Dışişleri Bakanı Fidan, Türkiye’ye resmi ziyarette bulunan Endonezya Dışişleri Bakanı Marsudi ile Bakanlık’ta bir araya geldi. İki Bakan görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Güneydoğu Asya’daki stratejik ortakları Endonezya ile köklü tarihi ve kültürel bağları bulunduğunu belirten Fidan, “Türkiye-Endonezya Yüksek Düzeyli İş Birliği Konseyi’nin ilk toplantısının hazırlıklarını ele aldık” dedi. Fidan şöyle konuştu:
“Görüşmemizde ekonomik ve ticari ilişkilerimizi, yenilenebilir enerji ve helal gıda dahil çeşitli alanlarda geliştirme hususunda mutabık kaldık. Ticaret hacmimizin liderler tarafından belirlenen 10 milyar dolar hedefine ulaşması için atabileceğimiz adımları istişare ettik. Kapsamlı ekonomik ve ticari iş birliği anlaşmasının müzakereleri devam ediyor. Endonezya’nın yeni başkentinin inşa sürecinde Türk müteahhitlik firmalarının da rol almalarını istiyoruz. Değerli mevkidaşıma savunma sanayi alanındaki iş birliğimizin devam ederek artmasına ve firmalarımızın Endonezya ordusunun modernizasyonunda daha fazla rol almasını arzu ettiğimizi ilettim.
“TERÖR ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE KONUSUNDA ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
FETÖ başta olmak üzere terör örgütleriyle mücadele konusunda çalışmaya devam edeceğiz. Ayrıca bugün ilişkilerimizin daha da derinleşmesini sağlayacak önemli bir karar daha aldık. İki ülke arasında Savunma Bakanları ve Dışişleri Bakanlarının yer alacağı iki artı iki formatında bir mekanizma kurulması konusunda mutabık kaldık.
Endonezya ile Filistin konusundaki tutum ve hassasiyetlerimizin ortak olduğunu bir kez daha görmekten memnuniyet duyduğumuzu ifade etmek istiyorum. Temas Grubu olarak Gazze’ye yönelik saldırılara ilişkin uluslararası farkındalığı arttırmak için önemli çalışmalarda beraber görev aldık.
“BAZI AVRUPA ÜLKELERİNİN FİLİSTİN’İ TANIMAYA YAKIN OLDUKLARINI SÖYLEMELERİ UMUT VERİCİ”
Bazı Avrupa ülkelerinin Filistin’i tanımaya yakın olduklarını söylemeleri de ayrıca umut vericiydi. Halihazırda 136 civarında ülke Filistin’i tanımakta, fakat ağırlıklı olarak Avrupa ülkeleri ve Amerika tanımadığı için özellikle BM Güvenlik Konseyi’nde Filistin’in statüsü teslim edilmemekte. Şu anda geldiğimiz aşamada bu yaygın tanımanın daha büyük uluslararası meşruiyete dönüşmesi başta Amerika olmak üzere BM Güvenlik Konseyi’ne daha büyük baskı uygulanması konusunda sistemli ve yoğun çalışmalarımızı dostlarımızla beraber devam ediyoruz.
21’nci yüzyılda Gazze’de açlıklar, ölümler yaşanırken İsrail ordusunun çekildiği yerlerde toplu mezarlar ortaya çıkarken, kadın, çocuk, hasta, yaşlı demeden siviller hedef alınırken uluslararası toplum daha neyi beklemekte? Artık zorlayıcı tedbirlerin gündeme gelmesi gerektiği ortadadır. İsrail’in Filistin halkını boyunduruk altına alma ve topraklarından sürme çabasını ne Filistinliler ne Türkiye ne de adalet ve hukuk arayışında olan diğer ülkeler ne de uluslararası toplum vicdanı kabul etmeyecektir. Bir tercihle karşı karşıyayız. ya hukuktan ve insanlıktan yana olacağız ya da zulmün yol açtığı sorunların bedelini hep birlikte ödeyeceğiz.
Güney Afrika’nın başvurusunun hemen ardından 3 Ocak 2024 tarihindeki açıklamamız ile bu başvuruyu memnuniyetle karşıladığımızı kaydetmiştik. Güney Afrika’nın bu başvurusunun ardından Türkiye’nin bu durumdaki müdahalesinin nasıl olması gerektiği konusunda da Cumhurbaşkanımız tarafından verilen bir talimat mevcuttu. Biz ilk günden itibaren bu konuda iki yönlü bir çalışma sürdürdük. Birincisi hukukçularımızla bir araya gelerek Türkiye’nin Güney Afrika’yı destekler şekilde davaya müdahil olması hukuken nasıl ve hangi gerekçelerle mümkün olacak, onu detaylı bir araştırma sürecine girdik. İkincisi de sadece Türkiye değil uluslararası toplumun diğer üyelerinin de bu davaya müdahil olmaları, müdahil olma şartları ve müdahil olmayla ilgili düşünceleri konusunda çok ciddi görüş alışverişinde bulunduk. Bakanlık hukukçularımız, Adalet Bakanlığımız, üniversitedeki hocalarımız, hep beraber çok yoğun bir çalışma yaptılar. Çalışmalarımızı belli bir noktaya getirdik.
