Önce arkadaşlarından sipariş alarak yemek yapan, sonra belediyenin hanımeli pazarında yemek yapıp satan, ardından küçük bir dükkanda çeyizinden kalan küçük tencere ve küçük tüp ile yemek üretimini devam ettiren kadın şimdi açtığı yemek fabrikasında 25 kişilik istihdamı ile günlük 2 bin kişiye yemek yapıyor.
Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesinde radyoloji memuru olarak çalışırken memleketi Hatay’ın yemeklerini iş arkadaşlarına ikram ederek tattıran Nuriye Akar, bir süre sonra arkadaşlarının ısrarı üzerine ücret karşılığında sipariş almaya başladı. Arkadaşlarından aldığı siparişlerini evde hazırlayarak satan Nuriye Akar (54), memuriyetten emekli olduktan sonra Aksaray Belediyesi tarafından açılan Hanımeli Pazarı ile tanıştı. Yine belediye tarafından verilen yemek kurslarına katılarak başarıyla tamamladıktan sonra haftada 1 gün semt pazarında tezgah açan Nuriye Akar, Hatay mutfağına ait yemekleri satmaya başladı. 2018 yılından 2022 yılının sonuna kadar Hanımeli Pazarında ürün satan Nuriye Akar, orada edindiği tavsiyeler üzerine küçük bir dükkan tutarak piknik tüpü ve çeyizinde sakladığı tencere ile öğrencilere yemek yapıp satmaya başladı. Bir süre sonra dükkanını büyüten Akar, işini de büyütme kararı aldı. Organize Sanayi Bölgesinde açtığı yemek fabrikası ile endüstriyel yemek ve tabildot yemek satışına başlayan Nuriye Akar, fabrika bünyesinde 25 kişiyi istihdam ederek günlük 2 bin kişiye yemek yapıyor. Alışılagelmiş menülerle yapılan endüstriyel yemek servisinden ayrı hizmet veren Akar, tamamen doğal ürünlerle ev yemekleri yaparak bu servis anlayışını da değiştirdi. Şimdi ise okullar, fabrikalar ve kamu kurumlarına yemek üreten Nuriye Akar, Hanımeli Pazarında emek veren kadınlara da örnek oluyor.
25 çalışanıyla günlük 2 bin kişiye yemek pişiriyor
Memurluktan yemek fabrikası serüvenine geçiş sürecini anlatan Nuriye Akar, her şeyin arkadaşlarına olan ikramıyla başladığını söyledi. İkramın ardından iş arkadaşlarından yoğun bir talep aldığını diye getiren Akar, “Devlet memurluğundan emekli oldum. Çalıştığım dönemlerde de sürekli bir şeyler üretiyordum. Memleketim Hatay olduğu için biberli ekmek, içli köfte, humus yapıyordum. Bunları iş yerindeki arkadaşlarıma ikram ederken baktım ki maliyeti çok yüksek olacak. Sonrasında arkadaşlarım da üzüldü ve biz satın alalım dediler. Böyle başladı ufak ufak. Hiç ticareti bilmezken, yani memur zihniyeti ile baktığımız için sonrasında emekliliğim yakındı ve emekli oldum. Sonra Aksaray Belediyesinin Hanımeli Pazarı açtığını duydum. Oraya müracaat ettim ve 3 aylık kursuna katıldım. Sonra da bana yer verdiler. Orada tezgah açtım ve kendi ürettiğim salça, baharatlar, yöresel ürünlerimi sergiledim. Çok da güzel bir tanıtım oldu ve oranın bana müşteri olarak çok faydası oldu. Sonrasında hanımeli bana yetmez olunca ticareti bilmediğim için önce cesaret edemedim ama küçük bir dükkan kiraladım. Burada çeyizimden kalmış küçük bir tencere, elimdeki tüm paramı da dükkan kirasına verdiğim için tencerem ve küçük tüpüm ile başladım. Küçük tencerem ve küçük tüpüm hala durur, onlar benim uğurum. Okul öğrencilerine yemek yaptım, yiyenler memnun kaldığı için onlar etrafa söylediler. Sonra ilk olarak kuruma 9 kişilik yemek siparişi aldım. Elim ayağıma dolaştı nasıl yapacağım diye. Lezzetimden hiçbir korkum yoktu ama sistemi bilmediğim için endişe duydum. Sistemi kısa sürede öğrendim. Yemekleri tamamen el emeği, mutfak lezzeti tadında ürettim. Hanımeli pazarı ve ardından dükkan ve 1,5 yıl dükkan işletmeciliğinden sonra bu fabrikaya yolcuğum böyle başladı. Şu anda fabrikada 25 kişi istihdam ediyorum. Şu anda geldiğim konum bin 800 – 2 bine yakın müşteriye yemek veriyorum. İlk işçi aldığımda maaşları nasıl öderim diye tedirgin oldum ama lezzetime güvendiğim için kısa sürede iyi bir yere geldim. Fabrika yemeği çıkarıyorum ama yemeğin içine işçilik katarak ev yemeği lezzetinde yapıyorum. Dışarıdan hazır ürün almadan tamamen kendimiz burada üretiyoruz. Salçasından baharatına kadar, pastamız ve tatlılarımız tamamen kendi doğal üretimimiz” dedi. – AKSARAY
]]>Ren Wenbing, Çin’in imalat merkezi Dongguan bir zamanlar yoğun bir fabrika olan, terk edilmiş binadan ayrılmakta isteksiz.
54 yaşındaki Ren, bir zamanlar mobilya parçalarını birleştirdiği ve herkesin öğle yemeklerini yemek için toplandıkları alanı gösterip, “Tüm işçiler şaşkınlık içinde” diyor.
Şirketin sahibi, maliyetleri azaltmak için imalatı Güney Doğu Asya’ya kaydırdı. Ren, 80.000 RNB (11.000 ABD Doları) işten çıkarılma tazminatını hala alamadığını söylüyor. Bu, kazanması yıllar sürecek bir miktar.
Bir makine balyozu pencerelere indirirken “Üzgünüz ve yas tutuyoruz” diyor.
Ren sadece bir mobilya fabrikasının kaybına üzülmüyor. Çin’in bir zamanlar durdurulamaz gibi görünen ve ekonomisinin ölümüne yas tutuyor. Bu durum, milyonlarca kişinin iş bulmasını zorlaştırıyor.
Ren gibileri için Çin’de yeterince çok şey imal edilmiyor.
Ancak Batı ise Çin’i çok fazla üretmekle suçluyor. ABD Hazine Bakanı Janet Yellen’in son ziyaretinde verdiği mesaj da buydu. Yellen Pekin’i “adil olmayan ekonomik uygulamalarla”, ihtiyaç duyduğundan ya da dünyanın eritemeyeceği kadar çok üretmekle suçladı.
Dünya genelindeki pek çok hanede, tişörtlerin, masaların ve televizyonların üzerindeki “Çin’de üretilmiştir” ibaresi değişiyor. Artık bu ifade, Almanya’ya akan elektrikli otomobillerde ve Avrupa’nın yenilenebilir enerji politikalarının tam kalbindeki güneş panellerinde yer alıyor. Bu durum da Batı’yı kaygılandırıyor.
ABD’yle artan gerilim, sıkı Covid kapanmaları ve küresel ekonomideki yavaşlama, bir dönem Çin kıyılarına akın eden bazı imalatçıların arık başka yerlere gitmesine neden oldu. Ülkedeki yabancı yatırım, son 30 yılın en düşük düzeylerinde.
Ancak eskiden endüstrinin dayandığı ayaklar olan mobilya, tekstil ve elektrikli ürünler imalatı zor günler yaşıyor. Pekin gözünü “yeni üretim güçlerine” dikti: Güneş panelleri, lityum piller ve elektrikli araçlar.
Şirketinin enerji depolayan pillerini gösteren satış görevlisi Yan MU “İngiltere, Belçika ve Almanya’ya, çoğunlukla Avrupa ülkelerine ihracat yapıyoruz. Aynı zamanda Afrika, Güney Amerika, Kuzey Amerika ve ayrıca Güney Doğu Asya’ya da” diyor.
Pekin’in kıyısındaki yeniden tasarlanan eski bir çelik fabrikasında yüzlerce yeşil enerji depolama şirketinin organize ettiği fuarda yer alan stantların birinde çalışıyor.
“Çin şirketlerinin tüm enerji depolama pazarında önde olduğunu düşünüyorum. İnnovasyonda, yeni teknolojilerde, pil satışlarında ve güç dönüştürme sistemlerinde…yani her şeyde. Şu anda sanırım enerji depolama ekipmanlarının % 80 ila % 90’ı Çin’de tasarlanıp, imal ediliyor.”
Dongguan’dan araçla birkaç saat uzakta su sektörün büyüklüğünü gösteren başka işaretler var: Göz alabildiğine güneş panelleriyle dolu.
Çin geçen yıl, ABD’nin 10 yılda imal etmeyi başardığından daha çok güneş paneli yerleştirdi. Büyük çaplı üretim sayesinde maliyetler geçen yılkinin yarısına indi.
Avrupa genelindeki imalatçılar rekabet etmekte zorlanıyor. 2023’te Avrupa’da yerleştirilen güneş enerjisi panellerinin % 97’si Çin’den geldi.
Ancak Çin’in bu yeni sektörleri, bir zamanlar kaydettiği müthiş ekonomik büyümeyi mümkün kılanlardan çok daha az emek yoğun. Uzmanlaşmış, yüksek derecede kabiliyetli işçiler ve giderek artan oranda robot kullanımı gerektiren bir alan.
Çin’de gençler arasındaki işsizlik manşetlere konu olurken, kentsel işsizlik hala % 5’in üzerinde.
ABD ve Avrupa Birliği Çin’in ekonomisini böyle kurtarmaya çalıştığına inanıyor: düşük fiyatlı, devletin sübvanse ettiği yeşil teknolojiyi ülke dışına satmak. Güneş enerjisi panellerinin ve diğer teknolojilerin maliyetlerini azaltmak ve Batılı şirketleri sektör dışına itme taktiği güdüldüğünü söylüyorlar.
Çin ise başarısının devlet sübvansiyonuna değil, innovasyona bağlı olduğunu ve farklı ülkeler fosil yakıtlarda, daha iklim dostu enerji kaynaklarına geçerken, ihracat ürünlerine talep geldiğini söylüyor.
Out with the old
Ama Ren Wenbing, Çin’in yeni başarı hikayesinde kendisine iş bulamıyor.
Genç yaşta ailesinin Henan’daki çiftliğini bırakıp, güney kıyısındaki Guangdong bölgesinde bulunan Dongguan kentine taşındı. Kentte o kadar çok imalat vardı ki, bir zamanlar “dünyanın fabrikası” diye anılıyordu. Bir seferinde, 11 yıl boyunca memleketine gidecek fırsat bulamadı.
Çin’de, iş bulmak için köylerden büyük kentlere giden yaklaşık 300 milyon göçmen işçiden biriydi. Çoğu, ailelerini geride bırakıyordu. Ren’in çocuklarını büyükanne ve büyükbabaları büyütürken, kendisi ve eşi Dongguan’da yaşıyordu. Kentin 10 milyonluk nüfusunun dörtte üçünün göçmen işçiler olduğuna inanılıyor.
“Çocuklarım tabii ki beni özlüyordu” diyor ama hem kendisinin hem de eşinin “başka bir seçeneği” olmadığını söylüyor.
“Fazla para kazanmıyorduk. Günlük masrafları çıktıktan sonra kalanı anne ve babalarımıza gönderdik. Çocuklarımızın eğitimi için…geriye de pek bir şey kalmıyordu.
“Tüm göçmen işçiler bu durumdaydı. Yaşlılarımıza ve çocuklarımıza bakabilmek için sevdiklerimizden uzakta kalma ve diğer bölgelerde çalışmak zorundaydık. Durum böyleydi.”
Ren ve eşi şimdi sadece bir yatak ve bir masanın sığabildiği bir odada yaşıyor. Burada oturup, telefonundan iş ilanlarına bakıyor. Çoğu fabrika saatlik 16 RMB (2,50 ABD Doları) maaş veriyor. Bir ilanda önerilen saat ücretiyse 13RMB.
