(İSTANBUL) – Annesi Eylem Tok tarafından önce Mısır’a, sonra ABD’ye kaçırıldığı ortaya çıkan 17 yaşındaki ehliyetsiz T.C.’nin çarparak ölümüne neden olduğu Oğuz Murat Aci’nin annesi Pervin Aci ANKA’ya konuştu. Gözyaşlarına hakim olamayan Pervin Aci, “60 gündür bize kimse cevap vermedi. Artık gücüm kalmadı seslene seslene… Adalet Bakanımıza, Cumhurbaşkanımıza, Emine hanıma hepsine seslendim… 2 saniye de olsa beni düşünsünler” dedi.
İstanbul’un Eyüpsultan ilçesinde, 17 yaşındaki ihleyitsiz sürücü T.C., 1 Mart gecesi Kemerburgaz yolunda arızalanan ATV motorunu emniyet şeridinde durarak kontrol eden gruba cipiyle çarpmış, çarpma sonucu evli bir çocuk babası 29 yaşındaki Oğuz Murat Aci hayatını kaybetmiş, 4 kişi de yaralanmıştı. Olayın sorumlusu T.C, annesi Eylem Tok tarafından önce Mısır’a, oradan da ABD’ye kaçırılmıştı. Olay, olduğu günden beri Türkiye gündeminden düşmezken, o günden beri adalet arayan Aci ailesi ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
“60 GÜNDÜR KİMSE BİZE CEVAP VERMİYOR”
Anneler günü öncesinde kalbinin kırık olduğunu ve gücü kalmadığını belirten, anne Pervin Aci bütün annelerin anneler gününü kutladığını, ancak olaya karışan 9 çocuğun annesinin anneler gününü kutlamadığını kaydetti. Aci, şöyle konuştu:
“Kendi bilir, gelirse gelir, gelmezse orada yargılansın. 60 gündür bize kimse cevap vermedi. Artık gücüm kalmadı seslene seslene, habire seslendim… Adalet Bakanımıza, Cumhurbaşkanımıza, Emine Hanım’a hepsine seslendim. Herbirini aradım, milletvekillerimizin hepsini aradım. Yalnızca bir milletvekilim cevap verdi, Kürşat Zorlu. Çağrım, 2 saniye de olsa beni düşünsünler, onların da evlatları var.”
“TORUNUMU MUAYENEYE DEDESİ GÖTÜRDÜ”
Cuma günü Murat Aci’nin oğlu, torununu sünnet ettirmek üzere hastaneye götüreceğini söyleyen Pervin Aci, “Dün çocuk servisine götürdük, büyük babası elinden tutup getirdi muayeneye. Volkan gibi kaynadım. Anneler günü hiç gelmesin bana. Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun, yalnızca iyi annelerin. Eylem Tok gibilerinin değil. Çağrıya da gücüm kalmadı. İlaçlarla duruyoruz ayakta” dedi.
“ÜLKESİNE ELLERİ KELEPÇELİ DÖNMESİN, BİNSİN UÇAĞA GELSİN”
Baba Özer Aci ise anne Eylem Tok’a bir kez daha seslendi, “Ülkesine elleri kelepçeli dönmesin, kendi uçağa binip gelsin” dedi. Özer Aci, şöyle konuştu
“Bugün 70. gündeyiz. Adalet arayışımız devam ediyor. Hep hak hukuk dedim adaletten bahsettim. Eninde sonunda Eylem hanım gelip teslim olacak. Çünkü bir insan evladına bu kadar kötülük yapmaması lazım. Her geçen gün kendi aleyhine çalışıyor. Farketmiyor. Farketse de dönüş için kendine zemin hazırlıyor. Kendi ülkesine eli kelepçeli gelmesin, uçağa binsin kendisi gelsin. Ben yalnız değilim. Acımızı acısı deyip paylaşan, göz yaşımızı gözyaşım deyip paylaşan binlerce insan var. Onun için bir nebze huzurluyum bu konuda. Benimle ağlayan binlerce insan var. Ben olmasam da bu davayı yürütecek birileri muhakkak vardır. Gün geçtikçe yara kabuk bağlar ama benim yaram kabuk bağlamıyor. İlk başta basını susturmaya çalıştırlar, haberleri tam yapmamaya başladılar ama sonuç, gerçekler ortaya çıkıyor. Daha sonraki günlerde daha ne gibi gerçekler ortaya çıkacak göreceğiz.”
]]>Teröristlerin, eylem hazırlığındayken Beykoz’daki bir adreste küçük çaplı bir tatbikat yaptıkları öğrenildi
İSTANBUL – İstanbul’da terör örgütü DEAŞ’a yönelik düzenlenen “Bozdoğan-32” operasyonunda yeni ayrıntılara ulaşıldı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı İstihbarat Şubesince yapılan çalışmalarda, örgüt içinde “Abbas İsa” kod adıyla anılan Suriye uyruklu K.A. ile Afganistan uyruklu M.H. patlayıcı yapımında uzman 2 terörist Beykoz’daki bir işyerinde yakalandı.
Yaklaşan 1 Mayıs İşçi Bayram’ında sansasyonel eylem planı yapan DEAŞ’a bağlı bir hücre güvenlik ve istihbarat birimlerince çökertildi. İstanbul’u kana bulamaya çalışan teröristlerin, Taksim Meydanında eylem planladıkları anlaşıldı. DEAŞ silahlı terör örgütü ile bağlantılı olduğu ve bomba yapım konusunda bilgi sahibi olduğu tespit edilen; K.A. aynı işyerinde kalan M.H. ile birlikte İstanbul’un Beykoz ilçesinde yakalandı.
K.A.’nın bombalı saldırı eylemi hazırlığında olduğu ve bomba yapımında kullanılan kimyasal maddelerle patlamanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini test ettiği tespit edildi. Ele geçirilen ve bomba yapımında kullanılacağı anlaşılan kimyasal maddelerin büyük çapta patlamaya sebebiyet verebilecek nitelikte kimyasal (patlayıcı) maddeler olduğu anlaşıldı.
Hücrenin kilit ismi: “Abbas İsa” kod adlı Suriyeli tatbikat yapmış
Hücre üyeleri ile ilgili İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı İstihbarat Şubesi ekipleri geniş çaplı çalışma gerçekleştirdi. İstanbul İstihbarat Şubenin yaptığı çalışmalarda, ilk etapta “Abbas İsa” kod adlı Suriye uyruklu K.A. ile Afganistan uyruklu M.H. yakalanarak gözaltına alındı. Operasyonun devamında söz konusu 2 teröristin Türkiye’deki bağlantıları mercek altına alındı. Bu iki teröristin bağlantılı olduğu 6 şüphelinin daha düzenlenen zincirleme operasyonlarda yakalandığı belirtildi. Operasyon bomba yapımında kullanılan hidrojen peroksit ile aseton ve sülfürik asit türü kimyasal madde ele geçirildi. Teröristlerin, eylem hazırlığındayken Beykoz’daki bir adreste küçük çaplı bir tatbikat yaptıkları öğrenildi.
Irak ve Suriye’de DEAŞ’ın “havan topu birimi”nde yer aldı
Suriye ve Irak’ta patlayıcı ve bomba eğitimi gören K.A.’nın, İdlip’te “Ebu Ömer” isimli DEAŞ emirinin yanında mühimmat doldurma ve temizleme biriminde faaliyette bulunduğu, ayrıca 2016 yılına kadar örgüt içinde DEAŞ’ın havan birliğinde yer aldığı öğrenildi. Elde edilen bilgi ve belgelere göre K.A., 2016’da Hatay üzerinden Suriye’den Türkiye’ye kaçak giriş yaptı, 2020’de ise İstanbul’a geldi. 4 yıldır İstanbul’da bulunan Abbas İsa kod adlı terörist, kentin kalabalık meydanlarında sansasyonel eylem planı yaptığı kaydedildi. 2014 yılında DEAŞ’ın sözde Irak’ın Musul valisi Ebu Leys Al-Hamduni’den hem şer-i, hem bombalı eğitim aldığı ortaya çıkan K.A.’nın, hangi noktaları hedef seçtiği araştırılıyor.