“ÇALIŞMAMIZIN HUKUKİ METNİ TAMAMLANDIĞINDA RESMİ MÜRACAATIMIZI YAPACAĞIZ”
Buna paralel olarak ikinci kulvarda da son olarak Riyad’da yaptığım gibi özellikle İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği ülkeleri başta olmak üzere Filistin’i devlet olarak tanıyan diğer ülkelerle yaptığımız görüşmelerde de şunu gördük: bazı ülkeler de bu konuda tavır almaya hazır hale gelmiş durumdalar. Şu ana kadar biliyorsunuz sadece iki ülke, Nikaragua ve Kolombiya bu konuda somut bir tutum aldı, başvuruda bulundu. Biz de bugün yaptığımız değerlendirmelerin neticesini sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettik ve alınan siyasi karar gereği buradan ilk kez duyurmak istiyorum. Türkiye olarak Güney Afrika’nın İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davaya müdahil olmaya karar verdik. Bu adımla Uluslararası Adalet Divanı önündeki sürecin doğru yönde ilerlemesini temenni ediyoruz. Esasen ifade ettiğim gibi bu başvurumuza yönelik çalışmalarımız çok uzun süredir devam etmekteydi. Biz bundan sonra bu siyasi karar Cumhurbaşkanımız tarafından alındıktan sonra, şu anda bütün dünyaya duyurulduktan sonra hukuki çalışmalarımızı tamamlayacağız. Bütün dost ve müttefik ülkelerle bu konuda daha fazla ne yapabilir, daha fazla hangi ülkeler başvuruda buluna bilir onun çalışması içinde olmaya devam edeceğiz. Çalışmamızın hukuki metni tamamlandığı zaman da alınmış bu siyasi kararı fiiliyata geçirmek için resmi müracaatımızı Uluslararası Adalet Divanı’na yapacağız. Türkiye olarak her durumda Filistin halkının yanında olmaya devam edeceğiz.”
MARSUDİ: ÖNÜMÜZDEKİ YIL DİPLOMATİK İLİŞKİLERİMİZİN 75’NCİ YILINI KUTLAYACAĞIZ
Endonezya Dışişleri Bakanı Marsudi ise şunları kaydetti:
“Önümüzdeki yıl diplomatik ilişkilerimizin tesisinin 75’nci yılını kutluyor olacağız. Bu, ikili ilişkilerimizi çok daha üst bir seviyeye getirecektir. İkili görüşmemiz sırasında sayın Bakan ile çok önemli iki konuyu ele aldık. Bunlardan birincisi ikili ilişkilerimizle ilgiliydi, diğeri de küresel hususlarla ilgiliydi.
İkili ilişkilerimizde son derece tatminkar bir seviyeye ulaştık ama aynı zamanda her iki tarafta da bunu daha da derinleştirme iradesi var. Endonezya-Türkiye geniş kapsamlı ekonomik ortaklık anlaşmasını tamamlamaya doğru ilerliyoruz.
Askeri alanda ve savunma sanayindeki iş birliğinde diyalog seviyesini geliştirilmesini önceliyoruz. Aynı zamanda savunma sanayinin geliştirilmesinde stratejik iş birliğinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Ortak üretim yapılabileceğini ve üretilen araçların ortak pazarlamasına katkıda bulunabileceğimize inanıyorum.
Her iki ülke de giderek yükselen bir ekonomik performans içinde ve kapasite geliştirme, ortak proje geliştirilmesi ve küresel Güney projelerine katkıda bulunabileceğimize inanıyoruz. Türkiye için Endonezya Asya-Pasifik bölgesinde en önemli ortaklardan birincisi ve Stratejik İş Birliği Mekanizması’nı kurduğu ilk ülke.
Filistin konusunda Endonezya ve Türkiye ortak konumu paylaşıyor. Endonezya’nın bu konudaki pozisyonu son derece net: biz adaleti Filistin için her zaman savunuyoruz ve savunmaya devam edeceğiz. Filistin halkını desteklemeye devam edeceğiz.”
]]>Soylu, Endonezya Parlamentosu Denizcilik İşleri Özel Komitesi Başkanı drh. H. Slamet başkanlığındaki heyetle görüştü.