Tazminat parasına ihtiyacı var ve bunun için mahkemeye de gitmiş. Ancak fabrikanın sahibi ülkeyi terk etti ve hem Ren hem de 300 kadar iş arkadaşını ortada bıraktı.
“Dongguan’daki değişime tanıklık ettik ve bu şehri seviyoruz. Burası bizim ikinci evimiz. Buradan gitmemiz gerekirse çok üzülürüz.”
1980’li yılların ortalarından itibaren, Çin dünyaya açıldıktan hemen sonra, Dongguan ülkenin başlıca ihracat ve imalat üssü oldu. Ucuz giysiler, oyuncaklar ve ayakkabılar üretiliyordu.
O zamanlar, on binlerce işçi ABD’ye ihraç edilecek ayakkabıları imal ettikleri mesailerine başlamak için fabrika kapılarında sıra oluyordu.
Ancak son yıllarda, işçiler daha yüksek maaşlar talep ederken, şirketler iş alabilmek için fiyatlarını kırdılar ve kâr marjları daha da düştü. Sonra Donald Trump Beyaz Saray’a geldi ve ayakkabı da dahil Çin ürünlerine gümrük vergilerini yükseltti. Maliyetlerini düşürmek ve ABD-Çin ticaret savaşından korunmak isteyen şirketlerse başka yerlere gitti.
Şimdi Dongguan’ın neredeyse tamamen terk edilmiş bir köşesinde, kilometrelerce giden ve hayalet fabrikalara benzeyen az katlı, boş binalar var. Bölgede tek kalan, merakla bakanlara el sallayan tek bir güvenlik görevlisi.
Dikiş makinesi seslerinin yerini, kuş cıvıltıları ve binaların beton iskeletlerinin altından yollarını bulan banyan ağaçlarının inatçı kökleri almış. Çin’in güneyindeki sıcak ve çoğunlukla nemli iklim, insanların geride bıraktığını, doğanın ele geçirmesine yardımcı oluyor.
In with the new
Ancak Dongguan vazgeçmiyor. Şehir eski şöhretine kavuşabilmek için bir yüksek teknoloji merkezine dönüşmeye çalışıyor. Teknoloji devi Huawei, Songşan Gölü’nün kıyısında, 25 bin kişinin çalışabileceği bir kampüs inşa ediyor. Yeni bir bilim parkı ve bir dizi otel açıldı.
Kentin yeni istikametinden para kazanmaya çalışan Alan Lee yeni boyanmış ofisinde yatıyor. Ekonomik yavaşlamadan işletmesini sağ çıkartmayı başaran girişimcinin gözü, Avrupa’ya yüksek teknoloji ihraç etmekte.
“Son yıllarda çok insan işinden oldu. Borca girdiler ve mülklerini satmak zorunda kaldılar. Birçok şirket azalan ihracat talebi yüzünden sorun yaşadı. Sahipleri çok fazla mali baskıyla karşı karşıya kaldı ve hatta fabrikalarını kapattılar. Biz ticarete odaklanmayı seçtik ki üzerimizde üretim baskısı olmasın.”
Ancak bu işler Ren gibilerin henüz sahip olmadığı yeni teknolojik beceriler gerektiriyor. Tazminat parasını alma umuduysa sönüyor.
Niye uzakta olduğunu sorduklarında, çocuklarına ne diyeceğini düşünüyor.
“İyi bir yanıtım var mı bilmiyorum. Anneniz ve ben uzaktaydık, çünkü size daha iyi bir yaşam ve eğitim sumak istedik. Bir şeyler öğrenin ki, gelecekte bizim kadar çok çalışmanız gerekmesin diye umduk.”
]]>Bursa Nilüfer Organize Sanayi Bölgesinde faaliyet gösteren Alman Continental Grup bünyesinde Bırsa’da Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren Contitech Lastik A.Ş. işçileri bir arkadaşlarının keyfi uygulama sonucu işten çıkarıldığını öne sürerek fabrika önünde eylem başlattı. İddiaya göre süspansiyon sistemleri üretimi yapılan fabrikada işveren temsilcisi ile yaşadığı tartışma sırasında sesini işveren temsilcisinden daha fazla yükselten 17 yıllık bir çalışanın iş sözleşmesindeki cezai müeyyideler yerine haksız biçimde sözleşmesi fesih edildi. Sendika ve işyeri arasındaki görüşmelerden sonuç alınamayınca da işçiler grev hakkını kullanmak üzere fabrika önünde eylem başlattı.
Petrol-İş sendikasının fabrikada 10 yıldır örgütlü olduğunu ve yaşananlar karşısında atılması gereken adımların iş sözleşmesinde net ifadelerle yer aldığını belirten Petrol-İş Bursa Şube Başkanı Ersin Birgül, “Biz sendika olarak bu durumun çözümü noktasında adımlar attık. Diyaloglar kurduk. Arkadaşımıza özür de dilettik. Ama özür bile kabul görmedi. Yaklaşımın direkt işten çıkartma değil uygun cezalardan biri olması yönündeki talebimizi de ilettik. Ama bizim yaklaşımımız karşılıksız kaldı. Müsamaha gösterilmeyerek ‘biz iş hakkını sonlandırıyoruz’ gibi bir durum oluştu. 2 günlük süreçte diyaloglarımız karşılıksız kalınca mücadele kararı aldık. Buradan hep birlikte sesimizi duyurarak çözüm noktası arıyoruz. Bu yaşanan hakka hukuka uygun bir şey değil. Arkadaşımız daha önce bu iş yerinde iş yeri işçi temsilciliği de yapmış bir arkadaşımız. 17 yıldır burada çalışıyor, alın teri döküyor. Buraya girdiğinde gencecik, sapasağlam bir arkadaşımızken şu anda belinde 2, boynunda 3 fıtık var. Kolu yarıdan yukarıya kaldıramıyor. Bu fabrikada bu hale gelmiş bir arkadaşımızın iş akdi, fabrikaya daha dün yönetici olarak gelmiş bir işveren temsilcisiyle sade bir diyaloğunda ‘Sadece sesini onun ses tonundan daha yüksek kullandığı’ gerekçesiyle acımasız bir şekilde sonlandırılmaya çalışılıyor. Toplu sözleşmemizde zaten böyle bir durumun karşılığı net bir şekilde belirtilmiş. Uyarı, yazılı uyarı, yevmiye cezası gibi tekrar durumlarında yaşanacaklar açık ve net. Arkadaşımızla ilgili sorun giderilene kadar buradayız. Çözüm yolu arayalım dedik. Bir araya gelelim dedik. İlk başlarda bir yaklaşımları vardı ama sonradan ondan da uzaklaştılar. Biz adım adım attıkça onlar geri çekildiler. Bir kişiye yapılmış haksızlık, herkese yapılmış tehdittir. Ben bunu savunuyorum. Bu minvalde yol alıyoruz. Çünkü bugün bu yapılana sessiz kalındığında yarın benzerlerinin ve bunun çoklarının yaşanacağını biliyoruz. Uyuşmazlık oluşturan birkaç konu daha oldu aramızda. Oralarda da hep yapıcı yaklaşımlar gösterdik, sergilemeye çalıştık. Onlara da karşılık görmedik” dedi.
Bu arada işyerinde üretim devam ederken işçiler vardiya değişimlerinde işten çıkarılan arkadaşlarına destek vermek için sendika öncülüğünde protesto eylemlerine katılıyor. – BURSA
]]>Karabük TSO Meclis Toplantı Salonunda gerçekleşen programa Karabük Valisi Mustafa Yavuz, KARDEMİR Yönetim Kurulu Başkanı Prof. İsmail Demir, TSO Başkanı Fatih Çapraz, TSO Meclis Başkanı Adnan Çebi ve iş insanları katıldı.
Programda konuşan Vali Yavuz, “3 Nisan 1937’de demirin çelik gücüyle yükseldiği bir kentteki insan emeği ve azmi Türkiye’nin ilk ağır sanayi hamlesi KARDEMİR fabrika bacalarında yankılanmıştır. Ülkemizdeki pek çok şehrin aksine düşman işgalinden kurtuluşunu değil kuruluşunu kutlayan, emeğin başkenti Karabük, genç cumhuriyetimizin en önemli sanayi şehri, aynı zamanda kadim bir tarihin köklü bir kültürün ve dünyaca kıymetli bir mirasın da müjdecisidir. Gelecek nesillere koruyarak aktarma bilinciyle omuzlarımızda gururla taşıdığımız, kültürel kimliğimizin bir parçası niteliğindeki bu mirasın emanetçileri olarak bizler, tarihimize olan bağlılığımızı gelecek kuşaklara olan sorumluluğumuzu da birleştiriyoruz. Başta Kardemir olmak üzere, sanayi alanındaki üretim ve istihdam hacmimizle ülke ekonomisine ivme kazandırırken Türkiye yüzyılı vizyonunun önceliklerine ve hedeflerine uygun bir şekilde kültür, sana turizm gibi alanlarda da birlik ve beraberlik içerisinde ilerlemeyi hedefliyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle Türkiye’nin ilk ağır sanayi fabrikası, fabrikalar kuran Kardemir’in temellerinin atıldığı ve Türkiye’nin önemli sanayi, ticaret, kültür ve turizm şehri Karabük’ün kurulduğu 3 Nisanı geçmişin emek dolu bakışlarını anma ve geleceğe umutla bakma günü olarak kutluyorum” dedi.
“Bizler için ayrı bir öneme ve değere sahip bir tarih 3 Nisan 1937’dir” diyen Karabük TSO Başkanı Fatih Çapraz ise şunları söyledi: “Kurtuluş Savaşı’nda eşsiz bir zaferle ayrılan milletimiz bu esnada beşeri ve ekonomik kaynaklarının büyük bir kısmını kaybetmiştir. Ülkenin ayağa kaldırılması ve emperyalist devletlerin insafına bırakılmaması gerekmekteydi. Mevcut durumunun devam ettiğini bilen Mustafa Atatürk’ün ‘askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsun iktisadi zaferle taçlandırılmadıkça sonsuz kalır’ sözü devletimizin içerisinde bulunduğu durumu ve çözüm önerisini açıklamaktadır. Ekonomik mücadeleyi kazanabilmek ve kalkınmayı sağlayabilmek için sanayileşerek ve üreterek ülkenin küllerinden yeniden doğması gerekmekteydi. Devletimizin bağımsızlığın kazanılmasının ancak ekonomik bağımsızlığın kazanılmasıyla mümkün olabileceğini öngören bu anlayış ile 3 Nisan 1937 tarihinde ülkemizin ilk ağır sanayi kuruluşu olan demir çelik fabrikası bugünkü adıyla Kardemir’imiz kurulmuştur.”
Çapraz, “Bu büyük girişim yıllar içerisinde Ereğli ve İskenderun Demir Çelik Fabrikaları, çimento fabrikaları, şeker fabrikaları ve adını buraya sığdıramayacağımız pek çok fabrika, köprü, baraj ve bina inşaatının yapımına imkan vermiştir. Aynı zamanda sanayideki bilgi üretimini mühendisliği, ustasını, işçisini, yurdun dört bir yanının inşasını kullanmıştır. Bu nedenler ile Kardemir fabrikalar kuran fabrika unvanını kazanmıştır. 3 Nisan hem ülkenin imarını ve inşasını sağlayan demir çelik fabrikalarının temellerinin atıldığı hem de Karabük ilinin kuruluş tarihidir. Ülkemizde kurtuluşunu değil, kuruluşunu kutlayan tek il, Karabük’tür. İşte tam da bu sebeple özünü cumhuriyetten alan bu ilin unvanı Cumhuriyet Kenti Karabük’tür. Bugün aynı zamanda günümüz Türkiye’sini oluşturan sanayileşme, çağdaşlaşma, modernleşme ve ekonomik bağımsız vizyonun da kutlandığı bir gündür. Bu tarihi hiçbirimizin unutmaması gerekir. Özellikle gençlerin ülke ekonomisini kalkındırma yolunun sanayi işletmelerine bütün bağımsızlıkla ilişkisi olduğunu bilmesi önem arz etmektedir. 3 Nisan’ı Sanayi Günü olarak ilan etmekle bu bilinci geliştirecektir” ifadelerini kullandı.