Afganistan uyruklu terörist bu yıl Türkiye’ye gelmiş
DEAŞ’ın eylem hücresine yönelik yürütülen soruşturma derinleştirilirken, Afganistan uyruklu K.H.’nın bu yılın Ocak ayında İran üzerinden Türkiye’ye geçiş yaptığı tespit edildi. Operasyon çerçevesinde yakalanan “Abbas İsa” K.A.’nın kardeşi “Abdullah Mustafa” kod adlı isimli A.A.’nın da yurda 2014 yılında giriş yaptığı ve ilk olarak Muğla’da kaldığı, sonrasında da eylem için İstanbul’a geldiği ortaya çıktı. Öte yandan “Abbas İsa” kod adıyla anılan Suriye uyruklu K.A. ile Afganistan uyruklu M.H. tutuklandı, diğer 6 şüphelinin emniyetteki sorgusu devam ediyor.
]]>Ramazan ayı boyunca devam eden eylemler, Filistin davasını destekleyen çok sayıda sivil toplum kuruluşu (STK) ve bağımsız aktivistler tarafından organize ediliyor.
Tunus’ta hoşgörü kültürünü yaymayı amaçlayan STK’lardan Tunus Hoşgörü Birliği Başkanı Selahhaddin el-Masriy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Filistin direnişini; Arap ve İslam halklarının ve tüm dünyada özgürlüğü savunan bireylerin onurunu temsil eden bir dava olarak görüyoruz.” dedi.
Masriy, Filistin’de İsrail’e karşı mücadele veren grupların “Gazze halkına destek için ramazan ayında tüm dünyayı Ramazan Tufanı’na katılmaya ve küresel düzeyde gösteriler düzenlemeye” çağırmasının ardından Tunus’ta ramazanı “Filistin ile dayanışma ayı” olarak ilan ettiklerini vurguladı.
Filistin davası farklı görüşteki insanları birleştirdi
Ramazan ayı boyunca düzenledikleri tüm eylemlerde Gazzeliler ile dayanışma mesajı verdiklerine dikkati çeken Masriy, “Filistin halkına ve direnişine sempati duymayan hemen hemen hiçbir Arap veya Müslüman yoktur. Tunus’ta ABD gibi İsrail’in saldırılarına destek veren ülkelerin büyükelçilikleri önünde düzenlediğimiz eylemlere katılım yüksek oldu.” diye konuştu.
Tunus’ta Filistin ile dayanışma için farklı görüşlerden insanların ortak eylem gerçekleştirdiğine işaret eden Masriy, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Ülkede farklı görüşler arasındaki birlik, kısa sürede tesis edilemeyecek bir mücadele ve ısrarlı çalışmanın sonucunda gerçekleşiyor. Biz, Tunus’ta, bir grup STK’nın dahil olduğu normalleşmeye (İsrail ile) karşı koymak için bir Tunus ağı oluşturmayı başardık. Bize, Filistin direnişini desteklemeyi ve normalleşmeyi suç saymayı benimseyen partiler de destek veriyor. Bu sayede Gazzelilere destek için daha güçlü ortak eylemler düzenliyoruz.”
“Tunusluları Gazze’ye yönelik Siyonist saldırılara karşı seferber etmeyi hedefliyoruz”
Tunus’ta çalışmalarını yürüten Filistin Dostluk Derneği İcra Müdürü Beşir Hudri de dernek olarak İsrail’in Gazze’ye saldırı başlatmasından iki hafta sonra Tunus genelinde eylemler tertip ettiklerini söyledi.
Tunusluları Gazze’ye yönelik Siyonist saldırılara karşı seferber etmeyi hedeflediklerini belirten Hudri, “Filistinli direniş gruplarının ramazan ayı öncesi yaptığı çağrının ardından derneğimiz haftalık eylem kararı aldı. Farklı düşüncelerden insanlar da bize destek veriyor. Filistin’i savunmak sadece Filistinlilerin değil tüm dünyada özgürlüğe inanan insanların da hakkı.” dedi.
Tunus’ta “Filistin İçin Ortak Eylem Koordinasyonu” kuruldu
Tunus’taki sol görüşlü gençlik hareketleri ve STK’lar tarafından kurulan Filistin Ortak Eylem Koordinasyonu üyesi Vail Nevvar, 7 Ekim’den bu yana düzenledikleri birçok eylemle İsrail’i ve İsrail’e destek veren ülkeleri protesto ettiklerini belirtti.
Filistinli direniş gruplarının ramazan ayı öncesi yaptıkları dayanışma çağrısına cevaben eylem sayılarını arttırdıkları aktaran Nevvar, “Filistin halkını ve direnişini desteklemek için düzenlenen gösterilerin koordinasyonunu sağladık. Böylece Tunus’ta, Gazze’ye destek gösterileri büyük ya da küçük çaplı olsun hemen her gün düzenlenmeye başladı.” ifadelerini kullandı.
Kanunsuz bir iş yapmadıklarını vurgulayan Nevvar, düzenledikleri eylemler arasında İsrail ürünlerini boykot ve bu ürünlere ilişkin reklam panolarını tahrip etmek olduğunu aktardı.
]]>***
Son dönemde terör örgütü DEAŞ’ın, Horasan (DEAŞ-K) ve Sahel’de (DEAŞ Sahel Eyaleti) bulunan aparatlarında bir hareketlenme söz konusu. Öncelikle İstanbul’da akabinde Moskova’da eylem yapan DEAŞ-K’nın, Madrid, Roma, Londra ve Paris gibi Avrupa’nın bazı başkentlerinde de eylem yapacağını duyurması ve 2024 yazı Almanya’da düzenlenecek olan Avrupa Şampiyonası’nın da hedef alınacağının bildirilmesi dünya kamuoyunun dikkatini tekrar DEAŞ terör örgütüne çevirdi. Bu gelişmelerle dünya kamuoyunda önemli sorular tartışılmaya başlandı; DEAŞ yenilip, ortadan kaldırılmamış mıydı? ABD öncülüğündeki koalisyon, terör örgütü PYD/YPG’nin taşeronluğunda DEAŞ’ı Irak ve Suriye’de tepelememiş miydi? Görünen o ki bu propaganda doğru değildi. DEAŞ, Irak ve Suriye’de geriletilse de metastaz yaparak dünyanın çeşitli bölgelerinde tekrar ciddi bir yükseliş içerisine girdi.
Yükselişin arka planı
3 Ocak 2024’te yeri ve kimliği bilinmeyen DEAŞ sözcüsü Ebu Huzeyfe yayınladığı bir açıklamada, örgüt tabanına eylem çağrısında bulundu ve tüm milis yapısına yine yeri ve kimliği bilinmeyen sözde imamları Ebu Hafs’ın selamlarını iletti. Bu mesaj örgüt tabanında geniş yankı buldu. Ebu Huzeyfe’nin bu açıklaması aslında birazda mecbur kalınan bir açıklama gibi de düşünülmeli. Söz konusu tarihe kadar uzun süredir pasif durumda olan DEAŞ’ın Avrupa’daki çirkin Kur’an yakma olaylarına, akabinde de Filistin meselesinde yaşanan gelişmelere sessiz kalması örgüt tabanında rahatsızlığa neden oldu. Örgüt tabanının yoğun bir şekilde kullandığı Telegram gruplarında örgütün sözde yönetimi eleştiriliyordu. Dolayısıyla Kur’an yakma ve Hamas-İsrail çatışmasının yaratığı iklim, DEAŞ tabanı için ciddi motivasyon kaynağı oldu.
DEAŞ-K’nın hareketlenmesindeki öncü rolü ise örgütün lideri konumunda olan ve yine yeri ve kimliği bilinmeyen Şahap El Ensari üstlendi. Şahap El Ensari, stratejik bir kararla örgütün ana yapısını, 2020’de Afganistan’ın kuzeyine taşıdı. Bu bölgede DEAŞ-K, kısa sürede Taliban karşıtı olan Tacik ve Özbek yapılar arasında sempati kazandı ve etkinliğini arttırdı. Bilindiği üzere Orta Asya’daki Tacik ve Özbek yapılar, gerek Rusya’da, gerek Türkiye’de ve hatta Avrupa’da diğer Orta Asyalı gruplara göre daha fazla seyahat imkanına ve çalışma iznine sahipler. Dolayısıyla bu şahısların legal bir şekilde çeşitli ülkelere rahat bir şekilde girip çıkabilmeleri de eylem planlamasında, DEAŞ-K’ya avantaj sağlamaya başladı. Bu kapsamda Türkiye ve Rusya’daki son eylemlerin planlanmasının arka planı da bu şekilde değerlendirilebilir.