Endonezya’da yaşanan deprem nedeniyle geçmiş olsun dileklerini ileterek konuşmasına başlayan Soylu, Endonezya’da Şubat ayında tamamlanan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin de hayırlı olmasını diledi.
Soylu, Endonezya’nın 6 Şubat depremlerinde Türkiye’ye gösterdiği kardeşlik, kadirşinaslık, yardımseverlik için de minnettar olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin Endonezya ile dostluğunun ilişkilerin başladığı 16. yüzyıl ile sınırlı olmadığını dile getiren Soylu, “Bizim dostluğumuz diplomatik değil, bizim dostluğumuz kardeşliktir. Kardeşlik, diplomatik dostluktan daha güçlüdür, daha kuvvetlidir, ezeli ve ebedidir.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın G20 Zirvesi vesilesiyle gerçekleştirdiği ziyarette Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyinin kurulmasında mutabakata varıldığını hatırlatan Soylu, ASEAN marjında Parlamenterler Arası Asamble ile de işbirliğini güçlendirmeye hazır olduklarını söyledi.
“Tüm dünyadaki insanlar el birliğiyle katil olan bu iki devlete haddini bildirecek”
ABD, İsrail ve Batı hegemonyasının bugün bütün dünyaya bir insanlık katliamını seyrettirdiğini kaydeden Soylu, “Bu katliama hepimizin boyun eğmesini istemektedirler. Dünyada mazlum insanlara, Müslümanlara ‘Efendiniz biziz’ demektedirler. Bizim bir tek efendimiz var, biz konuşurken de öyle söyleriz; Hazreti Muhammed. Bir tek önünde eğileceğimiz güç var, o da Allah’tır.” dedi.
Hamas’ın milli bir bağımsızlık mücadelesi verdiğini söyleyen Soylu, Hamas’ın hem ABD ve İsrail’e karşı Mescid-i Aksa’yı hem de kendi topraklarını, inançlarını, hürriyetlerini muhafaza etmeye çalıştığını kaydetti.
Soylu, tüm dünyadaki insanların el birliğiyle katil olan bu iki devlete haddini bildireceğini söyledi.
İçişleri Komisyonu Başkanı Soylu, Endonezya heyetiyle istişarelerin, denizcilik alanındaki tecrübe paylaşımı programlarının parlamentolar arasındaki ilişkileri ileri bir seviyeye taşıyacağını belirtti.
Soylu, iki ülke arasındaki anlaşmayla transit taşımacılık üzerinde yürütülen deniz ticaretinin büyük ivme kazandığını kaydetti.
Kontrol Bot Tedarik Projesi ve Sahil Güvenlik Yönetim Sistemini anlattı
Düzensiz göçle mücadele, arama-kurtarma, kaçakçılıkla mücadele ve denizden güvenlik operasyonlarında istifade etmek üzere Kontrol Bot Tedarik Projesi başlattıklarını bildiren Soylu, bu projeyi anlatan bir sunum yaptı.
Kontrol bot için Soylu, “Bu bizim küçük çocuğumuz. Bunu şöyle düşünebilirsiniz; devriye atan polis arabaları gibi. Bu botlar, batmaz botlardır.” ifadesini kullandı.
Bunlardan Sahil Güvenlik’te 100 tane, Emniyet Genel Müdürlüğünde de 30 tane olduğunu kaydeden Soylu, “Diğer ülkelerle tokuştuğumuz zaman eskiden botlarımızın sürati yetmiyordu, şimdi yetiyor.” dedi.
Sahil Güvenlik Yönetim Sistemi’ne ilişkin de heyete bilgi veren Soylu, radarlar ve kamera sistemiyle kilometrelerce uzağı takip edebildiklerini söyledi. Soylu, Türkiye’nin etrafındaki tüm alanların tamamını gözetleyebilecek bir sistem olduğunu ve önemli bir bölümünün bittiğini bildirdi.
Göçmen kaçakçılığıyla mücadeleye işaret eden Soylu, “2016 yılında denizlerden günde 9 bin kişi Yunanistan’a geçiyordu. Sonra sayı 40-50’lere, daha sonra 10’lara 5’lere düştü.” bilgisini verdi.
İçişleri Komisyonu Başkanı Soylu, şu ana kadar 175 binin üzerinde kaçak göçmenin denizlerden kurtarıldığını belirterek, “Sahil Güvenliğimiz, Emniyetimizle de 15’in üzerinde uluslararası sularda çok ciddi yakalamalar ve uyuşturucu operasyonları gerçekleştirmiştir.” dedi.
THY seferlerinin artması talebi
Türkiye ve Endonezya’nın çok güçlü bağlar kurmasının önemine işaret eden Soylu, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 10 milyar doların üzerine çıkarılması gerektiğini ifade etti.
