(ANKARA) – ODTÜ Rektörü Verşan Kök’ün Bahar Şenliği’nin güvenlik ve temizlik endişeleri nedeniyle Devrim Stadyumu’nda düzenlenmesine izin vermemesinin ardından başlatılan rektörlük önündeki nöbet devam ediyor. ODTÜ öğrencileri, süreç boyunca okula alınmayan mezunlar, milletvekili ve akademisyenlerin de desteğiyle A4 kapısında buluşarak “Devrimci ODTÜ Devrim’de şenlik” sloganıyla taleplerini tekrarladı.
ODTÜ mezunları, “Devrimci ODTÜ, devrimde şenlik”, “Kayyumlar gidecek biz kalacağız” sloganları eşliğinde ODTÜ Mezunları Derneği’nden yürüyüşe başladı. A4 kapısından giren ODTÜ Mezunları Derneği üyeleri ve milletvekilleri, öğrencilerin alkışları eşliğinde karşılandı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka, CHP Ankara Mileltvekilleri Okan Konuralp, Aliye Timisi Ersever, DEM Parti Iğdır Milletvekili Yilmaz Hun ve DEM Parti Bingöl Mileltvekili Ömer Faruk Hülakü yürüyüşe katılan siyasetçiler arasında yer aldı.
“TAHAMMÜLÜMÜZÜN KALMADIĞINI GÖSTERMEK İÇİN NÖBET BAŞLATTIK”
Yürüyüş korteji Devrim Stadyumu önüne geldiklerinde stat içerisindekilere “Gel, gel yürüyüşe gel” sloganları attı. Yürüyüş kortejindeki öğrenciler daha sonra rektörlük önünde kurulan çadırların olduğu alana yürüdü. Rektörlük önünde yapılan basın açıklamasında: “Tüm okul bileşenleriyle birlikte, Devrim’den vazgeçmiyoruz demek için buradayız. Atanmış rektörün, yıllardır bizlere dayattığı baskı ve yasakların bir yenisine daha tahammülümüzün kalmadığını göstermek için rektörlük önünde bir nöbet süreci başlattık” ifadelerine yer verildi.
“REKTÖRLÜK ÖNÜNDEKİ HER BİR MERMER NASIL BİZİMSE, ŞENLİK DE, DEVRİM DE BİZİMDİR”
ODTÜ öğrencisi Ekin Pusak tarafından okunan basın açıklamasında şunlar kaydedildi: Tüm Türkiye’den bu kadar fazla destek alırken, bir tek ODTÜ’nün atanmış rektörü kendi öğrencisinin yanında duramadı. Bizim direnişimiz bile şenlikken, nöbetimizde sabah 5’te uyanıp çöplerimizi toplarken, rektörlük ekosistemin zarar görmemesi için şenlikte Devrim Stadyumunun olmayacağına dair bir mail daha attı. Sayın rektörlük, zaten bizim olan Devrim Stadyumunu sizlerle uzlaşarak şenlikte bulundurmak için size yaklaşık 250 saat tanıdık. Fakat biz artık size sormuyoruz, günlerdir nöbet tuttuğumuz rektörlük önündeki her bir mermer nasıl bizimse, şenlik de devrim de bizimdir, ODTÜ öğrencilerinindir, ODTÜ mezunlarınındır. ODTÜ öğrencileri olarak bize ait olanı hep sahipleneceğiz. Bizi tanımamakta ısrarcı olan Rektörlüğü, şimdi de biz tanımıyoruz.”
“BU ÜNİVERSİTE NİCE VERŞAN’LARI GÖRDÜ”
Rektörlük önünde yapılan basın açıklamasında söz alana ODTÜ Mezunları Derneği Başkanı Baki Arslan, “Bizler buraya gelmekten yorulmadık. ‘Gelemezsin, giremezsin’ dediler. Ama biz her zaman buraya gireceğiz. Çünkü ODTÜ bizim. Bu üniversite nice Verşan’ları gördü. Ama böylesine yüce bir makamı işgal eden bir kayyum, atanmış rektörü ilk defa görüyor. Mezunların, öğrencilerle buluşmasını her fırsatta engellemeye çalışıyorlar. ODTÜ mücadelesini ve geleneklerini, Verşan Kök gibi makam işgal eden insanlar hiçbir zaman durduramadı, durduramayacak. Burada hep birlikte bu mücadeleyi büyütmeye ve yükseltmeye, sevgili öğrenci arkadaşlarımın dediği gibi; bu sadece fragman. Bu sadece küçük bir prova. Asıl şenliği Devrim’de hep birlikte yapacağız” diye konuştu.
“GELENEKLERİYLE BERABER ÜLKELER VE KURUMLAR ÖZGÜRLEŞİR”
ODTÜ Rektörlüğü tarafından uygulanan şenlik yasağını ANKA Haber Ajansı’na değerlendiren CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, Devrim Stadyumu’nun ve ODTÜ’nün belleğine dikkati çekerek şunları söyledi:
“34 yıldır bahar şenliğinin ana sahnesi ODTÜ Stadyumu’na kurulur. Kurumların gelenekleriyle oynamamak lazım. Kurumlar, gelenekleriyle beraber büyürler ve daha da güçlenirler. ODTÜ Devrim Stadyumu, bahar şenliği ve ana sahnenin ODTÜ Devrim Stadyumu’nda olması, ODTÜ’nün ve Türkiye’deki yükseköğrenim kurumunun en önemli geleneklerinden biri. Bu geleneklerle uğraşılmamasının gerektiğini bilen en iyi isimlerden biri de rektör. Fakat bu rektör, sudan bahanelerle ODTÜ Stadyumu’nu şenliğin ana sahnesini olmaktan çıkardı. Umarım bu sorun çözülür. Yeniden stadyum bahar şenliğinin ana sahnesi olarak öğrencilerin keyifle kutlayacağı bir şenliğe dönüşür. Geleneklerle beraber ülkeler ve kurumlar özgürleşir ve demokratikleşir. ODTÜ öğrencileri demokratik bir şekilde stadyumu geri almaya çalışıyorlar.”
“MAİL ATMAYI BİLE ÇOK GÖRENLERİ, BİZ DE YOK SAYIYORUZ”
Yeşim isimli bir üniversite öğrencisi ise “10 gündür buradayız. Dersimizi burada çalışıyoruz. Yemeğimizi burada yiyoruz. Aslında burada okuldaki sıra arkadaşlarımızla ne yapabilirizi konuşuyoruz. Bunun sebebi, kayyum zihniyetli rektörümüzün bize koyduğu baskılar, yasaklar ve antidemokratik tutum aslında. Üniversite bileşenlerden oluşan bir yapıdır ve üniversitenin en önemli bileşeni de biz öğrencileriz. Bugün görüyoruz ki rektörlük aslında bileşen olan hiçbir üniversite öğrencisini dikkate almadan kendi zihniyetiyle bir karar vermeye çalışıyor. Bize mail atmayı bile çok görerek yok sayanları biz de yok sayıyoruz” ifadelerini kullandı.
“DEVRİM’İ ALANA KADAR MÜCADELEMİZ SÜRECEK”
Rektörlük önünde devam eden protestolara katılan ODTÜ öğrencisi Ömer Faruk Altan, ” Bu şenlik neredeyse 35-40 yıldır yapılıyor. Bu şenlik artık ODTÜ’nün geleneği olmuş bir şenlik. On gündür buradayız. Şenliği, Devrim’e almak için. Rektörlük hiçbir cevap vermiyor. Kapı duvar gibi olmuş. Mücadelemizi Devrim’i alana kadar sürdüreceğiz” dedi.
“BASKI VE SİNDİRME ÇABALARINA KARŞI HEP BERABER BURADAYIZ”
Rektörlük önünde sürdürülen protestolara destek veren bir başka öğrenci Mete ise şöyle konuştu: “Talep çok absürt bir talep değil. Ekstra farklı bir şey istemiyoruz. Yıllardır süre gelen kültür. Arkadaşlarımızla burada yatıp kalkıyoruz. Tek bir amaç var. Bu kültür süre gelsin. ODTÜ geleneğini hep birlikte yaşatalım istiyoruz. Yukarıdan gelen baskı ve sindirme çabalarına karşı da hep beraber buradayız.”
“YANLIŞ BİR ŞEY İSTEDİĞİMİZİ DÜŞÜNMÜYORUM”
ODTÜ öğrencisi Cem Özmen ise eyleme destek veren öğrenci sayısının her geçen gün arttığını ifade ederek, “İsteğimiz belli ve net. Yanlış bir şey istediğimizi de düşünmüyorum. Kendi okulumuzda ve stadyumumuzda şenliğimizi yapmak istiyoruz. Rektörün endişelerine karşı önlemler alındı ama yine vazgeçmiyor. Biz de vazgeçene kadar buradayız” ifadelerini kullandı.
“BURASI YÖNETİME AİT DEĞİL”
Makine Mühendisliği bölümünde okuyan bir öğrenci ise “Öğrencilerin elindeki alanları almak istiyorlar. Geçmişte çeşitli etkinlikler yapmak istediler. Bizim öğrenciler olarak sahip olduğumuz alanları istemiyorlar. Spor ve kültürel topluluklar için de bu geçerli. Bizim bir şeyler yapmamızdan ve söylememizden rahatsızlar. Anayasa Mahkemesi’nin kararını arkamıza aldık. Buranın bize ait olduğunu biliyoruz. Burası yönetime ait değil. Onlar bizim için var” diye konuştu.
]]>3 AYDIR SOKAK SOKAK GEZEREK KIZINI ARIYOR
Yusufpaşa Mahallesi’nde babası Erdem Badan ve 70 yaşındaki babaannesi Aysel Badan ile yaşayan lise 3’ncü sınıf öğrencisi Damlasu Badan, sabah saatlerinde evlerine gelen 17 yaşındaki Altan T. ile tartıştı. Altan T., torununu korumaya çalışan 70 yaşındaki kadını darbederek Damlasu’yu kaçırdı. Güvenlik güçlerine durumu bildiren ve evladından 3 aydın haber alamayan Erdem Badan, bir yandan yetkililerden gelecek telefonu beklerken bir yandan da elinde kızının fotoğrafı, sokak sokak gezerek onu arıyor.
Kaçırılan Damlasu BadanKIZININ HAYATINDAN ENDİŞE EDİYOR
Eşi Semra Badan ile 2012 yılında boşanıp kızının velayetini alan Erdem Badan, aylardır haber alamadığı tek çocuğu Damlasu’nun hayatından endişe ettiğini söyledi. Altan T.’nin annesi Aysel Badan’ı darbedip, kızını kaçırdığını belirten Erdem Badan, “Daha çocuk olan bu kişi evimizin bahçesine atlayarak girip çocuğumu kaçırmış. Olayı polis ve jandarmaya bildirdik. Ancak bugüne kadar bulunamadı, gitmediğim, çalmadığım kapı kalmadı ama yavrumu bulamıyorum. Çocuğumu kaçıran şahsın annesi ve babası yerlerini biliyor fakat söylemiyor. Allah kimseye evlat acısı vermesin. Çocuğumu benden ayırmak istiyorlar ama buna asla izin vermeyeceğim” diye konuştu.

“BENİ ÇOCUĞUMDAN AYIRDILAR”
Damlasu’ya seslenerek evine dönmesini isteyen Erdem Badan, “Emniyet, 3 aydır kızımı aradıklarını ama bulamadıklarını söylüyor. Sanki yer yarılıp içine girdiler. Aldığım bir duyuma göre en son Tuzla sahilinde, İzmit bölgelerinde olduğunu söylediler. Bu çocuk buradan oraya nasıl gitti, kim götürdü bilmiyorum. Bir dedektif gibi çalışıyorum ama gücüm yok. Elimde kızımın fotoğrafı sokak sokak geziyorum. Karşıma çıkanlara kımızın fotoğrafını gösterip gördüklerinde polise bilgi vermelerini istiyorum. Bir baba olarak feryat ediyorum. Benim sadece bir çocuğum var o da Damlasu. Beni çocuğumdan ayırdılar, gecem gündüzüm bir oldu, hiçbir yere gidemiyorum, çocuğum aklımdan çıkmıyor. Kanımın son damlasına kadar kızımı arayacağım.” ifadelerini kullandı.

3 AYDIR HABER ALAMADIĞI KIZI İÇİN YARDIM BEKLİYOR
Acılı baba, “Sayın büyüklerim sizlerin de çocukları var, lütfen bana yardımcı olun, bu çocuk da sizin çocuğunuz, kendi çocuğunuzun yerine koyun ve bulunmasına yardımcı olun. 2012 yılında eşimden ayrıldım, çocuğumun velayeti bende, başka biriyle evlenirsem çocuğuma bakmaz diye evlenmedim. Çocuğumu ninesi büyüttü ve bu yaşa getirdi. Ben kötü bir baba değilim, çocuğum okusun diye özel liseye verdim, Allah rızası için çocuğumu bulun.” sözleriyle yardım istedi.

“BABANNEMİ DÖVME SENİNLE GELECEĞİM DEDİ”
Torunu Damlasu’ya çağrıda bulunan babaannesi Aysel Badan da “O çocuk beni darbetti, yere atarak yumruk ve tekme ile vurdu. Damlasu o çocuktan çok korkuyordu ve sesi titreyerek, ‘babaannemi dövme ben seninle geleceğim’ dedi. Beni dövdükten sonra çocuğumu alıp götürdü. Damlasu kızım gel yanımıza, biz senin yokluğuna dayanamıyoruz, gece gündüz hep ağlıyoruz, gel sana kurban olurum” ifadelerini kullandı.





Tavuk ihracatının yıl sonuna kadar kısıtlanması ve son günlerde medyada yer alan tavuk fiyatlarının yüzde 200 arttığına dair haberler üzerine, HasTavuk Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Müjdat Sezer, İHA’ya açıklamalarda bulundu.
Fiyat artışından tavuk ihracatına, kümes sorunundan yumurta piyasasına kadar sektör ile ilgili geniş değerlendirmelerde bulunan Sezer, bir yıl içerisinde de yüzde 74,4 zam geldiğinin altını çizdi. Türkiye’deki yıllık tavuk üretimi, iç piyasa ve ihracata giden ürünler hakkında da konuşan Sezer, Türkiye’de tüketilmeyen birçok ürünün yurt dışına gittiğini, ihracatın durdurulmasının bu açıdan da doğru olmayacağının altını çizdi.
“Fiyatlara yüzde 200 zam haberi yalan”
Türkiye’de her şeyin enflasyon kadar fiyatının yükseldiğini belirten Müjdat Sezer, “Son zamanlarda gündeme gelen beyaz etin neden daha çok yükseldiği, olması gerekenden daha fazla yükseldiği gibi konuşmalar var. 1 Ocak 2023 tarihinde bütün tavuğun fiyatı 36 lira 40 kuruştu. 14 Mart 2024’te tarihindeki fiyatı 70 lira 30 kuruştur. Bunlar bizim marketlere, bayilerimize nakliye dahil teslim ettiğimiz fiyatlardır. Niye bütün tavuk üzerinden gidiyorum. Bunun çıkış noktası bütün tavuktur. Alt kırılım ve lüks ürünlere kadar fiyatlar değişebiliyor. ‘Sene içerisinde yüzde 200 zam yapıldı’ haberleri asılsızdır. Bu rakamlar bizim faturalandırdığımız rakamlar. Kim istiyorsa gelip, her türlü şirketimizde bunu basitçe ispat edebiliriz. 36 lira 40 kuruştan 70 lira 30 kuruşa gelmesinin manası da şu; 15 aylık yüzde 93, bu da yıllık yüzde 74,4 fiyat artışı demektir. Nerede yüzde 200 fiyat artışı? Bu haberler doğru değil, yalan” diye konuştu.
“Kırmızı et alımlarında düşüş yaşandı”
“Neden fiyatlar yükseliyor kısmına gelecek olursak, insanların alım gücünde bir azalma oldu. Enflasyonun yüksek olmasından kaynaklanan bir şey” diyerek sözlerini sürdüren Sezer, “Bunun dışında Türkiye’ye özel bir durum var. Dünyanın her yerinde kırmızı et bu kadar pahalı değil. Kırmızı et alımında düşüşler yaşandı. İnsanlar da hayvansal protein ihtiyacını karşılamak için ya balık ya da tavuk yiyecekler. Kırmızı et fiyatlarıyla karşılaştırdığınız da tavuk fiyatları uygun kaldı ve talep arttı. Biz hiçbir zaman talep arttı diye fiyat artışı yapmadık. Kırmızı etin 600-800 lira olan bir yerde, bizim teslim fiyatımızın 70 lira olan tavuğun market üstüne fiyat koyuyor. Her marketin fiyatları farklı, biz ona karışamıyoruz. Diyelim ki markette bütün tavuk kilosu 80-90 lira oldu, bu bile alım gücü açısından tercih edilen bir ürün haline geldi” ifadelerini kullandı.
“Biz üretimi kısmadık, ihtiyacın üstünde ürettik”
Türkiye’nin 2020 yılında 2 milyon 136 bin 263 ton tavuk eti ürettiğinin altını çizen Sezer, “2021 yılında artarak, 2 milyon 245 ton oldu. 2022’de 2 milyon 400 tona ulaştı. Buraya kadar istikrarlı bir üretim artışımız var. Sektör, olması gereken şekilde insanların talebini sağlamak için gerekli artışını yapmış. Sonra bakıyoruz, 2023 yılında 2 milyon 328 tona düşmüşüz. 100 bin ton düşüş var. Bu da alım gücünün düşmesinden kaynaklanıyor. 2022 yılında üretim fazlaca artınca, sektör o yıl zarar ediyor. Zarar edince, ürettiğiniz malı biraz az üretirsiniz. Ekonomik bir karardır. Gelelim en son duruma, 2023’ün ilk 2 ayında 367 bin 460 ton beyaz et üreten sektör, 2024’ün ilk 2 ayında 404 bin 744 ton üretim yapmış. Biz üretimi kısmamışız. İhtiyacın daha da üstünde üretmişiz. Burada sektörün doğru kararlar aldığı ve tüketiciyi düşünerek işler yaptığını ispat edebiliyoruz” şeklinde konuştu.
“Yeteri kadar arzımız var”
Ürünlere ulaşımla ilgili aksaklıkların yaşandığına dair çıkan söylentileri de yalanlayan Müjdat Sezer, “Ürünlere ulaşım ile ilgili en ufak bir sıkıntı yok. Kırmızı et için kuyruklarda insanlar bekliyor. Siz nereye giderseniz gidin, parasını verirsiniz, beyaz etinizi alır, filenize koyar ve evinize gidersiniz. Ben hiçbir zaman beyaz et konusunda şunu bulamıyorum diyen bir tane tüketici duymadım, görmedim. Yeteri kadar arzımız var” dedi.
“İç piyasaya daha fazla ürün verilmiş”
İhracat konusunun da medyada biraz şişirildiğini dile getiren Sezer, “Olması gerekenin üstünde fiyatlar söylendi. Onların gerçek olmadığını söyledim. Buna bağlı olarak ihracat kapatılır, ya da azaltırsak ne olacağını anlatayım. 2022 yılında Türkiye’nin beyaz et ihracatı 620 bin ton, 2023 yılında 505 bin ton olarak gerçekleşiyor. Zaten düşmüş, yani iç piyasaya daha fazla ürün verilmiş. 2024 şubat ayında 38 bin 793 bin ton, mart ayında da 41 bin 552 ton ihracat yapılmış. İhracata çok gitti de iç piyasada mağduriyet var gibi bir şey de söz konusu değil. Bizim yaklaşık ihracat oranımız son 2 ayda yüzde 20’lere düşmüş. Eskiden yüzde 30 olan oran, iç piyasaya daha fazla mal verdiği için ihracat düşmüş” ifadelerini kullandı.
“İhracatı yasaklamak doğru değil”
Türkiye’de tüketilmeyen tavuk ürünlerinin ihracatının yapıldığını hatırlatan Sezer, “İç piyasada satılamayan tavuk ayağı, tavuk konservesi, kanat ucu, tavuk derisi, yumurtacı tavuğun kesildikten sonra kalan özellikle Afrika’ya giden ürünleri içine alan bir paket daha var. İç piyasada ne yaparsanız yapın, satamayacağınız ürünlerin miktarı bizim ihracatımızın yarısıdır. İhracat yasaklanınca bunlar, atık ürün işlemeye gidecek. Orada büyük bir ekonomik kayıp olacak. Biz 1-2 lira daha iç pazara sattığımız ürünü daha pahalıya mal edeceğiz, bu da tüketici fiyatlarına aks edecek. Türkiye’de göğüs ürünü pahalı ve halkımız pek sevmediği için daha çok yurt dışına gidiyor. Bunun fiyatı daha da pahalı. Dışarıda da göğüs ürünlerine talep daha fazla. İçeride kullanılan ürünle, dışarıda tüketilen ürün farklı oluyor. Bunu da durdurursanız, yine sıkıntı olacak. İhracatta ikincisi durum da finansman. Peşin parayı alırız, malı göndeririz. İhracat durursa, az da olsa finansmanda da sıkıntı çıkacaktır. İhracat yasaklanması doğru bir mantık değil, yasaklanırsa içeriye girecek ürün aylık 20 bin ton, zaten bizim dişimizin kavuğuna bile girmez. Fiyatları da çok etkilemez. Etkilese de bu kadar gürültü çıkartılacak bir konu da değil. Ama ihracatı yasaklarsanız, Türkiye güvenilir ihracatçı olmaktan çıkar. Bir sürü ticari anlaşma yapanlar var. Bugün var, yarın yok. Karşınızda sizin keyfinizle hareket edecek bir müşteri tarzı yok. Brezilya gelir, sizin açığınızı kapatır. Türkiye’ye döviz lazım diyoruz. Karınca kararınca ona da bir desteğimiz var” diye konuştu.
“Canlı hayvan üretimi diğer üretimlere benzemez”
Yumurta konusuna da değinen Sezer, “Bir dönem aynı gürültü yumurta için de çıkarıldı. Canlı hayvandan üretilen ürünlerden söz ediyoruz. Canlı hayvan üretimi, tekstil, otomotiv üretimine benzemez. Hayvan canlı olduğu için yer, içer, yumurtlar. Arkadan eti gelir. Makine değil, dokuma tezgahı değil bu. Düğmeye basalım, kapansın. Yumurtlama, yem yeme, büyüme deme şansı yok. Arz-talep dengesini biraz kurcaladığınızda fiyatlar düşer. Bu tersi için de geçerlidir. Olmazsa da fiyatlar yükselir. Canlı hayvan üretimi, diğer üretimlere benzemez. Uzun vadeli planlamalar yapmak lazım” dedi.
“Dünyada beyaz et tüketimi fiyata bakmadan artıyor”
Sektör olarak ne yaptıklarını bildiklerini ve dünyayı takip ettiklerini anlatan Sezer, sözlerine şöyle devam etti; “Bundan sonra ne yapmalıyız? Buradan bütün yetkililere sesleneyim. Biz sektör olarak işimizi bilen bir sektörüz. Dünyayı da takip ediyoruz. Beyaz et dünyada şöyle; eskiden dünyada en çok domuz yenirdi. Sonra sığır oldu. Beyaz et tüketimi dünyada da ucuzluğuna pahalılığına bakmadan artıyor. 2030 yıllarında beklenen insan başına beyaz et tüketimi dünyada 50 kilogram ön görülüyor. Bunun sebepleri şu; tartışmasız beyaz et daha sağlıklı. Daha kolay bulunabiliyor. Daha çabuk üretim arttırılıp, azaltılabiliyor. Bir diğer konu da karbon salınımı diye bir şey var. Günün birinde dünya kirlendi. Bizim çocuklar, torunlar ne yapacak. Onları da düşünerek bir şeyler yapmamız gerekiyor. Karbon salınımı en az et ve yumurta tavuğunda meydana geliyor. Sığırla karşılaştırdığınızda, sığır üretimde 4 misli diyebiliriz. Süt ineği ile karşılaştırdığınızda 3 katı fark var. Büyük bir oran bu. Siz karbon salınımını yabana atamazsınız. İkincisi su sorunudur. İklim değişimi diyoruz, dolayısıyla suyu az tüketerek üretim yapmamız lazım. Sığır etini üretmek için 20 litre, tavuk etini üretmek için ise 2 litre suya ihtiyacınız var. Türkiye olarak şimdiden tedbirleri almazsak vay halimize”
“Kümes açığı kapatılmalı”
Müjdat Sezer sözlerini şöyle tamamladı; “Tüketim artacak, avantajları var diyoruz. Bizim üretmemiz lazım. Sektör güçlü, kaliteli, bilgili. Fabrikaları var, açık kapasiteleri var. İşçi de biraz zorlanıyoruz ama bir şekilde bulunacak. Gel gelelim kümes yok. Şimdiden biz kümes açığını kapatmamız için makro planlamalar yaparak kararlar vermeliyiz. Avrupa fonları bu tarafa daha çok aktarılabilir. Kümes yatırımı çok büyük. Firmaların tek başına bunu yapması mümkün değil. 1 lira o iş için lazımsa, kümes için 3 lira lazım. Oraya da devletin bir şeyler düşünmesi lazım. Uygun kredilerle desteklenebilir. Bu gün bu tedbirleri almazsak, kırmızı et için ne konuşuyorsak, yarın beyaz et için onları konuşacağız. Şimdiden bildiğim kadarıyla ikaz etmiş olayım” – BURSA
]]>Listeye nasıl sahip olduğumun hikayesini aileme ve arkadaşlarıma sayısız kez anlattım.
Hem benim cehaletimi hem de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan tek Kolombiyalı yazarın karizmasını, cömertliğini ve alçakgönüllülüğünü gözler önüne seren bu hikaye bir soruyla başlıyor, listeyle bitiyor ve lezzetli bir dondurma içeriyor.
Dondurma
Gabriel Garcia Marquez bir gün bana, “Lanet olsun Cachaco (Bogota’da iyi giyimli, bakımlı kişilere yönelik sesleniş biçimi), bir top dondurma daha yemek istediğin gözlerinden okunuyor ama bunu itiraf edemiyorsun,” diyerek sevecen ve muzip bir tavırla çıkışmıştı.
Haklıydı. Dondurma sadece lezzetli değil, aynı zamanda bana anlattığına göre Fidel Castro’nun her yıl kendisine gönderdiği doğum günü hediyesiydi.
Havana’daki ünlü Coppelia dondurmacısından alınmıştı ve hala beni evinde ağırladığına inanamadığım Garcia Marquez’in favorisiydi.
Şansıma inanamıyordum. En çok hayranlık duyduğum kişilerden biri ve eşi Mercedes Barcha ile Cartagena’da, insanların “Daktilo” ismini verdiği binadaki dairelerinin mutfağında öğle yemeği yiyordum.
Kendisi de iyi bir hikaye anlatıcısı olarak, benimle dünyanın en lezzetli dondurmasını değil, Castro ile arasındaki dostluğa ilişkin ilgi çekici ayrıntıları da paylaşıyordu.
Ben de tattığımın dünyadaki en iyi dondurma olduğunu düşünüyordum. Vanilya aromalıydı ve yoğun bir kaymak kıvamı vardı. Bana ikram ettiği dondurmanın tamamını yemek için can atıyordum.
Ama ben bir “cachaco” olarak yetiştirildim.
Bizlere zevklerimizi çok fazla göstermememiz ve düşündüğümüz her şeyi söylemememiz gerektiği öğretilir. Ve bir top dondurma da yeterlidir. Ben de sonunda pes ettim.
O menüyü hayatımın en favori öğle yemeği olarak hatırlıyorum.
Gabriel Garcia Marquez’in evine davet edilme nedenim ise tuhaf bir şekilde klasik edebiyatı takdir etme konusundaki isteksizliğimdi.
Soru
Her şey birkaç hafta önce, patronum Mauricio Vargas Linares’in bana Gabo Vakfı’ndaki atölyede, çalıştığım Semana dergisini temsil edeceğimi söylemesiyle başlamıştı.
Gabo Vakfı o zamanlar Yeni İbero-Amerikan Gazetecilik Vakfı olarak anılıyordu ve İspanyolca konuşan gazetecilerin eğitimini geliştirmek için Gabriel Garcia Marquez tarafından kurulmuştu.
Garcia Marquez’i dergiyi ziyaret ettiğinde bir kez görmüştüm. Hiç konuşmamıştık ama gazetecilik mesleğini yeni yeni anlamaya başlayan bizlere karşı her zaman çok sevecen davranırdı.
Hiç unutmam, derginin sahibi tarafından zaman zaman düzenlenen gösterişli öğle yemeklerinden birine García Márquez de gelmişti.
Derginin muhabir kadrosunun oturduğu uzaktaki masayı görünce, kendisine şöhretli insanlar ve bakanlarla aynı yerde bir masa ayrılmış olmasına rağmen, bizi işaret ederek, “Teşekkür ederim ama ben orada muhabirlerle oturacağım” demişti.
Vakıftaki çalışma grubunun gündemi gazeteci günlükleriydi. Seminere katılan da Meksikalı gazeteci Alma Guillermoprieto idi.
Ben 23 yaşına yeni basmıştım ve çalıştığım haftalık dergiyi çıkaran deneyimli gazetecilerden oluşan seçkin bir gruptan öğrenebileceğim her şeyi öğrenmeye çalışıyordum.
İngilizce bilmiyordum ve Guillermoprieto’nun kim olduğu bir yana, The New Yorker dergisinin ne olduğu hakkında bile hiçbir fikrim yoktu.
Ayrıca Cartagena’ya gitmeden önce okumamız gereken Daniel Defoe’nun A Journal of the Plague Year (Veba Yılı Günlüğü) kitabını da hiç duymamıştım.
1664-1666 yılları arasında Londra ve çevresini kasıp kavuran vebayı romanlaştıran bu eser, Marquez’in gelmiş geçmiş en iyi anlatılardan biri olarak kabul ettiği tarihi kurgu kitapları arasındaydı.
O hafta boyunca Alma Guillermoprieto bana titizlikten ödün vermenin kabul edilemez olduğunu; önemli konuları, o konulara özgü hikayelerle anlatmanın önemini öğretti.
Kendisinin de New Yorker’da yayımlanan ve sonradan İspanyolcaya çevrilen 13 mektubunda Latin Amerika’yı böyle anlattığını aktardı.
Garcia Marquez, atölyeye katılmak için seçilen 10 genç gazetecide uyandırdığı hayranlığın farkındaydı ve oturumlardaki resmi havayı dağıtmak, bizdeki heyecanı da yatıştırmak için elinden geleni yaptı.
Bizi sanki hayatı boyunca tanıyormuş gibi davrandı ve dışarıdan bakan biri, odadaki en heyecanlı kişinin o olduğunu rahatlıkla söyleyebilirdi.
Atölyenin sonunda Garcia Marquez bizi o zamanlar Cartagena’daki bohem topluluğun bir araya geldiği ve kendisi ile Alejandro Obregon ve Enrique Grau gibi sanatçılar arasında efsanevi gecelere ve sohbetlere sahne olan La Vitrola’da akşam yemeğine davet etti.
Gecenin büyük bir kısmını Garcia Marquez’e klasik edebiyatı son derece sıkıcı bulduğumu ve ne kadar uğraşırsam uğraşayım bende bezginlik uyandırdığını itiraf etmek için uygun zamanı kollayarak geçirdim.
Ona gazetecilik becerilerimi geliştirmek için gerçekten hepsini okumak zorunda olup olmadığımı sormak istiyordum.
Ama entelektüel zayıflığımı ona nasıl itiraf edebilirdim ki?
Garcia Marquez’in de tabak, çanak, bardak ve kulağı sağır eden müziğin gürültüsü arasında, zihnimde güvensizliklerimle boğuşurken öğrencilerle vedalaştığını gördüm.
“Üstat, bir konu daha var” dedim ve hevesle yerimden kalkıp ona doğru ilerlemeye başladım.
Kaşlarını kaldırdı ve devam etmem için bana izin verdiğini hissettim.
“Size klasik edebiyatı okuyabilmek için ne yapabileceğimi sormak istiyorum.”
“Daha ne kadar Cartagena’dasın?” diye sordu.
“Biraz daha kalıp hafta sonu eğlenmek istiyorum” dedim.
“Peki, yarın beni ara.”
“Ama bende telefon numaranız yok…”
“650143”
Gençken yaptığım birçok aptalca şeyden biri, numarayı yazmadan ezberlemeye çalışmamdı.
“İyi misin, gazeteci?” dedi, gülümsedi ve bana kalemini uzattı.
“Şunu bir kağıda yaz, unutacaksın. Sonra da hayatın boyunca pişman olacaksın.”
Liste
O gece çok az uyudum. Her 20 dakikada bir onu aramak için saatin makul olup olmadığını kontrol edip durdum. Saat nihayet 9 olduğunda cesaretimi toplayıp not aldığım telefon numarasını çevirdim.
Garcia Marquez benimle konuşurken bir anda eşine, “Öğle yemeği planımız var mı Merce?” diye sordu. Sonra da “Tamam o zaman Alvarez’e gelmesini söylüyorum” diye devam etti.
Daveti kabul eder etmez heyecanla patronumu aradım.
“Ne yapmalıyım? Ne götürmeliyim? Nasıl giyinmeliyim?”
Patronum, “Aptal olma, götüreceğin ya da yapacağın hiçbir şey onu etkilemeyecek. Bunları düşünme. Git, kendin ol, başkasıymış gibi davranma ve yemeğin tadını çıkar” diye bilgece tavsiyede bulundu.
Her zamanki tişörtümü ve kot pantolonumu giymeye karar verdim ve büyük bir hevesle dairesindeki randevuya gitmek için öğle saatinin gelmesini bekledim.
Yemekte kızarmış balık, kızarmış muz ve hindistan cevizli pilav yedik ve dondurmadan sonra nihayet konuşmaya cesaret edebildim.
“Üstat, itiraf etmeliyim ki klasikleri okurken aşırı sıkılıyorum. Hiçbirini bitirmeyi başaramadım.”
Bana, akıl danıştığı birinin, Yunan klasiklerini öğrenmezse asla büyük bir yazar olamayacağını söyleyene kadar, kendisinin de klasiklere dudak büktüğünü anlattı.
Klasikleri keşfettiğinde de aşık olduğunu aktardı.
Oedipus’a olan takıntısını ve babasını kimin öldürdüğünü araştırmak isteyen ancak trajik bir şekilde katilin kendisi olduğu sonucuna varan bir adamın hikayesinin onu nasıl baştan çıkardığından bahsetti.
Kitaplardaki dilin bende yarattığı bezginliğin üstesinden gelmek için çaba göstermemi ve anlattıkları muhteşem hikayelere odaklanmamı istedi.
“Peki okunması gereken klasiklerin bir listesini yapmak zorunda olsaydınız hangileri bu listede yer alırdınız?” diye sordum.
Büyük bir heyecanla “Hadi gel yapalım şu listeyi” dedi ve not defterini açıp bu hikayenin özünü oluşturan listeyi yapmaya başladı.
İspanyolca olan listenin Türkçe çevirisi şöyle:
1. İncil
2. Binbir Gece Masalları
2a. Platon ve Aristoteles
3. Odysseia
3a. Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri – Diogenes Laertios
4. Sophokles: Kral Oidipus
5. On İki Caesar’ın Yaşamı (Suetonius)
6. Plutarkhos
7. İlahi Komedya (Inferno)
8. Horatius (Ars Poetica – Şiir Sanatı)
9. El Cid (Baladlar)
10. Amadís de Gaula
11. Don Kişot
12. Şiir: İspanyol Altın Çağı
13. Gargantua ve Pantagruel
14. Yitirilen Cennet – John Milton
15. Chroniclers of the Indies
16. –
BBC Türkçe’nin notu: Listedeki bazı kitapların Türkçe çevirisini bulamadık, bilen okurlarımız var ve Türkçe çeviri isimlerini iletirse memnuniyetle güncelleriz.
Elimdeki liste bu. 30 yıl geçti ve hala bugüne kadar her bir kitapla ilgili olarak bana anlattıklarını not almama hatasının pişmanlığını yaşıyorum.
Mesela neden 2a ve 3a gibi ifadeleri kullandığını hatırlamıyorum. Alt maddeler neden var bilmiyorum. Ayrıca 16 numara neden boş onu da hatırlamıyorum.
Ölümünün 10’uncu yıldönümünde paylaştığım bu listenin yanında her bir eseri neden dahil ettiğine dair gözlemler olmasının daha faydalı olacağının farkındayım.
Belki de bu yüzden şimdiye kadar paylaşmak konusunda hep isteksizdim.
Evimdeki duvarda asılı bu listeyi gören kitapkurdu bir arkadaşımın sergilediği coşkuyu görünce benim anlattığım bu hikayedeki bana ait gazetecilik hatalarına rağmen bunu öğrenenler için bir değeri olacağını düşündüm.
Ayrıca Garcia Marquez’in anılarını yayınladığında söylediği o harika cümleyi de hatırladım:
“İnsanın yaşadığı değildir hayat, aslolan hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır.”
Yıllar içinde bu listedeki bazı eserleri okudum. Chronicles of the Indies’ın bazılarını, Kral Oidipus’u, Binbir Gece Masalları’nı, Odysseia’yı, İncil’den bazı bölümleri, İlahi Komedya’yı Golden Age’den bazı şiirleri okudum.
Ama inanıyorum ki, bir Nisan öğleden sonrasında, bu harika listeyi hazırlayan, önerdiği bütün kitapları gereken saygıyı göstermediğim için bana kızmazdı.
Bir tesellim, o unutulmaz öğle saatlerinde benim bir başka itirafım üzerine dile getirdiği bir diğer tavsiyedeydi; o sırada hala Don Kişot’u okuyamamıştım:
“Bak sana tavsiyem şu: Kitabı tuvalette erişebileceğin bir yere bırak ve tuvalete her gidişinde biraz oku.”
]]>İSTANBUL – Bağcılar’da kripto para dolandırıcılarına 700 bin lirasını kaptıran kadın ortadan kayboldu. Günlerdir kayıp olan ablasından gelecek iyi haberi bekleyen Ekrem Tank “İnsanların evine bayram geldi ama bizim evimiz cenaze evi gibi” dedi.
Bağcılar Güneşli Mahallesi’nde ikamet eden 45 yaşındaki Meryem Tank, geçtiğimiz Salı günü saat 16.00 sıralarında evinden çıktıktan sonra geri dönmedi. Tank daha önce 2 defa toplamda 700 bin lira çektiği kredileri kripto para dolandırıcılarına kaptırmıştı. Ailesinin bu durumu fark etmesi üzerine emniyete ve savcılığa şikayette bulundu. Ardından abla Tank’ın iş yerine giden ailesi 60 bin lira da avans çektiğini öğrendi. Tank, evden çıkmadan önce annesinden 2 bin lira istedi ve vermeyince gezeceğini söyleyip evden ayrıldı. Ailesi ise o zamandan beri kayıp olan Meryem Tank’tan haber alamıyor.
Meryem Tank’ın kardeşi Ekrem Tank ise kameraya konuşarak ablasına gelmesi için seslendi.
“Telefonundaki kriptocuların bilgilerine ulaşmayalım diye telefonu kırdı”
Ablasından Salı günü saat 16.00’dan beri haber alamadıklarını dile getiren Ekrem Tank, “Mart ayının başlarında kripto para dolandırıcılarına 350 bin lira kredi çekip göndermişti. Biz iki kardeş olarak ablamızın o borcunu ödedik. O dönem bize güven sağlamak için iyi davranışlarda sergiledi. Biz telefonu elinden almıştık. Bize ceza vermek ister gibi dışarı çıkıp geç geliyordu. Biz merak ettiğimiz için telefonu geri verdik. Telefonundaki kriptocuların bilgilerine ulaşmayalım diye telefonu kırdı. Kadir gecesi ben ona bir cep telefonu aldım. Camiye gidip geleyim uygulamaları beraber yükleriz dedim. Ben camiden gelince telefona uygulamaları kuralım dediğimde bankacılık şifrelerini bilmediğini söyledi. Bankaları arayıp şifreleri aldık. Bankacılık uygulamalarına girdiğimizde tekrardan 350 bin lira kredi çektiğini gördük. O akşam ifade vermek için beraber karakola gittik. Kadir gecesinin ertesi gününde savcılığa ifade vermeye gittik” şeklinde konuştu.
“60 bin lira avans çektiğini söylediler”
Ablasının iş yerine giden Tank “Pazartesi ablamızı iş yerine götürdük. İşyerindeki müdürleriyle görüştük. Ablamızın içerden 60 bin lira avans çektiğini söylediler. Hiç bir yerde beni tehdit ediyorlar demedi ama o gün iş yerinde müdürüne ‘abi beni tehdit ediyorlar’ dedi. Daha sonra ufak tefek şüpheli hareketler yapmaya başladı. Yanımızda durmak istemiyor, kaçıyor. Telefonu bizde olduğu için kriptocuların ulaşabileceğini zannetmiyorum” diye konuştu.
“Evimiz cenaze evi gibi”
Ablasının evden ayrıldığı günü anlatan Ekrem Tank “Abla ben çocukları parka çıkarıyorum. Sende bizimle beraber gel dedim. Ablam bizimle gelmek istemedi. Ben çıktıktan 10 dakika sonra annemizden 2 bin lira istiyor. Annemde ne yapacağını sorunca ‘bir şeyler alacağım’ diyor. Annemde ‘şimdi o kadar harcama yapma bayramdan sonra alırız’ diyor. Ablam kızıp ‘ben gezmeye çıkıyorum’ diyerek çıkıp gidiyor. O saatten sonra ablamdan haber alamadık. Ablamın dolandırıcılardan biriyle gittiğini zannetmiyorum. ya onu biri yanına gelmesi için ikna etti ya da bizim yaptığımız baskıyla bunalıma girdi. Çünkü ilk dolandırıldığında bize söylemedi. Ne olduğunu sorduğumuzda ‘bu işin sonu ölüm, ben ölüp kurtulacağım’ şeklinde davranışlarda bulunuyordu. Ablamızın korkup geri gelmediğini düşünüyorum. Bugün gelsin başımızın üstünde taşırız. Yeter ki gelsin evimizde otursun. Çocukların, annemin ve bizim psikolojimiz bozuldu. İnsanların evine bayram geldi ama bizim evimiz cenaze evi gibi” ifadelerini kullandı.
Tank, günlerdir kayıp olan ablasına seslenerek, “Bu paralar çok büyük paralar değil. Biz bu paraları hallederiz. Sana bu evde hiç kimse kızmayacak. Sen gel, başımızın üstünde yerin var” dedi.
]]>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Muğla’nın Fethiye ilçesinde ülke gündemini ve ilçeye kazandıracakları hizmetleri değerlendirdi. Fethiye’de Cumhur İttifakı MHP Fethiye Belediye Başkan Adayı Muhammet Kökten’in düzenlediği iftar ve körfez kirliliği inceleme gemileri karşılama programına katılan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Beşkaza Meydanı’nda halka seslendi. Öncelikli olarak Fethiye’nin deprem riskini hatırlatan Bakan Özhaseki, kentsel dönüşümün gerekliliğini vurguladı. 6 Şubat’ta meydana gelen depremin yaralarının hızla sarıldığını ifade eden Özhaseki, 76 bin konutun teslim edildiğini söyledi. Fethiye ve Muğla’yı AK Parti Belediyeciliğiyle buluşturmak istediklerine değinen Özhaseki, şehrin sorunlarını hızlı bir şekilde çözmeye başlayacaklarını kaydetti.
“İktidarı gücünü arkasına alıp beldesine hizmet ediyorsa o şehirlerin önü açık”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, “Yine bir seçim arifesindeyiz. Yerel seçimlerin en önemli tarafı, geleceğimizi insanları teslim ediyoruz. Bilim adamları diyorlar ki, ‘Şehirlerin geleceği oradaki yerel yöneticilerin ufuklarıyla doğru orantılıdır.’ Eğer seçtiğimiz yerel yönetici yani belediye başkanı dürüst birisiyse, çalışkan birisiyse, elinden ne geliyorsa onu yapıyorsa, iyi niyetle gayret ediyorsa sonra da tabi ki iktidar gücünü arkasına alıp şehrine, beldesine hizmet ediyorsa o şehirlerin önü açık. Değilse Allah korusun o beldeler geriye doğru gidiyor. Üzerinde yaşadığımız bu güzel Anadolu coğrafyası dünyanın en eski yerleşim yerlerinden birisi olarak geçiyor. Cennet gibi bir vatanımız var. Özellikle de bu coğrafya son dönem mazlumlarının sığınma coğrafyası. Son yüzyıl içerisinde Balkanlar’da daralan kardeşlerimiz bu coğrafyaya gelmişler. Kafkasya’da daralan, bunalan mazlum milletler gelmişler. Ülkemizin doğusunda, güneyinde ezilen, bunalan herkes bu coğrafyaya gelmiş. Kardeş olmuşuz, etle tırnak gibi olmuşuz. Bayrağımız dalgalanıyor, ezanlarımız okunuyor, Allah’a hamdolsun gittikçe de güçleniyoruz. Dostlarımıza güven veriyoruz, düşmanlarımıza da tabi ki korku salıyoruz” şeklinde konuştu.
