BİRÇOK MAHALLE BOŞALTILIYOR
İsrail ordusunun Filistinlilere havadan attığı el ilanları, kısa mesajlar ve telefon aramaları aracılığıyla boşaltılması gereken bölgeler ve sivillerin gitmesi gereken alanlara hangi yollardan erişileceğini içeren bilgiler verildi. İsrail Devlet Televizyonu KAN’ın haberine göre; İsrail ordusu, Refah’ın doğusunda İsrail sınırı yakınındaki birçok mahalleyi boşaltmaya başladı. The Times of Israel gazetesinin haberinde de İsrail ordusunun, Refah sınırının doğusundaki mahallelerde yaşayan Filistinlilere el-Mevasi ve Han Yunus’taki “insani bölgelere gitme” çağrısı yaptığı kaydedildi.

BM: DAHA FAZLA SİVİL ÖLEBİLİR
Birleşmiş Milletler (BM) Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), X sosyal medya platformundan İsrail’in Refah’a olası kara saldırısına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, UNRWA’nın mümkün olduğu sürece Refah’ta kalmaya devam edeceği ve bölgedeki halka yardım sağlamayı sürdüreceği belirtildi. İsrail’in olası kara saldırısının bölgede neden olacağı sonuçlara dair ise açıklamada, “İsrail’in Refah’a saldırması daha fazla sivilin acı çekmesi ve ölmesi anlamına gelecektir” dendi.

REHİNE TAKASI ÇIKMAZA GİRDİ
The New York Times’a konuşan İsrailli bir yetkili, Mısır ve Katar arabuluculuğunda yürütülen yeni ateşkes ve karşılıklı rehine takası mutabakatının şu anda “krizde” olduğunu söyledi. Yetkili, Netanyahu’nun, İsrail’in Refah’a operasyon gerçekleştireceklerini taahhüt eden açıklamalarının rehine ve ateşkes mutabakatı müzakerelerinde Hamas’ın pozisyonunu sertleştirmesine yol açtığını iddia etti. İsrailli yetkili, Hamas’ın, İsrail’in, mutabakatın sadece bir kısmını uygulamaması ve savaşa devam etmemesine dair garanti beklediğini kaydetti. Gazeteye konuşan Hamas Siyasi Büro Üyesi Musa Ebu Merzuk da “Mutabakata çok yakındık ancak Netanyahu’nun dar görüşlülüğü anlaşmayı bozdu” dedi.

Mısır ile Katar arabuluculuğunda hazırlanan yeni ateşkes ve karşılıklı rehine takası mutabakatı müzakereleri Kahire’de görüşülürken, Netanyahu, uluslararası toplumdan gelen uyarılara rağmen Refah’a kara saldırısı düzenleyeceklerini taahhüt etmişti.
REFAH: GAZZE’DE YERİNDEN EDİLENLERİN SON SIĞINAĞI
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana sürdürdüğü saldırıları nedeniyle yaklaşık 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde 1,9 milyon kişi, yerinden edildi. Bu Filistinlilerin çoğu, İsrail’in daha önce “güvenli bölge” olduğunu iddia ettiği Refah kentine sığındı.
Gazze Şeridi’nin en güneyinde, Mısır sınırında yer alan Refah’ın İsrail saldırılarından önce 280 bin olan nüfusu, halihazırda 5 katından fazla artarak neredeyse 1,5 milyona ulaştı.
İsrail saldırılarından kaçarak, yeterli kalacak yerin bulunmadığı ve altyapının yetersiz kaldığı Refah’a sığınan Filistinlilerin büyük bölümü, derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda yaşam mücadelesi veriyor.
İsrail ordusunun sık sık hava saldırıları düzenlediği Refah’a kara saldırısı başlatması halinde sivillerin Gazze Şeridi’nde sığınacak yerinin kalmayacağından endişe edilirken, uluslararası toplumdan gelen uyarılara rağmen İsrail makamları, Refah’ı işgal etme tehdidini sürdürüyordu.
Savunma Bakanı Yoav Gallant, dün, Hamas hareketinin Tel Aviv hükümetiyle rehine takası anlaşmasına varmak istemediğine dair göstergeler olduğunu iddia ederek, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentini “çok yakında işgal edeceklerini” söyledi.
ÖLÜ SAYISI 35 BİNE DAYANDI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 944’ü çocuk, 9 bin 849’u kadın olmak üzere 34 bin 683 Filistinli öldürüldü, 78 bin 18 kişi yaralandı. Enkaz altında hala binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>İSRAİL’E ASKERİ DESTEK İÇİN 26 MİLYAR, GAZZE’YE İNSANİ YARDIM İÇİN 1 MİLYAR DOLAR
Pakette İsrail’e askeri destek için 26 milyar dolar ayrıldığını kaydeden Biden, bu bölümde Gazze’ye insani yardım için de 1 milyar dolarlık bir fon ayırdıklarını belirtti.

Biden, “Bu tasarı, Gazze’nin masum insanlarına gönderdiğimiz insani yardımı da ciddi ölçüde artırıyor. Tasarıda Gazze’ye insani yardım için ilave olarak 1 milyar dolar ayrılıyor; bunun içinde gıda, temiz su, tıbbi malzeme gibi unsurlar olacak. İsrail, tüm bu yardımların Gazze’deki Filistinlilere gecikmeden ulaştığından emin olmalı.” diye konuştu.
Bu süreçte Hamas’ın elindeki rehineleri bırakmasının ve bununla birlikte bir ateşkese ulaşılmasının kendileri için öncelik olduğunu kaydeden Biden, bu konudaki yoğun çalışmalarının devam ettiğini söyledi.

Temsilciler Meclisi’nden 4 ayrı tasarı olarak geçen ve Senato’da birleştirilerek tek bir paket haline getirilen tasarı, dün Senato Genel Kurulu’ndaki oylamada 18 “hayır” oyuna karşılık 78 “evet” oyu ile kabul edilmişti.
Biden’ın imzaladığı pakette, 61 milyar dolar Ukrayna’ya askeri destek, 9 milyar doları Gazze dahil savaş bölgelerine insani yardım olacak şekilde 26 milyar dolar İsrail’e askeri destek, 8,1 milyar dolar da Hint-Pasifik bölgesine (Tayvan) destek amacıyla tahsis ediliyor.

İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE 7 EKİM SONRASI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

GAZZE’DE 34 BİN FİLİSTİNLİ HAYATINI KAYBETTİ
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 685’i çocuk, 9 bin 670’i kadın olmak üzere 34 bin 262 Filistinli öldürüldü, 77 bin 229 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 260’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 604 askerinin öldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 488 Filistinli hayatını kaybetti.
Son verilere göre, İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten beri devam eden çatışmalarda 285 Hizbullah mensubu, 56 Lübnanlı sivil, 18 Emel Hareketi, 13 Hamas, 12 İslami Cihad mensubu ile 7 İsrailli sivil ve 12 asker öldü.
]]>Son ateşkes taslağı ABD tarafından sunuldu ve CIA Başkanı William Burns Nisan ayı başında Mısır’ın başkenti Kahire’ye giderek ayrıntıların ana hatlarını çizdi. Ancak hem İsrail hem de Hamas altı haftalık “geçici ateşkesi” öngören plana itirazlarda bulundu.
Ateşkes görüşmeleri Hamas’ın 7 Ekim saldırılarından yaklaşık altı ay sonra başladı. Saldırılarda yaklaşık bin 200 öldürüldü, 253 kişi de rehin alındı.
Bunun ardından İsrail güçleri de Gazze’de büyük bir yıkıma ve insani krize neden olan askeri bir operasyon başlattı. İsrail ordusunun saldırılarında büyük çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 33 binden fazla insan öldürüldü.
Birleşmiş Milletler, yarısı çocuk olmak üzere 1,7 milyon Filistinlinin, İsrail saldırılarının ardından evlerini terk etmek zorunda kaldığını tahmin ediyor.
ABD tarafından masaya sunulan ateşkes önerisinin şartları arasında, Gazze Şeridi’nde tutulan 40 İsrailli rehineye karşılık İsrail’in de 100’ü müebbet hapis cezasına çarptırılmış 900 Filistinli mahkumu serbest bırakması yer aldı.
Ayrıca ateşkes taslağında Gazze’nin kuzeyinden güneyine uzanan Salah al-Din yolu boyunca kontrol noktaları kuran İsrail güçlerinin kademeli olarak geri çekilmesi de istendi.
İsrail ve Hamas ise ateşkes teklifiyle ilgili bazı itirazlar dile getirdi. O anlaşmazlıklar genel hatlarıyla şöyle:
Dil
Hamas “geçici” kelimesine itiraz ederek savaşın kalıcı ve nihai bir şekilde sona erdirilmesini istedi.
Hamas’ın siyasi büro üyesi Basem Naim yaptığı basın açıklamasında “İsrail’in bölgedeki varlığını sürdürmesini ve halkımıza yeni saldırılar düzenlemesine izin verilmesini kabul etmeyeceğiz” dedi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise Hamas’ın talebini “hayal ürünü” olarak nitelendirdi ve İsrail’in “tam zafer” elde edene kadar Gazze’de savaşmaya devam edeceğini söyledi.
Netanyahu ayrıca zaferin ancak İsrail’in Hamas’ın son kalesi olduğunu söylediği güneydeki Refah kentine girmesiyle gerçekleşeceğini söyledi. Evlerinden edilmiş yaklaşık 1,5 milyon Filistinli burada barınıyor.
Ancak Netanyahu’nun Refah’a yönelik geniş çaplı bir işgali ertelemeyi düşündüğü bildiriliyor.
Bu gelişme, İran’ın Pazar günü İsrail’e 300’den fazla füze ve insansız hava aracı fırlattığı saldırısının ardından yaşandı. Tahran, Suriye’nin başkenti Şam’daki konsolosluk binasına yapılan ve arkasında İsrail’in olduğuna inanılan saldırının ardından misilleme sözü vermişti. Bu saldırıda İran Devrim Muhafızları’nın üst düzey komutanları öldürülmüştü.
Rehine pazarlıkları
Hem İsrail hem de Hamas için önemli bir endişe konusu da rehinelerin serbest bırakılması ve nasıl seçilecekleri.
ABD, Hamas’ın elinde kalan 40 rehineyi daha önce kabul edildiği gibi “ölü ya da diri” değil, “canlı” olarak serbest bırakmasını önerdi. Bunun karşılığında da İsrail’in hapishanelerde tuttuğu 900 Filistinliyi serbest bırakması istendi.
BBC’ye konuşan bazı Hamas kaynakları, “ateşkes taslağındaki ana anlaşmazlık noktasının ‘canlı’ kelimesi olduğunu” söyledi.
Bazı haberlere göre Hamas’ın elinde serbest bırakılma şartlarını karşılayan 40 canlı rehine olmayabilir. Söz konusu rehine şartı, kadınları, kadın askerleri, 50 yaş üstü erkekleri ve sağlık sorunları olan 50 yaş altı erkekleri kapsıyor.
ABD “erkek askerlerin” de dahil edilmesini önermiş ancak Hamas bunu reddetmişti.
İsrailli barış aktivisti ve Hamas’ın eski rehine müzakerecisi Gershon Baskin “Askerlerin rehine olarak bedeli sivillerden daha yüksek” diyor.
Baskin, Hamas’ın askerlerin serbest bırakılması için ayrıca müzakere etmek isteyeceği görüşünde.
İsrailli yetkililer Gazze Şeridi’nde halen 133 rehine olduğunu tahmin ediyor; bunların arasında öldüğü teyit edilen 30 kişi de var.
ABD, İsrail’in 100’ü müebbet hapis cezasına çarptırılmış 900 Filistinliyi serbest bırakmasını önerdi. Ancak hangilerinin serbest bırakılacağına kimin karar vereceği konusunda soru işaretleri var.
İsrailli bağımsız bir siyasi analist olan Eli Nissan, “İsrail, takas anlaşmasında Filistinli mahkumların isimlerini Hamas’ın belirlemesine izin veremez” diyor.
“Eğer Hamas’a, örneğin Mervan Barguti ve Ahmed Saadat gibi müebbet hapis cezası almış bazı mahkumları serbest bırakma özgürlüğü tanınırsa bu İsrail’deki insanları çok kızdıracaktır.”
Baskin, Barguti ve Saadat’ı daha önce “İsrail karşıtı” hareketlere liderlik etmiş “Filistin-İsrail çatışmasının sembolleri” olarak tanımlıyor.
Filistin El Fetih hareketinin eski liderlerinden Barguti, İsrailli yetkililerin kendisini El Aksa Şehitleri Tugayları’nı kurmakla suçlamasının ardından 2004 yılında müebbet ve 40 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Barguti bu suçlamayı reddetti. El Aksa Şehitleri Tugayları, Batı Şeria ve Gazze’de İsrail askerlerine ve yerleşimcilere yönelik çok sayıda saldırının yanı sıra İsrail içindeki sivilleri hedef alan intihar saldırıları da gerçekleştirdi.
Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin eski Genel Sekreteri Ahmed Saadat ise 2001 yılında İsrail Turizm Bakanı Rehavam Zeevi’ye suikast düzenlemek suçundan 30 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Avukatı suçlamaları reddetti.
Baskin, bu kişilerin tekrar insan içine çıkmalarının Filistinlilere İsrail askerlerine karşı savaşmaya devam etmeleri için ilham verebileceğini söylüyor.
Kuzeye geri dönüş
ABD, güneyde yerlerinden edilmiş Filistinlilerin kuzeye evlerine dönmelerine izin verilmesini de önerdi. Ancak Filistinli ailelerin “koşulsuz” dönüşünde ısrarcı olan Hamas’ın aksine İsrail bazı koşullar istiyor.
Baskin, kuzeye dönecek her Filistinlinin Hamas mensubu ya da Hamas savaşçısı olmadığına emin olmak için kapsamlı bir soruşturmadan geçirilmesi gerektiğini söylüyor.
Ancak Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Naim’e göre bu “inceleme” Hamas tarafından binlerce Filistinliyi “haklı bir neden olmaksızın” tutuklamanın yeni bir yolu.
‘Baskı’
İsrail ve Hamas arasındaki anlaşmazlıklara rağmen, her iki tarafın da karşı karşıya kaldığı baskının önümüzdeki haftalarda bir anlaşmaya varmaları için teşvik edici bir rol oynayacağı düşünülüyor.
ABD Başkanı Joe Biden, Netanyahu’yu ateşkes anlaşmasını kabul etmeye çağırırken, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de Hamas’ın “bu ciddi teklifi” kabul etmesini istedi.
Heyetin Kahire’deki görüşmelerden ayrıldığını belirten Hamas, yönetim içerisinde istişarelerde bulunacağını, müzakerelerin ve çabaların devam ettiğini belirtti.
İsrail’in eski rehine müzakerecisi Baskin ise şunları söyledi:
“İsrailli rehinelerin ailelerinden gelen iç baskıya ek olarak Amerikan baskısı, Netanyahu’yu istemese bile mevcut anlaşmayı kabul etmeye zorlayabilir.”
]]>Kamikava, başkent Tokyo’daki basın toplantısında, Filistinli mültecilere destek konusunda UNRWA’nın uluslararası toplumda yaygın kabul gören vazgeçilmez role sahip olduğunu vurguladı.
Ülkesinin, Ajansa yardımları yeniden başlatabilmesi sürecinin ele alınması amacıyla UNRWA Genel Komiseri Philippe Lazzarini ile Tokyo’da dün görüştüğünü anlatan Kamikava, Ajans yönetiminin güçlendirilmesi eylem planını incelediklerini dile getirdi.
Japonya’nın UNRWA’nın faaliyetlerine 70 yılı aşkın süredir destek verdiğini kaydeden Kamikava, yardımların herhangi bir terör faaliyetinde kullanılmamasını sağlamak için etkili önlemler alınması gerektiğini vurguladı.
