Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinde 25 Mart 2009’da seçim çalışmaları için kiralanan helikopterin düşmesi sonucu beraberindeki 5 kişiyle hayatını kaybeden Yazıcıoğlu’nun vefatının üzerinden 15 yıl geçti.
Siyasetteki ilkeli ve dik duruşuyla tanınan, darbe karşıtı söylemleriyle akıllara kazınan Yazıcıoğlu, Türk siyasetinin unutulmazları arasında yer aldı.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 31 Aralık 1954’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Elmalı köyünde doğan, ilk ve orta öğrenimini aynı ilçede tamamlayan Yazıcıoğlu, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesinden mezun oldu.
Henüz 14 yaşındayken Şarkışla’da Genç Ülkücüler Hareketine katılarak siyasete ilk adımını atan Yazıcıoğlu, 1972’de Ankara’ya geldikten sonra Ülkü Ocakları Genel Merkezinde görev yapmaya başladı. Yazıcıoğlu, devam eden yıllarda Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevini de yürüttü.
Siyaset yoluna 1978’de Ülkücü Gençlik Derneğinin kurucu genel başkanı olarak devam eden Muhsin Yazıcıoğlu, 1980’de genel başkan müşaviri olarak MHP’de görev aldı.
“Eller silah değil, kalem tutmalı”
Anadolu gençliğinin en iyi şekilde yetişmesi düşüncesiyle hareket eden Yazıcıoğlu, gençlerin alacakları iyi eğitimlerle vatana ve millete hizmet etmesi gerektiği düşüncesini her zaman dile getirdi.
Muhsin Yazıcıoğlu, 24 yaşındayken dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e yazdığı mektubunda “Eller silah değil, kalem tutmalı.” ifadelerini kullandı.
Yazıcıoğlu, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi öncesi dönemin Ülkü Ocakları Genel Başkanı olarak gençliğin sürüklendiği kaos ve kardeş kavgasını gören bir siyasi ferasetin de sahibiydi.
Yazıcıoğlu, askeri darbenin ardından “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda” yargılandığı sırada 5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl cezaevinde yattı. Dava sonunda herhangi bir ceza almayan Yazıcıoğlu, milletine ve devletine bağlılığından hiçbir zaman vazgeçmedi.
Yazıcıoğlu, milletine hizmet için 1987’de siyasete kaldığı yerden devam etti, Milliyetçi Çalışma Partisinin (MÇP) Genel Sekreter Yardımcılığı görevine getirildi.
BBP’yi kurdu
Yazıcıoğlu, 1991’deki genel seçimlerde tercihli sistemle Sivas’tan milletvekili seçilirken, partisiyle 1992’de yol ayrımına gitti.
“Siyasi anlayışımız uyuşmuyor” diyerek bir grup arkadaşıyla MÇP’den ayrılan Yazıcıoğlu, 1993’te kurucu genel başkanı olduğu Büyük Birlik Partisini (BBP) Türk siyasetine kazandırdı.
Muhsin Yazıcıoğlu, 24 Aralık 1995 erken genel seçimlerinde ANAP ile yaptıkları ittifakla yeniden Meclis’e girdi. Yazıcıoğlu, 1996’da ANAP’tan istifa ederek BBP’ye döndü.
Yazıcıoğlu, 22 Temmuz 2007’de yapılan seçimlerde Sivas’tan bağımsız milletvekili seçildi ve TBMM’ye girerek seçimden önce bıraktığı Genel Başkanlık görevini yeniden devraldı.
Seçim için kiraladıkları helikopter düştü
Muhsin Yazıcıoğlu, 2009’daki yerel seçimler için ilk kez helikopter kiralayarak Kahramanmaraş’taki mitinge katıldı.
“Hazineden yardım almadan siyaset yapan tek partiyiz. İlk defa helikopter kiralayarak miting yapıyoruz. Seçimlerde iddialıyız.” diyen Yazıcıoğlu’nun da içinde bulunduğu helikopter, Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit ilçesindeki mitingin ardından Yozgat’ın Yerköy ilçesine giderken 25 Mart 2009’da Göksun ilçesinde düştü.
Bölgede yapılan arama çalışmaları sonrasında Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin cansız bedeni, Keş Dağı Kurudere Kanlıçukur mevkisinde bulundu.
Yazıcıoğlu, 31 Mart 2009’da Kocatepe Camisi’nden son yolculuğuna uğurlandı. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki törende, Yazıcıoğlu’nun Türk bayrağına sarılı tabutunun üzeri, sevenleri tarafından çiçeklerle donatıldı. Sevenleri tarafından son yolculuğuna uğurlanan Yazıcıoğlu’nun naaşı, vasiyeti üzerine Taceddin Dergahı’na defnedildi.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun ismi, memleketi Sivas başta olmak üzere Anadolu’nun birçok şehri ile Pakistan gibi dost ve kardeş ülkelerde cami, cadde, park, okul ve vakıflara verilerek yaşatılıyor.
Darbelerin karşısında yer aldı
Yazıcıoğlu, siyasi hayatında her zaman darbelere karşı çıktı.
Millet iradesinin yanında yer alan, siyasi yaşamı boyunca görüşünü her zaman yüksek sesle dile getiren Yazıcıoğlu, 28 Şubat postmodern darbesine karşı duran liderlerden biri olarak da öne çıktı.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Ordu gözbebeğimizdir ancak namlusunu millete çevirmiş tanka selam durmam.” sözü, o dönem ve sonrasında darbelere karşı adeta simge haline geldi.
BBP’nin kurucu lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun, siyasi yaşamı boyunca yaptığı bazı açıklama ve söylemleri de siyasete damga vurdu.
Yazıcıoğlu’nun o sözlerinden bazıları şöyle:
“Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bir dünya için bu kadar fırıldak olmaya gerek yok.”, “Firavun’a karşı çıkmak yetmez, Musa’nın yanında olmak gerekir.”, “Ben devlete, millete kurşun sıkanlara değil, ‘ben okumak istiyorum’ diyenlere af istiyorum.”, “Kan dökmeyi seven bir millet değiliz ancak söz konusu vatan ise dünyanın şah damarını keseriz.”
Şiirleri hafızalarda
Vatan ve millet sevgisiyle, ilkeli duruşuyla Türk siyasi hayatında iz bırakan liderlerden biri olan Muhsin Yazıcıoğlu, siyasetçi kimliğinin yanı sıra şiire tutkusuyla da biliniyordu.
Yazıcıoğlu’nun naaşının helikopter düştükten sonra karların üzerinde bulunması, sevenlerine “Üşüyorum” şiirini hatırlattı ve sevenleri tarafından adeta sembol haline getirildi.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun şiirinde, “…Huzur dolu içimde/ Ben sonsuzluğu düşünüyorum/ Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum/ Durun kapanmayın pencerelerim/ Güneşimi kapatmayın/ Beton çok soğuk, üşüyorum…” dizeleri yer almaktaydı.
Cezaevinde bulunduğu dönemde yazdığı “Gül” isimli şiirindeki “Gül, gül ki gül yüzünde binlerce güller açsın/ Gül bahçesi gül yüzünden sevgi topla demet demet/ Sevgide güller açsın, güller sevgi dağıtsın/ Sevgiyle bakıyor gül gibi görüyorsan sen bahtiyarsın…” dizeleri de Yazıcıoğlu’nun umuda ve sevgiye verdiği önemi gözler önüne seriyor.
]]>Feci kaza sonrası sürücü serbest kaldı: Acılı aile itiraz etti
İSTANBUL – Beşiktaş’ta yaşanan feci kazada otomobilin çarptığı motokurye Anıl Abdullah Gül (27), ardından İETT otobüsünün altında kalarak hayatını kaybetti. Gözaltına alınan sürücü Tunca Ç. sevk edildiği mahkemece adli kontrol şartıyla serbest kaldı. Olayda hayatını kaybeden gencin ailesi ise karara itiraz etti. Adalet çağrısı yapan Gül’ün babası Hasan Gül, “Ben çocuklarımı bir kazaya kurban gitsin, kazada ölsün diye büyütmedim. Ben yalnızca adalet istiyorum” dedi.