“Bizler büyük bir milletiz”
Konuşmasını sürdüren Bakan Özhaseki, “Bu güzel coğrafyanın bir iki tane de kusuru var. Her güzelin kusuru olurmuş ya, bizim de kusurumuz var. O da yerin altında depremsellik var. Şunu herkes bilsin ki; Türkiye bir deprem ülkesi. Son yüzyılda denizlerimizde ve karada meydana gelen 6 üzerindeki yıkıcı deprem sayısı 231. Ölen insan sayımız 130 bin. Maddi hasar milyarlarca dolar. En son 6 Şubat depreminde bile tam 18 ilimiz etkilendi. 14 milyon kardeşimiz zarar gördü, 680 bin konutumuz yıkıldı. 170 bin de işyeri yıkıldı. Maddi hasarı söylemeye gerek yok, 100 milyar doların üzerinde. Manevi acımızı mı soruyorsunuz? Onu ölçecek bir alet daha icat edilmedi. Her yerde hala gözyaşı var. O bölgelerde bulunan bir kardeşiniz olarak, o günlerdeki acımızı Allah sizlerden razı olsun hep birlikte bir dayanışmaya dönüştürdük. Bütün bir millet olarak ayaktaydık. Kumbarasındaki parayı oraya gönderen çocuğumuzu mu dersiniz, hacını erteleyerek parasını yatıran büyüklerimizi mi dersiniz, Azerbaycan’dan eski arabaların üzerine battaniye doldurmuş ‘kardeşlerimize yardıma gidiyorum’ diyen Server Beşirli kardeşimizi mi dersiniz? Bizler büyük bir milletiz, böyle bir milletin ferdi olmak, üyesi olmak emin olun hepimiz için şeref olarak yeter” dedi.
“Deprem bölgesinde binlerce konut yaptırıyoruz”
Deprem bölgesindeki çalışmalardan bahseden Özhaseki, “Orada artık konutlarımızı da teslim etmeye başladık. Binden fazla şantiyemiz var. 4 bin 333 köyde de çelikten karkaslı evler yaptırıyoruz. 76 bin konutu dağıttık ve her ayda 10 bin, 15 bin ev vermeye de devam edeceğiz. Bizler deli gibi çalışıyoruz. Milletimizi seviyoruz, yaralarına merhem olmaya çalışıyoruz. Ama biz bunu yaparken bir taraftan da zehirli dillerini sarkıtmadan geri kalmayan muhaliflerimiz var. Geçenlerde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı çıkmış, “deprem karnesini açıklıyorum hükümetin” diyor. “Sıfır, sıfır, sıfır”. Bir başka genel başkan çıkmış diyor ki, “kime vermişler bu evleri? Nerede bu evler? Herhalde AK Partililere dağıtıyorlar, herhalde akrabalarına veriyorlar”. ya Allah size insaf versin. Eğer görmek istiyorsanız şantiyemizde gezdireceğim, hadi buyurun gelin. Hiç birisi gelmiyor ama geriden bu sözleri etmekten de geri durmuyorlar. Zamanında bundan bir evvelki dönemde yine aynı bakanlıktaydım, Hatay’a gittim, kentsel dönüşüm yapacağız. Örnek Aksaray Mahallesi, açıkça da ilan ediyorum. Bakın; o bölgede şimdiki CHP’liler, yandaş odaları davalar açtılar, Aksaray Mahallesi’nde bana kentsel dönüşümü yaptırmadılar. Bir saate yakın ilan ettim orada izah etmeye çalıştım, vatandaşları ikna ettim ama mahkeme yoluyla önümüzü kesmeye çalıştılar. Deprem oldu, onların kentsel dönüşüm yaptırmadığı mahallede bir tek Allah’ın kulu bile yaşamıyor şimdi. Bunlarda vicdan var mı acaba? Bir gün olsun içleri sızlıyor mu acaba? Bir taraftan hem yapmıyorlar hem de yapanlara mani oluyorlar. Geçenlerde İzmir’deydim, deprem bölgesi değil mi? Hepimiz biliyoruz, evet. 25 senedir İzmir’deler, 25 tane binayı dönüştürdülerse söylesinler, bütün sözlerimi geri alacağım. Hayır, böyle bir niyetleri de yok. Ama bizler çalışıyoruz, üzerimize düşeni yapıyoruz, ne lazımsa onu yapıyoruz. 1994’te Sayın Cumhurbaşkanımız İstanbul’da, naçizane ben de İzmir’de aday oldum. İnsanların önüne çıktığımızda dedik ki, “hizmet edeceğiz, kimseyi ayırmayacağız, mazeret üretmeyeceğiz, gece gündüz demeden deli gibi çalışacağız” dedik. ve sözümüzde durduk, çalışmaya da devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Yapmak zor, ama biz yapma tarafındayız”
Cumhur İttifakı’nın birlik ve beraberliğine vurgu yapan Özhaseki, “Bizler Cumhur İttifakıyız, özümüz bir, sözümüz bir. Ne dediğimiz çok belli. Bizim için bu vatanın bölünmez bütünlüğü en önemlisi. Bayrağımız mukaddes, ezanımız mukaddes. Bunlar üzerine oluşturulduğumuz bir ittifakımız var. Ama karşı tarafta, tarafları belirsiz bir grup var. Seçimden önce neler demediler ki? Hiç de birbirine benzemiyorlardı. Zaten bunların ne siyasi düşünceleri ne sosyal hayat bakışları ne iktisadi konulardaki düşünceleri aynı diye de ilan etmiştik. Ama bir tek motivasyon kaynakları vardı; Cumhur İttifakı gitsin, ne olursa olsun. Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli bir araya gelmesin, ne olursa olsun. Yıkım ekibi gibi, ne yapacaksınız onu söyleyin dedik o da yoktu. Hani diyor ya şair, “hadi gel şu Süleymaniye’yi yıkalım desen, iki kazma kürek iki de ırgat gerek. Gel yeniden yapalım desen, önce bir Süleyman, sonra da Sinan gerek.” O yüzden yapmak zor, ama biz yapma tarafındayız, biz işin hizmet tarafındayız. Milletimi seviyoruz Allah’ın izniyle, tarihe karşı, medeniyetimize karşı sorumluluğumuz olduğuna inanıyoruz” dedi.
“Fethiye’yi hizmetlerle tanıştıralım”
Özhaseki, “Aydın Ayaydın hocam Muğla için bir şans. Cumhurbaşkanımız onu buraya özel olarak gönderdi. Onun yaptığı projeleri ben de biliyorum, elinden ne geliyorsa. 20 küsur yıldır belediye başkanlığı yapan, yıllarca bakanlık makamında bulunan bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Ömrü şehircilikle geçen bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Fethiye’miz için, Muğla’mız için ne varsa Hoca’mın getirdiği bütün projelere ben de evet diyorum ve desteklemeye de devam edeceğim. Bizim işimiz hizmet, hizmetten başka bir şey düşünmüyoruz. Şimdi de gencecik bir Muhammet kardeşimizi seçtiniz. İnşallah Pazar günü akşamı da onun başkanlığını nasip olursa bu meydanda hep beraber kutlayacağız. ‘Körfez temizlenecek’ başımızın üstüne, ne demek? ‘Kentsel dönüşüm yapılacak’ zaten bizim işimiz o iş. Fakat şunu da söyleyeyim; lütfen yanlış anlamayın, ben bu bakanlıkta oturan birisi olarak A’dan Z’ye bütün partilere kapı açık. Deprem bölgelerinde kentsel dönüşüm şart. Yeter ki kentsel dönüşüm yapsınlar başımızın üstünde yer var diye ilan ediyorum. Şu partili gelmiş ona yardım etmem demiyorum, şu partiliye yardım ederim asla demiyorum. Herkese kapı açık. Ama bir tane daha kapımı çalan Cumhuriyet Halk Partili olmadı, onu da bilin. Neden? Kentsel dönüşüm zor iş, vatandaşın hakkı verilecek, eziyet çekilecek. Ne yazık ki bu işe giren daha bir tane CHP’li görmedim. Biz burada kol kola gireriz. Allah’ın izniyle bütün hizmetleri de yaparız hiç şüpheniz olmasın. Fethiye’yi hizmetlerle tanıştıralım. Muğla’yı hizmetle tanıştıralım inşallah. AK Parti belediyeciliğinden onlar da istifade etsinler” diye konuştu. – MUĞLA
]]>Sarıyer’deki halk buluşmasında konuşan Özel, Atatürk’ün Cumhuriyet’i gençlere emanet ettiğini hatırlatarak, görevin gençlerde olduğunu vurguladı.
Beka sorununun “dış güçlerin gelip Türkiye üzerinde hayal kurmaları” olarak anlatıldığını ifade eden Özel, “Esas beka sorunu dünyanın diğer ülkelerinin gelip, dünyanın en güzel ülkesi üzerinde hayal kurmaları değil. Bu ülkenin, dünyanın en güzel ülkesinin gençlerinin dünyanın öbür ülkelerinde hayal kurmasıdır. Bizim bununla mücadele etmemiz lazım.” diye konuştu.
Gençlere umutlarını kaybetmemeleri konusunda çağrıda bulunan Özel, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye’sine sahip çıkıldığında ne tankın ne de topun kendilerini yıkamayacağını söyledi.
Emeklilerin, yaptığı çağrıya kulak vererek mücadeleye katıldığını anlatan Özel, “Tayyip Erdoğan önce ‘Türkiye büyüyor, herkesin keyfi yerinde, emeklileri kışkırtamazsın Özgür Efendi.’ dedi. O gün dedim ki, bu şartlar altında sen emekliye bunları reva görüyorsan bana da bu düşüyorsa, vallahi de kışkırtacağım, billahi de kışkırtacağım.” ifadesini kullandı.
Özel, bir vatandaşın taşıdığı “Öğretmenlerin oyu mülakata hayır diyene” yazılı pankarta işaret ederek, mülakatı kaldırmayanlara, öğretmenlerden, ailelerden ve gençlerden oy olmadığını, atanmayan öğretmenin de kademeli emekliliğin de staj mağdurlarının da Bağ-Kur mağdurlarının da yanında olduklarını ifade etti.
CHP Sarıyer Belediye Başkan adayı Mustafa Oktay Aksu’nun ilçenin bir evladı olduğunu belirten Özel, bir kişinin ne kadar partili olduğunu göreve geldiği gün değil, görevden gittiği gün, aday olduğu gün değil, aday yapılmadığı gün bakılması gerektiğine dikkati çekti.
Özel, şunları kaydetti:
“Bazıları diyor ki, ‘Ben yıllarca bu partinin adayı oldum’ çok iyi, hadi o zaman gençleşme zamanı, değişim zamanı, hadi bakalım sen tecrübeni başka tarafa akıt. Gel burada yeni bir heyecanı başlatalım. ‘Olmaz, ben partinin adayıysam partideyim, yoksa karşıdayım. Ben rozeti çıkarırım çekmeceye atarım.’ Bir de diyormuş ki, ‘Ben de partiliyim, sonra partiye geri gelirim.'”
Özel, mevcut Sarıyer Belediye Başkanı ve bağımsız belediye başkan adayı Şükrü Genç’e çağrıda bulunarak, şunları söyledi:
“Partinin adı belli. Cumhuriyet Halk Partisi. Bayrağı belli, amblemi belli, kurucusu belli. Mevcut genel başkanı belli. Partinin adayı da belli, Oktay Aksu. Bu partinin nasıl kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise, amblemi 6 oksa, Genel Başkanı Özgür Özel ise bu partinin Sarıyer adayı da Oktay Aksu’dur. Şu anda CHP’nin adayının karşısında adaylaştığınız için AK Parti’nin gelme tehlikesi var. Sen hem partiye, Sarıyer gibi bir yere AK Parti’li birini getirmeye, bu riske alet olacaksın, ‘günü gelince partiye döneceğim’ diyeceksin, yok öyle yağma.
Son çağrımdır, partinin genel başkanı olarak. Geçmişte aradım, ‘Yapma Başkanım’ dedim. Aradım, ‘Yapma, büyüğümüzsün’ dedim. ‘Gel genel merkezde birlikte çalışalım’ dedim. Şimdi iş geldi son 4 güne. Kapıda AK Parti tehlikesi, kazanma ihtimali sıfır. Oktay Aksu kazanıyor, AK Parti tehdit ediyor. Eğer gerçekten bu partiye gönül verdiysen bugün yarın açıklamanı yaparsın. Çekilirsin, pazartesi günü gelirim rozetimi kendim takarım. Yok, şimdi çekilmedin, pazara getirdin, bize korkulu rüyayı gördürttün, pazar günü seçimi kazandık, ondan sonra ‘Döneyim.’ Vallahi kusura bakma, affetmeyiz, affedemeyiz, affedemeyiz.”
Özel, Sarıyer’de Oktay Aksu’da birleşmeye çağrı yaparak, parti olarak umudun ve sevginin ittifakı olduklarını dile getirdi.
Halk buluşmasında CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP Sarıyer Belediye Başkan adayı Mustafa Oktay Aksu ve parti temsilcileri de yer aldı.
]]>Yomra ilçesinde düzenlenen mitingde vatandaşlara hitap eden Özhaseki, Anadolu’nun son dönemde mazlumların sığınma coğrafyası olduğunu söyledi.
Balkanlar’da, Karadeniz’de, doğuda ve güneyde ne kadar kardeşleri varsa hep bu coğrafyaya geldiklerini belirten Özhaseki, “Allah’a hamdolsun, etle tırnak gibi olduk. Bir olduk, beraber olduk. Bayrağımız dalgalanıyor, ezanımız okunuyor. Gittikçe büyüyoruz. Düşmana korku salıyor, gönül coğrafyamıza da huzur veriyoruz.” diye konuştu.
Özhaseki, “Her güzelin kusuru olduğu gibi, bu coğrafyanın da iki kusuru var. Birisi fitne örgütleri. Türkiye’yi bölmek, parçalamak isteyen, yurt dışından destekli bu hainler hiç bitmek bilmiyor. İkincisi de depremsellik. Deprem de başımızın belası. Onu bilerek hareket etmek durumundayız.” dedi.
Hacettepe Üniversitesine 1975’te girdiğinde duvarda terör örgütlerinin yazılarını gördüğünü anlatan Özhaseki, şöyle devam etti:
“‘Bunlar ne istiyorlar?’ dedim, neredeyse 50 sene önce. Nereyi bölmek istiyorlar, bu ülkenin içerisinde yeni bir devlet mi kurmak istiyorlar? Ne yazık ki zaman içerisinde çukur eylemleriyle birlikte paçavralarını bayrak diye çekerek ‘Öz yönetim ilan ettik.’ demek gafletinde bulundular. Ben o dönemde yine aynı makamda bakandım, o bölgelere ömrümde ilk defa gittim. Şırnak’a, Cizre’ye, Silopi’ye, Nusaybin’e, Yüksekova’ya, her tarafa gittim. Orada karşımdaki muhataplarımızın büyük bir çoğunluğu da PKK’nın siyasi uzantılarıydı. Bir gün açılışta buradan daha kalabalık bir ekip olarak onlar karşımdayken emin olun şunları aynen yüzlerine söyledim. Dedim ki: ‘Dün gece Cizre’ye geldim, size hizmet ediyorum Cizre’de, suları getirdim, kanalizasyonunuzu yapıyorum, binlerce PKK’lının yıktığı evleri yapıyorum ama bana sabaha kadar küfrettiniz. PKK’lılar sabaha kadar ‘Kayserili faşist bakan ne işin var burada?’ diye bağırdınız durdunuz bana. Evet, ben Kayseriliyim doğru, Sünni’yim, Türkmen çocuğuyum ama size hizmet ediyorum. Siz, bana ‘Faşist bakan burada ne işin var?’ derken birkaç kilometre ötede okyanus ötesinden gelmiş Coniler var. On bin kilometreden gelmişler. O Conilere sorsanıza ‘Ne işiniz var?’ diye. Amerikalılara sorsanıza ‘Ne işiniz var burada?’ diye. Milyarlarca dolar harcıyorlar. Çocuklarınızın eline veriyorlar, dağa gönderiyorlar. Sonra da o kurşunlar bize dönüyor, kardeşliğimizi bombalıyorlar. Asıl o kitapsızlara sorun ‘Ne işiniz var burada?’ diye. Bunlar size eşitlik mi getirecek, özgürlük mü getirecek? Nereye gittiler de insanlık götürdüler? Nereye gittiler de özgürlük götürdüler? Her gittikleri yere kan götürdüler, bela götürdüler, şer götürdüler. Cenabıhakk’a şükürler olsun, PKK’yı da bitirdik, FETÖ’yü de bitirdik, DHKP-C’sini de IŞİD’i de toprağa gömdük, bir daha çıkamayacaklar inşallah.”
Türkiye’de bir taraftan da yerin altında depremselliğin olduğuna dikkati çeken Özhaseki, “Ne yazık ki kural böyle konmuş, biz ona kafa tutamayız. Onu bilerek hareket edip uygun şekilde hal almaktan başka çaremiz yok.” dedi.
En son 6 Şubat’ta iki depremden 18 ilin etkilendiğine, 14 milyon insanın zarar gördüğüne, 680 bin evin yıkıldığına, 170 bin iş yerinin yerle bir olduğuna dikkati çeken Özhaseki, şöyle konuştu:
“Maddi hasar çok büyük, 100 milyar doların üzerinde. Toprağa verdiğimiz kardeşlerimizin sayısı 53 bin 500. Çok büyük bir acı ama o günden beri çalışıyoruz. O asrın felaketini, asrın dayanışmasına döndürdük. Yüz binlerce ev yapıyoruz. Köylerimize çelikten evler yapıyoruz. Şehirlerimizin merkezini yapıyoruz. Aynı zamanda altyapıları yapıyoruz. Şu ana kadar dağıttığımız konut sayısı 76 bini buldu. Her ay da 10 bin, 15 bin ev vermeye devam edeceğiz. Tam bin tane şantiyede 110 bin kişilik orduyla çalışıyoruz şimdi. 4 bin 333 köyümüzde çelikten evler yapıyoruz fakat bizim muhalefet çıkmışlar diyorlar ki: ‘Hani nerede evler? Kime verdiniz? Herhalde akrabalarınıza veriyorsunuz.’ Allah ıslah etsin bunları. Biz, gece gündüz çalışıyoruz. Nasreddin Hoca’ya demişler ki: ‘Hocam, adam olmanın yolu nedir?’ Demiş ki: ‘Evladım kulaktır, kulak.’ ‘Ya nasıl oluyor Hocam?’ demişler. Demiş ki: ‘Karşınızdaki konuşurken can kulağıyla dinleyeceksiniz ki ne diyor anlayabilesiniz, bir de ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun ki adam olmayı öğrenin buradan.’
Allah bizim muhalefete de kulak versin ne diyelim ama biz yolumuzdan şaşmayacağız, gece gündüz çalışacağız. Bizim işimiz hizmet, hizmetten başka bir şey bilmeyiz biz. Hizmet edeceğiz Allah’ın izniyle.”
“Bizim bu vatanın bölünmez bütünlüğü diye bir derdimiz var”
Özhaseki, Cumhurbaşkanı Seçimi’nde Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı’nın olduğunu anımsatarak, “Cumhur İttifakı tarafında bizim ortaklığımız net. Özümüz bir, sözümüz bir. Biz yerliyiz, biz milliyiz. Bizim bayrak diye bir derdimiz var, bizim ezan diye bir derdimiz var. Bizim bu vatanın bölünmez bütünlüğü diye bir derdimiz var. Ne söylüyorsak özümüzdekini söylüyoruz.” diye konuştu.
Millet İttifakı’na ilişkin de Özhaseki, “Fakat karşı tarafta da bir ittifak vardı. Önce ‘Altılıyız’ diyorlardı, biz de diyorduk ki: ‘Bak, masanın altından PKK kafasını gösteriyor. Saklamayın, hilekarlık yapmayın, millete yalan söylemeyin, onu da söyleyin.’ Sonra Kılıçdaroğlu herkesi kandırmış, Anadolu lisanıyla keklemiş, adamın birine İçişleri Bakanlığını da vermiş, MİT’i de vermiş. Sekiz oldu ortaklık. Sonra da dünyanın iki tane en başarısız belediye başkanını da ortak aldılar, on oldu.” ifadelerini kullandı.
Özhaseki, on grubun da görüşlerinin birbirine benzemediğini belirterek, şunları dile getirdi:
“Sosyal olaylara bakışları aynı değil, siyasi meselelere bakışları aynı değil, askeri noktalardaki görüşleri aynı değil. Benzemezler çetesi gibiler fakat bir araya gelmişler. İstedikleri tek şey şu, ‘Cumhur İttifakı gitsin, ne olursa olsun’, ‘Recep Tayyip Erdoğan gitsin, ne olursa olsun.’ Bunun dışında bir şey duyabildiniz mi? Hayır. Söyledikleri hiçbir şey yoktu. Sadece söyledikleri buydu. Aslında birbirlerini de sevmezler. Birisi bir gün olsun diğerini özleyip yanına çay içmeye bile gitmemiştir fakat dertleri Recep Tayyip Erdoğan gitsin de ne olursa olsun. Hani şair diyor ya: ‘Hadi gel şu Süleymaniye’yi yıkalım desen, iki kazma kürek, iki de ırgat gerek. Hadi gel yeniden yapalım desen, önce bir Sinan, sonra da Süleyman gerek.’ Yapmak zor, iş yapmak gerçekten zor.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde gece gündüz demeden çalıştıklarını vurgulayan Özhaseki, “Hizmet bizim işimiz, biz hizmet ederiz. ‘Eser siyaseti’ diyoruz. İlk çıktığımız günden itibaren hep, ‘Biz çalışacağız, hizmet edeceğiz.’ dedik. Sözümüzde durduk, bugüne kadar hizmet ettik. Bundan sonra da Allah’ın izniyle edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Özhaseki, hizmet etmenin kolay olmadığını anlatarak, “Yomra’mızda da Abdulkadir kardeşimle, Büyükşehirde Ahmet Metin Genç kardeşimle, milletvekillerimizle, AK Parti’mizle, MHP ile kol kola gireceğiz, Allah’ın izniyle hizmet edeceğiz. Biz iş yapmak, çalışmak istiyoruz. Biz, deli gibi gece gündüz demeden çalıştık, bundan sonra da çalışmak istiyoruz. Medeniyetimize karşı, insanımıza karşı sorumluğumuz var. Hep birlikte çalışmamıza izin verin, biz de size hizmet edelim, duanızı alalım.” diye konuştu.
Çarşıbaşı ilçesinde düzenlenen yürüyüşte de yer alan Bakan Özhaseki, daha sonra Büyükdere Sahil Camisi’nde Fatma Koç’un cenaze namazına katıldı, yakınlarına başsağlığı diledi.
Programlara TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı ve AK Parti Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu, AK Parti Trabzon milletvekilleri Yılmaz Büyükaydın ve Vehbi Koç, AK Parti Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı Ayşe Sula Köseoğlu, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu, Ortahisar Belediye Başkanı ve AK Parti Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ahmet Metin Genç, Ortahisar Belediye Başkan adayı Ergin Aydın, AK Parti İl Başkanı Sezgin Mumcu ve MHP İl Başkanı Ömer Ayar da katıldı.
]]>31 Mart Mahalli İdareler Seçim çalışmaları nedeniyle dün gece saatlerinde Trabzon’a gelen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Çarşıbaşı ilçesindeki seçim yürüyüşünün ardından Yomra ilçesinde mitinge katıldı. Partililerin ilgi gösterdiği mitingde konuşan Bakan Özhaseki, AK Parti Yomra Belediye Başkan adayı Abdülkadir Özdemir’e destek istedi. Konuşmasında coğrafyanın iki tane kusuru olduğunu belirten Bakan Özhaseki, “Bu Anadolu coğrafyası son dönemlerde bütün mazlumların aynı zamanda sığınma coğrafyasıdır. Balkanlarda, Karadeniz’de Doğu’da, Güney’de bunalan daralan ne kadar kardeşimiz varsa hep bu coğrafyaya gelmiştir. Allah’a hamd olsun etle tırnak gibi olduk. Bir olduk, beraber olduk. Bayrağımız dalgalanıyor. Ezanımız okunuyor. Gittikçe büyüyoruz. Düşmana korku salıyoruz. Gönlü coğrafyamıza da huzur veriyoruz. Her güzelin bir kusuru olduğu gibi bu coğrafyanın da iki tane kusuru var. İkisi de yerin altında. Yerin üstünde bir sıkıntı yok. Birisi fitne örgütleri Türkiye’yi bölmek, parçalamak isteyen yurtdışından destekli hainler hiç bitmek bilmiyor. İkincisi de depremsellik. Depremde başımızın belası. Onu bilerek hareket etmek durumundayız” diye konuştu.
Bir açılışta PKK’lıların sabaha kadar “Kayserili faşist bakan ne işin var? burada” diye bağırdıklarını dile getiren Bakan Özhaseki, “50 sene önce duvarda gördüğüm bir afişten sonra ‘Bunlar ne istiyor?’ dedim. Nereyi bölmek istiyorlar ‘ Bu ülkenin içerisinde bir devlet mi kurmak istiyorlar. Ne yazık ki zaman içerisinde çukur eylemleri ile birlikte paçavralarını bayrak diye çekerek öz yönetim ilan ettik demek gafletinde bulundular. Ben o dönemde bakandım. O bölgelere ömrümde ilk defa gittim. Şırnak’a, Cizre’ye, Yüksekova’ya her tarafa gittim. Orada karşımdaki muhataplarımızın birçoğu da PKK’nın siyasi uzantılarıydı. Bir açılışta onlar karşımdayken emin olun şunları aynen yüzlerini söyledim. ‘Dün gece Cizre’ye geldim hizmet ediyorum. Su getirdim, kanalizasyonunuzu yapıyorum, PKK’ların yıktığı evleri yapıyorum ama bana sabaha küfür ettiniz. PKK’lılar sabaha kadar Kayserili faşist bakan ne işin var burada diye bağırdınız durdunuz bana. Evet Kayseriliyim, sünniyim, Türkmen çocuğuyum ama size hizmet ediyorum’ dedim. Siz bana ‘Faşist bakan burada ne işin var” derken birkaç kilometre ötede okyanus ötesinde gelmiş olan coniler var. 10 bin kilometreden gelmişler. ‘O conilere sorsanıza ne işiniz var’ burada’ diye. ‘Amerikalılara sorsanıza ne işiniz var burada?’ diye. Milyarlarca dolar harcıyorlar. Çocuklarınızın eline veriyorlar dağa gönderiyorlar. Sonra da kurşunlar bize dönüyor kardeşliğimiz bombalıyorlar. Asıl o kitapsızlara sorun ne işiniz var burada diye. Bunlar size eşiklik mi getirecek, özgürlük mü getirecek. Nereye gittiler de insanlık götürdüler, nereye gittiler de özgürlük getirdiler. Her gittikleri yere kan, bela, sel götürdüler. Cenabı Hakka şükürler olsun PKK’yı da, FETÖ’yü de, DHKP-C’yi de, IŞİD’i de toprağa gömdük bir daha çıkamayacaklar inşallah” şeklinde konuştu.
“Deprem bölgesinde şuana kadar dağıttığımız konut sayısı 76 bini buldu”
6 Şubat depreminden etkilenen illerde yapılan konutlar teslim edilmeye devam ettiğini ve gece-gündüz çalıştıklarını kaydeden Bakan Özhaseki, “Bir taraftan da yerin altında depremsellik var. Ne yazık ki kural böyle konmuş. Biz ona kafa tutamayız. Onu bilerek hareket edip, uygun şekilde hal almaktan başka çaremiz yok. En son 6 Şubat’ta hatırlayın iki tane deprem. Tam 18 ilimiz etkilendi. 14 milyon insanımız da zarar gördü. 680 bin evimiz yıkıldı. 170 bin işyerimiz yerle bir oldu. Maddi hasar çok büyük. 100 milyar doların üzerinde. Toprağa verdiğimiz kardeşlerimizin sayısı 53 bin 500. Çok büyük bir acı. O günden beri çalışıyoruz. O asrın felaketi asrın dayanışmasına döndürdük. 100 binlerce ev yapıyoruz. Köylerimizde çelikten evlerde yapıyoruz. Şehirlerimizi merkezini ve altyapısını yapıyoruz. Şuana kadar dağıttığımız konut sayısı 76 bini buldu. Her ay 10-15 bin ev vermeye devam edeceğiz. Ama biz böyle çalışırken tam bin tane şantiyede 110 bin kişilik orduyla çalışıyoruz. 4 bin 333 köyümüzde çelikten evler yapıyoruz. Fakat muhalefet çıkmış hani nerede evler diyorlar. Kimi verdiniz heralde akrabalarınıza veriyorsunuz. Allah ıslah etsin bunları. Biz gece-gündüz çalışıyoruz. Nasrettin Hoca’ya demişler ki, hocam adam olmanın yolu nedir demişti evladım kulaktır. Nasıl oluyor hocam demişler. Demiş ki karşınızdaki konuşurken can kulağı ile dinleyeceksiniz ki ne diyor anlayabilesiniz. Birde ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun ki, adam olmayı öğrenin. Allah bizim muhalefete de kulak versin ne diyelim. Ama biz yolumuzdan şaşmayacağız. Biz hizmetten başka bir şey bilmeyiz. Allah’ın izniyle hizmet edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Kılıçdaroğlu herkesi kandırmış; Anadolu lisanı ile ‘keklemiş’ “
Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken iki tane ittifak olduğunu hatırlatan Bakan Özhaseki, “Birisi Cumhur İttifakı, öbürü de Millet İttifakı. Cumhur ittifakı tarafından sizim ortaklığımız net. Özümüz, sözümüz bir. Biz yerli, milliyiz. Bizim ezan, bayrak ve bu vatan bölünmez diye bir derdimiz var. Ne söylüyorsak özümüzdeki söylüyoruz. Fakat karşı tarafta bir ittifak vardı. Önce 6’lıyız diyorlardı bizde masanın altından PKK kafasını gösteriyor saklamayın diyorduk. Sonradan Kılıçdaroğlu herkesi kandırmış, Anadolu lisanı ile keklemiş. İçişleri Bakanlığını da, MİT’i de vermiş. 8 oldu ortaklık. Sonradan dünyanın en başarısız iki belediye başkanını da ortak aldılar 10 oldu. Şunu iyi bilelim bu 10 tane grubun hiçbir şekilde görüşleri birbirine benzemez. Sosyal olaylara, siyasi meselelere bakışları, askeri noktalardaki görüşleri aynı değil benzemezler çetesi gibiler. Fakat bir araya gelmişler tek şey istiyorlar. Cumhur İttifakı, Recep Tayyip Erdoğan gitsin ne olursa olsun. Bunun dışında söyledikleri hiçbir şey yoktu. Aslında birbirlerini sevmezler. Birisi bir gün olsun diğerini özleyip te yanına çay içmeye bile gitmemişler. Hani şair diyor ya, hadi gel şu Süleymaniye’yi yıkalım desem iki kazma kürek iki de ırgat gerek. Hadi gel yeniden yapalım desem önce bir Sinan sonradan da Süleyman gerek. Yapmak zor iş yapmaktan gerçekten zor. Ama çok şükür Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde gece gündüz demeden çalışıyoruz” dedi. – TRABZON
]]>Psikolog Derya Kaya’nın 2022 yılında TFF’de aday hakemken ilk önce birkaç kız arkadaşıyla gerçekleştirdiği halı saha maçı organizasyonları, zamanla çevrelerine yayıldı ve sosyal medya aracılığıyla daha da geniş kitlelere ulaştı.
Kaya, bu organizasyonların beğenilmesi üzerine futbolun kadınların bir araya gelip sosyalleşmesini sağlayabilecek bir araç olabileceği düşüncesiyle Arkadaşını Al Gel Platformu’nu kurdu. Dünya genelinde erkek sporu olarak bilinen ancak son yıllarda profesyonel liglerin kurulmasıyla kadınlar arasında da yaygınlık gösteren futbolu değerlendiren platform, bu sayede 2 yıla yakın sürede her yaştan ve meslekten kadını bir araya getirmeyi başardı.
Kadınlar ister tek başlarına ister arkadaşlarıyla takım halinde katıldıkları futbol maçları, İstanbul’un yanı sıra Ankara, Malatya, Sakarya, İzmir, Diyarbakır ve Gaziantep’te de düzenleniyor. Bu illerdeki maçlara da katılım yoğun oluyor.
Skor yok, kaleciler erkek
Rekabetin yerini eğlenceye bırakmak için skor tutulmayan 1 saatlik maçlarda, sakatlanmaların önüne geçmek için kaleciler erkeklerden seçiliyor. Katılımcıların aileleri ve arkadaşlarının da izleyici olarak eşlik ettiği maçlarda, 6 veya 7’şer oyuncudan oluşan takım oyuncuları, güzel anılar biriktiriyor.
AA ekibi etkinliğe katıldı
AA ekibi, organizasyon kapsamında Avcılar’da gerçekleşen art arda 2 maçı takip etti. Birinci seansta ilk defa futbol oynayan kadınlar, ikinci seansta ise artık kramponlarıyla gelen katılımcılar yer aldı. Halı sahada kendi sıralarını bekleyen erkekler de bu maçları saha kenarından izledi.
Arkadaşını Al Gel Platformu kurucusu Derya Kaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halı saha maçı yapmak istendiğinde 12 kadını bir araya getirmenin zor olabileceğini anlattı.
Kadınların maç sonrası çıkışta birbirleriyle arkadaş olduklarına ve böylece sosyal bir ekip daha kurulduğuna dikkati çeken Kaya, “Biz Ankara, İzmir, Malatya, Sakarya, İstanbul gibi birçok yerde bulunmasak da artık oralarda halı saha maçı düzenlenmesi için bir aracı olmaya başladık. Güzel de gidiyor, çok da mutluyuz, ekibimiz çok tatlı.” diye konuştu.
“Kadınlar neden halı saha maçı yapmıyor?” sorusuyla başladı
Platformun kuruluş sürecini aktaran Kaya, şunları söyledi:
“Geçen sene Türkiye Futbol Federasyonu’nda aday hakem olarak başlamıştım. Orada futbol oynarken aklımda, ‘Kadınlar neden halı saha maçı yapmıyor?’ gibi bir soru belirdi aklımda. Kendi arkadaşlarımı toplarken dedim ki, ‘Bunu dışarıya da yayalım.’ Sosyal medya aracılığıyla birçok kişiye yaydık ve onlar da bizimle iletişime geçti. Halı sahada buluşup maç yaptık. Böyle başladı aslında. Yani planlanmış değil, tamamen spontane, insanların bize ulaşmasıyla oldu.”
Birçok meslek grubundan kadının bir araya geldiği maçlara çocuklarıyla, eşiyle veya arkadaşlarıyla gelenler olduğunu belirten Kaya, “Bütün kadınlara açık olduğumuzu buradan duyurmak istiyoruz. Gelsinler, oynasınlar… Biz her türlü desteği vermeye hazırız, biz onları bekliyoruz.” dedi.
Hırsın olmadığı, kuralsız maçlar
Maçları kuralsız yaptıkları bilgisini de paylaşan Kaya, “Örneğin bir arkadaşınızla geldiniz, siz farklı takıma arkadaşınız da farklı takıma giriyor ki hırs da olmasın. Burada hırsı engelleyici birçok faktör var; maçı yöneten kişi de hırsı durmadan engellemeye ve eğlenmeye gelindiğini hatırlatmaya yönelik davranıyor. O yüzden tamamen eğlencesine, yenen-yenilen değil, güzel ve birlikte vakit geçirmeli maçlar. Temel odağımız burası.” değerlendirmesinde bulundu.
Kadınların eğlencenin tadını çıkarıp oyunu bırakmak istemediklerini gördükçe bu etkinlikte ısrarcı davrandıklarına işaret eden Kaya, birkaç maça gelen ve spor bilgisine, iletişim becerilerine inandıkları insanlarla daha sonra işbirliği yaptıklarını söyledi. Kaya bu kadınlardan bazı maçları yönetmesini talep ettiklerini ve böylece sirkülasyon sağladıklarını da anlattı.
Derya Kaya, biraz da önyargıları yıkmayı hedeflediklerini vurgulayarak, “Yani, ‘Kızlar futbol oynayamaz, erkekler voleybol oynayamaz.’ deniliyor. Sokakta erkek çocuklarının rahatlıkla futbol oynayabileceği bir alan varken kadın ve kız çocuklarının bu alanın birazcık daha gerisinde kaldığını fark ettik. O yüzden diyoruz ki herkes oynayabilir, sporun cinsiyeti yok, kadını yok, erkeği yok. Herkes istediği spor dalını yapabilir.” ifadelerini kullandı.
“Benim akşam halı saha maçım var” resti çekip gelen kadınlar var
Eşlerine, “Benim akşam halı saha maçım var.’ diyerek rest çeken ve o maça gece saat 23.00’te de olsa gelen kadınlarla tanıştıklarını kaydeden Kaya, “Buradan çıktıktan sonra bize geri dönüşler çok iyi. Sosyal medya aracılığıyla, ‘Çok güzeldi, eğlenceliydi.’ dedikleri zaman biz de motive oluyoruz, ‘İyi bir şeyler yapıyoruz’ diyoruz. Biz bu işe çok gönül verdik ve yaptığımız işe inanıyoruz da, güveniyoruz da.” dedi.
Kaya, maçı izlemeye gelen ailelerin saha kenarında video çektikleri, tezahüratta bulunduklarını ve organizasyonun aile içi ilişkilere olumlu anlamda etki ettiğini de şu sözlerle anlattı:
“Annenin rolü değişiyor burada. Çünkü anne de her şeyi yapabilen konumuna geliyor çocuğunun gözünden. Anne de futbol oynayabilir, evet baba da temizlik yapabilir. Bunun bir ayrım olmadığını çocuğa aslında burada kanıtlamış oluyoruz.”
]]>Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini “Türkiye’nin Çınarları” projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, 76 yaşındaki sanatçı Özden ile oyunculuğu ve hayatının dönüm noktalarını konuştu.
Özden, Milli Türk Talebe Birliği’nde başladığı Direklerarası Kabare, Lale Oraloğlu Tiyatrosu’nda devam ettiği profesyonel oyunculuk yılları, 1998’de hayatını kaybeden Zeki Yurtbaşı ile 20 yıl başarıyla sürdürdükleri “Uğurböcekleri” programını, 26 yıldır her sene oyun üreterek seyirci karşısında dur duraksız aile boyu sergiledikleri tiyatro oyunlarını ve yaşama bakışını Anadolu Ajansı muhabirine anlattı.
SORU: Merhaba Yalçın Bey, nasılsınız?
Yalçın Özden: “Merhaba, çok şükür iyiyiz. Şener’in (Şen) dediği gibi; hayatın kabasını attık.”
SORU: Sanat kronolojinize baktığımızda 50 yılı devirdiğinizi görüyoruz. Tabii ki bunlar bir rakam ama hiç yaşlanmıyorsunuz, maşallah.
Yalçın Özden: “Teşekkür ederim. İçinde spor var, ondan da olabilir.”
SORU: Sosyal medyada spor salonundaki videolarınızı gördüm. Zaten geçmişten gelen bir sporcu kimliğiniz var.
Yalçın Özden: “Var tabii. Sporcu olduğum için o alışkanlığımı devam ettirdim. Bir de kendimi seviyorum, Çünkü kendini sevmeyen kimseyi sevmez ki. Önce sana verilenlere şükredip onu sevmen lazım. Ondan sonra da insanları, hayvanları, tüm varlığı sevmek lazım.”
SORU: Evet bu dışınıza da yansıyor zaten. Halter ve kürek sporu yaptığınızı biliyoruz.
Yalçın Özden: “Halter sporu yaptım lisedeyken. Halterin tüm inceliklerini biliyorum. Kendi branşımda, serbest güreşte şampiyon oldum. Bakırköy Kulübünde devam ettim. Sonra Samatya Deniz Kulübünde kürek çektim, iyi bir kürekçi olduğum için. Oraya gittiğimde kaslıydım, alt yapı olduğundan diğer kürekçilerden farklıydım. Orada başarılı bir kürekçi olunca Fenerbahçe’ye transfer oldum. Şimdi Fenerbahçe’nin 50 yılı aşkın yüksek divan kurulu üyesiyim. Çok keyifli bir spor.”
SORU: Çok enteresan. Susuz diye bir yerde doğmuş, suyun üzerinde spor yapmışsınız…
Yalçın Özden: “Evet, Susuz’da doğdum, suyun üzerinde spor yaptım, çok enteresan.”
SORU: Neden Susuz demişler oraya?
Yalçın Özden: “Aslında orijinal adı Cilavuz’dur. Orada öğretmen okulu çok ünlüydü. Babam da Köy Enstitüsü çıkışlıydı ve o öğretmen okulunda öğretmendi. Cilavuz o kadar ünlü ki. Adam mesela Amerika’da okumuş anlatıyor işte, ‘Şurada okudum.’ diye. Kadın oradan soruyor; ‘Peki ya Cilavuz?’ O yoksa hikaye. Cilavuz o kadar önemliymiş. Orada doğduk işte.”
SORU: Ama sanırım Samatya’da büyüdünüz değil mi?
Yalçın Özden: “Samatya’da ortaokul ve liseyi okudum. Çünkü baba öğretmen olunca bir tur atıyor Anadolu’da. Kars’a, oradan Niğde’nin bir ilçesine ve Kırıkkale’ye gelmiş. Sonra Zeytinburnu Fatma Süslügil İlkokulu. Müdür muaviniydi. Yani 5. sınıfta İstanbul’daydım.”
SORU: Mesleki kariyerinizdeki 50 yıl hem içinde ömrünüzü barındırıyor hem de içinde yüzlerce tiyatro oyunu, şov programı, TV programı, filmler ve diziler var. Sanat hayatına adımınızı kaç yaşında attınız? Biraz o dönemlerinizi anlatır mısınız?
Yalçın Özden: “Amatör ve gerçek anlamda lise ikide. İlkokulda monolog yaptım. 5 yaşındayken çıkardılar sahneye, küçük bir şey oynadım. Onları saymıyoruz. Ama lise 2’deki ciddi ciddi bir İngiliz vodviliydi. Orada komik bir uşağı oynamıştım. Ertesi yıl beni gösterip ‘İşte Dominik bu.’ diyorlardı. Akşam gazetesinin her yıl geleneksel Liselerarası Tiyatro yarışması vardı. Ertesi yıl oynadığımız oyunla katılmıştık ve biz birinci olduk bütün ekip olarak. Zaten ondan sonra Cağaloğlu’nda Milli Türk Talebe Federasyonu vardı, orada tiyatroya başladık. Şehir Tiyatrosundan yönetmenler geliyordu bize. O yönetmenler bizi eğitti orada. Değişik oyunlar ve çocuk oyunları sahneye koyduk. Sonlara doğru ben yazmaya başladım. ‘Ben de yapacağım bu işi, bireysel, kendim yapacağım.’ dedim. Güldüler, yaptım. Sonra ‘aferin.’ dediler. Sonra da profesyonel tiyatrolara geçtim tabii.”
SORU: Alaylısınız o zaman?
Yalçın Özden: “Alaylıyım ama lütfen alay etmeyin.”
SORU: Estağfurullah, alay etmem. Peki alaylı olmanın bir davranışsal tarzı, ritüeli var mıdır?
Yalçın Özden: “Şöyle diyelim: Bir Pavarotti var, bir İbrahim Tatlıses var. Mesela İbrahim Tatlıses için diyorlar ki, ‘İyi ki okumamış.’ Çünkü bazı insanlara o yüklenmiştir. Onun doğasında vardır. Ben de öyleydim. Tiyatro aşkımdı, daha çocuk yaşta. Çünkü beni eğer akademisyen yapsalardı birçok değerimi kaybedebilirdim. Çünkü daha ilk sahneye çıktığımda profesyonel oyuncular, ‘Ya sen sahneyi dolduruyorsun. Daha önce nerelerde oynadın?’ dediler. Ben onu bile anlamadım. ‘Doldurmak’ nedir? Yani ‘sahnede bayağı bir aksiyonun, oyunculuğun var, dolduruyorsun, bu anlamda başarılısın.’ demekti bu. Onu bile anlamamıştım. Ama içte var ya. Bir de usta-çırak ilişkimiz var. Bizde o çok önemli.”