Bakan Kamikava, “Japonya’nın katkıları yeniden başlatması için gerekli çabayı sağlamak dahil son düzenlemeleri yapıyoruz. Buna dayanarak nihai bir karar vereceğiz. Değerlendirme sürecini hızlandırmak istiyoruz.” diye konuştu.
” Gazze’deki kritik durumdan Japonya, ciddi şekilde kaygı duyuyor”
İsrail’in yoğun saldırılarının sürdüğü Gazze Şeridi’ndeki duruma değinen Kamikava, “Çocuklar, kadınlar ve yaşlılar dahil çok sayıda ölümün meydana geldiği Gazze’deki kritik durumdan Japonya, ciddi şekilde kaygı duyuyor.” dedi.
İnsani yardımların yapılabileceği ortamın oluşturulmasını ve rehinelerin serbest bırakılmasını sağlayacak insani ateşkesin önemini vurgulayan Kamikava, sürdürülebilir ateşkesin ivedilikle hayata geçirilmesi için çeşitli diplomatik çabalara devam edeceklerini söyledi.
Kamikava, ilgili tarafların Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde (BMGK) kabul edilen, Gazze’de kalıcı ve sürdürülebilir ateşkese dönüşecek şekilde ramazanda acilen ateşkes sağlanması istenen karara iyi niyetle ve uluslararası hukuka uygun olarak uymaları için çağrıda bulundu.
Japon Bakan, uluslararası kamuoyunda Gazze’deki bombalamaların, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’nda atom bombası attığı Hiroşima’daki duruma benzetilmesini içeren değerlendirmelere ilişkin, “Hükümet olarak bu hususlar hakkında yorum yapmaktan kaçınacağız.” dedi.
Milyonlarca Filistinliye yardım sağlayan UNRWA İsrail’in hedefinde
İsrail yönetimi, 7 Ekim 2023’te Gazze’ye saldırılarının başlamasıyla eş zamanlı olarak işgal ettiği topraklardaki UNRWA’ya karşı karalama kampanyasına başlamış, sadece Gazze’de 12 bin çalışanı bulunan UNRWA’nın 14 çalışanının 7 Ekim saldırılarına katıldığını bu nedenle Ajansın kapatılması gerektiğini savunmuştu.
Tel Aviv yönetimi, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün yanı sıra Lübnan ve Ürdün’de Filistinli mültecilere destek olan ve sağlık, eğitim, sosyal hizmetler alanlarında çoğu Filistinli 30 bin çalışanı istihdam eden Ajansın kapatılması için kampanya yürütmüştü.
Aralarında ABD’nin de yer aldığı yaklaşık 10 ülke ve kurum, UNRWA’ya bağışlarını dondurduğunu açıklamıştı.
İsrail’in UNRWA’ya ilişkin suçlamalarını kanıtlayamaması üzerine Avustralya, Kanada, İsveç ve Avrupa Birliği (AB), kararlarından dönerek Ajansı finanse etmeyi sürdüreceklerini duyurmuştu.
İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 280’i çocuk, 9 bin 340’ı kadın olmak üzere 32 bin 623 Filistinli öldürüldü, 75 bin 92 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 253’ü karadan işgal sürecinde olmak üzere 597 askerinin öldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 454 Filistinli hayatını kaybetti.
Son verilere göre, İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten beri devam eden çatışmalarda 261 Hizbullah mensubu, 53 Lübnanlı sivil, 12 Emel Hareketi, 13 Hamas, 14 İslami Cihad mensubu ile 7 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>***
Katar’ın başkenti Doha, bir kez daha İsrail ve Hamas arasında dolaylı ateşkes görüşmelerine ev sahipliği yapıyor. Her ne kadar İsrail delegasyonunun başında bulunan Mossad Başkanı David Barnea Doha’dan ayrılsa da Katar Dışişleri Bakanlığı görüşmelerin seyri hakkında “ihtiyatlı bir iyimserlik” içinde olduklarını ifade etti. Filistinliler de genel olarak müzakereleri sürdürme konusunda istekli görünüyor. Bu açılardan bakıldığında Gazze’de geçici ateşkes ihtimalinin ufukta belirdiğini söylemek mümkün olmakla birlikte, sürecin seyrine ilişkin bir dizi belirsizlik ve soru işareti de mevcut.
Hamas’ın 3 aşamalı ateşkes önerisi
Bilindiği gibi görüşmeler, Katar ve Mısır’ın arabuluculuğunda gerçekleşiyor. Doğrudan temasın bulunmadığı süreçte taraflar öneri ya da taleplerini arabuluculara iletiyor. Ardından diğer taraf bu metni inceledikten sonra tutumunu ve varsa değişiklik taleplerini yine aynı arabuluculara bildiriyor. Katar ve Mısır temsilcileri, bazı durumlarda süreci kolaylaştırmak ve sürdürülebilir kılmak adına kendi fikirlerini de hem Filistinli gruplarla hem de İsrail heyetiyle paylaşıyor. Kasım ayı sonlarında uzatmalarla birlikte toplam 7 gün süren ve sınırlı bir esir takasını da içeren ilk geçici ateşkes de bu şekilde gerçekleşti.
Şu ana kadar basına yansıyan bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla halihazırda devam eden müzakerelerde, Hamas 3 aşamadan oluşan bir plan sundu. 6 haftalık ateşkesin uygulanacağı 1’inci aşamada, kadınlar ve çocuklar öncelikli olarak bazı İsrailli rehinelerin serbest bırakılması, bu kişilerin karşılığında aralarında müebbet hapis cezasına çarptırılmış bazı isimlerin de olduğu bine yakın Filistinlinin İsrail hapishanelerinden çıkarılması öngörülüyor. Aynı zamanda, bu aşamada işgal güçlerinin Gazze’nin kuzeyiyle güneyini birbirine bağlayan El-Reşid ve Selahaddin caddelerinden çekilmesi talep ediliyor. İsrail’in Gazze’yi ikiye bölme ve kuzeyde daha fazla kontrol sağlama amacı dikkate alındığında, bu husus stratejik bir önem taşıyor. Ateşkesin bu ilk aşamasında, yerinden edilen Filistinlilerin evlerine dönmesi ve Gazze’ye giren insani yardımların arttırılması da taslak metinde yer alan hususlar arasında.
6 haftalık 1’inci aşamanın arkasından gelen 2’nci aşamada geriye kalan rehineler için nasıl bir takas öngörüldüğü net değil. Ancak Hamas daha fazla rehineyi serbest bırakmak için bu aşamada kalıcı ateşkes ilan edilmesini şart koşuyor. Son aşamada ise Gazze ablukasının kaldırılması ve yeniden inşa sürecinin başlaması öngörülüyor.
Netenyahu’nun kaderi Gazze’ye mi bağlı?
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise Hamas’ın sunduğu bu ateşkes tasarısının “gerçekçi olmayan talepler” üzerine kurulu olduğunu savundu. Belirttiğimiz üzere David Barnea da Doha’dan ayrıldı. Ancak Barnea’nın görevlendirdiği “teknik ekip” müzakerelere devam edecek.
Bununla birlikte, şu an için İsrail’in kalıcı ateşkese varabilecek bir sürece olumlu yaklaşmasını beklememek gerekiyor. Zira, İsrail uluslararası toplumdan gelen yoğun tepki ve itirazlara rağmen Refah bölgesine “operasyon” düzenleme amacından vazgeçmiş değil. Bilakis İsrail bu yöndeki hazırlıklarına hız verdi. Aynı zamanda, İsrail’in Gazze’de 7 Ekim öncesine göre bir statüko değişimini getirmeyecek herhangi bir ateşkes planını kendi isteğiyle kabul etmesi de ihtimal dahilinde görünmüyor.
Pek çok yorumcunun üzerinde mutabakata vardığı bir nokta da Netanyahu’nun siyasi kariyerinin devamının Gazze’deki savaşın devamına bağlı olduğudur. 7 Ekim’e kadar “yargı reformu” girişimi sebebiyle yüzbinlerce kişinin katıldığı protesto gösterilerinde istifası istenen Netanyahu, 7 Ekim sonrasında bu tepkileri büyük ölçüde askıya almayı başarsa da “olağan” siyasi hayata dönülmesi sonrasında bu protestoların yeniden kitlesel bir hal alacağı kesindir.
Ayrıca Gazze’de yapılan soykırım nedeniyle İsrailliler arasında cılız sesler var olsa da Netenyahu’ya karşı ciddi bir tepki yok. Aksine İsrail ordusunun Gazze’deki başarısızlığı iç huzursuzluğu arttırıyor. Bu durumda, savaş bittikten sonra ölen askerler ve rehineler sebebiyle hesap vermek zorunda kalacak ve büyük bir ihtimalle koltuğunu terk etmeye zorlanacak Netanyahu’nun devam eden 4 ayrı yolsuzluk soruşturması sebebiyle hapse girmesi bile ihtimal dahilindedir.
Filistin’in birliğe ihtiyacı var
Bahsedilmesi gereken son nokta ise müzakere sürecinde Filistin tarafının konsensüsle hareket edebileceğinin kesin olmadığıdır. Şu ana kadar farklı Filistinli hareketlerin kendi içinde veya birbiri arasında majör görüş farklılığı yaşandığına dair bir gösterge olmasa da başta İslami Cihad olmak üzere farklı hareketlerin müzakere sürecine mesafeli yaklaştığı biliniyor. Aynı zamanda Hamas’ın siyasi kanadı ve askeri kanadı müzakerelere karşı aynı derecede esnek değil. Son olarak, arabulucu konumundaki Katar ve Mısır’ın Hamas’a daha sınırlı taleplerde bulunması yönünde baskı uyguladığına dair haberler zaman zaman basında yer buluyor.
Sonuç olarak Gazze’de Filistin tarihinin en büyük yıkım süreci yaşanırken yakın bir gelecekte tüm Filistinlilerin rızasıyla ve Filistinlilerin lehine sonuçlanacak bir kalıcı ateşkes için şimdilik bir zemin bulunmuyor. Ancak mevcut müzakere süreci önümüzdeki günlerde veya haftalarda, kısmi bir insani rahatlamayı sağlayacak geçici bir ateşkesi üretebilir.
[Dr. Selim Sezer, İstanbul Gedik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Batı Şeria’nın Nablus şehrinin güneyinde bulunan Akraba beldesi sakini 40 yaşındaki Beni Cabir, 19 Mart’ta tarım arazisine saldıran fanatik Yahudi yerleşimciler tarafından vurularak öldürüldü.
Tarım arazisinin işgal edilmesine karşı koyarken hayatını kaybeden Beni Cabir’in yasını tutan yakınları, İsrail güçleri ve fanatik Yahudi yerleşimcilerin gün geçtikçe artan saldırıları nedeniyle bölgede hayatın giderek zorlaştığını belirtiyor.
Tarlasındaki mahsulleri korumaya çalışırken öldürüldü
Filistinli Beni Cabir’in öldürülmesine şahit olan 64 yaşındaki Yazan Ebu Della, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Aralarında İsrail askeri üniforması giyen kişilerin de bulunduğu Yahudi yerleşimcilerin köyümüze baskın düzenlemesi ile şaşkınlığa uğradık. Beni Cabir, Yahudi yerleşimcilere ait ineklerin tarlasındaki mahsulleri yemelerini engellemeye çalışıyordu.” dedi.
Della, “Beni Cabir’in elinde hiçbir şey yoktu. Yerleşimcilerle tartıştı. İçlerinden birisi onu iki defa itti. Kendisini savunmak için ceketini çıkarmak istediğinde, göğsünden vuruldu.” ifadeleriyle olayı nakletti.
“Olay bize yaklaşık 200 metre uzaklıkta gerçekleşti. Şehit Beni Cabir’in oğlu yanımdaydı, ama ateş edildiği için ona engel oldum.” diyen Della, gözyaşları içerisinde şunları söyledi:
“Akrabanızın ve arkadaşınızın gözlerinizin önünde öldürülmesi çok zor! Ona ambulans bile bulamıyorsunuz.”
Della, Beni Cabir’in evinden sadece 300 metre uzakta öldürüldüğünü vurgulayarak, “Bölgede yaşayanlar, İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimcilerin her türlü tehdidine maruz kalıyor.” diye konuştu.
İsrail, Batı Şeria’yı “kademeli olarak ilhak etmeyi” amaçlıyor
Filistin Dışişleri Bakan Yardımcısı Ahmed ed-Dik, Filistinli çiftçi Beni Cabir cinayetini kınayan bir açıklama yaptı.
Dik, “İsrail hükümeti, açıkça Filistin vatandaşlarına karşı suç işlemek için Yahudi yerleşimci milisleri harekete geçiriyor, özellikle Bedevi bölgelerinde yaşayanları yerinden ederek, silahlı saldırıyla ve öldürerek Filistin topraklarını işgal ediyor.” ifadesini kullandı.
İsrail’in Batı Şeria’yı “kademeli olarak ilhak etmeyi” amaçladığına dikkati çeken Dik, olayların bu planın parçası olduğunun altını çizdi.
Dik, artan Yahudi yerleşimci saldırıları ile C bölgesi sakinlerinin yerinden edilmesinin iki devletli çözümün uygulanmasını giderek zorlaştırdığını söyledi.
Filistin ile İsrail yönetimi arasında 1995’te imzalanan “İkinci Oslo Anlaşması” çerçevesinde işgal altındaki Batı Şeria A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı.
Yüzde 18’i kapsayan “A bölgesi”nin yönetimi idari ve güvenlik olarak Filistin’e, yüzde 21’lik “B bölgesi”nin idari yönetimi Filistin’e, güvenliği ise İsrail’e devredilirken, yüzde 61’ini kapsayan “C bölgesi”nin idare ve güvenliği İsrail’e bırakılmıştı.
Filistin yönetimi, cinayetten Ben-Gvir’i sorumlu tuttu
Filistin Dışişleri Bakanlığı, Fahir Beni Cabir adlı Filistinlinin Yahudi yerleşimciler tarafından öldürülmesi hakkında yazılı açıklamada yaptı.
Açıklamada, “Beni Cabir’in yerleşimci kurşunu ile öldürülmesi, yerleşimcilere silah dağıtıp onları korumakla övünen Ben-Gvir’in kışkırtmasının bir tercümesidir.” ifadesi kullanıldı.
İsrail’in, Filistinlilerin hayatlarını hiçe saydığı vurgulanan açıklamada, benzer suçlar nedeniyle bazı ülkelerin Yahudi yerleşimcilere yaptırım uygulama kararı aldığı hatırlatıldı.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 15’i Yahudi yerleşimcilerin saldırısıyla olmak üzere 444 Filistinli hayatını kaybetti.
]]>BM Kadının Statüsü Komisyonunun 68’inci Oturumu için New York’ta bulunan KADEM heyeti, BM binasında, gazeteci Fatih Er’in moderatörlüğünde “Görünmeyen Mücadeleler ve Cesur Yürekler: Filistin’de Kadın Olmak” başlıklı bir etkinlik düzenledi.
Yoğun ilgi gören etkinlik, Filistinli kadınların Gazze’deki çektikleri acıları aktaran bir videoyla başladı.
“Filistin üzerinde hakim gelen ideoloji bugün insani değerleri bombalıyor”
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan KADEM Başkanı Doç. Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu, KADEM’in çok sayıda farklı etkinlikle Filistin halkıyla dayanışma gösterdiğini, yakın zamanda Türkiye’de eğitim gören Filistinli öğrencilere burs sağlamaya başladıklarını bildirdi.
Gümrükçüoğlu, Gazze’deki durumu ifade etmek için kelimelerin yetersiz olduğuna işaret ederek, tüm insanlığın bir sınavdan geçtiğini söyledi.
Yahudilerin uzun yıllar insani vasıflardan arındırılarak Holokost gibi çok büyük bir vahşete maruz kaldığını, bunun lekelerinin hala insanlığın ruhunu kirletmeye devam ettiğini anımsatan Gümrükçüoğlu, “Şimdi de dünya yine sonsuz kötülüğün icrasına şahitlik ediyor. Filistin üzerinde hakim gelen ideoloji bugün insani değerleri bombalıyor.” ifadelerini kullandı.
