TGC’nin açıklamasında, gazetecilerin 2024 yılında da Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü yine işsizlik, sansür, otosansür, tehdit, fiziksel saldırı, dava, haksız gözaltı ve tutuklulukların baskısı altında karşıladığı vurgulandı. Açıklamada, düşünce kuruluşu Freedom House’un yayınladığı 2024 Dünyada Özgürlük Raporu’nda, Türkiye’nin özgürlük puanında son 10 yılda en fazla düşüş yaşayan ülkeler arasında yer almayı sürdürdüğüne de dikkat çekildi.
“BASIN KARTI SAHİBİ OLUNMASI ZORUNLU TUTULUYOR”
TGC’nin açıklaması şöyle:
“Bir gazetecinin yazdığı haber nedeniyle tehdit edilmesi, fiziksel saldırıya uğraması, saldırganların cezasız kalması suç olmasına rağmen cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Gazetecilerin yaptıkları araştırma dosyalarının, nitelikli haberlerin, birçok işveren tarafından kar ve siyasi avantaj uğruna feda edildiğini görüyoruz. Gazeteciler bu dönemi ‘Asıl yapamadığımız, ya da yaptığımız ama yayınlanmasına izin verilmeyen çalışmalarımızın haber olduğu dönem’ diye tanımlıyor. Gazetecilerin sigortasız, düşük ücretlerle, sendikasız, editoryal bağımsızlık olmadan çalıştırılması, haksız yayın yasakları ve erişim engeli kararları haberin özgürce yurttaşlara ulaşmasını engelliyor. Basın İlan Kurumu’nun haksız ilan ve reklam kesme, ilan hakkını iptal etme kararları, RTÜK’ün yayın durdurma ve verdiği yüksek para cezaları bağımsız gazeteciliği tehdit ediyor. İktidarın kamuoyu yararına olmayan faaliyetlerini haber yapan gazetecilerin basın kartları İletişim Başkanlığı tarafından ya verilmiyor, ya da iptal ediliyor. Valilikler ise gazetecilerin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde olduğu gibi sahada etkinlikleri izlemesi için basın kartı sahibi olmasını zorunlu tutuyor. Gazetecilerin çalıştıkları iş yerlerinin ya da bağlı oldukları basın meslek örgütlerinin verdiği kimlik kartlarıyla görev yapmalarına engel oluyor.”
POLİS ‘SÜPÜRÜN’ EMRİ VEREBİLİYOR
Açıklamada, polisin 1 Mayıs’ı kutlamak için Taksim’e çıkmak isteyenleri gözaltına almak isterken görüntü çeken gazetecilerin “süpürülmesi” yönünde talimat verilmesine de değinildi ve şu ifadelere yer verildi:
“İktidar basın özgürlüğünün var olduğunu savunurken, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde bir polis haber yapmak için sahada bulunan gazetecileri engellemek için ekiplere ‘süpürün’ emrini verebiliyor. Ülkenin hemen her yerinde gazetecilere ‘haber yapmasınlar’ diye biber gazı sıkılıyor. İşverenleri tarafından gaz maskesi bile verilmeyen gazeteciler sahada tüm bu zorluklara rağmen yurttaşların haber alma kanallarını açık tutmak için özveriyle çalışıyor. Son 15 yılda bine yakın gazetecinin tutuklandığı ülkemizde 16 gazeteci yaptıkları haberler nedeniyle hala cezaevlerinde tutuluyor.
Gazeteciler dönemlerin tanığıdır, tarihe not düşerler. Bu nedenle ısrarla diyoruz ki ‘gazetecilik suç değildir’. Gazetecilik halkın haber alma, bilgilenme hakkına hizmet eden saygın, onurlu bir meslektir. Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde tekrar hatırlatıyoruz. Gazeteciler bedeller ödeseler de kamuoyunu aydınlatmaktan geri durmayacaklar. Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünden söz edebilmek için haberin özgürce dolaşabildiği, cezaevindeki meslektaşlarımızın serbest kaldığı bir toplum olmalıyız. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü mesleğini özenle ve özveriyle yapan bütün gazetecilere kutlu olsun. Umuyoruz ki gelecekte, demokrasinin yeşerdiği, cezaevlerinde gazetecisi bulunmayan aydınlık ve barışçıl bir ülkede 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü gururla kutlayacağız”
]]>
CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde nisan ayı Basın Özgürlüğü Raporu’nu açıkladı. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü ve nisan ayı Basın Özgürlüğü Raporu’yla ilgili değerlendirmelerde bulunan Çakırözer, Türkiye’de gazetecilerin görevlerini yapamaz hale getirildiğini söyledi. Çakırözer, depremlerde, maden facialarında, yangınlarda, seçimlerde dahi gazetecilerin haber yapmasının, halkın haber alma hakkının ortadan kaldırıldığını vurguladı.
Çakırözer açıklamasında şunları söyledi:
“Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Ancak Türkiye’de basın özgürlüğünün kutlanacak hali yok. Nisan ayında gazeteciler tam 66 kez hakim önüne çıkarak haberini, paylaşımını savunmak zorunda bırakıldı. Gazeteciler ev baskınlarıyla gözaltına alındı. 10 gazeteci gözaltına alındı, bunlardan üçü tutuklandı. Gazeteciler yine hedef gösterilmekte, saldırıya uğramakta. İslahiye’nin Sesi gazetesi kurşunlandı. Gazeteciler eski bakanlar tarafından hedef gösterildi. Yine Türkiye’de Sinan Ateş gibi önemli bir davada aylar boyu iddianame ortaya konmazken, bu süreci haberleştiren gazeteci hakkında jet hızıyla dava açıldı, üç yıl hapis istendi. Gazeteciler Sansür Yasası nedeniyle yine soruşturmalara uğramakta. En son İsmail Saymaz hakkında soruşturma başlatıldı. Yine Anadolu’nun dört bir yanında gazeteciler yaptıkları haberler nedeniyle davalar, soruşturmalarla karşı karşıyalar.
ERİŞİM ENGELLERİYLE ONLARCA HABER MAALESEF BİLİNEMEZ, DUYULAMAZ, OKUNAMAZ HALE GETİRİLDİ
Basın özgürlüğünün bir başka sorunlu alanı olan erişim engelleri konusunda da yine bir çok belgeli, gerçek haber erişime engellendi, ucu iktidara, iktidarın Anadolu’daki temsilcilerine dayandığı için. Erişim engelleri konusunda da yine onlarca haber maalesef bilinemez, duyulamaz, okunamaz hale getirildi. Türkiye’de öyle bir ortam var ki artık maalesef gazeteciler görev yapması gereken yerde görevini yapamaz hale getirildi. Depremlerde, maden facialarında, yangınlarda, seçimlerde dahi gazetecilerin haber yapması, halkın haber alma hakkı ortadan kaldırılmakta.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE DURUMUMUZ VAHİM
İşin özü, Türkiye’de basın özgürlüğünde 3 Mayıs’ta maalesef durumumuz vahim. Nasıl düzelir bu tablo? Bu tablo demokrasiyle düzelir, basının önünü açmakla düzelir. Türkiye’yi artık dünyada basın özgürlüğünde en dipteki ülkeler arasından kurtarmamız gerekiyor. Bu vahim tabloya artık bir ‘dur’ deme zamanı çoktan gelmiş durumda.”
3 GAZETECİ TUTUKLANDI
Çakırözer’in hazırladığı rapora göre basın özgürlüğü alanında yaşanan ihlaller şöyle:
Nisan ayında gazeteciler haberleri, yazıları, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek 66 kez hakim karşısına çıktı. 10 gazeteci gözaltına alındı, 3’ü tutuklandı. İstanbul, Ankara ve Urfa’da gerçekleştirilen ev baskınlarında Mezopotamya Ajansı ve Yeni Yaşam Gazetesi’nden 9 gazeteci gözaltına alındı. Gözaltına alınan gazetecilerden 3’ü tutuklandı. İstanbul’da Mecidiyeköy metro durağında mülteci bir kadının darp edilerek gözaltına alınmasını görüntüleyen gazeteci Ekim Veyisoğlu gözaltına alındı.
