Mutfak sanatlarını tasarım ve göstergebilimle buluşturan sempozyum İzmir’de gerçekleştirildi. Sempozyum, sinema, mobil fotoğrafçılık, görsel iletişim tasarımı, video tasarımı, sosyal medya ve göstergebilim gibi çeşitli konuları kapsayan atölyeler ve sunumlarla dolu bir programla katılımcılara farklı bir deneyim sundu. Düzenlenen atölyelerde katılımcılar; yemek pişirme, tabaklama tasarımı, mobil yemek fotoğrafçılığı ve reels video hazırlama gibi pratik bilgilere erişme imkanı sağladı.
İzmir Kavram Meslek Yüksekokulu (İKMYO) Müdürü Prof. Dr. Derman Küçükaltan’ın açılış konuşması ve sunuşuyla başlayan sempozyumda, alanında uzman konuşmacılar önemli başlıkları ele aldı. İstanbul Beykent Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Oğuz Makal “Sinema Sanatında Yemek”, Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi (EÜ GSTMF) Dekanı Prof. Dr. Alev Fatoş Parsa “Gıda Göstergebilimi” başlıklarında sunumlar gerçekleştirdi.
“Sinema sanatı bu sempozyumun ana konusu oldu”
Prof. Dr. Oğuz Makal, sempozyumla ilgili yaptığı konuşmada;
“İnsanın varoluşunun temelinde yer alan yemek aynı zamanda sosyal, kültürel ve sanatsal etkileşim, iletişimin de bir parçasıdır. Karmaşık ve değişken anlam katmanları içeren yemek üretim-tüketimi ve hikayelerinin en çok görünür olduğu sinema sanatı bu sempozyumun ana konusu oldu. Ayrıca bu sempozyumda gündelik hayatta önemli yeri olan yemeğin pişirmeden tabaklama tasarımına, fotoğraf sanatından sosyal medyadaki sunumuna kadar çeşitli konularda kıymetli sunumlar gerçekleştirildi. Öğleden sonra oturumlarında ise öğrenciler tabaklama tasarımının, fotoğraf sanatının ve reels videosu hazırlamanın inceliklerini alanında uzman akademisyenlerden uygulayarak öğrenme şansına sahip oldular. Bu sempozyuma ev sahipliği yapan başta İKMYO Müdürü Prof. Dr. Derman Küçükaltan’a, EÜ GSTMF Dekanı Prof. Dr. Alev Fatoş Parsa’ya, EÜ GSTMF’nin ve İKMYO’nun kıymetli akademisyenlerine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Sempozyum ortaklarından Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alev Fatoş Parsa, “Bu sempozyum, yemeğin sadece bir ihtiyaç olmanın ötesinde, kültürel, sosyal ve sanatsal bir olgu olarak ele alındığı, disiplinlerarası bir diyalog ve bilgi alışverişinin mükemmel bir örneği oldu. İstanbul Beykent Üniversitesi, İKMYO ve diğer katkıda bulunanlarla iş birliği içinde gerçekleştirilen bu etkinlik, öğrencilere ve katılımcılara yemek tasarımı, fotoğrafçılık ve sosyal medya içerik üretimi gibi konularda pratik beceriler kazandırmakla kalmadı, aynı zamanda bu alanlardaki uzmanlardan doğrudan bilgi alma fırsatı sunarak teorik bilginin pratiğe dönüşümünü sağladı. Türk Kızılay Kadın İzmir ve diğer tüm destekçilere, bu zengin içerikli ve ilham verici etkinliği mümkün kıldıkları için minnettarım. Bu sempozyumun gastronomi ve tasarım alanlarında yeni fikirler ve iş birlikleri için sağlam bir temel oluşturduğuna inanıyorum” şeklinde açıklamada bulundu.
Prof. Dr. Küçükaltan: Gastronomi bir sanattır
Gastronominin içerisinde pek çok disiplini barındıran bir yemek sanatı olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Derman Küçükaltan ise “Gastronomi bir sanattır. Çünkü sinema, fotoğrafçılık, tasarım, estetik hep bu sanatın paydaşları, olmazsa olmazlarıdır. Bu sempozyumda yemeğin bu yönlerini de değerli akademisyenlerle sergiledik. Öğrencilerimize bu yönüyle bir ufuk açtık. Bu sempozyumda değerli katkılarını sunan Prof. Dr. Alev Fatoş Parsa’ya ve Prof. Dr. Oğuz Makal’a ve Ege Üniversitesi’nin çok değerli genç akademisyenlerine teşekkürlerimi sunuyorum” dedi. – İSTANBUL
]]>Manzaram dünyanın en ünlü sokak sanatçılarından Banksy’nin yaşadığım binaya yapışık duvara son eserini yerleştirmesiyle bir anda değişti.
Duvar resminin ortaya çıktığı Pazar gününden bu yana insanlar penceremin etrafında toplanıyor, gülümsüyor ve “Bahçeye girip bir fotoğraf çekebilir miyim?” der gibi bana bakıyorlar.
Ben de eserleri milyonlarca dolara satılan Banksy’nin duvar resmi benimmiş gibi onlara “Evet” diyorum; “İstediğiniz gibi fotoğraf çekebilirsiniz”
Londra sakinlerini ciddi yüz ifadeleriyle sosyal hayatta görmeye alışmış olan ben, birdenbire soru yağmuruna tutan yabancı kişilerle sohbet eder buluyorum kendimi.
“Banksy’yi duvar resmini yaparken gördün mü? Artık bir Banksy’nizin olması nasıl bir duygu? Duvar resminin anlamı nedir? Burada sizi rahatsız mı ediyoruz? Duvar resmi kiranızı artırıyor mu?”
Bazıları ise daha cesur ve doğrudan konuya giriyor:
“Yoksa Banksy sen misin?”
Bu soruyu “Evet” diye yanıtlamıyorum elbette ama olmadığımı da söylemiyorum.
Bahçeme girmesine izin verdiklerimden bazıları da nezaket ve ne yapacağını bilememekle karışık bir ruh haliyle, çocukları aracılığıyla bana 5 sterlin bahşiş vermek istiyor.