“ABD hem ateşkesi, hem de İsrail’in suçları için cezalandırılmasını engellemektedir”
Filistin’in BM Daimi Temsilci Yardımcısı Feda Abdelhady, Türkiye’ye Filistin halkına gösterdiği sarsılmaz destek için minnettar olduklarını dile getirdi.
Abdelhady, Filistinli kadınlar ve ailelerin yıllardır son bulmayan bir “Nekbe’ye” maruz kaldığına, İsrail’in hiçbir zaman hesap vermek zorunda bırakılmadığına işaret etti.
İsrail’in cezasız kalarak uluslararası hukuk ve BM kararlarını ihlal ettiğini ifade eden Abdelhady, BM Güvenlik Konseyi reformunun şart olduğunun altını çizdi.
Abdelhady, “Filistin halkının mevcut durumunun temel sebebi BM Güvenlik Konseyi’nin BM Şartı ve Filistin’e ilişkin kararları yerine getirmemesinden kaynaklanıyor.” diye konuştu.
ABD’nin vetosu nedeniyle İsrail’in yıllardır gerçekleştirdiği ihlallerin cezasız kaldığını ifade eden Abdelhady, “ABD hem ateşkesi, hem de İsrail’in suçları için cezalandırılmasını engellemektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
Abdelhady, BM Güvenlik Konseyinde veto yetkisinin kaldırılması ya da insanlığa karşı suçlar gerçekleştiğinde kısıtlandırılması gerektiğini savunarak, Filistin’in BM’nin tam üyesi olarak kabul edilmemesinin de Filistin halkının haklarının ihlali olduğunu söyledi.
Filistin’in dünya genelinde 140’tan fazla ülke tarafından tanındığını, işgal altında bir devlet olduğunu kaydeden Abdelhady, “Size sorarım, eğer çatışma çözülmediği için Filistin tam üye olamıyorsa, neden İsrail 1949’da tam üye olarak kabul edildi?” ifadelerini kullandı.
“Adımı Bacağıma Yaz Anne” şiiri katılımcıları duygulandırdı
Filistin’deki edebiyat tarihi hakkında bilgi veren Şair Zeina Azzam, halihazırda Gazze’de gençlerle iletişimde olduğunu, kendisine iletilen şiirlerin acı dolu yaşamı yansıttığını anlattı.
Azzam, Filistin’de anne ve babaların bombalama sonrasında çocuklarını tespit edebilmek için kol ve bacaklarına isimlerini yazdıklarını gördükten sonra bir şiir yazdığını aktardı.
Azzam’ın “Adımı Bacağıma Yaz Anne” adlı şiirini okuması katılımcıları duygulandırdı.
“Anestezi ve hijyenin olmadığı Orta Çağ’a geri döndük”
“Soykırıma Karşı Doktorlar” adlı kuruluşun kurucularından Dr. Karameh Kuemmerle, 7 Ekim’in ardından İsrail’in Gazze’de sağlık sistemini nasıl hedef aldığını anlattı.
Kuemmerle, “Artık sınıra ulaştık derken her sabah uyanıyoruz ve yeniden şok oluyoruz.” şeklinde konuştu.
Gazze’de 36 hastaneden sadece 6’sının kısmen işlevsel olduğunu aktaran Kuemmerle, hemşireler ve doktorların çok zor koşullar altında çalıştığının altını çizdi.
Kuemmerle, ilaç ve hijyen olmadığını, enfeksiyonun hızla yayıldığını, doktorların anestezi olmadan ameliyat yaptığını ifade etti.
“Anestezi ve hijyenin olmadığı Orta Çağ’a geri döndük.” diyen Kuemmerle, Gazze’de 60 bin hamile kadının olduğunu, her gün “bir otobüs dolusu” kadının öldürüldüğünü ve 183 kadının korkunç koşullarda doğum yaptığını bildirdi.
Kuemmerle, “Kendi soykırımımızı izlerken ve televizyonlardan gösterirken, dünya hiçbir şey yapmıyor. Her şeyi bir kenara bırakın ve sadece Filistinlileri değil tüm insanlığı etkileyen bu duruma son verilmesini sağlayın.” ifadelerini kullandı.
Söz konusu vahşet karşısında kimsenin sessiz kalmaması gerektiğini vurgulayan Kuemmerle, siyasetçilerin de desteğini istedi.
Arap Sağlığını İyileştirme Kurumu kurucularından Safa Salem ise “Arap ve Filistinli” kavramlarının hatalı bir şekilde kullanıldığını, bunu da Filistinlilerin “diğer Arap ülkelere” gönderilmesini kolaylaştırmak için kasıtlı yapıldığını belirtti.
Salem, ABD’nin İsrail’e en fazla yardım ve silah sağlayan ülke olduğunu anımsatarak, ABD’deki Arapların vergilerinin de buralara gittiğine işaret etti.
ABD’deki Arap toplumunun seçimler için önemli bir mesaj verdiğini aktaran Salem, Arap toplumunun ABD’nin İsrail’e desteğine karşı çıktıklarını gösterdiklerini söyledi.
]]>İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırılarda evleri yıkılan ve ailesiyle enkaz altında kalan küçük Rezzan, sivil savunma ekipleri tarafından kurtarıldı. Enkaz altından çıkarılan Rezzan, saldırıda tüm ailesini ve sol bacağını kaybetti.
Amcası ve ailesiyle saldırılardan kaçarak güneydeki Refah kentine sığınan küçük kız, sığınma merkezi olmuş bir okulda tek bacaklı haline ve ailesinin yokluğuna alışmaya çalışıyor.
Yaşadığı o korku ve acı dolu günü AA muhabirine anlatan Filistinli Rezzan, İsrail uçaklarının bombalaması sonucu Gazze’deki evlerinin yıkıldığını ve bütün ailesini kaybettiğini söyledi.
“Sahip olduğum tek şey bu koltuk değnekleri”
Rezzan, “Şimdi tek başımayım. Annem yok, babam yok, kardeşlerim yok. Sahip olduğum tek şey bu koltuk değnekleri. Refah okulunda amcamın ailesiyle yaşıyorum. Ailemi, bacağımı kaybedecek ne suç işledim ki ben?” diyerek “Dünyadaki diğer tüm çocuklar gibi yürümek, oyun oynamak, koşmak istiyorum. İşgalciler, en doğal haklarımdan, geleceğimden beni mahrum etti.” ifadelerini kullandı.
Bacağına her baktığında yoğun bir ağlama hissi geldiğini ve çok üzüldüğünü dile getiren Rezzan, protez bacağa sahip olmayı ve gelecekte de doktor olmayı hayal ettiğini belirtti.
Hayalini gerçekleştirebilmek için savaşın bitmesini, yaşadıkları şehre geri dönmeyi ve eğitimine kaldığı yerden devam etmeyi çok istediğini anlatan Rezzan, Gazze’deki çocukların büyük sıkıntılar çektiğini, evlerinden çıkmak zorunda kaldıklarını aktardı.
İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 500’ü çocuk, 9 bini kadın olmak üzere 31 bin 553 Filistinli öldürüldü, 73 bin 546 kişi yaralandı.
Enkaz altında hala binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 250’si karadan işgal sürecinde olmak üzere 591 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 434 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ve Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 232 Hizbullah mensubu, 51 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas ve 12 İslami Cihad mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haliç Üniversitesi Konferans Salonu’nda düzenlenen İlim Yayma Vakfı 53. Olağan Genel Kurulu’na katıldı.
Buradaki konuşmasında Necip Fazıl Kısakürek’in “Üzülme, davanın sahibi Hak’tır/Hak olan davada zafer muhakkaktır.” sözlerine işaret eden Erdoğan, “Uğruna ömrümüzü adamaktan şeref duyduğumuz ilayi kelimetullah davasının, yeryüzünde adaleti tesis etme davasının, hak ve hakikati yüceltme davasının, medeniyetimizi ihya etme davasının sahibi alemlerin Rabb’i olan yüce Allah’tır.” diye konuştu.
Erdoğan, “Biz niyetimizi temiz tuttuğumuz, samimiyetimizi koruduğumuz müddetçe biiznillah önümüzü kimse kesemez. Rabb’im bizleri sırat-ı müstakimden ayırmasın diyorum.” dedi.
“Esfeli safilinin canlı örneklerini Gazzelilere bomba yağdıran alçaklarda bire bir görüyoruz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam dünyası olarak bir ramazanı daha karşılamaya hazırlandıklarını, pazar gününü pazartesiye bağlayan gece ilk sahura kalkılacağını, ilk orucun tutulacağını anımsattı.
Mübarek ramazan ayının tüm İslam alemi ve Türk milleti için şimdiden hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluş olan bu mübarek ayı hep birlikte en güzel şekilde idrak etmeye çalışacaklarını belirtti.
Erdoğan, ancak ramazan ayını başta Gazze olmak üzere gönül coğrafyalarının pek çok bölgesinde ciddi insani dramların yaşandığı bir dönemde karşıladıklarını söyledi.
Özellikle 7 Ekim’den beri Gazze’de yaşananların artık tahammül sınırlarını aştığını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bir terör devleti olan İsrail, Batılı güçlerin sınırsız askeri ve diplomatik desteğini arkasına alarak Filistinli kardeşlerimize yönelik tam anlamıyla bir soykırım politikası uygulamaktadır. Bugüne kadar, İsrail’in doğrudan sivilleri hedef alan saldırıları sonucunda 32 binden fazla Filistinli şehit oldu, 72 bin Filistinli ise yaralandı. Yaklaşık 2 milyon insan evlerini terk etmek zorunda bırakıldı. Camiler, üniversiteler, okullar ve sivil yerleşim yerleri harabeye döndü.”
Erdoğan, gıda almak için sıra bekleyen masumların dahi öldürüldüğü bir barbarlıkla karşı karşıya olunduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kur’an-ı Kerim’de tarif edilen esfeli safilinin canlı örneklerini bugün Gazzeli kardeşlerimize bomba yağdıran alçaklarda bire bir görüyoruz. Öyle manzaralara şahit olduk ki içinde en küçük bir insanlık kırıntısı olan birisinin, uluslararası hukuka asgari düzeyde de saygı gösteren bir devletin bunları yapabilmesi mümkün değildir. Netanyahu ve gözünü kin bürümüş yönetimi, Gazze’de işledikleri insanlık suçlarıyla günümüzün Nazileri olarak isimlerini Hitler’in, Mussolini’nin, Stalin’in, Pol Pot’un, Franco’nun ve diğer modern dönem canilerinin yanına ekletmişlerdir. İnsanlığın vicdanında zaten mahkum olan bu katliamcıların uluslararası hukuk önünde de hesap vermeleri için gerekeni yapıyoruz, yapacağız.”
“İslam alemi, Filistin halkına kardeşlik görevini maalesef tam manasıyla yerine getirememiştir”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Ekim’den bu yana süresi itibarıyla geçen 155 günde yüreklerini dağlayan, içlerini parçalayan, bir insan olarak yüzlerini kızartan, utanç verici pek çok hadiseyle karşılaştıklarını aktardı.
Her şeyden önce, uluslararası kurumların, insan hakları örgütlerinin ve basın kuruluşlarının söz konusu İsrail olunca nasıl hiçbir işe yaramadıklarını hep birlikte gördüklerini, tecrübe ettiklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
“Mesele Filistinli çocukların, kadınların, masum sivillerin yaşam hakkı olunca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin nasıl sadece bir kağıt parçasına dönüştüğüne hep beraber şahitlik ettik. Yine bu süreç bize İslam dünyasının, özellikle ortak hareket etme, İsrail ve destekçileri üzerinde sonuç alıcı baskı kurma, zulmü ve katliamı engelleme noktasında halen çok önemli eksiklerinin bulunduğunu göstermiştir. Yaklaşık 2 milyar nüfuslu İslam alemi, Filistin halkına kardeşlik görevini maalesef tam manasıyla yerine getirememiştir. Elbette çok uğraşıldı, gayret gösterildi, diplomatik açıdan çaba harcandı ama Gazze’deki masum çocukların ya açlıktan ölmesine ya da kurşunlarla ve üzerlerine atılan bombalarla katledilmesine mani olunamadı.”
Erdoğan, böyle bir durumun oluşmasının şüphesiz pek çok sebebi bulunduğuna işaret ederek, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve küresel sistemin İslam dünyasını dışlayan yapısı bu sebeplerden sadece bir tanesidir. İkinci Cihan Harbi’nin galipleri tarafından kurgulanan mevcut nizamda Müslümanlar üvey evlat olarak görülmektedir. Türkiye, ‘Dünya beşten büyüktür.’ haykırışıyla aynı zamanda bize dayatılan, bize biçilen bu role de itiraz etmektedir.” şeklinde konuştu.
“Mısır makamlarıyla son dönemde gelişen ilişkilerimizi Gazze’ye yardımların ulaştırılması için kullandık”
Ülke ve millet olarak İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ilk gününden itibaren Filistin halkı için tüm imkanları seferber ettiklerini aktaran Erdoğan, 7 Ekim’den bugüne kadar yabancı liderlerle yaptıkları tüm görüşmelerde Filistin meselesini ve Gazzelilerin durumunu gündeme getirdiklerini söyledi.
Erdoğan, katıldıkları tüm uluslararası toplantılarda Filistin ve Gazze’nin sesi olduklarını belirterek, “Ülkemizdeki İsrail muhipleri dahil hemen herkesin Hamas’a ‘terör örgütü’ yaftası vurmak için yarıştığı bir dönemde biz buna açıkça itiraz ettik. Topraklarını, onurlarını ve kendi insanlarını savunan Filistinli mücahitlere böyle bir kara çalınamayacağını tüm dünyaya cesaretle ilan ettik. Mısır makamlarıyla son dönemde gelişen ilişkilerimizi Gazze’ye yardımların ulaştırılması için kullandık.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’den Gazze’ye gönderilen yardımları aktaran Erdoğan, şu bilgileri paylaştı:
“Şimdiye kadar 19 uçak ve 7 sivil yardım gemisiyle bölgeye gönderdiğimiz insani yardımların toplamı 40 bin tonu buldu. Önceki gün yola çıkan Kızılayımıza ait 3 bin tonluk bir yardım gemisi daha yarın El Ariş’e ulaşıyor. Her gün Refah Sınır Kapısı’ndan Kızılaya ve sivil toplum kuruluşlarına ait tırlar Gazze’ye yardım taşıyor. Bu yardımların içerisinde gıda, su, hijyen, tıbbi ve barınma malzemelerinin yanı sıra 53 adet ambulans, 1551 jeneratör, 8 sahra hastanesiyle 3 bin çadır da bulunuyor. İnşallah ramazan ayı boyunca yardım miktarını daha da artıracağız. Refakatçileriyle birlikte ülkemize getirdiğimiz hasta ve yaralı kardeşlerimizin tedavileri devam ediyor.”
“Gazze’deki katliamı unutturmayan ülkelerin en başında yine biz varız”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistinliler arasında milli birliğin ve mutabakatın temini için de yoğun gayret gösterdiklerini belirterek, bu hafta Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı Ankara’da misafir ettiklerini hatırlattı.
Gerek İçişleri Bakanı gerekse MİT Başkanı’nın, Hamas ve diğer Filistinli gruplarla yakın diyalog halinde olduğunu aktaran Erdoğan, ellerinin uzandığı, güçlerinin yettiği kadar Filistinlilere tüm imkanlarla yardımcı olmaya çalıştıklarının altını çizdi.