Karabük’ün 3 Nisan tarihinde 13 hanelik bir yerleşkeyken ülkenin kalkınmasına kaynak oluşturan il olma yolculuğuna başladığını aktaran TSO Meclis Başkanı Adnan Çebi, “Ülkenin kurtuluş mücadelesinde ekonomik bağımsızlığına geçiş sürecince Karabük, ekonomik bağımsızlığı sembolü olan, ateşi, demir çelik fabrikası ile yakmıştır. 3 Nisan tarihi ülke olarak unutmamalı. Bu tarihi dönüm noktasını insanların aklına kazımalıyız. Ülkemizde ilk ağır sanayi yatırımının temelinin atıldığı 3 Nisan’ın Sanayi Günü olarak kutlamasını sağlamamız bu açıdan çok önemlidir” diye konuştu. – KARABÜK
]]>Endüstriyel mirasa ipeksi dokunuş
BURSA – Osmanlı Dönemi’nin Bursa’daki ilk endüstriyel yapılarından olan harabe halindeki 2 asırlık ipek fabrikası, Osmangazi Belediyesi tarafından ayağa kaldırılıyor. Bir dönem Avrupa Saraylarını süsleyen dünyaca ünlü Bursa İpeği’nin işlendiği tarihi fabrika, restorasyonun ardından kentin kültür ve sanat hayatına değer katacak.
Osmangazi Belediyesi, tarih başkenti Bursa’yı açık hava müzesine dönüştürecek, tarihi ve kültürel miras yatırımlarında hız kesmiyor. Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi, Hanlar Bölgesi ve Hisar’da yapılanlar ile hayata geçirilen 567 restorasyonlaecdat emanetlerine sahip çıkan Osmangazi Belediyesi, şimdi de Bursa’nın endüstriyel mirasını gün yüzüne çıkaracak önemli bir projenin startını veriyor.Ülkenin devlet eliyle endüstrileşmesi amacıyla,tarihi İpek Yolu’nun Anadolu’daki son durağı olan Bursa’da 1852 yılında kurulan Fabrika-i Hümayun’un hemen yanına 1861’de yapılanRomangal İpek Fabrikası da Bursa’nın ilk endüstriyel yapılarından biri olarak kent siluetine kazandırılıyor.
Muradiye Mahallesi Kaplıca Caddesi üzerinde 10 bin metrekarelik alana yerleşen fabrikaya ait yapı kütleleri, 1862 tarihli Suphi Bey Haritasında görülüyor.Yahudi asıllı bir Fransız olan Mösyö Romangal’dan 1938 yılında Turgut Yılmazipek’inbabası Faik Yılmazipek tarafından satın alınan fabrika, günümüzde de eski sahibinin adıyla ‘Romangal’ olarak anılıyor. Yılmazipek ailesinin de 1938-1987 yılları arasında burada ipek üretimi ve dokuma işlemlerine devam ettiği bilinirken, 1992’de elde edilen gelir, giderleri karşılamadığı için tüm üniteler kapatıldı. Üretimin durmasının ardından da istimhane, kozaklık, mancınıkhane, bükümhane, devdehane, çözgühane, dokuma ve boyahaneler, ısıtma merkezi ve baca gibi üretimi destekleyen birimlere sahip fabrika kullanılamaz hale geldi.
Yaşayan Müze
Bursa’da tarihi ve kültürel mirasın ayağa kaldırılması noktasında Türkiye’ye örnek yatırımları hayata geçiren Osmangazi Belediyesi, 2 asırlık tarihi ipek fabrikasının ayağa kaldırılması için düğmeye bastı. Bursa’nın endüstriyel mirasına ışık tutmaya hazırlanan Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, tarihi ipek fabrikasını gezip, tahrip olan bölümlerle ilgili bilgi aldı. Bursa’da üretilen ipek halı ve kumaşların, Osmanlı döneminde başta Topkapı olmak üzere dünya saraylarını süslediğini hatırlatan Başkan Dündar, “Osmanlı’nın en stratejik ürünü olan Bursa İpeğinden Avrupa’nın yıllarca vergi bile almadığı biliniyor. Romangal Fabrikası olarak bilinen Turgut Yılmazipek İpek Fabrikası da yıllarca Bursa İpeği’nin dokunduğu önemli bir yerdi. Yıllarca ipek üretiminin yapıldığı fabrika 1992’da kapatıldı. Bursa ipekçiliğinde çok önemli bir yere sahip olan Romangal Fabrikası’nı yeniden ayağa kaldırıyoruz. Tarihi bu yapıyı, restorasyonla ilk günkü orijinal görüntüsüne kavuşturacağız. Restorasyonun ardından metruk haldeki bu alan, Butik İpek Üretim Merkezi, Eğitim – Seminer ve Sergi Salonları, Müze, Restoran ve Kafe ile Bursa’mızın kültür sanat hayatına değer katacak.İpekçilik tarihine ışık tutacak bu proje, aynı zamanda ziyaretçileri için de unutulmayacak bir deneyim yaşatacak. Romangal Fabrikası Restorasyonu projemiz şimdiden Bursa’mıza hayırlı olsun” diye konuştu.
]]>20 Ocak 2018’de başlayan Zeytin Dalı Harekatı’nın 58. gününde, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 103’üncü yıl dönümünde Afrin ilçe merkezi, terör örgütlerinden kurtarılarak huzura kavuştu.
Zeytin Dalı Harekatı ile 18 Mart 2018’de Afrin ilçe merkezinin terör örgütü PKK/YPG’den temizlenmesiyle operasyon tamamlanarak 6 belde merkezi, 282 köy, 6 köy altı yerleşim, stratejik 23 dağ ve tepe, 1 baraj, 50 stratejik nokta, TSK ve SMO’nun kontrolüne girdi.
Harekat sürecinde 4 bin 500’den fazla terörist etkisiz hale getirildi.
Operasyonda 54 Türk askeri şehit oldu, 236 asker yaralandı. Cephede TSK ile hareket eden SMO’nun 320 askeri hayatını kaybetti.
Afrin merkezinin kontrolü sağlandıktan sonra ilçe genelinde 7 yerel meclis kurularak bölge halkına hizmet verilmeye başlandı.
Bölgede hayatın normale dönmesi için Türkiye’nin desteklediği yerel meclisler yoluyla tarım, sanayi, ticaret, kültür, spor, sağlık ve eğitim gibi alanlarda halka destek verilmeye başlandı.
TSK ve SMO askerlerinin verdiği güvence sayesinde siviller, 20 Mart 2018’den itibaren evlerine dönmeye başladı. Aradan geçen 6 yılın ardından ilçe merkezi ve beldelerinde yaşayan sivillerin sayısı 700 bine ulaştı.
Sağlık ve eğitime büyük destek
Türkiye’nin bölgeye eğitim ve sağlık alanlarındaki desteği sürüyor.
Operasyonun başarıyla hedefine ulaşmasının ardından Afrin’de 100 yataklı ve 13 branşta hizmet veren hastane, Türkiye’nin desteğiyle yeniden hizmete açıldı.
Merkezdeki 5 hastanenin yanı sıra beldelerde 25 sağlık merkezi, bölge halkına ücretsiz tedavi imkanı sağlıyor.
Okullarda PKK/YPG’nin dayattığı eğitim sistemine son verilerek muhaliflerin geçici hükümetinin belirlediği müfredata uygun eğitime geçildi.
İlçe merkezinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle açılan Gaziantep Üniversitesi Afrin Eğitim Fakültesi, Kültür Merkezi ve Spor Kompleksi’nin yanı sıra Afrin ilçe merkezi ve çevre beldelerdeki 263 okulda yaklaşık 93 bin öğrenci eğitim görüyor.
İlçe ve beldelerde 210 cami onarılarak ibadete açıldı.
Ekonomik kalkınmada sanayi bölgelerinin inşasına önem verildi
Afrin’in terörden arındırılmasıyla sanayileşme yönünde yerel meclislere bağlı sanayi ve ticaret odaları kuruldu.
Terörden arındırıldığı ilk yıl 50 iş insanıyla çalışmalara başlayan Afrin Sanayi ve Ticaret Odası, Ocak 2024’te üye sayısını 2 bin kişiye çıkarttı.
Yaklaşık 340 fabrikayla Afrin halkının kalkınmasına destek sağlayan sanayileşme çalışması, 2024’te kurulacak 6 fabrikayla daha da artacak.
Ayakkabı üretimi, plastik boru ve tekstil fabrikalarının yanı sıra Afrin’de tarım sayesinde çok sayıda zeytin yağı, sabun ve pirin fabrikası bulunmaktadır.
“Afrin, ekonomi, sanayi ve tarım alanında büyük ilerleme kaydetti”
Afrin Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Halil Ömer, AA muhabirine, “Afrin, terörden arındırıldıktan sonra ekonomi, sanayi ve tarım alanında büyük ilerleme kaydetti.” dedi.
Afrin halkına daha iyi hizmet verebilmek amacıyla ilçenin terörden kurtarılmasının ilk yılında ticaret odasının kurulduğunu belirten Ömer, “İlk etapta yaklaşık 50 kişiyle başladığımız ticaret odamızda şu anda yaklaşık 2 bin iş insanı bulunuyor.” ifadesini kullandı.
Ömer, “2023’te Türkiye’den sanayilerde kullanılmak üzere 69 milyon dolar değerinde ham madde, gıda gibi ürünler ithal ettik.” açıklamasında bulundu.
Halil Ömer, “Afrin’de küçük ve büyük ölçekli 340 kadar tekstil, ayakkabı ve plastik fabrikasının yanı sıra zeytinyağı, sabun ve pirin fabrikaları bulunuyor. 2024’te 6 yeni fabrika kuracağız.” diye konuştu.
Afrin Milli Eğitim Müdürü Mustafa Kara da “Afrin, terörden arındırıldıktan sonra eğitim öğretim çalışmaları kapsamında ilçe merkezi ve beldelerde yaklaşık 240 kadar okulun tadilatını yaptık.” dedi.
6 Şubat depremlerinden sonra 16 yeni okulun inşasına başladıklarını anlatan Kara, şunları kaydetti:
“Her sene öğrencilerimize ücretsiz kitap dağıtıyoruz. Bu sene 1 milyon 21 bin 955 kitap dağıttık. Zeytin Dalı Harekatı bölgesinde 93 bin öğrenci bulunuyor. 3 bin 200 öğretmen ve hizmetliyle öğrencilerin eğitimine katkıda bulunuyoruz.”
]]>Tesis edilen huzur ortamında, genç nüfusu, Orta Doğu pazarına ulaşım kolaylığı, verimli toprakları ve turizm potansiyeliyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi yatırımcılar için cazibe merkezi oldu.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin kalkınması için hayata geçirilen teşvik uygulamaları sayesinde de Diyarbakır, Batman, Mardin ve Siirt’in de yer aldığı 6. bölgeye yatırım için gösterilen ilgi, günden güne artıyor.
Tekstil, mobilya, gıda ve inşaat sektörlerinde üretim yapan fabrikaların birbiri ardına açıldığı OSB’lere kapasite dolunca ilave etaplar eklenmeye başlandı.
Sırada bekleyen yüzlerce yatırımcı için yeni OSB’lerin de kurulduğu bu kentlerde, artık en çok istihdamı sağlayacak, en çok ihracatı gerçekleştirecek, bölgenin kalkınmasına en çok katkıyı sağlayacak yatırımlar seçiliyor.
“5. etap için bekleyen yaklaşık 350 firma var”
Diyarbakır OSB Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Fidan, AA muhabirine, 1996’da kurulumuna başlanan OSB’de 2000’de arsa tahsisi yapıldığını söyledi.
Fidan, yönetime geldikleri 2018’de fabrikalarda 7 bin olan çalışan sayısının bugün 20 bin civarında olduğunu belirterek, 4. etaptaki inşası süren fabrikaların da tamamlanmasıyla fabrika sayısının 400’e, çalışan sayısının da yaklaşık 28 bine çıkacağını ifade etti.