Bir an kiramın bu duvar resmi nedeniyle uçabileceğini düşünsem de sonra vicdanım devreye giriyor ve uzatılan parayı reddediyorum. Çocuklara dairemin yanındaki dükkandan kendilerine şeker almalarını söylüyorum.
Para konusunda burnu benden daha iyi koku alan biri, daireyi Airbnb’ye koymamı öneriyor:
“Orijinal bir Banksy ile dekore edilmiş güzel daire” diye reklam verebileceğimi öneriyor.
Kiraz ağacından düşen elmalar
Hayır, Banksy’yi resmi yaparken görmedim. Duvar resmini çizdiğinde evde değildim.
Her şey Pazar sabahı erken saatlerde olmuş gibi görünüyor. Bu yüzden de tesellim şu ki, evde olsaydım bile o saatte olan bitenin farkında varmayacaktım.
Öğleden sonra eve geldiğimde ise fotoğraf ve video çeken, eser hakkında konuşan insanlarla karşılaştım.
Onlardan biri, duvar resmindeki yeşil rengi ile 17 Mart’daki Aziz Patrick Günü’nün sembol rengi olan yeşil arasında bağlantı kuruyordu.
Bir diğer bağlantı da, duvar resminin ve evimin bulunduğu Londra’nın kuzeyindeki Islington’ın sosyal konut tabelalarında yeşil renk kullanıldığı söylenerek kuruldu.
Banksy Pazartesi günü Instagram hesabında duvar resmini sahiplenen şekilde bir paylaşım yaptı.
Görünen o ki Banksy, her kimse, çatlaklarla dolu beyaz duvara boyayı püskürtmek için yangın söndürücü kullanmıştı.
Yaprakları tamamen dökük kiraz ağacı ölü gibi görünüyordu. Bu yüzden Banksy’nin yaprakları boyayla canlandırdığı söylendi.
Peki resme karşıdan bakıldığında sol alt köşede duran kızın (ya da erkek) elinde tuttuğu hortumla ne mesaj veriliyordu? Bu bir çevre mesajı mıydı?
Duvarıma yapılan sanat eseri halen gelişmeyi sürdürüyor. Bazıları sanki dallardan düşmüş gibi elmalar da bıraktı. Bir anlamda Banksy elma yetiştiren tek kiraz ağacını yaratmış oldu.
Çarşamba gününe gelindiğinde, duvar resminin üzerine beyaz boya serpilmiş olduğunu fark ettim. Peki bu vandalizm olarak tanımlanabilir mi?
15 dakikalık şöhret
Dairem turistik bir cazibe merkezi haline geldi.
Bu satırı yazarken ara veriyorum çünkü, insanlar resminden benim açımdan fotoğrafını çekmem için cep telefonlarını bana veriyorlar.
Bir saatten az bir sürede Japonya ve Almanya medyasının da aralarında olduğu dört yayın organına röportaj veriyorum.
Avustralyalı bir adam bana çektiği polaroid bir fotoğraf karesi hediye ediyor.
TikTok’ta canlı yayın yapan Meksikalı bir gencin takipçileriyle etkileşime giriyorum. Benim gibi Kolombiyalı olan bir kadın, eğer benim yerimde olsa çoktan fast food ve bira satmaya başlamış olacağını söylüyor.
Londra’da yalnızca sekiz saat kalacak olan Norveçli bir kadın, bu süreyi mahalleme gelip resmi görmeye ayırdığını söylüyor.
Sanat nedir?
Altı aydır bu dairede yaşıyorum, ancak komşumla ilk kez dün konuştum. Etrafta bu kadar çok insan varken mahremiyetinin endişesine kapılmış bir Somalili o.
Tüm bunlar bir duvar resmi sayesinde oldu.
Son zamanlarda hayatım böyle geçiyor. Çeşitli ülkelerden insanlarla tanışıyor, sanki bir şey başarmış gibi tebrikleri kabul ediyor, halkımı bir güzellik kraliçesi gibi selamlıyor ve duvar resmiyle ilgili görüşlerimi sunuyorum.
“Uzman değilim ama bence…” diye başlayan cümleler kuruyorum.
Şimdilik bu ilgiden rahatsız değilim. Ama hafta sonu bir otobüs dolusu turist, Big Ben ile Buckingham Sarayı’nı ziyaret ettikten sonra benim sokağıma gelmeye karar verirse bu fikrim değişebilir.
Bu duvar resmi kış sonlanırken, şehir renklenmeye başladığında ve herkes daha iyi bir ruh halindeyken ortaya çıktı.
Bu olay benim için baharı başlatmanın harika bir yolu oldu.
Esrarengiz bir deha sanatçı, ölmekte olan bir ağaç ve kırıklarla dolu bir duvar sayesinde etrafım güzel insanlarla doldu. Bir göçmen olmama rağmen gerçekten bu ağaç topluluğuna ait olduğumu hissettim.
Sanat sanırım bu.
]]>Sergide, sanatçının 1950’lerden itibaren çektiği 400 binin üzerindeki fotoğraf arasından seçilen 128 eser beğeniye sunuluyor.
AA muhabirine açıklamalarda bulunan Sağdıç, sergide 50 yıllık hikayesinin olduğunu belirterek, “Sergiye gelenler, bu maceradan çeşitli bölümler seyredecek. Portreden manzaraya, insan ilişkilerinden sokağa kadar geniş bir yelpazede çekilmiş, Cumhuriyet’in 70 yılına tanıklık edecekler. Ben, an be an tanıklık etmiştim. Şimdi bu sergiyle izleyenler de tanıklık edecekler.” dedi.
Sergideki seçkiye bakınca mutlu olduğunu dile getiren sanatçı, şöyle devam etti:
“Böylesi bir sergiyle birlikte, geriye dönüp baktığınızda aslında kendinizi de görüyorsunuz. Buradaki fotoğraflar benim bir parçam. Türk fotoğrafçılığı açısından onların değerini benim tayin etmem doğru olmaz. Ben bir devlet sanatçısıyım ve 70 senelik bir serüven var burada. İnsanlar, eleştirmenler sergiyi ziyaret edip, bu hikayeyi görüp, ona göre bir değerlendirmede bulunsunlar.”
