DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nu parti genel merkezinde ziyaret etti. Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, DEM Parti heyetini parti genel merkezinin kapısında karşıladı. Görüşmede, Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Sabri Tekir de yer aldı. İki parti heyetleri arasındaki görüşme yaklaşık 1,5 saat sürdü. Görüşme sonrasında DEM Parti Eş Başkanları ile Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu kameralar karşısına geçti. Karamollaoğlu, şunları söyledi:
” Arkadaşlarımızın bizi ziyaretlerinden büyük memnuniyet duyduk. Ülkemiz genel seçimler ardından mahalli seçimlerle yeni bir döneme girdi. Dört yıldan fazla bir süre seçim yok gibi normal şartlarda gözüküyor. Parlamento çalışıyor. Bir takım kanunların anayasada bir takım değişiklilerin yapılması gündemde. İktidar da bu konuda bir takım adımlar atma peşinde gördüğümüz kadarıyla. Tabi bizim bu münasebetlerimizin bundan sonra da devam etmesine ihtiyaç var. Arkadaşlarımız da bunu arzu ediyorlar. İnşallah Meclis’te gruplar arasında bu konunun ve benzer konuların ele alınabilmesi için bir dirsek temasına belki komisyon kurulmasına da ihtiyaç duyulabilir. Bu konularla ilgili bir görüş teatisinde bulunduk. Ben tekrar ziyarette bulundukları için kendilerine teşekkür ediyorum. Çalışmalarında da çalışmalarımızda da başarılar diyorum”
Tuncer Bakırhan ise Türkiye’deki sorunların diyalog ve müzakere zemininde çözülebileceğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Bilindik Türkiye gündemlerini konuştuk. Biraz seçim sonuçları üzerinde bir değerlendirme yaptık. Biraz bölge, Ortadoğu, İsrail- Filistin çatışmaları üzerine konuştuk. Yeni anayasa gündemde olduğu için yeni anayasa gündemine ilişkin görüş alışverişinde bulunduk. En önemlisi de bugün iyi rahmetli Erbakan hocanın aslında Türkiye’de meselelere yaklaşımı konusundaki düşüncesi üzerine de biraz durduk. Siz de bilirsiniz biz aynı dönem siyaset içerisindeydik rahmetli Erbakan başta Kürt meselesi olmak üzere Türkiye’deki meselelerin diyalogla, müzakereyle Türkiye içerisinde bir çözümünden yana olduğunu her dönem dile getirdi. Bizler de geldiğimiz noktada özellikle 31 Mart’ta ortaya çıkan sonuçlardan sonra Türkiye’nin aslında müzakereyle diyalogla çözemeyeceği bir sorunu olmadığına inanıyoruz. Önümüzdeki günlerde bölge ve Türkiye’deki sorunların diyalog ve müzakere zemininde çözülmesi için muhalefetin daha fazla bir araya gelmesi, bu konuları değerlendirmesi istişare etmeleri konusunda düşüncelerimizi aktardık.”
KARAMOLLAOĞLU BASTON DESTEĞİ İLE YÜRÜDÜ
Saadet Partisi Genel Başkanlığı’ndan ayrılacağını açıklayan Temel Karamollaoğlu’nun yürürken yaşadığı sağlık sorunu da kameralara yansıdı. Karamollaoğlu’nun DEM Parti heyetini uğurlarken bastonundan destek alarak yürüdüğü ve ayakta durduğu görüldü.
]]>
Özgür Özel, partisinin grup toplantısında, Ankara’da katledilen eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ile yaptığı görüşmeye değindi. Ayşe Ateş’in CHP’nin desteğinden dolayı memnuniyetini dile getirdiğini ifade eden Özel, cinayet ile ilgili hazırlanan iddianameyi eleştirdi. Özel, “İddianamelerle yeni gerçekler, yeni şahitler, yeni zanlılar ortaya çıkar ve iddianame gerçeğe, hakikate ve adalete atılmış adımdır. O adımı hepimiz adına savcılar yapar. İddianamede yeni hiçbir şey görmedik. Ama iddianamede olması gereken birçok şeyi de görmedik. Bu iddianamenin iade edilmesi, asla kabul edilmemesi, böyle bir iddianameyle yargılamaya başlanmaması gerekmektedir. Bu meseleyi takip edeceğiz. Ayşe Ateş’in adalet yürüyüşü hepimizin adalet yürüyüşüdür” dedi.
Özel’in açıklamaları şöyle:
“SAYIN BAKAN YAPTIĞINIZI TARİF ETSEK, ÖĞRENCİLERİMİZE SORSAK HEPSİ ‘KÜSTAHLIK’ SEÇENEĞİNİ İŞARETLER”
Milli eğitim müfredatının bir siyasi partinin sloganı alıntılanarak, onun altında hazırlanmasını geçen hafta da kınamıştım, ifade etmiştim. Türkiye yüz yılı maarif planı diye bir çalışmanın asla kabul edilemez olduğunu söylemiştim. Yeterince mücadele edilmediğini söyledik. 10 yılda hazırladık diyorlar, yedi gün süre veriyorlar. Bu süreyi uzatın dedik. Yetmez. Milli Eğitim Komisyonu’nu çalıştırın. Bütün partiler kendilerinin temasta olduğu sendikaları, dernekleri mutlaka çağırsınlar. Eğitimciler, akademisyenler, her görüşten eğitim alanındaki sendika, veli dernekleri, öğrencilerin annelerinin babalarının görev yaptığı okul aile birlikleri olmadan, öğrencilerin katkıları katılımları alınmadan bu iş olmaz dedik. Dinlemediler. Müfredat yapmak, anayasa yapmak gibidir dedik. Anayasa yapmaktan önemlidir dedik. Katılımcı olmalısınız. Çünkü eğer katılımcı bir müfredat yapmazsanız kötü bir anayasadan kötü sonuçlar doğurur. Bu müfredatta yetişen çocuklar ileride anayasa yapacaklar. İleride anayasaya uyacaklar ya da doğru yetişmezlerse anayasayı tanımayacaklar. O yüzden müfredat önemli dedik ama bugüne kadar sesimizi duyuralım. Yedi gün yetmez dedik çıkmış Milli Eğitim Bakanı ‘yüzde 50 artış yaptım 10 günde görüşlerini bilsinler’ diyor. Evlatlarımızın, hepimizin evlatlarının, AK Parti’nin, MHP’nin oy verenlerinin de evlatlarının üzüldüğü, rahatsız olduğu bu yalan yanlış eğitim sistemine yedi günde görüş bildir hadi yüzde 50 zam yaptım deyip gülüyor. Sayın Bakan, yaptığınızı tarif etsek ve öğrencilerimize desek ki ‘bunu yapan bakanın davranışı aşağıdaki ışıklardan hangine uygundur.’ Hepsi birden aynı seçeneği işaretler; küstahlık.
“ATANAMAYAN DEĞİL, ATANMAYAN HER BİR ÖĞRETMENİMİZİN ARKASINDAYIZ”
Sayın Erdoğan 22 yıl önce rahmetli Ecevit’i madem atamayacaktın niye mezun ettin? 86 bin öğretmeni derdi. Bugünlere geldik. Atanmayan öğretmen sayısı 1 milyonu aştı. O gün Ecevit’e en ağır sözleri söyleyenler bugün atamadıkları öğretmenlere, atanamayan öğretmenler diyor. Sanki öğretmenin kusuru varmış ya da sanki kendi dahili yokmuş gibi. O öğretmenlere geçen seçimden önce tüm kamuya alımlarla birlikte müfredatsız KPSS’yle alım sözü verdiler. Bunu seçim bildirgesine yazdılar. Bunu Ankara Arena Stadı’nda okudular ve ardından bu vaatle oy topladılar. Şimdi mülakatı kaldırmayız gidiyor. Ecevit KPSS’yi getirerek kim sınavı başarıyorsa o atansın kayırmacılık, partizanlık, haksızlık, kul hakkı kalksın demişti. ve o kuralı getirmişti. Bu arkadaşlar müfredat getirerek ayrımcılığı, partizancılığı, partizanlığı kul hakkı yemeyi kurumsallaştırdılar. İtirazlardan sonra söz verdiler, oy topladılar ama şimdi mülakatı kaldırmıyorlar. 80 bin 68 bin atama beklenirken, 20 bin mülakatlı atama söylediler. Bütün gençlerin umutlarını kırdılar, ailelerini yasa boğdular. Biz atanamayan değil, atanmayan her bir öğretmenimizin arkasındayız, yanlarındayız, mücadeleleri mücadelemizdir.
“İSRAİL’LE TİCARETİ DURDURARAK KENDİLERİNİ ELEŞTİRENLERİ HAKLI ÇIKARDILAR”
Seçim öncesi miting meydanlarında İsrail ile ticaret utancı son bulsun diye pankart açanları yaka paça gözaltına alanlar, bizim İsrail ile ticareti durdur çağrılarımıza 30 ramazan iftar sofralarından, miting meydanlarından çağrılarımıza kulak tıkıyanlar önce 54 ürün grubunun ticaretine sınırlama getirdiler. Nihayet şimdi eski iddialarını çiğnediler ve İsrail’le ticareti durdurarak bizi ve kendilerini eleştirenleri haklı çıkardılar. Biz 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti’nin dünya ülkeleri tarafından tanınmasına kadar mazlum Filistin halkının yanında durmaya devam edeceğiz. Gazze’de katliam başladığı günden itibaren İsrail ile yürütülen tüm ticari faaliyetlerin şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılmasını isteyeceğiz. Ayrıca dün Hamas’ın kabul ettiği ateşkes çağrısına İsrail’in refah sınır kapısına saldırarak yanıt vermesini kabul edilemez buluyoruz. Çoğu kadın ve çocuk olan 35 bin kişinin katline daha fazla seyirci kalamayız. İsrail’in en kısa sürede ateşkesi kabul etmesi için uluslararası alandaki her imkanın her baskının her yaptırımın derhal devreye sokulmasını bir kez daha CHP olarak ifade ediyoruz, çağrıda bulunuyoruz.
“SEÇİM SONUÇLARINI SAMİMİYETLE DEĞERLENDİRDİK”
Bugün sayın Devlet Bahçeli’yle gayet olumlu verimli geçen bir görüşme gerçekleştirdik. Hem ev sahipliği için hem de görüşmedeki fikir alışverişleri, geçmiş tecrübeleri, geçmişte Türkiye siyasetinde şahit olduğu bazı gelişmelerden yaptığı kıymetli aktarımlar için istifade ettiğimiz görüşler için kendisine teşekkür ediyorum. Yapılan görüşmelerden sonra eğer ortak bir açıklama yoksa görüşme taraflardan kendi ifadelerini paylaşabilecekleri ancak verilen cevapları paylaşmayacakları bir anlayışla sürmelidir. Erdoğan görüşmesinde ‘efendim gizli kapaklı ne konuştunuz.’ Görüşmede Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanlığı’nın en büyük görevlerinde bulunmuş bir büyükelçinin devlet geleneklerine uygun tutulmuş notları partinin arşivine girmiştir. Önümüzdeki dönem benden sonra görev yapacak genel başkanlarımıza aktarılmak üzere genel başkanlığın ilgili güvenceli birimine muhafaza edilmiştir. ve kayıt dışı siyasete itiraz eden anlayışımızla bütün bilgiler, merkez yönetim kurulumuzla ve grubumuzla, parti meclisimizle paylaşılmış, paylaşılmaya ilgili organlar toplandıkça devam edilmektedir. Ancak biz neler söylediğimizi söyledikten sonra ‘ne cevap aldınız’ o konuda onu söylemek bizim işimiz değildir. Ancak onu beklemek, onu izlemek ve o konuda iyimserlikle beklenti içinde olmak bizim pozisyonumuzdur.
Bugün Sayın Bahçeli’yle yaptığımız görüşmeden sonra Sayın Bahçeli büyük bir nezaketle bana ‘açıklama yapabilirsiniz’ dediği halde ben kendisinin orada grubunun kapısının önünde ayakta bekleterek bir açıklama yapmayı doğru bulmadım. ve toplantıda görüşmede görüşülen her hususu bu kürsüden paylaşacak değilim. Ancak Sayın Bahçeli’yle seçim sonuçlarını samimiyetle değerlendirdiğimiz, kendisinin değerlendirmelerini, memnuniyetle dinlediğimiz, tebriklerini kabul ettiğimiz ve bundan sonraki sürece dahil olarak da son derece yapıcı bir şekilde bu değerlendirmeleri gerçekleştirdiğimizi paylaşabilirim. Dış politikada Filistin, Kıbrıs konusu başta olmak üzere Türkiye’nin tüm dış politikasını hangi gözle gördüğümüzü kendisiyle paylaşmaya, CHP’nin burada bir ana muhalefet partisi olduğunu, milletimiz yapılacak ilk seçimlerde başka bir görev verene kadar ana muhalefet partisi olduğumuzu ancak yurt dışında Türkiye’nin partisi olduğumuzun altını bir kez daha çizdim. Ayrıca kendisinin de daha önce seçimlerden önce paylaştığı gibi 10 bin liralık emekli maaşıyla geçinmenin imkansızlığı noktasında görüşlerimizi ifade ettik. Asgari ücretin eridiğini, temmuz ayında zam yapılmamasının yaratacağı sıkıntıyı, temmuz zammının sadece küçük işletmelere, KOBİ’lerin sırtına bırakılmayıp bu konuda devletin yapması gerekenler konusunda her ikimizin de birer milletvekili genel başkanı olarak üzerimize düşenleri hatırladık, konuştuk. Atanmayan öğretmenlerden, staj mağdurlarına, çıraklık mağdurlarına, kademeli emeklilik beklentisinden uzman çavuşların emekli astsubayların sorunlarına kadar pek çok konuda görüş alışverişinde bulunduk. 28 Şubat davasının mağdur tutuklarında Anayasa marjındaki görülen davalara yönelik Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmamasında duyduğumuz endişeye kadar kendileriyle görüşlerimizi ifade ettik. Kendilerinin pek çok husustaki olumlu katkılarını ve elbette farklı düşündüğü noktaları dikkatle takip ettik ve not aldık. Müfredat konusundaki duyduğumuz rahatsızlığı ve daha pek çok başlıkta kendisiyle görüş alışverişinde bulunduk. Kendisinin değerlendirmelerinin ve kendisinin bu konudaki ifadelerinin neler olduğu konusunda daha fazla bir detay benim tarafımdan verilmemesini tüm kamuoyunun anlayışına bırakıyorum. Bu konuda kendilerinden, sözcülerinden yapılabilecek tüm açıklamaların bizim tarafımızdan da saygıyla karşılanacağını ifade etmek istiyorum.
“HATAY’DA YAPILAN TÜM HAKSZILIKLARIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
Bugün CHP’nin üçü genel başkan yardımcısı olan milletvekilleri Hatay’da bir çalışma yapmak üzere gittiler. Ayrıca deprem komisyonunda görev almış ve bu konuda eğitimli partimize yeni katılmış milletvekilimizle de güçlenen hem dirençli kentler konusunda hem vatandaşın hukukunu korumak noktasında CHP Hatay’a bir teknik heyet görevlendirmesi de ayrıca yapmıştır. Bu eğitim en çok rezerv alan sorunu olan ve haklının hakkını alıp rezerv alan bahanesiyle oraları zenginlere, rantçılara rezerve edip o kentin gerçek sahiplerini o mahalin gerçek hak sahiplerini uzaklara yollamaya çalışan bir takım uygulamalara yapılan itirazları duyuyoruz. Az hasarlı belirtilen yerlere son anda yıkım kararları verildiğini takip ediyoruz, izliyoruz. Elbette zeminin inşaata mümkün olmadığı yerde yerinde dönüşümle daha ileride bir tarihte oluşacak bir depremle yeniden faciayı çağırmayacağız. Ancak zemin etütleri sağlam olan yerlerde, rezerv alanları ilan edilip birtakım hak sahiplerinin hakkına el atmaya asla izin vermeyeceğiz. Hatay’da yapılan tüm haksızlıkların, tüm hukuksuzlukların, seçim boyutuyla da hak sahiplerinin hak arayışları boyutuyla da takipçisi olacağımızı, hukuki desteğin, teknik desteği sonuna kadar sağlayacağımızı herkes bilsin.
Bugünden CHP’nin Sayın Erdoğan’ın da daha sonra benim değil ama partisinin yetkilileri tarafından basın mensuplarıyla paylaşılan ve kamuoyunun da hakim olduğu ifadesiyle CHP’nin yukarıya doğru ivmelenmesinde hakkımızı teslim etmeyen kimse yok. Nisan ayı anketleri geldi. ’31 Mart seçimleri bir yerel seçimdir genele yansımaz’ diyenler yanıldılar. Şu ana kadar CHP’nin bu pazar milletvekili seçimleri olsa oyunuzu kime verirsiniz sorusunda birinci parti olmadığı hiçbir anket yok.
“ADAYLIĞIMI DAYATMAK GİBİ BİR HATA YAPMAYACAĞIMDAN HERKES EMİN OLSUN”
Hazır birinci partiyken, işler yolunda gidiyorken, seçim yeni geride kalmışken, gelecek seçime daha zaman varken aday tartışması dostumuz tarafından iyi niyetle yapılsa da hiçbirimize faydası olmayan bir tartışmadır. Buradan gelecek seçim için şimdiden aday tartışmaları başlatmanın CHP’nin ivmesini düşürmek, gücünü azaltmak, deyim yerindeyse ona çelme takmaktan başka bir gayreti yoktur. Dün MYK toplantısında açıkça ifade ettim; hiçbir arkadaşımın ne kadar iyi niyetle de olsa ne kadar soru da gelse bu tartışmalara dahil olmasını doğru bulmam bundan sonra da istemem. Bizim her birimiz gönlümüzdeki adayı gönlümüzde tutarak, gönüllerimizdeki ortak bir duyguyu ön plana çıkarmak lazımdır. Kimin gönlünden kimin geçtiğinin hiçbir önemi yoktur. Günü gelince CHP’nin bir adayı olacak. O aday, CHP’nin seçilmişleriyle, üyeleriyle, halkın sesini dinleyerek, bu seçim başarısı nasıl geldiyse öyle belirlenecektir. Kimsenin şüphesi olmasın. CHP’nin Genel Başkanı olarak kendi adaylığımı dayatmak, CHP’nin tarihi bir fırsatı kaçırmasını sağlamak, CHP’nin birilerinin tükenmekte olan iktidarına tekrar fırsat vermek gibi bir hata yapmayacağımdan herkes emin olsun.”