Gazetelere yönelik saldırılar ile siyasilerin gazetecileri hedef gösteren açıklamaları Nisan ayında da devam etti. Gaziantep’in İslahiye ilçesinde İslahiyenin Sesi gazetesinin ofisi kurşunlandı. İçişleri eski Bakanı Süleyman Soylu katıldığı bir programda gazeteciler Timur Soykan, Murat Ağırel ve Fatih Altaylı’yı hedef gösterdi. İsrail’in Gazze Şeridi’ne yaptığı saldırılarda TRT Arabi ekibi kameramanı Sami Şahada yaralandı.
Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin davada soruşturma 16 aydır tamamlanamazken, cinayete ilişkin bilirkişi raporunu haberleştiren T24 Muhabiri Asuman Aranca hakkında dava açıldı. Aranca hakkında 3 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenledi. Davanın asıl iddianamesi de haberi yapan gazeteci Aranca’ya açılan davadan sonra geldi. Gazeteciler hakkında sansür yasası gerekçe gösterilere soruşturmalar açılmaya devam etti. Gazeteci İsmail Saymaz hakkında Gaziosmanpaşa’da 31 Mart seçimlerindeki oyların yeniden sayımında çıkan gerginlikle ilgili paylaşımı nedeniyle ‘halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak’ ve ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Erzincan Ergan’da mera alanlarına yapılmak istenen taş ocağı projesini haberleştiren gazeteci Duygu Kıt hakkında soruşturma açıldı. Gazeteci Oktay Candemir hakkında 31 Mart yerel seçiminde AKP’den Van Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı olan Abdulahat Arvas’ın şikayeti üzerine soruşturma açıldı. Cumhuriyet gazetesi yazarı, sanatçı Müjdat Gezen hakkında yazsısı nedeniyle 50 bin TL’lik tazminat davası açıldı.
Basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını kısıtlayan ihlaller arasında yer alan erişim engellerine Nisan ayında da devam edildi. İstismar, dolandırıcılık, görevi suistimal iddialarını konu alan haberler erişime engellendi. Erişim engelleri alanında çalışmalar yürüten EngelliWeb ve FreeWeb verilerine göre Nisan ayında erişime engellenen haberler şöyle:
“Ağrı İl Kültür ve Turizm Müdür Vekilinin çocuk sporculara cinsel istismarda bulunduğu iddialarına ilişkin paylaşım ve haberler, Elazığ’da 8 kız öğrencinin okul müdürü tarafından cinsel tacize uğradığı iddiası hakkındaki haberler, Nwork isimli şirketin saadet zinciri oluşturduğu ve buna katılanların dolandırıldığına ilişkin haberler, Emniyetteki Menzil yapılanması ve eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bu yapılanmadaki rolüyle ilgili köşe yazısı, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun soyismine benzer şekilde Esenler’de içinde ‘Gök’ geçen çok sayıda sokak isminin yer aldığıyla ilgili haber, The Sun gazetesi muhabirinin Türkiye’deki sağlık turizmi hakkında yaptığı haberler, kayyım atanan şirketlerde danışman olarak görevlendirilen ve Bilal Erdoğan ile yakınlığıyla bilinen Murat Teksöz hakkındaki haber.”
]]>
(İSTANBUL) – 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Örgütü’nün 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi, Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından bulunduğu noktayı gözler önüne serdi. Türkiye, 180 ülkenin yer aldığı endekste basın özgürlüğü sıralamasında 158’inci sırada yer aldı. Örgütün Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, “Ne yazık ki Türkiye’de iktidar merkezli baskıların, yargı üzerinden tercüme edilen baskıların sektörü gerçekten işlevsiz hale getirmeye başladığını görüyoruz” dedi.
RSF örgütünün 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi açıklandı. Buna göre Türkiye, 180 ülke içerisinde 158’inci sırada yer bulabildi. Geçen yıl 165’inci sırada olan Türkiye’nin yedi sıralık ilerleyişi, medya özgürlüğü açısından bir iyiye gidiş olarak yorumlanmadı, medya özgürlüğü durumu itibarıyla Türkiye “çok vahim” kategorisinde kaldı. Endekse göre, Norveç ilk sıradaki konumunu korurken son sırada Eritre yer aldı.
Türkiye’nin sırılamadaki yükselişinin, geçen yılki endekste Türkiye’nin önünde yer alan Hindistan, Azerbaycan, Rusya, Belarus ve Bangladeş gibi ülkelerin son bir yılda özellikle “politik” ve “güvenlik” göstergeleri bakımından daha büyük kayıp vermesinden kaynaklandığına vurgu yapıldı.
Ayrıca, seçim sürecinde kamu yayıncılığının tarafgirliğinin, onlarca gazetecinin tutuklanmasının ve cezasızlık gibi gelişmelerin Türkiye’yi, medyaya yönelik “politik” faktörler bakımından en çok gerileyen ülkelerden biri haline getirdiğine işaret edildi. Gazeteciler hakkında 6 Şubat merkezli Kahramanmaraş depremlerinin ardından “dezenformasyon” iddiasıyla yürütülen soruşturmaların ve kovuşturmaların da işlerin “yasal” alanda da iyi gitmediğinin gözler önüne serildiğine de hatırlatma yapıldı.
TÜRKİYE, 2002’DE 99’UNCU SIRADAYDI
Raporda, “Türkiye, Doğu Avrupa ve Orta Asya (EECA) bölgesinde siyasi gösterge olarak en ciddi gerileme yaşayan ülkelerden oldu. Genel skor olarak 2023’te 100 üzerinden 33,97 puan toplayan Türkiye, 2024’te 31,6 ile (2,37 puanlık kayıp) yetinmek zorunda kaldı” bilgisine yer verildi. Ayrıca, “Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin yeniden seçilmesi endişe kaynağı. Türkiye, gazeteci tutuklamaya devam ediyor, neredeyse sistematik online sansür ve yargı kontrolüyle medyayı zayıflatmayı sürdürüyor” tespiti de öne çıktı. Türkiye, 2002 yılında 99’uncu sırada kendine yer bulduğu sıralamada 2016’da 151, 2017’de 155, 2018 ile 2019’da 157’nciliğe kadar gerilemiş, 2020’de 154, 2021’de 153, 2022’de 149, geçen yıl da 165’inci sırada gösterilmişti.
EROL ÖNDEROĞLU: “ONLARCA GAZETECİNİN TUTUKLANDIĞINA ŞAHİT OLDUK”
Rapora ilişkin RSF örgütü Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, rapora ilişkin İstanbul’da ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu. “Sıra olarak Türkiye’nin ilerlemesini yanılsama olarak” yorumlayan Önderoğlu, şunları söyledi:
“Türkiye’nin önünde ve arkasında yer alan ülkelerdeki durumla da bağlantılı. Sıralamaya baktığımız zaman bu gelişme, Türkiye’de medya özgürlüğü lehinde olup bitenlerle bir alakalı değil çünkü Türkiye’de bu yönde olumlu gelişme pek yaşanmadı. Oldukça zor bir yılı geride bıraktık ama Rusya, Suriye, Bangladeş, Hindistan gibi ülkelerdeki özellikle güvenlik ve politik parametrelerin daha da kötüye gitmesi nedeniyle, Türkiye’nin gerisine düşmüş olmalarıyla ilgili Türkiye’nin ilerlemesi. Tabii acı bir tablo çünkü yıllardan beri Türkiye, kendi kapasitesiyle, harekete geçen sivil toplum toplumuyla, medya özgürlüğünün sorunlarını canhıraş dile getiren muhalefet milletvekilleriyle ya da davalarda dayanışma gösteren gazetecilerin faktörüyle değil; ne yazık ki başka ülkelerin daha kötüye gidişiyle beslenen bir ülkeymiş gibi görüntü veriyor. Ne yazık ki Türkiye’de iktidar merkezli baskıların, yargı üzerinden tercüme edilen baskıların sektörü gerçekten işlevsiz hale getirmeye başladığını görüyoruz. Birkaç örnek vermek gerekir belki. İşte seçim döneminde, seçimler öncesinde ve sonrasında onlarca gazetecinin kitleler olarak tutuklandığına tanık olduk. Herkes seçim döneminde olumsuz bir şeylerin yaşanacağına düşüncesine kapılıyordu. Nitekim bu doğrulandı ve toplu gazeteci tutukluluğuna tanık olduk. Bu aynı zamanda hukukun bağımlılığına da işaret eden ve hukuk devletinin de ne kadar zayıflatıldığına da işaret.”