“Türkiye’nin görsel hafızasını oluşturan bir seçki”
Açılış konuşmasını yapan serginin küratörlerinden Demet Yıldız Dinçer, İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi’nin ikinci sergisini Ozan Sağdıç’la yaptıklarını aktararak, şunları kaydetti:
“Sanatçımızın geniş bir seçkisine yer vermek istedik. İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi hem Türkiye’deki ve dünyadaki fotoğraf tarihinin önemli ustalarına hem de genç sanatçılara yer veriyor. Daha önce Yıldız Moran, Ara Güler, Şahin Kaygun, Gökçe Sipahioğlu gibi ustaların sergilerine ev sahipliği yaptık. Ama Ozan Sağdıç bizim için ayrı ve büyük bir gurur kaynağı. Çok uzun bir süredir hazırlanıyoruz bu sergi için. Ozan Bey’in 400 binin üzerindeki çalışmasından bir seçki yapmaya çalıştık. Elimizden geldiğince kendisini en güzel şekilde temsil edecek, hem bilinen hem bilinmeyen fotoğraflarına yer vermeye gayret ettik.”
Dinçer, Sağdıç’ın aynı zamanda Türkiye’nin 1950’lerden beri geçirdiği değişimi ve dönüşümü gözler önüne serdiğine dikkati çekerek, “Biz de bu seçkiyle bu değişimi anlatmaya, temsil etmeye çalıştık. Karşımızda 70 yıllık kariyeri boyunca Türkiye’yi pek çok açıdan kayıt altına alan bir usta var. Bu açıdan Türkiye’nin görsel hafızasını oluşturan böylesi bir ismin burada eserlerini sergilemek, bu işin bir parçası olmak çok özel. Bir yandan politikacılar, onların hikayeleri var ama bir yandan da sokaktaki sıradan insanın hayatı var. Dolayısıyla burada bütünlüklü bir hafızaya şahitlik ediyoruz aslında.” değerlendirmesini yaptı.
“Politikacılardan sanatçılara, sokaktaki insana kadar yakın dönemin tarihi var”
Serginin diğer küratörü Merih Akoğul ise Ozan Sağdıç’ın ilk fotoğrafını 14 yaşındayken “Yeni Fotoğraf” dergisinde gördüğünü ve sanatçıyla 40 yıllık bir dostluğu olduğuna işaret ederek, “O benim abimdir. Onun çalışmaları Cumhuriyet tarihimizin yakın dönemini çok iyi özetleyen bir anlama sahip. Burada, 1953 yılında çektiği ilk eser olan Kurşunlu Camii’nin fotoğrafı var. O zaman henüz 18 yaşında bir delikanlı Ozan Sağdıç ve onun estetik kaygılarını o dönemde bile görmek mümkün.” diye konuştu.
Sağdıç’ın büyük bir külliyatı olduğunu ve onlar arasından meşakkatli bir sürecin sonucunda burada sergilenen eserleri belirlediklerinin altını çizen Akoğul, şunları söyledi:
“Karşımızda bir kültür ve sanat tarihi var aslında. Politikacılardan sanatçılara, sokaktaki insana kadar yakın dönemin tarihi var. İstanbul’dan başlayan, oradan Ankara’ya ve Anadolu’ya uzanan bir hikaye var. Bütün bunlar bize Türkiye’nin yakın tarihindeki değişimlerini, dönüşümlerini anlatıyor bir bakıma. O dönemki tasarımlara, dizaynlara şahitlik ediyorsunuz bu fotoğraflarla. Bir kez daha kendisine teşekkür ediyorum.”
Sergi, 20 Ekim’e kadar gezilebilecek.???????
]]>ÇANAKKALE – Çanakkale Savaşları’nda Gelibolu’da düşman askerini durdurarak Anafartalar Kahramanı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün, Binbaşı Haydar Mehmet Alganer tarafından cephede çekilen orijinal fotoğrafı ile fotoğrafı çeken fotoğraf makinesi, Çanakkale Deniz Müzesi’ndeki Çimenlik Kalesinde sergileniyor.
Çanakkale Savaşları’nın yaşandığı Tarihi Gelibolu Yarımadası’nda, 8 Ağustos 1915 tarihinde Anafartalar Grup Komutanlığa atanan Mustafa Kemal Atatürk, Gelibolu’da düşman askerini durdurarak Anafartalar Kahramanı oldu. Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman Mehmetçik, ‘Çanakkale Geçilmez’ destanını kıldı.