“Son 8 yılda Diyarbakır sanayisi daha da atağa geçti. Her geçen gün çalışan sayısı, ihracat artıyor. Diyarbakır’da artık bir sanayi kenti havası var. Özellikle dışardan yatırımcılar burayı çok tercih ediyor. Bunun nedeni genç nüfus ve kentin 6. bölgede yer alması. Çalışan sigortası, gümrük vergisi, KDV iadesi, banka kredisi gibi birçok konuda devlet sanayicinin önünü açıyor. Yatırımcının Diyarbakır’ı tercih etmesinin en önemli nedenlerinden biri de huzur ve güvenin olması.” diyen Fidan, devletin verdiği desteklerle Diyarbakır’ın sanayileşme konusunda çok ilerlediğini belirtti.
Artık yatırımcı başvurduğunda seçici davrandıklarını dile getiren Fidan, her yatırımcıya yer tahsisi yapmadıklarını aktardı.
Fidan, “Daha teknolojik yatırımlar seçiyoruz. Amacımız, Diyarbakır’ı marka bir şehir haline getirmek, istihdamı ve ihracatı artırmak. 232 hektardan oluşan 5. etap onaylandı. Yakında yer tahsislerine başlayacağız. 5. etap, 175 parsel olacak. 5. etap tamamlandığında fabrika sayımız 575 olacak. 5. etap için bekleyen yaklaşık 350 firma var. Bu fabrikalar üretime geçtiğinde de çalışan sayımız 48 bin civarında olacak. Hedefimiz büyük. Buradan dünyaya mal üretip gönderiyoruz, göndermeye de devam edeceğiz. Diyarbakır’ı daha iyi yerlere getireceğiz.” diye konuştu.
Batman’da 500 yatırımcı yer talep etti
Batman OSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Vecdin Nasıroğlu ise konum olarak ticaret için uygun bir noktada bulunan kente yatırımcıların yoğun ilgi gösterdiğini söyledi.
“Batman Suriye, Irak, İran ve Türk Cumhuriyetlerine yakın bir konumda. Bundan dolayı yatırımcılar kente yatırım yapmayı düşünüyorlar. Ayrıca 6. bölgede olduğu için devletin teşvikleri de söz konusu.” diyen Nasıroğlu, kentte mevcut OSB’nin 3 bin 870 dönüm alana sahip olduğunu aktardı.
Nasıroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada 200 fabrikamız var. Bunların 130’u faal, 70’i de yıl sonuna kadar inşası tamamlanarak faaliyete geçecek. Bu fabrikalar da faaliyete geçtiğinde 20 bine yakın istihdamımız olacak. 500 yatırımcı da yer talep etti. Yatırımcıların talebini karşılamak için iki yeni OSB’nin çalışmalarına başladık. Samanyolu köyümüze yakın bir noktada tekstil OSB, Raman bölgesinde de bir karma OSB projemiz var. Bu iki OSB’mizi tamamladığımızda yatırımcılarımızın taleplerini karşılayacak kadar yeni yatırım alanları oluşacak.”
” 2. OSB’de 225 yatırımcı da ön taleplerini gerçekleştirdi”
Mardin Valisi Tuncay Akkoyun da son yıllarda sağlanan huzur ortamı ile kentte sanayiden ulaştırmaya, enerjiden tarıma, eğitimden sağlık hizmetlerine, sosyal hizmetlerden spor hizmetlerine kadar birçok önemli yatırımın yapıldığını belirtti.
Huzurun, birçok yatırımcının da bu şehri tercih etmesine vesile olduğunu dile getiren Akkoyun, şunları kaydetti:
“1. OSB’de 384 hektar alanda 214 firmamız faaliyette bulunmaktadır. 6 bin civarında bir istihdam söz konusudur. 2. OSB de inşallah yakında faaliyete geçiyor. 104 hektar alanda 74 firmamıza yer tahsisini yaptık. Yaklaşık 15 firmamızın da fabrikaları üretime hazır halde. Bu yılın sonuna kadar 5 bin civarında bir istihdamı öngörüyoruz. 2. OSB’de 225 yatırımcı da ön taleplerini gerçekleştirdi. Bu firmalarımıza da en kısa zamanda yer tahsisini gerçekleştireceğiz.”
Midyat ve Nusaybin ilçelerinde de OSB’ler için proje ve altyapı çalışmalarının devam ettiğini dile getiren Akkoyun, yatırımcılara her türlü kolaylığı sağlamaya hazır olduklarını belirtti.
Akkoyun, Mardin’e yatırımcıları davet ettiklerini ifade ederek, şöyle dedi:
“Mezopotamya Ovası ülkemizin en önemli tarım alanlarından biri. Özellikle sulama imkanının yakın zamanda tamamlanması ile bölge daha da verimli hale gelecektir. Özellikle tarıma dayalı sanayi tesislerimiz burada çoğunlukla yer almaktadır. Huzur ortamı, iklim şartlarının uygun olması, genç bir nüfusun olması büyük avantaj. Mardin yatırım için uygun ve güzel bir yer.”
2. OSB’de yatırım yapan ve yatırımını genişletmek için yer talep eden Seydo Acar, yaklaşık 8 ay önce bölgede alçı fabrikası kurmaya karar verdiğini, günlük 500 ton kapasiteli alçı fabrikasının bu ay içinde faaliyete geçeceğini söyledi.
Bunun yanında alçıpan üretimi için de ek arsa talebinde bulunduklarını belirten Acar, “Yer tahsisi yapılırsa 16 ay içinde alçıpan fabrikasını da kuracağım. Valilik, kaymakamlık, OSB yönetimi, elinden gelen yardımı yapıyor. Amacımız bu şehre ve ülkemize katkıda bulunmak.”
Siirt’te 100 yatırımcı kuruluşun başvurusu bulunuyor
Siirt OSB Müdürü Habib Öner de bölgede istihdam olanaklarını artıran yatırımcılara destek olmak için her türlü gayreti gösterdiklerini söyledi.
700 dönümden oluşan OSB’de 28 yatırımcı kuruluşun bulunduğunu belirten Öner, “Burası karma OSB olması nedeniyle tekstil, mobilya, maden, inşaat malzemeleri gibi farklı sektörlerde üretim yapılmaktadır. 2 bine yakın bir istihdam söz konusu. Bugün itibarıyla 100 yatırımcı kuruluşun başvurusu bulunuyor.” dedi.
Öner, yatırımcıların taleplerini karşılamak için OSB’de ilave alanlar oluşturduklarını dile getirerek, 700 dönüm olan OSB’ye 950 dönüm alan daha kazandırmak için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.
Alt ve üst yapı ile inşaat çalışmaları bittikten sonra yatırımcıya yer tahsisine başlayacaklarını anlatan Öner, “Yatırım yapmak isteyen kuruluşları bölgemize bekliyoruz. Her anlamda hizmete hazırız. Müdürlüğümüzün imkanlarını kendilerine sunacağız.” ifadelerini kullandı.
]]>Kepez Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı’nın Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Hakan Tütüncü, şehrin sanayi mirası olan Pamuklu Dokuma Fabrikası’ndan sonra MKE Antalya Pil Fabrikası (ANTPİL) yerleşkesini de Antalyalıların kullanımına açtı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Fabrikalar Mahallesi Namık Kemal Bulvarı’nda 132 dönüm arazi üzerine kurulu fabrika yerleşkesini, geçtiğimiz yıl Kepez Belediyesine tahsis etti.
Kepez Belediyesi de, Eski Pil Fabrikası’nın tescilini yaptığı yapılarını restore ederek, sosyal, kültürel ve sanatsal tesislere dönüştürüyor. İmar planında yeşil alan olan fabrika yerleşkesinin yeşil alanları ise Milet Bahçesi oluyor.
Pil Fabrikası’nın kuruluş amacına müze
Fabrika yerleşkesinin kültür ve sanat adası olarak halkın kullanımına açılması kapsamında ilk olarak kütüphane ve müze projeleri gerçekleştirildi.
Antalya Pil Fabrikası, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyacı olan çeşitli pil ve bataryaları üretmek amacıyla kuruldu. Fabrikanın inşaatı 1972’de başladı. Fabrika, 1. Milliyetçi Cephe Hükümetinin Milli Selamet Partili (MSP) Sanayi ve Teknoloji Bakanı Abdülkerim Doğru tarafından Temmuz 1975’te törenle açıldı. Fabrika, 20 Temmuz 1974’teki Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin pil ve batarya ihtiyacını karşıladı.
Cumhurbaşkanı Tatar Kıbrıs Türk evinin açılışında
Bu tarihi katkısından dolayı fabrika yerleşkesinde 1974 Kıbrıs Türk Evi kuruldu. Kıbrıs Türk Evi’nin açılışı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın katılımıyla yapıldı.
Cumhurbaşkanı Ensin Tatar törende yaptığı konuşmada, KKTC insanının kendisini her zaman Türkiye’nin bir parçası olarak gördüğünü belirterek şunları söyledi: “Merhum Başbakan Bülent Ecevit ile merhum Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı kararını alırken, Türk milletine güvendi. Türk milletine güvenilerek alınan bu zor karardan dolayı Türkiye’ye silah ambargosu geldi. O ambargolar, Türkiye’ye, milli savunma sanayisini geliştirme imkanı sundu. MKE Antalya Pil Fabrikası (ANTPİL)milli savunma sanayi düşüncesiyle açıldı. Müze temasıyla kurulan 1974 Kıbrıs Türk evi projesiyle verilen mesaj önemli. 1974 Kıbrıs Evimizin hayırlı olmasını diliyorum. Türkiye’mizin her bölgesinde Kıbrıs Türk Evlerinin olmasını isterim.”
“Bu müze Kıbrıs davasının anlatılması için önemli”
gelen Antalya Valisi Hulusi Şahin de, Kıbrıs davasının çocuklara anlatılması gerektiğinin altını çizerek, şunları kaydetti: “Milli davaları, milli değerlerimizi çocuklarımıza aktarmamız lazım. Bu duyguyu aktarabilmemiz için de 1974 Kıbrıs Türk Evi gibi eserler lazım. Belediye Başkanımız Hakan Tütüncü DokumaPark’ta muhteşem işler yaptı. Eski Pil fabrikasında da muhteşem işler yapacağını ilk örneğini verdi. 1974 Kıbrıs Türk Evi, büyük davalarımızı anlatacağımız örnek bir anı evi olarak ortaya çıktı. Bu anı evine çocuklarımızı getirelim. Çocuklarımıza Kıbrıs davasını anlatalım. Kıbrıs, mavi vatanın kalesidir. Anadolu’nun güvenliği sabit bir uçak gemisi gibi KKTC’ye bağlıdır. Adayı kaybeden Anadolu’da rahat oturamaz. O nedenle Kıbrıs davası hepimiz milli davasıdır.”
Kıbrıs ambargosu sonucu pil fabrikası kuruldu
Başkan Hakan Tütüncü de konuşmasında, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Türkiye’ye silah ambargosu konulduğunu hatırlattı. Dönemin hükümetinin, bu ambargonun ardından Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, pil ve batarya ihtiyacını yerli imkanlarla karşılanması amacıyla bir fabrika kurulmasına karar verdiğini belirten Tütüncü, Kıbrıs adasına yakınlığı nedeniyle bu fabrikanın Antalya’da kurulduğunu aktardı. Başkan Tütüncü, teknolojinin değişmesi ve ekonomik verimlilikten dolayı fabrikanın 1998’te kapatıldığını belirtti.
Pil fabrikasına dokuma dokunuşu
İmar planlarında yeşil alan fabrika yerleşkesinin 132 dönümlük alanının, Milet Bahçesi olarak düzenleneceğini söyleyen Tütüncü, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Fabrikanın tescilini yaptığımız bütün binalarını, kültür, sanat ve spor tesisi olarak yeniden işlevlendireceğiz. Pil fabrikası da şehrin akciğer deposu olacak. Binaların onarılmasını, o binalara yeni bir fonksiyon yüklenmesini yapıların mimari dokusuna ve hatıralarına sadık kalarak yapacağız. Bu yaklaşımımızı bu yerleşkeye komşu olan dönemin Başbakanı merhum Adnan Menderes’in temelini attığı eski Dokuma Fabrikası’nın dönüşümün de ortaya koyduk. İstedik ki, eski pil fabrikasının bütün binalarını, bütün yaşanmışlıklarıyla yeni bir işlev kazandıralım. Fabrika yerleşkesinin kent için adeta bir oksijen deposu olmasını istiyoruz.”