“Ustalarım İhsan Yüce, Lale Oraloğlu, Münir Özkul ve Zeki Yurtbaşı”
SORU: Ustanız ya da ustalarınız kim?
Yalçın Özden: “Ustalarım İhsan Yüce, Lale Oraloğlu, Münir Özkul ve Zeki Yurtbaşı. Zeki Yurtbaşı benim ortağım. Çok tiyatro yaptı. Benden çok yaptı ve tiyatronun her şeyini bilirdi. Biz ikili olduk ya, benim hatalarımı da düzeltirdi.”
SORU: 50 yılın içindeki 21 yılı, şov dünyasında fiili ortağınız Zeki Yurtbaşı ile geçirmeniz inanılmaz önemli bence.
Yalçın Özden: “Tabii, çok önemli. Kavgalarımız oldu, her şeyimiz oldu ama hiç ayrılmadık.”
SORU: Aslında evlilik gibi ve evlilikler bile bazen o kadar sürmüyor, size gerçekten bravo.
Yalçın Özden: “Tabii, tabii. Evlilikler bile o kadar sürmüyor değil mi? Yani, 21 yıl. Şu anda ikili olarak Türkiye’nin en uzun süren ikilisiyiz. Yani şov dünyası diyorum. Metin (Akpınar) – Zeki (Alasya) ne kadar sürdü? Bilmiyorum ama biz tiyatromuz takla attığı için bu işe soyunduk ve tuttu. Yani biz o gün, ‘Para kazanalım da sonra tiyatroya döneriz.’ dedik ama bizi döndürmediler. Çünkü ünlü olduk, çok tuttuk. Televizyona transfer olunca artık devamı geldi.”
SORU: Peki adınız ‘Sivrisinekler’ iken ‘Uğur Böcekleri’ne nasıl döndünüz?
Yalçın Özden: “Sivrisinekler, hani vızıldar, insanları ısırır, uyarır ya, o anlamdaydı. Biz mizah yapıyoruz ya, ‘Biz sizi ısırırız ama uyarırız.’ anlamındaydı. Fakat gazino dünyasında ünlü olunca, dediler ki ‘Sivrisinek mide bulandırır. İnsanlar orada yemek yiyor.’ Peki, ne yapalım? dedik. ‘Ya bu millet böcekten anlar.’ dediler. Ateş Böcekleri, Balarıları filan. O yüzden biz de ‘Uğur Böcekleri’ni bulduk. Bu sefer de Uğur Böcekleri tutar mı? diye korkarak çıktık sahneye, ‘Ateş Böcekleri’nden çaldılar’, falan derler diye. Fakat bir çıktık, insanlar çok iyi karşıladı. Her hafta da televizyondasın, gündemdesin, seviliyorsun. Tuttu.”
SORU: TV şovlarınızın yanı sıra o dönem ünlü mizah yazarı, karikatürist Suavi Sualp’in senaryosunu yazdığı ‘Figüran Osman’ (Eşek Şakası ve Akıllı Deliler) filmleri ekrana sizinle taşındı değil mi?
Yalçın Özden: “Evet, ekrana taşındı. O ara Şener Şen ve Kemal Sunal yoktu. Fakat sinemamız bunalımdaydı. Dekolte filmler yapılıyordu. Hatta diğerleri 4 bin lira alırken, bana 40 bin lira verdiler, oynamadım. Ama özeleştiri yapayım. Biz tutmuş bir ikiliyiz, para da kazanıyoruz. Belki ihtiyacımız olsa, mecbur olsaydık oynardık. Oynayanları onun için eleştirmiyorum.”
“Halk ezilmiş, doğal karakter olduğu için Figüran Osman’ı çok sevdi, tuttu”
SORU: Peki bu Figüran Osman ile absürt bir komedi sundunuz seyirciye. Bekleneni mi verdiniz orada?
Yalçın Özden: “Evet ya çok acayip tuttu.”
SORU: Tutmasının nedeni neydi?
Yalçın Özden: “Ben röportajları izlerdim TRT’de. Röportajları izlerken Anadolu’dan bir çocuk konuşuyor işte ezilmiş falan. Ben de doğal bir karakter bulayım ve ezilmiş bir karakter olsun. Çünkü halk daha sıcak buluyor öyle tipleri dedim. Bu arada müzisyenler kahvesinde de bir figüran Osman vardı, o da şiveliydi ama Kadir İnanır gibi boylu poslu, yakışıklıydı. Ama ben onu karikatürize ettim. Hafif çenemi çıkararak, ‘Vallahi Kadir İnanır’dan ne farkım var? Cüneyt abi filmde değil gerçekten dövüyor adamı ya. Gözümü morarttı.’ diyorum. İnsanlar bayıldı. Sokakta yürüyemedim yani. Ondan sonra Figüran Osman üzerinden önce ben yürüdüm biraz, sonra ‘Biz ikiliyiz.’ dedim, Zeki de katıldı. Çok daha renkli oldu tabii. Skeç halini aldı. Skeçleri genelde ben yazdım çünkü her hafta bir yazar sektörü yoktu. Her hafta bize iki skeç yazsın falan. Sadece rahmetli Ahmet Üstel, radyo skeçlerimizi yazmıştır. Nur içinde yatsın.”
SORU: Mimikleriniz çok kuvvetli. Çok iyi taklit yeteneğiniz de var.
Yalçın Özden: “Esas Zeki’nin daha iyiydi. Ben taklitten taklit alıyordum. O gerçekten taklit alıyordu. O daha büyük başarı. Ama şovmen olduysanız taklit yapacaksınız. Çünkü insanlar orada yiyor, içiyor, onları sizin çekmeniz lazım. Popüler tipleri taklit ederek skeç oynarsan daha çok çekiyorsun sahneye.”
SORU: Evet aslında doğru, sizin mimikleriniz daha kuvvetli.
Yalçın Özden: “Çok. Mimikler doğal olarak çıkıyor. Hatta hocam rahmetli Lale Oraloğlu bir gün kuliste, ‘Yalçın, sen evde çalışıyor musun bu kadar mimik?’ dedi. ‘Hocam ne diyorsunuz? Günde iki saat mimik çalışıyorum.’ dedim. Yalan söyledim. Mimik falan çalışmıyorum. Oynarken kendi çıkıyor. Yani ‘Hadi ya!’ diyorsun, o mimik yüzünde oluşuyor. Ama o yüzün ona uygun olması lazım. Sempati denen bir şey var. Şu üç ölçü, bu burun, bu alın eşit olmayacak, çene biraz uzun olacak. Onu bozduğun zaman sempatik oluyorsun.”
SORU: Efendim siz bu tanıma göre altın orana sahip değilsiniz.
Yalçın Özden: “Değilim ben. İyi ki değilim. Parla Şenol ile oynuyoruz. Biliyorsunuz o da üstattır. Birlikte orta oyunu oynuyoruz. Ben orta oyununda, Komik-i Şehir’de, Kavuklu’da çok iyiyimdir. Yüzüme siyah yapıyorum makyaj çizgilere. Parla, ‘Yalçın hocam ne yapıyorsun? Senin zaten yüzün çok komik. Boyama.’ dedi. Hatta finalde selamda ‘gerçek Komik-i Şehir mimikleriyle ‘üstad’ diyerek beni onore etmişti.”
“İçimden dram oynamak gelmiyor”
SORU: Galiba bu mimiklerinizin rengarenk oluşu sizi sahnede komediye itti?
Yalçın Özden: “Daha fazla itti. Bir de içimden gelmiyor dram oynamak. Çocuk oyunlarında oynarken amatörken, ‘Nalınlar’ı oynayacağız. Başladık prova yapmaya. ‘Kusura bakmayın, Ben oynamayacağım, konsantre olamıyorum.’ dedim. Olamıyorum yani. Ama ‘Seksenler’de dram oynadım, kızımı everirken. Ama profesyoneliz, oynarız artık. Ne olursa oynarım artık.”
SORU: Sizi hep izlediğimiz komedinin ardından yakın dönemde Seksenler’de izledik. Yıllar önce Tatlı Kaçıklar, Türk Malı, Arka Sokaklar gibi bir seri halinde oynadığınız diziler oldu. Seksenler’in ardından yeni bir proje olmadı sanırım?
Yalçın Özden: “Evet şu anda dizi anlamında yok. Çünkü ben hiçbir yere gitmiyorum. Kendimi hatırlatmıyorum. Seksenler’de de Birol Güven’le karşılaştık bir yerde tesadüfen. Tatile gitmiştik. O da gelmişti eşiyle, çocuğuyla. Orada, ‘Kafamda bir ampul yandı. Seni Doksanlar’da oynatacağım.’ dedi. Aramadı. Ben de sitem ettim ‘Ya bu hep böyle.’ dedim. Sonra ‘Seksenler’ için aradı. Yani rastlamanız, kapıyı açmanız, bir ‘Merhaba’ deyip kendinizi hatırlatmanız lazım. İnsanlar yoğun. ‘Türk Malı’na da, bir programa çıkmıştım, orada görmüşler, ‘Atletik, tam emekli Albay tipi.’ demişler. Beni aldılar ama orada biz bir türlü başrol oyuncusuyla uyuşamadık.”
SORU: Anlıyorum. Aslında çok değişik skalada roller üstlenebilirsiniz gibi geliyor bana.
Yalçın Özden: “Benim canım sıkılmayacak. Ben pozitif adamım. Benim setim güzel olacak. İnsanlar birbirine saygılı, sevgili olacak. Türk Malı’nda kaos vardı. İsim vermeyeceğim, özel odadan çıkıyor böyle, selam yok. ya karımı oynuyorsun, böyle bir şey yok. Sen daha yokken Yalçın Özden vardı. Onun için beni itti o. Hele hele başrol oyuncusunun da böyle gel-gitleri olunca, ‘Ben oynayamayacağım.’ dedim. Repliğimi söyleyemedim, söyleyemiyorum. ‘Kusura bakmayın.’ dedim. Bunlar hoş değil yani, işte pişmek lazım. ‘Hamlar maalesef. Bunları söyleyerek üzmedim değil mi sizi?”
SORU: Hayır, hayır üzülmedim.
Yalçın Özden: “Ama gerçekleri söylemek lazım.”
SORU: Mutlaka genel olarak gerçeklik payı var anlattıklarınızın ama biz sizi daha sık ekranlarda görmeyi isteriz.
Yalçın Özden: “O zaman birkaç kapı dolaşayım bari.”
SORU: Onların size teklifle gelmesi gerekiyor bence.
Yalçın Özden: “Evet doğrusu o.”
“Her yıl bir yetişkin oyunu yazarım”
SORU: Siz üretmekten hiç vazgeçmiyorsunuz. Neredeyse her yıl bir tiyatro oyunu yazıyor ve sahneliyorsunuz sanırım?
Yalçın Özden: “Asla. Her yıl bir yetişkin oyunu yazarım. 2-3 yılda bir de çocuk oyunu yazarım.”
SORU: Yazıp-yönettiğiniz ve oynadığınız bu oyunları belediyeler aracılığıyla turnelerle izleyiciye sunuyorsunuz değil mi?
Yalçın Özden: “Belediyeler, turneler, kurumlar, bazen dernekler de oluyor. Ama o eski hızımız yok. Yani bir giderdik, 30 gün oynar gelirdik. Tiyatroyu 1998’de açtım. 26 yıl olmuş. Ama hiç durmadan her sene oyun yazdım. Her sene oynadık.”
SORU: Yalçın Özden Tiyatrosu’na dönüşmek, Allah rahmet eylesin, Zeki Bey’in vefatından sonra bir bocalama döneminiz oldu mu?
Yalçın Özden: “Eşinden ayrılıp İzmirli bir hanımla evlenince İzmir’e gitmek zorunda kaldı. O arada televizyonlar kurulmaya başladı. Star, TGRT, HBB ve daha birçok kanal çıkmıştı. Televizyonlar çoğalınca da gazino dünyasında bir sönme başladı. Yani alaka azaldı. İnsanlar televizyonu evinde izliyor. Birkaç televizyon kanalı olup, biraz uzaklaşınca, Zeki de ‘İş, güç çok yok artık. Gideyim.’ dedi. Gitmeseydi birlikte tiyatro yapardık ve çok da iyi olurdu. Ama eşi herhalde bastırınca o İzmir’e gitti. O zaman ben tek kaldım. Hemen özel televizyonlardan şov işleri gelmeye başladı.”
SORU: O zaman vefatı dolayısıyla değil daha önce ayrıldınız öyle mi?
Yalçın Özden: “Yok, biz öncesinde dostça ayrıldık. Hatta bir ara da Kanal 6’da eğlence programı sunuyorduk. ‘Zeki de gelsin, iyi olur.’ dedim. Çağırınca o da geldi. Ama Kanal 6, Zeki’nin şansına battı. Batınca da paramızı alamadık. İçeride de paramız kaldı. ‘Zeki gelme artık, paramızı da alamıyoruz.’ dedim. Yine birleşemedik.”
SORU: Oyunlarınızda da şöhretin insana neler yaşattığını, ortağınız Zeki Bey ile ne badireler atlattığınızı, nasıl bir ömür geçirdiğinizi ve anılarınızı anlatıyorsunuz. Bugünün izleyicisi geçmişi ve anıları dinlemekten hoşlanıyor mu?
Yalçın Özden: “Gençlerden bazen çıkıyor, işte ‘Oyunun konusu Seksenler.’ diyen oluyor. Benim sahne olayım da 1980-1990 çünkü. Belli yaştakiler, mesela 40 ve üstü çok mutlu oluyor. Tabii bir de benim hep güldürmem lazım. Çünkü onu misyon edindim. Tamam, mesaj da veriyorsun ama böyle siyasi mesaj pek vermiyorum. Niye? Sanatçı siyaset üstüdür. Üstü derken onun üstünde anlamını almasınlar. Sanat farklı, siyaset farklı yerdedir. Bugün Turgut Özal var mı? Yok ama Yalçın Özden olacak. Oyunlarıyla da gelecek kuşaklar yaşatacak.”
SORU: Şu anda sahnelediğiniz ‘Ekşi Elma’ ne anlatıyor?
Yalçın Özden: “Ekşi Elma’da bir aldatma konusu var. Aldattı mı aldatmadı mı, havada kalıyor finalde. Tam da böyle aldattı yapmıyoruz. Ama suçlu durumunda kalınca koca, bayağı bir sıkıştırılıyor. İkinci perdede ben kıyafet değiştiriyorum. Karısının eski okul flörtü gibi, Beatles, altmışlardan çıkmış gibi geliyorum. Orada bir çekişme oluyor. Adamı bayağı bir dellendiriyoruz. Ama sonunda tatlı sona bağlanıyor.”
SORU: Vodvil tarzı yani?
Yalçın Özden: “Yerli Vodvil. Yani tamam, insanlar müstehcene çok güler. Konuşurken insanlar müstehcen de konuşur ama ben genele oynamayı seviyorum. Müstehcen yok, olmaz. Dekolte yok.”
“Münir Özkul, örnek alınacak virtüözdü, stardı”
SORU: Ramazan ayını geçirdiğimiz bu günlerde de aklıma geldi. Bir röportajınızda ramazandan, orta oyunu, meddah, eski filmlerden, kavuklu gösterilerinden bahsederken ‘Rahmetli Münir Özkul’dan İbiş karakterini devraldım.’ demişsiniz, doğru mu?
Yalçın Özden: “Evet, devraldım şöyle, ‘Al senin olsun.’ demedi tabii. Çok izledim. 20-30 kez Kanlı Nigar’ı izledim. Münir ağabeyle bizim filmde oynadık, lütfetti, şeref verdi rahmetli. Münir ağabeyi çok oyunda izledim. ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’, ‘Kanlı Nigar’. Muhteşem bir oyuncuydu. Ama sonrasında tabii yaşlandı. O dönemi başka. Ama onun Münir olduğu zaman, örnek alınacak bir virtüözdü, stardı. Ben de ondan öyle güzel almışım ki Kavuklu’yu. Yani bayağı oldu. Bir kabarenin içinde bir bölüm orta oyunu oynuyoruz. Ünlü bir yazar, adı aklıma gelmiyor, öldü, ‘İşte gerçek kavuklu bu.’ dedi. Sonra ‘Sensin.’ diyerek yanıma geldi. O anlamda onu örnek almak çok önemli. Bir de orta oyunu doğaçlama olduğu için doğaçlamayı seviyorum. Çok güzel oldu.”
SORU: Bu Ramazan da yapıyor musunuz böyle gösteriler?
Yalçın Özden: “Ramazan’da eski hızı kalmadı. Şimdi genelde orta oyunu falan yapmıyorlar. Ama Küçükçekmece’de, Çekmeköy’de oynayacağım. Bir de Bor’a gideceğim. Bor Belediye Başkanı böyle şeylere çok açık. Orada ‘Zoraki Damat’ı oynadık. Şimdi gidip orta oyunu oynayacağız. Bir de ben meddah yapacağım malum tek başıma. Onu da Erol Günaydın’dan aldım. Allah rahmet eylesin, muhteşem adamdı. Onu AVM’lere götürüyordum. ‘Yalçın beni götürme, yoruluyorum, istemiyorum.’ dedi. O sezon ‘Bir kere gel bari.’ dedim. Geldi, oynadık meddah. ‘Başka yok mu?’ dedi. Hoşuna gitti ilgi. ‘Var hocam.’ dedim, gezdirdim onu. Gerçek komedyenler onlar.”
SORU: Geçmişten bugüne baktığımızda sahnede en büyük heyecan duyduğunuz anınız nedir?
Yalçın Özden: “Üç Maymun Kabare’de oynuyoruz. Ercan Yazgan rahmetli, hep rahmetli olmuş andıklarımız vallahi, iyi bir oyuncuydu. Altan Erbulak Kocamustafapaşa’daki Çevre Tiyatrosu’nu açtı. Yani bazen maddi duygusallıklar oluyor. Ben de orada tiplemeleri oynuyorum. Bana dediler ki, ‘Yalçın 3 gün tiyatromuzu kapatıyoruz. Sen Ercan’ın rolünü oynuyorsun. Ercan’la ortağım Zeki de orada, ikisi başrol. ‘İki Kıza Bir Cızbız’ oyununu oynadık. Müjde Ar var, bir sürü baba oyuncular, Özcan Özgür var. Neyse, ‘Lütfen kapatmayın, bu akşam ezberlerim zaten oyunun içindeyim. Yarın oynarız.’ dedim. Ondan sonra beyni acayip yormuşum. Ertesi gün başladık. O bana sorular soruyor, ben cevap veriyorum. Ben ona sorular soruyorum hızlı hızlı gidiyor. Bir an şöyle bir kaldım. Trak geldi, ona trak derler tiyatroda. Hiçbir şey düşünemiyorsun, yani kötü hissetmeyi bile düşünemiyorsun. Sadece bekliyorsun, sonra kendine geliyorsun. Belki o 3 saniye sürüyor ama bana 10 dakika gibi geldi. Onu hiç unutamam mesela. Bunun gibi çok şey var. Bir şey anlatayım mı?”
SORU: Tabii lütfen anlatın.
Yalçın Özden: “Fahrettin Aslan’ın gazinosunda çalışıyoruz. İş kötü o akşam. En önde uzun bir masa var. Belli bir işte çalışanlar, beyaz yakalılar gelmiş. Arkada da müşteriler var. Onlar can kulağıyla dinliyor. ‘One Man Şov’ yapıyorum. Zeki, İzmir’e gitmiş. Ben konuşunca bangır bangır hoparlörden sesler çıkıyor. Onlar bir sohbete giriyorlar ama burnumun dibindeler, rahatsız oluyorum. Bunlar sohbete giriyor ya, ben bir sustum mu hepsi birden susuveriyorlar. Çünkü belli olacak ya! Bu sefer böyle yaptım. Konuşmaya başlayınca, onlar yine konuşmaya başladı. ‘Bakın, görüyorsunuz değil mi? Ön taraf ne biçim konuşuyor değil mi? Onlar hiç dinlemiyor zaten. Ben şimdi susacağım, onlar da nasıl susacaklar.’ dedim. Arka taraf gülmekten yıkıldı, şovu öyle yaptım, bitirdim. Ama arka taraf mutlu oldu ön taraf da yemeğini yedi.”
Cem’i de Ata’yı da çok severim, evladımız gibi”
SORU: Evet, bir şovmen için zor bir durum. Peki yine bir şovmen olarak beğendiniz kimler var?
Yalçın Özden: “Başta tabii ki Cem Yılmaz. Çok zeki. Zaten kalemden, mizahtan gelmiş. Aynı zamanda semttaşızdır, Samatyalıdır. Sadece birinden fotoğraf almış, o da benim. Aynı semtteniz ya, hayranmış bana, vermişim. Hemen arkasından Ata Demirer. Çünkü Ata Demirer de müzisyen kökenli olduğu için, müziği de katıyor. Ama Cem’in de kulağı çok iyi. Mesela Av Mevsimi’nde ne güzel söyledi değil mi? ‘Haydi gidelum, haydi’ şarkısını. Seviyorum, evladımız gibi. Ata’yı da onu da çok severim. Saygılı çocuklar.”
SORU: Üretilen dizi ve sinema projelerimizin dünyada televizyonda, dijital platformlarda ve beyazperdede gösterilmeye başlandığı ve başarı kazandığı günümüzde, siz sanatın görsel dünyada teknolojiyle buluşarak hızla başarı kazandığını düşünüyor musunuz?
Yalçın Özden: “Evet, doğru. Ben asla aynı kafada düşünemiyorum. Çünkü değişmeyen bir şey varsa o da değişim. Değişimin içinde yine o klasını, oyunculuğunu sunabiliyorsan o değişim, teknoloji bize yardımcı olmuş oluyor. O anlamda çok güzel. Mesela eskiden altı demir stüdyo kameraları vardı. Şuraya koyardı. Aktif çekim yapanlar, biliyorsunuz kameramanların omuzu acırdı, sinemada da öyle. Yani şimdi her şey teknoloji. İşi kolaylaştırdı ama aktörler için bu bence değişmiyor. Aktörler onların rahatlığını hissediyor, kendilerini görebiliyorlar, çok kamerayla oynayabiliyor ama aktör yine hayattan bir şey oynuyor. Mesela şu anda ben oyunlarımda güncel konuları işliyorum. Mesela geçenlerde bir borsa televizyonuna konuktum. Oraya gelen bir iş adamı, ‘Siz kendinizi hep güncel tuttunuz, kutluyorum sizi.’ dedi bana. Ama oyunlarımda da öyleyim yani. Tamam orta oyunu bizim geleneksel oyunumuz ama onun içine günceli katabiliyoruz. Ama tiyatronun işlevi zaten öngörülür şeyleri, hayatı anlatmaktır.”
SORU: Yani teknoloji ne kadar hızlı, yenilik dolu olanı yansıtırsa yansıtsın, aktör aktördür diyorsunuz.
Yalçın Özden: “Aktör aktördür. Ama hayatı oynadığı için o da değişimi alacak ve o değişimden sunacak. Şimdi bugünkü dizilere baktığınız zaman, ya hep içinde şiddet var, ya dünyada şiddet var. Romantizm hiç ölmez. Romantizm var, komedi zaten var. Böyle de gidiyor işte. Ana temalar değişmiyor yani.”
SORU: Röportaja başlamadan önce sohbet ederken aile boyu oynadığınızdan konuşmuştuk. Kızınız var sanırım kadroda, başka kimler var?
Yalçın Özden: “Evet, bu kez daha çok oldu. Kardeşim, kızım, yeğenim ve ben olmak üzere 4 kişi aileden. İki de dışarıdan oyuncularım var. Altı kişiyiz. Oyunda altı kişi yetiyor.”
SORU: Uygurlar ile başa baş gidiyorsunuz aile boyu sahnede olarak?
Yalçın Özden: “Şu anda evet. Tabii hiçbir zaman üstadın yerini alamam. Nejat Uygur, nur içinde yatsın. Ama ondan çok feyz aldım. Bizi de çok severdi, hatta bize done de verirdi rahmetli. Ama şu anda sanki onların bir örneği gibiyiz. Yani Nejat Uygur Tiyatrosu örneği gibiyiz.”
“Ben Arıza Severim”
SORU: Peki efendim gerçekleştirmeyi istediğiniz bir hayaliniz var mı?
Yalçın Özden: “Sanatsal anlamda mı?”
SORU: Sanatsal ya da hayatla ilgili.
Yalçın Özden: “Aslında sanatsal anlamda güzel bir hikaye yazmaya başladım. ‘Ben Arıza Severim’ diye bir film düşünüyorum. Onun sinopsisini hazırladım. Şimdi tretmanlarını yazacağım. Yazdıktan sonra da hayata geçirmek istiyorum. Profesyonel bir senaristle çalışarak eğer hayata geçerse, çalışacağımız firmayla ben de masaya oturup birlikte o işi yapmak istiyorum.”
SORU: Komedi ya da durum komedisi olacak galiba değil mi?
Yalçın Özden: “Tabii, komedi, durum komedisi. Çünkü insanlar iyice arıza oldu. Söylemek zorundayım.”
SORU: Son olarak sizin bu röportajınızı okuyacak, izleyecek seyircilere ve gençlere mesajınız var mı?
Yalçın Özden: “Gençlere şunu tavsiye ediyorum. Dijitalden başka bir de bayağı bir kitap okusunlar. Yani bizim bildiğimiz sayfaları olan kitap okusunlar. Onlardan alacakları çok şey var. Hem bellekleri, hayal dünyaları hep çalışacak. Beynin üstündeki o sıvı daha çok çoğalacak ve erken yaşlanmayacaklar. Beyin erken yaşlanmayacak, bunamayacaklar. Öbür türlü o sanalda çabuk bunayacaklar maalesef. Onun için en büyük tavsiyem kitap ve sanat.
Çok teşekkür ederim röportajımız için.”
]]>Kurum, TV100’de yayınlanan Özel Röportaj programında Gürkan Hacır, Cansu Canan Özgen ve Başak Şengül’ün gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Anketlere ilişkin “Ham olarak 3 puan öndeyiz ama bunu dağıttıkları zaman 2 puana kadar getirdik.” bilgisini paylaşan Kurum, oy oranının 44 küsur gözüktüğünü, rakibinin oy oranının ise 42’lerde olduğunu belirtti.
Kurum, araştırmalarda yüzde 8 ila 15 arasında kararsız seçmen göründüğünün aktarılması ve sahada muhalif seçmenin kendisine karşı tutumu, muhalif ve kararsız seçmenin kendisine neden oy vermesi gerektiğinin sorulması üzerine, aslolan İstanbul’da huzurlu, güvenli yaşamaksa kararsız seçmenin de sandık başına gittiğinde “Burada trafik çilesini kim bitirir? Depremle ilgili bu işin tecrübeli ismi kimdir?” kıyasını yapacağını ifade etti.
Yeniden Refah Partili seçmenin, CHP belediyeciliğinin ne anlama geldiğini en iyi bilenler olduğunu söyleyen Kurum, “Yeniden Refah Partisinin oylarının sandıkta size mi yöneleceğini düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine, bir önceki seçimde Yeniden Refah Partili seçmenin Cumhur İttifakı’nın içinde olduğunu, gelinen süreçte onların da kendi adaylarını ilçelerde, büyükşehirde, farklı illerde gösterdiklerini anımsattı.
Kurum, İstanbul’un Necmettin Erbakan’ın rüyası olduğuna, böyle kutlu bir şehri en güzel haliyle korumanın, kollamanın, gelecek nesillere aktarmanın Erbakan’ın en büyük beklentisi olduğuna işaret ederek, “Şimdi bu beklentiyi gerçekleştirecek bir seçime gidiyoruz. Bu seçim ister istemez iki aday arasında gerçekleşecek. Alınan oylar üzerinden partiler var olup yok olma mücadelesi vermeyecek. Yeniden Refah Partili seçmenimiz de bunu çok iyi biliyor.” diye konuştu.
Yol yaparken “Bu seçmen CHP’liymiş, MHP’liymiş, İYİ Partiliymiş veya DEM Partinin seçmeniymiş. Oraya yol getirelim, getirmeyelim.” gibi bir kıyas yapmayacaklarını, herkese hizmet edeceklerini vurgulayan Kurum, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dolayısıyla burada kendisine yapılan eziyeti çok iyi biliyor Yeniden Refah Partili seçmenlerimiz. Geriye dönüp baktıklarında CHP belediyeciliğinden aldıkları hizmetleri de biliyor. İstanbul’umuzun o ellerdeyken nasıl bir hizmet aldığını ve şu gelinen 5 yıllık süreçte bahaneden başka bir şey üretilmediğini en iyi onlar biliyor. Dolayısıyla burada eğer aslolan bu ülkenin menfaatiyse, aslolan 783 bin kilometrekare vatan toprağıysa, ay yıldızlı bayrağımızsa eğer, sandıkta Yeniden Refah Partili seçmenimiz gidip orada bu iradeden yana tavrını koyacaktır. Mesele Murat Kurum değil. Burada mesele siyasi bir görüş meselesi de değil. Mesele İstanbul’un geleceği meselesidir. O yüzden Yeniden Refah Partili seçmenimiz de Cumhuriyet Halk Partili seçmenimiz de İstanbul’a gönül veren, geleceğini düşünen herkesin ortak kanaati, geleceği adına bu işleri yapacak olan liyakatli kadrolara, orada iş yapan, eser üreten kadrolara destek olmaktır. Ben sandıkta da böyle olacağına inanıyorum.”
“Eş başkan Özel, Kur’an kurslarına giden çocuklarımızı ‘Orta Çağ zihniyeti’ olarak ifade ediyor”
“Siz şaşırdığınızı ifade etmiştiniz Yeniden Refah Partisinin tavrına ve Ayasofya üzerinden bunu aktarmıştınız.” denilerek, Yeniden Refah Partisinin bu kararına bakış açısı sorulan Kurum, şunları kaydetti:
“Ayasofya’nın zincirlerinin kırılmasını en çok rahmetli Erbakan Hoca’mız isterdi. Orası cami olsun, ibadete açılsın, orada ezanlar sonsuza dek yankılansın, en çok onun istediği durumdu. Şimdi bu gerçekleşmiş. Yeniden Refah Partili seçmen sandığa gittiğinde, ‘Ayasofya’nın zincirleri kırılmış, ibadete açılmış.’ diyenlere mi yoksa ‘Müze olsun, ne gerek vardı?’ diyenlere mi destek olacak? Bunu düşünecek, öyle değil mi? İşin sonunda Cumhur İttifakı’ndan parça koparmak öbür tarafta Cumhuriyet Halk Partili adaya yarayacak. Eğer bunu istiyorsak burada tartışacak bir şey yok ama ben Yeniden Refah Partili seçmenin böyle bir şey istediğini düşünmüyorum. Eş başkan Özgür Özel ne diyor? Bizim Kur’an kurslarına giden çocuklarımızı ‘Orta Çağ zihniyeti’ olarak ifade ediyor. Bu çocukları ‘Orta Çağ zihniyeti’ olarak ifade eden bir anlayışa mı destek olacak Yeniden Refah Partili seçmen. Ben olacağına inanmıyorum. Çünkü bize bir faydası yok.”
“Özgür Bey CHP’ye kendi iradesiyle gelmedi”
İBB Başkan adayı Kurum, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na “eş başkan” demesinin nedeninin sorulması üzerine, şöyle konuştu:
“Çünkü bugün bütün milletimiz de görüyor ki Özgür Bey CHP’ye kendi iradesiyle gelmedi. Burada İstanbul’un kaynaklarıyla kongrede delegelerle yapılan çalışmalar, kapı arkasında zoom toplantıları üzerinden dizayn çalışmaları, kirli ittifaklarla birlikte saf dışı bırakma çalışmaları, İstanbul’un hizmetleri dururken ilgisinin, alakasının parti kongresine verildiği ve o manada oranın dizayn edildiği bir süreci hepimiz gördük. Bunu kendileri söylüyorlar. Kendi genel başkanlarını sırtından hançerleyen bunlar değil mi?”
“Kendi iradesiyle gelmedi.” cümlesinde “Özgür Özel’i getiren irade” olarak kimi kastettiği sorulan Kurum, “O irade bugün buradaki seçim sürecini yürüten, bir önceki süreçte o 6’lı-7’li masayı toplayan iradedir. O irade dağıldı şimdi başka bir irade, yine aynı anlayışla öbür tarafta ittifak yapıyor, yapılan ittifakın ne olduğunu bilmiyoruz, açıklayamıyorlar. Bunlar birilerinin maşası. Dert İstanbul’a hizmet etmek değil, ‘Ne yapalım, ne edelim de Erdoğan’ı devirelim, yıpratalım.'” değerlendirmesinde bulundu.
İmamoğlu’nun kent lokantalarıyla ilgili sözlerinin hatırlatılması üzerine Kurum, “O korkusundan, endişesinden uyuyamıyor. Nedeni o değil. O kadar endişeli ki sahayı, anketleri görünce ondan dolayı… Nerede Murat ismini duysa ‘Hani, nerede?’ falan diyor, danışmanının ismini bile değiştirebilir. Soru soruyorlar, ‘Murat Bey’le istişare ettik.’ diyorlar. ‘Ya onunla da mı ettiniz?’, ‘Yok, yok sizin danışmanınız olanla.’ falan. Murat ismi korkulu rüyası onun şu an, ondan dolayı uyuyamamıştır.” dedi.
“379 kilometre raylı sistemi 650 kilometreye çıkaracağız”
İstanbul’un ulaşım ve trafik sorununa ilişkin bilgiler veren Kurum, “5 yılda Ulaştırma Bakanlığı, Büyükşehir Belediyesinin yaptığı metronun 5 katını açmış.” ifadesini kullandı.
Haziran 2019 sonrası İstanbul’da 145,7 kilometre metro açıldığını kaydeden Kurum, bunun 81,8 kilometresini Ulaştırma Bakanlığının, kalan 63,9 kilometrenin 18 kilometresini İBB’nin yaptığını, 45,9 kilometresinin de önceki AK Parti döneminde yapıldığını aktardı.
5 yıl içinde açılan metro hatlarına 2019 öncesi ve sonrasında yapılan katkı oranlarına ilişkin verileri de tablo halinde paylaşan Kurum, “Bunlar bizim yaptığımız işlere bile sahip çıkıyorlar. Rahmetli Kadir (Topbaş) abi döneminde temelini attığımız işleri, ‘Ben yaptım’ diyerek, yalan söylüyorlar. Böyle bir şey olabilir mi?” diye konuştu.
“Yeni açılanların hepsiyle birlikte 379 kilometre metro hattı açılmış oldu. Biz bu 379’u 650 kilometreye çıkaracağız.” diyen Kurum, Beylikdüzü TÜYAP’tan binen vatandaşın kesintisiz şekilde Boğaz’ı geçip Söğütlüçeşme’ye ve Cevizli’ye gidebileceğini dile getirdi.
Yılda 55 kilometre metro yapacaklarını bildiren Kurum, İstanbul ulaşımında metro gitmeyecek tek ilçe kalmayana kadar çalışacaklarını vurguladı.
Metrobüsün yükünü almak ve oradaki çileyi bitirmek için bu raylı sistemi yapacaklarını ifade eden Kurum, metrobüsteki yolcu sayısının şu an 2019’la aynı olduğunu, sıkıntının anlayıştan kaynaklandığını söyledi.
İSKİ’nin danışmanla yönetildiğine işaret eden Murat Kurum, “İstanbul’u bir rant olarak görüyorlar. En acısı burası. İstanbul’daki makamları, mevkileri kendi gelecekleri için orada herkese pay etmeye çalışıyorlar. Kırklareli Belediye Başkanına ‘Aday olma sen, gel ben sana İstanbul’da daire başkanlığı, genel müdürlük vereyim’ diyenler bu işi nasıl çözecekler?” şeklinde konuştu.
Yapılacak metro projelerini tek tek anlatan Kurum, İstanbul Havalimanından Sabiha Gökçen Havalimanına hem yolcu hem lojistik taşıyacak hızlı metro hattı inşa edeceklerini, metrobüsün Beylikdüzü’nden Silivri’ye uzatılacağını, iki yakaya toplam 122,2 kilometre tünel yapacaklarını, 250 bin araçlık otopark inşa edeceklerini söyledi.
İstanbul’u bütün halinde değerlendirip lojistik güzergahları şehrin kuzeyine alacaklarını vurgulayan Kurum, “Sadece bu adımla yüzde 25 trafik azalacak. Ağır vasıta trafiği kuzeye taşınacak. Bu projeleri yaptığımızda İstanbul trafiği çile olmaktan çıkacak.” dedi.
Murat Kurum, İstanbul’un taksi sorununu ise 6 ayda çözeceğinin altını çizdi.
Kadınlara ve gençlere yönelik projelerine de değinen Kurum, dünyanın en büyük girişimcilik merkezini İstanbul Havalimanına kazandıracaklarını kaydetti.
CHP’deki para sayma görüntüleri
Murat Kurum, CHP İstanbul İl Başkanlığında çekildiği öne sürülen para sayma görüntülerinin sorulması üzerine şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu görüntülerin yansımasıyla birlikte milletimizi net bir şekilde aydınlattıklarını söyleyemeyiz. Çok çelişkili ifadeler veriyorlar. Eski İl Başkanı diyor ki ‘Gitsinler müteahhite, genel müdüre sorsunlar.’ Öbür taraftan kendilerine yakın bir gazeteci diyor ki ‘Bir il binasını bile almayı beceremeyenler bu ülkeyi, bu şehri nasıl yönetecek’ diyor. Dolayısıyla burada aydınlanması gereken konular var… Öbür belediyeden şu kadar gelmiş, bilmem nereden bu kadar gelmiş, şuradan şu kadar gelmiş. ‘İstanbul’un kaynakları nereye gidiyor?’ diye soruyoruz ya. İşte giden yerler gözüküyor. Vatandaşımız otobüs hattı eksikliğinden şikayet ediyor, burada balya balya paralarla poz veriyorlar. Burada aydınlanması gereken bir konu var. Kanun, hukuk nezdinde gereği yapılıyor. Neticeyi de göreceğiz. Bu hoş bir şey değil. Hoş olmadığını kendileri de ifade ediyorlar. Her İstanbullu gibi biz de bu konunun aydınlanması, kamuoyu nezdinde gerçekten detaylarıyla birlikte bilgi verilmesini bekliyoruz.”
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Giresun’da; “Fındığın dünyadaki üretiminin yüzde 70’i Türkiye’de yapılıyor ve bunun en kalitelisi Giresun’da üretiliyor. Ancak fındıkta sadece iki milyar dolarlık bir ihracat gelirimiz var. Yani 120-130 milyar dolarlık bir pazar var, pazarın yüzde 70’i bizde, basit bir hesapla 100 milyar dolarlık bir pazarın bizde olması lazım. Bizde iki milyar, geri kalan dünya devlerinde. Yani bu fındıktan biz hakkımızı alsak Ordu, Bartın, Zonguldak, Giresun, Trabzon bu fındıktan hakkını alsa sizin sırtınız yere gelmez, dünyanın en zengin üreticileri olursunuz. Hesap ortada, 100 milyarlık hacmin 50’de biri bize, 50’de 49’u dünya devi kartellere gidiyor. Alan bazlı desteklemeye, dönüme 170 lira veriyor. 10 yıldır aynı parayı veriyor. Mazot 2 lira 60 kuruş, 170 lira veriyorsun. Bugün mazot 44 lira, yine 170 lira veriyorsun. Fındık üreticisinin sesini Giresun’dan haykırıyorum: Artık yeter. Sesimizi duyun” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Giresun’da miting yaptı. Özel’e Genel Başkan Yardımcıları Ulaş Karasu ve Volkan Demir, Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Samsun Milletvekili Murat Çan, Ordu Milletvekili Seyit Torun, CHP Giresun İl Başkanı Gökhan Şenyürek ve Giresun Belediye Başkan Adayı Fuat Köse ve önceki dönem Giresun Belediye Başkanı Kerim Aksu eşlik etti.
“44 LİRA MAZOTLA TARIM OLMAZ, FINDIKÇILIK OLMAZ, GEÇİM OLMAZ”
Özel’in burada yaptığı konuşmadan öne çıkanlar şöyle:
“Burası şüphesiz dünyanın en güzel, en kaliteli fındığının üretildiği yer. Ancak fındık üreticisinin derdi, tasası bitmiyor. Dört liralık mazot 19 lira olmuştu. ‘Güvenin kardeşinize dolar düşecek, mazot düşecek, enflasyon, girdi maliyet düşecek’ diyorlardı. Mazot, ben Burdur’daydım, 40 liraydı. Isparta’daydım, 41 liraydı. Antalya’da 42 lira oldu. Dün Artvin’de 43’tü. Bugün mazot, 44 liraya dayandı. Çiftçinin, köylünün artık bıçak kemiğine dayandı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘milletin efendisi’ dediği köylüler, memleketin en büyük çilesini çekiyorlar. Buna Giresun’dan bir itiraz yükseltmek gerekiyor. 44 lira mazotla tarım olmaz, fındıkçılık olmaz, geçim olmaz. Uzun süredir unutturdukları bir şey var: ÖTV ve KDV. Ege kıyılarındaki, Antalya’daki lüks yatlara, gezinti teknelerine, denizlerdeki gemilere ÖTV’siz ve KDV’siz verilen mazotun bugün 44 liradan çiftçiye verilmesi kabul edilemez. Buradan her söylediğimize bir kulp takan Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum: Bugün ÖTV’siz, KDV’siz mazot 27 lira. Fındık üreticisine ve ulaştırmada çalışanlara, kamyonculara, taksicilere ÖTV’siz ve KDV’siz mazot verilmesinin çağrısını yapıyorum. ve sana sesleniyorum: Hodri meydan, açalım Meclis’i, düşürelim ÖTV’yi, güldürelim yüzleri.
“ALAN BAZLI DESTEKLEMENİN DÖNÜMÜNE 10 YILDIR AYNI PARAYI VERİYOR. FINDIK ÜRETİCİSİNİN SESİNİ GİRESUN’DAN HAYKIRIYORUM”
Fındığın dünyadaki üretiminin yüzde 70’i Türkiye’de yapılıyor ve bunun en kalitelisi Giresun’da üretiliyor. Ancak fındıkta sadece iki milyar dolarlık bir ihracat gelirimiz var. Yani 120-130 milyar dolarlık bir pazar var, pazarın yüzde 70’i bizde, basit bir hesapla 100 milyar dolarlık bir pazarın bizde olması lazım. Bizde iki milyar, geri kalan dünya devlerinde. Yani bu fındıktan biz hakkımızı alsak Ordu, Bartın, Zonguldak, Giresun, Trabzon bu fındıktan hakkını alsa sizin sırtınız yere gelmez, dünyanın en zengin üreticileri olursunuz. Hesap ortada, 100 milyarlık hacmin 50’de biri bize, 50’de 49’u dünya devi kartellere gidiyor. Alan bazlı desteklemeye, dönüme 170 lira veriyor. 10 yıldır aynı parayı veriyor. Mazot 2 lira 60 kuruş, 170 lira veriyorsun. Bugün mazot 44 lira, yine 170 lira veriyorsun. Bu alan bazlı desteklemenin derhal arttırılması, ürün bazlı desteklemelerin derhal arttırılması, dört dolarlık fiyatın altındaki tüm işlemlerin men edilmesi, bu konuda cezai yaptırımlar uygulanması, fındıkçının sonuna kadar arkasında durulması, banka borçları yüzde 88 artmıştır, bu borçların en az üç yıl faizsiz yapılandırılması, bir yıl hiç ödemesiz olması gerekmektedir. Fındık üreticisinin sesini Giresun’dan haykırıyorum: Artık yeter. Sesimizi duyun.