Çanakkale Savaşları’nda ‘Çanakkale Geçilmez Destanı’nın dönüm noktası olan ‘Anafartalar Zaferi’nin kahramanı Mustafa Kemal Atatürk’ün, Binbaşı Haydar Mehmet Alganer tarafından 17 Haziran 1915 tarihinde 18’nci Alay’ın siperlerinin bulunduğu bölgede tarihi fotoğrafı çekildi. Atatürk’ün cephedeki orijinal fotoğrafı ile fotoğrafı çeken fotoğraf makinesi Alganer’in torunları tarafından 2007 yılında Çanakkale Deniz Müzesi Komutanlığına hediye edildi. Fotoğraf ve fotoğraf makinesi, müzenin en nadide parçaları arasında bulunuyor.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İnsani ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mithat Atabay, “Çimenlik Kalesine gittiğimiz zaman oradaki sergilenen malzemelerden bir tanesi Mustafa Kemal’in Gelibolu Yarımadası’nda siperde bulunan fotoğrafı ve o fotoğrafı çeken fotoğraf makinesiyle karşılaşırız. Bu fotoğraf Haydar Mehmet Alganer tarafından 17 Haziran 1915 tarihinde çekilmiştir. Haydar Algener kendisi Psikolojik Hareket Subayı olarak görev yapmış olan bir kişidir. O kendi hatıratında baktığımız zaman 17 Haziran tarihinde 19’uncu Tümen bölgesine geldiğini, Mustafa Kemalpaşa’yla görüştüğünü görüyoruz. Onlar daha önceden de birbirlerini tanıyorlardı. ve orada Mustafa Kemal’le karşılaştığında iki eski arkadaş olarak kucaklaştıklarını ve onun karargahında biraz oturduğunu ve kahve içtiğini görüyoruz. Ayrıca orada Mustafa Kemal’in karargahının çok düzenli olduğunu, karargahta bir tane kuzu, bir tane de köpek bulunduğunu belirtiyor. Mustafa Kemal, Haydar Algener ve yanındaki askerleriyle birlikte siperleri gezmeye çıkıyorlar. Özellikle yer altı siperlerinden de geçerek korunaklı bölgelerden geçtiklerini, Mahmut Sırtı ve Kemikli’yi görecek bir yere geldiklerini ve burada fotoğraf çektiklerini görüyoruz. Bu fotoğraf o bölge de çekilen bir fotoğraf ve orada hatıratında diyor ki, ‘Biz bugün 27’nci Alay, 57’nci Alay ve 18’inci Alay siperlerini dolaşmış olduk.’ ve muhtemelen de bu fotoğrafın 18’nci Alay’ın siperlerinin bulunduğu köşe de çekildiğini söyleyebiliriz. Akşamüzeri kendisi tekrar birliğine dönmüş. ve Vilmerle beraber o gün yaşadıklarını anlatmıştır. Bu fotoğraf makinesi ve çekilen fotoğraf ailesi tarafından Çimenlik Kalesine hediye edilmiş ve bugün Çimenlik Kalesi’nin en önemli koleksiyonları arasında bulunmaktadır. Mutlaka Çanakkale’ye gelen bu fotoğraf makinesi ve Atatürk’ün o tarihi fotoğrafını görmeleri tabiki tarihimiz açısından çok önemli. Gezi yapacak kişiler için de önemli bir hatıradır” dedi.
Binbaşı Haydar Mehmet Alganer
Haydar Mehmet Alganer, 1880’de İstanbul’da doğdu, 1966’da vefat etti. Çanakkale Cephesi’nde bulunduğu dönemde binbaşı ve 35 yaşında olan Alganer, 28 Nisan 1915’te Arıburnu’ndaki 16’ncı Kolordu Kurmay Başkanlığı 1’nci Şube Müdürlüğüne tayin edildi. Aynı yıl 28 Mayıs’ta yeniden Gelibolu üzerinden Kolordu Kurmay Başkanı olarak cepheye hareket eden Alganer, 15 Ağustos’ta, 1’nci Kolordu Kurmay Başkanı sıfatıyla Kumkale civarındaki Asya Grubu’nda görev aldı. Alganer’in cephedeki son görevi ise 1 Kasım 1915’te Uzunköprü civarında bulunan 3’üncü Piyade Tümeni Kurmay Başkanlığı oldu.
]]>Sanatseverleri İstanbul’un ruhunu, renklerin ve siyah-beyazın kontrastı aracılığıyla keşfetmeye davet eden sergiye ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan Odabaşı, eserlerinde İstanbul’un zıtlıklarının nasıl bir arada dengede kaldığını anlatmaya çalıştığını dile getirdi.
Bir kısmı siyah beyaz, bir kısmı renkli olan fotoğraf karelerinde renklerin canlılığını ve siyah beyazın derinliğini ifade etmeye çalıştığını belirten Odabaşı, görsel bir deneyim sunmanın yanı sıra, izleyiciyi düşünmeye, hissetmeye ve farklı bir perspektiften görmeye teşvik etmeyi amaçladığını söyledi.
“Her bir kare İstanbul’un zıtlıklarının ve güzelliklerinin de yansıması”
Odabaşı, “Renkli Renksiz” sergisinin çıkış noktasının, İstanbul’un zengin dokusuna, bu şehrin bireyler üzerindeki etkisine ve şehrin kendine has ikilemlerine olan derin ilgisiyle oluştuğunu belirterek, şu bilgileri verdi:
“Bu sergi, şehrin ve onun sakinlerinin yaşadığı zıtlıkları, renklerin ve renksiz anların iç içe geçtiği, gözle görülenin ötesindeki derinlikleri keşfetme arzusunun bir ürünüdür. İstanbul, hem tarihi hem de modern, hem kaotik hem de huzurlu yüzleriyle, bu sergi için bitmez tükenmez bir ilham kaynağı oldu. Karşıt duyguların bir aradalığı ve İstanbul’un bunu mükemmel bir şekilde dengede tutuyor olması, aslında sosyolojik bir realiteyi temsil ediyor. Sergi, bu realitenin keşfedilmesini, şehrin bu eşsiz dengesinin ve zıtlıkların bir arada nasıl uyum içinde var olabildiğinin anlaşılmasını arzuluyor. İstanbul, tarihi boyunca pek çok farklı kültürü, inancı ve yaşam tarzını bünyesinde barındırmış; bu çeşitlilik, şehrin sosyal dokusunu şekillendirmiş ve zengin bir kültürel miras oluşturmuştur. “Renkli, Renksiz” sergisi, izleyicilere, İstanbul’un bu sosyolojik çeşitliliğini, onun sunduğu zıtlıkları ve bu zıtlıkların bir aradalığını göstermeyi amaçlıyor.”
İstanbul’un her sokağında farklı bir duygu, farklı bir hikaye olduğuna dikkati çeken sanatçı, sergide fotoğraf karelerini “Sessiz Sokaklar” “Yorgun”, “Masumiyet”, “Bekleyiş”, “Şehirler Şehri”, “Doku”, “İkilem-İzler”, “Yansımalar”, “Dinginlik” ve “Portreler” isimlerinde 10 farklı bölüme ayırdığını ve 97 eserinin yer aldığını aktardı.