Korkunç kaza, 9 Mart günü saat 23.30 sıralarında Çırağan Caddesinde meydana geldi. İddialara göre, kurye Anıl Abdullah Gül Ortaköy’den Beşiktaş istikametine doğru 34 BTL 894 plakalı motoruyla seyir halindeyken, önünde peyzaj mimarlığı yaptığı öğrenilen Tunca Ç.’nin kullandığı 34 NB 2734 plakalı araç Yıldız Parkı’na girmek için döndüğü sırada kaza yaşandı. Motokurye Anıl Abdullah Gül bir anda fren yaptı ama önce önündeki araca çarptı, ardından da karşı yönden gelen özel halk otobüsünün altına girdi. İhbar üzerine olay yerine sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi.
Otomobil sürücüsü serbest bırakıldı
Anıl Abdullah Gül, Çırağan Caddesi’nde yaklaşık 1,5 saat süren çalışmanın ardından otobüsün altından çıkarıldı. Ancak yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Polis olayla ilgili olarak yaptığı ilk tespitte hem ölen kuryeyi hem de araç sürücüsünü kazada kusurlu olarak tespit etti. Otobüs sürücüsü F.F. için ise bir kusur belirtilmedi. Otomobil sürücüsü Tunca Ç. gözaltına alındı. Gözaltına alınan sürücü emniyetteki işlemlerinin ardından çıkarıldığı mahkemece adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.
“Ben belki çocuğumu kurtarmak için otobüsü kaldırırdım”
Kazada hayatını kaybeden Anıl Abdullah Gül’ün babası Hasan Gül, gözyaşlarıyla olayı anlattı. Baba Gül, “Cumartesi akşamı 12.30, 01.00 gibi bana haber geldi. Bizi hastaneye yönlendirdiler, biz 3 saate yakın hastanede kaldık. Oğlum nerede diye sorduğumda, bana ambulansla geleceğini söylediler. Ama benim çocuğum ambulansla gelmedi. Sonra hastane polisi savcı geldi deyince çocuğumun öldüğünü anladım. Sağdan soldan duyduğum kadarıyla benim çocuğum 1 buçuk 2 saat otobüsün altında kalmış. Benim oğluma geliş istikameti boş. Işıklar yanıyor, yandıktan sonra boş yolda geliyor. Hızı ne kadar olabilir? O adam ikinci şeridi yürürken birden u dönüşü yapıp emniyetin oraya gidiyor. Biz aynı şekilde Yıldız Parkı’na geçiş yaparken bize izin vermediler. Burası yasak giremezsin dediler. Orada ışık ve kontrol yok. Benim çocuğum pisi pisine gitti. Geri gelmeyecek. Bana niye haber vermiyorlar? Belki ben 5 dakikaya oraya yetişeceğim. Ben belki çocuğumu kurtarmak için otobüsü kaldırırdım. Giderdim kurtarırdım yavrumu” ifadelerini kullandı.
“Ben yalnızca adalet istiyorum”
Çıkan karar sonrası adalet istediğini belirten baba Hasan Gül, “Ben adalet istiyorum. Başka hiçbir şey istemiyorum. Benim çocuğum öldü, suçlu insanlar sokakta gezsin istemiyorum. Benim çocuğumu öldüren insanlar kimse o cezasını ömür boyu çeksin. Benim sesimi bütün vatandaşlar duysun. Kaza anında orada olup fotoğrafını çeken insanlar lütfen bize ulaşsın. Ben Beşiktaş’ta erkek berberiyim. 35, 40 yıldır burada oturuyorum. Ben çocuklarımı bir kazaya kurban gitsin, kazada ölsün diye büyütmedim. Ben yalnızca adalet istiyorum. Çocuğumun kanı yerde kalmasın. Bu insan sokakta nefes almasın, karanlıkta kalsın. Bu insan toplum içinde dolaşmasın. Çünkü benim 26 yaşındaki çocuğum öldü. Belediye otobüsünün de suçsuz olduğunu düşünmüyorum. Kaç hızla gidiyorsun ki benim motorlu çocuğumu altına alıyorsun. Benim çocuğumun kaskı parçalanıyor kafasında” dedi.
Anıl Abdullah Gül’ün halası Gülşen Gül ise yaşanan feci kaza sonrası ne kadar acı çektiklerini belirterek, “Bizim ocağımıza incir ağacı dikildi. Hepimiz araba kullanıyoruz. Hepimiz aynı şartlarda yaşıyoruz. Biz Anıl adına adalet istiyoruz. Bizim ne yaşadığımızı kimse bilemez. Bizim yüreğimizden kopan fırtınaları hiç kimse hissedemez. Biz ne yaşadığımızı kendimiz biliyoruz. Yengem ölü gibi dolaşıyor. Biz onun damatlığını görmek isterdik. Askere gittiğini görmek isterdik” diye konuştu.
]]>Korkunç kaza, 9 Mart günü saat 23.30 sıralarında Çırağan Caddesinde meydana geldi. İddialara göre, kurye Anıl Abdullah Gül Ortaköy’den Beşiktaş istikametine doğru 34 BTL 894 plakalı motoruyla seyir halindeyken, önünde peyzaj mimarlığı yaptığı öğrenilen Tunca Ç.’nin kullandığı 34 NB 2734 plakalı araç Yıldız Parkı’na girmek için döndüğü sırada kaza yaşandı. Motokurye Anıl Abdullah Gül bir anda fren yaptı ama önce önündeki araca çarptı, ardından da karşı yönden gelen özel halk otobüsünün altına girdi. İhbar üzerine olay yerine sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi.
Otomobil sürücüsü serbest bırakıldı
Anıl Abdullah Gül, Çırağan Caddesi’nde yaklaşık 1,5 saat süren çalışmanın ardından otobüsün altından çıkarıldı. Ancak yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Polis olayla ilgili olarak yaptığı ilk tespitte hem ölen kuryeyi hem de araç sürücüsünü kazada kusurlu olarak tespit etti. Otobüs sürücüsü F.F. için ise bir kusur belirtilmedi. Otomobil sürücüsü Tunca Ç. gözaltına alındı. Gözaltına alınan sürücü emniyetteki işlemlerinin ardından çıkarıldığı mahkemece adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.
“Ben belki çocuğumu kurtarmak için otobüsü kaldırırdım”
Kazada hayatını kaybeden Anıl Abdullah Gül’ün babası Hasan Gül, gözyaşlarıyla olayı anlattı. Baba Gül, “Cumartesi akşamı 12.30, 01.00 gibi bana haber geldi. Bizi hastaneye yönlendirdiler, biz 3 saate yakın hastanede kaldık. Oğlum nerede diye sorduğumda, bana ambulansla geleceğini söylediler. Ama benim çocuğum ambulansla gelmedi. Sonra hastane polisi savcı geldi deyince çocuğumun öldüğünü anladım. Sağdan soldan duyduğum kadarıyla benim çocuğum 1 buçuk 2 saat otobüsün altında kalmış. Benim oğluma geliş istikameti boş. Işıklar yanıyor, yandıktan sonra boş yolda geliyor. Hızı ne kadar olabilir? O adam ikinci şeridi yürürken birden u dönüşü yapıp emniyetin oraya gidiyor. Biz aynı şekilde Yıldız Parkı’na geçiş yaparken bize izin vermediler. Burası yasak giremezsin dediler. Orada ışık ve kontrol yok. Benim çocuğum pisi pisine gitti. Geri gelmeyecek. Bana niye haber vermiyorlar? Belki ben 5 dakikaya oraya yetişeceğim. Ben belki çocuğumu kurtarmak için otobüsü kaldırırdım. Giderdim kurtarırdım yavrumu” ifadelerini kullandı.