“HAYVANCILIKLA, TARIMLA UĞRAŞANIMIZIN CANINA OKUYAN DÜZENLEMELERİ GÖZ AÇIP KAPAYANA KADAR YAPTILAR”
Bu sene Türkiye’de küçülen tek sektör tarım oldu. Zaten kötü yönetildiği için Türkiye yüzde dört buçuk büyüdü. Matrah, telafi edici bir büyüme değil ama bir yandan da tarım küçülüyor. Üç milyon hektar arazi, artık ekilmez ve dikilmez hale geldi AK Parti iktidarında. Tarım, Belçika kadar toprak kaybetti. Kendi kendine yeten bir ülkeyken hem tarım ürünlerini hem karkas eti hem canlı hayvanı hem löp eti dışarıdan gelirken gümrük vergileri de dönem dönem kaldırılarak bizim hayvancılıkla, tarımla uğraşanımızın canına okuyan düzenlemeleri göz açıp kapayana kadar yaptılar. Ama haklı beklentilerin tamamı bir yanda duruyor. 2023 yılında, 34 bin ton et ithal ettiler. 2024 yılında, 600 bin sığır ithaline izin verdiler, yapılacak. Yem fiyatları bir yılda yüzde 100 arttı. 2021’de 60 lira olan et, 2022’de 110 liraya, 2023’te 260 liraya, en nihayetinde yüzde 90 artışla bu sene 500 liraya dayandı. Sadece üç yılda, et fiyatları kötü politikalar yüzünden sekiz kat artmış durumda. Bu hepimizi etkiliyor. En çok orta direği etkiliyor. Orta diğeri artık düşük gelirli yoksullar olarak ifade edebiliriz. Eskinin orta direği emekliler, öğretmenler, memurlar, esnaflar, küçük çiftçiler artık eziliyorlar. Bundan bir buçuk ay önce, ‘Emeklinin sesini duyun’ dediğimizde, meydanlarda çok fazla emekli yoktu. Bir çağrıda bulundum; ‘Siz sesinizi duyurmaya karar verirseniz, siz meydanlara gelirseniz, benim sesime kulak verirseniz; biz, bu işi Türkiye’nin gündemine getiririz’ dedim. Her gün yeni ayaklar eklendi ayaklarımıza. Her gün yeni kabuklar çatladı, yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerimizi. En sonunda doldurdu emekliler meydanları, haklarını istiyorlar. Hiç az değiliz, çoğuz. 16 buçuk milyon kişiyiz. Size söz veriyorum: Siz geldikçe, siz arkamızda durdukça, siz sesimize ses oldukça sizin sesinizi duyuracağız, hakkınızı söke söke alacağız.
“SÖZE KARNIMIZ TOK. SANA ÇAĞRI YAPIYORUM: HAFTAYA PAZARTESİ MECLİS’İ AÇALIM. SALI GÜNÜ EMEKLİYE ZAMMI YAPALIM. SAMİMİYSEN GEL”
Bana diyor ki ‘Özgür Efendi de çıkmış, meydanlarda emeklileri kışkırtıyor.’ Kardeşim, senin bu kadar yaptığın haksızlık, emekliyi kışkırtmıyor da bunu söylemem kışkırtıyorsa kışkırtacağım tabii. Benimle kavga etmek istiyor. Sürekli sataşıyor, hakaretler, iftiralar… Ona şunu söyledim: ‘Tamam, seninle kavga edeceğim ama senin o çok istediğin kimlik siyaseti, mezhep siyaseti üzerinden değil; ben seninle kavgayı emekliler, emekçiler, esnaflar için vereceğim. Memlekette zam, hayat pahalılığı, yoksulluk var. Beyefendilerin derdi başka. Bunları görmeyecek, başka bir kavganın içine bizi çekmeye çalışacak. Biz sosyal demokrat bir partiyiz. İşimiz gücümüz emeklidir, emekçidir, esnaftır, çiftçidir, namusuyla çalışan, vergisini veren üreticidir. ‘Yedişer bin lira seyyanen zam verelim, en düşük emekli maaşını asgari ücret edelim’ dedim, kabul etmedi. Dün çıkmış, genel sekreterleri, ‘Bir hazırlık yapılıyor, Tayyip Bey söyleyecek’ diyor. Staj-çıraklık mağduruna, Bağ-Kur’un dokuz bin güne, söz verdiği mülakata, hepsinin sözünü verdi yapmıyor. Şimdi de ‘Siz oyu bana verin, seçimden sonra ben emeklinin durumuna bakacağım.’ Yok öyle yağma. Recep Tayyip Erdoğan, kameraların önünde, Giresun’dan sana sesleniyorum: Bir buçuk aydır ısrarla söylüyorum. Diyordun ki ‘Ekonomi dört buçuk büyüdü. Herkesin keyfi yerinde, emekliyi Özgür Özel kışkırtıyor.’ Şimdi diyormuşsun ki ‘Son hafta söz veririm.’ Söze karnımız tok. Sana çağrı yapıyorum: Hodri meydan. Haftaya pazartesi Meclis’i açalım. Salı günü emekliye zammı yapalım. Samimiysen gel hadi. Bu insanların yüzünü güldürelim. Eğer bu zammı yapacaksan seçimden önce gelip o zammı yapacağız.
“‘LİMANA KÖPRÜLÜ KAVŞAK YAPACAĞIZ’ DEDİLER. MALİYET 283 MİLYON LİRA, AYRILAN ÖDENEK 10 MİLYON LİRA. 30 YILDA BİTECEK”
Giresun’a verilip tutulmayan sözler var. Güney Çevre Yolu’nu 2012’de söz verdiler. Her seçim gelip bir söz daha veriyorlar ama herhangi bir şey yapmıyorlar. Yedi ulaştırma bakanı değişmiş, hepsi Güney Çevre Yolu sözü vermiş. Bu söz tutulmamış. Siz bu trafiği çekiyorsunuz. Kentiniz bu sıkıntıları çekiyor. ‘Limana köprülü kavşak yapacağız’ dediler. Köprülü kavşakla ilgili maliyet 283 milyon lira, ayrılan ödenek 10 milyon lira. Bu hesaba göre 30 yılda bitecek o. İhtiyacın 30’da birini ödenek diye ayırmışlar. Giresun’la ilgili bu yaptıklarının tamamı ama tamamı kandırmaca. Bir tarafta birçok gerçek dışı söylemde bulunanlar var. Bir tarafta da Giresun’a gerçekten hizmet etmek için heyecan duyanlar var. Ben bütün ilçe adaylarımızı ve Giresun adayımızı yakından biliyorum, hepsine güveniyorum. Hepsi için sizlerden destek istiyorum. Fuat Köse ile ilgili şu kadarını söyleyeyim: Giresun’un bir evladı. 12 yaşından beri sanayi sitesinde, çıraklıkla girmiş, kalfa olmuş, ilgili okulları bitirmiş, kendi işini kurmuş, 10 kadar arkadaşımıza ekmek sağlıyor. Sanayinin bilinen, dürüst, temiz ve sözüne güvenilir esnafı, Giresun’daki herkesin çok sevdiği bir kardeşimiz. Ayrıca Giresun Sanayi Spor’un kadın futbol takımımın da başkanı. Sanayi yönetiminde, partimizde görev almış, hepimizin çok taktir ettiği bir kardeşimiz.
“GİRESUN, KAYIPTAN PİŞMAN”
Giresun’daki adaylık hikayesini şöyle yaşadık. İl başkanımızla konuştuk. İl başkanımız dedi ki ‘Biz geçen seçimi kendi hatalarımızdan küçük bir farkla kaybettik. Ancak Giresun bu kayıptan pişman, partililerimiz çok üzgün ama Giresun da üzgün. Hizmet yok. Kötü yönetim var. İsraf var ve Giresun CHP belediyeciliğini, dürüst, namuslu ve çalışkan belediyeciliği, hizmet belediyeciliğini geri çağırıyor’ dedi. ‘Nasıl yapalım’ dedim. ‘Uygun görüyorsanız ön seçim yapalım’ dedi. Dedim ki ‘Kerim Başkanımı bir arayım, ona fikrini bir sorayım.’ Almanya’daydı. Dedi ki ‘Çok doğru yaparsınız, il başkanımız iyi niyetlidir, çalışkandır. Ön seçim yapmak doğru bir karardır.’ Ön seçimi yaptık, ön seçimden Fuat kardeşimiz çıktı. Tekrar aradım. ‘Başkanım, Fuat Köse çıktı’ dedim. ‘Çok isabetli olmuş, duydum, sevindim, arkasındayım. Örgüt etrafında birleşir, ben de gelirim, hep beraber çalışırız, Giresun’u kazanırız’ dedi. O günden beri adayımızın yanında, arkasında, gerçek bir partili, benim de çok sevdiğim bir abim, kendisine huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum.
“SİZ KALIRSANIZ BELEDİYE MAAŞ ÖDEYEMEZ”
İki tane video var. Birisi Mansur Yavaş’tan birisi Ekrem İmamoğlu’ndan. Siz Fuat Köse’yi, Giresun Belediye Başkanı yapıyorsunuz. Başkanın sağ omzunda Mansur Yavaş’ın eli, sol omzunda Ekrem İmamoğlu’nun eli, tam arkasında genel başkanın eli. Sonuna kadar arkasındayım. Gördüler, Fuat Köse geliyor, CHP geliyor; başlamışlar şöyle söylemeye: ‘Belediyenin durumu kötü, gelirse maaşları ödeyemez.’ Bu belediye Kerim Başkan zamanında kötü değildi. Beş yılda geldiniz, belediyeyi bu hale getirdiyseniz, siz kalırsanız belediye maaş ödeyemez. Fuat Köse gelir, evelallah bu sıkıntılı dönemi bitirir. ‘CHP gelirse belediyeden işçileri çıkaracak.’ Biz belediyeyi kaybettik -kişi kendinden bilir işi- geldi, milletin işiyle, aşıyla oynadı. Evlenmesine günler kalmış insanları kapı önüne koymaktan hiç utanmadılar. İşte belediyenin, işte Fuat başkanın yüzü. Öyle son günlerde numaradan içeri doldurduğunuz militanlar varsa bilmem. Bu tarihlerden, bugünlerden önce bu belediyeye işe girmiş kimsenin ne işiyle ne aşıyla oynarız.”
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Keçiören’deki Atatürk Cumhuriyet Kulesi açılış törenine katıldı. Erdoğan özetle şöyle konuştu:
“Malumunuz Ankara’nın Çankaya tarafında yapıldığı tarihten itibaren şehrin simgelerinden biri haline gelen bir Atakule’si vardır. Aynı mimarımızın tasarladığı Atatürk Cumhuriyet Kulesi ile şehrimize yeni bir sembol daha kazandırıyoruz. Tabii temelinin atılmasının üzerinden 20 yılı aşkın süre geçtikten sonra açılışını yaptığımız bu kulenin serencamı da ayrı bir hikayedir.
“ÇİFTLERİMİZİN DE YENİ HAYATLARINA BULUTLARIN ÜZERİNDE GİRECEKLERİ ANLAŞILIYOR”
Nikahlarını 152 metre yüksekliğindeki salonda kıyacak çiftlerimizin de yeni hayatlarına bulutların üzerinde girecekleri anlaşılıyor. Nasıl? Yani, bundan sonra herkes herhalde nikahını Keçiören’de kıymaya gelir.
“CUMHURBAŞKANI OLARAK BEN YANINDAYIM”
İnşallah bu kule Ankara’ya hizmet ettiği müddetçe Turgut Altınok kardeşimize edilen hayır dualar da sürüp gidecektir. Turgut kardeşimiz, çok değil 30-40 yıl önce imarıyla, altyapısıyla, çevre düzeniyle başkentin en sorunlu ilçelerinden birini en gözde yerleşim yeri haline getirmiştir. Kendisi inşallah bu birikimini, bu üretkenliğini, bu vizyonunu, bu çalışkanlığını 31 Mart’tan sonra Ankara’nın tamamı için kullanacak. 31 Mart’a kadar gece-gündüz demeden çalışmaya var mıyız? Kap kapı dolaşmaya var mıyız? Şu CHP zihniyetinin fetret devrinden Ankaramızı kurtarmaya var mıyız? Bunlardan bir şey olmaz. Bunların Ankaramıza, başkentimize verecekleri hiçbir hizmet yoktur, bundan sonra da olmayacaktır. Şehrin kaybolan son 5 yılını telafi etmenin ötesinde Ankara’yı Türkiye Yüzyılı’na hazırlayacak yeni bir dönemin kapılarını Turgut kardeşimizin açacağına ben inanıyorum. Cumhurbaşkanı olarak ben yanındayım. Cumhur İttifakı olarak biz yanındayız. Vereceğimiz desteklerle sadece Keçiören değil inşallah Ankaramız yeniden ayağa kalkacak. Yeniden Ankara’ya var mıyız?
Düşünebiliyor musunuz, yol yapmayan, hizmet üretmeyen, verdiği sözlerin arkasında durmayan siyasetçi profilleri arzı endam etmeye başlıyor. Ya, havalimanından şehir merkezine kadar şu yollarda en ufak bir adım atıldı mı? Yani, sadece Melih Bey’in döneminde atılmış adımlar var ama gel gör ki bu beyefendi geldi geleli yollarda ne asfalt ne şu ne bu hiçbir şey yok. E ben Ankaralıyım. Havalimanından şehir merkezine kadar ne yapıyorsak biz yapıyoruz. Metro filan bir şey yok. Derdi de yok. Hatta yaptığı hiçbir şey olmamakla övünen, bundan sonra da hiçbir şey yapmayacağını göğsünü gererek söyleyebilen siyasetçiler, belediye başkan adayları türedi Ankaramızda.
“BU ZİHNİYETİ 31 MART’TA SİYASETTEN TASFİYE ETMELİYİZ”
Nerede CHP belediyesi varsa her taraf dökülüyor, rezalet. Çünkü Rabbimiz bizlere ancak çalıştığımız kadarının karşılığını alacağımızı buyuruyor. Biz eser ve hizmet siyaseti diyerek gecemizi gündüzümüze katarken meydanı tembel siyasetiyle gençlerimize kötü örnek olanlara bırakamayız. Ankara başta olmak üzere ülkemizin en büyük şehirlerine tebelleş olan bu zihniyeti mutlaka ama mutlaka 31 Mart’ta siyasetten tasfiye etmeliyiz.
“HESAP UZMANI NEREDE? EMEKLİYE AYRILDI. BUNUN DA AKIBETİ AYNI, BU DA GİDECEK”
Desteleri gördünüz, değil mi? Dolarları gördünüz, değil mi? Hayırdır ya, ne iş bu? Bu durum başka bir dönemde başka bir partinin mensuplarının başına gelse yer gök yıkılırdı. Bir dönem ağızlarını her açtıklarında ne diyorlardı, ‘Ben hesap uzmanıyım.’ Şimdi hesap uzmanı nerede? Ankara’da bir apartman dairesinde. Emekliye ayrıldı. Bunun da akıbeti aynı, bu da gidecek. Ama belediye başkanı çok daha önceden gidecek. Onun için 31 Mart çok önemli. Ankara’da da İstanbul’da da İzmir’de de Allah’ın izniyle, bunları 31 Mart’ta emekli edeceğiz.
Başımıza bir de tüm bunları gördüğü, bildiği, yakinen şahit olduğu halde kazanmak değil sadece bize kaybettirmek için paçamıza yapışanlar çıktı. Kimler olduğunu biliyorsunuz, değil mi? ya sizin bizim paçamızda ne işiniz var ya? Peki, biz kaybedince kazanacak olanlar kim? Tabii ki tek parti faşisti CHP ve artık onun tescilli ortağı haline dönüşen DEM. Çaydaki dem değil ha.
Küresel krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı ve asrın afeti depremin getirdiği 104 milyar dolarlık ilave yük bizi hedeflerimizden uzaklaştırmadı. Fakat hiç arzu etmediğimiz sorunlara yol açtı. Bilhassa, çalışanlarımızın ve küçük esnafımızın yaşadığı refah kaybının farkındayız. Bunun üstesinden gelmenin yolu afaki söylemler değil, daha çok çalışarak, daha çok üreterek, daha çok kazanarak devletimizin imkanlarını arttırmaktır.
“ENFLASYONUN YILIN İKİNCİ YARISINDAN İTİBAREN HIZLI DÜŞÜŞÜNÜ BERABERCE İZLEYECEĞİZ”
Hem piyasaların hem vatandaşımızın gönlü rahat olsun. Cumhurbaşkanı Yardımcımızla, Hazine ve Maliye Bakanımızla, diğer Bakanlarımızla, bürokratlarımızla ekonomi programımızın başarısı için yoğun mesai sarf ediyoruz. Milli gelirden istihdama, ihracattan kamu mali dengesine kadar tüm göstergeler hamdolsun doğru istikamette gittiğimizi gösteriyor. En büyük sorunumuz olan enflasyonun yılın ikinci yarısından itibaren geçeceği hızlı düşüşü beraberce izleyeceğiz.”
]]>
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, şehit yakınları ve gazilerle iftar programında buluştu. İmamoğlu, “Kahraman şehitlerimizin yakınları ile gazi ve yakınlarının her zaman yanında değil; en yakınında, bize ihtiyaç hissetmeden yanlarına koşup giden olmak zorundayız ve olacağız.” dedi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, şehit yakınları ve gazilerle iftarda bir araya geldi. Şişli’deki bir otelde düzenlenen iftar öncesi konuşan İmamoğlu, birlikte olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek şunları söyledi:
“Ramazanda tüm ailemizle açtığımız orucun, yaptığımız iftarın tadı hiçbir yerde yok. Çünkü biz büyük bir ailenin fertleriyiz. Bu vatan uğruna canını hiçe sayan aziz şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin ailesi ailemizdir, kardeşleri kardeşlerimizdir. Çocukları, bize teslim edilmiş en değerli emanetlerdir, evlatlarımızdır. Bugün hep birlikte bu sofrada olmamız için canını ortaya koyan kahramanlarımıza minnettarız. Vefa göstererek dünü unutmadan geleceğe bakmak neden bu kadar önemlidir, bilir misiniz? Çünkü geçmişte yaşanan zorlukların farkına varmazsak, tarihimizi bilemezsek bugünün kıymetini bilmemiz mümkün değil. Bilemeyiz kıymetini, anlayamayız. Burada Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını da rahmetle, minnetle anmak istiyorum. Ruhları şad olsun. Çünkü Çanakkale’de dünyanın en büyük donanmasına, yedi düvelden toplanmış gelmiş ordulara karşı verdiğimiz mücadelede o genç subay ve onun kahraman askerleri olmasaydı bugün burada bizim bu sofrayı paylaşıyor olmamız mümkün değildi. Onun için ruhları defalarca şad olsun. Onlara minnet duyuyoruz. Bütün şehitlerimizin önlerinde saygıyla eğiliyoruz. Vatan için canını ortaya koyanlar sayesinde bugün bu sınırlar içerisinde kardeşçe, huzur içerisinde yaşıyoruz.
“MİNNETİMİZİ ÖDEMENİN İMKANI OLMADIĞINI ÇOK İYİ BİLİYORUZ”
Mehmet Akif’in Çanakkale şehitlerine dediği gibi ‘Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın’. İşte Mehmetçik dün olduğu gibi bugün de egemenliğimizin, bağımsızlığımızın en önemli teminatıdır. Üstelik yalnızca vatan sınırları dahilinde değil, çevremizdeki tüm coğrafyaya barışı ve istikrarı getirebilecek yegane güçtür. O yüzden onlara ve onların bize bıraktığı emanetlere gözümüz gibi bakmak, her anında onların yanında olmak boynumuzun borcudur, vatandaşlık borcudur, milletimizin tamamının en büyük borcudur. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimler Derneği’nin İstanbul şubesi binası da şehrimize hayırlı hizmetleriyle birlikte hayırlı ve uğurlu olsun. Yine önümüzdeki günlerde Kartal’da sosyal yaşam merkezi içerisinde şehit yakınlarımız ve gazilerimiz için önemli bir merkezi daha siz kıymetli ailelerimiz için açacağız. Kahraman şehitlerimizin yakınları ile gazi ve yakınlarının her zaman yanında değil; en yakınında, bize ihtiyaç hissetmeden yanlarına koşup giden olmak zorundayız ve olacağız. Sizlere olan minnetimizi ödemenin imkanı olmadığını çok iyi biliyor, bu mübarek günde bu güzel sofrayı sizler, bizlerle paylaştığınız için gerçekten her birinize tek tek, ayrı ayrı teşekkür ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun.”
]]>“ERZURUMLULARI ARAYACAKSINIZ DEĞİL Mİ?”
“İstanbul’da Erzurumlu çok” diyen Erdoğan, “İstanbul’daki Erzurumluları arayacaksınız değil mi? Bir yanlışlık olmasın diye uyaracaksınız değil mi? Ankara’daki ve İzmir’deki kardeşlerimizi de arayacaksınız değil mi? Belediye başkanlarımızı ben size emanet ediyorum” ifadelerine yer verdi.
Erdoğan’ın konuşmasından satırbaşları;
“Hadi gel Erzurum’a gel… Maşallah bu ne güzellik böyle. Sevgili Erzurumlular, dadaşlarım, hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Erzurum yine bugün başka güzel. Erzurum için ne desek azdır. Öncelikle 14-28 Mayıs seçimlerinde Cumhur İttifakı’na verdiğiniz destek için her birinize şükranlarımı sunuyorum.
“DADAŞ FARKINI GÖSTERDİ, MESAJINI VERDİ”
Cumhur İttifakı’nın en verimli netice aldığı illerin başında Erzurum yer alıyor. Dadaş farkını, vefasını, sevdasını yine gösterdi. Dadaş dosta da düşmana da mesajını verdi. Bu mesajın içinde acısıyla tatlısıyla tarihimizin her anını sahiplenme var. Bu mesajın içinde gözünü vatanımızın birliğine gözünü dikenlere meydan okuma var. Bu mesajın içinde asırlardır üzerimizde oynanan oyunları sona erdirme iradesi var. Bu mesajın içinde ülkemizi ve şehirlerimizi yağmalamak isteyenlere meydanı bırakmama azmi var. Bu mesajın içinde ülkenin ve milletin hayrına ne varsa hepsi mevcut. Şartlar ne olursa olsun, milletine hizmet eden Erzurumlu’nun gönlü daima hoş olmuştur. Üstelik Erzurumlu bu sancak nöbetini tam bin yıldır en küçük bir aksamaya meydan vermeden tutmaktadır.
“MEYDANDA 40 BİN KİŞİ VAR”
Sorun bakalım şu anda meydan ne kadar, rakamı aldım. Bugün 40 bin. Erzurum’un Türkiye Yüzyılı’nın lokomotifliğini üstleneceğinden şüphe duymuyorum. Erzurum, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Erzurum’la birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı renklerine boyamaya var mıyız? Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik ediyorum. Bu mübarek günleri, manevi kazanımların yanında çalışmalarımız bakımından da çok iyi değerlendirmeliyiz. Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ı milli irade bayramı haline getirmeye hazır mıyız? Bunun için çok çalışacağız. Her zamankinden daha fazla koşturacağız. Biz insanlarımıza ve şehirlerimizi bu güne kadar hep eser ve hizmet siyasetiyle gösterdik. Erzurum’a 21 yılda 173 milyar liralık kamu yatırımı yaptık. 107 adet sağlık tesisini şehrimize kazandırdık.
“ERZURUM’U DEPREME DAYANIKLI HALE GETİRECEĞİZ”
TOKİ vasıtasıyla 14 bin 919 konut uygulamasını hayata geçirdik. Bunlardan 10 bin 17 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. Kalanların yapımına devam ediyoruz. Kentsel dönüşümde 5 bin 435 riskli bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. Aziziye ilçemizdeki kentsel dönüşümde gecikmeleri de en kısa sürede çözüme kavuşturacağız. Ülkemizin önemli deprem kuşaklarından birinin üzerinde yer alan Erzurum’u depreme dayanıklı bir şehir haline getirmekte kararlıyız. Bunun için önümüzdeki dönemde bakanlıklarımızı ve belediyelerimizi seferber edeceğiz.13 millet bahçesi projemizden 10’unu tamamladık. Yaptığımız yatırımlarla modernize ettiğimiz Erzurum Havalimanı’nın yolcu sayısı 105 binden 1 milyonun üzerine çıkardık.
“MİLLETİMİZİN KUTLU DAVASININ MEZE YAPILMASINA…”
Erzurum’a çok daha fazla yatırım yapacağız. Sizlerden yine çok güçlü destek bekliyoruz. Milletimizin bu kutlu davasının birilerince pazarlık masalarında meze yapılmasına gönlümüz razı gelmez. Türkiye sıkıntılı dönemlerden geçerek bu günlere geldi. Hangi kazanımın hangi bedeller ödenerek elde edildiğini milletimiz iyi biliyor. Dadaş, Erzurumlu çok daha iyi biliyor. Kazanımlarımızın elitler başta olmak üzere birilerini hala rahatsız ettiğini aklı selim olan herkes görebiliyor.”
]]>Erdoğan’ın konuşmasından satırbaşları;
“Hadi gel Erzurum’a gel… Maşallah bu ne güzellik böyle. Sevgili Erzurumlular, dadaşlarım, hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Erzurum yine bugün başka güzel. Erzurum için ne desek azdır. Öncelikle 14-28 Mayıs seçimlerinde Cumhur İttifakı’na verdiğiniz destek için her birinize şükranlarımı sunuyorum.
“DADAŞ FARKINI GÖSTERDİ, MESAJINI VERDİ”
Cumhur İttifakı’nın en verimli netice aldığı illerin başında Erzurum yer alıyor. Dadaş farkını, vefasını, sevdasını yine gösterdi. Dadaş dosta da düşmana da mesajını verdi. Bu mesajın içinde acısıyla tatlısıyla tarihimizin her anını sahiplenme var. Bu mesajın içinde gözünü vatanımızın birliğine gözünü dikenlere meydan okuma var. Bu mesajın içinde asırlardır üzerimizde oynanan oyunları sona erdirme iradesi var. Bu mesajın içinde ülkemizi ve şehirlerimizi yağmalamak isteyenlere meydanı bırakmama azmi var. Bu mesajın içinde ülkenin ve milletin hayrına ne varsa hepsi mevcut. Şartlar ne olursa olsun, milletine hizmet eden Erzurumlu’nun gönlü daima hoş olmuştur. Üstelik Erzurumlu bu sancak nöbetini tam bin yıldır en küçük bir aksamaya meydan vermeden tutmaktadır.
“MEYDANDA 40 BİN KİŞİ VAR”
Sorun bakalım şu anda meydan ne kadar, rakamı aldım. Bugün 40 bin. Erzurum’un Türkiye Yüzyılı’nın lokomotifliğini üstleneceğinden şüphe duymuyorum. Erzurum, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Erzurum’la birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı renklerine boyamaya var mıyız? Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik ediyorum. Bu mübarek günleri, manevi kazanımların yanında çalışmalarımız bakımından da çok iyi değerlendirmeliyiz. Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ı milli irade bayramı haline getirmeye hazır mıyız? Bunun için çok çalışacağız. Her zamankinden daha fazla koşturacağız. Biz insanlarımıza ve şehirlerimizi bu güne kadar hep eser ve hizmet siyasetiyle gösterdik. Erzurum’a 21 yılda 173 milyar liralık kamu yatırımı yaptık. 107 adet sağlık tesisini şehrimize kazandırdık.
“ERZURUM’U DEPREME DAYANIKLI HALE GETİRECEĞİZ”
TOKİ vasıtasıyla 14 bin 919 konut uygulamasını hayata geçirdik. Bunlardan 10 bin 17 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. Kalanların yapımına devam ediyoruz. Kentsel dönüşümde 5 bin 435 riskli bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. Aziziye ilçemizdeki kentsel dönüşümde gecikmeleri de en kısa sürede çözüme kavuşturacağız. Ülkemizin önemli deprem kuşaklarından birinin üzerinde yer alan Erzurum’u depreme dayanıklı bir şehir haline getirmekte kararlıyız. Bunun için önümüzdeki dönemde bakanlıklarımızı ve belediyelerimizi seferber edeceğiz.13 millet bahçesi projemizden 10’unu tamamladık. Yaptığımız yatırımlarla modernize ettiğimiz Erzurum Havalimanı’nın yolcu sayısı 105 binden 1 milyonun üzerine çıkardık.
“İSTANBUL’DA ERZURUMLU ÇOK”
Erzurum’a çok daha fazla yatırım yapacağız. Sizlerden yine çok güçlü destek bekliyoruz. Milletimizin bu kutlu davasının birilerince pazarlık masalarında meze yapılmasına gönlümüz razı gelmez. Türkiye sıkıntılı dönemlerden geçerek bu günlere geldi. Hangi kazanımın hangi bedeller ödenerek elde edildiğini milletimiz iyi biliyor. Dadaş, Erzurumlu çok daha iyi biliyor. Kazanımlarımızın elitler başta olmak üzere birilerini hala rahatsız ettiğini aklı selim olan herkes görebiliyor. İstanbul’da Erzurumlu çok. İstanbul’daki Erzurumluları arayacaksınız değil mi? Bir yanlışlık olmasın diye uyaracaksınız değil mi? Ankara’daki ve İzmir’deki kardeşlerimizi de arayacaksınız değil mi? Belediye başkanlarımızı ben size emanet ediyorum.”
]]>ANKARA – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iftarda ziyaret ettiği Taş ailesi heyecanını paylaştı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan Ramazan’ın 3’üncü günü Taş ailesini ziyaret ederek iftara katıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaret ettiği aile o anları anlattı. Baba Ali Osman Taş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geleceğine ilk başta inanamadığını belirterek, “Öncelikle çok inanmamıştım. Yani öyle bir şey olduğunu düşünmemiştim. Sağ olsun bizi ziyaret etti. Çok heyecanlıydık. Şu anda da o heyecanı devam ediyor. Çok güzel geçti misafirliğimiz. Çok güzel oldu. İşte seçimlerden konuştuk. Aile sorunlarımızı sordu. Çocuklarımızın okul durumlarını sordu, iş hayatımızı sordu, gayet iyiydi” ifadelerini kullandı.
3 çocuk annesi Buse Taş ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve eşi Emine Erdoğan’ı aileden birisi gibi ağırladıklarını söyleyerek, “Cumhurbaşkanımızı bugün iftarda ağırladık, çok memnun kaldı. Kendisinin samimiyeti, eşinin samimiyeti, bütün evimizi kapladı. Yani bir cumhurbaşkanı gibi değil de bir aile, bir, akraba bir dostumuzu ağırlamış gibi bize o kadar samimi geldi ki çok memnun kaldık. Allah başımızdan eksik etmesin, çok heyecanlıydı. Hala heyecanımız devam ediyor. İlk öğrendiğimizde inanamadık çünkü yani bu bir nasipti. Bu da bizi geldiğinde biz çok şaşırdık, yok gelmezler falan diye düşündük ama sabah kalktığımızda gerçekten geleceklerini anladık. Çok heyecanlı bir şekilde hazırlıklar yaptık. Çok güzeldi. Bizim için şahane ve unutulmaz bir gündü” ifadelerine yer verdi.
Emine Erdoğan’ın kendi yaptığı turşuyu çok beğendiğini söyleyen anne Buse Taş, “Güveç yaptım, güvecimizi yediler ve beğendiler. Turşumuzu çok beğendiler. Çubuk turşusuydu, kendimiz yaptık. Emine hanım turşumuzu çok beğendi. Teşekkür ediyorum ona da. Çok ilgiliydi, çocuklarımla ayrı ayrı ilgilendi. Her birinin derslerini okullarını sordu. Eşimin işini sordu” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ziyaret ettiği ailedeki çocuklarla ilgilendi. Evin çocuklarından Esengül Taş, Erdoğan’ın kendilerini ziyaret ettiği için çok mutlu olduklarını söyleyerek, “Öncelikle ben çok şaşırdım, inanamadım. Annemden duyduğumda ben okuldaydım. Okuldan çıkınca annem aradı, hızlı gel eve dediler. Cumhurbaşkanımız gelecek eve dediler, bir şok geçirdim zaten telefonu açtığım zaman. Hızlıca geldim, her yerde polis vardı. O zaman zaten olayın hakikatini öğrendim, ilk inanmamıştım. Sonra tabii ki bize geldiler, mutlu olduk, çok mutlu olduk o duygular yani anlatılamaz bir şekilde evimizi neşelendirdiler, gerçekten soframıza neşe kattılar. Bizimle birlikte bir iftar açtılar. Bu bizim için bence bir nasip ve çok mutlu olduk biz açıkçası bize gelmelerinden dolayı. Çok seviyoruz Cumhurbaşkanımızı, Allah başımızdan eksik etmesin” şeklinde konuştu.
İmam hatip mezunu olduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile imam hatip dersleri hakkında konuştuğunu söyleyen Esengül, “Okulumuzu sordu, bizimle tek tek ilgilendi. İsteğiniz var mı diye sordu. Derslerimizi sordu. Ben imam hatip mezunu olduğum için, o da sayın Cumhurbaşkanımız da imam hatip mezunuymuş. Biraz dersler hakkında konuştuk, imam hatip ile alakalı. Biraz ilgilendi benimle açıkçası çok teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.
]]>Kent merkezindeki Madenci Anıtı’nın bulunduğu alanda düzenlenen halk buluşmasına katılan Özel, 2014’te meydana gelen 301 işçinin hayatını kaybettiği Soma’daki maden faciasının ardından büyük mücadele vererek taleplerini dile getirdiklerini belirterek, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yol alınamadığını savundu.
Özel, maden ocaklarında yaşanan acıların yüreklerini dağlamaya devam ettiğini belirterek, “Bir yandan da biz yokluktan, yoksulluktan, emekçilerin, emeklilerin hakkından konuştuğumuzda bu maden ocaklarının vergilerini affedenler, İliç’teki şirkete göstermelik 16 milyon ceza kesip 3 ay sonra 222 milyon vergi cezasını affedenler emekçiye, emekliye gelince ‘para yok’ diyorlar.” ifadesini kullandı.
Zonguldak’ta emekli sayısının çalışan sayısından fazla olduğunu aktaran Özel, hükümetin emeklileri kademe kademe yoksullaştırdığını söyledi.
Emeklinin 2002 ile bugünkü alım gücünü örneklerle anlatan Özel, şunları kaydetti:
“Ben Tayyip Bey’e diyorum ki gel emekliye sahip çıkalım. Nasıl mı? Bir emekli kart çıkaralım. Oraya en düşük emekli maaşı alanlar için 7’şer bin lira yatıralım. Ayrıca elektrikte, suda, doğal gazda yüzde 25 ile 40 arasında indirim tanımlayalım. Diyor ki asla olmaz. Neden? Hazinede para yok. Sana emanet edilen hazinede para vardı da şimdi para yoksa bunun hesabını ben mi vereceğim, emekli mi verecek, sen mi vereceksin? Önce bunu konuşalım.”
“Biz umudu, sevgiyi, Türkiye’nin aydınlık yarınlarını örgütlüyoruz”
Özel, Türkiye’deki gençlerin dünyanın başka ülkelerinde hayal kurmasının en büyük beka sorunu olduğunu savunarak, “O yüzden bütün gençlerimize sesleniyoruz; enseyi karartmayın, umutsuzluğa kapılmayın. Ne demokrasiden ne sandıktan ümidi kesmeyin. Atatürk, cumhuriyeti ne genel başkanlara ne milletvekillerine ne parti meclisi üyelerine ne belediye başkanlarına emanet etti. Atatürk, cumhuriyeti gençlere emanet etti.” ifadelerini kullandı.
Zonguldak’ta güçlü, motivasyonu tam, kazanmaya odaklanmış bir ekibin olduğunu belirten Özel, “Beş yıl önce bir kaza oldu, çok üzüldük. Şimdi hepimizin üzerine düşen bir görev var. O da bunu telafi etmek ve emeğin başkentini emekçinin partisine, halkın partisine Cumhuriyet Halk Partisi’ne yeniden kazandırmak.” dedi.
Özel, Zonguldak Belediye Başkan adayı Tahsin Erdem’in belediyeciliği bildiğini dile getirerek, “1 Nisan’dan itibaren bu şehrin yüzünü güldürmeye geliyor. Biz ona güveniyoruz. Zonguldak, örgütümüz, ona güveniyor. 1 Nisan’dan sonra bu kentin gençlerini kaybetmeyeceği, emeklilerine, emekçilerine sahip çıkacağı, sendikalarla omuz omuza, kol kola bir yerel yönetici, emeklisini sahipsiz, gençlerini umutsuz bırakmayan, bu kentin çehresini ve yarınlarını düzeltecek bir belediye başkan adayımız var; Tahsin başkan. Onu size emanet etmeye geldim.” diye konuştu.
Cumhur İttifakı’na yönelik eleştirilerde bulunan Özel, şöyle devam etti:
“Korkuyu örgütlüyorlar. Tehdit ediyorlar. Hatay’a gidip şantaj yapıyorlar. ‘Oy vermedin halin ortada. Vermezsen perişan ol.’ diyorlar. Ordu’ya geliyorlar. ‘Bize oy yoksa doğal gaz yok diyorlar.’ Sakarya’ya gidiyorlar, ‘Oy vermeyene hizmet yok.’ diyorlar. Oysa Türkiye’nin en iyi hizmet alan kentlerini CHP yönetiyor. Yıllardır, iktidarda değiliz; 100 öğrencinin 85’i CHP’li belediyelerin olduğu ilçelerdeki üniversiteleri tercih ediyor. Herkes gezmeye tatile geliyor, göçü CHP’li belediyeler alıyor ama korkuyu örgütleyecek ya korkutarak, korku siyaseti yapacak ya tehdit ve şantaj yapacak ya böyle konuşuyor. Ama biz umudu, sevgiyi, Türkiye’nin aydınlık yarınlarını örgütlüyoruz. Türkiye’nin, Zonguldak’ın geleceğini örgütlüyoruz.”
Eleştirilerini sürdüren Özel, “Belki bu seçimde ittifak yapmadık gibi görünüyor ama çok daha büyük bir ittifakın içindeyiz. Onların karşısında bizim ittifakımız, onlar Cumhur İttifakı’ysa biz Türkiye ittifakıyız.” dedi.
Özel, “Türkiye İttifakı”nın içinde sosyal demokrat, milliyetçi ve muhafazakar demokrat, yakasında güneş olan, yakasında olmasa da gözü güneş gibi parlayan iyi insanların olduğunu aktararak, haramdan ve yalandan korkan herkesle birlikte olduklarını sözlerine ekledi.
Konuşmasının ardından 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde bölgede görev alan bir madenciye plaket hediye eden Özel, daha sonra il, ilçe ve belde belediye başkan adaylarını tanıttı.
Programda, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci Binici, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, CHP Zonguldak Milletvekili Eylem Ertuğ Ertuğrul, parti meclis üyesi Nazan Güneysu, Zonguldak Belediye Başkan adayı Tahsin Erdem ve partililer yer aldı.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 31 Mart günü yapılacak olan Mahalli İdareler Seçimleri öncesinde Gazipaşa Caddesi’ndeki alanda halka hitap etti. Alana gelen vatandaşlar tarafından bayraklarla karşılanan Özel, 31 Mart seçimlerine vurgu yaptı.
Soma’da yaşanan maden kazasında Zonguldak’tan gelen tahlisiye ekiplerinin emeklerinin unutulmayacağını söyleyen Özel, “Soma’da 301 bir evladımızı, canımızı kaybettik. Somalılar, Bergamalılar, Savaştepeliler, Kınıklılar vardı. Bartınlılar vardı, Zonguldaklılar var iş yerinde o maden ocağının kapısında dört gün boyunca bir annelerle eşlerle gözyaşı döktük. Ama o gün koşarak gelen Zonguldak’ın tahlisiye ekipleri.. 301 evladımızın yanında yüzlercesini kurtardılar. O günden bugüne biz Zonguldak’ta Zonguldak’ın emekçileriyle, insanlarıyla gözyaşları kömüre karışan simsiyah, buraya kadar (boynuna) inen izlerini hiç unutmadığım güzel insanlara minnetle Zonguldak’ı selamlıyorum. Sizin biz daha hayırlı bir yeriniz var” dedi.
1991 yılındaki madenci yürüyüşünü hatırlatan Özel, “Büyük madenci yürüyüşünden 1991. Tam 33 yıl geçti üzerinden. Emekçiler, madenciler, hakları için yürüdüler. Daha güvenli madenler için yürüdüler. Daha iyi şartlarda çalışmak için yürüdüler. Sömürüye karşı yürüdüler. Soma’da üç yüz bin evladımızı kaybettikten sonra giriştiğimiz büyük mücadelede de hep aynı talepleri ilettik. Bazılarını yaptık, bazılarını yapamadık. Ama işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda maalesef arpa boyu da yol alamadık. Halen daha Türkiye’nin çeşitli yerlerinde günde üç vardiya halinde madenciler inerken elbette mesleklerinin gereği helalleşerek iniyorlar. Ancak artık bu çağda Almanya’da 1962’den Fransa’da 1974’ten beri İngiltere’de 1972’den beri ölümlü kazalar olmuyorken ‘bu mesleğin fıtratında var ölüm’ diyenlere ilk ölümü değil yaşamı savunuyoruz. Sömürüyü değil emir savunuyoruz” şeklinde konuştu.
İliç’te yaşanan maden kazasına ilişkin konuşan Özel, “Daha geçtiğimiz günlerde İliç’te bilinene bir yandan paraları istiflerken bir yandan bir dağı istiflediler. O dağ dokuz evladımızı, dokuz kardeşimizi dokuz canımızı aldı sürükledi götürdü. Maalesef halen daha maden ocaklarında kayıplar vermenin maden ocaklarının başında gözü yaşlı anaların, eşlerin, çocukların görüntüleri yüreğimizi dağlamaya devam ediyor. Bir yandan da bir yandan da biz yokluktan yoksulluktan emekçilerin hakkından, emeklilerin hakkından konuştuğumuzda bu maden ocaklarının vergilerini affedenler İliç’teki şirkete göstermelik on altı milyon ceza kesip üç ay sonra 222 milyon vergi cezasını affedenler emekçiye gelince emekliye gelince ‘para yok’ diyorlar” dedi.
“Zonguldak artık emeklilerin başkenti”
Zonguldak’ta emekli sayısının çalışan sayısından fazla olduğunu söyleyen Özgür Özel, “Zonguldak Türkiye’nin en emeğin başkenti, kömürün başkenti, alın terinin başkenti. Ama artık Zonguldak emeklilerin başkenti. Bakın şimdi gösteriyorum. Türkiye’de emekli sayısının çalışan sayısından fazla olduğu az sayıda ilden bir tanesi Zonguldak. Zonguldak’ın emeklilerinin sayısı çalışanlarından 26 bin fazla. ve maalesef bu hükümet ilk geldiğinde üç Kasım 2002 günü en düşük emekli maaşı bir buçuk asgari ücretli. Yani bugünkü hesapla yirmi altı bin liraydı. Ama bu hükümet kademe kademe bu Recep Tayyip Erdoğan Başbakan ve Cumhurbaşkanı iken emekliyi yoksullaştırdı. Adım adım yoksullaştırdı. Bakın o zaman bir buçuk asgari ücret olan en düşük emekli maaşı şu anda asgari ücretin yüzde altmışı kadar sıfır nokta altı. Bugün asgari ücret 17 bin lira en düşük emekli maaşı 10 bin lira” diye ifade etti.
“Her ay beş buçuk çeyrek altın cebinizden gidiyor”
Emekli maaşı ile altın hesabı yapan Özel, “O günkü en düşük emekli maaşı tam sekiz çeyrek altın alıyordu. Bugün en düşük emekli maaşı iki buçuk çeyrek altın alıyor. Yani her hesap şaşar. Altın hesabı şaşmaz ya. Emeklinin aylık gelirini sekiz çeyrek altından iki buçuk çeyrek kartına indirdiler. Her ay emeklinin cebinden beş buçuk çeyrek altın çalıyorlar Birisi bakın bir kişi cebinden bir çeyrek altın düşerse kahrolur. Üzülür. Bakın bu kadar emekli var. Bu kadar yoksulluk var. Bir kere değil her ay bir tane değil beş buçuk tane çeyrek altın cebinizden gidiyor” dedi.
Emeklilere bayram ikramiyesi ile ilgili konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “2018’e kadar kulaklarının üzerine yattılar. Ne zaman seçim geldi Bin lira verdiler. Biz itiraz ettik. Dedik ki ‘bin lira olmaz. En az bir asgari ücret verin’. ‘Hayır bin lira yeter’ dediler. Bizim o gün beğenmediğimiz bin lira, yirmi dört kilo dana kıyma alıyordu. O bin lira üç sene durdu. 2021’de iki bin lira oldu. Bu sene veya beş yapacaklardı. Üç bin lira yatıracaklar, bayramdan önce. Üç bin lira, altı kilo dana kıyma almıyor bugün. Bakın sadece 2018’de. Sadece bayram ikramiyesiyle. Yirmi dört kilo kıyma altı kilo kıyma. Emekli hesabını yapsın. Mübarek Ramazan Bayramı öncesi otuz gün oruç tutulacak ve tam on sekiz kilo kıyma emeklinin sofrasından mutfağından, kursağından çalınmış durumda. Bu zulüm artık emekli için yeter” diye konuştu.