Odabaşı, projenin bir sene önce başladığı bilgisini vererek, şunları kaydetti:
“İstanbul sokaklarını, caddelerini, eski yapılarını, gizli kalmış köşelerini gezmeyi çok seviyorum. Üslubum, gerçeklikle hayalin, ışıkla gölgenin, renkle renksizliğin sınırlarında dolaşıyor. Fotoğraflarım, genellikle anın dramatik ve duygusal yönlerini vurgulayan görsel hikayeler anlatma çabasında. Gölgeler ve yansımalar kullanarak, görünenin ötesine geçmeye, izleyicilerin bakış açılarını değiştirmeye ve onları, gördüklerinin daha derinlerindeki anlamları düşünmeye teşvik etmeye çalışıyorum.”
“Yağlı boya çalışmalarımı biraz daha ön plana çıkarmak istiyorum”
Ayşegül Ekin Odabaşı, 2017’de siyah beyaz sanatsal fotoğraflarının, heykellerinin ve kolajlarının yer aldığı “Çağdaş Eserlerle Göç” adında göç temalı bir sergi düzenlediğini aktararak, “Göç konusundaki hassasiyet o dönemde çok yoğun bir gündem oluşturuyordu. Duyarlılık açısından bu konunun insan hikayeleri boyutunun ön plana çıkmasını dilemiştim.” dedi.
Yeni projeler üzerine çalışmaya devam ettiğini söyleyen Odabaşı, “Bir sonraki sergimde, yağlı boya eserler, kolajlar ve çağdaş sanat tekniklerini harmanlayarak, İstanbul’un detaylarına yeni bir bakış açısı getirmeyi planlıyorum. İstanbul’un Karaköy, Tomtom, Tarlabaşı, Balat, Galata, Çukurcuma gibi benim için özel anlam taşıyan bölgeleri, bu yeni projemde önemli bir yer tutacak. Bu bölgelerin kendine has atmosferi, sokakları ve insanlarının, yağlı boya tablolarımda ve diğer sanatsal çalışmalarımda hayat bulmasını arzuluyorum. Filistin’deki insanlık dramı ile ilgili de duyarlılığı ve farkındalığı artırmayı hedefleyen yağlı boya eserler üretmek istiyorum. Çalışmalara çok yönlü olarak devam edeceğim.” ifadelerini sözlerine ekledi.
“Renkli Renksiz” sergisi, izleyicilere, İstanbul’un çok katmanlı yapısını, bir fotoğraf sergisi aracılığıyla yeniden deneyimleme ve şehrin göze çarpmayan güzelliklerini, hüzünlerini keşfetme imkanı sunmayı amaçlıyor.
Tarihi yarımada, Beyoğlu, Balat ve Sarıyer’den fotoğraf karelerinin yer aldığı “Renkli Renksiz” fotoğraf sergisi, 4 Mart’a kadar Atatürk Kültür Merkezi’nde ziyarete açık olacak.
]]>TÜRKSOY Genel Sekreterliğinde düzenlenen “Doğumunun 100. yılında Sanatçı Kimliğiyle KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Anma Toplantısı” etkinliğine; KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, KKTC Başbakan Yardımcısı, Turizm, Kültür ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Metin Feyzioğlu, KKTC’nin Ankara Büyükelçisi İsmet Korukoğlu, TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev ve birçok davetli katıldı.
KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, burada yaptığı konuşmada, bugünün kendileri için anlamlı bir gün olduğunu belirterek, Türk devletlerinin, Türk ulusunun özden gelen kültürünü, sanatçısını, edebiyatını, her türlü güzelliğiyle ilgili çalışmalar yapan TÜRKSOY’a Denktaş’ı konu alan etkinliği için teşekkürlerini iletti.
Denktaş’ın sanatsal kimliğiyle güzel tespitler yaptığını anlatan Tatar, Denktaş’ın KKTC’yi gezerken fotoğraflarla Kıbrıs’ın güzelliklerini ve Kıbrıs Türkü’nün hayatını da yansıttığını dile getirdi.
Tatar, “(Denktaş) Kıbrıs Türkü’nün bağımsızlığı için kendisine bu görevi layık görmüş ve kendisini defalarca tehlikeye attı.” dedi.
Kıbrıs Türk halkına reva görülenlerin büyük bir haksızlık olduğuna işaret eden Tatar, “Ayrı dili, ayrı diniyle, ayrı kültürüyle, her türlü kültürel mirası ile ayrı bir halk olma özelliği taşıyan Kıbrıs Türk halkı, elbette kendi geleceğini tayin etme hakkına sahiptir.” ifadesini kullandı.
Tatar, Türkiye’nin desteğiyle Denktaş’ın vasiyetini ileri taşımak için mücadele ettiğini belirterek, Kıbrıs Türk halkının bağımsız ve hür olduğunun altını çizdi.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Zirve Toplantısı’nda, “Şuşa’da yapılacak zirvede, KKTC Cumhurbaşkanı da benim davetimle yer alacaktır. Bu, Türk halklarının birliğine ivme kazandıracaktır.” ifadesini hatırlatan Tatar, Aliyev’e davetlerinden dolayı teşekkür etti.
“Denktaş bir barış savunucusuydu”
Ataoğlu da Denktaş’ın Kıbrıs Türk halkının unutulmaz liderlerinden olduğunu, Denktaş’ın hayatını Kıbrıs Türk halkının bağımsızlığı için adadığını söyledi.
Denktaş’ın 1960’lardan itibaren Türklerin yaşadığı baskılara karşı mücadele etmeye başladığını ve KKTC’nin kurulmasına öncülük ettiğini dile getiren Ataoğlu, “Kıbrıs Türk halkı, sesini onun sayesinde duyurdu. Denktaş, bir barış savunucusuydu. Diyalog yoluyla çözüm arayışını hep destekledi.” diye konuştu.
Ataoğlu, Denktaş’ın fotoğraf makinesini yanından hiç ayırmadığını anımsattı.
Büyükelçi Korukoğlu, Denktaş’ın hayatı boyunca KKTC’nin bağımsızlığı için mücadele ettiğini ve Kıbrıs Türkü’nün sesini tüm dünyaya duyurmaya çalıştığını söyledi.
Denktaş’ın fotoğraf çekmeyi çok sevdiğini belirten Korukoğlu, bugün açılan sergide Denktaş’ın çektiği karelerin yer aldığını dile getirdi.