DEAŞ-K’nın gelecek dönemde, artan eylemselliğini daha da geliştirme ve küresel düzeye çıkarma kapsamındaki motivasyonunun sağlam olduğu da ileri sürülebilir. Avrupa’daki Kur’an yakma eylemleri ile Hamas-İsrail çatışması, bu motivasyonun itici gücü konumundadır. Bu itici güç ise temelde, örgüt tabanının örgüt yönetimini zorlamasıyla meydana geldi. Yoksa yukarıda da belirtildiği üzere örgüt yönetimi, uzun süre söz konusu meselelerde görece zayıf bir tutum ve davranış içinde oldu.
DEAŞ’ın yeni hedefleri nereler?
DEAŞ-K’nın Çin’in çıkarları aleyhine Çin’de ve Güney Asya’da eylemsellik arayışı içerisine girebileceği de kuvvetli bir ihtimal olarak görülmelidir. Bu noktada DEAŞ-K’nın, Çin’i doğrudan hedef alabilecek eylemlerini, Çin içinde değil de Çin dışında örneğin Pakistan’da veya dünyanın çeşitli şehirlerinde gerçekleştirmesi beklenmelidir. Bunun nedeni, Çin’in sıkı güvenlik tedbirleri ve seyahat rejimi kapsamında Çin içerisinde seyahat etmenin, oturma ve çalışma izni almanın zor olmasından kaynaklanıyor.
Afrika Sahel bölgesindeki DEAŞ yapılanmasının da yükseliş içerisinde olduğu bir gerçektir. Bu yapının bölgenin iç dinamiklerinden kaynaklanan bazı sorunları halletmesi halinde, daha küresel bir hale gelebileceği de beklenmelidir. Bölgedeki Tuareg kabilelerin oluşturduğu Tuareg cephesi, Afganistan El Kaidesi ile Mali, Nijer, Nijerya ve Burkina Faso hükümet güçleri ile çatışma halinde olan Sahel bölgesindeki DEAŞ yapısı, enerjisinin çoğunluğunu, şu an için bu yerel aktörle girdiği güç mücadelesinde harcıyor. Buna karşı Sahel’deki DEAŞ yapısının, özellikle Kuzey Afrika kökenli olan ve Avrupa’da yaşayan sempatizan yapısıyla etkileşime girerek, Avrupa başkentlerinde eylem yapma kapasitesinin her zaman mevcut olduğu da kabul edilmelidir.
Sonuç olarak gerek DEAŞ-K’nın gerek Sahel bölgesindeki DEAŞ yapılarının yeniden ciddi bir küresel tehdit haline dönüşme riski hız kazanıyor. Özellikle Moskova ve İstanbul saldırısı, akabinde Avrupa başkentlerini sayarak yapılan tehditler bu durumun emaresidir. DEAŞ-K’nın ana itici gücünü oluşturan Afganistan’ın kuzeyi ile Sahel bölgesinde radikalleşme (tekfirileşme) eğilimlerinin yüksek olması ve merkezi hükümetlerin bu alanlarda zayıf otoriteye sahip başarısız devletler şeklinde varlıklarını sürdürmesi, DEAŞ’ın önümüzdeki yıllarda artan oranda küresel çaplı eylemler yapmasına yardımcı olacaktır.
[Doç.Dr. Ali Burak Darıcılı Bursa Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>2 hücre üyesinin yakalandığı evde jandarma üniforması, polis yeleği, çakar tertibatı, polis şapkası, araç telsizi, bıçak ve silah kılıfı ile eylem talimatı içeren dijital malzeme bulundu
İSTANBUL – İstihbarat ve terörle mücadele ekiplerince İstanbul’da düzenlenen operasyonda, saldırı için hazırlık yaptıkları tespit edilen 2 DEAŞ üyesinin yakalandığı bildirildi. Orta Asya kökenli oldukları belirtilen hücre üyelerinin barındıkları evde ise jandarma üniforması, polis yeleği, araç çakar tertibatı, polis şapkası, araç telsizi, bıçak ve silah kılıfı ile eylem talimatı içeren dijital malzeme bulundu.
Edinilen bilgilere göre, eylem arayışında oldukları düşünülen 2 kişilik DEAŞ hücresine yönelik operasyonun düğmesine geçtiğimiz günlerde basıldı. Saldırı tasarladıkları ileri sürülen Tacikistan ve Kırgızistan kökenli biri kadın 2 kişilik hücre, MİT’in saha ajanları tarafından adım adım takip edildi. Uzun zamandır terör örgütü saflarında bulunan DEAŞ üyelerinin bilgileri emniyete bildirildi.
Evin bodrum katında gizlenmişler
Kent genelinde karmaşık suç ve terör ağlarına yönelik operasyonlarını ara vermeden sürdüren İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube ile TEM ekipleri, DEAŞ’la bağlantılı söz konusu şüphelileri mercek altına aldı, adım adım izini sürdü. Orta Asya kökenli 2 hücre üyesinin Pendik’te bir evin bodrum katında saklandıkları bilgisini elde eden emniyet güçleri, şüphelilerin kaldıkları adresi takip altına aldı. Ekipler, ileri aşamaya gelmiş saldırı planının baş faili olarak görünen “Abu İsmail” kod adlı Tacikistan uyruklu Fazıljon A.ve yanındaki yardımcısı Kırgızistan kökenli Zulfııa S.’nin saklandıkları eve baskın düzenledi.
Jandarma üniforması, araç çakar tertibatı ve polis yeleği bulundu
Operasyonda, Fazıljon A. ve Zulfııa S. yakalanarak gözaltına alındı. DEAŞ üyelerinin saklandıkları evde yapılan aramalarda ise planın bir parçası olarak saptanan, eylem öncesi ve sonrasındaki kaçış sırasında giymeyi planlandıkları jandarma üniformaları, polis yeleği, araç çakar tertibatı, polis şapkası, araç telsizi, bıçak ve silah kılıfı ile örgütsel malzeme bulundu.
Kilit isim: “Abu İsmail” kod adlı Tacikistanlı
Şüphelilerin, Türkiye’de terör eylemi gerçekleştirmeye yönelik planlamalar yaptıkları belirlendi. Henüz hazırlık aşamasında olduğu değerlendirilen eylemin organize ve koordinatörünün ise “Abu İsmail” kod adlı Tacikistanlı zanlı Fazıljon A. olduğu tespit edildi. Uzun süreden beri DEAŞ saflarında yer aldıkları anlaşılan ve saldırı tasarladıklarına dair kanıtlara ulaşılan şüphelilerin hedefinde kim ya da kimler olduğu ise henüz belirtilmedi. Hücrenin çökertilmesiyle ileri aşamaya gelmiş bir saldırı planının engellendiği anlaşılırken, iki DEAŞ mensubunun günler süren çalışma sonucu yakalandıkları öğrenildi.
Planı yapan tutuklandı, diğeri sınırdışı edildi
İstanbul Terörle Mücadele Şubesinde ifadeleri alınan örgüt üyelerinin, Türkiye’de bağlantıda oldukları başka kişiler olup olmadığı araştırılıyor. Her iki zanlı, polisteki sorgularının tamamlanmasının ardından mahkemeye çıkarıldı. Tacikistanlı DEAŞ üyesi Fazıljon A. çıkarıldığı mahkemece tutuklanırken, onun yardımcısı olduğu saptanan Kırgızistan kökenli Zulfııa S. adlı kadın şüphelinin ise sınırdışı edildiği öğrenildi.
]]>Dr. Kemal Olçar, Moskova’da DAEŞ’in üstlendiği terör saldırısını İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamla ilişkilendirdi. Olçar, “İslamofobinin özellikle batı toplumlarında belirginleşmesi ve sözde radikal İslami örgütlerin tüm Müslüman camiasını temsil ettiğine dair yanlış kanaatin oluşturulması suretiyle İsrail savaş kabinesinin Gazze’de yaptığı katliamın meşru altyapısı hazırlanmaya çalışılmaktadır” ifadelerini kullandı.