(BİTTİ)
]]>DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile CHP genel merkezinde görüştü. DEM Parti heyetini CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşçıer karşıladı. Heyette Eş Genel Başkan Yardımcısı Özlem Gündüz de yer aldı. Yaklaşık 2 saat süren ziyaret sonrası basın mensuplarına açıklama yapan Özgür Özel, şunları söyledi:
“DEM PARTİ SEÇİM SONUÇLARINI DEĞERLENDİRMEK VE TEBRİK ETMEK ÜZERE ZİYARETTE BULUNDULAR”
“Bugün DEM Parti’nin çok değerli Eş Genel Başkanları seçim sonrası yaptığımız telefon görüşmesinde konuştuğumuz üzere bizi seçim sonuçlarını değerlendirmek ve tebrik etmek üzere ziyaretlerde bulundular. Ziyaretlerinde etraflıca seçim sonuçlarını değerlendirdik. Şüphesiz tüm siyasetçilerin ve tüm siyasi partilerin seçim sonuçlarından yapacakları değerlendirmeler ve buna yönelik olarak ortaya koyacakları yeni siyaset için, seçmenin deyim yerindeyse yazdığı mektuptaki mesajları doğru okuması önemlidir. Bu anlamda her yerel seçim sonuçları, genel seçime etkileri, Türkiye demokrasisi, Türkiye demokrasisinde yaşadığımız sorunlar, krizler ve içinde bulunduğumuz hafta bolca konuşulan gündemler, Sayın Meclis Başkanımızın her iki partiye ve diğer partilere gerçekleştirdiği ziyaretler. Dün Sayın Cumhurbaşkanı ile benim gerçekleştirdiğim görüşme. Bunların üzerinde fikir alışverişi yapma, karşılıklı görüş alışverişi yapma, değerlendirmelerde bulunma fırsatını yakaladık. Ben Sayın Eş Genel Başkanlara yapmış oldukları ziyaret için çok teşekkür ediyorum.”
Yerel seçimlerden başarı ile ayrılan DEM Partili belediye başkanlarını kutlayan Özel, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Bu nazik ziyaret için teşekkür ederken DEM Parti’nin seçimleri kazanan belediye başkanlarını hem tebrik ediyorum, hem çalışmalarında başarılar diliyorum. Hem de geçmiş yerel seçimlerden sonra Türkiye demokrasisi önemli bir yara almıştı kayyum atamaları ile. Bu seçimde önce Van’daki durum ortaya çıktı. Orada çok önemli bir dayanışma sergilendi, toplumun tüm kesimleri tarafından. İkinciye mazbata verme gibi bir ayıptan, yanlıştan dönüldü. Şu ana kadar da herhangi bir kayyum uygulamasının yaşanmamış olmasından ihtiyatlı bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim.”
“SİYASETÇİLERİN EL SIKIŞMADIĞI DÖNEMLERİN SONU DEMOKRASİ AÇISINDAN HEP FELAKET OLMUŞTUR”
Özel, bir soru üzerine de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeye ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel şunları söyledi:
“Aşılmış krizleri yeniden konuşmak anlamlı değil. Orada ortaya çıkan tablo ve aramızdaki görüşmeden sonra Sayın Erdoğan’ın CHP’ye bir ziyaret yapma talebini iletmesiyle birlikte olabilecek en iyi şekilde çözümlenmiş oldu. Burada artık dönüp de tekrar bir değerlendirme yapmayı doğru bulmam. Nezaketli de bir davranış olmaz. Biz kamuoyunun gündeminde ne varsa hepsini dün Sayın Erdoğan ile konuşma imkanı bulduk. Benim ortaya koyduğum gündemlerin tamamını kendisi ve heyetinde bulunan arkadaşlar not aldılar. Biz de Sayın Erdoğan’ın yapmış olduğu değerlendirmeleri dinledik. Ben dünkü toplantının Türkiye demokrasisi açısından önemli bir kilometre taşı olduğunu ifade etmek isterim. Siyasetçilerin el sıkışmadığı dönemlerin sonu demokrasi açısından hep felaket olmuştur. 1977 ile 80 arası iktidar ile ana muhalefetin el sıkışmadığı ve konuşmadığı bir dönemdi. Türkiye’de de ana muhalefet ile iktidarın ve bütün siyasi partilerin birbirleri ile konuşabilen, el sıkışabilen, her şeyde anlaşmak mümkün değildir ama tartışabilen bir çizgide kalmalarını son derece önemli buluyoruz. Dünkü konuşmalar ve tartışmaların bu anlamda nasıl sonuç verdiğini önümüzdeki günlerde, haftalarda, aylarda biz de takip edeceğiz. Siz de takip edeceksiniz.”
NAMIK TAN’IN, BİR BÜYÜKELÇİNİN GÖREVLENDİRİLMESİ SAYIN AHMET NECDET SEZER’İN DOĞRUDAN BANA TEKLİFİYLE OLMUŞTUR
Özel, Erdoğan görüşmesine CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan’ın da katılması ve deprem bakanlığı önerisine ilişkin sorulara da şöyle yanıt verdi:
“Namık Tan ile ilgili merakı giderelim. Şöyle ifade edeyim. Ben Sayın Cumhurbaşkanını ziyaret etmeden önce seçilmiş son tarafsız Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’e bir ziyarette bulundum. Ziyaretim hem kendisinin bana nazik kutlama mesajına teşekkür etmek içindi, hem de bir Cumhurbaşkanı ile yapılacak görüşmeden önce kendisinin önerilerini almak ve bazı sorularıma kendisinden yardım istemek üzereydi. Kendisini uyarısı bana şöyle oldu. Cumhurbaşkanlığının özel kaleminin ve protokol müdürlüğünün bir büyükelçi olduğunu, onun için benim de partimde bulunan büyükelçilerden birini görevlendirmek suretiyle bu protokol akışını, randevulaşmayı ve devamını özel kalemimizle koordineli bir büyükelçinin götürmesinin doğru olacağını ifade ettiler. Ben de partimizde görev yapan ve şu anda İstanbul Milletvekilimiz olan Namık Tan’ı bu konuda görevlendirdim. Kendisi de Cumhurbaşkanlığı Protokol Başkanı ve Özel Kalem Müdürü’yle dünkü görüşmenin detaylarını görüştüler. Heyet teşekkülü sırasında da kendi mesleki deneyimleri ve birikimleri gereğince görüşmeyi takip etmek ve gerekli notları tutmak üzere de Namık Tan’ı heyette bulundurduk. Kendileri de önce Sayın Elitaş, Sayın Cumhurbaşkanına eşlik ediyordu. Not tutma noktasında ilerleyen süreçte Sayın Cumhurbaşkanının daveti üzerine Özel Kalem Müdürü de eşlik etti ve böylece iki büyükelçinin görüşme ile ilgili not tuttukları süreci hep birlikte yaşamış olduk. İsim tercihini elbette ben yaptım. Milletvekili grubumuzdaki tek büyükelçidir kendisi. Ama bir büyükelçiyi görevlendirme önerisi kendi deneyim ve taktirleri ile Sayın Ahmet Necdet Sezer’in doğrudan bana teklifiyle olmuştur.”
“DEPREM BAKANLIĞINI ÖNERDİM”
“Deprem bakanlığını önemsiyorum. Şöyle ifade edeyim. Biraz önce Sayın Eş Genel Başkanlara da bu konuda düşüncemi söyledim. Türkiye’de herkes kendine göre bir beka sorunu tarifi yapıyor. Kimi CHP’yi beka sorunu görüyor, kimi bir siyasi partinin bir belediyeyi kazanmasını bir beka sorunu görüyor. Kimi bir başkasında beka sorunu görüyor ama Türkiye’nin en önemli beka sorunlarından bir tanesi hazırlıksızlık yakalanılacak olan İstanbul depremidir. İstanbul depreminde milyonlarca kişi ölebilir. İstanbul depreminin yaşandığında eğer tam hazır değilsek Türkiye ekonomisi çöker. Türkiye’nin ayrıca finans dünyası ile irtibatı kesilir. Türkiye’nin bazı şirketlerinin yöneticilerini ve o şirketlerin yönetim merkezlerini kaybederiz. Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasındaki bağlantısı ortadan kalkabilir. O şehre insani yardım ulaştırmak da imkansız hale gelebilir. Bu mesele ne iktidarın tek başına bir meselesidir. Ne o kenti yöneten belediyenin tek başına çözebileceği bir meseledir. Ne de muhalefete muhalefet alanı tanıyacak bir durumdur. Bu meselenin kendisi ülke için bir beka sorunudur. Bunun için de Sayın Erdoğan’a bir deprem üzerine, ismi doğrudan deprem bakanlığı olarak konur mu, yoksa doğal afetlerle mücadele ve depreme hazırlık bakanlığı mı olur ama bir bakanlık kurmasını önerdim. Dahasını önerdim, Meclis’te grubu bulunan bütün siyasi partilerden birer bakan yardımcısı talep etmesi durumunda ben partimden bir bakan yardımcısını görevlendireceğimi ve depreme meselesini siyaset üstü bir şekilde ele almanın, siyasetin kısır tartışmalarının dışına çıkarmanın, bir beka sorununu el birliği ile ortadan kaldırmanın önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundum. Sayın Cumhurbaşkanı dikkatle takip etti, not aldı ve not aldırdı. Ancak bu konuda biliyorsunuz, Anayasa gereği yeni bakanlıklar kurulması kendi yetkisindedir. Kendi uhdesindedir. Nasıl bir adım atacağını bilmiyorum. Kurulmasını önemserim. Partimizden talep olduğu taktirde deprem bakanlığına bir bakan yardımcısı vermeyi de siyasi açıdan değil insani açıdan, vicdani açıdan ve o gün pişman olmamak için almamız gerekli bir sorumluluk olarak görürüm.”
“ATATÜRK’E VE SAYIN ERDOĞAN’A SAYGISIZCA İFADENİN DEM PARTİ EŞ BAŞKANLARI TARAFINDAN SARF EDİLDİĞİ NOKTASINDAKİ YANLIŞ İLETİŞİM DÜZELTİLDİ”
DEM Partili bir belediyede Atatürk, Erdoğan ve bayrağa yönelik sarf edildiği bildirilen sözleri de yorumlayan Özel, “Olaylar yaşandığında da diyalog halindeydik. Birincisi bir Atatürk’e ve Sayın Erdoğan’a saygısızca ifadenin DEM Parti Eş Başkanları tarafından sarf edildiği noktasındaki yanlış iletişim kendileri tarafından düzeltildi. Ardından kolluk güçlerinin yapmış olduğu soruşturma ve kovuşturma aşamasında da netleşti. DEM Parti’nin seçilmiş başkanları değildi onu söyleyenler. İkinci husus da bayrak konusu. O konuda ben her iki Sayın Eş Başkanın yapmış olduğu açıklamaları DEM’in kurumsal tavrı olarak görüyoruz ve o noktada da yapmış oldukları açıklamalarda hem bayrağa, hem Atatürk resmine, simgelere ve sembollere karşı bir hürmetsizlik ve saygısızlıklarının olmadıklarına ilişkin açıklamalarını son derece önemli, yerinde ve yeterli buluyorum” dedi.
]]>
(DİYARBAKIR) – Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, CHP’li milletvekillerinin atanamayan öğretmenler, yeni müfredat ve eğitimin diğer sorunlarına tepki göstermek için bakanlığa yaptıkları yürüyüşü değerlendirirken, “Geleceklerini bilseydik belki Diyarbakır programımızı başka bir güne ertelerdik. Ama şimdi medyadan öğrendim böyle bir şeyi. Kendilerine ev sahipliği yapamadığımız için kusura bakmasınlar. Eğer ellerinde hazır kamuoyuna popülist mesaj vermek yerine, ellerinde programlarla ilgili hazır raporlar varsa onları teslim almak için arkadaşlara gerekli uyarıları yaptık” dedi.
Çeşitli temaslarda bulunmak üzere Diyarbakır’a gelen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekilleri ve milletvekilleri, atanamayan öğretmenler, yeni müfredat ve eğitimin diğer sorunlarına tepki göstermek için TBMM’den Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptığı yürüyüşle ilgili açıklamada bulundu. Tekin, CHP’li milletvekillerinin MEB’e yaptığı yürüyüşü bugün basından öğrendiğini ifade ederek, şunları söyledi:
“Katkı veren herkesin katkılarına açığız. Sayın vekillerimize biz orada çay ikram etmek istedik, kendilerine böyle bir ikramımız olsun istedik. Keşke biz de orada olsaydık karşılıklı bir şekilde protesto olarak değil, karşılıklı görüş alışverişiyle gelip sizi dinlemek istiyoruz, sorularımız var, sorularımıza cevap verir misiniz diye randevu usulüyle olsaydı daha medeni daha hukuk devleti kriterlerine uygun olurdu. Daha uygun bir zamanda onları bekliyoruz. Geleceklerini bilseydik belki Diyarbakır programımızı başka bir güne ertelerdik. Ama şimdi medyadan öğrendim böyle bir şeyi. Kendilerine ev sahipliği yapamadığımız için kusura bakmasınlar. Eğer ellerinde hazır kamuoyuna popülist mesaj vermek yerine, ellerinde programlarla ilgili hazır raporlar varsa onları teslim almak için arkadaşlara gerekli uyarıları yaptık. Onlar da bırakırlarsa mutlu olurum. Ama sadece popülist mesajlar verip, protesto ediyoruz dili hiç hoş olmaz. Raporları varsa raporlarını versinler, değerlendirelim. Yoksa kendi tabanlarına vermek istedikleri siyasi mesajları verdiler. Kendilerine teşekkür ediyoruz.”
YENİ EĞİTİM MÜFREDATINA 45 BİN AYRI GÖRÜŞ BİLDİRİLDİ
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredatla ilgili de konuşan Tekin, şöyle devam etti:
“Yeni öğretmen atamalarında kuşkusuz burada ihtiyaç duyulan branşlarla ilgili olarak atama süreci devam edecek. İnşallah bu tedbirlerle beraber eğitim ve öğretimin niteliğiyle ilgili de yeni projeler hayata geçirilmiş olur. Bakanlığımız gündeminde olan önemli konulardan bir tanesi de eğitim ve öğretim programlarında yeni müfredatta yapmayı planladığımız değişiklik. Türkiye’de eğitim ve öğretimle ilgili kamuoyunun bu kadar canlı olmasından ötürü Milli Eğitim Bakanı olarak çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Müfredat değişikliklerimiz toplumun her kesiminde ilgili ve alaka gördü. Bu anlamda bize eğitim ve öğretim sürecinde ilgi gösteren herkese huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum. Bu katkı ve öneriler bakanlığımızca değerlendirilecek. Sadece bir rakam vermek istiyorum, bugün itibarıyla bir hafta oldu, bu bir hafta eğitim ve öğretim müfredatımız 1 milyon 372 bin defa indirilmiş. Bu çok devasa bir rakam. Aynı şekilde an itibarıyla 45 bin 636 tane de bunların bir kısmı ayrıntılı rapor, bir kısmı kısa düşünce, görüş ve öneri olmak üzere 45 bin ayrı görüş bildirilmiş. Görüş bildiren, kanaat ifade eden kişilere teşekkür etmek istiyorum. Bütün bu katkılara, yapıcı sürece açığız.”
]]>CHP Grubu Başkanvekilinin seçimlerinin ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Grup Salonu çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ne zaman görüşeceğinin sorulması üzerine, şunları söyledi:
“Randevu isteyeceğiz tabii ama şöyle bir takvimlendirmemiz var. Bugün grubumuzla bir toplantı yaptık. Pazartesi MYK yapmıştık. Yarın uzun bir MYK’mız daha var. Öğleden sonra Parti Meclisimiz toplanacak. İki ayda bir toplanan Parti Meclisimizi iki ayda 13 kez topladım. Bundan sonra da sık toplanmaya devam edecek. Cumartesi günü il başkanlarımız, belediye başkanlarımız ayrı ayrı ve birlikte, cumartesi pazar günü çok özel bir çalışma toplantısında bir araya gelecekler. Yılmaz Büyükerşen başkanlığındaki heyetin beş daimi üyesi ilk toplantıya katılacak. Seçim sonuçlarını değerlendirip, bundan sonrası ile ilgili yol haritamızı belirliyoruz ki parti grubumuzdan da bir uzun toplantı daha yapma niyetindeyim. Ondan sonra Sayın Cumhurbaşkanı ile yapacağımız toplantının gündemini kendi adıma oluşturup Sayın Cumhurbaşkanı’ndan randevu talep edeceğiz.
“BU BİR NEZAKET ZİYARETİ DEĞİL”
Bu görüşme bir nezaket ziyareti değil. Biz nezaket görüşmesini bayramda telefonda yaptık. Bu ziyaret Türkiye’nin gelecek dönemiyle ilgili. Türkiye ekonomisinin yüzde 80’nine, nüfusunun yüzde 65’ine hizmet veren belediyelerin ve son birlikte girilen seçimin birinci partisinin genel başkanının son seçimlerin ikinci partisi ama bir önceki seçimlerde cumhurbaşkanlığı görevine seçilmiş olan ve bir partinin genel başkanı olan sayın Erdoğan’la yapacağı bir görüşmedir. Nezaket görüşmesi olsa hızla yaparız ama Sayın Erdoğan da ‘konuşacağımız konular var’ diye ifadede bulunmuş. Benim de önemli gündemlerim olacak. Bu konuda Parti Meclisi’nden MYK’mdan, grubumdan, belediye başkanlarımdan görüş alıyorum ve bunu olgunlaştırdıktan sonra öyle kısa bir görüşme için değil, belki gündemleri önceden de müzakere ettiğimiz uzun ve yapıcı olmasını ümit ettiğim sonuçlar alacağımızı düşündüğüm ve bundan sonraki Türkiye açısından anlamlı olabilecek bir sürece gireceğiz. O yüzden o görüşme için önce parti içi kurullarla tüm temasları tamamlamam gerekiyor. Hatta önceki dönem genel başkanlarımızın her birisinde son aşamada fikirlerini, önerilerini alacağız.