“GAZETECİLERE ŞİDDETTE CEZASIZLIK KURAL OLDU”
Sulh ceza hakimliklerinin erişim engelleme kararlarına da değinen Önderoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Diğer bir örnek, neredeyse günlük bir mesele haline gelen online sansür meselesi. Burada da aktör olarak sulh ceza hakimliklerini görüyoruz. Sulh ceza hakimliklerinin yargı mekanizması içerisinde yer aldığını biliyoruz fakat sulh ceza hakimlikleri, gerekçesiz ve seri sansür kararlarıyla aslında siyasi mekanizmanın bir aktörüymüş gibi devreye giriyorlar. Onun dışında özellikle politik temeli olan gazetecilere yönelik şiddette, buna dair soruşturma ve yargılamalarda aslında cezasızlığın çok belirgin bir kural olduğunu da görüyoruz. Tüm bu faktörlerden şunu söyleyebiliriz. Medya sektörüne uzanan politik el, sektörü oldukça tehdit eder bir noktaya geldi ve Türkiye’nin demokratik kurumsallığı açısından bunun bir göz boyamadan öteye gitmediğini görebiliyoruz. Dışarıdan da görülüyor. En belirgin kazanım olarak belki Türkiye’de canlı sivil toplum hareketliliği ve gazeteci dayanışması dışında halen temel özgürlüklerde aktif rol alan Anayasa Mahkemesi’ni görebiliyoruz. Dolayısıyla bunlar Türkiye’nin RSF endeksinde daha da dibe gitmesine engel olan kazanımlar fakat Türkiye’nin çok daha ileri ve hak ettiği yerlere gidebilmesi çok büyük bir siyasi iradeye ve çok büyük bir toplumsal uzlaşıya, Türkiye’de şeffaf toplumun tekrardan gündeme getirilmesi için çok daha büyük bir ittifaka ihtiyaç var. Demokrasi ve halkın haber alma hakkı ancak bu şartlarda temel olarak güvence altına alınabilir.”
“HER 3 AYDA 200 KİŞİ MAHKEMELERE ÇIKIYOR”
Erol Önderoğlu, gazetecilerin hukuksal açıdan yaşadığı zorlukları da dile getirerek, şunları anlattı:
“Türkiye’de her üç ayda bir 200’den fazla medya temsilcisi mahkemelere çıkıyor. Her üç ayda bir 10-15’i mahküm oluyor; 10-15’i beraat ediyor fakat bu yargılamaların sonunun gelmediğini görüyoruz. Dolayısıyla oldukça kutuplaşmış bir medya sektörü de gözlemliyoruz. İktidarın, medya sahiplerinin yüzde 85’ten fazlasını denetlediği, diğer eleştirel ya da bağımsız medya çevrelerinin, yüzde 10-15’le sıkıştırıldığı ama online sansür ve keyfi kovuşturmalarla boğuştuğu bir zehirli bir ortam diyebiliriz. Dolayısıyla buna dair kayda değer bir dayanışma var. Medyanın ne kadar Türkiye toplumu için önemli olduğunu bilen çevreler de var. Onların dayanışması da oluyor. Bu, insanları ayakta tutuyor. Bu inanç gazeteciliği çekici bir meslek olarak ayakta tutuyor fakat ekonomik darboğaz, mütevazı şartlarda yayın yapan gazeteleri de dize getirmeye yakın. O nedenle atılıma geçmemiz lazım çünkü sonsuza dek bir eleştirel ya da bağımsız çevresinin kendisini var etmesi mümkün olmuyor. Toplumun gazetecilere, gazetecilerin de kendi sektörlerine, yapay zekanın ve sosyal medya platformlarının müdahalesini iyi görmeleri için belirli hazırlıklara da girişmeleri zorunlu diye düşünüyorum.”
“DEZENFORMASYONU ÜRETENLER, SİYASİ AKTÖRLER”
Raporda yer alan diğer ülkelerdeki durumlara da değinen Önderoğlu, “Medya özgürlüğünü güvencesiz bırakan aktörlerin başında siyasi aktörler geliyor ve birçok ülkede asıl dezenformasyonu üreten faktörlerin başında da yine siyasi aktörlerin geldiğini görüyoruz. Medyaya belirli bir yasal ve belirli bir sektörel güven getirmesi gereken siyasilerin aslında en en başında rollerinden feragat ettiklerini görüyoruz. Bu da endişe verici tabii ki” diye konuştu.
Erol Önderoğlu, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü için Türkiye’deki meslektaşlarına “direnç ve dayanışma” dileğini iletti.
]]>Gazeteciler Cemiyeti’nin Avrupa Birliği finansal desteği ile yürütmekte olduğu M4D Projesi kapsamında düzenlediği “Gazeteciliğin Dönüşümü ve Arayışlar” başlıklı 2024 Medya Konferansı başladı.
Litati Türkiye Barolar Birliği (TBB) Konuk Evi’nde düzenlenen konferansa yaklaşık 200 kişi katıldı. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de konferansı izleyenler arasındaydı. Konferansın açılışını M4D Direktörü Yusuf Kanlı yaptı. Açılış konuşmasını yapan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin ise “Gazeteciler Cemiyeti kurulduğu yıldan bu yana basın özgürlüğü için mücadele etmiştir. Çok dağınığız, çok örgütlüyüz ancak güçlerimizi bir araya getiremediğimiz için sesimizi çok duyuramıyoruz. Türkiye’de gazeteciliğin sorunları hiç bitmedi. Ne yazık ki mesleğimiz her dönemde suç sayıldı. Yeni çağdaş ve özgürlükçü yeni bir basın yasasına çok ciddi ihtiyacımız var. Sanıyorum bu konu yakında Meclis’e gelecek. Meslek örgütlerinden ricam bizi ilgilendiren bir yasanın siyasiler tarafından hazırlanmasına müsaade etmeyin. Bu konu başkalarına bırakılmayacak kadar önemlidir” dedi.
“2015 YILINDAN SONRA TÜRKİYE’DE CİDDİ BİR KÖTÜLEŞME OLDU”
Bilgin’in ardından konuşan AB Türkiye Delegasyonu Mali İşbirliği Bölüm Başkanı Odoardo Como, İtalya’da özgürlük gününde televizyonda yapılan bir konuşma nedeniyle bir televizyon kanalının kapatıldığını belirterek, “Medyanın ve basının özgürlüğü için yapılacak çok şey var ve bunları ancak birlikte yapabiliriz. Bir ülkede yaşananları ancak basın aracılığı ile duyurabiliriz bunu unutmamalıyız. İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğü açısından Türkiye’de ciddi bir kötüleşme var. Bu istatistiklerde de kendisini göstermiş durumda. Özellikle 2015 yılından sonra Türkiye’de ciddi bir kötüleşme var. Türkiye ortalardayken en altlara doğru ilerliyor. Bunun için Avrupa Birliği’nde bizim yaptıklarımız çok önemli. Sivil toplum hala Türkiye’de çok iyi durumda, medya da hala kendi hakları ve özgürlükleri için savaşıyor” ifadelerini kullandı.