“Rusya güçlü delillerin var olduğunu iddia etmekte”
Saldırının devlet düzeyindeki etkisini de değerlendiren Olçar, “DAEŞ örgütü tarafından üstlenilen eylemin asıl faillerinin bazı devlet aktörleri olabileceğine dair söylemlere ve rasyonel kanıtlara dayanmaktadır. Rusya resmi olarak bu eylemin azmettiricisinin Batılı devletler olduğu (ABD, İngiltere ve Fransa) ve Ukrayna tarafından örgütlendiğine dair güçlü delillerin var olduğunu iddia etmektedir. Dolayısıyla yapılan eylem Rusya’nın özellikle Ukrayna üzerinde yoğun bir cezalandırıcı harekata girişeceği ve bu yolla “gerçek faillere” mesaj aktarabileceği şeklinde beklentileri tetiklemiştir. Bu anlamda eylemin hemen arkasından Rusya’nın Kiev’de oldukça önemli bölgeleri ve merkezleri bombalamaya başladığı görülmektedir. Hatta Rusya’nın bu konuda taktik seviyede kitle imha silahları dahi kullanabileceği veya önemli siyasi kişilere suikastlar yapabileceği ifade edilmektedir” şeklinde konuştu.
“Dünya son nesil savaşa doğru sürüklenebilir”
Olçar konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Sistemik düzeyde ise doğu-batı kutuplaşmalarının derinleşebileceği, özellikle Batı karşıtlığı üzerinde doğu bloğunda Rusya ve Çin’in etrafında sıkı kümelenmelerin olabileceği, bloklar arası soğuk ya da sıcak savaşın yeni devlet veya devlet dışı vekiller vasıtasıyla yürütülebileceği ve böylece dünyanın son nesil savaşa doğru sürüklenebileceği öngörülmektedir. Bu anlamda DAEŞ ve türevi radikal grupların ve terör örgütlerinin bazı devletlerin çıkarlarının korunmasında önemli bir aparat olduğu aşikardır. Özellikle DAEŞ’in ismi (IS, ISIS, ISIL, DAEŞ-Horasan vs.) etki alanı (sözde Hilafet Devleti coğrafyası), güvenli alanları (Suriye-Irak, Horasan, Nengrehar-Afganistan, Pakistan vs.), jeopolitik çıkarları ve ihtiyaç duyduğu mali ve eleman desteği gerçeği bir “dış gücün” kaleminden çıktığını doğrular niteliktedir. Böyle vatansız, sahte ideolojiler ile donatılmış, sorunlu, kimliksiz, beklentisiz, kurgulanmış, satın alınmış ucuz şahıslarla ve beslenme örgütlerle menfaat temin etmek irrasyonel bir yöntemdir.”
“Türkiye’nin terör ile ilgili tanım ve yaklaşımları akılcı ve naif”
Ülkelerin, bölgelerin ve dünyanın güvenlik mimarisine belirsiz ve tanımlanamayan yeni tip tehditlerin dahil olmasının tehditleri oluşturanlara da çok büyük zarar vereceğini belirten İstanbul Beykent Üniversitesi Öğr. Üyesi Dr. Kemal Olçar, “O yüzden Türkiye’nin terör ile ilgili tanım ve yaklaşımları akılcı ve oldukça naiftir. Bu eylemden alınacak en önemli ders tüm ülkelerin ve başta BM olmak üzere uluslararası örgütlerin terörün tanımı konusunda fikir ve eylem birliğine varmaları olmalıdır” dedi. – İSTANBUL
]]>Rusya’da devlet başkanlığı seçimlerine halk yoğun ilgi gösterirken muhaliflerin toplu eylemleri seçimlere damga vurdu. Ülkede oy kullanma işlemlerinin ilk gününde bazı sandıklara boya dökme eylemi düzenlenirken, bazı seçim merkezlerine de molotof kokteyli atıldı. Muhaliflerin bu eylemleri seçimin son gününde de sürerken, cezaevinde ölen Rus muhalif lider Alexei Navalny’nin destekçileri eylem başlattı. Alexei Navalny’nin eşi Yulia Navalnaya destekçilerine eylemin yöntemiyle ilgili bilgi vererek, “Seçimleri, sayımızın çok olduğunu, görmezden gelinen çok insan olduğunu ve Putin’e karşı olduğumuzu göstermek için değerlendirmeliyiz. Aynı gün ve saatte (bugün) seçim merkezlerine gitmeliyiz. Bundan sonra ne yapmanız gerektiği size kalmış. Putin dışında herhangi bir adaya oy verebilirsiniz, oy pusulasını parçalayabilirsiniz veya üzerine büyük harflerle ‘Navalny’ yazabilirsiniz. Oy vermek istemeseniz bile seçim merkezleri önünde bekleyip daha sonra arkanıza dönüp evlerinize gidebilirsiniz” dedi. Yulia Navalnaya gerçekleştirecekleri eylemin güvenli olduğunu ve kimsenin gözaltına alınamayacağını da sözlerine ekledi.
Rus savcılık makamı eyleme karşı uyarıda bulundu
Yulia Navalnaya’nın çağrısı üzerine çok sayıda Navalny destekçisi başta Moskova ve St. Petersburg olmak üzere birçok kentte 12.00’de seçim merkezlerine gidip uzun kuyruklar oluşturdu. Moskova savcılığı ise duyurusu yapılan eyleme karşı yazılı bir açıklama yaptı. Savcılık eylemin yasa dışı olduğunu öne sürerek, “Reşit olmayanlar da dahil olmak üzere çok sayıda kişinin aynı saat ve tarihte şehirdeki seçim merkezlerine gitmesine dair çağrıların kamuoyuna yayıldığı tespit edilmiştir” denildi. Bu eylemlere seçimlerin işleyişini engellemeye yönelik bir eylem olduğu vurgulanarak, “Seçim ve seçim komisyonunun çalışmalarını engellemek, toplantı, gösteri, yürüyüş ile toplu eylem organize etmek ya da düzenlemek ve reşit yaşta olmayanların suça katılımının teşviki 5 ile 7 yıl arasında hapis cezası ile cezalandırılır” ifadeleri kullanılarak eyleme katılanlar uyarıldı.
Bazı kentlerde çok sayıda kişi gözaltına alındı
Rus muhalif medya kuruluşları ve Rus sivil düşünce kuruluşu OVD-Info tarafından yapılan açıklamada, Rusya’ya bağlı Tataristan’ın başkenti Kazan, Rusya’nın başkenti Moskova ve diğer kentlerde eyleme katılanların gözaltına alınmaya başladığı ancak Navalny destekçilerinin eylemden vazgeçmeyerek seçim merkezlerinde uzun kuyruklar oluşturmaya devam ettiği aktarıldı.
Öte yandan başkent Moskova’da, üzerinde Navalny yazan tişört giyen bir kişi seçim merkezinde gözaltına alındı. Navalny destekçisi şahsın polis merkezinde sorguya alındığı öğrenilirken, bugünkü eylemlerde gözaltına alınan kişi sayısına yönelik henüz resmi bir açıklama yapılmadı.
Seçimlere katılım yüzde 65’i aştı
Rusya Merkez Seçim Komisyonu, 12.50 itibariyle ülke genelinde seçimlere katılım oranının yüzde 65’in üzerine çıktığını duyurdu. Moskova’da yine aynı saat itibariyle seçimlere katılım oranının yüzde 55 olduğu ve bu verilere elektronik oylama üzerinden katılım verilerinin dahil edilmediği bildirildi. Yapılan açıklamada, ülkedeki devlet başkanlığı seçimlerinin 129 ülkeden toplam bin 115 kişi tarafından takip edildiği, uluslararası gözlemcilerin ise Rusya’daki 53 farklı bölgede seçimleri izlediği aktarıldı.