“Ben yalnızca adalet istiyorum”
Çıkan karar sonrası adalet istediğini belirten baba Hasan Gül, “Ben adalet istiyorum. Başka hiçbir şey istemiyorum. Benim çocuğum öldü, suçlu insanlar sokakta gezsin istemiyorum. Benim çocuğumu öldüren insanlar kimse o cezasını ömür boyu çeksin. Benim sesimi bütün vatandaşlar duysun. Kaza anında orada olup fotoğrafını çeken insanlar lütfen bize ulaşsın. Ben Beşiktaş’ta erkek berberiyim. 35, 40 yıldır burada oturuyorum. Ben çocuklarımı bir kazaya kurban gitsin, kazada ölsün diye büyütmedim. Ben yalnızca adalet istiyorum. Çocuğumun kanı yerde kalmasın. Bu insan sokakta nefes almasın, karanlıkta kalsın. Bu insan toplum içinde dolaşmasın. Çünkü benim 26 yaşındaki çocuğum öldü. Belediye otobüsünün de suçsuz olduğunu düşünmüyorum. Kaç hızla gidiyorsun ki benim motorlu çocuğumu altına alıyorsun. Benim çocuğumun kaskı parçalanıyor kafasında” dedi.
Anıl Abdullah Gül’ün halası Gülşen Gül ise yaşanan feci kaza sonrası ne kadar acı çektiklerini belirterek, “Bizim ocağımıza incir ağacı dikildi. Hepimiz araba kullanıyoruz. Hepimiz aynı şartlarda yaşıyoruz. Biz Anıl adına adalet istiyoruz. Bizim ne yaşadığımızı kimse bilemez. Bizim yüreğimizden kopan fırtınaları hiç kimse hissedemez. Biz ne yaşadığımızı kendimiz biliyoruz. Yengem ölü gibi dolaşıyor. Biz onun damatlığını görmek isterdik. Askere gittiğini görmek isterdik” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Başkanı Ekrem İmamoğlu, ‘Kemal Sunal Müzesi’ni, Sunal ailesi ile birlikte açtı. İmamoğlu, “Çok güzel şeyler yapmaya gayret ediyoruz. Bu milletin hakkını, hak ettiğini vermeye çalışıyoruz… Yapacağımız ve yaptığımız işlerle ilgili de hiçbir zaman süslü işler, süslü laflar kurarak sizi aldatmadık, aldatmayacağız. İnşallah onları size yaşatmaya devam ederek, yolumuza ‘tam yol ileri’ diyerek yürümek değil, koşmak istiyoruz…, Kemal Sunal’ın bize bıraktığı o güzel anıların önünde saygıyla eğiliyorum” dedi.
İBB Usta oyuncu merhum Kemal Sunal’ın adını, bir müzeyle ölümsüzleştirdi. 60. Yıl Göztepe Parkı’nda konumlandırılan “Kemal Sunal Müzesi” için düzenlenen tören; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, CHP Kadıköy Belediye Başkan adayı Mesut Kösedağ, merhum Sunal’ın eşi Gül Sunal, çocukları Ali Sunal, Ezo Sunal ile kardeşleri Cemil, Cengiz Sunal, sinema dünyasının ünlü isimleri ve kalabalık bir vatandaş topluluğunun katılımlarıyla gerçekleştirildi. Açılış töreninde, sırasıyla; Gül Sunal, İmamoğlu ve müzenin oluşumuna katkı sunan şair-yazar Sunay Akın birer konuşma yaptı.
“O kadar faydalı bir açılış yapıyoruz ki, bütün açılışlarımızı bir kenara itti” diyen İmamoğlu şunları söyledi:
“ALLAH’IN İZNİYLE MİS GİBİ BİR BAHARIN KAPIDA OLDUĞUNU HİSSEDİYORUM”
“Hepimizin yüzünü gülümseten, aynı zamanda düşündüren çok kıymetli bir sanatçımızın, yıllarca izleyip, hayranlıkla takip ettiğimiz bir sanatçımızın ismiyle, yaşamıyla yaşayacak olan, anılarıyla yaşayacak olan muhteşem bir müzeyi, kıymetli ailesiyle birlikte açıyor olmanın gururunu yaşıyorum. Kış mevsiminin ardından bahar aylarına giriyoruz. Doğal olarak doğa canlanıyor şu anda. Şehir, böyle bir hareketleniyor. İnşallah yağmurun bereketi ve Allah’ın izniyle de mis gibi bir baharın kapıda olduğunu hissediyorum. Elbette İstanbul’un her hali güzel ama baharda, hele hele Ramazan’da bir başka güzeldir bu…
“İSTİYORLAR Kİ, MİLLETİMİZ BİR ARAYA GELİP, BİRBİRİNDEN GÜÇ ALMASIN”
Türk insanı gülmeyi seven bir millet. Aslında gülmeyi seven bir toplumuz ama gülmeyi bize unutturdular. Yine güleceğiz. Şöyle bir sorumluluk hissediyorum. İnsanlar bana şöyle bir tavırla yaklaşıyorlar. Bazen akşam bir televizyon programındayım, sabah bir yere gidiyorum örneğin; bir ablamız, bir arkadaşımız veya Sunay Abi arıyor, ‘Niye akşam yüzün asıktı’ diye soruyor. ‘Ya benim yüzüm asık değildi’ diyorum. Evet, demek ki gülmem lazım. Allah hepinizi güldürsün. Mutsuz bir ortam yaratmak istiyorlar, farkındayız. Birbirine böyle öfke duyan, kızan, kaşları asık, böyle asık suratlı, çatık ve asık suratlı, kutuplaşmış bir ortam var etmek istiyorlar. Biz, buna hiç aldanmayacağız. Tabii istiyorlar ki, milletimiz bir araya gelip, birbirinden güç almasın. Halbuki bizim bir araya gelmemiz lazım. Birbirimizden güç almamız lazım. Farklılıklarımızla, çeşitli kültürlerin bir arada yaşadığı güzel İstanbul’umuzda, birbirimizle yan yana olup, onun hissiyatıyla beslememiz lazım. Ama bunlar, onu istemiyor. Birbirinden ayrı düşen bir toplumda eleştiri biter, birleşme biter, paylaşma biter. O bakımdan biz, bunun karşısında büyük bir dirençle durmak zorundayız. Çünkü bu söylediğim şeyler olmazsa, Cumhuriyet olmaz, demokrasi olmaz.
“YANLIŞA KARŞI MÜCADELEDE BİR BAŞKA GÜÇLÜ MÜCADELE HATTI VAR; O DA SANAT”
Tabii biz böyle bir sorumluluk yaparken, yanlışa karşı mücadelede bir başka güçlü mücadele hattı var. O da sanat. Özellikle mizah, müthiş bir mücadele hattı. Mesela hayatımda en ilginç noktalardan birisi, beni taklit eden birini gördüğümde başladı. Sürekli ona bakıp, yanlışlarımı düzeltmeye çalışıyorum. Mesela 20 defa izledim, yani gerçekten öyle mi konuşuyorum diye. Vallahi öyle konuşuyormuşum; farkına vardım. Ama eskiden, bunlar her akşam yapılırdı, senede bir defa yapılıyor, yapanı da dövüyorlar. Dolayısıyla biz, inşallah o güzel kültüre dönüş… Dönüş yapmak lafı ne kadar güzel. Aslında biz hep ‘tam yol ileri’ demek istiyoruz ama. Özlüyoruz geçmişte çok güzel şeyler yaptı bu millet, bu toplum, işte duayen isimler… İşte Cahit Abi de burada, diğer dostlarımız burada, Zihni Abi buradan, alttan alttan sert sert bakıyor bana ama… (Zihni Göktay: Size sert bakılmaz Başkanım.) Estağfurullah. Ama ben biliyorum, sizin gibi abiler, gerektiğinde sert bakar. Yanlış yaparsak sert bakın. Sert bakmayınca millet, öyle kafamıza kakıyorlar. Onlara fırsat vermemek lazım. Arada onlara sert bakın.