Her gittiği şehrin en bilindik ürünüyle hesap yaptığını anlatan Özel, “Her şehirde o şehrin en bilindik ürünüyle yapıyoruz. Kestane balının kilosuyla en düşük emekli maaşını hesapladığınızda geçen sene 10 bin lira dokuz kilo kestane balı alıyordu. Bu sene verilen 10 bin lira altı kilo kestane balığı alıyor. Bir senede üç kilo kestane balı kadar cebinizden parayı almış bir başka tarafa vermiş durumdalar” şeklinde konuştu.
“Tayyip Bey’e diyorum ki gel emekliye sahip çıkalım”
Emekli kartı çıkartarak en düşük emekli maaşı alanların hesabına 7 bin lira yatırılmasını istediklerini aktaran Özgür Özel, “Tayyip Bey’e diyorum ki gel emekliye sahip çıkalım. Nasıl mı? Bir emekli kart çıkaralım. Oraya en düşük emekli maaşı alanlar için yedişer bin lira yatıralım. Ayrıca elektrikte, suda, doğalgazda yüzde 25 ile 40 arasında indirim tanımlayalım. Diyor ki ‘asla olmaz’. Neden ‘hazinede para yok.’ Yahu sana emanet edilen hazinede para vardı da şimdi para yoksa bunun hesabını ben mi vereceğim? Emekli mi verecek? Sen mi vereceksin? Önce bunu konuşalım. Şimdi diyor ki ‘ben diyor hesap yaptım. Bir nokta dört trilyon lira para lazım.’ Biz hesapladık. Öyle bir para değil. Altı yüz doksan milyar lira para emeklinin bu taleplerine yetiyor. Dönüp bakıyoruz bu sene için bütçede vazgeçilen vergi gelirleri. Yani elbette ki altın şirketine yabancı şirkete 222 milyon. Beşli çetenin her birine ayrı ayrı, kamu müteahhitlerinden sarayı yapan müteahhide kadar ne kadar yandaşı şirket, böyle büyük holding varsa onların vergi gelirlerini affetmiş, tam altı yüz elli yedi milyar. Şirket parayı kazanmış kar etmiş, beyanname vermiş. Vergisini ödeyeceği aşamada teklif verip, altı yüz elli yedi milyar vergiden vazgeçiyor. Emekliye altı yüz doksan lazım. Para yok diyor. Tayyip Erdoğan’dan, emekliye, verecek para yoksa, emeklide Tayyip Erdoğan’a verecek oy yok. İşte Tayyip Erdoğan, bundan sonrasını sen düşün. Emeklilerin başkentinden Zonguldak’tan emekliler sana söylüyor. Beni düşünmeyen bundan yakamdan düşsün diyor. Bundan sonra emekliden sana oy-moy yok artık” ifadelerine yer verdi.
Meydandaki gençlere de seslenen Özel, “Maalesef Zonguldak gençleri kendinde tutamıyor. Oysaki Türkiye’nin en güzel coğrafyalarından bir tanesi. Bir yandan da Türkiye’nin benzer bir sorunu var. Hani Tayyip Bey beka sorunu diyor ya bakın beka sorununu konuşalım ama bence en büyük beka sorunu dünyanın hepsi gözü üzerimizdeyse evet üzerimizde olsun varsın gençlerimizin bütün dünya Türkiye üzerinde hayal kurarken bizim gençlerimizin dünyanın başka ülkelerinde hayal kurması en büyük beka sorunudur. O yüzden o yüzden bütün gençlerimize sesleniyoruz. Enseyi karartmayın ümitsizliğe kapılmayın. Ne demokrasiden, ne sandıktan ümidi kesmeyin. Atatürk cumhuriyeti ne genel başkanlara, ne milletvekillerine, ne parti meclisi üyelerine, ne belediye başkanlarına emanet etti Atatürk cumhuriyeti gençlere emanet etti gençlere” dedi.
“Beş yıl önce bir kaza oldu. Çok üzüldük. İnanın Zonguldak’ı kaybettik”
2019 yılındaki seçime ilişkin konuşan Özel, “Beş yıl önce bir kaza oldu. Çok üzüldük. İnanın Zonguldak’ı kaybettik. Kendi memleketimi kaybetmiş gibi üzüldüm. Sayılı gün geldi geçti. Şimdi hepimizin üzerine düşen bir görev var. O da bunu telafi etmek ve emeğin başkentini emekçinin partisine, halkın partisine Cumhuriyet Halk Partisi’ne yeniden kazandırmak” diye ifade etti.
“Trabzonlunun CHP’lisi çok makbul”
Yerel yönetimde Trabzonlu CHP’li yöneticilere dikkat çeken Özel, “Bizim adayımız öyle güneyden değil, kuzeyden Trabzonlu bir kardeşimiz. Bakın Trabzonlunun CHP’lisi çok makbul. Bir Trabzonlu İstanbul’da büyükşehir belediye başkanı var değil mi? Ekrem Başkan, İstanbul’dayken Trabzon’da kaç tane milletvekili var? Dört. Kaç tane Trabzonlu bakan var? Dört. Etti sekiz. Ortahisar Belediyesi AK Parti’de 9. Trabzon Büyükşehir AK Parti’de; on tane AK Partili Trabzonlu Trabzon’a bir tane hafif raylı sistem yapamadı. Bir tane CHP’li Trabzonlu İstanbul’a on tane metro yaptı, on tane” dedi.
“Mansur Başkan’ın eli Erdem’in omuzunda”
Zonguldak’tan önce Ankara’da Etimesgut’ta Mansur Yavaş ile görüştüklerini söyleyen Özel, “Etimesgut’ta otobüsün üstünde Mansur başkanla birlikteydik. Ona dedim Zonguldak’a gidiyorum. Tahsin Başkan’ın yanına ama senden de bir söz istiyorum. Eğe dedi, Zonguldak, Tahsin başkanı seçerse Mansur Yavaş’ın bir eli Tahsin Erdem’in bir omzunda. Şimdi buradan İstanbul’a gidiyorum. Ekrem Başkan beni kırmaz, sizi sever, sizin hemşeriniz ve Ekrem Başkan da İstanbul’da, Taksim Erdem’i seçtiğiniz durumda, onun da bir eli bu diğer omzunda. Ben partinin genel başkanı olarak Soma’nın Manisa’nın bir evlatları olarak Ecevit’in kentine kara elmas diyarına sözüm söz olsun. Siz de emeğin, halkın partisine, halkçı bir belediye başkanına, Tahsin Başkan’a emanet eden Ankara Büyükşehir’de İstanbul Büyükşehir’de Zonguldak’ın ayağa kalkması için ne gerekiyorsa onu yapacak” dedi.
“Biz Türkiye’nin aydınlık yarınlarını örgütlüyoruz”
31 Mart akşamı Zonguldak’ın sonuçlarını da yakından takip edeceğini söyleyen Özel, “Benim de otuz bir Mart akşamı, bir gözüm Türkiye’deki büyük şehirlerde. Bir gözümde emeğin başkenti Zonguldak’ta olacak. ve bu seçimde şöyle düşünenler olabilir. Geçtiğimiz seçim AK Parti ile MHP bayrağı bir araya geldiler. Cumhuriyet Halk Partisi’yle, İYİ Parti’de birlikteydi, ayrı düştüler diye düşünenler olabilir. Evet, Cumhur İttifakı bir yanda duruyor. Korkuyu örgütlüyorlar. Tehdit ediyorlar. Hatay’a gidip şantaj yapıyorlar. Oy vermedin halin ortada. Vermezsen perişan ol diyorlar. Ordu’ya geliyorlar. Bize oy yoksa doğalgaz yok diyorlar. Sakarya’ya gidiyorlar. Oy vermeyene hizmet yok diyorlar. Oysa Türkiye’nin en iyi hizmet alan şehirlerini CHP yönetiyor. Yıllardır iktidarda değiliz. Yüz öğrencinin seksen beşi CHP’li belediyelerin olduğu ilçelerdeki üniversiteleri tercih ediyor. Herkes gezmeye tatile geliyor göçü CHP’li belediyeler alıyor. Ama korkuyu örgütleyecek ya. Korkutarak, korku siyaseti yapacak ya. Tehdit ve şantaj yapacak ya. Böyle konuşuyor. Ama biz umudu örgütlüyoruz. Biz sevgiyi örgütlüyoruz. Biz Türkiye’nin aydınlık yarınlarını örgütlüyoruz. Biz Türkiye’nin geleceğinin geleceğini örgütlüyoruz. Bir tarafta Adalet ve Kalkınma Partisi yanında MHP. Her geçen gün birbirine benziyorlar. Her geçen gün. Yenge gökyüzündeki koyu bir yağmur bulutları o ittifakın rengidir. Kentlerin ve ülkenin üstüne Karabulut gibi çöktüler. Bir de yanlarına bir de yanlarına domuz bağcıların, Hizbullahçıların avukatlarını, eski sanıklarını aldılar. Kadınları sahiplendireceğiz diyenleri aldılar. Mikroba neden hastalık yapıyorsun diye sorulmaz. Bunların niyeti belli. Bunlar İstanbul Sözleşmesi’ne karşı bunlar medeni hukuka karşı bunlar kadına kimlik veren Türkiye Cumhuriyeti’ni, Türkiye Cumhuriyeti yapan Karşı o yüzden onlarla birlikteler. Oysa biz belki bu seçimde ittifak yapmadık gibi görünüyor ama çok daha büyük bir ittifakın içindeyiz. Onların karşısında bizim ittifakımız onlar Cumhur İttifakı’ysa Biz Türkiye ittifakıyız” diye sözlerini tamamladı.
Genel Başkan Özgür Özel, konuşmasının ardından belediye başkan adaylarını tanıttı. – ZONGULDAK
]]>AK Parti Karabük Belediye Başkan Adayı Özkan Çetinkaya, Soğuksu Mahallesinde kendisini coşkuyla karşılayan vatandaşlara seslendi.
Soğuksu Mahallesinde 3. Etap TOKİ konutları müjdesini veren Çetinkaya, “3. etap TOKİ’nin ihale hazırlıkları da bitti diyebiliriz. 1 Mayıs gibi yani Mayıs başı itibariyle de kazmayı vuracağız inşallah. Karabük halkımıza sürekli yapılamaz, edilemez diye çaresizlikler sunuluyor. Biz artık bu talihsizliklerden imkansızlıklardan kurtulmak istiyoruz. Bakıyoruz birileri imkansız diyor, yapamaz diyor. Gar sahasını yapamaz kaldıramaz diyor. Gidiyoruz bakanla görüşüyoruz. Bakanı Gar sahasına getiriyoruz. Diyorlar ki bakan dahi bu projeyi yapamaz. Karabük’e sürekli öğretilmiş çaresizlik pompalanıyor. Peki 81 vilayette olan birçok proje, TOKİ’ler çok hızlı, hayata geçiyor. Birçok kentsel dönüşüm, çok karlı bir biçimde halkın hizmetine sunuluyor. Ama bakın Karabük’e geldiğinizde, o olmaz, bu olmaz, yok efendim imkansız diyerek insanları çaresizliğe itiyorlar” dedi.
“Bu bir tedirginlik”
Çetinkaya, Gar sahası ve Araç çayının birilerinin 15 yıldır seçim vaadi olduğunu ve buraların hep oy kaynağı olduğunu da kaydederek, ” Şimdi bunu nerede görüyoruz, konutta görüyoruz. Daha 3. Etabın içinden çıkamayanlar, topluma bin konut vaat ediyorlar. Bugün talep formu toplama günü değil, tapu dağıtma günü olması lazımdı. Halbuki gönül isterdi ki buradan çıkalım Yenimahalle’de diğer mahallelerimize kentsel dönüşüm yapalım. Komşularımızın ucuzev sahibi yapalım. Ama gel gelelim maalesef bu iş 15 yıl durdu, seçimin son 30 gününe kaldı. Seçime 30 gün kalınca bin tane konut yapacağım. Bu ne biliyor musunuz? Bu bir tedirginlik. Birileri diyor ki 15 yıl yattık ama artık iş işten geçiyor herhalde, can siper hane sahaya çıktı, 15 TL’lik dubalarla 50 TL’lik banketlerle şehirde trafiği düzenlemeye çalışıyor. Dün yaptıkları düzenlemeyi bakıyorlar tutmuyor, iki gün sonra yıkıyorlar. O yüzden benim Karabük’üm, 30 günlük hizmete değil., 5 yıl 7/24 hizmete layık. Ben size bunun sözünü vererek, sürekli hizmet, saha belediyeciliği yaparak, sadece seçimden seçime değil, 5 yıl kesintisiz hizmet yapacağız” dedi.
AK Parti Karabük Milletvekili Cem Şahin ise, hükümet olarak Karabük’e yaptıklarını ve yerel yönetimin yapamadıklarına değinerek, ” Şöyle geriye doğru bir gittiğimiz vakit Karabük’ün artık kadim hale gelmiş, kemikleşmiş, kökleşmiş sorunları var. Bunların neler olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Dolayısıyla artık yerel ve hükümet işbirliğiyle Karabük’ü karanlıktan aydınlığa çıkarmamız lazım. 22 yıl içerisinde Karabük’e çokça hizmet etme imkanı bulduk. Devlet imkanlarıyla, hükümet imkanlarıyla hiç kimse inkar edemez. Dışarıdan gelen bir insan, iyi kötü geçmişini de, bizim iktidara gelmezden evvelki halini de bilenler hemen tespit ederler. Hakkımızı teslim ederler. Burada TOKİ’ler yaptık, kamu binaları yaptık, üniversitemiz başlı başına bir mesele. Yollar, köylere ilişkin ortaya koyduğumuz hizmetler ortada.” dedi. – KARABÜK
]]>Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Birol Aydın, önce Saadet Partisi Ümraniye Belediye Başkan Adayı Yakup Kasımay ve İl Başkan Yardımcısı Oğuzhan Sadıkoğlu ile birlikte Ümraniye’de düzenlenen aday tanıtım programına katıldı. Aydın, ardından Saadet Partisi Kadıköy Belediye Başkan Adayı Recep Yılmaz ve İl Başkan Yardımcısı Oğuzhan Sadıkoğlu eşliğinde, Kadıköy’de düzenlenen aday tanıtım programına katıldı. Aydın şunları söyledi:
“İSTANBUL’UN EN TEMEL MESELESİ GEÇİM MESELESİDİR”
Tarihi bir seçimin arifesindeyiz. Millet olarak sandığa gideceğiz. 5 yıl süreyle Kadıköy’ümüzü ve İstanbul’umuzu, Ataşehir’imizi yönetecek yerel yöneticilerimizi seçeceğiz. Yerel yöneticiler, bildiğiniz merkezi yönetimdeki yöneticilerden farklı olarak doğrudan halkla iç içe olan yöneticilerdir. Dolayısıyla seçtiğimiz yöneticiler, yaşadığımız şehrin, yaşanabilir olup olmayacağını, vizyonuyla, anlayışıyla yaslandığı değerlerle belirleyecek olanlardır. 20 gündür İstanbul’da insanımızla esnafımızla, derneklerimizle, sivil toplum kuruluşlarımızla, bir kısım akademi çevreleriyle temaslarımız oluyor. Gördüğümüz üç şey var. Birincisi insanımız yorgun. İnsanımız karamsar, insanımız endişeli. İnsanımız küskün. Bir kasvet çökmüş. Umutsuz demeyelim ama karamsarlık sinmiş topluma. İkincisi gördüğünüz şu İstanbul’un en temel meselesi geçim meselesidir. Hayat pahalılığıdır. Ekonomik tablonun her bir kesimi derinden sarsmasıdır. Üçüncüsü ise insanımız hem durumdan memnun değildir hem de kurumdan ümitli değildir. Bu üç tablonun neticesinde yine gördüğüm, müşahede ettiğim, hissettiğim demiyorum, dokunduğum ve anladığım toplumun her bir kesiminde Saadet Partisi’ne karşı çok güçlü bir saygı ve değer yükleme var. İşte böyle bir atmosferde bir Kadıköy’ümüzde, Ataşehir’imizde, İstanbul’un 39 ilçesinde, büyük şehrimizde seçime gideceğiz. İnsanımıza doğru dokunmaya, gönlüne dokunmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. İstanbul’umuzda bir şeyi çoğaltmaya, yaygınlaştırmaya, kökleştirmeye ihtiyacımız var. Bu doğrudur, doğruluktur, adalettir, ahlaktır. Bu kavramlar ve bu değerler etrafında kümelenmezsek işimizi, sözümüzü, ticaretimizi, siyasetimizi, belediye yönetimimizi, kurumlarımızı, bu kavramlar etrafında eti kemiğe büründür hale getirmezsek, bu kasvet hali, yorgunluk hali ve İstanbul’un bugünkü keşmekeşliği devam edecek. Onun için biz Saadet Partililer olarak tanıdığımız, bildiğimiz, temas kurabildiğimiz kim varsa? Her birine gideceğiz, her birinin gönlüne dokunacağız. Zihnine dokunacağız. Şu ya da bu parti. Şu ya da bu aday üzerinden bir polemik, bir tartışma içerisine girmeksizin; gelin kardeşim, gelin bacım, gelin dayım, gel teyzeciğim, gel ağabeyciğim diyeceğiz. Gelin şu kavramlara sahip çıkalım. Bu kavramlara sokağımızda yönetimimizde, soframızda, münasebetlerimizde ve ticaretimizde yaygınlaştıralım. Bunları konuşmayalım, bunları yaşayalım. Çünkü Türkiye’de kabul edelim ki son zamanlarda bu kavramlar çokça istismar edildi. Adalet çok konuşuldu ama adalet uygulanmadı. Doğruluk çok koşuldu ama dürüst olunamadı. Vicdan çok dile geldi ama vicdanın yansımaları olmadı Helal ve haram kavramları çok konuşuldu ama o sınırlara riayet edilmedi. Ahlak dilimize pelesenk oldu ama ahlak ete kemiğe bürünerek sokağımızda olmadı. Onun için bu kavramları konuşmaya değil, dillendirmeye değil, bu kavramları sahiplenmeye, yaşamaya ihtiyacımız var. Geliniz bu kavramlara sahip çıkalım. Kadıköy’ümüz için, İstanbul için bu kavramlara sahip çıkmaktan daha büyük, daha kıymetli bir iş yapmayız. Bir yöneticiyi seçerken bu kavramlar etrafında, penceresinde ve zaviyesinde meselelere yaklaşalım. Diyelim, gelin doğruya, doğruluğa, vicdana, ahlaka ve adalete sahip çıkalım öyle sahip çıkalım ki bu sahip çıkmak İstanbul’un altında yatanlara sahip çıkmak olsun. Bu sahip çıkmak İstanbul’un üstünde yaşayanlara da sahip çıkmak olsun. Bu sahip çıkmak İstanbul’un geleceğine sahip çıkmak olsun, bu sahip çıkmak çoluğumuzun, çocuğumuzun, torunlarımızın geleceğine sahip çıkmak olsun. Biz çocuklarımıza biz arkadaşlarımıza bundan daha kıymetli bir duruşun bir sözü söyleyemeyiz.
“DOĞRU İŞLERİ DOSDOĞRU YAPMAK LAZIM”
‘Ben doğru ve doğruluğun yanında oldum. Ahlakın ve vicdanın yanında oldum. Adaletin yanında oldum’ demekten daha değerli bir şey bırakamayız; kendimize, çocuklarımıza ve geleceğimize. Bu kavramlar üzerinden bir Kadıköy, bir İstanbul tasavvurumuzun olması gerekiyor. Bugün sizler televizyon ekranlarında çok gördüğünüz proje tartışmaları var, adaylar konuşuyor. Projeler, mega projeler konuşuluyor. Ama sormak lazım değil mi kardeşim? Tamam, sizin bir İstanbul tasavvurunuz var mı? Nasıl bir İstanbul tasavvuru ediyorsunuz ki bu projeleri, bu mega projeleri millete takdim ediyorsunuz, sunuyorsunuz. Nasıl bir İstanbul tasavvur ediyorsunuz? Gelecek on yıllarda nasıl bir Kadıköy, nasıl bir İstanbul olacak? Bunu ortaya koymadan bunun sınırlarını çizmeden sizin söyleyeceğiniz her bir söz, günü kurtarma sözüdür. Bakınız biz bugün İstanbul’da en çok konuştuğumuz işlerden birisi kentsel dönüşüm. ve adayların en mega projeleri bunlar üzerinden yürüyor. Peki kentsel dönüşüme tabi tuttuğunuz binaları ne zaman inşa etmişiz? Bugün yıkmayı düşündüğümüz binalar, 40-50 yıllık binalarımız. Çünkü 40-50 yıl önce de bir vizyon bir tasavvur olmamıştı. Bu tasavvur, bir İstanbul tasavvuru olmayınca böyle bir tablo ortaya çıktı. Aradan 40-50 yıl geçti. Bugün bütün siyasi partiler bir deprem afetinin karşısında dayanaklı, güvenli kurumları inşa etmek için kentsel dönüşüm vaatlerinde bulunuyor. İyi de bir tasavvurumuz olmazsa sadece bugünü kurtarmak adına, oy almak adına ortaya koyacağımız projeler 50 yıl sonra bugün yıkmak istediğimiz binalar gibi yıkılmayı bekleyen binalar olacak. Bugün dikeceğimiz binalar bugün var olan büyük plazalar, yüksek katlı binalar ne olacak? 50 yıl sonra belediye başkanı adaylarının, ‘En verimli, en hasarsız şekilde nasıl yıkacağız? Molozları nereye istifleyeceğiz?’ projeleri olarak takdim edilecek. Bizim bir İstanbul tasavvurumuz var. Merkezinde insanın, ailenin ve mahallenin olduğu bir İstanbul. Bizim bir İstanbul tasavvurumuz var. Kalite denince akla İstanbul gelecek. Taksisiyle, taksicisiyle, berberiyle, ayakkabıcısıyla, aşçısıyla, kaliteli bir İstanbul. İstanbul taksicisi, İstanbul müezzini, İstanbul ezanı, İstanbul sokağı, İstanbul caddesi, İstanbul binası, İstanbul mahallesi, İstanbul esnafı. Böyle bir tasavvuru gerçekleştirmek için de doğru işleri dosdoğru yapmamız gerekiyor. Yanlış işleri, doğru yapmak değil. Doğru işleri, dosdoğru yapmak lazım. Doğru işlerin yanlış yapıldığına örnek. İşte yanı başımızda Fikirtepe. O bölgenin bir kentsel dönüşüm ihtiyacı var mıydı? Vardı. Doğruydu. Ama bugün ortaya çıkan tablo. Gelecek 5 yıl, 10 yıl sonra onun bölgemize maliyetini hesap edebiliyor muyuz? Ayrıca oradaki insanların bir kısım müteahhitler zengin edilirken nasıl mağdur edildikleri ortada mı? Bakınız doğru iş, yanlış yapıldı. Yine İstanbul’umuzda dünden bugüne birçok yanlış proje, doğru yapıldı. En uzun köprü, en yüksek bina, devasa adliye sarayları… Bunlar İstanbul’un ihtiyaçlarını çözecek işler değildi. Yanlış işlerdi ama mühendislik açısından doğruydu.
“OKULLARIMIZDA BİR TEK YAVRUMUZ GÜNÜ AÇ GEÇİRMEYECEK”
Bir başka konu son 5-6 yıldan beri uygulanan yanlış ekonomi politikalarının bir bütün olarak toplumun tamamına sirayet etmesidir. Çalışanlarımıza, çocuklarımıza, yavrularımıza, talebelerimize, annelere, emeklilerimize sirayet etmesidir. Bir büyükşehir belediyesi olarak yapacağımız kıymetli iş ne olabilir? Devlet okullarının birçoğunda on binlerce yavrumuz aç. İşte Ahmet 4. sınıfta. Arkadaşlarından uzak bir yerde simit alamadığı için bu vakti geçirir. Onun karnını doyurmak için kantin kart projemizi devreye sokacağız. Okullarımızda bir tek yavrumuz günü aç geçirmeyecek. Birçok insanımızın doğal gaz maliyetleri çok yüksek. Biz bebeklerimizin özellikle 0-2 yaş arasındaki bebek sahibi olan ailelerimizin doğal gaz ihtiyacını ilk 125 metreküp zaten ortalama tüketim o kadardır büyükşehir belediyesi olarak biz karşılayacağız. Hızlı dokunuşlar bunlar. ve bugün devlet okullarımızın birçoğuyla özel okullar arasındaki makas çok açılmış. Fiyatlar açısından söylemiyorum. Fiziki şartlar açısından devlet okullarıyla, özel okulların arasında büyük farklar oluşmuş. Özellikle bu hijyen meselesi temizlik meselesi maalesef kanayan yaradır. Birçoğunuz birçok yerde buna şahit olmuşsunuzdur. Tuvaletler maalesef birçok devlet okulunda çok berbat. Mikrop saçıyor. Bu meseleye el atacağız. Hijyen timlerimizi devreye soracağız. Milli Eğitim Bakanlığımızla bir protokol yaparak devlet okullarındaki bu tuvalet temizliğine el atacağız. Temizlik malzemelerini de personel ihtiyacını da biz gidereceğiz. Yine trafiğin en yoğun olduğu ya da toplu taşımanın en yoğun olduğu saatlerde lebalep bir yolculuk yapılıyor. Kadın, erkek, yaşlı, ihtiyaç sahibi herkesin belli saatlerde metrodan, tramvaydan balık istifi olduğu zamanlar. Kalıcı çözümü bulana kadar. Herkes için en uygun ulaşım imkanını toplu taşımada sağlayana kadar, hürmete en layık olan 3 kesimimize alternatif bir ulaşım imkanı sağlayacağız. Kadınlarımıza, 65 üstündeki büyüklerimize ve engellilerimize pembe metrobüsü devreye sokacağız. İsteyen pembe metrobüsü kullanacak, isteyen bildiği şekilde de mevcut ulaşım imkanını kullanacak. En yoksul semtlerde olabildiğince büyükşehir belediyesi olarak marketler oluşturacağız. Ucuz gıdaya, sebzeye ulaşma imkanı sağlayacağız. Bunu da kendi ürettiklerimizle özellikle çevremizdeki illerde tarım merkezleri oluşturarak ihtiyacımızı gidereceğiz. Taksi ihtiyacımız İstanbul’umuzun en acil meselelerinden biridir. Yıllardır konuşulur. Hatta siyasallaşmıştır. Bu konu bir türlü çözüme kavuşturulamamıştır. Ama biz geleceğiz İstanbul’umuzu bu taksi sıkıntısından kurtaracağız. 35 bin taksiyi İstanbul’a kazandıracağız. Efendim bu sizin işiniz değil şimdiye kadar yapmak istediler ama yapamadılar falan diyecekler. İşte biz de diyeceğiz? Biz onlar değiliz. Biz Saadet Partisi’yiz. Çoban hiç kurttan şikayet eder mi? Kaptan hiç denizin yüksek dalgalarını bahane ederek gemisini yanlış yerlere sürükler mi? İstanbullunun iradesinin önünde hiçbir güç duramaz. Biz buna öncülük yapacağız ve İstanbul’a bu imkanı sağlayacağız. Bu küçük dokunuşlar büyük neticeler doğuracak.
“DOĞRU KAPI SAADET PARTİSİ’DİR”
Ancak tabii ki kalıcı, İstanbul’u İstanbul yapacak olan çözümümüz de var. En son olarak onu söyleyeyim. Dosdoğru çözüm. Kalıcı çözüm. O da İstanbul’un nüfusunu azaltmaktır. İstanbul, Türkiye’nin yüz ölçümünün yüz kırk dörtte biri. Bakın Bayburt’a Erzincan’a Tokat’a, Elazığ’a yüz ölçümüne ne kadar? İstanbul, şu kadar coğrafya, bu kadar nüfus. Yüz kişilik otobüse üç bin kişi bindiriyoruz. Bir artı bir daireye on aileyi sığdırıyoruz. Olmaz. En hakiki çözüm İstanbul’un 7-10 milyon nüfus aralığına çekilmesidir. Bu nasıl olacak? İstanbul’dan bu insanları böylece uzaklaştıracak mıyız? Yok, cezbedici, teşvik edici projelerimizi devreye sokacağız. Bunlardan birkaç tanesi işte KİPTAŞ, Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde ev inşa edecek. İstanbul’un Kadıköy’ünde Ataşehir’inde bulunan emeklimiz buradaki yeriyle, oradaki yerini değiştirecek. Değerler örtüşecek tabii ki. Buradaki boşluğu biz kentsel dönüşümde, sosyal donatılama olarak kullanacağız. Başka ne yapacağız? İstanbul’dan Anadolu’ya iş merkezleri kuracağız. Bir kısım emeklilerimiz, bir kısım işi uzaktan çalışmaya elverişli olan insanlarımız için Anadolu’nun çeşitli yerlerinde iş merkezleri kuracağız. Gençlerimiz için daha cazip projeler devreye soktuk. Hem Anadolu’nun güçlenmesine vesile olacağız hem İstanbul’un nüfusunun kademeli olarak düşmesini sağlayacağız. ve yapı stoğumuzu daha sağlıklı bir şekilde yenileceğiz. Yenilerken de hak sahipleri üzerine ekstra bir yük yüklememenin kararlılığı içerisindeyiz. Böyle bir İstanbul tasavvur ediyoruz. Ailenin, insanın ve mahallenin merkez alındığı, İstanbul’da başka bir yaşamın mümkün olduğu ve başka bir İstanbul’un mümkün olduğu, İstanbul hesabımız var. İstanbul’da daha iyi bir yaşam mümkün. Yolu nereden geçiyor? Yolu yanlış anahtarı çoğaltmamaktan geçiyor. Çünkü biliyorsunuz yıllardır İstanbul yanlış anahtarı çoğaltıyor. Yanlış anahtar açılması gereken kapıyı açmıyor. Bizim ihtiyacımız doğru anahtarı çoğaltmak, açılması gereken kapıyı da açmaktır. Doğru kapı da Saadet Partisi’dir.”
]]>Kurum, TRT Haber’de katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Vatandaşlarda “usanmışlık, bıkmışlık” olduğunu ve sabırsızlıkla 31 Mart’ın gelmesini beklediklerini belirten Kurum, “Vatandaşı düşünen vatandaşı için dertlenen, vatandaşın sorunlarını çözecek bir başkan bekliyor İstanbul. Bunu da gittiğimiz her yerde o beş yıllık kırgınlık, üzgünlük artık bir umuda dönmüş. 31 Mart’ta inşallah gerçek belediyecilikle tanışacak, kendisi için dertlenen İstanbul’un deprem sorunuyla ilgili mücadele eden, öbür tarafta ulaşım çilesini ortadan kaldıran ve İstanbulumuzun her medeniyetin, kültürün, inancın burada özgürce yaşadığı huzurlu bir İstanbul’u bekliyorlar. Biz bunu görüyoruz açıkçası.” şeklinde konuştu.
Kurum, en çok dinledikleri şikayetin ulaşım olduğuna dikkati çekti.
İnsanların evinden, işinden, ailesinden zaman ayırdığını ve bunun bıkkınlık haline geldiğini ifade eden Kurum, şunları söyledi:
“En çok bunu duyuyoruz. Bir de şunu duyuyoruz, İstanbul’da bir deprem endişesi var, bilim insanlarımızın da ifade ettiği olası depremle ilgili evlerinin bir an önce yenilenmesini bekleyen vatandaşlarımız var, bunu da çok duyuyoruz, ‘evimizi bir an önce gelin dönüştürün’ diye bize açıkçası bunu ifade ediyorlar. Bunun dışında sokak hayvanlarını, taksi meselesini, sosyal yardımlardaki adaletsizliği, yeşil alan yetersizliğini duyuyoruz, gençlerin kütüphane eksikleri, spor alanıyla ilgili eksikleri, kültür sanat alanında yeni kültür merkezi ihtiyaçları gibi birçok ihtiyacı bize iletiyorlar.”
Kurum, insanların göz ardı edildiği, sorunlarıyla birebir uğraşılmadığı bir yönetim anlayışıyla karşı karşıya olduğunu İstanbul’un 39 ilçesinin söylediğini aktararak, şöyle devam etti:
“Bu manada biz de açıkçası aylardır bu çalışmalarımızı yaptık, projelerimizi, vaatlerimizi hazırladık ve onları da milletimizle paylaştığımızda o heyecanı görüyoruz. 31 Mart geldiğinde bizi düşünen, odağında sadece İstanbul’un geleceği olan bir başkan adayı İstanbul’la kavuşacak. ‘Nisan gelecek dertler bitecek, nisan gelecek yüzler gülecek’ diyoruz ve ‘Allah milletimizin yüzünden gülümsemeyi hiç eksik etmesin’ diyoruz.”
“81 ilde izi olan biri olarak konuşuyorum”
Bakanlığı dönemindeki hizmetleri anlatan Murat Kurum, şunları kaydetti:
“81 ilde izi olan biri olarak konuşuyorum. Benim Sinop Meydanı’nda da Erzurum Ulu Cami etrafındaki Millet Bahçesi’nde de izim var. Bingöl’ün meydanında Millet Bahçesi’nde, oradaki kentsel dönüşümde de Ağrı’nın Murat Nehri kenarında da kentsel dönüşümle, düzenlemeyle izim var. Bursa Ulu Cami etrafında yaptığımız projelerle izimiz var. Konya Mevlana Müzesi karşısında izimiz var. Ankara’nın hemen hemen tüm ilçelerinde ya bir kentsel dönüşüm projemizi ya da bir Millet Bahçesi projemizi görürsünüz. 81 ilde izimiz var.”
İstanbul’da 39 ilçede başlattıkları kentsel dönüşüm şantiyesine değinen Kurum, “173 bin konut şu an İstanbul’da dönüşüyor. Öyle onların yaptığı gibi 5 yılda 5 bin konut değil, 173 bin konut. Hem 80 ile çalışmışız ve bu çerçevede TOKİ ile 1 milyon 250 bin konut rakamına ulaşmışız ve tüm Türkiye’de 2 milyon 200 bin konutun dönüşümünü sağlamışız. Bugüne kadar İstanbul’da 800 bin konutun dönüşümü sağlanırken 173 bin konutun inşası devam ediyor. Tuzla’daki hemen hemen her mahallede bizim izimizi görürsünüz. Pendik’te en büyük kentsel dönüşüm projesinin başladığını görürsünüz. Kartal’da Taşocağı’nın bir Millet Bahçesi’ne çevrildiğini ve ilçede sosyal konutların yükseldiğini görürsünüz. Kadıköy Fikirtepe’de yarım kalmış inşaatların 15 bin konutluk şantiyenin bugün bitme aşamasına geldiğini görürsünüz. Üsküdar’da Çamlıca eteklerinde Ferah Mahallesi’nde, Kirazlıtepe’de eserimizi görürsünüz. Beykoz’un bütün mülkiyet sorunu Bakanlık nezdinde çözülmüş, Beykoz Tokatköy’deki dönüşümü görürsünüz. Beyoğlu Okmeydanı’nda bize dediler ki o zaman ‘Buraları Katarlılara satacaklar?’ Ne oldu? Bul bir tane Katarlı. Yok, bulamaz. Orada oturanlar oturuyor. Fatih’te surların etrafının açıldığı bir Millet Bahçesi’ne çevrildiği süreci görürsünüz.” ifadelerine yer verdi.
Kurum, Üsküdar’da Çocuk Köyü açacaklarını vurgulayarak, “Bakın ilk defa Türkiye’de Üsküdar Belediyesi ile yaptığımız Çocuk Köyümüzün bittiğini, millete hizmet için açılmayı beklediğini görürsünüz.” dedi.
İstanbul’un 39 ilçesinin 964 mahallesinde Türkiye’de olduğu gibi izlerinin bulunduğuna vurgu yapan Kurum, “Yani Bakanlıkta da onlar gibi öyle yarı zamanlı belediyecilik yapmadık, arada bir belediyeye uğrayayım anlayışıyla çalışmadık. Biz milletin içindeydik, milletin. Sokaktaydık, sokakta milletimiz bizden ne bekliyorsa onu gideren tarafta olduk hep, el ele verdik. Biliyorlar ki Murat Kurum söylüyorsa Murat sözünü tutar, yapar çünkü geçmişte yaptı. Geldi, söyledi, söz verdi, Ankara’ya dönmeden önce arkadaşları o sözü yerine getirmek için mücadele etti. Dolayısıyla biz geçmişte yaptık, şimdi tek motivasyonumuz sadece İstanbul. İstanbul’a odaklanacağız. Dolayısıyla 650 bin konutu İstanbul’da dönüştürmek zorundayız. Bu bir milli güvenlik meselesi.” şeklinde konuştu.
“İBB’nin borcu neredeyse iki kat arttı”
Murat Kurum, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İBB’de personelin yarısı işten girmiş çıkmış. Düşünebiliyor musunuz yarısı. Biz 2019’da 78 bin 934 personelle devretmişiz ve onlar haksız yere ben bugün İstanbul’un neresine gitsem onlarla karşılaşıyorum, ‘ben de İBB mağduruyum’. İşe giriş 5 yılda 46 bin 967, işten çıkış 33 bin 725. Bazısı emekli olmuş, bazısı işten atılmış. Yani belediye personelinin yarısı değişmiş. Hafıza yok. Ekip, sonuçta geçmişten gelen bir tecrübe var. Sadece yeni personelle bunu yapamazsınız. Sizin kendi şirketinize yaptığınız işte bilgi, birikim, tecrübe lazım. Öyle değil mi? Yeni arkadaş da gelecek ama o tecrübeye, sisteme ayak uyduracak. Var olan sistemi yok etmiş, resmen yok etmiş ve haksız yere bu kadar insanı işten çıkarmış ama buna rağmen biz ne diyoruz, biliyor musunuz? Biz onlar gibi asla yapamayız, haksız yere buradaki hiçbir personeli işten çıkarmayacağız ve ekmeksiz, aşsız bırakılan insanları da sebepsiz yere işten atılan kardeşlerimizi de geri alacağız. Tablo bu ve bu tablo aslında her şeyi anlatıyor. Yani İBB niye iş yapamıyor, iştirakleri niye zarar ediyor? Sen işle ilgilenmezsen, uğraşmazsan, personeli değiştirirsen tablo bu olur. Hep söyledikleri aynı. Engelleniyoruz, yaptırmadılar, engellediler. Bu bahaneler ve bu bahane siyasetini 5 yıldır duyuyoruz, İstanbullular duyuyor ve yeri geldiğinde de hep burada söyleyeceği bir şey olmayınca da ulusala nasıl giderim, öbür tarafta parti içindeki çekişmeyi nasıl oluştururum gibi algı dediğimiz, algı belediyeciliği diye tarif ettiğimiz belediyecilik örneklerini 5 yıldır görüyoruz. 2019’da onlara 39 kilometre (raylı ulaşım/metro) yapmışız, teslim etmişiz. Onlar da 8 kilometresini bitirmiş, açmışlar. Sonra da diyorlar ki ‘biz açtık’.”
İBB’nin borcunun 2,33 milyar avrodan 4,19 milyar avroya çıktığını belirten Kurum, borcun neredeyse iki kat arttığını söyledi.
“Bilgisiz, ilgisiz, tatilci bir başkan olursanız yapamazsınız”
Kurum, İSKİ’nin elektrik parasını ödeyemediğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Koca İSKİ bir damla buraya su kaynağı getirmeyeceksiniz, 5 yılda 1 metreküp, 1 litre su kaynağı İstanbul’a gelmemiş. Bugün bir vatandaşımız ne diyor, biliyor musunuz? ‘Bunlar, bizi susuz bırakacak.’ Bunu getiremeyen bir belediyecilikten bahsediyoruz. Sorsanız ‘engellendik’. Peki 2,33 milyar avrodan 4,19 milyar avroya borcunuz niye çıktı sizin? Cevap verin, ne yaptınız? Metroları iptal ettiniz. Dönüşüm dediniz, yapmadınız, yeşil alan dediniz, yapmadınız. Başardınız, neyi başardınız? İstanbul’u mahvetmeyi başardınız evet, İstanbul’u bu hale getirmeyi başardınız. Başka bir başarınız yok. Karşınızda başarısız bir belediye var, başarısız bir belediye başkanı var. Çok net söylüyorum, biz merkezi bütçeden 2019’dan bu yana bütçemizi 12 kat artırmışız ve trink hesabına para yatmış gününde, saatinde. İller Bankası’ndan biz gönderiyoruz onu, ben gönderiyorum ve bir gün olsun bekletmemişiz.
Bilgisiz, ilgisiz, tatilci bir başkan olursanız yapamazsınız. Nasıl yapılacağını ben söylüyorum. Gel benim yanıma ben öğreteyim. Bak, ben yaptım. İstersen yaparsın. İstanbul’un başkanı İstanbul bu haldeyken tatil yapamaz. Çok net söylüyorum, yapamaz. İstanbul’un başkanı İstanbul’la ilgilenmek zorunda, İstanbul’un sorunlarıyla ilgilenmek zorundadır. Bizim de evladımız, ailemiz var ama bizim ailemiz o kadar büyük ki artık 16 milyon İstanbullu oldu. Nasıl Bakanlıkta 85 milyon Türkiyeli ise şu an 16 milyon İstanbullu bizim ailemiz. O yüzden biz burada çalışmak zorundayız. Bu koltuğa talipseniz bunu göze almak zorundasınız ve bu mücadeleyi vermezsek emin olun artık ön alamayacağımız çözümsüzlük yumağına doğru gidiyoruz. Yani siz vadettiğiniz metroları yapmaz, dönüşümleri gerçekleştirmezseniz artık ipin ucu kaçtı.”
]]>Cumhuriyet Halk Partisi Muğla Belediye Başkanları Tanıtım Toplantsı, Muğla Menteşe Kurşunlu Meydanı’nda düzenlendi. Toplantıda konuşan Muğla İl Başkanı Zekican Balcı, sözlerine Genel Başkan Özgür Özel’in İl Seçim Koordinasyon Merkezi açılışına katılımından dolayı teşekkür ederek başladı. Özel’in Sosyalist Enternanasyonal Başkan Yardımcılığı görevine seçilmesinden dolayı tebriklerini ileten Başkan Balcı, konuşmasında şunları kaydetti:
“Bugün Deniz Gezmiş’in doğum günü. Yaşasaydı bugün 77 yaşında olacaktı. Tam bağımsız Türkiye diyerek darağacına giden Deniz Gezmiş’i ve üç fidanı rahmetle anıyorum. Yerel seçimlere yalnızca 32 gün kaldı. Ülkemizin içinden geçtiği zor günleri göz önünde bulundurduğumuzda 31 Mart’ın yalnızca bir yerel seçim olmayacağını hepimiz çok iyi biliyoruz. Daha huzurlu ve refah bir ülkede yaşayabilmek için hukukun üstünlüğünü yeniden tesis için anayasamızı yeniden yürürlüğe koyabilmek için, gençlerimizin yeniden mutlu ve umutlu olmalarını sağlamak için, kadın cinayetlerini engellemek için ve yoksulluğu bu topraklardan sonsuza kadar söküp atmak için bu seçimlerin ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Atalarımızdan aldığımız mirası bizden sonraki nesillere daha güçlü bir şekilde aktarabilmek için 31 Mart’ta başarılı olmak zorundayız. Bu kutsal görevde milletimizin ortak vicdanı en büyük gücümüz olacaktır.
“31 MART’TA MUĞLA’DA TARİHİ BİR ZAFER ELDE EDECEĞİZ”
Sayın Genel Başkanım dün grup toplantımızda verdiğiniz talimatlarınızı aldık. Atatürk sizden partisini iktidar yapmanızı bekliyor diyerek bizlere büyük bir görev ve sorumluluk üstlediniz. Muğla İl Örgütü olarak bu talimatınızı başımızın üzerinde kabul ediyor ve buradan size söz veriyoruz. 31 Mart’ta Muğla’da tarihi bir zafer elde edeceğiz. CHP Muğla İl Örgütü dimdik ayaktadır ve iktidar mücadelemize en güçlü desteği veren il Muğla olacaktır. Muğla örgütü bir ve beraber olarak aydınlanma yolculuğumuzda Cumhuriyete sahip çıkmaya devam edecektir. Hangi siyasi görüşten olursa olsun yüreği vatan, millet, Cumhuriyet ve Atatürk sevgisiyle atan herkese elimizi uzatacağız. Muğla’da sevgiyi ve umudu büyüteceğiz.
“BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ MUĞLA’NIN HER KÖŞESİNE HİZMET ETTİLER”
Sayın Genel Başkanım, değerli Muğlalılar. Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları, geçtiğimiz beş yıllık süreçte milletimizin emanetine sonuna kadar sahip çıktılar. Asla ihanet etmediler. Genel bütçeden ayrılan payın hak edilenden çok daha düşük olmasına rağmen, içinden geçtiğimiz süreçte tarihin en derin ekonomik krizini yaşamamıza rağmen iktidarın her türlü müfettiş ve soruşturma baskısına rağmen belediye başkanlarımız asla geriye adım atmadılar ve Muğla’nın her köşesine gayretle hizmet ettiler. Cumhuriyetin kalesidir ve bu kalenin güçlenmesine katkı sunan tüm belediye başkanlarımıza sizlerin huzurunda çok teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki süreçte birbirinden değerli on dört belediye başkan adayımız ve meclis üyesi adaylarımız birlikte yeni bir başarı hikayesi yazmak için hazırız.
“31 MART’TA KAZANAN MİLLETİN SANDIKTA BİRLEŞEN GÜCÜ OLACAK”
Ancak Muğla’yı bir kez daha kaybedeceğini anlayan iktidar partisinin temsilcileri oy ve hizmet denkleminde Muğlalılara şantaj yapmaya başladılar. Fakat unuttukları bir şey var. Muğlalılar, iktidar partisinin oy yoksa, hizmet de yok, şantajlarına asla boyun eğmeyecek ve kimsenin önünde diz çökmeyecektir. Çünkü herkes çok iyi bilir ki Muğlalılar yalnızca zeybek oynarken diz çökerler. Sonuç olarak 31 Mart’ta Muğla’da kazanan şantaj ve tehdit değil; milletin sandıkta birleşen gücü olacaktır. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi yine ve yeniden rantçılar değil halkçılar kazanacak. Beşli çeteler değil köylüler kazanacak. Yağmacılar değil çevreciler kazanacak ve en önemlisi nefret ve ayrıştırma değil, sevgi kazanacak, halk kazanacak, Muğla kazanacak.”
CHP Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Aras ise Belediye Başkanları Tanıtım Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, şu ifadelere yer verdi:
Bugün bizim için çok çok önemli bir gün çünkü cumhuriyetin ikinci yüzyılında partimizin genel başkanlığına seçilen Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’i Muğla’mızda ağırlıyoruz. Sayın Genel Başkanım, şahsım ve Muğlalı hemşerilerim adına sizleri iki denizin birleştiği bu coğrafyada ağırlamaktan dolayı çok büyük bir onur duyuyorum Sevgili hemşehrilerim benim de geldiğim biliyorsunuz Halikarnas’tan, Halikarnas Balıkçısı’nın bir sözü vardır. Bu söz şudur; ‘Denizciler derler ki büyük fırtınalarda karanlığın ortasından bir ses gelir. Onları hatlarıyla çağırır. O çağıran ses kendi kaderleriymiş. İnsanın yaratılışı kendisine gel dedi mi artık onu kimse durduramaz. İşte Sayın Genel Başkanımız da karanlığın ortasında ümitle bekleyen vatandaşlarımıza çare olmak adına tarihi bir sorumluluğu üstlenmiş durumdadır. Bu yürüyüşte Sizlere Muğla’mızın da eşlik ettiğini bilmenizi isteriz.
“CUMHURİYET HALK PARTİSİ UMUT DEMEKTİR”
Cumhuriyet Halk Partisi umut demektir. Cumhuriyet Halk Partisi demek en zor zamanlarda önce kurtuluş, ardından kuruluş demektir. Biz de yüz yıllık göz bebeğimiz Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında ve ilk seçimlerde bu mirası taşımanın bu bilinci taşımanın gururu içerisindeyiz. Beş yıldır Bodrum Belediye Başkanlığı yapıyorum. Çok önemli bir dönem çok önemli bir sorumluluk üstlendik. Biz bir tecrübe kazandık. Hani derler ya kurt kışı geçirmiş ama yediği ayazı o bilir diye biz yediğimiz ayazı biliyoruz. O yüzden bugün bu tecrübeyle Büyükşehir belediye başkan adayı olmak aslında benim için çok önemli bir birikim oldu. Bu tecrübe önümüzdeki dönemde beş yıl içerisinde Muğla’daki hizmetlerin çok daha ileriye götürülmesi açısından büyük bir temel olacak.
“HERKESE EŞİT ADİL HİZMETİ GÖTÜRMEYE KARARLIYIZ”
Sayın Osman Gürün başkanım Muğla’nın her köşesinde çok büyük hizmetler yaptı. Sağ olsun. Biz de ondan aldığımız bayrağı çok daha yükseklere taşımanın azmi ve kararlılığı içerisindeyiz. Öncelikle hiçbir ilkeyi ayırmadan bana oy verdi, oy vermedi, hiçbir siyasi görüşü ayırmadan herkese eşit, adaletli, adil hizmet götüreceğim. Yani bazılarının söylediği gibi ‘bize oy vermezsen, hizmet alamazsın, iktidarla aynı yerden olmazsan, sana kimse bakmaz’ demiyoruz. Öyle demiyoruz. Herkese eşit adil hizmeti götürmeye kararlıyız. Ant içtik. Cumhuriyet Halk Partili belediyeciliği nasıl olur? Bunlara göstereceğiz. Ben hiçbir siyasi görüş etnik kimlik mezhep ayırmadan herkesin oyunu istiyorum. Biz halk çocuğuyuz.
“İŞÇİMİN, EMEKÇİMİN, KAMU PERSONELİNİN SIKINTISINI BİLİRİM”
Benim babam çiftçi. Benim babam esnaf. Benim annem ev kadını. Biz saraylarda doğmadık. Bizim babamız bize gemicikler almadı. Sayın genel başkanımız, öğretmen çocuğu. İki öğretmenin, anne babanın çocuğu. Bizim bütün adaylarımız, bütün ilçe adaylarımızın hepsi buraya dişiyle tırnağıyla bu partiye emek vererek kazıya kazıya geldiler. Biz yokluk nedir biliriz. Yoksulluk nedir biliriz. O yüzden bu hizmetlerimizde de halkımızla aynı duygular içerisinde olacağız. Biliyoruz çünkü yaşadığımız işler bunlar bizim. Çiftçilik yaptık, çiftçinin sorununu biliriz. Esnaflık yaptık, esnafın sorununu biliriz. Ben tam otuz yıl bordrolu çalıştım. İşçimin, emekçimin, kamu personelinin sıkıntısını bilirim. Emekçimi, işçimi hiç kimseye yedirmem. Hani bazıları diyorlar ya ben geldim mi masasını toplasın gitsin, onu görevden alırım, bunu görevden alırım Kardeşim ben bu belediyenin bir kuruş ne olursa olsun ne parasını ne de emekçisini hiç kimseye yedirmem. Muğla’nın hakkını, Muğla’nın hakkını hiç kimseye yedirmem. Eksiğimiz ne varsa çabaladığımız ne varsa altyapısından suyuna yoluna her şeyi yapacak. Bilgi, birikim, enerji, bizde var.
“KİMSENİN BAŞINA EFENDİ OLMAYA GELMEDİK; YOLDAŞ OLMAYA GELDİK”
Ben Muğlalıyım. Nüfusumu da aldırdım Menteşe’ye. Hayırlı olsun. Evi kiraladım. Bir yere gitmiyorum yani uzun süre başınızdayız. Ama şunu da söyleyeyim. Bizler kimsenin başına efendi olmaya gelmedik. Aynı Atatürk’ün dediği gibi; köylü milletin efendisidir. Bizler sizlere, dar gününüzde, kötü gününüzde, zor gününüzde fakirin, fukaranın, gurebanın yanında, yoldaş olmaya geldik yoldaş. Başkan değil, yoldaş olmaya geldik. Partimizin biliyorsunuz seçim şarkısı var. El ele kol kola, omuz omuza işte bu ruhla tüm Muğla’mıza hizmet etmeye geldik. Sizlere yoldaş olmaya geldik. Hizmetkar olmaya geldik.”
]]>Olayı anlatması için söz verilen Pınar “Konsey sonrasında adaya gittik. Zaten burada benim adım çıkmıştı. Adaya gittik yatmaya hazırlanmaya başladığımızda Sema geldi. Pınar buraya gelebilir misin diye sert bir şekilde konuştu.
Burada konuşalım dediğimde sen ne zaman yakamdan düşeceksin dedi. Yakasında olmadığımı söyledim. Yazdığım şeye sinir olduğundan bahsetti. Beni bu şekilde yazamazsın dedi. Ben de istediğim gibi yazarım dedim.
Sonrasında sürekli buraya gel yanıma gel, okul çıkışında görüşürüz tarzı sert ifadeleri vardı. Ayrıca ben de öyle olduğunu düşünüyorum dedi. Sakinliğimi korudum. Ayağını yere vurmaya başladı. ya git buradan alın bunu şuradan dedim.
Yatağımın yanına geldi ayağımı tekmelemeye başladı. O zaman ayağa kalktım. Üstüme doğru gelmeye devam etti. O ara bana ilk hamlesini yaptı ve yüzüme geldi. Ben de hayatım boyunca hiç fiziksel bir hamlede bulunmadım. Elimi uzattım ve kafasının oradan tuttum, bunu buradan götürün dedim.
Diskalifiye olmak istemiyorum alın bunu dedim ve bir kol uzaklığında tuttum. O sırada kolumdan sıkıp kolumu da morarttı. Bana sürekli saldırmaya devam etti. Sürekli alın götürün şunu dedim.
Tahrik edecek bir şey de yapmadım. İki gündür takımdan ayrıyım ve şu anda da sinirlerim çok bozuk. Başka bir şey söylemek istemiyorum” dedi.

ACUN KARARI AÇIKLANDI
Acun Ilıcalı “Yaptığımız toplantılar sonrasında verdiğimiz karar, Sema Survivor All Star’a devam edemeyecek. Kendisi hem şiddetsel hareketler ve ısrarları sonucu bizi çaresiz bıraktı. Benim için çok değerli bir yarışmacıydı. Tek telefonumla Survivor’a geldi.
Tansiyonun düşmesini diliyorum. Kimse elenmez gibi belki düşünüyordunuz ama şu anda da bunun üzüntüsünü yaşıyoruz. Hepinizin güzel kalbini biliyorum ama Pınar da burada her yarışmacı gibi bize emanet.
Fikirlerini istediği gibi dile getirebilir. Kendisine de bir kez daha geçmiş olsun diliyorum” dedi.

SEDA DA KONUŞTU: ALLAH KALP TEMİZLİĞİ VERSİN
Seda “Yani söyleyeceklerimi tutmaya çalışıyorum. Gözümden bir damla bile gözyaşı gelsin istemiyorum. Az önce 3 tane arı soktu hiçbir şey hissetmedim. Tek söyleyeceğim şey lanet olsun onların sporculuk hayatına, bu kinlerine nefretlerine lanet olsun.
Ne yaptı ne etti benim kardeşimi diskalifiye ettirdi. Sema’nın da bir çocuğu var ve bu çocuğuna hayatta tek başına bakıyor. Bundan sonra kafasını kaldırıp benim gözümün içine bakmasın. Ben burada anladım amacı.
Hayatımda kimseye beddua etmedim ama ona da etmeyeceğim. Allah kalp temizliği versin, başka bir şey de demiyorum” dedi.
OYUN ALANINDA DA KONUŞULDU
Parkur alanına gelen takımlara kısa bir konuşma yapan Murat, Pınar’a ve Seda’ya yeniden söz verdi.
Pınar: Hiç keyfim yok. Açıkçası kafam burada değil. Oyunda elimden ne gelirse onu yapacağım. Elimden ne gelir onu da bilmiyorum. Üzerine konuştuk, artık konuşmak da istemiyorum.
Keşke zamanı ileri alabilsem hatta geriye alabilsem de bunlar hiç yaşanmasa. Yapacak bir şey yok, unutmak istiyorum. Ama bu da kolay bir şey değil hiç kimse açısından.

Sema’nın kardeşi Seda: Üzgünüm. Vedası zaten ayrı bir üzgünlük ama bu tuzağa düştüğümüz için üzgünüm. İkimiz de buraya 7 sezon emek verdik. Survivor’da en iyi 6 kadını saysalar ikimiz çıkarız aynı aileden eminim ki performans anlamında.
Açıkçası hiç böyle bir şeyin içinde bulunmadık. İkimiz de aynı kişiyle aynı sezon yarıştık. Kötü bir şey söylemeyeceğim hiçbir zaman çok sakinim de. Ama yakıştırmadım. Yani iyiki bir spor yapmışlar, bir bitiremediler.
Neydi kinleri nefretleri bilemiyorum çok üzgünüm haketmedi Sema bunu. Bir noktada sinirine hakim olamadı. Hangi yarışmacı konseydeki yılan S’sini görse sorardı. Konuşmayı kabul etmeyerek bir kışkırtma başlamış zaten.
Sema’ya da neden bu tuzağa düştü diye üzgünüm ve kızgınım. Çünkü ben onu uyardım. Biz de belli ki yanlış yapmışız ki Sema burada değil ben buradayım. Umarım bir daha böyle bir şey yaşanmaz.

NAGİHAN’IN DİZİ DÖNDÜ
Kırmızı Takım’da Nagihan ile Nefise ve Mavi Takım’da Begüm ile Aysu karşı karşıya geldi. Zorlu mücadeleyi Begüm-Aysu ikilisi kazandı. Nagihan’ın dizi oyunda döndü. Acılar içerisinde kalan Nagihan “Dizim döndü.
Baksana hocam dizim boşta” diye bağırarak ağladı. Nagihan sedye ile oyun alanından alındı. Doktor, iç bağlarda bir sıkıntı var gibi duruyor dedi. Doktorların ilk müdahalesinin ardından Nagihan ambulansla hastaneye kaldırıldı.

MERVE SAKATLIK YAŞADI
Kırmızı Takım’da Merve ile Aleyna, Mavi Takım’da ise Berna ile Begüm kapıştı. Kırmızı Takım’da Merve ile Aleyna parkurda zorlandı ve Merve’nin beli incindi.
Doktorlar Merve’yi oyun kenarına aldı. Duruma tepki gösteren Aleyna “Durumu kötüydü birden ben de oynayacağım dedi, iyi değilsen neden çıkıyorsun” dedi.

3. ELEME ADAYI GİZEM OLDU
Ertelenen konseyde 1 oy Aleyna’ya, 3 oy Nagihan’a ve 7 oy da Gizem’e çıktı. Böylelikle üçüncü eleme adayı gizem oldu. Gize “Acun bey bekliyordum, sıkıntı yok. Düelloya çıkacağım.
Kendimi orada görmek istiyorum. Hayırlısı” dedi. Geçen haftadan Aysu adayımız ve bu haftaki son düelloyu oynayacak. Begüm birinci adayımız, Pınar ikinci adayımızdı ve Gizem 3. aday oldu.

4. ELEME ADAYI ALEYNA OLDU
Mavi Takım Kırmızı Takım karşısında geriye düştüğü karşılaşmayı 12-5 kazanarak dokunulmazlığın sahibi oldu. Oylamada 2 Merve, 3 Nefise ve 6 Aleyna çıktı. Böylelikle 4. ve son eleme adayı Aleyna oldu.
Aleyna “Düellolardan korkmuyorum. Bir kere girince o heyecanı yaşayınca sürekli kendini yenilemek istiyorsun. Adımın çıkmasını bekliyordum. Eşleşmeleri merak ediyorum” dedi.
]]>YILDIRIM’LA KURUM ARASINDA PROTOKOL KRİZİ İDDİASI
Cumhur İttifakı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum, Habertürk canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Kurum’a, Sirkeci-Kazlıçeşme hattının açılış töreninde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kurdeleyi kesmek için makas beklediği sırada Binali Yıldırım’la arasında yaşandığı iddia edilen protokol krizi soruldu.
“BİNALİ ABİ’YE, ‘CUMHURBAŞKANIMIZIN YANINA GEÇİN’ DEDİM”
Bir kriz yaşanmadığını söyleyen Kurum, olayı şu ifadelerle anlattı: “Burada çok samimi bir şekilde Binali Abi’ye dedik ki ‘Sayın Başbakanım sayın Cumhurbaşkanımızın yanına geçin, emeğiniz var, orada olmanız yakışır. Siz soluna geçin orada olun’ dedim. O da ‘şimdi ayıp olur, geçmeyeyim’ dedi.
“BİZDE DEVLET ADABI VAR”
Bizde devlet adabı, devlet tecrübesi var. Orada büyüğümüz, başbakanlık yapmış abimize ‘Siz Cumhurbaşkanımızın yanına geçin’ diyorum. O da nezaket gösteriyor ‘Murat Bey sen İBB adayısın, sen buraya geç’ diyor. O kadar nezaket sahibi bir abimiz.
“GÜLEREK BU KRİZ YAŞANIR MI?”
Gülerek bu kriz yaşanır mı? Halk TV ‘protokol krizi var’ diye yazdı. Nasıl bir krizmiş de bu birbirimize gülerek ‘siz oraya geçmeniz lazım’ diyoruz. Peki İstanbul’un gündemi bu mu? Binali Abimiz ‘Sen adaysın, gel burada dur’ diye çekiştirdi beni hatta. Bu maalesef şu an CHP’li adayın yürüttüğü bir siyasi senaryo.”
İMAMOĞLU İLE DAVET POLEMİĞİ
Aslında olan bir şey yok. 5 yılda olanların aynısını yaşıyor İstanbullular. Büyükşehir belediye başkanı Sirkeci-Kazlıçeşme hattının açılışıyla alakalı davet edildiğini, bu davete katılacağını, parasını kendisinin ödediğini ifade ediyor. Parası Ulaştırma Bakanlığı tarafından ödenen, her ne hikmetse başkan bu törene katılma kararı almış. Bir polemik üretebilir miyim diye düşünce içerisinde. 5 senedir gördüğümüz tablonun farklı tezahürü. Kurdukları siyasi senaryo işlemedi. Bugün koltuğu boştu, gelmedi.
“İMAMOĞLU DEVLETİN HİÇBİR PROTOKOLÜNE UYMAMIŞ BİR BELEDİYE BAŞKANI”
Yeri de ayrılmıştı. Sayın Ekrem İmamoğlu, 5 yıllık dönemde devletin hiçbir protokolüne uymamış bir belediye başkanı. Yeri gelmiş bakanlara laf yetiştirmiş. Yeri gelmiş Cumhurbaşkanımıza, milletin iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanımıza ağza alınmayacak laflar etmiş. Yeri geldi ‘Bizi engellediler, yaptırmadılar’ polemiğiyle ama ‘neyi engelledik’ diye sorulunca cevabı olmayan başkan profili çiziyor. İstanbul’la ilgili hayali olmadığı için gündemi İstanbul dışına taşıma içinde.
Bir tivit attım bugün. Kuyrukta bekleyen yüzlerce binlerce İstanbullu çile çekiyor. Bugün bir annemiz ağlayarak ‘Bir an önce gel de bizim evimizi yenile, deprem korkusuyla yaşamak istemiyorum’ diyor. Gençler geleceğe daha güvenle bakmak istiyor. İBB Başkanı her zamanki gibi törene davet edildim mi, edilmedim mi peşinde. Sancaktepe’de kredisi bulunmuş metro inşaatının temeli açılmış. Artık iş yürüyor. Gelip oraya hafriyat döken bir belediye başkanından bahsediyoruz.
“BUGÜNE KADAR BÜTÜN TÖRENLERE ÇAĞIRMIŞIZ”
Ben İstanbulluların mutluluğu ile mutlu olmak istiyorum. Sirkeci-Kazlıçeşme tren istasyonu açılışı benim halkımı sevindiren durum ben de o sevince ortak olmak istiyorum deyip ara, Herkes sana ‘gel’ der. Biz bugüne kadar bütün törenlere çağırmışız. Niye gelmemiş? Ayasofya’ya davet edildi, orada da telefon edildi, edilmedi meselesi. Ne gerek var bu polemiklere? Bu polemikler olmasa onu konuşan kimse yok ki!
“İSTANBUL’UN CİDDİ SORUNLARI VAR”
Neticeye baktığımızda hiçbir şey. Altı boş. İstanbul’un ciddi sorunları var. 31 Mart’ta İstanbullu hemşehrilerimiz bir tarafta deprem, ulaşım, İstanbul’un geleceği ile dertlenen o projeleri yapmak isteyen, geçmişinde verdiği sözleri tutmuş adayla, 5 yıldır farklı farklı gündemlerle, ki bunların hiçbiri İstanbul değil, farklı gündemleri ulusala taşımak isteyen bir irade yarışacak.
“DEPREMLE İLGİLİ VERDİĞİ SÖZÜ TUTMAMIŞ”
Depremle ilgili verdiği sözü tutmamış. Metroda 8 kilometre yapmış. 5 bin küsur konut yapmış, 110 bin konut yapacağım deyip. Niye onu konuşmuyor? Reklama 100 milyonlarca para harcayıp ayırdığını konuşsana. Bunları konuşacak ellerinde done yok. Eser yok.
“SORUNLARIN BİRİNCİSİ TRAFİK SORUNU”
Hemen hemen bütün ilçelere gittik. Her ilçede, mahallede öyle büyük bir coşku ile karşılaşıyoruz ki. Büyükçekmece’ye gittik, altyapı sorunu var. Artık insanlar bıkmış, usanmış. Bahçelievler’de bir sokağa gittik. Vatandaşlar geliyor sarılıyor. ‘Sen bizim muradımızsın’ diyor. İstanbulluların geneline sorsanız. Sorunların birincisi trafik sorunu. Artık bir çile haline gelmiş. İnsanlar gerçekten metrobüs kuyruklarında 3. dünya ülkesinde olmayan görüntüleri görmekten bıkmış, usanmış.
“5 SENE BAKANLIK YAPTIM, EVİMDE OTURMADIM”
Deprem riski yaşıyorlar. Sosyal yardımlarla adaletsizlikten şikayetçi. Öğrenciler şikayetçi. Büyükçekmece’ye gidiyorsunuz, bir tane kapalı spor salonu yok. Niye yapılmaz? Bunları çözecek bir umut olarak bizi görüyorlar. Bizim ne yaptığımızı biliyorlar. 5 sene bakanlık yaptım. Evimde oturmadım ki. Selde, depremde, yangında milletin yanına koştum.
“ANKETLERDE BUGÜN 1,5 PUAN ÖNDEYİZ”
Aday olduktan sonra anket yaptım. 2,5-3 puan gerideydik. Projelerimizi açıkladık. Biz öne geçtik. Bugün 1-1,5 puan öndeyiz. Bunların hazmedemediği konular bu zaten. Telaşları bundan. Murat Kurum öne geçer. Siz bu insanların sorunlarına yüzünüzü dönerseniz, insanlar da size cevabı verir. Bunu gördükleri için ‘acaba ne yapsak’ telaşı içindeler. Bizim hesap veremeyeceğimiz hiçbir şey yok. Alnımız ak. Biz İstanbul’un sorunlarını çözmek için meydana çıkmışız. Milletimizin teveccühleriyle, arzusuyla çıkmışız.
Daha öncesinde de anketler yapıldı. Orada da milletimiz bizi istedi, arzuladı. Sayın Cumhurbaşkanımız da takdir etti, bizi aday gösterdi. O coşku heyecan ve teşkilatlarda her geçen gün üstüne koyarak devam ediyor. Vatandaşla iç içeyiz. Biri kolumuzdan, biri gömleğimizden çekiyor, fotoğraf çektirelim diyor. Biri slogan çıkarıyor cebinden.
BAŞAK DEMİRTAŞ’IN ADAYLIĞINI GERİ ÇEKMESİ
Hanımefendi ilk başta aday olacak diye duyurdular. Başak Demirtaş. Adaylığını ilan etti. Aradan 3-5 gün süre geçti. Sonra bir yerlerden talimat geldi, adaylığını geri çekti. Meral Hanım ile Murat Bey eş başkanlık anlayışı çerçevesinde aday gösterildiğini söylediler. Sonra kent uzlaşıcı yapacağız dediler. Belediye başkanlıklarda uzlaşı içerisinde olduğunu söylediler. Kandil’de sözde elebaşlarından biri açıklama yaptı. Bu ittifaka sizi yönlendiriyoruz, bu ittifaka oy vermeniz gerekir diye aleni şekilde oradan talimat verdi.
“TÜM İSTANBULLU KARDEŞLERİMİZİN OYUNA TALİBİZ”
Böyle bir süreç yaşıyoruz. Nereye gideceğini zaman gösterecek. DEM ideoloji üzerine kurulmuş bir parti. İlçelerde ittifak yaparlar, kapı arkasında gizli pazarlıklar vardır, bilmiyoruz. Sizce İstanbullu insanlar, burada yaşayanların böyle derdi var mı? Bu yerel seçimse herkesin oyuna talibiz. Burada yaşayan tüm İstanbullu kardeşlerimizin oyuna talibiz. Bunun içinde Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, Zaza kim varsa.
Cemaatlerin oylarına, azınlıkların oylarına talibiz. İstanbul’da yaşayanların hayatını kolaylaştırmak adına bu hizmetleri yapmak üzerine aday olduk. Şöyle ittifak varmış, kirli ittifak arayışları varmış bizi ilgilendirmiyor. Biz hayallerimizi gerçekleştirmek üzere İstanbullularla inşallah 31 Mart akşamı hep birlikte kazanacağız.
“81 İLDE BENİM HİZMETİM VAR”
Deprem oldu, sel oldu, oy verirsen evini yapmam, arıtma tesisini getirtmem diye hizmet olur mu? 81 ilde benim hizmetim var. Tüm partilerin yönettiği ilçelerde benim eserim var. Sonuçta biz devlet yönetiyoruz. Belediye başkanı demek şehri emini demek. Emin eller demek. 22 yıldır yaptıklarınıza baktığınızda cevabı net şekilde ortada. 208 üniversiteyi şehirlerimize kazandırabilmek. Şırnak’ta, Ağrı’da ne varsa başka illerde de olsun. İstanbul’da olanlar Batman’da, Siirt’te de olsun anlayışıyla çalışan partiyiz.
“MİLLETİMİZE EŞİT MESAFEDE DURARAK HİZMETLERİ GÖTÜRMEK ZORUNDAYIZ”
Burada yaşayan 85 milyona bu hizmetleri götürebilmek için mücadele eden bir anlayışız. Milletimize eşit mesafede durarak bu hizmetleri götürmek zorundayız. Nasıl depremlerde bir oluyoruz, acılarımızda beraber oluyoruz. O bölgeyi ayağa kaldırmak için mücadele ediyoruz. 15 Temmuz’da hep birlikte meydanlara inerek geldik. Vatan toprağı için şehitler verdik. O şehitlerin içinde herkes var. Burada sayın Cumhurbaşkanımızın ifade etmek istediği husus şu. Burası da devlet yönetimin bir parçasıdır.
“DEVLETTE DEVAMLILIK ESASTIR”
Devlette devamlılık esastır. Ben aldım, yaptım, yapmadım. Metro ihalesini iptal edeyimle bu devlette devamlılık sağlanmaz. Seçimden hemen sonra boy boy arabaları Yenikapı’ya dizeceksiniz. Sonra o arabalardan daha fazlasını başka firmadan temin edeceksiniz. Sonra israfı bitirdik diyeceksiniz.
]]>CHP İzmir Milletvekili Ednan Arslan, Menderes Belediye Başkan Adayı İlkay Çiçek, CHP Menderes İlçe Başkanı Hakan Karakurt, ilçe örgütü ve partililerin eşlik ettiği Cemil Tugay, Menderesliler tarafından coşkuyla karşılandı.
GÖZYAŞLARINI TUTAMADI
Menderes’te düzenledikleri ilk miting olduğunu belirten Tugay, “Nice mitinglerimiz nasip olsun inşallah, çok daha büyük kalabalıklar nasip olsun bizlere” dedi. Kendisine gelincik veren Fatma İçen’i sahneye davet eden Tugay, “Bu gelincikleri kim verdi bana. Sen gel buraya, doya doya sarılamadım sana biraz önce. Annem benim, değerli annem benim” diyerek sarıldı. Yaşlı kadın gördüğü ilgi karşısında gözyaşlarını tutamadı.
“İZMİR’İN KADINLARI GÜÇLÜDÜR”
Eşi Öznur Tugay’ın da kendisine eşlik ettiğini söyleyen Tugay, “Bana diyor ki ‘Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday oldun senin yanında bir kadın lazım. İzmir’in kadınlarını temsilen benim de orada görünmem lazım’ diyor. İzmir’in kadınları güçlüdür diyor. Her gün gittiğimiz her yerde daha fazla kalabalık daha fazla sevgi daha fazla gülümseyen yüz görüyorum. Ben sizlere kurban olurum. Sizlere elinizdeki o kırmızı beyaz bayrağımıza altı okumuza ve memleketimin güzel insanlarına, hayatım boyunca inandığım güzel insanlara, değerlere, Cumhuriyetimize, kahramanlarımıza ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüze, onun değerlerine kurban olurum. Bana ‘biraz fazla sakinsin’ diyorlar. Ben de diyorum ki bu güzel milletin karşısında önce edepli olmayı bilmek, önce kendini bilmek lazım. Aramızda çocukları görüyorum, bilmiyorum bana mı öyle geliyor, her gittiğim mitingde daha fazla çocuk ve genç görüyorum. Ben her çocuğu gördüğümde onlara sarılmak, sevgi göstermek, alnından, yüzünden, gözünden öpmek istiyorum. Onlara demek istiyorum ki merak etme evlat merak etme, İzmir’de de Türkiye’nin dört bir yanında da biz senin geleceğin için mücadele edeceğiz. Ben gerektiği zaman sesimi yükseltmeyi de bilirim” ifadelerini kullandı.
“3 KURUŞ SADAKA VERİR GİBİ”
Çocukken babası ile gittiği eski başbakanlardan Bülent Ecevit’in mitinginde yaşadıklarını anlatan Tugay, AKP’li rakibinin seçim afişlerinde parti logosunu kullanmamasını da eleştirerek şöyle konuştu:
“Babam beni Ecevit’in mitingine götürmüştü. Orada demiştim ki Allah’ım bu nasıl bir ortam, nasıl bir sevgi, nasıl bir umut. Bugün bu ülkede biz bir şey yaşıyoruz, biraz önce Ednan vekilim bir şey söyledi, dedi ki ‘aday oluyor adamlar kendi partilerinin rengini kullanmıyorlar afişlerinde, kendi partilerinin sembollerini kullanmıyorlar’. Niye kullanmıyorlar? Utanıyorlar. İnsanlarımıza bu yoksulluğu yaşattıkları için utanıyor, emeklilerimize bu yoklukları yaşattıkları için, öğrencilerimize okula aç gitme durumunu yaşattıkları için, kadınlarımıza yaptıkları baskılar yüzünden utanıyorlar. Bu ülkede yaptıkları adaletsizlikler yüzünden utanıyorlar. Çiftçilerimizin hakkını vermedikleri için utanıyorlar. İnsanların aldıkları maaşlar 3 kuruş market alışverişine, kira ödemeye yetmiyor ondan dolayı utanıyorlar. Engellileri de düşünmüyorlar, bu ülkede dezavantajlı, gariban durumdaki insana sadece 3 kuruş sadaka verir gibi yardımlar yaparak, tam 20 milyon insanı sosyal yardıma muhtaç hale getirdiler. Oysa o insanlara iş vermeliydiniz, doğru düzgün emekli maaşı vermeliydiniz, sosyal güvence sağlamalıydınız. Bugün hastanelerimizde doktor yok artık, doktorlar birer birer gidiyor, ülke dışına kaçıyor. Gençlerimiz üniversitelerden derecelerle mezun oluyor ama burada kalmıyorlar, hepsi yurtdışına gidip orada yaşamaya çalışıyor. Bütün bu utanç tablosunun sorumlusu olarak elbette ki afişlerine o ampulü koyamıyorlar.”
“TOMBALADAN BELEDİYE BAŞKAN VEKİLİ”
Cemil Tugay, Menderes Belediye Başkanı Mustafa Kayalar’ın iftira ile görevden alındığını, suçsuz olduğu mahkeme kararıyla belirlense de görevine iade edilmediğini dile getirerek, “Ben de geldim burada o itiraz eylemine. Başkanımızı, Mustafa başkanı iftiralarla haksız yere görevinden aldılar. Daha sonra suçsuz olduğu mahkeme kararıyla belirlendi. Ne yazık ki görevine iade de edilmedi. Biliyorsunuz Menemen’de de benzer bir şeyi yaptılar ve orada tombaladan bir adamı çıkardılar ve başkan vekili olarak senelerce oturttular. Diyorlar ki ‘siz belediye başkanlarını hükümetten seçin hükümete yakın seçin ondan sonra göreceksiniz nasıl para yağdıracağız, nasıl daha fazla hizmet yapacağız’. İnanmamızı bekliyorlar değil mi? Bakın Menemen’de tombaladan bir belediye başkan vekili çıkardılar mı çıkardılar. Sonra Menemen’in milyonlarca metrekare yerini sattırdılar ve o parayı ona buna dağıtıp çar çur ettiler. Bu mu? Bunun için mi siz kendinizden olana belediye başkanlığı istiyorsunuz? İnsanların bu yalana inanacağına mı inanıyorsunuz” dedi.
“508 NUMARALI OTOBÜS HATTI BURAYA GELECEK”
Yurttaşların isteği üzerine 508 numaralı otobüs hattının yeniden Menderes’te hizmet vereceğini dile getiren Cemil Tugay, şöyle devam etti:
“Halk 508’i geri istiyorsa o 508 en kısa zamanda geri gelecek, aktarmalı gitmeyeceksiniz. Değerli kardeşlerim, sevgili Menderesliler, içimizde sevgi ve saygı varsa, insanlarımızın derdine çare bulmak inanın zor değil. Ben onu derhal ve acilen yapacağım. Burada herkesin ortasında söylüyorum, 508 en kısa zamanda geri gelecek. Menderes, Cumaovası, İzmir’imizin en güzel köşelerinden birisi, bir tarım cenneti biliyorsunuz. Denize kıyılarıyla gerçek bir turizm cenneti. Değeri çok yüksek bir yer. İçinizdeki bu heyecana çok mutlu oluyorum. Lütfen böyle konuşmaya, talepte bulunmaya, istemeye devam edin. Biz de size en iyi şekilde hizmet edelim. Biz sizi dinlemekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz, hiç merak etmeyin. Önümüzdeki günlerde Menderes’te yapılan tarımın desteklenmesi için belediye üzerinden tohum olsun, gübre olsun, mazot olsun, su olsun aklınıza gelebilecek her türlü alanda destek vermek için fırsat arayacağım. Tarımı, ticareti, üretimi, turizmi desteklemek için dolayısıyla şehrimizde iş sahalarının, zenginliğin, üretimin, markalaşmanın artması için çok çalışacağım. İzmir kimseye el açmadan muhtaç olmadan Türkiye’nin tüm diğer şehirlerine fark atacak, bu ülkede başka bir şehrin hakkını yemeden, biliyorsunuz İzmir’in hakkını çok yediler, yemeye devam ediyorlar. Biz başka bir şehrin hakkını yemeden büyüyen gelişen insanlarına refah sağlayan, iş sağlayan bir şehir olacağı. Ben İzmir’in gücüne inanıyorum”
Konuşmanın ardından Tugay, Menderes esnafını ziyaret etti; seçim ofisinin açılışını gerçekleştirdi.
]]>Bursa’da spor yatırımlarını hizmete alarak vatandaşların hizmetine sunan Büyükşehir Belediyesi, amatör spor kulüpleri sporcularını, Büyükşehir Belediyespor Kadınlar Hentbol Takımını (Poyrazın Kızları) ve sporcu ailelerini Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile buluşturdu. Mudanya Kapalı Spor Salonu’ndaki programa, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ın yanı sıra Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Bursa Milletvekili Mustafa Varank, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, Mudanya Kaymakamı Ayhan Terzi, Büyükşehir Belediyespor Kulübü Başkanı ve AK Parti Mudanya Belediye Başkan adayı Gökhan Dinçer, Bursaspor’un efsanesi Sedat Özden, Büyükşehir Belediyespor ve Milli Takım sporcusu Hatice Kübra İlgün ve sporcular katıldı.
“Bizim en önemli görevimiz bağımlılıkla mücadeledir”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, sporculara önem veren Bursa büyükşehir Belediyespor’a, antrenörlere teşekkür ederek başarılarından dolayı Poyrazın Kızlarını tebrik etti. Bursa’da gördüğü tablonun Türk sporunun geleceğinin çok parlak olduğunu gösterdiğini söyleyen Bakan Bak, “Bursa’nın her köşesinde Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin eserlerini görüyoruz. Bize iletilen taleplerle yakından ilgileniyoruz. Spor salonu ve stadyum ihtiyacı dile getirildi. Biz de Mudanya’ya modern bir spor kompleksi yani sporcu merkezi için çalışacağız. Planları alın gelin, yeri bulun. Arkanızdayız. Mudanya’ya yakışır bir eseri ilçeye kazandıracağız. Türkiye’de spor devrimleri devam ediyor. Pek çok dünya şampiyonasını ülkemizde organize ettik. Tüm ailelere teşekkür ediyorum. Burada gördüğümüz manzara bizleri umutlandırıyor. Bizim en önemli görevimiz, bağımlılıkla mücadeledir. Çocuklarımızı tesislerimize spor yapmaya bekliyoruz” diye konuştu.
“Başkan planları al gel beni bul, arkandayız”
Konuşmasında Mudanya’nın spor salonu ve futbol sahası ihtiyacı olduğunu söyleyen AK Parti Mudanya Belediye Başkanı Adayı Gökhan Dinçer’e “31 Mart’tan sonra gelin, emrinizdeyiz” diyen Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, “Buradaki tablo bize Türk sporunun geleceğinin çok parlak olacağını gösteriyor. Bursa’nın her köşesinde Gençlik ve Spor Bakanlığı’yla beraber Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin eserlerini görüyoruz. Mudanya Belediye Başkan adayımız Gökhan Dinçer bana ‘Bakanım, spor salonu ve saha lazım’ dedi. Tabi ki size yakışır, biz de Mudanya’ya modern bir spor kompleksi yani alt salonlarıyla beraber modern bir kompleks için Gökhan Dinçer ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ile beraber çalışacağız. Başkan planları al gel beni bul, arkandayız. Burada hentbol sahasıyla, basketbol sahasıyla, voleybol sahasıyla Mudanya’ya spor şehrine yakışır bir eser kazandıracağız. Futbol sahasıyla ilgili de Alinur abine iyi bak güzel tesisler ortaya koydu, müthiş işler yaptı. Onunla beraber gelin 31 Mart’tan sonra gelin, emrinizdeyiz, ne gerekiyorsa yapacağız” şeklinde konuştu.
Şampiyon sporcular
Buluşmada konuşan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ı Bursa’da ve sporu çok seven Mudanya’da ağırlamaktan büyük mutluluk duyduklarını söyledi. Bursa’nın sanayi, turizm, tarım şehri olmasının yanında bir spor şehri olduğunu belirten Başkan Aktaş, “Poyrazın Kızları başta olmak üzere tüm sporcularımız bizim gururumuz. Onlara emek veren anne ve babalara, antrenörlere ve yöneticilere teşekkür ediyorum. Bu hikaye 3 sene önce başladı. Büyükşehir Belediyespor bünyesinde 25’inci branşımız hentbol oldu. Belediyespor Başkanı Gökhan Dinçer, ‘sporculara sahip çıkalım, gerisi onlarda’ dedi. Bizim yüzümüzü kara çıkarmadılar. Daha ilk yıllarında şampiyon oldular. Kızlarımıza ve hocalarına teşekkür ediyorum. Mudanya’da bir aile destek merkezi açtık. İçerisinde fitness salonu olan, diyetisyeni ve psikoloğu olan, BUSMEK kurslarının verildiği, ana kucağı da olan, satış reyonları olan, gençlik merkezi de yaptık. Çok daha fazlasını da yapacağız. Bize gururu yaşatan sporcularımıza teşekkür ediyorum” dedi.
“Sporcu merkezi için çalışacağız”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, sporculara önem veren Bursa büyükşehir Belediyespor’a, antrenörlere teşekkür ederek başarılarından dolayı Poyrazın Kızlarını tebrik etti. Bursa’da gördüğü tablonun Türk sporunun geleceğinin çok parlak olduğunu gösterdiğini söyleyen Bakan Bak, “Bursa’nın her köşesinde Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin eserlerini görüyoruz. Bize iletilen taleplerle yakından ilgileniyoruz. Spor salonu ve stadyum ihtiyacı dile getirildi. Biz de Mudanya’ya modern bir spor kompleksi yani sporcu merkezi için çalışacağız. Planları alın gelin, yeri bulun. Arkanızdayız. Mudanya’ya yakışır bir eseri ilçeye kazandıracağız. Türkiye’de spor devrimleri devam ediyor. Pek çok dünya şampiyonasını ülkemizde organize ettik. Tüm ailelere teşekkür ediyorum. Burada gördüğümüz manzara bizleri umutlandırıyor. Bizim en önemli görevimiz, bağımlılıkla mücadeledir. Çocuklarımızı tesislerimize spor yapmaya bekliyoruz” diye konuştu.
Bursa Milletvekili Mustafa Varank, spora gönül vermiş gençlerle bir araya gelmekten büyük mutluluk duyduğunu söyledi. Mudanya’nın farklı branşlarda yetiştirdiği sporcularla ön plana çıkar bir ilçe olduğunu ifade eden Varank, “Mudanya’nın poyrazı sert eser. Ama bu sert poyrazla öyle bir başarı hikayesi yazıldı ki Poyraz’ın Kızları ile Türkiye’yi salladık. Bana göre Mudanya sporla bir bütün. Bu ilçe spor, yatırımlar ve hizmetler anlamında en güzeli hak ediyor. Bizim Mudanya’da acilen spor salonuna, stadyuma ihtiyacımız var.
Mudanya Kaymakamı Ayhan Terzi, Mudanya’da sporun çok sevildiğini ve gençlerin büyük başarıla elde ettiğini söyleyerek, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ve Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin destekleriyle başarıların artarak devam edeceğini ifade etti.
Büyükşehir Belediyespor Kulübü Başkanı Gökhan Dinçer, Mudanya’nın spor anlamında önemli bir ilçe olduğunu belirtti. Büyükşehir Belediyespor Kadınlar Hentbol Takımı’nın 10 senede 5 kere Türkiye şampiyonu olduğunu hatırlatan Dinçer, 3 sene öncede mevcut belediyenin desteğini çekerek kapatma kararı aldığını, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin devreye girmesiyle takıma sahip çıkıldığını söyledi. İlk senelerinde birinci ligden süper lige namağlup olarak çıktıklarını dile getiren Dinçer, altyapıda her yaş grubunda kız çocuklarını desteklediklerini belirtti. Mudanyaspor’a stadyum kazandırmak istediklerini söyleyen Dinçer, Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndan da destek beklediklerini belirtti.
Konuşmaların ardından Bursaspor’un efsanesi Sedat Özden tarafından Mustafa Varank’a ve Bakan Osman Aşkın Bak’a günün anısına forma hediye edildi. Tirilyespor, Mudanyaspor ve Burgazspor taraftarları da günün anısına Bakan Bak’a atkı hediye etti. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Büyükşehir Belediyespor Başkan Gökhan Dinçer ve Poyrazın Kızları tarafından Bakan Bak’a günün anısına 53 numaralı Büyükşehir Belediyespor forması takdim edildi. – BURSA
]]>Sultangazi’deki Halk Buluşması’nda konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İliç’teki maden felaketini hatırlatarak, “Murat Kurum diyor ki, ‘ÇED raporuyla bunun bir ilgisi var mı?’ Olmaz olur mu? Sen o dağın yapılmasına imzayı attın, felaketten sorumlusun. İliç’teki felaketten sorumlu olan Murat Kurum’un İstanbul’un felaketi olmasına izin vermeyeceğiz.” dedi.
CHP lideri Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, seçim çalışmaları kapsamında Sultangazi’de düzenlediği Halk Buluşması’nda konuştu.
“5 YIL ÖNCEKİ SULTANGAZİ İLE BUGÜN ARASINDA DAĞLAR KADAR FARK VAR”
5 yıl önce Sultangazi’de çok çalıştıklarını kaydeden Özel, “Özellikle o Türkiye demokrasisinin en büyük hazımsızlığından sonra, Ekrem başkanın kazandığı seçimi hile ile iptal ettirip bir daha seçim dediklerinde tüm İstanbul’da çalışırken ben Sultangazi’ye çok geldim. Bugün Ekrem başkanımızla birlikte, Ferhat başkanımızla birlikte otobüsün ön camında şöyle bir Sultangazi turu yaptık. Başkanlarıma söylediğim şudur; ben 5 yıl önce Sultangazi’de idim. O gün gördüğüm Sultangazi ile bugün arasında dağlar kadar fark var. Elinize, emeğinize sağlık.” dedi.