TBB BAŞKANI ERİNÇ SAĞKAN: “MADALYONUN BİR TARAFINDA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KORUMAK DİĞER TARAFINDA DA TUTUKLU GAZETECİLER VAR”
Konferansa ev sahipliği yapan Türkiye Barolar Birliği’nin Başkanı Erinç Sağkan ise Anayasa’da bulunan haberleşme hürriyeti, düşünce ve kanaat hürriyeti, düşünceyi açma ve yayma hürriyeti, süreli ve süresiz yayın hakkı gibi maddeleri sıralayarak “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile düşünce ve ifade özgürlüğünden başlayıp basın araçlarının korunmasına kadar basın özgürlüğünü her yönüyle koruma altına alınmıştır. Madalyonun bir tarafında bu koruma varken diğer yüzünde ise onlarca gazeteci tutuklu olarak bulunuyor. Türkiye’de bir yeni anayasa değişikliği tartışmasından önce temelde hukuk devletini güçlendirmek ve demokrasinin içselleştirilmesinden yanayım” dedi.
HASAN TAHRAVİ: “GAZZE’DE ÖLDÜRÜLEN GAZETECİLERİN SAYISI 141 OLDU”
Filistinli Gazeteci Hasan Tahravi de 7 aydan beri Gazze’de devam eden bir savaşın olduğunu vurguladı. Tahravi, “7 Ekim’den sonra Gazze’de yaşam tarif edilemez bir hale geldi. Her yerde ölüm ve yaralı var. Şu ana kadar İsrail güçleri 34 bin Filistinliyi öldürdü. Gazze’de öldürülen gazetecilerin sayısı 141 oldu. Filistinli gazetecilerin amaçları olup biteni dünyaya göstermek. Filistin’de gazeteci olmak ölümle her an karşı karşıya gelmektir. Filistinli gazeteciler baskı, tehdit ve tutuklamalardan geri adım atmayacaklar çünkü biz haklıyız ve gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz” şeklinde konuştu.
“SAHTE HABERLERE DAHA AZ, İYİ GAZETECİLİĞE DAHA ÇOK ODAKLANMAMIZ LAZIM”
Avrupa Gazeteciler Federasyonu Genel Sekreteri Ricardo Gutierrez ise “Gazze’deki mevcut soykırım karşısında şoktayım. Daha önce bizim mesleğimiz böyle bir soykırım görmedi. Bu kadar kısa sürede bu kadar fazla bir gazeteci kaybı yaşamamıştık. Bombaların altında, açlık içinde mesleklerini yapmaya çalışıyorlar. Onlara teşekkür ediyoruz ve hayatını kaybedenleri saygıyla anıyoruz.” dedi. Dezenformasyon ve ifade özgürlüğüne değinen Gutierrez, “Avrupa Birliği’nin dezenformasyona karşı politikasını anlatmak için geldim. İfade özgürlüğünün korunması demokrasinin en önemli değerlerinden biri. Sahte haberi ortadan kaldırmaya çalışırken nasıl ifade özgürlüğünü koruyabiliriz biraz bundan bahsetmek istiyorum. Sahte haberlere daha az, iyi gazeteciliğe daha çok odaklanmamız lazım” diye konuştu.
KENAN ŞENER: “BU YIL HALA RTÜK VERİLERİNE ULAŞAMADIK”
Açılış konuşmalarının ardından Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri ve ANKA Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Kenan Şener “2023 Medya İzleme Raporu”nu sundu. Raporun bu yıl geç çıktığını vurgulayan Şener, “Çünkü bu yıl bazı verilere ulaşamadık hala. RTÜK hala raporunu yayınlamadı. Gazetecilere beyzbol sopalı, bıçaklı saldırılar düzenleniyor. Korumalar arasına alıp gazeteci dövüyor. Sinan Aygül, Tatvan Belediye Başkanı’nın korumaları darp etti” dedi. Şener, özellikle küçük yerlerde yaşananların dikkat çekici olduğunu belirterek yerellerde meydana gelen gazetecilere dönük saldırıları anlattı.
“2023’TE GÖZALTINA ALINAN GAZETECİLERİN YAKLAŞIK ÜÇTE İKİSİ YILIN İLK ALTI AYINDA GÖZALTINA ALINDI “
Cezasızlığın önemli sorunlardan biri olduğunu belirten Şener, “2024 yılında daha iyi şeyler yazabileceğimizi düşünüyorum bu rapora. 2023 yılında 85 gazeteci gözaltına alınırken bunların 56’sı yılın ilk 6 ayında yaşandı. İkinci 6 ayda bu durumlar daha da azaldı. Seçimden sonra ise öyle anlaşılıyor ki 2024’te siyaset daha fazla yerel zemine oturacak. İktidarın demokratik perspektifini artıracağını düşünmüyorum ancak basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskıların bir önceki dönem kadar yoğun olacağını düşünmüyorum” dedi.
“GAZETECİLER ÇOK ÇALIŞIYORLAR AZ KAZANIYORLAR”
53 ilden 401 gazetecinin katılımıyla gerçekleştirdiği ‘Gazetecilerin Mesleki Memnuniyeti Araştırması’nı sunan Dr. Çağrı Kaderoğlu Bulut, “Gazeteciler çok çalışıyorlar, az kazanıyorlar ve mesleki inançları günden güne azalıyor” dedi. Kadın gazetecilerin erkek gazetecileri sadece ‘işsizlik oranı’nda geçtiğini bildiren Bulut, “Kadınların durumu erkeklere göre daha vahim. Cam tavan kadınların önüne bir sorun olarak çıkartılıyor” değerlendirmesini yaptı ve “Her 3 gazeteciden 2’sinin haberini yaptıktan sonra yargılanma korkusu taşıdığını, yargılandıklarını, gözaltına alındıklarını görüyoruz. Otosansür çok derinleşmiş durumda. Gazetecilerin yarısından çoğu haberinin yayınlanmayacağını düşündüğü için haberi hazırlamaktan vazgeçiyor” ifadelerini kullandı.
Konferans bugün ve yarın sürecek oturumlarla devam edecek.
]]>Bodrum Gazeteciler Cemiyeti, Bitez Ambrosia Hotel’de ‘Basın Dayanışma Gecesi’ ve 1’inci yıl kutlama programı düzenledi. Program saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Bodrum Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Eren Ayhan ve Başkan Yardımcısı Ali Ballı, günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yaptı. Programda Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın da mesajı okunurken, daha sonra Bodrum Kaymakamı Mustafa Çit konuşma yaptı. Renkli görüntülere sahne olan gecede Bodrum’un duayen gazetecileri Ercan Vuranlar, Zeki Özkeskin, Yaşar Anter, Selda Öztürk, Miyase Hakalan Karlıova, Hüseyin Anıl, Mehmet Özalın ve Oğuz Poyraz adına eşi Asiye Poyraz’a onur plaketi takdim edildi.
Zeki Müren’in sesi duygulandırdı
Gecede onur plaketi alan Zeki Özkeskin, konuklara unutulmayacak bir sürpriz yaptı. Özkeskin, 1990’lı yıllarda Bodrum’da kendisinin sunuculuğunu yaptığı bir radyo programına konuk olan Zeki Müren’in konuşmalarından kesitler dinletti. Duygusal anların yaşandığı gecede, radyo programına konuk olan Zeki Müren’in doğum gününün kutlandığı ve Müren’in “Bodrum’da yaşadığım için çok mutluyum. Şirin kasabanın sıcacık insanları arasında olmak bana büyük bahtiyarlık veriyor. Ne mutlu bana ki doğum günümü Bodrum’da kutluyorum” ifadelerini kullandığı görüldü. Gecede Bodrum Gazeteciler Cemiyetine üye olan gazetecilere rozet takdimi yapıldı. Rozet töreninin ardından Bodrum’da müziğiyle ve sesiyle efsaneleşen Aycan Adalı ve grubu sahne aldı.