Sandıklar 20.00’de kapanacak
Rusya’daki seçimlerde sandıklar 20.00’de kapanacak ve ardından oy sayımına geçilecek. Birleşik Rusya Partisi’nin desteklediği mevcut Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yanı sıra Rusya Liberal Demokrat Partisi (LDPR) Başkanı Leonid Slutskiy, Rusya Komünist Partisi (KPRF) tarafından aday gösterilen milletvekili Nikolay Haritonov ve Yeni İnsanlar Partisi (Novıye Lyudi) Başkan Yardımcısı Vladislav Davankov yarışıyor – MOSKOVA
]]>Eyüpsultan’da 1 Mart 2024’te yazar Eylem Tok’un 17 yaşındaki oğlu T.C.’nin karıştığı trafik kazası sonucu 29 yaşındaki Oğuz Murat Aci’nin hayatını kaybetmesine ve anne-oğlun ABD’ye kaçmasına ilişkin soruşturma sürüyor. Soruşturma çerçevesinde ‘suçluyu kayırma’ suçundan ifade vermek üzere Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’na gelen şüpheli baba Bülent Cihantimur, ifadesinin ardından ‘yurt dışına çıkış yasağı’ şeklindeki adli kontrol tedbirine ek olarak ‘imza atma’ şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edilmişti. Adliyede ifade veren Bülent Cihantimur’dan yazılı açıklama geldi.
Eylem Tok ile 13 yıl önce boşandığını söyleyen Bülent Cihantimur, “24 yıllık hekimim. Kazanın gerçekleştiği gün, uzun süren bir ameliyat sonrası evime gidip uyudum. Eski eşim Eylem Tok’tan gelen telefon ile kazadan haberdar oldum. Kazadan yaklaşık 1,5 saat sonra Eylem Tok beni aramış. Bana telefon geldiğinde saat gece yarısıydı. Evim Mecidiyeköy’de, kliniğe çok yakın. Hemen bir taksiyle eski eşim Eylem ve oğlum Timur’un beraber yaşadıkları eve gittim. Oğlum üst kattaydı, şoktaydı ve konuşabilecek durumda değildi. Eylem de o sırada ev içinde dolaşarak telefon görüşmeleri yapıyordu. Oğlumun durumunu iyi görmediğim için onu öncelikle muayeneye götürüp acil müdahale gerektiren bir durumu olup olmadığını anlamak istedim. Bu sırada kazada yaralı ya da ölü olduğu tarafımca da bilinmemekteydi. Eylem’in telefonunu kapattım ve öncelikle şokta olan Timur’un acil müdahale gerektiren bir sağlık sorunu olup olmadığını anlayalım, sonra da ehliyeti olmadığı için avukatlara bilgi verip yapılması gerekenleri yapalım dedim” diye konuştu.
“Eylem’i defalarca kez aramama rağmen telefonlarını açmadı ve en son telefonunu kapattı”
Oğlunu alıp orada bulunan elektrikli aracı kendisinin kullanarak, kliniğe gitmek için yola çıktıklarını anlatan Bülent Cihantimur, “Bu sırada şirketimiz çalışanlarından Ayşe Ceren Saltoğlu’nu bahçede gördüm. Eylem Tok da Ayşe’nin aracına bindi ve arkamızdan gelmeye başladılar. Yolda Timur ile konuşmaya çalışsam da kazanın etkisiyle dış dünyaya kapalı vaziyetteydi. Bu sırada kullandığım elektrikli araç önce uyarı verdi sonra da şarjı bitti. Bizi izleyen Eylem’in içinde olduğu araç yanımızda durdu. Timur’u o araca geçirdik ve Eylem’e ‘siz kliniğe geçin çocuk hala şokta ben de şoförümüz Adem’i aradım onunla geleceğim hemen arkanızdan’ dedim. Adem yanıma geldi beni aldı ve kliniğe gittik. Kliniğe gittiğimizde kimse yoktu. Eylem’in Timur’u yurt dışına götürme planından, kazadaki yaralılardan kazanın büyüklüğünden ve ölüm olayının yaşandığından bu sırada haberim oldu. Eylem’i defalarca kez aramama rağmen telefonlarını açmadı ve en son telefonunu kapattı. Oğlum Timur, 16 yaşında; alkol, madde kullanmayan, kötü alışkanları olmayan bir çocuktur. Oğlum o gece yaşadığı şokun etkisinden çıktığında Türkiye’de yargılanmayı ve yaptığı bu hatanın hukuki bedelini ödemeyi kabul edecek bir çocuktur” ifadelerini kullandı.
“Oğlum Türkiye’ye gelmeli ve Türk hukuku önünde hesap vermeli”
Kazanın ardından hayatını kaybeden Oğuz Murat Aci’nin ailesiyle temasa geçtiğini, olanlar için çok üzgün olduğunu belirttiğini ifade eden Bülent Cihantimur, “Kayıpların geri getirilemeyeceğini biliyorum. Bununla birlikte kazazede aile için elimden gelen ne varsa ömrümün sonuna kadar yapacağım. Oğlumun da Türkiye’ye gelmesi ve Türk hukuku önünde hesap vermesi gerektiğini düşünüyorum. Oğlumun Türkiye’ye gelmesi ve adalet önünde hesap vermesi için elimden geleni yapacağım. Tüm olanlardan dolayı çok üzgünüm” dedi. – İSTANBUL
]]>Terör örgütü PKK adına Suriye’de aktif faaliyet gösterdiği gerekçesiyle 14 Ocak’ta tutuklanan E.K. (25) hakkında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma tamamlandı.
E.K. hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan 15 yıl, “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan da 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
İddianamede, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini belirten E.K’nin itiraflarına yer verildi.
E.K. 2015 yılında Adana’nın merkez Seyhan ilçesi Gülbahçesi Mahallesi’nde terör örgütü PKK’nın talimatıyla örgütün gençlik yapılanmasında yer aldığını, bu yapılanmada gruplar halinde “eylem birimleri” kurulduğunu ifade etti.
Yapılanmanın başında Hizni kod adlı Hüseyin’in bulunduğunu ve onun zorlaması ile eylem birimine katıldığını belirten E.K, “Hizni, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da yakalanmasının yıl dönümü olduğunu bildirerek bize 15 Şubat’ta eylem yapma emri verdi. Bu kapsamda molotofkokteyli yapmamız için benzin ve havai fişek almamız gerektiğini söyleyip bize para dağıttı. Hizni, mahalledeki eylemlerin organizasyonunu yapıyordu.” ifadesini kullandı.
Daha sonra PKK’ya katılmaya karar verdiğini belirten E.K. şöyle devam etti:
“Mahallede terzilik yapan Z.E. ‘Beni uzaktan takip edin’ diyerek beni bir eve götürdü. Yanımıza cep telefonu ve kimliğimi almamamı söyledi. Z.E. bana, ‘Bu evden hiçbir yere ayrılma, evin penceresinden dışarı dahi bakma ve beklemede kal’ dedi. Ben bu evin örgütün kentteki milis evi olduğunu anladım. Ben bu evde kaldığım 3 gün boyunca yüzü kapalı olan bir kadın gizlice evin ihtiyaçlarını bırakıyordu. Bu kadın bana ‘Gideceğin yer çok güzel, örgüt iyidir, örgüt için savaşacaksın’ diyordu. Üçüncü günün sonunda Z.E. yanında bir kadınla bu eve geldi. Bu kadın benim tüm kimlik bilgilerimi küçük bir kağıt parçasına yazarak bu kağıdı küçük bir hap şekline gelinceye kadar iyice katladı. Daha sonra bu kağıdı sigara poşetine sarıp çakmakla yakmak suretiyle mühürledi. Ayrıca içini boşalttığı bir ceviz tanesinin içine bu kağıdı yerleştirdi. Bana ‘Ceviz içindeki kağıdı sakın açma, bu cevizi Diyarbakır HDP il binasında bulunan Eylem kod adlı kişiye teslim edeceksin, uygulama noktasında polis ya da jandarma aramasına takılırsan kağıdı yut, sakın polisin eline geçmesine izin verme, Z.E. ve saklandığın evden bahsetme’ talimatını verdi. Daha sonra Diyarbakır için aldıkları otobüs biletini bana verdi. Bu kadın bana ‘Kesinlikle örgütten kaçma, örgüte ihanet etme, sakın geri gelme’ telkininde de bulundu.”