“ÇOK GÜZEL GÜLDÜREN BİR SANATÇIYDI”
Yerli ve milliyi, biz seviyoruz. Niye seviyoruz? Örneği ne mi? Kesinlikle Kemal Sunal yerli ve milli bir güç. Muhteşem bir güç. Canlandırdığı karakterler öyle can alıcı, çarpıcı, ders veren… Muhteşem yani. İşte her birisi İnek Şaban, Kibar Feyzo, Zübük, Tosun Paşa, Kapıcılar Kralı… Muhteşem karakterler, ölümsüz bir sanatçı. Aslında hepimizin sosyolojisine ışık tutan, düşündüren, kendimize gelmemizi sağlayan ama aynı zamanda müthiş bir naiflik, müthiş bir incelik taşıyan bir insan. Türkiye şu anda, mesela kimlikler ve değerler üzerinden. çok tartıştırılan bir toplum haline geldi. Böylece ayrıştırmaya ve biraz da böyle bölmeye çalışanlara ben söylüyorum: Bol bol Kemal Sunal filmi izlemelerini ve ders almalarını buradan öneriyorum. Günün sonunda, bu milleti bölmeye zaten güçleri yetmeyecek. Onlar da ders çıkartsınlar. Çok eğleniyor millet. Çok gülen ve çok güzel güldüren bir sanatçıydı. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennettir onun. Çocukluğumdan hatırlıyorum. 6-7 yaşlarındaydım. Babamın amcası ameliyat oldu. Televizyon karşısında uzanmış, yatıyor. Ben de kahkahalarla gülüyorum bir filminde. Bu meşhur Zeki Alasya, Metin Akpınar bir arada oynadıkları… Herkes biliyor tabii. Ama öyle bir gülmek tuttu ki beni. Öyle bir gülüyorum ki… Amcam gülüyor ama bir yandan yalvarıyor, ‘Dikişlerim patlayacak daha güldürme beni’ diye. Onları bize yaşattı.
“KEMAL SUNAL DA İYİ ADAM, BEN DE İYİ ADAM; BİRBİRİMİZİ BÖYLE BULMUŞUZ”
Burada çok değerli bir işi yaptık. Bu fikri bana ilk kez açıp, heyecanla karşılamama vesile olan Sunay Akın’a hepinizin huzurunda teşekkür etmek istiyorum. Bana dedi ki böyle böyle bir şey var. Tabii heyecanla karşıladım. Sonra bir araya geldik. Sonra ilginç bir şey oldu aslında. Bu konular konuşuldu, edildi ve sonra buluştuk. Sağ olsun, yemek diye gittik, ama Gül Abla sadece kahveyle bizi uğurladı. (Gül Sunal: Dondurma yedirdim.) Hatırlamıyorum. Yemekten bahsediyoruz, dondurmayla bizi yollayacak. Neyse, aylar önce ben buraya gelmiştim ve buradaki yapıları gezmiştim. Ben, Park Bahçeler Daire Başkanımıza dedim ki, ‘Bu ne lüks kardeşim? Yani bayağı büyük bir yapı ve çok makam var. Yani böylesi anlar, böylesi bir ortamlar kolay bulunmuyor. ‘Biz buraları kültüre, sanata dair nasıl döndürebiliriz, neler yapabiliriz’ diye konuştuğumuzda bir şeyler düşünmüştük, taşınmıştık. Tam bu iş açıldı, Sunay Abi’yi ziyarete gittik. Konuşurken ben de burada böyle bir binadan bahsettim. Meğerse öyle bir parkı ve öyle bir binayı tariflemişim ki, rahmetli Kemal Sunal’ın aslında evini tarif etmişim kader ya. Annem der, ‘Allah seni hep iyi insanlarla karşılaştırsın.’ Demek Kemal Sunal da iyi adam, ben de iyi adam; birbirimizi böyle bulmuşuz ve adreslemişiz yani. Muhteşem bir şey. Başka bir yer de tarifleyebilirdim o anda. Sonra sağ olsun hem Sunay Abi hem arkadaşlarımız burayı gezip, olumlu bakınca, kıymetli ailemiz de bu işe ‘evet’ deyince, burada, yanı başınızda, komşunuz olarak Kemal Sunal inşallah ebediyen sizinle yaşayacak.
“YOLUMUZA ‘TAM YOL İLERİ’ DİYEREK YÜRÜMEK DEĞİL, KOŞMAK İSTİYORUZ”
Çok güzel şeyler yapmaya gayret ediyoruz. Bu milletin hakkını vermeye çalışıyoruz. Bu milletin hak ettiğini vermeye çalışıyoruz. ve yapacağımız işlerle ilgili hiçbir zaman süslü işler, süslü laflar kurarak sizi aldatmadık. Yaptığımız işlerle ilgili de süslü laflarla sizi sizi aldatmadık, aldatmayacağız. İnşallah onları size yaşatmaya devam ederek, yolumuza ‘tam yol ileri’ diyerek yürümek değil, koşmak istiyoruz. Bu şehrin artık israf edilecek ne bir lirası ne bir günü ne bir insanı ne bir zamanı, hiçbir şeyi yok. İnşallah bolca tasarruf, hatta üstüne koyarak insanlarımızın yaratıcı güçlerini, özellikle çocuklarımıza, gençlerimize dönüp borçlarını hızlı bir şekilde ödeyeceğimiz bir 5 yıl daha sizlerden talep ederek, Kemal Sunal’ın bize bıraktığı o güzel anıların önünde saygıyla eğiliyorum. ve her zaman sizlere, siz kıymetli hemşehrilerimize layık birer yönetici olma konusunda özenli davranacağımıza, Cumhuriyetin, demokrasinin, özgürlüğün ve Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda hep yürüyeceğimize söz veriyoruz. Müzemiz, bu prensiplerle ilçemize hayırlı ve uğurlu olsun. Emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum.”
GÜL SUNAL: “BU MÜZEYİ KEMAL SUNAL DÜŞÜNDÜ”
Merhum Sunal’ın eşi Gül Sunal da duygularını şu sözlerle dile getirdi:
“Ne diyeceğimi bilemiyorum. Hiçbir konuşma hazırlamadım tabii ki. Sadece Kemal’i alkışlamak istiyorum. Bu güzel duyguyu, gururu bize yaşattığı için her zaman minnettarım. Tabii ki bu müzeyi biz hep düşündük. Daha doğrusu Kemal düşündü. ‘Bu eşyalar ne olacak’ dediğim zaman, ‘Belki bir gün bir müze olur’ diyordu. O müzeyi şimdi Ekrem Başkanım gerçekleştirdi. ve asla hakkını ödeyemeyeceğim Sunay Akın; neredesin? Bunu akıl edip de böyle bir yerde sizlerle buluşturduğu için, ona bambaşka minnet duyguları besliyorum. Kemal’in bu gördüğünüz 10’da 1’i kadar eşyası. Oyunculuğa başladığı ilk günden itibaren, sakalını, bıyığını, yüzüne sürdüğü patı, kaşının kalemini… Şöhret olmayı hayal bile edemezken, biriktirdiği arşivi bu. Onun için çok değerli. Şöyle düşünelim burayı: Kemal Sunal Müzesi’nden çok, bir insanın yaptığı işe, hayatına sanatına, ailesine, vatanına nasıl değer verdiğini gördüğümüz bir sergi olacak bu. Bir insan kendine bu kadar değer veriyorsa, yaptığı her şeyi özenle saklıyorsa ve kendi önemini, kendi belirliyorsa -ki öyle olmuş- o zaman biz de Kemal’i çok önemsiyoruz ve burada onun için buluştuk. Tekrar çok teşekkür ediyorum.”
