– İçişleri Bakanlığından belediyeye kadar herkes yardım için harekete geçti
– 36 yıldır engelli kızına bakan Nurettin Toprak:
– “Allah devletimize zeval vermesin”
– “İçişleri Bakanlığından 3-4 kere müsteşar bizi aradı”
– ” ‘Engelli çocuk için biz asansör yapacağız’ dediler”
– “Gerektiği gibi devlet bize el atıyor şu anda, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar sağ olsunlar”
ESKİŞEHİR – Eskişehir’de 36 yıldır engelli kızına bakan 73 yaşındaki Nurettin Toprak’ın, İhlas Haber Ajansı muhabirine verdiği röportajda talep ettiği engelli rampası için İçişleri Bakanlığı, Eskişehir Valiliği, Eskişehir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ve Odunpazarı Belediyesi çalışma başlattı.
Eskişehir’in Orhangazi Mahallesi’nde yaşayan 73 yaşındaki Nurettin Toprak, 75 yaşındaki eşiyle birlikte, 36 yaşındaki yüzde 93 zihinsel engelli kızına adeta bir bebek gibi bakıyor. Hafta içi her gün kızını sırtına alarak oldukça dik merdivenlerden indiren baba, onu servise kadar taşıyor. Kızını çok seven Toprak, İhlas Haber Ajansı muhabirine verdiği röportajda evinin, önündeki yoldan yüksek olması nedeniyle yetkililere seslenmişti. Nurettin Toprak’ın seslenişi yanıtsız kalmadı. İçişleri Bakanlığı, Eskişehir Valiliği, Eskişehir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ve Odunpazarı Belediyesi yetkilileri babayı arayarak talepleri doğrultusunda çalışma başlatacaklarını bildirdi. Baba Toprak, yetkililerden merdivenlere çözüm bulmasını talep etti. Bizzat İçişleri Bakanlığı müsteşarının 4 defa aradığı Toprak, sağduyudan dolayı oldukça memnun olduğunu belirtti. Toprak’ın, evinin önündeki beton kırılarak rampa çalışmaları başladı. Odunpazarı Belediyesi tarafından, rampa çalışmalarını başlatıldığını belirten Nurettin Toprak İHA muhabirine de seslerini duyurduğu için teşekkür etti.
“İçişleri Bakanlığından 3-4 kere müsteşar bizi aradı”
Yapılan röportaj sonrası gelişmeleri aktaran 73 yaşındaki Nurettin Toprak, “Allah, sizden razı olsun. Allah, devletimize zeval vermesin. Sizin sayenizde sesimiz duyuruldu. Burada olan tüm yetkili kişilere ben teşekkür ediyorum. İlk önce belediyeden geldiler, kontrol ettiler. Çocuğun durumuna baktılar. Baktılar ki ben 73 yaşındayım, hanım 75 yaşında hem kanser hem de her iki dizinde de platin var. Çocuk da yüzde 93 zihinsel engelli. Sonrasında Eskişehir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’nden Soner Bey geldi. Allah, ondan razı olsun. Sonra Eskişehir Valiliği’nden Deniz Hanım geldi, bize kömür de gönderdi. Sonra Ankara’dan İçişleri Bakanlığı’ndan 3-4 kere müsteşar bizi aradı. Birkaç gün önce de aradılar ve belediye yardım etti mi etmedi mi, biz bu işin takipçiyiz diye. Biz de dedik, ‘Gelip başladılar, yapıyorlar.’ Şu anda 1 metre betonu kırdılar. Bizim hayatımız zaten merdivenle geçiyor. Çocuğu çoğunlukla sırtımıza alıyoruz. Eğer bir raylı asansör yapsalar biz de rahat ederiz, çocuk da rahat eder” dedi.
“Sesimi duyurdunuz, Allah sizden razı olsun”
İhlas Haber Ajansı muhabirine de sesini duyurduğu için teşekkür eden baba Toprak şöyle devam etti;
“Sesimi duyurdunuz. Allah, sizden razı olsun. Odunpazarı Belediyesi, sağ olsunlar geldiler, kontrol ettiler. Pazartesi dediler biz başlayacağız. Demir merdiveni zaten iptal edecekler, betondan yapacaklar. Ondan sonra, bir arkadaş var sağ olsun, o da dedi, ‘Biz asansör yapacağız bu engelli çocuk için.’ Dedim, ‘Kış günü için asansörü nasıl kullanacağız?’ Sonra onlara söylenen talimatın öyle olduğunu söylediler. Biz büyüklerimizden rica ediyoruz. Kışın biz ne yapacağız? Büyüklerime de saygılarımı sunarım. Allah, razı olsun. Gerektiği gibi devlet bize el atıyor şu anda, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Sağ olsunlar.”
]]>Eskişehir’in Orhangazi Mahallesi’nde yaşayan 73 yaşındaki Nurettin Toprak, 75 yaşındaki eşiyle birlikte, 36 yaşındaki yüzde 93 zihinsel engelli kızına adeta bir bebek gibi bakıyor. Hafta içi her gün kızını sırtına alarak oldukça dik merdivenlerden indiren baba, onu servise kadar taşıyor. Kızını çok seven Toprak, İhlas Haber Ajansı muhabirine verdiği röportajda evinin, önündeki yoldan yüksek olması nedeniyle yetkililere seslenmişti. Nurettin Toprak’ın seslenişi yanıtsız kalmadı. İçişleri Bakanlığı, Eskişehir Valiliği, Eskişehir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ve Odunpazarı Belediyesi yetkilileri babayı arayarak talepleri doğrultusunda çalışma başlatacaklarını bildirdi. Baba Toprak, yetkililerden merdivenlere çözüm bulmasını talep etti. Bizzat İçişleri Bakanlığı müsteşarının 4 defa aradığı Toprak, sağduyudan dolayı oldukça memnun olduğunu belirtti. Toprak’ın, evinin önündeki beton kırılarak rampa çalışmaları başladı. Odunpazarı Belediyesi tarafından, rampa çalışmalarını başlatıldığını belirten Nurettin Toprak İHA muhabirine de seslerini duyurduğu için teşekkür etti.
“İçişleri Bakanlığından 3-4 kere müsteşar bizi aradı”
Yapılan röportaj sonrası gelişmeleri aktaran 73 yaşındaki Nurettin Toprak, “Allah, sizden razı olsun. Allah, devletimize zeval vermesin. Sizin sayenizde sesimiz duyuruldu. Burada olan tüm yetkili kişilere ben teşekkür ediyorum. İlk önce belediyeden geldiler, kontrol ettiler. Çocuğun durumuna baktılar. Baktılar ki ben 73 yaşındayım, hanım 75 yaşında hem kanser hem de her iki dizinde de platin var. Çocuk da yüzde 93 zihinsel engelli. Sonrasında Eskişehir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’nden Soner Bey geldi. Allah, ondan razı olsun. Sonra Eskişehir Valiliği’nden Deniz Hanım geldi, bize kömür de gönderdi. Sonra Ankara’dan İçişleri Bakanlığı’ndan 3-4 kere müsteşar bizi aradı. Birkaç gün önce de aradılar ve belediye yardım etti mi etmedi mi, biz bu işin takipçiyiz diye. Biz de dedik, ‘Gelip başladılar, yapıyorlar.’ Şu anda 1 metre betonu kırdılar. Bizim hayatımız zaten merdivenle geçiyor. Çocuğu çoğunlukla sırtımıza alıyoruz. Eğer bir raylı asansör yapsalar biz de rahat ederiz, çocuk da rahat eder” dedi.
“Sesimi duyurdunuz, Allah sizden razı olsun”
İhlas Haber Ajansı muhabirine de sesini duyurduğu için teşekkür eden baba Toprak şöyle devam etti;
“Sesimi duyurdunuz. Allah, sizden razı olsun. Odunpazarı Belediyesi, sağ olsunlar geldiler, kontrol ettiler. Pazartesi dediler biz başlayacağız. Demir merdiveni zaten iptal edecekler, betondan yapacaklar. Ondan sonra, bir arkadaş var sağ olsun, o da dedi, ‘Biz asansör yapacağız bu engelli çocuk için.’ Dedim, ‘Kış günü için asansörü nasıl kullanacağız?’ Sonra onlara söylenen talimatın öyle olduğunu söylediler. Biz büyüklerimizden rica ediyoruz. Kışın biz ne yapacağız? Büyüklerime de saygılarımı sunarım. Allah, razı olsun. Gerektiği gibi devlet bize el atıyor şu anda, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Sağ olsunlar.” – ESKİŞEHİR
]]>Ancak politika belirleyiciler, siyasi yorumcular ve askeri liderler hâlâ birkaç gün önce iki eski düşman arasında yaşanan ve yıkıcı bir uluslararası çatışmayı tetikleme potansiyeli belki de küçük bir teknolojik nedenle engellenmiş olan karşılıklı saldırıların niteliğini anlamaya çalışıyor.
İran ve İsrail ilk kez birbirlerine doğrudan saldırmışlardı. Bazı analistler İran saldırısının şimdiye kadarki en büyük birleşik füze ve İHA saldırısı olduğunu söylüyorlar. Bu 1991’de Saddam Hüseyin’in Scud füzelerinden bu yana İsrail’e yönelik ilk dış bombardımandı.
İran’a ait 300’den fazla İHA ve füzenin çoğu düşürüldü. Ancak GPS yönlendirme sistemlerinden birinin arızalanması, bir füzenin yerleşim alanına düşerek büyük sivil can kaybına yol açabilirdi.
Üst düzey bir Batılı güvenlik yetkilisinin ifadesiyle, o zaman “Çok farklı bir sonuç olabilirdi.”
Yine de bazı Batılı yorumcular 13 Nisan’daki saldırıdan ve İsrail’in geçen haftaki sınırlı misillemesinden olumlu sonuçlar çıkarılabileceğini düşünüyor. İsrail’in savunmasının müttefikler arası askeri işbirliğinin iyi bir örneği olduğunu ve hem İran hem de İsrail’in tırmanma merdiveninden nasıl ineceklerini öğrendiklerini savunuyorlar.
İstihbarat bakımından, ABD’nin İran’ın planlarını Cumartesi akşamı yapılacak saldırıdan önceki Çarşamba sabahı öğrendiği söylendi. Üst düzey bir Batılı kaynak, “İran’ın vereceği yanıtın beklentilerin en üst sınırında olacağını öğrendik” dedi. “Ve bu biraz şok etkisi yarattı. Ama uluslararası tepkinin güçlenmesine yardımcı oldu.”
İran’a karşı yeni bir bölgesel ittifak mı?
En önemlisi de, ABD böylelikle Körfez’de Ürdün ve Suudi Arabistan gibi bazı ülkeleri İsrail’in savunmasına katılmaya ikna edebildi.
Bu ülkeler, İran’ın saldırı planlarının boyutunu anladıklarında, İsrail’in sert bir misillemeye yönelmesi halinde bölgesel bir savaşın tırmanmasından korkuyordu. Dolayısıyla iyi bir istihbarat ve (ABD reddetse de) İran’ın verdiği özel sinyallerle İsrail ve müttefikleri hazırlanmak için zaman kazandı.
Ürdün ve Suudi Arabistan’ın oynadığı roller hala tam olarak açıklığa kavuşmuş değil. Ürdün, egemenliğini korumak için meşru müdafaa kapsamında İran’a ait İHA’ları düşürdüğünü kabul etti. Ürdün’ün ayrıca İsrail savaş uçaklarının hava sahasına erişimine de izin verdiği anlaşılıyor. Suudilerin ABD’ye bilgi sağladığı ve Yemen’deki İran destekli silahlı gruplardan gelebilecek her türlü tehdidi izlediği düşünülüyor.
ABD, İngiliz, Fransız, Ürdün ve Suudi orduları ortak hava savunması konusunda birlikte çalışabileceklerini gösterdiler.
Güvenlik kaynağına göre, “Olağanüstü başarılı bir taktik operasyondu. İstihbarat bunu işaret etti, tüm bölgeyi görebiliyorduk ve birlikte çalıştık. Dünyada başka hiçbir ülkeler grubu bunu yapamaz”.
Bazıları bunun İran’a karşı yeni bir bölgesel ittifakın başlangıcı olabileceğini de söylüyor. Bazılarına göre ise bu, teknolojik başarıyı kutlarken daha büyük siyasi resmi gözden kaçıran tipik bir güvenlik ve askeri bakış açısı.
Daha kötümser analistler de İran’ın İsrail’e önemli bir zarar vermeyi istemesi halinde önceden uyarıda bulunmaktan kaçınabileceğini, hedeflerini genişletebileceğini, ikinci bir saldırı dalgası başlatabileceğini, hatta Hizbullah’a Lübnan’dan büyük bir saldırı düzenlemesi emrini verebileceğini savunuyor.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü adlı düşünce kuruluşundan Emile Hokayem’e göre, operasyon İsrail’in savunması için müttefiklerine ne kadar güvenmesi gerektiğini gösterdi. Hokayem ayrıca İsrail’in daha yüksek yoğunluklu bir çatışma için yeterli hava savunma füzesine sahip olup olmadığını da merak ediyor.
“Ukrayna ve Rusya arasındaki savaşta gördüğümüz gibi, stokta ne kadar iyi malzemeye sahip olduğunuz önemli” diyor.
Hokayem ayrıca bu krizin yeni bir bölgesel askeri ittifakın başlangıcı olabileceği fikrine katılmıyor.
“Yeni bir dönemin eşiğinde değiliz. Arap devletleri işbirliği yaptı çünkü öncelikle bölgesel bir çatışmadan kaçınmak istiyorlar. Batılı müttefiklerine iyi bir ortak olduklarını göstermek istiyorlar. Bu aynı zamanda basit bir ulusal egemenlik meselesi. Gökyüzünde bir şeylerin uçmasını ve patlamasını istemiyorlar.”
İki ülke ders çıkardı mı?
İyimserlerin ikinci iddiası ise İran ve İsrail’in bu deneyimden ders çıkardığı yönünde. Her iki ülkenin de niyetlerini doğru bir şekilde ifade ettiklerini; itibar kaybetmeden gerilimi azaltabileceklerini fark ettiklerini ve karşılıklı caydırıcılığı yeniden tesis edecek bir korku yaşadıklarını söylüyorlar.
İran İsrail’e saldırmış olabilir ama müttefiklerini niyeti konusunda uyardı ve bunun bir defaya mahsus olduğunun sinyalini verdi.
İsrail, İran’ın merkezindeki hava savunma sistemlerini hedef alarak İran’ı istediği zaman ve istediği yerde vurabileceğinin sinyalini verdi.
Hatta İsrail’in misilleme konusunda İran’ı uyarmış olabileceği bile söylendi. İran’ın ise İsrail’in misillemesine hemen karşılık verme niyetinde olmadığının sinyalini verdi.
Her iki tarafın askeri dersler çıkardıkları kesin. Savaş Araştırmaları Enstitüsü’ne göre “Saldırı muhtemelen İran’ın İsrail hava savunma sisteminin güçlü ve zayıf yönlerini tespit etmesine yardımcı oldu”. İsrail ve ABD de İran’ın taktik stratejilerini daha iyi anlamış olacak.
Doğrudan saldırı kolay bir seçenek haline mi geldi?
Bazıları ise bunun tersini, hem İran’ın hem de İsrail’in bir tabuyu yıktığı ve doğrudan saldırının artık daha kolay bir seçenek olduğunu savunuyor.
Foreign Affairs dergisi için kaleme aldığı makalede Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nden Afshon Ostovar’a göre, İran’ın saldırısının boyutu artık itidal politikası konusunda ikna olmadığını gösteriyor.
“İran’ın kasıtlı olarak zayıf bir saldırı düzenlediği düşüncesi temelsiz. İran İsrail’e karşı etkili bir darbe indirmeyi umuyordu.”
Hokayem, İran ve İsrail’in birbirlerini anlamayı öğrendikleri fikrine karşı çıkıyor. İsrail’in, İran’ın Şam’daki konsolosluğunda İran Devrim Muhafızları’nın birkaç komutanını öldürme kararının sonuçlarını idrak edememesini örnek gösteriyor.
“Bu iki ülke birbiriyle konuşmuyor. Bunun yerine askeri duruşları ve üçüncü taraflar aracılığıyla sinyal veriyorlar. Bu işler oldukça hızlı bir şekilde kötüye gidebilir. Karşı tarafın niyetini ya da risk iştahını yanlış okumak ilişkilerde hatadan ziyade bir özellik.”
İki tarafın da caydırıcılığı yeniden tesis ettiğine dair şüpheler de var. İsrail gazetesi Haaretz’in savunma analisti Amos Harel’e göre “İki ülke de oyunun önceki kurallarını ihlal etti ve bunun maliyeti sınırlı oldu… İki ülke arasındaki caydırıcılık dengesi (şu anda) sarsılmış durumda”.
Belki de bu krizden pek çok kişinin çıkardığı en önemli ders, bölgenin tam ölçekli bir savaşa ne kadar yaklaşmış olduğuydu.
Batılı bir diplomatın ifadesiyle “Büyük bir rahatlama oldu. Her şey çok farklı olabilirdi.”
]]>Hobi olarak 2018’de ritmik cimnastiğe başlayan Adanalı 14 yaşındaki milli sporcu Selin Naz Özcan, daha sonra antrenör Erkan Sert ile çalışarak kendini geliştirdi. Milli takıma 2023 yılında seçilen Selin Naz, geçen ay Antalya’da düzenlenen Down Sendromlular Dünya Spor Oyunları’na (Trisome Oyunları) katıldı.
Organizasyonda Selin Naz, ritmik kategorisinde çember ve top aletinde sergilediği performans ile 2 altın madalya kazanarak dünya şampiyonu oldu. Labut ve kurdelede de dünya ikincisi olarak 2 gümüş madalya kazanan ay-yıldızlı sporcu, genel tasnifte de dünya ikincilik madalyası ve kupasını elde etti.
Çalışmalarını sürdüren Selin Naz, gelecek yıl düzenlenecek Avrupa Şampiyonası’nda da altın madalya alarak başarısını sürdürmek istiyor.
“Benim hayallerim kızımın hayalleri oldu”
Anne Dilek Özcan, AA muhabirine, Selin Naz’ın çok çalıştığını ve hazırlık aşamasında rejime başlayarak yaklaşık 10 kilo verdiğini anlattı.
Selin Naz’ın 6 yıldır cimnastik yaptığını belirten Özcan, hobi olarak başladığı sporda başarı elde eden kızıyla gurur duyduğunu söyledi.
Kızının Antalya’da düzenlenen Down Sendromlular Dünya Spor Oyunları’nda başarılı olabilmek için çok çalıştığını anlatan anne Özcan, “Özellikle son bir ay çok çalıştık. Gecelere kadar hiç durmadan sürekli antrenman yaptık. Çünkü serileri ezberlemek zordu. Ritmik jimnastiğe katılması için baya bir emek verdi. Çok mücadele etti ama sonucunda güzel bir derece elde ettik. Bundan sonraki hedeflerimiz Avrupa şampiyonası. Hiç durmadan ona hazırlanacağız.” diye konuştu.
Selin Naz’ın azimle antrenmanlara devam ettiğini belirten Özcan, artı bir farkın neler yapabileceğini tüm dünyaya gösterdiklerini söyledi
Anne Özcan, down sendromlu çocukların çok özel olduklarını vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Benim hayallerim kızımın hayalleri oldu. Bütün özel çocuk annelerine şu mesajı vermek istiyorum; lütfen çocuklarınızın arkasında durun. Her çocuk her dalda başarılı olacak diye bir şey yok. Çocuğunuz hangi dalda, hangi sporu yapmak istiyorsa onun arkasında durun ve çocuğunuzun peşinden gidin.”
“Beklenmedik bir dalda dünyaya ismimizi duyurduk”
Beden eğitimi öğretmeni ve cimnastik antrenörü Erkan Sert, Selin Naz’ın ilk başta sosyalleşmesi için cimnastiğe geldiğini anlattı.
Selin Naz’ın zamanla kendisini geliştirdiğinin altını çizen Sert, şöyle devam etti:
“Gelişmeye başladıktan sonra biz inanmaya başladık. Özel durumlu bir çocuk olduğu için önce bize baya zor geldi. Selin Naz, çok yetenekli, algısı çok açık bir çocuk. Beklenmedik bir dalda dünyaya ismimizi duyurduk. İstiklal Marşı’mızı da okuttuk, çok gururluyuz. Selin’in yaşı daha çok küçük. Yıllarca bizi gururlandıracağına, Türk bayrağımızı temsil edeceğine inanıyoruz. Bu şekilde çalışmalarımıza devam edeceğiz.”
Artistik cimnastik üçüncü kademe antrenörü Tezcan Kocakaya da zor bir branş olan ritmik cimnastikte en önemli kısmın motivasyon olduğunu belirterek, down sendromlu çocuklarda bunu ödüllendirmelerle, oyunlarla, konuşma tarzlarıyla sağlamaya çalıştıklarını kaydetti.
]]>İYİ Parti lideri Meral Akşener, yerel seçimlere 1 gün kala Sultanbeyli’nde esnaf ziyareti gerçekleştirdi. İl ve ilçe belediye başkanlarına oy isteyen Akşener’e esnaf ziyareti sırasında bir kişi çağrıda bulundu. Kalabalığın arasından Akşener’e seslenen kişi, “Senin de evladın, torunun var. Türkiye kadın mezarlığı oldu. Bir yasa çıkartın. Sayın cumhurbaşkanına ulaşamıyorum.” diye sitem etti. Akşener ise “Şu anda basın benle beraber seni duydu. Ben de ileteceğim.” cevabını verdi.
Yerel seçimlere saatlet kala seçim gezilerini sürdüren İYİ Parti lideri Meral Akşener, bugün İstanbul Sultanbeyli’ndeydi.Akşener burada partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Buğra Kavuncu ve Sultanbeyli Belediye Başkan adayı Fatih Karataş ile birlikte esnaf ziyareti gerçekleştirdi, adaylarına oy istedi.
BELEDİYE BAŞKAN ADAYININ ANNESİ DE AKŞENER’E EŞLİK ETTİ
Dükkan dükkan gezen Akşener’e Sultanbeyli Belediye Başkan adayı Fatih Karataş’ın annesi de eşlik etti, oğluna oy istedi. Bir züccaciye dükkanına giren Akşener, dükkan işletmecisinden adaylarına oy istedi. Esnaf esnaf gezdiğini anlatan Akşener, “Şimdi bir taraf diyor ki ceketimi assam kazanırım, öbür taraf kola kutusunda olmuyor işte. Ben de diyorum ki uyanın. Yaptığım iş bu.” dedi.
Esnaf ise başından iki gün önce geçen bir olayı hatırlatarak şöyle konuştu: “Siyasi bir mevzu oldu. Biz farklı söyledik, o farklı söyledi. ‘Siz böylesiniz’ dedi bizi dışladı. Güldük kendi aramızda. Biz de artık neyin ne olduğunu görüyoruz. Biz de bir siyasi partiye oy vermek istiyoruz ama ‘ona vereceksiniz, şuna vereceksiniz’ diyor.”
“MÜŞTERİYİ MEMNUN ETMEK ESASTIR”
Akşener ise esnafa, “Biz sadece talep ederiz. Sen benim müşterimsin. Müşteriyi memnun etmek esastır. Memnun edip, edemediğimize bağlı. Biz talep edeniz, talep ederken nazik olmak zorundayız. Çünkü müşteri velinimet. Bunu biz oturtturabilirsek Türkiye kurtulur. Asıl mevzu bu.” şeklinde cevap verdi.
Akşener daha sonra aynı dükkana ilçe belediye başkan adayı Fatih Karataş’ın annesiyle gelerek oy sözü istedi.
AKŞENER’E ÇAĞRI! TÜRKİYE KADIN MEZARLIĞI OLDU
Esnaf ziyareti sırasında kalabalığın içinden bir kişi kadın cinayetleri üzerinden Akşener’e seslendi. Tepki gösteren kişi, Akşener’e, “Senin de evladın torunun var. Türkiye kadın mezarlığı oldu. Bir yasa çıkartın. Sayın cumhurbaşkanına ulaşamıyorum.” diye sitem etti.
Akşener ise “Şu anda basın benle beraber seni duydu. Ben de ileteceğim.” cevabını verdi.
Bir gözlükçü dükkanına giren Akşener, “Ben şimdi yemin ettiremediğim için gezerken ablamı getirdim yemin ettirmeye” diyerek başkan adayının annesinden esnafı ikna etmesini istedi.
Esnaf ise büyükşehir seçimlerinde oyunu vereceğini söyledi.
AKŞENER, ESNAFA TAKILDI, “ABLAMI BAŞINA SALARIM”
Bir giyim mağazasına giren Akşener, “Bu arkadaş Erzurumlu. Şimdi annesi de burada orada bir hanımı ikna ediyor. ya beni paketle tamam diye gönder ya da ablamı başına sararım” diyerek takıldı.
Eczacı dükkanına da uğrayan Akşener, “Burada bizim durumumuz nedir?” diye sordu. Eczacı çalışanı ise “Bakacağız duruma” dedi. Bunun üzerine Akşener, “Fatih’in annesini getiririm buraya yemin ettirtirim sana. Bir an evvel bakacağızdan geç” diyerek espri yaptı.
“HALKI GERÇEKTEN DUYUN!”
Bir giyim mağazası çalışanı ise Akşener’e Pendik’ten iş için geldiğini ve otobüs seferlerinin seyrek olması nedeniyle işe geç kaldığını anlatarak, “Halkı gerçekten duyun. Boş vaat vermeyin artık. Biz çok yorulduk çünkü. Her gelen boş vaatler veriyor.” dedi.
Sultanbeyli’de ziyaretlerini tamamlayan Akşener, seçim çalışmaları kapsamında Tuzla’ya geçti.
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kağıthane ve Sarıyer’i kapsayan, ‘Cendere Yaşam Vadisi 1. Etap ve 2. Etaplarını’, gazetecilerle birlikte yerinde inceledi. İmamoğlu, yağmur altında gerçekleştirlen inceleme gezisi sonrasında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını da yanıtladı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın da rakibi Murat Kurum lehine seçim çalışmalarına katılmasıyla ilgili bir soruyu da yanıtlayan İmamoğlu, “Eskiden biliyorsunuz; Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanı, seçim dönemlerinde bağımsız olsun diye istifa ettirilir ve bürokrasiden insanlar atanırdı ki orada hak-hukuk çiğnenmesin. Nereden nereye? Haydi bakalım. Demokrasiye bak! Yani 17 tane bakanın, 20 tane bakan, kaç tane bakanın… Topunuz gelin, ne olacak? Şimdi kasap dükkanı, bilmem ne dükkanı gezerek oy istiyorsun. Yazık! Üzülüyorum” dedi.
“VAHŞİ BİR YAPILAŞMA YAŞANIYOR”
İmamoğlu, Cendere Yaşam Vadisi 1. Etap ve 2. Etaplarında, CHP İstanbul Milletvekili Yunus Emre, CHP Kağıthane Belediye Başkan adayı Tonguç Çoban ve basın mensuplarıyla birlikte inceleme gezisinde bulundu. “İstanbul’umuzun özellikle dere yatakları ve bu bölümlerde oluşan yapılaşma süreçleri ya da işgal alanlarından kurtularak, kentin rekreasyon alanına ve yeşil alanına dönüşme sürecinin bizim için ne kadar önemli olduğunu ve bunları bir yaşam vadisi kimliğiyle tanımladığımızı artık herkes biliyor” diyen İmamoğlu, bunun bazı noktalarda Türkiye’ye de örnek olduğuna dikkat çekti. Beylikdüzü’nde başlattıkları uygulamanın, kent genelinde 20’ye yakın vadide vücut bulduğunu belirten İmamoğlu, bu sayede olası sel baskınlarının da kısmen önüne geçildiğine vurgu yaptı. Kağıthane ve Sarıyer ilçelerini içine alan Cendere Vadisi’nde, yakın zamanda “vahşi bir yapılaşma” yaşandığının altını çizen İmamoğlu “Burada hoş bir yaşam vadisi oluştu. Bu yaşam vadisi oluşurken, açıkçası çok hoş etkileşimler de yaşadık. Bazen birkaç yapının bize destek olduğunu da gördük ve bazılarında işgallerini temizleyerek, güzel bir süreci burada var ettik. 1,6 kilometre gibi bir alanın bittiği seviyedeyiz. Bunun tamamı 4 kilometreye ulaşacak. Bir taraftan eski İETT garajından, diğer taraftan metro durağına kadar, muazzam bir alanda yürüyüş alanı, rekreasyon alanına dönüşecek” bilgilerini paylaştı. Bölgedeki üniversitelerin de oluşturulan alandan yararlanacağını kaydeden İmamoğlu, “Burada böyle bir adımı attıktan ve yol yürüyüşü sergiledikten sonra, benzer bir durumun Kağıthane Belediyesi tarafından da örnek alınarak, yine benzer düzenlemenin onların yetki sahası olan noktalarda da ilçe belediyesi tarafından yapılması sevindirici. Zaten iyi şeylerin kopyalanması kadar güzel bir şey yok” dedi.
“KAĞITHANE BELEDİYESİ DE BİZİM, BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ DE BİZİM”
Arkadaşlarıma, ‘Onların, bunların işi yok; millet faydalanacak’ dedim” diyen İmamoğlu, “Kağıthane Belediyesi de bizim, Büyükşehir belediyesi de bizim. Yeter ki oturun, bunu bir mukaveleye dönüştürün dedim. 39 ilçenin tamamında, yaklaşımımız bu olmuştur. ve böyle olmaya da devam edecektir. Elbette Kağıthane’de iddialıyız. Bütün bu projeleri takip eden Tonguç Başkanımız, bizim burada çok iddialı bir belediyeci adayımızdır. Ona yürekten inanıyoruz. Bir yarış olacaktır ama sonuçta 39 ilçenin hangisinde kimin kazandığına bakmayız. Yine ‘bizim kurumlarımız’ bakışıyla yol yürürüz. Ben bu tavrın tek bir anını bile yaşamadım. 5 yıllık ilçe belediye başkanlığım döneminde. Ama ben herkese bu nezaketi gösterdim. Bunu gösterirken de bir lütuf olarak değil, sorumluluğum olarak gösterdim. Ne biz bir parti devletiyiz, ne bir parti belediyesiyiz, ne bir parti projesi yapıyoruz. Böyle bakarsak zaten, Türkiye’de kamu yönetimi, kamu ahlakı, kamu terbiyesi hak ettiği yere oturacaktır. Verdiğimiz mesaj bu” diye konuştu.
İmamoğlu, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını da Cendere Yaşam Vadisi içinde yanıtladı. Gazetecilerin soruları ve İmamoğlu’nun bu sorulara verdiği yanıtlar şöyle oldu:
“GAYET GÜÇLÜ VE İYİ BİR MESAJ OLACAK”
-Seçimi kazanmanız durumunda, bu Türkiye’ye nasıl bir mesaj olacak?
-Gayet güçlü ve iyi bir mesaj olacak. Pırıl pırıl bir mesaj olacak, içi demokrasi dolu. Milletin dediği olur. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Baskıya, zulme, kumpasa, yalana, iftiraya boyun eğmeyen halk gibi, çokça duyguya sahip. Daha moralli, daha umutlu, gerçekten çocukların bile, gençlerin bile yüzünün nasıl güleceğini, daha güçlü bir gülümsemeyle 1 Nisan’da hepiniz yaşayacaksınız.
“DİKKAT ETMESİ GEREKİRDİ”
-Rakibiniz Kağıthane’de oy kullanacak. Burada bir dairesi var. Mal varlığını da açıklayınca çok dikkat çekmişti. Bakanlığı döneminde verdiği ‘olur’la yapılan bir proje. Lüks konut projesi. Biraz da eleştiriliyor bu açıdan. Siz vakıf mısınız mevzuya; bakabildiniz mi? Koruma alanındaki bir alanın daha sonra lüks konut projesine çevrildiği ve oradan da ev sahibi olduğu ortaya çıktı…
-Vallahi bilmiyorum. Mal varlığını incelemedim. Böyle bir ilgi alanım da yok açıkçası. Ama tabii bir kamu projesinde, kendi imza attığı bir kamu projesinde böyle bir varlığın elde edilmesi meselesi biraz dikkat çekici. Dikkat etmesi gerekirdi. Hani bizde bir laf var… Ben inşaatçı bir ailenin çocuğuyum yani. Babam derdi ki, ‘Kendi yaptığın binada oturmuyorsan senden müteahhit olmaz’ diyordu. Ama o müteahhitlik meselesi. Bu başka bir mesele. Birbirinden farklı. Hayırlısı.
“KASIMPAŞA ÇÜRÜYOR”
-Çünkü çevresi biraz yeşil alan, bir Kağıthane’den, hastanesi depreme dayanıksız diye tahliye edilen bir Kağıthane’den bahsediyoruz. Çok fazla lüks konuta evriliyor…
-Bu konuda, İstanbul’da en kötü şey zaten bir yandan lüks konut üreten, devlet eliyle bu izinleri veren, yapan ama bir yandan Kasımpaşa’nın tümden çürük halde olması. Kağıthane ve Kasımpaşa çürük. Ben Kasımpaşa’da ilk Dolapdere’ye gidip, açtığım lokantanın, köfteci dükkanının mutfak malzemelerini aldığımda analiz etmiştim, 91 yılında. Yani Dolapdere, o civarı, Kasımpaşa, bildiğiniz o tarihteki Kasımpaşa. Aynı binalar çürük. Hani kentsel dönüşüm hikayesi? Orası Sayın Cumhurbaşkanı’nın mahallesi değil mi, köyü değil mi? Neyi dönüştürdünüz? Neyi yapabildiniz yani? İnsanların hayatına ne katabildiniz? Girin bir sokak arkasına… Ben orada Kızılay’ın olduğu yerde, meydanda, dün miting yaptım. Bir sokak arkasında insanların mağduriyeti, balkondaki insanların halleri… 22 senedir iktidarsınız. İşte görünen yüzle, arka sokak meselesi. Yani bugünün zihniyeti; görünen yüzle cilalı bir sokak, ‘Efendim oraya devletin eski bir yapısını kaymakamlık olarak kazandırdık.’ E ne iyi ettiniz? Onu da yapmasaydınız yani. Kendinize saray mı yapacaktınız? E kazandırın tabi. Kaymakamlık binası yapın, belediye binası yapın tabii. Güzel bir şey. Ama mahalle çürüyor.
“KAĞITHANE’DE NE DEĞİŞTİ?”
Kağıthane… Şimdi 20 küsur senedir buradasınız. 30 senedir Kağıthane’yi yönetiyorsunuz. Ne yaptınız? Kağıthane’de ne değişti? Bakın; karneleri kötü. Bu meseleyle ilgili karneleri çok kötü. Düşünsenize; ‘Evet, İstanbul depreme hazır değil…’ Yani İstanbul’da, Ekrem’in elinde bir sihirli değnek var! Siz 99 depreminden bu yana, 20 senedir bu şehri yönetiyorsunuz. Bunun 17 senesinde Türkiye’de iktidarsınız. Hiçbir şey yapamadınız noktasındasınız. 5 senede Ekrem’in elinde sihirli… Beni kötüleyeceğine, kendini kötülüyor acemi aday. Biz onun için diyoruz ki, birlikte düzeltelim. Bak ben ne diyorum? Güzel bir şey yaptık. İlçe belediyesi de güzel bir şey yaptı bize bakarak. Ki o protokolü beraber yaptık. Bizim bakışımız bu. Yeter ki hizmet ortaklaşa yürüsün. Mesele, anlayış meselesi. Çünkü mesele, belediye başkanlığı seçimini aştı. Bir anlayış meselesinin tarihe gömülmesi meselesi. Tarihe gömülürse, demokrasi canlanacak. Tarihe gömülürse, bu ülkede özgürlük yeniden vücut bulacak. Tarihe gömülürse bu anlayış -ki 31 Mart öyle bir seçim- gerçekten hukuk ve adalet kendine gelecek. O bakımdan büyük bir sorumluluğumuz var.
“BİZ, ‘8 KATI DAHA AŞAĞI DÜŞÜRÜN’ DERKEN, ADAM ORAYA 80 TANE KULE DİKMEYE İZİN VERDİ ANKARA’DAN”
Kötü bir Kağıthane’de, bir bölümünde lüks konut yapmış ve orada daire sahibi olmuşsa, kendisi onun hesabını versin. Ama çok kötü uygulamaları var İstanbul’da. Ben 100 tane sayarım. Daha şimdi Şişli’nin meydanında, kaşla göz arasında geçirdikleri yapılar. ya o nedir? Ayıp. Yazık. Günah. Benim masama geldi. Oranın hak sahipleri de geldi kardeşim. Biz, ‘Orada 8 kat olmaz’ dedik. Yahu, ‘8 katı daha aşağı düşürün’ derken, adam oraya 80 tane kule dikmeye izin verdi Ankara’dan. ve bu adama İstanbul emanet edilecek. Rezerv alanı kastediyorum. Şişli Belediyesi’nin karşısı. Vakfın yerinde başlanılan kulelerin hemen karşısı. Hiçbir hesap, kitap yok. Bakın burada yatırımcı, şu, bu suçlu değil. Bunun altını çizeyim. Burada suçlu arıyorsanız; bu işe imza atana bakacaksınız. İmza atan… Biz niye buradayız? Biz niye bir tane saçma sapan bir imara imza atmadık? 5 yıldır karşısında durduk. Ha bire yapılan birtakım yanlış imar planı vesaire, hukuktan geri dönüyor.
“ÇİLLER’İN İMAR DÜZENLEMESİ YAPILAN SARIYER’DEKİ ARSASINDA HUKUKİ İPTAL ÇIKTI”
Ve bugün de geçenlerde desteğini açıklayan, işte Sayın Başbakan’ın (Tansu Çiller) tekrar imar düzenlemesi yapılan Sarıyer’deki arsasında, yine bir hukuki iptal çıktı. Bugün kararı geldi. Biz mücadele ediyoruz. Onlar; ‘Verelim verelim…’ Neyi veriyorsunuz? Kimin malını kime veriyorsunuz? Kimin havasını, kimin suyunu, kimin ormanını, kimin vadisini kime veriyorsunuz? Yeter; bu şehir bir nefes alsın, bu şehir kendine gelsin. Çocukların yüzü asık, gençlerin yüzü asık. Şu yapılaşmanın zannetmeyin insanların yüzünün asılmasına katkısı yok. Çok var. Yüzün asılmasına vesile. Bu vahşiliği gördükçe, ‘Biz nerede yaşayacağız’ diyor. Ben bazen iki yaşında, üç yaşındakilerin gözünde bile o kaygıyı hissediyorum. O kaygıyla hareket ediyoruz. Ama bu şehrin muhafızlığı, değerli bir kavram. Bakın bu çok kutsal bir tarif olacak, bu şehrin muhafızlığı. ve bir gün şu olacak: Bu şehirde yaşayan herkes, ‘Evet, ben bu şehrin muhafızıyım’ diyecek. Yanlış yapan bir belediye başkanına, yanlış yapan cumhurbaşkanına çıkacak, ‘Ben bu şehrin muhafızıyım, bunu yapamazsın’ diyecek. Bu cesareti, bu özgüveni biz bu şehrin ve Türkiye’nin her bireyine vermek için mücadele veriyoruz. Benim yaptığım iş bu
“TALİMAT GELMİŞ, GİDECEK, NE YAPSIN? YOKSA KOLTUĞUNDAN OLACAK”
-İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın seçim çalışmalarına katılması biraz tepki çekti sosyal medyada özellikle. Sizin düşünceniz nedir?
-Eskiden biliyorsunuz; Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanı, seçim dönemlerinde bağımsız olsun diye istifa ettirilir ve bürokrasiden insanlar atanırdı ki orada hak-hukuk çiğnenmesin. Nereden nereye? Haydi bakalım. Demokrasiye bak! Yani 17 tane bakanın, 20 tane bakan, kaç tane bakanın… Topunuz gelin, ne olacak? Şimdi kasap dükkanı, bilmem ne dükkanı gezerek oy istiyorsun. Yazık! Üzülüyorum. Kendisine üzülüyorum yani. Ona da yazık. Zor durumda. Allah yardımcısı olsun. Yani talimat gelmiş, gidecek, ne yapsın? Yoksa koltuğundan olacak. Af isteyecek. Ona da üzülüyorum. Yazık! Öbürlerine de üzülüyorum. Ama bu kadar insan yok edilir mi? Bugün aslında Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu ülkeye yaptığı en büyük kötülüklerden biri, kendi yakın çevresindeki yetenekli insanları bile çürütüyor olması. Çürüttü. Onları bile yok etti. İnanın o insanların evindeki eşi, çocukları, bakanların aileleri utanıyordur yani, ‘Bizi niye bu duruma düşürüyorsunuz kardeşim. Biz bakanız. Bırak, biz 3600 ek göstergeyi çıkaralım, şu polisleri rahatlatalım. Bırak bizi, gidelim şu enflasyonu düşürelim, faizle uğraşalım. Gidelim Merkez Bankası’na disiplin getirelim. Bizi niye yolluyorsun bir kasap dükkanına, oraya buraya. Aday çıkamıyor, ben çıkacağım onun yerine. Aday gidemiyor, ben gideceğim onun yerine!
“BAKANLARI NİYE ZOR DURUMA DÜŞÜRÜYORSUN?”
Bakanları niye zor duruma düşürüyorsun? Yazık değil mi onlara? Gitsinler 2 saat, 3 saat devlete fayda versinler. Bunlar devlet adamı, kamu yöneticisi. Yani her şeyi karıştırdı birbirine. Onun için bu mesele, sadece bir yerel seçim meselesi değil. Sadece bir İstanbul seçimi değil. Bu mesele; bir demokrasi, kamu terbiyesi, kamu ahlakı, kamu yönetici olma… Bütün bu meseleler önemli. Ben sonuna kadar… Benim dilimin kemiği niye olsun? Milletten aldığım vahlanmaları, milletten aldığım isyanları, vatandaştan aldığım duyguları duyurma sorumluluğum var ve koca kentin yöneticisiyim. Öyle sus pus olayım, yatayım köşede işte… ‘Ben sadece yerel yöneticiyim’ falan; olmaz o iş. Ben İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanıyım. 16 milyon insanının temsilcisiyim. Bütün bu haksızlıklara, hukuksuzlara hak ettiği cevabı vermekle yükümlüyüz. Vereceğiz. Halkımız da milletimizin hak ettiği şekliyle, kararını 31 Mart’ta verecek. Ben, buna inanıyorum.
“HERKES, ELBET BİR GÜN DOĞRU YOLU BULUYOR”
-Rakibiniz katıldığı bir programda 65 kilometre metro yapıldığını itiraf etti aslında. Siz ne söylemek istersiniz?
-Herkes, elbet bir gün doğru yolu buluyor, bulacak yani. Yapacak bir şey yok. Zaten en azından doğru sayısı üçe mi çıktı. Bir yüzde 87’de tutturdu. 65 kilometreyi sonuçta hesaplayabildi. Bir şey daha vardı sanki. (Muhabir: ‘İstanbul, 11 iline koştu.’) Evet, teşekkür ederim. Dolayısıyla doğruları söylüyorlar. Yani bununla uğraşır mı bir insan? Yani ‘8 kilometre mi, 65 kilometre mi…’ Bununla uğraşır mı ya? İnsan açmış. Dersin ki, ‘Açtın ama şurasını beğenmedim. Yani şurası eksik.’ Ben ne diyorum? ‘Bakanlık, teşekkür ederiz; Sabiha Gökçen hattını yaptınız, Bakırköy-Kirazlı hattını yaptınız.’ Ama 9 sene sürdü. Yazık! Tamam, o da hayırlı olsun. Tamam da parasını benden niye 10 ayda kesiyorsun? Eskiden 20 senede, 10 senede kesiyordun. Bak, ben bunu diyorum; sen de başka bir şey de. Bunu anlarız. Ama yani görünen köy kılavuz ister mi? 65 kilometreyi 6,5 kilometre… ya bir de sekiz adım at bilmem ne… Çocuklar dalga geçiyor seninle. Yazık. Yani teşekkür et ya da tespit yap. Ama eleştirin varsa yanına ekle. O ayrı bir şey. Bunu anlarım. Bununla uğraşıyorum. Garip şey.
“HAYAT DERSİDİR, ÖĞRENECEK”
Geçen bir vatandaş, YouTube’da, ‘Ne yaptı ki, işte çivi çakmadı’ diyor. Şimdi bu ‘çivi çakmadı’ lafı, malum TV kanallarının sloganı: Çivi çakmadı! Ey Allah’ım ya Rabb’im. Ben inşaatlarda çalıştım, bayağı çivi çakmıştım çocukluğumda. Yani bu çivi çakmak neymiş yani? Kalıp çakardık. Yani gerçekten çivi çaktım. Çivi de sattım ben nalbur dükkanında. Bu esnaflık meselesini de söyleyeyim. Öyle yani köfteciyle laf ettirmem ha. Bu şehrin yüzde 40’ı esnaflıktan para kazanıyor. Köftecilik öyle önemli meseledir. Ben sabah 05.00’te dükkan açar, gece saat 01.00’de, 02.00’de Bolu’dan et taşırdım. Hem de 21 yaşındaydım. Öyle laf ettirmem. Hayatımın en önemli deneyimleridir yani. Sıcak çorbayı arabama koyup, soğumasın diye 2 kilometre arabamla götürürdüm müşterime, onun gönlünü hoş etmek için. Onu anlayamazsın. Ama hayat dersidir, öğrenecek. Konudan konuya geçiyorum. Bu meselede de yani ‘çivi çakmaz’, işte yanan otobüsler… Ne yapsın? Adamlar promosyon yapıyor, Hollywood promosyonu. Ondan sonra koyuyorlar A Haber’e, şuna buna; izliyor garibim vatandaş da… İşte ‘yanan otobüs’, ‘çivi çakmadı’, bir-iki bir şey daha! Bunun üzerinden Ekrem’i karalama propagandası falan.
“BU ÖYLESİNE BİR YOKSULLUK DEĞİL… ŞU AN AFET YAŞIYOR ASLINDA ŞEHİRLERİMİZ”
Aldanıyor benim garip insanım, aldanıyor. Ben üzülüyorum. Ablalarımın gözüne bakıyorum, aldananı anlıyorum. Giderim, onu 1 günde ikna ederim biliyorsunuz yani. Bazısı 5 sene sürüyor, bazısı 5 saat sürüyor ama ikna ederim yani. Yani keşke o fırsatı alsam diyorum. Üzülüyorum onlara. Çünkü masum insan o. Masum. O abla masum. O teyze masum. O amca masum. Masum o insan. Yani o bakımdan mücadele edeceğiz. Aldatan bir yönetimin, geçmişte de ‘aldatıldık’ diye kendine bahane üreten bir yönetimin ne bu şehre ne bu ülkeye faydası olmaz. Ama yine diliyorum, istiyorum ki; bu seçimde iyi bir ders yaşasınlar. ve bu dersi yaşadıktan sonra da Türkiye’nin gerçek sorunlarına geri dönsünler. Emeklinin şu an büyük ızdırabı var. Bakın; şu an yoksulluk, -yanına tire koyuyorum- açlık, bir afet gibidir. Yani şu an bir afet yaşıyor aslında şehirlerimiz. Bu öylesine bir yoksulluk değil. Bakın, bir çaresizlik ve bir afet. Ben arkadaşlarıma her gün diyorum ki, ‘Yeni bir şey daha bulalım.’ Mesela dün bir arkadaşım geldi; çalışıyoruz. ‘Çocuklara acaba, sütün yanı sıra, belli bir yaş grubuna, yani 3-6 yaş olabilir, balık verebilir miyiz?’ Yani gıda alsın çocuklarımız. Ben zayıf çocuk görebilir miyim ya? Benim içim yanar ya. Ben köyde büyüdüm kardeşim. Köyde her ev benimdi. Şimdi her ev, insanın çocuklarının değil. Her ev, eskiden köyde benimdi. Ben, kapıyı çalar girerdim. Şimdi her eve girilmiyor. Çocukları, insanın canı yandı. Onun için ne varsa vereceğiz kardeşim.
]]>2009 YILINDA BERAAT ETTİ
Halk TV’den Seyhan Avşar’ın haberine göre; Uzun yıllardır Bağcılar’da su satışı yapan 60 yaşındaki Metin Şenay, 2009 yılında Gaziosmanpaşa’da yaşayan bir çocuğa yönelik istismar suçlaması ile Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yargılanan Şenay, delil yetersizliği gerekçe gösterilerek beraat etmişti. Şenay 24 Mayıs 2023’te skandal bir olayın daha başrolü oldu.
“SENİ EVİNE BIRAKAYIM” DİYEREK KANDIRDI
Bağcılar’da henüz ilkokula giden 12 yaşındaki M.Y., ders saatleri sona ermesine rağmen evine dönmedi. Aile, saatlerce çocuklarını ararken, şikayet üzerine emniyet güçleri dakika dakika çevredeki kameraları incelemeye aldı. Saat 12.40 sıralarında okuldan çıkan M.Y.’nin, mahallenin sucusu Şenay’ın aracına bindiği tespit edildi. Şenay, 12 yaşındaki M.Y.’yi, “Seni evine bırakayım. Sen yorulma” diyerek aracına almıştı.