“Siyasi hayatının yanı sıra sanatçı, yazar ve şair olarak da önemli bir şahsiyet haline gelmiştir”
Raev de Denktaş’ın 88 yıllık ömrünü Kıbrıs Türkü’nün hürriyetine adadığını vurgulayarak, “Hayatı mücadele ile dolu, ülkesine sınırsız sevdayla bağlı olan, siyasi hayatının yanı sıra sanatçı, yazar ve şair olarak da önemli bir şahsiyet haline gelmiştir.” dedi.
Fotoğrafçı kimliğiyle de bilinen Denktaş’ın resmi görüşmelerinde bile fotoğraf makinesini yanında taşıdığını anlatan Raev, “Ülkesinin kültürel değerlerini, coğrafyasını, örf ve adetini çekmiştir. ?, Amerika’da, Avrupa’da, Türk dünyasında ve Türkiye’de fotoğraf sergileri açmıştır. Fotoğrafları çeşitli kitaplarda, broşür ve takvimlerde kullanılmıştır.” ifadesini kullandı.
Konuşmaların ardından Raev tarafından Yılmaz, Tatar, Ataoğlu ve Korukoğlu’na plaket takdim edildi ve daha sonra panele geçildi.
]]>Temeli 1934 yılında atılan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sanayi kuruluşlarından SEKA Kağıt Fabrikası, restore edilmesinin ardından 2016’da müze olarak hizmete açıldı. Kağıt üretim sürecinde kullanılan makine ve teçhizatların sergilendiği müzede Dünya Fotoğrafçılık Günü olan 19 Ağustos 2022’de “Fotoğraf Teknolojileri Müzesi” de kuruldu. İzmit’te yaşayan ve 6 Ağustos 2021’de vefat eden fotoğrafçı ve yazar İlker Kumral’ın koleksiyonunda bulunan 310 fotoğraf makinesi, 2010’da Büyükşehir Belediyesi tarafından satın alındı. Kumral’ın özenle biriktirdiği ve gözü gibi baktığı bu değerli parçalar, Fotoğraf Teknolojileri Müzesi’ne konuldu.
İğne deliği ile fotoğraf deneyimi
163 yıllık kamera başta olmak üzere körüklü fotoğraf makineleri, filmler ve yardımcı ekipmanların sergilendiği müzede, fotoğraf ve kameranın icadına yol gösterici olan “camera obscura” alanı da bulunuyor. Karanlık oda ya da kutu olarak bilinen bu görüntü üretme mekanizmasında vatandaşlara iğne ucu genişliğindeki delikten içeri giren ışıktan nasıl görüntü oluşturulduğu gösteriliyor.
Fotoğrafın ve fotoğraf makinelerinin tarihinin anlatıldığı bilgilendirici yazılar ile donatılan müzede, en yoğun ilgi de casus makinelere gösteriliyor. Bu bölümde en dikkati çeken ürün ise 1969 yapımı “Majestelerinin Gizli Servisinde (On Her Majesty’s Secret Service)” filminde James Bond’un kullandığı “Minox B”nin aynısı fotoğraf makinesi oluyor.
İlker Kumral’ın zengin koleksiyonu sergileniyor
SEKA Kağıt Müzesi Koleksiyon yöneticisi Arkeolog Salim Saraç, Fotoğraf Teknolojileri Müzesi’nin SEKA Kağıt Müzesi’nin matbaa bölümünde kurulduğunu söyledi. Müzede sergilenen fotoğraf makinelerinin İlker Kumral’ın koleksiyonu olduğunu ifade eden Saraç, “2010 yılında Büyükşehir Belediyemiz, İlker Kumral’dan fotoğraf makinelerini satın aldı. Zaten belediyemizin müze kurma fikri vardı. Bu fikri 2022 yılında faaliyete geçirdik” dedi.
“Depodaki vitrine, vitrindeki depoya koyarak sirkülasyon sağlıyoruz”
Müzede 310 fotoğraf makinesinin ve yardımcı ekipmanların sergilendiğini ifade eden Saraç, “Bir bu kadar da depoda ekipmanımız var. Farklı zamanlarda depodaki vitrine, vitrindeki depoya koyarak sirkülasyon sağlıyoruz. Toplamda bine yakın fotoğraf makinemiz bulunmaktadır. Müzemizde 1860 yılındaki körüklü fotoğraf makinelerinden başlayarak, 2011 yılındaki dijital makinelere kadar birçok eser var. Burada bunları kronolojik sıraya göre dizip, gelen insanlara makineler üzerinden fotoğrafın tarihini anlatıyoruz” diye konuştu.
“Hepsi gerçek”
Saraç, camekanlı alan içerisinde casus makinelerin de sergilendiğini kaydederek, “James Bond’un 1969 yılındaki filminde kullandığı casus makinenin bir benzeri de müzede sergilenmektedir. Minyatür makineler bölümümüz var. Özellikle Soğuk Savaş döneminde casusların kullandığı makineler var. Aslında literatürde minyatür makine diye geçer ama halk tarafından casus makineler diye bilinir. 20’ye yakın minyatür casus makineler var. Hepsi gerçek, kişilerce kullanılmış makinelerdir” ifadelerini kullandı.
“Film banyomuz bulunmaktadır”
Fotoğraf Teknolojileri Müzesi’nin pazartesi günleri hariç diğer günler 09.00-17.30 saatleri arasında ziyarete açık olduğunu belirten Saraç, “Ücretsiz hizmet vermektedir. Rehberlik turlarımız mevcuttur. Müzemizde ayrıca iğne deliği yani camera obscura bölümü bulunmaktadır. Ayrıca fotoğraf meraklıları için film banyomuz bulunmaktadır” şeklinde konuştu.