Ortak üretim, kapasite geliştirme ve teknoloji transferi dahil adımların birlikte atılmasının önemini vurgulayan Soylu, “Atmazsak ne olur? En son bildiğim ABD kendi uçaklarını kullanan Rusya ve İran’a bunların tamir ve yenileme teknolojilerini vermeyeceğini söyledi. Bunu size ve bize de yapabilir. Herhalde ABD uçaklarını çıkarırsanız, büyük uçakları, hepimiz zorluk çekeriz. Kendi göbeğimizi kendimiz kesmemiz gerekir.” değerlendirmesinde bulundu.
Türk Hava Yolları seferlerinin de Endonezya’da artmasını talep eden Soylu, Türkiye’de Endonezya’dan 4 bin 500 öğrencinin bulunmasından büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti.
“Ülkenizde yeteri kadar ABD ajanı vardır zaten, FETÖ’cüler olmasınlar”
FETÖ’nün Amerikan ajanı olduğunu kaydeden Soylu, “Sizin ülkenizde de FETÖ okullar açtı. Bizim sizden bir talebimiz var; yeteri kadar ABD’nin ajanı vardır ülkenizde, FETÖ’cüler olmasınlar. Çünkü bunlar, bulundukları ülkenin akademisiyle, devlet yöneticileriyle, yargısıyla, medyasıyla ve iş dünyasıyla iç içe girerek o ülkeyi etkilemeye daha sonra da çerçevelemeye çalışıyorlar. 2022’de Sayın Bakan bizi ziyaret ettiğinde o zaman 11 okul vardı; sonra demek ki ABD’liler etkilerini artırmış ki 13 okula çıkmış.” diye konuştu.
DEAŞ’ın, İslamiyet’i yok etmek, dünyada nefret ettirmek için kurulduğunu belirten Soylu, “DEAŞ, El Kaidenin türevidir. El Kaide, ABD tarafından kurulmuştur. FETÖ, ABD tarafından İslamiyet’i sulandırmak ve kısmen Hristiyanlığa yaklaştırmak için kurulmuştur.” ifadelerini kullandı.
PKK ve PYD örgütlerinin de “dinsizleştirmek” üzere kurulduğunu kaydeden Soylu, “Buradan inancımıza ve değerlerimize topyekün bir saldırıyı anlayabiliyoruz. Tedbir almak ve temkinli olmak insanın sorumluluğudur.” dedi.
Endonezya Parlamentosu Denizcilik İşleri Özel Komitesi Başkanı Slamet ise Endonezya’nın Türkiye ile birlikte çalışmak istediğini belirtti.
Gazze konusunda söylenenlere katıldığını belirten Slamet, anayasasında Endonezya’nın sömürgeyi kabul etmediğini ve ülkesinin İsrail ile diplomatik ilişkilerinin olmadığını ifade etti.
Endonezya halkının Türk Hava Yollarını çok kullandığını anlatan Slamet, THY konusunda da destek vermeye hazır olduklarını, sefer sayısı artırma talebine ilişkin Cakarta dışında farklı bir uluslararası havaalanında olabileceğini belirtti.
Slamet, ülkesindeki Denizcilik Kanun Tasarısı konusunda Türkiye’nin tecrübelerinden faydalanmak istediklerini kaydetti.
Görüşmede, Endonezya heyetinde Komite üyelerinin yanı sıra Endonezya Denizcilik ve Balıkçılık Bakanlığı, Endonezya Ulaştırma Bakanlığı, Endonezya Denizcilik Güvenlik Ajansından yetkililer de yer aldı.
]]>CAKARTA, 23 Nisan (Xinhua) — Çin Halk Cumhuriyeti’nin merhum Onursal Cumhurbaşkanı Soong Ching Ling, Endonezya’nın Bandung kentinden bahsederken, “Tarihte çok az kent Bandung kadar çok sayıda kalp ve zihinleri fethetmiştir” demişti.
Bandung Konferansı olarak da bilinen tarihi Asya-Afrika Konferansı, 18 Nisan 1955’te bu kentte düzenlendi. Küresel Güney ülkeleri bu konferansla, egemenlik haklarını ve daha eşit bir dünyayı savunmak için emperyalizm ve sömürgeciliğe karşı çıkmak üzere ilk kez bir araya geldi.
Batılı sömürgecilerin acımasızca ellerinden aldığı bağımsızlıklarını onlarca yıldan sonra kazanan 29 Asya ve Afrika ülkesinin lider ve temsilcileri, özünde “dayanışma, dostluk ve işbirliğinin” yer aldığı Bandung Ruhu’nu önererek Bağlantısızlar Hareketi’ni ve Güney-Güney işbirliğini başlattı.