Çok gecikmez ama bu hafta zaten yok. Önümüzdeki hafta, ondan sonraki hafta tabii Sayın Erdoğan’ın da takvimine göre özel kalemler onu hallederler.”
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği Katar’da Başbakan ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdülrahman El Sani ile bir araya geldi.
El Sani ile görüşmesinin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Fidan, şunları söyledi:
“ÜÇÜNCÜ TARAFLARIN KENDİ ÇATIŞMALARINI BU COĞRAFYAYA TAŞIMASINI İSTEMİYORUZ”
“Biz, İsrail’in Gazze’de işlediği suçların bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski barındırdırdığını baştan itibaren söyledik. Tırmanma ve yayılma ihtimaline karşı uyarılarda bulunduk. Geçtiğimiz hafta sonu yaşananlar, bölge dışı ülkelerin de dahil olduğu bir savaş ihtimalinin çok uzak olmadığını ispatladı. Bu risk, halen devam ediyor. Olaylar başlamadan önce, gerilimin nispeten kontrollü şekilde aşılması için çaba harcadık. Bazı görüşmelerimiz oldu. Bu çalışmalarımızı halen sürdürmekte ve itidal mesajlarımızı tüm taraflara iletmekteyiz. Bölge dışı güçlerin de gelişmelere soğukkanlı yaklaşması gerekmektedir. Biz, bölge ülkeleri olarak, üçüncü tarafların kendi çatışmalarını bu coğrafyaya taşımasını istemiyoruz.
“GAZZE’DE YAŞANAN FELAKETİ SONA ERDİRMEK İÇİN DAHA FAZLA ÇABA HARCAMALIYIZ”
13 Nisan’da yaşananlar bizim için çok önemli dersler ortaya koymaktadır. Birinci olarak: Uluslararası hukuk, herkes için bağlayıcıdır. Küresel düzeyde barışın ve istikrarın anahtarı, uluslararası hukuka uyulmasıdır. İkinci olarak: Netanyahu’nun, iktidarda kalabilmek için, bölgemizi bir savaşa sürüklemeye çalıştığı aşikardır. Netanyahu’yu kayıtsız ve şartsız destekleyenler, tutumlarını acilen gözden geçirmelidirler. Üçüncü ve en önemlisi: Yaşanan olayların temelinde, Gazze’de İsrail tarafından uygulanan şiddet ve zulüm yatıyor. Şu hususun altını çizmek istiyorum: Şu anda mağdur olan ne İsrail ne de İran’dır. Mağdur olan, Gazze halkıdır. Hepimiz, Gazze’de yaşanan felaketi sona erdirmek için daha fazla çaba harcamalıyız.
İsrail’in, BM Güvenlik Konseyi’nin 2728 sayılı kararını ve Uluslararası Adalet Divanı’nın aldığı ihtiyati tedbirleri harfiyen uygulaması şarttır. Bir an önce acil ve kalıcı ateşkes sağlanmalıdır. İnsani yardımlara izin verilmelidir. Sonrasında ise iki devletli çözümü hayata geçirmeye dönük adımları ivedilikle atmalıyız. Batılı ülkelerin, İran karşısında tek bir ses olarak tepki verebildiklerini gördük. Şimdi de aynı şekilde, ABD başta olmak üzere, İsrail üzerinde etkisi olan ülkelerin ortak tutum sergilemeleri ve İsrail’e ‘dur’ demeleri gerekmektedir.
“TÜRKİYE, İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM İÇİN KATAR VE DİĞER ÜLKELERLE BERABER YOĞUN BİR ÇABA SARF ETMEKTE”
Bugün Hamas Siyasi Büro Lideri Sayın Haniye ve Siyasi Büro’nun diğer yönetici ekibiyle yaklaşık üç saatlik bir görüşmemiz oldu. Kendilerine hem taziyelerimizi ilettik hem de Cumhurbaşkanımızın selamlarını ilettik. Türkiye, iki devletli çözüm için Katar ve diğer ülkelerle beraber yoğun bir çaba sarf etmekte. 30 binden fazla insanın şehadetinden eğer ortaya çıkacak bir fayda varsa o da iki devletli çözüm suretiyle bölgeye kalıcı bir barışın gelmesi olacaktır diye değerlendiriyoruz. Bunun için çok yoğun çaba gösteriyoruz. Bunu yaparken özellikle Batıda bu fikre sempatik olan, bunu desteklemek isteyen birçok aktörün Hamas’la ilgili endişelerinin olduğunu görüyoruz. Özellikle Hamas’la ilgili yapılan İsrail kaynaklı propagandanın Hamas’ı bir ulusal direniş hareketi olarak göstermekten daha ziyade DEAŞ gibi terörist örgüt olarak nitelendirme çabalarının batıda ve uluslararası kamuoyunun bazı aktörleri nezdinde makes bulduğunu (ilgi uyandırdığını) görüyoruz maalesef.
“FİLİSTİN DEVLETİNİN KURULMASINI MÜTEAKİP HAMAS’IN AYRICA SİLAHLI KANADININ OLMASINA GEREK KALMAYACAĞINI İLETTİLER”
Hamas’la yaptığımız görüşmelerde bu türden algıların giderilmesi için kendilerinin özellikle iki devletli çözüm, Filistin devletine giden çözüm içerisinde ne türden görüşleri var, ne türden beklentileri var bunları açık şekilde ifade etmeleri gerektiği konusunda görüş alışverişinde bulunduk. Ben daha önce de Batılı muhataplarımla yaptığım görüşmelerde de söyledim. Yıllardır Hamas’la yaptığımız siyasi görüşmelerde kendilerinin 1967 sınırları içerisinde kurulacak olan bir Filistin devletini kabul ettiklerini ve Filistin devletinin kurulmasını müteakip Hamas’ın ayrıca silahlı kanadının olmasına gerek kalmayacağını, kendilerinin bir siyasi parti olarak hayatlarına devam edeceklerini bana ilettiler. Bu da aslında bence dünya kamuoyunun Filistin devletine giden yolda atacağı adım için fevkalade önemli bir mesaj diye düşünüyorum.”
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar’ın başkenti Doha’da temaslarına devam ediyor. Bakan Fidan, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Mohammed bin Abdulrahman Al-Thani ile bir araya geldi. Görüşmenin ardından Fidan ve Al-Thani ortak basın toplantısı düzenledi. Bakan Fidan, Al-Thani ile iki ülke arasındaki ilişkiler ve bölgesel konular açısından çok yoğun ve nitelikli bir koordinasyonu olduğunu belirterek, “Sürekli bölge meselelerini bir koordinasyon ve danışma içerisinde beraber götürmekteyiz” dedi.
Katar ve Türkiye arasındaki ilişkilerin son on yılda müstesna bir düzeye ulaştığına dikkat çeken Bakan Fidan, “İşbirliğimizin temelinde Sayın Cumhurbaşkanımız ile Katar Emiri Şeyh Tamim’in ortaya koyduğu kuvvetli irade bulunmaktadır. Yüksek Stratejik Komite’nin dokuzuncu toplantısını liderlerimizin başkanlığında biliyorsunuz geçtiğimiz aylarda Doha’da gerçekleştirmiştik. Bir sonraki toplantıyı bu yıl içinde inşallah Türkiye’de düzenleyeceğiz” dedi.
“Görüşmelerimizde askeri ve savunma sanayi alanındaki işbirliğimizi de görüştük”
Bugünkü görüşmelerde Türkiye ve Katar arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğinin kapsamlı bir şekilde ele alındığını aktaran Bakan Fidan, “Kısa ve orta vadedeki hedefimiz olan 5 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşabileceğimize inanıyoruz. Keza yatırımlar, turizm ve enerji gibi alanlardaki mevcut işbirliğimizi daha da derinleştirme imkanlarını ele aldık. Ticaret ve Ekonomik Ortaklık Anlaşması geçtiğimiz şubat ayında bildiğiniz gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmıştı. Bunun ekonomik ve ticari ilişkilerimizde hedeflerimize ulaşmada önemli bir ivme oluşturacağını düşünüyoruz. Körfez İşbirliği Konseyi ve ülkemiz arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması müzakerelerinin yeniden başlatılması kararı Katar’la ticaretimize de katkı sağlayacaktır. Körfez İşbirliği Konseyi ile kurumsal ilişkilerimizi güçlendirmek için Katar ve diğer üye ülkelerle birlikte çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Görüşmelerimizde askeri ve savunma sanayi alanındaki işbirliğimizi de görüştük. Doha’da bulunan Türk Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığımızın faaliyetlerini değerlendirme imkanımız oldu” dedi.
“Biz İsrail’in Gazze’de işlediği suçların bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski barındırdığını baştan itibaren ifade etmiştik”
Bölgedeki son gelişmeleri de ele aldıklarını aktaran Bakan Fidan, “Biz İsrail’in Gazze’de işlediği suçların bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski barındırdığını baştan itibaren ifade etmiştik. Tırmanma ve yayılma ihtimaline karşı uyarılarımızı yapmıştık. Geçtiğimiz hafta sonu yaşananlar, bölge dışı ülkelerin de dahil olduğu bir savaş ihtimalinin çok uzak olmadığını hepimize bir kez daha gösterdi. Bu risk maalesef hala devam etmekte. Olaylar başlamadan önce gerilimin nispeten kontrollü şekilde aşılması için yoğun bir çaba harcadık. Bazı görüşmelerimiz oldu. Bu çalışmalarımızı halen sürdürmekte ve itidal mesajlarımızı tüm ilgili taraflara iletmekteyiz. Bölge dışı güçlerin de gelişmelere soğukkanlı yaklaşması gerekmektedir. Biz bölge ülkeleri olarak üçüncü tarafların kendi çatışmalarını bu coğrafyaya taşımasını istemiyoruz” dedi.
“Uluslararası hukuk herkes için bağlayıcıdır”
İran’ın İsrail’e 13 Nisan’da düzenlediği saldırıya değinen Bakan Fidan, “13 Nisan’da yaşananlar bizim için çok önemli dersler ortaya koymakta. Birinci olarak uluslararası hukuk herkes için bağlayıcıdır. Küresel düzeyde barışın ve istikrarın anahtarı uluslararası hukuka uyulmasıdır. İkinci olarak, Netanyahu’nun iktidarda kalabilmek için bölgemizi bir savaşa sürüklemeye çalıştığı aşikardır. Netanyahu’yu kayıtsız ve şartsız destekleyenler, tutumlarını acilen gözden geçirmek zorundadırlar. Üçüncüsü ve en önemlisi yaşanan olayların temelinde Gazze’de İsrail tarafından uygulanan şiddet ve zulüm yatmakta. Şu hususun altını çizmek istiyorum. Şu anda mağdur olan ne İsrail ne de İran’dır. Mağdur olan Gazze halkıdır. Hepimiz Gazze’de yaşanan felaketi sona erdirmek için daha fazla çaba harcamalıyız. İsrail’in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2728 sayılı kararını ve Uluslararası Adalet Divanı’nın aldığı ihtiyati tedbirleri harfiyen uygulaması şarttır” dedi.
“ABD başta olmak üzere İsrail üzerinde etkisi olan ülkelerin ortak tutum sergilemeleri ve İsrail’e dur demeleri gerekmektedir”
Gazze Şeridi’nde bir an önce acil ve kalıcı ateşkes sağlanması gerektiğine vurgu yapan Bakan Fidan, “İnsani yardımlara izin verilmelidir. Sonrasında ise iki devletli çözümü hayata geçirmeye dönük adımları ivedilikle atmalıyız. Batılı ülkelerin İran karşısında tek bir ses olarak tepki vere bildiklerini gördük. Şimdi de aynı şekilde ABD başta olmak üzere İsrail üzerinde etkisi olan ülkelerin ortak tutum sergilemeleri ve İsrail’e dur demeleri gerekmektedir” dedi.
“Tüm bu yaşananlar Filistinliler arası birliğin tesisinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur”
Türkiye’nin Katar’ın ateşkes için yürüttüğü çalışmaları desteklediğini belirten Bakan Fidan, “Kendilerine de canı gönülden teşekkür ediyoruz. Sürecin Filistin halkının vazgeçilmez haklarına ve istikbaline halel getirmemesi için çalışmayı sürdüreceğiz. Tüm bu yaşananlar Filistinliler arası birliğin tesisinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu amaca yönelik olarak tüm tarafların yapıcı tutum sergilemesin de büyük fayda görmekteyiz. Nihai amacımız adil ve kalıcı barışın tesisidir. 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulmasını desteklemeye var gücümüzle devam edeceğiz. Bu ziyaretin Filistin halkı, Türkiye-Katar ilişkileri ve bölgemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi.
Filistin meselesinde ve var olan krizle ilgili çok yoğun bir koordinasyon mekanizması bulunduğunu aktaran Bakan Fidan, “Hem siyasi düzeyde hem diğer kurumlarımız bu görüşmeleri yapmakta ve liderlerimiz düzeyinde de görüşmeler devam etmekte. Özellikle kıymetli mevkidaşı Şeyh Muhammed’le hem İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde oluşturulan Temas Grubu vesilesiyle hem de ikili görüşmelerimiz vesilesiyle sürekli bir koordinasyon içerisindeyiz” dedi.
“Türkiye ve Katar, Hamas’la sağlıklı ilişkisi olan ender ülkelerden”
Türkiye ve Katar’ın Hamas’la sağlıklı ilişkisi olan ender ülkelerden ikisi olduğuna dikkat çeken Bakan Fidan, “Dolayısıyla bizim özellikle şu anda yürütülmekte olan ateşkes görüşmelerinde elimizden ne geliyorsa onu yapmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Özellikle Katarlı kardeşlerimizin, Mısırlı kardeşlerimizle beraber ortaya koydukları çabaya biz ne türden destek verebiliriz? Onunla ilgili düzenli istişarelerimiz oluyor. Çoğu zaman özellikle Batı ve diğer dünya kamuoyu temsilcilerinden tarafımıza temasa geçiliyor ve belli konularda görüşlerimiz isteniyor. Belli konularda müdahalemiz isteniyor. Bunların detayına girmek istemiyorum. Bunları tabii yaparken Katarlı kardeşlerimizle sürekli bir koordinasyon içerisindeyiz. Özellikle ateşkesle ilgili anlaşmaların yürütülmesinde kendileri önemli bir rol oynamakta. Biz buraya nasıl destek verebiliriz, daha farklı nasıl katkıda bulunabiliriz? Bizim amacımız şu anda bu. Diğer bir husus, insani yardımlar konusunda ciddi koordinasyonumuz var. Bölgedeki özellikle istikrarın ve barışın tehlikeye girmemesi için, çatışmanın yayılmaması için neler yapılabilir? Bu konuda stratejik görüş, alışverişlerimiz var. Özellikle hem iki ülke arasında hem bize dost olan diğer ülkelerle beraber ortak bir strateji, ortak bir görüş oluşturma konusunda yoğun çalışmalarımız var ve bu çalışmaları diğer ilgili taraflara, dünya kamuoyuna, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere diğer siyasi aktörlere nasıl iletebiliriz onunla ilgili sürekli devam eden çalışmalarımız var. Kısacası aramızdaki koordinasyon çok yoğun ve devamlı bir nitelik taşımakta” dedi.
“Türkiye iki devletli çözüm için Katar ve diğer ülkelerle beraber yoğun bir çaba sarf etmekte”
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye ile üç saatlik bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirten Bakan Fidan, “Kendilerine hem taziyelerimizi ilettik hem de Cumhurbaşkanımızın selamlarını ilettik. Görüşmemiz esnasında birkaç tane hususa yoğunlaştık. Bunların başında bugün değerli dostum Şeyh Muhammed’le de yaptığımız konuşma konusu olan ateşkesle ilgili müzakereler. Bu müzakerelerde Hamas’ın perspektifi ne? Durduğu yer ne? Şu anda gelinen noktayı nasıl değerlendiriyor? O konuda yoğun görüş alışverişi oldu. Türkiye olarak kendi görüşlerimizi ilettik. Diğer taraftan biliyorsunuz değerli arkadaşlar, Türkiye iki devletli çözüm için Katar ve diğer ülkelerle beraber yoğun bir çaba sarf etmekte. Bu trajediden. 30 binden fazla insanın şehadetinden eğer ortaya çıkacak bir fayda varsa o da iki devletli çözüm suretiyle bölgeye kalıcı bir barışın gelmesi olacaktır diye değerlendiriyoruz. Bunun için çok yoğun çaba gösteriyoruz” dedi.
“İsrail kaynaklı propaganda Hamas’ı bir ulusal direniş hareketi olarak göstermekten daha ziyade DEAŞ gibi terörist örgüt olarak nitelendiriyor”
Batı’da iki devletli çözüm fikrine sempati duyan, bunu desteklemek isteyen birçok aktörün Hamas’la ilgili endişelerinin olduğunu gördüklerini aktaran Bakan Fidan, “Özellikle Hamas’la ilgili yapılan İsrail kaynaklı propagandanın Hamas’ı bir ulusal direniş hareketi olarak göstermekten daha ziyade bir DEAŞ gibi terörist örgüt olarak nitelendirme çabalarının ve Batı’da ve uluslararası kamuoyunun bazı aktörleri nezdinde makes bulduğunu görüyoruz. Hamas’la yaptığımız görüşmelerde bu türden algıların giderilmesi için kendilerinin özellikle iki devletli çözüm Filistin devletine giden çözüm içerisinde ne türden görüşleri var, ne türden beklentileri var, bunları açık şekilde ifade etmeleri gerektiği konusunda görüş alışverişinde bulunduk” dedi.