“Dayanışmayı büyüteceğiz”
Cemiyetin dayanışma ilkesiyle kurulduğunu söyleyen Bodrum Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Eren Ayhan, “İlçemizde ilk defa böyle bir çalışmayı başarmış olmaktan dolayı gurur duyuyoruz. Bu gururu bizimle paylaştığınız ve bu özel günde bizleri yalnız bırakmadığınız için teşekkürlerimi sunuyorum. Gazetecilik mesleğini icra eden ve bu mesleğin hakkını veren tüm gazeteci arkadaşlarımızla birlikte çıktığımız bu yolda yaklaşık 30 üyemizle birlikte 1 yılı geride bıraktık. Amacımız yıllardır gazetecilik mesleğinde birçok engel ve sorunla karşılaşan, gece gündüz demeden yazılı ve görsel platformlarda kamu yararına hizmet veren basın emekçileri olarak bir araya gelmekti. Meslek sorunlarımız ve sahada yaşadığımız mücadelelerimiz artık birlik ve beraberlik içerisinde çözüme kavuşacaktır. Bu dayanışmayı el ele verip birlikte büyüteceğiz” dedi.
Bodrum Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Ali Ballı ise, “Oldukça fedakarlık gerektiren bu mesleğe gönül verenler olarak hep bir arada omuz omuza çalışmak amacıyla bu yola çıktık. Sizlerin de bu gecede bizlere verdiğiniz bu destekle ne kadar doğru yolda olduğumuzu bir kez daha anladık” diye konuştu.
“Gazeteciler Bodrum’un imajına katkı sağlıyor”
Bodrum’da görev yapan gazetecilerin Bodrum’u ulusal ve uluslararası arenada iyi yerde tutuklarını söyleyen Bodrum Kaymakamı Mustafa Çit, “Genelde gazetecilerimiz hep haber yapar, bugün kendileri haber olacak.. Bodrum adına kendilerini alkışlıyorum. Bodrum’a çok önemli katkı sağlıyorlar. Bodrum’un Türkiye basınındaki yeri bazen İstanbul’dan önde gelir, bazen sonra gelir ama her zaman haber değeri olan haberler yaparlar. Bodrum’umuzu hem ülkemizde hem uluslararası alanda iyi yerde tutarlar. Bodrum’a yaptıkları katkılardan dolayı kendilerine teşekkür ediyorum. Bodrum’umuzun imajına faydalı olan gazetecilere katkılarından dolayı teşekkür ediyorum” diye konuştu. – MUĞLA
]]>Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD), bugün 31. Adalet ve Demokrasi Haftası kapsamında düzenlediği “Gazetecilik Denince: Adalet, Demokrasi, Laiklik” paneli, Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapıldı. Panelde konuşmacı olarak; gazeteci Tolga Şardan, akademisyen Çağrı Kaderoğlu Bulut ve gazeteci Mustafa Mert Bildircin yer alırken panelin kolaylaştırıcılığını ÇGD Genel Başkanı Kıvanç El yaptı.
Tolga Şardan panelde şunları kaydetti:
“Ben buraya biraz da konumum itibarıyla geldim, TCK 217’deki dezanformasyon yasasının yürürlüğe girmesinden sonra, haberciliğe ve gazeteciliğe yönelik mevcut iktidarın en önemli aparatlarından biri olan dezanformasyon yasası çerçevesinde benden önce de meslektaşlarımız adli soruşturmaya uğramışlardı. Kovuşturmalar da yürütülüyordu haklarında yani yargılamalar da devam ediyordu. Ancak ilk tutuklanan gazeteci ben oldum. Dolayısıyla sanki benim ayrı da bir konumum oldu, onun için bu akşam sizinle beraberiz.
Ben mesleğe başladığımda, tek parti hükümetinin sonlarıydı. Mesleki kariyerimin en önemli süreçlerini koalisyon hükümetleri döneminde geçirdim. Meslek büyüklerimiz daha önce tek parti hükümetlerinde gazetecilik yaptılar ama koalisyonlarda ben gazetecilik yaptığım için biraz zorlandığımı düşünmüştüm. Çünkü koalisyonda siyasi partiler birbirlerine zarar vermemek için, bilgiye ulaşımı çok daha zordu. Özellikle benim çalıştığım alanda, ben güvenlik üzerine çalışıyorum. Polis adliye muhabirliği yaptım, hala da onu devam ettiriyorum. Bilgiye ulaşmak kolaydı, fakat bilgiyi kullanmak zordu. Ben çok iyi niyetli olarak düşündüm ki belki tek parti iktidarında gazetecilik daha rahat olur, bürokratlar daha sağlam yere sırtlarını dayadıklarında daha rahat olabilirler, bilgiye ulaşmamız ve bilgiyi kullanmamız işlememiz daha kolay olabilir diye düşünmüştüm. Ben çok pembe düşünmüşüm. Dolayısıyla hele ki son dönemki 2010 yılında itibaren, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişten itibaren bunun maalesef çok kötü örneklerini yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz.
“ÇOK CİDDİ BİR BASKI SARMALI ALTINDA MESLEĞİ İDAME ETTİRİYORUZ.”
Son dönemde, bilgiye ulaşmada çok fazla sıkıntımız yok. Bilgiyi işleyip, haber haline getirip, üretime verdikten sonra okura iletim aşamasında çok büyük sıkıntılar var. Kimi mecralarda, içerik itibarıyla sıkıntı oluyor, kimi haberlerde kaynağı korumak çok önemli hale geliyor. Çünkü maalesef şu anki sistemde bilginin doğru mu yanlış mı ondan ziyade bu habere konu olan bilgilerin nereden çıktığı şeklinde geriye dönük yapılan araştırmalar, ister istemez haber kaynaklarında da endişeye neden oluyor. Kaynakları korumakta eskisine göre daha çok zorlandığımı görüyorum. Kaynağı koruduk cezaevine girdim. Kaynağı korumasaydım belki cezaevine girmeyecektim ama bu da bize meslekte öğretilen bir şey, kaynağı korumak önemli. Çok ciddi bir baskı sarmalı altında mesleği idame ettiriyoruz. Bu iş nasıl çözülür, belki siyasi iktidar geçen seneki seçimlerde değişmiş olsaydı biraz nefes alabilirdik.
“MUHALİF MEDYA, İKTİDAR MEDYASI DİYE BİR KAVRAM OLUŞTU. KENDİ MESLEKTAŞLARIMIZ ARASINDA DA BU KAVRAM YAVAŞ YAVAŞ BİR KUTUPLAŞMAYA DOĞRU GİDİYOR.”
Muhalif medya, iktidar medyası diye bir kavram oluştu. Kendi meslektaşlarımız arasında da bu kavram yavaş yavaş bir kutuplaşmaya doğru gidiyor. Daha önceki yıllarda özellikle bu kutuplaşmanın olmadığı yıllarda; arkadaşlarımız, meslektaşlarımız, hangi yayın organında, hayata hangi açıdan bakan yayın organı olursa olsun, en azından bir birliktelik sergiliyorlardı. Sergiliyorduk. Haber kaynaklarıyla ya da habere erişim konusunda bir sıkıntı olduğu zaman birlikte bir direnç gösterebiliyorduk. Maalesef şimdi öyle bir şey kalmadı. Sahiplik ve idare anlamında muhalif medya ya da iktidar yakın medya çerçevesine biz kendi meslektaşlarımız da sokmuş durumdayız. Bu mesleğimiz için en önemli erozyonlardan bir tanesi.