Erdoğan, Türkiye’nin Filistin davası için verdiği samimi mücadelenin en yakın şahidinin tüm gruplarıyla tüm fertleriyle Filistinliler olduğuna işaret ederek, şunları dile getirdi:
“Gazze’deki katliamı unutturmayan ülkelerin en başında yine biz varız. Şunu çok net ifade etmek isterim; devletiyle milletiyle Filistin davasına en üst seviyede sahip çıkan ülke tartışmasız bir şekilde Türkiye’dir. Hal böyleyken her kim ‘Hiçbir şey yapmadılar.’ diyerek hükümetimizi eleştiriyorsa açık söylüyorum bühtan ediyor, kul hakkına giriyor demektir. Ne sebeple olursa olsun böyle bir cümle kurmak her şeyden önce aziz milletimize yönelik bir hakarettir. Şu gerçeği tüm dünya çok iyi biliyor; Tayyip Erdoğan 15 sene önce katillerin yüzlerine karşı ‘one minute’ diye haykırırken nerede duruyorsa bugün de aynı yerde dimdik durmaktadır. En fazla hassasiyet gösterdiğimiz ve bedel ödediğimiz bir konuda bize haksızlık edenleri, kendilerini sorgulamaya davet ediyorum.”
(Sürecek)
]]>Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un batısında yer alan Hamad Mahallesini kuşatma altında tutan İsrail güçleri, bölgeye giriş-çıkışı engelliyor ve çevre bölgeleri de havadan ve karadan vuruyor.
İsrail güvenlik güçleri, Filistinli direniş grupları ile çatışmaya girdiği Hamad Mahallesinde onlarca Filistinliyi alıkoydu.
Alıkoydukları Filistinlileri açık alanda sorgulayıp darp eden İsrail askerleri, daha sonra bazı Filistinlileri araçlara bindirip bilinmeyen bir yere götürdü.
Öte yandan İsrail ordusu, Han Yunus’taki Arayişiye bölgelerini topçu atışlarıyla vurdu, sivilleri hedef aldı.
Han Yunus’ta son 24 saatte 4 konut bombalandı
İsrail ordusu, Han Yunus’un doğusundaki Fahari beldesinde El-Amur ailesine ait evi bombaladı, evin enkazından 2 kişinin cansız bedeni çıkarıldı.
Bu saldırıyla birlikte son 24 saat içinde Fahari beldesinde bombalanan konut sayısı 4 oldu.
Ayrıca İsrail ordusuna ait askeri araçlar, Han Yunus’un kuzeydoğu bölgelerindeki evleri ve evlerine ulaşmaya çalışan Filistinlileri hedef almaya devam ediyor.
İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada ise askerlerin, Hamad Mahallesine sızma çalışmalarının devam ettiği aktarıldı.
Açıklamada, 98’nci tümenin Hamad Mahallesindeki kuşatmaya devam ettiği, Hamas’a ait alt yapıyı çökerttiği ve çok sayıda silah bulduğu öne sürüldü.
İsrail ordusu daha önce “Hamas’a ait hedeflere” yönelik onlarca bombardıman düzenlediği Han Yunus kentine 3 Mart’ta “sürpriz” bir kara saldırısı başlattığını açıklamıştı.
Ordu, dünkü açıklamasında da Han Yunus’un batı bölgelerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığını, Hamad Mahallesini kuşatma altında aldığını ve baskınlar düzenlediğini duyurmuştu.
Görgü tanıkları ise bölge sakinlerinin evlerinde mahsur kaldığını aktarmıştı.
İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 430’u çocuk, 8 bin 900’ü kadın olmak üzere 30 bin 631 Filistinli öldürüldü, 72 bin 43 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 245’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 585 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 422 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ve Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 232 Hizbullah mensubu, 45 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas ve 12 İslami Cihad mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>İsrail, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri sözde “güvenli olduğu” iddiasıyla göçe zorladığı güneydeki Refah kentini de hedef almaya başladı.
Refah’a sığınan yüz binlerce Filistinli, uluslararası hukuku ve kararları hiçe sayan İsrail’in saldırılarının yol açtığı felaketin gölgesinde güvenli bir alan bulmaya çalışıyor.
Refah’taki çadır kamplarında yaşayan Filistinliler, bir taraftan her an üzerlerine bir bomba düşecek korkusuyla yaşarken, diğer taraftan da şiddetli soğuk ve kasvetli karanlık içinde acı çekiyor.
İsrail ordusunun daha önce “güvenli” olduğunu iddia ettiği ve yaklaşık 1,5 milyon kişinin sığındığı güneydeki Refah kenti, Gazze Şeridi’ndeki en yoğun nüfuslu bölgelerden biri olarak kabul ediliyor.
Yerinden edilen Gazzeliler, kış ve zorlu hava koşullarıyla başa çıkmak için ihtiyaç duydukları battaniye, kışlık kıyafet ve ısınma araçlarından yoksun. Halk, bitkin ve yorgun bedenlerini ısıtmak için umutsuz bir çabayla boş alanlarda yakılan ateşlerin etrafında toplanarak ısınmaya çalışıyor.
Yakılan ateşlerin etrafında ısınmaya çalışan aileler, bir yandan da birbirlerine manevi ve psikolojik destek sağlamaya çalışıyor.
Gazze’de “olmayan” güvenli ve sıcak bir yuva arayışı içinde olan siviller, gecelerini üzerlerinde uçan İsrail savaş uçaklarından ya da çevrede bekleyen tanklardan her an gelebilecek bir bomba korkusuyla geçiriyor.
İsrail’in tehditlerinin artmasıyla birlikte Refah’a kara saldırısı düzenleme olasılığına ilişkin endişeler artıyor.
“Havalar çok soğuk, kendimizi ve çocuklarımızı ısıtabilmek için ateş yakıyoruz”
AA muhabirine konuşan yerinden edilmiş Filistinli Nasır el-Hatib, Gazze’nin doğusundaki Şucaiye Mahallesinden 8 kişilik ailesiyle birlikte Refah’a geldiklerini belirterek, yanlarında ne kendilerini ne de küçük çocuklarını sıcak tutabilmek için kıyafet getiremediklerini söyledi.
“Koşullar zor ve trajik olduğu için evden hiçbir şey alamadık. Havalar çok soğuk, kendimizi ve çocuklarımızı ısıtabilmek için ateş yakıyoruz.” diyen Hatib, Gazze Şeridi’ndeki yüz binlerce yerinden edilmiş insan gibi kendilerinin de para ve yiyeceklerinin olmadığını ve yaşam mücadelesi verdiklerini belirtti.
Hatib, “Güvenli ve sıcak bir yuva arıyoruz. Ancak maalesef bu şartlarda bu mümkün görünmüyor. Gazze Şeridi’nde güvenli hiçbir yer kalmadı.” dedi.
“Umarız savaş biter ve evlerimize sağ salim döneriz”
Gazzeli Fayiz Hasaneyn de 6 kişilik ailesiyle Refah’a sığındığını belirterek, geldikleri yerde soğuktan korunmak için battaniye ya da kıyafetlerinin olmadığını dile getirdi.
Derme çatma bir çadırda kaldıklarını ve ısınabilmek için odun, karton ve benzeri şeyler yaktıklarını söyleyen Hasaneyn, “Umarız savaş biter ve evlerimize sağ salim döneriz. Savaş günleri bizi yordu ve henüz akıbetimizi bilmiyoruz.” dedi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 534 Filistinli öldürüldü, 71 bin 920 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>Beş aya yakın süredir devam eden saldırılarda, Gazze’deki Sağlık Bakanlığına göre yaklaşık 30 bin Filistinli öldü. İsrail önemli ilerleme kaydettiğini ve “topyekun zafer” için bastırması gerektiğini söylüyor.
Ancak Hamas, askeri kapasitesinden öte bir örgüt. Aynı zamanda siyasi, ideolojik ve sosyal bir hareket. Dolayısıyla İsrail’in Hamas’ı toptan yok etme amacı, gerçekçi ve hatta mümkün mü?
Sahada neler oluyor?
İsrail, Gazze’de Hamas’a ait 24 tugaydan 18’ini yok ettiğini söylüyor ve Gazze’nin kuzeyindeki Hamas’ın askeri yapısının yok edilmesinin tamamlandığını” belirtiyor.
İsrail Ordusu, 7 Ekim 1200 dolayında kişiyi öldürdüğü, 250 civarı kişiyi rehin aldığı saldırıyı düzenlediğinde 30 binden fazla savaşçısı olduğunu söylüyor.
İsrail, 13 bin savaşçıyı öldürdüğünü iddia ediyor ve Netanyahu Şubat başında “20 binden fazla teröristi, Hamas’ın savaş gücünün yarısınan fazlasını öldürdük” demişti. BBC bu verileri bağımsız kaynaklardan doğrulatamadı ve İsrail Ordusu, kullandıkları yöntemin detaylarını açıklama isteğimizi karşılıksız bıraktı. İsrail ve Gazze’den gelen sayılar birbiriyle çelişiyor ve Gazze Sağlık Bakanlığı ölenlerin 9 bin kadarının aralarında sivillerin de bulunduğu, yetişkin erkekler olduğunu söylüyor.
Hamas’ın Siyasi Bürosu BBC’ye yaptığı açıklamada İsrail’in iddialarını reddetti ve askeri kanadının Gazze’nin “tüm bölgelerinde kuvvetle” faaliyet gösterdiğini söyledi. İsrailli Haaretz gazetesi de Hamas’ın bazı tugaylarını yeniden oluşturmaya başladığı haberini yaptı.
Jane’s Defence Weekly dergisinin Ortadoğu Editörü Jeremy Binne Hamas’ın “çok kolay bir şekilde saflarına yeni savaşçılar katabildiğini ve bunun büyük olasılıkla meseledeki en önemli veri olmadığını” belirtti.
İsrail’deki Reichman Üniversitesi’nin Uluslararası Terörle Mücadele Enstitüsü’nden emekli Albay Miri Eisin ise İsrail’in Hamas’ın “komutanlarını öldürdüğünü, silah depolarını bulduğunu Hamas’ın yer altındaki terör sistemini sistematik bir şekilde havaya uçurduğunu” söylediğini kaydediyor.
Ancak Binnie, Hamas’ın tünel sisteminin “daha önce tahmin edilenden çok daha büyük olduğunu” ve İsrail’in bu tünelleri tamamen yok etmek için “daha uzun bir yol kat etmesi gerektiğini” söylüyor ve “rehinelerin buralarda tutuluyor olması riskinin çabalarına darbe vurduğunu” kaydediyor.
Binnie ayrıca, İsrail’in Gazze’nin kuzeyinde de operasyonlarının “tam bir etkisiz hale getirmeden çok, açık uçlu, devam eden bir baskı sürecine benzediği” izlenimini verdiğini aktarıyor.
İsrail’in “tamamen çarpıtılmış” olduğunu söylediği Uluslararası hukuku ihlal suçlamaları ve Uluslararası Adalet Divanı’nın, soykırım iddialarına ele almasına karşın, Netanyahu İsrail’in devam etmesi ve kalan Hamas tugaylarını etkisiz hala getirmesi gerektiğini belirtiyor.
İdeolojiyi etkisiz hale getirmek mümkün mü?
Hamas, çoğu Batılı ülke tarafından bir “terör” örgütü olarak görülüyor ve bir çoğu da Hamas liderlerinin hala İsrail’in yok edilmesi çağrısı yaptığına işaret ediyor. Ancak Hamas, Arap dünyasının bazı kesimlerinde bir direniş hareketi olarak görülüyor. Örgüt, 2006’da yapılan seçimleri kazanması ve rakibi El Fetih’i 2007’de şiddet kullanarak bölge dışına atmasından bu yana, Gazze’yi yönetiyor.
Gazze Şeridi, o zamandan bu yana hem İsrail hem de bir ölçüde Mısır tarafından abluka altında tutuluyor ve her iki ülke de bunu güvenlik adına yaptıklarını söylüyor.
Filistinli örgütler, son 20 yılda Gazze’den İsrail’e binlerce roket fırlattı. Bazen de Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te İsrail güçleriyle yaşanan çatışmalara misilleme olarak.
Avrupa Dışilişkiler Konseyi’nden Ortadoğu uzmanı Hugh Lovatt, ;Hamas için “Sadece askeri bir hareket ya da sadece siyasi bir hareket değil” diyor.
Lovatt “Bu ideoloji yok edilemeyecek. Özellikle de İsrail’in silah gücüyle” diye konuşuyor.
Lovatt, örgütün İsrail’e silahlı direnişine desteğin “özellikle şimdi, Filistinlilerin kendi kendilerini yönetme hakkını elde etmek için herhangi bir siyasi ufuk olmadığını hissettiğinde yankı bulduğunu” söylüyor
Batı Şeria’daki Arap Amerikan Üniversitesi’nden Dr. Amjad Ebu El Ezz de, çoğu Filistinli’nin “bir gelecek göremediklerinden” Hamas’ı desteklediğini anlatıyor.
İsrail Başbakanı Netanyahu, kariyerinin büyük bir bölümünde bir Filistin devletinin kurulmasına karşı çıktı. Netanyahu bu tutumunu güvenlik kaygılarıyla, Hamas’ın İsrail’i tanımayı reddetmesiyle açıklıyor. Ancak partisi Likud’daki ve aşırı sağcı koalisyon hükümetindeki bir çok kişi de Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin İsrail’e ait olduğuna inanıyor.
İsrailli barış yanlısı grup Peace Now’a göre geçen yıl, Batı Şeria’da rekor sayıda yerleşim inşa edilmesi onaylandı.
2023’te Batı Şeria’da İsrail güçleri ve Yahudi yerleşimciler tarafından en az 81’i çocuk 507 Filistinli öldürüldü ve Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Bürosu’nun (OCHA) kayıtları tutmaya başladığı 2005’ten bu yanaki en kanlı yıl oldu.
BM ayrıca, Batı Şeria’daki Filistinlilerin saldırılarında 36 İsrailli’nin öldüğünükayıtlara geçirdi.
Buna ek olarak, El Fetih’in elindeki Filistin Yönetimi’ne karşı büyük bir öfke var. Birçok Filistinli, Filistin Yönetimi’nin yolsuzluklara bulaştığını ve İsrail işgaline karşı zayıf kaldığına inanıyor.
Dr. Ebu El Ezz 7 Ekim’den önce Gazze’deki Filistinlilerin abluka altında, “büyük bir hapishanede” yaşadıklarını düşündüklerini, Batı Şeria’dakilerin de Yahudi yerleşimcilerin saldırılarına, toprak ilhakına ve işsizliğe öfkeli olduklarını söylüyor.
Ebu El Ezz, Filistin toplumunun büyük bir bölümünün gençlerden oluştuğunu ve barış süreci olmadığı için, “diğer partilerin Filistinli gençlere gösterecek her hangi bir şeyleri bulunmadığını” anlatıyor.
“İşgal sürdükçe, katliamlar, ölümler sürdükçe, birçok insan Hamas’ın söyledikerini dinleyecek, çünkü umut arıyorlar” diyor.
Hamas’a verilen destek ne durumda?
Gazze’deki Filistinlilerin 7 Ekim’den sonra ödedikleri büyük bedele karşın, geçen yıl sonlarında yapılan bir araştırma, Filistinlilerin Hamas’a verdiği desteğin arttığını ortaya koydu.
Batı Şeria’daki 750 ve Gazze’deki 481 kişiyle yapılan ankete göre Batı Şeria’da Hamas’a destek Eylül ayında % 12 civarındayken, Aralık’ta % 42’ye yükseldi.
Anketi gerçekleştiren Batı Şeria merkezli Siyaset ve Anket Araştırma Merkezi’nden Dr. Halil Şikaki, Hamas’a verilen desteğin genelde çatışma dönemlerinde arttığını, ancak bu son artışın “çok büyük” olduğunu vurguladı.
Şikaki, anket yapıldığı dönem İsrail ve Hamas arasında ateşkes anlaşması yapıldığını, İsrail hapishanelerindeki Filistinli kadın ve çocukların salındığını anlatıyor.
Bu durumun da, Hamas’ın Filistin amaçlarını gerçekleştirmek için kullandığı şiddetin “çok etkili olduğunu” düşündürmüş olabileceğine vurguluyor.