Hamas’ın 1967 sınırları içerisinde kurulacak olan bir Filistin devletini kabul ettiğini belirten Bakan Fidan, “Ben daha önce de Batılı muhataplarıyla yaptığım görüşmelerde de söyledim. Yıllardır Hamas’la yaptığımız siyasi görüşmelerde kendilerinin 1967 sınırları içerisinde kurulacak olan bir Filistin devletini kabul ettiklerini ve Filistin devletinin kurulmasına müteakip Hamas’ın ayrıca silahlı kanadının olmasına gerek kalmayacağını, kendilerinin bir siyasi parti olarak hayatlarına devam edeceklerini bana ilettiler. Bu da aslında bence dünya kamuoyunun Filistin devletine giden yolda atacağı adım için fevkalade önemli bir mesaj diye düşünüyorum. Ben bugün bu türden mesajları almaktan kendilerinden memnun oldum” dedi. – DOHA
]]>Ortadoğu’da gerilimin başladığı Ekim ayından bu yana başta Batı olmak üzere tüm ilgili tarafları bir an önce ateşkes sağlanması için uyaran, sürecin devam etmesi durumunda çatışmanın yayılacağı kaygısını dile getiren Türkiye, İran-İsrail arasında yaşanan karşılıklı saldırıların kendisini haklı çıkardığını açıkladı.
Dışişleri Bakanlığı’ndan 14 Nisan günü yapılan açıklamada, “İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü savaşın yayılma ve tırmanma riski barındırdığına dair uyarılarımızı uzun süredir tüm muhataplarımıza hatırlatmaktayız. İsrail’in, İran’ın Şam Büyükelçiliğine gerçekleştirdiği uluslararası hukuka aykırı saldırı, kaygılarımızı haklı çıkarmıştır. İran’ın bu saldırıya yaptığı misilleme ve takip eden gelişmeler, olayların hızlı biçimde bölgesel bir savaşa dönüşebileceğini bir kez daha göstermiştir” görüşü dile getirildi.
Dışişleri Bakanı Fidan, geçen aylarda yaptığı açıklamalarda, insanlığın Gazze’de bir yol ayrımına geldiğini, buradan “ya daha büyük bir savaş ya da büyük bir barış çıkacağını,” vurgulamış, Türkiye’nin tercihinin barış olduğunu kayda geçirmişti.
İran saldırısına kınama yok
Dışişleri’nin açıklamasında, İran’ın ilk kez kendi topraklarından İsrail’e saldırmasına ilişkin eleştirel bir ifade kullanılmaması dikkat çekti.
Türkiye, 1 Nisan’da İsrail’in İran’ın Şam Büyükelçiliği’ne saldırıp üst düzey askeri yetkililerini öldürmesini kınamış ve uluslararası hukuka aykırı bulduğunu açıklamıştı.
İran’ın saldırısını “misilleme” olarak değerlendiren Dışişleri açıklamasında, “Yaşanan hadise öncesinde İran ve ABD makamlarıyla görüşerek itidal çağrısında bulunmuştuk. Tarafların karşılıklı beklenti ve mesajları da ülkemiz üzerinden iletilmiş, tepkilerin orantılı olması yönünde gerekli girişimler yapılmıştır” ifadeleriyle İran’ın tepkisinin sınırlı kalması yönünde yapılan diplomasiye atıfta bulunuldu.
ABD ve İran’la iki kanaldan diyalog
Genel mesajların yanı sıra Türkiye, başta İran ve ABD olmak üzere gerilimin ilgili taraflarıyla aktif bir diplomasi yürüterek gerilimin kontrol dışına çıkmasının önlenmesine katkıda bulundu.
Bu çabaların İran’ın saldırıya ilişkin olarak Türkiye’yi ve diğer önde gelen bölge ülkelerini 72 saat öncesinde bilgilendirmesiyle başladığı biliniyor.
İran’ın İsrail’e saldıracağı bilgisinin kesinleşmesinin ardından ilk temas 10 Nisan’da ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan arasında gerçekleşti.
Bu görüşmede, İran’ın tepkisinin sınırlı ve orantılı olması gerektiği yönünde görüş alışverişinin yapıldığı Türk ve Amerikalı yetkililerce teyit edildi.
Aynı zaman biriminde ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA) Başkanı William Burns’ün de Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın ile temasa geçerek İran’ın İsrail’e saldırısına ilişkin Washington’un mesajlarının Tahran’a iletilmesi ricasında bulunduğu Türk basınına yansıdı.
Fidan ve Kalın’ın İranlı muhataplarıyla yaptıkları temaslarda Washington’un mesajlarının yanı sıra Ankara’nın da gerilimi daha da tırmandıracak adımlar atılmaması çağrısını Tahran’a ilettikleri kaydedildi.
Blinken’dan Fidan’a teşekkür
Ankara-Washington hattındaki diyalog, İran’ın saldırısının tamamlanmasından sonra da devam etti.
Dışişleri Bakanı Fidan, 14 Nisan’da İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile görüştükten sonra ABD Dışişleri Bakan Blinken ile bir kez daha telefonda görüş alışverişinde bulundu.
Diplomatik kaynakların verdiği bilgiye göre Fidan, İranlı muhatabına Türkiye’nin İsrail’e yönelik misillemenin ardından bölgede daha fazla gerilimin tırmanmasını istemediğini kaydetti.
Abdullahiyan’ın da Fidan’a operasyonun sona erdiği, İsrail yeni bir saldırı gerçekleştirmezse harekâta geçmeyeceğini aktardığı belirtildi.
Fidan’ın Blinken’a İran Dışişleri Bakanı’nın sözlerini aktardığı ancak gerilimin asıl kaynağının İsrail-Hamas savaşı olduğunu anımsatarak acilen ateşkes ilan edilmesi ve Gazze’ye kesintisiz insani yardım ulaştırılması gerektiğini, aksi halde krizin büyüyerek devam edeceğini hatırlattığı da vurgulandı.
Fidan, İsrail üzerinde etkisi olan ülkelerin de gerilimin tırmandırılmaması için doğru mesajlar vermesi gerektiğinin altını çizdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller da Fidan-Blinken görüşmesine ilişkin yaptığı açıklamada, mevcut gerilimin tırmanmasını önlemek için devreye giren Hakan Fidan’a teşekkür bakanın ettiğini vurguladı.
‘Gerilimin yönünü İsrail’in adımları belirleyecek’
İran-İsrail arasında yaşanan gerilimin daha büyük bir olaya yol açmadan sönmesine karşın bölgesel savaş tehlikesinin geçmediğini düşünen Türkiye, bundan sonraki süreçte olayların İsrail’in atacağı adımlara göre şekilleneceğini değerlendiriyor ve Batılı muhataplarından ona göre pozisyon almasını istiyor.
İsrail’in İran’a askeri bir yanıt vermesi ya da uzun süredir gündemde olan Refah operasyonunu başlatması durumunda gerilimin çok daha tırmanacağını öngören Türkiye, Dışişleri açıklamasında bu değerlendirmesini “Bugün de İranlı yetkililere ve İsrail üzerinde etkisi olan Batılı ülkelere, tırmanmaya son verilmesi yönündeki mesajlarımızı açık biçimde aktarmaktayız. Bölgemizin istikrarına kalıcı biçimde zarar verecek ve küresel düzeyde daha büyük çatışmalara neden olacak bir sürecin tetiklenmemesi için çabalarımızı sürdüreceğiz” ifadeleriyle kayda geçirdi.
Hamas’la artan diyalog
Türkiye, bu adımların yanı sıra İsrail-Hamas arasında devam eden ancak sonuç alınamayan ateşkes görüşmeleri kapsamında da etkisini artırma girişimlerini sürdürüyor.
Özellikle MİT Başkanı Kalın’ın CIA Başkanı Burns ile yaptığı görüşmenin ardından Hamas yetkilileri ile iki defa temasa geçmiş olması ve pazarlık edilen unsurlar hakkında görüş alışverişinde bulunması dikkat çekiyor.
Kalın’ın 13 Nisan günü Hamas’ın siyasi örgüt lideri İsmail Haniyye ile yaptığı görüşmede ateşkes müzakereleri, insani yardımların ulaştırılması, rehinelerin takası ve Gazze’nin güneyine sürülen Filistinlilerin kuzeye dönmeleri gibi konuları ele aldığı bildirildi.
]]>Koç’un açıklamalarından satır başları;
“2 alternatifimiz var aslında. Herkes bir alternatif üzerinde odaklandı. İki tane uç alternatifimiz var. Biri hiçbir şey yapmamak, biri de futbol faaliyetlerini askıya almak. Biz artık hiçbir şey yapmamaktansa bundan sonraki süreçte itiraz bayraklarını kaldırarak, kendi göbek bağımızı kesip, her gün ölmektense bir gün ölmeyi düşünerek sizlerin huzuruna çıktık. Ben ve arkadaşlarım, hem dik dururuz hem eğilmeyiz ama önemli olan bizlere bunları yapanlar en büyük gücü, son yıllarda Fenerbahçe camiasının eskisi kadar kenetlememesinden, son yıllarda çok fazla çatlak ses olmasından! Artık bizler de fabrika ayarlarına dönmeliyiz. Bugün ne sonuç çıkarsa çıksın, biz yönetim olarak elimizden gelen tüm çabayı sarf edeceğiz”
“ŞAMPİYON OLACAĞIZ”
“Bu genel kurul kararını almak zorundaydık! Bir gece önce gördüklerimiz, yaşadıklarımız ve bundan sonra bize yaşatacaklarını tahmin ettiğimiz için. En kısa zamanda genel kurulu toplayıp Fenerbahçe’nin bir ve yekvücut olduğunu gösterip gerekli adımları atmak için, en iyi kararın genel kurula gitmek olduğuna karar verdik. Pazar akşamı Samandıra’ya gittik ve futbolcularımız, İsmail Kartal hocamız, teknik kadro, hepsiyle bir odaya girdik. Kaptanlar söz aldı, hocamız söz aldı. Onlar doğal olarak, Trabzon’dan olağanüstü bir kenetlenme ile gelmiş ve, “Sonuna kadar emeğimizle, terimizle, kanımızla, mücadele etmek istiyoruz. Şampiyon olacağız” dediler. Tek tek opsiyonlara girmeden özet görüşleri paylaşacağım. Hiçbir şey yapmamak, yapılabilecek en kötü tercihtir, muhakkak bir şey yapmalıyız dendi. Ne yapılacaksa, kademeli, ölçülü ve zamanlaması doğru olmalı dendi. Kamuoyuna ve yetkililere en güçlü mesajı verirken, bize de en az zarar veren formülleri seçmeliyiz dendi. En uç opsiyonlardan biri olan ligden çekilme, hepinizi anlıyorum. Bu tiyatronun figüranı olmayalım diyorsunuz. Ama figüran olmamakla, meydanı boş bırakmamak arasındaki dengeyi de iyi düşünmemiz gerekiyor.”
“LİGDEN ÇEKİLME EN SON ADIM OLMALI”
“Şampiyonluk şansımız devam ederken, yılmadan sonuna kadar mücadele edip, meydanı boş bırakmayalım, ligde kalan maçlara genç takım ile çıkalım. Ligden çekilmeyi sezon sonunda bir kez daha değerlendirelim. Ligden çekilme, bu sezonun tüm emeklerini çöpe atmak olur. En kararlı adımları atalım, ligden çekilelim. Buna mukabil yine bir görüş, en kararlı adımları atalım, ligden çekilme dahil olacaksa da en son adım olmalı.”
“FUTBOL FAALİYETLERİNİ ASKIYA ALMAYI DÜŞÜNMÜYORUZ”
“Bu görüş çok ağır bastı, ligden çekileceğimizi faaliyetleri donduralım. Benzer sorunları yaşamaya devam edeceğiz diyenler oldu. Lige genç takımla devam edelim, Süper Kupa ve Avrupa’ya A takımla çıkalım görüşü oldu. Şimdi bizim görüşümüz, bu konuyla ilgili, futbol faaliyetlerini askıya almayı şu anda hiç değerlendirmiyoruz.”
“ASKIYA ALMAK DEMEK, AMATÖR KÜME DEMEK”
“Bunun için hazırlıklı olmamız gerek. Faaliyetlerimizi başka bir alanda devam ettireceğimiz alanda hazırlık olmamız gerek. Buradaki haksızlık devam ederse, bir bacağımız yurt dışında olsun görüşü var. Ancak askıya almak demek, amatör kümeden başlamak demek tekrar hazır olduğumuzda. Bunu da aşarız bir nebze. Süper Lig’de bir kulüple birleşiriz. Ama bunların en ince ayrıntısına kadar düşünülmesi gerek. Doğru düzgün bir yurt dışı yapılanmamız, bu konuyu gündemimize getirmiyoruz.”
“UEFA’DAN GAYRIRESMİ GÖRÜŞ ALDIK”
“Ligden çekilmenin ikinci yöntemi, üst üste iki maça çıkmamak. Hukuken ne demek, öncelikle UEFA ile konuştuk. Gayriresmi görüş aldık. “Biz bu sene ligden çekildik. Ama seneye ikinci ligdeyiz, Avrupa’da oynayabilir miyiz?” Bu tamamen yerel federasyonun kararı dediler. Bu alternatifte Avrupa’nın ne olacağı belli değil. Yöneticilerimize 3 ay ile 1 yıl arası hak mahrumiyeti verilmesi söz konusu. Biliyorsunuz, 7405 sayılı spor yasası gereğince, beş senede toplam iki yıl, bir seferde bir yıl hak mahrumiyeti alanların yöneticilik sıfatı düşmektedir. Mücadele ettiklerimizle ellerine büyük bir koz veriyor oluruz. Onlara keyfi bir şekilde yöneticiliği düşürme hakkı vereceğiz.”
]]>Meclis’te gerçekleşen görüşmede Akar, ABD’nin Maryland eyaletinde yük gemisinin çarpması sonucu yıkılan Francis Scott Key Köprüsü’nde hayatını kaybedenlerin ailelerine ve ABD halkına başsağlığı diledi.
Rogers ve beraberindekilerin Türkiye’de bulunmasından memnuniyet duyduklarını; ziyaretin, iki tarafında da kendisini yüz yüze ifade etmesi için bir fırsat olduğunu ifade eden Akar, “Bir süre bir araya gelememiştik. Bundan sonra umuyorum ki ülkelerimizin yararı, NATO, bölgesel kurumlar, barış, istikrar ve Türkiye ile ABD arasında bölgemizdeki bazı sorunların çözümü için karşılıklı görüş alışverişine ve ziyaretlere devam edeceğiz. Bu çok faydalı olacak. Umarım ziyaretinizden olumlu ve yararlı sonuçlar elde edersiniz.” değerlendirmesinde bulundu.
ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu Başkanı Rogers da heyet olarak Suudi Arabistan ve Pakistan’dan sonra Türkiye’yi ziyaret ettiklerini söyledi.
Temel olarak güvenlikle ilgili ortaklıklara ilişkin konulara odaklandıklarını anlatan Rogers, “Ancak daha çok ortaklığımızı nasıl geliştirebileceğimize ilişkin sizin düşüncelerinizi de öğrenebiliriz. En çok ilgilendiğim konulardan biri Ukrayna krizinin nasıl sonuca bağlanabileceğine dair sizin görüşleriniz.” diye konuştu.
“Gayet olumlu, yapıcı bir şekilde konuştuk, görüştük”
Görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Akar, uzun zaman sonra parlamentolar arası görüşmelerin yapılmasının önemli olduğunu vurguladı. Genel ve askeri konulardaki problemleri, görüşleri kendilerine ilettiklerini belirten Akar, şöyle konuştu:
“PKK-YPG konuları da dahil bunlarla alakalı, DEAŞ ile alakalı bugüne kadar bizim yaptığımız mücadelemizi kendilerine ilettik. İsrail konusunda, İsrail’in varlığına karşı bir kastımızın olmadığını fakat diğer taraftan da çocukların, kadınların, masum insanların ölmesinin bir an önce engellenmesi gerektiğini bir kez daha kendilerine ilettik. Yunanistan, Akdeniz konusunda görüşlerimizi, önerilerimizi kendileriyle görüştük. Azerbaycan-Ermenistan konusunda yaptıklarımızı, uzatılan barış elinin Ermenistan tarafından kabul edilmesinin önemli olduğunu ifade ettik. Kendi yorumlarını yaptılar. Gayet olumlu, yapıcı bir şekilde konuştuk, görüştük. Türkiye’de veya ABD’de buluşmak suretiyle görüşmelerin devamı konusunda mutabık kalarak ayrıldık.”
Bir gazetecinin “F-16 tedarik süreci de gündeme geldi mi?” sorusu üzerine Akar, bu konunun da görüşmede gündeme geldiğini, F-16 konusunda herhangi bir sorunun olmadığını vurguladı. Akar, “Burada herhangi bir sorun yok. Gerekli anlaşmalar, sözleşmeler yapıldı. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’ın ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile yaptığı görüşmeler var. Onun devamında gelen hadiseler var. Bu artık normal şekilde takibi yapılan, kararlaştırılmış bir proje olarak karşımızda duruyor herhangi bir sorun yok.” diye konuştu.
Bir gazetecinin “Stratejik mekanizma toplantısı sonrası ortak açıklama yapılmıştı. ‘Terörle mücadele istişareleri yeniden başlatıldı’ ifadesi kullanılmıştı. Bu da gündeme geldi mi?” sorusu üzerine Akar, konunun görüşmede gündeme geldiğini söyledi. Akar, “PKK’dan, YPG’den rahatsızlığımızı orada tekrar tekrar ifade ettik. Suriye’nin, Irak’ın kuzeyindeki PKK-YPG varlığına karşı, DEAŞ varlığına karşı işbirliği yapmamız gerektiğini, iki müttefik olarak beraber çalışmamız gerektiğini ifade ettik. Diğer konularda da Dışişleri Bakanımız zaten gereğini yapacaktır.” dedi.
]]>Kafkasya ziyaretindeki ilk durağı olan Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de bulunan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından kabul edildi. Aliyev ve Stoltenberg, yaptıkları ikili görüşmede NATO ve Azerbaycan arasındaki işbirliğini ele aldı. Görüşmenin ardından Aliyev ve Stoltenberg ortak basın toplantısı düzenledi.