“650 BİN ANNENİN ÇANTASINDA, MANTOSUNUN CEBİNDE ARTIK ANNE KART VAR”
Mitinge gelirken, yolda karşılaştığı bir durumu anlatan Özel, “Yolda gidiyoruz. Bir ablamız, otobüsün önüne atlıyor, durduruyor. Cebinden, çantasından, mantosunun cebinden bir anne kart çıkartıyor. Ekrem başkana gösteriyor ve ‘teşekkür ederim’ diyor. Bundan büyük mutluluk var mı? 650 bin annenin çantasında, mantosunun cebinde artık anne kart var. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu şu demek; evet Sultangazi Cumhuriyet Halk Partisi’nin 5 yıl boyunca çok yol aldığı bir ilçe ama en önemli mesafe annelerin gönlünde alınmış. Ekrem başkanın İstanbul’daki varlığı, İstanbul’a huzur, mutluluk, güven, sevgi, İstanbul sokaklarına adalet getirdi ve İstanbul Ekrem başkanı çok sevdi, Ekrem başkana desteğini arttırarak sürdürüyor ” diye konuştu.
“İSTANBUL VE KENTE HİZMET İÇİN SABIRSIZLANAN MUHTEŞEM BİR TAKIMIMIZ VAR”
Özel, “Sultangazi’de ne gördün? Sultangazi 5 yıl önce İstanbul’un verdiği karardan çok memnun. 5 yıl önce İstanbul’un verdiği kararı bu sefer 31 Mart’ta hem İstanbul için hem de Sultangazi için verecek. Ferhat Başkanımı Sultangazi’ye hizmetle görevlendirecek. İstanbul’un çok güçlü bir takımı var. Takımın kaptanı bütün Türkiye’nin sevgilisi ancak öyle bir takım var ki takımda gençler var, kadınlar var, dinamizm var, inanç var, yarınlara güven var. Size layık bir kadro var bu takımda. Ferhat Başkan, arkanda bu gençler varsa sırtın yere gelmez. Ferhat Başkan ile bizim bir ortak özelliğimiz var, ikimiz de aynı sene aynı ayda doğmuşuz. Tam ikimiz aynı yaştayız, yaşıtız, akranız. İkimiz de 49 yaşındayız, bizim İstanbul’da 39 adayımız var, onların da yaş ortalaması aynı bizim gibi 49. Ama 31 yaşındaki Eren Ali Bingöl’den tutun Tuzla’daki bütün İstanbul’da hem genç, hem dinamik, hem tecrübeli, yaptığı işi bilen, İstanbul ve kente hizmet için sabırsızlanan muhteşem bir takımımız var. Bu takıma sahip çıkalım hep beraber” dedi.
“EKREM BAŞKANIN 5 YILDIR YÜZÜNÜ GÜLDÜRMEDİĞİ KİMSE KALMADI”
Miting alanının üzerinde uçan helikopteri gösteren Özel, “31 Mart’ta ne olabilir biliyor musunuz? Allah muhafaza bu helikopterler gelebilir. Bu helikopterde 5 yıl öncesine kadar ne vardı? Tayyip Erdoğan oturuyordu, yanında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı. Pata pata pata geziyorlar. ‘Bu arsa nerenin?’ ‘Efendim bizim.’ Dönüyordu bu tarafa, özel kalem müdürü Hasan Beye. ‘Hasan, bunu Katarlılara verelim. Bu arsa kimin?’ ‘Efendim bu da İBB’nin.’ ‘Tamam bunu da ben geçenlerde Birleşik Arap Emirliklerine söz verdim, yaz oraya verelim.’ İstanbul’daki kupon arsaları İstanbul’un üstünde uçup teker teker Araplara, Katarlılara, şeyhlere, emirlere yazıyordu. 5 senedir helikopter yok. 5 senedir İstanbul’un üzerinde kabus helikopterleri uçmuyor. O arsaları ne yapıyor Ekrem Başkan? Katarlılara değil İstanbullulara veriyor. Park yapıyor, hizmet yapıyor. Ekrem Başkanın 5 yıldır yüzünü güldürmediği kimse kalmadı. Küçük çocuğu olan anneleri güldürdü, yaşlıları güldürdü, emeklileri güldürdü, emekçileri güldürdü, gençleri güldürdü. Bak teyzem diyor, ‘Beni güldürdü.’ Ekrem Başkanın yüzünü güldürmediği birileri var, o da çıkar ve rant çevreleri. Onların değil halkın başkanlığını yapıyor Ekrem Başkan. Şimdi, istiyorlar ki helikoptere binsinler, yanına Murat Kurum’u alsın, İstanbul’un tepesinde yine dolaşsın. Öyle yağma yok. Ekrem Başkan’dan memnun muyuz? Ona bu sefer, ona geçen sefer ikinci seçimde verdiğimizden daha büyük bir desteğe hazır mıyız? Emin olun 31 Mart’ta Ekrem Başkan kazanacak, İstanbul kazanacak. 31 Mart’ta Ferhat Başkan kazanacak, Sultangazi kazanacak.” şeklinde konuştu.
“BİR TANE TRABZONLU İSTANBUL’DA 10 TANE METRO YAPTI”
Özgür Özel, Trabzonlu bir vatandaşla yaşadığı diyalogu hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:
“Ekrem Başkanın İstanbul’a yaptıklarını bir Trabzonlu hemşerisi ile konuşuyoruz. Allah için dedi, Ekrem Başkan İstanbul’da çalıştı. Hemşerisi birazcık gönlü öbür tarafta, inkar da edemiyor Ekrem Başkanın yaptıklarını. Dedim ki yahu Allah aşkına, gel bir hesap yapalım seninle. İstanbul’da Ekrem Başkan görevdeyken, Trabzon’da kaç milletvekili var AK Parti’nin? Dedi, 4. Kaç tane bakanı vardı? Dedi o da 4. Etti, 8. Ortahisar, yani Trabzon Belediyesi kimde? Dedi AK Parti’de, 9. Büyükşehir kimde? Dedi AK Parti’de 10. Dedim ki 10 tane Trabzonlu Trabzon’a bir tane metro yapamadı, bir tane Trabzonlu İstanbul’a 10 tane metro yaptı yahu. Daha ne yapsın. Ekrem Başkan geldiğinde o 10 metronun 10’u da durmuştu. Geçtiğimiz yıl görevi bırakana kadar Ulaştırma Bakanlığı yapan genel sekreter yardımcısı ‘Para yok’ deyip metroları durdurmuştu. Ekrem Başkan Japonya’dan işin ehlini, çok başarılı bir Türk kadınını getirdi, işin başına koydu, ulaşımdan sorumlu genel sekreter yardımcısı yaptı, bütün dünyadan İstanbul’a metro için yatırım aktı, para aktı. Helal olsun onlara. Sonra ne diyor, efendim diyor. Hatay’da utanmadan, sıkılmadan diyor ki ‘Eğer iktidardan olmazsa Hatay Beleyesi, hizmet gelmez, geldi mi, Hatay mahzun kaldı.” Yani Hataylıların geçen seçimde verdikleri oy ile depremzedeleri cezalandırdığını söylüyor, gelecek seçimde vereceği oy için de şimdiden tehdit ediyor. Vallahi İstanbul gibi dünyanın en büyük metropollerinden birinde sen yoktun, Ekrem Başkan vardı ama senin yaptıklarının çok üstünde, 4-5 katı hizmet yapıldı. Gölge etme, başka bir şey istemiyoruz.”
“MURAT KURUM’UN İSTANBUL’UN FELAKETİ OLMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”
Özel, konuşmasında İliç’teki maden felaketine de değinerek AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum’u sert sözlerle eleştirdi.
Özel şöyle konuştu: “Şimdi beyefendi Murat Kurum’u getirmiş, Murat Kurum İstanbul’da bir göreve talipmiş. Murat Kurum’un önceki görevinde attığı imza ortada, biz ‘aman ha! İliç’te siyanür var, çevre katliamı var. İnsanlığın sağlığına, bebeklerin sağlığına büyük zarar verir, annelerin düşük yapmasına ya da engelli çocuk doğurmasına sebebiyet verir’ dedik. Dinlemediler. ‘Atma’ dedik, attı imzayı. Daha sonra 4-5 katına çıktı orası. Bir yandan şirket paraları istiflerken, bir yandan çıkan toprak bir yere istiflendi, işçiler dedi ki, ‘bu dağ bir gün hepimizi götürecek’ o dağ geldi, 9 canımızı götürdü. Şimdi Murat Kurum diyor ki, ‘ÇED raporuyla bunun bir ilgisi var mı?’ Olmaz olur mu? Sen o dağın yapılmasına imzayı attın, felaketten sorumlusun. İliç’teki felaketten sorumlu olan Murat Kurum’un İstanbul’un felaketi olmasına izin vermeyeceğiz.
“MURAT KURUM, İMAMOĞLU’NA 100 ÜZERİNDEN 87 NOT VERMİŞ TEBRİK EDİYORUZ MURAT BEYİ”
Ben bir konuda hakkını teslim edeyim. Murat Bey çok zor bir işi başardı. İstanbul gibi bir belediyenin böyle bir metropolün, büyükşehir belediyesinin performansını belirlemek kolay iş değil. Biz araştırmaları, çalışmaları yaptırdık, bütçe tasarruflu kullanıldı, iki kat iş yapıldı falan, uzun uzun sayfalarca rapor var. Ama Murat Bey muhteşem bir tespit yapmış. Demiş ki, ‘5 yıllık Ekrem İmamoğlu’na karne vermiş, 100 üzerinden 87 not vermiş. Tebrik ediyoruz Murat Beyi. Ben Ekrem başkana 100 üzerinden 90 mı 95 mi vereyim diyordum ama rakibi 87 verdiyse bu en değerlisi. Tebrik ediyoruz başkanı.”
“MAĞDURUN HAKKINI SAVUNAN BİR SİYASETÇİ”
Özel, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Sultangazi’nin güzel insanları, Ferhat Bey benim takip ettiğim çok aktif bir siyasetçi, insan hakları meselesinde duyarlı, hak yemeyen, mağdurun hakkını savunan, son derece etkili bir siyasetçi. TEMA Vakfında uzun yıllar çalışmış, çevreci, yeşili seven ve koruyan. Kent suçlarına karşı mücadele eden, Sultangazi ve insanları seven bir siyasetçi. Eğer ona görevi ve yetkiyi verirseniz, Ekrem Başkan ile kol kola, Sultangazi’nin çehresini değiştirecek. Biz Ferhat Başkana kefiliz, Sultangazi’den Ferhat Başkana destek bekliyoruz. Onu seviyor, güveniyoruz. Bu kente emeği olan bu çalışkan, dürüst, namuslu, erdemli insana verin Sultangazi’nin anahtarını, Sultangazi’yi 5 yılda bambaşka bir noktaya getirelim. Oy kullanmaya gidin, sandığa gitmeyecek birinden haberdar olursanız, onu mutlaka ikna edin. Mutlaka hastayı, engelliyi, yaşlıyı koluna girin sandığa götürün. Ekrem Başkana sahip çıkın, Ferhat Başkana sahip çıkın. Sultangazi’ye, İstanbul’a sahip çıkın. Ben Ferhat Başkanımı, Ferhat Epözdemir’i ve Ekrem Başkanımı sizlere emanet ediyorum. Sizi de Allah’a emanet ediyorum.”
]]>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’in Kınık ilçesinde halk buluşmasında konuştu. Özel, konuşmada şunları kaydetti:
“Elmadereliler var burada, madenciler. Merhaba. ‘Özgür Özel nereli’ diye soruyorlar, Türkiye’de herkes Özgür Özel, Somalı diyor. Soma’dan dolayı beni tanıyorlar. Ama ben de hep şunu söylüyorum. Ben Manisa merkezdeyim ama 2014 yılından beri benim yüreğim, yüreğimin bir parçası Soma’da, Soma’daki madende kaldı ama benim memleketim hem Soma, hem Kınık, hem Bergama, hem Savaştepe. Kınıklıyım ben, Kınıklı. 31 Mart günü şu iki dönemdir AK Parti’de olan belediyeyi alın ben tezahürat edeceğim. ‘Özgür Özel, Kınık ile gurur duyuyor.’ Alacak mısınız, söz mü? Peki bu belediyeyi alınca öyle önemli bir iş yapacaksınız ki birincisi Kınık’ın Cumhuriyet tarihindeki ilk kadın belediye başkanını seçmeye hazır mısınız? Sema Başkan nasıl? Nasıl Sema Başkan? Araba yanaşırken ben arkada oturuyorum, camdan siz görünüyorsunuz, içerisi görünmüyor. Sema Başkan yukarı çıktı, anons edildiğinde sizin yüzlerinize baktım. Gözünüzdeki ışıltıdan, sevincinizden, çığlığınızdan anladım ki bu iş bitmiş. Sema Başkan geliyor inşallah. Sema Başkanın, giderken bu tarlalarda 6 yaşından beri çalışıyorum başkanım dedi bana. 12, 13 yaşındaydım, ticareti öğrendim dedi. Babasının yağhanesinde Sema Başkanın, babasının yağhanesinde çalıştığı, kırtasiyesinde çalıştığı, ticaret yaptığı, Bodurları, Sema Başkanın ailesini Kınık biliyor, ona güveniyor. O kimseyi üzmedi. Kalbindeki Kınık sevgisi de hiçbir zaman bitmedi. Şimdi borcunu ödemeye geldi. Yıllarca kamu görevinde çalışmış iyi bir yönetici. Ayrıca Aliağa spor’un basket takımını kurdum dedi, ben sandım kadın basket takımı, erkek basket takımını kurmuş. Basket takımını kendi cebinden koyduğu 5 lira ile kurmuş, çalıştırmış, birinci lige çıkacak duruma gelene kadar, erkek basketbol takımının da antrenörlüğünü yapmış birisi. Yani iyi bir yönetici ve iyi bir belediye başkan adayı.
“KENDİSİ DE SPORCU OLDUĞU İÇİN ÖNEMLİ SPOR YATIRIMLARI YAPACAĞIZ”
Buraya kendisi de sporcu olduğu için önemli spor yatırımları yapacağız. Birazdan sözünü alacağız, büyükşehrin imkanları ile gençler için halı sahalar, basket sahaları, gençlerin istediği her türlü aktivite için tesisleri Kınık’a çok hızlı olarak sunacağız. Bundan sonraki süreçte Sema Başkan nereyi isterse, ben partinin genel başkanı olarak Türkiye’nin en güçlü belediyeleri hangisini seçerse Kınık Belediyesi ile kardeş belediye yapacağım, yapılmamış hizmetleri yapacak. Öncelik kadınlarda ve öncelik AK Parti’den aldığımız belediyelerde, MHP’den aldığımız belediyelerde. Burayı bir kadın başkan alıyorsa önüne Türkiye haritası, istediği belediyeyi seçecek kardeş belediyecilikle Kınık’ın yüzü gülecek. Söz veriyoruz. Şimdi Elmadereli kardeşlerim var burada. Her birisini çok seviyorum.”
“ARTIK MADENCİLERİN GENEL BAŞKANI VAR”
Özel, konuşmasına şöyle devam etti:
“Biz hep kötü günlerde geldik ve gittik Kınık’a. 301 arkadaşımızı kaybettik, Elmadere’de çok sayıda madencimiz önce göçük altındaydı, hep beraber 4 gün bekledik, sonra Elmadere’ye onları defnettik. Yas evlerinde oturduk. O gün bugündür de gider geliriz. Tabii Elmadere’nin Tahir Çetin diye bir kahraman evladı vardı. O madencilerin haklarını almak için 8 sene mücadele etti. Ankara’ya gitti, geldi. Tahir’in annesi misin? Ellerinden öpüyorum anneciğim senin. Ellerinden öpüyorum. Gitti, geldi. Belki 100 kere gitti, geldi. Buradaki sarı sendika parmağını oynatmazken Bağımsız Maden İş’i kurdu, büyük bir mücadelenin sonunda en son yürüyüşü başlattı. Durdurdular, durmadı. Kırkağaç’ta 15 gün yattı. Salihli’de durdurdular, durmadı. Ankara’ya kadar yürüdüler, Süleyman Soylu Ankara’ya sokmadı. Arife günüydü, bayram geliyordu. Arabaya bindi, 36 saat uyumamış, Kırkağaç’ta, kavşakta, kazada kaybettik. Yanında Ali Faik İnter kardeşimizle. Buradan bir kez daha Elmalı’nın, Kınık’ın bu büyük kaybına Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. Size söz veriyoruz, başkan seçildiğinde Kınık’ta çok güzel bir yere madencileri de hatırlayan, Tahir Çetin’in de hatırlayan bir anıt yapacağız. Söz veriyorum. Madenciler beni bilir. 2014 yılının yazında onlarla büyük bir mücadele verdik ve kanunu değiştirdik. Bastıra bastıra, söke söke aldık. Şimdi, madencilerden birinin servisine binince 40 kişi oturuyor. Soruyorum, 2 maaş, 2 asgari maaşı kim aldı? Sen aldın Özgür Başkan diyorlar. Kim aldı arkadaşlar? Birlikte aldık. 2 gün hafta tatilini söke söke kim aldı arkadaşlar? Birlikte aldık. Bundan sonra da madenciler, artık madencilerin bir genel başkanı var. Önce Ecevit vardı, madencilerin yüzünü güldüren. Gün gelecek bu kardeşiniz bütün bu madencilere tekrar sahip çıkacak, yüzlerini güldürecek.
“KARINCANIN KARDEŞİ VAR, O DA ÖZGÜR ÖZEL’DİR”
Bizim 2 gün hafta tatili, 2 asgari ücret ve diğer kazanımlardan madenciler eğer bana şu kadar minnet duyuyorlarsa bu benim için en büyük ödül. Ama sizden şunu istiyorum. Siz Özgür Özel’i seviyor musunuz? Madenciler seviyor mu? O zaman, benim hatırım için Sema Başkanı, Kınık Belediye Başkanı yapın. Söz mü? Tabii sadece madenciler yok. Burası çileli çiftçilerin de memleketi. Kaç para oldu mazot? 45 lira. Manisa’nın plakası kadar oldu, 45 oldu, 50 liraya doğru gidiyor. Hani eskiden zam gelince, olsun ben 50 liralık mazot alıyorum, yetiyor diyorlardı ya. Şimdi o 50 liraya 1 litre mazot alınabilir hale geldi. Hayat ateş pahası. Emekliler 10 bin lira ile geçinmeye zorlanıyorlar, asgari ücret sefalet ücreti olmuş durumda. Mutfakta yangın var, cüzdanda, pazarda yangın var. Bu durumda bir de üstüne üstelik çiftçinin malı para etmiyor, ürününü doğru fiyattan satamıyor, bütün çiftçiler geçmişte olduğu gibi sadece madenlere girmeye, ekmeğini yerin 7 kat dibinde aramaya zorlanıyor. Ama orada da iş sorunu, istihdam sorunu var. Bir de duyuyorum ki, hem sarı sendika hem de maden şirketlerindeki bazıları madenci kardeşlerime baskı yapıp, AK Parti’ye oy atmak için onları zorlamaya kalkıyorlar. Bakın, buradan söylüyorum. Kimse bunlardan korkmasın, oylarınızı korkmadan, güvenle kullanın. Kimsenin kılına zarar getiremezler, buradan o maden şirketlerinin çok bilmiş patronlarına söylüyorum. Kimseyi ezdirmem, karıncanın kardeşi var, o da Özgür Özel’dir. Söz veriyorum.”
“CHP, EMEĞİN VE EMEKÇİLERİN PARTİSİDİR”
Agrobay işçilerinin yaşadığı sorunlara da değininen Özel, “Agrobay işçileri burada mı? Ben göreceğim onları. Agrobay işçilerinin de hakkını yediler, mağdur ettiler. Onların da dertlerini hep dile getirdik, bir kez daha dile getiriyoruz. Şirketten haksız yere, sendikalı oldukları için işten çıkarılan Agrobay işçilerinin arkasındayız. Her zaman söylediğimiz gibi, CHP emeğin ve emekçinin partisidir. Agrobay işçileri yalnız değildir. Arkalarındayız. Değerli Kınıklılar, burası çok güzel bir memleket ama kan kaybediyor. Öyle istatistikler var ki. 1990’dan bugüne Kınık’taki her 5 kişiden bir tanesi Kınık’tan göç etmiş. Türkiye büyüyor, şehirler büyüyor ancak Kınık küçülüyor. Kınık’ı yönetenler Kınık’ı bir cazibe merkezi haline getirmeyi başaramadılar, Kınık insanların geldiği değil kaçtığı yere dönüştü. CHP belediyeleri Türkiye’nin en çok göç alan belediyeleri. AK Parti belediyeleri ise göç veren belediyeler. O yüzden bir herkesi birden Karşıyaka, Dikili, Alsancak, Konak’a götüremeyiz ama Kınık isterse çağdaş belediyeciliği, modern bir kenti, dayanışma belediyeciliğini, yüksek sosyal yardımlar yapan belediyeyi, halkın belediyesini Kınık’a getirebilir. Onun da adı Sema Bodur” diye konuştu.
“ERDOĞAN YALAN SÖYLEMEYE DEVAM EDİYOR”
Kınık’ta talanı durdurmak ve ilçeye hizmet getirmek için Kınık Belediye Başkan Adayı Sema Bodur’a destek beklediklerini belirten Özel, şu ifadeleri kullandı:
“Bir belediye başkanı CHP’li ise 2014 seçimleri ile birlikte köylerin ilçe belediyelerine geçen arsalarına ve meralarına dokunmaz. Ancak en çoğu Bergama’da olmak üzere, Kınık’ta da belediye köylerin arsalarını ve meralarını sattı, doğru mu? Onların sizin köyünüzün malıydı, kimi yerde zeytinlik geçti. Aralarında alın terini birleştirip almışlar, kimi yerde makine ve ekipman, kimi yerde koca mera, hepsini çatır çatır sattılar. Kınık’taki talanı durdurmak, Kınık’a hizmet getirmek ve bir daha sizin malınıza el uzatmamak, malınıza uzanan elleri kırmak için Sema Başkana destek bekliyorum. Değerli arkadaşlar, bir de buradan Recep Tayyip Erdoğan’a bir şey söylemem gerekiyor. Esasen o bizimle kavga etmek istiyor, hakaret ediyor, iftira atıyor. Onunla hiç ilgilenmiyoruz. Benim derdim Kınık’taki işsizlik. Benim derdim Kınık’taki yoksulluk. Benim derdim geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı. Ama bugün bu konuları ilgilendiren bir şey söylemiş. Çıkmış diyor ki ‘Yahu şu anda Cumhurbaşkanı AK Partili, hükümet onda, yerel yönetim de onda. AK Partili belediyeler olduğu zaman Ordu’nun kılına zarar gelmez.’ Yani Ordu’da konuşurken demiş ki, eğer AK Parti belediyesi bizdeyse, büyükşehir bizdeyse kılınıza zarar gelmez. Yoksa kılınıza zarar gelir diyor. Ben Ordu’ya hizmet etmem diyor, lafın devamını şöyle bağlamış. ‘Bizim olmadığımız bir büyükşehir belediyesi doğal gazı nasıl getirecek, biz varsak doğal gaz var. Biz yoksak doğalgaz yok’ demiş. Erdoğan, Hatay’da bir hadsizliğe kalkıştın, depremzedelerin gözünün içine baka baka ‘Büyükşehir bizde olmadığı için hizmet gelmedi, mahzun kaldınız değil mi?’ dedin, bir de utanmadan kendini alkışlattın. Zonguldak’ta tekrar ettin, şimdi utanmadan, sıkılmadan eğer belediye AK Partili değilse doğal gaz vermeyeceğini söylüyor. Oysa CHP’li birçok belediye gaz firması ile anlaşmasını yapıyor, tıkır tıkır gazını getiriyor. Bugün sabah Dikili’deydik, Dikili Belediye Başkanımız gaz şirketi ile anlaşmış, merkezde 5 bin aboneye bağlatmış, devam ediyor. Ama Erdoğan oy için şantaj yapmaya, tehditte bulunmaya, oy için vatandaşın gözüne baka baka yalan söylemeye devam ediyor. Siz Kınıklılar dürüst, çalışkan, namuslu insanlarsınız. 31 Mart’ta bu hadsizlere haddini bildirmeye, onları sandığa gömmeye var mısınız?
“AK PARTİLİ KARDEŞİME LAF ETMEM”
Ben Tayyip Erdoğan’a laf ederim ama AK Partili kardeşlerime laf etmem. Ben gerektiğinde Devlet Bahçeli’ye cevap veririm ama MHP’li kardeşlerime laf etmem. Neden? Çünkü ben CHP’nin Genel Başkanıyım. CHP ne demek, CHP baba evi demek. Herkes baba evine doğar, baba evinde büyür. Sonra kimi yakında oturur, kimi ırakta oturur. Kimi büyüğüne gitmek ister, kimi küçüğü ile yetinir. Ama huzuru kaçan, başı sıkışan, dara düşen bilir ki baba evinin çorbası kaynamaktadır, bacası tütmektedir. Bugün geçmişte iyi olsun diye AK Parti’ye oy vermiş ama babasının, dedesinin partisi, bugün onun için bir umut olan insanlarımız var. Artık darlanıp, kandırılıp, yoksulluktan, işsizlikten sıkılıp gelip de baba evine gelmek isteyenler için baba evinin kapısı ardına kadar açıktır. Herkesin yeri baba evinde başköşededir. Tut ki baba evinin kapısına dineldin, geliyor birisi, sokmayacaksın onu. Der ki, kardeşim niye sokmuyorsun? Tapusu sende mi? Vallahi Kınıklılar baba evinin tapusu bende değil, Kemal Beyde de yoktu. Ne Bülent Ecevit’te vardı, ne rahmetli İsmet Paşa’da. Baba evinin tapusu bir kişiye kayıtlıdır, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk. O yüzden, Tayyip Erdoğan’a kızın ama AK Partililere kızmayın. Onları baba evine davet edin. Devlet Bahçeli’ye kızabilirsiniz ama MHP’ye oy veren komşunuzu ziyaret edin, anlatın deyin ki ‘Bugüne kadar gelmeyen hizmeti getirmeleri için, gülmeyen yüzleri güldürmeleri için, doymayan çocuğu doyurmaları için, yoksulumuza, işsizimize, hastamıza, yaşlımıza sahip çıkmaları için biz de Kınık’ta artık CHP’li belediyeleri tercih edelim.’ Bakın İstanbul’u kazandık, diyorlardı ki ‘Sosyal yardımları kesecekler.’ Ekrem Başkan tam 4 katını yapmış. Ankara’yı kazandık, sosyal yardımları kesecekler, Mansur Başkan 5 katını yapmış. Hiçbir CHP’li belediyede ne maaşı kesilen var, ne yardımı kesilen var? Engelli yardımı alan bil ki 2-3 katını alırsın. Sosyal yardım alan, bil ki 2-3-4-5 katını alırsın. CHP gelirse, yüzün güler, CHP gelirse karnın doyar, başın sıkıştığında, zora düştüğünde, dara düştüğünde gel baba evine CHP ile birlikte şehrini de büyüt, kendini de rahat ettir. CHP’ye, Sema Başkana oy istiyorum. Destek istiyorum. Kocaman bir alkış istiyorum.
“14 MAYIS’TA OY ATANLAR ATSA KINIK’I KAZANIYORUZ”
Onun yapamayacağı bazı işler olacak. Büyük işler, onu büyükşehir belediyesi yapacak. Büyükşehirde de bir adayımız var. Tanıdığınız, bildiğiniz ama tanımayanlar tanıdıkça şunu görecekler. Hani son derece kararlı, güler yüzlü, vefalı, hızlı karar veren ve çok iyi ekip kuran ve koordine eden bir yapısı var. Daha önce yaptığı bütün işlerde mesleğinde çok başarılı bir cerrah, cerrah titizliği ile çalışıyor, başarılı bir yönetici ve çok başarılı bir belediye başkanıydı. Şimdi, İzmir Büyükşehir ona o da Kınık’a emanet. Ben Kınıklı bir kardeşiniz olarak belediye başkanlığı seçimlerinin önemi şu, liderler kendi memleketlerinde başarılı olmak ister. Seçim akşamı bir gözüm, bir kulağım Manisa’da olacak, bir gözüm ve bir kulağım da Kınık’ta olsun mu? Söz mü? Bakın ne güzel şeyler olacak. Bir daha geldiğimde size diyeceğim ki, iyi ki bana söz verdiniz, sözünüzü tuttunuz, iyi ki Kınık Kınık’a yakışır şekilde seçimi kazandı. 14 Mayıs günü CHP’ye oy atanlar, sadece onlar atsa zaten biz Kınık’ı kazanıyoruz. Bölünmeme, parçalanmama, küsmeme ve sandığa koşa koşa gitme zamanı. Bu seçimi elbette Sema Başkan alır. Elbette sevgili İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Cemil Tugay alır ama siz istemezseniz kimse alamaz. Siz kırgın, küskün varsa onu bulmaya, yılgın varsa onu oy vermeye koşturmaya, ikna edemiyorsan edecek birilerine söylemeye, bu seçimi almak için var gücünüzle çalışmanıza ihtiyacımız var. Bu seçimi 31 Mart’ta alacak mısınız? Ben kimseye değil elbette adaylarıma ama en çok da size güveniyorum. Kınık kalk ayağa bu seçimi al, kal ayağa artık Kınık’ın makus talihi ortadan kalksın. Ben sizinle birlikte o bugün ilk kez çaldığımız, sizin de çok sevdiğimiz seçim şarkısını, bir kez de Kınık’ta hep beraber söyleyeceğiz. Ama önce Kınık seçimleri kazanacak, Kınık ittifakını; İzmir seçimlerini kazanacak, İzmir ittifakını; Türkiye seçimlerini kazanacak, Türkiye ittifakını. Yani bütün sosyal demokratları, bütün muhafazakar demokratları, bütün milliyetçi demokratları hep birlikte yürekten alkışlayalım, onları güçlü alkışlarımızla motive edelim. Biz biriz, beraberiz, biz başaracağız.”
]]>İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, aday tanıtım toplantısı için gittiği Balıkesir’de teşkilatlarıyla ve vatandaşlarla bir araya geldi.
“ORDUNUN YARGILANDIĞI DÖNEMDE ERGENEKON’DAN YARGILANDI VE VATANINI SEVEN BİR İNSAN OLARAK TESCİLLENDİ, GERİ DÖNDÜ”
Meral Akşener, Aday Tanıtım Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, İYİ Parti’nin pek çok siyasiler tarafından eleştirildiği zor bir dönemde Turhan Çömez’in partiye katıldığını anlatarak, “Turhan Çömez’i çok eski tanıyorum ben. Milletvekili olmazdan evvel, doktorluğu döneminden tanıyorum. Çırpına çırpına hasta iyileştirdi, paranın peşinde koşmadı. Sonra siyasete girdi, o siyaset yaptığı dönemde de Türkiye’nin birliğine, bütünlüğüne karşı devletimizin kurumlarıyla el birliği yaptı. Bu ülkenin refahı, esenliği, başka Alilerin şehit olmaması için başka Zeyneplerin, başka Ayşelerin acı çekmemesi için, anaların acı çekmemesi için devletimizin kurumlarının işaret ettiği noktalarda çalıştı ben şahidim. Sonra bir ters rüzgar esti, bir baktık düşman olmuş. Bir baktık düşman kuvvet olmuş. Yılmadı mücadeleden ama bu ülkeyi de satmadı, gidip şikayette bulunmadı. ve sonuçta onun iradesi onun direnci netice itibariyle Türkiye’ye başı dik, alnı açık, hırsızlık yapmadan, çalmadan, çaldırmadan bir siyasi dönem geçirdiği tescillenerek; oculukla, buculukla alakası olmadığı tescillenerek… Ergenekon’dan yargılandı, ordunun yargılandığı dönemde Ergenekon’dan yargılandı. ve sonuç itibariyle vatanını seven bir insan olarak tescillendi, geri döndü” ifadelerini kullandı.
“BİZ BİR TEK ŞEY İÇİN UĞRAŞTIK, O DA BU UCUBE SİSTEMİN DEĞİŞTİRİLMESİ”
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İYİ Parti’nin kuruluşundan itibaren tek amacının parlamenter sisteme geri dönülmesi olduğunu hatırlatarak, “İYİ Parti’nin hür ve müstakil olarak kurulması, hür ve müstakil olarak bu seçimlerde seçimlere katılması herkesin sinirini bozdu, herkesin asabını bozdu. Bu tahterevalli harika bir şeymiş, bu kayıkçı kavgası muhteşem bir şeymiş. Ama İYİ Parti sizler tarafından kurulduğundan itibaren biz bir tek şey için uğraştık. O da şu; bu ucube sistemin değiştirilmesi. Bu tek adam sisteminin değiştirilmesi, Cumhuriyetin kuruluş ayarlarına geri dönmesi. Mesele Sayın Erdoğan meselesi değildir. Sayın Erdoğan’ın zamanı doluyor. Yerine her kim gelirse gelsin bir sene sonra yüzde 100 aynı olacak, buradan her türlü değerim üzerine yemin ederek söylüyorum ki aynı olacak. Yani en dürüst arkadaşımızı koyalım oraya, bir sene sonra aynı olacak. Dolayısıyla bu sistemin bozukluğu Türkiye’yi bozdu. Kişiler üzerinden değil, sistem üzerinden konuşuyoruz. Dolayısıyla 1 kişinin 2 dudağı arasına sıkıştırılmış bir Türkiye’de, Balıkesir gibi yani Türkiye’nin önemli ama aynı zamanda bugüne kadar ‘zengin’ kabul edilebilen bir şehrinde bile işsizlik varsa bu sistemdendir. Eğer tarımda zorluklar devam ediyorsa kayırmacılık varsa; senin adamın, benim adamım deniliyorsa bu sistemdendir. Dolayısıyla bu sistemin değiştirilsin ve bu sistemin yerine gerçekten hukukun üstünlüğü, gerçekten adalet, gerçekten liyakat, gerçekten demokrasi uygulanabilsin” diye konuştu.
“‘140 BİN İNSANA YARDIM EDİYORUM’ DİYEREK ÖVÜNEMEZSİNİZ”
Akşener, yardım edilen insanla övünmek yerine bu kadar çok yardım edilecek insan olması sorununun çözülmesi gerektiğine dikkat çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Devletin oluşturduğu o ekonomik değer, sizin vergilerinizle, bizim vergilerimizle oluşan o ekonomik değer; yandaşlara peşkeş çekilemez. Sonuç itibariyle o oluşturulan değer vatandaşın, milletimizin oluşturduğu ekonomik değer tekrar vatandaşımızın, milletimizin emrine sunulur. Onun için de denetleme vardır, denge vardır. Emekliyi siz 5 tane ayrı maaşla oyalayamazsınız. Bir şehirde ‘140.000 insanı yardımla geçindiriyorum’ diyerek övünemezsiniz. ‘140.000 insana yardım ediyorum’ diyerek övünemezsiniz. Bu ne demek biliyor musunuz? Bir şehirde 140.000 insanın yardımla yaşadığı anlamına gelir ki bu da rezalet bir şeydir. Elbette devlet açını doyuracak, çıplağını giydirecektir orada bir sorunumuz yok. Elbette onun görevidir ama öncelikli iş o evlerin refahını sağlamaktır. Öncelikli iş tayin edemeyeceğin kadar, ihtiyacın olmayacak kadar öğretmen yetiştirmemektir. Yetiştirdiysen ertesi gün tayin etmen gerekir. Hem öğretmen yetiştiriyorsun hem de onları tayin etmiyorsun süründürüyorsun. Bu olmaz, olamaz; insan haklarına da insan onuruna da aykırıdır.”
“BÜTÜN BUNLARIN HER BİRİNİ DEĞİŞTİRECEK OLAN ŞEY, UCUBE SİSTEMİN GİTMESİDİR”
Akşener, tüm sorunların çözülmesi için Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nden parlamenter sisteme geri dönülmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bütün bunların her birini değiştirecek olan şey, ucube sistemin gitmesidir. Biz bununla ilgili olarak 2019’da elimizden geldiği kadar, ne gerekiyorsa, üstümüze ne düşüyorsa yaptık. Allah’ım şahittir ve bir süre sonra inanıyorum ki milletim de bunu görüp hakkımızı teslim edecektir. Ama başaramadık. Şu sebeple, bu sebeple başaramadık. Varsayalım bütün suç benimdir. Böyle dediğim zaman arkadaşlarım kızıyor ama varsayalım benimdir. Yahu değiştirmiyor ki meseleyi. Çekin beni, ucube sistem yerinde. Dolayısıyla bu başarısızlığın sebebi nedir? Bu tahterevalliden mutlu ve memnun olan sistemdir. Bu sistemden beslenen kişilerdir, kişiliklerdir. Biz buna karşıyız. Biz buna karşı olduğumuz için bulunduğumuz partilerden ayrılarak bir büyük mücadeleyle bir araya geldik ve Türkiye’nin samimi, dürüst, bu ülkeyi seven ve bu ülke için, millet için gerekirse canını, istikbalini ortaya koyan; kadın, erkek, gençlerden oluşan bir aile kurduk. Parti diyemiyorum, aileyiz. ve bu aileye her şey yapıldı ama yıkılamadı” dedi.
“İYİ BELEDİYECİLİĞİ SUSURLUK’TA YAŞADIK, BÜYÜKŞEHİRDE DÜŞÜNÜN”
Meral Akşener, yerel seçimlerde izledikleri yol haritasına değinerek, konuşmasına şöyle devam etti:
“Eğer biz bu yerel seçimlerde aday çıkardığımız şehirlerde, ki her yerde kendi başımıza aday çıkarıp yol yürüyoruz. Bu aday arkadaşlarımızın ilçelerde, beldelerde, şehirler ve büyükşehirlerde kazanmalarını sağladığımız zaman neyi ortaya koyacağız? Bir, bu ülkeyi yöneten iktidar partisi diyecek ki; ‘Eyvah artık insanlar uyutamayacağım. Çünkü millet benim kulağımın yarısını morarttı.’ Diğer tarafta diyecek ki; ‘Eyvah yan gel Osman devri bitti benim kulağımın yarısı da morardı.’ Çalışkan, hizmet eden ve beni dinleyen benim sözcülüğünü yerine getiren ve adı üstünde iyi belediyeciliği… Susurluk’ta yaşadık işte, büyükşehirde düşünün… İyi belediyeciliği ortaya koyan, sosyal belediyeciliği ortaya koyan ve ayırmayan, çalmayan, çaldırmayan, objektif, hukuka uygun, adalete uygun, bir belediyeciliğin hayata geçirildiği andan itibaren ne olacak biliyor musunuz? 2028’de herkesin eteği tutuşacak, herkes hoplayacak ve herkes gelecek tek tek seçmenin gözünün içine bakacak. Çünkü diyecek ki ‘Ben ancak oculuk buculuk üzerinden bugüne kadar yan geldim, yattım. O harika milleti birbirine düşürdüm. Bütün değerlerimi yerin dibine soktum ama artık işler zor, artık bu iş pahalı oldu. Onun için ben artık seçmenimizin, milletimin gözünün içine bakarak ne istediğini anlamak ve projeler üzerinden, hizmet üzerinden yarışmak zorundayım. Balıkesir Büyükşehir Belediyesinde, ilçelerinde yapılanlardan gördüm ki bunlar bizi götürecek. Bursa’da götürecek… ama neyle götürecek? Şuculuk, buculuk üzerinden değil hizmet üzerinden götürecek’.”
“SEÇMENİN ÖZNE OLDUĞU BİR YENİ SİYASİ ANLAYIŞI HAYATA GEÇİRMEK İÇİN ÇOK ZORLUKLAR ÇEKTİK”
İYİ Parti’ye yönelik sert eleştirilerin ve baskıların olduğu bir süreçte İYİ Parti’den aday olanların her türlü zora direnerek bu yolu tercih ettiğine dikkat çeken Akşener, “Seçmenin velinimet olduğu, seçmenin özne olduğu bir yeni siyasi anlayışı hayata geçirmek için, sizlerin emrine verebilmek için çok zorluklar çektik. Gerçekten çekmeye de devam ediyoruz ve böyle bir partide Turhan Çömez ve diğer arkadaşlarımız çıktılar, dediler ki; ‘Biz adayız.’ Çok kolay bir şey değil. Nedir bu? Her türlü zora direnmektir. Nedir bu? Asacak billboard bulamamaktır. Nedir bu? Ağaca aslın posterinin valiler tarafından indirilmesine göz yummak zorunda kalmaktır. Ama bizimki göz yummadı, gıcığın önde gideni…” dedi.
“BÖYLE BİR SİSTEMDE KAYBEDEN HER SEFERİNDE MİLLET OLUYOR”
Bu sistem içerisinde kaybedenin her zaman millet olduğunu vurgulayan Akşener, “Böyle bir sistemde kaybeden her seferinde millet oluyor, kaybeden memleket oluyor kaybeden seçmen oluyor. Demin hepimizin içine işleyen, iş zora geldiğinde ise tabutun içine giren o insanların çocukları oluyor. Onun için abu ülkenin kaynakları var. Bu ülkenin namütenahi imkanları var. Yeter ki iyi yönetilsin. Biz bu yönetme işlemine inşallah belediyelerden başlayacağız ve 2028’de Allah’ın izni, sizlerin teveccühüyle o ucube sistemi de değiştirmek sözüyle birlikte inşallah 2017’de çıktığımız yolun sonunda hedefe ulaşacağız. ve ondan sonraki fasılda da belediyelerdeki başarımızı bu ülkeyi yönetmekte göstereceğiz” diye konuştu.
“BÜTÜN UYARILARIMIZ ÖNCE KÜFÜRLE KARŞILANIYOR AMA DAHA SONRA DENİLİYOR Kİ ‘BUNLAR HAKLIYMIŞ'”
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, zamanın kendilerini haklı çıkarttığını belirterek, “Yepyeni bir bakış açısıyla bu ülkeyi önce Balıkesir’den, Bursa’dan yönetmeye başlayarak ondan sonra da 2028’de makus talihimizi gerçekten değiştireceğimize olan inancımla bugün bu toplantıda sizlerle beraberim. O kadar mutluyum ki artık salonlara daha rahat geliyoruz. O kadar mutluyum ki dediklerimiz çıkıyor. Bütün uyarılarımız önce küfürle karşılanıyor ama daha sonra deniliyor ki ‘bunlar haklıymış.'” dedi.
“2010’DAKİ REFERANDUMA GİDİLMESE 15 TEMMUZ OLMAZDI”
2010 Anayasa Değişikliği Referandumu sürecinde milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanvekili olduğunu hatırlatan Akşener, Anayasa değişikliğinin gerçekleştirilmemesi için yaptığı çalışmaları şu sözlerle anlattı:
“O meşhur Anayasa değişikliğinin yapılmaması için, bazı bilgilerim de vardı. Ak Parti’nin ne kadar kallavi adamı varsa hepsine tek tek gittim. ‘Yapmayın’ dedim. ‘Yol, su, elektrik olarak bu ülkenin boynuna bir bumerang saplanacak’ dedim. Bunlardan bir tanesi o günün Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’dir. Kim varsa gittim. Yani aklınıza kallavi abilerden kim geliyorsa gittim, dinletemedim. ve o Anayasa değişikliği yapıldı. Ne için yapıldı biliyor musunuz? 2009’daki yerel seçimde ön gördükleri oyu alamadıkları için, seçmeni politize etmek, seçmeni kutuplaştırmak için, yine bir diğer alanı da düşmanlaştırmak için yapıldı. Bir de ‘yargıda kendi adamlarımı koyar mıyım’ diye yapıldı. O 2010’daki referanduma gidilmese, o mecliste yapılan o değişiklik olmasaydı 2016 15 Temmuz’u olmazdı! ve bu millet devleti sokaktan, devleti köprüden toplayıp gelmek zorunda kalmazdı. ve hala bir fetö belasıyla mücadele etmek zorunda kalmazdı.”