Bugün gelinen noktada, iktidarın alternatif medya diye tanımladığı haber mecraları neredeyse artık ana akım haline geldi. Eskiden ana akım içinde yer alan yayın organlarının büyük bölümünün artık saf dışı olduğunu veya çok dikkate alınmadığını, eskisi kadar itibarlı olmadıklarını görüyoruz. Bu durum muhalif medya anlamına gelen meslektaşlarımızın önünü açmak için bir fırsat olabilir ama biz muhalif ya da iktidar yandaşı gibi görünmekten ziyade gazeteciler olarak bir arada durmak gerektiğini düşünüyorum. Mesleği erozyonunu anca bu şekilde önleyebileceğiz.
Haberde adalet ya da adaletli haber bu artık bir çelişki haline dönüştü. Daha önceki yıllarda habere ulaştığımızda, bilgiye ulaştığımızda mutlaka bunu gazeteciliğin kuralı olarak en az iki kaynaktan ya da üç kaynaktan teyit ettirmek gibi zorunluluk olmasa da bir meslek teamülü vardı. Fakat şimdi ulaşılan bilgiler çok kritik ya da kaynaklara ulaşamıyorsunuz. Bazen onun riskini de haberci olarak üzerimize alıyoruz. Evet bu işin doğasında var ama bilgiye ulaştıktan sonra bunu teyidini almak açısından da kamu kurumlarıyla olan ilişkilerde ya da oradan geri dönüşlerde yeterli sağlıklı cevabın da alındığını düşünmüyorum. Bu da bizim için bir handikap, haberde adalet şu an artık en konuşulmaması gereken noktaya geldi çünkü ne adaletli haber var ne de haberde adalet unsurunu biz doğrudan yansıtabiliyoruz. Kamuoyunu bilgilendirmekten ziyade algı sistemi üzerine hareket edilmesi, bu şekilde habercilik tarzının uygulanması, bizim haberlerimizde de ne kadar adil olduğumuzu tartışmaya açıyor ki bence bu da çok doğru bir durum.
Bu noktada akademinin desteği gerekiyor, bizim meslek kurumlarımızın kuruluşlarımızın bu noktada biraz daha çalışması gerekiyor. Biraz daha bu etik ya da habercilik içindeki bu adalet sistemi üzerinde biraz kafa yormamız gerekiyor, çünkü bu mesleğin devamını sağlayacak genç kardeşlerimiz var. Genç kardeşlerimize de bir zemin oluşturmak açısından, çalışma alanı açmak açısından bizim bunu yapmamız gerekiyor.”
Gazeteci Mustafa Mert Bildircin:
“2023 YILINDA TAM 479 LAİKLİK İHLALİ YAŞANMIŞ TÜRKİYE’DE”
“2023 yılında tam 479 laiklik ihlali yaşanmış Türkiye’de, bizzat iktidar ve kamu kurumları tarafından. Bugün de en az 1 kere iktidar tarafından laikliğin hedef alındığını gösteriyor. Alan körlüğü diye bir tanım var. Bir süre sonra bunları yazarken belki bir şey ifade etmiyor, yazıp geçiyoruz ancak hafızalarda taze bir örnek var: ÇEDES Projesi. ÇEDES Projesi’nin üzerinde yeterince durulmadığını düşünüyorum. Aslında ilk imzalandığında Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet ve Aile Bakanlığı arasında bir taslak program gönderdiler gazetecilere ve aslında açık kaynaklardan da bakılabilir bir programdı bu. Programa göre 120 madde vardı ÇEDES Projesi kapsamında uygulanması planlanan. Bir çevre projesi olarak lanse edildi ancak bu 120 maddenin 100’ü şöyleydi: Çocukların camiye götürülmesi, imamların çocukların ev ödevlerine yardım etmesi, çocukların hafta sonları Kur-an kurslarına taşınması gibi.
“GAZETECİ HABERİ YAZDIKTAN SONRA KAMUOYUNDAN TEPKİ BEKLİYOR”
Bunu benimle birlikte birçok meslektaşım haberleştirdi. Ancak kamuoyu yeterince tepki göstermemiş olacak ki bugün yeni bir uygulamaya daha imza atılabildi bu proje kapsamında. Diyanet görevlileri velilerin talep etmesi durumunda evlere giderek çocuklarla birlikte oyun oynayıp, çocukların ödevini yapacak. Buradan bakınca çok anlamsız bir proje, bununla ne amaçlanıyor olabilir, bunu net şekilde ortaya koyamıyorlar. Sorduğunuz zaman size cevap vermedikleri gibi bir de sizi din düşmanı ilan ediyorlar. Bu haberler kamuoyu yararı için yazılıyor. Haliyle bir gazeteci de bu haberi yazdıktan sonra kamuoyundan tepki bekliyor.
“EĞİTİMDE TEK BİR TAŞ YERİNDEN OYNATILSA DAHİ BİR DOMİNO ETKİSİYLE BİR NESİL BUNDAN ETKİLENİYOR”
Laiklik ihlalleriyle ilgili yapılan 479 haberin ne yazık ki büyük bir bölümü eğitim alanındaki laiklik ihlalleri. Elbette yargıda ya da toplumdaki en temel alanlarda laiklik ihlal ediliyor, cumhuriyet hedef alınıyor bizzat iktidar ve kullandığı aparatlar tarafından ancak eğitimin bu anlamda en önemli alan olduğunu düşünüyorum çünkü eğitimde tek bir taş yerinden oynatılsa dahi bir domino etkisiyle bir nesil bundan etkileniyor. Dolayısıyla bu haberler yapılırken okuyup geçiyoruz, belki oturduğumuz yerden tepki veriyoruz ancak daha ciddi bir tepki verilmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Çağrı Kaderoğlu Bulut ise şöyle konuştu:
“Gazetecilerle ilgili tabii ki çok faza sorun ama üç önemli kategori bulmak mümkün bununla ilgili, ilki gazetecilerin çalışma koşulları. Çalışma koşullarıyla ilgili duruma baktığımızda; çok şaşırtıcı olmayacak bir şekilde oldukça düşük ücretlerde çalışıyorlar. Fakat asıl şaşırıcı kısmı şu, ortalamanın altında ücretlerle çalışıyor gazetecilerin çok büyük bir kesimi ama yüzde 70’inden fazlası asgari ücret düzeyinde ya da asgari ücretin çok az üzerinde ücretlerle çalışıyor. Bu bence en çarpıcı olan şey çünkü bu kadar düşük ücretlerle çalışan, bu kadar da güvencesizleşmiş bir alanda çalışan gazetecilerin, fikir ve ifade özgürlükleri konusunda, kırılgan olmamaları, iradelerini, yeri geldiğinde dirençlerini gösterebilmeleri konusunda bu zaten en büyük nesnel engellerden birisi maalesef karşımıza çıkıyor.
“HER 10 GAZETECİDEN SADECE 4’Ü KENDİ İŞ SİGORTASINDAN SİGORTALANABİLİYOR.”
Bir diğeri bu kadar düşük ücretlere paralel olarak inanılmaz uzun saatlerde çalıştırılıyorlar. Şu anda yaklaşık 9-12 saat arasındaki çalışma süreleri gazetecilikte yerleşmiş durumda. Normalde 8 saatle sınırlı yasal çalışma süresi ama gazeteciler artık 9-12 saatler arasında çalışıyorlar. Çok önemli bir bölümü sigortasız çalışıyor. Önemli bir bölümü de basın iş sigortası kapsamının dışında çalışıyor. 212 ile çalışanlar yalnızca gazetecilerin yüzde 40’ı 42’si gibi bir oran. Her 10 gazeteciden sadece 4’ü kendi iş sigortasından sigortalanabiliyor.