Milli dava için fabrikaya Kıbrıs anı evi
Tütüncü, pil fabrikası yerleşkesinin, bir endüstriyel miras olarak halka açılmasıyla ilgili çalışmaları geçtiğimiz yıl başlattıklarına işaret ederek, şunları kaydetti: “Bu kapsamda fabrika yerleşkesinde, bu fabrikanın var oluşuna vesile olan Kıbrıs Barış Harekatı’nı anlatan, Türk’ün milli davası Kıbrıs’ı işleyen, Kıbrıs ile anavatan arasında ilişkileri güçlendiren bir anı evinin yapılmasıyla ilgili çalışmayı geçtiğimiz yıl başlattık. Fabrikanın bir sosyal yapısını Kıbrıs anı evi olarak düzenlemeye karar verdik. Anı evi ile fabrikanın kuruluşuna işaret ettiğimiz gibi Türk’ün milli davasından biri olan Kıbrıs davamızı da en iyi şekilde gündemde tutmalı ve tarih içerisindeki o sıkıntıları en güzel şekliyle anlatmalıydık. Kıbrıs Anı Projesi için KKTC Başkonsolosluğu ile irtibata geçtik. Antalya Expo alanında oluşturulan KKTC Anı Evi, ziyaretçi olmadığından dolayı işlevini yitirmişti. Bu anı evini eski pil fabrikası yerleşkesine aldık. Bu anı evini müzecilik, teşhir ve tanzim mantığımızla da birleştirerek, geliştirdik.”
Konuşmaların ardından protokol üyeleri kurdeleyi keserek, 1974 Kıbrıs Türk Evi’nin açılışı gerçekleştirdi. Başkan Hakan Tütüncü’nün rehberliğinde Cumhurbaşkanı Tatar ve diğer davetliler Kıbrıs Türk Evi’ni gezdi. – ANTALYA
]]>Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri çerçevesinde saat 14.00’da partisinin Kütahya mitinginde halka hitap etmesinin ardından NG Kütahya Seramik’in 100’üncü yıl fabrikalarının açılışına katıldı. Günün anısına Güral ailesi tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ‘Nur üstüne nur yazılı’ ayetinin yer aldığı el yapımı porselen tabak hediye takdim edildi. Yaklaşık 2 yıl önce inşasına başlanan fabrikanın açılışı Erdoğan’ın kurdele kesimiyle gerçekleşti. Programda konuşan Erdoğan, ekonomiyle ilgili önemli mesajlar vererek fabrikanın Türkiye’ye ve Kütahya’ya hayırlı olmasını diledi.
“Kütahya’da üretilen bu seramikler 81 vilayetimizin yarısına, 5 kıtada 79 ülkeye ihraç ediliyor”
Açılışta konuşma yapan Erdoğan, “Daha önce burada yine bir başka birimin açılışını yapmıştık ve buranın da yapılacağının müjdesini o zaman Nafi beyden ve oğlundan almıştık ve hamdolsun şimdi de bu devasa eserin açılışında bir aradayız. Nafi Güral beyefendinin kurduğu Kütahya Seramik, üretim yolculuğundaki 35 yılını geride bırakırken, 8 fabrikaya ve 54 milyon metre kare üretim kapasitesine ulaştı. Kütahya’da üretilen bu seramikler 81 vilayetimizin yarısına, 5 kıtada 79 ülkeye ihraç ediliyor. Açılan her yeni fabrika ihracatımızda yeni bir ivme, cari açığımızın kapanmasına katkı demektir. Bugün yatırım bedeli 140 milyon Euro, kapalı alanı 126 bin metrekare olan 2 yeni fabrikayı daha hizmete açıyoruz” diyerek fabrikaların ülkeye hayırlı olmasını diledi.
“Türkiye yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyümek mecburiyetindedir”
Böylece Türkiye’nin İtalya ve İspanya gibi bu alanda dünyanın önde gelen ülkelerinde bile olmayan gelişmiş teknolojilere sahip üretim imkanına kavuştuğunu belirten Erdoğan, “Aynı şekilde seramik üretiminin yanı sıra turizmde de önemli yatırımları olan grubumuzun istihdam kapasitesinin 5 bin 750 kişiye çıkmasını da takdirle karşılıyorum. Dijital dönüşümü fabrikalarında en üst seviyede uygulayan grubumuz su, ham, madde ve ambalaj atıklarının geri kazandırılması konusunda da ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Fabrika çatılarına kurulan ve tamamı üretimde kullanılan 25 megavat gücündeki güneş enerjisi santralleri yenilenebilir enerji anlamında da örnek bir yaklaşıma işaret ediyor. Hep söylediğimiz gibi, Türkiye yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyümek mecburiyetindedir. Sadece kağıt üzerinde ekonomik görünümü iyileştirmek adına yatırım, istihdam üretim ve ihracat odaklı büyümeden asla taviz veremeyiz. Makro dengelerle ilgili sorunlarımızı sanayide, teknolojide, ticarette, tarımda, turizmde ve diğer alanlarda büyümeyi sürdürerek çözeceğiz. Dünyanın en gelişmiş, en zengin ülkelerine baktığımızda onların da istihdam ve üretim merkezli bir ekonomik işleyişi hayata geçirmeye çalıştıklarına şahit oluyoruz. Bir dönem terk ettikleri üretim, bugün gelişmiş ülkelerin en kritik yumuşak karını haline gelmiştir. Türkiye’yi böyle bir duruma asla düşürmeyeceğiz. Savunma sanayinden seramik sektörüne kadar her alanda tasarımıyla, üretimiyle, ihracatıyla ülkemizi dünyanın önde gelen tedarikçileri arasına çıkartacağız” ifadelerini kullandı.
“Birileri kendi akıllarınca bizimle dalga geçmiş, projelerimizi küçümsemişti”
Bu bakımdan Kütahya’nın giderek büyüyen seramik üretimi kapasitesini sadece toprağa ve kimyaya dayalı bir üretimin gelişmesi olarak görmediklerini dile getiren Erdoğan, konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Kütahya’daki bu ivme aynı zamanda ülkemizin Türkiye yüzyılına hazırlanışının bir işaretidir. 2. Dünya Savaşı sonrasında başlayıp bizim iktidarımıza kadar devam eden dönemdeki siyasi ve ekonomik gecikmeleri yaşamasaydık hiç şüphesiz bugün çok daha farklı bir yerde olurduk. Milletin sorumluluk verdiği kişiler olarak bize düşen, kaçan fırsatlara bakıp hayıflanmak değil, hep eskinin kayıplarını telafi etmek, hep geleceğin hedeflerini inşa etmektir. Bundan 13 sene önce 2023 hedeflerimizi açıkladığımızda birileri kendi akıllarınca bizimle dalga geçmiş, projelerimizi küçümsemişti. Yaşadığımız onca badireye rağmen 2023 hedeflerinin önemli bir kısmını hayata geçirmiş birisi olarak karşınızdayım. Şimdi de milletimize Türkiye yüzyılı sözümüz var. Bu vizyonu sağlam toplumsal yapı, istikrarlı ve güçlü ekonomi, adalet ve özgürlük, Türkiye eksenli küresel dönüşüm, huzurlu ve güvenli gelecek başlıkları altında milletimize sunduk. Biliyorsunuz, biz birileri gibi söz verip de sonra kulağının üzerine yatanlardan asla değiliz. Milletimize verdiğimiz her sözün takipçisi olduk, her sözü yerine getirmek için var gücümüzle çalıştık, çabaladık. Eksiklerimiz elbette olmuştur ama ülkemize ve milletimize sağladığımız kazanımların büyüklüğünü kimse inkar edemez. Artık bundan sonra milletimize karşı sorumluluğumuz Türkiye yüzyılı bayrağını zirveye çıkarmaktır. Allah’ın izniyle Türkiye yüzyılının inşasını da tamamladıktan sonra emaneti gençlere teslim edip köşemize çekileceğiz. Bu duygularla bir kez daha fabrikalarımızın hayırlı ve bereketli olmasını diliyoruz. Tekrarını, tekrarını bekliyoruz. Ne kadar tekrar, o kadar güzeldir, iyidir. Bu eserleri şehrimize ve ülkemize kazandıran Nafi Güral beyefendiye ve Erkan Güral kardeşime teşekkür ediyorum. Sizleri sevgiyle saygıyla, selamlıyorum.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a kurdele kesiminde Kütahya Valisi Musa Işın, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve AK Parti Kütahya milletvekilleri eşlik etti. Programda kurdele kesimine katılanlar dışında il protokol mensupları, partililer ve iş adamları yer aldı. – KÜTAHYA
]]>TÜRASAŞ Sivas Bölge Müdürü Atanur Karadağ, 1939 yılında kurulan TÜRASAŞ’ın, vagon üretimi ve onarımında öncü bir fabrika olduğunu belirterek Mart ayında üretime girecek olan boji fabrikasının Türkiye’nin en büyük boji üretim tesisi olacağını kaydetti. Kurulacak olan fabrikada yılda yaklaşık 4 bin 500 boji üretimi gerçekleştirileceğini belirten Karadağ, boji üretimde oluşacak artışın ardından yılda bin 500 vagon üretebileceklerini ifade etti. Karadağ, yeni kurulacak fabrikanın 10 bin metrekarelik bir alanı kapsadığını belirterek, “2024 yılında Cumhurbaşkanlığı yatırım programına girmiş olan tank taşıma vagonu, tır dorsesi gibi projelerimiz de bulunmakta. Bu projelerin prototip ve seri imalatlarını da Sivas’ta gerçekleştirmekteyiz. Cumhurbaşkanımızın 2018 yılında dile getirdiği gibi, TÜRASAŞ’ı inadına büyüteceğiz. Biz de onu şiar edindik ve şu an TÜRASAŞ’ı inadına büyütüyoruz” dedi.
“Türkiye’nin en büyük boji üretim fabrikası olacak”
Türkiye’nin en büyük boji fabrikası olarak Mart ayında üretime başlayacaklarını belirten TÜRASAŞ Sivas Bölge Müdürü Atanur Karadağ, “TÜRASAŞ, 1939 yılında kurulmuş bir fabrikadır. Vagon yapar, vagon imalatı onarımı yapar. Bundan kırk yıl öncesine kadar lokomotif üretip onarım yapan bir kurumken, daha sonra sadece büyük vagonlara odaklanıp devam eden bir fabrika oldu. Seksen beş yıllık bir kurumuz. Kurulduğumuz günden bugüne Cer atölyesi, SİDEMAS, TÜDEMSAŞ, en sonunda TÜRASAŞ, Sivas Bölge Müdürlüğü olarak ismimiz değişti ama içeriğimiz hiç değişmedi. Bizim vagon imalat sektöründeki ağırlığımız hiç değişmedi. Biz şu an TÜRASAŞ Sivas Bölge Müdürlüğü olarak üç yıldır -ki 2020 yılından bu yana TÜRASAŞ olarak devam ediyoruz- buna katkı sağlamaya çalışıyoruz. Yaptığımız üretimlerle, yeni projelerimizle ki şu an içinde bulunduğumuz boji üretim fabrikası da bu yeni projelerimizden birisi. Şu ana kadar üç ana fabrikayla faaliyetlerimizi sürdürürken, şu an dördüncü ana fabrikayı açacak olmanın da mutluluğunu yaşıyoruz. Bu yeni fabrika, Türkiye’nin en büyük boji üretim fabrikası olacak. Senede yaklaşık 4 bin 500 boji civarında bir üretim yapacağız, bu bin 500 vagona tekabül eden bir üretim sayısıdır. Burada önce vagon üretim sayımızı arttırmayı amaçladık. Bunun için bojiyi artırmak gerekiyordu. Altyapıyı hazırladık. Allah nasip ederse Mart ayı içinde açılışını yapacağız. Bu fabrikanın bütün ihale süreçlerini tamamladık. Bir kısmını şu anda görüyorsunuz, sistemlerimiz kuruldu, kuruluyor. Kumlama, plazma kesim tezgahımız gibi işte test ünitelerimiz gibi fikstürlerimiz gibi tezgahlarımız geldi. Gelmeye devam ediyor. Bütün tezgah bağlantılarımızı yaptık. Personel alımlarımızı gerçekleştirdik. Hazineden gerekli izinleri alarak şu an personelimizin kadrolu bir kısmı geldi, gelmeye devam ediyor. İnşallah Mart ayı içerisinde ilk kaynağımızı vurarak bojiye Bismillah diyeceğiz” dedi.