ÇOCUĞU, SÜNGERLE KAPLI ODAYA KAPATTI
Şenay, çocuğu evine bırakmak yerine işyerine götürdü. Önce bilgisayarda oyun oynattı, sonrasında ise çocuğa arka odaya geçmesini söyledi. Odanın duvarları çığlık seslerini yalıtması için süngerlerle kaplanmıştı. Odada pencere, cam ya da herhangi bir eşya bulunmuyordu. Şenay, çocuğa bir kap uzattı, “Artık buradasın. Tuvaletin gelirse buna yapacaksın” dedi. Daha sonrasında çocuğa tecavüz etti.
“SES ÇIKARIRSAN ÇOCUK ESİRGEME KURUMUNA VERİLİRSİN”
Yaşadığı olay nedeniyle karnı ağrıyan çocuk ağlamaya başladı. Şenay, bu kez telefonundan ‘çocuk esirgeme yurdu’ olduğunu iddia ettiği ve burada şiddete uğrayan çocukların videosunu açıp M.Y.’ye izletti: “Ses çıkarırsan ben tutuklanırım. Sen de çocuk esirgeme kurumuna verilirsin. Aileni bir daha göremezsin. Sus ve ağlama. Seni öldürürüm” dedi.
KAN KAPLI ODADA BAYGIN HALDE BULUNDU
Saatler sonra polisler, Şenay’ın işyerini bastı ve her tarafı kan kaplı bir odada M.Y. baygın halde bulundu. Dehşet odasında “Sus”, “Seni öldürürüm”, “Ağlama”, “Seni kimse duymasın” gibi ifadelerin yer aldığı kağıt parçalarının yanı sıra, çok sayıda dijital materyal tespit edildi.