ABD askerlerinden eğitim almış
Diyarbakır’a gittiğinde HDP il binasında Eylem kod adlı kişiyle buluştuğunu ve yanında taşıdığı ceviz içindeki notu Eylem’e teslim ettiğini anlatan E.K. itiraflarını şöyle sürdürdü:
“Eylem kağıt parçasını okuduktan sonra not kağıdını yakarak yok etti. Kırsala götürülmem için bir araç ayarlayacağını söyledi. Bir süre sonra belinde silah olan bu kişi beni araçla Lice’ye götürdü. Beni burada başka bir örgüt mensubu karşıladı ve bana ‘Şervan Amed’ kod adını verdi. Burada 40 kişiden oluşan bir örgüt kampında eğitim almaya başladım. Kampta askeri, siyasi ve ideolojik eğitimler aldım. Daha sonra bir grupla Aynularab (Kobani) bölgesine geçtim. 2016 yılında Fransızlara ait çimento fabrikasının arkasında bulunan konteynerlerde ABD askerleri tarafından sağlık, sabotaj, silahlı saldırı ve ilk yardım eğitimleri aldım. Bir süre sonra gizlice edindiğim cep telefonu ile annemle irtibata geçtim. Annem benden örgütten kaçıp eve dönmemi istedi. Örgüt benim ailemle görüştüğümün farkında varınca beni cezalandırdı. 2017 yılında başka bir tabura görevlendirmem yapıldı.”
E.K. ifadesinde, terör örgütünün eylem birimlerine, “hava saldırılarına karşı ormanlık alanlarda dağınık olarak bulunun” talimatı verdiğini anlattı.
Suriye’de aldıkları eğitimlere değinen E.K, “TSK saldırılarına karşı tünel yapımı ve tünel savaşlarına yönelik eğitim aldık. Bize uçak keşiflerinden nasıl korunmamız gerektiği, tankların saldırılarından nasıl kaçılacağı yönünde eğitimler verildi. Ayrıca olası TSK saldırısına karşı kırsalda bulunan boş evlere, tarlalara, dağlık alanlara ve ovalara gece geç saatlerde yaşam malzemesi ve mühimmat sakladık, sığınaklar inşa ettik. Tünellerde yaklaşık 15 gün boyunca kaldık.” ifadelerini kullandı.
Diyarbakır’da “evlat nöbeti”ne katılan annesini vazgeçirmek için video çekmişler
Daha sonra örgütten ayrılmak için tekrar babası ile irtibata geçtiğini ve ondan annesinin Diyarbakır annelerinin oturma eylemine katıldığını öğrendiğini belirten E.K, şunları kaydetti:
“Örgüt benim kaçma şüphemi fark edince tekrar bana ideolojik eğitim ve yoğunlaşma eğitimi verdiler. Örgüt üyeleri benim telefonla ailemle görüşmemi kesin olarak yasakladı. Ayrıca bana ‘Annen Diyarbakır annelerinin oturma eylemine katılmış, ideolojik anlamda kendini geliştirmen için daha çok örgüt mücadelesini anlatan kitaplar okumak zorundasın, annen HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önündeki oturma eyleminden vazgeçecek ve Cumartesi Anneleri’nin eylemine katılacak. Sen de bu amaçla video çekeceksin’ diyerek baskı yaptılar. Daha sonra beni zorla tuttukları odadan çıkardılar. Örgüt üyeleri beni bir ağacın altına götürerek, bana ‘Türk Devleti’nin Afrin’de kimyasal silah kullanarak halkı katlettiğini, Suriye’deki camileri TSK’nın uçakla vurarak yıktığını’ kamera karşısında zorla söylettiler. Bilgisayarla üzerinde oynama yaptıkları yıkılmış cami fotoğraflarını video çekerken zorla göstermemi istediler. Ayrıca video sırasında annemin HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önündeki oturma eyleminden vazgeçmesini söylemek zorunda bırakıldım. Bu video yaklaşık 20 dakika sürdü. Bu video özellikle HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önündeki oturma eyleminde bulunan insanları caydırma amacıyla çekildi. Çünkü örgüt bu şekilde karar almıştı.”
Terör örgütü üyelerinin, 1 Ekim 2023’te İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü giriş kapısı önünde 2 teröristin bombalı saldırı eyleminin videolarını kendilerine izlettiğini belirten E.K, “Bu eylemin başarılı olduğu ve her örgüt mensubunun bu eylemcileri örnek alması gerektiği telkininde bulundular. Bu eylem doğrultusunda her örgüt mensubunun kendisine çekidüzen vermesi talimatını verdiler. Daha sonra ben gece nöbet tuttuğum sırada örgütten kaçmayı başardım. Ailemle tekrar irtibata geçerek sınırda güvenlik güçlerine teslim oldum. PKK terör örgütünden kaçmak isteyen çok kişi olduğunu biliyorum.” itirafında bulundu.
]]>Bakan Yerlikaya, Çorlu Halk Eğitim Merkezinde düzenlenen, belediye başkan adayı proje tanıtım toplantısında, Türkiye’nin terörle mücadelesini etkili ve kararlı bir şekilde sürdürdüğünü belirtti.
İHA ve SİHA’ların verdiği güçle teröristlere ağır darbeler vurulduğunun altını çizen Yerlikaya, şunları kaydetti:
“İHA ve SİHA’larımızın verdiği güçle kırsalda operasyon sayımız 17 bin 757. Büyük, orta çaplı, küçük operasyon dağılımı bu polislerimizle. Yine jandarmamızın bölgesinde ise 3 bin 396. Toplam 21 bin 153 operasyon. Peki bu operasyonlarda ne olmuş, 782 terörist etkisiz hale getirildi. Bunun 60’ı ölü. 601 sağ, 4 yaralı 117 teslim. Şimdi 2016 yılında bir yılda hain terör örgütü Türkiye’de 2 bin 322 eylem yapmış, geçen sene 88, bu yıl 8. Yanlış anlamayın ama duvara herhangi bir terör örgütünü övücü yazı yazsalar biz bunu ‘eylem’ diye yazıyoruz. Yani bu 88 eylemin içerisinde en az 20 tane duvara yazı eylemi var. Hepsini en hassas şekilde takip ediyoruz.”
-” PKK’yı kastederek söylüyorum, sayılarını biliyoruz”
Teröristlerin sayılarını da bildiklerini anlatan Yerlikaya, “PKK’yı kastederek söylüyorum, sayılarını biliyoruz ama beni izleyenler bilir, bizim sınırlarımız içerisinde kaç terörist kaldığını ben hiç vermiyorum ama şunu söyleyeyim, artık son evreleri olduğunu söyleyebilirim. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi güçlü bir sistem. Liderimiz Recep Tayyip Erdoğan dünya lideri. Onun kararlılığı azmi, onun cesareti, aynı zamanda Cumhur İttifakımızın da destek ve kararlılığını altını çizmemiz lazım.” dedi.
FETÖ’ye yönelik operasyonlar
FETÖ ve terör örgütü DEAŞ’a yönelik operasyonlar hakkında da bilgi veren Bakan Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Son 9 ayda FETÖ’ye yönelik 4 bin 278 operasyon düzenlendi 6 bin 521 gözaltı 1350 tutuklu, 1353 adli kontrol. DEAŞ operasyonun sayısı 2 bin 599, 656 tutuklu, 481 adli kontrol, son terör örgütlerinin her birini tek çatı altında verdik. 407 operasyon, 734 gözaltı tutuklu ve adli kontrol.
Bir de bunları biliyorsunuz biz sözde lider takımlarıyla ilgili bunların kategori olarak ayırıyoruz. Bu süre içerisinde değerli arkadaşlar tüm terör örgütlerinde 46 sözde üst düzey terörist etkisiz hale getirilmiştir. 5’i kırmızı, 7 yeşil, turuncu ve 30’u gri.”
-“128 terör eylemini Allah’a hamdolsun engelledik”
Yerlikaya, son 9 ayda bir çok terör eyleminin engellendiğini belirtti.