“Türkiye’deki 3’üncü en büyük fotoğraf müzesi”
Salim Saraç, Kocaeli’de fotoğrafa ilginin yoğun olduğunu da vurgulayarak, “Kentte iki fotoğraf derneği var. Dernekler fotoğraf turlarında burayı özellikle kullanıyorlar. Vatandaşın da ilgisi güzel. İlkokul ve ortaokul öğrencilerinin de ilgisi var. Müzemize Türkiye’deki 3’üncü en büyük fotoğraf makinesi müzesi diyebiliriz” dedi. – KOCAELİ
]]>NATO Müttefik Hava Komutanlığı’nın birçok tatbikata davet ettiği Türk Hava Kuvvetleri’ne (THK) ait savaş uçağı, İHA ve diğer uçakları havada fotoğraflayan Cem Doğut, hava fotoğrafçılığını anlattı.
Profesyonel olarak 2011 yılında THK’nin 100’üncü kuruluş yıl dönümünün kutlandığı hava gösterilerinde havacılık fotoğrafçılığına adım atan Cem Doğut, birçok savaş uçağı, İHA ve diğer uçakları havada fotoğrafladığını söyledi. THK’nin 100’üncü yıl etkinliğiyle havacılık fotoğrafçılarına bakışının değiştiğini belirten Doğut, “Etkinliğe katılan çok sayıda yerli ve yabancı havacılık fotoğrafçısı olması nedeniyle başta Anadolu Kartalı tatbikatlarında havacılık fotoğrafçıları günü (Spotter Day) yapılmaya başlandı. Yaptığımız iş aslında gönüllü olarak hava kuvvetlerinin tanıtımını yapmak olduğu için bu her iki taraf için karlı bir ilişki” dedi.
HAVADA MUHTEŞEM LAR
Doğut’un fotoğrafları arasında uçuş esnasında Panter Filoya ait F-4E/2020 Phantom II uçağı, Alanya üzerinde Erken İkaz ve Komuta Kontrol uçağı olan E-7T, Anadolu Kartalı Tatbikatı’nda gece uçuşu için hazırlanan F-16D uçağı, Antalya Havalimanı üzerinde KC-135R tanker uçağı, TUSAŞ tarafından geliştirilen eğitim uçağı HÜRKUŞ, Özgür Projesi kapsamında milli imkanlarla modernize edilen ilk F-16C Block 30 uçağı, Polonya’da Türk bayrağını dalgalandıran 161’inci filoya ait F-16C, Baltık Hava Polisliği görevinde Hel Yarımadası’nda devriye uçuşundaki Savaşan Şahin, NATO görevinde uçan F-16’lar gibi çok sayıda THK’ye ait uçağın fotoğrafı bulunuyor. Çekimlerde gün batımında Van Gölü üzerinde Bayraktar TB-2, Erciyes Dağını selamlayan A400M uçağı, Deniz Kuvvetleri’ne ait P-72 Deniz Karakol Uçağı fotoğrafları da bunlar arasında yer alıyor.
TÜRK HAVA KUVVETLERİ’NE KİTAP HAZIRLADI
O dönemde THK envanterindeki Phantom uçaklarını anlatacak bir kitap hazırlamak için başvuruda bulunduğunu belirten Cem Doğut, “2014 yılında THK’nin izni ve desteğiyle ‘Türk Hava Kuvvetleri’nde F/RF-4E Phantom II’ adlı bir kitap hazırlamaya başladım. Bu kitap, Ocak 2023’te yayımlandı. Bu süreçte THK’ye ait KC-135R tanker uçağından, envanterimizde bulunan diğer savaş uçaklarını havadan havaya fotoğraflama şansım oldu. Böylece askeri uçaklarda uçma şansına erişen az sayıdaki fotoğrafçıdan biri oldum” diye konuştu.
THK ile ilgili başka bir kitabın hazırlıklarına devam ettiğini de söyleyen Doğut, “Kitap için çalışmalarım devam ederken tatbikatları ve halka açık hava gösterilerini takip etmeye başladım. Buralarda çektiğim fotoğraflar ile makaleler hazırlamaya başladım. 2019 yılından itibaren Defence Turkey’de yazar ve havacılık fotoğrafçısı olarak çalışmaya başladım. Ayrıca uluslararası havacılık dergilerinde de makalelerim yayımlandı” dedi.
UÇUŞ ESNASINDA ÇEKİMİ
Havacılık fotoğrafçılığının tanınırlığını artırmak ve gelişimine destek olmak için uzun yıllardır uğraş verdiğini kaydeden Doğut, “2018 ve 2019 yıllarında EurasiaAirshow ve Teknofest etkinliklerinde ‘Havacılık Fotoğrafçıları Koordinatörü’ olarak çalıştım. EurasiaAirshow’da Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen ve birden fazla havacılık fotoğrafçısının katılımıyla sivil bir uçaktan havadan havaya fotoğraf çekimlerinde yer aldım. Dünyada sıkça yapılan havadan havaya fotoğraf çekimlerinin Türkiye’de de yapılabileceğini göstermiş olduk. Bu çekimde Türk Hava Kurumu’na ait bir uçakta uçarken Airshow’a katılan Türk Hava Kuvvetleri, Çek ve Polonya Hava Kuvvetleri’ne ait savaş uçaklarını uçuş esnasında fotoğrafladık” diye konuştu.
NATO, DAVET ETTİ
Sonrasında yurt dışındaki etkinlikleri takip edip, buralarda da fotoğraf çekmeye, makaleler yazmaya devam ettiğini belirten Doğut, şunları anlattı:
“Bu etkinliklerden en önemlisi 2021 yılında Türk Hava Kuvvetleri’nin Polonya’da katıldığı Baltık Hava Polisliği görevi için NATO Müttefik Hava Komutanlığı tarafından düzenlenen PHOTEX oldu. Polonya Hava Kuvvetleri’ne ait C295M kargo uçağının rampasından Türk Hava Kuvvetleri’nin 161’inci filosuna ait 2 adet F-16C Savaşan Şahin uçağını havadan havaya fotoğraflama şansım oldu. Bu uçuşta çektiğim fotoğraflar dünyadaki çeşitli havacılık dergilerinde yayımlandı. Gene bu çekim ile ilk kez bir Türk havacılık fotoğrafçısı, yurt dışında düzenlenen havadan havaya çekime katılmış oldu. NATO Müttefik Hava Komutanlığı, daha sonra beni farklı hava kuvvetleri ile düzenlediği çekimlere davet etti. Bu sayede Türk havacılık fotoğrafçılarının da uluslararası standartlarda fotoğraflar çekebileceğini göstermiş olmaktan çok mutluyum. Umarım ilerleyen dönemde benzer havadan havaya çekimleri diğer arkadaşlarımızla ve Türk Hava Kuvvetleri ile yurt içinde de yapabiliriz.”