Dr. Şikaki, yerleşimcilerin saldırıları ve Filistin Yönetimi’nin savaşa tepkisine duyulan öfkenin de Hamas’a desteği artırdığını ifade ediyor.
Gazze’de ise durum farklı. Hamas’a destek % 38’den % 42’ye çıktı ve bu artış, anketin hata payı içinde.
Hamas’ın 7 Ekim saldırılarını düzenlemekte haklı olduğunu düşünenlerin oranı Gazze’de % 57 düzeyindeyken, Batı Şeria’da bu oran % 82 oldu.
Şikaki “Hamas’ın bu savaşla ilgili kararlarının ceremesini çekenlerin Hamas’a çok daha eleştirel baktığı açık” diyor.
Şubat başına dek Gazze’de görev yapan BBC gazetecileri de, Hamas’a yönelik hoşnutsuzluğun arttığına dair işaretlerden bahsediyordu.
Bazı Gazzeliler sevdiklerinin ölümünü, İsrail güçlerinin evlerini yıkması ve açlık nedeniyle Hamas’a öfke duyduklarını söylüyordu.
Ayrıca, Gazzelilerin Hamas’ı açıkça eleştirmekten kaygı duydukları da söyleniyordu.
Yeni bir savaşçı kuşağı mı?
Dr. Ebu El Ezz, Gazze’deki bir çok gencin “İsrail ve işgale karşı nefretle dolu olduklarına” inanıyor.
“Bence sonraki kuşaklar intikam almak için bu askeri örgütlere katılacaklar. Çünkü ailelerini kaybettiler, çocukları kaybettiler, annelerini, çocuklarını, kardeşlerini yitirdiler.”
Ancak Albay Eisin, Hamas’a daha fazla destek verileceği kaygılarının, askeri hedeflerden uzaklaştırmaması gerektiği gröüşünde.
7 Ekim saldırılarının “korkunçluğuna, aşırılığına ve gaddarlığına” dikkat çeken Eisin, “Zaten çok radikalleşmiş haldeler” diyor.
“Bu yüzden bizim tepkimiz öncelikle bu kabiliyetlerini yok etmek olmalı. Bu ideolojiyi zaten olduğundan daha da kötü bir hale getirmeyecektir” diye konuşuyor.
Ancak Dr. Şikaki “Büyük bir savaş, peşinden barış gelirse gençlerin silaha sarılması anlamına gelmeyebilir” diye ekliyor.
Savaştan sonra ne olacak?
Netanyahu, savaş sonrası İsrail’in “silahtan arındırılmış” bir Gazze’deki güvenlik kontrolünü ucu açık bir şekilde elinde tutacağı ve İsrail’e düşman gruplarla bağlantısı olmayan Filistinlilerin yöneteceği bir savaş sonrası planı belirledi.
Albay Eisin, Hamas’ın daime “bir tür varlık göstereceğini” söylüyor, ancak İsrail’in “örgütün büyük bölümünü, tehdidi” yok edebileceğine de inanıyor.
Lovatt ise “Hamas’ı gerçekten marjinalize etmek ve zayıflatmanın tek yolu, siyasi bir yolun yaratılmasıyla olur” diyor.
Ancak iki devletli çözüme giden yol karamsar görünüyor.
Netanyahu geçtiğimiz günlerde X’teki açıklamasında, “İsrail’in tüm Batı Ürdün bölgesindeki güvenlik kontrolünden ödün vermeyeceğini söyledi ve bu da bir Filistin devletiyle çelişiyor” dedi.
Bu, İsrail’in başlıca müttefiki ABD’yle de açık bir çelişki anlamına geliyor.
Biden yönetimi, İsrail’in Gazze’yi uçu açık işgaline devam etmemesi gerektiğini söyledi. Statükoya gerçek bir alternatif olmadığı için şiddetin daha da artması riski devam ediyor.
Binne “İsrailliler’in bir zafer günü yaşayacağını düşünmüyorum. Hamas’ı zayıflatabilirler ama asıl mesele savaştan sonra Hamas’ın geri dönmesini nasıl önleyeceğiniz” diyor.
Katkıda bulunam: Heather Sharp
]]>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bir dizi programa katılmak için Kastamonu’ya geldi. Bakan Tunç’un ilk durağı Kastamonu Valiliği oldu. Kastamonu Valisi Meftun Dallı’yı makamında ziyaret eden Bakan Tunç, yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi aldı. Daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakan Tunç, İsrail’in dün yardım bekleyen Filistinlilere saldırısı ile ilgili açıklamalarda bulundu.
“Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısının bir an önce soykırım, savaş suçu ve saldırı suçu sebebiyle soruşturmayı tamamlaması lazım”
Uluslararası Adalet Divanının tedbir kararı ile ilgili çağrıda bulunan Tunç, “İsrail, 7 Ekim’den bu yana insanlık suçunu işlemeye devam ediyor. Orada bir soykırım suçu işleniyor. Uluslararası Adalet Divanında İsrail’in soykırımın önlenmesi sözleşmesini ihlal ettiği gerekçesi ile açılan bir dava da söz konusu. Bu davada mahkeme tedbir kararı verdi. Maalesef İsrail bugüne kadar, bir asırdır zaten uluslararası hukuka uymuyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, Genel Kurulunun ve diğer uluslararası sözleşmeler ve uluslararası kuruluşların kararına uymayan bir devlet. Aslında dün de bütün dünyayı ayağa kaldırması gereken, bütün uluslararası kuruluşları harekete geçirmesi gereken bir katliamla karşı karşıya kaldık. Maalesef, İsrail 7 Ekim’den bu yana sivillerin üzerine bomba yağdırıyor. 30 binden fazla Filistinli şehit edildi. Bunun yüzde 70’i kadın ve çocuklardan oluşuyor. Bir insanlık dramı yaşanıyor. Hastaneler, okullar, mülteci kampları bombalandı. En son yardım için sırada bekleyen ve o yardım malzemelerini almak için, çocuklarını doyurmak için bekleyen 100’den fazla Filistinlinin üzerine bomba yağdırılarak bir katliam gerçekleştirildi. Sadece bu olay bile oradaki suçun, insanlık suçlarının en önemli delilidir. Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısının bir an önce soykırım, savaş suçu ve saldırı suçu sebebiyle soruşturmayı tamamlaması lazım. 2019 yılından bu yana devam eden ve 7 Ekim’den sonra bürün dünyanın gözü nünde bir katliam gerçekleştiriliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısının da bir an önce oradaki katliamı gerçekleştiren yöneticilerle ilgili, gerçek kişilerle ilgili dava açma durumuna artık geç bile kalındı, bir an önce açması lazım” dedi.
“İnsanlık vicdanında İsrail mahkumdur”
“Uluslararası Adalet Divanında geçtiğimiz günlerde alınan tedbir kararı maalesef uygulanmıyor” ifadelerine yer veren Tunç, “İsrail mahkeme kararını tanımıyor, dünkü katliam da bunu gösteriyor. O nedenle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin acilen toplanması ve bu konuda gereken kararı alması gerekiyor. Bütün dünyanın da tepki göstermesi gerekiyor. Türkiye olarak başından beri Cumhurbaşkanımız, bölge liderleri ile kurduğu temaslarla, Dışişleri Bakanımızın yoğun diplomasi temaslarıyla bu akan kanın durması noktasında gayretlerimiz devam ediyor. Türkiye olarak Filistinli mazlumları savunmaya devam edeceğiz. İsrail maalesef bugüne kadar bir devlet gibi hareket etmiyor, bir örgüt gibi, hatta bir terör örgütü gibi hareket ediyor. Dünkü yardım bekleyen çocukları, kadınları açlıktan korumak için sırada bekleyen Filistinlilerin üzerine bomba yağdıran bir devlet olamaz. Bu ancak terör örgütünün işidir. İnsanlık vicdanında İsrail mahkumdur. Ama Uluslararası Adalet Divanının tedbir kararını uygulaması ve hayata geçirmesi, orada bir ateşkes ilan edilmesi gerekiyor. Bu sorunun kalıcı olarak çözülmesi için Türkiye’nin sürekli dile getirdiği, Uluslararası Adalet Divanında en son yapılan görüşmelerde Türkiye adına Dışişleri Bakanımızın da ifade ettiği gibi artık Filistin Devleti’nin 1967 sınırlarında kurulması vakti çoktan gelmiştir. Biz bağımsız Filistin Devleti’nin kurulması ve Filistinlilerin hakkının uluslararası arenada korunması noktasındaki çağrımızı yenilemeye devam edeceğiz” diye konuştu. – KASTAMONU
]]>DENİZE DÜŞEN YARDIMLARI ALABİLMEK İÇİN SAHİLE AKIN ETTİLER
Basına ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerde Ürdün’ün havadan 4 uçakla indirdiği yardımların denize düştüğü görüldü. Uçaklardan paraşütle indirilen yardımların denize düşmesi nedeniyle Gazze’nin güneyinde binlerce Filistinli sahillere akın etti. İsrail’in dayattığı açlık ve imkansızlıkların pençesindeki bazı Filistinliler ufak balıkçı tekneleriyle bazıları ise yüzerek yardımlara ulaşmaya çalıştı.

GAZZE’DE İNSANİ FELAKET YAŞANIYOR
İsrail ordusunun 143 gündür saldırılarını sürdürmesinin yanı sıra insani yardımların girişini engellemesi nedeniyle yaklaşık 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde insani bir felaket yaşanıyor. Başta Birleşmiş Milletler’e (BM) ait kuruluşlar olmak üzere uluslararası çevreler, çoğu hastanenin hizmet dışı kaldığı, tıbbi malzeme eksikliğinin yaşandığı, açlık, susuzluk ve hijyen malzemeleri eksikliğinin tetiklediği hastalıklar nedeniyle Gazze’de ateşkes ilan edilmesi ve bölgeye insani yardımların girişinin artırılması çağrısında bulunuyor.
BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini, şubat ayında Gazze’ye giren insani yardımın önceki aya göre yüzde 50 oranında azaldığını belirterek, “Çaresiz yaşam koşullarındaki 2 milyon Filistinlinin artan ihtiyaçlarını karşılamak için yardımların azalması değil artması gerekiyordu.” açıklamasını yapmıştı.

Ürdün Silahlı Kuvvetleri, Gazze Şeridi’ne 4 uçakla havadan gıda ve insani yardım malzemesi indirildiğini açıklamış, yardımların havadan aktarılmasındaki başlıca sebebin, “doğrudan Gazze halkına ulaştırılması ve kuzeyden güneye sahil boyunca Gazze’ye indirilmesi” olduğu vurgulanmıştı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

GAZZE’DEKİ CAN KAYBI 30 BİNE YAKLAŞTI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 782 Filistinli öldürüldü, 70 bin 43 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 406 Filistinli hayatını kaybetti.
580 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 240’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 580 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

ÇATIŞMALARA İNSANİ ARA
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
LÜBNAN SINIRI DA HAREKETLİ
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>Sullivan, NBC ve CNN’e röportaj verdi. ABD Başkanı Joe Biden’a Refah’taki sivillerin korunmasına ilişkin bir plan sunulmadığını kaydeden Sullivan, ” Gazze’nin diğer tarafında yürütülen operasyonlar nedeniyle küçücük bir alana sıkıştırılmış 1 milyon kişiden bahsediyoruz. Aynı zamanda tüm insani yardım sistemi de burada.” dedi.
“ASKERİ OPERASYON İSTEMİYORUZ”
Sullivan, sivilleri koruyacak, güvenlik, gıda, kıyafet ve barınak sağlayacak bir plan olmadan Refah’ta ilave “askeri operasyon” istemediklerini İsrailli yetkililerle tüm görüşmelerinde açık bir şekilde dile getirdiklerini belirtti. Planı görene kadar Biden’ın İsrail’e silah satışını askıya alma ihtimali bulunup bulunmadığının sorulması üzerine Sullivan, varsayımda bulunmak istemediğini, görüşlerini İsrail’e net bir şekilde aktardıklarını, bu çerçevede Tel Aviv’in dönüş yapmasını beklediklerini bildirdi.
“ATEŞKES GÖRÜŞMELERİNDE GENEL BİR ANLAYIŞ SAĞLANDI”
Sullivan, Paris’te ABD, İsrail, Mısır ve Katar arasında yürütülen görüşmelerle ilgili ise detaya girmeyeceğini ancak esir takası ve çatışmalara aranın nasıl yürütüleceği konusunda “genel bir anlayış” sağlandığını dile getirdi. Mısır ve Hamas yetkililerinin Katar’da ilave görüşmeler yapacağını aktaran Sullivan, konuya ilişkin nihai anlaşma sağlanması için çalışmaların sürdüğünü ifade ederek, “Bekleyip, göreceğiz.” dedi.
YERİNDE EDİLMİŞ FİLİSTİNLİLERİN SIĞINDIĞI REFAH
Gazze’nin güneyinde Mısır sınırında yer alan Refah şehri, İsrail saldırılarından önce yaklaşık 280 bin Filistinliye ev sahipliği yapıyordu. İsrail’in 7 Ekim’deki saldırıları nedeniyle 2,3 milyon nüfusa sahip Gazze Şeridi’nde 1,9 milyon kişi yerinden oldu. Yerinden edilen Filistinlilerin büyük bölümü, İsrail’in daha önce “güvenli olduğunu” iddia ettiği Refah’a sığındı. Kuzey bölgelerden gelenlerle Refah’ın nüfusu 4 katından fazla artarak 1,4 milyona ulaştı. Yeterli konut olmaması nedeniyle Refah’a sığınan Filistinlilerin büyük bir bölümü derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda yaşam mücadelesi veriyor.
İSRAİL’İN REFAH PLANI
İsrail güçleri, Refah kentini sık sık hava saldırılarıyla hedef alıyor. İsrail’in Refah kentine kara saldırısı başlatması halinde sivillerin Gazze Şeridi’nde sığınacak bir yerinin kalmayacağından endişe ediliyor. Netanyahu, 9 Şubat’ta İsrail ordusu ve güvenlik teşkilatına “Refah’a saldırı planı hazırlanması” talimatını vermişti.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
GAZZE’DEKİ CAN KAYBI 30 BİNE YAKLAŞTI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 692 Filistinli öldürüldü, 69 bin 879 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 403 Filistinli hayatını kaybetti.
579 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 240’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 579 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
24 KASIM’DAKİ ATEŞKES
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
LÜBNAN SINIRI DA HAREKETLİ
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>İSRAİL İLE HAMAS FRANSA’DA GÖRÜŞTÜ
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları devam ederken, ateşkese dair umutlar bir kez daha arttı. İsrailde yayın yapan Yediot Ahronot gazetesine göre, Fransa’nın başkenti Paris’te İsrail ile Hamas arasında yeni bir anlaşmaya varmak için yapılan görüşmelere katılan İsrail heyeti ülkeye “olumlu” şekilde döndü. Gazeteye konuşan adı açıklanmayan İsrailli yetkililer, “müzakerelerin iyi ve olumlu havada geçtiğini” belirtti ancak anlaşmaya varmak için henüz erken olduğunu ifade etti.

“MÜZAKERELERDE TAKAS ANLAŞMASI İÇİN ÖNEMLİ İLERLEMELER VAR”
İsrailli Kanal 13 televizyonuna göre ise adı açıklanmayan İsrailli bir siyasi yetkili, “Müzakerelerde takas anlaşması için uygun koşulları yaratan önemli ilerlemeler var.” dedi. İsrail heyetinin kapsamlı müzakerelere başlayabileceği sinyalini veren söz konusu yetkili, Gazze’de alıkonulan esirler için isim listesinin tartışılmasında mutabık kalındığını aktardı.