Terörle mücadelenin etkin bir şekilde devam ettiğini vurgulayan Yerlikaya, şunları kaydetti:
“9 ayda engellenen terör eylemleri bakın 94’ü bombalı eylem olmak üzere 128 terör eylemini Allah’a hamdolsun engelledik. Bunun 107’si PKK, 19’u DEAŞ, 2’si sol. Maalesef engelleyemediğimiz, sizin de bildiğiniz üç eylem var. 1 Ekim İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü binasına saldırı girişimi, biliyorsunuz iki terörist orada etkisiz hale getirilmişti. 28 Ocak Santa Maria Kilisesi saldırısı iki terörist sadece ama sadece Cumhurbaşkanı’mız 24 saat demişti onu mahcup etmedik. 10 saat içerisinde bunları yakalayıp adalete teslim ettik. Yine menfur bir saldırı 6 Şubat Çağlayan Adliyesi saldırı girişimi. Ne oldu onlar? İki terörist orada kahraman polislerimizce etkisiz hale getirildi.”
]]>Yerlikaya ayrıca, “Kaç terörist kaldığını ben hiç vermiyorum ama şunu söyleyeyim, artık son evreleri olduğunu söyleyebilirim” ifadelerini kullandı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Tekirdağ’da çeşitli ziyaretlerde bulunduktan sonra Çorlu Halk Eğitim Merkezinde aday proje tanıtım toplantısına katıldı. Bakan Yerlikaya, proje tanıtım toplantısı öncesinde bakanlığın faaliyetleriyle ilgili çalışmaları ve yakalamalardaki istatistikleri açıkladı. Bakan Yerlikaya, istatistiklerin yanı sıra polis ve jandarmanın yakasında artık canlı yayın yapabilen kameraların olacağını belirtti.
Bakan Yerlikaya açıklamasında, “Bütün jandarma ve polis devriyelerimizde ASELSAN’ın yaptığı yüz tanıma kamera sistemi olacak. Artık gecenin 2’sinde veya gündüz. Nerede olursa olsun. Polis veya jandarma sizi durdurdu. Sakın ha sakın ‘Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz’ demeyin. O da aynı sizin güzel gülümsemeniz gibi gülecek. Çünkü kendini de kamera kaydediyor. Kamera hem polisimi, hem jandarmamı hem sizi kaydediyor. Aynı zamanda biz arzu edersek, bakanlıktaki GAMER Merkezinde bile ben canlı izleyebiliyorum. Yani devriye yaparken orada sizi durdurup ya da gelen araçlarla ilgili her şeyi biz canlı olarak izleyebiliyoruz hatta onunla konuşabiliyoruz. Dolayısıyla siz siz olun durdurulduğunuzda ‘İyi günler’ deyin başka bir şey demeyin” dedi.
“Sayılarını biliyoruz”
Bakanlığın faaliyetlerine ilişkinde açıklamada bulunan Yerlikaya, “İHA ve SİHA’larımızın verdiği güçle kırsalda operasyon sayımız 17 bin 757. Büyük, orta çaplı, küçük operasyon dağılımı bu polislerimizle. Yine jandarmamızın bölgesinde ise 3 bin 396. Toplam 21 bin 153 operasyon. Peki bu operasyonlarda ne olmuş, 782 terörist etkisiz hale getirildi. Bunun 60’ı ölü. 601 sağ, 4 yaralı 117 teslim. Şimdi 2016 yılında bir yılda hain terör örgütü Türkiye’de 2 bin 322 eylem yapmış, geçen sene 88, bu yıl 8. Yanlış anlamayın ama duvara herhangi bir terör örgütünü övücü yazı yazsalar biz bunu ‘eylem’ diye yazıyoruz. Yani bu 88 eylemin içerisinde en az 20 tane duvara yazı eylemi var. Hepsini en hassas şekilde takip ediyoruz. PKK’yı kastederek söylüyorum, sayılarını biliyoruz ama beni izleyenler bilir, bizim sınırlarımız içerisinde kaç terörist kaldığını ben hiç vermiyorum ama şunu söyleyeyim, artık son evreleri olduğunu söyleyebilirim. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi güçlü bir sistem. Liderimiz Recep Tayyip Erdoğan dünya lideri. Onun kararlılığı azmi, onun cesareti, aynı zamanda Cumhur İttifakımızın da destek ve kararlılığını altını çizmemiz lazım. Son 9 ayda FETÖ’ye yönelik 4 bin 278 operasyon düzenlendi 6 bin 521 gözaltı 1350 tutuklu, 1353 adli kontrol. DEAŞ operasyonun sayısı 2 bin 599, 656 tutuklu, 481 adli kontrol, son terör örgütlerinin her birini tek çatı altında verdik. 407 operasyon, 734 gözaltı tutuklu ve adli kontrol. Bir de bunları biliyorsunuz biz sözde lider takımlarıyla ilgili bunların kategori olarak ayırıyoruz. Bu süre içerisinde tüm terör örgütlerinde 46 sözde üst düzey terörist etkisiz hale getirilmiştir. 5’i kırmızı, 7 yeşil, turuncu ve 30’u gri. 9 ayda engellenen terör eylemleri bakın 94’ü bombalı eylem olmak üzere 128 terör eylemini Allah’a hamdolsun engelledik. Bunun 107’si PKK, 19’u DEAŞ, 2’si sol. Maalesef engelleyemediğimiz, sizin de bildiğiniz üç eylem var. 1 Ekim İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü binasına saldırı girişimi, biliyorsunuz iki terörist orada etkisiz hale getirilmişti. 28 Ocak Santa Maria Kilisesi saldırısı iki terörist sadece ama sadece Cumhurbaşkanımız 24 saat demişti onu mahcup etmedik. 10 saat içerisinde bunları yakalayıp adalete teslim ettik. Yine menfur bir saldırı 6 Şubat Çağlayan Adliyesi saldırı girişimi. Ne oldu onlar? İki terörist orada kahraman polislerimizce etkisiz hale getirildi” dedi. – TEKİRDAĞ
]]>Evladını terörün pençesinden kurtarmak isteyen ailelerin 3 Eylül 2019’da HDP il binası önünde başlattığı oturma eylemi 1649’uncu güne ulaştı.
Evlat nöbeti tutan ailelerin sayısı yurdun dört bir yanından gelenlerin de katılımıyla 375’e yükseldi. Aylardır büyük bir dayanışma ve kararlılıkla sürdürülen oturma eylemi sayesinde 49 aile evladına kavuştu.
Ellerinde çocuklarının fotoğrafıyla eylem yapan diğer ailelerin, eski HDP il binası önünde evlat nöbetinde umutlu bekleyişi sürüyor.
Bugüne kadar yurt içi ve dışından gerçekleştirilen destek ziyaretleriyle evlat mücadelesinde her geçen gün daha da güçlenen anneler, evlatlarından ayrı oldukları için 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü buruk geçiriyor.
“Bu çilemiz bitsin”
Diyarbakır’dan 14 yıl önce 18 yaşında kandırılarak dağa götürülen oğlu Mahmut için eylem yapan anne Bedriye Uslu, AA muhabirine, oğluna kavuşabilmek için yaz kış demeden her sabah HDP Diyarbakır İl binası önüne geldiğini söyledi.
Evlat acısının çok zor olduğunu dile getiren Uslu, kimsenin bu acıyı yaşamamasını temenni etti.
Uslu, şöyle konuştu:
“Dünya Kadınlar Günü olduğunu söylüyorlar, bizim günümüz yok. Biz sürekli çocuklarımızın peşindeyiz. Bizim için özel günler yok. Sabah buraya gelip akşam tekrar eve dönüyoruz, sürekli çocuklarımızın yolunu gözlüyoruz. Oğlum gelirse o zaman Kadınlar Günü’nün, bayramın ne olduğunu bileceğim. Oğlum beni görüyorsan veya duyuyorsan gel, güçlü devletimize teslim ol, bu çilemiz bitsin. Oğlum eve dön.”
“Kızımın o dağda işi yok”
Dağa götürülen kızı Fadime için evlat nöbeti tutmaya Kütahya’dan gelen Hatice Levent de kızına kavuşuncaya kadar mücadelesine devam edeceğini söyledi.
Levent, 10 yıldır görmediği kızını çok özlediğini, evladının kalem tutan eline silah verildiğini kaydetti.
Sürekli kadın haklarından bahsedenlerin kendilerini görmezden geldiğini dile getiren Levent, “Kızımın o dağda işi yok. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü diyorlar, öyleyse yavrularımızı bırakın. Bırakın da evladıma kavuşayım, onu bağrıma basayım. Ne hakları var yavrularımızı dağa çıkarmaya? Fadime’m güvenlik güçlerimize teslim ol.” dedi.
