyledi.
Kırşehir Belediyesinde yaşanan olaydan sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile sözleşmeli sistemin yarattığı sıkıntıyı paylaştıklarını belirten Yalçın, Erdoğan’ın talimatıyla 460 bin sözleşmeli personelin kadroya geçirildiğini dile getirdi.
“Martın sonunda kara kış yaşattılar bize”
Yeni başlayanlar için geçerli olan 3 yıl sonunda kadro çalışmasının da sıkıntı yaratabileceğine dikkati çeken Yalçın, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Onun için herkesin bu konuda uyanık olmasına ihtiyaç var. Bu travmaları biliyoruz. Sayın Kılıçdaroğlu, o dönem CHP’nin genel başkanıydı. Pandemi sürecinde on-line toplantı yaptık. Belediyelerinin, hangilerinin kaç kişiyi attığını isim isim kendisine de ulaştırdım o zaman. Dedim ki ‘Siz, ‘Teminat benim.’ dediniz ama bütün hepsini kapının önüne koyuyorlar. Efendim niye iki cümle kurmuyorsunuz?’ diye bu konuda itirazımızı ve isyanımızı ifade ettik. Halbuki o zaman ‘Martın sonu bahar.’ demişlerdi. Martın sonunda kara kış yaşattılar bize. Bu açıdan bu seçim sürecinin emekçilerin ekmeği ile oynanan bir süreç olmamasını temenni ediyorum. Emekçiye, emeğe kim sahip çıkıyorsa ona sahip çıkın, emek mücadelesini kim kucaklıyorsa ona sahip çıkın, kundaklayana değil. Bu açıdan yeni sürecin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.”
İl Müftüsü İlyas Yılmaztürk’ün okuduğu duanın ardından protokolün açılış kurdelesini kesmesiyle son bulan programa Yalova Belediye Başkanı Mustafa Tutuk, Memur-Sen Genel Başkan Yardımcısı Hamza Öksüz, kurum müdürleri, sendika yöneticileri ve üyeler katıldı.
]]>Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Memur Sen Yalova Şubesi’nin açılış törenine katıldı. Burada konuşma yapan Genel Başkanı Ali Yalçın, CHP ve İYİ Parti’nin bir önceki 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde aldıkları belediyelerde emekçileri kapının önüne yığdığını belirtti. Antalya Belediyesi önünde 2 bin kişiyle eylem yaptıklarını hatırlatan Yalçın, şöyle konuştu:
“Adana Belediyesi 468 sözleşmeli memuru kapının önüne koydu. İstanbul Esenyurt’tan tutun da Odunpazarı Belediyesi’ne kadar, yanı başınızda İzmit’e kadar birçok belediye emekçileri kapının önüne koydular. İşçileri saymıyorum. İşçi sayısı çok fazla, işçi sendikaları o istatistikleri tutmuştur ama bizde sözleşmeli memur olan 5393’e tabi o günkü arkadaşları 2 satır yazı ile kapı önüne bıraktılar. ‘Görülen lüzum üzerine işinize son verilmiştir.’ bu kadar ama karşılarında Memur – Sen’i buldular. Memur Sen her yerde emekçinin hakkını korur. Eylemleri süreklilikle devam ettirdik ve arkadaşlarımızı yargı kararıyla geri döndürmeyi başardık. Kırşehir Belediyesi’nde CHP’li belediyelerin olduğu yerlerde attılar 25 kişiyi mahkeme kararıyla geri döndürdük. Bir daha attılar, yine yargıya gittik yeniden döndüler. Üçüncü kez attılar 31 Aralık tarihinde. Çünkü aralık ayında sözleşmeleri bitiyordu ve biz de gece 00.00’da yeni yıla girerken 2022’de gittik orada belediyelerin önünde herkes eğlenceyle giderken biz eylemle girdik yeni yıla. Nasıl ki Hak-İş, Bolu Belediyesi’nin önünden 10 günden fazla süre yürüyerek Ankara’ya emek ve adalet yürüyüşü yaparak, suratlarına adeta haykırarak ‘Hani siz emekçileri kucaklayacaktınız, geldiniz emek mücadelesini kundakladınız, emekçileri de kapının önüne koydunuz’ diye sesini yükseltiyse, biz nasıl ki onları bir memur sendikası olarak bizim soyadımız işçi, soyadımız memur olabilir ama ikimizin de adı emekçi. Biz aynı derdin yolcusuyuz diyerek Ankara’da Kazan’da karşıladık. Bin 500 kişiyle onları karşılayıp beraber yürüyüşle Ankara’ya kadar beraber eşlik ettik.”