İsrail devlet televizyonu KAN’a göre ise Paris görüşmeleri, Hamas’ın İsrail’in karşı çıktığı 4 talebinin etrafında yoğunlaştı. KAN, Hamas’ın “Gazze Şeridi’nin kuzeyinde yaşayan ancak güneye göç ettirilenlerin tekrar yaşadıkları yerlere dönmeleri ve İsrail ordusunun da bölgeden çıkmasını talep ettiğini” aktardı. İsrail devlet televizyonu, Tel Aviv yönetiminin bu talebi kabul etmesinin, “Hamas’ın Gazze Şeridi’nin kuzeyini tekrar kontrol etmeye başlaması anlamına geleceği” değerlendirmesinde bulundu. KAN’ın haberinde, tartışılan diğer üç konunun ise “insani yardımın artırılması, ateşkesin süresi ve serbest bırakılacak Filistinli esirlerin sayısı” olduğuna işaret edildi.

İsrail ile Hamas arasında esir değişimi ve ateşkes konusunda anlaşma sağlanması çabaları kapsamında dün İsrail dış istihbarat servisi Mossad Başkanı David Barnea başkanlığındaki İsrail heyeti, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü William J. Burns, Katar Başbakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ve Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kamil’in katılımıyla Paris’te müzakereler başlamıştı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

GAZZE’DE CAN KAYBI 30 BİNE DAYANDI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 606 Filistinli öldürüldü, 69 bin 737 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 238’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 576 askerinin öldürüldüğünü duyurdu. Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 403 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>AA muhabiri, 24 Şubat 2022’den beri süren Rusya-Ukrayna Savaşı ile İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye düzenlediği saldırılarda ölen sivillerin sayısını derledi.
İsrail, yaklaşık 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi’ni havadan, karadan ve denizden aralıksız bombalıyor.
Filistinli kaynaklara göre, İsrail, bu saldırılarında 66 bin tondan fazla patlayıcı kullandı. Bu da Gazze’de kilometrekareye 183 ton patlayıcının atıldığı anlamına geliyor.
Saldırılar nedeniyle Gazze harabeye dönerken, bölgede 1,9 milyon Filistinli yerinden oldu.
İsrail’in saldırılarında, 29 bin 410 Filistinli öldürüldü, 69 bin 465 kişi yaralandı. Saldırılarda öldürülenlerin en az 12 bin 660’ını çocuklar, 8 bin 570’ini kadınlar oluşturuyor.
Yaralıların, yüzde 70’inden fazlası da kadın ve çocuklardan oluşuyor. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Bir yandan İsrail’in saldırılarından kaçarak hayatta kalma mücadelesi veren Filistinliler, Tel Aviv yönetiminin bölgeye yardım girişlerine çıkardığı engellemeler nedeniyle de açlıkla mücadele ediyor.
Birleşmiş Milletler (BM), İsrail’in yoğun saldırısı altındaki Gazze Şeridi’nde 2,2 milyon kişinin kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.
BM’ye göre, Gazze’de 378 bin kişi Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC) ölçeğine göre “felaket” olarak adlandırılan 5. seviye, 939 bin kişi de “acil durum” olarak bilinen 4. seviye açlıkla karşı karşıya bulunuyor.
Gazze Şeridi’ndeki akut gıda güvensizliği Dünya Sağlık Örgütünün “kritik” olarak nitelediği yüzde 15 çıtasını aşarak yüzde 16,2’ye ulaştı.
BM Dünya Gıda Programı (WFP), İsrail’in saldırılarına işaret ederek, emniyetli dağıtıma izin veren koşullar oluşana dek Gazze’nin kuzeyine hayat kurtaran gıda yardımı dağıtımını durdurma kararı aldı.
BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) da İsrail’in zorla aç ve susuz bırakarak insanlık felaketine yol açtığı Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin kıtlığın eşiğinde olduğunu duyurdu.
Özellikle Gazze’nin kuzeyinde yaşayan Filistinlilerin un bulamadıkları için hayvan yemlerini öğüterek tüketmek zorunda kaldığı bildiriliyor.
Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki sivil ölümleri
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasının üzerinden 2 sene geçerken, Ukrayna’daki BM İnsan Hakları İzleme Misyonunun (HRMMU) 7 Şubat’ta yayımladığı verilere göre, savaşın başından beri ülkede 579’u çocuk, 2 bin 992’si kadın olmak üzere 10 bin 378 sivil öldürüldü, 19 bin 632 sivil yaralandı.
Ölümlerin 8 bin 95’i Ukrayna topraklarında, 2 bin 283’ü Rusya’nın yasa dışı ilhak ettiği topraklarda gerçekleşti.
Raporda, sayıların daha yüksek olabileceği belirtiliyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de öldürdüğü kadın ve çocukların sayısı, 2 yılda Rusya-Ukrayna Savaşı’nda hayatını kaybeden kadın ve çocukların sayısının 6 katından fazlasına tekabül ediyor.
Gazzelilerin sığınabileceği güvenli bir yer yok
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla kadın ve çocuklardan oluşan milyonlarca Ukraynalı, saldırılar nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalmış ve komşu ülkelere sığınmıştı.
Savaşın başından bu yana Ukrayna’ya destek veren Avrupa ülkeleri, Ukraynalı kadın ve çocukların oluşturduğu sivillere kucak açmıştı.
Öte yandan, 2007’den beri İsrail’in karadan, havadan ve denizden ablukası altında bulunan Gazze’deki 2,3 milyon Filistinli, yaklaşık 360 kilometrekarelik bölgede sıkışmış vaziyette.
İsrail saldırıları nedeniyle Filistinlilerin Gazze’de sığınabilecekleri güvenli bir yer bulunmuyor.
Gazze’nin kuzeyi, orta kesimleri ve güneyde yer alan Han Yunus bölgesine düzenlenen saldırılar nedeniyle yaklaşık 1,5 milyon Filistinli, 64 kilometrekarelik alana sahip Refah kentine sığındı.
BM verilerine göre, 7 Ekim’den önce 280 bin olan Refah’ın nüfusu, yerinden edilmiş Filistinlilerin göçüyle 5 kattan fazla arttı. Bu da Gazze’deki nüfusun yarısından fazlasının bu daracık kara parçasına sığındığı gözler önüne seriyor.
Yeteri kadar konut olmaması nedeniyle, Refah’a sığınan Filistinlilerin büyük bir bölümü, derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda hayat mücadelesi veriyor.
İsrail yönetimi, son günlerde Filistinlilerin sığındığı Refah’a kara saldırısı başlatma yönünde sinyaller veriyor.
Refah’a saldırılması halinde, buraya sığınan Filistinlileri daha da zor günler beklediği belirtiliyor.
İsrail’in çıkardığı zorluklar nedeniyle bölgeye yeteri kadar yardım da ulaştırılamıyor.
AA, Gazze ve Ukrayna’daki sivillerin durumunu görüntülüyor
Anadolu Ajansı (AA), savaşın ilk günlerinden beri hem Gazze hem Ukrayna’da sivillerin durumunu fotoğraflıyor.
Ukrayna’daki savaşın boyutlarını anlatan ve hafızalarda yer eden fotoğraf karelerinin benzerlerine, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında da rastlanıyor.
Ukrayna’nın Harkiv kentinde Rusya’nın düzenlediği hava saldırısı sonrası yaralanan Olena Kurilo ile İsrail’in saldırıları sonucu Gazze’de yaralanan kadının objektife umutsuzca ve dehşet içindeki bakışları birbirini anımsatıyor.
İnsanların gönlünde kutsal yere sahip olan ibadethaneler, Gazze’de ve Ukrayna’daki savaşta hasar görüyor. Rusya’nın Zaporijya kentindeki Şevçenko Mahallesi’ne düzenlendiği saldırı sonucunda harabeye dönüşen kilise ile Gazzeli siviller için sığınak görevi gören ve hasar alan Rum Ortodoks Aziz Porphyrius Kilisesi’nin benzer durumları AA tarafından fotoğraflandı.
Ukrayna’nın Kiev kentinde Rusya’nın saldırıları sırasında doğum hastanesinin bodrum katında kucakta tutulan bebek ile Gazze’deki Şifa Hastanesine yaralı halde götürülen bebeğin fotoğrafı, sivillerin durumunu gözler önüne seriyor.
Ukrayna’nın Posad-Pokrovske köyünde, kullanılamaz hale gelen evinin önünde oturan yaşlı kadın ile Gazze’nin Refah kentinde yıkılan evlerin önünde duran kadının fotoğrafları, yaşanan vahşeti hafızalara kazıyor.
Savaş nedeniyle ülkeden ayrıldıktan sonra Polonya’ya giden Ukraynalı sivillerin Medyka bölgesindeki sınır kapısından geçişinin ve İsrail’in yoğun bombardımanı nedeniyle Gazze’nin orta ve güney kesimlerine göç etmek zorunda kalan sivillerin fotoğrafı, savaşların “değişmeyen kareleri” olarak adlandırılabilir.
Ukrayna’da ve Gazze’de enkaz altında kalan eşyalarını kurtarmaya çalışan sivillerin benzer durumlarda olduğu, AA’nın karelerine bakıldığında net şekilde görülüyor.
]]>Saadet-Gelecek Partisi, bugün TBMM’de Grup Toplantısı düzenledi. Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, gündeme ilişkin yaptığı değerlendirmelerde, şunları söyledi:
“Geçen hafta Cumhurbaşkanımız değerli kardeşi Sisi’yi ziyarete gitti. Biz beklerdik ki Mısır ve Türkiye liderleri orada Filistin ile ilgili gür bir sesi haykırsınlar, birlikte Gazze’ye gidebilme cesareti ortaya koyabilsinler. Refah’ta sıkıştırılmış olan Filistinlilere destek için hiç olmazsa Refah Sınır Kapısı’nda Belçika ve İspanya başbakanının yaptığı gibi bir açıklamayla bunu dünya kamuoyuna duyurabilsinler. Ama maalesef körler sağırlar birbirini ağırlar şeklinde sadece bir kapalı toplantıyla yetindiler ve Türkiye’ye döndüler.
“BİZE YAKIŞAN BUGÜN DE HEM MISIRLI MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZİN HEM FİLİSTİNLİ MAZLUMLARIN YANINDA DURMAK”
Döndükten sonra da bu ziyaretin hem Mısır’da zindanlarda esir olan, zulme uğrayan Müslümanlara dönük olumlu bir adım atılmasını beklerken gördük ki Türkiye’ye sığınmış olan Mısır’daki darbeci hükümetin zulmünden kaçarak Türkiye’ye sığınmış olan Mısırlı Müslüman kardeşlerimizin bu hükümet tarafından bazı zorluklarla karşı karşıya bırakıldığını üzülerek gördük. Buradan hükümete ve Erdoğan’a sesleniyoruz; biz siz Sisi’yi ziyaret edip normalleşirken herkes zannediyordu ki buradaki Müslümanlar, zulme uğrayanlar biraz daha rahat nefes alacak, İsrail’e karşı Filistinlilerin sesini yükselteceğinizi beklerken bir de baktık ki tamamen Fİlistinlileri yalnız bırakmaya, Türkiye’ye sığınan Mısırlı Müslüman kardeşlerimizi yalnızlığa mahkum etmeye dair örtülü bazı anlaşmalar yapmış olmanız gerekir ki bu şekilde davranıyorsunuz. Bu millet ve bu devlet her zaman mazlumların yanında zalimlerin karşısında olmuştur, bize yakışan bugün de hem Mısırlı Müslüman kardeşlerimizin hem Filistinli mazlumların yanında durmak.
“MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEĞİ KONJONKTÜRE GÖRE GİYİLİP ÇIKARILABİLECEK BİR GÖMLEK DEĞİLDİR”
İktidar partisi ateşten bir gömlekken çıkardığı Milli Görüş gömleğini özellikle bu yerel seçimlerde tekrar 94 ruhu diyerek giymeye çalışıyor. Milli Görüş gömleği konjonktüre göre giyilip çıkarılabilecek bir gömlek değildir. Yapıp ettikleriyle hukuk tanımaz rakiplerine ve düşmanlarına benzeyen kişilerin bedenine asla uyacak bir gömlek değildir. Dün dündür bugün bugündür felsefesiyle zigzaglar çizenlerin giyebileceği bir gömlek asla değildir. Rüşvet alan da veren de melundur diyenlerin giyebileceği bir gömlektir.
“TEHDİT DİLİNİ KULLANARAK OY ALABİLECEĞİNİZİ ZANNEDİYORSUNUZ”
AK Parti’nin bu yerel seçimlerde kullandığı dil kendisine ve projelerine güvenmeyen iktidarların yerel seçimlerde kullandıkları dilin aynısıdır. Seçmenleri devlet imkanlarından mahrum kalmakla, iktidar imkanlarına kavuşmamakla tehdit etme dilidir. Bize oy vermezseniz doğalgaz yok diye alenen milleti tehdit edebilmektedir. Merkezi hükümetle el ele verdiğiniz belediyelerde dahi hala çadırlarda yaşayan, konteynerlerde çalışan binlerce insanımız var. 600 bini aşkın kalıcı konut vaadinize rağmen 30-40 bin TOKİ konutunu ancak bir sene sonra hak sahiplerine teslim edebildiniz, binlerce insanımız hala TOKİ konutunu beklerken siz bu depremzedelerin yaraları üzerinden bile tehdit dilini kullanarak oy alabileceğinizi zannediyorsunuz.
“BU EMEKLİLERİN AHI BU İKTİDARI DEVİRİR”
Emekliler sadaka istemiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi iş başına geldiği zaman bir emeklinin ortalama aylığı asgari ücretin 1.60 oranında iken bugün asgari ücret 17 bin TL olmasına rağmen en düşük emekli maaşı 10 bin TL’de. Simit çay hesabının asgari ücretliler için artık yapılabilme imkanının son günlerini yaşadığı ama emekliler için artık çay ve simit hesabının dahi yapılamadığı bir süreçte emeklilerimize verilecek olan bin TL’lik ikramiye, ikramiye değil olsa olsa bir harçlıktır. Faizin neredeyse yüzde 1’ini dahi emeklilerimize ikramiye olarak vermekten aciz olan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu emeklilerin ahı bu iktidarı devirir. İktidarın emeklilerimizin sorunlarına bigane kalmamasını buradan bir kez daha salık veriyoruz.
“BİR TARAFTA YARGIDA REFORMA GİDEN BİR İKTİDAR ÖTE TARAFTAN AYM KARARINI GÖRMEZLİKTEN GELEN BİR İKTİDAR”
Bir taraftan 8. yargı paketi adı altında yargıda reforma giden bir iktidar ama öte taraftan AYM’nin bütün feryatlarına rağmen AYM kararını görmezlikten gelen bir iktidar. Adına ulusal yargı dedikleri bir çerçeveyle ideolojik bir yargıyı bu millete dayatmaya çalışan bir avuç saray azınlığı maalesef Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde vicdanlar yaralanan ama sesini çıkaramayan birçok vicdanlı hukukçunun varlığına rağmen adeta AK Parti’ye 2001 kuruluş felsefesinden çokça uzaklaşan bir şekilde ayar verme cesaretini kendisinde nasıl buluyor buna da şaşırmıyor değilim.”
]]>Aşırı sağcı gruplar, 2,3 milyon Filistinlinin gıda, temiz su ve barınmadan yoksun şekilde yaşam mücadelesi verdiği ve insani krizin her geçen gün daha da derinleştiği Gazze Şeridi’ne giden yardımları engellemek için yaklaşık 5 haftadır eylemlerini sürdürüyor.
İsrail ile Mısır arasındaki Nitzana Sınır Kapısı’nda toplanan yaklaşık 100 kişilik aşırı sağcı İsrailli grup, insani yardımların İsrail tarafından denetleneceği rota üzerinde oturma eylemi yaptı. İsrail askerleri, Mısır tarafında yüzlerce tırın Gazze’ye girmeden önce denetlenmeyi beklediği sınır kapısının önünde zırhlı araçlarını konuşlandırdı.
Sınırdaki geçiş hattını kapatan göstericilere müdahale edilmedi
İsrail askerlerinin, sınırdaki geçiş hattını kapatan göstericilere müdahale etmemesi dikkati çekti.