Eskiden gazetecilik daha kurumsal formlarla icra edilirdi. Belirli gazetecilik kurumlarında yapılırdı. Geldiğimiz noktada hem bu siyasal iktidarın merkez medyayı dağıtması hem de bu teknolojilerin yeni kanallar açmasıyla birlikte, gazeteciler bugün artık kurumlardan çok daha fazla şekilde yeni medya mecralarından haber yapıyorlar. Fakat bundan da daha ilerisi var gazeteciler kendi portallarını kurmaya başlıyorlar. Bir adım daha ilerisi var gazeteciler tek başlarına sosyal medyada habercilik yapmaya çalışıyorlar. Bu süreç hem mesleğin kodlarının, kurallarının, dayanıklılığının korunması için oldukça yıpratıcı, hem de bir gazetecilik kültürünün yeniden üretilmesi ve aktarılabilmesi için oldukça pürüzlü, üzerine çok düşünülmesi gereken bir alan.
“İKTİDARIN ARTIK MEDYAYA NÜFUZ ETME AŞAMALARI GÜN GEÇTİKÇE DERİNLEŞİYOR.”
Şu anda iktidar yalnızca medyanın içeriğini dönüştürmüyor. Medyanın kurumsal yapısını da dönüştürmekle kalmıyor, medyanın doğrudan bürolarını dönüştürüyor. Örneğin bugün havuz medyası olarak bildiğimiz kurumlarda, eskiden kurum ne kadar havuz medyası olursa olsun orada çalışan emekçi, mesleğine inançlı gazeteciler bulmak mümkündü. Ama özellikle son yıllarda taşradan getirdikleri elemanlarla bürolarda yeni yeni gazeteciler ektiklerini görmek mümkün. Gelenlerin çoğu tahmin edebileceğiniz gibi gazeteci değil. Yerel taşra ağlarıyla, yerel teşkilat bağlarıyla gelip yaygın bir havuz medyasının Ankara bürosuna gazeteci olarak kondurulabiliyorlar. Dolayısıyla iktidarın artık medyaya nüfuz etme aşamaları gün geçtikçe derinleşiyor.
“GAZETECİLER ‘YAPACAĞIM HABER ZATEN SANSÜRE UĞRAR’ DÜŞÜNCESİYLE HABERİ YAPMAKTAN VAZGEÇTİĞİNİ SÖYLÜYOR.”
Bu kadar baskıya, bu kadar sistematik bir dönüştürme stratejisine bağlı olarak; sansür ve otosansür mekanizmalarının oldukça artmış olması. Sansür zaten özellikle bizimki gibi bir ülkede çok yadırgayacağımız bir şey maalesef değildi. Ama bugün hiç olmadığı kadar artmış durumda, kaynaklara ulaşmaktan, kaynaklarınızın size bilgi vermesinden, o bilgiye teyit etmenizden, onları yayınlamanıza kadar hemen her aşamada doğrudan ya da dolaylı açık ya da örtük sansür ve otosansür süreci maalesef işliyor. Her 4 gazeteciden 3’ü mesleğini özgürce yapamadığını söylüyor, yarısından daha fazlası da ‘yapacağım haber zaten sansüre uğrar’ düşüncesiyle haberi yapmaktan vazgeçtiğini söylüyor. Gazeteciler için oldukça yıpratıcı bir süreç. Mesleki deformasyonu mesleki saygınlığı zedeleyen bir süreç olarak yaşanıyor. Dezanformasyon yasası gibi formal hukuki süreçler gazetecilerin sınırlarını kısıtlamakta ve sıkmakta çok kullanılıyor.
Mesleğin değersizleşmesini getiren bir diğer unsur; medyanın çoğunda haber yok. Gazeteci mesleğini yapamadıkça, gazetecilik faaliyeti yalnızca bir aktarım işine dönüşüyor. O aktarımın dahi gazeteci tarafından üretilmesine izin verilmeyen bir çağda yaşıyoruz. Bakanlıkların, İletişim Başkanlığı’nın, haber toplamak istediğiniz bütün siyasal kurumların, basın birimlerinden çoğunlukla size gönderilen ve dışına çıktığınızda çoğu zamanda ‘hayırdır, bu neden böyle oldu’ diye sorgulanan bir süreci yaşıyoruz.
Gündelik hayatları da oldukça sıkışık, önemli bir kısmı memleketin tümü gibi borçlular. Çok düşük ücretlerle çok ağır koşullarda çalıştıklarını düşünürsek borçlanma şaşırtıcı değil. Ama bu borçlanmanın ve bu sıkışık koşullarda yaşamanın şöyle bir mesleki etkisi oluyor. Gazetecilerin kendilerini yeniden üretmeleri için, kendilerini geliştirebilmeleri için, mesleğin gerektirdiği entelektüel, politik, toplumsal donanımı yeniden edinebilmeleri için yaptıkları işi yeniden anlamlı kılabilmek için gereken zamanları da yok, paraları da yok, imkanları da yok, politik olarak destekleri de yok.
Yine de gazetecilerin çoğu imkanları olsa bu mesleği yapmaya devam edeceklerini söylediler. Örgütlülüğün olmadığı yerde gazeteciler ya bireysel kahramanlara dönüşebiliyorlar ve çok büyük bedeller ödüyorlar. ya da çok kırılgan her şeye boyun eğmek zorunda kalan dolayısıyla ne kendine, ne mesleğine, ne toplumuna saygısı kalan meslektaşlara maalesef dönüşüyorlar. İkisine de düşmeden kurtuluş yok tek başına şiyarını yeniden hatırlayarak, şöyle bitirmek istiyorum. Cumhuriyet’in 100. yılındayız, Cumhuriyet olmadan laiklik olmaz, laiklik olmadan cumhuriyet olmaz. Bu mekanizmayı sağlayacak laiklik ve cumhuriyet arasındaki yurttaşlık mekanizmasını kuracak şey gazeteciliğin kendisi.”
]]>Vali Osman Hacıbektaşoğlu, açıklamasında şöyle dedi:
“Türk İdareciler Derneği tarafından 1978 yılı genel kurulunda Mülki İdare Amirleri sınıfının ilk mesleki toplantısı milat alınarak 10 Ocak tarihi “İdareciler Günü” olarak kabul edilmiştir.
İdareciler, toplumun çeşitli sektörlerinde önemli roller üstlenip eğitimden sağlığa kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösterirken yönetim becerileri, vizyonları ve liderlikleriyle toplumun gelişimine katkı sağlamaktadırlar.
Mülki İdare Amirleri, devletin temel taşlarından biri olarak kamu düzenini sağlama, vatandaşların güvenliğini temin etme ve yasaların uygulanmasını sağlama gibi kritik görevleri yerine getirirken adeta birer kılavuz ve güvence olarak hareket ederken toplumun istikrarı ve huzuru için Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadeleriyle: “Efendi değil, hizmetkarız.” anlayışıyla fedakarca çalışmaktadırlar.
Mensubu olmaktan büyük onur duyduğum Mülki İdare Amirliği mesleğinin bu anlamlı gününde; Zonguldak için birlikte çalıştığımız mesai arkadaşlarımın, kaymakamlarımızın, mukaddes vatanımızın her bir köşesinde görev yapan Mülki İdare Amirlerimizin “10 Ocak İdareciler Günü”nü kutluyor; ebediyete irtihal edenlere Allah’tan rahmet, hayatta olanlara aileleri ve sevdikleriyle birlikte sağlıklı, huzurlu ve başarılı bir yaşam diliyorum. 10 Ocak, kaleminden düşen her kelimeyle toplumu aydınlatan ve kamerasıyla gerçeği yansıtan gazetecilerin özverili ve kutsal görevini kutlama günüdür. Bu özel gün, demokrasinin ve basın özgürlüğünün korunmasında kilit bir rol oynayan gazetecilere teşekkür etmek ve onların çabalarını takdir etmek için bir önemli bir fırsattır.