10 YIL BOYUNCA TECAVÜZE UĞRAYAN ÇOCUK FELÇ GEÇİRDİ
Gözaltına alınan ve tutuklanan Metin Şenay’ın soruşturmasını Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı yürüttü. Ele geçirilen dijital materyaller, korkunç bir gerçekliği ortaya çıkardı. Şenay, mahalleden başka çocuklara da cinsel istismarda bulunmuş ve bunu kayıt altına almıştı. Korkunç görüntülerden bazıları, 2011 ve 2021 yılları arasında Şenay’ın istismarına maruz kalan R.Ş. isimli çocuğa aitti. R.Ş., Savcılığın çabasıyla dijitallerden tespit edildi. 10 yıl boyunca istismara maruz kalan R.Ş. felç geçirdi. Felç geçirene kadar ise yıllarca dehşeti yaşamaya devam etti.
“İLK OLAY 5 YAŞINDA YAŞANDI, 9. SINIFA KADAR DEVAM ETTİ”
Şimdilerde 19 yaşında olan R.Ş., savcılıkta verdiği ifadesinde, “Metin Şenay’ı 4-5 yaşımdan beri tanırım. Beni dükkanına çağırıyordu. Gitmeyince kızıyordu. Öldürürüm diyerek tehdit ediyordu. Bana, ‘Ben seninle evleneceğim. Çocuğumuz olsun. Sen 18 yaşına gelince imam nikahı kıyarız’ diyordu. İlk olay 5 yaşında yaşandı. Son olay ise ben 9. sınıftayken. Cinsel ilişkiye girerken videoya çekiyordu. Felç geçirene kadar bu devam etti” dedi.
YÜZ YILI AŞKIN HAPİS CEZASI TALEBİ
Şenay’ın çocuklara yaşattığı dehşet, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede detaylı bir şekilde yer aldı. Başsavcılık, Şenay’ın dört çocuğa karşın “Cebir, tehdit ve hile kullanarak, silahla ve cinsel amaçla çocuğu hürriyetinden yoksun bırakma”, “Çocuğun nitelikli cinsel istismarı”, “Müstehcen yayınların üretiminde çocukların kullanılması” suçlarından yüzyılı aşkın hapis cezası istedi.

BALDIZININ ÇOCUKLARININ İSİMLERİ DE DUVARDA
Tutuklu yargılanan sapık sucu Metin Şenay için hazırlanan iddianamede ise infial yaratacak detaylara ulaşıldı. Şenay’ın yıllar boyunca istismar ettiği mahalleli çocukların isimlerini dükkanının duvarlarına karaladığı ortaya çıktı. Sapık sucunun duvara yazdığı iki isminse baldızının çocukları olduğu öğrenildi.

MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) terörle mücadelesinin kararlılıkla devam ettiğini belirtti.
Aktürk, başta PKK/KCK/PYD-YPG, DEAŞ ve FETÖ olmak üzere tüm terör örgütlerine karşı gerçekleştirilen operasyonlarla Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 63 teröristin etkisiz hale getirildiğini, 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısının, 229’u Irak’ın kuzeyinde, 353’ü ise Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 582’ye ulaştığını söyledi.
Tuğamiral Aktürk, son olarak geçen hafta içerisinde Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 2 PKK’lı teröristin, Habur’daki hudut karakoluna teslim olduğu bilgisini verdi.
Aktürk, Suriye’de istikrarın sürdürülmesi, Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşleri ve normalleşmenin sağlanmasına yönelik çalışmalara devam edildiğini kaydetti.
34 bin 447 kişinin sınırdan yasa dışı geçmesi önlendi
Tuğamiral Aktürk, sınırlardan son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 4’ü terör örgütü mensubu 138 kişinin yakalandığını, 2 bin 861 kişinin ise sınırı geçemeden engellendiğini aktardı.
Aktürk, “Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 1747’ye yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 34 bin 447 olmuştur.” dedi.
Askeri heyet Mogadişu’yu ziyaret etti
TSK’nın ikili ilişkiler ve uluslararası misyonlar çerçevesinde bölgesel ve küresel barış ile istikrara katkı sağlamayı da sürdürdüğünü ifade eden Aktürk, Türkiye ile Somali arasında imzalanan, “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması” kapsamında ikili askeri işbirliğini daha da güçlendirmeye yönelik olarak MSB ile Deniz ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı temsilcilerinden oluşan heyetin 5-8 Mart arasında Mogadişu’yu ziyaret ettiğini belirtti.
İsrail’in, ramazan ayının hassasiyetini de göz ardı ederek Filistinli sivilleri hedef almaya devam ettiğine dikkati çeken Aktürk, İsrail’in uyguladığı bu katliama derhal son vermesi gerektiğini vurguladı.
Bakan Güler’den, Irak’a resmi ziyaret
Tuğamiral Aktürk, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in, bugün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın ile Irak’a resmi bir ziyaret gerçekleştireceğini bildirdi.
Bakan Güler’in yarın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hakkari ziyaretine refakat edeceğini aktaran Aktürk, Bakan Güler’in, 16 Mart’ta Şehitler Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109’uncu yıl dönümü kapsamında bakanlıkta düzenlenecek törene katılacağını, ardından şehit aileleri ile gaziler ve aileleriyle iftar yemeğinde bir araya geleceğini ifade etti.
Aktürk, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi etkinlikleri kapsamında, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yüzer unsurları ile Çanakkale Boğazı’nda denizde geçit töreni ve Çanakkale Deniz Müzesinde ULUÇALİREİS müze denizaltısının açılışının gerçekleştirileceğini söyledi.
18 Mart’taki etkinlikler kapsamında ayrıca SOLOTÜRK tarafından Çanakkale’de hava gösterisi ve muharip uçak geçişi de yapılacağını bildiren Aktürk, Mehteran Birlik Komutanlığınca da konser düzenleneceğini dile getirdi.
Savunma sanayisi
Aktürk, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde kapsamlı ve büyük adımların atıldığı yerli ve milli savunma sanayi ürünlerinin katkısıyla TSK’nın etkinliğinin ve caydırıcılığının her geçen gün daha da arttığına işaret etti.
Tuğamiral Aktürk, ilk milli fırkateyn TCG İstanbul’a entegrasyonu yapılan Milli Dikey Lançer Atım Sistemi (MİDLAS) ile HİSAR-D Kontrol Test atışının, 10 Mart’ta Sinop açıklarında başarıyla icra edildiğini hatırlattı.
Kara Kuvvetleri Komutanlığınca muhtelif miktarlarda, “Zırhlı Tanksavar Aracının (UMTAS CİRİT/Paletli)” muayene ve kabul faaliyetlerinin tamamlandığını aktaran Aktürk, ASFAT ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü arasında imzalanan “8 Adet Liman Kontrol Botu Projesi” kapsamında, yerli ve milli asayiş ve emniyet botu ASBOT’un 7’ncisinin 9 Mart’ta teslim edildiğini kaydetti.
Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Anonim Şirketinin 74’üncü kuruluş yıl dönümünü de kutlayan Aktürk, bakanlığa bağlı kuruluş olan MKE’nin hayata geçirdiği önemli projelerle ülkenin gücüne güç kattığını ifade etti.
(Sürecek)
]]>İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri, bazı kişilerin Pendik’te açtıkları emlak şirketi üzerinden ilan sitelerine daire satışı ilanı verip, sonradan görüştükleri vatandaşlardan kapora alarak dolandırıcılık yaptıkları ihbarına yönelik çalışma yürüttü.
Çalışmalarda, söz konusu şirket çalışanlarının, geçmiş yıllarda kiraya verdikleri evlerin satış durumunu takip etmeye devam ettikleri, ev sahiplerince farklı firmalar aracılığıyla satışa çıkarılmasını fark ettikten sonra geçmişten ellerinde bulunan ev fotoğrafları, tapu kaydı gibi belgelerle bu evleri sahiplerinin bilgisi olmadan internet üzerinden satışa sundukları tespit edildi.
Mevcut kiracıları tanımalarından dolayı evleri müşterilere gösterirken samimi ortam oluşturan şüphelilerin mağdurlara güven verdiği de belirlenirken, şüphelilerin aynı zamanda evin satış fiyatını piyasanın altında tutup, “bu fiyata kaçırmayın, bu fırsat kaçmaz” diyerek mağdurları ikna ettiklerini ve “ön ödeme” adı altında mağdurlardan para alarak haksız kazanç sağladıkları da saptandı.
Aynı yöntemle 7 farklı eylem gerçekleştirildiğini de ortaya çıkaran ekipler, eş zamanlı operasyonla biri kadın 6 şüpheliyi gözaltına aldı. İş yerindeki aramada bir tabanca ele geçirildi.
Zanlılar, emniyetteki işlemlerinin ardından Anadolu Adliyesine sevk edildi.
Savcılıktaki ifadelerinin ardından tutuklanma talebiyle sevk edildikleri hakimlikçe, 6 şüpheliden 5’i tutuklandı, biri hakkında adli kontrol uygulandı.
Mağdurlar polise teşekkür etti
Ev satışı vadiyle kandırıldıklarını belirten müştekilerden Mustafa Alkama, kardeşi için Sultanbeyli’den ev baktıkları ve dolandırıldıklarını söyledi.
İnternetten bir daire bulduğunu ve kardeşiyle bakmaya gittiklerini anlatan Alkama, şöyle konuştu:
“Emlak ofisinde daireyi 935 bin liraya satın almak üzere anlaştık. 10 bin lira kapora teklif ettim, kabul etmediler. Paramızı toplamak için 20 gün müsaade istedik, kabul ettiler. 135 bin lira kapora verdik, sözleşmemizi yaptık. Bunlar kardeşimin iş yerine gelerek, ucuza daire verdiklerini, iyilik yaptıklarını, ticaretle uğraştıklarını, paraya ihtiyaçları olduğunu söyleyip kardeşimin beynine öyle bir giriyorlar ki…’Bak biz sana iyilik yaptık, sen de bize iyilik yap, 20 gün bekletme, eline ne geçerse ufak ufak bize ödeme yap, hatta biz başkasını satıp senin kaporanı verelim.’ demişler.”
Şüphelilerin daire almak için altınını bozduran kardeşinden 600 bin lira aldıklarını belirten Alkama, kendisinden de ilgisi olmadığı halde 14 bin lira tapu harcı yatırmasının istenmesi ve tapu dairesinden böyle mesaj gelmemesi nedenleriyle kuşkulandığı, sonra polise giderek bu kişilerden şikayetçi olduğu bilgisini paylaştı.
Alkama, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne teşekkür ederek, mağduriyetlerinin giderilmesini beklediğini de sözlerine ekledi.
290 bin lira kapora verdi
Müştekilerden Nilüfer Apak da Kartal’dan almak istediği ev için 290 bin lira kapora verdiği için mağdur edildiğini söyledi.
Aynı gün alacağı daire ilanının başka bir firmada olduğunu fark ettiğini, görüştüğü daire sahibinden de bu satıştan haberi olmadığını öğrendiği ve daireyi almaktan vazgeçmesine rağmen parasını geri alamadığını aktaran Apak, haklarında şikayetçi olduktan sonra korkan şüphelilerin daha sonra parasını peyderpey ödediğini anlattı.
Apak, parasını geri almasına rağmen şikayetinden vazgeçmeyeceğini vurgulayarak,”İnsanları bu konuda uyarıyorum, çok dikkatli olsunlar. Aynı zamanda Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliğine çok teşekkür ediyorum. Çok ilgilendiler, çok hızlı bir şekilde bu işi bitirdiler.” dedi.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Türkiye ile Güçlenen, Türkiye’ye Güç Veren Kadınlar Programı”nda yaptığı konuşmada, inançları gereği cennetin anaların ayakları altına serildiğini belirtti.
Millet olarak tarihlerinin kadınların başarıları ve fedakarlıklarıyla örüldüğünü söyleyen Erdoğan, “Nene Hatun’dan Nezahat Onbaşı’ya, Şerife Bacı’dan Kara Fatma’ya kadar nice kadın kahramanlarımızın mücadelesini biz nasıl unutabiliriz? Bölücü terör örgütü tarafından şehit edilen Aybüke Yalçın öğretmenin ve daha nice kahramanımızın fedakarlıklarını nasıl yok sayabiliriz? 15 Temmuz gecesi ellerinde bayraklarla tanklara ve darbeci hainlere meydan okuyan kadınların cesaretlerini biz nasıl görmezden geliriz? Son 21 yılda yazılan başarı destanından kadınların emeğini, alın terini, katkısını, çabasını nasıl inkar edebiliriz?” diye konuştu.
Erdoğan, şayet ekonomiden eğitime, güvenlikten tarıma, demokrasiden hak ve özgürlüklere varıncaya kadar her alanda ortada göz kamaştıran bir başarı varsa burada en az erkekler kadar kadınların da katkısı ve emeğinin olduğunu vurguladı.
Önlerine çıkartılan engellerden, hayatlarına kast etmeye varan saldırıların üstesinden hep kadınların desteğiyle geldiklerini belirten Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
“Yürek yüreğe, omuz omuza verdik. Türkiye’yi tarihinin en aydınlık, en özgürlükçü her açıdan en güçlü günlerine birlikte kavuşturduk. Her kim, kadın hakları konusunda eski Türkiye’den övgüyle bahsediyorsa biliniz ki sizlerin mücadelesine kara çalıyor demektir. Çünkü hiçbir şey kolay olmadı, kolay elde edilmedi. 28 Şubat’ın karanlığından çıkmak öyle zahmetsiz, çilesiz olmadı. Sizler bugünkü haklarınızı üniversite kapılarında gözyaşı dökerek, sırf kıyafetinizden dolayı işinizden ayrılmak zorunda kalarak baskıya uğrasanız bile hukuk ve demokrasi içinde hareket ederek, gerektiğinde 15 Temmuz gecesi olduğu gibi darbecilere cesaretle meydan okuyarak yani hep mücadele ile elde ettiniz. Ne olursa olsun, yılmadınız. Geri adım atmadınız. Böylece siyasetten akademiye, bürokrasiden iş dünyasına, spordan sanata farklı alanlarda özgürce var oldunuz, başarıdan başarıya koştunuz. Biz de sizlerin bu asil ve zorlu mücadelenize sahip çıktık. Elimizdeki tüm imkanlarla sizlere destek olduk.”
“Karar alma mekanizmalarında kadın temsil oranı 4-5 kat arttı”
Kadının statüsünün güçlendirilmesi, kadınların önündeki engellerin kaldırılması, kadınlara iş, eğitim, temsil ve diğer alanlarda destek verilmesi hususlarında neler yapıldığını en iyi kadınların bildiğine dikkati çeken Erdoğan, “Başörtüsüne özgürlük başta olmak üzere kadınlar lehine pozitif ayrımcılık yapılmasını anayasa kuralı haline getirdik. ŞÖNİM, kadın konuk evi, KADES, elektronik kelepçe gibi uygulamaları hayata geçirdik. Aile içi şiddeti şikayete tabii olmaktan çıkardık. Daha pek çok alanda tarihi nitelikte adımlar attık. Bu çabalarımız neticesinde de en az bir eğitim düzeyini tamamlama oranı kadınlarda yüzde 70’lerden yüzde 90’lar seviyesine ulaştı.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Karar alma mekanizmalarında kadın temsil oranı 4-5 kat arttı. İstihdamdaki kadın sayısı 6 milyondan 10,5 milyona çıktı. Covid-19 salgını döneminde eşim Emine Erdoğan’ın liderliğinde başlatılan destek paketiyle, kadın girişimcilerimizin yanında olduğumuzu gösterdik. Bu kapsamda Halk Bankamız aracılığıyla son 3 yılda 220 bin kadın girişimcimize 60 milyar lira finansal destekte bulunduk. Daha bunun gibi burada saymaya kalksak nice reformu, hayal dahi edilemeyen atılımları son 21 yılda sizlerle beraber hayata geçirdik”
Bu süreçlerde bir sürü asılsız ithamla, iftira ile saldırıyla da karşılaştıklarını vurgulayan Erdoğan, attıkları her adımın itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını söyledi.
“Bizi itham edenlerin ellerine güç geçtiğinde kadınlara nasıl hakaret ettiklerini gördük”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kadınlar arasındaki ayrımcılığa son veren reformlarımız bile hedef alındı. Bizi itham edenlerin aslında kendilerinin yasakçı ve baskıcı olduğunu, geride bıraktığımız 21 yıllık dönemde defalarca tecrübe ettik. Kadınlar konusunda aleyhimizde yürütülen onca propagandaya rağmen siyasi hayatımızın hiçbir safhasında kimsenin hayat tarzına karışmadık.” diye konuştu.
Hem belediye başkanlığı hem de 21 yıllık iktidarlıkları döneminde bu tavırlarının aksine tek bir örnek gösterilemeyeceğini dile getiren Erdoğan, “Bugün de aynı çevrelerin raf ömrü dolmuş söylemlerle kadınları tekrar korkutmaya çalıştığını üzülerek müşahede ediyoruz. Nefes alamayacaksınız, şu gelecek, bu olacak diyerek tamamı yalan, tamamı hezeyan ürünü ifadelerle güya kadınları kendilerine oy vermeye ikna edebileceklerini sanıyorlar. Aynı korku siyasetine 14-28 Mayıs seçimleri öncesinde de başvurmuşlar ama milletin ve kadınların feraseti karşısında hezimete uğramışlardır. Biz kadınların haklarını kısıtlayıcı hiçbir adım atmadık ama bizi itham edenlerin ellerine güç geçtiğinde kadınlara nasıl hakaret ettiklerini, fiziki saldırıda bulunduklarını hep birlikte gördük, görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadınların 31 Mart’ta bir kez daha korku siyasetini ellerinin tersiyle iteceklerine yürekten inandığını ifade ederek, 31 Mart’ta İstanbul başta olmak üzere tüm şehirlerde kadınlardan yine güçlü destek beklediklerini söyledi.
Erdoğan, ödüle layık görülen kadınları kutlayarak, Türkiye’ye güç veren kadınlara teşekkürlerini iletti.
Oya işlemeli yazma hediye edildi
Programda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ve Cumhur İttifakı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum birer konuşma yaptı.
Törende, “Türkiye’ye Güç Veren Kadınlar” başlıklı bir gösteri sahnelendi. Gösteri sonunda bir kız çocuğu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a elindeki minyatürü hediye etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasını tamamlamasının ardından, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, Erdoğan’a Türkiye’deki kadınları temsilen ve 81 ilden kadınlar tarafından işlenen oya işlemeli yazmayı hediye olarak takdim etti.
Erdoğan, 12 kadına ödül takdim etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin ilk kadın generali olan Tuğgeneral Özlem Yılmaz, Kahramanmaraş depreminde eşi ile iki çocuğunu kaybeden ve iki erkek kardeşe korucuyu aile olan Aliye Üzüm, “From Your Eyes” isimli yapay zeka uygulamasını geliştiren görme engelli Zülal Tannur, Türkiye’nin uzay misyonu doğrultusunda çalışmalar yürüten Prof. Dr. Didem Balkanlı, FETÖ’nün 15 Temmuz Darbe Girişimi’nde Ankara’da şehit olan ikiz polisler Ahmet ve Mehmet Oruç’un annesi Senem Oruç ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının koruma altında yetişen ve Nice Sophia Antipholis Üniversitesi Nice Konservatuarında sınıf atlayarak lisans flüt-profesyonel müzik yorumlaması dalından 3 yılda mezun olan Merve Başoğlu’na ödül verdi.
Erdoğan, daha sonra Ankara’da 2022’de Kurban Bayramı’nda esnaf babasına yardım ederken kolunu kıyma çekme makinesine kaptıran ve sağ eli bileğinden ampute edilen Rabia Birsen Göğercin, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde Gaziantep’te hastanedeki hasta bebekleri kurtaran hemşire Şeyma Alakuş, Gazze’den gelen, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Başkanlığı Program Koordinatörlüğü görevi yürüten Nihad Abunasser ve 9 yaşında geçirdiği trafik kazası sonrasında omurilik felci olan paralimpik atlet Hamide Doğangün’e ödüllerini takdim etti.
Törende ayrıca, “Vefa Ödülleri” kapsamında merhum yazar ve mütefekkir Alev Alatlı için Funda Firuz Aktan’a, 60 yılı aşkın süre boyunca Kasımpaşa Çocuk Evleri Sitesi’nde gönüllü görev yapan Oya Kayacık için ise Belkıs Kayacık Metin’e ödülleri Erdoğan tarafından verildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ödül takdimi sırasında paralimpik atlet Hamide Doğangün’ün oğluna harçlık verdi.
Törende, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, ödüle layık görülen 12 kadın ve protokol üyeleri aile fotoğrafı çektirdi.
Programa, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, İstanbul Valisi Davut Gül, eski başbakanlardan Tansu Çiller ve kadınlar katıldı.
(Bitti)
]]>MÜŞTEKİ SIFATIYLA DİNLENİYORLAR
Yaklaşık 7,5 milyon dolar dolandırılan Arda Turan, 3 duruşmaya da katılmayan isimler arasındaydı. Turan’la birlikte mazeret bildirip duruşmaya gelmeyen eski futbolcular Emre Belözoğlu, Selçuk İnan ve kaleci Fernando Muslera 4. duruşmada müşteki olarak dinleniyorlar.