Bugün, tarihi Asya-Afrika Konferansı’ndan yaklaşık 70 yıl sonra Bandung Ruhu halen canlılığını korurken, Küresel Güney ülkelerine de Kuşak ve Yol İnisiyatifi ve diğer platformlar çerçevesinde kazan-kazan işbirliği aracılığıyla yeni bir ortak kalkınma yoluna koyulmaları için ilham veriyor.
YENİ ASYA VE YENİ AFRİKA’NIN DOĞUŞU
Deniz seviyesinden 768 metre yükseklikte yer alan Bandung’da tüm yıl boyunca Endonezya’daki kentlerin çoğuna kıyasla hava daha serin oluyor. Kent, Hollandalı sömürge yönetimi döneminde “Cava’nın Paris’i” olarak biliniyordu.
Zamanın Hollanda Doğu Hint Adaları Genel Valisi Herman Willem Daendels, Cava Adası’nın savunma sistemini iyileştirmek ve asker ve malzeme sevkiyatını kolaylaştırmak amacıyla 1809 yılında Cava Adası’nın batısından doğusuna uzanan ve daha sonra Asya-Afrika Caddesi olarak adlandırılacak yaklaşık 1.000 kilometre uzunluğunda bir yol inşa edilmesi talimatını verdi.
Endonezya’nın ilk devlet başkanı Sukarno, bu caddenin kenarında bulunan 3 katlı bembeyaz bir binada gerçekleştirilen Asya-Afrika Konferansı’nın açılış töreninde Güney ülkeleri adına uyanış çağrısını başlattı.
Sukarno, “Bu konferans, insanlık tarihinde beyaz ırktan olmayan kişilerin gerçekleştirdiği ilk uluslararası konferans. Nerede, ne zaman ve ne şekilde ortaya çıkarsa çıksın, sömürgecilik kötü bir şeydir ve yeryüzünden kazınmalıdır” diye konuştu.
Sukarno, “Bu konferansın, biz Asya ve Afrika liderlerinin, Asya ve Afrika’nın ancak birleşerek refaha kavuşabileceğinin ve birleşik bir Asya ve Afrika var olmadıkça dünyanın güvenliğinin dahi sağlanamayacağının bilincinde olduğumuza kanıt teşkil etmesini umuyorum. Bu konferansın insanlığa kılavuzluk etmesini, ayrıca güvenlik ve barışa ulaşmak için seçmeleri gereken yolu göstermesini umuyorum. Bu konferansın Asya ve Afrika’nın yeniden doğuşuna, dahası, yeni Asya ve yeni Afrika’nın doğuşuna tanıklık etmesini umuyorum” ifadelerini kullandı.
Konferansa katılan Çin heyetine başkanlık eden dönemin Çin Başbakanı Zhou Enlai, Barış İçinde Bir Arada Yaşamak için Beş İlke’yi önerdi. Bandung Ruhu’nun vazgeçilmez bir unsuru haline gelen bu ilkeler daha sonra uluslararası ilişkilerin temel normları ve uluslararası hukukun temel ilkeleri olarak dünyadaki ülkelerin büyük çoğunluğu tarafından kabul gördü.
Amerikalı tarihçi Immanuel Wallerstein, “1955 tarihli Bandung Konferansı sembolik bir an olarak değerlendirilebilir. Batı dışı dünya bu tarihte, dünya siyasetinde ciddiye alınmaları gerektiğini yüksek sesle dile getirmiş oldu” diyor.
“İHANET, RÜŞVET, KATLİAM, ALÇAKLIK”
Sömürgecilik, Batı’da sermayenin ilkel birikiminin başlangıç noktasıydı. Beyazların üstünlüğüne ve orman kanunlarına inanan Avrupalı sömürgeciler, Afrika’yı, Amerika kıtasını ve Asya’yı işgal ederek vahşi katliam ve yağmalar gerçekleştirip oluk oluk kan akıttı.
Karl Marx, “Kapital” adlı eserinde, “Hollanda’nın sömürge yönetiminin tarihi, en olağanüstü ihanet, rüşvet, katliam ve alçaklık ilişkilerinin tarihidir… Nereye ayak bastılarsa, arkasından tahribat ve nüfus kırımı geldi. 1750 yılında Cava’nın Banyuwangi vilayetinin 80.000’den fazla sakini varken, 1811’de nüfus yalnızca 18.000 kişi idi” diye yazdı.
1619 yılında Cava Adası’nın ticaret merkezi Cayakarta’yı ele geçiren Hollanda, bölgenin ismini Batavya olarak değiştirdi. Bu kent, günümüzün Cakarta’sı olacaktı. Hollandalılar, Batavya’yı Hollanda Doğu Hindistan Şirketi’nin (VOC) Doğu’daki genel merkezi olarak değerlendirip, Endonezya’yı sömürgeleştirmek için bir kale olarak kullandı. 17. yüzyılın ortalarına gelindiğinde şirketin ticaret hacmi, o dönemdeki toplam küresel ticaretin neredeyse yarısını oluşturuyordu.