NATO ve Azerbaycan’ın başarılı ortaklığına değinen Aliyev, “İki yıldan fazla bir süre önce Brüksel’de yaptığımız son toplantıya dair çok güzel anılarım var ve şimdi diyaloğumuzu halen sürdürüyoruz. NATO-Azerbaycan ortaklığının zaten uzun bir geçmişi var. 30 yıldan fazla süren iyi bir ortaklığımız var” dedi.
Azerbaycan’ın Kosova ve Afganistan’daki barış operasyonlarına katılmasının harika bir deneyim olduğunu belirten Aliyev, “Askerlerimiz Ağustos 2021’in sonunda Afganistan’dan ayrılan son koalisyon güçleri arasındaydı. Dolayısıyla bu işbirliğimize olan güçlü bağlılığımızı bir kez daha gösteriyor. Silahlı kuvvetlerimizdeki reformlar iyi sonuçlara yol açıyor” dedi.
“Savunma yeteneğimizi modernleştiriyoruz ve bugün yüksek düzeyde profesyonellik sergileyebiliyoruz”
Azerbaycan’ın son yıllarda savunma yeteneklerini modernize ederek yüksek bir profesyonellik sergilediğini belirten Aliyev, “Savunma yeteneğimizi modernleştiriyoruz ve bugün yüksek düzeyde profesyonellik sergileyebiliyoruz. Uzun yıllar süren tartışmalarımızda Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgal edilmesinden bahsettik, ancak üç yılı aşkın bir süredir bu konu tartışma konusu dışında. Çünkü Azerbaycan, 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı sırasında ve geçtiğimiz eylül ayında gerçekleştirilen terörle mücadele operasyonu sırasında toprak bütünlüğünü ve egemenliğini yeniden sağladı. Artık ülke topraklarının tam egemenliği yeniden sağlanıyor ve bu uzun süren çatışmaların nasıl çözülebileceğinin iyi bir göstergesi” dedi.
“Bugün Ermenistan’la barış görüşmelerinin aktif aşamasındayız”
Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki barış görüşmelerine de değinen Aliyev, “Çatışma askeri-politik yollarla çözüldü. Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’na dayanan meşru müdafaa hakkımızı kullandık ve bugün Ermenistan’la barış görüşmelerinin aktif aşamasındayız” dedi.
Brüksel’e yaptığı son ziyareti hatırlatan Aliyev, “Brüksel’e son ziyaretimde bir basın toplantısında bu konuya değinmiştim ve Azerbaycan’ın böyle bir girişimde bulunduğunu ve Ermenistan’ın cevabını beklediğimizi belirtmiştim. Barış görüşmelerini başlatmanın bizim inisiyatifimiz olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim. Şu ana kadar Ermeni meslektaşlarımızla barış anlaşması taslağına ilişkin 7 kez görüş alışverişinde bulunuldu. Dışişleri bakanları ve başbakan yardımcıları arasında sınırların sınırlandırılmasına ilişkin yapılan görüşmeler, sorunun çözümü için iyi bir fırsat olduğunu gösteriyor. Geçenlerde de belirttiğim gibi barışa her zamankinden daha yakınız” dedi.
Aliyev, işgal döneminde yapılan görüşmeler hiçbir sonuç vermediğini belirterek, “28 yıl boyunca AGİT Minsk Grubu’nun faaliyetlerinden sonuç alınamadı. Bugün ise düşünüyorum ve umuyorum ki, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün sağlanmasıyla bu konuda sonunda bir sonuç elde edilecek. Bence bu, Güney Kafkasya’da çok ciddi bir değişikliğe yol açacak. Bu da demek oluyor ki, burada uzun zamandır beklenen barış sağlanacak” dedi.
“Şu anda 6 NATO üyesi ve 2 NATO ortağına gaz sağlıyoruz”
Enerji güvenliği ve yeşil geçiş konularını ele almak üzere Stoltenberg ile görüştüğünü belirten Aliyev, Azerbaycan’ın gaz tedarikinde yeni ortaklar edindiğini söyledi. Aliyev, “Şu anda 6 NATO üyesi ve 2 NATO ortağına gaz sağlıyoruz. Avrupa Komisyonu, Azerbaycan’ı güvenilir bir gaz tedarikçisi olarak tanımlıyor” dedi.
Azerbaycan’ın oybirliğiyle COP29’un ev sahibi ülkesi olarak seçildiğini vurgulayan Aliyev, “Bu, yeşil geçiş çabalarımızın tanınmasıdır. Zengin doğal kaynaklara sahip olmamıza rağmen yenilenebilir enerjiye yatırım yapıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Azerbaycan’ın bazı NATO müttefikleriyle yakın enerji ilişkileri geliştirmesini memnuniyetle karşılıyorum”
NATO Genel Sekreteri olarak ilk kez Bakü’yü ziyaret ettiğini belirten Stoltenberg, “Burada enerji güvenliğini tartışmaktan da mutluluk duyuyorum, çünkü enerji güvenliğimiz için önemli. Azerbaycan’ın bazı NATO müttefikleriyle yakın enerji ilişkileri geliştirmesini memnuniyetle karşılıyorum. Doğal gaz aktarımında her gün daha fazla önemli rol oynuyor. Ayrıca NATO ülkelerine aktaracakları elektrik enerjisiyle de önemli role sahip olacaklar” dedi.
“Azerbaycan, Afganistan’dan ayrılan son ülkelerden biriydi”
Azerbaycan’ın uzun yıllardır NATO’nun müttefiki olduğunu ve NATO ile çeşitli alanlarda işbirliği yaptığını vurgulayan Stoltenberg, “Azerbaycan’ın Kosova’daki NATO misyonuna katkısını takdir ediyoruz. Aynı zamanda Afganistan’daki misyonumuzda temsilinizi ve katkılarınızı da takdir ediyoruz. Azerbaycan, Afganistan’daki misyonumuzdan ayrılan son ülkelerden biriydi. Azerbaycan güçleri çok önemli bir görev gerçekleştirdi, Afganistan’daki havaalanının korunmasından sorumluydu. Havalimanını korumak çok önemli bir görevdi. Bu, aramızda siyasi diyaloğun yanı sıra pratik iş birliğinin de olduğunun göstergesidir” dedi.
“Azerbaycan ve Ermenistan, kalıcı barışa ulaşma fırsatına sahip”
Güney Kafkasya’da barışın sağlanmasının bölge halkları, Karadeniz bölgesi ve Kuzey Atlantik’in güvenliği açısından önemli olduğunu belirten Stoltenberg, “Azerbaycan ve Ermenistan, yıllar süren çatışmaların ardından artık kalıcı barışa ulaşma fırsatına sahip. Barış anlaşmasına her zamankinden daha yakın olduğunuzu ifade etmenizi takdir ediyorum ve sizi yalnızca Ermenistan’la kalıcı bir barış anlaşmasına varmak için bu fırsatı değerlendirmeye teşvik edebilirim” dedi.
Ukrayna’nın bir Karadeniz ülkesi olduğunu vurgulayan Stoltenberg, “Rusya, Ukrayna’ya karşı savaşını sürdürüyor. NATO müttefikleri devam eden savaşın sonuçları konusunda son derece endişeli. NATO müttefikleri Ukrayna’yı destekliyor. Azerbaycan’ın Ukrayna’ya çok ihtiyaç duyulan insani yardım konusunda verdiği çok önemli desteği memnuniyetle karşılıyorum. Ancak Ukrayna’daki durumun son derece zor olması nedeniyle daha fazla desteğe ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.
Yarın Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ve Savunma Bakanı Orgeneral Zakir Hasanov ile görüşecek olan Stoltenberg, Azerbaycan’daki temaslarının ardından 18 Mart’ta Gürcistan’ı, 19 Mart’ta ise Ermenistan’ı ziyaret edecek. – BAKÜ
]]>Bakanlık kaynakları, basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Kaynaklar, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın ile Irak’a yapacağı ziyaret ile kısa süre önce Türk askerlerinin sınır ötesinde Iraklı yetkililerle yaptığı toplantıya ilişkin sorular üzerine, şunları söyledi:
“Bildiğiniz üzere geçtiğimiz aralık ayında Ankara’da Iraklı yetkililerle bir Güvenlik Zirvesi gerçekleştirilmişti. Bu zirvenin ikincisi bugün Irak’ta yapılacak. Bu görüşmelerde güvenlik ve askeri işbirliği konuları öncelikli olmak üzere terörle mücadelede ortak bir anlayış geliştirilmesi ele alınacaktır. Ankara’daki toplantıda terör örgütü PKK’nın her iki ülke için de ‘ortak tehdit’ olduğu vurgulanmıştı. Bu zirvede terörle mücadelede ve hudut güvenliğinde görüş alışverişinde bulunulacak ve ayrıca enerji gibi farklı konular da konuşulacak.
Türk komutanların sınır ötesinde yaptığı toplantı ise Pençe-Kilit Harekat bölgesinin sınırları içerisinde gerçekleştirilmiştir. Iraklı yetkililerle olan toplantıda, Irak-Türkiye sınır hattının güvenliği ele alınırken Irak vatandaşlarının güvenliğini arttırmaya yönelik tedbirler de görüşüldü. Önümüzdeki dönemde bu tarz işbirliği ve koordinasyon toplantıları devam edecektir.”
Yunanistan ile Güven Artırıcı Önlemler Toplantısı
Bakanlık kaynakları, Yunanistan ile gerçekleştirilecek Güven Artırıcı Önlemler Toplantısı’nın takviminin belli olup olmadığına ilişkin soruya, şu yanıtı verdi:
“Yunanistan ile karşılıklı olarak pozitif gündeme odaklandığımız bir dönem içerisinde bulunmaktayız. İki taraf arasında oluşan pozitif diyaloğun sürdürülmesinin önemini vurguladığımız bu dönemde çözüm odaklı bir yaklaşım ile dürüst ve yapıcı bir ilişki tesis etmenin iki ülkenin de yararına olacağına inanıyoruz. Bu bakımdan Güven Artırıcı Önlemler toplantılarını da özellikle önemsiyoruz. Güven Artırıcı Önlemler toplantılarının iki taraf arasında diyaloğun sürdürülmesi açısından önemli bir fırsat olduğuna inanıyor ve bu doğrultuda bir sonraki toplantının nisan ayının sonunda Atina’da gerçekleştirilmesine yönelik planlama yapıldı. Türkiye olarak adımlarımızı bu çerçevede atıyor, bununla birlikte milli menfaatlerimizden taviz vermeme konusundaki kararlılığımızı sürdürdüğümüzü her fırsatta yineliyoruz.”
Türkiye’nin F-35 tercihindeki son durum
Bakanlık kaynakları, Türkiye’nin F-35’e geri dönüp dönmeyeceğine dair sorular üzerine, “Şu an için F-35 konusunda her iki ülkenin tutumunda bir değişiklik bulunmamaktadır. Sayın Bakanımızın da ifade ettiği gibi F-35 konusunda ödediğimiz parayı geri alabileceğimizi düşünüyoruz. Bu konuda da görüşmeler devam etmektedir. Bizim bu aşamada KAAN’a odaklanmamız lazım.” şeklinde konuştu.
İngiltere’den talep edilen Eurofighter Typhoon savaş uçaklarındaki son duruma ilişkin soru üzerine kaynaklar, “Eurofighter teminine yönelik girişimlerimiz devam etmektedir. Bu konuda Birleşik Krallık yetkilileri ile Alman yetkililer görüşmelerini sürdürmektedir. Bizim beklentimiz müttefiklerimizin ittifakın ruhuna ve ortak güvenlik perspektifine uygun kararlar almasıdır. Biz olumlu sonuç alınacağına inanmaktayız.” cevabını verdi.
(Bitti)
]]>Gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Saadet Partisi Kayseri Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mahmut Arıkan; diğer parti adaylarının kendilerini ‘milli görüşçü’ olarak ifade ettiklerini kaydederek; “Milli Görüşçüyüm’ demek Erbakan hocanın yolundan gidebilmek. Erbakan’ın yolunu anlatmak değil, o yolda yürüyebilmek” dedi. Arıkan; “Kayseri Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mahmut Arıkan; “Adaylarda tabiri yerindeyse ‘Milli görüşçüyüm’ modası başladı. Gerek iktidarın adayı gerekse Yeniden Refah Partisi’nin adayı ve Saadet Partisi olarak biz milli görüşçü olduğumuzu ifade ediyoruz. Anlam vermekte zorlanıyorum. Bugün AK Parti adayı Memduh Büyükkılıç ‘En büyük milli görüşçü benim’ demiş. Diğer aday arkadaşımız da ‘ben milli görüşçüyüm’ diyor. Milli görüşçülük ‘ben milli görüşçüyüm’ demeyle olacak bir şey değil. Kurucu lideri rahmetli Erbakan hocamız. Rahmetli Erbakan hocamız 27 Şubat 2011’de Saadet Partisi Genel Başkanı olarak vefat etmiş bir isim. Son nefesine kadar Saadet Partisi’ni büyütebilmek için gayret göstermiş bir lider. Cümlesi; ‘Kim ki Saadet Partisi dışında ben milli görüşçüyüm derse palyaçodur’ cümlesi bugün kayıtlarda duruyor. Seçim çok garip; 2004-2009’lu seçimlerde ‘milli görüş gömleğimizi çıkarttık’ diye insanlardan oy topluyorlardı. Hocamız vefat ederek bu insanlara cevap verme durumu kalmayınca 2004-2009’de milli görüşçü olduğundan utananlar, bugün ‘milli görüşçüyüm’ diyerek prim yapmaya çalışıyorlar. Herkesi izana davet ediyorum, gerek yok böyle şeylere. Belediye koltuğunda oturabilmek için istismar etmenin gereği yok. Milli görüşün temsilcisi Saadet Partisi’dir, lideri Necmettin Erbakan Hoca’dır. Necmettin Erbakan; Saadet Partisi’nin kurucu ve vefat ettiği tarihe kadar genel başkanı olan bir isimdir. Ben kendisinden Kayseri İl Başkanlığı emanetini almış biriyim. 10 yıl boyunca bu emaneti taşımış insanım. Acaba bugün ‘milli görüşçüyüm’ diye ortada dolaşanlar o dönem neredelerdi? Erbakan Hoca kayıp trilyon davasında yargılanırken bu arkadaşlar neredelerdi? Erbakan Hoca’nın kapısına polis dayandığında bugünkü gibi ‘ben milli görüşçüyüm’ diye bağırabiliyor muydunuz?” ifadelerini kullandı.
“Siyaset omurga işidir”
AK Parti ile ittifak görüşmesi yapan Yeniden Refah Partisi’ni de eleştiren Arıkan; “Yerel seçim tarihi yaklaştığında ittifak görüşmeleri başladı. Nasıl Erdoğan Bahçeli ile görüştü, Fatih Erbakan ile de görüşmeye devam etti. Bu görüşmelerin neticesinde bir açıklama zuhur etti. Nedir o açıklama? ‘Biz 1 tane büyükşehir, İstanbul’dan 2 tane belediye talep ettik. AK Parti de bunu vermedi. O yüzden ittifak olmadı’. Şimdi arkadaşları dinliyorum, zehir zemberek iktidarla ilgili açıklamalarda bulunuyorlar. Şu soruyu sormak istiyorum; eğer siz sadece 1 ay önce cumhurbaşkanı deseydi ki ‘İstanbul’dan Esenler’i, Sultanbeyli’yi size veriyorum, Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ni size veriyorum’ deseydi bugün zehir zemberek açıklama yapan arkadaşlarımız ne diyeceklerdi, nasıl bir cümle kuracaklardı? Siyaset omurga işidir. ‘Milli Görüşçüyüm’ demek Erbakan hocanın yolundan gidebilmek. Erbakan’ın yolunu anlatmak değil, o yolda yürüyebilmek. Erbakan’ın yolu; oylama saatinde köşe bucak kaçarak meclisi terk etmek değil. Bütçe görüşmelerinde çıkıp bu arkadaşların yaptığı bütçeyi eleştirebilmek” diye konuştu.
“Ben Büyükkılıç’ın fotoğraflarını astım, o benim fotoğraflarımı indirdi”
Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Cumhur İttifakı Kayseri Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Memduh Büyükkılıç’ın 90’lı yıllardaki seçim çalışmalarına bizzat katılarak fotoğraflarını astığını, ancak 2000’li yıllarda Byüükkılıç’ın kendi fotoğraflarını indirdiğini de sözlerine ekleyen Arıkan; “Memduh ağabeyin kardeşleriyiz. Ben, lise yıllarında başkanımdı kendisi, lise son sınıftayken kendisi milletvekili adayıydı. Dersten kaçar elektrik trafolarına resimlerini yapıştırırdım. Üzerimizde çok emekleri var. Hiçbir zaman onun şahsı ve hukukuna karşı eleştirim olmaz. Projelerini, icraatlarını tartışırız. 90’lı yıllarda ben onun resmini astım, 2000’li yıllarda o benim resimlerimi indirdi” dedi. – KAYSERİ
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile Türkiye arasındaki Stratejik Mekanizma Toplantısı görüşmeleri için bulunduğu Washington’da Türk basın mensuplarıyla bir araya geldi. ABD’deki temaslarını değerlendiren Bakan Fidan, “Biliyorsunuz ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in daveti üzerine Amerika’ya bir ziyaret gerçekleştirdik. İki gün süren ziyaretimiz boyunca çeşitli görüşmelerde bulunduk. Tabi ki ziyaretimizin ana odak noktası, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la Başkan Biden arasında 2021 yılında ihdas edilen, kurulması kararlaştırılan stratejik mekanizmanın 7. toplantısını yapmaktı. Amerikan tarafının ev sahipliğinde gerçekleştirilen 7. toplantıya bu sene büyük bir heyetle geldik. 7 bakanlıktan ve devlet kuruluşundan arkadaşlarımız da heyetimiz içerisinde yer aldılar. Bakanlar düzeyinde görüşmelere geçmeden önce dün itibariyle yaklaşık 8 başlıkta oluşturulan komitelerde arkadaşlarımız Amerikalı muhataplarıyla bir araya geldiler. Enerji, ekonomi, finans, maliye, terörle mücadele, bölgesel konular, başta Suriye, Ukrayna ve en önemlisi Gazze meselesi olmak üzere heyetimiz bir araya geldiler. Bugün de biz Amerikalı mevkidaşımla bir araya gelerek heyetlerimizin yaptığı çalışmaların neticesinde ortaya çıkan genel stratejik özeti karşılıklı gözden geçirdik. Hangi konularda mutabakatımız var, hangi konuları ilerletmemiz gerekiyor, hangi konularda ne türden adımlar atmamız gerekiyor, bu konular üzerinde görüş alışverişinde bulunduk. Esas itibariyle biliyorsunuz Cumhurbaşkanımızın önceden ortaya koyduğu vizyonla Türk-Amerikan ilişkilerinin sadece güvenlik eksenli bir ilişki olmaktan çıkıp, buna mukabil ekonomik ve ticari ilişkilerin, teknolojik ilişkilerin de eşit düzeyde temsil edildiği, yer aldığı bir eksene oturtulması yönünde ilerletilen bir vizyon ve politika vardı. Bu çerçevede özellikle ticaret hacmimizin 30 milyar dolardan 100 milyar dolara çıkarılması yönünde ortaya konulmuş bir vizyon var. Buna nasıl ulaşacağız, neler yapacağız, bununla ilgili detay konular ilgili ihtisas komitelerinde görüşüldü. Zaten Ticaret Bakanlığımız, Ekonomi Bakanlığımız, bunların hepsi kendi mevkidaşlarıyla da bu konuları ilerletmek için gerekli görüşmeleri yapıyorlar. Biz burada stratejik mekanizma koordinatörleri olarak, iki bakan olarak stratejik çerçeveyi çizip kurumlarımızın bu konudaki attığı adımların karşılıklı bir muhasebesini yapmış olduk” ifadelerini kullandı.