DURUŞMAYA GELEN İLK İSİM MUSLERA
Duruşmaya ilk gelen Fernando Muslera oldu. Avukatı Rezan Epözdemir’le geldiği duruşmada tercüman aracılığıyla ifade veren Muslera, mahkeme başkanının “Para vermeye kim ikna etti?” sorusu üzerine “2011’de Seçil Erzan’ı tanıdım. Bankadan arayarak tekliflerde bulunuyorlardı, finans işiyle ilgili olanlar üst düzey yöneticiler arıyordu. Daha sonra Denizbank’ın fon hesabıyla ilgilenen Seçil Erzan beni aramaya başladı.” dedi ve Erzan’ın 1,5-2 aylık sürede yüzde 35’lik kazanç teklif ettiğini dile getirdi.

“ŞİKAYETÇİYİM”
“Bu Denizbank tarafından yapılan teklifti. Seçil Erzan aradı, ‘Mehmet Aydoğdu ve Hakan Ateş fon dairesinin başında olan kişiler’ dedi. Bunun üzerine Florya Şubesinden 700 bin dolar paramı çektim.” diye ifadesine devam eden Muslera, “Çektikten sonra Musa Mert Çetin’e verdim. Musa Mert, bu parayı Denizbank’ın Levent Şubesi’nde Seçil Erzan’a ofisinde teslim etti. Seçil’in aramasıyla Ziraat Bankası’ndan 500 bin dolar alıp Musa Mert’e verdim. Bu parayı da Musa Mert, Erzan’a Denizbank’ın kapısından verdi. Seçil Erzan paranın geri ödeneceğine dair yazılı bir belge verdi. Bana 1.2 milyonluk yatırımın karşılığında 700 bin dolar geri verildi. Ana param üzerinde herhangi bir kazancım olmadı.” dedi. Mahkeme Başkanı, “Seçil, İspanyolca bilmiyordu, Seçil ile kendisi arasında kim aracılık yaptı?” sorusuna Muslera, “Musa Bey benim arkadaşımdır, güvendiğim birisidir. O yüzden bağlantıyı o sağlıyordu.” dedi.

“SADECE SEÇİL ARACI OLDU”
“Seçil, dışında kendisini para yatırmaya ikna etmeye çalışan olmuş mu?” sorusuna da Muslera, “Hayır. Sadece Seçil Erzan aracı oldu.” diye cevap verdi. “Bu konuyla ilgili para kazanıldığına şahit olmuş mu?” sorusuna “Başka kimseyle konuşmadım.” diye Muslera, yatırım yaptıktan sonra bazı ünlü kişilerin de fonda paralarının olduğunu söyleyerek Erzan’ın kendisini rahatlatmaya çalıştığını ifade etti ve şikayetçi olduğunu dile getirdi.
EMRE BELÖZOĞLU: PARAYI VOLKAN BAHÇEKAPILI’YA TESLİM ETTİM
Duruşmada şikayetçi Emre Belözoğlu, Dünya Kadınlar Gününü kutlayarak ifadesine başladı. Belözoğlu, “4 milyon 200 bin doları Volkan Bahçekapılı’ya teslim ettim. O dönem teknik direktörlük yaptığım için banka ve elden para teslim ettim Volkan’a. O da Seçil Erzan’a teslim etti. Kendisi bana parayı vermeden önce telefonla ulaşarak fonla alakalı bilgilendirme yaptı. Fonu Hakan Ateş ve Mehmet Aydoğdu’nun yönettiğini, yüksek faiz getirisi olduğunu söyledi. Farklı yerlerde olan paraları toplayarak parça parça teslim ettim. Bana daha fazla olursa daha çok kar olacağını söylemişti. Arkadaşlarımdan aldığım borca binaen paralar vardı. Ne kadar verirsek o kadar kazanacağımı söyledi. Bir kere yüz yüze görüştük.
“BU İŞTE KİMLERİN İSMİ GEÇİYORSA HEPSİNDEN ŞİKAYETÇİYİM”
Paraların tamamını teslim ettikten sonra bankaya gidip görüştüm. Seçil’e ulaşamayınca bana verilen kağıtlarla bankaya gittim. Seçil’in odasına gittim çalışanlar ve müfettişler geldi. 4 milyon 290 bin dolar para verdim. Hiç para almadım. Şikayetçiyim. Bu işte kimlerin ismi geçiyorsa hepsinden şikayetçiyim” dedi. Hakan Ateş ve Mehmet Aydoğdu’ya ulaşıp ulaşmadığı sorulan Belözoğlu, “İstediğim herkese ulaşabilirim ama ulaşmadım” dedi. Soru üzerine Belözoğlu, “Bankaya Fatih Terim ile gitmemizin sebebi bize hamilik yapması içindi. Fatih Terim fonunu ilk defa duydum. Biz tamamen bankadaki fona katılmıştık” dedi.

ARDA TURAN DA İFADE VERECEK
Kardeşi Okan Turan ile İstanbul Adliyesi’ne gelen Arda Turan da duruşmada ifade verecek. Erzan’ın da aralarında bulunduğu 7 sanık önceki duruşmalarda savunma yapmıştı. Dolandırıldıklarını iddia eden 11 kişi de müşteki sıfatıyla mahkemeye ifade verdi.

200 SAYFALIK RAPOR DAVA DOSYASINDA
3’üncü duruşmanın ardından Erzan’a ait cep telefonlarında yapılan bilirkişi incelemesine ilişkin 200 sayfalık rapor da dava dosyasına dahil edildi. Erzan’la banka yetkilileri arasındaki yazışmaların da yer aldığı raporda Fatih Terim ve Arda Turan’ın kredileri hakkında konuşmaları dikkat çekmişti.

ERZAN HAKKINDA 252 YILA KADAR HAPİS CEZASI İSTENİYOR
Sanık Erzan’ın “özel belgede sahtecilik” ve “tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında, kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında nitelikli dolandırıcılık” suçlarından 69 yıldan 226 yıla kadar hapsi istenen ana iddianamenin ardından hazırlanan yeni iddianameyle Erzan hakkında istenen hapis cezası da yükseldi. Erzan’ın, 77 yıldan 252 yıla kadar hapsinin talep edildiği iddianamede, sanıklar Ali Yörük, Kerem Can, Hüseyin Eligül, Nazlı Can, Atilla Yörük ve Asiye Öztürk’ün ise aynı suçlardan 3 yıl ile 85 yıl arasında hapisle cezalandırılması isteniyor.

NE OLMUŞTU?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanık Seçil Erzan’ın, bir bankanın Levent’teki şubesinde müdür olarak çalıştığı ve müşteki Bülent Çeviker’den kişisel güven ilişkisine dayalı 2 milyon dolar alarak yüksek kar vaadiyle yeniden kendisine iade edeceğini bildirdiği kaydediliyor. İddianamede, müşteki Çeviker’e para karşılığında yazılı evrak verildiği, ancak daha sonra Çeviker’in Erzan’a ulaşmaya çalışsa da ulaşamadığı, durumu bankaya bildirdiği, banka tarafından araştırma yapıldığı, Erzan hakkında suç duyurusunda bulunulduğu ifade ediliyor.