ÜNLÜ DOLMUŞTA, ÜNLÜ ŞARKI EŞLİĞİNDE AÇILIŞ
Konuşmaların ardından; İmamoğlu çifti, Sunal ailesi ve beraberlerindeki heyetle birlikte Kemal Sunal Müzesi’ni gezdi. Gezinin en ilginç anı, merhum Sunal’ın “Atla Gel Şaban” filmindeki unutulmaz dolmuşa, İmamoğlu ve Ali Sunal’ın birlikte binmesi oldu. Bu sırada filmle özdeşleşen “Şiki Şiki Baba” şarkısının çalması, gülüşmelere neden oldu. İBB, önceleri Anadolu Park ve Bahçeler Şube Müdürlüğü binası olarak kullanılan yapıyı yenileyerek, “Kemal Sunal Müzesi”ne dönüştürdü. Bina, zemin kat ve 1 normal kattan oluşuyor., Müzede, 2000 yılında vefat eden usta sanatçının film afişlerinden kişisel eşyalarına, kostümlerinden özel hatıralarına kadar birçok anısı sergileniyor.
]]>Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, TÜ Balkan Kongre Merkezi’nde akademisyenlerin baskı resim sergisinin açılışını yaptı.
Ardından üniversitenin öğrenci topluluklarının stantlarını gezerek bilgi alan Özvar’a, bir öğrenci tarafından Kazakistan’ın milli kıyafeti giydirildi.
Formülü casusluk faaliyetleriyle yurt dışına taşınması nedeniyle “efsane renk” olarak bilinen Edirne kırmızısı standını da ziyaret eden Özvar, renkle ilgili çalışmalar yapan akademisyenlerden bilgi aldı, ürün örneklerini inceledi.
“Çalışmalar daha kaliteli hale gelecek”
Özvar, gazetecilere yaptığı açıklamada, Ankara’daki çalışmaları ve Edirne’deki gözlemlerinin, TÜ’nün daha geniş bir coğrafyaya hizmet edebileceğini gösterdiğini, Edirne kırmızısının bu alanlardan biri olduğunu dile getirdi.
Üniversitenin bu çalışmaları üst lige çıkartmasını arzu ettiklerini ifade eden Özvar, şunları kaydetti:
“Bu amaçla rektörümüz Erhan Tabakoğlu Bey ile yaptığımız müzakerelerde Edirne kırmızısıyla ilgili olmak üzere bir araştırma ve uygulama merkezinin kurulmasını ve bu merkezde çok farklı alanlardan gelen bilim insanlarını bir araya toplamak suretiyle tekstil, sanayi, kimya, sağlık ve diğer alanlarda Edirne kırmızısını dünyaya ve ülkemize tanıtmasını arzu ediyoruz. İnanıyorum ki kuracağımız bu araştırma ve uygulama merkeziyle Edirne kırmızısı üzerine yapılan çalışmalar çok daha kaliteli hale gelecek.”
“Edirne gülü” için de merkez kurulacak
Özvar, Edirne kırmızısının yanı sıra Edirne gülü üzerine de bir araştırma ve uygulama merkezi kuracaklarını, merkezin gülün yetiştirilmesi, ürün elde edilmesi ve bu ürünlerin sanayiye kazandırılması gibi bir amaçla ülke ekonomisine önemli katkılar sağlayacağını belirtti.
TÜ’nün yeni yollar, yeni araştırma alanları üzerinde uzmanlaşarak yükseköğretim ile bilim ve teknoloji kapasitesine önemli katkılar sağlayacağına inandığını söyleyen Özvar, “Bu yıl içerisinde inşallah TÜ başvuruda bulunmak suretiyle araştırma uygulama merkezlerini kurma teklifini Yükseköğretim Kuruluna iletecek. Kurul da inşallah belirli bir bütçeyle desteklenen bu tekliflerin hayata geçmesi, yani merkezlerin kuruluşunu onaylamak suretiyle Edirne’de faaliyete geçmesini temin edecek.” şeklinde konuştu.
“TÜ’nün ortaya koyduğu sağlık hizmetleri Türkiye’yi aşacaktır”
Özvar, TÜ’nün ortaya koyduğu hizmetlerle Türkiye’yi aşan bir etkisinin olduğunu söyledi.
Üniversitenin mücavir ülkelerdeki üniversitelerle olan işbirlikleri bakımından da çok aktif olduğunu belirten Özvar, “Biz Yükseköğretim Kurulu olarak TÜ’nün bundan sonra sözünü ettiğimiz alanlarda daha büyük hizmetler gerçekleştirebilmesi adına büyük yatırımlara sahne ve konu olmasını arzu ediyoruz.” dedi.
TÜ’nün 1000 yataklı hastanesiyle, iş üniteleriyle, diğer sağlık hizmetleriyle Balkanlar’ın en büyük sağlık merkezi haline gelebileceğine inandıklarını ifade eden Özvar, bu konuda başta Sağlık Bakanlığı ve diğer bakanlıklarının desteğiyle TÜ’nün ortaya koyduğu sağlık hizmetlerinin Türkiye’yi aşacağına işaret etti.
Programa AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
“Edirne kırmızısı” ve “Edirne gülü” hakkında
Dünya tekstil sanayisinde önemli yere sahip “Edirne kırmızısı”, 15. yüzyılda şehirde kök boya olarak üretildi. Tuğla kırmızısının daha parlağı olarak nitelenen rengi bulan ve adına “Edirne kırmızısı” diyen iki boya ustasının formülü, casusluk yöntemleriyle Edirne’den Avrupa’ya taşındı. Formül bir süre sonra Fransa’da üretilerek Avrupa’daki tekstil sanayisinde yaygınlaştı.
Fransa’da 1740’lı yıllarda üretildikten sonra “Rouge d’Adrinople” (Edirne kırmızısı) adıyla sektörde kullanılan renk, özellikle tekstil alanında önemli yer buldu. Edirne’de de tarihi yapıların süslemelerinde ve şehrin geleneksel el sanatlarında tercih edilen renk, aradan geçen süreçte unutulmaya yüz tuttu.
Doğduğu topraklara yeniden getirilen rengin popülerliğini artırmak için kentte çalışmalar yapılıyor.
Tarihi kaynaklarda “Edirne gülü”, yağ gülü, damla gülü, iyi gül, pembe gül, adlarıyla anılıyor. Çiçek sapının çıplak olması nedeniyle diğer güllerden ayrılan bir dalda 12 çiçek veren Edirne gülü yaprakları yüksek oranda uçucu yağ taşır.
Edirne gülünün bir Türk tüccar tarafından 17. yüzyıl sonunda Bulgaristan’a götürülmesi sonrası Kızanlık kentinde gül bahçeleri oluşturuldu.
Osmanlı-Rus savaşı nedeniyle Bulgaristan’ı terk eden Türkler yanlarında götürdükleri gül fideleriyle iskan edildikleri Bursa, İzmir, Isparta, Burdur’da gül bahçeleri kurup gülcülük yaptı.
Halen Isparta ve Burdur’da yapılmakta olan gül suyu ve gülcülük Edirne-Kızanlık gülcülüğünün devamı olarak bilinir.
]]>Cep telefonuna uzun süre bakmak duruşumuzu bozuyor
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzman Doktoru Semiha Ülkü Gül:
“30 derece kadar eğdiğimizde boyun kaslarına omurgaya binen yük 22 kiloya yakın olabilmektedir”
“Ekranın göz hizasında olmasına dikkat edilmeli”
ESKİŞEHİR – Özel Ümit Tıp Merkezi’nde görevli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzman Doktoru Semiha Ülkü Gül, uzun süreli cep telefonu kullanımlarının zararlarına dikkat çekti.
Gelişen teknoloji ile insanların başta cep telefonu olmak üzere bilgisayar ve tablet gibi cihazların başında geçirdikleri süre artıyor. Cep telefonu ile geçirilen zamanın haftada 24 saate vardığını ifade eden Özel Ümit Tıp Merkezi’nde görevli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzman Doktoru Semiha Ülkü Gül, telefonun yanlış pozisyonda kullanımı konusunda uyarılarda bulundu.