“F-16 ile ilgili pratik süreç devam ediyor”
Enerji güvenliği konusunda da özellikle LNG alımı ve nükleer enerji üretimi konusunda iş birliğinin ilerletilmesi konusunda da görüş alışverişinde bulunulduğu ve önemli gelişmeler kaydedildiğini belirten Fidan, “İki ülke arasındaki askeri iş birliği, özellikle savunma sanayiindeki iş birliği konuları ele alındı. Biliyorsunuz, F-16 ile ilgili siyasi onay sürecinin Kongre’de tamamlamasını müteakiben başlayan pratik bir süreç var. O devam ediyor. Fakat bununla birlikte bizim özellikle önceki yıllardan kalmış, bekleyen bazı daha taktik nitelikteki malzeme alımlarımızın bir süreç muhasebesini de yaptık. Bekleyen konular var. Onları ben hem Kongre’deki yaptığım görüşmelerde, hem Blinken’la yaptığım görüşmelerde gündeme getirdim. Onlarda da yakın zamanda bir ilerleme kat edeceğimizi umuyorum” dedi.
“Gazze meselesi görüşmelerimizde uzun bir yer tuttu”
Fidan özellikle bölgesel konularda ciddi görüş alışverişinde bulunduklarını belirterek, “Gazze meselesinde hassasiyetimizi biliyorsunuz. Özellikle son aylarda giderek artan insani trajedinin dayanılmaz bir hal alması neticesinde uluslararası toplumun bir an önce amasız, fakatsız, beklemeden insani yardımların Gazze’ye ulaştırılması ile ilişkin hayata geçirilmesine yönelik düşüncelerimizi, duygularımızı ve görüşlerimizi paylaştık. Burada atılabilecek adımlar neler, bunları görüştük. Tabi devam eden bir ateşkes görüşmeleri süreci var. Burada son durum nedir, bu konuda bir görüş alışverişinde bulunduk. Türkiye olarak biz üzerimize neler düşüyor, bunları tekrar bir gözden geçirdik. Amerika tarafından beklentilerimizi bu konuda tekrar dile getirme imkanımız oldu. Gazze meselesi görüşmelerimizde uzun bir yer tuttu. Çok detaylı bir şekilde bu meseleyi tartıştık. Filistin devletinin kurulması, iki devletli çözüm meselesi konusunu da özellikle gündeme getirdik ki yürüyen çalışmaların daha nitelikli bir sonuç üretmesinin şartı olarak. Diğer taraftan özellikle Rusya-Ukrayna savaşını ele aldık. Özellikle bölgemiz için oluşturduğu riskleri tekrar ifade ettik ve bu savaşın bir an önce durması ve muhtemel yayılmasını önlemesi konusundaki hassasiyet ve görüşlerimizi de dile getirdik. Burada biliyorsunuz önemli olan şu ana kadar 500 bin civarında ölü ve yaralının olduğu bir savaş Avrupa’nın ortasında cereyan etmekte. Yani bölge için de çok ciddi bir risk oluşturmakta. Başta Karadeniz’in güvenliği, tahıl güvenliği olmak üzere birçok çevresel tehditleri de beraberinde getirmekte. Bu savaş bir an önce nasıl durdurulabilir bu konuda görüş alışverişinde de bulunduk” şeklinde konuştu.
“Suriye’de YPG ile olan ilişkilerinden memnuniyetsizliğimizi dile getirdik”
Terörle mücadele konusunda da iki ülkenin görüşlerini paylaştığını aktaran Fidan, “Bu konudaki çalışan ihtisas komitesinin de ürettiği düşüncelerin neticesi olan bazı politika tercihlerimizi, pozisyonlarımızı kendilerine ilettik. Özellikle zaten Suriye’de YPG ile olan ilişkilerinden memnuniyetsizliğimizi, bunun iki ülke arasında, iki NATO üyesi ortak arasında ortaya çıkardığı stratejik tehlikenin ne olduğunun altını bir kez daha çizdik. O konuda hangi adımlar atılabilir, bu konuları tekrar gözden geçirdik. FETÖ’yle ilgili hassasiyetimizi, FETÖ’nün Amerika’daki faaliyetlerinin bizim için teşkil ettiği tehdidi tekrar hassasiyetle vurguladık” dedi.
Fidan, “Diğer taraftan buradaki seyahatim esnasında Beyaz Saray’da Ulusal Güvenlik Danışmanı Jack Sullivan ile bir araya gelme imkanım oldu. Orada da başta Gazze meselesi olmak üzere, iki ülke arasındaki ikili ilişkiler olmak üzere diğer bölgesel konuları derinlemesine ele alma imkanımız oldu. Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı ve üyeleriyle ve istihbarat komitesi başkanıyla ayrı ayrı görüşmelerimiz oldu. Yine iki ülke arasındaki ilişkiler, bölgesel güvenlik, NATO’nun genişlemesi ve diğer konuları ele aldık başta Gazze olmak üzere. Yine Ulusal İstihbarat Direktörü Avril Haines ile bir araya geldik ve bu görüşmelerde de benzer konuları bu sefer istihbari perspektiften ele alma imkanı oldu. Bugün de Antony Blinken ile bir araya gelerek heyetlerimizle görüşmelerimizin resmi boyutunu tamamlamış olduk. Amerika’daki ziyaretimiz esnasında iki düşünce kuruluşunda konuşma yapma imkanımız oldu. Ağırlıklı olarak soru cevap formatında cereyan etti. Atlantik Konseyi ve SETA’da iki ayrı görüşme, konuşmamız oldu. Diğer taraftan Washington Post Editörler Kuruluyla bir görüşmemiz oldu. Yani ülkemizin özellikle kritik konulardaki pozisyonu ve duruşu, fikirleri ve bu konuları ilgili çevrelere aktarma fırsatımız oldu. Bu yoğun mesai ve temas trafiğinin arkasından da bugün itibariyle Ankara’ya dönmek üzere inşallah yola çıkıyorum” ifadelerini kullandı.
“(ABD ile) Pozitif bir gündemle yeni bir sayfa açarak yolumuza devam etme imkanı var”
Fidan, daha sonra gazetecilerin sorularını cevapladı. Türkiye-ABD iş birliğinin ilerleyen dönemde derinleşip derinleşmeyeceği sorulan Fidan, “Yani şu anda özellikle geldiğimiz aşamada yenilenmiş bir psikolojiyle, daha pozitif bir gündemle yeni bir sayfa açarak yolumuza devam etme imkanı var. Biliyorsunuz Türk-Amerikan ilişkileri yani uzun mazisi olan bir ilişki ve geçmişte pek çok krizleri de yaşadı ve o krizleri yönetme konusunda da iki ülke arasında bir hafıza ve refleks var. Şu anda yaşadığımız sorunları da bir taraftan yönetirken, diğer taraftan iki ülkenin üretebileceği ortak potansiyeli, keşfedebileceği fırsatları da hayata geçirmek önem taşımakta. Bu tabi belli bir zihinsel çerçeveyi, belli bir diplomatik esnekliği ve kabiliyeti de beraberinde getiren bir husus. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyonunu biliyorsunuz. Yani ülkemizin menfaatlerini, pozisyonunu yani sımsıkı koruyarak olabildiğince ortaklarımızla, dostlarımızla ilişkilerimizi ilerletme yolunda bir irade ortaya koyuyoruz” şeklinde cevapladı.
“(Rusya-Ukrayna Savaşında) Tarafların belli bir konuşma zemini oluşturma yönünde bir isteklilik olduğunu görmüyoruz”
Türkiye’nin Ukrayna’daki savaşta ateşkes, barış veya diplomatik bir çözümde rol oynaması yönünde herhangi bir konunun gündeme gelip gelmediği yönünde soruyu cevaplayan Fidan, “Görüşmelerimizde bu konuları biz kendimiz gündeme getiriyoruz, karşı tarafın da perspektifini açıkçası alıyoruz. Yani şu andaki izlenimimiz, bu yıl içerisinde tarafların belli bir konuşma zeminini yakalama, oluşturma yönünde bir isteklilik açıkçası biz görmüyoruz. Ama bu biraz da tabi savaşmanın doğasında olan bir konu. Savaşan taraflar biz konuşmaya hazırız diyerek yani kendilerini bir zayıf taraf pozisyonda olduğunu göstermek istemezler. Bu anlaşılabilir bir şey. Onun için biz dışarıdan üçüncü bir göz olarak yani burada artık bir konuşma zeminine ihtiyaç var. Bu savaşın durmasına ihtiyaç var. Daha büyük risklerin, yayılmanın önlenmesi için bir diyalog zeminine ihtiyaç var tezini savunuyoruz. Yani buna bir davette, çağrıda bulunuyoruz. Türkiye gibi büyük bir ülkenin ve aynı zamanda bölge ülkesinin ve konuyu da yakından takip eden bir ülkenin böyle bir görüşü dillendiriyor olması tabi ki aslında aynı zamanda bölgedeki krizin başka bir şekilde seyretmesine bir imkan da sağlıyor diplomatik olarak. Tabi eğer kullanırlarsa” dedi.
“Hava Kuvvetlerimizin modernizasyon ve yeni uçak ihtiyacına göre artık gerekli görüşmeler yapılacak”
F-16’ların Türkiye’ye teslim tarihi ve Türkiye’nin yeniden F-35 programına dahil edilme ihtimali sorulan Fidan, “F-16 ile ilgili olarak yani olayın iki aşaması var. Birisi siyasi onay sürecinin tamamlanmasıyla alakalı, bu biliyorsunuz özetleyecek olursak yani Amerikan yönetimi burada bir irade ortaya koydu, Kongre’yi bu konuda bilgilendirdi. Kongre’den de bu geçti belli bir sürecin sonunda ve irade oluşturma süreci tamamlandı. Bundan sonrası aslında teknik süreç diye tanımlandırılan savunma bakanlıkları arasında ve ilgili firmalar arasında devam edecek olan bir süreç. Bu da geçtiğimiz günlerde biliyorsunuz Savunma Bakanlığımız tarafından duyurulan aslında Amerika’dan gelen teklif mektubunun, yani anlaşma sürecini başlatacak teklif mektubunun geldiğini söylediler. Bu mektubun zaten gelmesi için siyasi onay sürecinin tamamlanması gerekiyordu. Amerikan iç hukukuna göre bunu tamamlamasını müteakip bu mektubu gönderdiler. Bundan sonra yani Savunma Bakanlığımız, ilgili birimlerimiz Amerikan tarafıyla gerek resmi tarafıyla, gerek şirketleriyle kendi ihtiyaçlarına göre Hava Kuvvetlerimizin modernizasyon ve yeni uçak ihtiyacına göre artık gerekli görüşmeler yapılacak. Bundan sonrası uzman kuruluşlar arasında yapılacak olan görüşme” ifadelerini kullandı.
F-35 değerlendirmesi
Fidan, “F-35 konusunda biliyorsunuz yani bu programın bir ortağıydık, bir parçasıydık. Daha sonra haksız yere buradan bir çıkarılma söz konusu oldu S-400 konuları bahane edilerek. Biz tekrar pozisyonumuzu koruyoruz. Yani buraya yapmış olduğumuz bir ulusal ödeme var, katkı var, almamız gereken mukabilinde uçaklar var. Türkiye tabi bu konuları geniş fikirle, açık bir şekilde konuşmaya, tartışmaya her zaman hazır. Yani geldiğimiz aşamada aslında bu konuları farklı perspektiflerle tartışabileceğimize de inanıyoruz. Yani Amerika’nın da bu konuda açık fikirli olması lazım diye düşünüyoruz. Yani bazı görüş alışverişleri var, bunu da ifade edeyim” dedi.
“Hemen hemen bütün ülkeler ateşkesin olması konusunda hemfikir”
Gazze konusunda Türkiye’nin ABD’ye ilettiği mesajları sorulan Fidan, “Türkiye’nin de dahil olduğu bir grup ülkenin gerçekten sürdürdüğü yoğun diplomatik temas, baskı ve kamuoyu oluşturma çalışmaları neticesinde aslında daha önce benzeri görülmemiş bir denkleme ulaştık. Yani şu anda arazideki sonuçlardan hareketle bu geldiğimiz noktaları çok fazla göremiyoruz ama ileride ortaya konacak belki çözüm çabalarında bu sonucun ne kadar önemli olduğunu göreceğiz. O da şu. Hemen hemen bütün ülkeler, daha önce dünyadaki hiçbir olayda bu derece üstünde bir oydaşma sağlamamıştı. Şu konularda hemfikirler, ateşkesin olması. Bazıları buna insani ateşkes diyor, bazıları bizim gibi kesintisiz, sürekli bir ateşkes. İnsani yardımların girmesi ve sivillerin öldürülmesinin bir an önce durması ve iki devletli çözüm arkadaşlar, sadece ateşkes değil, hemen beraberinde iki devletli çözümün hayata geçirilmesi. Şimdi bunun üzerinde bütün dünya hemen hemen hemfikir olmuş durumda. Bu şunun için önemli. Bu hemfikirlik, belli ülkeler üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Yani ülkeler kendi meşruiyetlerini korumak için belli miktar buna karşı durabilirler ama ilanihaye karşı duramazlar. Dün Başkan Biden’ın yaptığı açıklamayla biliyorsunuz bir deniz köprüsü üzerinden Gazze’ye yardım götürme aslında planı, bunun bir neticesi. Yani dünya kamuoyunun tepkisinin, ortaya koyduğu tavrın Amerika üzerinde oluşturduğu baskı, aynı zamanda iç politikada da ortaya çıkan bir baskı var ve neticesi olarak bu türden bir karar alınıyor. Beraberinde diğer uluslararası kuruluşların başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, Avrupa Birliği olmak üzere birçok ülke bir şey yapmak zorunda hissediyor kendisini özellikle insani konularda. Çünkü bu sadece vicdanlara ağır bir yük değil, aynı zamanda ülkelerin kendi toplumlarını beklenmedik şekilde harekete geçirecek, ateşleyecek bir fitil gibi duruyor. Dolayısıyla Gazzeli kardeşlerimizin yaşamış olduğu bu büyük trajediyi, bu büyük katliamı bir an önce sonlandırmak, buna yönelik somut adımların atılmasını sağlamak artık vazgeçilmez bir sorumluluk oldu. Ülkeler bu konuda kendilerini suçlu hissediyorlar ve bir şey yapma zorunda hissediyorlar” ifadelerini kullandı.
Fidan, “Konu tabi ki İsrail olduğu zaman, malumunuz olduğu üzere, uzun zamandır uluslararası sistemin, özellikle Batı merkezli sistemin kör, sağır ve dilsiz olduğunu biz biliyoruz. Yani bu artık dünyada herkesin bildiği, artık söylemekten bile çekindiği bazı insanların da artık söylemekten yorulduğu bir gerçeklik. Fakat Gazze olayında 30 binden fazla masum sivilin bilinçli bir şekilde katledilmesi tabi artık zulümde yeni bir noktayı teşkil ediyor, temsil ediyor. Dolayısıyla bunun bu şekilde devam etmesinin uluslararası sistemde oluşturacağı kriz, bölgede meydana getireceği patlamalar artık kaldırılamaz bir gerçeklik ve devletler buna göre harekete geçmek zorunda” dedi.