Sanık Erzan’ın bu yöntemle futbolcular, iş insanları ve çeşitli meslek gruplarından müştekilere, yüksek kar getirisi olan güvenilir bir fon bulunduğunu ve yine kamuoyunda tanınan Fatih Terim ve Hakan Ateş gibi isimlerin bu fona dahil olduğunu söyleyerek, müştekileri bu fona para yatırmaya ikna ettiği anlatılan iddianamede, gerçekte ise böyle bir fonun hiç olmadığının tespit edildiği belirtiliyor. İddianamede, Erzan’ın, müştekilerin verdiği paralara ilişkin sahte belgeler oluşturup, bu belgelere bankanın kaşesini ve ıslak imzasını atıp müştekilere teslim ettiği ve dolandırıcılık kastıyla hareket ettiği kaydediliyor.
]]>İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri, bazı kişilerin Pendik’te açtıkları emlak şirketi üzerinden ilan sitelerine daire satışı ilanı verip, sonradan görüştükleri vatandaşlardan kapora alarak dolandırıcılık yaptıkları ihbarına yönelik çalışma yürüttü.
Çalışmalarda, söz konusu şirket çalışanlarının, geçmiş yıllarda kiraya verdikleri evlerin satış durumunu takip etmeye devam ettikleri, ev sahiplerince farklı firmalar aracılığıyla satışa çıkarılmasını fark ettikten sonra geçmişten ellerinde bulunan ev fotoğrafları, tapu kaydı gibi belgelerle bu evleri sahiplerinin bilgisi olmadan internet üzerinden satışa sundukları tespit edildi.
Mevcut kiracıları tanımalarından dolayı evleri müşterilere gösterirken samimi ortam oluşturan şüphelilerin mağdurlara güven verdiği de belirlenirken, şüphelilerin aynı zamanda evin satış fiyatını piyasanın altında tutup, “bu fiyata kaçırmayın, bu fırsat kaçmaz” diyerek mağdurları ikna ettiklerini ve “ön ödeme” adı altında mağdurlardan para alarak haksız kazanç sağladıklarını da saptandı.
Aynı yöntemle 7 farklı eylem gerçekleştirildiğini de ortaya çıkaran ekipler, eş zamanlı operasyonla biri kadın 6 şüpheliyi gözaltına aldı. İş yerindeki aramada bir tabanca ele geçirildi.
Zanlılar, emniyetteki işlemlerinin ardından Anadolu Adliyesine sevk edildi.
Mağdurlar polise teşekkür etti
Ev satışı vadiyle kandırıldıklarını belirten müştekilerden Mustafa Alkama, kardeşi için Sultanbeyli’den ev baktıkları ve dolandırıldıklarını söyledi.
İnternetten bir daire bulduğunu ve kardeşiyle bakmaya gittiklerini anlatan Alkama, şöyle konuştu:
“Emlak ofisinde daireyi 935 bin liraya satın almak üzere anlaştık. 10 bin lira kapora teklif ettim, kabul etmediler. Paramızı toplamak için 20 gün müsaade istedik, kabul ettiler. 135 bin lira kapora verdik, sözleşmemizi yaptık. Bunlar kardeşimin iş yerine gelerek, ucuza daire verdiklerini, iyilik yaptıklarını, ticaretle uğraştıklarını, paraya ihtiyaçları olduğunu söyleyip kardeşimin beynine öyle bir giriyorlar ki…’Bak biz sana iyilik yaptık, sen de bize iyilik yap, 20 gün bekletme, eline ne geçerse ufak ufak bize ödeme yap, hatta biz başkasını satıp senin kaporanı verelim.’ demişler.”
Şüphelilerin daire almak için altınını bozduran kardeşinden 600 bin lira aldıklarını belirten Alkama, kendisinden de ilgisi olmadığı halde 14 bin lira tapu harcı yatırmasının istenmesi ve tapu dairesinden böyle mesaj gelmemesi nedenleriyle kuşkulandığı, sonra polise giderek bu kişilerden şikayetçi olduğu bilgisini paylaştı.
Alkama, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne teşekkür ederek, mağduriyetlerinin giderilmesini beklediğini de sözlerine ekledi.
290 bin lira kapora verdi
Müştekilerden Nilüfer Apak da Kartal’dan almak istediği ev için 290 bin lira kapora verdiği için mağdur edildiğini söyledi.
Aynı gün alacağı daire ilanının başka bir firmada olduğunu fark ettiğini, görüştüğü daire sahibinden de bu satıştan haberi olmadığını öğrendiği ve daireyi almaktan vazgeçmesine rağmen parasını geri alamadığını aktaran Apak, haklarında şikayetçi olduktan sonra korkan şüphelilerin daha sonra parasını peyderpey ödediğini anlattı.
Apak, parasını geri almasına rağmen şikayetinden vazgeçmeyeceğini vurgulayarak,”İnsanları bu konuda uyarıyorum, çok dikkatli olsunlar. Aynı zamanda Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliğine çok teşekkür ediyorum. Çok ilgilendiler, çok hızlı bir şekilde bu işi bitirdiler.” dedi.
]]>Sabah saatlerinde havayolu ile Adana’ya gelen Bakan Işıkhan, önce Adana Valiliği’ni ziyaret etti ardından da ‘Kadın İstihdam Sistemi İş Pozitif Tanıtım Programı ve Fuar Açılışı’na katıldı.
“Depremin yaraları sarılıyor”
Burada konuşan Bakan Işıkhan, deprem yaralarının sarıldığını belirterek, “Hamdolsun ki depremde büyük yaralar alan diğer 10 ilimizle birlikte Adana’nın da yaralarının sarılmış olduğunu gördük. Biliyorsunuz artık, yıkılan evlerimizi, iş yerlerimizi, binalarımızı yeniden ayağa kaldırmaya başladık. Şehirlerimizin çalışma hayatını, sosyal hayatını, ticaretini, ekonomisini yeniden güçlendirmeye, hareketlendirmeye başladık çok şükür. ‘İnşallah, devlet millet el ele verip bu bereketli topraklara, bu kadim coğrafyaya daha güzel günleri hep birlikte getireceğiz’ demiştik, getiriyoruz. ‘Maddi kayıplarımızı bir bir telafi edeceğiz’ demiştik, ediyoruz. ‘Adana’yı ve Çukurova’nın has evlatlarını eskisinden daha huzurlu, daha müreffeh günlere hep birlikte kavuşturacağız’ demiştik. Kavuşturuyoruz. Adana, bereketli topraklar üzerine kurulmuş, ülkemizin tarımına, ekonomisine, kalkınmasına öncülük eden merkezlerimizden birisidir” ifadelerini kullandı.
“En büyük destekçiler kadınlar olacak”
Kadınların ekonomiye ciddi katkılar sağladığını aktaran Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, şunları söyledi:
“Biliyorsunuz ki kadın istihdamı, bizim bakanlık olarak üzerinde hassasiyetle durduğumuz bir konudur. Kadınların, sosyal, ekonomik ve hukuki özgürlükleri 21 yıldır büyük mücadeleler vermiş Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da çok önemsediği konuların başında geliyor. Geleceğin güçlü Türkiye’sine giden yol, kadın erkek her bir insanımızın sosyal ve ekonomik kalkınma sürecinde kapasitesi ölçüsünde yer aldığı topyekun bir seferberlik şuurundan geçmektedir. Gerek Milli Mücadele’de gerekse kalkınma mücadelemizde nasıl kadınların desteğiyle, fedakarlıklarıyla bugünlere geldiysek, Türkiye Yüzyılı hedefimize giden yolda da yine en büyük destekçilerimiz Adana’nın emektar kadınları olacaktır. Nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınların gücü olmadan sürdürülebilir kalkınma hedeflerimize ulaşmamız mümkün değildir. Kadınların emeğine, vizyonuna ve fikirlerine ihtiyacımız var. Bu sebeple kadınların toplumsal hayata aktif ve üretken katılımını destekleyecek projeler geliştirme gayreti içerisindeyiz. Kadınların yenilikçi bakış açısına, çözüm odaklı fikirlerine güveniyoruz.”
“Kadınlar yeri geldiğinde anne, yeri geldiğinde yöneticidir”
‘İş Pozitif Kadın İstihdamı Proje’sinin öneminden bahseden Bakan Işıkhan, “Bu alanda somut, kalıcı çözüm mekanizmaları üretiyor, fırsatlardan eşit ve adil bir şekilde yararlanmalarına yönelik etkin politikalar yürütüyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki kadınlar yeri geldiğinde iyi bir girişimci, yeri geldiğinde iyi bir yönetici yeri geldiğinde ise iyi bir annedir. Bu anlayışla kadınları her alanda güçlendirmeye, toplumda ve ekonomide daha etkin roller üstlenmelerine büyük önem veriyoruz. Biliyorsunuz geçtiğimiz şubat ayı içerisinde, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına mührünü vuracak Türkiye’nin kadınları adına önemli bir projeyi daha hayat geçirdik. Emine Erdoğan’ın himayelerinde ‘İş Pozitif Kadın İstihdamı Projemizin’ açılışını gerçekleştirdik. Bu vesileyle ülke genelinde bir seferberliğe dönüşmesini arzu ettiğimiz yeni projemizi tüm kadınlara duyurmak üzere şehirlerimizi adım adım gezip projemizi anlatmaya başladık” diye konuştu.
“Kısa sürede 30 bin istihdam”
9 Şubat’ta başlatılan İş-Pozitif sistemi ile kısa bir sürede 30 binden fazla kadının istihdam edildiğini anlatan Bakan Işıkhan, “Proje kapsamında, 10 bakanlığımızın proje ortağı olduğu, tüm kamu ve özel sektör kuruluşları ile sivil toplum kuruluşları arasındaki istihdam eşleştirme süreçlerini kayıt altına alacak, İş-Pozitif adı altında bir bilgi sistemi kurduk. 9 Şubat’ta başlattığımız sistem ile daha 1 ay olmadan, 30 binden fazla kadının işe yerleşmesini sağladık. İnşallah bu sayı her geçen gün daha da yükselecek projemizi tanıttıkça, toplumda farkındalık oluştukça, çalışma hayatına katılan kadın sayısı katlanarak artacaktır. İş Pozitif istihdama yönelik eğitim veren ve çeşitli kurslar düzenleyen, işgücü ihtiyacı olan ve istihdam oluşturma potansiyeline sahip aktörlerin çevrimiçi olarak bir araya gelebileceği bir iş birliği sistemidir. Çünkü biz biliyoruz ki kadına sağlanan destek, ülkemizin ve milletimizin geleceğine sağlanan destektir. Bu anlayışla mesleki danışmanlıktan, sosyal güvenliğe varıncaya kadar çalışma hayatına girişteki her adımda ve her anlarında kadınların yanındayız” dedi.
“Kadın girişimciliğinin etkin olduğu toplumların gelişmişlik düzeyi de yükseliyor”
İstihdamda kayıt dışılığın önüne geçmek içinde çalıştıklarını vurgulayan Işıkhan, daha sonra şunları söyledi:
“Kayıt dışılık özellikle kadınların sosyal güvenliğini ve geleceğini tehdit etmektedir. Bu projeyle, inşallah bu tür problemleri de azaltmayı hedefliyoruz. Böylece, kadınların kayıtlı olarak çalışma hayatına aktif olarak katılımlarının artırılması hibe, teşvik, kredi ve muafiyetler aracılığıyla kadın girişimciliğinin yolunun açılması ve aynı zamanda işverenlerin de teşvik edilmesine önemli katkılar sağlamış olacağız. Kadınların çalışan olarak bir işletmede ya da kurumda yer alması kadar, kendi kadınların bilgi, üretkenlik ve sezgileriyle yenilikçi fikirler geliştirebileceğine ve günümüzde ortaya çıkan fırsatları değerlendirerek başarılı birer girişimci olabileceklerine inanıyoruz. Her şeyden evvel, girişimcilik kadınların toplumdaki konumlarını güçlendiriyor. Bildiğiniz gibi kadın girişimciliğinin etkin olduğu toplumların gelişmişlik düzeyi de yükseliyor. Tüm bu nedenlerle, hem ekonomik hem de toplumsal değer üreten kadın girişimci sayısını artırmamız hem de var olan kadın girişimcilerimizi de daha fazla güçlendirmemiz gerekiyor. Adına iş yapan veya işveren olarak ekonomide aktif bir şekilde yer almaları da son derece önemlidir.”
“Adana, Türkiye Yüzyılı yolculuğumuzun öncü merkezlerinden biri olacak”
Türkiye Yüzyılı için çalışmalarına hız kesmeden devam ettiklerini kaydeden Bakan Işıkhan, “İstihdam, Mesleki Eğitim, Mali Destek, Hibe, Kayıtlı İstihdama SGK Teşviki, Mesleki Yeterlilik Belgelendirmesi, İhracat, Ortaklık, Girişimcilik, İş birliği, Bilgilendirme ve Danışmanlık gibi alanlarda öncelik sağlayacağız. Şu an Adana’nın da dahil olduğu bölge illerimizin kadın istihdam oranlarına baktığımızda bu oranın yüzde 24’e ulaştığını görüyoruz. Bölge illerimizin istihdama katılım oranları ise yüzde 28’in üzerindedir. İnşallah yeni projemizin de katkısıyla bu rakamları daha da artıracağız. Tabi bu noktada devreye sizlerin azmi, gayreti, kararlılığı giriyor. Biz, Adana’nın kadınlarına güveniyoruz, inanıyoruz. Geçmişten bugüne ülkemiz her neyin mücadelesini verdiyse her daim kadınlarıyla birlikte vermiş, onların hem fiziki hem de manevi desteğiyle başarıya ulaşmıştır. Bugün de yine aynı güçle çalışarak, üreterek, hem toplumsal hem de iktisadi kalkınmamıza destek veren emektar kadınlarla birlikte Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını inşallah Türkiye Yüzyılı yapacağız. Çalışmanın, üretmenin, bereketin, bolluğun şehri Adana, Türkiye Yüzyılı yolculuğumuzun öncü merkezlerinden biri olacaktır” ifadelerini kullandı.
Memur ve işçilerin haklarını savunmak için her türlü fedakarlığı yaptıklarını belirten Bakan Işıkhan, CHP’nin başvurusu sonucu sendika üyelerine ödenen 538 lira ödemenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini söyledi. Işıkhan, “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak memurlarımızın, işçilerimizin haklarını korumak ve geliştirmek bizim önceliğimiz olmuştur. Bildiğiniz gibi memurlarımız, birlikte imzaladığımız toplu sözleşmelerle önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Toplu sözleşme ikramiyesi bu kazanımlardan birisidir. En son geçtiğimiz yıl 7. Dönem Kamu Toplu Sözleşmesiyle, memurlarımız için ‘Toplu Sözleşme İkramiyesi’, aylık 707 gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı tutarında belirlenmişti. Buna göre, hizmet kolunda toplam kamu görevlisi sayısının en az yüzde 2’sini üye kaydeden sendikaların üyelerine aylık 538 TL ödeme yapıyorduk. 2 milyonu aşkın memurumuz bu kapsamda ödemeden faydalanıyordu. Ancak memurlarımızın bu önemli toplu sözleşme kazanımını, Cumhuriyet Halk Partisi, Anayasa Mahkemesine götürmüştür. Maalesef, bu ödemeye ilişkin düzenleme, dün itibarıyla Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. İlgili düzenlemenin iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesine başvuran ve ödemenin iptaline neden olan CHP’dir” dedi.
“Kamu görevlilerimizin yanında olacağız”
CHP’nin toplumdaki her kesimi ‘istismar edilebilir’ olarak gördüğünü vurgulayan Bakan Işıkhan, daha sonra şunları kaydetti:
“Cumhuriyet Halk Partisi, daha önce de sendika üyesi kamu görevlilerine ödenen toplu görüşme primini Anayasa Mahkemesine götürerek iptal ettirmişti. CHP zihniyetinin memurlarımızın, birlikte imzaladığımız toplu sözleşmeyle kazandığı hakları iptal ettirmesi son derece anlaşılmaz bir tutumdur. Ama milletimiz CHP’nin bu tutumuna alışkındır. Daha önce öğrencilere verilen bursları iptal ettiren, memurların toplu görüşme primini iptal ettiren CHP, şimdi de emekçilerimizin kazanımı olan toplu sözleşme ikramiyesini iptal ettirmiştir. Biz hükümet olarak gerek toplu sözleşmeler yoluyla, gerek diğer yasal düzenlemelerle memurlarımızın haklarını geliştirirken, CHP Anayasa Mahkemesine götürerek iptal ettiriyor. Toplumdaki her kesimi ‘istismar edilebilir’ olarak gören, her şeye muhalif bu CHP zihniyeti maalesef hiç değişmiyor. Bu iptal kararı ile ikramiyeden yararlanan 2 milyonu aşkın kamu görevlimizin aylıklarında, maalesef 345 TL azalma meydana gelecektir. Ama kamu görevlilerimiz müsterih olsun ve şunu iyi bilsin bugüne kadar nasıl emeğin ve emekçinin yanında olup, birçok kazanımı AK Parti hükümetleri döneminde sendikalarımızla birlikte elde ettiysek bundan sonra da kamu görevlilerimizin yanında olacak, sendikalarımızın yanında olacak, emekçimizin yanında olacağız. Bize göre yanlış olan bu kararla ilgili olarak da gerekli adımları atma noktasında üzerimize düşeni yapacağız.” – ADANA
]]>ERKAN KARACA
Çorum’un İskilip ilçesinde taksicilik yapan Yılmaz Özel, İskilip Belediye Başkanı Ali Sülük’ün telefonda kendisine hakaretler ettiğini, 5 kişiyle arabasının sol aynasını kırdığını ileri sürdü. Sülük hakkında suç duyurusunda bulunan Özel, “Karakolluk olduk. Daha sonra da gece birkaç kişi beni tehdit etti” dedi. İskilip Belediyesi ise Özel’in iddialarının gerçeği yansıtmadığını bildirdi.
Çorum’un İskilip ilçesinde taksicilik yapan Yılmaz Özel, öncelikle “yol düzenlemesi” gerekçe gösterilerek durağının kaldırıldığını ardından çalıştığı yere belediye tarafından dubalar yerleştirildiğini söyledi. Şikayetlerini iletmek için İskilip Belediye Başkanı Ali Sülük’le görüşmek istediğini, ancak görüşemediğini sonrasında Sülük’ün babası ile görüşerek sorununu aktardığını belirten Özel’in iddiaları şöyle:
“Ben İskilip Şeyh Muhittin Caddesi’nde 34 yıldır Yılmaz Taksi olarak ikamet ettiğim durağımı 2010 yılında belediye kaldırdı. 2010 yılından 2024 yılına kadar da duraksız olarak çalışıyordum. Dün ben yokken arabamın yerine duba çakmış dubaları ben kaldırmadım ondan sonra gittim kendisiyle görüşmek istedim. Randevu da vermedi. Akşam da bana telefon etti o bana WhatsApp üzerinden küfür etti. Ondan sonra geldi arabamı 5 kişiyle birlikte Ali Sülük beyefendi aynamı kırdı. Ondan sonra da karakolluk olduk. Daha sonra da gece birkaç kişi beni tehdit etti. O ‘WhatsApp’taki yazılarını kaldır’ diye bende kaldırdım ondan sonra. Arabamdaki hasarın faturasıyla birlikte mahkemeye sunacağım. Suçumuz ne ise onu öğrenelim, cezamız ne ise onu öğrenelim diyoruz. Öğrenemiyoruz. Adam ne randevu veriyor ne görüşüyor. Direkt geldi arabamı bu hale getirdi. Emniyette gittim, emniyette ifademizi verdik. Şikayetçiyim. Ali Sülük kendisi aradı WhatsApp’tan iki sefer. Ali Sülük ‘babama gitmişsin’ dedi. Ben de ‘evet gittim’ dedim. ‘Babamla küfürleştiniz mi’ dedi. ‘Hayır’ dedim. Babamla küfürleşmişsin ya dedi. Bende küfürleşmedim dedim bana çok ağır hakaretler etti. Ben de aynısını sana geri iade ediyorum dedim. 5 dakika sonra 5 kişiyle geldi arabamı bu hale koydu. Ondan sonra sabahleyin Facebook üzerinden ‘babama uzanan elleri ben kendi ellerimle kırarım’ gibi yayın yapmış.”
Özel, “Öbürlerini tanımıyorum. Onları tanımıyorum. Bu sabah yine 4 tane zabıta gönderdi. Tamamen sen buradan çekil evinin önünde taksicilik yapacaksın görürsek sana ceza yazarız dediler. Bana ihbar tutanağı verdiler. Ben de bu halle geldim. Parasal cezamızı da belediye meclis toplantısında ne çıkarsa onu kesecekler. Zabıtalar biz emir kuluyuz. Verilen emri uyguluyoruz. Sadece verilen emri uyguluyoruz sen burada durmayacaksın dediler” ifadelerini kullandı.
“DURAĞI TRAFİK GÖRÜŞ AÇISINI İŞGAL ETTİĞİ İÇİN KALDIRDIK”
İskilip Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:
“26 Şubat 2023 tarihinde Yeni Cami Mahallesi Şeyh Muhittin caddesi, Şeyhyavsi köprüsü yanında bulunan korsan taksi durağı, trafik görüş açısını ve yaya kaldırımını işgal ettiği için, belediyemize gelen şikayetler ve talepler üzerine zabıta ekiplerimiz çalışma başlatılmışlardır. Kaldırım kenarına yapılan duba çalışması ve resmi olmayan levhaların kaldırılması sonucunda, ticari taksi sahibi Yılmaz Özel, belediyemiz sekreterlik sabit numaramızı arayarak hem belediye başkanımız Ali Sülük beyefendiye ve çalışanımız sekreter hanıma hakaret ve küfürler ederek tehditler yağdırmıştır. Bu konuşmanın ardından Belediye Başkanımız Ali Sülük’ün babası Mehmet Sülük beyin iş yerine giderek sökülen tabelaları fırlatıp hakaret, kışkırtma ve tehditlerine devam etmiştir. Bunun üzerine Belediye Başkanımız Ali Sülük, Yılmaz Özel’i aradığında telefonu açar açmaz kendisine de telefonda küfür, tehdit, hakaret ve ağır ithamlarda bulunmuştur. Ayrıca sözde taksi durağının olduğu yere Belediye Başkanımız Ali Sülük’ü çağırıp olayı siyasi boyuta taşımaya çalışmıştır.”
]]>
İbn Haldun Üniversitesince “Filistin ve Küresel İlişkilerin Geleceği” temasıyla düzenlenen konferansa katılmak için İstanbul’a gelen Norveçli profesör Gilbert, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Gilbert, İsrail’in Gazze’de Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanında (UAD) yargılanmasına ve bu konuda ellerinde birçok argüman olduğuna değinerek şunları kaydetti:
“Benim için ise İsrail işgal ordusunun Gazze’deki Filistin halkını nasıl aç ve susuz bıraktığını, dondurduğunu, bombaladığını ve sakat bıraktığını görmek yeterli. Benim için bu bir savaş suçudur ve hayatımda gördüğüm tüm zulümlerin ötesindedir. Bu, sadece bir askeri harekat olmaktan çok daha fazlası. Bu, tüm halkın cezalandırılmasıdır ki toplu cezalandırma yasa dışıdır. Bu, sivil halka, kadınlara, çocuklara, yaşlılara, silah taşımayan herkese yönelik bir saldırıdır ve uluslararası hukuka aykırı olan Filistin sağlık sistemine karşı topyekun bir savaştır.”
Aç bırakmanın bir kitle imha silahı olduğunu vurgulayan Gilbert, “Ne tür bir insan, tam bir niyet ve planla bir milyondan fazla çocuğun açlıktan ölmesine ve temiz suya ulaşamamasına neden olur? Hangi yıldayız? 1600’de miyiz, 1400 mü yoksa 2024’te miyiz?” diye sordu.
Gilbert, insanları açlığa ve susuzluğa sevk etmenin, önceden planlanmış bir kötülük ve Filistin halkının direniş iradesine saldırmasının en üzücü yolu olduğunu söyledi.
İsrail’in Filistin halkına yönelik sömürgeci bir saldırı politikası izlediğinin altını çizen Gilbert, İsrail’in halkı aç bırakarak Gazze’den çıkmaya zorladığını kaydetti.
Gilbert, “Filistin-İsrail meselesi zor bir çatışma değil, bu zor bir işgaldir.” ifadesini kullandı.
Profesör Gilbert, uluslararası hukuka göre, işgal altındaki nüfusun sağlık hizmetlerinden, eğitiminden ve güvenliğinden sorumlu olan İsrail’in, bu sorumlulukları hiç karşılamadığını, faturayı daima uluslararası topluma kestiğini ve şimdi de 1948’den beri Filistinlilere destek olan Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) saldırdığını belirtti.
“Tüm bu değerler işgal altındaki Filistin’de ve özellikle Gazze’de İsrail devletinin saldırısına uğruyor”
Gilbert, “Batılı hükümetlerin, Ukrayna’nın işgali nedeniyle Rusya’ya karşı yaptıkları gibi İsrail’i, yaptırımlar, boykot ve barışçıl siyasi araçlarla durdurmamaları beni dehşete düşürdü, şok etti ve çok kızdırdı. Bu çifte standartlar, kendilerine insan ırkının dostları, insanlığın dostları ve uluslararası hukukun savunucusu diyen herkes için çok utanç vericidir.” dedi.
Artık yeni bir dilin kullanılmaya başladığını söyleyen Gilbert, “sömürgeleştirme”, “apartheid” ve “ırkçılık” gibi kavramların daha sık kullanılması gerektiğini çünkü ABD ve İsrail’in politikasını bu kavramların açıkladığını belirtti.
Gilbert, “Bence yeni bir neo-kolonyalizm çağındayız, ki bu çok tehlikeli, doğrunun değil gücün doğruyu tanımladığı bir çağ. En güçlü olanın hiçbir sınırlama olmaksızın, uluslararası hukuka ve temel insani değerlere saygı duymaksızın istediğini yapabildiği orman kanununa geri dönüyoruz.” diye konuştu.
İnsanların birbirine saygı duyduğunu, susuzluk çekene su, açlık çekene yiyecek bulmanın insani bir değer olduğunu ve bu değerleri herkesin çocuklarında görmek isteyeceğini ifade eden Gilbert, “Tüm bu değerler işgal altındaki Filistin’de ve özellikle Gazze’de İsrail devletinin saldırısına uğruyor.” dedi.
“Daha fazla gösteri, daha fazla faaliyet, daha fazla bilgi”
Gilbert, İsrail saldırılarına karşı dünyanın her yerinde insanların Filistin’le dayanışma içinde olmak için ayağa kalktığını, özellikle de gençlerin “bizim istediğimiz dünya bu değil” diyerek sokaklara dökülüp gösteriler yaptığını aktardı.
Tüm dünyada gerçekleşen gösterilerin umut verici olduğunu kaydeden Gilbert, özellikle de ülkesi Norveç’te genç kadınların Gazze’de olup bitenlere karşı gösterilere öncülük ettiğini belirtti.
Gilbert, iyi insanların ve genç Yahudilerin yaşananlara karşı çıkmasının ABD Başkanı Joe Biden, Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Pentagon için sorun teşkil ettiğinin, hatta bunun büyük güçler için büyük bir sorun olduğunun altını çizdi.
Avrupa hükümetlerinin tavrındaki değişimin sebebinin de sokakların zorlaması olduğuna işaret eden Gilbert, devletler ile halklar arasındaki uçurumun giderek derinleştiğini, iktidarlar için büyük bir sorun haline geldiğini, dolayısıyla Filistin’e destek veren gösterilerin artarak devam etmesi gerektiğini kaydetti.
Gilbert, Ukrayna’yı işgali nedeniyle Rusya’ya karşı boykot, tecrit ve yaptırım politikası uygulayan Avrupa, ABD ve NATO’nun, Filistinliler İsrail’i boykot ettiğinde buna karşı çıktıklarını hatırlattı.
Profesör Mads Gilbert, sözlerini şöyle noktaladı:
“Faaliyetlerimizi sürdürmeliyiz, daha fazla gösteri, daha fazla faaliyet, daha fazla bilgi ve neler olup bittiğini anlamak için çalışmalıyız. Politika, politikacılara bırakılamayacak kadar önemli bir konudur.”
AA Global Haberler Direktörü Faruk Tokat, Gilbert’e “Kanıt” kitabını takdim etti
İbn Haldun Üniversitesince “Filistin ve Küresel İlişkilerin Geleceği” temasıyla düzenlenen konferansa katılan AA Global Haberler Direktörü Faruk Tokat, AA’nın “Kanıt” kitabını Gilbert’e takdim etti.
Tokat, Gilbert’e AA tarafından hazırlanan kitabın İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını belge niteliğindeki fotoğraflarla gözler önüne serdiğini ve kitaptaki bazı görsellerin uluslararası mahkemelerde kanıt olarak kullanılacağını söyledi.
Gilbert, bu hediyeden dolayı memnuniyetini ifade etti.
]]>Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, tutuklu müteahhitler Sedat Eser, Mehmet Şirin Yiğit, Şeyhmus Yiğit, inşaat mühendisi fenni mesul Tevfik Demir, tutuklu bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi’yle (SEGBİS) katılırken, avukatları ise salonda hazır bulundu.
Duruşmada savunma yapan Sedat Eser, Galeria Sitesi’nin eski halinden eser kalmadığını iddia ederek, iş yerlerinde duvarların kaldırıldığını, kolon kesme iddialarının olduğunu öne sürerek, üzerine isnat edilen suçlamaları kabul etmediğini belirtti.
Sanık Mehmet Şirin Yiğit, “İnşaatın yapım sürecinde herhangi bir katkım söz konusu değil. Hiçbir süreçte imzam yok. Tanıkların ifadelerinde kolon kesme iddiası var. Zeminin sert olduğu raporlara yansımıştır. Bilirkişi raporlarında çelişkiler mevcuttur. Tahliye ve beraatimi talep ediyorum.” dedi.
Sanık Tevfik Demir de Galeria Sitesi inşaatı ile ilgili hiçbir bağlantısının olmadığını öne sürerek, suçlamaları reddetti.
Sanık Şeyhmus Yiğit ise üzerine isnat edilen suçlamayı kabul etmeyerek, tahliye talebinde bulundu.
Duruşmada tanık olarak dinlenen Feride Laçin, Galeria Sitesi inşaat halindeyken buradan ev ve büro aldığını belirtti.
Depremde komşularının da öldüğünü ifade eden Laçin, “25 yıl boyunca bu sitede oturdum. Sitenin altında olan marketten sürekli alışveriş yapardım. Markette kolon sıkıntısı vardı. Büromun bulunduğu bloğun diğer kısmı ikinci depremde yıkıldı. D blok altında ise spor salonu vardı. Orada da kolon yoktu. Yan tarafta yapılan inşaatın temel kazısı da etkiledi. Burada sadece sanıklar değil kusuru olan herkes yargılansın.” dedi.
“Raporda temelin riskli olduğunu söylemiştik”
Tanıklardan inşaat mühendisi Mehmet Fuat Ezber ise talep doğrultusunda temel atılmadan önce zemin etüdü yaptıklarını ve zeminin taşıma gücünün zayıf olduğunu tespit ettiklerini ileri sürdü.
O dönemlerde zeminde yer altı suyu olduğunu tespit ettiklerini öne süren Ezber, “Bu tespitler doğrultusunda rapor tuttuk. Zeminin 6 metre daha kazılıp uygun hale getirilmesi gerekiyordu. Haliyle daha da maliyetli olurdu. Bütün binalarda temel atılmadan önce zemin etüdünün yapılması lazım. Yoksa yapılan binalar riskli olur. Raporda temelin riskli olduğunu söylemiştik. Raporun projeye eklenmesi gerekiyordu ancak raporun sonradan projeye eklenmediğini öğrendik.” ifadelerini kullandı.
Tanık jeoloji mühendisi Halis Dabaz da bina yapılmadan önce zemin etüdüne ilişkin hazırladıkları raporda zemin killi olması nedeniyle zayıf ve taşıma gücü düşük olduğunu tespit ettiklerini öne sürdü.
Rapora göre, temelin derin kazılması gerektiğini belirten Dabaz, söz konusu raporu inşaat mühendisleri odasına sunduklarını belirtti.
Tanık Aziz Sabri Özdemir ise sitenin altında bulunan marketin sahibi olduğunu belirterek, kolon ve kirişlere yönelik herhangi bir müdahalenin olmadığını iddia etti.
Marketin eski işletmecisinin dükkan içinde merdiven yaptığını öne süren Özdemir, “Çünkü marketin alt kısmında bulanan bölümü başkasından kiralamışlardı. Galeria İş Merkezinde duvar kırdırmayan esnaf kalmamıştı.” dedi.
Tanık Şükrü Özkılıç da Galeria Sitesi’nde iş yerlerinin bulunduğunu ve resmi kurumlara kiraladığı için depreme dayanıklı olduğuna dair rapor tuttuğunu iddia ederek, kolon ve kiriş kesmelere şahit olmadığını iddia etti.
Tanık Sabri Yılmaz ise binanın yapımından sonra sadece ilk iki yılda yağışlı havalarda binanın bodrumunda su biriktiğine şahit olduğunu öne sürdü.
Depremde yakınlarını kaybeden 2 müşteki de sanıklardan şikayetçi olduklarını belirterek, cezalandırılmalarını talep etti.
Savcı sanıkların cezalandırılmasını talep etti
Cumhuriyet savcısı esas hakkında hazırladığı mütalaasında, tutuklu sanıkların isnat edilen suçtan cezalandırılmasına, tutukluluk hallerinin devamına ve firari sanıkların dosyalarının ayrılması yönünde görüş bildirdi.
Avukatlar, savcının esas hakkında hazırladığı mütalaasına iştirak etmediklerini, müvekkillerinin suçsuz olduğunu savunarak, tahliyelerini talep etti.
Savunmaların ardından mahkeme, 4 sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı 22 Mart’a erteledi.
İstenilen ceza
İddianamede, tutuklanan müteahhitler Sedat Eser, Mehmet Şirin Yiğit, Şeyhmus Yiğit, inşaat mühendisi fenni mesul Tevfik Demir ile haklarında yakalama kararı bulunan M.E, H.M.Y. ve İ.H.Y. hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ve yaralanmasına neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası isteniyor.
]]>Türkiye Dağcılık Federasyonunun düzenlemiş olduğu 2024 yılı Ağrı Dağı kış tırmanışına Bursalı ve Ankaralı iki dağcı damga vurdu. 30 dağcı ekibinden 28’i 4 bin 200 metrede tırmanışı bitirirken, Bursalı ve Ankaralı iki dağcı daha önce TDF tarafından hiç yapılmamış bir günde 3 bin metre yükselip 4 bin 200 metreden 5 bin 137 metre yükseklikteki zirveye tırmandı. Zirve yürüyüşünde kar suyunu eritip içerek susuzluklarını gideren 2 dağcının zor anları kameraya yansıdı.
10’u kadın 30 dağcının katılımıyla gerçekleştirilen yürüyüş için Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesindeki bir otelde buluşan ekipler Teknik Direktör Şahap Eryılmaz eşliğinde 2 bin 200 rakımlı çevirme mezrasından yola çıktı. Geceyi 3 bin rakımlı kamp alanında geçirerek bir gün sonra Ağrı Dağı’nın zirvesi 5 bin 137 metreye ulaşmayı hedefleyen 30 dağcı gece yarısı 02.00’de başladıkları yürüyüşe saat sabah 10.00’da 4 bin 200 metreye ulaştı. Ancak teknik direktör ve teknik ekibin durum değerlendirmesinin ardından kış şartları göze alındığında geç kalındığı için geri dönme kararı alıp ekibe bildirildi.
3 dağcı yürüyüşe devam etti, zirveye 2’si ulaştı
Teknik ekibin geri dönme kararına rağmen Bursa Uludağ Dağcılık Kulübü Başkanı Ömer Faruk Kaya ile birlikte 2 dağcı yürüyüşe devam etmek istediklerini bildirdi. İzin verilmesinin ardından 3 dağcı 4 bin 200 metreden yürüyüşe devam etti ancak dağcılardan biri 4 bin 300 metreye geldiğinde geri döndü. Bursalı ve Ankaralı iki dağcı bu metreden sonda zirve yürüyüşüne ikisi birlikte devam etti. Yolda suları tükenen usta dağcılar yanlarında taşıdıkları kamp tüpleriyle erittikleri kar sularını içerek susuzluklarını giderdi. Soğuk hava ve rüzgara rağmen iki dağcı 5 bin 137 metre yükseklikteki Ağrı Dağı’nın zirvesine ulaşıp birlikte fotoğraf çektirdi.
Bursa Uludağ Dağcılık Kulübü Başkanı Ömer Faruk Kaya, “Başta 3 kişiydik ancak bir arkadaş 4 bin 300 metreden geri döndü. Biz iki arkadaş Ankara’dan bir dağcı arkadaş Nesrin hanım ile birlikte yolumuza devam ettik. 5 bin 137 metreye vardığımızda akşam 17.35’ti. Gün batımını izledik. Çok yüksek rüzgar yoktu. Soğuk rüzgar vardı. Orada birkaç fotoğraf çektikten sonra tekrar geriye döndük. 4 bin 200 kampında tüplerde kar kaynatarak su elde ettik ve onları içtik. TDF daha önce 3 binden 5 bin 137’ye tırmanış denemedi ama bu imkanlar sporculara verilmeli. Hem kendi kapasitemizi hem de bunun yapılabilirliğini görmek gerekiyor. İnsan denemediği şeyler hakkında bilgi sahibi olamıyor maalesef. Gidilebiliyor muymuş? Evet gidiliyormuş. Denedik gördük” dedi. – BURSA
]]>Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini “Türkiye’nin Çınarları” projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, meslekte 55 yılı geride bırakan gazeteci-yazar ve senarist Avni Özgürel’le gazeteciliği ve hayatının dönüm noktalarını konuştu.
Özgürel, gazetecilikten senaryo yazarlığına geçişini, merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve merhum MHP’nin kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş’le olan ilişkisine kadar hayatının önemli kesitlerini aktardı.
Ailesinin, Balkan Savaşlarının ardından Bulgaristan’dan Anadolu’ya göç ettiğini, kendisinin de 1948’de Ankara Altındağ’da dünyaya geldiğini belirten Özgürel, lisedeki edebiyat öğretmeni ve aynı zamanda Nihal Atsız’ın kardeşi olan Nejdet Sançar’ın sürekli kompozisyonlar yazdırıp, yarışmalara sokarak gazeteciliği tercih etmesinde önemli bir figür olduğunu dile getirdi.
Özgürel, UNESCO çerçevesinde düzenlenen uluslararası bir yarışmada üçüncü olduğunu belirterek, “Eğer bu mesleği yapıyor ve elimde kalemle dolaşıyorsam edebiyat öğretmenimin emekleri sayesinde. O dönem gazeteleri dolaşmış, ‘Bakın bu öğrencimiz UNESCO’dan derece aldı, Türkçesi, dili güzel.’ diye beni taltif edip, ‘Ona yazılar yazdırabilirsiniz.’ diye öneride bulunmuştu.” ifadelerini kullandı.
Ulus gazetesinde mesleğe başladığını, ilk olarak edebiyat, kültür sanat, sergiler üzerine yazı ve haberler hazırladığını anlatan Özgürel, daha sonra Yeni İstanbul gazetesine geçtiğini aktardı.
Sonrasında Dünya gazetesinde mesleğine devam ettiğini dile getiren Özgürel, şöyle konuştu:
“Sonra Abdi İpekçi Milliyet gazetesine çağırdı ve o vesileyle İstanbul’a geldim. Milliyet, o dönem ekonomik olarak zor durumdaydı ama Abdi Bey’in tecrübesinden istifade etmek için geldim. Milliyet’te Abdi Bey’in desteğine rağmen 4-5 ay kalabildim. Gazeteden tek aldığımız öğle yemeğiydi. Abdi Bey’in öldürülmesinin ardından da Milliyet satıldı. Sonra tekrar Ankara’ya döndüm ve Dünya, Adalet, Son Havadis gibi gazetelerde çalıştım. İleriki yıllarda dönüp tekrar bir süre Milliyet’te çalıştım.”
“Türkeş Bey beni teselli etti”
Özgürel, 12 Eylül askeri darbesi olduğunda MHP’yi destekleyen Hergün gazetesinin Ankara temsilcisi olduğunu ifade ederek, darbenin ardından gazetenin kapatıldığını ve kendisinin de gözaltına alınıp sonrasında yargılandığını kaydetti.
Bu dönemde tutuklanan siyasi liderlerden Alparslan Türkeş’in, kendisini tedavi gördüğü Ankara Mevki Askeri Hastanesine görüşmeye çağırdığını dile getiren Özgürel, şunları anlattı:
“Hastaneye gittiğimde acı veren bir tabloyla karşılaştım. Ayağından hastane yatağının sütununa kelepçelenmiş. Ağlamaklı olmuştum. Türkeş Bey beni teselli etti. Bana ‘Bizim sesimizi, soluğumuzu kestiler. Bize bir gazete çıkar.’ dedi. Ben, ‘Bu ortamda bize gazete çıkarma şansı vermezler.’ deyince ‘Haftalık, ne olursa olsun, isterse teksirle…’ dedi. ‘Emredersiniz.’ deyip çıktım. Gazeteci İlnur Çevik’in babası İlhan Çevik’e gittim. Matbaaları vardı ve Daily News gazetesini çıkarıyorlardı. İlhan Bey, ‘Kağıdını getir basayım.’ dedi. Eski milliyetçi insanlardan, oradan, buradan toparladığımız paralarla biraz kağıt aldık ve rahmetli Erol Güngör’ün başyazarlığında Yeni Sözcü isminde haftalık gazeteye başladık. Bütün milliyetçi kesimin ağabey dediği Galip Erdem de yazılarıyla dergide yer aldı.
İlk sayısıyla birlikte gazete bir anda tırmandı ve 40 bine kadar çıktı. Millet destek olmak için mektupların içerisinde para gönderiyordu. Vatansever bir insan olan Ankara Sıkıyönetim Komutanı rahmetli Recep Ergun paşanın çabalarına rağmen Milli Güvenlik Kurulu Konseyi’nin baskısıyla gazeteyi 27 hafta çıkarabildim. Hem sahibi hem de sorumlu yazı işleri müdürü olduğum için son 8-10 sayısında sürekli gözaltı, ifadeler, davalarla uğraştım.”
Senaryo yazma serüveni tarih diziler ve belgesellerle devam etti
Gazetenin kapatılmasının ardından iki seneye yakın işsiz kaldığını aktaran Özgürel, Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası’nda görev yaptığı dönemden tanıştığı Turgut Özal’ı başbakanlığı döneminde ziyaret ettiğini söyledi.
Özgürel, Bulgaristan göçmeni bir aileden geldiği için o dönem Türklere yönelik baskıları yakından takip ettiğini dile getirerek, şöyle konuştu:
“Hatta daha önce kaçak olarak gidip tutuklanmıştım. Turgut Bey, Bulgaristan’daki Türklere yönelik baskıları senaryo olarak yazmamı istedi. ‘Anladığım bir iş değil.’ deyince o dönemki TRT Genel Müdürü Tunca Toskay’ı arayarak ‘Avni’ye senaryo bilen birisini ve bir yönetmen gönder.’ dedi. İki ay zarfında TRT için Bulgaristan’daki Türklerin dramını anlatan 4 bölümlük Belene dizisini yazdım. Belene, Tuna Nehri üzerinde bir ada ve toplama kampı. Türkleri oraya götürüyorlar. Bir toplama kampında yaşanabilecek her türlü eziyet orada var. Dizi nedeniyle Bulgaristan Türkiye’yi protesto etti. Bir süre durdurdular yayını. Sonra Turgut Bey baktı ki oradaki Türklerin üzerindeki baskı artarak devam ediyor, dizinin devamına karar verildi. Hatta dönemin Dışişleri Bakanı Mesut Yılmaz, TBMM’deki bir konuşmasında ‘Yarın TRT bu diziyi yayınlayacak, haberiniz olsun.’ dedi. Ertesi gün de dizi yayınlanmaya başladı.”
TRT’nin o dönemki ücret standartları nedeniyle bu işten cüzi bir para aldığını anlatan Özgürel, bu duruma üzülen Turgut Özal’ın kendisine yardımcı olmaya çalıştığını kaydetti.
Özgürel, sonrasında şirket kurduklarını ve ilk olarak başrollerinde Mehmet Aslantuğ, Osman Yağmurdereli ve Erol Taş’ın oynadığı “İz Peşinde” dizisini yazdığını söyledi. Özgürel, senaryo yazma serüveninin Kösem Sultan’ı anlatan “Mahpeyker” ve diğer tarih dizileri ile belgesellerle devam ederek bugüne kadar geldiğini anlattı.
Bugün imtiyaz sahibi olduğu Yeni Birlik gazetesinde yazılar yazıp film çalışmalarına devam eden Özgürel, gençlere “Bizim gençlerimiz biraz daha dünyaya ilgili olur ve bakarlarsa kendi ülkelerinin tahmin ettikleri kadar sıkıntı içerisinde olmadığını görürler. Elbette eleştirmek lazım ama Türkiye’yi bir yaşamak, gezip görmek lazım. Doğusu, güneydoğusuyla halkı, insanları gördükçe daha çok gayret sarf etmemiz gerektiğini bileceksiniz.” tavsiyesinde bulundu.