İngiliz yazar Elizabeth Pisani, Endonezya: Olağan Dışı Ulusu Keşfetmek (Indonesia, Etc.: Exploring the Improbable Nation) adlı kitabında, “Hollanda Doğu Hindistan Şirketi gibi bu adaları ele geçiren Hollandalı sömürge yöneticileri, yalnızca para kazanmakla ilgileniyorlardı, yerel halkın hayatlarını umursamıyorlardı. Kauçuk ağaçları ve kakao ağaçları dikmek için Sumatra ormanlarını kestiler. Kahve, çay, şeker ve tütün elde etmek için Cava, Sulawesi ve diğer adalardaki ormanları yok ettiler. Kalay madenleri, altın madenleri ve petrol için arazileri şiddetle ele geçirdiler. Hollandalılar bir dönem milli gelirinin yarısını Endonezya’dan alıyordu.” ifadelerini kullandı.
Hollandalılar, 300 yıldan uzun süren sömürge yönetiminde her zaman avcı rolü oynadı ve altın yumurtlayan kazı öldüren barbarca bir yaklaşım izledi. Bu durum Endonezya ekonomisinin anormal gelişmesine yol açarak, Hollandalılar için bu ekonomiyi tamamen bir hammadde tedarikçisine indirgedi.
KARŞILIKLI KALKINMA
Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo, “Hepimiz mevcut dünya ekonomik düzeninin adaletsizliğine tanıklık ettik. Ticari ayrımcılığı reddetmeliyiz. Downstream endüstriyel kalkınma engellenmemeli. Eşit ve kapsayıcı işbirliği için sesimizi yükseltmeye devam etmeliyiz” demişti.
Widodo, 2023 yılının Ağustos ayı sonunda Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde düzenlenen BRICS liderleri toplantısında, Küresel Güney ülkelerini birlik olmaya, kalkınma haklarını korumaya ve ilerlemeyi engelleyen eylemlere karşı çıkmaya çağırdı.
Bandung’daki Tegalluar demiryolu istasyonu, geçtiğimiz yıl 7 Eylül’de açıldı. Bu istasyon, Kuşak ve Yol İnisiyatifi kapsamında Endonezya ve Çin’in ortaklaşa inşa ettiği simge projelerden biri olan Cakarta-Bandung Yüksek Hızlı Demiryolu’nun dört istasyonundan biri.
Yüksek hızlı demiryolu hattı, Cakarta ile Bandung arasındaki 3 saati aşan seyahat süresini yaklaşık 40 dakikaya düşürerek, ekonomik faaliyetleri ve iş fırsatlarını güçlendirdi.
Widodo, demiryolunun ticari faaliyete başlamasından önce yaptığı konuşmada, “Son derece mutluyum. Endonezya halkı da son derece mutlu çünkü yüksek hızlı demiryolumuz Güneydoğu Asya’da tek. Bu altyapı sayesinde ilerlemenin temelini atabiliriz. En önemlisi de bu demiryolunun, Endonezya’nın ulusal rekabet gücünü artıracak olması” ifadelerini kullandı.
Cakarta merkezli düşünce kuruluşu Nanyang ASEAN Vakfı Başkanı Bambang Suryono, Batılı ülkelerin diğer ülkeleri köleleştirip sömürerek ve bu ülkelerin halklarını perişan ederek kendi modernleşmelerini gerçekleştirdiklerini vurguladı.
Suryono, “Endonezya, Çin’le dayanışma ve işbirliği yoluyla Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin ortaklaşa inşasına dahil oluyor ve karşılıklı kalkınmayı gerçekleştiriyor. Bu, Küresel Güney’deki ülkelerin yeni bir kalkınma yoluna adım atabileceğini kanıtlıyor” diye ekledi.
EL ELE, OMUZ OMUZA
Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, 22 Nisan 2015’te Endonezya’da düzenlenen Asya-Afrika Zirvesi’nde “Kazan-Kazan İşbirliği için Bandung Ruhu’nu İleri Taşımak” başlıklı bir konuşma yapmıştı.
Xi, konuşmasında, “29 Asya ve Afrika ülkesinin liderleri 60 yıl önce Bandung Konferansı’na katılarak dayanışma, dostluk ve işbirliğinden müteşekkil Bandung Ruhu’na can verdi; tüm Asya, Afrika ve Latin Amerika’yı etkisi altına alan ulusal kurtuluş hareketini tetikledi ve küresel sömürgesizleşme sürecine hız kazandırdı” dedi.