“Tank taşıma vagonu, tır dorsesi taşıma vagonu gibi projelerimiz de bulunmakta”
Tank taşıma vagonu gibi projeler ile üretim konusunda da hız kesmediklerini belirten Karadağ, “Yaklaşık 400 bin metrekare alan üzerinde, 110 bin metrekare kapalı alan olmak üzere faaliyet gösteriyoruz. Kapalı alanın 26 bin metrekarelik bir kısmı vagon onarımı için ayrılmış durumda. 20 bin metrekarelik kısım vagon üretimine ayrılmış durumda. 15 bin metrekarelik bir metal işleri bölümümüz var ve en son fabrikamızda 10 bin metrekarelik bir boji üretim fabrikası olarak faaliyet göstereceğiz, Allah nasip ederse. Boji fabrikası projemizin de yanında normal üretimimizi yapmanın yanı sıra, milli vagon ve ikiz vagon dediğimiz yurt dışında da rağbet gören konteyner vagonumuzu üretmek için çalışıyoruz. Ayrıca, 2024 yılında Cumhurbaşkanlığı yatırım programına girmiş olan tank taşıma vagonu, tır dorsesi taşıma vagonu gibi projelerimiz de bulunmakta. Bu projelerin prototip ve seri imalatlarını da Sivas’ta gerçekleştirmekteyiz. Şöyle bir şiarımız var, Cumhurbaşkanımızın 2018 yılında dile getirdiği gibi, ‘TÜRASAŞ’ı inadına büyüteceğiz” diye konuştu. – SİVAS
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
Anadolu’da Atatürk’ün talimatı ile hububat üretiminin artmasıyla birlikte ortaya çıkan depolama ihtiyacını karşılamak amacıyla Devlet Demir Yolları’nın geçtiği bölgelerde kurulan buğday silolarından birisi de 1937 yılında Yozgat’ın Yerköy ilçesinde tesis edildi. Buğdayın işlenip, un haline getirilmesi amacıyla siloların bulunduğu Bağlarbaşı Mahallesi’nde 1941 yılında hububat öğütme tesisi kuruldu. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), hububat depolamasını özel sektöre devretmesi sonucunda tarihi hububat siloları atıl kalırken, tarihi un öğütme tesisi özel sektör tarafından işletiliyor, bölgenin kaliteli un ihtiyacını karşılamaya devam ediyor.
Yozgat’ın Yerköy ilçesinde, 1935-1937 yılları arasında Fransız Müteahhit Froment-Clavier firması tarafından yaptırılan, 24 Haziran 1938 tarihinde ise TMO’ya devri yapılan Buğday Silosu yakınında, 1941 yılında buğday işleme tesisi kurulup, un fabrikası olarak üretime açıldı. Tasfiye edilme kararı nedeniyle atıl durumda kalan TMO’ya ait siloların hemen yanı başında, bin 850 metrekare alan üzerinde 5 katlı olarak buğday öğütme tesisi inşa edildi. 25 metre yüksekliğindeki bacasının tepesinde yaz aylarında leylekleri konuk eden tesis, 1991 yılında el değiştirdi, tesisi alanlar tarafından yapımındaki teknoloji güncelleştirildi, buğdayı un haline dönüştürme işlevini halen sürdürüyor.
GÖVDESİ TAŞ, İÇ DÖŞEMESİ AHŞAP FABRİKA
Hacı Ali Aksoy isimli işadamı tarafından 1991 yılına kadar, kurulduğunda monte edilen teknoloji ile çalıştırılan buğday işleme tesisi, bu tarihten sonra teknolojisini yenileyip, un fabrikası olarak hizmete başladı. Fabrikayı satın alarak yenileyen Hacı Murat Savaş’ın oğlu Uğur Savaş, fabrika hakkında bilgi verdi, tesisin daha önce 8 saatte ancak 130 torba un işleyebildiği, makinaların önemli bölümünün yenilenerek, 8 saatte 480 torba un üretilmeye başlanıldığını aktardı. Tesisteki eski makinalar da söküp atmayıp, koruyan, bazılarını da kullanan tesisin yeni sahipleri, 400 kilowatt gücünde yeni bir trafo ile fabrikanın elektrik tesisatını yeniletip, otomatik kumanda sistemi ile modern hale getirdikleri fabrikada yerel buğday işlenip, un haline getiriyor. Uğur Savaş, her buğdayı işlemediklerini, buğday alımında seçici davrandıklarını belirterek, “Babam ve amcamın daha önce değirmenleri vardı, burayı almadan önce. Burayı satın aldılar, yerli buğdayı işliyoruz, katkı maddesi yok. Ekmeklik, baklavalık, böreklik, mantılık, makarnalık velhasıl her türlü unlu mamuller için un üretiliyor. Yerköy bölgesindeki ekmek fabrikalarına ve vatandaşlara satışını yapıyoruz” dedi.
Fabrikada buğday yıkama, temizleme, eleme makineleri ile birlikte 5 tanesi Rus, biri Alman, diğeri İtalyan olmak üzere toplam 7 buğday kırma makinesi ile elektrik üretiminde kullanılan İngiliz yapımı buhar makinesinin de çalışır durumda olduğu kaydedildi.
“BAKLAVA, TATLI GİBİ ŞEYLER ÇOK GÜZEL OLUYOR, İYİ BİR FABRİKA”
Fabrika ve TMO silolarının bulunduğu Bağlarbaşı Mahallesinde doğup, büyüyen 63 yaşındaki Mehmet Yavuz, fabrikada çok kaliteli un öğütüldüğünü vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Doğma büyüme buralıyım. Çocukluğum buralarda geçti. Fabrikanın tarihi 1941’de yapıldığını söylüyorlar. Ben şimdi 30 torba un alacağım, buraya un almaya geldim. Çok güzel ekmeği oluyor, baklavalık falan çok güzel. Baklava, tatlı falan bu gibi şeyler çok güzel oluyor, iyi bir fabrika, unu çok güzel, tarihi bir fabrika, güzel fabrika. Bir zamanlar bu fabrika ofisle yarış ederdi, çok alım yapardı. Şu gördüğün meydanlar, şuralar, arkalar ve depoları, içerisi hep buğday alımı yapardı ve burada da kamyonu vardı. Kamyon ile tren istasyonuna gönderilirdi. Oradan vagonlara yükler. Başka illere un gönderilirdi. Tabii ki o zamanlar nakliyecilik az olduğu için trenle gönderirlerdi.”
]]>Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Eskişehir’de faaliyet gösteren fabrikaları ziyaret etmeye devam ediyor.
Başkan Ataç son olarak Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Baycan Elektrik, Yükseliş Makine ve ENTON A.Ş’yi ziyaret ederek firma yetkilileri ile bir araya geldi. Ziyaretlerinde üretim alanlarını da gezerek emekçilere çalışmalarında kolaylıklar dileyen Başkan Ataç, çalışanlar ile sohbet de etti.
Başkan Ataç, Baycan Elektrik fabrikasında Tepebaşı Belediyesi’nin Engelliler Montaj Atölyesi’nde aldıkları eğitimler sonucunda istihdam edilen özel bireyler ile de bir araya geldi. Başkan Ataç’a büyük ilgi gösteren özel bireyler, kendilerine yönelik çalışmalarından dolayı da teşekkürlerini iletti.
“HERKESİN PARMAK İLE GÖSTERDİĞİ BİR KENT”
Ataç, fabrika çalışanlarına şöyle seslendi:
“Emekleri kutsal işçi kardeşlerimiz ile bir arada olmaktan çok mutluyum. Ben 365 gün vatandaşlarımız ile iç içeyim. Kötü yönetilen ülke ekonomisi, her kesimden insanımızı zorluyor. Enflasyon vatandaşımızın belini büktü. Emekliler, esnaflar, evlenme hayali kuran gençlerimiz, memurlar, mutfağın idaresini üstlenen hanımlar, çiftçiler, siz işçi kardeşlerimiz… Bu ekonomik şartlar hepimizi daha kötüye götürmeye devam ediyor. Yoksulluk her geçen gün daha da derinleşiyor. Öte yandan bizler Eskişehir’de herkesin parmak ile gösterdiği, gıpta ile baktığı bir kent ortaya çıkardık. Sizlerin de destekleri ile bu istikrarlı gelişimin devam edeceğine yürekten inanıyorum, emin adımlarla yarınlara yürüyoruz. Şehrimizde son 20 yılda çok önemli bir gelişim yaşandı ve hepimiz bu kentte yaşamaktan dolayı çok mutluyuz. Eskişehir’imizde çağdaş, Atatürk’ü seven, Cumhuriyet değerlerine bağlı biçimde yaşamaya devam etmek için sizlerin desteği her zaman çok önemli oldu. Bu birliktelik, kardeşlik ve gelişimi yine hep birlikte devam ettireceğiz. Yolumuz açık olsun.”
“NET BİR EKONOMİK SORUN VAR”
ENTON A.Ş fabrika ziyaretine katılan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt da şunları söyledi:
“Türkiye’nin sorunlarını hepimiz somut olarak yaşıyoruz. Türk parası, ekonomisi doğru yönetilmediği için hepimiz sıkıntı yaşıyoruz. Bu yönetim anlayışıyla bunun aşılması mümkün değil. Seçimden sonra daha da kötü olacak, seçim nedeniyle bazı zamlar öteleniyor ve memura, işçiye avans kabilinde birtakım şeyler veriliyor. Bu yanlış uygulanan bir ekonominin batış sürecidir. Tek adam yönetimi canı ne istiyorsa yaptı ama doğru olmadığı anlaşıldı. Geçmiş dönemlerde hangi partiye oy verdiyseniz bu önemli değil. Önemli olan şu anda ülkemizin içinde olduğu durumun değerlendirilmesidir. İyi niyetle, inanarak bu hükümete oy vermiş olabilirsiniz. Ama 14 Mayıs’tan bu yana mazotun fiyatı 2 kat, dövizin fiyatı 1 buçuk kat arttı. Sizin geliriniz bu kadar artmadı. Bu kadar net bir ekonomik sorun var ve bunun tek sorumlusu bu ülkeyi tek başına yöneten tek adamdır. Seçimi kazanmış olabilir ama geldiğimiz nokta maalesef kötü. İşçi, memur, esnaf, sanayici, işçi, emekli, köylü memnun değil. Bizim belediyelerimizin ihalelerine alıcı gelmiyor, fiyat vermeye korkuyorlar. Çünkü bugün verdiğiniz fiyat 3 ay sonra aynı değil. Ekonomi durmuş durumdadır, bunun sorumlusuna 31 Mart’ta bir uyarı göstererek hesap sormak gerekir.”
Fabrika çalışanları, Başkan Ataç ve Başkan Kurt’a soru ve taleplerini iletti. Baycan Elektrik Genel Müdürü Engin Yılmaz, Yükseliş Makine Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Kunduracı ve ENTON A.Ş Genel Müdürü Kerem Toprarlar da Başkan Ataç’a bilgiler aktarırken, ziyareti için de teşekkür etti. Başkan Ataç ise firma yetkililerine çalışmalarında başarılar diledi.
]]>Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ (Türkşeker) bünyesindeki Susurluk Şeker Fabrikası, Balıkesir- Bursa kara yolunda 21 bin 322 metrekare alanda yaklaşık 700 kişiden oluşan çalışanlarıyla faaliyet gösteriyor.