“31 Mart seçimlerinde bu travmayı biz geçmişte yaşadık”
Her zaman emek ve emekçinin yanında olduklarını kaydeden Yalçın, “Çünkü bizim derdimiz emek, emekçi. Dolayısıyla kimsenin ekmeğine dokunulsun istemeyiz fakat 31 Mart seçimlerinde bu travmayı biz geçmişte yaşadık ve mücadele etmenin neticesinde en son Kırşehir Belediyesi’nde yaşadığımız tablodan sonra Sayın Cumhurbaşkanımıza, ‘Efendim belediyelerdeki, kurumlardaki bu sözleşmeli sistem sıkıntı getiriyor. 2 dudağın arasına hapsediyor. Bin 400 emekçiyi attılar, bin 500 kilometre öteye CHP’li belediye emekçiyi görevlendirme alanına sürgün yaptı. Çünkü yönetmelikte bu konuda hüküm vardı. Yapabileceğine ilişkin ruhsatı, acil ihtiyaca yönelik oradaki hükmü istismar ederek bin 500 kilometre öteye sürgün yaptılar. Pes etsin, istifa etsin ve gitsin diye ama mücadele ettik. O yönetmelik Sayın Cumhurbaşkanımız meseleyi bizim tarafımızdan izah edilmesiyle anlamasından sonra talimatıyla ortadan kalktı. 460 bin sözleşmeli bu belediyelerde yaşanan tartışmalardan sonra sesimizi yükseltmemizle beraber, Cumhurbaşkanımızın konuya el koymasıyla beraber kadroya geçti ve sözleşmeli tartışması geride kaldı” diye konuştu.
“Mart’ın sonunda kara kış yaşattılar bize”
Sözleşmeli memurların halen işten çıkarılma tehlikesinin olduğunu sözlerine ekleyen Yalçın, şunları kaydetti:
“Bu açıdan istiyoruz ki şimdi sözleşmeli 3+1 uygulaması var. Yeni başlayanlar 3 yıl çalıştıktan sonra direk kadroya geçiyor. Süresiz sözleşmelilik kalktı ama burada yine de sözleşmeni yenilemedim kapımın önüne koyuyorum diye bir durum çıkabilir mi, çıkabilir. Onun için herkesin bu konuda uyanık olmasına ihtiyaç var. Çünkü biz emekçiyiz, emekçilerin yollara dökülmesine değil, mücadele edip, alın teri döküp ülkeye katkı sunmasına ihtiyaç var ama bunu yaptılar, bunu bize yaşattılar. Bu travmaları biliyoruz. Sayın Kılıçdaroğlu o dönem CHP’nin genel başkanıydı. Pandemi sürecinde online toplantı yaptık. Belediyelerinin, hangilerinin kaç kişiyi attığını isim isim kendisine de ulaştırdım o zaman. Dedim ki, ‘Siz teminat benim dediniz ama bütün hepsini kapının önüne koyuyorlar. Efendim niye iki cümle kurmuyorsunuz diye bu konuda itirazımızı ve isyanımızı ifade ettik. Halbuki o zaman Mart’ın sonu bahar demişlerdi, Mart’ın sonunda kara kış yaşattılar bize. Bu açıdan bu seçim sürecinin emekçilerin ekmeği ile oynanan bir süreç olmamasını temenni ediyorum. Emekçiye, ekmeye, kim sahip çıkıyorsa ona sahip çıkın, emek mücadelesini kim kucaklıyorsa ona sahip çıkın, kundaklayana değil. bu açıdan yeni sürecin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. “
Konuşmaların ardından Genel Başkan Yalçın, Yalova Belediye Başkanı Mustafa Tutuk ve sendika üyeleriyle birlikte Yalova Şubesi’nin açılışı kurdelesini kesti. – YALOVA
]]>Memur-Sen yönetim kurulu üyelerini, bağlı sendikaların genel başkanlarını ve yönetim kurulu üyelerini, İl temsilcileri ve şube başkanlarını, Genç, Emekli, Kadın ve Engelli Komisyonlarının yöneticilerini bir araya getiren Memur-Sen 8’inci Büyük Türkiye Buluşması Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde gerçekleştirildi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un katılımıyla düzenlenen programda, Memur-Sen’in çalışma hayatında yaptığı çalışmalar ve geleceği dair hedefleri ele alındı.