“Cep boyun sendromu”
Ofis çalışanlarının yanı sıra, son zamanlarda sosyal medyada da uzun süre yanlış pozisyonda zaman geçirmenin; boyun, sırt ve omurilikte sorunlara neden olabildiğini dile getiren Dr. Semiha Ülkü Gül, “Kullanılan cihazın göz hizasında olmaması, 2 saatte bir cihazın başından kalkıp egzersiz yapmamak, duruş bozukluğu, zamanla boyun fıtığına, fıtık da ilerleyip kol sinirlerine baskı yaparak kolda kuvvet kaybı ve ciddi kuvvet kaybıyla beraber ilerleyici felç dediğimiz duruma neden olabiliyor. Genellikle orta yaşlarda oluşan duruş bozukları, son dönemlerde çocuklarda da görülmeye başlandı. Bunun sebebi olarak da çocukların cep telefonu veya tablette uzun zaman geçirmeleri” dedi. Cep telefonuna bağlı duruş bozukluğu için tıp literatürüne yeni bir tanımlama dahi girdiğini belirten Dr. Gül, “Text Neck Sendromu” denilen bu terimin; “cep boyun sendromu” olarak adlandırıldığını anlattı.
“Boyun kaslarına 22 kilo yük binebilir”
Özel Ümit Tıp Merkezi doktoru Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzman Semiha Ülkü Gül, “Gelişen teknolojiyle birlikte artan cep telefonu, tablet, bilgisayar kullanımında yanlış pozisyonun özellikle omurgada boyun sağlığını çok etkilediğini söyledi. 10 kişiden birinin boyun ve sırt ağrısı şikayeti ile polikliniğe geldiğini ifade eden Dr. Gül, “Eğer biz başımızı gereğinden fazla öne eğerek, yanlış bir postürde tutarsak, boyun kaslarına, sırt kaslarımıza normalden daha fazla bir yük biner. Örneğin başımızı 15 derece kadar öne yediğimizde boyun kaslarına omurgaya binen yük normal pozisyonda 5 kiloyken bu, 12 kilograma kadar çıkabilmekte, 30 derece kadar eğdiğimizde ise bu ağırlık 22 kiloya yakın olabilmektedir. Bu da; boyun düzleşmesi, boyun fıtığı, boyun kireçlenmesi gibi problemleri ortaya çıkarabiliyor” dedi.
“2 saatten uzun bakılmamalı”
Boyun ve omurga yapısını koruma yolları hakkında bilgi veren Dr. Gül, şunları söyledi:
“Cep telefonu kullanımında telefonu mümkün olduğunca göz hizasında tutmalıyız. Örneğin bir kolumuzda diğer kolumuzu destekleyerek göz seviyesini alabiliriz. Uzun süreli bir görüşme, konuşma yapacağımız zaman başla boyun arasında telefonu sıkıştırmak yerine kulaklık kullanımını tercih edebiliriz. Eğer bilgisayar kullanmak zorundaysak yaklaşık ekranın da göz hizasında olmasına dikkat ederek, 2 saatten sonra kalkıp oda içerisinde 1-2 adım atabilir, kısa bir mola verip, boyun esnetme egzersizleri yapabiliriz. Birçok yerde bu egzersizlerin nasıl yapıldığına dair bilgilere ulaşabilirler.”
“En güzel egzersiz yüzme”
Bilgisayar, tablet ve telefon kullanıma bağlı duruş bozukluklularının son dönemlerde çocuklarda da sık görülebildiğine dikkat çeken Dr. Gül konuya ilişkin, “Duruş, postür bozuldukça bir süre sonra boyun, omurga yapısı, sırt yapısı değişmekte ve birbiri ardı sıra bu yapı bozukluğu devam etmekte. Ebeveynlere; çocukların, sabit ve uzun süre aynı pozisyonda durmalarına engel olup çeşitli sporlara yönlendirmelerini tavsiye ediyoruz. En güzeli yüzme, yapamazlarsa, eğer imkanları el vermiyorsa çocukların sokakta daha fazla vakit geçirmeleri sağlanabilir. Bizlerin de onlara örnek olmak için bu süreyi kısaltmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
]]>14 Şubat Sevgililer Günü öncesi çiçekçiler yoğun bir mesai ile çalışıyor. Türkiye’nin kesme çiçek üretiminin yüzde 45’ini karşılayan İzmir’in Menderes ilçesindeki çiçekçilerde, gül ve karanfil seralarında hasat yoğunluğu yaşıyor. Yurt içinden ve yurt dışından gelen siparişleri yetiştirmek için yoğun bir şekilde çalışan çiçekçiler, gelen talepten memnun.
Hasat için seranın yolunu tutan üreticiler, toplanan çiçekleri önce mezatta satıyor, ardından da ülkenin dört bir yanındaki alıcılarla buluşturuyor. Birçok çeşit çiçek mezatlarda toplanırken, üreticiler geçen yıl deprem sebebiyle buruk geçen Sevgililer Gününden bu yıl beklentiyi yüksek tutuyor. Mezatta tanesi 75 lira ile 150 lira arasında satışa sunulan gülün 20’li demeti 500, karanfilin 20’li demeti ise 50 liradan satılıyor.
Gül erken açtı, fiyatlar yükseldi
Gül fiyatlarının ürün miktarının az olması sebebiyle yükseldiğini aktaran İzmir Çiçekçiler Odası Başkanı Kazım Kış, “Burada vatandaşlar dükkanlarına çiçek alabilmek için birbirleriyle yarışıyor. Ürün çeşitliliği bol. Sadece İzmir’den değil Türkiye’nin her yerinden çiçek almak için gelenler var. Ürün kalitesi olarak çiçekler gayet güzel. İklim şartlarından dolayı bu yıl için güllerde biraz sorun yaşadık. Şubat’ta açacak güller ocak ayında açtı. Gül fiyatları ürün az olduğu için yükseldi. Burada bütün çiçekler açık artırma ile alınıyor. Ne kadar çok talep olursa fiyatlar o kadar çok yukarıya doğru çıkıyor” ifadelerini kullandı.
Aşıkların alabileceği en ucuz hediye ‘çiçek’
Çiçeğe olan talebin yüksek olduğunu söyleyen Kış, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sevgililer Günü tüm dünyada kutlanan bir gün. İnşallah bu sene umudumuz iyi yönde gitmesi, bereketli geçmesi. Geçen yıl gül 75 ile 100 lira arasında satılmıştı. Bu yıl da fiyatlar birbirine yakın. Ürünün kalite ve cinsine göre fiyatlar 75 ile 150 TL arasında seyredecek. Alınabilecek en ucuz hediye çiçektir. Bugün bir gül aldığınız zaman sevdiğinizin gönlünü alabiliyorsunuz.”
Gül alacaklara tavsiye: “Elinizi çabuk tutun”
14 Şubat için gül alacaklara seslenen çiçek üreticisi Abdullah Geh, “Bu yıl çiçekler erken açtı. Sevgililer Gününde sıkıntı yaşadık. Karanfil piyasası normal piyasanın üzerinde; ama yeteri kadar umutlu olamıyoruz. Karanfilin 20 adet demet hali 50 ile 70 lira arasında satılıyor. Yazlık gülün 20 adet demet hali 200-250 TL arasında, kışlık; yani Sevgililer Günü için hazırlanan 20’li demet güller ise 500 ile 750 TL arasından satılıyor. Alıcılar Sevgililer Günü için biraz daha erken davranmalılar. Ellerini çabuk tutmalılar. Bence Sevgililer Gününü beklemesinler, piyasada gül sıkıntısı var” dedi.
“Kaliteli çiçekler daha önce satılıyor”
Seradan topladıkları çiçekleri demet haline getirip toplama merkezlerine gönderdiklerini belirten üretici Saliha Geh, “Çiçekleri toplama merkezinden nereye istersek kasa ve barkodlarla bölgelere gönderiyoruz. Giden ürünün çokluğuna göre fiyat uygun hale geliyor. Şuan özel gün olduğu için fiyatlarımız yüksek. Özellikle alıcılar son dakikaya bırakıyor. Kaliteli gül ve karanfiller aslında daha önceden satılıyor. Karanfilin üretim süreci biraz daha zor; ama gülün daha kolay” diye konuştu.