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trabzon’da; “Ülkemize geçtiğimiz 21 yılda yaptığımız bu yatırımlar sayesinde merkezi yönetimin temel hizmet alanlarıyla birlikte şehirlerimizde de eser ve hizmet standartları çok yükseldi. Klasik belediyecilik hizmetleri artık ayırt edici vasıf olmaktan çıktı. Gerçi hala bunu bile beceremeyen muhalefet belediyeleri mevcut. Ama artık onları yok hükmünde kabul ediyoruz. Biz Türkiye Yüzyılı şehirleriyle sizlere ileri teknoloji altyapısından, insanımızın hayat kalitesini yükseltecek hizmetlere kadar klasik belediyeciliğin çok ötesinde bir standart vaat ediyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Trabzon’da Meydan Parkı’nda düzenlenen mitinge katıldı. Erdoğan, özetle şöyle konuştu:
“Her iki seçimde de yaklaşık yüzde 65’erlik oy oranlarıyla bizlerin yanında yer alarak Türkiye Yüzyılı yürüyüşümüze tarihi bir destek verdiniz. Trabzon siyasi hayatımız boyunca daima yoldaşımız oldu. Biz de buradan aldığımız güçle ülkemiz ve milletimiz için ter döktük. Nice eserlere imza attık. Siyaset yapma tarzımızı da Karadeniz’in mertliğinden, ataklığından, çalışkanlığından ilhamla şekillendirdik. Bize göre siyaset, gölgede yürüme, sadece belirli değerlerin istismarıyla mevzi kapma, hak ettiğinden fazlasını almak için her türlü pazarlığa müsait olma yarışı değildir.
“ÜLKEMİZ ADINA ELDE ETTİĞİMİZ HER KAZANIMLA SEVİNDİK”
Allah nasip etti sergilediğimiz duruşla tüm dünyada mazlumların ümidi olduk. Birileri karamsarlığa sürüklense de biz daima umudun tarafında yer aldık. Hayalleri gerçeğe dönüştürmek için çalışırken ülkemiz için her kazanımda sevindik. Yüreğimizin kanadığı anlar oldu. Ama asla şartlara teslim olmadık. Yılgınlığa kapılmadık, geri adım atmayı düşünmedik. Hep daha ileriye gittik. Hep ya yeni bir yol bulmaya ya yeni bir yol açmaya gayret ettik. Bugün geriye baktığımızda başımızı yere eğdirecek hiçbir işimizin ve sözümüzün olmadığını görüyoruz. Bir eksiğimiz, yanlışımız varsa bunu kimsenin yüzümüze vurmasını beklemedik. Kendi öz eleştirimizi yaptık. Diklenmeden, dik duruşumuzdan taviz vermedik, ülkemiz adına elde ettiğimiz her kazanımla sevindik.
“TRABZON’A SON 21 YILDA GÜNCEL RAKAMLARLA 191 MİLYAR LİRA TUTARINDA KAMU YATIRIMI YAPTIK”
Sizlerin huzuruna gelip AK Parti ve Cumhur İttifakı için istediğimiz desteğin gerisinde böyle bir hikaye var. Her sözümüzün altında kısa sürede hayata geçirdiğimiz asırlara bedel eser ve hizmetler yatıyor. Ülkemize kazandırdığımız kalkınma yatırımlarını hatırlatıyoruz ki, Türkiye’mizin ve şehirlerimizin nereden nereye geldiği unutulmasın. Trabzon’a son 21 yılda güncel rakamlarla 191 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptık. Eğitimde 3 bin 84 adet yeni derslik inşa ettik. Şehrimizin ikinci devlet üniversitesi olan Trabzon Üniversitesi’ni faaliyete geçirdik. 9 bin 610 kişi kapasiteli yurt binaları açtık. 96 spor tesisini hizmete açtık. Trabzonlu ihtiyaç sahiplerine toplam 5 milyar lira tutarında ödenek aktardık.
“TRABZON-GÜMÜŞHANE ARASINDA AVRUPA’NIN EN UZUN ÇİFT TÜP KARAYOLU TÜNELİ ZİGANA’YI HİZMETE AÇTIK”
Şehrimize 1543 yataklı 19 hastanenin de aralarında olduğu 58 sağlık tesisi kazandırdık. Yapımı süren 900 yataklı Trabzon Şehir Hastanesi’nin de içinde olduğu 6 sağlık tesisini en kısa sürede tamamlıyoruz. 8 bin 102 konutu hak sahiplerine teslim ettik. 2012 konutun yapımına devam ediyoruz. Şehrimizde 1467 bağımsız bölümünü dönüşümünü gerçekleştirdik. İktidara geldiğimizde ilimizde 6 adet atık su arıtma tesisi var iken bugün 16 tesisle belediye nüfusunun yüzde 91’ine hizmet veriyoruz. 73 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu 267 kilometreye çıkardık. Trabzon-Gümüşhane arasında Avrupa’nın en uzun çift tüp karayolu tüneli Zigana’yı hizmete açtık.
“AKÇAABAT, KTÜ, OTOGAR, HAVALİMANI VE YOMRA’YI BİRBİRİNE BAĞLAYACAK OLAN RAYLI SİSTEM HATTINI ŞEHRİMİZE KAZANDIRACAĞIZ”
Maliyet bedeli 28 milyar liraya yakın olan bünyesindeki tünel, köprü ve kavşaklarıyla Trabzon’un çehresini değiştirecek Kanuni Bulvarı ve sahil bağlantı yollarının yapımında sona yaklaştık. İnşallah bu yıl içinde tamamlıyoruz. Trabzon’u Rize ve Giresun’a bağlayan sahil yolun yanı sıra çok sayıda yol inşa ettik. Şehrimizin muhtelif yerlerde çalışmaları devam eden çok sayıda yol projesi var. Akçaabat, KTÜ, Otogar, Havalimanı ve Yomra’yı birbirine bağlayacak olan raylı sistem hattını şehrimize kazandıracağız. 235 kilometre uzunluğundaki Erzincan-Trabzon hızlı demiryolu hattıyla ilgili proje çalışmaları sürüyor. Havalimanımızın kapasitesini ve konforunu artıracak 20 milyar liralık yatırımları yakında hizmetinize sunuyoruz.
“KARADENİZ AK PARTİ’Yİ KURDUĞUMUZ GÜNLERDEN BERİ HEP OLDUĞU GİBİ 31 MART’TA DA BÜKÜLMEZ ÇELİK İRADESİYLE SAHİP ÇIKTIĞINA İNŞALLAH GÖSTERECEKTİR”
Son 21 yılda Trabzon ve ilçelerinde inşa ettiğimiz dere ıslahlarıyla 242 yerleşim yeri ve 10 bin dekar araziyi taşkın zararlarından koruduk. Çiftçilerimize 34 milyar lira tutarında tarımsal hibe ve yatırım desteği verdik. Şehrimizde bir yeni organize sanayi, bir endüstri bölgesi, 1 teknopark kurduk. Trabzon’daki işverenlere toplam 4 milyar lira tutarında prim teşviği verdik. Trabzon ve 11 ilçemize doğal gaz arzı sağladık. 31 Mart’tan sonra inşallah çok daha fazla hizmet ve eseri sizlere kazandıracağız. Karadeniz AK Parti’yi kurduğumuz günlerden beri hep olduğu gibi 31 Mart’ta da bükülmez çelik iradesiyle sahip çıktığına inşallah gösterecektir.
“KLASİK BELEDİYECİLİK HİZMETLERİ ARTIK AYIRT EDİCİ VASIF OLMAKTAN ÇIKTI”
Tüm Karadeniz’i ziyaret ederek sizlerden aldığımız güçle Türkiye’nin 81 vilayetini kucaklama hedefiyle yolumuza devam ediyoruz. Ülkemize geçtiğimiz 21 yılda yaptığımız bu yatırımlar sayesinde merkezi yönetimin temel hizmet alanlarıyla birlikte şehirlerimizde de eser ve hizmet standartları çok yükseldi. Klasik belediyecilik hizmetleri artık ayırt edici vasıf olmaktan çıktı. Gerçi hala bunu bile beceremeyen muhalefet belediyeleri mevcut. Ama artık onları yok hükmünde kabul ediyoruz. Biz Türkiye Yüzyılı şehirleriyle sizlere ileri teknoloji altyapısından, insanımızın hayat kalitesini yükseltecek hizmetlere kadar klasik belediyeciliğin çok ötesinde bir standart vaat ediyoruz.”
Erdoğan’ın konuşmasının ardından tanıttığı belediye başkan adayları ise şöyle:
Trabzon Büyükşehir Belediyesi adayı: Ahmet Metin Genç
Akçaabat Belediye Başkan adayı: Osman Nuri Ekim
Araklı Belediye Başkan adayı: Hüseyin Avni Coşkun Çebi
Arsin Belediye Başkan adayı: İbrahim Küçük
Beşikdüzü Cumhur İttifakı Belediye Başkan adayı: Barış Öztürk
Çarşıbaşı Cumhur İttifakı Belediye Başkan adayı: Ahmet Keleş
Çaykara Belediye Başkan adayı: Hanefi Tok
Dernekpazarı Belediye Başkan adayı: Mehmet Aşık
Düzköy Belediye Başkan adayı: Selim Çelenk
Hayrat Belediye Başkan adayı: Mehmet Nuhoğlu
Köprübaşı Belediye Başkan adayı: Ali Aydın
Maçka Belediye Başkan adayı: Koray Korcan
Of Belediye Başkan adayı: Salih Sarıalioğlu
Ortahisar Belediye Başkan adayı: Ergin Aydın
Sürmene Belediye Başkan adayı: Hüseyin Azizoğlu
Şalpazarı Cumhur İttifakı Belediye Başkan adayı: Refik Kurukız
Tonya Belediye Başkan adayı: Osman Beşel
Vakfıkebir Belediye Başkan adayı: Muhammet Balta
Yomra Belediye Başkan adayı: Abdülkadir Özdemir
]]>
CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı Gençlik Forumu 5’inci Genel Kurulu’na video mesaj gönderdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajında, “İslam ülkelerinin Gazze’deki İsrail zulmüne ortak tepki vermesi ve ortak hareket etmesi için diplomatik temaslarımızı sürdürüyoruz. Filistin’de işgal politikaları ve katliamlar sona erince 1967 sınırları temelinde başkenti Kudüs olan bağımsız, egemen ve toprak bütünlüğü haiz bir Filistin Devleti kuruluncaya kadar mücadelemizi devam ettireceğiz” dedi.
İstanbul’da 56 üye ülke temsilcisinin katılımıyla İslam İşbirliği Gençlik Forumu 5’inci Genel Kurulu düzenlendi. Şişli’deki bir otelde gerçekleşen genel kurula Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da video mesaj gönderdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajında forum üyelerini selamlayarak, davetleri için teşekkür etti ve Müslüman gençlerin birlikte hareket etmesinin hayati öneme sahip olduğunu vurguladı.
GENÇLİK FORUMU GİDEREK ADINDAN DAHA FAZLA SÖZ ETTİRİYOR
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İslam İşbirliği Teşkilatı Gençlik Forumu’nun değerli üyeleri, sevgili genç kardeşlerim, kıymetli misafirler, sizleri şahsım ve milletim adına en kalbi duygularımla selamlıyorum. Nazik davetiniz için teşekkür ediyor, İslam İşbirliği Gençlik Forumu 5. Genel Kurulu’nun başarılı geçmesini diliyorum. Genel Kurulun siz gençlerimizle birlikte tüm İslam alemi ve insanlık için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. İslam Dünyası’nın dört bir yanından forum vesilesiyle ülkemizi teşrif eden misafirlerimize hoş geldiniz diyorum. 2004 yılında tohumunu aziz gardaşım Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev ile birlikte attığımız Gençlik Forumu başkanımızın ve ekibinin de gayretleriyle giderek adından daha fazla söz ettiriyor. İslam Gençlik Forumu’nun bugün Asya’dan Afrika’ya, Amerika’dan Arap Yarımadası’na kadar geniş bir coğrafyada, Müslüman gençlere yönelik yürüttüğü faaliyetleri yakından takip ediyoruz. Müslüman gençlerin, ekonomik, kültürel ve sosyal alanlarda güçlenerek özgüvenli yetişmeleri için geniş bir yelpazede çalışmalar gerçekleştiren forumumuzu tebrik ediyorum” dedi.
SİVİL ALT YAPIYA DAİR NE VARSA İSRAİL’İN NAZİLERİ ARATMAYAN SALDIRILARININ HEDEFİ OLDU
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Müslüman gençler olarak sizlerin birlikte hareket etmenizin ne kadar hayati öneme sahip olduğunu, 7 Ekim’den bu yana Gazze’de ve işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan katliamlarda bir kez daha müşahede ettik. Tüm dünyanın gözleri önünde İsrail’in işgalci güçleri çoğu çocuk ve kadın, 28 bin Filistinli kardeşimizi canice şehit etti. İsrail’in doğrudan sivilleri hedef alan bombardımanları sonucu 67 binden fazla Filistinli masum yaralandı. İbadethaneler, okullar, hastaneler ve sivil alt yapıya dair ne varsa İsrail’in Nazileri aratmayan saldırılarının hedefi oldu. Bu saldırılar karşısında Türkiye olarak Filistinli kardeşlerimizle tam bir dayanışma içindeyiz. İnsani yardım malzemelerinin ulaştırılmasından kanser hastalarının ülkemize getirilerek tedavilerinin sağlanmasına kadar pek çok adım attık. Uluslararası alanda İsrail’in işlediği insanlık ve savaş suçlarının gözlerden kaçırılmaması adına yoğun çaba harcıyoruz” dedi.
DİPLOMATİK TEMASLARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İslam ülkelerinin Gazze’deki İsrail zulmüne ortak tepki vermesi ve ortak hareket etmesi için diplomatik temaslarımızı sürdürüyoruz. Filistin’de işgal politikaları ve katliamlar sona erince 1967 sınırları temelinde başkenti Kudüs olan bağımsız, egemen ve toprak bütünlüğü haiz bir Filistin Devleti kuruluncaya kadar mücadelemizi devam ettireceğiz. İslam İşbirliği Gençlik Forumu’nun Filistin davasında her daim sergilediği dirayetli ve aktif duruşu takdirle karşıladığımızı belirtmek isterim. Rabbim sizlerden razı olsun diyorum. Sizlerden ülkelerinize döndüğünüzde tüm vatandaşlarınıza özellikle genç kardeşlerimize bizden selam iletmenizi rica ediyorum. İslam İşbirliği Gençlik Forumu 5. Genel Kurulu’nun başarılı geçmesini diliyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla” diye konuştu.
]]>Beyoğlu’nda 25 Ağustos 2023’de 19 yaşındaki Abdullah Şakun’u tekme ve tokatlarla darp ederek, sığındığı iş yerinin bahçesinde ölümüne neden oldukları iddia edilen E.A. (16), E.D. (17), E.Ö. (14) ve M.E.D. (15) hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, suça sürüklenen çocuklarrı olay günü 19 yaşındaki Abdullah Şakun’u el ve ayaklarıyla vurarak darp ettikleri, Şakun’un kaçtığı sırada bir iş yerinin bahçesine sığındığı ve orada şdud yığılarak vefat ettiği belirtildi. Vefat eden Şakun’un iş yeri bahçesine sığınarak demir parmaklıklı kapıyı kapatması sonucu saldırılardan kurtulduğunun aktarıldığı iddianamede, aksi durumda suça sürüklenen çocukların Şakun’u darp etmeye devam edecekleri ve öldürme kastıyla hareket ettiklerinin anlaşıldığı belirtildi.
Ani solunum durması sonucu vefat etti
Suça sürüklenen çocukların fikir ve eylem birliği içerisinde Şakun’u darp ettikleri kaydedilen iddianamede, darp sonucu Şakun’un maruz kaldığı travmanın etkisiyle sinir uçlarının aşırı uyarıldığı, buna bağlı olarak ani solunum ve dolaşım durması ile gelişen komplikasyonların Şakun’un ölümüne neden olduğu aktarıldı.
“Ağzından burnundan hiç kan gelmedi, gelmiş olsaydı kendisine yardımcı olurduk”
İddianamede ifadesine yer verilen şüpheli M.E.D., Şakun’u hayatında ilk kez gördüğünü söyleyerek, “Mahalleden tanıdığımız yaşı benden küçük bir arkadaşım, Şakun ile daha önceden bir sorun yaşadığı için yanıma gelerek ‘Ağabey beni dövmeye geldiler’ dedi. Bunun üzerine Şakun’un olduğu meydana gittik ve kendisiyle konuştuk. Şakun’un yanında yaşı küçük 2-3 çocuk daha vardı. Şakun benim ölmüş babama küfür etti, özür dilemesini istedim ancak bunu reddetti ve bana yumruk atmaya çalıştı. Eğildim, yumruk E.A.’nın çenesine geldi. Daha sonra Şakun’a yumruk ve tokat attılar. Ben de tekme atmaya çalıştım ama tekme değmedi. Şakun daha sonra kaçtı, demir kapıya gelip kendisini içeri sakladı, ‘Bittiniz siz’ diye bağırdı. Kavga sırasında normaldi, kendisine vurduğumuzda asla yere düşmemişti. Ağzından burnundan hiç kan gelmedi, gelmiş olsaydı kendisine yardımcı olurduk. Kendisinin oradan ayrılırken yere düştüğünü de görmemiştim. 3-4 saat sonra hastaneye kaldırıldığını ve vefat ettiğini öğrendim. Amacım kesinlikle kavga etmek değildi, kendisine fiziki müdahalede bulunmadım, neden öldüğünü bilmiyorum” dedi.
“Öldürmek istesem başka türlü hareket ederdim, tokat atmazdım”
Suça sürüklenen çocuk E.A. ise ifadesinde, “Tartışma kavgaya dönüşünce yumruk çeneme geldi. Bunun üzerine Şakun’a bir tokat attım, vurmaya ve tekme atmaya başladılar. Şakun da kaçtı. Kavga sırasında normaldi, ben kendisine sadece bana vurdu diye tokat attım. Öldürme kastıyla hareket etmedim, öldürmek istesem başka türlü hareket ederdim, tokat atmazdım” ifadelerine yer verdi.
3 suça sürüklenen çocuğa 15’er yıla kadar hapis talebi
Hazırlanan iddianamede suça sürüklenen çocuklar E.A., E.D. ve M.E.D.’nin ‘kasten öldürme’ suçundan 18 yaşından küçük oldukları da dikkate alınarak 12’şer yıldan 15’er yıla kadar hapis, suça sürüklenen çocuk E.Ö.’nün ise ‘kasten öldürme’ suçundan 15 yaşından küçük olduğu da dikkate alınarak 9 yıldan 11 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Çocukların yargılanmasına önümüzdeki günlerde İstanbul Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak. – İSTANBUL
]]>ZONGULDAK’ta, düğün sonrası eğlencede çıkan, Akın Kaçmak’ın (25) öldüğü, kardeşi Ogün Kaçmak’ın da yaralandığı olaya ilişkin oğlu Mertcan Kaçmaz (20) ile birlikte yargılanan Volkan Kaçmaz (46), duruşmada suçlamaları reddetti. ‘Kasten öldürmeye teşebbüs ile ruhsatsız silah bulundurma’ suçlamasıyla 18 yıla kadar hapis istemiyle tutuksuz yargılanan Volkan Kaçmaz, düğünden sonra müzisyenleri bırakmak için şehir dışına çıktığını, döndüğünde de çevreden duyduklarını olay yerindeymiş gibi polise anlattığını belirterek, “Olay yerinde yoktum” dedi.
Olay, 11 Haziran 2023’te Karaelmas Mahallesi Alsancak Caddesi’nde meydana geldi. Bir düğün sonrası düzenlenen eğlence sırasında akrabalar arasında ‘havaya ateş açma’ nedeniyle tartışma çıktı. Tartışmada, Akın Kaçmak, akrabası Mertcan Kaçmaz’ı sol bacağından silahla vurarak yaraladı. Bunun üzerine Mertcan Kaçmaz da silahla Kaçmak’ı vurdu. 3 mermi isabet eden Kaçmak, kanlar içinde yerde kaldı. Mertcan Kaçmaz’ın babası Volkan Kaçmaz’ın da yerde yatan Akın Kaçmak’a ateş ettiği ancak isabet ettiremediği öne sürüldü. Kardeşi Akın’a yardım etmek için koşan Ogün Kaçmak da Mertcan Kaçmaz tarafından silahla yanağından vuruldu. Akın Kaçmak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Adliyeye çıkarılan Mertcan Kaçmaz tutuklanırken, Volkan Kaçmaz adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Tedavisi tamamlanan Ogün Kaçmak ise taburcu edildi.
BOŞ KOVANIN AİT OLDUĞU SİLAH ARACINDA BULUNMUŞ
Volkan Kaçmaz’ın otomobilinde olay yerinde boş kovanları bulunan tabanca ele geçirildi. Volkan Kaçmaz hakkında Akın Kaçmak’a yönelik ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ ve ‘ruhsatsız silah bulundurma’ suçlamasıyla 18 yıla kadar, oğlu Mertcan Kaçmaz için ise ‘kasten öldürme’ Ogün Kaçmak’a yönelik ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ ve ‘ruhsatsız silah bulundurma’ suçlarından müebbet hapis ile 18 yıla kadar hapis cezasıyla dava açıldı.
Zonguldak 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmaya tutuklu sanık Mertcan Kaçmaz cezaevinden, tutuksuz sanık Volkan Kaçmaz da can güvenliği sebebiyle taşındığı Ankara’dan SEGBİS aracılığıyla katıldı. Yaralı kurtulan Ogün Kaçmak ile ailesi ve avukatlar ise mahkeme salonunda hazır bulundu. Polis ekipleri de adliye binasında güvenlik önlemi aldı.
OGÜN’Ü DE AKIN’IN VURDUĞUNU İDDİA ETTİ
Sanık Mertcan Kaçmaz, yaşanan tartışma sonrası Akın Kaçmak’ın kendisini ve o sırada olaya müdahale etmeye çalışan Ogün Kaçmak’ı vurduğunu söyledi. Mertcan Kaçmaz, “Ogün, Akın’ı tutuyordu, ‘yapma etme’ gibisinden. Ogün, Akın’ı durdurmaya çalışırken Akın silahı ateşledi. Yanlış hatırlamıyorsam mermi Ogün’ün çenesine geldi. Akın koşarak bana geldi. Sol bacağıma ateş edince belimden silahı çıkararak o korku ve acıyla hedef almaksızın ateş ettim. Pişmanım ama çok korkmuştum” dedi.
‘ORADAYMIŞ GİBİ İFADE VERMEYİ KABUL ETTİM’
Tutuksuz sanık Volkan Kaçmaz ise düğünden sonra müzisyenleri bırakmak için şehir dışına çıktığını, olay yerine geldiğinde de çevreden duyduklarını yaşamış gibi polise anlattığını söyleyerek suçlamaları reddetti. Volkan Kaçmaz, “Olay yerinde kimse ifade vermeyince ben oradaymışım gibi ifade vermeyi kabul ettim. O zaman ne Mertcan’ın ne Akın’ın durumundan haberim vardı. Mahallede olay yerinde olan çoğu kişi ‘musallat olurlar’ korkusuyla ifade vermek istemeyince, ben ifade verdim. Önceki ifadelerim gördüklerim değil, aslında mahallede konuşulanlardan duyduklarımdı. Olay yerinde yoktum” diye kendini savundu.
‘MERTCAN SUÇU ÜSTLENDİ’ İDDİASI
Olayda yaralanan Ogün Kaçmak ise tutuklu sanığın suçu üstlendiğini öne sürerek, “Kardeşimi hedef alıp ateş ettiğini gördüm. Bu şahsın Volkan olduğuna kanaat getirdim. Volkan olay yerindeydi. Kendisi Mertcan’ın arkasındaydı. Bana kurşun sıkanlardan birinin Volkan olduğunu düşünüyorum. Volkan daha sonra Mertcan’a 2 el havaya ateş açtırdı. Mertcan’ın babası yerine suçu üstlendiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Duruşmada ölen Akın Kaçmak’ın eşi, annesi ve babası ile 8 tanığın da ifadesi alındı. Tanıkların olayları birbirinden farklı şekillerde anlattığı görüldü. Mahkeme heyeti, Mertcan Kaçmaz’ın tutukluluğuna, Volkan Kaçmaz’ın ise imza şeklindeki adli kontrolünün devamına karar vererek eksik hususların giderilmesi için duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.
]]>Yeni Şafak gazetesinin kuruluşunun 30’uncu yılı dolayısıyla Rami Kütüphanesi’nde düzenlenen “Türkiye’nin Birikimi 30 Yaşında” programında konuşan Altun, gazetenin, hakkaniyetli haber ve gazetecilik anlayışıyla Türk basın tarihinde müstesna bir yere sahip olduğunu söyledi.
Altun, Yeni Şafak gazetesinin yayın hayatına başlar başlamaz jenerasyonları için gerçekten müstesna bir yere sahip bulunduğunu, siyasi perspektif kazanmalarına ve entelektüel zenginlik elde etmelerine katkı sunan önemli bir mecra olduğunu ifade etti.
Gazetenin yaptığı haberlerle gizlenmek isteneni, üstü örtüleni, gösterilmek istenmeyeni, hakikatleri görünür kıldığını söyleyen Altun, sesi kısılan, ötekileştirilen, itilen mazlumun, mağdurun sesi olduğunu kaydetti.
Altun, dönemi itibarıyla gazetenin hem eleştirel bir çizgide yayın yaptığını hem de milli bir duruş sergilediğini anlattı.
Yeni Şafak’ın köşe ve yorum yazılarıyla da entelektüel birikimlerine hatırı sayılır katkılarda bulunduğunu ifade eden Altun, bu yazıların sadece aktüel, yerel olanı değil bölgesel, küresel ve tarihsel olanı ele alan, muhatabına, okurlarına perspektif kazandıran yazılar olduğunu dile getirdi.
Altun, birçok değerli ismin Yeni Şafak gazetesinde Türkiye’nin meselelerini ele aldığını, okurlarına istikamet verdiğini belirtti.
Gazetenin eski genel yayın yönetmenlerinden Akif Emre’yi anan Altun, üniversiteyi bitirdikten sonra kitap yayıncılığına başladığında Emre’nin İzler ve Küreselliğin Fay Hattı isimli iki eserinin editörlüğünü yapma imkanına eriştiğini, bu eserlerin de Emre’nin gazetede yazdığı yazılardan derlendiğini anımsattı.
Altun, Yeni Şafak’ın gazetecilik, habercilik, ve düşünce okulu olduğunu ifade etti.
Gazetenin “Türkiye’nin Önü Aydınlık” manşetiyle yayın hayatına başladığını hatırlatan Altun, “Bugün bu cümleyi kurmak kolay. Hepimiz Türkiye’nin önünün aydınlık olduğuna çok güçlü bir şekilde inanıyoruz hamdolsun. Fakat Yeni Şafak gazetesi bu manşeti zor, karanlık günlerde attı, ‘Türkiye’nin önü aydınlık.’ dedi. Nitekim bu manşetten bir süre sonra Türkiye, 28 Şubat sürecini, zulmünü yaşadı. 28 Şubat sadece milletin değerlerini hedef alan bir saldırı da değildi, esas itibarıyla toplumun yerli ve milli kesimlerini tarih dışına itmeye yönelik kirli bir operasyonun, siyasal mühendislik projesinin de adıydı. Türkiye’yi Batılı sömürü düzeninin ve Batıcı bağımlılık sisteminin bir parçası haline dönüştürmeye, daha doğrusu onu geri döndürülemez şekilde bu bağımlılık düzeninin ve sisteminin bir unsuru yapmaya yönelik bir darbe girişimiydi. Amaç, Türkiye’yi içe kapatmak ve ilelebet kendi çelişkileriyle malul bir halde onu sıkıştırmaktı.” diye konuştu.
Altun, bin yıl süreceği söylenen bu fetret devrinde Türkiye’nin kültürel, siyasal ve toplumsal hatlarının yeni baştan düzenlenmeye çalışıldığını belirterek, şöyle devam etti:
“Hatırlayın, bazı gazete yöneticilerinin, köşe yazarlarının adeta aynı merkezden işaret almış gibi benzer argümanlarla bu ülkenin çocuklarına nasıl saldırdıklarını gördük, izledik. O yıllarda ‘militan gazetecilerin’, sözüm ona gazetecilerin zafer sarhoşluğu içinde hareket ettiklerini ve dönemin gazete manşetlerini, köşe yazılarını nasıl kötücül bir şekilde şekillendirdiklerini gördük. Herkesin sus pus olduğu bu dönemde bütün baskı ve politikalara rağmen Yeni Şafak gazetesi susmadı. O nedenle Yeni Şafak gazetesini bugün büyük bir şerefle anıyoruz. O gün orada gerçeklerin ve hakikatin gür sesi olmayı tercih ederek, tarihin doğru yerinde durdu. Böylesi bir ortamda ‘Türkiye’nin Önü Aydınlık’ manşetiyle yayın hayatına başladı ve dahası darbe ortamına rağmen haktan, hakikatten ve milli iradeden yana durdu. Böylelikle bu ülkeye, bu topraklara, bu vatanın evlatlarına inanarak ve güvenerek hareket etti.”
O günlerden sonra umudu, “Türkiye’nin önü aydınlık” sözünü haklı çıkaran gelişmeler olduğunu ifade eden Altun, “Hamdolsun ki devreye sokulmaya çalışılan tüm siyasi ve toplumsal mühendislik çabaları akim kaldı ve 2002 yılından itibaren Türkiye yeni bir döneme girdi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı ve dirayetli liderliği ve milletimizin ferasetiyle ülkemizin önüne konulmak istenen bariyerleri yerle bir etti ve Türkiye o dönemden bu döneme bir şahlanış dönemine girdi. Sanayide, dış politikada, savunmada, iletişim ve medya alanında, birçok alanda bugün 30 yıl öncesiyle mukayese edilemeyecek bir Türkiye var karşımızda.” ifadelerini kullandı.
Altun, günümüz Türkiye’sinin artık üniversite kapılarından kovulan başörtülü öğrencilerin olmadığı, kılık-kıyafeti, dini inancı ne olursa olsun özgürce eğitim almanın ve aynı zamanda da eğitim vermenin mümkün olduğu bir Türkiye olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
“Günümüz Türkiye’si, demokratik iradesine cuntacılar tarafından balans ayarı yapılamayan, iç ve dış birtakım mihraklarla işbirliği halinde darbe yapmak isteyenlerin bizatihi milletimiz tarafından derdest edildiği bir Türkiye’dir. Günümüz Türkiye’si, dünyanın neresinde olursa olsun, mazlum ve mağdurun yanında olmayı en önemli insani, tarihi ve vicdani vazifesi telakki eden bir Türkiye’dir. Günümüzün Türkiye’si sadece kendi sınırlarında değil, bölgesel ve küresel düzlemde oyun kurucu, kendi aleyhine oluşturulmaya çalışılan oyunları bozan ve sorunların, krizlerin çözümünde aktif rol alan bir Türkiye’dir. Bugünün Türkiye’si şanla, şerefle kutladığı yüzüncü yılında bir kısım çevrelerin hayal bile edemediği bilimsel başarılara imza atan, uzay yolculuğunu başlatan bir Türkiye’dir.”
Bugün Türkiye’de siyasal alanda yaşanan çoğulculukla birlikte medya alanında da çoğulculuğun yaşandığını gördüklerini kaydeden Altun, “Türkiye’de ne yazık ki yıllar yılı Batıcı elitler nasıl ki toplumun büyük bir kesimini siyasal alandan, kamusal alandan kovmaya çalıştılarsa medya alanından da kovmaya çalıştılar. Medya, bu yönüyle Batılı ideolojinin ve hayat nizamının bir endoktrinasyon aygıtına dönüştü adeta. Tepeden inmeci modernleşmenin bir aracı olarak kurumsallaştı. Ne var ki Türkiye özgürleştikçe, demokratik alan genişledikçe, toplumun farklı kesimleri de kamusal alanda görünür hale geldi. Böylelikle medya alanı da çeşitlendi, güçlendi, genişledi.” diye konuştu.
“Türkiye yeni medya araçları üzerinden devşirilen hibrit tehditlere en fazla maruz kalan ülke konumundadır”
Altun, Necip Fazıl’ın “Türkiye’nin bir buçuk asırdır beklediği gerçek ruh ve kültür ihtilali, önce Babıali’nin millileştirilmesi, ahlakileştirilmesi ve temel görüşe oturtulmasıyla mümkündür.” sözlerini anımsatarak, şöyle konuştu:
“Gerçekten de basın, medya ve iletişim alanında yaşanan millileşme 2002 sonrasında kendisine kurumsal bir karşılık bulabilmiştir. Elbette nasıl ki bir dönem Büyük Doğu gibi yayınlar zorlu dönemlerde varlık göstererek bir değer ve fikir aktarımına imkan tanıdıysa aynı şekilde 1990’ların çetin koşullarında da Yeni Şafak bu değer zincirini başarıyla temsil etmiştir. Bu gayretler olmasaydı biz bugünün medya ekosisteminde nefes alıp veremezdik. Bu gayretler olmasaydı medyada hala Batıcı tahakküm arzıendam etmeye ve milletimizi Batılı sömürge düzeninin beklentileri doğrultusunda büyük bir rahatlıkla manipüle etmeye devam edecekti. Hamdolsun ki bu rahatlığa sahip değiller. Fakat bu demek değil ki rahat duruyorlar. Geleneksel medya araçlarıyla elde edemedikleri ne varsa bunları yeni medya düzeniyle dijital medya araçlarıyla elde etmeye çalışıyorlar. Türkiye’ye karşı hibrit tehditler aracılığıyla, yeni medya yol ve yöntemleriyle bir yıpratma savaşı yürütüyorlar. Türkiye bugün bütün dünyada yeni medya araçları üzerinden devşirilen hibrit tehditlere en fazla maruz kalan ülke konumundadır. Oxford Üniversitesi başta olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşların yaptığı somut araştırmalarda Türkiye bugün dünyada en çok dezenformasyona maruz kalan ülke olarak tasnif edilmektedir.”
Altun, bunun arkasında iktidar mücadelesi olduğunu vurgulayarak, “Bunun arkasında, açık ve net bir şekilde ifade etmemiz gerekirki bir küresel, siyasal mühendislik projesi var. Nedir bu? Türkiye’yi yeniden Batıcı bağımlılık düzeninin bir unsuru haline getirmek. Yeniden Batılı sömürge düzeninin izinde giden, bağımlı bir aktöre dönüştürmek ve onu iddialarından vazgeçirmek.” diye konuştu.
Türkiye’nin son 10 yılda bu bağlamda birçok melez saldırı ve darbeye maruz kaldığını kaydeden Altun, “Gezi kalkışmasından darbe görünümlü 15 Temmuz işgal girişimine, ekonomik ataklardan terör saldırılarına kadar birçok saldırıyla Türkiye karşı karşıya kaldı. Şimdi buna sistematik dezenformasyon saldırıları eklenmiş durumda. Tam da bu nedenle biz gayretimizin önemli bir bölümünü dezenformasyonla mücadeleye ayırıyoruz. Bu sistematik dezenformasyonlar sadece medya ve iletişim alanıyla, basın sektörüyle sınırlı bir mesele de değildir. Daha geniş bir alanda siyasi ve stratejik bir zeminde karşımıza çıkan bir tehditten bahsediyoruz. Bu nedenle biz, dezenformasyonla mücadele etmeyi bir ulusal güvenlik meselesi olarak telakki ediyoruz. Bu mücadeleyi de sadece ulusal bir mücadele olarak değil, küresel bir mücadele olarak görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
İsrail’in zulümlerine eşlik eden dezenformasyon kampanyalarına da tam da bu gerekçeyle karşı çıktıklarını ifade eden Altun, İsrail’in dezenformasyon saldırılarını böylelikle sadece Türkiye içinde değil, bütün dünyada bertaraf ettiklerini, bunun için yoğun gayret sarf ettiklerini anlattı.
Altun, dezenformasyonla mücadele noktasında Yeni Şafak gibi güçlü, kurumsal, geleneksel medya kuruluşlarının gayretine çok önem verdiklerine dikkati çekerek, “Zira bizler ortak bir mücadele veriyoruz. Bu mücadelenin adı kelimenin tam anlamıyla hakikat mücadelesidir. Zira bugün ziyadesiyle muhtaç olduğumuz temel değer hakikattir. Yalanın sıradanlaştığı, artık hakikatin önemsizleştirilmek istendiği bu dönemde hakikat için verilen mücadele en şerefli mücadeledir. Bu hakikat mücadelesinde doğru haberin, doğru yöntemlerle ve hızla ortaya çıkarılması, gazeteciliğin bir meslek olarak uluslararası alanda savunulması son derece önemli, stratejik, hayati bir unsurdur.” diye konuştu.
Yeni Şafak’ın bu anlamda analog dönemde ortaya koyduğu başarıyı dijital dönemde de sergilemesinin çok önemli olduğunu söyleyen Altun, bu yöndeki gayretleri için gazeteye teşekkür etti.
“Yeni meydan okumalarla karşı karşıyayız”
Altun, bu alanın sürekli geliştiğini ve bu alanda sürekli yeni hibrit tehditlerle karşı karşıya kaldıklarını dile getirerek, “Özellikle yapay zeka teknolojileri sonrasında yeni meydan okumalarla karşı karşıyayız. Yapay zeka alanını yönetmek bu anlamda son derece önemli bir husus. Bugün Türkiye’deki köklü medya kuruluşlarının bir diğer meydan okuması da uluslararasılaşma meselesidir. Yeni Şafak’ın bu yöndeki güçlü gayretlerinin de farkındayız. Bunun için de kendilerini tebrik ediyoruz. Zira artık Türkiye Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bir uluslararası adalet mücadelesi veriyor ve bu mücadelede gerçekten medyamızın desteği çok ama çok önemli.” dedi.
Türkiye’nin uzun yıllar vesayete karşı bir demokratikleşme mücadelesi verdiğini kaydeden Altun, bu mücadelede Yeni Şafak’ın doğru yerde durduğunu, mücadeleyi desteklediğini söyledi.
-“Cumhurbaşkanımızın ‘Dünya beşten büyüktür’ mottosuyla ifade ettiği mücadele, uluslararası alanda etkili sonuçlar doğuracak bir mücadeledir”
Altun, gelinen noktada Türkiye’nin uluslararası alanda adalet mücadelesine öncülük ettiğini dile getirerek, “Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Dünya beşten büyüktür.’ mottosuyla ifade ettiği bu mücadele, önümüzdeki dönemde, uluslararası alanda son derece etkili sonuçlar doğuracak bir mücadeledir. Biz buna inanıyoruz ve medyamız bu noktada Yeni Şafak gazetesi de dahil olmak üzere yerli ve milli medyamız, Türkiye’nin uluslararası adalet mücadelesine destek verecek şekilde uluslararasılaştırma kabiliyeti geliştirmesi gereken yapılardır. Biz, dezenformasyon rejiminin el birliğiyle, sizlerle, hep birlikte gayret ederek hakikatin yerini almasına müsaade etmeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de gazetelerin Tanzimat’tan bu yana yayın hayatlarına devam ettiğini, bu 200 yıllık süre zarfında kimi yayınların eskidiğini, tarih olduğunu, kiminin yaptıkları yayınlarla tarihe geçtiğini belirten Altun, Yeni Şafak’ın 30 yıllık birikimiyle tarihe geçtiğini, önemli işlere imza attığını sözlerine ekledi.
]]>Kosova’nın başkenti Priştine’den 1910’da Türkiye’ye göç eden bir ailenin çocuğu olan Cavcav, 4 Ekim 1935’te Ankara Hamamönü’nde doğdu.
Çocukluğunda babasının değirmeninde çalışan, iş hayatına da un sektöründe atılan İlhan Cavcav, fabrikatörlüğe kadar ulaşan başarısını futbol sahalarına da taşıdı.
Gençlerbirliği Kulübünün altyapısından yetişen ya da uygun maliyetle transfer ettiği futbolcuları Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor’a yüksek bonservis bedelleriyle satan Cavcav, “un tüccarlığının” yanına “futbol tüccarı” ünvanını da ekledi.
Başkent ekibinin onursal başkanı Cavcav, transfer hikayeleri, teknik direktör değişiklikleri ve kendine has üslubuyla Türk futbolunun “nevi şahsına münhasır” simalarından oldu.
Kulüp başkanlarıyla yaptığı tartışmalar ve gündeme dair çıkışlarıyla futbol kamuoyunda her zaman kendisinden bahsettirmeyi başaran Cavcav, 37 yıl Gençlerbirliği’nin başkanlığını yaptı.
Hacettepe’den Gençlerbirliği’ne uzanan başkanlık serüveni
Hayatında bir süre futbol da oynayan İlhan Cavcav, ilk başkanlık tecrübesini Hacettepe’de yaşadı.
İş insanı olarak Ankara’nın büyük sanayicileri arasına girmeyi başaran Cavcav, başkanlık kariyerine başladığı Hacettepe ile yeniden futbola döndü.
Doğduğu Hamamönü Mahallesi’nin mor-beyazlı takımının başına 1975’te geçen Cavcav, aynı yıl kulübün küme düşmesini engelleyemeyince istifa etti.
Yahya Demirel’in 1977 yılında başkanlık yaptığı Gençlerbirliği Kulübünün yönetim kuruluna giren Cavcav, kırmızı-siyahlılarda 1978 yılında başkanlığa getirildi ancak dönemin yöneticileriyle anlaşmazlığa düşünce görevinden ayrıldı.
Gençlerbirliği’ne 1981 yılında yeniden başkan seçilen İlhan Cavcav, 3. Lig’e düşme tehlikesi yaşayan kırmızı-siyahlı ekibi, kümede tutmak için gayret etti. Türkiye Futbol Federasyonunda dönemin yöneticilerine 2. ve 3. liglerin birleştirilmesi projesini kabul ettiren Cavcav, takımını 2. Lig’de tuttu.
Başkent ekibi, bir sezon sonra Birinci Lig’e (Süper Lig) yükselerek uzun yıllar mücadele etti ve Türkiye Kupası’nı da 2 kez müzesine götürme başarısı gösterdi.
Genç ve yetenekli oyuncuları yüksek bonservis bedelleriyle satarak adından söz ettiren duayen başkan, kazandırdığı modern tesis ve borçsuz kulüp yönetimi anlayışıyla da futbolda örnek oldu.
Cavcav’dan “teknik müdahale”
İlhan Cavcav, başkanlığı döneminde teknik direktör değiştirmesiyle sık sık gündeme geldi.
Teknik direktör değişikliğini “taktik” gibi kullanan Cavcav, görev süresinde 42 farklı teknik adamla çalıştı.
Başkanlık koltuğunda oturduğu 37 yılda 56 teknik direktör değişikliğine giden İlhan Cavcav, kırmızı siyahlı takımı bu süreçte en çok Mesut Bakkal’a emanet etti.
Afrika açılımı
Yetenekli futbolcuları keşfetmek için amatör maçlara bile giden İlhan Cavcav’ın yöneticiliği süresince yaptığı ucuz maliyetli transferler ses getirdi. İlhan Cavcav Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor’a toplam 34 futbolcu sattı.
Kulüpte yetişen Tarık Daşgün’ü Fenerbahçe’ye “astronomik” bir rakama veren Cavcav, Türk kulüplerinin Afrika kıtasına açılmasına da ön ayak oldu.
Afrika kıtasındaki ülkelere giderek maçlar izleyen Cavcav’ın transfer ettiği Moshoeu, Kushe ve Kona’nın başarılı performansları çok sayıda Afrika kökenli futbolcunun Türkiye’ye gelmesinin yolunu açtı.
Real Madrid’e oyuncu sattı
Kamerunlu Njitap Geremi’yi İspanya’ya giderek Real Madrid’e 5 milyon dolar bonservis bedeli karşılığında satan Cavcav, bu macerasını her fırsatta anlattı.
İngilizce ya da İspanyolca bilmediği için garsondan istediği peçeteye “5 milyon dolar” yazarak masadan kalkıp odasında uyumaya gittiğini ve pazarlığa son verdiğini anlatan Cavcav, transferlerden elde edilen gelirin önemli kısmını kırmızı-siyahlı kulübün tesisleşmesinde kullandı.
Türk futboluna yön verdi
Cavcav, Kulüpler Birliği Vakfının kurulmasına da öncülük etti.
Birliğe 2000-2002, 2004-2005 ve 2013-2014 yıllarında başkanlık yapan Cavcav’a, Kulüpler Birliği Vakfı Onursal Başkanı ünvanı da verildi.
Türk futboluna yön veren isimlerden Cavcav, yayın gelirlerinin kulüplere dağıtımında uygulanan “havuz modeli”nin oluşturulmasında da önemli rol oynadı.
81 yaşında vefat etti
İlhan Cavcav, yaşamının son günlerinde sağlık problemleri yaşamasına rağmen futboldan uzak kalmadı.
Doktorların uyarılarına rağmen statta battaniyeye sarılı halde maçlar izlemeye devam eden, yaşlılığa bağlı hastalıkları da bulunan Cavcav, 22 Ocak 2017’de Ankara’da yaşamını yitirdi.
Futbol kamuoyunun yoğun katılım gösterdiği cenaze töreninin ardından İlhan Cavcav’ın naaşı, Cebeci Asri Mezarlığı’ndaki aile kabristanına defnedildi.
Gençlerbirliği efsane başkanını arıyor
İlhan Cavcav’ın hayata veda etmesinin ardından Gençlerbirliği Kulübünde başkanlığa oğlu Murat Cavcav getirildi.
Gençlerbirliği, efsane başkanı İlhan Cavcav’ın isminin verildiği 2017-2018 sezonunda, 29 yıl kesintisiz yer aldığı Süper Lig’den düştü.
Kırmızı-siyahlılar, bir sezon aranın ardından Süper Lig’e dönmeyi başarsa da 2020-2021 sezonunda yeniden küme düşme üzüntüsü yaşadı.
Süper Lig’e veda eden Gençlerbirliği’nde başkan Murat Cavcav, 10 Haziran 2021’de yapılan olağanüstü seçimli genel kurulda aday olmazken, başkanlığa Niyazi Akdaş seçildi.
Son üç sezondur Spor Toto 1. Lig’de yer alan Gençlerbirliği, efsane başkanının vefatı sonrası hem ekonomik hem de sportif açıdan İlhan Cavcavlı günlerinden uzak bir görüntü sergiliyor.
]]>12 Ocak’ta Irak’ın kuzeyinde yer alan Pençe-Kilit Harekatı bölgesinde üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan Piyade Sözleşmeli Er Müslüm Özdemir’in ailesinin evi, 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde yıkılmıştı.