Eylemin organizatörlerinden Rachel Touitou, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ne gönderilen yardımların “yüzde 70’inin Hamas’a gittiğini” iddia ederek bu yardımları önlemek için toplandıklarını söyledi.
Gazze’ye gönderilen insani yardımların sivil halka gitmediğini Hamas’ın eline geçtiğini ileri süren Touitou, “İsrail halkı buna artık yeter, diyor. Bugün burada Gazze’deki İsrailli esirlerin, savaşan askerlerin aileleri var. Onlara gıda, mal ve özellikle de savaşlarını sürdürmelerini sağlayacak yakıt gönderemeyiz.” diye konuştu.
Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) 7 Ekim’deki saldırılara katıldığını ve bu nedenle Gazze’deki yardımları yönetme yetkisini kaybettiğini öne süren Touitou, “İsrail halkı bu yardımın Filistin halkına gönderilmesini istiyor. Gazze halkını aç bırakmak istemiyoruz. Ama bunun Hamas’ın eline geçmesini istemiyoruz.” ifadesini kullandı.
“Filistinlilere yardım etmeye çalışan biziz, Hamas değil”
Oğlu Gazze’de kara işgaline katılarak yaralanan İsrail askerinin annesi Sherryl Singer, “Hamas’a gönderilen insani yardım ve ikmalin önlenmesi için bu eyleme katıldığını” söyledi.
Yardımların sivil halka değil de Hamas’a gittiğini savunan Singer, “Burada eleştirilmesi gereken Hamas. Hamas onları esir tutuyor. Onları yöneten Hamas. Biz orayı yönetmiyoruz. Yardım gönderiyoruz, bunlar Hamas savaşçılarına gidiyor. Bundan biz değil onlar sorumlu. Neden Arap ülkeleri o gariban Filistinlilere yardım göndermiyor? Onlar da Filistinlilere acıyor. Ama önce düşmanımızı yenmeliyiz.” ifadesini kullandı.
Singer, yardımların sınırı geçtikten sonra Hamas’ın eline geçtiğini ileri sürerek “Filistinlilere yardım etmeye çalışan biziz, Hamas değil.” diye konuştu.
“Gazze’de yaşayan bir Filistinli olsaydı kendisini nasıl hissedeceği” sorusuna ise Singer, “Onlara sonuna kadar acıyorum. Sadece acıyorum. Çok feci bir durumdalar. Bunun nedeni, birinci sebebi ise Hamas, İsrail değil. Hamas bu durumun sebebi. Kimse onlara yardım etmiyor? Mısır neden sınır kapılarını açıp onları almıyor?” yanıtını verdi
İsrail’deki aşırı sağcı siyasilerin tabanını oluşturan gruplar, zorunlu açlığa maruz bırakılan, temiz suya ulaşamayan ve barınma krizi yaşayan Filistinliler için Gazze Şeridi’ne gönderilen insani yardımların engellenmesi amacıyla protestolar düzenliyor.
İsrail merkezli “Kanal 12” televizyonunun yaptığı bir ankete göre, İsraillilerin yüzde 72’si, Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirler geri getirilmeden Gazze’ye insani yardım gönderilmesine karşı çıkıyor.
]]>7 Ocak gününün ilk saatlerinde dördü kardeş yedi erkek, İsrail’in hava saldırısıyla öldürüldüklerinde, Cenin’in 10 kilometre uzağındaki El Şuheda köyünde, bir yolun kenarında yaktıkları ateşin etrafında oturuyorlardı.
BBC öldürülen erkeklerin yakınları, saldırı sırasında bölgede bulunan görgü tanıkları ve olay yerine gelen ambulans görevlileriyle konuştu. Hepsi, hedef alınanların herhangi bir örgüt üyesi olmadıkları ve saldırı düzenlendiğinde, bu alanda İsrail güçleriyle herhangi bir çatışma olmadığını gösteren güçlü kanıtlar sundu.
O sabah, olay yerine gelen ilk ambulans görevlisi Halid El Ahmed, öldürülen grubun yanlış bir şey yapmadığında ısrarlı.
BBC’ye konuşan El Ahmed, “Birinin üzerinde pijama ve terlik vardı. Sizce İsrail işgaline direnmek isteyen biri, en azından düzgün bir ayakkabı giymez miydi? “ diyor.
İsrail Ordusu ise, saldırının saatler önce Cenin mülteci kampında, bir İsrailli kadın askerin öldüğü olayla bağlantılı olduğunu savundu.
İsrail Ordusu BBC’nin sorusuna karşılık, saldırının ardından yayımlanan yazılı açıklamaya işaret etti. Bu açıklamada “Operasyon sırasında, bir uçak bölgede faaliyet gösteren güçlere karşı patlayıcılar fırlatan terörist grubu hedef aldı” deniyordu.
Hem İsrail Ordusu’ndan hem de yakındaki güvenlik kamerasından gelen görüntüler, saldırı sırasında El Şuheda köyündeki Filistinlilerle herhangi bir çatışma olduğuna dair net bir kanıt sunmuyor.
Alaa, Hazz, Ahmed ve Rami Derviş adlı dört kardeş, 22 ila 29 yaşları arasındaydı. Birkaç yıl önce, anneleri ve beş kardeşleriyle birlikte Ürdün’den geri dönen Filistinli göçmenlerdi.
İsrail’de tarım işlerinde çalışmalarını sağlayan geçiş izinleri vardı. Bu izinleri almak çok zor ve izin sahipleri, İsrail’in bir güvenlik tehdidi olarak gördüğü biriyse ya da böyle biriyle bağlantılıysa izinler derhal geri alınıyor.
Kardeşlerle birlikte ölen diğer erkekler de akrabalarıydı.
BBC’nin gördüğü, kardeşlerin ikisinin elindeki geçiş izni, Eylül 2023 tarihliydi ve süresi birkaç aydı. Hamas’ın Ekim ayındaki saldırısından bu yana, İsrail sınırlarını Filistinli işçilere kapattı.
Ambulans görevlisi Halid El Ahmed, Cenin’de 20 yıldır çalışmanın verdiği tecrübeyle, olay yerlerinde silah ve patlayıcı gözlemi yapmanın, temel bir güvenlik rutini haline geldiğini söylüyor.
El Ahmed “Orada silah olsaydı görürdüm. Gerçekten sivillerdi ve direnişle ilgili hiçbir şey yoktu. Ne mermi, ne silah. Herhangi bir İsrail varlığı da yoktu” diyor.
Silahlı Filistinli örgütler, İsrail güçleri bir üyelerini öldürdüğünde hızla üstleniyorlar. Ancak bu yedi erkek konusunda sessiz kaldılar ve “şehit” olduklarını söyleyen herhangi bir açıklama yapmadılar.
Cenazeleri, aralarında Hamas’ın da bulunduğu Filistinli örgütlerin bayraklarına sarıldı. Ölenlerin kendisi destek vermese bile, İsrail saldırılarında öldürülenlerin cenazeleri sıklıkla, arkadaşlarının ya da ailelerinin destek verdikleri örgütlerin bayraklarına sarılıyor.
Saldırı kurbanlarının akrabaları ve komşuları, gençlerin herhangi bir örgütle bağlantılı olmadıklarını söyledi. Cenin’in başlıca hastanesinin baş hekimi Vissam Bakr da aynı görüşte:
“Silahlı değillerdi, savaşçı değiller. Normalde bir silahlı grubun üyeleri net bir şekilde belli olur. Bu yedisi öyle mi? Hayır hayır, hepsinin sivil oldukları çok net.”
Kurbanların annesi İbtesam Asous çocuklarının cesetlerini bu hastanede gördü.
“Hepsi ölmüştü” diyor.
“Birinin şehit olmasını bekliyordum ama dördünün birden değil. Hepsinin öldürüldüğünü öğrendiğimde şoke oldum.”
İsrail Ordusuna, bu grubun neden hedef alındığını sorduk.
Bir sözcü, askerlerin “bir İsrail vatandaşını öldüren teröristleri takip etmeye başladığını” ve hava saldırısında “bölgede faaliyet gösteren İsrail güçlerine patlayıcılar fırlatıp, tehlikeye atanların hedef alındığını” söyledi.
El Şuheda’daki hava saldırısından saatler önce, 19 yaşındaki İsrailli sınır muhafızı Shai Germai, Cenin’deki Filistinli savaşçılarla çıkan çatışmalar sırasında, aracının bir patlayıcıya çarpması sonucu ölmüştü.
Bunun sonrasında, İsrail Ordusuna ait konvoy, Derviş kardeşlerin üç uzak akrabasıyla buluştuğu El Şuheda köyü üzerinden geri çekildi. Tarım işçileri ve şafak vakti açılan sebze pazarına giden müşterilerin ilgi gösterdiği, 24 saat açık bir kafenin yanındaydılar.
İsrail Ordusu’nun verdiği, gece görüşlü insansız hava aracının sağladığı görüntülerde, araçlar yoldan geçerken küçük parlamalar ve devamında bir patlama görülüyor. Bu ısı izini molotof kokteyli üretmiş olabilir. Videoda tarih ya da saat yok.
İsrail Ordusu, bölgedeki hava saldırısının benzer nitelikteki görüntülerini de verdi. Ancak iki farklı zamanda çekilmiş videolar bir biri ardına eklenmiş haldeydi. Dolayısıyla, aralarında ne kadar zaman farkı olduğu tespit edilemiyor.
İsrail Ordusu’ndan her iki görüntünün tam olarak ne zaman çekildiğini söylemelerini istedik, ancak daha fazla yorum yapmayacaklarını ve bilgi vermeyeceklerini belirttiler.
Zamanlanma önemli, çünkü uluslararası hukuka göre ölümcül güç kullanmanın meşru kabul edilmesi için karşılanması gereken koşullar var.
BM, geçen yılın sonunda Batı Şeria’daki durumu “kaygı verici ve acil” diye tanımlamıştı.
Dört kardeşin annesi İbtesam Asous da, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısından bu yana İsrail güçlerinin Batı Şeria’da kullandığı yöntemlerin değiştiğini söylüyor.
“Eskisi gibi davranıyolar. Değişen tek şey, daha önce birini bacağından vuruyorlardı. Şimdiyse, roketlerle bombalıyorlar ve mümkün olduğunca çok insan öldürüyorlar” diyor.
BM’nin verilerine göre geçen yıl Batı Şeria’da kayıtlara geçen en kanlı yıl yaşandı. İsrail güçleri 492 Filistinliyi öldürdü. 300’ü Hamas’ın Ekim’deki saldırısından sonra ve bunlara 80 çocuk da dahil.
Geçen yıl Batı Şeria’da Filistinliler tarafından da 28 İsrailli öldürüldü. Ekim’deki Hamas saldırısından bu yana ise ikisi asker, üç İsrailli hayatını kaybetti.
Filistinliler, İsrail içinde de saldırılar düzenledi. Buna geçtiğimiz günlerde bir kadının öldüğü ve 17 kişinin yaralandığı saldırı da dahil.
İki görgü tanığı, o sabah İsrail Ordusuna ait konvoyun El Şuheda köyünden sabaha karşı 4 ila 4:45 arası, hava saldırısı düzenlenmeden önce ayrıldığını söyledi. Tanıklara göre, köy halkıyla İsrail güçleri arasında bir çatışma da yoktu.
Bir görgü tanığı “Askerler dört kez geçti ve kimse onlara yaklaşmadı. Askeri araçlar tamamen köyü terk ettiğinde hava saldırısı düzenlendi. Isınmak için bir ateşin etrafında toplanan gençler, bir roketle vuruldu” diyor.
Bir başka görgü tanığı da BBC’ye yaptığı açıklamada, ordunun köyden çıkmasıyla, sabaha karşı 5’teki saldırı arasında bir saat olduğunu ve kendisi de dahil, bir çok kişinin bu iki olay arasında kafeyi terk ettiğini söylüyor.
Filistin Kızılayı’ndan Halid El Ahmed, İsrail Ordusu’nun sabahın erken saatlerinde Cenin mülteci kampından çekildiğin hatırlıyor ve saldırıdan sonra köye çağrıldığında saatin “neredeyse 5 olduğunu” anlatıyor.
Cenin Hastanesi başhekimi de, cesetlerin 05:15 civarında geldiğini belirtiyor.
Yakındaki bir güvenlik kamerasının bir kısmı bilinmeyen bir kaynak tarafından cep telefonuyla çekilen görüntüleri, saldırıdan 30 saniye öncesinde, boş yolda bir aracın olaysız geçtiğini gösteriyor. Kayıtta herhangi bir saat bilgisi yok.
Derviş kardeşler ve akrabaları, bir ateşin etrafında görülüyor. Sonra da hava saldırısı oluyor.
Anneleri, kardeşlerden bazılarının o sabah işe gideceğini, Hazza’nın ise Cenin Hastanesi’ndeki sabah gideceği diyaliz randevusunu beklediğini söylüyor.
İsrail Ordusu’nun operasyonları nedeniyle yolların kapanmasından kaygılanan Hazza’nın evden erken çıkmak istediğini anlatıyor.
Hastanenin böbrek ünitesi, Hazza Derviş’i o sabah da sabah 7’deki rutin diyaliz randevusunu olduğunu teyit etti ve randevu programındaki ismini gösterdi.
Kardeşlerin amcası Yusuf Assous’un, hava saldırısından kısa süre sonra çektiği videoda, yere dağılmış beden parçaları görülüyor.
Deneyimli ambulans görevlisi Halid el Ahmed, olay yerinin halini kendisinin bile unutamayacağını vurguluyor.
Yusuf “Ellerinde silah olmayan gençlerdi. Silahları olsaydı görürdüm. Sadece oturdukları sandalyeler vardı” diyor.
“Sonuçta, tüm Filistinliler hedef. Silahlıysan hedefsin. Sivilsen, yine hedefsin.”
Bu haberdeki tüm iddiaları İsrail Ordusuna da sorduk ve ordunun başka ekleyecek bir şeyi olmadığı yanıtını aldık.
İbtesam Asous, saldırının gerçekleştiği yere yeni gidebildi. Diğer çocuklarının engellemeye çalıştığını ama kendisinin olay yerini görmek istediğini söylüyor.
“Buraya gelip, her birinin nerede oturduğunu görmeye çalışmak istedim” diyor.
“Alaa oradaydı, Ahmed, Rami ve Hazza da buradaydı. Oğullarımın tam olarak nerede olduğunu görmek istedim. Başa çıkmama yardımcı oluyor.”
]]>Çoğunlukla Filistin topraklarında ve komşu ülkelerde yaşıyorlar.
Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, buna ek olarak 1,9 milyon kişi, İsrail’in Ekim ayından bu yana gerçekleştirdiği saldırılar nedeniyle Gazze içinde yerlerinden edildi.
Filistin diasporası dünya geneline yayılsa da nüfusun büyük çoğunluğu Orta Doğu’da yaşıyor.
Peki, bu kadar çok sayıda Filistinli neden ata topraklarını terk etmek zorunda kaldı, hangi ülkelere yerleşti?
Filistinliler neden mülteci oldu?
İsrail devleti kurulduğundan bu yana yerinden edilme Filistin tarihinin önemli bir gerçeği.
1947 yılında, İkinci Dünya Savaşı’ndan kısa süre sonra yeni kurulmuş olan Birleşmiş Milletler, 181 sayılı kararı kabul etti. Bu karara göre, o dönem İngiliz mandası olan Filistin toprakları Arap ve Yahudi devleti olarak ikiye bölünecekti.
Filistin 1922’den beri İngiltere tarafından yönetiliyordu ve bu süre boyunca Nazilerden kaçan Yahudilerin bölgeye göçü artmıştı. Bu da Arap ve Yahudiler arasındaki tansiyonu artırdı.
Oxford Üniversitesi Mülteci Araştırmaları Merkezi’nden Profesör Dawn Chatty, “Bu noktada Avrupalılar Yahudi Soykırımı’ndan dolayı suçluluk duyuyordu ve Filistin’e doğru gerçekleşen büyük Avrupalı ??Yahudi göçüne uyum sağlamaya çalışıyorlardı” diyor.