“BU ÜLKENİN YENİ BAŞTAN KURULUŞ AYARLARINA DÖNMESİNİ SAĞLAYACAĞIZ”
İYİ Parti’nin kazandığı belediyelerle vizyonunu kanıtlayacağına olan inancını dile getiren Meral Akşener, “Bugün de diyorum ki Turhan Çömez ve ilçelerdeki arkadaşlarımızı seçin. Çünkü bu büyükşehirlerde bizim yönetimi devralmamız şunu sağlayacak; hukuk, adalet yerlerde, liyakat yerlerde ve en önemlisi gençlerin umudu yerlerde. Bunu yerden toplayıp tekrar yerli yerine oturtmayı gerçekten Allah bize nasip edecek sizlerin teveccühüyle. ve bu ülkenin yeni baştan kuruluş ayarlarına dönmesini sağlayacağız. Ama bizim iş görme, bunu ispatlamaya ihtiyacımız var. Bu ihtiyaç da belediyeleri kazanmaktan geçiyor” diye konuştu.
“DAHA İYİ BİR YÖNETİM ANLAYIŞINI MİLLETİMİZE GÖSTERMEK, İSPAT ETMEK FIRSATINI İSTİYORUM”
Akşener, konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı:
“Sayın Erdoğan yerinde oturacak kimse merak etmesin, şu anda oturacak. Diğerleri de yerinde oturacak Sayın Özgür Özel de yerinde oturacak herkesler yerinde oturacak ama herkes diyecek ki ‘eyvah eyvah sandalyeler yandı gülüm keten helva.’ Çünkü daha iyi bir yönetim anlayışını milletimize göstermek, ispat etmek fırsatını istiyorum. Bunu yaptığımız zaman bakın dikte edenler, buyruk verenler, sizi görmeyenler ve bir uçtan bir uca kutuplaştıranlar; bana inanın, gelip karşınızda hazır ola geçip temennada bulunmuyorlarsa adımı değiştireceğim. Çünkü seçmen velinimettir ve bu unutuldu. Biz bu işi başaracağız, Allah’ım inşallah nasip edecek.”
BALIKESİR BÜYÜKŞEHİR VE İLÇE BELEDİYELERİNİN ADAYLARI AÇIKLANDI
İYİ Parti Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Turhan Çömez, Manyas Belediye Başkan Adayı Gülay Kurt, Gönen Belediye Başkan Adayı Fedai Coşkun, Erdek Belediye Başkan Adayı Arif Demir, Marmara Belediye Başkan Adayı Ceyhun Targın, İvrindi Belediye Başkan Adayı Önder Lapanta, Karesi Belediye Başkan Adayı Mustafa Lemi Aytekin, Havran Belediye Başkan Adayı Murat Hançer, Edremit Belediye Başkan Adayı Hakan Eroğlu, Savaştepe Belediye Başkan Adayı Osman Özgür Alaca, Gömeç Belediye Başkan Adayı Halil İbrahim Pehlivan, Burhaniye Belediye Başkan Adayı Uğur Çetin oldu.
Ayrıca, 2019 Yerel Seçimlerinde göreve seçilen İYİ Partili Susurluk Belediye Başkanı Nurettin Güney, yeniden görev yaptığı ilçesinde aday olarak gösterildi.
]]>İddiaya göre, geçtiğimiz Salı günü gece saatlerinde Şişli’den taksiye binen kadın müşteri Sultanbeyli’ye gitmek istemişti. Sultanbeyli’ye gelen kadın, yaklaşık bin lira tutan taksi ücretini ödememişti. Taksici Serhat Dizgin, kadından taksi ücretini istemişti. Taraflar arasında tartışma çıkmıştı.
Kadın “beni elledin” diyerek iftira atmıştı
Araçtan inen kadın, “beni elledin” diyerek parayı vermeyi reddetti ve polis çağıracağını söylemişti. Bunun üzerine Dizgin de kadına “Tamam polise gideriz. İftara atarak paramı mı çalacaksın. Hadi polise gidelim. Aracın içinde de kamera var. Her şey kayıtlı” diyerek kadına tepki göstermişti. Taksi ücretini ödemeyen kadın yürüyerek yoluna devam ederken, o anlar ise kameraya yansımıştı.
“O kadar yol gittim, emek verdim. Karşılığı iftira olarak geldi”
Taksici Serhat Dizgin o anları anlattı. Dizgin, “Kadını taksiye aldım, yolda gidiyordum. ‘Gebze’ye gideceğim’ dedi. Beni çok gezdirdi. ‘Gidelim alkol alalım, alkol içmem lazım’ falan dedi. Bende arabada alkol içmenin yasak olduğunu söyledim. Gebze’ye giderken, Sultanbeyli’ye dönmek istedi. Sultanbeyli’ye girdik, oraya girmemizle arabayı tekmeledi. Onu taciz ettiğimi söyledi, ‘ırgat’ dedi. Arabanın kapısını birden açtı, bağırdı. Taksicilere bir nefreti varmış. ‘Hepiniz ırgatsınız’ dedi. Sonra arabadan indi, ‘beni elledin, taciz ettin’ dedi. Ben den kameramı açtım, arabanın içinde de kameranın olduğunu belirttim. Para için böyle iftara atmasına gerek olmadığını söyledim. Zaten gerekli her şeyin kayıtlı olduğunu söyledim. Bu şekilde paramı çaldığını söyledim. Bu bildiğin hırsızlık. O kadar yol gittim, emek verdim. Karşılığı iftira olarak geldi. Bir şoka uğradım, afalladım. 10 saniye düşündüm, ne oluyor dedim. Allah’tan kamera var, o yüzden içim rahatladı. Kamera olmasa her gün böyle insanlarla uğraşacaktım” dedi.
“Burada kamera var, devlet var, kimseye iftira atamazsın. Kimsenin parasını çalamazsın”
Kadının sarhoş olabileceğini söyleyen Dizgin, “Kafası güzel olmasa, böyle hareketler yapmazdı. Uyuşturucu bulmamı istedi, bulamayacağımı söyledim. Memleketten yeni geldim, çalışıyorum. Taksicilerin uyuşturucu bulduğunu söyledi. Taksicilerin hiçbirinin böyle bir şey yapmadığını söyledim. Sonra korsanı aradı, ‘bu taksici işi çözemiyor, gel beni buradan götür’ dedi. Ondan başka bir şey istemedi. Gelip götürmesini söyledi. Adam da ona’ gece gece ben senle uğraşamam’ dedi. Yüzüne kapattı. Çok alkollüydü, ayakta duramıyordu. 780 civarında ücreti vardı. Anneme, bacıma küfür etti. Anneme küfür ettiği için ben bunu yayınladım. Yoksa üstünü kapatırdım. Anama, bacıma küfür edince bir de üstüne iftira atınca, paramı çalınca ağırıma gitti. Bu çeksin ki diğerleri böyle yapmasın. Taksicilere önyargı var. Polis bunu gösterebilir. Burada kamera var, devlet var, kimseye iftira atamazsın. Kimsenin parasını çalamazsın. Bu kadar yol gidip, parasını çalıp, küfür edemezsin. Kim olursa olsun dedim, en çok canımı alabilirler. Bana ‘ben sana burada ekmek yedirmem, arabanı da bağlarım. İsmini de verdim, plakayı da çektim’ dedi.” – İSTANBUL
]]>Sanayi işletmeleri son dönemlerde çırak ve usta bulmak konusunda sıkıntı yaşıyor. Gençlerin sanayiye karşı ilgisizliği nedeniyle piyasada yetiştirecek çırak olmamasından yakınan ustalar, bugünlerde yetişen çırak sayısının azalması nedeniyle ilerleyen dönemlerde usta sayısının azalmasından endişe ediyor. Çırak olmadığı için bütün iş yükünü kendi başına üstelenen sanayiciler, gelen çıraklara ise meslek öğrenmeyi amaçlamadıkları ve sadece para kazanmak istediklerini öne sürerek tepki gösterdi. Ailelerin de sanayiye karşı olumsuz bir bakış açısı olması nedeniyle eski çırak kültürünün kalmadığından bahseden ustalar çırağın çekirdekten yetiştirilmesi gerektiğine vurgu yaparak meslek liselerine ve çıraklık okullarına gereken önemin gösterilmesini istedi.
“Benim arkamdan gelip bu işi yapacak adam kalmadı”
Sanayici Doğan Türkmenci, yetiştirecek çırak bulamamaları nedeniyle bulundukları durumdan şikayetçi olduklarını belirtti. Gelen çırakların da 1-2 gün burada çalışıp, mesleği öğrenemeden bıraktığını dile getiren Türkmenci, “Eskisi gibi değil. Çekirdekten yetiştirme kalmadı. Çırakların bu işleri öğrenmesi için sanayide çalışması lazım. Yetiştiremediğimiz zaman biz kendimiz çalışmak zorundayız. Çıraklığı yap, ustalığı yap, adamın arabasının parçasını getir. Hepsine git gel yapıyoruz. Biz bu konuda çok sıkıntıdayız. ya bu okulları komple bitirecekler, ya da ilkokuldan veya ortaokul bitirenler bu çıraklığa başlayacak. İşi öğrenecekler ya da bu işler bitecek. 16 yaşındaki adam bu işi öğrenmiyor. Geliyor, senin yanına anca takımı getiriyor. Parasını alıyor, işine bakıyor. Sonra da çekip gidiyor ve böyle kalıyor. Ben 20-25 senedir bu işle uğraşıyorum, yanımda çırak yetiştiremiyorum. Benim arkamdan gelip bu işi yapacak adam da kalmadı” dedi.
“Çırak yok ki usta yetişsin”
Motorcu İsmail Ünlüce, çırak sorunun sanayinin en büyük sorunlarından birisi olduğunu söyledi. Gelen çırakların okuldan olduğunu, onların da çok durmadığını ifade eden Ünlüce, “Zaten onların çalışma gibi bir amaçları yok. Bu sene ben meslek lisesinden 4 defa çırak aldım ama çocuklar çalışmıyor, devamsızlıkları çok oluyor. Eskiden bir kültür vardı, çıraklar alt yapıdan yetişiyordu. Şu anda artık çırak olayı da kalmadı. Gelen çocuklar çalışmıyor. Çırak yok ki usta yetişsin. Çıraklar gelmiyorlar, çalışmıyorlar. Yazın geliyorlar. Aslında yaz dönemlerinde 3 aylık tatilde ya da ara tatillerde gelenler vardı, artık onlar da gelmiyorlar. O çırak kültürü kalmadı” şeklinde konuştu.
“Gençler ne yazık ki artık sanayilerden iyice uzaklaştı”
Sanayideki çoğu kişinin aksine çırak sıkıntısı yaşamayan usta Ahmet Çelikel ise meslek liselerine gereken önemin verilmediğinden bahsederek şu şekilde konuştu:
“Komşu esnaflardan duyduğumuz kadarıyla bir çırak sıkıntısı mevcut. Yani okullarda yetişen eleman az. Anladığımız, duyduğumuz kadarıyla okullardaki eğitim seviyesi biraz düşükmüş. Yani tam bir eğitim alamıyorlar. Meslek liselerine eskisi gibi önem verilmiyor, stajyer öğrenci gelmiyor. Ondan dolayı böyle bir sıkıntı yaşanıyor. Bir de yeni nesil gençler ne yazık ki artık sanayilerden iyice uzaklaştı. Gelecek yıllarda usta da bulunmayacak. Yavaş yavaş bu şekilde problemler doğacak. Biz dışarıdan bir eleman aldık, onu çıraklık okuluna kaydettirdik ve oradan eğitimini devam ettiriyor. Haftada 1 gün eğitime gidiyor, onun haricinde bizim burada duruyor ve kendimiz eğitimini veriyoruz. Zaten insanlar artık kolay para kazanma peşindeler. Yani kimse buradaki soğuğu çekerek çalışmak istemiyor. Bunu aileler de istemiyor. Bundan dolayı da kimse sanayiyi tercih etmiyor.” – ESKİŞEHİR
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yapımı tamamlanan İstanbul’daki Kağıthane-Gayrettepe Metrosu’nun açılış töreni, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla bugün yapıldı. AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum’un da yer aldığı açılışta konuşan Erdoğan, metro hakkında bilgi verdi.
Erdoğan, şunları söyledi:
“BİZ SÖYLEDİK Mİ, ORTADA BIRAKMAYIZ: Biz söyledik mi, yaparız. Ortada bırakmayız. Belediye başkanlığımdan tutun, daha sonra hükümete geldik ve hükümette de Ulaştırma Bakanlığı olarak nasıl bu yolları, bu hızlı yüksek hızlı tren hatlarını nasıl yaptıysak aynı şekilde İstanbul’umuzda da bunu yaptık ama birileri de hatırlayın, maalesef hafriyatla ne yaptılar? Kim olduğunu biliyorsunuz, benim söylememe gerek yok. Esasen raylı sistem projelerinde en önemli, hassas, zor konulardan birisi; hattın beyni diyebileceğimiz sinyalizasyon sistemidir. Hamdolsun ASELSAN-TÜBİTAK iş birliğiyle artık bu alanda başkalarına bağımlı olmaktan kurtuluyoruz. ASELSAN sinyalizasyon sistemi için gerekli araç üstündeki ekipmanların hatlara konulacak sistemlerle istasyonlara konulacak akıllı sinyal sistemlerini TÜBİTAK geliştirdi. Biz yapıyoruz. Dışarıdan ithal yok. Yine bu hatta kullanılacak 60 adet sürücüsüz metro aracı da Ankara, Sincan Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikada üretiliyor. Savunma sanayi başta olmak üzere teknolojiye dair her konuda tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşıncaya kadar azimle çalışacağız.
MİLLETE TEPEDEN BAKANLAR KAYBETMEYE MAHKUMDUR: Bizler ‘İki günü birbirine eşit olan ziyandadır’ anlayışına sahip bir inancın mensubuyuz. Siyasette de parolamız, vatandaşlarımıza kesintisiz hizmet vermektir. Kimin ne dediğine bakmadan şehirlerimizin ihtiyaçlarını gidermeyi, sıkıntılarına çözüm bulmayı ana vazifemiz olarak görüyoruz. Bizim siyaset tasavvurumuzda millete efendilik olmaz, hizmetkarlık olur. Millete tepeden bakanlar, milleti hor hakir görenler, millete karşı kibirli, nobran davrananlar siyasette kaybetmeye mahkumdur. Şimdi 31 Mart akşamı, inşallah bunları da hep beraber göreceğiz. Türk siyasi tarihine şöyle bir göz attığınızda bunun sayısız örneğine şahit olursunuz. Milletin yetki tevdi ettiği, emaneti teslim ettiği ancak bunun hakkını veremeyen nice bakanın, başbakanın, belediye başkanının siyaset sahnesinin tozlu raflarında unutulup gittiğini görürsünüz. Aynı şekilde şehrine, ilçesine ve ülkesine kazandırdığı hizmetlerle milletin gönlüne taht kurmuş sayısız siyasetçimiz, devlet adamımız var.
HER KUL GİBİ KUSURUMUZ OLABİLİR: Bu gerçeklerin ışığında biz de kendimizi sürekli hesaba çekiyor, her gece ‘Bugün ülkemiz, milletimiz ve insanlık için ne yaptık’ sorusunu kendimize soruyoruz. Geride hayırla, şükranla yad edilecek bir miras bırakmayı arzu ediyoruz. Siyasetin inişli çıkışlı yolculuğunda bugüne kadar pek çok zorlukla, engelle, haksızlık ve hukuksuzlukla karşılaştık. Vesayetin gölgesinin ülkemizin üzerine karabasan misali çöktüğü 1990’lar Türkiye’sinde büyükşehir belediye başkanlığı yapmış bir kardeşiniz, bir siyasetçi olarak zorluklar karşısında yılmadık, yılgınlığa asla kapılmadık. Millete hizmet sevdamızla aramıza kimsenin girmesine müsaade etmedik. Her zaman söylüyorum. Biz laf üstüne laf koyanlardan değil, taş üstüne taş koyanlardan olmanın peşindeyiz. Vatandaşımızın şöyle içtenlikle söylediği ‘Allah ondan razı olsun’ duasını her türlü siyasi ve dünyevi hesabı üstünde görüyoruz. Bizim anlayışımızda ülkesine ve insanına gerçekten hizmet götürmek isteyen ya bir yol bulur ya bir yol açar ama yolda kalanlardan kesinlikle olmaz. Elbette her kul gibi bizim de eksiğimiz, kusurumuz, hatamız olabilir.
ALANIMIZA GİREN HİZMETLERDEN FAZLASINI İSTANBUL’A KAZANDIRDIK: Tüm samimi gayretlerimizle tüm çabalarımıza, tüm emeklerimize rağmen gerçekleştiremediğimiz hususlar çıkabiliyor ama şartlar ne olursa olsun, önümüze hangi engeller çıkarsa çıksın ülkeye ve millete hizmet mücadelesinden asla vazgeçmiyoruz. Zorluklara aldırmadan, sorunları gözümüzde büyütmeden, bahane arama kolaycılığına kaçmadan Türkiye Yüzyılı hedefimiz doğrultusunda sabırla yürümeyi sürdürüyoruz. Burada bir kez daha altını çizerek şu hususu ifade etmek isterim. Bizim nazarımızda 85 milyon vatandaşımızın tamamı, oy tercihlerinden bağımsız olarak eşit şekilde hizmete ve hürmete layıktır. İktidarlarımızın 21 yılı aşkın döneminin hiçbir safhasında belediyelerimizi siyasi rengine göre ayırmadık. Kampanya dönemi boyunca yaptıklarımızı anlattık, projelerimizi paylaştık, muhalefetle ilgili eleştirilerimizi açık yüreklilikle dile getirdik. Seçimin bittiği gün sandıktan çıkan iradeye saygı gösterip kaldığımız yerden hizmetlerimize devam ettik. Bu durum İstanbul için de geçerlidir. Şayet İstanbul bugün mevcut durumundan çok daha kötüye gitmemişse bunun en büyük sebebi, bizim elimizi taşın altına koymamızdır. Hükümetimizin görev alanına giren hizmetlerden çok daha fazlasını İstanbul’a kazandırarak şehrin iflas bayrağını çekmesinin önüne geçtik.
MURADINIZA ERMEK İSTİYORSANIZ MURAT’A SAHİP ÇIKACAKSINIZ: Şimdi biz neredeyiz, Kağıthane. Bu Kağıthane’nin Haliç’e bağlanan kısmının nasıl pislik olarak aktığını hatırlıyor musunuz? Belki gençler hatırlamayabilir ama anneleri, babaları bunu gayet iyi hatırlıyor. Peki, bütün bu pisliği, Boğaz’ın o pırıl pırıl temiz suyunu ne yaptık? Biz buraya bağladık, Kağıthane’ye ve Haliç’e bağladık. Ondan sonra buranın suyu ne oldu, tertemiz oldu. Biz yaptık. Söyledik mi, yaparız. Bundan sonra da yapacağız. Murat’ımızla (Kurum) yapacağız ama siz de muradınıza ermek istiyorsanız Murat’a sahip çıkacaksınız. Durmak yok. Şurada 61 gün kaldı. Yola devam. Bir taraftan belediyeler, bir taraftan hükümet olarak biz, ikimiz el ele vereceğiz ve ülkemizi ayağa kaldıracağız. İstanbul’umuzu, Ankara’mızı, İzmir’imizi, Eskişehir’imizi, Konya’mızı, Kayseri’mizi, ülkemizin 30 büyükşehrini ayağa kaldıracağız. Sadece son 2 yıl içerisinde 51 kilometrelik metro hattını İstanbulluların hizmetine sunmanın sevincini yaşadık. Sabiha Gökçen Havalimanı- Pendik Metrosu gibi önemli bir projeyi, İstanbul halkının ve bölgedeki diğer illerimizin hizmetine verdik. Elbette bunları yeterli bulmuyoruz.
FATİH’İN ŞEHRİNİ, İNŞAATA BAŞLANAN METROLARI DAHİ YAPAMAYAN ZİHNİYETE BIRAKMAYACAĞIZ: İstanbul gibi her gün büyüyen bir şehrin artan ulaşım altyapı ihtiyacına ve diğer sıkıntılarına çözüm yolları geliştiriyoruz. Atalarımız ne güzel söylemiş, ‘Uğraştıran değil, ulaştıran İstanbul.’ Bu şuurla çalışmalarımızı aralıksız devam ettiriyoruz. Gençlik yıllarım, partimin Gençlik Kolları’nın başında olduğum zamanlar, ah ah, şu Kağıthane’nin dili olsa da konuşsa. Ne günlerimiz geldi geçti buralarda ama hamdolsun, Kağıthane buralara geldiyse bizimle geldi. Şu an İstanbul genelinde toplam uzunluğu yaklaşık 53 kilometre olan 4 metro hattının inşası sürüyor. Bakırköy, Bahçelievler, Kirazlı Metro hattını, Halkalı, Başakşehir, İstanbul Havalimanı Metro hattını, Altunizade, Çamlıca Cami, Bosna Bulvarı Metro hattını, Kazlıçeşme, Sirkeci raylı sistemi ve yaya odaklı yeni nesil ulaşım projesini de tamamlayıp inşallah İstanbullulara kullanımına açacağız. Bu yılın ilk çeyreğinde dört ayrı proje kapsamındaki 34,2 kilometre raylı sistem hattımızın ve üzerindeki 18 istasyonun açılışını gerçekleştireceğiz. Fatih’in emaneti olan bu aziz şehri, inşaatına başlanmış metroları dahi yapamayan, kendi beceriksizliklerinin günahını sıradan vatandaşa yükleyen zihniyetin insafına bırakmadık, bırakmayacağız. Çünkü biz bu şehre ve insanlarına tarifsiz bir aşkla, sevgiyle bağlıyız.
SEÇİM TAKVİMİ İŞLEDİKÇE MASKELER DÜŞÜYOR: 31 Mart seçimleriyle ilgili takvim işlemeye başladıkça maskeler düşüyor. Herkesin gerçek niyeti ortaya çıkıyor. Kimin şehrine aşkla hizmet ettiği, kimin de 5 yıl boyunca üç dönüm bostan, yan gel yat Osman misali vaktini boşa geçirdiği netleşiyor. Sandıkta millete hesap verme günü yaklaştıkça görüyoruz ki, birilerinin dizleri titremeye, paçaları tutuşmaya başladı. Ülkenin ikinci büyük partisinin acemi genel başkanının birkaç gün önce belediye başkan adaylarıyla ilgili yaptığı skandal açıklama, muhalefette yaşanan panik havasının bir işaretidir. Neymiş, illerde farklı partilerden adayların olması oyunmuş, tezgahmış. Bakınız, çok açık ve net söylüyorum. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde böyle bir beyana rastlayamazsınız. Milli iradeye saygı duyulan hiçbir ülkede muhalefet partisinin çoğulcu demokrasinin bir gereği olan yarıştan korktuğunu, ürktüğünü, rakiplerinin sayısı karşısında hırçınlaştığını göremezsiniz. Meselenin çok daha vahim tarafı, suçladığı partilerin daha 8 ay öncesine kadar beraber Türkiye’yi yönetmeye talip olduğu siyasi yapılar olmasıdır.
BUNLAR ALTILI MASA’DA BERABER DEĞİL MİYDİLER: Bunlar Altılı Masa’da beraber değil miydiler? ‘Gerekirse 16’lı masa da kurarız’ diyenler değil miydiler? Ne oldu bunlara şimdi? Olay bu. Birkaç gün öncesine kadar işbirliği görüşmeleri yaptığı partileri daha içtikleri çayın dumanı kalkmadan ihanetle suçlamak, beraber siyaset yaptığı insanları ihanetle itham etmek tam bir siyasi basiretsizlik örneğidir. Gençler, Kağıthane’den sandıkların patladığını görmek istiyorum. Buna var mısınız? Kimseyi küstürmeyeceksiniz, kucaklayacaksınız. Nefret diliyle değil, kucaklayıcı bir dille konuşacaksınız. Üzerinde kurulan vesayetin zincirlerini kırma iradesi göstermek yerine sağa sola sataşarak rüştünü ispat peşinde koşandan kendi partisine de Türkiye’ye de hayır gelmez. Halbuki ortak adayla seçime gitmek nasıl demokratik bir yöntemse her partinin kendi adayını çıkarması da gayet tabiidir. Biz de Cumhur İttifakı bünyesinde diğer siyasi partilerle ortak belediye başkan adayı belirleme noktasında görüşmeler yürüttük. Halen görüşmelerimizin devam ettiği partiler var. Anlaştığımız illerde beraber yol yürüyor, anlaşamadığımız il ve ilçelerde ise demokratik bir yarış için hazırlığımızı yapıyoruz ama hiçbir şekilde kimseyi ihanetle, oyunbozanlıkla, gafletle, oyuna gelmekle, şuursuzlukla suçlamıyoruz. Çünkü seçime nasıl girilirse girilsin, nihayetinde hükmü millet verecek.
31 MART’TA KİBİRLİ ZİHNİYET, HAK ETTİĞİ DERSİ ALACAK: Onun için ne diyoruz? Yeniden İstanbul. Millet, vaatlere bakacak. Bunları gönül ve fikir terazisinde tartacak, hangi belediye başkanı tarafından şehrinin yönetilmesini istiyorsa tamamen hür iradesiyle tercihini ona göre yapacak. Biz de her zaman olduğu gibi sandıktan çıkan iradeyi baş tacı edeceğiz. Tüm bunlar apaçık ortadayken milletin iradesine şimdiden ipotek koymak, demokrasinin değil ancak dikta hevesinin bir tezahürü olabilir. Aslında bu ifadeler bunların çarpık zihin dünyalarında nasıl bir Türkiye ve nasıl bir demokrasiyi hayal ettiklerini de göstermektedir. Bunlar halen açık oy gizli sayımla milletin iradesinin gasp edildiği tek parti faşizminin özlemiyle yaşıyor. Maalesef bu partide genel başkan koltuğunda oturanlar değişse de demokrasiye tahammülsüzlükleri değişmiyor. Yıllar gelip geçiyor fakat bunların faşizan kodlarında zerre miskal gerileme olmuyor. İnşallah 31 Mart’ta sandıktan çıkacak güçlü iradeyle İstanbul başta olmak üzere her yerde demokrasiden ürken, çoğulcu demokrasiden korkan bu kibirli zihniyet, hak ettiği dersi alacaktır. İstanbul’un kronikleşen sorunlarına dair kapsamlı, detaylı ve pratik çözüm önerilerimizi, büyükşehir belediye başkan adayımız Murat Kurum kardeşimiz de kısa süre önce İstanbul halkıyla paylaştı.”
]]>Babasından gelecek haberi bekleyen Zekiye Demir, “Yaklaşık 6 aydır evden çıkmıyordu, hava almaya dahi çıkmıyordu”
HATAY – Hatay’da depremin ardından aylarca evden dışarı çıkmayan 54 yaşındaki Ayhan Demir, Pazartesi günü evinden çıktıktan sonra sırra kadem bastı. Demir’in yakınları gelecek güzel haberi bekliyor.
Kahramanmaraş merkezli depremlerde Hatay’da bir çok insanın hayatı olumsuz etkilendi. Antakya ilçesinde yaşayan 54 yaşındaki Ayhan Demir’in de asrın felaketinde iş yeri yıkıldı ve yakınları vefat etti. Deprem sonrası psikolojik olarak zor günler geçiren Demir, uzun bir süre evden çıkmayarak çevresiyle iletişim kurmadı. Demir, 22 Ocak Pazartesi günü evinden ayrılarak sırra kadem bastı. Yanına cep telefonu, cüzdan ve para almayan Demir’den haber alamayan yakınları gelecek güzel haberi bekliyor.
“Her zaman da söylüyordum gel hava alalım yürüyüş yapalım diye ama dışarıya çıkmazdı”
Eşinin yanına para ve cüzdan almadan evden ayrıldığını belirten Yeliz Demir şöyle konuştu; “Pazartesi günü kahvaltısını etti. Geldi oturdu Oturduktan sonra ben mutfağa gittim aramızda sadece kapı vardı. Burada kendisi yürüyüş yapıyordu. Bende oradaydım. Bir anda geldim buraya baktım Ayhan yok. Baktım demir kapı açık dedim kim açmış demir kapıyı çünkü kendi dışarıya çıkmaz. Hep içeride kapalı yerde öyle bir cesareti yok yani dışarıya çıksın. Her zaman da söylüyordum gel hava alalım yürüyüş yapalım diye ama dışarıya çıkmazdı. Ama öyle birden bilmiyorum kafasına ne geldi, ne düşündü birden terlikle çıkmış. Bir de üzerinde mavi bir mont vardı. Yanında kimlik yok, para yok hiç bir şey yok. Bilmiyorum nereye gider ama 3 tane komşum görmüş. Sağlık ocağının o taraflara gitmiş. Ama nereye gitmiş, nasıl gitmiş kimse görmemiş. Evimiz ve dükkanımız yıkıldı onun etkisi tabi ki var. Çünkü o içine kapanık birisiydi. 22 Ocak Pazartesi günü saat 10 civarıydı. Çıktım ilk çıktığı zaman koştum peşinden onu bulmak için ama maalesef bulamadım. Sokak sokak aradım. Bütün köyü aradım. Sordum soruşturdum maalesef gören yok. Sadece 3 kişi görmüş bir şey yapamamışlar. Ama kendisi giderken acele ediyor. Çok hızlı bir şekilde gidiyormuş. Ama neden böyle bir şey düşündüğünü hiç anlayamıyorum. Buradan çıktığı zaman durumu iyiydi. İste kafasına ne geldi, ne düşündü bilemiyorum” diye konuştu.
“Yaklaşık 6 aydır evden çıkmıyordu, hava almaya dahi çıkmıyordu”
Haber alamadıkları babasını bulmak için kolluk kuvvetlerine de başvurduklarını belirten Zekiye Demir, “En büyük kızıyım. Şu an çok kötü durumdayız. Yani hiç bir şekilde babamıza ulaşamıyoruz. Ne yapacağımızı hiç bilmiyoruz. Her yere baktık. Polisler her yeri arıyor hiç bir şekilde bir sonuç yok. Çok mutsuzuz ne yapacağımızı şu an hiç bilmiyoruz. Bekliyoruz elimizden hiç bir şekilde bir şey gelmiyor. Yaklaşık 6 aydır evden çıkmıyordu, hava almaya dahi çıkmıyordu. Birden böyle çıkıp gitmesi çok tuhaf geliyor. Babamın gidebileceği herhangi bir yer var mı bilmiyoruz” dedi.
]]>Büyükşehir Belediyesi ve hayırsever işbirliği ile hayata geçirilen, yatarak tedavi gören hastaların yakınları için projelendirilen sıcak, konforlu ve sosyal donanımlı Ali İhsan Erbil-Gülsevim Erbil ve Serpil-Mehmet İştahlı Hasta ve Hasta Yakınları Misafirhaneleri, hem takdir görüyor hem de dua alıyor. Şehir dışından gelen vatandaşlar, yeniden Cumhur İttifakı’nın Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak gösterilmesinin ardından mesaiye aralıksız devam eden Başkan Büyükkılıç’a proje için hem dua etti, hem de adaylığını tebrik ederek, başarılarının devamını diledi. Niğde’den geldiklerini söyleyen Hüseyin Öztürk, git gel sıkıntısının Hasta ve Hasta yakınları misafirhanesi ile aştıklarını ve misafirhaneden çok memnun olduklarını dile getirerek; “Biz Niğde’nin köyünden geliyoruz. Burası çok rahat, çok konforlu. Allah razı olsun imkan tanıyan insanlardan. Misafirhanede kalmamız bizim için çok iyi bir şey. Her gün git gel çok sıkıntı. Sağ olsunlar yardımcı oluyorlar. Yemekleri de çok güzel. Belediyenin projesi çok faydalı oldu. Memduh Başkan’dan Allah razı olsun. Gerçekten de çok iyi bir şey yapmışlar” dedi. Antalya’ya giderken eşinin kalp krizi geçirmesi sonucu Kayseri’ye geldiklerini kaydeden Adile Saray ise Kayseri’de böyle bir imkan buldukları çok memnun olduklarını ve burada kendilerine çok destek olduklarını ifade ederek, şöyle konuştu;
” Elazığ’dan geliyorum. Antalya’ya giderken eşim kalp krizi geçirdi. Şu an bitkisel hayatta. Felç oldu ve buraya kaldırdılar. Burada hiç kimseyi tanımıyorum. Buranın var olduğunu bilmiyordum. Allah razı olsun. Bana kapılarını açtılar. Belediyemizden Allah razı olsun. Burada bana çok yardımcı oldular. Çalışanları olsun. Bana adeta evlerini açtılar. Çok çok çok memnunum. Evim gibi burası. Hayatımda ilk defa böyle bir imkan sundular.”
Filiz Çağlar da; “Kahramanmaraş Elbistan’dan geliyorum. Onkoloji hastasıyım. Depremden bu yana buradayız biz. Allah razı olsun burası olmasaydı. Bizim halimiz ne olurdu. Gerçekten bunu kalbimle söylüyorum. Böyle bir yeri yaptıkları için Allah razı olsun. Hizmet edenlerden çok memnunuz. Bizim halimiz ne olurdu. Çok yorulduk git gel. Çok memnunuz. Bundan daha güzel olamaz” diye konuştu. Eşinin onkoloji hastası olduğunu ifade eden Eyüp Çağlar, hasta ve hasta yakınları misafirhanesinden çok memnun olduklarını kaydetti. Başkan Büyükkılıç’a yaptığı projelerden dolayı teşekkür eden Çağlar, öte yandan Cumhur İttifakına yeniden aday olan Başkan Büyükkılıç’ı tebrik ederek, başarılarının devamını diledi. Çağlar; “Kahramanmaraş’tan geliyorum. Eşim Onkoloji hastası. 40 günü aşkındır buradayım. Allah razı olsun. Böyle bir yer açandan ve işletenden. Böyle bir imkan hiçbir yerde görmedim ve duymadım. Başkanımızın akşam adaylığı açıklandı. Kendisini tebrik ediyorum. Allah hayırlı eylesin. Muvaffak eylesin. İnşallah başarılı bir şekilde alır” şeklinde konuştu.
Elva Aytaç ise, “Eşim beyin ameliyatı geçirdi Kayseri’de. Tedavisini görüyor burada. İyiyiz çok memnun buradan. Buradakiler hepsi çok iyi insanlar. Emeği geçenlerden Allah razı olsun” dedi. – KAYSERİ
]]>Odunpazarı ilçesinde yer alan Ayakkabıcılar Çarşısı’nda tamircilik yapan 55 yaşındaki ayakkabı ustası Murat Kızılaslan, kış aylarının gelmesiyle vatandaşların getirdiği botların tamiriyle yoğun mesai yapıyor. Kış mevsimi ile birlikte bot ve çizme tamir işinde yoğunluğun arttığını dile getiren Kızılaslan, bu tip ayakkabıların darlaşmış kısımlarını ısı destekli kalıplarla açarak tamir ettiğini söyledi. Usta Murat Kızılaslan, dükkanına gelen müşterilerin yoğunluğu nedeniyle siparişleri ise teknolojinin yardımıyla Whatsapp aracılığıyla aldığını belirtti. Tamir ihtiyacı olan ayakkabının fotoğrafını müşteriye çektirdikten sonra kendisine iletmesini isteyen Kızılaslan, bu sayede daha kolay işlerini hallettiğini ve karışıklık yaşamadığını vurguladı.
“Botların baldır kısımlarını ısı destekli kalıpla açıyoruz genelde”
Vatandaşların giydiği ayakkabıların arka bölümlerindeki arızalardan şikayetçi olduklarını ifade eden Kızılaslan, kadınların giydiği botların meydana gelen daralmaya karşı kalıp açma yönetimini kullandığından bahsetti. Kızılaslan, şöyle devam etti:
“İlkokulu bitirdikten sonra babam bir meslek sahibi olmamı istedi. Ayakkabı imalatçısının yanına çırak olarak verdi beni. 5 sene bu işin çıraklığını yaptım. Daha öncelerden sipariş üzerine sıfırdan ayakkabı yapardık. Ama şu an siparişlerde yoğunluk olunca, eskiye ilgi arttı. Vatandaşların alım gücü zayıfladı. Bir spor ayakkabısı 2 buçuk, 3, 4 bin lira. Ben imalatçı olduğum için spor ayakkabılarını sıfır gibi yeniliyorum. Genellikle müşteriler ayakkabıların arka kısımlarından şikayetçi. Bir de baş parmaklar ayakkabıların önlerini deliyor. Kışlıklar piyasaya çıkınca kadınlar kilo alıyor galiba botlar baldır kısımlarından olmuyor. Botların baldır kısımlarını ısı destekli kalıpla açıyoruz genelde. Spor ayakkabıların ön kısımları arka kısımları değişiyor. Önü ve arkayı değiştirmek 600 liraya mal oluyor. Erkek botlarda da fermuar arızaları bize geliyor.”
“Direkt Whatsapp üzerinden fotoğrafını atıyor, müşteriye hemen cevap veriyorum”
Müşterileriyle haberleşme yöntemine değinen Murat Kızılaslan, dükkana gelenlerin isimlerini akılda tutmasının zor olduğu için Whatsapp’ı kullandığını kaydederek, “Benim işlerim yoğun. Müşterilerimle genellikle ben Whatsapp üzerinden haberleşiyorum. Yoksa ben hangi birinin ismini aklımda tutayım ya da kağıda yazayım? Müşteri ayakkabıyı bana veriyor, fotoğrafını çekiyor, telefonumu kaydediyor. Birkaç gün sonra direkt Whatsapp üzerinden fotoğrafını atarak onarımın yapılıp yapılmadığını soruyor, müşteriye hemen cevap veriyorum. 2-3 saat sonra gel diyorum” diye konuştu.
“Ben çekirdekten yetiştiğim için işi orijinal gibi yapıyorum”
Çevredeki diğer ayakkabı tamirci esnafın işlerinin kendisinin kadar yoğun olmadığını getiren Murat Kızılaslan, “Diğer ayakkabı tamirci arkadaşların işleri benim kadar yoğun değil. Onlar hemen tamir yapıp müşteriye ayakkabıyı veriyorlar. Ama benim yaptığım ağır iş. Basit bir iş değil yani. İşlerim süper, kafamı kaldıramıyorum. Oğlum var mesela benim yaptığım işi yapamıyor. Kardeşim var karşıda o da öyle. Onlar benden görerek yapıyor. Ben çekirdekten yetiştiğim için işi orijinal gibi yapıyorum. Zaten iş yoğunluğu da buradan geliyor. Mesela biri yaptığım ayakkabıyı görüyor, beğeniyor. Başka bir arkadaşına söylüyor, onlar da bana geliyor. Özellik burada yani. İyi usta olursan iyi işin olur” şeklinde konuştu. – ESKİŞEHİR
]]>Binaları yerle bir eden asrın felaketi, şehidin fotoğraflarını yerinden oynatmadı
HATAY – Hatay’da yaşayan Tahir Mert, evladının şehadeti sonrası bağımlısı olduğu alkolü bırakma sürecinde yaşadıklarıyla duygulandırıyor. Şehit babasının, evladı için yaptığı odaysa asrın felaketini hiçbir zarar almadan atlattı.
Hatay’ın Kırıkhan ilçesi Topboğazı Mahallesi’nde yaşayan Tahir Mert’in evladı Jandarma Uzman Çavuş İrfan Mert, Hakkari’nin Dağlıca ilçesinde görev yaptığı esnada teröristlerle girilen çatışmada 2016 yılında şehadete ermişti. Evladının şehadetiyle birlikte hayat felsefesi değişen baba Tahir Mert’in yaşadıklarıysa duyanları duygulandırıyor. Oğlunun şehadetinde önce alkol bağımlısı olan baba Mert, gördüğü rüya sonrası alkolü bıraktı ve iş yerinde alkol satışına son verdi. Evladının şehadeti sonra yaşam biçimi değişen baba Mert; kısa sonra hac görevini yerine getirerek, çevresindeki insanlara örnek olmaya başladı. Şehit babasının evladı için yaptığı hatıra odasıysa asrın felaketini hiçbir zarar almadan atlattı.
“Evladım şehit olmadan evvel çok alkol alan; gece gündüz, yedi yirmi dört alkol alan bir insandım”
Evladının şehadeti sonrası bağımlısı olduğu alkolden kurtulabilmek adına günlerce dua ettiğini ifade eden şehit babası, “Evladım, hayırlısı dedik ve gitti orada göreve başladı. Hayırlısı 4 buçuk sene orada görev yaptı. 4 buçuk yılın sonunda sıcak bir çatışmaya girdiler. Teröristlerle Sıcak çatışmada şehit oldu oğlum. Rabbim bütün şehitlerimizin şehadetini kabul etsin. Hocalarımız, imamlarımız güzel haftalarca burada Kur’anlar okundu. Burada bize yardımcı oldular ve bizimle beraber o anı yaşadılar sanki. Biz de onlara çok memnun olduk. Yani bu vatandır; bugün sen gitmezsen ben gitmezsem kim gidecek bu vatanı koruyacak. Yani şehit de olabiliriz, her şey olabilir. Şimdi benim de oğlum şehit oldu tabii. Evladım şehit olmadan evvel çok alkol alan; gece gündüz, yedi yirmi dört alkol alan bir insandım. Yani alkol almadığım gün yatamıyordum. Vücudum karıncalanıyordu. Yani nasıl bir eroinman gibi olmuştum artık. Yani kırk yıllık bir alkol içicisiydim. Bilakis bunu bırakmam için ben Rabbime dedim ki ‘Allah’ım sen madem ki beni şehit babası olmaya layık gördün beni bu illetten kurtar’ dedim. Hep dua ettim, yalvardım rabbime. Rabbim de dualarıma karşılık verdi” dedi.
Gördüğü rüyayla birlikte namaza başladı ve ağzına bir daha alkol sürmedi
Duaları ve yalvarışları sonrası gördüğü rüyayla birlikte namaza başladığını, iş yerinde alkol satışını bıraktığını ifade eden şehit babası, “Bu arada biraz yattıktan sonra ben sağ tarafa doğru yatarken iki elinin üzerinden böyle bir kişi geldi bana, böyle vücuduma hafif böyle dokundu. Ben kendim şöyle düşündüm. Dedim herhalde kapıyı ben kilitlemedim, açık bıraktım. Sabah oldu, herhalde müşteri geldi. Sol tarafıma döndüm ve bir karartıyla karşılaştım. Geliyorum arkadaş dedim ve o ara kapıyı açtım işte o karartı öbür kapıdan da çıktı, gölge gitti. Tekrar ben kapıya baktım, kapı kilitli. Allah’ım dedim, bu kimdi. Bu kadar güzel bir dokunuştu ki yani bu kadar güzel bir dokunuş olamaz, bedenimi sardı o dokunuş. Bir müddet daha sonra sabah ezanı okundu. O sabah ezanı o kadar ruhuma dokundu ki bu kadar ezanlar okundu ama o dokunuş, o ezanın sesi beni daha fazla bir aleme götürdü. Ben dedim ki bu sabah namazını kılmam lazım, bu adam beni namaza kaldırdı. Dolapta bir yarım şişe bir viskim vardı onu önce lavaboya döktüm. Namazdan sonra kesinlikle alkol almadım ama devamlı canım istiyordu. Oğlum Mesut’a dedim ki gel oğlum burada; ne kadar bira var, şarap var, viski var, bunların hepsini alacaksın doldur kasalara ve bunu götür Kırıkhan’daki büfeye teslim et. Bizim alışveriş yaptığımız, iş yeri. Onları teslim et, dedim oradan parasını da bana getirme. Onun parası senin olsun. Ben dedim gidiyorum Hacca yazılmaya. ve dükkanı kapattık, hacca yazılmaya. Dükkanı kapattık, biz hacca gittik ve geldik” dedi.
Devasa binaların yerle bir olduğu asrın felaketinde evladı için oluşturduğu odada hiçbir eşyanın zarar görmediğini ve fotoğraflarda herhangi bir oynama olmadığına dikkat çeken şehit babası “Büfedeki bütün bardaklar yerde, kırıldı. Gelinin hiçbir şeyi kalmadı. Kırıldı bütün tabaklar. İşte bir gün aklımıza geldi. Bir gün, iki gün sonra dedik Şehidimizin odasına bakalım. İnanır mısınız resimler bile oynamamış. Az bir şey kaybolmuş bir tanesinde. Allah’ım bu nasıl bir şey, bu nasıl bir ilahi takdirdir. Resimler bile oynamamış. Az bir şey kayma olmuş bir tanesinde. Rabbimin ilahi takdirdir; yani böyle bir şey olur mu, yani şu büfelerin birinin camı oynamaz mı. Benim koca soba oynamış da böyle gitmiş. Şu büfe oynamaz mı, oynamamış. Resimler düşmez mi, düşmemiş” dedi.
]]>