“EVLENMEDEN ÖNCE SİZE EV ALACAĞIM” DEMİŞ
Şehit Müslüm Özdemir’in ailesinin komşularından Nazire Keskin, “Şehidimizin komşusuyuz. Annesiyle sürekli konuşurum ben, bugün yine konuştum. ‘Evlenmeden önce size bir ev alacağım’ demiş. Bekardı, askere gitti, çok terbiyeli bir çocuktu, asil bir çocuktu.
Evleri 2 katlıydı, amcaları üst katta oturuyordu, alt katta da bunlar oturuyordu. Depremde de ev gitti. Çadırda yaşıyorlardı” diye konuşmuştu.

“ANNEMİZE EV ALACAĞIZ”
AHBAP Derneği’nin kurucusu Haluk Levent, konserinden elde edilen gelirle Müslüm Özdemir’in ailesine ev alacaklarını belirterek; “Şehit Müslüm Özdemir’in ailesinin ev hakkı mevcut.
Bu konuda Kahramanmaraş Valimiz Sayın Mükerrem Ünlüer bizleri aydınlattı ama bizler de bir ucundan tutalım dedik. Bursa konserimin geliri Hasan Can Kaya kardeşimin bir gösteri hasılatıyla birlikte haftaya annemize bir ev alacağız” demişti.