“Bize kadınlar günü, bayram, seyran yok”
Dağa kaçırılan oğlu Mehmet için eylem yapan anne İmmihan Nilifırka ise tüm anne ve babalar olarak evlatlarına kavuşuncaya kadar mücadeleye devam edeceklerini söyledi.
“8 Mart Dünya Kadınlar Günü diyorlar ama biz azap çekiyoruz. Bize kadınlar günü, bayram, seyran yok. Bizim evlatlarımızı elimizden almışlar, nasıl iyi olabiliriz. Hani kadın hakları diyorlar ya neden bizim çocuklarımızı ellerimizden alıyorlar? Çocuklarımızın dağda ne işi var? Onların yeri anne ve babalarının yanıdır.” diyen Nilifırka, oğluna güvenlik güçlerine teslim olması çağrısında bulundu.
“Oğlum gelip yanımda olursa dünyalar benim olur”
10 yıl önce 15 yaşında dağa kaçırılan oğlu Faruk için Kars’tan gelerek eyleme katılan Rahime Taşçı, yıllardır oğluna hasret kaldığını, tek amacının evladına kavuşmak olduğunu dile getirdi.
Oğlundan ayrı kaldığı için hiçbir özel günü kutlayamadığını, bu günlerin kendileri için bir anlam ifade etmediğini anlatan Taşçı, şöyle konuştu:
“Oğlum gelip yanımda olursa dünyalar benim olur. Kadınlar günü olduğunu söylüyorlar ama bizim için öyle değil. Anneler 5 yıldır çadırda, ama çocukları yanlarında değil. Çocuklarımız yanımızda olsaydı bize bir çiçek getirseydi o zaman bizim günümüz olurdu. Faruk’umu çok özledim, burada yolunu gözlüyorum. Allah’ın izni ve devletin gücüyle inşallah oğlum teslim olur.”
]]>Lalisse göreve gelmesinin 1. yıl dönümünde AA muhabirine Avrupa’da yükselen Müslüman karşıtlığıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Şubat 2023’te, 18 aydır boş olan koltuğu devralan Lalisse, karşılaştığı en büyük zorluğu şöyle aktardı:
“Avrupa’da Müslüman karşıtı nefret vakalarının yeterince rapor edilmemesi ve kayda geçirilmemesi sorunuyla karşı karşıyayız. Müslüman vatandaşlarımızın kolluk kuvvetlerine güvenini tahsis etmeliyiz. Veriler üzerinde çalışabilmek, Müslüman karşıtı nefretin boyutunu tam manasıyla anlayabilmek, hem benden önceki meslektaşlarım hem de benim için büyük bir sınama teşkil ediyor.”
Diğer bir zorluğun da AB üye ülkeleri arasında bir ağ kurmak olduğunu belirten Lalisse, böyle bir oluşumun vakalarla ilgili veri toplamak ve bunlarla mücadeleye ilişkin iyi örnekleri de paylaşmak açısından gerekli olduğunu anlattı.
Lalisse, görevdeki bir yılının sonunda Müslüman toplumun tümüne ulaşmak, maruz kaldıkları ayrımcılığa vakıf olmak ve AB ülkeleri arasında paylaşımları artırmak konusunda ilerleme kaydedildiğini vurguladı.
Müslüman karşıtı nefretin AB hukukundaki yeri
AB’nin ayrımcılık ve yabancı düşmanlığına dair 2008 tarihli çerçeve kararına atıfta bulunan Lalisse, kararın, bu tür mağduriyetlere ilişkin vakaların kovuşturulmasında yetkiyi üye ülkelere verdiğini belirtti.
Lalisse, 7 Ekim 2023’te İsrail-Filistin’de başlayan olayların Avrupa’da antisemitizm ve Müslüman karşıtı nefreti artırdığına işaret ederek, AB’nin iki tehdide eşit önem atfettiğini söyledi.
AB Temsilcisi, “Bizim için ırkçılık ve ayrımcılık türleri arasında hiyerarşi yok. Hem antisemitizm hem Müslüman karşıt nefret, şimdiye kadar AB Komisyonunun ırkçılığa karşı 2020-2025 eylem planında birlikte ele alındı.” diye konuştu.
Lalisse, AB Komisyonunun 7 Ekim 2023’te İsrail-Filistin’de başlayan olayların Avrupa’daki yansımalarıyla ilgili çalışmaları neticesinde, 6 Aralık 2023’te kabul edilen bildirinin geniş kapsamlı mücadeleye alan açtığına işaret etti.
Söz konusu bildiriyle “gurur duyduğunu” söyleyen Lalisse, “Bu bildirinin amacı, topluluklar arasındaki kutuplaşmayı önlemek ve inançlarının yanı sıra diğer farklılıkları ne olursa olsun tüm vatandaşları korumaktır. Geçmişten ders almalıyız.” değerlendirmesini yaptı.
Müslüman karşıtı nefrete maruz kalan kişinin başvurabileceği yollar
“Bir kişi, fiziksel ya da sözlü Müslüman karşıtı nefrete maruz kalırsa buna karşı bu üye ülkelerde dava açabilir.” diyen Lalisse, bu konuda başvurulacak ilk makamın AB’nin Temel Haklar Kurumu (EU Agency for Fundamentan Rights) olduğunu ifade etti.
Lalisse, bu kurumun internet sitesinde her ülkenin irtibata geçilerek, yardım istenebilecek kuruluşları, izlenecek yolları paylaştığını vurguladı.
Diğer bir yolun üye ülkelerdeki “eşitlik kurumları” olabileceğini belirten Lalisse, “Her üye ülkede bulunan eşitlik kurumları, ayrımcılık veya nefret suçuyla karşı karşıya kalan vatandaşları desteklemekle yükümlü.” dedi.
Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırılar
Lalisse, geçen sene bazı AB ülkelerinde Kur’an-ı Kerim’e yönelik düzenlenen saldırılara da değinerek, şunları kaydetti:
“Bunlar kabul edilemez. AB değerlerine aykırıdır. Bunlar kişisel eylemlerdir. Hiçbir üye ülke tarafından desteklenmeyen, şahsım ve AB Komisyonu tarafından kınanan eylemlerdir. Üye ülkelerin bu eylemleri teşvik ettiklerine yönelik dezenformasyon vardı. Ancak bizim açımızdan bu eylemlerin provokasyon olduğu, Müslüman vatandaşlarımıza ve bunun ötesinde dünyadaki Müslümanlara yönelik saldırgan ve saygısız eylemler olduğu çok açık.”
Camilere gönderilen tehdit mektupları
Almanya’da camilere gönderilen tehdit mektuplarıyla ilgili de Lalisse, “Camilere gönderilen tehdit mektuplarından haberdarım. Camilere ve binalara yazılan sloganlar da aynı şekilde. Bunlar kesinlikle kabul edilemez.” dedi.
AB’nin bu tür saldırılara uğrayan camiler ya da Müslüman kuruluşlara rehber hazırladığını belirten Lalisse, “Toplumumuzdaki radikalleşmenin farkındayız. Bunun üzerinde çalışıyoruz. Polis ve kolluk kuvvetleri bazı çeteleri çökertti.” diye konuştu.
Lalisse, “Müslümanların diğer vatandaşlarımız tarafından grup olarak hedef alınmasını engellemek için farkındalığı artırmalıyız. Nefret, toplumumuz ve demokrasimiz için büyük bir risk. Önerdiğimiz çözüm, farkındalığı artırmak.” ifadelerini kullandı.
AB Adalet Divanının başörtüsü kararı
AB Adalet Divanının Kasım 2023’te verdiği kamu idarelerinin başörtüsü yasağı uygulayabileceğine dair hükmünü değerlendiren Lalisse, “Bu kural genel ve ayrım gözetmeksizin tüm idari personele uygulanırsa, tarafsızlık politikası çerçevesinde meşru görülebilir. Yani bu yasak tüm dini sembollerle ilgilidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Lalisse kendisinin de belediyelerle temasta olduğunu, iş yerlerinde hangi uygulamaların ayrımcılık hangilerinin meşru önlemler olduğunu konusunda görüşmeler yaptığını kaydetti.
]]>