Xi, “Bandung Ruhu yeni koşullar altında da güçlü canlılığını sürdürüyor. “Bandung Ruhu’nu, değişen zamana uygun yeni unsurlarla zenginleştirmek, kazan-kazan işbirliğine dayalı yeni bir uluslararası ilişkiler modelinde ısrar etmek, daha adil ve eşit bir uluslararası düzen ve sistemi teşvik etmek”, ayrıca Asya, Afrika ve dünyanın diğer bölgelerindeki halklara daha büyük faydalar getirmek üzere insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk inşa etmek suretiyle ileri taşımak gerektiğini vurguladı.
Bugün, Bandung kentinde Cakarta-Bandung Yüksek Hızlı Demiryolu’nda büyük bir hızla işleyen trenler, yeni dönemdeki “dayanışma, dostluk ve işbirliğinden” müteşekkil Bandung Ruhu’nun vücut bulmuş hali.
Endonezyalı müzisyen Andy Qui, demiryolu hakkında “Düşlerini Gerçekleştirmek için İlerle” adlı bir şarkı yazdı. Şarkının sözleri, “Ele ele, omuz omuza, her şey mümkün birlik olunca” diyor.
]]>Binlerce kilometre göç ederek, orangutanların olduğu bir ormana yayılan Endonezya’nın yeni başkentine yerleştiler.
Musmulyadi, BBC Endonezce’ye, “Altyapı inşa edilmeye devam ediyor, o nedenle burada iş bulmak daha kolay” dedi.
Artık, Borneo adasındaki Cava dilinde takımadalar anlamına gelen Nusantara’da bir inşaat alanında yaşıyorlar.
Nurmis çimentoyu karıştırırken Musmulyadi kiremitleri döşüyor.
Musmulyadi istikrarlı bir iş bulmayı ve mega projede taşeron olmayı umuyor.
‘Jokowi’ olarak bilinen Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo’nun iki yıl önce Nusantara’da inşaat çalışmalarına başlanacağını duyurmasından bu yana iş fırsatları arttı.
Hükümet, 2029 yılında burada iki milyon insanın yaşayacağını tahmin ediyor.
Ancak onlarca kilometre ötedeki Pandi (51) ve eşi Syamsiah, evlerinden tahliye edilmekten korkuyor.
20.000 kişilik yerli bir topluluğun mensubular ve ailesinin nesillerdir yaşadığı toprakların mülkiyet hakkına sahip değiller.
Pandi bir sabah uyandığında, arazisinin ondan habersiz işaretlendiğini gördü.
Hükümet arazisini sel ihtimaline karşı boşaltmak istiyor ancak Pandi Şubat ayında mahkemede tahliyeyi durdurmayı başardı.
BBC Endonezce’ye “Çocuklarımın ve torunlarımın geleceği için bunu yaptım” dedi.
“Hiçbir şey yapmasaydım çocuklarım ve torunlarım hükümet için çöpten başka bir şey olmayacaktı. Adaletsizliğe karşı bu şekilde mücadele ediyoruz.”
Hükümetin toprakları için çok düşük bir fiyat da olsa tazminat ödemesinin ardından diğer köylerdeki yerli topluluklar başka köylere taşınmış. Dolayısıyla Pandi’nin çözümü geçici görünüyor.
Mulyadi ve Pandi’nin hikayeleri, Devlet Başkanı Widodo’nun projelerinin tartışmalı olduğunu ama aynı zamanda fırsatlar da yaratabileceğini gösteriyor.
En büyük 5 ekonomi arasına girme hedefi
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre Endonezya, Widodo’nun ilk kez göreve geldiği 2014 yılında, satın alma gücü paritesine (PPP) göre dünyanın 10’uncu büyük ekonomisiydi.
On yıl sonra Endonezya, Çin, ABD, Hindistan, Japonya, Almanya ve Rusya’nın ardından yedinci sıraya yükseldi.
Dünyanın en büyük Müslüman nüfusuna sahip olan ülkenin, 2027 yılında ekonomik olarak Rusya’yı geçmesi bekleniyor.
Güneydoğu Asya ülkesinde 14 Şubat’ta devlet başkanlığı seçimleri düzenledi; resmi olmayan sonuçlar Savunma Bakanı Prabowo Subianto’nun ilk turda kazanma yolunda ilerlediğini gösteriyor.
Subianto, mevcut ekonomi politikalarını sürdürme sözü verdi ve Widodo’nun oğlu Gibran Rakabuming Raka da onun yanında seçime girdi.
Endonezya’nın en büyük 10 bankasından biri olan Permata Bank’ın baş ekonomisti Josua Pardede, “Jokowi’nin programları kağıt üzerinde iyi ve Endonezya’yı IMF tahminlerine yaklaştırabilir” diyor.