“Çiçeğin en tazesi bahçede”
Çiçek alırken yaprakların taze olmasına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Saliha Geh, “Çiçeklerin uçları sarı olursa daha önce kesilmiş ve daha dayanıksız oluyor; fakat hiçbir zaman bahçedeki gibi taze çiçek bulamazlar. Müşteriye ulaşana kadar uzun süreçten geçiyor. En taze çiçek bahçede” ifadelerine yer verdi. – İZMİR
]]>Bursa’da çiçekçiler bir hafta öncesinden Sevgililer Günü hazırlıklarını tamamladı. 14 Şubat’ın vazgeçilmez çiçeği canlı gülün tanesi bu yıl 70 ila 100 lira arasında seyredecek. Çok tercih edilmese de yapay gülün tanesi de 30 liradan alıcılara sunulacak. Sevgililer Günü’nde sevgilisine bir buket çiçek hediye etmek isteyenler ise 1000 lirayı gözden çıkaracak. Birçok çeşit çiçek ve konsepti tezgahlarında buluşturan çiçekçiler, geçen yıl deprem nedeniyle buruk geçen Sevgililer Günü’nden bu yıl beklentilerinin yüksek olduğunu söyledi.
14 Şubat’ta en çok canlı gül ve çikolata buketi rağbet görüyor
30 yıldır çiçekçilik yapan Mesut Tok, “Sevgililer Günü’nde genelde gül gidiyor. Herkes bir anda talep edince işlerimiz yoğun oluyor. Yaklaşık bir hafta önceden biz hazırlığımızı yapıyoruz. Çikolata da tercih ediliyor, çikolatalarımız var. İsimli ve isimsiz çikolatalara bazıları sevdiklerinin isimlerini de yazdırıyor. Çikolatalı buketlerde yapıyoruz” dedi.
Sevgililer Günü’nü unutan aşıkların kendi gibi cepleri de yandı
Sevgililer Günü’nü unutanların evde karşılaştığı tepki sonrası ertesi gün çiçekçilerin kapısını çaldığını belirten Tok, 15 Şubat’ta unutkan aşıklara zamlı tarife uygulandığını aktardı. Sevgilisine çiçek almayı unutanların ertesi gün 2 kat daha pahalı çiçek alacaklarını hatırlatan Tok, “Hazırlığımız 1 hafta sürüyor ama sadece satışımız 14 Şubat oluyor. 15’inde ise Sevgililer Günü’nü unutanlar geliyor. Onların alacağı çiçek iki kat daha pahalı oluyor. Genelde o akşamın Sevgililer Günü olduğunu unutan arkadaşlarımız bir karış suratla karşılanıyor. 15 Şubat’ta Sevgililer Günü’nü tekrardan kutluyorlar” şeklinde konuştu.
Yapay gül 30, canlı gül 100 lira
Her bütçeye göre çiçek hazırlayabildiklerini söyleyen Tok, “Güllerin dışında papatya benzeri beyaz, sarı ve pembe kasımpatılar var. Genellikle mevsim çiçeği bulunuyor. Ama artık buralarda her türlü ürün yetiştiği için birçok çeşit çiçek bulabilmek mümkün. Kış ayına girdiğin zaman kasımpatı, mini karanfil bunlar kışın olan çiçekler. Genelde bunlar tercih ediliyor ama gül artık yaz kış oluyor. Eskiden gül sadece yazın oluyordu. Yapay çiçekler ekonomik olarak dahi iyi, tercih edenler var. Canlı gülün tanesi 70 ila 100 lira arasında değişiyor. Ama yapay kırmızı gülün tanesi 30 lira. Sevgilisine çiçek almak isteyen bir arkadaş 1000 lirasını gözden çıkarması lazım, 1000 liranın altına bir şey çıkmıyor. Gülün tanesi 100 lira, 10 tane gülden bile buket olmuyor. Ama biz güllerin aralarına cipso denilen çiçeklerden koyuyoruz, okaliptuslarla, yeşilliklerle şenlendiriyoruz, bir şekilde bukete benzetmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Depremden sonraki ilk sevgililer gününde çiçekçiler umutlu
6 Şubat günü yaşanan asrın felaketi nedeniyle geçtiğimiz yıl satış yapamadığını söyleyen Tok ise bu yıl umutlu olduklarını söyleyerek, “Geçtiğimiz yıl o malum üzücü olaylardan sonra satışlarımız olmadı. Zaten o durumda biz de satışı düşünmedik. Memleket olarak dardaydık. Ama bu yıl geçen yılın da telafisi olur gibi geliyor. Bu yıl biraz daha yoğun olur diye düşünüyoruz” diye konuştu. – BURSA
]]>İstanbul’da plajlar, sahiller, ormanlar, mesire alanları ve parklarda nargile içilmesi ve satışının yasaklanmasına öncülük eden Gül, sigara ve bağımlılık yapıcı maddelere karşı verdiği mücadeleyle dikkati çekiyor.
Bu hizmetlerine karşılık Türkiye Sigarayla Savaş Derneği (TSSD) tarafından, “İnsanlığın Gerçek Dostları Özel Ödülü”ne layık görülen Vali Gül, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü’nde AA muhabirine, sigarasız yaşam tarzını, gençleri bağımlılıktan korumak için yaptığı hizmetleri ve projelerini anlattı.
Çocukluğunda sigara içilen ortamlardan duyduğu rahatsızlık
Çocukluğunun Erzurum’da doğduğu köyde geçtiği, o yıllarda okula gitmek için minibüs-otobüs yolculukları yaptığı ve eğitim hayatının Türkiye’nin birçok yerinde devam ettiğini hatırlatan Gül, çocukluğunda sigara içilen ortamların kendisini çok rahatsız ettiğini söyledi.
Çocukluk yıllarıyla ilgili kendi hayatından örnekler veren Gül, şöyle konuştu:
“Küçükken otobüslere binerdim. Molalardan hemen sonra otobüse biner binmez insanlar sigara içmeye başlıyordu. Dolayısıyla hayatımdaki sigarayla ilgili en kötü anılarım, otobüs yolculuğunda, mola sonrası insanların otobüse biner binmez sigara içmeleri oldu. Otobüslerde, uçaklarda, kapalı yerlerde eskiden sigara içiliyordu. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanı’mızın da iradesiyle kapalı alanlarda sigara içme yasaklandı. Diğer yerlere daha önceden başlamıştık. Hamdolsun, toplumumuzda belli bir farkındalık oluştu.”
Sigaranın bağımlılığa ilk başlangıç olduğunu belirten ve “Sigarayla başlayan, nargileyle devam eden, diğer çeşitli bağımlılık türlerine kadar giden bir süreçten bahsediyoruz.” sözleriyle durumun ciddiyetini vurgulayan Gül, sigarayla savaşırken de en büyük gücün, çocuklarına, “hayır” diyebilmeyi öğretmekten geçtiğini ifade etti.
“Sigaraya başlamayan ve mesafeli evlatlarımız olsun istiyoruz”
Sigara içenlerin arkadaşlarının çoğunun da arkadaşlarına uyarak sigaraya başladıklarını gördüklerini aktaran Gül, İstanbul’da bağımlılıkla mücadeleyle ilgili başlattıkları ve devam eden projeleri de şöyle dile getirdi:
“Spor Şehri, projelerimizden biri. Projemizle İstanbul’da bütün okullarda, okul spor kulüpleri kurduk. Öğrencilerimizin yüzde 35’ini lisanslı öğrenci sporcu olarak yetiştirmek istiyoruz. Müsabakalar yapıyorlar. Hem bireysel sporla hem takım sporları anlamında çok ciddi başarılara inşallah adım atacaklar. Bir diğer projemiz, öğrencilerin kitap okumalarını sağlamak için bütün okullarımızda, kütüphanelerimizi zenginleştirmek. Çocuklarımızın kitap okuyarak daha güçlü olmalarını sağlamak istiyoruz. Öğrenci meclisleri oluşturduk.