Filistinli Araplar, daha küçük Yahudi nüfusuna daha büyük bir toprak öngören 181 sayılı kararı reddetse de, İsrail bu kararın toprak paylaşımını temel alarak bağımsızlığını ilan etti.
İsrail kurulurken 1948 yılındaki savaşta, yaklaşık 750 bin Filistinli bugün İsrail toprakları olan yerden sürüldü ya da kaçmak zorunda kaldı. Filistinliler bu olayı Nakba, Arapça “Felaket” olarak adlandırıyor.
Yine 1948’de savaş sona erdiğinde, İsrail mültecilerin evlerine dönmelerine izin vermedi.
İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın ardından Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ne el koydu. BM’ye göre, çoğu Ürdün’e gitmek üzere, 325 binden fazla Filistinli buralardan kaçmak zorunda kaldı. Sonraki birkaç sene, her yıl ortalama 21 bin Filistinli İsrail kontrolündeki bölgelerde yerinden edildi.
İsrail, hiçbir barış anlaşmasında Filistinlilerin geri dönme isteğini kabul etmedi.
Dünyada kaç Filistinli mülteci var?
1949’da, Filistinli mültecilere yardım için Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) kuruldu.
UNRWA, “Filistinli mülteci” terimini, “1 Haziran 1946 ila 15 Mayıs 1948 arasında normal yaşam alanları Filistin olan ve 1948 Savaşı’nda hem evlerini hem geçim kaynaklarını yitiren kişiler” olarak tanımlıyor.
Bu tanıma uyan insanların soyu da, evlat edinilmiş olanlar dahil, mülteci olarak kayıt olabiliyor.
UNRWA, kendi verilerine göre, 1950 yılında faaliyete geçtiğinde, 750 bin Filistinli mültecinin ihtiyaçlarına yanıt veriyordu.
Bugün 5 milyon 900 bin Filistinli mültecinin UNRWA’nın hizmetlerine erişim hakkı var.
Buna UNRWA’nın tanıdığı 58 mülteci kampında yaşayan 1,5 milyon kişi de dahil.
Bu kamplar Ürdün, Lübnan, Suriye, Doğu Kudüs dahil Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde bulunuyor.
UNRWA’nın tanıdığı kamplar dışında da Filistinlilerin kaldığı kamplar var. Örneğin Suriye’nin başkenti Halep yakınındaki Yarmuk.
Neden Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde mülteci kampları var?
Prof. Dawn Chatty’nin aktardığına göre, İsrail’in kuruluşundan dolayı, Yahudi devletine ayrılan topraklarda yaşayan çok sayıda Filistinli Arap, Arap devleti olması düşünülen yerlere göç etti.
“Gazze ve Batı Şeria’da sığınmacı oldular. 1948 mültecileri oldular”.
UNRWA’ya göre, Batı Şeria’da 871 binden fazla kayıtlı mülteci yaşıyor ve dörtte birine yakını 19 mülteci kampında barınıyor.
Gazze’de 1,7 milyon mülteci var. 620 bin kişi UNRWA’nın sekiz tanınmış mülteci kampında yaşıyor.
Filistin diasporası ne kadar büyük?
Batı Şeria’da yaşayan 3,3 milyon Filistinli ve Gazze’de yaşayan 2,3 milyon Filistinliye ek olarak, İsrail’de de 1,75 milyon Filistinli yaşıyor (toplam İsrail nüfusunun yaklaşık %20’sini oluşturuyorlar).
Bu toprakların dışındaki tüm Filistinliler daha geniş bir diasporayı oluşturuyor ki bunlara 1948’den önce bölgeyi terk edenler (bu nedenle BM tarafından sayılara dahil edilmiyorlar), onların torunları ve ayrıca atalarının vatanlarını terk etmiş ancak hiçbir zaman mülteci olarak kaydolmamış olanlar da dahil.
Filistin Merkezi İstatistik Ofisi’nin paylaştığı son verilere göre, Orta Doğu’dan Güney Amerika ve Avustralya’ya kadar uzanan bu küresel diasporada yaklaşık 7,3 milyon Filistinli yaşıyor.
Ancak bu veriye yalnızca kimlik kartı olan veya mülteci olarak kayıtlı Filistinliler dahil, dolayısıyla diaspora nüfusu gerçekte çok daha fazla olabilir.
Filistin Merkezi İstatistik Ofisi’ne göre, Arap ülkelerinde altı milyondan fazla Filistinli yaşıyor ve sürgündeki bu kişilerin yaklaşık yarısı İsrail’in doğu sınırındaki Ürdün’de.
Ürdün’deki Filistinlilerin çoğu ülkenin vatandaşı konumunda ve diğer vatandaşlarla aynı haklara sahip.
Lübnan, Suriye ve Mısır’ın toplamda bir milyondan fazla kişiye ev sahipliği yaptığı tahmin ediliyor.
Lübnan’daki Filistinli mültecilerin çoğu 1948’den bu yana mülteci kamplarında yaşıyor, kamusal ve sosyal haklara erişimleri de yok.
Öte yandan Suriye’deki Filistinliler, Suriye vatandaşlarıyla eşit medeni haklara sahip. Ancak Suriye savaşının patlak vermesinin ardından birçok Filistinli ülkeden kaçtı.
Youssef Courbage ve Hala Nofal’ın ‘Dünya Çapında Filistinliler: Demografik Bir Araştırma’ kitabında, ” Körfez ülkelerindeki Filistinlilerin varlığı yaklaşık yüzyıl önce ortaya çıktı” diye yazıyor.
” Suudi Arabistan ve Kuveyt, İkinci Körfez Savaşı’ndan önce (1990) Körfez’deki Filistinli işgücünün yüzde 90’ını ülkelerine çektiler, (Filistinliler) daha sonra çoğunlukla Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne taşındı” diyorlar.
Prof. Dawn Chatty, Körfez ülkelerinin Filistinli mültecileri kucaklamasının nedeninin, bu ülkelerin İngilizce ve Arapça bilen eğitimli işçilere ihtiyaç duyması olduğunu söylüyor.
Filistinliler UNRWA kamplarında iyi eğitim alıyorlardı.
Orta Doğu dışındaki Filistinliler
Şu anda Orta Doğu dışında yaşayan Filistin diasporasının büyük bir kısmı, bölgenin Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolünde olduğu 19. yüzyılın sonlarına doğru göç etti.
İlk Arap milliyetçiliği hareketlerinin bastırılması ve ekonomik kriz, pek çok Hristiyan Filistinli tüccarın özellikle Kuzey Amerika ve Güney Amerika’ya kaçmasına neden oldu.
Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması ve ardından İsrail’in kurulmasının ardından başka göç dalgaları da geldi. Ancak bireysel göçlere ilişkin sayıya ulaşmak zor.
Courbage ve Nofal şöyle yazıyor: ” Latin Amerika ülkelerinde Filistinlilerin sayısına ilişkin tahminler, ‘Arap’ denilerek tek bir kategori altında tanımlanmaları nedeniyle, belirsizlikle örtülü.”
Şili’deki Filistinli topluluğun sayısının 500 bin civarında olduğu tahmin ediliyor, bu da Şili’yi Orta Doğu dışında en büyük Filistin nüfusuna sahip ülke yapıyor. Ayrıca Honduras, Guatemala ve Brezilya’da da hatırı sayılır sayıda Filistinli yaşıyor.
Filistinlilerin ABD’ye göçü de 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanıyor ve şu anda ABD’de tahminen 200 bin Filistinli yaşıyor.
Avrupa’da en büyük Filistin nüfusuna Almanya ev sahipliği yapıyor ve onu İngiltere, Yunanistan, Fransa, Danimarka ve İsveç takip ediyor.
]]>Bir araya geldiği Arap liderlere, Filistinlilerin Gazze’den zorla göç ettirilmesine karşı olduklarına dair güvence veren Blinken, “Filistinliler Gazze’den ayrılmaya zorlanamaz ve koşullar el verdiğinde evlerine geri dönmeleri sağlanmalı” dedi.
Blinken, Katar’da Emir Şeyh Temim bin Hamad Al Sani ile Başbakan ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdulrahman Al Sani ile görüştü.
Geçen hafta Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlenen saldırıda Hamas’ın siyasi kanadının en üst düzey isimlerinden Salih Aruri’nin öldürülmesi sonrası bölgede tansiyon daha da yüksek. Saldırının İsrail tarafından yapıldığından şüpheleniliyor ancak İsrail’den bir açıklama gelmedi.
Katar Başbakanı Muhammed bin Abdulrahman Al Sani, Blinken’a, Aruri’nin öldürülmesinin “karmaşık süreci” etkilediğini söyledi.
“Bölgede gerginliğin çok yüksek olduğu bir andayız” diyen Blinken, bunun kolaylıkla “metastaz” yapabilecek, güvenlik sorununu ve “acıları” artırabilecek bir çatışma olduğunu ekledi.
ABD Dışişleri Bakanı, bazı İsrailli bakanların, Filistinlilerin Gazze dışına yerleştirilmesine yönelik açıklamalarını da kınadı.
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich Filistinliler’in Gazze’yi terk etmesi çağrısı yapmış ve İsrail’in “çöle çiçek açtıracağını” iddia etmişti.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de krize “çözüm” olarak Gazzelilerin göçe teşvik edilmesi gerektiğini savunmuştu.
İsrail hükümetinin resmi duruşu ise Gazzelilerin sonunda evlerine dönmesi yönünde ancak bunun ne zaman ve hangi koşullarda olabileceğine yönelik bir plan henüz açıklanmadı.
Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırıları sonrası İsrail’in Gazze’ye yönelik havadan ve karadan başlayan saldırılarda şu ana kadar çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 22 binden fazla Filistinli öldürüldü. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı son 24 saatte İsrail saldırılarında 100’den fazla kişinin daha hayatını kaybettiğini duyurdu.
Blinken Arap liderlerle görüşmelerinde, savaşta ölen masum kadın, erkek, çocuk Filistinli sayısının çok fazla olduğunu ve İsrailli yetkililere Gazzeli sivil ölümlerinin engellenmesinin zaruri olduğunu söyleyeceğini de belirtti.
Ürdün Kralı Abdullah da Blinken’dan, Washington’ın İsrail üzerindeki gücünü “acil ateşkes” için kullanmasını istedi.
Katar’ın ardından Birleşik Arap Emirlikleri’ne geçen Blinken, Pazartesi günü de Suudi Arabistan’ı ziyaret edecek. Ardından İsraile’e geçecek olan Blinken’ın Batı Şeria ve Mısır’ı da ziyaret etmesi planlanıyor.
Gazze’nin kuzeyindeki İsrail saldırısında ‘onlarca sivil öldü’
Öte yandan İsrail’in Gazze’ye yönelik yoğun saldırıları hafta sonu da devam etti.
Son 24 saatte İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Filistinli sayısının 100’den fazla olduğu bildiriliyor.
Gazze’nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampına düzenlenen İsrail hava saldırılarında çoğu çocuk ve kadın onlarca sivilin öldüğü aktarılıyor.
Üç uluslararası sağlık kuruluşu da, Gazze’nin en büyük hastanelerinden olan El Aksa Hastanesi’nden, çok tehlikeli olduğu için çekilmek zorunda kaldıklarını açıkladı. Bunlar arasında “Sınır Tanımayan Doktorlar” örgütü de bulunuyor.
]]>Şahin, makamında gerçekleştirdiği oylamada, AA muhabirleri ile foto muhabirlerinin yurt içi ve dışında çektiği fotoğrafları inceledi.
“Haber” kategorisinde Aytuğ Can Sencar’ın “Türkiye Yüzyılı”, “Çevre-Yaşam”da Osmancan Gürdoğan’ın “Zamanın donduğu an” fotoğraflarını oylayan Şahin, “Spor”da ise Dursun Aydemir’in “Dünyanın sultanları” karesini seçti.
Şahin, bu yıla özel eklenen ” Deprem: Umut” kategorisinde Sergen Sezgin’in “Kurtarıcı”, ” Gazze: Kanıt”ta ise Shadi Al Tabatibi’nin “Yıkım” fotoğraflarına oy verdi.
“AA muhabirleri fotoğraf sanatçısı gibi çekim yapıyor”
Anadolu Ajansı muhabirlerini başarılı fotoğraflardan dolayı tebrik eden Şahin, her sene olduğu gibi sanat dolu karelerle karşılaştığını söyledi.
Cumhuriyet’in 100. yılı dolayısıyla 2023’e büyük umutlarla başlandığını ancak senenin ikinci ayında Türkiye’nin büyük bir depremle sarsıldığını, yıl içinde seller yaşandığını dile getiren Şahin, dünyanın da savaşlar, acılar, zulümlerle yoğrulduğunu ifade etti.
Yılın sonuna doğru Türkiye’nin ekonomik olarak hızla toparlandığını, büyük felaketten sıyrılmasını bildiğini anlatan Şahin, şöyle konuştu:
“Cumhuriyet’imizin coşkusunu da her şeye rağmen yaşadık ve 100’üncü yılımıza da coşkuyla girdik. Şimdi 2024 yılının ilk günlerindeyiz, ikinci yüzyılımıza adım attık, ümitliyiz. 2023 zordu ama 2024 inşallah çok çok başarılı, çok çok güzel bir yıl olacak. Öyle inanıyoruz, öyle hissediyoruz. Anadolu Ajansı da 2023’ü kayda almış her şeyiyle. Zaten sizin muhabirleriniz gerçekten fotoğraf sanatçısı gibi çekim yapıyor. Her yıl gerçekten bizi etkileyen fotoğraflar çekmeyi başarıyorlar. Dünya ve Türkiye de yeteri kadar malzeme veriyor tabii, onu da kabul etmek lazım.”
Fotoğraflara oy verirken zorlandığını belirten Şahin, “Hepsi birbirinden değerli, birbirinden anlam yüklü fotoğraflar.” dedi.
” Filistin’de etnik temizlik hedefi var”
Şahin, yeni yılda güzel ve başarılarla dolu haberler yapılması, dünyadaki zalimlerin de hak ettiğini mutlaka göreceği bir sene olması temennisinde bulundu.
Gazze’de dram yaşandığını, seçtiği fotoğrafın da bir kentin yıkıldığını ortaya koyduğunu anlatan Şahin, şunları kaydetti:
“Orada bir etnik temizlik hedefi var. Yani bir mukabele değil, saldırı görmüş bir ülkenin buna karşılık vermesi değil, bu bir temizlik harekatı, etnik temizlik harekatı. Yani kökünü kurutmaya çalışıyorlar. Filistinlilerin, Filistin’de yaşayanların haklı haksız, İsrail’e hücum etmiş olan olmayan, hiç öyle bir ayrım yapmaksızın, tüm Filistinlileri katlediyorlar. Orada yaşayan herkese hatta sadece insanlara değil, binalara bile tahammül edememişler yani öyle bir kin, böyle bir nefret, dünya yüzünde çok görmediğimiz bir nefret. Siz Filistinli çocuklardan ne istiyorsunuz? Ne yaptılar size? Yani bir meseleniz varsa Hamas ile çözün. Çocuklardan ne istiyorsun? Binalardan ne istiyorsunuz?”
“Fotoğraf, Filistin’i ve Filistinliyi yok etme hedefini gösteriyor”
Gazze’de çekilen fotoğrafın çok anlamlı olduğuna dikkati çeken Şahin, “Tamamen Filistin ismini, Filistinliyi her şeyiyle Filistin’den yani kendi topraklarından yok etmek hedefi var orada. O fotoğraf onu gösteriyor. Elindeki güçle elinde ne varsa, bombayla, şununla bununla, hiçbir kutsal tanımadan, hiçbir sınır dinlemeden, hiçbir ahlaki kaygı duymadan bir makine gibi orayı böyle silip süpürmeye çalışan bir zihniyet. Onu bu fotoğrafta gördüm.” ifadelerini kullandı.
]]>