“Sendikacılığın kitabını yazdık”
Burada bir açılış konuşması gerçekleştiren Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, ideolojileri değil, insanları merkeze alarak çalıştıklarını belirterek, “Bu bilinçle 11 Hizmet kolunda yetkili sendikalarımızla önemli mesafeler aldık. Bin 7 kazanım diyerek, yaptıklarımızı kitaplaştırarak, sendikacılığın kitabını yazdık ve kazanım skalasını ortaya koyduk. Çalışan, üreten ve yol açan bir teşkilat olarak gayretimiz devam edecek” diye konuştu.
Adil bir dünyanın emekle kurulacağını belirterek, bu çerçevede Uluslararası Emek Konfederasyonu’nun dün 1’inci Olağan kongresini gerçekleştirdiklerini hatırlatan Yalçın, 5 kıtada 127 ülkedeki emek örgütleriyle dayanışma ağı geliştirdiklerini aktardı. Yalçın, bu dayanışma zemininde dünyanın içinde bulunduğu küresel krizlere ve sorunlara karşı emek ve insan merkezli çözüm önerileri üreteceklerini de sözlerine ekledi.
Dünyanın büyük bir ekonomik krizle karşı karşıya olduğunu söyleyen Yalçın, Ortadoğu ve Avrupa’da halen savaşların devam ettiğini dile getirdi. Türkiye’nin de etrafında gerçekleşen savaşlardan etkilendiği söyleyen Yalçın, yaşanan enflasyon ve fiyat istikrarsızlığının ise alım gücünü zayıflattığını dikkati çekti.
“8 bin 77 liralık seyyanen zam güncellenerek emeklilerin de gelirlerine yansıtılmalı”
Bu durumun önüne geçmek için mücadele ettiklerini söyleyen Yalçın, “Toplu sözleşmede tekliflerimizi uzun süredir eşel-mobil sistemi üzerinden konuşuyoruz. Enflasyona yenilmemek, aldığımız gelirin 6 ay içerisinde kaybolmaması için ya 6 aylık eşel- mobil ya da 3 aylık sistemler üzerinden olsun diyoruz. Dolaylı vergi azalsın, doğrudan vergi arttırılsın diyoruz. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınsın ve vergide adalet sağlansın istiyoruz. Dar gelirliler, emekliler açlık sınırında ve altında yaşamasın istiyoruz. Uzun süreli çalışmaktan sonra emekli olanlar, meslekten emekli oldular ama hayattan emekli olmadılar. Onun için emeklilerin alım gücü yükselmeli asgari ücretin altında emekli maaşı olmamalı. Kamu görevlileri için ödenen 8 bin 77 liralık seyyanen zam güncellenerek emeklilerin de gelirlerine yansıtılmalı diyoruz” açıklamalarında bulundu.
Yalçın, 7’inci Dönem Toplu Sözleşme’de kayıt altına alınan 4688 Sayılı yasanın tadili noktasında çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, mevcut kanunun sorunları çözmede yetersiz kaldığını ifade etti. Bu konuda 10 rapordan oluşan çalışma hazırladıklarını söyleyen Yalçın, kanunun ILO normlarına göre yeniden ele alındığını belirterek, örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması, dayanışma aidatının getirilmesi, grev hakkının gelmesi, hakem heyetinin adil bir kimlik kazanması, toplu sözleşmenin kapsamının genişlemesi gibi hakların kazandırılması gerektiğini sözlerine ekledi.
Yalçın, ayrıca 7’inci Dönem Toplu Sözleşme’de kayıt altına alınan, ‘1’inci Dereceye 3600 Ek Gösterge’nin hemen hayata geçirilmeli, gerektiğini de vurguladı. – ANKARA
]]>