Sınıflarda, okullarda, ilçede ve ildeki öğrenci meclislerimizde yaklaşık 240 bin öğrencimiz aktif rol alıyor. Yeşilay’la inşallah çalışacağız. Hem Yeşilay’ın katkısı, hem öğrencilerimizin sosyal, kültürel, sportif faaliyetlerin içinde olması, bu süreci daha da güçlendirecektir. Son olarak da her öğrencimizin yeteneğine göre bir enstrüman çalmalarını istiyoruz. Anne babaların, ‘Çocuklar spor yapsın, enstrüman çalsın, kitap okusun, sosyal-kültürel faaliyetler içerisinde olsun, kişilikleri gelişsin, lider karakterli yetişsin’ isteklerini biz, okullarımızda gerçekleştirmek istiyoruz. İnşallah bunun sonucunda da her türlü bağımlılıktan uzak duran, bunun başlangıcı olarak da sigaraya mesafeli olan ve bu alışkanlığa bir şekilde başlamayan evlatlarımız olsun istiyoruz.”
“Sigara içmeyerek örnek olmaya çalışıyorum”
Sigarayla mücadeleye destek veren bütün sivil toplum kuruluşlarıyla çalışıldığına da dikkati çeken Gül, bağımlılıkla ilgili mücadele eden, gayret gösteren her sivil toplum kuruluşunun yanında olduklarını anlattı.
Vali Gül, çocukların sosyal, kültürel, sportif faaliyetler içinde olması gerektiğini belirterek, “Çocukların bedenen ve ruhen gelişmesi lazım. Özgüvenlerini de gelişmesi lazım. ‘Hayır’ diyebilmeleri gerekiyor. Bunlar olduğunda ailenin de ilgisiyle, desteğiyle kötü örnek olmamasıyla, inanıyorum ki çocuklarımız her türlü bağımlılıktan uzak durur. Ama anne-baba sigara içiyorsa, hele hele küçük yaşlarda çocuğunun yanında içiyorsa, çocuk anneye, babaya veya büyüklerine, mahalle yetişkinlerine özeniyor. Bu nedenle çocukların kişiliğini, öz güveninin gelişmesini sağlayacak etkinlikler yapmak gerekiyor.” diye konuştu.
Sigaranın sağlığa zararını anlatmaktan ziyade yaşamak gerektiğini kaydeden Gül, “Rol model olan kişiler, sigarayı göstererek içtiğinde gençler, çocuklar özeniyor. O açıdan ben kendi hayatımda içmiyorum. Sigara içmeyerek örnek olmaya çalışıyorum. İnşallah bir kişi bile olsa, bu anlamda bunun farkına varmışsa mutlu oluruz. Herkesten istirhamımız çocuklarımıza, gençlerimize kötü örnek olmamak.” dedi.
“Sigaraya sıfır tolerans gösterilmeli”
TSSD’den aldığı ödülü de değerlendiren Gül, dernek yönetimine teşekkür etti.
“Sigarayı hoş gördüğümüzde, ülkemize, çocuklarımıza, milletimize aslında kötülüğü hoş görmüş oluyoruz. Sigaraya sıfır tolerans gösterilmeli. Sigara yasak olan yerlerde bunu delmeye çalışanlara da, sıfır tolerans…İnşallah el birliğiyle toplumumuzu sigarasız günlere ulaştıracağız.” ifadelerini kullanan Gül, sigara denetimlerinin yasal zorunluluk ihtiva ettiğini aktardı.
Gül, şöyle konuştu:
“Kapalı yerlerde sigara içilmesinin engellenmesi, bizim özel olarak açık alanlarda, parklarda, plajlarda, nargileyi yasaklamamız ve bunu da takip etmemizin, önemli çalışmalar olduğunu düşünüyorum. 9 Şubat Dünya Sigara Bırakma Günü için bir mesaj vermek gerekirse; karar vereceğiz, sigarayı bırakabileceğimize inanacağız. Maddi ve manevi olarak bu ülkeye ve kendimize faydalı bir iş yapacağız.”
]]>Kartal Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü, Enerji Verimliliği Haftası dolayısıyla bir seminer düzenledi. Kartal Belediyesi Organik Pazar Etkinlik Çadırı’nda gerçekleştirilen seminerde, “Evlerde Enerji Verimliliği ve Enerjinin Doğru Kullanımı” konularının yer aldığı kapsamlı bir sunum yapıldı.
Enerji Haftası dolayısıyla düzenlenen seminerde sunum yapan enerji uzmanı Önder Göksel Gül, başta küresel ısınma olmak üzere, enerji verimliliği ile ilgili çok kapsamlı bilgiler verdi. Yüz yıllık ortalama ısı grafiklerini paylaşan Gül, araştırmalar sonucu ortaya çıkan sonuca göre, dünya ekolojik sisteminin sadece 1.5 derecelik bir ısınmaya tolerasyon gösterebileceğini belirterek, çoktan 1 derecelik ortalama ısınmanın gerçekleştiğini söyledi. Yarım derece daha ısınmanın çok da uzak bir geleceğe işaret etmediğini belirten Gül, ısınmanın sorumlusu olarak 6-7 adet gazın belirlendiğini ve bunların da ‘Kyoto Sözleşmesi’ ile ilan edildiğini aktardı.
Nüfusun çok hızlı artmasının yanı sıra, tüketim alışkanlıklarının ve tüketim hızının da çok çabuk yükselmesi nedeniyle “Küresel Isınma” konusunun bilimsel çevrelerin alanı olmaktan çıkarak günlük konuşmaların bile öznesi haline geldiğini belirten Gül, bu nedenle enerji verimliliğinin her zamankinden önemli bir noktaya ulaştığını kaydetti.
“EVLERİMİZDEKİ TÜKETİMİN YÜZDE 10’UNDAKİ TASARRUF BİLE 150 MİLYON DOLAR ARTI SAĞLAR”
Türkiye’nin kullandığı enerjinin 3’te 2’sini ithal ederek dışarı bağımlı olduğunu belirten Gül, kabaca 100 milyar doların bu alana harcandığını sözlerine ekledi. Türkiye’de sadece evlerde elektrik kullanımında yüzde 10 tasarruf edilmesi halinde 150 milyon dolar artıya geçilebileceğinin altını çizen Gül, evlerde enerjinin doğru kullanımı ve ısı, elektrik gibi enerji kaynaklarının nasıl daha verimli kullanılabileceği ile alakalı pratik bilgiler de verdi.
Lambalardan kombiye, fırından klimaya kadar pek çok farklı alanda enerjinin doğru ve verimli kullanımı ile ilgili bilgiler veren Gül, akkor lambaların tüketiminin bırakılması ve çok daha az enerji harcayan led ampullere geçilmesi gerektiğini söyledi. 1 birim enerjinin kaynağında üretilmesi ve evlere kadar ulaştırılması için 3 birime kadar enerji harcanabildiğini ve dolaysıyla evlerde yapılacak yüzde 10 tasarrufun kaynaktaki üretime yüzde 30 olarak yansıdığını söyleyen Gül; A + enerji sınıf bir ürünün bir süre sonra fazladan ödenen miktarı tasarruf olarak karşıladığını sonrasında da tasarruf devam ettiğini aktardı.
Toplantının soru cevap bölümünde de enerji verimliliği ile ilgili merak edilenleri aydınlatan Gül, kombilerin 1 veya 2 gün gibi süreler için kapatılmaması gerektiğini ve düşük ısıda bırakılmasının daha verimli olduğunu söyledi.
Yaklaşık 2 saat süren seminerin adından Kartal Belediyesi Başkan Yardımcısı Dilek Kars ve Atatürkçü Düşünce Derneği Kartal Şubesi Başkanı Hülya Arkan tarafından enerji uzmanı Önder Göksel Gül’e Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel adına plaket takdim edildi.
Katkılarından dolaysıyla Gül’e teşekkür eden Dilek Kars, enerji verimliği için bilinçli olmanın ve bunun için de eğitimin önemli olduğunu kaydederek içeriği sürpriz olan bir meclis kararı için çalışma yürüttüklerini açıkladı.
]]>