Susurluk Şeker Fabrikası, 69 yıllık tarihinde en fazla üretim miktarına 1998 yılında ulaştı. O dönem 1 milyon ton pancar işleyip 105 bin ton şeker imal ederek rekor kıran fabrika, 2000’li yıllardaki en yüksek üretimini ise 83 bin 410 ton şekerle 2020-2021 sezonunda yaptı.
Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Manisa ve İzmir’de üretimin artırılmasına yönelik çalışmalarla son yıllarda üretimde artış ivmesi yakalanan tesiste, geçen sezon 521 ton pancar işlenerek 60 bin ton şeker üretildi.
Fabrikada 68. kampanya dönemi ise 21 Ekim 2023’te başladı. Şu ana kadar 900 bin pancar işleyerek 100 bin ton şeker, 350 bin ton küspe ve 50 bin ton melas üreten Susurluk Şeker Fabrikası, kampanyanın sona ereceği mart ayının ilk haftasına kadar 1998’deki rakamları geçerse tarihinin rekorunu kıracak.
“Şeker stratejik bir üründür”
Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası (Şeker-İş) Susurluk Şube Başkanı Yavuz Gürsoy, AA muhabirine, kuruluşundan bu yana Susurluk Şeker Fabrikası’nın, bölgenin ekonomisine ve istihdamına, çiftçinin kalkınmasına önemli katkılarının bulunduğunu söyledi.
Kampanya döneminin çok iyi geçtiğini belirten Gürsoy, “Genel Müdürlüğümüz fabrikamıza desteğini çok fazla artırdı. Fabrikamızın geçen yıl kullanım kapasitesinde birinci olması, bu yıl da 1 milyon ton pancar işlenebilecek seviyeye gelmesi önemli. Bundan sonra bunun sürdürülebilir olmasını istiyoruz. Seneye de muhtemelen 800-900 bin ton pancar işleyerek sürdürülebilirliği devam ettireceğiz.” dedi.
Gürsoy, bu başarıdaki en önemli etkenlerden birinin fabrika müdürü, teknik birimler, yeni yetişen personel ile emekliye ayrılan 100 çalışanın yerlerine alınan işçilerin de şevk, heyecan ve özveriyle işlerini yapmaları olduğunu vurguladı.
Fabrikanın başarıyla yönetildiğini dile getiren Gürsoy, şöyle konuştu:
“İnanıyorum ki bundan sonra Susurluk Şeker Fabrikası ilelebet üretime devam edecektir. Şeker üretmek meşakkatli bir iştir, emek ister. Bizim emeğimiz tarlada çiftçiyle başlar. Nakliye yapan kişilerin ve fabrika çalışanlarının büyük emeği vardır. Son 2 yılda Fabrika Müdürümüz Kürşad Erdoğan’ın çabalarının yanı sıra yatırım taleplerini kabul eden ve tüm yatırımları gönderen Genel Müdürümüz Muhiddin Şahin’in emekleri çok büyüktür. Şeker-İş Genel Başkanımız İsa Gök ve yönetiminin katkısı çok büyüktür. Şeker stratejik bir üründür. Fabrikamıza değer katan herkese teşekkür ediyoruz.”
Susurluk Belediye Başkanı Nurettin Güney de fabrikanın birçok iş kolundaki esnafa katkı sağladığını aktardı.
Belediyenin arazilerine şeker pancarı ekerek çalışmalara destek olduklarını bildiren Güney, “Üreticileri teşvik eden bir çalışma oldu. Bu sene 67 dönüm arazimize şeker pancarı ektik. Bölgemizde 350 bin ton pancar üretimi yapıldı. Bazı yıllarda 40 gün süren kampanya bu sene 6 aya çıktı; bundan gurur duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Uludağ’dan başlayıp, Marmara Denizi’ne dökülen 200 kilometrelik Nilüfer Çayı’ndan ayrılarak, bahçe ve bostanlar arasından geçen Demirtaş Deresi, bırakılan kimyasal atıklar nedeniyle turuncuya boyandı. Derenin kimi zaman mavi, kimi zaman kırmızı aktığını söyleyen çevre sakinleri, kimyasal atıkları nedeniyle derede dayanılmaz bir koku olduğunu belirtti. Bölgede inceleme yapan Doğayı Çevreyi Koruma Derneği (DOĞADER) gönüllüleri, bir plastik fabrikasından dereye kimyasal bırakıldığını belirledi. DOĞADER gönüllülerinin ihbarı sonrası harekete geçen Bursa Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ekipleri, detaylı inceleme yaptı. Ekipler de dereye kimyasal atık bırakıldığını tespit etti. İnceleme sonunda söz konusu fabrikanın faaliyetleri, ‘çevre izin ve lisansı’ bulunmadığı gerekçesiyle durduruldu.
‘BU FABRİKALAR RUHSATLI FABRİKALAR DEĞİL’
Fabrikanın faaliyetlerinin durdurulmasının ardından derenin daha temiz hale geldiğini vurgulayan DOĞADER Yönetim Kurulu Üyesi Murat Demir, Bölge halkının derneğimize yaptığı şikayet üzerine dün buraya geldik. Yapmış olduğumuz incelemeler sonucunda derenin haftada birkaç kez renkli kimyasallarla kirletildiği ve derenin renkli aktığı tespitinde bulunduk. Yaptığımız incelemenin ardından dereyi buradaki bir fabrikanın kirlettiği tespit edildi. Yaptığımız şikayet üzerine de Bursa Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından cezai yaptırım uygulanarak fabrika kapatıldı. Bu tür tesislerin burada olmaması gerekiyor. Çünkü etrafımızda zeytin, şeftali, armut bahçeleri var. Burası, yaş sebze tarımının ve hayvancılığın yapıldığı doğal bir alan. Burada fabrika dediğimiz yerler de betondan oluşan, bildiğimiz fabrikalardan değil. Bunlar, plastik kaplamayla kaplı gecekondu fabrikası diyebileceğimiz formatta fabrikalar. Bu fabrikalar bakanlık tarafından ruhsatlı fabrikalar değil veya geçici ruhsatlarla çalışan fabrikalar. Bu bölge imara açık bir alan değil. İmar durumu, tarım alanı ve doğal alan olarak görünüyor. Sanayi ve imara kapalı olan bir alan. Bu bölgeye yakın olan Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde sanayi faaliyeti var ama kontrollü bir şekilde yapılıyor dedi.
‘DERENİN KİMYASAL İLE KİRLETİLEREK RENKLİ AKTIĞINI GÖRDÜK’
Derenin aynı zamanda 2 bin 160 hektar tarım arazisinin su ihtiyacını karşılayan Demirtaş Barajı’na döküldüğünü söyleyen Demir, OSB’deki fabrikalar Sanayi, Teknoloji ve Çevre Bakanlığı prosedürlerine uyularak yapılan fabrikalar, kendi arıtma tesisi olan fabrikalardır. Burada fabrika faaliyetleri denetimden uzak, denetime tabi olmayan faaliyetlerdir. Derenin haftada 1-2 gün kimyasal ile kirletilerek renkli aktığını gördük. Yetkililerden, buralarda faaliyetlerin olmaması, ruhsatların verilmemesi ve bu fabrikaların buralardan kaldırılmasını istiyoruz. Burada tarım ve hayvancılığın devam ettirilmesini istiyoruz. Bu dere aynı zamanda Bursa’nın önemli bir kısmını sulayan, tarımsal sulama amaçlı kullanılan Demirtaş Barajı’nı besleyen derelerden bir tanesi. Kimyasal kirlilik bu dere aracılığı ile baraja ulaştığında, tarımsal faaliyetleri olumsuz şekilde etkileyecektir. Yetkililerden bir an önce bu duruma müdahale etmelerini talep ediyoruz diye konuştu. (DHA)
]]>Olay, geçen 1 Şubat’ta Gebze ilçesinde bulunan Gebze Organize Sanayi Bölgesi (GOSB) içerisindeki ABD firması olan Procter and Gamble (P&G) fabrikasının ana binasında meydana geldi. Saat 14.30 sıralarında üzerinde sahte bomba düzeneği ve 2 silahla fabrikaya giren eski çalışan İbrahim Yeşil, içeride bulunan 7 kişiyi rehin aldı. İbrahim Yeşil, sosyal medya hesabı üzerinden hedefinin İsrail’in Gazze’de yapmış olduğu katliamları durdurması ve Mısır’a olan sınır kapısının açılması olarak açıklarken, emniyet güçleri ve saldırgan arasındaki müzakere yaklaşık 10 saat sürdü. Müzakerelerden sonuç alınmamasının ardından İbrahim Yeşil’in rehinelerin yanından ayrılıp tuvalete gittiği esnada operasyon için düğmeye basıldı. Herhangi bir çatışmanın yaşanmadığı operasyonda, saldırgan gözaltına alınırken rehineler de başarılı bir şekilde kurtarıldı.
DOĞUM GÜNÜ KUTLADILAR
Yaklaşık 10 saat süren operasyonda haberi alan rehinelerin aileleri fabrika önünde yakınlarına ulaşmaya çalıştı. Bir diğer yandan olayın sürdüğü sırada rehin alınan kişilerden birinin doğum günü olması sebebiyle daha önceden hazırlık yapan iş arkadaşları, saldırgandan doğum günü kutlamak için izin istedi. Saldırganın izin vermesi üzerine fabrika çalışanlarından birinin doğum günü kutlaması yapıldı. Daha önceden alınan pastaya koyulan mumlar üflenirken, arkadaşları doğum günü olan personeli kutladı. Saldırgan ise kriz sürerken sosyal medya hesabı üzerinden sık sık paylaşım yaptı.
‘O KAPININ AÇILACAĞINA İNANMIŞTIM’
Saldırgan, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, Kimsenin söylediğinin umurumda olmadığının farkındasınızdır umarım. İster deli, ister terörist, isterse hain olsun. O kapının açılacağına inanmıştım ifadelerini kullandı. Bir diğer paylaşımda ise, ‘Her ölüm, bir doğuma gebedir. Barışın doğumu ve barışın kapılarının açılması umuduyla’ ifadeleri yer aldı. Rehin alınanlardan birinin ise yakınına ‘Sizi çok seviyorum. Kurtarın bizi artık. İyi değilim, korkuyorum. Şarjım az. Sınır kapısı açılsın istiyor. Söyleyin açılsın yoksa çıkamayacağız’ dediği görüldü.
‘HEDEFİMİZ KARDEŞLERİMİZİ SAĞ SAĞLİM ORADAN ÇIKARMAKTI’
Saldırganın yakalanmasının ardından Kocaeli Valisi Seddar Yavuz açıklamalarda bulundu. Vali Yavuz, Olayın öğrenilmesinden itibaren valiliğimizin koordinasyonunda İçişleri Bakanımız Sayın Ali Yerlikaya’nın da talimatlarıyla hassas bir müzakere süreci götürülmeye çalışılmıştır. Özellikle böylesi olaylarda rehinelerin can güvenliğinin sağlanması ve onlara zarar gelmemesi için titiz bir çalışma yürütülmüştür. Bu nedenle basın açıklaması tarzından özellikle uzak durduk. Hedefimiz öncelikle kardeşlerimizi sağ salim oradan çıkarmaktı. Nitekim bu süreci kıymetli emniyet mensuplarımız, istihbarat teşkilatımız olabilecek tüm bağlantılarıyla değerlendirerek bir çalışma gerçekleştirdi. Daha sonra da rehinelerin hiç birisine zarar gelmeksizin, küçük bir operasyonla etkisiz hale getirdik ifadelerini kullandı.
4 KİŞİ ADLİYEYE SEVK EDİLDİ
Operasyonla gözaltına alınan İbrahim Yeşil, Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. 4 gün gözaltında olan Yeşil ile ilişkili olduğu değerlendirilen E.Y., A.K. ile U.A., emniyette işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi. Hakim karşısına çıkan Yeşil tutuklanarak cezaevine gönderilirken E.Y. savcılık sorgusunun ardından, A.K. ve U.A. ise çıkarıldığı mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
OPERASYONUN DETAYLARI ORTAYA ÇIKTI
Operasyonun detayları da ortaya çıktı. İddiaya göre, müzakere sürecinde polisin ikna çabaları yetersiz kalınca fabrikaya saldırganın annesi getirildi. Annesiyle görüşmek istemediğini belirten Yeşil, 2-3 el silahla havaya ateş etti.