Gazetecilik, demokrasinin temel taşlarından biridir çünkü güçlü bir demokrasi, özgür ve adil bir basınla mümkündür. Toplumun nabzını tutan, gerçekleri araştıran ve halkı bilgilendiren gazeteciler; objektiflik, doğruluk ve tarafsızlık ilkelerini benimseyerek güvenilir bilgi kaynakları olma yolunda önemli bir görev üstlenirler. Ancak, bu görevin altında pek çok zorluklar yatar. Gerçekleri araştırmak, nesnel bir bakış açısıyla olayları sunmak ve kamusal çıkarları korumak, gazetecilerin titizlikle öncelemeleri gereken sorumluluklarıdır.
Dijitalleşmenin hız kazandığı, bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı günümüz dünyasında, gazetecilik mesleği yeni dinamiklere ayak uydurmak zorundadır. Sosyal medyanın etkisi, hızlı haber akışı ve çeşitlenen iletişim araçları, gazetecilerin işini daha karmaşık hale getirirken, aynı zamanda daha etkileyici olma potansiyeli sunmaktadır. Bu değişimlere uyum sağlayarak haber yapmak, gazetecilik mesleğinin ruhunda olan yenilikçi bakış açısıyla öne çıkmaktadır.
Zonguldaklı gazeteciler, sadece haber yapmakla kalmayıp aynı zamanda kentin kalp atışlarını da yakalamaktadırlar. Bu güzide kalemler, klavyelere dokunan parmaklar; maden ocaklarından çıkan sesleri, kömür tozundan sıyrılan umutları ve Zonguldak’ın renkli hikayelerini sayfalarına taşıyan, bu şehrin tanığı, tarihinin kaydedeni ve geleceğin yolunu aydınlatan kılavuzlarıdır. Tarihi, kültürel zenginlikleri ve endüstri mirasıyla öne çıkan bu şehrin gerçek güzellikleri; yerel gazetelerde, haber sitelerinde ve sosyal medya platformlarında, Zonguldak’ın yaşamına dair bir kesit sunan kıymetli gazetecilerin çabaları sayesinde gün yüzüne çıkarken özverili çalışmaları sayesinde daha geniş kitlelere ulaşarak kentin gelişmesine katkı sağlamaktadır.
Bu duygu ve düşüncelerle; toplumun gözü, kulağı, sesi, vicdanı olan; kentin sosyal, ekonomik ve kültürel dinamiklerini derinlemesine anlayarak sundukları yerel bakış açısıyla kent sakinlerinin daha kapsamlı ve bilinçli bir perspektife sahip olmalarına ve şehrin kalkınmasına katkıda bulunan tüm basın çalışanlarımızın “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü”nü en kalbi duygularımla kutluyor, meslek hayatlarında kolaylıklar ve başarılar diliyorum. ” – ZONGULDAK
]]>CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde gazeteci Hrant Dink’in katledilmesiyle ilgili davanın duruşmasının yapılacağını belirterek, “10 Ocak, gazetecilerin ne kutlama ne de dayanışma günü; 10 Ocak, faillerini gözümüzün içine baka baka serbest bıraktıkları gazeteci cinayetlerinin günü. Gazeteciler kutlamaya değil, öldürülen meslektaşları Hrant Dink’in davasına gidiyorlar” dedi.
CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla yazılı açıklama yaptı. 10 Ocak’ta çok sayıda gazetecinin haber merkezinde çalışma sandalyeleri yerine adliyelerde sanık sandalyesinde oturacaklarını belirten Kılıç, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 2007 yılında silahlı suikast sonucu öldürülmesine ilişkin davanın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edeceğinin altını çizdi. Sevda Erdan Kılıç, şunları kaydetti:
“GAZETECİLER KUTLAMAYA DEĞİL, ÖLDÜRÜLEN MESLEKTAŞLARI HRANT DİNK’İN DAVASINA GİDİYORLAR”
“Gazetecilerin 212 Sayılı Basın Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle Çalışan Gazeteciler Günü olarak kutladığı 10 Ocak, artık ne kutlama ne de dayanışma günü. 10 Ocak’tan bugün bizlere kalan, mesela faillerini gözümüzün içine baka baka serbest bıraktıkları gazeteci cinayetlerinin günü. Bugün gazeteciler kutlamaya değil, öldürülen meslektaşları Hrant Dink’in davasına gidiyor. Kasım ayında katili serbest bırakılan Hrant Dink’in, tam 16 yıldır yılan hikayesine dönen davasına bugün İstanbul’da devam edilecek. 10 Ocak gazetecilerin ne kutlama ne de dayanışma günü; 10 Ocak faillerini gözümüzün içine baka baka serbest bıraktıkları gazeteci cinayetlerinin günü. Gazeteciler kutlamaya değil, öldürülen meslektaşları Hrant Dink’in davasına gidiyorlar.
“HABER MERKEZİNDE DEĞİL, ADLİYEDELER”
10 Ocak’tan bizlere kalan, haber merkezleri yerine Adliyeler’de mesai tüketecek onlarca gazeteci yargılamaları. Serhat Albayrak’ın şikayet ettiği Ceren Sözeri 10 Ocak’ta hakim karşısında, Cüppeli’nin şikayet ettiği Akif Beki 10 Ocak’ta hakim karşısında, Ercan Aktaş hakim karşısında. Tutuklanan meslektaşlarıyla dayanışmak için eylem yapan gazeteciler hakim karşısında.
“BASIN KARTLARI İPTAL EDİLDİ; İLAN HAKKI KESİLDİ”
Gazetecilerin basın kartlarını düzenleyen 212 Sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinin 62. yılında, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı 1000’e yakın muhalif gazetecinin basın kartını iptal etti. Basın İlan Kurumu keyfi kararlarla muhalif gazetelerin ilan hakkını kesti.
Tazminat başta olmak üzere çalışma hayatına ilişkin gazetecilerin özlük haklarının verildiği 10 Ocak’ın 62. Yıl dönümünde, yüzlerce gazeteci adil bir ücret ve insanca çalışma koşullarından mahrum bırakıldı, işsizliğin yüzde 40’a dayandığı bir medya sektörü yaratıldı.
“GAZETECİLER CEZAEVİNDE”
Bugün itibariyle, 14 gazeteci cezaevinde. MLSA’nın verilerine göre, 2023 yılında 314 gazeteci hakim karşısına çıktı, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle açılan 18 davada, 26 sanık toplam 68 yıl 4 ay 27 gün hapis cezasına çarptırıldı.
“SANSÜR YASASI”
Ekim ayında yürürlüğe giren ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçu ile dezenformasyonla mücadele değil özgürlüklerle mücadele edildi. Yasa çıktığından bu yana TCK 217/A kapsamında en az 33 gazeteciye soruşturma açıldı, 6 gazeteci gözaltına alındı ve 4 gazeteci tutuklandı. Sansür yasası iktidarın sopası haline gelirken, RTÜK eliyle sansür, iktidar eliyle otosansür artık bir rutin haline geldi.
“BASIN HÜRDÜR SANSÜR EDİLEMEZ”
Tüm bunlara rağmen gerçeklerin ortaya çıkması için mücadele veren gazeteciler, siz ‘halka haber verme hakkınıza’ sahip çıkıyorsunuz, biz de haber alma hakkımıza sahip çıkıyoruz. Herkese özgürce görüş ve düşüncelerini açıklama ve yayma hakkını veren Anayasal hakkımıza sahip çıkmak için gazetecilere yönelik baskıların bir an önce son bulmasını talep ediyoruz. Basın hürdür sansür edilemez.”
]]>