Tepki çeken terör örgütü YPG ziyareti
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) terör örgütü YPG ziyareti sorulan Fidan, “Amerika’nın oraya yaptığı topyekun destek, topyekun faaliyete baktığınız zaman zaten o bir faaliyetin, bir resmin çok fazla bir ehemmiyeti yok. O bir sembolizm. Esas itibariyle aktarılan silahlar, aktarılan kapasite, verilen eğitim, verilen nakit paralar, oluşturulan kurumsallaşma, bir terör örgütü üzerinden tehdit olan bu. Yani bunun yönetilmesine ilişkin modalitenin ne olması gerektiği önemli. Bizim şu pozisyonumuz var, kendileri de biliyorlar. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırların içinde veya dışında kendine tehdit oluşturan bütün tehdit ve terör odaklarıyla meşru uluslararası hukuk, ulusal hukuk çerçevesinde savaşmaktadır ve savaşmaya devam edecektir. Yani bundan hiç kimse bizi alıkoyamaz. Amerikalı dostlarımızın bölgedeki varlığını biz aramızda oluşturduğumuz bir çatışmasızlık mekanizmasıyla onların zarar görmesini engelleyecek şekilde devam ettiriyoruz. Ama şunu da söylüyoruz. Yani sizin geçici olarak başlattığınız bu sürecin artık bir kalıcılığı dönüşmesinin, iki ülke arasındaki yani stratejik ilişkinin ilerlemesinde önündeki en büyük engel olduğunu, yani bunun bir an önce son bulması, buna bir çözüm getirilmesi, aksi takdirde her zaman için iki ülke daha büyük bir karşı karşıya geliş riskini taşıyor bu terör örgütü üzerinden. Şimdi bu tabi iki ülkenin de aslında menfaatine olan bir konu değil. Tabi önceki yönetimler döneminde başlatılmış bir konu. Amerikan yönetimi bu konu içerisinden nasıl çıkar, ne türden adımlar atar bunu hep beraber göreceğiz. Bu yöndeki konuşmalar, görüşmeler tabi ki yoğun bir şekilde devam ediyor” dedi. – WASHINGTON
]]>Dışişleri Bakanı Fidan, ABD ile Türkiye arasındaki Stratejik Mekanizma Toplantısı görüşmeleri için ziyaret ettiği Washington’da Türk basın mensuplarıyla bir araya geldi ve temaslarını değerlendirdi.
Washington’da hem ABD’li mevkidaşı Antony Blinken, hem ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, hem de Kongre üyeleriyle yaptığı görüşmelerde ABD’nin YPG/PKK’ya desteği ve FETÖ ile ilgili atması gereken adımlar, ikili ve bölgesel konuları kapsamlı şekilde ele aldıklarını anlatan Fidan, özellikle Gazze konusuna görüşmelerinde geniş şekilde yer ayırdıklarını belirtti.
ABD’li muhataplarıyla enerji, ekonomi, finans, maliye, terörle mücadele ve bölgesel konular başta olmak üzere Gazze, Suriye ve Ukrayna gibi ana başlıklarda karşılıklı görüş alışverişinde bulunduklarını anlatan Fidan, Türkiye’nin bu konulardaki pozisyonunu net şekilde ortaya koyduklarını belirtti.
YPG/PKK tehdidine vurgu
ABD’nin YPG/PKK’ya verdiği desteğin sadece silah olmadığını, bunun yanında aktarılan kapasite, verilen eğitimler ve oluşturulan kurumsallaşmanın Türkiye için tehdit olduğunun altını çizen Fidan, “Türkiye Cumhuriyeti devleti, sınırları içerisinde veya dışında kendine tehdit oluşturan bütün tehdit ve terör odakları ile meşru ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde savaşmaktadır ve savaşmaya devam edecektir. Bundan hiç kimse bizi alıkoyamaz.” şeklinde konuştu.
Bakan Fidan, “Sizin geçici olarak başlattığınız bu sürecin artık bir kalıcılığa dönüşmesinin iki ülke arasındaki stratejik ilişkinin ilerlemesinin önündeki en büyük engel olduğunu söyledik, bunun bir an önce son bulması, buna bir çözüm getirilmesi gerekiyor, aksi taktirde iki ülke daha büyük bir karşı karşıya geliş riskini taşıyor terör örgütü üzerinden. Bu, iki ülkenin de menfaatine olan bir konu değil.” dedi.
Fidan, “Suriye’de YPG ile olan ilişkilerinden memnuniyetsizliğimizi ve bunun iki ülke arasında iki NATO üyesi ortak arasında ortaya çıkardığı stratejik tehlikenin ne olduğunun altını bir kez daha çizdik.” ifadesini kullandı.
Bakan Fidan, FETÖ’nün halen bir tehdit olduğunu ve bu konuda ABD’nin atması gereken adımlar olduğunu da muhataplarına net bir şekilde ilettiğini vurguladı.
Gazze konusu ağırlıklı gündem oldu
Fidan, Amerikalı muhataplarıyla görüşmelerinde özellikle Gazze’de İsrail’in akıttığı kanın durması için neler yapılması gerektiğine ilişkin birçok başlığı ele aldıklarını anlattı.
Türkiye’nin de aralarında olduğu bir grup ülkenin oluşturduğu diplomatik baskı ve takip ortamında batılı ülke ve kurumların bazı adımları atmak zorunda kaldıklarını anlatan Bakan Fidan, “Özellikle son aylarda giderek artan insani trajedinin dayanamaz bir hal alması neticesinde uluslararası toplumun bir an önce insani yardımların Gazze’ye ulaştırılmasına ilişkin görüşlerimizi paylaştık, burada atılabilecek adımlar neler onları görüştük. Türkiye olarak biz üzerimize neler düşüyor, Amerika tarafından beklentilerimizi bu konuda neler, bunları tekrar dile getirdik.” dedi.
İsrail-Filistin sorununa kalıcı siyasi çözümün ancak bağımsız Filistin devletinin kurulması ve iki devletli çözüm ekseninde olacağını vurgulayan Fidan, şöyle konuştu:
“Dünyadaki hiçbir olayda bu derece üstünde bir oydaşma sağlanmamıştır, şu konularda hemfikirler: Ateşkesin olması, bazıları insani ateşkes diyor, bazıları bizim gibi kesintisiz sürekli bir ateşkes, insani yardımların girmesi ve sivillerin öldürülmesinin bir an önce durması ve iki devletli çözüm. Sadece ateşkes değil, hemen beraberinde iki devletli çözümün hayata geçirilmesi. Şimdi bunun üzerinde hemen hemen bütün dünya hemfikir olmuş durumda.”
ABD yönetiminin Gazze’ye geçici liman kurma yaklaşımının da uluslararası kamuoyunda ortaya çıkan tepkinin bir neticesi olduğunu belirten Fidan, birçok ülkenin bir şey yapmak zorunda hissettiğini kaydetti.
“Gazze’deki durum vicdanlara ağır bir yük”
Gazze’deki durumun sadece “vicdanlara ağır bir yük” değil, aynı zamanda ülkelerin kendi toplumlarını harekete geçirecek bir fitil olabileceğini hatırlatan Fidan, “Gazzeli kardeşlerimizin yaşamış olduğu bu büyük trajediyi, bu büyük katliamı bir an önce sonlandırmak buna yönelik somut adımların atılmasını sağlamak artık vazgeçilmez bir sorumluluk oldu.” yorumunu yaptı.
Bakan Fidan şöyle konuştu:
“Konu İsrail olduğu zaman malumunuz olduğu üzere uzun zamandır uluslararası sistemin özellikle batı merkezli sistemin kör sağır ve dilsiz olduğunu biz biliyoruz, yani bu artık dünyada herkesin bildiği artık söylemekten bile çekindiği, bazı insanların da artık söylemekten yorulduğu bir gerçeklik. Fakat Gazze’de 30 binden fazla masum sivilin bilinçli bir şekilde katledilmesi, artık zulümde yeni bir noktayı temsil ediyor. Dolayısıyla bunun bu şekilde devam etmesinin uluslararası sistemde oluşturacağı kriz, bölgede meydana getireceği patlamalar artık kaldıramaz bir gerçeklik, devletler ona göre harekete geçmek zorunda.”
“Ukrayna savaşı bir an önce durmalı”
Ukrayna savaşını da kapsamlı şekilde ele aldıklarını ifade eden Fidan, şu an Rusya’nın ve Ukrayna’nın hemen masaya gelme noktasında olmadığını da hatırlatarak, “Biz dışardan üçüncü bir göz olarak burada artık bir konuşma zeminine ihtiyaç var. Bu savaşın durmasına ihtiyaç var, daha büyük risklerin yayılmasının önlenmesi için bir diyalog zeminine ihtiyaç var.” değerlendirmesini yaptı.
Avrupa’nın ortasında cereyan eden bu savaşın tüm bölge için de bir risk oluşturduğunu kaydeden Fidan, başta Karadeniz’in güvenliği ve tahıl güvenliği olmak üzere birçok çevresel tehditleri de beraberinde getirdiğini söyledi.
Türk-Amerikan ilişkilerinde “pozitif gündem”
Bakan Fidan, “Geldiğimiz aşamada yenilenmiş bir psikolojiyle, daha pozitif bir gündemle yeni bir sayfa açarak yolumuza devam etme imkanı var.” ifadesini kullandı ve Türk-Amerikan ilişkilerinin uzun bir maziye ve sorunları çözme refleksine sahip olduğunu vurguladı.
ABD ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin 30 milyar dolardan 100 milyar dolara çıkarılması yönünde ortaya konulmuş bir vizyon olduğunu aktaran Bakan Fidan, bu hedefe nasıl ulaşılabileceğine ilişkin görüşmeler yaptıklarını ifade etti.
Fidan şöyle konuştu:
“Şu anda yaşadığımız sorunları da bir taraftan yönetirken diğer taraftan iki ülkenin üretebileceği ortak potansiyeli ve fırsatları keşfedebileceği fırsatlar da hayata geçirmek önem taşımakta. Bu tabii belli bir zihinsel çerçeveyi, diplomatik esnekliği ve kabiliyeti de beraberinde getiren bir husus ve bu konuda Cumhurbaşkanımız vizyonu biliyorsunuz yani ülkemizin Fatih pozisyonu yani sımsıkı koruyarak olabildiğince ortaklarımızla dostlarımızla ilişkilerimizi ilerletme yolunda bir irade ortaya koyuyoruz.”
F-16 ve F-35 değerlendirmesi
F-16’larla ilgili siyasi sürecin tamamlandığını ve bu süreçte Biden yönetiminin bir irade koyarak Kongre’yi bilgilendirdiğini kaydeden Fidan, artık uçakların üretim ve teslimatıyla ilgili teknik süreçlerin başladığını belirtti.
Fidan, “Amerikan yönetimi burada bir irade ortaya koydu, Kongre’yi bu konuda bilgilendirdi. Kongre’den de geçti belli bir sürecin sonunda ve irade oluşturma süreci tamamlandı. Bundan sonrası aslında teknik süreç. Savunma bakanlıkları arasında ve ilgili firmalar arasında devam edecek olan bir süreç.” şeklinde konuştu.
F-35 konusuna da temas eden Fidan, şunları söyledi:
“F-35 konusunda biliyorsunuz biz bu programın bir parçasıydık, daha sonra haksız yere buradan bir çıkarma söz konusu oldu, S-400 konuları bahane edilerek. Biz tekrar pozisyonumuzu koruyoruz, yani buraya yapmış olduğumuz bir ulusal ödeme var, almamız gereken uçaklar var. Türkiye tabii bu konuları geniş fikirli açık bir şekilde konuşmaya tartışmaya her zaman hazır. Geldiğimiz aşamada aslında bu konuları farklı perspektiflerle tartışabileceğimize de inanıyoruz. Amerika’nın da bu konuda açık fikirli olması lazım diye düşünüyoruz, bazı görüş alışverişleri var.”
]]>Fidan, Washington’da Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile de görüşecek. Fidan’ın temaslarının, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın’ın CIA Başkanı William Burns ile yaptığı görüşmelerin hemen ardından gerçekleşmesi Ankara-Washington hattında son dönemde artan diyaloğa işaret ediyor.
Toplantılar öncesi Türk basınına konuşan bir Amerikalı hükümet yetkilisi, Türkiye ile beraber pozitif ve ileri görüşlü stratejik bir gündem yaratmak istediklerini, son dönemde siyasi alanda yaşanan gelişmelerin bunun için önemli bir zemin yarattığını kaydetti.
“Bu ilişkileri yeniden canlandırmak ve hangi alanlarda ileriye dönük işbirliği yapabileceğimizi tanımlamak için uygun bir zaman” diyen yetkili, ticaret ve yatırımlar, enerji, ulaştırma gibi başlıkların iki dışişleri bakanının gündeminde olacağını belirtti.
Ekonomik iş birliğinin Türk-Amerikan ikili ilişkilerinin her zaman önemli bir unsuru olduğunu kaydeden yetkili, Stratejik Mekanizma kapsamında bu konunun ele alınmasının önemine işaret etti.
İki ülke arasında son dönemde enerji alanında giderek artan bir işbirliği olduğunu hem Ankara hem Washington teyit ediyor. Türkiye, ABD’nin en önemli LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) alıcısı ve aldığı LNG miktarının miktarın artırılması söz konusu.
Nükleer enerjide işbirliği
ABD’li yetkili, nükleer enerji konusunda da işbirliği içinde olduklarını, Türkiye’ye küçük modüler reaktör tedarikinin gündemde olduğunu belirtti.
Aynı yetkili, Türkiye ile Avrupa pazarına Rus doğalgazı yerine alternatif kaynakların taşınması konusunda da iletişim içinde olduklarını söyledi.
Yetkili, Stratejik Mekanizma kapsamında ayrı bir “enerji ve iklim” toplantısı yapılacağını, bu konudaki potansiyelin değerlendirilmesi için görüş alışverişinde bulunulacağını kaydetti.
ABD ile ticaretin artırılması ve mevcut 30 milyar dolarlık hacmin 100 milyara çıkarılması Türkiye’nin de en önemli hedefleri arasında. Ticaret ve Yatırım Çerçeve Anlaşması (TIFA) kapsamında bahar aylarında Türkiye’de önemli bir toplantının yapılacak olması ticaret hacminin artırılması için açısından her iki başkent açısından da bir fırsat olarak görülüyor.
Afrika’da Çin ve Rus etkisine karşı, Türkiye ile işbirliği
Stratejik Mekanizma toplantılarında ABD’nin gündeme getirmesi beklenen konular arasında Türkiye ile Afrika ve Orta Asya gibi bölgelerde çeşitli alanlarda işbirliği yapılması bulunuyor.
Washington, her iki bölgede Çin ve Rusya etkisini kırmak için Türkiye’nin Afrika ve Orta Asya ülkeleriyle son dönemde geliştirdiği iyi ilişkileri ikili bir işbirliğine çevirmek istiyor. Önde gelen konu başlıkları ise ekonomi, ticaret ve yatırımlar olduğu kadar terörle mücadelede ve güvenlik olarak belirleniyor.
Türkiye’nin Afrika’nın hem Batı hem Doğu kıyılarındaki ülkelerle hem de Sahel bölgesindeki ülkelerle güvenlik ilişkileri kurmuş olması, birçok Afrika ülkesine askeri eğitim sağlaması ABD’nin terörle mücadele konusunda işbirliği yapmak istemesinin en önemli nedeni.
Türkiye’nin Afrika’da ekonomik olarak da etkinliğini gören ABD, bunun özellikle Çin ve Rusya etkisine karşı kullanılabilecek bir durum oluşturduğunu görüyor. ABD’li yetkili, “Türkiye ile Afrika ve Orta Asya gibi bölgelerde hem gerekli kalkınmanın sağlanması hem de Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya etkisine karşı birlikte çalışmak için çok imkanlar olduğunu düşünüyoruz” diyerek Washington’un yaklaşımını ifade etti.
Türkiye, YPG’ye desteğin sonlanmasını istiyor
“Terörle mücadele” konusunda Türkiye’nin dikkati daha çok Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’a çevrilmiş durumda. Türk diplomatik kaynaklar, Fidan’ın Blinken ile görüşmesinde bu konuda ABD’den beklentileri dile getireceğini kaydettiler.
Türkiye’nin ABD’den de en önemli beklentisi, ağırlıklı olarak YPG unsurlarından oluşan Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDF) olan siyasi ve askeri desteğini kesmesi. Türkiye, YPG’yi “terör örgütü” olarak tanımlıyor. ABD ise YPG ile IŞİD ile mücadele kapsamında taktiksel bir iş birliği içinde olduğunu kaydediyor.
IŞİD’in hem Türkiye hem de ABD için tehdit oluşturmaya devam ettiğini kaydeden Washington, bu politikasının değişmediğini kaydediyor. Bu görüş ayrılığına rağmen, konunun Stratejik Mekanizma toplantılarında gündeme geleceğini kaydeden ABD’li yetkili, “Her konuda aynı düşünmüyoruz. Bu görüşmelerde görüş farklılıklarımızı da yönetiyoruz” dedi.
Yetkili, son 6 ayda gerçekleştirilen diplomatik görüşmeler sayesinde taraflar arasında daha iyi bir anlayışın oluştuğunu da belirtti.
Savunma sanayinde işbirliği vurgusu
Fidan’ın görüşmelerde vurgulayacağı diğer bir konu F-16 savaş uçaklarının satış onayı verilmesinin ardından savunma sanayi konusunda ABD ile işbirliğinin artırılması olacak.
Türk diplomatik kaynaklar, Fidan’ın gündeme getireceği konu başlıkları arasında F-16 programına ilişkin sürecin sağlıklı bir şekilde ilerletilmesi; F-35 programında ilgili prosedürlerin tamamlanması; CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) yaptırımlarından çıkarılma talebi ve ortak savunma sanayii projelerinde ilerleme sağlanması için kısıtlamaların kaldırılması yer alıyor.
Kaynaklar, “NATO Vilnius Zirvesi’nde alınan kararlar gereği, müttefikler arasındaki savunma sanayii kısıtlamalarının tüm ülkeler arasında kaldırılması gerekiyor. NATO’nun güney sınırlarının güvenliği açısından bu husus önem teşkil ediyor” diyerek Ankara’nın yaklaşımını kayda geçirdiler.
Fidan’ın görüşmelerde Gazze’deki durumu da ayrıca gündeme getireceği, acil ve tam bir ateşkesin sağlanması için ABD’nin de etkisini kullanması çağrısında bulunacağı kaydedildi.
Stratejik Mekanizma 2021’in sonbaharında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden’ın ortak kararıyla oluşturulmuştu. Dışişleri Bakanları düzeyindeki son toplantı ise Ocak ayında yapılmıştı.