EV SÖZÜNÜ TUTTU
Haluk Levent, Hasan Can Kaya ile birlikte Şehit Müslüm Özdemir’in ailesine ev aldıklarını duyurdu. Levent, evin eşyalarını da şarkıcı Melek Mosso’nun karşılayacağını söyledi.

ÇİFTE STANDARDA SİTEM ETTİ
Haluk Levent, yas günlerinde çifte standart yapıldığını belirterek sitemde bulundu. Levent, sitemini şöyle dile getirdi: İçimdekileri söyleyeyim: Bunu aşamadık ülkece. Ben belki de 100 yakın konser iptal etmişimdir müzik yaşamımda.
İptal edilen her konserin ekonomiye de zararı oluyor. 16 – 17 kişilik müzik ekibinin alın terinden o bölgedeki esnafa kadar. Sonra ben bir karar aldım. Şehidimiz olduğu gün kendi adıma o konseri ailesine bağışlamaya başladım.
Hem emekçi müzisyenler hem esnaf kaybetmesin hem de konsere gelenler şehidimiz için şarkılarıma eşlik etsin istedim. Bu böyle devam etti. Geçtiğimiz hafta şehit Müslüm Özdemir’in ailesini aradım. Çadırda yaşadıkları görüntüyü gördüm. Aileye sordum.
Onlar da Kahramanmaraş Valiliği’nin ve Dulkadiroğlu Kaymakamlığın ziyaret ettiğini, ilgilendiğini hatta yapılacak evlerden hakkı olduklarını bana söylediler. Ben de “Madem öyle şehidimizin size ev sözü var biz bu geçici süreyi evde geçirmenizi istiyoruz” dedim. ve ev teklifinde bulundum.
Kabul ettiler. Hasan Can Kaya da ‘Ağabey, yarısını ben karşılarım’ dedi. ve evi annemizin üstüne aldık. Az önce 12 Şubat ilçesi Tekerek caddesinde 2+1 dairenin tapusunu aldılar.
Ev yeni yapılmış. Deprem yönetmeliği evraklarını inceleyip teslim ettik. Eşyalarını da Melek Mosso karşılayacak. 3 gün içinde eve yerleşmiş olacaklar. Bölgede AHBAP gönüllülerine bu konuda desteğini esirgemeyen Kahramanmaraş Valimiz sayın Mükerrem Ünlülere, güzel indirim yapan ev sahibine, emlak komisyonu almayan emlakçı Taner Barışık’a, ev için “Nasıl destek olabilirim?” diye yazan sanatçı, dizi oyuncusu ve spor dünyasından her arkadaşıma tek tek teşekkür ediyorum. Tüm konu tüm açıklığı ile böyle arkadaşlar. Bilginize…”
]]>DEPREMDE EVLERİ YIKILMIŞTI
12 Ocak’ta Irak’ın kuzeyinde yer alan Pençe-Kilit Harekatı bölgesinde üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan Piyade Sözleşmeli Er Müslüm Özdemir’in ailesinin evi, 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde yıkılmıştı.

“EVLENMEDEN ÖNCE SİZE EV ALACAĞIM” DEMİŞ
Şehit Müslüm Özdemir’in ailesinin komşularından Nazire Keskin, “Şehidimizin komşusuyuz. Annesiyle sürekli konuşurum ben, bugün yine konuştum. ‘Evlenmeden önce size bir ev alacağım’ demiş. Bekardı, askere gitti, çok terbiyeli bir çocuktu, asil bir çocuktu. Evleri 2 katlıydı, amcaları üst katta oturuyordu, alt katta da bunlar oturuyordu. Depremde de ev gitti. Çadırda yaşıyorlardı” diye konuşmuştu.

“ANNEMİZE EV ALACAĞIZ”
AHBAP Derneği’nin kurucusu Haluk Levent, konserinden elde edilen gelirle Müslüm Özdemir’in ailesine ev alacaklarını belirterek; “Şehit Müslüm Özdemir’in ailesinin ev hakkı mevcut. Bu konuda Kahramanmaraş Valimiz Sayın Mükerrem Ünlüer bizleri aydınlattı ama bizler de bir ucundan tutalım dedik. Bursa konserimin geliri Hasan Can Kaya kardeşimin bir gösteri hasılatıyla birlikte haftaya annemize bir ev alacağız” demişti.

EV SÖZÜNÜ TUTTU
Haluk Levent, Hasan Can Kaya ile birlikte Şehit Müslüm Özdemir’in ailesine ev aldıklarını duyurdu. Levent, evin eşyalarını da şarkıcı Melek Mosso’nun karşılayacağını söyledi.

ÇİFTE STANDARDA SİTEM ETTİ
Haluk Levent, yas günlerinde çifte standart yapıldığını belirterek sitemde bulundu. Levent, sitemini şöyle dile getirdi: İçimdekileri söyleyeyim: Bunu aşamadık ülkece. Ben belki de 100 yakın konser iptal etmişimdir müzik yaşamımda.
İptal edilen her konserin ekonomiye de zararı oluyor. 16 – 17 kişilik müzik ekibinin alın terinden o bölgedeki esnafa kadar. Sonra ben bir karar aldım. Şehidimiz olduğu gün kendi adıma o konseri ailesine bağışlamaya başladım. Hem emekçi müzisyenler hem esnaf kaybetmesin hem de konsere gelenler şehidimiz için şarkılarıma eşlik etsin istedim. Bu böyle devam etti. Geçtiğimiz hafta şehit Müslüm Özdemir’in ailesini aradım. Çadırda yaşadıkları görüntüyü gördüm. Aileye sordum.
Onlar da Kahramanmaraş Valiliği’nin ve Dulkadiroğlu Kaymakamlığın ziyaret ettiğini, ilgilendiğini hatta yapılacak evlerden hakkı olduklarını bana söylediler. Ben de “Madem öyle şehidimizin size ev sözü var biz bu geçici süreyi evde geçirmenizi istiyoruz” dedim. Ve ev teklifinde bulundum.
Kabul ettiler. Hasan Can Kaya da ‘Ağabey, yarısını ben karşılarım’ dedi. Ve evi annemizin üstüne aldık. Az önce 12 Şubat ilçesi Tekerek caddesinde 2+1 dairenin tapusunu aldılar.
Ev yeni yapılmış. Deprem yönetmeliği evraklarını inceleyip teslim ettik. Eşyalarını da Melek Mosso karşılayacak. 3 gün içinde eve yerleşmiş olacaklar. Bölgede AHBAP gönüllülerine bu konuda desteğini esirgemeyen Kahramanmaraş Valimiz sayın Mükerrem Ünlülere, güzel indirim yapan ev sahibine, emlak komisyonu almayan emlakçı Taner Barışık’a, ev için “Nasıl destek olabilirim?” diye yazan sanatçı, dizi oyuncusu ve spor dünyasından her arkadaşıma tek tek teşekkür ediyorum. Tüm konu tüm açıklığı ile böyle arkadaşlar. Bilginize…”
]]>BURSA’da, kaybolduktan 6 gün sonra, ormanda 9 kurşunla öldürülmüş olarak bulunan Recep Arı (31) ile ilgili davada, boğuşma sırasında bacağından bıçaklanan tutuklu sanık Kadir Ilgız’ın (24) cinayetin ardından, yarasını tedavi ettirmek için gittiği sağlık ocağında görevli 1’i kadın, 2 sağlık çalışanı tanık olarak dinlendi. Mahkeme heyeti, Ilgız’ı tanıdıklarını ve yaralandığını söyleyince şüphelenmediklerini söyleyen sağlık çalışanları hakkında, kolluk kuvvetlerine bilgi vermedikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.
Kestel ilçesi Çataltepe Mahallesi’nde oturan Recep Arı, 24 Şubat 2023’te eşiyle tartıştıktan sonra, av tüfeğini de yanına alıp evden çıktı. 16 ATD 714 plakalı kamyonetine binip giden Arı’dan haber alamayan ailesi, kayıp başvurusu yaptı. Jandarma arama çalışması başlatırken, yakınları, 1 Mart’ta, evine 6 kilometre uzaklıktaki Burhaniye Mahallesi’ndeki ormanda, Recep Arı’nın cesedini buldu. Arı’nın cebinde 4 bin 500 TL olduğunu tespit eden jandarma, cüzdanıyla cep telefonuna ulaşamadı. Bursa Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopside, Recep Arı’nın, başından ve vücudundan 9 kurşunla vurulup öldürüldüğü tespit edildi. Olayın ardından İl Jandarma Komutanlığı Jandarma Suç Araştırma Timi (JASAT), cinayet şüphelisi olarak Arı’nın eşi S.A. ile arkadaşı Kadir Ilgız’ı gözaltına aldı.
ARKADAŞI İTİRAF ETTİ
Jandarma Komutanlığı’nda susma hakkını kullanan şüphelilerden Kadir Ilgız, bir süre sonra suçunu itiraf etti. S.A. ile ilişkisi olduğunu söyleyen Ilgız’ın, durumu öğrenen Recep Arı ile çıkan tartışma sonrası cinayeti işlediğini söylediği iddia edildi. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Kadir Ilgız tutuklanırken, S.A. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
‘2 KURŞUN SIKTIM, 9 DEĞİL’
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma, 6,5 ay sonra tamamlandı. 2 sanık hakkında hazırlanan 4 sayfalık iddianamede, Kadir Ilgız’ın cinayeti itiraf ettiği ancak maktul Recep Arı’ya 2 kurşun sıktığını söylediği belirtildi. İddianamede Ilgız’ın, olay günüyle ilgili, “Evinden alıp ormana götürdüm. Orada aramızda tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi sonucu bacağından bıçakla yaraladım. Bu sırada Recep silah çekti. Boğuşma sırasında elindeki tabancayı aldım, 2 el ateş ettim. Adli Tıp Kurumu raporunda 9 adet kurşun atıldığı söyleniyor. Kabul etmiyorum” savunmasına yer verildi.
‘SÜREKLİ DARBEDİYORDU’
İddianamede, Recep Arı ile 2011 yılında evlendiğini ve sürekli şiddet gördüğünü öne süren S.A.’nın da ifadesine yer verildi. S.A. yöneltilen sorulara, “Recep beni darbederken, Kadir de tanık oldu. Olaydan 1 yıl önce Kadir ile aramızda gönül ilişkisi başladı. Kadir ile mesajlaştığımı Recep gördü ve beni darbetti. Eline tüfek alıp, ‘Önce Kadir’i, sonra gelip seni öldüreceğim’ diyerek evden çıktı. Ertesi gün sabaha kadar gelmedi. Ben de KADES’i aradım, yardım istedim. Daha sonra Kadın Sığınma Evi’ne gittim. Burada cep telefonumdaki WhatsApp görüşmelerini sildim. 2 gün sonra Kadın Sığınma Evi’nden çıktım” dedi.
İddianamede, sanıkların telefon mesajlaşmaları da yer aldı. S.A.’ya WhatsApp mesajıyla, ‘Onu paketledim. Artık seni rahatsız edemez. Eve bir daha gelemez. Annenin evine git ve orada kal’ diyen Ilgız’a, Arı’nın eşinin ise yaptıkları telefon görüşmesinde, ‘Oh, iyi olmuş, süpersin’ yanıtını verdiği belirtildi.
‘ÖLDÜRMEMESİ İÇİN YALVARDIM’
Tutuklu sanık Kadir Ilgız ile tutuksuz sanık S.A. hakkında, ‘tasarlayarak, canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı. Bursa 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaptığı savunmada, kendisine yöneltilen suçlamaları reddeden Ilgız, “Kimseyi canavarca hisle öldürmedim. Recep Arı’nın ailesinden özür dilerim. Recep, eşi ile olan mesajlaşmalarımızı görmüş ve çok sinirlenmiş. Olay günü telefonla beni arayıp, ‘Seninle gezmeye çıkalım’ dedi. Olay yerine geldiğimizde bir anda küfredip, tüfekle darbetmeye başladı. Bir anda cebinden ekmek bıçağı alıp, bacaklarıma doğru saplamaya başladı. Kendisine beni öldürmemesi için yalvardım” dedi.
‘KAÇ EL ATEŞ ETTİĞİMİ HATIRLAMIYORUM’
Jandarmadaki ifadesinin aksine, Recep Arı’nın eşi S.A. ile ilişkileri olmadığını öne süren Ilgız, “Karısı ile ilişkimiz olduğunu düşününce bana saldırmaya devam etti. Ben de o hırsla tabancamın ağzına mermiyi verip ateş ettim. Olayın ardından taksiye binerek Kestel’e gittim ve hastanede ayağımı diktirdim. Silahım 8 mermi alıyor, kaç el ateş ettiğimi hatırlamıyorum. Pişmanım” diye konuştu.
‘ÖNCE O BENİ ALDATIYORDU’
Recep Arı’nın eşi tutuksuz sanık S.A. ise ifadesinde eşinin kendisine her gün şiddet uyguladığını söyledi. Kadir Ilgız ile 1 yıldır aralarında gönül ilişkisi olduğunu, ilk olarak eşinin kendisini aldattığını söyledi. Kocasının ölümüyle ilgisi olmadığını belirten S.A., “Eşim bir gece eve alkollü geldi. Cep telefonunu parmak iziyle açtım ve yeğeniyle uygunsuz mesajlarını gördüm. Kendisine, ‘Bunlar nedir?’ diye sorduğumda beni dövmeye başladı. Beni, ‘Aileme söylersen seni öldürürüm’ diyerek tehdit etti. Kadir bizim bahçemizde çalışıp eşime yardım ediyordu. Beni üzgün gördüğü zaman oturur dertleşirdik. Aramızda ilişki yaşanmadı. Eğer eşim benim uygunsuz mesajlarımı görseydi tavana değil, kafama sıkardı. Kadir’in, Recep’i öldürdüğünü bilmiyordum, ben her şeyi jandarmadan öğrendim. Ertesi gün Kadir’i aradım ve Recep’in kayıp olduğunu söyledim. Kadir, bana bilgisi olmadığını söyledi” dedi.
PANİKLE BAKMIŞ
Dava dosyasına, sanıkların telefon mesajlaşmalarının yanı sıra internet aramaları da girdi. Ilgız’ın cinayetin ardından cep telefonundan internete girerek, ‘Eldeki barut izi kaç günde çıkar?’ diye arama yaptığı ortaya çıktı. Ilgız, cinayetin ardından yaşadığı panikle, cep telefonundan internete girerek baktığını söyledi.
TANIK OLARAK DİNLENDİLER
Davanın ikinci duruşmasında, Kadir Ilgız’ın cinayetin ardından, bacağındaki bıçak yarasını tedavi ettirmek için gittiği sağlık ocağında görevli 1’i kadın, 2 sağlık çalışanı tanık olarak dinlendi. Kadir Ilıgız’ın komşusu olduğunu ve bu nedenle şüphelenmediğini söyleyen sağlık çalışanı ifadesinde, “Kadir benim komşum. Ayağını o halde görünce açıkçası şüphe duymadım. Ayağı kesikti. Şüphe uyandıracak bir durum da olmadı. Sebebini sorduğumda, ‘Yaralandım. Aileme söylemeyin. Panik olmasınlar, üzülmesinler’ dedi. Ben de müdahale ettim” diye konuştu.
Kadın sağlık çalışanı da “Olay günü ayağı kesikti. Ben de dikiş atmak için gerekli her şeyi yaptım. Birini öldürmüş olabileceğini hiç düşünmedim. Bana yaralandığını söyleyince üstünde durmadım” dedi.
‘KOLLUK KUVVETLERİNE BİLGİ VERMEDİLER’
Kadir Ilgız’ın tutukluk halinin devamına hükmeden mahkeme heyeti, kolluk kuvvetlerine bilgi vermedikleri gerekçesiyle, sağlık çalışanları hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar vererek, duruşmayı erteledi.
]]>