]]>BURSA’da, yabancı dil öğretmeni olarak çalıştığı özel okulda, sınavından 100 tam puan aldığı için ödül olarak kahve ikram etme bahanesiyle evine davet ettiği 14 yaşındaki kız öğrencisine cinsel istismarda bulunduğu suçlamasıyla tutuklu yargılanan S.Y. (38), ‘cinsel istismar’dan 10 yıl, ‘hürriyeti yoksun kılma’ suçundan ise 2,5 yıl olmak üzere toplam 12,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Bursa’da, özel bir okulda yabancı dil öğretmenliği yapan S.Y., sınavından 100 tam puan alan öğrencilerine, ödül olarak kahve ısmarlama sözü verdi. S.Y., 16 Haziran’da sınavından tam puan alıp verdiği sözü hatırlatan kız öğrencisi Ö.K.’yi, evine davet etti. Eşinden boşanan öğretmen S.Y., birlikte kahve ve şarap içtiği öğrencisine cinsel istismarda bulundu. Öğretmen ile öğrencisi arasındaki iletişim, daha sonra cep telefonu ile cinsel içerikli mesaj, fotoğraf ve kamera görüntülerinin gönderilmesiyle devam etti.
AİLESİ CEP TELEFONUNDA LARINI GÖRDÜ
Kızının hareketlerinden şüphelenen ailesi, cep telefonunu alıp konuştuğu kişileri ve telefonunun fotoğraf galerisini inceledi. Aile, öğretmen S.Y.’nin kızlarına cinsel istismarda bulunduğunu, birbirine cinsel içerikli fotoğraflar gönderdiğini belirledi. Ö.K.’nin telefonundan S.Y.’ye mesaj atan aile fertleri, bir kafede buluşmak istedi. Belirlenen kafeye kızlarıyla giden aile burada bekleyen öğretmen ile önce tartıştı sonra kavga etti. Yaşanan arbedenin ardından aile bireyleri, öğretmenin otomobilinin camlarını kırıp lastiklerini patlattı.
‘BANA YAŞINI SÖYLEMEDİ’
Ailenin şikayeti üzerine gözaltına alınan S.Y., tutuklanarak cezaevine gönderildi. Savcılık soruşturması sonunda hakkında, Bursa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde, ‘çocuğu müstehcen yayınları okumaya ve seyretmeye teşvik’, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ ve ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçlarından 9,5 yıldan 22 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan S.Y., savunmasında, “Olayların bu noktaya geleceğini düşünmedim. Çok büyük hata yaptım. Pişmanım. Ayrıca kendisinin 15 yaşından büyük 16 yaşlarında olduğunu sanmıştım. Bana yaşıyla ilgili hiçbir şey söylememişti” dedi.
S.Y.’nin avukatı Sedat Gülen de müvekkilinin, öğrencisinin yaşını bilmesinin mümkün olmadığını belirtip, “Müvekkilim, Ö.K.’nin yaşı konusunda hataya düşmüştür. 16 yaşında olduğunu bilerek hareket etmiştir. 14 yaş 11 aylık olan Ö.K.’nin, öğretmenine göndermiş olduğu fotoğraflarda 15 yaşından büyük gösterdiği açıktır Ayrıca bu ilişkide zorlama yoktur. Müvekkilim sadece bir aylık bir süreyle ilgili olarak yüklenen suçtan yargılanmaktadır. Eğer bu bir aylık süre de geçmiş olsaydı rıza da olduğundan ortada suç olmayacaktı” diyerek beraatini talep etti.
CEP TELEFONUNDAKİ GÖRÜNTÜLER İÇİN DE DAVA AÇILDI
Yargılama devam ederken, cep telefonunda kız öğrencisine ait cinsel içerikli mesaj, görüntü ve fotoğraflar bulunan tutuklu sanık hakkında, genel ahlaka karşı suçlar kapsamındaki ‘müstehcenlik’ suçundan da 2,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Dosya, Bursa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davayla birleştirilirken, S.Y., öğrencisinin kendisine gönderdiğini iddia ettiği cinsel içerikli fotoğraf ve mesajların cep telefonunda kayıtlı kalmasının suç olduğunu bilmediğini iddia etti.
Sanık avukatı Sedat Gülen de müvekkilinin, öğrencisine ait görüntü ve fotoğraflarını, cep telefonunda tutmasının suç olduğunu bilmesinin mümkün olmadığını belirterek, ayrıca bu fotoğraf ve görüntüleri öğrencisinin kendi rızasıyla gönderdiğini söyledi.
‘SUÇ OLDUĞUNU BİLMİYORDUM, BERAATİMİ İSTİYORUM’
Bursa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki karar duruşmasına tutuklu sanık S.Y. ile öğrencinin yakınları ve taraf avukatları katıldı. S.Y. son savunmasında da önceki ifadelerini tekrarlayarak, “Mesaj ve görüntülerin suç olduğunu bilmiyordum. Bilsem hemen silerdim. Ayrıca öğrencimin yaşının 14’ten büyük olduğunu düşünüyordum. Beraatimi istiyorum” dedi.
Mahkeme heyeti, suçunu sabit gördüğü S.Y.’ye, ‘cinsel istismar’ suçundan 10 yıl, ‘hürriyeti yoksun kılma’ suçundan da 2,5 yıl olmak üzere toplam 12,5 yıl hapis cezası vererek, tutukluluk halinin devamına hükmetti. S.Y.’ye ‘müstehcen görüntüleri depolama’ suçundan verilen 1 yıl 8 ay hapis cezasında ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi.
]]>