]]>DTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya, TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve DTB Yönetim Kurulu Başkanı Engin Yeşil ile DTB Meclis Başkanı Ahmet Ay, DTSO Genel Sekreteri Ferdani Gökdere, Genel Sekreter Yardımcısı Kamuran Toktanış ile DİFAŞ Genel Müdürü Velat Ektirici’den oluşan heyet, 2008 yılında başlayan işbirliği anlaşmalarının güncellenmesi, ticari ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla Ticaret ve Sanayi Odaları, Konsolosluk, Valilik ve Bakanlıklarla görüşmeler gerçekleştirmek üzere IKBY ziyaret programını başlattı. Heyet ilk olarak programına yeni seçilen Duhok Ticaret ve Sanayi Odası ziyaretiyle başladı. Duhok TSO yönetimi ile yapılan görüşmede gümrükte yaşanan sorunlar, vize sorunu, Irak’ın ihracatta hedef ülke listesinden çıkarılması, transit geçiş, Duhok TSO üyelerinin Diyarbakır’daki özel hastanelerden yararlanma konuları ve Diyarbakır’da düzenlenecek fuarlara katılım sağlanması konuları değerlendirildi. Görüşmede değerlendirilen konuların çözümüne yönelik Duhok TSO Başkanı Shukri Gameel Noori, DTSO ve DTB’den destek talebinde bulundu.
Duhok ve Erbil TSO nisan ayında düzenlenecek fuarlara davet edildi
DTSO Başkanı Mehmet Kaya ise sorunların farkında olduklarını, her iki taraftan kaynaklanan sorunları çözmeye yönelik sürekli bir çaba içerisinde olduklarını belirterek, mevcut sorunların ilgili makamlara iletilmesi konusunda gereğinin yapılacağını ifade etti. IKBY ile olan ihracat hacminin yetersiz olduğunu, mevcut rakamların 50 milyar dolar seviyelerine ulaşması gerektiğini bu konuda yoğun çaba içerisinde olduklarını kaydeden Kaya, Diyarbakır – Erbil uçuşlarının bir ay içerisinde başlayacağı müjdesini vererek Duhok TSO yönetim ve üyelerini nisan ayında düzenlenecek Mezopotamya Turizm ve Gastronomi Fuarı ile Tarım Fuarına davet etti.
DTB Engin Yeşil, IKBY’de ticaret borsaları olmadığını belirterek, bu durumun tarımsal ürünlerin tescil gibi işlemlerinin olmamasına ve verim düzeyinin düşük kalmasına sebep olduğunu söyledi. Türkiye’deki borsa uygulamaları hakkında bilgiler veren Yeşil, bu alandaki tecrübelerini paylaşmaya hazır olduklarını ve ticari ilişkilerin güçlendirilmesi için üzerlerine düşenleri yapmaya hazır olduklarını belirtti.
Heyet IKBY programının ikinci gününde Erbil Ticaret ve Sanayi Odasının yeni seçilen Oda Başkanı Gailan Saaed ve yönetimine tebrik ziyaretinde bulundular. Erbil TSO ziyaretinde konuşan DTSO Başkanı Kaya, Erbil TSO ile olan güçlü ilişkilerin yeni yönetimle de devam etmesi gerektiğini ifade ederek, karşılıklı gidiş – gelişlerin, ticari ilişkilerin güçlendirilmesinde son derece önemli olduğunu, Erbil’i kendi evleri gibi gördüklerini söyledi. Erbil TSO ile olan bağların 2008 yılında yapılan protokolle başladığını ve bu protokolün o dönemde Türkiye ile olan ilk temas olmasının önemine değindi. Kaya, “Erbil TSO ile olan protokolümüzün gereği olarak da karşılıklı ilişkilerin güçlendirilmesi yapılacak fuarlara karşılıklı gidiş ve gelişlerin yapılması konularında daha güçlü çalışmalar yapmalıyız. Ayrıca Erbil’de Türkiye’de üretilen ürünlerin sergileneceği bir fuar yapma konusunda çalışma yürütüyoruz. Sizleri nisan ayında yapacağımız Mezopotamya Turizm ve Gastronomi Fuarı ile Tarım Fuarına katılım sağlamanızı bekliyoruz” dedi.
Ayrıca heyet ile Erbil TSO yönetimi ziyaretinde vize sorunu, gümrükte yaşanan sorunlar, karşılıklı turizmin güçlendirilmesi ve yatırım konularında görüş alışverişi yapıldı. Heyet, Erbil TSO ziyaretinin ardından Devlet Bakanı Aydın Maruf Selim’i ziyaret etti. Yapılan görüşmede iki ülke arasındaki ticaret hacminin artırılması için yapılması gereken çalışmalar konusunda görüş alışverişinde bulunuldu. Ayrıca Habur Sınır Kapısında vize uygulamasına geçilmesinin önemine vurgu yapılarak, konu ile ilgili girişimlerde bulunulması gündeme getirildi. Daha sonra Erbil Başkonsolosluğunu ziyaret eden DTSO ve DTB heyeti, Muavin Konsolos Emir Bayramoğlu ve Ticari Ataşe Kerem Tuzlu ile görüşme sağladı. Ziyaret çerçevesinde ticari ilişkilerde yaşanan sorunların çözümüne yönelik görüş alışverişinde bulunuldu.
Yapılan görüşmelerin sonunda nisan ayında Diyarbakır’da gerçekleştirilecek Mezopotamya Turizm ve Gastronomi Fuarı ile Tarım Fuarına davetler yapıldı. – DİYARBAKIR
]]>ERKAN KARACA
Çorum’un İskilip ilçesinde taksicilik yapan Yılmaz Özel, İskilip Belediye Başkanı Ali Sülük’ün telefonda kendisine hakaretler ettiğini, 5 kişiyle arabasının sol aynasını kırdığını ileri sürdü. Sülük hakkında suç duyurusunda bulunan Özel, “Karakolluk olduk. Daha sonra da gece birkaç kişi beni tehdit etti” dedi. İskilip Belediyesi ise Özel’in iddialarının gerçeği yansıtmadığını bildirdi.
Çorum’un İskilip ilçesinde taksicilik yapan Yılmaz Özel, öncelikle “yol düzenlemesi” gerekçe gösterilerek durağının kaldırıldığını ardından çalıştığı yere belediye tarafından dubalar yerleştirildiğini söyledi. Şikayetlerini iletmek için İskilip Belediye Başkanı Ali Sülük’le görüşmek istediğini, ancak görüşemediğini sonrasında Sülük’ün babası ile görüşerek sorununu aktardığını belirten Özel’in iddiaları şöyle:
“Ben İskilip Şeyh Muhittin Caddesi’nde 34 yıldır Yılmaz Taksi olarak ikamet ettiğim durağımı 2010 yılında belediye kaldırdı. 2010 yılından 2024 yılına kadar da duraksız olarak çalışıyordum. Dün ben yokken arabamın yerine duba çakmış dubaları ben kaldırmadım ondan sonra gittim kendisiyle görüşmek istedim. Randevu da vermedi. Akşam da bana telefon etti o bana WhatsApp üzerinden küfür etti. Ondan sonra geldi arabamı 5 kişiyle birlikte Ali Sülük beyefendi aynamı kırdı. Ondan sonra da karakolluk olduk. Daha sonra da gece birkaç kişi beni tehdit etti. O ‘WhatsApp’taki yazılarını kaldır’ diye bende kaldırdım ondan sonra. Arabamdaki hasarın faturasıyla birlikte mahkemeye sunacağım. Suçumuz ne ise onu öğrenelim, cezamız ne ise onu öğrenelim diyoruz. Öğrenemiyoruz. Adam ne randevu veriyor ne görüşüyor. Direkt geldi arabamı bu hale getirdi. Emniyette gittim, emniyette ifademizi verdik. Şikayetçiyim. Ali Sülük kendisi aradı WhatsApp’tan iki sefer. Ali Sülük ‘babama gitmişsin’ dedi. Ben de ‘evet gittim’ dedim. ‘Babamla küfürleştiniz mi’ dedi. ‘Hayır’ dedim. Babamla küfürleşmişsin ya dedi. Bende küfürleşmedim dedim bana çok ağır hakaretler etti. Ben de aynısını sana geri iade ediyorum dedim. 5 dakika sonra 5 kişiyle geldi arabamı bu hale koydu. Ondan sonra sabahleyin Facebook üzerinden ‘babama uzanan elleri ben kendi ellerimle kırarım’ gibi yayın yapmış.”
Özel, “Öbürlerini tanımıyorum. Onları tanımıyorum. Bu sabah yine 4 tane zabıta gönderdi. Tamamen sen buradan çekil evinin önünde taksicilik yapacaksın görürsek sana ceza yazarız dediler. Bana ihbar tutanağı verdiler. Ben de bu halle geldim. Parasal cezamızı da belediye meclis toplantısında ne çıkarsa onu kesecekler. Zabıtalar biz emir kuluyuz. Verilen emri uyguluyoruz. Sadece verilen emri uyguluyoruz sen burada durmayacaksın dediler” ifadelerini kullandı.
“DURAĞI TRAFİK GÖRÜŞ AÇISINI İŞGAL ETTİĞİ İÇİN KALDIRDIK”
İskilip Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:
“26 Şubat 2023 tarihinde Yeni Cami Mahallesi Şeyh Muhittin caddesi, Şeyhyavsi köprüsü yanında bulunan korsan taksi durağı, trafik görüş açısını ve yaya kaldırımını işgal ettiği için, belediyemize gelen şikayetler ve talepler üzerine zabıta ekiplerimiz çalışma başlatılmışlardır. Kaldırım kenarına yapılan duba çalışması ve resmi olmayan levhaların kaldırılması sonucunda, ticari taksi sahibi Yılmaz Özel, belediyemiz sekreterlik sabit numaramızı arayarak hem belediye başkanımız Ali Sülük beyefendiye ve çalışanımız sekreter hanıma hakaret ve küfürler ederek tehditler yağdırmıştır. Bu konuşmanın ardından Belediye Başkanımız Ali Sülük’ün babası Mehmet Sülük beyin iş yerine giderek sökülen tabelaları fırlatıp hakaret, kışkırtma ve tehditlerine devam etmiştir. Bunun üzerine Belediye Başkanımız Ali Sülük, Yılmaz Özel’i aradığında telefonu açar açmaz kendisine de telefonda küfür, tehdit, hakaret ve ağır ithamlarda bulunmuştur. Ayrıca sözde taksi durağının olduğu yere Belediye Başkanımız Ali Sülük’ü çağırıp olayı siyasi boyuta taşımaya çalışmıştır.”
]]>
Olay, 10 Kasım 2022 tarihinde Kocaeli 1 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda meydana geldi. Tutuklu bulunan müvekkili H.B. ile görüşen avukat Bayram O.U., görüşün ardından cezaevinden ayrıldı. Sanık ve hükümlü H.B’nin koğuşa götürülmeden önce tekrar araması yapıldı. İnfaz koruma memurları tarafından yapılan aramada H.B.’nin üzerinde bir miktar uyuşturucu ele geçirildi. Bunun üzerine Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla şüpheli avukat Bayram O.U.’nun adresinin kayıtlı olduğu ev ile iş yerinde narkotik polisleri tarafından arama yapıldı. Cumhuriyet savcısı nezaretinde yapılan aramalarda, sökülmüş kök kenevir, saksıda dikili 2 kenevir, 1,88 gram tütüne karışık esrar, 1,65 gram esrar, kuru sıkı tabanca ve 6 fişek ele geçirildi. Bayram O.U., çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Daha önce görülen duruşmada sanık suçlamaları reddetmiş, evde bulunan uyuşturucunun annesine, ofisinde bulunan uyuşturucunun ise katibine ait olduğunu söylemişti. Katip ve annesi de aynı doğrultuda ifade verirken, mahkum H.B. de uyuşturucunun avukatıyla ilgisi olmadığını, paketin koğuşun bahçesine düştüğünü ve bu şekilde temin ettiğini söylemişti.
“Mahkumun kasık bölgesine dokunmadım”
Davanın duruşması Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye devam etti. Salonda tutuklu sanık Bayram O.U. ve avukatı hazır bulunurken, tanık infaz koruma memurları ise duruşmaya SEGBİS ile katıldı. Tanık olarak dinlenen infaz koruma memuru
M.G., “H.B. görevli bulunduğum cezaevinde mahkumdur. Görüşe gitmesinden önce üzerini aradım. Üstünde bir şey yoktu” diye konuştu.
“Kağıt altından uyuşturucu verme durumu olabilir ancak ben bunu fark etmedim”
Görüşü izlediğini söyleyen memur R.Ç. ise “Avukat olduğunu olay tarihinde öğrendiğim sanık ile H.B. arasındaki görüşmeyi ben izlemiştim. Sadece aralarında kağıt kalem alışverişi oldu. Başından sonuna kadar dikkatli şekilde izledim. Bir şey verdiğini fark etmedim. Kağıt altından uyuşturucu verme durumu olabilir ancak ben bunu fark etmedim. Ben, sanık olan avukata boş kağıt verdim. Avukat kağıdı masaya koyarak H.B’ye bir şeyler anlatıyordu. Daha sonra bu kağıdı sürterek H.B’nin önüne uzattı, H.B. baktıktan sonra kağıdı aynı şekilde avukata uzattı. Kağıt alışverişinden kastım budur” şeklinde konuştu.
“Avukat olmanın cezasını yaşıyorum”
Suçlamaları kabul etmeyen sanık Avukat Bayram O.U., “H.B’ye uyuşturucu verdiğime dair delil ve şüphe yok, sadece varsayım var. Herhangi bir parmak izim çıkmamış. H.B’nin kanında zaten uyuşturucu maddeye rastlanmıştır. Uyuşturucuya sahip bir kişiye nasıl uyuşturucu veririm. Belki görüş gününde ziyaretçileri vermiştir, önceki görüş günü ne zamandı, bunlar hiç düşünülmüyor. Suçlamaları kabul etmiyorum. Şüpheden sanık yararlanır. Görüşme yaptığım için avukat olmanın cezasını yaşıyorum. 16 aydır işlemediğim suçtan dolayı tutukluyum. İşlerim yarım kaldı, ceza alacaksam bile tahliyemi istiyorum. Aleyhimde delil bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.
15 yıl hapis
Mahkeme heyeti, sanığa “uyuşturucu madde ticareti” suçundan 15 yıl hapis ve 30 bin TL para cezası verdi. – KOCAELİ
]]>ABD Başkanı Joe Biden ile Almanya Başbakanı Olaf Scholz Beyaz Saray’da bir araya geldi. Görüşmenin başında konuşan Biden, Rusya’ya karşı Ukrayna’ya yardım konusuna değindi. Biden, Almanya Başbakanı Scholz’e, “Kimsenin yapılamayacağını düşündüğü bir şeyi yaptınız. Bu yıl Almanya’nın Ukrayna’ya askeri yardımını ikiye katladınız. Bu gerçekten önemli. Artık ayağa kalkıp üzerimize düşeni yapmalıyız. Bugün, bu yaz burada yapılacak 75. NATO Zirvesi öncesinde NATO’yu güçlendirmek için birlikte yapacağımız çalışmaları da ele alacağız” dedi. Biden ayrıca rehinelerin serbest bırakılması da dahil olmak üzere Orta Doğu’daki son gelişmeleri, devam eden müzakereleri, Gazze Şeridi’ndeki sivillere insani yardımın arttırılması ve iki devletli bir çözüm konularını masaya yatıracaklarını kaydetti.
İki devletli çözümü işaret eden Biden, “Bunun mümkün olduğunu düşünüyorum. Çok çalışmamız gerekecek ama sanırım bunu yapabiliriz” diye konuştu.
“Putin, komşularının topraklarının bir kısmını almak istiyor”
Almanya Başbakanı Olaf Scholz ise, “Almanya ve ABD’nin dünyada barışı korumak için bir rol oynaması gerekiyor. Bu özellikle Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik hala devam eden saldırganlığı açısından önemli. Putin’in verdiği saçma röportajı gördüğümüzde, bu savaşın tarihi hakkında her zaman çok fazla yalan söylediğini anlıyoruz çünkü bunu neden yaptığını anlamak çok kolay. Komşularının topraklarının bir kısmını almak istiyor, emperyalist. Ukrayna’yı desteklemek ve onlara ülkelerini savunma şansı vermek için elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Böylece, Avrupa’da bütçeye gerekli mali desteği sağlamaya yönelik kararları almış olmamızdan ve ayrıca Almanya’nın silah teslimatı konusunda desteğini artırmaya hazır olmasından çok mutluyum. Umarım Kongre de gerekli desteğin sağlanması konusunda bir karar verecektir, çünkü ABD’nin desteği ve Avrupa devletlerinin desteği olmadan Ukrayna’nın kendi ülkesini savunma şansı olmayacaktır” ifadelerini kullandı. Scholz, “Orta Doğu’daki duruma bakarak özellikle kalıcı bir barış için gerekli olan iki devletli çözüm üzerinde birlikte çalışmamızın gerçekten çok önemli olduğunu düşünüyorum. Eminim ki ABD ve Almanya aynı çizgide” şeklinde konuştu.
Ukrayna, Orta Doğu’daki gerilim ve Filistin devletinin kurulması ele alındı
Scholz ve Biden daha sonra ikili görüşmeye geçti. Beyaz Saray’dan görüşmeye ilişkin yapılan açıklamaya göre Biden ve Scholz, Rusya’ya karşı mücadelesinde Ukrayna’ya kararlı desteklerini yineledi. Biden, Almanya’nın Ukrayna’nın savunmasına yaptığı örnek teşkil eden yardımlarına övgüde bulundu. Scholz de ABD’nin sürekli desteğinin önemli olduğunun altını çizdi. İki lider ayrıca, Orta Doğu’da bölgesel gerilimin önlenmesine yönelik çabaları ele aldı, Gazze’deki sivilleri koruma ve hayat kurtaran insani yardım dağıtımını artırma zorunluluğunun da önemine dikkat çekti. İkili, hem İsrailliler hem de Filistinliler için İsrail’in güvenliğinin garanti altına alındığı bir Filistin devletinin kurulmasını da içeren kalıcı bir barışın şartlarının belirlenmesi konusunda görüş alışverişinde bulundu. Washington’da yapılacak NATO Zirvesi’ni ele alan Biden ve Scholz, mevcut jeopolitik zorluklarla mücadelede transatlantik ilişkinin gücünün de önemli olduğuna dikkat çekti. – WASHINGTON
]]>