Ancak ülkenin daha büyük bir hedefi var: Bağımsızlığının yüzüncü yılı olan 2045 yılına kadar en yüksek gelirli ilk beş ülke arasına girmek.
Endonezya Maliye Bakanı Sri Mulyani, bunu başarmak için Endonezya ekonomisinin yılda % 6-7 oranında büyümesi gerektiğini belirtti.
Büyüme şu anda % 5 seviyesinde.
Dünyanın en büyük nikel rezervleri
Endonezya, tatil adası Bali ile ünlü ancak aynı zamanda elektrikli araçlar için pil yapımında önemli bir bileşen olan dünyanın en büyük nikel rezervlerine de ev sahipliği yapıyor.
Devlet Başkanı Widodo, 2019’da ilk kez ham nikel ihracatının yasaklandığını duyurduğunda, Avrupa Birliği Endonezya’ya karşı Dünya Ticaret Örgütü’nde dava açtı.
Devlet Başkanı, üretim sonrasındaki süreçlerin de Endonezya’da gerçekleştirilmesini istediğini söyledi.
Bağımsız bir araştırma kuruluşu olan Ekonomik Finansın Geliştirilmesi Enstitüsü’nün (Indef) bir raporu, Devlet Başkanı’nın nikel politikasının istihdam yarattığını ve ekonomiyi büyüttüğünü söylüyor.
Ancak Endonezya’nın nikel izabe tesislerini inşa etmek için hâlâ büyük ölçüde Çin yatırımına bağımlı olması, özellikle Çin’in ekonomik büyümesinin bu yıl %5,2’den %4,6’ya düşmesinin öngörülmesi nedeniyle geleceğe yönelik soru işaretlerini artırıyor.
Devlet Başkanı Widodo, sanayi politikasıyla ilgili arazi anlaşmazlıklarını, sağlık sorunlarını ve çevresel yıkımı göz ardı edip, Çin yatırımına “kırmızı halı” serdiği için de eleştirildi.
Bir sivil toplum kuruluşu olan Madencilik Savunuculuk Ağı’nın (Jatam) koordinatörü Melky Nahar, “Nikel ateşi hükümetin aklını kaçırmasına neden oluyor” diyor.
Adalar arası ulaşım
Adalar arası ulaşım, üç zaman dilimine yayılmış 1.700 adadan oluştuğu için Endonezya’nın kalkınmasının anahtarı.
Endonezya’nın başkenti Jakarta dünyanın en hızlı su altında kalan şehirlerinden biri olsa da, dünya koronavirüs pandemisinden kurtulmaya çalışırken, Devlet Başkanı Widodo 2022’de başkentin taşınmasına ilişkin bir yasayı imzaladığında kaşlar kalktı.
Çin dahil bazı ülkeler yeni şehre yatırım yapmaya ilgi gösterse de, şu ana kadar ‘somut’ bir şey yapılmadı.
Bağımsız bir düşünce kuruluşu olan Ekonomi ve Hukuk Çalışmaları Merkezi’nden (CELIOS) Nailul Huda, “Şimdiye kadar büyük küresel yatırımcıları Nusantara’ya yatırım yapmaya teşvik etmek zor oldu” diyor.
Devlet Başkanı, yatırımcı yanlısı bir iş kanunu çıkarmak da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler denedi. Sivil toplum örgütleri bu kanunun işçi haklarını ihlal ettiğini söyledi.
Widodo, Ekim ayında iktidarı devredecek ve anlaşılan o ki Nusantara’nın inşasını mirası olarak görüyor.
Ancak hükümete bağlı Ulusal İnovasyon Araştırma Ajansı’nda (BRIN) siyasi araştırmacı olan Firman Noor, tam tersi imajını zedelendiğine inanıyor.
Noor, “Birçok açıdan Nusantara, demokratik değerlerin son 10 yılda kalkınma uğruna ve siyasi pratiklerle nasıl zayıflatıldığının bir yansıması” diyor.
Bu arada, yeni Devlet Başkanı Subianto, anneler ve çocuklar için bedava süt ve öğle yemeği gibi popülist politikalar vaat ederek oy kazanmaya çalıştı.
Uzmanlar, bu projelerin, görevden ayrılan devlet başkanın mega projeleri nedeniyle zaten zorlanan bütçeye yük getirebileceği konusunda uyarıyor.
Huda, “Ücretsiz öğle yemeği ve diğer bazı politikalar devlet bütçesini tüketerek, borçlanmaya yol açacak” diyor.
“Bir sonraki hükümetin politikaları da bu kadar pervasız olmaya devam ederse, dünyanın en büyük ekonomisi olma hayaline rağmen borcun 2029 yılına kadar ikiye katlanabileceğini düşünüyorum.”
]]>