‘TUVALETE GİTTİ, POLİSE HABER VERİN’
Saldırganın tuvalete gittiği esnada rehinelerden birinin eşine Tuvalete girdi, lütfen hemen polise haber verin mesajı üzerine polis operasyon için düğmeye bastı. Diğer yandan polisin fabrika içerisinde bulunan kameralar ile saldırganı izlediği, tuvalete girdiği esnada operasyon yapıldığı da belirtildi. Hiç kimsenin burnunun dahi kanamadığı operasyonda saldırgan, ters kelepçe ile gözaltına alındı. Fabrikanın arka kapısından çıkarılan saldırgan, polis aracına bindirilerek Kocaeli Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne götürülerek sorguya alındı. (DHA)
]]>ANTALYA Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) 385 fabrikadan 70’inin çatısına güneş enerjisi santrali (GES) kuruldu, 73 fabrika için de yapım aşaması sürüyor. 70 fabrika çatısı yılda 59 milyon kWh elektrik üretiyor ve OSB’de yılda tüketilen elektriğin yüzde 10’u buradan karşılanıyor. Antalya OSB Başkanı Ali Bahar, “Bu çatıların 1,5 milyon metrekaresini GES yaptığınızda, saat 09.00- 17.00 arasında Antalya OSB’nin dışarıdan elektrikle ilgili herhangi bir ihtiyacı kalmıyor” dedi.
Toplam 385 fabrikanın faaliyette olduğu Antalya OSB’de, sanayiden tarıma, gıda ürünlerinden ağaç ve orman ürünlerine kadar birçok sektörde üretim yapılırken, fabrikaların çatıları da ‘Çatılara Özgürlük’ adlı proje kapsamında kurulan güneş enerji santralleri ile (GES) elektrik enerjisi üretiyor. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı da olan Antalya OSB Başkanı Ali Bahar, 2018 yılında ‘Çatılara Özgürlük’ diye bir projeyi Türkiye gündemine getirdiklerini belirterek, “Bizim söylediğimiz proje aslında şu anda hayata geçmiş bir proje değil. Aslında bizim söylediğimiz gibi geçse çok daha hızlı olacaktı. Bizim ‘Çatılara Özgürlük’ projemiz organize sanayi bölgelerinin içerisindeki tüm fabrikaların çatılarının, altındaki tüzel kişilikten ayrılması, bir nevi fabrikanın üstündeki çatının havaya kaldırıldığını düşünün ve tamamının tek elden organize sanayi bölgesi yönetim kurulu tarafından tüm OSB’nin üzerindeki çatıların güneş paneli yapılması projesiydi. Finans şirketleriyle anlaşılacak, tüm fabrikaların çatıları GES’le donatılacak, sonra bu finans şirketlerine 5,5- 6 yılda geri dönüşü sağlanacaktı, maliyetini tekrar kazanma süresi. Borcu bittikten sonra da altındaki tüzel kişiliğe çatının devredilmesiydi. ‘Çatılara Özgürlük’ projesi buydu, tam olarak bu gerçekleştirilemedi ama büyük bir mesafe alındı” dedi.
70 FABRİKADA GES KURULDU, 73’Ü YAPIM AŞAMASINDA
‘Çatılara Özgürlük’ projesi kapsamında 4 bankayla protokol imzaladıklarını ve sanayicilere bu protokollerin gönderildiğini belirten Bahar, şu ana kadar Antalya OSB’deki fabrika çatılarına kurulan GES’lerin sayısı 70’e, ürettikleri elektriğin ise 59 milyon kWh’ye yükseldiğini açıkladı. Bahar, Antalya OSB’de 2023 yılında tüketilen toplam elektrik miktarının 609 milyon 549 bin kWh iken; çatı GES’lerin ürettiği 59 milyon kWh enerjinin üretimde kullanılan elektriğin yüzde 10’unu karşıladığını söyledi. Fabrikasının çatısına GES kurulması için başvuru süreci devam 73 fabrika daha olduğunu kaydeden Bahar, bu yatırımların tamamlanıp, sistemi devreye almaları halinde bölgedeki GES sayısının 143’e çıkacağını, söz konusu GES’lerin üretimde kullanılan elektriğin yüzde 25’inin yenilebilir kaynaklardan elde edilmesine olanak sağlayacağını söyledi.
İHTİYACIN TAMAMI ÇATILARDA ÜRETİLEBİLİR
Bugünkü GES panel fiyatlarına bakıldığında kendini amorti sürecinin 4 yıla kadar indiğini ve daha avantajlı hale geldiğini söyleyen Bahar, “Antalya Organize Sanayi Bölgesi’nde yaklaşık 2,5 milyon metrekarelik bir çatıdan bahsediyoruz. Bu çatıların 1,5 milyon metrekaresini GES yaptığınızda, saat 09.00- 17.00 arasında Antalya OSB’nin dışarıdan elektrikle ilgili herhangi bir ihtiyacı kalmıyor. Bu çok büyük bir proje, çünkü neredeyse enerjinin 4’te 3’ünü yurt dışından satın alıyoruz. Bu da cari açığımızı çok tetikliyor. Ne kadar GES yapılır, rüzgar enerjisinden faydalanılırsa; ülkemiz için enerjide bağımsızlık açısından çok önemli” diye konuştu.
KORKUTELİ OSB’DEKİ FABRİKALAR DA GES’Lİ OLACAK
İklim krizi sorunu, Paris İklim Anlaşması gibi konulara da dikkati çeken ve ihracatta karbon vergisi ödemek zorunda kalınmayacağını belirten Bahar, “Bu anlamda da attığımız adımlar, Antalya’da gerçekten çok özel adımlar. Bu GES’ler, bizim rekabetçilik gücümüzü de destekleyecek. Çok yeni bir tane Korkuteli Organize Sanayi Bölgesi kuruyoruz. Burada da fabrikaları kurulum aşamasında çatılarını GES yapmaları konusunda teşvik edeceğiz. Bu da Korkuteli Organize Sanayi Bölgesi’nin iklimle, çevreyle barışık, çevreci bir organize sanayi bölgesi olmasını sağlayacak. Bu da bizim için apayrı bir mutluluk kaynağı. Korkuteli’nde yaklaşık 1 milyon 200 bin metrekarelik bir alan açıyoruz. Bu da kesintileriyle, teknik alanlar, yollar, peyzaj harici fabrikalar için yaklaşık 750 bin metrekarelik bir alan kalıyor. Şu anda bütün başvurular bitti. 73 fabrikamızı devreye alacağız. Herhalde altıncı ay itibarıyla temelleri atmaya başlarız” dedi.
]]>Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Tekirdağ’da sanayiciler, NKÜ ile iş birliği yaparak fabrikalarını depreme karşı güçlendirme çalışmaları başlattı. 1 yıl içerisinde bölgede 2 milyon metrekarelik sanayi alanında deprem güçlendirilmesi tamamlandı. NKÜ Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Yapı ve Deprem Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi, inşaat mühendisi Dr. Ahmet Bal, fabrikaların güçlendirilmesi yönünde taleplerin her geçen gün arttığını belirtti.
‘BİR GİRİŞİM GRUBU OLUŞTURULDU’
Tekirdağ’ın depremselliğinin çok yüksek olduğunu anlatan Dr. Bal, kentteki 14 OSB’ye dikkati çekip, Dolayısıyla Türkiye ekonomisi için Tekirdağ’daki fabrikaların üretime devam etmesi, deprem sonrasında da kullanılabilmesi, üretimin kesintiye uğramaması, ihracatın kesintiye uğramaması açısından çok önemli. Bu bilinçle özellikle Namık Kemal Üniversitesi Rektörümüz Prof. Dr. Mümin Şahin’in girişimleri ile sanayi ticaret odaları ve organize sanayi yöneticileriyle bir girişim grubu oluşturuldu. Üniversitenin sanayiyle yaptığı iş birliği çerçevesinde birçok sanayi kuruluşunda bu güçlendirme ve depremsellikle ilgili kontrollü risk mekanizmaları bir şekilde kuvvetlendirerek artırılmaya devam ediyor? dedi.
‘SANAYİCİLERİN BAKIŞI DEĞİŞTİ’
Kahramanmaraş merkezli depremlerin sonrasında özellikle sanayi kuruluşlarının harekete geçtiğini belirten Dr. Bal, Bu kapsamda son 1 yılda Tekirdağ’daki 14 sanayi bölgesinde yaklaşık 2 milyon metrekarelik bir alan depreme dayanıklı hale getirildi. Bu kuruluşlarımız, fabrikalarımız şu anda deprem olsa bile üretimine devam edebilecek pozisyonda. Aslında yaşadığımız 6 Şubat depremleri bir milat oldu. Bu miladın ardından yaklaşık olarak yüzde 60 oranında bir artış söz konusu. Önceden maalesef ki yine Tekirdağ’ın önemi yüksekti, depremsellik kısmı biliniyordu. Bu yaşadığımız acı tecrübeler özellikle sanayicilerin bu konuya bakış açısını değiştirdi ve yenilikçi çözümlerle, hibrit çözümlerle, daha geliştirilmiş sistemlerle fabrikalarını güvenli hale getirmeye başladılar diye konuştu.
‘MİMARİ YAPILAR BOZULMUYOR’
Depreme dayanıklılık çalışmalarında fabrikaların mimari yapılarının bozulmadığını anlatan Dr. Bal, Bu çok önemli bir konu. Çünkü sanayicimizin ilk sorduğu şey; ‘Fabrikanın fonksiyonu değişecek mi’ oluyor. Ama bu uyguladığımız yöntem ile fabrikanın mimari fonksiyonları değişmiyor ve aynı üretim, aynı üretim hatları fabrika çalışırken de bu güçlendirme çalışmaları yapılabiliyor. Bunun yanı sıra maddi olarak baktığımızda bizim şöyle bir ölçümüz vardır. Güçlendirme çalışmalarının, binanın yeniden yapım maliyetinin yüzde 30’unu aşmaması gerekiyor. Şu an bizim hibrit çözümde de binanın yeniden yapım maliyeti yüzde 8, 10 mertebesinde. Bu yöntemle uygun çözümler sağlanabiliyor dedi.
İKİ ÜNİVERSİTENİN GELİŞTİRDİĞİ YÖNTEM
Dr. Bal, Bu hibrit yöntemde amaç fabrika çalışırken güçlendirme uygulamasını yapabilmek. Bir de tabii şöyle bir durum var; iki ana unsuru içeriyor. Birincisi, mevcut betonarme kolonların FRP ile sarılması; bu, kolonları bir miktar sünekleştiriyor. Aynı zamanda da çelikle binanın deprem anındaki hareketlerini azaltmak gerekiyor. Öncelikle kolonlara sarılıyor, içerisine belli noktalarda ankrajlar yapılıyor ama burada geliştirilen yöntem özellikle Japonya’da uygulanan ve bizim Namık Kemal Üniversitesi ve Tokyo Teknoloji Enstitüsü’nün birlikte geliştirdiği bir yöntem. Bu hibrit bir davranış sergiliyor, kompozit bir etki oluşturuyor diye konuştu.
‘DEPREM GÜÇLENDİRME ÇALIŞMALARI BAŞLADI’
Ergene ilçesindeki Avrupa Serbest Bölge Müdürü Tarkan Değirmenci de bölgelerinde faaliyet gösteren 70 fabrikada da güçlendirme çalışması başlayacağını söyledi. Değirmenci, Şu an itibarıyla Avrupa Serbest Bölgesi’nde 70 fabrika mevcut. Ama ağırlık olarak yapılarımızın performansı iyi. Bunların deprem güçlendirme çalışmaları başladı. Özellikle Namık Kemal Üniversitesi’yle yaptığımız iş birliği protokolü çerçevesinde hem grup şirketlerimizde hem de kullanıcı ve yapımcı şirketlerinde çalışmaları hayata geçirmeye başladık dedi. (DHA)
]]>